<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 May 2024 14:41:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Dilara Pınar ARIÇ’ın Yeni Romanı Çıktı!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dilara-pinar-aricin-yeni-romani-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dilara-pinar-aricin-yeni-romani-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 May 2024 14:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19986</guid>
				<description><![CDATA[<p>2007’den beri 17 yaşında başladığı yazarlığını sürdüren Dilara Pınar ARIÇ, yeni romanını yayınladı. Kutlu Yayınevi’nden çıkan Portre romanını başarıyla yayınladı. Kutlu Yayınevi’nden çıkan kitabını hayal gücünü kullanarak estetik bir biçimde şiirsel roman türünde yazdığı için felsefi yönde geliştiren bir yapıya sahip. Kahve tadında okunacak kitap olan Portre, Kutlu Yayınevi’nden kitapevlerine satışa sunulmaya başlamıştır. Dilara Pınar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dilara-pinar-aricin-yeni-romani-cikti/">Dilara Pınar ARIÇ’ın Yeni Romanı Çıktı!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>2007’den beri 17 yaşında başladığı yazarlığını sürdüren Dilara Pınar ARIÇ, yeni romanını yayınladı. Kutlu Yayınevi’nden çıkan <strong>Portre</strong> romanını başarıyla yayınladı. Kutlu Yayınevi’nden çıkan kitabını hayal gücünü kullanarak estetik bir biçimde şiirsel roman türünde yazdığı için felsefi yönde geliştiren bir yapıya sahip. Kahve tadında okunacak kitap olan Portre, Kutlu Yayınevi’nden kitapevlerine satışa sunulmaya başlamıştır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2024/05/dilarapinararic.jpg?resize=640%2C640&#038;ssl=1" alt="Dilara Pınar ARIÇ" class="wp-image-19987" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2024/05/dilarapinararic.jpg?resize=1024%2C1024&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2024/05/dilarapinararic.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2024/05/dilarapinararic.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2024/05/dilarapinararic.jpg?resize=768%2C768&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2024/05/dilarapinararic.jpg?resize=696%2C696&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2024/05/dilarapinararic.jpg?resize=1068%2C1068&amp;ssl=1 1068w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2024/05/dilarapinararic.jpg?resize=420%2C420&amp;ssl=1 420w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2024/05/dilarapinararic.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Dilara Pınar ARIÇ</figcaption></figure></div>



<h2>Dilara Pınar ARIÇ Kimdir?</h2>



<p><strong>Dilara Pınar ARIÇ</strong>, 26 Mayıs 1990’da İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini Fatih Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı alanında 2008 yılında ÖSS Sözel 457.si olarak başlayıp bursunu kazanarak 2012’de onur belgesiyle tamamladı. Yüksek lisans eğitimini Trakya Üniversitesi’nde Türk Dili alanında Menasik-i Hac eseri üzerine 2015’te tamamladı. İngilizce ve İspanyolca bilmektedir. İnsomnia’nın Saati ve Gülümse Hayata adlı iki kitabı bulunmaktadır. Yordam, Sanat Duvarı, Ay Vakti, Yedi İklim, Gece Dergi, Yerelhaberim, Yenigün Gazetesi, Haber Galerisi gazetesinde yazılarını yayınlamıştır. Gülümse Dergisi diye bir yayın organı yürütmektedir. Resim, Bendir, Zumba, yaratıcı drama, nezaket ve görgü kuralları, liderlik, yaşam koçluğu, girişimcilik eğitimi almıştır. Şu anda İstanbul Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı alanında doktorasına devam etmektedir. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dilara-pinar-aricin-yeni-romani-cikti/">Dilara Pınar ARIÇ’ın Yeni Romanı Çıktı!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dilara-pinar-aricin-yeni-romani-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19986</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kısa Şiirler de Çok Şey Anlatır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kisa-siirler-de-cok-sey-anlatir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kisa-siirler-de-cok-sey-anlatir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Nov 2021 06:48:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19910</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir duyguyu okuyucuya geçirmek için her zaman upuzun dizelere, methiyelere gerek yoktur. Bir edebi metnin can alıcı yanı az kelimeye çok şey anlatmaktır bazen. Kısaca kısa şiirler de çok şey ifade eder… Cemal Süreya – Yakın (Sevda Sözleri – YKY) Güzelsin sevgilim, Ama çok yakından Cemal Süreya – Tek Yasak (Sevda Sözleri – YKY) Özgürlüğün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kisa-siirler-de-cok-sey-anlatir/">Kısa Şiirler de Çok Şey Anlatır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir duyguyu okuyucuya geçirmek için her zaman upuzun
dizelere, methiyelere gerek yoktur. Bir edebi metnin can alıcı yanı az kelimeye
çok şey anlatmaktır bazen. Kısaca <a href="https://cunkubaskasenyok.com/ogren/unlu-sairlerin-kisa-siirleri/">kısa şiirler de</a> çok şey ifade eder…</p>



<p>Cemal Süreya – Yakın (Sevda Sözleri – YKY)</p>



<p>Güzelsin
sevgilim,</p>



<p>Ama
çok yakından</p>



<p>Cemal Süreya – Tek Yasak (Sevda Sözleri – YKY)</p>



<p>Özgürlüğün
geldiği gün</p>



<p>O gün
ölmek yasak!</p>



<p>Turgut Uyar – İyimser bir Sonuç’a (Göğe Bakma Durağı –
YKY)</p>



<p>Ben
bir gün giderim ki neyim kalır</p>



<p>Eksik
bıraktığım her şeyim kalır</p>



<p>Yaz
günü kim ister ki öldüğünü</p>



<p>Eksik
bıraktığım her şeyim kalır</p>



<p>Yaşamam
bir beyazlık gibi sanki</p>



<p>Eksik
bıraktığım her şeyim kalır</p>



<p>Genişlerim
dağılırım beyazım</p>



<p>Ben
bir gün giderim ki neyim kalır</p>



<p>Ben
bir gün giderim ki ey diri at</p>



<p>Elbette
benim de bir şeyim kalır</p>



<p>Turgut Uyar – Nedense (Göğe Bakma Durağı – YKY)</p>



<p>Nedense</p>



<p>Bir
kadını sevmeye hep memelerinden başlanır</p>



<p>Bir
şeyi hatırlatmak mı ona</p>



<p>Yoksa
bir şeyi hatırlamak mı</p>



<p>Bilmiyorum</p>



<p>Ama
nasıl bir şeyse güzel bir şey</p>



<p>Üstelik
sonsuz da</p>



<p>Özdemir Asaf – Bir Şeyin Adı</p>



<p>Önce
büyük büyük düşündüm.</p>



<p>Sonra,
büyük büyük yaşadım.</p>



<p>Ne
varsa, onlar aldı.</p>



<p>Şimdi,
bana – küçük / bir ölüm kaldı.</p>



<p>Nazım Hikmet Ran – Seni Düşünmek </p>



<p>Seni
düşünmek güzel şey,</p>



<p>ümitli
şey,</p>



<p>dünyanın
en güzel sesinden</p>



<p>en
güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey&#8230;</p>



<p>Fakat
artık ümit yetmiyor bana,</p>



<p>ben
artık şarkı dinlemek değil,</p>



<p>şarkı
söylemek istiyorum&#8230;</p>



<p>&#8220;Önce sen’le yazılıyor; senin, sevdiklerinin ve
geleceğin öyküsü!” diyerek başladığı yolculuğunda, efsanelere konu olan
yerlerden, ağaçların gizemli şarkılarına kadar ilgi çekici konulara değinen,
bazen <a href="https://cunkubaskasenyok.com/iyi-yasa/vitamin-iceren-besinler-tablosu/">vitamin içeren besinler</a> gibi sağlıklı yaşam ipuçları
veren bazen de ünlü ressamlara yer veren Çünkü Başka Sen Yok Blogu’nu takip
etmek için linki tıklayabilirsiniz.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="" alt="Text, letter

Description automatically generated"/></figure>



<p>Metin Altıok </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kisa-siirler-de-cok-sey-anlatir/">Kısa Şiirler de Çok Şey Anlatır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kisa-siirler-de-cok-sey-anlatir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19910</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sil Baştan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sil-bastan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sil-bastan/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Jul 2021 10:18:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülüm Çamlısoy]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19870</guid>
				<description><![CDATA[<p>Düşlerini kilitle yetmedi yeniden düş düşlerin göbeğine… Teyakkuzda şehir ve şiir bense açmayı erteleyen bir kır çiçeği gibi salınmaktayım İstanbul denen o devasa inşaatta. Hala çiçek olabildiğim ve çiçek koktuğum hala çiçek diktiğim hala dokunmadan uzaktan sevdiğim insanlar iken aslında içimdeki çiçek tarlası. Muhalif olduğum da doğru hani dünyanın merkezine oturtulmuş bunca insani ve saçma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sil-bastan/">Sil Baştan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Düşlerini kilitle yetmedi yeniden düş
düşlerin göbeğine…</p>



<p>Teyakkuzda şehir ve şiir bense açmayı
erteleyen bir kır çiçeği gibi salınmaktayım İstanbul denen o devasa inşaatta.</p>



<p>Hala çiçek olabildiğim ve çiçek koktuğum
hala çiçek diktiğim hala dokunmadan uzaktan sevdiğim insanlar iken aslında
içimdeki çiçek tarlası.</p>



<p>Muhalif olduğum da doğru hani dünyanın
merkezine oturtulmuş bunca insani ve saçma gayretler içerisinde insanlar illa
ki birbirlerinin yakalarından çekiştirirken.</p>



<p>Bir türküyüm ben: yalan mı?</p>



<p>Bir Türk kızıyım ve de vatanına sevdalı.</p>



<p>Türediğim ve kürediğim ve tünediğim mi?</p>



<p>Ah, nasıl dile gelir ki bunca coşkuyu ve
ezikliği içimde taşırken ve her şeye rağmen dimdik de ayakta iken.</p>



<p>Yüreğimin kırsalında mayınlı sözcükler
ve içimdeki izdiham.</p>



<p>Tutarsız değil de duygularım ama illa ki
tüten vapurdumanı gibi sevdalı şehrin denizinde çalkalanıyor yüreğim ve mealim
ve sözcüklerim.</p>



<p>Anlatmak istediklerim asla bunlarla
sınırlı değil ve illa ki firar etmeliyim bedenimden gecenin atlas yorganını da
üstüme çektim mi…</p>



<p>Beylik değil sözcüklerim ve istirham
ettiğim elbet yanık ucu mektuplarımın aslında kendi posta kutumda biriktirdiğim
ve tüten dumanı da görmezden gel ve sadık olduğum kadar sevgiye ve muhabbete
bil de firar etmezden önce bir çalı yığınından başka bir şey değildim ve…</p>



<p>Üstüne benzin döktüm varlığımın ve
vücudumun asla hissetmediği bir yangında yüreğimle ve ruhumla yeniden doğdum
beni.</p>



<p>Şiirin hüznü değil asla tek sermayem
bilakis içimde saklı şehirler dolu şiir ve de isyan.</p>



<p>Bir rabıta ise gidiş yolum.</p>



<p>Bir dik yokuş ise dönüşüm.</p>



<p>Ve hala gidip gelmeyi ertelemediğim düş
gücüm ve hayallerimin yelken açtığı.</p>



<p>Küçük bir kuş sekerim de yürekten yüreğe
hele ki yüreğimde saklı onca yüreği bir kuşa sığdırabilirken ve nemalandığım
hayat bazen yaşarken nazlandığım ve nazımın da niyazımın da sonlanmadığı…</p>



<p>En muteber deyişle yürekteki kehanet ve
asalet elbet dirlik ve huzur dilediğim ama dingin bir ruha da erişemediğim.</p>



<p>Gün gözleri gecenin ne de olsa gün
ışığını hepten hapsettim iç cebinde yüreğimin ve çeperinden taşan kıyamet
öncesi bir alametifarika ve göz göze geldiğim her sözcükle cilveleşen yüreğimde
açan nameler gibi yüreğin topuzunda saklı hicaz gibi kelebek gibi ve efkârın
boca ettiği kalender duygulardan çıkıp da yola bir ömür de kale alınmamışken
olsa olsa bir mucizenin vuku bulmasıdır kalemin artık bir meziyet mi eziyet mi
olduğunu bilemezken…</p>



<p>Hangi düş’ün ambarında saklıdır
gerçekler ve hangi düştür düşüne taşına yüklendiği gerçekleri bulutların
ayaklarına seren.</p>



<p>Karambole giden bir ömürdür aslında peyda
olan gecenin busesinde saklı bir duadır hasretle ve masum bir dokunuşla alnına
kondurduğum gecenin ve alnımın akıyla yaşamanın da şeceresi iken günlere
b/ölündüğüm gecelerden firar ettiğim ve sabah ezanına koştuğum ve çıktığım
merdivenlerden hızlıca indiğim.</p>



<p>Gerisin geri kaçtığımdır da hayat belki
de yüreğimin mermer mezar başlığında saklı bir dua gibi rücu ettiğim ömre rükû
ettiğim inancıma ve şerh düştüğüm anımda saklı yanık bir türküdür kalemin
edasında saklı bir hazine ve geceyi öğüttüm şiirlerden derlediğim bir hikâye.</p>



<p>Mazbuttur yüreğim ve varlığım.</p>



<p>Pek de muteber sayılmadığım belki de
gecenin kirvesi yıldızın peşine takıldığım aşikâr.</p>



<p>Müptelası olduğum hüzün ve ceketimin
düğmelerini iliklediğim hayat.</p>



<p>Kaçmakla iştigal kendimden belki de
kaybolduğumun ertesi şafağı atan gecenin isyanında üreyen bir şiirin de
dilemması.</p>



<p>Hüzün cetvelimde ölçer biçerim evreni.</p>



<p>Kayıtsızca yaşayan kimse atar da tepemin
tası.</p>



<p>Sevinçlerdir dünde kalan içimdeki ukde.</p>



<p>Gündür bazen dengini arayan.</p>



<p>Yazdığım her ferman illa ki son
fermanımdan bir önceki ve hala tasnifleyemediğim öykülerim ve kuru başıma fink
attığım sözcüklerin şehrinde bilediğim yüreğim bilip bilmeden sevdiğim ve
kimsesizliğimle tahta yerleştiğim nihayetinde Rabbime koştuğum ama asla da
kendimle uzlaşamadığım.</p>



<p>Koyun koyuna uyuduğumsa kalem ve
metinleri deşifre eden.</p>



<p>El ele verdiğim hayat genelde kızgın ve
kırgın olduğum batmak üzere olan bir umut teknesi.</p>



<p>Şiarımsa sevgi ve inanç nihayetinde
kendime yol aldığım aslında defalarca kendime yol verdiğim.</p>



<p>Bir hece isem gül mizaçlı.</p>



<p>Bir hece ise içine kâinatı sığdıran
elbet aşk kadar hiçbir duygu da değil iken nüktedan.</p>



<p>Sürem bitmeden.</p>



<p>İmzam da onaydan geçmeden.</p>



<p>İstiflediğim bunca duygudan bihaber
yaşadığım koca ömrün ertesinde yazmaya doyamadığım da asla olmasa gerek bir
rivayet ve tevazu yüklendiğim kadar tedarikli iken de acılarda ve işte kendimle
ettiğim her münazarada sil baştan kendime paye ve yeni bir şans verdiğim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sil-bastan/">Sil Baştan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sil-bastan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19870</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgili Okuyucum &#8211; Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-okuyucum-mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-okuyucum-mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Jun 2021 12:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülüm Çamlısoy]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19851</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kuram dışı olduğunu biliyorum aklımın hitabesinde, savsakladığım bir şeyler var illa ki. Sefer tasında yenmeyi bekleyen bir yemek gibiyim; soğanı ve yağı olmayı beklediğim bir harcım yemek yapmakla övünen aslında saklı sırlarını bir tencereye boca eden şef-aşçı gibi kısık ateşte pişiyorum önce az sonra yanacağımı bildiğim kadar da yanmaya ve yok olmaya istekliyim. Satırların her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-okuyucum-mektup/">Sevgili Okuyucum &#8211; Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kuram dışı olduğunu
biliyorum aklımın hitabesinde, savsakladığım bir şeyler var illa ki.</p>



<p>Sefer tasında
yenmeyi bekleyen bir yemek gibiyim; soğanı ve yağı olmayı beklediğim bir harcım
yemek yapmakla övünen aslında saklı sırlarını bir tencereye boca eden şef-aşçı
gibi kısık ateşte pişiyorum önce az sonra yanacağımı bildiğim kadar da yanmaya
ve yok olmaya istekliyim.</p>



<p>Satırların her
birinde farklı bir tat olmalı keza hayatın bildirgesini sunan ilahi bir sancı
ile içimdeki devingen ruhu yola sokmaya çalışıyorum.</p>



<p>Söyleyeceğim her
şeyin de bir ayrıntısı günbegün eşleştiğim yeni bir detay ve farklı bir ben
aslımı sunmakla kopyaladığım hayallerim ve gün olma hakkımı kullanmadan
atlıyorum geceye.</p>



<p>Sandığın içindeki
kurtçuklar ve güve misali her aykırı imleç.</p>



<p>Somurtan bir Tanrıyı
oynuyorum ne zamanki çoğalmaya ve yazmaya arkamı dönsem.</p>



<p>Yazarak çoğalıyorum,
sevgili okuyucum ve sana ihtiyacım var.</p>



<p>Her gün farklı bir
gün olmasını ümit edip de kendimi tekrarlamamak adına tüm gayretim.</p>



<p>Yadsıdığım çok şey
var kendimle ilintili bu yüzden geri çevrilmemek adına tüm sakıncalarını da
kozasında bıraktığım ilahi bir ipekböceği.</p>



<p>Kelebek olmayı
erteliyorum çünkü kısa ömürlü bir hayata tüm bu hayallerimi asla sığdıramam.</p>



<p>Düşlerimi tayin
edense asla ben değilim. Bazen bir sarkaç görevi gören; bazen yeti anlamında
hiçliğime dokunduğum.</p>



<p>Yutan bir sayıyım
aslında yuttuğum her nesneyi ve acıyı illa ki yazıya dökmeliyim.</p>



<p>Sevdiğim insanlardan
korkuyorum çünkü yanlış tanımlanmak asla haz etmediğim ama hep de başıma gelen.</p>



<p>Sevgi özürlü olduğum
zamanlar da var elbette demek ki Allah katında soytarı bir imge kadar kendine
dönük yüzünde vedalaştığım iyi yönlerim var ki öncemde asla böyle değildim.</p>



<p>Sebeplerim var
yazmak için.</p>



<p>Sebeplerim var
anlamlandırılmak adına.</p>



<p>Esnek bir ruhum var
ve bağnaz bir aklım kendime yetmediğim ilaveten evrenin benle ne alıp
veremediği var, demekten kendimi alamayıp mütemadiyen kontak kurduğum İlahi
Koruyucum.</p>



<p>Aşkın bam teline
basan hüsranımla başbaşayım ve aşkın ne anlama geldiğini hala öğrenemeyenlere
verecek çok şeyim de var.</p>



<p>Aklıma mukayyet
olmak adına yazmalıyım ben, sevgili okuyucum ve sen de illa ki beni okumalı ve
dünümle yarınım arasındaki farkı hissedip yolunda gitmeyenler konusunda
uyarmalısın beni.</p>



<p>Evet, çok şey
istediğimin farkındayım aslında söyleyeceklerim bunlarla da sınırlı değil.</p>



<p>An itibariyle
zincirlerimden kurtuldum ve doyumsuz ruhuma katık yaptığım bu sihri seninle
paylaşıyorum.</p>



<p>Senin gibiyim,
sevgili okuyucu: canı acıyan ve ağlayan.</p>



<p>Kötüyüm belki de
hele ki nefreti bana öğreten evrene de kızgın çok kızgın hem de.</p>



<p>İçimdeki Lale
Devrinden firar ettim ama ben bir çiçeksem illa ki gül olmalıyım.</p>



<p>Gülmem bana tavsiye
edilen alabildiğine gülümsemek ve ismimin hakkını vermek.</p>



<p>Çalınan yapraklarım
var benim ve o çan eğrisinde saklandığım da yalan.</p>



<p>Herkes gibi değilim
aslında yine de herkes olmayı içselleştiriyorum ve hiçlik mertebesinde
s/ayıklıyorum.</p>



<p>Ruhun manivelasında
bir öğreti kadar değerim olsa keşke ve işte bu değeri sunacak olan da sensin.</p>



<p>Hikâyelerim var,
sevgili okuyucum: kendime bile yansıtmadığım binlerce hikâye var zihnimde ve
onlarcasını zaten yazdım lakin yetmez ki çünkü söyleyecek şeylerimi bir şekilde
hikâye kahramanlarıyla paylaşıp sana sunmak bana yaşama sevinci veren o hulasa
döngüde yer almakla düşüncelerime yer vermek arasında gidip geldiğim.</p>



<p>Gidip geliyorum:
özellikle dünle yarın arasında sabitlenemediğim gibi sadece bir sarkaç vazifesi
yapan ruhumla gitmek istiyorum: en çok da kendimden.</p>



<p>Sayılarım var totem
vazifesi gören.</p>



<p>Hecelerim var kendimle
sürtüştüğüm her kelimeyi bozguna uğratmak adına yüreğin katedralinde oynak bir
manevra gibi insancıl bir ç/ağrı iken vazifelerimi mimlediğim gibi evren
tarafınca da mimlendiğim.</p>



<p>Sevdiğim kadar
insanları neden kendimi sevemedim ki?</p>



<p>Sevilmeyi dileyen
herkes gibiyim aslında saygımla mazbut bir hayatım var en çok da insanların
özeline saygı duyulması gereğini bilip de saygı duyulmadığım kimi zaman.</p>



<p>İnsanlar var
çevremde aslında inisiyatif kullanmayı bilmeyen.</p>



<p>İnsanlığımla şerh
düştüğüm ve yanına yazar sıfatını ekleyip insanca yaşamayı da talep ettiğim.</p>



<p>Kimliğim ya da
kimliğin.</p>



<p>Asrın yangını
aslında kimsesizliğimiz ve işte kuram dışı bir öğe ile haşır neşir mıhlanmışken
bu bilinmeze.</p>



<p>‘’Ozanlar konuşmaz;
susmaz da…’’(Alıntı)</p>



<p>Benlik bir kıyam ne
de olsa düşkünüm kelimelere ya da kelimeler bana…</p>



<p>Sanrılar yüklenip de
gerçeğe döktüğüm.</p>



<p>Gerçek bilip de beni
yanıltanlar ve ben kimseyi yanıltmamak adına y/aşıyorum.</p>



<p>Sözcük depomda küflü
olanlar da var: kalemin nem kaptığı hele ki havadan nem kapan benliğimle
tokalaşan çokça hayal kırıklığı ve acı.</p>



<p>Sırtlandığım
kelimeler bir yana… yüküm çok ağır, sevgili okuyucum.</p>



<p>Göremezsin asla ben
demesem iyi de desem de görmeyenlerden olma sakın, dememden bile medet
buluyorum ve sessizliğini koruyan Tanrıya hep sunuyorum içimdeki iyi niyeti. O
hep sessiz aslında susmuyor da sonuç itibariyle O’na emanet varlığım ve kalemim
sayesinde anlamlandırmaya çalışıyorum süregelen bu anlamsızlığı.</p>



<p>‘’Sözcüklerin dolu
tabancalar olduğu gerçeği. Konuştuğumuz an tetiğe bastığımız. Susmak da
elimizde ama bir kere ateş etmeyi seçtik.’’(Alıntı)</p>



<p>Aklım da ruhum da
tıka basa dolu ama yine de çok aç’ım belki de girdiğim aç/mazda saklı geri
kalan kaygılarım.</p>



<p>Algı eşiğimde çokça
yanılgı var kendimle muhatap olduğum zaman zarfında hele ki o gün kalemi elime
almamışsam…</p>



<p>Tanıklığında göğün,
susturulmuşluğumla meşhurum, sevgili okuyucum.</p>



<p>Dünden bu güne sızan
çokça görüntü var ve kulağıma küpe değil de mengenenin eşliğinde yaşadığım ve
unutamadığım sıkıştırılmışlıklarım.</p>



<p>Dün de böyleydi.</p>



<p>Bugün ise daha da
fazla.</p>



<p>Çocukluğumu yaşadım
mı yaşamadım mı ve bu gün hala çocuk kalabilmeyi başarmak çok büyük bir tufan
mıdır da hala göze batıyorum sık sık?</p>



<p>Ne arpacığım ne de
arpacık kumrusu.</p>



<p>Sadece tek hecelik
bir insanım: en çok gül/meyi yasaklayanlara ben hala nasıl oluyor da aşk ile
yaklaşırken?</p>



<p>Mezarlığa düşüyor
yolum sık sık ve huzurun ayak sesini bastırmasın diye parmaklarımın ucunda
yürüyorum. Huzurlu bir ölü bile olmayacağımın garantisini de şimdiden veririm
hani.</p>



<p>Yazarın da dediği
gibi:</p>



<p>‘’Mezarlıkların ne
dingin yerler olduğunu sadece Tanrı bilir. Bunun en sevimli örneği de
kitaplıklardır. Ölüler oradadır. Bu ölüler yazmaktan başka bir iş
yapmamıştır.’’</p>



<p>Öykündüğüm bir hayat
belki de öykündüğüm bir ölüm…</p>



<p>Sevdiğim kadar da
sevilmeyi arz etmek bir hata ise…</p>



<p>Evet, hatalıyım çok
hem de ve hatalarımı sevmeyi yavaş yavaş öğreneceğim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-okuyucum-mektup/">Sevgili Okuyucum &#8211; Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-okuyucum-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19851</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dedemin Bakkalı ve Çocuk Edebiyatı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dedemin-bakkali-ve-cocuk-edebiyati-uzerine-kisa-bir-degerlendirme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dedemin-bakkali-ve-cocuk-edebiyati-uzerine-kisa-bir-degerlendirme/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 May 2021 13:24:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şermin Yaşar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19790</guid>
				<description><![CDATA[<p>Edebiyat, insanı insana insanla anlatma sanatıdır. Edebiyat, etkileyicidir ve yalnızca insanın vicdanına seslenir. Bu yüzden eğitim ortamlarında da edebi metinlere sıklıkla yer verilir. Çünkü siz bir çocuğa ikinci dünya savaşını ne kadar anlatırsanız anlatın John Boyne’ün Çizgili Pijamalı Çocuk yapıtı kadar etki edemezsiniz. Edebiyat, didaktik olmaktan uzaktır ve yalnızca bir yaşam gerçekliği sunar. Okur da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dedemin-bakkali-ve-cocuk-edebiyati-uzerine-kisa-bir-degerlendirme/">Dedemin Bakkalı ve Çocuk Edebiyatı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Edebiyat, insanı
insana insanla anlatma sanatıdır. Edebiyat, etkileyicidir ve yalnızca insanın
vicdanına seslenir. Bu yüzden eğitim ortamlarında da edebi metinlere sıklıkla
yer verilir. Çünkü siz bir çocuğa ikinci dünya savaşını ne kadar anlatırsanız
anlatın John Boyne’ün <a href="https://maiotik.com/cizgili-pijamali-cocuk/"><strong>Çizgili Pijamalı Çocuk</strong></a> yapıtı kadar etki edemezsiniz. </p>



<p>Edebiyat, didaktik
olmaktan uzaktır ve yalnızca bir yaşam gerçekliği sunar. Okur da bu yaşam
gerçekliğini okuyarak bir hayat deneyimler. Bu deneyimler onun kendi yaşamında
karşılaştığı sorunları çözmesinde çocuğa yardımcı olur. Kitap okumanın faydası
saymakla bitmez. Kitap okumak, sorun çözmenin yanında sözcük varlığımızı
genişlettiği için düşünme becerimizi de geliştirir. W. V. Humbold’un dediği
üzere insan anadili kadar düşünebilir. Bu bakımdan çocukların eğitim
kurumlarında dilin incelikli örneklerini sunan nitelikli yazınsal metinlerle
karşılaştırılması gerekmektedir.</p>



<p>Bu metinleri
faydalı oldukları için oburca değil estetik bir haz alarak okumaları
sağlanmalıdır. Bunun için de kuramlardan ve kitapları açımlayıcı oyunlarla dolu
etkinliklerden yararlanılmalıdır. Türk edebiyatı özellikle geride bıraktığımız
yirmi yılda hem yazarlara ve çizerlere ödenen telif gelirlerinden hem de satış
rakamlarından anlaşıldığı üzere çocuk edebiyatı alanında ciddi bir gelişim
göstermektedir.</p>



<p><strong>Peki Dedemin
Bakkalı bu yapıtların neresinde yer almaktadır. Dilerseniz gelin önce yazarla
tanışalım. </strong></p>



<h2><a href="https://kitapyorumlar.com/sermin-yasar-dedemin-bakkali-incelemesi/"><strong>Şermin Yaşar Kimdir?</strong></a><strong></strong></h2>



<p>Akademik ve
yazınsal çevrenin dışında sosyal medya aracılığıyla tanınan ve bir takım çocuk
yapıtları ortaya koyan yazarlar da vardır. <strong>Şermin Yaşar</strong> bunlardan
biridir. Yapıtları da aslında çocuk dünyasından hareketle ortaya konmuş, çocuk
dünyasını örnekleyen yapıtlardır. Yazınsal niteliği açısından da bir diyecek
yoktur. Ancak Dedemin Bakkalı yapıtı söz konusu olduğunda, <a href="https://kitapyorumlar.com/sermin-yasar-dedemin-bakkali-incelemesi/"><strong>Dedemin Bakkalı özet</strong></a>ine bakıldığında anlaşılmayacak metin
detaylıca okuyunca farkına varılacak çocuğun düşünme ve eylemlerinin
sorumluluğunu üstlenme anlamında karşılaşacağı olumsuz bir örnek vardır.
Dedesinin dükkanında çıraklık yapan ana karakter bütün mahalleye kafasına göre
ilaç dağıttığı halde bunun sonucunda ciddi bir sonuçla karşılaşmamıştır. Ancak
Dedemin Bakkalı bunun dışında çocuk dünyasından hareketle hatalar da yapan bir
karakterin çocuk gerçekliğine göre davrandığı, macera ve merak ögelerini
devindiren, çocuğa okuma alışkanlığı kazandırmak amacıyla okutulabilecek
yapıtlardan biridir. </p>



<p>Önerim, çocuğunuz
kitabı okuduktan sonra üzerine çocuğunuzla biraz sohbet etmeniz ve söz gelimi
mahalleye ilaç dağıttığı bölüm üzerinde biraz durup üzerine sohbet etmenizdir. </p>



<p>Bir sonraki
incelemede görüşünceye dek kendinize iyi bakın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dedemin-bakkali-ve-cocuk-edebiyati-uzerine-kisa-bir-degerlendirme/">Dedemin Bakkalı ve Çocuk Edebiyatı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dedemin-bakkali-ve-cocuk-edebiyati-uzerine-kisa-bir-degerlendirme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19790</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nefes Alma Saati</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nefes-alma-saati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nefes-alma-saati/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 18:40:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19697</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben en çok nefes almayı özlüyorum bu saatlerde Hıçkırıklara boğulmuş gecenin düşleri Evvela çırpınıyor bütün hayaller Tarumar olmuş vakit Yelkovan akrep koşusu Yalnızlık o duvardan bu duvara çarpmakta Evet bütün bedenler nefes almaya hasret Dudakların kenarına ilişmiş kelimeler Gözbebeklerine birikmiş uyku Ya onlar dökülüp sessizliği deler Ya da dalıp gideceğiz gece boyu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nefes-alma-saati/">Nefes Alma Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ben en çok nefes almayı özlüyorum bu saatlerde<br />
Hıçkırıklara boğulmuş gecenin düşleri<br />
Evvela çırpınıyor bütün hayaller<br />
Tarumar olmuş vakit<br />
Yelkovan akrep koşusu<br />
Yalnızlık o duvardan bu duvara çarpmakta <br />
Evet bütün bedenler nefes almaya hasret<br />
Dudakların kenarına ilişmiş kelimeler<br />
Gözbebeklerine birikmiş uyku<br />
Ya onlar dökülüp sessizliği deler<br />
Ya da dalıp gideceğiz gece boyu



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nefes-alma-saati/">Nefes Alma Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nefes-alma-saati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19697</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hep Sen Ol</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hep-sen-ol/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hep-sen-ol/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 18:21:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19694</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayat bir yolsa, ana yol olacaksın! Tâlî yol değil, çıkmaz sokak değil! Senin yolundan geçen, ferahlasın, Akışı sen belirle, durak değil! Hayat bir filmse, başrol olacaksın, Yan rollerin figüranı değil! Seni her seyreden, kendini bulsun, Memleketinin yabanını değil! Hayat bir resimse, boyası sen ol, Saygınla, sevginle boya her yanı! Tertemiz kâğıdı eline alan, Seninle boyasın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hep-sen-ol/">Hep Sen Ol</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayat bir yolsa, ana yol olacaksın!</p>



<p>Tâlî yol değil, çıkmaz sokak değil!</p>



<p>Senin yolundan geçen, ferahlasın,</p>



<p>Akışı sen belirle, durak değil!</p>



<p>Hayat bir filmse, başrol olacaksın,</p>



<p>Yan rollerin figüranı değil!</p>



<p>Seni her seyreden, kendini bulsun,</p>



<p>Memleketinin yabanını değil!</p>



<p>Hayat bir resimse, boyası sen ol,</p>



<p>Saygınla, sevginle boya her yanı!</p>



<p>Tertemiz kâğıdı eline alan, Seninle boyasın hülyalarını! </p>



<p>
















21.03.2017



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hep-sen-ol/">Hep Sen Ol</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hep-sen-ol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19694</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Yeşil Dergisi 123. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-123-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-123-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 06 May 2020 04:28:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19618</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, 123. sayısıyla okurlarına merhaba dedi. İçinde bulunduğumuz oldukça zor koşullarda okur karşısına çıkan Mayıs-Haziran 2020 tarihli 123. sayı, yirmi birinci yılı yarıladığımızı da gösteriyor. Olumsuz sağlık koşulları nedeniyle birbirimize, hayata dokunamadığımız bu günlerde, edebiyat bizim için bir umut yine de. Bu sayımızı, dergiyi zenginleştiren yazar dostlarımızın, dokunamadıklarına ulaştırdığı iç sesleri olarak okumak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-123-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 123. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mavi Yeşil</strong> dergisi, 123.
sayısıyla okurlarına merhaba dedi. İçinde bulunduğumuz oldukça zor koşullarda okur
karşısına çıkan Mayıs-Haziran 2020 tarihli 123. sayı, yirmi birinci yılı
yarıladığımızı da gösteriyor. Olumsuz sağlık koşulları nedeniyle birbirimize, hayata
dokunamadığımız bu günlerde, edebiyat bizim için bir umut yine de. Bu sayımızı,
dergiyi zenginleştiren yazar dostlarımızın, dokunamadıklarına ulaştırdığı iç
sesleri olarak okumak gerekiyor. Meltem Dağcı, Ünal Şarman ve İbrahim Hakkı
Kaynak, bu sayımızın üç öykücüsü. 123. sayıda, yetişkinler arasında yer
edinmeye kararlı Ceren Demirkıran dışındaki şairler M. Mahzun Doğan, İbrahim
Tığ, Hilmi Haşal ve Rıdvan Yıldız. <strong>Mavi
Yeşil</strong>’in bu sayısının üç yazarı; Esra Sağlık, Mehtap Öztürk ve Örsan
Gürkan, nasıl olduysa “yazı” konusuna odaklandılar. Mütevazı bir “yazı-yazar” dosyası
oluşturacak yazılardan her birinin de ilgi çekici görüşleri var. Ömer Eski,
küçürek öykü çevresinde “Anahtar” adlı kitabı değerlendirdi. Özkan Satılmış bu
kez, Cemal Süreya adını taşıdı eskimemiş sayfalarına. Deniz Depe,
sanat-edebiyat ilgililerinin çok zaman fırsat bulup da gezip göremediği sanatçı
evlerini anlattı okurlara. Şiirimizin saygın ismi Behçet Necatigil’in “Sevgilerde”
şiirini, Samih Yıkılgan yeniden değerlendirdi. Hasan Öztürk, 27 Mayıs’ın
altmışıncı yılında, dönemle yakından ilgili ancak her nasılsa kenarda kalmış
“Deprem” (Aclan Sayılgan) adlı romanı, dönemi ve sonrasıyla ilgisi bakımından
değerlendirdi.</p>



<p>İyi
okumlalar…</p>



<p><strong><em>bilgi@maviyesildergisi.com</em></strong></p>



<p><strong>123. Sayı İçindekiler:</strong></p>



<p>Evde
Kal Türkiye / M. Mahzun Doğan &#8211; 3</p>



<p>Yalınlıktan
Derinliğe: Sev/gi/ler/de / &nbsp;Samih
Yıkılgan &#8211; 4</p>



<p>27
Mayıs ve 12 Mart Dönemlerine Yakın Çekim Bir Roman: Deprem / &nbsp;Hasan Öztürk &#8211; 6</p>



<p>Cabbalak
Kâzım / &nbsp;İbrahim Tığ &#8211; 12</p>



<p>Gardımı
Aldım, Buradayım / Esra Sağlık &#8211; 13</p>



<p>Donuk
Kare / &nbsp;Hilmi Haşal &#8211; 15</p>



<p>Geçmiş
Zamanın İzinde: Müze Evler / Deniz Depe &#8211; 16</p>



<p>Yağmur
Kızları / Ceren Demirkıran &#8211; 18</p>



<p>Yazarın
Ölümü / Mehtap Öztürk &#8211; 19</p>



<p>Bir
Şeylerin Değişebilmesi İçin: Anahtar / Ömer Eski &#8211; 21</p>



<p>Liza’dan
Mektup / Rıdvan Yıldız &#8211; 22</p>



<p>Yazmak
Zorunda mıyım? / Örsan Gürkan &#8211; 23</p>



<p>Gülfar’ın
Kırkı / Meltem Dağcı &#8211; 25</p>



<p>Kuzeydeki
Nadir Vaha / Ünal Şarman &#8211; 27</p>



<p>Uykudan
Uyanırken / İbrahim Hakkı Kaynak &#8211; 28</p>



<p>Eskimemiş
Sayfalar / Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 31</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-123-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 123. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-123-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19618</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yunus’la Yunusça Söyleşmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 May 2020 07:17:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19611</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gönül semâmın yıldızı, Sitârem, Ucasar’dan çıkıp gitmek tek çârem, “Kalanlara selâm olsun.”, yol, pâyem.  Âvâreyim, “Gel, gör beni aşk n’eyledi”? &#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211; Yola revân oldum bir lokma aşa. Zor ulaştım Hünkâr Hacı Bektaş’a. Yâr olmadı gül, hiç bu garip kuşa. Ya nasîp! “Niçin ağlarsın ey bülbül”? &#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211; Senden ayrılınca Hak’la özleşmek, Kaderde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/">Yunus’la Yunusça Söyleşmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gönül semâmın yıldızı, Sitârem,</p>



<p>Ucasar’dan çıkıp gitmek tek
çârem,</p>



<p>“Kalanlara selâm olsun.”, yol,
pâyem.</p>



<p> Âvâreyim, “Gel, gör beni aşk n’eyledi”? </p>



<p>&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;</p>



<p>Yola revân oldum bir lokma aşa.</p>



<p>Zor ulaştım Hünkâr Hacı Bektaş’a.</p>



<p>Yâr olmadı gül, hiç bu garip
kuşa.</p>



<p>Ya nasîp! “Niçin ağlarsın ey bülbül”?</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Senden ayrılınca Hak’la özleşmek,</p>



<p>Kaderde “Sarı Çiçek”le söyleşmek,</p>



<p>Tapduk Baba’yla da varmış
sözleşmek.</p>



<p>Sitârem, “Gönüller yapmaya geldim”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>“Od”un yanıyor gönül tandırında.</p>



<p>Eğriliğe yer yok, dostun bağında.</p>



<p>Hâlin de doğru olsun kelâmın da.</p>



<p>Yoksa sîgâya “Molla Kâsım gelir”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Kova kova suyla dağlar aşılır.</p>



<p>Hayret makamında sabra şaşılır.</p>



<p>İlâhî aşka sıdkla ulaşılır.</p>



<p>Tut beni, “Allah sana sundum elim”.      </p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Çilehânede taate çekilir,</p>



<p>Sirkeyle çavdar ekmeği yenilir,</p>



<p>Kırk gün sonra mâsivâdan geçilir,</p>



<p>Ey Allah’ım, “Ayırma beni senden”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Kolay mı şiir yazmak, mısra
dizmek,</p>



<p>Dil bilmek, Türkçeyi imbikten
süzmek,</p>



<p>Sözlü geleneği, “Dîvân”ı çözmek,</p>



<p>Hece, aruz?.. “İlim, ilim bilmektir”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Bilmez mîrim, kimi ne yapsan
bilmez.</p>



<p>Edep bilmez, hâl bilmez, vicdan
bilmez…</p>



<p>Her gönül de aşkı Allah&#8217;tan
bilmez.</p>



<p>Gerek yok, &#8220;Aşksızlara verme öğüt&#8221;. </p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Yunus’la söyleşmek için meşk
etmek,</p>



<p>Yunusça bilmek, Yunusça düşünmek,</p>



<p>Hakikat meyvesini dermek gerek.</p>



<p>Bu yüzden “Gel, gidelim dosta gönül”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Yunus der, “Mal da yalan mülk de
yalan”.</p>



<p>Ömrümüz geçiyor, doluyor zaman.</p>



<p>Boşuna bu hırs, beyhûde bu yalan. </p>



<p>Nevşehrî, “Bu dünya kimseye kalmaz”!     </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/">Yunus’la Yunusça Söyleşmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19611</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yüzüncü 23 Nisan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yuzuncu-23-nisan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yuzuncu-23-nisan/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Apr 2020 04:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19574</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yüz yıl önce Atam’dan, Hediye oldu bu bayram. Çocuklara armağan, Geldi 23 Nisan. &#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212; Kurulan millet meclisi, Oldu milletin sesi. Yüz yıl önce bugün de, Mutlu etti herkesi. AKİFE GÜL ALMIŞ Ben AKİFE GÜL ALMIŞ. 04/02/2013 Tarihinde İstanbul’da doğdum. Aslen Elazığlıyım. Üç çocuklu ailemin ortanca çiçeğiyim. Bir abim birde kız kardeşim var. Eğitim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuzuncu-23-nisan/">Yüzüncü 23 Nisan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yüz yıl önce Atam’dan,</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/AKİFE.jpg?fit=640%2C900&amp;ssl=1" alt="" class="wp-image-19578" width="271" height="381" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/AKİFE.jpg?w=728&amp;ssl=1 728w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/AKİFE.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/AKİFE.jpg?resize=696%2C979&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/AKİFE.jpg?resize=299%2C420&amp;ssl=1 299w" sizes="(max-width: 271px) 100vw, 271px" /><figcaption>Akife Gülalmış</figcaption></figure></div>



<p>Hediye oldu bu bayram.</p>



<p>Çocuklara armağan,</p>



<p>Geldi 23 Nisan.</p>



<p>&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;</p>



<p>Kurulan millet meclisi,</p>



<p>Oldu milletin sesi.</p>



<p>Yüz yıl önce bugün de,</p>



<p>Mutlu etti herkesi.</p>



<p>AKİFE GÜL ALMIŞ</p>



<p>Ben AKİFE GÜL ALMIŞ. 04/02/2013 Tarihinde İstanbul’da doğdum. Aslen Elazığlıyım. Üç çocuklu ailemin ortanca çiçeğiyim. Bir abim birde kız kardeşim var. Eğitim hayatıma 3 yaşımda Şehit İhsan Yıldız Anaokulunda başladım.  Şu anda İstanbul Sultanbeyli Hasanpaşa İlkokulu 2/D sınıfına gidiyorum.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19599" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp1.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp1.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp1.jpg?resize=696%2C464&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp1.jpg?resize=630%2C420&amp;ssl=1 630w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp2.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19600" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp2.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp2.jpg?resize=696%2C464&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/grp2.jpg?resize=630%2C420&amp;ssl=1 630w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/IMG-20200420-WA0055.jpg?resize=478%2C351&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19602" width="478" height="351" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/IMG-20200420-WA0055.jpg?resize=300%2C221&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/IMG-20200420-WA0055.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/IMG-20200420-WA0055.jpg?resize=570%2C420&amp;ssl=1 570w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/IMG-20200420-WA0074.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19603" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/IMG-20200420-WA0074.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/IMG-20200420-WA0074.jpg?resize=300%2C209&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/IMG-20200420-WA0074.jpg?resize=100%2C70&amp;ssl=1 100w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuzuncu-23-nisan/">Yüzüncü 23 Nisan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yuzuncu-23-nisan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19574</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çiçekler Evlat Kokar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/19589-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/19589-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Apr 2020 04:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19589</guid>
				<description><![CDATA[<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/19589-2/">Çiçekler Evlat Kokar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/PhotoGrid_1587411066584.jpg?resize=488%2C665&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19590" width="488" height="665" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/PhotoGrid_1587411066584.jpg?w=367&amp;ssl=1 367w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/PhotoGrid_1587411066584.jpg?resize=220%2C300&amp;ssl=1 220w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/04/PhotoGrid_1587411066584.jpg?resize=308%2C420&amp;ssl=1 308w" sizes="(max-width: 488px) 100vw, 488px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/19589-2/">Çiçekler Evlat Kokar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/19589-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19589</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Leylâk Rengi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/leylak-rengi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/leylak-rengi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Apr 2020 06:27:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19568</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bahar geldi mi bir gönle, Çiçekler açar leylâk renginde. Bereket değdi mi yüreğe, Yağmur yağar leylâk renginde. &#8212;&#8212;&#8211; 0&#8212;&#8212;- Delirir kan, coştukça coşar, Irmaklar leylâk renginde. Akıl baştan taştıkça taşar, Ummanlar leylâk renginde. &#8212;&#8212;&#8211; 0&#8212;&#8212;- Kış gelse, soğuk yaksa da Yağan kar leylâk renginde. Gök gürlese, şimşek çaksa da Fırtına leylâk renginde. &#8212;&#8212;&#8211; 0&#8212;&#8212;- Ecel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leylak-rengi/">Leylâk Rengi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bahar geldi mi bir gönle,</p>



<p>Çiçekler açar leylâk renginde.</p>



<p>Bereket değdi mi yüreğe,</p>



<p>Yağmur yağar leylâk renginde.</p>



<p>&#8212;&#8212;&#8211; 0&#8212;&#8212;-</p>



<p>Delirir kan, coştukça coşar,</p>



<p>Irmaklar leylâk renginde.</p>



<p>Akıl baştan taştıkça taşar,</p>



<p>Ummanlar leylâk renginde.</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8211; 0&#8212;&#8212;-

</p>



<p>Kış gelse, soğuk yaksa da</p>



<p>Yağan kar leylâk renginde.</p>



<p>Gök gürlese, şimşek çaksa da</p>



<p>Fırtına leylâk renginde.</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8211; 0&#8212;&#8212;-

</p>



<p>Ecel gelse, nefes dursa da</p>



<p>Ölüm leylâk renginde.</p>



<p>Hayat bitse, kıyamet kopsa da </p>



<p>Mahşer leylâk renginde.                                        </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leylak-rengi/">Leylâk Rengi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/leylak-rengi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19568</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Apartmanı 3. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Apr 2020 09:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19533</guid>
				<description><![CDATA[<p> ‘SARILMAMIZ GEREKİYOR!’   ‘ELBET BİR GÜN!’ Kendime geldiğim de Datça Devlet Hastanesindeydim, yatağımın başında iki tane ‘Polis memuru’ İfademi almak için gözlerimin açılmasını bekliyordu. Kendime gelmiştim fakat gözlerimi bilerek açmadım. &#160; Memurların kendi aralarında konuştuklarını duydum…‘Ne yapıp ne edeceğiz, bu çocuğu gözaltına alacağız.’ diye. &#160;&#160;O ara kapı açılıp kapandı, ‘İlçe Emniyet Müdürü’ Emre Bey’… Daha önceden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/">Sevgi Apartmanı 3. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong> ‘SARILMAMIZ GEREKİYOR!’</strong></p>



<p>  ‘ELBET BİR GÜN!’</p>



<p>Kendime
geldiğim de Datça Devlet Hastanesindeydim, yatağımın başında iki tane ‘Polis
memuru’ İfademi almak için gözlerimin açılmasını bekliyordu. Kendime gelmiştim fakat
gözlerimi bilerek açmadım.</p>



<p>&nbsp; Memurların kendi aralarında konuştuklarını
duydum…‘Ne yapıp ne edeceğiz, bu çocuğu gözaltına alacağız.’ diye.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;O ara
kapı açılıp kapandı, ‘İlçe Emniyet Müdürü’ Emre Bey’… Daha önceden
tanışmışlığımız var birkaç ‘küçük’ kavgadan odasına gitmiştim oradan tanıyorum
kendisini…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki polis memurunu’ da karşına almış olacak
ki söylenmeye başladı;</p>



<p>‘Siz ne
yaptığınızın farkında mısınız lan, kimi hırpalamak için bekliyorsunuz biliyor
musunuz?’</p>



<p>&nbsp; Polislerden muhtemelen rütbeli olanı cevap
verdi;</p>



<p>&nbsp;‘Müdürüm, bu herif mütahit Selçuk beyin oğluna
saldırmış alkollü iken. Karakolda ifadesini alıp salacağız, biz de zaten.’</p>



<p>Emniyet
müdürü Emre;</p>



<p>‘Siktirin
gidin lan! Gözüm görmesin sizi, ben alırım ifadesini. Rüşvetçi pezevenkler!’ diye
çıkıştı polis memurlarına…</p>



<p>&nbsp;‘Adalet diye savunmaya çalıştığınız kitap;
okuyucusuna göre işine gelene göre, değişiyor! Bu adam Muğla emekli Cumhuriyet başsavcısı
Adnan beyin oğlu. Bülent Çetin. Adnan Bey adalet için kıdeminden olmuş adam.
Siz ise böyle bir adamın oğlunu sırf zengin piçini dövdü diye sorguya alıp
hırpalayacaksınız he isterseniz bir deneyin de ne ile karşılaşacağınızı bir
görün. </p>



<p>Gözümü
açacaktım, açmaktan utandım yine babam vardı götümü kollayan&#8230; Çünkü
&#8220;emekli Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Adnan Çetin, soyadı gibi kendisi de
çetin adamdır&#8221; diye anlatır ara sıra konuştuğum amcalarım. Bana kalırsa
bir katildir, hem de annemin katilidir.</p>



<p>Ben
babamı sileli yıllar oldu, annemin öldüğü gün ben babamı da kaybettim&#8230; Kim ne
derse desin, herkes benim anlattığım gibi bilecek. Benim babam da yok, annem
de&#8230;</p>



<p>&nbsp; Gözlerimi açmaktan utanıyordum, ta ki Emniyet
Müdürü Emre sağ elimi tutana dek. Emre sağ elimi sıkıca kavradı. &#8220;İyi
misin?&#8221; dedi, önce sağ sonra sol gözümü açtım. &#8220;İdare eder Emre
abi&#8230;&#8221;</p>



<p>-Endişelenecek
bir durum yok oğlum, ben hallettim hepsini ifaden de hazır, imzalayıp
hastaneden çıkışını alacağız. </p>



<p>-Olmaz
abi! </p>



<p>-Nasıl
olmaz? </p>



<p>-Olmaz
işte, bırakalım kitapta yazan neyse o uygulansın. Gerekirse alıp sorgulasınlar
beni içerde. Ben haklıyım abi.</p>



<p>-Sen
haklı olabilirsin ama buranın da asayişi benden sorulur ve ben ne dersem o
olur. Al imzala şunu.</p>



<p>Diyerek
bir ifade tutanağı verdi elime. Sol elimi kaldıracak oldum ki serumun hala
takılı olduğunu fark ettim. Sağ elimle kâğıdı alıp yatağımda doğruldum. Emre
abi kâğıdın altına diğer elinde tuttuğu dosyaları vererek, &#8220;Al, bunun
üstünde daha rahat imzalarsın&#8221; dedi. Kâğıdı imzaladım okuyabilecek gücüm
yoktu. Her şeye hazırdım belki de. İmzaladığım tutanak beni yüzde yüz suçlu ilan
edecekti… Bilmiyorum pek önemlide değildi açıkçası&#8230; İnceldiği yerden kopsun
artık o ip, inceldiği yerden kopsun da bende kurtulayım, vicdanım da kurtulsun.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Vicdan azabı çok başka bir şeydir, ne var
olan sistem üzerine kurulu adalet terazisine ne de ilahi adalet terazisine
konulabilir bu azap. Hepsinden, her koşulda tüm ağırlıklardan ağır kaçar vicdan
azabı&#8230; Fazla uzatmayacağım, kâğıdı imzaladım. Emre abi ifade tutanağını
elimden alırken elime bir şey sıkıştırdı, kulağıma yanaştı:</p>



<p>&#8220;Al
yanında bulunsun işsizsin, baban yolladı&#8221; dedi. </p>



<p>&nbsp;&nbsp; Maddi olarak zor durumdaydım ne verdiğine
bakmadan zarfı cebime atıp;</p>



<p>&nbsp;&#8220;Eyvallah abi, kalkıp bir iş bulayım bunu
da ödeyeceğim geri. Babama yollayacağımdan emin olabilirsin&#8221; dedim. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Emre abi bir şey demedi kalktı kapıda
bekleyen polis memurlarına yöneldi. ‘İfade hazır savcılığa gönderin.’ dedi. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ben ise yattığım yatağa tekrar uzanacak iken
yatağımın sağ üst köşesinde duran masada titreşimde olan telefonum çalmaya başladı.
Uzanıp telefonu elime aldım arayan Adran’dı&#8230;</p>



<p>‘- Efendim.</p>



<p>-Sana
ihtiyacım var Bülent!</p>



<p>-Hemen
mi?</p>



<p>-Evet
hemen.</p>



<p>-Neredesin
peki?</p>



<p>-Evdeyim.</p>



<p>-Geliyorum.’</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Elimdeki serumu çıkarıp yataktan kalktım,
acil servis odasından çıkıp çıkışa doğru yöneldim. Çıkışta hazırda bekleyen birçok
taksici vardı birine atladım:</p>



<p>‘-Sür
abi.</p>



<p>-Nereye?</p>



<p>-Çınarcık
sokak, Sevgi apartmanı.’.</p>



<p>Taksici
sol elinde izmarite yakın kalmış bir sigara ile taksinin direksiyonuna iki eli
ile yapıştı ve hastane önünden sert bir dönüş yaptı. Dikiz aynasından bana
bakarak.</p>



<p>‘Hayrola
ne bu telaş?’ dedi.</p>



<p>‘Kazanmakla
uğraştığım biri var ve şuan ben onu kazanmadan o kendisini kaybedebilir abi’ dedim.</p>



<p>Çınarcık sokağa
vardık, apartmanın önünde indirdi beni. </p>



<p>Karşıda
ki ‘Adem Tekel bayii’ açıktı. İçeri girdim;</p>



<p>‘-Abi kolay
gelsin.</p>



<p>&nbsp;-Sağ ol Bülent buyur.</p>



<p>&nbsp;-Abi iki bira bir karışık çerez bir Winston
White.</p>



<p>&nbsp;-Abi cim hayırdır sigarayı değiştirdin galiba.</p>



<p>&nbsp;-Yok abi yok kendime almıyorum, ben sigarayı
bıraktım.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Adem abi istediklerimi poşete koydu, Emre abinin
cebime sokuşturduğu zarftan taksici için çıkardığım yüz liranın geri kalanını
da Adem abiye verdim&#8230; Caddenin karşısına geçtim apartmana girdim, asansöre bindim.
Kat iki…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Asansörden indim daire üç zile bastım.</p>



<p>Adran
kapıyı açar açmaz bana sarıldı. İç çekerek.</p>



<p>‘Bülent’
dedi.</p>



<p>‘Efendim?’</p>



<p>‘Sana çok
ihtiyacım var.’</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Adran başını omzuma yaslayıp ağlamaya başladı.</p>



<p>‘Ne oldu?
Dedim.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Kolları boynumda, başı omuzumda bir yandan
sarılmaya devam ederken kapıyı kapatarak oturma odasına geçtik. Adran’ı
sakinleştirip koltuğa oturttum.</p>



<p>&nbsp;Siyah poşetten aldığım biralardan iki tanesini
dışarda bırakarak dolaba yerleştirdim, mutfak tezgâhına bıraktığım iki birayı
alarak Adrana </p>



<p>Döndüm;</p>



<p>‘İçersin
dimi?’</p>



<p>‘Olur.’</p>



<p>Biraların
birini Adran’a uzatıp karşısındaki koltuğa geçtim.</p>



<p>‘Ne oldu,
neden aradın bu gece beni? Dedim.</p>



<p>‘İhtiyacım
vardı.’</p>



<p>‘Neye?’.</p>



<p>‘Sarılmaya!’</p>



<p>‘Hangimizin
ihtiyacı yok ki?’</p>



<p>‘Öyle sıradan
bir sarılmaktan bahsetmiyorum ama Bülent.’ dedi.</p>



<p>&nbsp;‘Ne oldu birden bire?’</p>



<p>‘Mustafa’yla
kavga ettik’</p>



<p>&nbsp;‘Konu ne peki?’</p>



<p>‘Hamile
olabilirim, reglim gecikti.’</p>



<p>‘Bunun için
mi tartıştınız.’</p>



<p>‘Evet’</p>



<p>‘Vurmadı
dimi o orospu çocuğu sana! Bak vurduysa söyle gideyim sıkayım kafasına.’</p>



<p>‘Yok,
saçmalama.’</p>



<p>‘Sen
gerginsin son birkaç gündür belki de ondandır reglinin gecikmesi.’</p>



<p>‘Bilmiyorum
Bülent, tek bildiğim şey sana sarılıp, yanında güven içinde uyumak istediğim.’</p>



<p>Derin bir
iç çekip sigara yaktım. Adranada uzattım.</p>



<p>Adran
sigaranın markasını görünce tebessüm etti.</p>



<p>‘Benimkinden
almışsın.’</p>



<p>‘Sen
seviyorsun, diye’</p>



<p>‘Sarılınca
her şey geçecekmiş gibi, sarılınca bunca derdi unutacakmışız gibi dimi?’ dedim.</p>



<p>‘Tam olarak
öyle.’ Dedi. Sigaralar bitti, birbirimize sarıldık koltuğa uzandık&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Adran’da kaldım: Aylar sonra…</p>



<p style="text-align:center">SON</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/">Sevgi Apartmanı 3. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19533</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şairlerin Portresinde Gizlenen Mazmun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sairlerin-portresinde-gizlenen-mazmun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sairlerin-portresinde-gizlenen-mazmun/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Apr 2020 04:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19526</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sokaktayım, kimsesiz sokak ortasında… Üşüyorum. Her gün biraz daha ölüyorum yokluğunla. Kimse dokunmadı yalnızlığıma…. Çölde susuz… Sense su… Bir mısranın içinde saklıdır yalnızlığım. Sen çaysın bense şeker… Dalgaların arasında yüzüyorum. Oynuyorum en masum gözyaşımla. Bilmiyorsun. Yazdıklarımı okumuyorsun bile. Ben şiir sen bir şair… Bir mısrada gömülü kadere malik bir bedevi… Haydutlara düşerse yolun beni hatırla… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sairlerin-portresinde-gizlenen-mazmun/">Şairlerin Portresinde Gizlenen Mazmun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sokaktayım, kimsesiz sokak ortasında…</p>



<p>Üşüyorum.</p>



<p>Her gün biraz daha ölüyorum yokluğunla.</p>



<p>Kimse dokunmadı yalnızlığıma….</p>



<p>Çölde susuz…</p>



<p>Sense su…</p>



<p>Bir mısranın içinde saklıdır yalnızlığım.</p>



<p>Sen çaysın bense şeker…</p>



<p>Dalgaların arasında yüzüyorum.</p>



<p>Oynuyorum en masum gözyaşımla.</p>



<p>Bilmiyorsun.</p>



<p>Yazdıklarımı okumuyorsun bile.</p>



<p>Ben şiir sen bir şair…</p>



<p>Bir mısrada gömülü kadere malik bir bedevi…</p>



<p>Haydutlara düşerse yolun beni hatırla…</p>



<p>Sileceğim gökyüzünden adlarını…</p>



<p>Gezeceğim deryalarında katre katre…</p>



<p>Bil ki bir Şehrazat gibi anlatıyorum hayallerimi…</p>



<p>Sense biliyorsun günden güne…</p>



<p>Ben bir hiçim aslında…</p>



<p>Yazdıklarımı okumuyor kimse…</p>



<p>Bilirler ki zambaklar en ıssız yerlerde açar…</p>



<p>Vardır her çiçekte bir gurur…</p>



<p>Ben şairin portresinde gizlenen berceste….</p>



<p>Sense bir masum kedinin bakışlarındasın bu evde…</p>



<p>Akşam yine akşam yine akşam…</p>



<p>Ben de bu sahillerde bir kum olsam.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sairlerin-portresinde-gizlenen-mazmun/">Şairlerin Portresinde Gizlenen Mazmun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sairlerin-portresinde-gizlenen-mazmun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19526</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dostlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dostlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dostlar/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Apr 2020 05:17:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süheyla Kutbay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19513</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaderde bu da varmış Dünyayı virüs sarmış Hayatta kalmamız da Bilin ki Allah’a kalmış &#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Duyarsız olmayalım Kurallara uyalım Hijyene dikkat edip Elleri yıkayalım &#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Korona denen virüs Genç ihtiyar demiyor Daha çok yaşlıları Her insanı vuruyor &#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Yalnız olan yaşlının Hatırını soralım İnsanlık görevidir&#160; Ona saygı duyalım &#8212;&#8212;&#8212;&#8211; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dostlar/">Dostlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kaderde bu da varmış</p>



<p>Dünyayı virüs sarmış</p>



<p>Hayatta kalmamız da</p>



<p>Bilin ki Allah’a kalmış</p>



<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>



<p>Duyarsız olmayalım</p>



<p>Kurallara uyalım</p>



<p>Hijyene dikkat edip</p>



<p>Elleri yıkayalım</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Korona denen virüs</p>



<p>Genç ihtiyar demiyor</p>



<p>Daha çok yaşlıları</p>



<p>Her insanı vuruyor</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Yalnız olan yaşlının</p>



<p>Hatırını soralım</p>



<p>İnsanlık görevidir&nbsp;
</p>



<p>Ona saygı duyalım</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Zengin fakir demeden</p>



<p>Yardımlaşmak güzel şey</p>



<p>Özveride bulunup</p>



<p>Olalım iyi bir birey</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Ne verirsen elinle</p>



<p>O da gider seninle</p>



<p>Yaptığın iyiliği</p>



<p>Unut kalbinde gizle</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>İnsanlar çok azmıştı</p>



<p>Başa gelecek vardı</p>



<p>Bundan ders almalıyız</p>



<p>Virüs dünyayı sardı</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Kinden nefretten uzak</p>



<p>Dostluklara ver meyil</p>



<p>Dünya fanidir fani</p>



<p>Yarınlar belli değil</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Virüs kurmadan tuzak</p>



<p>Önlemleri alalım</p>



<p>Araya mesafe koyup</p>



<p>Biraz uzak duralım</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Yaşlılara sokağa</p>



<p>Çıkmayınız deniyor</p>



<p>O umarsız insanlar</p>



<p>Yasakları çiğniyor</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Evde sıkılmak niye</p>



<p>Hobiler bul kendine</p>



<p>Çayını kahveni iç</p>



<p>Kitap oku müzik dinle</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Bu herkesin sorunu</p>



<p>Küçümsemeyin bunu</p>



<p>Duyarlı olmalıyız</p>



<p>Yoksa ölümle biter sonu</p>



<p>

&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;

</p>



<p>Şakası yok hastalığın</p>



<p>Doktorlara uyalım</p>



<p>Bir an önce virüsten</p>



<p>Bu dertten kurtulalım.  </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dostlar/">Dostlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dostlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19513</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilinmez Satırların İzinden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bilinmez-satirlarin-izinden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bilinmez-satirlarin-izinden/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Apr 2020 14:51:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19508</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir masalsı yalnızlığın girdabındayım. Uçsuz bucaksız çölün ortasındayım. Üşüyorum bu sıcakta… Titriyor dudaklarım. Sen bilmezsin. Gözler neyi anlatır sana? Neyi hatırlatır mısralarımda? Ufka bakar da söylemez. Sen bilinmezsin. Dünyalara bedel gözler ufuklarda İsmin bilinmez diyarlarda Layık mıdır sözlerim çınlayan kulaklarımda Anlatır mı sana derdini aklımda Rahat mıdır başın o yastıkta Artık bir sırdır ismin baş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilinmez-satirlarin-izinden/">Bilinmez Satırların İzinden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir masalsı yalnızlığın girdabındayım.</p>



<p>Uçsuz bucaksız çölün ortasındayım.</p>



<p>Üşüyorum bu sıcakta…</p>



<p>Titriyor dudaklarım.</p>



<p>Sen bilmezsin.</p>



<p>Gözler neyi anlatır sana?</p>



<p>Neyi hatırlatır mısralarımda?</p>



<p>Ufka bakar da söylemez.</p>



<p>Sen bilinmezsin.</p>



<p>Dünyalara bedel gözler ufuklarda</p>



<p>İsmin bilinmez diyarlarda</p>



<p>Layık mıdır sözlerim çınlayan kulaklarımda</p>



<p>Anlatır mı sana derdini aklımda</p>



<p>Rahat mıdır başın o yastıkta</p>



<p>Artık bir sırdır ismin baş harflerinde</p>



<p>Bir fısıltıdır ismin söyler misin bana?</p>



<p>Sayıklar mısın adımı duyar mıyım uzaklardan?</p>



<p>Yalnızlığın girdabında ölmekteyim sonsuz meltemin kıyısında?</p>



<p>Söyler de bilmezsin neler söyler sana gözlerim.</p>



<p>Her şeyi öğrenirsin bakarsan gözlerime yeniden.</p>



<p>Çünkü gizli bir sırdır neler söyler dinle kalbimi
uzaklardan.</p>



<p>Bir beyaz papatyanın gülümseyişidir sırrım sana bu masaldan.</p>



<p>Bir gözlerim bir de ellerim titrer sana anlatır bu
mısralardan.</p>



<p>Bir harfin içinde saklıdır ismin hala dudaklarımda.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilinmez-satirlarin-izinden/">Bilinmez Satırların İzinden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bilinmez-satirlarin-izinden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19508</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tedbirden Teşrife</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tedbirden-tesrife/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tedbirden-tesrife/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Mar 2020 05:10:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19475</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çok uzaklaşmıştın Adına sıfat olmuş güzelliklerden Aslını müjdeleyen değerlerden Kendinden&#8230; Hayat koşturmacasında Belki en sevdiğin şarkıları unuttun Belki ne zamandır bir film izlemedin Belki de şöyle içten, gerçek bir duaya kalbini veremedin&#8230; Korkmak yerine Şu vakitlere dem bırak gönlünden Eski, çok eski seni hatırla Şu yorgun sen ile kıyasla Tedbiri teşrife çevir Ve adımlar at [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tedbirden-tesrife/">Tedbirden Teşrife</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Çok uzaklaşmıştın</p>



<p>Adına sıfat olmuş güzelliklerden</p>



<p>Aslını müjdeleyen değerlerden</p>



<p>Kendinden&#8230;</p>



<p>Hayat koşturmacasında</p>



<p>Belki en sevdiğin şarkıları unuttun</p>



<p>Belki ne zamandır bir film izlemedin</p>



<p>Belki de şöyle içten, gerçek bir duaya kalbini veremedin&#8230;</p>



<p>Korkmak yerine</p>



<p>Şu vakitlere dem bırak gönlünden</p>



<p>Eski, çok eski seni hatırla</p>



<p>Şu yorgun sen ile kıyasla</p>



<p>Tedbiri teşrife çevir </p>



<p>Ve adımlar at özüne şiir şiir&#8230;</p>



<p>Mesela ben </p>



<p>&#8217;96&#8217;daki bir şiirimi buldum </p>



<p>Şimdiyle kıyas edince </p>



<p>Bakın ne kadar masummuşum;</p>



<p><strong><em>&#8220;Gördüm seni sokaklarda, caddelerde</em></strong></p>



<p><strong><em>Sonra düşte, sonra içimde, kalbimde</em></strong></p>



<p><strong><em>Ve bir gün gülümsedin gözlerime</em></strong></p>



<p><strong><em>O gün bu gündür aklım da sende</em></strong></p>



<p><strong><em>Bahar geldi seninle gönül yurduma</em></strong></p>



<p><strong><em>Şairler ne der acep bu duruma?&#8221;</em></strong></p>



<p>Sen de böyle eski bir şeylerden</p>



<p>Eskimemiş bir şeyleri hatırla</p>



<p>Milenyumdan önceki dünyayı&#8230;</p>



<p>Henüz robotlaşmamışken yüzler, sesler</p>



<p>Henüz gerçek selamlaşma kalkmamışken tedavülden </p>



<p>Ne güzeldik</p>



<p>Ne özel hissederdik değil mi?</p>



<p>Madem birçok şey gibi </p>



<p>Korona virüs belası da bize denk geldi</p>



<p>Dinlendirelim, derdini dinleyelim</p>



<p>Adam edelim benliklerimizi</p>



<p>Herkes için edelim duamızı</p>



<p>Temiz tutalım ruhumuzu, bedenimizi&#8230;</p>



<p>&#8230;</p>



<p><strong>Her şey yeniden yoluna girdiğinde memleket, millet
ayırmadan tüm dünya çocukları için güzel bir dünya yeminimiz, boyun borcumuz
olsun&#8230;</strong></p>



<p>20 Mart 2020, İstanbul</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tedbirden-tesrife/">Tedbirden Teşrife</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tedbirden-tesrife/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19475</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Yılan Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-yilan-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-yilan-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Mar 2020 04:22:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19454</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir adam yürürken birden yılan gelmiş ve sormuş: “Adamım! Sen nereye gidiyorsun?” “Benim nerem doğru ki?” “O devenin sözü…” “Tabi ki, hayır! Doğru olan yoldur.” Adam üzülmüş: “Sen niye doğrulamıyorsun?” “Yalandan korkmazlar, yılandan korktukları kadar.” demiş.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-yilan-hikayesi/">Bir Yılan Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir adam yürürken birden yılan gelmiş ve sormuş:</p>



<p>“Adamım! Sen nereye gidiyorsun?”</p>



<p>“Benim nerem doğru ki?”</p>



<p>“O devenin sözü…”</p>



<p>“Tabi ki, hayır! Doğru olan yoldur.”</p>



<p>Adam üzülmüş: </p>



<p>“Sen niye doğrulamıyorsun?”</p>



<p>“Yalandan korkmazlar, yılandan korktukları kadar.” demiş. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-yilan-hikayesi/">Bir Yılan Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-yilan-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19454</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gökkuşağı Altında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gokkusagi-altinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gokkusagi-altinda/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Mar 2020 04:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19451</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Somewhere over rainbow!” Mırıldanarak yürüyordu. Yoldan bir kedi geçti. Yürümeye devam etti. Ayakkabıları kirliydi. Çamura batmışlık hissinden kurtulamamıştı. Ayakkabı dükkanına gidebilirdi belki ancak gitmek istemiyordu. Ayakkabısının bağcıklarını düzeltiyordu. Kimse görmesin diye hafif eğilmiş vaziyette duruyordu. Düzelttikten sonra doğruldu. Bir caminin önüne geldi. Ellerini açıp dua etti. Yanından bir kağıt toplayıcısı geçti. Süleymaniye Camii’nin oradan geçerken [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gokkusagi-altinda/">Gökkuşağı Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Somewhere over rainbow!”</p>



<p>Mırıldanarak yürüyordu.</p>



<p>Yoldan bir kedi geçti.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>Ayakkabıları kirliydi.</p>



<p>Çamura batmışlık hissinden kurtulamamıştı. </p>



<p>Ayakkabı dükkanına gidebilirdi belki ancak gitmek istemiyordu.</p>



<p>Ayakkabısının bağcıklarını düzeltiyordu.</p>



<p>Kimse görmesin diye hafif eğilmiş vaziyette duruyordu.</p>



<p>Düzelttikten sonra doğruldu.</p>



<p>Bir caminin önüne geldi.</p>



<p>Ellerini açıp dua etti.</p>



<p>Yanından bir kağıt toplayıcısı geçti.</p>



<p>Süleymaniye Camii’nin oradan geçerken bir kere
işportacıların o komik hallerini unutamıyordu.</p>



<p>Yıllar öncesinde yaşadığı bir hikaye geldi aklına.</p>



<p>İkinci el cep telefonları satan bir adam bir şişe su alıp
kaba koydu ve kediye uzattı.</p>



<p>Kedi hafif miyavlayarak sudan
biraz içti.</p>



<p>Kedi sarı renkli ve yeşil
gözlüydü.</p>



<p>Adamın ayakkabına değerek
yanından uzaklaştı.</p>



<p>Adam ayakkabısının bağcığını
düzeltti.</p>



<p>Daha sonra tezgahını kaldırıp
oradan uzaklaştı.</p>



<p>Adam da aynı şekilde yerde uzanan
bir kedi gördü. </p>



<p>Onu kucağına alıp sevdi. </p>



<p>Daha sonra yere bıraktı.</p>



<p>Yaşanan her şey aslında bir
anıydı.</p>



<p>Uzaklaştıkça uzaklaştı.</p>



<p>Evinin önüne yani kürkçü
dükkanına geldi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gokkusagi-altinda/">Gökkuşağı Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gokkusagi-altinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19451</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Utansın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/utansin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/utansin/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Mar 2020 07:30:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19443</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yüzüme gülüp dost görünen, Arkamdan oyun oynayan, Çevirdiği dolaplardan, İhanetinden utansın! Yavaşça sokuluşundan, Yüreğimi yakışından, Suyun sessiz akışından, İnsanın yere bakışından, Yılan gibi sokuşundan utansın! Saf görünüp göz boyayan, Haseti gözünü bağlayan, Beni kör kuyulara atan, Vicdanından utansın! Yazıklar olsun verdiğim değer, Emeklerim boşmuş meğer Bu kalp bir daha nasıl sever? Benden utanmıyorsa Allah’tan utansın! [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/utansin/">Utansın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yüzüme gülüp dost görünen,</p>



<p>Arkamdan oyun oynayan,</p>



<p>Çevirdiği dolaplardan,</p>



<p>İhanetinden utansın!</p>



<p>Yavaşça sokuluşundan,</p>



<p>Yüreğimi yakışından,</p>



<p>Suyun sessiz akışından,</p>



<p>İnsanın yere bakışından,</p>



<p>Yılan gibi sokuşundan utansın!</p>



<p>Saf görünüp göz boyayan,</p>



<p>Haseti gözünü bağlayan,</p>



<p>Beni kör kuyulara atan,</p>



<p>Vicdanından utansın! </p>



<p>Yazıklar olsun verdiğim değer,</p>



<p>Emeklerim boşmuş meğer</p>



<p>Bu kalp bir daha nasıl sever?</p>



<p>Benden utanmıyorsa Allah’tan utansın!</p>



<p>Kanıma ekmek doğrayan</p>



<p>Yediği lokmadan utansın.</p>



<p>Yüreğimi kurşunlayan</p>



<p>Tetiğinden, silahından utansın!</p>



<p>Uzaklarıma yakın, yakınlarıma uzaktayım,</p>



<p>Zannetme ki daha kurduğun tuzaktayım,</p>



<p>Hâlâ varım, hâlâ dimdik ayaktayım,</p>



<p>Beni can evimden vuran, 

Elindeki hançerden
utansın! 



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/utansin/">Utansın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/utansin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19443</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Apartmanı 2.Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Mar 2020 09:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19438</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hakan abinin söyledikleri bir kulağımdan giriyor, diğerinden çıkıyordu. Güneş, fırtınalı ve bir o kadarda yağışlı geçen bir gecenin ardından yüzünü göstermeye başlamıştı… &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Saat sabah&#160; ‘06.00’… Telefonumun alarmı çalarken oturur vaziyette olduğum koltukta açtım gözlerimi. Kafamı koltukta bıraksam geri kalan vücudumu kaldırabilecekmiş kadar güçlü hissediyordum kendimi. Hava sisliydi, bir o kadar da ayaz… &#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Gece [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/">Sevgi Apartmanı 2.Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Hakan
abinin söyledikleri bir kulağımdan giriyor, diğerinden çıkıyordu. Güneş,
fırtınalı ve bir o kadarda yağışlı geçen bir gecenin ardından yüzünü göstermeye
başlamıştı…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Saat sabah&nbsp; ‘06.00’… Telefonumun alarmı çalarken oturur
vaziyette olduğum koltukta açtım gözlerimi. Kafamı koltukta bıraksam geri kalan
vücudumu kaldırabilecekmiş kadar güçlü hissediyordum kendimi. Hava sisliydi,
bir o kadar da ayaz…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gece Hakan abiye dert yanarken sızdım
sanırım, hatırlamıyorum&#8230; Belki de Adran’a bir şeylerden bahsederken biri beni
kaldığı apartmanın önünden alıp evime getirip bu koltuğa bırakmıştı… </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hiçbir şey istediğim gibi gitmiyor ve
ben ne yapacağımı bilmiyordum. Bildiğim tek bir şey vardı. O da kalkıp işe
gitmem gerektiği…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Oturduğum koltuktan kalktım, lavoba’ya
girip elimi yüzümü yıkadım aynaya baktım&#8230; Saçlarımın ön kısmı açılmaya
başlamıştı, o yüzden kısa kestiriyordum zaten. Gözlerimin beyazı ise hala
kıpkırmızıydı…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Oturma odasına geri dönerken diğer odanın
kapısının açık olduğunu fark ettim içeri baktığımda. Hakan abi yatıyordu… Odaya
girip onu rahatsız etmek istemedim, sehpanın üstünde ‘Camel’ paketini gördüm.
Sigarayı bırakalı birkaç gün olmuştu ve sarhoş olduğum saatler dışında sigara
içmiyordum… Sigara içmek yerine çay demlemeye karar verdim. İşe gitmeden önce
bir bardak sıcak çay fena gitmezdi, bu soğuk ve ayaz havada.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Çay demlenirken hâlihazırda bekleyen sabah
haberleri vardı… Sabah haberlerini açtım:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Halk otobüsün’de taciz’, ‘Eski
eşini bıçaklama.’. Siyasi liderlerinin kapışması. Ve birçok can alıcı
ayrıntılar… Haberleri izledikçe bombok giden tek şeyin hayatımın olmayışını
benim gibi birçok insanın da derdi olduğunu anlıyor ve kederleniyordum&#8230; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Adran’la bir gece vakti sahil ’de dut
ağacının dibinde oturduğumuz bank geldi aklıma ;</p>



<p>Adran
bana dönüp;</p>



<p>&nbsp; ‘Ne garip değil mi?’ …Dedi.</p>



<p>&nbsp;‘Yani?’</p>



<p>&nbsp;‘Gerçek şu, canımız yanıyor ve bu yangını
milyarlarca yıl yalnızca kendimizin yaşadığını düşünüyoruz.’ -Bir sigara yakıp
Adran’a dönmüştüm.-</p>



<p>‘Milyarlarca
yaşı olan dünya, ben değilim.’ ‘Haklısın’ demişti&#8230; </p>



<p>Haklı
olmaktan da sıkılmıştım, ben haklı olmak istemiyordum artık&#8230; Yakamoz
manzarası, aylardan kış mevsimlerden Ekim’di sanırım, hiç unutmam…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Belki de unutmuştum. Ne ayı, ne mevsimi ? Hatırlıyordum.
Zaman, ‘Her şeyin’ ilacıdır derler oysa ki;</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Zaman hiçbir şeyin ilacı değildir, olsa olsa
tedavisi olur ve bilirsiniz ‘klinik’ tedaviler biraz uzun sürer yatmanız
gereklidir. Ben de öyle yaptım sanırım. O dönem… İşe gitmem gerekiyordu gidesim
yoktu; Yine klasik bir ‘istifa’ muhabbeti muhtemelen&#8230;&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşe gitmek için ayaklandığım tekli
koltuğa tekrar oturup çayım yanımda sabah haberlerinin devamını izlerken uyuya
kaldım… Uyandığımda saat ‘14.00’ . Tarih&nbsp;
‘14 Şubat.’… Patron henüz aramamıştı…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Telefonum&nbsp;
‘Sesli moddaydı’. Oradan biliyorum.Yalnızlık derecemi ölçüyordum…&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aralarda yaparım bunu. ‘Kimde ne
kadarım?’. Öğreneyim diye… Bilirsiniz… Yalnızca telefonu çokça çalan insanlar
telefonlarını ‘Sessize’ alır…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsanlar tarafından ilgi duyulan
‘Gösteriş meraklısı’ piçler tarafından uygulanan gizli bir kuraldır bu. Onlar
‘Beni aramasınlar.’ .Diye dua ederken… Ben ‘Lütfen biri arasın.’. Diye; Dua
ediyorum; Haberleri yok… Adran’ı arayamazdım. Mütahit’in oğlu yüzünden aramız
açıktı… </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hakan abi uyanmış etrafı toplamış,
çoktan evden çıkmıştı. Hafta sonu olduğu için okula gitmek gibi bir derdim
yoktu en azından, üstümü değiştirdim. Altıma mavi bir kot, üstüme beyaz t-shirt
ve siyah deri ceket…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dışarı attım kendimi… Cumhuriyet
meydanı,1 karışık çerez, 3 bira… Canımın sigara istediğini fark ettim… Köşede
ki market… ‘Tekelci Ali’;</p>



<p>&nbsp;‘Abi kolay gelsin bir paket sigara alabilir
miyim?’.</p>



<p>&nbsp;‘Al tabi Bülent, al neden almayasın ki?
İndirim geldi zaten seninkine.’.</p>



<p>&nbsp;‘Nasıl abi?’.&nbsp;
</p>



<p>‘Hükümetin
yapamadığını sigara şirketleri yapmaya başladı artık; Müşteri kaybetmemek
için…’</p>



<p>&nbsp;‘Ben zaten sigarayı bıraktım biliyorsun abi,
öyle arada çakırkeyifken… Ama bu indirim fena olmamış.’… </p>



<p>&nbsp;&nbsp; Ali abi bir şey demedi alaycı bir gülümseme
etti sadece yüzüme… Hava kararmaya başlamıştı. Bir sigara yaktım. Meydan’dan
‘Barlar sokağına’ doğru yürümeye başladım. Tam ‘Club Yayla’nın önünden
geçerken- Sarhoş ellerinde sigara bir grup ile karşılaştım yol boyunca
dizilmişlerdi- Ben ilerlemeye devam ediyorken kaldırımda oturmuş önlerinde bira
şişesi olan öpüşen bir çift ile karşılaştım ve kız Adran’a çok benziyordu.
Tedirginlikle yoluma devam ettim, sigaram bitmek üzereydi. Öpüşmeye mola vermiş
olacaktılar ki mütahit’in oğlu beni gördü ve sırıtmaya başladı; </p>



<p>Eli kızın
çenesindeyken, dayanamadım… </p>



<p>&nbsp;‘Yeter lan! Yeter bu kadar hikâye.’</p>



<p>Mustafa
ayağa kalktı…</p>



<p>‘Ne
diyorsun lan sen?’</p>



<p>‘Bunu
diyorum lan bunu: Sen siktir git cebindeki para ile kandırabileceğin
orospularla gecelik görüşmeye devam et bu kızı’ da rahat bırak…’</p>



<p>‘ Ne
diyorsun lan sen?’</p>



<p>‘Bunu
diyorum yeter lan artık, bende bıktım içimde sakladıklarım’dan gerçeği birileri
kırılacak diye içime atmaktan.’</p>



<p>&nbsp;O kargaşada&nbsp;
“Adran’a” döndüm.</p>



<p>&nbsp;‘Özür dilerim, ama daha fazla dayanamayacağım
bu hikâyeye. sikerler böyle sevgililer gününü ben senin için kendimden
vazgeçmişken senin yaptığına bir bak. Değer mi lan bu piçe? Bu piç seninleyken,
başka birileriyle ’de birlikte yattığı kızlar kürtaj için sıraya girmiş
durumda!’…</p>



<p>Mustafa
cümlemi tamamlamadan bana bir yumruk geçirdi. Hafif yalpaladım Mustafa’ya
döndüm bir yumruk…</p>



<p>‘Siktir
lan yalancı piç!’</p>



<p>Bir
yumruk daha; Mustafa’nın dudağı kanamaya başlamıştı.</p>



<p>&nbsp;‘Anlatsana lan gerçeği, her gece başka bir
kızla yattığını. Cebindeki parayla ahkâm kestiğini!’ </p>



<p>Mustafa’dan
bir yumruk daha yere serildim. Başım döndü: Nasıl olduğunu anlayamadım…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/">Sevgi Apartmanı 2.Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19438</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisinin 122. Sayısı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-122-sayisi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-122-sayisi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Mar 2020 04:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19419</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, 122. sayısıyla okurlarının karşısına çıktı. Mart- Nisan 2020 tarihli Mavi Yeşil, mütevazı bir dosya ile zenginleşti. Türkçe okurunun, özellikle de çocukların yabancısı olmadığı İtalyan yazar Gianni Rodari, ölümünün 40. yılında bu sayımızın dosya konusu. Dosya içerisinde, dosyanın mimarı Bülent Ayyıldız yanında Ayzer Günay, Damla Atlılar, Barış Yücesan ve Oğuz Koran, yazılarıyla usta [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-122-sayisi-cikti/">MAVİ YEŞİL Dergisinin 122. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mavi Yeşil</strong> dergisi, 122. sayısıyla
okurlarının karşısına çıktı. Mart- Nisan 2020 tarihli<strong> Mavi Yeşil</strong>, mütevazı bir dosya ile zenginleşti. Türkçe okurunun,
özellikle de çocukların yabancısı olmadığı İtalyan yazar Gianni Rodari,
ölümünün 40. yılında bu sayımızın dosya konusu. Dosya içerisinde, dosyanın
mimarı Bülent Ayyıldız yanında Ayzer Günay, Damla Atlılar, Barış Yücesan ve Oğuz
Koran, yazılarıyla usta yazarı anlatmaya çalıştılar. Sezgin Taş, adından çokça
söz edilmiş “Körlük” romanı hakkında kuşatıcı bir yazı yazdı. Nazım Payam ile
Niyazi Karabulut, bu sayımıza şiir odaklı yazılarıyla katıldılar. 21. yılına
başlayan <strong>Mavi Yeşil</strong>, hemen her
sayısında şiir ve öykü türünde usta isimler yanında gençleri de konuk ediyor
sayfalarına. Ceren Demirkıran, Gizem Başaran ve Ayşe Akyol, bu sayının
gençleri. Nuri Demirci, Özlem Tezcan Dertsiz,&nbsp;
Volkan Hacıoğlu, Dilara Ayşe Akdeniz, Gizem Başaran ve Ceren Demirkıran,
bu sayının şairleri. 122. sayıdaki dört öyküyü; Züleyha Kandemir, Örsan Gürkan,
Hakan Kaya ve Ayşe Akyol yazdı. Çağdaş filozof şair Kavafis, 10.09.1910 tarihli
günlük yazısında, “madem toplum biçiminde yaşamak zorundayız, madem uygarlık
buna bağlı, madem bununla insanlığı başlangıçta tehdit eden en zor koşullara
direnmeyi başarmışız ne anlamı var bu katılık, egemenlik üstüne deliliklerin…”
sözleriyle hayıflanıyordu kültürsüz ve sanatsız bir dünyanın anlamsız
gerginlikleri için. <strong>Mavi Yeşil</strong>, katılıkların
deliliklere dönüşmediği, yaşamanın anlam kazandığı sanat- edebiyat ortamına
yönelmiş bir yolun adıdır.</p>



<p>Yeni
bir sayıda buluşmak umuduyla… </p>



<p><strong>İletişim:<em> bilgi@maviyesildergisi.com </em></strong></p>



<p><strong>122. Sayının İçindekiler:</strong></p>



<p>Dürbünçiçeği
&#8211; Nuri Demirci &#8211; 3</p>



<p>Disiplinci
Gözetim Toplumu ve Tekiller &#8211; Sezgin Taş &#8211; 4</p>



<p>İşaretler
&#8211; Özlem Tezcan Dertsiz &#8211; 8 </p>



<p>DOSYA:
Ölümünün 20. Yılında Gianni Rodari &#8211; 9</p>



<p>Çağdaş
Bir Masalcı: Gianni Rodari &#8211; Bülent Ayyıldız &#8211; 10</p>



<p>Kuralsız
Masalcı: Gianni Rodari &#8211; Ayzer Günay &amp; Damla Atlılar &#8211; 12</p>



<p>İki
Kere Doğan Baron ve Gianni Rodari &#8211; Barış Yücesan &#8211; 14</p>



<p>Gianni
Rodari ve Görünmez olan Tonino’nun Maceraları &#8211; Oğuz Koran &#8211; 16</p>



<p>Vestiyer
&#8211; Volkan Hacıoğlu &#8211; 18</p>



<p>Yaşamayan
Kelimelere Saygı &#8211; Nazım Payam &#8211; 19</p>



<p>Şair
Bir Deli (mi)dir? &#8211; Niyazi Karabulut &#8211; 21 </p>



<p>Kör
Kuşlardan Bir Nefer &#8211; Dilara Ayşe Akdeniz &#8211; 22</p>



<p>Kayıp
Hayaller Kafesi &#8211; Ayşe Akyol &#8211; 23</p>



<p>Beyaz
Kuzgun &#8211; Gizem Başaran &#8211; 25 </p>



<p>Rüzgârlı
Gece &#8211; Züleyha Kandemir &#8211; 26</p>



<p>Hakikat
Işığın Gölgesindeki Felakette Gizlidir &#8211; Hakan Kaya &#8211; 27</p>



<p>Bir
Tokat &#8211; Örsan Gürkan &#8211; 29</p>



<p>Gecenin
Asi Beyazında &#8211; Ceren Demirkıran &#8211; 30</p>



<p>Eskimemiş
Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 31</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-122-sayisi-cikti/">MAVİ YEŞİL Dergisinin 122. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-122-sayisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Koş Sana</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kos-sana/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kos-sana/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Mar 2020 04:41:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19416</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sarılsana Sımsıkı ve canın değecek kadar Ölümlü dünya, ezme kendini Nefsini dizginle, korkutmasın hiçbir keder Kendine değer ver Sarıl sana… Baksana Pencerenden görünmeyen yer vardır Belki sana göre gece Ama belki aslında şiir misali seher vardır Sen sana göre iyisin Sen sana pek kıymetlisin Ama biraz da başkasının gözünden Bak sana… Koşsana Hayat hızlı ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kos-sana/">Koş Sana</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sarılsana</p>



<p>Sımsıkı ve
canın değecek kadar</p>



<p>Ölümlü
dünya, ezme kendini<br />
Nefsini dizginle, korkutmasın hiçbir keder<br />
Kendine değer ver</p>



<p>Sarıl sana…</p>



<p>Baksana</p>



<p>Pencerenden
görünmeyen yer vardır</p>



<p><br />
Belki sana göre gece<br />
Ama belki aslında şiir misali seher vardır<br />
Sen sana göre iyisin</p>



<p>Sen sana pek
kıymetlisin<br />
Ama biraz da başkasının gözünden</p>



<p>Bak sana…</p>



<p>Koşsana</p>



<p>Hayat hızlı
ve hep genç zaman</p>



<p>Yetiş,
yetişemezsen eskirsin </p>



<p>Eskicilere
bile para etmezsin…</p>



<p>Geçmişte bir
sen var evet ama</p>



<p>Asıl sen,
ileride bir yerdesin</p>



<p>Yıkılmaz
küheylan ol, her şeye rağmen</p>



<p>Koş sana</p>



<p>Yetmezse
şayet</p>



<p>Anka ol
kanadı ve yüreği geniş</p>



<p>Uç sana…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kos-sana/">Koş Sana</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kos-sana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19416</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kış Şarkısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kis-sarkisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kis-sarkisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 08 Mar 2020 04:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19413</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çiçeklerin solmaz güzelliğinde Denizlerin dalgalarında bir Bir orkidenin yapraklarında Masalsı bir sonbaharda Kaldırımlarda adımların Yürürken adım adım Güneşin ısıtmasıdır Belki o tatlı adın Bir damla gözyaşıdır Sandıktaki eskimiş Elbiselerden&#160; dökülen Yanıbaşımda ayakkabın Elimdeki ayna Yüzümdeki hüzün Gülümser sana Karşımda yüzün</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kis-sarkisi/">Bir Kış Şarkısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Çiçeklerin solmaz güzelliğinde </p>



<p>Denizlerin dalgalarında bir</p>



<p>Bir orkidenin yapraklarında</p>



<p>Masalsı bir sonbaharda</p>



<p>Kaldırımlarda adımların</p>



<p>Yürürken adım adım</p>



<p>Güneşin ısıtmasıdır </p>



<p>Belki o tatlı adın</p>



<p>Bir damla gözyaşıdır </p>



<p>Sandıktaki eskimiş </p>



<p>Elbiselerden&nbsp; dökülen</p>



<p>Yanıbaşımda ayakkabın</p>



<p>Elimdeki ayna</p>



<p>Yüzümdeki hüzün</p>



<p>Gülümser sana </p>



<p>Karşımda yüzün</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kis-sarkisi/">Bir Kış Şarkısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kis-sarkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19413</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kedere Bak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Feb 2020 04:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19366</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat 06.30. Kulağımı tırmalayan bir ses, alarm. Ve ben her zamanki gibi bir gözüm açık diğer gözüm kapalı mecburen yataktan kalkıyorum. İş, aş, ekmek uğruna&#8230; Ve kimselere muhtaç olmamak ve itibar ve kariyer ve el diline sakız olmamak uğruna&#8230; Adam olmak uğruna! &#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Çayın demlenmesini bekleyecek kadar vaktim yok. Yalnızlık böyle bir şey. Senin için [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/">Kedere Bak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Saat 06.30.
Kulağımı tırmalayan bir ses, alarm. Ve ben her zamanki gibi bir gözüm açık diğer gözüm kapalı mecburen yataktan kalkıyorum. İş, aş, ekmek uğruna&#8230;
Ve kimselere muhtaç olmamak ve itibar ve kariyer ve el diline sakız olmamak uğruna&#8230;
Adam olmak uğruna!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çayın demlenmesini bekleyecek kadar
vaktim yok. Yalnızlık böyle bir şey. Senin için kimseler bir şey hazırlamaz ve
hâliyle hep bir şeyler eksik kalır. Varsa yersin, yoksa yok! Hazırlamış olduğun
şeyin tadı, tuzu, sıcaklığı ya da soğukluğu senin tekelinde. Hâl böyle olunca
da şikâyet edeceğin bir merci de yok. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sabah haber bültenlerini dinlememe
alışkanlığım çocukluğumdan. Mütemadiyen hep kötü haberlerle büyüdüğümden. Doksanlı yıllarda çocuk olanların psikolojileri
bozuksa bunun asıl sorumlusu haberlerdir. Düzenbaz
siyasetçiler, hortlayan terör belası, kapitalist düzen ve bunları biz halk&#8217;a sabah, öğlen, akşam aç ve tok karına sunan haberler.
Ah! Bir de objektif olabilselerdi. Ve bu durum halen geçerli ne yazık ki!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kıçıma buz mavisi blucin&#8217;imi geçirdikten
sonra iki gün önce yıkadığım tişörtümü çamaşırlıktan alıp üzerime giyiyorum.
Allahtan tişört ütü istemiyor. Ütü yapmaktan hiç hazzetmem de. Saate bakıyorum
07.10. İşçi isen ve kaçırma ihtimalinin bulunduğu bir servisin&nbsp; varsa saatin önemi bir kat daha artar. Evden
çıkmadan önce dişlerimi fırçalıyorum ve kapıyı iki kez kilitledikten sonra
asansörü beşinci kata çağırıyorum. Teknolojinin gözünü seveyim.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sokağa inince oturduğum daireye bakıyorum.
Uğurlayanım yok. &#8216;Annem diyorum, yaşasaydı mutlaka hayırlı işler diler,
arkamdan el sallardı.&#8217; Gözlerim bulutlanıyor. Böyle anlarda ağlamak yasak! Sonra el âlem ne der? </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Salonun camını açık unuttuğumu görüyorum.
Geriye dönemem. Hayat hep seçimler sunar bize. Bu da öyle bir durum.
Sınanıyorum. Hava kapalı. Ya eve dönüp yağma ihtimali yüksek yağmurdan salonun
bir kısmını korumalı ya da servisi kaçırmalı. Mantığım ağır basıyor. Ya da
servisi kaçırmayı göze alamıyorum. Yağmur yasarsa da yağacak, kısmet.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Durağa geliyorum. Yaşar her zamanki gibi
milleti gülmekten kırıp geçiriyor. Elimizde ne zaman delirdiğine dair herhangi bir done yok. Yalnız yüzde yetmiş beş
özrü olduğunu bildiren kapı gibi bir raporu var. Hoş, raporu olmayıp da cihana
hükmedenler de var ya, o da ayrı bir konu. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Yaşar,&#8221; diyor Hamdullah abi: </p>



<p>    &#8221;Yaşar sen de bizimle işe gelsene. Herkesten durmadan sigara da istemezsin  böylelikle. Günde 150 TL yevmiye. Akşam saat altıda da evde olursun.&#8221;</p>



<p>    &#8221;Ben çalışacak kadar delirmedim. 150 TL için sekiz saat koşturmaya, kafa patlatmaya değer mi? Hem ben gece bir rüya gördüm. Rüyamda He – Man olmuştum. Herkesi kurtardım, yardım isteyenlerin imdadına yetiştim. Yalnız elime kılıcı kim verdi onu hatırlayamıyorum. Bir de Titrek yoktu. Bizim muhtarın köpeği vardı yanımda: Çakır.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaşar durmadan başına ve şakaklarına masaj
yapıyor.&nbsp; Dayanamayıp soruyorum:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Hayırdır, başın mı ağrıyor?&#8221;</p>



<p>    &#8221;Dün yoldan geçen çocuğun birisi bir paket sarma sigara verdi. Gece ondan içtim başım ağrıdı. Az önce siz gelmeden de bir tane içtim yine başım çatlayacak gibi ağrıyor. Sigarayı bırakacağım bu gidişle.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki sabah da Yaşar&#8217;ın &#8221;Servis az önce
gitti, servisi kaçırdın. Geç kaldın,&#8221; demesiyle ticari taksi çağırıp da işe giden ve işe gittiğinde de aslında servisin henüz
durağa gelmediğini öğrenen Rıdvan
merhametine yenik düşüp Yaşar&#8217;dan tek dal sigara istiyor. Sigaradan iki fırt asılınca &#8221;Ot bu, basbaya ot sarmış eleman,&#8221; diyor. Yaşar&#8217;ın gece gördüğü
rüyaların sırrını çözmüş olmanın sevinciyle biniyoruz servise. Servisin kapısı
kapanırken Yaşar harika bir gerçeği hatırlatıyor bize:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Yarın cumartesi. Tatil, gelmezsiniz siz.
Pazartesi görüşürüz. Erken gelin.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Elde olanı tekrar bulmanın verdiği paha
biçilemez mutlulukla cam kenarına oturuyorum. Serviste yer önemli.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fabrikadayım. Disiplinin had safhada olduğu soğuk, itici ama bir o kadar da çağdaş bir işletmede&#8230; Benim nazarımda duygudan duyguya geçişin
icat olduğu yer. Saat 07.54. Kart basmak için
altı dakika vaktim var. Yol uzun, koşmaksa zahmetli. Koşuyorum. Sürekli ikinci sıradaki tercihleri tercih etmekten nefret ederek&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Neyse ki zamanında yetişiyorum. Bir haltı becermiş
olmanın verdiği eşsiz mutluluk. Kimsenin umurunda bile olmayan ama beni mutlu
eden aptalca bir meşgale. Dünyada kart basmak kadar gereksiz bir şey daha
varsa, o da kart basmaktır!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çalıştığım kısımdayım. İnsanları bölük
pörçük böldükleri yer şu fabrika denilen mekânlar. Kafamın hiç uymadığı
insanlarla da bir arada olabilirdim ve yalnızca aynı hizmet uğruna mücadele
ettiğimiz için ortak hareket etmek zorunda da kalabilirdim. Neyse ki durum o
kadar da kötü değil. İş ortamı önemli.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Funda güleç yüzüyle &#8221;Günaydın,&#8221; diyor.
Güzel kadınlara kayıtsız kalmak imkansız. Sırasıyla herkese kafa selamı
veriyorum. Emel en arka sandalyeye oturmuş, yine mutsuz. Bir kadının pazartesi
günü muhteşem görünmesine tanıklık edip cuma günü bir ucubeye dönüştüğünü
görmek herkese nasip olmaz. Pazar günü saçına çektirdiği fön, pazartesi sabahı
yaptığı makyaj, sürdüğü rimel, yanaklarına tadında mahcubiyet verdirten allık
ve koklandığında tamamen afrodizyak etkisi uyandıran muhteşem ve kadınsı parfüm kokusu&#8230; Cuma ise tam zıttı.
Kadınlar esrarengiz varlıklar. Kadınlar, tersine işleyen mekanizmalar ordusu&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşime odaklanınca zaman nasıl da hızlı
geçiyor. Öğle yemeği vaktinin geldiğini Suat&#8217;tan öğreniyorum. Öğle yemeği demek
tabldot sırası demek. İşçi kesiminin olmazsa olmazlarından&#8230; İştahım yok ve keşkülü Bayram Usta&#8217;ya veriyorum. Paylaşmak güzeldir!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öğle paydosu gençlik çağlarım gibi hızla
tükeniyor. Saat 13.40 ilk uyarı borusu çalıyor. Robotlaştırılmışız. Kalk, yavaş yavaş çalıştığın atölyeye doğru yürü
ikazı. Hüseyin&#8217;le son
cümlelerimizi toparlamaya çalışırken ikinci ve son
uyarı borusu. Saat: 13.45. Ayrılıyoruz. İkimizde de
atölyelerimize vaktinde yetişememe endişesi. Hızlı adımlarla yürüyoruz.
Fabrikalar; korku imparatorlukları!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Günlerden cuma olması münasebetiyle
temizlik günü. Nuri her zamanki gibi işin kolayına kaçmış. Çöpleri topluyor. Asiye
göstermelik toz alma telaşında. Süpürge Nazım&#8217;ın elinde.&nbsp;
Yerleri paspaslamak işi de bana kalmış haliyle. İş bölümü şart!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Temizlik bitiyor. Biten işleri bilgisayara
kaydediyoruz. Çay molasına on dakika var. Kafamda kendimce pazartesi gününün iş
planını yapıyorum. Sürprizlere açığım. Aynı yerde uzun süre çalışmak çok şey
öğretiyor insana. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Göz açıp kapayıncaya kadar çay paydosu bitiyor. Tutanakların
bilgisayara kaydedilmesi
işlemi akşam mesai bitimine kadar sürüyor. Paydos
borusu iki gün dinlenmek şartıyla tekrar çalıyor. Saat:
17.30. Kart basıyoruz. Harç bitti, yapı paydos!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ağır ağır yürüyorum. Akın akın bir insan
seli. Kalabalık işyerlerinde çalışanlar bilirler. Her akşam kıyametin provası
yapılır kart basma alanları ve servis güzergâhı arasında.&nbsp;
Oradan oraya hızlı adımlarla amaçsızca koşturan enteresan insan
topluluğu&#8230; Ardından,&nbsp; herkes servisine
bindiği vakit tam bir huzurevi
sakinliği çöker ortama. Fabrika
ve otopark alanı adeta yaya trafiğine kapatılmışçasına bomboştur. Resmen terk edilmiş bir kasaba
görüntüsü. Bir tek, boş alanın orta yerinden yuvarlanan bir diken topu
eksiktir. Fabrika; tezatlığın anavatanı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yine bir rutini maziye gömerek ve fitneci
bir grubu arkamda bırakarak zor da olsa
servisler bölgesine ulaşıyorum. Mahşerî kalabalığı yararak servise binmenin huzuru içerisindeyim. Rıza abi de yanıma gelip oturuyor. Her gün yapılan
şeyler bir gün bile tekrarlanmazsa eksiklikleri hissedilir. Rıza abinin düzene
küfretmemesi dikkatimden kaçmıyor: </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Ne o? Yorgunsun galiba Rıza abi ya da
&#8216;etliye sütlüye karışmayım da&nbsp; başım ağrımasın&#8217; modundasın. Sen de başkalaşanlardan oldun artık, desene. Oysa;
&#8216;Sen yanmazsan, ben yazmazsam, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?&#8217;
Suyun başını tutanları gıdıklamalıyız abi, hiç değilse küfrederek söndürmeliyiz içimizdeki yangını.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Şurada emekliliğime kalmış dört ay. Biz
zamanında mücadelemizi verdik oğlum, sıra sizde. Artık bu düzensizliğe sizler
başkaldıracak, sizler küfredeceksiniz. Durağa geldiğinde beni uyandırmadan
inersen küfür nasıl edilirmiş esas o zaman görürsün. Hadi, şimdi kafa ütüleme
de biraz uyuyayım, yorgunum.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rıza abinin benden önce dünyaya gelmiş
olduğu için emekli olacağını sindirmekle meşgulüm. Kafamı cama dayayıp
bilinçsizce dışarıya bakıyorum. Böyle durumlarda küfretmek kasıtlı olarak yaptığım bir şey değil!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Durağa yaklaşırken Rıza abiyi uyandırıyorum. Bu
durumdan ziyadesiyle hoşnutum. En azından uykusunu
bari bölebiliyorum. Fazlası gelmiyor elimden. İyi adamlar kötü yerlerden hiç
ayrılmamalılar. Emeklilik için söylenecek en baba laf bu bence.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Yağmur şiddetini artırıyor. Servisten iner inmez Rıza
abiyle birbirimize &#8216;iyi tatiller&#8217; dileklerimizi dileyip koşar adım evlerimizin
yolunu tutuyoruz. Evin önündeyim. Gözüm salonun açık olan penceresinde.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nihayet brüt doksan dört net seksen beş
metrekare olan evimin kapısındayım. Her zaman net olmakta fayda var. Evim, kutu
kadar! Kapımı korkunç ve öldürücü yalnızlığa aralamak için anahtarı kapı
deliğine sokup kapımı kilitlerin esaretinden kurtarıyorum. Tak, tak! </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kapımı sessizliğe doğru aralarken yine en
beterinden bir kasvet bunaltıyor içimi. Hasar tespiti yapmak maksadıyla
istemsiz salona doğru yürüyor ayaklarım. Laminant parkenin üzerinde küçük çaplı
bir gölet oluşmuş. Üzerinde de birkaç önemsiz fatura yüzüyor. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Banyodan temizlik setini kaptığım gibi
suyu temizliyorum. Mopla da bir güzel kuruluyorum ki ıslaklıktan eser kalmasın.
</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İçim kıyılmaya başlar gibi olduğundan mutfağa giriyorum. Sabahki kahvaltıdan geriye ne
kaldıysa dağınıklık olarak duruyor. Daha da acısı akşam yemeği için
yiyebileceğim tek lokma yok. Ve en acısı yine her
akşamki gibi yapayalnızım. Saate bakıyorum 18.48. Karşımda şehrin ışıltılı caddeleri, sokakları, evleri&#8230; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tencereye
makarna suyu koyuyorum. Masaya bir parça ekmek, tuz ve çoban salatası. Ve tek bardak. Yalnızlığımı da saymazsak bir başımayım. Canım ölmek dışında
hiçbir şey istemiyor. Mutsuz ve ağlamaklıyım. İsyan bayrağım asi bir marşla
çekiliyor göndere. Benimki de hayat. Kedere bak!&nbsp;&nbsp; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/">Kedere Bak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19366</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşıyorsun Hepsi Bu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasiyorsun-hepsi-bu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasiyorsun-hepsi-bu/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Feb 2020 04:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Feyza Özel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19328</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlar girecek Hayatına Ve çıkacaklar Unutma bunu Yaşıyorsun Hepsi bu. Tarifi zor Bu duygunun Anlatamazsın nasıl Kaybolduğunu Fakat yaşıyorsun Ve hepsi, bu. Tanrı Maviye boyamış yüzünü Ellerinde puslu çıkmazlar Havanda yosun ve tuz kokusu Yaşıyorsun, kızım Hepsi bu. Toz olan sensin Yıldızın barışmadı Hiç küsmemiş Sen hiç ölmemişsin Kapat gözlerini İçin, Yük dolu Yaşıyorsun Hepsi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasiyorsun-hepsi-bu/">Yaşıyorsun Hepsi Bu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanlar girecek </p>



<p>Hayatına </p>



<p>Ve çıkacaklar</p>



<p>Unutma bunu</p>



<p>Yaşıyorsun</p>



<p>Hepsi bu.</p>



<p>Tarifi zor </p>



<p>Bu duygunun </p>



<p>Anlatamazsın nasıl </p>



<p>Kaybolduğunu</p>



<p>Fakat yaşıyorsun </p>



<p>Ve hepsi, bu.</p>



<p>Tanrı</p>



<p>Maviye boyamış yüzünü</p>



<p>Ellerinde puslu çıkmazlar </p>



<p>Havanda yosun ve tuz kokusu</p>



<p>Yaşıyorsun, kızım</p>



<p>Hepsi bu.</p>



<p>Toz olan sensin </p>



<p>Yıldızın barışmadı </p>



<p>Hiç küsmemiş</p>



<p>Sen hiç ölmemişsin </p>



<p>Kapat gözlerini </p>



<p>İçin,</p>



<p>Yük dolu </p>



<p>Yaşıyorsun </p>



<p>Hepsi bu.</p>



<p>Sar geceye türküleri </p>



<p>Suları kabarsın denizin</p>



<p>Söyledikçe</p>



<p>Gözlerine yeni dünyalar ekledikçe</p>



<p>Feraha çıkacaksın </p>



<p>Yürü yolunu </p>



<p>Ve unutma </p>



<p>Yaşıyorsun </p>



<p>Hepsi bu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasiyorsun-hepsi-bu/">Yaşıyorsun Hepsi Bu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasiyorsun-hepsi-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19328</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gorgon Dergisi’nin 10. Sayısı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-10-sayisi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-10-sayisi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Feb 2020 04:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19318</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlk sayısını 15 Kasım 2017 tarihinde yayımladığımız dergimizin onuncu sayısında sizlerle buluşmak bizim için büyük bir keyif! Dergimiz, gündelik hayat içinde sığınabildiğimiz ve kendimizi ifade edebildiğimiz bir mecra olmanın yanında büyüyen bir ekip olarak Gorgon Dergisi bir dergiden fazlası; Gorgon Akademi oldu. Birlikte öğrendiğimiz bir yer. Umarız siz de bunu hissedersiniz&#8230; Bu sayımızda, uzun zamandır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-10-sayisi-cikti/">Gorgon Dergisi’nin 10. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İlk sayısını 15 Kasım 2017 tarihinde yayımladığımız dergimizin
onuncu sayısında sizlerle buluşmak bizim için büyük bir keyif!</p>



<p>Dergimiz, gündelik hayat içinde sığınabildiğimiz ve kendimizi
ifade edebildiğimiz bir mecra olmanın yanında büyüyen bir ekip olarak Gorgon
Dergisi bir dergiden fazlası; Gorgon Akademi oldu. Birlikte öğrendiğimiz bir
yer. Umarız siz de bunu hissedersiniz&#8230;</p>



<p>Bu sayımızda, uzun zamandır sürdürdüğümüz <em>“Konuk Yazar” </em>bölümümüz
kaldığı yerden devam ediyor&#8230;&nbsp; Paris
Araştırma Üniversitesi Tarih ve Dil Bilimleri bölümü hocalarında Dr. William
Van Andringa “Antik Kutsal Mekânların Arkeolojisi” yazısı ile bize konuk oldu.
Yazısını bizimle paylaşıp çevirmemize izin veren değerli hocamıza teşekkür
ederiz. </p>



<p><em>“İnsanlık Tarihi”</em> bölümünde
iki yazımız var. Gizemini her zaman koruyan Mezopotamya coğrafyası ile yine
aynı derecede gizemli olan ölüm kavramını bir araya getiren bir yazıya; Kübra
Karaköz’ün “Mezopotamya’nın Ölüler Diyarı Mitosları” yazısına yer verdik. Bu
bölümü Hüseyin Hakan Gazioğlu’nun “Geç Antik Dönemde Roma Ordusu ve
Barbarlaşma” yazısıyla devam ettirdik. </p>



<p><em>“Araştırma”</em> bölümünde sosyoloji
alanına değinelim istedik. Martı Esin Şemin “Tarihsel Gelişimi ve Herbert
Blumer’ın Yöntemi Bağlamında Sembolik Etkileşimcilik Kuramı” yazısı ile bizi
aydınlattı.</p>



<p><em>“Kültür”</em> bölümüne geldiğimizde ilk
olarak Utku Baran Ertan güzel bir inceleme ile; “Mandalorian: Bir Star Wars
Western’i” yazısıyla karşınıza çıkıyor. İkinci olarak dergimizin kurulduğu
günden bu yana devam eden Bilimkurgu serimiz “İşgal” ile yeniden devam ettik.
Son olarak ise bir önceki sayılarımızda da yaptığımız söyleşilere yenisi
ekledik. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr.
Kadir Pektaş başkanlığında yürütülen “Beçin Kalesi Kazısı” üzerine bir söyleşi
yaptık. Kendisine bu keyifli söyleşi için şükranlarımızı sunuyoruz.</p>



<p>Öncelikle
bu sayıda yer alan tüm yazarlarımıza, bu sayıda emeği geçen çok değerli yayın
kurulu üyelerimize ve kurulduğumuz günden bu yana bizi yalnız bırakmayan, bizi
okuyan ve bize yazarak mutlu eden tüm Gorgonlara teşekkür ediyoruz.</p>



<p>İnternet sitesinden de
aktif olarak yayın hayatını sürdüren Gorgon Dergisi&#8217;nin bu sayısının yazı
başlıkları şu şekildedir:</p>



<ol><li>Antik Kutsal Mekanların Arkeolojisi &#8211;
William Van Andringa &#8211; Çeviri Arman Tekin &nbsp;</li><li>Mezopotamya&#8217;nın Ölüler Diyarı Mitosları
&#8211; Kübra Karaköz </li><li>Geç Antik Dönemde Roma Ordusu ve
Barbarlaşma &#8211; Hüseyin Hakan Gazioğlu </li><li>Tarihsel Gelişimi ve Yöntemi Bağlamında
Sembolik Etkileşimcilik Kuramı &#8211; Martı Esin Şemin </li><li>Mandalorian Bir Star Wars Western’i &#8211;
Utku Baran Ertan </li><li>İşgal VI &#8211; Drake T. Wolfgang </li><li>Beçin Kalesi Kazısı Üzerine Söyleşi &#8211; Prof.
Dr. Kadir Pektaş – Martı Esin Şemin</li></ol>



<p>Keyifli okumalar
dileriz</p>



<p>GORGON DERGİSİ</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="" alt=""/></figure>



<figure class="wp-block-embed"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="qaqEZgo8pL"><a href="https://gorgondergisi.com/"></a></blockquote><iframe title="&#8220;&#8221; &#8212; " class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" style="position: absolute; clip: rect(1px, 1px, 1px, 1px);" src="https://gorgondergisi.com/embed/#?secret=qaqEZgo8pL" data-secret="qaqEZgo8pL" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe>
</div></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-10-sayisi-cikti/">Gorgon Dergisi’nin 10. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-10-sayisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19318</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarı Florya</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-florya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-florya/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Feb 2020 04:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19323</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Sarı Floryam” derdi annesi, Floryaya benzerdi sesi. Cıvıl cıvıldı ötüşü, Bahar kokardı gülüşü. Paşalar beslerdi floryayı, Padişahlar severdi bir ayrı. Serpildikçe güzelleşti, Florya, daha da özelleşti. Zamanla uçmaya heveslendi, Yükseldikçe yükseldi. Ne kadar çıktıysa göğe O kadar çakıldı yere. Burnu sızladı çakılınca, Kanadı da kırılınca, Kavrulunca yüreği, Tutmaz oldu dileği. Annesi aldı kanatlarına, Merhem oldu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-florya/">Sarı Florya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Sarı Floryam” derdi annesi,</p>



<p>Floryaya benzerdi sesi.</p>



<p>Cıvıl cıvıldı ötüşü,</p>



<p>Bahar kokardı gülüşü.</p>



<p>Paşalar beslerdi floryayı,</p>



<p>Padişahlar severdi bir ayrı.</p>



<p>Serpildikçe güzelleşti,</p>



<p>Florya, daha da özelleşti.</p>



<p>Zamanla uçmaya heveslendi,</p>



<p>Yükseldikçe yükseldi.</p>



<p>Ne kadar çıktıysa göğe</p>



<p>O kadar çakıldı yere.</p>



<p>Burnu sızladı çakılınca,</p>



<p>Kanadı da kırılınca,</p>



<p>Kavrulunca yüreği,</p>



<p>Tutmaz oldu dileği.</p>



<p>Annesi aldı kanatlarına,</p>



<p>Merhem oldu yaralarına.</p>



<p>Sevgi yumağını ördüler,</p>



<p>Mutluluğunu gördüler.</p>



<p>Gelmek için gitmeyi,</p>



<p>Bulmak için yitmeyi,</p>



<p>Yaşamak için ölmeyi</p>



<p>Florya da öğrendi.</p>



<p>Belki de bu yüzden grisi olmadı.</p>



<p>Ya siyahtır ya beyaz,</p>



<p>Ya sıcaktır ya ayaz!</p>



<p>Belki de bu yüzden aşk baharda
kalmalı.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-florya/">Sarı Florya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-florya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19323</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yanlış Tercih</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Feb 2020 04:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19299</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sıradan bir semtin, sıradan ailelerinin, sıradan çocuklarıydık. Tahsin hariç&#8230; Tahsinler, mahallemizde yapımı tamamlanmış tribleks villalara taşınan ilk aileydi. &#160;&#160;&#160; İki yıl, sekiz mevsim boyunca, bir zamanlar top koşturduğumuz, haylazlık yaptığımız boş araziye, yan yana bir sürü ev diktiler. İnşaatların kabası bitince saklambaç bile oynadık içlerinde. Kocaman bir site inşa edildi bir zamanların çorak arsasına. Nüfusu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/">Yanlış Tercih</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sıradan bir
semtin, sıradan ailelerinin, sıradan çocuklarıydık. Tahsin hariç&#8230; Tahsinler, mahallemizde yapımı tamamlanmış tribleks villalara taşınan ilk aileydi. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki yıl, sekiz mevsim boyunca, bir zamanlar
top koşturduğumuz, haylazlık yaptığımız boş araziye, yan yana bir sürü ev
diktiler. İnşaatların kabası bitince saklambaç bile oynadık içlerinde. Kocaman
bir site inşa edildi bir zamanların çorak arsasına. Nüfusu beş yüzü geçmeyen
küçücük mahallemize beş yüz hane daha taşınacaktı, aynı anda. Bunun heyecanı
bile yetiyordu bize. Ben de, &#8216;kim bilir ne güzel sarışın kızlar taşınırlar
buralara&#8217; diyerek az dolanmadım ortalıklarda.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çok geçmeden ardı ardına bir sürü kişi
taşındı siteye. Sitenin bulunduğu bölge taşranın kenarına konuşlanmış ihtişamlı
bir Amerikan Mahallesi gibi duruyordu. Gece olunca ışıl&nbsp; ışıldı evler. Yaz akşamları villaların
bahçelerinde barbeküler yanıyor, bahçe salıncaklarında zengin piçleri
sallanıyorlardı. Kendi mahallende &#8221;zenci&#8221; muamelesi görmek rezil bir durum.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Site sakinleri ile aramızda sosyal ve
ekonomik şartlar bakımından uçurum olduğundan tez zamanda kaynaşamadık
kimseyle. Onlar, bizim oynadığımız parka gelmiyor, bizim kendi çapımızda
yaptığımız pikniklere katılmıyor, bizimle bisiklete binmiyorlardı. Keza biz de
onların paten yaptığı, basketbol oynadığı, köpek gezdirdiği alanlara
giremiyorduk. Aramızda çok büyük bir fark vardı. Onlar, istemedikleri için
gelmiyorlardı biz ise; istenmediğimiz için gidemiyorduk. Para öyle lanet bir
şey ki; şayet paranız varsa her halukârda tercih hakkı sizin
insiyatifinizde.&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Yüzlerce site sakini arasından yalnızca Tahsin arkadaş
oldu bizimle. Diğer zengin çocuklarına hiç benzemiyordu Tahsin. Ukala, şımarık,
megaloman birisi değildi. Yaşından çok daha olgun, aklı başında bir çocuktu.
Biz de hiç kullanmaya kalkmadık onu. Marketten ortak kola, bisküvi, dondurma ya da çekirdek alınacaksa herkes ne verdiyse
Tahsin&#8217;den de onu aldık. Belki o da bu yüzden sevdi bizi. Onu söğüşlemeye
kalkmadığımız ya da
tam zıttı ona ekstra bir muamele yapmadığımız için&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Bizimle aynı okulda okumayı çok istediyse de babası
devlet okulu olduğu için Tahsin&#8217;i bizim okulumuza
yollamadı. Kolejde okuttu onu. Her sabah özel bir araba ile koleje gidiyor, aynı
araba ile de geri dönüyordu Tahsin. Babası organize sanayide iki tane fabrikası
olan çok varlıklı bir adamdı. Hatta, sonradan öğrendiğime göre bizim sokaktan
iki kişi de Tahsinlerin fabrikasında çalışıyordu. Durumları son derece iyiydi
Tahsinlerin. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Ama Tahsin onca zenginliklerine rağmen bir kez olsun
bizi hor görmedi. Çok sağlam bir çocuktu. Bir
keresinde Tahsin&#8217;in giydiği bir tişört çok hoşuma gitmiş ve bunu da Tahsin&#8217;e açıkça söylemiştim. Tahsin hiç tereddüt etmeden tişörtünü çıkarıp bana
verdi. Tabii ben de
ona&#8230; Parkta değişmiştik tişörtlerimizi. Ertesi gün
benim tişörtümü sitenin dikenli tellerinde asılı olarak görmek beni çok üzse
de, bunu Tahsin&#8217;in yapmayacağını, tişörtü babasının oraya attığını çok iyi
bildiğimden Tahsin&#8217;e bunu hiç söylemedim. O da hiç bahsetmedi bu konudan.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin&#8217;i tanıdıkça handikaplarını da öğreniyordum. Örneğin; Tahsin son derece aklı başında, mantıklı ve efendi
bir çocuk olmasına karşın hiçbir konuda söz sahibi değildi. Yiyip içmesinden
giydiği kıyafetlere kadar her şeyini babası belirliyordu. Hayali iyi bir
gazeteci olmak olsa da babasının zoruyla tıp okudu. Böylelikle babasına karşı hayatının en büyük tavizlerinden birisini verdi. Orta ölçekli
bir devlet hastanesinde çalışmak isterken yine babasının isteğiyle özel bir hastanede işe başladı. Başarısıyla da kısa sürede başhekim yardımcılığına kadar yükseldi. Fakat bunda
babasının en ufak bir katkısı yoktu. Çünkü Tahsin gerçekten çok zeki bir
çocuktu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Otuzlu yaşların ortalarında muhasebeci
bir kızı sevse de babası bu aşka karşı çıktı. Tahsin çok direndi ama bir türlü
babasının inadını kıramadı. Kız bakmış olmayacak, beş altı ay sonra bir esnafla evlenmiş. Tahsin&#8217;den duydum.
Tahsin rüştünü ispatlamış harika bir hekim olsa da babasının boyunduruğundan
kurtulamamak onu günden güne yalnızlığa itti. Bunalıma girdi bir dönem.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Annesi, başka bir aşk Tahsin&#8217;i kendine
getirir düşüncesiyle avukat bir kızla tanıştırdı Tahsin&#8217;i. Tahsin&#8217;e iyi geldi
kız. Epey bir flört döneminden sonra nişanlanmaya karar verdikleri esnada kızın daha önce nişan attığını öğrendi Tahsin. Ama bunu hiç
umursamadı. Çünkü gerçekten kızı çok seviyordu. Fakat kız Tahsin&#8217;in babasından
veto yedi. Ailemize layık değil diyerek sert bir dille bu işin olmayacağını
dile getirdi Faruk Bey.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Tahsin yine içine kapandı, psikoloji haplarında aradı
çareyi. Hekimliği keyfekeder yapıyor, hastaneye kafasına göre gidiyordu.
Sancılı dönemi kısa sürede atlatması için kendisini çok arasam da telefonlarımı hiç açmadı. Bir akşam eve dönerken denk
geldim Tahsin&#8217;e.&nbsp; Benzi iyice sararmış,
çok zayıflamıştı. Gözlerinin altında mor halkalar belirmişti. &#8221;Biraz oturalım
mı Tahsin?&#8221; dedim, kırmadı, oturduk. &#8221;Nasılsın, nerelerdesin, neler yapıyorsun,
kaç
defa aradım seni bir kez olsun açmadın telefonlarımı,&#8221;
diyerek sitem ettim kendisine. Ama Tahsin&#8217;in konuşacak takati yoktu, çok bitkin
görünüyordu. &#8221;Nasıl olayım, nasıl olduğum her hâlimden belli değil mi?&#8221; deyince, sustum. Haklıydı Tahsin. Nasıl
olduğunu anlamak için kain olmaya gerek yoktu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Tahsin&#8217;le çok
şey konuşmak istesem de hiç bir şey konuşamamanın derin acısını yaşadım bir süre. Sonra Tahsin &#8221;Ben evleniyorum, hem de hiç sevmediğim,
istemediğim birisiyle,&#8221; dedi, buruk bir sesle. Boğazımı temizleyip &#8221;İyi de
nasıl Tahsin, nasıl istemediğin birisiyle ya? Hangi devirde yaşıyoruz? Sen Doğu&#8217;daki,
Güneydoğu&#8217;daki gencecik kızlarımızın yaşadığı kaderi mi yaşayacaksın yani? Hem
de doktorken, bu kadar varlıklıyken,&#8221; dedim Tahsin&#8217;e. Tahsin durumdan o kadar
umutsuzdu ki &#8221;Babamı tanımıyormuş gibi konuşma. İstemesem ne değişecek ki sanki?&#8221; dedi
ve öfkeyle kalktı masadan. Durumu hiç iyi değildi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gerçekten de bir ay sonra babasının dediği
kızla evlendi Tahsin. Düğün gecesi sanki kendi düğününde değil de cenaze
evindeymiş gibi bir hâli vardı. Tahsin&#8217;in o hâlini görünce Faruk Bey&#8217;i boğasım
geldi. Ne kadar bencil ve düşüncesiz bir adam bu Faruk Bey diye söylendim
durdum o gece. Düşüncesizdi çünkü, göz göre göre biricik oğlunu mutsuzluğa
itiyordu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin&#8217;i düğünden sonra sadece bir kez
gördüm. O da son görüşüm oldu zaten. Kısacık konuşabildik kendisiyle. Yalnızca
&#8221;Çok mutsuzum,&#8221; demekle yetindi. &#8221;Bir yerlerde oturup konuşalım mı, hem sen
de kafanı dağıtırsın biraz,&#8221; dedimse de artık çok geç mahiyetinde gülümsedi.
Yıllardır tanıdığım Tahsin&#8217;in yüzünde ilk kez ukala bir gülümseme sezinledim. O
an, Tahsin&#8217;in eski Tahsin olmadığını, gerçekten belki de artık her şey için çok
geç olduğunu gayet iyi anladım.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin&#8217;le o kısacık konuşmamızdan üç gün
sonra Tahsin&#8217;in ölüm haberini aldım. İki kutu hap içip intihar etmiş. Başsağlığı dilemek için annesini ziyarete gittiğimde
hıçkıra hıçkıra
ağlıyordu kadıncağız. Faruk Bey, iş adamlığına yakışır
biçimde son derece vakur bir duruş sergiliyor,
taziyeleri kabul ediyordu. Annesinin elini tutup &#8221;Başınız sağolsun Nevin
teyzeciğim, bir ihtiyacınız olursa sabahın körü de olsa,&nbsp; gecenin bir yarısı da olsa hiç çekinmeden arayabilirsiniz. Unutmayın, ben de sizin oğlunuz sayılırım,&#8221; dedim.
Nevin teyze ellerimin
içinden ellerini sıyırıp, ellerimi avuçlarının içine
alarak sımsıkı tuttu ve: &#8221;Biliyor musun, Tahsin hayatı boyunca ilk defa kendi
başına, kendi hür iradesiyle bir tercih yaptı, o da yanlış bir tercih oldu.
Evlatçığım öldü! Sen ileride evlenirsen ve çocuğun olursa sakın
ola ki çocuğuna baskı yapma. Bırak tercihlerini kendisi yapsın, kararlarını
kendisi versin. Madem, &#8216;ben de sizin oğlunuz sayılırım&#8217; diyorsun, sana tavsiyem
budur oğlum. Eğer aksini yaparsan sana hakkımı helâl etmem, bilesin,&#8221; dedi.
Kendimi daha fazla tutamadım, ben de Nevin teyzeye uyup hıçkıra hıçkıra
ağlamaya başladım. Ağlarken tekrarladığım tek bir cümle vardı: &#8221;Söz Nevin
teyze. Söz, söz, söz&#8230; Sana söz veriyorum ben Faruk Bey gibi bir baba
olmayacağım!&#8221; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/">Yanlış Tercih</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19299</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnfial</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/infial/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/infial/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Feb 2020 04:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Akın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19296</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kulaklarımın en büyük küpesi, Hangi piyasadadır? Tezgahında izdüşümü; Gözümde düşürümlü miktarıdır. Şu âhir ömürde, Gözü aç ibre, Boynumda… Anka kuşu göremeyişim, Rüyalarımda; Kanatlarımın takılmayışıyla bâkir. Ölçülerim elbisemde değilken, Baştan aşağı, Kesitlerim belli. Canım soluğumda; Elleri kesik bir terzi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/infial/">İnfial</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kulaklarımın
en büyük küpesi,</p>



<p>Hangi
piyasadadır?</p>



<p>Tezgahında
izdüşümü;</p>



<p>Gözümde
düşürümlü miktarıdır.</p>



<p>Şu âhir
ömürde,</p>



<p>Gözü aç
ibre,</p>



<p>Boynumda…</p>



<p>Anka kuşu
göremeyişim,</p>



<p>Rüyalarımda;</p>



<p>Kanatlarımın
takılmayışıyla bâkir.</p>



<p>Ölçülerim
elbisemde değilken,</p>



<p>Baştan
aşağı,</p>



<p>Kesitlerim
belli.</p>



<p>Canım
soluğumda;</p>



<p>Elleri kesik
bir terzi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/infial/">İnfial</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/infial/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19296</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İyi ki Var mısın?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iyi-ki-var-misin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iyi-ki-var-misin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Feb 2020 04:52:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19293</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir zamanlar bir yerlerde unutulmuş insanlık Sen, bulmak için geldin&#8230; Üşümüş elleri ve yüreği, anasız babasız bir yavrucağın Sen o elleri tutmak, ısıtmak için geldin&#8230; Nefes alıp veren her canlı için yaratılmış bu âlem Sen, her canlıya saygı duymak için geldin&#8230; Canı yok deme tahtanın, toprağın, taşın Sen cansız görünene can olmak için geldin&#8230; Yaralanmış [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-ki-var-misin/">İyi ki Var mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir zamanlar bir yerlerde unutulmuş
insanlık</p>



<p>Sen, bulmak için geldin&#8230;</p>



<p>Üşümüş elleri ve yüreği, anasız babasız
bir yavrucağın</p>



<p>Sen o elleri tutmak, ısıtmak için
geldin&#8230;</p>



<p>Nefes alıp veren her canlı için
yaratılmış bu âlem</p>



<p>Sen, her canlıya saygı duymak için
geldin&#8230;</p>



<p>Canı yok deme tahtanın, toprağın, taşın </p>



<p>Sen cansız görünene can olmak için
geldin&#8230;</p>



<p>Yaralanmış bir kuş, yaparken yuvasını
büyük gayretle</p>



<p>Sen, o yuvayı yapmak, o kanadı sarmak
için geldin&#8230;</p>



<p>Bir tarafta şatafat, diğer taraf virâne,
iki yüzlü bir dünya</p>



<p>Sen, bu dengesiz dünyaya denge kurmak
için geldin&#8230;</p>



<p>Hiç bilmediğin, gitmediğin bir yerde
zulüm görmüş çocuklar</p>



<p>Sen duydun ve zulme son vermek için
geldin&#8230;</p>



<p>Haddini fena aşmış bazıları, uçar halde
yaşamaktalar</p>



<p>Sen haddin her şeyden mühim olduğunu
anlatmak için geldin&#8230;</p>



<p>Kopmuş çeyrek kıyamet, ana baba yar
yaren unutulmuş</p>



<p>Sen unutulmuş değerleri yeniden
şahlandırmak için geldin&#8230;</p>



<p>Vatanın dört yanını sarmış hainler,
pusuda beklemekteler</p>



<p>Sen her koşulda vatanperver olmak için
geldin&#8230;</p>



<p>Ne düşündüğünü, ne istediğini dahi
unutmuş gençlik</p>



<p>Sen küçümsemek, dışlamak için değil,
sımsıkı sarmak için geldin&#8230;<br />
<br />
</p>



<p>Kalemini, ruhunu satmış olanlar sinsi
manşetler atmakta</p>



<p>Sen onuru, iffeti, adaleti ayakta tutmak
için geldin&#8230;</p>



<p>Ne yalancısı biter şu fani dünyanın, ne
de karanlık yüzleri</p>



<p>Sen aydınlığın erdemle mümkün
olabileceğini kanıtlamak için geldin&#8230;<br />
<br />
</p>



<p>Gelenlerin hepsi bir gün gittiler,
kimseye kalmadı bu âlem</p>



<p>Sen gidene değin kaldığın vakitleri mana
ile yaşamak için geldin&#8230;</p>



<p>Unutma kendini seni anlatmayan, seni
aldatan bir yerlerde</p>



<p>Çünkü sen umutsun, umutsuzluğu kırmak
için geldin&#8230;</p>



<p>İyi ki var mısın?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-ki-var-misin/">İyi ki Var mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iyi-ki-var-misin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19293</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Apartmanı (1. Bölüm)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 13:10:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19284</guid>
				<description><![CDATA[<p>Evin kapısını açar açmaz Hakan abi karşım da belirdi sinirliydi, tüm gece benim eve gelmemi beklemiş… &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; ‘Sen ne yaptın söyle bir bana bakayım ne bok yedin dün gece?’. ‘Sordum abi.’ dedim. ‘Beni neden sevmedin?’ diye sordum… Hakan abi öfkesinden deliye dönmüştü&#8230; Başladı söylenmeye. ‘İyi bok yedin! Ben sana dedim ama dimi? O kızla olmaz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/">Sevgi Apartmanı (1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Evin kapısını açar açmaz Hakan abi karşım da
belirdi sinirliydi, tüm gece benim eve gelmemi beklemiş… &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>‘Sen ne yaptın söyle bir bana bakayım ne bok yedin
dün gece?’. ‘Sordum abi.’ dedim. ‘Beni neden sevmedin?’ diye sordum… Hakan abi
öfkesinden deliye dönmüştü&#8230; Başladı söylenmeye. ‘İyi bok yedin! Ben sana
dedim ama dimi? O kızla olmaz diye’ … Sakinleşti … Sabaha kadar ‘Sormasın bu
soruyu’ diye.Tanrıya dua ettiğim o soruyu sordu…‘Peki, o sana ne söyledi ?’ .</p>



<p>Sustum… Adran’ da susmuştu zaten cevap verememişti o
gece; Kaldığı apartmanın önün de elleri, ellerimi tutarken gözleri gözlerimden
kaçarken… Hem zaten birine ‘Beni neden sevmedin?’ diye soru sorulmaz ki… Bu
bildiğin bir intihar… Al şu silahı kafama sık… Demenin başka bir yolu.
Sevememiş yani ‘Sebebini neden sorguluyorsun ki?’&nbsp; Bana güvenemedi belki de…</p>



<p>Çünkü benim param yoktu, babamın da parası yoktu. Üniversite
okuyordum ve yazmak dışında hiçbir yeteneğim yoktu&#8230; Sahip olduğum her şeyin
bedelini çalışarak ödüyordum… ‘Kim ne yapsın beni?’. Sevgili olsak ne olacak? ‘O’nun
istediği bir Pazar kahvaltısını ben başkasına kahvaltı servisi yaparken
karşılayabilirim anca… </p>



<p>Tüm bunları kafamın içinde sorgularken Hakan abi
cebinde ki ‘Camel ’i çıkardı ve bana uzattı&#8230; ‘Tamam, lan tamam olan oldu: Siktir
edeceksin hem sana kız mı yok? Gençsin, okul okuyorsun, sigortalı bir işin var
yakışıklısın. Çıkar elbet biri karşına al yak şunu.’ Dedi&#8230; </p>



<p>Gözaltlarım uykusuzluktan mosmor ellerim aşırı
alkolden sonra zangır zangır titriyordu. Hiçbir şey demeden sigarayı aldım
yaktım. Oturma odasına geçtik, Hakan abi oturmadan önce dolabı açtı birer tane
bira aldı. Karşılıklı oturduk…</p>



<p>Hakan abi elindeki biralardan birini oturduğu
tekli, koltuğun önündeki sehpaya, diğerini bana uzattı. ‘Al iç şunu kendine gel
Bülent!’ dedi. Uzattığı birayı aldım kafama diktim. Oturduğum koltuğun köşesine
koydum Hakan abiye döndüm… ‘Hakan abi bu hayat neden böyle, eneden benim
kazanmam gereken savaşları bir başkası savaşı yaratmış gibi kazanıyor, neden
Adran şuan benim yanımda değil de o orospu çocuğu mütahit’in oğlu Mustafa’nın
yanında hatta koynunda?’ Dedim&#8230; </p>



<p>Hakan abi camel sigarasını yaktı birasından
yudumladı siniri geçmişti… </p>



<p>&nbsp;‘Hayat
yeğenim, bu işte; Tam olarak bu; Sen ne kadar çabalarsan çabala doğduğunda
yenik başlamışsın bir kere: Başında anan yok, baban yok, olacağı buydu
zaten…’.&nbsp; Biradan bir yudum daha aldım
ellerimin titremesi geçmişti… ‘ Sahi mi abi?’&nbsp;
dedim… ‘Bu mudur yani, Bu hayatın kanunu bu mudur? …</p>



<p>&nbsp;‘Sen ne
kadar çabalarsan çabala, elinde bir fırsat ile doğmamışsan, ne kadar imkân
yaratsan da kendine; Hep bir takım zaaflarına yenik düşersin Bülent.’ Dedi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/">Sevgi Apartmanı (1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19284</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sihirli Elmalar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sihirli-elmalar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sihirli-elmalar/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 13:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19281</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir zamanlar bir genç kız yaşarmış. Sevdiği şarkıyı dinler raks edermiş. Bir gün yine aynı şekilde raks ederken bir kurt yanına yaklaşmış. Kurt söylene söylene geliyormuş. “Merhaba genç kız!” “Sana bir tavsiyem var.” “Lütfen şu ağaca tırman ve elmlardan birini ye.”&#160; Demiş. Genç kız da ağaca tırmanmış ve elma yemeye başlamış. Ağacın kovuğuna otururken bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sihirli-elmalar/">Sihirli Elmalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir zamanlar bir genç kız yaşarmış.</p>



<p>Sevdiği şarkıyı dinler raks edermiş.</p>



<p>Bir gün yine aynı şekilde raks ederken bir kurt yanına
yaklaşmış.</p>



<p>Kurt söylene söylene geliyormuş.</p>



<p>“Merhaba genç kız!”</p>



<p>“Sana bir tavsiyem var.”</p>



<p>“Lütfen şu ağaca tırman ve elmlardan birini ye.”&nbsp; Demiş.</p>



<p>Genç kız da ağaca tırmanmış ve elma yemeye başlamış.</p>



<p>Ağacın kovuğuna otururken bir yılan yaklaşmış. </p>



<p>Şöyle demiş: “Şu kıza bak. Hala elma yiyor.”</p>



<p>Kız aldırmamış yemeye devam etmiş.</p>



<p>İkinci kez bir elma koparmış ve yemeye çalışmış.</p>



<p>O sırada bir aslan gelmiş ve şöyle demiş:</p>



<p>“Sen hala mı elma yiyorsun? Bırak şu elmaları.” demiş.</p>



<p>Kız elma yemeye devam etmiş.</p>



<p>Aynı kurt tekrar gelmiş ve şöyle demiş:</p>



<p>“Artık yemeyebilirsin. Bana uyduğun için teşekkürler.” Demiş</p>



<p>Kız ağaçtan inmiş ve ormana doğru yürümüş. </p>



<p>Yanına periler gelmiş.</p>



<p>“Kurt elma yemeni söyledi değil mi? Doğru yapmışsın. O
elmalar sihirliydi. Sana sonsuz bir güzelliğin tadına varacaksın.” demişler.</p>



<p>“Al iç şu iksiri ve yoluna devam
et.”</p>



<p>“Tamam.” demiş ve içivermiş.</p>



<p>Birdenbire aynı kurt çıkagelmiş.</p>



<p>“Ne mutlu sana. Vazgeçme.” Demiş.</p>



<p>Birden yerdeki yapraklar rüzgarda
savrulmaya başlamış ve kız birden yürümeye başlamış.</p>



<p>Yanında elmalardan birkaç tane
varmış.</p>



<p>Bir ağacın dibinde oturup yemiş. </p>



<p>Sonra yoluna devam etmiş.</p>



<p>Çift katlı bir konağa gelmiş. </p>



<p>Burası annesinin eviymiş.</p>



<p>Kapıyı çalmış, annesi de kapıyı
açmış.</p>



<p>“Anne, sana bu elmalardan
getirdim.” Demiş.</p>



<p>Sepetindeki elmayı uzatmış.</p>



<p>Annesi de yemeye başlamış.</p>



<p>Elmalar sihirliymiş.</p>



<p>Ne kadar yerlerse yesinler
sepetteki elmalar bitmiyormuş.</p>



<p>Bir gün kurt kapıyı çalmış ve kız
da kapıyı açmış.</p>



<p>“Merhaba kurt amca! Hoş geldin demiş.”</p>



<p>“Müjde! Artık özgürsün.” Demiş.</p>



<p>Kız da sevinmiş. </p>



<p>“Elmalarını yanına al ve benimle gel.” Demiş.</p>



<p>Birlikte yürümüşler ve bir şatoya gelmişler.</p>



<p>“Buraya prensesler gelir ve saraya giderken konaklarlar. Biz
de bir gece konaklayalım demiş.”</p>



<p>Konaklamışlar.</p>



<p>Daha sonra saraya doğru yola çıkmışlar.</p>



<p>Meleklerle karşılaşmışlar.</p>



<p>Melekler ona “Bize bir masal anlatsana.” Demişler.</p>



<p>Genç kız onlara masal anlatmış.</p>



<p>Ertesi gün sabah olduğunda saraya varmışlar. </p>



<p>Sarayda bir prens varmış.</p>



<p>Bach eşliğinde raks etmişler.</p>



<p>Kurt onlara mutluluklar dilemiş.</p>



<p>Sarayda mutlu mesut yaşamışlar.</p>



<p>“Hayat ölüme ve cennete bir yolculuktur. Kim inanıyorsa
namaz kılsın. Ahirette onu karşılayacak olan odur.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sihirli-elmalar/">Sihirli Elmalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sihirli-elmalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19281</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Benim Sevimli Nankör Kedim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 04:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19185</guid>
				<description><![CDATA[<p>Senin süzgün mavi gözlerini gördüğümde, çamura bulanmış patilerinle, kimsenin duyamayacağı cılız bir fısıltı ile bana miyav demiştin. Az kalsın basacaktım üzerine, öyle ufacık öyle tefeciktin ki, soğuktan titreyen tüylerinle oracıkta donup kalacaktın neredeyse. Okul çantamı kaldırma bırakıp, eldivenlerimi çıkartmış seni avuçlarıma almıştım. Nasıl sevimli bir yüzle bana bakmıştın. Hemencecik sevmiştim seni, daha ilk görüşteki aşk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/">Benim Sevimli Nankör Kedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Senin süzgün mavi gözlerini gördüğümde, çamura bulanmış
patilerinle, kimsenin duyamayacağı cılız bir fısıltı ile bana miyav demiştin.</p>



<p>Az kalsın  basacaktım üzerine, öyle ufacık öyle tefeciktin ki, soğuktan titreyen tüylerinle oracıkta donup kalacaktın  neredeyse.</p>



<p>Okul çantamı kaldırma bırakıp, eldivenlerimi çıkartmış seni
avuçlarıma almıştım. Nasıl sevimli bir yüzle bana bakmıştın.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=438%2C287&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19231" width="438" height="287" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?w=852&amp;ssl=1 852w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=300%2C197&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=768%2C504&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=696%2C457&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=741%2C486&amp;ssl=1 741w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=640%2C420&amp;ssl=1 640w" sizes="(max-width: 438px) 100vw, 438px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Hemencecik sevmiştim seni, daha ilk görüşteki aşk gibi. Kanıma
sızmıştın, mavi gözlerinle yüreğime sevgini akıtmıştın.</p>



<p>Başıma gelecekleri önemsemeden, ivecenlikle beyaz mendilimi çıkarıp seni sarıp sarmalamıştım. Çantamın ön gözüne seni yerleştirmiş, fermuarı açıp  başını dışarı sarkıtmıştım. Çantamı sırtlanmış ve eve doğru yola koyulmuştum.</p>



<p>Ayaz sana da bana da iyi gelmezdi. Tipiye karşı yürümek bu kadar zor iken, buzda kaymak muhtemeldi. Dizlerime kadar gelen karların içinden bata çıka ulaşacaktık evimize. Artık bizim olan eve.</p>



<p>Evde hayvan besleyemeyeceğimi çok iyi biliyordum. Ama bir
tek bahçemizdeki kömürlüğe güveniyordum. Hiç değilse kışı geçirinceye kadar
orada sana bakabileceğimi düşünüyordum.</p>



<p>Güç bela eve geldiğimizde, bahçe kapısının anahtarını alıp seni bizim kömürlüğe bıraktım.  Kapıdan soğuk girmesin diye sana en köşede odunların iri olanlarını seçerek küçük korunaklı bir kulübe yaptım.  </p>



<p>Eski bir kâseye biraz süt koyup, tam önüne bıraktım. Bana öyle bir baktın ki işte o zaman seni hiç bir zaman bırakamayacağımı anladım.</p>



<p>Akşam olunca, ev halkı toplanıp yemeğe oturduğunda benim
aklım hep sendeydi. Sabaha kadar nasıl kalacaksın bu zemheri soğukta diye
korkudan titriyordum. Cesaret edip bizimkilere bir türlü söyleyemiyordum.</p>



<p>Babam “kömür bitmiş gidip alayım” deyince, yerimden fırladım “sana yardım edeyim” dedim babama. Herkesin şaşkın bakışları altında muzipçe gülümsedim, göz kırptım sobanın kenarında oturan halama&#8230;</p>



<p>“Kartopu oynamak istiyordur herhalde” diye bir ses işittim ardımdan. Hiç ses etmedim. Yürek atışlarımı dinledim.</p>



<p>Babamla kömürlüğe girince sevimli kedimin bakışlarını bir daha görünce, ısındı içim. Babam şakın yüzüme baktı &#8220;şimdi anlaşıldı&#8221; dedi. Başımı okşadı.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim3.jpg?resize=446%2C252&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19233" width="446" height="252" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim3.jpg?w=672&amp;ssl=1 672w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim3.jpg?resize=300%2C170&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Benim mahzun yüzüme yüzünü yaklaştırıp “tamam annene söylemeyiz, onu şuracıkta besleriz” dedi. Bu bizim babamla aramızdaki ilk ve tek sırrımız olarak kalacaktı.</p>



<p>O kışı sen kömürlükte ben senin sarı tüylerinin esaretinde geçirdik. Öyle mutluydum ki, baharın ılık serinliğine vardığımızda artık bahçemizin vazgeçilmezi idin. Annem eve girmemen koşuluyla seni kabul etmişti. Bütün ev halkı seni çok sevmişti. Kocaman olmuştun, bahçe kapısından çıkıp sokağı bile tanır olmuştun. Bazı günler eve gelmezdin, birkaç geceyi dışarda geçirirdin. Meğer Mart ayı geldiğinde erkek kedilerde olurmuş dediler, ama nedenini söylemediler.</p>



<p>Bir gün çok hastalandım. Ateşim çıktı, boğazım ağrıdı, kulaklarımı hissedemez oldum. Her tarafım öyle şişti ki, artık yutkunamıyordum. Doktor kabakulak dedi. İlaçlarımı verdi “evde dinlensin, sokağa çıkmasın, okula gitmesin&#8221; dedi.</p>



<p>Sen yoktun, ben ağrıdan uyuyamazken hem gece hem gündüz, öksürükten ciğerlerim yırtılırken sen yoktun. Oysa yanı başımda olmanı istemiştim, mavi minnoş bakışlarını özleyip, yumuşak sarı tüylerini sevmeyi dilemiştim. </p>



<p>Başımı her kaldırıp bahçeye bakışımda sen yoktun. Yokluğunla ağırlaşan başımı koyacak bir yastık bile yoktu. Ilık bir kaşık çorbayı zorla içmeye çalışırken, boğazımın yangınında sen yoktun. Gözyaşlarımı sakladığımda yorganın altına sen artık hiç yoktun</p>



<p>Başıma gelen en kötü şeydi yokluğun. </p>



<p>Haminnem bir keresinde seni severken bahçede, “ kediler
nankör olur, demedi deme” demişti.</p>



<p>Sen beni bırakıp gitmiştin. Başka kedilere beni tercih etmiştin.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?resize=564%2C395&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19236" width="564" height="395" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?w=428&amp;ssl=1 428w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?resize=300%2C210&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?resize=100%2C70&amp;ssl=1 100w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/">Benim Sevimli Nankör Kedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19185</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çeyrek Kıyamet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ceyrek-kiyamet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ceyrek-kiyamet/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Jan 2020 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19225</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bütün sihirli cümleler kayıpta Küfre düşkün diller, pek kirli Şarkılar, şiirler ve sinemalar Gazeteler, dergiler ve kitaplar tiraj peşinde Sonu olmayan kötülüklerden Ansızın hortlayan kavgalardan Hangisi çalacak kapımızı beklemedeyiz… Yani beladan uzak durmak imkansız artık Çünkü bela içimizde… Devrin çocuklarına ‘’çokbilmiş’’ diyoruz Çok bilmesi iyi midir, tartışmıyoruz… Elindeki kalemin, önündeki kitabın Sofradaki yemeğin rolünü Varoluşun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ceyrek-kiyamet/">Çeyrek Kıyamet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bütün
sihirli cümleler kayıpta</p>



<p>Küfre düşkün
diller, pek kirli</p>



<p>Şarkılar,
şiirler ve sinemalar</p>



<p>Gazeteler,
dergiler ve kitaplar tiraj peşinde</p>



<p>Sonu olmayan
kötülüklerden </p>



<p>Ansızın
hortlayan kavgalardan</p>



<p>Hangisi
çalacak kapımızı beklemedeyiz…</p>



<p>Yani beladan
uzak durmak imkansız artık</p>



<p>Çünkü bela
içimizde…</p>



<p>Devrin
çocuklarına ‘’çokbilmiş’’ diyoruz</p>



<p>Çok bilmesi
iyi midir, tartışmıyoruz…</p>



<p>Elindeki
kalemin, önündeki kitabın</p>



<p>Sofradaki
yemeğin rolünü </p>



<p>Varoluşun
payelerini anlatmıyoruz…</p>



<p>Ezber
isteyip duruyoruz çocuklardan</p>



<p>Ve sonra
ezbere yaşamaya çalışıyor hayatı</p>



<p>Sonra da </p>



<p>Farklı bir
yüz, farklı bir pencere</p>



<p>Farklı bir
gülüş görünce afallıyor, korkuyor</p>



<p>Ya da fazla
cesaret gösterip, daha fazlasını bilmek istiyor…</p>



<p>Yaşını
başını almış olan bizler</p>



<p>Aklımızı
başımıza almalıyız</p>



<p>Çoğaldığımız
yer doğruluk</p>



<p>Yükselttiğimiz
değer dürüstlük</p>



<p>Yücelttiğimiz
mana adalet olmalı…</p>



<p>Küfürbaz
çocuklar, </p>



<p>Göğe değen
binalar, </p>



<p>Anaya babaya
saygısızlıklar,</p>



<p>Yağmur gibi
yağan bombalar,</p>



<p>Durmak
bilmeyen kan,</p>



<p>Doymak
bilmeyen canavarlar,</p>



<p>Seller,
yangınlar, depremler</p>



<p>Ve daha bin
türlü felaket</p>



<p>Bütününe az
kaldı</p>



<p>Şimdilik
kopan çeyrek kıyamet…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ceyrek-kiyamet/">Çeyrek Kıyamet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ceyrek-kiyamet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19225</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her Zaman</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-zaman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-zaman/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Jan 2020 04:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süheyla Kutbay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19209</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hasretinle yanar tutuşur sinem Yıllardır bitmedi bende ki özlem Unutamam seni canım bir tanem Dinmedi gözyaşım bitmedi elem Kaybettim aşkımı ana bacıyı Yıllardır çekerdim ben bu acıyı Bil ki felek takmış bana kancayı Olmadı dileğim suçum ne bilmem Tükettim kendimi dimağım yorgun Dost bildiklerimden yedim hep vurgun Küstüm kaderime gönlüm de kırgın Ben ağlarken neden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-zaman/">Her Zaman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Hasretinle yanar tutuşur sinem</p>



<p>Yıllardır bitmedi
bende ki özlem</p>



<p>Unutamam seni
canım bir tanem</p>



<p>Dinmedi gözyaşım bitmedi elem</p>



<p></p>



<p>Kaybettim aşkımı ana bacıyı</p>



<p>Yıllardır
çekerdim ben bu acıyı</p>



<p>Bil ki felek
takmış bana kancayı</p>



<p>Olmadı dileğim suçum ne bilmem</p>



<p></p>



<p>Tükettim kendimi
dimağım
yorgun</p>



<p>Dost
bildiklerimden yedim hep vurgun</p>



<p>Küstüm kaderime
gönlüm de kırgın</p>



<p>Ben ağlarken neden gülüyor âlem</p>



<p></p>



<p>İlham
perisi de uğramaz
oldu</p>



<p>Gönül bahçemdeki
güllerim soldu</p>



<p>Söyleyecek söz yok
mısralar sustu</p>



<p>İsyan
etti kağıt
yazmıyor
kalem</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-zaman/">Her Zaman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19209</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimsel Düşünmek İnsanı Yüceltir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bilimsel-dusunmek-insani-yuceltir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bilimsel-dusunmek-insani-yuceltir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Jan 2020 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19193</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nurettin Topçu, mantığı tarif ederken, “Mantık, ‘doğru düşünmenin kaidelerini ortaya koyan ilimdir.’ diye tarif edilir.” der. “Mantık normal zekanın psikolojisidir.” İfadesi doğrudur. Mantık doğru düşünmeyi ve doğru yorum yapabilmeyi sağlar. Mantıklı düşünmek, aklın gerektirdiği şekilde yoruma ulaşmayı sağlar. “Mantıklı” sözcüğü her bilimsel olarak düşünüldüğünde bir düşünme yöntemi olarak karşımıza çıkar. Mantık ilminin kıyas ve metodolojisini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilimsel-dusunmek-insani-yuceltir/">Bilimsel Düşünmek İnsanı Yüceltir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Nurettin Topçu, mantığı tarif ederken, “Mantık, ‘doğru
düşünmenin kaidelerini ortaya koyan ilimdir.’ diye tarif edilir.” der. “Mantık
normal zekanın psikolojisidir.” İfadesi doğrudur.</p>



<p>Mantık doğru düşünmeyi ve doğru yorum yapabilmeyi sağlar.
Mantıklı düşünmek, aklın gerektirdiği şekilde yoruma ulaşmayı sağlar.
“Mantıklı” sözcüğü her bilimsel olarak düşünüldüğünde bir düşünme yöntemi
olarak karşımıza çıkar. Mantık ilminin kıyas ve metodolojisini kullanarak doğru
düşünme biçimine sahip olabiliriz. Mantık bilim dışında her alanda düşünmemize
yardımcı olan bir ilimdir. Doğru yorum yapabilme gücünü sağlar. Doğru yorum
yapabilen insan daha doğru sonuçlara ulaşabilir. Çünkü, doğru yorumlara ulaşabilmek
insana doğru zamanda doğru yöntemlerin kullanılmasını sağlar. Örneğin,
matematiğin problem çözme yöntemlerini kullanarak, daha doğru ve başarılı
sonuçlara ulaşabiliriz. İstatistik kullanarak sayısal verilerle daha başarılı
olma ihtimalimiz yüksektir. </p>



<p>Bilimsel düşünme gücü bilgiye daha kolay ve daha doğru
şekilde ulaşmamızı sağlar. “Merak, ilmin hocasıdır.” derler. Doğru, tabi ki,
ancak merak eden insanın doğru bilgiye ulaşması bilimsel düşünme yöntemleriyle
olur. Bilimin özellikleri; deneye dayanma, determinizm yani aynı sebeplerin
aynı sonuçlar vermesi, kemmileştirme yani sayılarla ölçülebilir olmasıdır.
Deneye dayanma, doğru bilgiye ulaştırırken, determinizm muhtemel sonuçların
öngörülebilir olmasını sağlar. Kemmileştirme ise başarıya ulaşılıp ulaşılmadığı
konusunda bize veriler sunar. Aynı zamanda, bilimsel düşünen insan; hür ve
tarafsızdır, tenkitçidir yani eleştirel gözle bakar, ilim insanı hakikati
araştırıcıdır yani sorgular.&nbsp; Bu
özelliklere sahip insanın başarılı olma ihtimali yüksektir.</p>



<p>Bilimsel metotlara bakıldığında, Bacon’un üç levhası
karşımıza çıkar: Var levhası yani sebebi araştırılan olayla birlikte gözüken
olayları kaydetmektir, yok levhası yani olayla birlikte ortadan kalkan olayları
kaydetmek, derece levhası yani olayla birlikte kemmiyet değiştiren olayları
kaydetmektir. Stuart Mill’in metotlarına bakıldığında uygunluk metodu yani
tekrarlanan deneyde her defasında tekrarlandığında olayla birlikte olması
olayın sebebinin bu olduğunun anlaşılmasını sağlar, ayrım metodu deneylerin tekrarında
aynı sonuçların yaşanmasına rağmen sebebin ortadan kalkmasıyla sonucun ortadan
kalkması metodudur, beraber değişme metodu yani açıklanması istenen olayla
kemmiyet değiştiren olay onun sebebidir, tortu metodu yani açıklanmak istenen
olayı karmaşığından ayrarak yalnız bırakmaktır. Claude Bernard ise zihnin üç
safhadan geçerek bilimsel sonuçlara ulaştığını belirtir. Bunlar, gözlem, hipotez
ve deneylemedir. Gözlem metotla yapılan, tam olması gereken, sade keyfiyet
değil kemmiyetini de ortaya koyan, doğru olması gereken bir çalışmadır. Hipotez
ise kabataslak diyebileceğimiz bilimsel düşünmeye yönelten düşüncedir.
Deneyleme ise olayların çalışmayı yapan kişi tarafından meydana getirilmesidir.
Bunlardan farklı olarak analoji ise bilinen benzeyişlerden yararlanarak
bilinmeyen benzeyişleri çıkarmaya yarayan akıl yürütmedir.&nbsp; Bu yöntemler kullanılarak bilimsel düşünce
sağlanabilir, daha doğru ve başarılı sonuçlara ulaşılabilir. 

Bilimsel düşünce, insanın daha sistemli çalışmasına ve
daha somut verilere ulaşabilmesine yarar. Daha doğru olan ve umduğu, olumlu
sonuçlara ulaşan insan, daha başarılı ve dolayısıyla daha mutlu ve huzurlu
hayatın kapısını aralar. Mantık ve bilimsel düşünce metotlarını okumak da bu
yüzden gençlere gelecekleri açısından çok faydalı olacaktır. Bu vesileyle
Nurettin Topçu’nun Mantık kitabını tavsiye etmiş olalım. Daha nice yazılarda
buluşmak dileğiyle



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilimsel-dusunmek-insani-yuceltir/">Bilimsel Düşünmek İnsanı Yüceltir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bilimsel-dusunmek-insani-yuceltir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19193</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sensiz Sedasız Bekleyiş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sensiz-sedasiz-bekleyis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sensiz-sedasiz-bekleyis/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 06 Jan 2020 06:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19190</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yabancıyız birbirimize Kahpe zaman kadar yabancı. Bir anımız, her ânımıza yabancı. Daha karşılaşmadık değil mi? Biliyorum, orada bir yerdesin. Benim kadar sevecek, Senin kadar sevilesi, Bir aşk için bekliyoruz. Geleceksin değil mi, Kalbimin diğer paresi? Bahar kadar şaşalı, Kış kadar hüzünlü, Anlatılır mı güzelim, bu aşkın hikâyesi. Günbatımında nerdedir bilinmez, Güzelliğin çehresi. Sen! Masum kırılgan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sensiz-sedasiz-bekleyis/">Sensiz Sedasız Bekleyiş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Yabancıyız
birbirimize</strong></p>



<p><strong>Kahpe zaman kadar
yabancı.</strong></p>



<p><strong>Bir anımız, her
ânımıza yabancı.</strong></p>



<p><strong>Daha karşılaşmadık
değil mi?</strong></p>



<p><strong>Biliyorum, orada bir
yerdesin.</strong></p>



<p><strong>Benim kadar sevecek,</strong></p>



<p><strong>Senin kadar sevilesi,</strong></p>



<p><strong>Bir aşk için
bekliyoruz.</strong></p>



<p><strong>Geleceksin değil mi,</strong></p>



<p><strong>Kalbimin diğer
paresi?</strong></p>



<p><strong>Bahar kadar şaşalı,</strong></p>



<p><strong>Kış kadar hüzünlü,</strong></p>



<p><strong>Anlatılır mı güzelim,
bu aşkın hikâyesi.</strong></p>



<p><strong>Günbatımında nerdedir
bilinmez,</strong></p>



<p><strong>Güzelliğin çehresi.</strong></p>



<p><strong>Sen! Masum kırılgan
çiçek</strong></p>



<p><strong>Beyaz ufuklara doğmuş
güneşe küs.</strong></p>



<p><strong>O sahranın içinden
sıyrıl,</strong></p>



<p><strong>Ben seni göreyim,
adım aydınlığın olsun!</strong></p>



<p><strong>Biz birlikte
büyüyelim kardelen çiçeğim.</strong></p>



<p><strong>Fırtına okşuyor sahil
duvarlarını,</strong></p>



<p><strong>Öfkeli bir sevda
onların büyüttüğü.</strong></p>



<p><strong>Dokunmak belki de
ellerinden öteye,</strong></p>



<p><strong>Gözlerine,
gözyaşlarına tutunmak,</strong></p>



<p><strong>Bir daha hiç
dönmemecesine.</strong></p>



<p><strong>Ne güzeldir değil mi
üveyik kuşları…</strong></p>



<p><strong>Senin kadar alımlı,
tenin kadar yumuşak</strong></p>



<p><strong>Dokunmak, ellerine
tutunmak</strong></p>



<p><strong>Gözlerinde boğulmak,
bir rüya gibi…</strong></p>



<p><strong>Biliyorum suretinle
kavuşacağım güzelliğine,</strong></p>



<p><strong>Dünya denen illetin.</strong></p>



<p><strong>Biliyorum sana
kavuştuğumda değişecek,</strong></p>



<p><strong>Şu cahil aklımın feraseti.</strong></p>



<p><strong>Bilmelisin!</strong></p>



<p><strong>Gönlüm hiç tanımadığı
sana sevdalı.</strong></p>



<p><strong>Peki! Sen neredesin?</strong></p>



<p><strong>Vazgeçer mi
sevdiğinden üveyik kuşları.</strong></p>



<p><strong>Uykudan önceki âna
tutundum;</strong></p>



<p><strong>Soğuk bir sabah
yorganıma,</strong></p>



<p><strong>Ağlarken mendilime,</strong></p>



<p><strong>Yazarken kalemime,</strong></p>



<p><strong>Anlatırken
kelimelere.</strong></p>



<p><strong>Sonra;</strong></p>



<p><strong>Bir gece son otobüse
binerken,</strong></p>



<p><strong>Açken ilk lokmamı
aldığımda,</strong></p>



<p><strong>Zifiri karanlıkta şu
mumu yakarken,</strong></p>



<p><strong>Susuzken bir musluğun
başında,</strong></p>



<p><strong>Yaralı yüreğime bakıp
durdum.</strong></p>



<p><strong>Sordum:</strong></p>



<p><strong>Uykusuz bir gecenin
sabahında,</strong></p>



<p><strong>Yazdıklarımı
anlatırken.</strong></p>



<p><strong>Gece kaçırdığım son
otobüsle,</strong></p>



<p><strong>Aç bilaç yürüdüğüm</strong></p>



<p><strong>Zifiri karanlığında
şehrin,</strong></p>



<p><strong>Susuzluğunu sordum
yaralı yüreğime…</strong></p>



<p><strong>Dedi ille de sen…</strong></p>



<p><strong>Neredesin… Nasılsın…
Kimsin… </strong></p>



<p><strong>Seni bir bulabilsem…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sensiz-sedasiz-bekleyis/">Sensiz Sedasız Bekleyiş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sensiz-sedasiz-bekleyis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19190</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisi 21. Yılına Başlıyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-21-yilina-basliyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-21-yilina-basliyor/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Jan 2020 04:04:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19182</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi yeni bir yıla başlıyor, yeni bir yıl yeni umutlar demek dergimiz için. Ocak-Şubat 2020 tarihli 121. sayı ile yirmi birinci yılımıza başlıyoruz, yirmi yıldır edebiyat yolculuğumuza yoldaşlık edenlere teşekkürler. İyi ki edebiyat var, iyi ki edebiyat dergileri var. İbrahim Halil Zenginoğlu, A. Devrim Öztürk ve Ayşegül Civil Coşkuner bu sayımızın üç öykücüsü. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-21-yilina-basliyor/">MAVİ YEŞİL Dergisi 21. Yılına Başlıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mavi Yeşil</strong>
dergisi yeni bir yıla başlıyor, yeni bir yıl yeni umutlar demek dergimiz için.
Ocak-Şubat 2020 tarihli 121. sayı ile yirmi birinci yılımıza başlıyoruz, yirmi
yıldır edebiyat yolculuğumuza yoldaşlık edenlere teşekkürler. İyi ki edebiyat
var, iyi ki edebiyat dergileri var. İbrahim Halil Zenginoğlu, A. Devrim Öztürk ve Ayşegül
Civil Coşkuner bu sayımızın üç öykücüsü. Mustafa Ergin Kılıç, Gökhan
Arslan, Müştehir Karakaya, Sevgi Bahar, Serkan
Bozdağ, Örsan Gürkan, Leyla Paraş, Sefa
Çelikörs ve Şener Aksu, şiirleriyle katıldılar derginin bu sayısına. Şiir
odaklı “eskimemiş sayfalar” Özkan Satılmış’ın çabasıyla hazırlandı. Meltem
Öztürk, dergimizin sinema yazıları eksikliğini, çeviri bir yazısıyla giderdi
şimdilik. Ayşenur Beyza Özcan, şair Asaf Halet Çelebi’yi edebiyat severlerin
gündemine taşıdı yeniden. Ömer Eski, henüz bitirdiğimiz yılda adından çokça söz
edilen ve bundan sonra sözü edileceğe benzer, “Beni Kör Kuyularda” adlı romana
odaklandı. Elif Baş, yaşamımızın çok farklı ilişkilerine sıradan olmayan bir
gözle bakmaya çalıştı. Akademik çalışmalarını sürdüren İlker Aslan, bu
çalışmalarının Necip Fazıl ve dergisi “Ağaç” ile ilgili bir bölümü paylaştı
okurlarımızla. Ölümünün altmışıncı yılındaki Albert Camus’nün bugün için bile önemini
kaybetmemiş görüşlerini de Hasan Öztürk, yorumsuz olarak aktardı dergiye.</p>



<p>İyi
okumalar…</p>



<p><strong><em>bilgi@maviyesildergisi.com
&nbsp;</em></strong></p>



<p><strong>121. Sayının İçindekiler</strong></p>



<p>Hoş
Geldin/ <strong>Mustafa Ergin Kılıç </strong>&#8211; <strong>3</strong></p>



<p>Kış
Bilgisi/ <strong>Gökhan Arslan </strong>&#8211; <strong>3</strong></p>



<p>Erken
Cumhuriyet Döneminin Kaotik Ortamında Necip Fazıl ve Ağaç Dergisi/ <strong>İlker
Aslan </strong>&#8211; <strong>4</strong></p>



<p>Hüznün
Sudaki Aksi/ <strong>Müştehir Karakaya</strong>&#8211; <strong>9</strong></p>



<p>Albert
Camus: 60 Yıl Sonra Başkaldıran İnsan/ <strong>Hasan Öztürk </strong>&#8211; <strong>10</strong></p>



<p>Akışkan
Hayatlarda İlişki Durumu/ <strong>Elif Baş </strong>&#8211; <strong>14</strong></p>



<p>Hareket
Halindeki Şeyler Üzerine Söylev/ <strong>Sevgi Bahar </strong>&#8211; <strong>16</strong></p>



<p>Abbas
Kiarostami: Yenilik Arayışı Yönetmenin Kısa ve İlk Filmlerinde Aranmalı/<strong>Röportaj:
Benoit Pavan &#8211; Çeviri: Meltem Öztürk </strong>&#8211; <strong>17</strong></p>



<p>Kendini
Ele Vermekten Korkmayan Bir Gül/ <strong>Serkan Bozdağ </strong>&#8211; <strong>19</strong></p>



<p>Masaya
Yüreğini Koyan Şair: Asaf Halet Çelebi/<strong>Ayşenur Beyza Özcan </strong>&#8211; <strong>20</strong></p>



<p>Kaygusuz/
<strong>Örsan Gürkan </strong>– <strong>22</strong></p>



<p>Hep
Birlikte Acıyı Seyrediyoruz: Beni Kör Kuyularda/ <strong>Ömer Eski </strong>&#8211; <strong>23</strong></p>



<p>Ölüm
Tiyatrosu/ <strong>Leyla Paraş </strong>&#8211; <strong>24</strong></p>



<p>Kaltak/<strong>Ayşegül
Civil Coşkuner </strong>&#8211; <strong>25</strong></p>



<p>Dip/
<strong>Sefa Çelikörs </strong>&#8211; <strong>26</strong></p>



<p>Gördüğün
Yerde Sarıl Bana/<strong>A. Devrim Öztürk </strong>&#8211; <strong>27</strong></p>



<p>D. Şehrinin
Kahramanı/ <strong>İbrahim Halil Zenginoğlu </strong>&#8211; <strong>28</strong></p>



<p>Su
Tapınağı /<strong>Şener Aksu </strong>&#8211; <strong>30</strong></p>



<p>Eskimemiş
Sayfalar / <strong>Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 31</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-21-yilina-basliyor/">MAVİ YEŞİL Dergisi 21. Yılına Başlıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-21-yilina-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19182</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Konuşmak Ve Yazmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/konusmak-ve-yazmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/konusmak-ve-yazmak/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Jan 2020 05:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19178</guid>
				<description><![CDATA[<p>Diction (İspanyolca diccion) Türkçe Sözlük’te “1.Seslerin, sözlerin, vurguların, anlam ve heyecan duraklarını kurallarına uygun olarak söyleme biçimi. 2. Konuşulan dilin incelenmesi ve kullanılması. 3. Duru, açık vurgulama ve çıkaklara tam uyarak konuşma.” Olarak geçmektedir. Dictée (İngilizcesi dictation) İngilizce sözlük’te “uttering words to be taken down by someone else, to order someone around” Türkçe Sözlük’te ise [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konusmak-ve-yazmak/">Konuşmak Ve Yazmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Diction (İspanyolca diccion)
Türkçe Sözlük’te “1.Seslerin, sözlerin, vurguların, anlam ve heyecan
duraklarını kurallarına uygun olarak söyleme biçimi. 2. Konuşulan dilin
incelenmesi ve kullanılması. 3. Duru, açık vurgulama ve çıkaklara tam uyarak
konuşma.” Olarak geçmektedir.</p>



<p>Dictée (İngilizcesi dictation)
İngilizce sözlük’te “uttering words to be taken down by someone else, to order
someone around” Türkçe Sözlük’te ise “Bir başkasına o anda söyleyerek yazdırma,
yazdırım. 2. Bir biçimde yazdırılan şey.” Olarak geçmektedir. Aynı kelime
İspanyolcada dictado olarak geçmektedir.</p>



<p>Dikte ederek yazdırma Hz.
Mevlana’nın Mesnevi’yi telif edilirken de görülektedir. Hz. Mevlana dikte
etmiş, Hüsameddin Çelebi ise yazmıştır. Aynı zamanda Hz. Peygamberde ümmiydi.
Hz. Muhammed’in belagat bilgisi olsaydı, Kur’an’a şiir diyeceklerdi. Nitekim,
Hz. Muhammed’i şairlikle suçlamışlardır.</p>



<p>Güzel konuşma, belAgatli söz
söylemek aslında kültürün de göstergesidir. Necip Fazıl en büyük hatiplerden
biriydi. Aynı zamanda uyak virtüözüydü. </p>



<p>İstanbul Türkçesiyle konuşmak için
çok okumak, kelime hazinesi elde etmek, Türkiye insanının bir kazanımı
olmalıdır.</p>



<p>Türkiye’de fonemlerin
çıkarılmasında farklılıklar vardır. Ancak İstanbul Ağzı esas alınır. Diksiyon
fonetik ilmiye alakalıdır. Bu ilimle uğraşanların daha düzgün konuştuğu
görülmektedir. Fonemlerin doğru çıkarılması için gırtlak, dil, dudaklar, çene
ve buruna kadar tüm aletlerini çeşitli alıştırmalarla eğitilmesi geekmektedir.</p>



<p>Yunus Emre’nin bir şiirinde şöyle
denmektedir:</p>



<p>“Söz olan kese savaşı</p>



<p>Söz olan kestire başı</p>



<p>Söz olan ağulu aşı</p>



<p>Bal ile yağ ede bir söz” der.</p>



<p>J. J. Rousseau ise “Sözlerinizi
dinletebilmek istiyorsanız, kendinizi konuştuğunuz kimselerin yerine koyunuz.”
Sözleriyle dışarıdan bir gözle bakmanın önemini gösterir. Ayna karşısında ya da
videolar oluşturarak konuşmak insanın kendisi&nbsp;
görmesine, tanımasına ve yeteneklerini keşfetmesine yardımcı olur. </p>



<p>Levent Doğan’ın editörlüğünü
yaptığı Türk Dili kitabına göre diksiyonun faydaları arasında düşündüklerini
duygularını zorlanmadan muhatabına aktaracak ve kendisini daha rahat ve huzurlu
hissedecektir.</p>



<p>Böylece, diksiyon da, dikte etmek
de konuşmak ile ilgili kelimelerdir. Bir kimsenin İstanbul Ağzıyla konuşması
insanın kültür seviyesini gösterir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konusmak-ve-yazmak/">Konuşmak Ve Yazmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/konusmak-ve-yazmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19178</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depresyon Günleri &#8211; I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/depresyon-gunleri-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/depresyon-gunleri-i/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 04:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19174</guid>
				<description><![CDATA[<p>bir yürek sonsuz bir ovada kalmış unutulmuş orada orada bir ırmak kaç gecede sanki ovayı değil de yüreği kaç gecede yüreği paramparça etmiş rüzgar ile dağıtmış? dağılmış parça parça her parçada ayrı bir yangın büyümüş yangın hiç durmadan ve büyüyecekmiş her şeyi kül edene kadar. bir yürek hiç durmamak için çabalamış durmamak için ağrısıyla geçmiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresyon-gunleri-i/">Depresyon Günleri &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>
















bir yürek sonsuz bir ovada kalmış<br />
unutulmuş orada <br />
orada bir ırmak kaç gecede <br />
sanki ovayı değil de yüreği<br />
kaç gecede yüreği<br />
paramparça etmiş <br />
rüzgar ile dağıtmış?<br /><br />
dağılmış parça parça<br />
her parçada ayrı bir yangın<br />
büyümüş yangın hiç durmadan<br />
ve büyüyecekmiş <br />
her şeyi kül edene kadar. <br /><br />
bir yürek hiç durmamak için<br />
çabalamış durmamak için <br />
ağrısıyla geçmiş alevlerin içinden <br />
sanki alevlerin yoklamadığı bir songüz için <br />
geçmiş alevlerin içinden<br />
öylesine is tutmuş öylesine yaralı <br />
öylesine külmüş.<br /><br />
oysa yokmuş öyle bir songüz.<br /><br />
her şey kül. <br /><br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresyon-gunleri-i/">Depresyon Günleri &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/depresyon-gunleri-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19174</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kar Altında Kardan Sevgili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 31 Dec 2019 04:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18974</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yeni yılın yaklaştığı günlerde seçtiğim kartpostallara senin adını yazardım. Gerçekten değil tabi, yalancıktan. Kafamda yazardım, isminin yakıştığı satırı hayal ederdim. İsmini öyle çok severdim ki… Şiirsel armonisini yüksek sesle tekrar ederken kalbim daha hızlı atmaya başlardı. Yüzünü hatırlamaya çalışır, seni bir kez daha görmeyi umut ederek soluğu sokağında alırdım. Evinizin kapı numarasını kırk kere tekrar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/">Kar Altında Kardan Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yeni yılın yaklaştığı günlerde seçtiğim kartpostallara senin
adını yazardım. Gerçekten değil tabi, yalancıktan. Kafamda yazardım, isminin
yakıştığı satırı hayal ederdim. İsmini öyle çok severdim ki… Şiirsel armonisini
yüksek sesle tekrar ederken kalbim daha hızlı atmaya başlardı. Yüzünü
hatırlamaya çalışır, seni bir kez daha görmeyi umut ederek soluğu sokağında
alırdım.</p>



<p>Evinizin kapı numarasını kırk kere tekrar ederdim, kırk kere, hadi çık cama bak bana diye tekerleme söylerdim. 13 yaşımın bütün arzularıyla, 1978 yılının o bitip tükenmek bilmeyen karlarının altında, okulun yeniden açılmasını beklerdim. Sömestr tatilini tam iki hafta uzatmışlardı. Okul bir aydır kapalıydı. O yağan güzelim karların yumuşak beyaz örtüsü, benim yüreğimde erimeyen bir hasretin örgüsüydü. Kartopu oynamak dışında hiçbir şey derinleşen özlemimi yerine koymuyordu. Kırmızı beremi taktığım gibi mahalledeki karları topluyor, kırmızı eldivenlerimin arasında onları birleştiriyor, kimsenin canını yakmadan, kardan küçük adamlar yapıyordum.  İki tane yapıyordum, yan yana yüzleri birbirine bakan. Tıpkı sana yılbaşında gönderdiğim isimsiz kartpostaldaki gibi gülümsüyorlardı…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19075" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?w=625&amp;ssl=1 625w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?resize=525%2C420&amp;ssl=1 525w" sizes="(max-width: 625px) 100vw, 625px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Birbirine âşık bir tane kardan adam, bir tane kardan kadın… </figcaption></figure></div>



<p>Birbirine âşık bir tane kardan adam, bir tane kardan
kadın…&nbsp; </p>



<p>Hayal ederdim beni sevdiğini. Benim seni düşündüğüm gibi
senin de hep beni düşündüğünü, seni özlediğim gibi senin de beni özlediğini,
yalnızca hayal ederdim. </p>



<p>Lapa lapa yağan karı penceremde izlerken, her birinin cama
çarpıp eridiğini gördüğümde içim ezilirdi. Sanki dünyaya gönderilmiş melekler
gibiydi her biri. Kirlenen dünyayı temizlemek, yeniden yeşertmek, sevgiyi
toprağa ekmek için tanrının gönderdiği birbirine benzemeyen milyonlarca melek
inerdi gökyüzünden. Ben o melekler kaybolmasın diye toplayıp kardan adam
yaparak, sevginin kalıcı olmasını sağlıyordum işte. Bir masal kahramanı gibiydim,
insanlığı kurtarmak için donmuş ellerimle hiç durmadan karları toplayarak onlardan
ins-an yapmakla meşguldüm…</p>



<p>Eve döndüğümde el ve ayak parmak uçlarını hissetmez hale gelirdim. Sobanın arkasında ellerimi boruya değdirmeden ısıtmaya çalışırken, paltomda birikmiş karların halının üzerinde bıraktığı küçük ıslaklıkları parmağımla halıya yedirmeye çalışırdım. Ev bir anda ıslaklık kokar, sobaya damlayan damlalar sıçrar ve su buharı olarak havaya karışırdı.</p>



<p>Suyun bu esrarengiz yolculuğu bana yine insanı düşündürürdü.
Bir gün havaya yükselen su buharı olacağımı bilir, şimdiden derdine düşer
hayıflanırdım.</p>



<p>Korunmanın mümkün olamadığı bu dönüşümden kendi payımı alırdım. Saklanacak bir yer olmalıydı, karların erimeyeceği, insanların ölmeyeceği, tabiatın yok olmayacağı bir yer, mutlaka olmalıydı…</p>



<p>Kardan adamları çok derinlere gömersek belki hiç erimezlerdi. Buz dağlarından bir ülkede yaşayanlar, evleri buzdan olanlar, buz üzerinde kayarak okula giden çocuklar ne kadar da şanslıydı. Hiç kar tatilleri olmamıştı…</p>



<p>Sevdiklerinin hasretini çekmeden hep karın altında sevdikleriyle birlikte yaşıyorlardı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/">Kar Altında Kardan Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18974</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aslında Kimsin?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aslinda-kimsin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aslinda-kimsin/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Dec 2019 04:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19158</guid>
				<description><![CDATA[<p>Takvimler daha hızlı seyirde artık Milenyum gibi Hayatın hızı da sınırlar ötesinde İnsan geri durur mu? O da, bütün heveslerini hızla yaşama hevesinde… Ama bu hız Eksik bırakıyor bazı şeyleri Hırpalıyor, insanın düşünme yetisini Ve sonra kusurlarını es geçip Mükemmel sanıyor insan kendisini… Bakınız etrafınıza Unutkanlar ordusu değil mi görünen; Verdiği sözü unutan, Vefa borcunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aslinda-kimsin/">Aslında Kimsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Takvimler
daha hızlı seyirde artık</p>



<p>Milenyum
gibi</p>



<p>Hayatın hızı
da sınırlar ötesinde</p>



<p>İnsan geri
durur mu?</p>



<p>O da, bütün
heveslerini hızla yaşama hevesinde…</p>



<p>Ama bu hız</p>



<p>Eksik
bırakıyor bazı şeyleri</p>



<p>Hırpalıyor,
insanın düşünme yetisini</p>



<p>Ve sonra kusurlarını
es geçip</p>



<p>Mükemmel
sanıyor insan kendisini…</p>



<p>Bakınız
etrafınıza</p>



<p>Unutkanlar
ordusu değil mi görünen;</p>



<p>Verdiği sözü
unutan,</p>



<p>Vefa borcunu
unutan, </p>



<p>Varoluş
nedenini, öz değerleri</p>



<p>Kendini
unutanlar ordusu…</p>



<p>Yeni yollar
göreceğiz dağlar üzerinde</p>



<p>Ağaçlar
kesilecek, ağaçlar yanacak</p>



<p>İnsanlar
doğacak, ölecek, doğacak, ölecek</p>



<p>Her insan
yeni bir sancı getirecek dünyaya</p>



<p>Giderken
savurganlığın, vurdumduymazlığın sancısını çekecek…</p>



<p>Yeni yıllar
göreceğiz hep beraber</p>



<p>Bulutlar
çarpışacak, kalemler çarpışacak</p>



<p>Ülkeler,
insanlar, silahlar çarpışacak</p>



<p>Ve her yeni
gün yeni bir kavga doğuracak…</p>



<p>Soruyorum (
önce kendime )</p>



<p>Bu, kendini
kaybetmiş dünyanın neresindesin?</p>



<p>Adın sanın
belli hüviyetinde ama</p>



<p>Aslında
kimsin?</p>



<p>Lütfen
peşinde ol mananın</p>



<p>Ara ve bul
onu</p>



<p>Hatırlatır belki
seni sana bir film </p>



<p>Belki bir
ayrılığa gömülen hissin</p>



<p>Belki de,
şiirlerden bile güzel, </p>



<p>Bir çocukluk
resmin… </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aslinda-kimsin/">Aslında Kimsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aslinda-kimsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yılbaşı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yilbasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yilbasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Dec 2019 04:07:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süheyla Kutbay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19139</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu akşam yılbaşı Acısıyla tatlısıyla Bir yıl daha geçti Akıp giden zaman Ömürden ömür biçti Canımdan can aldı Yok şimdi ana baba kardeş Yok sevgili dostlar Sadece bende kalan Resimler anılar Bu akşam yılbaşı Herkes eğleniyor dışarda Ben ise yalnızım odamda Beni terk etmeyen sadık Dostlarım Kalemim kağıtlarım Beni bekler masamda Duygular dile gelir Dökülürler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yilbasi/">Yılbaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu akşam yılbaşı</p>



<p>Acısıyla tatlısıyla</p>



<p>Bir yıl daha geçti</p>



<p>Akıp giden zaman</p>



<p>Ömürden ömür biçti</p>



<p>Canımdan can aldı</p>



<p>Yok şimdi ana baba kardeş</p>



<p>Yok sevgili dostlar</p>



<p>Sadece bende kalan </p>



<p>Resimler anılar</p>



<p>Bu akşam yılbaşı</p>



<p>Herkes eğleniyor dışarda</p>



<p>Ben ise yalnızım odamda</p>



<p>Beni terk etmeyen sadık</p>



<p>Dostlarım</p>



<p>Kalemim kağıtlarım</p>



<p>Beni bekler masamda</p>



<p>Duygular dile gelir</p>



<p>Dökülürler mısralara</p>



<p>Anlatırlar bir bir</p>



<p>Gizlenmeden kuytulara</p>



<p>Televizyon da açık</p>



<p>Tüm kanallarda eğlence var</p>



<p>Nedense beni tatmin etmiyorlar</p>



<p>Bu akşam yılbaşı</p>



<p>Coşuyor insanlar</p>



<p>Kimi gazinoda barda</p>



<p>Kimi elinde kadeh </p>



<p>Hovarda</p>



<p>Yüzlerde birer maske</p>



<p>Herkes kendi âleminde</p>



<p>Kimi duvar dibinde</p>



<p>Kimi hastane köşesinde</p>



<p>Acılar içinde</p>



<p>Kimi evinde yatağında</p>



<p>Bu akşam yılbaşı</p>



<p>Aralık ayının son akşamı</p>



<p>Hava soğuk</p>



<p>Dışarda kar tipi var</p>



<p>Saatler 24.00’dü vurdu vuracak</p>



<p>Yeni bir yıl daha başlayacak</p>



<p>Bilet aldım bakalım ne çıkacak</p>



<p>Sıfır sıfır elde var sıfır</p>



<p>Demeyin sakın bana</p>



<p>Umut bitmez</p>



<p>Belki bu bilet kurtarır beni</p>



<p>Bilinmez</p>



<p>Yeni yılınız kutlu olsun</p>



<p>Yoksulluk bitsin</p>



<p>Acılar dinsin</p>



<p>Barış içinde hepimize</p>



<p>Sağlık mutluluk getirsin.</p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yilbasi/">Yılbaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yilbasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19139</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyük Sevda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/buyuk-sevda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/buyuk-sevda/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 Dec 2019 04:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19149</guid>
				<description><![CDATA[<p>O Hiç kimse o olmayacak Ya da hiç kimse bir başkası Herkesin kendince bir parçası kalacak Tüme vararak kavuşacağız kudretine. Tanımı olmadı hiç Tanımlayamadı insanoğlu Sahipsizdi. Evet! Öyle sıradandı, öyle basit Öyle bayağı bazen Serkeşçe yaşadı değer bilmez Anlayamadı Çok değerliydi Sahip olması mucize Dünyanın bin bir çeşit rengi var dediler Mutlu olmanın birçok yolu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyuk-sevda/">Büyük Sevda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>O</strong></p>



<p><strong>Hiç kimse o olmayacak</strong></p>



<p><strong>Ya da hiç kimse bir
başkası</strong></p>



<p><strong>Herkesin kendince bir
parçası kalacak</strong></p>



<p><strong>Tüme vararak
kavuşacağız kudretine.</strong></p>



<p><strong>Tanımı olmadı hiç</strong></p>



<p><strong>Tanımlayamadı
insanoğlu</strong></p>



<p><strong>Sahipsizdi. </strong></p>



<p><strong>Evet! </strong></p>



<p><strong>Öyle sıradandı, öyle
basit</strong></p>



<p><strong>Öyle bayağı bazen</strong></p>



<p><strong>Serkeşçe yaşadı değer
bilmez</strong></p>



<p><strong>Anlayamadı</strong></p>



<p><strong>Çok değerliydi</strong></p>



<p><strong>Sahip olması mucize</strong></p>



<p><strong>Dünyanın bin bir
çeşit rengi var dediler</strong></p>



<p><strong>Mutlu olmanın birçok
yolu</strong></p>



<p><strong>Gülebilmek için
milyonlarca sebep</strong></p>



<p><strong>Sahilde dalgaların
dövdüğü duvarlarda büyüyen müzik</strong></p>



<p><strong>Kollarının arasında dans
eden güzellik</strong></p>



<p><strong>O sessizlik, o ruhta
huzur, o günün anlamı</strong></p>



<p><strong>O her mevsim baharın
ta kendisi.</strong></p>



<p><strong>O, benim büyük
sevdam.</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyuk-sevda/">Büyük Sevda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/buyuk-sevda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19149</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Atlarımın Gözlerindeki Yağmur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/atlarimin-gozlerindeki-yagmur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/atlarimin-gozlerindeki-yagmur/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 04:23:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19124</guid>
				<description><![CDATA[<p>I. günler boyunca süren güneşli havalarda elimde güneşten yontulmuş bir tarak atlarımın yelelerini taraya taraya uğurladım onları yolculuklarına. ve o güneşli havalarda onların dönmeleri için dilekler tutarken tenimi yaktım da fark edemedim nasıl yandığımı. ah nasıl yandığımı. atlarım soluksuz yolculuklarından yağmuru gözlerinin içine toplayıp geri döndüler, bana döndüler böylece bildim yağmuru atlarımın gözlerinin içinden gözlerinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/atlarimin-gozlerindeki-yagmur/">Atlarımın Gözlerindeki Yağmur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>I.<br />
günler boyunca süren güneşli havalarda <br />
elimde güneşten yontulmuş bir tarak <br />
atlarımın yelelerini taraya taraya <br />
uğurladım onları yolculuklarına.<br />
<br />
ve o güneşli havalarda <br />
onların dönmeleri için dilekler tutarken<br />
tenimi yaktım da fark edemedim <br />
nasıl yandığımı.<br />
<br />
ah nasıl yandığımı.<br />
<br />
atlarım soluksuz yolculuklarından <br />
yağmuru<br />
gözlerinin içine toplayıp <br />
geri döndüler, bana döndüler <br />
böylece bildim yağmuru<br />
atlarımın gözlerinin içinden <br />
gözlerinin içindeki yenilgilerinden,<br />
küskünlüklerinden bildim.<br />
<br />
atlarımın bana getirdikleri<br />
yağmurda<br />
soluklanmak için getirdikleri<br />
yağmurda <br />
onlara<br />
güneşli havalardan yanık bir ten<br />
bağışladım.<br />
<br />
yitip gitmek için<br />
atlarımın gözlerinde<br />
yağmur boyunca.<br />
<br />
II.<br />
ben o yağmurlarda <br />
yükseklerimde sisten perdeler <br />
sürüsünü kaybetmiş atlar gibiydim <br />
öyle ürkek.<br />
<br />
ben ürktükçe<br />
şiddetlendi yağmur <br />
sabahın ilk ışıkları ile kendini gösteren<br />
rengarenk çiçeklerin hayalini<br />
yağmurla ezgiledim de <br />
tutundum yaşama.<br />
<br />
yağmur dindi.<br />
<br />
ah şimdi keşke <br />
sana şiddetli yağmurlardan koruduğum <br />
çiçekleri getirebilsem <br />
avuçlarının içine bırakabilsem.<br />
<br />
çiçeklerden bir neşe ayini<br />
avuçlarının içinden parmak uçlarına.<br />
<br />
<br />
<br />
</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/atlarimin-gozlerindeki-yagmur/">Atlarımın Gözlerindeki Yağmur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/atlarimin-gozlerindeki-yagmur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19124</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küçük Kız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 04:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19112</guid>
				<description><![CDATA[<p>En son düğümle bağlayacak bir çocuğun ayakkabısını… Yeşil gözlerinde bir gülümseme ve babasının düğümlemesi… Babasının kucağında gezen bir kız çocuğunun hikayesi… Sarı saçlarını tararken annesinin rujunu gizlice sürerdi. Annesi patates kızartması yaparken balkonda sandalyenin üzerinde oynarken düştü. Başından kanlar akarken ablası onu kurtardı. Hastaneye götürülürken ağlıyordu. Ablası da öyle. Hastanede dikişler atıldı. Gözlerinden yaşlar dinmedi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/">Küçük Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>En son düğümle bağlayacak bir çocuğun ayakkabısını…</p>



<p>Yeşil gözlerinde bir gülümseme ve babasının düğümlemesi…</p>



<p>Babasının kucağında gezen bir kız çocuğunun hikayesi…</p>



<p>Sarı saçlarını tararken annesinin rujunu gizlice sürerdi.</p>



<p>Annesi patates kızartması yaparken balkonda sandalyenin
üzerinde oynarken düştü.</p>



<p>Başından kanlar akarken ablası onu kurtardı.</p>



<p>Hastaneye götürülürken ağlıyordu.</p>



<p>Ablası da öyle.</p>



<p>Hastanede dikişler atıldı.</p>



<p>Gözlerinden yaşlar dinmedi.</p>



<p>Bir hayvanat bahçesinde yaz günü….</p>



<p>Yılanlardan korkarken ablasına sarıldı.</p>



<p>Kardeşlik çok önemliydi.</p>



<p>Bir annenin kucağında iki çocuk…</p>



<p>Bir fotoğrafın hikayesiydi bunlar.</p>



<p>Tatilya’da eğlenirken masal ağacından korkup annesine
sarılırdı.</p>



<p>Aslan Kral izlerken ağladığından dolayı babasıyla dışarı
çıkardı.</p>



<p>Tuvaletin kapısında oturan adam mendil uzatıp “Ağlama!
Cennette kavuşurlar.” demişti.</p>



<p>Oyuncak Hikayesi 3’ü izlerken büyüyen çocuğa ağlamıştı.</p>



<p>Kanal D’nin Bak Şu Elma Şekerine programında “Bu Kız Beni
Görmeli” şarkısını söylemişti.</p>



<p>Utanıp ağzını silmişti.</p>



<p>Yurt Fm’de şöyle bir bilmece uydurmuştu. </p>



<p>“Adam bir gün duşa girmiş, sular kesilmiş. Neden?”</p>



<p>“Cevap: Ben de bilmiyorum yeni uydurdum.”</p>



<p>Epilepsi geçirdiğinde uyurken babası yanı başında durup
ağlıyordu.</p>



<p>Annesi iyileşmesi için dualar ediyordu.</p>



<p>Şimdi o kızı özlüyor muyum?</p>



<p>Ben hala aynı kızım.</p>



<p>Duygusal, masum ve küçük bir kızım.</p>



<p>30 yaşında olsam da.</p>



<p>Değişmedim ve değişmeyeceğim.</p>



<p>Babasına sarılıp ağlayan kız çocuğu olacağım.</p>



<p>Dostlarım yanımda olsa da olmasa da.</p>



<p>Dünya değişse de değişmeyeceğim.</p>



<p>Hep aynı kalacağım.</p>



<p>Kimse sevmese de.</p>



<p>Ben buyum.</p>



<p>Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/">Küçük Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19112</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kimse Dokunmadı Yalnızlığıma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kimse-dokunmadi-yalnizligima/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kimse-dokunmadi-yalnizligima/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Dec 2019 04:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19056</guid>
				<description><![CDATA[<p>O duygunun adının ne olduğunu bir bilsem. Senden uzaklarda geçen o mısra aklıma gelirken. Bir tutkunun peşinden gider ya insan. Gözlerinden akan bir damla yaş… Ve ben ölüyorum uzaklarda… Sayıkladıklarım durur içimde. Sensiz bir hiçim der ya Azrail. Bense mısralarımda sakladığım bir sır… Bilinmez yelkenlerde nasıl yaşanır sensiz. Bir gölgeye bakar da benim o demez [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kimse-dokunmadi-yalnizligima/">Kimse Dokunmadı Yalnızlığıma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>O duygunun adının ne olduğunu bir bilsem.</p>



<p>Senden uzaklarda geçen o mısra aklıma gelirken.</p>



<p>Bir tutkunun peşinden gider ya insan.</p>



<p>Gözlerinden akan bir damla yaş…</p>



<p>Ve ben ölüyorum uzaklarda…</p>



<p>Sayıkladıklarım durur içimde.</p>



<p>Sensiz bir hiçim der ya Azrail.</p>



<p>Bense mısralarımda sakladığım bir sır…</p>



<p>Bilinmez yelkenlerde nasıl yaşanır sensiz.</p>



<p>Bir gölgeye bakar da benim o demez hiç.</p>



<p>Tanrı’yı arar her gönülde lakin bulamaz.</p>



<p>Onu hissetmek ister kulaklarında.</p>



<p>Onu kim sayıklar dudaklarında?</p>



<p>Sen değil misin yoksa?</p>



<p>Neden yok hatıranda?</p>



<p>Bir inanç bir histir hafızamda.</p>



<p>Sen misin yalvaran dualarında?</p>



<p>Bir yaş düşer saçlarına?</p>



<p>Sakın ağlama.</p>



<p>Sırrımı söyleyemem.</p>



<p>Kimse dokunmadı yalnızlığıma.</p>



<p>Sen bile.</p>



<p>Senden bir kelime duyarsam öleceğim.</p>



<p>Bir duadır yalnızlığım aslında.</p>



<p>Kendime bir papatya dileyeceğim.</p>



<p>Hani koparırsan ölür ya!</p>



<p>Bırak beni gideyim.</p>



<p>Kimse dokunmasın yalnızlığıma.</p>



<p>Toprağa bir gül de ben ekeyim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kimse-dokunmadi-yalnizligima/">Kimse Dokunmadı Yalnızlığıma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kimse-dokunmadi-yalnizligima/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19056</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Melekler Uyumaz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/melekler-uyumaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/melekler-uyumaz/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Dec 2019 04:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19043</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nisa uyandı. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Kahvesini içti ve yola koyuldu. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Bir labirentin içindeydi. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Azrail geldi canını aldı. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; O hiç bitmeyen bir…. Uykudaydı. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Kalemini aldı yazar. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Tüm duyguları silinmişti.&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Mikail bir rüzgar estirdi. Buğday tarlasını silip &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Süpürdü . &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Ev hanımıydı. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Çalışması lazımdı. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Bir ilana başvurdu. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Cebrail’i rüyasında gördü. Kocasından [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/melekler-uyumaz/">Melekler Uyumaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Nisa uyandı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kahvesini içti ve yola koyuldu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bir labirentin içindeydi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Azrail geldi canını aldı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;                                                               O hiç bitmeyen bir….</p>



<p>Uykudaydı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kalemini aldı yazar. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tüm duyguları silinmişti.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Mikail bir rüzgar estirdi. </p>



<p>                                                                                        Buğday tarlasını silip  </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;                                                                                           </p>



<p>Süpürdü .</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ev hanımıydı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çalışması lazımdı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir ilana başvurdu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Cebrail’i rüyasında gördü.   </p>



<p>                                                                                          Kocasından  </p>



<p>Boşandı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Yağmur dinmiyordu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şemsiyesini açtı Halil.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İsrafil sura üfledi. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Gözlerinde hiç dinmeyen kıyametti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/melekler-uyumaz/">Melekler Uyumaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/melekler-uyumaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul Aşıklarındır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbul-asiklarindir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbul-asiklarindir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Dec 2019 04:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19076</guid>
				<description><![CDATA[<p>Asya: Avrupa Avrupa, günlerin aydın ola Pek serin bir sabah, güneşini gönder bana Avrupa: Asya, güzel Asya, sana da günaydınlar Bugün havam pek bozuk, hırçın kara bulutlar Asya: Olsun be yakışıklı, yine de şiir gibisin Sen benim güneşimsin, mat olsa da bazen rengin… Avrupa: Eksik olma, hep var ol güzel Asya’m Sen varken karşımda hep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-asiklarindir/">İstanbul Aşıklarındır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Asya:</strong></p>



<p>Avrupa
Avrupa, günlerin aydın ola</p>



<p>Pek serin bir
sabah, güneşini gönder bana</p>



<p><strong>Avrupa: </strong></p>



<p>Asya, güzel
Asya, sana da günaydınlar</p>



<p>Bugün havam
pek bozuk, hırçın kara bulutlar</p>



<p><strong>Asya:</strong></p>



<p>Olsun be
yakışıklı, yine de şiir gibisin</p>



<p>Sen benim güneşimsin,
mat olsa da bazen rengin…</p>



<p><strong>Avrupa:</strong></p>



<p>Eksik olma,
hep var ol güzel Asya’m</p>



<p>Sen varken
karşımda hep güzel dünyam…</p>



<p><strong>Asya:</strong></p>



<p>Sana çıkan
yol güzel, seni gören ev güzel</p>



<p>Seni anlatan
kitap, seni söyleyen peşrev güzel…</p>



<p><strong>Avrupa:</strong></p>



<p>Her an seni
hissetmek, seni yaşamak güzel</p>



<p>Bütün âleme
karşı, karşında olmak güzel…</p>



<p><strong>Asya:</strong></p>



<p>Şu Boğaz’ın
demi sensin, köprülerin bağı sensin</p>



<p>Gönlümün tek
sultanı, güzellik çağı sensin…</p>



<p><strong>Avrupa:</strong></p>



<p>Yarim,
yarenim sensin benim diğer yarım</p>



<p>Ben seninle
bütünüm, seninle bahtiyarım…</p>



<p><strong>Asya:</strong></p>



<p>Tarih bilir
heybetini, kudretini, eşrefini</p>



<p>Herkes çalma
peşinde o güzelim kalbini…</p>



<p><strong>Avrupa:</strong></p>



<p>Bilen bir
tek beni değil, seni bilir, bizi bilir</p>



<p>İkimiz can
canayken, bütün dünya vız gelir…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-asiklarindir/">İstanbul Aşıklarındır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbul-asiklarindir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19076</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gurbette Akşam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gurbette-aksam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gurbette-aksam/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Dec 2019 04:38:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süheyla Kutbay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19033</guid>
				<description><![CDATA[<p>Morardı dağlar sular karardı İşte yine oluyor akşam Gurbet elde herkes yabancı Bakarlar sana yan yan O zaman anlarsın gurbete düştüğünü Orada öğrenirsin Hayatın güçlüğünü Düşer içine ateş Yakar bağrını Olurken akşam Hasret sarar her bir yanını Ana baba kardeş Hepsi uzaklarda Niçin geldim dersin Ne vardı buralarda Evet Doğduğu yerde değil Doyduğu yerdedir insan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gurbette-aksam/">Gurbette Akşam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Morardı dağlar sular karardı</p>



<p>İşte
yine oluyor akşam</p>



<p>Gurbet elde herkes
yabancı</p>



<p>Bakarlar sana yan
yan</p>



<p>O zaman anlarsın
gurbete düştüğünü</p>



<p>Orada öğrenirsin</p>



<p>Hayatın güçlüğünü</p>



<p>Düşer içine ateş</p>



<p>Yakar bağrını</p>



<p>Olurken akşam</p>



<p>Hasret sarar her
bir yanını</p>



<p>Ana baba kardeş</p>



<p>Hepsi uzaklarda</p>



<p>Niçin geldim
dersin </p>



<p>Ne vardı buralarda</p>



<p>Evet</p>



<p>Doğduğu yerde değil</p>



<p>Doyduğu yerdedir insan</p>



<p>Şimdi
kopan dal</p>



<p>Yuvasız bir kuşum</p>



<p>Ağlama anam sen </p>



<p>Ben yine gelirim</p>



<p>Gurbet elde
ölmezsem eğer</p>



<p>Sil damlayan gözyaşlarını</p>



<p>Oku satırlarımı
birer birer</p>



<p>Sen sıcak yuvanda</p>



<p>Babam kardeşim var yanında</p>



<p>Ben ise bir otel
köşesinde</p>



<p>Soğuk bir odadayım sizin hayallerinizle</p>



<p>Ne yapalım kalpler
bir arada olsun anam</p>



<p>Değil Bağdat Şam</p>



<p>Sağlığım
iyi hamdolsun</p>



<p>Başlarken yine</p>



<p>Gurbette akşam</p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gurbette-aksam/">Gurbette Akşam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gurbette-aksam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19033</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Attar Dükkanından Üsküdar                              Manzaraları:Ahmet Yüksel Özemre</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-attar-dukkanindan-uskudar-manzaralariahmet-yuksel-ozemre/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-attar-dukkanindan-uskudar-manzaralariahmet-yuksel-ozemre/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Dec 2019 04:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19026</guid>
				<description><![CDATA[<p>Üsküdar’ın kadim sokaklarında yürümüş asil Osmanlı insanını artık etrafta görememekteyiz. Şehrin tarihi yapısı muhafaza edilmekle beraber, Üsküdarlılar’daki o sıcaklık nezaket ve manevi derinlik, günümüz insanında pek görülmemektedir. Eski dönemlerde yaşanan İstanbul’a,Üsküdar’a has örf ve adetler de, zevkler de törpülenmiş, bir çağ küsufa uğramıştır. İstanbul’u, özellikle de Üsküdar’ı anlamak için ,bize artık onu doğru insanlardan dinlemek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-attar-dukkanindan-uskudar-manzaralariahmet-yuksel-ozemre/">Bir Attar Dükkanından Üsküdar                              Manzaraları:Ahmet Yüksel Özemre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Üsküdar’ın kadim sokaklarında yürümüş asil Osmanlı insanını artık etrafta görememekteyiz. Şehrin tarihi yapısı muhafaza edilmekle beraber, Üsküdarlılar’daki o sıcaklık nezaket ve manevi derinlik, günümüz insanında pek görülmemektedir. </p>



<p>Eski dönemlerde yaşanan İstanbul’a,Üsküdar’a has örf ve
adetler de, zevkler de törpülenmiş, bir çağ küsufa uğramıştır.</p>



<p>İstanbul’u, özellikle de Üsküdar’ı anlamak için ,bize artık onu doğru insanlardan dinlemek ve okumak düşmektedir. Özemre de, çocukluğunun ve gençliğinin İstanbul’unu, o güzel Türkçesi’yle kaleme alarak, kültür tarihimiz için önemli bir hizmette bulunmuştur.</p>



<p>Müdavimlerinden olduğu Aktar Hocalar’ın dükkanını anlattığı
ilk kitabı Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı,bu büyük hizmetlerin başında
gelmektedir. Kitap,dikkatlice okunduğunda bir şehrin anatomisini vermektedir.</p>



<p>Zamanın Üsküdar’ında Aktar Hocalar’ın dükkanı, çeşitli
tedavi yöntemlerinin uygulanması dışında;ilim,irfan yuvası olarak da uğrak
yeridir. Birçok entelektüel ve alim,bu dükkanın müdavimleri arasındadır. Gelenler
arasında;dükkanda ebru,ney dersleri alanlar da vardır.</p>



<p>Kitabın takdim kısmında,müellif bu dükkan hakkında şu
sözleri söylemektedir:<em>”&#8230;Bu dükkân
sâdece ihtivâ ettiği envâ’ı çeşit met’â’ ve sâhiplerinin müstesnâ şahsiyetleri
bakımından değil,fakat pek çok ehl-i irfân ve ehl-i san’atin de bir toplantı ve
sohbet mahalli olması bakımından ilgi çekerdi.”</em></p>



<p>Dükkanın kendisi ve çevresi üzerindeki büyük etkisini ise
kitabın aynı kısmında şu sözlerle anlatır<em>:”&#8230;Bu
dükkan nice mânevî sohbetlerin,nice dostlukların,nice himmetlerin,nice hayırların,nice
tefekküre şâyân ibretlerin,nice râhmanî füyûzâtın,nice irşâdların sebebi ve
mihveri,benim de mânevî eğitimimin ve kültürümün en mühim kaynaklarından biri
olmuştur.”</em></p>



<p>Aktar dükkanından bahsederken,dönemin bozulmamış sessiz ve
derin Üsküdar yaşantısından da manzaralarla karşılaşmaktayız:</p>



<p><em>“Yarım asır öncesinin
Üsküdar’ı gürültüsüz,âsûde bir belde idi. Nüfûsu ancak kırk bin kişi
civarındaydı. Sabahları hemen her mahallede önce bülbüller şakır,akabinde de
horozlar öterdi&#8230;”</em></p>



<p>&nbsp;Üsküdar insanın
müşteri hakkına verdiği önem de,aktar dükkanında kendisini gösterir:</p>



<p><em>“Müşterinin hakkının
geçmemesi için,malın ambalajlandığı kağıdın aynısı terâzinin ağırlık kefesine
dara olarak konur ve daha da garantili olsun diye ayrıca,tartılan malın birkaç
gram daha ağır çekmesine özen gösterilirdi.”</em></p>



<p>Dükkanla ilgili diğer bir husus da,kokulu bir nesne alınması
halinde,kokularını dışarı vurmayacak şekilde ikinci kez bir kağıtla
ambalajlanması ve kokulu maddelerin bir arada,diğerlerini ayrı,sonra hepsini
beraberce paketlenmesidir.</p>



<p>Bir cenaze kaldırılacağı zaman da,aktar dükkanı bu
ihtiyaçlar için bir uğrak yeridir. Cenaze levazımı, kadın takımı ve erkek takımı
olmak üzere ikiye ayrılır: </p>



<p><em>“Takımın içinde kefene
ilâveten,bir şişe gülsuyu,150 gram pamuk,bir kalıp sabun,4 kâfuru tableti,10
adet çengelli iğne,buhur ve günlük karışımı tütsü veyâ öd ağacı,2 çift
takunya,2 maşrapa ve bir de tabut kapağını bağlamak ve tabutu kabire indirmek
için yeterince uzun bir ip bulunurdu. Kadın takımında ,bunlara ek olarak 2
tülbent ile 200 gram da kına vardı.”</em></p>



<p>Bazı sırlı oranlarla,Saim Efendi tarafından bizzat
hazırlanmış,dolma baharı,köfte baharı ve tarhana baharı terkibine giren
baharatı pek meşhurdur<em>:</em></p>



<p><em>”Bu oranlar öylesine
isâbetli ve İstanbulluların damak zevkine o kadar uygundu ki,Şile’den Fâtih’e kadar
İstanbul’un dört bir bucağından ahâli,sırf bunun için,Üsküdar’a Aktar Hocalar’a
akın ederdi.”</em></p>



<p>Müellifin 12 Eylül 1946’da yapılan sünnet düğünü de Eski
İstanbul sünnet düğünlerinin bir fotoğrafı gibidir. Düğün çorbası, baş
yemektir,ikram olarak da limonata,kaşarlı sandöviç,kuru pasta ve börek vardır.
Kur’an tilaveti,ilahiler ve Mevlid-i Şerif okunduktan sonra,fasıl heyetinin
konseri;akabinde Hokkabaz Portakaloğlu ve Karagöz oyunu sergilenmiştir.</p>



<p>Eski Üsküdar insanı için Aziz Mahmut Hüdayi Türbesi’nin &nbsp;de büyük önemi vardır. Özemre,buraya gelen
hanımların doğacak çocuklarının sıhhati için dua ettiğini anlatır<em>:</em></p>



<p><em>”Zîrâ bu
Hazret’in,türbesini ziyaret edip de bir Fâtiha okuyanların suda
boğulmamaları,ateşte yanmamaları ve ölümlerinin de kendilerine mâlûm olması
yolunda Cenâb-ı Hakk’a bir niyâzı vardı.”</em> diyerek bunun sebebini ortaya
koyar. Müellif,aynı uygulamanın kendi ailesi tarafından da yapıldığını
sözlerine ekler.</p>



<p>Dükkanın müdavimleri incelersek,eski Üsküdar insanları
hakkında daha çok ipucu bulabiliriz.</p>



<p>Müellifin ruh dünyasını oldukça etkileyen <strong>Eşref Efendi</strong>,mübarek zatlardan biridir.
İlm-i Nücum bilgisindeki derinliği şu örnekle ortaya koyar<em>:</em></p>



<p><em>”Cihân Harbi
sırasında,bir gün Şeyh Murad Buhârî Dergâhı’ndaki bir toplantıda Eşref Efendi
Amca’ya Mustafa Kemâl’in zâyiçesini çıkarıp âtîsini istihrâc etmesini ricâ
etmişler. O da bu ricâyı kırmamış ve hemen oracıkta yaptığı hesaplar sonunda şu
neticeye varmış:’Eğer bu zât gönlünü mânâ âlemine çevirirse: Velî;eğer dünyâya
çevirirse:Pâdişah makâmına sâhip olacaktır.’“</em></p>



<p>İskele Camii baş imamı <strong>Nafiz
Uncu Hoca</strong> da,dükkanın müdavimlerindendir. Ayasofya Camii’nde mukabele okuduğu
zamanlarda,güzel sesini dinlemek için akın edenler olduğu halde,benliğinin
kabarmasından rahatsızlık duyup Allah’a bu sesi alması hususunda Nasuhi Dergahı’nda
dua etmiş,”<em>sabah kalktığında o güzelim
sesinin gitmiş,yerine</em> <em>kısık ve çatlak
bir sesin ikâme edilmiş,olduğunu sevinçle görmüş</em>” bir zattır.</p>



<p>&nbsp;“<em>Dâr-ı dünyâ,ey birâder,köhne mihmânhânedir,</em></p>



<p><em>&nbsp; Dil veren vîrâneye,uslû değil
divânedir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </em></p>



<p><em>&nbsp;Bir mukîm kimse bulunmaz hâne-i eflâkde, </em></p>



<p><em>&nbsp;Cümle halk ehl-i sefer,âlem misâfirhânedir.”</em>diyerek
vefat eden Galata Mevlevihanesi son şeyhi Ahmed Celaleddin Dede Hazretleri de
bu dükkanın müdavimlerindendir.</p>



<p>Mortucu Salih,küfürbaz olmanın yanı sıra,Karacaahmed
mezarlığına ,cenaze olduğu günlerde, gelerek,cenaze sahibinden sadaka
koparmakla meşhur Üsküdar meczuplarındandır ve onun için de bu dükkan mutlak
uğrak yeridir.</p>



<p>Yazar,diğer bir müdavim Sükuti Dede’yle bizzat tanışmamış
ancak anlatılanlar,onun değerini anlamasına yetmiştir:</p>



<p><em>”Ahmed Celaleddin Dede bir gün Sükûtî Dede’yi:”Dede sen bilirsin;söyle bana zamânın Kutb’u kimdir?”diye sıkıştırmış. Dede:”Aman Sultânım,fakîr ne bilsin?”diye kıvırtacak olsa da Ahmed Celâleddin Dede bütün celâliyle Dede’nin üzerine gitmiş. En sonunda Sükûtî Dede:”Sultânım,siz de biliyorsunuz ya,zamânın Kutb’unun karşınızda durduğunu!”demiş.”</em> “Cinci Hoca” diye tanınan Arap Hoca da,dükkanda sık sık görünmüş renkli kişilerden biridir. </p>



<p>Müellifin çocukluğu ve gençliği bu insanlar arasında
böylesine renkli,böylesine güzel geçmiştir. Ancak,90’lı yıllara gelindiğinde
Üsküdar eskisi gibi değildir;bu dönemde Anadolu’dan pek çok göç olmuştur. Eski
Üsküdarlılar,parmakla gösterilebilecek kadar azalmış;Osmanlı’nın izini taşıyan
zarafet,üslup,iz’an,lisandaki incelik yavaş&nbsp;
yavaş tükenmeye yüz tutmuştur. Yetmiş küsur yıldır ilim,irfan ve sanat
yuvası olan aktar dükkanı da artık değişime uğramıştır. Dükkanı miras alan Ali
Haydar Düzgünman biraz da basında çıkan çeşitli haberler sebebiyle,aktar
dükkanını kiraya vermiştir. Üsküdar’ın ve tüm İstanbul’un kültür hayatında
önemli yeri olan bu dükkan kuyumcuya dönüşürken,Özemre’nin çocukluğunun
Üsküdar’ı artık kendini özletmeye başlamıştır.</p>



<p>Son olarak,şunu söyleyebiliriz ki Üsküdarlılık, tarihi okumak;başkasının
hakkını gözetmek;candan gülümsemek;terbiyeye,üsluba,namusa dikkat eden ve
inancını içten yaşayan bir insan olmaktır. Bize düşen,Osmanlı’dan kalan bu
mirası korumak ve yaşatmaktır.</p>



<p>Müellifin dediği gibi<em>,”Üsküdar’da
bugün yaşamak kolaydır,huzurludur,zevklidir,ilgi çekicidir ammâ Üsküdar’lı
olmak artık babayiğidin kârı değildir.”<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></em></p>



<p>KAYNAKÇA</p>



<p>Çocukluğumun
Üsküdar’ını Özlüyorum,Ahmet Yüksel Özemre,Kültür Dergisi,Sayı:6,2007</p>



<p>Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı,Ahmet Yüksel Özemre,Kubbealtı Neşriyatı,İstanbul,2010</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a> Özemre,Çocukluğumun
Üsküdar’ını Özlüyorum,Kültür Dergisi,Sayı:6,2007</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-attar-dukkanindan-uskudar-manzaralariahmet-yuksel-ozemre/">Bir Attar Dükkanından Üsküdar                              Manzaraları:Ahmet Yüksel Özemre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-attar-dukkanindan-uskudar-manzaralariahmet-yuksel-ozemre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19026</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küçük Adam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 05 Dec 2019 04:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Akın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18998</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nerede olduğumu biliyordum. Üç kere gelmiştim buraya. Üçüncü gelişimde ona rastladım. Yanıma telaşsız duruşunu sergileyerek oturdu. Halbuki insanlar vapura kendisini atmak için telaşlı idi önceki seferler. Yanıma neden oturduğunu bilmiyordum. Bu adam annemi eteğinden çeke çeke zorla götürdüğüm o filmdeki adama benziyordu. Yoo, hayır hayır! Bu adam o kadar şişman ve acımasız görünmüyordu. Üstelik eli [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/">Küçük Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Nerede olduğumu biliyordum. Üç kere gelmiştim buraya. Üçüncü gelişimde ona rastladım. Yanıma telaşsız duruşunu sergileyerek oturdu. Halbuki insanlar vapura kendisini atmak için telaşlı idi önceki seferler. Yanıma neden oturduğunu bilmiyordum. Bu adam annemi eteğinden çeke çeke zorla götürdüğüm o filmdeki adama benziyordu. Yoo, hayır hayır! Bu adam o kadar şişman ve acımasız görünmüyordu. Üstelik eli sakalına her gidişinde gözleri üzerine basa basa kapanmıyordu. Ona baktım. Gülümsedi. Ağzının kenarındaki sakallar bıyıklarına göre daha çok beyazlamıştı. Annem: ‘’Şuna bak beyaz beyaz sırıtıyor.’’ demişti. ‘’Beyaz beyaz sırıtmak ne demek?’’ diye sorduğumda ‘’Aman okuduğum romanda geçiyordu oğlum küçüksün anlamazsın.’’ demeyi yeğledi. Adam acaba solumuzda bekleyen balıkçılara mı dalmıştı? Yoksa ellerini sakallarına her götürüşünde şu adını hatırlayamadığım filmdeki adam gibi birilerine saldırma planı mı yapıyordu? Küçük küçük oturdum. Ayaklarımı bir taraftan sallıyordum. Bankta en küçük yerde oturan bendim. O büyüktü, yaşlıydı çünkü… Sakalları vardı ve elleri kocaman sakallarını içine alabiliyordu. Bir anda hohlayıverdi. Korktun mu evlat? dedi. Vapura mı yoksa balıkçılara mı bakıyorsun amca? dedim. Güldü. Çok ciddiydi gülmez sandım. Aslında güldüğünde ağzı gözükmemişti ama soğuk havaya karışan boğuk nefesiyle güldü bana. Küçük adam, sence vapura binmeli miyim? Yoksa şu ağa takılan balık gibi kurban mı olmalıyım? dedi. Utana sıkıla vapur… dedim. Yerinden doğrulur gibi yaptı. Gidince mutlu olacak mıyım? diye sordu. O adam ölüyordu dedim. Filmin adı yine aklıma gelmedi. Ölürüz be çocuk! dedi. İkinci defa güldüğünde saçı ile sakalının bitiminden akan bir gözyaşı elime damlayıverdi. Burnunu çekti, güldü, güldüm ve gitti. Tıpkı o filmdeki gibi… Giderken ellerini cebine attı, sesinde anlayamadığım bir ifade ile: ‘’ Eyvallah küçük adam!’’ dedi. Vapurun düdüğü çalıyordu, balıkçılar kovasını doldurmuştu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/">Küçük Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18998</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde İstanbullu&#8217;un Su İle İlgili İnanışları Ve Söylenceler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 Dec 2019 04:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18980</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul’da su ile ilgili geçen yerleri tasnif edersek; denizler ve nehirler,şifalı sular ve anlatılar, selatin camilerindeki şadırvanlar,çeşmeler,hamamlar ve su ile alakalı meslekler olarak altı ayrı başlık altında toplamamız gerekir. Ancak, bu çalışmamızın alanını “İstanbul’da su” konusunun çok geniş olması hasebiyle,”İstanbul’daki deniz ve şifalı sular ile ilgili söylence ve anlatılar olmak üzere daralttık. İki başlık halinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler-2/">Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde İstanbullu&#8217;un Su İle İlgili İnanışları Ve Söylenceler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İstanbul’da su ile ilgili geçen yerleri tasnif edersek; denizler ve nehirler,şifalı sular ve anlatılar, selatin camilerindeki şadırvanlar,çeşmeler,hamamlar ve su ile alakalı meslekler olarak altı ayrı başlık altında toplamamız gerekir. Ancak, bu çalışmamızın alanını “İstanbul’da su” konusunun çok geniş olması hasebiyle,”İstanbul’daki deniz ve şifalı sular ile ilgili söylence ve anlatılar olmak üzere daralttık. İki başlık halinde bu çalışmamızı sunacağız.</p>



<p><strong>1)Deniz </strong></p>



<p>Evliya Çelebi, tarihi kaynak
olarak bizzat gördükleri, halkın söylenceleri, ve Yunanlı Yanevan gibi çeşitli
tarihçilerin anlatılarından yararlanmıştır. Nitekim, İstanbul ilk kurucuları
ile ilgili bilgileri aktarırken, bunu açıkça belirtir. </p>



<p>Tarihçilerden alıntıladığı
“Karadeniz, Nuh tufanı karanlık suyundan kalmış bir denizdir.” sözüyle, Karadeniz’in
Akdeniz’e akıtılması olayını anlatmaya başlar. Çelebi, Kırım’dan Hazar denizine
kadar olan yerin Karadeniz sularının altında olduğunu söyler. Nuh tufanının
Karadeniz’de olduğunu kanıtlamak için, Kırım dolaylarında sipahi iken yengeç, midye
gibi deniz canlılarıyla karşılaştığını, bu olaydan Heyhat vadisinin de bir
zamanlar Karadeniz suları altında olduğunu çıkardığını Bakara Suresi’nin,
“Şüphesiz ki, Allah her şeye kadirdir.” ayetiyle Allah’ın gücüne bağlar.</p>



<p>Evliya Çelebi, yeryüzünün şekillenmesi
için, Allah’ın İskender-i Zülkarneyn’i yarattığını belirtirken, Allah’ın bir
şeyin olmasını istediğinde önce sebeplerini hazırlaması şeklinde yorumlar.
Çünkü, kendisine itaat etmeyen ve kendisini mahkum eden Kaydefa Ana’dan
intikamını almak için, Karadeniz’in kesilmesine,Akdeniz’e akıtılmasına vesile
olacaktır. Hz.Hızır bu konuda ona yardım eden ve fikir veren kişidir.
Karadeniz’i Akdeniz’e karışmaya neden olarak, Hızır Aleyhisselam’ı gösterir. Hz
Hızır, ab-ı hayatın ona nasip olması dolayısıyla hayattadır ve denizde
görevlendirilmiştir. Binlerce delicinin gayreti üç sene sonra nihayet bulmuş. Karadeniz’in
Akdeniz’e akıtılmasıyla Kaydefa’nın mülkü,sular altında kalmış ve askerlerinin
hepsi suda boğulmuştur.</p>



<p>Evliya Çelebi, İstanbul’un üç
denizinin sınırlarını çizerken, gemiciler, denizciler ve ziyaretçilerden
duyduklarını aktarır:”&#8230;Azak’tan İstanbul Boğazı’na kadar Karadeniz ola. İstanbul’dan
Gelibolu Boğazı’na kadar o aralık Rum denizi ola. Kilidülbahreyn ki Fatih
Sultan Mehmet yapısı iki kaledir, boğazdan aşağısı Akdeniz ola.”(*)</p>



<p>Müellif, bu duyduklarını
aktardıktan sonra kendi gözlemleriyle bulduğu enteresan bir çizgiyi gemicilere
gösterir. Karadeniz’in “siyah” suyu ile Akdeniz’in “mavi-beyaz” suyu arasında
kırmızı bir hat çekilmiş gibidir. Çelebi, hayretinin derecesini, mucizevi
yönünü vurgulamak için “Acep Lem-Yezel işidir.” şeklinde bir tabir kullanır.</p>



<p>Lodos rüzgarının etkisiyle hattın
rengi ve arası değişir. Evliya Çelebi,onlara bu durumu gösterdiğinde,gemiciler
hayret ederler.</p>



<p>Hat, Karadeniz’le Akdeniz’i sadece
renk yönünden değil, tat yönünden de ayırmıştır. Akdeniz tarafı, Karadeniz
tarafından daha da acıdır. Bu olayı da Allah’ın bir hikmeti olarak görür.</p>



<p>Çelebi’ye göre, hiçbir denizin
balığı, Karadeniz’in balıkları kadar lezzetli değildir. İstanbul Boğazı’ndaki
balıkların lezzetini Musa sofrası olarak nitelendirir.</p>



<p>İstanbul Boğazı’nda iki deniz
birbirine karıştığı için, bazı tarihçilerden aktardığına göre, merece’l-bahreyn
dendiğini aktarır.</p>



<p>Denizlerle ilgili tılsımlarda ise,
İstanbul’u koruyucu olarak efsanevi unsurlar bulunur. <strong>Birinci tılsım</strong>, Çatladıkapı’da bulunan tunçtan bir dev suretidir. İstanbul’a
Akdeniz tarafından gelen düşman gemilerine ateş saçarak onları yakar. <strong>Dördüncü tılsım</strong> da buna benzer şekilde
Akdeniz, Karadeniz ve Üsküdar’dan gelen düşman gemilerine ateş saçıp onları
yakan üç başlı bir ejderdir. Bu tılsımlar, İstanbul’un düşmanlardan korunmasına
sebep gösterilmiştir. <strong>İkinci </strong>ve<strong> üçüncü tılsım, </strong>zemherir gecelerinde
sihirbazların nöbet tutup denizi korudukları bakır gemilerdir. Biri Akdeniz, diğeri
Karadeniz’i korumakla görevlidir. Bu tılsımlar, iki&nbsp; kutlu dini olay,İstanbul fethi ve Yezid’in
Galata’yı fethi nedeniyle ya ganimet olarak alınmış ya da parçalanmışlardır. Çelebi’nin
büyülü ve efsanevi tılsımların yıkılışını dini bir olayla sonuçlandırması, onun
inanca verdiği önemi gösterir. <strong>Beşinci</strong>
ve <strong>altıncı tılsımlar </strong>ise,balıklarla ilgilidir. Sarayburnu’nda
üç yüz altmış deniz yaratığının şekillerinden herhangi biri, bir ses verse, o
balık türündeki tüm balıklar kıyıya vurup, halkın balıklarla kış boyunca
geçinmesidir. Müellif, beşinci tılsıma örnek olarak hamsi balığını verir. Altıncı
tılsımda ise, tüm balıklar kıyıya vurur. Kış günlerindeki bu bolluk, anlatıya
göre,denizde dalga olmadan gerçekleşir. Bu tılsımlar yine dini bir olayla, Hz.Muhammed’in
doğum gecesindeki depremle yıkılırlar. Ancak, Çelebi tılsımın etkisini yok
etmez, tılsımların sadece suretleri yok olur.</p>



<p><strong>2)Şifalı Sular ve Anlatılar</strong></p>



<p>İstanbul’daki bazı sular, şifalı
kabul edilir ve halk arasında efsane olarak yerleşir. Bazı hastalıklara iyi
geldiğinin inanılması, halk hekimliğinin bir uzantısı görülebilir.</p>



<p>Kağıthane Mesiresi’nde bulunan <strong>Levend Çiftliği</strong> deresinde çamaşır
yıkanırken sabun kullanmaya bile gerek kalmadığını söylenmesi, derenin çamaşır
yıkamak için de kullanıldığını gösterir. Aynı nehir içinde bulunan eğir kökü, sindirim
rahatsızlıklarına iyi gelen bir bitkidir. Aynı bitki, <strong>Cendereci suyu</strong>nda da yetişmektedir.</p>



<p><strong>Can Kuyusu Mesiresi</strong>’ndeki
bir evde bulunan su kuyusunda ise, kuyu motifini görmekteyiz. Bir eşyası
kaybolan kişi, abdest alıp kuyunun kenarında iki rekat namaz kıldıktan sonra
,Fatiha’yı okuyup Hz.Yusuf’un ruhuna bağışlayarak,”Ey kuyu sahibi, Hz. Yusuf-ı
sıddık aşkına olsun,benim filan akrabam yahut filan evladım veya kaybolan eşyam
nice oldu?” diye bağırırsa,bir ses,sorulan kişi veya eşyaların yerini ve kimin
çaldığını söyler.(*)</p>



<p>Hz.Yusuf’un ruhuna dua
bağışlanması, kuyu motifinin bir göstergesidir. Dini bir anlatının, halkın
batıl inanışlarını da etkileyeceğinin göstergesidir.</p>



<p>Büyük İskender’i dahi öldüren bir
hastalık olan sıtmanın, o dönemde yaygın olması sebebiyle bu hastalığa iyi
geldiğine inanılan birçok su vardır. Toplumu etkileyen büyük bir probleme, halkın
efsanevi bir çare arayışı olarak yorumlanabilir. Eyüp Sultan Mesiresi’nde
bulunan <strong>ayazması </strong>da Çelebi’nin
anlattığına göre seher vakti üç kez içilirse sıtmaya iyi gelir.<strong>Merkez Efendi Ayazması</strong> da aynı hastalığa
iyi gelen bir şifalı sudur. Yerin altından gelen ses üzerine Merkez Efendi ile
müritlerinin yerin altını kazınca buldukları kırmızı bir sudur.</p>



<p>&nbsp;Ayasofya ‘da bulunan sıtmaya iyi gelen <strong>Terlerdirek </strong>de efsanevi bir unsurdur.
Direğin gece gündüz terleme nedeni ile ilgili türlü söylenceler vardır. Bir
söylentiye göre “Temelinde define vardır.”.Diğer bir söylentiye göre, kalede
yaşamasından dolayı İstanbul fethedilmesinin </p>



<p>gecikmesine neden olan ve Akşemsettin’in
o zatın vefatından sonra fethin gerçekleşeceğini söylediği Yavedüd Sultan’ın
ölümünün üzüntüsünden terlemektedir. Diğer bir söylentiye göre ise, Hz.Risalet’in
ağız suyuyla kireç karıştırıldığı için rutubet etkisiyle terler.(*)Evliya
Çelebi’nin aktardığına göre, Rahip Bahira’nın Hz.Muhammed ve amcasını Şam
yolundan geri döndürdüğü sıralarda rahipler, Ayasofya’nın bozulan kıble
tarafını tamir için, Hz.Risalet’in ağız suyuyla kireci,Mekke toprağıyla zemzemi
karıştırıp Terlerdirek’in olduğu yeri tamir etmişlerdir. Böyle bir uygulamayı
tavsiye eden Hz.Hızır’dır.</p>



<p>Peygamber motifiyle birleşmiş bir
başka şifa unsuru da <strong>Hz.İsa’nın doğduğunda
yıkandığı tekne</strong>dir. Çelebi, Ayasofya’da bulunan teknede sakat çocuklar
yıkanırsa sakatlığın iyileşeceğini söyler.</p>



<p>Su ile ilgili anlatılardan bir
başkası da,<strong>Şemun Pınarı</strong>dır. Hz.İsa’nın
havarilerinden olan Şemun’un vahşi hayvanlara su verebilmek için kazar. Fatih
ve daha sonraki padişahlar hep bu sudan içmişlerdir.</p>



<p>Halk arasında şifalı kabul edilen
sular, genelde dini motiflerle kaynaşarak seyahatnamede yer bulmuştur. Sular ya
bir tarihi anlatıyla ya da dini bir motifle beraber anlamlandırılmıştır.</p>



<p><strong>Sonuç olarak</strong>
söyleyebiliriz ki, Evliya Çelebi’nin seyahatnamesi, İstanbul kültür tarihi ile
ilgili önemli bilgiler içermekle beraber, dönemin insanına farklı bir bakış
sunmaktadır. Halkın yaşayışı ve inanışlarını aktaran önemli bir eserdir. </p>



<p>KAYNAKÇA</p>



<p>Günümüz
Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi:İstanbul,1.Cilt-1.Kitap,Seyit Ali
Kahraman-Yücel Dağlı,Yapı Kredi Yayınları,İstanbul,2003</p>



<p>Günümüz
Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi:İstanbul,1.Cilt-2.Kitap,Seyit Ali
Kahraman-Yücel Dağlı,Yapı Kredi Yayınları,İstanbul,2003</p>



<p>Kinin’in
Hikayesi,Kemal Hüsnü Can Başer</p>



<p>Evliya Çelebi’nin
Seyahatnamesi’nde İstanbul’un Tılsımlarının Hikaye Edilişi,Yeliz Özay,Milli
Folklor dergisi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler-2/">Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde İstanbullu&#8217;un Su İle İlgili İnanışları Ve Söylenceler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18980</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kızıma Nasihat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kizima-nasihat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kizima-nasihat/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Dec 2019 04:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18967</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dinle kızım, sana nasihat olsun: Her “sevdim” diyene sakın aldanma! İyi dinle sözümü, öğüt olsun: Her gelip geçene sakın inanma! Sevgi vardır, seni basitleştirir. Cevher olmak varken gidip pul olma! Sevgi vardır, seni sabitleştirir. Elin bahçesinde solan gül olma! Değerlerin, inancın, çizgin olsun. İncitmeye, incinmeye yer verme! Gerekirse acın, gözyaşın olsun. Değer görmediğine değer verme! [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizima-nasihat/">Kızıma Nasihat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dinle kızım,
sana nasihat olsun:</p>



<p>Her “sevdim”
diyene sakın aldanma!</p>



<p>İyi dinle
sözümü, öğüt olsun:</p>



<p>Her gelip geçene
sakın inanma!</p>



<p>Sevgi vardır,
seni basitleştirir.</p>



<p>Cevher olmak
varken gidip pul olma!</p>



<p>Sevgi vardır,
seni sabitleştirir.</p>



<p>Elin bahçesinde
solan gül olma!</p>



<p>Değerlerin,
inancın, çizgin olsun.</p>



<p>İncitmeye,
incinmeye yer verme!</p>



<p>Gerekirse acın,
gözyaşın olsun.</p>



<p>Değer görmediğine
değer verme!</p>



<p>Dinle kızım,
bilmezsin niyetini,</p>



<p>Seni heves için
sevenlerden geç!</p>



<p>Sonra ağır
ödersin diyetini,</p>



<p>Sevginin ömürlük
olanını seç!</p>



<p>O güzel saçını
süpürge etme,</p>



<p>Kimseye
yaranamaz, toz olursun.</p>



<p>Aklına yüreğini
gölge etme,</p>



<p>Elin ağzına düşen,
koz olursun.</p>



<p>İstersin, içini
sarmasın keder.</p>



<p>Tuttuğu ele
dayanacak bilek,</p>



<p>İstersin ki bir
lokma ekmek yeter.</p>



<p>Yeter, yüreğin
yaslandığı yürek.</p>



<p>Nevşehrî, sözün
sana çare olsun.</p>



<p>Her kız değerini
kendi belirler.</p>



<p>Unutma, kulağına
küpe olsun.

Seni de sen eden seçimlerindir!&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;




</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizima-nasihat/">Kızıma Nasihat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kizima-nasihat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18967</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Som Rengindeki Sonbahar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Nov 2019 04:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18922</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sarı saçlarını savurup, salkım salkım sarkan sararmış sarmaşıkların sağından seyirtirken sen, üşüyordum pencerenin önünde seni seyrederken. Kasım kasımlığını çoktan terk etmiş, Aralık ara-ı-lıkta kalmış zenginliğiyle gelip dizlerimin üzerinden ince kollarıyla boynuma atlamış sıkı sıkı sıkıya sarmalamıştı beni. Yine de üşüyordum, yanmayan sobama bakıp dışarıyı gözlüyordum, seni özlüyordum… Bahçede iki kedi biri diğerini sevmedi, pati vurdu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/">Som Rengindeki Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sarı
saçlarını savurup, salkım salkım sarkan sararmış sarmaşıkların sağından
seyirtirken sen, üşüyordum pencerenin önünde seni seyrederken.</p>



<p>Kasım kasımlığını
çoktan terk etmiş, Aralık ara-ı-lıkta kalmış zenginliğiyle gelip dizlerimin
üzerinden ince kollarıyla boynuma atlamış sıkı sıkı sıkıya sarmalamıştı beni.
Yine de üşüyordum, yanmayan sobama bakıp dışarıyı gözlüyordum, seni özlüyordum…</p>



<p>Bahçede iki
kedi biri diğerini sevmedi, pati vurdu gözünün üstüne, can havliyle atladı o da
onun üstüne. Alt alta üst üste tırmıkladılar birbirlerini on saniye gibi kısa
bir süre içinde. Şimdi biri ağacın dibinde öteki kaçtı beriye.</p>



<p>Perdeyi
açtım içerisi görünse bile, ben göreyim istedim, ben görüleyim istedim. Kirlenmiş
camın buğulu bakışında değil beni görecek biri, ben bile göremem kendi kendimi.
Görünmezlik iksiri içmiş gibiyim sanki. </p>



<p>Akşamdan yağan yağmurun ıslaklığında gölgeler büyüyor güneşin yeni doğan ışıklarının altında. Gülümsüyor bulutun arkasında, en sevimli haliyle bana bakıyor, mavi gözlerinin damlarından sıyrılıp sevgiyle el ediyor. Güzel bir günün geleceğini muştuluyor, soğuk ve kimsesiz geçen gecenin ardından, bana bendeki beni anımsatıyor&#8230;</p>



<p>Az önceki
kediler güneş ışıklarını görünce sevindiler. Beton zeminin üstünde vücutlarını
ısıtmaya karar verdiler. Kavgadan eser kalmadı, insanoğlu değiller ki kin
tutsunlar, kıskançlık ve garezden uzak oynaşıyorlar şimdi. Pırıl pırıl bir
sabah olmasa, kışın ilk günleri olduğunu fark edemez insan, soğuk ama güneşli ama
umutlu ama özlem dolu nice günlerden biri der geçerdim belki. Şimdi açlığıma
inat, soluyorum havayı önce ciğerlerime sonra boş mideme dolduruyorum. Dolu
dolu gözlerimdeki yaşlarla sana bakıyorum. Geçişlerini hayal ediyorum,
gelmeyeceğini bile bile gözlerindeki yakıcı bakışlarını gözlerime hapsediyorum.</p>



<p>Martılar
çığlık atarak dönüyorlar, ortalık ana baba günü. Güvercinler hatta kargalar
bile çığlık çığlığa. Birkaç pencere açılıyor ne olup bittiğine bakılıyor.
Sokağın ortasında kanat çırpıp yardım istiyor bütün kuşlar dönüp duruyorlar
yerde yatan biri mi var? Bahçedeki kediler bile korkup kaçtılar, çöp kovasının
arkasına saklandılar. </p>



<p>Yerde yatan yaralı bir güvercin var! Uçamıyor, çırpınıyor, kalkamıyor… Gözlerimden yaşlar dökülüyor, bir daha kimseye kuş beyinli demiyeceğim. Onların yürekleri biz insanoğlundan daha yüce, daha vefalı daha ince… Karşı apartmandan yaşlı bir teyze iniyor. Yerde yatan güvercini avuçluyor, minik başını seviyor titreyen parmaklarıyla. Yukarıdan bakan torununa sesleniyor. Çantasını ve ceketini istiyor. Koşarak gelen torun koluna giriyor nenenin. Yürüyorlar…</p>



<p>İçim
aydınlanıyor. Ne varsa çocuklarda ve yaşlılarda var. Onlarda çocuk gibi değil
mi zaten. Yüreğim pır pır atıyor kuşlar gibi hafifliyorum, bir yerden güzel bir
gül kokusu geliyor, içime çekiyorum. Sana gülümsüyorum…</p>



<p>Simitçinin
sesi çalınıyor kulağıma, pervazı kaldırıp bağırıyorum ona son paramla bir simit
almak, sıcak, gevrek çıtırtılarında susamları tek tek parmaklarımla yalamak iyi
gelecek bana.</p>



<p>Yarın? Yarın yok, bugün, yalnızca bugün yeter bana…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/">Som Rengindeki Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18922</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sokak Tiyatrosu -2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Nov 2019 04:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18938</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aldırma Gönül Partisi&#8217;nin Kadın Kolları&#8221; Atomu parçalamaktan çok daha zordur, önyargıları yıkmak&#8230;&#8221;(Albert Einstein) &#160; Rahmet ayı içinde olduğumuz defaatle hatırlatılsa da iş sadede yani&#160; fiiliyata&#160; gelince ne rahmetten, merhametten&#160; ne de aftan eser kalmıyor.&#160; Neden mi böyle diyorum , geçen hafta Alanya müftüsünün açıklamasından kaynaklı bir sitem benimkisi&#8230;&#160; Söylenen sözleri okurken acaba bir yanlışlık olmasın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/">Sokak Tiyatrosu -2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>

Aldırma Gönül Partisi&#8217;nin Kadın Kolları<br />&#8221; Atomu parçalamaktan çok daha zordur, önyargıları yıkmak&#8230;&#8221;(Albert Einstein)</p>



<p>&nbsp; Rahmet ayı içinde olduğumuz defaatle hatırlatılsa da iş sadede yani&nbsp; fiiliyata&nbsp; gelince ne rahmetten, merhametten&nbsp; ne de aftan eser kalmıyor.&nbsp; Neden mi böyle diyorum , geçen hafta Alanya müftüsünün açıklamasından kaynaklı bir sitem benimkisi&#8230;<br />&nbsp; Söylenen sözleri okurken acaba bir yanlışlık olmasın diye de teyid etme doğrulama ihtiyacı duydum.<br />Hangi ifadeden bahsediyorum diye&nbsp; soruyorsunuzdur ,&nbsp; hemen açıklayayım.<br />Şöyle ki, Gayrimüslim olanlara rahmet , bağışlama dilemek&nbsp; sakıncalı imiş. Alanya müftüsü geçenlerde&nbsp; bu konuşmayı trafik kazası sonucu hayatını yitiren Alanya Spor&#8217;un çok sevilen oyuncusu Josep Kural &#8216;ın cenazesi sonrasında yapmıştı.<br />Müftü Bey&#8217;e tepkiler çığ gibi büyüdü. Eminim , sakince oturup nefeslense kendisi de böyle izahta bulunmuş olduğu için üzülmüştür. En azından ben öyle umuyorum.<br />Eh, müftü de olunsa kişi hata yapar.&nbsp; İnsan evladıyız&nbsp; , beşeriz şaşarız.<br />İftar yemeğinde&nbsp; arkadaşlarım&nbsp; Kalçalı Naciye , Meraklı Melahat , Acele Bacı Fikriye Baldudak Nuriye ile birlikteydim.&nbsp; &nbsp; Kendileri aynı zamanda Aldırma Gönül Partisi&#8217;nin kadın kollarının aktif üyeleri&#8230;El elden fikir fikirden üstündür diye müftünün sözlerini kendilerine de söyleyip fikirteatisinde bulunmak , istişare etmek istedim.&nbsp; Yemek bahane sohbeti canan pek şahane&#8230;<br />Sahura kadar oturduk , dertleştik diyebilirim.&nbsp; Meraklı Melahat kendisinin deist olduğunu zaten dinler diye bir şeyin olmadığını dolayısıyla müftü ,papaz ya da Haham kim olursa olsun tüccar kılıklı memurlar olduklarından dem vurdu. Kalçalı Naciye deist ne demek diye sordu. Deist, Yaratıcıya İman&nbsp; etse de herhangi bir dini inancının olmadığı kişi diye ekledi, Baldudak Nuriye.<br />Son Zaman&#8217;larda&nbsp; deistlerin sayısında hayli bir artış oldu. Bu artışın nedenlerinden biri de yukarıdaki açıklamaya benzeyen talihsiz ifadelerin varlığı&#8230;.diyen Acele Bacı Fikriye&nbsp; sözlerine şöyle devam etti; kızlar bir düşünün adı İslam olan bir dinin barış esenlik üzere olması gerekirken kendisine Müslüman denilen bir adamının esenlikten selametten uzak tavrının bu dinin inananları tarafından sorgulanmıyorsa bu da ayrı bir muammadır.<br />Meraklı Melahat&nbsp; birden atıldı, bir kişinin yanlış ifadesi ile koskoca bir dini anlayışı zan altında bırakmayalım. Sizlere İslam tarihinden örnek vermek istiyorum dedi.<br />Hepimize kal gelmişti.&nbsp; Hayret doğrusu dedik, Meraklı Melahat ve İslami açıklama !<br />Sevgili arkadaşımız, sen yakın yakın zaman önce bir basın açıklaması yapıp eşcinsel olduğunu ne dinlere ne de Tanrı&#8217;ya İman&nbsp; etmeyen bir ateist olduğunu söylemiştin, bizler yanlış mı duyduk ?<br />Doğru duydunuz diye belirtti, bir kişi ateist ya da eşcinsel diye inançlar Hakkı&#8217;nda dinler Hakkı&#8217;nda kitaplar okuyamaz mı? diye çilek hoşafına kaşığını salladı.<br />Hepimizi aldı bir gülme&#8230;<br />Çocukluğuma bir kaç dakika da olsa gidip geldim. Keskin sınırlarla içinde sadece beyaz ve siyah rengin olduğu farklı renklere açık olmayan bir yaşamın ferdi idim. Haram ve helal diye çizilen sınırlar hiç esnemiyor, bir açık kapı aralanmıyordu. Başörtülü olarak geçirdiğim yıllarda dini&nbsp; sadece beş şarta indirgemiş, hoşgörüden uzak yaşamamış mıydım?<br />Arkadaşlarım gerçekten çok renkli dünyalardan ışınlanıp hayatıma merhaba demişlerdi. Onların yaşam tarzı , bakış açılarının benim kadar sığ olmaması , dinin kendisi hakkında yıllarca öğretilenlerden de farklı yorum, tefsirlerin varolduğunu hatırlatmaları ile inanç yelpazemi genişletmiş, renkli bir bakış açısına sahip olmuştum. O&nbsp; kaskatı geçen senelere içten içe yanıyor muyum diye düşünürken , arkadaşlar huhuhuhu bak kim geldi diye seslendiler.<br />Hacı Baba Tekkesinden yobaz Nuri&#8217;nin kızı Sivilceli Necmiye sahura balık ekmek getirmişti. Balık ekmek diyorum da rahmetli babaannem yumurtalı ekmeğe&nbsp; böyle derdi.<br />Çıtır çıtır kızaran ekmeğe az kimyon iyi oluyor dedi ve ekledi Sivilceli Necmiye, duydunuz mu kızlar geçen günkü Alanya Müftüsü&#8217;nün sözlerini!<br />Heh biz de zaten açıkoturum yapıyorduk.<br />Sivilceli Allah&#8217;ın rahmetini sadece bir grup inananın tekeline almanın çok yanlış olduğunu hatırlattı.<br />Kuran-I Kerim&#8217;de Ali İmran Suresi 19. ayette &#8221; Din olarak size İslamı seçtim&#8221;, ayetinin önyargılı olarak din adamlarınca söylendiğini belirtti. Ayeti daha doğru anlamak adına kendinden önce ve sonra hangi ayetler var bunların iyi anlaşılıp , olaya zamana duruma ve hatta topluma göre tefsir edilmesi gerektiğinin altını çizen yobaz Nuri&#8217;nin kızına katılmamak mümkün değil.<br />İslam , esenlik barış teslimiyet sadece Hazreti Muhammed&#8217;in tebliğinde olan bir dinin adı olmadığını yine Surenin 20. 21. ayetlerinden anlaşılıyor.&nbsp; Peygamberlerin atası babası olarak&nbsp; bilinen Hazreti İbrahim&#8217;in Yaradan&#8217;a olan çıkarsız koşulsuz İmanı ve teslimiyetin adıdır, İslam.<br />Müslüman da böylesi bir İmana sahip kişidir. Yani müslüman ; sadece Hazreti Muhammed Peygamber&#8217;in takipçisi olmayıp , kökleri Hazreti İbrahim&#8217;e dayalı mayasında af, mağfiret Barış , huzur, esenlik ve Yaradan olan Allah&#8217;a tam bir teslimiyet içerisinde olan zattır.</p>



<p>Bu bağlamda af ve rahmet her kim olursa olsun Allah&#8217;a teslim olup çıkarsızca bağlanmış her kulun hakkıdır.<br />Cehennem müfettişliğinin İslamiyette yeri yoktur.<br />Vay be&nbsp; aferin sana yobazın kızı Sivilceli Necmiye diye bizim eşcinsel Meraklı Melahat söz topunun peşine takıldı. Demincek yarım kalmıştı sizlere İslam Tarihinden Siyeri Nebi yani bizzat Peygamber&#8217;in hayatından örnek verecektim. Yeri gelmişken basket yapayım diyerek bizi Asrı Saadet devrine yolculuğa çıkardı.<br />Ebu Talip !<br />Hz. Muhammed&#8217;in amcası olup ömrü hayatında kelime-i şahadete gelmese de ölümü pahasına yeğenine sahip çıkıp onu desteklemiştir.<br />Peygamber amcasının vefatında hüzün yaşadığı için o yıla hüzün yılı da denmiştir.<br />Gözyaşları içinde ah canım amcam , Allah&#8217;ın rahmeti , affı seninle olsun diye&nbsp; de her zaman niyazda bulunmuştur.<br />Bu sefer de helal sana Meraklı Melahat diye biz coşkuyu vermiştik.<br />Sahura kadar olan hoş muhabbet sonrası , bir kere daha emin olmuştum ki<br />Her kişi er kişi olamıyor. Er kişi olmak kindar olmamak , af ve rahmet eksenli tefekkür edip , yaşamını ona göre şekillendirebilmek demek olduğunu bir eşcinselden inanç eksenli konuşma dinleyerek öğreneceğim hiç ama hiç aklıma gelmezdi.<br />Din adamlarımız dini tekellerine almak yerine daha hoşgörülü olabilseler keşke diye Kalçalı Naciye çayları tevzi etti. Afiyet , şifa ola&#8230;<br />Aklımıza gelmeyenlerin başımıza geldiği, ilginç zamanlardan geçiyoruz.</p>



<p>Hayatımız,&nbsp; akibetimiz hayrola&#8230;.

</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/">Sokak Tiyatrosu -2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18938</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portre 5. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Nov 2019 04:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18933</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kafasında bir cihazla uyandı. Bembeyaz bir hastan odasındaydı. Aynaya baktı. Kafasında kablolar vardı. Ne olduğunu anlayamadı. Etrafına baktı. Gözlerini kapattı. Açtı. Evindeydi. Yatağına uzanmış uyuyordu. Kalktı. Üstünü giyindi. Bir iki insan görmek için dışarı çıktı. Biraz yürüdü. Etrafındaki insanlara baktı. Gelen geçen insanları gözlemledi. Herkes kendi halinde gelip geçmekteydi. Bir 5 dakika yürüdü. Bir kafeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/">Portre 5. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kafasında bir cihazla uyandı. </p>



<p>Bembeyaz bir hastan odasındaydı.</p>



<p>Aynaya baktı. </p>



<p>Kafasında kablolar vardı.</p>



<p>Ne olduğunu anlayamadı.</p>



<p>Etrafına baktı.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Evindeydi.</p>



<p>Yatağına uzanmış uyuyordu.</p>



<p>Kalktı.</p>



<p>Üstünü giyindi.</p>



<p>Bir iki insan görmek için dışarı çıktı.</p>



<p>Biraz yürüdü.</p>



<p>Etrafındaki insanlara baktı.</p>



<p>Gelen geçen insanları gözlemledi.</p>



<p>Herkes kendi halinde gelip geçmekteydi.</p>



<p>Bir 5 dakika yürüdü.</p>



<p>Bir kafeye gitti.</p>



<p>Sade Türk kahvesi söyledi.</p>



<p>Kahve geldi.</p>



<p>Yavaşça yudumladı.</p>



<p>Yudumladıktan sonra masaya 3 Lira bıraktı.</p>



<p>Biraz yürüdü sokakta.</p>



<p>Evine döndü.</p>



<p>Eline bir kitap aldı.</p>



<p>Kitabın adı Burun’du.</p>



<p>Biz hepimiz Gogol’un paltosundan çıkmıştık.</p>



<p>Başladı şöyle bir göz gezdirmeye.</p>



<p>Sonra bıraktı.</p>



<p>Hayat boyu öğrenmeyi kendine hedef belirleyen insanların
kaderinde hep bir terslik olurdu.</p>



<p>Her şey soluk bir resim gibiydi.</p>



<p>Kütüphaneye baktı.</p>



<p>Beş kütüphane dolusu kitap vardı.</p>



<p>Kitaplarına bir göz gezdirdi.</p>



<p>Spinoza’nın Tanrı fikri aklına geldi.</p>



<p>Tanrı fikrinin kendisi başlı başına var olma sebebiydi.</p>



<p>Gözüne 1984 kitabının çevirisi göründü.</p>



<p>Dil teorisine göre az kelime dağarcığı daha az düşünmeye
neden olurdu.</p>



<p>Eline bir kitap aldı.</p>



<p>NLP El Kitabı’ydı.</p>



<p>Harry Alder ne güzel yazmıştı.</p>



<p>Şu sıralarda dil ile psikoloji ilişkisine kafayı takmıştı.</p>



<p>Neuro Linguistik üzerine çalışıyordu.</p>



<p>Her dönem farklı bir bilime ilgi duyar, onun üzerinde
okumalar yapardı.</p>



<p>Ama tutunamamıştı.</p>



<p>Tutunmak için yaşamıyordu ki.</p>



<p>Tutunmak denilen şey ölü diller profesörü olmaktansa daha
doğru amaçlar edinmekti kendine.</p>



<p>Mesnevi’de bir hikaye vardı.</p>



<p>Bir kayıkçıyla bir gramer alimi bir kayıkta gidiyorlarmış.</p>



<p>Gramer alimi Sarf ve Nahiv kitabı okudun mu demiş.</p>



<p>O da okumadım deyince “Ömrünün yarısı boşa geçmiş.” demiş.</p>



<p>Bir süre sonra kayık batmaya başlamış.</p>



<p>Kayıkçı, “Yüzmeyi biliyor musun?” deyince, “Ömrünün tamamı
boşa geçmiş.” demiş.</p>



<p>Tutunamayanların sorunu tutunamamak değilken neden ölü
diller profesörü olsun ki.</p>



<p>Eline bir kalem aldı.</p>



<p>Anladığınız gibi yazmaya çalıştı.</p>



<p>Bir şeyler karaladı.</p>



<p>Sonra bıraktı elinden kalemi.</p>



<p>Tekrar eline aldı.</p>



<p>Tekrar karalamaya başladı.</p>



<p>Elinden kalemi bıraktı sonra.</p>



<p>Yine eline aldı.</p>



<p>Karalamaya başladı.</p>



<p>Yine kalemi elinden bıraktı.</p>



<p>Odada şöyle bir dolaştı.</p>



<p>Tekrar yazmaya başladı.</p>



<p>Olmuyordu.</p>



<p>Yazamıyordu.</p>



<p>&nbsp;Yatağına yattı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Bir cangıldaydı.</p>



<p>Etrafta türlü türlü ağaçlar, goriller keçiler vardı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Burnuna bir yanık kokusu geldi.</p>



<p>Muhtemelen yan komşunun patlamış mısır pişirmesinden dolayı
burnuna geldiğini düşündü.</p>



<p>Gözlerini açtı.</p>



<p>Odasındaydı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Yeniden ormandaydı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odasındaydı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Ormana dönmüştü.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odasındaydı.</p>



<p>Yazma konusunda iyi olduğunu düşünüyordu.</p>



<p>Ancak, daha önce hiç kitap yayımlamamıştı.</p>



<p>Öyküleri dergilerde yayımlanıyordu.</p>



<p>Kitap için çalışmalara girişmişti.</p>



<p>Ancak onda da tutunamamıştı.</p>



<p>Yaptığı ne varsa silikti.</p>



<p>Solgun bir fotoğraf gibi görünüyordu etrafındaki insanlara
göre.</p>



<p>Bir yanık mısra gibiydi sözleri.</p>



<p>Her şey kötü değildi.</p>



<p>Ancak tutunamamışlık psikolojisine kendini iyice
kaptırmıştı.</p>



<p>Bunalan gönlü ile bunalan aklı arasında kalıyordu.</p>



<p>Her şey silikti ona göre.</p>



<p>Gözlerini kapadı açtı.</p>



<p>Bir hastane odasında, sedyede yatıyordu.</p>



<p>Kalktı.</p>



<p>Aynaya baktı.</p>



<p>Üstünde ameliyat için giydirilen kıyafet ve başında kablolar
vardı.</p>



<p>Tekrar yattı.</p>



<p>Ne olduğunu anlamaya çalıştı.</p>



<p>Bir süre bekledi sedyede.</p>



<p>Ayna aslında camdan bir bölmeydi.</p>



<p>Ardında iki doktor, deney için çalışıyorlardı.</p>



<p>Onun uyandığını gördüler.</p>



<p>Hemen yanına gidip uyuşturucu iğneyle uyuşturdular.</p>



<p>Hasta titredi bir an.</p>



<p>Sonra kendini bıraktı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Masada oturmuş elinde kalemiyle duruyordu.</p>



<p>Bir şeyler karalamaya çalışıyordu.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Sedyede hareketsiz şekilde yatıyordu.</p>



<p>Hiçbir hareket edemiyordu.</p>



<p>Çabaladı hareket etmek için.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Gözleri kanlanmıştı.</p>



<p>Hareket etmek için kendini zorladı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Çırpındı.</p>



<p>Denedi.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Kalbi sıkışmaya başladı.</p>



<p>Ih’ladı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Hareketsiz öylece yatıyordu.</p>



<p>Doktorlar geldiler.</p>



<p>Tansiyonuna baktılar.</p>



<p>Yüksekti.</p>



<p>“Tamamdır.”</p>



<p>Ses, tamamen o duyduğu iç sesle aynıydı.</p>



<p>Hareket edemiyordu.</p>



<p>Zorladı.</p>



<p>Çırpındı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>“Şimdi gözlerini kapat.”</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odadaydı.</p>



<p>Yazmaya çalışıyordu.</p>



<p>Karaladı karaladı olmadı.</p>



<p>Üzerinden terler boşandı.</p>



<p>Elleri ter içindeydi.</p>



<p>Gözlerini tekrar kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Hastane odasına geri dönmüştü.</p>



<p>Ama hareket edemiyordu.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Masada oturuyor, yazmakla uğraşıyor yazamıyordu.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Hastane odasında sedyede yatıyordu.</p>



<p>Anladı.</p>



<p>Her şey birer beyninin kurgusuydu.</p>



<p>Konuştuğu ise doktordu.</p>



<p>Hareket etmeye çalıştı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Direndi.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Derin bir iç çekti.</p>



<p>Buradan kurtulmalıydı.</p>



<p>Direndi.</p>



<p>Hareket edemedi.</p>



<p>Çırpındı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Doktorlar tekrar geldiler.</p>



<p>“İğne de işe yaramadı. Ne yapacağız?”</p>



<p>Bekleyelim.</p>



<p>Adam, çırpındı.</p>



<p>Direndi.</p>



<p>Ayağını bir hareket ettirdi.</p>



<p>Bir daha…</p>



<p>Bir daha…</p>



<p>Bekledi.</p>



<p>Doktorlardan biri –iç sesin sahibi- odaya tekrar geldiler
kontrol için.</p>



<p>Birden hareket etti.</p>



<p>Ayağa kalktı.</p>



<p>Doktorun elindeki iğneyi kaptığı gibi boynuna batırdı.</p>



<p>Doktor direndi.</p>



<p>Adam onu zorladı.</p>



<p>Doktor hareketsiz yatmaya başladı.</p>



<p>Kapıdan çıkarken önlüğü üzerine giydi.</p>



<p>Kimse böylelikle onu tanımamıştı.</p>



<p>Binadan ayrılırken gülümsüyordu.</p>



<p>Hiçbir sorun olmadığına inandırmıştı herkesi.</p>



<p>Çıkarken herkese selam verdi.</p>



<p>Gülümsedi.</p>



<p>Mutluydu.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Hiçbir değişim yoktu.</p>



<p>Kendini çok mutlu hissetti.</p>



<p>Bir taksiye binip oradan uzaklaştı.</p>



<p>Taksiciye bir otele gitmesini söyledi.</p>



<p>Otelde indi.</p>



<p>Vakit, gece olmaktaydı.</p>



<p>Otelde indi.</p>



<p>Parayı taksiciye verdi.</p>



<p>Otele doğru yürüyordu.</p>



<p>Gülümsüyordu.</p>



<p>Bir oda kiraladı.</p>



<p>Odaya gitti.</p>



<p>Yattı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Artık bir değişim yoktu.</p>



<p>Mutlu bir şekilde uykuya daldı.</p>



<p>Masalımız da burada devam etti.</p>



<p>Yazdıklarını postayla bir yayınevine gönderdi.</p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/">Portre 5. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18933</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kasım’da Ben</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kasimda-ben/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kasimda-ben/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 04:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18919</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şu Kasım var ya, şu Kasım Acayip şeylerle tanışma vaktimdir geçmişte; Beni bana getiren Beni bana anlatan Buz yangını dediğim hisler yaşatan… Öyle ki Güze değen bakışlarım, güneş gibi parladı bir Kasım günü Bir gülüş gördüm O gülüşte aşk denen şiiri buldum O şiiri ezberledim Sonra ıslıklar çalarak yürüdüm Hisar’da Kimi hayta dedi, kimi sorumsuz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kasimda-ben/">Kasım’da Ben</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Şu Kasım var ya, şu Kasım</p>



<p>Acayip şeylerle tanışma vaktimdir geçmişte;</p>



<p>Beni bana getiren</p>



<p>Beni bana anlatan</p>



<p>Buz yangını dediğim hisler yaşatan…</p>



<p>Öyle ki</p>



<p>Güze değen bakışlarım, güneş gibi parladı bir Kasım günü</p>



<p>Bir gülüş gördüm</p>



<p>O gülüşte aşk denen şiiri buldum</p>



<p>O şiiri ezberledim</p>



<p>Sonra ıslıklar çalarak yürüdüm Hisar’da</p>



<p>Kimi hayta dedi, kimi sorumsuz o görünüşe</p>



<p>Oysa aşıktım be abi!</p>



<p>Aşkın sorumsuzluk olma gibi bir ihtimali var mı</p>



<p>Hadi haytalık neyse…</p>



<p>Şu Kasım var ya, şu Kasım!</p>



<p>Şimdi şair diyorlarsa bana, sebebi o işte</p>



<p>Bütün müzik türlerini dinlediğim</p>



<p>Bütün kitap türlerini kurcaladığım</p>



<p>Beni kışa, kavgaya, mücadeleye</p>



<p>Ve dahası aşka hazır eden vakit!</p>



<p>Hikayemde böyle başrol olmuşken benim</p>



<p>Kasım’da aşk başkadır değil</p>



<p>‘’Kasım’da başlayan aşk kalıcıdır’’ derim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kasimda-ben/">Kasım’da Ben</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kasimda-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18919</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düğünle Düğüm Arası Düş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Nov 2019 15:03:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Karacan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18916</guid>
				<description><![CDATA[<p>Duygularım allak bullak. Heyecanlı değilim, mutlu hiç değilim.Yine de nerede nasıl davranması gerektiğini bilen tüm iyi kızlar gibi benden beklenen şeyleri yapıyorum. Sürekli gülüyorum ve hayatım boyunca yaptığım gibi hiç sorun çıkarmıyorum. Birazdan kuaför randevum var, ardından bir dizi manasız hareketler yapmamı isteyecek o ukala fotoğrafçı gelecek ve gün boyunca bir süs eşyası gibi oradan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/">Düğünle Düğüm Arası Düş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p> Duygularım allak bullak. Heyecanlı değilim, mutlu hiç değilim.Yine de nerede nasıl davranması gerektiğini bilen tüm iyi kızlar gibi benden beklenen şeyleri yapıyorum. Sürekli gülüyorum ve hayatım boyunca yaptığım gibi hiç sorun çıkarmıyorum. Birazdan kuaför randevum var, ardından bir dizi manasız hareketler yapmamı isteyecek o ukala fotoğrafçı gelecek ve gün boyunca bir süs eşyası gibi oradan oraya taşınacağım. Düşündükçe boğulacakmışım gibi hissediyorum. Bir elin gelip beni kurtarmasını, bir kabustan uyanır gibi uyanmayı ve hepsinin bir rüya olmasını çok isterdim. Her ayrıntıyı hayal etmiştim oysa. Gelinliğimden saçıma, makyajımdan, kuaförüme, düğün mekanına, dans şarkıma kadar hiçbir ayrıntıyı atlamadığımı düşünürken yanılmışım. Mutlu olup olmayacağımı hiç hesaba katmamışım.… Hadi ben yanıldım, hayatımın her alanını kontrol eden, evleneceğim adama kadar seçen annem de mi yanıldı. “Bu çocukla çok mutlu olacağına inanıyorum” derken, o hangi detayı atladı. Biraz daha bu gelinlikle aynı odada kalırsam öleceğim, kimseye görünmeden dışarı çıkıp hava alsam iyi olacak. Apartmanın kapısında duran bu adam da kim. Birini mi bekliyor acaba? Cadde ne kadar sakin bugün, sanki herkes bu büyük güne hazırlanmak için evine çekilmiş. Her şeye bir anlam yükleme huyum da rahmetli babaannemden kaldı. Milletin tek derdi benim evlenmemdi sanki. Şu kapının önünde gördüğüm adam, beni mi takip ediyor? Yok canım yolunda gidiyor işte beni niye takip etsin… arkama dönüp baktığımda o da bana bakıyordu ama göz göze geldiğimizde gülümsedi sanki. Ne ilgisi var adam belki bizim apartmana yeni taşındı, az önce de karşılaştık diye kibarlığından gülümsedi, ne yapsın ben bakınca başını mı çevirsin. Kibar biri demek, ne zaman taşındılar acaba hiç de dikkatimi çekmedi daha önce. Ah şu hayal perestliğim, adamla aynı apartmanda oturduğumuzu da nereden çıkarıyorum, durduk yere mevzuyu nerelere getirdim. Bir dakika ama o da aynı sokağa döndü, eğer beni takip etmiyorsa o zaman neden hala peşimde. Bu düğün dernek işleri psikolojimi fena halde bozdu, koca sokağı zimmetime geçirdim, sanki benden başkası bu yolda yürüyemez. Keşke biraz daha hızlansa, yanımda yürüse, belki ona merhaba der, beni mutlu etmek için etrafımdakilerin neler yaptığını ama yine de çok mutsuz olduğumu anlatırdım. Ne kadar yalnız hissettiğimi, saatler sonra kıyılacak nikahım için misafirlerin bile benden daha hevesli olduğunu anlatırdım. Anlamasa da olur, dinlesin yeter. Aslında bakışlarında o şefkati hissettim, belki de bugün beni bu cehennemin içinden çekip çıkarmak üzere gönderilmiş biridir. Omzuma dokunup dese ki “hanımefendi, hep başkalarını memnun etmek için çabalamış birinin mutsuzluğunu görüyorum sizde, hayatınızda bir kere olsun kendiniz için bir şey yapın ve eğer evlenmek istemiyorsanız her şeyi bırakıp benimle kaçın”… yok artık iyiden iyiye aklımı kaçırdım, durduk yere adamı beyaz atlı prensim yaptım bir de. Şurada oturup bir kahve içersem belki kafamı toplarım. Ama baksana hiç de tüm bunlar benim kuruntum değil, işte basbayağı adımlarını hızlandırdı! Ben yavaşladım, o hızlandı, ben neredeyse duracak kadar yavaşladım, onun nefes alışverişleri ensemde, eliyle nazikçe omzuma dokunuyor, başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor, boğazım kuruyor, nefes kesiliyor, zaman durmuş olabilir. Allah’ım sanırım hayatımı sonsuza kadar değiştirecek adamı bana gönderdin, teşekkür ederim. – Hanımefendi? – Evet, işte bana sesleniyor, şimdi arkamı döneceğim ve evet hayatının hanımefendisi olacak o kadın benim diyeceğim… </p>



<p>&#8211; Heyy, neler oluyor. – Dur ne yapıyorsun, çantam, çantamm. Dur dedim sana. Yardım edin adam çantamı aldı kaçıyor…. Hey…</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gif?w=640&#038;ssl=1" alt="" data-recalc-dims="1"/></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/">Düğünle Düğüm Arası Düş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18916</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tek  Düze  Yaşamdaki  Umut</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Nov 2019 04:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Varol Kara]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18908</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yataktan kalktığı haliyle&#160; duran&#160; taranmamış,&#160; kötü gözüken saçları, bakımsızlıktan çirkin değil ama öyle hissettiren yüzü, üstünden çıkarmadığı ucuzundan pijaması, iç sıkıntısı ve&#160; keyifsiz haliyle&#160; birbirine benzer tatsız günlerden birine daha başlamıştı, Birgül. Evin eski, yıpranmış, kumaşlı kısımlarının renkleri solmuş eşyaları arasında dolaştı; bıkkın, usangaç haliyle. Mutfağa gidip geldi. Kahvaltı yapmaya gönülsüzdü. Buna iş yapma isteksizliği [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/">Tek  Düze  Yaşamdaki  Umut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yataktan kalktığı haliyle&nbsp;
duran&nbsp; taranmamış,&nbsp; kötü gözüken saçları, bakımsızlıktan çirkin
değil ama öyle hissettiren yüzü, üstünden çıkarmadığı ucuzundan pijaması, iç
sıkıntısı ve&nbsp; keyifsiz haliyle&nbsp; birbirine benzer tatsız günlerden birine daha
başlamıştı, Birgül. Evin eski, yıpranmış, kumaşlı kısımlarının renkleri solmuş
eşyaları arasında dolaştı; bıkkın, usangaç haliyle. Mutfağa gidip geldi.
Kahvaltı yapmaya gönülsüzdü. Buna iş yapma isteksizliği eklendi.</p>



<p>“Çöpe atılması gereken sabahlardan birindeyim yine,” diye
içinden geçirirken, üzeri toplanmamış, temizlenmemiş masaya da dokunmayıp
yastıksız&nbsp; kanepenin üstüne yığılırcasına
attı kendini.</p>



<p>Uzandığı yerden vaktinin çoğunu geçirdiği odayı gözleriyle
taradı. Boyama ihtiyacı duyulan duvarlar, yer yer üst kaplaması sökülmüş masa,
yerde kirli gibi gözüken bir kilim;&nbsp; iki
kanatlı, tabandan epeyce yüksekte, içeriyi yeterince aydınlatamayan&nbsp; pencereye asılmış tek parça, rengi solmuş
perde&nbsp; ve&nbsp;
boyundan yukarıya çakılmış, ancak sandalyeye çıkarak yetişebildiği&nbsp; raf üzerinde duran eski radyoya baktı.
Radyonun yanında paslı bir çiviye iple asılı, tahta çerçeveli siyah beyaz
fotoğrafa gözü kayınca bakışları sabitlendi. Beş yıl önce bir iş kazasında beklenmedik
bir ölümle kaybettiği babasının bu fotoğrafına ne zaman baksa, bir alev düşer
içine, hüzün kaplardı ruhunu. Derin özlemle düşüncelere dalardı. Yine o
anlardan birine yakalandı; her babasının fotoğrafına baktığında yaşadığı gibi…</p>



<p>Sevgisini, ilgisini hep üzerinde hissettiği babasının ani
ölümü&nbsp; derinden sarsmıştı. Yıkılan bir
şeylerin altında kalmış gibi çaresiz, kızgın güneş altında gölgesizdi sanki;
yakıcıydı. Baba yokluğunun oluşturduğu o boşluk dolmuyordu bir türlü.
Toparlanması uzun zaman almış, okulu da bırakmıştı. Annesiyle olan arasındaki
ilişki,&nbsp; babasıyla olduğu gibi sıcak ve
yakın değildi. </p>



<p>Dalgınlığından sıyrıldı, döndü gerçek dünyasına. Bu gerçek
dünyada, yoksul evinin dört duvarı arasında geçen, aynı şeylerin yapılmasıyla
bıktıran, sıkan, birbirinin benzeri günler vardı. Bu durumda farklı&nbsp; anlar, güzel&nbsp;
yaşamlar, esaslı&nbsp; ilişkiler,
keyifli zamanlar&nbsp; geçirmesi&nbsp; zordu. Olmuyordu da zaten. Annesiyle
yalnızlık yaşıyorlardı.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Gençlik heyecanı
dağlar ardındaydı sanki. Bu heyecanı sağlayacak&nbsp;
günleri, işi, beraberlikleri yoktu. Belki bir gün bir şeyler olur
umudunu yitirmiyordu; ama henüz olan bir şey de yoktu…</p>



<p>Bu düşünce aklındayken birden uzandığı yerden fırlayıp&nbsp; ayağa kalktı. İşte birkaç gündür yaşadığı o
umut ışığının çekim alanına girmişti yine. Odanın içinde kafese konulmuş aslan
gibi hızlı hızlı bir ileri bir geri dolaşmaya başladı. Arada bir sağ elinin beş
parmağını alnından itibaren tarak gibi saçlarına geçirip geriye atıyordu.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Pek nadir, annesinin izniyle çıktığı&nbsp;
gün, çarşıda bir tuhafiye dükkânında gördüğü o&nbsp; genç satıcı adamı unutamamıştı. İçini delen o
bakışını bir türlü hafızasından silemiyordu. İlgi ve sevgi yüklü karşılıklı
bakışla süslenen o karşılaşma, bir fotoğraf karesi gibi zaman zaman&nbsp; gözünün önüne gelir, o anı yeni yaşıyormuş
gibi&nbsp; heyecanlanırdı. Yine düşmüştü işte
aklına.</p>



<p>Annesi evde yoktu. Epeyce bir süre de olmayacaktı.</p>



<p>İçinde kıvılcım çaktıran, gönlünde bir sevgi filizinin baş
vermesini sağlayan;&nbsp; tekdüze, solgun
yaşamına renk katan&nbsp; adamı&nbsp; düşündü. Bu düşünce ılık bir&nbsp; rüzgar estirdi içinde.</p>



<p>Elbise dolabına  yöneldi. Fazlaca elbise seçeneği olmadığı için, onu mu, bunu mu kararsızlığına düşmeden çabucak üstünü değiştirdi. Saçlarını biraz  ıslatıp taradı, yanaklarını hafif pembeleştirdi, dudaklarıyla birlikte… Ve bir bölümünün sırrı dökülmüş yarım boy aynanın önünden çabucak ayrıldı. Pembe pileli eteğinin üzerine giydiği beyaz gömleğiyle iyi görünüyordu, beğendi kendini.                                                                                                                                                                           </p>



<p>Gördüğünden beri  yüreğinde ılık akışlar yaşatan, bedeninde bir heyecan dalgası estiren, aklına geldikçe görme isteği duyumsatan o adamın çekimiyle çıktı evden. İçindeki kıvılcımı ateşe çevirme umudu vardı.  Coşku doluydu yüreği. Kim bilir, belki  konuşabilirlerdi de. Açılabilirdi. Neden olmasın…</p>



<p>Birkaç sokak ötedeki dükkâna doğru yönünü çevirdiğinde,
yüzünde belli belirsiz bir tebessüm seziliyordu. Bedenini saran&nbsp; ılık havayı hissetti. Sabahki halinden eser
yoktu. “Hayat yine de güzel be!” dedi kendi kendine içinden;&nbsp; keyifle yürüdü…</p>



<p>Dükkânın bulunduğu sokağa girince yürüyüşünü yavaşlattı.
Heyecan dalgası sardı benliğini. Elleri terledi. Tam dükkanın önüne gelip&nbsp; kafasını çevirdiğinde, çok değerli bir şeyini
kaybettiğini farketmiş&nbsp; gibi sarsıldı,
bir anda bedeni soğudu, çakılıp kaldı. Ne sokağın seslerini duyuyor, ne de
gelip geçenlerin farkındaydı. Işıkları sönük, kapısı kapalı dükkanın vitrin
camına yapıştırılmış bir kartona yazılı, “Devren&nbsp; Kiralık” yazısına asılı kalmıştı&nbsp; gözleri. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/">Tek  Düze  Yaşamdaki  Umut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18908</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İçimdeki  Gökkuşağı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/icimdeki-gokkusagi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/icimdeki-gokkusagi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Nov 2019 07:05:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Ayman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18905</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir hava gurubu olarak Rengim&#160; gökyüzü benim Genelde bu minvalde sürerken yolculuk Farklı tonlar eşlik eder tabloya Duygu durumum söz konusu olduğunda Ne zaman toz pembe bir ton hakimse tuvale Bil ki yüreğimde kanat çırpıyor kelebekler Ne vakit füme bulutlar sardıysa semayı Zamansız ayrılık rüzgârlarıdır esen Fonda maviden yeşile pastel tonlar hâkimse Hatta pembe damarları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimdeki-gokkusagi/">İçimdeki  Gökkuşağı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir
hava gurubu olarak </p>



<p>Rengim&nbsp; gökyüzü benim </p>



<p>Genelde
bu minvalde sürerken yolculuk </p>



<p>Farklı
tonlar eşlik eder tabloya</p>



<p>Duygu
durumum söz konusu olduğunda </p>



<p>Ne
zaman toz pembe bir ton hakimse tuvale </p>



<p>Bil
ki yüreğimde kanat çırpıyor kelebekler </p>



<p>Ne
vakit füme bulutlar sardıysa semayı </p>



<p>Zamansız ayrılık rüzgârlarıdır esen </p>



<p>Fonda maviden yeşile pastel tonlar hâkimse </p>



<p>Hatta
pembe damarları varsa yaprağın </p>



<p>Huzur
dalgalarıdır ruhumda esen </p>



<p>Mutluluğu
kokluyorsam </p>



<p>Yasemin
çiçekleriyle birlikte </p>



<p>Bir
de yaşam enerjisi sarmışsa bedenimi </p>



<p>Güneşin
rengidir saran ruhumu </p>



<p>Her
yeni adımımda hayata dair </p>



<p>Selamlar
günü tan kızıllığında bir manzara </p>



<p>Hüzün
bulutları kapladığında yüreğimi </p>



<p>Korkarım
bir daha göremeyeceğim için gökyüzünü</p>



<p>Bu
yüzden çığlıklarımın rengidir beyaz …</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimdeki-gokkusagi/">İçimdeki  Gökkuşağı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/icimdeki-gokkusagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18905</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaldırım Taşları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaldirim-taslari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaldirim-taslari/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Nov 2019 04:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süheyla Kutbay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18892</guid>
				<description><![CDATA[<p>Susun artık kaldırım taşları Ne feryat ediyorsunuz böyle Durun durduğunuz yerde. Öyle sessizce Sakın zalim sanmayın beni Bakmayın bana yan yan öyle Ben de sizler kadar perişan Doğduğuma pişmanım Sadece çiğnenen ezilen sizler misiniz? Anladım ki dünyadan habersizsiniz Patron işçiyi, Amir memuru, Zengin yoksulu, Şoför yolcuyu Ezen ezene Ciğerlerin sökülmüş Yürümeye mecalin kalmamış Kimin umurunda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaldirim-taslari/">Kaldırım Taşları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Susun artık kaldırım taşları</p>



<p>Ne feryat ediyorsunuz böyle</p>



<p>Durun durduğunuz yerde.</p>



<p>Öyle sessizce</p>



<p>Sakın zalim sanmayın beni</p>



<p>Bakmayın bana yan yan öyle</p>



<p>Ben de sizler kadar perişan</p>



<p>Doğduğuma pişmanım</p>



<p>Sadece çiğnenen ezilen sizler misiniz?</p>



<p>Anladım ki dünyadan habersizsiniz</p>



<p>Patron işçiyi,</p>



<p>Amir memuru,</p>



<p>Zengin yoksulu,</p>



<p>Şoför yolcuyu</p>



<p>Ezen ezene</p>



<p>Ciğerlerin sökülmüş</p>



<p>Yürümeye mecalin kalmamış</p>



<p>Kimin umurunda</p>



<p>Herkes bir yol tutturmuş</p>



<p>Gider kendi yolunda</p>



<p>Dinlemez derdini bakkal kasap</p>



<p>Çarşıyı tutmaz evdeki hesap</p>



<p>Bir de çoluk çocuk ev kirası</p>



<p>Ardından elektrik su parası</p>



<p>Kemerleri sıksam da yine</p>



<p>İki yakam gelmez bir araya</p>



<p>Dertler girer bir bir sıraya</p>



<p>Bugüne dek hiçbir şey</p>



<p>Olmadı gönlümce</p>



<p>Soruyorum yaşamak bu mudur sizce?</p>



<p>Söyleyin kaldırım taşları</p>



<p>Bakmayın bana yan yan öyle</p>



<p>Sizin bu tür sorunlarınız yok</p>



<p>Hiç değilse durun durduğunuz yerde</p>



<p>Öyle sessizce…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaldirim-taslari/">Kaldırım Taşları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaldirim-taslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gorgon Dergisi 9. Sayısı İle Yeniden Sizlerle!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-9-sayisi-ile-yeniden-sizlerle/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-9-sayisi-ile-yeniden-sizlerle/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Nov 2019 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18888</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ancak 9. sayımız aynı zamanda bizim 2. yıl sayımız. Geçen zaman kadar bize anlam katan sizlerin varlığı ve gelinen noktada elde ettiğimiz başarıların gururu ve mutluluğu içindeyiz. Bu sayıda sizlerin karşısına birbirinden güzel altı yazı ve bir söyleşi ile çıkıyoruz. Afyon Kocetepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Cemile Barışan, “İbn Haldun’un Tavırlar Teorisi“ yazısıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-9-sayisi-ile-yeniden-sizlerle/">Gorgon Dergisi 9. Sayısı İle Yeniden Sizlerle!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ancak 9. sayımız aynı
zamanda bizim 2. yıl sayımız. Geçen zaman kadar bize anlam katan sizlerin
varlığı ve gelinen noktada elde ettiğimiz başarıların gururu ve mutluluğu
içindeyiz.</p>



<p>Bu sayıda sizlerin
karşısına birbirinden güzel altı yazı ve bir söyleşi ile çıkıyoruz.</p>



<p>Afyon Kocetepe
Üniversitesi Felsefe Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Cemile Barışan, “İbn Haldun’un Tavırlar
Teorisi“ yazısıyla bu sayımızın “konuk yazarı”. Kendisine bu vesile ile
teşekkür ediyoruz.</p>



<p>Tarih bölümümüzde iki
yazımız var. İlk yazımız Balkanlarda Osmanlı Mimarisi’ni Atina üzerinden ele
alıyor. Bu yazı ile hem Osmanlı’nın Balkanlardaki konumunu hem de dönemin
mimari anlayışını görmek mümkün. İkinci yazımız ise Neoplatonizm ve
Hristiyanlık ilişkisini dönemin felsefi tarihine değinerek okurlarıyla
buluşturuyor.</p>



<p>Araştırma bölümümüze
geldiğimizde “Osmanlı’da Karl Marx Okumaları: İctihad Mecmuası ve Marx’ın
Fazla-i Sa’y Nazariyesi” yazısı ile dönemi ve dönemin Karl Marx’a dair
düşüncesini anlıyoruz. Birbiriyle bağlantılı olduğu kadar ayrı
değerlendirmeleri de göreceğiniz iki edebi incelemeye yer verdik. İlk edebi
incelememiz hepimizin bildiği “Frankenstein” eseri hakkında. Yazı eserin yazarı
Mary Shelley’nin hayat öyküsünün eserin yazılışına nasıl etki ettiğini bizlere
gösteriyor. Diğer edebi incelememiz ise Amerikan edebiyatının üzerine en çok
konuşulan yazarlarından Edgar Allan Poe ve “Kuzgun” şiirine dair. Öyle ki Edgar
Allan Poe’nun hayatını, yazım anlayışına değinmekle beraber yazarın meşhur
şiiri “Kuzgun” üzerinden bir çeviribilim analizi ve eleştirisi de sunuyor.</p>



<p>Kültür bölümümüze
geldiğimizde, bir önceki sayımızla başlattığımız söyleşi kısmına kaldığımız
yerden devam ediyoruz. Kıbrıs’ın ilk operası olarak tarihe geçen “Arap Ali
Destanı” üzerine bir söyleşi yaptık. Bu söyleşi eser kadar bir ilk niteliği
taşıyor. Çünkü bu söyleşi eserin bestecisi Ali Hoca, eserin librettosunu yazan
Havva Tekin, eserde “Arap Ali” karakterine hayat veren Tuğrul Enver Töre, eşi
“Seniha” karakterini oynayan Sermin Dikmen Töre ve eserde “Muhtar” rolü ile
gördüğümüz bir diğer başrol oyuncusu Arda Aktar ile gerçekleştirildi.</p>



<p>Hâl böyleyken
diyebiliriz ki, bu söyleşi opera eseri üzerine yapılmış en geniş çaplı söyleşi
oldu ve biz bu söyleşiyi gerçekleştirirken çok büyük keyif aldık. Okurken sizin
de keyif alacağınızı düşünüyoruz.</p>



<p>İnternet sitesinden de
aktif olarak yayın yapmakta olan Gorgon Dergisi&#8217;nin bu sayısının yazı başlıkları
şu şekildedir:</p>



<ol><li>Dr. Cemile Barışan &#8211; İbn Haldun&#8217;un
Tavırlar Teorisi </li><li>Martı Esin Şemin &#8211; Balkanlarda Osmanlı
Mimarisi: Atina Örneği&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </li><li>Hüseyin Hakan Gazioğlu &#8211; Neoplatonizm ve
Hristiyanlık İlişkisi&nbsp;&nbsp;&nbsp; </li><li>Bünyamin Tan &#8211; Osmanlı&#8217;da Karl Marx
Okumaları: İctihad Mecmuası ve Marx’ın Fazla-i Sa’y Nazariyesi </li><li>Duru Başak Uğurlu &#8211; Mary Shelley&#8217;nin
Dillemması ve Frankenstein&nbsp;&nbsp; </li><li>Nazım Fırat Şemin &#8211; &#8220;Kuzgun&#8221;
Şiirinin Çevirisi Üzerine Eleştirel Bir Yaklaşım </li><li>Arman Tekin &#8211; Kıbrıs&#8217;ın İlk Operası:
Arap Ali Destanı Üzerine Söyleşi </li></ol>



<p>İçinizi ısıtan bir kış
yaşamanız dileğiyle</p>



<p>Keyifli okumalar
dileriz</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-9-sayisi-ile-yeniden-sizlerle/">Gorgon Dergisi 9. Sayısı İle Yeniden Sizlerle!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-9-sayisi-ile-yeniden-sizlerle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18888</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pulsuz /Adressiz Bir Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pulsuz-adressiz-bir-mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pulsuz-adressiz-bir-mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Nov 2019 04:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18885</guid>
				<description><![CDATA[<p>ben yüreğimi buraya gelmeden önce gecelerde gezdirdim ürkekliği bu sebepten. çok uzak bir yer olmalı burası kaç gün sürdü yolculuk? yüreğimdeki gece izi bu çok uzak bu hiç bilmediğim yerin söylesene ilk belirtisi miydi? anlatsana burada iz nasıl kapanıyor usul usul? geceleri bıraktım ardımda ben de biraz yağmur kaldı biraz da toprak sarıp sarmaladım göğsüme [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pulsuz-adressiz-bir-mektup/">Pulsuz /Adressiz Bir Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>ben
yüreğimi <br />
buraya gelmeden önce<br />
gecelerde gezdirdim<br />
ürkekliği bu sebepten.<br />
<br />
çok uzak bir yer olmalı burası <br />
kaç gün sürdü yolculuk? <br />
yüreğimdeki gece izi<br />
bu çok uzak bu hiç bilmediğim yerin <br />
söylesene <br />
ilk belirtisi miydi?<br />
anlatsana<br />
burada iz nasıl kapanıyor<br />
usul usul? <br />
<br />
geceleri bıraktım ardımda <br />
ben de biraz yağmur kaldı <br />
biraz da toprak <br />
sarıp sarmaladım göğsüme onları <br />
toprak hiç uslanmadan <br />
bir aşk hikayesi anlattı da <br />
yağmurun dilinde<br />
ben sustum <br />
yağmurun dilinde. <br />
<br />
sahi ben hiç <br />
öylesine çıkıp gelen bir yağmuru<br />
pulsuz/adressiz bir mektup gibi<br />
sonbahar dinginliğinde<br />
ilkyaz heyecanında <br />
yüreğime ulaştırmış mıydım?<br />
<br />
ah ben nasıl koruyup kolladım <br />
tüm bunları <br />
ah şimdi nasıl koruyup kollayacağım<br />
tüm bunları<br />
bu çok uzak bu hiç bilmediğim yerde?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pulsuz-adressiz-bir-mektup/">Pulsuz /Adressiz Bir Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pulsuz-adressiz-bir-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18885</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaprak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaprak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaprak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Nov 2019 04:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18878</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir sahilde yürürken… Bir rüzgar esti. Bir yaprak düştü önüme. Onu sürükledi rüzgar. Eşsiz bir sonbahar tınısıydı Vivaldi. Sen bir topraksın, bense güneş… Kalbimden düşen bir damla yaş yok… Hava güzel, sen güzelsin. Dünya gülücüklerini taşı kalbinde… Bir umut… Bir sensizlik müziği çalar ya uzaklardan… Hani etekleri zil çalar ya bir annenin… Bilinmez diyarlara yelken [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaprak/">Yaprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir sahilde yürürken…</p>



<p>Bir rüzgar esti.</p>



<p>Bir yaprak düştü önüme.</p>



<p>Onu sürükledi rüzgar.</p>



<p>Eşsiz bir sonbahar tınısıydı Vivaldi.</p>



<p>Sen bir topraksın, bense güneş…</p>



<p>Kalbimden düşen bir damla yaş yok…</p>



<p>Hava güzel, sen güzelsin.</p>



<p>Dünya gülücüklerini taşı kalbinde…</p>



<p>Bir umut…</p>



<p>Bir sensizlik müziği çalar ya uzaklardan…</p>



<p>Hani etekleri zil çalar ya bir annenin…</p>



<p>Bilinmez diyarlara yelken açar ya bir gemi.</p>



<p>Bir küçük yaprağın öyküsünde gizli…</p>



<p>Senin özleminde olan bir masumun titreyişi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaprak/">Yaprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaprak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18878</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“İkra” Oku “Kalem” Yaz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ikra-oku-kalem-yaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ikra-oku-kalem-yaz/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Nov 2019 04:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18858</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uslanmaz bir âşık olabilirsin. Çıkmaz sokakta tek kalabilirsin Ya da girdapta boğulabilirsin. Açmazını kalem et, kâğıda yaz. * Hıçkırığın içte coşkun nehirse, Kelimeler boğazında düğümse, Dilin kelâm etmeyi istemezse, İçini kaleme dök, kâğıda yaz. * Yum gözünü, istediğini düşle, Hayallerini nakış gibi işle, Tutkulu bir istek, tende ateşle, Derdini kaleme aç, kâğıda yaz. * Beyaz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ikra-oku-kalem-yaz/">“İkra” Oku “Kalem” Yaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Uslanmaz bir
âşık olabilirsin.</p>



<p>Çıkmaz
sokakta tek kalabilirsin</p>



<p>Ya da
girdapta boğulabilirsin.</p>



<p>Açmazını kalem et, kâğıda yaz.</p>



<p>*</p>



<p>Hıçkırığın
içte coşkun nehirse,</p>



<p>Kelimeler
boğazında düğümse,</p>



<p>Dilin kelâm
etmeyi istemezse,</p>



<p>İçini kaleme dök, kâğıda yaz.</p>



<p>*</p>



<p>Yum gözünü,
istediğini düşle,</p>



<p>Hayallerini
nakış gibi işle,</p>



<p>Tutkulu bir
istek, tende ateşle,</p>



<p>Derdini kaleme aç, kâğıda yaz.</p>



<p>*</p>



<p>Beyaz
kâğıtta kayan kara kalem.</p>



<p>Böyle ikili
görmemiştir âlem.</p>



<p>Yazdıkça
silinir keder ve elem.</p>



<p>Neş’eni kalem eyle, kâğıda yaz.</p>



<p>*</p>



<p>Kalem yara
açar, acıtır canı.</p>



<p>Beyaz kağıda
döker kara kanı.</p>



<p>İfşa eder
uyuyan saklı yanı,</p>



<p>Sırrını kaleme aç, kağıda yaz.</p>



<p>*</p>



<p>Kâğıdın
dokusun yoklamak için,</p>



<p>Kalemin
kokusun koklamak için,</p>



<p>Öldükten
sonra da yaşamak için,</p>



<p>Öteleri kalem et, kâğıda yaz.</p>



<p>*</p>



<p>Kâğıt, sanki
yeni bulunmuş gibi,</p>



<p>Kelâmın
kitaba dokunmuş gibi,</p>



<p>Duada
Allah’a okunmuş gibi,</p>



<p>Eline kalemi al, kâğıda yaz.</p>



<p>*</p>



<p>Nevşehrî,
yeter ki yaz, hem kış hem yaz.</p>



<p>Haddi
bilmeyene ne söylesem az,</p>



<p>“İkra”
okuyup “Kalem” yazmak için</p>



<p>Gönlünü
kaleme ver, kâğıda yaz.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ikra-oku-kalem-yaz/">“İkra” Oku “Kalem” Yaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ikra-oku-kalem-yaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18858</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarmaşık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sarmasik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sarmasik/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Nov 2019 04:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18864</guid>
				<description><![CDATA[<p>ben büyüdüm anlatabiliyor muyum bir sarmaşık büyüsün diye yitirdim kendimi de onunla büyüdüm ama artık çok yorgunum. yıllar yılı geçinememiş sonradan birbirini kabullenmiş ırmağı ve ovayı -her defasında sanki ilk kez görürmüş gibi- sana göstermek isterdim sarmaşık. ama sana söz veriyorum sarmaşık yaşamayacağım: mutluluk ile hüzün arasındaki boğuntuyu ırmağın sesini sana yakın kılmak için garip [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarmasik/">Sarmaşık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>ben
büyüdüm anlatabiliyor muyum<br />
bir sarmaşık büyüsün diye<br />
yitirdim kendimi de onunla büyüdüm<br />
ama artık çok yorgunum.<br />
<br />
yıllar yılı geçinememiş <br />
sonradan birbirini kabullenmiş <br />
ırmağı ve ovayı<br />
-her defasında sanki ilk kez görürmüş gibi-<br />
sana göstermek isterdim sarmaşık.</p>



<p><br />
ama sana söz veriyorum sarmaşık<br />
yaşamayacağım:<br />
mutluluk ile hüzün arasındaki boğuntuyu<br />
ırmağın sesini sana yakın kılmak için garip bir heyecanı. <br />
<br />
uğurlayacağım ovada<br />
yelesini gün gün ördüğümüz<br />
büyümek bilmeyen o deli tayı. <br />
<br />
ben büyüdüm işte anlatabiliyor muyum <br />
kirpiklerinden yaşama boylanan o sarmaşıkta,<br />
o sarmaşıkla birlikte büyüdüm.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarmasik/">Sarmaşık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sarmasik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18864</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisi Yirminci Yılını Tamamladı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-yirminci-yilini-tamamladi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-yirminci-yilini-tamamladi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Nov 2019 04:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18809</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yirmi yılı tamladık, sevgili okurlarımız! Kasım-Aralık 2019 tarihli 120. sayısıyla Mavi Yeşil dergisi yirminci yılını tamamladı. Yirmi yıl boyunca ilgilerini eksik etmeyen okur ve yazarlarımıza içtenlikle teşekkür ederiz. Bu ülkede, üstelik de merkezlere hayli uzak bir şehirde, mütevazı bir sanat-edebiyat dergisini yirmi yıl boyunca canlı tutmak, dile kolay&#8230; 2000 yılının başında adım attığımız kararlı yolculuk, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-yirminci-yilini-tamamladi/">MAVİ YEŞİL Dergisi Yirminci Yılını Tamamladı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yirmi
yılı tamladık, sevgili okurlarımız! Kasım-Aralık 2019 tarihli 120. sayısıyla <strong>Mavi Yeşil </strong>dergisi yirminci yılını
tamamladı. Yirmi yıl boyunca ilgilerini eksik etmeyen okur ve yazarlarımıza
içtenlikle teşekkür ederiz. Bu ülkede, üstelik de merkezlere hayli uzak bir
şehirde, mütevazı bir sanat-edebiyat dergisini yirmi yıl boyunca canlı tutmak,
dile kolay&#8230; 2000 yılının başında adım attığımız kararlı yolculuk, bu dergiyi okuyarak
ve dergide yazarak okurlarımızla bundan böyle de sürsün istiyoruz. Dergimizin
120. sayısında mütevazı bir “Rıza Tevfik” dosyamız yer aldı. Şairden yetmiş yıl
sonraki bu dosyada Mehmet Nur Karakeçi, filozof şairi tanıttı okurlara. Elmas Arslan,
şairin “Uçun Kuşlar” şiirini inceledi. Hasan Öztürk de iki ayrı edebiyat
soruşturmasına verdiği cevaplardan yola çıkarak Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın
estetik/edebiyat birikimine dikkat çekti. Aydınlar hakkında yazan İsmail Özalp,
bilinen bir filmi iktidar ekseninde değerlendiren Gülcihan Bakır ile şiire dair
deneyimlerini de anlatan Şener Aksu, yazılarıyla yer aldılar bu sayımızda. Hüseyin
Alemdar, Özkan Satılmış, Deniz Dağdelen Düzgün, Örsan Gürkan, Serkan Bozdağ, Nihat
Gümüş, Yusuf Çınar ve genç kalem Ceren Demirkıran, bu sayının şairleri. 120.
sayımızın tek öykücüsü Merve Koçhan.</p>



<p>Yirmi
birinci yılda görüşelim yeniden.</p>



<p><strong><em>iletişim: bilgi@maviyesildergisi.com</em></strong></p>



<p><strong>120. Sayının İçindekiler:</strong></p>



<p>Yirmi
Yıllık Dergi: Mavi Yeşil &#8211; 3</p>



<p>Füg
Tarzında Keder &#8211; Hüseyin Alemdar &#8211; 4</p>



<p>Ölümünün
70. Yılında Rıza Tevfik Bölükbaşı (1869-1949) Dosya &#8211; 5</p>



<p>Sanat,
Edebiyat, Felsefe Faaliyetleri Dışında Bir 150’lik: Rıza Tevfik- M. Nur
Karakeçi &#8211; 6</p>



<p>Rıza
Tevfik’in, Diyorlar ki ve Tahkikat-ı Edebiye’nin Sorularına Cevabı- Hasan
Öztürk &#8211; 9</p>



<p>Rıza
Tevfik’in Uçun Kuşlar Şiirine Yapısöküm Perspektifinden Bir Bakış &#8211; Elmas
Arslan &#8211; 12</p>



<p>Büyük
Yangın &#8211; Özkan Satılmış &#8211; 16</p>



<p>Sineklerin
Tanrısı Filmi Bağlamında Liderlik, İktidar ve Doğa Durumunda İnsan- Gülcihan
Bakır &#8211; 17</p>



<p>Geceye
Asılı Elanın Öyküsü &#8211; Ceren Demirkıran &#8211; 20</p>



<p>Anıların
Yetmediğini Bildiren Şiirdir &#8211; Serkan Bozdağ &#8211; 21</p>



<p>Aradığımız
Aydın: Peki ya Biz Yanılıyorsak? &#8211; İsmail Özalp &#8211; 22</p>



<p>Sönmüş
Bir Aşkın Türbesi &#8211; Yusuf Çınar &#8211; 24</p>



<p>Tarih
ve Şiir / Antik Bir Hesaplaşma &#8211; Şener Aksu &#8211; 25</p>



<p>Kan
ve Dağ &#8211; Nihat Gümüş &#8211; 26</p>



<p>Uçurum
Çiçeği &#8211; Merve Koçhan &#8211; 27</p>



<p>Mayası
Az Bir Ölümün Reçetesi- &nbsp;Deniz Dağdelen
Düzgün &#8211; 29</p>



<p>Kendine
Sığmayanın &#8211; Örsan Gürkan &#8211; 30</p>



<p>Eskimemiş
Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 31</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-yirminci-yilini-tamamladi/">MAVİ YEŞİL Dergisi Yirminci Yılını Tamamladı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-yirminci-yilini-tamamladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18809</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pazar Hikâyeleri -3- Pamuk Prensesin Baştan Yanlış Yazılmış Hikâyesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Nov 2019 11:33:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Karacan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18845</guid>
				<description><![CDATA[<p>Özlemle beklediği çocuğunu dünyaya getirirken ölen kadının kızıyım ben: adım pamuk prenses. Daha baştan eksik bırakılmış yazım. Çocuğu için kendi canından vazgeçecek kadar fedakâr bir kadındı annem. Onun tüm güzel özelliklerini almayı, annesiz olmaya tercih etmişim. Hayata gelişim bir ceza mı ödül mü bilmiyorum. Kime sorsanız; benim için, tıpkı annesi gibi iyi yürekli, güzel ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/">Pazar Hikâyeleri -3- Pamuk Prensesin Baştan Yanlış Yazılmış Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><br />Özlemle beklediği çocuğunu dünyaya getirirken ölen kadının kızıyım ben: adım pamuk prenses. Daha baştan eksik bırakılmış yazım. Çocuğu için kendi canından vazgeçecek kadar fedakâr bir kadındı annem. Onun tüm güzel özelliklerini almayı, annesiz olmaya tercih etmişim. Hayata gelişim bir ceza mı ödül mü bilmiyorum. Kime sorsanız; benim için, tıpkı annesi gibi iyi yürekli, güzel ve narin derler&#8230; Aslında böyle olmak zorundayım. Sorgusuz sualsiz herkesin iyi olduğuna inanır, iyilik yaparım. Bilinen hiçbir kusurum yoktur, kimseye yük olmam, varlığımla neşe katarım… </p>



<p>Aslında hüzün doluyum ama hiç belli etmem. Herkesin beni sevmesini başka türlü nasıl sağlarım… Annem mutlu bir evliliğim olsun istermiş. Keşke diyorum bazen, benim için daha fazlasını dileseymiş. Belki o zaman, küçücük bir öpücük için peşinden gittiğim yakışıklı prensin beni nasıl bir rüyadan uyandırdığını daha iyi anlardım. </p>



<p>Prens beni alıp götürdükten sonra neler olduğunu hiçbiriniz bilmiyorsunuz. Bütün masum kızlar gibi yakışıklı erkeklerin iyi olduğunu sanırım. Zaman zaman prensin neden beni seçtiği aklımı kurcalasa da var olabilmem için hep başkalarına ihtiyacım olduğunu bilir, susarım. </p>



<p>Aslında, küçücük bir ilginin, bir sevgi kırıntısının peşinden gidecek kadar sevgisiz bırakıldım ben. Hayatı boyunca gelip kendisini kurtaracak birini bekleyen tüm kadınlar gibi sevgiye açım. </p>



<p>Üvey annemi bilirsiniz… O, iyi kalpli, güzeller güzeli annemin yerini doldurmak üzere seçilmiş bir kadın. Genç ve güzel olmasının dışında hiçbir erdemi yok. Bütün üvey anneleri temsil etmesi bir parça adaletsiz olsa da ondan daha güzel olmama katlanamadığı için benim ölmemi istemesine içerliyorum. Aslında ona değil, sırf güzel ve çekici olduğu için bir kadının eline iktidarını teslim eden babama kızıyorum. Başa çıkamayacakları şeyleri görmezden gelmek, erkeklerin meziyeti midir bilmiyorum ama sarayın hizmetkarlarıyla, beni ormana kadar götürüp öldürmeye kıyamayan avcının merhametine kaldı hayatım. Kocaman sarayın içinde yuvasız bir genç kız olduğumdan belki, gördüğüm ilk güzel eve daldım. </p>



<p>Aradığım yeni kurtarıcı bir değil yedi tane çıktı, yine onların gözünde sevgiyi aradım. Ne demişler davul bile dengi dengine çalar. Boyları boyuma, soyları soyuma denk olmayanların bana ancak dost olacaklarını o evde anladım. Kötü üvey annem peşimi burada da bırakmadığı için tüm güzelliğim ve saflığımda cam bir tabutun içinde uyuyakaldım. Yakışıklı prensin genç ve savunmasız bir kadını öpmesine izin vermiş olsa da yazarım, bilin ki asıl bundan sonra başlıyor masalım&#8230;<br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/">Pazar Hikâyeleri -3- Pamuk Prensesin Baştan Yanlış Yazılmış Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18845</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ATAM</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/atam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/atam/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Nov 2019 04:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süheyla Kutbay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18838</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sen kusursuz bir insan Büyük bir komutansın Milletini çok seven Vatanı kurtaransın * Birer meşale oldun Bizlere ışık saçan Tabuları yıkarak Tüm kapıları açan * Türk milleti seninle Gurur duyar her zaman Sana lâyık olamasak da Kalbimizdesin her an * Başı dimdik göklerde Dalgalanacak bayrağım Yok düşmana verecek Yok bir karış toprağım * Bu ülke [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/atam/">ATAM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sen
kusursuz bir insan</p>



<p>Büyük
bir komutansın</p>



<p>Milletini
çok seven</p>



<p>Vatanı kurtaransın</p>



<p>*</p>



<p>Birer
meşale oldun</p>



<p>Bizlere
ışık
saçan</p>



<p>Tabuları
yıkarak</p>



<p>Tüm kapıları açan</p>



<p>*</p>



<p>Türk
milleti seninle</p>



<p>Gurur
duyar her zaman</p>



<p>Sana
lâyık olamasak da</p>



<p>Kalbimizdesin her an</p>



<p>*</p>



<p>Başı
dimdik göklerde</p>



<p>Dalgalanacak
bayrağım</p>



<p>Yok
düşmana verecek</p>



<p>Yok bir karış toprağım</p>



<p>*</p>



<p>Bu
ülke hepimizin</p>



<p>Bölünmez
bir bütündür</p>



<p>Senin
ilkelerin ATAM</p>



<p>Çağdaşlığın tümüdür.</p>



<p>*</p>



<p>Payidar
kalacak hep</p>



<p>Bu ülke bu CUMHURİYET </p>



<p>Fikren,
ilmen, bedenen</p>



<p>Hür
yaşayacak ilelebet.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/atam/">ATAM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/atam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18838</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çöp Konteynerinden Yayılan Sevgi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 04:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18831</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kadının adama bakarken gözlerindeki ışıltıya hayran olmamak mümkün değildi. Acaba bu gözlerdeki ışıltı tek taraflı mı diye merak ettim, o bir çift ışıldayan gözün tam karşısındaki göze bakınca aynı ışıltıyı, aynı mutluluğu, aynı sevinci gördüm. Beni onlara çeken iki çift gözün sevgiyle bakışması değildi, bir çift minik göz daha vardı. 5-6 yaşlarında bir erkek çocuğu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/">Bir Çöp Konteynerinden Yayılan Sevgi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kadının adama bakarken gözlerindeki
ışıltıya hayran olmamak mümkün değildi. Acaba bu gözlerdeki ışıltı tek taraflı
mı diye merak ettim, o bir çift ışıldayan gözün tam karşısındaki göze bakınca
aynı ışıltıyı, aynı mutluluğu, aynı sevinci gördüm. Beni onlara çeken iki çift
gözün sevgiyle bakışması değildi, bir çift minik göz daha vardı. 5-6 yaşlarında
bir erkek çocuğu. Bir babasına sevgiyle bakıp şirinlik yapıyor, bir annesine.</p>



<p>Anlatmaya çalıştığım tabloyu okuyanlar,
“mutlu bir aile” der geçer ama bu olayın bir çöp konteynerinin tam yanında
olduğunu bilselerdi, aynı şekilde geçip gitmezlerdi.</p>



<p>Mutat akşam yürüyüşüm esnasında bir
tefevvuk eseri karşılaştım, bu mutlu aileyle. Bahçelievler’den Bakırköy’e doğru
yürürken bir çöp konteynerinin tam önünde oturanlar dikkatimi çekti. İlk
bakışta pek seçilmiyordu, yönümü değiştirdim. Merak etmiştim, yine çöpten
beslenen bir insan görecek, yine içim ezilecek, yine üzülecektim, yine
birilerinin hayatını değiştiremediğim için içten içe yanıp duracaktım.</p>



<p>Bu defa sanki öyle olmayacak gibi bir
his vardı içimde. İlginç ama o anda, farklı bir tabloyla karşılaşacağıma olan
inancım belirdi içimde, yaklaştım…</p>



<p>Çöp konteynerinin hemen önünde bir
gazete kâğıdının üstüne sofra açılmıştı. Sofranın üstünde “nereden alındığını”
bilemeyeceğim yiyecekler vardı. Gazete kâğıdından ibaret sofranın etrafında ise
üç kişi; bir erkek, bir kadın ve bir çocuk.</p>



<p>Geçip gitmeliydim, çöpten beslenen bu
insanları rahatsız etmenin veya mahcup duruma düşürmenin âlemi yoktu. Öyle de
yapıyordum ki, kadının gözlerindeki ışıltıyı görünce duraksadım, sonra o bir
çift parıl parıl parlayan gözün baktığı kişiyi merak ederek adama baktım. Adam
da aynı şekilde sevgi dolu gözlerle bakıyor, gözlerinin parıltısı gecenin
karanlığında bile seçiliyordu. Bir de gülen yüzüyle bir şeyler anlatıyor, kadın
da arada sırada bir şeyler söyleyerek konuşmaya katılıyor, diğer zamanlarda ise
bütün vücuduyla anlatılanları dinliyordu. Çocuk ise bir annesine sırnaşıyor,
bir babasına…</p>



<p>Tablo çok ilginçti, alışılagelen bir
çöpten beslenme hikâyesiyle alakası yoktu. Kendimi belli etmeden izledim. İyi
mi yaptım, kötü mü yaptım bilmiyorum ama uzun süre izledim.</p>



<p>Adam 40-45 yaşlarında vardı ama
yüzündeki çizgiler daha yaşlı gösteriyordu. Başında bir bere vardı. Bere
kapüşon gibiydi ve püskülleri yana sarkıyordu. Üzerinde sarı ve kirli bir
pardösü vardı. Hatta sarısı siyaha dönmek üzereydi. Hava soğuk değildi. Belki
de adam pardösüyle gecenin ayazından korunmaya çalışmıştı. Yüzü çok esmerdi,
hatta oldukça esmerdi diyebilirim. Dişleri gecenin karanlığında tıpkı bir
Hollywood filmlerindeki siyahilerin dişleri gibi bembeyaz ve pırıl pırıldı. Uzun
boylu, zayıf yapılı birisiydi. Tahminen 70 kilo civarında olmalıydı. Çenesinin
ve burnunun uzunluğu dikkatimi çekmişti. Avurtları da çökmüştü. Yere bağdaş
kurarak oturmuştu. Altında minder benzeri bir şey var mı göremedim. Belki de
parke taşa öylesine oturmuştu.</p>



<p>Kadın 35 yaşlarında vardı. Eşi gibi
esmer değildi, daha beyazdı. Başında oyalı bir yazma, üstünde kahverengi bir
hırka ve yine kahverengiye çalan bir etek vardı. Zayıftı, 55-60 kilo civarında
olmalıydı. O da bağdaş kurup oturmuştu. Çocuk 5-6 yaşlarında çok tatlı bir
çocuktu. O kadar sempatikti ki, hayran olmamak mümkün değildi.</p>



<p>Bir çöpün hemen yanında belirmesi mümkün
olmayan bir sevginin etrafa yayılması pek alışılagelen bir şey değildi.
Onlardan izinsiz onları incelemem belki bir haksızlıktı. Böyle bir hakkım yoktu
ama bunun sebebini öğrenmem gerekirdi. Özele inmeden, insanların yarasını fazla
deşmeden ama bunu nasıl yapacaktım?</p>



<p>Adam bir yandan yemeğini yerken, bir
yandan da konuşmaya devam ediyor, kadın can kulağıyla dinliyor, çocuk da bir
ona bir diğerine sırnaşıp duruyordu. Benim bu aileyi incelediğim süre boyunca
kadının gözlerindeki sevgi dolu bakış ve gecenin karanlığını yarıp geçen ışıltı
hiç eksik olmadı, adamın da…</p>



<p>Yanlarına oturup sohbet etmek istedim, o
tablo bozulur diye vazgeçtim. Hayatlarını değiştiremediğim, değiştiremeyeceğim
için içim ezildi. Onlar daha iyi şartlarda bir yaşamı hak ediyordu, çoğu
insanımız gibi ama şartları değişince sevgileri de değişir mi diye merak ettim.</p>



<p>Yanımda cüzdanım yoktu, cebimde olan
parayı onlara vermek istedim, sonra vazgeçtim. Vazgeçmemin esas nedeni
yaşadıkları o mutlu anı bozmak istememdendi. Vereceğim para onların hayatını
değiştirmeyecekti, cüzdanım yanımda olsa da, onların hayatını değiştirecek bir
desteğim söz konusu olmayacaktı. O zaman böyle kalması daha iyiydi.</p>



<p>Kadının bu adamda ne bulduğunu, adamın
bu kadında ne bulduğunu merak ederek oradan uzaklaştım. Adam kadına müreffeh
bir hayat vermemişti, kadın adama yuva olamamıştı. İkisi de sokaklardaydı,
belki başlarını sokacak yıkık dökük bir evleri vardı ama sofraya koyacak bir
kap yemekleri bile yoktu. Yoksulluğun dibi buradaydı, en uç nokta, sefaletin
bundan daha kötüsü olamazdı. Bir adam, bir kadın ve bir çocuk çöpten
besleniyordu. Sırtındaki elbiseler de muhtemelen çöpten alınmaydı, midelerine
giren de…</p>



<p>Ama mutluydular, işin bütün gizemi,
bütün sırrı, bütün sihri de buradaydı. İkisi de bir birine hayrandı, çocuk da
her ikisine. Ne malları vardı, ne mülkleri, ne bankada bol sıfırlı hesapları,
ne katları, ne yatları ama mutluydular. Makamları yoktu, kartvizitinde yazan
uzun uzun unvanlara sahip değillerdi. Bir birleriyle paylaşacak bir şeyleri de yoktu,
sevgilerini paylaşmaktan geri durmuyorlardı, lüks içinde yaşayıp bir birini
yiyen çiftlere inat.</p>



<p>Aileler hiç bu kadar parçalanmamış, hiç
bu kadar kavga gürültü olmamış, boşanma hiç bu kadar rahat konuşulur olmamıştı.
Kadına şiddet vardı, çocuğa şiddet vardı, hatta erkeğe şiddet vardı. Hâsılı
fakirde de huzur yoktu, zenginde de, orta hallide de. Hem huzur yoktu hem sevgi
yoktu hem saygı kaybolup gitmişti.</p>



<p>Eğer imkânım olsaydı o ailenin hayatına
dokunurdum, onların sevgilerini değiştirmeyecek bir dokunuş olmalıydı bu.</p>



<p>Ve yine imkânım olsaydı, bir birini
yiyen çiftlere örnek diye çöp konteynırından yayılan bu mis gibi sevgiyi örnek
tablo diye duvarlarına asmalarını sağlardım.</p>



<p>Ben gecenin karanlığında mutat
yürüyüşüme devam ettim, daha sağlıklı, daha mutlu, daha huzurlu olayım diye.
Ben giderken arkamda bir sevgi bıraktım. Çöpten yayılan iğrenç kokuyu bastıran
mis gibi sevginin kokusu halen burnumda tütüyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/">Bir Çöp Konteynerinden Yayılan Sevgi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18831</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yürek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yurek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yurek/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Nov 2019 04:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18833</guid>
				<description><![CDATA[<p>toprağına gücenmiş bir kasımpatıyı solmasın diye günlerce senin içine sakladığı serseri dinmiş zannetti de bekledi, hiç dinmemiş sinirlendi söküp attı seni. -sen say ki bağışladın onu. ah o ritimsiz ah o uykusuz yürek ne zaman büyüdün de ne zaman dillendin? artık sensiz çok uzaklara gidebilir mi?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yurek/">Yürek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>toprağına gücenmiş bir kasımpatıyı<br /> solmasın diye günlerce<br /> senin içine sakladığı serseri dinmiş zannetti de <br /> bekledi, <br /> hiç dinmemiş <br /> sinirlendi<br /> söküp attı seni.<br /> -sen say ki bağışladın onu.<br /> <br /> ah o ritimsiz <br /> ah o uykusuz <br /> yürek<br /> ne zaman büyüdün de <br /> ne zaman dillendin?<br /> <br /> artık sensiz <br /> çok uzaklara gidebilir mi?<br /> <br /> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yurek/">Yürek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yurek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18833</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Derin Şiir Çekişleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/derin-siir-cekisleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/derin-siir-cekisleri/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 04:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18802</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne vakit bir şairin şiirlerine kaptırsam yüreğimi, kuytularda rüzgâr salınışları… Bu kadının her nefes alışına karışıyor şiir dumanları, küllükte sönen gözyaşları, yorgunlukla küt diye uzanışları… Ve ne kadar yorgunsam artık kendi kıpırdanışıma uyanıyorum, acı saatlerinde. Sessiz dertleşmeler deminde çayımın… Hayatın her sayfasını çevirdiğimde derin nefes alıp mücadele ediyor dağarcığım. Aslında ben hep kendimi kandırıyorum. Hem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/derin-siir-cekisleri/">Derin Şiir Çekişleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>
















Ne vakit <br />
bir şairin şiirlerine <br />
kaptırsam yüreğimi,<br />
kuytularda <br />
rüzgâr salınışları…<br /><br />
Bu kadının her nefes <br />
alışına karışıyor<br />
şiir dumanları,<br />
küllükte sönen gözyaşları,<br />
yorgunlukla küt diye uzanışları…<br /><br />
Ve ne kadar yorgunsam artık<br />
kendi kıpırdanışıma uyanıyorum,<br />
acı saatlerinde.<br />
Sessiz dertleşmeler deminde <br />
çayımın…<br />
Hayatın her sayfasını çevirdiğimde<br />
derin nefes alıp<br />
mücadele ediyor dağarcığım.<br /><br />
Aslında ben hep<br />
kendimi kandırıyorum.<br />
Hem yaşamak için<br />
mutlu olmaya <br />
ihtiyaç yok ki;<br />
derin şiir çekişleri<br />
yetiyor ciğerlerime.&nbsp; <br /><br />
Ve ne vakit <br />
bir şairin şiirlerine <br />
kaptırsam yüreğimi,<br />
yaşadığımı hissediyorum



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/derin-siir-cekisleri/">Derin Şiir Çekişleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/derin-siir-cekisleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18802</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bu Sabah Yağmur Var İstanbul&#8217;da</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bu-sabah-yagmur-var-istanbul-da/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bu-sabah-yagmur-var-istanbul-da/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 06:15:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Ayman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18818</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu sabah yağmur var İstanbul da Yağmurla beraber &#160;içime işliyor yokluğunda İliklerime kadar ıslanıyorum Tüm hücrelerim isyanlarda Buz tutmuş yüreğim sensizlikten Bakıyorum çevreme Bir ben mi sensiz Bir ben mi kimsesiz diye … Üsküdar meydanındaki tarihi çeşmenin Karşısında&#160; buluyorum kendimi bir anda Gök gürlüyor şimşekler çakıyor Füme rengi bulutlar sarıyor semayı Vapur düdükleri ve korna [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bu-sabah-yagmur-var-istanbul-da/">Bu Sabah Yağmur Var İstanbul&#8217;da</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu
sabah yağmur var İstanbul da</p>



<p>Yağmurla
beraber &nbsp;içime işliyor yokluğunda </p>



<p>İliklerime
kadar ıslanıyorum </p>



<p>Tüm
hücrelerim isyanlarda</p>



<p>Buz
tutmuş yüreğim sensizlikten </p>



<p>Bakıyorum
çevreme</p>



<p>Bir
ben mi sensiz </p>



<p>Bir
ben mi kimsesiz diye </p>



<p>…</p>



<p>Üsküdar
meydanındaki tarihi çeşmenin </p>



<p>Karşısında&nbsp; buluyorum kendimi bir anda </p>



<p>Gök
gürlüyor şimşekler çakıyor </p>



<p>Füme
rengi bulutlar sarıyor semayı </p>



<p>Vapur
düdükleri ve korna sesleri yankılanıyor </p>



<p>Kulaklarımda
insan çığlıkları kaçışan/koşan </p>



<p>Bakıyorum
yüzlerine </p>



<p>Bir
ifade yakalayabilmek için </p>



<p>Nerde…</p>



<p>Anlamsız
yüzler topluluğu firarlarda </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bu-sabah-yagmur-var-istanbul-da/">Bu Sabah Yağmur Var İstanbul&#8217;da</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bu-sabah-yagmur-var-istanbul-da/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18818</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pazar Hikâyeleri -2- Oyuncak Bebeğim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Nov 2019 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Karacan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18743</guid>
				<description><![CDATA[<p>Onu saatlerce aradım. Halı altları, koltuk arkaları, mutfak çekmeceleri, çöp kutuları, aklıma gelen her yere baktım. Yaşım azıcık büyük olsa “yer yarıldı içine mi girdin be mübarek” derdim ama henüz öyle laflar bilmiyorum. Aslında büyükler gibi konuştuğumda sevimli olduğumun farkındayım, çok gülüyorlar. Büyümüş de küçülmüş lafı benim için uydurulmuş olabilir. Fakat bir süre sonra sırf [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/">Pazar Hikâyeleri -2- Oyuncak Bebeğim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Onu saatlerce aradım. Halı
altları, koltuk arkaları, mutfak çekmeceleri, çöp kutuları, aklıma gelen her
yere baktım. Yaşım azıcık büyük olsa “yer yarıldı içine mi girdin be mübarek” derdim
ama henüz öyle laflar bilmiyorum. Aslında büyükler gibi konuştuğumda sevimli
olduğumun farkındayım, çok gülüyorlar. Büyümüş de küçülmüş lafı benim için
uydurulmuş olabilir. Fakat bir süre sonra sırf onlar gülsün diye saçmalarken
buluyorum kendimi. Sirk maymunu gibi olmak lafını da ben icat ettim. Sağ olsunlar
eğleniyormuş gibi yapıyorlar, emeklerim boşa gitmiyor ama aramızdaki bu gizli
anlaşmadan sıkıldım. Neyse ne anlatıyordum, kim bilir kaç saat sürdü arayışım
bilmiyorum. &nbsp;Ararken nasıl yorulduysam, holdeki
halının üstünde uyuyakalmışım. Anneannemin “kızım hasta olacaksın, hiç burada
böyle yatılır mı?” çığlıklarına uyandım. Sanki büyük bir hata yapmış gibi hissettim
o an. Aslında kendini suçlu hissedenin anneannem olduğunu biliyorum. Sıklıkla
anneme “çocuk bana emanet, bir şey olacak diye ödüm kopuyor” derken duyuyorum. Bana
sorsalar onunla olmaktan memnunum. Annem kadar kuralcı değil, yemekleri çok
güzel ve çok da komik gülüyor. Güldüğünde gözleri kaybolan insanları
anneannemden dolayı seviyorum. Biraz fazla sigara içmese dedemle de aramız iyi.
Sırtımızı yumruklamak gibi tuhaf oyunlar oynuyoruz. Yok yok öyle değil, oyunun
adı “el el üstünde kimin eli var”. Eee doğal olarak bilemeyeni biraz hırpalıyoruz.
Ah anneanne bak konuyu nerelere getirdin kaybolan yıllarımı pardon oyuncağımı
anlatıyordum. Sahi sen de çok sevdiğin bir şeyi kaybettin mi hiç? içinde kocaman
bir boşluk duygusu hissettin mi? Hani elini çantana atarsın da orada olduğunu
bildiğin cüzdanını yerinde bulamazsın ya. Hani zor günler için dipfrize
sakladığın o 250 gram yağsız kıymayı çok sevdiğim böreği yapmak için
kullandığını hatırladığında olur. Sen küçücük bir çocukken veremden ölen anneni,
bir gece ansızın gömdüklerinden habersiz, o sabah onu yatağında bulamadığında
hissettin belki. Belki de doktorlar karnında ölen çocuğunu ameliyatla aldıklarında.
Aslında beni en iyi sen anlarsın ama nedense bir şey yokmuş gibi davranıyorsun.
“Gel beraber arayalım, buluruz merak etme” desen nasıl iyi gelecek… Kaybetmeye
alışmış, kayıplarının yasını tutamamış birinin kayıtsızlığıyla yüzüme
bakıyorsun. Hayır üşümedim, bir yerlerimde tutulmadı anneanne mesele bu değil. “İnsanoğlu
her yaşta kaybeder” fikri için çok küçüğüm. Tam buradaydı işte bebeğim, daha
demin saçlarını tarıyordum. Şimdiyse yerinde yeller esiyor. Esen yeller
başımdan aşağı dökülen kaynar suyun sızısını azaltmaya yetmiyor. Acaba o da
üşüyor mudur? Kaybetme korkusu çok soğukmuş anneanne. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/">Pazar Hikâyeleri -2- Oyuncak Bebeğim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18743</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Esaret</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/esaret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/esaret/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Nov 2019 04:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18752</guid>
				<description><![CDATA[<p>Pink Martini’nin La Soledad şarkısını koydu müzikçalarına. Aradığı ne varsa silinmişti. HİÇ’liğini YOK’ladı. Bu sözler dökülmüştü ağzından Gülümse Hayata’yı okurken. Müziğin kulağında tınlamasını dinlerken… HİÇ YOK’tu. Kendisi bir HİÇ’ti. Bir yazardı belki. Bir şair uçurumun kenarında… Ama HİÇ’ti. Yolun sonuna gelmişti. Kanatlarını açtı kuşlar. Özgürlüğünü hissetti. Sessizlik zamanında açar çiçekler. En kuytu yerlerde açar zambak. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esaret/">Esaret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Pink Martini’nin La Soledad şarkısını koydu müzikçalarına.</p>



<p>Aradığı ne varsa silinmişti.</p>



<p>HİÇ’liğini YOK’ladı.</p>



<p>Bu sözler dökülmüştü ağzından Gülümse Hayata’yı okurken.</p>



<p>Müziğin kulağında tınlamasını dinlerken…</p>



<p>HİÇ YOK’tu.</p>



<p>Kendisi bir HİÇ’ti.</p>



<p>Bir yazardı belki.</p>



<p>Bir şair uçurumun kenarında…</p>



<p>Ama HİÇ’ti.</p>



<p>Yolun sonuna gelmişti.</p>



<p>Kanatlarını açtı kuşlar.</p>



<p>Özgürlüğünü hissetti.</p>



<p>Sessizlik zamanında açar çiçekler.</p>



<p>En kuytu yerlerde açar zambak.</p>



<p>Sen bilmezsin ey toprak!</p>



<p>Karanlığın aydınlığında yanar bir mum…</p>



<p>En karanlık yerleri seçer özlemim.</p>



<p>Sensindir karanlığında izinde çağlan ırmak.</p>



<p>Sensindir duygulanım ateşinde yanan ocak.</p>



<p>Bir kalem gibidir sesim bu ormanda.</p>



<p>Bir taze gül yahut diken gibidir en dingin denizin
dalgalarında.</p>



<p>Bir yağmur tanesi düşer ya alnıma.</p>



<p>Bilmezsin ne ağlar ne söyler dudaklarım…</p>



<p>Allah’ın yarattığı her şeyi kabul eder gönül.</p>



<p>Rabb’imdir gücü yeter her karanlığa.</p>



<p>Bir kıvılcım gibidir yürekleri yakar ateş.</p>



<p>О ateşi söndürmeye yeter bir keşmekeş.</p>



<p>Benim arzumdur ey özgürlük sen duy sesimi!</p>



<p>Bir namaz vakti çöker bedenim yerlere.</p>



<p>Ağlar yanar yakılır kimse bilmez sebebi aşikar.</p>



<p>Uzattım ellerimi gel artık bu diyara!</p>



<p>Zindanlara giren bir yılan gibidir esaret…</p>



<p>Sevmez ama katlanır bu yürek.</p>



<p>Bir aşüfte gibidir bu diyarda esaret.</p>



<p>Mahbubuna özenir de kavuşmak diler özgürlüğe.</p>



<p>Gerçek özgürlük О(C.C.)’ya yalvarmakta gizli.</p>



<p>Yerim yurdum yok, bense bir HİÇ!</p>



<p>Sen özlediğim yegane Varlık Yaratan,</p>



<p>Bense bir HİÇ-ender-HİÇ!</p>



<p>Bir yolun başında bekler seni bu yürek.</p>



<p>Allah der, yoluna devam olsa da tek.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esaret/">Esaret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/esaret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18752</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çiçekler Beni Bekliyordu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cicekler-beni-bekliyordu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cicekler-beni-bekliyordu/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18778</guid>
				<description><![CDATA[<p>çiçekler beni bekliyordu. babam bir türkü okumuştu da dinlemiştim çocukken -birçok türküyü o sesten dinlemiştim çocukken- gün gün göğsüme işlemiş benim artık benim babacığım, soluğuna saklanan o çok sevdiğim yemyeşil bahar esintilerinde yıkadım yüzümü topladım o deli dolu havayı bir gülümsemeye çiçekler ise beni bekliyordu. kendimi ne zaman iliştirsem geceye -ki gece durmadan bana uyu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cicekler-beni-bekliyordu/">Çiçekler Beni Bekliyordu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>çiçekler beni bekliyordu.<br /> <br /> babam bir türkü okumuştu da <br /> dinlemiştim çocukken<br /> -birçok türküyü o sesten dinlemiştim çocukken- <br /> gün gün göğsüme işlemiş<br /> benim artık benim babacığım,<br /> soluğuna saklanan<br /> o çok sevdiğim yemyeşil bahar esintilerinde<br /> yıkadım yüzümü<br /> topladım o deli dolu havayı bir gülümsemeye<br /> çiçekler ise beni bekliyordu.<br /> <br /> kendimi ne zaman iliştirsem geceye<br /> -ki gece durmadan bana uyu diyordu-<br /> sanki beklenen bir mektubun kaderini yaşarmış gibi<br /> karanlıklar içinde yalnız kalıyordum.<br /> <br /> çiçekler, beklemeyin beni artık <br /> güz geldi.<br /> <br /> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cicekler-beni-bekliyordu/">Çiçekler Beni Bekliyordu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cicekler-beni-bekliyordu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18778</post-id>	</item>
		<item>
		<title>29 EKİM</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/29-ekim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/29-ekim/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Oct 2019 06:58:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süheyla Kutbay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18772</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilin bakalım ben kimim Türk ulusunun karanlık günlerine Yepyeni bir yaşam umut ışık getiren Uygarlık için ATATÜRK’ün yaptığı bir devrim 29 Ekim 1923 saat 23.30 da ilan edilen benim. Ben bugün 96 yaşında olan CUMHURİYET’im. Benim sayemde kavuştu millet Huzura özgürlüğe. Çağdaş sistemini kabullenmeyen Beni içine sindiremeyenler çıksa da, Bana katlanmak zorundalar. Siz gençler, Sakın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/29-ekim/">29 EKİM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bilin bakalım ben kimim</p>



<p>Türk ulusunun karanlık günlerine</p>



<p>Yepyeni bir yaşam umut ışık getiren</p>



<p>Uygarlık için</p>



<p>ATATÜRK’ün yaptığı bir devrim</p>



<p>29 Ekim 1923 saat 23.30 da ilan edilen benim.</p>



<p>Ben bugün 96 yaşında olan</p>



<p>CUMHURİYET’im.</p>



<p>Benim sayemde kavuştu millet</p>



<p>Huzura özgürlüğe.</p>



<p>Çağdaş sistemini kabullenmeyen</p>



<p>Beni içine sindiremeyenler çıksa da,</p>



<p>Bana katlanmak zorundalar.</p>



<p>Siz gençler,</p>



<p>Sakın kanmayın yalanlara safsatalara,</p>



<p>Aydın kişi olun, </p>



<p>Uyun Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına.</p>



<p>Ananın ak sütü gibi duru ve temiz kal,</p>



<p>İhanet etme vatanına,</p>



<p>Kardeşçe dostça birlikte yaşa.</p>



<p>Fırsat verme düşmana.</p>



<p>Ben CUMHURİYET’im</p>



<p>Bu bayram sizlerin</p>



<p>Bu bayram Milletimin…</p>



<p>Her ne kadar bana darbe vurmaya,</p>



<p>Çalışanlar olsa da,</p>



<p>Biliyorum ki bu millet</p>



<p>Beni gönlünde yaşatacak</p>



<p>İlelebet hep payidar kalacağım,</p>



<p>Çünkü benim adım CUMHURİYET…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/29-ekim/">29 EKİM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/29-ekim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18772</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nurettin Topçu’ya Göre Ahlâk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nurettin-topcuya-gore-ahlak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nurettin-topcuya-gore-ahlak/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Oct 2019 04:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18760</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Rauch’un kurduğu ‘namuslu adam’ ahlakı da, bu sosyolojik ahlakın istikamette geliştirilmesinden ibarettir. ‘Namuslu adam’a göre vazifesini yapmak için gözlerini kapamak yeterli olacaktır.” Der, Nurettin Topçu. “Biz ise ahlak meselesinin kalbine sorumluluk kavramını koyuyoruz. Sorumluluk kendimizi korumaya yarayan kuvvettir. Bir hareket sebebi değildir. Bir sorumluluk anlayışının kaynağı şuurdadır. Yani insan kendi ahlaki sorumluluğunun bilincinde olmalıdır. Bizim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-topcuya-gore-ahlak/">Nurettin Topçu’ya Göre Ahlâk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Rauch’un kurduğu ‘namuslu adam’ ahlakı da, bu sosyolojik
ahlakın istikamette geliştirilmesinden ibarettir. ‘Namuslu adam’a göre
vazifesini yapmak için gözlerini kapamak yeterli olacaktır.” Der, Nurettin
Topçu.</p>



<p>“Biz ise ahlak meselesinin kalbine sorumluluk kavramını
koyuyoruz. Sorumluluk kendimizi korumaya yarayan kuvvettir. Bir hareket sebebi
değildir.</p>



<p>Bir sorumluluk anlayışının kaynağı şuurdadır. Yani insan
kendi ahlaki sorumluluğunun bilincinde olmalıdır. Bizim sorumluluğumuz evrensel
olmaya can atan şuurun tabiatından ayrılmaz. Bu evrensel sorumluluk ruhi
hayatımızı teşkil eden bir inanç hayatı içerisinde ortaya çıkmaktadır. </p>



<p>Sorumluluk düşünme faaliyetini doğurur ve insan düşündükçe
yapacağı hareket karşısında kendini daha sorumlu hisseder.&nbsp; Ancak şu da vardır, sorumluluğumuz nedir? Bunun
bilincinde ve şuurunda olmalı insan. Doğru ve yanlışı ayırt edebilmeli.
Sorumluluğunu doğru belirleyebilmeli. </p>



<p>О halde kaynağı itibariyle düşünce hayatı ahlaki hayattan
doğmuştur.</p>



<p>Ahlak; içgüdü, menfaat, sempati, saadet, iyilik ve vazifenin
de üstünde yer alır. Hayatın bütün kuvvetleri hareket edenin içinde ve
dışındaki bu çarpışmaya sarf edildiği ölçüde ahlaklıdır.</p>



<p>Nurettin Topçu, çarpışmanın sonunda insan kainatı dolduran
hayalleri küçümseme noktasına ulaşır ve kendisini kainattan daha büyük hisseder
der, İsyan Ahlakı kitabında. Kendisinin ve Sonsuz’a yani Allah’a uzanan
hareketinin dışında var olan her şey artık hayalden ibarettir. Benlik
böylelikle kemale erer. Birliğin yolu üzerine çıkan her engele karşı koyar.</p>



<p>Bu yazımda felsefi bir eser olan Nuretttin Topçu’nun İsyan
Ahlakı adlı kitabından özetleyerek yararlandım.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-topcuya-gore-ahlak/">Nurettin Topçu’ya Göre Ahlâk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nurettin-topcuya-gore-ahlak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18760</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yazgı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yazgi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yazgi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Oct 2019 04:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18747</guid>
				<description><![CDATA[<p>cılız rüzgar ırgalamaya başladığında tenimi kabullendim sararıp kaybolabilmeyi yani atlaslarda bulamadım kendime bir adres yani yazgımı kabullendim. korkuyla anıyorum ormanın ıssızlığını aklımı karıştırıyor kuşların sesleri geri dönmeyeceklerini anlatıyorlar sesleri titreyerek, kapatıyorum gözlerimi elimi yüreğimin üstüne götürüp onlar için dilekler tutuyorum. sonrasında yüreğimi bir kelebeğin koynunda uyutuyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazgi/">Yazgı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>
















cılız rüzgar ırgalamaya başladığında tenimi<br />
kabullendim sararıp kaybolabilmeyi <br />
yani atlaslarda bulamadım kendime bir adres<br />
yani yazgımı kabullendim.<br /><br />
korkuyla anıyorum ormanın ıssızlığını <br />
aklımı karıştırıyor kuşların sesleri <br />
geri dönmeyeceklerini anlatıyorlar<br />
sesleri titreyerek, kapatıyorum gözlerimi<br />
elimi yüreğimin üstüne götürüp <br />
onlar için dilekler tutuyorum. <br /><br />
sonrasında <br />
yüreğimi <br />
bir kelebeğin koynunda uyutuyorum.<br /><br /><br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazgi/">Yazgı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yazgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18747</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pazar Hikayeleri -1- Kardeşim Olacak !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 27 Oct 2019 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Karacan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18737</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugünlerde çok heyecanlıyım. Uzun zamandır çok istediğim bir şey oluyor. Annemle babam bana kardeş almışlar, yakında gelecekmiş. Acaba neye benziyor diye düşünmeden edemiyorum. Komşumuz Semiha teyze annenin karnında canavar var diyor. Saatlerce bağıra bağıra ağlıyorum, ben ağladıkça daha çok gülüyor. Sadist mi psikopat mı henüz teşhis koyamadım ama kısaca kötü biri olduğunu söyleyebilirim. Annem her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/">Pazar Hikayeleri -1- Kardeşim Olacak !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p> Bugünlerde çok heyecanlıyım. Uzun zamandır çok istediğim bir şey oluyor. Annemle babam bana kardeş almışlar, yakında gelecekmiş. Acaba neye benziyor diye düşünmeden edemiyorum. Komşumuz Semiha teyze annenin karnında canavar var diyor. Saatlerce bağıra bağıra ağlıyorum, ben ağladıkça daha çok gülüyor. Sadist mi psikopat mı henüz teşhis koyamadım ama kısaca kötü biri olduğunu söyleyebilirim. Annem her defasında ‘ kızım o sana şaka yapıyor’ dese de ikna olamıyorum. Zaten annemin bu herkesi kurtaran halleri yok mu, ona da ayrı deli oluyorum. Yahu bu kadın basbayağı kötü işte niye savunuyorsun ki! Bakın buraya yazıyorum; büyüyünce herkesin yaptığını hoş gören biri olursam bu annemin yüzünden. Neyse ne diyordum, hah evet kardeşim oluyor. Karışık duygular içindeyim. Eski beşiğimi ona verdiler, habire onun için alışveriş yapıyorlar, üstüne üstük bir de oyuncaklarımı paylaşmalıymışım. Bu çocuğu istemekle hata mı yaptım acaba? Yine de iyi tarafından bakmaya çalışıyorum. Sonunda benim de arada kızabileceğim biri olacak, yaptığım bazı küçük kabahatleri de onun üstüne atmayı düşünüyorum. Umarım her dediğimi yapan bir çocuk olur, yoksa benle işi zor. Yine de ben çok iyi bir abla olacağım. Yoo kendimi övdüğümden değil, etrafımdaki büyükler hep böyle söylüyorlar. Aslında bunu sürekli duymak canımı sıkıyor. Şimdiden hep doğru davranmak zorunda kalacağım için geriliyorum. Anlatsam inanmazsınız, bu öyle bir baskı ki üstümde, sırf bu yüzden hiç olmayacak yerlerde arıza çıkarıyorum. Mesela geçenlerde kardeşimin ismini ben koyacağım diye tutturdum. Ne olsun dediler, Evren dedim. Babamın gözleri fal taşı gibi açıldı, hayatta olmaz filan diyecek oldu da annem koluyla dürtüp susturdu. Evren kötü bir isim mi Allah aşkına? Haberlerde sürekli bu ismi duyuyorum. Her şeye yasak masak diyormuş. Eee n’olmuş bana da her şey yasak. Yemekten önce çikolata yemek yasak, yolda yürürken büyüklerin elini bırakmak yasak, saç kurutma makinasıyla bebeklerimin saçını kurutmak yasak. Ben size niye her şey yasak diyor muyum? Seviyorum ben bu Evren amcayı, büyüklerden bizim öcümüzü alıyor, anlayacağınız isim konusunda işler biraz karıştı. Annem beni susturamayınca en iyisi kura çekelim dedi. Bu kadının her şeye çözüm bulan hallerine bayılıyorum. Umarım çekilişe hile hurda karıştırmazlar. Şimdilik heyecanla bekliyorum bizim küçük canavarı. Geldiğinde nasıl bir şey olduğunu size de anlatırım. O zamana kadar bu anlattıklarımı çok merak etseniz de “aaa gerçekten bunlar yaşandı mı” demek yasak.  </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/">Pazar Hikayeleri -1- Kardeşim Olacak !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18737</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dağılan Mutluluklar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dagilan-mutluluklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dagilan-mutluluklar/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Oct 2019 04:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18734</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dağılan Mutluluklar Bir zamanlar Yalnız adamlar Yalnız kadınlar Yaratır yalnız hayatlar Yalan yanlışlar Kalan hatıralar Çizik mısralar Kanatır insanlar Bayat yaşamlar Sanatsal dramlar Puslu gri talanlar Dağıtır mutluluğu mutsuzluklar Yasaklanan yasaklar Korkusuz korkakları Anlatır bir zamanlar Güzel havalar Radyoda 90’lar Şiir gibi kadınlar Dağıtır mutsuzluğu mutluluklar</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dagilan-mutluluklar/">Dağılan Mutluluklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dağılan Mutluluklar</p>



<p>Bir zamanlar</p>



<p>Yalnız adamlar </p>



<p>Yalnız kadınlar</p>



<p>Yaratır yalnız hayatlar </p>



<p>Yalan yanlışlar </p>



<p>Kalan hatıralar</p>



<p>Çizik mısralar </p>



<p>Kanatır insanlar </p>



<p>Bayat yaşamlar</p>



<p>Sanatsal dramlar </p>



<p>Puslu gri talanlar </p>



<p>Dağıtır mutluluğu mutsuzluklar </p>



<p>Yasaklanan yasaklar</p>



<p>Korkusuz korkakları</p>



<p>Anlatır bir zamanlar</p>



<p>Güzel havalar </p>



<p>Radyoda 90’lar</p>



<p>Şiir gibi kadınlar</p>



<p>Dağıtır mutsuzluğu mutluluklar</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dagilan-mutluluklar/">Dağılan Mutluluklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dagilan-mutluluklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18734</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Dilini Öğrenmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-dilini-ogrenmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-dilini-ogrenmek/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 04:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18710</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat evrensel bir dildir. Sanat, yapıtın duygulanım derecesini artıran ve zihin dünyamıza yön veren bir boyutta olması hasebiyle sanatçı, düşünce dünyamıza yön verir. Aynı zamanda sanat, estetik kaygıyla sunulmuş yani felsefeyle özdeşleşmiş kazanımdır. Sanata değer veren insanlar hayatın farklı manalarından yaklaşarak bizim zihin yapımızı etkiler ve ruh dünyamızı şekillendirirler. Sadece hayat yoktur sanatın içerisinde. Kurgu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-dilini-ogrenmek/">Sanat Dilini Öğrenmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sanat evrensel bir dildir.</p>



<p>Sanat, yapıtın duygulanım derecesini artıran ve zihin
dünyamıza yön veren bir boyutta olması hasebiyle sanatçı, düşünce dünyamıza yön
verir.</p>



<p>Aynı zamanda sanat, estetik kaygıyla sunulmuş yani
felsefeyle özdeşleşmiş kazanımdır.</p>



<p>Sanata değer veren insanlar hayatın farklı manalarından
yaklaşarak bizim zihin yapımızı etkiler ve ruh dünyamızı şekillendirirler.</p>



<p>Sadece hayat yoktur sanatın içerisinde.</p>



<p>Kurgu olan her şeyi de içeriğinde barındırır ve bizi
etkiler.</p>



<p>Sanat, bir tablonun, şarkının, kitabın hatta bir tiyatro
oyununun bize kazandırdıkları arasında yaşanmışlık da mevcuttur.</p>



<p>Yani, bir sanat eserini izleyerek kazanımlar elde
edebiliriz.</p>



<p>Bir dili nasıl ki audiolinguistik metotla dinleyerek
öğrenebilirsek bir sanat eseri olan şarkıyı dinleyerek dil edinimi
sağlanabilir.</p>



<p>Bu insan beynini sürekli etkilemez.</p>



<p>Sadece öğrenilir.</p>



<p>Dil edinimi bir kazanımdır.</p>



<p>Yani beyin dediğimiz olayda şekillenen dil unutulmaz.</p>



<p>Ancak her kazanılan dil bizim zeka düzeyimizi geliştirir.</p>



<p>Kültür edinimi sağlanır.</p>



<p>Sanat bu dillerden biridir.</p>



<p>Sanat eseri olan edebiyat ürünleri aslında birer dil
yapıtıdır.</p>



<p>Dili kazanan insan kültür edinimi elde etmiş olur ve o
düşünceye sahip insanların düşünce dünyasını öğrenir.</p>



<p>Yani bir çeşit kültür edinimidir bu.</p>



<p>Önceden kazanılan dil de unutulmaz.</p>



<p>Dil için nankör derler ancak dil edinimi sağlandıktan sonra
dil unutulmaz.</p>



<p>&nbsp;Bir dili öğrenmek
için 1 yıl yeterli bir süredir.</p>



<p>Genellikle hazırlık sınıfları 1 yıl sürer.</p>



<p>Orada ezberlenen kelimeler beyinde yer eder ancak normal
konuşma şeklini bozmaz.</p>



<p>Hatta bilingual olanlar yani çift dilliler farklı ve daha
büyük pencereden bakabilirler hayata.</p>



<p>Aynı zamanda, beyin yapıları da farklıdır.</p>



<p>Farklı düşünce ve zihin yapılarını anlayabilirler.</p>



<p>Yani bir dil edinimi farklı frekanstan insanın duygu
dünyasını öğrenmemize neden olur ve onların duygu dünyasına inmemize yardımcı
olur.</p>



<p>Açıkça söylemek gerekirse, audio linguistik metotta bir dil
sürekli dinleyeren kazanılır ama gerektiğinde kullanılır. </p>



<p>Sanat dili de böyledir.</p>



<p>Dil edinimi kazanılır ve gerektiğinde kullanılır. </p>



<p>Yani, dil aynı zamanda sanat dili, beynin daha gelişmesini
sağlar ve faydalıdır. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-dilini-ogrenmek/">Sanat Dilini Öğrenmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-dilini-ogrenmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18710</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güz Mevsiminde Bir Gece ve Bir Ay</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/guz-mevsiminde-bir-gece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/guz-mevsiminde-bir-gece/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Oct 2019 04:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18715</guid>
				<description><![CDATA[<p>geçerken karanlıkların içinden gökyüzü ile paylaştırdığın güzelliğin takip ediyorken seni; hüzünlerinin kararsızlığında yitip gitmeye yüz tutmuş sesinle durmadan ezgiliyorsun geceyi bekle beni, beni bekle&#8230; boynu bükük geliyor bütün kentler gölgene doğru, geliyorlar çünkü bir anlam ararcasına alacalığına sığınmak istiyorlar bir ürkekliğe tutkun olmayı böylece öğreniyorlar. burada gece tükeniyor tedirgin oluyorsun bir umarsızlıkla ışığın titremeye başlıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guz-mevsiminde-bir-gece/">Güz Mevsiminde Bir Gece ve Bir Ay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>
















geçerken karanlıkların içinden<br />
gökyüzü ile paylaştırdığın güzelliğin takip ediyorken seni;<br />
hüzünlerinin kararsızlığında yitip gitmeye yüz tutmuş sesinle<br />
durmadan ezgiliyorsun geceyi <br />
bekle beni, beni bekle&#8230;<br /><br />
boynu bükük geliyor bütün kentler<br />
gölgene doğru, geliyorlar<br />
çünkü bir anlam ararcasına alacalığına<br />
sığınmak istiyorlar<br />
bir ürkekliğe tutkun olmayı böylece öğreniyorlar.<br /><br />
burada gece tükeniyor tedirgin oluyorsun <br />
bir umarsızlıkla ışığın titremeye başlıyor <br />
itiraz ediyorum bir kez daha -bir kez daha <br />
oysa ne kadar alışkınım ah bir bilsen <br />
itiraz ettiğim tüm hususlardan kırgın dönmeye.<br /><br />
-gece tükeniyor burada.



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guz-mevsiminde-bir-gece/">Güz Mevsiminde Bir Gece ve Bir Ay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/guz-mevsiminde-bir-gece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18715</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kod: Sevgi Dili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 21 Oct 2019 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18693</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat Duvarı internet sitemizin daimi yazarlarından Mehmet Gökcük&#8217;ün üçüncü kitabı, Türkiye&#8217;nin ilk Robotik Kodlama konulu hikâye kitabı olan &#8220;Kod: Sevgi Dili&#8221; Parana Yayınlarından çıktı... &#8221; Eğitim müfredatımızda olmazsa olmaz yer edinen, teknoloji çağının önemli alanı Robotik Kodlama üzerine bilgi kaynağı olarak adlandırabileceğimiz, birçok kitap mevcut&#8230;Fakat bu alanı kapsayan, bu alana özendiren bir hikâye kitabı daha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/">Kod: Sevgi Dili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<h5 style="text-align:center"><strong>Sanat Duvarı internet sitemizin daimi yazarlarından Mehmet Gökcük&#8217;ün üçüncü kitabı</strong>, <strong>Türkiye&#8217;nin ilk Robotik Kodlama konulu hikâye kitabı olan</strong> &#8220;<em><strong>Kod: Sevgi Dili&#8221;</strong></em><strong> </strong>  <strong>Parana Yayınlarından</strong> <strong>çıktı.</strong>..</h5>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/mg-hbr.jpg?resize=306%2C384&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18700" width="306" height="384" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Şair-yazar-eğitimci Mehmet Gökcük</figcaption></figure></div>



<p><br /> &#8221; Eğitim müfredatımızda olmazsa olmaz yer edinen, teknoloji çağının önemli alanı Robotik Kodlama üzerine bilgi kaynağı olarak adlandırabileceğimiz, birçok kitap mevcut&#8230;<br />Fakat bu alanı kapsayan, bu alana özendiren bir hikâye kitabı daha önce yazılmamış veya yayımlanmamış&#8230;<br /> <br /> <strong>Yazar/Şair Mehmet Gökcük&#8217;</strong> ün kaleme aldığı, <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> isimli kitap, ülkemizde <strong><em>Robotik Kodlama</em></strong> alanında yazılmış ve yayımlanmış <strong>ilk hikâye kitabı</strong> olma özelliğini taşıyor. <br /> Özellikle 5-9 yaşlarındaki çocuklar için, bu alanın içeriğinin, kapsamının anlaşılmasına yönelik, başlangıç düzeyindeki temel bilgileri hikâye düzeninde sevimli bir şekilde anlatan <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> kitabı, ayrıca çocuk eğitiminde önemli yer tutan farklı kazanımlara da vurgular yapmış&#8230;<br /> <br /> Aile içi iletişim, hayvan sevgisi, kitap okuma alışkanlığı ve öğrenmeye merak gibi konular işlenmiş.<br /> <br /> Bunun yanında yazar kitabın oluşumunda niteliğin kaliteli olmasına özen göstererek uzman pedagog desteği almış.<br /> Kitabın çizimleri popüler bir çocuk dergisinde ve birçok çocuk kitabında usta çizimler yapmış olan <strong>Fatma Betül Alp Yıldız</strong>&#8216;a ait&#8230;<br /> <strong>Parana Yayınlarından</strong> çıkan bu kitap, <strong>MatSanat</strong> matbaasında en kaliteli kağıtlarla basılmış&#8230;<br /> <br /> <br /> Yazarın 3. kitabı olan <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> kitapçılarda ve internet kitap satış sitelerinde çocuk okurlarını bekliyor.<br /> <br /> Çocuğunuz, öğrenciniz veya tanıdığınız tüm çocuklar için harika bir hediye olabilir.<br /> <br /> Yazardan imzalı temin etmek isteyenler <strong>siziseviyorumcocuklar@hotmail.com  </strong>adresinden iletişim kurabilirler&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?resize=344%2C458&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18699" width="344" height="458" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?w=563&amp;ssl=1 563w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?resize=315%2C420&amp;ssl=1 315w" sizes="(max-width: 344px) 100vw, 344px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><br /> <br /> <strong>Uzman Pedagog Belgin Temur</strong>&#8216;un <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> kitabına inceleme yorumu:</p>



<p><strong><em>Bu hikâye, okul öncesi dönem ve ilköğretimin ilk yıllarındaki çocukların  robotik kodlama konusunda temel bilgilere basit ve sade bir şekilde aşina olmalarına yardımcı olabilecek, çocuklarda öğrenme merakı uyandıracak, öğrenmeye motive edecek, iyiliğe teşvik edecek ve aynı zamanda yaratıcı düşünmenin önemini kavramalarına yardımcı olabilecek bir içerikle kaleme alınmıştır. Ayrıca bilgilerin aktarılması sırasında kullanılan pedagojik dil, &nbsp;anne babalara, &nbsp;çocuklarında önemli bir konuda nasıl merak uyandırabilecekleri konusunda rehber niteliğindedir.&nbsp; </em></strong></p>



<p><strong><em>Modern çağın çocuklarının, onlara yetişemeyen bütün anne babalarına öneririm…</em></strong>&#8220;</p>



<p>Yazarımıza bu anlamlı ve uzun yolunda başarılar diliyoruz&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/">Kod: Sevgi Dili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18693</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KİTAP DEFTERİ Dergisinin 6. Sayısı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-6-sayisi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-6-sayisi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18666</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Önce Kitap Yayınları” adına mevsimlik yayımlanan “Kitap Defteri” adlı derginin Ekim 2019 tarihli 6. sayısı okurlarıyla buluştu. Derginin bu yeni sayısı Anais Nin’in “Yeni Duyarlık” adlı kitabından onun kendi kitapları hakkındaki bir alıntıyla başlıyor. Öykücü Gamze Arslan ile yeni çıkan “Kanayak” adlı kitabı için Ayşe Kanbur görüştü. Derginin her sayısında bir yazarın ilk kitabını okurlara [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-6-sayisi-cikti/">KİTAP DEFTERİ Dergisinin 6. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Önce Kitap Yayınları” adına mevsimlik yayımlanan “Kitap
Defteri” adlı derginin Ekim 2019 tarihli 6. sayısı okurlarıyla buluştu. Derginin
bu yeni sayısı Anais Nin’in “Yeni Duyarlık” adlı kitabından onun kendi
kitapları hakkındaki bir alıntıyla başlıyor. Öykücü Gamze Arslan ile yeni çıkan
“Kanayak” adlı kitabı için Ayşe Kanbur görüştü. Derginin her sayısında bir
yazarın ilk kitabını okurlara anlatan Ömer Eski, bu sayıda Hasan Ali Toptaş’ın
ilk öykü kitabı “Bir Gülüşün Kimliği” adlı kitabı hakkında tanıtım yazdı. “Kitap
Defteri” içinde her sayı yayımlanan “bir dergi” bölümünde Serap İlhan Asan,
editörlüğünü yürüttüğü mevsimlik “Roman kahramanları” dergisinin on yıllık
yayım serüvenini paylaşmış okurlarıyla. Mehmet Tekin (Ağaçlar), Mehmet Nur
Karakeçi (Kuzguncular), Sevda Gül Kasap (Övgü), Leyla Mihrinaz Engin (Kutsal
Kitapların Sümer ve Babil’deki Yansımaları), Ümit Polat (Sebepsiz Yere),
Nisanur Kahveci (Mahcubiyet ve Hassasiyet), Oğuzhan Karahasan (Bence Katil
Öldürdü) ve Hasan Öztürk (Edebiyata Övgü), derginin bu sayısında yeni kitapları
okurlar için tanıtan başka isimler.</p>



<p><strong><em>kitapdefteri1@gmail.com</em></strong><strong><em></em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-6-sayisi-cikti/">KİTAP DEFTERİ Dergisinin 6. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-6-sayisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18666</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Söylence</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/soylence/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/soylence/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 15 Oct 2019 04:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18659</guid>
				<description><![CDATA[<p>I. ayrılık ellerinde hiç yok olmamış yaprakları hiç açamamış daha görmemiş gün ışığı, hatırı sorulmamış yüreği bin bir türlü yangına gebe. II. Kaç kez itiraz etmişti? Bu büyülü yaz gecelerinden ona anlatacağı o kadar çok şey vardı ki. Böyle bir itirazda bulunsaydı, bilemiyordu. Son kez tekrarlamalıydı şimdi: -&#8230; bir kez daha büyülü yaz gecelerinin anlatılabilmesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soylence/">Söylence</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>I.<br /> ayrılık ellerinde hiç yok olmamış<br /> yaprakları hiç açamamış <br /> daha görmemiş gün ışığı, hatırı sorulmamış <br /> yüreği bin bir türlü yangına gebe. <br /> <br /> II. <br /> Kaç kez itiraz etmişti? Bu büyülü yaz gecelerinden ona anlatacağı o kadar çok şey vardı ki. Böyle bir itirazda bulunsaydı, bilemiyordu. Son kez tekrarlamalıydı şimdi:<br /> -&#8230; bir kez daha büyülü yaz gecelerinin anlatılabilmesi için&#8230;<br /> <br /> III.<br /> Yankıları uzak kentlerde duyulan susuşlarla, o tanımlanamayan buruklukla sarılı bir mevsimin içerisindeydi. <br />Sesini kuracağı cümlelerin içine saklayıp açıklamayı isterdi, yeniden tutunabilmek için. Uzak kentlerde ne çok isterdi yeniden tutunabilmeyi yaşama:<br /> -hangi mevsimin söylettiğiydi bu? <br /> <br /> IV.<br /> Yüreğini ormanların kuytu köşelerine bırakmak isterdi hiç kimse bulamasın diye. Belki bir baharda toprağın canlanması ile onarılır diye. Ağaçlara, çiçeklere, böceklere imrenir diye:<br /> -hiç onarılması gerekli bir yüreğin düş kurabildiğini gördünüz mü? <br /> <br /> V.<br /> Harflerin birleşmeye başladığı ilk anda. İlk anda kentin ilk gündüzünde. İlk gündüzünün ilk gecesine değdiği vakitte. Vaktin geç olduğu kavramını ilk yitirdiğinde. Yitirmenin sessizliğinde. Sessizliği bilip bir yaşam savunması verirmişçesine konuşurken. Konuşurken nereye gözlerini değdirdiyse. Gözlerinin değdiği her yerden geri çekilirken:<br />-solgun bir güz bekler.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soylence/">Söylence</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/soylence/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18659</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yola Çıkmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Oct 2019 04:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Ayman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18655</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adam oldum olası seyahat etmeyi severdi, uzun otobüs yolculuklarında cam kenarındaki koltuğunda değişen manzara ile farklı düşüncelere dalar giderdi&#8230; Yine böyle günlerden birinde hayatın üstüne üstüne geldiğini hissettiği bir zamanda 2-3 gün izin kullanıp atmıştı kendini yollara&#8230; Bu sefer en önde bilet almış ve girişteki koltuğunda büyük camdan tüm yola hakim olmanın mutluluğu ile koyulmuştu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/">Yola Çıkmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Adam oldum olası seyahat etmeyi severdi, uzun otobüs yolculuklarında cam kenarındaki koltuğunda değişen manzara ile farklı düşüncelere dalar giderdi&#8230;<br /><br /> Yine böyle günlerden birinde hayatın üstüne üstüne geldiğini hissettiği bir zamanda 2-3 gün izin kullanıp atmıştı kendini yollara&#8230;<br /><br /> Bu sefer en önde bilet almış ve girişteki koltuğunda büyük camdan tüm yola hakim olmanın mutluluğu ile koyulmuştu yollara, nereye gittiğinin hiç önemi yoktu ki, özellikle daha önce hiç görmediği bir yer olsun istemişti ve önüne çıkan ilk otobüse atlamıştı. <br /><br /> Yanındaki küçük el çantasında en değer verdiği şey fotoğraf makinasıydı, çok gezdiği için hafızasına güvenmez ve bol resim çekerdi, yoksa bir gün bu gördüğü güzel yerleri hatırlayamamaktan korkardı.<br /><br /> Albümler dolusu fotoğrafı vardı. Hatta bazen dostlarına armağan vermek istediğinde çektiği manzara fotoğraflarını büyütür ve hediye ederdi.<br /><br /> Geceleri belki serin olur diye bir de hırka atmıştı çantasına, lacivert önünde saç örgüleri olan önden fermuarlı en sevdiği hırkasını, oldum olası severdi lacivert rengini asil bulurdu. Asil insanlara ve zarafete ilgi duyardı.<br /><br /> Otobüsün kalkmasına yakın dakikalarda önünden geçen bir genç kızdan bakışlarını alamadığını fark etti, kız hızlıca geçip arkalardaki yerine oturmuştu. Ayıp olacak diye bakamıyordu ama aklı da kalmıştı.<br /><br /> Sabırsızlıkla bir sonraki mola yerini beklemeye başladı, hay Allah nerden çıkmıştı bu kız şimdi <br /> ne güzel kafasındaki her şeyi geride bırakmayı planlarken&#8230;<br /><br /> 20’li yaşlarda olmalıydı, beyaz tenli kızıl saçlı ve mavi gözlüydü makyajsız ve duru bir cildi vardı <br /> saçları boyalı olamazdı, çok doğal görünüyordu, ayağında kot pantolonu, üstünde fıstık yeşili bir mont ve arkasında sırt çantası vardı. Öğrenci olabilirdi belki, birkaç saniye içinde tüm bunlara dikkat edebildiğine inanamıyordu. Arka tarafa görünmüyordu ki&#8230;<br /><br /> Neyse iki saat sonra ilk mola yerine geldiklerinde nasıl da sabırsızlanıyordu kızı görebilmek için ama bu sefer kız önden inmeyince bizim ki heyecanla indi ve o kalabalıkta kızı aramaya başladı <br /> nasılsa bu güzelliği fark etmemek mümkün değildi.<br /><br /> Az ileride yemek kuyruğunda görür gibi olduysa da bir anda gözden kaybetti, korkusundan tuvalete bile gidemiyordu ya kızı kaçırırsa, ya konuşamadan kız inerse diye&#8230; Öyle ya otobüsteki herkes son durağa kadar gitmeyebilirdi. İçinden dualar etmeye başladı, yolculuk bitmeden tanışabilse ve numarasını alabilseydi keşke&#8230;<br /><br /> Adam eline sandviçini alarak otobüsün önünde nöbet tutmaya başladı, tek duası bir sonraki molaya kadar kızın seyahate devam etmesiydi. Anons yapıldı, herkes bindi otobüsün manevra yapmaya hazırlandığı sırada tam da umudunu kaybetmek üzereyken kız koşarak yetişti ve otobüse bindi. Adam derin bir nefes alabildi sonunda, en azından hala umudu vardı&#8230;<br /><br /> Yolculuklar düşüncelere gebedir, bizi kendimizle konuşmaya teşvik ederler, iç dünyamıza yolculuk yaptırırlar ama bu kez adamın düşünceleri kıza odaklanmıştı, yolculuğa çıkış sebebi gibi her şey geride kalmıştı bile&#8230; En azından yolculuk şimdiden işe yaramıştı .<br /><br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/">Yola Çıkmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18655</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ERDEM 12. Sayısına Ulaştı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/erdem-on-ikinci-sayisina-ulasti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/erdem-on-ikinci-sayisina-ulasti/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 Oct 2019 04:09:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18651</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akademik başarılarıyla adından söz ettiren Rize Sosyal Bilimler Lisesi adına yayımlanan ERDEM adlı dergi, 12. sayısıyla öğrenci ve öğretmen okurlarının karşısına çıktı. Eylül 2019’da yayımlanan yeni sayı, öğrencilerin ve öğretmenlerin çalışmalarıyla oldukça zenginleşmiş bir dergi görüntüsü kazanmış. ERDEM, bir okul dergisi olmakla beraber başka okul dergilerinden ayrılan bazı özellikleri var. 2016 yılının başlarında yayımlanmaya başlayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/erdem-on-ikinci-sayisina-ulasti/">ERDEM 12. Sayısına Ulaştı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Akademik
başarılarıyla adından söz ettiren<strong> Rize
Sosyal Bilimler Lisesi</strong> adına yayımlanan <strong>ERDEM</strong> adlı dergi, 12. sayısıyla öğrenci ve öğretmen okurlarının
karşısına çıktı. Eylül 2019’da yayımlanan yeni sayı, öğrencilerin ve
öğretmenlerin çalışmalarıyla oldukça zenginleşmiş bir dergi görüntüsü kazanmış.
<strong>ERDEM</strong>, bir okul dergisi olmakla
beraber başka okul dergilerinden ayrılan bazı özellikleri var. 2016 yılının
başlarında yayımlanmaya başlayan dergi bir yılda üç kez yayımlanarak dördüncü
yılın sonunda 12. sayıya ulaştı. Derginin bir başka özelliği de sadece <strong>Rize Sosyal Bilimler Lisesi</strong> öğrenci ve
öğretmenleri değil, ülkemizdeki her tür lisenin öğretmen ve öğrencilerinin de
dergide yazıyor olması. Öğrenci ve öğretmenlerin özverili çalışmaları ve okul
yönetiminin kararlı ilgisiyle okurlarının karşına çıkan <strong>ERDEM</strong> dergisinin her yeni sayısı, okul öğrencilerine dağıtılırken
ülkemizdeki bütün sosyal bilimler liseleriyle Rize’deki bütün okullara düzenli
olarak gönderiliyor.</p>



<p>Okurlarımıza,
iyi okumalar dileriz. &amp; erdemdergisi@hotmail.com</p>



<p><strong>12. Sayımızda Yer Alanlar:</strong></p>



<p>Türkiye’nin
Liselerine Çağrı / Meryem Turgut… 2 </p>



<p>Bir
Aşk Demleniyor / Şeyma Çiçek… 3 </p>



<p>Yağmurlu
Genç / Ceren Demirkıran&#8230; 3 </p>



<p>Öylesine&#8230;
/ Şuranur Zeynep Usta… 4 </p>



<p>Kul
Olayım Kalem Tutan Ellere / Meryem Turgut… 5 </p>



<p>Kitapsız
Büyüyenler / Emin Özdemir&#8230; 6 </p>



<p>Mutluluğun
Paradigması / Fatih Arslan… 7 </p>



<p>Mustafa
Kutlu&#8217;da Paranın Sahip Olduğu Kültür / Gülşah Gülçiçek&#8230; 8 </p>



<p>Aşk
İçin Yeni Tanımlar / Gül Sedef Yılmaz&#8230; 9 </p>



<p>Çiçek
Yürekli Kadın&#8217;a / Zeyneb Aslan&#8230; 10</p>



<p>&nbsp;“Bak!” / Nagehan Usta&#8230; 11 </p>



<p>Kurban
/ Oğuzhan Karahasan&#8230; 12 </p>



<p>Ay
Işığına Derdim / Dilara Çelik… 12 </p>



<p>Kişi
Gerçekliği ve Özsaygı / Ömer Eski&#8230; 13 </p>



<p>Mardin&#8217;den
Dönen Yanlış Hesap / Yağmur Bilgili&#8230; 15 </p>



<p>Kitap
Ödüllü Yarışma / ERDEM&#8230; 16</p>



<p>&nbsp;Başarı Belgemiz / ERDEM… 17 </p>



<p>Bir
Yazar Asla Pes Etmez / Fred Show&#8230; 18 </p>



<p>Bir
Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat / Nisanur Kahveci&#8230; 19</p>



<p>&nbsp;Kanat Sesleri / Ebubekir Aslan&#8230; 20 </p>



<p>Pişmanlık
/ Gökçe Seher Balaban&#8230; 21</p>



<p>&nbsp;“Gökdelen” Romanında Hukuksal ve Toplumsal
Eleştiri / Bengü Aksu&#8230; 22 </p>



<p>İlk
Romanın Eleştirisi Çok Olur / Ayşe İpek&#8230; 24 </p>



<p>Şiir
Kuşları Çağırdığında / İdi Eylül Kurt… 26 </p>



<p>Bir
Balık Çıldırdı Az Önce / Kazım Pullu&#8230; 27 </p>



<p>Vals
/ Aslı Dilara Can&#8230; 27 </p>



<p>Mektuplar
Fransa&#8217;da Kayboluyor Sokak Mektupları / H. Erdemir&#8230; 28 </p>



<p>Sadri
Ertem&#8217;in Öykülerinde Sanat ve Edebiyat / Hasan Öztürk&#8230; 30

&nbsp;Şizofren ve Yalnız / Elif Nur Doğan&#8230; 



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/erdem-on-ikinci-sayisina-ulasti/">ERDEM 12. Sayısına Ulaştı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/erdem-on-ikinci-sayisina-ulasti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18651</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güzel Anadolu’m</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/guzel-anadolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/guzel-anadolum/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Oct 2019 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alaaddin Ala]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18617</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ve öyle güzelsin ki Anadolu’m. Acı dolu bir halkın çocuğuydum ben. Acının göz yaşının feryat-u figan ettiği bir göz yaşı misali. Doğunun öz evladıydım ben. Yine kalplerden silinmeyen göz yaşımla yazıyorum seni, tarihin öz sayfalarına. Kederin göz yaşıyla akıttığı doğum, ve yine seni anlatmaya dayanmıyordu kiralan kalplerin&#8230; Hey gidi günlerin anısına özlem duyuyordum ben ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-anadolum/">Güzel Anadolu’m</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ve öyle güzelsin ki Anadolu’m. </p>



<p>Acı dolu bir halkın çocuğuydum ben.</p>



<p>Acının göz yaşının feryat-u figan ettiği bir göz yaşı misali. Doğunun öz evladıydım ben. Yine kalplerden silinmeyen göz yaşımla yazıyorum seni, tarihin öz sayfalarına. </p>



<p>Kederin göz yaşıyla akıttığı doğum, ve yine seni anlatmaya dayanmıyordu kiralan kalplerin&#8230;</p>



<p>Hey gidi günlerin anısına özlem duyuyordum ben ve güzel Anadolu’m. ..</p>



<p>Şu an dinlediğim güzelden bejlerin öz ve saf güzel sesiydin sen. </p>



<p>Yine seni anlatmaya doyamıyordu güzel yürekli insanlar. Güzel elbiseleriyle güzel nakış veren kilimleriyle&#8230; Fistan giymiş yürekli anaların öz çocuğuydun sen. </p>



<p>Hani yiğit yürekli dedelerin şalvarlı elbiseleri, kaçak tütünlü sigara içtikleri, ve öyle içine dertli dertli çektikleri. </p>



<p>Öz evladıydın sen. </p>



<p>Hani kaçak çayın demlendiği sobalı elektriksiz kerpiçli evlerde, gaz lambasıyla sohbetlere dalan, ya da bazen bir çocuğun gazlambanın kenarında ders çalıştığını &nbsp;hatırlıyordun belki.</p>



<p>Doğum&#8230; Anadolu’m&#8230;  Güzel ülkem&#8230;</p>



<p>Ve yerli yemeklerin, tandır ekmeğinin tadı bir başkaydı.Ve yine seni yazıyorum. Tarihin sayfalarına senin adını.</p>



<p>Belki özlem duyarsınız diye. Doğum, güzel Anadolu’m..</p>



<p>CANIM VATANIM, CANIM MEMLEKETİM, ÜLKEM MİLLETİM&#8230;</p>



<p>GÜZEL ANADOLU&#8217;M&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-anadolum/">Güzel Anadolu’m</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/guzel-anadolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18617</post-id>	</item>
		<item>
		<title>80&#8217;ler 90&#8217;lar&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/80ler-90lar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/80ler-90lar/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 Oct 2019 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18641</guid>
				<description><![CDATA[<p>Biliyor musun çocuk Biz çocukken her gece düşler kurardık Gerçek olmazlardı ama zaten güzel olan onlarla uyumaktı… Düşene el uzatırdık yüreğimizle Ağlarken de gülerken de beraberdik arkadaşlarımla Üzerimin kirlenmediği tek bir gün hatırlamıyorum Yüreğimin kirlendiği tek bir gün hatırlamıyorum&#8230; Biliyor musun çocuk Cep telefonu yoktu cebimizde Bilgisayar yoktu evimizde Söz verdik mi tutardık Onda buluşacaksak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/80ler-90lar/">80&#8217;ler 90&#8217;lar&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Biliyor musun
çocuk<br />
Biz çocukken her gece düşler kurardık<br />
Gerçek olmazlardı ama zaten güzel olan onlarla
uyumaktı…<br />
Düşene el uzatırdık yüreğimizle<br />
Ağlarken de gülerken de beraberdik
arkadaşlarımla<br />
Üzerimin kirlenmediği tek bir gün hatırlamıyorum<br />
Yüreğimin kirlendiği tek bir gün
hatırlamıyorum&#8230;<br />
<br />
Biliyor musun çocuk<br />
Cep telefonu yoktu cebimizde<br />
Bilgisayar yoktu evimizde<br />
Söz verdik mi tutardık<br />
Onda buluşacaksak<br />
Dokuz buçukta orada olurdu herkes<br />
Bu yüzden hep fazla görüşürdük dostlarla<br />
Bilerek birisini kırdığım tek bir gün
hatırlamıyorum<br />
Birisinden nefret ettiğim tek bir gün
hatırlamıyorum&#8230;<br />
<br />
Biliyor musun çocuk<br />
Sadece bir kanal vardı televizyonumuzda<br />
Herkesin izleyebileceği programlar<br />
Herkesi mutlu eden filmler, şarkılar vardı<br />
Ve her gece yatmadan hazır ola geçerdik
kardeşlerimle<br />
Çünkü televizyon İstiklal Marşı ile kapanırdı<br />
Göğsümüz kabarık halde uykuya dalardık bu
yüzden&#8230;<br />
Bu topraklarda of çektiğim tek bir gün
hatırlamıyorum<br />
Bitmeyeceğini sandığım tek bir korku bile
hatırlamıyorum&#8230;<br />
<br />
Biliyor musun çocuk<br />
Kardeşlerim gibi can cana yaşadığımız<br />
Abilerimiz, ablalarımız<br />
Annemiz kadar yakın komşu annelerimiz vardı<br />
Baba yarısı komşu amcalarımız<br />
Ve kocaman olmasa da,<br />
Sıcacık sevgilerle büsbütün bir dünyamız vardı<br />
Üşümeyi de, yanmayı da<br />
Ekmeği, suyu, derdi, huzuru da paylaşırdık&#8230;<br />
Oyunlardan arta kalan yaralarım çabuk iyileşirdi<br />
Çünkü yüreğimi okşardı o sevgi mahallesi&#8230;<br />
Bir gün olsun başka bir yere gitmek istemedim</p>



<p>Büyümek de
istemedim<br />
Bir gün olsun sevdiklerimden vazgeçmedim&#8230;<br />
<br />
Biliyor musun çocuk<br />
Öğretmenlerimizi gördüğümüz an dururdu dünyamız<br />
Her yer saygı duruşuna geçerdi bizimle beraber<br />
Saçımıza falan dokunduğunda<br />
Bize bir gülücük attığında<br />
O gün en güzel gün olurdu<br />
Öyle severlerdi ki bizi<br />
Öyle bir severdik ki onları<br />
Beraber olduğumuz anlar şiirlerin uyanışıydı&#8230;<br />
Öğretmenlerime saygısızlık ettiğim hiçbir an
hatırlamıyorum<br />
Sevgisiz baktıkları hiçbir an hatırlamıyorum&#8230;</p>



<p>Keşke bilseydin
çocuk</p>



<p>Keşke almasaydı
bizi bizden milenyum</p>



<p>En saf sevgiyi</p>



<p>En iyi
yürekleri</p>



<p>En derin
duyguları tanır</p>



<p>Şiirler
söylerdi gözlerin her bakışında</p>



<p>Öyle mavi, öyle
güzel</p>



<p>Ve öyle…<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
<strong><em>Mahalle maçları<br />
Yamalı futbol topu<br />
Misket<br />
( Kızlar ip atlama <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> )<br />
Kömür sobası<br />
Soba üzerinde kestane<br />
Mahalle piknikleri<br />
Su muhallebisi<br />
Leblebi tozu<br />
Salçalı ekmek<br />
Turbo sakız<br />
Arefe geceleri<br />
Kandil geceleri<br />
Ramazan sofraları<br />
Herkes için dua<br />
Kontra bisiklet</em></strong></p>



<p><strong><em>TeleOn</em></strong></p>



<p><strong><em>HBBStar<br /> Bizimkiler dizisi<br /> Adam Olacak Çocuk<br /> Kara Şimşek<br /> </em></strong><strong><em>Susam Sokağı</em></strong><strong><em><br />
Yalan Rüzgârı<br />
Altın Kızlar<br />
Heidi<br />
Dallas<br />
Yakari<br />
Cosby Ailesi<br />
Alf<br />
Lessie<br />
A Takımı<br />
Hayalet Avcıları<br />
Kalimero<br />
Taş Devri<br />
Pembe Panter<br />
Bugs Bunny<br />
Casper<br />
HeMan<br />
Clementine<br />
Varyemez Amca<br />
Ankesör jetonu<br />
Casio saat<br />
Solo test<br />
Siyah önlük, mavi önlük<br />
Çatapat<br />
Kalem-kaset-teyp</em></strong></p>



<p><strong><em>Kasetçiye şarkı
listesi</em></strong><strong><em><br />
Tetris<br />
Altın rehber<br />
Arı maya silgi&#8230;<br />
Evet-Hayır&nbsp; / Erkan Yolaç</em></strong></p>



<p><strong><em>Çarkıfelek</em></strong></p>



<p><strong><em>Bir Kelime Bir
İşlem</em></strong></p>



<p><strong><em>Turnike&#8230;</em></strong><strong><em><br />
Simoviç-Tony Schumacher&#8230;<br />
Rıdvan,Tanju, Oğuz, Aykut&#8230;<br />
Metin,Ali, Feyyaz&#8230;<br />
Tayfun, Tarkan, Kenan Doğulu, Burak Kut,
Mirkelam&#8230;<br />
Sezen Aksu, Erol Evgin, Zerrin Özer&#8230;<br />
Şinanay, Yolcu Yolunda Gerek, Hadi Yine İyisin,
Unutmamalı<br />
Nane Limon Kabuğu, Ali Desidero<br />
Arnavut Kaldırımı, Onun Arabası Var&#8230;<br />
</em></strong><br />
<br />
Güzel çocuk bu bir şiir miydi bilmiyorum&#8230;<br />
Aklıma ne gelirse yazdım, içimde eskimeyen bir
şeylere özlem duyarak&#8230;<br />
Ama yukarıda yazdıklarım sana pek bir anlam
ifade etmediyse, alt alta yazdıklarımdan herhangi birkaçını, <strong>yaşı otuzdan yukarı birisine sor
lütfen&#8230;&nbsp;Eminim heyecanlanacak ve birçok detayı hatırlayacak, gözleri
uzaklara dalarak anlatacaktır&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></strong><br /><br /></p>



<p><strong><em><br /> </em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/80ler-90lar/">80&#8217;ler 90&#8217;lar&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/80ler-90lar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18641</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Katarsis</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/katarsis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/katarsis/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Oct 2019 04:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Akın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18623</guid>
				<description><![CDATA[<p>En ince bellisinden bir yudum alıyorum. Ayrılıkların, Yutağımda gizil maişetidir. Tek freni tutuk çocuğun; Ne zaman yüzüne fırlatılırsa Gün yüzüne çıkar. Yüzümle dudaklarım arasında ne üzümler ezilir. Meyvesi gözlerindir. Bütün ezilmişlerin kolonisi Ayrılıklardan mücehhez; Çıkrıklar susarken ürkütülür. Çakralarım; Apardı gözlerimi. Benimse gözlerim; Çakısını göğsünde bileyledi. İki kaburgamın arasında, Dolaştı bulantılar. Öğürdü uzakları… Ya onlar? Parmaklarıma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/katarsis/">Katarsis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>En ince bellisinden bir yudum alıyorum.</p>



<p>Ayrılıkların,</p>



<p>Yutağımda gizil maişetidir.</p>



<p>Tek freni tutuk çocuğun;</p>



<p>Ne zaman yüzüne fırlatılırsa</p>



<p>Gün yüzüne çıkar.</p>



<p>Yüzümle dudaklarım arasında ne üzümler ezilir.</p>



<p>Meyvesi gözlerindir.</p>



<p>Bütün ezilmişlerin kolonisi</p>



<p>Ayrılıklardan mücehhez;</p>



<p>Çıkrıklar susarken ürkütülür.</p>



<p>Çakralarım;</p>



<p>Apardı gözlerimi.</p>



<p>Benimse gözlerim;</p>



<p>Çakısını göğsünde bileyledi.</p>



<p>İki kaburgamın arasında,</p>



<p>Dolaştı bulantılar.</p>



<p>Öğürdü uzakları…</p>



<p>Ya onlar?</p>



<p>Parmaklarıma geçirilmiş yeni aramasalardı?</p>



<p>Bulamadılar…</p>



<p>İçimin en bulanığında;</p>



<p>Beni her yanıma buladılar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/katarsis/">Katarsis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/katarsis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Codex Cumanicus’ta İlgi Ekinin Durumu Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/codex-cumanicusta-ilgi-ekinin-durumu-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/codex-cumanicusta-ilgi-ekinin-durumu-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 04:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18540</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kıpçaklara, Bizans kaynaklarında Koman veya Kuman, İslam kaynaklarında Kıpçak ve Kıfçak, bölgelerine ise Deşt-i Kıpçak (=Kıpçak Bozkırı) denmiştir. Bunlar için Rus kaynaklarında Polovets terimi kullanılmıştır. (AKAR:2005) Bizans ve Latin kaynaklarında Kuman olarak adlandırılan bu topluluğu tarihi Rus kaynakları Polovets, Macarlar ise Kun olarak tanımlarlar. Bu adların ortak anlamı “sarı, sarımsı, solgun”dur. Kıpçaklar sarı saçlı olmaları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/codex-cumanicusta-ilgi-ekinin-durumu-uzerine/">Codex Cumanicus’ta İlgi Ekinin Durumu Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kıpçaklara,
Bizans kaynaklarında Koman veya Kuman, İslam kaynaklarında Kıpçak ve Kıfçak,
bölgelerine ise Deşt-i Kıpçak (=Kıpçak Bozkırı) denmiştir. Bunlar için Rus
kaynaklarında Polovets terimi kullanılmıştır. (AKAR:2005) Bizans ve Latin
kaynaklarında Kuman olarak adlandırılan bu topluluğu tarihi Rus kaynakları
Polovets, Macarlar ise Kun olarak tanımlarlar. Bu adların ortak anlamı “sarı,
sarımsı, solgun”dur. Kıpçaklar sarı saçlı olmaları sebebiyle bu ad verilmiştir.
Bu Türk topluluğu İslam dünyası, Güney Kafkasların Hristiyan halkları, Moğol ve
Çinlilerce (Kıpçak, Kıfçak) olarak kaydedilmiştir. Kıpçak kelimesinin
etimolojisiyle ilgili kesin bir sonuca varılamamıştır.</p>



<p>&nbsp;Müslümanlar tarafından “Kıpçak”, Avrupalılar tarafından “Kuman” diye adlandırılan kavimler birliği, sonradan birleşen iki ayrı Türk kavmidir. Türkçe yazılı kaynaklarda Kıpçak adına ilk defa 750 yılında Uygur İl İtmiş Bilge Kagan’ınŞine-Usu adlı kitabında görmekteyiz. Kumanlar 1017’de Karahıtayların zorlaması ile batıya doğru göç ederek 1050’de Doğu Avrupa’ya yerleşmiş bulunuyorlardı. Buradaki varlıklarını 1103 yılındaki Rus yenilgisine kadar sürdürdüler ve bu tarihten sonra yerlerini doğudan gelen Kıpçaklar’a terk ettiler. Böylece buraya gelen Türk boyları Kıpçak adı altında birleşti. Kuman ve Kıpçak adı da aynı halk için kullanılmaya başlandı. (ÖZKAN: 2009)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kıpçaklar, yaklaşık iki yüzyıl boyunca
büyük bir devlet kuramamalarına rağmen Kafkaslar, Bizans ve Karadeniz’in
kuzeyinde etkili olmuşlardır. Tıpkı Peçenekler gibi Rusların Karadeniz’e
inmelerine kesin olarak engel olmuşlar, Kıpçak bozkırlarını
Türkleştirmişlerdir.(AKAR:2005)</p>



<p> Ali Fehmi Karamanlıoğlu’na göre Oğuzların İran üzerinden batıya göçü gibi, Peçeneklerden sonra Kumanlar da Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinden batıya göçe devam ettiler. Kumanları Kıpçakların takip ve takviye etmelerine rağmen, bir bakıma ana yurtla irtibat devam ettiği halde, kuzeyde İran ve Anadolu’dakilere benzer kalıcı Türk devletleri kurulamadı. Bunda büyük ölçüde coğrafya ve iklim şartlarının etkisi şartlarının etkisi olduğu söylenebilir. Anadolu, İran ve civarı nispeten derli toplu, şartları bakımından daha uygun ve en önemlisi daha önce de kurulmuş şehirleri ve yerleşik hayatı olan bir çevre idi. Bu bakımdan Oğuzların bu topraklara yerleşmesi daha kolay olmuştur. Buna mukabil sonradan “deşt-i kıpçak” (Kıpçak bozkırları) denilen çok geniş ve zor iklim şartlarına uyum sağlamaları kolay olmadı. Ukrayna, Macaristan, hatta Polonya içlerine yayılanlar Kumanya gibi yer isimleri kazandırdılar. Kıpçaklardan bugüne kalan toplama dil malzemesi Codex Cumanicus’ta Altın Orda devletinde yerleşik hayata geçildiği belirtilmektedir. (KARAMANLIOĞLU: 1994)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yerleşik bir devlet ve medeniyet kuramayan
Kıpçaklar’dan kalma tek eser, iki yabancı millete mensup şahıs tertip edilen ve
sonradan bir araya getirilen Codex Cumanicus’tur.(ÖZKAN:2009)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Altınordu sahasındaki eski mahalli
lehççeler arasında şüphesiz en mühim olanı Kıpçak-Kuman lehçesi, XIV. Yüzyılın
ilk senelerine ait “Codex Cumanicus: Kuman Mecmuası” adlı mühim eser sayesinde,
oldukça etraflı surette nlaşılabilmiştir. Daha Moğol istilasından evvel
Hrsitiyanlık te’sirlerine ma’ruz kalmış olan Kıpçak-Kumanlar arasında Moğol
istilasından sonra da “Fransisken” rahipleri tarafından Katolik propagandasına
tam bir faaliyetle devam edildiği, bu eserden çıkarılabilir. İbn Battuta’nın
Kırım’da ve Saray şehrinde gördüğünü bildirdiğini Hristiyan Kıpçaklar, bu
propagandanın canlı delilleridir. Kısmen Ceneveli ve Venedikli, kısmen de Alman
misyonerler tarafından tertip edilmiş olan bu eski mecmuanın, vaktiyle,
zannolunduğu gibi “Karadeniz İtalyan ticaret merkezlerindeki tacirlere
münasebette bulundukları halkın lisanını öğretmek” Mecmuanın büyük bir kısmını
teşkil eden “Latince-Farsça-Kumanca” mevzulara ait bulunuyor; 2500 kadar
kelimeyi ihtiva eden bu mühim lügatçeden sonra, Kuman diline ait bazı sarf ve
nahiv (gramer) bilgileri, İncil’den tercümeler, bazı Katolik ilahilerinin
Türkçe tercümeleri, şüphesiz Kumanlara ait birtakım darbımeseller ve bilmeceler
vardır. Latin harfleriyle tespit edilmiş olan bu lisani maddelerden “savtiyat:
fonetik” bakımından istifade çok münkül ise de “bünyeviyat: morfoloji” yani
gramer şekilleri ve “lügat” bakımından eser pek kıymetlidir. Meşhur “Petrarca:
Petrark” tarafından Venedik Cumhuriyetine hediye edilmiş kitaplar arasında
bulunan bu mecmua, bugün Venedik’te “St. Marcus” kütüphanesinde bulunmaktadır.
(KÖPRÜLÜ: 2004)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; XIII.-XVII. Yüzyıl Kıpçakçasının üç
diyalekti vardır: </p>



<ol><li>Kuman Kıpçakçası</li><li>Memluk Kıpçakçası</li><li>Ermeni Kıpçakçası </li></ol>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İlkin 1828’de müsteşrik Klaproth’un
dikkatini çekerek 1880’de Kont Geza Kuun tarafından neşrolunan tarafından
neşrolunan bu eser hakkında Teza, Blau, Zaleman ve bilhassa Radloff ve Bang
birçok tetkikte bulunmuştur. Radloff buradaki lehçenin yani Kıpçakça’nın batı
Türk lehçelerinden olduğunu iddia ettiği halde, Bang aksine onu doğu
lehçelerine bağlamak fikrinde fikrinde bulunuyor. Biz, yukarıda Kıpçak
lehçesinden bahsederken söylediğimiz gibi yalnız lisani değil tarihi ve
etnolojik sebeplerle de Radloff’un faraziyesini tercih etmekteyiz. XIII.
Yüzyılda Güney Rusya bozkırlarında yaşayan Kıpçaklar’ın lisanını ve halk
edebiyatını gözteren bu eserde, mücerred mefhumlara ait epey çok Arap ve Acem
kelimelerinden başka Hazarlar’dan alınmış ve Musevilik tesirerini gösteren az
rastlanan bazı kelimeler, hatta Ortodoks Rus şehirlilerinden alınma birtakım
isimler de vardır. Bu mecmuayı vücuda getiren misyonerler, Müslüman Türkler
arasında esasen mevcut ve yaygın olan Arap ve Acem kelimelerini aldıklarından,
burada onlara bol miktarda rastlanmaktadır. Rastlanmaktadır. Bu devre ait eski
batı kaynaklarına göree, kanlı cenkleri takip edilen takip eden akşamlarda Kıpçak
hanları ile “Batur: Bahadur”lar toplanırlar, şölen kurarlar, ozanlar ellerinde
kopuzlarıyla eski ve yeni cenk destanları terennüm ederlerdi. Bu bakımdan, daha
Moğol istilasından evvel zengin bir halk edebiyatına malik olduğunu bildiğimiz
Kıpçak, Kumanlar’dan bize ancak ancak “Codex”de zapt edilmiş bazı darbımeseller
ve bilmeceler kalmıştır. (KÖPRÜLÜ: 2004)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Codex Cumanicus bir taraftan Türk
bilinmeyen yabancılara Türkçe öğretmeye, diğer taraftan Kıpçaklar arasında
Hristiyanlığı yönelik olarak hazırlanmış bir el kitabı niteliği taşımaktadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Codex Cumanicus’un dil özellikleri
şöyledir:</p>



<ol><li>/d/&gt;/y/ değişmesi: adır-
“ayırmak”, edgü “iyi”&gt;eygi, kadgu “kaygı”&gt;kaygı, küdegü “güvey”&gt;küyöv,
tıd- “engel olmak” &gt;tıy, yıd- “korkmak”&gt;yayı- vb.</li><li>{Г{ düşmesi: adıġ “ayı”&gt;ayu,
arıġ “temiz”&gt; arı, bodaġ “boya”&gt;boya, tatıġlıġ “tatlı”, çerig “asker,
ordu”&gt;çeri, ölüg “ölü&gt;ölü, tirig&gt;diri&gt;tiri vb.</li><li>/ıġ/&gt;ov,uv,u/,/ig/&gt;/öv,üv,ü/
deüişmesi: açıġ “acı , ıstırap” açuv, arıġ “temiz”&gt;arov, aruv, satıġ
“satış”&gt;satov, tatıġ “tad”&gt;tatov, bitig”yazı”&gt;bitü, tirig “hayat”
&gt;tiröv vb.</li><li>/agu/&gt;/av, ov, uv/ ve
/egü//öv, üv/ değişmesi: buzaġu “buzağı”&gt;buzav, buzov, yapıg
“örtü”&gt;yabov, küdegü “güvey”&gt;küyöv vb.</li><li>/ķ/&gt;/ħ/ değişmesi: ıdauk
eb&gt;yih öv “kilise”, yakşı ⋲yaħşı,
ak-⋲,
aħ-, ogşa-⋲oħşa-
“benzemek”</li><li>İlgi durumu –nıŋ/-niŋ,-nıg/-nig,
yükleme durumu –nı/-ni çıkma durumu durumu da –dan/-den eki ile kurulur.
(TEKİN: 2014)</li></ol>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Karadeniz’in kuzeyindeki Kıpçak (Kuman)
Türklerinden İtalyanlar ve Almanlar tarafından 14. Yüzyılda derlenmiş iki
bölümlük bir eserdir. Yazı dilini değil, О zamanki Kıpçakların konuşma dilini,
ağızlarını yansıtır. İtalyan bölümü 55 yapraktır (110 sahife) ve iki sözlük
lisetsinden oluşur. Sözlükler, Latince-Farsça,Kıpçakçadır. İlk liste alfabetik,
ikinci liste tematiktir (konulara göre). İtalyan bölümünde bazı gramer
kuralları da verilmiştir. Alman bölümü 27 yapraktır (54 sahife). İki karışık
sözlük listesi ve bazı metinlerden oluşur. Birinci liste Kıpçakça-Almanca,
ikinci liste Kıpçakça-Latince sözlüktür.&nbsp;
Metinler İncil’den parçalar, ilahiler, bilmece ve atasözlerinden oluşur.
Metinlerin Latince tercümeleri de verilmiştir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İtalyan ve Alman bölümlerinin imla
sistemleri birbirinden farklıdır. Alman bölümü Gotik Gotik harfleriyle
yazılmıştır ve kendi içinde imla tutarlılığı yoktur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Codex Cumanicus’un dili Tatarçe, Tatar til
olarak geçer. Bu sebeplerle eski bir Tatar ağzı olarak değerlendirmek
yerindedir.</p>



<p>Codex
Cumanicus ilk olarak 1880’de Budapeşte’de Kont Geza Kuun tarafından yayımlandı.
1884’te Radloff, 1911-1919 arasında Bang, 1929 1929 T. Kowalski eserin dili
üzerinde durdular. Eserin üzerindeki en geniş çalışma Annemarie von Gabain’e
aittir: Fundamenta Ы’dedir ve Mehmet Akalın&nbsp;
Tarihi Türk Şiveleri olarak Türkçeye çevirmiştir. (ERCİLASUN:2011)</p>



<p>İlgi ekinin gelişimi şu
şekildedir:</p>



<p><strong>Etü. İlgi hali +nı</strong><strong>ŋ</strong><strong>, CC
nı</strong><strong>ŋ~+nıġ Tat. nıŋ~+nın</strong></p>



<p>Eski Türkçede ilgi hali
düz ünlülü ve ŋ’li keilleri kullanılırken Codex Cumanicus’ta düz ünlülü ŋ’li ve
ġ’li şekilleri karşımıza çıkarken,&nbsp; Kırım
Tatar Türkçesinde ise ŋ’li ve n’li şekilleri kullanılmaktadır. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu çalışmamızda, Codex Cumanicus’taki
parçalarda ilgi ekinin durumu değerlendirilecektir. İsim Tamlamaları tespit
edilerek incelenecektir. Daha sonra Kırım Tatar Türkçesinden örnekler
verilecektir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İsim tamlamaları şu şekildedir:</p>



<p><strong>4 Vaaz Parçası 59a/8-12</strong></p>



<p>592/8-12</p>



<p>menim sözim</p>



<p>talaşman sözin</p>



<p>yékning tuzakına</p>



<p><strong>6 Bilmeceler 60a/1-60b/40</strong></p>



<p>2 köne suvun</p>



<p>5. sırma tonum</p>



<p>6 küymeŋ ağızı</p>



<p>8 kömiş bırgı</p>



<p>8altın bırgı</p>



<p>10altın başlı</p>



<p>12 kaçkar müzi</p>



<p>12 tege müzi</p>



<p>17 tav üstünde</p>



<p>18 taş araba</p>



<p>20 sıyır sırt</p>



<p>20 koy koŋaçı</p>



<p>24 bagır çanak</p>



<p>41 altın tovram</p>



<p>44 sete tübü</p>



<p><strong>9 Meleğin Çobana Mesih’i
Müjdelemesi 61b/1-11</strong></p>



<p>teŋerniŋ yarlıkı</p>



<p><strong>13 İsa Mesih ve azizlerden
alıntılarla Tanrı Sevgisi 61b/12-21</strong></p>



<p>kristusnuŋ tanıkı</p>



<p>anıŋ buyruħın</p>



<p>seniŋ köŋlüŋni</p>



<p>seniŋ köŋlüŋ</p>



<p>senin tirikiŋ</p>



<p>seninŋ</p>



<p>senin sagınçıŋ</p>



<p>teŋeri katı</p>



<p><strong>16 Azizlerden Günahları İtiraf ve Tövbe Çağrısı
62b/25-63a/25</strong></p>



<p>kensi ağızı</p>



<p>öz yazuħın</p>



<p>kénsi yazukın</p>



<p>teŋeri öŋünde</p>



<p>kénsi yazuhın</p>



<p>kénsi yazuħın</p>



<p>kénsi yazuhın</p>



<p>séniŋ canıŋa</p>



<p>sénin agrħın</p>



<p>séniŋ yazuħın</p>



<p><strong>17 Havari Paulus’un
Ekmek-Şarap Ayini ile İlgili Vaaz 63a/26-35</strong></p>



<p>kensi agızına</p>



<p><strong>18 Kutsal Cuma Günü Vaazı63a/36-63b/26</strong></p>



<p>kristusnuŋ kınların dağın
ölümün</p>



<p>dagı yaŋagına</p>



<p><strong>20 Melekten Meryem’</strong><strong>e</strong><strong> Sesleniş 63b/33-35</strong></p>



<p>séniŋ köksüŋde</p>



<p><strong>On Emir 66b/1-10</strong></p>



<p>teŋrinin atı</p>



<p><strong>26. Sözler </strong><strong>В</strong><strong> 66b/1-22</strong></p>



<p>öz özümden</p>



<p><strong>27 Ave Maria: Selam
cennetin kapısı 69a/1-72b/10</strong></p>



<p>1 tirilikniŋ agaçı</p>



<p>1 bagrımıznıŋ tımarı</p>



<p>8 kökni yérni yarattaçı</p>



<p>8 barçalarnı ékerksindeçi</p>



<p>9 ölümniŋ kabakından</p>



<p>11 kimniŋ sözlemeki</p>



<p>12 kümişniŋ avazı</p>



<p>12 kimniŋ tuvganı</p>



<p>12 közimizniŋ yarığı</p>



<p>14 kimniŋ termesinde </p>



<p>15 kimiŋ mireti</p>



<p>15 sövmekliginin tuzağı</p>



<p>16 kimniŋ tili</p>



<p>18 kimniŋ kertegi</p>



<p>19 kimniŋ kurbanını</p>



<p>20 ħanlık daşını</p>



<p>22 yesus kristusnıŋ boyını</p>



<p>26 cehannıŋ téŋizine</p>



<p>27 kimniŋ kovatı</p>



<p>28 üniŋ organanı</p>



<p>28 anıŋ anası</p>



<p>30 yüz yarkınında</p>



<p>31 anıŋ sözi</p>



<p>31 ten işisiz</p>



<p>35 aş tınnı</p>



<p>36 uruħlarŋ</p>



<p>36 tın aşını</p>



<p>39 kristus anasına</p>



<p>39 töreniŋ tügeli</p>



<p>40 öz öz aŋında</p>



<p>42 yarıħnıŋ anası</p>



<p>44 ħatunlarnıŋ&nbsp; daş</p>



<p>45 kérmen menü ħannıŋ</p>



<p>47 yarılgamaknıŋ anası</p>



<p>48 kimniŋ sözlegeni</p>



<p>48 gönüldeki sagınçı</p>



<p>50 kiminiŋ totakları</p>



<p>50 tın azıħı</p>



<p>50 teŋri sözi</p>



<p>51 ave er</p>



<p>51 zeytin ağaçga</p>



<p>53 öz bavursakın</p>



<p>55 könülük avalı</p>



<p>55 oguluŋ öçin</p>



<p>56 méŋi ħannıŋ ovlı</p>



<p>56 méni ısraelniŋ teŋrisi</p>



<p>57 kimniŋ ogulı</p>



<p>57 kimniŋ yarıħı</p>



<p>58 yéri arılarnıŋ</p>



<p>59 teŋri sözi</p>



<p>62 arılarnıŋ kovançı friştelerniŋ</p>



<p>64 hava sıgıtın</p>



<p>65 tavlarnıŋ tavı</p>



<p>65 taş tavga</p>



<p>66 öz öziŋ</p>



<p>70 kimniŋ oŋ kolını</p>



<p>71 kökniŋ körki</p>



<p>71 dünyeniŋ&nbsp;
tireki</p>



<p>71 ölümniŋ müzin</p>



<p>72 algış yeri</p>



<p>73 emiŋç yéri</p>



<p>73 é yüzüni</p>



<p>73 sion kögisiŋ</p>



<p>74 béy ténrini</p>



<p>74 méŋü yıllarnı</p>



<p>75 ave téŋrinin kaznası</p>



<p>76 ave yesusnıŋ anasına</p>



<p><strong>28 İlahi İsa Bizim Kurtarıcımız&nbsp; 72b/11-73a/5</strong></p>



<p>1 söyüşliħniŋ tutturukımız</p>



<p>3 tamu kabakını</p>



<p><strong>29 İlahi: İsa Bizim Kurtarıcımız 72b/11/73a/5</strong></p>



<p>2 öz özeninden</p>



<p>4 er yazuħı</p>



<p>6 dünya yazuħın</p>



<p><strong>30 Bir Cümle</strong></p>



<p>teŋrisi toprak</p>



<p><strong>31 İlahi: Azizlerin umudu</strong></p>



<p>arıħlarnıŋ küsençi</p>



<p>tuşman yékni</p>



<p><strong>32 İlahi: Kralın Nişanları Çıksın 74a:1-16</strong></p>



<p>hannıŋ alamları</p>



<p>ħannıŋ kanı çiçekleri</p>



<p>anıŋ yemişi</p>



<p>8 haç öze</p>



<p><strong>33 İznik-İstanbul İman Açıklaması&nbsp; 74b:1-19</strong></p>



<p>teŋrinin yalnuz tuvgan ovlı</p>



<p>hanlıħınıŋ uçu</p>



<p>yazıklarnıŋ boşatmagına</p>



<p>kopmaklıkın dagı</p>



<p><strong>34 Notalı İlahi: Hatırlasam Mübarek Kanını</strong></p>



<p>2 kök ħanı</p>



<p>11 kökniŋ nurı</p>



<p>11 öz yartımın</p>



<p>11 kértek éşikini</p>



<p><strong>37 İsa Mesih’in Tekrar Dirileceğine Dair Vaaz</strong></p>



<p>uçmaknıŋ tınçına</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonuç
olarak, ilgi eki Kıpçak Türkçesinin bir özelliği olarak –nıŋ, -ıŋ şeklinde
kullanımlar mevcuttur. Eser üzerinde yapılacak daha detaylı çalışmalar, Kıpçak
Türkçesinin özelliklerini incelememizde bize büyük yarar sağlayacaktır. </p>



<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p>ARGUNŞAH, Mustafa, GÜNER,
Galip, Codex Cumanicus, Kesit Yayınları, İstanbul, 2015</p>



<p>ÖZKAN, Mustafa, Türk
Dilinin Gelişme Alanları ve Eski Anadolu Türkçesi, Filiz Kitabevi, İstanbul,
2009</p>



<p>AKAR, Ali, Türk Dili
Tarihi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2005</p>



<p>TEKİN, Talat, ÖLMEZ,
Mehmet, Türk Dilleri, Bilgesu Yayıncılık, Ankara, 2014</p>



<p>ERCİLASUN, Ahmet Bican,
Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara, 2011</p>



<p>AKALIN, Mehmet,&nbsp; Tarihi Türk Şiveleri, Atatürk Üniversitesi
Yayınları, Ankara, 1079</p>



<p>KÖPRÜLÜ, M. Fuat, Türk
Edebiyatı Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara, 2004</p>



<p>KARAMANLIOĞLU, Ali Fehmi,
Türk Dili Nereden Geliyor Nereye Gidiyor, Beşir Kitabevi, İstanbul, 2007</p>



<p>ECKMANN, Janos, Harezm,
Kıpçak ve Çağatay Türkçesi Üzerine araştırmalar, Türk Dil Kurumu Yayınları,
Ankara, 2011</p>



<p>KÖSOĞLU, Nevzat, Türk
Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler Tarihin Türk Asırları 2,
Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2012</p>



<p>KÖSOĞLU, Nevzat, Türk
Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler Kültür, Tarih ve Türk
Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2012</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/codex-cumanicusta-ilgi-ekinin-durumu-uzerine/">Codex Cumanicus’ta İlgi Ekinin Durumu Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/codex-cumanicusta-ilgi-ekinin-durumu-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18540</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portre 4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portre-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portre-4/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Oct 2019 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18584</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beynindeki konuşmalardan bıkkın şekilde yataktan kalktı. Aradığı her şey bir anda silindi. Ne yapıyordu? Ne düşünüyordu? Ne yapacaktı? Aradığı her silikti. Bir anlık düşünceyle kendi zihninde bir mekan arıyordu. Artık evinde değildi. Adeta başka bir alemdeydi. Tüm görüntüler silindi. Her yer silikti. Bembeyaz bir evrendeydi. Etrafına baktı. Usulca iki elini de çenesine dayadı. Zaman-mekan kavramı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-4/">Portre 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Beynindeki konuşmalardan bıkkın şekilde yataktan kalktı. </p>



<p>Aradığı her şey bir anda silindi.</p>



<p>Ne yapıyordu?</p>



<p>Ne düşünüyordu?</p>



<p>Ne yapacaktı?</p>



<p>Aradığı her silikti.</p>



<p>Bir anlık düşünceyle kendi zihninde bir mekan arıyordu.</p>



<p>Artık evinde değildi.</p>



<p>Adeta başka bir alemdeydi.</p>



<p>Tüm görüntüler silindi.</p>



<p>Her yer silikti.</p>



<p>Bembeyaz bir evrendeydi.</p>



<p>Etrafına baktı.</p>



<p>Usulca iki elini de çenesine dayadı.</p>



<p>Zaman-mekan kavramı silinmişti.</p>



<p>Nerdeydi?</p>



<p>Bir kara deliğinin beyazlığına kapılmıştı sanki.</p>



<p>Koşmak istedi.</p>



<p>Kaçmak istedi.</p>



<p>Yapamadı.</p>



<p>Neredeydi?</p>



<p>Bilmiyordu.</p>



<p>Beyazlığın körlüğüne kapılmıştı.</p>



<p>Her yer bembeyazdı.</p>



<p>Sadece kendi ellerini, gövdesini ve ayaklarını görüyodu.</p>



<p>Elini başının üstüne koydu.</p>



<p>Bir siliklik söz konusuydu.</p>



<p>&nbsp;“Olamaz.”</p>



<p>Olabilir.</p>



<p>“Neredeyim ben?”</p>



<p>Kendi zihnindesin.</p>



<p>“Ne yapıyorum?”</p>



<p>Ne mi yapıyorsun?</p>



<p>Yeni bir hayata başladın.</p>



<p>Bildiğin tüm bilgiler silindi.</p>



<p>“Ne yapmalıyım?”</p>



<p>Kendine bir yol çizmelisin.</p>



<p>Yepyeni bir yol.</p>



<p>“Dilimi nasıl anlıyorsun?”</p>



<p>Unutma, ben senin zihnindeyim.</p>



<p>“Sen kimsin?”</p>



<p>Senin nöronlarının bağlantısını kuran beynindeyim.</p>



<p>“Ne yapmak istiyorsun?”</p>



<p>Sana yol göstermek istiyorum.</p>



<p>Ellerine baktı.</p>



<p>Ayaklarına baktı.</p>



<p>Bir anlam bulmaya çalıştı.</p>



<p>Etrafına baktı.</p>



<p>Anlayamadı.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Bir anda gözlerini açtı.</p>



<p>Odada ayakta ve dik vaziyette duruyordu.</p>



<p>Ne olduğunu anlayamamıştı.</p>



<p>Kahvaltısını yapma üzere mutfağa girdi.</p>



<p>Bir adet mısır gevreği paketini aldı, kaseye doldurdu.</p>



<p>Üzerine süt döktü.</p>



<p>Kaşıklamaya başladı.</p>



<p>Aklı hala olduğuyla alakalı sorular sormaktaydı.</p>



<p>Ne olmuştu?</p>



<p>Aklında deli sorular vardı.</p>



<p>Neden olmuştu?</p>



<p>Mısır gevreğini yerken boşluğa dalmıştı gözleri.</p>



<p>Aklında deli sorular.</p>



<p>“Ne oldu bana?”</p>



<p>“Neden böyle oldu?”</p>



<p>Pencere açıktı. </p>



<p>Ara ara çarpıyor, onu hafif korkutuyordu.</p>



<p>Dışarıdan bir araba geçti.</p>



<p>Sesi kulağına geliyor, ancak hala ne olduğu konusunda ne
yapacağını bilemiyordu.</p>



<p>“Ne oldu bana?”</p>



<p>Sadece bir anlık oldu.</p>



<p>Düşüncelerinin içine girdin.</p>



<p>Sadece sen ve beynin…</p>



<p>“Neden oldu?”</p>



<p>Neden olduğunu çok iyi biliyorsun.</p>



<p>Sen ve düşüncelerin ayrılmaz ikili.</p>



<p>Beyninin nöronları seni zihnine sürükledi.</p>



<p>“Nasıl oluyor bu?”</p>



<p>Bu soruyu bana sorma.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Bir karanlık odadaydı.</p>



<p>Hiçbir şey gözükmüyordu.</p>



<p>Gözlerini açtı.</p>



<p>Her yer bembeyazdı.</p>



<p>Tekrar gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Mısır gevreği önünde duruyordu.</p>



<p>Tekrar gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Her yer bembeyazdı ve tek o vardı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Mısır gevreği yine önündeydi.</p>



<p>Gevreği yemeye koyuldu.</p>



<p>Kaşıkladı kaşıkladı.</p>



<p>Yıkamak üzere lavaboya yöneldi.</p>



<p>Kaseyi ve kaşığı yıkadı.</p>



<p>Bulaşıklığa koydu.</p>



<p>Dışarı çıkmaya yeltendi.</p>



<p>Üzerini giyindi.</p>



<p>Bir kafeye doğru yürüdü.</p>



<p>Bir masaya oturdu.</p>



<p>“Bir çay lütfen.”</p>



<p>Çayı geldi.</p>



<p>İçti.</p>



<p>1 lirayı masaya koyup, oradan ayrıldı.</p>



<p>Bir minibüse bindi.</p>



<p>Kartını basıp minibüste bir koltuğa oturdu.</p>



<p>Son durağa kadar minibüste oturdu.</p>



<p>Sonra indi ve tekrar binmek üzere minibüsün kart bölümüne
kartını bastı.</p>



<p>Bir koltuğa oturdu.</p>



<p>Evinin durağında indi.</p>



<p>Evine doğru yürümeye başladı.</p>



<p>Karar değiştirip tekrar kafeye gitti.</p>



<p>“Bir çay lütfen.” dedi.</p>



<p>Çayını yavaşça yudumladı.</p>



<p>Bitirdikten sonra kaktı.</p>



<p>Evine doğru yürüdü.</p>



<p>Kapının kilidini açtı.</p>



<p>Faturaları için posta kutusuna baktı.</p>



<p>Boştu. </p>



<p>İçeri girdi.</p>



<p>Eline bir kağıt ve kalem aldı.</p>



<p>Yazmak için direndi.</p>



<p>Ancak yazamadı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Her yer yine bembeyazdı.</p>



<p>Kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Önünde beyaz bir kağıt ve sempozyumdan hediye edilen bir
kalem vardı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Her yer yine bembeyazdı.</p>



<p>“Bu neden oluyor?”</p>



<p>&nbsp;“Evet.”</p>



<p>Zihnin seni ele veriyor.</p>



<p>Düşünce mahkumusun sen.</p>



<p>“Mahkum mu?”</p>



<p>Düşünüyorsun. </p>



<p>Düşünmek ancak delilerde olur.</p>



<p>Yazarsan bu roman bitecek.</p>



<p>O halde yazma.</p>



<p>“Tamam.”</p>



<p>Televizyonu açtı.</p>



<p>Hafta sonu dolayısıyla magazin programları göze çarpıyordu.</p>



<p>Canı sıkıldı.</p>



<p>Televizyonu kapadı.</p>



<p>Jane Austen neden yazmayı seçti diye düşündü.</p>



<p>Yazmalıydı.</p>



<p>Bu onun kaderiydi.</p>



<p>Peki o neden yazamıyordu?</p>



<p>Entelektüel kimliğiyle insanlar arasında göz dolduruyordu.</p>



<p>Ancak, iki yıldır yazamıyordu.</p>



<p>Yazsaydı, kurtulacaktı belki de bu girdaptan.</p>



<p>Dışarıda apartman inşaatı işçilerinin sesi duyuluyordu.</p>



<p>Belki de o da çalışmalıydı.</p>



<p>Ölen babası için ödenen maaş geçiniyordu.</p>



<p>Yazdığı kitapların parası ona yetmiyordu.</p>



<p>Ancak umutluydu.</p>



<p>Yazacaktı.</p>



<p>Yazmalıydı.</p>



<p>Yazsa rahatlayacaktı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Her yer bembeyazdı.</p>



<p>Yürümeye karar verdi.</p>



<p>Yürüdü.</p>



<p>Sol tarafında annesini gördü.</p>



<p>Annesi gözleme yapıyor, o ise altı yaşındaki haliyle oyun
oynuyordu.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>Sol yanına baktı.</p>



<p>Babası onu omzuna almış gezdiriyordu.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>İlk üniversiteye başladığı anı gördü.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>Mezun olduğu günü gördü karşısında.</p>



<p>Yüzünde bir gülümseme belirdi.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>Yüksek lisansı bitirdiği günü gördü.</p>



<p>Gülümsedi.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>Babasının öldüğünü gördü.</p>



<p>Birden durdu.</p>



<p>Etrafında daireler dönüyordu.</p>



<p>Öyle hızlıydı ki, durduramıyordu.</p>



<p>Daire hep birden üzerine hücum etmeye başlamıştı.</p>



<p>Saldırıyordu adeta.</p>



<p>Gözlerini kapattı hemen.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odasına dönmüştü.</p>



<p>Bitkin ama sakindi.</p>



<p>Pencereden bir rüzgar uğultusu geldi.</p>



<p>Başı dönüyordu.</p>



<p>Yorgun zihni dönüyordu.</p>



<p>Dönüyordu.</p>



<p>Dönüyordu.</p>



<p>Birden bayılıverdi.</p>



<p>Düştü.</p>



<p>Gözleri kapandı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Babasını gördü.</p>



<p>Kapattı.</p>



<p>Tekrar açtı.</p>



<p>Bir rüzgar esti öteden.</p>



<p>Odasındaydı.</p>



<p>Yürüdü.</p>



<p>Bir kitap aldı.</p>



<p>Koltuğa oturdu.</p>



<p>Aldığı kitap Palto-Burun’du.</p>



<p>Biz hepimiz Gogol’un paltosundan çıkmıştık değil mi?</p>



<p>Ben de burnundan düşmüş olmalıyım.</p>



<p>“Haklısın.”</p>



<p>“Ben de paltosunda üşüyorum.”</p>



<p>Mutfağa girdi.</p>



<p>Üç buçuk kaşık çay koydu çaydanlığa, ocağı yaktı.</p>



<p>Ocağa yerleştirdi.</p>



<p>Elindeki kitabı okumaya başladı.</p>



<p>Bir saat boyunca okudu.</p>



<p>Eline başa bir kitap –bu sefer şiir- aldı.</p>



<p>Okumaya başladı.</p>



<p>Bir taraftan okurken, bir taraftan çayını yudumluyordu.</p>



<p>“Benim gözlerim yeşildir, evet evet, onun gözleri kara;</p>



<p>Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara…”</p>



<p>Evet, Monna Rosa…</p>



<p>Çayını yudumlarken Monna Rosa’yı hayal etti.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Etraf, bembeyazdı.</p>



<p>Yürüdü.</p>



<p>Karşısında eski kız arkadaşını gördü.</p>



<p>Ona gülümsüyordu.</p>



<p>Ona doğru yöneldi.</p>



<p>Elini tuttu.</p>



<p>Gözlerine baktı.</p>



<p>Bir öpücük kondurdu yanağına.</p>



<p>Sonra gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odaya geri dönmüştü.</p>



<p>Bir anlık öfkeye mahkum ettik her şeyi.</p>



<p>Bir yemin etmişti ki, dönemezdi.</p>



<p>Bir an durdu.</p>



<p>Ben neyi yanlış yapıyorum?</p>



<p>“Neyi mi?”</p>



<p>Sen kendini tanımıyorsun.</p>



<p>Tanısan böyle yapmazsın.</p>



<p>Sen küçük bir alemsin.</p>



<p>Pencereden baktı.</p>



<p>Ağaç rüzgardan sallanıyordu.</p>



<p>Çayından bir yudum aldı.</p>



<p>İç çekti.</p>



<p>Mutfağa girdi.</p>



<p>Ağzına bir adet bisküvi attı.</p>



<p>Çayını yudumladı.</p>



<p>Bir şiir daha okudu.</p>



<p>“Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi</p>



<p>Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara…”</p>



<p>Ve Monna Rosa.</p>



<p>Şair olmak için aşık olmak gerekir.</p>



<p>Ve şair elbette yalandır.</p>



<p>Şair olmadığını şükretti.</p>



<p>Yoksa her yerde onu görecekti.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Elini ona uzattı.</p>



<p>Gülümsedi.</p>



<p>Sessizce açtı gözlerini.</p>



<p>“Teşekkür ederim.”</p>



<p>Ve, uyudu.</p>



<p>Rüyasında bir at koşuyordu.</p>



<p>Atın üstündeydi.</p>



<p>Bu bir yarış atıydı.</p>



<p>Sürekli koşuyor ama hedefe ulaşamıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-4/">Portre 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portre-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18584</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Genç Bir Kız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 04:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18537</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gülümse hayat seni üzse dahi. Ihlamurlar altında bir adam elinde bir kitapla oturuyordu. Sarı saçlı, kahve gözleriyle ceketini iliklemiş, sade görünümüyle tatlı bir tebessüm içinde… Milena’ya Mektuplar yazan Kafka’nın aşkı bulduğu o tatlı bir resimdi belki gözlerinde gezdirdiği. Jane Austen’ın hayat hikayesi gibiydi belki de yaşadıkları… Yazmak ancak yaşamamak… Bir polar battaniyenin sardığı merhametli kedisine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/">Genç Bir Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gülümse hayat seni üzse dahi.</p>



<p>Ihlamurlar altında bir adam elinde bir kitapla oturuyordu.</p>



<p>Sarı saçlı, kahve gözleriyle ceketini iliklemiş, sade
görünümüyle tatlı bir tebessüm içinde…</p>



<p>Milena’ya Mektuplar yazan Kafka’nın aşkı bulduğu o tatlı bir
resimdi belki gözlerinde gezdirdiği.</p>



<p>Jane Austen’ın hayat hikayesi gibiydi belki de yaşadıkları…</p>



<p>Yazmak ancak yaşamamak…</p>



<p>Bir polar battaniyenin sardığı merhametli kedisine sarılan
küçük bir kız çocuğuydu o gözyaşlarını döken.</p>



<p>Ayracı kitabın arasına iliştirip suskun bir sayhalar işitti.</p>



<p>Yerinden kalktı, sesin geldiği yöne doğru gitti.</p>



<p>Beyaz Geceler kitabına benzer bir vaziyetle karşı karşıya
kalacağını fark ederken bir kızı gördü.</p>



<p>Gogol’un burnunu kaybetmesi gibi, kız usulca kayboldu.</p>



<p>Birden evine döndü.</p>



<p>Ancak kafası karışıktı.</p>



<p>Sartre’ın kitabını eline aldı.</p>



<p>Okumaya başladı.</p>



<p>Genç kız hep aklındaydı.</p>



<p>Önemli bir kimse olmadığının farkına varması gerekliydi.</p>



<p>Sıradanlaşmamalı, salt düşünce kölesi olmamalıydı.</p>



<p>О kız aslında şunu öğretmeliydi ona:</p>



<p>Asla önyargılarla hareket etme!</p>



<p>Önyargılar seni köleleştirir, unutma!</p>



<p>Aslında О kızı tanıyordu.</p>



<p>Ancak düşüncelerimizin bilinmeyeceği gerçeğini
unutmamalıydı.</p>



<p>İnsan beyni mucizelerle doludur.</p>



<p>Bir zamanlar şöyle düşünürdü başkahramanımız:</p>



<p>Daima benim söylediğim ve düşündüğüm doğrudur.</p>



<p>Acaba öyle mi?</p>



<p>Hayır demek, bir özgürlüktür&#8230;</p>



<p>Ama evet demek.</p>



<p>İnsan her zaman aynı düşünmez.</p>



<p>15 gün önce sorun ettiğin davranış 15 gün sonra sorun
olmaktan çıkar ve bağışıklık sistemin güçlenir.</p>



<p>İnsanlara karşı koymayı öğrenmelisin.</p>



<p>Onlar sana emir vermemeli.</p>



<p>Tahakkümde bulunmakla gerçekler örtüşmeyebilir.</p>



<p>Birlikte yemek yemek, yaşamak, yolculuk etmek gerekir.</p>



<p>О kızı gerçekten tanıyor musun?</p>



<p>Hayır.</p>



<p>Konuşmalarını dinlemekle tanıyamazsın.</p>



<p>Yaşamak zorundasın.</p>



<p>О kız acaba seni tanıyor mu?</p>



<p>Hayır.</p>



<p>İnsanı yargılamadan önce karşına alıp konuşmalısın.</p>



<p>Göz göze gelip yemek yemelisin.</p>



<p>О kızı asla tanıyamayacaksın.</p>



<p>О artık başka yerde.</p>



<p>Senden uzakta…</p>



<p>Bir daha asla senin olduğun yerde olmayacak.</p>



<p>Bir daha asla görmeyeceksin.</p>



<p>Hayat böyledir.</p>



<p>О kız iyi olsa da sen onu tanıyamamışsın.</p>



<p>О kız kayboldu gözlerden.</p>



<p>Gizlendi.</p>



<p>Örtüsüne bürünüp kendini bir daha özgürlüğünden kısıtlanmış
halde gitti.</p>



<p>Şimdi söyle bana О kızı tanıyor musun?</p>



<p>Tanısan seversin.</p>



<p>Ama şansını kaybettin.</p>



<p>О kız artık yazılarında yaşıyor.</p>



<p>Kendini yazmıyor.</p>



<p>Ama kız çocuğu yazmakla ortaya çıkıyor.</p>



<p>Naif ruh ancak sanatla zuhur eder.</p>



<p>İnce bir ruh sadece sanatla teşekkül eder.</p>



<p>О halde…</p>



<p>Bir daha </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/">Genç Bir Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18537</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bu His</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bu-his/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bu-his/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Sep 2019 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18545</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir çarşaf seriyorum gök kubbe altında, habersizce sızdığım, sızdıkça varlığımı yoklukla harmanlayan yastıksız, yorgansız meczubi hayatlara. Artık meçhul bir şarkının nakaratı takılı kaldı dudaklarımda. Durmadan mırıldandığım, mırıldandıkça sanki bu his; sinsi bir hastalık gibi benliğimi esir alan melun bir nota… Bu his; manolya kokulu sevdaların, gök kubbe altında serili beyaz çarşafla rüzgâr eşliğinde dansı… Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bu-his/">Bu His</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>
















Bir çarşaf seriyorum<br />
gök kubbe altında,<br />
habersizce sızdığım, sızdıkça<br />
varlığımı yoklukla <br />
harmanlayan <br />
yastıksız, yorgansız<br />
meczubi hayatlara.<br /><br />
Artık meçhul <br />
bir şarkının nakaratı<br />
takılı kaldı dudaklarımda.<br />
Durmadan mırıldandığım,<br />
mırıldandıkça sanki bu his;<br />
sinsi bir hastalık gibi<br />
benliğimi esir alan<br />
melun bir nota…<br /><br />
Bu his;<br />
manolya kokulu <br />
sevdaların,<br />
gök kubbe altında serili<br />
beyaz çarşafla<br />
rüzgâr eşliğinde dansı… <br /><br />
Bu his; <br />
beynimin sağ lobunda <br />
arda kalan eşsiz anı…<br /><br />
Bu his;<br />
candan süzülen gözyaşının<br />
tende kahkahası…<br /><br />
Ve bu his;<br />
bir dem dahi aklımdan çıkmayan<br />
sevdanda hiçliğimin kanıtı…<br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bu-his/">Bu His</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bu-his/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18545</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Aynı Yöne Bakmaktır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-ayni-yone-bakmaktir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-ayni-yone-bakmaktir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 Sep 2019 04:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18542</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgi, kişiyle aynı yöne bakmaktır. Sevgi duygusu her insana bahşedilen bir huydur. Güzellik duygusu&#160; her insanın aradığı bir özelliktir. Estetiğin konusu ise güzellik ve çirkinliktir. Bergson’a göre “hayatın menfaat perdesinden sıyrılarak olduğu gibi görünmesidir.” Sanat, Allah’ı aramaktır. Güzellik, öMür boyunca aranacak bir hediyedir. Sevgi de güzel olan bir varlığa duyulan beğenme hissidir. Herkes güzeli arar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-ayni-yone-bakmaktir/">Sevgi Aynı Yöne Bakmaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sevgi, kişiyle aynı yöne bakmaktır.</p>



<p>Sevgi duygusu her insana bahşedilen bir huydur.</p>



<p>Güzellik duygusu&nbsp; her
insanın aradığı bir özelliktir.</p>



<p>Estetiğin konusu ise güzellik ve çirkinliktir.</p>



<p>Bergson’a göre “hayatın menfaat perdesinden sıyrılarak
olduğu gibi görünmesidir.”</p>



<p>Sanat, Allah’ı aramaktır.</p>



<p>Güzellik, öMür boyunca aranacak bir hediyedir.</p>



<p>Sevgi de güzel olan bir varlığa duyulan beğenme hissidir.</p>



<p>Herkes güzeli arar, bulduğunda ise onu sever.</p>



<p>Beş duyu organıyla algılanan güzellik, sanat eseri olarak
görülür.</p>



<p>Sanat eseri estetik açıdan güzel olandır.</p>



<p>Sevgi de güzele karşı duyulan hasrettir.</p>



<p>Seven insan güzel bulduğu kişinin dilediğini yapar.</p>



<p>Üzülmesini istemez.</p>



<p>Zıt düşmek ise güzelliği öldürmek demektir.</p>



<p>Kar kristalleri hakkındaki deneyde, kötü sözler
söylenenlerin şekli bozulduğu görülmüştür.</p>



<p>Güzel olana güzelliği söylenmelidir.</p>



<p>Ona çirkin demekle О güzel çirkinleşmez.</p>



<p>Elmas çamura batsa dahi mücevherdir.</p>



<p>Ancak, sadece koparılan bir papatya gibi solmasına neden
olur.</p>



<p>Güzel sözler söylemek, bir orkidenin çiçek açması gibidir.</p>



<p>Ay güzeldir.&nbsp; </p>



<p>Güzelliği güneştendir.</p>



<p>Allah’ın güzelliğinin bir yansımasıdır.</p>



<p>Güzelliğin ömrü aynı doğrultuda düşünmekten geçer.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-ayni-yone-bakmaktir/">Sevgi Aynı Yöne Bakmaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-ayni-yone-bakmaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18542</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dişimdeki Sancı, Düşümdeki Yabancı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Sep 2019 04:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18532</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dayanılması imkânsız bir sancıyla uyandım. Uyanır uyanmaz da, “keşke uyanmasaydım” diye mırıldandım.&#160; Bu ağrı, dayanılmaz hale gelen bu sancı, uyanıkken baş edilecek gibi değildi. 20’lik diş diyorlar ama yaşım kaç diye hiç sormuyorlar. Artık unutmaya yüz tuttuğum o güzelim yılları, dişimdeki sancıyla bir kez daha bana hatırlatıyorlar; ama kim veya kimler? Dişimdekiler kim, o mikropların [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/">Dişimdeki Sancı, Düşümdeki Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dayanılması imkânsız bir
sancıyla uyandım. Uyanır uyanmaz da, “<strong>keşke
uyanmasaydım</strong>” diye mırıldandım.&nbsp; Bu
ağrı, dayanılmaz hale gelen bu sancı, uyanıkken baş edilecek gibi değildi.
20’lik diş diyorlar ama yaşım kaç diye hiç sormuyorlar. Artık unutmaya yüz
tuttuğum o güzelim yılları, dişimdeki sancıyla bir kez daha bana
hatırlatıyorlar; ama kim veya kimler? Dişimdekiler kim, o mikropların orada ne
işi var, neler oluyor bana, niye bana oluyor, sana neden olmuyor kardeşim, sana
neden olmuyor?</p>



<p>“<strong>Tuz koy geçer</strong>” demişti bir zamanlar bir dostum. Şimdi o dostum mu,
onu da bilmiyorum ama tavsiyesi halen hafızamda kaldığına göre kalkıp bunu
uygulamak gerek. Hem kolay hem ucuz ve hem de zahmetsiz. Bir çentik tuzu
bastım, ağrıyan dişime veya ağrıdığını sandığım dişime. İnsanın dişi ağrırken
hangi dişinin ağrıdığını karıştırması pekâlâ mümkünmüş. Bir dişçi dişime
vurarak, “<strong>bu ağrıyor mu?</strong>” diye
sormuştu, ben de “<strong>Sadece o değil, hepsi
ağrıyor hepsi</strong>” diye ağrının şiddetinin derecesini anlatmaya çalışmıştım.
Neredeyse bütün çene, bütün bir baş, yüzüm, gözüm, kulağım, dilim, damağım,
hatta elim, ayağım, dalağım, böbreğim…</p>



<p>Uyumak güzeldir ama dişin
ağrırken uyumak, aynı zamanda bir nimettir, şifadır, ilaçtır, çaredir. Uyumak
istiyorum ama sancı uyutmuyor, bir defa uyusam bir daha uyanmayacağımı
düşünüyorum. Bunun iyi bir şey olup olmadığını tartışacak zamanım da yok ama
ağrının zamanı çok.</p>



<p>“<strong>Al şu hapı, sancın diner</strong>” diye beyaz, yuvarlak ve oldukça büyük bir
hap uzattı hiç tanımadığım bir adam. Elimi dişime tutmuştum ama dışarıdan
bakınca “<strong>bu adamın dişi ağrıyor</strong>”
intibaını verecek bir durumum da yoktu ama yabancı acımı hissetmişti. Kendisini
bana yakın hissetmişti ya da öylesine iyiliksever bir adamdı. Yoksa kadın
mıydı, “<strong>diş insanı</strong>” desem olur muydu
ya da en iyisi bir anda karşıma çıktığı için ben ona “<strong>düş insanı</strong>” diyeyim.</p>



<p>“<strong>Aslında ağrıyan diş değil</strong>” dedi düş insanı olarak bildiğim yabancı.
Nasıl değildi, basbayağı dişim ağrıyordu, harbiden dişim ağrıyordu, gerçekten
dişim ağrıyordu. İnanmazsa yemin bile edebilirdim, hem de benim gibi boş yere
yemin etmeyi sevmeyen birisi.</p>



<p>“<strong>Diş ağrımaz</strong>” diye devam etti, yabancı adam. Dişin içindekileri
acıtan mikroplar olurmuş, diş ağrıtan bu mikroplar, girdiği her yeri
ağrıtırmış. Onların bir değer yargısı yokmuş, dişin sahibine acıma gibi bir
kaygıları da yokmuş. Bu diş bu hale gelene kadar nasıl baktığın, nasıl
büyüttüğünün de önemi yokmuş. Dişin gibi baktığın zaten belliymiş ama bazı insanlar,
düşmanın yapmadığını yaparmış dişine, başına, kalbine, ayağına, eline…</p>



<p>“<strong>Senin bir suçun yok</strong>” diye devam ederek, içimi ferahlattı yabancı
adam ya da düş insanı. Dişimin ağrısı, benim ihmalim nedeniyle değilmiş. Ben bu
konuda çok iyi bir örnekmişim. Her gün dişimi fırçalarmışım, hatta üç öğün,
yetmezse ara öğünlerde de fırçalarmışım. Peki bu yabancı adam veya kadın beni
nasıl bu kadar iyi tanıyordu, bu iş insanı mı, düş insanı mı olduğu belli
olmayacak kadar yabancı olan adam, banyoma kadar girip, fırçaladığım dişlerin
çetelesini mi tutuyordu, ne yapıyordu?</p>



<p>“<strong>Çetelesini tutmuyorum</strong>” dedi yabancı adam, içimden geçenleri okur
gibi. Yüzüme baktığında anlıyormuş. Öyle böyle değil, yüzüme baktığında hangi
organıma nasıl baktığımı, onlara nasıl davrandığımı görebilecek bir yeteneğe
sahipmiş. Karaciğerim, akciğerim, dalağım, böbreğim ve kalp gibi en hayati
organlarım da, hiç önemsemediğim veya aklıma gelmeyen organlarım konusunda da
nerede yanlış yaptığımı, nasıl doğru yaptığımı bilecek kadar bilgi ve birikime
sahipmiş.</p>



<p>Şaşırmadığımı söylesem
okurlarım şaşıracak iyi biliyorum. Ben de sizi daha fazla şaşkınlığa uğratmamak
için şaşırdığımı söyleyerek işin içinden çıkacaktım ki, “<strong>şaşırma</strong>!” diye gür bir ses duyuldu, deminden beri sakin sakin
konuşan yabancıdan.</p>



<p>“<strong>Çünkü</strong>” diye devam etti düş insanı, “<strong>İnsan vücudu bir saat gibidir. Hiçbir sorun yokken tıkır tıkır işler.
Sorun olmaya başladığında ise bu tıkır tıkır, patır kütüre kadar dönebilir</strong>”
dedi. Benzetmesi hoşuma gitti, gülümsedim. “<strong>Bak</strong>” dedi yabancı adam, “<strong>nerede
ve neden güleceğini bilecek bir mekanizmaya sahipsin</strong>” </p>



<p>Bu övgü müydü, vücudumuzun
doğal tepkilerini ortaya koymak mıydı bilmiyorum. “<strong>Övgü sana değil</strong>” dedi, yine içimden geçeni okuyan yabancı adam ve
devam etti; “<strong>İnsan vücudu, yaratanın bir
eseridir. Kusursuz bir sanat harikasıdır. Ancak sizler o sanat harikasına
karşı, sanat düşmanı gibi davranıyorsunuz</strong>.” </p>



<p>Yabancı adam veya yabancı kadın
ya da yabancı insan, sizli bizli konuşmaya başladığına göre, kendisi bu
kategoriye girmediğini belirtmeye çalışıyordur.</p>



<p>Dişi yabana atmıyordum, halen
de atmıyorum ama o sancının içinde yüklendiğimde yerinden çıkacağını bilsem
bütün dişlerimi sökerdim. <strong>Bana acı veren
organ, benim organ olamazdı. Vücudumun bir parçası olan, öyle bildiğim, aslında
öyle de duran bir organ, bütün diğer organların huzurunu kaçıramazdı. Kendinin
de ait olduğu bedene zarar veremezdi. Kendi bedenine ihanet eden organ, organ
bile sayılmazdı. Sökeceksin kökünden, atacaksın uzaklara. Öyle bir uzağa
atacaksın ki, yolu bilip geri dönmeyecek. </strong></p>



<p>“<strong>Atma</strong>” diye bağırdı yabancı adam ya da yabancı kadın belki de
yabancı insan, hani neyse ne işte o. Sonra devam etti; “<strong>Sana ait olan, senden bir parça olan organı hemen çekip atma, belki
tedavi olur, belki hatasını kabullenir, belki hastalığının farkına varır.</strong>”</p>



<p>“<strong>Yine olmazsa</strong>” diyecektim ki, düşüncelerimi okuyan yabancı, dilime
gelmeden cümleyi yakaladı, soru şeklinde döndürdü ve cevabı yapıştırdı; “<strong>İşte o zaman acımayacaksın, kökünden söküp
atacaksın. Canın yansa da, daha çok acı çeksen de, senden olanın seni harap etmesine
izin vermeyeceksin.”</strong></p>



<p>Konuşmak hoş ama benim dişim
ağrıyor, dişimle birlikte düşüm de ağrıyor, her yerim, bütün hafızam, varsa
zekâm, bulunuyorsa aklım, değer yargılarım, bilgim, birikimim, kültürüm. Hâsılı
bana ait olan veya bana ait bildiğim her şey ağrıyor, zonkluyor, beni sarsıyor,
bitap düşürüyordu. Düşümdeki yabancı ise diş ağrımı unutacağıma inandığı
konuşmalarla beni meşgul ediyordu. </p>



<p>“<strong>Sirke koy</strong>” demişti bir başka dostum. Ne zaman dostumdu, neden şimdi
dost görünmüyor onu bilmiyorum, doğrusu adını da hatırlamıyorum, simasını da.
Sirke dediğini iyi biliyorum. Mutfağa yöneldim, sirke şişesini bularak kapağını
açtım, azıcık kapağına doldurup ağzıma koydum, çalkaladım. Ağrı devam ediyordu,
zaten hemen nüfus etmesi beklenemezdi. Birazdan ağrı diner umuduyla beklemeye
başladım. Düşümdeki yabancı “<strong>Bekle</strong>..”
dedi, sonra devam etti, “.<strong>.bekle ama çok
da umutlanma. İlaç diye yuttuğunuz neler size zehir oldu, onu hatırla.</strong> <strong>Size ilaç diye sunulanı sorgulamadan
aldığınız müddetçe daha çok beklersin, bekle</strong>”</p>



<p>Bu yabancı asabımı bozmaya
çalışıyordu, zaten sağlam bir asabımın olduğu da söylenemezdi. Ne kadar varsa
dişimin ağrısı bozmuştu, asap masap, kasap kalmamıştı.</p>



<p>Devam etti düşümdeki yabancı, “<strong>Siz şımartıyorsunuz, yüz veriyorsunuz, sonra da ‘niye tepeme bindi’ diye şikâyet ediyorsunuz</strong>” diye neyi neden söylediğini anlamadığım bir şeyler söyledi. Biz kimi şımartıyorduk ki, tepemize çıkan kimdi, neden tepemizden inmiyordu&#8230; Sorular&#8230; Sorular dişimi daha çok ağrıtan sorular…</p>



<p>Düşümdeki yabancı sorularıma
cevap vermeden buhar olup uçtu, duman olup dağıldı, bir anda kaçtı, kaçtığını
da gören olmadı.</p>



<p>Dişimdeki sancı sürüyor,
düşümdeki yabancıdan haber yok. </p>



<p>Siz gördünüz mü?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/">Dişimdeki Sancı, Düşümdeki Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18532</post-id>	</item>
		<item>
		<title>No Problem, Rutin Şeyler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/no-problem-rutin-seyler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/no-problem-rutin-seyler/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 04:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18458</guid>
				<description><![CDATA[<p>Benzini fulleyip otobana sapar, viyadükten geçer, Rezervasyon, prosedürden sonra Pansiyon perspektifinden panoramayı seyreder, Bu estetiği kameraya çekersin.&#160; Market, megamarket, show rooma koşar, Metropol cityde stresle boğuşur, Kapadokya’da balona biner, Relaks olmak için euro ile kendine maskot alırsın.&#160; Oil paça blue jeaninin üstüne t-shirt çekip Cafeye free takılır, internette full time sörf yapar Messengerde chatleşirken “bye” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/no-problem-rutin-seyler/">No Problem, Rutin Şeyler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Benzini fulleyip otobana
sapar, viyadükten geçer,</p>



<p>Rezervasyon, prosedürden
sonra </p>



<p>Pansiyon perspektifinden
panoramayı seyreder,</p>



<p>Bu estetiği kameraya
çekersin.&nbsp;</p>



<p>Market, megamarket, show
rooma koşar,</p>



<p>Metropol cityde stresle
boğuşur,</p>



<p>Kapadokya’da balona biner,</p>



<p>Relaks olmak için euro ile
kendine maskot alırsın.&nbsp;</p>



<p>Oil paça blue jeaninin
üstüne t-shirt çekip</p>



<p>Cafeye free takılır,
internette full time sörf yapar</p>



<p>Messengerde chatleşirken
“bye” der çıkar,</p>



<p>&nbsp;‘Youtube’ta megastarın
klibini seyreder, deşarj olursun.</p>



<p>&nbsp;Restauranta asansör
ile çıkıp</p>



<p>Menüden light cola ile
hamburger alır,</p>



<p>Sigara içmemeyi &#8216;No Smoking
! &#8216;den&nbsp; anlar,</p>



<p>“Kettle”ın duble
nescafesinden sonra adisyon alırsın.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Jakuziye, saunaya girer;
masaj yaptırır,</p>



<p>Dokümanı doktora okeyletip</p>



<p>Check up, tomografi,
röntgen, &#8230; sıralar,</p>



<p>Monoton hayata karşı defansa
geçersin.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;Global dünyada prestij
önemlidir.</p>



<p>Yeni jenerasyonda kaos bir
trenddir.</p>



<p>Karizmatiklik, popülerlik,
sempatiklik kriterdir.

Ama bu ambiyansı analiz,
bizim mantalitemizdir.



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/no-problem-rutin-seyler/">No Problem, Rutin Şeyler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/no-problem-rutin-seyler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18458</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dil Tinsel Bir Olgudur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dil-tinsel-bir-olgudur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dil-tinsel-bir-olgudur/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Sep 2019 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18461</guid>
				<description><![CDATA[<p>Humbolt’a göre “ÖZ etkinlik içinde sadece kendinden fışkıran ve tanrısal anlamda özgür bir oluşum olarak adlandırma “boş bir sözcük oyunu değildir.” Dil kendiliğinden insani etki gösterir, toplumsal olarak ilişkilenir, kurumlar yaratır, kendisine kurallar koyar.” Bir içsel gereksinme söz konusudur. Tinsel bir olgudur ve özgür bir biçimde ortaya çıkar. Konuşma ve şarkı ise Humbolt’un anlatımıyla spontone [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dil-tinsel-bir-olgudur/">Dil Tinsel Bir Olgudur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Humbolt’a göre “ÖZ etkinlik içinde sadece kendinden fışkıran ve tanrısal anlamda özgür bir oluşum olarak adlandırma “boş bir sözcük oyunu değildir.”</p>



<p>Dil kendiliğinden insani etki gösterir, toplumsal olarak ilişkilenir,
kurumlar yaratır, kendisine kurallar koyar.”</p>



<p>Bir içsel gereksinme söz konusudur.</p>



<p>Tinsel bir olgudur ve özgür bir biçimde ortaya çıkar.</p>



<p>Konuşma ve şarkı ise Humbolt’un anlatımıyla spontone gelişir
ve coşkunun yani duygulanım ve tinsel güçlerin özgürlüğüne göre ortaya çıkar.</p>



<p>İnsanın tinsel gücünün işlenen bir etkinliğidir.</p>



<p>İçsel gücün dışsallaştırılması sonucukonuşma gerçekleşir.
Düşüncenin dış sese aktarılmasıdır. Bu hayvanlarda olmayan bir güç olan
konuşma, aslında insanın tinsel yani metafiziksel bir yönünü teşkil eder. </p>



<p>Tin dediğimiz insan ruhunun dışa yansımasıdır.</p>



<p>Tinsel etkinlik, düşünce ile sesi kaynaştıracak düzeyde
olmalıdır.</p>



<p>İnsanlıktaki dil oluşturucu güç durmaksızın devam eder.</p>



<p>Tinsel yani ruhsal gelişim halindeki insanın konuşması yani
dil oluşturucu gücü süreklilik arz eder ve kendiliğinden gelişir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dil-tinsel-bir-olgudur/">Dil Tinsel Bir Olgudur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dil-tinsel-bir-olgudur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18461</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karalamalar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karalamalar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karalamalar/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Sep 2019 04:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18522</guid>
				<description><![CDATA[<p>görünmeyen o kadar şey biriktirdiler utanıyorlar&#160; oysa aynalara kazımak isterdiler gün üzerine yoğun yaşadıkları her duyguyu. * ödedi mi ömrümüz yaşamak denen iletti&#160; yoksa sakladıkça,&#160; içimizi dökemedikçe mi büyüdü ayrılıklar bizde? * aşk, derin çağıldayanzamanı özgürlüğe çeviren ses. bir güz masalı ki, uzun yolculuklarda anlatılan. * Bu yaşadığı anın dahi kendine ait olup olmadığı hususu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karalamalar/">Karalamalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>görünmeyen o kadar şey biriktirdiler</p>



<p>utanıyorlar&nbsp;</p>



<p>oysa</p>



<p>aynalara kazımak isterdiler</p>



<p>gün üzerine yoğun yaşadıkları her duyguyu.<br /></p>



<p>*<br /></p>



<p>ödedi mi ömrümüz yaşamak denen iletti&nbsp;</p>



<p>yoksa sakladıkça,&nbsp;</p>



<p>içimizi dökemedikçe mi büyüdü ayrılıklar bizde?<br /></p>



<p>*<br /></p>



<p>aşk, derin çağıldayan<br />zamanı özgürlüğe çeviren ses.</p>



<p>bir güz masalı ki,</p>



<p>uzun yolculuklarda anlatılan.<br /></p>



<p>*<br /></p>



<p>Bu yaşadığı anın dahi kendine ait olup olmadığı hususu aklını karıştırıyor olsa da emin olduğu tek bir şey vardı artık: çok uzakta bir yerlerde onu bekleyen birileri vardı. Emindi, onu bekliyorlardı. Ve ne pahasına olursa olsun gidip onları bulmalıydı. Daha fazla bekletmemeliydi onları.&nbsp;</p>



<p>Bu tek bir şeye ulaşana kadar neler kaybetmişti, kaç kere yenilmişti? Hesabını tutmaya gücü yetmemişti.&nbsp;<br /></p>



<p>*<br /></p>



<p>durmadan onu arayan bir yürek</p>



<p>gözlerden ürken uzaklardan ürken bak işte&nbsp;</p>



<p>geçtiği yerlerde bıraktığı izlere:&nbsp;<br /></p>



<p>bağlanamayışlarını unutma, kavuşamamalara gidiyor.&nbsp;</p>



<p></p>



<p>*<br /></p>



<p>nehirlerin sesi kuşların sesine&nbsp;</p>



<p>karışınca&nbsp;</p>



<p>sınır boylarında&nbsp;</p>



<p>sesi yankılanacak:&nbsp;</p>



<p>ömrünün sonuna kadar seni beklemek için. <br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karalamalar/">Karalamalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karalamalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18522</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylül Sende Saklı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Sep 2019 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[eylül]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18479</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir Eylül resmidir, Yağmur kokan saçlarının Sarı bukleli kıvrımlarında açan, Sonbahar gülüşlü gülümdür Avuçlarındaki ruhumla Senden uzaklara kaçan… * Gizli kalmış aşkların tortusuydu, Yerlere saçılmış sararan hüznüm. Çınar yapraklarının saklı çıtırtısında, Savrulurken sert rüzgârlarla, Hıçkırırdı, Görünmeyen yüzüm. * Sevilmeyi bilmeyen mavi gözlerin Hırçın bir denizin dalgasında Suskun, Sevmeyi bilmeyen dudakların İlk öpüşmenin sıcak damlasında Kırgındı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/">Eylül Sende Saklı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Eylül resmidir,</p>
<p>Yağmur kokan saçlarının</p>
<p>Sarı bukleli kıvrımlarında açan,</p>
<p>Sonbahar gülüşlü gülümdür</p>
<p>Avuçlarındaki ruhumla</p>
<p>Senden uzaklara kaçan…</p>
<p>*</p>
<p>Gizli kalmış aşkların tortusuydu,</p>
<p>Yerlere saçılmış sararan hüznüm.</p>
<p>Çınar yapraklarının saklı çıtırtısında,</p>
<p>Savrulurken sert rüzgârlarla,</p>
<p>Hıçkırırdı,</p>
<p>Görünmeyen yüzüm.</p>
<p>*</p>
<p>Sevilmeyi bilmeyen mavi gözlerin</p>
<p>Hırçın bir denizin dalgasında</p>
<p>Suskun,</p>
<p>Sevmeyi bilmeyen dudakların</p>
<p>İlk öpüşmenin sıcak damlasında</p>
<p>Kırgındı.</p>
<p>*</p>
<p>Sen!</p>
<p>Serabı bekleyen çöl kuşu gibi mahzun</p>
<p>Omuzlarından yana düşmüş başında,</p>
<p>Yalnız kalmış hülyalı bakışlarınla</p>
<p>Ağlamaktasın,</p>
<p>Beni kaybettiğin o virane köşe başında.</p>
<p>*</p>
<p>Her Eylül,</p>
<p>Bir simit lokmasında tıkanır gibi,</p>
<p>Martıların kanat çırpışlarında,</p>
<p>Yutamazsın istesen de sözlerimi.</p>
<p>*</p>
<p>Her Eylül,</p>
<p>Gök kuşağı altında dilek tutarsın.</p>
<p>Bindiğin vapurun esintisinde,</p>
<p>Bakışlarımı ararsın.</p>
<p>*</p>
<p>Her Eylül,</p>
<p>Sızlayıp duran kalp ağrınla</p>
<p>Sol elin</p>
<p>Sol memenin altında.</p>
<p>Beni anımsarsın…</p>
<p>*</p>
<p>Her Eylül,</p>
<p>Sen ve gönül yangının</p>
<p>Yeniden başlar.</p>
<p>*</p>
<p>Dinmeyeceğini bile bile</p>
<p>Kanarsın hilelere…</p>
<p>*</p>
<p>Yalancı gözlerde</p>
<p>Bulursun,</p>
<p>Kendini,</p>
<p>Hakikatini…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/">Eylül Sende Saklı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18479</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İspanyolca&#8217;nın Diğer Dillerle  İlişkisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ispanyolcanin-diger-dillerle-iliskisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ispanyolcanin-diger-dillerle-iliskisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Sep 2019 04:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18471</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dil bir milletin kültürel yapısını ortaya koyan bir unsurdur. Dildeki ortak kelimelere bakarak О milletin kültür yapısı hakkında bilgi edinebiliriz. Dilden alıntılama sayesinde dil zenginliğine kavuşmaktayız. Kültürler arası iletişim sayesinde çeşitli kelime alışverişleri olmaktadır. İspanyolca için de, Endülüs Emevilerinin etkisiyle Arapçadan çeşitli dil kazanımları söz konusudur. Türkçeyle karşılaştırıldığında fiillerin ek alımı şu şekildedir: Trabajar: çalışmak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ispanyolcanin-diger-dillerle-iliskisi/">İspanyolca&#8217;nın Diğer Dillerle  İlişkisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dil bir milletin kültürel yapısını ortaya koyan bir
unsurdur. Dildeki ortak kelimelere bakarak О milletin kültür yapısı hakkında
bilgi edinebiliriz. Dilden alıntılama sayesinde dil zenginliğine kavuşmaktayız.
Kültürler arası iletişim sayesinde çeşitli kelime alışverişleri olmaktadır.</p>



<p>İspanyolca için de, Endülüs Emevilerinin etkisiyle Arapçadan
çeşitli dil kazanımları söz konusudur. Türkçeyle karşılaştırıldığında fiillerin
ek alımı şu şekildedir:</p>



<p>Trabajar: çalışmak</p>



<p>Trabajo</p>



<p>Trabajas</p>



<p>Trabaja</p>



<p>Trabajamos</p>



<p>Trabajais</p>



<p>Trabajan</p>



<p>Aynı zamanda Arapçadan İspanyolca kültürüne akseden çeşitli
kelimeler vardır.</p>



<p>Ojala tan quidad!</p>



<p>İnşallah dikkatli olursun!</p>



<p>Arapça kültürel sebeplerle geçen kelimeler vardır. </p>



<p>Ayunar: oruç tutmak, acıkmak</p>



<p>Desayunar: orucu bozmak, kahvaltı yapmak</p>



<p>Aynı kullanım İngilizcede de mevcuttur.</p>



<p>To fast: oruç tutmak, acıkmak</p>



<p>Breakfast: orucu bozmak, kahvaltı yapmak</p>



<p>Oruç tutmak ,İslami kültürün yansıması olmakla beraber,
Hristiyanlıkta da geçerli olan bir ibadettir.</p>



<p>Tarık ibn Ziyad’ın Endülüs’e gelerek gemileri yaktırmasıyla
yüzyıllar boyunca süregelen bir Endülüs geleneği oluşmuştur. İslami kültürün
yerleşmesiyle beraber kültür mozaiği oluşmuştur. </p>



<p>Türklerle bağı ise Sefarad denilen Yahudi asıllı
İspanyolların Osmanlı Devleti’ne sığınmasıyla dil alışverişi sağlanmıştır. </p>



<p>Dil kültürler arası bağı sağlayan bir köprü olmaktadır. Bu
nedenle dil öğrenmek kültürün kazanımını sağlar. Dilimizin güneşin doğup
battığı her yere ulaşması dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ispanyolcanin-diger-dillerle-iliskisi/">İspanyolca&#8217;nın Diğer Dillerle  İlişkisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ispanyolcanin-diger-dillerle-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18471</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin İlk Video Sanat Dergisi Yayında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-ilk-video-sanat-dergisi-yayinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-ilk-video-sanat-dergisi-yayinda/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Sep 2019 04:07:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18454</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin ilk video sanat dergisi “Küresel köy için evrensel sanat” mottosuyla yayında. Sanat dünyasındaki dijitalleşmeye bir yeni örnek de Son Ümit Medya’dan geldi. 2012 yılında fanzin olarak iki yılı aşkın bir süre yayın hayatını sürdüren Son Ümit 2015 yılında okurlarına veda etmişti. Geçtiğimiz yıl yeniden yayın hayatına döneceğini duyuran dergi bu kez basılı yayından görsel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-ilk-video-sanat-dergisi-yayinda/">Türkiye’nin İlk Video Sanat Dergisi Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’nin ilk video sanat dergisi <em>“Küresel köy için evrensel sanat”</em>
mottosuyla yayında.</p>



<p>Sanat dünyasındaki dijitalleşmeye bir yeni örnek de <em>Son Ümit Medya</em>’dan geldi. 2012 yılında
fanzin olarak iki yılı aşkın bir süre yayın hayatını sürdüren <em>Son Ümit</em> 2015 yılında okurlarına veda
etmişti. </p>



<p>Geçtiğimiz yıl yeniden yayın hayatına döneceğini
duyuran dergi bu kez basılı yayından görsel yayına geçme kararı almış,
çekimlere ise haziran ayı itibariyle başlamıştı. Dosya konusu “Çeviri Sanat”
olan ilk sayı 14 Eylül’de YouTube üzerinden yayına sunuldu. Toplamda 92 dakika
uzunluğunda olan derginin yayın yönetmenliğini Burak Çakır, baş editörlüğünü
Mert Dizdar üstleniyor.</p>



<p>Birinci sayının yakın akışı ise şu şekilde;</p>



<p><strong>Girizgâh</strong>
(Burak Çakır)</p>



<p><strong>Sıkça
Sorulan Sorular</strong> (İpek Çeken &amp; Şebnem Gürsoy)</p>



<p><strong>Sabaha
Daha Var</strong> (Ahmet Telli)</p>



<p><strong>Şiir
&#8220;Kara&#8221;</strong> (Oya Uysal)</p>



<p><strong>Dosya
“Çeviri Sanat”</strong> (Prof. Dr. Tarık Özcan, Ethem Baran,
Mahmut Temizyürek Abdullah Ataşçı, Sinan Pekinton)</p>



<p><strong>Miras
&#8220;Behçet Aysan&#8221;</strong> (Eren Aysan)</p>



<p>Dergiyi incelemek için; <a href="https://www.youtube.com/watch?v=_wgg9hnPmgM">https://www.youtube.com/watch?v=_wgg9hnPmgM</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-ilk-video-sanat-dergisi-yayinda/">Türkiye’nin İlk Video Sanat Dergisi Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-ilk-video-sanat-dergisi-yayinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18454</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeter</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeter/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeter/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Sep 2019 04:05:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18451</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yeter’in daldaki kurumuş bir karadut gibi sallanan cılız bedeni üzerinde sabah güneşi onu uyandırmak istercesine oynaşıp duruyordu… Gözlerinin tüm canlılığı gitmiş, o umutsuz üzgün bakışlar sanki mıhlanmış kalmıştı. Onbeş yaşın tüm diriliği hala üzerinde ama bitkin, solgun bir biçimde usul usul onu görenlerle alay eder gibi sallanıyordu. O sabah Yeter her zamanki gibi sabah erkenden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeter/">Yeter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yeter’in daldaki kurumuş bir karadut gibi sallanan cılız bedeni
üzerinde sabah güneşi onu uyandırmak istercesine oynaşıp duruyordu… Gözlerinin
tüm canlılığı gitmiş, o umutsuz üzgün bakışlar sanki mıhlanmış kalmıştı. Onbeş
yaşın tüm diriliği hala üzerinde ama bitkin, solgun bir biçimde usul usul onu
görenlerle alay eder gibi sallanıyordu. </p>



<p>O sabah Yeter her zamanki gibi sabah erkenden kalkmıştı, kalkmıştı
ama hiç de mutlu değildi. Korka korka yatağından sağ tarafından doğruldu. Sol
taraftan kalkmak günah! Çünkü sol omzundaki melekler üzülür, sana günah
yazarlar. Hocanın dediği gibi ilk sabah okunacak dualarını okudu. Zaten
yatarken ve yataktan kalkarken, her namazda, duadan ve salâvattan sonra
istiğfarların en büyüğü olan duayı günahlarının af olması için ağlaya ağlaya
okurdu. Eğer ağlarsa daha inandırıcı olacağını düşünürdü. Ardından bu düşüncesinden
korkardı, tekrar başka bir tövbe duası ederdi. Çünkü bu O’nu aldatmak gibi bir
şeydi. Hoca bunu sıkı sıkı değneğini sallayarak, ağzından tükürükler saçarak
söylemişti. Onun ateş saçan gözleri içini titretir. Tanrıyı derinden yüreğinde
hisseder, onu affetmesi için tekrar bir dua daha okurdu. Geçen camiye girerken
unutmuş ilk adımı sol ayağı ile girmişti. Hocanın çığlığı ile gelmiş. Günü af
olmak için dualarla geçirmişti. Anasına ‘hoca ödev verdi’ diyordu. Çünkü anası
biraz günahkârdı. Onu anlamıyordu. Anasına göre namazını kıl, yüreğini temiz
tut, İslam’ın şartlarını yerine getir, yeterdi. Ama öyle değildi. Hocadan iyi
mi bilecek, diye düşünüyordu.</p>



<p>İlk sağ ayağını atarak odadan çıktı. Sağ ayağı ile çömdü, sofraya
oturdu, sağ eline aldı ekmeğini, ağzına sağ tarafıyla ilk çiğnemeye başladı. BU
arada dualarını içinden okuyor, dudakları kımıl kımıl kımıldıyordu. Dudakları
titreşen kırmızı iki uçuç böceği gibiydiler. Anası tam ateşe su döküyordu ki
Yeter koştu anasını cin çarpmasından kurtardı. Tekrar bir dua okudu. Gitti cami
duvarını 3 kez öptü. </p>



<p>Öğle namazı için odasına girdi. Pencereden uçsuz bucaksız sarılığa
baktı. Horoz vakitsiz inildercesine kısaca öttü. Usulca günahlarının
affedilmesi için bir dua mırıldandı. Bir günah işleyip işlemediğini bilmiyordu
ama yine de ne olur ne olmaz diye duasını okudu. Cağa gitti ne olur ne olmaz
diye iyice yıkandı gusül abdestini aldı. Donunu çıkarmadı. Cinler görür diye.
İlk sağ ayağı ile cağdan indi. Sonra cağı yıkadı. Kirlere cinler gelmesin,
diye. Üstünü hızlıca giyindi. Namaza durdu. Kulaklarında tavukların
gıdaklaması, uçuşan kuşların cıvıltıları ile namazını kıldı. Önce sağa sonra
sola selam verdi. Tespihini aldı. Anası aşağıdan bağırıyordu, hayvanlara yem
vermesi için.</p>



<p>-Dualarım bitince gelceeemm…</p>



<p>Yeter aslında iş yapmak değil de sokakta arkadaşlarıyla oynamak
isterdi. Ama koşarken memeleri sallanır, günaha girme korkusu onu durdururdu.</p>



<p>Akşam tüm dualarını okudu. Gece boyu duasını devam ettirdi. Sabah
günahlarını affolmuş bir şekilde kalkmak istiyordu. En son kıyamette yüzü ay
gibi olsun diye duasını okudu. Huzur içinde uykuya daldı. Gece yarısı bacak
arasında ıslaklıkla uyandı. Kalktı, ışığı yaktı. Kan gördü. İçi titredi. Buna
bir anlam veremedi. Büyük bir günah işlemiş, duaları kabul görmemiş, diye
düşündü. Korku ve üzüntüyle usulca ahıra gitti, ipi aldı. Şehit sayılması için
25 kere dua okudu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeter/">Yeter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18451</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kürek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Sep 2019 07:04:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18440</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kayık kıyıya vurdu. Oltasını attı ve balıkların gelmesini bekledi. Basit bir Türkçeyle yazmak ona göre değildi. Ancak bana göreydi. Bir masalsı dalgalar vurdu kıyıya. Yazarlık ateşinden kalan yangın evini yaktı. Önce kitapları yandı, sonra kendisi… Hunharcasına dil-i şikestesine bir gül bıraktı. Parçalanmaz bir anın zihnini bulandırmasını hissetti. Bir dondurma yedi önce. Bir de kahve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurek/">Kürek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir kayık kıyıya vurdu.</p>



<p>Oltasını attı ve balıkların gelmesini bekledi.</p>



<p>Basit bir Türkçeyle yazmak ona göre değildi.</p>



<p>Ancak bana göreydi.</p>



<p>Bir masalsı dalgalar vurdu kıyıya.</p>



<p>Yazarlık ateşinden kalan yangın evini yaktı.</p>



<p>Önce kitapları yandı, sonra kendisi…</p>



<p>Hunharcasına dil-i şikestesine bir gül bıraktı.</p>



<p>Parçalanmaz bir anın zihnini bulandırmasını hissetti.</p>



<p>Bir dondurma yedi önce.</p>



<p>Bir de kahve içti О en sevdiği deniz kenarından.</p>



<p>Kafka&nbsp; yazardı.</p>



<p>Bense yazmazdım.</p>



<p>Hikayeler anlatır dururdum.</p>



<p>Şiirsel öyküye girişimde bulunmam bu yüzdendi.</p>



<p>Beynin içini yer bir sinek firavunu yer gibi.</p>



<p>Burnu düşen adamın hikayesi Gogol’un hikayesi.</p>



<p>Biz hepimiz onun paltosundan çıktık.</p>



<p>Onu yaza yaza bitiremedim.</p>



<p>Basit düşünceye yer yok burada.</p>



<p>Girdaplara savaş açmak gerek.</p>



<p>İkinci yenicileri hatırlasana…</p>



<p>Üçüncü yeni dergisini ilk defa çıkaran arkadaşlarındı.</p>



<p>Bir kaplumbağa terbiyecisi konumundaydın belki de.</p>



<p>Frida Kahlo tablosunun verdiği duyguyu sana Dali vermemişti
belki de.</p>



<p>Kadın hassasiyetini&nbsp;
yaşamak dilerğindeydin.</p>



<p>İlgincim belki de.</p>



<p>Humbolt’un dil felsefesini okurken yaşadığın mutluluğu aşkı
yaşarken hissetmedin.</p>



<p>Kitapları yanan ben de seninle aynı duyguyu yaşıyorum.</p>



<p>platon ve &nbsp;aristoteles bana senin hissettirmedigin aºký
hissettirdi.</p>



<p>En
Kutlu’ya kul olabilmek, kutsala kul olabilmek…</p>



<p>Che
Guevara’yı söylerken Maher Zain’i dinlemektir asil olan…</p>



<p>Outlandish
grubu gibi…</p>



<p>Şapka
takarken namazını kılabilmektir. </p>



<p>Sanatta
görüş yoktur, der bazı insanlar…</p>



<p>Sanatta
her şey mübah olmasa da her tabloyu yaşamak ve beyninde kategoriye
yerleştirmektir.</p>



<p>Sanat
tarihi neden okumaz insanlar?</p>



<p>Sanat
tarihi her bireyin okuması gereken bir alandır.</p>



<p>Sanat
tarihi her okulda ders olarak okutulmalıydı belki de.</p>



<p>Resim
dersinden önce sanatsal ilgi uyandırılmalıydı.</p>



<p>Tabloya
baktığında ne algılıyorsun?</p>



<p>Hiç mi?</p>



<p>Mozart
gibi dinlediğini algılaman gerekir.</p>



<p>Bir
Т-shirt tasarladım belki de.</p>



<p>“Dont
say the other!”</p>



<p>Ötekileştirme.</p>



<p>Sanatta
öteki yoktur.</p>



<p>Her
görüşü okumak zorundasındır, bilmen gerekir.</p>



<p>Hindu,
Müslüman, Ateist, Deist, Budist, Hristiyan, Yahudi…</p>



<p>Herkes
okunmalıydı.</p>



<p>Kayıkta
oltayı geri aldı.</p>



<p>Eline
Sartre’ın kitabını aldı.</p>



<p>Edebiyatı
bilmek zorundaydı.</p>



<p>Okumak,
okumak, okumak…</p>



<p>Okumaktan
kim rezil olur?</p>



<p>Oku,
yaşa…</p>



<p>Yaşantılar
aslında okuduklarımızdır.</p>



<p>Anılar,
biriktirdiğimiz kitaplardır.</p>



<p>Her
kitap beyinde yer eder ve anılar yaşatır.</p>



<p>Aklına
bir şiir geldi:</p>



<p>“İlim
ilim demektir</p>



<p>İlim
kendin bilmektir</p>



<p>Sen
kendini bilmezsen</p>



<p>Ya nice
okumaktır”</p>



<p>Sorgulayan
insan, önce teorik bilgiyi alır, sonra zihninde yorumlar.</p>



<p>Neden
kütüphane yaptırmıyoruz her mahalleye.</p>



<p>Çocuklar
neden kütüphaneye gitmiyor?</p>



<p>Kayığıyla
evinin olduğu yere geldi.</p>



<p>İndi.</p>



<p>Bir çay
koydu.</p>



<p>Duvarda
şöyle bir yazı vardı:</p>



<p>“Baki
kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.”</p>



<p>Altında
da:</p>



<p>“Yeniden
başlıyoruz.”</p>



<p>Hayat
devam ediyorsa umut var demektir.</p>



<p>Ay doğuyorsa
güneş var demektir.</p>



<p>Sakın
susma çünkü hayat sen bırakmadan ellerinden kayıp gitmez.</p>



<p>Hiçbir
kaybın yok.</p>



<p>Hayattaysan
ahiret var demektir.</p>



<p>İnancın
varsa, ibadetin varsa kaybın yok demektir.</p>



<p>Onu
kazanan neyi kaybeder, onu kaybeden neyi kazanır?</p>



<p>Hayat böyledir.</p>



<p>Her şeye
rağmen inancını kaybetme.</p>



<p>Sen değerlisin.</p>



<p>Karısının yanağından öptü.</p>



<p>Çayından bir yudum aldı.</p>



<p>Ennio Morricone albümünü açtı.</p>



<p>Albüm eşliğinde Sartre’ı okumaya başladı.</p>



<p>Şezlonga uzandı.</p>



<p>Güneş başına vurdu.</p>



<p>Bir gün daha bitti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurek/">Kürek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18440</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Behçet Necatigil’in 1935-1958 Yıllarında Yayımlanan Şiirlerinde Dört Unsur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18423</guid>
				<description><![CDATA[<p>Behçet Necatigil, Türk edebiyatının en önemli şairlerindendir. Sevgilerde kitabında tüm şiirleri yer almakta, Türk dilinin zevkini tattırmaktadır. Behçet Necatigil’de , her şairde olduğu gibi, dört unsuru yoğun olarak imge olarak kullanmaktadır. Dört unsur doğal kaynaklarımız olduğundan yaşamın vazgeçilmezidir. Dört unsur olduğu sürece yaşam var olmaktadır. Behçet Necatigil’de dört unsur yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmamızda, Behçet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur-2/">Behçet Necatigil’in 1935-1958 Yıllarında Yayımlanan Şiirlerinde Dört Unsur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Behçet Necatigil, Türk edebiyatının en önemli
şairlerindendir. Sevgilerde kitabında tüm şiirleri yer almakta, Türk dilinin
zevkini tattırmaktadır. Behçet Necatigil’de , her şairde olduğu gibi, dört
unsuru yoğun olarak imge olarak kullanmaktadır. Dört unsur doğal kaynaklarımız
olduğundan yaşamın vazgeçilmezidir. Dört unsur olduğu sürece yaşam var
olmaktadır. Behçet Necatigil’de dört unsur yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu
çalışmamızda, Behçet Necatigil’in dört unsuru kullanım şekli &nbsp;ve bunların tasnif halinde değerlendirilmesi
sunulacaktır. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/images.jpg?resize=191%2C268&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18425" width="191" height="268" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/images.jpg?w=357&amp;ssl=1 357w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/images.jpg?resize=214%2C300&amp;ssl=1 214w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/images.jpg?resize=300%2C420&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 191px) 100vw, 191px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Behçet Necatigil Toplu Eserleri</figcaption></figure></div>



<p>Dört unsurun kullanıldığı şiirler incelendiğinde hava unsur
9, su 19, ateş 3, toprak ise 1 şiirde geçmektedir. Bunların kullanımı şu
şekildedir:</p>



<p>1.Hava</p>



<p>Bir şiirinde sevda rüzgar metaforuyla kullanılmıştır.</p>



<p>Niçin ölümden bahsediyorsun</p>



<p>Bu sevda nerden esti (Gençken)</p>



<p>Fırtına benzetme sanatıyla kullanılmıştır.</p>



<p>Kaderden esti fırtınalar gibi,</p>



<p>Ardı kesilmedi. (Evler)</p>



<p>Rüzgar, hava unsurunun dokunsal duyularla hissedilen
türevidir. Güç kavramı rüzgar ve fırtına ile özdeşleştirilmektedir.</p>



<p>Sert rüzgarlar önünde</p>



<p>Güz yaprakları gibi</p>



<p>Boşluklara savrulur. ( Evcik)</p>



<p>Rüzgar mumu söndüren bir güce sahiptir. İstifham sanatıyla
rüzgar imgesi kullanılmıştır. </p>



<p>Kalkıp yaktığım gibi</p>



<p>Rüzgar mı esiyor ne</p>



<p>Sönüyor. (Lamba)</p>



<p>Korku nerdeyse bir şey sorulacaktır. Korku yarayı acıtır.
Hava metafor olarak kullanılmaktadır.</p>



<p>Ürperen yaralara çıplak</p>



<p>Havaların değmesi</p>



<p>Esen geniş odalar,</p>



<p>Acır.(Saklı Su)</p>



<p>Havasız Soluklar şiirinde hava rüzgar olarak karşımıza
çıkmaktadır. </p>



<p>Esen geniş odalar,</p>



<p>Rüzgarlı dağ başları eşyasız. (Havasız Soluklar)</p>



<p>Aynı şiirde oda havasız kalmış, nefesi tüketmiştir.</p>



<p>Karanlığın içinde kıpırdıyordu açık.</p>



<p>Havasını tüketmiş, boğuluyordu oda.(Havasız Soluklar)</p>



<p>Astar şiirinde suyun üzerinde hava kabarcıkları oluşmuştur.</p>



<p>Bir hava kabarcığı alttan doğru yavaş</p>



<p>Taşır bazı şeyleri dipten yüze. (Astar)</p>



<p>Donmuş Dallarda Çiçek şiirinde hava yine rüzgar şeklinde
karşımıza çıkmaktadır. </p>



<p>Donmuş dallar esen ılık rüzgara</p>



<p>Çiçek açar çekingen. (Donmuş Dallarda Çiçek)</p>



<p>2. Su</p>



<p>Gece ve Yas şiirinde su, gözyaşı olarak geçmektedir.</p>



<p>Dalarken gözümde yaş</p>



<p>Ben böyle sonsuz gama</p>



<p>Artıyor yavaş yavaş</p>



<p>Damlardaki ağlama (Gece ve Yas)</p>



<p>Gemiler şiirinde su, deniz olarak tezahür etmektedir.</p>



<p>Kayıp denizde olsa</p>



<p>Kıyıya atar dalga</p>



<p>Hangi kervan acaba</p>



<p>Onu sürükler nerde? (Gemiler)</p>



<p>İntihar şiirinde sel bir metafor olarak kullanılmaktadır. </p>



<p>Aylardır hırçınlaşan</p>



<p>Sel yataktan ayrıldı</p>



<p>Sızınca bir parça kan</p>



<p>El şakaktan ayrıldı. (İntihar)</p>



<p>Gözyaşları şiirinde su, yağmur olarak gökyüzünden rahmet
olarak yağmaktadır. </p>



<p>Eli omzumda kaldı,</p>



<p>Nedir zoru akşamın?</p>



<p>Sebepsiz bir sıkıntı</p>



<p>Ya yağmuru akşamın! (Gözyaşları)</p>



<p>Hal Tercümesi şiirinde de yağmur olarak geçmektedir.</p>



<p>Yılların çarmıhında vücudumu günler</p>



<p>Taşa tuttu.</p>



<p>Çivilenip kaldı ufkumda</p>



<p>Mevsimler var, yağmur bulutu. (Hal Tercümesi)</p>



<p>Gözyaşları Ayrılıklar II şiirinde üzüntünün yoğun
ifadesidir. </p>



<p>Hasret ne vakte kadar?</p>



<p>Oğlan otel odasında</p>



<p>Oturur kalkar ağlar,</p>



<p>Kız anası yanında</p>



<p>Aynaya bakar ağlar,</p>



<p>Hasret ne vakte kadar? (Ayrılıklar II)</p>



<p>Deniz ve yağmur İlk Teşrin şiirinde büyük yer edinmektedir.</p>



<p>Şu beyaz köpüklü deniz </p>



<p>Hayra alamet değil</p>



<p>İskele gazinosu erkenden</p>



<p>Işıklarını söndürdü</p>



<p>İnsansız caddelerde</p>



<p>Yağmurlarda dolaşmak</p>



<p>Yorar bu zayıf vücudu</p>



<p>Allah yardımcın olsun!(İlk Teşrin)</p>



<p>Evler şiirinde de gözyaşları olarak su kullanılmaktadır. </p>



<p>Bunca çocuk, bunca erkek, bunca kadın</p>



<p>Gözyaşlarıyla beslendi. ( Evler)</p>



<p>Şayet Aşk şiirinde aşkın tohumunu besleyen bir can suyu
olarak kullanılmaktadır. </p>



<p>Şayet aşkın tohumu </p>



<p>Düşmüşse gönlüne</p>



<p>Suyunu esirgeme</p>



<p>Aşkın hakkını yeme</p>



<p>Pişman olursun ömrünce. ( Şayet Aşk)</p>



<p>Su ırmaklar halinde çağlamaktadır. </p>



<p>Derken kalkar perde;</p>



<p>Bu ırmaklar benimçin bir daha akar mı?</p>



<p>Özledim hani nerde</p>



<p>Yaşamak gibi var mı? ( Ölü Çizgi)</p>



<p>Su ve deniz, Engeller şiirinde estetik bir biçimde yer
edinmektedir. </p>



<p>Saldıran sularda silinen</p>



<p>Kumdan kuleler deniz kıyısında(Engeller)</p>



<p>Su alttaki şiirde su kelimesiyle yer edinmektedir.</p>



<p>Çıkar suya yukarı, döner bir zaman yavaş </p>



<p>Söner suyun üstünde (Astar)</p>



<p>Deniz bu şiirde insan gibi resmedilmiş, teşhis sanatı
kullanıştır. </p>



<p>Kaplar denizin yüzünü</p>



<p>Unutulmuş uykularda(Kaplar Denizin Yüzünü)</p>



<p>Kaplar Denizin Yüzünü şiirinde sonbahar yağmuru
büyüsündedir. </p>



<p>Neden ilk yağmurlarda sonbahar</p>



<p>İlk soğuklara doğru ürperti (Kaplar Denizin Yüzünü)Gür
bitkiler altında akıp durmaktadır. </p>



<p>Saklı bir ırmak gibidir akan su. </p>



<p>Su, gür bitkiler altında bir benim için akar</p>



<p>Alıngan, onurlu</p>



<p>İstemez görsünler saklı su. (Saklı Su)</p>



<p>Irmak ve su kelimeleri Çalar Saat şirini süslemiştir. </p>



<p>Geç kaldım.</p>



<p>Sonbahar yağmurları Sizin Hikayeniz şiirinde suyun en şirin
hali olarak resmedilmiştir. </p>



<p>Yarı karanlık ırmakta sular önce bulanık. (Çalar Saat)</p>



<p>Yaz yine öylesine biter</p>



<p>Daldan dala, sorumsuz.</p>



<p>Sonbahar yağmurları başlayınca</p>



<p>Yine kötümser olursunuz ( Sizin Hikayeniz)</p>



<p>Deniz metaforu bir serinlik getirmektedir inanlara.</p>



<p>Ey kız anası ihtiyarlar,</p>



<p>Ey denizlerden esen serinlik! (Barbaros Meydanı)</p>



<p>Islaklık olarak tezahür eden su emeğin alından akan
yitiğidir. </p>



<p>Sırtınız ıslak terden, gelirse</p>



<p>Zehir eder geceyi sağ kaşın üzerinde:</p>



<p>Ağrıdır. (Çalışmak)</p>



<p>3. Ateş</p>



<p>Ateş yakıcı yönüyle Çevre şiirinde yer almaktadır.</p>



<p>Çevre ateş içinde,</p>



<p>Daralmakta çember.</p>



<p>Biz yanarsak beraber yanarız</p>



<p>Seninle, beraber. (Çevre)</p>



<p>Alev bir yangına dönüşmüş, yangın yeri olmuştur.</p>



<p>Duvar dipleri, yangın yerleri halkı,</p>



<p>Külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar! (Evler)</p>



<p>Sokak lambaları Şem ü Pervane’yi hatırlatır. </p>



<p>Yandı sokak lambaları mum alevi pervane</p>



<p>Şeytanca sırıtır fosforlu camlar (Dışarda)</p>



<p>4. Toprak</p>



<p>Toprak kum olarak deniz kıyısında silinip durmaktadır. </p>



<p>Saldıran sularda silinen</p>



<p>Kumdan kuleler deniz kıyısında(Engeller)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur-2/">Behçet Necatigil’in 1935-1958 Yıllarında Yayımlanan Şiirlerinde Dört Unsur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18423</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aç Gözünü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ac-gozunu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ac-gozunu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Sep 2019 04:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Sevinç Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18396</guid>
				<description><![CDATA[<p>Baş döndürücü dünyada Kol geziyorken ölüm Neyin hesabını yapıyorsun Yıldız tutma peşinde misin hala Eylül gözyaşlarıyla suluyorken her yeri Taştan yapılmış kalbinle insanları eziyorsun Sen ucuz et pesinde koşarken Ekmek peşinde insanlar Yalan talan kol geziyor her yerde Aç gözünü bak Bak şu alemi seyreyle</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ac-gozunu/">Aç Gözünü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Baş döndürücü dünyada</p>



<p>Kol geziyorken ölüm</p>



<p>Neyin hesabını yapıyorsun</p>



<p>Yıldız tutma peşinde misin hala</p>



<p>Eylül gözyaşlarıyla suluyorken her yeri</p>



<p>Taştan yapılmış kalbinle insanları eziyorsun</p>



<p>Sen ucuz et pesinde koşarken</p>



<p>Ekmek peşinde insanlar</p>



<p>Yalan talan kol geziyor her yerde</p>



<p>Aç gözünü bak</p>



<p>Bak şu alemi seyreyle</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ac-gozunu/">Aç Gözünü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ac-gozunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18396</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisinin 119. Sayısı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-119-sayisi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-119-sayisi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 07 Sep 2019 04:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18403</guid>
				<description><![CDATA[<p>119. sayısı okurlarıyla buluşan Mavi Yeşil, yirminci yılını tamamlamak üzere. Sanatın ve edebiyatın konuşulamadığı bir yaz mevsiminin ardından Mavi Yeşil dergisi, Eylül-Ekim 2019 tarihli 119. sayısıyla zengin bir içerikle çıktı okur karşısına. Bu sayının şiirleri, genç bir kadronun elinden çıkmış çoklukla. Hülya Deniz Ünal, Ceren Demirkıran, Örsan Gürkan, Emrehan Parlak, Elif Gümüşler, Yasin Uysal ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-119-sayisi-cikti/">MAVİ YEŞİL Dergisinin 119. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>119.
sayısı okurlarıyla buluşan<strong> Mavi Yeşil</strong>,
yirminci yılını tamamlamak üzere. Sanatın ve edebiyatın konuşulamadığı bir yaz
mevsiminin ardından <strong>Mavi Yeşil</strong>
dergisi, Eylül-Ekim 2019 tarihli 119. sayısıyla zengin bir içerikle çıktı okur
karşısına. Bu sayının şiirleri, genç bir kadronun elinden çıkmış çoklukla.
Hülya Deniz Ünal, Ceren Demirkıran, Örsan Gürkan, Emrehan Parlak, Elif
Gümüşler, Yasin Uysal ve Yasin Osman Kara, bu yeni sayının şairleri. Nisanur
Kahveci, şiir tadındaki kısa bir yazısıyla yer aldı dergide. Salah Birsel
hakkında yazan Eyyup Yıldırmış ile Adalet Ağaoğlu’nun yeni öykü kitabını yazan
Sefa Çelikörs de kısa yazılarıyla dergide. Fahri Kaplan, şiir ilgililerini
mutlu edecek bir yazı yazdı. Hasan Öztürk, bu yıl dünyanın çok okunanları
arasında yer alan şair Orhan Veli’nin farklı yönlerini tanıttı okura. Esra Sağlık
ve İlker Aslan, sıklıkla sözü edilen “yazarlık/yaratıcı yazarlık” konusuyla
ilgilenenlerin işini kolaylaştıracak yazılarıyla katıldılar bu sayımıza. Aylin
Aktaş, Ömer Eski ve Sevgi Bahar, bu sayının üç öykücüsü. Özdemir İnce kaynaklı
“eskimemiş sayfalar”, yine Özkan Satılmış özeniyle hazırlandı. </p>



<p>İyi
okumalar…&nbsp; </p>



<p><strong><em>bilgi@maviyesildergisi.com</em></strong></p>



<p><strong>119.sayının İçindekiler:</strong></p>



<p>Bizans’tan
Smyrna’ya &#8211; Hülya Deniz Ünal &#8211; 3 </p>



<p>Orhan
Veli, 105 Yaşında Dünya İkincisi Oldu &#8211; Hasan Öztürk &#8211; 4 </p>



<p>Hiçbir
Aşk Yalan Olmasın &#8211; Ceren Demirkıran &#8211; 6 </p>



<p>Ayranım Budur Yarısı Sudur: </p>



<p>Modern Çağda Yazarlık Pratikleri &#8211; İlker Aslan &#8211; 7 </p>



<p>Kat
Ettiğin Kördüğümün Pelerin &#8211; Örsan Gürkan &#8211; 12 </p>



<p>Bir
Sözcük de Biz İşleyelim Agnes’in Ceketine &#8211; Esra Sağlık &#8211; 13 </p>



<p>Şiir
Estetiğine Dair &#8211; Fahri Kaplan &#8211; 15 </p>



<p>Uzak
Yürüyüşler &#8211; Emrehan Parlak &#8211; 18 </p>



<p>Salah
Birsel ve Şiir Anlayışı: Şiirin İlkeleri Kitabı Üzerine &#8211; Eyyüp Yıldırmış &#8211; 19 </p>



<p>Matruşka
&#8211; Elif Gümüşler &#8211; 21 </p>



<p>“Düşme”nin
“Korkusu”nda: Adalet Ağaoğlu &#8211; Sefa Çelikörs &#8211; 22 </p>



<p>Sabahın
Erken Saatlerinde Tebessüm &#8211; Nisanur Kahveci &#8211; 24 </p>



<p>Rengini
Değiştirdik Tüm Dünyanın &#8211; Yasin Uysal &#8211; 25 </p>



<p>Hafızamın
Oyunu &#8211; Aylin Aktaş &#8211; 26 </p>



<p>Ayna
Kırıkları &#8211; Ömer Eski &#8211; 28 </p>



<p>Bir
Gezginin Hatıra Defteri &#8211; Yasin Osman Kara &#8211; 29 </p>



<p>Bir
Balon, Atmosferde &#8211; Sevgi Bahar &#8211; 30 </p>



<p>Eskimemiş
Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 31</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-119-sayisi-cikti/">MAVİ YEŞİL Dergisinin 119. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisinin-119-sayisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18403</post-id>	</item>
		<item>
		<title>An Gelir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/an-gelir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/an-gelir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 Sep 2019 04:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Ayman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18358</guid>
				<description><![CDATA[<p>An gelir&#8230; Fark edersin Senin dışındaki her şeyin/ herkesin yalan olduğunu Tek ve mutlak gerçeğin sen olduğunu Bakarsın ve kendini görürsün Sevdiklerinin göz bebeklerinde Kiminde parlayarak Kiminde korkarak kaçırdığını Kiminde acı ve hüznün bileşkesinde Ama hepsinde sen&#8230; Hissedersin bir elin sıcaklığında Yüreğine ulaştığını bazen Şaşarsın umudu gördüğünde Kirpiklerinin arasına saklanmış Tutmak istersin Tutamazsın! Bilirsin zira [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/an-gelir/">An Gelir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>An gelir&#8230;<br /> Fark edersin <br /> Senin dışındaki her şeyin/ herkesin yalan olduğunu<br /> Tek ve mutlak gerçeğin sen olduğunu<br /> <br /> Bakarsın ve kendini görürsün<br /> Sevdiklerinin göz bebeklerinde</p>



<p>Kiminde parlayarak<br /> Kiminde korkarak kaçırdığını<br /> Kiminde acı ve hüznün bileşkesinde<br /> Ama hepsinde sen&#8230;<br /> <br /> Hissedersin bir elin sıcaklığında<br /> Yüreğine ulaştığını bazen <br /> <br /> Şaşarsın umudu gördüğünde<br /> Kirpiklerinin arasına saklanmış <br /> Tutmak istersin<br /> Tutamazsın!<br /> <br /> Bilirsin zira<br /> Sımsıkı sarılacağını<br /> Oyuncağını bırakmayan çocuk misali <br /> Bugünlerine&#8230;<br /> <br /> Seçersin artık <br /> Etkilenen değil , etkileyen olmayı <br /> Oyunun geri kalanında<br /> <br /> Bir selam gönderirsin yürek labirentlerine<br /> ‘&#8217;buraya kadarmış misafirliğiniz&#8221; diyerek <br /> Süpürürsün tozları / açarsın camları <br /> <br /> Dikersin gözlerini <br /> Elindeki tek gerçeğe<br /> Bugünlerine&#8230;<br /> <br /> <br /> <br /> <br /> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/an-gelir/">An Gelir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/an-gelir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18358</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yokuş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yokus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yokus/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 04:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18340</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zordur yokuşta dik yürümek Ayaklarındaki dikenle gülümsemek Adımlarsın engelleri tek tek Derler yetmez biraz daha sek Mücrim gibi yaşarsın kendi mahzeninde yek Miskin yalnızlığının uykusunu çek Hayata erek gerek Vazgeçmek ne demek Kolay değil hayat ringinde dövüşmek Yenilmek ve yenilenmek Yere serilmek ve silkelenmek Her darbede güçlenmek Yara bere içinde ümitli şarkılar söylemek Her nağmede [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yokus/">Yokuş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Zordur yokuşta dik yürümek</p>



<p>Ayaklarındaki dikenle gülümsemek</p>



<p>Adımlarsın engelleri tek tek</p>



<p>Derler yetmez biraz daha sek </p>



<p>Mücrim gibi yaşarsın kendi mahzeninde yek </p>



<p>Miskin yalnızlığının uykusunu çek </p>



<p>Hayata erek gerek</p>



<p>Vazgeçmek ne demek</p>



<p>Kolay değil hayat ringinde dövüşmek </p>



<p>Yenilmek ve yenilenmek</p>



<p>Yere serilmek ve silkelenmek</p>



<p>Her darbede güçlenmek </p>



<p>Yara bere içinde ümitli şarkılar söylemek</p>



<p>Her nağmede hayal bestelemek</p>



<p>Masumdur her yeni doğan bebek</p>



<p>Kozasında kelebek, tomurcuğunda çiçek</p>



<p>Her şeyi sevmek gerek </p>



<p>Gözlerinin ışığı yıldızları solduruncaya dek </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yokus/">Yokuş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yokus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18340</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Aug 2019 04:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18337</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanların insanlıktan uzaklaştığı bir çağın izini sürüyoruz. Genetik olarak evrimleşme sürecimiz devam ederken, ruhsal olarak insan olmaktan da bir o kadar uzaklaşıyoruz. Kimse bana şunu demesin lütfen, “insan her çağda canavardı, vahşet hep vardı, öldürmek içgüdüseldir falan”. Bunları duymak istemiyorum çünkü biz cahiliye döneminde değil 21. Yüzyılın bilim çağında yaşıyoruz. Yani artık biraz insani davranışları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/">Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanların insanlıktan uzaklaştığı bir çağın izini
sürüyoruz. Genetik olarak evrimleşme sürecimiz devam ederken, ruhsal olarak
insan olmaktan da bir o kadar uzaklaşıyoruz. Kimse bana şunu demesin lütfen,
“insan her çağda canavardı, vahşet hep vardı, öldürmek içgüdüseldir falan”.
Bunları duymak istemiyorum çünkü biz cahiliye döneminde değil 21. Yüzyılın
bilim çağında yaşıyoruz. Yani artık biraz insani davranışları görmek ve
beklemek hakkına sahibiz. İnsanlık ilkel köleci toplumdan çok uzakta, artık duygularını,
şehvetini, egosunu dolayısıyla buna bağlı her türlü şiddet ve öfke duygusunu
kontrol altında tutabilme becerisine sahip… Yani olmalı, olabilmeli, toplum
olarak bunu beklemeliyiz. </p>



<p>Eğitim şart, eğitim ailede başlar falan gibi laflar da çok
boş ve gereksiz. İnsan kendi kemalatını tamamlamak için geldi bu dünyaya… İnsan
olmak için geldi, ihtiyacı olan ne varsa kendinde var onu bulmaya, devranını
tamamlamaya geldi. Akıl ve vicdan haznesinden geçirdiği her duygu ve düşünce
onu saf bilince götürecektir. İnsan bu bilince ulaşmamak için direnç gösterdiği
sürece insan olmaktan uzakta kalmakta, nâdan olmaktadır. Kendi özünden çıkan
ilim ve irfanı okul sıralarında öğrenme şansı zaten yoktur. </p>



<p>Yeni Zelanda yerlileri, Aborjinler bilgeliği ders
kitaplarından mı öğrendiler? Kızılderililer, Mayalar, İnkalar, kutuplarda
yaşayan Eskimolar?</p>



<p>Doğal olandan, doğadan, seni sen yapan değerlerden,
topraktan, taştan, kayadan, sudan, ağaçtan, börtü böcekten ne kadar koparsan o
kadar hayvanlaştığının farkına varmalı insan oğlu çok geç olmadan…</p>



<p>&nbsp;Umut kesmek insan
olana yakışmaz bilirim, ama belki de bir katkısı olur diye insan kalmamıza, bu
ay ki yazımda aragonitten bahsetmek istedim…</p>



<p>“Aragonit güvenilir bir toprak şifacısı ve topraklama
taşıdır. Bu taş jeopatik stresi dönüştürür ve engellenmiş ley hatlarını uzaktan
bile temizleyebilir. Odaklama ve fiziksel enerjileri topraklama yeteneğiyle
stresli zamanlarda yararlıdır.” (1) </p>



<p>Hani olur ya bir gün trafikte araba kullanırken size yol vermeyen birinin arabasının üstüne çıkıp, hamile eşinin yanında hayvani bir şiddet göstermek isterseniz yanınızda bu taşı taşıyarak kurtulabilesiniz diye… Dikkat, sol elinize taşı alıp, gözlerinizi kapatıp, derin derin nefes alacaksınız… Hiçbir şeyciğiniz kalmayacak&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/images.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18377" data-recalc-dims="1"/><figcaption>Aragonit</figcaption></figure></div>



<p>“Psikolojik olarak Aragonit sabrı ve kabullenmeyi öğretir.
Aşırı duyarlılıkla mücadele eder. Kendilerini çok yıpratan insanlar için boş
vermeyi kolaylaştırır.” (2)</p>



<p>Sizi terk eden sevgilinizin suratına bir tokat patlatmadan
önce hemen elinize alacaksınız aragoniti, ya da çok çabuk sinirlenen biri
iseniz boynunuzda kolye olarak da taşıyabilirsiniz.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18378" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>kolye şeklinde Aragonit</figcaption></figure></div>



<p>“Zihinsel olarak meselelere bir an önce konsantre olmaya,
zihne esneklik ve hoşgörü getirmeye yardımcıdır. Sorunların ve durumların
nedenlerine inmeyi sağlar. Duygusal olarak öfke ve duygusal stresle mücadele
eder. Kuvvet ve destek sağlar.” (3) </p>



<p>Çevrenizde
gördüğünüz ya da bizzat kendi hayatınızda tanık olduğunuz haksızlıklar
karşısında, boynunuzda taktığınız aragonit kolyenizi sol elinizle sıvazlamanız,
duyduğunuz öfke ile başa çıkmanıza yardımcı olacaktır. </p>



<p>“Fiziksel olarak sizi rahatlatan ve kendi bedeniniz içinde
iyi hissettiren bir taştır. Rahatsızlıklarla özellikle de iç
huzursuzluklarından kaynaklanan sinirsel tikler ve spazmlarla mücadele eder.
Bedenin içinde odaklanan topraklama yapan dengeleyici bir taştır.” (4)</p>



<p>Görüyorsunuz ya, bir insanın boğazına yapışmadan önce
yapılması gereken başka şeyler de varmış. Bir insanın diğer bir insanın yaşama
hakkını elinden almadan önce, içinde uyanan o hayvani öfke duygusunu bastırmak
için küçük bir aragonit taş bile işe yarıyormuş. </p>



<p>Elbette yarayan başka şeyler de var. Düşünmek bunlardan biri
mesela, vicdan sahibi olmak, merhamet beslemek, nefsin şeytani boyutuyla başa
çıkmanın ilk ön şartları… Hani o dinden imandan bolca bahseden ama yanından
bile geçmeyen insanımsılar var ya, insanları birbirine düşman eden dilleri
yüzünden onların ölmesine bile gerek yok, cehennem onların içinde, ha bire
yanıp dururlar farkında olmasalar da…</p>



<p>Aragonit taşı onlara şifa olur mu bilmem ama, bu yazıyı
okuyanlara belki bir faydası olur…</p>



<p>Not: 1,2,3,4 alıntılar Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/">Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18337</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ateş Böceği Romanları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ates-bocegi-romanlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ates-bocegi-romanlari/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Aug 2019 04:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18329</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ağızdan çıkan, yüreğe saplanır. “Dudaktan Kalbe” giden bir yol vardır. “Acımak” denmez içteki sızıya “Gizli El”i güden “Kan Dâvâsı”dır. Ben ne “Çalıkuşu” ne Feride’yim. Başımı alıp da nasıl gideyim? “Gökyüzü” zifîrî karanlıktayken Işığa hasret “Yeşil Gece”deyim. Kızıl gül açar “Akşam Güneşi”nden, “Eski Hastalık” nükseder derinden, “Harâbelerin Çiçeği”dir, ürkek. Başında “Kavak Yelleri” eserken… O meş’um hâdise [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ates-bocegi-romanlari/">Ateş Böceği Romanları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ağızdan çıkan, yüreğe saplanır.</p>



<p>“<strong>Dudaktan Kalbe</strong>” giden bir yol vardır.</p>



<p>“<strong>Acımak</strong>” denmez içteki sızıya</p>



<p>“<strong>Gizli El</strong>”i güden “<strong>Kan Dâvâsı</strong>”dır.</p>



<p></p>



<p>Ben ne “<strong>Çalıkuşu</strong>” ne Feride’yim.</p>



<p>Başımı alıp da nasıl gideyim?</p>



<p>“<strong>Gökyüzü</strong>” zifîrî karanlıktayken</p>



<p>Işığa hasret “<strong>Yeşil Gece</strong>”deyim.</p>



<p></p>



<p>Kızıl gül açar “<strong>Akşam Güneşi</strong>”nden,</p>



<p>“<strong>Eski Hastalık</strong>” nükseder derinden,</p>



<p>“<strong>Harâbelerin Çiçeği</strong>”dir, ürkek.</p>



<p>Başında “<strong>Kavak Yelleri</strong>” eserken…</p>



<p></p>



<p>O meş’um hâdise hâlâ zihnimde,</p>



<p>O “<strong>Ateş Gecesi</strong>” hâlâ gözümde,</p>



<p>“<strong>Kızılcık Dalları</strong>” kor kor yanarken</p>



<p>Kalemleri kıran “<strong>Damga</strong>” elimde!</p>



<p></p>



<p>Her gün sonbahar, hep “<strong>Yaprak Dökümü</strong>”,</p>



<p>Yaralı bir kuşun son gündönümü,</p>



<p>Son feryat, son dua, en “<strong>Son Sığınak</strong>”,</p>



<p>Yazarsam roman mı olur öykü mü?</p>



<p></p>



<p>Gözlerde ya kin ya gaflet uykusu,</p>



<p>Her tarafta nefret, öfke kokusu,</p>



<p>“<strong>Bir Kadın Düşmanı</strong>”, çevre düşmanı,</p>



<p>Hayvanlarda bile insan korkusu.</p>



<p></p>



<p>Ey Ateş Böceği, derinlerdeyim.</p>



<p>Saçımı öğüten “<strong>Değirmen</strong>”deyim.</p>



<p>Sahtekâr, riyâkârlar dünyasında</p>



<p>“<strong>Miskinler Tekkesi</strong>” ötesindeyim.</p>



<p></p>



<p>Ah Reşat Nuri, hangi mevsimdesin?</p>



<p>Benim hislerimi dillendirensin.</p>



<p>Zamanımız ayrı, çevremiz ayrı,</p>



<p>Sen Nevşehrî’yi nereden bilirsin?  </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ates-bocegi-romanlari/">Ateş Böceği Romanları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ates-bocegi-romanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18329</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Hecede Selam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Aug 2019 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18318</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çocukluğumuzun dün’lü anılarına baktım. Büyüdüğümüzün farkına vardım.Geç kalmıştım.Kararsızdım,umutsuzdum ve dirençsizdim. Senden kalan sesli harfleri biriktirdim.Her güne bir harf yerleştirdim.Kaç ayrı sesli harfi tanıyordum? İsminin sesli harflerini ve ismimin sessiz harfleriyle yan yana dizdim. Anlamsız kelimeler çoğaldı. Sustum. *** Gözlerini anımsadım.Güneş ışığındaki kumrallığını, kumrallığındaki kumruları&#8230; Yazmak nasıl anlamsızlaşıyor şimdi.Çünkü herkes yazıyor ama sen okumuyorsun.Çünkü herkes söylüyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/">Bir Hecede Selam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocukluğumuzun dün’lü anılarına baktım. Büyüdüğümüzün farkına vardım.Geç kalmıştım.Kararsızdım,umutsuzdum ve dirençsizdim. Senden kalan sesli harfleri biriktirdim.Her güne bir harf yerleştirdim.Kaç ayrı sesli harfi tanıyordum?</p>



<p>İsminin sesli harflerini ve ismimin sessiz harfleriyle yan yana dizdim. Anlamsız kelimeler çoğaldı. Sustum.</p>



<p>***</p>



<p>Gözlerini anımsadım.Güneş ışığındaki kumrallığını, kumrallığındaki kumruları&#8230; Yazmak nasıl anlamsızlaşıyor şimdi.Çünkü herkes yazıyor ama sen okumuyorsun.Çünkü herkes söylüyor ama sen dinlemiyorsun. Kendi kapkaç dünyanda bana kabuslar gördürüyorsun. Uyanıyorum. Unutuyorum,unutamıyorum..</p>



<p>Çocukların
bakır göklerini düşündüm.Barışlarındaki kırgınlığı, sevgilerindeki yalnızlığı
ama bir o kadar mahur bakışlarını..</p>



<p>Çocuğum gibi sevsem seni,gökyüzüm kadar özgür olsan.Ne fayda hangi lehçeyle anlatsam. Bir nehir akışı başlıyor. Aydınlığın içinde yeni bir mum yanıyor, beliriyor. Kayboluyor. Ama yanıyor.</p>



<p>Ben kaç kez yandım, bilir misin? Toprağımda, denizimde, göğümde.</p>



<p>Kaç ayrı dille ıssızlaştırıldım, bilir misin?</p>



<p>Kaç kez haykırdım, böyle gitmez! Bu gök, bu deniz ve bu sevda. Kaç kez memleketime ağladım bir gurbet ocağında&#8230;</p>



<p>Sen bilmezsin,çünkü hiç tanımadın beni. Hiç bilmedin ismimi. Ben bir suret nice suretlerden beri. Belki bir ortaçağ belki ilkçağ esiri&#8230;</p>



<p>***</p>



<p>Anlamayanlara, dinlemeyenlere hiç bilmeyenlere sitemimdir. Bu son düşümdür. Düşümden başka kelime, hece kalmamıştır. Düşüm bir bulut gibi beyazdır. Beyaz, köpükten.. </p>



<p>Ve siz!
Siz istemeyenler! Siz vicdanınızı yitirenler! Bu son sesimdir.Sessizlikten
muktedir..</p>



<p>Bakır
göğe,güleç yüze ve bin çiçek gibi büyüyen güneşe selam olsun!</p>



<p>Kendi gök
yalnızlığımdan..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/">Bir Hecede Selam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18318</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kader</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kader-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kader-2/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Aug 2019 04:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18327</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nasıl tasarlanmış hayat ! Ve şu dünya treni Körlemeye iter değişik yollara bizi ! Biri, dünyanın her yanında lanetli Yahudi misali, Dinlenmeden dolaşır durur bir öte bir beri; Öteki, gerçek doktor Faust, derin gölgede, Yeşil camları olan dar penceresinde, Koltuğundan, birkaç acı hayali izlemekte, Ve araştırmasını ilerletir, dipsiz ruhun derinlerinde. Eh ! Koşan şu beriki, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kader-2/">Kader</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Nasıl tasarlanmış hayat ! Ve şu dünya treni</p>



<p>Körlemeye iter değişik yollara bizi !</p>



<p>Biri, dünyanın her yanında lanetli Yahudi misali,</p>



<p>Dinlenmeden dolaşır durur bir öte bir beri;</p>



<p></p>



<p>Öteki, gerçek doktor Faust, derin gölgede,</p>



<p>Yeşil camları olan dar penceresinde,</p>



<p>Koltuğundan, birkaç acı hayali izlemekte,</p>



<p>Ve araştırmasını ilerletir, dipsiz ruhun derinlerinde.</p>



<p></p>



<p>Eh ! Koşan şu beriki, yaşamak için doğmuştu</p>



<p>Dileği, ateşin köşesinde bir ocak, bir aileydi;</p>



<p>Ama Tanrı taçlandırmadı onu.</p>



<p></p>



<p>Ve öteki, deliğinden panjurun</p>



<p>Göğün ancak parladığını gören, yolcuydu.</p>



<p>Her ikisi de yakınından geçtiler mutluluğun.</p>



<p></p>



<p></p>



<p>Théophile Gautier (1811-1872)</p>



<p>Çev. Sunar Yazıcıoğlu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kader-2/">Kader</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kader-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18327</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gecelerden Sor Beni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Aug 2019 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18332</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hey Barmen, tekilaya  limon tıraş olsun bu gece Belgin ablayı dinleyeceğiz. Okey?  Fıstıklar hazır mı dedi. Ne fıstığı der demez, Denyo atıldı. Bizden bahsediyor, bizden başka mastika olur mu demek istiyor.  Mastika mı, sakız likörüne mi benzettin kendini? diye kahkaha attı, Pansuman Leyla. Denyo Mehtap,  barda arkadaşları   Dertli Belgin’i dinlemeye gelmişlerdi. Adı gibi dertliydi. Kocasının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/">Gecelerden Sor Beni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Hey Barmen, tekilaya  limon tıraş olsun bu gece Belgin ablayı dinleyeceğiz. Okey?  Fıstıklar hazır mı dedi. Ne fıstığı der demez, Denyo atıldı. Bizden bahsediyor, bizden başka mastika olur mu demek istiyor.  Mastika mı, sakız likörüne mi benzettin kendini? diye kahkaha attı, Pansuman Leyla.</p>



<p>Denyo Mehtap,  barda arkadaşları   Dertli Belgin’i dinlemeye gelmişlerdi. Adı gibi dertliydi. Kocasının ölümünden sonra şarkı söyleyerek ekmeğini kazanıyordu.  Millet tatlı uykudayken o sahne alıyordu.  En son yaşadığı deyus, kızıyla kendisini grup sekse zorladığı gün kararını verdi.  O…çocuğu vücudunda ne sigaralar söndürmüştü.  Kendisi için değil evladı için nelere katlanmıştı, yine katlanırdı; ama aynı anda birden fazla erkekle birliktelik  canına yetmişti.  En azından namusu ile şarkıcılık yapar kimseye muhtaç olmazdı.  O günden itibaren gazinolarda,  barlarda okuyordu. Kirli Sakal Bar’ ında olacağını duyurunca en yakın arkadaşı   Denyo desteğini her zamanki gibi esirgemedi. </p>



<p> Sahnede ilk okuduğu parça ,  &#8220;Gecelerden Sor Beni&#8221; idi. Bir zamanlar acıların kadını olarak isim yapan Bergen ile  özdeşleşen  muhteşem eseri seçmişti. Aslında adaşıydı. Çünkü Bergen’in de gerçek adı Belgin idi. O da  yalan dünyaya konup göçen gariplerden bir garip değil miydi?</p>



<p>Bu garip,  öyle bir okuyordu ki, dinleyenler çoktan çakır keyif olmuştu. </p>



<p>… Dertli miyim dertsiz miyim;  Garip miyim Öksüz müyüm; Bir Ölüden Farksız mıyım Gecelerden Sor Beni…Senin için içtiğimi kadehlerden sor beni… diye okuduğunda içten içe de sızlanıyordu.</p>



<p>Ahhh, &nbsp;kocası ölmeseydi,&nbsp; bu hallerde mi olurdu ? &nbsp;&nbsp;Şarkıyı okurken ağlamamak için zor tutuyordu,
kendini. </p>



<p>Ön masalardan bir adam yavruma bak be okumuyor  da şarkının içinde geziyor diye of çekti.   Hissedilmeden söylenilmez,  dalgalanmadan da durulmaz diye boşuna denmemiş. Yanındaki de musikişinas  bir beyefendiymiş. Bu kadın nerede okursa ben oradayım.  Sesi yıllanmış şaraba benziyor.  Hatunun  sıkı takipçisiyim; ama yüz vermiyor. Kendisine açık  mektup bile yazdım.  Çıt yok.  Görmezliğe,  duymazlığa geliyor. Lakin bir ara, bizim sıkıntımız bize yeter diye belirtti. İçime dert oldu, benim derdimle hemdert mi  yoksa ortaya söylenilmiş ifade mi anlayamadım. İçim içimi yiyor;  ama soramıyorum uleeenn…</p>



<p>Hızlı
Coşkun, bazıları aşka düşünce lal olur sessizleşirmiş, bilmiyor muydun diyerek
söz topunu koşturttu. Daha doğru dürüst tanışamadık ki ?</p>



<p>Canım
sen de aşık olmak için illa ki tanışmak mı gerekiyor. Kalpleriniz tanışsın,
önemli olan bu üstadım.&nbsp; Her musikişinas
az çok tasavvuftaki&nbsp; seyr-ü süluk denilen
manevi terakki yolculuğuna aşinadır. Bu yolun belki de en zor olanı sessiz
kalıp, dinlemek!</p>



<p>Celaleddin-i Rumi , Mesnevi eserine başlarken Bişnev ! kelimesini seçer. Bugünün modernleri olarak bu kelimeyi pek kullanmıyoruz. Oysa öyle tatlı bir sözcük ki, anlamı dinle demek. Sufi öğretilerde makam sahibi olmuş bir derya deniz şahsiyet Mevlana sohbeti cananı  ziyadesiyle sevse bile neden bişnev dinle diyerek başlar eserine diye epey düşünmüştüm.  Onca şey söylemek istese de susmayı tercih etmesi neden ki?</p>



<p>Vallahi hiç düşünmedim. Konuşacağına düşün o halde?</p>



<p> Bilirsin  kendisi aşıkların piridir.  Bazı ehl-i cahil,  aşık olunca hep konuşmak ister; fakat  gönül insanları  susmayı tercih ediyor.  Şemsi Tebrizi ile yaşadığı gönül sevgisi hangi boyutta olursa olsun benim için kıymetli …  Aşk duygusu inanç kadar kutsal , bu kutsallığı onların sevdalarında görüyoruz. Susarak da bir şeyler anlatılır.  Sen yeter ki dinlemesini bileceksin.</p>



<p>   Her insan bir keşif; hepsinin  hikayesi  kendince  değerli ve biricik.  Bu masal aleminde öykülerimiz farklı…   Bir kitabı okumak gibi  bir kişiyi okumak onun yüz hatlarındaki tüm hayatının ıstırabını görebilmek önemli, kimbilir bu mekandaki  kadıncağız ne haleti ruhiyede? </p>



<p>Öyle, haklısın. Hiçbir şey tesadüf değildir.  Kalbime onun sevgisi verildiyse mutlaka bir anlamı olacak. Bu kadında Bergen’i görüyorum. </p>



<p>Bergen,
yaa&nbsp; evet. Bu kadar olur. </p>



<p>Evlendiği adam  kendisine önce kezzap   döktürdü. Bu elim olayda bir gözünü kaybetti. Vücudunun bir bölümü yandı. Yetmedi, bıçaklandı. Nihayetinde de silahlı saldırıda yine kocası tarafından 15 Ağustos 1989 tarihinde öldürüldü.  Her özür dileyişinde eşini affeden,  sevgi dolu    sıcacık bir kadındı Bergen. Ne yazık ki kimilerine bu sıcaklık yetmiyor.  Asıl adı Belgin Sarılmışer idi.  Yaşamında denge olmadığı için müziğe sığınmıştı.  Gündüz Belgin idi, gece Bergen. Kim bilir  Gecelerden sor beni şarkısı  bestekârından fazla belki o yüzden kendisi ile hit oldu. Rahmetler olsun. </p>



<p>Yaşamadan
yazılmıyor. Hissetmeden söylenmiyor çoğu şey. &nbsp;Dert söyletir aşk ağlatırmış. &nbsp;Bergen hem söyledi hem ağladı. </p>



<p>&nbsp;Kalpten kalbe yollar inşa etti. &nbsp;Bir sufi gibi.. &nbsp;Ruhi planda &nbsp;terakki ilerleme kazandırdı, nice ruhlara! </p>



<p>Gönüller
fethetti, hep de sevgiyle ebedi kalacak. </p>



<p>Bu kadın
ile Bergen arasında bir bağ kurduğun için mi bağlandın diye sorsam kızar mısın?</p>



<p>Etkisi
olabilir elbet…&nbsp; Oysa ki her birey bir
alem… Bu kadında hüzün var. Sesinde&nbsp;
şefkat ; belki onu çekici kılan da bunlar …</p>



<p>&nbsp;Seher vakitlerine kadar ,&nbsp; kirli sakal barda &nbsp;çok şey dinlenildi.&nbsp; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/">Gecelerden Sor Beni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18332</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahte</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahte/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahte/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Aug 2019 04:17:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18324</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sahte ürünler pazarına dönmüş dünya Bakışlar, duruşlar, sevgiler sahte Samimiyet, dostluklar, selamlar sahte Herkes ötekinden şikayetçi Hakim savcıdan Savcı avukattan Avukat herkesten… Elin tuttuğu kalem sahte Yüzün baktığı ayna sahte Boğaza giren sebze, meyve İyilik eden gönül ‘’Sizin için’’ diyen siyaset sahte… Her şeyi geçtim be abi Sevgiye dokunmasaydı şu sahtelik Kurtarabilirdik dünyayı Ama gel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahte/">Sahte</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sahte
ürünler pazarına dönmüş dünya</p>



<p>Bakışlar,
duruşlar, sevgiler sahte</p>



<p>Samimiyet,
dostluklar, selamlar sahte</p>



<p>Herkes
ötekinden şikayetçi</p>



<p>Hakim
savcıdan</p>



<p>Savcı
avukattan</p>



<p>Avukat
herkesten…</p>



<p>Elin tuttuğu
kalem sahte</p>



<p>Yüzün
baktığı ayna sahte</p>



<p>Boğaza giren
sebze, meyve</p>



<p>İyilik eden
gönül</p>



<p>‘’Sizin
için’’ diyen siyaset sahte…</p>



<p>Her şeyi
geçtim be abi</p>



<p>Sevgiye
dokunmasaydı şu sahtelik</p>



<p>Kurtarabilirdik
dünyayı</p>



<p>Ama gel gör
ki;</p>



<p>Doğa
sevgimiz</p>



<p>İnsan
sevgimiz</p>



<p>Adalet
sevgimiz</p>



<p>Ana, baba
sevgimiz</p>



<p>Dost, yar,
yaren sevgimiz</p>



<p>Çocuk
sevgimiz</p>



<p>Kadın
sevgimiz</p>



<p>Aşk sevgimiz
sahte!</p>



<p>Bunca
sahteliğin içinden </p>



<p>Çıkar mı,
saf, kirsiz, gerçek bir mutluluk?</p>



<p>Çıkar mı,
herkes için adalet?</p>



<p>Çıkar mı,
savaşsız bir dünya?</p>



<p>Kan kokusu
geliyor doğudan, daha doğudan, daha da doğulardan</p>



<p>Koku almıyor
mu burnunuz?</p>



<p>Yüzü
parçalanmış, yüreğini hiç sormayın</p>



<p>Ana
çığlıkları geliyor dört bir yandan</p>



<p>Hiç mi
duymuyorsunuz?</p>



<p>Dizilerden,
yarışmalardan sıra geliyor mu trajediye?</p>



<p>‘’Vah vah’’
demekten başka bir şey yaptınız mı hiç?</p>



<p>Ulan
gözünüzün önünde ölüyor çocuklar, kuşlar, kediler, köpekler ve ağaçlar</p>



<p>Kör mü
oldunuz?</p>



<p>Tuttuğun
rengi tek renk sanıyor, </p>



<p>Diğer bütün
renklere saldırıyorsun</p>



<p>Ulan o zaman
ne diye </p>



<p>Herkes için
mutluluktan, umuttan bahsediyorsun?</p>



<p>İyi şarkı
söylemek</p>



<p>İyi şiir
yazmak</p>



<p>İyi yemek
yapmak</p>



<p>İyi ve
etkileyici konuşabilmek</p>



<p>İyi insan
gibi görünmek bir ota yaramaz</p>



<p>Sana da,
bana da, kimseye de yaramaz</p>



<p>Bu haldeyken
</p>



<p>Dünyayı ve
hayatı</p>



<p>Bu hale
getirmişken sen!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahte/">Sahte</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahte/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18324</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ay Çıkmazı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ay-cikmazi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ay-cikmazi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Aug 2019 04:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Akın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18311</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne olduğunu bilmeyelim. Ayın coğrafî konumuna müstebit, Bir şiir kesbetmek yalnız mecburiyettir. Ayın dokunaklı sessizlik diafonunda, Ne kadar iç çekişim kaldı diyaframımda, Bilemem. Yüz görümlüğü diye, Yüzümün iki ucundan tutsalar da; Ayın izafesine münferit kılsalar. Çok kişilik yalnızlığın aydan berkitildiği, Geceleri mi var aramızda? Peki ben neden içim sıra balıklama sevdalanırım? Kendi izdüşümünü karışlayacak kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ay-cikmazi/">Ay Çıkmazı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ne olduğunu bilmeyelim.</p>



<p>Ayın coğrafî konumuna müstebit,</p>



<p>Bir şiir kesbetmek yalnız mecburiyettir.</p>



<p>Ayın dokunaklı sessizlik diafonunda,</p>



<p>Ne kadar iç çekişim kaldı diyaframımda,</p>



<p>Bilemem.</p>



<p>Yüz görümlüğü diye,</p>



<p>Yüzümün iki ucundan tutsalar da;</p>



<p>Ayın izafesine münferit kılsalar.</p>



<p>Çok kişilik yalnızlığın aydan berkitildiği,</p>



<p>Geceleri mi var aramızda?</p>



<p>Peki ben neden içim sıra balıklama sevdalanırım?</p>



<p>Kendi izdüşümünü karışlayacak kadar</p>



<p>İbtidâi miyim?</p>



<p>Yoksa mübdelâ olmamdan mıdır?</p>



<p>Her gece canı çekilen yerlerimden tutuluşum.</p>



<p>Bu bir sefarettir ellerim kıymıklarına takılmışken</p>



<p>Can pazarına çıkışım.</p>



<p>Kaç tane sığdırdım bilemem</p>



<p>Yenilmiş yerlerimden.</p>



<p>Ezelden midir bir yağmacı düşer peşime?</p>



<p>Taş koyar işime,</p>



<p>Yaş koyar gözüme,</p>



<p>Peki ben neden her baş köşede,</p>



<p>Kendimi senden az severim?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ay-cikmazi/">Ay Çıkmazı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ay-cikmazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18311</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonbaharın Hışırtısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Aug 2019 04:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18302</guid>
				<description><![CDATA[<p>İşten erken çıkmıştı. Doktor randevusu vardı. Oldum olası sevmezdi hastane koridorlarını. Aldığı haberin etkisiyle olsa gerek ağır adımlarla ilerledi o can sıkıcı koridorlarda. Kendini hastanenin dışına atınca afalladı önce,&#160; yutkundu ve gökyüzüne ilişti gözleri. Çaresizliğini yürüyüşlere döküp, adımlarıyla kalabalığa karıştı. Kasım ayının güneşle buluştuğu nadir günlerden birine denk gelmişti. Sokakta etrafındakilerle iletişimi kesmek isteyen herkes [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/">Sonbaharın Hışırtısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İşten erken çıkmıştı. Doktor randevusu vardı. Oldum olası
sevmezdi hastane koridorlarını. Aldığı haberin etkisiyle olsa gerek ağır
adımlarla ilerledi o can sıkıcı koridorlarda. Kendini hastanenin dışına atınca
afalladı önce,&nbsp; yutkundu ve gökyüzüne
ilişti gözleri. Çaresizliğini yürüyüşlere döküp, adımlarıyla kalabalığa
karıştı.</p>



<p>Kasım ayının güneşle buluştuğu nadir günlerden birine denk
gelmişti. Sokakta etrafındakilerle iletişimi kesmek isteyen herkes gibi
takmıştı kulaklıklarını. Kulağında çalan ecnebi şarkının ritmine kaptırmıştı
ruhunu. Sonbahara rağmen yeşildi çimenler, belediyenin çalıştığı anlaşılıyordu
çiçeklerden. İçindeki çocuk koşup çimenlerde yuvarlanmayı ne kadar çok
arzuluyordu. Buna mani olan etrafındakilerin bakışlarının ona çevrilmesiydi.
Ayıplanma tedirginliği sarmıştı vücudunu. Yaptığı tek şey, sonbaharın
göstergesi, kuru yaprakların hışırtı çıkarmasını sağlayıp, uyutmaya çalıştı
içindeki çocuğu. </p>



<p>Hayatı boyunca kendinden çok etrafındakileri dinlemişti. İç
sesini susturup etrafına kulak kabartırdı hep. Sırf bu yüzden istemediği bölümü
okumak zorunda kalmıştı. Bu yetmezmiş gibi, bu ses evliliğine bile dil uzatır
korkusuyla, affetmişti kendini aldatan eşini. Onun hayatını kendisinden çok
etrafı yaşamıştı. O sadece etrafın cisme dökülmüş haliydi. </p>



<p>Çevresindekilerin çizdiği hayat yavaş yavaş sona
yaklaşıyordu. &nbsp;Bütün hayatını gözden
geçirdi ve kendisine sadece pişmanlık kalmıştı. Şimdi bu kadar az kalmışken
tekrar başlama fikri sadece kendini avutmak için ortaya attığı bir şeydi ama bir
yerden başlamalıydı, nihai son gelip çatmadan. Bu düşüncelerle devam etti
yalnızlık yürüyüşüne. Yakın zamanda gerçekleştiği belli olan kazanın etkisiyle
kırılan bariyerlerin yanından geçti sessizce. Eğilip sonbaharın simgesi kuru
bir dalı aldı, attı çantasına. Bir çılgınlık yapıp bineceği dolmuş gelene kadar
yüksek kaldırım taşına sekerek boylu boyunca zıpladı. Bu sefer etrafı
umursamamış kendi olmuştu. 

Gelen dolmuşa bindi ve sonuna yaklaştığı yeni hayatına doğru kayboldu…<br /><br /><br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/">Sonbaharın Hışırtısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18302</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Savunmanın Notları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 18 Aug 2019 04:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18309</guid>
				<description><![CDATA[<p>1. Tanımlayamadığı bir şey oldu o sabah. Gitmek ile kalmak arasındaki ikilem sanki bir bıçağın ucunda göğsüne baskı yapıyordu. O inanılmaz ruhu yorgun birer dalga olarak saçlarına vurmuş gibiydi. Gidelim dedi. Kimsenin bilmediği bir yere belki de yaşanmamış bir zamana gidelim. Giderse yenileceğinden emindi. Aslında onu ikileme sürükleyen tek şey bu olmuştu. Olsun dedi. Son [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/">Bir Savunmanın Notları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>1.<br />
Tanımlayamadığı bir şey oldu o sabah. Gitmek ile kalmak arasındaki ikilem sanki
bir bıçağın ucunda göğsüne baskı yapıyordu. O inanılmaz ruhu yorgun birer dalga
olarak saçlarına vurmuş gibiydi. Gidelim dedi. Kimsenin bilmediği bir yere
belki de yaşanmamış bir zamana gidelim. Giderse yenileceğinden emindi. Aslında
onu ikileme sürükleyen tek şey bu olmuştu. Olsun dedi. Son bir kez bakalım buradan
yaşama öylece gidelim. O son bakış yıllarca gözlerinde tükenmedi. <br />
<br />
2. <br />
Esas itibariyle gün görmemiş bir yüreğin tek dileği sevilebilme umududur, dilek
ağaçlarına utangaç bir çaputla bağlanan. <br />
<br />
3. <br />
yeni mevsimleri yaşayalım seninle <br />
ve çıkalım yeni yolculuklara <br />
bir tutunmadır işte bende <br />
sana dair şeyleri yüreğimin üstünde <br />
taşımaktan hiç yorulmamak. <br />
<br />
4. <br />
Coğrafya derslerinden durmadan kovuyorlar onu senden başka bir coğrafyaya
inanmadığı için. Ve o coğrafyada ne varsa seni anlatabilmek için planlanmış
sanki.<br />
<br />
5. <br />
Parça parça dağıldı yüreği yollarda. Yaz yağmurları örseledi her parçasını. Her
parçasına güneş değdi. Parça parça yankılandı ırmakların adressiz
yolculuklarında. Kollayamadı yüreğini. Uslatamadı. <br />
<br />
6. <br />
bunca hayal kırıklığının ardından <br />
bir bozkır canlanmalı <br />
göçmen kuşlar geri dönmeli <br />
solgun gözler arasında <br />
alışılagelmiş sürgünlerinden arınarak <br />
gözleri yaşamı aramalı. <br />
<br />
7.<br />
Yağmur damlalarının yolculuğunda tek bir damlanın toprak ile buluştuğu o anı
saklayıp sana getirmek istiyor. Avuçlarına bırakmak istiyor bir şeyler
anlatırcasına: Seninle &#8216;yaşamak bütününde.&#8217;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/">Bir Savunmanın Notları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18309</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çingeneler yolda, Charles Baudelaire</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cingeneler-yolda-charles-baudelaire/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cingeneler-yolda-charles-baudelaire/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Aug 2019 04:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18294</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ateşten göz bebekleriyle bir kehânet kabilesi Dün yola düştü, çocuklarını omuzunda taşıyarak, Ya da onların övünen iştahlarına bırakarak Sarkan memelerinin her zaman hazır hazinesini. *** Erkekler yaya gidiyor parlayan silahlarının altında , Akrabalarının çömeldiği arabaları izleyerek , Ağırlaşan gözlerini gökyüzünde gezdirerek Boş özlemlerin kaygılı pişmanlığıyla. *** Kumlu sâkin köşesinde cırcır böceği Geçişlerini seyrederek, şarkısını yeniliyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cingeneler-yolda-charles-baudelaire/">Çingeneler yolda, Charles Baudelaire</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ateşten göz bebekleriyle bir kehânet kabilesi</p>



<p>Dün yola düştü, çocuklarını omuzunda taşıyarak,</p>



<p>Ya da onların övünen iştahlarına bırakarak</p>



<p>Sarkan memelerinin her zaman hazır hazinesini.</p>



<p>***</p>



<p>Erkekler yaya gidiyor parlayan silahlarının altında ,</p>



<p>Akrabalarının çömeldiği arabaları izleyerek ,</p>



<p>Ağırlaşan gözlerini gökyüzünde gezdirerek</p>



<p>Boş özlemlerin kaygılı pişmanlığıyla.</p>



<p>***</p>



<p>Kumlu sâkin köşesinde cırcır böceği</p>



<p>Geçişlerini seyrederek, şarkısını yeniliyor ,</p>



<p>Onları seven Kibele yeşillikleri artırıyor.</p>



<p>***</p>



<p>Geleceğin bilinen cehennemi</p>



<p>Bu yolcuların önünde kapılarını açıyor ,</p>



<p>Kayalık suyu akıtıyor, çöl çiçeklerle kaplanıyor.</p>



<p>***</p>



<p>Charles Baudelaire 1821-1867</p>



<p>Çev. Sunar Yazıcıoğlu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cingeneler-yolda-charles-baudelaire/">Çingeneler yolda, Charles Baudelaire</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cingeneler-yolda-charles-baudelaire/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18294</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Refik Bir Gül Bilmecesidir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/refik-bir-gul-bilmecesidir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/refik-bir-gul-bilmecesidir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Aug 2019 04:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Akın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18253</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzatırım kollarımı. Sessizliğim kuşlarımı kaçırır. Bir tek dalım vardır konduracak, Soluğumda bir gül bulamayışım, Bağırtır hecelerimi; Seslere yer açtı. Koz kırıldı sessizlikte, Sessizliğime eşlik eden refikim, Kuşlarını büyütür ellerinde. Kuşlarım köhnelerime şerik, Eşikleri yoktur külbelerimin. Gelene yer açtı. Ceviz bağlı kilidim, Can simidim yoktur. Cana susamışlık, Dilinde yer açtı. Bağda üzüm üzüme, Bakarken görmedi. Karasını; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/refik-bir-gul-bilmecesidir/">Refik Bir Gül Bilmecesidir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Uzatırım kollarımı.</p>



<p>Sessizliğim kuşlarımı kaçırır.</p>



<p>Bir tek dalım vardır konduracak,</p>



<p>Soluğumda bir gül bulamayışım,</p>



<p>Bağırtır hecelerimi;</p>



<p>Seslere yer açtı.</p>



<p>Koz kırıldı sessizlikte,</p>



<p>Sessizliğime eşlik eden refikim,</p>



<p>Kuşlarını büyütür ellerinde.</p>



<p>Kuşlarım köhnelerime şerik,</p>



<p>Eşikleri yoktur külbelerimin.</p>



<p>Gelene yer açtı.</p>



<p>Ceviz bağlı kilidim,</p>



<p>Can simidim yoktur.</p>



<p>Cana susamışlık,</p>



<p>Dilinde yer açtı.</p>



<p>Bağda üzüm üzüme,</p>



<p>Bakarken görmedi.</p>



<p>Karasını;</p>



<p>İkisinin arasında,</p>



<p>Yarısı yarısını aramazken;</p>



<p>Biri ötekinin,</p>



<p>Yarasında yer açtı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/refik-bir-gul-bilmecesidir/">Refik Bir Gül Bilmecesidir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/refik-bir-gul-bilmecesidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18253</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Biz Kurum Olarak Kuş Pohunu Çok Önemsiyoruz!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Aug 2019 04:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18250</guid>
				<description><![CDATA[<p>-Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir- Sandviçinden bir ısırık alan müdür Lami bey toplantıyı açmak için bir iki kez öksürdü. Ancak şube müdürleri bu öksürüğün sandviçten mi kaynaklandığını, “ehem, öhem” diyerek toplantıyı mı açmaya çalıştığını anlayamadı. Müdür Lami bey, şube müdürlerinin bu merakını çabuk giderdi, “Sevgili arkadaşlar, bugünkü toplantımızın hayırlara vesile olmasını dileyerek açıyorum” dedi ama sandviç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/">Biz Kurum Olarak Kuş Pohunu Çok Önemsiyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><em>-Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir-</em></p>



<p>Sandviçinden bir ısırık alan
müdür Lami bey toplantıyı açmak için bir iki kez öksürdü. Ancak şube müdürleri
bu öksürüğün sandviçten mi kaynaklandığını, “<strong>ehem, öhem</strong>” diyerek toplantıyı mı açmaya çalıştığını anlayamadı.
Müdür Lami bey, şube müdürlerinin bu merakını çabuk giderdi, “<strong>Sevgili arkadaşlar, bugünkü toplantımızın
hayırlara vesile olmasını dileyerek açıyorum</strong>” dedi ama sandviç yine
boğazına takıldı, öksürmeye başladı. Sırtını işaret ederek yardımcısına döndü,
yardımcısı da hıncını alırcasına müdür Lami beyin sırtına bir iki yumruk vurdu.</p>



<p>Kahvaltısını toplantı masasında
bitiren Lami müdür, toplantıya geçti. Müdür Lami beyin bir dakika boş zamanı
yoktu. Her yere yetişmeye çalışıyordu. Kolay değildi koskoca kurumun koskoca
müdürüydü.</p>



<p>Müdür Lami bey 30 yıldır
müdürlük yapıyordu.&nbsp; Artık emekliliği
yaklaşmıştı. Son zamanlarında kurumu yenileyip gitmek istiyordu. 70 yıllık
kurumun bütün binaları neredeyse dökülüyordu. Lavabolarını, ofislerini ne kadar
yenilerse yenilesin minare çökmüştü bir kere, mihrap bir başına işe
yaramıyordu. Geçen yıl lavaboları yenilemişti, bu yıl iyi bir boya badana
yaptırmıştı ama aslında ondan önce mantolama şarttı. Onu da çatıyla birlikte
yaptırmayı düşünüyordu.</p>



<p>Teknik müdüre döndü Lami bey, “<strong>Müdürüm, kurumu komple yenilememiz
gerekiyor. Ödeneğimiz var. Ben derim ki önce çatıyı bir aktaralım</strong>”</p>



<p>-Olur müdürüm, bunun için bir
fizibilite çalışması yapmıştım. Müsaade ederseniz sizlere onu sunayım. Ehem,
kem, küm, şey efendim çatı için önce çatının altını temizlememiz lazım. Her
taraf pislik içinde. Kuşlar 70 senedir orayı yuva yapmış, her taraf pohtan
geçilmiyor.</p>



<p>-O kolay müdürüm, sen çatının
maliyetini söyle.</p>



<p>-Öyle değil müdür bey, kuş pohunu
temizlemek, çatı yapmaktan daha pahalı. Müsaade ederseniz teknik arkadaşların
hazırladığı rapordaki rakamları okuyayım. Çatı için 5 bin lira lazım, kuş pohu
ve çatının altındaki diğer pislikleri temizlemek için de 6 bin lira.</p>



<p>-Neden böyle pahalı?</p>



<p>-Efendim çatı dediğin kiremit. Kiremidi
yerleştirdiğimiz tahtalardan değişmesi gerekeni değişeceğiz. Ama çatının altına
70 yıldır el atılmamış. O nedenle temizlemek çok zor. Kazınacak, taşınacak.
Yani hem temizleme var hem de nakliye.</p>



<p>-Tamam, neyse demek ki çatıyı
aktarmak bize 11-12 bine mal olacak, önemli değil, hemen ihaleye çıkalım.</p>



<p>-Baş üstüne, dedi teknik müdür.
Diğer müdürlerin pek işi yoktu. Toplantıyı burada bitiren Lami müdür
sekreterini arayarak “<strong>bekleyen</strong>” olup
olmadığını sordu. Vardı, buyursun gelsindi o zaman.</p>



<p>Kapı çalındı, “<strong>gel</strong>” dedi Lami bey. Kapı açıldı içeriye
40 yaşlarında uzun boylu birisi girdi. İsminin Ahmet olduğunu söyledi. Beş
dakikası varsa bir konu hakkında görüşmek istediğini belirtti, Lami bey de yer
gösterdi, çay söyledi, muhabbete başladılar. </p>



<p>Lami beyin bir özelliği de
yerel halkla çok iç içe olmasıydı. Muhabbeti pek severdi. Ahmet beyin ilk
girişteki çekingenliği kısa sürede dağılmış, beş dakikalık görüşme talebi bir
saati aşmıştı.</p>



<p>Memleketin sorunlarından söz
ettiler, sahipsizliğinden yakındılar, emanetin ehline verilememesinden dem
vurdular, kaynakların doğru kullanılmadığından bahsettiler. Spordan
bahsettiler, sanattan laf açtılar, siyasetin etrafında döndü durdular. Ne de
olsa burası bir kurumdu, kurumda da siyaset yapmak caiz değildi. Sonra iş döndü
dolaştı yemeğe geldi. Mahalli yemekleri tek tek saydı, hangisinin daha iyi
yapıldığı yerlerden bahsedildi. Hatta daha da ileriye giderek yarın akşama
yöresel bir yemekte buluşmak üzere anlaştılar bile. Çok çabuk kaynaşmışlardı.
Dışarıdan gören iki eski dostun geçmişi yad ettiğini sanırdı.</p>



<p>Lami bey bir an durdu, “<strong>İlahi</strong> <strong>Ahmet bey lafa daldık ben unuttum, sen de söylemedin. Sebebi
ziyaretinizi öğrenemedik. Hayırlı bir iş değildir umarım</strong>” diyerek bir
kahkaha patlattı.</p>



<p>Ahmet bey de güldü, hatta
katıla katıla güldü. “<strong>Hayırlı bir iş mi</strong>”,
çok esprili bir adamdı Lami müdür.</p>



<p>Ahmet bey tam fırsatı olduğunu
düşünerek konuya girdi; “<strong>Efendim</strong>”
dedi, “<strong>Ben çatı temizliğiyle uğraşıyorum</strong>”</p>



<p>&#8211;<strong>Çok iyi ya</strong>, dedi Lami bey, <strong>az
önce müdürlerimle toplantı yaptık, tam da biz bu konuyu görüşüyorduk. İhaleye
girersiniz o zaman</strong>.</p>



<p>-Öyle değil efendim, ben
ihalesiz yapıyorum.</p>



<p>-İhalesiz olmaz! Bak dostluk
başka, alışveriş başka. Sonra biz bu makamı boşuna doldurmuyoruz. Yetimlerin
hakkı var, devletin bekçisiyiz burada. Kaynakları doğru ve yerinde
kullanmalıyız.</p>



<p>-Beni yanlış anladınız müdürüm,
ben sizden usulsüz bir şey istemiyorum. Sizin çatıyı temizlemek istiyorum,
üstelik bedavaya. Bedava olduğu için ihaleye gerek yok dedim.</p>



<p>-Nasıl yani, sen aklını peynir
ekmekle mi yedin Ahmet bey, ne diye bedavaya temizleyeceksin ki?</p>



<p>-Efendim ben kuş pohlarını
satıyorum. Kuş pohları karşılığında çatıları bedava temizliyorum. Böylece hem
kurumun işi görülmüş oluyor hem de ben kazanıyorum.</p>



<p>Lami bey böyle bir şey
beklemiyordu. Şaşırdı, ne olduğunu anlayamadı. Yanlış bir şey yapmak da
istemiyordu, Ahmet beye saygısızlık etmek de olmazdı. Ne güzel muhabbet
etmişlerdi, şimdi bu iş nereden çıkmıştı. Pohtan işlerde kendisini bulurdu. Tamam
bedava yapacaktı, 6 bin liradan kurumu kurtaracaktı, devlet 6 bin lira kazanmış
olacaktı ama ya bu adam daha fazla kazanırsa…</p>



<p>Lami bey bir elini çenesine
koydu, bir eliyle başını kaşıdı. İçinden düşünmeye devam etti; kazanırsa
kazansın canım, önemli olan devlete maliyetinin sıfır olmasıydı. Adamın ne
kazandığı kimin umurundaydı. Umurundaydı belki de…</p>



<p>Bu işte bir iş var diye düşündü
Lami müdür, Ahmet beyi kırmadan, üzmeden bir cevap vermek gerekiyordu.</p>



<p>-Ahmet bey, demin de söyledim
ya, az önce müdürlerimle bu konuda toplantı yaptık. Biz kurum olarak kuş
pohlarını çok önemsiyoruz. Bu konuda bir fizibilite çalışması yaptırdım.
Projelendirilecek, detaylara göre de artı ve eksileri değerlendireceğiz. Kurum
olarak kuş pohları konusunda çok önemli çalışmamız olacak. Kusura kalmayın olur
mu?</p>



<p>Kusura bakmazdı Ahmet bey, öyle
dedi…</p>



<p>***</p>



<p>Üç ay sonra kurum ihaleye
çıktı. Kuş pohlarının temizlenmesi için 6 bin, çatının aktarılması için de 5
bin liralık ihale sonuçlandı. 3 ay sonra da iş bitti.</p>



<p>Lami bey hayli memnundu. “<strong>Emekli olmadan kurumumu yeniledim, çatısını
aktardım, boyasını badanasını da yapmıştım zaten. Gerçi mantolama yapmaya
fırsat kalmadı ama olsun, pırıl pırıl bir kurum bırakıyorum. Gönül rahatlığıyla
emekliye ayrılabilirim</strong>” diye düşünerek dilekçesini verdi…</p>



<p>***</p>



<p>Ahmet bey yerel gazetede Lami
müdürün kurumunun ihale ilanını görünce çok üzüldü. Keşke “<strong>100 bin liraya yapıyorum</strong>” deseydim de ortaya bir para atsaydım.
Bedava deyince demek ki Lami müdür pek işkillenmiş, öküzün altında buzağı da
aramış olabilir.</p>



<p>Ahmet bey ihaleye girse mi diye
bayağı bir tereddüt geçirdi. Bedavaya yapacağı işi 6 bin liraya yapmak kârlı
bir işti ama ona göre değildi. O satarken zaten kazanıyordu, bir de pohu
toplamak için devletten para mı alacaktı, ne kadar ayıptı, kendisine hiç
yakışır mıydı, yakışmazdı. O da ihaleye girmedi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/">Biz Kurum Olarak Kuş Pohunu Çok Önemsiyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18250</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sus Dilim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sus-dilim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sus-dilim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 06:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18247</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sen şimdi sus dilim! Ne söylenecek söz, Ne yürekte köz kaldı, Kelamın yarana tuz… Şimdi artık, sen sus! Sözlerin öksüz kaldı, Kelimeler cümlesiz, Yüklemin öznesiz kaldı, Feryadın çaresiz. Şimdi artık, sen sus! Başını alıp gidersin de Yolların düz değil… Yapraklarını dökersin de Mevsimin güz değil. Şimdi artık, sen sus! Baktıkça görüyorsun, Aktıkça buluyorsun, Coştukça coşup [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sus-dilim/">Sus Dilim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sen şimdi sus dilim!</p>



<p>Ne söylenecek söz,</p>



<p>Ne yürekte köz kaldı,</p>



<p>Kelamın yarana tuz…</p>



<p>Şimdi artık, sen sus!</p>



<p>Sözlerin öksüz kaldı,</p>



<p>Kelimeler cümlesiz,</p>



<p>Yüklemin öznesiz kaldı,</p>



<p>Feryadın çaresiz.</p>



<p>Şimdi artık, sen sus!</p>



<p>Başını alıp gidersin de</p>



<p>Yolların düz değil…</p>



<p>Yapraklarını dökersin de</p>



<p>Mevsimin güz değil.</p>



<p>Şimdi artık, sen sus!</p>



<p>Baktıkça görüyorsun,</p>



<p>Aktıkça buluyorsun,</p>



<p>Coştukça coşup</p>



<p>Söylendikçe söylüyorsun.</p>



<p>Şimdi artık, sen sus!</p>



<p>“Dil”imden geçenler</p>



<p>Dilime dökülür.</p>



<p>“Dil”ime gelenler</p>



<p>Dilimde çözülür.

Şimdi artık, sen sus!&nbsp; 



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sus-dilim/">Sus Dilim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sus-dilim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18247</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Edebiyat Nedir-2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 04:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18203</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazmaya çalışan ama yazamayan bir adamın hikayesi. Hayal gücüyle kurgulanmış bir roman. Bu kitabı yazmak için dört ay hazırlandım. Karakterimin yaşadıklarını zihnimde kurguladım. Kendi halinde bir yazar olan kahramanımız, ne kadar yazmak istese de yazamamaktadır. Günler böyle geçmektedir. Zihninde bazı diyaloglar geçmektedir. Ancak bir gün uyandığında bunun bir deney olduğunu fark eder. Konuşmalar da doktorlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-2/">Edebiyat Nedir-2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yazmaya çalışan ama yazamayan bir adamın hikayesi. Hayal
gücüyle kurgulanmış bir roman. Bu kitabı yazmak için dört ay hazırlandım.</p>



<p>Karakterimin yaşadıklarını zihnimde kurguladım.</p>



<p>Kendi halinde bir yazar olan kahramanımız, ne kadar yazmak
istese de yazamamaktadır.</p>



<p>Günler böyle geçmektedir.</p>



<p>Zihninde bazı diyaloglar geçmektedir.</p>



<p>Ancak bir gün uyandığında bunun bir deney olduğunu fark
eder.</p>



<p>Konuşmalar da doktorlar arasındaki diyaloglardır.</p>



<p>Yani dış sestir.</p>



<p>İnsan deneyi olmakla beraber kahramanımız kurtulmak için,
iğneyi doktora batırarak onu uyuşturur, kaçmak ister.</p>



<p>Kurtulduktan sonra uyanır ve her şeyin bir rüya olduğunu
fark eder.</p>



<p>Böyle özetleyeceğimiz kitabın hazırlanması benim dört aynımı
aldı.</p>



<p>Önce kurgulamam gerekliydi.</p>



<p>Sonra da yazmak…</p>



<p>Bu ise işin en zevkli kısmıydı.</p>



<p>Her yazarın kurgulaması için zihninde yaşaması gerekir.</p>



<p>Yazmak için yaşamak aslında tüm yazarların hayatıdır.</p>



<p>Aslında baktığınızda çok da ilgi uyandıran hayatları
olmadığını görürsünüz.</p>



<p>Ancak, okuduğunuzda yepyeni bir dünyayla karşılaşırsınız.</p>



<p>Hazırlık devresi için de yeni karakterleri yazmak için de
hayal gücüne ihtiyaç vardır.</p>



<p>Hayal gücüyle yaşanan hayatlar, aslında edebiyata
kazandırılan birer hikayedir.</p>



<p>Aslında yazarın gerçek hayatı bilimle ve okumakla doludur.</p>



<p>Ama anlattığı romanlar, trajedi ile ortaya çıkmıştır.</p>



<p>Yani yazarların hayatları asla anlattıkları gibi olmamıştır.</p>



<p>“Unutma ki şair sözü yalandır.” </p>



<p>Bu bir edebiyatçı atasözüdür.</p>



<p>Aslında hayat dediğimiz olgu romanlar ve anlatılan
öykülerden çok farklıdır.</p>



<p>Ben şahsen prenses gibi büyüdüm.</p>



<p>Ama yazdıklarım hep karamsardı, anlattıklarım da.</p>



<p>Yazdıklarımla yaşadığım arasında uçurum kadar fark oluştu.</p>



<p>Yani, hayat ve roman…</p>



<p>Hayallerle gerçeklerin örtüşmediği bir dünya…</p>



<p>Ama şu var:</p>



<p>Özendiğimiz roman hiç olmadı dünyada.</p>



<p>Roman dediğimiz olgu gerçek olmasa da farklı hayatları
yaşamamızı sağlar ve tecrübe kazandırır.</p>



<p>Yazmak için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.</p>



<p>Bu nedenle, edebiyat demek farklı hayatlar demektir
vesselam.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-2/">Edebiyat Nedir-2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18203</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ayrılık, René- François Sully Prudhomme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ayrilik-rene-francois-sully-prudhomme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ayrilik-rene-francois-sully-prudhomme/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Jul 2019 04:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18224</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şunu söylemem gerekmezdi;Çoğu etkiden daha güçlü olan gözyaşlarım,Islatarak tatlı gülümsememi,Ellerinizin üstüne yazmağa gittiYakıcı itirafı; size onu söylemedim. Dans edilir, çene çalınır, birlikte gülünür,Bu oyunlar için izin yok artık bize:Yüzünüz kızarıyor ve ben titriyorum;Bizi ne bir araya getiriyor bilmiyorum.Artık dost değiliz sizinle. İşte zamanı, yararlanın bizden;Sizinle alçaktan konuşacağım şimdi&#160;Dostluğumuz başkalaşıp ölmeden:Eh! Söyleyin, kalsın mı değişmeden,Hissetsem de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayrilik-rene-francois-sully-prudhomme/">Ayrılık, René- François Sully Prudhomme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Şunu söylemem gerekmezdi;<br />Çoğu etkiden daha güçlü olan gözyaşlarım,<br />Islatarak tatlı gülümsememi,<br />Ellerinizin üstüne yazmağa gitti<br />Yakıcı itirafı; size onu söylemedim.</p>



<p>Dans edilir, çene çalınır, birlikte gülünür,<br />Bu oyunlar için izin yok artık bize:<br />Yüzünüz kızarıyor ve ben titriyorum;<br />Bizi ne bir araya getiriyor bilmiyorum.<br />Artık dost değiliz sizinle.</p>



<p>İşte zamanı, yararlanın bizden;<br />Sizinle alçaktan konuşacağım şimdi&nbsp;<br />Dostluğumuz başkalaşıp ölmeden:<br />Eh! Söyleyin, kalsın mı değişmeden,<br />Hissetsem de kâfi gelmediğini.</p>



<p>Gözyaşlarımın isteksiz&nbsp;<br />Lisanı hoşunuza gitmiyorsa,&nbsp;<br />Pekâlâ, yeryüzünde izleyelim her birimiz<br />Yolumuzu: ben, kimsesiz, ve mutlu olan siz<br />Tanrının bir seçkin kulunun kollarında.</p>



<p>Görüyordum kalplerimizi, birlikte doğan&nbsp;<br />Öten bir çift kuş gibi,<br />Aynı şafakta uyanan<br />Ve henüz uçamayan:<br />Birbirinden ayıralım, onları şimdi;</p>



<p>Ayıralım onları doğduklarında,<br />Belki de, gelecek bir gün&nbsp;<br />Uzun bir yokluktan mutsuz olup da,<br />Yürümesinler diye sonsuz bir boşlukta&nbsp;<br />Birbirlerini arayıp birleşmemeleri için.</p>



<p>René- François Sully Prudhomme (1839-1907)<br />Çev. Sunar Yazıcıoğlu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayrilik-rene-francois-sully-prudhomme/">Ayrılık, René- François Sully Prudhomme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ayrilik-rene-francois-sully-prudhomme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18224</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayati Develi, &#8220;Osmanlı’nın Dili&#8221; Kitabı Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayati-develi-osmanlinin-dili-kitap-tanitimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayati-develi-osmanlinin-dili-kitap-tanitimi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 26 Jul 2019 04:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18157</guid>
				<description><![CDATA[<p>(Prof Dr. Hayati Develi, Osmanlı’nın Dili, Kesit Yayınları, İstanbul, 2010, s. 88) Dil, toplumun aynasıdır. Toplumdan etkilenmeyen dil, dilden etkilenmeyen toplum düşünülemez. Aynı şekilde, Osmanlı toplumunun da izleri onun dilinde taşınır. Prof. Dr. Hayati Develi’nin 5. baskısını yayınladığı Osmanlı’nın Dili kitabında, Osmanlı toplumunun dili ve dil gelişimi, dil politikası, dil anlayışı,dil ile kimlik ilişkisi, Osmanlı’nın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayati-develi-osmanlinin-dili-kitap-tanitimi/">Hayati Develi, &#8220;Osmanlı’nın Dili&#8221; Kitabı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>(Prof Dr. Hayati
Develi, Osmanlı’nın Dili, Kesit Yayınları, İstanbul, 2010, s. 88)</strong></p>



<p>Dil, toplumun aynasıdır.
Toplumdan etkilenmeyen dil, dilden etkilenmeyen toplum düşünülemez. Aynı
şekilde, Osmanlı toplumunun da izleri onun dilinde taşınır.</p>



<p>Prof. Dr. Hayati Develi’nin 5. baskısını yayınladığı
Osmanlı’nın Dili kitabında, Osmanlı toplumunun dili ve dil gelişimi, dil
politikası, dil anlayışı,dil ile kimlik ilişkisi, Osmanlı’nın dil coğrafyası
hakkında bilgiler verilmektedir.</p>



<p>Kesit yayınlarından çıkan kitabın
kapağı, Osmanlı aydını profilini yansıtmakla beraber, kapağın arka kısmında yer
alan önsözün son kısmı, ‘kitabın amacı’ nın yerleştirilmesi uygun görülmüştür: <em>“Tarihin kaydettiği muhteşem
imparatorlukların sonuncusu olan Osmanlı İmparatorluğu onca ülkede onlarca
halkı nasıl idare etmiş; farklı dilleri konuşan bu halklarla nasıl iletişim
kurmuştu? Osmanlı idaresi altındaki Balkanlarda Türkçenin rolü ne idi?
Osmanlıca nedir? Nasıl gelişmiştir? Bu dil, Türkçe, Arapça ve Farsçanın
karışmasından oluşmuş yapay bir dil miydi? Osmanlı aydını kendi dilini nasıl
görüyor ve adlandırıyordu? Bütün bu konuların genel bir resmini vermek bu
kitabın amacıdır.”</em></p>



<p>Yine, <strong>Önsöz</strong> kısmında, Türklerin ve Türk dilinin Osmanlı Türkçesine
kadarki serüveni kısaca ve şiirsel bir dille kaleme alınmıştır.</p>



<p>Kitabın <strong>Giriş</strong> kısmında, Prof. Dr. Develi ilk olarak, Osmanlı Türkçesi
teriminin tanımı üzerinde durmaktadır: <em>”Osmanlı
Türkçesi tabiri bilim çevrelerinde esas olarak Osmanlı Devleti’nin hakimiyet
sınırları içinde konuşulan ve 1928 yılına kadar Arap harfleri temelli bir
alfabe ile yazıya geçirilen Türkçeyi ifade etmekte kullanılmaktadır.”(a.e., 9)</em></p>



<p>Daha sonra resmi dil olan
Türkçenin kullanım alanlarına değinmektedir: <em>“Devletin çok farklı unsurlarının bir arada yaşadığı yörelerde ve
‘kamusal alan’ olarak tanımlayabileceğimiz devlet müdahalesi dışındaki her
alanda iletişimin ortak dili Türkçe idi.”</em></p>



<p>Develi, genel kanaatlerden farklı olarak eğitim dilinin
Arapça’dan çok Türkçe olduğunu, 15. yüzyıl şairi Devletoğlu Yusuf’un Vikaye Tercümesi’nden
aldığı şu beyti dipnotta kaynak olarak göstermektedir:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; <em>“Türkîdür
ders-i müderrisler ahı</em></p>



<p><em>Hem muhaddisler müfessirler dahı”</em></p>



<p>Aynı zamanda, İtalyan sözlükçü
Molino’nun da ‘55 krallık ve beylik, 33 ulus tarafından’ Türkçenin&nbsp; günlük konuşmada kullanıldığı ifadesinden
hareketle bu görüşünü desteklemektedir. Giriş kısmının son paragrafında,
nüfusun çoğunluğunun&nbsp; Türklerin
oluşturduğu bir devlette hanedanın da bu kullanma zorunluluğu ifade edilmiştir.</p>



<p>Kitabın giriş ve önsöz kısmı
dışında diğer bölümleri şu şekilde sıralanmaktadır: </p>



<ul><li>Osmanlı Kimdir?</li><li>Osmanlının Dilleri</li><li>Osmanlı Türkçesi</li><li>Osmanlı’nın Türkçesi</li><li>Devletin Dili</li><li>Osmanlı Diplomatikası</li><li>Kaynakça</li><li><strong>Osmanlı
Kimdir?</strong></li></ul>



<p>Bu konuya öncelikle, Osmanlı
coğrafyasının sınırlarını çizerek başlayan Prof. Dr. Develi, Osmanlı kimliğinin
çözümlenmesinin dilinin anlaşılmasında etkili olduğunu belirterek, dil ile
kimlik ilişkisini şöyle ifade etmektedir: <em>“Bir
dil etrafında birleşen halklar ortak bir kimlik/aidiyet geliştirebildikleri
gibi, herhangi bir kimliğe/aidiyete atıfta bulunmak da o ortak dilin
paylaşımının gerektirmektedir.”</em></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Osmanlının Aidiyeti</strong></p>



<p>Bu kısımda, Cem Sultan’ın oğluna
Oğuz adının vermesi örnek gösterilerek Osmanlı hanedanının kendini Oğuzlar
boyuna ait görmesi meselesine değinilmektedir. </p>



<p>Osmanlının Avrupa’da tamamiyle Türk görülmesinin sebebi
olarak da, hanedanın Türk soylu olduğu gibi, hanedanın etrafındaki unsurların
da Türk oluşu gösterilmektedir.</p>



<p>Türkleşmenin hızlanmasında istimalet politikasının öneminden
bahsedilmekte, bu kısmın son paragrafında ise, dilin Türkçe oluşunun Osmanlı
aidiyetinin özü olduğu belirtilmektedir.</p>



<p><strong>Osmanlı Aidiyeti</strong></p>



<p>İnalcık’tan alıntı yapılarak
Balivet’in dediği gibi, Osmanlı ‘erime potası’ kabul edilse bile, tam bir
erimenin olmadığı, karışık bir yapının olduğu belirtilmiştir. Toplumu yönetmeyi
sağlayan öge Türkçe’dir.</p>



<p>Osmanlı aidiyeti dışında,, Rumi
aidiyeti söz konusu edilmiştir. ’Osmanlı’ hanedanı, mensubiyeti çağrıştırırken,
‘Rumi’ Osmanlı hanedanlığı tarafından idare edilen coğrafyayı ifade etmektedir.</p>



<p>Son paragrafta, kültürün taşıyıcısının Türkçe olduğu
belirtilerek, bölüm sona erdirilmiştir.</p>



<ul><li><strong>Osmanlı’nın
Dilleri</strong></li></ul>



<p>Bu kısımda yine Halil İnalcık’tan
alıntı ile desteklenerek, antik imparatorluk geleneğinin çok milliyetli, çok
dilli bir yapı oluşundan bahsedilmiştir. Merkez dil olarak Türkçe’nin bilinmesi
zorunluyken, bu durum çok dilli yapıya zarar vermemektedir.</p>



<p><strong>İkidillilik/Çokdillilik</strong></p>



<p>Bu bölümde, iki ve çok dilli
toplumlarda bulunan dil değişkesi kavramından söz edilmektedir. <em>“Üst değişke, idari işlerde, eğitimde ve
medyada kullanılmakta, alt değişke ise kişinin ailesiyle, arkadaşlarıyla,
alışverişte v.s. kullanılan dildir.”</em></p>



<p>Sonraki paragrafta ise, dil
topluluklarının tespitinin zorunluluğu ve bu konuda tek kaynağın Evliya Çelebi
Seyahatnamesi olduğu belirtilmekte, Türkçenin dil toplulukları içindeki yeri ve
lingua franka olup olmadığı konusunda Seyahatname bilgi verebileceği
savunulmaktadır.</p>



<p><strong>17. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunda Dilsel Dağılım</strong></p>



<p>!7. yüzyılın en önemli
metinlerinden olan Seyahatname, dil yönünden ayırıcı özellikleri gösteren
önemli bir kaynaktır.</p>



<p>Prof.&nbsp; Dr. Develi,
Seyahatnameden hareketle, “Osmanlı’nın dil atlasını biraz soluk da olsa çizmek
mümkündür.” demektedir. Evliya Çelebi, Türk Anadolu diyalekti ile ilgili
veriler sunmakla beraber, çok dilli bölgelerde de konuşulan dillerden söz
edilmektedir.</p>



<p><strong>19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunda Dilsel Dağılım </strong></p>



<p>&nbsp;Bu kısımda, Voyage de
Walsh’ın 19. yüzyılda Avrupa’da en yaygın dilin Türkçe olduğunu söylediği,
ancak Boşnak, Sırp, ve Arnavutların pek de Türkofon olmadıkları
belirtilmektedir.</p>



<p>B. Lorry’ye göre, Balkanlarda dil dağılımını gösteren
yazısında, dil coğrafyasının 17. yüzyılla aynı olduğu, Balkanları Türkofoni
kapsamı içine alınması gerektiğini belirtilir.</p>



<ul><li><strong>Osmanlı
Türkçesi</strong></li></ul>



<p><strong>Türkiye Türkçesinin Oluşumu</strong></p>



<p>Tespit edilen en eski Türkiye Türkçesi metinleri 13. yüzyıla
ait olduğu belirtilirken, bazı sebeplerden ötürü Türkçenin konuşma dili
olmaktan öteye gidemediği söylenmektedir.</p>



<p>13. yüzyıl yazı dilinin gelişmemesinin sebepleri arasında,
göçebe yaşantı, Selçuklularda resmi dilin Arapça oluşu ve sözlü kültür
bunlardandır.</p>



<p>Daha sonraki kısımda, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Türkçenin
yavaş yavaş üst değişken konumuna gelmesi anlatılmaktadır: “Oymak beyleri ve
yakın yardımcıları ise kentlere yerleştiler, ama kent dolaylarındaki
göçebelerle ilişkilerini kesmediler. Bu suretle, kentler etrafı göçebelerle
çevrili birer kaleyi andırır oldu. Bu yerleşme biçimi, Türkçenin Anadolu’da
konuşulan dilleri silmesine ve egemenliğini kurmasına etken oldu. Dil
bakımından Türkçeleşme çevreden merkeze doğru gelişti.”</p>



<p>Zeynep Korkmaz’ın makalesinden hareketle, dil tarihçileri
söz varlığındaki değişmeleri göz önünde tutarak Türkiye Türkçesi şu dönemlere
ayrılmaktadır:</p>



<p>I. Eski Türkiye Türkçesi (13.-15
yy.)</p>



<p>a) Selçuklu dönemi Türkçesi</p>



<p>b)Beylikler dönemi Türkçesi</p>



<p>c)Osmanlıcaya geçiş dönemi
Türkçesi</p>



<p>II.Osmanlı Türkçesi (16.-19.yy.)</p>



<p>III.Türkiye Türkçesi (20.yy.)</p>



<p>Faruk Kadri Timurtaş’ın tasnifi ise şu şekildedir:</p>



<ol><li>Tarihi Türkiye
Türkçesi (Osmanlı Türkçesi)</li></ol>



<p>a)Eski Osmanlı
Türkçesi (Eski Anadolu Türkçesi)</p>



<p>b)Klasik
Osmanlı Türkçesi</p>



<p>c)Yeni Osmanlı
Türkçesi</p>



<p>II.Yeni
Türkiye Türkçesi (Bugünkü dilimiz)</p>



<p>Develi’ye göre her iki tasnifte esas alınan kriterler dilin
bilhassa sözvarlığının geçirdiği değişmelerdir.</p>



<p>Enver Ziya Karal’ın dildeki alıntı unsurlarının niteliği
açısından,sınıflama denemesi şöyledir:</p>



<p>I. &nbsp;&nbsp;Türkçenin yabancı dil etkisine karşı direnişi
(1299-1453)</p>



<p>II.&nbsp; Türkçe üzerinde yabancı dil etkisinin artması
(1453-1517)</p>



<p>III. Türkçede Arapça ve Farsça
etkisinin üstünlüğü (1517-1718)</p>



<p>IV. Türkçenin önem kazanmaya
başlaması (1718-1839)</p>



<p>V. &nbsp;Türkçenin bağımsızlığı için çalışmalar
(1839-1918)</p>



<p>Prof. Dr. Develi, kitabında bu tasnif denemesiyle ilgili
şöyle bir yorum getirir: <em>“Tasnif denemesi
dilin iç gelişimini anlama noktasında bize katkı sağlamaz. Ancak, dille
bağlantılı kültürel olguları anlama açısından bu bu bakış açısının katkılar
sağlayacağı inkar edilemez.”</em></p>



<p>Prof. Dr. Hayati Develi’nin kendi tasnifi de şöyledir:</p>



<p>a) Eski Türkiye Türkçesi</p>



<p>b) Orta Türkiye Türkçesi</p>



<p>c) Yeni Türkiye Türkçesi</p>



<p><strong>Eski Türkiye Türkçesi</strong>: Bu dönemin en önemli özelliği, dudak
uyumunun bulunmayışıdır.</p>



<p><strong>Orta Türkiye Türkçesi: </strong>Dudak uyumu açısından geçiş dönemidir.</p>



<p><strong>Yeni Türkiye Türkçesi:</strong> 18. yüzyıldan itibaren dudak uyumu sistemi
tamamıyla yerleşmiştir.</p>



<p><strong>Türkiye Türkçesinde Standartların Oluşması</strong></p>



<p>Her dilin kendi içinde değişik
ağızlar bulunur. Bu ağızlardan biri ‘ortak ağız’ olarak kendini gösterir.
Standart dil ise, siyasi, iktisadi, kültürel merkez olma özelliklerine göre
belirlenir.</p>



<p>Önceleri 13.yy.-14.yy.
metinlerinde imla konusunda ayrılıklar görülürken, 16. yüzyıldan sonra eklerin
yazımında standartlaşma sağlanmış, harekeli metin azalmıştır.</p>



<p>Oluşumun sürecinin diğer
belirtileri, dudak uyumu meselesi ve Arapça, Farsça kökenli kelimelerin
kullanılmaya başlanmasıyla Türkçenin arkaizm durumuna düşmesidir.</p>



<ul><li><strong>Osmanlı’nın
Türkçesi</strong></li></ul>



<p>Burada, Osmanlı’nın aydın
kesiminin Türk yazı diline hakim olamayışı ve Arapça, Farsça’nın hakimiyeti söz
konusu edilmektedir. ‘Osmanlı’ kavramıyla aydın kesim söz edilmekte ve aydının
kullandığı dil kast edilmektedir.</p>



<p>İhsan Fazlıoğlu, 2003 yılında
Kutadgu Bilig’te çıkardığı makalesine göre, Osmanlı’da dil bir ‘alet’tir.Dilin
hangi dil olduğu değil, muhatabının o dili anlaması önemlidir.</p>



<p>Prof. Dr. Develi, bu görüşten
hareketle, Şeyhoğlu’nun beytinden örnek vererek dilden çok, anlayışın önemli
olduğunu dile getirmektedir. Ayrıca, ilk dönemde halkın anlayacağı dilde
yazılırken, ‘kavmimiz anlasın diye’, demografik durumun değişmesiyle üst dili
oluşturma çabasının başladığını ifade eder.</p>



<p>Giovanni Molino’nun
İtalyanca-Türkçe sözlüğünde bahsettiği gibi,Osmanlı’nın sınırları içinde Türkçe
konuşulmaktadır.</p>



<p><strong>Bir Üst Dil Oluşturma Çabası</strong></p>



<p>Yükselme döneminden itibaren
İstanbul’da bir saray kültürü oluşması ve sarayın dilinin Türkçe oluşuyla
beraber, ince ancak karmaşık bir dil olan İstanbul Türkçesi imparatorluk ortak
iletişim dili haline gelmiştir.</p>



<p>Bu konuyla alakalı olarak, İhsan
Fazlıoğlu’ndan şöyle bir alıntı yapar:</p>



<p>1-Osmanlı kültür hayatında câri
olan dil, Arapça, Farsça, Türkçe ve Çağatayca’dan mürekkeptir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2- Bu dil temiz, süslü ve tatlıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 3- Bu dili konuşmak müstehaptır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 4- Türkî-i basît’in, yukarıdaki
özellikleri içeren Türkî-i fasîh konuşanlarınca engellenmesi vaciptir.</p>



<p><strong>Osmanlıca Nedir?</strong></p>



<p>Bu bölümde Prof. Dr. Hayati
Develi, A. Sırrı Levend, Suat Baydur ve Tahsin Yücel’in Osmanlıca ‘nın tanımına
ilişkin görüşlerini paylaşmış, bu görüşlerin ortak yanlarını maddeler halinde
sıralamaktadır:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
“a)Osmanlıca yapay/düzmece bir dildir.</p>



<p>b)Üç dilin karışmasıyla buluşmuş
bir aşuredir.</p>



<p>c)Osmanlıca halktan kopuktur.</p>



<p>d)Osmanlı aydınlarının yapay dili
iken Türkçe halkın dilidir.”</p>



<p><strong>Dil Düzlemleri: Konuşma Dili ve Yazma Dili</strong></p>



<p>Prof. Dr. Develi, Engin Sezer’in
görüşünden yararlanarak, Osmanlıca’nın Türkçe’den ayrı bir dil olduğunu savunmanın
bilimsellikten uzak olduğunu ifade eder. Osmanlıca Türkçenin sözdizimi üzerine
kurulu, birçok kelime ve yapıyı içermektedir.</p>



<p>Prof. Dr. Develi, Osmanlıca ve
Türkçenin ayrı diller olmadığını ‘kod değiştirme’ kavramıyla açıklar. Bu
kavramı, “<em>Kişinin bu iki dilden ve ya
değişkeden birine geçmesi</em>” olarak tanımlar.</p>



<p>Yazı dili/ Üst değişke/ Osmanlıca</p>



<p>Konuşma dili/Alt değişke/Türkçe</p>



<p>Bu iki kavramı, hem Engin
Sezer’in alıntıladığı, <em>‘Şinasi’nin
annesine Paris’ten annesine yazdığı mektup’ </em>ve Tasvir-i Efkar gazetesinin
ilk sayısındaki giriş yazısından örneklerle; hem Selanikî Tarihi’nden alınan
örneklerle destekler.</p>



<ul><li><strong>Devletin
Dili</strong></li></ul>



<p>Mehmet Ali Ünal’ın Tarih El
Kitabı’nda yazdığı yazıya atıfta bulunarak, Develi Osmanlı’nın ilk dönemlerinde
Selçuklulardan etkilenerek, devlet dili olarak Farsça’yı kullandığını belirtir.
Selçukluların, merkezî devlet yapısının değiştirmeyi düşünmelerinin imkansız
olacağını,böylelikle divan dili, yazışma geleneğinin aynen korunduğunu söyler</p>



<p>Develi’ye göre, Osmanlılar, Batı
Anadolu’da Farsça etkisinden uzak oluşu ve yayılma politikalarının bizzat
batıya doğru oluşu nedeniyle, sarayda konuşulan dil olarak Türkçeyi tercih
etmiştir.</p>



<p>Bu durumla ilgili olarak,
Osmanlılarda bir dil politikası güttüğünün altını çizer.Osmanlı dil
çeşitliliğini sorun etmekten dil durumu, ‘toplumsal bir gerçekleşme’ olarak
kendiliğinden oluşmaktadır.</p>



<p>Saray dili yabancı dillerden
etkilense de Türkçe temizliğini korumuştur. I. Abdülhamit ve III.Selim’in
hattıhümayünü örnek gösterilerek konuşma dilinde kanıtlanmıştır.</p>



<ul><li><strong>Osmanlı
Diplomatikası</strong></li></ul>



<p>Tayyip
Gökbilgin’in Osmanlı PAleografya ve Diplomatik İlmi kitabından atıfla, Osmanlı
belgeleri, L. Fekete’den beri laik ve dini belgeler olarak ikiye ayrılmıştır.</p>



<p><strong>Dini karakterli belgeler</strong>, şer’iye
sicilleri, kadılar tarafından verilen hüküm ve ilamlar, vakıfnameler,fetvalar.</p>



<p><strong>Laik karakterli belgeler, </strong>padişah
tarafından verilmiş olan ferman, berat, ahidname, sulhname, name-i hümayun,
emirler ve hükümler, yüksek makamlardaki memurların takrirleri ve mektuplar
v.s.</p>



<p>Osmanlı resmi
belgeleri, genelde Türkçe olmakla beraber Latin, Kiril, alfabeli metinlerle,
Rumca, Arapça, Farsça, Grekçe, Slavca, Sırpça, Macarca, İtalyanca, Rusça, Lehçe
dillerinde yazılmıştır.</p>



<p>Belgeler dil
özellikleri bakımından incelendiğinde, padişahın bizzat ağzından olan belgeler
son derece sade iken, katiplerin kaleme aldığı belgeler ise, son derece
sadedir.</p>



<p>Bir sonraki
paragrafta, belgelerin rükünlerinden bahsedilmiştir.</p>



<p>Tanzimat’tan
sonra ‘standart imla, yazı dili ve ifadede sadelik ve hızlı iş çıkarmaya
yönelik telif usulü’ getirilmiştir.</p>



<p>Son olarak,
1876’da devletin resmi dilinin Türkçe ilan edildiğinden bahsedilerek, kitabın
metin kısmı sona erdirilmiştir.</p>



<p>Kitabın
kaynakçasında, Osmanlı hakkında çalışmalar yapan Ahmet Akagündüz, İhsan
Fazlıoğlu, Halil İnalcık, İlber Ortaylı gibi tarihçilerin yanında;
Aşıkpaşazade, Kaşgarlı Mahmut gibi eski dönem müellifleri ve haklarında yapılan
tezler yer almaktadır.</p>



<p>Ayrıca, hakkında
doktora tezini yaptığı Seyahatname yazarı Evliya Çelebi ilgili çalışmalar da,
kaynaklardandır.</p>



<p>Prof. Dr. Hayati
Develi’nin yapmış olduğu hacmi küçük kitabın, Osmanlı Türkçesi hakkında çalışma
yapmayı düşünen tüm araştırmacılara yararlı olacağını inanıyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayati-develi-osmanlinin-dili-kitap-tanitimi/">Hayati Develi, &#8220;Osmanlı’nın Dili&#8221; Kitabı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayati-develi-osmanlinin-dili-kitap-tanitimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18157</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstasyonda Beklerken…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Jul 2019 07:40:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18220</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kadının çığlığıyla kendime geldim. Tren raylarına kadar geçen 3 yaşlarındaki bir çocuğu kurtarmak için annesi çığlık çığlığa koşuyor, koşarken de kucağındaki bebeği düşürmemek için olağanüstü gayret sarf ediyordu. Tren rayları bana daha yakındı. Bu yakınlığı fırsat bilerek çocuğa doğru koştum, gövdesinden tuttuğum gibi raylardan aldım. Çocuğun annesi derin bir nefes aldı. Oğlunu çekiştirerek söylendi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/">İstasyonda Beklerken…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir kadının çığlığıyla kendime
geldim. Tren raylarına kadar geçen 3 yaşlarındaki bir çocuğu kurtarmak için
annesi çığlık çığlığa koşuyor, koşarken de kucağındaki bebeği düşürmemek için
olağanüstü gayret sarf ediyordu. Tren rayları bana daha yakındı. Bu yakınlığı
fırsat bilerek çocuğa doğru koştum, gövdesinden tuttuğum gibi raylardan aldım.</p>



<p>Çocuğun annesi derin bir nefes
aldı. Oğlunu çekiştirerek söylendi ve istasyonun içlerine doğru çekildiler. Ben
de yine aynı köşeme çekildim. Bankta değil, yerde çömelerek oturdum. </p>



<p>Artık usanmıştım. Kaç zamandır bu
tren gelmiyordu, daha doğrusu hiçbir tren gelmiyordu. </p>



<p>Deminki annenin çığlığına da
bir anlam veremedim, ortada tren yoktu ki tehlike olsun ama yine de tren rayı bu,
her an için bir gelen olabilirdi.</p>



<p>Çömeldiğim yerde başımı
dizlerimin arasına aldım. Demin de böyle dalmış olmalıyım ki, kadının
feryadıyla gözlerimi açtım ve ne olduğunu anlamam birkaç saniyemi aldı.</p>



<p>Daha ne kadar bekleyeceğim bu
köhne istasyonda bilmiyorum. Trenin ne zaman geleceği belli değil, neden
geciktiğiyle ilgili görevliler de bilgi sahibi değil. Panolarda hiçbir uyarı
yok ama gelen tren de yok, giden tren de yok, istasyonda trenin adı bile yok.</p>



<p>Başım dizlerimin arasındayken
istasyonu bir kez daha incelemeye başladım. Kaç kezdir derinlemesine
inceliyorum bilmiyorum ama yolcularda bir değişim var, en azından onları
incelerim.</p>



<p>İstasyon çok eski bir
istasyondu. Hangi döneme ait, tarihi yönü ve önemi hakkında bir bilgim yoktu
ama belli ki bu dönemden çok önce yapılan muhteşem eserlere benziyordu. Ancak
muhteşem olan sadece yapının büyüklüğüydü. Eski yapı yer yer çökmüş, bazı
yerleri tamamen harabe hale gelmişti. İçeride kesif bir koku vardı. Nemle
karışık koku sanki üstüme yapışıyordu. Tavan oldukça isliydi, hatta isten
kararmış gibiydi. Nemle birlikte üstümüze aktı akacak gibi duran katranımsı bir
görüntüsü vardı. İstasyonun birkaç yerinde soğuk içecek dolabı ile sıcak içecek
dolapları vardı ama içi boştu. Uzun süredir kullanılmadığı her halinden belliydi.</p>



<p>Benim bulunduğum köşe,
istasyonun en sakin ve en kuytu köşesi olmalıydı ki, neredeyse hiçbir yolcuyu
göremiyordum. Ara sıra tren geliyor mu diye merak eden birkaç kişi öne doğru
geliyor, önce sağa, sonra da sola dikkatli dikkatli bakıyordu. Bazıları da
elini kolunu sallayarak mırıldanıp mırıldanıp gidiyordu.</p>



<p>Yerim iyiydi…</p>



<p>Kimseyle muhatap olmuyor,
gereksiz konuşmalarla zaman öldürmüyordum. Böyle ne yapıyordum o da tartışılır
ya, sindiğim köşemde belki de <strong>kendimi
dinliyordum.</strong></p>



<p>Hayat ne garipti değil mi?</p>



<p>Kendimizle konuşmuyorduk, belki
de konuşamıyorduk. Yüzleşmekten kaçınıyorduk. Bu istasyon, beni kendi kendimle
düşünmeye, boşa geçen zamanı kendimle konuşmaya veya kendimle yüzleşmeye harcamama
fırsat veriyordu. Belki de bu istasyonu sevmemin ana nedeni buydu. </p>



<p>Evet hayat garipti…</p>



<p>Bir süreliğine gelip, tıpkı şu
istasyonda beklediğimiz gibi zaman öldürdüğümüz dünyaya nasıl da
sahipleniyorduk, nasıl da kalp kırıyorduk, nasıl da hırslanıyorduk, nasıl da öfkeleniyorduk,
nasıl da efeleniyorduk…</p>



<p>Belki de garip olan hayat değil,
bizdik.</p>



<p>Belki de bizi garip yapan
hayatın ta kendisiydi.</p>



<p>Kim bilir, belki de her
birimiz, bir diğerimizin garip olması için elimizden geleni ardımıza
koymuyorduk. <strong>Kim daha çok garip olacak
yarışması</strong> yapsak bile bu kadar performans gösteremezdik.</p>



<p>Misafir, misafiri sevmiyordu o
kesindi. Kesin olmayan, ev sahibinin(cc) kimleri sevdiğiydi…</p>



<p>İstasyonun bir köşesinde
gürültü koptu. İki yolcu ya da daha çok yolcu bir birine laf yetiştiriyordu.
Tam bir kavga değildi ama kavganın ilk kıvılcımının çakıldığı anda. Birden
istasyonun o bölümü yolcularla doldu. Gerçi hiçbirimize yolcu denmezdi. Henüz
yolcu adayıydık. Eğer trene binebilirsek yolcu olacaktık. Şimdilik sadece
istasyonda bekleyen insanlardık.</p>



<p>Araya girenler iki yolcuyu
ayırmayı başarmıştı. Gerçi ayırmak isterken ara dayağı yiyen de olmuştur, hep
öyle olur…</p>



<p>Garip bir istasyondu burası.
Sonradan fark ettim. Bu istasyonda hiçbir görevli yoktu. Ne bir güvenlikçi, ne
biletçi, ne temizlikçi, ne de başka görevli. İstasyonun şefi de yoktu, müdürü
de yoktu, amiri de yoktu. Ne yöneten vardı, ne yönetilen. Ancak akıp giden
insanlar vardı. Bir yerden geliyordu insanlar, istasyonda bekliyordu ve tren
gelirse binip gidecekti, gideceği yere.</p>



<p>Nereden geliyordu bu insanlar,
nereye gidiyordu bu insanlar, bilmek mümkün değildi. Birsine sorsan öğrenirdin,
ikisine sorsan öğrenirdin; hepsine soramazdın, hepsinden bilgi sahibi
olamazdın.</p>



<p>Ne zamandır istasyondayım
doğrusu bilmiyorum. Yalnızlık çektiğim söylenemez, yalnızlığı sevdiğimi
söylesem de yalan olur. Belki de kuru gürültü bana göre değildir.</p>



<p>Belki de “<strong>Azıcık aşım, ağrısız başım</strong>” sözündeki gibi bir hayat seçmişimdir; <strong>daha az insan, daha az sorun, daha az
stres…</strong></p>



<p>Tam böyle düşünüyordum ki,
oturduğum bankın bulunduğu köşeden önce bir baston sesi geldi, sonra da bastona
dayanan yaşlı bir adam. </p>



<p>Selam verdi mi bilmiyorum,
verdiği selamı aldım mı onu da bilmiyorum. Ne zamandır kendimde değilim ya da
ne zaman kendime geldim onu da bilmiyorum. Çok bilinmeyenli bir hayatın tam
ortasında debelenip duruyor muyum, doğrusu onu da bilmiyorum.</p>



<p><strong>Ahhh ne kadar çok şey bilmiyorum…</strong></p>



<p><strong>Ne kadar çok şey bilmedikçe, yeni bilmediklerim ortaya çıkıyor.</strong></p>



<p>Yaşlı amcanın “<strong>Hayırdır evladım, bu dünyanın yükünü senin
omuzuna mı yüklediler?</strong>” sorusuyla kendime geldim. Neden “<strong>Karadeniz’de gemilerin mi batmış</strong>”
demedi de, “<strong>Dünyanın yükünü senin
omuzuna mı yüklediler?</strong>” diye sordu, öğrenmek de istemedim.</p>



<p>“<strong>Hiç</strong>” dedim sadece, “<strong>hiç</strong>”..
Hem de koca bir hiçti. </p>



<p>Hiçlerin içinde arıyorduk her
şeyi; hiç olup gideceğini bile bile kumdan kaleler yapıyorduk, camdan kuleler
inşa ediyorduk. Fasit bir daire çiziyorduk kendimize. Kendi kendimizi esir
ediyorduk, sonra da o esaretten kurtulmak için uğraşmakla geçiyordu hayat.</p>



<p>Kazanmak için yaşıyorduk,
yaşamak için kazanıyorduk. Yemek için yaşıyorduk, yaşamak için yiyorduk. Bütün
bunlar olsun diye de gece gündüz çalışıyorduk. Çalıyorduk, çırpıyorduk, yalan
söylüyorduk, hile yapıyorduk, aldatıyorduk ve sonu bir hiç oluyordu, koca bir
hiç…</p>



<p>Ben şimdiden hiç yapıyordum.
Lafı döndürüp durma gereği duymuyordum. Tıpkı <strong>hiçlik mertebesine yükselmek isteyen divane gibiydim</strong>, belki de <strong>divanenin ta kendisiydim</strong>.</p>



<p>“<strong>Divane misin be evladım</strong>” diye “<strong>hiç</strong>”
dememe karşı çıktı yaşlı adam ve ben tam “<strong>divaneliği</strong>”
düşünürken, içimi okumuş gibi söylenmesine düşünmeden cevap verdim; “<strong>Deli miyim bilmem ama divaneyim, onu iyi
bilirim.</strong>”</p>



<p>Yaşlı adam da sustu, öylece
bekledik istasyonda. </p>



<p>Öylece bizi bekledi istasyon. </p>



<p>Öylece bekledi bizi biz…</p>



<p>Belki siz, belki biz, belki
hepimiz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/">İstasyonda Beklerken…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18220</post-id>	</item>
		<item>
		<title>#sonümit Video Dergi Yayında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonumit-video-dergi-yayinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonumit-video-dergi-yayinda/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Jul 2019 07:25:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Okumaktan giderek uzaklaştığımız bu izleme çağında sanatı kitlelere duyurmak adına yeni bir yol arayışında olan Son Ümit dergisi bir sanat dergisinde bulunması gereken tüm içeriği video formatı halinde sunmaya hazırlanıyor. Dergi, Türkiye’nin ilk video sanat dergisi olacak. Sanatsal tartışmalar, söyleşiler ve dosyalar içerecek dergide; Ahmet Telli, Ethem Baran, Eren Aysan gibi edebiyatımızın tanıdık kalemlerinin yanında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonumit-video-dergi-yayinda/">#sonümit Video Dergi Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Okumaktan giderek uzaklaştığımız bu izleme çağında
sanatı kitlelere duyurmak adına yeni bir yol arayışında olan Son Ümit dergisi
bir sanat dergisinde bulunması gereken tüm içeriği video formatı halinde
sunmaya hazırlanıyor. Dergi, Türkiye’nin ilk video sanat dergisi olacak.</p>



<p>Sanatsal tartışmalar, söyleşiler ve dosyalar
içerecek dergide; Ahmet Telli, Ethem Baran, Eren Aysan gibi edebiyatımızın
tanıdık kalemlerinin yanında Şebnem Gürsoy, İpek Çeken ve Evren Besta gibi
tiyatro ve müzik dünyasının önemli isimlerini de konuk eden derginin
çekimlerine başlandı, Eylül 2019 itibariyle yayın hayatına başlaması
bekleniyor.</p>



<p>Üç ayda bir yayınlanması planlanan derginin genel
yayın yönetmenliğini Burak Çakır üstlenirken, yönetmen koltuğunda ise Mert
Dizdar bulunuyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonumit-video-dergi-yayinda/">#sonümit Video Dergi Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonumit-video-dergi-yayinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aykut Ertuğrul Öyküsünde Mizah</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Jul 2019 04:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18150</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mizah güldürmece işini ifade eder. Hayatın içinde bir kavramdır. Öykü, hayatın gerçekleşmesi muhtemel kesitleri bize sunmakta, yaşamın insana bakan yönünü yansıtmaktadır. Kısacası öykü, hayatı okumaktır. Aykut Ertuğrul günümüzün önemli yazarlarından biridir. Onun öyküsü Kafka, Borges, Marquez’le doğu İslam eserlerini harmanlayarak yenilikçi ve deneyci tutum sergileyen bir öyküdür. Mizahi unsurları da eserlerinde yerli yerinde ve etkili [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/">Aykut Ertuğrul Öyküsünde Mizah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Mizah
güldürmece işini ifade eder. Hayatın içinde bir kavramdır. Öykü, hayatın
gerçekleşmesi muhtemel kesitleri bize sunmakta, yaşamın insana bakan yönünü
yansıtmaktadır. Kısacası öykü, hayatı okumaktır. Aykut Ertuğrul günümüzün
önemli yazarlarından biridir. Onun öyküsü Kafka, Borges, Marquez’le doğu İslam
eserlerini harmanlayarak yenilikçi ve deneyci tutum sergileyen bir öyküdür.
Mizahi unsurları da eserlerinde yerli yerinde ve etkili bir biçimde kullanır.
Çalışmamızda Mümkün Öykülerin En İyisi isimli öykü kitabını mizahi ve ironik
unsurlar açısından araştıracağız.</p>



<p>Mümkün
Öykülerin En İyisi kitabının Kuyudakiler öyküsünde trafik ışıklarını görerek
şöyle demektedir: “<em>Issız adaya düşersem
yanıma alacağım üç şey: Kırmızı, sarı, yeşil. Kırmızı… Sarı… Yeşil…</em>”</p>



<p>Kabil adlı
karakter kadının önüne geçerek <em>“Bi liran
yok mu abla?” </em>demektedir.</p>



<p>Kabil, ana oğul
uzaklaştıktan sonra elindeki pet şişeyi göstererek ‘Kafalar güzel mi abi? Sen
içer miydin ya?” demektedir. Güvenlikçi, Çağrı’nın koluna giriyor ‘Gene mi sen
lan?! Gelme bi’daha buraya demedik mi oğlum?” Çağrı sinirlenmiştir: <em>“Hep sarhoşum lan! Hep sarhoşum lan!”</em></p>



<p>Yusuf dedesiyle
çocukluğundaki bir diyaloğu hatırlamıştır. </p>



<p><em>“Tırnağın niye böyle dede?”</em></p>



<p><em>“At ezdi evlat.”</em></p>



<p><em>“Nee, at mı?</em></p>



<p>“Kardeşim
Çağrı” diye intihar mektupları olan Çağrı bir anısını hatırlamıştır:</p>



<p><em>“Abi bizi niye alıyorsun? Biz ne yaptık, kendi halimizdeyiz biz ,
kendi halimizdeyiz.”</em></p>



<p><em>“Yürü lan yürü, karakolda anlatırsın.”</em></p>



<p><em>“Abi gelemem karakola, bırak beni, bıraksana lan!”</em></p>



<p><em>“Lanlı lunlu konuşma şerefsiz… Ah!”</em></p>



<p><em>“Yusuf kaç olum kaç!”</em></p>



<p>Güneş
Yaralarımızı Yakıyor’da bir cümle dikkati çekmektedir: <em>“Sineklerden bir oldu ölülerimizin üzerine salınmış.”</em></p>



<p>Nefes
Kontrolü’nde komutan şöyle söylemektedir. <em>“Tut
nefesini, dilini damağına yapıştır.” </em>Daha sonra <em>“Tut nefesini örtüye bürün.”</em></p>



<p>Kimse selam
vermeyince yine <em>“Tut nefesini, ya sabır”</em>
diyor. Oda hepsine yine <em>“Tut nefesini
secde et.” </em>diyor. Mahkum elbisesi giyip seccadesini alınca yine <em>“Tut nefesini, Elhamdülillah.” </em>diyor.
Emekli olunca yine <em>“Tut nefesini, tut
nefesini, tut nefesini, tut, tut, tut…”</em> demektedir. </p>



<p>Yaşasın
Ritim’de yazar kısa, tombul, afili, Pelikan marka mürekkep şişesinden beş
liralık dolma kalemime mürekkep çekmeye çalışmakla meşguldür. Önünde peçeteler,
müsvedde bir kağıt, hepsinin altına iki kat serilmiş eski tarihli bir gazete <em>“Tam bir ritüeldir.” </em>Yazar, kalem
yazıyor mu diye kontrol eder. Sorun yoktur. Halifesiz Günler’den rastgele bir
sayfa açıp okumuştur. “Yaşasın ritim!” yazmaya koyulur öykünün ilk paragrafını
yazar.</p>



<p>Kahraman’ın
Sonsuz Yolculuğu’nda derkenarda Teşekkürler Google, Teşekkürler Vonnegut,
Kahrol Amerika!” denmektedir. Yer sarsıntısı yaşanmaktadır. Kahraman <em>“buna ne oluyor” </em>demekte, Yeryüzü
ağırlıklarını atmaktadır. ‘Panik dalgası’na odaklanmakta ama bir şey
görememektedir. Bunun nedenlerinden biri, merkezden uzaklaşan insanlar kaçmakla
bitmemektedir, diğeri, Merkezin çevresinde Münch’ün ünlü tablosundan fırlamış
en az iki saf insan vardır. Unutanlar ve bilmeyenler için tabloyu gösterir.
Üçüncü neden “yaklaşmaya cesareti yok”tur. Absürt bir macera yaşamaktan
korkarak kıyafetlerini, uzuvlarını, akbilini kontrol eder. Eli yüzü düzgün
birini durdurur: Hangi yıldayız diye sorar. Üçüncü sebebi düşünmemiş gibi
yapmalıdır: <em>“Cesaret, cesaret, cesaret.”</em>
Zihinsel gelişimi boyunca yüzlerce aksiyon filminin eşlik ettiği kendisiyle
ilgili olarak <em>“alem buysa, kahraman
benimdir.”</em> der. Son sözlerini düşünür. <em>“Astalavista
bebek”,</em> <em>“geri döneceğiz”</em>, <em>“freedom”</em>, <em>“Işık, biraz daha ışık.” </em>Elinden kurtulan figürandan daha uzun
yaşamak için son sözlerini düşünmeyi bırakıp kahramanlık kabul etmelidir. <em>“Etmeliyim, etmeliyim… Et-tim!”</em></p>



<p>Üzerindeki
siyah mont ve kotla kendini Jason Statham’a benzetir. Sonra Jason Statham’ın
resmini verir. Kendini Jason Statham’la karşılaştırır. Ancak yazarda <em>“bir maceranın tam ortasında olma bilinci”</em>
vardır. Kendisini günde en az iki kere 500T’den sağ çıkmış adam olarak niteler.
<em>“Orta boş beyler, ortaya ilerleyelim”</em>
edasıyla yoluna devam etmiştir. Otobüsü tasvir eder: <em>“Hamile kadınlar, bir ayağı çukurda ihtiyarlar, el ele tutuşmuş genç
sevgililer, militan kılıklı kirli sakallı gençler, iki gözü iki çeşme anne
babasını arayan minik çocuklar, kaçarken bile birilerine SMS atan, Facebook
duvarına ileti giren liseliler</em>” görmüştür. Korkmuş bir buzdolabı tasvir
edemeyeceğini belirtir. <em>“Bu konuda size
Google bile yardım edemez”</em> der. Trafik açılıyor. Yani, kalabalık azalıyor.
Gonder Vekilharcı’nın oğlu Boramir’in boru sesini andıran yaslı uğultuyla
uğraşmak zorunda kalır. Boyundamarlarını şişirerek 23 Nisan şiiri okuyan bir
öğrencinin velisi olmak gibidir.</p>



<p>İsrafil’e
seslenir: <em>“İsrafil Aleyhisselamcığım
buradaysan sakın bir işaret verme. Lütfen.</em>”</p>



<p>Uğultu
Yozgat’ta geçen çocukluğunu, sünnet oluşunu pilli robot, siyah önlük, ilkokul
aşkları”nı hatırlatır. <em>“Ortaokul, teklif
etmek, eşek şakaları, matematikçi bana taktı, anne ev hanımı, baba memur…” </em>Modern
olanlar lisede aşık olmaktadır: <em>“Sarımsak
umurlarında değil. Halbuki sarımsağın vitamini…</em>” Gerçeklik duygusunu
kaybetmemeye çalışır. İnsanlara dokunmadan geçmeye çalışır. Bunu yarasalar
ürküp vücutlara çarparak hep birden ileri atılmasına benzetir. Dairenin
merkezine on adım’da askerlik günlerini hatırlar. Dairenin merkezine yedi adım’da
savaş kapıdadır. Dairenin merkezine üç adım dağıtım izni, Dairenin merkezine
iki adım’da Üçüncü Dünya Savaşı, Dairenin merkezi’nde ölü insanlar görmektedir.
Tablodan kaçmak, figüranların arasına katılmak ister. Ejderha ölülerin üzerine
kükremekte, tepinmektedir. Öykünün sonunda ejderhayı tasvir eder. Tabloda bir
grup ölü vardır.</p>



<p>Büyük Dünya
Atlası’nda Atlas’ın kulağına fısıldar, adam oralı olmaz. <em>“Hep o artistik, sonsuz, sinir bozucu pozlar.”</em> Öfkesine hakim olup
Atlas’ın olanından uzay boşluğuna doğru düşen ter damlasını eliyle havada
yakalamıştır. Bir kara deliği daha engellemiş olmanın verdiği iç huzuruyla
‘Batsın bu dünya Atlas, bırak batsın!’ diye tekrar etmiştir. Atlas’ı kızdırmaya
çalışmıştır: <em>“Tek Tanrılı sisteme geçildi
ve bil bakalım o Tanrı kim değil?”</em> Atlas’ın tek başı havaya kalkar<em>. “Senin emeklerini umursamıyorlar, sana
değil, yerçekimi kuvvetine, Newton isimli bir fasülye ve daha onlarca bilimsel,
sıkıcı şeye inanıyorlar sana değil.”</em>Atlas düşmektedir. <em>“Tanrı’nın yıkılışını izlerken ‘Biliyordum’ dedim sırıtarak.” </em>“Bir
kere tereddüt edersen bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmaz.” Cebinden düdük
çıkarıp üfler. Atlas bayılır. Küre elleri arasından düşmüştür. Pos bıyıklı <em>“Tanrı öldü; onu biz öldürdük”</em> diye
ikisini işaret etmiştir. Cam küre paramparça olmuştur. Kıyamet kopmuştur, Atlas
bir daha görünmez.</p>



<p>Atiye’nin
Ölüleri’nde kahramanın uyanmasıyla ilgili olarak <em>“Hayır sevgili okur, kahramanın uyanmasıyla başlayan hikayelerden
sıkıldığını biliyorum.” </em>Kahraman henüz uyumamıştır. <em>“En yakın uykuyla aramda nereden baksan on iki saat vardı, ileriye ve
geriye doğru…”</em></p>



<p>Kapı
açılmamıştır. Üzerine doğru yürüyen bir canavar, adam, kuş, martı, sevgili,
başka bir hikayeye ait bir karakter de yoktur. Ne de buzdolabı, <em>“Okura bu hikayeden bahsederek şunu
söylemiştir:” </em>Bir oyunun peşinde hiç değilim Hayır, biliyorum bunlara
karnın tok. Öyküde Şehrazat, Raskolnikov, Drogo, Adem Selamsız’a değinmektedir.
Tek tek Atiye, annesi, Veznedar Nuri, Beyaz Eşyacı Selim, Halı Yıkamacı
Süleyman, Doktor Sedat, Tansel Yüzbaşı, Kenan Hoca, garson Münir, İsmail
Çevik’in ne yaptığını söylemektedir.</p>



<p>Urdn Medeniyeti
Hakkında Birkaç Mühim Belge’de hayali Urdn ülkesinin dilinden bahsetmekte, Sözlükten
silinen kelimeyi zihninden geçirmek bile yasak olduğu belirtilmektedir. Aynı
öyküde Yüzler Bayramı’ndan bahsedilmektedir. İsimler kurulu tarafından yüz
kelime seçilir. Devlet başkanı ve doksan dokuz kişilik kurul üyeleri çelik
tanrının başına geçer. Her biri Ndru’nun veri tabanından bir kelimeyi siler.
Ndru, tüm konuşulanları harfiyen duyan dev kulağın adıdır. Bilim adamı Kemal
Kalender’in yorumu yer almaktadır. Z.’nin nasıl öldüğü belli değildir.</p>



<p>Yok Kimse Yok’da kahraman The Marmara’ya girmekte,&nbsp; seyrettiği filmler 16000xff’yle güzünün önünden geçmektedir. Bir kestane tezgahından bir kestane alıyor. Hala sıcaktır. <em>“Fazla uzaklaşmış olamazlar.”</em> der. Kabukları sayarken rüya görüp görmediği aklından geçer. <em>“Rüyasında kestane gören bir adam mıyım ben? Rüyasında ‘kestane gören bir adam’ gören bir kestane mi?”</em> Ölü mü diri mi olduğu aklından geçer. Bilgisayarın başına geçer. Haber sitelerini dolaşır. Dayanamaz Google’a sorar: İnsanlar nereye kayboldu. Çıkan sonuçlar işine yaramaz. Online bir oyun sitesi, Adnan Oktar videosu, kedi canını hepsiburada.com’da bulur. Cebinden cep telefonunu çıkarır. Rüzgar bir kağıt parası getirir. Kağıttakiler İlahi Komedya’da cehennemin kapısında yazmaktadır. <em>“Bu nasıl bir hafıza lan, bu nasıl şiir, n’oluyo, n’oluyo, N’OLUYO!”</em> der. Önüne bir kağıt düşer. Kafasına çarpıp Felak, Nas, Ayetel Kürsi, üç İhlas ve bir Fatiha okur. Göğe bakar: Pamuk tarlası. Truman Show da yazabilirdi der. Rüyada pamuk görmeğe değinir. Mefisto’ya girer. Alarm yankılanır. Etrafına baka, kimse yoktur. Ses, sirene dönüşür. Bir kağıt daha, bir kağıt daha düşer, bilgisayar çıktısıdır. Ona bir kadın yaklaşır. Aklına birçok şey gelir. Adı Havva’dır. Avucunun içine bir kağıt koyar.  Kırmızı Pazartesi’de 6.30 vapurunda kalorifer yanı koltuk kapma yarışı vardır. <em>“Ben olsam kesin kapardım bir koltuk” </em>diye söylenerek ahşam sıranın ucuna oturmuştur. İskeledeki büfelerin camlarından dışarı uzanan kollar insanı ritimsiz,
çılgın halay izlenimi veriyordur. <em>“Para
içeri gazete dışarı, para içeri paket paket sigara dışarı, para içeri çikolata
dışarı, para içeri su dışarı, para içeri para dışarı…”</em></p>



<p>Son Anahtar ve
Başka İhtimaller öyküsünde dipnot sistemini kullanmıştır. Dipnot başlığı Son
Anahtar ve Başka İhtimaller İçin Okuma Önerileri’dir. Öyküdeki dipnotta yazarın
oyuna dahil olmayı seven oyunbaz olur için kurgulandığı belirtilmektedir. <em>“Düzgün düşünmemeye yol açabilir. Yan
etkilere rastlarsanız selam söyleyin.” </em>diye okurlarını uyarmaktadır. Söz
konusu öykü ironik üslubuyla önemli öykülerdendir. İhtimaller Serisinin Sonraki
Öyküsü için Notlar’da Anket öykü tabiri kullanılmaktadır. Final dört şıklıdır.
Yazarın tabiriyle okur bu test sayesinde nasıl kitaplardan hoşlandığını
anlayacaktır.</p>



<p>Mahir Ressam ya
da Babamı Nasıl Öldürdüm’le oyun başlamaktadır. Kahraman öykünün kötü kişisi
olduğunu belirtmekle beraber Kumarbaz’daki hilebaz ihtiyar kadar kumar
bildiğini, çok badireler atlattığını ancak Gregor Samsa gibi böcekleşmediğini
belirtmektedir. Olric olarak karşımıza çıkmaktadır. <em>“Kim olmak isterseniz.”</em></p>



<p><em>“Metinlerarasılığın sırası değil atayını da al git. Başüstüne…”</em> Kahraman
doğuştan kötü değildir. <em>“Anlayacağınız
Erol Taş kahkahasıyla değil…”</em> Okur, ihtimalle apartmanını hala terk
etmediyse bir üst kata çıkmak için yanıp tutuşmaktadır. Öyküde bir tüfek
patladıysa ceset oralarda bir yerdedir<em>
“Fazla uzaklaşmış olamaz! Namlu hala sıcak.”</em> Tutunamayanlar’a gönderme
yapmaktadır. <em>“Ah be Bruce artık kimse
kimseyi sonuna kadar dövmüyor dedi Özkan. Atayistler bunu açıklayabilir mi
bakalım.”</em> Olric’e yazar <em>“Zevzek. Bana
mı dediniz efendimiz?” </em>demektedir. Öyküde Fikret’in karnesi aşağıdaki
gibidir:</p>



<p><em>“Hayal gücü:5</em></p>



<p><em>Dayağa dayanma gücü: 5</em></p>



<p><em>Kızlarla konuşabilme: 0</em></p>



<p><em>Berk’e yumruk: 0</em></p>



<p><em>Kendini savunma: 0</em></p>



<p><em>Hamdi’yi öldürme: 0</em></p>



<p><em>Beceriksizlik: 5</em></p>



<p><em>Yazıya olan inanç: 0</em></p>



<p>Fikret, sevdiği
kızı başkasına kaptırdıktan sonra <em>“Ferhat
efendimiz sonunda meyhane köşelerinde o Sadri Alışık sonunda canına kı… O
üçüncü sayfa sonunda en yakın cepheye I Want You! Bazı şeyler yalnız Amerika’da
olur efendimiz…”</em> Aynı öyküde, Mesnevi’de geçen Rum ve Çin halkının daha
mahir ressam olduğuna dair hikayeye yer verilmektedir. <em>“Çaldıksa miri malı çaldık efendimiz.” </em>Olric diyaloglarıyla sona
ermektedir. <em>“Oysa biz daha yeni
başlıyoruz. Oyun bitti.”</em></p>



<p>Sonuç olarak,
diyebiliriz ki, Aykut Ertuğrul öyküsünde mizah ve ironi büyük bir önem arz
etmektedir. Kapsamlı olarak çalışmalar yapmak bizi yeni sonuçlara
ulaştıracaktır. </p>



<p>KAYNAKÇA</p>



<p>-ERTUĞRUL,
Aykut (2014), Mümkün Öykülerin En İyisi, Dedalus Yayınları, İstanbul.</p>



<p>-TOSUN, Necip
(2015) Günümüz Öyküsü, Dedalus Yayınları, İstanbul.</p>



<p>-ZARİÇ Mahfuz
(2012) Cahit Sıtkı Tarancı’nın Öykülerinde Mizah ve İmge Şahıslar, <a href="http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/mahfuz_zaric_cahit_sitki_taranci_oyku_mizah.pdf">http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/mahfuz_zaric_cahit_sitki_taranci_oyku_mizah.pdf</a></p>



<p>-APAYDIN,
Mustafa (2015), Türkiye Türkolojisinde Yapılan Mizah-Hiciv Çalışmaları Hakkında
Bazı Değerlendirmeler, <a href="http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/mustafa_apaydin_mizah_hiciv_calismalari.pdf">http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/mustafa_apaydin_mizah_hiciv_calismalari.pdf</a></p>



<p>-YUM,
Sebahattin (2013), Memduh Şevket Esendal’ın “Ayaşlı ve Kiracıları” Adlı
Romanında Mizah,</p>



<p> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/">Aykut Ertuğrul Öyküsünde Mizah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18150</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kurşun Kalem Edebiyat Dergisi Sayı: 53</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-dergisi-sayi-53/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-dergisi-sayi-53/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Jul 2019 08:22:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18211</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba, Yirmi altı yıl önce 2 Temmuz&#8217;da Sivas katliamında hayatlarını kaybeden otuz üç sanatçımızı saygı ile anıyoruz. Metin Altıok, Behçet Aysan, Asım Bezirci, Muhlis Akarsu ve tüm sanatçılarımızın mekanları cennet olsun. Dergimizin baskıya gireceği saatlerde ölüm haberini aldığımız küçük iskender&#8217;in yakınlarına, dostlarına ve okurlarına Kurşun Kalem ailesi olarak başsağlığı diliyoruz. Sekiz yıl önce Temmuz&#8217;da aramızdan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-dergisi-sayi-53/">Kurşun Kalem Edebiyat Dergisi Sayı: 53</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Merhaba,</p>



<p>Yirmi altı yıl önce 2 Temmuz&#8217;da Sivas katliamında
hayatlarını kaybeden otuz üç sanatçımızı saygı ile anıyoruz. Metin Altıok,
Behçet Aysan, Asım Bezirci, Muhlis Akarsu ve tüm sanatçılarımızın mekanları
cennet olsun. Dergimizin baskıya gireceği saatlerde ölüm haberini aldığımız
küçük iskender&#8217;in yakınlarına, dostlarına ve okurlarına Kurşun Kalem ailesi
olarak başsağlığı diliyoruz. Sekiz yıl önce Temmuz&#8217;da aramızdan ayrılan Ahmet
Uysal&#8217;ı &nbsp;rahmetle anıyoruz. </p>



<p>Temmuz-Ağustos-Eylül sayımız için arşiv niteliğinde üç dosya
hazırladık. Dosyalarımıza emek veren değerli şair ve yazarlarımıza teşekkür
ediyorum. Özellikle toplumsal içerikli şiirlerinden tanıdığımız, çevirileri ile
de edebiyatımıza katkı sunan &#8220;Şair Tahsin Saraç&#8217;a Saygı&#8221; dosyamızı
Özge Sönmez hazırladı. Ahmet Özer, Remzi İnanç, Attila Aşut ve Özge Sönmez&#8217;in
anı ve incelemeleri ile Tahsin Saraç&#8217;ı genç şair ve okurlarımızla
buluşturduk.&nbsp; </p>



<p>Erkek egemen otoritelerin kadına bakış açısı, gelişmekte
olan ve gelişmemiş ülkelerde hep sorunlu. Cinsiyetçiliği konuşmaya
başladığımızda insanı nereye koyacağız? Aslında insandan söz etmeliydik. İnsan
dilinden. Ama bütün iyi işleri adam gibi adam olanlar yapıyor ya ayrımcılık,
tam da burada başlatılıyor. Majör dilin olanaklarını kullanarak minör edebiyata
başvuran kadın şairlerimizin sayısı artıyor. Eski bir örtüyü parçalayıp onun
küçük parçacıklarını bir araya özenle getirip, yepyeni bir masa örtüsü yapmaya
benzer eski ama yeni söz. Birleştirirken aradaki boşluğu dolduran ip ve iğneyi
tutan parmakların hüneridir, yeniyi yaratan. Ama ip de önemlidir. İğne de. İşte
bundandır sözcük seçimi de ayrı bir gizemin dürtüsüdür. Şiirimizde en çok şair
kadınlar boşluktaki gizemin peşine düştü. Minör dili, ataerkil kültür baskısına
karşı seçenler, üst üste farklılıkları dizmeye başladılar.</p>



<p>Bircan Çelik de bu sayımızda &#8220;Türk Şiirinde Minör Dil
ve Kadın Şairler&#8221; dosyasını hazırladı. Ahmet İnam, Yusuf Alper, Elçin
Sevgi Suçin, Ruhsan İskifoğlu, Umut Ünalan, Özgür Sürek, Neslihan Yalman ve Bircan
Çelik&#8217;in yazıları ile zengin içerikli, geniş yelpazeli bir dosya okuyacaksınız.</p>



<p>&nbsp;3 Temmuz 2011&#8217;de ani
bir kalp krizi ile aramızdan ayrılan &#8220;Ahmet Uysal&#8217;a Mektuplar&#8221;
dosyasını Oğuz Tümbaş hazırladı. Ahmet Günbaş, Bülent Güldal, Hüseyin Yurttaş,
M. Mahzun Doğan, Turgut Baygın ve Oğuz Tümbaş&#8217;ın Ahmet Uysal&#8217;a yazdıkları bu
mektupları okurken; yeryüzünde gittikçe azalan kardeşlik sevgisine derin bir
yolculuğa çıkacaksınız.</p>



<p>Her sayı merakla okunan ŞAİRİN 24 SAATİ köşemizin konukları:
Baki Ay-han T. ve Hüseyin Peker. Beyaz Karga köşesinde Nalan Yılmaz &#8216;ın
&#8220;Konfüçyüs&#8217;e Selam, Bayan Ming&#8217;in Hiç Olmayan On Çocuğu&#8221;nu
okuyabilirsiniz. Bu sayımız-dan itibaren Filiz Gülmez&#8217;in&nbsp; &#8220;İzmir&#8217;de Kadın Olmak&#8221; yazı dizisine
yer veriyoruz. </p>



<p>Kurşun Kalem bunlarla sınırlı değil. Deneme-inceleme, kitap
tanıtım yazıları, şiirler, öyküler, Handan Gökçek&#8217;in hazırladığı genç
yazarların kaleme aldığı &#8220;Yakından Geçen Öyküler&#8221;le bütün bir yaza
sığacak edebiyat dergimizle sizleri baş başa bırakıyoruz. 54. sayımızda
görüşmek üzere,</p>



<p>İçten sevgiler.</p>



<p>Mine Ömer</p>



<p>Şair Tahsin Saraç&#8217;a Saygı/ Özge Sönmez s3</p>



<p>Ölümümün 30. Yılında Yaşamı Şiire Dönüştüren </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Bir Şövalye Tahsin Saraç/ Ahmet Özer s4</p>



<p>Tahsin Saraç&#8217;ı Anımsamak/ Remzi İnanç s13</p>



<p>“Çağsız Bir Yalvaç”tı Tahsin Saraç/ Attila Aşut s18</p>



<p>Dillerin Kavşağında Yürekli Bir Ozan</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin Saraç/
Özge Sönmez s24</p>



<p>Türk Şiirinde Minör Dil veKadın Şairler/Bircan Çelik s28</p>



<p>Şiirin Üç Işığı: Gülten, Sylvia, Furuğ/ Ahmet İnam s29</p>



<p>Yaratıcı Sanatçılık ve Kadın Şairler/ Yusuf Alper s35</p>



<p>Ataerkil Toplumlarda Kadın ve Kadın </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şair Algısı/
Elçin Sevgi Suçin s40</p>



<p>Şeffaflık ve Dirilerin şenliği bir şiir savunması/ </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Ruhsan İskifoğlu s47</p>



<p>&#8220;Rahmi Kadar&#8221; Konuşanlar/ Umut Ünalan s.50</p>



<p>Jane Eyre Romantik ve Özgür/ Özgür Sürek s52</p>



<p>Kadınlık Mücadeledir; Yenilik Yenilgiden Çıkamaz!../ </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Neslihan Yalman s54</p>



<p>Türk Şiirindeki Şair Kadınlarda &#8216;Yeni Dil&#8217;in Yapılanması/</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bircan Çelik
s56</p>



<p>kime ne söylerim/ Mehmet Sadık Kırımlı s65</p>



<p>suyun serin sesiyle aklımda/ Hakan Cem s66</p>



<p>Aldırma Sen Çocuğum/ Atla Er s66</p>



<p>Sevmiyorsan Yaratmıyorsun/ Selim Savaş Karakaş s67</p>



<p>Brecht 21. Yüzyılda, 121 Yaşında/ Tan Doğan s68</p>



<p>Biz Bu İşin Neresindeyiz?/ Yaşar Özmen s71</p>



<p>Dağ Ağrısı/ Hüseyin Çevik s73</p>



<p>Konfüçyüs&#8217;e Selam Bayan Ming&#8217;in </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hiç Olmayan
On Çocuğu/ Nalan Yılmaz s74</p>



<p>Şairin 24 Saati/ Baki Ayhan T. s76</p>



<p>Şairin 24 Saati/ Hüseyin Peker s79</p>



<p>İda&#8217;nın Aşklı Şairi Ahmet Uysal&#8217;ı Anlamak…/ </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Oğuz Tümbaş s80</p>



<p>Şiir Kadar Eskiydik Biz!/ Ahmet Günbaş s81</p>



<p>Ahmet Uysal&#8217;a Mektup/ Bülent Güldal s84</p>



<p>70&#8217;lerden Bugüne Ahmet Uysal/ Hüseyin Yurttaş s85</p>



<p>Bir Yüzyıl Daha İstemiştik Oysa…/ M. Mahzun Doğan s88</p>



<p>Zarfı Yüreğinden Katlanmış Mektup/ Turgut Baygın s90</p>



<p>Ahmet Uysal/ Oğuz Tümbaş s91</p>



<p>Aynanın Rengi Yoktur/ Ümit Yıldırım s93</p>



<p>Sütlü İncir Ağacı/ Oya Gündüz Aksu s94</p>



<p>Döngü/ Şule Sarı s96</p>



<p>İzmir&#8217;de Kadın Olmak/ Filiz Gülmez s97</p>



<p>“Hayal Divan” ve Nisa Leyla&#8217;nın Şiiri/ </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Engin Turgut s99</p>



<p>Fügen Kıvılcimer ve Karanlık…../ </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Nedime Köşgeroğlu s.101</p>



<p>Önce Şiirlerden Başlayacağım, Onlar Hep Dağınık/ </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Yunus Karakoyun s103</p>



<p>Lokum Dolabı/ Hüseyin Opruklu s104</p>



<p>Yalnızlığım/Zeynep İnce s.106</p>



<p>Çamur, Kan ve Kan/ Nihal Tanyel s107</p>



<p>Meçhul/ Duygu Fırat s108</p>



<p>Ebelendik Biz/ Şule Aksaki s109</p>



<p>Petunya Saksısı/ Lale Bakiç s110</p>



<p>Sesler/ Sevil Bütüner s111</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-dergisi-sayi-53/">Kurşun Kalem Edebiyat Dergisi Sayı: 53</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-dergisi-sayi-53/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18211</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Varsın Ocağımda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-varsin-ocagimda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-varsin-ocagimda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 21 Jul 2019 04:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18174</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir öykünün ışığında Bir yazının sancısında Ateşin sıcağında Sen varsın ocağımda Sevgimin tınılarında Aşkımın baharında Canımın sonbaharında Sen varsın ocağımda Balat’ın sokaklarında Bahçenin yollarında Kalbimin alyuvarlarında Sen varsın ocağımda</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-varsin-ocagimda/">Sen Varsın Ocağımda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir öykünün ışığında</p>



<p>Bir yazının sancısında</p>



<p>Ateşin sıcağında</p>



<p>Sen varsın ocağımda</p>



<p>Sevgimin tınılarında</p>



<p>Aşkımın baharında</p>



<p>Canımın sonbaharında</p>



<p>Sen varsın ocağımda</p>



<p>Balat’ın sokaklarında</p>



<p>Bahçenin yollarında</p>



<p>Kalbimin alyuvarlarında</p>



<p>Sen varsın ocağımda</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-varsin-ocagimda/">Sen Varsın Ocağımda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-varsin-ocagimda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18174</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şehrengiz/ Nevşehir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sehrengiz-nevsehir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sehrengiz-nevsehir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 20 Jul 2019 04:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18198</guid>
				<description><![CDATA[<p>                 I                  İbrahim, küçük bir çocuktu, Yüksekçe bir tepeye oturdu. Bir yandan koyunlarını otlatırken Akranlarına hayal kurdu. Helva ustasıydı Muşkara’da. Yerleşmişti İstanbul’a, Ünü ulaştı padişaha, Helvacı olmuştu saraya. Üçüncü Ahmet padişahtı. Aynı zamanda da hattattı. Gül goncası Fatma’sı gelin, İbrahim artık damattı. Hayalindeki gibi bir vilayet, Cami, hamam, imaret, … Seyyahlara ziyaret, O tepeyi kale [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehrengiz-nevsehir/">Şehrengiz/ Nevşehir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>                  I                  </p>



<p>İbrahim,
küçük bir çocuktu,</p>



<p>Yüksekçe bir
tepeye oturdu.</p>



<p>Bir yandan
koyunlarını otlatırken</p>



<p>Akranlarına
hayal kurdu.</p>



<p>Helva
ustasıydı Muşkara’da.</p>



<p>Yerleşmişti
İstanbul’a,</p>



<p>Ünü ulaştı
padişaha,</p>



<p>Helvacı
olmuştu saraya.</p>



<p>Üçüncü Ahmet
padişahtı.</p>



<p>Aynı zamanda
da hattattı.</p>



<p>Gül goncası
Fatma’sı gelin,</p>



<p>İbrahim
artık damattı.</p>



<p>Hayalindeki
gibi bir vilayet,</p>



<p>Cami, hamam,
imaret, …</p>



<p>Seyyahlara
ziyaret,</p>



<p>O tepeyi
kale yaptı.</p>



<p>“Lale Devri
Şairi” arkadaşıydı,</p>



<p>“Paşam,
madem yeni bir il yaptınız,</p>



<p>Muşkara
olmaz, Nev-Şehir olsun adı.”</p>



<p>Nedim,
Nevşehir’in isim babasıydı.</p>



<p>Kurşunlu
Camii girişine</p>



<p>Bir beyitlik
şiir yazdı.</p>



<p>Yabancı
olanlar Osmanlı Türkçesi’ne</p>



<p>Bu şiiri
ayet sandı.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; II</p>



<p>Nevşehir,
güvercinler yurdudur.</p>



<p>Yer altı
şehriyle ünlü Derinkuyu’dur.</p>



<p>Peribacaları,
Dünya’nın gözdesi,</p>



<p>“Üç
Güzeller” Ürgüplüdür.</p>



<p>Hacıbektaş’ta
yatar pîrimiz,</p>



<p>Bir kolu
Mevlana, Yunus Emremiz,</p>



<p>Gülşehir’de “gül”
der Gülşehrî’miz,</p>



<p>Acıgöl’de
acır su, kurur gölümüz.</p>



<p>Karasaldır
iklimi; kıraçtır patatesi,</p>



<p>Sütle
kavrulur kabak çekirdeği,</p>



<p>Nohut
mayasından Nevşehir simidi,</p>



<p>*Ağ
pahlasının lezzeti Avanos çömleği.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p>Kızıldağ’dan
doğan Kızılırmak,</p>



<p>Ta Sivas’ı dolanır
gelir,</p>



<p>Toprağımıza
bereket, bolluk,</p>



<p>Bize neşe,
huzur verir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;*Ağ Pahla: Kuru Fasulye&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehrengiz-nevsehir/">Şehrengiz/ Nevşehir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sehrengiz-nevsehir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18198</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portre 3. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 04:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18201</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eline kalem aldı. Bir kağıt çıkardı. Yazmak istedi. “Ben” yazdı. Yazının üstünü karaladı. “Bir” yazdı. Üstünü karaladı. “Hiç” yazdı. Üstünü çizdi. Bir masal yazmak istedi. Hayatı engel oldu. Yazarak yaşamayı değil, yazmak için yaşamayı halbuki. Ona engel teşkil eden ne varsa -zihninde- yıkıp yok etmeyi tercih etmişti. Ama sadece insanın kendi zihnindeki fikirler yok edilebilirdi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/">Portre 3. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Eline kalem aldı.</p>



<p>Bir kağıt çıkardı.</p>



<p>Yazmak istedi.</p>



<p>“Ben” yazdı.</p>



<p>Yazının üstünü karaladı.</p>



<p>“Bir” yazdı.</p>



<p>Üstünü karaladı.</p>



<p>“Hiç” yazdı.</p>



<p>Üstünü çizdi.</p>



<p>Bir masal yazmak istedi.</p>



<p>Hayatı engel oldu.</p>



<p>Yazarak yaşamayı değil, yazmak için yaşamayı halbuki.</p>



<p>Ona engel teşkil eden ne varsa -zihninde- yıkıp yok etmeyi
tercih etmişti.</p>



<p>Ama sadece insanın kendi zihnindeki fikirler yok
edilebilirdi.</p>



<p>Yok olan başkalarının fikirleri olamazdı.</p>



<p>Değiştirmek ise en zoruydu.</p>



<p>Değişim ancak insanın kendi isteğiyle olabilirdi.</p>



<p>Kimseyi zorlayamazdı.</p>



<p>“Beğendiğimiz bedenlere kendi ruh dünyamızı giydiriyoruz.”</p>



<p>Shakespeare’in bir sözüne benzettim.</p>



<p>“Evet, öyle.”</p>



<p>Kahve almak için mutfağa tarafına girdi.</p>



<p>Evi bir oda bir salondu. Mutfak salonla birdi.</p>



<p>Dolaptan 2’si 1 arada kahve paketi aldı.</p>



<p>Kupa bardağa döktü, sıcak su koydu.</p>



<p>Yudumlamaya başladı.</p>



<p>Bir elinde sigara vardı.</p>



<p>Düşünen adam heykeli aklına geldi.</p>



<p>“Neden bu heykel akıl hastanesinde sadece?” diye düşündü.</p>



<p>Akıl ve düşünce bir nevi deliliğe kapı aralamaktır.</p>



<p>Düşünen insan eğer dâhiyse, deliliğe açık olmalıdır.</p>



<p>Çünkü her dahi içinde bir deli barındırır.</p>



<p>Kahvesinden bir yudum daha aldı.</p>



<p>Kahvesi damla sakızlıydı.</p>



<p>Damla sakızıyla ilgili çeşitli dergilerde araştırmalar
okumuştu.</p>



<p>“Türkiye’de en iyi potansiyel İzmir’deymiş.”</p>



<p>Sakız ağaçlarının görüntüsüne hayran olmuştu.</p>



<p>Yazabilseydi, onları da yazacaktı.</p>



<p>Ama yazamadı.</p>



<p>Bir fısıltıydı yazmak onun için.</p>



<p>İçinden geçenleri kağıda dökmekti bir nevi.</p>



<p>Üç tip zeka türünün hepsini kullanıyordu:</p>



<p>“Görsel, işitsel, dokunsal.”</p>



<p>Üç zeka tipinde de iyiydi.</p>



<p>Ancak sol beyin yazmakla ve konuşmakla daha çok gelişirdi.</p>



<p>Bu nedenle yaratıcılık gelişmişti.</p>



<p>Ancak şimdi yazamıyordu.</p>



<p>Yazsaydı kulağına gelen sesleri yazacaktı.</p>



<p>Düşündüklerini en güzel biçimde kağıda dökecekti.</p>



<p>“Sen dilcisin. Dili seversin. Bana bir yardım etsene.”</p>



<p>Tamam olur.</p>



<p>Dil ile zihnin ilişkisi ile ilgili yazabilirsin.</p>



<p>Dil zihinde gösteren ve gösterilen olarak yer eder.</p>



<p>Dilin her parçası göstergedir.</p>



<p>“Bu konuda mı yazayım?”</p>



<p>Bir dene bakalım.</p>



<p>Nasıl olacak?</p>



<p>“Dil ve zihin ilişkisi psiko-linguistik alanına mı giriyor?”</p>



<p>Evet.</p>



<p>Neuro linguistik dediğimiz alan dil ve zihin ilişkisiyle
alakalı.</p>



<p>“Bu konuda bir makale yazabilirim.”</p>



<p>Yazarsan bana da yolla.</p>



<p>“Olur.”</p>



<p>Yazmak benim işimdi aslında.</p>



<p>Benim alanımdı.</p>



<p>Ancak kendisini iyi hissetmesi için elimden geleni ardıma
koymamalıydım.</p>



<p>Bana ihtiyacı vardı çünkü.</p>



<p>Onu anlatmalıydım.</p>



<p>Yazdığı insana dönüşmenin en büyük göstergesi Bir Adam
Yaratmak’tı.</p>



<p>Yazdığı adama dönüşenlerden miydim?</p>



<p>Hayır.</p>



<p>Ancak yazdığım adamın bir nevi nöronuna sahip olabilirdim.</p>



<p>Milyarlarca nöronun birleşiminden oluşan bu adamı anlatmak
benim için bir vazifeydi.</p>



<p>Adamın saliselerle ve saniyelerle yarışı yoktu.</p>



<p>Adam, dedim ya onun bir nöronunu ruhuna sahip olmak değildi.</p>



<p>Ruhuna sahip olma için sadece sevmek gerekirdi.</p>



<p>Bense onun ruhuna değil, beyin hücresinden birine sahiptim.</p>



<p>Beyindeki dalgalanmalar onun bir göstergesi değildi.</p>



<p>Ruhuna sahip olsaydım.</p>



<p>Beni severdi.</p>



<p>Ancak aramızdaki bağ sadece bir iş ilişkisiydi.</p>



<p>Beynine sahip olsam dahi, düşüncelerini bilsem dahi, ruhuna
sahip olamazdım.</p>



<p>Bunun sevgi gerekirdi.</p>



<p>O ise beni sevmiyordu.</p>



<p>Sadece bir nevi yazı makinesiydim ona göre.</p>



<p>Onun romanını yazan bir acemi yazardan başkası değildim.</p>



<p>Romanını bitirdiğimde o da rahatlayacak ve yazacaktı.</p>



<p>Yazamamanın verdiği sıkıntıyı içinde çok net şekilde
hissetmişti.</p>



<p>Yazmak onun mesleğiydi.</p>



<p>Ancak yazabilseydi iyileşeceğini biliyordum.</p>



<p>Yazmanın onun için en önemli uğraş olduğunu çok iyi
anlamıştım.</p>



<p>Sigara ve kahve dışında kahve onun için en önemli nesnenin
kitap olduğunu onunla ilk tanışmamda anlamıştım.</p>



<p>Kitap, onun için düşünceyi geliştiren ve düşünen adam
imgesinin onun temsili olduğunu hissettiren bir olguydu.</p>



<p>Düşünen insan yalnızdı.</p>



<p>Düşünen insan mutsuzdu.</p>



<p>Düşünen insan çıkarsızdı.</p>



<p>Peygamberimizin bir sözünü hatırladı:</p>



<p>“Benim yerimde siz olsanız az güler çok ağlardınız.”</p>



<p>Düşünmek sözlükte anlamlandırma problemi olan
kelimelerdendi.</p>



<p>Soyut düşünce kavramları tanımlanmakta hep zorluk çekilen
kelimelerdi.</p>



<p>Soyut düşünme, altı yaş grubundan sonra yerleşirdi halbuki.</p>



<p>Bu tür kelimeleri anlamlandırmak için eş anlamlısını
kullanırız.</p>



<p>Çünkü o kavram yaşa göre zihinde yer eder ve kavramı sadece
ve sadece eş anlamlarıyla ifade edebiliriz.</p>



<p>Dildeki soyut kavram ifadesi sorunu bir türlü
çözülememiştir.</p>



<p>Bilişsel yaklaşımla beraber dil zihin ilişkisi oturmaya
başlayacaktır.</p>



<p>“Yine dilciliğini konuşturdun.”</p>



<p>Ne yapalım?</p>



<p>Bizim kaderimiz…</p>



<p>Dil olmasaydı ben de olmazdım.</p>



<p>Yazarlığımı dile borçluyum.</p>



<p>Dil insanın düşünce yapısına akseder.</p>



<p>İnsan kavramlarla düşünür.</p>



<p>“Dilci olmasan bir şey olamazdın zaten.”</p>



<p>“Sen dil ile varsın.”</p>



<p>Dilciliğimin üç yılını yüksek lisans tezimle doldurdum.</p>



<p>Üç yılım bir Osmanlı Türkçesi metniyle doldu taştı.</p>



<p>Dili seviyorum.</p>



<p>Çünkü insanlar dil anlaşır.</p>



<p>Dil ve zihin ilişkisi bağlamında çalışmalara devam edeceğim.</p>



<p>Bu benim kaderim.</p>



<p>“Kader dedin ya, şu romanı bitirsen ben de yazabilsem.”</p>



<p>Kalemi eline aldı.</p>



<p>Karalamaya başladı.</p>



<p>Bir adam yüzü çizdi, sakallı, hafif beyazımtırak saçlarıyla
durağan bakan bir adam…</p>



<p>O adama bir isim yazdı:</p>



<p>Talk.</p>



<p>Yani “Konuş.”</p>



<p>Yazamıyorsa konuşmalıydı.</p>



<p>Konuşması lazımdı ki derdini anlatabilsin.</p>



<p>Bir kelime daha yazdı:</p>



<p>“Think.”</p>



<p>Yani, “Düşün.”</p>



<p>İnsan düşünceyle vardı.</p>



<p>İnsanı insan yapan sadece ve sadece düşüncede saklıydı.</p>



<p>Düşünen insan vardı.</p>



<p>Yok olmanın sebebi ise düşünmemekti.</p>



<p>Düşünce var oldukça insan da varlığını hissedecekti.</p>



<p>Düşünmek bir eylemdir.</p>



<p>Bu eylemi yerine getiren harekette bulunmuş olur ve
varlığını hisseder.</p>



<p>Eline sigara paketi aldı ve sigara içti.</p>



<p>Elini çenesine dayadı.</p>



<p>Düşünen adam rolüne girdi.</p>



<p>Düşüncesindeyse çeşitli kuramlar vardı.</p>



<p>Bu kuramları dökmek istemediğimizden düşündüklerine
giremiyoruz.</p>



<p>Ancak bir ipucu Spinoza’nın “Tanrı’nın düşünülmesi var
olduğunu kanıtlar.” düşüncesi örnek gösterilebilir.</p>



<p>Çeşitli kuramları düşündükten sonra eline sigarayı içerek,
dumanı içine çekti.</p>



<p>Bu bir tür intihar sayılabilirdi.</p>



<p>Öksürmeye başladı.</p>



<p>Öksürdüğündeyse dışarıdan bir ses geldi:</p>



<p>“Hav hav.”</p>



<p>Bir kez daha sigarayı ağzına götürdü.</p>



<p>“Hav hav.”</p>



<p>Sokak köpeklerini beslemeyi çok severdi.</p>



<p>Daima kapısının önünde bir kap yemek ve su bulundururdu.</p>



<p>Kuşları beslemeyi de adet edinmişti.</p>



<p>Kuşlar her sabah penceresinin önüne gelir, onun yemleri
koymasını beklerdi.</p>



<p>Adeta kuşları besleme şirketinin müdürü gibiydi.</p>



<p>Kuşlar her sabah onu ziyaret ederdi.</p>



<p>O da kuşlar geldi diye gülümser, mısır tanelerini pencerenin
önüne koyardı.</p>



<p>Bir komşusu bu durumdan rahatsızlık duyardı.</p>



<p>Kapıcıya şikayet etmişti.</p>



<p>Şikayet, onun da kulağına gelmişti.</p>



<p>Ancak o, bunlara aldırmadan kuşları beslemeye devam
ediyordu.</p>



<p>Yazmak istedi yeniden.</p>



<p>Eline kalemi aldı.</p>



<p>Tavana baktı.</p>



<p>Derin bir iç çekti.</p>



<p>Yazamadı.</p>



<p>Sait Faik’i çok iyi anlıyordu.</p>



<p>Bir yazar için yazamama büyük bir işkenceydi.</p>



<p>Yazmak ise varlığının hissedilmesini sağlardı.</p>



<p>Susmak.</p>



<p>Susmak ve konuşamamak…</p>



<p>Hele kalemin susması…</p>



<p>Onun için en büyük zulümdü.</p>



<p>“Sen yazıyorsun. Ama ben yazamıyorum.”</p>



<p>“Bu hiç de adil değil.”</p>



<p>“Bana işkence ediyorsun.”</p>



<p>Tamam, anladım seni.</p>



<p>Yazman gerekli ancak bu romanın da yazılması gerekli.</p>



<p>“Çabuk yaz öyleyse.”</p>



<p>Sabret azıcık.</p>



<p>Daha yeni başladı roman.</p>



<p>Daha romanın adı bile belli değil.</p>



<p>Ne isim koysam acaba?</p>



<p>Bir Delinin Hatıra Defteri?</p>



<p>Bir Adam Yaratmak?</p>



<p>Portre?</p>



<p>Buldum Porte güzel bir isim.</p>



<p>Kitabımın ismi Portre olacak.</p>



<p>Nasıl buldun?</p>



<p>“Güzel ama Dorian Gray’in Portresi’nin hatırlatıyor.”</p>



<p>Ancak bu farklı bir portre.</p>



<p>“Haklısın. Ama benim portrem pek de ilgi çekici olmayacak.”</p>



<p>O yönden haklısın sen de.</p>



<p>Ama ilgi çekici haline getirip getirememe benim sorunum.</p>



<p>Dili kullanan ben değil miyim?</p>



<p>“Sensin.”</p>



<p>İlgi çekici olması için elimden geleni yapıyorum.</p>



<p>Ne yapayım?</p>



<p>Şapkadan tavşan mı çıkarayım?</p>



<p>“Tabi ki, onu demiyoruz.”</p>



<p>“Ancak, hayatım çok karmaşık.”</p>



<p>“Yatağını bile toplayamayan bir insanı neden okusun ki
insanlar.”</p>



<p>İşte, zeka budur.</p>



<p>“Ne zekası?”</p>



<p>Özeleştiri yapabilme yeteneğinden bahsediyorum.</p>



<p>“Evet, bu bir özeleştiri.”</p>



<p>“Yatağımı toplayamamam, benim en büyük problemim.”</p>



<p>“Ya da dağınık olmak.”</p>



<p>“Ya da tutunamamak.”</p>



<p>Tutunsaydın ne olurdun?</p>



<p>“Bir CEO.”</p>



<p>Dalga geçiyor olmalısın.</p>



<p>Böyle yaratıcı fikirleri olan dâhilerin daha iyi iş
yapmaları gerekir.</p>



<p>CEO olmak iyi bir meslek değil.</p>



<p>Bence benim akademisyen olmalısın.</p>



<p>Akademisyen nedir sorusuna artık cevap vermeyeceğim.</p>



<p>Makaleler yazmak hiçbir değerli olmuyor.</p>



<p>Akademisyenliğimde bunu gördüm.</p>



<p>İnsanlar sana memur sıfatıyla bakıyor.</p>



<p>Her zaman değerli statü yazarlık bence.</p>



<p>Yazmaya devam etmelisin.</p>



<p>Yazdıkça var olduğunu hissedeceksin.</p>



<p>Kelimeler seni eline alıp ufalayacak.</p>



<p>Rüzgarla savrulup dünyaya yayılacaksın.</p>



<p>Rüzgar dili seni alıp uçuracak.</p>



<p>Uçtukça şekil değiştirip insanların zihninde yer edeceksin.</p>



<p>Zihinlerde kafayı karıştırıp soru işareti oluşturacaksın.</p>



<p>Buldum.</p>



<p>Kitabımın ismi Soru İşareti olsun.</p>



<p>Düşünmek, düşünmek, düşünmek…</p>



<p>Yazmak, yazmak, yazmak…</p>



<p>İşte bütün meselem bu.</p>



<p>Yazdıkça düşün, düşündükçe yaz.</p>



<p>Hep var olduğun hissettir.</p>



<p>Zihinlere gir, sorgulama yeteneğini hisset.</p>



<p>Kişisel gelişim, evet, zihinsel gelişim daha önemli.</p>



<p>Zihninde kurduğun her şeyi, fikir süzgecinden geçir ve yaşa.</p>



<p>Taklitçi olma, taklit edilen ol.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/">Portre 3. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18201</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayalet, Victor Hugo</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayalet-victor-hugo/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayalet-victor-hugo/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Jul 2019 04:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18185</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir melek gördüm başımın üstünden geçen ; Hayran bırakan uçuşu fırtınayı dindiren, Ve susturuyordu uzaktaki gürültü dolu denizi. &#8211; Ne yapmaya geliyorsun, diye sordum, bu gece vakti? – -Ruhunu almaya geldim-, diye cevapladı, Korktum, zira gördüm ki bu bir kadındı ; Şöyle dedim, titreyerek ve kollarımı ona açarak: -Sen uçacaksın, bana ne kalacak?- Cevap vermedi; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayalet-victor-hugo/">Hayalet, Victor Hugo</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir melek gördüm başımın üstünden geçen ;</p>



<p>Hayran bırakan uçuşu fırtınayı dindiren,</p>



<p>Ve susturuyordu uzaktaki gürültü dolu denizi.</p>



<p>&#8211; Ne yapmaya geliyorsun, diye sordum, bu gece vakti? –</p>



<p>-Ruhunu almaya geldim-, diye cevapladı,</p>



<p>Korktum, zira gördüm ki bu bir kadındı ;</p>



<p>Şöyle dedim, titreyerek ve kollarımı ona açarak:</p>



<p>-Sen uçacaksın, bana ne kalacak?-</p>



<p>Cevap vermedi; Karanlığın kuşattığı gökyüzü</p>



<p>Hafifliyordu… Bağırdım &#8211; alırsan ruhumu,</p>



<p>Nereye götüreceksin onu? Göster bana yerini.-</p>



<p>Hep susuyordu. – Ey mavi göğün gezgini,</p>



<p>Ölüm müsün? Yoksa yaşam mısın? Söyle, &#8211;</p>



<p>Gece büyüyordu sevinçli ruhumun üstünde,</p>



<p>Ve melek karardı, &#8211; Ben aşkım, dedi.</p>



<p>Ama üzüntülü alnı gündüzden daha çekiciydi,</p>



<p>Ve gözbebeklerinin parladığı karanlıkta,</p>



<p>Yıldızları görüyordum kanat teleklerinin ardında.</p>



<p>Victor Hugo</p>



<p>Çev. Sunar Yazıcıoğlu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayalet-victor-hugo/">Hayalet, Victor Hugo</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayalet-victor-hugo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18185</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eski Türklerde Öge Ünvanı Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eski-turklerde-oge-unvani-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eski-turklerde-oge-unvani-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Jul 2019 04:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18155</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türk dilinin ilk sözlüğü Divanü Lugat it-Türk olmakla beraber “öge” kelimesinin kullanıldığı anlamlandırmaya ulaşmamızı sağlayan bir eserdir. Divanü Lugat it-Türk’te öge kelimesi belirli bir insanı ifade eder. Halkın bir üyesidir. “öge: Akıllı, olgun ve görmüş geçirmiş, halkın bir adama verilen unvan. Tegin’den bir derece aşağıdadır. Bu adın kökeni şudur: Zülkayneyn, Çin’e dek ulaştığında, Türk hakanı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eski-turklerde-oge-unvani-uzerine/">Eski Türklerde Öge Ünvanı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Türk dilinin ilk sözlüğü Divanü Lugat it-Türk olmakla
beraber “öge” kelimesinin kullanıldığı anlamlandırmaya ulaşmamızı sağlayan bir
eserdir.</p>



<p>Divanü Lugat it-Türk’te öge kelimesi belirli bir insanı
ifade eder. Halkın bir üyesidir. </p>



<p>“öge: Akıllı, olgun ve görmüş geçirmiş, halkın bir adama
verilen unvan. Tegin’den bir derece aşağıdadır. Bu adın kökeni şudur:
Zülkayneyn, Çin’e dek ulaştığında, Türk hakanı onunla savaşmak için tamamen
genç erkeklerden oluşan bir müfreze göndermiş. Bunun üzerine Hakanın veziri
“Sen onun üzerine gençleri yolladın, ancak onların yanında yaşı ilerlemiş,
savaş meydanında deneyin kazanmış olgun bir adam da olmalıydı demiş.” “Yani bir
öge mi?” demiş Hakan, “Evet” diye yanıtlamış vezir. Bunu üzerine Hakan olgun
bir adam yollamış. Müfreze , Zülkarneyn’in öncü birliklerine saldırmış ve
onları bozguna uğratmış. Türklerden biri, Zülkarneyn’in&nbsp; askerlerinden birine bir kılıç darbesi vurmuş
ve onun karnında bir yarık açmış. Öldürülen adam beline bir para kesesi
bağlamışmış ve darbeyle birlikte açılan keseden, karından akan kanla karışarak
paralar dökülmeye başlamış. Ertesi sabah Türk askerleri kana bulanmış bu
paraları görerek ne olduğunu merak etmişler. İçlerinden biri bu altun qan:
altın ve kan’dır demiş-ve oradaki ulu bir dağa bu ad verilmiş. Bu dağ Uygur
ülkesinin yakınlarındadır ve çevresinde göçebeler yaşar. Zülkarneyn bu baskın
üzerine Hakan’la barış yapmış. “</p>



<p>An Etymological Dictionary of Pre- Thirteenth-Century
Turkish sözlüğünde şöyle geçmektedir:</p>



<p>“öge: a high Turkish title, roughly equivalent to
‘Counsellor’, in the Moslem period displaced bu Arabic </p>



<p>l-w wazir. The transcription üge: advocated by F. W. K.
Müller in U II, is impossible for etymological reasons… Bağa: Tarkan Öge: this
name also occurs in the Mahrnamagtogether with many other names containing öge:
‘the title given to a commoner who is intelligent, elderly and experienced in
affairs, (next) in rank to tégin; its origin is as follows /a story about
Du’lqarnayn, in which öge: is translated kahl ‘mature’) öge: as a noun in –e
ö:di: ne:nenni : he understood the thing after he had thought about it’; hence
the title öge: is given to a man who is ‘intelligent, understanding, and elderly”</p>



<p>Türkçe Sözlük’te ise şöyle geçmektedir:</p>



<p>“1. Bir bütünü oluşturan, bütünden ayrıştırıldığında da
kendi başına anlam taşıyan parça,unsur. 2. Başka şeylerin kendisinden türediği
ilk madde, ilke, unsur. 3. Gerekçe, araç. 4. Birleşik bir şeyi oluşturan basit
şeylerden her biri, unsur, eleman. 5. Bir cümleyi oluşturan özne, yüklem,
tümleç vb. birimlerden her biri. 6. Bir sınıf veya bir topluluğun bireylerinden
her biri.”</p>



<p>“öge” kelimesi geçmişte belirli bir şahıs için
kullanılırken, günümüzde unsur manasında kullanılmaktadır. </p>



<p>Kelimenin daha derinlemesine araştırması bize daha fazla
ışık olacaktır. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eski-turklerde-oge-unvani-uzerine/">Eski Türklerde Öge Ünvanı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eski-turklerde-oge-unvani-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18155</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kitap Defteri Dergisinin 5. Sayısı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-5-sayisi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-5-sayisi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 04:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18167</guid>
				<description><![CDATA[<p>Önce Kitap Yayınları adına mevsimlik yayımlanan “Kitap Defteri” adlı derginin Temmuz 2019 tarihli 5.sayısı çıktı. Kitap tanıtma ve eleştirisi alanındaki dergilerde İstanbul’un dışında bir ilk olan derginin bu sayısı Enis Batur’un “Kitap Evi” adlı metninden bir alıntıyla başlıyor. Yakın zamanda, “Halit Ziya Hikâyeciliğinde Renklerin Dili” adlı kitabı yayımlanan Maksut Yiğitbaş ile kitabı hakkında bir görüşme [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-5-sayisi-cikti/">Kitap Defteri Dergisinin 5. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Önce Kitap Yayınları adına mevsimlik yayımlanan “Kitap
Defteri” adlı derginin Temmuz 2019 tarihli 5.sayısı çıktı. Kitap tanıtma ve
eleştirisi alanındaki dergilerde İstanbul’un dışında bir ilk olan derginin bu
sayısı Enis Batur’un “Kitap Evi” adlı metninden bir alıntıyla başlıyor. Yakın
zamanda, “Halit Ziya Hikâyeciliğinde Renklerin Dili” adlı kitabı yayımlanan
Maksut Yiğitbaş ile kitabı hakkında bir görüşme var dergide. Derginin her
sayısında bir yazarın ilk kitabını okurlara anlatan Ömer Eski, bu sayıda Ferit
Edgü’nün “Kaçkınlar” kitabını tanıtmış. “Kitap Defteri” içindeki “bir dergi”
bölümünde Celal Karaca, editörlüğünü yürüttüğü iki aylık “Edebiyat Nöbeti”
dergisiyle ilgili deneyimlerini paylaşmış okurlarıyla. Pelin Yılmaz (Kirpi
Mesafesi), Ayşe Kanbur (Kitaplık), Hasan Öztürk&nbsp;
(Delirtilen Kadınlar), Betül Bayraktar (Dağınık Zihin), Ertuğrul Gazi
Derhem (Edebiyat Atlası), Ali Selçuk (Pele’nin Öldüğü Yaz), Gönül Türüt
(Camdaki Kız) ve Vahdettin Oktay Beyazlı (Kendi İmdadına da Koşup Gelen Hızır),
bu sayıda yeni kitapları tanıtan başka isimler.</p>



<p><strong><em>kitapdefteri1@gmail.com</em></strong><strong><em></em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-5-sayisi-cikti/">Kitap Defteri Dergisinin 5. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisinin-5-sayisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18167</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nepotizm Hipotezi: Sosyal Dışlanma ve Yoksulluk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nepotizm-hipotezi-sosyal-dislanma-ve-yoksulluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nepotizm-hipotezi-sosyal-dislanma-ve-yoksulluk/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Jul 2019 04:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18143</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gazeteci yazar Güney Güneyan&#8217;ın ilk araştırma kitabı &#8220;Nepotizm Hipotezi: Sosyal Dışlanma ve Yoksulluk&#8221; yakın bir zaman önce Kutlu Yayınevi etiketiyle yayımlandı! &#160; Kitapta Türkiye&#8217;de ve dünya genelindeki geçmişten bugüne dek sürmekte olan nepotizm tartışmaları, sosyal dışlanmayı oluşturan etkenler ve yoksulluk başta olmak üzere çocuk işçiliği, çalışan yoksul profilleri ve pek daha fazla alt başlık incelendi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nepotizm-hipotezi-sosyal-dislanma-ve-yoksulluk/">Nepotizm Hipotezi: Sosyal Dışlanma ve Yoksulluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gazeteci yazar Güney
Güneyan&#8217;ın ilk araştırma kitabı &#8220;Nepotizm Hipotezi: Sosyal Dışlanma ve
Yoksulluk&#8221; yakın bir zaman önce Kutlu Yayınevi etiketiyle yayımlandı!<br />
&nbsp;<br />
Kitapta Türkiye&#8217;de ve dünya genelindeki
geçmişten bugüne dek sürmekte olan nepotizm tartışmaları, sosyal dışlanmayı
oluşturan etkenler ve yoksulluk başta olmak üzere çocuk işçiliği, çalışan
yoksul profilleri ve pek daha fazla alt başlık incelendi. Bu olguların
nedenselliği, nesnel boyutları ve sonuç öbeği araştırılırken sosyal dışlanmanın
küresel kapitalizm dönemine özgü bir kavram olması sebebiyle halk ile
gerçekleştirdiği yüz yüze röportajlarda bir nevi bu kitabın oluşmasını
sağlandı.<br />
&nbsp;<br />
Güneyan&#8217;ın sayısı elliye yakın farklı
sosyo-ekonomik ve demografik yapıya ait bireyler ile gerçekleştirdiği
görüşmeler, bireysel saha araştırmaları ve çeşitli araştırma raporları ile
oluşturduğu bu çalışma, farklı açılardan ele alınıp değerlendirilse de sosyal
dışlanmaya ve yoksulluğa dair naçizane bir izdüşüm niteliği taşıyor.<br />
&nbsp;<br />
Bu eser için basına servis edilen tanıtım
klibinde ise başta Amerika&#8217;da olmak üzere birçok ülkede ödüllü işlere imza atan
Ermeni fotoğrafçı Berge Arabian, yenilikçi fotoğraf çalışmaları ile İtalya ve
Türkiye&#8217;de özgün çalışmalar gerçekleştiren Berk Kır, dünyanın dört bir yanına
iyilik taşıyan muhabir ve gazeteci Erhan İdiz, taşra hayatını konu edinen
çalışmalarıyla dikkat çeken ve kendine has imzalar taşıyan işlerin mimarı genç
yönetmen Güney Birtek ve deneyimli fotoğraf sanatçısı Özgür Öney&#8217;in eşsiz
kareleriyle hazırlanan tanıtım videosunda çocuk işçiliği, yoksulluk ve sosyal
dışlanmaya dikkat çekmeye çalışıldı. Gelecek vadeden genç yönetmen Jülide
Kubilay&#8217;ın video editörlüğünü ve eşsiz katkıları ile hazırlanan bu video,
ayrıca yetenekli genç piyanist Elif Ebru Sakar&#8217;ın &#8220;Dostluk&#8221; adlı
bestesi ile buluştu.<br />
&nbsp;<br />
Kitap öncelikli olarak Arka Raf, Babil, Emek
Kitap, İlk Nokta, Kida Kitap, Kidega, Kıta Kitap, Nobel Kitap, Perpa Kitap,
Plak Kitap ve Pegem’de satışa sunuldu. Gelecek süreçte ise tüm seçkin internet
kitapçılarından temin edilebileceği gibi yakın bir zamanda birçok kitabevinin
raflarında da yer alacak. Bu çalışma Kadıköy Moda’da bulunan Aksi Pub’ta
düzenlenecek lansman ile ilk imza günüyle okuyucusuyla buluşarak, ön satışa
sunulacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nepotizm-hipotezi-sosyal-dislanma-ve-yoksulluk/">Nepotizm Hipotezi: Sosyal Dışlanma ve Yoksulluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nepotizm-hipotezi-sosyal-dislanma-ve-yoksulluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18143</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Medeniyetin İki Unsuru: Müzik Ve Dil</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-iki-unsuru-muzik-ve-dil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-iki-unsuru-muzik-ve-dil/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Jul 2019 04:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18121</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;Dil, bir milleti oluşturan en önemli ögelerden biridir. Müzik de dilin taşıyıcısı olarak büyük önem arz etmektedir. Bu iki önemli kavramın, gençlerin medeniyet telakkisini oluşturacak şartlardan oldukları görüşündeyiz. &#160; Müzik ve dilin, anlaşıldığı üzere medeniyetten izler taşıdığı göz ardı edilemez. Gençlerin eğitiminde de ön plana çıkan müzik, insanı bir neye benzeten medeniyetimizin nesilden nesle taşınmasında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-iki-unsuru-muzik-ve-dil/">Medeniyetin İki Unsuru: Müzik Ve Dil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;Dil, bir milleti oluşturan en önemli ögelerden
biridir. Müzik de dilin taşıyıcısı olarak büyük önem arz etmektedir. Bu iki
önemli kavramın, gençlerin medeniyet telakkisini oluşturacak şartlardan
oldukları görüşündeyiz.</p>



<p>&nbsp; Müzik ve dilin, anlaşıldığı üzere
medeniyetten izler taşıdığı göz ardı edilemez. Gençlerin eğitiminde de ön plana
çıkan müzik, insanı bir neye benzeten medeniyetimizin nesilden nesle
taşınmasında en büyük role sahip unsurdur. Dil de müzik sayesinde özellik
kazanmaktadır. Ancak, bu özellik olumsuz bir durum da beraberinde getirmekte,
dili aynı zamanda yozlaştırmaktadır. Dil ile müziğin ayrı düşünülemeyeceği bir
medeniyetten gelmekteyiz. Yunus Emre’lerin diyarı, gönül medeniyeti de diyebileceğimiz,
bir medeniyettir şarkılarda anlatılması gereken. </p>



<p>&nbsp; Ancak, son zamanlarda müzik, medeniyet
taşıyıcısı dile sahip olmaktan ziyade, bir “gürültüye” dönüşmeye başlamıştır.
Tıpkı, Milan Kundera’nın romanında dile getirdiği gibi: <em>“Mutlak çirkinlik, kendisini ilk olarak her yerde birden varolan
işitsel bir çirkinlik olarak hissettirmişti: Otomobiller, motosikletler,
elektronik gitarlar, matkaplar, hoparlörler, canavar düdükleri…”(Akt. Yavuz,
2010)</em></p>



<p>&nbsp; Ancak, müzik yüksek medeniyetin dilini
taşıdığı zaman yüksek seviyede bir sanata dönüşür, medeniyetin taşıyıcısı
rolünü hakkıyla yerine getirmiş olur. Günümüzde dünyaca bir üne sahip olan
Tarkan da bunun büyük bir örneğidir. TDK’den ödül de alan Tarkan deyim ve
atasözlerini eserlerinde kullanarak rolünü hakkıyla yerine getirenlerdendir:</p>



<p>&nbsp;<em>“Bile
bile kafa tutuyor aşka gözü kara </em></p>



<p><em>&nbsp;O yine bildiğini okuyor&#8230; </em></p>



<p><em>&nbsp;Bu gönül ona torpil geçiyor</em></p>



<p><em>&nbsp;Etrafında fır dönüyor </em></p>



<p><em>&nbsp;El bebek gül bebektir o&#8230; </em></p>



<p><em>&nbsp;Ne yapsa inadına hoş görüyor </em></p>



<p><em>&nbsp;Kara kara düşündürüyor” (Dudu)</em></p>



<p>&nbsp; Eserlerini hakkıyla verenlerden biri Barış
Manço’dur. Medeniyetimizin izlerini rock müziğine taşımayı bilmiştir:</p>



<p><em>“Sen gülünce güller açar Gülpembe</em></p>



<p><em>&nbsp;Bülbüller seni söyler biz dinlerdik Gülpembe</em></p>



<p><em>&nbsp;Sen gelince bahar gelir Gülpembe</em></p>



<p><em>&nbsp;Dereler seni çağlar sevinirdik Gülpembe</em></p>



<p><em>&nbsp;Güz yağmurlarıyla bir gün göçtün gittin
inanamadık Gülpembe</em></p>



<p><em>&nbsp;Bizim iller sessiz bizim iller sensiz olamadı
Gülpembe</em></p>



<p><em>&nbsp;Dudağımda son bir türkü Gülpembe</em></p>



<p><em>&nbsp;Hala hep seni söyler seni çağırır
Gülpembe”(Gülpembe)</em></p>



<p>&nbsp; Bir diğer sanatçımız da Cem Karaca’dır. Bugün
hala Cem Karaca’nın da “Islak Islak” şarkısı gençler arasında cover olarak
söylenmektedir:</p>



<p><em>“Gecenin nemi mi düşmüş gözlerine? </em></p>



<p><em>&nbsp;Ne olur ıslak ıslak bakma öyle </em></p>



<p><em>&nbsp;Saçını dök sineme derdini söyle </em></p>



<p><em>&nbsp;Yeter ki ıslak ıslak bakma öyle” (Islak Islak)</em></p>



<p>&nbsp;Sanatçılarımızdan diğeri de İstanbul
hanımefendisi olarak gönlümüzde taht kurabilmiş olan Emel Sayın’dır:</p>



<p><em>“Duruşun andırır asil soyunu </em></p>



<p><em>&nbsp;Hisar, Kuruçeşme, sahil boylu mu? </em></p>



<p><em>&nbsp;Arnavutköylü mü Ortaköylü mü? </em></p>



<p><em>&nbsp;Kız sen İstanbul&#8217;un neresindensin? </em></p>



<p><em>&nbsp;Bilmem sözlü müsün, ya nişanlı mı? </em></p>



<p><em>&nbsp;Sevgilin yaşlı mı, delikanlı mı? </em></p>



<p><em>Emirgan, Bebekli, Aşiyanlı mı? </em></p>



<p><em>Kız sen İstanbul&#8217;un neresindensin?”(Kız
Sen İstanbul’un Neresindensin)</em></p>



<p>&nbsp;Mustafa Ceceli de, şiirsel bir Türkçeyle
karşımıza çıkmaktadır:</p>



<p><em>“Havalansa yeni zil çalan eteklerin</em></p>



<p><em>&nbsp;Gelip otursa gözlerime gözbebeklerin</em></p>



<p><em>&nbsp;Öperken içsem ağzının çiçek balını</em></p>



<p><em>&nbsp;Günahını boynuma seni koynuma alsam</em></p>



<p><em>&nbsp;
Ben görmedim böyle alımı çalımı” (Limon Çiçekleri)</em></p>



<p>&nbsp;Sanatçının “Aman” şarkısı da güzel Türkçesine
örnektir:</p>



<p><em>“Şimdi tam hakkıyla bir yas tutma
vakti </em></p>



<p><em>&nbsp;Zehir zemberek sözleri yutma vakti </em></p>



<p><em>&nbsp;İlla pişmanlıktır kederin dili susmazsa </em></p>



<p><em>&nbsp;Sığınıp uykulara umuda yatma vakti” (Aman)</em></p>



<p>Bir
diğer sanatçımız da, Ferhat Göçer’dir:</p>



<p><em>“Silinmedi izler hala dün gibi</em></p>



<p><em>&nbsp;Kadehim senle dolu aynı İstanbul rengi</em></p>



<p><em>&nbsp;Alıştım dediğim yokluğun buz gibi</em></p>



<p><em>&nbsp;İçimde hatıralar eski şarkılar gibi</em></p>



<p><em>&nbsp;Şimdi boğazın kayıp bir kenarında</em></p>



<p><em>&nbsp;Elimde bir kadeh ve içinde gençliğim”
(Mehtabın Rengi)</em></p>



<p>Bir
diğer şarkısı:</p>



<p><em>“Sana ait bütünüm senindir özüm</em></p>



<p><em>&nbsp;Kimseyi görmüyor inan ki gözüm </em></p>



<p><em>Asla vazgeçmedim yemin ederim </em></p>



<p><em>Arkasındayım hala verdiğim
sözün”(Üzüm)</em></p>



<p>Bir
sonraki sanatçımız Minik Serçe yani Sezen Aksu’dur:</p>



<p><em>“Unuttun mu beni, her şeyimi? </em></p>



<p><em>&nbsp;Sildin mi bütün izlerimi? </em></p>



<p><em>&nbsp;Hiç düşmedim mi aklına? </em></p>



<p><em>&nbsp;Hiç çalmadı mı o şarkı? </em></p>



<p><em>&nbsp;O sahil, o ev, o ada </em></p>



<p><em>&nbsp;O kırlangıç da mı küs bana?(Unuttun Mu Beni)</em></p>



<p><em>&nbsp;</em>Müzik, görüldüğü gibi
dilin taşıyıcısı olarak büyük bir öneme sahiptir. Bu önemin farkında olmak
müzikle gençlerin ve TDK’nin sorumluluğudur. Türkçeyi düzgün kullananlara
düzenli periyotlarla ödüller verilmeli, Türkçenin müzik aracılığıyla kazandığı
bu özellik okullarda küçük yaşlardaki çocuklara öğretilmeli, bu bilinç
kazandırılmalıdır. Bu konuda MEB’e ve TDK’ye büyük sorumluluk düşmektedir.
Konuşmamızı güftesi Nef’i’ye bestesi Buhurizade Mustafa Itri Efendi’ye ait olan
Segah Yürük Semai’nin sözleri ile sonlandıralım:</p>



<p><em>“Tûti-i mu’cize-gûyem ne desem lâf
değil,</em></p>



<p><em>&nbsp;Çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil,</em></p>



<p><em>&nbsp;Ehl-i dildir diyemem sinesi sâf olmayana,</em></p>



<p><em>&nbsp;Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil.”</em></p>



<p>KAYNAKÇA</p>



<p>Korkmaz,
Zeynep (1997),” Günümüzde Dil Yozlaşması”, Türk Dili, 542: 129-138 </p>



<p>Korkmaz,
Zeynep (2004), “Karamanoğlu Mehmet Beyin Fermanından Günümüz Televizyon
Türkçesine”, Türk Dili, 634: 344-350 </p>



<p>Koç,
Turan (2012), “Medeniyetin Dili”, Hece Dergisi, Medeniyet Özel Sayısı, 186/187/188</p>



<p>Küçük,
Salim, “Dil Kirliliğinin Türkçemize Yansımaları”, Türk Dili, 669: 504 </p>



<p>Gülsevin
Gürer ve Boz Erdoğan (2006), “Türkçenin Çağdaş Sorunları”, Ankara: Kitabevi
yayınları.</p>



<p>Yavuz,
Hilmi (2010), “Okuma Biçimleri Varlığın ve Sanatın Dili”, İstanbul: Timaş
yayınları.</p>



<p>Beyatlı,
Yahya Kemal (2009), “Kendi Gök Kubbemiz”, İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti.</p>



<p>Ökten,
Sadettin (2008), “Yahya Kemal’in Rüzgarıyla Düşünceler ve Duyuşlar”, İstanbul:
Ötüken Neşriyat.</p>



<p>Başgil,
Ali Fuad (2010), “Türkçe Meselesi”, İstanbul: Yağmur yayınları.</p>



<p>Aksan,
Doğan (2007), “Her Yönüyle Dil”, Ankara: TDK yayınları.</p>



<p>Atalay,
Kemal (2011), “Seny Sevyyorum Türkçe”, İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı.</p>



<p>Ateş,
Kemal (2010), “Dil Hurafeleri Türkçenin Güncel Sorunları”, Ankara: İmge
Kitabevi.</p>



<p>Develi,
Hayati (2012), “Dil Doktoru”, İstanbul: Kesit Yayınları.</p>



<p>Kaplan,
Mehmet (2012), “Kültür ve Dil”, İstanbul: Dergah Yayınları.</p>



<p>Tanrıkorur,
Çinuçen (2009), Müzik Kültür Dil, İstanbul: Dergah Yayınları.</p>



<p>Türkçe
Sözlük (2009), Ankara: TDK.</p>



<figure class="wp-block-embed"><div class="wp-block-embed__wrapper">
http://www.sarki-sozleri.net
</div></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-iki-unsuru-muzik-ve-dil/">Medeniyetin İki Unsuru: Müzik Ve Dil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-iki-unsuru-muzik-ve-dil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18121</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisi 118. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-118-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-118-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 08 Jul 2019 04:04:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18118</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil, Temmuz-Ağustos 2019 tarihli 118. sayısıyla okurunun karşısına çıkıyor. Bu sayımızda, edebiyat çalışmalarıyla adından söz ettirmişken “Turgay Nar Tiyatrosu” adlı yeni inceleme kitabı yayımlanan akademisyen şair Nurullah Ulutaş ile kitaplarını ve edebiyat ortamını görüştük. İsmail Özalp ve Hüseyin Opruklu, bu sayımızın iki öykücüsü. Özkan Satılmış bu kez Oktay Rifat odaklı “Eskimemiş Sayfalar” hazırladı. Hilmi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-118-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 118. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mavi Yeşil</strong>, Temmuz-Ağustos
2019 tarihli 118. sayısıyla okurunun karşısına çıkıyor. Bu sayımızda, edebiyat
çalışmalarıyla adından söz ettirmişken “Turgay Nar Tiyatrosu” adlı yeni inceleme
kitabı yayımlanan akademisyen şair Nurullah Ulutaş ile kitaplarını ve edebiyat
ortamını görüştük. İsmail Özalp ve Hüseyin Opruklu, bu sayımızın iki öykücüsü.
Özkan Satılmış bu kez Oktay Rifat odaklı “Eskimemiş Sayfalar” hazırladı. Hilmi
Haşal, Dilara Çelik, Dilara Ayşe Akdeniz, Eyup Bacanlı, Emrehan Parlak, Mahmut
Genç ve Serkan Bozdağ, 118.sayımızın şairleri. Muhammet Çoruhlu, ise İranlı
şair Sohrap Sepehri çevirisiyle katıldı dergiye. Mustafa Işık, Aybüke Şeyma
Kozam ve Kerim Kaya, kısa yazılarıyla bu sayıda yer aldılar. Pınar Doğu,
“gülün tam
ortasında ağlayan bir şair” Cemal Süreya için yazdı. Sezgin Taş, “kahramanı
Walter Faberin kişiliğinde ayakları `hep&#8217; yere basan, salt akla inanan, dünya
görüşünü yalnızca teknolojinin ve matematiğin verileri üstüne kuran modern
insan tipinin trajedisini sergileyen”&nbsp; Homo
Faber, romanını yeni bir bakışla değerlendirdi. Hasan Öztürk, edebiyatımızın
usta kalemi Sait Faik’in az bilinen “Kraliçenin Evinde” adlı öyküsünü, güzellik
kavramı üzerinden yola çıkarak değerlendirdi. </p>



<p><strong><em>bilgi@maviyesildergisi.com</em></strong></p>



<p><strong>118.sayının İçindekiler:</strong></p>



<p>Veda
Başlangıcı Her Sözcük &#8211; Hilmi Haşal &#8211; 3 </p>



<p>Homo
Faber: Modern Dünyanın Oidipus Rex’i &#8211; Sezgin Taş – 4</p>



<p>Bir
Kereye Mahsus Değil Ölüm &#8211; Dilara Çelik &#8211; 10 </p>



<p>Sait
Faik’in Kraliçenin Evinde Öyküsünde Güzellik Sorunu &#8211; Hasan Öztürk &#8211; 11 </p>



<p>Eleni
&#8211; Dilara Ayşe Akdeniz &#8211; 14 </p>



<p>Gülün
Tam Ortasında Ağlayan Şair: Cemal Süreya &#8211; Pınar Doğu – 15</p>



<p>Güvercin
&#8211; Eyüp Bacanlı &#8211; 17 </p>



<p>Nurullah
Ulutaş ile İntihar, Hukuk, İktidar ve Edebiyat İlişkileri Hakkında Görüşme &#8211; 18
Şarkıların Yokuşunda &#8211; Emrehan Parlak – 21</p>



<p>Ben
Zaten &#8211; Mahmut Genç &#8211; 22 </p>



<p>Edebiyatın
Ebemkuşağı Halit Ziya Hikâyeciliğinde Renklerin Dili Adlı Kitaba Dair-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aybüke Şeyma Kozam &#8211; Kerim Kaya &#8211; 23 </p>



<p>Divan
Şiiri de Bizi Seviyor mu? &#8211; Mustafa Işık &#8211; 25 </p>



<p>Kondüktör
&#8211; Hüseyin Opruklu &#8211; 26 </p>



<p>İşte
O Zaman &#8211; Serkan Bozdağ &#8211; 27 </p>



<p>Kimse
Görmedi &#8211; İsmail Özalp &#8211; 28 </p>



<p>Denizlerin
Ardında &#8211; Sohrap Sepehri/Çev. Muhammet Çoruhlu &#8211; 30 </p>



<p>Eskimemiş
Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 31</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-118-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 118. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-118-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18118</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Saf Saf</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/saf-saf/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/saf-saf/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Jul 2019 04:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18115</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah kalktı. Kahvesini yudumlarken eline gazeteyi aldı ve okumaya başladı. Daha sonra kahverengi ceketini giyip dışarı çıktı. Sokaklarda dolaşıyordu. Elinde sigara, saçları düz siyah ve alnı hafif açık… Bankaya doğru yürüyordu. Bankamatiğin önünde cep telefonunu çıkardı. “Alo!” “Alo!” “Bizim kredi işini bir halledelim.” “Peki, abi.” “Gelirken iki dondurma da getireyim mi?” “Peki, abi.” Cep telefonunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saf-saf/">Saf Saf</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sabah kalktı.</p>



<p>Kahvesini yudumlarken eline gazeteyi aldı ve okumaya
başladı.</p>



<p>Daha sonra kahverengi ceketini giyip dışarı çıktı.</p>



<p>Sokaklarda dolaşıyordu.</p>



<p>Elinde sigara, saçları düz siyah ve alnı hafif açık…</p>



<p>Bankaya doğru yürüyordu.</p>



<p>Bankamatiğin önünde cep telefonunu çıkardı.</p>



<p>“Alo!”</p>



<p>“Alo!”</p>



<p>“Bizim kredi işini bir halledelim.”</p>



<p>“Peki, abi.”</p>



<p>“Gelirken iki dondurma da getireyim mi?”</p>



<p>“Peki, abi.”</p>



<p>Cep telefonunu cebine koydu.</p>



<p>Yürümeye başladı.</p>



<p>Havalı havalı yürüyordu.</p>



<p>Bir kahveye girdi.</p>



<p>Türk kahvesi söyledi.</p>



<p>Bir kalem, bir de kağıt…</p>



<p>Yazmaya başladı.</p>



<p>Bir kadın portresi çizmişti adeta zihninde.</p>



<p>Saf bir kızdı.</p>



<p>Her gün elbiseler giyer, çantasını alır etrafı turlardı.</p>



<p>Bir masalsı şehrin bir mahallesinde oturur, küçük küçük
öyküler yazardı.</p>



<p>Bach en sevdiği besteciydi.</p>



<p>Her gün saçlarını kızıla boyar,&nbsp; tırnaklarına oje sürer, aşk romanları okurdu.</p>



<p>Ancak yaşantısında eksik olan tek şey aslında bir amaçtı.</p>



<p>Boş bir yaşamın kendine verdiği dayanılmaz yükünü
hissederken belki hayattaki en zoru başarabilmişti.</p>



<p>Kabullenmek…</p>



<p>Yaşamın boş olduğunu kabullenmek…</p>



<p>Hayatın çaresiz anılarını bir kenarı bırakıp spor
salonlarında ter döken birisi&nbsp; olarak bu
zoru başarmak zorundayım.</p>



<p>Hayatta en önemli şey aslında hayatında bir gaye sahibi
olmaktır diye bastıra bastıra söylüyorum ya.</p>



<p>Yüzükoyun uzanıp ayaklarını ileri geri sallarken aslında
gayelerin yaşamda yeri olmadığını mı düşünüyordu bilinmez hayat en zor
meslekti.</p>



<p>Adam elindeki kalemi bıraktı.</p>



<p>Kağıdı ışıkta bakmak için havaya kaldırdı.</p>



<p>Boş bir yaşam portresi çizmek…</p>



<p>Hiç kımıldamadan sadece gülümsemek…</p>



<p>İkinci kağıtta ise yatağa sırtüstü uzanmış, gözleri tavanda
bekler vaziyette dururken, ben de seni çizmekteyim ey kader.</p>



<p>Sonunu bekleyen yaşlı bir adamın çaresizliği…</p>



<p>Gözler saatte…</p>



<p>Ha geldi ha gelecek.</p>



<p>Kim peki?</p>



<p>Kötü bilinen melek mi sence?</p>



<p>Azrail de kötü mü bilinirmiş?</p>



<p>Sadece başka bir odaya geçmek gibiydi tüm yaşantı.</p>



<p>Zor nefes alıyor veriyordu.</p>



<p>Birden bir fısıltı duyuldu:</p>



<p>“La İlahe İllallah!”</p>



<p>Bir gülümseme ki eyvah!</p>



<p>Sigarasını eline alıp tablaya değdirerek söndürdü.</p>



<p>“Abi, asalım mı?”</p>



<p>“Asalım, abi.”</p>



<p>Dükkanın camekanlı bölmesine asarak güneşin ışığına
bırakıldı iki çizik resim.</p>



<p>İkisi de gülümsüyordu.</p>



<p>Anlatılması gereken bir hikayeydi belki de.</p>



<p>Yaşamla ölüm arasında.</p>



<p>Her nefis ölümü tadacak.</p>



<p>Ve ölüm en bilinmez dakikada olacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saf-saf/">Saf Saf</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/saf-saf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18115</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bulmaca</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bulmaca/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bulmaca/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 Jul 2019 04:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18108</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dışarıdan bakınca çözmek zor, Biraz düşün, kafa yor, Elinde kaç harfin var? Hayatın adı: Bulmaca. Dön o yana, bu yana, Sağdan sola, soldan sağa, Çık yukarı, in aşağıya, Hayatın adı: Bulmaca. Bir çengele takıldı mı akıl, Uykusuzlar kervanına katıl, Bilinmeze sen de sarıl, Hayatın adı: Bulmaca. Konu var konu içinde, Sorular soru içinde, Gönül hep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bulmaca/">Bulmaca</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dışarıdan
bakınca çözmek zor,</p>



<p>Biraz düşün,
kafa yor,</p>



<p>Elinde kaç
harfin var?</p>



<p>Hayatın adı:
Bulmaca.</p>



<p>Dön o yana,
bu yana,</p>



<p>Sağdan sola,
soldan sağa,</p>



<p>Çık yukarı,
in aşağıya,</p>



<p>Hayatın adı:
Bulmaca.</p>



<p>Bir çengele
takıldı mı akıl,</p>



<p>Uykusuzlar
kervanına katıl,</p>



<p>Bilinmeze
sen de sarıl,</p>



<p>Hayatın adı:
Bulmaca.</p>



<p>Konu var
konu içinde,</p>



<p>Sorular soru
içinde,</p>



<p>Gönül hep
bir sorgu içinde,</p>



<p>Hayatın adı:
Bulmaca.</p>



<p>Ömrün bir
başı, bir sonu var.</p>



<p>Her sesin
ayrı tonu var.</p>



<p>Hepsinin
ayrı fonu var.</p>



<p>Hayatın adı:
Bulmaca.</p>



<p>Gecenin
ahiri tanmış,</p>



<p>Hecenin
zahiri yanmış,</p>



<p>Gönül kurdu
kuzu sanmış,

Hayatın adı: Bulmaca.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bulmaca/">Bulmaca</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bulmaca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18108</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sokak Tiyatrosu -1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 02 Jul 2019 04:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18102</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şeker şerbet hanım ile kızı Zilli Pakize&#8217;nin Maceraları&#160; Milli Mücadelenin ardından bir asır gelip geçse de Münih sokaklarında dolaşırken Enver Paşa&#8217;nın adının verildiği caddeye revan olmamak olmazdı.&#160;&#160;Enver Paşa, batı hayranlığı ile bilinen bir Osmanlı devlet adamıydı. İttihat ve Terakki Yönetiminin ileri gelenlerinden olup; Osmanlı&#8217;nın&#160; 1914 yılında Almanya&#8217;nın yanında savaşa girmesini çok arzu eden en önemli [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/">Sokak Tiyatrosu -1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>

Şeker şerbet hanım ile kızı Zilli Pakize&#8217;nin Maceraları&nbsp;</p>



<p>Milli Mücadelenin ardından bir asır gelip geçse de Münih sokaklarında dolaşırken Enver Paşa&#8217;nın adının verildiği caddeye revan olmamak olmazdı.&nbsp;&nbsp;<br />Enver Paşa, batı hayranlığı ile bilinen bir Osmanlı devlet adamıydı. İttihat ve Terakki Yönetiminin ileri gelenlerinden olup; Osmanlı&#8217;nın&nbsp; 1914 yılında Almanya&#8217;nın yanında savaşa girmesini çok arzu eden en önemli ismiydi. Bu isim, yanlış ve aceleci bir dış politika&nbsp; sergilediği için; doğu cephesinde Sarıkamış&#8217;ta hiç savaşa tutuşmadan soğuktan on binlerce askerimizin şehadetine sebep olmuştu. Sarıkamış şehitlerini anarken&nbsp; bir adamın&nbsp; politikada akla getirilmeyen korkunç hatalarının bedellerini düşündü, bizim Şeker Şerbet Hanım.&nbsp; &#8220;Mazi kalbimde yara&#8221; diyen şair gibi mazi ve ati arasında gidip geldi. Ati, yani gelecek de zaten mazi ile şekillenmiyor muydu?<br />Dün öyleydi de ya bugün çok mu farklıydı? Şam&#8217;da Emevi Cami&#8217;inde Cuma namazı kılma hayalleri uğruna nice yiğit gök ekini misali biçilmemiş miydi?&nbsp; Yıllarca çözüm süreci adı altında PKK&#8217;ya göz yumanlar sokaklardaki hendeklere&nbsp; ses çıkarmayanlar bugün kendi gibi düşünmeyenlere çok kolaylıkla vatan haini diyebiliyordu.<br />Sorgulanmayan, üzerinde düşünülmeden yaşanılan hayat sahi gerçekten bizim diyebileceğimiz yaşantının adı olabilir mi? diye eseflendi.<br />Yüreğinde söze dökülemeyen; ancak kalpten kalbe hissedilecek olan&nbsp; bu kederli duyguyu Hans hissetmişti. Şeker şerbet, seni anlıyorum diyebildi. Türkiye ile Almanya birbirinden bambaşka renklere sahip iki ülke&#8230; Bu iki ülkenin birbirinden yabancı kişileri nasıl oldu da duygudaş olabilmişti. Kendi ülkesinde de keşke bu duygudaşlık hakim olabilseydi&#8230;Örgütlerin , partilerin , hatta dindarların bile mikro örgütlere ayrımlaştırıldığı çok enterasan bir atmosfer toplumu şekillendiriyordu.<br />Dilleri, dinleri, kültürel zenginlikleri farklı olsa da tarihi planda ortak değerleri vardı.<br />Enver Paşa, kimileri için kahraman kimileri için&nbsp; vatan hainiydi.<br />Münih&#8217;te&nbsp; Enver Paşa Caddesinde dolaşırken Sarıkamış şehitlerini bir an olsun aklından çıkaramadı, Şerbet Hanım.&nbsp; Bir heves uğruna yitip giden canlar&#8230;Sarıkamış Münih arasında tarihi bir seyr-ü sefer yaparken; <br />Telefonunun sesi ile irkildi. Ruhu henüz bedenine&nbsp; yeni ışınlanmış bir sersemlikte &#8220;halo&#8221; dedi. <br />Kızı zilli Pakize telefonun öbür ucundaydı.&nbsp; Zilli, &#8220;basından takip etmedin galiba babam metresi ile basılmış, boydan fotoğraflarıyla gazetelerde pişmiş kelle gibi sırıtıyor, sen halen kültürlenmelerdesin,&nbsp; ayol kocan elden gidiyor şaşkın kadın&#8221;&nbsp; nidasıyla konuşmayı sonlandırdı. <br />Şeker şerbet, için bu yeni bir durum değildi.&nbsp; Aldatılmalara şerbetliydi. Eh suçun yarısı da elhak kendisine aitti.&nbsp; Cazgırlık yapmanın , kapris edip şişinmenin bir anlamı olmadığını gece yarısı kızı zilli Pakize&#8217;ye açıkladı. &#8220;Amaa anne&#8221; sözüne şöyle devam etti,&#8221; kızım belki babanla ben birbirimize iyi eş olamadık; ama senin için iyi bir anne ve baba olmak için çırpınıyoruz. Rolleri karıştırıp, benim sergilemem gereken hırçınlığı sen babana yansıtırsan çok yanlış yaparsın. O senin baban ve sonsuza kadar öyle kalacak&#8230;&#8221;</p>



<p>&#8221; Peki, onu affedecek misin?&#8221; sorusuna; </p>



<p>&#8220;Herkes ikinci bir şansı mutlaka hak eder. Rahmet ayındayız unuttun mu?<br />Hadi giyin,&nbsp; yandan çarklı şaşı Esma&#8217;ya gidiyoruz. O büyücüye mi gideceğiz annecim , gerçekten seni anlamıyorum sen ki daha geçen gün ADD&#8217;nin &#8211; Atatürkçü Düşünce Derneği&#8217;nin-&nbsp; kuruluş yıldönümünün caz konserindeydin.<br />Atatürkçü olmak kutsal değerleri hor görmek midir?<br />Kızım, Tütsülü&nbsp; Caddenin Buharlı sokağından gideceğiz, saçını fönleyeceğine bir yazma tak; en azından dizlerini örten bir etek giy ; yırtık kotunu sonra giyersin ; bilirsin hiçbir zaman özgürlüğüne karışmadım. Ancak yaşadığın toplumun değerlerine , onların önemsediği her şeye saygılı olmanı isterim; tıpkı babana göstermen gereken saygı gibi..<br />Zilli ile şeker şerbet Tütsülü Caddenin rayiha kokulu meyveli ağaçları arasından geçerken molla Hüseyin&#8217;e Bektaşi Hasan&#8217;a ve eşleri gülbeşeker Fadime ile kambur Neriman&#8217;a selam&nbsp; verme adına temenna etmişlerdi. Şaşı Esma&#8217;nın fakirhanesinin bahçesine geldiklerinde, kendisinin çiçeklerini&nbsp; mırıldanarak sanki onlarla sohbet edercesine suladıklarını farkettiler. Ufacık bir el radyosunda &#8216; Hayal içinde geçti ömrü derbederim &#8216; şarkısı derinden kulaklara yankılanıyordu.&nbsp; Şerbet hanım nice yerleri gezmiş olsa da bu sokağın ayrı bir gizemi onu içmeden sarhoş ediyordu.&nbsp; Çocukluğunun müstakil , cumbalı ahşap hanesini anımsadı. Çat kapı teklifsizce birbirine komşu olan hacı teyzeleri, komşu anneleri hatırladı. Mahallenin delilerinin bile bir ahengi , tatlılığı dillere destandı. İftar saatleri bile apayrı neşe anlarıydı&#8230;<br />Yahya Kemal&#8217;in &#8216;Atik Valde &#8216; isimli şiirinden bir bölümü tespih etti;&nbsp;<br />Yandan çarklıya tuzlu sadeyağı ve fırından yeni çıkan susamlı iftarlık pide almışlardı. Sini üzerine konulan taamlar mütevazi yer sofrasını oluşturuyordu. Piknik tüpünde pişmeye çalışan tarhanaya katık olacaktı.&nbsp;<br />Şaşı Esma teyze kalbe inşirah ferahlık veren sohbetleri ihtiyaca binaen doğaçlama yapardı. Kalbine malum olmuş gibi o akşamki sohbeti dini nikah ve dört avrat meselesine getirmişti. Zilli şaşkınlık içinde anne sen gelmeden telefon mu ettin ne anlattın kadına dedi. Ne telefonu kızım , Esma teyzende ne ev telefonu ne cep telefonu var. Evinin kapısında kilit bile yok , selam deyip içeri girdik farketmedin mi dedi.<br />Şaşı Esma&nbsp; tel dolabından katmeri de siniye koyunca başladı sohbeti Canan;&nbsp;<br />Nikah bir akit bir anlaşmadır. Her ne yaşarlarsa yaşasınlar birbirlerinin ayıbını ifşa edip dillendirerek en büyük kötülüğü birbirlerine etmesinler, bizler büyüklerimizden böyle öğrendik.&nbsp;<br />Şimdilerde bir moda oldu, nikah kelimesinin önüne dini ibaresini getirmek! Okuma yazma bilmeyene sakalı sarığı var diye mektup okutmaya benziyor, marifet sarıkta sakalda olsaydı, rahmetli amcanız&nbsp; Cin Ali medreseye müderris olurdu.&nbsp;<br />Ah yavrularım , nikahın geçerli olması şahitlik ve duyuru ile olur. Bu konuda bizzat Peygamberimizin buyruğu var. Yani biz aramızda nikah kıydık demekle iki dua okumakla nikah dini İslami olmuyor.<br />Öte yandan dört kadın ile nikahlanmak dinin emri değil, sadece bazı şartlarda erkeğe verilmiş bir izindir.<br />Yani , diğer eşin&nbsp; bu birliktelikten haberinin olması ve buna rıza göstermesi çok önemlidir.<br />Şeker şerbet de zilli de bunları ilk defa duyuyorlardı. Nasıl yani; Kuran-ı Kerim&#8217;de bu konuda ayet var mı?<br />Elbette&#8230; Nisa Suresi 3. ayetini tefsir edersek , o dönemde zaten varolan Arap kültüründeki çok eşliliği din onaylamıyor sadece sınırlandırıp , şartlar gözetilirse izin veriliyor.<br />Demek dört kadınla evlenmek dinin emri değil , şartları olan bir izindi. Aynen&#8230;<br />Dahası, yine Nisa Suresi 129. Ayeti iyi bir tetkikle okursak , ideal olanın tek eşle evlilik olduğunu anlarız.&nbsp;<br />Yandan çarklı hızını almıştı, iyi ki geldiniz kızlarım diyerek ballandırarak anlatıyordu:<br />Resmi nikahta nasıl şahit ve duyuru oluyorsa dini nikah için de aynı hassasiyet lüzum ediyordu.&nbsp;&nbsp;<br />O halde &#8230;<br />Pek çok dini nikah adı altında yapılan birlikteliklerin ne olduğunu söylemeye dilim varmıyor diye Osmanlı şerbetini testiyle&nbsp; doyumluk kupalara tevzi eyledi.&nbsp;<br />Gaz lambası eşliğinde nostalji kokan hatıralarla dopdolu anın da sonuna gelinmişti.&nbsp; Bir masaldan başka bir masal olan dünya telaşına yol almak için selavatlanarak bahçeye kadar uğurlandılar.&nbsp;&nbsp;<br />Köpecik Mıstık ile Fıstık da iftar sofrasının artıklarıyla musmutluydular. Bu evde hiçbir şey israf edilmez mi, diye gider ayak soran Zilli&#8217;ye okkalı cevap gelmişti; Bir kilo soğan domates için kuyruk olan bir toplumda israf demek her an tövbe istiğfar demektir. Aaaa&nbsp; diyebildi zilli ; 500 milyona yapılan camiyi müslümanlar yaptırmamış mıydı? sorusu&nbsp; gecenin sessizliğinde yankılandı , havada uçuştu&#8230;</p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/">Sokak Tiyatrosu -1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18102</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Söz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/soz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/soz/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 05:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18098</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonsuzluğa açılan kapıya varana dek, taşıdığım isme dahil olan anlamları güçlendirme ve o anlamlara her daim yakışma gayretini sürekli ayakta tutabilmek adına, sevgiye koşulsuzca açtığım yüreğimde yeni şiirler biriktirecek, o şiirlerle farklı demde ve derinlikte yeni mahlaslar büyütecek, bilmediğim diyarlarda bilmediğim çiçekleri tanıyacak, onların da kalbindeki o öz kokuya tutunmuş ebedî aşkı hissedecek ve sonra [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soz/">Söz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sonsuzluğa açılan kapıya varana dek, </p>



<p>taşıdığım isme dahil olan anlamları güçlendirme ve o anlamlara her daim yakışma gayretini sürekli ayakta tutabilmek adına, </p>



<p>sevgiye koşulsuzca açtığım yüreğimde yeni şiirler biriktirecek, </p>



<p>o şiirlerle farklı demde ve derinlikte yeni mahlaslar büyütecek, </p>



<p>bilmediğim diyarlarda bilmediğim çiçekleri tanıyacak, </p>



<p>onların da kalbindeki o öz kokuya tutunmuş ebedî aşkı hissedecek ve sonra</p>



<p> Azrail; &#8220;Bu vakit, o vakit&#8221; dediğinde </p>



<p>hiç bilinmemiş, görülmemiş güzellikte bir tebessümle; </p>



<p>&#8220;Hazırım&#8221; diyebilmek umuduyla, kendimi kendime dert ederek yaşamaya devam edeceğim&#8230;<br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soz/">Söz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/soz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18098</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ömer SOLAK, Edebiyat Biliminde Kuram ve Yöntem Kitabı Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/18057-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/18057-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 28 Jun 2019 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18057</guid>
				<description><![CDATA[<p>(Ömer SOLAK, Edebiyat Biliminde Kuram ve Yöntem, Nobel Kitap, Ankara, Haziran 2014) Ömer Solak’ın kitabının ön sözünde eserin metodolojisinden bahsedilmektedir: “edebiyat biliminin farklı çalışma alanları gruplandırılarak tanıtılmıştır.” &#160;&#160;&#160;&#160; Edebiyat Biliminin Kendi Alt Disiplinlerinde Kuram ve Metot başlığında, edebiyat biliminin alt disiplinlerini ikiye ayırmıştır: “Bizzat esere yönelmiş çalışmalar; bu alanın niteliğine, mahiyetine, kapsamına, diğer bilimlerle ilişkisine, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/18057-2/">Ömer SOLAK, Edebiyat Biliminde Kuram ve Yöntem Kitabı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>(Ömer SOLAK, Edebiyat Biliminde Kuram ve Yöntem,
Nobel Kitap, Ankara, Haziran 2014)</p>



<p>Ömer Solak’ın kitabının ön sözünde eserin
metodolojisinden bahsedilmektedir: “edebiyat biliminin farklı çalışma alanları
gruplandırılarak tanıtılmıştır.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat
Biliminin Kendi Alt Disiplinlerinde Kuram ve Metot başlığında, edebiyat
biliminin alt disiplinlerini ikiye ayırmıştır: “Bizzat esere yönelmiş çalışmalar;
bu alanın niteliğine, mahiyetine, kapsamına, diğer bilimlerle ilişkisine,
terminolojisine kuramsal metodik çerçevesine yönelmiş çalışmalar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat
incelemeleri kuramsal, tarihsel, ve eleştirel olarak üçe ayrılmıştır. Kuramsal
incelemeler, edebiyat bilgi, teori ve metotları; tarihsel incelemeler, edebiyat
tarihi ve eleştirel incelemeler, edebi eleştiri olarak geçmektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Wellek ve
Warren, alt olanları genel edebiyat, mukayeseli edebiyat, milli edebiyat
şeklinde; Rainer Basiner ve Maria Zen, edebiyat tarihi, edebiyat eleştirisi ve
edebiyat kuramı; M. P. Sinha incelemeleri, bibliyografik ve metinsel eleştiri,
biyografi, kuramsal ve yorumsal araştırmalar olarak ifade etmektedir. Not
kısmında Türk Edebi Akademisine Göre Edebiyat Biliminin Çalışma Alanları yer
almaktadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Genel
Edebiyat Bilimi kısmında, Paul van Tieghem’in uluslar üstü edebi akım ve
modaları inceleyen bir disiplin olarak bahsettiğinden söz etmekte; sonuç olarak
edebiyat kuramları ve edebiyat metodolojisini içine alan bir disiplin
geçmektedir. İnceleyen-incelenen ilişkileri araştırıcı ile okuyucunun aynı kişi
olmasının getirdiği çözümleme güçlüklerini çözmek için bulunan iki yol vardır;
matematiksel, istatiksel ve pozitivist, ampirik metodoloji ve pozitivist
yorumlamacılık.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat
Teorisi başlığında, son nokta olarak “onun her türlü metni yorumlamayı da içine
alan genel bir ‘yorum bilimi’ olduğu belirtilmektedir. Not kısmında Türk Edebi
Akademisinde Kuram başlığı altında Türkiye’deki literatüre değinmekte edebiyat
kuramlarla ilgili çalışma olarak Berna Moran örnek verilmekte; Ali İ. Kolcu,
Sadık Tural, Mehmet Önal, İsmail Çetişli’nin değinilerine yer vermektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Edebiyat Tarihi başlığı altında, edebiyat
tarihçiliğinin karşılaştığı sorunlar şöyle sıralanır: “Bir akım veya temayülün
zamansal sınırlarını saptamak, oluşmalarına etki edenleri bilmek; yayılma
sahalarını izlemek</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat
Tarihi metotlarının tarihsel gelişimi vererek, edebiyat tarihçiliğinin metot ve
yaklaşımlarını şöyle tarihçiliği, onu kuşatan tarihsel, sosyal, kültürel,
coğrafi ve ekonomik çevreye, psikolojik etkiye odaklanan bakıştır. Filolojik
metot, metin tashihi ya da kaynak eleştirisi 19. yüzyıl pozitivizmi ve
filolojisinin katkısıdır. “Baskıya gitmeden önce kitabın geçirdiği aşamaları
bütünsel olarak incelemektir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Yorumsamacı (Hermenötik) edebiyat tarihi, ruhun hayat gerçekliği
karşısında takındığı tavrı önemser.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Psikolojik-Fenomenoloji metodu, yazarın ruh halinin dikkate alır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Darwinist
edebiyat tarihçiliği, değişme ve evrilmeyi kabul eden görüştür.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Marksist
edebiyat tarhçiliği, “sanat tarihini başvurduğu dinleyici ve sınıfla ve
sanatçıların çıktığı sosyal katmanlarla münasebet kurarak izler.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tür
tarihçiliği yaklaşımı, tarihsel gelişimi, dönüşümü inceleyen görüştür.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eser
odaklı edebiyat tarihçiliği, aynı zamanda eleştiri tarihi olarak edebiyat
tarihi adıyla da geçmektedir. Bu görüşü şöyle eleştirmektedir: sanatı merkeze
alırken tarihselliği ihmal etmektir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat
tarihinde “devir ruhu” yaklaşımı her devrin kendine özgü ruhu olduğunu savunur,
edebiyat tarihinin bu ruhu ihya etmekten geçtiğini belirtir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Geçmişin
yeniden inşası, devir ruhu anlayışı ve tarihselcilik gibi tavırların tesiriyle
etkili olan yaklaşımdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dil
tarihi temelli edebiyat tarihi anlayışı, edebiyatın genel dil tarihin bir
parçası olduğunu savunan görüştür.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fikir
tarihçiliği yaklaşımı, edebiyat tarihine bir felsefe ve fikir tarihi olarak
bakar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Biyografik seçki olarak edebiyat tarihçiliği, bilimsellikten uzak,
heveskarların yazdığı bir türdür.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Siyaset
bilimsel edebiyat tarihçiliği, “bir bütün olarak milletin hayatında” arar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kültürel
çalışmalar geleneğinin edebiyat tarihçiliği üretim ve iletişim şartlarının
değişiminin genelde sanata özelde edebiyata etkileri şeklinde inceler.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat
tarihçiliğinde yeni tarihselci bakış, yoruma ve eleştiriye dayalı bir bakış
sunar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Karşılaştırmalı edebiyat tarihçiliği yaklaşımı, diğer sanat ve kültürel
alanlarda ilişkisini sanat ve bilim tarihine koşut olarak açıklar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dünya edebiyatı tarihi olarak edebiyat
tarihi, “karşılaştırmalı bakışın edebiyat tarihçiliğindeki bir başka etkisidir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sanat
tarihi olarak edebiyat tarihi, “sanatların karşılıklı aydınlatılması”
ilkesinden hareket eder. Edebi akım odaklı edebiyat tarihçiliğidir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İzlenimci
edebiyat tarihçiliği, neo-klasizm eser ve form odaklı normatif ölçütlerin
dağıtan “şahsibeğeni”i ölçütüdür.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Okur
odaklı edebiyat tarihi metodu, tarihselci ve biyografi temelli edebiyat
tarihçiliğinde tam bir sarsılmadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Monografik edebiyat tarihçiliği, “bir şahsı veya edebi gruplaşmayı esas
alan edebiyat tarihçiliği anlayışıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntem
olarak İdeolojik Eleştiri tanıtılmaktadır: “Bir retorik eleştirisi olarak edebi
eserlerdeki örtük veya açık ideolojiyi belirlemek ve her bir parçasında
“ideolojik izler”in peşine düşer Türkiye’de Edebiyat Tarihçiliği eserden kopuk
olamaz diye bir tartışma başlamıştır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat
Eleştirisi başlığında, edebi metni anlamaya çalışan okur ile eser ve yazar
arasında bir aracı işlevi de görür. “Uygulamalı edebiyat bilimi” olarak edebi
eleştiri, edebi metni çıkış noktası yaparak okuru sosyal bağlam, sanatçı ve
sanat eseri üçlüsünün herhangi bir boyutuna odaklanır. “Pek çok kuramcıya göre
edebi eleştiri metnin tespiti ve tashihini tanımlayan dış eleştiri ve tahlilini
tanımlayan iç eleştiriolarak iki katmanlıdır.” Not olarak Türkiye’de Edebiyat
Eleştirisi yazısında eleştirinin az sayıda kaynağa sahip olduğu
belirtilmektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Kuramların “Edebi Metin”e Bakışı yazısında öncelik edebi metnin ne
olduğu üzerinde durmaktadır. “herhangi bir duygu, düşünce, hayal, intiba ve
olayın dil vasıtasıyla, ama edebilk değerine sahip bir biçimde ifadesinden
oluşan söz bütünüdür.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Yapısalcılık için metin bir dil sistemdir. Biçimcilik için edebi metin
bir sanat eseridir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Prag
Yapısalcı Okulu için dilin estetik kullanımı olarak geçmekte, Anglo-Amerikan
Yeni Eleştiri sanat ve estetik içinde kalan tanımı yapmaktadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Yeni
Eleştiri kuramı ‘metnin’ edebi değerini “çok değinilik/çok anlamlılık” niteliğinde
aramıştır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Wellek,
yazılı her şeyi edebi sayması reddeder.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Psikanalitik Teori, metinden ziyade yazarı önemser ve onda yazarın izini
sürer. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Alımlama
Estetiği, “hiyeraşiyi okur-metin-yazar şeklinde kurar. “Metin evrensel değil,
okur grubunun alımlama ufkuyla kurulan bir yapıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Postyapısalcılık, “biçim-içerik karşıtığını aşmaya ve bu karşıtlığın
yerini çoktan kurmaca-öyküleme-metinleştirme üçlüsüne terk ettiğini kanıtlamaya
çalışır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İkinci
yöntem olarak yapısökümcü çözümlemeyi sunar. “Metni mit çözümlemesine tabi
tutmayı önerir.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Metinler
arasılık, “yaşanılan dünyanın hiper metni içinde birer alt metinler olarak
tanımlar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Feminist
teori, “cinsiyet kuramlar dış dünya, yazar, metin ve okur hiyerarşisi
gözetirler.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Post-kolonyal eleştiri, “doğrudan bireyi kuşatan dünyanın metindeki
aksine bakar.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kültürel
çalışmalar, “edebiyatı kültürle ilişkilendiren bir yaklaşım sergiler.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Tarihsel
pozitivizmin kurucu ismi ve neo-marksist eleştirmen Terry Eagleton ise edebi
olanın ideolojik olandan soyutlanamayacağı kanaatindedir.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi
eleştirilerin edebi ve ahlaki boyutu konusu tartışmalıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yeni
eleştiri, örtülü bir ahlaki, dini boyutla bakar, Marksist eleştiri, bu tür
yaklaşımları ideolojik bularak, eleştirmenden kendisi ile eser arasına yeterli
eleştirel mesafeyi koymayı bekler. Post-yapısalcı eleştiri ahlaki ve dini
boyuttan kaçınarak göndermelerin doğasına odaklanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Darwinist
edebi eleştirmen ise “dinin evrimsel psikolojisinden gelen iddiaları öne
çıkararak yaklaşır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntem
olarak yakın okuma belirtilmiştir. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi
Metin İncelemeleri/Çözümlemeleri yazısında, çözümleme daha analitik bir
süreçtir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İçerik
inceleme, “metne yönelik bir iç yada derin yapı incelemesidir. Muhteva veya
manaya dair soyut sistemin düzenlenmesidir. İçerik incelemesi iki şekilde
yapılır: Metin dış verilerin çözümlenmesi, metinsel içerik incelemesi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Konu
incelemesi, eserin sosyal, tarihsel ve kültürel bağlamını ve yazan dolayımla
ilişkilendirerek incelemeye dayanır. İleti incelemesi, anlatı bilimsel
incelemedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tematik
inceleme, metnin birleşenlerine tesir eden temayı ele alır. Yöntem kısmında
tematik eleştiri başlığı yer alır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Biçim
inceleme, yüzey yapı yani kelimeden başlayıp metne uzanan sistemi yani bir
araya gelerek edebi eser denen estetik bütünlüğü oluşturan kelime kelime
grupları, cümle, mısra, beyit, nazım şeki, paragraf, bölüm, metin gibi
unsurları kapsar. Bir üslup araştırmacıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Stilistik,
üslup özelliklerini inceler. Hitabetin (retorik) modern edebiyat
çalışmalarındaki devamıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Klasik
dönemlerin üslup anlayışına damga vuran anlayış dönem üslubu yaklaşımdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Üsluba
yönelik bir başka anlayış üslup seviyeleri anlayışıdır. Edebi seviyeler üç
ayrılmıştır:</p>



<ul><li>Doğal, sade, kolayca söylenivermiş
izlenimi uyandıran</li><li>Edebi sanatlar ve ağdalı söyleyişlerden
yararlanan</li><li>Yüce duyguların coşkulu ve etkili bir
şekilde hatasız ve zarif bir dille ifadesidir.</li></ul>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Üsluba
yönelik klasik yaklaşımların biri de normatif üsluptur. Eserin üslubunda
açıklık, saflık, tabilik, vecizlik, soyluluk, ahenk, çeşitlilik, uygunluk
aranır. Bunları barındırmayan yapıt sorunlu sayılır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bireysel
bir olgu olarak üslup anlayışı, üslup bireysel dil karakteristikleri olarak
tanımlanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sistemik
üslup analizi, dilbilim temelli olarak üslubu matematiksel bir kesinlikle
betimlemek iddiası taşır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kitapta
üslup yaklaşımları edebiyat ve dilbilim temelli olarak iki grupta
incelenmiştir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Söylem
türlerine göre üslup analizi, Antik Yunan’dan beri uygulanagelen bir
yaklaşımdır. Övgü-yergi söylemi, yargılayıcı söylem, tartışmacı söylem, soylu
üslup, didaktik üslup.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Retorik
Figürlerine üslup analizi, retorik figürler yani söz sanatlarına odaklanan
yaklaşımdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi
formlara göre üslup analizi, her metin türünün kendi gerekleri olduğu görüştür.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İmaj,
istiare, motif, sembol, singe ve mit gibi estetik araçlara dayalı üslup
analizi, her formun kendine özgü mit, sembol, imajlar repertuarı olmuştur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İmge, benzerlikler ve çağrışımlar yoluyla
okuyuncaya özgün ve çarpıcı hayali görüntüler oluşturan estetik araçlardır.
İmge şöyle tasnif edilmiştir.</p>



<ul><li>Görsel olan veya olmayan imaj ayrımı</li><li>Duyulara dayalı olan ve olmayan imaj</li><li>Dinamik ve statik olmaları</li><li>Belli bir kas veya ses ile ortalama her
okurda aynı şekilde tetiklenen bağımlı imajlar ve serbest imajlar ayrımı</li><li>Doğrudan imge ve dolaylı imge</li></ul>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Motif, Alman edebi form eleştirmenleri,
Rus biçimcileri ve Finli halkbilimcilerden alınma bir tabirdir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sembol, gösteren ile gösterilen arasında
bir bağlamsal ilişkiye veya temsiliyete dayanan sanatlar üstü bir estetik
araçtır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mit, ontolojik anonim hikayelerdir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntem olarak Barthes’in Mit Çözümlemesi
Yöntemi verilmiştir. Ona göre, mitler, egemenlerin konumlarını sürdürmek için
inşa ettiği kapitalist kültür ikonlarıdır. “Anlatım teknikleri incelemesi, bir
üslup incelemesi olarak metnin derin yapısının çözümlenmesinde önemli bir aşamadır.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Anlatım tutumu analzi, anlatıcının
anlattığı olaya karşı takındığı duygusal tavrın incelenmesine dayanan bir üslup
çözümlemesidir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntem kısmında Retorik Eleştiri başlığı
yer almıştır. Retorik eleştiri, yaptığı çözümlemelerle ilk bakışta retorik
stratejileri kavrayabilecek donanımdan yoksun olan ortalama alımlayıcıyı
eleştirel becerilerle donatmayı amaçlar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dilbilim Temelli Stilistik Yöntemler
başlıklı kısımda, “edebi dilbilim edebi metnin incelenmesine yönelik dilbilimin
katkısını tanımlar.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fonolinguistik üslupta sese dayalı bir
inceleme olarak yazılı metinlerde kafiye kullanımı, alterasyon, asonan gibi ses
sanatlarının çağrışım değerine; sözel metinlerde ise vurgu, tonlama gibi
araçlara odaklanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Leksikal stilistik yaklaşımında kelimeler
önce biçimsel olarak değerlendirilir. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Etimolojik stilistik, bir metnin kelime
kadrosunu etimoloji ve kültürel kökenini inceleyen bir üslup incelemesidir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Semantik stilistik, bir metnin kelime
kadrosunu etimolojik ve kültürel kökenini inceleyen bir üslup incelemesidir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Semantik stilistik, kelime, kelime grubu,
tümce (hatta metin) gibi dil birimlerinin hem kendi özgül anlamına hem de diğer
dil birimleriyle kurdukları bağlamsal ilişkilerle yakından ilişkilidir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İmla ve yazıbilim stilistiği bir edebi
eserde yazı karakterini, noktalama ve imlayı bir üslup karakteristiği olarak
inceleyen bir analitik etkinliktir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ortografik çözümleme, bir yazılı metinde
imla ve noktalamaya dair hususların stilistik bir etki uyandırmak amacıyla
nasıl kullanıldığını ele alır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Metin stilistiği bir metinbilimsel üslup
analizi olarak cümle ötesi bir dil birimi olan metni inceler.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sosyolinguistik üslup analizi, dilbilimin
alt dalı olan sosyolinguistiğin verimleri ile üslubun bireysel bir olgu
olduğuna karşı çıkar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edimbilimsel yada pragmatik üslup analizi
bir metnin toplumsal işlevine ve konuşurun konumuna göre de üslubun
farklılaşabileceği varsayımından hareket eder.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Stilistik söylem analizi, yöntem olarak
gösterilmiştir. Söylem stilistiği ise edebi metnin söylem biçembilimsel
yapısını belirleyen örtük inançları ve değerleri de araştırırken aynı zamanda
metni etkileyen iletişim koşullarıyla ilişkili dilsel kodlamalara odaklanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sapma stilistiği edebiliği dilin sıradan
iletişimden ayrılan taraflarında bulan bir stilistik yaklaşımdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu bölümün son olarak Not olarak Alternatif
Bir Eleştiri Formu Olarak “Sanatsal Eleştiri” yer almaktadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bölüm 2: Disiplinler arası kuram ve
metotları anlatmaktadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat Sosyolojisi, sosyolojinin bir alt
dalı olan kültür sosyolojisinin sanat sonyolojisi şubesine ait bir alt alandır.
Daha sonra, edebiyat sosyolojisinin yönteminin geçmişinden bahsetmektedir.
Lucien Goldmann yöntemi, eserin “birey değil toplumun ifadesi olduğu savına
yaslanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat Sosyolojisinin Çalışma Alanları
yazısında, edebiyat sosyolojisinin ilgi alanları şunlardır: Eseri kuşatan
sosyal dünya, eserin sosyal temasları, eserin sosyal alımlaması.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yazar sosyolojisi, sosyal bir fert olarak
yazarı sadece edebi devrin tüm kaynaklarının tanıklığı ile sosyolojik bir vakıa
olarak alır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi kurumlar sosyolojisi, edebiyatı
kitlesel bir medya olarak gören edebiyat sosyolojisinin analitik dikkatini
kitap piyasasına yani yazar, yayıncı, dağıtıcı okur ağının, toplumsal
trendlerle ilişkisine, kitabın toplumsal bir meta olarak sosyolojik ve ekonomik
boyutuna da yöneltmesinden doğmuştur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Okur sosyolojisi, edebi eserin ortaya
çıkışını beğenileri ve entelektüel düzeyi ile belirleyen okura yönelir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Eser
sosyolojisi, eserin sosyal sınıf, statü, moda davranışları ele alışına
sosyolojik bir ilgiyle eğilir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tip sosyolojisi, sosyal köken, bir sınıfa
bağlılık ve sosyal ideoloji problemleriyle iç içe bir sosyolojik alandır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sosyolojik Edebiyat Eleştirisi yada
Edebiyatın Sosyolojisi “Edebiyatın sosyolojisi ise edebiyat biliminin
sosyolojiyi sanat eserine yaklaşım aracı olarak kullanmasıdır. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sosyolojik edebiyat çalışmaları dar
anlamda edebiyatın ekonomik ve toplumsal koşullarını, geniş anlamda edebiyatın
meydana gelirken maruz kaldığı şartları ve etkileşimleri edebiyat bilimi
sınırları içinde kalarak ele alır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Not, Türkiye’de Edebiyat Sosyolojisi
başlığındadır. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat Eğitimi başlığında, “Edebiyat
eğitimi ise kim, niçin, nasıl ve kimler tarafından eğitilecek; nasıl
örgütlenecek sorularına yanıt arar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eğitim Eğitimin Kuramsal, Metodolojik
Geçmişi başlığında eğitimin geçmişinden bahsedilmektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntemde metafor analizi incelenir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat Eğitiminin Çalışma Alanları
yazısında edebiyat eğitimine faydası yaklaşımın kökleri sanatta da hayatta da
birtakım normlara uymayı önemseyen klasizme girer.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kültürleme aracı olarak edebiyat eğitimi
anlayışı, toplumdaki kültürel, etnik ve sınıfsal problemlerin üstesinden gelmek
için edebiyatı kullanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Terbiye aracı olarak edebiyat eğitimi, pek
çok ülkenin eebiyat programında başat rol oynar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dil eğitimi olarak edebiyat eğitimi, dil
temelli bir yaklaşım olarak hem edebi eserin dille inşa edilmesinden edebi
metinler üzerinden dil yapılarını öğretmeye veya edebi metinleri tamamen
stilistik amaçla dil yapıları ile estetize etmeye dayanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir sanat eğitimi olarak edebiyat eğitimi
anlayışında edebiyat eğitimi, öğrencide bir dizi sanatsal beceri ve donanım
kazandırmayı amaçlayan bir programa dönüşür.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi metin çözümleme becerisi olarak
edebiyat eğitimi yaklaşımına göre metinden soyutlanmış bir edebiyat eğitimini
bir çeşit edebiyat tarihi, edebiyat sosyolojisi, edebi biyografi veya edebiyat
kuramı öğretiminden başka bir şey olmayacaktır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaş gruplarına göre edebiyat eğitimi
anlayışı her yaş grubunun farklı dilsel ve bilişsel hazır bulunuşluk düzeyi
olduğu öngörüsünden hareketle farklı edebi seviyeleri de olacağı kabulüne dayanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat bilimi eğitimi olarak edebiyat
eğitimi, edebiyatın sanat tarafının mı yoksa bilim tarafının mı öğretilmesi
gerektiği tartışmasına dayanan bir çalışma alanıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir okuma eğitimi olarak edebiyat eğitimi
ve edebi okuryazarlık edebi okuma süreçlerini bilgi okuryazarlığı, medya
okuryazarlığı gibi bir okuryazarlık alanı olarak tanımlar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi form ve türleri tanıtma olarak
edebiyat eğitimi, edebiyatı sadece edebi türlerin mükemmel örneklerini verme
olarak gören neoklasik yaklaşımın bir sonucudur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi Antropoloji yazısında, antropoloji
önceleri doğa tarihinin bir şubesi olarak ilkellerin incelenmesi şeklinde
etnografik çalışmalarıyla ortaya çıkar. Fiziksel ve kültürel antropoloji diye
ikiye ayrılır: İkincisinin gelişiminde iki hakim görüş, yapısalcılık ve
yorumsamacılıktır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yapısalcı modern antrolopolojiye
Postmodern eleştiriler yönelten Clifford Geertz’in temel referansı Fransız
Yorumsamacı Paul Ricenur’un Fenomenolojik Hermenötik anlayıştır. Metinsel
antropoloji de birtakım hayvan işaretlerini totemci ve ütopyacı düşüncelerle
yorumlamaya dayanır. Edebiyat, etnoloji, halkbilimi, antropoloji ile
ilişkilidir. Edebi antropoloji, insana dair evrensel benzerlikleri tarihselliği
fazla önemsemeden simgesel yapılar olan edebi metinler üzerinden anlamaya
çalışır. Antropolojiik eleştiri, edebiyatın üretimi dağıtımı ve alımlanmasını
insan topluluklarının kültürel pratikleri ve ortak kabulleri içine
yerleştirirken, farklı kültürlerdeki gündelik hayatın folklor, adetler,
kutlamalar, gelenekler gibi farklı yönlerine odaklanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat Bilimi Çalışmalarının Uluslar
üstü Planda Ele Alınması yazısında, karşılaştırmalı edebiyat, pek çok akademik
gelenekte ulusal filolojilere rakip bir alan olarak görülür. Karşılaştırmalı
edebiyat araştırmaları üç grupta incelenmektedir: Karşılaştırmalı biçem
araştırması, karşılaştırmalı içerik araştırması, karşılaştırmalı eleştiri. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Karşılaştırmalı edebiyatın alt
disiplinleri olarak, karşılaştırmalı edebiyat kuramı, karşılaştırmalı edebiyat
tarihi ve karşılaştırmalı edebiyat eleştirisi sayılmaktadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Karşılaştırmalı edebiyat biliminin
ilişkili olduğu bilimler imgebilim, çeviribilim, folklor karşılaştırmalı
edebiyat yöntemleri olarak pozitivist yöntemler, eser odaklı yöntemler,
alımlama araştırmaları yer alır. Not kısmında Türkiye’de karşılaştırmalı
edebiyat çalışmalarına değinir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat Bilimi Çalışmalarının Ulusal
Planda Ele Alınması yazısında, dil temelinde ortaya çıkan fenomen olarak
geçmektedir. Ulus odaklı edebiyat tarihçiliği ulusal edebiyatın dünya
edebiyatının bir parçası olduğu ve çevresiyle etkileşerek geliştiği gerçeğini
genellikle ihmal eder. Notta Türkiye’de Edebiyat Biliminin Ulus Odaklı
Yapısından bahseder.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Halk Bilimi ve Halk Edebiyatı yazısında,
halk biliminin çalışma alanlar olarak halk edebiyatı, halk müziği, halk
oyunları, gelenekler, inançlar ve el sanatları gibi temel araştırma alanlarına
ek olarak kültürün geleneksel biçimleri ve bunların değişim süreçleri ile
aldığı yeni formları da araştırır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Alt disiplinleri ise teorik halkbilim ve
uygulamalı halkbilim, karşılaştırmalı halkbilim ve ulusal halkbilim olarak
sayılabilir. Halk bilimi kuramları, romantik-idealist ulusçu okullarıyla etki
altındadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tarihi Yeniden İhya Kuramı, tarihin yazılı
belge bulunmayan dönemlerini anlayabilmek için sözlü kültür mahsullerinden
yararlanma ve bu yolla tarihi ihya etmeye dayanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türkiye’de Edebiyat Eğitimi notta
belirtilmiştir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Edebiyat Bilimi ve Din Bilimleri yazısında,
dini edebiyat ve dini duyguyu ve tecrübeyi aktaran olarak bahsedilmektedir.
Daha sonra not kısmında Türkiye’de Din Edebiyat İlişkisi ve İslami Türk
Edebiyatı geçmektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Evrimsel kuram,, Darwin’in The Origin of
Species’inin yayımlanmasından sonra halkbiliminin ilkellere yönelmesini işaret
eder.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tarihi-kültürel halkbilimi kuramı,
evrimsel değil, sosyal, maddi ve mitolojik elementlerin kompleks kültürel
ilişkisiyle açıklar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sovyet folklor kuramı, “folklora toplumcu
gerçekçilik akımının da tesiriyle devrimci fikirlerin yayılmasında bir işlev
yükler.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Göç ve karşı-göç kuramları, Hint-Avrupa
masallarının çok büyük bir kısmının doğudan batıya göçle yayıldığına dair
açıklamasına dayanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Psikanalitik halkbilimi kuramı,
halkbilimsel olgulara psikolojik açıklamalar getirir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 20. yüzyılda ise halk bilimi kuramları
metin, sözeldoku, bağlam merkezli kuramlar olarak tasnif edilmektedir. Diğer
bir tasnif de yapısal, işlevsel ve metinsel kuramlardır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yapısalcı yaklaşımlar, folklorik ögeleri
bir yapı olarak görür. Mit-ritüel halkbilimi kuramı “mitlerin aslında ‘ilkel
ayinler olan ritlerle ilişkili olarak ortaya çıkmış anlatılar olduğunu
açıklamasına dayanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yapısal-semantik metot, özellikle anonim
metni oluşturan unsurların birbiriyle ilişkilerini, metinsel fonksiyonlarını,
nasıl bedii değer kazandıklarını ve aralarındaki diyakronik ilişkiyi açığa
çıkarır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşlevsel halkbilimi kuramları, “yapı
odaklı değil, bağlam odaklı incelerken, yaratıldıkları, anlatıldıkları ve
dinlendikleri bağlamlara özel bir önem verir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Antropolojik metot folkloru ‘insana özgü
düşünsel becerilerden, inanç ve törelerden oluşan’ işlevsel bir bütün olarak
yorumlar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir diğer işlevselci yaklaşım performans
teorisi, doku, metin ve bağlam önemli kavramlardır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sözlü kompozisyon teorisi de bir başka
işlevsel yaklaşım olarak ‘anlatıların ezberle mi yoksa öğrenmeyle mi
aktarıldıkları, hangi kısımların öğrenilip hangi kısımlarının ezberlendiğini,
icracıların onarı çıraklık döneminde öğrenip, ustalık döneminde nasıl aktardığını
önemser.’ </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gösterimci folklor da metnin icra
bağlamına önem verir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Metin merkezli halkbilimi kuramları metin
üzerinden çözümleme eğilimindeki kuramlardır. Tarihi-coğrafi Fin kuramı,
folklorik ürünlerin yayılmasının incelenmesinden geliştirilmiştir. Özkul
Çobanoğlu 30 civarında kuram sayar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntemde Propp’un yapısal masal
incelemesi, notta ise Türk üniversitelerinde Halk edebiyatına değinmektedir. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Klasik edebiyat çalışmaları başlığında
yöntem olarak ontolojik analiz verilmiştir. “Asıl kıymeti, edebi eserin
bütünlüğünü bozmadan anlamaya çalışmasıdır.” </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Not kısmında Türk üniversitelerinde Klasik
Edebiyat Çalışmalarına değinmektedir. Verilen yöntemler, metin tenkidi ve metin
şerhidir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tarihsel-eleştirel yöntemler şunlardır:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tarih tenkidi, ‘metnin yazarı, zamanı,
mekanı ve üretilme koşullarının sahte mi gerçek mi olduğunu anlama aşaması olan
dış tenkit, metinsel içeriğinin döneminin tarihsel koşullarına uygunluğunu
soruşturma aşaması olan iç tenkitten oluşur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gramatik/filolojik tenkit, metni restore
ederken gramatik özelliklerinden yararlanır. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Varyant tenkidi varyantlar arasında en
sağlıklı, orijinal veya ilk örneğe uygun olana ulaşmak şeklinde anlaşılır. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kronolojik tenkit, kitabın dış kapağında
yayın tarihi ve yerine dair yeterli bilgi bulunmaması durumunda devre ait
vezin, çağdaş olaylara telmihler gibi referanslardan hareketle bir belirleme
yapmayı içerir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rivayet tenkidi, daha çok folk metinler
için söz konusu olup bir metnin sözlü evresini, kim tarafından derlenip kayda
geçirildiğini araştırır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Radikal tenkit, metnin formunu tespit
ederek metni restore etmeye çalışır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Redaksiyon tenkidi, yazarın ve editörün
metni yayın ve okur beklentilerine uygun bir şekilde seçici ve düzenleyici
çabasının metin üzerindeki izlerine odaklanır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kaynak tenkidi, redaksiyon tenkidinin bir
bölümüdür ve yazarın veya editörünün netni oluştururken hangi kaynaklardan
yararlandığını inceler.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntemlerden metin şerhinde ‘geleneksel
yorum metodu, bir metin anlamayı bir şerh yani ‘açmak’ olarak görülmektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Modern Edebiyat Çalışmalarında modern
kelimesinin Rönesans’a kadar götürülen periyotlar kast edilmiştir. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Notta Türk Üniversitelerinde Modern
Edebiyat Çalışmalarına yer verilmiştir. Önal’dan alıntıladığı üzere Yeni Türk
Edebiyatı çalışmalarında kullanılan ‘gözlem, deney, sentez, basılı kaynak
taraması, laboratuvar çalışması, görüşme, yazışma…’ genel metotları ve
‘fişleme, karteks çalışması, veri toplama, saklama, gruplama, sıralama,
sınıflandırma, eşleme, seçme’ gibi model ve teknikleri ‘onu metodik olarak
zenginleştirmiştir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tür problemi yazısında, tür çalışmaları,
metinsel karaterli kültürel yapıların belli başlı karakteristiklerini ortaya
çıkarmaya odaklanan bir alandır. Tür, hem edebiyat eleştirisi, hem de edebiyat
tarihini ilgilendiren karmaşık, somut, durumsal ve stilistik bir bileşen ve
geniş şümullü bir fenomendir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türe yönelik kuramsal yaklaşımlar, klasik
ve modern olarak ikiye ayrılır: Klasik yaklaşımlar, modern yaklaşımlar. Klasik
yaklaşımlar, normatif ve didaktiktir. Antik Yunan, Latin, Rönesans ve klasizm
gelenekleri türe dair tipoloji ortaya koymazlar. Thomas Hobbes üç temel şiir
türünü kahramanlık, mizahi ve pastoral şiir olarak, E. S. Dallas oyun, halk
hikayesi, şarkı olarak; John Erskim lirik, trajedi, destan olarak ayırmaktadır.
Ana formlar anlayışı 20. yüzyılda da sürdürülür. Şiir, destan, tiyatro gibi
geleneksel türler edebiyat sanatında merkezi bir yer işgal eder. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi türler arasında hiyerarşi düşüncesi
klasik sanat öğretisinin devamıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türe dair modern yaklaşımların temelinde
Romantizm vardır. Türler, ilkel türler ve yüksek edebiyat türleri olarak ikye
ayrılır. 20. yüzyılda tür eleştirisi üç farklı devre yaşar. Türü iletişimn
formal özelliği görmek, yinelenen sosyo-kültürel koşullarla ilişkilendiren
perspektif ve biçimci, sosyo-kültürel kavramları medya ve kültürel çalışmalara
uyguladığı evre olarak geçmektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eserin formu ile ilgili bir başka husus
da farklı disiplinlerin konuya yaptığı katkıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Psikolojiye göre belli bir türün seçimi,
okuru esere hazırlamak gibi amaçlar güder.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sosyolojiye göre, toplumsal roller, grup
amaçları ile belirlenen sosyolojik olgudur. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Metin dilbilimine göre, tür, aynı zamanda
bir dilbirimi olan metinle çoğu zaman aynı şeydir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edimbilime göre tür, belli iletişimsel
amaçlara uygun dil kullanımları ie şekillenen bir yapıdır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntem olarak Tür Eleştirisi başlığı
verilmiştir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türlere Göre Edebiyat Çalışmaları
başlığında şiir çalışmaları yer almaktadır. Bir şiir çalışması genel olarak
şiiri içerik, biçim ve bunların birbirleriyle ilişkileri bakımından ele alır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi Anlatı Çalışmaları, ‘anlatı
formundaki veya anlatı formunda olmadığı halde içinde anlatı bulunduran edebi
eserlere odaklanan çalışmaları tanımlar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Anlatıbilim, genelde tüm anlatı
formlarında anlatısallığın karakteristiklerine ve kurgunun doğasına odaklanan
disiplindir. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Olay örgüsü, anlatı perspektifi, anlatın
teknikleri yada araçları, zaman, mekan ve kişi kavramlarına değinir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntemlerde Tip Çözümlemesi yer
almaktadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi Drama Çalışmaları yazısında, tiyatro
metni ve tarihi ile ilgili olarak edebi bir türdür.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kurgusal Olmayan Metin Çalışmalarında,
mahkeme tutanakları, haber metinleri gibi formlar; deneme, makale, gezi yazısı,
mektup gibi edebi türleri kapsar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İspatlayıcı türler, kişisel hayat merkezli
türler, öğretici türler ve mektup türü. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Notta Türkiye’de Tür Çalışmaları yer
almaktadır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaş, Cinsiyet ve Sosyokültürel Gruplara
Göre Edebiyat Bilimi Çalışmaları yazısında Çocuk Edebiyatına yer vermektedir. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İlk Gençlik Edebiyatı, edebiyatın 13-18
yaş arasını kapsadığı kabul edilse bile kapsamı konusunda bir konsensüs belli
değildir. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yetişkin edebiyatı ise, çocuk ve ilk
gençlik dışındaki edebi eserleri içine alır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Notta Türkiye’de Çocuk Edebiyatı başlığı
yer alır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cinsiyet Gruplarına Göre Kadın, Erkek ve
Eşcinsel Çalışmaları yazısında, bu çalışmaların ana gövdesini kadın çalışmaları
oluşturur. Maskülenizm ve eşcinsel teorilerden söz edilmektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Feminist edebi eleştiri, kadın edebiyatına
‘okur olarak kadın’ ve ‘yazar olarak kadın’ olmak üzere iki farklı açıdan
yaklaşır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yöntem olarak Feminist Biçem Analizi
başlığı yer alır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sosyokültürel Gruplara Göre Üst Edebiyat,
Folk Edebiyat ve Kitle Edebiyatı Çalışmaları kısmında kültür kavramından
başlayarak, kültür bilim bakış açısına göre edebiyatın üç temel katmanı
olduğundan bahseder: folk edebiyat, yüksek edebiyat, kitle edebiyatı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Popüler edebiyat, Leslie Fiedler
tarafından 2. Dünya Savaşından yayılan ucuz kitaplar, çizgi romanlar,
fanzinleri tanımlamak için kullanılır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Son yöntemde, Eleştirel Söylem Çözümlemesi
ve Zihniyet Çözümlemesi yer almaktadır.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebi kuramlar ve yöntemler hakkında
çalışma yapacak araştırmacılara büyük fayda sağla



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/18057-2/">Ömer SOLAK, Edebiyat Biliminde Kuram ve Yöntem Kitabı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/18057-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18057</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ordu İli’nde Bulunan Beyceli Köyü Ağzında Kullanılan Bazı Hayvan Adları Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ordu-ilinde-bulunan-beyceli-koyu-agzinda-kullanilan-bazi-hayvan-adlari-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ordu-ilinde-bulunan-beyceli-koyu-agzinda-kullanilan-bazi-hayvan-adlari-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Jun 2019 04:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18053</guid>
				<description><![CDATA[<p>“UPON SOME ANIMAL NAMES THAT ARE USED IN DIALECT OF BEYCELI VILLAGE IN ORDU” Öz: &#160;Dil, toplumun yaşayışını yansıtır. Toplumu oluşturan en önemli ögelerden olan dil, toplumdan asla ayrı düşünülemez. Bir milleti ya da bir yöreye özgü insanları anlamak istiyorsak, o ülkenin ya da bölgenin dil özellikleri ve kullandığı kelimeler önemli ipuçları sunacaktır. Bu çalışmamızda, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ordu-ilinde-bulunan-beyceli-koyu-agzinda-kullanilan-bazi-hayvan-adlari-uzerine/">Ordu İli’nde Bulunan Beyceli Köyü Ağzında Kullanılan Bazı Hayvan Adları Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>“UPON SOME ANIMAL NAMES THAT ARE USED IN DIALECT OF BEYCELI VILLAGE IN ORDU”</p>



<p><strong>Öz:</strong></p>



<p>&nbsp;Dil, toplumun yaşayışını yansıtır.
Toplumu oluşturan en önemli ögelerden olan dil, toplumdan asla ayrı
düşünülemez. Bir milleti ya da bir yöreye özgü insanları anlamak istiyorsak, o
ülkenin ya da bölgenin dil özellikleri ve kullandığı kelimeler önemli ipuçları
sunacaktır. Bu çalışmamızda, Ordu ilinde bulunan Beyceli Köyü ağzında
kullanılan bazı hayvan adları üzerinde durulacak ve örnekler tasnif içerisinde
verilecektir.</p>



<p><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>Ağız,
Ordu, Beyceli, Ad, Hayvan</p>



<p><strong>Abstract:</strong></p>



<p>Language
represents in society. Language that is one of subjects of society can never be
apart from society. If we want to understand a nation or people of an area,
their language gives us clue on that. Our article is on some animal names that
used in Beyceli Village in Ordu.</p>



<p><strong>Keywords:</strong>
Dialect, Ordu, Beyceli, Name, Animal</p>



<p>Dil,
toplumun yaşantısından izler taşır. Bir yerdeki halkın yaşantısını anlamak için
diline, dilini anlamak için de yaşantısına bakmak yeterli olacaktır. Bu durum,
Ordu ili için de geçerlidir. Ordu ilindeki insanları tanımak istiyorsak bu
yerle ilgili derlemeler bize gerekli bilgiyi sağlayacaktır.</p>



<p>Ordu
ilinde bulunan Beyceli köyünde de hayvancılık yapılmakta, halkın bir kısmı bu
işle geçimini sağlamaktadır. </p>



<p>Nitekim,
söz konusu köyde halen Yörükler yaşamaktadır. Köyde Hocagiller, Emetgiller,
Osmancagiller, Bahriler, Şevgiller, Soflar, Dikbasanlar, Mahmutlar, Şakirler,
Menefgiller gibi adlandırmalarla aynı soydan gelenler karşılanmaktadır.</p>



<p>Yazın
yaylaya gidilmekte ve kışın köyde yaşayanlar bulunmaktadır. Köyde kışın kalan
kalan genellikle yaşlı kesim olmakta ve genç kuşak ise yalnız yaz tatillerinde
köye gelmeyi tercih etmektedir.</p>



<p>Köyde
fındıkçılık ön plandadır. Fındık zamanı köyün nüfusu artmaktadır.</p>



<p>Hayvancılığın
oluşu da, burada yaşayan halkın ağzında hayvancılık ile ilgili kelimelerin de
yerleşmesine neden olmakta, hatta bazı hayvanların standart dilden farklı
isimlerle adlandırıldığını görmekteyiz.</p>



<p>Bu
isimlerden bazıları dönemsel olarak kullanılmakla beraber,&nbsp; bazıları da sadece ses değişimine uğramış
şekildedir. Bazı isimler ise, standart dilden tamamen farklı olarak karşımıza
çıkmaktadır. </p>



<p>Hayvanlarla
ilgili bu yöreye özgü, farklı kelimelerin kullanılması burada kırsal kesimde
hayvancılığın uzun bir dönem boyunca büyük önem arz ettiğini göstermektedir. </p>



<p>Bu
makalemizde de, Ordu ilinde bulunan Beyceli köyü ağzındaki hayvan adları
derlenerek, Derleme Sözlüğü ve Nuretin Demir’in Ordu İli ve Yöresi Ağızları
adlı çalışmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır.</p>



<p>Kaynak
kişiler, köyün yaşlısı ve halen köyde yaşamakta olan kişilerdir. Derlemenin
kaynak kişileri Hocagiller denilen Sarıhan’lardan Fatma Sarıhan ve Nermin
Sarıhan’dır. Hocagiller adlandırması, burada yaşamış olan Müderris Hâmid
Hoca’dan gelmektedir.</p>



<p>Adı
geçen köyün ağzının incelenmesi, bize ağız araştırmalarında birçok konuda
yardımcı olacaktır. </p>



<p>Hayvancılık
da, Yörük yaşantısında önem arz etmektedir. Bu sebeple, hayvanların
adlandırılması bize köyün geçmişi konusunda da aydınlatacaktır.</p>



<p>Beyceli
köyü ağzından alınan bazı hayvan adları, tarafımızca şöyle tasnif edilmiştir:</p>



<ol><li>Dönemsel
Adlandırmalar</li><li>Ses
değişmesiyle Oluşturulan Adlar</li><li>Standart
dilden Tamamen Farklı Kullanımlar</li></ol>



<ol><li>&nbsp;<strong>Dönemsel Adlandırılmalar</strong></li></ol>



<p>Bazı
hayvan türlerinin dönemsel olarak adlarının değişmekte, geçirdiği evreyle
ilgili olarak isimlendirilmektedir. Bu tarz kullanımlar köylerde özellikle
hayvancılık yapılan yerlerde yaygındır, Ordu ilinde bulunan Beyceli köyünde de
bu şekilde kullanımlar karşımıza çıkmaktadır:</p>



<p>Gürk:
Tavuğun yumurtlama zamanındaki hali</p>



<p>Cücük:
Tavuğun yavrusu</p>



<p>Férik:
Tavuğun yumurtlamaya başlamadan önceki hali.</p>



<p>Örsemiş:
İneğin çiftleşme zamanındaki hali</p>



<p>Biçik:
Dananın yeni doğmuş hali.</p>



<p>Düve:
Dananın biraz daha büyümüş hali. Dişi.</p>



<p>Balak:
Kömüşün yavrusu</p>



<p>Filiz:
Horozun civciv evresinden sonraki hali.</p>



<p>Kéçig:
Köpek yavrusu</p>



<p>Kuduruk:
Hasta olmuş köpek.</p>



<p>Sıpa:
Eşeğin yavrusu</p>



<ul><li><strong>Ses
Değişmesiyle Oluşturulan Adlar</strong></li></ul>



<p>Bazı
adlandırılmalar da ses değişmeleri ile farklılaşmış isimler karşımıza çıkmaktadır:</p>



<p>Eşşek:
Eşek </p>



<p>Böcük:
Böcek</p>



<p>Ayu:
Ayı</p>



<ul><li><strong>Standart
Dilden Tamamen Farklı Kullanımlar</strong></li></ul>



<p>Bazı
hayvan isimlerinde ise standart dilden farklı kullanımlar karşımıza
çıkmaktadır. Beyceli köyünde yaşayan halk, bazen farklı adlandırmaları tercih
etmektedir. Bu sınıftaki isimler:</p>



<p>Pisik:
Kedi</p>



<p>Kuvan:
Arı</p>



<p>Sıçan:
Fare</p>



<p>Göden:
Kurbağa</p>



<p>Gelo:
Farenin büyüğü.</p>



<p>Sarı
kuvan: Eşek arısı</p>



<p>Sonuç
olarak söyleyebiliriz ki, eskiden beri hayvancılığın yapılıyor oluşu ile söz
konusu ağızdaki hayvan adlarının farklı kullanımlarının yer alması
bağlantılıdır. Bir bölgedeki geçmiş ve şu anki yaşantı hakkında bilgi almak
istiyorsak, o bölgenin ağzını incelemek bize yeterli bilgiyi verecektir.</p>



<p><strong>Kaynakça</strong></p>



<p>DOĞAN,
Levent (2012), <em>Türk Kültürünce Hayvanlar
ve Hayvan İsimleri</em>:</p>



<figure class="wp-block-embed"><div class="wp-block-embed__wrapper">
http://www.tdk.gov.tr/images/css/TAE/2001_12_2/2001_12_02_06_Dogan.pdf
</div></figure>



<p>DEMİR,
Nurettin (2001), <em>Ordu İli ve Yöresi
Ağızları</em>, TDK, Ankara</p>



<p>ÖZSOY,
Sumru v. d. (2000), <em>Türkçenin Ağızları
Çalıştay Bildirileri</em>, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul</p>



<p><em>Türkiye Türkçesi Ağız Araştırmaları
Çalıştayı Bildirileri (</em>2009), TDK, Ankara</p>



<p>DEMİR,
Nurettin (1999), <em>Ağız Sözlükçülüğü</em>,
Kebikeç Dergisi, S.7-8 </p>



<p>AYDIN,
Mehmet (2008), <em>Ordu ve Yöresi Ağızlarında
Armut Adları</em>, Turkish Studies, 3/3, Spring</p>



<p>İLHAN,
Nadir (2009), <em>Sözlük Hazırlama İlkeleri,
Çeşitleri ve Özellikleri, </em>Turkish Studies, 4/4, Summer </p>



<p>BRENDEMOEN,
Bernt (1999), <em>Doğu Karadeniz Ağızlarının
Söz Varlığı, </em>Uluslar Arası Sözlük Bilimi Sempozyumu Bildirileri, Hacettepe
Yayıncılık &amp; Kitapçılık, Ankara</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ordu-ilinde-bulunan-beyceli-koyu-agzinda-kullanilan-bazi-hayvan-adlari-uzerine/">Ordu İli’nde Bulunan Beyceli Köyü Ağzında Kullanılan Bazı Hayvan Adları Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ordu-ilinde-bulunan-beyceli-koyu-agzinda-kullanilan-bazi-hayvan-adlari-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18053</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Meyve Tadında Romanlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/meyve-tadinda-romanlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/meyve-tadinda-romanlar/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Jun 2019 04:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fazlı Köksal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18030</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yeni Kitabım &#8220;Meyve Tadında Romanlar&#8221; yayımlandı.Kitap hakkında en net bilgi, kitabın arka kapağında;&#8220;Okumayan bir toplumuz. Evlerimizin çok azında kitaplık var. O az sayıdaki kitaplık da aynı renkte, hatta tek rengin aynı tonundan seçilmiş kitaplardan oluşuyor. Kitapları, yazarları, bizden olanlar/bizden olmayanlar diye ayırıyoruz.Bu da, zaten yeterli düzeyde olmayan kültürel birikimimizin yarısından haberdar olmamamıza, toplumsal kutuplaşmalara ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/meyve-tadinda-romanlar/">Meyve Tadında Romanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>

Yeni Kitabım &#8220;Meyve Tadında Romanlar&#8221; yayımlandı.<br />Kitap hakkında en net bilgi, kitabın arka kapağında;<br />&#8220;Okumayan bir toplumuz. Evlerimizin çok azında kitaplık var. O az sayıdaki kitaplık da aynı renkte, hatta tek rengin aynı tonundan seçilmiş kitaplardan oluşuyor. Kitapları, yazarları, bizden olanlar/bizden olmayanlar diye ayırıyoruz.<br />Bu da, zaten yeterli düzeyde olmayan kültürel birikimimizin yarısından haberdar olmamamıza, toplumsal kutuplaşmalara ve hatta düşmanlıklara zemin hazırlıyor.<br />“Meyve Tadında Romanlar”da, farklı görüşteki yerli-yabancı 111 romancının 153 romanından alıntılar yapılarak, kitaplar hakkındaki eleştirilere yer verilerek, bu romanlar tanıtılmasına, kitaplıklarımızın farklı renklerle zenginleştirilmesine katkıda bulunulmak istenmiştir.<br />“Meyve Tadında Romanlar”ın roman incelemelerini konu alan diğer kitaplarından en önemli farklarından birisi de Türkiye dışındaki Türk Dünyasından 12 romancıya yer vermiş olmasıdır.<br />Bu kitap, bir kişinin bile kütüphanesine farklı renkte bir kitap girmesini sağlayabilirse, bir kişiyi bile tanımadığı bir romancıyla tanıştırabilirse görevini yapmış olacaktır.&#8221;</p>



<p>Meyve Tadında Romanlar Akıl-Fikir Yayınevi tarafından yayımlandı ve bugün satışa sunuldu.<br />400 sayfadan oluşan ve 40 TL satış fiyatı belirlenen kitabı internet üzerinde kitap satışı yapılan her siteden 27-30 TL arasında temin etmek mümkün.<br />Kitapla ilgili görüş, öneri ve değerlendirmelerinizi bekliyorum. </p>



<p>

Ek Not;<br />Bir Kitap Tanıtım Sitesinde&nbsp;Kitabımla&nbsp;ilgili yorumu da bilginize sunmak isterim&#8230;</p>



<p><a href="https://1000kitap.com/roman-secimi-yapmadan-goz-atilacak-bir-kitap--779657" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Roman Seçimi Yapmadan Göz Atılacak Bir Kitap</a>&#8220;Meyve Tadında Romanlar&#8221; Bir Edebiyat İncelemesi&#8230;.<br />Yazar bir edebiyatçı değil ama çok iyi bir okur. 50 yılı aşan okuma deneyimlerini kitaplaştırmış.<br />Çeşitli görüşten 121 yazarın 153 kitabı tanıtılmış.<br />Kitabın SUNUŞ ve MEYVE TADINDA ROMANLAR bölümlerinde kitabın niye yazıldığının da anlatıldığı çok uzun makale niteliğinde iki yazıda, yazar &#8220;okumak&#8221; ve &#8221; roman &#8221; hakkındaki düşüncelerini aktarmış.<br />Daha sonra kitabı tanıtılacak yazarlar doğum tarihlerine göre kısaca anlatılmış. Her yazara ilişkin bir edebiyat eleştirmeninin görüşüne yer verilmiş.<br />Her yazardan sonra o yazarın bir veya birkaç kitabı tanıtılmış.<br />Bu bölümde önce kitap hakkında yazarın çok kısa bir görüşü, sonra kitap hakkındaki bir eleştiri yazısından alıntı. Sonra kitaptan, yazarın üslubu hakkında bilgi verecek, özdeyiş kıvamındaki cümlelerden yapılan seçkiler&#8230;<br />Daha doğrusu yazarın kitapları okurken &#8220;altını çizdiği satırlar&#8221;<br />Bu kitap sayesinde farklı yazarlar ve kitapları ile tanıştım. Mesela Safiye EROL ve &#8220;CİĞERDELEN&#8221;, Hasan İzzettin DİNAMO &#8220;KUTSAL İSYAN&#8221;<br />Kitabın bence en güzel tarafı, yazar sizi herhangi bir kitaba yönlendirmiyor. Yazarın Üslubu ve Kitabın Konusu hakkında bilgi sahibi olmanızı sağlıyor. Yazarlar hakkında olumlu veya olumsuz eleştirilere yer veriyor. Kitap hakkında yeterli eleştiri yazısı bulamadığı durumlarda da da kitabı kendisi değerlendiriyor.<br />Kitap dipnotları bilimsel bir yaklaşımla özenli bir şekilde hazırlanmış. 200 civarında kaynaktan alınmış 285 Dipnota yer verilmiş.<br />Tanıtım yazısında da belirtildiği gibi, Diğer roman tanıtım kitaplarından en büyük farkı Türk Dünyasından 12 Farklı romancıya yer verilerek bir ilke imza atılmış.<br />Kitabın eksikleri yok mu? Bence bir eksiği bir fazlası var.<br />Eksiği; alıntı yaptığı cümleleri, hangi yayınevinin hangi baskısından alındığının belirtilmemesi<br />Fazlası; yazarın fazla sevdiği anlaşılan bazı romanlardan çok fazla sayıda alıntı yapması (Örneğin, Stendhal- Kırmızı ve Siyah . George Orwell &#8211; 1984, Peyami Safa &#8211; Yalnızız, Oğuz Atay &#8211; Tutunamayanlar; Halit Hüseyni- Uçurtma Avcısı)<br />Bu kitabı okumadan roman seçimi yapmamanızı öneririm.<br />Edebiyatseverler ve özellikle romanseverler için bir başucu kitabı.<br />Mustafa Oğuz Haydaroğlu

</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/meyve-tadinda-romanlar/">Meyve Tadında Romanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/meyve-tadinda-romanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18030</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çekilme Havası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18035</guid>
				<description><![CDATA[<p>I. Geceler boyu süren yankılardan çıkıp geldi. İsteyerek mi geldi kendisi de bilmiyordu aslında. Konuşacak bir şeyi kalmamıştı. Veya konuşabileceği son ses tonunu da yollarda tüketmişti. Belki de yorgunluğu tüketmişti sesini. Bir coğrafyada buna yaşamak diyerek kendilerini avutuyorlarmış. Oysa o, o kadar yorgundu ki. II. Yüreğinin kuytu yerlerinde yaşanmamış, hiç yaşanmayacak olan bir şeyler dolanıp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/">Bir Çekilme Havası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>
















I.<br />
Geceler boyu süren yankılardan çıkıp geldi. İsteyerek mi geldi kendisi de
bilmiyordu aslında. Konuşacak bir şeyi kalmamıştı. Veya konuşabileceği son ses
tonunu da yollarda tüketmişti. Belki de yorgunluğu tüketmişti sesini. Bir coğrafyada
buna yaşamak diyerek kendilerini avutuyorlarmış. Oysa o, o kadar yorgundu ki.<br /><br />
II.<br />
Yüreğinin kuytu yerlerinde yaşanmamış, hiç yaşanmayacak olan bir şeyler dolanıp
duruyordu. Oysa o yüreğini kuşlara yuva yapmak için çabalayıp durmuştu. Tüm
malvarlığının o yuvadan ibaret olmasını. O yuvadan dünyaya bakmak isterdi bu
tanımlayamadığı burukluğu olmasaydı. <br /><br />
III.<br />
Gökyüzünde haziran koşuşturmasının yansıması: tatil planları, uzun yolculuklar,
deniz kenarları, yaz akşamları, ayrılışlar-kavuşmalar, çakırkeyf yürüyüşler.
Aykırı bir şeyler düşünüyordu durmadan. Ve sanki bir dakika düşünmeyi bıraksa
kendini bulamayacak gibiydi. Tanımlayamadığı mevsimler giriyordu düşlerine. <br /><br />
IV.<br />
Bir anda buralardan gitmeyi düşündü. Sesini tükettiğine göre nasıl
kalabilecekti ki? İnsan sesinin tükendiği bir yerde neden kalsın ki? Gidip bir
yerlerde avazı çıktığı kadar bağırabilmeliydi. Ciğerlerine doldurabilmeliydi
cesur bir havayı. Bir yerlerde sesini onarabileceğini hissediyordu.<br /><br />
V.<br />
Hissetmek canını acıtıyordu. Belki de bu sebepten, tercihen sesini yitirmişti.
Birden mevsim kendini hatırlatırmış gibi bir yağmura döndü. Sesinin tonuna
değebilirdi bir yağmur damlası. Yağmur damlasında kendini bulabilirdi.<br /><br />
VI.<br />
Oysa hepsi şuydu:<br />
çekilmeye çabalıyordu.<br /><br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/">Bir Çekilme Havası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18035</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pinhan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pinhan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pinhan/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Jun 2019 04:05:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18014</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nedir ki insan Demir kafes içinde kuş misali çırpınır can Ruhun olmuş bakır renkli tan Tayy-i zaman tayy-i mekan Topraktan fezaya uzanan Baharın hazan Yağmurun baran Derdin harman Kanadında yükselirsin Hüma&#8217;nın Odunda yanarsın semenderin Dışın serin için derin Açsan ağzını yakar kelimelerin Nedir ki pinhan Kalabalıklar içinde bir sen üryan Tenhalıktır içini saran Bir hayalet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pinhan/">Pinhan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Nedir ki insan </p>



<p>Demir kafes içinde kuş misali çırpınır can </p>



<p>Ruhun olmuş bakır renkli tan</p>



<p>Tayy-i zaman tayy-i mekan </p>



<p>Topraktan fezaya uzanan</p>



<p>Baharın hazan </p>



<p>Yağmurun baran </p>



<p>Derdin harman </p>



<p>Kanadında yükselirsin Hüma&#8217;nın </p>



<p>Odunda yanarsın semenderin </p>



<p>Dışın serin için derin</p>



<p>Açsan ağzını yakar kelimelerin </p>



<p>Nedir ki pinhan</p>



<p>Kalabalıklar içinde bir sen üryan </p>



<p>Tenhalıktır içini saran</p>



<p>Bir hayalet misali yaşarsın her an </p>



<p>Yapraklarla sararan baharda çiçek açmayan &nbsp;</p>



<p>Bu zaman ne yaman </p>



<p>Bir ben miyim mısralarda kaybolan </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pinhan/">Pinhan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pinhan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18014</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çinişi- Théophile Gautier</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinisi-theophile-gautier/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinisi-theophile-gautier/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Jun 2019 04:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17995</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bayan, sevdiğim siz değilsiniz, Siz de değilsiniz, Jüliet siz de, Ne Ofelya, ne Beatris, ne de siz Sarışın Lora, iri tatlı gözlerinizle. Sevdiğim şu anda Çin’de ; Birlikte oturuyor, yaşlı ailesiyle, Zarif porselen bir kulenin içinde, Karabatak kuşlarının uçuştuğu Sarı Nehir&#8217;de; Şakaklarına çekik gözleri vardır, Avuca sığacak ufacık ayağı, Bakır lambalardan açık, bir teni vardır, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinisi-theophile-gautier/">Çinişi- Théophile Gautier</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bayan, sevdiğim siz değilsiniz,</p>



<p>Siz de değilsiniz, Jüliet siz de,</p>



<p>Ne Ofelya, ne Beatris, ne de siz</p>



<p>Sarışın Lora, iri tatlı gözlerinizle.</p>



<p>Sevdiğim şu anda Çin’de ;</p>



<p>Birlikte oturuyor, yaşlı ailesiyle,</p>



<p>Zarif porselen bir kulenin içinde,</p>



<p>Karabatak kuşlarının uçuştuğu Sarı Nehir&#8217;de;</p>



<p>Şakaklarına çekik gözleri vardır,</p>



<p>Avuca sığacak ufacık ayağı,</p>



<p>Bakır lambalardan açık, bir teni vardır,</p>



<p>Kırmızıya boyalı, uzun tırnakları ;</p>



<p>Kırlangıcın uçarken çarptığı</p>



<p>Cumbadan başını dışarı çıkartır</p>



<p>Ve, her akşam bir şair gibi</p>



<p>Söğüt de, şeftali çiçeği de onu anlatır.</p>



<p>Théophile Gautier (1811-1872)</p>



<p>Çev. Sunar Yazıcıoğlu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinisi-theophile-gautier/">Çinişi- Théophile Gautier</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinisi-theophile-gautier/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17995</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Baba Gibi Hissetmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baba-gibi-hissetmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baba-gibi-hissetmek/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 16 Jun 2019 16:45:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18002</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gülüşümle selamladım çocukları her zaman Ve sonra yakışıklı bir ‘’Merhaba’’ ekleyerek yanına… Gözlerine bakarak konuştum hep onlarla Çünkü onların gözlerindeki hayat başkaydı Kirlenmesi imkânsız, Varlığıma şükrettiren, Kanatlarımı huzura hazır eden… Evladım yoktu, onca evladım oldu Onca sevincim, gururum, küçük arkadaşım… Umudum az gibiydi Onlarla tanıştıkça sınırsızlığa ulaştı. Baba gibi hissettim kendimi onların yanında Baba gibi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baba-gibi-hissetmek/">Baba Gibi Hissetmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/2.jpg?resize=497%2C497&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18004" width="497" height="497" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/2.jpg?w=402&amp;ssl=1 402w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/2.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 497px) 100vw, 497px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Gülüşümle selamladım çocukları her
zaman</p>



<p>Ve sonra yakışıklı bir ‘’Merhaba’’
ekleyerek yanına…</p>



<p>Gözlerine bakarak konuştum hep
onlarla</p>



<p>Çünkü onların gözlerindeki hayat
başkaydı</p>



<p>Kirlenmesi imkânsız, </p>



<p>Varlığıma şükrettiren,</p>



<p>Kanatlarımı huzura hazır eden… </p>



<p>Evladım yoktu, onca evladım oldu</p>



<p>Onca sevincim, gururum, küçük
arkadaşım…</p>



<p>Umudum az gibiydi</p>



<p>Onlarla tanıştıkça sınırsızlığa
ulaştı.</p>



<p>Baba gibi hissettim kendimi onların
yanında</p>



<p>Baba gibi bir öğretmen</p>



<p>Öğretmen bir baba gibi hissettim</p>



<p>Ve bu his hizmetkâr etti beni onların
her anına</p>



<p>Canla, başla, aşkla…</p>



<p>Biraz daha öğrensinler, anlasınlar</p>



<p>Hayatı biraz daha bilsinler</p>



<p>Yaşamayı daha fazla sevsinler</p>



<p>Büyüdükçe büyüklere benzemesinler</p>



<p>Hep böyle birliğin, sevginin değerini
korusunlar diye</p>



<p>Yüreğimin kapılarını ardına dek açıp</p>



<p>Baba gibi sardım onları…</p>



<p>Ve bir gün</p>



<p>Yüceler yücesi, o hissi de tattırdı
bana</p>



<p>Bir Eylül akşamında BABA oldum…</p>



<p>Minik bir cennet kuşu kucağımda
gözlerime bakarken</p>



<p>Güleç gözlerim dolu dolu </p>



<p>Sessiz şiirler söyledim, dualar
ettim…</p>



<p>Onun ilk ağlayışına şahit olduğum
gibi</p>



<p>İlk adımına, ilk konuşmasına da şahit
olacaktım belki…</p>



<p>Onun da öğretmeni, yoldaşı, arkadaşı
olacaktım…</p>



<p>İşte o gün bir kez daha anladım</p>



<p>Bütün dünya çocukları evladımdır</p>



<p>Her çocuk güzel</p>



<p>Her çocuk özel</p>



<p>Her çocuk emsalsiz bir şiirdir…</p>



<p>Dünyanın dört yanındaki evlatlarımın
yolları açık olsun…</p>



<p><em>Bana çocukları verin, bütün dünya sizin olsun!</em></p>



<p>Sevgi, saygı ve dua ile…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/4.jpg?resize=274%2C274&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18006" width="274" height="274" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/4.jpg?w=402&amp;ssl=1 402w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/4.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/4.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 274px) 100vw, 274px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/3.jpg?resize=284%2C284&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18005" width="284" height="284" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/3.jpg?w=402&amp;ssl=1 402w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/3.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/3.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 284px) 100vw, 284px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baba-gibi-hissetmek/">Baba Gibi Hissetmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baba-gibi-hissetmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18002</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Journey Of A Musician</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/journey-of-a-musician/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/journey-of-a-musician/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 04:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17977</guid>
				<description><![CDATA[<p>Believe me You the One of My dream Freedom is Your eyes Wings are Your arms Angels are Your kiss But your Heart is Your tears Please leave Me alone With my Loneliness Please leave Me alone With my broken Heart of the Way of love &#160;My soul In peace If im with You on [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/journey-of-a-musician/">Journey Of A Musician</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Believe me</p>



<p>You the</p>



<p>One of </p>



<p>My dream</p>



<p>Freedom is</p>



<p>Your eyes</p>



<p>Wings are</p>



<p>Your arms</p>



<p>Angels are</p>



<p>Your kiss</p>



<p>But your</p>



<p>Heart is</p>



<p>Your tears</p>



<p>Please leave</p>



<p>Me alone</p>



<p>With my</p>



<p>Loneliness</p>



<p>Please leave</p>



<p>Me alone</p>



<p>With my broken</p>



<p>Heart of the</p>



<p>Way of love</p>



<p>&nbsp;My soul </p>



<p>In peace</p>



<p>If im with</p>



<p>You on the</p>



<p>Way of journey</p>



<p>Of my life</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/journey-of-a-musician/">Journey Of A Musician</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/journey-of-a-musician/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17977</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zaman Kimin Ardından</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Jun 2019 07:07:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17974</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar kovalasan daDurur mu hiç kaçmaktan?Tutamazsın elinde,Sevemezsin gönlünle,Bir ömür beklesen de,Gider hep senden önce öteye. Soramazsın neredeydin diye,Gelir konar bir anda pencerene,Göz etmeden sana, Sözüne söz demeden daha,Bir bakmışsın,Geçivermiş bir on sene. Değeri paha biçilmez,Eksen de buğday tarlasına,Ekin gibi yetişmez.An için an da kal demiş ya dervişler,Dem dem olmadan yenilmezmiş yemişler. Ey kul, olma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/">Zaman Kimin Ardından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ne kadar kovalasan da<br />Durur mu hiç kaçmaktan?<br />Tutamazsın elinde,<br />Sevemezsin gönlünle,<br />Bir ömür beklesen de,<br />Gider hep senden önce öteye.</p>



<p>Soramazsın neredeydin diye,<br />Gelir konar bir anda pencerene,<br />Göz etmeden sana, <br />Sözüne söz demeden daha,<br />Bir bakmışsın,<br />Geçivermiş bir on sene.</p>



<p>Değeri paha biçilmez,<br />Eksen de buğday tarlasına,<br />Ekin gibi yetişmez.<br />An için an da kal demiş ya dervişler,<br />Dem dem olmadan yenilmezmiş yemişler.</p>



<p>Ey kul, olma sakın sen kula kul.<br />Halk içinde Hakka yakın dur.<br />Zaman dediğin&nbsp;<br />Bir kuşun kanadında&nbsp;<br />Baksana hep uçup durur. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/">Zaman Kimin Ardından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17974</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Garip Hayat Hikâyesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Jun 2019 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17965</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar alacaklı görünse de hayat, bazı insanlara mutlu son borcu vardır. Leyla’nın yanındaydım o gün. Sene 98. Yıllar önce okuması gereken ona ait bir mektubu ulaştırdım ona. Bir postacı değildim ya da bir ahbabı. Garib’i bir de onun ağzından dinledim. Garib’in mektubu 96&#8217;da ulaşmıştı elime, ne tuhaf halbuki bu mektup 80&#8242; de yazılmış, dönemin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/">Bir Garip Hayat Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ne kadar alacaklı görünse de hayat, bazı insanlara mutlu
son borcu vardır.</p>



<p>Leyla’nın yanındaydım o gün. Sene 98. Yıllar önce okuması gereken ona ait bir mektubu ulaştırdım ona. Bir postacı değildim ya da bir ahbabı. Garib’i bir de onun ağzından dinledim. Garib’in mektubu 96&#8217;da ulaşmıştı elime, ne tuhaf halbuki bu mektup 80&#8242; de yazılmış, dönemin karışıklıkları yüzünden posta servisleri mektupları askıya almış yıllar sonra akıllarına gelmişti. Ama artık çok geçti. Leyla’nın hıçkıra hıçkıra okuduğu bu mektup Garib’in ellerinin değdiği son kaleme aitti.</p>



<p>Beni buralara kadar getiren hayatın o tesadüf niteliğinde bizlere oynadığı bir oyundan ibaret. Leyla 80&#8217;de benim şu an oturduğum Ankara’da ki evimde ikamet ederken Garib’e bir ahbabı aracılığı ile haber göndermiş ve Garib’in bu mektup ile birlikte istemeden sonu olmuştu. Evime ulaşan bu mektubu okurken Leyla’nın hissetmesi gereken bütün duyguları yaşamıştım ve içim sızlamıştı. Bir katip olarak görev aldığım adalet sarayına istifa mı basıp Leyla’ya ulaşmak için gecemi gündüzüme katmıştım. O dönemlerin saf ve temiz hayatlar barındırdığına kendimi inandırıp ”hangi dönemde yaşıyoruz” sorusuna ” insanlığın son dönemleri ” diye imza niteliğinde cevaplar hazırlar oldum. Lakin sahiden de öyle idi . Artık insanlık son dönemlerinde acı çekerken Leyla’nın hak ettiği ama alamadığı mutlu sonu bilmesini istedim.</p>



<p>Önce Garib’i araştırdım. Babasını, annesini kendisini. Sonra oturdum bir de Leyla’dan dinledim. Bir katip olduğumdan dolayı insanları araştırmam çok zor olmuyordu. Fakat bu kadar derine daha önce hiç inmemiştim. Babası 27 Mayıs 60 darbesinde kolluk kuvvetleri tarafından usulsüzce esir düşmüş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. Garip verem hastası olan annesi ile bir başına büyümüş ve iki kişilik ailesini kimseye muhtaç etmemiş aralarına bir üçüncüyü katabilmek için 76&#8217;da Leyla’ya gönül vermişti.</p>



<p>Leyla ne kadar Garib’in gönlüne gönlü ile karşılık verse de babası Mahmut bey tarafından hep alı koyulmuş 20&#8242; li yaşlarını hep ızdıraplarla geçirmişti. Mahmut bey döneminde bölgede inzibat memurlarının amiri olduğundan Garib’in babasını fail’i meçhul düşünceler ile yargılayıp “ben komüniste kız vermem” gibi tavırlarla Leyla’yı Garib’in yanında her gördüğünde tekme tokat dövermiş. Bir dönem Garip buna dayanamamış kaçmayı denemiş Leyla’dan onu öyle her gördüğünde sahip olduğu aşkı içine atıp zarar görmesin istemiş .</p>



<p>Ama gönül gönülden nereye kadar kaçabilir ki sahip olduğu başka yuvası yoksa. Yıllarca gizli kaçamaklı görüşmüşler. Garip daha fazla uzak kalamamış Leyla’yı alıp her defasında kaçmayı düşünse de hasta ve garip anasını bırakıp hiç bir yere gidememiş. Garib’in Münevver annesi hastalığı yüzünden oğlunu bile kucaklayamadığı için gözleri hep hüzünlü dolaşır, 60 darbesinde kaybettiği bir daha haber alamadığı eşinin fotoğrafına bakıp bakıp ağlarmış her gece. Şimdilerde daha iyi anlar oldum o dönemlerde hastalıklar hüzünlerden ibaret olur yapışırmış ömürlerimize. Şimdi ise insanlık bir hastalık.</p>



<p>78 yılında Beyoğlunda sahil boyu el ele gezerken Leyla ile Garip’i Leyla’nın babası Mahmut bey devriye esnasında görür olmuş yine. İnzibat memurlarına Garib’i hırpalaması için emir vermiş Leyla&#8217;yı tutup kolundan sürükleye sürükleye götürmüş. O gün den sonra Leyla Garip ile görüşmemeye başlamış ve ne zaman görse yolunu değiştirir olmuş . Garip yediği dayağı hiç aldırış etmeden Leyla’ nın önünü her kestiğinde Leyla tarafından artık istenmediğini ve bir daha görmek istemediğini duyar olmuş. Sanırım bunun gerçek sebebini Leyla&#8217;dan dinlediğimde Garib&#8217;inde bunu bilmesi gerektiğini fakat artık çok geç olduğunu düşününce hüzün sarmıştı içimi.</p>



<p>Mahmut bey o gün Leyla’yı eve götürüp önce hırpaladıkdan sonra bir daha Garib ile görüşürse onu nezarete atıp işkence etmek ile tehdit etmiş. O günden sonra Leyla Garib’e hep kötü davranıp aşkını kalbine gömmüş. Garib’in bu çaresiz hüznü annesi Münevver hanımın gözünden kaçmayıp, öpüp saramasa da hicazından teselliler ile avuturmuş Garib’in gönlünü. 78&#8242; in Kasım ayında Mahmut beyin Ankara’ya tayini çıkması üzerine apar topar çıkıp gitmiş Leyla bir sabah bir veda bile edemeden.</p>



<p>Garip bu veda telaşını ve onu bir daha görememe hüznünü Leyla ona tekrar ulaşana kadar atamamış, her gün onun Mahmut bey yüzünden geçemediği evinin önünde oturup ansızın Leyla’nın pencereye çıkma ümidi le bekler dururmuş. Bunlar Leyla’nın benden öğrendiği şeyler idi. Ben ise bunları Garib’i araştırdığımdan bu yana hala hayatta olan mahalle sakinlerinden öğrendim. Düşünsenize ne kadar güzel öyle değil mi herkesin bildiği yıllarca akılda kalan bir aşk var ortada fakat imkansızlıklar içinde.</p>



<p>Münevver hanım 79 yılının Ağustos ayında hastalığına yenik düşüp vefat ettikten sonra garip iyice kapatır olmuş kendini. Hem evine, akşamları da Leyla’nın sokağına. O sadece annesini değil evini de kaybetmişti. Bir anne olmadık dan sonra o ev hiç ev olur muydu? Kimsesiz bir başına kalan Garip iyice elden ayaktan düşüp zayıf sıska bir delikanlı haline gelmiş.</p>



<p>Leyla’nın nerede olduğunu bilmese de onun sokağına yüreğini emanet etmiş. Derken Leyla bir gün bir ahbabının Beyoğlu&#8217;na yerleşeceğini duyup Garib&#8217;e ulaşıp nerede olduğunu söylemesini istemiş. Fakat bu ahbabı Garib’e 80 yılında yani bir yıl sonra ulaşabilmiş. Ona Leyla’nın iyi olduğunu Ankara’da şu an benim ikamet ettiğim evde olduğunu söyleyip adresini vermiş. Fakat mektubundan anladığım kadarı ile Leyla’nın onu hala sevdiğini söylememiş.</p>



<p>Garib mutlu olmuş o gün o haberi aldığı anda Leyla’nın sokağından kim geçti ise sarılıp öpüp çoluğa, çocuğa şeker ve gofret alıp dağıtarak deli divane dolanmış. Tahminimce bu mektubu o gün kaleme almış ertesine kalmadan göndermeye koyulmuştu. Her gün postahaneye gitmiş Leyla’dan bir cümlelik de olsa cevap beklemiş . Beyoğlu&#8217;nda kendinden başka kimsesi kalmayan Garib Mektubunda da dediği gibi “yolunu çöl olarak görmem gel de çöl olup geleyim Leylam.”</p>



<p>Leyla gel derdi elbet ulaşsaydı eğer bu mektup ona. Ama kader ya kimseye vermiyor mutlu sonu yaşatmadan acıyı. 80 yılının Eylül ayında Garib Postahane&#8217;den umudunu kesip tasını tarağını toplayıp Ankara’ya yol almış. Olağan üstü hal nedeni ile otobüs seferlerinde yer bulamayıp sabah dokuz trenine binmiş. O yolculuk bitmez o zaman geçmez yàrin heyecanı sardı mı yüreği zaman alacaklı gibi kapıya dayanır elbet.</p>



<p>Ankara’ya inen Garib bütün gününü Leyla&#8217;nın adresini aramakla geçirmiş . Sokaklar karışık halk dışarda, bir yandan kolluk kuvvetleri bir yandan halkın isyan çığlıkları . Tarih 12 Eylül hiç bir günahı olmayan bir Garib yerde yatıyor kafasına aldığı tüfek dipçiği darbesi ile Kızılay meydanında. Ayaklarının ucunda bavulu Ankara’ya ‘ çöl olmaya gelmişti Leyla’sına. Üzerinde kafa kağıdı çıkmamış yada kargaşada kaybolmuştu. Kimsesizler mezarlığına gömmüşler Garib’i. Ona vuran inzibat memurunun ifadesini okudum &#8221; Birini görmüş gibi öylece duruyordu Sadece orada olmaması gerekiyordu” diye yazıyordu. Hali ile ne ceza almış ne de çaldığı hayat uğruna bir bedel ödemişti.</p>



<p>Leyla babası Mahmut bey darbe sonrasında bir suikaste kurban gidip şehit edildikten sonra annesi ile yaşama tutunmaya devam etmiş 88&#8217;de Annesinin vefatı üzerine İstanbul’a geri dönüp büyük annesi ile Üsküdar&#8217; da hayatına devam etmiş. Hiç evlenmemiş Garib’in evine defalarca gidip mahalleliden haber dilenmiş. Garib’in Ankara’ya geldiğini kimseden duyamamış ne öldüğünden kimsenin haberi olmuş ne de yaşadığından.</p>



<p>Bu hayat hikayesinin peşine düşmemi gerektiren cümleler vardı Garibin mektubunda. Mektup elime ulaştığında şahsıma geldiğini düşünüp okudum. O inci gibi yazılan mektupta şöyle diyordu Garib;</p>



<p>&#8220;Eski zaman adamlarının mektuplarında seçtiği kelimelerdi benim için aşk&#8230; Öyle zarif, öyle temiz, öyle özenli&#8230; Annemin misafirler gelecek diye çeyizinden çıkardığı perdelerdi ve bayramlığımın altına giydiğim o siyah rugan papuçlardı.<br /> Canımı acıtırlardı ama çok severdim.<br /> Tıpkı senin gibi..</p>



<p>Ama kızmıyorum sana Leylam. Bir annem vardı artık sizlere ömür bir de sen hayatımda. İstediğin kadar uzaklaş gidemezsin gönlümden. Ne hissedersin bilmiyorum fakat yolunu çöl olarak görmem gel de çöl olup geleyim Leylam.</p>



<p>Hatırlar mısın elini tutmuştum korkak yüreğim ile, sen de elimi sıkıp yüzüme gülmüştün. İşte ben o gün bu gündür şiir okumuyorum Leylam. Ne bileyim daha güzelini bulamazdım satırlarda herhalde.</p>



<p>Gittiğinden beri buralar hep kış Leylam bu yüzden her sabah bir çığ masalı ile uyanır oldum. Ama senin mevsiminde hep fırtına kopsa da esen rüzgarın ılık olsun üşümeyesin&#8230;”</p>



<p>Mutlu bir son isteğimizden bir haber yaşıyoruz bazen. Kimi zaman insan sadece bir son istiyor, mutluluk fail’i meçhul bir olay olarak giriyor hayatımıza. Onu Garib’in hala nefes almayışı mutsuz etse de, onun el yazısı ile yazılmış bir mektubu koklayarak öpmesi, her cümlesini okşayarak okuması ve kırışan göz altlarından süzülen o mutluluk yaşları fail’i meçhul bu mutluluğa sığınmış bir aşk’a gerçeklik kazandırabilecek nitelikte idi.</p>



<p>Hayat çok garip. Leyla artık bir başına, Garib kimsesizler mezarlığında ne alı koyacak bir Mahmut bey var ne de Garib’in Leyla’nın yanında olamaması için bir engel. İkisi de yalnız fakat beraber olmak imkansız. Hayat ona direnen insanların kaderlerine kaçamak hikayeler yazıp mutlu son borcundan böyle kaçıveriyor işte.</p>



<p>Garib’in bu mektubunun beni Leyla’yı bulmaya itmesi, ona ait bir mutlu sonu sanki bana emanet etmiş hissi yaratmasıydı. Ne bileyim işte sanki Garib hiç görmesek de, nefes almasak da, imkansızlıkların bir imkanı mutlaka olduğunu kanıtlamıştı yer yüzüne.</p>



<p>Leyla’yı bulduğum gün sanki yıllarca bir ahbabıymışım gibi davranması , bana çay getirirken ” biliyor musun Garib’e şöyle bir çay demleyemedim” diyerek iç çekmesi. Bunca zaman ve bunca zaman aklından çıkmayan o aşkı. Leyla ne kadar giden taraf olsa da o an gözümde o tren garında hiç gelmeyen adamı bekleyen kadın rolünde idi.</p>



<p>Gitmeden rızasını istedim Leyla’dan şu an oturduğum yerde okuduğunuz bu hikayeyi yazmak için. Önce daldı düşündü ne evet dedi ne hayır ağlaya ağlaya ben kapıdan çıkana kadar teşekkür etti. Ben ise bir rica bile edemedim çünkü görev bildim.</p>



<p>Şunu bir kere daha aşılamak gerekirse gönüllere ” Bin kere tekrarı olmaz, insan sever bir kere” Leyla bunun kanıtı idi.</p>



<p>– Kalın sağlıcakla.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?fit=640%2C426&amp;ssl=1" alt="" class="wp-image-17972" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=768%2C511&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=1024%2C681&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=696%2C463&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=1068%2C710&amp;ssl=1 1068w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=632%2C420&amp;ssl=1 632w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/">Bir Garip Hayat Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17965</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öksüz Bir Patika</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/oksuz-bir-patika/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/oksuz-bir-patika/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Jun 2019 04:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17962</guid>
				<description><![CDATA[<p>seni kovuyorum iki yüzlü elbiseni giy çekil dünyamızdan uğraşma içten sokaklarda istediğin kral yolu bize ay ışığında öksüz bir patika çıplak ayak sesi dudakta kederli bir hava yaraşır yanaşır hele bir sandal olsa akseder denizlerin kardeşliğinde yeni su &#160;sudan &#160;eski bize ay ışığında öksüz bir patika…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oksuz-bir-patika/">Öksüz Bir Patika</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>seni kovuyorum</p>



<p>iki yüzlü elbiseni giy</p>



<p>çekil dünyamızdan </p>



<p>uğraşma içten
sokaklarda</p>



<p>istediğin kral yolu</p>



<p>bize ay ışığında öksüz
bir patika</p>



<p>çıplak ayak sesi </p>



<p>dudakta kederli bir
hava</p>



<p>yaraşır yanaşır hele
bir sandal olsa</p>



<p>akseder denizlerin kardeşliğinde</p>



<p>yeni su &nbsp;sudan &nbsp;eski</p>



<p>bize ay ışığında öksüz
bir patika…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oksuz-bir-patika/">Öksüz Bir Patika</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/oksuz-bir-patika/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17962</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adam Olmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adam-olmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adam-olmak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 05 Jun 2019 04:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17959</guid>
				<description><![CDATA[<p>Varlık sırrına mazhar olan Vahdette vücut bulur. Bir ağaç kesilse bir yamaçta Bir insan kafasına denk bulur. Doğu Türkistan’da derisi yüzülen çocuğa Yorgan uğruna tüyü yolunan kazı yek bulur. Kürkü için tilkinin, vizonun, kaplanın, Derisi için timsahın, yılanın, Dişi için filin, gergedanın, Kuyruğuna teneke bağlanan kedinin, Gözleri oyulan köpeğin, Töreye kurban giden körpelerin Yüreği yakışı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adam-olmak/">Adam Olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Varlık
sırrına mazhar olan</p>



<p>Vahdette
vücut bulur.</p>



<p>Bir ağaç
kesilse bir yamaçta</p>



<p>Bir
insan kafasına denk bulur.</p>



<p>Doğu
Türkistan’da derisi yüzülen çocuğa</p>



<p>Yorgan
uğruna tüyü yolunan kazı yek bulur.</p>



<p>Kürkü
için tilkinin, vizonun, kaplanın,</p>



<p>Derisi
için timsahın, yılanın,</p>



<p>Dişi
için filin, gergedanın,</p>



<p>Kuyruğuna
teneke bağlanan kedinin,</p>



<p>Gözleri
oyulan köpeğin,</p>



<p>Töreye
kurban giden körpelerin</p>



<p>Yüreği
yakışı berk olur. </p>



<p>Komşuda
yangın çıksa </p>



<p>Kar
olmak adam olana düşer.</p>



<p>Kaf
Dağı’nda buzul çıksa</p>



<p>Har olmak
adam olana düşer.</p>



<p>Mısır’da
kıtlık çıksa</p>



<p>Nar
olmak adam olana düşer.</p>



<p>Nerede,
kim varsa gözü yaşlı, </p>



<p>Kalbi
paslı, gönlü yaslı,</p>



<p>Hayat
sahibi bir canlı</p>



<p>Elinden
tutmak, adam olana düşer.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adam-olmak/">Adam Olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adam-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17959</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ayarsız Dergisi 40. Sayısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ayarsiz-dergisi-40-sayisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ayarsiz-dergisi-40-sayisi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 03 Jun 2019 06:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17953</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ayarsız dergisi 40. sayısıyla okuyucularının karşısında. Derginin kapağında 3 Haziran’da ölen Nazım Hikmet’in dizelerine yer verilmiş, arka kapakta ise Kafka var. Her ay dergi ile birlikte ücretsiz poster hediye eden Ayarsız’ın bu ay arkalı önlü olarak verilen posterin bir tarafında Cemil Meriç, diğer tarafında ise Küçük Prens yer alıyor. Ayarsız’ın Haziran sayısı usta şair Hakan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayarsiz-dergisi-40-sayisi/">Ayarsız Dergisi 40. Sayısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ayarsız dergisi 40. sayısıyla okuyucularının karşısında. Derginin kapağında 3 Haziran’da ölen Nazım Hikmet’in dizelerine yer verilmiş, arka kapakta ise Kafka var. Her ay dergi ile birlikte ücretsiz poster hediye eden Ayarsız’ın bu ay arkalı önlü olarak verilen posterin bir tarafında Cemil Meriç, diğer tarafında ise Küçük Prens yer alıyor.</p>



<p>Ayarsız’ın Haziran sayısı usta şair Hakan İlhan Kurt’un, üstad Abdürrahim Karakoç’a ithaf ettiği şiirle açılıyor. Yanında ise son dönemin ilgi gören genç yeteneklerinden Bleda Yaman bir şiiriyle yer alıyor. “İki Yüz”, Veysel Gökberk Manga’nın hayli ilginç hikâyesinin başlığı, yoğun alt metinli hikâyeler kaleme alan Manga bu sefer; “Siz elden ele gezdirirsiniz beni ve ben bu yolla hükmederim size.” diyerek okuyucuyu pek yormuyor. Kubilay Kavak, Ayarsız ailesinin mensubu Yayın Kurulu Üyesi Süleyman Mümin Bulut’un ardından bir yazı kaleme alarak otuz seneyi bulan dostluğun hülasasını yapıyor, hüzünlü bir “Veda Değil Hoşça Kal Yazısı”.</p>



<p>Ayarsız, muadili dergilerin aksine pek çok yeni şaire yer veriyor sayfalarında Sevdanur Ertürk de yeni isimlerden biri, güzel bir sesi var şiirinin, bakalım ileriki sayılarda da kendisine rastlayacak mıyız? Hande Çoban “<em>Her şarkının bir yazılış hikâyesi var, biz henüz o hikâyeyi bilmesek bile.”&nbsp;</em>cümlesiyle başlayan “126” isimli hikâyesiyle, Mustafa Atalay “Estetik Cinayet”yazısıyla dergide yerini alan isimlerden<em>.&nbsp;</em>Ayarsız’ın dikkat çeken hikâyecilerdenMerve Sevde Selvi“Yol”isimli hikâyesiyle tekrar, birkaç aydır görünmüyordu, derginin sayfalarındaki yerini almış<em>.&nbsp;</em>Geçtiğimiz aylarda Ötüken Neşriyat’tan hikâye kitabı çıkan Kübra Pehlivan,“Erdemli Şehrin Yolcuları”başlıklı yazısıyla bizi yine tarihin güzel anlarından birine götürüyor. Usta romancı Metin Savaş bu ayki yazısında edebiyat sohbetlerine gittiği çocuklarla aralarında geçen komik diyalogları kaleme almış. Lavinya Öz,&nbsp;<em>J. L. Borges &#8211; A. B. Casares’in “Bir Fantezi Sonucu”</em>&nbsp;isimli masalından yola çıkarak kendi masalını anlatıyor. Serap Kılınçoğlu,<em>“Gecenin zifiri karanlığına yıldızlar saç küçüğüm.”&nbsp;</em>diyerek başlayan çok güzel bir bayram yazısı kaleme almış, hemen sonraki sayfada ise Savaşkan İlmak “Kırkını Devirmiş Biri Niye Şiir Yazar?” diye sormuş ve kendi şiir yazma sebebini şiir gibi bir anlatımla izah etmiş:&nbsp;<em>“Şiirle iç içe oldukça, okudukça ve yazdıkça, beğenmediğim bir dünya içinde kendi dünyamı, kendi sırça köşkümü, kendi fildişi kulemi, kendi sabun baloncuğumu büyüttüğümü sanıyorum.”</em></p>



<p>Ahmet Balcı bazen şiirle bazen denemeyle bazen de hikâyeyle Ayarsız sayfalarında gördüğümüz genç bir kalem;&nbsp;<em>“Times New Roman’la yazılmasın adlarınız mezar taşlarınıza”</em>&nbsp;dizesiyle biten bir şiirle yer almış bu sefer derginin Haziran sayısında. Sanat tarihçisi akademisyen Başak Burcu Eke ise geçtiğimiz ay yangın faciası yaşanan iki tarihî esere, Notre Dame Katedrali ve Tebriz Çarşısı’na değinerek tarihi eserlere hangi nazarla bakmamız gerektiğini tartışıyor yazısında. Ayarsız’ın usta şairlerinden Ahmet Afşın Efkarlıoğlu “Tutsak” isimli şiiri ile bu ay dergideki yerini alırken, Ahmet Turan Tiryaki bu ayki hikâyesinde çocuk istismarına dikkat çekiyor ve bu iç karartan vahşete, pornografik pedofili unsurlarına yer vermeden de dikkat çekilebileceğinin örneğini sergiliyor. Adnan İslamoğulları, “İhtimal Cinayetleri” başlıklı yazısında bir reddedişin hayat verdiği ihtimalleri anlatıyor. Mustafa Oğuz Bayat ise, “Rina Nay” başlıklı denemesinde Enver Paşa sevgisini abartanlara hayli sert eleştiriler getiriyor.</p>



<p>Kara Kütüphane isimli köşesinden Ayarsız okurlarının tanıdığı Tamer Sağcan birkaç aydır absürt hikâyeler ile okuyucunun karşısında. “Yedinci Günün Sonu” başlıklı bu ayki hikâyesinde Sağcan, Tankut isimli birinin zamanı tuttuğunu iddia ediyor. Kim bilir belki de doğrudur. Göktürk Ömer Çakır bazen Ayarsız’ın sayfalarını not düştüğü bir takvim yaprağı gibi kullanıyor. İşte o yazılardan biriyle karşımızda fakat insan kişisel gibi görünen bu yazıyı bile okurken keyif alıyor. Mustafa Ulusoy, Ahıska sürgününü anlatan bir hikâye ile okuyucunun karşısında iken sayfanın sağ tarafında ise genç şairlerden Uğur Demirel yer alıyor, “Çığlık Bulaşmış Kağıda” başlıklı şiiriyle. Yeşim Monus, kitap sayfalarına düştüğü ipuçlarıyla kendi kimsesizliğini değil yalnızlığını paylaşacak bir hâl ehli arayan “Kütüphane Cini” ile tanıştırıyor bizi. Eminim okuduktan sonra siz de benim gibi gidip kitaplara şifreli mesajlar bırakmak isteğiyle dolacaksınız. Vildan Külahlı Tanış “Teferruat” isimli hoş bir hikâyesiyle, Metin İpek “Ahvalimiz” isimli şiiriyle, Burak Akdağ ise “Bozun Beyi” isimli denemesiyle Ayarsız’ın Haziran sayısında yer bulan isimler.</p>



<p>Emrah Ece epeydir Ayarsız’da yeni masallar anlatıyor ya da eski halk masallarını yeniden yorumluyor “Avcı ve Orman Ruhu” bu gayretinin güzel örneklerinden biri. “Vay bee” nidasının arkasında hangi düşünceler olabilir? Mustafa Yiğit bir isyan parolası olan “Vay&nbsp; bee”yi anlatıyor bu ayki yazısında. Tesadüf olsa gerek epeydir “Kendi Kendine, Taşrada” isyan eden Fırat Kargıoğlu’nun yazısı hemen ardından geliyor. Kargıoğlu’nun yoğun metinleriyle okuyucusunu bir kez daha bunaltıyor. A. Serkan Selay, Âşık Sümmanî’yi anlattığı bu yazısında yeni gönül tellerimizi titretip yine “aşk olsun” dedirtiyor bizlere. Meltem Gökten, Ayarsız’ın isyan eden yazarlarından bir başkası, “Hayatın bir kullanma kılavuzu olmalı” diyor bu ayki yazısında. Oğuzhan Murat Öztürk, Kemal Tahir’in Devlet Ana isimli romanı üzerine kaleme aldığı yazısında hem Kemal Tahir eleştirisi yapanlara cevap veriyor hem de onun yazın dünyasının kapılarını aralıyor. Erkan Çakıcı “Hayaller Tanrı Dağları Gerçekler Tanrı Dağları” diyerek bir grup Ayarsız yazarını ve okurunu sinir ediyordu sosyal medyada, bu ay “Bişkek’ten Talas’a Doğru” başlıklı yazısında hiç olmazsa bazı gezi notları paylaşarak kendisini affettiriyor. Tün Kitap’tan Ökçesiz Hanife isimli hikâye kitabı çıkan Birsen Karaca, kısa ama hoş hikâyeler anlatıyor Ayarsız’da, okumadan geçmeyin. “VE” başlığı altında yazıları yayımlanan Volkan Ekiz Türkiye gündemine dair kısa değerlendirmelerde buluyor bu ay da. Mars’a isim gönderme meselesi hayli canını sıkmış. Krallar öldü ama “Dalkavuklar” yaşıyor, Demet Yener “Dalkavuklar Gecesi Sürüyor” başlıklı yazısıyla bu hususa dikkat çekiyor. Derginin son yazısında M. Hayati Özkaya, Ahmet Haşim’in hayatından kesitler aktarıyor.</p>



<p>Hayli dolu olan Ayarsız’ın Haziran sayısı kitapevleri ve internet satış sitelerinde yerini aldı, iyi okumalar…&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayarsiz-dergisi-40-sayisi/">Ayarsız Dergisi 40. Sayısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ayarsiz-dergisi-40-sayisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17953</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Durduk Yere</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/durduk-yere/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/durduk-yere/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 29 May 2019 06:08:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17929</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazı şeyler durduğunuz yere göre değişir, çoğu şey ise durduk yere… Murad Ertaylan’ın yeni kitabı çıktı. İç dünyamıza ayna tutan, dürüstlüğümüzü sorgulayan bir novella Durduk Yere. Yazar, kalıplaşmış değer yargılarımızı her gün karşılaştığımız, sokağımızda yaşayan bizden karakterler aracılığıyla sorguluyor. Bir insan her koşulda iyi veya kötü olabilir mi, başımıza gelenlere göre doğru ve yanlış anlayışımız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/durduk-yere/">Durduk Yere</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bazı şeyler durduğunuz yere göre değişir, çoğu şey ise durduk yere…<br />
Murad Ertaylan’ın yeni kitabı çıktı. İç dünyamıza ayna tutan, dürüstlüğümüzü sorgulayan bir novella Durduk Yere. Yazar, kalıplaşmış değer yargılarımızı her gün karşılaştığımız, sokağımızda yaşayan bizden karakterler aracılığıyla sorguluyor. Bir insan her koşulda iyi veya kötü olabilir mi, başımıza gelenlere göre doğru ve yanlış anlayışımız değişebilir mi? Bu ve benzeri evrensel sorulara cevap arıyor usta öykücü.<br />
Aklı başında bir adam, aşkının ölümünden sorumlu tuttuğu birisiyle pazarlığa oturmaz belki, ama Zeynel oturuyor. Başarılı olmak için yanıp tutuşan gencin hırsı, kıskandığı rakibine yardım eli uzatmasına engel olabilir nomalde. Ama Gökhan, sadece iş bulması için referans olmakla kalmıyor, sevdiği kızdan bile vazgeçiyor Hayrettin’in mutluluğu için.<br />
Durduk Yere, düşündürücü olduğu ölçüde esprili, neşeli ve keyifle okunan bir eser. Ancak eğlenceli bir okuma sunmaktan daha büyük bir misyonu var; farkındalığımızı artırmak ve farklılıklarımızı kabul etmek. Ertaylan, önsözde şu şekilde açıklıyor amacını; “Mizahı, mantıktan ve mistisizmden güçlü kılan, birleştirme özelliğidir. Madem ki, illa bir toplumun parçası olmak gibi bir görevimiz var, barış içinde yaşamayı öğrenmemiz gerekir.”<br />
Yazar: Murad ERTAYLAN<br />
Yayınevi: P Kitap<br />
Kategori: Kurgu Edebiyat<br />
Türü: Novella<br />
Birinci baskı: Mayıs 2019<br />
Sayfa sayısı: 96<br />
Barkod: 9789752411180</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/durduk-yere/">Durduk Yere</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/durduk-yere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17929</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aldırma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aldirma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aldirma/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 May 2019 11:46:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17926</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şöyle alabildiğine koşacaksın Kalbin kafesine sığmayacak Kanatlanacak uçmak için yerinden Aldırma bırak uçsun uzaklara Şöyle alabildiğine uyuyacaksın Dünya dönecek, durmayacak Dalacaksın sessizliğin kollarına derinden Aldırma kucak aç sessiz boşluklara Şöyle alabildiğine yaşayacaksın Etrafında sevdiklerinden başkası olmayacak Tek bir gülüşleri yetecek en içten Aldırma onlarla yol al en mutlu diyarlara…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aldirma/">Aldırma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Şöyle alabildiğine koşacaksın<br />
Kalbin kafesine sığmayacak<br />
Kanatlanacak uçmak için yerinden<br />
Aldırma bırak uçsun uzaklara<br />
<br />
Şöyle alabildiğine uyuyacaksın<br />
Dünya dönecek, durmayacak<br />
Dalacaksın sessizliğin kollarına derinden<br />
Aldırma kucak aç sessiz boşluklara<br />
<br />
Şöyle alabildiğine yaşayacaksın<br />
Etrafında sevdiklerinden başkası olmayacak<br />
Tek bir gülüşleri yetecek en içten<br />
Aldırma onlarla yol al en mutlu diyarlara…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aldirma/">Aldırma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aldirma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17926</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çağla’nın Bavulu-1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/caglanin-bavulu-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/caglanin-bavulu-1/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 27 May 2019 05:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17873</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merdivenlerden inerken bir uğultu işitiverdi. Hemen koştu. Kapıyı açtı. En yakın arkadaşı Sinem’di. Sinem uzun kumral saçları, sade görünümüyle dikkat çekiciydi. Gözleri kahve, yanakları şeftali tonlarında allık sürülmüş gibiydi. “Bugün sinemaya gidelim mi?” “Tamam. Ama hangi filme?” “Özgürlük Yolunda.” “Süper. Hemen hazırlanıyorum.” Beş dakika sonra aşağıya hızla iniverdi. Arkadaşının koluna girdi. Yolda yürümeye başladı. Kolunda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/caglanin-bavulu-1/">Çağla’nın Bavulu-1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Merdivenlerden inerken bir uğultu işitiverdi.</p>



<p>Hemen koştu.</p>



<p>Kapıyı açtı.</p>



<p>En yakın arkadaşı Sinem’di.</p>



<p>Sinem uzun kumral saçları, sade görünümüyle dikkat
çekiciydi.</p>



<p>Gözleri kahve, yanakları şeftali tonlarında allık sürülmüş
gibiydi.</p>



<p>“Bugün sinemaya gidelim mi?”</p>



<p>“Tamam. Ama hangi filme?”</p>



<p>“Özgürlük Yolunda.”</p>



<p>“Süper. Hemen hazırlanıyorum.”</p>



<p>Beş dakika sonra aşağıya hızla iniverdi.</p>



<p>Arkadaşının koluna girdi.</p>



<p>Yolda yürümeye başladı.</p>



<p>Kolunda saati, elinde çantası, boynunda fuları yolda salına
salına yürümekteydi.</p>



<p>Birden elinden çantası düştü.</p>



<p>“Aman.” dedi.</p>



<p>Eğilip aldı.</p>



<p>Doğruldu.</p>



<p>Bir taksi geldi ve bacaklarına çamur sıçrattı.</p>



<p>Adı Çağla’ydı.</p>



<p>Birden oracıkta yığılıverdi.</p>



<p>Arkadaşı eline bir mendil verip silmesini önerdi.</p>



<p>Mendili aldı, sildi.</p>



<p>Tüm mendiller bitene kadar o çamur yok olmamıştı.</p>



<p>Sonunda, silinmişti.</p>



<p>Ayağa kalktı.</p>



<p>Her şeye rağmen yürümeye devam etti.</p>



<p>Bir taksi çağırdılar.</p>



<p>Bindiler.</p>



<p>Uzaklaştılar.</p>



<p>Alışveriş merkezine geldiklerinde araç durdu.</p>



<p>İçeri girerken ayakkabısının topuğu birden kırıldı.</p>



<p>Ayakkabıları pembeydi.</p>



<p>Sendeleye sendeleye içeri girdi.</p>



<p>X-Ray cihazından içeri girdi.</p>



<p>Ayakkabı dükkanlarından birine yavaşça, kimseye çaktırmadan
yürüdü.</p>



<p>Gözleriyle pembe ayakkabıları araştırdı.</p>



<p>Bir ayakkabıya denk geldi.</p>



<p>Pembe olması gerekliydi.</p>



<p>Simli olması bir şeyi değiştirmezdi elbette ancak babet olsa
da yeterliydi.</p>



<p>37 numarasını istedi.</p>



<p>Satıcı babetleri getirdi.</p>



<p>Denedi.</p>



<p>Tam uymuştu.</p>



<p>Dışarıda bekleyen arkadaşına gösterdi.</p>



<p>“Süper.”</p>



<p>“Bence de.”</p>



<p>İçeri girdi.</p>



<p>Parasını ödediği gibi sinemaya koştular.</p>



<p>Koltuklara oturmadan önce mısır ve soda aldılar.</p>



<p>Koltuklarına oturdular.</p>



<p>Filmi seyretmeye başladılar.</p>



<p>Film üç saat kadar sürüyordu.</p>



<p>Bitince dışarı gülümseyerek çıktılar.</p>



<p>Mutlu sonlu filmleri seven insanlar aslında verdikleri
kayıplarla birlikte zafer elde edenlerdir.</p>



<p>Mutlu sonlar hep özel anlar değildir.</p>



<p>Aslında olayların dinginliğe ulaştığı anlardır.</p>



<p>Olaylar biter ve hayat kaldığı yerden devam eder.</p>



<p>Aslında hayat dediğimiz şey de budur.</p>



<p>Mutlu sonlar olmaz ancak mutlu anlar vardır.</p>



<p>Küçük mutluluk anları.</p>



<p>Hayal kırıklıklarıyla geçen bir hayatın aslında birer küçük
anısından ibarettir mutluluk.</p>



<p>İnsan her zaman gülemez.</p>



<p>Her zaman da ağlayamaz.</p>



<p>Ancak sevgi ile birleşirse hayatta mutluluk ortaya çıkar.</p>



<p>Zaferle noktalandığındaysa hayatta aslında dediğimiz şey budur.</p>



<p>“Özgürlük Yolunda çok şey öğretti bana.”</p>



<p>“Bence de.”</p>



<p>Daha sonra bir kafeye gittiler.</p>



<p>Birer espresso içtiler.</p>



<p>Yürüyerek eve doğru geldiler.</p>



<p>“Kendine iyi bak.”</p>



<p>“Sen de.”</p>



<p>Hızla evden içeriye girdi.</p>



<p>Bir gün daha bitti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/caglanin-bavulu-1/">Çağla’nın Bavulu-1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/caglanin-bavulu-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17873</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Erdem Dergisinin 11. Sayısı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-11-sayisi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-11-sayisi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 May 2019 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17909</guid>
				<description><![CDATA[<p>Erdem, yılda üç kez yayımlanan ve Rize Sosyal Bilimler Lisesi adına çıkarılan bir dergidir. Bir yılda üç kez düzenli olarak çıkarılan dergide okulun öğretmenleriyle öğrencilerinin yazıları yayımlanmaktadır. 2016 yılının Ocak ayında yayıma başlayan Erdem, Mayıs 2019 tarihli 11. sayısıyla yeniden okurlarının karşısına çıktı. Okul müdürünün “Türkiye’nin Liselerine Çağrı” yazısında belirttiği gibi mevsimlik yayımlanan Erdem dergisinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-11-sayisi-cikti/">Erdem Dergisinin 11. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Erdem, </strong>yılda üç kez
yayımlanan ve <strong>Rize Sosyal Bilimler
Lisesi</strong> adına çıkarılan bir dergidir. Bir yılda üç kez düzenli olarak
çıkarılan dergide okulun öğretmenleriyle öğrencilerinin yazıları
yayımlanmaktadır. 2016 yılının Ocak ayında yayıma başlayan <strong>Erdem</strong>, Mayıs 2019 tarihli 11. sayısıyla yeniden okurlarının
karşısına çıktı. Okul müdürünün “Türkiye’nin Liselerine Çağrı” yazısında
belirttiği gibi mevsimlik yayımlanan <strong>Erdem</strong>
dergisinin önemli bir özelliği, derginin okulla sınırlı kalmayıp bütün liselere
açık olmasıdır. Dergide yalnızca <strong>Rize Sosyal
Bilimler Lisesi</strong>nin öğretmen ve öğrencileri değil, ülkemizdeki bütün
liselerin öğretmenleri ve öğrencileri de yazabiliyor. Dergide yazısı yayımlanan
misafir öğrenci ve öğretmenlere, okul müdürlüğünce birer kitap hediye edilirken
ayrıca dergi de gönderiliyor. Her sayısında sanat/edebiyat ağırlıklı bir bilgi
yarışması yayımlanan dergiye liseli her öğrenci katılabiliyor. Yarışmada doğru
cevap veren öğrenciler arsından kura ile belirlenen beş kişiye ayrıca birer
kitap hediye ediliyor. Bu yönüyle dergi, sayıları on bini geçen liseler arasında
ortak bir kültürel ortam da oluşturuyor. Ülkemizdeki Sosyal Bilimler Liseleri
ile Rize’deki bütün okullara düzenli olarak ulaştırılan <strong>Erdem</strong> dergisi, başka ilgililere ve basın-yayın ortamına da
iletiliyor. Yeni sayı, Eylül 2019’da çıkacaktır. İyi okumalar… </p>



<p>İletişim:
<strong><em>erdemdergisi@hotmail.com</em></strong></p>



<p><strong>11. Sayının
İçindekiler:</strong></p>



<p>Türkiye’nin
Liselerine Çağrı / Meryem Turgut (Okul Müdürü)&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 2 </p>



<p>Ölümün
Mavi Güzelliğine / Vahdettin Oktay Beyazlı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 3 </p>



<p>Özgürlük
Yakışmadı Kanatlarıma / Gül Doğa Köroğlu &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 3 </p>



<p>Yolculuğumuzun
100. Yılında Atatürk&#8217;e Mektup / Nagehan Usta &#8230;&#8230;&#8230;..4 </p>



<p>Dergi
ve Dergimiz / Meryem Turgut &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..5
</p>



<p>Geleceğin
Teknolojisi / Yağmur Bilgili
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 6 </p>



<p>Mutluluğun
Peşinden Koşmak Mutsuzluğun Başlangıcıdır! / F. Arslan .. 7 </p>



<p>Neredesin
Abi / Ayşe İpek &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;
8 </p>



<p>Yılların
Öğretmeni / İrem Nur Eroğlu
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 9 </p>



<p>Sabah
Yıldızı / Fatih Tırnık &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..
9 </p>



<p>Güneş&#8217;e
Empati / Orhangazi Tut
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 9 </p>



<p>Tematik
Döngü / Zeyneb Aslan
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 9 </p>



<p>100
Yıl Sonra 19 Mayıs / Melisa Genç
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 10 </p>



<p>&#8220;Modernliğin
Hikmetinden Sual&#8221; Edilebilir Mi? / Yasemin Yıldız &#8230;&#8230;&#8230; 11</p>



<p>&nbsp;Kaygıyı Resmederken / Ceren Demirkıran
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 12 </p>



<p>Nara
/ Zeynur Er
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..
12 </p>



<p>Günlerden
Salı / Fadime Kaplan
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 13 </p>



<p>Neyi
İstiyoruz? / Elanur Küçükkazdal &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.
13 </p>



<p>Barışın
Getirdikleri / Sabiha Nur Er
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 14</p>



<p>&nbsp;Bağnazlık Üzerine Bir Film / Durukan Şirin
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 15</p>



<p>Kitap
Ödüllü Yarışma
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..
16 </p>



<p>Tebessüm
/ Ziya Gökalp
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 17 </p>



<p>Sanat
Üzerine /Arthur Schopenhauer &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;
18 </p>



<p>Hiç
Yazısı / Ömer Eski
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 19</p>



<p>&nbsp;M. Kutlu Hikâyelerinde İnsanı Cezbeden Şehir
Hayatı / F. Yıldırım. …20 </p>



<p>Yaşama
Gerekçemiz / Gamze Tabak &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;
21</p>



<p>&nbsp;Yalnızlık / Zeynep Derya Çakmak
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 21 </p>



<p>Yazmanın
Tiryakiliği ve Düşme Korkusu / Sedanur Torlak &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 22 </p>



<p>Çocukların
Merceği / Esen Ertan &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;
23 </p>



<p>Şiir
Neydi, Şiir Emekti /Kübra Genç
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 23</p>



<p>&nbsp;Geçmişlerin Suyundan İçen Dedem / Elif Fil
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 24 </p>



<p>Geçmişe
Yolculuk / Şadiye Tuğcu
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 25</p>



<p>&nbsp;Sevgilerin En Güzeli Anne Sevgisi / Şuranur
Zeynep Usta &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 27</p>



<p>&nbsp;Seviyorum Diyemedim Gittin / Recep Günay
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 27 </p>



<p>Hiç
Bekledin mi? / Ahmet Dağhan
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 27 </p>



<p>&#8220;Tutunamayan&#8221;
İnsanların Yazarı / Zeynep Habibe Yılmaz &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..28</p>



<p>&nbsp;Emmi Gızı Gurbânı / Döne Nur Keskin
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 29</p>



<p>&nbsp;Üç Haber, Bir Öykü: Toplumsal Yaşam ve Edebiyat
/ Hasan Öztürk &#8230;. 30</p>



<p>&nbsp;Emrah Adak İle “Ben Yazarım” Kitabı Hakkında
Konuşma / N.Kahveci . 32</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-11-sayisi-cikti/">Erdem Dergisinin 11. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-11-sayisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17909</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gorgon Dergisi, 7. Sayısı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-7-sayisi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-7-sayisi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 May 2019 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17905</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gorgon Dergisi, 7. Sayısı ile yeniden sizlerle. Bu sayıda, birbirinden değerli yedi yazıyla karşınızdayız. Türkiye’de ve Dünya’da Bizans Tarihi alanında hatırı sayılır bir üne sahip olan Radi Dikici, bu sayıda da kendine has üslubuyla “İstanbul Surları – Theodosian Walls” yazısıyla dergimize konuk oldu. 40’lı yıllardan beri gündemden hiç düşmeyen ve bugün bile merakımızı cezbeden UFO [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-7-sayisi-cikti/">Gorgon Dergisi, 7. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gorgon
Dergisi, <a href="http://gorgondergisi.org/gorgon-e-dergisi-7-sayisi/">7.
Sayısı</a> ile yeniden sizlerle.</p>



<p>Bu
sayıda, birbirinden değerli yedi yazıyla karşınızdayız.</p>



<p>Türkiye’de
ve Dünya’da Bizans Tarihi alanında hatırı sayılır bir üne sahip olan Radi Dikici,
bu sayıda da kendine has üslubuyla “<strong>İstanbul
Surları – Theodosian Walls</strong>” yazısıyla dergimize konuk oldu. </p>



<p>40’lı
yıllardan beri gündemden hiç düşmeyen ve bugün bile merakımızı cezbeden <strong>UFO fenomenine</strong> ve bunun dünya politikasındaki
önemine ve henüz uzay semalarındayken uzayın sonsuz boşluğundaki yaşamlarını takip
ettiğimiz <strong>astronotların beslenmelerine</strong>
değindik.</p>



<p>Geçen
sayımızda sosyal medya özelinde ufak bir giriş yaptığımız nefret söyleminin kodlama
cetvelini ve <strong>Franz Kafka’nın bugün bile
bizim için bitmeyen Dava’sına</strong> felsefi açıdan yer verdiğimiz incelemesini bu
sayıda sizlerle buluşturduk. Devam eden kültür bölümümüzde ise “<strong>Canavarın Çağrısı</strong>” filminin sosyo-psikolojik
incelemesine değindik.</p>



<p>Son
olarak, sosyoloji biliminin kurucularından değerli sosyolog Emile Durkheim’ın önemli
eserlerinden “<strong>Eğitim ve Sosyoloji”nin bir
bölümü olan “Eğitimin Doğası ve Rolü</strong>”nü Fransızca aslından sizler için çevirdik.</p>



<p>Kurulduğu
günden bu yana kültür, tarih ve araştırma başlıklarındaki güvenilir, kaliteli ve
özgün içeriğimizi, gerek internet sitemizdeki paylaşımlarımız gerekse çıkarmış olduğumuz
e-dergilerle günden güne geliştirmeye devam ediyoruz. Bu minvalde yeni süprizlerimiz
çok yakında sizlerle olacak.</p>



<p>Ekibimizin
değerli üyeleri (Gorgiler) bu sayı süresince bizi “biz” yapmaya ve anlamlı kılmaya
devam etti. Yazarlarımıza, çevirmenlerimize, teknik ekibimize ve siz sevgili okuyucularımıza
can-ı gönülden teşekkür ediyoruz.</p>



<p>Sizsizolun,
gorgon olun, gorgon kalın!</p>



<p>Kalabalıklarda
kaybolmayın!</p>



<p><a href="www.gorgondergisi.org">www.gorgondergisi.org</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-7-sayisi-cikti/">Gorgon Dergisi, 7. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisi-7-sayisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17905</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Çığlıkları Geceye Gömmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 May 2019 05:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Müge Bay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17880</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gecenin sabahına ulaşmak güçtür derler. Zifiri karanlığın ardından doğacak güneşi bilmektir aslında bizlere umut veren. Geceyi dibine kadar yaşamak mı? Sessiz çığlıkların içinde oluşan feryatları, dilinin ucuna kadar gelmiş lakin söylenmemesi gereken kusurlar. Saklanması gereken sırları derinlemesine ortaya döktün. Yalnızsın ama ufkunda açılan derin sayfalarda birtakım şenlikler var. Geceye açsan derdini o ne anlar dersin. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/">Sessiz Çığlıkları Geceye Gömmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gecenin sabahına ulaşmak güçtür derler. Zifiri karanlığın
ardından doğacak güneşi bilmektir aslında bizlere umut veren. Geceyi dibine
kadar yaşamak mı? Sessiz çığlıkların içinde oluşan feryatları, dilinin ucuna
kadar gelmiş lakin söylenmemesi gereken kusurlar. Saklanması gereken sırları
derinlemesine ortaya döktün. Yalnızsın ama ufkunda açılan derin sayfalarda
birtakım şenlikler var. Geceye açsan derdini o ne anlar dersin. Siluetlere
seslense zihnindeki çığlıklar, duyan olmayacağından endişelenirsin. Düşler
birikir, düşler dibe çöker. Yeşermesi için umutlanırken düşkünlüğünü hissedip
zerre umurunda olmaz hisler. Sonra yeniden güneş doğar yeniden aynı nameleri
dinlersin. Geriye ne mi kalır? Bitmemiş ve sürekli yenilenen çığlıklar. Gecede
kalmayan daima sizi takip eden sarmaşık gibi. Sarmaşıklar sözde incitmez canını
daima sarılır durur sıkıca. Devamlı aynısını hissedecekmiş gibi bağlanırsın
duygulara. Şehrin gazabından biraz olsun kurtulmayı dilersin. Birbiriyle
ilişkili olmayan dilekler sıralarsın ardı arkası kesilmez. Tıpkı bu cümleler
gibi kesik kesik görünen ama birbirini kollayan kelimeler gibidir dileklerin.
Hep aynı güdüleri besleyen, dudaklarından döküleceği zaman biteceğini
zannettiğin hikâyeleri dinleyip durursun. Umutla güne başlar azapla karanlığa gömülürsün.
Kafandaki sonsuzluğu önleyemez düşler ayaklarına dolanır. İşte o anda karar
vermek gerekir. Düşlere takılıp düşmek mi acıtır yoksa onları ezip geçmek mi?
Belki de geceye bir mum yakarak devam etmek istersin. Daha önceden hiç
denemediğin bir umut ışığın olur etrafında. Böylece gecenin karanlığında
gölgelere sığınmak yerine mum ışığında yeni umutlar inşa edebilirsin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/">Sessiz Çığlıkları Geceye Gömmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17880</post-id>	</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/19-mayis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/19-mayis/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 19 May 2019 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17889</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bağımsızlık mücadelemizin en değerli ânı şüphesiz Bandırma vapurunun sefere çıkma ânıdır… Seferi zaferle taçlandırmak isteyen, vatan aşkıyla yanıp tutuşan yüreklerin o yolculuğudur… Bugün 100. Yılını kutladığımız, o kutlu seferin bağımsızlık mücadelemizdeki yerini asla unutmadan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, bütün Anadolu insanını gururla, duayla, minnetle anıyorum… Ve bugün de köşemi yüreğine değer verdiğim, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/19-mayis/">19 Mayıs</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Bağımsızlık
mücadelemizin en değerli ânı şüphesiz Bandırma vapurunun sefere çıkma ânıdır…
Seferi zaferle taçlandırmak isteyen, vatan aşkıyla yanıp tutuşan yüreklerin o
yolculuğudur… </strong></p>



<p><strong>Bugün 100. Yılını
kutladığımız, o kutlu seferin bağımsızlık mücadelemizdeki yerini asla
unutmadan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, bütün Anadolu
insanını gururla, duayla, minnetle anıyorum…</strong></p>



<p><strong>Ve bugün de köşemi
yüreğine değer verdiğim, kaleminde ışık gördüğüm genç bir yazara bırakıyorum… </strong></p>



<p><strong>19 MAYIS</strong></p>



<p>19 Mayıs 1919…</p>



<p>Özgürlük ve bağımsızlık yolundaki ilk basamak… Samsun’dan
başladı ve tüm Türkiye’yi sardı bağımsızlık rüzgârı… Yürekler aynı sevda için
attı.</p>



<p>Her 19 Mayıs’ta asil bir heyecan kaplar hepimizin yüreğini…
Vatanın ve milletin ruhu canlanır ve bağımsızlık ateşi yanar yüreklerde… Adı;
‘’Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’’… Bence diğer adı da; ‘’Bağımsızlık
ve Vatan Sevgisi Bayramı’’…</p>



<p>Bandırma’nın Samsun’a çıkışında belliydi bu zafer… Dedelerimiz
yemin etmişti, bu kutlu gaye için… Sonunda şehitlik olsa da… Oldu da… </p>



<p>Bu kutsal gaye için çok canlar yandı, çok ana ağladı.
Atalarımızın neler yaptığını öğrenmek, vatan aşkıyla yanıp tutuşan yüreklerini
ortaya koydukları vakitleri bilmek ve dilimiz döndüğünce bunları küçüklerimize
anlatmak, aktarmak boynumuzun borcudur… Tarih sadece geçmişle ilişkili
değildir, inşa edilen geleceği de etkiler…</p>



<p>Kendisini bu vatana ait hisseden, şanlı al bayrağın
gölgesinde gururla, huzurla, sevgiyle yaşayan herkesin 19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA
GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINI, yani; Bağımsızlık Bayramını kutluyorum…</p>



<p>NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE! </p>



<p>Gizem Durmuş / YAŞ 13 / TRABZON </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/19-mayis/">19 Mayıs</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/19-mayis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17889</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kızıl Buka</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kizil-buka/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kizil-buka/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 18 May 2019 04:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17875</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kızıl Buka, tarihi ve günceli bir potada başarıyla eritmiş bir kitap. Kür Şad efsanesi, bir çok yazar tarafından kaleme alınmış bir efsane olmasına rağmen bu kitapta olduğu gibi daha önce hiç bu kadar farklı işlenmemişti. Kitapta kullanılan metinler arası geçiş yöntemi, kurgunun akmasında bir başrol olmuştur. Ve en etkileyici tarafı ise kitapta anlatılan bazı olayların [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizil-buka/">Kızıl Buka</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/60453258_346981642501163_5104978306751528960_n.jpg?resize=153%2C275&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17877" width="153" height="275" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/60453258_346981642501163_5104978306751528960_n.jpg?w=356&amp;ssl=1 356w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/60453258_346981642501163_5104978306751528960_n.jpg?resize=233%2C420&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 153px) 100vw, 153px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p> Kızıl Buka, tarihi ve günceli bir potada başarıyla eritmiş bir kitap. Kür Şad efsanesi, bir çok yazar tarafından kaleme alınmış bir efsane olmasına rağmen bu kitapta olduğu gibi daha önce hiç bu kadar farklı işlenmemişti. Kitapta kullanılan metinler arası geçiş yöntemi, kurgunun akmasında bir başrol olmuştur. Ve en etkileyici tarafı ise kitapta anlatılan bazı olayların gerçek olmasıdır. Okurun tüm duygularına hitap eden bir romandır. Ağlayacak, gururlanacak, küsecek, kızacak, küfredecek, üzülecek, korkacaksınız. Ama asla kendinizi okumaktan alıkoyamayacaksınız. </p>



<p>Kitaba instagram adresinden ve whatsapp üzerinden yazarın imzasıyla birlikte ulaşılabiliyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizil-buka/">Kızıl Buka</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kizil-buka/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17875</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayat Dediğimiz Olguda Biz İnsanoğlu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayat-dedigimiz-olguda-biz-insanoglu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayat-dedigimiz-olguda-biz-insanoglu/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 May 2019 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17848</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah uyandı. Hayat dediğimiz olguda aslında bu da vardı. Bir zamanlar havada yüzen bulut kaybolmuştu. Birkaç mısra oluşturmuştu kafasında oradan geçen adam. Yıldızlar anlamını bulmuştu. Bir masum kediydi aslında yanından geçen. Bir fısıltıydı orada yankılanan gürültü. Dünya birkaç basit cümleden ibaretti belki de. Sen ve senin gibi olanlarla geçen hayatta bir olmak ne kadar da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-dedigimiz-olguda-biz-insanoglu/">Hayat Dediğimiz Olguda Biz İnsanoğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sabah uyandı.</p>



<p>Hayat dediğimiz olguda aslında bu da vardı.</p>



<p>Bir zamanlar havada yüzen bulut kaybolmuştu.</p>



<p>Birkaç mısra oluşturmuştu kafasında oradan geçen adam.</p>



<p>Yıldızlar anlamını bulmuştu.</p>



<p>Bir masum kediydi aslında yanından geçen.</p>



<p>Bir fısıltıydı orada yankılanan gürültü.</p>



<p>Dünya birkaç basit cümleden ibaretti belki de.</p>



<p>Sen ve senin gibi olanlarla geçen hayatta bir olmak ne kadar
da kolaydı.</p>



<p>Sen ve ben ayrımında geçen hayatta yorgunluk diz boyuydu.</p>



<p>Her şey silinmişti adeta.</p>



<p>Her şey bilinmişti kendince.</p>



<p>Senden kalan bir umut ile ben sırlanmış konumdayım.</p>



<p>Zerrelerim havaya karışıp kaybolurken ben aslında senden
ayrı kalan biçareyim.</p>



<p>Her şey siliniyor.</p>



<p>Tüm ağzımdan çıkan cümleler…</p>



<p>Sıfırlanıyorum.</p>



<p>Kayboluyorum günden güne.</p>



<p>Ve sen hayat, O’nun bana verdiği temiz olan tek varlığımsın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-dedigimiz-olguda-biz-insanoglu/">Hayat Dediğimiz Olguda Biz İnsanoğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayat-dedigimiz-olguda-biz-insanoglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17848</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Carmen 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/carmen-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/carmen-3/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 16 May 2019 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17857</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ağlayın Venus’ler, Cupido’lar Ve sizler, pek çok güzel insanlar. Öldü sevgilimin serçesi , Sevgilimin serçesi, onun eğlencesi , Gözünden çok sevdiği. Bal kadar tatlıydı onun için. Bir kızın, annesini tanıdığı gibi onu tanırdı, ayrılmazdı kucağından. Ama yalnız onun için cıvıldardı durmadan, usanmazdı bir öte bir beri sıçramaktan. O şimdi, karanlık yoldan kimse dönmedi denilen yere [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/carmen-3/">Carmen 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ağlayın Venus’ler, Cupido’lar</p>



<p>Ve sizler, pek çok güzel insanlar.</p>



<p>Öldü sevgilimin serçesi ,</p>



<p>Sevgilimin serçesi, onun eğlencesi ,</p>



<p>Gözünden çok sevdiği.</p>



<p>Bal kadar tatlıydı onun için.</p>



<p>Bir kızın, annesini tanıdığı gibi</p>



<p>onu tanırdı, ayrılmazdı kucağından.</p>



<p>Ama yalnız onun için cıvıldardı durmadan,</p>



<p>usanmazdı bir öte bir beri sıçramaktan.</p>



<p>O şimdi, karanlık yoldan</p>



<p>kimse dönmedi denilen yere gidiyor.</p>



<p>Lanet sana, sevimli olan her şeyi yok eden</p>



<p>Orcus’un kötü karanlıkları.</p>



<p>Benden aldığın serçe ne de sevimliydi.</p>



<p>Ey zavallı küçük serçe! Ey kötü yazgı!</p>



<p>Senin için sevgilimin güzel gözleri</p>



<p>ağlamaktan şişti ve biraz kırmızı.</p>



<p>CATULLUS&nbsp; ( MÖ. 87-54&nbsp;)</p>



<p>Çev. Sunar Yazıcıoğlu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/carmen-3/">Carmen 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/carmen-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17857</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KURŞUN KALEM Edebiyat  52. Sayı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-52-sayi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-52-sayi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 12 May 2019 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17827</guid>
				<description><![CDATA[<p>KURŞUN KALEM edebiyatSayı: 52 SANATTA ŞİDDET gündemdosyası ile çıktı. KILIKTAN KILIĞA giren ŞİDDET&#8217;İProf. Nigar Pösteki, Mustafa Bal, Zerrin Saral, Ümit Tarı,Ayşen Sarıbaş, Özgür Sürek, Aytül Akal, Nevzat Süer Sezgin,&#160;Demet Eker Özenbaş, Kader M. Bolat, Hakan Balcı, Sevgi Ünal, Mine Ömer yazdılar.&#160;Karikatür: Hasan EfeŞairin 24 Saati-Hayri K.&#160;Hayri Yetik&#160;Dosya:2Dinçer Sezgin&#8217;e MektuplarDosyayı Oğuz Tümbaş hazırladı. Dosyada;Oğuz Tümbaş, Ahmet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-52-sayi/">KURŞUN KALEM Edebiyat  52. Sayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>KURŞUN KALEM edebiyat<br />Sayı: 52 SANATTA ŞİDDET gündem<br />dosyası ile çıktı. KILIKTAN KILIĞA giren ŞİDDET&#8217;İ<br />Prof. Nigar Pösteki, Mustafa Bal, Zerrin Saral, Ümit Tarı,<br />Ayşen Sarıbaş, Özgür Sürek, Aytül Akal, Nevzat Süer Sezgin,&nbsp;<br />Demet Eker Özenbaş, Kader M. Bolat, Hakan Balcı, Sevgi Ünal, Mine Ömer yazdılar.&nbsp;<br />Karikatür: Hasan Efe<br />Şairin 24 Saati-Hayri K.&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hayrikyetik?__tn__=%2CdK-R-R&amp;eid=ARDXg0ECfZxFWPfVSzeHbEK5AX0fPpMzVkT5qQOmibATfot0ijBDNNOHBQIAn9a8Cekc8E_8pCgz2A2m&amp;fref=mentions" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hayri Yetik</a>&nbsp;<br />Dosya:2<br />Dinçer Sezgin&#8217;e Mektuplar<br />Dosyayı Oğuz Tümbaş hazırladı. Dosyada;<br />Oğuz Tümbaş, Ahmet Günbaş, Atila Er, Bülent Güldal,<br />Hüseyin Yurttaş, Mehmet Sadık Kırımlı, Gönül Çatalcalı<br />ve Mine Hoşcan Bilge&#8217;nin Dinçer Sezgin&#8217;e onun eserleriyle,<br />dostluğuyla, şakalarıyla sesleniş mektuplarını okuyabilirsiniz.<br />Ölümüne Yazmak-Sevim Burak- Beyaz Karga Köşesinde Nalan Yılmaz yazdı.<br />Şiirler: Yusuf Alper-Tamer Öncül, Özge Sönmez-Ersan Erçelik-<br />Mehmet Rayman-Hızır İrfan Önder-&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hasan.parlak.161?__tn__=%2CdK-R-R&amp;eid=ARBRmxVqo3zzmKkYvmpVmZFzClYp0JU8IRVRg4_HrTV-0tYF-A5jiaYemtM1ahCxyMJts1XREa0HqAw-&amp;fref=mentions" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hasan Parlak</a></p>



<p>Kurşun Kalem Söyleşi sayfalarında; Kemal Anadol-Hüseyin Yurttaş ın, Osman Akbaşak-Nevzat S. Sezgin in, Dilek Özkan da Fatma Aras ın sorularını yanıtladılar.&nbsp;<br />Saime Bircan Sak, Turgay Gönenç başlıklı yazısı ile geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan usta sanatçıyı gündeme getiriyor. Sözcüklere Bağlanmak Oğuz Özdem, Bin Yüz Bir İnsan Ya Da Kişisel Gelişim Kitaplarının Dayanılmaz Ağırlığını Selman Büyükâşık yazdı.<br />Öyküler: Neval Savak- Zeynep İnce-Gülseren Engin- Eser Avcı-Işın Tuzcular- Aytül Bingöl- Zeyno Doğan- Deniz Doğan.&nbsp;<br />Yakından geçen Öyküler köşesinde Handan Gökçek &#8220;Kurmaca Metinlerde Çatışma&#8221; ya dikkat çekerken, genç öykücüler; Ayşe Dikici-Bahar Akgün-Zeynep Braggiotti-Kudret Yağmur-Derya Aydın Mengücük&#8217;ün öyküleri de Yakından Geçen Öyküler sayfalarında Kurşun Kalem okurları ile buluştu.</p>



<p>Editör: Mine Ömer<br />Yayın Kurulu: Tamer Öncül-Handan Gökçek-Yayla Boztaş-Hakan Balcı-Hakan Cem-<a href="https://www.facebook.com/tbaygin?__tn__=%2CdK-R-R&amp;eid=ARAgKNWpQXrtmhy0aTq-kPHEciYe7GVSTNbfC6Yx1M38Q1exDFKUjG141-plJ6ewvq9uKNK6oFwB3GZB&amp;fref=mentions" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Turgut Baygın</a>&nbsp;<br />Tasarım Dizgi: Peri Su Ömer<br />Kapak Resmi:&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/bedrikarayagmurlar?__tn__=%2CdK-R-R&amp;eid=ARCHhEe5Zg_nCCSGARmZg24WDyyk6pV3m3j_8PRDfyjUjcujmiZ6aT2mZyXLu2C_CkwV1bUUcMNkzOoB&amp;fref=mentions" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bedri Karayağmurlar</a>&nbsp;<br />Kapak Tasarımı: Mine Ömer</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-52-sayi/">KURŞUN KALEM Edebiyat  52. Sayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kursun-kalem-edebiyat-52-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17827</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güneşin Sırrı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunesin-sirri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunesin-sirri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 11 May 2019 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17845</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ümitsizlik gayyasında bir beden Mum ışığıyla aydınlanır mı aniden Yanıtlardan ses işitilmez Sorular durmak bilmez Nasıl niçin neden&#8230; Kalem söyler, kâğıt dinler Dertler çıkar sinesinden Alevlenir şamdanlar, fenerler Dağılır kara bulutlar üzerinden Alır nasibini göğün mavisinden Kurtulmak zamanıdır mazisinden Her batış yeniden doğmak için Uyanmak lazım zifiri gecelerden .</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunesin-sirri/">Güneşin Sırrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ümitsizlik gayyasında bir beden </p>



<p>Mum ışığıyla aydınlanır mı aniden </p>



<p>Yanıtlardan ses işitilmez</p>



<p>Sorular durmak bilmez</p>



<p>Nasıl niçin neden&#8230;</p>



<p>Kalem söyler, kâğıt dinler </p>



<p>Dertler çıkar sinesinden </p>



<p>Alevlenir şamdanlar, fenerler</p>



<p>Dağılır kara bulutlar üzerinden</p>



<p>Alır nasibini göğün mavisinden </p>



<p>Kurtulmak zamanıdır mazisinden</p>



<p>Her batış yeniden doğmak için</p>



<p>Uyanmak lazım zifiri gecelerden .</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunesin-sirri/">Güneşin Sırrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunesin-sirri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17845</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anâsır-ı Erbâ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anasir-i-erba/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anasir-i-erba/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 May 2019 04:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17817</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayat şifremiz anâsır-ı erbâ. Kışımız, bahârımız, yazımız bir. Aynı gemideyiz, yönümüz Mevlâ, Rotamız, kaderimiz, yazımız bir. Kimimiz efsane, kimimiz roman, Aynı Musavvîr’in tasvirleriyiz. Kimi hayvan, bitki, kimimiz insan, Aynı Nur’un ayrı tenvirleriyiz. Kimi “melek”, kimi “cin”, kimi “şeytan”, Hepimiz Hâlık’ın mahlûkâtıyız. Kimi ateştendir, kimi topraktan, Hep aynı Allah’ın mevcûdâtıyız. Anadır, tohumu bağrına basar, Allah’ın ikramı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anasir-i-erba/">Anâsır-ı Erbâ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayat
şifremiz anâsır-ı erbâ.</p>



<p>Kışımız,
bahârımız, yazımız bir.</p>



<p>Aynı
gemideyiz, yönümüz Mevlâ,</p>



<p>Rotamız,
kaderimiz, yazımız bir.</p>



<p>Kimimiz
efsane, kimimiz roman,</p>



<p>Aynı
Musavvîr’in tasvirleriyiz.</p>



<p>Kimi
hayvan, bitki, kimimiz insan,</p>



<p>Aynı
Nur’un ayrı tenvirleriyiz.</p>



<p>Kimi
“melek”, kimi “cin”, kimi “şeytan”,</p>



<p>Hepimiz
Hâlık’ın mahlûkâtıyız.</p>



<p>Kimi
ateştendir, kimi topraktan,</p>



<p>Hep
aynı Allah’ın mevcûdâtıyız.</p>



<p>Anadır,
tohumu bağrına basar,</p>



<p>Allah’ın
ikramı taamlar sunar,</p>



<p>Cansız
bedenleri sır gibi saklar,</p>



<p>Topraktanız;
lokmamız, aşımız bir.</p>



<p>Gülün
derdine bülbül gül-zârdayken,</p>



<p>Hicran
ehli yine ah ü zârdayken,</p>



<p>Deryalar
gel-gitlerle efkârdayken,</p>



<p>Aynı
ateş yakıyor, acımız bir.</p>



<p>Hava,
su ve toprağa düşmesini</p>



<p>Beklediğimiz
umut, cemremiz bir.</p>



<p>Dünyadaki
kir, kalplerdeki kini</p>



<p>Yıkayacak
duamız, katremiz bir.</p>



<p>Süleyman
kuşlarla konuşuyorsa, </p>



<p>Yunus
çiçeklerle söyleşiyorsa,</p>



<p>Ceylân,
aslanla Hünkârlaşıyorsa</p>



<p>Bektaş, demek ki tüm mahlûkât
biriz.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anasir-i-erba/">Anâsır-ı Erbâ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anasir-i-erba/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17817</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisi 117. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-117-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-117-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 May 2019 04:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17795</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil, 117. sayısıyla yirminci yılını yarıladı. Bu yeni sayısı 2019 yerel seçimlerinin hararetli politik ortamında hazırlanan Mavi Yeşil dergisi, Mayıs-Haziran 2019 tarihli 117. sayısındaki zengin içerikle okurlarının karşısına çıktı. Bu ülkenin gündemine her ne kadar kültür, sanat ve edebiyat türü kavramlar bir türlü gelememiş olsa da yirminci yılındaki Mavi Yeşil, edebiyatın yanındaki yerini sağlamlaştırmak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-117-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 117. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mavi Yeşil</strong>, 117. sayısıyla
yirminci yılını yarıladı. Bu yeni sayısı 2019 yerel seçimlerinin hararetli
politik ortamında hazırlanan <strong>Mavi Yeşil</strong>
dergisi, Mayıs-Haziran 2019 tarihli 117. sayısındaki zengin içerikle
okurlarının karşısına çıktı. Bu ülkenin gündemine her ne kadar kültür, sanat ve
edebiyat türü kavramlar bir türlü gelememiş olsa da yirminci yılındaki <strong>Mavi Yeşil</strong>, edebiyatın yanındaki yerini
sağlamlaştırmak istiyor. Bu sayımız, dünyanın edebiyatında kült olmuş “Kendine
Ait Bir Oda” kitabına, 90.yılı için mütevazı bir dosya açtı. Dosyanın özelliği,
yalnızca kadınların görüş belirtmesi; bu da adı geçen kitabın yazı/edebiyat
iletisiyle ilgili bir durumdu. Asena Öztürk, Ayşe Kanbur, Betül Bayraktar, Elif
Baş, Canan Sevinç, Esra Sağlık, Gamze Keskin, Gülcihan Bakır, Hacer Usta,
Mehtap Öztürk, Özge Nur Muslu, Seçil Dumantepe, Sevdagül Kasap ve Zeynep Kılıç,
mütevazı dosyamız için görüş belirten isimler. M. Mahzun Doğan, Özkan Satılmış,
Yasin Osman Kara, Tan Doğan, Serkan Bozdağ, Bülent Tokgöz ve Hasan Ildız, bu
sayının şairleri. Gökçenaz Gayret, bir şiir çevirisiyle katıldı dergiye. 117. sayının
iki öyküsünü Halil Yörükoğlu ile Erva Köseoğlu yazdı. Samih Yıkılgan ve Samet
Karaçul ise birer kitap değerlendirdi. Erol Uzun, edebiyatımız ile mimari
ilişkisini örnek metinler ve isimlerle gösterdi. Hasan Öztürk, düşünce
dünyamızın iki önemli yazı ustasından hareketle kenarda kalmış bir soruyu
edebiyat gündemine taşıyor. Evet, Cemil Meriç, romanımızın yüz akı Tanpınar’ın
romanlarını okudu mu acaba?&nbsp; ‘Eskimemiş
Sayfalar’ her zamanki gibi Özkan Satılmış’ın özenli seçimiyle hazırlandı.</p>



<p><strong>117.Sayının İçindekiler:</strong></p>



<p>Hasan
Ölmedi &#8211; M. Mahzun Doğan &#8211; 3 </p>



<p>Cemil
Meriç, ‘Romancı’ Ahmet Hamdi Tanpınar’ı Okudu mu? &#8211; Hasan Öztürk – 4</p>



<p>Bir
Durağın Girdabında &#8211; Özkan Satılmış &#8211; 10 </p>



<p>Yazınsal
Erk’in Öteki’si: Kadın &#8211; Asena Öztürk &#8211; 12 </p>



<p>Kurmaca
Yazın ve Kadın &#8211; Ayşe Kanbur &#8211; 12 </p>



<p>Kadın,
Habitus ve Oda &#8211; Betül Bayraktar – 13</p>



<p>Kendine
Ait Bir Oda’da… &#8211; Canan Sevinç -13 </p>



<p>“Kendine
Ait Bir Oda”da Yüzleşebilmek &#8211; Elif Baş – 13</p>



<p>“Kendine
Ait Bir Oda”ya Bakış &#8211; Esra Sağlık &#8211; 14 </p>



<p>Toplumsal
Cinsiyet Kavramı Ekseninde Virginia Woolf &#8211; Gamze Keskin &#8211; 14 </p>



<p>Kadın
Yazar Olmak &#8211; Gülcihan Bakır &#8211; 15 </p>



<p>Medcezir
&#8211; Hacer Usta &#8211; 15 </p>



<p>Feminist
Eleştiri İçin İlk Adım Kendine Ait Bir Oda &#8211; Mehtap Öztürk &#8211; 15 </p>



<p>Kendine
Ait Bir Oda&nbsp; &#8211; Özge Nur Muslu – 16</p>



<p>Virginia
Woolf ve Kendine Ait Bir Oda Üzerine &#8211; Seçil Dumantepe &#8211; 16 </p>



<p>Kendine
Ait Bir Oda’dan Bugünü Okumak &#8211; Sevdagül Kasap – 17</p>



<p>Her
Kadın Kendine Ait Bir Oda İster mi? &#8211; Zeynep Kılıç &#8211; 17 </p>



<p>Kaldırım
Taşı &#8211; Yasin Osman Kara &#8211; 18 </p>



<p>Erbâb
&#8211; Tan Doğan &#8211; 18 </p>



<p>Türk
Edebiyatında Mimarlık &#8211; Erol Uzun &#8211; 19 </p>



<p>İnsan
Dönümü’ne? &#8211; Serkan Bozdağ – 21</p>



<p>Kar
Ayakkabısı &#8211; Bülent Tokgöz – 22</p>



<p>Şeffaflık
Toplumu Mümkün mü? &#8211; Samih Yıkılgan – 23</p>



<p>Her
Maşuk Candan Usandırır Aşığı &#8211; Oscar Wilde/Çev. Gökçenaz Gayret &#8211; 25 </p>



<p>Surlara
Sığmayan Aşk ve Ütopya: Meteliksiz Âşıklar &#8211; Samet Karaçul – 26</p>



<p>Kumral
ve Hafiyim &#8211; Hasan Ildız &#8211; 27 </p>



<p>Yasin
&#8211; Halil Yörükoğlu &#8211; 28 </p>



<p>Mutlu
İhtiyar &#8211; Erva Köseoğlu – 29</p>



<p>Eskimemiş
Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 31</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-117-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 117. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-117-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17795</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Carmen 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/carmen-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/carmen-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 May 2019 04:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17798</guid>
				<description><![CDATA[<p>Serçe, sevgilimin eğlencesi Onun oyunlarının gözdesi O seni göğsünde tutar, seninle oynar. Öp diye parmağının ucunu sana uzatır ve bilmem hangi sevecen hoppalıkla -o tatlı arzum- acısını dindirmeğe çalıştığında, senin ateşli ısırıklarına ortam hazırlar. Ben de seninle onun gibi oynayabilirmiyim, üzgün kalbimin acısını azaltabilirmiyim? CATULLUS&#160;&#160; Latinceden çeviren: Sunar Yazıcıoğlu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/carmen-2/">Carmen 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/kuş.jpg?fit=495%2C1024&amp;ssl=1" alt="" class="wp-image-17800" width="203" height="420" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/kuş.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/kuş.jpg?resize=145%2C300&amp;ssl=1 145w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/kuş.jpg?resize=495%2C1024&amp;ssl=1 495w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/kuş.jpg?resize=203%2C420&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 203px) 100vw, 203px" /></figure></div>



<p></p>



<p> <br />Serçe, sevgilimin eğlencesi </p>



<p>Onun oyunlarının gözdesi</p>



<p>O seni göğsünde tutar, seninle oynar.</p>



<p>Öp diye parmağının ucunu sana uzatır</p>



<p>ve bilmem hangi sevecen hoppalıkla -o tatlı arzum-</p>



<p>acısını dindirmeğe çalıştığında,</p>



<p>senin ateşli ısırıklarına ortam hazırlar.</p>



<p>Ben de seninle onun gibi oynayabilirmiyim,</p>



<p>üzgün kalbimin acısını azaltabilirmiyim?</p>



<p>CATULLUS&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Latinceden çeviren: Sunar Yazıcıoğlu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/carmen-2/">Carmen 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/carmen-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17798</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutluluk İçin: ANNE</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutluluk-icin-anne/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutluluk-icin-anne/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 06 May 2019 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17822</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir ANA ağlarsa, dünya kifayetsiz bir yer olur Ağlatmayın anaları… Yüzündeki çizgilerde Bakışlarındaki derinlikte Tebessümündeki içtenlikte Bütün dünyaya yetecek çareler var Hareler var onun gözlerinde Bütün karanlıkları yenecek kadar… Üzmeyin anaları, üzmeyin Cehenneme çevirmeyin cennet yüreklerin hislerini Ağıtlar yaktırmayın, ellerinde dünya büyüten kadınlara Varoluşun en değerli varlıklarını incitmeyin… Kırmayın ana kalpleri Bak sonra, yani bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluluk-icin-anne/">Mutluluk İçin: ANNE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir ANA
ağlarsa, dünya kifayetsiz bir yer olur</p>



<p>Ağlatmayın
anaları…</p>



<p>Yüzündeki
çizgilerde</p>



<p>Bakışlarındaki
derinlikte</p>



<p>Tebessümündeki
içtenlikte</p>



<p>Bütün
dünyaya yetecek çareler var</p>



<p>Hareler var
onun gözlerinde </p>



<p>Bütün
karanlıkları yenecek kadar…</p>



<p>Üzmeyin
anaları, üzmeyin</p>



<p>Cehenneme
çevirmeyin cennet yüreklerin hislerini</p>



<p>Ağıtlar
yaktırmayın, ellerinde dünya büyüten kadınlara</p>



<p>Varoluşun en
değerli varlıklarını incitmeyin…</p>



<p>Kırmayın ana
kalpleri</p>



<p>Bak sonra,
yani bu dünyadan sonra</p>



<p>Pişman
olursunuz</p>



<p>Olursunuz da
anlamı kalmaz…</p>



<p>Hani
diyorlar ya</p>



<p>Dünyayı
çocuklar yönetsin</p>



<p>Yok abi yok,</p>



<p>Çocuklar
oyun oynasın, şarkı söylesin, masal dinlesin</p>



<p>Çocuklar
şiir okusun, dans etsin, gözleri şükre sebep bakışlar atsın…</p>



<p>Adalet için</p>



<p>Mutluluk
için</p>



<p>Sevgi aşkına</p>



<p>İyilik aşkına</p>



<p>Allah aşkına</p>



<p>DÜNYAYI
CENNET YÜREKLİ ANALAR YÖNETSİN…</p>



<p>Yüreğinde
merhamet çınarlarıyla, ışıl ışıl parlayan bakışlarıyla, sevginin en koşulsuz
halini dünyaya sunan, şikayet etmeyen, mazeret değil sevgi adına eylem üreten
tüm ANNELERİN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN…</p>



<p>Allah onları
başımızdan, kalbimizden, hissimizden eksik etmesin…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluluk-icin-anne/">Mutluluk İçin: ANNE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutluluk-icin-anne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17822</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pangea Mayıs Sayısı Yayında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pangea-mayis-sayisi-yayinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pangea-mayis-sayisi-yayinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 05 May 2019 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17792</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dördüncü ayına giren Dergi Pangea, mayıs sayısıyla okuyucularının karşısına çıkmayı sürdürüyor. Dijital olarak https://issuu.com/dergipangea/docs/pangea_mayis_sayisi4 &#160;adresi üzerinden Pangea Dergi’nin mayıs sayısını okuyabilirsiniz. Pangea Filozofu ve Pangea Şairi eserleriyle var olurken Erdi Akbulut ise “Parça Pinçik Edilmiş Aşk Şiirleri” isimli eseriyle dergide yer alıyor. “Kosmos” isimli denemesiyle Medine Yağmur’da Pangea Mayıs sayısı içerisinde. Atakan Aydın, “Siyah Portakallara [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pangea-mayis-sayisi-yayinda/">Pangea Mayıs Sayısı Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dördüncü
ayına giren Dergi Pangea, mayıs sayısıyla okuyucularının karşısına çıkmayı
sürdürüyor. Dijital olarak <a href="https://issuu.com/dergipangea/docs/pangea_mayis_sayisi4">https://issuu.com/dergipangea/docs/pangea_mayis_sayisi4</a> &nbsp;adresi
üzerinden Pangea Dergi’nin mayıs sayısını okuyabilirsiniz. Pangea Filozofu ve
Pangea Şairi eserleriyle var olurken Erdi Akbulut ise “Parça Pinçik Edilmiş Aşk
Şiirleri” isimli eseriyle dergide yer alıyor. “Kosmos” isimli denemesiyle
Medine Yağmur’da Pangea Mayıs sayısı içerisinde. Atakan Aydın, “Siyah
Portakallara İnan” adlı şiirinin yanı sıra, “Bir Karga Bir Kuşa Sarılamaz”
isimli öyküsüyle de Dergi Pangea’nın Mayıs sayısında yer alan yazarlar arasında.
Remzi Tutak ise Tılsım isimli şiiriyle Pangea okuyucularını karşılıyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pangea-mayis-sayisi-yayinda/">Pangea Mayıs Sayısı Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pangea-mayis-sayisi-yayinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17792</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan – II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 May 2019 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17808</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kor; bir döngünün yansıması olarak doğum; bir çaba, yaşam sıcaklığına tekrar kavuşma çabasıdır. Şiirlerde kadın ve erkeğin ilkel güdüleri öne çıkar. Doğal bir olay olan çocuğun doğumu, doğanın içinden çıkan mucizevi ve sanatsal bir başlangıç olarak işlenir. Bu yaklaşım Fransız şair Baudelaire’in doğa’sından farklıdır. Doğa’yı nedensiz ve bilinçsiz çokluğu yüzünden tekilliğine bir tehdit olarak gören [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kor;
bir döngünün yansıması olarak doğum; bir çaba, yaşam sıcaklığına tekrar kavuşma
çabasıdır. Şiirlerde kadın ve erkeğin ilkel güdüleri öne çıkar. Doğal bir olay
olan çocuğun doğumu, doğanın içinden çıkan mucizevi ve sanatsal bir başlangıç
olarak işlenir. Bu yaklaşım Fransız şair <em>Baudelaire’in</em>
doğa’sından farklıdır. Doğa’yı nedensiz ve bilinçsiz çokluğu yüzünden
tekilliğine bir tehdit olarak gören Baudelaire’a göre&nbsp; “<em>eylem
adamı erekler değil araçlar konusunda kendisini sorgulayan kişidir</em>” ve
Baudelaire yararlı olanı ve eylemi hor görür. Ömer’in şiirlerinde ise erek
zaten uluortadır, tek bir doğrultudadır. Yükselen bir lav gibi, yukarı ve daha
yukarı çıkmak isteyen, durgunluğa karşı hareketi talep eden bir kahraman
yaratır. Araçlar bin bir çeşit olabilir ve olmalıdır da. Çokluk kıymettir.</p>



<p><em>&nbsp;“Güzellik zamanı aşar kendine kavuşur karşına
düşer. İşte saatlerden biriydi, karşıma kendini santimetrelerce ifade
koyuverdi. Tablo desem değildi, canı vardı ama benim cinsime de uzak değildi.
Ölümün ahengi, durumun söz edişi biricikliğiyle, somuta serzenişi… Tutacaklığı
yoktu ve toprağa düşüverişi… Güzel nedir dedim yere kavuşma anında, o dirinin
bitime ve yeni yetmelik saatine kavuşabilmesine hitap edecektim.”</em></p>



<p>Estetik
konusunda Hegel’in taklit ilkesi tamamen biçimsel olduğu için, bu ilke sanatın
amacı kılındığı zaman, nesnel güzelliğin kendisi ortadan kalkar. Hegel’e göre
sanat güzelliği tinden doğmuş ve yeniden doğmuş güzelliktir; “<em>tin ve ürünleri, doğa ve fenomenlerinden ne
kadar yüksekse, sanat güzelliği de doğa güzelliğinden o kadar yüksektir”</em> der Hegel. </p>



<p>Ömer’e
göre ise güzellik doğumda ve yeni olanda. Yaratı akışkandır, kandır hayattır.
Ömer’in güzel’i yaratıda bulması Hegel’in tinsel ve doğal ayrımından yola
çıkacakmış gibi görünse de doğayı takdir etmekten vazgeçemez. Üretken bir
varlık olarak kadını öne çıkardığı şiirlerde
<em>“kadın”</em>
ve <em>“çocuk”</em> yaratı ve doğum üzerine
sembolik birer ifade olmakla birlikte üretimin her türlüsü bir doğum Ömer’e
göre:</p>



<p><em>“sen</em></p>



<p><em>Senin
uğruna bu bereket</em></p>



<p><em>Yeni</em></p>



<p><em>Doğdun
işte</em></p>



<p><em>İşteler
rütbesiz</em></p>



<p><em>Güzelsin
sen.”</em></p>



<p>Baudelaire’ye
göre ise güzellik hep tikeldir, bireysel olanla ebedi olanın belirli bir oranda
karıştırılmasıdır, bu karışımda ise ebedi olan bireysel olanın ardında gösterir
kendini. Güzel der Baudelaire “<em>Niceliği güçlükle belirlenebilen ebedi, değişmez bir öge ile deyim
yerindeyse, sırasıyla ya da tümü de aynı andan çağ, moda, ahlak, tutku olan
göreli koşullara bağlı bir ögeden kuruludur.”</em></p>



<p>Bu
bağlamda Ömer’in doğa, estetik, tin ve güzellik anlayışı Baudelaire’inkinin
ters yüz edilmiş biçimi olarak anlaşılabilir. Tam bir şehir insanı olan
Baudelaire’e göre doğa dizginlenemez, bayağı ve verici akışkanlıkta olmasıyla
küçümsenirken, yine bir şehir insanı olan Ömer, doğanın düzeni içindeki Kor’un yakıcılığını
ve mutlak yeniden doğuma hazırlayan güneşin besleyiciliğini güzellik olarak
tanımlamakta ve güzeli doğanın sürekli yeniden doğuma elvermesinde bulmaktadır.
Baudelaire’e göre doğuştan yetenek ve sürekli üretim gibi kavramlar tiksinti
verici bir durumken, Ömer hem doğumu, hem doğuştan getirilenleri hayranlıkla
karşılamakta ve kendi çalışmalarında da üretimin sürekliliğine önem
vermektedir. Bununla birlikte yine de üretimin ancak yüce bir adanmışlık hali
gerektirdiği konusunda görüşlerinin birleştiğinden söz edilebilir. </p>



<p><em>&nbsp;“Baudelaire’in dandizmi kendinden
korkmasındandır”</em>
der Sartre. “<em>Kiniklerin ve stoacıların
askesidir bu. Çünkü bunu fazla sınırsız bir özgürlük olarak görür ve iradeyi
güçlendirip ruhu disipline sokmaktan yanadır.” </em></p>



<p>Ömer
ise ruhun ve doğanın taşkınlığından yanadır. Bu yaklaşımında Cahit
Zarifoğlu’nun etkisinden söz eder.&nbsp; <em>“
‘Menziller’</em> <em>kitabı saf haliyle
bir şiirdir; farklı biçim denemeleri, metaforların güçlü sadeliği ve kadın,
doğum, cinsellik, aşırılık ve yoğunluk hislerinin en fazla hissedildiği
eserlerden biridir. </em><em>Onun
şiirlerinde her ne kadar takipçi çevrelerinde fazla söz edilmese de nirvana;
katarsis anlamında cinselliğin, ansızlığın anıdır</em>.”</p>



<p>Serinin
son kitabı Kut; tanrılara ve bugüne kadar süregelmiş tanımlara yönelir. Kut,
kelime kökeni olarak Kutsal’dan gelir. Şiirlerinde, tragedya sahnelerindeki
tanrılar savaşlarına atıflar vardır ve bu çatışmalar her daim yeni adına
yapılmaktadır. Ömer’e göre; <em>“Amaç,
her zaman hakikatin peşinde olmak, daima bir değişim içinde olan gerçekliği
aşıp hakikate ulaşma arzusunda olmaktır.</em><em>”
</em>Joseph
Campbell, <em>Kahramanın Sonsuz Yolculuğu</em>’nda
bütün kültürlerin kahraman mitlerinde ortak tek bir kalıp bulunduğunu ortaya
koymuştur. Kahraman tanrıları savaşıp yenen, yeni kahraman, bu gizemli
maceradan her daim benzerleri üzerinde üstünlük sağlayan bir güç ile geri
döner. O artık Kut’ları yıkmıştır ama bu kez kendisi bir Kut olmuştur. </p>



<p>“<em>Bizler özneyiz” </em>diyor Ömer. “<em>En kapsamlı haliyle nesnel algıya varamayacağımızı biliyoruz ve bu nesnel ve kapsamlı bütünlüğün adı hakikat; ona ulaşmak mümkün olmasa da bu çaba bizi var ediyor. Çabanın yöntemi ise dilin genişlemesi, diyebiliriz. Dil insanidir ve algımızın sınırıdır ama kapasitesini arttırabilir. Kısacası Hakikate öznel varlıklar olarak bizim dil çabasına girerek algımızı niteliksel genişleme çabamız ile ulaşabiliyoruz. Kutlar; bizim kemikleşmiş, engelleyen ama aynı zamanda bize onur veren omurgamız olan geçmişin idolleri; ve ancak bir yıkım sayesinde yeni ve tazenin üretilmesiyle yeni ve “daha kullanışlı” kutlara varabiliriz. Ama hakikatin kendisi bu zamani döngünün dışında, öznel algının üstüne. Onun sadece daha büyük bir parçasına erişebilme olasılığı bile kıymetli.”</em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/öa.jpg?resize=508%2C337&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17810" width="508" height="337" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Ömer Alkan</figcaption></figure></div>



<p>Tragedya,
iki kutbun karşılıklı ve şiddetli anlaşmazlığın ertelemesi olanaksız,
üstesinden gelinmez ikiliğinin, bizim içinse kaynağın itkisiyle başlayan
macera. Tragedyaları yazanlar her zaman şairler olduğuna göre aslında modern bir
şairin yine de şairlik kanında doğal olarak bulunan (destansı anlatıma) antik
bir geleneğe başvurmasına şaşmamak gerekir. </p>



<p>Şairler,
insanlığın ötesinde göğün ayrı bir katında yaşamaları ve insanlık durumunu
yansıtacak bir ayna yerine geçmeleri beklenen varlıklar olsa da; kendi
tikelliğine <em>“kısmen”</em> sarılan bir şair
olduğunu söyleyen Ömer çalışmaya ve üretmeye aklın, tarihin ve bilincin
sınırlarında gezinerek devam ediyor. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17808</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan &#8211; I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 May 2019 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17803</guid>
				<description><![CDATA[<p>11. yy bilginlerinden Nişaburlu şair Hayyam bir hem yazar hem astronom hem de filozoftu. Bir matematikçi olarak çalışmalar yapar, gökyüzünü inceler ve araştırmalarla ilgilenirdi. 21.yüzyıl İstanbul’unda ise ilgi alanı teorik fizikten antropoloji, sosyoloji ve felsefeye kadar geniş bir şair olan Ömer Alkan var karşımızda. İkisi de kutsallara saldırıyor, derinleri kazıp kökleşmiş olana meydan okuyor, bizlere [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>11.
yy bilginlerinden Nişaburlu şair Hayyam bir hem yazar hem astronom hem de
filozoftu. Bir matematikçi olarak çalışmalar yapar, gökyüzünü inceler ve
araştırmalarla ilgilenirdi. 21.yüzyıl İstanbul’unda ise ilgi alanı teorik
fizikten antropoloji, sosyoloji ve felsefeye kadar geniş bir şair olan Ömer
Alkan var karşımızda. İkisi de kutsallara saldırıyor, derinleri kazıp kökleşmiş
olana meydan okuyor, bizlere onur veren ancak bir yandan da sıkıştıran
sınırlandıran kurumsallığa ve yüceliğe şiirin kılıcıyla yürüyor. Şiirin salt
duygu yüklü dizelerinden taşıp felsefeye, doğaya, modern yaşama ve metafiziğe
yer veriyor. </p>



<p>Ömer,
şiiri zanaatten ayırmıyor ve üretim sürecinin kıymetli olduğunu vurguluyor. Bir
yandan görsel efekt şirketinde grafik animasyon alanında çalışırken diğer
yandan kendi müziklerini besteliyor. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji mezunu
olan Ömer, yeni neslin tüm özelliklerini taşımakla beraber ilk çağlara uzanan
konularda şiirler yazıyor ve aynı zamanda bir fikir adamı. Şiirlerinde,
varoluşçuluğa, dil felsefesine, mitolojiye ve özellikle tragedyalara bol
referanslarda buluyor. Bunların yanında bilime inanmak ve önem vermekle de
kendisini tanımlayan Ömer <em>“Hayyam da sonunda nihilist bir
damara geçiyor. Nihilistlikten bilgi için yürüme var şiirlerinde” </em>diye
ekliyor.</p>



<p>Fihrist
dergisinin hem yazar hem kurucularından Ömer;
“<em>Tarih boyunca biz sadece kendini
gösterebilenleri biliyoruz. Tarih her zaman en iyileri, en güzelleri bulur
ortaya çıkarır diye bir şey yok. Bu çok naif bir düşünce olurdu. Çok fazla
güzel şey tarihin içine gömüldü. Ancak gösterebilirsek sahnede olabiliyoruz
ancak o tarafa fazla yönelirsem yani kim ne der diye dert edinirsem
kaybedeceğimi de biliyorum. Kitapları belli bir fikir doğrultusunda silsileye
koyup kendi yayıncılığımla basayım dedim. Böylece başkalarına tabi olmamak,
özgürlük alanı bulmak mümkün oldu</em>.”</p>



<p><em>&nbsp;<strong>“Bir
dilin edeceğinden edebileceğinden fazlasını koydum hah şu orta yere.”</strong></em><strong><em> </em></strong></p>



<p><em>“</em><em>Üretim alanında dil
ile baş başa kaldığımızda Türkçe’ye iş düşüyor</em><em>”</em>
diyen Ömer anadile aşırı saygı duyuyor. Kan, Kın, Kor ve Kut kelimeleri de
zaten Türkçe’nin öz kökenlerini çağrıştırıyor. Bu dili seven, özen göstermek ve
genişletme çabası içinde olan bir yazar olduğunu belirten Ömer’in gerçekten de
kitaplarında yazar ve şair olarak dilde açılımlar meydana getirme eğilimi
fazlasıyla hissediliyor. Dil felsefesine kafa yoran Ömer için kelime üretmek, doğrudan
toplumun kolektif bilincinde açılım yapmak yazar ve şairlerin görevi olmalı. </p>



<p><strong><em>“Hep geleceğe baktığımdan, geçmiş
esansı kalan buğulu bir birikim gibi geliyor.”</em></strong></p>



<p>Gündelik
yaşamda ne bir anısını düzgünce anlatabilme ne de bir şeyi ezber tipi aklında
tutabilme yeteneği olmadığını itiraf eden Alkan: “<em>Hep geleceğe
baktığımdan geçmiş sadece esansı kalan, buğulu bir birikim gibi geliyor, ben
hep topladıklarımla gidiyorum. Bende hep toplamlar var. Bir fikir, bir çıkarım,
teori ile ilerleme var. Ama anıların kendisi değil, yani şiirde özel anılarım
yok</em>” diyor. </p>



<p>Yazarken
bilinç akışı yöntemi olduğu kadar, monolog üslubuna da hakim; düşünce tarafının
yoğunluğuna odaklanmış ve aklın keskinliğinin ucuna takılmış bir şiir anlayışı
var. &nbsp;Şiirlerinde güncel verilerden beslenmeye
yanaşmıyor. Dante’nin İlahi Komedya’sındaki zamansızlık, Cennet-Cehennem ve
Araf arasındaki o atmosferi yazma çabası ile sonsuzluk hissini veriyor. </p>



<p><strong><em>“Müziğin zarafetinden başkasını
bilmem kardeş yemin ederim.”</em></strong></p>



<p><em>Müzik hayatımın en ciddiye aldığım parçası</em>
diyen Ömer’in müzikle ilişkisi takıntı boyutunda. <em>Müzikle yazıyorum</em>, diyor. Bu nedenle yazıları müzikle bestelemeyi
seçmiş, şiirleri için <em>kafiye üzerinden
müziği hissettirme çabası diyor.</em></p>



<p>Mitolojiden
ve insanın varlık mücadelesinden besleniyor şiirleri. Bin yıllık aşk var dediği
dizelerde, bugün hafife alınıp geçiştirilen duygulara yer veriyor. Walter
Benjamin’in “<em>Okur
her an yazara dönüşmeye hazırdır</em>” ifadesinden yola çıkan Ömer, şiirlerinin düşünsel altyapısını
oluştururken, sosyolojideki yapısalcılıktan özellikle etkilendiğini belirtiyor: “<em>20.yy zaten felsefenin dile bağlanması; dil felsefesi çağı ve sosyal
bilimlerin dil odağında ilerlediği bir dönem.”</em></p>



<p><em>Söylem, Kan, Kın, Kor</em>
ve<em> Kut</em> adlı kitaplarında mitolojinin,
ilk çağların kapılarını aralarken insanlık mirasının dünden bugüne inşa
ettiklerini ve her yeni inşa için yeniden yıktıklarını ele alıyor. Söylem
kitabı düzyazı türünde olup, yine kalemini şiire kaçmaya bir kala tutmaya
çalışan bir yazarın kendine söylevlerini; kısaca şiirlerine temel oluşturan
notlarını görüyoruz. </p>



<p>Çocukluk
devri, büyümeye hazırlık, düşünsel bunalımlar ve yeniyetme bir savaşçının
nidalarını duyduğumuz “Kan” adlı serinin ilk kitabında, yaşamın ve doğanın
yenilik getiren canlılığına vurgu yapıyor. Kan; yaratıdır, hayattır akışkandır.
</p>



<p><strong><em>“Sen zanneder misin ki ben kan
kokusuna bayılırım, belki bolca içerim ama kurudukça ondan kaçarım. Ben hayata
taparım ya da hayat beni tapınak kılar, benimle yücelir ve bileğimin vehmini
azdırır.” </em></strong></p>



<p>Kan,
aynı zamanda yeniyetme bir savaşçının kolaycı tavrında bulunan taze enerjiyi ve
yoğunluğu sembolize eder. Savaşçının bu yaklaşımı ise macerasına atılır atılmaz
hızlıca ölüme teslim olmasına neden olur. Ancak bu ölüm gerçek savaşa
hazırlıktır. </p>



<p>Kın
kitabı ise direkt ölümde karşılıyor okuyucuyu. Savaşı ve mücadeleyi
anlatan&nbsp; <em>“Ölümü Bir Geçe”</em> ve <em>“Mezarbaşı
Ayetleri”</em> şiirleri özellikle yoğun bir depresyon döneminde yazıldı. Mezar savaşçının
kılıcını kınına kapatması ile temsil edilir ve kın tabutun ya da toprak altının
soğuk yoğunluğunu barındırır. Ölüme eşdeğer olan bu aşamada tüm çaba ölümü
yenmek için hazırlık yapmak üzerine kuruludur. Şiirler başlangıçta ölüme giden
tüm yolları tasvir eder, sonraki şiirler ise toprak altı saatlerin acısına
teslim olmuştur:</p>



<p><em>“İnerse
hazırım el verin</em></p>



<p><em>Vuralım
ve bir iki</em></p>



<p><em>Üç
işte vur puştu</em></p>



<p><em>Vur
iyice sindirsin yarayı</em></p>



<p><em>Aksın
kanı buğusuyla öfkem aksın ardına </em></p>



<p><em>Ölsün
işte geberen bana dönsün sureti</em></p>



<p><em>Yükseğe
dikmişse gözünü bir nida, tiz </em></p>



<p><em>Perdeye
çıkmışsa düşecektir </em></p>



<p><em>Ve
bilsin düştüğünde vurulacaktır.”</em></p>



<p>Dizelerinde
kişinin ölümle yaşam arasındaki o geçişe direnişi, bu mücadeleyi kaybedişi ve
kaybediş anını daha da keskinleştiren toprak soğuğunun keskin ve acımasız
darbesi ile artık umudu kesin bir biçimde yıkmak gerektiği gerçeği ile karşılaşıyoruz.
Nietzsche’yi çok fazla anımsatan bu yaklaşımı Ömer’e sorduğumuzda, Ömer tam
olarak böyle olmadığını belirtiyor. Nietzsche umudu bir yıkımmış gibi öldürürken,
Ömer umudu ölümde buluyor. Umudu tam da yeniden doğurmak için öldürüyor. Çünkü <em>“Kaderin Kordon Bağı” </em>nda umut, gökyüzü
ve denizle geri döner. Kendi gökyüzüne koşmaktan söz eder bu sefer:</p>



<p>&nbsp;<em>“Bil ki
toprakaltı nesline bakıyorum akşam sekiz sabah beş ve gündüze kuruyorum saati.
Gündüze bakıyor ayağım! Diyorum ki, gün, güneşinde ısınacağım, hah!” </em></p>



<p>Tam da bu sebeple seriyi Kor kitabı takip ediyor.</p>



<p>*İkinci bölüm yarın yayınlanacaktır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17803</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Denize Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Apr 2019 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17747</guid>
				<description><![CDATA[<p>Santo Morico adasında bir adam usulca denize doğru ilerledi. Kaldırımı aştı. Kayalıklara oturdu. Denizi izlemeye koyuldu. Elleri başının iki yanına almış, deniz analarının dolu olduğu bir saatte yosunlu kayalıklardan denize uzanan ayakları suyun tuzuna hafif alışkın bir edayla aşağı doğruydu. Soğuk bir dokunuşuyla hissettiği tuzlu suyun ayağını ıslattığı adam sakalını usulca okşadı. Ufukta bir güneş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/">Denize Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Santo Morico adasında bir adam usulca denize doğru ilerledi.</p>



<p>Kaldırımı aştı.</p>



<p>Kayalıklara oturdu.</p>



<p>Denizi izlemeye koyuldu.</p>



<p>Elleri başının iki yanına almış, deniz analarının dolu
olduğu bir saatte yosunlu kayalıklardan denize uzanan ayakları suyun tuzuna
hafif alışkın bir edayla aşağı doğruydu.</p>



<p>Soğuk bir dokunuşuyla hissettiği tuzlu suyun ayağını
ıslattığı adam sakalını usulca okşadı.</p>



<p>Ufukta bir güneş ölüyor gibiydi.</p>



<p>Yarın yine doğacak, sonra yeniden karanlığa gömülecekti.</p>



<p>Dudaklarından çıkan iki sözün mantığını almamasıyla karışık
bir hal içindeydi.</p>



<p>Komik bir durumdu belki ama söyleyemedi.</p>



<p>Yaşamın tadı hafif acıdır ancak meyvesi tatlıdır kuramını da
oturtamamıştı kafasında.</p>



<p>Düşünce dediğimiz olgu da böyle bir şeydi aslında.</p>



<p>Klasik müzik korosunda da düzenlilik arz eden konuydu
aslında düşünce.</p>



<p>Her şey düşüncede başlar der ya.</p>



<p>Kafamızda Kafka, Zweig, Sartre yoktur ancak düşünce
dediğimiz olgu olmadan da yapamaz bir insan.</p>



<p>Biz robot değiliz dedi bir gün bir çocuk.</p>



<p>Robot olsaydık bunları yapamazdık.</p>



<p>Duygusuz insan denemezdi asla.</p>



<p>Öfke de bir duyguydu insanı öldürse de.</p>



<p>En azından hissedebiliyor olmanın verdiği dayanılmaz
mutluluğun çehresinde bir küçük sincap oturdu kalbime.</p>



<p>Her duygu kalpten gelir ya dedi şair.</p>



<p>Ben de aynı şeyi söylüyorum sana aslında deniz.</p>



<p>Bir dünyanın eşiğinden evrene bakmak ve benlik arasındaki
uçurumun izleri silinmedi asla.</p>



<p>Ben evrensel bir kızım demişti dünya ve ben ona bakmıştım ve
demiştim ki: “Sen pek de güzel değilsin.”</p>



<p>Aslında herkesten güzel bir kızdı dünya.</p>



<p>Belki e ben ona güzelce bakamadım.</p>



<p>Her neyse deniz, söyleyeceğim çok şey var da sana
söyleyemiyorum.</p>



<p>Denize atlamakla, dalmakla olacak şey mi seni sevmek; yoksa
izlemek de daha güzel?</p>



<p>Aslında ikisi de yetmiyordu dünyamı anlatmaya.</p>



<p>Bilinmez ufukların bir masal şehrinden bana o gülümseyen bir
güneş, bana veda edip ayrılışı aslında beni terk eden dünyayla eşdeğerdi.</p>



<p>Sendin gelen bana.</p>



<p>Giden de sen oldun aslında.</p>



<p>Dünyanın bana gülümsemesi aslında en çok özlediğim şeydi.</p>



<p>Gülümse dünya.</p>



<p>Durma.</p>



<p>Sen, sen ol.</p>



<p>Ben aslında sendim.</p>



<p>Bir insan dünyası kadar insandır.</p>



<p>Sense benim evrenim oldun deniz.</p>



<p>Aslında senin yokluğunu bile hissedemedim.</p>



<p>Kalbin içindeydin, zincirliydin ve tutsaktın.</p>



<p>“Masum denizin uzaklığında ben bekliyorum.”</p>



<p>“Bir denize bıraktım gidiyorum.”</p>



<p>Son sözlerin bu oldu deniz.</p>



<p>Artık gün, dün oldu.</p>



<p>Bir umut doğdu.</p>



<p>Ve artık yokum, deniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/">Denize Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17747</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son Kez</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/son-kez/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/son-kez/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 28 Apr 2019 04:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17656</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oturuyorum bir bankta Dinliyorum yalnızlığımı son bir kez daha Bekliyorum sessizce Yalnızlığım geçermişcesine Son bir kez daha bakıyorum dünyaya Gidermişcesine Son bir kez daha gülümsüyorum etrafa Bırakıp gidermişcesine Bakıyorum denize İçinde kaybolup gidermişcesine Kuşlara anlatırım derdimi Kuşlar anlarmışcasına beni Son bir kez daha geçiyorum İnsanların içinden Savuruyorum düşüncelerimi rüzgarla Bulutlar tutarmışçasına dertlerimi&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-kez/">Son Kez</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Oturuyorum bir bankta </p>



<p>Dinliyorum yalnızlığımı son bir kez daha</p>



<p>Bekliyorum sessizce</p>



<p>Yalnızlığım geçermişcesine </p>



<p>Son bir kez daha bakıyorum dünyaya </p>



<p>Gidermişcesine </p>



<p>Son bir kez daha gülümsüyorum etrafa </p>



<p>Bırakıp gidermişcesine </p>



<p>Bakıyorum denize </p>



<p>İçinde kaybolup gidermişcesine </p>



<p>Kuşlara anlatırım derdimi </p>



<p>Kuşlar anlarmışcasına beni </p>



<p>Son bir kez daha geçiyorum
</p>



<p>İnsanların içinden</p>



<p>Savuruyorum düşüncelerimi
rüzgarla</p>



<p>Bulutlar tutarmışçasına
dertlerimi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;  &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-kez/">Son Kez</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/son-kez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17656</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Niçin?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nicin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nicin/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Apr 2019 04:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17654</guid>
				<description><![CDATA[<p>Göz görmek için Kulak duymak için El vermek için Kalp sevmek içindir Şiir okunmak için Şair yazmak için Güneş doğmak İnsan anlaşılmak içindir Rüzgar esmek için Yaprak yeşermek için Gerçek söylenmek için Ateşler sönmek içindir Sarkaçlar dönmek için Uykular düşler için Gökler yağmak için Gözyaşı kurumak için Hayat söyle ne içindir?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nicin/">Niçin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Göz görmek için</p>



<p>Kulak duymak için</p>



<p>El vermek için </p>



<p>Kalp sevmek içindir</p>



<p>Şiir okunmak için</p>



<p>Şair yazmak için</p>



<p>Güneş doğmak </p>



<p>İnsan anlaşılmak içindir</p>



<p>Rüzgar esmek için</p>



<p>Yaprak yeşermek için</p>



<p>Gerçek söylenmek için</p>



<p>Ateşler sönmek içindir</p>



<p>Sarkaçlar dönmek için</p>



<p>Uykular düşler için</p>



<p>Gökler yağmak için </p>



<p>Gözyaşı kurumak için </p>



<p>Hayat söyle ne içindir?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nicin/">Niçin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nicin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17654</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Durum Leyla</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 21 Apr 2019 04:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Müge Bay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17721</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçenlerde aklıma takılı kalmış nağmelerden, daha önceden hiç duymadığım yeni bir tını oluşturdum. Yaşam boyunca edindiğimiz bilgilerden kendi hislerimizle yenilerini inşa etmemiz kaçınılmaz olur. Nihayetinde zihnimize kazınmış ve yeniden yönetilmeyi bekliyordur. Nerede ortaya çıkacağı, hangi hisle gündemi meşgul edeceğini bilemezsiniz. Sabah uyanıp kalkmamak için direniyorken gözüne takılan pervazlarda derinlere dalmak gibi bir şey. Her anına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/">Durum Leyla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçenlerde aklıma takılı kalmış nağmelerden, daha önceden hiç duymadığım yeni bir tını oluşturdum. Yaşam boyunca edindiğimiz bilgilerden kendi hislerimizle yenilerini inşa etmemiz kaçınılmaz olur. Nihayetinde zihnimize kazınmış ve yeniden yönetilmeyi bekliyordur. Nerede ortaya çıkacağı, hangi hisle gündemi meşgul edeceğini bilemezsiniz. Sabah uyanıp kalkmamak için direniyorken gözüne takılan pervazlarda derinlere dalmak gibi bir şey. Her anına izinsiz girebilir ve ancak canı istediğinde çıkıp gider. Onu büyüten de o konuma getiren de içindeki bitirememe arzusu, bitmesinde oluşacak korku hissidir. Alışılmışın dışına çıkamamak gibi bir şey adeta seni etki altına alıp hareket özgürlüğünü kısıtlar kendini kontrol etmekte zorlanırsın. İçinde yeşeren duyguyu daha da büyütüp kendine devasa duvarlar inşa edersin. Duvarları aşıp size ulaşacak yeni hisleri engellemeyi meziyet sanarsın. Oysa duvardaki oluşabilecek çatlakların önlemini en baştan alsan sonu bambaşka olacak bir hikâye yazabilirdin. Lakin kolaya kaçmak hepimizin işine gelmiştir. Paravanımızın etrafında uçuşan kelebeklerden hepsi aynı gibi gözükür bizlere. Onları ayırt edebilmek için çaba harcamamız istenebilir. Bizler de güzel bir üslup ile geri teperiz.  Şiirin ilk nüshasında aldığımız hazzı bütününde de hissedecek gibi. Ama aslında bazı şiirlerin sonunda hissedilir güzellikler. Bunu beklemeye sabredecek olursak işte o zaman bazı çatlakları engellemiş oluruz. Diğer kalanları ise gücümüz ve cesaretimizle üstesinden gelebiliriz.  </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/">Durum Leyla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17721</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağaçlar, Renée Vivien</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/agaclar-renee-vivien/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/agaclar-renee-vivien/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 20 Apr 2019 04:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17716</guid>
				<description><![CDATA[<p>Endişeli ve kıpır kıpır bir çekicilik var ağaçlarda ,Gökyüzünde, sonbaharın gri rengi içinde, nisanda .Rüzgârda kavak eğilir ve kıvrılır,Sanki arzudan ürperen bir kadın vücududur .Zarafetinde kendini bırakan vücudun bitkinliği var ,Yaprakları hayal kurarken mırıldanır ve hışırdar , Titrek kavak alnında soluk bir taç taşır .Eğilir, Doğudaki pembeliklere aşıktır .Ayışığıyla ve gümüş yansımalarla giyili ,Huş ağaçları, yanardöner [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/agaclar-renee-vivien/">Ağaçlar, Renée Vivien</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p> Endişeli ve kıpır kıpır bir çekicilik var ağaçlarda ,<br />Gökyüzünde, sonbaharın gri rengi içinde, nisanda .<br />Rüzgârda kavak eğilir ve kıvrılır,<br />Sanki arzudan ürperen bir kadın vücududur .<br />Zarafetinde kendini bırakan vücudun bitkinliği var ,<br />Yaprakları hayal kurarken mırıldanır ve hışırdar , <br />Titrek kavak alnında soluk bir taç taşır .<br />Eğilir, Doğudaki pembeliklere aşıktır .<br />Ayışığıyla ve gümüş yansımalarla giyili ,<br />Huş ağaçları, yanardöner fil dişi renkli, <br />Belirsiz gölgelere solgunluklar yansıtırlar .<br />Ihlamurlarda sert ve esmer saçların kokusu var ,<br />Uzakların yeşillikleriyle hoş kokulu akasyalar <br />Olağan üstü bir tarzda kar gibi yağıyorlar .</p>



<p><br />Çev. Sunar Yazıcıoğlu </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/agaclar-renee-vivien/">Ağaçlar, Renée Vivien</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/agaclar-renee-vivien/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17716</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portre 2. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portre-2-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portre-2-bolum/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Apr 2019 04:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17705</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah kalktı. Saatine baktı. Saat 10:11’i göstermekteydi. Yatağını dağınık bıraktı. Bir kahve hazırladı. Kahveyi içti. Sessizcesine açtığı kahve paketini çöpe attı. Sıkılmıştı. Duygusuz duygulu kavramını düşündü. Beş duyu organını etkin şekilde kullanmak için kişisel gelişim kitaplarından birini okumaya koyuldu. “Kendini dinle.” “Şunu tekrar et: Ben başarılıyım.” Tekrar ettin de ne oldu? “Evet, haklısın.” “Başarısızlığımızı kabullenmemek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-2-bolum/">Portre 2. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sabah kalktı. </p>



<p>Saatine baktı. </p>



<p>Saat 10:11’i göstermekteydi.</p>



<p>Yatağını dağınık bıraktı.</p>



<p>Bir kahve hazırladı.</p>



<p>Kahveyi içti. </p>



<p>Sessizcesine açtığı kahve paketini çöpe attı.</p>



<p>Sıkılmıştı.</p>



<p>Duygusuz duygulu kavramını düşündü.</p>



<p>Beş duyu organını etkin şekilde kullanmak için kişisel
gelişim kitaplarından birini okumaya koyuldu.</p>



<p>“Kendini dinle.”</p>



<p>“Şunu tekrar et: Ben başarılıyım.”</p>



<p>Tekrar ettin de ne oldu?</p>



<p>“Evet, haklısın.”</p>



<p>“Başarısızlığımızı kabullenmemek için kişisel gelişime
sarılıyoruz.”</p>



<p>Öyle. </p>



<p>Amacı olmayan kişisel gelişim kendini üstün görmekten başka
fayda sağlamıyor.</p>



<p>Ancak kişisel gelişimde önce amaç belirlenmeli.</p>



<p>Ne için kendimi geliştirmeliyim?</p>



<p>Bu soruyu kendi kendine sormalı.</p>



<p>“Ne güzel söyledin.”</p>



<p>Yaşam koçu olduğumdan dolayı olabilir.</p>



<p>“Evet. Bu meslek tam sana göre.”</p>



<p>“Yaz yazabildiğin kadar.”</p>



<p>Yazıyorum bunları. </p>



<p>Ancak okunacak mı bilmiyorum bile.</p>



<p>Fakat yazıyorum.</p>



<p>Yazdıklarım bir gün beni boğacak.</p>



<p>Sevgi boğuşu.</p>



<p>Sevgi nedir sence?</p>



<p>“Sevgi neydi? Sevgi emekti.”</p>



<p>Selvi Boylum sen ne güzelsin.</p>



<p>“Aferin. Hatırladın bak.”</p>



<p>Kahvaltı yapmayı sevmezdi.</p>



<p>Kahvaltısı bir adet yumurta ve birkaç dilim peynirdi.</p>



<p>Çayı ise çok içerdi.</p>



<p>“Kafeinmanım ben.”</p>



<p>Aferin. Öyle devam et.</p>



<p>Uykusuz gecelerin olsun.</p>



<p>“Uyuyabiliyorum. Artık etki etmiyor. Bünyem alıştı galiba.”</p>



<p>Haklısın.</p>



<p>Bir süre sonra bünye alışmaya başlıyor ve etkileşim olmuyor.</p>



<p>“Aradığım ne varsa hepsi kül oldu.”</p>



<p>Ne oldu?</p>



<p>“Kül.”</p>



<p>Sezer Ateş Ayvaz’ın Küllenmiş Bir Kuşu Yakalamak kitabı
aklıma geldi bir anda.</p>



<p>“Neden?”</p>



<p>&nbsp;Neden mi?</p>



<p>Kül dedin ya.</p>



<p>“Peki ya, Angela’nın Külleri?”</p>



<p>Oo, onu unutmuştum bak.</p>



<p>Aklıma getirdiğin için sağol.</p>



<p>Angela’nın Külleri beni çok etkilemişti.</p>



<p>“Biliyorum. Ondan söyledim zaten.”</p>



<p>Yazmak isteyen insan onu okumalı.</p>



<p>Bir yazarın ortaya çıkma mücadelesi de denilebilir.</p>



<p>Aradığın her şey kül olur bir süre sonra.</p>



<p>Her şey değişir.</p>



<p>Değişmeyen tek şey değişimdir.</p>



<p>“Bunu kim söylüyordu?”</p>



<p>Unuttum.</p>



<p>Bir Google amcaya soralım.</p>



<p>İnterneti açtı.</p>



<p>Bilgisayarının kapağını açtı. </p>



<p>Google’a yazdı.</p>



<p>“Heraktilos’un sözüymüş.”</p>



<p>Aferin. </p>



<p>İnternet olmasa ne yapardın sen?</p>



<p>Yazmak yazmak yazmak…</p>



<p>İşte bütün mesele bu.</p>



<p>Yazdığım her şey bir gün beni boğacak.</p>



<p>Kendime delilik atfediyorum bir nevi.</p>



<p>Bir Delinin Hatıra Defteri’nden yansımalar adeta.</p>



<p>Aynayla hiç barışamadım.</p>



<p>Aynalar yolumu kesti.</p>



<p>Hep ilerlemek istedim.</p>



<p>Aynalar yolumu kesti.</p>



<p>Hep koşmak istedim. Koşamadım.</p>



<p>Ancak yürüyebildim.</p>



<p>Adımlarım sert olmalıydı.</p>



<p>Hissettirmeden yavaşça ama sert.</p>



<p>Aynalar yolumu kesti.</p>



<p>Öz benliğimden kustum kafatasımı.</p>



<p>“Necip Fazıl ha?”</p>



<p>Evet.</p>



<p>“Ben de severim.”</p>



<p>Mezarını ziyaret ettiğimde toprağını yüzüme sürdüm onun gibi
olmak için.</p>



<p>Aynı gün doğmuşuz.</p>



<p>O yüzden ona farklı bir ihtimam gösteriyorum.</p>



<p>Kişiliğimiz de benziyor.</p>



<p>Düşünce mahkumuyuz biz.</p>



<p>Bizlerin düşünmekten başka çaresi yok.</p>



<p>“Kişisel gelişim diyordun.”</p>



<p>Evet, kişisel gelişim amaç iyi belirlenmedikten sonra,&nbsp; öldürücü bir zehre dönüşüyor.</p>



<p>“Haklısın, her şeyin bir zamanı ayrıca. Birden aklıma
geldi.”</p>



<p>Zaman nedir sence?</p>



<p>Algıladığımız gibi midir, herkes için aynı mıdır?</p>



<p>“Hayır. Aynı değil.”</p>



<p>“Zamanı biz uyduruyoruz.”</p>



<p>Eline sigara paketi aldı. </p>



<p>Sigarayı eline alıp yaktı.</p>



<p>“Entelektüel olmanın şartı sigara mıdır?”</p>



<p>Hayır, bu sadece bir alışkanlık ve rahatlatıcı bir hareket.</p>



<p>Sigarayı ben sevmem. Kullanmam da.</p>



<p>“Ben de alışkanlık olduğu için içiyorum.”</p>



<p>Sigarayı ağzına götürdü.</p>



<p>Usulca nefesini verdi.</p>



<p>Ağzından dumanlar yükseldi.</p>



<p>Aradığı her neyse, düşünceliydi.</p>



<p>Ne düşündüğünü soramadım.</p>



<p>Ancak, bekledim. Açıklama yapar diye.</p>



<p>Sigarayı tekrar ağzına götürdü.</p>



<p>Nefesini verdi.</p>



<p>Ağzından dumanlar yükseldi.</p>



<p>Düşüncesini sormaya karar verdim.</p>



<p>Ve sordum.</p>



<p>“Biz gerçekten de düşünce mahkumuyuz.”</p>



<p>“Aradığımız sadece doğruyu bulmak.”</p>



<p>“Bulamadığımız şeyse yol.”</p>



<p>“Yol yöntem bilmeden yola çıkıyoruz. Pişkin pişkin sırıtan
akıl hocalarından mıyız bilmem. Mentor olmadığım kesin.”</p>



<p>Koçluk daha iyi.</p>



<p>Neden?</p>



<p>Çünkü, bir amaca ulaşmanın tek değildir.</p>



<p>“Haklısın.”</p>



<p>İnsan sayısında yol ve yöntem vardır.</p>



<p>Elindeki sigarayı son kez ağzına götürdü.</p>



<p>Sonra kül tablasına götürerek söndürdü.</p>



<p>Odada şöyle bir dolaştı.</p>



<p>Eline bir kalem aldı.</p>



<p>Yazacak oldu.</p>



<p>Yazamadı.</p>



<p>Yazdıklarını kimse okumayacaktı.</p>



<p>Entelektüel olmanın dayanılmaz hafifliğini hissetti anında.</p>



<p>Aşk nedir diye sordu kendine.</p>



<p>Cevap alamadı.</p>



<p>Aşk, bana sorarsan eksik parçanı bulmaktır.</p>



<p>“Platon ha?”</p>



<p>Evet, Platon bana göre doğru söylemiş.</p>



<p>Eksik olduğumuz taraflarımızı dolduran kişilere bağlanırız.</p>



<p>Onlardan kopmak zor gelir.</p>



<p>Aradığımız o eksik tarafımızdır.</p>



<p>Eksik olan parçamızı bulduğumuzda o kişiye yönelir, tüm
benliğiyle birbirimize bağ kurar, aşık olduğumuzu kendimize itiraf ederiz.</p>



<p>Aşk eksikliğini başkasında bulmaktır.</p>



<p>“Doğru gibi göründü bana.”</p>



<p>“Eksik oldukça başlanıyoruz.”</p>



<p>Bazılarımızın hiç evlenmemesi bu eksiliği görmemeleri.</p>



<p>Tamamlanmamış puzzle gibi insan ruhu ve bedeni.</p>



<p>Eksiklikler tamamlandıkça kendini bulabilirsin.</p>



<p>Kendini tanıdıkça başkalarına da senin var olduğunu
hissettirebilirsin.</p>



<p>Aşk kavramı aslında, yok olmayla benzeşir.</p>



<p>Eksik yanlarını tamamlarken, o kişide yok olur,
bütünleşirsin.</p>



<p>Aşk, Allah’a verildiğinde, eksik yanların da en güzel
şekilde tamamlanır.</p>



<p>Bazı insanların evlenmeme durumu bu yüzdendir.</p>



<p>Allah aşkı ön plandaysa, başka sevgiye ihtiyaç duymaz.</p>



<p>“Çok doğru söyledin.”</p>



<p>“Peki, benim eksik parçam kimde?”</p>



<p>“Bu soruyu kendime her gün soruyorum.”</p>



<p>Kendini keşfettiğinde ve kendini tanıdığında bunu fark
edeceksin.</p>



<p>Benliğindeki eksik yanları doğru kanalize yoluyla doldurmaya
çalış.</p>



<p>Ve kendini tanı.</p>



<p>Pencereyi açtı.</p>



<p>Dışarıdaki güzel havayı içine çekti.</p>



<p>Havayla, suyla, toprakla ve ateşle insan iyileşirdi.</p>



<p>Çünkü, insanın dört unsurla bir bağı vardır.</p>



<p>Havayı içine çeker, suyla yıkanır, toprağa basar, ateşe
bakar.</p>



<p>Ve bunlar insanı iyileştirir.</p>



<p>“Doğru söyledin.”</p>



<p>“Hiç böyle düşünmemiştim.”</p>



<p>İnsan dört elementi içinde barındırır.</p>



<p>Dört elementten de yarar sağlaması bu yüzdendir.</p>



<p>“Keşke yazabilsem.”</p>



<p>“Bunalım doluyum.”</p>



<p>“Yazsam rahatlayacağım.”</p>



<p>Sait Faik aklıma geldi.</p>



<p>“Yazmasaydım çıldıracaktım.”</p>



<p>“Bir yazar yazmazsa çıldırır.”</p>



<p>“Bir spiker konuşmazsa çıldırır.”</p>



<p>“Her mesleğin bir yansımasıdır bu.”</p>



<p>Kalemlerimiz bizim hayatımız boyunca olmalıdır.</p>



<p>Kalem bize emanet.</p>



<p>Kullanmazsan senden kaçar gider.</p>



<p>“Ve insana kalemle yazmayı öğretti.”</p>



<p>Odada şöyle bir dolaştı.</p>



<p>Dışarı çıkmak istemiyordu.</p>



<p>Korkmuyordu.</p>



<p>Ancak dışarı çıkarsa kaybolacağını düşünüyordu.</p>



<p>Tutunamamak, onu mutlu kılıyordu.</p>



<p>Tutunsa dahi değişmeyeceğini biliyordu.</p>



<p>Tutunamamak onun kaderiydi.</p>



<p>“Özledim seni düştüm yollara.” şarkısını mırıldandı.</p>



<p>“Şarkılar senin için önemli.”</p>



<p>Evet, bu konuda birkaç makale yazdım.</p>



<p>Hatta makalem yayımlandı.</p>



<p>“Bu konuda uzmansın anlaşılan.”</p>



<p>Evet, kendimi daha da geliştirmeye gayret gösteriyorum.</p>



<p>Tutunmak için değil.</p>



<p>Tutunamamak için.</p>



<p>Tutunamamak benim kaderim.</p>



<p>Kafatasım bunun için var.</p>



<p>Beynimi kusacağım anı sabırla bekliyorum.</p>



<p>Düşünmek, düşünmek, düşünmek…</p>



<p>Yazmak, yazmak, yazmak…</p>



<p>Sürekli bir sirkülasyon söz konusu.</p>



<p>Düşünürken yazmak, yazarken düşünmek.</p>



<p>Aynı değil mi?</p>



<p>Düşündükçe yazar insan.</p>



<p>Yazar insan düşünür.</p>



<p>Düşünce yazmakla eş değerde.</p>



<p>Derin bir nefes aldı.</p>



<p>“Rahatladım bir an.”</p>



<p>Rahatlatır dememiş miydim?</p>



<p>“Evet, dedin.”</p>



<p>İnsan dört unsurla da rahatlar.</p>



<p>Ne olduğunu söyledik.</p>



<p>&nbsp;Birden eski kız
arkadaşı aklına geldi.</p>



<p>Özlediğini hissetti.</p>



<p>O çok kitap okuyan biriydi.</p>



<p>Entelektüel açıdan ileri seviyedeydi.</p>



<p>Onunla ne güzel tartışmalar yapardı.</p>



<p>Kafede içtiği çayların haddi hesabı yoktu.</p>



<p>Kız, koyu kahve, uzun saçları, badem rengi gözleri, hafif
buğday teniyle gözlerin çevrileceği kadar güzeldi.</p>



<p>Onu ilk gördüğü an, bir kitapçıda gerçekleşti.</p>



<p>Edebi dergilere bakarken, birden onu görmüştü.</p>



<p>Üzerinde siyah boğazlı bir kazak, altındaysa kırmızı kloş
etek, ayakkabı olarak ise siyah bot vardı.</p>



<p>Onunla geçen zamanları unutamadı.</p>



<p>Onu ilk öpüşü, hiç aklından çıkmamıştı.</p>



<p>Hele Kafka okumaları, tartışmaları onun hiç unutamadığı
anlardandı.</p>



<p>Şimdi bir fotoğrafta gizli kaldı aşkı.</p>



<p>Onun parçaları tamamlanmamıştı.</p>



<p>Yeni aşkı bekliyor ancak doğru kişiyi bulmaktan korkuyordu.</p>



<p>Çünkü hayatı, bir kahve çekirdeği ve sigara dumanında
saklıydı.</p>



<p>Tutunamayan insan, doğru insanı bulduğunda ne yapardı?</p>



<p>Kaçar mıydı?</p>



<p>Yoksa peşinden koşar mıydı?</p>



<p>Bunu hiçbir zaman bilemeyecekti.</p>



<p>Kitaplar arasında dolaşırken, birden gözüne Kafka’nın
Dönüşüm’ü gözüne takıldı.</p>



<p>Kafka onun için çok şey ifade ediyordu.</p>



<p>Halk içinde bir böcek kadar değeri yoktu.</p>



<p>Yazamıyordu.</p>



<p>Yazsaydı belki bir böcekten insana dönüşecekti.</p>



<p>Jane Austen’ın Emma kitabı gözüne çarptı.</p>



<p>Emma gururlu bir insandı ve doğru insanı bulmuştu.</p>



<p>Peki, onun için doğru insan kimdi?</p>



<p>Tamamlanmamış puzzle önünde bekliyordu.</p>



<p>Eski kız arkadaşını hatırlasa da, onun doğru insan
olmadığını düşünüyordu.</p>



<p>Emma doğru insanı bulmuştu.</p>



<p>Peki ya kendisi?</p>



<p>Daha dışarı bile çıkamıyordu.</p>



<p>Aşk onun için kahve ve sigaraydı.</p>



<p>Ve itaplar arasında geçen ömrü, onu bu bağımlılığa götürdü.</p>



<p>Kahve ve sigara boşluğunu doldurmuştu.</p>



<p>Herkesin bir bağımlılığı vardı.</p>



<p>Onun için kahve ve sigarayken, benim içinse yazmaktı.</p>



<p>“Beni çok güzel tanıttın. Teşekkür ederim.”</p>



<p>“Beni artık sigara bağımlısı olarak tanıyorlar.”</p>



<p>Gülümsedim.</p>



<p>Doğru değil mi?</p>



<p>“Doğru ama eksik.”</p>



<p>“Eskiden yazardım. Şimdi ise sadece okuyorum.”</p>



<p>Eline bir sigara daha aldı.</p>



<p>Yakmak için çakmağını kullandı.</p>



<p>Ağzına götürmeye başladı.</p>



<p>Pencereden bakarken telefonla konuşan bir kadın ve ardından
bir köpek geçti.</p>



<p>Konuşmalarına dikkat etmedi.</p>



<p>Ne söylediğine bakmaz, nasıl söylediğine bakardı.</p>



<p>Kişisel gelişim kitaplarına karşıydı.</p>



<p>Aslında gelişim denilen şey kişisel gelişim programlarıyla
değil, problem çözme ve iletişim yöntemleriyle çözülebilirdi.</p>



<p>Kahve ve sigara onun günün yarısını teşkil etmekteydi.</p>



<p>Diğer yarısı ise kitaplar ve uykuydu.</p>



<p>Günde yedi saat uyumayı adet haline getirirdi.</p>



<p>Daha sonraki beş saati okumakla geçerdi.</p>



<p>Daha sonra o kitaplardan not alıp bunları yazmak üzere
saklardı.</p>



<p>Ancak söylediğim gibi, yazamıyordu.</p>



<p>Belki tüm çılgınlığının sebebi buydu.</p>



<p>Gazetede yazdığı yazıları büyük bir özenle saklamıştı.</p>



<p>Şimdi yazabilseydi yazacaktı.</p>



<p>Aslında çok doluydu. </p>



<p>Anlatacak çok şeyi vardı.</p>



<p>Her şey eski arkadaşının resminde saklıydı.</p>



<p>Anlatabilse anlatacaktı.</p>



<p>Fakat yazamadı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-2-bolum/">Portre 2. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portre-2-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17705</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dilenci Ruhlu İnsanlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dilenci-ruhlu-insanlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dilenci-ruhlu-insanlar/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Apr 2019 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17652</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nice insanlar tanıdım nice ruhlar Bir de öylesi var ki dilenci ruhlu insanlar Senden alırlar mutluluğunu, huzurunu, uykunu Sana verirler sancıyı, kaygıyı, ızdırabı Her şeyini isterler &#160;Her şey onlar içindir çünkü &#160;Her şey onlar var olsun diyedir Eline batan bir kıymık, boynuna dolanan bir sarmaşık Yahut kafanın içindeki kalabalık Sana hep onları hatırlatır Sen özgürlüğünü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dilenci-ruhlu-insanlar/">Dilenci Ruhlu İnsanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Nice insanlar tanıdım
nice ruhlar</p>



<p>Bir de öylesi var ki
dilenci ruhlu insanlar</p>



<p>Senden alırlar mutluluğunu,
huzurunu, uykunu</p>



<p>Sana verirler sancıyı,
kaygıyı, ızdırabı </p>



<p>Her şeyini isterler</p>



<p>&nbsp;Her şey onlar içindir çünkü</p>



<p>&nbsp;Her şey onlar var olsun diyedir</p>



<p>Eline batan bir kıymık,
boynuna dolanan bir sarmaşık </p>



<p>Yahut kafanın içindeki
kalabalık </p>



<p>Sana hep onları
hatırlatır</p>



<p>Sen özgürlüğünü istersin
onlardan umutlarını, yarınlarını, saygınlığını </p>



<p>Sana bırakılan
prangalar,yıkılan hayaller ve düşkünlükle</p>



<p>Dönüp aynaya baktığında
suretindeki sırretine</p>



<p>Görürsün dilenci ruhlu
insanları</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dilenci-ruhlu-insanlar/">Dilenci Ruhlu İnsanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dilenci-ruhlu-insanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17652</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyümek Suçu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/buyumek-sucu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/buyumek-sucu/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 04:05:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17672</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bıraktığın gibi kalmaz yerinde bazı şeyler&#160; Zaman geçer&#160; Ve kaybolursun yenilenmiş düşüncelerinle&#8230; &#8220;Büyüdüm, olgunlaştım&#8221; dersin &#8220;Dinledim, okudum, anladım ve yazdım&#8221; dersin &#8220;Yazdım ve paylaştım Çünkü bildim&#8221; dersin &#8220;Bildim ve bildikçe daha da büyüdüm Yaşadım ve yaşlandım Yaşlandıkça ben oldum&#8221; dersin Oysa yalan Aslında çocukken özdür insan&#8230; Sen artık sadece sen değilsin&#160; Katleden bir katil kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyumek-sucu/">Büyümek Suçu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bıraktığın gibi kalmaz yerinde bazı şeyler&nbsp;<br />
Zaman geçer&nbsp;<br />
Ve kaybolursun yenilenmiş düşüncelerinle&#8230;<br />
<br />
&#8220;Büyüdüm, olgunlaştım&#8221; dersin<br />
&#8220;Dinledim, okudum, anladım ve yazdım&#8221;
dersin<br />
&#8220;Yazdım ve paylaştım<br />
Çünkü bildim&#8221; dersin<br />
&#8220;Bildim ve bildikçe daha da büyüdüm<br />
Yaşadım ve yaşlandım<br />
Yaşlandıkça ben oldum&#8221; dersin<br />
Oysa yalan<br />
Aslında çocukken özdür insan&#8230;<br />
<br />
Sen artık sadece sen değilsin&nbsp;<br />
Katleden bir katil kadar olmasa da, kötüsün<br />
Çünkü büyürken&nbsp;<br />
Okurken, duyarken, bakarken&nbsp;<br />
Kötülüğü öğrendin&nbsp;<br />
Çünkü büyüdükçe nefsine karşı küçük kaldın<br />
Senin gücün çocukluğundu<br />
Senin temiz yanın&nbsp;<br />
Senin sevimliliğin<br />
Senin içtenliğin<br />
Senin günahsızlığın<br />
Senin gerçek dostluğun&nbsp;<br />
Senin şenliğin<br />
Senin senliğin çocukluğundu&#8230;<br />
<br />
Şimdi mesela delik atmosferden&nbsp;<br />
Çocukları zehirleyen zehirlerden<br />
Savaşlardan, intikam kokan törelerden<br />
Kirli denizlerden&nbsp;<br />
Açlıktan ölen hayvanlardan&nbsp;<br />
Kavgadan, küfürden, ihanetten<br />
Hırsızlıklardan, arsızlıklardan<br />
Senin büyümüş halin sorumlu<br />
Çünkü senin büyümüş halin sorunlu&#8230;<br />
<br />
Hiç&nbsp;<br />
Hiç deme bana<br />
&#8220;Zamanı durduramazdım&#8221; diye&nbsp;<br />
Evet zamanı durduramazdın elbet<br />
Ama çocuk kalabilirdin<br />
Kalabilirdi ruhun&#8230;<br />
<br />
Şimdi büyümüş&nbsp;<br />
Ruhu da, kendi de, fikri de kirlenmiş bir
suçlusun<br />
Lafı dolandırmadan<br />
Yüzüne söylüyorum işte&nbsp;<br />
Suçlusun&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyumek-sucu/">Büyümek Suçu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/buyumek-sucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17672</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şiirler Yazarım Güzelliğine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siirler-yazarim-guzelligine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siirler-yazarim-guzelligine/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 14 Apr 2019 04:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17658</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şiirler yazarım güzelliğine,Türküler düzerim sensizliğime,Sen bana çok uzak olmasan bileÜzülürüm bir şey olur mu diye. Kara kaşlarınla kara gözlerinBeni hayran eder yumuşak sözlerin;Bakışın, gülüşün, endamın, tenin,Seyrine doyamam, sevdiğim senin. Yıldızın ışıldar, güneşin parlar,Sevgilim yoksa çok uzakta mısın?Gözündeki ışık göğsümü dağlarSelamımı salsam, alamaz mısın? Beklerim seninle kavuşmamızı;Sevgililer gibi avunmamızı.El ele tutuşup âşıklar gibiSen bana, ben sana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siirler-yazarim-guzelligine/">Şiirler Yazarım Güzelliğine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p> Şiirler yazarım güzelliğine,<br />Türküler düzerim sensizliğime,<br />Sen bana çok uzak olmasan bile<br />Üzülürüm bir şey olur mu diye.<br /><br />Kara kaşlarınla kara gözlerin<br />Beni hayran eder yumuşak sözlerin;<br />Bakışın, gülüşün, endamın, tenin,<br />Seyrine doyamam, sevdiğim senin.<br /><br />Yıldızın ışıldar, güneşin parlar,<br />Sevgilim yoksa çok uzakta mısın?<br />Gözündeki ışık göğsümü dağlar<br />Selamımı salsam, alamaz mısın?<br /><br />Beklerim seninle kavuşmamızı;<br />Sevgililer gibi avunmamızı.<br />El ele tutuşup âşıklar gibi<br />Sen bana, ben sana bakışmamızı. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siirler-yazarim-guzelligine/">Şiirler Yazarım Güzelliğine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siirler-yazarim-guzelligine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17658</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Neriman&#8221; (Kurgular Serisi 1. Bölüm)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Apr 2019 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17585</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Neriman’a dedim, o konuda bende kırgınım.” Masadaki herkes bir an bana odaklandı. “Üçüncü dünya savaşı başlamış!” deseydim bu kadar etkilenmezlerdi herhalde. Neriman, benim eski sevgilim. Eski kelimesi bir insanın üzerinde bu kadar mı kötü durur. Geceleri ona yakıştıramadığım bu kelimeyi hafızamda döndürüp döndürüp beni ağlatan kadın. Rüyalarımdaki girişi olan ama çıkışı olmayan sokaklar. Oysaki biz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/">&#8220;Neriman&#8221; (Kurgular Serisi 1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Neriman’a dedim, o konuda bende kırgınım.” Masadaki herkes bir an bana odaklandı. “Üçüncü dünya savaşı başlamış!” deseydim bu kadar etkilenmezlerdi herhalde. Neriman, benim eski sevgilim. Eski kelimesi bir insanın üzerinde bu kadar mı kötü durur. Geceleri ona yakıştıramadığım bu kelimeyi hafızamda döndürüp döndürüp beni ağlatan kadın. Rüyalarımdaki girişi olan ama çıkışı olmayan sokaklar. Oysaki biz sarhoş olup eve gelecektik, aynı eve, evimize yani. Ne zaman rakı içsek birbirimize sahip olduğumuz için mutluluktan ağlayacaktık. Kaç şiir yazılırdı onun üzerine, kaç kez bestelerdim saçlarının rüzgârda uçuşunu kim bilir? Kirpiklerine parmak uçlarımla dokunacak, dudaklarının çizgilerini ezberleyecektim. Neriman benim eski sevgilim. Değil! Neriman benim sevgilim! Neriman benim hâlâ sevgilim! Neriman benim… </p>



<p>“Oğlum iyileşmeye bak, bu böyle gitmez. Tamam, ayrıldınız bitti.” Diyebildi Savaş. Onun en kötü durumlarda bile böylesine cesaretli bir umudu oluşu beni bazen her şeyin eskisi gibi olacağına inandırıyor, içimde küçük bir kıvılcım çaktırıyordu. Sonra gerçek hayata dönüyordum tabi. Savaş liseden beri arkadaşımdı. Birbirimizin içini dışını bilirdik. Yanlış yapmaz, satmaz darda bırakmaz, elinde yapabileceği ne varsa yapar adam gibi adamdı Savaş. Gel gelgelelim hayatın adamlığı çok önemsediği yoktu. Liseden sonra geçim sıkıntısı yaşamış üniversite okuyamamış oda bir fabrikada işe girip çalışmaya başlamıştı. Babasının emekli maaşıyla zaten ancak bu kadar okutabilmişlerdi. Küçük bir kız kardeşi vardı. Henüz altı yaşındaydı. Gözleri ela renginde dünyalar tatlısı bir kızdı. Annesi pazarları ev temizliğine gittiğinde bazen o bakardı kardeşine. Bu pazarda haftalık iznini kardeşiyle geçirmiş, akşamına ancak bizle buluşmuştu. Ece ve Fatma’ya da haber vermiş her zamanki mekânımızda oturmuş içiyorduk.&nbsp; Dördümüz de yirmili yaşların üzerinde otuza bir dört beş yıl uzakta insanlardık. Ama tükenmişliğin yaşının olmadığını öğreneli bayağı olmuştu. Ya da en azından bana öyle geliyordu. Dünyada Hiroşima’dan sonra birkaç atom bombası da benim içimde atılmış gibi hissediyordum. Neriman benim hala sevgilimdi… “Oğlum valla üzülüyoruz bizde ama elden bir şey gelmiyor işte.&nbsp; Beni yanlış anlama olmayacağı baştan belliydi. Tamam, sevginize diyecek bir şeyim yok. Ama göze alamazdı. Onu da anlamaya çalış” dedi Ece.&nbsp; Biramdan bir yudum daha aldım. Mekânın tuğla kaplı duvarları üzerime üzerime geliyor gibiydi. Başımı izlemekte olduğum masadan yavaşça kaldırdım. Ecenin uzun düz sarı saçları çarptı gözüme, yüz çizgilerimi kaybetmiş gibiydim. “Oldu olacak herkes ayrılıyor zamanla alışırsın falan de” bir yudum daha aldım. Omuz silkmekle yetindi Ece. Büyük bir yudum bira daha. Ece uzun zaman önce tanıdığım biriydi. Savaş sayesinde tanımıştım. Oda okumaktan sıkılmış olacak gibi üniversite mezunu olmanın bir işe yaramayacağını anlayınca, liseden sonra çalışmaya başlamış bir kafede garsonluk yapıyordu. Annesiyle babası uzun zaman önce ayrılmış annesiyle yaşıyordu. İlk tanıştığımızda çalıştığı kafede Savaş’la bana çay servisi yaparken benim el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmam sonucu çayı elinden yan masanın ayağına uçurmuştum.&nbsp; Ne kadar özür dilediğimi hatırlamıyorum. Neyse ki kimse haşlanmamıştı. Fatma ya gelince, o uzun zamandır arkadaşımdı. Lisede aynı sınıftaydık, bir ara başka bir okula gidecek oldu ama vazgeçti. Kalbini kıran erkekleri bir bir dövmüşlüğüm vardır. Sonrasında oda zaten sevmekten vazgeçti.  </p>



<p>Babasının tayiniyle geldiği bu şehirde emekli oluşuyla kaldı. İçimizde
bir o üniversite okumaya hevesliydi. Ama hayat ona da izin vermedi üniversiteye
gideceği anda babasının ani ölümüyle hiçbir yere gidemedi. Kardeşi abisi
falanda yoktu Fatma’nın annesinin tek çocuğu evin güzel kızıydı. Babasının
öldüğü gün ilk beni aramış “babam yok Deniz babam yok!” diye telefonda ağlamıştı.
Sonradan anlıyor insan bir insanı kaybetmenin çok zor olduğunu ve babasını
kaybetmenin daha da zor olduğunu. “Fatma” dedim. “Fatma, sen ne düşünüyorsun?”
Omzuma yaslandı başını koydu. Siyah saçları boynumdan aşağıya sarkıyordu.
Koluma girerek mırıldandı “Geçecek Deniz, geçecek. Tabi sen geçmesine izin
verirsen. Kendine hep böyle yapıyorsun biraz rahat bırak” Sesinde alkolünde
etkisiyle biraz gevşeme vardı. Sağ dirseğimi masaya dayayıp ağırlaşan başımı
avucumun içine aldım. Gözlerimi kapatsam onun hayali gelip geçiyordu. Açsam her
gölgenin koyusundan onunla ilgili bir düşünce süzülüyordu. Bir delilik yapmam
an meselesiydi. İnsan nasıl cinayet işler, nasıl hapse düşer, nasıl birini
kaçırır anlıyordum. Gençliğimi yakacak her hareket şu an bana normal bir eylem
gibi geliyordu. “Seviyoruz lan bir birbirimizi biz…” “Seviyoruz! Seviyoruz.
Seviyoruz” gittikçe kısıldı sesim. Seviyorduk ama kısık sesle işte haykıracak
bir durumumuz yoktu. Cesaretimizde yoktu. Ne ben onu alıp kaçırabiliyordum. Ne
o bana gelebiliyordu. Ruhum zihnimde kurşun gibi arda arda sıkılan düşüncelerin
arasında kaybolmuş büyük yara almış bertaraf olmuştum. Ama henüz kalbimin
bundan haberi yoktu. Ona sorarsan “Yürü oğlum kim tutar seni! Çek kolundan
götür gelmemek ne demek? Öyle bir gelecek ki” diyordu. Ama bunu yapabilmek için
ne kadar içmem gerektiğini söylemiyordu. “Oğlum sevginize diyecek bir şey yok
zaten. Sen niye anlamıyorsun sizin durumlarınız ters. Yürütemezsiniz. Onun bir
şekilde bazı şeyleri aşması lazım ki aşamıyor görüyorsun. Sonra çevre büyük bir
sorun bunu aşmalısınız. İlk fırsatta vazgeçiyor. İleride çok sorun
yaşayacaksın” diye söylendi Ece. Başından beri zaten olmayacağını söylemişti.
İlk fırsatta bunun ilerde beni daha da üzeceğinden bahsetmiş, kendimi
kaptırmamamı sonrasında çok geç toparlanacağımı falan hep vurgulamıştı. “Tamam,
arkadaşlar kapatalım konuyu. Başka mevzumu yok yahu düzeleceksin tamam sende
çok gitme üzerine bunun başka şeyler düşün aşk acısından ölen yok.” Dedi Savaş.
Devam etsek kötü olacaktım ki zaten kötüydüm farkına varmıştı. Herkes gününün
nasıl geçtiğinden bahsetti. Haftaya Fatma’nın doğum günü vardı ne yapacağımızı
konuştular. Hiç birini tam anlamıyla duymuyor duysam da geçiştiriyordum. Neyse
ki fazla uzun sürmedi. Göçük altında kalmıştım ve hiç kimsenin konuşmasında
bana yardım edecek bir sesleniş yoktu. Buna rağmen sesleri git gide
uzaklaşıyordu. </p>



<p>Gecenin sonunda elimi cebime attığımda buruşmaktan origami olmuş son
yüz liramı buldum. Hesabı ödeyip çıktık. Dördümüzde çakır keyif olmuştuk.
Kızları eve bıraktıktan sonra savaşla birer bira alıp sahile geçtik. Civarda üç
beş sarhoş son içkilerini içiyordu. Kayalıklara oturduğumuzda Neriman&#8217;la buraya
geldiğimiz aklıma geldi. Koluma girer sanki artık uçamayacak bir kuşun korka
korka bir insanın avuçlarına teslim oluşu gibi başını omzuma koyardı. O an
anlardım ki bir insan gerçekten seviyorsa o kişiye karşı dünyanın en savunmasız
canlısı oluyordu. O da öyleydi benimleyken. Sevmek bir bakıma teslim olmak
demekti. Bütün yalanlardan, bütün samimiyetsizliklerden, bütün korkulardan
vazgeçmek ve bütün ihtimalleri hiç sayıp dünyada sadece sevdiğin insan
varmışçasına ona teslim olmak. Sevmek tercihleri sıfırlamaktı. Onun dışındaki
bütün tercihleri yok etmek. Neriman beni seviyordu. Neriman benim dışımda bir
hayat düşünmemişti. Neriman’inin benim dışımda bir tercihi de yoktu. Dünya
üzerinde Neriman için başka insanda yoktu. Bir süre sonra evlenince ya da
birlikte olmaya başladıktan sonra heyecan ölür her şey sıradanlaşır aşk sevgi
alışkanlığa dönüşür derler, Neriman’inin süresi yoktu. Altı ay boyunca her gün
bana farklı farklı baktı. Her gün ilk günmüş gibi. Her gün yeni aldığı çiçeği
sular gibi. Vitrinde o çok beğendiği elbiseyi ilk giyişi gibi. Ben onun
saçlarını okşadım. O benim gözlerime baktı. İçinde kendini görünceye kadar ki
baştan aşağı ben o olmuştum.</p>



<p>&#8220;Ne oldu? &#8221; Savaş kolumu sıktı. Bir an geriye doğru
irkildim. Uzun süredir dalıp gitmişim demek ki Savaş dürtmüş. &#8220;Olum iyi
misin? Duvara mı konuşuyorum ben? Uçtun gittin yine.&#8221; Bir yudum daha aldım
biradan. &#8220;Pardon ya. Abi biliyorsun işte acayip hallerdeyim. Uf geçecek
gibi değil. Olmuyor olum.&#8221; Bir yudumda o aldı birasından &#8220;Olacak
olum. Bak kızma bana ama her şey sevgi değil be abi. Olmuyor yani.
Sorumluluklar giriyor işin içine. Birde anasını siktiğimin elalemi, oradan
buradan herkes karışıyor işin içine fırsat vermiyorlar adama. Kaldıramazdınız
zaten lan. İleride daha kötü olmasındansa şimdiden herkes kendi yoluna baksın
hem bak, seni iyi tanıyorum o mutlu olunca sende mutlu olursun. Bırak mutlu
olsun. Bırak yolunu çizsin bir sorun olursa yine biz buradayız lan amına
koyarız ortalığın gerekirse gideriz destek oluruz kimse üzemez. Yapmadığımız
şey mi?” zaten benle mutlu. Bende onla mutluyum. Diyemedim. Diyemedim çünkü
bizim sorunumuz mutlu olup olmamak değildi. Bizim sorunumuz bambaşkaydı.
Başkaydı çünkü amına koyduğum dünyasın benim mutlu olmamı istemiyordu.
Gökyüzünde bulutlar yüzüyor, ay ben buradayım der gibi parlıyordu. Bir medet
umar gibi kaldırdım başımı yıldızlara baktım. Gökte yıldız yoktu. Medet hiç
yoktu…</p>



<p>Gözlerimi açtığımda bir an geç kaldım diye düşündüm. Ama uzun zaman olmuştu benim bir işim yoktu. Sonrasında sildim alnımın terini rahatlama hissiyle bıraktım kendimi yatağa. Param suyunu çekmeye başlamıştı. Akşamdan kaç para kaldı diye düşündüm. Sanki dünyanın en önemli olayı benim cebimdeki paraymış gibi. Dudaklarım açılmakta zorlanıyor, hırlar gibi nefes alıyordum. Deli gibi su içesim vardı ama kim kalkıp mutfağa gidecekti şimdi. Bir annem babam olsaydı şimdi belki seslenirdim. Ya da paytak paytak yürüyüp bana yarısını yolda dökecek olduğunu bildiğim bir bardak suyu getirmeye çalışan bir kardeşim olsaydı. “Susadım!” diyebilmenin özlemini duydum aptalca ve saçma sapan. Kalktım mecburmuşum gibi. Yerde duran kot pantolonumun cebinde kalan elli liralık kâğıt parayı çıkardım düzelttim masaya koydum. Bir dahaki sefere harcadığımda düzgün olsun istedim herhalde. Gittim kana kana su içtim. Geldim aynaya baktım. İnsanlar beni görüp nasıl korkmuyorlardı hayret. Aynadaki adam zombiye dönmüş ruhsuz ince uzun dağınık biriydi. Ya da bana öle geliyordu bilmiyorum. Yansımama durup “çıkalı ne kadar oldu Nazi kampından?” diye sorasım geliyordu. Sormadım. Onunda cevap verecek hali yoktu zaten. Kısa dönemlikte olsa bir iş bulmam gerekliydi. Mümkünse gidip gelirken otobüsün Neriman’in çalıştı yerin önünden geçmeyeceği bir iş. Yollarında onunla karşılaşmayacağım bir iş. Yaparken onu aklıma getirmeyeceğim, dönme ihtimalini düşünmeyeceğim, hatta ararsa çalışıyorum diyerek telefonumu açmayacağım bir iş. İnsan bazen bir işten ne kadar çok şey umuyor hayret doğrusu. Bütün günümü bilgisayar oyunu oynayarak, uyuyarak, sokaklarda boş boş gezerek heba ettikten sonra nihayet akşam olduğunda bizimkilerle buluştuk.&nbsp; Kızlar işten güçten bahsediyordu ama Savaş bütün bunların benim umurumda olmadığını farkediyor masanın ucundan bana bakıyor, takma artık der gibi mimikler yapıyordu. Bende başımı yukarı kaldırıp “ yok be oğlum ne takıcam” işaretleri vermeye çalışıyordum. Konuya kendimi dahil etmeye çabalayışlarım ise takdire şayandı. “Sinemaya gitsek mi be haftaya?”&nbsp; kızlar birbirne baktı. Fatma birşeyler söyleyecek oldu ama son anda vazgeçti. Bunun yerine birasından bir yudum almakla yetindi. “Unuttun galiba haftaya Fatma’nın doğum günü var” dedi Ece. “Ha evet pardon ya.” Diyebildim. Siyah bakışlarını başka tarafa çevirince alındığı belli oldu. “Ya tamam kızım aklım başımda değil zaten dediklerinizi bile duymuyorum ne atar yapıyorsun” Savaşın sırıtışı canımı sıktı. “Sırıtma lan sende!” savaş şimdi büsbütün gülüyordu. “Olum harbi sen kafayı yedin valla bu kız sana kafayı yedirtcek. Bence sigortan daha devam ediyordur senin git kliniğe baştan paşa paşa teslim ol” “Çok biliyorsun” der gibi başımı salladım. Fatma gülüyordu.&nbsp; “Haklı”dedi sadece Ece koca bir yudum daha içerken. “Tamam be tamam kafam karışık sadece düzelecek. Sen niye öle oturdun karşıma gel bu tarafa kalk kalk artistlik yapma bana geç yanıma” Fatma yanıma geldi koluma girdi. Yalnız olsaydım belki sarılırdım. Hatta onunla olmak bile bir an aklıma gelip gitti. Sonrasında bu düşünceyi kafamdan kovdum. Ama bir yandan da içimden “bunu düşünebiliyorsam iyileşiyorum” diye geçirmekten kendimi alamadım. Yada belkide sadece kendimi kandırıyordum. İyileşmek demek yakın arkadaşınla yatmak demek olmamalıydı herhalde. Ama Fatma&#8217;nın buna niyeti vardı. Savaş bu konudan hoşlanmasam da zaman zaman bana konuyu açardı. Fatma&#8217;nın sevgilisi yoktu. Savaşın dediğine göre benden hoşlanıyormuş. Ve bu uzun zamandır olan bir şeymiş benim fark ettiğim yok. Hoş zaten fark etsem de aklımdan hiçbir zaman böyle bir düşünce geçmedi. Kötü kız değildi. Çirkinde değildi ama insan belkide içini döktüğü ve her şeyini bildiği birine böylesine bir şey hissedemiyor. Belkide biraz bilmediği bir şeyler olduğunda bağlanıyor karşısındakine. Başını omzuma yasladı parfümünün şekersi tadını duydum. </p>



<p>“Tamam doğum gününü konuşalım. Ne yapacağız içeriz değil mi?” “Oğlum o banko zaten” dedi saçını düzeltirken Ece. “ Fatma beklemediğim bir çıkış yaptı başını kaldırıp “Vizyonunuzu s*keyim lan sizin” Küfür edişini nedense seksi buldum o an. “Lan normalde sürpriz yapar arkadaşlarına insanlar. NORMALDE!” az kalsın Savaş ağzındaki birayı püskürtecekti kocaman bir kahkaha attı. “Yavaş lan üstüme kuscan ayı” diye durdurmaya çabaladım. “Tabi siz normal falan olmadığınız için yanımda konuşuyorsunuz. Hatta bu yetmiyor bana soruyorsunuz. Odunlukta sınır tanımıyorsunuz benim bebeklerim.” Önce benim yanağıma sert bir öpücük kondurdu. Sonrasında Ece ve Savaş’ın yanaklarından makas aldı. Şaşkınlığım fark edilmesin diye bir yudum bira içtim. “Kızım biz samimiyiz o geri zekalı arkadaş toplulukları gibi değiliz. Onların hepsi instagram dostlukları sen boş ver bak biz delikanlı gibi seninle düşüncelerimiz paylaşıyoruz. Anlık arkadaşlıklar onlar, dimi ama?” Onaylayın lan der gibi baktı bize Ece. Kaldırdı şişesini. “Çak bakalım fıstık çak.” Hepimiz şişelerimizi tokuşturduk.  Ne kadar içtik hatırlamıyorum. Üç tane belki belki dörttü. Son biraları içmiş miydik? Bilmiyorum. Kendi aralarında bir şeyler konuştular bizimkiler sonra Fatma&#8217;nın koluma girmesiyle mekandan çıktık. Ece ve Savaş bizle beş on adım sonra vedalaştı. Sarmaş dolaş sokakta ilerliyorduk. Ama nereye? “Evee bırakayım mı seni?” neredeyse savrulacak bir kahkaha attı Fatma. İkimizde sarhoştuk elbette ama ben daha bilinçliydim. Sadece ne kadar içtiğimizi hatırlamıyordum. Hepsi buydu. Evin yolunu bulabilirdim. Fatma&#8217;yı evine de bırakabilirdim. Hatta kendimi yatağa atıp ertesi gün uyanmayı bile başarabilirdim. Ama hiç biri bu gece mümkün görünmüyordu. “Seni ben bırakayım istersen evine. Bu kadar çok içmemeliydin.” Fatma kendinin daha az içtiğini düşünüyordu. Ama yürüdükçe kafamda yirmi dakika önceki hallerimiz canlanmaya başladı. O daha fazla içmişti. Hatta en son benim biramı da fondip yapmıştı. Ayarla hesabı der gibi bi işaret çakmıştım Savaşa. Sonrasında Savaş  Eceyi bırakacağını söylemişti. Uyumazsam ararım demişti. Zihnim açıldıkça olayları kontrol etmem gerektiğinin farkına vardım. “Nereye gidiyoruz?” şehirde nereydeyse kimse kalmamıştı. Karanlık sahil yolunda doğru ilerledik. Kayalara çarpan deniz dalgalarında duymasak yaşam belirtisi yoktu. Fatma kolumdan çıkıp sağlı sollu devrildi devrilecek yürümüye başladı. “Nerde a**nakoyayım bu insanlar lan” haykırdım. Fatma dahil cevap veren olmadı.&nbsp; “Nerde? En çokta o nerde? Adını söylemeyeceğim. Nerde lan o nerde?” diye mırıldanıyordum kendi kendime. Dönüp bana baktı sarışın. “Ben buradayım yetmez mi?” elimden tutup kayalıkların önündeki kaldırıma oturttu beni. “Duralım biraz” Zaten dönen başım şimdi iyiden iyiye beni mahvediyordu. Öne doğru eğildik ikimizde. Bir ara kusacak gibi oldu. Biraz tükürdü. Ama kusmadı. “İyi misin?” Yüzünü bana doğru döndü. “Değilim.” Dudaklarını temizledi.&nbsp; Vücudunu üzerime doğru bıraktı. Kucağımdaydı. Bütün nöronlarımla Neriman’nin evinin önüne gidip, deli gibi haykırmayı düşünürken ben o dudaklarıma yapıştı. Karşı koymadım. O Neriman, bende bendim işte. Ben kim olduğumu bilmiyordum o ara. Çocuğa göz kulak olmazsan gider elini sobaya değdirir. Çukura düşer. Ki hele bizim ülkedeyse kesin düşer. Prize elini sokar. Sadece sonrasında ne olacağını merak ettiği halde. Hatta sonucunu bile bile. Beni Neriman boş bırakmıştı. Gitmişti. Bende elimi prize soktum. Çukura düştüm. Üstüm başım parçalandı. Çamura battım o an. Sobaya değdirdim elimi tenim yandı. Gözlerime bakan kadının gözlerine bakamayacak şeyler yapıyordum. Dudakları yakın bir arkadaşıma mı aitti yoksa sokaktan geçen her hangi bir kıza mı? Fark yoktu. O an bütün bunları sarhoşluğun etkisinden çok birini öpmenin ihtiyacıyla yaptığım hissine kapıldım. Ellerim saçlarına gitti. Parmaklarım aralarına girdi. Beni kendine doğru bastırıyordu. Karanlığın içinde kucağımdaki bir bedeni öpüyordum. Kim olduğunun önemi yokmuşcasına&#8230; Sanki ısındıkça ısınıyor, ağırlaşıyordu vücudu. Ötemde bir şeyler kıpırdarmış gibi oldu. Kapalı gözlerimi hafif araladım. Dudaklarımız ayrıldığında bir gölge çekti dikkatimi. Hafifçe kaldırdım başımı gözlerim hala tam açık değildi. Ay ışığının altında biri dikiliyordu. Otuz metre ilerde saçlarını kapşonunun üzerine atmış, griden siyaha çalan bir kadın. Arkası dönük elleri birbirini tutmuş. Uzaktaki aya mı yoksa ufuk çizgisini ayırt etmenin mümkün olmadığı kıyıdan sonsuza uzanan karanlığa mı baktığını bilmediğim bir kadın.&nbsp; Neriman. Neriman oradaydı. “Neriman?”&nbsp; “NERMİN!” Kan beynime sıçradı bütün hücrelerimi aynı anda öldürdüler. Soğuk bir bıçak darbesi yer gibi oldum. Tüm gücüme ayağa kalktım.&nbsp; Fatma düşmemek için son anda tutundu oturduğu kaldırıma. Yalpalayarak bir kaç adım attım Neriman&#8217;a doğru.&nbsp; İçimden bir ateş topu vücudumu sarmış dışarıya çıkmaya çalışıyor gibiydi. Beynimde kaynar nehirler akıyordu. Heyecandan bayılacağım sandım. İki adım daha attım. Onunla konuşamadan bayılmak korkusundan daha fazla duramayıp haykırdım. “NERMİN! NERMİN!” </p>



<p>Sadece başını çevirdi bana doğru Neriman. Zar zor seçebildiğim gözlerinn içlerinde küçük beyaz yanılsamalar gördüm. Saçları savruldu bir an rüzgarda. Dik dik baktı bana. Bir adım daha atamadım. Yüzünü izledim öyle sanki daha önce görmediğim bir yüzü inceler gibi derin derin baktım. Sonra kıstım gözlerimi bir daha baktım. Kadının elindeki telefonu çaldı. Kulağına götürüken gördüm ışığından yüzünü. “Tamam bekliyorum” deyip kapattı. Birkaç adım daha attım ona. O benim farkımda değilmiş gibi yüzünü yine önüne döndü. “Neden böyle yapıyorsun Neriman?” Acaba bizi görmüş müydü öpüşürken? Görmüş olabilir miydi? Bilmiyordum. Tek bildiğim onu çok özlediğimdi. Kendimi af ettirmek için elimden geleni, hatta fazlasını yapmaya hazırdım.&nbsp; “Seda !”&nbsp; arkasını döndü tekrar kadın.&nbsp; Hemen hemen onun boyunda bir adamdı seslenen. “Geç kalmadım dimi?”&nbsp; Sarıldılar. Sonra bakışları bana döndü adamın. “Rahatsız mı ediyor?” “Hayır birine benzetti her halde. Sorun yok hadi gidelim.” İçimde bir yanardağ patladı. Midemde ne varsa kustum. Fatma&#8217;ya döndüm. Zar zor beni terk etmeye çalışıyordu. Acıdım haline. Ondan daha fazla da kendi halime tuttum kolundan bize götürdüm. Salondaki kanepeye yatırdım. Duşa girdim. Bir daha kustum. </p>



<p>Neriman odaya girdiğinde henüz korkudan kalbimin ritmi değişmemişti. Bal köpüğü saçlarını omzundan beline doğru sarkıttı. Deri ceketini çıkardı. Ayakkabıları hala duruyordu. Yatağımda uzanmış ona bakıyordum. Gözleriyle beni süzdü. Bakışları keskin şehvetli hatta birazdan olacaklardan sorumlu değilim der gibiydi. Uzun vücudunu iyiden iyiye süzdüm. Bana imalı imalı bakıyor ve gülümsüyordu. Duvara yaslandı, çabucak gülümsedi. Kısa bir etek giymişti. Altında siyah transparan külotlu çorapları ve kırmızı topuklu ayakkabıları vardı. Bana doğru birkaç adım attı. Hala uzanıyor şaşkınlıkla onu izliyordum. Elinde nereden geldiğini anlamadığım kare çikolatayı bana doğru uzattı.&nbsp; Yastığımın öbür ucundaki saçların hareketlenmesiyle irkildim. Fatma yanımdan yarı çıplak uzanıp çikolatayı aldı. “Sorun yok ben yerim. Birlikte yiyelim hatta gel sende Neriman.”dedi. Neriman gülümsedi. “Tabi ki neden olmasın” ardından soyunmaya başladı. Fatma üzerime doğru atlayıp beni delicesine öpmeye başladı. Karşı koymaya çalışsam da fayda etmiyordu. Fatma üzerime çullanmıştı ve kalkmıyordu. “HAA”  Gözlerimi açtığımda üzerime oturan ağırlığı alt etmek için tüm gücümle ileriye atıldım. Ter içindeydim. Kafamda saçma sapan şeylerin ardından ana karakterin uyandığı “neyse ki rüyaymış” dediği an canlandı. Neyse ki rüyaydı. Ama bu kadar pornografik olacağını tahmin etmediğim bir rüya. “Ulan” dedim kendi kendime gerçek olsaydı birde. Fena da olmazdı hani. Ama benim hayatım bu kadar kusursuz olamazdı. Boş verdim bu düşünceyi ardından tekrar bıraktım kendimi yatağa. İçine gömüldüm yastığımın. Tavan bana ben ona bakıştık bir süre. Benden hoşlanıyordu büyük ihtimalle de, söyleyemiyordu. Bende ona karşı boş değildim.&nbsp; Her&nbsp; akşam bakışmalar falan. Düşünceli düşünceli kesmeler onu. Teni pürüzlüydü belki ama yaşlı sayılmazdı. Bir yıllıktı benim için. Bir yıl önce kiralamıştım bu evi. Ev sahibi açık görüşlü bir adamdı. “Olum biz anlarız öğrencinin halinden, sen merak etme çok ses yapma yeter arkadaşın gelsin gitsin benim için sorun yok” adam arkadaşın demişti bilerek mi acaba? Neriman&#8217;ı bilip tanıyor muydu? Sanmıyorum. Bilse önce benim öğrenci olmadığımı bilirdi. Yalnız yaşadığımı annem ve babamın trafik kazasında öldüğünü, ablamın eşinin zengin olduğunu ve birkaç şehir ötede yaşadığını. Eniştemden gizli gizli her ay bana para gönderdiğini fakat o o*ospu çocuğu eniştemin beni sevmediğini falan bilirdi. Hoş bilse de bir şey fark etmezdi ya. Belki sonradan öğrenmişti ama bildiğim kadarıyla bilmiyordu. Az param kalmıştı. Ablama telefon açmalıydım bu gün. Başımın ağrısı geçmeliydi ama önce. Onun içinde ilaç içmeliydim. İlaç içmek içinde yataktan kalkmalıydım. Bir sürü telaşe. Biraz daha uzandım. Gözüme ne büyük geldi bir an bütün bunlar. İnsanlar onca teknolojik aleti nasıl bulmuş acaba. Hiç mi üşenmedin arkadaş? Yan dönüp komodini açtım. Havlu çıkarıp terimi sildim ama zihnimdekiler kaldı. İçimden yapma çığlıkları yükselirken ben çamaşırlarımın altından “yapacağım yapacağım” diye üsteleye üsteleye eski bir albüm çıkardım. Hatıralar acı çektirmiyor. Biz hatıraların peşini bırakmadığımız için acı çekiyoruz. Onlar bize mazoşist olup olmadığımızı anlamamız için bir fırsat. Aksini iddia eden hafızasını kaybetmiştir, net! </p>



<p>On onbeş boyutlarında küçük bir albümdü bu. Resimlerin aksine Neriman’la buluşmalarımızda özel kabul ettiğimiz şeyleri tıkıştırmıştım içine. İlk sayfada ona yazdığım ilk şiir vardı. Altında küçük bir not, “hayatıma bir buket çiçek almıştım bundan bir hafta önce, ve bu gün suya koyuyorum büyüsünler kokusu sarsın odamı diye” Parmaklarımı üzerinde dolaştırdım. İnsan harflere nasıl dokunur, nasıl sever kelimeleri bunun bile bir kanıtı varmış öğrendim. Sonraki sayfa, bir çikolata ambalajı en çok sevdiklerinden yoğun çikolatalı gofret. Altında küçük bir not. “en sevdiğinden nasıl iştahla yemiştin o gün 22. Ekim 2016” Sonraki sayfa… Anı bulutlarını dağıtan mesaj sesi. Fatma&#8217;dan geldi. Doğru ya Fatma. Fatma vardı bir hani dün gece öptüğüm. Sonra yok saydığım. Yakın arkadaşım benden hoşlanan ama benim yüz vermediğim. Eve getirdiğim ama sevişmediğim. Adamlıkta sınır yok. Koluna girdiğimde Neriman diyesim geliyordu. Allah da benim belamı versindi. “Konuşmamız lazım müsait olduğunda arar mısın?” yazıyordu mesajda. Ne konuşacaksak. Benden önce kalkıp gitmişsin zaten. Tamam olmayacak bir şey işte hazır değilim. Oha hazır değilim mi diyeceğim? Hem zaten ne hazırsan başlayalım diyecek hali yok kızın ki. Eser gürlerse bir de. Çekemem çekemem. Ulan yine yaptım yapacağımı. Kalk olum kalk. Gün bitiyor kalk kalk bitmeden başına ne gelecekse gelsin. Akşama içecek neden lazım. Kalktım. Halının üzerine basmamla bir ayağımın altı sırılsıklam oldu. Ayağımı kaldırdım yapış yapıştı. Halı oldukça kirlenmişti temizlemedim. Duşa girdim. Plastik yeşilliklerin arasından caddeyi izliyordum. Hava kararıyordu. Caddenin başındaki taksi durağında iki taksici öncelik kavgasına tutuştular. Arkadaşları ayırdı. Müşterinin acelesi vardı beklemedi bile&nbsp; onları başka durağa yöneldi. Simitçi çocuk simitlerin yarısını bitirmiş köşe başında daha aralıklı sıcak simit diyordu. Kalabalıktan birkaç saat öncesiydi. Vardiya bitip de eve doğru yola çıkanlar çoğalınca bir hareketlilik daha sonrasında sakinlik. Kaldırımda bir anne ve oğlu durdu. Annesi dizlerinin üzerine çöktü çocuğun boyuyla eşitlendi üstünü başını düzeltti. Bir şeyler tembih etti sonra elinden tutup yürümeye devam ettiler. Çay geldi. Kahve geldi. O an dönüp bakabildim ona. Bir süre kahvesiyle oynadı uzun uzadıya karıştırdı. Parmaklarından yarısı çıkmış siyah ojelerini seyrederken ben kaçamak yüzüme baktı. Sonra hemen kahvesine döndü. Bir yudum aldı. Benim söze girmemi bekliyordu belli ki ama daha çok beklerdi. Ne diyecektim? Aramaya bile cesaret bulamamış “Bahanede buluşalım” diye mesaj atmıştım Fatma’ya.&nbsp; Her zaman gittiğimiz barın bahçesinde buluşmuştuk.&nbsp; Bira söylemeye cesaret edemedim “çay” dedim garsona. “Çay kardeş bira ebemizi sikti dün gece o yüzden çay” diyede ekledim içimden tabi. Fatma&#8221;nın siyah deri ceketine baktım. Sabahki rüyam geldi aklıma. “Neriman’dakinin aynısı lan bu. Başlıycam artık Nerimanına. Hop dedik Neriman&#8217;a laf yok…” Kendi iç sesimle kavga ederken ben Fatma konuştu. Belli ki suskunluğum canına tak etmişti. “Deniz…” Bir an ne güzel bir ismim var dedim. “Biz dün gece belki yapmamız gereken bir şey yaptık. Ama kendini suçlu hissetme. İkimizde sarhoştuk.” </p>



<p>” Ulan dedim. Kıza bak benim söylemem gerekenleri bana söylüyor. Ahu Tuğba bir filminde pezevengi Nuri Alço’dan için o benim erkeğim diyip mangal yaktığı sahne geldi aklıma. “Farkınadıyım. Özür dilerim. Seni öle bırakmak istemezdim bi an onu gördüm sandım. Oluyor işte öyle” Saçma sapan sözde bir açıklama yaptım. Gerçi kız benden daha olgun karşılamaştı herşeyi. Bir sıkıntı görmüyordu olanlarda. Onun için sorun yoksa benim için hiç yoktu. “Benimde hatam var. Çok içmemeliydim. Fazla kaçtı işte. Senden tek ricam bunu bizimkiler bilmesin.” Arkadaş gurubumuzdan bahsediyordu. “Yok saçmalama tabi ki bu aramızda.” Bir yudum kahve daha içti. Büsbütün yüzüme bakıyordu. Gözlerindeki ışığı görebiliyordum. Yüzünde “Keşke sevişseydik iyi bir sevişseydik hem de. Beni becerseydin şöyle bir rahatlasaydım” diyen bir ifade vardı. Yada bana öle geldi bilmiyorum. Gayri ihtiyari çaya uzanan elimi yakaladı. “Hakkındaki düşüncelerimi biliyorsun deniz. Seni uzun zamandır tanıyorum. Geçeceğini biliyorsun kendini bu kadar sıkma. Hepimiz yanındayız. Destek olmaya çalışıyoruz.” Sıcak olmasaydı belki de itecektim. Bir şey demedim. Derin bir nefes alıp verdim. “Fatma sen çok iyi bir insansın. Çokta hoşuma gidiyorsun. Bana biraz zaman ver olur mu?” Köşede bir yerde dur işte. Neriman başka sen başka. Salak salak hareketler yapıyorsun. Seni kimlerin altından aldığımı bile bile hala. Dudaklarını ısırarak gülümsedi. Sanki çıkma teklif ettim. Yok öyle bir şey! Bir yudum daha aldım çayımdan. Sokak sakinleşmiş simitçi çocuk gitmişti. “Nereye gideceğiz?” “Güzel bir film var”&#8230; “Neriman&#8217;la izleyecektik sözde…” diye devam ettim içimden. Kalktık. </p>



<p>Filmin ismini biliyorum ama konusunu tam anlayamadım. Bir sinemanın en
arka koltuğunda ne kadar sevişilebilirse o kadar seviştik. Yer gösterici çocuk
yüzümüz kızarık çıkarken bize dik dik baktı. Bi iki bira içmiş olsaydım sağlam
bir yumruk atardım. Bazen alkolden çok sevişmekte insanı çakırkeyif yapıyor.
Üzerimizi yoklayan ve grip edebilir miyim acaba diyen bir rüzgar dolaşıyordu
dışarıda. Alışveriş merkezinin kafesine gidip oturduk. Kış kendini göstermeye
kararlıydı. Hava soğudukça alkole olan ihtiyacım çoğalıyordu. “İyileşeceksin”
dedi Fatma karşımda sanki o iyileştirecekmiş gibi iddalı. “Bilmiyorum” dedim.
Öne baktım. Normalde kafası güzelken kurulacak cümleleri kurmakta sakınca
görmeyen bir halim vardı. Yada çamura büsbütün batmış ölmekten korkmayan.
“Özlüyorum hala. Özlem bitince aşkta biter. Ama bende bitmiyor işte.” Az önce
elini vajinama sokan ebem miydi seni orospu çocuğu dese haklıydı Fatma. Demedi.
Sanki köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyor gibi bir hali vardı. Gerçi benimle
sevgili olsa eline ne geçecekti. Yada ben iyileşsem ona ne faydası olacaktı.
Hiç birinin artık benim için önemi yoktu ama karşımdaki kadın hala bir şeylerin
önemi varmış gibi bana ve aramızda oluşmuş (oluşmuş gibi görünen yada oluşacak
) duygusal çöplere ilgi duyuyordu işte. Nedeni bilinmez. Anlamayada
çalışmıyordum zaten. İçinde bulunduğum sis bulutu beni boğuyor, nefes almamı
engelliyor içinden seçip görebildiğim insanlar kadarıyla yaşamama izin
veriyordu. Bir yudum daha içti kahvesinden. Hayatından bıkkın bir tavırla iç
çekti. </p>



<p>“Herşey geçiyor Deniz. Bunu en iyi sen biliyorsun.” </p>



<p>“Nerden biliyorum am*na koyayım”</p>



<p>“Babam öldüğünde hatırla. O an nasıldım şimdi nasılım”</p>



<p>“Haklısın haklısın da aynı şey değil”</p>



<p>“Aynı şey. Ölmenin bir çok yönü var işte. Biri fiziksel ölüyor. Diğeri ruhsal. Hayatından çıkıyor iki şekilde de anla” Gırtlağıma nefes alamama hissi geldi bir an.</p>



<p>“Tamam tamam. Boşver şimdi hadi gidelim iç şu kahveni bizimkileri ara bara geçelim yeter”</p>



<p>“Tamam mesaj atarım. Bu arada parfümünün markası ne?”</p>



<p>Savaş yüzümden anladı bende bir haller olduğunu. Ne var gibisinden kaş göz yapıyordu ama geçiştiriyordum. Söylecek bir şey yoktu. Neyseki Fatma çok samimi davranmıyor aramızda gelişen bu saçma sapan şeyi açık etmiyordu. “Dün gece bulabildiniz mi evi ikinizde sarhoştunuz.”&nbsp; Diye konuya girdi Ece.&nbsp; Hay soracağın soruyu. “Bulduk Fatmayı evine bıraktım sonrada eve geçtim” diye atıldım hemen. Pek inandırcı gelmesede karşılık vermedi Ece. Savaş dün geceyle ilgili bir şeyler olduğunu farketmişti şimdi. Gözleri parladı. Kafamda sonrasında ona nasıl açıklama yapacağımı planlamaya çalışıyordum. Birazcık daha sarhoş olursam, oda olursa herşeyi anlatmak kolay olurdu. Ama anlatmak istediğimden emin değildim. Elimde iki seçenek vardı, ya anlatacak olayı kabullendirecektim yada üstüne gitmeyerek geçiştirecektim. İkinci seçenekte kötü olan ihtimal sonrasında öğrenirse bana içerleyecek olmasıydı. Sonuçta yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu Savaşla. Gerçi sırf bu yüzdende özel ilişkilerimi açıklamak zorunda değildim elbette ama bu ilişki yaşadığım kişi ikimizin ortak arkadaşıysa bi şekilde ucu dokunuyordu onada. İlk seçenek daha tehlikesiz gibiydi. Ama neden yaptın, hani Neriman vardı ne olacak şimdi? gibi bir çok tantanayı çekmekte istemiyordum. Aklım hala Neriman’daydı. An geliyor bütün hayatım anlamsızlaşıyor, kendimi “Ne yapıyorum ben burada?” diye düşünürken buluyordum. Bazen insan ne çabuk geçti zaman diye düşünüyor. Düşünüyor da onca zaman geçmesine rağmen “daha dün gibiydi” diye de ekliyor sonrasında. Daha dün gibiydi. Onunla buraya gelirdik. Bomonti içer sarılırdık. Göz uçlarımdan onu izlerdim konuşrken. Hele heycanlı bir şeyler anlatamaya başladığında dakikalarca çaktırmadan gözlerimle süzerdim. El hareketleri mimikleri çok hoşuma giderdi. Üstelik şişeyi üst tarafından tutması, iki parmağıyla kavrayıp ağzına götürüp koca yudumlar alması beni çıldırtırdı. Gece olur bize geçerdik. İştahla bir meyveyi soyar gibi çıkarırdım üzerini. Kollarımda küçük bir çocuğa dönüşür salardı kendini. Çıkardıkça yanan bir ateşe yaklaşır gibi sıcak ve yumuşak tenini hissederdim önce. Sanki karanlıkta bile ellerimin dokunduğu yerler pembeleşir izi kalır, sıcak teni dahada ısınır hele beni öpmeye başlayınca vücudum alev alırdı. Yorulup uyuyana kadar sevişirdik. Sabah olur o işe gider ben uyur kalırdım. Üst komşu halılarını balkona asar, çamaşırlarını kurutur, yan sokakta inşaat sesleri duyulurdu. İnşaat bitti, doğulu işçiler eşlerine harçlık verdiler. Onlar gitti pazardan alışveriş yapıp akşam yemek bile pişirdi. Neriman&#8217;dan eser yok. O gitti aradan altı ay geçti. Acısı bitmiyor. Gece evinin önünde yattım olmadı, yollarına ansızın çıktım olmadı, çiçek göndermekten çiçekçiyle arkadaş oldum en son çiçekte “abi olmuyorsa zorlama” dedi dinlemedim olmadı. Adını mahalledeki çöp kutularından tut, sokaklara asfaltlara elektirik direklerine yazdım yine olmadı. Ben her şeyi yaptım. En çok yapılması gerekeni yaptım sevdim, olmadı. Düşündükçe daha çok yüklendim biraya. Zaten olmuyordu anasını satayım. Yine olmazdı. Olmayacaktı. En iyisi sarhoş olmaktı. Bu gece zaten bitecek gibi görünmüyor. Savaş durumu anladı illa çeker kenara konuşur benle. Fatma desen ağzı kulaklarına varıyor. Belli etmemeye çalışsa da ara ara açık veriyordu. Masada tuhaf bir hava vardı. Herkes konuştu. Saçma sapan konular açıldı çoğuna güldüm eğlendim, hatta güldürdüm ama hiç biri umurum da değildi. En yakın arkadaşlarımda olsalar aslında beni anlamıyorlardı. Ben yaşamak istiyordum. Bütün bunların dışında yaşamak. Yaşamak için ihtiyacım olan mutluluğa erişmek ve bu mutluluğun kimde olduğunu biliyordum. Ben onu istiyordum. Özlemek değildi bu, bir parçasını kaybetmiş bir insanın parçasını aramasıydı.&nbsp; Savaş gece boyunca inceden inceye nabzımı tuttu. Kızları bir an önce gönderip benimle konuşmak istiyordu belliydi. Ama alkol aldıkça bu hissiyatının biraz daha yumuşadığını gördüm. Tabi bende içtikçe cesaretleniyordum. Bu konuyu bu gece bitirmek gerekliydi. Her şeye hazırdım. Savaş&#8217;ın bana çıkışacağını işlerin büyüyeceğini yaptığım saçmalıkların bana pahalıya patlamasına hatta arkadaşlarımı kaybetmeye bile razıydım. Razıydım çünkü başka çarem yoktu. Elimde kalan tek çıkış yolu dürüstlüktü. Ondan başka verebileceğim bir şeyim yoktu. Birkaç biradan sonra kızları evine bıraktık. Onlarda konuşmamız gereken bir şeyin olduğunu anlamış gibiydiler. Fatma’nın aldırdığı yoktu. Evinin önünde beni öperken neredeyse dudaklarıma değecekti. Saçlarını sallayarak evine girdi. Savaşla Muharrem abinin mekana doğru yürümeye başladık. Muharrem abi playstation dükkanı işletiyordu. Sabah saatlerine kadar dükkanda kalır akşamcı gençler bazen uğrar, güzel muhabbet kurar arada da demlenirdi. Eskiden daha çok takılırdık ta şimdilerde benim Neriman yüzünden pek gidemez olmuştuk. </p>



<p>“Oğlum napıyosun sen” diye girişti Savaş elleri cebinde yürürken.</p>



<p>“Ne lan ne? Kız istiyor işte boşluktayım”</p>



<p>“Senin boşluğunu sikerim!”</p>



<p>“Haklısın da neyse” derin bi nefes bıraktım. </p>



<p>“Ne neysesi lan. Bak bu kız tamam seninle ilgileniyor. Bende
farkındayım seni çokta istiyor. Gidin yatın, yiyişin sikin birbirinizi ama şu
durumda yaptığın iş mi? Nerimana aşığım diyorsun, triplere giriyorsun deliler
gibide acı çekiyorsun ki orasını da anlamış değilim birde bu kızla
takılıyorsun. Ulan işin garip yanı buda bile bile senle oluyor ulan neyin
kafasını yaşıyorsunuz amına koyayayım?”</p>



<p>Mekanın önüne geldiğimizde camdan selam verdik Muharrem abiye.
Elindeki karton bardağı uzatıp “İster misiniz?” gibi işaret yaptı camdan. Elimi
göğsüme götürdüm. Başını eğdi. Bir hayli sıkı karışım yapmış olmalıydı
votkasını Muharrem abi. </p>



<p>“Otur lan şuraya otur. Canımı sıkıyorsun Deniz.”</p>



<p>Merdivenlere oturup başımı öne eğdim. Sanki karşımda can dostum değil
abim varmış gibiydi. Aynı yaştaydık ama benden daha olgundu Savaş. Ya da iki
kişiden biri bir aptallık yaptığında diğeri onu uyarıyorsa mutlaka daha olgun
olacaktı elbet. Ben konuşmadıkça o devam ediyordu. Ama daha yumuşaktı şimdi
sesi. Bense nefes alıp vermeye çalışyordum. Birazda zorlanarak.</p>



<p>“Oğlum, bak ben karışmam beni ilgilendiren bir durum da yok ayrıca. Ne
yaparsan yap. Ben sadece diyorum ki bu kız seni kullanır atar. Sevgili olursun
guruptanda çıkar. Ece de bize küser. Dağılır gideriz.”</p>



<p>Döndürdüm yüzümü baktım yüzüne. Çokta umrumdaydı dermiş gibi.
Önümüzden hızla bir motor geçti. Arnavut kaldırımı sokakta bir kadın zorlanarak
topuklularıyla yürüyordu. Köşedeki pavyon bozması barın fedaileri ayakta sigara
içiyorlardı. </p>



<p>“HAA Sikerim kızları o ayrı. Benim derdim sensin. Olum sen böle bir
adam değildin. Halada inamıyorum lan kendine sahip çık. Sen bu kızı seviyosun
hala. Tamam olmaz falan filan ama, biraz zamana bırak lan. Sakin olun. Yinede
sen bilirsin. Ne istiyorsan yap. Ama bu da giderse dağılma.”</p>



<p>Döndüm karanlıkta belirli belirsiz sokağa baktım. Barların ışığı
dışında bir şey yoktu. Arada gelip geçen arabalar o kadar. Az aşağısı zaten
deniz, kayalık. İnsan alır başınıda geçer gider şuradan yürür, takılırım peşine
dur iki dakikada konuşalım be kadın derim. Yok hanım efendi evdedir. Çıkmaz.
Aklımda saçma sapan şarkılar dönmeye başladı. Babam geldi aklıma birden.
Oturduğunda sofraya “Oğlum tak şu kaseti” diyişi canlandı gözlerimde. Dert yok
tasa yok. Tek derdimin ertesi gün okulda hangi oyunu oynayacak olmamın, ne ara
markete gidip sevdiğim çikolatalardan alınacak olduğu yıllar. Anason kokulu
sofrada oturup muhabbet edişimiz saatlerce. Çocuğum ama konuşucak konu bol. Bir
yanda annem mandalina soyar bıçağın ucunda verir. Örgüsüne başlar sobada zeytin
odunları çatır çatır yanarken, kadehin dibini masaya vurupta&nbsp; dubleyi üç yudumda içen koca çınarın hayali
sıcak su gibi değdi gözlerime.</p>



<p>&nbsp;“Baba hangisi? Hangi kasedi?”</p>



<p>Başını hafif yana eğip kocaya kaçan kızınamı, emekli olupta özlediği
işinemi bilinmez, niye içtiğini yıllardır sormaya cesaret edemediğimiz Hikmet
bey cevap verirdi. </p>



<p>“Adnan&#8217;ı olum Adnan Şenses&#8217;i!”</p>



<p>“Kalk lan kalk” diye tuttum kolundan Savaşın kaldırdım. Noluyor demeye kalmadı, girdik içeriye. İçeride tek masa vardı iki genç koltuğa yatarcasına uzanmışlar maç oynuyorlar. Sağ taraftaki Real Madrid’i almış soldakinde Fenerbahçe vardı. Sizin vizyonunuzu… “Doldur Muharrem abi doldur. Sıkı olsun.” Muharrem abi masanın altından çıkardı karton bardaklarını ve bazooka votkasını doldurdu. Portakal suyunu eksik etmezdi, üzerlerini tamamladı. Yarısını diktim kafama. Savaş hop diyecek oldu susturdum. “Aç abi aç” Ne oluyor gibisinden Savaşa baktı Muharrem abi. “Adnan aç abi adnan şenses!” Az önceki motorlular bu kezde yukarı doğru geçti hızla. Skora baktım. Maç 2 – 2 berabereydi. Üçüncü mesajdan sonra ancak uyandırmıştı telefonum. Bunu ekrana bakınca anladım. Hoş o anda aradı ama daha ses duyulmadan meşgule attım Fatma’yı. Daha odamı net göremezken değil Fatma başbakan arasa konuşmazdım. Gerçi zaten onunda benzine zam yapmak gibi önemli görevleri arasında beni araması düşünülemezdi. Savaş’ta yarım saat kadar önce aramış. Saate baktım, öğleni çoktan geçmişti. Midemde çöl susuzluğu gözlerimde tonlarca ağırlık yataktan kalkmak ağır siklet boks maçını kazanmak gibiydi. Zorladım kendimi kalktım. İçimde yaşamak ağır geliyor bana düşüncesiyle havasızlıktan boğulmak üzere olduğum odamın camını açtım. Pencereden dışarıya ağır metalik bir koku çıktı. Halım hala ıslaktı ama içimden temizlemek gelmiyordu. Rengi de oldukça değişmiş, iyice koyulaşmıştı. &lt;&lt;Cahildim dünyanın rengine kandım.&gt;&gt; Koyulaşan git gide görünmez olan ama öncesinde insana tatlı gelen rengine. Adı yok olasıca ki adını biliyordum, “adını mıh gibi aklımda tutuyordum. Ben ona mecburdum.”&nbsp; Neriman uzun zamandır, bu evde yoktu. Yine de içeri güneş girince onu arıyordum. Yatak Neriman kokmuyordu. Önceleri kokusu vardı ama zamanla azalmış, şimdilerde yok olmuştu. Sonrasında evde herhangi bir anı kırıntısından onun kokusunu duymak için çok çabalamıştım ama nafile. En son bende bıraktığı bir kazağı vardı. Belki onda vardır o koku diye geçen gece koklamıştım. Evet onda derin derin bir koku bırakmıştı Neriman giderken. Almış hassasiyetle sağ tarafımdaki komidinin içine koymuştum. Ne kadar uzun kaybetmezse kokusunu o kadar iyiydi benim için.yok olan psikolojim için. özlemlerime&nbsp; Ara ara yaptığım ve sanki herkeszden ziyade kendimden saklamaya çalıştığım şeyi yine yaptım. Kalktım önce komidini açıp nerimanın siyah kazağını sakladığım yerden buldum. Üzerindeki koku yok olmuştur diye korka korka yüzüme götürdüm. Ellerim hafif titriyordu. İçime çektim kokusunu. Hiçbir ten bu kadar güzel kokamazdı ki. Yatağımın yanına bağdaş kurup oturdum. İçimde köpek gibi bir yalnızlık vardı. Nereye çıktığı belli olmayan sokaklarda kaybolmuş gibiydim. İnsanın her şeye alıştığı doğruydu. Peki ya alışmak istemiyorsa? Yine de alışmak zorunda kalışı işkence değil miydi? İçinde bulunduğum durum buydu. Alışacağımı biliyordum. Gideli uzun zaman oluyordu. Artık ilk günkü kadarda içimi acıtmıyordu evde olmayışı. Kokusunu çekiyordum içime o bile biraz olsun yetiyordu. Ama ben bu kaybediş siyah beyazlığına alışmak istemiyordum. Tüm sorun bundan kaynaklanıyordu. Beni buna alıştıran ne varsa ki bu yaşamın kendisiydi, onu yok etmek ona zarar vermek ve ortadan kaldırmak istiyordum. Gece olunca sanki hem içimden hem de şehirdeki tüm terkedilenlerin içinden başlayıp sabaha kadar susmayan çığlıkları duyuyordum. İnsan acıya uyuşmadan zor katlanıyor. Evet, katlanıyor belki ama parça parçada yok oluyor. Gerçi uyuşunca da yok oluyor ya. Belki biraz daha uzun sürüyor uyuşunca. Sabah yine boşluk, sabah yine gökdelenden düşüş. Derin bir iç çektim, katladım koydum kazağı yerine. Sıkıca kapattım çekmeceyi. Umarım kokusu birkaç gün daha kalırdı. Acıkmıştım ama canım bir şeyler yemek istemiyordu. Kalktım duş aldım giyindim. Saçlarımı bile kurutmadım. Mesajlara cevap vermeden evden çıktım. Her zaman gittiğim kafeye gidip bir çay, iki poça söyledim. &nbsp;Yan masada bir adam elindeki telefona gömülmüş arada bir çayını yudumluyordu. Tahta masalarda öğleden sonrası gölgeleri oluşmaya başlamıştı. Sanki hayatımın hiçbir döneminde erken kalkmamış gibi hissetmeye başladım. Geçen günkü simitçi yine oradaydı. Fakat çocukla annesinin geçtiğini görmedim. Belki ben gelmeden önce geçip gitmişlerdi. Çayımın yarısında Fatma aklıma geldi. Açtım baktım mesajlarına. </p>



<p>&lt;&lt;Günaydın canım&gt;&gt;</p>



<p>&lt;&lt;Daha uyanmadın mı? Bu gün boşum bir şeyler
yapalım mı?&gt;&gt;</p>



<p>&lt;&lt;Canım ben dışarıya çıkıyorum. Uyanırsan ara
buluşalım&gt;&gt;</p>



<p>Gibi saçma sapan şeyler yazmıştı. Çevrim içi olduğumu
görünce anlık mesajlaşma uygulamasından yine yazacak oldu. Fakat ekranda “<em>Fatma yazıyor…”</em> yazısı görünüp kayboldu.
Belli ki vazgeçmişti. Umursamadım. Ama içimde arı kovanına çomak sokmak gibi
bir merak belirmişti. Aradım. Heyecanla açtı telefonu ama belli etmemeye
çalışıyordu. “Napıyosun canım benim?”</p>



<p>“İyiyim Deniz. Sen napıyorsun? Nerdesin?” Deniz mi? Vay
sürtük. Anında resmiyete bağladı işi.</p>



<p>“İyilik bizim yerdeyim kahvaltı yapıyorum gelsene
dışarıdaysan aramışsın ama uyuyordum ondan açamadım.”</p>



<p>“hımm anladım.” Hayal kırıklıklarını toparladı herhalde.
“Tamam, birkaç dakikaya ordayım”</p>



<p>“Görüşürüz.” Deyip telefonu kapattım.&nbsp; Beş dakika kadar sonra daha önce hiç
görmediğim kısa boylu etine dolgun bir kızla birlikte geldi. Uzun saçlıydı kız
ve kırmızı bir deri ceket giymişti. Masamın önüne takı takmaya çıkmış kız
tarafı gibi dizildiler. Bir şey söylemediğimi görünce Fatma konuya girdi. Kısa
bir etek ve altına transparan siyah çorap giymişti. Bileklerine kadar botu
vardı. Saçları maşalı koyu bir makyaj yapmıştı. Kimin nişanı vardı kim bilir. </p>



<p>“Tanıştırayım Gamze mahalleden arkadaşım.”</p>



<p>Dolgun kız elini uzattı istemeyerek sıktım, gülümsedim.
“Deniz bende memnun oldum” dedim. &nbsp;Doğulu
garson bana fena bir bakış attı. Herhalde şanslı bir piç olduğumu düşünüyordu.
İçinden küfürde etmiş olabilir bilmiyorum. </p>



<p>“Otursanıza”</p>



<p>“Yok ben işe geç kalıyorum”</p>



<p>Vay bir de çalışıyormuş. Fatma da bir işe girse de
kurtulsam. Ailesine destek olacağına fantezi yapıyor. </p>



<p>“Peki öyleyse başka zaman otururuz memnun oldum
tekrardan.”</p>



<p>“Bende teşekkür ederim. Gel bebeğim seni kocaman öpeyim”
görmekten hoşlanmadığım kız öpüşmelerinden birini yaptılar. İyi ki lezbiyen
arkadaşım yok diye mutlu olmakla meşguldüm. Dolgun kız uzaklaştıktan sonra
Fatma karşıma oturdu. </p>



<p>“Hoş geldin.”</p>



<p>“Hoş bulduk, sonunda uyanabilmişsin tebrik ederim.” “Saol ya. Cidden başardım. Çok çabalamadım ama. Arayan soran çok oluyor işte  naparsın. </p>



<p>“Doğrudur, gerçi sen çoğuna cevap vermiyorsundur da.
Israr ediyorlardır tabi.”</p>



<p>“Fatma seni öldürürüm.” Ciddiyetle söyledim ama kahkaha
atarak karşılık verdi. Sonrasında bende güldüm. Telefonuna gelen bir mesaja
cevap verdi. Başında biten bana gıcık olduğunu düşündüğüm (aslında bundan emindim)
garsona bir sütlü kahve siparişi verdi. </p>



<p>“E anlat bakalım ne yaptın ben uyanana kadar.”</p>



<p>“Valla gratise gittim. Önce bir kaç makyaj malzemesi aldım kendime. Birkaç tane oje, sonra işte zaten Gamze&#8217;yle buluştuk bir çay içtik buraya geldim sonra”</p>



<p>“O ne iş yapıyormuş” </p>



<p>“Markette kasiyer. Öğlen gidecekmiş işe geç çıkacak.
Sonra sen aradın zaten”</p>



<p>“Rahatsız etmedim inşallah” Göz kırparak dalga geçtiğimi
belli ettim. Gülümsedi saçlarını geriye doğru attı. Saçlarını ellerime dolayıp
çekesim geldi o an. Bir şey demedim. Caddede ani fren yapan bir arabanın sesine
döndük. Sola kırıp direksiyonu devam etti. Kaza olmadı.&nbsp; Gözlerinin içine baktım sonrasında. Güldü. Es
geçti cevap vermeyi. Bu kızla yatacağımı o an anladım. Ama Neriman bununla
ilgili ne derdi bilemezdim. Bakıştık üç saniye geçti. Hayatımın en iyi üç
saniyesiydi. Neriman’ı hiç düşünmediğim üç saniye. </p>



<p>“Sen nasıl oldun?”</p>



<p>Caddeye kaydı bakışlarım. &lt;&lt;Bilmiyorum&gt;&gt;
sessizleştim. Vazgeçtim sonra metanetli olmaktan. İçime kaynar sular dökülmeye
başladı. Hissediyordum. En olmayacak soruyu sormuştu. “Bilmiyorum. O değil de
içsek mi?” önümde bir bardak içki olsaydı kafama dikerdim. Ama yoktu.
Neriman’da yoktu. Fatma vardı. Onun gibi kokmayan, onun gibi gülmeyen, onun
gibi seslenmeyen biri. Lacivert ojeli parmakları çaya uzanan elimi yakaladı. </p>



<p>“İyi olacaksın. Özür dilerim. Yanındayım. Neyse boş
verelim şimdi bunları. Zaten gayet iyi gözüküyorsun. Sormadım farz et.”</p>



<p>&lt;&lt;Ebenin am*. Ama sormuştun&gt;&gt; </p>



<p>“Kalk takılıp kalmayalım burada gezelim. Bir yerlere
gidelim. Bir şeyler yapalım. Bu saatte içilmez daha. Akşam zaten çocuklarla
buluşuruz.”</p>



<p>Dudak parlatıcısını yeni keşfettim. Bana yaklaştıkça
burnuma çilek kokusu geliyordu. Ama ruhunu hala bulabilmiş değildim. Liseden bu
yana…</p>



<p>Gün boyunca aptal aptal şehirde dolaştık. Alışveriş merkezlerine gittik. O benim için zerre anlamı olmayan vitrinlere bakarken ben çevreye acaba Neriman&#8217;ı görür müyüm diye korkak bakışlarla göz gezdiriyordum. Hepsi kayıtsız kaldı. Fatma&#8217;ya elbise gösteren bir satış elemanın iki kez göz kırpışına bile aldırmadan, günü tamamladım. Fatma kendine birkaç kıyafet aldı. Zorla da olsa bir bira içmeme izin verdi ve en sonunda akşam bizimkilerle buluştuk.&nbsp; Bar bayağı kalabalıktı. Çok fazla insan olması beni boğuyordu. Ama başka bir yere gitmeyi teklif etmedim. Zaten bütün gün bu kalabalıkların içinde dolaşmıştık. Salak salak insanlar sırf instagramdaki fotoğraflarında güzel gözükmek için hiç ihtiyaçları olmadığı halde kıyafet aldılar. Hele Fatma oldukça zor beğeniyor bir girdiğimiz dükkanda en az yarım saat kalıyorduk. İstememe rağmen ısrarla benimle fotoğraf çekinmekten de bıkmadı. Alışveriş merkezinin yürüyen merdivenlerinde, dışarıdaki banklarda, yılbaşı için süslenmiş çam ağacının önünde ve saçma sapan herhangi bir yerlerde bir sürü fotoğrafımız oldu. Ben pek farkında değildim ama galiba Fatma benim sevgilimdi. Neriman’ı kızdıracak şeyler yapmaya başlamıştım. </p>



<p>“Bugünde hiç kimse konuşmuyor. Herhalde herkesin canı
bir şeye sıkkın. Neyiniz var sizin konuşsanıza” dedi Ece. Yanımda oturan
Fatma’nın elleri rahat durmuyor masanın altından bacağımı sıkıyordu. Ama
bizimkilerin bunu pek fark ettiği yoktu. Kaçıncı birasıydı ki henüz? İkinci
falan olmalıydı. Sarhoş olmuş olamazdı herhalde. Savaş cevap vermedi omuz
silkmekle yetindi. “Bir şey yok, kalabalık baksanıza konuşsak bir birimiz zor
duyacağız.” Yan masada oturan dört kız iyiden iyiye bir muhabbet döndürüyordu.
Siyah saçlanın mine eteğinin altında siyah transparan çoraplarına ve uzun
bacaklarına bakarken Fatma ulaşmak istediği yere doğru yavaş ama emin adımlarla
ilerliyordu. Savaş Fatma’yı çabucak süzdü. Elini havaya kaldırıp garsona
gelmesini işaret etti.</p>



<p>&nbsp;“Bize dört bira”</p>



<p>“Bitmedi ki olum daha” dedim. Sadece benimki değil hiç
kimsenin ki bitmemişti. Fondip yaptı üç parmak kalan birasını. “Nasılsa bitecek
bu gece benden.” &nbsp;Ecem asıl sorunun bizde
değil Savaşta olduğunu anlamıştı o an. Derdini çok anlatan biri değildi.
Saçılıp dökülmezdi ama belli ki bu akşam bir sıkıntısı vardı ve bunu anlatmak
için sarhoş olmak istiyordu. Benimki konuştu. Eli hala bacağımdaydı. Her halde
kaçarım diye korkuyordu.</p>



<p>“Neyin var? Anlatmaya başla bence” </p>



<p>Oysa yanlış yapıyordu Savaş anlat deyince anlatacak bir
adam değildi. Üzerine gitmemek gerekiyordu. Böyle açılmazdı onun içi. Garson
biraları masaya bıraktı. Az önce dikizlediğim kız bana küçük bir bakış attı.
İlgisini çekmemiştim ne yazık ki. Sigarasından bir yudum aldı aynı anda
hayalarımın okşandığını hissetmeye başlamıştım. </p>



<p>“Bir şeyim yok.” Büyük bir yudum daha içti Savaş. “Valla sen anlatana kadar bitmez bak bu gece biliyorsun dimi?” diye çekişti Ece. “Ben yarın işe gideceğim erken kalkmam lazım. Deniz&#8217;in pek bir sorunu yok Fatma’da çalışmıyor ama sen konuşmaya başla bence.” </p>



<p>Koyu renkli ruju mekânın loş ışığının altında
dudaklarını yok gibi gösteriyordu. Fatma’nın karşımda en yakın arkadaşımızın bir
derdi varken beni inatla rahatlatma çabalarına karşılık sinirim bozuldu.
“Sarhoş musun sen?”diye dönüp ansızın tersledim. Çekti elini ansızın. “Keşke
sarhoş olsam” dedi atarlı atarlı. “bi lavaboya gideyim ben” kalktı. </p>



<p>“noluyo olum napıyosun kıza”&nbsp; diye çekişti Ece. </p>



<p>“aman bıktım ya aynı mevzular hep git bak şuna hemen
gelmeyin makyaj mı tazeliyor başka bir şey mi yapıyor ne yapıyorsa yapsın yıka
yüzünü kendine gelsin.” </p>



<p>Ece kalktı Fatma’nın peşinden gitti. </p>



<p>Savaşın bizle pek ilgilendiği yoktu. İki yudum daha içip
sola döndü boşluğu izlemeye başladı. </p>



<p>“Olum neyin var anlatsana tamam hadi kızları s*ktiret benden de mi saklıyorsun?”</p>



<p>Az önceki kız yine bana doğru bakmaya başladı. Kül tablasına
sigarasını söndüren elleri sonrasında içkisine dokundu. </p>



<p>“Babam hasta Deniz. Bu kez ağır hasta. Geçen sene
geçirdiği felç iyice vücudunu bozdu. Şimdi de tansiyonu düzensizleşti. Atlattı
derken dün yine benden habersiz acillik olmuş. Bu gün öğrendim.” </p>



<p>“söleseydin ya gelirdik”</p>



<p>“benim bile yeni haberim oldu diyorum. Annemle
gitmişler. Doktor yatacak diyor”</p>



<p>“ne yapabiliriz peki çaresi yok mu? Tamam hastanede yatsın iyileşecekse ama tedavisi olmalı”</p>



<p>“Bilmiyorum randevu aldık haftaya götüreceğiz tekrar.
Olmadı özel hastanede kontrol ettireceğiz. Ama hoşuma gitmiyor. Sürekli
yatıyor. Gezinemiyor gücü yok.”</p>



<p>İçim acıdı. Babasızlığın nasıl bir şey olduğunu biliyordum. Fatma&#8217;nın da babasını kaybettiğinde düştüğü durumu biliyordum. Acıya dair her şeyi neredeyse biliyordum. </p>



<p>“sıkma canını bir şeyler düşünürüz. Yanındayız. Olmadı
başka bir hastaneye gideriz. Hele bir teşhis konsun”</p>



<p>“öle öle. Çok sıkmıyorum kötü bir durumu yok ama insanın
canı sıkılıyor işte”</p>



<p>“olum ortada daha fol yok yumurta yok. Daha hastalığı
bile belli değil. Adam genç değil tansiyon falan olur mutlaka ama bir görünsün
ona göre hareket ederiz. Merak etme sen”</p>



<p>“Eyvallah”</p>



<p>Kızlar döndü. İsteksiz isteksiz oturdu Fatma yanıma.
Yaptığı çok normalmiş gibi onu hoş görmeyip kırmış birde şimdi gönlünü almak
zorundaymışım gibi hissettiriyordu. </p>



<p>“Öttü mü bizim bülbül” diye sordu Ece. Ece&#8217;ye doğru ters ters baktı Savaş şişeyi ağzına götürürken. “Salak salak konuşuyorsun” dedi.</p>



<p>“Ama bebeğim sende söyle o zaman bak biz senin en yakın
arkadaşlarınız. Hiçbir şey anlatmıyorsun” diyerek koluna girdi Ece. </p>



<p>“Babası biraz hastaymış üstüne gitmeyin adamın. Bakacağız
çaresine hele bir doktora görünsün.”</p>



<p>Bizimkiler “geçmiş olsun” dedi anlaşmış gibi hep bir ağızdan. Oysaki “geçmiyordu a**na koduğumun dünyasında bir s*kim geçmiyordu…”</p>



<p>“Abartacak bir şey yok canım sıkıldı biraz. Bakalım
doktorun teşhisinden sonra belli olacak her şey” dedi Savaş ve içmeye devam
etti. İnsanların onun dertleriyle kaybedecek zamanı olmadığını düşünüyor
gibiydi. En yakın arkadaşları da olsak zihninin bir yerinde hep yabancıydık
ona. O da kendine yabancıydı büyük ihtimalle. Dikkat çekmeden silik yaşamayı
tercih ediyordu. Ne birileri derdini sorsun, ne de o birilerine dert yansın,
kendiyle ilgili tüm sorunları tek başına çözümlemek sorumluluğunu üstleniyordu.
Bunu yaptığında üzerine gitmenin pek fazla faydası olmadığını bildiğimden
üzerine gitmiyordum. Bu meseleyi ciddi anlamda konuşabilmemiz için en az iki
gün geçmeliydi. Sıcağı sıcağına bir şeyler konuşulmazdı Savaşla. Önce kendi
kafasında bitirmeliydi olayı. Sonrasında zaten anlatırdı. </p>



<p>İçkiler ikiye, üçe katlanınca bizimkilerde kendi
havasına döndü. Bir muhabbet geçiyordu herkes bir şeyler konuşuyordu, mekânın
havası kararmaya duman altı olmaya başlamıştı. Garson gelip yan camları açınca
herkes sigaraya yüklendi. Ses çıkaran yoktu. Uğultu gürültüye dönüştü, kafam
pudinge. Yerimden kalktım lavaboyu işaret ettim ve sendeleyerek yürüdüğümü
hatırlıyorum. Nefes alışverişlerimi on metre uzaktan duyanlar vardır şimdi.
Biranın tadı içtikçe neden güzelleşir ki? Neriman uyumuş mudur acaba? Arasam mı
ki? Ama numarasını sildim. Telefonumda normalde hemen girebildiğim rehbere beş
sefer denemeden sonra ancak girebildim. N, n&nbsp;
n Neriman? Yok! Neriman yok. Neyse ya yoksa yok. Holden koridora doğru
adım attım, koluma dokunan şeyin ne olduğunu anlamak için arkamı döndüm. Az
önce kesiştiğimiz kız “Merhaba” dedi.</p>



<p>“merhaba tanışıyor muyuz? Gibi bir şey demeyeceğim. Ben
Deniz” &nbsp;Elini uzattı, siyah ojeleri ince
uzun parmakları, keskin hatlı bir yüzü vardı. Koyu saçları dolgun göğüsleri,
benimse bacaklarına bakmaktan kendimi alamayışlarımın arasında elini sıktım. “Ben
de Tuğçe memnun oldum.” Olacaksın tabi yavrum dedim kendi kendime. Bu gece bu
kızla sevişeceğimi anlamıştım. “Çok tatlısın. Sabahtan beri beni kesiyorsun
farkındayım.” Gülümsedim. “Çok özür dilerim lavaboya girmem gerek bekler
misin?” bekleyeceğini biliyordum. Tuvalete girip çıktım. “Evet, seni
kesiyordum. Sende çok tatlısın.” Köşede durmuş muhabbet ediyorduk. Kafam açılır
gibi olunca bir yandan da bizimkileri gözlemeye başladım. Fatma görürse
yanımıza gelir ve bu gece tek başıma uyurdum. Kızın gözleri gözlerimden
gitmiyordu. Beni istediği her halinden belliydi. Karşımda temel iç günü filmini
çekiyordu. Bense filme dâhil olabileceğim yerde izliyordum. Aklıma ilk gelen
cümleyi kurdum.</p>



<p>&nbsp;“Bize gidelim!”
söylediğim bu saçma sapan cümleye her şeyi mahvettiğimi düşünmeye başlamıştım.
Oysaki ne kadar sarhoş olursan ol karşısındakine ışık saçan iki göz parladı
gözlerimin içine. Daha önce hiç yaşamadığım bir cesareti ulu orta seriyordu
karşımdaki kız.&nbsp; Ellerimi ellerinin içine
aldı. Altıma etmek üzere olduğumu işaret edip çabucak tuvalete gidip geldim.
Deliği tutturabildim mi bilmiyorum. Kapıda çıktığım gibi sıcak yüzü yüzümü
yaktı. </p>



<p>“Tamam, gidelim ama önce küçük bir işim var.”</p>



<p>Uzaktan onu izlerken arkadaşlarının yanına gitti.
Kalkacağını söyledi sanıyorum. Bende bizimkilerin yanına gittim. Savaş
heyecanla bir şeyler anlatıyordu. “Benim gitmem lazım. Bir arkadaşımla
konuşacağım.” Fatma “Noldu kötü bir şey mi var?” diye sorguladı. </p>



<p>“Önemli değil gitmem lazım yarın anlatırım. Hesabı siz
halledin. Sonra hesaplaşırız”</p>



<p>“Gelmem gerekiyor mu? Gerekiyorsa söyle birlikte
halledelim” dedi Savaş. </p>



<p>“Hayır önemli değil. Biraz konuşup eve geçeceğim.
Yazarım size” diyip son yudumdaki biramı içip masadan oturduğum gibi ayağa
kalktım. Hepsi alkollü olduklarından fazla ısrar etmediler. “Dikkatli ol” dedi
Ece.&nbsp; Fatma ne olduğunu anlamak ister
gibi suratıma anlamsızca bakıyor, fakat bir şey diyemiyordu. Yanaklarından
öptüm. “Canım seni gece arayacağım. Uyumazsam tabi. Önemli bir şey yok bitanem”
dedim. Mutlu bakışlarının ardından duman altı mekandan kapıya çıktım. temiz
havayı içime çektim. Şehrin ışıkları kayıp kayıp tekrar olduğu yere geri
geliyordu. Belki de bana öle geliyordu. Yolun karşısında bacaklarından tanıdığım
Tuğba bana el etti. Yanına gittim. Dudaklarından öptüm. Birlikte evime doğru
kol kola ilerlemeye başladık. Ev yakındı, ayılmamız uzak. Karanlıklar
içerisinden soğuk apartman kapısına tutunduğumu biliyorum. Tuğba’nın ateş topu
elini tuttuğumu biliyorum. Merdiven korkuluklarına yaslandığımı, sonra korkup
kendimi duvar tarafına attığımı biliyorum. Kapıyı açtığımı biliyorum. İçeri
girdiğimizi, yatağın üzerine onu attığımı birbirimize perçinlendiğimizi de
biliyorum. Ne ara çığlık attığını evden çıktığını, üst komşunun alt komşunun ne
oluyor diye çıkıp bana ters ters baktığını. Benim don paça kapıdan bir şey yok
dediğimi içeri girip uyuduğumu hayal meyal hatırlıyorum. Herkese oluyor mu
bilmiyorum ama alkollüyken yaptığım şeyleri ayıkken zamanla hatırlıyorum.
Ertesi gün sahne sahne gözümün önüne geliyor gün içinde. Ağzımın içi ağaç
sakızı tadı, dişlerimi fırçalamak için güç kollamaya çalışıyorum. Yatağın
içindeyim. Gözlerimi açtığımda odanın soğuktan uyuyamadığımı anladım. Meğer
kanepedeymişim. Üstüm açık kalakalmışım kanepede. Pencereden yarım yamalak
güneş vuruyor, onun bile hali yok sanki. Yüz maskesi yapmışım gibi bir kasvet
yüzümde. Odanın içine bakıyorum her şey yerli yerinde. Telefonumun uyarı ışığı
yanıp sönüyor kim bilir kim kaç kez aradı, ya da kim mesaj attı. Etrafa iyice
göz gezdirdim. Tuğba’nın neyden korkup kaçtığını anlamak için. Etrafta anormal
bir şey olmadığı gibi canım evim bana üstüne üstlük çok huzur verici geldi.
Büyük ihtimal öyleydi de. En çokta benden başkası yokken. Ama Neriman? Ona haksızlık
etmemem lazım. O varken de güzeldi. </p>



<p>Yarım saattir eve gece geç geldiğim için kavga ediyorduk. Duyanda evliyiz zannederdi. Ama asıl mesele bizim kavga etmeyi sevmemizdi sanrım. Ses tellerini yırtarcasına bağırdı “Defol git diyorum ya! Git hayatımdan! Bıktım usandım yalanlarından, yanlışlarından hep aynı şey!” karşımda sinirden titriyordu. Elini fiskosun üzerinde duran sigaraya uzatsa anında müdahale edecektim. Belki de oda vazoyu alıp sonunda kafama geçirecekti. Kızdığında ne yapacağı belli olmuyordu. Bütün ihtimalleri düşünmek zorundaydım. Hepsini hepsini!  “Ya ben sana ne zaman yalan söyledim. Gittik arabamız bozuldu! Geç kaldık işte hepsi bu. Sor Savaşa sor! Sor anasını satayım sor!” diye bağırdım. Neriman duymuyordu. Sorun o değildi zaten. Neriman ayrılmak istiyordu. Topladı eşyalarını, her sinirlendiğinde yaptığı gibi giyindi attı saçlarını arkaya, yüzünü döndü kapıya. İçimden Allah’ın belası git defol daha da gelme demek geliyordu ama. Demiyordum. Sinirle saçlarımın arasına daldırdım ellerimi. Mutfağa gittim. Bir bira aldım. Açtım, kapağını duvara fırlattım. Çarptı döndü buzdolabının arkasına düştü. Umursamadım gittim kanepeye oturdum. Delilik
nöbetlerime az kalmıştı. Bir hafta sonra doktora gidecektim. Doktor küçük bir
etikete bir şifre yazacak, şifreyi eczacıya çözdürecektim. Sonuç prozac
çıkacaktı. Alacaktım ilaçları ama kullanmayacaktım. Kendime bir dolu “buna
ihtiyacın yok” gibisinden telkinler edecek ama çok ihtiyacım olduğunu içten içe
bilinçaltımda yaşayacaktım. Sağ elim bana iyi gelecek bir şeylere uzanmaya
çalışırken, sol elim onu tutup geri çekmeye çalışıyor gibiydi. Bilinçaltımla,
bilincim bir biriyle başlattığı kavgayı bir türlü sonlandıramıyor, bu yetmezmiş
gibi Neriman’ tarafından terkedilmek korkusu ortaya çıkmış bir güzel boy gösteriyordu.
Korkular korkuları, çok seviyorlarmış demek ki, çok geriliyorum acaba hasta
olur muyum korkusu da başladı. Ben Neriman’ı kaybetmekten korkarken o açıp
kapıyı gitmekle meşguldü. &nbsp;Bu son
gidişinden bir öncekiymiş meğer. Son gidişinde zaten tutamazdım ya. Bunda
tutsaydım, belki son kez gitmezdi. Portmantonun üzerinde duran anahtarını aldı.
Kırmızı paltosunu askıda bıraktı, kahverengiyi giydi. O zamanlar böyleydi işte,
benim olduğu kadar onunda eşyaları vardı bu evde. Gerçi hala varda, üzerinde
koku yok. Oda ayrı bir dert ya neyse. Neriman çıktı gitti. Bilmiyorum hangi
kaldırımdan yürüdü, sağdan mı soldan mı devam etti. Direkt eve mi gitti yoksa
arkadaşına mı? Kafenin birinde çay içmek mi istedi? Yoksa kimsenin onu
göremeyeceği bir yerde ağlamak mı? Ben oturmuş bütün bunlara kafa yorarken o
çoktan gideceği yere varmıştı. Benim biram bitmiş, ikincisini almaya da
fazlasıyla üşeniyordum…</p>



<p>Kalktım lavaboya gidip yüzümü yıkadım. Başımda dün
gecenin aksine yavaşça azalan bir sızı vardı. Etleri dökülen bir cüzzamlı gibi
hissetmeye başladım. Aynı zamanda benimle birlikte bu evde sanki yavaş yavaş
ölüyordu. Bir şeyler midemi bulandırıyordu. Ruhuma bir araba çarpmış ve
bağırsaklarımı asfalta yaymıştı. Kendimi toplayamıyordum. Ağır aksak
adımlarımla kusmama ramak kala kendimi klozetin önüne attım. Kustum. Kustum.
Kustum. Keşke unutmak istediğim şeyleri de böyle kusup klozetten akıp gidişini
izleyebilseydim. Bir kez daha kustum. Toparlandım ayağa kalktım. Henüz hala
yaşıyorsam bir umudum olmalıydı. Yüzümü yıkadım. Uzun bir yokuşu koşarak çıkmış
gibi nefes nefese kalmıştım. Nefes alıp verdikçe beni kusturan şeyin akşamki
içki değil evdeki koku olduğunu anladım. Birkaç kedi topluca ölmüş gibi
kokuyordu ev. Dün kesin bir yerlere kustum ama hatırlamıyorum. O orospu da belki
bu yüzden çekip gitti. Neyse ne! Ne olduğu çokta umurumda değil. Bir an önce
temizlenmek ve defolup gitmek istiyorum. Üstümü başımı çıkarıp kendimi
olabildiğince hızlı şekilde duşa attım. Üstün körü yıkanıp giyindim. Biri beni
sanki evden silkmiş gibiydi. Ayakkabılarımı köşe başlarında bağladım. Aşağı
caddeye sapıp nereye gideceğimi düşünmeyi sokak sonlarına bıraktım. Karakterime
yalnızlık saplanıp kalmıştı. Kendime neden bu kadar acımıyordum. Kendime neden
böyle davranıyordum. Bunun bir açıklaması yoktu, olmayacaktı da. Eski bir
Teoman şarkısı mırıldanmaya başladım. Ben değil dünya fahişe. Dolmuşa attım
kendimi. O simitçi orada yoktu. Sanırım bir daha onu orada görmekte
istemiyordum zaten. Hava neden bu kadar soğuk? Ellerim üşüyor. Ellerim titriyor
vücudum titriyor. Camdan süzülüp asfalta düşeceğim. Bir araba bedenimi
çiğneyecek. Öylesine uzanıp kalacağım asfaltta. Üzerime basıp geçecekler. Çok
fazla çok fazla bekleyeceğim birinin elimden tutmasını. Uzun zamandır bekledim
galiba zaten birinin beni kurtarmasını. Fazla bekledim. Çok fazla bekleyince
gelmeyeceğini unuttum, belki bütün bunlar bunun yansıması. O kızla
sevişmeliydim. Ama yapamazdım. Neriman üzülür. Neriman beni izliyordu
yapamıyordum. “Canım Neriman” dikiz aynasından bana bakıyor şoför ama neden?
Beni tanıyor mu? Biliyorlar mı ayrıldığımızı. Gözlerim acıyor. Yanağım
kaşınıyor neden olduğunu bilmiyorum. Yanağım ıslak aşağılık bir damla gözyaşı
dökülüyor silmek isterken yanağımı çiziyorum kanıyor.</p>



<p>Otogarda inmek fikri güzel. Hava git gide soğuyor mu
yoksa bedenim mi soğuyor bilmiyorum ama titremekten kendimi alamıyorum. Aptal
bir turizm firmasının gişesine yaklaşıp sordum.</p>



<p>“En yakın zamanda araç hangisi var ve nereye gidiyor.” Bir bilet aldım
ve otobüse bindim. Telefonum çalıyor. Fatma arıyor, whatsaptan birileri
yazıyor, ilgilenmiyorum. Sürekli beni arıyor. Onu da mı öldürmemi istiyor?
Telefonu elimde sıktıkça sinirleniyorum ama gözyaşlarım durdu. Daha iyiyim
titremem yavaşça geçiyor. Aptal bir mesaj alıyorum.</p>



<p>“deniz polisler bizi arıyor evine git seni arıyorlar evinde ceset var
demişler Fatma’ya şaka gibi</p>



<p>Neredesin sen hemen gelmen gerekiyor işi gücü bıraktım seni arıyorum
aç telefonunu. Ev sahibinde aradı. Ne yaptın sen?” cevap vermiyorum. Hiçbir şey
yapmadım ben biliyorum. Neriman’ım. Benim canım sevgilim. Gözlerin ne güzel
bakıyordu yatak odasında uzanmış yatarken bile sırtında ekmek bıçağı.
Neriman’ım canım sevgilim. Benim her şeyim. Seni çok seviyorum Neriman. Seni
çok fazla seviyorum.</p>



<p>SON</p>



<p> </p>



<p> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/">&#8220;Neriman&#8221; (Kurgular Serisi 1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17585</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutlu Olmak İçin Neden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutlu-olmak-icin-neden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutlu-olmak-icin-neden/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 Apr 2019 04:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17577</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben hiçbir zaman ünlü biri olmayı istemeyecek biriyim. Hep sıradan bir yazar olmak istedim. Adı bilinmeyen, okunmayan… Sadece mutlu olmak istedim. Sonsuzluğa ulaşmak istedim. İyliklerle… Küçük iyiliklerle var olmak… Küçük taşları bir kaba koyup kabı dolduran bir insan… Adı bilinmeyen biri olmak istedim. Kimsenin bilmediği biri… İnsanlardan bir insan olmak her zaman daha iyi olur [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutlu-olmak-icin-neden/">Mutlu Olmak İçin Neden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ben hiçbir zaman ünlü biri olmayı istemeyecek biriyim.</p>



<p>Hep sıradan bir yazar olmak istedim.</p>



<p>Adı bilinmeyen, okunmayan…</p>



<p>Sadece mutlu olmak istedim.</p>



<p>Sonsuzluğa ulaşmak istedim.</p>



<p>İyliklerle…</p>



<p>Küçük iyiliklerle var olmak…</p>



<p>Küçük taşları bir kaba koyup kabı dolduran bir insan…</p>



<p>Adı bilinmeyen biri olmak istedim.</p>



<p>Kimsenin bilmediği biri…</p>



<p>İnsanlardan bir insan olmak her zaman daha iyi olur diye
düşündüm.</p>



<p>Akademisyenlik de önemli olmak demekti.</p>



<p>Akademisyenlik benim için hep önemli oldu.</p>



<p>Çalışmalarım da…</p>



<p>Çalışmalarımı hep bilim için yapmak istedim.</p>



<p>Çalışmalarımla bilinmek istedim. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutlu-olmak-icin-neden/">Mutlu Olmak İçin Neden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutlu-olmak-icin-neden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17577</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırkıncı Mum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Apr 2019 04:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Şafak Arslan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17581</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eski bir rivayete göre; “Sevdiğin birisi ölünce, içinde kırk adet mum birden yanarmış… Her geçen gün, içindeki o kırk mumdan birisi sönermiş… Kırkıncı güne gelindiğindeyse o son kalan mum hiç sönmez, sen ölene kadar içinde hep yanarmış…” Sönmeyen kırkıncı mumumsun sen benim. Sonsuza dek yanacak olan ama hiçbir zaman tek bir saç telini dahi ısıtamayacak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/">Kırkıncı Mum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Eski bir rivayete göre;
“Sevdiğin birisi ölünce, içinde kırk adet mum birden yanarmış… Her geçen gün,
içindeki o kırk mumdan birisi sönermiş… Kırkıncı güne gelindiğindeyse o son
kalan mum hiç sönmez, sen ölene kadar içinde hep yanarmış…” Sönmeyen kırkıncı mumumsun
sen benim. Sonsuza dek yanacak olan ama hiçbir zaman tek bir saç telini dahi
ısıtamayacak olan o mumum ben… Portekizce’de <em>“saudade”</em> diye bir kelime vardır: “Artık kaybolmaya başlamış,
nadirleşmiş veyahut tamamen kaybedilmiş bir şeyi ya da bir kişiyi derinden
özleme hissi demektir bu…” Şu sıralar bu kelimenin ağırlığı altında yaşıyorum
çünkü ben çok uzun bir süre asfaltı sulamakla uğraştım ama asfaltın tabiatında
güzellik yokmuş, anladım. Ömer Hayyam’ın da dediği gibi; öyle bir düğümdü ki
bu, ne sen çözebildin ne de ben. Bizimkisi sadece perde arkasında bir
dedikoduydu, perde indi ve ne sen kaldın ne de ben… Belki de yanacağım o
kırkıncı mum gibi sonsuza dek, acı çekeceğim ömür boyu çünkü acı benim damak
tadım ve sevginin ağzımda bıraktığı tat da acı… Ama biliyorum ki sana yanmak
için katettiğim bütün yolların toplamı sensin ve katedeceğim yollar da sana
benzeyecek. Ah beni yolumdan edenim, sana yenilmek ne kolay! Seni sıfatlarla
tanımlamayı seçiyorum çünkü biliyorum ki sıfatları kaldırırsam geriye sadece
gerçekler kalacak ve bu gerçeklerin altında ezilmeni istemiyorum. Bazı
gerçeklerin sonu kıştır ama senin bende hep bahar kalmanı istiyorum… Güneşe ve
toprağa tahammül edemediğinden midir nedir içimde artık açelyalar açmaz oldu.
Açamadıkça acı çektim, açamadıkça hep umut ettim. Hercai menekşe mi oldum
yoksa? Ben de kırdım bütün kanatlarımı ama köklerim hala bedenimde duruyor.
Yavaş yavaş bırakıyorum artık sana yazmayı. Aklının ve kalbinin onda olduğunu
öğrendiğimden bırakıyorum seni. İstemiyorum artık senli bir gelecek, senli bir
roman kahramanının kullandığı güzel cümleler çünkü sen gittiğinden beri
dünyanın en güzel sözlerini artık sadece fotoğrafların dinliyor…<br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/">Kırkıncı Mum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17581</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pangea Dergi Nisan Sayısı Yayında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pangea-dergi-nisan-sayisi-yayinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pangea-dergi-nisan-sayisi-yayinda/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Apr 2019 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17536</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şubat ayında yola çıkan aylık dijital fikir dergisi Pangea nisan sayısı yayında. “Sevmek Kudretine Sahiptir İnsanoğlu” kapağıyla okuyucularının karşısına çıkan dergide şiir, öykü, deneme ve inceleme türlerinde çeşitli yazılar yer alıyor. Maupassant ile ölüm ilişkisine dair de bir araştırmanın var olduğu nisan sayısında aynı zamanda farklı yazılarda mevcut. Serkan Yıldız tarafından kaleme alınan “Kapı” isimli [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pangea-dergi-nisan-sayisi-yayinda/">Pangea Dergi Nisan Sayısı Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Şubat ayında yola çıkan aylık dijital fikir dergisi Pangea nisan sayısı yayında. “Sevmek Kudretine Sahiptir İnsanoğlu” kapağıyla okuyucularının karşısına çıkan dergide şiir, öykü, deneme ve inceleme türlerinde çeşitli yazılar yer alıyor. Maupassant ile ölüm ilişkisine dair de bir araştırmanın var olduğu nisan sayısında aynı zamanda farklı yazılarda mevcut. Serkan Yıldız tarafından kaleme alınan “Kapı” isimli öykünün yanı sıra, Medine Yağmur da “Konuşmak İster Misin?” adlı denemeyle nisan sayısında okurlarını karşılıyor. Atakan Aydın ve Erdi Akbulut gibi yazarların şiirlerinin yer aldığı Dergi Pangea Nisan Sayısı </p>



<p>https://issuu.com/dergipangea/docs/pangeadergi_3 linkinde sizleri bekliyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pangea-dergi-nisan-sayisi-yayinda/">Pangea Dergi Nisan Sayısı Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pangea-dergi-nisan-sayisi-yayinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17536</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gazel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gazel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gazel/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 02 Apr 2019 04:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17529</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaktıkça gönüllerde bu sevdâyı Efendim Sensiz göremez oldu bu dünyâyı Efendim Sensizliği bilmez sana âşık yara kalpler Senden de belâ-yı aşk diler cânım Efendim Girdin ya bu kalbe nice lezzet de getirdin Yorgunlara kırgınlara dermân ey Efendim Yağmur gibi yağ kalbime sevginle dolayım Ey serv-i revânım sana meftûnum Efendim İnsanlığa yol göster ve dünyâya rehâ [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gazel/">Gazel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaktıkça
gönüllerde bu sevdâyı Efendim</p>



<p>Sensiz
göremez oldu bu dünyâyı Efendim</p>



<p>Sensizliği
bilmez sana âşık yara kalpler</p>



<p>Senden
de belâ-yı aşk diler cânım Efendim</p>



<p>Girdin
ya bu kalbe nice lezzet de getirdin</p>



<p>Yorgunlara
kırgınlara dermân ey Efendim</p>



<p>Yağmur
gibi yağ kalbime sevginle dolayım</p>



<p>Ey
serv-i revânım sana meftûnum Efendim</p>



<p>İnsanlığa
yol göster ve dünyâya rehâ ver</p>



<p>Aşkınla
ışık yak bu Nev-şehrî’ye Efendim</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gazel/">Gazel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gazel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Arş- ı Aşk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ars-i-ask/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ars-i-ask/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Apr 2019 16:03:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17543</guid>
				<description><![CDATA[<p>Düşteyim;&#160; Kudreti aşk, bir küheylanım Denizler üzerinde arşa koşuyorum Dünyanın şu siyah hallerine, mavilikler diliyorum… Düşteyim; Göğe değiyor ruhum Her katı sevdaya bir adım, piramitler çiziyorum… Gülün hükmünde çayırlar,&#160; Büyülü bakışlarla cenke muktedir, çocuklar görüyorum.. Düşteyim; Umudun türküsünü söylüyorum dağlarda Kuşları çağırıyorum uzaklardan Bulutlara yüklenen bütün yağmura talip Aşk devrimini hayal eden bir garibim! Düşteyim; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ars-i-ask/">Arş- ı Aşk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Düşteyim;&nbsp;<br />
Kudreti aşk, bir küheylanım<br />
Denizler üzerinde arşa koşuyorum<br />
Dünyanın şu siyah hallerine, mavilikler diliyorum…<br />
<br />
Düşteyim;<br />
Göğe değiyor ruhum<br />
Her katı sevdaya bir adım, piramitler çiziyorum…<br />
Gülün hükmünde çayırlar,&nbsp;<br />
Büyülü bakışlarla cenke muktedir, çocuklar
görüyorum..<br />
<br />
Düşteyim;<br />
Umudun türküsünü söylüyorum dağlarda<br />
Kuşları çağırıyorum uzaklardan<br />
Bulutlara yüklenen bütün yağmura talip<br />
Aşk devrimini hayal eden bir garibim!<br />
<br />
Düşteyim;<br />
En onurlu savaşın, en kudretli askeriyim ben!<br />
Dua dilimde şiir<br />
Şükür, sabrı ağırlayan sedir<br />
Yaralı heceler kamçısı yüreğin<br />
Yer ile gök arasında her yerdeyim<br />
Siyaha da kucak açtım, en koyu ıstıraplara da<br />
Pembe değil benim rengim&#8230;<br />
<br />
Düşteyim;<br />
Denizler içiyorum vuslatın şerefine<br />
Yollar geçiyorum, yıllar geçiyorum geçmişin üzerine<br />
Doğrular buluyorum yalanların içinden<br />
Ve sonra haykırıyorum yüreğimi aleme<br />
Dokuz köyden kovulmak değil mesele<br />
Aşkı yazmak suya<br />
Anlatabilmek kibrin zehir, aşkın şiir olduğunu…<br />
<br />
Düşteyim;<br />
Kudreti aşk, bir küheylanım<br />
İnandım yüreğimle<br />
Bir gün arşa değecek mısralarım…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ars-i-ask/">Arş- ı Aşk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ars-i-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17543</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KİTAP DEFTERİ Dergisi 4. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-4-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-4-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Apr 2019 04:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17525</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mevsimlik “Kitap Defteri” dergisinin Nisan 2019 tarihli 4. sayısı çıktı. Yeni sayısında, yeni yayımlanan kitapların tanıtımlarıyla kitapsever okurlarının karşısına çıktı yine dergi. Her sayısında yeni bir kitabı yayımlanan yazarla görüşme yapılan dergide bu sayının görüşmesi, “Postkolonyalizm ve Edebiyat” kitabının yazarı Bilgin Güngör ile yapıldı. &#160;Derginin klasiği sayılacak alıntı bölümünde Joyce Carol Oates imzalı bir yazı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-4-sayisinda/">KİTAP DEFTERİ Dergisi 4. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mevsimlik “Kitap Defteri” dergisinin
Nisan 2019 tarihli 4. sayısı çıktı. Yeni sayısında, yeni yayımlanan kitapların
tanıtımlarıyla kitapsever okurlarının karşısına çıktı yine dergi. Her sayısında
yeni bir kitabı yayımlanan yazarla görüşme yapılan dergide bu sayının
görüşmesi, “Postkolonyalizm ve Edebiyat” kitabının yazarı Bilgin Güngör ile
yapıldı. &nbsp;Derginin klasiği sayılacak
alıntı bölümünde Joyce Carol Oates imzalı bir yazı var: Genç Yazara.&nbsp; Bu kez okuyanlara değil de özellikle genç
yazarlara seslenen bir alıntı yazısı var dergide. Derginin bu 4. sayısındaki, “İlk
Kitap” bölümünde Ömer Eski, romancı Leyla Erbil’in ilk kez 1961’de basılan “Hallaç”
kitabını gündeme getirdi. İbrahim Tığ, uzun yıllardır Devrek’te aylık
yayımlanan “Şehir” dergisini tanıttı “Kitap Defteri” okurlarına. Muhsin Mete,
Betül Bayraktar, İlker Aslan, Ertuğrul Gazi Derhem, Gülcihan Bakır, Ayşe
Kanbur, Ece Tekçe ve Hasan Öztürk, yeni çıkan kitapları derginin okurları için
değerlendiren diğer isimler. Bu sayının sürprizi, dergi okurlarını
heyecanlandıracak Tanpınar ve Mustafa Kutlu dosyaları. Okurlarına abone
yöntemiyle ulaşan “Kitap Defteri” dergisi, 2019 yılı abonelerine adına uygun
düşecek biçimde bir “kitap” hediye ediyor.</strong></p>



<p><strong>Yeni sayı, Temmuz 2019’da…</strong></p>



<p><strong><em>kitapdefteri1@gmail.com</em></strong><strong>&nbsp; </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-4-sayisinda/">KİTAP DEFTERİ Dergisi 4. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-4-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17525</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Elsa’nın elleri, Louis Aragon</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/elsanin-elleri-louis-aragon/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/elsanin-elleri-louis-aragon/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Mar 2019 04:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17472</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ellerini ver bana, endişeliyim,Ellerini ver bana o derece hayal ettiğim.O derece hayal ettim ki onları yalnızlığımda,Rahatlamam için, ellerini ver bana. Onları aldığımda avcumun tuzağına,Korkuyla, aceleyle ve de heyecanla,Elimin her yanından bana ulaşan,Kar suyu gibi onları avuçladığım zaman. Bir gün bana nüfuz eden şeyi bilecek misinBeni altüst eden, beni bürüyen?Bir gün yüreğimi delen şeyi bilecek misinBeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elsanin-elleri-louis-aragon/">Elsa’nın elleri, Louis Aragon</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ellerini ver bana, endişeliyim,<br />Ellerini ver bana o derece hayal ettiğim.<br />O derece hayal ettim ki onları yalnızlığımda,<br />Rahatlamam için, ellerini ver bana.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/Sunar_Yazıcıoğlu.jpg?resize=223%2C280&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17490" width="223" height="280" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/Sunar_Yazıcıoğlu.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/Sunar_Yazıcıoğlu.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/Sunar_Yazıcıoğlu.jpg?resize=768%2C960&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/Sunar_Yazıcıoğlu.jpg?resize=696%2C870&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/Sunar_Yazıcıoğlu.jpg?resize=336%2C420&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 223px) 100vw, 223px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>çev: Sunar Yazıcıoğlu</figcaption></figure></div>



<p>Onları aldığımda avcumun tuzağına,<br />Korkuyla, aceleyle ve de heyecanla,<br />Elimin her yanından bana ulaşan,<br />Kar suyu gibi onları avuçladığım zaman.</p>



<p>Bir gün bana nüfuz eden şeyi bilecek misin<br />Beni altüst eden, beni bürüyen?<br />Bir gün yüreğimi delen şeyi bilecek misin<br />Beni ürperttiğinde ele verilen?</p>



<p>Böylece derin dilin söylediğini,<br />Hayvanların o sessiz dilini,<br />Ağızsız, görüntüsüz, göz yansıtmadan,<br />Sevmekten titremeyi, kelimeler olmadan.</p>



<p>Parmakların ne düşünür bir gün bilecek misin<br />Bir anlık zamanda tuttukları av için?<br />Bir gün bilecek misin onların sessizliği<br />Tanıyacak, bilinmedik bir şimşeği?</p>



<p>Kalbime şekil veren ellerini ver bana,<br />Dünyanın hiç değilse bir an sustuğu orda.<br />Ellerini ver bana, ruhumun uyuduğu,<br />Ruhumun sonsuza dek uyuyacak olduğu.</p>



<p>Louis Aragon (1897-1982)<br />Çev. Sunar Yazıcıoğlu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elsanin-elleri-louis-aragon/">Elsa’nın elleri, Louis Aragon</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/elsanin-elleri-louis-aragon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17472</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Herkesin Bir Kumrusu Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Mar 2019 04:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17470</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sus pus şehrimize dönüyorduk.Tek kişilik yolculuğum Kumru’yla iki kişilik zaman yolculuğuna dönüşmüştü.Yol boyunca karnımdaki camdan kuğunun yavaşça kırıldığını hissediyordum.Kan kaybediyordum sanki.Yolculuğumuz şehirden şehire,tarihten tarihe sürüklüyordu bizi.Kumru’nun küçük siyah gözleri vardı.Gözlerinden zeytin dalları düşürüyordu toprağa.Toprak zeytin kokuyordu. Toprağın zeytin kokusuna büründüğü bir günü daha hatırlıyorum. Beyaz vapurun korkuluklarına yaslandığım o gün.Martılara simit atmayı beceremediğim,her kırıntının denizin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/">Herkesin Bir Kumrusu Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sus pus şehrimize dönüyorduk.Tek kişilik yolculuğum Kumru’yla iki kişilik zaman yolculuğuna dönüşmüştü.Yol boyunca karnımdaki camdan kuğunun yavaşça kırıldığını hissediyordum.Kan kaybediyordum sanki.Yolculuğumuz şehirden şehire,tarihten tarihe sürüklüyordu bizi.Kumru’nun küçük siyah gözleri vardı.Gözlerinden zeytin dalları düşürüyordu toprağa.Toprak zeytin kokuyordu. Toprağın zeytin kokusuna büründüğü bir günü daha hatırlıyorum.</p>



<p>Beyaz vapurun korkuluklarına yaslandığım o gün.Martılara simit atmayı beceremediğim,her kırıntının denizin derinliklerine sürüklendiği gün.O gün henüz ‘ben’ değildim.Kimliğimi kaybetmiş gibiydim.Bomboş bir yaşamın pençesindeydim.Boşluğuma sızan deniz kokusunu hatırlıyorum.Aslında yarattığım bu boşluğun kendi seçimim olduğunu da.Çünkü en kolay olanı biliyordum.Çünkü unutmanın bir lütuf olduğunu biliyordum.Çünkü ‘Bilmiyorum.’ diyebilmenin,özgürlük olduğunu biliyordum..</p>



<p>Bir şifacının peşine düşer gibi düştüm onun peşine.Kendimden habersizdim. Fakat yolun akibetinin bilincindeydim.Korkuyordum.</p>



<p>Beni anlayabiliyor musunuz?</p>



<p>Anlamıyorsunuz.Onu yitirmenin korkusunu bilebilseydiniz,anlayabilseydiniz şayet o gün her şeyi ardımda bırakır,sadece giderdim.Ardıma dahi bakmazdım. Alabildiğine giderdim..</p>



<p>Yapamadım.Bırakamadım.Kumru içimde büyüyen bir yara gibiydi.Yara iyileşmeden nereye gidebilirdim ki? İçime,içimden daha derin bir yere yerleşmişti bu yara.Ve vücudumu saran bir enfeksiyon gibi kemiklerimi ağrıtıyordu.Midemde acı bir zehire dönüşüyor,burnumu sızlatıyor,gözlerimi yakıyordu..</p>



<p>Kumru:Güvercinler takımından;güvercinden küçük,boz,gri renkli bir kuş. (Streptopelia)</p>



<p>Kumru’nun içime yerleştiği o günden bir anımı hatırlıyorum.Günlüğümün sepya sayfaları arasına sıkışıp kalan bir tüy tanesini ve ardındaki bu dizeleri;</p>



<p>(11 yaş günlüğümden)</p>



<p>“Bir gün topraklarımıza uğrarsan beni bulacaksın Kumru.Çünkü sen benim arkadaşımsın.Annem ve babamın ikinci çocuğusun.Seni kardeşim gibi,oyuncak trenim gibi seveceğim.Pencerenin önüne her gün ekmek bırakacağım. Acıkmışsındır.Karnını doyurursun.Kumru,geleceksin değil mi? Söz ver bana. Geleceksin değil mi?”</p>



<p>Siz hiç 20 yıl boyunca bir ‘Kumru’yu beklediniz mi?</p>



<p>Babanızı,anneninizi,kardeşinizi bekler gibi.Yada dostunuzu,aşık olduğunuz kadın veya erkeği bekler gibi..</p>



<p>Biliyorum beklediniz.Çünkü herkesin bir ‘Kumru’su vardı.</p>



<p>Yarı kesik ıslığım sana ulaşabilmek için Kumru.Sen benim bir asırlık özlemimsin çünkü.Çünkü sana ulaşırsam dünyanın bütün ölü çocuklarını unutabilirim.Çünkü o zaman erken ölümleri kabullenebilirim.Göğe,yere korkmadan gözlerimi çevirebilirim.Sana ulaşırsam tahtadan beşikte üzerime yakılan ağıtları unutup,türküler söyleyebilirim.</p>



<p>Çığlığı tren ıslığına karışan babamı,</p>



<p>Gözlerine deniz tuzu çöken kardeşimi,</p>



<p>Rüzgarda bir ıslık gibi duyulan dostumun sesini,</p>



<p>Cam buğularına adını yazdığım sevdiğimi,</p>



<p>Ve seni kumru,</p>



<p>Yalnız seni,</p>



<p>Sırtımda bir yük gibi değil,</p>



<p>Omuzlarıma değen bir ağaç dalı gibi taşıyabilirim.</p>



<p>Sen pencereme kon.Penceremden ismini bilmediğim nehirlerin ötesindeki topraklara uç.Uç uçabildiğin kadar sınırsız gökyüzünde.Benden selam götür bütün denizlere.Bütün dünya çocuklarının umut dolu gözlerine.. Gözlerimdeki çocukluk özlemini,kumruların kanat çırpışını denize bırak.Kıta kıta uç.Gözlerim savrulsun dünyanın bir kıtasından öbür kıtasına..</p>



<p>Uç Kumru,uç!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/">Herkesin Bir Kumrusu Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Koza Düşünce 28. Sayı Tanıtım Bülteni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/koza-dusunce-28-sayi-tanitim-bulteni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/koza-dusunce-28-sayi-tanitim-bulteni/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Mar 2019 04:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17401</guid>
				<description><![CDATA[<p>Koza Düşünce Dergisi’nin Mart – Nisan 2019 tarihli 28. Sayısı ciltli, kalın kapak basılıyor. Ayrıca yeni&#160;sayı,&#160;okumayı&#160;kolaylaştıran&#160;16×24&#160;ebatlarında. 80 sayfaya yükselen içeriğiyle kapağında ismail pelit’in bulunduğu sayısında, okuru ismail pelit’in “yoksul metin” adlı kitabına nazire olarak içinde hiç “a” harfi geçmeyen yazısıyla Semih Samyürek karşılıyor. Ardından Gülhan Tuba Çelik’in pelit ile gerçekleştirdiği kapsamlı bir söyleşi ve pelit’in [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koza-dusunce-28-sayi-tanitim-bulteni/">Koza Düşünce 28. Sayı Tanıtım Bülteni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Koza Düşünce
Dergisi’nin Mart – Nisan 2019 tarihli 28. Sayısı ciltli, kalın kapak basılıyor.
Ayrıca yeni&nbsp;sayı,&nbsp;okumayı&nbsp;kolaylaştıran&nbsp;16×24&nbsp;ebatlarında.
80 sayfaya yükselen içeriğiyle kapağında <strong>ismail
pelit</strong>’in bulunduğu sayısında, okuru ismail pelit’in “yoksul metin” adlı
kitabına nazire olarak içinde hiç “a” harfi geçmeyen yazısıyla <strong>Semih Samyürek </strong>karşılıyor. Ardından <strong>Gülhan Tuba Çelik</strong>’in pelit ile
gerçekleştirdiği kapsamlı bir söyleşi ve pelit’in yakında yayımlanacak olan
kitabından bir bölüm okura sunuluyor. Dosya kapsamındaki son içerik ise Örsan
Gürkan’ın imzasını koyduğu deneysel bir öykü.</p>



<p>28. sayının inceleme
yazıları ise şöyle: Serkan Parlak, “Sait Faik Öykülerinde İnsan”, <strong>İlay Bilgili</strong>: “Ebro Nehrinin Kıyısında:
Beyaz Fillere Benzeyen Tepeler”, <strong>Eray
Sarıçam</strong>: “Popülist Şiirin Sınırlarında Bir Kitap: 7 Epik Figür &amp; Nabız
Vuruşları”, <strong>Talha Kutay</strong>: “Sosyalist
Ekonomi ve Liberal Ekonomi Üzerine”.</p>



<p>Şiirleriyle dergide
yer alan isimler: Esra Sağlık, Fuat Eren, Mustafa Işık, Eray Sarıçam ve Özgün
Ergen. Öykü türünde ise Evşen Yıldız’ın dikkat çeken ve yayımlanan ilk öyküsü
olan “Balkon”, <strong>Cansu Koçyiğit</strong>’in
“Bebek” ve <strong>Ahmet Zeki Yeşil</strong>’in mizah
öyküsü “Gönül Sokak Direnişi” bulunuyor.</p>



<p>28. sayının dikkat çeken diğer iki metni ise, <strong>Örsan Gürkan</strong>’ın <strong>Enes Malikoğlu</strong> ile yeni kitabı
üzerine yaptığı söyleşi ve&nbsp;<strong>Oliver Kaplan</strong>’ın,&nbsp;<strong>Emin Aslan Özbek</strong>&nbsp;tarafından
Türkçe&#8217;ye&nbsp;çevrilen, &#8220;Gabriel Garcia Marquez&#8217;in Büylüğü
Gerçekçiliği&#8221; adlı incelemesi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koza-dusunce-28-sayi-tanitim-bulteni/">Koza Düşünce 28. Sayı Tanıtım Bülteni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/koza-dusunce-28-sayi-tanitim-bulteni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17401</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Şehir Adından Öte</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/canakkale-sehir-adindan-ote/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/canakkale-sehir-adindan-ote/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Mar 2019 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Afacan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17468</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çanakkale&#160; öte Şehir adından&#160;İmanla yazılan benzersiz destanGöl, göl toprak şehit kanından.&#160;Şehitlik, gazilik hakkı&#160; esastan..🇹🇷 Kınalı&#160; geldiler&#160; köy,ilçe,ilden &#8230;.Ölümün önüne saf, saf durdular&#160;&#8220;&#8221;Vatanım &#8220;&#8221;dediler hepsi bir dilden.Vuruldular; vuruldular vurdular.🇹🇷Savaştan çok öte bir soykırımı.&#160;Gencecik tıbbiye öğrenci için&#160;Marşa çeviririm hıçkırığımıAğlarım onbeşli’ye için, için.🇹🇷Hilalin uğruna batan güneşler..İstiklalin, istikbalin kaynağı.Güçlensin, güçlensin yedi kardeşler&#160;İndiremezler&#160; gökten alsancağı .</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-sehir-adindan-ote/">Çanakkale Şehir Adından Öte</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>

Çanakkale&nbsp; öte Şehir adından&nbsp;<br />İmanla yazılan benzersiz destan<br />Göl, göl toprak şehit kanından.&nbsp;<br />Şehitlik, gazilik hakkı&nbsp; esastan..<br /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f1f9-1f1f7.png" alt="🇹🇷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<p>Kınalı&nbsp; geldiler&nbsp; köy,ilçe,ilden &#8230;.<br />Ölümün önüne saf, saf durdular&nbsp;<br />&#8220;&#8221;Vatanım &#8220;&#8221;dediler hepsi bir dilden.<br />Vuruldular; vuruldular vurdular.<br /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f1f9-1f1f7.png" alt="🇹🇷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><br />Savaştan çok öte bir soykırımı.&nbsp;<br />Gencecik tıbbiye öğrenci için&nbsp;<br />Marşa çeviririm hıçkırığımı<br />Ağlarım onbeşli’ye için, için.<br /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f1f9-1f1f7.png" alt="🇹🇷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><br />Hilalin uğruna batan güneşler..<br />İstiklalin, istikbalin kaynağı.<br />Güçlensin, güçlensin yedi kardeşler&nbsp;<br />İndiremezler&nbsp; gökten alsancağı .

</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-sehir-adindan-ote/">Çanakkale Şehir Adından Öte</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/canakkale-sehir-adindan-ote/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17468</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Veren El Ol, Alan El Değil !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Mar 2019 04:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[yabancılaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17317</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşadığımız yüzyıla hiç de uymayan bir başlık değil mi? Tüketmek veya yok etmek üzere yazılmış bilim kurgu sinemasının senaryosundaki aktör ve aktristleri olarak yaşaya geldiğimiz 2000&#8217;li yılların bu ilk çeyreğinde, sistemin bütün verilerine zıt bir komut aslında. Yüzyıllar öncesinin tozlu raflarında kalmış, naftalinli, tedavülden kalkmış bir cümle gibi&#8230; Arkadaşlığı sosyal medya hesaplarındaki takipçi sayısına bağlayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/">Veren El Ol, Alan El Değil !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaşadığımız yüzyıla hiç de uymayan bir başlık değil mi? </p>



<p>Tüketmek veya yok etmek üzere yazılmış bilim kurgu sinemasının senaryosundaki aktör ve aktristleri olarak yaşaya geldiğimiz 2000&#8217;li yılların bu ilk çeyreğinde, sistemin bütün verilerine zıt bir komut aslında. Yüzyıllar öncesinin tozlu raflarında kalmış,  naftalinli, tedavülden kalkmış bir cümle gibi&#8230;</p>



<p>Arkadaşlığı sosyal medya hesaplarındaki takipçi sayısına bağlayan ve aldığı ‘like’ları alacak hesabına ekleyen bir zihniyetle yarışmak ne mümkün? Ne haddimize, elbette, kimseyi eleştirmek ya da töhmet altında bırakmak için yazılmıyor bu cümleler. Belki biraz sarsıcı bir etki ile insan olduğumuzu hatırlatmaya yarar diye, içimizdeki umut ateşine biraz daha odun atmak niyetiyle kaleme alındı o kadar. Gidişatttan duyulan endişeyle, kaybedilen değerlerin yerine yenileri gelmeden evvel, son nefesini veren ölümcül bir hasta gibi, bir çırpınış, bir veda sözü gibi görmeli bu cümleleri&#8230; </p>



<p>Neden mi? </p>



<p>İnsanın kendine yabancılaşması, bir tiyatro efekti değil de ondan. Bertolt Brecht yaşasaydı bu çağda, Epik Tiyatro&#8217;un hayatın her alanına girdiğini gözlemlemekten mutluluk duyar mıydı pek emin değilim doğrusu? Yalandan, riyadan kurulmuş sefilliğin adını sosyalleşmek zanneden,  her duyduklarına inanan, her gördüklerini hakikat sanan çağdaşlarımıza,  yaşadıkları anı canlı yayın yapan bir zamane kültürüyle (!) perişan olduklarını söylemek cesaretini yine o gösterirdi herhalde&#8230; O ince zekası ve naif duygulu ama bir tokat gibi yüze çarpan anlatımıyla&#8230;</p>



<p><strong>‘</strong>Almak kodlamasını’ DNA larına yazdırmış bir kitleye, vermenin erdem olduğunu anlatabilsek bile, almadan vermenin hazzını damaklarında hissetmemişken daha, enayi damgasıyla gezmek yakışır herhalde bizim gibilere… Enayi demişken, alın terinin, emeğin, çabanın ve özverinin kitaplarda kalmış birer edebi kelime olduğunu düşünenlerin sayısı gittikçe artmakta, özellikle de bu son yıllarda.</p>



<p> <em><strong>Üretmeden tüketmenin lezzetine doyum olmuyor belli ki&#8230; </strong></em></p>



<p>Karşılığını almadığı, maddi ya da manevi tatmini tatmadığı, meşhur olma egosunu avutamadığı hiçbir ilişkiye girmeyen bu kitle; övüldüğü ortamlara balıklama atladığı ve daldığı güruhla mangalda kül bırakmadığı için kendini mutluluk havuzunda zannediyor. &#8220;Truman Show&#8217;un&#8221; oyuncuları olduklarını bilmediklerinden, repliklerini ezberlemeye gerek de duymuyorlar. Mutlaka bir izleyici, bir takipçi vb. grubun gözlemine ihtiyaç duyuyorlar. Nasıl ki dördüncü duvar olmadan bir oyun sahnelenemezse- malum seyicisi olmayan oyun sadece bir metinden, testen ibarettir- onlar da kendilerini yakından izleyenlerle varlıklarını sürdürüyorlar. Aslında gerçeğin acısından kaçan bu insanların tek bir kusurları var; sadece cimriler&#8230;</p>



<p>Ceplerindeki akreplerle yaşayıp, sevgilerini, ilgilerini, bilgilerini, dahası kendilerini vermek adına, korkaklar. Kişiliklerini, kartvizitlerine sığdırdıklarından olsa gerek, &#8216;insan&#8217; kartvizitli kimselerden hiç hoşlanmıyorlar. Hatta onları küçümseyip, ezik ve zavallı buluyorlar. </p>



<p>Çünkü insan kartvizitlilerin seyircisi yoktur. DNA kodlarındaki &#8216;vermek&#8217; eylemi onları görünmez kılmıştır. Sevgileri göz bebeklerinde saklı olan bu kimselerin sesleri fısıltıyla çıkar, dokunuşları yumuşak, alınları çok açıktır. Sanki dünyanın bütün hazineleri kendilerininmiş gibi dağıtıp dururlar. Ama hiç boş durmazlar, dinlenmek, tatil yapmak bile yine üretmek için en uygun zamandır. Cömertliklerinin dile gelmesini istemezler, zaten hiç bir şeyin kendilerine ait olmadığını iyi bilirler. Çevrelerinde dolanan ve gönüllerini bağlayan insanlara karşı sorumluluk duyarlar, vermeye, daha çok vermeye devam ederler. Bilgilerini, azıklarını, sevgilerini en önemlisi zamanlarını ayırırlar. Muhabbetlerine doyum olmaz. Onların bulunduğu mekanlar huzur ve sukünet yuvalarıdır. Sürekli bir üretim vardır. Durmadan çalışırlar, durmadan çalışmak zevkiyle adeta cennet bahçesinde sefa tepesinde dolanırlar&#8230;</p>



<p>Cömertliğin suskun mütevaziliğinden çok uzakta , cimriliğin kimsesiz darplarında, tenha bir köşede harap kalmışlara son söz,</p>



<p><em><strong>Mevlana’nın yedi öğüdü:</strong></em></p>



<p style="text-align:left"><em><strong>Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,<br />Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,<br />Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,<br />Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,<br />Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,<br />Hoşgörülükte deniz gibi ol,<br />Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.</strong></em></p>



<p></p>



<p><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/">Veren El Ol, Alan El Değil !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17317</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuşluk Vakti Cinayet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Mar 2019 04:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17313</guid>
				<description><![CDATA[<p>Havlayan köpeklerin sesinden başka bir şey işitilmiyordu. Sonbahar güneşinin cansız ışıkları iskeleti çıkmış çınar yapraklarının arasından süzülüyor, caminin kapısına bırakılmış cesedi turuncu renge boyuyordu. Bu haliyle ceset uyuyan bir adama benziyordu. Belden yukarısı çıplaktı ve bedenini saran kıllar sabah rüzgarında ait oldukları bedenin ölmüş olduğundan habersiz salınıyorlardı. Kime ait olduğunu kimsenin bilmediği tekir kedi eski [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/">Kuşluk Vakti Cinayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Havlayan köpeklerin sesinden başka bir
şey işitilmiyordu. Sonbahar güneşinin cansız ışıkları iskeleti çıkmış çınar
yapraklarının arasından süzülüyor, caminin kapısına bırakılmış cesedi turuncu
renge boyuyordu. Bu haliyle ceset uyuyan bir adama benziyordu. Belden yukarısı
çıplaktı ve bedenini saran kıllar sabah rüzgarında ait oldukları bedenin ölmüş
olduğundan habersiz salınıyorlardı. Kime ait olduğunu kimsenin bilmediği tekir
kedi eski imamların gömülü olduğu yosunlu mezarlığın içinden çıkıp cesedi
kuşkuyla süzerken tiz bir bebek ağlaması köyün sokaklarını hareketlendirdi.</p>



<p>Sanki olanları haber vermek
istercesine acı acı ağlıyordu. Bir anda sustu, sessizlik bir süre devam
ettikten sonra bebek yeniden ağlamaya başladı. Sabah namazı için cami önüne
gelmiş Halil yerde yatan cesedi görmüş, öylece kalakalmıştı. Camiye gelen
herkes dehşete düşüyor ne yapacağını bilemez halde tutulup cesedi seyrediyordu.
Cesedin renginin mora dönmüş olmasına rağmen içlerinden biri cesaretini
toplayıp cesede yaklaşıp yaşayıp yaşamadığını kontrol etti. Böylece yüzüstü
duran ve o ana kadar kime ait olduğu belli olmayan cesedin kimliği de
anlaşıldı. Caminin imamı deli Mehmet hocaydı yerde cansız yatan. Etraf gittikçe
kalabalıklaşıyordu ve sonunda bir polis aracıyla ambulans olay yerine geldi.
Cenaze tam kaldırılırken sabah okula gitmek için oralarda bulunan çocuk &#8221;göz
kırptı&#8221; diye debelenmeye başladı. İnsanlar çocuğu susuturmaya çalışsa da çocuk
inatla&nbsp; Mehmet hoca yaşıyo, göz kırptı
diye bağırıyordu avazı çıktığı kadar . Polislerden biri çocuğun üstüne
yürüyünce sesi kesilen çocuk aklı Hoca Mehmet efendide kalsa da yoluna devam
etmek zorunda kaldı. Okul servisine binerken hala camiye doğru bakan Salih
durumdan çok etkilenmiş ama en çok oradakileri Mehmet efendinin yaşadığına
inandıramadığı için sinirlenmişti. Salih okulun yolunu tutmuşken kalabalık da
yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Yalnız cesedi ilk gören Halil orada kalmıştı
polislerin sorduğu soruları yanıtlıyordu derken kızılca kıyamet koptu Mehmet
Efendi&#8217;nin karısı Melike hanım haberi almış ve olay yerine gelmiş avazı çıktığı
kadar bağırıyor ağlıyordu.Yanındakiler her ne kadar onu sakinleştirmeye
çalışsalar da çabaları boşaydı, ne de olsa eşini kaybetmişti. Polis, Halil&#8217;in
ifadesini almak üzere arabaya bindirdi ve caminin önünde sadece Melike hanım ve
arkadaşları kaldı. Bir anda silkelenip kendine gelen Melike hanım kaymış
başörtüsünü toparlayıp hastaneye doğru yürümeye başladı. Ambulans hastaneye
vardığında telaşsız kapılar açıldı ve ceset içeri taşındı. Hava çok soğuk ve
etraf oldukça karanlık gibiydi oysa ki Mehmet hoca evden çıktığı zaman gün
ağırmadan hemen önceydi Mehmet hocanın kafası karıştı bir yandan da birilerinin
onu taşıdığını farketmesi uzun sürmedi. <em>Ölmüş müydü, yaşıyor muydu? </em>Karar
veremedi. Ceset torbasının içinde kıpırdanmaya başladı ve birden güm diye yere
düştü canının acısından ölmediğini anlamış oldu böylece. Kıpırdandığını gören
sağlıklık görevlileri sedyeyi boşluğa doğru ittirip kaçıştılar. <em>Eh insanlık
hali </em>her gün ceset torbasından canlı insan çıkmıyordu. Görevlilerden biri
cesaretini toplayıp torbaya yaklaştı ve fermuarını açtı Mehmet efendi gözleri
açık şaşkın şaşkın bakınıyordu. Görevliler silkelendi ve hemen onu acil
müdahale odasına taşıdılar. Olan şuydu ki Mehmet efendi yalancı ölüm yaşamıştı
yani muayenesinde nabız alınamamıştı. Nefes aldığı da belli olmuyordu. Durum
ancak şanssızlık ve biraz da dikkatsizlikle açıklanabilirdi. Sıkı bir
muayeneden sonra Mehmet hoca müşahadede tutuldu, durumu stabil hale
geldiğindeyse hastaneden taburcu edildi. Bu arada durumdan habersiz Melike
hanım ertesi gün cenazeyi teslim almak üzere evine dönmüş evde cenaze
ritüelleri başlamıştı.</p>



<p>Bir süre sonra kapı anahtarla açıldı,
içerdeki ağlama, konuşma sesleri birden kesildi ve üzerinde hastaneden verilen
giysilerle içeri Mehmet hoca girdi önce gidip müezzin arkadaşı olan Faruk&#8217;a
sıkı bir yumruk attı sonrasında ise karısı Melike&#8217;nin yanına gidip &#8221;öyle
yapılmaz böyle yapılır&#8221; deyip ve kadının boğazını sıkmaya başladı. Evdeki
herkes şaşkınlık içinde neler olduğunu seyrediyordu&nbsp; Faruk&#8217;un burnu kanıyor Melike de neredeyse
nefessiz kalmıştı. Mehmet hocayı sakinleştirmeye çalıştılar ama oldukça
kuvvetliydi ki yanına gelenleri de başından savmıştı derken en sonunda Mehmet
hoca karısının gözlerine bakarak &#8221;neden;?&#8221; diye bağırarak sordu ve bir yandan
ağlamaya başladı Mehmet hocanın sinirleri boşalmıştı öylece oturmuş
ağlıyordu.&nbsp; Birden hışımla yerinden
kalktı herkes kötü şeyler olacak diye yeniden korktu Mehmet hoca yanlızca bir
gece önce onu aldatan yakalanınca da onu öldürmeye çalışan Faruk ve Melike&#8217;ye
iki söz söyledi &#8221;Allahınızdan bulun&#8217;.&#8217; </p>



<p>&#8230;<strong></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/">Kuşluk Vakti Cinayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17313</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutluydum Beni Neden Uyandırdınız?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Mar 2019 04:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17361</guid>
				<description><![CDATA[<p>Otogarda veda sahnesi&#8230; Çağrı ile Yağmur aileleriyle vedalaşıp, mutlu bir şekilde otobüslerine binip,Karamürsel&#8217;in yolunu tutmaya başlarlar&#8230;Yol boyunca hayalleri hakkında konuşurlar&#8230; İkisi de Kocaeli Üniversitesi Denizcilik fakültesi &#8221;Deniz Ulaştırma Mühendisliği&#8221; kazanmışlardır. Çağrı ile Yağmur liseden iki aşıktır. Muğla&#8217;nın Datça ilçesinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir yirmi sene boyunca. Artık bu küçük ilçenin onların aşkına engel olacağını düşündükleri için. Üniversite [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/">Mutluydum Beni Neden Uyandırdınız?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Otogarda veda sahnesi&#8230; Çağrı ile Yağmur aileleriyle vedalaşıp, mutlu bir şekilde otobüslerine binip,Karamürsel&#8217;in yolunu tutmaya başlarlar&#8230;Yol boyunca hayalleri hakkında konuşurlar&#8230; İkisi de Kocaeli Üniversitesi Denizcilik fakültesi &#8221;Deniz Ulaştırma Mühendisliği&#8221; kazanmışlardır. Çağrı ile Yağmur liseden iki aşıktır. Muğla&#8217;nın Datça ilçesinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir yirmi sene boyunca. Artık bu küçük ilçenin onların aşkına engel olacağını düşündükleri için. Üniversite okumak&nbsp; bahanesiyle üniversite sınavına girmiş ve her ikisinin de aldıkları puan ile rahat bir şekilde kazanabilecekleri olan okulu yazmışlardır. Mesele okulda değildir aslında mesele yaşadıkları şeyler, aileleri&#8230; Susurluk dinlenme tesislerine geldiklerinde otobüsten birer sigara içmek için inerler Çağrı Yağmur&#8217;a sigarayı uzatır&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Diyalog</p>



<p>&nbsp;Çağrı: Ne kadar paramız var?</p>



<p>Yağmur: İki bin lira kadar.</p>



<p>Çağrı: Acilen iş bulmak lazım Karamürsel&#8217;de.</p>



<p>Yağmur: Bir gidelim de bakarız aşkım.</p>



<p>Çağrı:Off&#8230; Neyse geçelim arabaya kalkar birazdan.</p>



<p>Yağmur: Yine mi?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çağrı ile
Yağmur bakışarak otobüslerine geri döner birlikte yolculukları Karamürsel
otogara kadar devam eder.</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Otobüs Karamürsel otogarına vardığında hava karanlıklaşmıştır&#8230; Çağrı ile Yağmur otobüsten iner valizlerini alırlar&#8230; Fakat Çağrıda bir anormalleşme vardır. (yoksunluk sendromu)</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Diyalog (Yolda)</p>



<p>Yağmur:Datça&#8217;dayken
rahat buluyordun burada ne bok yiyeceksin? Bilmiyorum Çağrı.</p>



<p>Çağrı: Kullamıyacam.</p>



<p>Yağmur: Eminim.İki gün oldu ara ara yoldan çıkmaya başladın bile soğuk soğuk terlemeler falan.</p>



<p>(Çağrı tahammülsüzleşerek
Yağmura döner.)</p>



<p>Çağrı: Ya tamam Yağmur lütfen evimize bir gidelim dinlenelim hatta şu tekelden ikişer tanede bira alalım evde konuşuruz olur mu hayatım?</p>



<p>(Yağmur konuyu kapatmak
ister)</p>



<p>Yağmur: Tamam Çağrı bir şey demiyorum iyi içelim&#8230;Ya da ben içmiyim aşkım,sen iç yine dört tane alalım ama sen iç.</p>



<p>(Çağrı Yağmura bakar
ufak bir utangaçlıkla tebessüm atarak sarılır.)</p>



<p>Yolun üzerinde ki tekel
bayiden aldıkları dört tane bira ile Çağrının dedesinden kalma eve geçerler(Dört
katlı binanın üçüncü katı&#8230;)</p>



<p>Çağrı ile Yağmur eve
girer.</p>



<p>(Çağrı evi gözden
geçirirken Yağmura dönerek)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;DİYALOG</p>



<p>Çağrı:Biraları dolaba
koyalım ev zaten temiz Ayfer teyze temizlemiş yine geleceğimizi bildiği için
baksana.</p>



<p>Yağmur(Çantasındaki
bira şişelerini çıkartırken birini Çağrıya uzatarak):Tamam sen al birini ben
şunları dolaba koyayım.</p>



<p>Çağrı Yağmurun verdiği
birayı açıp oturma odasına geçer oturma odasındaki tekli koltuğu gözüne
kestirerek koltuğa oturur ve televizyonu açıp başlar bira içmeye.Yağmur o ara
evi dolaşıp herhangi bir odaya valizi atar.O sıra gözüne duvara asılmış
çerçeveli fotoğraf çarpar fotoğrafta bir bir çift vardır uzunca fotoğrafı
incelerken Çağrı içerden seslenir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG</p>



<p>Çağrı:Yağmuuur,yağmuuurrr..</p>



<p>Yağmur:Efendim Çağrı?</p>



<p>Çağrı:Yavrum gelsene
onca yol geldik ikimizde yorgunuz zaten gel şöyle yamacıma siktir et yarın bir
okula gidelim de gelince yerleştiririz eşyalarımızı.</p>



<p>Yağmur(Fotoğrafa bakmaktan vazgeçerek oturma odasına doğru yönelir.): Tamam geldim, geldim&#8230;</p>



<p>&nbsp;Televizyonda
panda belgeseli yayınlanmaktadır.Çağrı Yağmura dönüp.</p>



<p>Çağrı:Şu telefonunu televizyona bağlada bir Müslüm
Baba dinleyelim aşkım.</p>



<p>Yağmur(Sıkılmıştır artık Çağrının Müslüm
sevdasından.):Off Çağrı ya bir bitmedi şu Müslüm sevdan.</p>



<p>Çağrı(Birasından bir yudum çekerek Ya sen açsana bir.&#8221;Senin
kadar hiç kimseyi sevmedim ben&#8217;i&#8221;. Benden sana gelsin.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yağmur
telefonunu televizyona bağlar youtubeden.Müslüm Gürses &#8216;Senin Kadar hiç kimseyi
sevmedim..&#8217;Başlar çalmaya&#8230;Yağmur mutfağa gidip bir bira alıp çağrının
oturduğu tekli koltuğunun hemen yanına çağrının dizlerine kapanarak bir yandan müziği
dinlemeye bir yandan birasını yudumlamaya başlar Çağrı Yağmurun saçlarını
okşamaya başlar.Yağmur önce irkilir sonrasında kendisini iyi hissetmeye başlar.Kafasını
Çağrının dizine koyarak gözlerini kapatır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG</p>



<p>Çağrı:Uykun geldiyse yatalım aşkım.</p>



<p>Yağmur(Gözlerini açar.Gülümseyerek Çağrıya):Yatsak
fena olmayacak gibi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çağrı
birasını fondip yapar o sırada televizyonda çalan şarkı bitmiştir.Yağmurun
elinden tutarak ayağa kaldırır ve birlikte odalara bakalar yatak odası olmasına
en musahit oda olan çift kişi yataklı odayı gözlerine kestirirler.Ve uyumak
için yatağa geçerler.Çağrı Yağmura sarılır yağmur başlar ağlamaya&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG</p>



<p>Çağrı:Tamam bir tanem geçti.Sakinleş lütfen tamam
geçti bak ben senin yanındayım.Geçti her şey.Sakin ol&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yağmurun
gözyaşları birazda olsun azalmaya başlar.Ve ikisi birden uykuya dalarlar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
ERTESİ GÜN</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sabah
saatlerinde saat 09.45&#8217;de Çağrının telefonu çalar.Arayan Ayfer teyzesidir.Çağrı
yataktan yarım kalkmış vaziyette telefonu açar..</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG(TELEFON)</p>



<p>Ayfer:Çağrı olum ne yaptınız? rahat uyuyabildiniz mi
gece kusura bakma teyzem,gece uyuya kalmışım arayamadım.</p>



<p>Çağrı:Uyuduk teyzoşum merak etme Yağmurda iyi
durumda.Birazdan okula geçeceğiz zaten.</p>



<p>Ayfer:Tamam oğlum dikkat edin kendinize akşam ben
uğrarım yanınıza okula gidin bir de dersinize girin ihmal etmeyin oğlum bak
sizin geleceğiniz bu okul.</p>



<p>Çağrı:Tamam,tamam teyze Yağmur uda uyandırıcım zaten
birazdan birlikte geçeceğiz okula.</p>



<p>Ayfer:Tamam olu hadi Allah&#8217;a emanetsiniz görüşürüz
akşam.</p>



<p>Çağrı:Görüşürüz teyzoş.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Çağrı
telefonu kapatır Yağmura bakar Yağmur henüz uyanmamıştır.Yataktan kalkar önce
tuvalete gider elini yüzünü yıkar.O sırada lavabonun karşında aynaya kendisine
bakakalır.Elleri titremeye başlar.Bir telaşla yatak odasında ki valizine
yönelir valizden ilacını bulup bir tane içer.Ardından mutfağa geçip dün geceden
kalan biralardan birini alıp oturma odasına geçip Yağmurun televizyona bağlı
cep telefonundan bir Müslüm Gürses şarkısı açar&#8221;Yıllar Utansın.&#8221;Çağrının
yavaş yavaş titremesi son bulur.Ama bir yandanda pişman olur ilaç kullandığı
için çünkü;Kullandığı psikolojik ilacın,büyük bir yan etkisi vardır alkol ile
birlikte alınması durumunda kendisini kaybedip babam başka bir insana dönüşüyor
olduğunun farkındadır henüz fakat alkolüce çok seviyordur biraz da olsun
yatıştırıyor,onu..</p>



<p>Çalan şakinin sesine Yağmur uyanmıştır.Oturma
odasına doğru gelip.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG</p>



<p>Yağmur:Günaydın Aşkım.</p>



<p>Çağrı(Yağmura doğru yönelerek):Günaydın bir tanem
hadi hazırlında okula geçeceğiz birazdan.</p>



<p>Yağmur(Esneyerek cevap verir):Tamam bir kahve
yapayım bari kendime&#8230;Sen içeçekmisin? Diye sormuyorum.Zaten sabahın köründe
başlamışsın yine meyve suyuna&#8230;</p>



<p>Çağrı(O ara sigarasını yakıp bir duman
almıştır,Dumanı üfleyerek.):Başka türlü olmuyor aşkım.</p>



<p>Yağmur(Anlayışlı bir gülümsemeyle oturma odasının
kapısından Çağrıya dönüp.):Biliyorum canım,biliyorum ama daha ne kadar böyle
gidecek bilmiyorum.</p>



<p>Çağrı(Bir yandan sigarasını içerek):Gitmesi
gerektiği yere kadar gidecek.Gitmek zorunda.Hiç birimiz istemedik böyle bir
hayat yaşamayı zaten bizlerde istediğimiz hayatı seçmek gibi bir lüks
tanımadılar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Yağmur bu
cevaba sesini çıkartmayarak odaya geçip hazırlanmaya başlar&#8230;Çağrı her şeyi
boş vermiş bir tavırla odadan yağmura seslenir.</p>



<p>&nbsp;&#8221;Ve en çokta
&#8221;sarılmaya&#8221; ihtiyacımız olduğu gecelerde yalnız kalmadık mı?&#8221;&#8230;</p>



<p>Formun Üstü</p>



<p><a href="https://www.facebook.com/akif.gokce.374"><strong><br />
</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/">Mutluydum Beni Neden Uyandırdınız?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17361</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Korkun!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/korkun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/korkun/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Mar 2019 04:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17380</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yediğiniz önünüzde, yemediğiniz arkanızda yaşarken Bir yetime, biz mazluma el uzatmaktan acizse kalbiniz Fikrinizden, hissinizden, cibilliyetsiz cüssenizden korkun! Allah&#8217;ın selamını vermeden giriyorsanız kapılardan içeri İnsanlığınızı kalbinize almadan çıkıyorsanız evden dışarı Uçmaktan, koşmaktan, yürümekten korkun! Fani dünyanın, fani işleri yüzünden Nefsinize aşkınız, menfaatinize düşkünlüğünüz yüzünden Hakkını kolayca çiğneyebiliyorsanız başkalarının ( Hiç görmemiş olsanız da ) Filler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/korkun/">Korkun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yediğiniz önünüzde, yemediğiniz
arkanızda yaşarken</p>



<p>Bir yetime, biz mazluma el uzatmaktan
acizse kalbiniz</p>



<p>Fikrinizden, hissinizden, cibilliyetsiz
cüssenizden korkun!</p>



<p>Allah&#8217;ın selamını vermeden giriyorsanız
kapılardan içeri</p>



<p>İnsanlığınızı kalbinize almadan
çıkıyorsanız evden dışarı</p>



<p>Uçmaktan, koşmaktan, yürümekten korkun!</p>



<p>Fani dünyanın, fani işleri yüzünden</p>



<p>Nefsinize aşkınız, menfaatinize
düşkünlüğünüz yüzünden</p>



<p>Hakkını kolayca çiğneyebiliyorsanız
başkalarının</p>



<p>( Hiç görmemiş olsanız da ) Filler
tarafından çiğnenmekten korkun!</p>



<p>Eliniz, gözleriniz, yüzünüz, duruşunuz,
başka başka şeyler söylüyorsa</p>



<p>Oynaksa ruhunuz, duruşunuz, kalkışınız,
oturuşunuz</p>



<p>Edep mahallesinden geçmekten korkun!</p>



<p>Güzele, güzelce &#8216;güzel&#8217;, iyiye gönülden
&#8216;iyi&#8217; diyemiyorsanız</p>



<p>Bir çocuk görünce, gözlerine bakıp
gülemiyorsanız</p>



<p>( İnsansınız evet ama ) İnsanları insan
gibi sevemiyorsanız</p>



<p>Depremden, heyelandan, kıyametten
korkun!</p>



<p>Dünyanın herhangi bir yerinde zulme
uğramışken mazlumlar</p>



<p>Diliniz suskun şeytan</p>



<p>Kalbiniz kayıp şehir oluyorsa</p>



<p>Zalimlerin zulmüne uğramaktan korkun!<br />
<br />
</p>



<p>Kolayca gıybete düşüyorsa diliniz ve
kalbiniz</p>



<p>Adını hırpaladığınız kişi ile
helalleşmeden ölmekten korkun!</p>



<p>Gece yatağınıza uzandığınızda günü
düşünürken</p>



<p>Pek küfürbaz, pek bencil, pek hayırsız
geçtiğini düşünüyorsanız</p>



<p>Kaldırın kafanızı derhal, telafi etmenin
yolları var</p>



<p>Uyumaktan korkun!</p>



<p>Korkun ki;</p>



<p>Biraz deli cesareti gelsin kalbinize</p>



<p>Koşulsuz sevmeyi</p>



<p>Hesapsız, kitapsız yaşamayı</p>



<p>Ar ile, empati ile, sempati ile yaşamayı
öğrenin…</p>



<p>Öğrenin ki;</p>



<p>Giderken anlamlar sizinle gelsin…<br />
<br />
</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/korkun/">Korkun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/korkun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17380</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bu Öyküyle Ne Anlatmak İstedim 1: İnsomnia’nın Saati</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bu-oykuyle-ne-anlatmak-istedim-1-insomnianin-saati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bu-oykuyle-ne-anlatmak-istedim-1-insomnianin-saati/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 17 Mar 2019 04:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17306</guid>
				<description><![CDATA[<p>00:27 Aslında bir adam vardır sokakta. Dolaşıp durmaktadır. Pencereden bakarken gördüğümüz yüz kendi yüzümüzdür. Aslında şu saatte her şey belirgindir. Yani, aslında ilk saatlerde her şey normaldir. Çünkü, varoluşu sorgulayan insanın sorgulamanın başlangıcında he şeyi normal olarak algılaması söz konusudur. Aslında her şey vardır. Varlığın farkındalık söz konusudur. Gecenin ilk saatleri de bunu göstermektedir. Varlık,&#160; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bu-oykuyle-ne-anlatmak-istedim-1-insomnianin-saati/">Bu Öyküyle Ne Anlatmak İstedim 1: İnsomnia’nın Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>00:27</p>



<p>Aslında bir adam vardır sokakta. Dolaşıp durmaktadır.
Pencereden bakarken gördüğümüz yüz kendi yüzümüzdür. Aslında şu saatte her şey
belirgindir. Yani, aslında ilk saatlerde her şey normaldir. Çünkü, varoluşu
sorgulayan insanın sorgulamanın başlangıcında he şeyi normal olarak algılaması
söz konusudur. Aslında her şey vardır. Varlığın farkındalık söz konusudur.
Gecenin ilk saatleri de bunu göstermektedir. Varlık,&nbsp; başlangıçta kendi bedeninde var olmaktan
ibarettir. Maddesel bir varlıktır. </p>



<p>01:48</p>



<p>.Kahve ve mazoşist ruh birbiriyle korelasyon halinde
görülmektedir. Kahve içen bir insan uyumaz ve sorgulamaya başlar. Düşünmek
aslında uykusuzlukla ilintilidir. </p>



<p>Ganj nehri de aslında arınmanın bir ifadesidir. Arınmak için
yanmak gereklidir. Budist inanışına göre insan aslında necis bir varlıktır.
Kan, irin vs. gibi pis şeylerin olduğu bir bedenden söz ediyoruz. Arınmak
içinse yakılarak kül haline dönmek gereklidir. O küller de Ganj nehrinde
savrularak arınır. Dört unsurda arındırma özelliği vardır. Su, ateş, hava, toprak
temizleyici özellikte unsurlardır. Ateş de bunlardan biridir. Aslında cehennem
ateşi de arındırıcı bir özelliğe sahiptir. Günah işleyen bir insanın cehennemde
yanması demek aslında arınarak cennete girmesi demektir. Cennete ancak temiz
olanlar girer. Cennete girmek için de arınmak gereklidir. Hiç olmak demek
aslında arınarak gerçek benliğine kavuşmak demektir.</p>



<p>02:53</p>



<p>Kahveden geriye kalan tek şey özüdür. Bu aslında benlik
dediğimiz ruhun bedenden sıyrıldığımızda ortaya çıkacağını anlatmaktadır. Ruh
aslında suyla karışmış kahve gibi çamura batmıştır. Ancak bedenden
sıyrıldığımızda ruh kendi benliğine ve arınmışlığına kavuşur.</p>



<p>Bach şahsen en sevdiğim müzisyenlerden. Plağını pikaba
yerleştirerek dinlerken müzik hocasını hatırlaması aslında gerçek ile hayal
arasındaki ayrımın ne kadar net olduğunu göstermektedir. Müzik hocası gerçektir
ancak öykü dediğimiz şey kurgudur. Gerçekçi ögelerle buluşturulduğunda sanat
dediğimiz olgu ortaya çıkar.</p>



<p>03:33</p>



<p>Lisede iş yerinde beyaz gömlekler giymek aslında normal bir
şeydir. Ancak şahsen bunu deli gömleği giymekle eşdeğer buluyorum. Herkes aynı
olmak zorunda değildir. Farklılıklarımız bizi değerli kılar. Fabrikasyon olmak
aslında belli standartlar dahilinde yaşamamızı, aynı şeyi söylemek zorunda
kalmamızı ve özgürlük dediğimiz yaşam biçiminin sınırlandırılmışlığı içinde
kaybolmak ve tekdüze ve sıradan olmakla eşdeğerdir. Mantıksal olanla tekdüze
arasında bir fark vardır. Mantıksal olarak doğru olanla felsefi açıdan doğru
olmak arasında büyük bir fark vardır. Aslında aynı düşünmek zorunda değiliz.
Ancak saygı duymak zorundayız. Her gün aynı gömleği giymekle deli gömleği
giymek arasında bir fark yoktur. Çünkü aslında insan aklı şahsına münhasır
olduğunda yerindedir. Karakter dediğimiz olgu da budur. Değişim karakterde
olmaz ancak beyin değişebilen bir şeydir. Her gün aynı kıyafeti giyen birisi
için monotonluk aslında farklı düşünmemeye hayata at gözlüğü ile bakmaya
benzer. Aslında&nbsp; “İşte yaftalamak buna
derler!” Bu sözün öncesinde herkes tek bir ustadan çıkmış gömlek gibi olması
demek aslında Allah’ın yarattığı varlıklar olduğumuz anlamına geliyor. Standart
değiliz hiçbirimiz. Her birimizin bedeni ayrı ayrı. Parmak izimiz gibi. Herkesi
aynı görmek aslında yaftalamak demektir.</p>



<p>04:15</p>



<p>Uyku ilacı kullanması gerekmektedir. Saat 4’e gelmiş ancak
uyuyamamıştır.</p>



<p>05:05</p>



<p>“Hiçlik bir dipsiz kuyu gibidir, sonunu göremezsin!”</p>



<p>Aslında insan denilen varlık Tanrı karşısında hiç olduğunun
bilincinde olursa yeniden doğar. Hiçlik denizinde boğulmak demek aslında yok
olduğunun hiçbir şeyinin olmadığının ve aczinin bilincinde olduğunu
düşünebilmektir.</p>



<p>06:00</p>



<p>Artık uykusuzluktan zihni yorulan insan saçma sorular
sormaya başlar. Aslında absürdizmle bu durumu açıklayabiliriz. Varlığımızın
saçma olduğunu savunan bir görüştür. Saçma olan hayatın kendisidir. </p>



<p>06:30</p>



<p>Saatin durması ancak sabahın da gelmesiyle bilinçte uyanma
gerçekleşir. Aslında absürt olan şey saatin geç olmasıyla zihnin
bulanıklaşmasıdır. Vakit geç olmuştur ve insan bunun bilincine vardığında
uykusuzluktan saçmalamaya başlamıştır. Ancak hayatın kendisi saçmadır.
Varoluşçuların en sonunda ulaştığı nokta hayatın kendisinin saçma olduğudur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bu-oykuyle-ne-anlatmak-istedim-1-insomnianin-saati/">Bu Öyküyle Ne Anlatmak İstedim 1: İnsomnia’nın Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bu-oykuyle-ne-anlatmak-istedim-1-insomnianin-saati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17306</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ayrılık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ayrilik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ayrilik/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Mar 2019 05:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17308</guid>
				<description><![CDATA[<p>Senden vazgeçmem gerekiyor;Zincirini kırıyorum, öyle isteniyor .&#160;Sana geri veriyorum yeminlerini:Mutlu ol, acı çekmeden bırak beni.Dur! Bekle ayrılalım!&#160;Henüz razı olmuyor vicdanım! İlk aşkım oldun benim,Tek güzelliği ömrümün,İyi günler yaşatabilir bir başka kadın,Onu istemeyerek görebilirim,&#160;Dur! Bekle ayrılalım!&#160;Henüz razı olmuyor vicdanım! Geri al şu güzel portreyi&#160;İçinde aşkın, silahlarını gizlediği;Yeminin artık orda görünmeyecek,Gözyaşlarım onu silecek !Dur! Bekle ayrılalım!&#160;Henüz razı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayrilik/">Ayrılık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Senden vazgeçmem gerekiyor;<br />Zincirini kırıyorum, öyle isteniyor .&nbsp;<br />Sana geri veriyorum yeminlerini:<br />Mutlu ol, acı çekmeden bırak beni.<br />Dur! Bekle ayrılalım!&nbsp;<br />Henüz razı olmuyor vicdanım!</p>



<p>İlk aşkım oldun benim,<br />Tek güzelliği ömrümün,<br />İyi günler yaşatabilir bir başka kadın,<br />Onu istemeyerek görebilirim,&nbsp;<br />Dur! Bekle ayrılalım!&nbsp;<br />Henüz razı olmuyor vicdanım!</p>



<p>Geri al şu güzel portreyi&nbsp;<br />İçinde aşkın, silahlarını gizlediği;<br />Yeminin artık orda görünmeyecek,<br />Gözyaşlarım onu silecek !<br />Dur! Bekle ayrılalım!&nbsp;<br />Henüz razı olmuyor vicdanım!</p>



<p>Marceline Desbordes-Valmore (1786-1859)<br />Çev. Sunar Yazıcıoğlu<br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayrilik/">Ayrılık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ayrilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17308</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ünlü Uzman &#8220;Kendime Mesaj&#8221; Adlı Kitabını Çıkarttı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/unlu-uzman-kendime-mesaj-adli-kitabini-cikartti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/unlu-uzman-kendime-mesaj-adli-kitabini-cikartti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Mar 2019 03:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Buse Sarı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17231</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendime Mesaj Kendime Mesaj, bir farkındalık sinyali olarak kişinin kendi içinde başlayan yolculuğunun ilk adımını temsil ediyor. Yazar ve Kişisel Gelişim Uzmanı Sevil Tunç, kitabında “Yaşanılan her olayın kişinin iç dünyasında kendine mesaj olarak algılaması ve yorumlamasıdır” derken kişinin hayat yolculuğunda yalnız olmadığını bu yolculuğa tüm soyuyla devam ettiğini ve soydan gelen bilgilerin DNA ile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unlu-uzman-kendime-mesaj-adli-kitabini-cikartti/">Ünlü Uzman &#8220;Kendime Mesaj&#8221; Adlı Kitabını Çıkarttı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kendime Mesaj</p>



<p>Kendime Mesaj, bir
farkındalık sinyali olarak kişinin kendi içinde başlayan yolculuğunun ilk
adımını temsil ediyor. </p>



<p>Yazar ve Kişisel
Gelişim Uzmanı Sevil Tunç, kitabında “Yaşanılan her olayın kişinin iç
dünyasında kendine mesaj olarak algılaması ve yorumlamasıdır” derken kişinin hayat
yolculuğunda yalnız olmadığını bu yolculuğa tüm soyuyla devam ettiğini ve
soydan gelen bilgilerin DNA ile taşınarak bilinçaltında bulunduğunu belirtiyor.</p>



<p>Yazar, DNA üzerinde bilgi yazılması ve kayıtlı bilginin bilince taşınması üzerine çeşitli uluslararası üniversitelerle 10 yıldır araştırmalar sürdürüldüğünü, kendisinin de aynı zaman da kalıtımsal bilgilerin bilinçaltı tesiri ve vücut kimyasına etkileri üzerine tez hazırlandığını vurguluyor. Ayrıca da kişinin anne karnındaki bilinçaltı oluşumuyla edinilen bilgiler ve soyundan gelen bilgilerin, hayatı nasıl şekillendirdiğini örneklerle özetliyor. Yunus Emre’nin kişisel gelişim yolculuğuyla, insanın yaşayacağı en büyük travmaların bile kin ve nefretten sıyrılıp nasıl bir sevgi kaynağına dönüşebileceğini gösteriyor. Kendime Mesaj, insanın hayat yolculuğunun genetik biliminden tasavvufa kadar farklı ve geniş bir bakış açısıyla incelendiği sade bir dille oluşturulmuş kolay okunabilen fakat kolay kolay unutulamayacak bir eser olarak okuyucuyla buluşuyor. Kitabında sohbet dilini kullanana yazar, okuyucularına “Bitanem” diye hitap ediyor.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/0001794897001-1.jpg?resize=219%2C340&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17234" width="219" height="340" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/0001794897001-1.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/0001794897001-1.jpg?resize=193%2C300&amp;ssl=1 193w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/0001794897001-1.jpg?resize=271%2C420&amp;ssl=1 271w" sizes="(max-width: 219px) 100vw, 219px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><strong>Kitap Özellikleri</strong></p>



<p>Cilt durumu&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ciltsiz</p>



<p>Basım tarihi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ocak
2019</p>



<p>Basım yeri&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türkiye
/ İstanbul</p>



<p>Boyutları&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 13,50
x 21,00 cm</p>



<p>Basım dili&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türkçe</p>



<p>Kağıt tipi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2’nci
hamur</p>



<p>Sayfa sayısı&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 144</p>



<p>Barkod &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
&nbsp;:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 9786059624312</p>



<p>Yayınevi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Aya
Kitap</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unlu-uzman-kendime-mesaj-adli-kitabini-cikartti/">Ünlü Uzman &#8220;Kendime Mesaj&#8221; Adlı Kitabını Çıkarttı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/unlu-uzman-kendime-mesaj-adli-kitabini-cikartti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17231</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Melankolik Yorgan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Mar 2019 05:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Şafak Arslan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17271</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu sözlerimi güneşli bir kış gününde yazıyorum sana. Bilirsin bir güneşten bir de kış ayından vazgeçemem. Belki de bu sebeptendir yazın bile kar yağması başıma… Bu durumun seninle de pek alakası yok açıkçası, ben sadece melankoliyi yorgan yapmışım yatağıma. Biliyorum, kalbim bana ait fakat neden beni bana kırdırıyorsun? Bazen buna dayanmak çok zor geliyor… Dayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/">Melankolik Yorgan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu sözlerimi güneşli
bir kış gününde yazıyorum sana. Bilirsin bir güneşten bir de kış ayından
vazgeçemem. Belki de bu sebeptendir yazın bile kar yağması başıma… Bu durumun
seninle de pek alakası yok açıkçası, ben sadece melankoliyi yorgan yapmışım
yatağıma. Biliyorum, kalbim bana ait fakat neden beni bana kırdırıyorsun? Bazen
buna dayanmak çok zor geliyor… Dayan diyorum yüreğim dayan ama onda da mecal
kalmamış, anlıyorum. Sanırım o da benim gibi bir gün bitmeyeceğini düşünerek
sevmiş, ne diyebilirim ki? Sen hiç yüreğini karşına alıp konuştun mu? Ben
konuştum. Hatta ara sıra karşıma alıp konuşuyorum onunla. Deli misin sen? Deme!
Dinle. Bu benim için bir çeşit terapi şekli. Geçen gün konuştuk onunla ve şu
soruyu sordum: </p>



<ul><li><em>Hadi
ben acı çekiyorum ama sen neden bu kadar acı çekiyorsun?</em></li><li><em>Sadece
sen sevmiyorsun onu! Ben de seviyorum, ziyadesiyle. Neden bu kadar acı
çektiğimi inan ki bilmiyorum. Korkuyorum… Korkuyorum! Çünkü bilmiyorum ne
yapılır ona benzemeyen bir kadının silüeti benim atışlarımı hızlandırırsa bir
gece…</em></li></ul>



<p>Saçma
diyorsun içinden şu anda, anlıyorum. Saçma gelse bile şunu bil ki ben buyum!
Biraz deli, biraz âşık. Peki, sen hiç korkmuyor musun bu kadar çok sevilmekten?
Gün gelir de benim kokumu mezara gömecek kadar seven bir erkek çıkar diye?
Sanırım korkmuyorsun. Peki, hiç düşünmüyor musun benim seni başrol oynattığım
bu filmde başkasının seni figüran olarak bile oynatmayacağını? Sanırım
düşünmüyorsun. Peki, o zaman şunu sorayım sana: Sen hiç hayallerinden kırıldın
mı böyle büsbütün? Ben kırıldım hatta paramparça oldum. Sen ne yaptın o sırada?
Yine gelmedin değil mi? Bilirsin, aşkı özgürlük olarak tanımlamıştım sana bir
keresinde. Bu sebeptendir ki içimde senin özgürlüğüne doğru uçmayı hazır
bekleyen güvercinlerim var benim… Ama biliyorum ki sana doğru uçsalar, sen
onları da kıracaksın. Oysa ben bu hayatta en çok seni sevmiştim. Elini
vermiştin bana sevgime karşılık hatırlar mısın? Elini verdin ama misliyle geri
aldın hem de kat kat kopara kopara… Bu kadar melankoli yeter. Bak akşam oldu
yine. Ben yine sana yazarken unutmuşum beni ısıtan tek şeyi, güneşi. O halde bu
gece sen beni hatırla. Hiç sevmediğin ve hiç özlemediğin halde hatırla beni. En
azından bunu yapabilirsin benim için çünkü bana borçlusun. Senden bir sevgi
alacağım var, unutma! Şimdi ben bu cümlelerle vedalaşıyorum seninle ama sen suçüstü
yap unutturma kendini…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/">Melankolik Yorgan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portre 1. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Mar 2019 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yataktan kalktı. Şeker haplarını almak şifonyere uzandı. Bir adet hap çıkarıp kutusundan, geri yerine bıraktı. Ağzına aldı. Bir bardak suyla beraber yuttu. Çeşitli işlere girip çıkmıştı. Hiçbir işinde tutunamamıştı.&#160; Ama yılmamıştı. “Ölene kadar devam.” Dedi. Ölmeyi çok istiyordu aslında. Ölüm onun için yeniden doğuş gibiydi. Yanağında bir leke vardı.&#160; Gözleri çekik, burnu kalkık, kulakları kepçeydi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/">Portre 1. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yataktan kalktı. Şeker haplarını almak şifonyere uzandı. Bir
adet hap çıkarıp kutusundan, geri yerine bıraktı. Ağzına aldı. Bir bardak suyla
beraber yuttu. </p>



<p>Çeşitli işlere girip çıkmıştı. Hiçbir işinde
tutunamamıştı.&nbsp; Ama yılmamıştı. </p>



<p>“Ölene kadar devam.” Dedi.</p>



<p>Ölmeyi çok istiyordu aslında. </p>



<p>Ölüm onun için yeniden doğuş gibiydi.</p>



<p>Yanağında bir leke vardı.&nbsp;
Gözleri çekik, burnu kalkık, kulakları kepçeydi.</p>



<p>Bir masaldı onun isteği.</p>



<p>Dünyaya “Ben küçük prensim aslında. “ mesajı vermek istedi.
Yapamadı.</p>



<p>Yapamazdı. </p>



<p>Çünkü değildi.</p>



<p>Tutunamayanlar’ı ilk okumaya başladığında kendisiyle
yüzleşiyordu aslında.</p>



<p>Turgut Özben kendisiydi.</p>



<p>Özbenliğinden kusmuştu zihnindeki soruları.</p>



<p>Çepeçevre saran duygusuz, tatminkar nefretleri.</p>



<p>Bir buluttu dünya aslında.</p>



<p>“Biz onun molekülleriyiz.” </p>



<p>Her bir molekül bozulduğunda birbirinden etkilenirdi.</p>



<p>O da, öyleydi.</p>



<p>Bozuk paranın değerini kaybettiği o anlamsız duygulara
sürüklendiği anda yaşantısını çözecekti.</p>



<p>Bozuk para, bozuktu. </p>



<p>Para kavramı bozuktu ona göre.</p>



<p>“Bir kağıt parçasından ne bekler ki insan!”</p>



<p>Soluksuz gezen anılarla oynaşan dalgaların tutkulu duygu
mahremiyetinden korkakçasına savuşturdu her şeyi.</p>



<p>Sayıkladı her cümleyi.</p>



<p>“Bozuk para.”</p>



<p>Paraya tapanların casusluğundan bıkmışçasına fırlattı attı
telefonunu.</p>



<p>Telefon kırıldı.</p>



<p>Paraya ölesiye bağlananların sapkın tavırlarından değildi
onunkisi.</p>



<p>Depresif miydi?</p>



<p>Değildi.</p>



<p>Hasta mıydı?</p>



<p>Değildi.</p>



<p>Ateşi var mıydı?</p>



<p>“Bu soruya çakmak ister misin diye cevap vereyim.”</p>



<p>Ateşi vardı.</p>



<p>Hem de çok.</p>



<p>Sokak köpeklerinin havlama sesi duyuldu dışarıdan.</p>



<p>“Hav hav.”</p>



<p>“Efendim?”</p>



<p>“Hav hav.”</p>



<p>Anladın mı?</p>



<p>Bir kahve içmek için odadan çıktı. </p>



<p>2’si 1 arada olan kahveden bir adet aldı.</p>



<p>Su ısıtıcıyı açtı. </p>



<p>Suyu kaynatıp kahvenin üzerine dökerek bir güzel karıştırdı.</p>



<p>Kahveyi çok severdi.</p>



<p>“Kahvesiz olur mu?”</p>



<p>Duydunuz zilin sesini.</p>



<p>Evet, kahveye bayılırdı.</p>



<p>Günde 2-3 bardak muhakkak içerdi.</p>



<p>Kahvesini yudumlarken kitabını eline aldı.</p>



<p>Okumaya başladı.</p>



<p>Malcolm X’in bir sözüne denk geldi:</p>



<p>“Bugünün hızlı dünyasında tefekküre ya da derin düşünceye
yer yok. Bir mahkumun iyiye kullanabileceği bol vakti oluyor. Bir insanın
düşünmeye ihtiyacı varsa, gidebileceği en iyi yer, bana sorulursa,
üniversitelerden sonra, hapishanedir. İnsan, teşvik edilirse hapishanede
hayatını değiştirebilir.”</p>



<p>Çok doğru değil mi?</p>



<p>Biz, hepimiz düşünce mahkumuyuz aslında.</p>



<p>Düşünmemekten bu hale geliyoruz.</p>



<p>Dışarıdan bir müzik sesi geldi.</p>



<p>“Dikkatin mi dağıldı?”</p>



<p>Hayır, sen devam et.</p>



<p>Elinden kitabı usulca bıraktı. </p>



<p>Kahvesinden son yudumu aldı.</p>



<p>Radyoyu açmak istedi. </p>



<p>Yöneldi.</p>



<p>Ama vazgeçti.</p>



<p>Her gün yürümeyi adet haline getirmişti.</p>



<p>Koşu bandına yöneldi.</p>



<p>Yarım saat yürüdü.</p>



<p>Sonra eline tekrar kitabı aldı.</p>



<p>“Filoloji, gerçekten esaslı bir ilim, nerede karşısına
çıkarsa çıksın bir kelimenin nasıl tanınacağından söz ediyor.”</p>



<p>Ne güzel söylemiş Malcolm X.</p>



<p>“Dilcisin ya, ondan sana güzel geliyordur.”</p>



<p>Aynen öyle.</p>



<p>“Dil olmasa n’apardın?”</p>



<p>Ne mi yapardım?</p>



<p>Kendime başka bir uğraş bulurdum.</p>



<p>Ancak dilden de vazgeçemem.</p>



<p>Dil, benim bir tutkum.</p>



<p>“Seni bu dil tutkunla baş başa bırakayım mı?</p>



<p>Hayır, henüz değil.</p>



<p>Sana çok ihtiyacım var şu anda.</p>



<p>“Pekala.”</p>



<p>Üzerine bir t-shirt giyip dışarı çıktı.</p>



<p>“Şöyle bir yürüyeyim.”</p>



<p>Bence de, bir iki insan görürsün. Yabaniliğin gider.</p>



<p>“Sen de çok kabasın.”</p>



<p>Sen de.</p>



<p>Hadi birbirimizi itham edelim.</p>



<p>“Sen.”</p>



<p>Sen.</p>



<p>Sen dili böyle kullanılınca garip oluyor.</p>



<p>“Haklısın, ne o çocuk gibi.”</p>



<p>Yürümeye başladı.</p>



<p>Adımları korkak ve gergindi.</p>



<p>Uzun zamandır dışarı çıkmıyordu. </p>



<p>Birkaç adım attı. </p>



<p>“Yapamayacağım.” dedi ve içeri girdi.</p>



<p>“Aradığım her şey aslında evde.”</p>



<p>Çıkamıyorsun değil mi?</p>



<p>“Evet.”</p>



<p>Biz de nedenini araştırıyoruz zaten.</p>



<p>“Farkındayım.”</p>



<p>Eve girdi.</p>



<p>Eşyaları talan etti.</p>



<p>Günlüğünü arıyordu.</p>



<p>Ancak bulamadı.</p>



<p>Tüm çekmeceleri karıştırdı.</p>



<p>Her yere baktı.</p>



<p>Günlü ortada yoktu.</p>



<p>Sokakta bir çöp arabası geçti.</p>



<p>Aklına bir akıl hastasının yazdığı “Kör olası çöpçüler aşkımı
süpürmüşler” şarkısı geldi.</p>



<p>Akıl hastası tabi yerinde miydi acaba?</p>



<p>İnsanı böyle etkileyen şaheserleri yazanlara deli denir
miydi?</p>



<p>Biz hepimiz bir delinin paltosundan çıktık.</p>



<p>O deli de Petro değildi.</p>



<p>Bir masal yazmak istedi önce.</p>



<p>Sonra sildi.</p>



<p>Bir kahve daha mı isterdi acaba?</p>



<p>“Hayır, zaten iki tane içtim. Bir tane daha içersem
uyuyamam.”</p>



<p>Her şey iki dudağının arasında gizliydi.</p>



<p>Düşünceler gemisi kıyıya vardı. İnecek var.</p>



<p>“Ne oldu ki şimdi?”</p>



<p>Düşünceli gördüm seni.</p>



<p>“Teşekkür ederim.”</p>



<p>Bir aydına söylenilecek söz “Düşünceli gördüm seni.”dir.</p>



<p>Neden mi?</p>



<p>Onlar fikir işçileridir.</p>



<p>Yazmak da benim tutkum.</p>



<p>“Hemen de kendine pay çıkardın.”</p>



<p>Olsun o kadar. Senin hayatını yazıyorum şurada.</p>



<p>Günlüğünü aramıştı. </p>



<p>Ancak bulamamıştı.</p>



<p>Şimdi de aklına ne mi geldi?</p>



<p>Tabi ki, Türkçe Sözlük.</p>



<p>Lugata pehlivanlık sökmez.</p>



<p>“Bakıyorum hocalarından sözler çalıyorsun.”</p>



<p>Evet, olsun o kadar.</p>



<p>“Aynı sözler hep.”</p>



<p>N’apalım bizim de lugatımz böyle.</p>



<p>“Şimdi de kahve ağzıyla konuşmaya başladın.</p>



<p>Hükümet kurar, yıkarız.</p>



<p>Türk değil miyiz?</p>



<p>İki Türk bir araya gelse devlet kurar.</p>



<p>“Haklısın.”</p>



<p>Sözlükten birkaç kelimeye baktı.</p>



<p>Açımsama kelimesi dikkatini çekti.</p>



<p>Anlamı şerh yani açıklamak.</p>



<p>Sözcüğü beğendi ve kelime dağarcığına kattı.</p>



<p>Yukarıdan bir uçak geçti.</p>



<p>Onun sesiyle irkildi.</p>



<p>Havaalanına yakın bir yerde oturuyordu.</p>



<p>İşlek bir cadde gibiydi evi.</p>



<p>Gürültüler, araba sesleri, kornalar, geçen uçaklar…</p>



<p>Onlar arasında bir de ben.</p>



<p>“Evet, sen.”</p>



<p>Bliyorum, benden rahatsız oluyorsun ama ne yapalım?</p>



<p>Meslek icabı.</p>



<p>“Haklısın, ancak ne zaman emekli olacağını merak ediyorum.”</p>



<p>Emekli olmayacağım, yazmaya devam.</p>



<p>“Aferin öyleyse sana.”</p>



<p>Mutfağa girdi. </p>



<p>Buzdolabını açtı. </p>



<p>Bir iki lokma ağzına attı.</p>



<p>Sonra odaya döndü.</p>



<p>Gazeteyi eline aldı. </p>



<p>Okumadan başka bir yere koydu.</p>



<p>Oydu.</p>



<p>Aradığı her şey evindeydi.</p>



<p>Yalnızlık, dert, sıkıntı mı dersin, iş mi dersin.</p>



<p>Her şey aslından evindeydi.</p>



<p>Belalı bir aşık liseye dadanır ya. Bizimkisi o hesap.</p>



<p>“Kahve ağzına döndün yine.”</p>



<p>Olsun be güzelim.</p>



<p>Olsun.</p>



<p>Don Kişot’un yerinde olmayı çok isterdi.</p>



<p>Hayallere dalıp yel değirmenlerine saldırmayı.</p>



<p>Çok okuyup kendinden geçmeyi.</p>



<p>Okuyup okuyup hikayeler uydurmayı.</p>



<p>Ancak yazamazdı.</p>



<p>Eline kalemi aldı.</p>



<p>Yazmaya koyuldu.</p>



<p>Ancak yazamadı.</p>



<p>Yazsa rahatlayacaktı.</p>



<p>Yazsa her şey daha açımsanabilir olacaktı.</p>



<p>Yazmak önceleri onun için bir tutkuydu, benim gibi.</p>



<p>Ancak sonraları bıraktı azmayı.</p>



<p>Nefret etti ondan.</p>



<p>Kendini okumaya verdi.</p>



<p>Varoluşçuluk’tan kim varsa hepsini okuyup bitirmişti.</p>



<p>Artık uzman sayılabilirdi.</p>



<p>Açımsamayı düşündüğü ne varsa dökebilecekti.</p>



<p>Ancak yapamadı.</p>



<p>Yazamadı.</p>



<p>Yazdıkları onun kaybolacaktı.</p>



<p>Onu yok edecek, halkın diline pelesenk olmuş gibi duygusuz
öksürüklere kurban giden koyunlar gibi uluyan köpeklere sığınan sığıntı
psikolojisine girmiş bir hayvan gibi hissetti kendini.</p>



<p>Yazdıklarını unutmayı denedi bu sefer.</p>



<p>Yapamadı.</p>



<p>Her tarafı ağrıyordu.</p>



<p>Uyuyabilse uyuyacaktı.</p>



<p>Ancak yazmak istiyordu.</p>



<p>Anlatmak.</p>



<p>Tüm duygularını kağıda dökmek istiyordu.</p>



<p>Yapamadı.</p>



<p>Her şey silikti.</p>



<p>Duygular, eşyalar…</p>



<p>Uykusuzdu tıpkı Seatle’daki Uykusuz filmindeki gibi.</p>



<p>İzlemediysen tavsiye ederim.</p>



<p>“Sağolasın. Ama uygun bir halde değilim.</p>



<p>Uyumak istiyorum sadece uyumak.”</p>



<p>Haklısın. Seni çok yordum bu aralar.</p>



<p>“Haklı mıyım? </p>



<p>Ölüyorum yorgunluktan.”</p>



<p>Uyu öyleyse serbest bıraktım seni.</p>



<p>İyi geceler sana dostum.</p>



<p>“Sana da.”</p>



<p>Şeker gibi rüyalar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/">Portre 1. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17242</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Yeşil Dergisi 116. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-116-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-116-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Mar 2019 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17258</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil, 116. sayısıyla okurunun karşısına çıktı. Mart-Nisan 2019 tarihli 116.sayı şiir, öykü ve diğer yazılarıyla zengin bir içerik sunuyor okurlarına. Ahmet Günbaş, Dilara Ayşe Akdeniz, Elif Gümüşler, Ferhat Nitin ve Süleyman Berç Halil, bu sayımızın şairleri. Bir önceki sayımızın öykü azlığını bir ölçüde gideren 116. sayının öykücüleri ise Esma Nur Ayşe Çelik, Ayşegül Özalp, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-116-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 116. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mavi Yeşil, </strong>116.
sayısıyla okurunun karşısına çıktı. Mart-Nisan 2019 tarihli 116.sayı şiir, öykü
ve diğer yazılarıyla zengin bir içerik sunuyor okurlarına. Ahmet Günbaş, Dilara
Ayşe Akdeniz, Elif Gümüşler, Ferhat Nitin ve Süleyman Berç Halil, bu sayımızın
şairleri. Bir önceki sayımızın öykü azlığını bir ölçüde gideren 116. sayının
öykücüleri ise Esma Nur Ayşe Çelik, Ayşegül Özalp, Fatih Öz ve
İbrahim Halil Zingiloğlu. Mart-Nisan sayımızda
beğenerek okuyacağınızı düşündüğümüz kitap, edebiyat ve sinema yazılarını
Nilüfer Aka Erdem, Eyyup Yıldırmış, Betül Bayraktar, Özer Sen, Esra Sağlık,
Hatice Baran ve Bilal Can yazdı. Özkan Satılmış, her zamanki “eskimemiş
sayfalar” ile dergiyi tamamladı.</p>



<p>İletişim:
<strong><em>bilgi@maviyesildergisi.com</em></strong></p>



<p><strong>116. Sayı İçindekiler:</strong></p>



<p>Hasar
&#8211; <strong>Ahmet Günbaş </strong>&#8211; <strong>3</strong></p>



<p>“Virata”nın
İzinde Çağdaş Bunalım &#8211; <strong>Asena Öztürk </strong>&#8211; <strong>4</strong></p>



<p>Ferdinand
De Saussure ve Çağdaş Dilbilimin &#8211; <strong>Nilüfer Aka Erdem </strong>&#8211; <strong>8</strong></p>



<p>Edip
Cansever’e Ait Vefat İlanı ve Çağrışımlar &#8211; <strong>Eyyup Yıldırmış&nbsp; </strong>&#8211; <strong>11</strong></p>



<p>Güz
Kenti Sakinlerine Veda &#8211; <strong>Dilara Ayşe Akdeniz </strong>&#8211; <strong>13</strong></p>



<p>“Şimdi
Bana Kaybolan Yıllarımı Verseler” &#8211; <strong>Betül Bayraktar </strong>&#8211; <strong>14</strong></p>



<p>Sevginin
Uzayında Çocuk &#8211; <strong>Elif Gümüşler </strong>&#8211; <strong>16</strong></p>



<p>Ben-Hüzün-Sen:
Son Hüzün de Çekilir Aramızdan &#8211; <strong>Özer Şen </strong>&#8211; <strong>17</strong></p>



<p>Beton
Mutsuzlukta Toplumsallığın İzi &#8211; <strong>Esra Sağlık </strong>&#8211; <strong>19</strong></p>



<p>Güzin
&#8211; <strong>Ferhat Nitin </strong>&#8211; <strong>21</strong></p>



<p>Suriyeli
Çocukların Dramı: Bırakma Beni &#8211; <strong>Hatice Baran </strong>&#8211; <strong>22</strong></p>



<p>Düşüme
Yaslanan O Ağda &#8211; <strong>Bilal Can </strong>&#8211; <strong>24</strong></p>



<p>Sarkaç
&#8211; <strong>Esma Nur Ayşe Çelik </strong>&#8211; <strong>25</strong></p>



<p>Bir
Yazarın Düşüşü &#8211; <strong>Ayşegül Özalp </strong>&#8211; <strong>26</strong></p>



<p>Beklediğim
&#8211; <strong>Fatih Öz </strong>&#8211; <strong>27</strong></p>



<p>Obsesif
&#8211; <strong>İbrahim Halil Zingiloğlu </strong>&#8211; <strong>29</strong></p>



<p>Yanan
&#8211; <strong>Süleyman Berç Hacil </strong>&#8211; <strong>30 </strong></p>



<p>Eskimemiş Sayfalar<strong> &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 31</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-116-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 116. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-116-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17258</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Murathan Mungan’nın Divan-ı Harp Şiirleri Üzerine Bir Deneme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/murathan-mungannin-divan-i-harp-siirleri-uzerine-bir-deneme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/murathan-mungannin-divan-i-harp-siirleri-uzerine-bir-deneme/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Mar 2019 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17238</guid>
				<description><![CDATA[<p>Murathan Mungan’ın şiirlerinde sürgün göze çarpmaktadır. Göç aslında zorunlu olarak gerçekleştirilen eylemdir. Ancak asıl vatan hep gönüllerde yer etmektedir. “Ey tarih! &#160;Ey zaman! &#160;Kim kimi kimin &#160;Toprağından &#160;Sürerken &#160;Kim kimi kimin &#160;Toprağına &#160;Kabul ediyor?” ( 10 Nisan 1991) Doğu ile batı arasındaki sınır aslında zaman tarafından yok edilebilir ve doğu ve batı aslında olgusal analizlerle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/murathan-mungannin-divan-i-harp-siirleri-uzerine-bir-deneme/">Murathan Mungan’nın Divan-ı Harp Şiirleri Üzerine Bir Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Murathan Mungan’ın şiirlerinde sürgün göze çarpmaktadır. Göç
aslında zorunlu olarak gerçekleştirilen eylemdir. Ancak asıl vatan hep
gönüllerde yer etmektedir.</p>



<p>“Ey tarih!</p>



<p>&nbsp;Ey zaman!</p>



<p>&nbsp;Kim kimi kimin</p>



<p>&nbsp;Toprağından</p>



<p>&nbsp;Sürerken</p>



<p>&nbsp;Kim kimi kimin </p>



<p>&nbsp;Toprağına</p>



<p>&nbsp;Kabul ediyor?” ( 10
Nisan 1991)</p>



<p>Doğu ile batı arasındaki sınır aslında zaman tarafından yok
edilebilir ve doğu ve batı aslında olgusal analizlerle tespit edildiği üzere
farklı durumlar arz eder. Doğu ile batı arasındaki sosyolojik farkı zaman
kapatacaktır. Değişim aslında tarihsel süreç içerisinde gerçekleşen bir
olgudur. Toplumsal değişim sürekli olduğundan dolayı arasındaki farkı zaman
içerisinde kapatacaktır. Aristo mantığıyla çözümlediğimizde doğu ve batı daima
farklılık arz edecektir. Bu ince çizgi kültürel farklılık boyutuyla değil,
coğrafi farklılık dolayısıyla ölçümlenecektir.</p>



<p>“doğu doğudur</p>



<p>&nbsp;Batı da batı</p>



<p>&nbsp;Zaman kapatana dek
aradaki farkı” (2001)</p>



<p>İnsan aslında öldürdüklerinin hatırında kalmasıyla yaşar ve
ölür. Bu anıyla beraber zihinde ölüm gerçekleşir. Ancak zihin mucizelerle
doludur. Her ölüm aslında doğumdur. Zıtlıklar dünyasında yaşıyoruz. Ölüm
doğumla birlikte yer almaktadır. Örneğin bir dedenin ölümünün sabahında bir kız
çocuğunun dünyaya gelmesi gibi. Aslında şiirde anlatılan, bir insan öldürürse o
kişiyle birlikte ölür. Çünkü insan güzelliklerle dolu olduğunda insandır. Ancak
ölümle birlikte doğumun da olacağı aşikardır. Doğum için de yeniden doğmak
gereklidir. Unutmayalım ki, yeniden dirilmek için de ölmek gerekir.</p>



<p>“bir zamanlar öldürdüklerimizin</p>



<p>&nbsp;Hatırasıyla ölürüz</p>



<p>&nbsp;Onlarla birlikte
yeniden gömülürüz” (1999)</p>



<p>Doğuda yıldızlar daha belirgin olur. Işık yılı uzaklıktaki
yıldızların ışıması bizim doğuyu hatırlamamızdır. Cemil Meriç’e yoldaki bir
gencin doğuyu aşılaması üzerine Cemil Meriç’in doğuya dönme çabası gibidir.
Aslında güneş doğudan doğar, ancak batıdan da doğar, Ümit Meriç’in belirttiği
üzere. Aslında medeniyetin kaynağı coğrafyadır, şehirdir. Şehirleşme ve
yerleşme olmadan bir yerde medeniyet inşa edilemez. Medeniyet Medine’den yani
“şehir”den gelir. Şehrin göğünü yitirdiğinde yani mutluluğu kaybettiğinde bile
o şehrin büyüleyici güzelliğinde kaybolmaktadır şair. Doğu ve batı arasındaki
farkı ön plana getirmektedir. Doğu göğünü kaybettiğinde ancak güzelliği dikkati
celb eder. Çünkü doğu medeniyeti geçmişte en görkemli yıllarını yaşamış ve
tarihe değerli eserler bırakmıştır. Doğu medeniyeti artık gücünü yitirmiş,
güneş batı medeniyetinde doğmaya başlamıştır. Doğu her ne kadar ufkunu yitirse
de doğal ve tarihi yapıların güzelliğini koruduğu gözlemlenmektedir.
Yıldızların ışıması da doğunun güzelliğinin hatırlanması sonucu ortaya
çıkacaktır. Çünkü zaten güneş artık batıdan doğmaktadır.</p>



<p>“göğünü yitiren doğunun kefeninde yirmi bin yıldız</p>



<p>&nbsp;Işır ışık yıllarında
biz hatırladıkça”</p>



<p>Aslında gülümsemelerle dolu çocukluğun ardından geriye
baktığında içindeki çocuk birden gülümsemez olur. Üzüntülü bir yüze bürünür.
Şair o çocuğa sorar, “Sana ne oldu böyle?”</p>



<p>&nbsp;“Çocuk gülüşlerinden
ışık alan eski kartpostallardan tanıdığım çocuk,</p>



<p>Sana ne oldu böyle?”(2015)</p>



<p>Sonuç olarak, Murathan Mungan’ın Divan-ı Harp şiirlerinde
insan vatan korelasyonu incelendiğinde kültürel farklılık kombinasyonu
sağlanması için zaman mefhumu ön plana çıkar. Aynı zamanda çocuk coğrafi konum
itibariyle incelenmektedir. Doğum ölüm mefhumunda ise her doğumun ölümle ortaya
çıkması, yok ediciliğin de yok olmayla bağlantılı olduğu söz konusu olmakla
beraber, Murathan Mungan şiirleri hakkında detaylı çalışmaların yapılmasının
daha verimli sonuçlara ulaştıracağı kanaatindeyim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/murathan-mungannin-divan-i-harp-siirleri-uzerine-bir-deneme/">Murathan Mungan’nın Divan-ı Harp Şiirleri Üzerine Bir Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/murathan-mungannin-divan-i-harp-siirleri-uzerine-bir-deneme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17238</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kim Neyi Duymak İsterse…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Mar 2019 05:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17236</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ağanın kapısının önündeki kalabalık gittikçe artıyordu. Fısıldayanlar, yüksek sesle konuşanlar, bir birine bakıp sorgu sual edenler ve yeni gelenlere yapılan izahatlar uzun bir süre aldı. Çaycı Rüstem Efendi, köy imamı ve öğretmenine seslenerek, “kapıyı çalan, hatır soran siz olun” dedi. Öğretmenle imam göz göze geldi. Öğretmen imama, imam öğretmene görevi tevdi etmek istiyordu ama kaçınılmaz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/">Kim Neyi Duymak İsterse…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ağanın kapısının önündeki
kalabalık gittikçe artıyordu. Fısıldayanlar, yüksek sesle konuşanlar, bir
birine bakıp sorgu sual edenler ve yeni gelenlere yapılan izahatlar uzun bir
süre aldı. Çaycı Rüstem Efendi, köy imamı ve öğretmenine seslenerek, “<strong>kapıyı çalan, hatır soran siz olun</strong>”
dedi. Öğretmenle imam göz göze geldi. Öğretmen imama, imam öğretmene görevi
tevdi etmek istiyordu ama kaçınılmaz son imamın oldu.</p>



<p>İmam efendi kalabalığa
yönelerek el işaretiyle biraz daha sessiz ve sakin olmalarını istedi. Ağanın
evinin önü miting alanı gibi olmuştu. İmam efendi sonunda kapıyı tıklattı, ses
gelmeyince bir daha, sonra bir daha. Biraz sonra ağanın hanımı kapıyı açtı,
aralıktan önce imama, sonra da imamın arkasında duran köy ahalisine baktı.
Ağanın hanımı imam efendi için kapıyı araladı, hemen ardından da kapattı.</p>



<p>İmam efendi sessizce ağanın
durumunu sordu. Değişen bir şey yoktu. Üç gündür odadan çıkmamış, ne bir ses ne
bir haber vermişti. Kapının önüne koyduğu yemeği bir ara alıyor, sonra da el
sürülmemiş şekilde yine kapının önüne koyuyordu. Ağanın durumu durum değildi.
Herkes gibi ağanın hanımı da, çocukları da çok tedirgindi, ağa adına da, kendi
adlarına da, köy adına da derin bir endişe içindeydiler.</p>



<p>İmam efendi ağanın bu durumunun
ne zaman başladığını sordu. Hanımı sessizce anlattı. Şehre gidip geldikten
sonra tek kelime etmeden odasına kapanmıştı. Beşinci sınıfa giden kızından bir
kalem, bir de kâğıt istediğini de eklemeyi unutmadı ağa hanımı. Bu durum biraz
garipti. Ağanın kâğıtla kalemle ne işi olurdu. Doğru dürüst okuma yazması bile
yoktu. Hani köyün muhtarıydı ama o gücü elinde bulundurmasından kaynaklıydı,
yaptığı hizmetlerden değil. İmam da biliyordu ki, köyde egemen güç kimse ağa da
oydu, paşa da oydu, muhtar zaten oydu.</p>



<p>Köyün ağası olan Hasan
efendinin babası da ağaydı, dedesi de, onun dedesi de. Padişahlık gibi babadan
oğula geçen bir şeydi bu ağalık denen şey. Hani köyün tamamına yakını o ailenin
olunca ağalık da kaçınılmaz, paşalık da kaçınılmaz, muhtarlık zaten kaçınılmaz.
</p>



<p>Köyde iki sınıf insan vardı;
ağa ve diğerleri…</p>



<p>Sadece “<strong>ağa</strong>” kısmına aile efradı da girerdi. Hısım akraba girmezdi, çünkü
zaten köyün hepsi bir birine uzak-yakın akrabaydı.</p>



<p>Ağa aynı zamanda muhtar olunca
zaman zaman şehre giderdi. Kaymakamlıkta, bazen valilikte, bazen belediyede,
bazen jandarmada toplantı olurdu. Ağa da köyü temsilen orada bulunur, her bir
şeye kendisi karar verirdi. Zaten kendisi demek, köy demekti, köyde yaşayanlar
demekti, iti demekti, koyunu demekti, ineği demekti, bağları demekti, bahçeleri
demekti. Yani ağa demek, köyün altı demekti, üstü demekti, her bir şeyi
demekti.</p>



<p>Ama ağaya bir haller oldu. Üç
gündür odasından çıkmadı. Çıktığı bir tuvalet, bir de kapının önüne konan yemeği
almak için kolunu uzatmasıydı. Hepsi buydu ve tek kelime ettiği yoktu. Sadece
odaya girerken kâhyasına çeşitli talimatlar vermiş, o da hemen bu emri
uygulamaya koyulmuştu. Cuma günü namazdan sonra şehirden önemli misafirler
gelecek, kazanlar kaynayacak, yemekler yapılacaktı. Bunu dediğinde günlerden pazartesiydi.
Şehirden yeni dönmüş, akşamın karanlığı köyün yabanına düşmüştü. Salı,
Çarşamba, Perşembe derken Cuma günü geldi çattı. Kâhyanın hazırlıkları tamamdı
ama ortada muhtar yoktu, yani ağa yoktu, yani paşa yoktu, yani gücü elinde
bulunduran adam yoktu.</p>



<p>Evdeki endişeli bekleyiş Cuma
namazına kadar sürdü. Nihayet namazdan hemen önce ağa kapıda göründü ama tek
kelime etmedi. Abdestini alıp, camiye yöneldi. Köy ahalisi camide ağayı kanlı
canlı görünce derin bir nefes aldılar; güç yerindeydi ve gücü elinde bulunduran
hem canlıydı hem de kanlı, üstelik aklı da yerindeydi ki, camiye kadar
gelebilmişti.</p>



<p>Kâhya ağanın emrini imam
efendiye de ulaştırmış, imam hutbeden hemen sonra köy ahalisine duyuru
yapmıştı. Namazdan sonra şehirden önemli misafirler gelecek, köyün çeşmesini
hizmete açacaklardı. Bu nedenle köylü orada olmalıydı, yemekler de orada
yenilecekti. Ama önce misafirler yiyecekti, bu çok önemliydi. Önemli
misafirlerin içinde vali beyin olma ihtimali de kuvvetle muhtemeldi ki, ona
göre kendilerine çeki düzen verilsin. </p>



<p>Köye hayat veren Taşkesen’in
çeşmesi bugün açılacaktı, köye, köylüye, köyün hayvanlarına, itine, koyununa,
kuzusuna, ineğine hizmet verecekti. Gerçi çeşme uzun zamandır köylüye zaten hizmet
veriyordu ama şehirde itibarı azalan Cemil vekilin yeni hizmete açılacak bir
şey bulması gerekiyordu ki, vali bey imdadına yetişti. Taşkesen köyünün çeşmesi
üç yıl önce yapılmıştı ama halen “<strong>resmi
açılış</strong>” yapılmamıştı. Hayatında uğramadığı, oy dahi istemediği Taşkesen
köyünün siyasi itibarını iade edeceğini rüyasında bile görmesi mümkün olmayan
Cemil vekil, kaderin garip cilvesine sadece gülümsedi. Böylece Taşkesenliler de
ilk kez Cemil vekili göreceklerdi. Nam-ı dillere destandı ama kendisini gören
bir Taşkesenli olmamıştı.</p>



<p>Namazdan sonra köylü, köyün hemen
girişinde beklemeye başladı. Birazdan misafirler gelirdi. Beklediler,
beklediler, beklediler ama ne gelen vardı ne de giden. Taşkesenlilerde sabırdan
çok ne vardı. Köyde zaman boldu, sabır da zamanla bir arada koşup duruyordu.
Köyün delisinin sesi duyuldu, “<strong>Şehirde
Cuma namazı geç kılınır</strong>”, köylü bu söze güldü tabi, niye Taşkesen ülkenin
bir ucunda, şehir dediğin de diğer ucunda mıydı?</p>



<p><strong>Evet</strong> dedi deli, <strong>Köyle şehir
arasındaki kilometre mesafesine bakarsanız yanılırsınız. Köyümüz şehre yakın ama
gönüllere çok uzak. İsterseniz bunu gelen heyetin yüreğine sorun.</strong></p>



<p>Deliden aklı başında bir laf
çıkmıştı ama Taşkesenliler bunun üzerine kafa yoracak durumda değildi ki,
ufukta toz bulutu gözüktü. Henüz Cemil vekil köyü görmediğinden, köyün yolunu
asfalt yapmak da kimsenin aklına gelmemiş, tozu dumana katan konvoy köye
girmişti. Pata küte diye bütün araçların kapısı açıldı, selam duranlar, yol
açanlar, yol verenler, köylüyü itenler, Cemil vekil ve vali beyi sağ salim
tören alanına kavuşturdu. Gerçi bu arada birkaç köylü ezilme tehlikesi geçirdi
ama bunun lafı dahi edilmezdi. </p>



<p>Konvoyda vali, Cemil vekil ve
bürokratların dışında iki de gazeteci vardı. Gerçi hiçbir gazetede imzaları
çıkmazdı, ama bütün gazetelerde haberleri manşetten verilirdi. Bunlar valinin
ve Cemil vekilin basınıydı. Bunların görevi, onlara olan sevgi selini
resimlemek ve bunu gazetelere servis etmekti. Bunun için canlarını hiçe
sayıyor, alttan çekiyor, üstten çekiyor, yandan çekiyorlardı. Çekilir gibi
değilse de çekiyorlardı. Bazen de kurguyla güzel kareler yakalıyorlardı.
Valinin ve Cemil vekilin basını, bu gece servis edecekleri metnin yarın
gazetelerde manşetten veriliş şeklini bile biliyorlardı; <strong>Vali ve Cemil vekile Taşkesen’den sevgi seli</strong>. </p>



<p>Sonra bu manşetler makasla bir
güzel kesilecek, dosyalanacak ve başkentte yeni koltukların döşenmesine katkı
sağlayacaktı. Çünkü bu sel, aynı zamanda Cemil vekilin itibarı, valinin de
koltuğunun sağlama alınmasıydı. Cemil vekille birlikte Taşkesen’e gelen bütün
bürokratların da koltuğunun yere sağlam vidayla vidalanmasıydı. Bu tablo ve bu
tablonun gazetelere yansıması, kimleri kurtarıyordu, kimleri. Bunu bir tek
Taşkesenliler bilmiyordu…</p>



<p>Onlar bilmese de, çeşmenin
başında kurulan sofraya yemekler dizilmiş, platform haline getirilen yerde ise
ses düzeni alınmıştı. Ses düzenini imam efendi camiden getirmiş, platformu da
tezeklerle oluşturan kadınlar, üstüne kilimler sererek tezekleri kamufle
etmişti.</p>



<p>Köyün ve köylünün her bir şeyi
olan muhtar mikrofonun başına geçti. Cebinden bir kâğıt çıkararak dikkatli bir
şekilde açtı. Bu kâğıt, odasına kapanmadan önce beşinci sınıfa giden kızından
aldığı kâğıttı. Demek ki üç gündür inzivaya çekilmesinin sebebi bu konuşmayı
hazırlamak içindi. Hanımı rahatladı, derin bir nefes aldı. Ağasının aklı
yerindeydi, ona bir haller olmamış, önemli konuklara, önemli bir konuşma
hazırlamak için uğraşıp durmuştu. İşini iyi yapardı ağa, sahip olduğu
topraklardan da belliydi bu. Babasından aldığı topraklara yenisini eklemiş,
Cemil vekili memnun ettiği takdirde daha yenilerini ekleme şansını elde
edecekti.</p>



<p>&nbsp;Önce imam efendi cihazı kontrol etti, bir..
iki.. üç.. ses… ses… ssss…sss… deneme… deneme ve sonunda cihazı sağlam olarak
sesin sahibine, gücün sahibine, köyün sahibine, ağaya, muhtara ve Taşkesen’in
medar-ı iftiharına teslim etti. Mikrofonu alan ağa, önce konukları gözüyle
yokladı, sonra köylüye dönüyordu ki vazgeçti…</p>



<p>Cebinden çıkardığı konuşma
metnini okumaya başlamadan önce boğazını temizledi, sonra da sırayla bütün
konuklara hitap etti;</p>



<p>Sayın valim, sayın Cemil
vekilim, sayın kaymakamım, sayın il belediye başkanım, sayın ilçe belediye
başkanım, sayın jandarma komutanım, sayın genel sekreterim, sayın tarım
müdürüm, sayın orman müdürüm, sayın nehir müdürüm, sayın çay müdürüm, sayın su
müdürüm, sayın tapu müdürüm, sayın gençlik müdürüm, sayın spor müdürüm, sayın <strong>mal</strong> müdürüm <em>(ağa mal müdürünü hiç sevmezdi, o nedenle <strong>mal</strong> kısmının üstüne iyice bastırdı, zaten kalemle yazarken de
bastırmıştı, oh ne iyi etmişti)</em>, sayın ziraat odası başkanım…</p>



<p>Bu sayın ve bu sayım tam 15
dakika sürdü ve ardından da son cümlesi geldi; <strong>hepiniz Taşkesen köyümüze hoş geldiniz.</strong></p>



<p>Büyük bir alkış koptu, hem de
kızılca kıyamet bir alkış. Islık çalanlar, nara atanlar, bravo diyenler…</p>



<p>Koltukları sağlamlaşan sayın
vali ve sayın Cemil vekil de çılgınca alkışlıyor, onları gören diğer konuklar
da alkış yarışına katılıyordu. Cemil vekilin görmesini isteyenler de daha çok
alkışla onun siyasi itibarının iadesine destek veriyordu.</p>



<p>Köyün öğretmeni “<strong>yav muhtar üç gün boyunca odaya kapanıp bu
konuşmayı mı hazırladın, bana deseydin 5 dakikada güzel bir konuşma hazırlardım</strong>”
demeye hazırlanıyordu ki kızılca kıyamet alkış tufanını görünce vazgeçti.</p>



<p>Çünkü ağa, konukların nabzını
öğretmenden daha iyi bilecek düzeydeydi. Öğretmen daha bu yıl köye gelmişti,
ağanın bütün nesli, kanı, canı bu köy ve bu şehre aitti. O kimin neyi duymak
istediğini çok iyi bilirdi hem de çok iyi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/">Kim Neyi Duymak İsterse…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17236</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ateş Böceğinin İlkyazı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Mar 2019 03:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17172</guid>
				<description><![CDATA[<p>I. Dünyanın ilk gecesinden ve ilk gündüzünden önce yüreğinin en derinlerinde bir söz vardı. Yaralı bir sessizlikte çırpınan bir söz. Ateşin, suyun, toprağın, havanın anlam bulduğu bir söz. Ve o söz sanki acıları dinmeyen bir tanrıçanın hikayesinin ilk cümlesi gibiydi. II. Güzelliğini kar taneleriyle özdeşleştirip geçirdi iki kışı. Ve sen bu kışlarda uzunca bir yolculuğa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/">Ateş Böceğinin İlkyazı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>I.<br /> Dünyanın ilk gecesinden ve ilk gündüzünden önce yüreğinin en derinlerinde bir söz vardı. Yaralı bir sessizlikte çırpınan bir söz. Ateşin, suyun, toprağın, havanın anlam bulduğu bir söz. <br /> Ve o söz sanki acıları dinmeyen bir tanrıçanın hikayesinin ilk cümlesi gibiydi. <br /> <br /> II.<br /> Güzelliğini kar taneleriyle özdeşleştirip geçirdi iki kışı. Ve sen bu kışlarda uzunca bir yolculuğa çıktın. Kimliksiz çiçeklere güzelliğini dokundurmak için. <br /> O gündüzler boyu söylenememiş bütün cümlelerin geceler boyu yankısında seni bekledi.<br /> <br /> III.<br /> İlkyaz ile birlikte sanki güzden, kıştan kalan kırgınlığı bir nebze de olsa çözülüverdi. En azından toprağa değdi gözleri. Gözleri tomurcuğa. Tomurcuk yağmura. Yağmura sen değdin belki de. <br /> O anda nehirlerin sesi kuşların sesine karıştığında ülkesiz kaldı. Ve bütün nehirleri birleştiren kuş seslerini içine toplayan bir sınır çizdi.<br /> Ve sanki yüreğinin ritimli kıpırtısı o sınırlarda yankılanınca gözlerini kapayıp bir uzun ninniyi dinlemeye koyuldu.<br /> <br /> IV.<br /> Hani böyle uzun süren yağmurlardan sonra bir sabah uyanınca bakarsın güneş çıkagelmiş işte seni öyle bekledi. Kimselere duyurmadan. Sonra çekildi o bekleyişten. <br /> O bekleyişte bir güneş parçacığı olup saçlarına saklanmak isterdi oysa.<br /> Sen o güneşli havalarda yüzünde ilkyazın deli dolu heyecanı ile gülersen o da yeniden döner bekleyişine.<br /> <br /> V.<br /> Aslında anladı ki günebakan çiçekleri senin gözlerini kapaman ile derin bir uykuya çekildi. O kapadığın gözlerinde doğayı arayabilmenin saikini öğret bu ateş böceğine.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/">Ateş Böceğinin İlkyazı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17172</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluğa Bir İmza</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17249</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sert bir Mart sabahı, Şubat henüz gitmemiş gibi… Yaşı kırklarda, elleri kırmızı paltosunun ceplerinde, aklı uzaklarda bilmediği bir yerlerde, yüreği eskilerde, çok eskilerde… Yürüyordu Firuze, Üsküdar sokaklarında… Pazar sabahı sessizliği vardı Üsküdar’da ve çıtır bir simit aldı pastaneci Hayri’den. -Firuze hanım çayımız da hazır, oturmaz mısınız? Yılların değiştiremediği mizacındaki tebessüm, dudaklarının kenarında yine belirginleşti. -Teşekkürler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/">Sonsuzluğa Bir İmza</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sert bir
Mart sabahı, Şubat henüz gitmemiş gibi… Yaşı kırklarda, elleri kırmızı paltosunun
ceplerinde, aklı uzaklarda bilmediği bir yerlerde, yüreği eskilerde, çok
eskilerde… Yürüyordu Firuze, Üsküdar sokaklarında…</p>



<p>Pazar sabahı sessizliği vardı Üsküdar’da ve çıtır bir simit aldı pastaneci Hayri’den. </p>



<p>-Firuze
hanım çayımız da hazır, oturmaz mısınız?</p>



<p>Yılların
değiştiremediği mizacındaki tebessüm, dudaklarının kenarında yine
belirginleşti.</p>



<p>-Teşekkürler
Hayri usta, biraz işlerim var.</p>



<p>Balıkçılar
çarşısının yanından geçerken eski bir şeyler gelecek oldu aklına, üzerinde
durmadı devam etti. Sonra postane, sonra Mevlevihane, sonra Genç Kebap, sonra
iskele, sonra martılar, anılar, anılar… Eskimeyen bir şeylerin başkentiydi Üsküdar…</p>



<p>Yirmi yaşına
günler kala gelmişti bu şehre, üniversite okumak için. Sonra da gidemedi. Sözde
çocukluk hayaliydi gazeteci olacaktı, okulunu da okudu ama gelgelelim dördüncü
sınıftayken tanıştığı bir yazar bütün hesaplarını değiştirdi Firuze’nin. Önce o
yazarın internet sitesi sorumlusu oldu, sonra birkaç kitabının redaksiyon
çalışmalarını yaptı, sonra bilinen bir yayınevinin editörü oluverdi. Kendisine
sorsanız; ‘İyi ki de böyle oluverdi’ der sanırım, onca derde düşmüş olmasına
rağmen. Çünkü Firuze, yaşanmış bir şeylerin sonrasında dile getirilen
pişmanlığın, geçmişteki her ana ihanet olduğunu düşünen biriydi. Hatta kırmızı
kaplı ajandasının ilk sayfa cümlesidir: <strong><em>Hüzünlü vakitlerde satmazsan geçmişini,
dünya gelse ayağına kaybetmezsin kendini…</em></strong></p>



<p><strong><em>&nbsp;</em></strong>Kaybetmedi de kendisini hiçbir zaman…
Hem editörlük macerası sayesinde tanımıştı, yüreğine gül bahçeleri eken adamı.</p>



<p>Kız Kulesini
hafif tepeden ama tam cepheden gören masasına oturdu kafenin… Pazar sabahları
normalde kahvaltıcılar doldururdu bu mekânı ama henüz çok erken demek ki diye
düşündü ve saatine bakmak ancak o zaman aklına geldi. Yaşlı bir çift dışında
kimseler yoktu. Çayla beraber simidini yerken, garsonu çağırdı.</p>



<p>-Afedersin
Ahmet, bir şey rica edebilir miyim? </p>



<p>-Buyurun
Firuze hanım</p>



<p>-Ya henüz
gençlik gelmemişken, burası dolmamışken şu pikaba bir plak koysan ne güzel
olur.</p>



<p>-Ne
istersiniz?</p>



<p>-Benim bıraktığım bir plak var, Belkıs Özener… Ne zamandır dinlemiyorum, sana zahmet Ahmetçiğim</p>



<p><em>…</em></p>



<p><strong><em>Belki
bana çok uzaktasın, </em></strong></p>



<p><strong><em>Belki
de çok yakınsın</em></strong></p>



<p><strong><em>Şimdi
dargınız seninle, </em></strong></p>



<p><strong><em>İnan
sen herkesten başkasın</em></strong></p>



<p><strong><em>Kulakların
çınlasın…</em></strong></p>



<p>Şarkılar bir
yandan derin bir ütopyayı mekâna getirdi, bir yandan gerçekleri yüzüne bin kez
daha vurdu, bir yandan da zaten bozuk olan havasına nem kattı… Dışarıda
çiseleyen yağmura, usul usul gözyaşları eşlik etti Firuze’nin…</p>



<p>Önünde yarım
simit, soğumuş yarım çay… Gözlerini bir an bile ayırmadı Kız Kulesinden. Bir
şarkı ışın hızıyla onu yıllar öncesine götürdü. Aklına gelen bütün hatıralar,
film şeridi gibi bir çift gözün yaşam, aşk, sevgi, insanlık kokan bakışlarını
geçirdi gözlerinin önünden. Dört kitabına editörlük yaparken, önce mısralarına,
hikayelerindeki hayal gücüne, hümanist yaklaşımlarına, sosyal düşüncelerine,
dünya daha iyi bir yer olsun diye verdiği gayrete ve sonra nihayet büsbütün
kendisine aşık olduğu Cevahir… İki çocuğunun yakışıklı babası, yaşanmış son bin
yılda herhangi bir zamana yakıştırılabilecek, geçmişi ve geleceği ama en
önemlisi anı yaşamada, yaşatmada usta, bu eski zaman şarkılarını ona sevdiren,
her zaman sevginin de, yemeğin de, plakların da doğal olması, hisse dokunması
gerektiğini söyleyen ince yürekli adam Cevahir… Kızına anne sevgisini, oğluna
bütün kadınlara iyi davranması gerektiğini vurgulayan… Bir gün, bir an olsun
öfkesine yenik düşüp bencilce kırıp dökmeyen, yazdığı onca harika hikâyenin
hayatın içinde var olduğunu, aslında kendisinin tekerleği icat etmediğini
söyleyip duran, maharetli bir tevazu hazinesi… </p>



<p>Firuze mekânın
dolup taştığını, gençlerin neşeyle birbirlerine bir şeyler anlatarak kahvaltı
ettiklerini, plakların yerini zamane şarkılarının aldığını ancak garson
Ahmet’in çayını tazelerken sormasıyla fark etti.</p>



<p>-Firuze
hanım, çok özür dilerim ama sizi böyle üzgün gördüğüm için…</p>



<p>Firuze,
Ahmet sözünü tamamlamadan araya girdi ve eline menü broşürünü alarak;</p>



<p>-Ahmetçiğim,
bana şundan getirir misin bir dilim… </p>



<p>Hani bir
filme kendimizi kaptırırız ve o anlarda kimseden ses çıkmasın, o büyü
bozulmasın isteriz ya, işte o durumdaydı Firuze… </p>



<p>…</p>



<p>Birkaç
dakika sonra, masasına gelen çikolatalı dilim pastanın üzerine yaktığı mumun
kendi kendine eriyip bitesini izledi Firuze… Gözleri Kız Kulesinde, camdan
süzülen yağmur damlalarına dokunmak istercesine parmaklarını camda gezdirdi.
Ahmet hemen masanın yanında onu izliyordu. Firuze pastadan küçük bir parça alıp
yedi ve gözyaşları yeniden usul usul akmaya başladı. Sonra kafasını sağa
çevirdi ve peçeteyle gözyaşlarını silerken;</p>



<p>-Neyse ki bu
sabah makyaj yapmamıştım Ahmetçiğim, yoksa şu an böyle bana bakamazdın
korkundan </p>



<p>Ahmet gülse
mi, gülmese mi bilemedi ama dudağının kenarında bir tebessüm belirdi. Firuze
pastayı tam ortadan böldü ve Ahmet’e ikram etti.</p>



<p>-Beni ben
yapan duyguları kalbime nakış nakış işleyen bakışların sahibi, eşimin doğum
günü bugün… Bu kutlamaya lütfen eşlik et Ahmetçiğim…</p>



<p>Ahmet küçük
bir tabağa pastayı aldı ve ayakta yedi. Sormak istedi ‘Eşiniz nerede, neden
ağlıyorsunuz, neden tek başınıza kutluyorsunuz’ diye ama fark etti ki bir kadın
bu kalabalığa, seslere rağmen etrafında dönen dünyayı duymadıysa yüreği
uzaklarda bir yerdedir… </p>



<p>Vefatının
ardından ikinci kez, yine tek başına kutlamıştı Cevahir’in doğum gününü… Ve
sonra yürüdü sahilde, yüreğinde bir yerlerde sürekli taşıdığı hatıralarla,
sadakat yemini ettiği sonsuz sevgisiyle, gök gürledikçe bulutlara eşlik eden
gözyaşlarıyla beraber…</p>



<p>Elleri
kırmızı paltosunun cebinde… Yürüdü Firuze, hecelerin üstadına özlemle… </p>



<p>…</p>



<p><strong>Gençti bir zamanlar</strong></p>



<p><strong>Uçarıydı, biraz bencil, duygulara pek uzak</strong></p>



<p><strong>Aşka meşke de hiç inanmazdı.</strong></p>



<p><strong>Bir gün, gözlerine kusursuzluk suretinde
heceler</strong></p>



<p><strong>Yüreğine ‘<em>Bildiğin her şey yanlış’</em> diye haykıran bir sevgi yanaştı</strong></p>



<p><strong>O günden sonra</strong></p>



<p><strong>Çark etti kadın…</strong></p>



<p><strong>Sarıldı bu büyük sevgiye</strong></p>



<p><strong>Canla, başla, aşkla sarıldı</strong></p>



<p><strong>İstanbul cennet mekân, </strong></p>



<p><strong>Her soluk yeni bir heyecan…</strong></p>



<p><strong>Sonsuzluğa en güzelinden bir imza</strong></p>



<p><strong>Aşk meyvesi iki evlat</strong></p>



<p><strong>Kitap kokulu sabahlar, geceler ve gündüzler</strong></p>



<p><strong>Hayat kokulu bakışmalar…</strong></p>



<p><strong>Aşk var olmakla birlikte,</strong></p>



<p><strong>Varoluşun en kuvvetli ispatıymış işte</strong></p>



<p><strong>Fark etti kadın… </strong></p>



<p><strong>…</strong></p>



<p><strong><em>Sevgisine her koşulda sahip çıkan,
yüreğini dünyaya açmış, bütün çocukları evladı bilen, dilinde ve hissinde
şükürle yaşayıp, bakışları ile bütün güzellikleri, âlemi selamlayan bütün
kadınlarımıza…</em></strong></p>



<p><strong><em>Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/">Sonsuzluğa Bir İmza</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17249</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eş’ar-ı Dil-ara</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/esar-i-dil-ara/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/esar-i-dil-ara/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Mar 2019 05:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17169</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gül tohumları neşv ü neva Aşüfte bülbüller müptela İbtida olacak bu&#160; bahara Artık her şey nümayan Özgürdür aynımda eşk Musikidir kalbindeki meşk Derttir bir ademlik hayat Düşmektedir her an hayat Azizdir sanki hayatta ağlayan Ben değilim aslında çağlayan</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esar-i-dil-ara/">Eş’ar-ı Dil-ara</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gül tohumları neşv ü neva</p>



<p>Aşüfte bülbüller müptela</p>



<p>İbtida olacak bu&nbsp;
bahara</p>



<p>Artık her şey nümayan</p>



<p>Özgürdür aynımda eşk</p>



<p>Musikidir kalbindeki meşk</p>



<p>Derttir bir ademlik hayat</p>



<p>Düşmektedir her an hayat</p>



<p>Azizdir sanki hayatta ağlayan</p>



<p>Ben değilim aslında çağlayan</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esar-i-dil-ara/">Eş’ar-ı Dil-ara</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/esar-i-dil-ara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17169</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Söz Ülkesinin Şairi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/soz-ulkesinin-sairi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/soz-ulkesinin-sairi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Feb 2019 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17102</guid>
				<description><![CDATA[<p>Karanlığın ateş böceklerini yıldızlı tokalar yapıyor saçlarına, Yıkanıyor her gece yakamozlu sularda Ayın hançer hali saklanır hep kınında. Geceyi dipsiz deniz Dipsizi bir yokuş Yokuşu yok oluş sayıyor. Suskunluğu mutsuzluk Gülüşü gamsızlık Gamı yalnızlık sarıyor Sevgisi kelebekten, Nefreti cehennemden Her mısrada adı var Her şiirde ruhu… Şairler adını sayıklıyor. Kağıtlara kazınıyor düşleri, Soluyor bir bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soz-ulkesinin-sairi/">Söz Ülkesinin Şairi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Karanlığın ateş böceklerini yıldızlı tokalar yapıyor saçlarına,</p>



<p>Yıkanıyor her gece yakamozlu sularda</p>



<p>Ayın hançer hali saklanır hep kınında.</p>



<p>Geceyi dipsiz deniz</p>



<p>Dipsizi bir yokuş</p>



<p>Yokuşu yok oluş sayıyor.</p>



<p>Suskunluğu mutsuzluk </p>



<p>Gülüşü gamsızlık</p>



<p>Gamı yalnızlık sarıyor</p>



<p>Sevgisi kelebekten,</p>



<p>Nefreti cehennemden</p>



<p></p>



<p>Her mısrada adı var</p>



<p>Her şiirde ruhu…</p>



<p>Şairler adını sayıklıyor.</p>



<p>Kağıtlara kazınıyor düşleri,</p>



<p>Soluyor bir bir gülüşleri</p>



<p>Gözyaşı nisan yağmurlarından sızıyor</p>



<p>Akıyor satırlara beyaz mürekkepten.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soz-ulkesinin-sairi/">Söz Ülkesinin Şairi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/soz-ulkesinin-sairi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17102</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Yudum Gece</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-yudum-gece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-yudum-gece/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Feb 2019 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semih Ataş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17095</guid>
				<description><![CDATA[<p>Duymak isterdim, yorduğu müddet uzun bu saçlar. Tutmak isterdim, solduğu müddet yeşil bu yaprak. Ve ulaşmak isterdim, dokunabildiğim müddet gerçek bu yaşam. Raks ediyor bu kez aydınlığa duyduğu özlemle Hissediyor Hüda&#8217;nın çığlıklarını Zor geliyor ardına bakmak, ardına baksa; ardı vera. Ve ulaşmak isterdim, sana uyabildiğim müddet gerçek bu yaşam. Son defa yürüyorum sonlara duyduğum hasretle. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-yudum-gece/">Bir Yudum Gece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Duymak isterdim, yorduğu müddet uzun bu saçlar.</p>



<p>Tutmak isterdim, solduğu müddet yeşil bu yaprak.</p>



<p>Ve ulaşmak isterdim, dokunabildiğim müddet gerçek bu yaşam.</p>



<p>Raks ediyor bu kez aydınlığa duyduğu özlemle</p>



<p>Hissediyor Hüda&#8217;nın çığlıklarını</p>



<p>Zor geliyor ardına bakmak, ardına baksa;
ardı vera.</p>



<p>Ve ulaşmak isterdim, sana uyabildiğim müddet gerçek bu yaşam.</p>



<p>Son defa yürüyorum sonlara duyduğum hasretle.</p>



<p>Ruhumda çıkan yangınlardır
gecemi aydınlatan.</p>



<p>Aydın olduğu müddet
bilgedir gece.</p>



<p>Zira gecenin uyanışlarındandır benim
yakarışlarım.</p>



<p>Ve ulaşmak isterdim, ağlayabildiğim müddet gerçek bu yaşam.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-yudum-gece/">Bir Yudum Gece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-yudum-gece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17095</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Refik Halid Karay’ın &#8216;Kirpinin Dedikleri&#8217; Kitabında Alay</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/refik-halid-karayin-kirpinin-dedikleri-kitabinda-alay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/refik-halid-karayin-kirpinin-dedikleri-kitabinda-alay/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Feb 2019 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17001</guid>
				<description><![CDATA[<p>Alay, toplum ve ya bireyin aksaklığıyla dalga geçmektir. Refik Halid Karay Kirpi adıyla toplumdaki aksaklıklarla alay etmektedir. Kirpinin Dedikleri kitabı da mizah ve ironi kullanımıyla önemli bir kitabıdır. Bu çalışmamızda, Kirpinin Dedikleri alay içermesi açısından incelenecektir. “Bir zamanlar insanlar bir parçacık ironiyle servet kazanır, [1]aynı ironi kişinin diğer tüm zayıflıklarını kapatır ve dünyada onurlu bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/refik-halid-karayin-kirpinin-dedikleri-kitabinda-alay/">Refik Halid Karay’ın &#8216;Kirpinin Dedikleri&#8217; Kitabında Alay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Alay, toplum ve ya bireyin aksaklığıyla dalga geçmektir.
Refik Halid Karay Kirpi adıyla toplumdaki aksaklıklarla alay etmektedir.
Kirpinin Dedikleri kitabı da mizah ve ironi kullanımıyla önemli bir kitabıdır.
Bu çalışmamızda, Kirpinin Dedikleri alay içermesi açısından incelenecektir.</p>



<p>“Bir zamanlar insanlar bir parçacık ironiyle servet kazanır,
<a href="#_ftn1">[1]</a>aynı
ironi kişinin diğer tüm zayıflıklarını kapatır ve dünyada onurlu bir kişi
olarak yaşamasını sağlardı.” </p>



<ol><li>Siyasilerle Alay</li></ol>



<p>Bilmece, Bildirmece yazısında Refik Halid, ve etrafındakiler
teker teker bilmeceler sorar, etrafındakiler hep bir ağızdan cevap verirler.
Sonra kime benzediklerini sorar. “Küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk”
bilmecesine Maliye Nazırına benzetirler. “Yer altında babam başı” bilmecesine
“Maarif!” diye cevap verirler. “Ağzı var, dili yok, nefesi var, canı yok;
derisi var, kanı yok!” bilmecesine “Sultan Abdülhamid!” diye cevap verir.
”Alçacık dal, yemesi bal!” bilmecesine “Ayan tahsisatı!” diye cevap verirler.
“Bir oğlum var, yüzü deriden, kulakları demirden, şunu bilir ve benzetirseniz
size aferin…” bilmecesine “Def!” diye cevap verirler. Daha sonra “Bunu
anlamayacak ne var? Kabineyi!” derler. </p>



<p>Birinci Nüshanın Meşhur Simaları yazısında “O gün ‘servet-i
Fünun’un alt katı kalabalıktan bir ada vauru güvertesine dönmüş; sigara
dumanından canlar köy kahvesi gibi işlenmiş, sıcaktan hokkalarda mürekkepler
kahve telvesi halinde kurumuştu. Pek erkenden yarıyı bulan paketlere ‘Mai
mukaddes’ çanakları gibi, temiz, kirli hayli eller uzanmış ve hasta, sağlam
birçok ciğerler, tüter sobalar gibi dumanlarla boğuştuktan sonra başka menfez
bulamayarak onları tekrar geriye fışkırmıştı. Şimdi havada, herkesin ta
içerlerine sokulan bulutlar birbirleriyle karışıp etrafta imtizaç hasıl ederken
davetliler eazımın vüruduna, nutukların suduruna intizaren ‘Vakfergiri
tahayyül’ olmuştu.” der. </p>



<p>“Ve kapının önünde duran arabadan biri indi: Yandan
bakarsanız Ahmet Mithat Efendi’nin zayıflığına, hani sopasıyla Babıali
yokuşunda ada dövdüğü zamana benzetirsiniz.”</p>



<p>“Simasının heyeti umumiyesi ise zifte sokulmuş en kaba
numara bir eski badana fırçasına benzer.”</p>



<p>“Derken ‘Susalım, susalım, nutuk var!’ diye bağrışmalar
oldu: önüne cismi beşere istihale etmiş bir yunus balığı kafası halkı dalga
gibi ayırarak meydana çıktı. ‘Bu kimdir, nedir!’ dedim. ‘Bir bedbahttır.’
dediler, ‘sabahları koca siyasi makaleler yazar da bir türlü ismini becerip
imlaya getiremez ve yazıları altında tamamını göremez’’ Dört köşe vücuduyla o
bir Mineva veya Asuriye kabinine benziyordu. Eline kadeh konyak aldı ve
anlaşılmayan şeyde bir letafet vardır: alkışlandı, alkışlandı…”</p>



<p>&#8220;Sigarasını daima atacağı sigarasından yakar ve dünyanın en şık centilmen hırsızı ‘Arsen Lüpen’e o kadar benzer ki aktör Burhanettin onu taklit eder, fakat sirkat ettiği şeyler ne mücevher, ne de seccade, halı vesairedir, yalnız kadın mektuplarıdır; onları daima istinsah eder ve gazetelere gönderir, çok muziptir. Altın, cebinden çok dişlerinde vardır.</p>



<p>“Kışlık redingotları içinde terleyen, terbiyeli durmaya
çalışarak kıpkırmızı olan, büfeye yaklaşmak için bin hileler düşünen elleri
mendilli, dizkapakları sarkık, kunduraları tozlu bir ekseriyeti azime o günkü
nüshayı açmışlar, resimli eserler üstünde kendilerinden geçmişlerdi. Baktım:
Bilaistisna hepsi de kendi resimlerini, kendi imzalarını seyrediyor ve sonra
başlarını yanındakilere çevirerek, mütebessim: ‘Fotoğrafınız ne iyi çıkmış,
eseriniz ne nefis!’ diyordu.”</p>



<p>Senede Binbir Vergi yazısında, “Ekserisi ayan ve mebusanın
ileri gelen vakur ve müşekkel azasıyla iri karınlı tüccarda olan bu zevat tabip
muayenehanesinde nöbet bekleyen hastalar kadar yorgun ve mecalsiz görünüyordu;
birbiriyle konuşmuyor ve kamaranın alacakaranlığı içinde bir sıraya dizilmiş,
dolgun vücutları şişkin tüylü paltolarıyla, kümeslerinde tünekleyen baba
hindiler gibi gözleri açık, adeta uyukluyordu.” demektedir.</p>



<p>Dertlerimizden Biri yazısında “Köprü&nbsp; ile birleşip&nbsp;
İstanbul ahalisinin cebinde bozuk para namına ne varsa alıp götüren bir
idare için bunlar masraf mı sanılır?” </p>



<p>Tahammülü Az Bir Adam yazısında, “Sonra büyük bir
müsavatsızlık: Meşihat Çoluğa çocuğa maaş da verilir mi hiç! Diyor, rüus
maaşlarını kaldırıyor, sallayanları birçok tahsisatla elektrik komiseri
yapıyor: Maarif, mekteplerinde üst dudakları daha tüylenmeye vakit
bulamayanları hoca yapıyor. Bu ham meyveler mide fesadına sebep olmaz mı hiç?”
demektedir.</p>



<p>“Şimdi Avrupa’da bana bir Frenk sorsa: ‘Çrağan
Kumbarahane’nin Babıali’nin yerine binalar yapıldı mı? Ben ne cevap vereyim?
Bina değil, tahta perde yapılmadı.”</p>



<p>“Ben de pasaportumu alıp bankanın çekini cebime koysam
ötesini dinlerdim!..”</p>



<p>Elli Bin Kişinin Mebusluğu’nda “Şimendiferler, vapurlar gibi
bir de şuna biet almadan binebilsek ne ala olurdu!”</p>



<p>Ricale, Mesnet ve Mansıba Dair… yazısında “İspanya abu
havasının, hususa ahu gözlü, ceylan bedenli nisvanının letafetiyle meşhur bir
kıta imiş…” der.</p>



<ul><li>Diğer İnsanlarla Alay</li></ul>



<p>Arabacının derdi makalesinde arabacı arabaya binmez,
yeminlidir. Nedeni yolculardır. Açıklama olarak şu cümleler geçmektedir:
“Yollar, tramvay demirinden havadaki telgraf telleri yığınına, kanun çalgısına
benzedi. Ot, ekmek pahasına çıktı; arpa, baklavadan pahalı; çeşmelerin suları
hastalık var diye tıkalı… Hayvanların nalları üç günde silik mecidiyelerinize
dönüyor! Sonra nizam, tarife! Laf olsun da… (Bağırarak) Hani bize bir örnek
elbise giydirecektiniz; arabaları yeni yaptıracaktınız, o da laf! Kıyafetimiz
korkuluktan beter! İskemleden atlarken elimle önüm mü arkamı mı örteyim
şaşırıyorum; yağmur altında tente gibi ıslanıyorum… Nah işte, bindiğin arabanın
süprüntü tenekesinden farkı ne? Dört tekerleği değil mi?”</p>



<p>“Maazallah, yanlışlıkla ağzında bir ‘Mektep’ veyahut
‘Maarif’ sözünü kaçırıverirsem, hiç şüphesiz, mahalle mektebinin hocasız
kaldığından başlayarak Maarif Nazırının arabasında fotinlerini unuttuğuna kadar
anlatacaktı.”</p>



<p>“Şurada Dürziler, burada Araplar, ötede Arnavutlar azmış,
sorarsan etraf sütliman. (Ot torbasını silker, sonra gider atların başından tutar, kamçılamaya başlar) Bağrım yanıyor be!”<br /></p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a> Kierkegaard, Soren, Çev: Sıla Okur, İroni Kavramı, İmge Kitabevi, Nisan 2009</p>



<p>Teşebbüsü Şahsi mi? Heyhat! yazısında,” Burada manın başına
yan geçip oturunca emir kolaydır, tüccar ol, arpa ek, Amerika’ya git. Yok,
yoğurt sat, at cambazhanesi aç! Nasihat dedin mi, bin tane… Sırtım pek, karnım
tok; cebim dolu olduktan sonra ben de söylerim; ben de yan geçer, sigaramı
tellendirir, altın kösteğimi elimde çevirerek, gözlüğümün arkasından şöyle bir
bakar, (Taklidimi yapar) ‘Teşebbüsü şahsi denilen bir şey vardır, her tarafa
başvurmalı, çalışmalı!’ derim.”</p>



<p>“Artık kendi kendime kanaatim vardı: ‘Hiç şüphesiz,’
diyordum; ‘çiftçilik beni geçindirir, şirketler açılır; ziraat terakki eder,
ben de zengin ve meşhur olurum!’ Fakat günün birinde kaba bir zarf gelir,
açarım iki martin kurşunu, kağıt üzerinde bir kanlı pençe! Hayret’ Acaba bu da
nedir? Ararım, sorarım… Derler ki Çakırcalı’nın vergisi… Durmaya gelmez; üç
dört bin lira göndermeli! Bari hükümet de vergi senetlerinin üzerine böyle bir
kanlı pençe, yahut bir darağacı resmi koysa da tesiri kati olsa… Geceleri
etrafta silah sesleri, arazim dahilinde hayvan hırsızlığı; bir günün içinde
ovada buğday tarlaları, köyde değirmen, dağda keçi ağılı cayır cayır yanmış!
Aman derim, zaman derim; çare yok! Bir hafta geçince bir kanlı pençe daha,
bunun boğazıma sarılması yakın; artık tabii durmaya gelmez; yürük bir atın
sırtına binince doğru kasabaya, oradan İzmir’e, İzmir’den İstanbul’a…”</p>



<p>“Neden sonra, o silahçılık, gazetecilik, çiftçilik ve
memuriyet hayatını tekrar yaşar gibi ellerini havalandırıp, omuzlarını oynatıp,
kesik kesik sesler çıkarttıktan sonra pek hafiften, dua eder gibi kırk elli
defa ‘Teşebbüsü şahsi! Teşebbüsü şahsi!” diye söylendi ve sonra </p>



<p>kafesteki kanaryamı ürküten bir can kopartıcı sada ile haykırdı:
Teşebbüsü şahsi mi? Heyhat!”</p>



<p>Vergiyi Nasıl Toplarlar? yazısında, bir arkadaşına&nbsp; “Öyleyse gel, mahkemeleri dinleyelim,
eğleniriz!” demektedir. </p>



<p>Acaba Deli Miydi? başlığında geçtiği gibi yazının son
cümlesi “Acaba deli miydi?”dir. </p>



<p>Akıllı Bu Muydu? yazısında Refik Halid, “Mesela köprü parası
vermemeliymiş… Neden? Sorarım size neden? Sanki kayığa binsen bedava mı
geçeceksin, yoksa kılıç balığı gibi yüzecek misin, martı gibi uçacak mısın? İyi
kötü, ayağımız erişmeden sallanmadan, akıntıya kapılmadan karadan karaya adım
atıyoruz… Niçin para vermeyelim, lokantada bedava mı karın doyuruyoruz,
tramvayda bilet almıyor muyuz? Bununla onun farkı ne?”</p>



<p>Kafilei Seyyahin yazısında, “Palto giymiş, hiç eşyası yok,
arkadaşını teşvie gelmiş bir sarraf çırağı kadar baston ve şemsiye kullanmamaya
alışmış bir yolcu boynundan sarkan, dürbün, fotoğraf, tuvalet takımı
kayışlarıyla, koşumunu koparmış başarı bir midilliye benzeyen gayet şık bir
gence sordu:</p>



<p>‘Kamaraya lüzum var mı? Akşama varacağız…’ “ der.</p>



<p>“Meğer bunlar domuz etinin karışabilmesi melhuz olan
taamlara el sürmemeye ahitli sebattkar zatlarmış; bütün seyahat nafakalarını,
hatta sularını bile beraber götürüyorlarmış.</p>



<p>İnce Eler, Sık Dokur Bir Adam yazısında “Asla, beyefendi,
asla, zehabınızı istirham ederim… Bir defa bugünkü tenezzühünden duyduğu zevk
yerine ruhunu acı bir melal kaplayacak, gözleri yaşla dolacak ve ilk hareketi
evine gidince validesine karşı isyan etmek olacak… İşte ikinci kabahatiniz: Bir
genç kızın validesine karşı asi olmasına sebebiyet vermek!”</p>



<p>“Peki ama ne diye isyan edecek?”</p>



<p>“Ne diye mi? Bunda anlayamayacak keşfedemeyecek ne var? Yeni
iskarpinlerim yok diye, almıyorsunuz diye…”</p>



<p>Aşçılık, Ağalık, Lalalık ve Meşrutiyet yazısında “Keskin
bakışlı, avcı gözlü zatlarsınız. Gözlüğe, dürbüne ne hacet, bir bakışta cihanı
temaşa etmek hassası size Allah vergisi” diye eskisi gibi tekapu etsin. Bu
gülünç manzarayı seyreder, köşemde kıs kıs gülerim.</p>



<p>Göz ile Görünmez, El ile Tutulmaz Bir Kumaş yazısında, Kral
çıplak olduğu halde herkesin ne kadar latif bir kumaş olduğunu söylediğini
anlatır. Bu bir Hint masalıdır. </p>



<p>Sonuç olarak diyebiliriz ki, Refik Halid Karay’ın
eserlerinde alay çok önemlidir. Bu konuda yapılacak çalışmalar bizi yeni
bilgilere ulaştıracaktır.</p>



<p>KAYNAKÇA</p>



<p>KARAY, Refik Halid, Kirpinin Dedikleri, İnkılap Kitabevi,
İstanbul, 2009</p>



<p>GÜÇBİLMEZ, Beliz, Absürd Tiyatroda İroni, Tiyatro
Araştırmaları Dergisi, S: 15, 2003, 96-137.</p>



<p>GÜÇBİLMEZ, Beliz, Antik Yunan Tiyatrosu’nda İroni, Tiyatro
Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölüm Dergisi, S: 2, 2003</p>



<p>BALCI, Yunus, Tragic Irny On Tanpinar’s Novelization, Yeni
Türk Edebiyatı Araştırmaları, Ocak-Haziran, 2017.</p>



<p>TEKDEMİR DÖKEROĞLU, Özlem, İroni ve Metafor Üzerinden
Sarsılan İmge Olarak Sanat Yapıtına Bakış, I. Uluslar arası Eğitim ve Sosyal
Bilimlerde Yeni Ufuklar Kongresi Bildiriler Kitabı, 9-11 Nisan 2018, İstanbul.</p>



<p>NARLI, Mehmet, Ömer Seyfettin’den Cemal Şakar’a Öykü ve
İroni, Gökkubbe, İstanbul 2007.</p>



<p>ARMAĞAN, Burak, Şairin İronik Tasavvuru: Şair Evlenmesi, Cur
Res Sci, S: 3, 2017</p>



<p>COŞKUN, Betül, Adalet Ağaoğlu’nun Hikayelerinde Bir Eleştiri
Vasıtası Olarak İroni, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, D: 49,
2013</p>



<p>AKYÜZ, Yakup , Aristophanes’in Eserlerinde Siyasal İroni ve
Barış, Temaşa, Erciyes Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi, 137-160</p>



<p>KIERKEGAARD, Soren, Çev: Sıla Okur, İroni Kavramı, İmge
Kitabevi, Nisan 2009</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/refik-halid-karayin-kirpinin-dedikleri-kitabinda-alay/">Refik Halid Karay’ın &#8216;Kirpinin Dedikleri&#8217; Kitabında Alay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/refik-halid-karayin-kirpinin-dedikleri-kitabinda-alay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17001</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gorgon Dergisi&#8217;nin 6. Sayısı Yayımlandı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-6-sayisi-yayimlandi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-6-sayisi-yayimlandi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Feb 2019 07:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17110</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kültür-Tarih ve Araştırma konularında üç ayda bir yayın yapmakta olan Gorgon Dergisi, 15 Şubat 2019 tarihinde 6. sayısını yayımladı. Bizans Tarihi alanında hatırı sayılır bir üne sahip olan Radi Dikici, bu sayıda da kendine has üslubuyla &#8220;İstanbul&#8217;un Üçüncü Kuruluşu ve Büyük Konstantin&#8221; yazısıyla dergimize konuk oldu. Gündeme dair, uzun zamandır tanıklık ettiğimiz ve deneyimlediğimiz sosyal [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-6-sayisi-yayimlandi/">Gorgon Dergisi&#8217;nin 6. Sayısı Yayımlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kültür-Tarih
ve Araştırma konularında üç ayda bir yayın yapmakta olan Gorgon Dergisi, 15
Şubat 2019 tarihinde 6. sayısını yayımladı. </p>



<p>Bizans
Tarihi alanında hatırı sayılır bir üne sahip olan Radi Dikici, bu sayıda da
kendine has üslubuyla &#8220;İstanbul&#8217;un Üçüncü Kuruluşu ve Büyük
Konstantin&#8221; yazısıyla dergimize konuk oldu. Gündeme dair, uzun zamandır
tanıklık ettiğimiz ve deneyimlediğimiz sosyal medyada artan nefret söylemi, sosyal
psikolojiden yararlanılarak bir nevi çözüm arayışına girilen Suriyeli
Mülteciler konularına değindik. </p>



<p>Devam
eden bölümde, tarihî ve tarihî-siyasî konulara yer verdik. Bunlar, SSCB&#8217;nin pek
bilinmeyen ve oldukça ilgi çekici olduğunu düşündüğümüz koku, koku algısı ve
bunun üzerine inşa edilen ulus bilincine ve resmî tarih anlatısında kendine her
daim yer bulan Yavuz ve Midilli gemilerine ve oradan daha da eskiye,
avcı-toplayıcı atalarımızdan yadigar kalan kadın figürinlerine değindik. &nbsp;</p>



<p>Sinema,
Gorgon Dergisi&#8217;nin başlangıcından bugüne değin en önem verdiği bölüm oldu. Bu
sayıda, The Exorcist filmine sosyal bilimlerden yardım alarak işlerken, bir
sonraki yazıda, Lars von Trier&#8217;ın kendine özgü konularına ışık tutmak ve onu,
onun &#8220;derdinin&#8221; beslendiği damarları keşfetmeye çalışarak, bu bölümü
tamamladık. </p>



<p>Son
olarak, Türkiye&#8217;de bilimkurgunun, Bilim ve Teknik Dergisi özelinde ilerleyen
süreci, yer verilen konuları ele aldığımız yazımızla 6. Sayımızı tamamlamış
bulunmaktayız.</p>



<p><a href="http://www.gorgondergisi.org">İnternet
sitesinden de aktif olarak</a> yayın yapmakta olan Gorgon Dergisi&#8217;nin bu sayısının
yazı başlıkları şu şekildedir:</p>



<p>1. Radi Dikici, İstanbul&#8217;un Üçüncü
Kuruluşu ve Büyük Konstantin</p>



<p>2. Emircan Saç, Nefret Söylemi Üretimi:
Twitter Örneği</p>



<p>3. Eser Alpkaya, Gruplararası Temas ve
Suriyeli Mülteciler</p>



<p>4. Yağmur Güvenç, Sovyet Ülkelerinde
Kokular, Koku Algısı ve Ulusun İnşası</p>



<p>5. Baran Ertan, Yavuz ve Midilli Kader
Gemileri Mi?</p>



<p>6. Arman Tekin, Paleolitik Çağ Kadın Figürinleri</p>



<p>7. Aysu Uzer, Şeytan ve Genç Kadın | The
Exorcist Filminin Eleştirisi</p>



<p>8. Salih Furkan, Melankoli: İnsanların
Gerçeklikleri Bizim Cehennemimizdir</p>



<p>9. Harun Reşit Soya ve Martı Esin Şemin, Türkiye&#8217;de Bilimkurgunun Serencamı: Bilim ve Teknik Dergisi&#8217;nde Bilimkurgu</p>



<p><a href="file:///C:\Users\samsung\Downloads\www.gorgondergisi.org">www.gorgondergisi.org</a></p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-6-sayisi-yayimlandi/">Gorgon Dergisi&#8217;nin 6. Sayısı Yayımlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gorgon-dergisinin-6-sayisi-yayimlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17110</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ah! Keşke&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ah-keske/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ah-keske/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Feb 2019 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[eminönü]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17114</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oldukça soğuk bir Şubat gecesiydi… Arabamı E5 kenarına çekmiş, uzaklardan gelecek bir yakınımı karşılamak üzere bekliyordum. Muhtemelen, yaklaşık yarım saat beklemem gerekecekti ve sağanak halde yağan yağmurun sesine bir de şarkıları ekledim. Zeki Müren’in dertli, Belkıs Özener’in eski zamanları özleten sesiyle dalıp gitmiştim, kendimden pek uzaklara… ‘’Sen uzaklarda değil Damarımda kanımsın Ben sensiz yaşayamam Hayatımsın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-keske/">Ah! Keşke&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Oldukça
soğuk bir Şubat gecesiydi… Arabamı E5 kenarına çekmiş, uzaklardan gelecek bir
yakınımı karşılamak üzere bekliyordum. Muhtemelen, yaklaşık yarım saat beklemem
gerekecekti ve sağanak halde yağan yağmurun sesine bir de şarkıları ekledim.
Zeki Müren’in dertli, Belkıs Özener’in eski zamanları özleten sesiyle dalıp
gitmiştim, kendimden pek uzaklara… </p>



<p><strong><em>‘’Sen
uzaklarda değil</em></strong></p>



<p><strong><em>Damarımda
kanımsın</em></strong></p>



<p><strong><em>Ben
sensiz yaşayamam</em></strong></p>



<p><strong><em>Hayatımsın
canımsın…’’</em></strong></p>



<p>Bu şarkıyı
ne zaman dinlesem, hem çocukluk yıllarım, eski arkadaşlarım, hem de eski Türk
filmleri gelir hep gözlerimin önüne. Masumiyet, saf sevgi ve içtenlik… Yine
öyle oldu. Ben kendi tarihime dalıp gitmişken, arabanın sağ camına bir yüzün
yaklaştığını fark ettim. Camı açtım ve sırılsıklam, siyah saçları hafiften
yüzüne düşmüş, muhtemelen benden beş on yaş küçük esmer bir genç bir şey
soracak gibiydi…<br />
<br />
<em>-Abim iyi akşamlar, ne tarafa gideceksin?</em></p>



<p><em>-Bir yakınımı bekliyorum, evim hemen şu
caddeden beş dakika kadar aşağıda. Hayırdır kardeşim?</em></p>



<p><em>-Abi işten dönüyorum da, sanırım son otobüsü
kaçırdım, yarım saattir bekliyorum.</em></p>



<p><em>-Bak ben yarım saate kadar buradayım, gel
arabada otur. Otobüsün gelirse biner gidersin, gelmezse bir çaresine bakarız.</em></p>



<p><em>-Eyvallah abi, eksik olma</em></p>



<p>…</p>



<p>Ortaokul terk,
gurbetçi bir genç… Florya’da bir restoranda garsonmuş Seyfullah… Ana baba
Van’da, sekiz kardeşi memleketin farklı yerlerinde, sadece bir ağabeyi
İstanbul’da yaşamaktaymış. Beş altı sene hayvan bakıcılığı yapmışlar. Sonra
geçinemeyince, ailenin bütün evlatları kendi yollarını çizmişler gurbet
ellerde&#8230; Büyük şehirlerde, büyük umutlarla… Hadımköy’de bir arkadaşıyla
kalıyormuş. </p>



<p><em>-Eee Seyfullah, anlat bakalım, nasıl gidiyor
İstanbul hayatı?</em></p>



<p>Seyfullah’ın
bir gözü sağdaki aynada, otobüsün gelip gelmediğini kontrol ederek cevapladı.</p>



<p><em>-Zor şehir abi, işimiz de yorucu ama çok
şükür. Elin eline bakmaktan iyidir, geçiniyoruz bir şekilde.</em></p>



<p>Ellerini
ovuşturuyor, arada saçlarını düzeltiyordu. </p>



<p><em>-Ne zamandır buradasın?</em></p>



<p><em>-Yaklaşık iki sene oldu abi.</em></p>



<p><em>-Nasıl, gezebildin mi şehr-i İstanbul’u?</em></p>



<p><em>-Abi benim iki haftada bir gün iznim var. O
da iptal edilmez, mesai yazılmazsa… O günlerde de Eminönü’ne gidiyorum.</em></p>



<p><em>-Hayırdır ne yapıyorsun orada?</em></p>



<p>Önce bir
gülümsedi, anlatımına vücut dilini de dahil etti…</p>



<p><em>-Abi orada çok vapur var ya, bi de kuşlar…
Yan tarafta balıkçılar, köprüde balık tutanlar… Arkada cami, hemen üstte
Galata… Oradaki o koşturmacayı izlemek hoşuma gidiyor. Kuşlara simit atıyorum,
köprüde balık tutanlarla sohbet ediyorum. Bazen vapura binip karşıya geçiyorum,
aynı vapurla geri dönüyorum. Abi orası tam İstanbul!</em></p>



<p><em>-Evet Seyfullah, orası dediğin gibi tam
İstanbul… İstanbul dünyanın kalbi ise, Eminönü’de İstanbul’un kalbi, haklısın…</em></p>



<p>Çok
yoruluyormuş çalışırken, Kolay mı on iki saat garsonluk yapmak, zaten iki saati
de yol da geçiyormuş. Ama olsunmuş, aileye o da katkı sunuyormuş. Babaları
hamalmış, çok emek vermiş, belini sakatlayınca işi bırakmış. Şimdi babanın,
ananın hakkını verme zamanıymış…</p>



<p><em>-Çok şükür be abi… Bizim memlekette
çalışmayan erkeğe başka türlü bakarlar, yani afedersin kimse adam yerine
koymaz, kız da vermez. Çok korktum İstanbul’a gelirken, çok da zor alıştım ama
şimdi git deseler gitmem abi</em></p>



<p><em>-Gitme be Seyfullah, senin gibi güzel
adamlar lazım bu şehre… Ama bak bir tavsiye; artık iki sene olmuş iş yerinde…
Demek ki seni kabullenmiş, benimsemişler. Bir gün otur şefinin karşısına,
güzelce anlat. Biraz daha az çalışırsan, haftada bir gün iznin olursa daha
mutlu olacağını, daha candan çalışacağını söyle. İşini sevdiğini, İstanbul’da
kalıcı olmak istediğini de ilave et. </em></p>



<p><em>-Ah abi ah… Ne güzel dedin. Keşke öyle bir
şey olsa, Eminönü’nü çok özlüyorum on beş günde bir gidince hatta bazen
gidemiyorum da… Ama abi ben öyle söylersem, kabul etseler bile paramı
azaltırlar değil mi?</em></p>



<p><em>-Belki azaltmazlar, hem azaltsalar bile sen
öyle güzel çalışırsın ki, yine arttırırlar. </em></p>



<p><em>-Abi… </em></p>



<p>Bir an, hem
aynadan yolu kontrol etti, hem de heyecandan ne diyeceğini bilemedi…</p>



<p><em>-Abi ben helalimle çalışırsam hakkımı
verirler değil mi… Patronum iyi adam, belki ona açılırım…</em></p>



<p><em>-Sen en üste gitme, önce senden sorumlu olan
şefine git, o uygun yol bulur inşallah.</em></p>



<p><em>-Abi çok teşekkür ederim, fikir verdiğin
için. İnan robot gibi yaşıyorum iki senedir. Hakkını helal et, ben seni
sormadım. Sen neler yapıyorsun abi?</em></p>



<p><em>-Ben kendine fazla, hayata az koşturuyorum
kardeşim… Dinliyorum hayatı, sonra bir şey demem gerekirse yazıyorum, anlayan
anlıyor, anlamayan zaten bir daha gözüme bile bakmıyor.</em></p>



<p><em>-Abi be…&nbsp;
Kusuruma bakma, hiçbir şey anlamadım.</em></p>



<p><em>-Ne kusuru kardeşim, kolay mı kendini anlamaya
çalışan bir adamı anlamak?</em></p>



<p><em>-Abi bazen benim de kafam karışıyor. Ne
yapıyorum, ne için yaşıyorum, bazen kimim ben diye soruyorum… Allah’tan uykuya
dalıyorum yorgunluktan. İnsan cevap aradıkça daha çok kafası karışıyor.</em></p>



<p><em>-Her şey zamanla oturuyor Seyfullah.&nbsp; Hayat afacan, huysuz çocuk, zorlamaya
gelmiyor. Huyuna, suyuna gideceksin, doğru yaşayacaksın, o vakit anlaşma şansın
oluyor.</em></p>



<p><em>-Abi bir gün gelsene bizim restorana, sana
güzel bir yemek ısmarlayayım. Valla çok mutlu olurum. Orada da yine sohbet
ederiz. </em></p>



<p><em>-İnşallah bir gün gelirim ama bak ne
diyeceğim, benim de ne zamandır Eminönü’ne gitmem gerekiyor. Senin izin gününde
müsait olursam, birlikte gideriz belki, ne dersin?</em></p>



<p><em>-Allaaaah! Abi ne diyorsun, süper olur
süper… </em></p>



<p>Onun Eminönü
aşkından gerçekten çok etkilenmiş ve o manzarada o huzurlu halini görmek
istemiştim…</p>



<p>Önce
aynadan, sonra arkasını dönüp camdan dışarı baktı…</p>



<p>&#8211;<em>Abi otobüs geliyor, önümüzdeki hafta Salı
günü, bu durakta sabah 10’da burada olacağım. Çok teşekkürler hayırlı geceler…</em></p>



<p>Elimi sıkıp,
öyle telaşlı ve hızlı konuştu ki, ben hiçbir şey diyemeden çıktı gitti…</p>



<p>…</p>



<p>Salı sabahı
bir şekilde kendimi ayarladım ve sözleştiğimiz saatte o durağa gittim…
Bekledim, çok bekledim… Saat 12 olduğunda artık gelmeyeceğini anladım… Ben onun
için ‘Abi’, o benim için ‘Florya’da bir restoranda çalışan garson Seyfullah’… O
kısa sohbette, ne işyerinin adını öğrenmiştim, ne telefonlarımızı birbirimize
verebilmiştik, beklediği otobüs ansızın gelince…</p>



<p>Ofise geçip
Florya’daki bütün restoranları tek tek aradım… Sanıyorum altı ya da yedincisinde
bulabildim Seyfullah’ın çalıştığı restoranı… </p>



<p><em>-Abim, abim hakkını helal et! Çok özür
dilerim senden abi&#8230; </em></p>



<p>Sanki
telefonumu bekliyor gibi konuşmama, selam vermeme bile fırsat vermeden
anlatıyordu Seyfullah…</p>



<p><em>-Abi anam odun keserken baltayı ayağına
vurmuş, köy hastaneye uzak, çok kan kaybetmiş, yoğun bakımdaymış. Kalktım
gittim memlekete…&nbsp; Üç gün kaldım.
Doktorlar ‘Daha iyi durumda’ deyince geldim… </em></p>



<p>Sesini biraz
daha kısarak devam etti, neredeyse fısıldıyordu…</p>



<p><em>-Abi şimdi işler yoğun, bana izin vermezler
haklı olarak. Sen bana telefonunu ver, ben ne zaman iznim olursa ararım seni.
Vermek istersen tabi…</em></p>



<p><em>-Kardeşim veririm tabi de, çok geçmiş olsun,
üzüldüm… Sağlık sorunları izinlerine etki etmemeli, öyle iş olmaz… Şefinle
konuşabilir miyim? İstersen konuşayım ne dersin.</em></p>



<p><em>-Yok abi aman… Şimdi başka şeyler olur, seni
tanımazlar etmezler… Zaten bütün parayı memlekette bıraktım, kovarlar falan…</em></p>



<p><em>-Tamam kardeşim, anlıyorum seni. Allah
kolaylık versin. Yaz telefonumu ve ne zaman istersen ziyaretime beklerim.</em></p>



<p><em>-Ben de seni beklerim abi. Bizde söz can
pahasına da olsa tutulur ama ben tutamadım sözümü… Hakkını helal et.</em></p>



<p>-Ne demek,
helal olsun… Sağlık her şeyden önemli… Kendine dikkat et, annen için duacıyım,
çok geçmiş olsun… </p>



<p>-Allah razı
olsun abim, selametle…</p>



<p>…</p>



<p><strong><em>Düş
kursa, </em></strong></p>



<p><strong><em>Kursağından
ekmek geçirmezler adamın</em></strong></p>



<p><strong><em>Niyetlense
gülümsemeye, </em></strong></p>



<p><strong><em>Birazcık
gerçek bir mutluluk arasa</em></strong></p>



<p><strong><em>Yüzüne
çamur sıçratırlar…</em></strong></p>



<p><strong><em>Bu
kadar zor mu ki anlamak,</em></strong></p>



<p><strong><em>O
kadar fazla mı, bir yüreğe mutlu olmak?</em></strong></p>



<p><strong><em>Eskitiyoruz
bazı şeyleri hızla</em></strong></p>



<p><strong><em>‘Bazı
şeyler’ hayat demek oysa</em></strong></p>



<p><strong><em>Yani
hayatını eksiltiyoruz bazı yüreklerin</em></strong></p>



<p><strong><em>Bazı
şeyleri es geçerek…</em></strong></p>



<p><strong><em>Oysa
ürkek bir ceylan, kime ne zararı var</em></strong></p>



<p><strong><em>Zarar
ne kelime, </em></strong></p>



<p><strong><em>Böyle
yüreklerin dünyaya</em></strong></p>



<p><strong><em>Herkesten
çok kârı var…</em></strong></p>



<p><strong><em>Ah
bir anlayabilsek</em></strong></p>



<p><strong><em>Ah
bir fark edebilsek</em></strong></p>



<p><strong><em>Ah&#8230;!</em></strong></p>



<p><strong><em>Keşke!</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-keske/">Ah! Keşke&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ah-keske/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17114</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Raftaki Sarmaşık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 17 Feb 2019 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Melis Ural]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16996</guid>
				<description><![CDATA[<p>Göz kapaklarıma birisi mi oturdu ? Neden bu kadar ağır ve karanlık oldu ? Ölümü tatmamız istenircesine&#160; hayat sunuluyor gibi&#8230; Üstelik herkes başkasının hayatını yaşıyor. Mutlu olmak için raftan kendi hayatını bulmalısın. Ama rafta okadar çok hayat var ki hangisi sana ait anlayamazsın&#8230; Ölümü secmek kolayına gelir raftaki hayatlar okadar acizdir ki hepsini yakıp bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/">Raftaki Sarmaşık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Göz
kapaklarıma birisi mi oturdu ? Neden bu kadar ağır ve karanlık oldu ? Ölümü
tatmamız istenircesine&nbsp; hayat sunuluyor
gibi&#8230; Üstelik herkes başkasının hayatını yaşıyor. Mutlu olmak için raftan
kendi hayatını bulmalısın. Ama rafta okadar çok hayat var ki hangisi sana ait
anlayamazsın&#8230; Ölümü secmek kolayına gelir raftaki hayatlar okadar acizdir ki
hepsini yakıp bir daha görmemeyi istersin&#8230; Kapı aralık ve soğuk rüzgarı
hissetmeye başlıyorum&#8230; Zamandan okadar sıkılmışımki raftaki hayatımı secer
secmez cıkmak istiyorum bu soğuk yerden. İnsanların kendilerine has
sorunlarının içinde manalı bir sorun çıkarıyorum kendime kalbim beynime
hükmediyor tersi olması gereken yerde. Oysa ben ikisinin de alanını biliyorum
üstünlük yok bu orantıda&#8230; Bulabildin mi hayatını ? Yoksa hala soğuk arayışta
mısın ? Ellerim uyuşuyor kalp atışlarım kızgın bir fırtına gibi nefes almakta
zorlanıyorum raftaki hayatımın yaprakları uçuştukça uçuşuyor sayfanın yerini mi
kaybettin ? Çözüm bulmakta zorlanıyorum. Sarmaşıkların içinden bana has bir şey
arıyorum&#8230; Sabah oluyor raftakiler okadar masum ki gece karanlık yerini
aydınlığa ve sıcacık bir sırra dönüştürmüş&#8230; Raftaki hayatlardan sarmaşığa
gitmenin yolunu arıyorum rafa uzanıyorum ve seçtiğim hayatın içinde buluyorum
kendimi. Bir an mutluluk duygusuna kapılıyorum unuttum sandığım o his bu. Göz
kapaklarımdaki ağırlıklar yavaş yavaş kalkar gibi&#8230; Ama bir şey eksik
biliyorum bu sarmaşığa gitmenin yolu olsa gerek&#8230; Sayfaları karıştırırken
zamanda hırslanıyor bana. Raftan doğru hayatı seçtim derken yüreğimde bir acı
oluşuyor bu hissi tanıyorum. Umutsuzluk mu bu ? Soğuk rüzgara, karanlığa geri
mi dönmeliyim ? Kendimi kandırmamışımdır umarım&#8230; Ben her seferinde&nbsp; raftaki masum görünen hayatları seçiyorum
bana has sarmaşık yolunu bulucam biliyorum&#8230; Bu sefer buldum dediğim her an
seçtiğim hayattaki sayfalardan bana ait bir şey çıkarıyorum ama hiç birinde
sarmaşıklara ulaşamıyorum. Bu kadar zor mu yolunu bulabilmek ? Bu yüzden mi
ölümle yaşam arasında mekik dokuyoruz rüzgarı umursamadan ? Sarmaşığa
ulaşabilir miyiz gerçekten ? Raftaki hayatları teker teker yaşama şansına
erişmek mümkünmüdür ? Peki ya zaman&#8230; Zaman bunun içerisinde mi ? Denerken
zamanda bizi soğuğa itmiyor mu ? Birden büyük bir rüzgar esiyor raftaki bütün
hayatlar yere düşüp karışıyor sayfaların yaprakları zamandan hızlı uçuyor&#8230;
Rüzgar kesildiğinde korkuyla açıyorum gözlerimi ama sonra bu korku yerini
mutluluk hissine bırakıyor. Daha önce tanıdım sandığım mutluluk hissi gibi
değil bu ap ayrı bir his iyi hissettiriyor çünkü gözümü açtığımda sarmaşıklarda
buluyorum kendimi hayatımı adadığım sarmaşıklar&#8230; Ben hep benim için rafa
uzanmışım rafa hiç şans vermemişim rüzgar esnasında doğru hayat bulmuş beni
umutsuzluk ise uçmuş gitmiş. Ben cebelleşirken raftaki hayat&nbsp; çekip kurtarmış yapraklarımı sarmaşığa
getirmiş nefes nefese&#8230; O soğuk rüzgar, o karanlık gün ön yargılarımıda
uçuşturmuş korkumuda&#8230; Şans verdim o an kötü sandığım her şeye&#8230; Görünürdeki
gibi değilmiş ne soğuk ne karanlık ne de raf&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/">Raftaki Sarmaşık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16996</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Mucize Gibi” Romanı Çocuk Okuyucularıyla Buluşmaya Hazır…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mucize-gibi-romani-cocuk-okuyuculariyla-bulusmaya-hazir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mucize-gibi-romani-cocuk-okuyuculariyla-bulusmaya-hazir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Feb 2019 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[gülseren aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16975</guid>
				<description><![CDATA[<p>YAZAR GÜLSEREN AKDAŞ’IN YENİ ÇOCUK ROMANI “ MUCİZE GİBİ”&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; BİR ÇOCUĞUN GÖZÜNDEN AİLE KAVRAMINA FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI SUNUYOR Yazdığı, derlediği küçük hikayeler, romanlar ve şiirlerle çalışmalarını Samsun’da sürdüren Gülseren Akdaş son çocuk romanı “ Mucize Gibi” ile okuyucularıyla buluşmaya hazırlanıyor. Bir çocuğun kendi bakış açısından izlenimleri ve hayal dünyasının yansımalarını&#160; bu romanda &#160;bulabiliyorsunuz… Kitabın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mucize-gibi-romani-cocuk-okuyuculariyla-bulusmaya-hazir/">“Mucize Gibi” Romanı Çocuk Okuyucularıyla Buluşmaya Hazır…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>YAZAR GÜLSEREN
AKDAŞ’IN YENİ ÇOCUK ROMANI “ MUCİZE GİBİ”&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
BİR ÇOCUĞUN GÖZÜNDEN AİLE KAVRAMINA FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI SUNUYOR</strong></p>



<p>Yazdığı,
derlediği küçük hikayeler, romanlar ve şiirlerle çalışmalarını Samsun’da
sürdüren <strong>Gülseren Akdaş</strong> son çocuk
romanı <strong>“ Mucize Gibi”</strong> ile
okuyucularıyla buluşmaya hazırlanıyor. Bir çocuğun kendi bakış açısından izlenimleri
ve hayal dünyasının yansımalarını&nbsp; bu
romanda &nbsp;bulabiliyorsunuz…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/GÜLSEREN-AKDAŞ-GÖRSELİ_.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16981" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/GÜLSEREN-AKDAŞ-GÖRSELİ_.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/GÜLSEREN-AKDAŞ-GÖRSELİ_.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/GÜLSEREN-AKDAŞ-GÖRSELİ_.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/GÜLSEREN-AKDAŞ-GÖRSELİ_.jpg?resize=419%2C420&amp;ssl=1 419w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><strong><em>Kitabın Özeti:&nbsp; </em></strong><strong><em>( Mucize Gibi’den Bir Bölüm)</em></strong></p>



<p><em>Bir çocuk içinde bütün masum etiyle, saf ve temiz bir
ruh taşır; birinin acısını ve kaygısını emmeye hazır küçük bir sünger gibidir.
Bir çocuk, her olumsuz hareketi kendine çeken mıknatısa benzer. Başını okşaman,
masum küçük gözlerine bakman, sana gülümsemesi için yeterlidir, o zaman tüm
dünya onun olur… Bir çocuk evinin duvarlarından ve küçük güvercin odasının
sınırlarından öte başka hiçbir şeyi görmemişse neyi bilebilir.&nbsp; Kendi&nbsp;
kurduğu&nbsp; dünyadan başka. Annemin
merdivenleri çıktığını duyduğumda zaten uyanmıştım. Gergin bir şekilde ayak
seslerini dinledim. Şimdi bütün şirinliğiyle kapıyı açacaktı. Kapı açılacak ve
annem yatağıma yaklaşıp beni öpecekti. “Günaydın, güzel kızım,” diyecekti.
Bütün bunları düşünmek beni deli ediyordu.“Lütfen bırak beni artık,” diyerek
doğruldum ve anneme yalvararak baktım. “Bugün okula gitmesem kıyamet kopmaz,
değil mi anne?” Annem gülümseyerek sabahlığının kuşağıyla oynadı. Sonra
arkasını dönüp tekrar aşağıya indi. Ben de çaresizce kalktım. Bu her sabah
böyleydi. Annemle babamın kendileri de bir o kadar garipti işte.&#8221;</em></p>



<p><strong>Gülseren Akdaş Kimdir?                                                                                                           </strong></p>



<p><strong> </strong>Samsun Bafra doğumlu olan <strong>Gülseren Akdaş,</strong> 10 yıl özel sektörde çalıştıktan sonra emekli oldu. Edebiyat, Öykü, Roman kategorilerinde eserler yazmaya devam ediyor.</p>



<p>Bafra Kültür ve Sanat
Etkinliklerini Destekleme Derneğinin Kurucusu ve Başkanı olan <strong>Akdaş,</strong> Milliyet Blog, Antoloji,
Edebiyat Defteri, Güncel Sanat, Antalya Sanat, Galaperave Acemi, Aydın’ın Sesi,
Nif Edediyat Dergisi, Pilla Böcük Sanat ve Edebiyat Dergisi’nde ve birçok yerel
gazetede köşe yazarlığı yapmaktadır.</p>



<p><strong>Önemli Eserleri:</strong></p>



<p><em>Adını Koyamadığım Sevdamsın ( Şiir ), Yine Bir Hüzün Akşamı ( Şiir ), Küstüm Çiçeği &nbsp;&nbsp;( Küçük Öyküler ve Denemeler ), Ölüm Meleği ( Öykü ), Sonbahar Hüznü ( Roman ), Rüzgarın Ucunda Bir Bulut ( Roman ), Umuda Yürümek ( Roman ), Nefise Asla Pes Etmeyeceğim ( Roman ), Uğur Böceği, Küçük Kaplumbağa, Kedi Evi ( Çocuk Öyküleri ), O Benim Annem ( Öykü ), Mucize Gibi ( Roman ), ), Kuşun Kanadında ( Öykü ), Şiirin Çocukları ( Şiir ). Ayrıca <strong>Gülseren Akdağ</strong>;&nbsp; “Atatürk’ten Anılar , Nutuk”&nbsp; adlı eserini&nbsp; 7-9 yaş grubundaki çocuklar için derledi.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mucize-gibi-romani-cocuk-okuyuculariyla-bulusmaya-hazir/">“Mucize Gibi” Romanı Çocuk Okuyucularıyla Buluşmaya Hazır…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mucize-gibi-romani-cocuk-okuyuculariyla-bulusmaya-hazir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16975</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Farkındalık Ve Saygı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/farkindalik-ve-saygi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/farkindalik-ve-saygi/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Feb 2019 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16991</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aslında farklı kişi olduğumuz hakkında konuşmalar duyarız. Asıl olan kalptir. Kalbimiz bozulmadıysa ve temiz bir şekilde sevebiliyorsanız siz gerçek sizsiniz. Değişmeyen tek şey kalptir. Aslında sadece her şey birer önyargıdan ibarettir. Önyargıyla hareket etmek aslında herkesin şiarıdır. Beyninizde bir çizgi oluşturursunuz ve o çizgi sizin düşünce yapınızı sergiler. Beyin dediğimiz şey aslında sınırlıdır. Ancak önyargıları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/farkindalik-ve-saygi/">Farkındalık Ve Saygı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Aslında farklı kişi olduğumuz hakkında konuşmalar duyarız.
Asıl olan kalptir. Kalbimiz bozulmadıysa ve temiz bir şekilde sevebiliyorsanız
siz gerçek sizsiniz. Değişmeyen tek şey kalptir. Aslında sadece her şey birer
önyargıdan ibarettir. Önyargıyla hareket etmek aslında herkesin şiarıdır.
Beyninizde bir çizgi oluşturursunuz ve o çizgi sizin düşünce yapınızı sergiler.
Beyin dediğimiz şey aslında sınırlıdır. Ancak önyargıları bir çırpıda
yıkabilirsiniz. Çapa çökertme tam da bu noktada çıkar. Aslında önyargılarınızla
insanı görürsünüz. Gördüğünüz varlık aslında önyargılarınızdır. Önyargılarla
yönetilen bir beyin aslında sizin kendiniz olmadığınızı gösterir. Çünkü
çocukların önyargısı yoktur. Çocuklar herkesle iyi anlaşır. Ancak selam
veremeyen bir insan için bu durum önyargılarla hareket eden bir insan
olduğunuzu gösterir. Önyargılarla dolu bir insan at gözlüğü takan bir insan
gibidir. At gözlüğü dediğimiz varlık da her insanda vardır. Algılarımız
düzeltilebilir. Algılar değişkenlik gösterir. Aslında bir gün kötü
algıladığımız iyi olarak algılanabilir. Aslında insan her zaman aynı algılarla
yaşamaz. Algıda seçicilik dediğimiz de böyledir. Aynı olan renklerden farklı
olanı seçmek gibidir. Tüm renkler aynı olursa dikkat cezbeden bir hal almaz ve
insanın gözleri alışır. Ancak farklı bir renk olduğunda insan fark edebilir.
Her günü üzgün olan bir insan bir gün mutlu olduğunda, bu onun için dünyanın en
mutlu günü gibidir. Vasat durumlar arasından olağanüstü durumları görmek de
böyledir. Vasat geçen bir hayatın olağanüstü bir hale dönüşmesi için çabalayan
bir insanın en az bir gününü farklı geçirmesi gerekir ki bu da her günü aynı
olan bir insan için mümkün değildir. Her gün aynı şarkıyı dinleyen bir insanın
bir gün sıkılıp farklı şarkı dinlemesi de bunu anlatır. Mesela bir parfüm
dükkanına girdiğinizde siz nefes bile alamayabilirsiniz. Ancak orada çalışanlar
için böyle değildir. Buna alışkanlık denir. Farkındalık dediğimiz olay da
burada zuhur eder. Fark etmemiz için farklı renklere maruz kalmamız gereklidir.
Mesela ben ders çalışırken her kağıdı farklı renkte kullanırım. Çünkü her
farklı renk kağıt aslında yeni bilgi demektir. Çünkü yeni bir renk algılayan
insan bilgiyi de rahatlıkla algılar. Her farklı renkli kağıdı kullanırsan
farkındalığın da yüksek olur. Böylelikle bilgiyi farkında olarak elde edersin.
İnsan da böyledir. Her gün aynı mevzuyla karşı karşıya kalan bir insan bir süre
sonra tepki vermemeye başlar. Her gün aynı renk gömlek giyen bir insanın bir
gün farklı bir renk giymesi dikkati cezbeder.&nbsp;
Vasatlık ve farklılık… Tüm renkler aynıysa pek de dikkati celb etmez.
Farklı tonları kullanırsanız da algılayamazsınız. Farklı bir renk olmak gerekir
ki dikkate şayan olabilesin. Her gün farklı renkler giymelisin ki farkındalık
yaratabilesin. Çünkü herkes aynı olsa sen farklı olsan senin değerin düşmez,
sadece farklı olduğunu hissedersin. Çünkü her insan kendi içinde tektir,
değerlidir. Herkes kendi içinde birey olarak değerlidir. Ancak değer bilmek
insanlara değil, Allah’a yaraşır. Sonuç olarak farklı da olsan, aynı da olsan
değer ancak Allah katında ne olduğundur. Değer, Allah katında ne olduğun
önemlidir. Gerçek özgürlüK farklı ya da aynı olsan dahi ona saygı
gösterebilmektir. Gerçek değer de, saygı duyulmasa bile Allah’ın katında sadece
kul olduğunu fark edebilmektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/farkindalik-ve-saygi/">Farkındalık Ve Saygı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/farkindalik-ve-saygi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16991</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgiliye Hediye Almanın İnce Taktiği</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Feb 2019 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17010</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dükkânın elektronik darabası tam kapanmak üzereydi ki, hızla ve oldukça telaşlı bir adam yaklaşarak, “ne olur iki dakika müsaade edin, evliliğim tehlikede” dedi. Dükkân sahibi yanaşmadıysa da, genç kız “Tamam amca, bak, tekrar açıyorum” deyip kumandaya yeniden basarak darabayı açtı, içeriye geçtiler. 40 yaşlarında olan adamın bir elinde çanta, bir elinde pardösüsü vardı. Takım elbiseli, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/">Sevgiliye Hediye Almanın İnce Taktiği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dükkânın elektronik darabası
tam kapanmak üzereydi ki, hızla ve oldukça telaşlı bir adam yaklaşarak, “<strong>ne olur iki dakika müsaade edin, evliliğim
tehlikede</strong>” dedi. Dükkân sahibi yanaşmadıysa da, genç kız “<strong>Tamam amca, bak, tekrar açıyorum</strong>” deyip
kumandaya yeniden basarak darabayı açtı, içeriye geçtiler.</p>



<p>40 yaşlarında olan adamın bir
elinde çanta, bir elinde pardösüsü vardı. Takım elbiseli, şık giyimli bir
beydi. Ancak panik atağı varmışçasına telaşlıydı, yerinde duramıyor, bir sağ
ayağını, bir sol ayağını oynatıyor, “<strong>uygun
adım marş</strong>” desen şehrin öte yakasına gidecek gibi bir haldeydi. &nbsp;</p>



<p>Dükkân sahibi ışığı yakıp tezgâhın
arkasına, kız ise kasaya geçti. Adamın soluklanması için yer gösterdi. Kış günü
olmasına rağmen adam sırılsıklam terlemişti, su isteyip istemediğini sordu, bir
bardak sularını alacağını söyleyen adama suyu uzattı.</p>



<p>Adam suyu içerken oturmuştu,
genç kız merakla sordu; “<strong>Amca hayırdır,
bu ne telaş, evliliğim tehlikede dedin de, yanlış yere gelmedin mi?</strong>” </p>



<p>Adam bardağı masaya indirip,
teşekkür etti. Yanlış yere gelmediğini söyledi. Evliliği tehlikedeymiş, “<strong>Bugün 14 Şubat, birkaç saat sonra bitecek.
Yarın 15 Şubat olacak. Ben şimdi eve hediyesiz gidersem olur mu?</strong>” diye
sordu genç kıza. Sonra devam etti; “<strong>Bütün
aksilikler beni buluyor. Geçen eşimin doğum günüydü. Eşimin adı Hülya bu arada.
İşyerinde çok yoğun çalışıyordum, bizim Nemrut patronun bütün nemrutluğu o gün
üstündeydi. Sürekli iş verdi, sürekli rapor hazırlattı. Benim aklım da eşimin
doğum gününde. Akşama pasta alacaktım ama daha hediye almamıştım. Hani şu
köşede bir çiçekçi var ya..” </strong>Bunu derken dişini yumruğuyla beraber sıktı,
başını salladı ve devam etti; “<strong>Ben de
oraya çok yakın oturuyorum. Çiçekçiye telefon ettim, dükkândaki en güzel çiçeği
eşime yollamasını söyledim…”</strong></p>



<p>Adam eliyle, koluyla, hatta
bütün vücuduyla birlikte konuşuyor, dükkân sahibi sabırsızlansa da, genç kızın
dikkatle dinlemesine ses etmiyordu. Adam son cümlede güldü, elini havada
salladı ve devam etti;</p>



<p>-Göndermiş de, hatta ‘üzerine
ne not yazayım’ demişti, ben nota ne gerek var, ben söyleyeceğimi eşimin yüzüne
zaten söylerim’ demiştim. Yani bu arada kendimi övmek gibi olmasın şiir bile
okurum.</p>



<p>“<strong>Ne güzel</strong>” dedi genç kız, adam devam etti;</p>



<p>-Çiçekçi dediğin biraz kibar
olur, romantik olur, az şair ruhlu olur, doğayı sever, insanı sever diye
biliyordum ama bizimki tam bir kalas çıktı, odun ya odun. Öküzün önde gideni
de, ardına bakmayanı.</p>



<p>-Ne oldu ki amca?</p>



<p>-Daha ne olsun, eşime göndere
göndere kocaman bir kaktüs göndermiş. O doğum günü bize zehir oldu. Eve geldim
eşim annesine gitmiş, yalvar yakar zor ikna ettim. Sadece bu olsa iyi…</p>



<p>-Daha başka ne var?</p>



<p>-Geçen evlilik yıldönümünde de
aksilik yaşadım. Paraya kıyıp çok güzel bir abiye aldım. Hani şu markalılardan,
sürekli televizyonda reklamı çıkıyor.</p>



<p>Kız bir marka söyledi, adam “<strong>hah işte o</strong>” dedi ve devam etti;</p>



<p>-Mağazaya gittim, modeli
beğendim, tezgâhtar hanım kıza paketlemesi için verdim. Bedeni sordu, en önemli
ayrıntıyı atladığımı o zaman fark ettim ve gayri ihtiyari ‘eşim de sizin gibi’
dedim. O da abiyeleri eliyle yoklayıp, birini aldı, kasaya götürdü. Neredeyse
bir maaşım gitti. Ama evde bir ton fırça yedim. Ne bileyim tezgâhtar hanım kız
36 bedenmiş, bizim hanım 46 beden. ‘Sen bunu kime aldın’ diye köpürdü, yoksa
bir sevgilim mi varmış, ona kilolu mu demek istiyormuşum, şişko demenin farklı
bir yolunu mu bulmuşum da.. daha neler neler…</p>



<p>-Ama eşinizin bedenini bilmeniz
lazım.</p>



<p>-Haklısın o kadar parayı çöpe
attıktan sonra bilmem gerektiği anladım. Ama hep beden değil ki, geçen doğum
gününde çok sevimli bir ayıcık sipariş etmiştim, gele gele kocaman somurtkan
bir ayı geldi. Eşim ‘sen bana ne demek istiyorsun’ diye sabaha kadar kafamın
etini yedi…</p>



<p>Dükkân sahibinin sabrı taşmak
üzereydi, ama genç kızın adama yardımcı olma niyeti, dükkân sahibini
dizginliyordu.</p>



<p>“<strong>Şimdi</strong>”, diye devam etti adam; “<strong>Bu
defa bütün şansızlıkları bir yana bırakıyorum ve sizin bana yardımcı olmanızı
umuyorum, eşime uygun bir tavsiye edin ki aramızdaki bu soğukluk bitsin. Ben
onu çok seviyorum</strong>” dedi ama “<strong>seviyorum</strong>”
kısmını telaşlı değil, öylesine değil, içten ve çok duygusal bir şekilde söylemişti,
genç kızın gözleri doldu.</p>



<p>“<strong>Tamam amca</strong>” dedi, “<strong>nasıl bir
hediye düşünüyorsunuz?</strong>” diye sordu genç kız. Adam cevap verdi; “<strong>Onu siz söyleyeceksiniz.</strong>”</p>



<p>Genç kız görmüş geçirmiş bir
kız edasıyla konuşmaya başladı; “<strong>Amca
hediyenin büyüğü küçüğü olmaz, pahalısı ucuzu da olmaz. Önemli olan düşünmek ve
hediyeyi sunma şeklidir. Yani bir güleryüz, hediyenin içeriğini değil, senin
samimiyetini ortaya koyar. O nedenle önemli olan hediye değildir.</strong>”</p>



<p>“<strong>Doğru diyorsun</strong>” dedi adam “<strong>ama
ben de az odun değilim. Elimden bir şey gelmez. Sürekli iş düşünürüm. Geçen
mutfakta eşime yardım edeyim dedim, maksat bir şeyler paylaşalım. En azından
salata yaparım diye düşünüyordum ki, önce bıçak elime gelmedi. Beni yadırgadı, ‘sen
de mi?’ der gibiydi. Sonra elime domatesi aldım, ‘beni öldürme’ diye bağırır
gibi elimden kaydı gitti. Salatalık öyle, maydanoz öyle, biber öyle, soğan
öyle. Sebzelerin bünyesine uygun değilim herhalde. Ya da eşimin gönlünü
alacağım her şey beni kabullenemiyor.”</strong></p>



<p>Adam şansızlığına küsmüş
gibiydi, devam etti; “Aslında bu özel günlerdeki hediyeleşmeye karşıyım.
Kapitalist sistemin bize dayatmasıdır. Maksat alışveriş çılgınlığı olsun”</p>



<p>“<strong>Belki öyle</strong>” dedi genç kız, “<strong>Ama
herkes eşine hediye almışken, sizin eşiniz, ‘benim eşim beni çok sever, çok
düşünür ama kapitalist sistemin dayatması olduğundan hediye almıyor’ mu
diyecek?”</strong></p>



<p>-Demeyecek…</p>



<p>Kız gülümsedi, adam devam etti;</p>



<p>-Eşimi mutlu edecek ne
düşünürsem o elimde kalıyor. Hani romantik olayım diyorum, bir çuval inciri
berbat ediyorum. Çünkü ruhumda yok. Ben bürokrat adamım, ciddi birisiyim, bana
sanki laubalilik gibi geliyor…</p>



<p>-Olur mu, insan en sevdiğinin
yanında çocuklaşırmış. Onunla gülersin, onunla oynarsın, onunla bir türkü
tutturursun, hatta onula ağlarsın. İnsan sevmediğinin yanında ciddi olur&#8230; Güldü
genç Kız, “<strong>Yani sevmediğinin yanında
bürokrat ol, eşinin yanında değil</strong>”</p>



<p>“<strong>Ama</strong>” diye devam etti adam, “<strong>Ben
eşimi çok severim. Sadece bunu kelimeye dökemiyorum, tavrımla, davranışımla,
mimiklerimle yansıtamıyorum, onu seviyorum ama sevdiğimi belli edemiyorum.
Gülmeyin, bütün odun erkekler gibiyim işte</strong>”</p>



<p>-Kız önce tebessüm etmişti ama
sonra gülmeye başladı; “<strong>Erkekler sanıyor
ki, kadınlar pahalı şeylerden hoşlanır. Her insan güzel giyinmek, gezmek, yemek
ister ama sevdiğini söylemek parayla değil, bedavadır. Bedava diye önemsenmiyor
ama evliliği ayakta tutan bedavalardır. Yani gülüşündür, sıcak yaklaşımındır,
içten söylediğin sevgi sözcükleridir, onla geçirdiğin saatlerdir, ona ayırdığın
zamandır. Pahalı hediyeleri, zengin olunca alırsın, amca sen iyisi mi gönül
almaya bak, hediye almayı boş ver. Demem o ki, onu önemsediğini hissettir, ona
değer verdiğini göster, hediye teferruattır, asıl konu değil</strong>.”</p>



<p>“<strong>Tamam</strong>” dedi adam “<strong>Beni
nihayet anladın. Şimdi eşimin gönlünü alacak bir hediye ver.</strong>”</p>



<p>Genç kız “<strong>Ben mi</strong>”, diye şaşkınlıkla sordu adama. Deminden beri adam ve genç
kızın konuşmasını sabırla bekleyen dükkân sahibi patladı; “<strong>Kardeşim burası kasap dükkânı, sana uygun ne hediye verelim?</strong> <strong>Anlaşılan</strong> s<strong>en bitişik hediyelik eşyacıya gelmişsin ama o kapatalı çok oldu,
şansına küs!”</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/">Sevgiliye Hediye Almanın İnce Taktiği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Poğaça Kokulu Hayaller</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Feb 2019 06:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Şafak Arslan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16892</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendimi Butimar kuşu gibi hissediyorum şu sıralar. Öyle çaresiz öylesine umut halinde… Sonumun Metanpontumlu Hippasus gibi olmasından korkmuyor da değilim aslında. Korkum boğulmaktan değil, sende boğulurken tutamamandan korkuyorum. Sevmemenden korkuyorum. Bazen gelip bana: “Peki neden seviyorsun o halde?” diye soruyorlar. Bilmiyorlar. Anlamıyorlar. Sen güldüğün zaman bende frezya bahçelerinin oluştuğunu nasıl bilebilirler ki? Balzac tasvir yeteneğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/">Poğaça Kokulu Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kendimi Butimar kuşu
gibi hissediyorum şu sıralar. Öyle çaresiz öylesine umut halinde… Sonumun
Metanpontumlu Hippasus gibi olmasından korkmuyor da değilim aslında. Korkum
boğulmaktan değil, sende boğulurken tutamamandan korkuyorum. Sevmemenden
korkuyorum. Bazen gelip bana: “Peki neden seviyorsun o halde?” diye soruyorlar.
Bilmiyorlar. Anlamıyorlar. Sen güldüğün zaman bende frezya bahçelerinin
oluştuğunu nasıl bilebilirler ki? Balzac tasvir yeteneğini geliştirmek için üç
bin gün boyunca penceresinden bakarak üç bin farklı manzarayı tasvir etmiştir.
Ben ise seni gördüğüm günden beri yüzlerce veya binlerce farklı şekilde
sevmenin yolunu arar dururum. İnan ki bu durumu bilmiyorlar. Gerçi ben de
anlatamıyorum bendeki yerini. Yazı yazmaktan başka bir şey bilmiyorum ki…
Sadece seviyorum! Severken de çok fazla konuşamıyorum çünkü harfler birer birer
dökülüyor gönül kalemimden. O yüzden sen ben sevgimi kelimeler ile anlatmayı
tercih ediyorum ama sen benim seni sevdiğimi gözlerimden anla. Gözler demişken,
gözlerini tasvir edemiyorum kâğıtlarımda. Helenistik dönemde savaş zamanları
erkekler savaşa gidermiş ve kadınlar da onlar dönene kadar gözyaşlarını
“Unguentarium” adındaki gözyaşı şişesinde saklarlarmış. Ben de sen gözlerinle
güldüğün zaman, gözlerinden dökülen mutluluk parçacıklarını bir bir gönül
şişeme ekliyorum… O gönül şişemi açıp bir gün erguvanlar gibi saçılacağım
etrafa. Belki o gün sen de beni seversin olmaz mı? Kavuşmamızın mahşere
kalmasını istemiyorum. Kavuşmayı istiyorum tıpkı güldüğün zaman yanaklarının gözlerinin
altına kavuştuğu gibi… Bir de poğaça kokularıyla beni karşılamanı istiyorum.
Gerçi poğaça yanakların da benim için kâfi ama olsun. Uzun lafın kısası,
sevilmek istiyorum. Sevdiğim gibi sevilmek hem de. Ben her sabah sana
uyanmaktan bıkmadım ama ben artık birazcık da kendime uyanmak istiyorum. Sahi,
bir gün gelecek misin? Yanlış anlama kendim için değil, gönül şişem için
istiyorum. Gözlerinin kilidi olmadan kapanmayacak bu şişe onu da biliyorum. Hayatımın
çiçekleri dökülüp geriye sadece dikenleri kalmadan gel… </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/">Poğaça Kokulu Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zaman Busesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zaman-busesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zaman-busesi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Feb 2019 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16878</guid>
				<description><![CDATA[<p>arasında kollarımın yakaladığım notalar derin bir âmâk içinde fısıldamakta parmaklarımın arasında tuttuğum tatlı musikî kulağımdan akan ruhuma gitarın,kemanın sünbül kokan tınısını duymadan ruhuma açılan kapımda derin bir âmâk içinde fısıldamakta bitmemiş bir beste bu çalan &#8220;loin des villes&#8221; ruhumdan yansımış ayna kırıkları musİkîy-i şikeste diyarında tırnağımın ucunda tellerinde kemanın bu çalan &#8220;loin des villes&#8221; samanyolunda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-busesi/">Zaman Busesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>arasında kollarımın </p>



<p>yakaladığım notalar </p>



<p>derin bir âmâk içinde </p>



<p>fısıldamakta </p>



<p>parmaklarımın arasında </p>



<p>tuttuğum tatlı musikî </p>



<p>kulağımdan akan ruhuma </p>



<p>gitarın,kemanın </p>



<p>sünbül kokan tınısını </p>



<p>duymadan ruhuma </p>



<p>açılan kapımda </p>



<p>derin bir âmâk içinde </p>



<p>fısıldamakta </p>



<p>bitmemiş bir beste </p>



<p>bu çalan </p>



<p>&#8220;loin des villes&#8221; </p>



<p>ruhumdan yansımış </p>



<p>ayna kırıkları </p>



<p>musİkîy-i şikeste </p>



<p>diyarında </p>



<p>tırnağımın ucunda </p>



<p>tellerinde </p>



<p>kemanın </p>



<p>bu çalan </p>



<p>&#8220;loin des villes&#8221; </p>



<p>samanyolunda iğne aramak </p>



<p>gibi tuhaf bu akşam </p>



<p>venüs,mars,jüpiter </p>



<p>ya da </p>



<p>ikizler,yengeç,aslan </p>



<p>burç burç dolaşıyor </p>



<p>zaman </p>



<p>samanyolunda iğne aramak </p>



<p>gibi tuhaf bu akşam </p>



<p>pastelle kavis çiziyor </p>



<p>teşnevari göğün </p>



<p>kemeri aksine </p>



<p>raks ediyor </p>



<p>musîkîye karşı </p>



<p>çakıl taşları üzerinde </p>



<p>ve, </p>



<p>büyülü </p>



<p>asasını indiriyor </p>



<p>orkestra şefi </p>



<p>bir zil sesi </p>



<p>şak </p>



<p>bir kez daha </p>



<p>şak </p>



<p>ve, </p>



<p>bitiyor bu </p>



<p>musikiy-i şikeste </p>



<p>busesi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-busesi/">Zaman Busesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zaman-busesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16878</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Atatürk’e İthafen</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ataturke-ithafen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ataturke-ithafen/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Feb 2019 05:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16867</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonsuzluğun işaretidir 1938 Bir kahramanlığın destanıdır kurtuluş Sen bilmezsin gençsin Ama varlığın timsalidir ilimin Kahramanlığın yaşatır dehanı Ölmedin ki Ölemezdin ki Tanrı bildirmesin unutmayı Bir şairin tutkusudur yazmak Senin gibi dehayı duymayı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataturke-ithafen/">Atatürk’e İthafen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sonsuzluğun işaretidir 1938</p>



<p>Bir kahramanlığın destanıdır kurtuluş</p>



<p>Sen bilmezsin gençsin </p>



<p>Ama varlığın timsalidir ilimin</p>



<p>Kahramanlığın yaşatır dehanı</p>



<p>Ölmedin ki</p>



<p>Ölemezdin ki</p>



<p>Tanrı bildirmesin unutmayı</p>



<p>Bir şairin tutkusudur yazmak</p>



<p>Senin gibi dehayı duymayı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataturke-ithafen/">Atatürk’e İthafen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ataturke-ithafen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16867</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Editörlerden Yaratıcı Yazarlık Atölyesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/editorlerden-yaratici-yazarlik-atolyesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/editorlerden-yaratici-yazarlik-atolyesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Feb 2019 13:28:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16952</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beyoğlu’nun yeni sanat mekanı Culter’da yapılacak atölye 10 Şubat’ta başlıyor. Yazılar kitap olacak “Biliyorum ama anlatamıyorum”, “Yazmak istiyorum ama nasıl yazacağımı bilmiyorum”, “Hayatımı yazsam roman olur ama nasıl başlayacağım?” gibi tüm sorunlara cevap arayan atölyede dersler, hafta sonu pazar günleri saat 14.00 – 15.00, hafta içi salı günleri 20.00 – 21.00 saatleri arasında gerçekleşecek atölye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/editorlerden-yaratici-yazarlik-atolyesi/">Editörlerden Yaratıcı Yazarlık Atölyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Beyoğlu’nun
yeni sanat mekanı Culter’da yapılacak atölye 10 Şubat’ta başlıyor. </p>



<h2><strong>Yazılar kitap olacak</strong></h2>



<p>“Biliyorum
ama anlatamıyorum”, “Yazmak istiyorum ama nasıl yazacağımı bilmiyorum”,
“Hayatımı yazsam roman olur ama nasıl başlayacağım?” gibi tüm sorunlara cevap
arayan atölyede dersler, hafta sonu pazar günleri saat 14.00 – 15.00, hafta içi
salı günleri 20.00 – 21.00 saatleri arasında gerçekleşecek atölye 8 hafta
sürecek. Atölyenin en önemli yanı ise eğitimler sonunda katılımcıların
üretimlerinin bir kitapta toplanacak olması. Atölye boyunca üretilen yazılar
redaksiyon yapıldıktan sonra Seyyah Kitap Yayınevi aracılığıyla raflardaki
yerini alacak.</p>



<h2><strong>Herkes
faydalanabilir</strong></h2>



<p>Ne
kadar bilgiye sahip olursak olalım önemli olanın bu bilgileri etkileyici bir
şekilde yazmak ve anlatmak olduğunu belirten atölyenin eğitmenlerinden editör
ve yazar Rıza Oylum, “Peki yazmak öğretilebilir mi? Evet, yazarlık değil ama
yazmak öğretilebilen, geliştirilebilen bir yeti. Bol pratik ve sağlıklı
yönlendirmelerle herkes daha iyi yazabilir. Böylece iş hayatında, eğitim
hayatında ve sosyal hayatta daha mutlu ve daha başarılı bireyler haline gelmek
mümkün. Bu çerçevede sadece roman ve öykü yazarı olmak isteyenler değil,
kendini kelimelerle daha iyi ifade etmek isteyen herkes yaratıcı yazarlık
eğitiminden faydalanabilir” dedi.</p>



<p>Atölyede
&nbsp;ders verecek olan Rıza Oylum ve Ayça
Atçı hem yazar hem de editor. Böylece kursa katılanlar hem yazarlığın yaratıcı
unsurlarını deneyimlerken hem de editörlüğün titizliğiyle tanışacaklar.</p>



<p><strong>Bilgi ve Kayıt İçin</strong></p>



<p>Tel:
+90 (212) 252 8269</p>



<p>Mail:
apply@culter.online</p>



<p>Hacı
Mimi Külhanı Sk. No: 28/A Beyoğlu, 34425</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/editorlerden-yaratici-yazarlik-atolyesi/">Editörlerden Yaratıcı Yazarlık Atölyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/editorlerden-yaratici-yazarlik-atolyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16952</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Lezzetli Çayı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Feb 2019 04:30:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Çay]]></category>
		<category><![CDATA[Lezzet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16945</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir akşamüzeri, evimin balkonunda yağmuru seyrinde müzik dinlerken bir mesaj aldım. Zor durumda olan yaşlı bir kadın varmış. Yaşı otuz beşlerde ama sağlık sorunları olan oğluyla birlikte yaşıyormuş. Eşi vefat ettikten sonra on bir evladından sadece oğlu Muammer sahip çıkmış anasına. En son kızının yanında kalıyormuş da, o da salıverince dışarıya, mahallelinin desteğiyle bir gecekondunun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/">Dünyanın En Lezzetli Çayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir akşamüzeri, evimin balkonunda
yağmuru seyrinde müzik dinlerken bir mesaj aldım. Zor durumda olan yaşlı bir
kadın varmış. Yaşı otuz beşlerde ama sağlık sorunları olan oğluyla birlikte
yaşıyormuş. Eşi vefat ettikten sonra on bir evladından sadece oğlu Muammer
sahip çıkmış anasına. En son kızının yanında kalıyormuş da, o da salıverince
dışarıya, mahallelinin desteğiyle bir gecekondunun alt katına geçivermişler.
Yani özetle, madden manen acil ihtiyaç sahibi bir teyze ve oğlu…</p>



<p>Birkaç dost ve birkaç öğrencimin velisi
ile istişare edip elimizden geleni yaptık. Birtakım eşyalar, kıyafet temin edip
taşıdık evlerine ve ziyarete gittim. İçeri girdiğimde yokluğun ne olduğunu bir
kez daha, belki de ilk kez öğrendim ve içimden geçen cümle şuydu; ‘’Bu evde
yaşam koşulları yok!’’</p>



<p>Yatakları yoktu mesela, ocak, buzdolabı, masa, sandalye de yoktu. Televizyon, teyp, radyo da… Bir piknik tüpü, bir doğal gazla çalışan soba  (faturaları ödeyemeyecekleri için onu da yakmıyorlardı), iki parça koltuk… Bu kadar… Hikayelerini dinledim, usul usul anlattı teyze… Bazen ben sordum, bazen ben sormadan sorumu anladı, o cevapladı… Muammer ise sessiz sessiz dinledi bizi. Ben koltukta, onlar yere bağdaş kurmuş oturuyorlardı. ‘’Gelin lütfen yanıma oturun’’ desem de dinlemediler. </p>



<p>İki cümlelerinden biri şahsıma
teşekkürdü, Rabbe şükürdü… Oysa ben hiçbir şey yapmamıştım. Rabbin sevgisi öyle
büyük ki, öğrencilerimin birinin anneannesi geçen sene vefat etmiş ve bütün
eşyalarını evde birine vermek üzere saklamışlar, bu vakte kadar verebilecekleri
birini bulamamışlar.&nbsp; Üstelik çoğu
yepyeniydi eşyaların ve daha da güzeli, eşyaları taşımak üzere velimizin
verdiği adres yaşlı teyzenin oğluyla kaldığı gecekondunun hemen yan sokağıydı…
Yani Rabbe kavuşmuş bir teyzemizin pırıl pırıl bıraktığı o eşyalar, Rabden
şefkat bekleyen başka bir teyzeye nasip olmuştu. </p>



<p>Yaklaşık yarım saatlik bir sohbet
sonrası, kaymakamlıktan yeterli destek çıkmazsa yine destek sözü vererek
yanlarından ayrılmak istedim fakat teyze izin vermedi; </p>



<ul><li>Dur oğul, çay pişiyo</li></ul>



<ul><li>Ne zahmet ediyorsun teyzecim, ben senin derdini dinlemeye geldim, sen rahatına kavuş çayı uygun vakit içeriz</li></ul>



<ul><li>Olmaz oğul olmaz, ben çayımı içirmeden yollamam seni. </li></ul>



<p>Muammer yandan annesini destekleyerek
gülümseyince, oturdum. Piknik tüpüyle beraber demlik odaya geldi ve çaylar
servis edildi. Toz şeker, üç ince belli bardak, bardakların altlığı yok… Çay
nefis! </p>



<ul><li>Oğul karnın da aç mıydı, sormadık kusurumuza bakma?</li></ul>



<ul><li>Yok anacım, aç değilim teşekkür ederim.</li></ul>



<p>Teyzenin gözleri parlıyordu, evladıma
hayır, huzur diliyordu ve benim içim her yerinden darbe yemiş, dört yandan
rüzgar alan ama kıyıya ulaşabileceğine emin bir gemi gibi sallanıp duruyordu. O
duygusal darbelerin etkisi ile lavaboya geçmek için izin istedim. Elimi, yüzümü
yıkarken küçük aynadaki bana baktım ve ‘’Doğru yerdesin’’ diye fısıldadım
kendime, gözlerim dolu dolu… </p>



<p>Sonra içeri geçtiğimde, çay bardağımın
yine doldurulduğunu ve doğalgaz sobasının yandığını gördüm…</p>



<p>Dünyanın en lezzetli çayını yeniden
yudumlarken, güzel insanların sözlerini, gözlerini, kalp atışlarını dinledim…
Allah’a şükrettim, o güzel insanlara teşekkür ettim, bu yuvanın yaşanılabilir
hale gelmesine vesile olanlara dua ettim… </p>



<p>Ve bir kez daha nasihat ettim kendime;
Her zaman için, her koşulda yapılabilecek bir şeyler var madem, yapacaksın o
zaman Mehmet!&nbsp; Kıyı sana gelmez, sen
kıyıya gideceksin, bütün fırtınalara rağmen… </p>



<p>İnsan olarak dünyaya getirilmenin
şerefini, son nefese dek hakkıyla helaliyle taşıyabilmek dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/">Dünyanın En Lezzetli Çayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16945</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yollarımızı Ayırdık Bile</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yollarimizi-ayirdik-bile/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yollarimizi-ayirdik-bile/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Feb 2019 06:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sunar Yazıcıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16862</guid>
				<description><![CDATA[<p>Senin gibi kızım olsun isterdimSarı saçlarıyla, mavi gözleriTıpkı senin gibi baksın isterdimKirpiğin altından hep mavi mavi. Gezdirmek isterdim elinden tutup,O küçük yumuşak eli elimdeSeninle gezmedik ve gezemezdikSen çok uzaktaydın, ben çok geride! Bu yüzden el ele dolaşamadıkBirbirini seven sevgili gibi.Özlemi içimde hâlâ duruyorSen beni, ben seni sevmedik sanki Peki neydi o hırs, o hırçınlıklar,Bir aşkı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yollarimizi-ayirdik-bile/">Yollarımızı Ayırdık Bile</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Senin gibi kızım olsun isterdim<br />Sarı saçlarıyla, mavi gözleri<br />Tıpkı senin gibi baksın isterdim<br />Kirpiğin altından hep mavi mavi.</p>



<p>Gezdirmek isterdim elinden tutup,<br />O küçük yumuşak eli elimde<br />Seninle gezmedik ve gezemezdik<br />Sen çok uzaktaydın, ben çok geride!</p>



<p>Bu yüzden el ele dolaşamadık<br />Birbirini seven sevgili gibi.<br />Özlemi içimde hâlâ duruyor<br />Sen beni, ben seni sevmedik sanki</p>



<p>Peki neydi o hırs, o hırçınlıklar,<br />Bir aşkı yokeden inatlaşmalar;<br />Mavi gözlerini unutturan o ,<br />Biri bitmemişken uzaklaşmalar.</p>



<p>Düşünmem güzelim evlendik artık,<br />Sen başka, ben başka bir sevgiliyle;<br />Hakkımız yok bu tür tartışmalara<br />Bak yollarımızı ayırdık bile.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yollarimizi-ayirdik-bile/">Yollarımızı Ayırdık Bile</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yollarimizi-ayirdik-bile/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16862</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kurgusal Dünyada Yaşamanın Yolu: Kitap</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurgusal-dunyada-yasamanin-yolu-kitap/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurgusal-dunyada-yasamanin-yolu-kitap/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Feb 2019 06:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16841</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Gerçek hayat nihayet keşfedilip açıklığa kavuşturulan hayat, dolayısıyla dolu dolu yaşanan tek hayat, edebiyattır. Bu hayat bir anlamda sanatçıda olduğu kadar her insanın içinde de her an mevcuttur. “ Edebiyat aslında hayatın bir parçasıdır ve kendisidir. Gerçek hayat dolu dolu yaşanamayacak kadar kısadır. Sınırlandırılmıştır. Ancak kurgusal dünyada hayalin sınırları yok denemez. Kurgusal dünya gerçek değildir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgusal-dunyada-yasamanin-yolu-kitap/">Kurgusal Dünyada Yaşamanın Yolu: Kitap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Gerçek hayat nihayet keşfedilip açıklığa kavuşturulan hayat, dolayısıyla dolu dolu yaşanan tek hayat, edebiyattır. Bu hayat bir anlamda sanatçıda olduğu kadar her insanın içinde de her an mevcuttur. “ Edebiyat aslında hayatın bir parçasıdır ve kendisidir. Gerçek hayat dolu dolu yaşanamayacak kadar kısadır. Sınırlandırılmıştır. Ancak <strong>kurgusal dünya</strong>da hayalin sınırları yok denemez. Kurgusal dünya gerçek değildir. Ancak hayatın sınırlandırılmışlığı arasında edebiyat o sınırları ortadan kaldırır. Edebiyat aslında birden fazla hayatı yaşamak gibidir. Yüzlerce karakter arasında birini seçip onu yaşamak demektir. Her okunan kitap bir dünya demektir. Filmler de aynı şekildedir. Ancak film sınırlıdır. Kitapta hayal gücünün sınırı yoktur. Kitabı okurken gözlerinde canlanması da hayal gücünün sınırlandırılmamışlığını da gösterir. Hayal ürünü olan fantastik bilim kurgu ögeleri içeren kitaplarda özellikle bunu açıkça görmekteyiz. Ancak filmlere uyarlandığında bu hayal dünyasını sınırlandırmak olmaktadır. Bu yüzden de kitabı okumak filmini seyretmekten önce gelmekte bizi alıp götürmektedir. Önce kitabını okuyup filmini izlemek gerekmektedir. Hayal kırıklığı da buradan kaynaklanmaktadır. Hayal gücünün sınırlandırılmışlığında boğulan bir insan yapacağı tek şey kitap okumaktır. Aslında kitap okumak hayal dünyasından kurtulmaya da vesile olmaktadır. Çünkü roman aslında aynı zamanda tecrübe sahibi olmaya ve farklı farklı hayatları yaşamayı sağlamaktadır. Bir süre için o karaktere bürünüp o hayatı yaşayıp daha sonra kendi hayatına dönmek gibidir bir kitabı okumak. Hayal gücü özgürdür. Hayal gücüne sınır konulursa insan yaşamı bırakır. Çünkü kitap okunduğunda hayalinde canlanır ve karakterlere bürünür. Kitap okumak bu nedenle gereklidir. Bir film izlediğinde hayal gücünde sınırlandırma söz konusu olabilmektedir. Ancak fantastik bilim kurgu filmlerinde bu böyle değil. Yüzüklerin Efendisi aslında bir kitaptan uyarlama olduğu için bu kadar güzel bir film. Jane Austen’ın Aşk ve Gurur filmini izlediğinizde aynı tadı vermeyebilir. Aşk ve Gurur kitabını okumak aslında yaşamanın bir ifadesidir.</p>



<p>Don Kişot aslında kurgusal yaşamın içinde kalıp gerçek
dünyaya dönemeyen bir insanı anlatıyordu. Hayali karaktere bürünüp yel
değirmenlerine savaş açan komedi kahramanıydı. Ancak kitaplarından başka hiçbir
dostu olmayan bir asilzade olan Don Kişot aslında kitapların dünyasında yaşayan
bir kimseydi. Ancak onun yaşam biçimi aslında kurgusal dünyayı okumaktan çok
yaşamak istemesinden kaynaklanıyordu.&nbsp;
Kurgusal dünyanın içinden çıkıp gerçek hayata döndüğünde aslında her
şeyin hayal olduğunu kabullenmişti. Hayal dünyasının genişliğinin de
ifadesidir. </p>



<p>Aslında hayal gücünün sınırsızlığı yanında gerçek dünyayı da
ayırt edebilmek için bir sınıra ihtiyacın olması gerekmektedir. Hayalle gerçek
karıştığında dünya alt üst olur ve hastalık baş gösterir. Gerçek dünya ve hayal
dünyası arasında büyük bir fark vardır. Hayal dünyasıyla gerçek dünya ayırt
edilemediğinde hastalık baş gösterir. Tıpkı yel değirmenlerine savaş açan Don
Kişot olmak demektir. Hayale takılıp kalmak ahmaklıktır. O hayali yaşam biçimi
haline getirmiştir. Don Kişot hayali bir dünyada kendini kaybetmiş, hayatını
yaşamayı unutmuştur. Hayali bir dünyada zihni bir yaşayış insanın hayatını
kaybetmesine neden olur. </p>



<p>Daha önceki Don Kişot Olmak Gerek Bazen adlı yazımda
ütopyanın olduğundan bahsetmiştim. Aslında Don Kişot bilgili ve derin düşünen
birisidir. Ancak hayal dünyasında boğulan birisidir. Hayal dünyası aslında bir
yazar için gerekli olsa da fazlası zararlıdır diyebiliriz.</p>



<p>Elif Şafak da Mahrem kitabında hayali bir dünya çizmiştir.
Kurgusal dünyada bir masal anlatır. </p>



<p>Aslında hayali bir dünyada yaşamanın hiçbir faydası yoktur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgusal-dunyada-yasamanin-yolu-kitap/">Kurgusal Dünyada Yaşamanın Yolu: Kitap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurgusal-dunyada-yasamanin-yolu-kitap/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16841</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kadının Bir Saati</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 06:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Medine Topbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16836</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir sonbahar günüydü. Ağaçların yaprakları bahçeyi büsbütün kaplamıştı. İşten eve gelen kadın, iş ceketini askıya asıp biraz dinlendikten sonra yaprakları temizlemek için bahçeye çıktı. Yeterince dinlenemediği için bahçeyi zoraki temizledi. İçeri girdiğinde iş ceketinin etiketini çıkarmadığını fark etti ve bir makas yardımıyla etiketi kesti. Tam o esnada gürültülü bir ses duydu. Ne olduğunu anlamak için [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/">Bir Kadının Bir Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir sonbahar günüydü.
Ağaçların yaprakları bahçeyi büsbütün kaplamıştı. İşten eve gelen kadın, iş
ceketini askıya asıp biraz dinlendikten sonra yaprakları temizlemek için
bahçeye çıktı. Yeterince dinlenemediği için bahçeyi zoraki temizledi. İçeri
girdiğinde iş ceketinin etiketini çıkarmadığını fark etti ve bir makas
yardımıyla etiketi kesti. Tam o esnada gürültülü bir ses duydu. Ne olduğunu
anlamak için aceleyle dışarı çıktı. Evinin yanındaki ağacın dibinde silahla
vurulmuş bir bıldırcın gördü. Kimse var mı diye etrafa şöyle bir baktıktan
sonra bıldırcını alıp eve götürdü. Bıldırcın eti fırında pişerken o da buzdolabından
kavunu çıkarıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/">Bir Kadının Bir Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16836</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yahya Kemal’in Gece Şiir Üzerine Bir Deneme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yahya-kemalin-gece-siir-uzerine-bir-deneme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yahya-kemalin-gece-siir-uzerine-bir-deneme/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Jan 2019 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16839</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Kandilli yüzerken uykularda Mehtabı sürükledik sularda.” Kandilli uykudadır. Gece Kandilli’yi örtmüştür. Mehtap suya yansımış ve bir gemi gibi sürüklenmektedir. Suya yansıması Yahya Kemal’i etkilemiştir. “Bir yoldu parıldayan, gümüşten Gittik… Bahs açmadık dönüşten.” Sürüklenen ayın yansıması parlak ve gümüşten bir yol olmuştur. Öyle bir gitmektir ki dönüşten hiç bahsetmemektedir. “Hulya tepeler, hayal ağaçlar… Durgun suda dinlenen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yahya-kemalin-gece-siir-uzerine-bir-deneme/">Yahya Kemal’in Gece Şiir Üzerine Bir Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Kandilli yüzerken uykularda</p>



<p>Mehtabı sürükledik sularda.”</p>



<p><em>Kandilli uykudadır. Gece Kandilli’yi örtmüştür. Mehtap suya yansımış ve bir gemi gibi sürüklenmektedir. Suya yansıması Yahya Kemal’i etkilemiştir.</em></p>



<p>“Bir yoldu parıldayan, gümüşten </p>



<p>Gittik… Bahs açmadık dönüşten.”</p>



<p><em>Sürüklenen ayın yansıması parlak ve gümüşten bir yol olmuştur. Öyle bir gitmektir ki dönüşten hiç bahsetmemektedir.</em></p>



<p>“Hulya tepeler, hayal ağaçlar…</p>



<p>Durgun suda dinlenen yamaçlar…”</p>



<p><em>Tepelerin ve ağaçların suya yansıması hayali bir görünüm sağlamaktadır. Durgun suda dinlenen yamaçların yansıması göze çarpmaktadır.</em></p>



<p>“Mevsim sonu öyle bir zaman ki</p>



<p>Gaip bir musikiydi sanki”</p>



<p>Mevsim sona erdiğinde gaybi bir musiki duyulmaktadır.</p>



<p>“Gitmiş kaybolmuşuz uzakta,</p>



<p>Rüya sona ermeden şafakta…”</p>



<p><em>Şiir açık ve net bir şiir olduğu için rüya sona ermeden mehtaba sürüklenip gitmiştir. Rüya şafak çıktığında sona erecektir.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yahya-kemalin-gece-siir-uzerine-bir-deneme/">Yahya Kemal’in Gece Şiir Üzerine Bir Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yahya-kemalin-gece-siir-uzerine-bir-deneme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16839</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pangea E-Dergi Artık Yayında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pangea-e-dergi-artik-yayinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pangea-e-dergi-artik-yayinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 27 Jan 2019 06:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16832</guid>
				<description><![CDATA[<p>Farklı bir konseptle ortaya çıkan Aylık E-Dergi Pangea artık yayında. İçerisinde öykü, deneme, inceleme türlerinde eserler bulunan Pangea Dergisi ücretsiz olmakla birlikte herkese hitap eder nitelikte. Thales ya da Apollon meraklıları için güzel yazılar bulunurken düşünce ve spor başlıklarında da ilgi çekici yazılar yer almakta. Ayrıca herkesin eserlerini gönderebilmesi içinde iletişim adreslerini bulunduran Pangea Dergisi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pangea-e-dergi-artik-yayinda/">Pangea E-Dergi Artık Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Farklı bir konseptle
ortaya çıkan Aylık E-Dergi Pangea artık yayında. İçerisinde öykü, deneme,
inceleme türlerinde eserler bulunan Pangea Dergisi ücretsiz olmakla birlikte
herkese hitap eder nitelikte. Thales ya da Apollon meraklıları için güzel
yazılar bulunurken düşünce ve spor başlıklarında da ilgi çekici yazılar yer
almakta. Ayrıca herkesin eserlerini gönderebilmesi içinde iletişim adreslerini
bulunduran Pangea Dergisi, yoluna aylık olarak devam edecek gibi. </p>



<p>Herkesin hikaye, deneme, şiir, inceleme ya da diğer konulardaki eserlerini gönderebilmesine olanak tanıması da ayrıca güzel bir durum. <strong> </strong><a href="https://issuu.com/dergipangea/docs/pangea1">https://issuu.com/dergipangea/docs/pangea1</a><strong>adresinden Pangea 1.sayısına</strong> erişebilir, ücretsiz bir şekilde üyelik olmaksızın okumalar yapılabilir. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pangea-e-dergi-artik-yayinda/">Pangea E-Dergi Artık Yayında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pangea-e-dergi-artik-yayinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16832</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Esas Sözler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/esas-sozler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/esas-sozler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Jan 2019 06:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16822</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zaman busesini yazmak isterdim hep Zaman hep seninle olsaydı eğer Bilmezsin aşk neydi Seninle var olsaydım eğer Özgürlüğün mısrasıdır yaşamak Aşkın varlığındadır meğer Mısır’ın piramitleri Babil kulesi Şehrazat’ın diyarında Bir masal bilmecesi Sonsuzluğun işareti gizli Özgürlüğün içinde sırlı Bir bilen olsa bile Kalbin sihirli diyarlarında Masallarında anlatılan Bir çocuğun mutluluğunda gizli Pamuk şekeri hatırlatır Masumluğun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esas-sozler/">Esas Sözler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Zaman busesini yazmak isterdim hep</p>



<p>Zaman hep seninle olsaydı eğer</p>



<p>Bilmezsin aşk neydi </p>



<p>Seninle var olsaydım eğer</p>



<p>Özgürlüğün mısrasıdır yaşamak</p>



<p>Aşkın varlığındadır meğer</p>



<p>Mısır’ın piramitleri</p>



<p>Babil kulesi</p>



<p>Şehrazat’ın diyarında </p>



<p>Bir masal bilmecesi</p>



<p>Sonsuzluğun işareti gizli</p>



<p>Özgürlüğün içinde sırlı</p>



<p>Bir bilen olsa bile</p>



<p>Kalbin sihirli diyarlarında</p>



<p>Masallarında anlatılan</p>



<p>Bir çocuğun mutluluğunda gizli</p>



<p>Pamuk şekeri hatırlatır</p>



<p>Masumluğun izleri</p>



<p>Gülümsemede çağlayan</p>



<p>Şiirlerinde gizli</p>



<p>Kalbindeki gerçek aşk</p>



<p>Sandıkta sırlanmış </p>



<p>Esas sözleri</p>



<p>Kalbi ortaya çıkaran şiir</p>



<p>Masum bir kalbin esas sözleri</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esas-sozler/">Esas Sözler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/esas-sozler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16822</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Saklandığım Sen</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Jan 2019 06:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz Doğandemir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16782</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün olabildiğince soğuğum, adeta kendime üşüyorum. Masanın başında sessizce oturmuş, karmakarış aklımın notalarında onu bulmaya çalışıyorum. Dilimin ucunda sanki varla yok arasında ama bulamıyorum. Derin bir nefes alıp, kesifleşmiş soluğumla pencereye doğru yürüyorum. Dışarıda yağmur yağıyor, sanki toprağı dövercesine şiddetli ve hırçın. Annemi hatırlıyorum bu hırçınlığın içinde bana hep gülümseyen annemi. Yüzü benim camdaki siluetim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/">Saklandığım Sen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugün olabildiğince soğuğum, adeta kendime üşüyorum.
Masanın başında sessizce oturmuş, karmakarış aklımın notalarında onu bulmaya
çalışıyorum. Dilimin ucunda sanki varla yok arasında ama bulamıyorum. Derin bir
nefes alıp, kesifleşmiş soluğumla pencereye doğru yürüyorum. Dışarıda yağmur
yağıyor, sanki toprağı dövercesine şiddetli ve hırçın. Annemi hatırlıyorum bu
hırçınlığın içinde bana hep gülümseyen annemi. Yüzü benim camdaki siluetim gibi
bulanık, belirsiz. Neden bilmem onu düşünmek canımı acıtıyor.</p>



<p>&nbsp;Neden aklımın
her köşesinde aynı bilinmezlik ve aynı hiçlik kol geziyor. O hiçliğin içinde
kendime bakamıyorum. O, yabancı kim? soğuk, soluk biri kendinden göçmüş biri,
öyle ki kendini terk etmiş. Bu yer aklımın sınırlarında benimle oynarken ben
hala seni seviyorum. İçimde tek kalan duygu bu, adeta her şey ruhumdan
siliniyor. Bir tek sen silinmiyorsun. Seni öyle kazımışım ki içime, kimse
silemiyor. Bende kalan sen kimsin? Aşkını iliklerime kadar hissedebiliyorum.
Ama hissettiğimin kim olduğunu bulamıyorum. Bir şarkı gibi mırıldanıyorum seni,
sözleri olmayan bir şarkı gibi. </p>



<p>Melodisi aklımda gerisi, rüzgâr da savrulup giden kum
taneleri gibi. Saklandığım sen, sanki vazgeçiyorum. Yine bir avuç dolusu acı
içtim. Her an göz kapaklarım kapanabilir. Ölümde uyku kadar yakın, dudaklarımda
bir gülümseme, bu gülümseme son bir veda mı dersin ya da adı her neyse. Ey sen!
Ben bugün de çok üşüdüm. </p>



<p>Hemşire hızlı adımlar Aylin’e doğru yürüdü: “Aylin, ne
içtin sen böyle”, Aylin bedenin ağırlığını çoktan bırakmıştı bile. Öyle ki yere
düşüşü tüm odada bir çığlık gibi yankılandı. Sanatoryumun sessizliği, hemşire
ve doktorların ayak seslerinde telaşlı bir hal aldı. Odanın içinde korkulu
gözlerle dolu donuk ifadeler, hemşirelerin telkinleriyle dışarıya çıkarıldı. </p>



<p>Doktor, Aylin’e doğru eğilerek, yeşil gözlerini
araladı. Yüzünü ekşitip, etrafa talimatlar vermeye başladı. Bir taraftan da
hastanın duran kalbini çalıştırmak için uğraşıyordu. Sesler, çığlıklar bütün
odayı doldurup, günü örtene kadar devam etti. Sonra her şey ilk haline döndü.
Sesler sustu, insanlar silindi. Bir tek o dönemedi geriye. Sarı saçlarından bir
tutam, aralanmış yeşil gözlerinin üstüne düştüğünde yağmur kesildi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aylin o gün ölmedi. Sadece ölümünü
kurguladı. Çünkü bir tek o duygunun için de hatırlayabilirdi onu. Tıpkı elinde
şemsiye ile sanatoryumun çıkışına doğru yürürken, yağmurun kesildiğini
kurguladığı gibi kurgulamıştı onu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/">Saklandığım Sen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16782</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisi 115. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-115-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-115-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 Jan 2019 06:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16757</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi 20. yılında… 2000 yılının başında yayım dünyasına merhaba diyen Mavi Yeşil, Ocak 2019 tarihli 115. sayısıyla yirminci yılına başlıyor.&#160; Yirminci yılın ilk sayısıyla okurlarının karşısına çıkan Mavi Yeşil, edebiyatseverleri zengin bir içerikle karşılıyor önceki her bir sayısında olduğu gibi. Bu sayının tek öykücüsü Halil Yörükoğlu. 115. sayımızda; Müştehir Karakaya, Hüseyin Alemdar, Ömer [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-115-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 115. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mavi Yeşil</strong> dergisi 20.
yılında… 2000 yılının başında yayım dünyasına merhaba diyen <strong>Mavi Yeşil</strong>, Ocak 2019 tarihli 115.
sayısıyla yirminci yılına başlıyor.&nbsp;
Yirminci yılın ilk sayısıyla okurlarının karşısına çıkan <strong>Mavi Yeşil</strong>, edebiyatseverleri zengin
bir içerikle karşılıyor önceki her bir sayısında olduğu gibi. Bu sayının tek
öykücüsü Halil Yörükoğlu. 115. sayımızda; Müştehir Karakaya, Hüseyin Alemdar,
Ömer Akşahan, Dilara Ayşe Akdeniz, &nbsp;Emrehan Parlak, Kevser Evsen, Mustafa Işık,
Halis Doğan ve Örsan Gürkan, şiirleriyle adlarını duyurdular. Özkan Satılmış,
“eskimemiş sayfalar” dizisini İlhan Berk ile sürdürdü. Çoklukla yeni yazarların
toplandığı bu 115. sayımızda Mariye Müberra Arıcı, bir deryanın kenarına
yaklaşarak Proust hakkında yazdı. Asena Öztürk, “yaşamı algılamada iki uç”
noktada Sartre ile Zarifoğlu karşılaştırması yaptı. Bir başka karşılaştırma
yazısında ise Sefa Çelikörs, dünya edebiyatını etkilemiş Kafka’nın izlerini
Tezer Özlü metinlerinde aradı. Esra Sağlık, şiir ortamında adından söz ettirmiş
Ahmet Günbaş’ın yeni bir kitabı hakkında yazdı. Benzer biçimde Seyfi Alan da
Gülten Dayıoğlu’nun çocuk kitabını değerlendirdi. İsmail Özalp, bildiklerimizi
bir yana bırakıp edebiyat hakkında yeni bir sorgulamaya girişmemizi isteyen
türde bir yazı yazdı 115. sayıya. İyi okumalar… </p>



<p><strong>bilgi@maviyesildergisi.com</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-115-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 115. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-115-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16757</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Başka Yalnızlıklara</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baska-yalnizliklara/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baska-yalnizliklara/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Jan 2019 06:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16668</guid>
				<description><![CDATA[<p>avuçlarımıza bırakılmış yolların yalnız halleri ve işlemiş bedenimize. her yanımız boydan aşmış bir düşünceli bir saygısız. insanlar var taşınıyorlar yeri her gelmedikçe başka yalnızlıklara. yalnızlık savurgan, bitmeyen böyle bir yürüyüş kuşluk vakitleri; kızıl ve ötesi. oysa ben sadece kırıktım; gidemediğim her yoldan, çoğaltarak bıraktım. bunların hiçbirine inanılmamış inanmasınlar, baksınlar sadece öyle inkar eder gibi, yalanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-yalnizliklara/">Başka Yalnızlıklara</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><br /></p>



<p><em>avuçlarımıza bırakılmış<br /> yolların yalnız halleri<br /> ve işlemiş bedenimize.<br /> her yanımız boydan aşmış<br /> bir düşünceli bir saygısız.<br /> insanlar var<br /> taşınıyorlar yeri her gelmedikçe </em> <br /><em>başka yalnızlıklara.</em>  <br /><em>yalnızlık savurgan, </em> </p>



<p></p>



<p><em>bitmeyen böyle
bir yürüyüş<br />
kuşluk vakitleri; kızıl ve ötesi.<br />
oysa ben sadece kırıktım;<br />
gidemediğim her yoldan,<br />
çoğaltarak bıraktım.<br />
bunların hiçbirine inanılmamış<br />
inanmasınlar, baksınlar sadece öyle<br />
inkar eder gibi, yalanlar gibi.</em></p>



<p><br /></p>



<p></p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-yalnizliklara/">Başka Yalnızlıklara</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baska-yalnizliklara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16668</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Evliya Çelebi’nin İstanbul Seyahatnamesinde Göre Su İle İlgili İnanışlar Ve Söylenceler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Jan 2019 06:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16708</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul’da su ile ilgili geçen yerleri tasnif edersek; denizler ve nehirler,şifalı sular ve anlatılar,selatin camilerindeki şadırvanlar,çeşmeler,hamamlar ve su ile alakalı meslekler olarak altı ayrı başlık altında toplamamız gerekir. Ancak, bu çalışmamızın alanını “İstanbul’da su” konusunun çok geniş olması hasebiyle,”İstanbul’daki deniz ve şifalı sular ile ilgili söylence ve anlatılar olmak üzere daralttık. İki başlık halinde bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler/">Evliya Çelebi’nin İstanbul Seyahatnamesinde Göre Su İle İlgili İnanışlar Ve Söylenceler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İstanbul’da su ile ilgili geçen yerleri
tasnif edersek; denizler ve nehirler,şifalı sular ve anlatılar,selatin
camilerindeki şadırvanlar,çeşmeler,hamamlar ve su ile alakalı meslekler olarak
altı ayrı başlık altında toplamamız gerekir. Ancak, bu çalışmamızın alanını
“İstanbul’da su” konusunun çok geniş olması hasebiyle,”İstanbul’daki deniz ve şifalı
sular ile ilgili söylence ve anlatılar olmak üzere daralttık. İki başlık
halinde bu çalışmamızı sunacağız.</p>



<p><strong>1)Deniz </strong></p>



<p>Evliya Çelebi, tarihi kaynak
olarak bizzat gördükleri, halkın söylenceleri, ve Yunanlı Yanevan gibi çeşitli
tarihçilerin anlatılarından yararlanmıştır. Nitekim, İstanbul ilk kurucuları
ile ilgili bilgileri aktarırken, bunu açıkça belirtir. Tarihçilerden alıntıladığı
“Karadeniz, Nuh tufanı karanlık suyundan kalmış bir denizdir.” sözüyle, Karadeniz’in
Akdeniz’e akıtılması olayını anlatmaya başlar. Çelebi, Kırım’dan Hazar denizine
kadar olan yerin Karadeniz sularının altında olduğunu söyler. Nuh tufanının
Karadeniz’de olduğunu kanıtlamak için, Kırım dolaylarında sipahi iken yengeç, midye
gibi deniz canlılarıyla karşılaştığını, bu olaydan Heyhat vadisinin de bir
zamanlar Karadeniz suları altında olduğunu çıkardığını Bakara Suresi’nin,
“Şüphesiz ki, Allah her şeye kadirdir.” ayetiyle Allah’ın gücüne bağlar.</p>



<p>Evliya Çelebi, yeryüzünün şekillenmesi
için, Allah’ın İskender-i Zülkarneyn’i yarattığını belirtirken, Allah’ın bir
şeyin olmasını istediğinde önce sebeplerini hazırlaması şeklinde yorumlar.
Çünkü, kendisine itaat etmeyen ve kendisini mahkum eden Kaydefa Ana’dan
intikamını almak için, Karadeniz’in kesilmesine,Akdeniz’e akıtılmasına vesile
olacaktır. Hz.Hızır bu konuda ona yardım eden ve fikir veren kişidir.
Karadeniz’i Akdeniz’e karışmaya neden olarak, Hızır Aleyhisselam’ı gösterir. Hz
Hızır, ab-ı hayatın ona nasip olması dolayısıyla hayattadır ve denizde
görevlendirilmiştir. Binlerce delicinin gayreti üç sene sonra nihayet bulmuş. Karadeniz’in
Akdeniz’e akıtılmasıyla Kaydefa’nın mülkü,sular altında kalmış ve askerlerinin
hepsi suda boğulmuştur.</p>



<p>Evliya Çelebi, İstanbul’un üç
denizinin sınırlarını çizerken, gemiciler, denizciler ve ziyaretçilerden
duyduklarını aktarır:”&#8230;Azak’tan İstanbul Boğazı’na kadar Karadeniz ola. İstanbul’dan
Gelibolu Boğazı’na kadar o aralık Rum denizi ola. Kilidülbahreyn ki Fatih
Sultan Mehmet yapısı iki kaledir, boğazdan aşağısı Akdeniz ola.”(*)</p>



<p>Müellif, bu duyduklarını aktardıktan sonra kendi gözlemleriyle bulduğu enteresan bir çizgiyi gemicilere gösterir. Karadeniz’in “siyah” suyu ile Akdeniz’in “mavi-beyaz” suyu arasında kırmızı bir hat çekilmiş gibidir. Çelebi, hayretinin derecesini, mucizevi yönünü vurgulamak için “Acep Lem-Yezel işidir.” şeklinde bir tabir kullanır. Lodos rüzgarının etkisiyle hattın rengi ve arası değişir. Evliya Çelebi,onlara bu durumu gösterdiğinde, gemiciler hayret ederler. Hat, Karadeniz’le Akdeniz’i sadece renk yönünden değil, tat yönünden de ayırmıştır. Akdeniz tarafı, Karadeniz tarafından daha da acıdır. Bu olayı da Allah’ın bir hikmeti olarak görür.</p>



<p>Çelebi’ye göre, hiçbir denizin balığı, Karadeniz’in balıkları kadar lezzetli değildir. İstanbul Boğazı’ndaki balıkların lezzetini Musa sofrası olarak nitelendirir. İstanbul Boğazı’nda iki deniz birbirine karıştığı için, bazı tarihçilerden aktardığına göre, merece’l-bahreyn dendiğini aktarır.</p>



<p>Denizlerle ilgili tılsımlarda ise,
İstanbul’u koruyucu olarak efsanevi unsurlar bulunur. <strong>Birinci tılsım</strong>, Çatladıkapı’da bulunan tunçtan bir dev suretidir. İstanbul’a
Akdeniz tarafından gelen düşman gemilerine ateş saçarak onları yakar. <strong>Dördüncü tılsım</strong> da buna benzer şekilde
Akdeniz, Karadeniz ve Üsküdar’dan gelen düşman gemilerine ateş saçıp onları
yakan üç başlı bir ejderdir. Bu tılsımlar, İstanbul’un düşmanlardan korunmasına
sebep gösterilmiştir. <strong>İkinci </strong>ve<strong> üçüncü tılsım, </strong>zemherir gecelerinde
sihirbazların nöbet tutup denizi korudukları bakır gemilerdir. Biri Akdeniz, diğeri
Karadeniz’i korumakla görevlidir. Bu tılsımlar, iki&nbsp; kutlu dini olay,İstanbul fethi ve Yezid’in
Galata’yı fethi nedeniyle ya ganimet olarak alınmış ya da parçalanmışlardır. Çelebi’nin
büyülü ve efsanevi tılsımların yıkılışını dini bir olayla sonuçlandırması, onun
inanca verdiği önemi gösterir. <strong>Beşinci</strong>
ve <strong>altıncı tılsımlar </strong>ise,balıklarla ilgilidir. Sarayburnu’nda
üç yüz altmış deniz yaratığının şekillerinden herhangi biri, bir ses verse, o
balık türündeki tüm balıklar kıyıya vurup, halkın balıklarla kış boyunca
geçinmesidir. Müellif, beşinci tılsıma örnek olarak hamsi balığını verir. Altıncı
tılsımda ise, tüm balıklar kıyıya vurur. Kış günlerindeki bu bolluk, anlatıya
göre,denizde dalga olmadan gerçekleşir. Bu tılsımlar yine dini bir olayla, Hz.Muhammed’in
doğum gecesindeki depremle yıkılırlar. Ancak, Çelebi tılsımın etkisini yok
etmez, tılsımların sadece suretleri yok olur.</p>



<p><strong>2) Şifalı Sular ve Anlatılar</strong></p>



<p>İstanbul’daki bazı sular, şifalı
kabul edilir ve halk arasında efsane olarak yerleşir. Bazı hastalıklara iyi
geldiğinin inanılması, halk hekimliğinin bir uzantısı görülebilir.</p>



<p>Kağıthane Mesiresi’nde bulunan <strong>Levend Çiftliği</strong> deresinde çamaşır
yıkanırken sabun kullanmaya bile gerek kalmadığını söylenmesi, derenin çamaşır
yıkamak için de kullanıldığını gösterir. Aynı nehir içinde bulunan eğir kökü, sindirim
rahatsızlıklarına iyi gelen bir bitkidir. Aynı bitki, <strong>Cendereci suyu</strong>nda da yetişmektedir.</p>



<p><strong>Can Kuyusu Mesiresi</strong>’ndeki
bir evde bulunan su kuyusunda ise, kuyu motifini görmekteyiz. Bir eşyası
kaybolan kişi, abdest alıp kuyunun kenarında iki rekat namaz kıldıktan sonra
,Fatiha’yı okuyup Hz.Yusuf’un ruhuna bağışlayarak,”Ey kuyu sahibi, Hz. Yusuf-ı
sıddık aşkına olsun,benim filan akrabam yahut filan evladım veya kaybolan eşyam
nice oldu?” diye bağırırsa,bir ses,sorulan kişi veya eşyaların yerini ve kimin
çaldığını söyler.(*)</p>



<p>Hz.Yusuf’un ruhuna dua bağışlanması, kuyu motifinin bir göstergesidir. Dini bir anlatının, halkın batıl inanışlarını da etkileyeceğinin göstergesidir. Büyük İskender’i dahi öldüren bir hastalık olan sıtmanın, o dönemde yaygın olması sebebiyle bu hastalığa iyi geldiğine inanılan birçok su vardır. Toplumu etkileyen büyük bir probleme, halkın efsanevi bir çare arayışı olarak yorumlanabilir. Eyüp Sultan Mesiresi’nde bulunan <strong>ayazması </strong>da Çelebi’nin anlattığına göre seher vakti üç kez içilirse sıtmaya iyi gelir.<strong>Merkez Efendi Ayazması</strong> da aynı hastalığa iyi gelen bir şifalı sudur. Yerin altından gelen ses üzerine Merkez Efendi ile müritlerinin yerin altını kazınca buldukları kırmızı bir sudur.</p>



<p>&nbsp;Ayasofya ‘da bulunan sıtmaya iyi gelen <strong>Terlerdirek </strong>de efsanevi bir unsurdur.
Direğin gece gündüz terleme nedeni ile ilgili türlü söylenceler vardır. Bir
söylentiye göre “Temelinde define vardır.”.Diğer bir söylentiye göre, kalede
yaşamasından dolayı İstanbul fethedilmesinin </p>



<p>gecikmesine neden olan ve Akşemsettin’in
o zatın vefatından sonra fethin gerçekleşeceğini söylediği Yavedüd Sultan’ın
ölümünün üzüntüsünden terlemektedir. Diğer bir söylentiye göre ise, Hz.Risalet’in
ağız suyuyla kireç karıştırıldığı için rutubet etkisiyle terler.(*)Evliya
Çelebi’nin aktardığına göre, Rahip Bahira’nın Hz.Muhammed ve amcasını Şam
yolundan geri döndürdüğü sıralarda rahipler, Ayasofya’nın bozulan kıble
tarafını tamir için, Hz.Risalet’in ağız suyuyla kireci,Mekke toprağıyla zemzemi
karıştırıp Terlerdirek’in olduğu yeri tamir etmişlerdir. Böyle bir uygulamayı
tavsiye eden Hz.Hızır’dır.</p>



<p>Peygamber motifiyle birleşmiş bir başka şifa unsuru da <strong>Hz.İsa’nın doğduğunda yıkandığı tekne</strong>dir. Çelebi, Ayasofya’da bulunan teknede sakat çocuklar yıkanırsa sakatlığın iyileşeceğini söyler. Su ile ilgili anlatılardan bir başkası da, <strong>Şemun Pınarı</strong>dır. Hz.İsa’nın havarilerinden olan Şemun’un vahşi hayvanlara su verebilmek için kazar. Fatih ve daha sonraki padişahlar hep bu sudan içmişlerdir.</p>



<p>Halk arasında şifalı kabul edilen
sular, genelde dini motiflerle kaynaşarak seyahatnamede yer bulmuştur. Sular ya
bir tarihi anlatıyla ya da dini bir motifle beraber anlamlandırılmıştır.</p>



<p><strong>Sonuç olarak</strong>
söyleyebiliriz ki, Evliya Çelebi’nin seyahatnamesi, İstanbul kültür tarihi ile
ilgili önemli bilgiler içermekle beraber, dönemin insanına farklı bir bakış
sunmaktadır. Halkın yaşayışı ve inanışlarını aktaran önemli bir eserdir. </p>



<p>KAYNAKÇA</p>



<p>Günümüz
Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi:İstanbul,1.Cilt-1.Kitap,Seyit Ali
Kahraman-Yücel Dağlı,Yapı Kredi Yayınları,İstanbul,2003</p>



<p>Günümüz
Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi:İstanbul,1.Cilt-2.Kitap,Seyit Ali
Kahraman-Yücel Dağlı,Yapı Kredi Yayınları,İstanbul,2003</p>



<p>Kinin’in
Hikayesi,Kemal Hüsnü Can Başer</p>



<p>Evliya Çelebi’nin
Seyahatnamesi’nde İstanbul’un Tılsımlarının Hikaye Edilişi,Yeliz Özay,Milli
Folklor dergisi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler/">Evliya Çelebi’nin İstanbul Seyahatnamesinde Göre Su İle İlgili İnanışlar Ve Söylenceler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/evliya-celebinin-istanbul-seyahatnamesinde-gore-su-ile-ilgili-inanislar-ve-soylenceler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16708</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KİTAP DEFTERİ Dergisi 3. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-3-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-3-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 15 Jan 2019 06:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16703</guid>
				<description><![CDATA[<p>2017’de kurulan “Önce Kitap Yayınları” adına yayımlanan “Kitap Defteri” adlı derginin 3.sayısı çıktı. Bundan böyle düzenli olarak yılda dört kez yayımlanacak olan “Kitap Defteri” dergisi, Ocak 2019 tarihli üçüncü sayısıyla ikinci yılına başlamış oldu. Mütevazı dergi, yine zengin bir içerikle kitapsever okurunun karşısına çıkmayı başarmış görünüyor. Dergide, “İlk Kitap” bölümünde Ömer Eski, bu kez Nazan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-3-sayisinda/">KİTAP DEFTERİ Dergisi 3. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>2017’de kurulan “Önce Kitap Yayınları” adına yayımlanan “Kitap Defteri” adlı derginin 3.sayısı çıktı. Bundan böyle düzenli olarak yılda dört kez yayımlanacak olan “Kitap Defteri” dergisi, Ocak 2019 tarihli üçüncü sayısıyla ikinci yılına başlamış oldu. Mütevazı dergi, yine zengin bir içerikle kitapsever okurunun karşısına çıkmayı başarmış görünüyor. Dergide, “İlk Kitap” bölümünde Ömer Eski, bu kez Nazan Bekiroğlu’nun “Nun Masalları” adlı öykü kitabını gündeme getirdi. Ali Ayçil, yayım serüveninde çeyrek yüzyılı geride bırakan aylık yayımlanan Dergâh dergisini tanıttı edebiyat dergisi okurlarına. 100. yılında “Tarık Buğra” hakkında yeni bir kitabı yayımlanan Prof. Dr. Mehmet Tekin, kitabı ve dolayısıyla da Tarık Buğra ile ilgili soruları cevaplandırdı dergi için. Derginin klasiği &nbsp;“Kitap Kültürü” başlığında Virginia Woolf imzalı, okumaya yönelik bir yazıya yer verilmiş dergide. “Kitap Defteri” dergisi, adına uygun düşecek biçimde 2019 yılı abonelerine bir de “kitap” hediye ediyor. Gülcihan Bakır, Sevda Gül Kasap, Bilal Can, Ayşe Kanbur, İsmail Özalp, Yağmur Bilgili, Mehmet Nur Karakeçi ve Hasan Öztürk, yeni çıkan kitapları derginin okurları için değerlendiren diğer isimler.</p>



<p><strong>Yeni sayı, Nisan 2019’da…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-3-sayisinda/">KİTAP DEFTERİ Dergisi 3. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kitap-defteri-dergisi-3-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16703</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mor ve Sarı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mor-ve-sari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mor-ve-sari/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 Jan 2019 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16651</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aşk denizinden salınan altın bir kalp Sürüklenen bir fırtınayla gelen ben Seni sevdiğim günleri hatırlasam Özgürlüğün tadına varsam Sensizliğim sessizliğin Gözlerine bakıp dalışım Çiçek göndersen bana Koklasam doyasıya Hatırlasam tatlı nağmeyi Doğanın resmini izlemeyi Özgür olmak ister Bu salınan mor menekşe Sessiz dur yine Kalbini dinle Beni sevmediğini Söyle Kalbim sana hayran Canımdan sana kalan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mor-ve-sari/">Mor ve Sarı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Aşk denizinden salınan altın bir kalp</p>



<p>Sürüklenen bir fırtınayla gelen ben</p>



<p>Seni sevdiğim günleri hatırlasam</p>



<p>Özgürlüğün tadına varsam</p>



<p>Sensizliğim sessizliğin</p>



<p>Gözlerine bakıp dalışım</p>



<p>Çiçek göndersen bana</p>



<p>Koklasam doyasıya</p>



<p>Hatırlasam tatlı nağmeyi</p>



<p>Doğanın resmini izlemeyi</p>



<p>Özgür olmak ister </p>



<p>Bu salınan mor menekşe</p>



<p>Sessiz dur yine</p>



<p>Kalbini dinle</p>



<p>Beni sevmediğini</p>



<p>Söyle</p>



<p>Kalbim sana hayran</p>



<p>Canımdan sana kalan</p>



<p>Bir aşktır sanattan</p>



<p>Geriye kalan</p>



<p>Bana seni anlatan</p>



<p>Şiirler yazdıran</p>



<p>Bir özlemdir yüzünü görmek</p>



<p>Bana yaşamı hissettiren</p>



<p>Bir gülümseme ve sen</p>



<p>Huzurun gizli anıları</p>



<p>Kalbimi ziynetlendiren</p>



<p>Bir aşktır seni bana</p>



<p>Yandıran ağlatan</p>



<p>Hanımelleri getir bana</p>



<p>Sarı renkli laleleri</p>



<p>Papatyalar topla benim için</p>



<p>Beyaz renkli ve sade</p>



<p>Bir tatlı rüyanın gerçekleşmesi</p>



<p>Senin aşkınla mümkün</p>



<p>Bir masal anlat bana</p>



<p>Saçlarımı okşa usulca</p>



<p>Taç diye başıma tak</p>



<p>Alnımdan öpsen</p>



<p>Sevdiğini fısıldasan usulca</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mor-ve-sari/">Mor ve Sarı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mor-ve-sari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16651</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karlı Senfoni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karli-senfoni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karli-senfoni/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Jan 2019 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16648</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Ne güzeldi o kış bahçesinde Güllerin çok derinlerde çalışan uykusu Sana bir bahar hazırlamak için” Yaz günü geçince bütün ağaçlar beyaz pelerinini giyer sokaklarda dolaşır. Gökyüzünden karlar düşer, havayı bir matem sarar. Aralıktan ocağa geçerken kışın ısınma için sahlepler içilir, kahve eşliğinde sohbet edilir. Yaz ise geridedir. Yazın sandaletleri giyen bizler birden botlarımıza bürünürüz. Karların [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karli-senfoni/">Karlı Senfoni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Ne güzeldi o kış bahçesinde</p>



<p>Güllerin çok derinlerde çalışan uykusu</p>



<p>Sana bir bahar hazırlamak için”</p>



<p>Yaz günü geçince bütün ağaçlar beyaz pelerinini giyer
sokaklarda dolaşır.</p>



<p>Gökyüzünden karlar düşer, havayı bir matem sarar.</p>



<p>Aralıktan ocağa geçerken kışın ısınma için sahlepler içilir,
kahve eşliğinde sohbet edilir.</p>



<p>Yaz ise geridedir.</p>



<p>Yazın sandaletleri giyen bizler birden botlarımıza
bürünürüz.</p>



<p>Karların arasında “küt küt” sesler çıkararak yürürken
beyazlığın tadını çıkarırız.</p>



<p>Karın dinginliği bizi neşv ü neva bulur insan ruhunda.</p>



<p>Tezahür eden aydınlık ruhların yansımasıdır beyaz taş
yığınları.</p>



<p>Kar, her bir tanesi meleklerden düşen bir pamuk şeker gibi
yüzümü ıslatır.</p>



<p>Özgürlüğün tadını yaşatır karlar.</p>



<p>Elini uzatır da yakalar kar taneciklerini.</p>



<p>Masalın kıvılcım dolu beyazlığıdır karlar.</p>



<p>Tanpınar’dan sana bir şiir söyler:</p>



<p>“Bu sevinçle yüklüydü hava,</p>



<p>Geleceğin kapısında el ele vermiş</p>



<p>Gülümsüyordu her şey.”</p>



<p>Gülümse hayata.</p>



<p>Hayat seninle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karli-senfoni/">Karlı Senfoni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karli-senfoni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16648</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günümüz Türkiye Türkçesinde Mum İle İlgili Atasözleri ve Deyimler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunumuz-turkiye-turkcesinde-mum-ile-ilgili-atasozleri-ve-deyimler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunumuz-turkiye-turkcesinde-mum-ile-ilgili-atasozleri-ve-deyimler/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Jan 2019 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16642</guid>
				<description><![CDATA[<p>              Atasözü ve deyim, dilin zenginliğini gösteren iki önemli unsurdur. Atasözü, uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte sözdür. Eş anlamlıları deme, mesel, sav, darbımeseldir.[1] Atasözü dilimizi zenginleştiren en değerli hazinelerdendir. Nazım Hikmet atasözü için, “Her atasözü yerleşmiş bir itiyadın, bir âdetin, bir huyun söz biçimine girmesi, böylelikle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunumuz-turkiye-turkcesinde-mum-ile-ilgili-atasozleri-ve-deyimler/">Günümüz Türkiye Türkçesinde Mum İle İlgili Atasözleri ve Deyimler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>           </strong></p>



<p>  Atasözü ve deyim, dilin zenginliğini gösteren iki önemli unsurdur. Atasözü, uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte sözdür. Eş anlamlıları deme, mesel, sav, darbımeseldir.<a href="#_ftn1">[1]</a> Atasözü dilimizi zenginleştiren en değerli hazinelerdendir. Nazım Hikmet atasözü için, “Her atasözü yerleşmiş bir itiyadın, bir âdetin, bir huyun söz biçimine girmesi, böylelikle perçinlemesi demektir.” der.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Deyim ise, genellikle gerçek
anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği,
tabirdir.<a href="#_ftn3">[3]</a>
Deyim de dilimizin geliştirerek, yükselten önemli bir olgudur. </p>



<p>Atasözleri
ve deyimleri, adeta anahtar görevi görerek, bize ait olduğu yerin dini, dili,
yaşantısı, yani kısaca kültürü hakkında ipucu verir. Eskiden beri aydınlatma
aracı olarak kullanılan mum da atasözleri ve deyimlerimizde yerini almıştır.
Deyimlerde mum durması, erimesi, aydınlatması, hissedilen duygunun çokluğunu
ifadesiyle yer edinirken, atasözlerinde, kader, davet, çabuk bitmesi, toplumsal
öğüt verme ile yer almaktadır.</p>



<p><strong>Atasözleri</strong></p>



<p>Allah
bal mumu yakana bal mumu, yağ mumu yakana yağ mumu verir.</p>



<p>Allah
çam isteyene çam, mum isteyene mum verir.</p>



<p>baba
mirası mum gibi çabuk söner.</p>



<p>baba
mirası yanan mum gibidir.</p>



<p>bir
mum al da derdine yan.</p>



<p>caminin
(mescidin) mumunu yiyen kedinin gözü kör olur.</p>



<p>dibi
kırmızı mumla (bal mumuyla) mı çağırdım.</p>



<p>gündüzün
mum yakan geceleyin bulamaz.</p>



<p>kadının
şamdanı altın olsa mumunu dikecek erkektir.</p>



<p>mum
dibine ışık vermez.</p>



<p>mum
yanmayınca pervane dönmez. (yanmaz.)</p>



<p>yalancının
mumu yatsıya kadar yanar.</p>



<p><strong>Deyimler</strong></p>



<p>&nbsp;(bir şey başka bir şeyi) mumla aratmak</p>



<p>(birine)
mum tutturmak</p>



<p>çerağ
dinlendirme</p>



<p>çerağ
uyandırma</p>



<p>kırmızı
dipli mumla davet etmek<br /></p>



<p>mum
alıp derdine yanmak</p>



<p>mum
direk olmak</p>



<p>mum
elli</p>



<p>mum
etmek</p>



<p>mum
gibi</p>



<p>mum
gibi erimek</p>



<p>mum
kesilmek</p>



<p>mum
olmak</p>



<p>mum
yakmak</p>



<p>mum
yapıştırmak</p>



<p>muma
döndürmek (çevirmek)</p>



<p>mumla
aramak</p>



<p>mumla
aranmak</p>



<p>mumla
okumak</p>



<p>ne
bal ne mum etmek</p>



<p><strong>Türkiye
Türkçesindeki Mum İle İlgili Atasözlerinin Anlamlarına Göre Tasnifi</strong></p>



<ol><li><strong>Toplumsal
Öğüt</strong></li></ol>



<p>caminin
(mescidin) mumunu yiyen kedinin gözü kör olur.</p>



<p>kadının
şamdanı altın olsa mumunu dikecek erkektir.</p>



<p>mum
dibine ışık vermez.</p>



<p>mum
yanmayınca pervane dönmez. (yanmaz.)</p>



<ul><li><strong>Çabuk
Bitmek</strong></li></ul>



<p>baba
mirası mum gibi çabuk söner.</p>



<p>baba
mirası yanan mum gibidir.</p>



<p>gündüzün
mum yakan geceleyin bulamaz.</p>



<p>yalancının
mumu yatsıya kadar yanar.</p>



<ul><li><strong>Davet</strong></li></ul>



<p>dibi
kırmızı mumla (bal mumuyla) mı çağırdım.</p>



<ul><li><strong>Dert</strong></li></ul>



<p>bir
mum al da derdine yan.</p>



<ul><li><strong>Kader</strong></li></ul>



<p>Allah
bal mumu yakana bal mumu, yağ mumu yakana yağ mumu verir.</p>



<p>Allah
çam isteyene çam, mum isteyene mum verir.</p>



<p> <strong> Sonuç  </strong></p>



<p>            Atasözleri ve deyimler dilimizi zenginleştiren ve kültürümüz nesilden nesile aktarılan genetik kodlarıdır.  Onları incelemek bizlere kültürümüz hakkında bilgi verecektir.</p>



<p></p>



<p>[1] Dilara Pınar Arıç, Fatih Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi, İstanbul dilarapinar5@gmail.com</p>



<p>[1]
Türkçe Sözlük, TDK Yayınları, Ankara, 2011</p>



<p>[1]
a. g. e.</p>



<p>[1]
a. g. e.</p>



<p><strong>Kaynaklar</strong></p>



<p>Ayaz,
Eyüp Sertaç, <em>Türkiye Türkçesinde Arı İle
İlgili Atasözleri ve Deyimler</em>, Acta Turcica Dergisi, Yıl III, Sayı 1/1,
Ocak 2011.</p>



<p><em>Bölge Ağızlarında Atasözleri ve
Deyimler I-II</em>, TDK Yayınları, Ankara 2009.</p>



<figure class="wp-block-embed"><div class="wp-block-embed__wrapper">
http://tdk.gov.tr/index.php?option=com_atasozleri&#038;view=atasozleri
</div></figure>



<p><em>Türkçe Sözlük, </em>TDK
Yayınları, Ankara, 2011</p>



<p>Çağbayır,
Yaşar, <em>Ötüken Türkçe Sözlük, </em>İstanbul,
2007</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunumuz-turkiye-turkcesinde-mum-ile-ilgili-atasozleri-ve-deyimler/">Günümüz Türkiye Türkçesinde Mum İle İlgili Atasözleri ve Deyimler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunumuz-turkiye-turkcesinde-mum-ile-ilgili-atasozleri-ve-deyimler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16642</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Trene Binmek, Vapurdan İnmek!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Jan 2019 05:02:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16605</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yıllar önce küçük bir çocuğa sormuştum, “büyünce ne olacaksın” diye. &#160;“Öğretmen olacağını” söylemişti. Beş sınıfı bir arada okuyan ve bir tek öğretmeni bulunan bir köy okulunda okuyordu. Daha doğrusu okumaya çalışıyordu. Neden öğretmen olmak istediğini sorma gereği duymadım ama peki daha başka bir meslek sahibi olsaydı ne olurdu? Merak ettiğim bu soruyu da sordum henüz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/">Trene Binmek, Vapurdan İnmek!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yıllar önce küçük bir çocuğa
sormuştum, “<strong>büyünce ne olacaksın</strong>”
diye. &nbsp;“<strong>Öğretmen olacağını</strong>” söylemişti. Beş sınıfı bir arada okuyan ve bir
tek öğretmeni bulunan bir köy okulunda okuyordu. Daha doğrusu okumaya
çalışıyordu. Neden öğretmen olmak istediğini sorma gereği duymadım ama peki
daha başka bir meslek sahibi olsaydı ne olurdu?</p>



<p>Merak ettiğim bu soruyu da
sordum henüz 13 yaşında olan Taha’ya. Mesela dedim, belediye başkanı
olabilirsin, vali olabilirsin, milletvekili olabilirsin. Hayalin de, özlemlerin
de sonu yok. Tek şart, ona kavuşmak için çalışmak ve gerisi de kısmet…</p>



<p>“<strong>Belediye başkanı olursam..</strong>” dedi, durdu, düşündü ama bu süre çok
uzun olmadı. “<strong>Köyümüze tuvalet
yaptırırım</strong>” dedi…</p>



<p>Köyde kısa süre kalmıştım ama o
sürede köyde tuvalet olmadığını, okulun tek tuvaletinin de okulun dışında, uzak
bir köşede, derme çatma bir tuvalet olduğunu görmüştüm.</p>



<p>Taha, o yaşında “<strong>köyün en büyük eksiğini</strong>” tespit etmiş,
bir belediye başkanının ancak buna gücünün yeteceğine inanmıştı ki, “<strong>belediye başkanı</strong>” olmayı
düşleyebiliyordu.</p>



<p>Belki de insanları yaşatan
özlemidir. </p>



<p>Belki de özlemini gerçekleştirmeye
dönük çabalarıdır. </p>



<p>Zaten bu ikisi arasında geçene
hayat diyoruz. </p>



<p>Son nefese kadar süren özlemler
ve son nefese kadar devam eden çabalar. </p>



<p>Bunu biliriz, buna inanırız ama
buna rağmen bazen pes ederiz, bazen yelkenleri indiririz, bazen küseriz, bir
köşeye sineriz ama hepsinde de bir sihirli değnek bekleriz; ettiğimiz dualar
karşılıksız kalmayacaktır. Yine bir özlem ve yine özlemin gerçeğe dönüşmesine
neden olacak çaba…</p>



<p>Memleketteyken arkadaşlara
takılırdım, “<strong>beni belediye başkanı
yaparsanız size tramvay getiririm</strong>” diye. Güzergâhını da çizmiştim,
duraklarını da belirlemiştim…</p>



<p>Hiç kimsenin beni belediye
başkanı yapmaya niyeti yoktu, iyi biliyordum. </p>



<p>Çok şükür ki benim de öyle bir
özlemim, beklentim yoktu ki, o yönde bir çaba harcayıp, hayal kırıklığını
büyüteyim.</p>



<p>Ama tramvay gerçekti…</p>



<p>Belediye başkanı olmama gerek
yoktu; öyle bir yetkim olsa, öyle bir yetkiliye ulaşacak gücüm olsa, ilk işim o
olurdu…</p>



<p>Bunun elbette Taha gibi bir
sebebi vardı…</p>



<p>Taha, köyündeki tuvalet
eksikliğini tespit etmişti. Bunu tespit etmek için elbette kâşif olmaya gerek
yoktu. Köyde tuvalet yoktu ve bunu herkes biliyordu. Ama Taha’nın farkı, “<strong>tuvalet ihtiyacını tuvalette gidermesi
gerektiğini</strong>” bilecek bir kafa yapısına sahip olmasıydı. Yani eksikliği
görmekle, eksikliği gidermeye niyetlenmek çok farklıdır. Taha’nın farkı buydu
ve Taha bir de “<strong>derme çatma</strong>” değil,
güzel bir tuvalet yaptırmayı hayal ediyordu…</p>



<p>Çocukluğumda tren özlemim
vardı. Kara trene binme hayaliyle bir ömür geçirdim.&nbsp; 55 yaşına girmeme sayılı günler kala “<strong>metro-tramvay-marmaray</strong>” üçlüsünün
dışında “<strong>tren</strong>” denilebilecek hiçbir
şeye binmek kısmet olmadı.</p>



<p>Doğal olarak da bu özlemim, her
geçen gün arttıkça arttı. Şimdi bunu Doğu Ekspresiyle gidermenin hayaline
dönüştürdüm. Birkaç hafta izin alacağım, hayalini kurduğum yolculuğa çıkacağım…</p>



<p>Kim bilir ne zaman?</p>



<p>Ama zaten hayat dediğimiz şey,
özlem ve onu gerçekleştirmeye dönük süre arasında geçen zaman dilimi değil
miydi?</p>



<p>Öyleydi sanırım…</p>



<p>Kadıköy’de vapurdan indiğimde
bunları düşünüyordum. Moda’ya kadar nostaljik tramvayla seyahat ederken de…</p>



<p>55 yaşına adım atmaya sayılı
günler kale “<strong>bir tren hayalini bile
gerçekleştiremeyen</strong> <strong>adam”</strong>
olmaktan utanmıyordum; beni ayakta tutanların bu özlemlerin toplamı olduğunu çok
iyi bilecek kadar yaşayıp görmüştüm…</p>



<p>Bir diğer özlemimse “<strong>vapurla uzun bir yolculuk</strong>”tu…</p>



<p>Şehir hatları vapuru, boğaz
turu, Adalara kadar gidip gelmekle bu özlem yerini bulmuyor. Kıbrıs’a “<strong>hızlı</strong>” feribotla gitmek de bu özlemin
giderilmesine neden olmuyor. Trenle de, vapurla da yapılacak yolculuk en az bir
hafta sürmeli.</p>



<p>Bir hafta boyunca yol arkadaşınla
birlikte sadece bir kompartımanı veya kamarayı paylaşmaktan öte, sessizliği
paylaşmak, ıssızlığı paylaşmak, güzellikleri paylaşmak, doğayı paylaşmak ve
bilinmezlere doğru yolculuk etmek…</p>



<p>Tren ve vapur yolculuğu,
yolculukların içerisinde en güzelidir. Belki de ben öyle biliyorum. Yıllarca
hayalini kurduğum için gide gide büyüyen bir özlemin de ötesinde, bir hikâyesi,
bir kurgusu, bir senaryosu olan hayale dönüşmüştür.</p>



<p>Nereden bineceğim, nerede
ineceğim, kimlerle yolculuk edeceğim, hangi güzergahta, hangi insanlarla
karşılaşacağım.. bütün bunların hepsi senaryonun en önemli parçaları gibi
hafızama kazınmış da olabilir, bilmiyorum.</p>



<p>Bildiğim bir şey ise bir
özleminiz varsa, yaşamak için sebepleriniz de vardır. Ne kadar çok özlem, o
kadar çok yaşama sebebi.</p>



<p>Daha iyi bir dünya için
kurduğunuz her hayal, gerçeğe dönüşmeye aday bir çabanın ürünü olacaktır, buna
hiç kuşku duymuyorum…</p>



<p>Trene binip, vapurdan inmek,
bir köye tuvalet yaptırmak kadar “<strong>basit</strong>”
bir hayaldir ama o basitlikler olmazsa, hayatımızı kolaylaştıran hiçbir şey de
olmayacaktır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/">Trene Binmek, Vapurdan İnmek!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16605</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kek Tarifi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kek-tarifi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kek-tarifi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 03 Jan 2019 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16598</guid>
				<description><![CDATA[<p>Temizlenen yürekler alınıp &#160;Derin bir kâseye atılıp İyice çırpılır. Bir çay bardağı sevgi, Bir su bardağı saygı, Bir fincan güzel söz, Bir yudum güler yüz, Katılıp harmanlanır. Gökyüzünden sonsuzluk, &#160;Bulutlardan beyazlık, Aydan aydınlık, Yıldızlardan mutluluk, Vefadan bir tutam tuz, Hayâdan bir fiske süz, Sevgiyle bakan bir çift göz İlave edilir. Bu tarif kalıba değil, Özgün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kek-tarifi/">Kek Tarifi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Temizlenen yürekler alınıp</p>



<p>&nbsp;Derin bir kâseye atılıp</p>



<p>İyice çırpılır.</p>



<p>Bir çay bardağı sevgi,</p>



<p>Bir su bardağı saygı,</p>



<p>Bir fincan güzel söz,</p>



<p>Bir yudum güler yüz,</p>



<p>Katılıp harmanlanır.</p>



<p>Gökyüzünden sonsuzluk,</p>



<p>&nbsp;Bulutlardan beyazlık,</p>



<p>Aydan aydınlık,</p>



<p>Yıldızlardan mutluluk,</p>



<p>Vefadan bir tutam tuz,</p>



<p>Hayâdan bir fiske süz,</p>



<p>Sevgiyle bakan bir çift göz</p>



<p>İlave edilir.</p>



<p>Bu tarif kalıba değil,</p>



<p>Özgün bir hayata dökülür.</p>



<p>Olgunluk fırınında zamanla
pişirilir.</p>



<p>Sıcak sıcak kesilir.</p>



<p>Ilık ılık yenilir.</p>



<p>Bir dilim yetmez kimseye,</p>



<p>İnsanın tattıkça tadası,</p>



<p>Yedikçe yiyesi gelir.</p>



<p>Bu terkîbi bir defa
uygulayan,</p>



<p>Bu keki bir defa tadan,</p>



<p>Kaç temiz yürek doldursa</p>



<p>O kâse yine de dolmaz,

Bu kek yemelere
doyulmaz.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 



</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kek-tarifi/">Kek Tarifi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kek-tarifi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16598</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tamamdır Vakit</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tamamdir-vakit/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tamamdir-vakit/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Jan 2019 06:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16595</guid>
				<description><![CDATA[<p>her şeyi geride bıraksam nere olursa olsun güneş… ay… gücüm yettiğince aklım el verdikçe; yasaklanmış tüm lisanları babaannemin hikayelerini unutarak! karaladığım onca kağıdı hayran kaldığım mısraları yağmuru, denizi, geride bırakarak! koşardım, keşke yapabilseydim tüm bunları keşke. yorulmazdım, erkenden bir kavanoza koyup hissettiklerimi yıldızlara bağlamak ister miydim hiç? hiç bırakmayacaktım o vakit elbet ararsın ya, elbet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tamamdir-vakit/">Tamamdır Vakit</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><em>her şeyi
geride bıraksam</em></p>



<p><em>nere olursa
olsun</em></p>



<p><em>güneş… ay…</em></p>



<p><em>gücüm
yettiğince</em></p>



<p><em>aklım el
verdikçe;</em></p>



<p><em>yasaklanmış
tüm lisanları </em></p>



<p><em>babaannemin
hikayelerini</em></p>



<p><em>unutarak!</em></p>



<p><em>karaladığım
onca kağıdı</em></p>



<p><em>hayran
kaldığım mısraları</em></p>



<p><em>yağmuru,</em></p>



<p><em>denizi,</em></p>



<p><em>geride
bırakarak!</em></p>



<p><em>koşardım,</em></p>



<p><em>keşke yapabilseydim
tüm bunları</em></p>



<p><em>keşke. </em></p>



<p><em>yorulmazdım,</em></p>



<p><em>erkenden bir
kavanoza koyup</em></p>



<p><em>hissettiklerimi</em></p>



<p><em>yıldızlara
bağlamak ister miydim hiç?</em></p>



<p><em>hiç
bırakmayacaktım o vakit</em></p>



<p><em>elbet
ararsın ya, elbet bulurum ya!</em></p>



<p><em>fakat,</em></p>



<p><em>vakit burada
çok geç</em></p>



<p><em>sen her
şafak sökerken</em></p>



<p><em>beni affet</em></p>



<p><em>hatta </em></p>



<p><em>bağışla!</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tamamdir-vakit/">Tamamdır Vakit</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tamamdir-vakit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16595</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyaz Perdeli Geceden Dost’a</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 01 Jan 2019 06:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16587</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Algıları gittikçe daralan insanlar topluluğunu yakından izle sevgili dostum. Bakış açını önce daraltıp sonra genişlet. Birçok şeyi fark edecek ve sanat adına yaptığımız her şeyin kalıplara sıkıştığını göreceksin. Çünkü hepimiz insanız. İnsan olmaya çalışan varlıklarız.Var olma sürecinde çırpınan deri ve kanız. Sahip olduklarımız çerçevesinde kendini keşfetmeye çalışan bireyleriz. Verdiğim ödevleri yaptın mı?” “Delirdin mi sen? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/">Beyaz Perdeli Geceden Dost’a</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Algıları gittikçe daralan insanlar topluluğunu yakından izle sevgili dostum. Bakış açını önce daraltıp sonra genişlet. Birçok şeyi fark edecek ve sanat adına yaptığımız her şeyin kalıplara sıkıştığını göreceksin. Çünkü hepimiz insanız. İnsan olmaya çalışan varlıklarız.Var olma sürecinde çırpınan deri ve kanız. Sahip olduklarımız çerçevesinde kendini keşfetmeye çalışan bireyleriz. Verdiğim ödevleri yaptın mı?”</p>



<p>“Delirdin
mi sen? Çocuk gibi ödev mi yapayım.”</p>



<p>“Elbette. Ne var ki bunda. Lafa gelince çocukluğunu özlersin. Lütfen bir kez olsun bir araştırma yap. Tıpkı geçen gün konuştuğumuz gibi. İnsan nedir, insanı var eden uzuvlar nelerdir, ne işe yarar? Bu sorulara cevap aradıkça daha derin soruları ortaya çıkaracaksın.”</p>



<p>“Ben senin kadar derin düşünemiyorum. Üzgünüm.”</p>



<p>“Ama genel bir bilgi bile kendini tanımana yetecektir. Ardından insanlar topluluğu olan ulusları incele. Ulus nedir, halk nedir, dil nedir, din nedir? Bu soruların derinliğinden neden korkasın ki? Bu sorular bizzat seni, bizi bir ağaç dalı gibi tepeye ulaştıran bir yoldur.”</p>



<p>“Ben bu bilge tavırlarından gerçekten çok sıkıldım. Şuan her yer senin gibi insanlarla dolu. Senin farkın ne ki? Beni güldürüyorsun.”</p>



<p>Konuşmayı sürdürmenin bir anlamı kalmamıştı. Anlattıkları anlaşılamıyordu. Anlattığı basit şeyler dahi onu sözde bir bilgeye çeviriyordu. Kendi kabuğuna mı çekilmeliydi? Yoksa devam mı etmeliydi hayatına? Hiçbir şey konuşmamış, anlatmamış gibi&#8230; Susmaya karar vermenin ilk adımı bu konuşma olabilirdi. En yakınları tarafından dahi anlaşılamıyordu. Neden? Kendi sorusunu cevaplama gereği hissetti.“Çünkü her şey sıradanlaştı. Sanal insanlar, yazarlar, müzisyenler ortaya çıktı.Ve herkesleşmeye başladık.” İyi de herkesleşmek neden korkutucu olsun ki? Kendi benliğini kaybetme korkusu sarıyordu bedenini. Herkes kendi benliğini kaybetmiş olabilir miydi? Telefon ahizesini yerine yerleştirip masanın başına geçti. Dumanı tüten çay bardakta parlıyordu. Gözleri pencereyi saran perdeye takılmıştı.“Bu bir lanet. Üzerimde var olmaya çalışan bir lanet. Bu lanetten kurtulmalıyım. Ben herkes olamam. Benim yazdıklarım, çizdiklerim, anlattıklarım herkesten farklı. Ben farklıyım.” Siyah lekelerle kaplanmış perdenin konuşmasını bekliyordu sanki. Bu beklenti yerini alaya bırakmıştı. “Elbette konuşmayacaksın. Tamam. O halde ben konuşurum.” Sesini incelterek soruya cevap veriyordu.“Herkes benliğini kaybetmiş olmasa toplum bu denli delirebilir miydi?” Sesini düzeltmişti.“Haklı olabilirsin. Elbette bunun farkındayım. Ama herkes gibi olmak istemiyorum.” Sesini tekrar inceltti. “Sana acı bir gerçeği söylememi ister misin?” Sesini düzelterek “Elbette.Benim korkacak bir şeyim yok.” dedi.“Emin misin?” Başını sallayarak onayladı. “Benliğinden uzaklaşan asıl sensin. Kendini kanıtlamaya çalışan da.Egonu bilgiden kutsal tutan da. Herkes deli değildir. Ama akıllı da değildir. Sadece bir denge vardır. Bir terazi vardır. Deli ve akıllı terazisi bir iç paradokstur. Kendi içinde kıvrımlaşan ve derinleşen iki ayrı konudur. Ne deli taklidi yapmaya ne de akıllı taklidi yapmaya ihtiyacı yoktur insanın.Çünkü insan aslında ilkel bir varlıktır. Kendini keşfetmenin yolu sadece bilgi değildir.Var olanla yaşamaktır. Kendini yaşamaktır.” Sesini düzeltmişti.“Yani sonuç olarak.” Perdenin ince sesi cevap vermişti ; “Kendin ol.”</p>



<p>Perdeyi bir kenara çekip camdan dışarıya baktı. Dip dibe olan apartmanlar görülüyordu. Gözleri gri bir binanın dördüncü katına takıldı. Balkon kapısından dışarıya sarkan beyaz ince perdeyi görüyordu. Perdenin rüzgara karşı savunmasızlığını izliyordu.Dilinden dökülen dizeleri dinliyordu şimdi:</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=342%2C257&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16591" width="342" height="257" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>“İnsan
olmak ya hani,</p>



<p>&nbsp; Kendinden güçsüze acımak.</p>



<p>&nbsp; Kendine acımaktan öte,</p>



<p>&nbsp; Kaybolmak kara gecede.</p>



<p>&nbsp; Gecelerimden beyaz tüller geçirdim,</p>



<p>&nbsp; Çığlıklarımı duydun mu dostum?</p>



<p>&nbsp; Gözlerinden süzülen yaşları biriktirdim.</p>



<p>&nbsp; Çingeneler zamanına sakla,</p>



<p>&nbsp; Çünkü o gün ince bir tülle düşeceksin yere. </p>



<p>&nbsp; Bileklerimdeki prangalar paslandığında,</p>



<p>&nbsp; Deniz adını sordu.</p>



<p>&nbsp; Usanmadan,</p>



<p>&nbsp; Kefenledim tüm günahlarını.</p>



<p>&nbsp; Ve yeniden haykırdım dostum,</p>



<p>&nbsp; Söyle duydun mu beni?”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/">Beyaz Perdeli Geceden Dost’a</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Simli Kartpostallardan Geride Kalan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 06:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[kartpostal]]></category>
		<category><![CDATA[tebrikkartı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16526</guid>
				<description><![CDATA[<p>Telaşla cep telefonlarımıza gelen mesajları yanıtlamaya çalışırken, bir taraftan da elimizde kumandayla televizyonda izleyecek bir şeyler aramaya çabalamanın adı oldu artık yıl başları. Geleneksel yeni yıl yemeğinin şişkinliği ile, olmazsa olmaz kuru yemişlere daldırırken parmakları, eğlenmek zorunlu diye &#8211; nasıl girilirse yeni yıla öyle geçecek ya bütün bir sene- batıl inançların peşi sıra adımlayarak klasik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/">Simli Kartpostallardan Geride Kalan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Telaşla cep telefonlarımıza gelen mesajları yanıtlamaya çalışırken, bir taraftan da elimizde kumandayla televizyonda izleyecek bir şeyler aramaya çabalamanın adı oldu artık yıl başları. Geleneksel yeni yıl yemeğinin şişkinliği ile, olmazsa olmaz kuru yemişlere daldırırken parmakları, eğlenmek zorunlu diye &#8211; nasıl girilirse yeni yıla öyle geçecek ya bütün bir sene- batıl inançların peşi sıra adımlayarak klasik olanı, pijama, terlik ve televizyonu &#8211; PTT- esprisiyle girilecek 2019 &#8216;a&#8230;</p>



<p><em>Ben her yeni yılda yağacak kar umuduyla pencereye dalarım, gecenin sessizliği içinde gelecek yeni yılı, gökyüzünün karanlık koynunda ararım.</em></p>



<p>Küçük bir kız çocuğu iken, okulumuzun yolu üzerindeki kırtasiye dükkanında, telli döner kartpostal tezgahında, simli kartpostlallarla başlardı yeni yıl heyecanı. En az bir hafta öncesinden özenle seçilen bu tebrik kartlarına, dolma kalemle ve el yazısıyla yazılan iyi dileklere, bir de küçük maniler eklerdik çocukça&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/simli.gif?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16579" data-recalc-dims="1"/><figcaption>Sepet sepet yumurta,  Sakın beni unutma, Unutursan küserim, Gözlerinden öperim</figcaption></figure></div>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/f9bee05bdb4fbe42b9024b478fe7457e-1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16531" data-recalc-dims="1"/></figure>



<p>Her kart için farklı zarf almaya dikkat ederdik. Renk renk zarflar vardı, gönderilecek kimsenin zevkine uygun olmasına özen gösterirdik seçilecek kartı ve dahi zarfı&#8230; İnceliklerin inceliklere karıştığı sevgilere boğulmuş cümleler kurulurdu. Küçük bir edebiyatçı çıkardı içimizden. Yazmaya ilk olarak ben, bu simli kartpostallarla başlamıştım&#8230; İnsanın, insan olduğu günlerden -kalmalıklığım- bu kartlara dayanır. Sevincin bol olduğu bu yeni yıl günlerine. Dilekler ve beklenenler sıralanırdı, mutlu, huzurlu ve sağlık dolu günler ardı ardına, varsa kişiye özel istekler dile getirilirdi. &#8216; Doğacak yavrunuz selametle dünyaya gelsin &#8216; gibi&#8230; Neredeyse bir dua edasıyla kutsanırdı adeta yeni yıl, yeni umutlar demekti&#8230; </p>



<p>Umut etmek yasaklanmamıştı daha, büyük &#8211; küçük, zengin-fakir, okumuş-cahil, öğrenci-öğretmen, yöneten- yönetilen ayrımları yoktu henüz. Bir mahallede herkes kapı komşumuz olabiliyordu. Beton bloklara sığınmış sitezedeler yoktu, &#8216;kim o&#8217; diyerek açtığımız kapılardan sıcak gülümsemesiyle, elinde porselen tabakla gelen komşu teyze olurdu en çok&#8230;</p>



<p>İşte bu yüzden uzak ahbap, tanıdık, akraba kim varsa dumanı tüten bir kahvenin hatırına bu tebrik kartlarıyla ulaşılırdı. İnsan sıcaklığı, dolma kalemlerin ucundan, postacının çantasından, evlere saçılırdı.</p>



<p>Hele birde uzaktan yaşanan aşklar var ise, işte o vakit yazılanlarla şiir kitabı çıkarılırdı&#8230; Edebiyat, bu kartpostllarda saklıydı&#8230;</p>



<p> 2019&#8217;a ramak kala, dolma kalemle olamasa da, klavyemin ucundan bulabildiğim bu simli kartlara yazıyorum ben de bu sene, bütün iyi dileklerimi, tarafınızdan kabul oluna&#8230;</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16581" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?w=564&amp;ssl=1 564w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?resize=217%2C300&amp;ssl=1 217w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?resize=304%2C420&amp;ssl=1 304w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Sağlık ve umutla geçecek keyfinizin daim olduğu bir yıl olsun. Faturaların el yakmadığı, ceplerimizden paraların eriyip akmadığı, insanların birbirinin sırtına basmadığı, ezip suyunu çıkarmadan sevgilerin gözlerden gözlere sıçradığı, muhabbetin kağıt üzerinde kalmayıp gönüllere yazıldığı, empati ve diğergamlığın bütün insanlığa yayıldığı, egoların buz kalıplarında donduğu bir yıl olsun 2019&#8230;</figcaption></figure>



<p>Sağlıcakla ve muhabbetle kalın&#8230;</p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/">Simli Kartpostallardan Geride Kalan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16526</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yazan mı? Okuyan mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yazan-mi-okuyan-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yazan-mi-okuyan-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 29 Dec 2018 05:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16558</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazan kim okuyan kim?&#160;&#160; Ama önce beni iyi dinle! Biliyor musun artık dinlemiyorum, Masalımı hikâyelerimi kendim yazıyorum, Prens ne zaman gelir, Nerede ne olur, Çok iyi biliyorum. Prensesler artık güçsüz değil, Bunu sakın unutma! Yazanın sözlerini iyi dinle! Ne yapsaydım , Sen git dünyayı gez dur, Ben uykudan kalkar kalkmaz , Eski cadılarınla mı savaşsaydım. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazan-mi-okuyan-mi/">Yazan mı? Okuyan mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yazan kim okuyan kim?&nbsp;&nbsp; </p>



<p>Ama önce beni iyi dinle!</p>



<p>Biliyor musun artık dinlemiyorum,</p>



<p>Masalımı hikâyelerimi kendim yazıyorum,</p>



<p>Prens ne zaman gelir,</p>



<p>Nerede ne olur,</p>



<p>Çok iyi biliyorum.</p>



<p>Prensesler artık güçsüz değil,</p>



<p>Bunu sakın unutma!</p>



<p>Yazanın sözlerini iyi dinle!</p>



<p>Ne yapsaydım ,</p>



<p>Sen git dünyayı gez dur,</p>



<p>Ben uykudan kalkar kalkmaz ,</p>



<p>Eski cadılarınla mı savaşsaydım.</p>



<p>Neyse ki uyumuyorum.</p>



<p>Ejderhalar ve cadılarla,</p>



<p>Sen gelmeden yenerim.</p>



<p>Dedim ya prensesler,</p>



<p>Artık uyumuyor .</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazan-mi-okuyan-mi/">Yazan mı? Okuyan mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yazan-mi-okuyan-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16558</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşkın Kronolojisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/askin-kronolojisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/askin-kronolojisi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 06:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16485</guid>
				<description><![CDATA[<p>ay rengi bir çığlık&#160; dudaklar arasında yürek takvime eklenecek&#160; yeni kuruluş tarihi. hayalde heykeli hiç yorulmamaya benzer Aşk. kalabalık kağıtlar haftanın ilk günü yürek devlete bağlanan. bilmem kaçıncı maddeye yeni fıkralar ekleyen. her gün işe gitmeye benzer Aşk. banka sıraları&#160; saati saatine alınan ilaçlar yürek yorgunluğa inanan son evresinde, ay rengi acıdan solmuş çığlık. her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askin-kronolojisi/">Aşkın Kronolojisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>ay rengi bir çığlık&nbsp;<br />
dudaklar arasında</p>



<p>yürek</p>



<p>takvime eklenecek&nbsp;<br />
yeni kuruluş tarihi.<br />
hayalde heykeli</p>



<p><br />
hiç yorulmamaya benzer<br />
Aşk.</p>



<p>kalabalık kağıtlar<br />
haftanın ilk günü</p>



<p>yürek</p>



<p>devlete bağlanan.<br />
bilmem kaçıncı maddeye<br />
yeni fıkralar ekleyen.</p>



<p><br />
her gün işe gitmeye benzer<br />
Aşk.</p>



<p>banka sıraları&nbsp;<br />
saati saatine alınan ilaçlar</p>



<p>yürek</p>



<p>yorgunluğa inanan<br />
son evresinde, ay rengi<br />
acıdan solmuş çığlık.</p>



<p><br />
her gün soluk almaya benzer<br />
Aşk.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askin-kronolojisi/">Aşkın Kronolojisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/askin-kronolojisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16485</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Freedom</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/freedom/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/freedom/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Dec 2018 07:08:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16476</guid>
				<description><![CDATA[<p>One day I will see your eyes Crying in the crowd But you don&#8217;t understand How much I care Of you Freedom is you My heart is you My love is you My cry is you But you are not My touch You are not Too much But you are Everything Of my life You, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/freedom/">Freedom</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>One day I will see your eyes</p>



<p>Crying in the crowd</p>



<p>But you don&#8217;t understand</p>



<p>How much I care</p>



<p>Of you </p>



<p>Freedom is you</p>



<p>My heart is you</p>



<p>My love is you</p>



<p>My cry is you</p>



<p>But you are not</p>



<p>My touch</p>



<p>You are not </p>



<p>Too much</p>



<p>But you are </p>



<p>Everything</p>



<p>Of my life</p>



<p>You, freedom</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/freedom/">Freedom</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/freedom/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16476</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Recep Ardoğan&#8217;dan &#8220;Güzel Düşün Güzel Gör&#8221; Kitabı Çıktı!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/recep-ardogandan-guzel-dusun-guzel-gor-kitabi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/recep-ardogandan-guzel-dusun-guzel-gor-kitabi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 20 Dec 2018 13:46:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16470</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güzel Düşün Güzel Gör &#8211; Hayatın Renklerindeki Hikmet- yazar: Recep ARDOĞAN 3,5&#215;21 cm karton kapak, 272 sayfa Kahramanmaraş, 2018 klm yayınları, Gençlik Serisi. Dağıtım: Yeryüzü dağıtım &#8220;İnsanlar ve olaylar hakkında iyi düşünmek, güzel zanda (hüsnüzan) bulunmak, hayat içinde hayattır. Biri hakkında güzel olanı düşünmek, hayatın renklerini en güzel tabloya yerleştirmektir. Kötü düşünmek ise umutsuzluktan çıkar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/recep-ardogandan-guzel-dusun-guzel-gor-kitabi-cikti/">Recep Ardoğan&#8217;dan &#8220;Güzel Düşün Güzel Gör&#8221; Kitabı Çıktı!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Güzel Düşün Güzel Gör &#8211; Hayatın Renklerindeki Hikmet-</strong></p>



<p>yazar: Recep ARDOĞAN</p>



<p>3,5&#215;21 cm karton kapak, 272 sayfa </p>



<p>Kahramanmaraş, 2018</p>



<p>klm yayınları, Gençlik Serisi. </p>



<p>Dağıtım: Yeryüzü dağıtım</p>



<p><strong>&#8220;İnsanlar ve olaylar hakkında iyi düşünmek, güzel
zanda (hüsnüzan) bulunmak, hayat içinde hayattır. Biri hakkında güzel olanı
düşünmek, hayatın renklerini en güzel tabloya yerleştirmektir. Kötü düşünmek
ise umutsuzluktan çıkar, kaygı ve kederle noktalanır.&#8221;</strong></p>



<p>Kitap ortaokul öğrencilerinin de anlayabileceği bir dille
yazılmıştır. Bununla birlikte üniversiteye başlayan öğrenciler için de katkıda
bulunabilecek bilgiler ve fikirler içermektedir.&nbsp; </p>



<p>Allah neden yeryüzünde doğal âfetlerin, kuraklık,
hastalıkların olmasına, masum canlıların acı ve üzüntü duymalarına izin
veriyor, sorusu çeşitli yönleriyle ele alınmıştır. </p>



<ul class="wp-block-gallery aligncenter columns-1 is-cropped"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/recep-akdogan-guzel-dusun-guzel-gor.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="Güzel Düşün Güzel Gör - Hayatın Renklerindeki Hikmet-" data-id="16472" data-link="https://www.sanatduvari.com/?attachment_id=16472" class="wp-image-16472" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/recep-akdogan-guzel-dusun-guzel-gor.jpg?w=468&amp;ssl=1 468w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/recep-akdogan-guzel-dusun-guzel-gor.jpg?resize=193%2C300&amp;ssl=1 193w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/recep-akdogan-guzel-dusun-guzel-gor.jpg?resize=270%2C420&amp;ssl=1 270w" sizes="(max-width: 468px) 100vw, 468px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Güzel Düşün Güzel Gör &#8211; Hayatın Renklerindeki Hikmet-</figcaption></figure></li></ul>



<p>Bireyi sorunlara karşı yalnız bırakmayan bir inancımız,
millet şuurumuz, aile kavramımız var. İslam dininin İlahî imtihan, rıza ve
teslimiyet, tevekkül, sabır ve şükür öğretileri var. Bu kavramlar, Allah&#8217;ın
nimetlerini fark etme bilinci ve yaşama sevinci aşılamaktadır. </p>



<p>İşte bu kitap, inancımızın aşıladığı bakış açısını, edebî
öykülerle örneklendirerek açıklamaktadır. Dünyaya ve hayata neden iyimser
bakmak gerektiğini açıklamaktadır. Bu iyimser bakış, insanın kendine, çevresine
ve yaratıcına karşı temel bir borcudur. </p>



<p>Kitapta dünyaya ve hayata iyi bakmanın, gelecek için ümidi
korumanın, hayal kurmanın gerçekte bir avuntu mu yoksa bir bilgelik mi olduğu
örneklerle açıklanmaktadır.</p>



<p><strong>&#8220;Üzülmeyin, çünkü Allah
bizimle beraberdir. İnsanın üzüntüsü, düşmanı sevindirir. İnanan insanın en
büyük düşmanı da şeytandır, en çok o sevinir.&#8221;</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/recep-ardogandan-guzel-dusun-guzel-gor-kitabi-cikti/">Recep Ardoğan&#8217;dan &#8220;Güzel Düşün Güzel Gör&#8221; Kitabı Çıktı!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/recep-ardogandan-guzel-dusun-guzel-gor-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tınılar / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tinilar-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tinilar-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Dec 2018 04:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16460</guid>
				<description><![CDATA[<p>Özgürlüğün en tatlı mevsiminde Sevginin yaz mevsiminde On yedi mayısın güzelliğinde Sedirin üzerinde bir gitar ve ben Gözlerine bakan bir can Senin rüzgarına kapılıp giden Bir salkım saçak üzüm tanesinde Başaklardan gelen bir tını Müzikle gelen bir aşkın Esinti geliyor uzaklardan Belki duyarsın beni Bir tren ve yolcu Camdan bakan ben Uzaklara gitsem seninle Tatlı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tinilar-siir/">Tınılar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Özgürlüğün en tatlı mevsiminde</p>



<p>Sevginin yaz mevsiminde</p>



<p>On yedi mayısın güzelliğinde</p>



<p>Sedirin üzerinde bir gitar ve ben</p>



<p>Gözlerine bakan bir can</p>



<p>Senin rüzgarına kapılıp giden </p>



<p>Bir salkım saçak üzüm tanesinde</p>



<p>Başaklardan gelen bir tını</p>



<p>Müzikle gelen bir aşkın</p>



<p>Esinti geliyor uzaklardan</p>



<p>Belki duyarsın beni</p>



<p>Bir tren ve yolcu</p>



<p>Camdan bakan ben</p>



<p>Uzaklara gitsem seninle </p>



<p>Tatlı bir kar tanesinin</p>



<p>Tenime değmesine tutunarak</p>



<p>Seni seviyorum dememesine</p>



<p>Alınarak senden uzaklığın</p>



<p>Verdiği acıya katlanarak</p>



<p>Ihlamur kasrında bir masal</p>



<p>Bir tını senden gelen</p>



<p>Şairlerin aşık olduğu kişi</p>



<p>Diye sordularsa sana</p>



<p>Söylesinler o gülümsemenin</p>



<p>Verdiği mutluluğu yaşamak</p>



<p>Özgürlüğün verdiği mutluluğu</p>



<p>Kimse bana vermedi</p>



<p>Seni sevdiğimi defalarca</p>



<p>Söylesem de olmadı</p>



<p>Notaları duyarak</p>



<p>Müziğin nağmelerinde </p>



<p>Seni seyran ederek</p>



<p>Anlattığım duyguları sana</p>



<p>Dökerek seni yaşadım</p>



<p>Aşkın verdiği acı</p>



<p>Aslında mutluluktu</p>



<p>Masum bir aşk</p>



<p>Müziğin notalarında gezinen</p>



<p>Salınan servinin bana</p>



<p>Hissettirdiğini kimse bilemez</p>



<p>Aşkın ateşinde yanan ben</p>



<p>Piyanonun sesinde duygulanan</p>



<p>Ben seni seviyorum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tinilar-siir/">Tınılar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tinilar-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16460</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yüreğindeki İlk Veda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yuregindeki-ilk-veda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yuregindeki-ilk-veda/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Dec 2018 08:25:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16458</guid>
				<description><![CDATA[<p>Heybetsiz bir adamsın işte kendi peşinde geceleri bile zor geçiriyorsun; ışığa çiçek uzatıyor görünür yalnızlıklarını toprağa gömüyorsun. uzanıyorsun bu gece ve son gece toprağın utangaç tarafına; yüzünde masum gençlikten kalma bir ifade ile mutluluk dokunduruyorsun ellerine. sürgün yemiş bir adama benziyorsun saklanmalısın şimdi çiçeklerin göz kırpmalarına. saklanıyorsun. toprağa sen değince geç oluyor vakit. artık veda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuregindeki-ilk-veda/">Yüreğindeki İlk Veda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Heybetsiz bir adamsın işte</p>



<p>kendi peşinde</p>



<p>geceleri
bile zor geçiriyorsun;</p>



<p>ışığa
çiçek uzatıyor</p>



<p>görünür yalnızlıklarını</p>



<p>toprağa gömüyorsun.</p>



<p>uzanıyorsun bu gece</p>



<p>ve
son gece</p>



<p>toprağın utangaç tarafına;</p>



<p>yüzünde masum</p>



<p>gençlikten kalma bir ifade ile</p>



<p>mutluluk dokunduruyorsun ellerine.</p>



<p>sürgün yemiş bir adama benziyorsun</p>



<p>saklanmalısın şimdi </p>



<p>çiçeklerin
</p>



<p>göz
kırpmalarına.</p>



<p>saklanıyorsun.</p>



<p>toprağa
</p>



<p>sen
değince </p>



<p>geç oluyor vakit.</p>



<p>artık</p>



<p>veda etmelisin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuregindeki-ilk-veda/">Yüreğindeki İlk Veda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yuregindeki-ilk-veda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16458</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karanlık Islak Acı Dolu / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karanlik-islak-aci-dolu-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karanlik-islak-aci-dolu-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Dec 2018 06:41:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16131</guid>
				<description><![CDATA[<p>Artık duyabiliyor musun canım? Hayır! Sustu şehir gidişinle. Kaybına mı ağlıyor gökyüzü bilmem. Ya bu insan kalabalığı! Onlar mı? Sensizliğin telaşesinde. Yokluğunla boşluğa düşmüşüz Âlem, bir arayış içinde. Görüyorsun ya! Eksildik. Yarın kaldı… Evet! İçimde yarım kaldı yarın. Sıcacık ellerin, yazdan kalma anılarım. Yazdığım her kelime Söyleyemediğim adının gizemi. Gözlerin! O gözlerin yok mu senin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanlik-islak-aci-dolu-siir/">Karanlık Islak Acı Dolu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Artık duyabiliyor musun canım?</p>
<p>Hayır!</p>
<p>Sustu şehir gidişinle.</p>
<p>Kaybına mı ağlıyor gökyüzü bilmem.</p>
<p>Ya bu insan kalabalığı!</p>
<p>Onlar mı?</p>
<p>Sensizliğin telaşesinde.</p>
<p>Yokluğunla boşluğa düşmüşüz</p>
<p>Âlem, bir arayış içinde.</p>
<p>Görüyorsun ya! Eksildik.</p>
<p>Yarın kaldı…</p>
<p>Evet! İçimde yarım kaldı yarın.</p>
<p>Sıcacık ellerin, yazdan kalma anılarım.</p>
<p>Yazdığım her kelime</p>
<p>Söyleyemediğim adının gizemi.</p>
<p>Gözlerin! O gözlerin yok mu senin</p>
<p>Uzun uzun seyre daldığım.</p>
<p>Gecenin koynuna,</p>
<p>Her ışıkla bir hayat ve bir hayal doğurduğum</p>
<p>Uykusuz gecelerimin demi…</p>
<p>Canım!</p>
<p>Ben o kahverengi gözlerinle</p>
<p>Sonsuzluğu düşledim.</p>
<p>Vapurda martılara simit atmadım mesela</p>
<p>Kâğıt helva yemedim</p>
<p>Adalara gitmedim</p>
<p>Güzel olan ne varsa bu şehirde</p>
<p>İçinde hep sen ol istedim.</p>
<p>Soğuk ve solgun caddelerinde</p>
<p>Kaçamak saatlerce beklerken</p>
<p>Seyrettim koca tarihi</p>
<p>Manzarasına aldanıp inandım kalbimin</p>
<p>Seni işledim her yanına böylece.</p>
<p>Biliyor musun?</p>
<p>Ben bu şehri hiç sevmedim.</p>
<p>Zaman askıda kaldı suretinin hayaliyle</p>
<p>Ne yazdıysam ne söylediysem</p>
<p>Sabırsızlığım bundandı işte.</p>
<p>Çocuksu hayallerle incitme ruhunu.</p>
<p>Özlemek! Tanıdın mı hiç onu.</p>
<p>Sevmek! Hissettin mi ben gibi.</p>
<p>Ya kıskanmak!</p>
<p>Kendi içinde parça parça</p>
<p>Yoksunluğunla</p>
<p>Bin bir çeşit ıstıraba râm olmak</p>
<p>Bildin mi onu!</p>
<p>Sen de benim gibi sevme olur mu?</p>
<p>Düşme içine bu kuyunun</p>
<p>Karanlık, ıslak, acı dolu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanlik-islak-aci-dolu-siir/">Karanlık Islak Acı Dolu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karanlik-islak-aci-dolu-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16131</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölümle Gitmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olumle-gitmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olumle-gitmek/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 03 Dec 2018 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sümeyye Gülseven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16128</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aynı mekanlar tonlarca milyarlarca insanlar.. Gelip gidiyor gelip gidiyor, oturup kalkıyor, yatıyor, uyuyor ve uyanıyorlar.. Aynı sabahlara, bambaşka rüyalara.. Birileri düşlerini yaşıyor, birileri sadece yaşamaya çalışıyor.. Hayallerinin peşinde koşanlar şanslı sayılıyor. Kim nerede,kiminle.. Her şey, her şey bundan ibaret. Bir varmış, bir yokmuş hayatlarda.. Yokluklar oluşuyor, ee boşluklar doğuyor haliyle.. Doğumla ölüm o kadar iç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumle-gitmek/">Ölümle Gitmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Aynı mekanlar tonlarca milyarlarca insanlar..</div>
<div>Gelip gidiyor gelip gidiyor, oturup kalkıyor, yatıyor, uyuyor ve uyanıyorlar..</div>
<div>Aynı sabahlara, bambaşka rüyalara..</div>
<div>Birileri düşlerini yaşıyor, birileri sadece yaşamaya çalışıyor..</div>
<div>Hayallerinin peşinde koşanlar şanslı sayılıyor.</div>
<div>Kim nerede,kiminle..</div>
<div>Her şey, her şey bundan ibaret.</div>
<div>Bir varmış, bir yokmuş hayatlarda..</div>
<div>Yokluklar oluşuyor, ee boşluklar doğuyor haliyle..</div>
<div>Doğumla ölüm o kadar iç içe ki aslında..</div>
<div>Birbirinden uzak sansakta..</div>
<div>Geriye ne kalacak benden bu dünyaya diye sordun mu kendine hiç?</div>
<div>Bir çorap, bir kazak bir hırka..</div>
<div>Severdi bunu diyecekler, çok severdi..</div>
<div>Ama bırakıp gitti..</div>
<div>Çünkü gitmek ölümle gitmekti..</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumle-gitmek/">Ölümle Gitmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olumle-gitmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16128</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Masal Anlatma / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 01 Dec 2018 05:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16105</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazı insanlar masal anlatmayı, Çok sever. Karşısında ki ona inansın ister. En kötüsü de masalı bilmeyenler, Hemen inanır güvenir. O şatafatlı masal evine, O büyülü sözlere, Bitmeyen yeminlere inanır. Adı üzerinde masal! Bir gün masal biter. Yeminler bozulur, ev kaybolur. Prens gider. Bazı insanlarda masal yazmayı sever. Karakterler olaylar zaten kafasının içinde, Bahçeli evde yaşar. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma-siir/">Masal Anlatma / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar masal anlatmayı,</p>
<p>Çok sever.</p>
<p>Karşısında ki ona inansın ister.</p>
<p>En kötüsü de masalı bilmeyenler,</p>
<p>Hemen inanır güvenir.</p>
<p>O şatafatlı masal evine,</p>
<p>O büyülü sözlere,</p>
<p>Bitmeyen yeminlere inanır.</p>
<p>Adı üzerinde masal!</p>
<p>Bir gün masal biter.</p>
<p>Yeminler bozulur, ev kaybolur.</p>
<p>Prens gider.</p>
<p>Bazı insanlarda masal yazmayı sever.</p>
<p>Karakterler olaylar zaten kafasının içinde,</p>
<p>Bahçeli evde yaşar.</p>
<p>Prens zaten gelmez ki o gerçeği sever.</p>
<p>Prenseslerin  kırılgan olmadığını,</p>
<p>Bazen camdan kalbinin olduğunu,</p>
<p>Ama kendi yapıştırması gerektiğini,</p>
<p>Güçlü olduğunu o zor karlı günde,</p>
<p>Çok iyi bilir.</p>
<p>Sözlerin yeminlerin  önemi  yok,</p>
<p>O yazılana bakar.</p>
<p>Anlatılanların gerçek olmadığını,</p>
<p>En iyi yazan bilir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma-siir/">Masal Anlatma / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tasarlanmış Bahara Bir Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tasarlanmis-bahara-bir-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tasarlanmis-bahara-bir-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Nov 2018 05:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16055</guid>
				<description><![CDATA[<p>size baharı anlatmalıyım şu çok merakla beklediğimiz türlü manalar yüklediğimiz. ilk defa bu kadar yakın şahit oldum ağaçlarını ilk önce öptüm peşine çiçeklerinin değdiği her yeri. direngen bir sonbahar peşinde koştuğumu kimseye hissettirmeden unuttum her isyan şiirini tenime bastığımı da. anlatmadım asla, söylenmesinler diye amacım yok aslında hislerine kulak kabarttım sadece. ve hatırlanmayacak olan bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tasarlanmis-bahara-bir-siir/">Tasarlanmış Bahara Bir Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>size baharı anlatmalıyım</p>
<p>şu çok merakla beklediğimiz</p>
<p>türlü manalar yüklediğimiz.</p>
<p>ilk defa bu kadar yakın şahit oldum</p>
<p>ağaçlarını ilk önce öptüm</p>
<p>peşine çiçeklerinin değdiği her yeri.</p>
<p>direngen bir sonbahar peşinde koştuğumu</p>
<p>kimseye hissettirmeden unuttum</p>
<p>her isyan şiirini tenime bastığımı da.</p>
<p>anlatmadım asla, söylenmesinler diye</p>
<p>amacım yok aslında</p>
<p>hislerine kulak kabarttım sadece.</p>
<p>ve hatırlanmayacak olan</p>
<p>bir sarartı kondurdum</p>
<p>en güzel yerine.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>güneşli bir yaşamak</p>
<p>istedikleri</p>
<p>her suyun peşine</p>
<p>damarlarında bir sevda</p>
<p>en az kökleri kadar dul.</p>
<p>yanmamış ve kırılmamış</p>
<p>müze olmak isteyen</p>
<p>ve en vahşi anılarını</p>
<p>gövdesinde besleyen.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>bu yüzden</p>
<p>hırslılar ve kendilerini</p>
<p>kanıtlamak istiyorlar.</p>
<p>bir gün</p>
<p>çoğalan saatlerde</p>
<p>sesi güzel olduğu için</p>
<p>bir kadını vuracaklar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tasarlanmis-bahara-bir-siir/">Tasarlanmış Bahara Bir Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tasarlanmis-bahara-bir-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16055</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BEHÇET NECATİGİL’İN 1935-1958 Yıllarında Yayımlanan Şiirlerinde Dört Unsur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 24 Nov 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16029</guid>
				<description><![CDATA[<p>Behçet Necatigil, Türk edebiyatının en önemli şairlerindendir. Sevgilerde kitabında tüm şiirleri yer almakta, Türk dilinin zevkini tattırmaktadır. Behçet Necatigil’de , her şairde olduğu gibi, dört unsuru yoğun olarak imge olarak kullanmaktadır. Dört unsur doğal kaynaklarımız olduğundan yaşamın vazgeçilmezidir. Dört unsur olduğu sürece yaşam var olmaktadır. Behçet Necatigil’de dört unsur yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmamızda, Behçet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur/">BEHÇET NECATİGİL’İN 1935-1958 Yıllarında Yayımlanan Şiirlerinde Dört Unsur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Behçet Necatigil, Türk edebiyatının en önemli şairlerindendir. Sevgilerde kitabında tüm şiirleri yer almakta, Türk dilinin zevkini tattırmaktadır. Behçet Necatigil’de , her şairde olduğu gibi, dört unsuru yoğun olarak imge olarak kullanmaktadır. Dört unsur doğal kaynaklarımız olduğundan yaşamın vazgeçilmezidir. Dört unsur olduğu sürece yaşam var olmaktadır. Behçet Necatigil’de dört unsur yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmamızda, Behçet Necatigil’in dört unsuru kullanım şekli  ve bunların tasnif halinde değerlendirilmesi sunulacaktır.</p>
<p>Dört unsurun kullanıldığı şiirler incelendiğinde hava unsur 9, su 19, ateş 3, toprak ise 1 şiirde geçmektedir. Bunların kullanımı şu şekildedir:</p>
<p>1.Hava</p>
<p>Bir şiirinde sevda rüzgar metaforuyla kullanılmıştır.</p>
<p>Niçin ölümden bahsediyorsun</p>
<p>Bu sevda nerden esti (Gençken)</p>
<p>Fırtına benzetme sanatıyla kullanılmıştır.</p>
<p>Kaderden esti fırtınalar gibi,</p>
<p>Ardı kesilmedi. (Evler)</p>
<p>Rüzgar, hava unsurunun dokunsal duyularla hissedilen türevidir. Güç kavramı rüzgar ve fırtına ile özdeşleştirilmektedir.</p>
<p>Sert rüzgarlar önünde</p>
<p>Güz yaprakları gibi</p>
<p>Boşluklara savrulur. ( Evcik)</p>
<p>Rüzgar mumu söndüren bir güce sahiptir. İstifham sanatıyla rüzgar imgesi kullanılmıştır.</p>
<p>Kalkıp yaktığım gibi</p>
<p>Rüzgar mı esiyor ne</p>
<p>Sönüyor. (Lamba)</p>
<p>Korku nerdeyse bir şey sorulacaktır. Korku yarayı acıtır. Hava metafor olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Ürperen yaralara çıplak</p>
<p>Havaların değmesi</p>
<p>Esen geniş odalar,</p>
<p>Acır.(Saklı Su)</p>
<p>Havasız Soluklar şiirinde hava rüzgar olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Esen geniş odalar,</p>
<p>Rüzgarlı dağ başları eşyasız. (Havasız Soluklar)</p>
<p>Aynı şiirde oda havasız kalmış, nefesi tüketmiştir.</p>
<p>Karanlığın içinde kıpırdıyordu açık.</p>
<p>Havasını tüketmiş, boğuluyordu oda.(Havasız Soluklar)</p>
<p>Astar şiirinde suyun üzerinde hava kabarcıkları oluşmuştur.</p>
<p>Bir hava kabarcığı alttan doğru yavaş</p>
<p>Taşır bazı şeyleri dipten yüze. (Astar)</p>
<p>Donmuş Dallarda Çiçek şiirinde hava yine rüzgar şeklinde karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Donmuş dallar esen ılık rüzgara</p>
<p>Çiçek açar çekingen. (Donmuş Dallarda Çiçek)</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>Su</li>
</ol>
<p>Gece ve Yas şiirinde su, gözyaşı olarak geçmektedir.</p>
<p>Dalarken gözümde yaş</p>
<p>Ben böyle sonsuz gama</p>
<p>Artıyor yavaş yavaş</p>
<p>Damlardaki ağlama (Gece ve Yas)</p>
<p>Gemiler şiirinde su, deniz olarak tezahür etmektedir.</p>
<p>Kayıp denizde olsa</p>
<p>Kıyıya atar dalga</p>
<p>Hangi kervan acaba</p>
<p>Onu sürükler nerde? (Gemiler)</p>
<p>İntihar şiirinde sel bir metafor olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Aylardır hırçınlaşan</p>
<p>Sel yataktan ayrıldı</p>
<p>Sızınca bir parça kan</p>
<p>El şakaktan ayrıldı. (İntihar)</p>
<p>Gözyaşları şiirinde su, yağmur olarak gökyüzünden rahmet olarak yağmaktadır.</p>
<p>Eli omzumda kaldı,</p>
<p>Nedir zoru akşamın?</p>
<p>Sebepsiz bir sıkıntı</p>
<p>Ya yağmuru akşamın! (Gözyaşları)</p>
<p>Hal Tercümesi şiirinde de yağmur olarak geçmektedir.</p>
<p>Yılların çarmıhında vücudumu günler</p>
<p>Taşa tuttu.</p>
<p>Çivilenip kaldı ufkumda</p>
<p>Mevsimler var, yağmur bulutu. (Hal Tercümesi)</p>
<p>Gözyaşları Ayrılıklar II şiirinde üzüntünün yoğun ifadesidir.</p>
<p>Hasret ne vakte kadar?</p>
<p>Oğlan otel odasında</p>
<p>Oturur kalkar ağlar,</p>
<p>Kız anası yanında</p>
<p>Aynaya bakar ağlar,</p>
<p>Hasret ne vakte kadar? (Ayrılıklar II)</p>
<p>Deniz ve yağmur İlk Teşrin şiirinde büyük yer edinmektedir.</p>
<p>Şu beyaz köpüklü deniz</p>
<p>Hayra alamet değil</p>
<p>İskele gazinosu erkenden</p>
<p>Işıklarını söndürdü</p>
<p>İnsansız caddelerde</p>
<p>Yağmurlarda dolaşmak</p>
<p>Yorar bu zayıf vücudu</p>
<p>Allah yardımcın olsun!(İlk Teşrin)</p>
<p>Evler şiirinde de gözyaşları olarak su kullanılmaktadır.</p>
<p>Bunca çocuk, bunca erkek, bunca kadın</p>
<p>Gözyaşlarıyla beslendi. ( Evler)</p>
<p>Şayet Aşk şiirinde aşkın tohumunu besleyen bir can suyu olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Şayet aşkın tohumu</p>
<p>Düşmüşse gönlüne</p>
<p>Suyunu esirgeme</p>
<p>Aşkın hakkını yeme</p>
<p>Pişman olursun ömrünce. ( Şayet Aşk)</p>
<p>Su ırmaklar halinde çağlamaktadır.</p>
<p>Derken kalkar perde;</p>
<p>Bu ırmaklar benimçin bir daha akar mı?</p>
<p>Özledim hani nerde</p>
<p>Yaşamak gibi var mı? ( Ölü Çizgi)</p>
<p>Su ve deniz, Engeller şiirinde estetik bir biçimde yer edinmektedir.</p>
<p>Saldıran sularda silinen</p>
<p>Kumdan kuleler deniz kıyısında(Engeller)</p>
<p>Su alttaki şiirde su kelimesiyle yer edinmektedir.</p>
<p>Çıkar suya yukarı, döner bir zaman yavaş</p>
<p>Söner suyun üstünde (Astar)</p>
<p>Deniz bu şiirde insan gibi resmedilmiş, teşhis sanatı kullanıştır.</p>
<p>Kaplar denizin yüzünü</p>
<p>Unutulmuş uykularda(Kaplar Denizin Yüzünü)</p>
<p>Kaplar Denizin Yüzünü şiirinde sonbahar yağmuru büyüsündedir.</p>
<p>Neden ilk yağmurlarda sonbahar</p>
<p>İlk soğuklara doğru ürperti (Kaplar Denizin Yüzünü)Gür bitkiler altında akıp durmaktadır.</p>
<p>Saklı bir ırmak gibidir akan su.</p>
<p>Su, gür bitkiler altında bir benim için akar</p>
<p>Alıngan, onurlu</p>
<p>İstemez görsünler saklı su. (Saklı Su)</p>
<p>Irmak ve su kelimeleri Çalar Saat şirini süslemiştir.</p>
<p>Geç kaldım.</p>
<p>Sonbahar yağmurları Sizin Hikayeniz şiirinde suyun en şirin hali olarak resmedilmiştir.</p>
<p>Yarı karanlık ırmakta sular önce bulanık. (Çalar Saat)</p>
<p>Yaz yine öylesine biter</p>
<p>Daldan dala, sorumsuz.</p>
<p>Sonbahar yağmurları başlayınca</p>
<p>Yine kötümser olursunuz ( Sizin Hikayeniz)</p>
<p>Deniz metaforu bir serinlik getirmektedir inanlara.</p>
<p>Ey kız anası ihtiyarlar,</p>
<p>Ey denizlerden esen serinlik! (Barbaros Meydanı)</p>
<p>Islaklık olarak tezahür eden su emeğin alından akan yitiğidir.</p>
<p>Sırtınız ıslak terden, gelirse</p>
<p>Zehir eder geceyi sağ kaşın üzerinde:</p>
<p>Ağrıdır. (Çalışmak)</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li>Ateş</li>
</ol>
<p>Ateş yakıcı yönüyle Çevre şiirinde yer almaktadır.</p>
<p>Çevre ateş içinde,</p>
<p>Daralmakta çember.</p>
<p>Biz yanarsak beraber yanarız</p>
<p>Seninle, beraber. (Çevre)</p>
<p>Alev bir yangına dönüşmüş, yangın yeri olmuştur.</p>
<p>Duvar dipleri, yangın yerleri halkı,</p>
<p>Külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar! (Evler)</p>
<p>Sokak lambaları Şem ü Pervane’yi hatırlatır.</p>
<p>Yandı sokak lambaları mum alevi pervane</p>
<p>Şeytanca sırıtır fosforlu camlar (Dışarda)</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="4">
<li>Toprak</li>
</ol>
<p>Toprak kum olarak deniz kıyısında silinip durmaktadır.</p>
<p>Saldıran sularda silinen</p>
<p>Kumdan kuleler deniz kıyısında(Engeller)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur/">BEHÇET NECATİGİL’İN 1935-1958 Yıllarında Yayımlanan Şiirlerinde Dört Unsur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/behcet-necatigilin-1935-1958-yillarinda-yayimlanan-siirlerinde-dort-unsur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16029</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri -4- Telaşlı Portre</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Nov 2018 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16011</guid>
				<description><![CDATA[<p>Afallamış bir şekilde etrafını izlerken ön taraflardan uzanan bir el burnunun ucunda bitti. Umarım iyisindir. Gerçi hiçbir zaman iyi halini göremedim senin şu uçaklarda. Bir şeyim yok. Sadece burnum kanadı. Karşısındaki adam sinsi bir gülüşle elini geri çekerken, yerine oturmak üzere hareket etti. Burun kanamasından sonra bir de bu gülümsemeyi görmek keyfini büsbütün kaçırmıştı. Uçağın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/">Kargalar Şehri -4- Telaşlı Portre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Afallamış bir şekilde etrafını izlerken ön taraflardan uzanan bir el burnunun ucunda bitti.</p>
<ul>
<li>Umarım iyisindir. Gerçi hiçbir zaman iyi halini göremedim senin şu uçaklarda.</li>
<li>Bir şeyim yok. Sadece burnum kanadı.</li>
</ul>
<p>Karşısındaki adam sinsi bir gülüşle elini geri çekerken, yerine oturmak üzere hareket etti. Burun kanamasından sonra bir de bu gülümsemeyi görmek keyfini büsbütün kaçırmıştı. Uçağın tekerlekleri yere değer değmez derin bir nefes aldı. Diğer insanları umursamadan hızlıca çantalarını alıp çıkmak istedi fakat aynı hostesin uyarısıyla yerine oturmak zorunda kaldı.</p>
<p>Havaalanından çıktığından yağmur, bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Daha dışarı adımını atar atmaz sırılsıklam olmuştu. İlk gördüğü taksiyi eliyle çağırdı ve taksicinin çantalarını bagaja atmasına izin vermeden arka koltuğa atladı. Bir yandan ıslanmış ceketini çıkarıp katlarken bir yandan da taksiciye “müzeye lütfen” diye belirtti. Daha sonra hızlı olması gerektiğini de ekledi.</p>
<p>Şehir şimdi en karanlık haliyle tüm sokaklarını daraltıyor, ıslanmaktan korkan insanları bir bir takip ediyordu. Uzun zamandır burada olmadığını fark edince durup geçmişi düşündü. Kısa bir süre sonra taksicinin ani freni ile uyandı. Ücreti ödeyip hızlı adımlarla müzenin kapısına doğru yürümeye başladı. Yağmur dinmiş yerini serin bir rüzgara bırakmıştı. Uzun taş yolda yürürken üşüdüğünü fark edip adımlarını hızlandırdı. Müzenin dört bir yanını çevrelemiş çam ağaçları iğnelerine kadar ıslanmış, etrafa keskin kokularını yaymışlardı. Bu kokuyu ancak müzenin girişindeki eski kitaplar bozabildi. Kapının önüne geldiğinde büyük ahşap kapı içerden açılmış, derin bir koku ile birlikte ılık bir hava da tüm vücudunu yalamıştı. Uzaklardan ceketini ve şapkasını almak üzere gelmekte olduğunu düşündüğü kısa boylu adamın ayak seslerini işitti.  Hızlı ve kısa adımları telaşlı bir ruh halinde olduğunu gösteriyordu. İnce bir gülümsemeyle ufak adamı karşılarken bir yandan da ceketini ve şapkasını öne doğru uzatmıştı fakat aceleyle gelen adam aynı telaşlı hareketlerle:</p>
<ul>
<li>“Vaktimiz yok, acele etmeliyiz” diye fısıldadı. Daha neler olup bittiğini anlamadan ön tarafında atılan seri adımlara uyarken buldu kendini. Birkaç dakika sonra yağlı boyaların yanından geçiyorlardı. Gecenin bu saatinde açılan silik sarı ışıklar bütün tabloları olduklarından daha değerli gösteriyordu. Portreler ve doğa manzaraları alışılmadık bir şekilde git gide daha korkutucu bir hal alıyordu. Dalgın gözlerini tablolardan ayırmaya çalışırken birden çift taraflı bir kapının önünde durdular. Kısa boylu adam kapının belirli bir noktasına birkaç defa sertçe vurduktan sonra ağır bir gıcırdama ile kapı açıldı. Kapının hemen ilerisinde aşağı doğru inen büyük aralıklı taş merdivenler bulunuyordu. Korku dolu bakışlarla bir adım geri attı fakat kısa boylu adam sert bir uyarıyla “Hadi!” deyince olanca korkusunu unutup içeri daldı.</li>
</ul>
<p>Taş duvarların yüzeyinde bulunan garip simgeler keskin soğuğu daha da keskinleştiriyordu. Anlam veremediği bu simgelere uzun uzun bakarken bir yandan da etrafa yayılan küf kokusunun kaynağını arıyordu. Geleceklere yere varmadan önce birkaç karanlık köşeyi aydınlatarak döndüler. Son köşeyi döndükten sonra neredeyse eriyip bitmiş mumlarla aydınlatılmış büyük bir salona çıktılar. İsmini duyar duymaz sağına soluna bakınarak sesin nereden geldiğini görmeye çalıştı fakat gördüğü tek şey kalabalık bir grubun daha önce yalnızca bir kitapta okuduğu bir eylemi gerçekleştirdikleriydi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/">Kargalar Şehri -4- Telaşlı Portre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16011</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Masal Anlatma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16012</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bizler masal diyarının sakinleri Evvel zaman gezginleri Tellal develer, berber pireler Tıngır mıngır sallanan beşikler &#160; Kâh Kaf Dağını aştık Kâh Anka kuşuyla dolaştık Kimi zaman az gittik, uz gittik Bazen de dere tepe düz gittik Yılmadık usanmadık altı ay, bir güz gittik &#160; Annemden dinlediğim masal ne hoşmuş Dün misali ne varmış ne yokmuş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/">Masal Anlatma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bizler masal diyarının sakinleri</p>
<p>Evvel zaman gezginleri</p>
<p>Tellal develer, berber pireler</p>
<p>Tıngır mıngır sallanan beşikler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kâh Kaf Dağını aştık</p>
<p>Kâh Anka kuşuyla dolaştık</p>
<p>Kimi zaman az gittik, uz gittik</p>
<p>Bazen de dere tepe düz gittik</p>
<p>Yılmadık usanmadık altı ay, bir güz gittik</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Annemden dinlediğim masal ne hoşmuş</p>
<p>Dün misali ne varmış ne yokmuş</p>
<p>Zamanın birinde masal ülkeleri çokmuş</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte o ülkelerden birinin haşmetli padişahı kızını evlendirir Keloğlanla. Aylar sonra yollar vezirini, kızının halini sormak için ve tembihler veziri, yolda gördüklerini not et diye.</p>
<p>Vezir koyulur yola. Tembihlendiği gibi her gördüğünü not eder. En sonunda varır Keloğlan’ın evine. Her şey yolundadır. Mutlu mesut yaşar bu sevimli aile. Tarhanalarını içip soğanlı ekmeklerini yer tekrar gerisin geri yola düşer, saraya varır.</p>
<p>Huzura çıktığında sorar Padişah kızının halini hatırını. Mutlu olduklarını öğrenince sevinir rahat nefes alır. Vezirine defterini çıkarıp aldığı notları okumasını söyler. Neler gördün anlat bakalım der.</p>
<p>“Haşmetlim, yolda çok ilginç şeyler gördüm ama anlam veremedim.</p>
<p>Önce bir köpek anne gördüm ölmüş. Etrafında yavruları havlamakta. Bir anlam veremedim Padişah’ım.<br />
Sonra yola devam ettim. Yolda üç adet kazan vardı. Üçünün de altında odun yanmakta ama kenarda bulunan iki tencerenin içi su dolu kaynadıkça kaynıyorlar. Birinden kaynayan diğer kenardakine atlıyor, ondan kaynayan diğer kenardakine atlıyor. Ortadaki tencere ise içi boş altı harıl harıl yanıyor. Öyle kızmış, öyle kızmış ki kenardakilerden bir su serpilse “cossss” diye ses çıkarıp rahatlayacak. Ancak tek bir parça su dahi düşmüyor içine. Anlam veremedim not ettim.<br />
Biraz daha gitti. Bir akbaba, leş bulmuş kendine yiyor yiyor sonra ağzını silip çıkıp dalına oturuyor. Sonra tekrar gelip yiyor yiyor tekrar dalına çıkıp oturuyor.<br />
Bunların üçüne de anlam veremedim Hünkârım.”<br />
Padişah anlamlı bir şekilde başını sallar sonra başlar anlatmaya:<br />
“Ey vezirim,<br />
O ilk gördüğün ölen anne köpeğin manası şudur ki;<br />
Öyle bir zaman gelecek ki büyükler susacak, küçükler konuşacak. Hatta öyle olacak ki büyükler tek bir kelime bile söyleyemeyecek.<br />
O ikinci gördüğün üç tencerenin manası şudur ki;<br />
Öyle bir zaman gelecek ki zenginden çıkan mal zengine girecek. Fakir o kadar yanacak o kadar yanacak ama kapısını açan tek bir Allah’ın kulu olmayacak. Evine bir ekmek, bir tas sıcak yemek getiren olmayacak.<br />
O üçüncü gördüğün akbabanın manası şudur ki;<br />
Öyle bir zaman gelecek ki zalim hükümdarlar ortaya çıkacak. Halkını akbabanın leşi yediği gibi sömürecek, halkına zulüm edecek sonra çıkıp tahtına kurulacak. Canı isteyecek tekrar halka zulmedip tekrar tahtına kurulacak vezirim.” demiş.</p>
<p>Biz masal diyarı sakinleri<br />
Evvel zaman gezginleri<br />
Öyle bir zaman geldi ki<br />
Muradına eremedi kimse<br />
Ama biz kurulduk kerevete<br />
Uzaktan seyreder olduk her şeyi<br />
Gökten düştü üç elma</p>
<p>Hepsi de zalimlerin sofrasına…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/">Masal Anlatma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16012</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ihlamur / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ihlamur-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ihlamur-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Nov 2018 05:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15969</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana sevgim göklerden uzak Aşkın ateşinde yerde dibinde saklı Mirim sensin seninle yandı gönlüm Bir dilin aradığı aşk Bir kalbin de duyduğu meşk Bir sen varsın bir ben Başka kimsem yok Özgürlüğün bahçesinde duydum Salınan ıhlamur ağaçlarının kokusunda Bir sen varsın bir ben Aşkın en tatlı meyvesi bir harfin Ömürlük aşkların ısıttığı bir kalbin Meyvesinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ihlamur-siir/">Ihlamur / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sana sevgim göklerden uzak</p>
<p>Aşkın ateşinde yerde dibinde saklı</p>
<p>Mirim sensin seninle yandı gönlüm</p>
<p>Bir dilin aradığı aşk</p>
<p>Bir kalbin de duyduğu meşk</p>
<p>Bir sen varsın bir ben</p>
<p>Başka kimsem yok</p>
<p>Özgürlüğün bahçesinde duydum</p>
<p>Salınan ıhlamur ağaçlarının kokusunda</p>
<p>Bir sen varsın bir ben</p>
<p>Aşkın en tatlı meyvesi bir harfin</p>
<p>Ömürlük aşkların ısıttığı bir kalbin</p>
<p>Meyvesinde gizli tohumun kıvılcımı</p>
<p>Eşkin bir damlası sensin aslında</p>
<p>Kalbimde nihan nazende sevgilim</p>
<p>Hayal olsa da sevgin</p>
<p>Hayal olsa maşukluğun</p>
<p>Bir gönle girdin ama bırakmaz beni</p>
<p>Aklımda hep sen hep sen</p>
<p>Yerim yurdum sen</p>
<p>Sevdiğim sen</p>
<p>Aşk aşk yine aşk</p>
<p>Seni sevmek aşkların en güzeli</p>
<p>Seni duymak özlemim</p>
<p>Seni bilmek kaderim</p>
<p>Sonsuz Aşkın bana hissettirdiği duygu</p>
<p>Aslı kalbindeyken iyiliğin</p>
<p>Melisa çayının verdiği huzurla</p>
<p>Sen benim sessiz çığlığım</p>
<p>Sen benim dileğim</p>
<p>Sen benim susuzluğum</p>
<p>Sen benim açlığım</p>
<p>Senin aşkınla ben ölümsüzleşeceğim</p>
<p>Bir prensin sevgisini</p>
<p>Ömür boyu taşıyacağım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ihlamur-siir/">Ihlamur / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ihlamur-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15969</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Ceylan Yalnızlığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Nov 2018 05:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15943</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir ceylan yalnızlığıyla beklersin, her geçen gün büyürken umutsuzluğun, yıllar devrilir; küçülür küçülür gözbebeğin, kırlangıcın kaderi tam on ikiden vurur. Ne mutsuzluğun zirvesinde mahsur kaldığına yanarsın, ne yitik düşler orkestrasına şeflik yapmanın acayip havasının garipsenmişliğini yaşarsın… Yandığın sana yabancı bir bakış atarken, ceylan yalnızlığını sorgularsın… Arkadaş tayfan çoluk çocuğa karışmış, yılların devrildiğini sokarcasına gözlerinin önünden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/">Bir Ceylan Yalnızlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ceylan yalnızlığıyla beklersin, her geçen gün büyürken umutsuzluğun, yıllar devrilir; küçülür küçülür gözbebeğin, kırlangıcın kaderi tam on ikiden vurur. Ne mutsuzluğun zirvesinde mahsur kaldığına yanarsın, ne yitik düşler orkestrasına şeflik yapmanın acayip havasının garipsenmişliğini yaşarsın… Yandığın sana yabancı bir bakış atarken, ceylan yalnızlığını sorgularsın…</p>
<p>Arkadaş tayfan çoluk çocuğa karışmış, yılların devrildiğini sokarcasına gözlerinin önünden geçen o puslu hayal… Ne hakkımda yazdığımı soran Kaman nahiyesinden bir dosta: içimde bulunduğum ruh halinden kaynaklanan duygu patlamaları diye yazarken Sezen Abla doğal ötesi sesiyle bir kasırga koparır içsel ormanımda…</p>
<p>Gecenin 1.27’sinden geçerken akreple yelkovan, burç değirmeninin akrep olduğunu hatırlamıştım… Adını Allahtan çok andığım, kiraz mevsimine yaklaştığım şu günlerde, yarınlarımın neler getireceğini düşünmek belki de bir zaman erozyonuydu.</p>
<p>Güneşle bağlantım azalmıştı, firak yağmurlarına yakalandığım günden beri. Akşama az kala uyanır, kendimi yollara vurur, kitaplardan aldığım sevgiler hatırına tanımadığım insanlara merhabalar derdim.</p>
<p>İçimdeki deliden habersizdi insanlar, güzel sanatların peşinden koşardım koşabildiğim kadar… Bir defasında Taksim 129 T otobüsüne atmıştı beni, Kamanlı dostum. Ayakta giderken bayanın elinde bir broşür, sanata dair bir yarışma olduğunu yazıyordu. İçimdeki ses: şiir yarışması mı acaba derken, bayan hayır resim yarışması, siz şiir mi yazıyorsunuz, evet kendi çapımda şiir beni istediği zaman ben de yazıyordum.</p>
<p>Laf lafı açmıştı, bir anımı anlatırken bulmuştum kendimi: bundan 3 yıl önce üniversite kampüste yol almakta olan genç, çam ağacını öptü, içinden gelmişti, kızın biri bu olaya şahit oldu, sen manyak mısın, genç hayır ben manyak değilim dedi. Kız neden öptün o ağacı deyince gencin vermiş olduğu cevap: hiç öpülmemiş ki… O esnada bayanın yanında oturan yolun yarısını arkada bırakmış bir abi, kendini gülmeye adadı, bense abi bakar mısın, kulak misafiri oldunuz, zaman zaman yüzünüzde tebessüm çiçekleri açtı, yapılan bu yolculuğu bundan 10 yıl sonra da hatırlayabilecek misiniz sualine doğrusu çok etkilendim diyerek içimdeki deli dolu çocuğu mutlu etmişti. Bayan da beni tanıdığına memnun olduğunu ifade eder mimikleriyle, broşür sende kalsın dedi, Çamlıca’da inecektim, yeni yeni yolcular gelmeye başlamıştı, ben de arka taraflara doğru ilerledim, o bayanla yanında oturan abi yolculuğun devamını sohbet ederek geçiriyorlardı, dünyadaki en önemli sanatın içtenlik olduğuna inanırdım, yanılmamıştım. 16 milyonluk şehirde birbirine yabancı 2 kişiyi sanat buluşturmuştu… O yolculukta daha paylaşacağım çok şey vardı ama içimde kalsın, büyüsün istedim. İndiğimde otobüsün camına vurdum onları ilk ve son kez Turist Ömer selamıyla uğurladım. İnmiştim otobüsten inmesine ama mekân Çamlıca değildi, mutluluktan yolumu kaybetmiştim.</p>
<p>Eve vardığımda yorgunluktan uyumuştum, sabahın 6‘sında arkadaşım Beylerbeyi’ne trafikle haşır neşir olmaya gidiyordu, Beylerbeyi iskelesinden boğaza bakmak, yanındaki camide secdeye varmak güzeldi hatta yılın 3 günü içerdim üzüm kırmızısını ama hüzünden…Suat da beni yalnız bırakmazdı , Suat kim diyeceğinizi duyar gibiyim , az önce ondan bahsetmiştim, ismi de deşifre oldu, onu diğer polis memurlarından ayıran en önemli yanı lise arkadaşım olmasından çok kardeş gibiydik, sanat dostu bir polisti…Tiyatro maceralarımız vardı âh ulan Suat…Sen 12, 24 çalışırsın ben deli dolu dolaşırım Çamlıca’dan Beylerbeyi’ne iner, oradan Çengelköy börekçisine, sonra senden haber almaya , tekrar Beylerbeyi’ne oradan Üsküdar, son istikamet: Çamlıca ‘ya…Kendini yollara vurmak bir sanat, bir ibadet olmuştu içimde…Suat ise Beylerbeyi’nin 2 delisi vardı, sen geldin 3 oldu diye latife ederdi.</p>
<p>Soğumadan alın teri bir çımacının, içimdeki ses sokaklara karışmamı isterdi&#8230; Üsküdar Balıkçılar Çarşısı, ana baba günü, havada sisli martı çığlıkları, içimde eski günlerden bir ıslık…Kız Kulesi’nin yolunu tuttum, dün Kabataş’tan onu kestim , ilkindi olmuştu içimdeki ilk taflan gözlümü düşündüm, toprağım Bedri Rahmi’nin : “Aklı olsa Kız Kulesi’nin, Galata Kulesi’ne varır, bol bol çocukları olur.” ifadesini yeniden keşfettim.</p>
<p>Ben bir deliyim; ama aklın delisi değil kalbin delisiyim gönlünü eskilerde avutan bir fideyim bu halimden de hiç memnun değilim. Hülasa yollarda erika adlı daktilosuyla dolaşan bir sokak edebiyatçısını görürseniz, selamsız sabahsız geçmeyin, belki sizi yazıyor olabilir…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/">Bir Ceylan Yalnızlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15943</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Melissa Şarkısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/melissa-sarkisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/melissa-sarkisi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15928</guid>
				<description><![CDATA[<p>Masal                                Kitap Masa                                    Şiir Mas                                      His Ma                                        Ad M                                            O AMOR A                                               S Aş                                          Do Aşk                                        Gül Aşkı                                      İsim Aşkın                                  Sevgi Sevginin ulaşamadığı yerse hayat Vazgeçme, o seni bulur. Bir dilekse hayalin, Seni arar durur. Bir aşkın tohumu elindeyse O seni yakalar. Bir lalenin isteğiyse yaşamak, Ona kim engel olur? Unutma sevgi her yerde, Merak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/melissa-sarkisi/">Melissa Şarkısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Masal                                Kitap</p>
<p style="text-align: center;">Masa                                    Şiir</p>
<p style="text-align: center;">Mas                                      His</p>
<p style="text-align: center;">Ma                                        Ad</p>
<p style="text-align: center;">M                                            O</p>
<p style="text-align: center;">AMOR</p>
<p style="text-align: center;">A                                               S</p>
<p style="text-align: center;">Aş                                          Do</p>
<p style="text-align: center;">Aşk                                        Gül</p>
<p style="text-align: center;">Aşkı                                      İsim</p>
<p style="text-align: center;">Aşkın                                  Sevgi</p>
<p style="text-align: center;">Sevginin ulaşamadığı yerse hayat</p>
<p style="text-align: center;">Vazgeçme, o seni bulur.</p>
<p style="text-align: center;">Bir dilekse hayalin,</p>
<p style="text-align: center;">Seni arar durur.</p>
<p style="text-align: center;">Bir aşkın tohumu elindeyse</p>
<p style="text-align: center;">O seni yakalar.</p>
<p style="text-align: center;">Bir lalenin isteğiyse yaşamak,</p>
<p style="text-align: center;">Ona kim engel olur?</p>
<p style="text-align: center;">Unutma sevgi her yerde,</p>
<p style="text-align: center;">Merak etme o seni bulur.</p>
<p style="text-align: center;">Öz benliğimden güneşe.</p>
<p style="text-align: center;">Salınan meleğin gülümsemesi</p>
<p style="text-align: center;">Dileğimdeki en tatlı arzu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/melissa-sarkisi/">Melissa Şarkısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/melissa-sarkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15928</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -Son- ‘ Aşk Olsun’</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Nov 2018 06:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[Sertap Erener]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15946</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seferiyim ben; yolunu kaybetmeden giden. Oysa siz engel sanırsınız başınızda, günahlarınızın tozluklarında… Ebeden kaçan çocuklar gibiyim rüzgârın önünde, bulamayın diye, kaldırım taşlarınızın derzlerine saklanırım. Bulmayın sakın! Yoksa mızıkçılık yaparım. Sefil bir hayatım var, boşuna kıskanırsınız gökkuşağından beni. Seviyorum işte gökyüzünüzü. Siz de çevirip bakın bir kez yüzünüzü, görürsünüz belki kendi özünüzü… Aldırmayın böyle konuşuyorum diye, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/">Mavi Rüya Öyküleri -Son- ‘ Aşk Olsun’</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Seferiyim ben; yolunu kaybetmeden giden.</em></p>
<p>Oysa siz engel sanırsınız başınızda, günahlarınızın tozluklarında…</p>
<p>Ebeden kaçan çocuklar gibiyim rüzgârın önünde, bulamayın diye, kaldırım taşlarınızın derzlerine saklanırım. Bulmayın sakın! Yoksa mızıkçılık yaparım.</p>
<p>Sefil bir hayatım var, boşuna kıskanırsınız gökkuşağından beni. Seviyorum işte gökyüzünüzü. Siz de çevirip bakın bir kez yüzünüzü, görürsünüz belki kendi özünüzü…</p>
<p>Aldırmayın böyle konuşuyorum diye, takılmayın söylediklerime, serseriyim size göre… Parayla pulla işim olmaz. Bana ne!</p>
<p>Rızkımı aramam sizin ceplerinizde. Sefilim dedim ya, çok şükür zenginlik bulaşmadı asla suratıma. Alnım açık yüzüm pak, el etek öpmedim, yağlı ballı sofralara hiç tünemedim. Aç kargalar gibi üşüşmedim kırıntıların üzerlerine. Size bırakıyorum kalanları, doldurun doymak bilmeyen gözlerinize…</p>
<p>Bana uymaz sizin kurallarınız… Hepiniz öyle hırslısınız, öyle saplantılısınız ki, eninde sonunda nasıl olsa yine siz kazanacaksınız. Çıkarın artık beni oyununuzdan! Uyumsuzum ben, görmüyor musunuz? Atın beni, oynayamazsınız artık hayallerimin ucundan.</p>
<p>Vicdan kanının pıhtısından çatlamış ar damarınız, saplanmış yüreklerinizin tam ortasına haset oklarınız. Lütfen arkamdan lanet okumayınız. Döner gelir sizi bulur biliyorsunuz beddualarınız.</p>
<p>Kalıcıyım sandınız da korktunuz değil mi gözlerimin neşesinden? Evirip çevirdiniz sözcükleri, kendinize sakladınız gerçekleri… Kandırırım sandınız da kandığınız yalanlarınızla boğmağa kalktınız beni; kendi kötülüğünüzde boğdunuz kendi kendinizi… Gülünç zaferlerinizle avunup, sahte sahnelere kuruldunuz, kibrinizden ağzı salyalı köpekler gibi kudurdunuz…</p>
<p>Söküklerinizi dikmiştim oysa sektirmeden iliklemiştim mintanlarınızın her bir düğmesini. Kravatlarınızı bağlamıştım o kalın enseli boynunuza. Öğrenememiştiniz bir türlü bağlamayı, hiç yakışmıyordu ipek kravatlarınız ucuz parfüm kokunuza… Çiğdiniz, sakil bir sıradanlıkla duruyordu redingotlarınız. Taşralılığınız sarkıyordu eteklerinizden. Şoson ayakkabılarınızın ruganlarını parlatmıştım, farkında bile değildiniz. Görgüsüzce saçılıyordu ağzınızın kenarından konuşurken tükürükleriniz. Şapırdattığınız lokmalarınız fırlıyordu beyaz masa örtüsüne, işlemeli mendilimle ben temizlemiştim pisliklerinizi. Bu yüzden adam sanmışlardı sizi…</p>
<p>Siz de adam sandınız kendinizi, az kalsın ezecektiniz kibrinizin altında beni. Canımı zor kurtarmıştım elinizden…</p>
<p>Yalnızdınız. Bir elma kurdu kadar bencildiniz.  Yediğiniz elma mezarınızdı sizin, çürümüştünüz çoktan. Hiçtiniz en az benim kadar, bir nokta idiniz siz de boşlukta sallanan…</p>
<p>Oynamıyorum oyununuzda artık! Sahne sizin, rol sizin, replikler sizin, buyurun oyunu siz yönetin. Senaryosu zaten yazılmış sizin tarafınızdan…</p>
<p><em>Seferiydim ben, bilemediniz siz. Lütfen yolumdan çekiliniz…</em></p>
<p><span id="more-15946"></span></p>
<ul>
<li> “Maviye âşığım“ diye haykırdı deniz kenarında duran.</li>
<li> “Mavi benim, görmüyor musun? Dedi gökyüzünden bakan.</li>
<li> “Mavi bensiz olamaz ki” Dedi şarkıları bilen,</li>
<li> “Ben maviyle varım, fedadır maviye canım” Dedi martı…</li>
<li>“ Gözlerimi serdim yoluna, gel de beni benden sakla “ Dedi mavi bakışlı âşık.</li>
</ul>
<p>Haklıydı elbete hepsi de. Kendi maviliklerini bulana kadar kaybolacaklardı mavide. Mavi onlara hasret, onlar ise mavide mahkûmdular.</p>
<p>Oysa mavi her daim karşılarında, hemen yanı başlarında, hatta hep arkalarında, çoğu kez başlarının üzerinden onlara bakmaktaydı. Sabrı kuşanmış gönüllerde, farkındalık yaratmaktaydı.</p>
<p>Onlar kendi maviliklerinin tutsaklığında gizli beklerken, hakikatin uzağında, maviye âşık, yalnız ve suskundular&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><em>Aşkı aşk ile tarif ederken bile korkarım aşksız kalmaktan. Son nefesimde ‘aşk olsun’ diyememekten.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>AŞK OLSUN !</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Sey-i sülük da artık sukûn zamanıydı. Nun vakti gelip çoktan çatmıştı…</strong></p>
<p><figure id="attachment_15965" aria-describedby="caption-attachment-15965" style="width: 250px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nun.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15965" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nun.jpg?resize=250%2C228&#038;ssl=1" alt="" width="250" height="228" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15965" class="wp-caption-text">Nun Vakti</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/Io_EkN-X4lM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/">Mavi Rüya Öyküleri -Son- ‘ Aşk Olsun’</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15946</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisi 114. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-114-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-114-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Nov 2018 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15940</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil, Kasım-Aralık 2018 tarihli 114. sayısıyla 19.yılını tamamladı. Yeni bir yılda, yirminci yılımıza başlıyoruz; dile kolay… On dokuz yıllık aralıksız yayım boyunca Mavi Yeşil dergisine emeği geçen pek çok okur ve yazarımız var; onların her birine içtenlikle teşekkür ediyoruz. Bu sayımızda, mütevazı bir “Turgenyev dosyası” hazırladık. 1818 doğumlu yazarı, iki yüz yıl sonra bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-114-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 114. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mavi Yeşil,</strong> Kasım-Aralık 2018 tarihli 114. sayısıyla 19.yılını tamamladı. Yeni bir yılda, yirminci yılımıza başlıyoruz; dile kolay… On dokuz yıllık aralıksız yayım boyunca <strong>Mavi Yeşil </strong>dergisine emeği geçen pek çok okur ve yazarımız var; onların her birine içtenlikle teşekkür ediyoruz. Bu sayımızda, mütevazı bir “Turgenyev dosyası” hazırladık. 1818 doğumlu yazarı, iki yüz yıl sonra bir biçimde edebiyat gündemine getirmekti amacımız. Mehmet Nur Karakeçi, İsmail Özalp ve Hasan Öztürk, dünyanın “Babalar ve Oğullar” yazarı bildiği romancı hakkında yazdılar. Derviş Polat, doğumunun yüzüncü yılında Tarık Buğra’yı, önemli ancak yayımlandığı yıllarda pek de ilgi görmemiş olan Küçük Ağa romanı hakkındaki değerlendirmesiyle gündeme taşıdı. Thomas More’un, türünün ilk örneği “Ütopya” kitabına İlker Aslan, “din kavramı üzerinden” baktı bu kez. Betül Bayraktar, dergiye ilk kez katıldığı yazısıyla, kısa öyküden uyarlanan “They Live” filmini değerlendirdi. Mesut Kaplan, 24 Aralık doğumlu Tevfik Fikret’in, akademisyen olan akrabasıyla görüştü. Özkan Satılmış, her sayıdaki özeniyle bu kez de “Neruda” seçkisi hazırladı. Öznur Yemez, bu sayımızın tek öykücüsü. 114. sayı, Ahmet Günbaş şiir ile açıldı. Derginin bu sayısının diğer şairleri; Mustafa Karaosmanoğlu, M. Mahzun Doğan, Özlem Tezcan Dertsiz, Müştehir Karakaya, Yasin Osman Kara, Bekir Dadır ve Enes Yeşil.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>bilgi@maviyesildergisi.com</strong></p>
<ol start="114">
<li><strong><em> Sayının İçindekiler:</em></strong></li>
</ol>
<p>Gece Fazlası &#8211; Ahmet Günbaş &#8211; 2</p>
<p>Doğumunun 200. Yılında Turgenyev &#8211; Mavi Yeşil  &#8211; 3</p>
<p>Tenkit ve Tecrit Arasında Bir Abide &#8211; İsmail Özalp &#8211; 4</p>
<p>“Lüzumsuz Adam” Tipinin Öncü Adı: Çalkaturin &#8211; Hasan Öztürk &#8211; 9</p>
<p>Babalar ve Oğullar &#8211; Mehmet Nur Karakeçi &#8211; 12</p>
<p>Vuslat &#8211; Mustafa Karaosmanoğlu &#8211; 16</p>
<p>Küçük Ağa’da İstanbullu Hoca’nın Üçgen Arzu Modeli &#8211; Derviş Polat &#8211; 17</p>
<p>Yüzün Bir Palmiye &#8211; M. Mahzun Doğan &#8211; 21</p>
<p>Şiir Burçları &#8211; Özlem Tezcan Dertsiz &#8211; 22</p>
<p>bir ayna içinden merhaba &#8211; Müştehir Karakaya &#8211; 22</p>
<p>Thomas More’un “Ütopya”sına “Din” Üzerinden Kısa Bir Bakış &#8211; İlker Aslan- 23</p>
<p>Eve Dönüş &#8211; Öznur Yemez &#8211; 26</p>
<p>Büyüsüne Kapıldım Almaya Nefesini &#8211; Yasin Osman Kara &#8211; 27</p>
<p>Aklını Özgürleştir! They Live &#8211; Betül Bayraktar &#8211; 28</p>
<p>Umudum &#8211; Enes Yeşil &#8211; 29</p>
<p>Tevfik Fikret’i Akrabası Anlatıyor &#8211; Söyleşi: Mesut Kaplan &#8211; 30</p>
<p>tanrım ne olur affet &#8211; Bekir Dadır &#8211; 31</p>
<p>Eskimemiş Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 32</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-114-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 114. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-114-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15940</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırık Bir Kalp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Nov 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15925</guid>
				<description><![CDATA[<p>Koşuyordu kadın delicesine. Yanaklarından süzülen yaşlar hıçkırıklarına karışırken delicesine koşuyordu. Etrafında neler olup bittiğine aldırmadan, umarsızca koşuyordu. Zaten onu durduracak kimsesi de yoktu. Kaybolmuş birkaç parça kağıttan farkı yoktu. O kağıtlar kadar boş ve sahipsiz…  Kalbi, insanlara güvenmenin acı sillesini yemişti bir kere. Kaçıp saklanmak, hep daha uzağa, en uzağa gitmek istiyordu. İnsanlardan kaçmak hep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/">Kırık Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Koşuyordu kadın delicesine. Yanaklarından süzülen yaşlar hıçkırıklarına karışırken delicesine koşuyordu. Etrafında neler olup bittiğine aldırmadan, umarsızca koşuyordu. Zaten onu durduracak kimsesi de yoktu. Kaybolmuş birkaç parça kağıttan farkı yoktu. O kağıtlar kadar boş ve sahipsiz…  Kalbi, insanlara güvenmenin acı sillesini yemişti bir kere.</p>
<p>Kaçıp saklanmak, hep daha uzağa, en uzağa gitmek istiyordu. İnsanlardan kaçmak hep daha iyi bir çözüm gibi gelmişti ona çünkü. Hayatı boyunca elinden tuttukları tarafından uçuruma itilmiş, yalnızlığın kör kuyularında cezalandırılmıştı ne yazık ki! Bir damla gözyaşı olmuştu tek dostu. Ve bir kalem bir de kağıt. Ne idüğü belirsiz birçok insandan daha çok şey ifade ediyordu bunlar onun için.</p>
<p>Nihayet bir yerde durup soluklanmıştı çaresiz kadın. Kırık kalbi daha fazla dayanamamıştı hayatın temposuna. Ne tuhaftı oysa ki, gökyüzünün denize verdiği rengi vardı tüm cömertliğiyle, karşılıksız sevgi ve huzur içindeydi bu alışveriş. Fakat insanlar öyle miydi? Kendilerinde olmayan renkleri başkalarından çalıyorlar ve onları hep karanlıkta bırakıyorlardı. Hiçbir şey ve hiç kimse gökyüzü cömertliğinde değildi.</p>
<p>Dünya her zamanki gibi kıskançlığın ve bencilliğin kölesi olmuş insanların başrolleriyle dönmeye devam ediyordu. Genç kadın buna daha fazla tahammül edemiyordu. Yüreği buna yüz çeviremiyordu çünkü. Durum içler acısıydı…</p>
<p>Gözlerinin yaşını silerken bu nefret dolu düşüncelerine engel olamıyordu genç kadın. İnsanların böylesine zalim ve düşüncesiz olmasına katlanamıyordu. İnsanları görmek dahi istemediğinden denize en yakın olabileceği kayalıkları seçmişti oturmak için.</p>
<p>Cebinden çıkardığı dostları kalem ve kağıda gülümsedi yalnızca. Çünkü onu bir tek onlar anlıyor, bir tek onlar terk etmiyorlardı.</p>
<p>Gözlerinin derinliği yaşanmışlıklarının ağırlığıyla daha fazla koyulmuş, hüzün perdesi göz kapaklarını daha da ağırlaştırmıştı.</p>
<p>Bir fırtınaya tutulmuştu bir zamanlar o güzelim gönül teknesi. Nasıl alabora olduğuna hala aklı ermiyordu.  O zamanlar dünya onun için toz pembe olduğu için o eski yazmalarını aksatmıştı. Fakat şimdi ne büyük bir hata yaptığının farkına varmıştı. Kimse için kaleme, kağıda küsmeye değmiyordu çünkü.</p>
<p>Dünya artık onun için dayanılamaz bir hale geldiği için daha fazla sarılır olmuştu kalemine. Gördüğü kuşa, kelebeğe hatta küçücük bir tırtıla duyduğu merhametin hikayesini yazar olmuş, ruhundaki bütün kini atmak için kaleme kağıda sarılmıştı. Fakat yine de insanlara duyduğu nefreti bir türlü dizginleyemez olmuştu.</p>
<p>Kimi sevse ellerinin arasından kayıp gitmesine anlam veremiyordu. Sorun eğer çok sevmesiyse bir daha asla ve asla sevmeyecekti.</p>
<p>Yüreği bir okyanus gibi derin derin akmaya, ruhu ise bir yarasa gibi kaçıp saklanmaya, insanlardan korkmaya devam edecekti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/">Kırık Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15925</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tutamadım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tutamadim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tutamadim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Nov 2018 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15903</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgi sembolü diye, Barış getirsin diye, Sevdamı güvercine yükledim. Kanadı kırıldı da Uçamadı ki… &#160; Taş kalplidir, kırılmaz diye, Kayadandır, darılmaz diye, Aşkımı dağlara yükledim. Dağlar yarıldı da Taşıyamadı ki… &#160; Soğuktur, serttir diye, Yanmaz, yakılmaz diye, Sabrımı taşlara yükledim. Taşlar çatladı da Duramadı ki… &#160; Hayallerimi çerden çöpten bulsun diye, Kırıkları yerden toplasın diye, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tutamadim/">Tutamadım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgi sembolü diye,</p>
<p>Barış getirsin diye,</p>
<p>Sevdamı güvercine yükledim.</p>
<p>Kanadı kırıldı da</p>
<p>Uçamadı ki…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Taş kalplidir, kırılmaz diye,</p>
<p>Kayadandır, darılmaz diye,</p>
<p>Aşkımı dağlara yükledim.</p>
<p>Dağlar yarıldı da</p>
<p>Taşıyamadı ki…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Soğuktur, serttir diye,</p>
<p>Yanmaz, yakılmaz diye,</p>
<p>Sabrımı taşlara yükledim.</p>
<p>Taşlar çatladı da</p>
<p>Duramadı ki…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayallerimi çerden çöpten bulsun diye,</p>
<p>Kırıkları yerden toplasın diye,</p>
<p>Yüreğimi bulutlara yükledim.</p>
<p>Bulutlar parçalandı da</p>
<p>Dayanamadı ki…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bitsin bu gurbet diye,</p>
<p>Dinsin bu hasret diye,</p>
<p>Özlemimi balıklara yükledim.</p>
<p>Balıklar ağladı da</p>
<p>Unutamadı ki…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gelir gider, eser geçer diye,</p>
<p>Belki bir kapı açar diye,</p>
<p>Sırrımı rûz-gâra yükledim.</p>
<p>Rûz-gâr savruldu da</p>
<p>Tutamadım ki…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tutamadim/">Tutamadım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tutamadim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15903</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Özgürlük</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Nov 2018 05:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15892</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlar beni anlamıyor İstediğim, hayal ettiğim şeylere gülüyorlar. Gezmek, yemek, herhangi bir şeyler yapmak istiyorsam, İnsan olmak istiyorsam Sorun inan ki bende değil. &#160; Ata binmek, resim yapmak, Şiir ve hikâye yazmak, Hem de sayfalarca, yollarca, bütün renkleriyle… &#160; İnsanlar beni müşkülpesent biri olarak görüyor. Ben aslında o ata binmesem de anlaşılmak istiyorum. Bir insanın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/">Özgürlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar beni anlamıyor</p>
<p>İstediğim, hayal ettiğim şeylere gülüyorlar.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/38b227239742912b4e47093b2555028b.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15895 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/38b227239742912b4e47093b2555028b.jpg?resize=236%2C236&#038;ssl=1" alt="" width="236" height="236" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/38b227239742912b4e47093b2555028b.jpg?w=236&amp;ssl=1 236w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/38b227239742912b4e47093b2555028b.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Gezmek, yemek, herhangi bir şeyler yapmak istiyorsam,</p>
<p>İnsan olmak istiyorsam</p>
<p>Sorun inan ki bende değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ata binmek, resim yapmak,</p>
<p>Şiir ve hikâye yazmak,</p>
<p>Hem de sayfalarca, yollarca, bütün renkleriyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanlar beni müşkülpesent biri olarak görüyor.</p>
<p>Ben aslında o ata binmesem de anlaşılmak istiyorum.</p>
<p>Bir insanın ata binmesinin nasıl anlaşılmaz olacağını bilebilir misiniz?</p>
<p>Düşüncelerimin de özgürleşmesini istiyorum ben.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üzerimde tek bir kıyafet ile dünyayı gezebilirim.</p>
<p>Tek bir sandviçle dünyayı yiyebilirim.</p>
<p>Bütün o süsün, paranın, hazzın değil</p>
<p>Muhabbetin, müziğin, çiçeklerin aktığı yerde çalışabilirim.</p>
<p>Yağmurun altında bir çift yeşil göze âşık olabilirim.</p>
<p>Ben özgür ruhumla anlaşılıp, yaşayabildiğim sürece benim.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?time_continue=1&amp;v=Oextk-If8HQ">https://www.youtube.com/watch?time_continue=1&amp;v=Oextk-If8HQ</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/">Özgürlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Biz / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/biz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/biz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Oct 2018 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15837</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilir misiniz kardelenin aşkını? Yaramaz menekşeye yanışını? Kışın dondurucu buzuna, karına İsyanla baş kaldırışını? &#160; Biz de birer kardelen çiçeğiyiz! Güzel dilimizin gönül elçileriyiz. Biz Türk’üz, Türkçe söyleriz. Şahlanan Türkçe ekibiyiz. &#160; Biz birer mumuz, Türkçe ile yanarız. İçin için erir, eridikçe parlarız. Tükenmek yok bizim dilimizde Eridikçe küçülmez, renklenir ışığımız. &#160; Sarmaşıkları temizleyen tırpanız, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz/">Biz / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bilir misiniz kardelenin aşkını?</p>
<p>Yaramaz menekşeye yanışını?</p>
<p>Kışın dondurucu buzuna, karına</p>
<p>İsyanla baş kaldırışını?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz de birer kardelen çiçeğiyiz!</p>
<p>Güzel dilimizin gönül elçileriyiz.</p>
<p>Biz Türk’üz, Türkçe söyleriz.</p>
<p>Şahlanan Türkçe ekibiyiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz birer mumuz, Türkçe ile yanarız.</p>
<p>İçin için erir, eridikçe parlarız.</p>
<p>Tükenmek yok bizim dilimizde</p>
<p>Eridikçe küçülmez, renklenir ışığımız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sarmaşıkları temizleyen tırpanız,</p>
<p>Ayrık otuyuz, yabandan ayrılırız.</p>
<p>Etrafımızı saran örümcek ağlarını,</p>
<p>Kara bulutları  dilimizle dağıtırız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Duayla beklenen bereket gibi,</p>
<p>Şahlanan Türkçeyle toprağa yağın.</p>
<p>Takip edin ayak izimizi,</p>
<p>Şahlanan Türkçeyle uyanın!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uzatın bize dost elinizi:</p>
<p>Seviyorsanız dilinizi,</p>
<p>Düşünüyorsanız geleceğinizi,</p>
<p>Şahlanan Türkçeyle siz de şahlanın!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz/">Biz / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/biz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15837</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Prenses</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/prenses/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/prenses/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 27 Oct 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15834</guid>
				<description><![CDATA[<p>bir ormandayım yürüyorum kaçıyorum uzaklara uzaklara uzaklara bir arkamda bir bulutsu umutsuzluğun son durağında mantıksız duvarın ışığında sen varsın uzakta ben hiçbir zaman olamadım zaten yanında bir küçük elma yiyen bir prenses bayılır düşer karanlığa başı düşer ayılır bir bir karanlığa sen varsın uzağımda güzel çocuk günler geçer saatler biter bitmez ömrümün solan ateşi suyun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/prenses/">Prenses</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>bir ormandayım yürüyorum kaçıyorum uzaklara uzaklara uzaklara</p>
<p>bir arkamda</p>
<p>bir bulutsu umutsuzluğun son durağında</p>
<p>mantıksız duvarın ışığında</p>
<p>sen varsın uzakta</p>
<p>ben hiçbir zaman olamadım zaten yanında</p>
<p>bir küçük elma</p>
<p>yiyen bir prenses</p>
<p>bayılır düşer karanlığa</p>
<p>başı düşer</p>
<p>ayılır bir bir karanlığa</p>
<p>sen varsın uzağımda</p>
<p>güzel çocuk</p>
<p>günler geçer</p>
<p>saatler biter</p>
<p>bitmez ömrümün solan ateşi</p>
<p>suyun içinde saklıdır</p>
<p>saçlarımın dökülen telleri</p>
<p>dünyamsın ay</p>
<p>dünyamsın ateş</p>
<p>köklerden açan çiçek</p>
<p>bağ arıları içinde bir çiçek</p>
<p>bensiz bir dünyan var dünya</p>
<p>bensiz bir duvarın içine hapsolmuş bir hayat</p>
<p>güneşin hep açtığı kalplerdeki serinlik</p>
<p>parmaklarımın arasından akan kum taneleridir hayat</p>
<p>ben bir halhalın nazar boncuğuyum aslında</p>
<p>gözlerinden sakınamam</p>
<p>bir yel değirmenidir hayat</p>
<p>yakalayamazdın zaten</p>
<p>bir masal diyarından damlayan göl molekülleri</p>
<p>kör bir insandan gelen aydınlık hayaller</p>
<p>bir duman oldu gitti</p>
<p>dokunduğum altın olsaydı bile</p>
<p>dokunamazdım sana</p>
<p>bulamazsın beni</p>
<p>şişenin içinde tıkalı bir mantardır</p>
<p>bizi uzaklaştıran yollar</p>
<p>gelemem sana dünyama</p>
<p>ana karaya uzak bir mesafedeyim</p>
<p>unutulmaz diyarlardan gelen bir nağme</p>
<p>uzaklardan gelen bir esinti gibidir</p>
<p>kar tanesinde saklı hatıran</p>
<p>bir masal evrenidir sözlerim</p>
<p>benim çocuksu hayallerim</p>
<p>bir pamuk şekeri</p>
<p>bir de sen</p>
<p>ey dünyam</p>
<p>güzel misafirim ol</p>
<p>dünyamdan beni ayırma</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/prenses/">Prenses</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/prenses/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15834</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Deliyle Söyleşi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 26 Oct 2018 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15806</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akşamın ışıkları denize vurmaya başlamış, rengarenk ve o doyumsuz yansımaları seyre dalmıştım. Parkta, bir bankta oturup denizi seyretmek vazgeçilmez tutkularımdandır, hele bir de gökyüzünün mavisiyle, denizin mavisinin bir birine nispet yaptığı zamanlarda.. tadından yenmez. Ama ben ne yapıyorum? Hiç işim yokmuş gibi, akşamın bir vakti, bir deliyle Bebek’te, bir parkta ve parkın içerisinde bir bankta [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/">Bir Deliyle Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akşamın ışıkları denize vurmaya başlamış, rengarenk ve o doyumsuz yansımaları seyre dalmıştım. Parkta, bir bankta oturup denizi seyretmek vazgeçilmez tutkularımdandır, hele bir de gökyüzünün mavisiyle, denizin mavisinin bir birine nispet yaptığı zamanlarda.. tadından yenmez.</p>
<p>Ama ben ne yapıyorum?</p>
<p>Hiç işim yokmuş gibi, akşamın bir vakti, bir deliyle Bebek’te, bir parkta ve parkın içerisinde bir bankta oturmuş denize bakarak muhabbet ediyorum. Yanlış duymadınız ya da yanlış okumadınız. Bildiğiniz bir deliyle, yani her an sağımızda solumuzda olan, mahallemizde bulunan, çoğunlukla sevimli, akıl fukarası gariban birisiyle muhabbet ediyorum.</p>
<p><strong>Sanat Duvarı</strong>’nın sevgili yönetimi “Bu sayı için bir deliyle söyleşi yapar mısın” diye rica etselerdi, “yok canım, siz beni deli mi sandınız. Hiç deliyle söyleşi yapılır mı?” derdim…</p>
<p>Şimdi diyemem, artık bundan böyle diyemem.</p>
<p>Çünkü hemen yanımda bir deli var ve ben bir saattir onunla söyleşi yapıyor, muhabbet ediyor, hayata dair müthiş fikirler ediniyorum. Yani hayata bakışım şu son bir saatte değişti desem bana inanın. Hani çok da inanmayın ama bir şeyler oldu, nasıl olduysa oldu.</p>
<p>Aracımı Bebek’te bulabildiğim bir köşeye park edip, denize doğru yürümeye başlamıştım ki, “Abi!” diye bir ses geldi, ardından da “20 lira versene” diye gözümün önüne bir el uzandı. Elin sahibine bakacaktım, önce o eli gözümün önünden itmek gerekiyordu, nazikçe yaptım bunu. Sesin sahibi bir deliydi. Hani alnında deli yazmıyor, <strong>akıl gözükmediği gibi delilik de gözükmüyor ama yine de deliliğin yansımaları insanın üzerinde farklı duruyor. </strong>Bazılarına da biçilmiş kaftan gibi cuk oturuyor!</p>
<p>Hani benim bildiğim deliler 50 kuruş ister, bir lira ister ama iki lira istemezdi, 20 lira hiç istemezdi. Demek ki Bebek’in delileri bile zengin! Kim bilir belki de İstanbul’un taşı toprağı altın sözü, burası için söylenmiş bir sözdür. Fırsatın nereden, nasıl geleceği belli mi olur, değil mi ama…</p>
<p>“Tamam.. dedim, sana 20 lira vereceğim, ama benle şurada, bankta bir çay içeceksin, muhabbet edeceğiz” dedim. Deli deli baktı bana, hani aklı olsaydı belki de akıllı akıllı bakacaktı. Ya da ne bileyim “Aaa deli mi ne” der gibi bakmıştır ya da “şu akıllının zoruna bak” demiştir. Neyse de ne, adam teklifimi kabul etti. Bunun için de “Emrin olur abi” dedi. Estağfurullah’ı içimden dedim, muhabbeti hayat felsefesini öğrenmeye saklamalıydım.</p>
<p>Sahile en yakın banka oturduk. Bebek Parkı (Türkan Saylan Parkı) o akşam biraz tenhaydı. Denizi seyrederek bir çay içmek iyi olurdu ama burada çay 6 lira, iki çay eder 12 lira. Birer çay, ikişer çay bizi kesmez, yüz lira gitti. Deliye de 20 lira sözümüz var. Bu söyleşi bana pahalıya patlar. Neyse ki, dergi yönetimi bu fedakarlığımı görüyor, duyuyor, hatta ihtimal dahilindedir ki şu an okuyor ve ona göre muhasebeye bir talimat yolluyor!</p>
<p>Delinin adı Nevzat’mış, çaylar da 6 lira değil, 10 liraymış. Amerika’nın dolar silahıyla başlattığı savaş buradaki çayı da vurmuş. Sitenin desteği aklıma gelince sorgusuz sualsiz iki çay kapıp geldim ama fiyatının 10 lira olduğunu öğrenince içim burkuldu, bir hoş oldum, cebim de aynı oranda bir boş oldu.</p>
<p>Deliyle muhabbeti sürdürdüm. Nereli olduğunu sordum, dünyalıymış. Annesinin babasının adını bilmiyor. Yaşayıp yaşamadıkları konusunda bir fikre de sahip değilmiş. Akıllı olsaymış belki bu sorulara cevap verebilirmiş.</p>
<p>Neden 20 lira istediğini sordum, hani bizim memlekette bir Deli Mehmet vardı, rahmetli oldu. O, 10 kuruş isterdi. “Yahu Mehmet 10 kuruş tedavülden kalktı sana bir lira verelim, beş lira verelim, 10 lira verelim” desek de kabul etmezdi. İlla da on kuruş.</p>
<p>“Hayat pahalı “ dedi Deli Nevzat. “Bebek’te yaşıyoruz, her şey ateş pahası.”</p>
<p>Yok yok asıl mesele o değil gibi geliyor, hele şunun aslını astarını bir söylesen, dedim.</p>
<ul>
<li>Abi seni anlamıyorum, hayatın pahalı olduğunu zaten biliyorsun, neden inanmıyorsun?</li>
<li>Hayatın pahalı olduğunu sadece bilmiyorum Nevzatcığım, iliklerime kadar da yaşıyorum. Ama senin 20 lira istemenin hayat pahalılığıyla alakası yok. Çünkü senin bir şeye para harcadığın yok.</li>
<li>Hımmm dedi deli deli.</li>
</ul>
<p>Sonra devam etti, “Sen benden de delisin be, sevdim seni. Abi çaktırma burası Bebek, ben bir lira istesem kimsenin cebinde bir lira bulunmaz, hepsi değilse de büyük çoğunluğu çok zengin. Öyle böyle değil, çok çok zengin. Zenginlerde bir lira ne arasın. Bir lira istesem, cebini yoklayacak, eli boş kalacak, ben de yolsuz kalacağım. 20 lira istiyorum ki, hem farkımız ortaya çıksın hem de istediğim kişinin cebinde o miktar olsun.”</p>
<ul>
<li>Nasıl yani senin farkın ne?</li>
<li>Eee biz Bebek’in delisiyiz, Bağcılar’ın delisi değiliz ki bir lira isteyelim.</li>
<li>Aradaki fark ne, halen anlayamadım.</li>
<li>Statü farkı var, burada birinci sınıf deli oluyoruz.</li>
<li>Yahu biz insanlar arasında statü farkı olmasın istiyoruz, akıllılar anlamıyor, deliler de mi anlamıyor, anlamıyorum. Yahu ben ne diyorum?</li>
<li>Bizim sınıfa hoş geldin (gülüyor). Ama meseleyi bilmiyorsun, senin dünyadan haberin yok. Hiç Bebek’te yaşayan, bir gecede birkaç asgari ücreti masada bırakıp gidenle Bağcılar’da, ya da ne bileyim Anadolu’nun kuytu bir yerinde geçinmek için canını dişine takan ama asgari ücreti bile kazanamayanlar aynı olur mu, bir mi bütün bu insanlar, eşit mi, değil..</li>
<li>Bir dakika ya sen bu kadar cümleyi hiç takılmadan nasıl söyledin, eee ama sen delisin?</li>
<li>Bak abi seni sevdim, senin kanında da sanki bizim kanımız var gibi. Para isteyen deli, deli değildir. Yani bildiğiniz manada deli değildir. Deliliğin yüzlerce çeşidi var. Biliyorsun abi akıl gözükmez ama herkes o görünmez aklıyla övünür ve onun varlığından çok emindir. Hatta herkes kendi aklını dünyadaki bütün akıllardan daha iyi bilir.</li>
<li>Vayy neler de bilirmiş. Peki sen hangi sınıf delisin, zır deli değilsin, zır zır deli de değilsin, zincirli deli de değilsin..</li>
<li>Ben kendi halinde bir deliyim. Yolumu böyle buluyorum. Bak abi siz yaşadığınızı sanıyorsunuz, ben yaşıyorum.</li>
<li>O nasıl oluyor?</li>
<li>Siz yaşamak için her şeyinizi feda ediyorsunuz. Sabahtan akşama kadar çalışıyorsunuz. Sevdiklerinizi ihmal ediyorsunuz. Hatta sevdiğiniz birçok şeyden vazgeçiyorsunuz. İşe yaramaz ıvır zıvırlar için hayatınız boyunca borç ödüyorsunuz, bazılarınız ölürken bile borçlu gidiyor. Dönüp ardınıza baktığınızda, emeğinizi, zamanınızı ve hayatınızı neler için feda ettiğinizi görüyor ama feryat edecek zamanınız bile kalmıyor ama ben öyle miyim, 20 lira isterim senden, sen vermezsen verecek çok kişi var. Ben bir köşede kıvrılır yatarım, sen illa ev istersin, mobilya istersin, tatil istersin, istersin de istersin. Sen istemezsen eşin ister, o istemezse çocuğun ister. İnsanın isteğinin bir sınırı yok. Hayatımızın sonunda sen eşya için yaşadığını anlarsın, ben ise kendim için yaşadığımı bilir, Azrail’e de güler geçer, giderim.</li>
<li>Çok doğru laflar ediyorsun, sana deli diyen delidir.</li>
<li>Abi bak unutma <strong>her yerde sadece iki kişi doğruyu söyler. Bunlardan birisi onuncu köye yollanır, diğeri de deli olarak bilinir</strong>. Sen hele söyle, sen hangisisin?</li>
</ul>
<p>Aklımda tarttım mı bilmiyorum, hangi cevabın bana uyacağı konusunda fikir yürüttüm mü onu da bilmiyorum ama dilimden bir şeyler döküldü, belki de sadece mırıldandım;</p>
<ul>
<li>Onuncu köye yollanandan!</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/">Bir Deliyle Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15806</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lettres de Gare Bleues</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Oct 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15796</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denizin köpükten dalgalarında, ayaklarımı ıslatıyorum.Kum tanelerinin ayak tabanlarımdaki parıltıları gökyüzünün yıldızımsılarına karışıyor. Islaklığında bir gün yarısının, öylece bekliyorum. Anlatacaklarımı listelediğim deniz kabukları ‘avuç’ kokuyor. Siz avuç içinizi kokladınız mı hiç? Tanır mısınız o kokuyu? Avuç,avuç kadar kahve,avuç kadar mavi.. Parmak aralıklarından sızan gökkuşakları.. Özgürlüğün avuç kokusunu duydunuz mu hiç? Avuçlarımı kokladım.Sulu,ıslak ve yosun kokuluydu avuçlarım.Denizi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/">Lettres de Gare Bleues</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denizin köpükten dalgalarında, ayaklarımı ıslatıyorum.Kum tanelerinin ayak tabanlarımdaki parıltıları gökyüzünün yıldızımsılarına karışıyor. Islaklığında bir gün yarısının, öylece bekliyorum. Anlatacaklarımı listelediğim deniz kabukları ‘avuç’ kokuyor. Siz avuç içinizi kokladınız mı hiç? Tanır mısınız o kokuyu? Avuç,avuç kadar kahve,avuç kadar mavi.. Parmak aralıklarından sızan gökkuşakları.. Özgürlüğün avuç kokusunu duydunuz mu hiç?</p>
<p>Avuçlarımı kokladım.Sulu,ıslak ve yosun kokuluydu avuçlarım.Denizi avuçladım.Sokaklar deniz tuzu koktu,evlerin kapıları su..</p>
<p>Düşlerimin arasından bir ufuk çizgisi geçti.Denizin sonsuzluğuna inandıran ufuk çizgisini takip ettim.Ufuk çizgisinin başı ve sonu yoktu.Tıpkı kelimeler, cümleler gibi.Anlatamadıklarım birikmişti ayak uçlarımda.Git gelleriyle köpükten dalgalar,kendi küçük alanında yükselip alçalıyordu.Tıpkı bir yeri yontar gibi şiddetleniyordu aniden.Ayak uçlarım mütemadiyen yontuluyordu.Mütemadiyen kesiliyordum.. Anlatmanın bir yolu olmalıydı.Ama ne?</p>
<p>Biri kulağıma bir şeyler fısıldıyordu ama anlamıyordum.Anlayamıyordum.Sesin geldiği yöne çevirdim yüzümü.Aybecer oradaydı.Tam karşımda.Yine aynı zerafetiyle,aynı sakinliğiyle.Parmak uçları kumda geziniyordu onunda. Gözlerinin ela halkalarında uçurtmalar uçuyordu. “Gelmişsin.” diyebildim geldiğine hala inanamayarak.“Geldim.” dedi yine aynı gülümsemeyle.İnsanın gözlerinin içi nasıl gülebilirdi,nasıl?</p>
<p>Aybecer unuttuğum,unutmak istediklerim üzerine bir ayna gibi düşmüştü.Bense aynanın ardında bir gölgeydim.Ayaklanıp yürümeye başladım.Ayak tabanlarımda bedenimi kaplayan bir deri vardı sadece.Çatlak,ıslak ve kumlu.Derimin rüzgarla kuruduğunu hissediyordum.Taştan yolları adımlayan ayaklarım yürümeyi yeni öğrenen bir çocuğun sevinç ve telaşı içindeydi, anlamlandıramıyordum.Eski,sahipsiz evlerin arasından geçiyordum.Kimsesiz sokakların,kayıp çocuklarından biriydim.Umudumu erken ölümlerde yitirmiştim.Ölümün çeşitlerine tanık olmuştu gözlerim.Bu tanışıklılık arttıkça ölümden korkmamaya başladım.Yıllarca korkum cesaretimi yenmişti. Bu yenilgilerin sonunda susmuştum.Tek bir kelime konuşmadan geçiyordum hayattan.Bir laldım.Ve bir tek Aybecer vardı beni konuşturan.Onu özlediğimi anımsıyordum.Özlemimi bastıramıyordum.Bastırmak için çabalamıyordum. Olduğu gibi bırakıyordum. İçimde bir çocuk gibi büyüyen bu özlem kelimeleri,cümleleri çağırıyordu. Anlatmak istiyordum ama anlaşılamayacağımı biliyordum.Kaygılarımla birlikte yürüyüşüme devam ettim. Aybecerin nefesi ensemdeydi. Saçlarımın kıvrımlarındaydı. Rüzgarla savrulan yapraklar dolaşıyordu sokaklarda.Her şeyi geride bırakmalıydım.En azından bu kez bırakabilmeliydim.“Daha ne kadar görmezden geleceksin.” diyordu o narin sesi.Durmamalıydım.Bu diyalog hiç başlamamalıydı. Kaçmalıydım. Alabildiğine koşmalıydım.Adım aralıklarımda ki mesafeyi genişlettim.“Kaçarsın ancak.Korkaksın.Korkak!” Değilim demek istiyordum haykırarak.Hayır değilim.“Kafanın içindekilerden yorulmadın mı artık.Haykırsana!” Bir anlamı yoktu.“Neden?” Çünkü bu tıpkı diş kovuğuna giren kırıntıyı çıkarmak için çabalaman gibi bir şey.Onu çıkaramayacağını bilirsin ama yine de çabalarsın.“Hangi edebi romanı parçaladın da bu cümleyi kurdun.Sen sadece bir kopyasın!” Aybecer iç sesimi nasıl duyabiliyordu? “Ben sadece iç sesin değil,kafanın içindekileri ve bedenindeki uzuvları yani her şeyini temsil ediyorum.Bunu defalarca söyledim.” İç sesimden bir insan mı yaratmıştım yani? İç sesim,beynim ve Aybecer.Bu üçlü kurgandan kurtulmalıydım. Cebimden mızıkamı çıkardım.Kimsesiz sokakla konuşmaya başladım. Kulaklarımla konuştum,parmaklarımla ve avuç içimle konuştum.Sesin uykusunda bir günün yarısına uyandım.Ellerim beyaz önlüğün içinde hareketsizce duruyordu.Duvara çivilenmiş gibiydim.Önlüğüm beyaz bir duvardı.Beyaz ve soğuk.Göz yaşlarım yüzümde kurumuş,yanak derimi kurutmuştu.Yüzüme dokunamıyordum.Hemşire odanın kapısını araladı. Aybecerde hemşirenin ardından odaya girdi.Hemşire iğnenin sarısını damarımda tüketirken Aybecer gözlerime bakıyordu.</p>
<p>“Kabullenmedin değil mi?” Cevap vermiyordum.</p>
<p>“Ne desem şimdi sana,ne söylesem? Özgürlüğü dilinden sil demiştim silmedin,silemedin.Sus dedim susmadın.Hiçbir şey olamadın.Hep aradaydın.Yönün,yolun,izin yoktu.Tüm bunlara rağmen beni de öldürmedin.”</p>
<p>Sen ölürsen ben de ölürüm.Nasıl öldüreyim seni? Hem gözlerine ne oldu senin neden toprak rengi gözlerin?</p>
<p>“Mızıkanı ister misin Şerif?”</p>
<p>Sen iki insanı birden mi birleştirdin? Söyle Aybecer.Madem iç sesimi duyuyorsun söyle.</p>
<p>“Benim iki ismim var Şerif.Biri ‘kum tanesi’ biri ‘çirkin’.İki kelimeyi de iki ayrı lisanla nakşettin alnıma.Hatırlasana.” En azından hatırlamayı becerebiliyordum.Başımı sallayarak onayladım.Haklıydı.İki ayrı insan büyütmüştüm onun göğsünde.İki ayrı lisan bahşetmiştim ona.O hem bir genç hemde bir yaşlıydı.Ama benimdi.Benimle var olan iki ayrı insandı o.</p>
<p>“Artık vakti gelmedi mi Bouclé?”</p>
<p>Gülümsüyordum sadece.Avuç içiyle kavradığı mızıkayı uzattı bana.Mızıka avuçlarımın arasına yerleşti.Mızıkayı kokladım.Mızıkaya sinen avcun kokusunu kokladım.Aybecer gülümseyerek,gözlerimi avuçlarıyla kapattı.</p>
<p>“Yaprak ve rüzgarı dinle.Duyuyor musun?”</p>
<p>Başımı sallıyordum.Gözyaşlarım onun avuçlarına yerleşiyordu.</p>
<p>“Avuçlarım süt koktu Bouclé. Unutmuştum avuçlarımın kokusunu.”</p>
<p>Göz kapaklarımın siyahtan perdesinde mızıkama üfledim nefesimi.Nefesim büyüdü,nefesim orman oldu şimdi. Aybecerin sessiz ağlayışında yeni bir uykuya hazırlandım.Gözlerim çukuruna yerleşti.Mızıka avuç koktu,avuç insan. Avcun kokusunda insana kandım.Uyudum..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/">Lettres de Gare Bleues</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15796</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hafif Yaralar Derin Suskunluklar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/15784-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/15784-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Oct 2018 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sema Nur Canbaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15784</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir umuttu belki sonralar, Ya da beklentiden ibaretti. Geçeceğini sandığımız yaralar, Ümitsizce bize sarıldılar. Sonsuzluğa doğru, Oluştu sessizlikler. Artık içimizi kışları, Birer birer kırıkları, Ne kaybettiğimiz kendimizi bulduk, Ne de vurdumduymaz onları.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/15784-2/">Hafif Yaralar Derin Suskunluklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir umuttu belki sonralar,</p>
<div dir="auto">Ya da beklentiden ibaretti.</div>
<div dir="auto">Geçeceğini sandığımız yaralar,</div>
<div dir="auto">Ümitsizce bize sarıldılar.</div>
<div dir="auto">Sonsuzluğa doğru,</div>
<div dir="auto">Oluştu sessizlikler.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Artık içimizi kışları,</div>
<div dir="auto">Birer birer kırıkları,</div>
<div dir="auto">Ne kaybettiğimiz kendimizi bulduk,</div>
<div dir="auto">Ne de vurdumduymaz onları.</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/15784-2/">Hafif Yaralar Derin Suskunluklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/15784-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15784</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölümsüz Kalp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olumsuz-kalp/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olumsuz-kalp/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Oct 2018 05:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15752</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstediğin yere gidebilirsin, Dünyayı dolaşıp mutlu hissedebilirsin, Kuzey ışıklarında dans edebilirsin, Piramitlerde matematik hesabı yapabilirsin, Peki ya bensiz nasıl hissedersin! Kuzey ışıklarında kalbin beni aramaz mı? Okyanusta dalgalar beni sormaz mı? Kaf dağını bulduğunda, masalın anlamı olur mu? Dünyayı dolaşıp evine geldiğin gün, Sana bakan bu gözleri görmezsen, Yanında duran kır çiçeğine dokunmazsan, Ölümsüz olmayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumsuz-kalp/">Ölümsüz Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstediğin yere gidebilirsin,</p>
<p>Dünyayı dolaşıp mutlu hissedebilirsin,</p>
<p>Kuzey ışıklarında dans edebilirsin,</p>
<p>Piramitlerde matematik hesabı yapabilirsin,</p>
<p>Peki ya bensiz nasıl hissedersin!</p>
<p>Kuzey ışıklarında kalbin beni aramaz mı?</p>
<p>Okyanusta dalgalar beni sormaz mı?</p>
<p>Kaf dağını bulduğunda, masalın anlamı olur mu?</p>
<p>Dünyayı dolaşıp evine geldiğin gün,</p>
<p>Sana bakan bu gözleri görmezsen,</p>
<p>Yanında duran kır çiçeğine dokunmazsan,</p>
<p>Ölümsüz olmayan kalbi kaybedince,</p>
<p>O zaman mutlu olur musun?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumsuz-kalp/">Ölümsüz Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olumsuz-kalp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15752</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylül De Eylül</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Oct 2018 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15737</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sarımsaklasak da saklasak. Sarımsaklamasak da saklasak. Sarımsaklı’dan bir deli horoz. Üfürükçünün üfürüğü yetmedi. Her şey değişiverdi. Ayol patates mi aldın sen. Gördün mü bak ne dedi sana Ayşe Şasa. Bir Delinin Hatıra Defteri’ni okudunsa. Kitaplar boğmuştur seni yasa. Yasaklasak da mı saklasak. Derdimiz budur ancak pasaklasak. Absürdizmin derdidir yazmak da yazmak. Şimşek Mcqueen arabasında vardır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/">Eylül De Eylül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sarımsaklasak da saklasak.</p>
<p>Sarımsaklamasak da saklasak.</p>
<p>Sarımsaklı’dan bir deli horoz.</p>
<p>Üfürükçünün üfürüğü yetmedi.</p>
<p>Her şey değişiverdi.</p>
<p>Ayol patates mi aldın sen.</p>
<p>Gördün mü bak ne dedi sana Ayşe Şasa.</p>
<p>Bir Delinin Hatıra Defteri’ni okudunsa.</p>
<p>Kitaplar boğmuştur seni yasa.</p>
<p>Yasaklasak da mı saklasak.</p>
<p>Derdimiz budur ancak pasaklasak.</p>
<p>Absürdizmin derdidir yazmak da yazmak.</p>
<p>Şimşek Mcqueen arabasında vardır bir kuzen.</p>
<p>Bir mevsimin adıdır eylül.</p>
<p>Bense bilmem ne şar ne türkü ne de bülbül.</p>
<p>Sen seversin çiçek ile tasmayı.</p>
<p>Bitir gitsin asmayı da asmayı.</p>
<p>Aşk budur iç iç kudur.</p>
<p>Kuduruktur bıçkın delikanlı budur.</p>
<p>Bilmezsin seversen şarkılı türkülü mekan.</p>
<p>Ne yazık ki dinlesen anlamazdın ne anlatan ne bakan.</p>
<p>Şu ayın bereketinden istifade etmeli her genç.</p>
<p>Ne mübarek aydır bu dalganı geçersen geç.</p>
<p>Duygusuz yüzlerce mesajdır hediyem.</p>
<p>Ne bilirsin değmezsin de ki dostum ben bir kediyem.</p>
<p>Hiç çıkmaz nefesim kursağımda astım.</p>
<p>Bilmezsin neler çektin bir adam astım.</p>
<p>Ne dilersen gelir başına ey dilenci.</p>
<p>Gelmezse de değmezsin param yok kel dilenci.</p>
<p>Dersinden kalırsan olursun doktoradan.</p>
<p>Kalmazsın olursun bir doktor adam.</p>
<p>Tel dileğim oldu keman.</p>
<p>Sensin dilek of aman aman</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/">Eylül De Eylül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15737</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 9 &#8211; Ağlayan Keman</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 23 Sep 2018 05:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Farid Farjad]]></category>
		<category><![CDATA[Kenan el Rıfai]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Wilde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15528</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oysa herkes öldürür sevdiğini Kulak verin bu dediklerime, Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle, Korkaklar öpücük ile öldürür, Yürekliler kılıç darbeleriyle Kimi gençken öldürür sevdiğini Kimi yaşlı iken Şehvetli ellerle boğar kimi Kimi altından ellerle Merhametli kişi bıçak kullanır Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur. Kimi yeterince sevmez Kimi fazla sever Kimi satar kimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 9 &#8211; Ağlayan Keman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Oysa herkes öldürür sevdiğini<br />
Kulak verin bu dediklerime,</p>
<p>Kimi bir bakışıyla yapar bunu,<br />
Kimi dalkavukça sözlerle,<br />
Korkaklar öpücük ile öldürür,<br />
Yürekliler kılıç darbeleriyle<br />
Kimi gençken öldürür sevdiğini<br />
Kimi yaşlı iken<br />
Şehvetli ellerle boğar kimi<br />
Kimi altından ellerle<br />
Merhametli kişi bıçak kullanır<br />
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.<br />
Kimi yeterince sevmez<br />
Kimi fazla sever<br />
Kimi satar kimi de satın alır<br />
Kimi gözyaşı döker öldürürken,<br />
Kimi kılı kıpırdamadan</p>
<p><em><strong>Çünkü herkes öldürür sevdiğini</strong></em><br />
<em><strong>Ama herkes öldürdü diye ölmez</strong></em></p>
<p><strong><em>Oscar Wilde</em></strong></p>
<p><strong>15.08.20.. 19:54:58</strong></p>
<p>“O çocuğu bir daha kimse göremeyecek” dedin ya, bugün tam ayrılacakken, tam sana veda edip yanaklarından öperek hasret busesi alacakken… Beni çekip vursaydın daha az acı çekerdim inan ki, eğer taksiyi çağırmamış olsaydın, el edip durdurmamış olsaydın, o bitmek bilmeyen uzun yürüyüşlerimizden birini daha yapardık. Bir ceset gibi bindim arabaya. Ne diyeceğimi bilemedim. Sen gittin, arkandan bakakaldım. Siluetin göründü buğulu camdan. Sana el bile sallayamadım. Sızlayan yüreğime engel olamadım. Bütün ömrümü böyle geçirdim ben. Bir ceset gibi, yeniden yaşattın bunu bana sen&#8230; Bir kez daha ölümü hissettim bütün hücrelerimde, dondu gülümsemem dudağımın köşesinde. Ölmek istemiyorum bir kez daha, bunu bana yaşattırma lütfen. Yedi yıl oldu seni tanıyalı, 7 yaşında bir çocuğum şimdi, yetim bırakma beni. Neşeni göremezsem ölürüm biliyorsun, sendeki çocukla yaşıyorum alma onu benden… Kimsesiz bırakma bizi kurda kuşa karşı, yem oluruz ıssızlıkta, kavruluruz susuzluktan dağlarda…</p>
<p><strong>15.08.20.. 23:05:07</strong></p>
<p>Hayata karşı nötr kalmak bir tavırdır, saygı duyarım. Ama kaçmak gerekçeli olamaz. Ben de çoğu kez nötr davranırım ama yaratılmış olanlara değil. Olup bitene karşı evet, gelen musibetleri görmezden gelebiliriz. Ama Allah’ın yarattığı mahlukata karşı nasıl nötr olabiliriz? Olamayız bunu bana sen öğrettin zaten unuttun mu? Bildiğin konularda ahkâm kesemem sana. Sadece söylediğin bir sözü hatırlatabilirim belki.</p>
<p>“Ben aynayım demiştin. Bana bakan kendini görür.”</p>
<p>Ne çok etkilenmiştim. Günlerce anlamaya çalışmıştım seni. Nötr bir aynada ben neyi göreceğim şimdi? Sana baktığımda kendimi göremezsem eğer, yolumu nasıl bulacağım? Gözlerin sevgi dolu bakmadığında ne farkın kalacak diğerlerinden? İnsanlar ne görecekler senin nötr olan suretinde?</p>
<p>“Beni ilgilendirmiyor. Kim ne görmek istiyorsa onu görsün diyeceksin.”</p>
<p>Kızgınsın, öfkelisin biliyorum. İnsandan umudunu kestin. Öylesine kırılgansın ki en ufak bir sarsıntı da tuzla buz oluyorsun sırça bir biblo gibi… Bu yüzden koruyorsun kendini girdiğin kalıpların içinde saklıyorsun olan biteni…</p>
<p>Senin sorunun ne biliyor musun? Sevmekten korkuyorsun sen. Aslında sorumluluk almaktan… Sevmek sorumluluktur çünkü. Seven kaçamaz, ne olursa olsun vazgeçemez sevdiğinden. Sen vazgeçememekten korkuyorsun. Bu hayatta birini, kim olduğu hiç önemli değil ama yalnızca birini vazgeçemeyecek kadar sevmekten korkuyorsun…</p>
<p><strong>16.08. 00:03:13</strong></p>
<p>Monologa devam ediyorum. Gece yarısı oldu uyuyamadım, kalktım, kulaklarım uğulduyordu. Senin sözcüklerin bir bir aklımdan geçiyordu. Okuyup okumadığını bilmiyorum mesajlarımı. Umurumda değil, bakmazsın biliyorum hele bu saatte gelen mesajlara hiç bakmazsın. Büyük bir ihtimalle kapatmışsındır telefonunu da… Sabahleyin görürsün nasılsa… Sen uyandığında ben çoktan yola çıkmış olacağım. Öğlene doğru varırım kısmetse, yolda sana yazamayacağıma göre…</p>
<p>Allah bütün evreni aşkla yarattı demiştin hani bir keresinde. Big bang’ in patlaması aşkın ateşiyle değil miydi? Sen kime ve neye karşı isyan ettiğini bir düşün istersen. Nefsinin sana neler söylettiğini bir daha düşün lütfen. Nokta.</p>
<p><strong>16.08.20.. 16:33:43</strong></p>
<p>Aşk meydan okumaktır. Kerem gibi yana yana kül olmak, ölümüne sevdalı kalmaktır. Ferhat gibi deldiğin dağın altında can vermek, Mecnun gibi varlığından vazgeçmektir. Çölün ortasında gördüğü serabın Leyla olmadığını bildiği halde, devesini yine de o seraba doğru sürmektir aşk… Gözleri Leyla’yı gördü diye, Leyla’nın evinin sokağındaki bütün köpekleri sevip okşamaktır… Aşk varlığından soyunmak, aklın, nefsin zulmünden sıyrılmaktır… Yâri yâr’da bulmak fakat yarı yolda bırakmamaktır aşk…</p>
<p><strong>17.08.20.. 01:05:02</strong></p>
<p>&#8220;Allah-ı taala maide suresinde der ki. “Benim nazarım daima senin üzerindedir. Senin için de böyledir. Fakat benim nazarım suretine değil kalbine ve niyetinedir.”</p>
<p>Okuduğum kitaptan alıntı. “ Kitap okumayı sevmem “ demiştin. İlme olan açlığını kısa ve öz hap bilgilerle kapatmaya çalışmıştın. Bana da bir gün,</p>
<p>“ Fazla derinlere kaçma çıkamasın sonra” demiştin. Hatırla! “Derinlere dalmazsam nasıl bileceğim o vakit “ demiştim sana.</p>
<p>“Benden söylemesi. Bu uğurda maazallah delirenler çok olmuştur “ demiştin. Susmuştum.</p>
<p>Gaflet içinde akıllı kalacağıma, ilim içinde deli olmayı yeğlerim. Kendimi ararken kaybolmaya razıyım ben…</p>
<p>İşte şimdi cevabımı verdim&#8230;</p>
<p><strong>17.08.20.. 05:54:58</strong></p>
<p>İki sabahtır güneşin doğuşunu izliyorum. Ayın ve güneşin aynı gökyüzünde birbirlerinin yansımalarına karışmadan aynı aşkla ve fakat birbirlerinden onca uzakta, sessizce bütün kâinatın gözü önünde, iç çekerek birbirlerine duydukları derin aşkın seremonisini izliyorum. Bütün varlık âlemi, melekût âlemi, ceberut âlemi aşkla yaratıldı ve vuslatı bekliyor&#8230;</p>
<p>Kesrette kalan bizler, izlerimizi çoktan kaybettik… Neden yaratıldığımızı unuttuk… Sevgiliye verdiğimiz sözü hatırlamaz olduk. Kurbanlık olduğumuzu bilmeden yeni kurbanlar aradık kendimize, zulmettik nefsimize… Âdem olamadık, ademde kaldık… Hiçliğimizi bileydik kurtulurduk hiç olmaktan, onu da aramaktan vazgeçtik… Vahdetti arar iken kesrette yolumuzu kaybettik…</p>
<p><strong>18.08.20.. 05:08:16</strong></p>
<p>Yarasalar benimle geldiler deniz kıyısına, görmedikleri benden korkarak, tepemde dönerek geldiler… Ben onlardan, onlar benden korktu… Issızlığın orta yerinde kanat çırpışlarını duydum ilkin, karartılarını fark ettim sonra. İki gündür okuduğum kitabın etkisinden kurtulmak istemiyorum. Sana yazıyorum, mesaj kutun dolmuştur büyük bir ihtimalle ve sen eminim ki okumuyorsundur, yazdıklarımı. İşte belki de bu yüzden öylesine rahat yazıyorum ki… Okuma bundan sonra zaten, sil at bütün yazdıklarımı. Söylediklerimi unut, beni bir daha gördüğünde görmemezlikten gel.</p>
<p>Körüm ben de yarasalar gibiyim… Görmem gerekeni saklayan bir duvar var sanki sende… Sadece sesini duyuyorum, gözlerin gelmiyor gözlerimin önüne… Yüzünü unuttum. Güneş doğacak birazdan. Denizin rengine kavuşacağım. Taş atıyorum ona, bildiğim ne varsa içimden geçen, anlamları yüklüyorum taşlara, fırlatıyorum olabildiğince uzağa…</p>
<p>Şeytanı taşlıyorum şimdi, bitsin içimde kalan ne var ne yoksa…</p>
<p><strong>19.08.20.. 05:05:03</strong></p>
<p>“Ey rab, ey eğiten, öğreten! Bu nefis perdesi, bu dünya arzu ve isteği, benlik zevki ile seni nasıl bilebilirim. Ancak seni sana ait sıfatlarla görebilirim. O halde lütfet ki, ben de sana ait olandan başka bir şey kalmasın. İşte o zaman bir âlemden diğer âleme, yani senin bir zuhurundan diğer zuhuruna seyran edebilirim.” Kenan el Rifai…</p>
<p><strong>20.08.20.. 05.01.01</strong></p>
<p><em>Bir müzik kulağımda, kitabımı bitirdim. Hiç unutmayacağım bir tatil oldu benim için. Yarın dönüşe geçeceğim. Senin için bir önemi yok biliyorum. Okumadın bile yazdıklarımı işte bunun için özellikle teşekkür ederim. Okuyup okumaman hiç önemli değildi. Benim yazmamdı önemli olan. Birine, herhangi birine… Belki de hiç kimseye… Hiç kimsenin okuması önemli değildi… </em><em>Ben de önemli değilim… Dedim ya kulağımda bir müzik, onu dinliyorum hiç susmuyor içimdeki melodiler… Birinden diğerine geçiyor… </em></p>
<p><em>Bir keman ağlıyor dünyanın bir yerinde… İçli içli sessiz sessiz ağlıyor, duyuyorum onun sesini. Kelebekler uçuyor kanatlarında çırpınıyorum ben de onlarla… Bir kadın saçlarını dağıtmış elinde şimşir tarağıyla tarıyor uzun lepiska saçlarını, örüyor sonra, dokunuyorum parmaklarına…</em></p>
<p><em>Sana gönderiyorum dinlediğim şarkıyı… Farid Farjad’ın kemanıyla… </em></p>
<p><em>Dinleme sakın! Nasılsa anlamazsın boşuna…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/vhNOIFwWM34?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 9 &#8211; Ağlayan Keman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15528</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Selam Bin Hayır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-selam-bin-hayir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-selam-bin-hayir/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 20 Sep 2018 05:31:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Pekgöz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15697</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir selamla başladı yolculuk Bir selamla başladı bu uzun yol Ve bir selamla başladı Bu uçsuz bucaksız gönüle hasret&#8230; Herşey bir bahaneydi sanki Ufak bi kıvılcım bekliyordu bizi Meyletmiş gönüller birbirine Sosyal hayat sebebine Bir şiir bir sözle başlar Bir söz bir gönülü yakar Ama bir söz Bin kelimeyi yıkar Oda şükür dediğimiz an&#8217;a çıkar</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-selam-bin-hayir/">Bir Selam Bin Hayır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir selamla başladı yolculuk</p>
<p>Bir selamla başladı bu uzun yol</p>
<p>Ve bir selamla başladı</p>
<p>Bu uçsuz bucaksız gönüle hasret&#8230;</p>
<p>Herşey bir bahaneydi sanki</p>
<p>Ufak bi kıvılcım bekliyordu bizi</p>
<p>Meyletmiş gönüller birbirine</p>
<p>Sosyal hayat sebebine</p>
<p>Bir şiir bir sözle başlar</p>
<p>Bir söz bir gönülü yakar</p>
<p>Ama bir söz</p>
<p>Bin kelimeyi yıkar</p>
<p>Oda şükür dediğimiz an&#8217;a çıkar</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-selam-bin-hayir/">Bir Selam Bin Hayır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-selam-bin-hayir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15697</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zamanını Bekleyen Kelimeler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zamanini-bekleyen-kelimeler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zamanini-bekleyen-kelimeler/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Sep 2018 05:30:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15686</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bekliyorum, Derin, anlatılmaz bir ruh haliyle, Usul usul gözlerinin içinde, Şimdiden bir sonraki karşılaşmamızı. Neden mi? Bir tebessüm ve o gözlerle yeniden buluşabilmek. Olmadığında, Mekânın anlamı yok. Ne aldıklarımın, Ne de alacaklarımın bir değeri. O yemyeşil vahayla açılıyor kapıları, Aklımın Gönlüme giden yollarında. Sorguluyor ne birikti diye fütursuzca bekçiler. Affet! Her karşılaşmada bir şeyler çalmak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamanini-bekleyen-kelimeler/">Zamanını Bekleyen Kelimeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Bekliyorum,</p>
<p style="text-align: center;">Derin, anlatılmaz bir ruh haliyle,</p>
<p style="text-align: center;">Usul usul gözlerinin içinde,</p>
<p style="text-align: center;">Şimdiden bir sonraki karşılaşmamızı.</p>
<p style="text-align: center;">Neden mi?</p>
<p style="text-align: center;">Bir tebessüm ve o gözlerle yeniden buluşabilmek.</p>
<p style="text-align: center;">Olmadığında,</p>
<p style="text-align: center;">Mekânın anlamı yok.</p>
<p style="text-align: center;">Ne aldıklarımın,</p>
<p style="text-align: center;">Ne de alacaklarımın bir değeri.</p>
<p style="text-align: center;">O yemyeşil vahayla açılıyor kapıları,</p>
<p style="text-align: center;">Aklımın</p>
<p style="text-align: center;">Gönlüme giden yollarında.</p>
<p style="text-align: center;">Sorguluyor ne birikti diye fütursuzca bekçiler.</p>
<p style="text-align: center;">Affet!</p>
<p style="text-align: center;">Her karşılaşmada bir şeyler çalmak zorundayım senden,</p>
<p style="text-align: center;">İlkin gözlerini,</p>
<p style="text-align: center;">Sonra o sensiz günlerimin aydınlığı suretini,</p>
<p style="text-align: center;">Ve nihayet yeniden doğuşun müjdecisi, gülüşünü,</p>
<p style="text-align: center;">Yine sana ulaşabilmek için,</p>
<p style="text-align: center;">Biçare aklımla.</p>
<p style="text-align: center;">Bir sesin kaldı geriye,</p>
<p style="text-align: center;">Birde adin</p>
<p style="text-align: center;">Cozumsuz denklemi, kimsesiz satirlarin.</p>
<p style="text-align: center;">Bes harf, iki hece</p>
<p style="text-align: center;">Dort islem degil, tuhaf bir bilmece.</p>
<p style="text-align: center;">Sana ulasmak, yollarda bulmak seni</p>
<p style="text-align: center;">Haykirmak burdayim diye,</p>
<p style="text-align: center;">Cesaret pamuk ipligine asili sevgili</p>
<p style="text-align: center;">Zamani bekliyor gelecek diye.</p>
<p style="text-align: center;">Vakitsiz her vakitten korkuyorum.</p>
<p style="text-align: center;">Duymayacağın!</p>
<p style="text-align: center;">Anlatamayacağım!</p>
<p style="text-align: center;">Kaçıyorum</p>
<p style="text-align: center;">Bir gün son bulmayı dileyerek,</p>
<p style="text-align: center;">Bende sana, sende bana dair.</p>
<p style="text-align: center;">Sana ulaşmak</p>
<p style="text-align: center;">Kelimenin diliyle?</p>
<p style="text-align: center;">Bir cümle değil, tüm lügatin yüküyle</p>
<p style="text-align: center;">Mumkun olsa, yapardim.</p>
<p style="text-align: center;">Sayfalara islenmis bir arayis benimkisi</p>
<p style="text-align: center;">Tanimadan anlatmak</p>
<p style="text-align: center;">On hazirlik belkide.</p>
<p style="text-align: center;">Mevsimler gecip gidene ozlemle son bulur,</p>
<p style="text-align: center;">Insan!</p>
<p style="text-align: center;">Yeni gelene alisir, sever, unutur</p>
<p style="text-align: center;">Her mevsim, kendince bir cicege kavusur.</p>
<p style="text-align: center;">Sen! Onbir ay cicegim</p>
<p style="text-align: center;">Dortmevsimde, seninle bir bahar bulunur.</p>
<p style="text-align: center;">Uc tanecikle isinir koca beden</p>
<p style="text-align: center;">Ikisiyle tanisti,</p>
<p style="text-align: center;">Gulumsedi!</p>
<p style="text-align: center;">Cikardi kiyafetleri kutudan yavas yavas</p>
<p style="text-align: center;">Her biri rengârenk, bin bir çeşit kokudan.</p>
<p style="text-align: center;">O seni!</p>
<p style="text-align: center;">Asiklar onu bekler, kavusmadan.</p>
<p style="text-align: center;">Papatyanin yapragi,</p>
<p style="text-align: center;">Yildizin kuyrugunda</p>
<p style="text-align: center;">İskambil, tarot</p>
<p style="text-align: center;">Kahve fincaninda</p>
<p style="text-align: center;">Bir avcun ici</p>
<p style="text-align: center;">Sakizlar</p>
<p style="text-align: center;">Burc yorumlarinda</p>
<p style="text-align: center;">Masumdur bekleyis</p>
<p style="text-align: center;">Umudun biçare fallarında.</p>
<p style="text-align: center;">Milyonlar onlarin ahenginde</p>
<p style="text-align: center;">O yegânenin pesinde</p>
<p style="text-align: center;">Donup durur</p>
<p style="text-align: center;">Koskoca zaman icinde.</p>
<p style="text-align: center;">Bir dogunca sevildiler</p>
<p style="text-align: center;">Birde giderken</p>
<p style="text-align: center;">Dokunmak bir yana dursun</p>
<p style="text-align: center;">Kimi zaman gormediler.</p>
<p style="text-align: center;">Tık tık tık</p>
<p style="text-align: center;">Kaldirimdaki ayak sesi</p>
<p style="text-align: center;">Birisi ayrı söyler, öteki hep bu sesi</p>
<p style="text-align: center;">Ayni sokagin esnafi ikisi</p>
<p style="text-align: center;">Birinin yanindadir tilkisi</p>
<p style="text-align: center;">Digerinin masumiyettir tesellisi.</p>
<p style="text-align: center;">Tık tık tık</p>
<p style="text-align: center;">Kaldirimdaki ayak sesi</p>
<p style="text-align: center;">İkisininde var tek temennisi</p>
<p style="text-align: center;">Bu ses onun sesi.</p>
<p style="text-align: center;">Kapanır kapıları dünyaya pencerenin.</p>
<p style="text-align: center;">Oyun baslamistir, karanliginda gecenin.</p>
<p style="text-align: center;">Sahne zifir, fonda ağrılı bir ses.</p>
<p style="text-align: center;">Oyuncu yok,</p>
<p style="text-align: center;">Bir resim var sadece hayalimde beliren,</p>
<p style="text-align: center;">Sen!</p>
<p style="text-align: center;">Gönüller sultani ecem.</p>
<p style="text-align: center;">Gunaydin sabahin en guzel</p>
<p style="text-align: center;">Gunesin en sicak ve en sade yuzu</p>
<p style="text-align: center;">Dalgalarin sahil duvarlarina</p>
<p style="text-align: center;">Gel gel diye cagirdigi</p>
<p style="text-align: center;">Ozlemle uguldayan ruzgarin</p>
<p style="text-align: center;">Tekneler ve vapurlarla atistigi</p>
<p style="text-align: center;">Neredesin ?</p>
<p style="text-align: center;">Gönlümün bütün mesafelerde ulaşmaya çalıştığı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>                                                                         </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamanini-bekleyen-kelimeler/">Zamanını Bekleyen Kelimeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zamanini-bekleyen-kelimeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15686</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonbahara Övgü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Sep 2018 05:30:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15680</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir masalsı diyarın son avcısı gibi giden duygusal sessiz sakin acısız br şekilde öldüren bir yakut gibi incirli durağında bekleyen bir nefeslik ay parçası suskun denizin sonbahar çağıltısında ateşsiz bir çiçek korkusuz bir arslan yavrusu tabiat annenin kucağında bekleyen bir bebek gibi sadece kalpsiz bir köpek Sözler arasında sarılan bir çift kuğu. Arasında kalan bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/">Sonbahara Övgü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir masalsı diyarın son avcısı gibi giden duygusal sessiz sakin acısız br şekilde öldüren bir yakut gibi incirli durağında bekleyen bir nefeslik ay parçası suskun denizin sonbahar çağıltısında ateşsiz bir çiçek korkusuz bir arslan yavrusu tabiat annenin kucağında bekleyen bir bebek gibi sadece kalpsiz bir köpek</p>
<p>Sözler arasında sarılan bir çift kuğu.</p>
<p>Arasında kalan bir piyano.</p>
<p>Piyano tuşlarından çıkan sese yansıyan keder.</p>
<p>Kemanın kulağın pasını silmesini duydum dün gece.</p>
<p>Sen vardın ömrümde.</p>
<p>Ben yoktum seninle.</p>
<p>Neden diye sordum rüzgara.</p>
<p>Seni anlattı yıldızlara.</p>
<p>Bir ateşin düştüğü yangın yeriydi toprağım.</p>
<p>Dediler ki sensizmişim.</p>
<p>Yalnızmışım.</p>
<p>Sessizce dolandım kalbimin diyarlarında.</p>
<p>Bir nefeslik ömrümde bir sessiz kızın suskunluğu…</p>
<p>Suyun en tatlı parıltısına yansıyan bir yüz….</p>
<p>Bu ben miyim desene ay ve yıldıza.</p>
<p>Güneşin ışığındaki bir duygu treni geçiyor parmaklarımın arasından.</p>
<p>Bir tutam çiçek tozu versin sana o peri.</p>
<p>Başından aşağı döksün.</p>
<p>Hayallerin peşinde bir kız.</p>
<p>Sarsın seni matemli ay.</p>
<p>Suskunsuz herhalde sonbahar.</p>
<p>Eylülün sarı saçlarındaki altın renkli yapraklar.</p>
<p>Bir tutkun denizin hırçın sesiyim ey sonbahar.</p>
<p>Sen misin beni terk eden ey bahar?</p>
<p>Yazın kollarındaki bir duygu seliyim.</p>
<p>Sen misin beni terk eden ey sonbahar.</p>
<p>Gönlüm gönlüne değdiğinde gözlerim ağlar.</p>
<p>Ben yapamam bu sonbaharda.</p>
<p>Gidemem karanlıklara…</p>
<p>Ya da aydınlıklara.</p>
<p>Şarkılar seni söyler ey sonbahar.</p>
<p>Dudaklar seni anlatır.</p>
<p>Nocturne.</p>
<p>Sesimin yankılandığı duvarlar arasında.</p>
<p>Sonsuzluğa açılan kapılan bu sonbahar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/">Sonbahara Övgü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15680</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Okumak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/okumak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/okumak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Sep 2018 05:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15673</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çocuklukta okula gitmek, Alfabeyi sökme hevesidir. Gençlikte diploma almak, Kariyer yapma isteğidir. &#160; Bazen bir takvim yaprağı, Bazen yerdeki kâğıdı, Matematik, tarih, kimyayı, Bazen Kur’an okumaktır. &#160; Neşeli bir türküyü, Nihavent bir şarkıyı, Bir şehide ağıdı, Ninniyi okumaktır. &#160; Olayları anlamak, Hayatı yorumlamak, İnsanları tanımak, Fark etmektir okumak. &#160; Allah’tan ilk ayettir, Peygamber’e davettir, İnsanlığa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/okumak/">Okumak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklukta okula gitmek,</p>
<p>Alfabeyi sökme hevesidir.</p>
<p>Gençlikte diploma almak,</p>
<p>Kariyer yapma isteğidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazen bir takvim yaprağı,</p>
<p>Bazen yerdeki kâğıdı,</p>
<p>Matematik, tarih, kimyayı,</p>
<p>Bazen Kur’an okumaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neşeli bir türküyü,</p>
<p>Nihavent bir şarkıyı,</p>
<p>Bir şehide ağıdı,</p>
<p>Ninniyi okumaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Olayları anlamak,</p>
<p>Hayatı yorumlamak,</p>
<p>İnsanları tanımak,</p>
<p>Fark etmektir okumak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah’tan ilk ayettir,</p>
<p>Peygamber’e davettir,</p>
<p>İnsanlığa rahmettir,</p>
<p>Merhamettir okumak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/okumak/">Okumak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/okumak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15673</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ya Da Ben</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ya-da-ben/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ya-da-ben/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Sep 2018 06:34:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15637</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sessiz duvarların yankısında Ateş pahası aynasında Absürdizm dalgasında Bir masal edasıyla Topraktaki kökün ucunda Telefon rehberinin sayfasında Havayı güzel soluduğumda Bir güzellik arayışında Kitabın en iyi baskısında Bir nefeslik ruhumda En sesli notlarında Tahtanın en farklı arafında Sadece nefes alırken bedenim Sen varsın dudaklarımda</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ya-da-ben/">Ya Da Ben</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sessiz duvarların yankısında</p>
<p>Ateş pahası aynasında</p>
<p>Absürdizm dalgasında</p>
<p>Bir masal edasıyla</p>
<p>Topraktaki kökün ucunda</p>
<p>Telefon rehberinin sayfasında</p>
<p>Havayı güzel soluduğumda</p>
<p>Bir güzellik arayışında</p>
<p>Kitabın en iyi baskısında</p>
<p>Bir nefeslik ruhumda</p>
<p>En sesli notlarında</p>
<p>Tahtanın en farklı arafında</p>
<p>Sadece nefes alırken bedenim</p>
<p>Sen varsın dudaklarımda</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ya-da-ben/">Ya Da Ben</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ya-da-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15637</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İki Kuşun Kanadında Bir Yolculuk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iki-kusun-kanadinda-bir-yolculuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iki-kusun-kanadinda-bir-yolculuk/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Sep 2018 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15629</guid>
				<description><![CDATA[<p>Buzlu camlara çizdim gördüklerimi. Anlatamazdım, karşılığı yoktu kelimelerce. Birkaç şekil ve bu şehir, İnsan bir yalancı lafzın peşinde, Ve herkes inanmış Silinmiş eski bir güzelliğin izinde. Tarih yer ile yeksan. İnsan kaybolmuş bir benliğin içinde. Mahlûkat helak edilmiş. Yalnız iki beyefendi kaldı şehirde Biri beyazlar içinde Bir diğeri karalara bürünmüş Lakin ikisi de o gömleğin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-kusun-kanadinda-bir-yolculuk/">İki Kuşun Kanadında Bir Yolculuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Buzlu camlara çizdim gördüklerimi.</p>
<p>Anlatamazdım, karşılığı yoktu kelimelerce.</p>
<p>Birkaç şekil ve bu şehir,</p>
<p>İnsan bir yalancı lafzın peşinde,</p>
<p>Ve herkes inanmış</p>
<p>Silinmiş eski bir güzelliğin izinde.</p>
<p>Tarih yer ile yeksan.</p>
<p>İnsan kaybolmuş bir benliğin içinde.</p>
<p>Mahlûkat helak edilmiş.</p>
<p>Yalnız iki beyefendi kaldı şehirde</p>
<p>Biri beyazlar içinde</p>
<p>Bir diğeri karalara bürünmüş</p>
<p>Lakin ikisi de o gömleğin içinde</p>
<p>Gömlek,</p>
<p>Örtüsü çıplaklığın</p>
<p>Ve karanlığın olduğu kadar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sesler</p>
<p>Haykırış mı? Hayır!</p>
<p>İnilti mi? Sanmıyorum!</p>
<p>Çirkin, nahoş, gürültücü</p>
<p>Ötesi yok,</p>
<p>Kaosun içinde</p>
<p>Ben varım diyen sadece iki ses</p>
<p>Duyabileceğin varlığın belirtisi</p>
<p>Onlar iki beyefendi</p>
<p>Biri beyazlar içinde</p>
<p>Bir diğeri karalara bürünmüş</p>
<p>Lakin ikisi de o gömleğin içinde</p>
<p>Gömlek,</p>
<p>Örtüsü çıplaklığın</p>
<p>Ve karanlığın olduğu kadar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gece</p>
<p>Tüm o sessizliğin içinde</p>
<p>Sade bir gizem taşır</p>
<p>Sabah güzelliğin peşinde</p>
<p>Karanlığa yanaşır</p>
<p>Yalnız iki ses</p>
<p>Bütün vakitleri taşır</p>
<p>Biri beyazlar içinde</p>
<p>Bir diğeri karalara bürünmüş</p>
<p>Lakin ikisi de o gömleğin içinde</p>
<p>Gömlek,</p>
<p>Örtüsü çıplaklığın</p>
<p>Ve karanlığın olduğu kadar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kargaşada uyum var,</p>
<p>Alışılmış bir düzen.</p>
<p>Yıldızlarda kaybolmuş,</p>
<p>Yükseklerdi o güzel.</p>
<p>Yankılanan çığlıkları dinle gör</p>
<p>Haykırır zarafeti</p>
<p>Gece gündüz demeden</p>
<p>O yitik azameti</p>
<p>Biri beyazlar içinde</p>
<p>Bir diğeri karalara bürünmüş</p>
<p>Lakin ikisi de o gömleğin içinde</p>
<p>Gömlek,</p>
<p>Örtüsü çıplaklığın</p>
<p>Ve karanlığın olduğu kadar</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-kusun-kanadinda-bir-yolculuk/">İki Kuşun Kanadında Bir Yolculuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iki-kusun-kanadinda-bir-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15629</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mevsimlik kitap kültürü dergisi “Kitap Defteri”, Yeni Sayısıyla Okur Karşısında.</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mevsimlik-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri-yeni-sayisiyla-okur-karsisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mevsimlik-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri-yeni-sayisiyla-okur-karsisinda/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Sep 2018 05:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15595</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mevsimlik kitap kültürü dergisi “Kitap Defteri”, yeni sayısıyla okur karşısında. “Önce Kitap Yayınları” adına ilk sayısı Mayıs 2018’de yayımlanan mütevazı kitap kültürü dergisi “Kitap Defteri”, Eylül 2018’de kendince yenilik ve zenginlikleri içeren ikinci sayısıyla kitapseverlerle buluştu. Derginin yeniliği, 2019’da dört kez yayımlanıp okurlarına bundan böyle abone yöntemiyle ulaşacak olmasının haberi elbette. Her sayısında yeni kitabı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevsimlik-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri-yeni-sayisiyla-okur-karsisinda/">Mevsimlik kitap kültürü dergisi “Kitap Defteri”, Yeni Sayısıyla Okur Karşısında.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mevsimlik kitap kültürü dergisi “Kitap Defteri”, yeni sayısıyla okur karşısında. “Önce Kitap Yayınları” adına ilk sayısı Mayıs 2018’de yayımlanan mütevazı kitap kültürü dergisi “Kitap Defteri”, Eylül 2018’de kendince yenilik ve zenginlikleri içeren ikinci sayısıyla kitapseverlerle buluştu. Derginin yeniliği, 2019’da dört kez yayımlanıp okurlarına bundan böyle abone yöntemiyle ulaşacak olmasının haberi elbette. Her sayısında yeni kitabı yayımlanan bir yazarla görüşmeyi ilke edinen derginin bu sayısındaki görüşme konuğu Oğuz Demiralp, yıl içinde yayımlanan “Orhan Bey ve Kitapları” (Kırmızı Kedi Yay.) hakkında açıklamalar yapmış dergiye. “Ahlak Sorunumuz” adlı kitabı “Önce Kitap Yayınları” arasında çıkan Hasan Ayık da kitabıyla ilgili sorulara açıklık getirmiş. “Cümle Yayınları” editörü Muhsin Mete, yayınevi olarak yola çıkışlarının öyküsünü paylamış okurla. Eyup Tosun, üçüncü yılını dolduran mevsimlik “Öykülem” dergisinin serüvenini anlatırken Ömer Eski de “ilk kitap” bölümünde Ayfer Tunç’un “Saklı” adlı öykü kitabını gündeme getirmiş. Derginin “kitap kültürü” yazısı olarak bu kez Necip Asım Yazıksız’ın, “Kitaplar” başlıklı yazısı alınmış dergiye. Mehmet Nur Karakeçi, Zeynep Kılıç, Hasan Öztürk, Mariye M. Arıcı, Muhammet Çoruhlu ve Ayşe Kanbur, dergide yeni kitapları tanıtan diğer isimler.</strong></p>
<p><strong>Gelecek sayı, Ocak 2019’da okuruyla buluşacak. Gündemi kitap olanlara…</strong></p>
<p><strong>İletişim:<em> kitapdefteri1@gmail.com</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevsimlik-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri-yeni-sayisiyla-okur-karsisinda/">Mevsimlik kitap kültürü dergisi “Kitap Defteri”, Yeni Sayısıyla Okur Karşısında.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mevsimlik-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri-yeni-sayisiyla-okur-karsisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15595</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Sevgili Aşk; Eylül&#8217;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 03 Sep 2018 17:21:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15599</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sığabilir miydi kalbim dünyaya; seni beklerken aynadaki beni taklit eden heyecanlı adam? Elleri ceplerinde, iş dönüşü şarkılar söyleyerek eve dönen&#8230; Yaprak hışırtısına, suyun hayat kokulu tadına, göğün renk renk ihtişamına hayran&#8230; Bir bebeğin bin bir mana yüklü rayihasına şiirler yazan meftun bendim aylarca&#8230; Sen gülde saklı tohumsun&#8230; Güzde bahar, hecede bitmeyen umut, yüzde emsalsiz mutluluk&#8230; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul/">&#8216;Sevgili Aşk; Eylül&#8217;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sığabilir miydi kalbim dünyaya;</p>
<p><figure id="attachment_15601" aria-describedby="caption-attachment-15601" style="width: 366px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/40833792_287516571845570_6212837955086581760_n.jpg"><img class="wp-image-15601" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/40833792_287516571845570_6212837955086581760_n.jpg?resize=366%2C488" alt="" width="366" height="488" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/40833792_287516571845570_6212837955086581760_n.jpg?w=1548&amp;ssl=1 1548w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/40833792_287516571845570_6212837955086581760_n.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/40833792_287516571845570_6212837955086581760_n.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/40833792_287516571845570_6212837955086581760_n.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15601" class="wp-caption-text">Eylül Defne Gökcük</figcaption></figure></p>
<p>seni beklerken aynadaki beni taklit eden heyecanlı adam?</p>
<p>Elleri ceplerinde, iş dönüşü şarkılar söyleyerek eve dönen&#8230;</p>
<p>Yaprak hışırtısına, suyun hayat kokulu tadına, göğün renk renk ihtişamına hayran&#8230;</p>
<p>Bir bebeğin bin bir mana yüklü rayihasına şiirler yazan meftun bendim aylarca&#8230;</p>
<p>Sen gülde saklı tohumsun&#8230;</p>
<p>Güzde bahar, hecede bitmeyen umut, yüzde emsalsiz mutluluk&#8230;</p>
<p>Duanın en içli hali, şükrün her nefeste tekerrürü&#8230;</p>
<p>Alın terimde gurur, helal peşinde koşan gayretimsin&#8230;</p>
<p>Çiçeğe değen su, denizi saran güneşsin sen!</p>
<p>Ve işte bu yüzden; uyku nedir unuttum, korku nedir hatırlamadım, umutsuzluğu hiç var saymadım seni beklerken&#8230;</p>
<p>Bu kitap, babandan sana ömürlük hediyedir Kızım.</p>
<p>Karşına çıkacakları hesap edemem elbet ama yüreğinde yaşamasını arzuladığım tüm güzellikler hece senfonileriyle saklı bu kitapta.</p>
<p>Gün olsun gül, hakkı varsa vaktin seni üzmeye; ağla&#8230;</p>
<p>Ama asla kendini bir kenara koyup yaşama!</p>
<p>Gün olsun kazan, bazen de kaybet.</p>
<p>Kaybederken de kazanabileceğin şeyler olduğunu abla diye&#8230;</p>
<p>Gün olsun haykır hissini, vakit fazla ağırsa sus.</p>
<p>Fikrin güçlensin, zihnin yenilensin, dilin hazır olsun doğru kelâma, yüreğin yeni adıma&#8230;</p>
<p>Ben seni yazdım sevgi&#8217;li aşkla&#8230;</p>
<p>Sana yazdım&#8230;</p>
<p>Sen yüreğinde sakla, tozlu raflar dışında&#8230;</p>
<p>‘’Doğdu bir sabah yeniden güneş</p>
<p>Bu defa bambaşka bir şiir getirdi kucağıma gül</p>
<p>Adı; EYLÜL…’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul/">&#8216;Sevgili Aşk; Eylül&#8217;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15599</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Biz Bu Vatanı Karşılıksız Sevdik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/biz-bu-vatani-karsiliksiz-sevdik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/biz-bu-vatani-karsiliksiz-sevdik/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 26 Aug 2018 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15579</guid>
				<description><![CDATA[<p>Boğazımız yanarak içtik zehri, Gam değil; yudum yudum geçtik nehri, Hal ehli bilir zehirdeki sihri, “Biz bu vatanı karşılıksız sevdik!” &#160; “İncili Kaftan” misal çul olmadık, Makam mevki dilenip pul olmadık, Allah’tan gayrısına kul olmadık, “Biz bu vatanı karşılıksız sevdik!” &#160; Ne küstük ne yurda ihanet ettik, Ne isyan ettik ne bir gün küfrettik, Bıçaklar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-bu-vatani-karsiliksiz-sevdik/">Biz Bu Vatanı Karşılıksız Sevdik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Boğazımız yanarak içtik zehri,</p>
<p>Gam değil; yudum yudum geçtik nehri,</p>
<p>Hal ehli bilir zehirdeki sihri,</p>
<p>“Biz bu vatanı karşılıksız sevdik!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İncili Kaftan” misal çul olmadık,</p>
<p>Makam mevki dilenip pul olmadık,</p>
<p>Allah’tan gayrısına kul olmadık,</p>
<p>“Biz bu vatanı karşılıksız sevdik!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne küstük ne yurda ihanet ettik,</p>
<p>Ne isyan ettik ne bir gün küfrettik,</p>
<p>Bıçaklar kemiğe dayandı bazen,</p>
<p>“Biz bu vatanı karşılıksız sevdik!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tırnağımız kerpetenle sökülse</p>
<p>Kemiğimiz tekmelerle ezilse,</p>
<p>Derimiz diri diriyken yüzülse,</p>
<p>“Biz bu vatanı karşılıksız sevdik!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nevşehrî’yim, ay yıldızım sol yanımda,</p>
<p>Damarımda, oluk oluk kanımda,</p>
<p>Alnıma yazılmış sevdan, canımda,</p>
<p>“Biz bu vatanı karşılıksız sevdik!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-bu-vatani-karsiliksiz-sevdik/">Biz Bu Vatanı Karşılıksız Sevdik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/biz-bu-vatani-karsiliksiz-sevdik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15579</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hatırlar mısın?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Aug 2018 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çetinkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15565</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hatırlar mısın? Gençtik, merttik, cömerttik. Birbirine silah çeken kuşağın, birbirini seven çocuklarıydık. Nasıl severdik birbirimizi, nasıl özlerdik! Ne çok ortak yanımız vardı, ne renkli farklılıklarımız! Hürmet eder, hürmet görürdük. Hayallerimiz, hedeflerimiz, umutlarımız, sevdalarımız vardı. Taşrada bir okulun, devlet parasız yatılı öğrencileriydik. &#160; O günlerde tek kanal vardı. “Reha Muhtar, Atina’dan bildiriyor.” du. Maçlar, öğle saatlerinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/">Hatırlar mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hatırlar mısın?</p>
<p>Gençtik, merttik, cömerttik.</p>
<p>Birbirine silah çeken kuşağın, birbirini seven çocuklarıydık.</p>
<p>Nasıl severdik birbirimizi, nasıl özlerdik!</p>
<p>Ne çok ortak yanımız vardı, ne renkli farklılıklarımız!</p>
<p>Hürmet eder, hürmet görürdük.</p>
<p>Hayallerimiz, hedeflerimiz, umutlarımız, sevdalarımız vardı.</p>
<p>Taşrada bir okulun, devlet parasız yatılı öğrencileriydik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O günlerde tek kanal vardı.</p>
<p>“Reha Muhtar, Atina’dan bildiriyor.” du.</p>
<p>Maçlar, öğle saatlerinde oynanıyor, radyodan canlı dinleniyordu.</p>
<p>Merkezden araya giren ses, “Ankara’dan bir gol haberi var. Mikrofonlarımız</p>
<p>19 Mayıs Stadı’nda.” diyordu.</p>
<p>Ardından, tribünlerin uğultusuyla birlikte spikerin heyecanlı anlatımı duyuluyordu.</p>
<p>Canlı yayınların bir başka repliği, “Dakika ve skor almak için İzmir’e bağlanıyoruz. Mikrofonlarımız Alsancak Stadı’nda.” cümlesiydi.</p>
<p>“Bizi izlemeye devam edin!” nakaratı ile sık sık bölünen, <strong><em>reklam arasında maç izlediğimiz,</em></strong> özel televizyon yayınları çok sonraları girdi hayatımıza.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ergendik.</p>
<p>Bıyıklarımız on bir on bir maç yapardı.</p>
<p>Sen, Permatik’le tıraş olurdun.</p>
<p>Ben, “Fiyat yüzde elli! Sapına kadar Derby!” derdim.</p>
<p>Ardından sen, “Hadi hayırlı tıraşlar!” derdin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sigarayı yurdun yangın merdiveninde ya da çatı katında, gizlice içerdik.</p>
<p>Sen, Maltepe’yi filtresine toplu iğne batırarak içerdin.</p>
<p>Ben, filtresini koparıp Birinci içer gibi içerdim.</p>
<p>Tütünler dilime yapışırdı.</p>
<p>Sen, çakmakla yakardın.</p>
<p>Ben, gaz kokusunu sevmediğim için kibritle yakardım.</p>
<p>Orhan Veli’nin o meşhur fotoğrafına özendiğimi de biliyorsun zaten.</p>
<p>Sonra sen, karanfil alırdın, ağzımız kokmasın diye.</p>
<p>Ben, naneli şeker alırdım.</p>
<p>Üzerimize fısfısla, limonlu kolonya sıkmayı da ihmal etmezdik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dürüst ve duru bir aşkla sevdik, sevdiklerimizi.</p>
<p>İkimizde âşıktık.</p>
<p>Sen, Ziraat Bankası’nın müdürü Ali Bey’in, 11-B’deki kızı, Hamiyet’i seviyordun.</p>
<p>Ben, Matematik Öğretmenimiz Orhan Bey ile Kimya Öğretmenimiz Mukadder Hanımın kızları, Mürüvvet’i seviyordum.</p>
<p>Hani “Benim ismim Mürvet değil, Mürüvvet!” diyen, bizim sınıfın en hanımefendi, en uzun boylu, en güzel kızı!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İkimizde arabeskçiydik.</p>
<p>Sen, Ferdi Tayfur’u severdin.</p>
<p>Ben, Orhan Gencebay’ı severdim.</p>
<p>Sen, “Allah’ım sen bilirsin!” derdin.</p>
<p>Ben, “Batsın bu dünya!” derdim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen, çayı şekersiz ve çay bardağıyla içerdin.</p>
<p>Ben, tek şekerle ve su bardağıyla içerdim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cumartesi günleri kendimize ziyafet çekmek için Abidin Usta’ya giderdik.</p>
<p>Standart yemeğimiz az pilavdı.</p>
<p>Sen, yanında az kuru isterdin.</p>
<p>Ben, az nohut isterdim.</p>
<p>Eğer paramız yetiyorsa bir kâse de cacık alır, beraber kaşıklardık.</p>
<p>Ekmeği ve suyu paylaşırdık, sevinci ve hüznü paylaştığımız gibi.</p>
<p>Bereketliydi bizim çocukluğumuz, gençliğimiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya kupalarında sen, Arjantin’i tutardın.</p>
<p>Ben, Brezilya’yı tutardım.</p>
<p>Sen, Galatasaraylıydın.</p>
<p>Ben, Fenerbahçeliydim.</p>
<p>İkimizde saçlarımızı Rıdvan’ınki gibi uzatıp, top oynarken rüzgâra bırakmak isterdik.</p>
<p>Fakat saçlarımız istikrarlı bir şekilde hep üç numarayla kesilirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hatırlar mısın?</p>
<p>88-89 sezonuydu.</p>
<p>Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası.</p>
<p>Galatasaray’ın Nöşetel’i 5-0 yendiği maç.</p>
<p>İkimiz de okulu asmıştık.</p>
<p>Damla Pastanesi’nde heyecanla maçı izliyor ve atılan her golden sonra gözyaşlarıyla birbirimize sarılıyorduk.</p>
<p>Yine aynı sezon&#8230;</p>
<p>Galatasaray’ın Almanya’da, Monaco’yu elediği maç&#8230;</p>
<p>Prekazi’nin otuz beş metreden attığı o unutulmaz gol&#8230;</p>
<p>Maçtan sonra Simoviç’in, Türk bayrağı ile sahada tur atması&#8230;</p>
<p>“Avrupa! Avrupa! Duy sesimizi! İşte bu, Türklerin ayak sesleri!” tezahüratları&#8230;</p>
<p>Duygulanmış, ağlayarak birbirimize sarılmıştık.</p>
<p>Yoktu o günlerde aramızda, sen ben kavgası.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hey gidi günler&#8230;</p>
<p>Hep beraber seviniyorduk başarılara.</p>
<p>Naim Süleymanoğlu’yla beraber, biz de sırtımızdaki kaç asırlık yükü kaldırıyorduk.</p>
<p>Yine hep beraber üzülüyor, ağlıyorduk.</p>
<p>Hatırlar mısın?</p>
<p>Samsunspor’un geçirdiği trafik kazası&#8230;</p>
<p>Yitirilen canlar ve sakat kalanlar&#8230;</p>
<p>Çok sarsılmıştık.</p>
<p>Spor Stüdyosu’nu buruk izler olmuştuk.</p>
<p>Mete aramızda yoktu, milli takımın kalecisi Fatih değildi artık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen, solcu babanın sağcı çocuğuydun, Demirelciydin.</p>
<p>Ben, Türkeşçi babanın Ecevitçi oğluydum.</p>
<p>Sen, “Baba!” derdin.</p>
<p>Ben, “Karaoğlan!” derdim.</p>
<p>İkisi de siyasi yasaklıydı, “netekim”.</p>
<p>Hiçbir lidere küfretmedik biz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstiklâl Marşı, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, ezan ve okumasını bilmesek de Kur’an, kutsallarımızdı.</p>
<p>Mümkün oldukça cuma namazını kaçırmazdık.</p>
<p>Sen, sünnetlerini de kılardın.</p>
<p>Ben, farzını kılıp hemen çıkar, seni avluda beklerdim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen, romanı severdin.</p>
<p>Ben, hikâyeyi severdim.</p>
<p>Sen, güzel şiirler yazardın.</p>
<p>Ben, senin şiirlerini güzel okurdum.</p>
<p>Her yaz tatilinde birbirimize mektup yazardık.</p>
<p>Genelde önce sen yazardın, sonra ben cevap yazardım.</p>
<p>O zaman cep telefonu, WhatsApp yoktu.</p>
<p>Ama daha çok görüşürdük birbirimizle.</p>
<p>Daha çok özlerdik birbirimizi ve daha candandık.</p>
<p>Sen, “gözünün yağını yediğim” derdin bana.</p>
<p>Ben, “kurban olduğum” derdim sana.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biliyorsun, sevdiğimi alamadım.</p>
<p>Aldığımı çok seviyorum, mutluyum.</p>
<p>Bir kızım, bir oğlum var.</p>
<p>İşim, evim, arabam var.</p>
<p>Kızım bu yıl üniversiteyi bitiriyor, Diş Hekimi olacak.</p>
<p>Adı Mürüvvet!</p>
<p>Uzun boylu, hanımefendi ve çok güzel.</p>
<p>Oğlum lise sonda, üniversite sınavlarına hazırlanıyor.</p>
<p>Roman okumayı çok seviyor.</p>
<p>Şu sıralar Sefiller’ in ikinci cildinde, Cosette için üzülüyor ve Jean Valjean’ı merak ediyor.</p>
<p>Sigara kullanmıyor, okulun basketbol takımında oynuyor.</p>
<p>Haftada bir akşam, ailece dışarda yemeğe gidiyoruz.</p>
<p>Çayı şekersiz, içine bir damla limon sıkarak, porselen fincanda içiyorum.</p>
<p>Sigarayı ve Orhan Gencebay’ı bıraktım.</p>
<p>Sezen Aksu’yu dinliyorum.</p>
<p>En sevdiğim parçalarından biri: “Adı Ben de Saklı!”</p>
<p>Şiir okurken hâlâ Ahmet Selçuk İlkan’ı taklit ediyorum.</p>
<p>Saraçoğlu’nda kombinem var, Fener’in maçlarını kaçırmıyorum.</p>
<p>Bu dünya kupasında gönlüm Hırvatistan’dan yana olsa da favorim Fransa’ydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir icra davasını takip için yolum taşraya düştü.</p>
<p>Abidin Usta’ya uğradım.</p>
<p>“İki az pilav, az kuru, az nohut ve ortaya cacık.” dedim.</p>
<p>İki kişilik servis istedim.</p>
<p>Tek başımaydım, karşımda senin hayalin vardı.</p>
<p>Yüreğim yandı, gözlerim doldu, hüzünlendim.</p>
<p>Kurunun, nohudun tadı kalmamış, dostluklarımız gibi.</p>
<p>Yemekten sonra, su bardağında, tek şekerli çay ve bir tel sigara rica ettim garsondan.</p>
<p>Maltepe’ydi sigarası.</p>
<p>Filtresini koparıp, kibritle yaktım sigarayı.</p>
<p>Tütünler dilime yapıştı.</p>
<p>Çayımı içip hesabı ödedikten sonra, masanın üzerindeki karanfillerden attım ağzıma.</p>
<p>Kapıdan çıkarken ikram edilen limonlu kolonyayı yüzüme ve saçlarıma sürdüm.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Damla Pastanesi kapanmış, Yalçın Abi vefat etmiş.</p>
<p>Onunla beraber asalet, vefa, muhabbet ve hürmet de ölmüş.</p>
<p>Haberimiz olmadı Yalçın Abi’den, arayıp sormadık onu, birbirimizi arayıp sormadığımız gibi.</p>
<p>Okulu görmeye cesaret edemedim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kim bilir!</p>
<p>Bu yazıyı okursun.</p>
<p>Hatırlarsın “gılli guşsuz” ve bereketli günlerimizi.</p>
<p>Bulmak istersen beni ve ulaşmak istersen bana&#8230;</p>
<p>Taşrada bir yatılı okulun, duvarları asker dolaplarıyla kaplı, yirmi dört kişilik yatakhanesinde, kışları buz tutan camın kıyısında, demir ranzadayım.</p>
<p>Facebook’a değil, yüreğinin derinliklerine bak.</p>
<p>Hatıralarının “gıyık aşık” kalmış kapısından içeri gir.</p>
<p>Göreceksin!</p>
<p>Bizim devrenin hepsi orada, kurban olduğum!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/">Hatırlar mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15565</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yara Bandı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 18 Aug 2018 05:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sema Nur Canbaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15541</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça bağlandım, sarıldım, kokladım. Göğüs kafesine gözyaşlarımı bıraktım. Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça sevdim, sevdikçe dağıldım. Gözlerine şarkılar yazıp, kulağına sözleri fısıldadım. Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça kül oldum. Gönlümün küllerini bedenine savurup, elimde kalanları kalbine kapattım. Ben bir adamı sevmenin en ağır bedenini ödüyordum. Hayır, ağır değildir belki. Her sabah [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/">Yara Bandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça bağlandım, sarıldım, kokladım. Göğüs kafesine gözyaşlarımı bıraktım. Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça sevdim, sevdikçe dağıldım. Gözlerine şarkılar yazıp, kulağına sözleri fısıldadım. Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça kül oldum. Gönlümün küllerini bedenine savurup, elimde kalanları kalbine kapattım.</p>
<p dir="ltr">Ben bir adamı sevmenin en ağır bedenini ödüyordum.</p>
<p dir="ltr">Hayır, ağır değildir belki. Her sabah erkenden kalkıyor, uyanıp uyanmadığına bakıyor, okuldan erkenden dönüp balkonda gizli saklı gelmesini bekliyordum. Geceleri ışığını kapatana kadar uyumuyor, üzerini örtmüş müdür diye endişeleniyordum. Durduk yere şarkı mırıldanıyor aklıma gelince kahkaha atıyordum. Sonra&#8230; Sonra ise, etraftakilerin tuhaf bakışlarına maruz kalıyor ne yapacağımı şaşırıyordum.</p>
<p dir="ltr">Garip olansa beni gülümseten de ağlatan da hep o oluyordu.<br />
Hep böyle olmaz mı zaten? Yara yanında yara bandı da getirmezse, kalp susar mıydı yine o, elbet o diye?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/">Yara Bandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15541</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Buruk Hayaller</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/buruk-hayaller/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/buruk-hayaller/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Aug 2018 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Enes Akkoyun]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15533</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bulanık sularda yüzer gibiyim şu an Hem de yüzme bilmez bir halde Çırpınsam genzime pis su kaçar Dibe batarım durursam yerimde Nefesimi tutmayı öğrendim şu an Zaman geçtikçe yüzmeyi de Ama ellerim kelepçelenmiş Çıkamıyorum istesem de Anahtar senin ellerinde Ya açarsın ya gömersin en derine Yüzme biliyorsun hem sen de Bulursun beni en derin denizlerde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buruk-hayaller/">Buruk Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bulanık sularda yüzer gibiyim şu an<br />
Hem de yüzme bilmez bir halde<br />
Çırpınsam genzime pis su kaçar<br />
Dibe batarım durursam yerimde<br />
Nefesimi tutmayı öğrendim şu an<br />
Zaman geçtikçe yüzmeyi de<br />
Ama ellerim kelepçelenmiş<br />
Çıkamıyorum istesem de<br />
Anahtar senin ellerinde<br />
Ya açarsın ya gömersin en derine<br />
Yüzme biliyorsun hem sen de<br />
Bulursun beni en derin denizlerde<br />
Gözünün önündeyim ne de olsa<br />
Su bulanık değilmiş gözler lensmiş bu arada<br />
Teşbihte hata olmazmış tabi<br />
Bunların hepsi de bir hikaye</p>
<p>Üsküdar’dayım saat 23.45<br />
Son tren bekler beni<br />
Ben ise trenden inişimi<br />
İndim trenden en son hızımla<br />
Saat ise gelmiş 00.00 a<br />
En güzel zamanım<br />
En derin anlamlım<br />
Bu aralar ona küskünüm<br />
İstemeden elim gitse de cebime<br />
Küskünüm bu saate<br />
Hayatımdan bir parça eksilmiş gibi değil<br />
Bir parça hayatımmış gibi<br />
Sabahları yine geç kalkmaya başladım<br />
Gecem gündüzüm olmuş gibi</p>
<p>Bu aralar ağzıma bir söz dolandı<br />
&#8220;Hayat çok güzel mi sanki de ölümden korkayım&#8221;<br />
Bence ölüm ne bir kandı<br />
Ne de bir göz kapayış<br />
Korkmadığım başıma gelmiş<br />
Güzel olan senle yaşayış<br />
Uyanış, yatış..</p>
<p>Şairliği bıraktım diyordum<br />
En güzel şiiri kaybetmişim oysa<br />
Kalemle yazılan cinsten değil ama<br />
Şair ne benim ne de bir beşer<br />
Bu şiir gibi hem de resim çizer<br />
Şiir emanettir, şair eminlik bekler<br />
Ancak o isterse ancak o nasip eder</p>
<p>Yazılacak çok şey var da<br />
Yazılan bir de kader var ya<br />
Gel dön geri kaderim kaderin ya<br />
Vazgeçmez bu divane senden asla<br />
Yürüye yürüye geldim Gülhane’ye<br />
Son tramvay da beni terk etti de<br />
Sıkılıyor canım son raddede<br />
Ben ettim bir çift sözümü<br />
Yumuyorum kör gözümü<br />
Gerisi sende artık<br />
Özlüyorum gül yüzünü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buruk-hayaller/">Buruk Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/buruk-hayaller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15533</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kelimelerle Buluşma Serüveni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 16 Aug 2018 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15537</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözleri sensizliğe alıştı. Akıllarda gelgitleri var isminin. Yollar yokluğunda yalnızlığımla sessizleşti. Bir ben kaldım geriye senden arta… Bana baktıkça seni hatırlayabilirler mi? Ne dersin! Yıllar sonra bir gün o tozların içinden sıyırıp bedenimi, büyütebilir miyiz bir kişinin daha düşlerinde haykırdığın gerçekleri. Oysa ne çok sevmiştik o şehri, adımlarıyla karış karış işlemiştik sayfalara. Şehir o olmuştu, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/">Kelimelerle Buluşma Serüveni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözleri sensizliğe alıştı. Akıllarda gelgitleri var isminin. Yollar yokluğunda yalnızlığımla sessizleşti. Bir ben kaldım geriye senden arta… Bana baktıkça seni hatırlayabilirler mi? Ne dersin! Yıllar sonra bir gün o tozların içinden sıyırıp bedenimi, büyütebilir miyiz bir kişinin daha düşlerinde haykırdığın gerçekleri.</p>
<p>Oysa ne çok sevmiştik o şehri, adımlarıyla karış karış işlemiştik sayfalara. Şehir o olmuştu, onlu bir şehri tanımıştı belki benimle dünya. Kaleminin kudretince kavuşturmuşken bizi, kim anlatacak şimdi yitirdiklerimi, yitirdiklerimizi…</p>
<p>Büyüttün…</p>
<p>Anlattım! Anlayana tabii&#8230;</p>
<p>Bir duygunun izahı basitlikten ötedir. Basit bir dünyada kelimeye ruh vermek sanıyorum onu yazmakla değil, bu hissizliğin içinde yaşayabilmektedir. Seninle tadabildiyse niceleri ne mutlu, hep o rüyanın eşiğinde, bir patlamanın arifesinde, kavuşmayla sonuçlanabilecek hareketin habercisiyiz. Çünkü her şey düşüncesiyle mündemiçtir.</p>
<p>Sayfalar dolusu insanlar büyüttün bağrımda. Yalnızca bir isim ve başkalarıyla şekillenen hayaller bıraktın ardında. Bende seni değil, bende kendini kaybetti ve aslını buldu insanoğlu, lakin bu öykünün içinde kaybolmadıkça…</p>
<p>Aşk değil miydi her şeyin başlangıcı ve bu satırlar aşk için yazılmadı mı? Ne ile başladınsa boşluğu doldurmaya onunla yanmadın mı? Sanat, tarih, siyaset, coğrafya senin kaybolduğun boşluk neresi? İşte beni orada bulacaksın. Evet sende o güzel söz gibi “hamdım piştim yandım” diyerek bana koşacaksın. Ya kalemin elinde, ya âlimin dilinde, ya sayfanın birinde benim ile hem dem olacaksın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/">Kelimelerle Buluşma Serüveni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15537</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Domino Taşları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/domino-taslari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/domino-taslari/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Aug 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15521</guid>
				<description><![CDATA[<p>Domino taşını, dizersin onarırsın, Kocaman bir ev yaparsın. En üstteki hayallerin deniz manzaralı, Onun yanında ki âşık olduğun taş, Ne de güzel durur. Dokunmaya kıyamadığın taşlar, Rüzgarla savrulur yere düşer. Toplamaya çalıştıkça savrulur, Her şey yerle bir olur. Önce âşık olduğun taş düşer, Sonra inandıkların yalan olur, Hayallerin savrulur gider. Parçalanan, yüreğini anlamazlar. Yardım etmek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/domino-taslari/">Domino Taşları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Domino taşını, dizersin onarırsın,</p>
<p>Kocaman bir ev yaparsın.</p>
<p>En üstteki hayallerin deniz manzaralı,</p>
<p>Onun yanında ki âşık olduğun taş,</p>
<p>Ne de güzel durur.</p>
<p>Dokunmaya kıyamadığın taşlar,</p>
<p>Rüzgarla savrulur yere düşer.</p>
<p>Toplamaya çalıştıkça savrulur,</p>
<p>Her şey yerle bir olur.</p>
<p>Önce âşık olduğun taş düşer,</p>
<p>Sonra inandıkların yalan olur,</p>
<p>Hayallerin savrulur gider.</p>
<p>Parçalanan, yüreğini anlamazlar.</p>
<p>Yardım etmek isterler,</p>
<p>Ama dağılan taşlar toplanır mı?</p>
<p>Evimi yeniden kurabilirim,</p>
<p>Âşık olduğum taşı yeniden bulurum.</p>
<p>Peki, yalanlar  onlar nasıl toplanır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/domino-taslari/">Domino Taşları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/domino-taslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15521</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşamla Raks Etmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Aug 2018 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sema Nur Canbaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15516</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kafamın içinden bana seslenen ölüm fısıltılarını yok saymaya çalışarak yoluma devam ettim. Attığım her adım bana katlanılmayacağım kadar acı verirken aynı zamanda hala yaşadığımı fısıldıyordu. Sol bacağımdan akan kan yüzünden topallayarak ilerliyordum. Şanslıyım! Yine ölüme giderken yaşam kollarını bana sarmış, sarmalamıştı. Sanki ben nefes almayı bıraksam, amacı kalmazmış gibi. Bacağımdaki yara tüm hücrelerime acıyı verirken [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/">Yaşamla Raks Etmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Kafamın içinden bana seslenen ölüm fısıltılarını yok saymaya çalışarak yoluma devam ettim. Attığım her adım bana katlanılmayacağım kadar acı verirken aynı zamanda hala yaşadığımı fısıldıyordu. Sol bacağımdan akan kan yüzünden topallayarak ilerliyordum. Şanslıyım! Yine ölüme giderken yaşam kollarını bana sarmış, sarmalamıştı. Sanki ben nefes almayı bıraksam, amacı kalmazmış gibi. Bacağımdaki yara tüm hücrelerime acıyı verirken babaannemin evine ulaştığımı farkettim. Babaannem 3 yıl önce ölmüştü. O zamandan beri burayı ilk defa geliyordum. Yılların eksittiği eve birkaç saniye bakarken emin olduğum tek şey, zamanın ne kadar çabuk akıp gittiğiydi. Bacağımdaki yaraya dikkat ederek muşmulanın altında olan anahtarı aldım ve iki katlı müstakil evin kapısını açtım. Uzun zamandan beri herkesin unuttuğu bakımsız evi incelerken dudaklarıma küstah bir tebessüm yer etmişti. Yanılmamıştım, anahtar hala aynı yerdeydi. Gıcırdayan merdivenlerden yukarı çıkarken koridorun sonundaki odadan gerekli malzemeleri aldım. Odadan çıktıktan sonra babaannemin odasına gittim ve yarada gözlerimi gezdirdim. Kurşun sıyırmıştı. Uzun bir zaman bu halde olduğum için çok fazla kan kaybetmiş olduğumu farkettim.</div>
<div dir="auto">Bacağımdaki kotun üzerinden yarayı tam olarak göremiyordum. Bunun için kurşunun yırttığı yere kotumun üzerinden parmaklarımı geçirdim. Önce baş parmağımı sonra işaret.. Parmaklarımın baskısı yüzünden bacağım kan içinde kalmıştı, aldırmamaya çalıştım. Boğazımdan acı bir çığlık koparken yırtığı genişletebildim.</div>
<div dir="auto">Bir miktar tentürdiyotu gazlı beze sürdükten sonra onu yaraya bastırdım. Çığlık atmamak için derince bir soluk aldım. Canımın acıyacağını biliyordum, ama bu kadar olacağını tahmin edememiştim.</div>
<div dir="auto">Tentürdiyotlu bezi bacağıma sertçe bastırırken boğazım patlatırcasına çığlık attım. Acımıştı bu. Ama mikrop kapmaması için şarttı. Bir süre sonra bacağımda ki yanma hissi hafiflediğinden bezi kaldırdım.</div>
<div dir="auto">Kandan yara görünmediğinden suyla yarayı temizlemeye kadar verdim.</div>
<div dir="auto">Zorla da olsa ayağa kalkıp banyoya gittim. Bacağıma su tuttum. Bacağımdan giden kan, yaranın yeniden kanamasına yol açmıştı! Yine de katlanılmayacak kadar değildi acı. Biraz durarak acının geçmesini beklerken içimden &#8216;leylek&#8217; sözcüğünü tekrar ediyordum. Bacağımı gazla bezle sararken beni bu hale getirene bunu ödeyeceğimi ödeticeğimi aklımdan geçiriyordum. sonunda işim bittiği için evden çıkmak için ayaklandım. Üstüm kan içinde kalmıştı, aldırmadım. Evden çıkacağım sırada ayağım yerdeki vazoya çarptı ve vazo devrildi. Sinirlenmiştim.</div>
<div dir="auto">Kahretsin diyerek vazoya bir tekme attım. Vazo duvara çarpıp parçalara ayrılırken içinden çıkan anahtar ve küçük bir kağıta şaşkınlıkla bakmaya başladım.</div>
<div dir="auto">Tüm solonu kaplayan vazo parçalarına basarak anahtarı ve kağıdı olduğu yerden aldım. Kağıdı avucuma alıp anahtarı incelemeye başladım, üstünde değişik şekiller vardı ve altın sarısıydı.</div>
<div dir="auto">Pek bir şey anlamadığım için bu kez anahtarı incelemeyi bırakıp kağıdın içindeki yazıyı okumaya başladım.</div>
<div dir="auto">&#8220;Ölen ruhunda yaşamı yeşerten kız&#8230; Yaşamla raks etmene az kaldı. Sandıklara sakladığın sırlar ortaya çıkmaya başladı&#8230; Şimdi elindeki anahtarı al ve çatı katına çık.&#8221;</div>
<div dir="auto">Beş dakika kadar hareketsiz kalarak neler olduğunu anlamaya çalıştım. Kalbim gümbür gümbür atıyor, alnımdan ter damlaları yavaş yavaş aşağıya doğru akıyordu. En sonunda hareket etmeyi akıl edebilmiştim. Çatı katına çıkmanın ne kadar mantıklı olduğunu düşündüm ilk önce sonra bu kadar kolay bir şeyden korktuğum için kendime kızdım. Ve yukarı çıkmaya başladım. Çatı katına hayatımda hiç gitmemiştim, çünkü oraya gitmek yasaktı bende zaten merak etmemiştim. Büyüklerin bizim üzerimizde söz sahibi olmak istedikleri zaman ki davranışlarını bilirsiniz. Yasaklar koyarlar ve  bizden o yasakları çiğnememizi beklerlerdi. O yasakları çiğnediğimiz zaman ise tek yaptıkları bize bağırarak, asla bir daha onların sözlerinden çıkmamamız gerektiğini ispatlamaya çalışırlardı. Bunları düşünürken çatı katına geldiğimi fark ettim, elimdeki anahtara baktım ilk önce, sonra karşımdaki kapıya. Anahtarla kapıyı açarken en fazla ne olabileceğini düşünüyordum.</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/">Yaşamla Raks Etmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15516</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küçük Pencerem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kucuk-pencerem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kucuk-pencerem/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Aug 2018 05:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15512</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çocukluğumun geçtiği bahçede oturuyorum, Geçmiş karşımdaydı, Bir damla gözyaşım akıp gitti. Ah çocukluğum! O halime baktım, “Elimde defterim, kalemim Boyalardan kirlenmiş ellerim Çantamda taşıdığım poster defterim, Yüzünde sivilceler” , o benim. Şimdi o kız nerede? Kalbimi yollara savurdum, Hoşlandığım yabancı gözler Görsün diye ellerimi sakladım, Sivilcelerimi makyajla  kapattım. O yine mükemmeli seçti. Pencereden bakan kız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-pencerem/">Küçük Pencerem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğumun geçtiği bahçede oturuyorum,</p>
<p>Geçmiş karşımdaydı,</p>
<p>Bir damla gözyaşım akıp gitti.</p>
<p>Ah çocukluğum!</p>
<p>O halime baktım,</p>
<p>“Elimde defterim, kalemim</p>
<p>Boyalardan kirlenmiş ellerim</p>
<p>Çantamda taşıdığım poster defterim,</p>
<p>Yüzünde sivilceler” , o benim.</p>
<p>Şimdi o kız nerede?</p>
<p>Kalbimi yollara savurdum,</p>
<p>Hoşlandığım yabancı gözler</p>
<p>Görsün diye ellerimi sakladım,</p>
<p>Sivilcelerimi makyajla  kapattım.</p>
<p>O yine mükemmeli seçti.</p>
<p>Pencereden bakan kız ,</p>
<p>Şimdi bana gülüyor.</p>
<p>Neden ona aşık oldun, diyor,</p>
<p>Bilmezdi ki uzak dünyaları.</p>
<p>En büyük kırıklığı notlarıydı,</p>
<p>Kaybetmekten anladığı kalemiydi.</p>
<p>Geçmişi, dünü, bugünü, yarını…</p>
<p>O kız benim, işte buradayım.</p>
<p>Kalemlerime olan aşkım değişmedi,</p>
<p>Defterlerimden asla vazgeçmedim,</p>
<p>O gözler kalbimi alsa bile,</p>
<p>Kendim olmaktan vazgeçmedim,</p>
<p>Şimdi geçmişimi yerine koydum,</p>
<p>Ayağa kalkıp kırmızı topuklu ayakkabım,</p>
<p>Siyah sırt çantamla beraber,</p>
<p>Hayallerimin peşinden yürüyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-pencerem/">Küçük Pencerem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kucuk-pencerem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15512</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Plan Bu, Plan Yok</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Aug 2018 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15501</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beni evime götür dedim. Ama evim neresi bilmiyorum. Üşüyorum. Beklemekten yoruldum. Hiç kimseye ne yaptığımı anlatamam. Ne insanlar nede içlerinden taşan duyguları umurumda. Katlanamıyorum. Ne iklime ne bu şehre. Dağların denize paralel mi dik mi uzandığı umrumda değil. Her şeyden bir haber insan yığını. Keskin bir acıyı güvenli betonlara tercih eden yaşayan ölüler. Durmadan bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/">Plan Bu, Plan Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beni evime götür dedim. Ama evim neresi bilmiyorum.</p>
<p>Üşüyorum. Beklemekten yoruldum. Hiç kimseye ne yaptığımı anlatamam. Ne insanlar nede içlerinden taşan duyguları umurumda.</p>
<p>Katlanamıyorum. Ne iklime ne bu şehre. Dağların denize paralel mi dik mi uzandığı umrumda değil. Her şeyden bir haber insan yığını.</p>
<p>Keskin bir acıyı güvenli betonlara tercih eden yaşayan ölüler. Durmadan bir yerden başka bir yere koşturan zavallılarız.</p>
<p>Zaman tanrısıyla anlaşma yaptığını sanan bütün zavallılar gibi acele etmemiz gerekiyor. O saatte orada olmalıyım.</p>
<p>Katlanamıyorum. Bu hız başımı döndürüyor.</p>
<p>Başlangıcı ve bitişi belli olan bir ömüre bir telaşla ne sığdırabileceğini sanıyorsun? Daha önce yazılıp çizilmeyen hangi planın var senin?</p>
<p>Tüm planlar senin o gün öleceğini gösteriyor. Ne yaparsan yap o yağmurda ıslanacaksın. Bu üzücü olacak. Belki asla mutlu olamayacaksın.</p>
<p>Tüm hayatın mücadele ederek geçecek. Ve istediğin şeyi elde edemeyeceksin.</p>
<p>İstediğin sessizliği asla bulamayacaksın.</p>
<p>Asla yeterince zamanın olmayacak.  Olduğunu düşündüğün zamanları telaş içinde bir yerden başka bir yere koşarken harcayacaksın. Planlandı.</p>
<p>Senin izninle gerçekleşen hiçbir şey yok. O gün tesadüfen karşına çıktığını sandığın o adam bir tesadüfle orada değildi. Ama sen öyle sandın.</p>
<p>Her şey bir plan dahilinde. Ama sen yinede kendini yormaktan vazgeçemiyorsun.</p>
<p>Bütün tutkuların, hayallerin, acıların, hüznün, mutluluğun bile sadece sana özel yapılmış bir haritada duruyor. Ve sen buna uygun yaşıyorsun. Çünkü diğer türlü olabilmen mümkün değil. Elinde değil.</p>
<p>Durmadan özlediğin canını yakan o his neden var biliyor musun?</p>
<p>Bunu fark etmeni engellemek için.</p>
<p>Çocukken öldüğünü gördüğün o kedi. Hatırlıyor musun? Tüm organlarını kurtlar yemişti. Bağırsakları dışarı çıkana kadar orada bekledi. Sen günlerce gidip gelip birisi onu oradan alacak mı diye baktın. O da düşünemedi. Sonunun böyle olacağını nereden bilebilirdi? Fark et işte. Bu yazıyı okumanın nedeni budur belki. Dediğim gibi. Plan. O plan yani.</p>
<p>Neyse.</p>
<p>Sana verebileceğim en iyi öneriyi vereceğim.</p>
<p>Zamana bırak.</p>
<p>En iyisi bu.</p>
<p>Belki de asla geçmeyecek.</p>
<p>Ya da göz açıp kapayana kadar diyeceksin.</p>
<p>Kim bilir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/">Plan Bu, Plan Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15501</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kader</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kader/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kader/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Aug 2018 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Yay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15486</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaderin ağları ördü her yanımı. Zamansız bir boşluk ve zamansız bir adım atıyorum. Sanki kötü sonlu bir hikayeye hazırlanıyorum çaresizce İstemediğim kesin. Ama ne yapacağımı bilmiyorum. Kader ağlarını ördü demenin tam zamanı Klişe ama doğru bir cümle. Ne güzeldi kader ağlarını örmeden önce. Ne güzeldi Çok çaresizim ve derdimi kimseye anlatamıyorum acı olan da bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kader/">Kader</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaderin ağları ördü her yanımı.</p>
<p>Zamansız bir boşluk ve zamansız bir adım atıyorum.</p>
<p>Sanki kötü sonlu bir hikayeye hazırlanıyorum çaresizce</p>
<p>İstemediğim kesin. Ama ne yapacağımı bilmiyorum.</p>
<p>Kader ağlarını ördü demenin tam zamanı</p>
<p>Klişe ama doğru bir cümle.</p>
<p>Ne güzeldi kader ağlarını örmeden önce.</p>
<p>Ne güzeldi</p>
<p>Çok çaresizim ve derdimi kimseye anlatamıyorum acı olan da bu ya.</p>
<p>Özellikle aileme o kadar çok isterdim ki anlatayım</p>
<p>İntihar ediyor yüreğim her geçen gün biraz daha.</p>
<p>Ailem perişan olacak seçtiğim kişiyi görünce</p>
<p>Aslında seçmediğimi gördüklerindeyse anlayacaklar ne kadar daha perişan olduğumu</p>
<p>Hangi akla hizmet bir insan istemeye istemeye boyun eğer kadere</p>
<p>Kader yok sanardım babamla hep konuşurdum ama baba varmış ya kader</p>
<p>Hiç olmayacağı kadar kaderi yaşıyor gönlüm şu sıra</p>
<p>Toparla kendini diyor bir yanım. Diğer yanımsa sürükle kendini direnme ne zamana ne kadere diyor</p>
<p>Ama ben kabul edemiyorum bu gerçeği. Beni köle eden bu gerçeği</p>
<p>Bilmezdim bilmezdim bu kadar zayıf düşeceğimi hayata karşı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu hayatta aileden başka hiç bir şeye ve hiç kimseye değmediğini öğrendim ama  geç oldu</p>
<p>İçimdeki sessiz çığlık ve yangın beni sağır ve kör ediyor</p>
<p>Bu buğulu hava beni isyana sürüklüyor artık</p>
<p>Ölümü kucaklamayı diliyorum yaşayacaklarımı hayal ettikçe</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kader/">Kader</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kader/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15486</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Döngü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dongu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dongu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Aug 2018 05:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesibe Cüre]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15477</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yine kendiyle hesaplaşması için görüş günü gelmişti işte. Oraya gitti. Kendiyle karşılaşacağı yere. Denizin, besbelli ciğerini yakacak olan kokusu burnuna doldu, yakın oturduğu denizde aynaya attığı anlamsız bakışlarından biriyle yansımasına baktı. Sakinleşmesi gerekti, bir an önce sakinleşip kendine dönmeliydi. Çünkü insan kendine dönmekle mükellefti. İyi bilirdi bunu&#8230; Hava içinden daha kasvetli değildi. Zaten bu hava [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dongu/">Döngü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yine kendiyle hesaplaşması için görüş günü gelmişti işte. Oraya gitti. Kendiyle karşılaşacağı yere. Denizin, besbelli ciğerini yakacak olan kokusu burnuna doldu, yakın oturduğu denizde aynaya attığı anlamsız bakışlarından biriyle yansımasına baktı. Sakinleşmesi gerekti, bir an önce sakinleşip kendine dönmeliydi. Çünkü insan kendine dönmekle mükellefti. İyi bilirdi bunu&#8230;</p>
<p>Hava içinden daha kasvetli değildi. Zaten bu hava ile hep bir akrabalık hissetmişti. Belki de bir ahbaplık. Gözlerini uzakta hareketsiz duran sandala dikti. O kadar hareketsizdi ki sandal, dokunsa soğukluğunu hissedecekti ölümün. Ölümler görmüştü daha önce, sarsıcı ölümler. Sarsıldığını hissetmişti ölümü hissetmese de. İnsan ölünce yalnızca ölmeyi hissederdi. Bu da bildiği ikinci şeydi. Dindar biri hiç olmamıştı ama dua etmişti hep “Rabbim ellerimi bırakma.” Rabbim “yalnızca senin ellerin beni tutar”. Kızardı bu duadan ötürü, Rab bırakmazdı ki kul istemedikçe, kulunun o aciz ellerini derdi içinden. Derdi de hep böyle dua ederdi işte. Kendini yaratana karşı içinde hep sonsuz bir şükür barındırırdı ama isyan etmediği an yoktu. Neye isyan ediyordu? Ne için isyandı bu? Bu güne kadar da fark etmemişti bunu… Sandala doğru baktı, sandal hareketsizdi. Deniz durgundu içi kadar değil. Durgun denizle de bi’ ahbaplığı vardı çünkü.  Hava kararıyordu ve dolu olmayan kayalıklar boşalıyordu yavaştan. “Kederi seviyorsun” demişti babası bir keresinde. Nedense onaylamıştı içinden. O da kederi seviyordu yalan değil.  ‘Yaşamak hüzünlü bir şarkı değil mi?’ diyerek gülmüştü. Hayattan beklenti içine girmemişti hiçbir zaman hatta belki hayat ondan beklentiye girmiş olabilir diye rahatsızlanırdı. Çünkü hissederdi bunu. Sanki hayat beklenti içinde olmalıymış gibi öğretilmişti. Yeni doğduğunda bu hayatın senden beklentisi nefes almandır çünkü. Ebeler bir şaplakla elçi olurdu. Omzunda yaşadığı yılların ağırlığını hissediyordu ama ne yaşadığını bilmiyordu. Omuzlarının da beklentisi vardı yükünü taşıtmak gibi hayatın.  Kederdi onu yaşama bağlayan ve kederin ağırlığıydı uçup gitmesini önleyen.</p>
<p>“Beni aciz bırakan olaylar yaşamadım Allah’ım, zaten görenler de iman etmediler. Ben kendimi nerede aradım?”</p>
<p>Yalnızken konuşuyordu kendi kendine, çoğu zaman kendisiyle. Gözleri uzaklarda hala sandala bakıyordu, hareketsizdi. Kendi gibi. Hareketsizce…</p>
<p>“Ben yaşadım.” Çok yakından gelen bir ses ayırdı gözlerini sandaldan. Suratına baktığı kişiyi tanımıyordu.</p>
<p>“İman ettin mi?”</p>
<p>“Kendimi aradım.”</p>
<p>Bu ne demekti şimdi anlamadı, sandala döndü, sustu. Sakinleşmeliydi, dokunsalar hissedilmeliydi. Dokunulmazdı yalnız. İnsan asli olarak beden değil ruhtu belki. Belki kaçış fiziksel ise ruh tatmin olmaz, düşünsel ise zaten kaçamazdı. Kendi zihninin içine hapsolmuş, dönüp durmaktaydı kıyıda. Önü alabildiğine mavi ve sonsuz, yani akrabaları.. Zihni dört duvardı.</p>
<p>“Sonsuzluk kafanın içinde” Bakmadı suratına yanındakinin, kafasındaki zindandan ona neydi. Ama susmadı devam etmekte kararlıydı.</p>
<p>“Dört duvardan ancak kapılar inşa edebilirsin. Dış dünyanın yansımasıyla doldurduğun zihnin taklitten ibaret değil mi?”</p>
<p>“Kimsin sen?” Suratına hala bakmıyordu.</p>
<p>“Çıkışı bulamadıkça var olmaklık mümkün değil o dört duvarda. Bedensel varlığın bir şey ifade etmiyor anlayacağın”</p>
<p>Sakinleşeceği yerde sinirlenmeye başlıyordu. Haddini bilmeyen bu insan kimdi ki onun varlığıyla ilgileniyordu ya da yok olmaklığıyla.</p>
<p>“Sen var mısın ki?” Güldü yabancı bu soruya, hatta küçük çaplı kahkaha attı.</p>
<p>“Sen yoksan, neden umursayasın ki başka varlıkları?” Bencilce geldi bu düşünce. İnsan kendisi için var olmamalı diye düşündü. Tam ağzını açıp söyleyecekken yabancı tekrar konuştu;</p>
<p>“İnsan kendisinin bilincine varmadan başkaları için var olamaz.” Açtığı ağzını kapadı bu cümle üzerine. Sinirleri yavaştan gerisin geri giderken, yabancının dediklerini düşünmeye başladı.</p>
<p>“İnsan nasıl taklit olabilir ki?” Rüzgâr hafiften denizi sallandırmaya başlıyordu. İkisi birden sandala bakıyordu şimdi. Birkaç dakika sessizlik çöktü.</p>
<p>“Kendinden kaçmaya çalışıyor, her duvara defalarca tosluyor ve isyan ediyorsun. Kime peki? Cevapsız. Sadece düşünüyor olmak var olmak sanıyorsun, sarsıcı ölümlerin kederinde kendini sallandırıyor ve hiç tutmadığın bir yerden bırakılmamayı umuyorsun. Yaşamanın hüzünlü bir şarkı olduğuna kendini inandırıyor, doğan bir bebeğin mucizesini göremiyorsun.”</p>
<p>Gözleri sandaldan ayrılmıyordu ikisinin de. İşte şimdi üç kişilik bir akraba olmuşlardı. Yabancının her cümlesinde kafasına sertçe vuruluyormuş hissine kapılıyordu. Kendisini bu kadar tanıyanın kim olduğunu düşündü ama bu cümleleri daha önce kimseye sarf etmemişti. Kendi kendinin sırrıydı bunlar. Ya da belki kendine başka bir görüş gününde kulak misafiri olmuştu.</p>
<p>“Sen sadece taklitsin, uğruna ölünmeye değmeyen dünyanın taklidi.”</p>
<p>“İyi de sen kimsin” diye bağırdı, sesi yankılandı denizin sonsuzluğunda. Dalgalar sertçe çarpmaya başlamıştı kıyıya ve sandal da hafiften hareketlenmişti şimdi.</p>
<p>“Biliyorsun”</p>
<p>“Hayır bilmiyorum!” Sesine çaresizlik karışmıştı.</p>
<p>“Yüzleşmiyorsun, hiçbir savaşında sen yoksun. Ne zaman farkına varacaksın?” Bu sert bir tonda söylenmişti.</p>
<p>“Neyin?” Fısıltıya dönmüştü artık sorusu ve yabancıya artık bakmaya cesaret edemiyordu bile.  Yabancı da zaten ona bakmıyordu, sandala bakıyordu. Sanki sandalda birleşiyordu gözleri.</p>
<p>“Savaşmak için dönüm noktalarına ihtiyacın olmadığının.”</p>
<p>“Neyle savaşacağımı bilmiyorum ki.” Sessizliğe büründü tekrar ortalık, deniz hariç. Artık karanlıktı tamamen gök. Rüzgar sert esmeye başlamış ve denizin kokusu daha keskin duyulur olmuştu. Sandalda ufacık bir ışık yandı orada olduğunu belli eden. Ama karanlık ışığı yutardı. Bu da bildiği diğer bir şeydi. Dakikalar geçti ama konuşan olmadı. Kafasını çevirip baktığında yabancı gitmişti. Hava yavaştan üşütmeye de başlamıştı ama o üşümeyi seviyordu.</p>
<p>“Neyle savaşacağım” diye kendi kendine yineledi. Ayağa kalktı, rüzgar saçlarını hızla indirip kaldırmaktaydı. Işığa doğru baktı, hızla sallanıyordu. Suratında kararlı bir ifade yerleşmişti denizin aksine. Birden gülümsedi düşünüp de bulamadığı sorunun cevabını bulmuşçasına. Düşünmek diye düşündü olayın komikliğinin farkında olarak, var olmaklık değildi. Yabancı bunu söylemişti. Dört duvarını yokladı zihninde, artık fiziksel olarak da var gibiydiler. Burada çıldırıyordu ve çıkışı hiç aramamıştı. Gülümsemesi daha da yayıldı dudaklarına. Tepinmeyi bıraktı düşünceleri, hayatın hüzünlü şarkısı kulaklarına daha yüksek sesle geliyordu artık. Sonsuzluk kafamın içinde diye geçirdi içinden, var olmak nasıl mümkün? Anahtarı nerede bu sonsuzluğun? Işık hızlanıyordu ve rüzgar daha da sertleşiyordu. Denize doğru eğildi ve yansımasına baktı. Görünmeyen yansımasına sırıttı, belki de kafayı yiyordu ama farkına varmıştı.</p>
<p>“Düşünmek çok tuhaf bir eylem. Hareketsizsin ama aynı zamanda bir şeyler yapmaktasın” dedi karanlıkta görünmeyen yansımasına. Sonra ışığa döndü;</p>
<p>“Beni düşünmeye itmeyecektin kendimi” diye haykırdı ve gülmeye başladı. Gülüşü o kadar acıydı ki, duyulmazdı. Kendinden başkası duyamazdı. Kalbi hızlanıyordu, birkaç mısra sıralandı zihninde müthiş bir iman ağrısıyla ilgili.  Yansımasına döndü, “İman ettin mi?” Cevap gelmedi ama o biliyordu. Sustu ve bir kere daha haykırdı.</p>
<p>“Rabbim beni biraz daha bağışla”* . “Biraz daha”. “Bağışla.”</p>
<p>Suya gömdü kendini.</p>
<p>O atladı kalbi yavaşladı, o atladı sandal duraladı, o atladı rüzgâr sakinledi, o atladı deniz durgunlaştı. Sessiz olan kıyı daha da tenhalaştı. Denizin kayalara çarpışı bile suskundu. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir ayak sesi yankılandı kayalarda. Işığın tam karşısına geçti ve suya baktı. Su gözlerini ondan hiç ayırmamıştı.  Denizin kokusunu en içine çekti, artık sakinleşmişti.</p>
<p>Başka bir görüş gününün şimşekleri çakıyordu şakaklarında… Bekleyecekti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*İbrahim Tenekeci- Güzel Bıçak</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dongu/">Döngü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dongu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15477</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri-8- Kırlangıç’ın Düşü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 06 Aug 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15327</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü gösterdiği o ilkbahar günlerinde, Mart kapıdan baktırmadan daha, ahşap sundurmanın altında dış kapı pervazının hemen yanında, tıkırtıların gelirdi ilkin kulağıma. Gaganın çıkarttığı sesleri duyduğumda ürkütmemek için seni, mutfakta bulaşık yıkamayı bırakır, arka odalardaki acil olmayan günlük işlerle uğraşmaya başlardım. Bilirdim yuvanı tamire geldiğini, peşin sıra eşini de birlikte getirdiğini. Gaganızla topladığınız çamurlarla yapardınız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/">Mavi Rüya Öyküleri-8- Kırlangıç’ın Düşü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü gösterdiği o ilkbahar günlerinde, Mart kapıdan baktırmadan daha, ahşap sundurmanın altında dış kapı pervazının hemen yanında, tıkırtıların gelirdi ilkin kulağıma. Gaganın çıkarttığı sesleri duyduğumda ürkütmemek için seni, mutfakta bulaşık yıkamayı bırakır, arka odalardaki acil olmayan günlük işlerle uğraşmaya başlardım. Bilirdim yuvanı tamire geldiğini, peşin sıra eşini de birlikte getirdiğini. Gaganızla topladığınız çamurlarla yapardınız evinizi. Yeni yavrularınızı beklerdim merakla. Kışın uzun, soğuk yalnızlığı biterdi benim için. Sessiz baharın sımsıcak neşesi gelip konardı avuçlarıma. Yorgun gözlerimin açık kalmış penceresine doğardı sevincim. Sonbahara kadar dinen yalnızlığıma umut olurdu bu kısacık yaşama ümidim…</p>
<p>Beş yıl önceydi ilk kez evime gelişin, yuvama kendi yuvam değişin. Hiç unutmadığım bir gündü. Mart’ın 11 idi. Sevdiceğim, evimin direği, gönlümün sultanı o gün bırakıp gitmişti beni. Çeyrek asırlık eşini, kendi elleriyle kurduğu evini, köyünü bırakıp, tek bir kelime dahi etmeden sır olup sırra bürümüştü kendini. Alıp başını, birkaç parça eşyasını, bir de yıllarca biriktirdiği parasını, kimselere görünmeden yolunu ummana vurmuştu. O günden sonra kimse ağzını açmaz olmuştu. Ne bir haber gelmişti, ne gören vardı ne de yerini bilen. Konu komşu çırpınmalarıma aldırış etmeden, derin bir yalnızlığa terk etmişlerdi beni. Sanki bir şeyler biliyorlardı da benden gizliyorlardı. Herkesin bildiği sır olur muydu hiç. Doğup büyüdüğüm bu köyde kimsesiz kalakalmıştım öylece. Bana acıyanlar vardı içlerinde, yüzüme bakamayanlar, selamıma bile selam ile karşılık vermeyenler. Yüzlerini bir dönseler, bakışlarından anlayacağımı, ne olup bittiğini okuyacağımı bilenler sırt çevirmişlerdi bana. Yapayalnızdım, sen çıkıp gelene, yuvanı benim yuvamda kurana kadar güzel kırlangıçım…</p>
<p>Bir kırlangıçtım ben de, bir yuva istemiştim bu hayattan sadece. Beni seven eşim olsun, evimde çocuklarımın cıvıltısı duyulsun istemiştim. Gözümün içine bakan, beni sevip kollayan eşimi çok seveceğimi biliyordum ta en baştan… Çok sevmiştim biricik eşimi, tıpkı evimdeki misafir kırlangıçlarım gibi…</p>
<p>Ne olmuştu da bir gece böylece koyup beni bırakıp gitmişti, bir elvedayı çok görüp izini kayıp ettirmişti.</p>
<p>Bir başkasını sevdiğini düşündüm yıllarca, onun ilk aşkı geldi aklıma… Adını duyunca hala içinin sızladığını bildiğim bir yavuklusu vardı. Ona koştuğunu düşündüm, nereye gidecekti başka? Oysa ihanet etmişti ona, yıllar önce nişanı atıp başkasına gitmişti. Ama aşktı bu, söz geçer miydi akla? Önünde durulur muydu aşkın yeli kasıp kavurduğunda? Pekâlâ affetmiş olamaz mıydı onu? Senaryo yazdım kafamda, kaçıp gittiği kocası ölmüştü belki de kadının, arayıp bulmuştu benim kocamı. Benden kopartmıştı. Yuvamı dağıtıp beni elemlerde bırakmıştı. Ne de olsa bir çocuk verememiştim kocama. Ne çok istediğim halde olmamıştı işte. Kısır oluşumu bir kere olsun vurmamıştı yüzüme. Sessizce kabullenmişti öylece. Kaderine razı olmuştu, sevmişti beni biliyordum. Yüreği el vermezdi üzülmeme, el üstünde tutardı beni…  Peki  öyle ise neydi kopartan ondan beni?</p>
<p>Bir kere bile kavga etmemiştik, hiç sinirlenmezdi. Sesimizi birbirimize hiç yükseltmemiştik bile.. Yavrusuz kırlangıçlar gibiydik. Ellerimizle yapmıştık evimizi. Her bir eşyada alnımızın teri vardı. Gözümüzün nuru saklıydı perdelerimizde. Hayallerimiz, umutlarımız gizlenmişti her birinin gizli yerlerine. Çocuğumuzun olmasını ne çok istemiştik ama vermemişti işte tanrı. Sessizce kabullenmiştik olanı. Sormamıştık bir günden bir güne kusur kimde diye? Ne önemi vardı ki, olmayınca olmuyordu insanın istediği. Ne çok canı besledik bu evde birlikte. Kedilerimiz, köpeğimiz bir tane ineğimiz ve sayısız kuşlarımız olmuştu. Bahçemizdeki meyve ağaçlarına dadanan haşaratı hiç saymıyorum bile. Onları öldürmezdi kocam. Ağaçlara zarar vermelerini engeller ‘bizim rızkımıza bırak ortak olsunlar’ derdi.  Ah ne çok özledim seni. Nasıl yandı ciğerim, nasıl kala kaldım bu dünyanın ortasında sensiz bir başıma, Ah benim gözleri deniz bakan biricik sevdiceğim…</p>
<p>Aklım almıyor bir türlü, bunca sene geçti bir yastıkta kocadığım kocamın anlayamadım gidişini… Bilmez mi onu nasıl merak ederim, nasıl özlerim, nasıl severim canımla bir… Gelse şimdi çıkıp sormam bir tek soru bile, bakarım o derin mavi gözlerine, sarılırım sıkıca bırakmam bir daha gitmesin diye…</p>
<p>Kapı çalıyor! Geldi! Yıllardır çalmayan kapım çalıyor duyuyorum, geldi sevdiceğim en sonunda duydu hıçkıran sesimi…</p>
<ul>
<li>İyi günler size iadeli taahhütlü bir mektup var.</li>
<li>Mektup mu?</li>
<li>Evet, şuraya bir imza alayım.</li>
<li>Nerden, kimden geliyor?</li>
<li>Onu ben bilmem hanım, açınca öğrenirsiniz nasılsa? Hadi iyi günler…</li>
</ul>
<p>Kaldım kapıda postacının ardında, elimde mektup. Uzak bir ilden gönderilmiş. Bilmediğim bir isim var zarfın gönderen kısmında. Oturdum verandaya, açtım zarfı korkuyla… İçime bir sıkıntı girdi, kısa bir mektup ile başka bir zarftı içindeki…</p>
<p>Kısa mektubu yazan bir doktordu ve şöyle diyordu. “Eşinizin beş yıldır doktoruyum, size bu mektubu postalamamı rica etti, onun ricası üzerine ben de size gönderiyorum. “</p>
<p>Zarf elimden düştü, başım döndü, karardı yüreğimin aynası… Döküldü gözlerimden kanlı gözyaşları…</p>
<p>Ah sevdiğim yapmıştı bana yapacağını…</p>
<p>Açtım ikinci zarfı;</p>
<p>Sevdiğime, Gözümün Nur’una yazıyordu zarfın üstünde…</p>
<p>İnci gibiydi el yazısı, öptüm kokladım zarfı sinmiştir belki kokusu diye.</p>
<p>Sevdiğim biricik aşkıma,</p>
<p>Kırgınsın, kızgınsın bana biliyorum. Ne desen haklısın. Ama beni hala sevdiğini, beklediğini, bir an olsun benden ümit kesmediğini,  yapayalnız kaldığın için duyduğun öfkeni , okuyorum kilometrelerin ötelerinde bile olsam bir tanem, her şeyini, her duygunu biliyorum.</p>
<p>Benim yaptığım affedilmez, sen yapsan affeder miydim inan bilmiyorum. Kalan ömrümü senin yanında geçirmekten başkaca bir isteğim yoktu. Böyle bitsin istememiştim aşkımız. Ama kader beni çok zamansız ve dahi amansız bir hastalıkla yakaladı. Her gün gözünün önünde çürümektense, bir kere kaybolmayı tercih ettim. Seni her gün öldürmeğe gönlüm razı olmadı. Söylesem sana izin vermezdin biliyorum. Benimle gelmeye kalkardın Ankara’ya…</p>
<p>Tedavi olursam, geçerse belki dönerdim tekrar sana geriye. Ama olmadı işte. Artık tükendi takatim son günlerimde hep senin iyiliğin için dua ettim, buna inanmanı istiyorum.</p>
<p>Bağışla beni, affet bir tanem. Ömrümce yalnız seni sevdim. Aklının bir köşesinden neler geçtiğini tahmin etmem hiç güç değil. Günahımı alsan da inan bana hiç mühim değil. Seni severek göçeceğim öbür tarafa, seni yalnızca ben seveceğim…</p>
<p>Elveda gül kokulu sonsuz aşkıma</p>
<p>Senin olan talihsiz sevdiceğin</p>
<p>Birden bir şey düştü sundurmaya…  Tahta pervazın hemen altında, mavi bir kırlangıç yatıyordu taşın üstünde boylu boyunca…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/FQRCrKmN-dA?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/">Mavi Rüya Öyküleri-8- Kırlangıç’ın Düşü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15327</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Masallar Diyarında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/masallar-diyarinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/masallar-diyarinda/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Aug 2018 05:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15466</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerini açtı. Hayaller dünyasında bir gemiydi içinde bulunan. O gemi uçmuştu uçmuştu. Kanatları vardı. Bir masalsı şiir gibiydi sözleri. Sarıldığını hissetmek istedi. Hayaller güzeldi. Her şey güzeldi. Ay gibiydi yüzü. Seviyordu. Sevmek güzeldi. Sevgi her şeydi. Her şey değişmişti. Elleri… Parmakları… Elleri… Ah o güzel gözler. Sözler… Bir gün gibi ortadaydı. Bir gün. Bir gün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masallar-diyarinda/">Masallar Diyarında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Hayaller dünyasında bir gemiydi içinde bulunan.</p>
<p>O gemi uçmuştu uçmuştu.</p>
<p>Kanatları vardı.</p>
<p>Bir masalsı şiir gibiydi sözleri.</p>
<p>Sarıldığını hissetmek istedi.</p>
<p>Hayaller güzeldi.</p>
<p>Her şey güzeldi.</p>
<p>Ay gibiydi yüzü.</p>
<p>Seviyordu.</p>
<p>Sevmek güzeldi.</p>
<p>Sevgi her şeydi.</p>
<p>Her şey değişmişti.</p>
<p>Elleri…</p>
<p>Parmakları…</p>
<p>Elleri…</p>
<p>Ah o güzel gözler.</p>
<p>Sözler…</p>
<p>Bir gün gibi ortadaydı.</p>
<p>Bir gün.</p>
<p>Bir gün her şey tersine döner.</p>
<p>Her şey…</p>
<p>Çirkinlikler örtülür, güzellikler ortaya çıkar.</p>
<p>Bir hazine gibidir akıl.</p>
<p>Yaşta aranmaz, baştadır.</p>
<p>Balık baştan kokar.</p>
<p>Burcu burcu dökülür dualar.</p>
<p>Sensin.</p>
<p>Bilmezsin.</p>
<p>Her yazar aşıktır aslında.</p>
<p>Her yazar yalnızdır.</p>
<p>Mektuplar yazılır gönlümüze.</p>
<p>Satırlar ki anlatır en tatlı hikayeyi.</p>
<p>Bir yaş olur düşer gözlerimden.</p>
<p>Bir ateş olur yakar geceleri.</p>
<p>Aşk şarabından içenler yazar.</p>
<p>Ateşten geçenler anlatır.</p>
<p>Her aşk bir öyküdür, şiirdir.</p>
<p>Her masal, her şarkı…</p>
<p>Kavuşmaz ama hisseder.</p>
<p>Kalpten gelen bir duygudur.</p>
<p>Sözler anlatır.</p>
<p>Mısralarda fısıldar durur.</p>
<p>Her şey onu anlatır.</p>
<p>Onu hisseder.</p>
<p>Sanatın özüdür aşk.</p>
<p>Gönülde başlar dile doğru akan bir akarsudur.</p>
<p>Bir bayram sabahı gibidir sabahlar.</p>
<p>Kavuşma ateşiyle yanar, ama kavuşmaz.</p>
<p>Cebelitarık boğazı gibidir.</p>
<p>Su gibi azizdir.</p>
<p>Gibisi fazla…</p>
<p>En yüce histir.</p>
<p>Gönülden hisseder.</p>
<p>Anlatır.</p>
<p>Anlatır.</p>
<p>Yaşar.</p>
<p>Aşk bu ya!</p>
<p>Yaşamın özüdür aşk.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masallar-diyarinda/">Masallar Diyarında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/masallar-diyarinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15466</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sana Patronun Kim Olduğunu Göstereceğim!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Aug 2018 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15447</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul’da çok fena yağmur yağıyordu. Vıcık vıcık olan yollar, sular seller gibi dolup dolup taşan caddeler, kafamıza kafamıza çarpan ceviz büyüklüğündeki dolular.. Yani İstanbul, felaket tellallarının haber sunması kadar kötü bir durumdaydı. Kendimi zorla bir vapura attım, karşıya gidecek veya karşıdan gelecek bir durumda değildim ama göğün yarılıp, bütün rahmetini tepemize gark ettiği bir anda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/">Sana Patronun Kim Olduğunu Göstereceğim!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da çok fena yağmur yağıyordu. Vıcık vıcık olan yollar, sular seller gibi dolup dolup taşan caddeler, kafamıza kafamıza çarpan ceviz büyüklüğündeki dolular.. Yani İstanbul, felaket tellallarının haber sunması kadar kötü bir durumdaydı.</p>
<p>Kendimi zorla bir vapura attım, karşıya gidecek veya karşıdan gelecek bir durumda değildim ama göğün yarılıp, bütün rahmetini tepemize gark ettiği bir anda el açıp, “<strong>Allah’ım, görüyorsun bu garip kulunu, bize de rahmet ihsan eyle</strong>” demenin zamanı değildi. Hele yağmur rahmeti bir dursun, yine rahmet isteriz, bereket isteriz, kısmet isteriz. Veren makam, her halükarda verir.</p>
<p>İstanbul kartımdaki son kuruşu da vapura veren ben, bu gidişin bir dönüşünün olacağını hesaplamamış olmamı, ekonomiden anlamayanın maliyeden sorumlu olmasına benzetebilirsiniz ama ben o hesabı yapacak durumda değildim, gök yarılmıştı, önüme de vapur düşmüştü!</p>
<p>Vapurda bir köşeye sindim, yani yer vardı da biz mi oturmadık? Her taraf tıka basa doluydu, ben de sırılsıklam olmuş halimle bir köşeye sindim. Rahmetin yazın yağmış olması, tir tir titriyor olmamı engellemiş, serinlik iyi bile gelmişti. Şimdi tek sorunum eve nasıl dönecektim, nasıl dönecektim, bilen var mı?</p>
<p>Yok tabii, milletin de işi gücü yok, benim hesapsız “<strong>dıt dıt</strong>” ederek bastığım İstanbul karttaki “<strong>Bakiye yetersiz</strong>” lafına mı takılacak? Hem <strong>Sultanüş&#8217;şuâra</strong>ya, Divan Edebiyatının en önemli şairine, <strong>Mahmud Abdulbaki</strong>’ye, yani bildiğimiz <strong>Baki</strong>’ye yetersiz diyen ahmak kim? Adam o kadar yeterliydi ki, her bir kelamı bugün bile edilebilmiş değil.</p>
<p>“<strong>Biraz kenara kayar mısın</strong>?” diye tok bir ses duydum. Emredici, hükmedici bu ses, ister istemez beni kendime getirdi ve azıcık değil, çokucuk kenara kaydım. Zaten her yer ıslak, “<strong>kayılacak.. kay!</strong>” diye komut gelmesine bile gerek olmadan insanlar denizin bir o yana, bir bu yana salınışına ayak uyduran vapur da kayıp duruyordu. Biliyor musunuz çok kaypak oldu bu dünya, insanlar da dünyaya ayak uydurup kayıp kayıp duruyor. İnsanlar mı kaypak, dünya mı bilinmez, hangisi hangisine uydu, o hiç bilinmez. Bilinen, vapur kaygan bir zemine sahip, milletin sırılsıklam vapura doluşması da bu kayganlığı arttırmış. Üstüne bir de sürekli gök gürlemesi var, iliklerimize kadar ıslandığımız yetmiyor gibi, iliklerimize kadar titrememizi sağlayan bir gürültü kopup duruyor.</p>
<p>&#8211;<strong>Patronun kim olduğunu öğretiyor</strong>, dedi demin emredici sesiyle beni kenara kaydıran adam.</p>
<p>O ana kadar adamın yüzüne bakmamıştım, emredici ve hükmedici sesi kâfi gelmişti. Ama şimdi patronun başkası olduğunu öğreniyorum, “<strong>şu aciz kula bir bakayım</strong>” tavrına bürünmüş olmalıyım ki, adamın yüzüne baktım.</p>
<p>70 yaşlarında var/yoktu. Başında kalan bir tutam saçı omuzlarına kadar indirmişti. Sakalının aylardır jilet yüzü görmediğine eminim. Üstünde eski püskü bir kıyafet vardı, hatta yer yer yırtıktı ama bu moda olsun diye yırtılan kotlara benzemiyor, sefillikten yırtılan pantolona benziyordu. Yaz sıcağına rağmen sırtında kalın bir ceket, içinde ise göğsüne kadar açık kirli bir gömlek vardı. Ceket de öyle temiz sayılmazdı. Yüzü kırış kırıştı ama yaşıyla bağlantılı değil, daha çok çektiği acıların izinin yüze vurmuş hali gibiydi. Tabii ben nereden bilirdim ki adamın ne acılar çektiğini, siz nereden bilirdiniz ki benim neler çektiğimi, ben nereden bilebilirdim ki, bu yazıyı okuyan her karinin neler çektiğini…</p>
<p>Adam devam ediyordu…</p>
<p>-Yağmur ve gök gürültüsü diyorum, yüce Mevla’m “<strong>patron benim</strong>” demek istiyor. Ara sıra biz aciz kullarına bunu hatırlatıyor…</p>
<p>En ufak makama kurulanın kendisini patron ilan ettiği şu dünyada, esas patronun ara sıra biz aciz kullarını yoklaması, kulak ardı edilecek bir durum değildi ama sanırım bunu “<strong>patron</strong>” olanlar değil, biz aciz kullar biliyordu, ya da biz öyle biliyorduk.</p>
<p>Emredici ses tonuyla beni bir kenara iten adamın bilgeliği beni kendisine çekti. Az önce itici bulduğum adamı çekici bile bulmaya başlamıştım.</p>
<p>Bak, dedi, diyelim cebinde beş para yok, (demeye gerek yoktu, zaten beş para yoktu), bu vapura binemezsin, binsen inemezsin, insen bir parça ekmek yiyemezsin, yesen bir liralık tuvalete gidemezsin. Hani insan Eşref-i mahlûktu, ee ne oldu? Çünkü her yer, birilerinin hükümranlığı altında ve oraya senin muhtaç olduğun oranda patronluk yapabilir. Sen para vereceksin, o patron olacak ve sana ve çalışanlara ve gücü yeten, sözü geçen her yere, herkese hükmedecek.</p>
<p>Adam yanıma çömeldi. Şimdi emreden, hükmeden bir konumda değil, benimle aynı hizadaydı. Şefkatle bana baktı, “<strong>sevdim seni be</strong>” deyip sırtıma okkalı bir tokat indirdi. Öyle bir sendeledim ki, zaten kaygan olan yer, beni kendine doğru çekti, son anda adam gömleğimin yakasından tutarak beni tekrar aynı yere bıraktı.</p>
<p>Ufak tefek bir adam değildim, hatta göbeğimi de hesaba kattığınızda iriyarı ve göbekli bile sayılabilirim ama adam sanki iki parmağıyla gömleğimin yakasını tuttu ve beni çekti. Yani şöyle eliyle bir kavrasaydı, sanırım vapurdan aşağıya bile uçurabilirdi.</p>
<p>Eskiden patrondum dedi adam…</p>
<p>“<strong>Belli</strong>” diyecektim, sohbeti sulandırmak istemedim.</p>
<p>Ama hiç kimseye patronun kim olduğunu hatırlatma ihtiyacı duymazdım. –Haşa- biz yaradan mıyız ki, iki de bir kendimizi hatırlatalım. Hepimiz aciz kullarız ve hepimiz dünyadaki görevimizi “<strong>insanca</strong>” ifa ediyoruz/etmeliyiz. Bunun için bir birimizi ezmeye, kırmaya gerek yok, dedi.</p>
<p>-Peki sen biliyor musun insanlar neden hükmetmek ister?</p>
<p>Bilmiyordum, ya da en azından ne diyeceğini öğrenmek için bilmiyormuş gibi yaptım. Belki de gerçekten bilmiyordum. Herkesin neden hükmetme hastalığına yakalandığını ben nereden bilirdim?</p>
<p>Bilirdim aslında…</p>
<p>Öyle dedi adam.</p>
<p>Hükmetme isteğinin esas amacı, insanların içinde var olan ama kendilerinin bile bilmediği Nemrutluk, Firavunlukmuş…</p>
<p>Öyle dedi adam…</p>
<p><strong>Haddini bildirmekle</strong> başlarmış her şey; kendisinin diğer insanlardan veya en azından muhatabından <strong>daha üstün olduğunu göstermenin bir yolu</strong>ymuş. Nereye sahipsen oraya hükmedermişsin, ne kadar büyük alana hükmedersen o kadar Firavunlaşırmışsın.</p>
<p>Hükmetme isteğinin esas amacı “<strong>patronun kim olduğunu</strong>” öğretmektir, dedi adam ve devam etti;</p>
<p>-Ama bilmezler ki, hayat bir köprüden ibarettir, köprüyü geçene kadar farklı dayılar edinmek, yolcu olan herkesin aklına ilk gelendir!</p>
<p>Vapurda bir köşeye sinişim geldi aklıma. Gerçekten de biz köprüyü geçene kadar ne ayılara dayı diyoruz ve o ayılar kendilerini nasıl da dayı sanıyor.</p>
<p>Düşüncemi okumuş gibi adam devam etti;</p>
<p>Peki sence o ayılar mı kötü olan, ona dayı diyenler mi?</p>
<p>Bak bunu hiç düşünmemiştim, cevabını alacak durum da kalmamıştı. Vapur limana yanaşmış, yolcuların itiş kalkışlarıyla ikimiz de yer değişmiştik.</p>
<p>Vapurdan iniyordum ki, adamın sesi geldi, kendisini göremiyordum, görmek için çabaladım mı onu da bilmiyorum ama bu defa sesi derindendi; Patron olanlara da şunu de, <strong>düşmana karşı patron, dosta karşı dost</strong> olmak yeterli. Böbürlenmeye gerek yok, hepimiz aciz birer kuluz!</p>
<p>Öyleyiz de…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/">Sana Patronun Kim Olduğunu Göstereceğim!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15447</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Komplike Dergi, Oblomov’da Lansman Düzenleyecek!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-oblomovda-lansman-duzenleyecek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-oblomovda-lansman-duzenleyecek/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Aug 2018 05:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15444</guid>
				<description><![CDATA[<p>Basın Bülteni Komplike Dergi, Oblomov’da Lansman Düzenleyecek! Sosyal bilimler ve sanat dergisi Komplike, Kadıköy Caferağa’da bulunan Oblomov’da düzenlenen etkinlik ile birlikte basın mensupları ve okuyucuları ile buluşacak! Geçtiğimiz yıl Güney Güneyan’ın kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstlendiği Komplike Dergi dijital olarak yayın hayatına başlamış ve yakın zamanda ise basılı yayın formatında okuyucular ile buluşacağını açıklamıştı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-oblomovda-lansman-duzenleyecek/">Komplike Dergi, Oblomov’da Lansman Düzenleyecek!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Basın Bülteni</strong></p>
<p><strong>Komplike Dergi, Oblomov’da Lansman Düzenleyecek!</strong></p>
<p>Sosyal bilimler ve sanat dergisi Komplike, Kadıköy Caferağa’da bulunan Oblomov’da düzenlenen etkinlik ile birlikte basın mensupları ve okuyucuları ile buluşacak!</p>
<p>Geçtiğimiz yıl Güney Güneyan’ın kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstlendiği Komplike Dergi dijital olarak yayın hayatına başlamış ve yakın zamanda ise basılı yayın formatında okuyucular ile buluşacağını açıklamıştı. Dergi ekibi ilk sayı hazırlıklarının tamamlandığı şu günlerde Kadıköy, Oblomov’da düzenlenecek olan lansman ile birlikte Komplike Dergi okuyucuları ve dostlarıyla bu günü kutlayacak!</p>
<p>Lansman 2 Eylül, saat 16:30 ile 20:30 aralığında Kadıköy, Oblomov&#8217;da gerçekleşecek. Katılımcılar Komplike Dergi yazarları ve yayın üretimindeki diğer tüm gizli kahramanlarıyla bir arada olacak. Ayrıca yayın ilk kez burada satışa sunulacak. Lansman dışarıdan katılıma açık olmakla birlikte, tüm basın mensuplarının katılımına da açık olacağı belirtildi.</p>
<p>Derginin kuruluşundan bu yana desteklerini esirgemeyen tüm okuyucular, bu özel güne ve heyecana ortak olmaya davet edildi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-oblomovda-lansman-duzenleyecek/">Komplike Dergi, Oblomov’da Lansman Düzenleyecek!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-oblomovda-lansman-duzenleyecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15444</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zarif Edebiyat Dergisi Hazırlıkları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zarif-edebiyat-dergisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zarif-edebiyat-dergisi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 05:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Talha Bayana]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15438</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhabalar Sanat Duvarı Ailesi, Öncelikle dergimizin dünyasına hoş geldiniz&#8230; Bizler Zarif Edebiyat Dergisi olarak kendimize Üstad Necip Fazılı ve Yedi Güzel Adamı rehber edinmiş bulunmaktayız.Tabii, bununla birlikte gönlümüz ve zihnimiz her türlü farklı düşünceye Kur&#8217;an ve imanın geniş perspektifinde her daim açıktır.Sizlere misyonumuz olan &#8220;Kötülüğü iyiliğe, Çirkinliği güzele tebdil etme&#8221; felsefesini ve geleceğe dönük vizyonumuz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zarif-edebiyat-dergisi/">Zarif Edebiyat Dergisi Hazırlıkları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar Sanat Duvarı Ailesi,</p>
<p>Öncelikle dergimizin dünyasına hoş geldiniz&#8230;</p>
<p>Bizler Zarif Edebiyat Dergisi olarak kendimize Üstad Necip Fazılı ve Yedi Güzel Adamı rehber edinmiş bulunmaktayız.Tabii, bununla birlikte gönlümüz ve zihnimiz her türlü farklı düşünceye Kur&#8217;an ve imanın geniş perspektifinde her daim açıktır.Sizlere misyonumuz olan &#8220;Kötülüğü iyiliğe, Çirkinliği güzele tebdil etme&#8221; felsefesini ve geleceğe dönük vizyonumuz olan &#8220;Her eve bir kütüphane, her kütüphaneye de bir Zarif Edebiyat Dergisi olsun&#8221; ütopyasını paylaşmaktan büyük bir gurur duyacağımızı bildirmek isterim.<br />
Dergizimizin üstlendiği misyonun ve geleceğe dönük vizyonumuzun gücü bu câmiada kalıcı olacağımızın teminatıdır.<br />
Ancak, her doğumda olduğu gibi bir “Diriliş Muştusu” olan dergimizin doğuşunda da bir takım sancılar olacaktır.Bu sancıları giderecek ilaçta yine kendimizde -hayal gücümüz ve umudumuzda- mevcuttur.<br />
Dergimizin çıkış aralığı &#8220;İki aylık&#8221; olarak belirlenmiş olup ilk sayımız &#8220;Eylül-Ekim&#8221; ayında çıkacaktır.Bununla birlikte ilk sayımızın dosya konusu “Abdurrahman Cahit Zarifoğlu” olarak belirlenmiştir.Sizlerde dergimize yazılarınızı gönderebilirsiniz.Dergimize yazılarınızı göndermek ve bizimle iletisime geçmek istiyorsanız aşağıdaki gmail adresinden iletişime geçebilirsiniz. Bizlere desteğinizi ve dualarınızı hiç mi hiç esirgemeyin inşaAllah.<br />
&#8220;Her şey güzel olacak.&#8221;</p>
<p><a href="mailto:zarifedebiyatdergisi@gmail.com">zarifedebiyatdergisi@gmail.com</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zarif-edebiyat-dergisi/">Zarif Edebiyat Dergisi Hazırlıkları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zarif-edebiyat-dergisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15438</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri / III. Bölüm Kokudan Sonra</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Jul 2018 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15426</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güvenliklerin keskin gözlerle izlediği kapıdan henüz geçmişti. Güvenlikler uyarıncaya kadar elektrikli bantta bıraktığı eşyalarını almaya yeltenmedi bile. Zorla birkaç adım attıktan sonra birbirinden habersiz sağa sola koşan kalabalığın ortasına daldı. Neredeyse sırtındaki çantayı bırakıp koşar adımlarla geriye doğru koşacaktı. Ayaklarına güvenemediğinden ileri doğru yürüyebildi sadece. Tekrar durduğunda havalimanının tam ortasında yıldız gibi asılı duran büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/">Kargalar Şehri / III. Bölüm Kokudan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güvenliklerin keskin gözlerle izlediği kapıdan henüz geçmişti. Güvenlikler uyarıncaya kadar elektrikli bantta bıraktığı eşyalarını almaya yeltenmedi bile. Zorla birkaç adım attıktan sonra birbirinden habersiz sağa sola koşan kalabalığın ortasına daldı. Neredeyse sırtındaki çantayı bırakıp koşar adımlarla geriye doğru koşacaktı. Ayaklarına güvenemediğinden ileri doğru yürüyebildi sadece. Tekrar durduğunda havalimanının tam ortasında yıldız gibi asılı duran büyük ekranın önündeydi. Bütün rakamlar ve harfler birbirine giriyor, hepsi gözünde birden arkasındaki kalabalığı canlandırıyordu. Aklında kaldığı kadarıyla uçağın kalkacağı kapıya doğru yöneldi. Ne parlak ışıklı büyük kafe tabelaları, ne de süslü havalimanı ışıklandırmaları aklındakileri kovalamasına yardımcı olmadı.</p>
<p>Uçağa adımını attığı anda bir yere tutunması gerektiğine karar verdi fakat buna vakit bulamadan kendini girişteki uçuş görevlilerin kollarında buldu. Çok fazla düşmemiş olması kendini çabucak toparlamasına yardımcı oldu. Uçuş görevlilerinin ve arkasındaki diğer yolcuların yardımını reddedip tek eliyle üstünü silkeledi. Kalın ve soluk el çantasını da yerden alıp koltuğunun bulunduğu yere doğru yöneldi.</p>
<p>Oturur oturmaz dışarı attı gözlerini. Dışardaki fırtınanın yarattığı kaos, içerde koridor kavgası eden insanlarınkinden daha ilgi çekici geliyordu. Bir süre sonra uçak havaya oranla tehlikeli denebilecek bir hızla kendini yukarı kaldırmaya başladı. Henüz çok fazla mesafe kat etmemişlerdi ki daha fazla tutunmaktan vazgeçip bıraktı kendini koyu kırmızı kan damlası. Servis için gelen hostes uyarıncaya kadar beyaz gömleğindeki kocaman kan lekesinden haberi bile yoktu. Uçuş talimatlarını verirken hipnoz olduğu hostes, aşırı yüz makyajıyla artık oldukça çirkin gözüküyordu. Ayrıca çoktan dışardaki fırtınaya dalmış olan gözlerini tekrar kendine çevirmişti.</p>
<p>-Burnunuz kanıyor efendim, gömleğinize damlamış.</p>
<p>Bu hizmetkâr söyleme ancak sıkkın bir soluk verme ve miskin bir kafa sallamayla karşılık verebildi. Konuşurken aynı zamanda nemli bir havlu uzatan hostes, bütün yüzünü itici bir gülümsemeyle kaplıyordu. Uzatılan havluyu bir çift temiz el karşıladı. En çok da kendi dikkatini çekti bu kadar temiz olmaları. Aldığı havluyu dizlerinde bekletirken tekrar fırtınaya daldı.</p>
<p>Uçaklarla arası hiç iyi olmamıştı. Ne zaman uçak havalanıp tekerleklerini içeri soksa teni bembeyaz olur, midesine keskin bir kramp saplanırdı. Servis edilen yiyeceklerin ve içeceklerin yüzüne bile bakamadı. Saatlerdir yaptığı tek şey dışardaki fırtınayı izlemek ve sarsıntı sırasında sallanan kafasını korumak için elini çenesine yaslamaktı. Bir müddet sonra o garip koku yine etrafını sardı. Önce göz bebekleri ile sağ tarafında kalan iyi giyimli beyefendiyi süzdü. Sonra da önünde magazin dergisinin resimlerine gözlerini dikmiş kadına baktı. Bu koku ikisinden de geliyor olamazdı zira bu kokunun sahibini uzun yıllardır tanıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/">Kargalar Şehri / III. Bölüm Kokudan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15426</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mektup / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 Jul 2018 07:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15418</guid>
				<description><![CDATA[<p>Üç gündür kafasında aynı konuşmanın provasını yapıyor. Konuyu bir türlü söylemesi gereken şeye bağlayamıyor. Yazmayı denemeli. Kalkıp bir kağıt ve kalem buluyor. Sevgili Meryem, Seninle iletişim kurmakta bu kadar geciktiğim için üzgünüm&#8230; Hayır. Kağıdı buruşturup çöpe atıyor. Başka bir kağıt bulup tekrar yazmayı deniyor. Meryem, seni görmeyeli uzun bir süre oldu. Hayır. Bu kağıtta çöp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/">Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Üç gündür kafasında aynı konuşmanın provasını yapıyor. Konuyu bir türlü söylemesi gereken şeye bağlayamıyor. Yazmayı denemeli. Kalkıp bir kağıt ve kalem buluyor.</p>
<p>Sevgili Meryem,</p>
<p>Seninle iletişim kurmakta bu kadar geciktiğim için üzgünüm&#8230;</p>
<ul>
<li>Hayır. Kağıdı buruşturup çöpe atıyor. Başka bir kağıt bulup tekrar yazmayı deniyor.</li>
</ul>
<p>Meryem, seni görmeyeli uzun bir süre oldu.</p>
<ul>
<li>Hayır. Bu kağıtta çöp oluyor. Nereden başlaması gerektiğine karar vermesi gerekiyor. Kısa bir girişle konuyu mu anlatmalı? Yada uzunca bir merhabayla doğrudan söylemeli mi?</li>
</ul>
<p>İyi de insan böyle bir şeyi nasıl söyler? Kendini Meryem`in yerine koyuyor. Belki de mutludur. Uzun bir zaman oldu. Belki ona vermediği mutluluğu şimdi doyasıya yaşıyordur. Yine de bunu yapmalı. Bunu yapmadan ölemem diye düşünüyor. Hayatta olan hayatta kalsın. Sonrasını kimse bilemez. Temiz bir kağıt bulup tekrar yazmayı deniyor.</p>
<p>“ Canım Kızım,</p>
<p>Eğer bu mektup eline geçmişse sende beni unutmamışsın demektir. Geçen 10 yıl boyunca seni düşünmediğim tek bir günüm bile olmadı. Tek bir anım bile. Sürekli o gün geldiğinde ki halini düşünüyorum. Baban güçsüz biriydi kızım. Güçsüz ve yalnız. Etrafındaki kuru kalabalığı yalnızlığını iyileştiremezdi.</p>
<p>O gün sen yağmurun altında ıslanırken seni izliyordum. Fakat bir türlü kendimde senin yanına gelecek gücü ve cesareti bulamadım. Sanırım bir babanın olmadığını fark ettiğin ilk an oydu. Son olmadığını düşündüm. Kalbim acıyarak söylüyorum ki sana babalık yapamadığım için çok pişmanım. Bunu ne kadar kelimelere dökmeye çalışsam da kelimelerin buna yetebileceğini sanmıyorum. Sen de sanma.</p>
<p>Geçen 10 yıl boyunca sana söyleyebileceğim ilk şey seni sevdiğimi sana gösteremediğim için beni affetmeni istemektir. Ben büyüklüğümü gösteremedim canım kızım. Ama sen yinede beni affet. Babanı affet. Seni ilk kucağıma aldığım anı hiç unutmadım. Küçük bir kulubede soğuktan titrediğim bir kış günü seni kucağıma verdiler. Kırmızı bir battaniyeye sarılıydın. Yinede bu, kafanın üzerindeki kısa siyah saçlarının kana bulanmışlığını kapatamadı.</p>
<p>Sana ismini ben verdim. Sanırım tüm hayatım boyunca senin için yaptığım en iyi şey buydu. Sana annemin adını verdim. Çünkü hayatımda karşılaştığım en naif kadındı. Seninde öyle olmanı diledim içimden. Kucağıma geldiğinde ağlamayı bırakıp gözlerime bakışını hiç unutamam.</p>
<p>Doğduğun andan itibaren gözlerinin bana bakışının hep bugünlerin habercisi olduğunu düşündüm. O kadar bilge ama çetin. Aynı zamanda hırçın. İçimi görebil. Küçük parmağımı minik ellerinin arasına alıp sıktığında fark ettim hayata tutunuşun tıpkı böyle olacaktı. “ Hayata sıkı sıkı tutun Meryem. “</p>
<p>Sana bu satırları iki nedenden dolayı yazıyorum. İlki pişmanlığım. İnsan pişman bir kalple uzun süre yaşayamıyor. Bende yapamıyorum. İkinci nedende bu zaten. Sana gelmeyip sarhoş olmaya harcadığım onca zaman bana bir kanser olarak geri döndü. O kadar pişmanım ve üzgünüm ki kendim için daha iyi bir son hayal edemiyorum. Acı içinde ölmekten başka bir şey umamam. Yaptıklarımın cezasını bu dünyada çekmeyi diliyorum.</p>
<p>İnanıyorumki insan hayatta yaptığı her şeyin karşılığını alır. Bu dünyada bana geri gelen bir pişmanlık var. Yinede kendimi diğer dünyada acı çekmeye hazırlamaktan başka bir şey yapamam.</p>
<p>Sevgilerimle.</p>
<p>Baban. “</p>
<p>Meryem mektubu elinden bıraktığında ağladığını fark etmedi. Zarfın içinden küçük bir not kağıdı daha çıktı.</p>
<p>Not: sana hayatım boyunca bırakabileceğim daha iyi bir şey hiç olmadı. O yüzden lütfen bu evi kabul et. Sana avukatımın adresini bırakıyorum. Sahip olduğum her şey senindir ve bankada seni bekliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/">Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15418</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ey Dost!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ey-dost/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ey-dost/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Jul 2018 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çetinkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15403</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ey dost! * “Şu ellerin taşı hiç bana değmez. İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.” Attığın güle dayanamazken ben&#8230; Hâra hasret bıraktın beyt-i dili sen. Duy istedim yüreğimdeki acıyı. Hatırı için hakikatin, katlandığım sancıyı. Muharreme düşürdün muhabbet asrımı. Kerbelâ’ya çevirdin gönül kasrımı. Unuttun ağlamayı. Ve ağlayanı anlamayı&#8230; Gözün açık. Fakat görmüyor basiretin. Heyhat! “Ağlayabilseydin, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ey-dost/">Ey Dost!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Ey dost! *</strong></em></p>
<p>“Şu ellerin taşı hiç bana değmez.</p>
<p>İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.”</p>
<p>Attığın güle dayanamazken ben&#8230;</p>
<p>Hâra hasret bıraktın beyt-i dili sen.</p>
<p>Duy istedim yüreğimdeki acıyı.</p>
<p>Hatırı için hakikatin, katlandığım sancıyı.</p>
<p>Muharreme düşürdün muhabbet asrımı.</p>
<p>Kerbelâ’ya çevirdin gönül kasrımı.</p>
<p>Unuttun ağlamayı.</p>
<p>Ve ağlayanı anlamayı&#8230;</p>
<p>Gözün açık.</p>
<p>Fakat görmüyor basiretin.</p>
<p>Heyhat!</p>
<p>“Ağlayabilseydin, anlayabilecektin.”</p>
<p><strong><em>* Yaralanan dostluklara ve hâlden anlamaz bîvefa dostlara ithaf&#8230;</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ey-dost/">Ey Dost!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ey-dost/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15403</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kağıt Bir Kalem / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kagit-bir-kalem-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kagit-bir-kalem-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Jul 2018 05:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15397</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yine hazan, yine yaprak dökümü, Hayat ağacımın kökten sökümü, Bilmem diri miyim yoksa ölü mü? Geriye kalan: Bir kâğıt, bir kalem. &#160; Ruhum engin denizlere dönüktü. Dilim elemini döktükçe döktü. Lakin mavinin rengi de sönüktü. Derya yerine bir kâğıt, bir kalem. &#160; Rûz-gâra yakışan esip geçmektir. Aşığın murâdı sevdâ çekmektir. Çölde bir yudum suyu beklemektir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kagit-bir-kalem-siir/">Bir Kağıt Bir Kalem / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yine hazan, yine yaprak dökümü,</p>
<p>Hayat ağacımın kökten sökümü,</p>
<p>Bilmem diri miyim yoksa ölü mü?</p>
<p>Geriye kalan: Bir kâğıt, bir kalem.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ruhum engin denizlere dönüktü.</p>
<p>Dilim elemini döktükçe döktü.</p>
<p>Lakin mavinin rengi de sönüktü.</p>
<p>Derya yerine bir kâğıt, bir kalem.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rûz-gâra yakışan esip geçmektir.</p>
<p>Aşığın murâdı sevdâ çekmektir.</p>
<p>Çölde bir yudum suyu beklemektir.</p>
<p>Benim yağmurum: Bir kâğıt, bir kalem.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ay güneşe, gün geceye yanaştı.</p>
<p>Ak karaya, kara aka karıştı.</p>
<p>Tüm yumaklar birbirine dolaştı.</p>
<p>Düğümü çözdüm: Bir kâğıt, bir kalem.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nevşehrî’yim, bir canım var, bir ismim.</p>
<p>Ne duyulur ne görülür cismim.</p>
<p>Cebimde bozuk param, eski resmim,</p>
<p>Hicran sermayem: Bir kağıt, bir kalem.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kagit-bir-kalem-siir/">Bir Kağıt Bir Kalem / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kagit-bir-kalem-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15397</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ayazda Yanmak / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ayazda-yanmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ayazda-yanmak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Jul 2018 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Evgin Özdemir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15390</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tebessüm olsa tebessüm diyelim. Başka birşey bu. Şöyle ki; Bu,dondurucu kış ayında, Gürül gürül yanan ev sobası gibi. Deli gibi üşürken Sarılmak istersin ama Yanacağını bilirsin&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayazda-yanmak/">Ayazda Yanmak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">
<p>Tebessüm olsa tebessüm diyelim.</p>
</div>
<div dir="auto">
<p>Başka birşey bu.</p>
</div>
<div dir="auto">
<p>Şöyle ki;</p>
</div>
<div dir="auto">
<p>Bu,dondurucu kış ayında,</p>
</div>
<div dir="auto">
<p>Gürül gürül yanan ev sobası gibi.</p>
</div>
<div dir="auto">
<p>Deli gibi üşürken</p>
</div>
<div dir="auto">
<p>Sarılmak istersin ama</p>
</div>
<div dir="auto">Yanacağını bilirsin&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayazda-yanmak/">Ayazda Yanmak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ayazda-yanmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15390</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Allah ile Tanışmak&#8221; Cafer İskenderoğlu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/allah-ile-tanismak-cafer-iskenderoglu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/allah-ile-tanismak-cafer-iskenderoglu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Jul 2018 07:12:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15435</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Cafer İskenderoğlu&#8217;nun vefatından sonra 6. kitabı olan &#8221; Allah ile Tanışmak &#8221; okurlarla buluştu. Kur&#8217;an meallerine vermiş olduğu ledünni manalarla dikkatleri üzerine çeken yazar bu kitabında da içerik olarak sahih rüyalar, fenafillah, ölmeden önce ölmek, Resulullah&#8217;ın hakikati gibi konulara kitabında yer verdi. Tanıtım bülteni şu şekilde,  Allahü Teâlâ Araf Suresi 172. Ayetinde bizzat kendisi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/allah-ile-tanismak-cafer-iskenderoglu/">&#8220;Allah ile Tanışmak&#8221; Cafer İskenderoğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Cafer İskenderoğlu&#8217;nun vefatından sonra 6. kitabı olan &#8221; Allah ile Tanışmak &#8221; okurlarla buluştu. Kur&#8217;an meallerine vermiş olduğu ledünni manalarla dikkatleri üzerine çeken yazar bu kitabında da içerik olarak sahih rüyalar, fenafillah, ölmeden önce ölmek, Resulullah&#8217;ın hakikati gibi konulara kitabında yer verdi.</p>
<div>Tanıtım bülteni şu şekilde,</div>
<div><span style="font-size: 14px;"> Allahü Teâlâ Araf Suresi 172. Ayetinde bizzat kendisi diyor; “Ben sizin Rabbinizim”. Kendisini bizimle tanıştıran bir Allah (c.c.) variken, varlıkta da tekrar O&#8217;nunla tanışmamız gerekmektedir. O sonsuzdur ama O&#8217;nunla tanışmak zorundayız. Yoksa bizler Allah&#8217;ı (c.c) bilmeden nasıl insan olacağız, nasıl yükseleceğiz, nasıl ebedileşeceğiz?</span></div>
<div>
<p>Bu kitabımızdaki amacımız da bu ilimleri ortaya koymak, Elest&#8217;te Zatından aldığımız ilimleri varlıkta da hatırlatmak, Hazreti Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bu husustaki hadislerini, hâllerini anlatmak, bunları da ayetlerle ortaya koymaktır.</p>
<p>“Allah ileTanışmak”kendi varlığınızla tanışmanızdır. “Allah ileTanışmak”kendini bilmektir.</p>
<p>“Allah ileTanışmak”sizdeki İlahi tecellilerin hepsini, ilmen ve hâl olarak anlamaktır. “Allah ileTanışmak”kendi sonsuzluğun uzun hâlini bilmektir.</p>
<p>“Allah ileTanışmak”sizdeki İlahi hâli, sizdeki Allah&#8217;ı bulmaktır (Celle Celalühü).</p>
<div class="yj6qo"></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/allah-ile-tanismak-cafer-iskenderoglu/">&#8220;Allah ile Tanışmak&#8221; Cafer İskenderoğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/allah-ile-tanismak-cafer-iskenderoglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15435</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölümsüzlük / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olumsuzluk-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olumsuzluk-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Jul 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Talha Bayana]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15200</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ölümsüzlük onun dudaklarında Hayal ile sabit! Simyacılar uğraşadursun Ben ölümsüzlüğü buldum Ölümsüzlük onun dudaklarında Biliyorum Dudağım dudağına değdiği anda Zaman duruyor Bir an bile ilerlemiyor Tik-tak sesleri kesiliyor Gelmiyor kulağıma artık Bütün dünyaya haykırıyorum Ben ölümsüzlüğü buldum Ölümsüzlük onun dudaklarında Biliyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumsuzluk-siir/">Ölümsüzlük / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ölümsüzlük onun dudaklarında<br />
Hayal ile sabit!<br />
Simyacılar uğraşadursun<br />
Ben ölümsüzlüğü buldum<br />
Ölümsüzlük onun dudaklarında<br />
Biliyorum<br />
Dudağım dudağına değdiği anda<br />
Zaman duruyor<br />
Bir an bile ilerlemiyor<br />
Tik-tak sesleri kesiliyor<br />
Gelmiyor kulağıma artık<br />
Bütün dünyaya haykırıyorum<br />
Ben ölümsüzlüğü buldum<br />
Ölümsüzlük onun dudaklarında<br />
Biliyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumsuzluk-siir/">Ölümsüzlük / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olumsuzluk-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15200</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lilac Ve Sis</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 05:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15385</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başka bir ben doğar içimde, &#8216;Siyah ve beyaz&#8217;a sığınan, Hem tedirgin hem özgür, Yüksek bir uçuştan. &#160; Kuş bakışının, Alnımdaki çizgilerinde, &#8216;Toprak&#8217;a dokunan, Sıcak,ıslak ve kahve. &#160; Sözlerin denizinde, Maviden heceler, Yeşiline serilen sayfalarının, Soğuğunda bir &#8216;Aralık&#8217;. &#160; Düşlerimi anlatsam, Yağmur olsam, Süzülsem kurak topraklara, Ve bir filiz olsam, &#8216;Aşeka&#8217;sında ağacın.. &#160; &#8220;Ne çok şeyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/">Lilac Ve Sis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Başka bir ben doğar içimde,</p>
<p>&#8216;Siyah ve beyaz&#8217;a sığınan,</p>
<p>Hem tedirgin hem özgür,</p>
<p>Yüksek bir uçuştan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kuş bakışının,</p>
<p>Alnımdaki çizgilerinde,</p>
<p>&#8216;Toprak&#8217;a dokunan,</p>
<p>Sıcak,ıslak ve kahve.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sözlerin denizinde,</p>
<p>Maviden heceler,</p>
<p>Yeşiline serilen sayfalarının,</p>
<p>Soğuğunda bir &#8216;Aralık&#8217;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşlerimi anlatsam,</p>
<p>Yağmur olsam,</p>
<p>Süzülsem kurak topraklara,</p>
<p>Ve bir filiz olsam,</p>
<p>&#8216;Aşeka&#8217;sında ağacın..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ne çok şeyi anlatmak istedi!</p>
<p>Taş köprüye ses veren çayın şiddetinde asilzadelerin geçişini, kışları buz tutan o çayda bir balerinin dansını,Yunan tragedyasının Dionysos&#8217;unu&#8230;</p>
<p>Ne çok şeyi anlatmak istedi bir bilseniz!</p>
<p>Dağların tepelerini saran buzulları, yeşilin siste kayboluşunu,sınırları,kapıları ve bunlardan kalan kırgınlıkları. Kuşları, ağaçların dallarını ve toprağı.</p>
<p>İnanmak istedi çünkü. Bir oydu sanki inanan. Bir o vardı &#8216;guguk kuşu&#8217;na hayran olan. Çocukların özgür avuçlarından,göğe gökkuşağı yapan. Aynaları dolduran uçurtmaları vardı Lilac&#8217;ın. Sadece hayalleri,inançları,rüyaları değil; kitapları, şiirleri vardı siyah kaplamalı defterinde. Resimleri vardı kilitli bir mahzende.Boya kalemleri parmak uçlarıydı. Dokunduğu yer renklensin diye.</p>
<p>Okumadılar, dinlemediler, anlamadılar. Bilemediler, bilmek istemediler belki de&#8230;</p>
<p>O yarattıklarıyla bir hayaletti.Hiç görünmedi..</p>
<p>Bir de &#8216;sis&#8217;i vardı Lilac&#8217;ın. Onu beyaz,dumanlı bir gece gibi saran. Aşk ve sevgi arasındaki o incecik çizgide kaybolduğu bir sis. Sisten bir insan. Bir yansıma, bir yaratım.</p>
<p>Kaldırımlarda, banklarda, duraklarda bekledi Lilac. Pencere önlerinde bekledi. Sadece bekledi. Bir ölüyü bekler gibi&#8230; Beklemenin çaresizliğinde telefonlara, kapı aralıklarına sığındı. Sisin sesini duyabilmek için ahizenin başında çürüdü. Farkında olmadı.</p>
<p>Lilac uçuk mordan bir renkti. Sevda büyüttü, emzirdi..</p>
<p>Vakit dolduğunda o; kaldırımlarda, duraklarda, ahizenin ucundaki seste kaldı.</p>
<p>Ve sessizce yerleşti toprağa; o, ondan kalanlar ve &#8220;sis&#8230;&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/">Lilac Ve Sis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15385</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Veda / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/veda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/veda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 22 Jul 2018 03:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Buğra Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15379</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hani söz vermiştik birbirimize Göz göze diz dize yaşlanacaktık Hani eskimeyen hülyalarda Bir ömür aşk yaşayacaktık. Şimdilerde veda eder olduk Aşk yüklü evimize Birbirimize dert, keder olduk Yalnızlık, en güzel misafir bize.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda/">Veda / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hani söz vermiştik birbirimize<br />
Göz göze diz dize yaşlanacaktık<br />
Hani eskimeyen hülyalarda<br />
Bir ömür aşk yaşayacaktık.<br />
Şimdilerde veda eder olduk<br />
Aşk yüklü evimize<br />
Birbirimize dert, keder olduk<br />
Yalnızlık, en güzel misafir bize.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda/">Veda / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/veda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beklenmeyen Misafir / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beklenmeyen-misafir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beklenmeyen-misafir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Jul 2018 05:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15208</guid>
				<description><![CDATA[<p>En zor anlarında hayatın Sığınacak bir liman ararken şu kirli dalgaları içinde Alabora olmuş bir tekneden kurtulan tek yolcu Hoş geldin! Nefes almaktı seni tanımak, Bu köhne yıpranmış kıyışehrinde. Sokakları boş evlerinde ışık yok. Görülmeye değecek bir sen varsın zaten, Bu şehrin aydınlanmaya yüzü yok. Birçok tekne yanaştı kimileriyse bakıp geçti sadece. Hep bir umut [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beklenmeyen-misafir/">Beklenmeyen Misafir / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>En zor anlarında hayatın</p>
<p>Sığınacak bir liman ararken şu kirli dalgaları içinde</p>
<p>Alabora olmuş bir tekneden kurtulan tek yolcu</p>
<p>Hoş geldin!</p>
<p>Nefes almaktı seni tanımak,</p>
<p>Bu köhne yıpranmış kıyışehrinde.</p>
<p>Sokakları boş evlerinde ışık yok.</p>
<p>Görülmeye değecek bir sen varsın zaten,</p>
<p>Bu şehrin aydınlanmaya yüzü yok.</p>
<p>Birçok tekne yanaştı kimileriyse bakıp geçti sadece.</p>
<p>Hep bir umut var diye bekledi şehir,</p>
<p>İşte bu o insan diye.</p>
<p>Buradasın adımların okşuyor ağır ağır tenimi.</p>
<p>Kırılan parçalarını topluyor kalbimin dudakların,</p>
<p>Her bir sözcüğüyle.</p>
<p>Sen gecemin aydınlığı Sitare.</p>
<p>Sen kuruyan toprakları ıslatan yağmur.</p>
<p>Sen baharı getiren döngü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hep bir ilk oldu, bir yeni, bir başlangıç fikri</p>
<p>Ve hiç istemeden bir son yaşanılması beklenilmiş</p>
<p>O yıldız kayması gibi ışıltıyla başlayıp bir anda yitmiş.</p>
<p>Yolcu sen bu şehre bitirmeye geldin</p>
<p>Bu şehir seninle başlamaya</p>
<p>Mevsimler gibiydik aslında ilkbaharda bir başlangıç fikri</p>
<p>Sonbaharla veda</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu şehirde aradığın yalnızlığın tesellisi</p>
<p>Bu şehirde bulacağın mutluluğun temennisi</p>
<p>İşte gidiyorsun, gitmelisin de</p>
<p>Sen yolcu, içinde büyüttüğün sevgiliye ait değilsin</p>
<p>İçinde büyüttüğün sevgilide sana layık olmayacak</p>
<p>Git</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beklenmeyen-misafir/">Beklenmeyen Misafir / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beklenmeyen-misafir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15208</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Jul 2018 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Talha Bayana]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15198</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yalınlığın güller gibiydi Sadece nazar etmek yeterdi. Yakınlığında Teninin batacağından korkardım. Yalnızlığını ise Anlamazdım ama hissederdim. Acırdım sensiz benliğime Cesaretim olmazdı Olmayacakta hiçbir zaman Biliyorum Ama inanıyorum da Ümitkârım&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-siir/">Sen / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yalınlığın güller gibiydi<br />
Sadece nazar etmek yeterdi.</p>
<p>Yakınlığında<br />
Teninin batacağından korkardım.</p>
<p>Yalnızlığını ise<br />
Anlamazdım ama hissederdim.</p>
<p>Acırdım sensiz benliğime<br />
Cesaretim olmazdı<br />
Olmayacakta hiçbir zaman<br />
Biliyorum</p>
<p>Ama inanıyorum da<br />
Ümitkârım&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-siir/">Sen / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15198</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Babam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/babam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/babam/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çetinkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15344</guid>
				<description><![CDATA[<p>Topluluk karşısında konuşurken zorlanmam. Binlerce insanın olduğu bir salonda dinleyicilerin dikkatini dağıtmadan kırk beş dakika konuşabilirim. Karşımda kim olduğunun hiç önemi yok. Yeter ki dinleyenler arasında babam olmasın. Bulunduğum yerde babam varsa sesim soluğum kesilir, elim ayağım birbirine dolaşır; rahat konuşamam. Korkudan mı? Kesinlikle hayır. Çünkü ben babamdan değil, onu incitmekten korkarım. Bizim nesil hepimiz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/babam/">Babam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Topluluk karşısında konuşurken zorlanmam.</p>
<p>Binlerce insanın olduğu bir salonda dinleyicilerin dikkatini dağıtmadan kırk beş dakika konuşabilirim.</p>
<p>Karşımda kim olduğunun hiç önemi yok.</p>
<p>Yeter ki dinleyenler arasında babam olmasın.</p>
<p>Bulunduğum yerde babam varsa sesim soluğum kesilir, elim ayağım birbirine dolaşır; rahat konuşamam.</p>
<p>Korkudan mı?</p>
<p>Kesinlikle hayır.</p>
<p>Çünkü ben babamdan değil, onu incitmekten korkarım.</p>
<p>Bizim nesil hepimiz mi böyleyiz?</p>
<p>Bu sadece bana özgü bir duygu mu?</p>
<p>Bilemiyorum.</p>
<p>Anneme karşı ne kadar rahat olsam da babama karşı hep mahcubum.</p>
<p>Şöyle sıkıca sarılarak, sakallarından öpüp “Canım Babacığım!” diyebilmeyi çok isterim; kız kardeşimin günde birkaç defa yaptığı gibi&#8230;</p>
<p>Gel gör ki&#8230;</p>
<p>“Ağlarım, ağlatamam; hissederim söyleyemem.</p>
<p>Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!” (Mehmet Akif)</p>
<p>***</p>
<p>Seksenli yıllarda bazı gazeteler dört büyüklerde oynayan futbolcuların posterlerini veriyordu.</p>
<p>Ben de fanatik bir Galatasaraylı olarak gidip her gün “Gasteci Sacit Abi” den gazete satın alıyor ve posteri ayırıp gazeteyi hiç okumadan atıyordum.</p>
<p>Pide salonumuzun hamur tezgâhının önündeki duvarı, futbolcu posterleri ile doldu.</p>
<p>Bir gün dükkânda beni çağırdı babam.</p>
<p>Masaya karşılıklı oturduk.</p>
<p>“Gazete almana bir şey demiyorum; alabilirsin. Ama gazetelerde köşe yazıları var. Onları okumanı, fikir edinmeni tavsiye ederim. Bulmacaları çözmek de hoşuna gidebilir.” dedi.</p>
<p>Babamın bunları bana söylediği dönemde ben on yaşında bile değildim.</p>
<p>Henüz ilkokulda iken Temel Britannica’ya abone olmuştum.</p>
<p>Okulumuzun İngilizce kursuna gidiyordum.</p>
<p>Evimize Almanca dergiler geliyordu.</p>
<p>Almanca öğrenmeye çalışıyordum.</p>
<p>Lise birinci sınıfın yaz tatilinde babamla birlikte bilgisayar kursuna gittiğimizi hatırlıyorum.</p>
<p>Bugün bir şeyler yazıp çizebiliyor, değişik platformlarda çekinmeden fikrimi beyan edebiliyorum.</p>
<p>Bu, babamın bana vermiş olduğu entelektüel cesaret sayesinde olmuştur.</p>
<p>***</p>
<p>İlkokul yıllarımdaydı.</p>
<p>Yaz tatilindeyiz.</p>
<p>Misafirlerimizden birinin yaşıtım olan çocuğuyla çarşıda geziyoruz.</p>
<p>Dondurma, çekirdek, gazoz, kola gibi abur cubur alacağız.</p>
<p>Harçlıklarımızı bitirdiğimiz için paramız yok.</p>
<p>Pasajdaki pide salonumuza gittim.</p>
<p>Babamın evde olduğunu ve misafirlerimizle ilgilendiğini zaten biliyorum.</p>
<p>Dükkânda ise yanımızda çalışan usta var.</p>
<p>Usta, fırındaki pide ile ilgilenirken masanın üzerindeki bıçakla çaktırmadan kasayı açtım.</p>
<p>Kasadan bir miktar para alıp dükkândan ayrıldım.</p>
<p>Ustamız, hırsızlığımı fark edince hemen babama haber vermiş.</p>
<p>Arkadaşımla çarşıda parayı güzelce harcayıp eve döndük.</p>
<p>Babam kimseye çaktırmadan beni bir kenara çekti.</p>
<p>Gözlerimin içine bakarak&#8230;</p>
<p>“Bak oğlum! Şu, dükkânın anahtarı&#8230; Şu da kasanın anahtarı&#8230; Ne kadar paraya ihtiyacın olursa kasayı anahtarla aç ve oradan al.” dedi.</p>
<p>Ve bana iki anahtar verdi&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Orta birinci sınıfa başlıyorum.</p>
<p>Günlerden pazar…</p>
<p>Ertesi gün okullar açılacak&#8230;</p>
<p>İlçemizden yaklaşık yetmiş kilometre uzaklıkta bir başka ilçede bulunan yatılı okula gitmek için minibüse bineceğim.</p>
<p>İlk defa evimden ayrılıyorum.</p>
<p>Şu anda Park Çay Bahçesi’nin olduğu yerde o yıllarda minibüs yazıhanesi vardı.</p>
<p>Kalabalık…</p>
<p>Yolcular ve yolcularını uğurlayanlar…</p>
<p>Babam beni bir kenara çekti ve harçlığımı verdi.</p>
<p>“Oğlum! Beni paran bitince değil, bitmeden ara. Ben sana para ulaştırana kadar parasız kalma.” dedi.</p>
<p>Öğrencilik yıllarım boyunca harçlıksız kaldığımı hiç hatırlamıyorum.</p>
<p>İmkânları ölçüsünde harçlığımı hep gönderdi.</p>
<p>***</p>
<p>Lise son sınıftayım.</p>
<p>Sömestir tatili için ailemin yanındayım.</p>
<p>O tatilde, aradan bunca sene geçmiş olmasına rağmen hâlâ neden ve nasıl geliştiğini bilemediğim bir kavgaya karıştım.</p>
<p>Şimdi, geriye dönüp baktığımda o hatamın altında gençlik psikolojisinin yattığını düşünüyorum.</p>
<p>Gençlik, insanın hayatında aklından ziyade hissiyle hareket ettiği ve hislerini kontrol edip makul istikamete yönlendirmesinin en zor olduğu dönemdir.</p>
<p>Olayın detayına girmeyeceğim.</p>
<p>Akşam saatlerinde görülen mahkemenin ardından tutuklandım.</p>
<p>İstikamet cezaevi…</p>
<p>Cezaevine teslim olmadan önce babamın söylediği cümleyi hiç hatırımdan çıkarmadım.</p>
<p>“Baban sağ olduğu müddetçe hiçbir şeyden korkma!”</p>
<p>Cezaevine girerken bana cesaret verse de yaptığım davranışı tasvip etmediğini tahliye olduktan sonra söyledi.</p>
<p>“Keşke böyle bir şey yapmasaydın. Sana yakışmadı.”  dedi.</p>
<p>Daha sonra beni, kavga ettiğim hemşerilerimizin yanına götürdü.</p>
<p>Çaylarını içip kendilerinden özür diledim.</p>
<p>Çeyrek asır önce işittiğim “Keşke böyle bir şey yapmasaydın. Sana yakışmadı.” cümlesini, sahibine tekrar söyletmek istemiyorum.</p>
<p>Bu nedenle yer yer karşılaştığım çirkinliklere sabrediyorum.</p>
<p>Yeri geldiğinde yutkunuyor, sineye çekiyor ve  “Bu da geçer yahu!” demeyi tercih ediyorum.</p>
<p>***</p>
<p>Bir gün bana;</p>
<p>“En güzel kazanç kendi emeğinle ve kimseye minnet etmeden kazandığındır.” demişti.</p>
<p>Bu ifade, bizim ailede herkesin düsturu oldu.</p>
<p>Az olsun, önemli değil.</p>
<p>Yeter ki helâl ve minnetsiz olsun.</p>
<p>***</p>
<p>Ben onunla her zaman gurur duydum.</p>
<p>Peki, ben babama bir şey verebildim mi?</p>
<p>Soruyu “Bir evlat, babasının emeklerinin karşılığını ödeyebilir mi?” şeklinde sorarsak daha doğru olur.</p>
<p>İki çocuk babası bir evlat olarak sorumu kendim cevaplandırayım: “Kesinlikle ödeyemez!”</p>
<p>Yaşım kırkı geçti.</p>
<p>Ortaokul ve liseyi yatılı okudum.</p>
<p>İki üniversite bitirdim.</p>
<p>Onlarca hocam, bir o kadar öğretmen arkadaşım oldu.</p>
<p>Yüzlerce kitap okudum.</p>
<p>Hepsinin yeri ayrı…</p>
<p>Fakat hiçbiri babamdan aldığım hayat dersi kadar ruhuma işlemedi.</p>
<p>Babam, çocukluk ve gençlik anılarımda kendini hatırlatarak dersini vermeye devam ediyor.</p>
<p><u> </u></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/babam/">Babam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/babam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15344</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Dünyanın Rüyası / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-dunyanin-ruyasi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-dunyanin-ruyasi-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 14 Jul 2018 05:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15202</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her başlangıç seninle, her veda sana. Gidiyorsun, bakmadan kimler kalmış arkada. Özlemek hasretle beklemek kalanların hülyası Uzak şehirlerde mi yeni dünyanın rüyası. &#160; Bir mekân biçtim hayal şehir kumaşından Bir zaman seçtim ân içinde bu dünyaya uymayan. Sonsuzlukmuş büyüyen o kahve gözlerinde Fark etmedim kaybolmadan bu benliğin içinde. &#160; Uzaksın, öteler kadar uzak ve büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-dunyanin-ruyasi-siir/">Yeni Dünyanın Rüyası / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her başlangıç seninle, her veda sana.</p>
<p>Gidiyorsun, bakmadan kimler kalmış arkada.</p>
<p>Özlemek hasretle beklemek kalanların hülyası</p>
<p>Uzak şehirlerde mi yeni dünyanın rüyası.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir mekân biçtim hayal şehir kumaşından</p>
<p>Bir zaman seçtim ân içinde bu dünyaya uymayan.</p>
<p>Sonsuzlukmuş büyüyen o kahve gözlerinde</p>
<p>Fark etmedim kaybolmadan bu benliğin içinde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uzaksın, öteler kadar uzak ve büyük</p>
<p>Gönlümde büyüttüğüm acılar, anladım küçük.</p>
<p>Tenini okşayan rüzgâr gibi hayalim, dokun</p>
<p>Beyazlar içimde, güzeller güzeli ey sevgili kadın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşlenmiş ruhuna, ipeksidir duygular</p>
<p>Bir sevda büyüt, öyle büyük, incitmesin korkular.</p>
<p>Nefes gibi çek içine o tutkuyu mesafelerde</p>
<p>Ötelerde var olsun, yeni hayatın içinde</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-dunyanin-ruyasi-siir/">Yeni Dünyanın Rüyası / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-dunyanin-ruyasi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15202</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 Jul 2018 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Cavit Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Safi]]></category>
		<category><![CDATA[dinlen bir nefes al koynumda]]></category>
		<category><![CDATA[Divan-ı Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Jehan Barbur]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Hece Aşk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15179</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8221; Ben âşık doğdum, Biraz da sarhoş&#8230; Hiç bir zaman az sevmeyi bilmedim. Hiçbir zaman da düzenli kontrollü olamadım. Ruhumda bir çılgınlık vardı. Özgürlük vardı. Hataları yargılamadım. Çünkü her an bende aynı hatayı yapabilirim diye düşündüm. Ben sevmeye aşığım sevdikçe çoğalıyorum&#8230;&#8221; Cavit ÇAĞ  “ Beni sevmeyin, beni yaratan Allah’ı sevin “demiştiniz. “ Ben bir aynayım, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/">Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8221; Ben âşık doğdum,<br />
Biraz da sarhoş&#8230;<br />
Hiç bir zaman az sevmeyi bilmedim.<br />
Hiçbir zaman da düzenli kontrollü olamadım.<br />
Ruhumda bir çılgınlık vardı.<br />
Özgürlük vardı.<br />
Hataları yargılamadım.<br />
Çünkü her an bende aynı hatayı yapabilirim diye düşündüm.<br />
Ben sevmeye aşığım sevdikçe çoğalıyorum&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>Cavit ÇAĞ</em></strong></p>
<p><em> “ Beni sevmeyin, beni yaratan Allah’ı sevin “demiştiniz. “ Ben bir aynayım, bana bakan kendini görür yalnızca.”</em></p>
<p><em>Hiç beklenmedik bir anda, birdenbire, öylesine doğal dilinizden dökülüveren bu kelimelerle, gözlerimi dikip gözlerinize, nasıl bir anlam vereceğimi bilemeden, yapışmıştım oturduğum sandalyeye…</em></p>
<p><em>Bir insanın benliğinden bu derece vazgeçişine duyduğum şaşkınlıkla, hayran bakakalmıştım karşınızda… Suspus olmuş, durulmuş, kurulu bir saat gibi uymuştum sizin gizemli, dingin dünyanıza, bir parçanız olmuştum adeta, bundan böyle yaşanacak olan bütün anılarımızla sağ yanınızda… </em></p>
<p><em>Doğum günümdü o gün, bilmiyordunuz. Muzip bir şekilde fısıldamıştım size. “ Bugün benim doğum günüm biliyor musunuz?“ </em></p>
<p><em>Yüzünüzde zeki bir gülümseme ile aniden ayağa kalkmıştınız. &#8220;En sevdiğim şiirlerden biridir” diyerek ivedilikle bana bir kağıt uzatmıştınız. </em><em>“Duymuş muydunuz?” diye de eklemiştiniz.</em></p>
<p><em>Hayır, duymamıştım ne şiiri, ne de şairin ismini. ‘Tek Hece’ idi adı şiirin… Cemal Safi’nin bilmecesiydi… Bilenlere sözü yoktu şairin ama bilmeyenlerin hali baştan başa haraptı, öyle anlatıyordu aşkı, ondan sonrası ab-ı hayattı…</em></p>
<p><em>Doğum günü hediyesi almayacaktım bir daha sizden, ilk ve son olacaktı bu… Sonu ta öncesinden bilinen…</em></p>
<p>Soluk benizli çocuklar gibi açlıktan ölüyordum sizi tanıdığımda. Sevgisizlik denizinin orta yerinde, ejderhaların önündeki yem kutusunun içinde, bir kurt kapanında sıkışıp kalmıştım. Kıyıya çıkma umudumu yitirmeden, hiç durmadan yüzüyordum nereye gittiğimi bilmeden. Özümü gören olmamıştı, yüreğimi bilen çıkmamıştı. Varlığımın siluetine tırmananlar duymamıştı iç sesimi. Perdelerin kıvrımlarında saklıyordum içimdekileri. Kelimelerin gücüne dayanamadan daha, sessiz köşe başlarında, yitirdiklerimin ardından yaktığım ağıtlarla, topukluyordum kaldırımları&#8230; En çok da erişemediğim kendim için sızlanıp duruyordum bir kenarda. Çocuk yüreğime vurulan ketlere, ezilen sevincime, hayatın acımasızlığı karşısındaki çaresizliğime ağlamaklı gözlerle bakıyordum&#8230; Yüzüme vuruyordu çıplak gerçeklerini hayat, indiriyordu en ağır darbelerini hiç durmadan. Kendimden kaçamadan, yakalıyordu bir çırpıda beni. Yüklüyordu cılız omuzlarıma taşıyamadığım yüklerini…  Acz ile altında kalıyordum, hamalıydım kendi günahlarımın… Acıyordum kendime, öğrenilmiş çaresizliğimle kapıp koy vermiştim işte, ne olacaksa olsundu bir an önce…</p>
<p>Oysa sevmek için gelmiştim dünyaya, daha yolun en başında… Her şeyin çok güzel olacağına duyduğum o güçlü inançla geçmiştim bütün yolları. “Bir insanı sevmekle başlayacaktı her şey” . Yaşama sevincimi katık edip ekmeğime,  sol yanımdaki sevgi dolu heybem ile, umutla atıyordum adımlarımı&#8230; Kalemim ve kitaplarımla, kulağımda çınlayan adlarını bilmediğim notalarımla, hiç de yalnız değildim bu yolda. Bolluk ve bereket yüklüydü heybem, isteyene vermeden geçmezdim gülümsememi, diz boyu hırçın sularda ara sıra kaybolsam da, hüznümün tınısıyla çıkardı sadrımdan neşem&#8230;</p>
<p>Ama artık yorgundum, şu koca, şu yalan dünya kadar pisliğin içinde boğulmuştum. İçi boşalmış ceviz tanesi gibi onu yiyen kurduna âşık, kurumuş bir kabuktum…</p>
<p>Hiç umudumun kalmadığı bir anda;</p>
<p><em> “ Sevmek mi daha güzel yoksa sevilmek mi?” demiştiniz olanca çocuksu coşkunuzla bana… Yılların sevgi açlığıyla bir çırpıda cevap vermiştim. “ sevilmek güzel” . Siz ise bütün nezaketinizle düzeltmiştiniz beni“ Sevilmek güzel elbet” gözlerinizi dikip gözlerime “ Ama sevmek daha güzel&#8221; demiştiniz…</em></p>
<p><em>“ <strong>Bir insanı sevmekle başlayacak mıydı her şey?”</strong></em></p>
<p><em>“Cennet burası gibi bir yer olmalı” demiştiniz başka bir gün. Ve eklemiştiniz “ İnsanın sevdikleri nerede ise cennet de orası olmalı…”</em></p>
<p>Cennet ve ben, mümkün müydü gerçekten? Korkmuştum hem de çok, cennetinizdeymişim gibi hissetmekten. İşte o anda anlamıştım gerçek cennetin bu olmadığını. Kulağıma fısıldamıştı biri; cennet bu dünyada bulacağımız bir yer değildi ki&#8230; Hele de bu kadar kolay elde edilecek bir şey hiç değildi. Biliyorum kursağımda kalacaktı sevincim. Ömrümce beklediğim vaha karşımdaydı, susuzluktan öleceğimi bilsem de uzatamazdım elimi&#8230; Bu sahranın ortasındaki bir seraptı, gözlerimi açtığımda kaybolacaktı…</p>
<p>Sevginizin yumuşaklığında acılarım dinlenmiş, tuz bastığım yaralarım iyileşmişti. Korunmasız çocuk ruhum, tomurcuk vermeye meyilli dallarımla, sizden aldığım gün ışığıyla, dikildiğim toprağımı çok sevmişti. Gençtim artık, hiç olmadığım kadar. Bir fidandım ikinci bir hayatı hak eden.  Sulanmaya muhtaç sürgünlerim, gözlerinizden damla damla köklerime inen sevginizle büyüyorlardı…  Değil yedi veren ormanlarını, bütün kâinatı aşkla kucaklıyorlardı…</p>
<p><strong>Aşkın ateşi, mavisinde saklıydı. İlk kıvılcım anının masumiyetine gizlenmiş, itiraf edilemez bir sırdı o. Dile geldiğinde sönen, yerin yedi kat dibinden yükselen, yarin yangın yeri gönlüne sığmayacak bir volkandı. Aşıka şerefle sunulmuş alevden bir toptu, avucunda tuttuğun müddetçe senindi. Seninle başlayıp, seninle bitendi&#8230;</strong></p>
<p><em>Leyla’ya sormuşlar, “Sen mi daha çok sevdin yoksa Mecnun mu?” diye. Hiç tereddütsüz cevap vermiş Leyla, “ Tabi ki ben “demiş. “ Ama nasıl olur?” demişler , “ Mecnun senin için adından, aklından vazgeçti, benliğini bırakıp çöllere düştü, varlığından oldu ” </em></p>
<p><em>Leyla, mütebessim bir hal ile cevap vermiş onlara “ Olsun!&#8221; demiş.&#8221; O aşkımızı ifşa etti, kurda, kuşa, taşa, toprağa, suya, çöle söyledi… Ben ise sır olarak gönlümde sakladım. Bu yüzden ben daha çok sevdim.” </em></p>
<p><em>Bir gün, bu hikayeyi anlattığımda, her zaman yaptığınız gibi başınızı önünüze eğip suskun kalmıştınız. Ne demek istediğimi çok iyi anlamıştınız.</em></p>
<p><figure id="attachment_15318" aria-describedby="caption-attachment-15318" style="width: 575px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg"><img class="wp-image-15318 " src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=575%2C383" alt="Aşka aşık kardelen" width="575" height="383" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 575px) 100vw, 575px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15318" class="wp-caption-text">Aşka aşık kardelen</figcaption></figure></p>
<p><strong>Aşka aşık kardelen</strong></p>
<p><em>Güneşe aşık bir kardelen varmış. Kışın soğuğunda, toprağın altında, hep içinden dua edermiş, hiç görmediği ama aşık olduğu gün ışığını bir kez olsun görebilmek için. Melekler dayanamamışlar kardelenin yalvarmasına ve anlatmışlar isteğini tanrısına. Tanrı kabul etmiş kardelenin duasını. Baharın ilk günü için izin vermiş kardelenin topraktan çıkmasına. Melekler haber vermişler müjdeyi kardelene. Sabırla bekleyen kardelen, karlar erimeye başladığında topraktan uzatmış mavi bakışlarını. Güneşi gördüğü ilk anda kör olmuş nazik yaprakları, solmuş maşuğunun ışığında, vermiş son nefesini gün ışığının altında&#8230;</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Aşık, yok <span style="font-size: 14px;">olunca aşk yolunda aşkı uğruna, başlarmış yaşamaya maşuk&#8217;unda&#8230;</span></strong></p>
<p><figure id="attachment_15286" aria-describedby="caption-attachment-15286" style="width: 588px" class="wp-caption aligncenter"><a style="font-size: 14px;" href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg"><img class="wp-image-15286" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=588%2C259" alt="" width="588" height="259" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=300%2C132&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=1024%2C451&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 588px) 100vw, 588px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15286" class="wp-caption-text">Mavidir Ateşi Aşkın</figcaption></figure></p>
<p><strong>Mavi Lavların Sırrıdır Aşk&#8230;</strong></p>
<p>Yeryüzündeki volkanik dağlar gizli aşıklardır. Kimse bilmez bu gerçeği. Ses etmezler, yüzlerce yıldır susarlar, kendi ateşlerinde boyuna yanar dururlar.  Yer üstünde yaşayanlar bastıkları toprağın altındaki olan biteni umursamazlar. Tırmanırlar üzerine, seyre dalarlar manzaranın güzelliğine ama ne çektiğini bilmezler dağların. Taş zannederler  onları,  toprağın altındaki canları, göremez vicdanları&#8230;</p>
<p>Oysa ki dağlar, Ferhat&#8217;ın deldiği aşk ile çağlar. Bağrından akan pırıl pırıl sular, aşkın safiyetindendir&#8230; Duyduğunuz yankılar aşkın türküsüdür, yediğiniz yemişler aşıkın kanıyla sulanmıştır, işte bu yüzden çok tatlıdır. İçtiğiniz billur su, durudur, arıdır, diridir, ölüyü diriltir&#8230;</p>
<p>&#8220;Aşk yoluna düşenlerin diri olmaları gerek. Ölü aşık olabilir mi? Diri olan kimdir biliyor musun? Aşktan doğan kişi. Aşıklar ölmez.&#8221; (1) demiştir Aşkın Piri&#8230;</p>
<p>Volkan patladığında ateş kusar ağzından, suskunluğunu bozar, püskürttükçe lavları boşaltır içindekileri&#8230; Yakar önüne geleni, yeryüzü olur mahşer yeri&#8230; Sonra diner öfkesi, bakar etrafına kalmamış tek bir canlı izi&#8230; Yalnızlığında döner onun da çilesi&#8230;</p>
<p><em>Artık mavi lavlarından geriye kalan, kararmış bir volkanın iniltilerinde son bulmuş simsiyah bir sahildir. Mavi okyanus boylu boyunca uzanmış yanında onu seyretmektedir. Sevdiceğine uzaktan bakanların aşkı ile kumları dalgalarıyla dövmektedir&#8230;</em></p>
<p><em>Basıyorum artık o siyah kumlara, üzerinde yürüyorum çıplak ayaklarımla… Öyle ürkütücü, öyle ıssız ki serinliği bile kalmamış avuçlarımda. Simsiyah kumlarından yaptığım kumdan kalemde yaşıyorum, Rapunzel gibi uzun saçlarımı sarkıtıyorum, bir masal kahramanını oynuyorum kendi hayal dünyamda. Biliyorum ki kimse giremeyecek bir daha, sırça camdan yapılmış gönlümün sırlarına&#8230; Çeviriyorum gözlerimi masmavi okyanusa&#8230;</em></p>
<p><strong>Bağışlamak, bize bağışlanan hayatın can damarıdır. Kusur,  kusuru görenlerin gözlerinden nazar ederek senin baktığındır.  Günahlar, utandığın kendini af ettiğinde özgürce uçup gittiğin kendi kanatlarındır…</strong></p>
<p>(1) &#8220;Mevlana Celaletin-i Rumi / Divan-ı Kebir</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/nTGdwyumGJs?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/">Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15179</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nefretim Diner miydi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nefretim-diner-miydi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nefretim-diner-miydi/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 11 Jul 2018 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sümeyye Gülseven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15243</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öğrenmek acı verir derlerdi inanmazdım. Yaşayarak öğrendim ve ağırlığıyla yaşadım aylarca. Nefes içinde nefessizliği tattım. Var gibiydi hayat ama aslında yoktu. Bir çığ düşmüştü bedenime sessiz sakince. Hem kimse duymamıştı hem her yerinden oynuyordu bende. Ruhum acı çekerken bilinçsizce. Kendimden nefret ettim ben en çok. Yaptığım hatalardan ve iyi niyetimden. Kendimi sevdim ben en çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nefretim-diner-miydi/">Nefretim Diner miydi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Öğrenmek acı verir derlerdi inanmazdım.</div>
<div>Yaşayarak öğrendim ve ağırlığıyla yaşadım aylarca.</div>
<div>Nefes içinde nefessizliği tattım.</div>
<div>Var gibiydi hayat ama aslında yoktu.</div>
<div>Bir çığ düşmüştü bedenime sessiz sakince.</div>
<div>Hem kimse duymamıştı hem her yerinden oynuyordu bende.</div>
<div>Ruhum acı çekerken bilinçsizce.</div>
<div>Kendimden nefret ettim ben en çok.</div>
<div>Yaptığım hatalardan ve iyi niyetimden.</div>
<div>Kendimi sevdim ben en çok üstüne üstlük.</div>
<div>Pişmanlıklarımdan ve merhametimden.</div>
<div>Doğrular kovdurdu beni vatanımdan yine vatanımın içine.</div>
<div>Bir çukurdaydım merdivensiz.</div>
<div>Tırmanacak takatim yoktu.</div>
<div>Bekledim çıkmak için çok bekledim.</div>
<div>Hayal dahi edemedim oysa bunu.</div>
<div>Çalmışlardı inancımı , güvenimi.</div>
<div>Benden çok uzaklaşmıştım.</div>
<div>Kendimden kaçmak istedim</div>
<div>Uzaklaşmak git gide benden.</div>
<div>3 yıl nasıl da, öğretmenlik yaptı hayat.</div>
<div>Kötü ve iyiyi buluşturarak.</div>
<div>Griyi ruhuma kazıyarak.</div>
<div>Peki ya nefretim tamamen diner miydi?</div>
<div>Artık cevap veremiyorum..</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nefretim-diner-miydi/">Nefretim Diner miydi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nefretim-diner-miydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15243</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hoşça Bak Zâtına!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hosca-bak-zatina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hosca-bak-zatina/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Jul 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çetinkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15246</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kâinattaki konumu ve sahip olduğu donanımı itibariyle insan, istisna bir varlıktır. O, en mükemmel şekilde yaratılmıştır. “İncire, zeytine&#8230; Sîna dağına&#8230; Ve şu emin beldeye yemin ederim ki&#8230; Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (1) *** İnsan, küçük bir kâinattır. “O Allah ki; seni yarattı. Seni düzgün ve dengeli kıldı. Sana ölçülü bir biçim verdi.” (2) [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hosca-bak-zatina/">Hoşça Bak Zâtına!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kâinattaki konumu ve sahip olduğu donanımı itibariyle insan, istisna bir varlıktır.</p>
<p>O, en mükemmel şekilde yaratılmıştır.</p>
<p>“İncire, zeytine&#8230; Sîna dağına&#8230; Ve şu emin beldeye yemin ederim ki&#8230; Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (1)</p>
<p>***</p>
<p>İnsan, küçük bir kâinattır.</p>
<p>“O Allah ki; seni yarattı. Seni düzgün ve dengeli kıldı. Sana ölçülü bir biçim verdi.” (2)</p>
<p>***</p>
<p>Kâinat, büyük bir insandır.</p>
<p>“Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, onun sorumluluğundan korktular.” (3)</p>
<p>“Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün.” (4)</p>
<p>***</p>
<p>Peki, insan ve kâinat arasındaki bu sırrı kimler görebilir?</p>
<p>“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.” (5)</p>
<p>“Bu inceliği ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.” (6)</p>
<p>***</p>
<p>Aklıselim sahipleri ne yapar?</p>
<p>“Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken&#8230; Her vakit Allah’ı anarlar.</p>
<p>Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler.” (7)</p>
<p>Ve şöyle derler:</p>
<p>“Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.” (8)</p>
<p>***</p>
<p>Ne güzel söyler Şeyh Galip.</p>
<p>“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen.</p>
<p>Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.”</p>
<p>Kendine saygıyla bak, âlemin özü sensin.</p>
<p>Sen kâinatın gözbebeği olan insansın.</p>
<p>***</p>
<p>Aynı hakikati Akif bir başka güzellikte şiirleştirir.</p>
<p>“Avalim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir.”</p>
<p>Âlemler sende gizlidir, cihanlar sende dürülmüştür.</p>
<p>***</p>
<p>İşte bu esrarın farkında olan insan, yeryüzünde Allah’ın halifesidir.</p>
<p>Allah, kendi adına kâinatta tasarrufta bulunma yetkisini sadece insana vermiştir.</p>
<p>Yetki, sorumluluk ister.</p>
<p>Sorumluluk ise ödül ya da cezayı netice verir.</p>
<p>***</p>
<p>Son söz&#8230;</p>
<p>“Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (9)</p>
<p>_______________</p>
<ul>
<li>Tin Suresi, 1-2-3-4. ayet</li>
<li>İnfitar Suresi, 7. Ayet</li>
<li>Ahzâb Suresi, 72. ayet</li>
<li>Haşr Suresi, 21. ayet</li>
<li>Âl-i İmran Suresi, 190. ayet</li>
<li>Âl-i İmran Suresi, 7. ayet</li>
<li>Âl-i İmran Suresi, 191. ayet</li>
<li>Âl-i İmran Suresi, 191. ayet</li>
<li>İnfitar Suresi, 6. ayet</li>
</ul>
<p>(Türkiye Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan Kur’an-ı Kerim Mealinden yararlanılmıştır.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hosca-bak-zatina/">Hoşça Bak Zâtına!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hosca-bak-zatina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15246</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Yeşil Dergisi 112. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-112-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-112-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 08 Jul 2018 05:08:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15240</guid>
				<description><![CDATA[<p>2018 seçim atmosferinde hazırlanan Mavi Yeşil, seçim sonrasında 112. sayısıyla okuruna ulaştı. Seçim atmosferinin gel geç sıradan gidişatına itibar etmeyen Mavi Yeşil dergisi, Temmuz-Ağustos 2018 tarihli 112. sayısında zengin bir içerikle edebiyat okurunun karşısına çıktı. Derginin bu sayısı Hüseyin Alemdar şiiriyle açılıyor. Çağla Göksel Çakır, Kevser Evsen, Bekir Dadır, Örsan Gürkan, Ayşe Nur Demir ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-112-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 112. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>2018 seçim atmosferinde hazırlanan Mavi Yeşil, seçim sonrasında 112. sayısıyla okuruna ulaştı. Seçim atmosferinin gel geç sıradan gidişatına itibar etmeyen Mavi Yeşil dergisi, Temmuz-Ağustos 2018 tarihli 112. sayısında zengin bir içerikle edebiyat okurunun karşısına çıktı. Derginin bu sayısı Hüseyin Alemdar şiiriyle açılıyor. Çağla Göksel Çakır, Kevser Evsen, Bekir Dadır, Örsan Gürkan, Ayşe Nur Demir ve Elif Gümüşler, 112. sayının diğer şairleri. Ülkü Tatar, Emine A. Kazan ve Erdem Erol, yeni sayının üç öykücüsü. “Kör Islık” adlı ilk kitabı yayımlanan genç öykücü Eyüp Tosun ile de kısa bir söyleşimiz var bu sayıda. Alper Erdik, anılardan yola çıkarak taşradaki edebiyat algısına dikkat çekti. Kedilerin edebiyata yansımasını Sonnur Tekin örnek metinler üzerinden gösterdi. Talha Kabukçu, resim ilgimizi “gece devriyesi” üzerinden giderek uç noktala ulaştırdı ilginç yazısında. Kadın kimliğinin edebiyat metnine yansıyışını roman örneğinde göstermeye çalışan Senem İmamoğlu, bu sayıda “Tuhaf Bir Kadın” romanını irdeledi. Mustafa Zeki Çıraklı, şiirle çıktığı yolculukta “anlatıbilimsel bir okuma” ile dergi okurlarına katkı sağlıyor. Eskimemiş Sayfalar, her zamanki gibi Özkan Satılmış seçimiyle hazırlandı.</p>
<p><strong>bilgi@maviyesildergisi.com </strong></p>
<ol start="112">
<li><strong> Sayının İçindekiler:</strong></li>
</ol>
<p>İnsanbul &#8211; Hüseyin Alemdar &#8211; 2</p>
<ol>
<li>Samet Mazlum’un Nokta Noktam Adlı Şiiri &#8211; Mustafa Zeki Çıraklı &#8211; 4</li>
</ol>
<p>Erguvanlar ve Telve &#8211; Çağla Göksel Çakır &#8211; 6</p>
<p>Tuhaf Bir Kadın Romanıyla Kadın Kimliğine Bakış &#8211; Senem İmamoğlu &#8211; 7</p>
<p>Üzgün Avrat Otuna Mersiye &#8211; Kevser Evsen &#8211; 10</p>
<p>Eyüp Tosun’la “Kör Islık” Üzerine&#8230; &#8211; Söyleşen: Halil Yörükoğlu &#8211; 11</p>
<p>Edebiyatta Kedi &#8211; Sonnur Tekin &#8211; 12</p>
<p>Susmanın Yetkisiyle &#8211; Bekir Dadır &#8211; 16</p>
<p>Suikastın Ortasında Gece Devriyesi &#8211; Talha Kabukçu &#8211; 17</p>
<p>Cebinde Yıkanmış Para Bulanlar &#8211; Örsan Gürkan &#8211; 21</p>
<p>Şairler Yaprağı’ndan Geriye Kalan&#8230; &#8211; Alper Erdik &#8211; 22</p>
<p>Çöl &#8211; Ayşe Nur Demir &#8211; 24</p>
<p>Beklenen Gün &#8211; Ülkü Tatar &#8211; 25</p>
<p>Ortasında &#8211; Elif Gümüşler &#8211; 27</p>
<p>Hummâ &#8211; Emine A. Kazan &#8211; 28</p>
<p>Bi Hesreta &#8211; Erdem Erol &#8211; 30</p>
<p>Eskimemiş Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 32</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-112-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 112. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-112-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15240</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Rüya / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ruya-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ruya-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 07 Jul 2018 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15249</guid>
				<description><![CDATA[<p>Göz önüne geldi. Göz zıplıyordu. Bir gözü düşmüştü. Elini göz yerine koydu. Bir şey yoktu. Gözü aldı yerine koydu. Kolu çıktı. Yere düştü. Kolu aldı onunla sırtını kaşıdı. Yerine taktı. Beynini çıkardı. Bir suya koydu. Aynaya baktı. Gözlerini kapadı. Uyudu. … Uyandı. Gözlerini açtı. Kalktı. Beynini kafasına koydu. Boyalarla resim çizdi. Kendini garip hissediyordu. Babasını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ruya-siir/">Rüya / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Göz önüne geldi.</p>
<p>Göz zıplıyordu.</p>
<p>Bir gözü düşmüştü.</p>
<p>Elini göz yerine koydu.</p>
<p>Bir şey yoktu.</p>
<p>Gözü aldı yerine koydu.</p>
<p>Kolu çıktı.</p>
<p>Yere düştü.</p>
<p>Kolu aldı onunla sırtını kaşıdı.</p>
<p>Yerine taktı.</p>
<p>Beynini çıkardı.</p>
<p>Bir suya koydu.</p>
<p>Aynaya baktı.</p>
<p>Gözlerini kapadı.</p>
<p>Uyudu.</p>
<p>…</p>
<p>Uyandı.</p>
<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Kalktı.</p>
<p>Beynini kafasına koydu.</p>
<p>Boyalarla resim çizdi.</p>
<p>Kendini garip hissediyordu.</p>
<p>Babasını özlemişti.</p>
<p>Cuma günü çok güzeldi.</p>
<p>Birbirinden bağımsız sözler.</p>
<p>Aramak ve bulmak…</p>
<p>Bir güzelin peşindeydi.</p>
<p>Çok güzel bir cumaydı.</p>
<p>Aramıştı.</p>
<p>Bulmuştu.</p>
<p>Kafasını bir tarakla taradı.</p>
<p>Boynuna bir kolye taktı.</p>
<p>Kafa testisi.</p>
<p>Fikir sancısı.</p>
<p>Zorluk.</p>
<p>Özlem.</p>
<p>Meleklerin ruhunda bir apartman dairesi.</p>
<p>Dışarısı karanlık.</p>
<p>Uyumalıyım.</p>
<p>Uyku.</p>
<p>Ruh.</p>
<p>İstila.</p>
<p>Kaderden kaçamaz bedenimdeki işgalci ruh.</p>
<p>Saldığı gibi.</p>
<p>Özlem.</p>
<p>Özgürlük, bir duvar gibi yaslandığım.</p>
<p>Mevsimin kıyılarında.</p>
<p>Bir yaz günü sıcağında.</p>
<p>Bir bahçeli evde bıraktığım.</p>
<p>En kuytu yerlerinde bir gitar.</p>
<p>Bir duvarın resminde ıssız adam.</p>
<p>Sen aklımdasın hep.</p>
<p>Cumanın yetim incisi. İnciler hep yetimdir ya.</p>
<p>Bir yağmurun çamura dönüşmesidir ruhum.</p>
<p>Temizlendi gözlerim yaşlarla.</p>
<p>Sen bir ateş gibi yüreğimi yakan.</p>
<p>Bir özgürlük kadar yakıcı.</p>
<p>Sen hep yanımdasın aslında</p>
<p>Sözler kadar yakın.</p>
<p>Özgürlük kadar içimde.</p>
<p>Bir şarkısın aslında.</p>
<p>Kimsenin dilinden düşürmediği.</p>
<p>Bir kalemsin aslında.</p>
<p>Sözlerimi güzelleştiren bir nağme gibi.</p>
<p>Uyandı.</p>
<p>Her şey yerli yerinde ve normaldi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ruya-siir/">Rüya / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ruya-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15249</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öz&#8217;ün İfadesi Son Kitabı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-son-kitabi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-son-kitabi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15217</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yakın zamanda izlemiş olduğu, &#8220;Yunus Emre Aşka Yolculuk&#8221; dizisinden etkilenen Öz&#8217;ün İfadesi, &#8220;Tasavvuf öğretilerine ilgi duyan kendisini tasavvufun derinliklerinde bulur.&#8221; dedi. Diziden sonra, dizinin çekildiği Nallıhan&#8216;ın ziyaretçi akınına uğradığını ve etkilenen tek bireyin kendisi olmadığını dile getiren Öz&#8217;ün İfadesi, aslında bir bakıma insanların, belirli bir tarih bilinciyle eski geleneklerine, günümüzde unutulmaya yüz tutmuş tasavvuf öğretilerine ve öze [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-son-kitabi/">Öz&#8217;ün İfadesi Son Kitabı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="m_-3074493896050261667gmail-selectionShareable">Yakın zamanda izlemiş olduğu, &#8220;<a class="m_-3074493896050261667gmail-keyword" title="Yunus Emre Haberleri" href="https://www.haberler.com/yunus-emre/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://www.haberler.com/yunus-emre/&amp;source=gmail&amp;ust=1530801854543000&amp;usg=AFQjCNEsCvMZzsSqr4rNo5EP597SC3TkCg">Yunus Emre</a> Aşka Yolculuk&#8221; dizisinden etkilenen Öz&#8217;ün İfadesi, &#8220;Tasavvuf öğretilerine ilgi duyan kendisini tasavvufun derinliklerinde bulur.&#8221; dedi.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/unnamed.jpg"><img class="size-full wp-image-15218 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/unnamed.jpg?resize=393%2C600" alt="" width="393" height="600" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/unnamed.jpg?w=393&amp;ssl=1 393w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/unnamed.jpg?resize=197%2C300&amp;ssl=1 197w" sizes="(max-width: 393px) 100vw, 393px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<div>Diziden sonra, dizinin çekildiği <a class="m_-3074493896050261667gmail-keyword" title="Nallıhan Haberleri" href="https://www.haberler.com/nallihan/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://www.haberler.com/nallihan/&amp;source=gmail&amp;ust=1530801854543000&amp;usg=AFQjCNG5bouQbdi893-cKMX2fm2lYC3STg">Nallıhan</a>&#8216;ın ziyaretçi akınına uğradığını ve etkilenen tek bireyin kendisi olmadığını dile getiren Öz&#8217;ün İfadesi, aslında bir bakıma insanların, belirli bir tarih bilinciyle eski geleneklerine, günümüzde unutulmaya yüz tutmuş tasavvuf öğretilerine ve öze dönebilmeleri için yapımcılara büyük sorumluluk düştüğünün altını çiziyor.</div>
<div>
<p>Her bireyin, belli bir yaşa geldikten sonra &#8221;Neden dünyadayım?&#8221;, &#8221;Nereden geldim?&#8221;, &#8221;Nereye gidiyorum?&#8221; gibi felsefenin temelini oluşturan sorularla, tasavvuf penceresinden, ilahi aşk ile yüz yüze gelişinin hikâyesini şiirlerinde ve kitaplarında dile getirdiğini ifade eden Öz&#8217;ün İfadesi, sözlerini şöyle sürdürdü, &#8220;Şimdiye kadar araştırıp edinmiş olduğum tasavvuf öğretilerini, kendi içimde içselleştirip, harmanlayarak, geçtiğimiz nisan ayında, tasavvufa giriş niteliğindeki &#8216;İçimden Geldiği Gibi&#8217; isimli e-kitabımı ücretsiz olarak okurlara sundum. Bunun ardından şimdi de ilk kitabımın ingilizcesi olan &#8221; As The Way I Like&#8221; ve yeni kitabım &#8221; Kendimde Kendimin Seyri&#8221; ücretsiz olarak okurların beğenisine sunulmuştur dedi.</p>
<div class="yj6qo"></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-son-kitabi/">Öz&#8217;ün İfadesi Son Kitabı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-son-kitabi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15217</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Balzac’ca / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/15195-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/15195-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 Jul 2018 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Talha Bayana]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15195</guid>
				<description><![CDATA[<p>Balzac çıkmış özünden, memleketinden Varmış yokluğuna, acısına Başlamış anlatmaya “Hayat” demiş Ülkede olur adam gibi “Beati que lugent” boşuna demedimki Zerafetde olur kadın gibi Ne çok acı var değil mi? Kelamda olur kur’an gibi “La tahzen, innallahe meane.” ne müjde değil mi? Balzac çıkmış özünden, memleketinden Varmış yokluğuna, acısına Başlamış anlatmaya “Hayat” demiş İtaatte olur [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/15195-2/">Balzac’ca / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Balzac çıkmış özünden, memleketinden<br />
Varmış yokluğuna, acısına<br />
Başlamış anlatmaya<br />
“Hayat” demiş<br />
Ülkede olur adam gibi<br />
“Beati que lugent” boşuna demedimki<br />
Zerafetde olur kadın gibi<br />
Ne çok acı var değil mi?<br />
Kelamda olur kur’an gibi<br />
“La tahzen, innallahe meane.” ne müjde değil mi?</p>
<p>Balzac çıkmış özünden, memleketinden<br />
Varmış yokluğuna, acısına<br />
Başlamış anlatmaya<br />
“Hayat” demiş<br />
İtaatte olur kibritler gibi<br />
Küçük insan yüklü devletçikler ne hor değil mi?<br />
Mücadelede olur sabır gibi<br />
Basü badelden öncesi ne zor değil mi?<br />
İsyanda olur şehir gibi<br />
Beton yığını içindeki insanlar ne kerh değil mi?</p>
<p>Sonrası uyumuş Balzac<br />
Sonsuzluğa, Sabıra<br />
Ve yaşama&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/15195-2/">Balzac’ca / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/15195-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15195</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk Olsun / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-olsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-olsun/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Jul 2018 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15174</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazen bir cümle kurmak istersin Nesneler belirtisizdir, Tümleçler dolaysız, Yer tamlayamaz! Özne de yükleme kırgındır, Tüm yüküne rağmen Yüklem cümleyi kurarsa aşk olsun! &#160; Bir mektup yazmak istersin Kâğıt, kalemi iter, Kalemin mürekkebi biter, Tam noktalayacakken Araya ünlem girer. Noktasız mektuba aşk olsun! &#160; Bazen bir hayal kurarsın Mavi, derinlerde kaybolmuş, Bulut, yağmurda boğulmuş, Yağmur, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-olsun/">Aşk Olsun / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen bir cümle kurmak istersin</p>
<p>Nesneler belirtisizdir,</p>
<p>Tümleçler dolaysız,</p>
<p>Yer tamlayamaz!</p>
<p>Özne de yükleme kırgındır,</p>
<p>Tüm yüküne rağmen</p>
<p>Yüklem cümleyi kurarsa aşk olsun!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir mektup yazmak istersin</p>
<p>Kâğıt, kalemi iter,</p>
<p>Kalemin mürekkebi biter,</p>
<p>Tam noktalayacakken</p>
<p>Araya ünlem girer.</p>
<p>Noktasız mektuba aşk olsun!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazen bir hayal kurarsın</p>
<p>Mavi, derinlerde kaybolmuş,</p>
<p>Bulut, yağmurda boğulmuş,</p>
<p>Yağmur, toprağa gömülmüş,</p>
<p>Hayali bulana aşk olsun!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazen bir rüya görürsün</p>
<p>Akan suya söylersin.</p>
<p>Su, ırmağa karışır,</p>
<p>Irmak, yatağından uzaklaşır,</p>
<p>Su, rüyanda saflaşır,</p>
<p>Bir daha görene aşk olsun!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-olsun/">Aşk Olsun / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15174</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanın Bir İstanbul’u Olmalı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insanin-bir-istanbulu-olmali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insanin-bir-istanbulu-olmali/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 05:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15122</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanın kaç şehri olur ki Doğduğu şehir mesela Doyduğu şehir de var Bir de hayallerinde büyüttüğü şehir olmalı Başını yastığa koyduğu an gördüğü Gözünü kapattığı an düşlediği Uzaklaştığı an özlediği Özlediği an burnunun direğinin sızladığı &#160; İnsanın kaç şehri olur ki Bir olsa ne çıkar, on olsa ne çıkar İçinden hangisi öne çıkar Denizi mi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanin-bir-istanbulu-olmali/">İnsanın Bir İstanbul’u Olmalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın kaç şehri olur ki</p>
<p>Doğduğu şehir mesela</p>
<p>Doyduğu şehir de var</p>
<p>Bir de hayallerinde büyüttüğü şehir olmalı</p>
<p>Başını yastığa koyduğu an gördüğü</p>
<p>Gözünü kapattığı an düşlediği</p>
<p>Uzaklaştığı an özlediği</p>
<p>Özlediği an burnunun direğinin sızladığı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanın kaç şehri olur ki</p>
<p>Bir olsa ne çıkar, on olsa ne çıkar</p>
<p>İçinden hangisi öne çıkar</p>
<p>Denizi mi, mavisi mi</p>
<p>Havası mı, suyu mu</p>
<p>Rengarenk çiçekleri mi</p>
<p>Ötüp duran kuşları mı</p>
<p>Tarihi mi, devasa binaları mı</p>
<p>Hangi şehir öne çıkar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nereli olursan ol</p>
<p>Nerde yaşarsan yaşa</p>
<p>Nerede doyarsan doy</p>
<p>Ama insanın bir İstanbul’u olmalı</p>
<p>Şöyle bir kenarda durmalı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dalıp gitmeli mesela</p>
<p>Bir taraftan deniz, bir taraftan tarih</p>
<p>Süzülmeli kuşlar, tepelerden tepelere dolaşmalı</p>
<p>Bu yakadayken karşıya</p>
<p>Karşıdayken bu yakaya hasret kalmalı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bence insanın bir İstanbul’u olmalı</p>
<p>Şöyle bir kenarda durmalı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanin-bir-istanbulu-olmali/">İnsanın Bir İstanbul’u Olmalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insanin-bir-istanbulu-olmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15122</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Komplike Dergi İçin Matbu Yayın Serüveni Başlıyor!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-icin-matbu-yayin-seruveni-basliyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-icin-matbu-yayin-seruveni-basliyor/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Jun 2018 07:50:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15163</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gazeteci yazar Güney Güneyan’ın kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstlendiği Komplike Dergi, geçtiğimiz yıl dijital olarak yayın hayatına başlamıştı. 2018 yılının ikinci çeyreğinde ise basılı yayına geçeceklerini ifade etmişti. Derginin ilk sayı hazırlıklarının sona ermekte olduğu ve derginin kuruluş yıldönümü olan Ağustos ayında basılı olarak da yayında olacağı sosyal medya hesaplarından duyurulduktan sonra yer alacak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-icin-matbu-yayin-seruveni-basliyor/">Komplike Dergi İçin Matbu Yayın Serüveni Başlıyor!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci yazar Güney Güneyan’ın kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstlendiği Komplike Dergi, geçtiğimiz yıl dijital olarak yayın hayatına başlamıştı. 2018 yılının ikinci çeyreğinde ise basılı yayına geçeceklerini ifade etmişti. Derginin ilk sayı hazırlıklarının sona ermekte olduğu ve derginin kuruluş yıldönümü olan Ağustos ayında basılı olarak da yayında olacağı sosyal medya hesaplarından duyurulduktan sonra yer alacak isimler açıklanmaya başladı. Yayının mutfağında sanat yönetmeni olarak Şengül Altınok, yazı işleri müdürü olarak Devrim Ekinci, editör köşesinde Aysel Ciğerlioğlu, Babür Karbey Vina, Denef Huvaj, Murat Ekşi, Özgün Muti ve Özgür Öney yer alıyor.</p>
<p><strong>“İlk sayı Ağustos’ta yayınlanacak!” </strong></p>
<p>Bilgileri ayrıştırarak sorunu oluşturan ögeleri göz önüne almanın ve analitik çalışmalar ışığında sonuca varmak için yürütülen sistematik düşünme tarzını savunmanın gerekliliğine dikkat çeken ekip, toplumu şiddete, etnik ayrımcılığa sevk edecek veya bireyleri sınıf, ırk, dil, inanç, cinsiyet, bölge farkı gözeterek kin ya da düşmanlığa yöneltecek şekilde içerik üretimi yapmayı reddediyor; nefret duyguları oluşturacak, korkuya, kaosa, düşmanlığa neden olacak içerikler için gerekli tüm hassasiyeti göstererek, şiddeti özendirici, korkuyu yaygınlaştırıcı, travmalara yol açıcı, eşitlik ve adalet ilkelerini zedeleyici, insan onurunu küçültücü, ayrımcılığı teşvik edici bir nitelik barındırmadan var olan yayıncılık anlayışını sorgulatacağa ve bu ölçütte objektif verilere dayanan bir yayın hazırlayan; insan haklarına, toplumsal fayda ve dayanışma değerlerini önem gösteren birçok çalışmaya imza atacaklarının altını çiziliyor.</p>
<p>Basılı ilk sayılarında aktör ve yönetmen Aclan Büyüktürkoğlu sanatçının genel tasvirini, Özgürlük ve Demokrasi Partisi Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş Gezi günlerindeki toplumsal olguları tezahürünü, aktris Berna Balkaya müziğin kitlesel boyuttaki yolculuğu, “Sina’nın Sihirli Resmi” ve “Centilmen Uyku” yazarı Burak Bayülgen kitle anlatı sanatını, müzisyen Can Kazaz ise popülariteyi bir müzisyen gözü ile ele alıyor!</p>
<p>Doç. Dr. Candan Badem Sovyetler Birliği’nin çöküş sürecini, fotoğraf sanatçısı Denef Huvaj toplumsal belgeci fotoğrafı, “Sinemada Korku ve Din” ve “Türk Korku Sineması Kronolojisi” yazarı Gizem Şimşek Kaya kitle kültürü ideolojisi ve sinema ilişkisini, gazeteci yazar Güney Güneyan kitlesel yönelim ve davranış yönlendirmeyi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi araştırma görevlisi Halil Emre Kocalar benliğin psikolojik açıdan tahlilini, Doç. Dr. Haluk Berkmen fizik ve felsefede kozmolojiyi, müzisyen İhsan Güvercin müziğin kitleler üzerindeki etkisini, Kyoto Üniversitesi araştırma görevlisi Işıl Bayraktar dil tartışmasının kalabalığın neresinde olduğunu sorguluyor!</p>
<p>“Gölgeli Öyküler: Korku Öyküleri Denemesi” yazarı Mehmet Berk Yaltırık paganlar romanında kitlelerin dönüşümünü, oyun ve roman yazarı Meltem Arıkan linci, arkeolog ve yazar Murat S. Dural barışın bedelini, “Türklerin Şeytani Masalları: Türk Masal ve Efsanelerinde Demonik Varlıklar” yazarı Seçkin Sarpkaya Türk fantastik edebiyatı ile korku edebiyatının ilişkisini, gazeteci yazar Sevan Nişanyan bilimin farklı yönlerini, Prof. Dr. Şafak Ural enformasyon kavramını, “Tek Kişilik Firar” ve “Astrolojinin Bilimle İmtihanı: Yıldızlar Size Ne Söylemiyor?” yazarı Tevfik Uyar korku ve gerçeğin gizemlerini, sosyolog ve Şaman kültürü araştırmacısı Timur B. Davletov Burhanizm ve Akdin Şamanizmi güncelleme girişimini, “Ölür Böyle Şeyler”, “Kendini Gerçekleştiren Kehanet”, “Renkler Öldüğünde” ve “Sözüm O’na” yazarı Tuğberk Sev zihinsel bir yolculuğu, müzikolog Yelda Yalaman ve Vural Yıldırım’ın ortak çalışmasında ise kitlesel sanatı ve farklı bir üslup ile irdeliyor!</p>
<p>Tüm bu isimlere eşlik eden diğer isimler ise şöyle; Aslan Şahingöz, Diamond Tema, Emre Emrem, Erdem Öztaşa, Haktan Asalıoğlu, Hasan Cem Çal, İpek Atmaca, Josef Kılçıksız, Selin Zeybek, Tuna Tetik, Türkay Ürkmez, Zeki Seskir ve daha birçok isim!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-icin-matbu-yayin-seruveni-basliyor/">Komplike Dergi İçin Matbu Yayın Serüveni Başlıyor!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/komplike-dergi-icin-matbu-yayin-seruveni-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15163</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güzel Günlerin Karanlık Yolcusu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/guzel-gunlerin-karanlik-yolcusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/guzel-gunlerin-karanlik-yolcusu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Jun 2018 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Buğra Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15065</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beni mavi gökyüzünde arama, özgür değilim artık. Rıhtımında bekleyen son yolcuyum belki, Belki yıldızlarda buluşuruz seninle Belki umutların mola verdiği yerde bakarsın gözlerime, acıtabilir bu canını. Belki serin sularda görürsün ya da kabrimde açan çiçeklerde seyredersin ölümsüzlüğümü, Şimdi avuçlarından dökülen nuru öpmeliydim. Seyret denizler sana neler söyleyecek, gökler ağlayacak arkamızdan. Ama bekleyeceğim apansız uzaklıktan.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-gunlerin-karanlik-yolcusu/">Güzel Günlerin Karanlık Yolcusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beni mavi gökyüzünde arama, özgür değilim artık.<br />
Rıhtımında bekleyen son yolcuyum belki,<br />
Belki yıldızlarda buluşuruz seninle<br />
Belki umutların mola verdiği yerde bakarsın gözlerime, acıtabilir bu canını.<br />
Belki serin sularda görürsün ya da kabrimde açan çiçeklerde seyredersin ölümsüzlüğümü,<br />
Şimdi avuçlarından dökülen nuru öpmeliydim.<br />
Seyret denizler sana neler söyleyecek, gökler ağlayacak arkamızdan.<br />
Ama bekleyeceğim apansız uzaklıktan.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-gunlerin-karanlik-yolcusu/">Güzel Günlerin Karanlık Yolcusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/guzel-gunlerin-karanlik-yolcusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15065</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya,</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Jun 2018 04:45:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15068</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu bir açık mektuptur. Mektubun muhatabının akibeti, yazara göre belirsizdir. Mektup hükümsüzdür. Yoncaların uğur getirdiğine inanan insanlar tanımıştım o yıllarda. Buldukları yerde avuçlarına alırlardı dört yapraklı yoncaları.Yoncanın yeşil rengi avuç içine bulaşana kadar sıkarlardı. Avuç içlerinin teriyle yeşil birbirine karışırdı. Nefessiz bırakırlardı güzelim yoncayı. Neden olduğunu anlayamamıştım. Anlamak için fırsatımda olmamıştı. Ama şimdi, şu an [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/">Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya,</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu bir açık mektuptur. Mektubun muhatabının akibeti, yazara göre belirsizdir. Mektup hükümsüzdür.</p>
<p>Yoncaların uğur getirdiğine inanan insanlar tanımıştım o yıllarda. Buldukları yerde avuçlarına alırlardı dört yapraklı yoncaları.Yoncanın yeşil rengi avuç içine bulaşana kadar sıkarlardı. Avuç içlerinin teriyle yeşil birbirine karışırdı. Nefessiz bırakırlardı güzelim yoncayı. Neden olduğunu anlayamamıştım. Anlamak için fırsatımda olmamıştı. Ama şimdi, şu an anlayabiliyorum. Gözlerimin bilinci açıldı çünkü. Gördüm.Yeşilin bulaştığı avuçlarda gizli coğrafyalar olduğunu gördüm.Ve  o coğrafyalara gömüldüm.</p>
<p>Uzun zamandır sana ulaşmanın korkusu içindeyim. Aramak, mektuplar karalamak&#8230; Her bir iletişim eylemi bir hayal kırıklığı olarak dönerse diye korkuyorum. Korkum varlığın ve yokluğun arasına tıkılmış “ölüm”den muzdarip…  Ölümün ağırlığı Anadolu&#8217;nun kurak topraklarına çökünce yeni bir ağaç ekiyorum. Ona can suyunu verip büyütüyorum. Bir ağacın gölgesine sığınmak ister gibi büyütüyorum. Üzerine şiirler yazar gibi büyütüyorum. O ağaca yaslanır gibi büyütüyorum…</p>
<p>Sen bambaşka bir coğrafyanın çocuğuydun. Acının, çaresizliğin ve vicdansızlığın hüküm sürdüğü devirlerden sıyrılıp gelmiştin yedi tepeli şehre. Gazete kupürlerine düşen gözyaşlarını gördüm ilkin. Sonra kitapların sayfalarında gezinen kelimelerini ezberledim. Bir sahil kenarında gizli çığlığının ezgilerini dinledim. Sen dostluğun başkalaşan lehçesiydin. Bilmediğim o lehçede kayboldum. Lehçenin bilinmezliği kumlanan kalelerdeydi çünkü…</p>
<p>Poşet dolusu şiirlerimiz oldu bizim. İnsanlar isimleşmek istedikçe biz şiirleşmek istedik. Didem, Edip, Can, Nazım, Turgut, Orhan olmadan. Daha nice isim olmadan. Sadece şiirdik biz. Bir maden işçisi olduk bir gün, bir ölü çocuktuk Hiroşima&#8217;da, bir gazeteciydik başkentte, bir güvercindik göğe doğru yavaşça kanat çırpan, güneştik çatıları ısıtan. Ya da bir kalbin kızıl saçlı bacısıydık&#8230; Yaşamın davaları arasında kaybolan, katliamlarda gözleri kanayan çocuklardık&#8230; Ölüm içimize işleyen bir kemirgendi. Ona hep yakındık, yakınımızdan ayıramadık.</p>
<p>&#8221;Eksilmeden eskiyelim.&#8221; demiştin bana. O söz hala kulaklarımda. Acıların burnumu sızlatan yüreklenmelerimde&#8230; Bir kayıp olabilirim Yonca. O oralet tadının sindiği sokaklarda. Sen yemyeşil denizlere serilmiş rengarenk çiçeklerden biriyken üstelik.</p>
<p>Kenarları oyalı siyah bir tülbentin vardı senin. Boynuna sardığın günler yağmurluydu hep. O yağmurlu günlerde dışarı çıkardın. Saçlarına sinerdi yağmur damlaları. Gözyaşların yağmur damlalarına karışınca anladım. O günlerin ağırlığını bildim. Sevdalarının bölünmüşlüğünü taşımıştın boynunda. Sevdaların hep yarımdı senin. Sevdalarının sahipleriyse ya ölü ya da yarı ölüydü. Ölülerin yıkandığı yağmurda yürürdün. Tülbentin siyah beyaz fotoğraflardaki gözlerdi.</p>
<p>Kimse seni anlayamazdı, anlayamadı ki. Ben bile&#8230; Gözlükleri siyah olanlar beyazı göremezler Yonca. Yeşile dokunsalar onu öldürürler. Gözlüksüz bakabilenlerdir güneşin parlaklığında kör olanlar. Kirpikleri ıslananlar…</p>
<p>Sana ulaşmanın yolu yok &#8216;gibi&#8217;.Varlığın &#8216;gibi,belki&#8217; arasında. Belirsiz. Olmamış veya doğmamış gibi..</p>
<p>Telefonlar,mektuplar hep geriye dönüyor. Cesaretimse yavaşça tükeniyor. Kendi kavgalarımın arasında senin düşüncelerine sarılıyorum ansızın. Bir dostun gelişini bekler gibi&#8230; İyi olduğuna inanmak istiyorum. Boynuna sarılan siyah tülbenti fırlatıp attığın, salıncaklarda konakladığın çocukluğunu anımsıyorum.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg"><img class="wp-image-15070 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=574%2C359" alt="" width="574" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=1024%2C640&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 574px) 100vw, 574px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Sevgili Yonca,</p>
<p>Sen &#8216;karanfil kokan cigarasın&#8217; memleketimde, denize nazır lambanın ışığısın ve çocuğun sesindeki &#8216;antik acı&#8217;sın. Sevdalarınsa parçalara ayrılmış, o parçalar ekmeğe dönüşmüş. Ekmekten kalan kırıntılarla güvercinleri besleyen çocuk olmuşsun sen. Yeşeren yoncalara can suyu veren&#8230;</p>
<p>Açık mektubumun satırlarında gezinmenin umuduyla;</p>
<p>Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya…</p>
<p>Bu benim ilk açık mektubumdur dostlarım. Posta kutularını mektuplarla doldurmalı bu devirde. Bu mektup maneviyatını kaybeden bu devirde, iyi olan şeylere tutunma çabasıdır. Bir çeşit Karamakate ve onun rüyasıdır. Ve nehrin bir anakonda gibi uzanışı, suyu doğuruşudur. Bilgeliğin yemyeşil ormanlarıdır. Chullachaquisidir ruhun.Ve bilime göre var olan bilincin.</p>
<p>Gördüğün insanlara tutun.Tanıdığın, tanımadığın tüm insanlara, insanlığa. Ve anlat, yaşam göz bilincine yerleşen anların fotoğrafıdır. Atalarının şarkısıdır. Sığın onlara. Çünkü onlar senin varlığın, yokluğuna yaklaşan tek varlığın&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/">Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya,</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15068</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Jun 2018 06:40:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aykız]]></category>
		<category><![CDATA[DenizTürkali]]></category>
		<category><![CDATA[ezginingünlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[IşılÖzgentürk]]></category>
		<category><![CDATA[Küçüksevinçlerbulmalıyım]]></category>
		<category><![CDATA[yazko]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15090</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seninle tanıştığımız gün dün gibi aklımda. Üniversite sıralarında oturduğumuz ilk yıldı daha. Kimsenin kimseyi tanımadığı, selam vermeyi bile akıl etmediği çömez yıllardı… Biraz endişeli, çokça umutlu ama hep bir mahzundu arkadaşlıklar. Büyük bir sınavdı sözde kazandığımız, öyle ya kaç kişi girmeyi başarmıştı bizim liseden, ya seninkinden? Bizden yaşça büyüklerin “ya üniversiteye gidersin ya Enver Usta’ya” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seninle tanıştığımız gün dün gibi aklımda. Üniversite sıralarında oturduğumuz ilk yıldı daha. Kimsenin kimseyi tanımadığı, selam vermeyi bile akıl etmediği çömez yıllardı… Biraz endişeli, çokça umutlu ama hep bir mahzundu arkadaşlıklar. Büyük bir sınavdı sözde kazandığımız, öyle ya kaç kişi girmeyi başarmıştı bizim liseden, ya seninkinden? Bizden yaşça büyüklerin “ya üniversiteye gidersin ya Enver Usta’ya” diye gözümüzü korkutmalarından kurtulmuştuk kurtulmasına ama keşke her şey kolay olsaydı bundan sonra…</p>
<p>Gönlümdeki o koca üniversite kapısından girememiştim içeriye, hevesim kursağımda kalsa da, olsundu&#8230; O şanlı meydanda, üzerinde 1453 yazan bina bizden uzak olsa da, bir otobüslük mesafedeydi sonuçta. Ara sıra yemek hanesinde kaçamak yediğimiz öğle yemekleri bile keyifliydi nasılsa… Belki de bu yüzden, her ders çıkışında alırdık soluğu Beyazıt’ta… Çınar altının serinliğinde, kurardık mavi hayallerimizi bir simit ve bir bardak çayla. Meteliksizlik bükmezdi boynumuzu asla… Öğrenmiştik aklımızı kullanmayı… Sırası gelen tek bir çay isterdi çaycıdan her uğradığında. Sırayla içerdik çayı belki ama simidi bölüşerek yerdik. Bilirdi de ses etmezdi çaycı, gülümserdi boyuna… Mutluyduk çok, simidimizi paylaştığımız güvercinler kadar… Peri masallarında gezinen gülüşmelerimizi başımızda esen gençlik yeli serinletirdi… Sevgimize katık ederdik umudumuzu bolca… Yüreğimizin bir yanında ışıldayan sevinçlerimizle sarılırdık, hüzün bulutları ne zaman gelip çökse çocuk omuzlarımıza…“ Küçük küçük sevinçler” bulurduk parlak fikirlerimizle, neşe katardık toy hayatımıza, izlediğimiz tiyatro oyununun replikleri arasında…</p>
<p><strong><em>“Bir zamanlar yüreğim</em></strong></p>
<p><strong><em>Sonsuz bir sevinçle çarparken</em></strong></p>
<p><strong><em>Deli gibi…</em></strong></p>
<p><strong><em>Ne hayaller kurardım</em></strong></p>
<p><strong><em>Ne hayaller kurardım</em></strong></p>
<p><strong><em>Dolaşırdım bulutlarla birlikte</em></strong></p>
<p><strong><em>Konuşurdum dünyanın gözleriyle</em></strong></p>
<p><strong><em>Bitmez tükenmez sanırdım sevgilerim!</em></strong></p>
<p><strong><em>Avuçlarımdaydı dünya!</em></strong></p>
<p><strong><em>Avuçlarımdaydı dünya! *</em></strong></p>
<p>Işıl Özgentürk’ün yazdığı Küçük Sevinçler Bulmalıyım Oyununa gittikten sonra, ‘ avuçlarımızın arasındaydı artık bizim olan dünya’…</p>
<p>Karlı, fırtınalı bir Şubat ayıydı 1983’tü yılı&#8230; Tiyatro oyunun biletleri o gün bende saklıydı. Zar zor edinebilmiştik zaten biletleri. Kardan göz gözü görmez bir İstanbul haliydi. Kocasinan’dan Cağaloğlu’na gitmem kuvvetle gerekliydi. Arkadaşlarla buluşacaktım. Oradan Taksime, İstiklal caddesine geçecektik, Dostlar Tiyatrosuna… Evden izin almam ne mümkündü! Ben gideceğim diye ayak diretince, annem dayanamayıp inadıma, benimle gelmişti Cağaloğlu’na; hiçbir arkadaşımın gelmeyeceğine duyduğu derin inançla… Yazko’nun kafesinde buluşacaktık. Zorlu yolculuğun sonunda kafeye vardığımızda bir sen eksiktin. Üzülmüştüm göremeyince seni. En çok sen istiyordun oyunu seyretmeyi… Gebze’den gelen arkadaşıma şaşırıp kalmışken annem, üstün başın bembeyaz içeriye girdin… Küçükbakkalköy’den yetişmiştin, sabahın erken saatlerinde yola çıkan sen… Susmuştu annem. Arkadaşlığımızdan çok etkilenmişti, karışmadı bir daha da zaten…</p>
<p><strong><em>“Yürek usulca pas tutar / Gelip geçerken günler / Sevgi uçup gider / Güneş ısıtmaz</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürek usulca pas tutar / Terlemez avuçların / Düşsüz uykular başlar / Şaşmayı unutursun</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürek usulca pas tutar / Fark etmez geçmiş gelecek / Fark etmez akla kara / Fark etmez doğru yanlış</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürek usulca pas tutar”</em></strong></p>
<p>Deniz Türkali bu şarkıyla girmişti sahneye… Sonrasında hepimizi alıp götüren müthiş bir serüvene… Tek başına bir kabareydi oynadığı, salon adeta onunla bir bütün olmaya başlamıştı… Canlandırdığı karakterlerle genç ruhumuzu eline almış,  yaşayacaklarımızı bilir gibi, önceden haber verir gibi, bir anne şefkatiyle sarsmıştı bizi…</p>
<p>Oyun çıkışı konuşmadık hiç. Herkes kendi payına düşeni kapmış, kendi derinliğine dalmıştı… Okulda görüşmek üzere ayrıldık… Ama ‘küçük sevinçleri ‘ ruhumuza kazıdık…</p>
<p>Üniversite hayatımız boyunca bir ritüel olmuştu sanki, hemen her gün ders çıkışı önce Beyazıt Çınar Altı, sonrası işte…</p>
<p>Sonrası, Beyazıt üzerinden yürüyerek inilen Cağaloğlu&#8230;Çoğu kere uğranılan yol üstündeki Çorlu’lu Ali Medresesi… Nargile içenlere takılmadan, bir tanıdık var mı diye bakılıp etrafa, varsa yoksa Divan Yolundan sapardık Bab-ı Ali yokuşuna… Kitapçıları dolanırdık sırayla, almak maksadıyla değil a, nerde bizde her daim o para… Cem, Yazko ve Say’dan dosdoğru aşağıya, istikamet köprü altına…</p>
<p><strong><em>“Gördüm!</em></strong></p>
<p><strong><em>Kaçıverdi avuçlarımdan dünya</em></strong></p>
<p><strong><em>Sevgilerim çolak çöllerde kayboldu</em></strong></p>
<p><strong><em>Gözyaşları ve acınası bir yüz kaldı</em></strong></p>
<p><strong><em>Bana…</em></strong></p>
<p><strong><em>Şimdi küçük sevinçler bulmalıyım…”</em></strong></p>
<p>Sanırlar ki bira içilir köprü altında yalnızca, biz kahve içmeye giderdik seninle, dostça… Dört senede müdavimi olmuştuk kahvehanenin, tiryakilik haddinde severdik kahveyi ve köprü altını… Yaşlı balıkçılar birkaç gün uğramadık mı merak ederlerdi bizi. Anlatırdık inceden, vizeler, finaller, gelemedik falan… Sonra bir gün gerçekten Final dediler… Mezun oldunuz dediler. Bitti bütün bu işkenceler…</p>
<p>Anlayamamışız meğer, gerçek işkencenin ne olduğunu o vakitler… Sahi seninle görüşmeyeli kaç sene oldu?</p>
<p>Birkaç kere aradık birbirimizi telefonla, yüz yüze bir iki sohbet ya sonrasında…</p>
<p>Dostluk ölünceye kadar demiştik, birbirimize doğduğumuz aynı günde hediyeler vermiştik… Köprü altı yok artık, izi bile kalmadı, resmini bulmak hiç kolay olmadı. Senden bir fotoğraf var elimde, köprü altında çekilmiş olan… Bir de kaset hani bana aldığın doğum günümüzde… Bir de söylediğin şarkı kulağımda kalan… &#8220;Beni yaktın aykız aykız ataşe&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>“Biliyorum dostluklar yorgun,<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg"><img class="size-full wp-image-15133 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg?resize=225%2C225" alt="" width="225" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a></em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Çok yakın savaş tehlikesi,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Biliyorum gülmüyor çocuklar,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Ancak yine de bulunabilir,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir cümle</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir İnsan</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir dost sıcaklığı</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir çocuk gülümsemesi gibi</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Küçük sevinçler bulmalıyım…”</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_15137" aria-describedby="caption-attachment-15137" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg"><img class=" wp-image-15137" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?resize=300%2C400" alt="" width="300" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15137" class="wp-caption-text">*KÜÇÜK SEVİNÇLER BULMALIYIM &#8211; IŞIL ÖZGENTÜRK</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/Y6vbfX0i5Hw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15090</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Sonbahar Başlangıcı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-sonbahar-baslangici/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-sonbahar-baslangici/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Jun 2018 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14936</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gülüşünün samimiyetiyle başladı her şey. Bitmeyecek olan baharın habercisi gibi.. Ben sebepliyim aslında umut dolu gözlerinde çıktığım yolculuğa. Arada bir ne dediğimi bilmiyorum, sarhosluguma ver. Bazen bitmesin bu an diye dua ederken o ona bile bin bir hayal sığdırıyorum. Gözlerinin ışıltısı öyle bir alıyor ki aklımı, bazen işin içinden çıkamıyorum.  Meğer ne kadar zormuş seni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sonbahar-baslangici/">Bir Sonbahar Başlangıcı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Gülüşünün samimiyetiyle başladı her şey.</div>
<div>Bitmeyecek olan baharın habercisi gibi..</div>
<div>Ben sebepliyim aslında umut dolu gözlerinde çıktığım yolculuğa.</div>
<div>Arada bir ne dediğimi bilmiyorum, sarhosluguma ver.</div>
<div>Bazen bitmesin bu an diye dua ederken o ona bile bin bir hayal sığdırıyorum.</div>
<div>Gözlerinin ışıltısı öyle bir alıyor ki aklımı, bazen işin içinden çıkamıyorum.</div>
<div> Meğer ne kadar zormuş seni anlatmak, belkide ben beceremiyorum.</div>
<div>Avuç içime kondurduğun bir buse ile farkında olmadan dünyaları veriyorsun aslında.</div>
<div>Seni, yanındayken bile özlüyorken bana hasreti kim tarif edebilir ki.</div>
<div>Hergün ilk gün gibi</div>
<div>Her bakış ilk bakış gibi</div>
<div>Seni seviyorum</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sonbahar-baslangici/">Bir Sonbahar Başlangıcı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-sonbahar-baslangici/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14936</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çay / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cay-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cay-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 17 Jun 2018 05:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14921</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir mahalle kahvesinde Seni yudumlarken Geride kalan gençliğini, Yitirdiği yârini hatırlatan, Kasketinin altındaki Zifiri karanlık başı kaşındıran, Saçı ağartansın çay! &#160; Kısıp gözlerini ufka dalan, Ummandan ummana salan, Daha delikanlı çağında Genci hummaya sokansın çay! &#160; Fakirin ekmeğine katık, Dermansız dertlerine ortak, Belki en büyük zevk, Bir alışkanlıksın. Sofranın olmazsa olmazı İç yangının en açmazı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cay-siir/">Çay / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir mahalle kahvesinde</p>
<p>Seni yudumlarken</p>
<p>Geride kalan gençliğini,</p>
<p>Yitirdiği yârini hatırlatan,</p>
<p>Kasketinin altındaki</p>
<p>Zifiri karanlık başı kaşındıran,</p>
<p>Saçı ağartansın çay!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kısıp gözlerini ufka dalan,</p>
<p>Ummandan ummana salan,</p>
<p>Daha delikanlı çağında</p>
<p>Genci hummaya sokansın çay!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fakirin ekmeğine katık,</p>
<p>Dermansız dertlerine ortak,</p>
<p>Belki en büyük zevk,</p>
<p>Bir alışkanlıksın.</p>
<p>Sofranın olmazsa olmazı</p>
<p>İç yangının en açmazı,</p>
<p>Kış gecelerinin soğuğuna inat</p>
<p>Muhabbeti sıcak bir dostsun çay!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kırılan saçlar gibi</p>
<p>Kırılan gönüllere,</p>
<p>Yorulan ruhlara,</p>
<p>Savrulan hayatlara,</p>
<p>Yolundan sapanlara,</p>
<p>Kapanda duranlara</p>
<p>Umuda açılan bir kapısın çay!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cay-siir/">Çay / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cay-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14921</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Edebiyat Sosyolojisine Genel Bakış</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-sosyolojisine-genel-bakis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-sosyolojisine-genel-bakis/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Jun 2018 10:03:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15027</guid>
				<description><![CDATA[<p>Edebi eserler, doğdukları toplumdan izler taşır; ait oldukları toplumun sosyal, tarihsel, politik, ekonomik ve felsefi özelliklerini, yani topyekûn sosyolojisini yansıtır. Toplumların geçirdikleri evreleri, sanat ve özellikle de edebiyat eserlerine bakarak anlamak, onları oluşturan nedenlerle birlikte öğrenmek, neden – sonuç ilişkilerini kurarak anlamak mümkündür. Bu duruma tam tersinden bakacak olursak edebi eserlerin oluşumunu ait olduğu topluma, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-sosyolojisine-genel-bakis/">Edebiyat Sosyolojisine Genel Bakış</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Edebi eserler, doğdukları toplumdan izler taşır; ait oldukları toplumun sosyal, tarihsel, politik, ekonomik ve felsefi özelliklerini, yani topyekûn sosyolojisini yansıtır. Toplumların geçirdikleri evreleri, sanat ve özellikle de edebiyat eserlerine bakarak anlamak, onları oluşturan nedenlerle birlikte öğrenmek, neden – sonuç ilişkilerini kurarak anlamak mümkündür. Bu duruma tam tersinden bakacak olursak edebi eserlerin oluşumunu ait olduğu topluma, toplumun ekonomik, politik, tarihi, kültürel, sosyal ve felsefi özelliklerine bakarak anlamak mümkündür.</p>
<p>Sanat dallarının içerisinde edebiyat, hayatı daha iyi anlamak ve gözlemlemek için yararlanılan en önemli kaynaklardan birisidir. Edebi metinler, ortaya çıktıkları toplum ile hem duygusal hem de sosyal açıdan ayrıştırılamaz bir bağ içerisindedir. Bu bağa edebi eserin yazarı, okuyucusu ve dağıtım kanalları gibi unsurları da eklendiğimizde toplumun tüm katmanlarına temas eden bir bütünlük görürüz. Bu bütünlük temel olarak <strong>edebiyat sosyolojisi</strong> kavramıyla açıklanır.</p>
<p>Toplum ve toplumsal normlar edebiyat sanatının ve sosyoloji biliminin ortak kaynaklarıdır. Her ikisinin de amacı bir bakıma dünyanın sırrını çözmektir. Edebiyat ve toplum böylelikle karşılıklı bir etkileşim içindedirler. Edebiyatın tarihsel sürecini inceleyen bir araştırmacı mutlaka bu karşılıklı etkileşime yönelmesi gerekir. Edebiyatı ve sosyolojiyi ortak bir noktada buluşturan husus insandır. Bu, edebiyat sosyolojisinin temelini oluşturur. Buradan yola çıkarsak edebiyatın tarihsel bir süreç içerisindeki serüvenini inceleyen bir araştırmacı, mutlaka edebiyatın toplumsal değişim veya gelişimi ile olan ilişkisine yönelmesi gerekir. Bu yönelim de sosyoloji biliminin içerisine girmek anlamına gelmektedir. İşte, bu kaçınılmaz birliktelik edebiyat sosyolojisini doğurmaktadır.</p>
<p>Dünyada 20. yüzyıl başlarında, Türkiye’de ise 1960’larda ortaya çıkan <em>edebiyat sosyolojisi</em> kavramı etkisini artırarak günümüze kadar gelmiştir. Artık bazı üniversitelerin edebiyat bölümlerinde ders olarak da edebiyat sosyolojisi okutulmaya başlanmıştır.</p>
<p>Ülkemizde edebiyatın ve edebiyatçıların yeri çok önemlidir. Önemli toplumsal olaylarda, tarihi gelişmelerde edebiyatçılar ya öncü konumdadır ya da önemli bir yerde durmaktadırlar. Bu bakımdan edebiyatın ilgi alanına toplumu ilgilendiren hemen her konu girebilmektedir. Bu sebeple <u>edebiyat sosyolojisi araştırmaları</u> bakımından ülkemizde zengin bir kaynak mevcuttur.</p>
<h2>Kısaca Edebiyat Sosyolojisi</h2>
<p>Edebiyat sosyolojisini ansiklopedik bir tanımlamayla açıklamamız gerekirse, onun edebiyat sanatı ile toplum arasındaki karşılıklı etkileşimi, toplumsal hayattaki edebiyatın fonksiyonunu ve edebiyat sanatının toplumsal koşullardan nasıl etkilendiğini araştırma konusu yapan, 1900’lü yıllarda ortaya çıkan ve edebiyatın olduğu kadar sosyolojinin de metotlarından yararlanan bir disiplin olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Küreselleşen dünyamızda uluslararası edebiyat faaliyetlerinin, edebi çeviri etkinliklerinin, edebiyat &#8211; toplum ilişkisinin ülke sınırlarını aşarak artmasıyla birlikte <em>karşılaştırmalı edebiyat</em> bilimi ve <em>edebiyat sosyolojisi</em> önemli bir konuma yerleşmiştir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>“<em>Edebiyatın sosyolojik izahını gerçekleştirme düşüncesinden hareketle varlık kazanan edebiyat sosyolojisi, edebiyat ile toplumsal olgular arasındaki karşılıklı ilişkileri inceleyerek, edebiyat-toplum ilişkisinin değişik yönlerini, yansımalarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Edebi eserler ve yazarların sosyal ortam, sosyal ilişkiler ve bu ortamın değişik yönlerinin birbirleriyle irtibat noktalarını, geçişliliklerini, birbirlerine etkilerini irdeleyen edebiyat sosyolojisi, edebiyatın toplumsal olayları anlamada merkezi bir role sahip olduğunu öne sürmektedir.</em>”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Köksal Alver’in bu tanımından yola çıkarsak eser ile yazar, sosyal ortam ile ilişkiler ekseninde gelişen <strong>edebiyat sosyolojisi</strong> edebiyat ile toplumsal olgular arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu tanımdan yola devam edecek olursak edebiyat sosyolojisi temeline eseri koyar. Ancak eser temel alınırken tek başına düşünülemez. Çıkış noktası eserin kendisi olmakla birlikte eserin yazarı, ortaya çıktığı toplum ve o toplumun sosyolojisi beraber değerlendirilir. “<em>Yazar, metin, okur kitlesi, yazar kuşakları, yayıncılık, okuma sorunu ve okuma nedenleri yahut sonuçları gibi meselelerin oluşturduğu önemli, sürekli ve vazgeçilemez bir ilişki ağını temsil eden edebiyat ilişkileri, edebiyat sosyolojisinin mecrasını belirlemektedir.</em>”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Eserden hareketle oluşan edebiyat sosyolojisi sırasıyla <strong>yazar, basım – yayım –dağıtım</strong> unsurları ve okuyucu ekseninden devam ederek belli bir metot izler. Edebiyat sosyolojisinin yöntemi olarak belirlenen basım – yayım – dağıtım süreçlerinin ayrıntısıyla araştırılması şüphesiz Marksizmin temel yaklaşımından doğmaktadır. Şöyle ki ünlü Marksist düşünür <strong>Terry Eagleton</strong>’un “<em>Eleştiri ve İdeoloji</em>” adlı kitabında şöyle bir bölüm yer alır:</p>
<p><em>“Her üretim tarzı, üretim, bölüşüm, mübadele ve tüketim yapıları tarafından oluşturulur. Üretim bir süreci ya da üreticiler grubunu, üretim malzemeleri, araçları ve teknikleri ve ürünün kendisini ön-gerektirir. Gelişmiş toplumsal formasyonlarda başlangıçtaki özel üretim aşamasından sonraki bir toplumsal üretim tarzına aktarılabilir (baskı ve matbaa) ve böylece ilk ürün (el yazması) bir yeni ürüne (kitap) dönüşür. Edebi üretim güçleri belirli ‘üretim ilişkileri’ içinde örgütlenmiş emek gücünün (yazıcılar, yardımcı üreticiler, basım ve yayın örgütleri) belirli tanımlanmış üretici araçlar yoluyla belirli üretim gereçlerine uygulanmasından meydana gelir. Bu edebi üretim güçleri, edebi bölüşüm, mübadele ve tüketim tarzlarını belirler ve onlar tarafından üst-belirlenir.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a></em></p>
<p>Bu alıntıdan da belli olacağı üzere bir eserin ortaya çıkışı yalnızca yazarının salt fikirsel üretimine bağlı değildir. Eser okuyucusuna ulaşana kadar geçtiği her formasyondan sonra yeni bir ürün haline gelir ve böylece edebiyat sosyolojisinin saç ayağı olan “basım – yayım – dağıtım” ilişkileri ağı oluşur. Bir eseri anlamada bu ilişkilerin mutlaka irdelenmesi ve eserin ne şekilde okuyucuya kadar ulaştığı tespit edilmelidir.</p>
<p>Edebiyat sosyolojisi, her yönüyle edebiyatın ekonomik ve toplumsal koşullarını, geniş anlamda edebiyatın meydana gelirken maruz kaldığı şartları ve etkileşimleri ele almaktadır. <strong>Edebiyat sosyolojisi</strong> yazarın yaşadığı dönemdeki konumunu, ekonomik durumunu, toplum içindeki statüsünü, zamanın moda eğilimlerine bağlılığını veya bunlardan ayrılığını, dünya görüşünü, eğitim durumunu inceler ve halka, diğer yazarlara, sonraki nesillere, ülke sınırları dışındaki karşılıklı etkileşimlerini inceler. Ayrıca iletişim açısından edebî bir eseri kitap piyasasının temeli olarak ele almaktadır. Yani bir kitabın başarısındaki toplumun belirli dönemlerde hangi kitap türlerine ilgi duyduğu, kütüphanelerden hangi dönemlerde hangi kitapların en çok ödünç alındığını incelemek edebiyat sosyolojisinin başka bir uğraş alanını meydana getirmektedir. Kitaba tamamen ticari bir meta olarak bakan bu eylem ile bir edebiyat eseri kitlesel bir medya olarak değerlendirilmektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>Edebiyat sosyolojisi, hem bir ürün olarak edebi eser, hem de sosyal gerçekliğin bir unsuru olarak edebiyat üzerine yoğunlaşır. Ürün olarak edebiyat eserinin toplumu yansıtması, toplumu ifade etmesi, toplumca algılanması ve bu doğrultuda belli tavırları doğurması ilk elden incelenen sorunlardır.</p>
<p>Edebiyat sosyolojisi için bir tanımı da Ertuğrul Aydın yapar: “<em>Edebiyat sosyolojisi, edebiyatın toplumla kendisi arasında yeni organik bağlar kurmaya çalışmasına yardımcı olur. Ayrıca, din, kanun ve törelerin edebiyat üzerinde meydana getirdiği etkilerle bu kavramların edebiyatın hanesindeki yerini saptar. Edebiyat sosyolojisi, siyasi rejim, kültür kurumu, sosyal tabaka ve dilbilim problemleri gibi edebi olayları çerçeveleyen sosyal yapı ve teknik durumları inceler. Edebiyat türü, belli bir süreçten ve ekonomik gerçeklikten sonra ortaya çıkar. Sosyologlar için özel bir önem anlamına gelen süreç durumu, edebiyat sosyolojisine kaynaklık eder.</em>”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p>Aydın’ın yapmış olduğu tanıma göre edebiyat ile toplum arasında organik bir bağ vardır ve edebiyat sosyolojisi bu bağı bilimsel bir yöntemle ortaya çıkarır. Ayrıca pek çok farklı toplumsal nüvenin etkilerini edebiyat eserinde arayan edebiyat sosyolojisi araştırmacıları sosyal ve teknik olarak bu etkileri saptamaktadır.</p>
<p><em>Sosyolojik edebiyat</em> incelemesine göre edebiyat kendi başına var olamaz. Edebiyat toplum içinde doğmuştur ve toplumun bir ifadesi olarak kabul edilir. Yazarı, eseri ve okuru toplumsal koşullar belirler. Bu koşullara eğilmek ve sanatla ilgili sorunları açıklamak gereklidir. <em>Sosyolojik eleştiri</em> aynı zamanda eserin nedenlerine eğilir. Edebiyat ile toplum arasındaki ilişki incelenirken genellikle yapılan, edebi eserin toplumsal olayların ifadesi ve belgesi olduğunu önceden kabullenmektir. Bu eğilim sosyal tarihin genel çizgilerinin ortaya çıkarılmasında etkili bir yöntemdir. Araştırmacı belirli bir motifi, bir dönem içerisinde ele alarak kendisine bir çalışma alanı oluşturabilir. Bu tür çalışmalar oldukça yaygındır.</p>
<p>Edebiyat sosyolojisinde edebiyatın toplumsal durum, ekonomi ve siyaset ile olan ilişkisinden hareketle toplumun edebiyat üzerindeki etkisi ve edebiyatın toplum içindeki yeri belirlenmeye çalışılır. Edebiyata bu perspektiften bakanlar genellikle bir toplum felsefesine inanan kişilerdir. Örneğin Marksist eleştirmenler edebiyat &#8211; toplum arasındaki ilişkiyi inceleyerek sınıfsız toplum ideali konusunda düşünceler üretmişlerdir. Batı’da 19. yüzyılda ilk örnekleri ortaya çıkan edebiyat sosyolojisi çalışmaları 20. yüzyılda özellikle Marksist aydınların katkılarıyla hızlı bir ilerleme kat etmiştir. Bu anlamda edebiyat sosyolojisine en çok katkı koyan edebiyatçı, sosyolog ve araştırmacılar şu şekilde sıralanabilir: Stael, Taine, Louis de Bonald, Wilhelm Dilthey, Georg Lukacs, Gustave Lanson, Lucien Goldmann, Mihail M. Bahtin.</p>
<p>Batılı bu düşünürlere ek olarak 20. yüzyıl Batı aydınını ve düşüncesini etkileyen <strong>Frankfurt Okulu</strong> mensupları olan Leo Lowenthal ve Adorno gibi kuramcılar ve daha sonraları Escarpit, Guy Michaud, Pierre Macherey, LewisCoser, Alan Swingewood, Terry Eagleton, Raymond Williams, Francis E. Merrill, Diana F. Laurenson John Hall, John Orr, Marry F. Rogers, Wendy Griswoold gibi aydınlar edebiyat sosyolojisi ile yakından ilgilenmişlerdir.</p>
<h2>Edebiyat Sosyolojisinin Türkiye’deki Gelişimi</h2>
<p>Türkiye’nin kavramsal olarak edebiyat sosyolojisi ile tanışması 1960’lı yıllara denk gelir. Ancak bu değildir ki edebiyatı tarihseli toplumsal ve sosyal açıdan inceleme daha önceleri yoktu. Daha eskilere dayanan ve hala varlığını devam ettiren yaklaşım edebiyat eserlerimin toplum ile bağını kurarak değerlendirilmesidir. Diğer yaklaşım ise bir bilim olarak belli yöntemleri kullanarak edebiyat sosyolojisi araştırmalarıdır. Batılı anlamda edebiyat sosyolojisi kavramı ikinci yolda ilerlemektedir. Ancak ülkemizde bu tarz bilimsel bir metotla çalışma yürüten araştırmacı sayısı azınlıktadır. Daha çok edebiyat eseri incelemelerinde toplum ile bağından yola çıkılarak yapılan araştırmalar ön plandadır. Bu anlamda Türkiye’deki sosyologlar ve bazı felsefeciler edebiyatla ilgilenmiştir. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz: Ziya Gökalp, Hilmi Ziya Ülken, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Niyazi Berkes, Behice Boran, Mediha Berkes, Nurettin Şazi Kösemihal, Cahit Tanyol, Erol Güngör, Nurettin Topçu, Şerif Mardin, Sabahattin Güllülü, Nermi Uygur, Ahmet İnam, Ömer Naci Soykan.</p>
<p>Bu sosyologlardan özellikle Nurattin Şazi Kösemihal önemlidir. “<em>Nurettin Şazi Kösemihal, Türkiye’de edebiyat sosyolojisinin akademik ve bilimsel nitelik kazanmasında öncü rolü oynamıştır. Üniversitede edebiyat sosyolojisi dersini 1965-66 yıllarında İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde kendisi vermiştir.</em>”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></p>
<p>Edebiyat sosyolojisi alanında çalışma yapan bu aydınların yanı sıra edebiyat tarihi alanında da çalışmalar yürütülmüştür. Şüphesiz <strong>edebiyat tarihçileri</strong> de araştırma – inceleme yaparken sosyolojik alana girmiş ve edebiyat sosyolojisi yönteminden faydalanmışlardır. Bu alanda çalışma yürüten Mehmet Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Faruk Timurtaş, İnci Enginün, Berna Moran, Durali Yılmaz ve Kazım Yetiş gibi edebiyat tarihçilerini sayabiliriz. Ancak belirtmek gerekir ki edebiyat tarihi çalışması yürüten bilim insanlarımız tam anlamıyla derinlikli bir edebiyat sosyolojisi incelemesi yapmamış ve bu alana eğilmeleri yüzeysel kalmıştır.</p>
<p>1960’ların sonlarından itibaren sosyal bilim araştırmaları edebi metinlere daha çok ilgi duyar hale gelmiştir. Bu ilgide, disiplinler arası yaklaşımların sosyal bilimlerde kazandığı yaygınlığın önemli payı vardır. Edebiyat ile sosyal bilimler arasında bir köprü kurmayı deneyen çalışmalar, bilim dünyası ile hayal dünyası arasında bir ilişki kurmanın anlamsız olduğuna dair sert yargılarla çarpışmak durumunda olsa da, insanı ve toplumu daha iyi anlamak için edebiyattan çeşitli biçimlerde yararlanan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Edebiyat sosyolojisi, edebiyat ve toplum arasındaki karşılıklı ilişkiyi inceleyen bir disiplin olarak bu anlamda önem taşır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></p>
<p>Edebiyat sosyolojisine önemli katkı sunan bir başka grup da sosyal bilimcilerdir. Edebiyat sosyolojisi çalışmaları yürüten sosyal bilimciler şu şekilde sıralanabilir: Sabri F. Ülgener, Halil İnalcık, Kemal Karpat, Taner Timur, Orhan Okay, Sadık K. Tural, Kurtuluş Kayalı, Gürsel Aytaç, Murat Belge, Jale Parla, Nüket Esen, Yıldız Ecevit, Sadık K. Tural, Nurdan Gürbilek, Mehmet Tekin, Şaban Sağlık, M. Fatih Andı, Erol Köroğlu, Ramazan Gülendam, Duygu Köksal, Süha Oğuzertem, Mustafa Özel, Mehmet Narlı, Dursun Ali Tökel, Yavuz Demir, Sezai Coşkun. Bu araştırmacılar arasında doğrudan edebiyatçılar olmakla birlikte çalışmalarını ağırlıklı olarak bilimsel yönde ilerleten kişiler olduğundan bunlara sosyal bilimci demek daha doğru olur.</p>
<h3>Değerlendirme</h3>
<p>Marksist görüşün “<em>Maddi hayatın üretim tarzı hayatın toplumsal, politik ve entelektüel süreçlerini de belirler.</em>”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> şeklinde ifade edebileceğimiz düşüncesi edebiyat sosyolojisinin de temel kaynağını oluşturur. Bu temel yaklaşımla gidildiğinde yalnızca edebiyat sosyolojisi değil tümden sanat sosyolojisi kavramından söz edilebilir. Çünkü sanatsal üretimi toplumsal üretim süreçlerinden ayrıştırmak neredeyse imkansızdır. Yukarıda da değinildiği gibi üretilen eser basın-yayın-dağıtım süreçlerinden geçerek bir meta haline gelmektedir. Yani bir eserin ortaya çıkışında eser sahibinin özgün yaratıcılığı olsa dahi o eser topluma ulaşabildiği ölçüde metalaşır ve artık toplumun bir parçası olur.</p>
<p>Edebiyat alanında meydana gelen sosyolojik gelişmeler edebi eseri doğrudan etkiler. Eserin, yazardan gelen bir bilinç dayanağı kadar, onu varsaydıran dinamikleri etkisi altına alır. Böylece sosyolojinin temel kavram ve gelişmeleri tarih boyunca ilerleyişi edebiyatta da izler taşır.</p>
<p>Kültürün bir parçası olan edebiyat, belirli sosyal koşullarda ve toplumsal ilişkilerde meydana gelir. Bu sebeple toplumun temel yapı taşı olan kültür, edebiyattan ayrı düşünülmemelidir. Her toplumun toplumsal temellere dayanan kendine özgü bir kültürü vardır. Bu unsurların toplum düzleminde şekillenmesi <strong>edebiyat &#8211; sosyoloji ilişkisini</strong> oluşturmaktadır. Toplumu ve kültürü, edebiyat çalışmalarından ayrı düşünmek bilimselliğe aykırı bir tutumdur.</p>
<p>Edebiyat ve toplum birbirinden kopuk değildir. Gerçekliğin algılanmasında yazarın bireysel yaşamı ve iç dünyası kadar topluma ve döneme yön veren değer yargıları da etkendir. Zira yazarın iç yaşamının bireyselliği ve iç dünyası da yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülemez. Yaşadığı toplumdan tamamen bağımsız ve ayrıksı bir yazarın varlığı neredeyse imkansız gibidir. Kendi edebiyatımızın tarihi gelişimine de baktığımızda daha Orhun Yazıtları’ndan Kutadgdu Bilig’e, divan edebiyatından Servet- i Fünûn dönemine kadar yaşanılan dönemin toplumsallığından yazarların nasıl etkilendiğini görürüz. Bu etkileşim günümüzün yazar ve eserleri de incelendiğinde gözlenebilir durumdadır.</p>
<p>Edebiyat araştırmalarında edebiyat sosyolojisi metodunun kullanımı artırılmalıdır. Bu amaçla üniversitelerin edebiyat bölümlerinde sınırlı sayıda okutulan <strong>edebiyat sosyolojisi dersi</strong> yaygınlık kazandırılmalıdır. Edebiyat sosyolojisinin edebiyat araştırmalarında kapladığı alan arttıkça hem edebiyat tarihimizi hem de toplumsal tarihimizi daha iyi anlamak ve anlamlandırmak mümkün olacaktır.</p>
<h4><strong>KAYNAKÇA</strong></h4>
<ul>
<li>Alver, Köksal, “Türkiye’de Edebiyat Sosyolojisi Çalışmaları Üzerine Bir Değerlendirme”, Sosyoloji Konferansları No: 52 (2015-2).</li>
<li>Aydın, Ertuğrul “Edebiyat Sosyolojine Bakışta Türk Edebiyatı”, Edebiyat ve Toplum Sempozyumu, Gaziantep – 2009.</li>
<li>Cuma, Ahmet, “Edebiyat Sosyolojisi ve Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi &#8211; Sanat ve Bilimin Sınır Ötesi Etkileşimi –“, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 22 / 2009.</li>
<li>Eagleton, Terry, Eleştiri ve İdeoloji, çev. Esen Tarım – Serhat Öztopbaş, İletişim Yayınları, İstanbul – 1985.</li>
<li>Kırtıl, Gonca, “Edebi Metinlerin Sosyolojik İmkânı Üzerine Farklı Yaklaşımlar”, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 10, Aralık 2012.</li>
<li>Marks – Engels, Sanat ve Edebiyat Üzerine, çev. Murat Belge, Birikim Yayınları, 2. B. İstanbul – 2001.</li>
</ul>
<h4>DİPNOTLAR</h4>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Ahmet Cuma, “Edebiyat Sosyolojisi ve Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi &#8211; Sanat ve Bilimin Sınır Ötesi Etkileşimi –“, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 22 / 2009.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Köksal Alver, “Türkiye’de Edebiyat Sosyolojisi Çalışmaları Üzerine Bir Değerlendirme”, Sosyoloji Konferansları No: 52 (2015-2) / 343-354.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Alver, Türkiye’de Edebiyat Sosyolojisi Çalışmaları Üzerine Bir Değerlendirme.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Terry Eagleton, Eleştiri ve İdeoloji, çev. Esen Tarım – Serhat Öztopbaş, İletişim Yayınları, İstanbul – 1985, s. 47.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Ahmet Cuma, “Edebiyat Sosyolojisi ve Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi &#8211; Sanat ve Bilimin Sınır Ötesi Etkileşimi –“.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Ertuğrul Aydın, “Edebiyat Sosyolojine Bakışta Türk Edebiyatı”, Edebiyat ve Toplum Sempozyumu, Gaziantep &#8211; 2009, s. 5-11.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Alver, Türkiye’de Edebiyat Sosyolojisi Çalışmaları Üzerine Bir Değerlendirme.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Gonca Kırtıl, “Edebi Metinlerin Sosyolojik İmkânı Üzerine Farklı Yaklaşımlar”, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 10, Aralık 2012.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Marks – Engels, Sanat ve Edebiyat Üzerine, çev. Murat Belge, Birikim Yayınları, 2. B. İstanbul – 2001, s. 9.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-sosyolojisine-genel-bakis/">Edebiyat Sosyolojisine Genel Bakış</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-sosyolojisine-genel-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15027</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Farz Edebildin Mi? / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/farz-edebildin-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/farz-edebildin-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Jun 2018 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sümeyye Gülseven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14911</guid>
				<description><![CDATA[<p>Farz et ki, uzak bir yerde yaşıyoruz. Sadece insan olduğumuz için yaşıyoruz. İyilik için yaşıyoruz. Geleceğin kaygısı, paranın icadı olmadan. Savaşacak gerçekler olmadan. Kalıplaşmış rollerimizden uzak, çıplak bir yüzle yaşıyoruz. Varsay ki Mars olmasın burası, Dünya zaten değil. Kendimize ait bir gezegenin bilinmedik bir köşesi olsun. Adadan hallice olsun. Kimsenin ardımızdan konuşmadığı bir diyar, Gülmek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/farz-edebildin-mi/">Farz Edebildin Mi? / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Farz et ki, uzak bir yerde yaşıyoruz.</div>
<div>Sadece insan olduğumuz için yaşıyoruz.</div>
<div>İyilik için yaşıyoruz.</div>
<div>Geleceğin kaygısı, paranın icadı olmadan.</div>
<div>Savaşacak gerçekler olmadan.</div>
<div>Kalıplaşmış rollerimizden uzak, çıplak bir yüzle yaşıyoruz.</div>
<div>Varsay ki Mars olmasın burası, Dünya zaten değil.</div>
<div>Kendimize ait bir gezegenin bilinmedik bir köşesi olsun.</div>
<div>Adadan hallice olsun.</div>
<div>Kimsenin ardımızdan konuşmadığı bir diyar,</div>
<div>Gülmek için çocuklaşmayı, ağlamak için yağmuru beklemediğimiz bir yer olsun.</div>
<div>Sadece bir yer olsun işte.</div>
<div>Okyanusun baş döndüren kokusu kaplasın her yanı.</div>
<div>Ya da yeşilliklerin huzur dolu manzarası.</div>
<div>Tepelerinde birbirleriyle sohbette kuşlar olsun.</div>
<div>Böyle masalımsı bir yer olsun.</div>
<div>Yanımızda bir fincan kahve, bir sıcak el olsun kafi.</div>
<div>Bendeki kansızlığı ısıtsın yeterli.</div>
<div>Farzet ki böyle yaşıyoruz.</div>
<div>İyiye dair ufak tefek şeyler için.</div>
<div>Mutluluğun anlamını burda bulduğumuz için yaşıyoruz.</div>
<div>Nerede mutluysak oraya aitmişiz gibi.</div>
<div>Giderken sağda, dönerken solda demediğimiz,</div>
<div>Adını mutlulukla tarif ettiğimiz bir yer.</div>
<div>Farz ettin mi ? Edebildin mi?</div>
<div>Rüya gibi bir hayaldi diyorsun içinden değil mi?</div>
<div>Ve uyanmak acı veriyor şimdi.</div>
<div>Her zaman verdiği gibi.</div>
<div>Sanki bitkisel hayattan uyanıp geri uyumak zorundaymışsın gibi.</div>
<div>Farz edebildin mi??</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/farz-edebildin-mi/">Farz Edebildin Mi? / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/farz-edebildin-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14911</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -5- Yaşamak Şakaya Gelmez Mi Nazım Usta?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jun 2018 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Çırak Aranıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamak Şakaya Gelmez]]></category>
		<category><![CDATA[Zülfü Livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14821</guid>
				<description><![CDATA[<p>Karne almaya ramak kaldığı günlerdendi, benden iki yaş küçük erkek kardeşimle okuldan eve dönerken, annemin sabahleyin bize hazırladığı kumanyayı yemek için, evimizin yolunun üstündeki çocuk parkında oturduk, beyaz peynirli, domatesli ekmeklerimizi yemeğe koyulduk. Parkın hemen yakınındaki inşaattan gelen matkap gürültülerine parkta oynayan çocukların neşesi karışıyordu. Ta ki o çığlık duyulana dek. “Düştü, adam düştü” diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">Mavi Rüya Öyküleri -5- Yaşamak Şakaya Gelmez Mi Nazım Usta?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Karne almaya ramak kaldığı günlerdendi, benden iki yaş küçük erkek kardeşimle okuldan eve dönerken, annemin sabahleyin bize hazırladığı kumanyayı yemek için, evimizin yolunun üstündeki çocuk parkında oturduk, beyaz peynirli, domatesli ekmeklerimizi yemeğe koyulduk. Parkın hemen yakınındaki inşaattan gelen matkap gürültülerine parkta oynayan çocukların neşesi karışıyordu. Ta ki o çığlık duyulana dek. “Düştü, adam düştü” diye bağırıyordu biri hararetle. Matkap sesi sustu ilk önce, çocuklar sustu sonra, balkonunda halı döven teyzenin sopası sustu. İşçiler koşturmaya başladılar, kardeşim endişeli baktı bana. Ben ona baktım şaşkınca, korkudan gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Yarısı yenmiş ekmeği elinde duruyordu hala&#8230;</p>
<ul>
<li>Sen burada otur ben gidip bir bakayım, dedim.</li>
<li>Abla gitme ne olur, dedi.</li>
<li>Belki bir faydam olur Emre, ben hemen bakıp geleceğim, dedim.</li>
<li>Ablaaaaa! diye bağırdığını işitirken arkamdan, koşarak inşaata girmek istedim. Ustabaşı,</li>
<li>Nereye çocuk, dur bakalım! Deyip durdurdu beni, tuttu kolumdan usulca&#8230;</li>
<li>Ben ilk yardım dersi aldım amca, dedim ivecenlikle. Bir faydam olur belki diye geldim&#8230;</li>
</ul>
<p>Şaşkın bakışlarından kaçıp, sol tarafı kanlar içinde sedyede yatan işçiye doğru koştum. Sol kolundaki yarası derindi, çok kan kaybediyordu ve hemen durdurulması gerekiyordu. Ambulans gelene kadar bir şeyler yapmalıydım. Hemen temiz bir bez istedim, yarayı sıkıca sardım ve düğüm attım. Sonra da üzerine küçük bir sopayla bastırıp yeniden sardım. Kanama durdu kısa bir süreliğine. Tıpkı öğretmenimden öğrendiğim gibi, üstüne tekrar bir bez sardım. Saati sordum ve sağ elinin avucuna bu saati kalemle yazdım. O kadar hızlı olmuştu ki her şey ben bile şaşkın bakakalmıştım kendi halime. Üstüm başım, her yerim kan içindeydi. Ustabaşı yanıma geldi, alnımdan öptü beni.</p>
<ul>
<li>Hızır gibi yetiştin be çocuk, dedi.</li>
</ul>
<p>Ambulans geldi, beyaz önlüklü hemşireler indiler. Yaralının halini gören baş hemşire,</p>
<ul>
<li>Bu turnikeyi kim uyguladı? Dedi. Ustabaşı beni gösterdi.</li>
<li>Aferin sana, ne güzel yapmışsın turnikeyi, okulda mı öğrendin? Dedi. Ben de başımı sallayarak,</li>
<li>Evet. Öğretmenimiz ilk yardım dersinde öğretti, dedim.</li>
<li>Sen büyüyünce hemşire olmalısın, dedi. Bana göz kırptı, saçımı okşadı…</li>
</ul>
<p>İşte o gün, o anda karar vermiştim, büyüyünce hemşire olacaktım. Zaten öğretmenim de elimin çok yatkın olduğunu söylemişti, ilk yardım derslerinde yaptığım uygulamaları görünce&#8230;</p>
<p>İnsanın hayatı bazen tek bir olayla değişiverir, kader tek bir anla seni yol ayrımına getirip bırakıverir. O gün eve döndüğümde kan içindeki mavi okul önlüğümü anneme göstermeden kendim yıkamıştım. Annem ve babam dokuma fabrikasında işçi olarak çalışıyorlardı. Tek amaçları kardeşimi ve beni okutmak, kendi mavi önlüklerinden bizleri uzak tutmaktı. Şaka yapardı bazen babam, “bak bizde okula gidiyoruz” derdi kendi işçi önlüğünü göstererek. Oysaki hiç şikâyet etmediği halde okuyamamış olmaktan gizli gizli üzüntü duyduğunu bilirdim. Hemşire olursam beyaz önlük giyerim dedim kendi kendime. Beyaz kep takarım, ben annem ve babam gibi işçi olmayacağım…</p>
<p><figure id="attachment_14945" aria-describedby="caption-attachment-14945" style="width: 816px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg"><img class="wp-image-14945 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?resize=640%2C325" alt="" width="640" height="325" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?w=816&amp;ssl=1 816w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?resize=300%2C153&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?resize=474%2C240&amp;ssl=1 474w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14945" class="wp-caption-text">Tekstil Fabrikası İşçileri</figcaption></figure></p>
<p>Fabrikanın çalışma koşulları çok ağırdı. Üç vardiya çalışıyorlardı. Annem ve babam iplik bölümündeydiler. İşi öğrenip dokuma tezgâhlarına geçmek istiyorlardı. Orada çalışanlar biraz daha iyi maaş alıyorlardı. “ Dokumacılık iplikçilikten evladır “ derdi babam. Dokumacı olamadan daha fabrikada grev patlak verdi bir gün. Yaz tatili gelmişti. Evdeydik kardeşimle biz. İki ay maaş alamadan öylece bekledi babam. Annemi işten çıkarttı patron. Çünkü ne sigortası ne de sendikası vardı. Evlere temizliğe gitmeye başlamıştı. Karnımızı zor doyuruyorduk aldığı üç beş kuruşla. Fabrikada giydiği mavi önlüğünü, zengin evlerinde temizlik yaparken giyiyordu annem artık&#8230;</p>
<p>Annemin işde olduğu bir gün babama yemek götürmeye gittik kardeşimle. Sefer tasındaki kuru fasulyeyi dökmeden götüreyim diye, yol boyunca sağ kolumu hiç sallamamıştım. Sol elimle kardeşimi sıkı sıkıya kavramıştım. Babamın  mavi işçi gömleği yoktu nedense üzerinde. “Grev Gözcüsü” yazan bir başka mavi gömlek vardı. Bu sefer başında mavi bir kasket, “ Bu İş Yerinde Grev Vardır” yazan mavi bir pankart  ellerinde…</p>
<p><em>Yaşamak şakaya gelmez,</em><br />
<em>büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın</em><br />
<em>bir sincap gibi mesela,</em><br />
<em>yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,</em><br />
<em>yani bütün işin gücün yaşamak olacak.</em></p>
<p>Bir sebze sandığının üzerinde bu şiiri okuyordu babam. Benim babam, ilkokulu zor bitirmiş gazete bile okumayan babam… Ezberinden şiir okuyordu… Beni gördü, elimdeki sefer tasını ve kardeşimin elini nasıl sıkı sıkı tuttuğumu gördü. Gözleri doldu. Sesi çatladı. İndi sandıktan. Yanıma geldi. İki koluyla sarıldı bize…</p>
<p>Bir alkış koptu, neye uğradığımızı bilemedik. Bütün işçiler bize gülen gözlerle bakıyorlardı. Sefer tasını aldı elimden babam. Bir kâğıt tutuşturdu elime, sonra demin indiği sandığa çıkarttı beni. “ Oku” dedi bana. İşçiler bana bakıyordu, babam bana bakıyordu.</p>
<ul>
<li>Hadi oku kızım, dedi gururla… Okudum ilk defa hayatımda, Nazım Hikmet’in şiirini…</li>
</ul>
<p><em>Yaşamayı ciddiye alacaksın,<br />
yani o derecede, öylesine ki,<br />
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,<br />
yahut kocaman gözlüklerin,<br />
beyaz gömleğinle bir laboratuarda<br />
insanlar için ölebileceksin,<br />
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,<br />
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,<br />
hem de en güzel en gerçek şeyin<br />
yaşamak olduğunu bildiğin halde.</em></p>
<p><em>Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,<br />
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,<br />
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,<br />
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,<br />
yaşamak yani ağır bastığından.</em></p>
<p>Fonda kaset çalıyordu, uzaktan geliyordu müziğin sesi…</p>
<p><em>Elim sanata düşer usta yürek acıya,</em></p>
<p><em>Ölüm hep bana bana mı, bana mı düşer usta,</em></p>
<p><em>Ölüm hep bana bana mı, bana mı düşer usta…</em></p>
<p><strong>Otuz altı yaşındayım artık, mavi hayallerimden çok uzakta bir hastanede gece nöbetindeyim. Silah sesleri geliyor. Sınıra çok yakın bir yerdeyiz. Savaşın ortasındayız, patlayan bombalardan kopan çocuk kollarını yerlerine dikmeye çalışmaktayız. Hemşire oldum, babama söz verdiğim gibi. Oku demişti, okudum. İşçi olmadım onlar gibi…</strong></p>
<p><strong>Ama giyemedim beyaz önlüğü, beyaz kep takamadım maalesef. Kaldırmışlar ben okurken üniversitede ne yazık ki…</strong></p>
<p><strong>Mavi hemşire önlüğü giyiyorum şimdi. İki tane verdiler, biri kanlanınca yıkayıp öbürünü giyebileyim diye&#8230;</strong></p>
<p><strong>İşçi olmadım annem babam gibi… Ama şerefli bir mavi önlük giyiyorum, tıpkı alın teri ve emeğiyle çalışan milyonlarca insan gibi…</strong></p>
<p><strong>Yaşamak Şakaya Gelmez Değil Mi Nazım Usta? Sen öğrettin bunu bana, yaşamanın ne demek olduğunu bilmeden daha&#8230;</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ZHJJVZfnHzU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">Mavi Rüya Öyküleri -5- Yaşamak Şakaya Gelmez Mi Nazım Usta?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14821</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Omnia Fui Nihil Expedit! / Her Şey İdim, Hiç Bir Şeye Değmezmiş!..</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Jun 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14902</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi; diye belirtiyor Fernando Pessoa Huzursuzluğun Kitabında. Fernando Pessoa Portekizli ressam, şair, çevirmen,edebiyat eleştirmeni, düşünür. 1888 yılında Portekiz’de doğmuş yine 1935 yılında Portekiz’de hayata veda etmiştir. Yedi yaşından sonra üvey babasının konsolos olarak görev yaptığı Güney Afrika Cumhuriyetinin Durban kentinde yetişti. Lizbon’a döndükten sonra dönemin yenilikçi dergilerinden, özellikle de modernistlerin yayın organı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/">Omnia Fui Nihil Expedit! / Her Şey İdim, Hiç Bir Şeye Değmezmiş!..</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi; diye belirtiyor Fernando Pessoa Huzursuzluğun Kitabında.</p>
<p>Fernando Pessoa Portekizli ressam, şair, çevirmen,edebiyat eleştirmeni, düşünür. 1888 yılında Portekiz’de doğmuş yine 1935 yılında Portekiz’de hayata veda etmiştir. Yedi yaşından sonra üvey babasının konsolos olarak görev yaptığı Güney Afrika Cumhuriyetinin Durban kentinde yetişti. Lizbon’a döndükten sonra dönemin yenilikçi dergilerinden, özellikle de modernistlerin yayın organı Orpheu’da yazdı ve akımın önde gelen estetik kuramcılarından biri oldu. 1918’de İngilizce şiir kitapları yayınlamaya başladı.</p>
<p>Başlıca eserleri;<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernandopessoa-yeni5.jpg"><img class="size-full wp-image-14905 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernandopessoa-yeni5.jpg?resize=359%2C375" alt="" width="359" height="375" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernandopessoa-yeni5.jpg?w=359&amp;ssl=1 359w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernandopessoa-yeni5.jpg?resize=287%2C300&amp;ssl=1 287w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<ul>
<li>Huzursuzluğun Kitabı</li>
<li>Anlamaktan Yoruldum</li>
<li>Felsefi Denemeler</li>
<li>Anarşist Banker Şeytanın Saati</li>
<li>Bulmaca Meraklısı Quaresma</li>
<li>Uzaklıklar, Eski Denizler</li>
<li>Ophella’ya Mektuplar</li>
<li>Lizbon: Her Turistin Görmesi Gerekenler</li>
<li>Başıboş Bir Yolculuktan Notlar</li>
<li>Gizemli Bir Maske</li>
<li>Pessoa Pessoa’yı Anlatıyor</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Özellikle Huzursuzluğun Kitabı ile hayal &#8211; hayat eleştirisi yapıp bizi bize anlatan;</p>
<p>varlığımızla bulunduğumuz çelişik durumun ayrıntılarında huzursuzlanıp ve huzursuzlandıkça ironik bir şekilde huzur bulmamıza neden olan çarpıcı bir eser sunmuştur. Eserlerindeki değişik bakış açıları ve uslüplardaki yapıtlarıyla ve modernist hareket içinde oynadığı rol ile Portekiz edebiyatına Avrupa çapında önem kazandırmıştır.</p>
<p>Fernanda Pessoa 1935 te öldüğü zaman, sandığındaki eserlerinin sayısı tahmin bile edilemezdi. Onun elinden çıkmış şiirlerin, yazıların altında genellikle başka imzalar vardı. Üstelik bu isimler yalnızca birer takma ad değil, öyküsü, geçmişi, yazgısı, dünya görüşü farklı olan kişiliklerdi. Pessoa’nın ölümünden sonra elyazmaları derlenmeye başladığı zaman bitmemiş eserler de bulundu içlerinde. Bernardo Soares imzalı <em>Huzursuzluğun Kitabı</em> da bunlardan biriydi. Tarihten, mitolojiye, edebiyattan, ruhbilimden haberdar bir XX. Yy insanının gerçekliği yadsıyışının, kendini hayallere hapsedişinin güncesiydi bu. Gündüzleri bir kumaş mağazasında çalışan, geceleri yalnızlığını yağmurun sesinde, ayak seslerinde duyumsayan bir Lizbonluydu Bernardo Soares ya da Fernando Pessoa.</p>
<p>Bugün Portekiz edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Huzursuzluğun Kitabındaki her metin, kırık bir aynanın, gerçekliğin bir yanını yansıtan ve sonsuzca çoğaltan bir parçası…</p>
<p>“ Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum…” diyerek başladığı Huzursuzluğun Kitabında Roma İmparatoru Septimus Severus ( MS.145-211 )’un şiirini kendi hayal dünyasına eşlik ettirerek bizim Huzur! içinde dem bulmamızı sağlamıştır.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernando_pessoa__masks__by_ana_gabrielad8aax0o.jpg"><img class="wp-image-14907 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernando_pessoa__masks__by_ana_gabrielad8aax0o.jpg?resize=563%2C398" alt="" width="563" height="398" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernando_pessoa__masks__by_ana_gabrielad8aax0o.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernando_pessoa__masks__by_ana_gabrielad8aax0o.jpg?resize=300%2C212&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 563px) 100vw, 563px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>“OMNİA FUİ NİHİL EXPEDİT!”</strong></p>
<p>Herkes gitti!</p>
<p>Her düş öldü!</p>
<p>Her şey bitti!</p>
<p>Sözcüklerde dokunmuyor artık… Terk ettiler, bıraktılar ellerimi… Ve hiçbir cümleye sarılamıyorum ne zamandır…Uzak yastıkların izi kalmış küflü çarşaflar gibi ben’im…</p>
<p>Her gece karanlık on biri vurduğunda ve gölgeler göz kırptığında, sokak lambalarına koşuyorum. Gözlerimle solgun huzmelerinde yüzüyorum… Arıyorum! Ağlıyorum sessizce,</p>
<p>Metale yapışan çiğ tanelerinde…Anıyorum! Yıldızların aydınlığında, kararıyorum… Düşüyorum. Kara kuru çalının kucağında kan’ıyorum… Diliyorum. Yanımdaki yalnız yastığa doğmanı istiyorum… Çekmelerime dönmeni bekliyorum. Çekmecelerine…</p>
<p>Ve gün. Merhaba diyemiyor.</p>
<p>Veda ediyorum içimdeki gölgene.</p>
<p>Yeniden,</p>
<p>Hatta hep…</p>
<p>“ Her şey idim; Hiç bir şeye değmezmiş!..”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/">Omnia Fui Nihil Expedit! / Her Şey İdim, Hiç Bir Şeye Değmezmiş!..</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Binbir Surat / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jun 2018 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14899</guid>
				<description><![CDATA[<p>Neye benzediğini bile kestiremediği o şeye saatlerce baktı. Gözünü bir saniye ayırmadan ve yeni aldığı siyah kundurasının üstünde biriken kara aldırış etmeden, saatlerce bekledi. Bunca bekleyişe rağmen elde ettiği tek şey sağlam bir soğuk algınlığıydı. Öyle bir bardak nane limonla geçecek türden bir soğuk algınlığı değildi bu. Birkaç metre öteden onu gören insanlar, hasta olduğunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/">Binbir Surat / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Neye benzediğini bile kestiremediği o şeye saatlerce baktı. Gözünü bir saniye ayırmadan ve yeni aldığı siyah kundurasının üstünde biriken kara aldırış etmeden, saatlerce bekledi. Bunca bekleyişe rağmen elde ettiği tek şey sağlam bir soğuk algınlığıydı. Öyle bir bardak nane limonla geçecek türden bir soğuk algınlığı değildi bu. Birkaç metre öteden onu gören insanlar, hasta olduğunu hemen anlıyorlardı. Zira böyle bir titreme ya bir hastada ya da bir delide olabilirdi. Saatler sonra harekete geçmek isteyince donmuş bacaklarını açması pek kolay olmadı. Önce birkaç kez olduğu yerde zıpladı. Daha sonra kollarını iki yana açıp sallanarak ceketindeki karları da döktü. Hala anlamsız gördüğü şeye son bir kez bakıp garip bir tebessümle yoluna koyuldu.</p>
<p>Şehre ne zaman kış çökse ve yağan kar şehri en büyülü haliyle örtse, kendini hemen dışarı atar, ne soğuğa ne de ona bakan aşağılayıcı gözlere aldırış etmezdi. Yine de böyle zamanlarda, özellikle bazı dükkânlarda ve mağazalarda gördüğü o anlamsız şeyi saatlerce izlemeden bulunduğu yerden ayrılmazdı. En çok da bu sıralarda hissederdi o garip hissi. O anlam veremediği şeyi izlerken, biri de onu izliyormuş hissinden kurtulamazdı hiç. Kışın sertliğini en acımasız haliyle gösterdiği günlerden bir gün, çıktı dışarı. Üstünde her zamanki lacivert, kalın ceketi ve yağan kara inat giydiği siyah kunduraları ile. Önce pas geçti dimdik duran onur simgesi direkleri. Uzunca sıralanmış olan apartmanların bittiği köşeden dönünce karşısına şehrin en meşhur caddesi çıktı. Göz bebekleri bir anda kocaman olmuştu adamın. Akşamın bu saatine rağmen bu kadar kalabalık olması onu da şaşırtmıştı doğrusu. Neden sonra aniden irkildi ve ceketinin yakasını dikip hafif bir titremeyle yoluna koyuldu.  O ilerledikçe kalabalık artıyor, kalabalık arttıkça adamın içindeki korku ve zevk miktarı eşit miktarda yükseliyordu. En karmaşık duyguları muhteşem bir zevkle yaşarken yine yerle bir oldu iç dünyası adamın. Bir anda soğuk bir nefes ve bir çift adım hissetti hemen ardında. Besbelli takip ediliyordu. Önce adımlarını hızlandırdı. Bu hamlesine karşı arkasındaki adım sesleri de serileşti. Hatta bir ara ensesindeki nefesin gittikçe soğuduğunu bile hissetti. “Neredeyse bir ölü tarafından takip edildiğimi düşüneceğim” dedi kendi kendine. Ne zaman bir köşeden dönüp yolunu değiştirse, arkasındaki soğuk nefesli insan da aynı yollardan onu takip etmeye devam ediyordu. Bir ara büyük vitrinli bir mağazanın önünde birden duruverdi ve takip eden insanı görmek için gözleriyle omzunun arkasını yokladı. Uzun uzun gözledi adam arkasında kalan kalabalığı, fakat tek gördüğü birbirinden habersiz yürüyen kalabalık bir insan topluluğuydu. Tekrar gözlerini önüne düşürüp yola koyulacaktı ki o anlamsız şeyi yeniden gördü. Görmesiyle birlikte öylece kalakaldı olduğu yerde. Bazen başını ağır ağır sağa sola çeviriyor bazen de sert bir rüzgâr onu uyarınca gözlerini dahi kırpmadan yavaşça tek eliyle ceketini önünde topluyordu.</p>
<p>Birkaç saat sonra, yerinden bir adım bile kımıldamayan adam aniden derin bir nefes alıp hızlı adımlarla geldiği yolu geri gitmeye başladı. Yine takip edildiğinin farkındaydı hatta bu sefer dönüp arkasına bile bakmıştı fakat yine gürültülü kalabalık ve sıcak renklerle parlayan şehir ışıkları vardı adamın arkasında. Hızlandıkça soluğu da hızlanıyordu. Ceketinin önünü tutmayı bırakmış bütün kış mevsimini tek başına göğüslemişti. Döneceği son köşe gözüne göründüğünde birden durdu. Sanki arkasındaki bütün insan topluluğu da onunla birlikte hareket etmeyi kesti. Ne bir soluk ne bir ışık kalmıştı arkasındaki o meşhur caddede. Soğuk kış ayazı bütün yüzleri eşit şekilde yakıyor, rüzgâr bütün gece boyunca en özgür dansını yapıyordu. Olanları fark etmesine rağmen arkasına dönüp bakamadı bile. Göz bebekleri yok olacak kadar küçülmüştü. Aldığı nefesi duyacak kadar rahatsız edici bir sessizlik olduğundan nefes almayı bile bıraktı. Tekrar hareket etmeye yeltendiğinde bütün insanlar ona doğru yürüyor, ona doğru hamle yapmak için zaman kolluyorlardı. Köşeyi dönene kadar ağır adımlarla ilerlemiş ve evi gözükmüştü fakat aynı zamanda arkasındaki kalabalık da ona iyice yaklaşmıştı. Korkmuş ve tedirgin bir şekilde olduğu yerde planlar yapıyor, eğer koşarsa kendini eve nasıl atabileceğini hesaplıyordu. En son bacaklarını hissetmediğinin farkına vardı. O kadar çok beklemişti ki siyah kunduraları buzdan iyice parlamış, beklediği yer ise epey kayganlaşmıştı. Eğer kendi hareket etmezse vücudu ona ihanet edecek ve bir şekilde kayıp arkasındaki kalabalığın kucağına düşecekti. Bunun farkına varıp önce derin bir nefes aldı ve bütün cesaretini topladı. Ardından nefesini yavaşça verip olanca hızıyla koşmaya başladı. Koştukça ciğerleri keskin bir acıyla buluşuyordu. Yüzü bir volkan gibi kızarmıştı. Vücudunun ateşler içinde yandığını hissediyordu fakat bir yandan da akşamın erken saatlerinde ensesinde hissettiği o serin nefes daha da artarak bütün sırtını buz kesiyordu. Saatlerce koşmuş gibiydi, yolun yarısına geldiğinde. Bir tepeyi tırmanırken durup dinlenmek yapılacak en mantıksız hareketlerdendi. Bu yüzden ne durdu ne de dönüp arkasına baktı. Bir süre daha koştu ve tepedeydi. Neredeyse evine varmıştı fakat evden çıkarken ceketinin koluyla temizlediği kundurası paramparça olmuş, üstelik ceketi de çoktan üstünden çıkmıştı. Birkaç adım daha atabildi yumuşak karın üzerinde. Hızı iyice azalmış, adımları güçsüzleşmişti. En son koşmayı bırakıp bir anda dizlerinin üstüne yıkılıverdi. Ellerini karın içine daldırıp son gücüyle yumruklarını sıkıca kapadı. Zaten dizlerinin üstüne çökünce vücudunun yarısı karlar içine gömülmüştü. Arkasından koşan kalabalığın vahşi gürültüsü iyice artmıştı. Her birinin çirkin yüzlerini şimdiden görebiliyordu. Sesler iyice yükseldiğinde ve koşan adımlar yeri titrettiğinde kendini karların içine bırakıverdi.</p>
<p>Gözlerini açtığında soğuk bir nefesle kalktı yattığı yerden. Önce ellerini daha sonra ayaklarını kontrol etti. Her zamankinden sağlıklı gözüküyordu. Daha sonra anladı evinde olduğunu. Ayağa kalktı. Hava her zamanki gibi serin ve rüzgârlıydı. Rüzgârın uğultusu ince melodilerle yağıyordu şehre. Zihnini yoklamadan önce bir bardak su içti ve dolapta asılı olan yeni kıyafetlerini gördü. Büyük bir endişe ve isteksizlik ile giyinip kendini dışarı attı. Her zamanki yürüdüğü caddeye doğru yol almaya başlamıştı. Ne bir korku ne de bir zevk vardı içinde. En sade haliyle sadece yürüyor, sağına soluna bile bakamıyordu. Ensesindeki soğuk nefesin eksikliğini fark etmemişti bile. Karanlıkta sıcacık renklerle parlayan binaların sabah olunca makyajı akmış çirkin birer yığına dönüşmüşlerdi. Caddenin sonlarına doğru ufak bir dükkânın önünde durdu. Derin bir nefes verdi. Verdiği nefesle önündeki cam birden buzlanmaya başladı. Cam buzlanınca görüntüler daha da keskinleşti ve gözlerini bütün camda gezdirdi. Şimdi ise koca cam vitrinde gördüğü tek şey kendi yansımasıydı. Birkaç dakika bile izleyemeye dayanamadan yavaş adımlarla oradan ayrıldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/">Binbir Surat / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14899</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk Musikisi / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-musikisi-siir-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-musikisi-siir-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Jun 2018 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Buğra Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14933</guid>
				<description><![CDATA[<p>İçimde yanan ateşi bir görsen Sensizliğe susamış aşkın halini Rüzgâr esse dağıtsa benliğimi Damarlarımda aşkını bir görsen. Aşkın üzerinde duruyor gece, Örtüyor yalnızlığımızı bir bir Durma sayıkla ismi hece hece Öten kuşlar eşlik eder bir bir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-musikisi-siir-2/">Aşk Musikisi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İçimde yanan ateşi bir görsen<br />
Sensizliğe susamış aşkın halini<br />
Rüzgâr esse dağıtsa benliğimi<br />
Damarlarımda aşkını bir görsen.</p>
<p>Aşkın üzerinde duruyor gece,<br />
Örtüyor yalnızlığımızı bir bir<br />
Durma sayıkla ismi hece hece<br />
Öten kuşlar eşlik eder bir bir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-musikisi-siir-2/">Aşk Musikisi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-musikisi-siir-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14933</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Edebiyat Nedir-1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-1/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Jun 2018 05:01:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14841</guid>
				<description><![CDATA[<p>Edebiyat insanın hallerini anlatır. Sanatın en önemli dallarından biridir. Edebiyatla insan, coşar, ağlar, sevinir. Sanatın her dalında olduğu gibi duyguları ifade etme şeklidir kimsenin göremediği şeyleri fark etmektir.  Fark edebilen insan yazıya, resme, müziğe dökebilir. Farkındalık herkesin harcı değildir. Sanatçının algıları değişktir. Herkesten farklı algılar. Hatta bu algıları değiştirebilme özelliğine sahiptir. Edebiyatı örnek verelim. Dilin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-1/">Edebiyat Nedir-1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Edebiyat insanın hallerini anlatır. Sanatın en önemli dallarından biridir.</p>
<p>Edebiyatla insan, coşar, ağlar, sevinir. Sanatın her dalında olduğu gibi duyguları ifade etme şeklidir kimsenin göremediği şeyleri fark etmektir.  Fark edebilen insan yazıya, resme, müziğe dökebilir. Farkındalık herkesin harcı değildir. Sanatçının algıları değişktir. Herkesten farklı algılar. Hatta bu algıları değiştirebilme özelliğine sahiptir. Edebiyatı örnek verelim. Dilin gücüyle insanların algılarını değiştirebilirsiniz.</p>
<p>Kur’an’ın mucize olma özelliği, belagattır. Son din olduğu için, belagat ilmi yüzyıllar boyunca önem kazanacaktır. Edebiyatçılar, çağın okurudur. Bu çağı yansıtır, eleştirir, yeni fikirler ortaya koyar.</p>
<p>Edebiyat, insanı anlatan önemli araçtır. Birçok snatla ilişkisi vardır. Sinema metni hazırlamada metin önemlidir. Müzik, kelimelerle düşünülen fikirlerin notalara yansımasıdır. Resim de , edebiyatın tasvir gücünden yararlanır.</p>
<p>Yani, Kur’an mucizesi de gösteriyor ki, edebiyat yüzyıllarca önemli olacaktır. Çünkü fikirler edebiyatla ortaya konulur. Edebiyat, çayın yudumlanışından suyun sesine kadar her şeyden etkilenir.</p>
<p>İnsan kelimelerle düşünür. Kelimeler edebiyatla ilişkilidir. Kelimelerle uğraşmaktır. Kelimeler olmasa insan düşünemez. Bu nedenle kelime dğarcığı yüksek olanın düşünme kapasitesi de artar. Kavramlar, düşüncenin yansımasıdır. Yüz kelimeyle anlatabileceğiniz bir konuyu bir kelimeyle anlatabilirsiniz.</p>
<p>Müzik notalar arasındaki sessizliktir. Edebiyat da kelimeler arasında kalan gizil düşüncelerdir. Edebiyatı her şeyi açıklamak olarak tanımlayamayız. Edebiyat kişiye özeldir. Bir kitabın anlamı her okurun düşüncesine göre değişebilir. Biri, olumlu der, diğeri olumsuz der. Zaten edebiyat bunun için vardır. Her insan, kendi fikrine göre bir şey anlar.</p>
<p>Benim hayat felsefem de bu. Sen bir şey ortaya koyarsın. Herkes anlamak istediğini anlar. Mozart’a sorarlar. “Bu parçada ne anlatmak istedin?” Mozart tekrar çalar ve işte bunu, der. Yani anlattığınız şey karşınızdakinin anladığı kadardır. Ancak esas mana insan gönlünde ve beyninde saklıdır. Kimse bunu bilemez. Sadece yorumlar getirir.</p>
<p>Yeni edebiyat bilim dalı da yorum ilmidir. Çeşitli teorilere göre eserlere yorumlar getirir. Ancak hiçbiri yazarın söylediğini karşılamaz. Çünkü, yorum insan sayışıncadır. Post modern dönemde şu şunu anlatmıştır, bu bunu anlatmıştır diyemez kimse. Ancak bunun şöyle bir olumlu tarafı vardır. Bir eserden alınan ders, okur sayısıncadır. Herkes kendince bir şeyler alır.</p>
<p>Benim görüşüme göre edebiyat bireyseldir. Yani sen yazarsın, herkes farklı algılar ve sinerji oluşur. Oğuz Atay’ı hala kimsenin anlamamasına şaşmamalı. Herkes Tutunamayanlar’ı okur. Ancak yazarın asıl anlatmak istediğini bilemez.</p>
<p>Edebiyat söz sanatı olma dışında düşündürücüdür de. Herkes kendince bir şey anlar. Kimse doğrusu anladım diyemez. Post modern dönemdeyiz Bilgi insan sayısınca. İnsan sayısınca yorum vardır. Çünkü kimse aynı düşünemez. Aynı fikirde olanlar bile ayrı noktalarda bulunurlar.</p>
<p>Meşveret dediğimiz danışmanın gerekliliği de buradan geliyor. Peygamber Efendimiz, meşveret insanıydı. Peygamber olmasına rağmen danışır, sorardı. Eşleriyle bile istişare ederdi. Çünkü her gelen yorum insanın kendini tanımasını sağlar.</p>
<p>Mesnevi’de bir hikaye geçer. Herkesin bahsettiği üzümdür ancak farklı dilde söyledikleri için anlaşamazlar. Empati dediğimİz olay burada ortaya çıkıyor. Ancak empati tümüyle mümkün değildir. Çünkü herkesin tecrübesi farklıdır. Fikir dünyası farklıdır. Eşler arasında bile fikir farklılığı vardır. İnsanlar sadece varsayımlarla hareket edebilirler. Bu fikirler edebiyatın gelişmesini sağlamocuğun farkııştır. Her farklı görüş, insana yeni bakış açısı kazandırır. Bu nedenle okurların, tek kaynaktan beslenmemesi gerekmektedir.</p>
<p>Tek taraflı okuma insan fanatik düzeyine çıkarır. Farklılık, insanı insan haline getirir. Çünkü, her insan farklı düşünebilmelidir. Yoksa robot gibi dolaşır durur. Pink Floyd, Another  Brick On The Wall şarkısının klibinde bunu anlatmaya çalışmıştı. Hocası çocuğun yazdığı şiirle alay ediyordu. Teere Zameen Par filminde ise çocuğun resim yapmasını destekliyordu. Hocasının çocuğun resmini yapması ise koçluk yöntemiydi. Başarıyı desteklemek amacıydı. Hocanın  kendisi de ressamdı. Çocuğun farklı düşündüğünü keşfetmişti.</p>
<p>Herkesin yeteneği vardı, doğru. Ancak insan kendini keşfedebildiği zaman mutlu olabilir. Yeteneklerini kullanan insan mutludur. Kimi güzel yemek yapar, kimi sporda yeteneklidir, kimi konuşmakta sunum yapmakta yeteneklidir. Yeteneksiz insan yoktur. Herkesin yapabileceği bir şey vardır.  Bunu keşfetmek koçluk becerisiyle mümkündür.</p>
<p>Edebiyat da koçluk yöntemidir. Her okuduğun şeyden bir bilgi kaparsın. Tecrübe kazanırsın. Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı derler ya; ikisi de gerekli. Kitaplardan aldığı tecrübelerle uygulama yapmak esas olandır. Yoksa bu konu tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı çıkar meselesine döner. Cemil Meriç, kitap beyinleri kibarlaştırır, der. Kitap okuyan insan her halinden belli olur. Her hareketinde bir bilgi gizlidir.</p>
<p>Okumak önemli evet, ancak bildikleriyle amel edenler alim olurlar. Yani okumak kadar aktarmak ve yaşamak da önemlidir.</p>
<p>İnsan hayatı boyunca anlam arayışı içindedir. Kitaplar hayata anlam kazandırır. Anlamlı hayatta da kimse sizi yolunuzdan çeviremez. Çünkü hayatın anlamını bilen insan her hareketinde hikmet barındırır. Ama bunu anlayan anlar, anlamayan uydurur. Einstein “Beni birkaç kişi anladı, onlar da yanlış anladı.” der. Yanlış anlamak insanın doğasında vardır. Onu sormak gereklidir. Poetikalar bunun için yazılır. Necip Fazıl, poetikasında “Şiir, Allah’ı aramaktır.” der. Ancak Çile şiirine baktığınızda fikir çilesini görürsünüz. Necip Fazıl gibi fikir çilesi çekmek, düşünmek, sorgulamak herkesin harcı değildir. Her yazar anlaşılmadığından yakınır. Anlaşıldığını düşünenler de çok satanlar listesinde yerini almıştır. Elif Şafak, Aşk romanını yazarken anlaşılmayı hedefliyordu. Nitekim yabancı kaynaklardan yararlandığına bakılırsa, Mevlana’yı tam olarak anlatmak amacı değil, popüler olmak amacıydı. Yazarlık bu değildir. Yazar çok satma amacı gütmemeli. Tabi, her yazar okunmak için yazar ama çok satmak için yazmaz. Gerçek yazar, ortaya yeni bir felsefe atandır.</p>
<p>Yazarlar, tuhaf insanlardır. Franz Kafka da bunlardan biridir.  Max Brody, ondan kitaplarını yakmasını istediği halde yakmamış, yayımlamıştır. İyi ki, yakmamış. Fikir ve edebiyat dünyasını etkilemiştir. Nietzche de nihilizmin öncüsü halde hayatının son demlerini akıl hastanesinde geçirmiş. Ahmet Haşim de estet olduğu halde yüzünün çirkinliğinden nefret ediyordu. Yahya Kemal, Nazım Hikmet’in annesine aşık olduğu halde, Nazım Hikmet hocam olarak geldiğin bu eve babam olarak gelemezsin dediği, için aşkından vazgeçmişti. Tanpınar ise Bursa’da Zaman şiirinde İslam medeniyetinin en güzel şiirlerinden birini yazdığı halde caminin kapısında bekleyip, ona soranlara içeri giremiyorum diye cevap vermiştir. Beyaz hanım meselesini de duymayan yoktur.</p>
<p>Yani, sanat insanı farklıdır. Diğer insanların göremedikleri şeyleri görürler. Yetenek dediğimiz olay budur. Yoksa sekreterde yazar. Yazar yeni şeyler ortaya katar. Hayal gücü dediğimiz –edebiyatçıların  ifadesiyle- şizofren yazar için en önemli kaynaktır. Hayal gücü, betimleme, dili kullanma gücü, karakter ortaya becerisi yazarın yeteneğini oluşturur. Nazım Hikmet yetenek için %1 yetenek gerisi çalışmaktır, der. Ben öyle düşünmüyorum. Yazarlık yetenek isteyen bir iştir. Kurslar sadece seni yazmaya atölye çalışması yapmaya yani yeteneğini ortaya çıkarmaya yarar. Esas olan yetenektir. Bu insana farklılık özelliği kazandırır.</p>
<p>Mesela, pencereye bir kuş konsa diğer insanlar sadece kuş olarak bakar. Edebiyatçı ona selam verdi, der. Kar yağsa, Tanrı beni duydu, der. Her kar tanesini bir melek düşürürmüş çünkü. Bir damla su birikintisine düşse suyun sesini dinler. Deniz karşısında otursa denizle konuşur.</p>
<p>Edebiyat insanı farklıdır. Farklı gözlere sahiptir. Farklı kulaklara sahiptir. Tat alma duyusu bile farklıdır. Bunu herkes göremez. Çoğunlukla anormal kabul edilirler. Sanatçılar zaten anormaldir. Anormal olmasalardı sanat eseri meydana getiremezlerdi. Onların ayrı dünyaları vardır. Kimse bilemez. Sadece küçük bir değinisi eserlere yansır. Oysa edebiyat kurgudur. Kimse kendini .olduğu gibi yazmaz. O zaman edebiyat değil otobiyografi olur.</p>
<p>Yazarlık herkesin harcı değildir Sanata önem vermeyen insan da, sadece para kazanmaya endeksli hayat felsefesi olmadan boş bir sürer. Fikir etmekten uzaktır. Farkı düşünemez her önüne gelen fikri sorgulamadan alır, hayatınız boş bir çerçevede yaşar durur.</p>
<p>Sanatçı ise genelde öldükten sonra anlaşılır. Çünkü diğer insanlar onu farklı değerlendirir. Aynı zamanda yazarlar yalnızdır da. En büyük dostu edebiyattır. Birçok edebiyatçı –Selim İleri, Szai Karakoç vb.- evlenmemiştir. Çünkü anlayacak kimseyi bulamamışlardır Yalnızlık edebiyatçının kaderidir. Evlense bile yalnızdır. Çünkü edebiyat anlaşılmaz, anlaşılmak için yazılmaz. Bana göre bir kitabın başarısı, ne kadar çok farklı yorum varsa o kadar başarılıdır. Ben  de öyle yazmaya çalışıyorum. Bir eser ortaya atarsın, herkes kendi bilinç altı değerleri, tecrübesi, bakış gözlüğüne göre bir şeyler anlar. Ama yanlış, ama doğru  Edebiyat anlatmaktır, anlaşılmak değil. Yoksa konuşarak da insan bir şeyler anlatabilir. Konferans neden sanat eseri değil?  Açıklama yapmak için var.</p>
<p>Edebiyatta ise okur sayısınca yorum var.  Fikrini beğenen olur, beğenmeyen olur. Önemli olan okumak. Çünkü her kitaptan insan bir şeyler alır. Beğenmek şart değildir. Hiçbir yazar beğenilmek için yazmaz. Gerçek yazarlar için söylüyorum. Beğenilme kaygısıyla yazıyorsa ticari yazardır.</p>
<p>Edebiyat herkesin harcı değildir. Farklı olmak sanatçıların kaderinde var.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-1/">Edebiyat Nedir-1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14841</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Senfonisi / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-senfonisi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-senfonisi-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 06 Jun 2018 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Talha Bayana]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14754</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kelimelerim bembeyaz bir güvercin gibi Uçar uçar da hep seni bulur Ve sende tutsak olur. Kalbim bir kar gibi Hep sende erir. Zihnim bir zindana düşmüş gibi Hep sende hür olur. Gözlerim bir bulut gibi Hep sende yağmur olur. Gözbebeğim bir kor gibi Hep sende nar olur. Benliğim varlığında bir Yokluğunda ise kir olur. Büsbütün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-senfonisi-siir/">Sen Senfonisi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kelimelerim bembeyaz bir güvercin gibi<br />
Uçar uçar da hep seni bulur<br />
Ve sende tutsak olur.</p>
<p>Kalbim bir kar gibi<br />
Hep sende erir.</p>
<p>Zihnim bir zindana düşmüş gibi<br />
Hep sende hür olur.</p>
<p>Gözlerim bir bulut gibi<br />
Hep sende yağmur olur.</p>
<p>Gözbebeğim bir kor gibi<br />
Hep sende nar olur.</p>
<p>Benliğim varlığında bir<br />
Yokluğunda ise kir olur.</p>
<p>Büsbütün subutum ve zatım<br />
Hep sende var olur.</p>
<p>Sen benim tek arzumsun&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-senfonisi-siir/">Sen Senfonisi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-senfonisi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14754</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Değil İki Kavak / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-degil-iki-kavak-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-degil-iki-kavak-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Jun 2018 05:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14837</guid>
				<description><![CDATA[<p>aynı yıl toprağa bağlandılar bir değil iki kavak su kenarında çocukluğum geçti üstümden çoğu şey kayboldu söylediler mutlu olamayacağını bilerek yaşamayı bir dal kırıldı ağladı bir kuş kondu dinledi kardeşim kadar yakındı aynı yıl toprağa bağlandılar bir değil iki kavak su kenarında bir baltaya sap olamayan insanlarca baltalandılar!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-degil-iki-kavak-siir/">Bir Değil İki Kavak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>aynı yıl toprağa bağlandılar</p>
<p>bir değil iki kavak</p>
<p>su kenarında</p>
<p>çocukluğum geçti üstümden</p>
<p>çoğu şey kayboldu</p>
<p>söylediler mutlu olamayacağını</p>
<p>bilerek yaşamayı</p>
<p>bir dal kırıldı ağladı</p>
<p>bir kuş kondu dinledi</p>
<p>kardeşim kadar yakındı</p>
<p>aynı yıl toprağa bağlandılar</p>
<p>bir değil iki kavak</p>
<p>su kenarında</p>
<p>bir baltaya sap olamayan</p>
<p>insanlarca</p>
<p>baltalandılar!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-degil-iki-kavak-siir/">Bir Değil İki Kavak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-degil-iki-kavak-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14837</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hasan Ayık’ın “Ahlak Sorunumuz” Adlı Yeni Kitabı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hasan-ayikin-ahlak-sorunumuz-adli-yeni-kitabi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hasan-ayikin-ahlak-sorunumuz-adli-yeni-kitabi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Jun 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14830</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hasan Ayık’ın beşinci kitabı, Ahlak Sorunumuz adıyla Önce Kitap Yayınları arasında çıktı. “Yalnız akıllı ve özgür irade sahibi insanın, dışarıdan hiçbir baskı olmadan kendi iç dünyasında kurabileceği ahlak, insan davranışlarına değer katması nedeniyle onun kalitesini göstermektedir.” cümlesiyle “giriş” yazısı açılan Ahlak Sorunumuz, insanın evrensel değerine yöneltiyor dikkatimizi yeniden.  Evrensel bir değere yeniden dönmek, insanın evrensel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasan-ayikin-ahlak-sorunumuz-adli-yeni-kitabi-cikti/">Hasan Ayık’ın “Ahlak Sorunumuz” Adlı Yeni Kitabı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hasan Ayık’ın beşinci kitabı, <em>Ahlak Sorunumuz</em> adıyla Önce Kitap Yayınları arasında çıktı. “Yalnız akıllı ve özgür irade sahibi insanın, dışarıdan hiçbir baskı olmadan kendi iç dünyasında kurabileceği ahlak, insan davranışlarına değer katması nedeniyle onun kalitesini göstermektedir.” cümlesiyle “giriş” yazısı açılan <em>Ahlak Sorunumuz</em>, insanın evrensel değerine yöneltiyor dikkatimizi yeniden.  Evrensel bir değere yeniden dönmek, insanın evrensel sorunuyla da yüzleşmek bir bakıma: Sorun,  <em>Ahlak Sorunumuz</em>… Bunca dinin, filozofun, ilahiyatçının, kuramın gündemindeyken ahlak, insanın ahlak sorunuyla süregelen boğuşması şaşırtıcı olsa gerek.</p>
<p>İlahiyatçı akademiysen Hasan Ayık’ın yeni kitabı, ne ayrıntılara boğulmuş kuramsal bir kitap ne de özetlenecek bir ders kitabı. <em>Ahlak Sorunumuz</em> için zengin bilgi birikiminin, modern dünyanın karmaşasında sorunlarla yüzleşen ve ahlakî değer yitimine uğrayan her bir insanın mütevazı bir el kitabı dense yeridir. Birbirinden ayrı yazılardan oluşan kitap, bütünüyle okunduğunda içselleştirilmiş ilahiyat bilgisinin, tarihselden güncele aktarılış biçimindeki kurgu düzeni ile tekmil bir kitap bütünlüğüyle de duruyor okur karşında.</p>
<p>Kitabında, “Ahlak Nedir?” yazısıyla konuya kavramsal çerçevede bir derinlik kazandıran Hasan Ayık, “İslam Dünyası ve Ahlakî Tavır” yazısı ve “Osmanlı’dan Bize kalan Miras” yazısıyla sorunun geçmişteki boyutu irdelerken “ Modern Dünyanın Ahlak Krizi” başlığında çağdaş insanın ahlakî alandaki değer yitimiyle yüz yüze getiriyor okurunu.  “Kabul etmek gerekir ki, insanlar din ve kutsal adına ortaya konulan içi boş samimiyet gösterilerinden ve ikiyüzlü tavırlardan çok çekmiştir. Denilebilir ki, din ve kutsal adına iş yaptığını söyleyenlerin ikiyüzlü ve riyakâr tavırları, dini değerleri bitirmiş, bu değerlerin temelinde bulunan kutsalı öldürmüştür.”  eleştirisinin ardından <em>Ahlak Sorunumuz</em> kitabının başat gündeminin “Evrensel İslam Ahlakı Nedir” ve  “Allah’ın Ahlakı ile Ahlaklanmak Nasıl Olmaktadır” soruları, yeni baştan kendini ve toplumsal yaşamı sorgulamalara yöneltiyor her bir okuru. Yazarının deyişiyle “ahlaki değerlerin meşrebi ve mezhebi yok” ise hiç birimiz geri duramayız bu ahlakî sorgulama çabasından.</p>
<p><em>Ahlak Sorunumuz</em>, her seviyenden okurun okuyabileceği ve okuması gereken bir kitap. Kitabın, teferruata boğulmamış anlaşılır dili, onun okunabilirliğini gösteriyor. Türlü nedenlerle erdemsizliğe yenik düşse de insanlar, onların “temiz fıtratları, samimi gülücükleri, parlayan gözleri ile hayata ışık saçan çocuklarını erdemsiz bir hayatın içine atmak istemez” oluşları gerekli kılıyor kitabı okumayı. Belleklerimizde özlemle yer etmiş erdemli toplum, yolu güzel ahlaktan geçen bir dünyadır, diyenlerin kitabıdır elimizdeki.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/AHLAK-SORUNUMUZ-3-1.jpg"><img class="wp-image-14833 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/AHLAK-SORUNUMUZ-3-1.jpg?resize=397%2C325" alt="" width="397" height="325" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/AHLAK-SORUNUMUZ-3-1.jpg?w=2200&amp;ssl=1 2200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/AHLAK-SORUNUMUZ-3-1.jpg?resize=300%2C245&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/AHLAK-SORUNUMUZ-3-1.jpg?resize=1024%2C838&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/AHLAK-SORUNUMUZ-3-1.jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/AHLAK-SORUNUMUZ-3-1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/AHLAK-SORUNUMUZ-3-1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 397px) 100vw, 397px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>İletişim araçlarının dünyayı küresel bir köy haline getirmesi nedeniyle ahlak sorunu küresel bir sorun haline gelmiş, manevi buhranlar hızla yayılmış, müspet ahlakî değerler sarsılmıştır. Günümüzde adalet, merhamet, vefa, doğruluk, samimiyet, diğergamlık, hasbilik gibi ahlakî değerlerin erozyona uğraması sonucu ortaya çıkan manevi buhranlar, sadece bir ile ya da bir topluma özgü değildir. Bunlar, dünyanın hemen hemen her yerinde benzer şekilde ortaya çıkan sorunlardır. Bu nedenle diyebiliriz ki, bir Avrupa ülkesinde ortaya çıkan ahlak sorunu ile Türkiye ya da dünyanın başka bir ülkesindeki ahlakî sorunlar arasında fazla bir fark yoktur.</p>
<p>Bir bilginin dediği gibi “Kötülükler mikrop gibidir, girdikleri bünyede hızla yayılırlar.” Buna karşılık iyilikler, kendiliğinden yayılmazlar. İyiliklerin yayılabilmesi için ayrı ve üstün bir çaba gerekmektedir. Modern dünyanın güçlüleri ise şiddet, saldırganlık, zulüm, kin ve nefret acımasızlık, sahtekarlık, hile ve ikiyüzlülük, egoizm gibi kötülüklerin yayılmasına büyük bir destek vermekte ve bunların bütün dünyayı sarması için çabalamaktadırlar.</p>
<p>Çağımızda insanların çoğunluğu, karakterlerini oluşturacak rol modellerini iletişim araçlarının sunduğu kişilerden seçmektedirler. İletişim araçlarının oluşturduğu rol modeller ise sorumsuz, tembel, saldırgan, hayatı bedavadan yaşayan, şiddet yanlısı, eğitimsiz, cahil, nezaketsiz, katil, hırsız, yalancı, hilekar modellerdir.</p>
<p>Bu sorunun çözümü adalet, merhamet, samimiyet, vefa, alçak gönüllülük, doğruluk ve güvenilirlik gibi erdemlerin insanlığın gündemine girmesi ve iç dünyalarına yerleşmesine bağlıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasan-ayikin-ahlak-sorunumuz-adli-yeni-kitabi-cikti/">Hasan Ayık’ın “Ahlak Sorunumuz” Adlı Yeni Kitabı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hasan-ayikin-ahlak-sorunumuz-adli-yeni-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14830</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öyle Bir Şey Ki Bu!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/oyle-bir-sey-ki-bu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/oyle-bir-sey-ki-bu/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Jun 2018 05:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Yay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14759</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öyle bir şey ki bu, Dipsiz kuyu misali çekiyor içine. Neden dik duramıyorum? Neden tavrım yok insanlara karşı? Neden gaddar olamıyorum? Daha ne kadar ezilebilirim acaba? Ne kadar süzülebilir duygularım ve hislerim? Masum ve temiz yaşamaya çalışırken Ve idealizmimle uğraşırken Nasıl da yem oldum kurtlara ve balinalara! Hala ısrarlı tavırlar ama yine mi sindirildim ben? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oyle-bir-sey-ki-bu/">Öyle Bir Şey Ki Bu!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öyle bir şey ki bu,</p>
<p>Dipsiz kuyu misali çekiyor içine.</p>
<p>Neden dik duramıyorum?</p>
<p>Neden tavrım yok insanlara karşı?</p>
<p>Neden gaddar olamıyorum?</p>
<p>Daha ne kadar ezilebilirim acaba?</p>
<p style="text-align: center;">Ne kadar süzülebilir duygularım ve hislerim?</p>
<p style="text-align: center;">Masum ve temiz yaşamaya çalışırken</p>
<p style="text-align: center;">Ve idealizmimle uğraşırken</p>
<p style="text-align: center;">Nasıl da yem oldum kurtlara ve balinalara!</p>
<p style="text-align: center;">Hala ısrarlı tavırlar ama yine mi sindirildim ben?</p>
<p>Farkına varmadan.</p>
<p>Nasıl oluyor?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;">O an farkına varmıyorum</p>
<p style="text-align: right;">Ama sindiriliyorum.</p>
<p style="text-align: right;">Hissettim fırtınalara rağmen.</p>
<p>Koşmak, koşmak ve sendelemeden koşmak.</p>
<p>Çabalarcasına ve durmamacasına&#8230;</p>
<p>Delireceğim nasıl tavır edinirim?</p>
<p>Nasıl değerli hissederim tekrar?</p>
<p>Ne zaman oldu bu bana?</p>
<p style="text-align: center;">Hatırlıyorum 25 Eylül 2012.</p>
<p style="text-align: center;">Silemiyorum izlerini.</p>
<p style="text-align: center;">Tüm hayatımı etkilemiş adeta.</p>
<p style="text-align: center;">Bam teline dokunulmuş</p>
<p style="text-align: center;">Bir sazın hissettiği neyse;</p>
<p style="text-align: center;">Benim de hissettiğim duygular en derin en güçlü duygularıma dokunulması.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/a.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14760" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/a.jpg?resize=333%2C240" alt="" width="333" height="240" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/a.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/a.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oyle-bir-sey-ki-bu/">Öyle Bir Şey Ki Bu!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/oyle-bir-sey-ki-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14759</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uykudandüş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uykudandus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uykudandus/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Jun 2018 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14756</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hiç anlam veremediğim durumlar var. Yaşıyorum yani. Hiç anlam veremediğim insanlar. Hiç anlam veremediğim duygular. Hisler böyle. Yani ne konuşabiliyorum böyle ne de susmak iyi hissettiriyor. Ne gidebiliyorum mesela ne de kaldığımda dinginim. Anlayamıyorum. Katlanamıyorum. Sanki sürekli derine ittiğim pimi çekilmiş bomba. Zihnim susmuyor. En çok bu deli ediyor. Benim yanımda ol. Karşımda değil. Tartışma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uykudandus/">Uykudandüş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç anlam veremediğim durumlar var. Yaşıyorum yani. Hiç anlam veremediğim insanlar. Hiç anlam veremediğim duygular. Hisler böyle.</p>
<p>Yani ne konuşabiliyorum böyle ne de susmak iyi hissettiriyor. Ne gidebiliyorum mesela ne de kaldığımda dinginim. Anlayamıyorum.</p>
<p>Katlanamıyorum.</p>
<p>Sanki sürekli derine ittiğim pimi çekilmiş bomba.</p>
<p>Zihnim susmuyor. En çok bu deli ediyor. Benim yanımda ol. Karşımda değil. Tartışma benimle. Kavga etme.</p>
<p>Kafamın içinde sürekli aynı ses. Tek bir cümle.</p>
<p>İstediğin bu mu?</p>
<p>Hayır değil. Ama ne yapabilirim?</p>
<p>İçim rahat.</p>
<p>Kalman için elimden gelen her şeyi yaptım. Yine de gitmekten vazgeçmedin. Bende bıraktım o yüzden.</p>
<p>Kendimi sana adanmış bir ömürle oradan oraya atıyorum. Artık hiçbir şeyin seni geri getirmeyeceğinin farkındayım. Bu günler geride kalsın istiyorum.</p>
<p>Yeni bir başlangıca hazırım. Göğüs kafesimdeki seni elime aldım. Sonra onu bir kutuya koydum. Bir daha açılmayacak o kutu. Rahat bir uyku istiyorum. Dinlendiren bir uyku. Bu mümkün mü? Dinlendiren uykular var mı? Aklıma kuş uykusu geliyor yine. Seni düşündükçe zihnime batan bir gerçeklik var. Uyumama engel oluyor.</p>
<p>Olağan durumları duvarlarla örüyorlar. Yapamıyorum. Nefes alamıyorum. Elimde kalan tek şey alışkanlıklarım. Elmalı çaylar. Aynı şiirin aynı mısrasını tekrar tekrar okudum.</p>
<p>Şair yanılıyor.</p>
<p>“ bütün acılar zamanla geçmez. “</p>
<p>Yinede benim için çektiği tüm acılara minnettarım.</p>
<p>“ Keşke kaçabilsem. Bildiğim, bana ait olan, sevdiğim şeylerden kaçabilsem. Keşke gidebilsem burası olmayan herhangi bir yere. Bu yüzleri, bu alışkanlıkları, bu günleri görmek istemiyorum artık. Başka biri olmalı, hücrelerime sinmiş bu rol yapma saplantısının yorgunluğunu atmalıyım. Uyku huzurla değil, hayatla çöksün üstüme. Deniz kenarında bir kulübe, hatta dağların sarp eteklerinde bir mağara yeter bana. Ne yazık ki istemekle olmuyor. “</p>
<p>( Pessoa / huzursuzluğun kitabı )</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uykudandus/">Uykudandüş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uykudandus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14756</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 4 &#8211; Mavi Sümbül &#038; Pembe Lale</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 May 2018 06:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Comfortably Numb]]></category>
		<category><![CDATA[Edvard Munch]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[The Wall]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14623</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ Hiç kimse benim gibi değildi ve ben de hiç kimse gibi değildim. Ben tek başınaydım onlarsa herkes” Dostoyevski  Yürüyordun, hatırlıyor musun? Bir gece vaktiydi, vakit 00.00 olmadan hemen önceydi. Yeni bir güne dönmeden gece daha, daha sıfırlamadan gelip geçeni &#8211; artık neyi sıfırlıyorsa &#8211; bitirmeden uykunun gölgesinde görülen rüyaları, zaman herkes için hızla akıyorken [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 4 &#8211; Mavi Sümbül &#038; Pembe Lale</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“ </strong><strong>Hiç kimse benim gibi değildi ve ben de hiç kimse gibi değildim. Ben tek başınaydım onlarsa herkes” Dostoyevski </strong></p>
<p>Yürüyordun, hatırlıyor musun? Bir gece vaktiydi, vakit 00.00 olmadan hemen önceydi. Yeni bir güne dönmeden gece daha, daha sıfırlamadan gelip geçeni &#8211; artık neyi sıfırlıyorsa &#8211; bitirmeden uykunun gölgesinde görülen rüyaları, zaman herkes için hızla akıyorken karanlığın koynunda, sen, hızlı adımlarla yürüyordun bilmediğin yollarda… Korkun, yüreğinin bir köşesinde sinmiş bekliyordu ağzından çıkmayı ve delicesine geceye haykırmayı… Oysa sen, korkuna yenik düşmeden, usulca ağlıyordun neye ağladığını bile bilmeden… Değil haykırmak, tek kelime bile geçmiyordu kafandan, geçmiyordu zaman, geçmiyordu damarlarının içinde akan kan, sinende yanan kor alevleniyordu durmadan…</p>
<p><figure id="attachment_14790" aria-describedby="caption-attachment-14790" style="width: 513px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg"><img class=" wp-image-14790" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg?resize=513%2C289" alt="" width="513" height="289" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg?w=852&amp;ssl=1 852w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 513px) 100vw, 513px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14790" class="wp-caption-text">Gece Yarısı Sokakta Yürüyen</figcaption></figure></p>
<p>Soğuktan morarmış parmaklarına bakmadan, çisileyen yağmura aldırmadan, adımlarını hızlandırıyordun an be an&#8230; Kızgın kumların üzerinde yürüyordun sanki&#8230;Telefon ettiğinde “hemen gel” demişti sana karşındaki… Kimdi? Neyin nesiydi? Daha kaç günlük bir tanışıklıktı sizinkisi, hakkında ne düşünürdü bilmiyordun. Bilme lüksün yoktu, sabaha kadar kalacak bir yere ihtiyacın vardı, o kadardı, yapacak başka bir şey yoktu, gece bir türlü bitmek bilmiyordu…</p>
<p>Otobüse bindin, şoförün bakışlarını umursamadan en arka koltuğa gidip oturdun, yaşlı bir adam ve sen… Kimse yoktu koskoca otobüste… Evsizdi yaşlı adam büyük bir ihtimalle. Son seferden önce sıcak bir yatak bulmanın keyfiyle, horluyordu. Beton zemindeki yatağıyla buluşmadan önce, beyaz sakallarının arasında kaybolmuş dudaklarıyla, gülümsüyordu. Otobüs gecenin ıssızlığında hızla ilerliyordu. Son seferini yapan şoförün, bu münasebetsiz yolcuları bir an evvel yerlerine ulaştırmayı istemek dışında bir niyeti yoktu. Uzun günün ardından evine varacak, yumuşak yastığına başını gömecek ve derin bir uykuya dalacaktı. Neyse ki senin yolun yakındı. Bir kaç durak kalmıştı inmene, otobüs durağında karşılayacaktı bekleyen seni&#8230; Bekleyen o muydu gerçekten, yoksa bilinmezliğe seni götüren kaderin miydi? Birazcık ısınmıştı ellerin, hızla savrulan otobüsün içinde ne kadar da biçareydin. Durağa yaklaşınca ayağa kalktın ve düğmeye bastın. Oracıkta indin, kimse yoktu otobüs durağında. Şaşırdın ilkin&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14794" aria-describedby="caption-attachment-14794" style="width: 543px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg"><img class=" wp-image-14794" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=543%2C362" alt="" width="543" height="362" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=960%2C640&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 543px) 100vw, 543px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14794" class="wp-caption-text">Gecenin İçinde Hızla Savrulan Otobüs</figcaption></figure></p>
<p>Gecenin bir yarısında, bilmediğin bir semtte doğru düzgün tanımadığın biri seni ekmişti. Oysa telefonda ne kadar da müşfik geliyordu sesi. Nasıl da heyecanlanmıştı sesini duyunca, hiç tereddüt etmeden buyur etmişti kendi evine, güven vermişti sana sesi… Oysa şimdi, kalakalmıştın işte bir başına, otobüs durağında. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladın, öfke, kızgınlık ve çaresizlikle birlikte baş başa kalmıştın. Duraktaki banka oturdun. Sabaha kadar burada otururum dedin içinden. Üstü kapalıydı en azından, yağmur yağsa gece, ıslanmazdın hiç değilse. Sonra  durağın adına bakmak geldi aklına birden. Yanlış bir durakta mı inmiştin acaba? Sevindin, tabi ya yanlış durakta inmiştin. Bir durak daha vardı, silip gözyaşlarını hızlı adımlarla yürüdün bomboş caddede boylu boyunca. Ya beklemezse beni diye korkuya kapıldın. Koşar adım yürüyordun artık. Peşinden gelen gölgeyi fark etmemiştin daha. Sen hızlanınca gölge de hızlandı ve arkadan koşmaya başladı. Bütün cesaretini toplayıp döndün arkana bir hışımla&#8230; Bir de ne göresin, ufacık bir yavru köpekti  peşinden gelen senin…</p>
<p>Durdun caddenin ortasında ayaklarının dibinde seni kokluyordu, fır dönüyordu etrafında. O da senin gibi yapayalnız kalmıştı bu koskoca dünyada. Eğilip kucağına aldın onu, sıcaklığını sevdi, yaladı senin boynunu. Birlikte yürümeye başladınız. Sanki geceden seni koruyacak bir melek göndermişti tanrı. Korkularından arındıracaktı seni ve sevilecektin yeniden, bu bir işaretti güzele yönelen&#8230;</p>
<p>Az kalmıştı otobüs durağına, bir karaltı mı vardı orada?</p>
<p>Seni bekliyordu. Üşümüştü, telaşlıydı. O halinle görünce seni bir oh çekti ve elini uzattı hemen sana… İçin ısındı bir anda ona… Hızlıca anlattın olan biteni, neden geciktiğini&#8230; O, sen ve minik köpek yavrusu yürüyordunuz gecenin içinde, yeni bir yola doğru… Gülümseyen su yeşili gözleriyle, uzun kıvırcık saçlarını başıyla geri atıp elini omzuna koyduğunda “ hallederiz&#8221; dedi sana…</p>
<p>Bodrum kattaki kiralık dairede kimseler yoktu. Finaller yüzünden yurtta kalıyordu arkadaşları. Gelip gitmek zor oluyordu okuldan eve, tesadüf uğramıştı o da bugün zaten kendi evine…</p>
<p><figure id="attachment_14804" aria-describedby="caption-attachment-14804" style="width: 484px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg"><img class=" wp-image-14804" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg?resize=484%2C595" alt="" width="484" height="595" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg?resize=244%2C300&amp;ssl=1 244w" sizes="(max-width: 484px) 100vw, 484px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14804" class="wp-caption-text">Edvard Munch’un Çığlık Tablosu</figcaption></figure></p>
<p>“ Aç mısın” dedi sana. Açtın ama farkında değildin neye aç olduğunun, midendeki yangın açlıktan mı öfkeden mi bilemeyecek haldeydin. “ Bir şeyler yerim “dedin.</p>
<p>Bir şeyler yediniz, mutfakta yumurta pişirdiniz ve sıcak çayın etkisiyle rahatlayınca “ hadi anlat bakalım” dedi sana…</p>
<p>Nerden başlayacağını bilemedin. Gözlerin duvardaki resme takılı kaldı. Sanki seni anlatıyordu. Bütün yaşadıklarının özetiydi adeta ve senin için resmedilmişti öyle geldi o zaman sana&#8230; Söyleyecek ne kadar da çok sözün vardı aslında. Çocukluğundan beri tüm yaşadıkların dudaklarından değil, gözlerinden dökülmeye başlamıştı. Hiç tanımadığın bir evde, tanımadığın birinin omzunda katıla katıla ağlıyordun. Ağzından tek bir kelime bile çıkmadan, gözyaşlarınla konuşuyordun. Gece çok uzun olacağa benziyordu. Bir şarap açtı, bir kaset koydu teybe, bardaklara boşalan lal gibiydi dudakların… İlk kez duyduğun müziğin tınısında kendini buldun…</p>
<p>” Is there anybody out there… “ dışarda birileri var mı?&#8221; diye hıçkıran sendin, duvardaki Edvard Munch’un Çığlık tablosundaki sen… Elektro gitarın ağıtları senin içindi. Sen çınlıyordun kulaklarda. İlk kez sesini duymuştu birileri ve sana bakıyordu tüm içtenliğiyle, insanca&#8230; Yumdun gözlerini, müziğe bıraktın kendini… Gözlerinin önünde alabildiğince uçsuz bucaksız mavi bir sümbül tarlası uzanıyordu. Küçük bir kız çocuğu koşturuyordu içinde, birden pembe elbisesiyle sen oluyordun o kız çocuğu… Pembe bir lale olarak kalıyordun mavi sümbüllerin içinde…</p>
<p style="text-align: center;">İşte bütün olan biteni açıklıyordu bu…</p>
<p><figure id="attachment_14635" aria-describedby="caption-attachment-14635" style="width: 332px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg"><img class="wp-image-14635 " src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg?resize=332%2C221" alt="" width="332" height="221" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg?w=275&amp;ssl=1 275w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14635" class="wp-caption-text">Mavi Sümbüller İçindeki Pembe Lale</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/vPTb-5ofBX8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 4 &#8211; Mavi Sümbül &#038; Pembe Lale</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyaz Zambak / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyaz-zambak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyaz-zambak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 May 2018 05:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14626</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kime sorsam bilir beni, Uzun uzun anlatır hikâyemi, Asaletimi, letafetimi, Gençliğimi, zarafetimi. &#160; Herkes sever de kokumu, Pek de bilemez huyumu. “Çağın hastalığı” derler, Beyaz zambağın yokluğu. &#160; Benim şarkımı benden dinleyin, Beyaz zambağa kulak verin. Rüzgârın sevdası gönlüme değince Gözümü gözünden sakındığıma inleyin. &#160; Bıyığı terleyen delikanlının Mahcup bakışıdır beyaz zambak. Bembeyaz gelinlik içindeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-zambak/">Beyaz Zambak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_14627" aria-describedby="caption-attachment-14627" style="width: 240px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/1000568_min.jpg"><img class="size-full wp-image-14627" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/1000568_min.jpg?resize=240%2C240" alt="" width="240" height="240" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/1000568_min.jpg?w=240&amp;ssl=1 240w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/1000568_min.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 240px) 100vw, 240px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14627" class="wp-caption-text">Beyaz Zambak</figcaption></figure></p>
<p>Kime sorsam bilir beni,</p>
<p>Uzun uzun anlatır hikâyemi,</p>
<p>Asaletimi, letafetimi,</p>
<p>Gençliğimi, zarafetimi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Herkes sever de kokumu,</p>
<p>Pek de bilemez huyumu.</p>
<p>“Çağın hastalığı” derler,</p>
<p>Beyaz zambağın yokluğu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benim şarkımı benden dinleyin,</p>
<p>Beyaz zambağa kulak verin.</p>
<p>Rüzgârın sevdası gönlüme değince</p>
<p>Gözümü gözünden sakındığıma inleyin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bıyığı terleyen delikanlının</p>
<p>Mahcup bakışıdır beyaz zambak.</p>
<p>Bembeyaz gelinlik içindeki kızın</p>
<p>Kırmızı kuşağıdır beyaz zambak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Züleyha tanıyamadı bir türlü beni,</p>
<p>Ne kadar anlatsam, anlayamadı hislerimi.</p>
<p>Zindanlarda çürüse de bedeni,</p>
<p>Yırtılan gömlektir beyaz zambak.</p>
<p>Sevdanın bir itibârı var,</p>
<p>Usûlü var, erkânı var,</p>
<p>Her yürek taşıyamaz,</p>
<p>Beyaz zambağın vicdânı var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Takvimden yaprak düşer,</p>
<p>Gün biter, ay döner,</p>
<p>Değil yıl, asırlar geçer,</p>
<p>Beyaz zambak hep yerindedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her şeyin bir zamanı var.</p>
<p>Her çiçek bir gün solar.</p>
<p>Mevsimler değişse de</p>
<p>Beyaz zambak hep açar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-zambak/">Beyaz Zambak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyaz-zambak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14626</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Selam Sana Ey Özgürlük!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/selam-sana-ey-ozgurluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/selam-sana-ey-ozgurluk/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 May 2018 04:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14586</guid>
				<description><![CDATA[<p>Selam sana ey özgürlük! Salıncakta sallandığında. Belki sen beni sevmedin. Ama ben seni hep sevdim. Hem de tanıdığım günden beri. Sen farklıydın. Benim için özeldin. Ama bilmezdim başkasına sözün olduğunu. Hala seviyorum. Ama artık bırakmak zorundayım. Başkasını seviyorsun. Hatam sadece seni sevmek. Aşkın ne olduğunu seninle anladım. Son aşkımsın. Başkasını sevemem. S…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selam-sana-ey-ozgurluk/">Selam Sana Ey Özgürlük!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Selam sana ey özgürlük!</p>
<p>Salıncakta sallandığında.</p>
<p>Belki sen beni sevmedin.</p>
<p>Ama ben seni hep sevdim.</p>
<p>Hem de tanıdığım günden beri.</p>
<p>Sen farklıydın.</p>
<p>Benim için özeldin.</p>
<p>Ama bilmezdim başkasına sözün olduğunu.</p>
<p>Hala seviyorum.</p>
<p>Ama artık bırakmak zorundayım.</p>
<p>Başkasını seviyorsun.</p>
<p>Hatam sadece seni sevmek.</p>
<p>Aşkın ne olduğunu seninle anladım.</p>
<p>Son aşkımsın.</p>
<p>Başkasını sevemem.</p>
<p>S…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selam-sana-ey-ozgurluk/">Selam Sana Ey Özgürlük!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/selam-sana-ey-ozgurluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14586</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Eksik / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-eksik-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-eksik-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 27 May 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Talha Bayana]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14616</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çiçeklerin duruşu yeryüzüyle beraber İnsanların doğası içler acısı Karanlığın nuru fevkalade Bir sen eksiktin &#160; Işıkların hep bana doğru bakışı Parlaması yıldızın bir lahza Çağrılmam kurtuluşa alelacele Bir sen eksiktin &#160; Yekpare bir toprak bereketiyle birlikte Bir toprak, bir tohum, bir su, bir yaşam Felç olmuş bir devir Bir sen eksiktin &#160; Göğün bir gölgesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-eksik-siir/">Bir Eksik / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çiçeklerin duruşu yeryüzüyle beraber</p>
<p>İnsanların doğası içler acısı</p>
<p>Karanlığın nuru fevkalade</p>
<p>Bir sen eksiktin</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Işıkların hep bana doğru bakışı</p>
<p>Parlaması yıldızın bir lahza</p>
<p>Çağrılmam kurtuluşa alelacele</p>
<p>Bir sen eksiktin</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yekpare bir toprak bereketiyle birlikte</p>
<p>Bir toprak, bir tohum, bir su, bir yaşam</p>
<p>Felç olmuş bir devir</p>
<p>Bir sen eksiktin</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Göğün bir gölgesi ayağımın altında</p>
<p>Behçet&#8217;in bakışı gözümün önünde</p>
<p>Kalınlığı ağacın, akışı zamanın</p>
<p>Bir sen eksiktin</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumun hırsı, ihtirası ve şehveti</p>
<p>Zihnimin bir köşesi hep beli</p>
<p>Ruhumun süzülmesi canımdan bir zaman</p>
<p>Bir sen eksiktin</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaybolmuş cennet ve cehennem</p>
<p>Bir yalan kalmış bir de gece</p>
<p>Gecenin sükutu hep aklımda</p>
<p>Bir sen eksiktin</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir sen eksiktin, güneşin doğuşunda</p>
<p>Bir sen eksiktin, güvercinin uçuşunda</p>
<p>Bir sen eksiktin, mücevherin parıltısında</p>
<p>Bir sen eksiktin, evrenden bir sen&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-eksik-siir/">Bir Eksik / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-eksik-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14616</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Soma faciasından 17 Ağustos Depremine Çarpıcı Memleket Öyküleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/soma-faciasindan-17-agustos-depremine-carpici-memleket-oykuleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/soma-faciasindan-17-agustos-depremine-carpici-memleket-oykuleri/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 25 May 2018 07:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14710</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mehmet Ferah’ın yeni çıkan kitabı ‘Düş Vadisi, 301 işçinin göçük altında kalarak hayatını kaybettiği Soma faciasından akıl hastanesinde yatan ‘anormal’ kişiliklere, 1999 depreminden kırık dökük aşklara değin birbirinden etkileyici 15 öyküsüyle memlekete dair şaşırtıcı izler taşıyor. Mehmet Ferah’ın 30 yıldır evindeki bir sandıkta biriktirdiği öykülerinden oluşan ‘Düş Vadisi’ isimli kitabı Başka Yerler etiketiyle geçtiğimiz günlerde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soma-faciasindan-17-agustos-depremine-carpici-memleket-oykuleri/">Soma faciasından 17 Ağustos Depremine Çarpıcı Memleket Öyküleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Mehmet Ferah’ın yeni çıkan kitabı ‘Düş Vadisi, 301 işçinin göçük altında kalarak hayatını kaybettiği Soma faciasından akıl hastanesinde yatan ‘anormal’ kişiliklere, 1999 depreminden kırık dökük aşklara değin birbirinden etkileyici 15 öyküsüyle memlekete dair şaşırtıcı izler taşıyor.</em></strong></p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/dus-vadisi-ucboyut2.png"><img class="wp-image-14712 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/dus-vadisi-ucboyut2.png?resize=347%2C490" alt="" width="347" height="490" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/dus-vadisi-ucboyut2.png?w=1126&amp;ssl=1 1126w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/dus-vadisi-ucboyut2.png?resize=212%2C300&amp;ssl=1 212w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/dus-vadisi-ucboyut2.png?resize=725%2C1024&amp;ssl=1 725w" sizes="(max-width: 347px) 100vw, 347px" data-recalc-dims="1" /></a>Mehmet Ferah’ın 30 yıldır evindeki bir sandıkta biriktirdiği öykülerinden oluşan ‘Düş Vadisi’ isimli kitabı Başka Yerler etiketiyle geçtiğimiz günlerde okuyucusuyla buluştu.</p>
<p>Kitapta, maden işçilerinin zorlu yaşam koşullarından akıl hastalarının sorunlarına, 17 Ağustos’taki büyük Gölcük depreminden kavuşulamayan aşklara değin birbirinden çarpıcı 15 öykü bulunuyor.</p>
<p>Büyük bir ustalıkla işlediği öykülerinde yazar, okuyucuyu kâh gülümsetecek, kâh hüzünlendirecek büyülü bir dünyaya çağırıyor; düşlerden kurulu bir vadiden geçerken sadece sevginin sıcaklığını hissetmekle kalmayacak, ruhun ıstırabını da duyumsayacaksınız; hemen her öyküde hayatın anlamını sorgularken, ansızın çocukluk ve ilk gençlik yıllarınıza dönerek bir anda gülümsemeye başlayacaksınız.</p>
<p><strong>Maden işçilerinden depremzedelere&#8230;</strong></p>
<p>Kitabın şiirsel bir dille açılan ilk öyküsü “Düş”ün ardından, Soma’da hayatını kaybeden 301 maden işçisinin anısına ithaf edilen “Maden” öyküsüyle karşılaşmak, okuyucuda tam bir şok etkisi yaratıyor. Patlama sonrası göçük altında kalan bir işçinin kurtarılmayı beklediği o gerilimli ânı ustalıkla işleyen yazar, yerin yüzlerce metre altında korkulardan oluşmuş bir atmosfer yaratıyor.</p>
<p>17 Ağustos depreminde eşi ve bebeğini kaybeden bir genç adamın yürek burkan öyküsünün anlatıldığı “Deprem”de ise, adamın uzun yıllar sonra depremin yıldönümünde anlatıcı ile iç acıtan diyaloğu, hep o güne takılı kalması; yaşanılan acıların ekranlarda göründüğünden çok daha sarsıcı etkileri ele alınıyor; ve bütün anlatılanlardan sonra anlatıcının, adamın yitirip de kendisinin sahip olduklarını düşünerek utanmasıyla öykü kapanıyor.</p>
<p><strong>Yerelden evrensele uzanan köprü</strong></p>
<p>‘Düş Vadisi’nde yerelden hareketle kurup evrensel bir çizgiye taşıdığı öykülerinde Mehmet Ferah, korku edebiyatının ender örneklerinden birini verdiği “Topuk” öyküsünde, farelerle dolu bir evde yaşayan felçli, yaşlı bir adam ve yaşlı karısı ile ölümcül bir hastalığa yakalanmış oğullarını anlatırken bir yandan ‘Veba’ romanından küçük alıntılar yaparak Camus’ye selam çakarken, diğer yandan da okuyucuları dehşet içinde bırakıyor.</p>
<p>Sadece metinlerarası göndermelerle postmodern öykülere kapı aralamakla yetinmeyen Ferah, “Toprak” isimli bilimkurgu öyküsünde de şaşırtıcı bir biçimde insanlığa gelecekte karşılaşabileceği tehlikeleri hatırlatarak ‘öfke, hırs, nefret’ gibi kavramları sorgulatıyor.</p>
<p><strong>Kırık aşk öyküleri ve absürt kesitler</strong></p>
<p>Mehmet Ferah’ın yer yer klasik öyküleme tekniğini de kullanarak kaleme aldığı ‘Düş Vadisi’nde hep toplumcu öyküler bulunmuyor elbette; destansı bir aşkın anlatıldığı “Yakup’un Dağı”, platonik bir sevdanın izleriyle örülen “Peri Kızının Gözleri”, irade, cesaret, aşk, çaresizlik, yalnızlık gibi vadilerden geçilen “Zümrüdüanka’nın Gözyaşları”, akıl hastanesinde yatan delilerin eğlenceli hikâyeleri, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında hepimizin yaşadığı absürt kesitler kitaptaki öykülerden bazıları&#8230;</p>
<p>Okuyucuları hem ağlatacak hem güldürecek, hem ürkütecek hem umutlandıracak öyküleriyle Mehmet Ferah, yeni kitabı ‘Düş Vadisi’nde hepimizin kendisine sorduğu ve yanıtını hiçbir zaman bulamayacağı o soruyu da sordurtuyor:</p>
<p>“Sende olmayan şey kimsede de olmayınca fark edemiyorsun eksiğinin ne olduğunu.”</p>
<p><strong><em>Kitabın künyesi:</em></strong><em> Mehmet Ferah, Düş Vadisi, Başka Yerler Yayınları, Mayıs 2018, Öykü, 296 s.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soma-faciasindan-17-agustos-depremine-carpici-memleket-oykuleri/">Soma faciasından 17 Ağustos Depremine Çarpıcı Memleket Öyküleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/soma-faciasindan-17-agustos-depremine-carpici-memleket-oykuleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14710</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Eline Sağlık Anneciğim” Kitabının İstanbul Tanıtımı…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eline-saglik-annecigim-kitabinin-istanbul-tanitimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eline-saglik-annecigim-kitabinin-istanbul-tanitimi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 May 2018 16:34:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14702</guid>
				<description><![CDATA[<p>PET HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKAN YARDIMCISI ZEYNEP KÖKSAL YAYKIRAN’IN                 “ ELİNE SAĞLIK ANNECİĞİM” KİTABININ İSTANBUL TANITIMI BAŞARIYLA YAPILDI Zeynep Köksal Yaykıran’ın “ Eline Sağlık Anneciğim” Kitabı’nın  “Tanıtım Toplantısı ve İmza Günü” Ankara’dan sonra İstanbul’da da yapıldı. “ Özel Tanıtım Toplantısı ve İmza Günü”ne Yayın Danışmanı Faruk Şüyün, Proje Danışmanı Bengü Bilik ile Köksal Ailesi, KEV [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eline-saglik-annecigim-kitabinin-istanbul-tanitimi/">“Eline Sağlık Anneciğim” Kitabının İstanbul Tanıtımı…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>PET HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKAN YARDIMCISI ZEYNEP KÖKSAL YAYKIRAN’IN                 “ ELİNE SAĞLIK ANNECİĞİM” KİTABININ İSTANBUL TANITIMI BAŞARIYLA YAPILDI</strong></p>
<p><strong>Zeynep Köksal Yaykıran</strong>’ın <strong><em>“ Eline Sağlık Anneciğim”</em></strong> Kitabı’nın  <strong>“Tanıtım Toplantısı ve</strong> İ<strong>mza Günü”</strong> Ankara’dan sonra İstanbul’da da yapıldı.</p>
<p><strong>“ Özel Tanıtım Toplantısı ve İmza Günü”</strong>ne Yayın Danışmanı <strong>Faruk Şüyün</strong>, Proje Danışmanı <strong>Bengü Bilik</strong> ile <strong>Köksal Ailesi, KEV dostları</strong>  ve  <strong>medya dostları</strong> katıldılar.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/TANITIM-TOPLANTISI_.jpg"><img class="wp-image-14706 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/TANITIM-TOPLANTISI_.jpg?resize=437%2C291" alt="" width="437" height="291" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/TANITIM-TOPLANTISI_.jpg?w=5472&amp;ssl=1 5472w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/TANITIM-TOPLANTISI_.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/TANITIM-TOPLANTISI_.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/TANITIM-TOPLANTISI_.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/TANITIM-TOPLANTISI_.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/TANITIM-TOPLANTISI_.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 437px) 100vw, 437px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>İş kadını ve iki çocuk annesi olan, yemek yapmayı çok seven ve bu konuda araştırmalar da yapan <strong>Zeynep Köksal Yaykıran</strong>’ın yazdığı <strong><em>“ Çocuk Yemek Kitabı”</em></strong>nın geliri  üniversite öğrencilerine burs ve eğitim desteği veren <strong>KEV – Köksal Eğitim </strong> <strong>Vakfı</strong>’na bağışlanıyor.</p>
<p><strong>Zeynep Köksal Yaykıran;</strong> <em>“Bebekleriniz için katı gıdaya geçiş hakkında merak ettiklerinizi bulabileceğiniz bir başvuru kaynağı niteliğindeki kitabımda bebeklerin 5. ayından itibaren ona her öğünde ne hazırlayabileceğiniz sorusunun yanıtını pratik tariflerle verdim. Eline Sağlık Anneciğim’de Akdeniz, Ege, Türk ve dünya mutfaklarından örneklerle kendi tariflerim yer alıyor. Eser her öğün için düzenlenmiş haftalık ve aylık örnek mönülerle okuyucuyu &#8220;Bugün ne pişirsem?&#8221; derdinden de kurtarıyor. Bebeklerimi memeden mamaya geçirirken yaptığım yemekleri, uyguladığım teknikleri ve tecrübelerimi detaylarıyla aktarıyorum. Meyve ve sebze püreleriyle başlayan tarifler, bebeklerin yaşı ilerledikçe çocuk ve yetişkin yemeklerine, tüm ailenin</em> <em>afiyetle yiyeceği hafif, besleyici ve sağlıklı bir mutfağa dönüşüyor. Obeziteye giden yolu engelleyen bir rehber kitaptır”</em>diyor.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/FARUK-ŞÜYÜN-ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_.jpg"><img class="wp-image-14707 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/FARUK-ŞÜYÜN-ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_.jpg?resize=345%2C230" alt="" width="345" height="230" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/FARUK-ŞÜYÜN-ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_.jpg?w=5472&amp;ssl=1 5472w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/FARUK-ŞÜYÜN-ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/FARUK-ŞÜYÜN-ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/FARUK-ŞÜYÜN-ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/FARUK-ŞÜYÜN-ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/FARUK-ŞÜYÜN-ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" data-recalc-dims="1" /></a>Anne ve babalar, ebeveyn adayları satın aldıkları her kitapla yıllardır imkanı kısıtlı üniversite öğrencilerine burs veren<strong> Köksal Eğitim Vakfı’na</strong> da destek sağlamış oluyor. Yazar, <strong>Zeynep Köksal</strong> <strong>Yaykıran </strong>aynı zamanda <strong>KEV Başkanlığını yürütmektedir</strong>.</p>
<p>* <strong>“ Eline Sağlık Anneciğim”</strong> <em>kitabı tüm Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Şubelerinde ve diğer satış noktalarında satılmaktadır.</em></p>
<p><strong>İlginiz ve desteğiniz dileğiyle; Teşekkürler…</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Editöre:  “Özel <em>Tanıtım Toplantısı” </em></strong>ve<strong><em>” İmza Günü” ile ilgili görseller</em> </strong>sunulmaktadır.https://www.instagram.com/eline  saglik_annisim/</p>
<p><strong> </strong><strong><u>(KEV)  KÖKSAL EĞİTİM VAKFI </u></strong><strong>kev.org.tr</strong><strong>                </strong></p>
<p>Pet Holding YK Başkanı  Prof. Dr. Güntekin Köksal tarafından bağımsız, dinamik, şeffaf, güvenilir ve istikrarlı bir kurum olma vizyonuyla kurulan KEV; başarılı olup maddi imkanı kısıtlı, çalışkan, güvenilir, dürüst ve öncü gençleri öğrenim süresince desteklemek misyonuyla çeyrek asırdır yoluna devam ediyor. Kurulduğu günden bugüne KEV, yüzlerce üniversite öğrencisine burs imkanı tanımış ve çeşitli yardımlarda bulunmuştur. KEV Bursiyerlerinin, Başkent’in kültür ve sanat etkinliklerine katılımına, ücretsiz eğitim programları ile sertifika almalarına, yaz dönemlerinde staj yapmalarına ayrıca imkan sunuyor. KEV, bu zamana kadar birçok mühendis, avukat, idareci, hakim, doktor, sanatçı ve iş insanının yetişmesine ön ayak oldu ve olmaya da devam ediyor. KEV mezunları, Türkiye’de ve dünyada birbirinden farklı şirketlerde ve pozisyonlarda başarılı bir şekilde çalışıyor. KEV, bursiyerlerini belirlerken, öğrencilerin aydınlık Türkiye için artı değer sağlayacak, güvenilir, dürüst ve öncü bireyler olmasını göz önünde bulunduruyor.<strong>      <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_-2.jpg"><img class="wp-image-14708 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_-2.jpg?resize=411%2C274" alt="" width="411" height="274" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_-2.jpg?w=5472&amp;ssl=1 5472w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_-2.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_-2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/ZEYNEP-KÖKSAL-YAYKIRAN_-2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 411px) 100vw, 411px" data-recalc-dims="1" /></a> </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eline-saglik-annecigim-kitabinin-istanbul-tanitimi/">“Eline Sağlık Anneciğim” Kitabının İstanbul Tanıtımı…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eline-saglik-annecigim-kitabinin-istanbul-tanitimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14702</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kerem İle Aslının Gönlünde Aşk Bir Kıvılcım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kerem-ile-aslinin-gonlunde-ask-bir-kivilcim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kerem-ile-aslinin-gonlunde-ask-bir-kivilcim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 May 2018 05:58:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14690</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aşk dediğimiz gönülde bir kıvılcım Âşık der sevdim başladı tatlı sancım Cananı varmak için yürüdüğü yol Cananı sarmak için açılır her iki kol Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım &#160; Kerem ile aslının aşkını anlatayım Sazın teline dokunsun canlanayım Aşk nedir ne değilmiş anlayalım Buyurun sizlere ben anlatayım Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kerem-ile-aslinin-gonlunde-ask-bir-kivilcim/">Kerem İle Aslının Gönlünde Aşk Bir Kıvılcım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aşk dediğimiz gönülde bir kıvılcım</p>
<p>Âşık der sevdim başladı tatlı sancım</p>
<p>Cananı varmak için yürüdüğü yol</p>
<p>Cananı sarmak için açılır her iki kol</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kerem ile aslının aşkını anlatayım</p>
<p>Sazın teline dokunsun canlanayım</p>
<p>Aşk nedir ne değilmiş anlayalım</p>
<p>Buyurun sizlere ben anlatayım</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Keremin asıl adı Ahmet Mirza olan</p>
<p>Islahan Şahının oğludur aşkı bulan</p>
<p>Şahın hazinedarlığını aslının babası yapan</p>
<p>Ermeni Keşişin kızı Aslı derler belki yalan</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gönül bu görünce ilk bakışta sever</p>
<p>Aşk yakar gönlü herkes sanır keder</p>
<p>Cennet bahçesinde gezdirir aşığa yeter</p>
<p>Aşkı bilmeyenler sanır halleri olur beter</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aslı ile Kerem birbirlerini candan severler</p>
<p>Şah Keşişten kızı oğluna istemeyi dilerler</p>
<p>Keşiş, bir Müslüman’a kız vermez derler</p>
<p>Bunu böyle anlatır böyle söylerler</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aslının babası oynar oyunu bilinmez</p>
<p>Fakat hükümdarın isteğini ret edemez</p>
<p>Bir zamana kadar mühlet ister hayır diyemez</p>
<p>Zaman gün olmadan gizlice kaçar vermedim diyemez</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sabah olur Kerem cananı Aslıyı bekler</p>
<p>Ne gelen var ne giden Aslı gelmez başlar keder</p>
<p>İşitir kaçırmış babası zalim aşk sanmayın biter</p>
<p>Kerem Aslıyı bulmak için hemen yola düşer</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kerem’in sevdiği kızın ardınca dağları aşar</p>
<p>Anadolu yurdu olur araması şimdi başlar</p>
<p>Kerem artık yanında sadık arkadaşı sazı canlar</p>
<p>Sazıyla yanık çalan bir âşık kerem olmuştur herkes anlar</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kerem yolda Anadolu önünde her rastladığına</p>
<p>Sazıyla ve yanık türküleriyle yanaştığına</p>
<p>Aslı’yı sorar her kapısına vardığına</p>
<p>Kimi görür haber verir kimisi haber vermez kıskandığında</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Coşar aşkla nehir gibi nehirlere döner</p>
<p>Taşlaşmış gönüllere anlatamaz köze döner</p>
<p>Başlar dağlara kuşlara hakka aşkını söyler</p>
<p>Yaz gününde karlı yollardan geçemez yol ister</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aşkın önüne çıkan engeller engel mi tanır</p>
<p>Gönül kırılınca incinir insandan uzaklaşır</p>
<p>Kerem bu aşk ateşinde pişer kemale erer canlanır</p>
<p>Duayla aşk dolu gönüller Allah’a ulaşır aşkına ulaşır</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kerem derler ki Aslısına kavuştu</p>
<p>Kimisi der kavuşmadı yandı tutuştu</p>
<p>Kimisi der buluştu âşıklar konuştu</p>
<p>Araya giren hatır sahipleri koşuştu</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazıları ise derler ki Kerem Aslı’sını bulur</p>
<p>Kerem vardığı şehrin Paşasına muhabbetiyle kendini sevdirir</p>
<p>Derler ki yine âşık sazın telleri dokunur haykırır paşanın gönlü sızlar</p>
<p>Paşa aslının babasını ikna ederek kızını Kerem’e vermeye razı eder</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İki sevdalının nikâhları kıyılır hayat devam eder</p>
<p>Zalim baba oyununa durmaz devam eder gezer</p>
<p>Kötü ruhlu baba mutlu olsunlar istemez bunu nasıl diler</p>
<p>Son fenalığı yapar durmaz gider karanlığa gömülür gider</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rivayettir Efsanedir söylentidir</p>
<p>Kızına güya sihirli bir gerdeklik gömlek babası giydirir</p>
<p>Bu gömlek son düğmesine kadar açılır denilir</p>
<p>Tekrar kapanır imiş öyle derler belki gözler yanılır</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kerem sevdiğinin düğmelerini bir türlü çözemez derler</p>
<p>Yüreğinden kopup gelen ateşle yanar, kül olur giderler</p>
<p>Gerçi aşk gerdeğe girmeyi istemez gerdeksizde severler</p>
<p>Rivayettir belki bunu bilmezler hikâye efsane diye böyle söylerler</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devam edelim sonu nedir bekleyen</p>
<p>Kerem’in küller içinde yanmasın diye bekleyen</p>
<p>Aslı Han’ın gönlüde küllerin içinde yanmış beklerken</p>
<p>Bir kıvılcımla tutuşur iki gönül karşılıklı gülüşürken</p>
<p>İki aşığın ancak külleri birbirine kavuşur derler</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Herkes başka türlü anlatır dururmuş</p>
<p>Hasret aşkın içinde bulunur dururmuş</p>
<p>Aşkın içinde gezen âşık kapısında dururmuş</p>
<p>Aşkın değerini anlasın diye hasret onu yorar dururmuş</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aşkta vuslat ahrette olurmuş</p>
<p>Bu dünyada aşkla yananlar hakka yolu bulurmuş</p>
<p>Geride gelenlere bu yolu açar dururmuş</p>
<p>Yolunda gelenlere hoş geldiniz diyerek karşı dururmuş</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aşk sanılsa böyle bilinse de efsane</p>
<p>İnsan az aşkı tatmak için bulur bir bahane</p>
<p>Aşkı duyarak insan gönlü olur şahane</p>
<p>İnsanlar aşkı ulaşılmaz sanılması için içine katar</p>
<p>Gönlü aşktan anlamayan bir gönlü olan bir buzhane</p>
<p>Âşık uğrar bu buzhaneye buzhane değil oları bir çekiç hane</p>
<p>Çekiç hanede çekiçle dövülür gönül olur çelikten hane</p>
<p>Olur, artık bu yıkılmaz aşk insanlığa bir dershane</p>
<p>Her gelen okur mezun olur alacağını alır olsa da gönül fakirhane</p>
<p>Fakir hane gönül herkese açıktır gelen girer içine olur Gülhane</p>
<p>Haktan verilen bir cennet bahçesi aşk anladım</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kerem-ile-aslinin-gonlunde-ask-bir-kivilcim/">Kerem İle Aslının Gönlünde Aşk Bir Kıvılcım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kerem-ile-aslinin-gonlunde-ask-bir-kivilcim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14690</post-id>	</item>
		<item>
		<title>VAVEYLA</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vaveyla/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vaveyla/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 May 2018 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14606</guid>
				<description><![CDATA[<p>Varlık ile yokluğun ortasında bir yerlerde oradan oraya savrulan bir yağmur damlası gibi son adım kaybolmaktayım bu ütopyada. Bilinmezliğin bu arafında Attila İlhan söylüyor birileri üstelik.. &#8220;Ben sana mecburum bilemezsin&#8221; diyor &#8220;Adını mıh gibi aklımda tutuyorum..&#8221; Tam bu dizelerin eşliğinde çalan şarkı, yanan bir mumun alevi gibi sönüveriyor hemencecik, tam da ona yakışan bir son [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vaveyla/">VAVEYLA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Varlık ile yokluğun ortasında bir yerlerde oradan oraya savrulan bir yağmur damlası gibi son adım kaybolmaktayım bu ütopyada. Bilinmezliğin bu arafında Attila İlhan söylüyor birileri üstelik.. &#8220;Ben sana mecburum bilemezsin&#8221; diyor &#8220;Adını mıh gibi aklımda tutuyorum..&#8221;</em></p>
<p><em>Tam bu dizelerin eşliğinde çalan şarkı, yanan bir mumun alevi gibi sönüveriyor hemencecik, tam da ona yakışan bir son gibi bitiveriyor hikaye. Ne kadar da trajik..</em></p>
<p><em>Oysa insanın tek gayesi gözlerini kapayacağı zamana dek algılarla kirlenmiş bu dünyada beyaz bir iz bırakmak değil miydi?</em></p>
<p><em>Peki ya sahi umut neydi? Belki de en çaresiz zamanlarını geçirdiğin şu günlerde seni çepeçevre saran her şeye inat, yüzünde o kocaman gülümsemeyle dimdik durabilmek miydi? Ya da defalarca dibe battığın o çukurdan hala o gökyüzünde ki maviliği yakalamayı ummak mıydı? Umudun varsa hayal kırıklığın olmaz demiş biri. Aslında her hayal kırıklığının katilinin &#8220;o&#8221; olduğunu bilmeyerek..<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/IMG_3261.jpg"><img class="size-full wp-image-14611 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/IMG_3261.jpg?resize=384%2C384" alt="" width="384" height="384" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/IMG_3261.jpg?w=384&amp;ssl=1 384w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/IMG_3261.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/IMG_3261.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" data-recalc-dims="1" /></a></em></p>
<p><em>Hepimiz ne için yaşıyoruz, neyi sorgulayarak yön veriyoruz adımlarımıza tam bir muamma. Ellere alınan ve dakikalar sonra bir önemi kalmayarak çöpe atılan sigara izmaritleri gibi kayboluyoruz belki de o kaldırımlarda. Tıpkı unutulmaya yüz tutmuş bir şarkının akıllarda kalan o en güzel nakaratı gibi..</em></p>
<p><em>Neyse.. Bilirsin ya da bilmezsin bir fikrim yok.. Benim için ışıklar kapalı uyumak bile cehennemden farksız iken yanan bir mumun alevinde karanlığa karışmamak kendimle olan mücadelenin en ağır karmaşası.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vaveyla/">VAVEYLA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vaveyla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14606</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanburam / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 21 May 2018 13:46:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14638</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her bir burgunla, buruldum tellerinde, Her bir tınında, kahroldum nağmelerine, Tek bir umudum vardı bunca yıldır, Basayım tek bir perdeni dosdoğru diye. Çok şükür ki ses verdin En sonunda sen de benim sesime&#8230; Ey Tanburam, Soldurma kalan ömrümü Kırılmış şu gönlümün son hanesinde&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/">Tanburam / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_14639" aria-describedby="caption-attachment-14639" style="width: 339px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg"><img class="wp-image-14639" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?resize=339%2C339" alt="" width="339" height="339" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?w=1370&amp;ssl=1 1370w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?resize=1024%2C1024&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 339px) 100vw, 339px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14639" class="wp-caption-text">Tanburam</figcaption></figure></p>
<p>Her bir burgunla, buruldum tellerinde,</p>
<p>Her bir tınında, kahroldum nağmelerine,</p>
<p>Tek bir umudum vardı bunca yıldır,</p>
<p>Basayım tek bir perdeni dosdoğru diye.</p>
<p>Çok şükür ki ses verdin</p>
<p><span class="text_exposed_show">En sonunda sen de benim sesime&#8230;</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Ey Tanburam,</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Soldurma kalan ömrümü</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Kırılmış şu gönlümün son hanesinde&#8230;</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/">Tanburam / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14638</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Memleket Meselesi / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 21 May 2018 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14539</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun, kirli parmaklarından akan kanı sildi ihtiyar. Tırnaklarındaki kurumuş motor yağıyla buluşunca kanı, elleri bir resim paletine döndü. Biraz içinden sövdü çırağı duymasın diye. Çırak zaten oralı bile değildi. Kesiklerinden bir dünya haritası çıkabilirdi ya da yaşı sayılabilirdi yüzündeki kırışıklıklardan. İçeri girdim. Bir torna tezgâhına bırakabileceğim en güzel selamı bıraktım. Çırak aldı selamımı. İhtiyar bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/">Memleket Meselesi / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun, kirli parmaklarından akan kanı sildi ihtiyar. Tırnaklarındaki kurumuş motor yağıyla buluşunca kanı, elleri bir resim paletine döndü. Biraz içinden sövdü çırağı duymasın diye. Çırak zaten oralı bile değildi. Kesiklerinden bir dünya haritası çıkabilirdi ya da yaşı sayılabilirdi yüzündeki kırışıklıklardan. İçeri girdim. Bir torna tezgâhına bırakabileceğim en güzel selamı bıraktım. Çırak aldı selamımı. İhtiyar bir çay söyledi önce, sonra ulaştı selamım kulaklarına. Uzunca bir zamandır görmemiş gibi açtı kollarını iki yana. Bu samimiyete bir tebessüm yeter diye düşündüm. Anlayışlı bir bakışla daha da anlam kazandı hafif gülümsemem. Oturmam için yer gösterdi. Zaten divan boylu boyunca boştu. Çekingen oturuşum ihtiyarın dizime bir avuç darbesiyle dağıldı. Garip, kendimi buralı gibi hissetmeye başlamıştım. Açıkçası çayın kokusu şımartmıştı biraz da beni. Hatta bir ara çayı karıştırdıktan sonra, kaşığı sehpaya fırlatmak bile geçti aklımdan. Neyse ki ihtiyarın arkasındaki bileme bıçaklarını gördüm. O zaman geldi aklım başıma. Konuya giriş yapmak, konunun kendisi kadar zordu. Hem geri dönüşü de yoktu. Bu yüzden gözlerim hala yerde dağınık halde duran İngiliz anahtarı takımında. Bir anda haykırdım:</p>
<ul>
<li>Gidiyorum.</li>
</ul>
<p>Sesimin ayarı fazla kaçmış olacak ki çırak elindeki bütün vidaları yerle buluşturdu. İçimden gülmek ama karşımda bir çift gür ve beyaz çatık kaş görünce kıkırdamam bile ciğerime kaçtı ve kıyamet bundan sonra patlak verdi. Keşke kelimesi hayatım boyunca hiç bu kadar anlamlı olmamıştı ama keşke ağzımın kilidini açık bırakmasaydım. Şimdi ihtiyar her mimiğinde farklı bir yerime kesik atıyor, ben aklımdan hızlıca bunları geçirirken ihtiyarın elmacık kemikleri birer volkan yaratıyordu. Gırtlağında kabaran her damar bir yol ayrımı gibiydi benim için. Bu sırada başladı taptaze bir kar yağışı. Zaman o kadar yavaşlamıştı ki kar tanelerinin birbirinden kaçışı bile gözlemlenebilirdi. Gözlerimi çekip kurtaran daldıkları yerden ihtiyarın gür sesi oldu:</p>
<ul>
<li>Hiçbir yere gidemezsin efendim!</li>
</ul>
<p>Ne kadar samimi ve sevecen dursa da bu cümle, ihtiyarın yüzünden öfke ve inat okunuyordu. Çırak ortalıktan kaybolma işinde tecrübeliydi. Beni kurtarsın diye uzun süre aradı gözlerim onu. Bir keresinde de memleketimden ayrılırken bu duruma gelmişti gözlerim.</p>
<p>Sonuç olarak tehlikedeydim ve buradan sağ çıkabilmemi sağlayacak kimse yoktu. Enseme değen soğuğu hissedince anladım çırağın arka kapıdan kaçtığını. Avuç darbesiyle gevşeyen dizlerim daha da karmaşık bir hal almıştı. Önümdeki çayda yansımamı görünce aklıma Afrika belgesellerindeki antiloplar geldi nedense. Galiba bunun sebebi kuru ayazdan yanan yüzüme nasırlı beş iri parmağın dörtnala koşmasıydı. Bir kelimem, ihtiyarın o günkü av ihtiyacını karşılamıştı. Tokat değil de, çırağın ben tokadı yedikten sonra ortaya çıkması sinirlerimi bozdu en çok. Hani elimde olsa şöyle bol şekerli bir tokat da ben çırağa armağan ederdim. İhtiyar artık ayaktaydı. Yaşına rağmen hareketleri diri ve sabırsızdı. Zaten yarısı kül olmuş sigarasını tek nefeste bitirdi. Bir yandan da tokat attığı elinin işaret parmağıyla havada ileri geri zikzaklar çiziyordu.</p>
<p>Dakikalarca volta attı ihtiyar, zaten üç beş adım olan dükkânda. Bu sırada duyulan tek ses çırağın amaçsızca giriştiği bir mutfak robotu tamirinin vida ve jilet sesleriydi.</p>
<p>Sonralardan karın üzerine basan bot sesleri duydum. Bir yazarı koysanız şu an yerime, eminim kelime dağarcığı bir ankaya atlayıp Kaf dağına doğru uzaklaşır. Ne söylesem ihtiyar daha çok sinirleneceğinden epey uzun bir süre konuşmadan zemindeki taşlarla bakıştım. En sonunda bu durumdan ihtiyar da sıkıldı. Gözlerini bana çevirip:</p>
<ul>
<li>Yapacak işlerin var, dedi.</li>
<li>Yapamam, dedim.</li>
<li>Zaten bu yüzden gidiyorum, diyerek de sesimi iyice yükselttim.</li>
</ul>
<p>İlk hamleyi ihtiyarın yapması cesaretlendirmişti beni.  Hiçbir zaman hak etmedim bu toprakları ben. Yer yarılsa da bütün âlem girse içeri, bir beni kabul etmezler aralarına. Gerçek yurdumu bulmam lazım.</p>
<p>Söylediklerim ihtiyarda sakinleştirici etkisi yapmıştı. Yerine oturup çıraktan bir bardak su istedi ama sehpaya konan sudan bir yudum bile almadı. Ağzından derin bir nefes alıp “Git” dedi sadece. Ne yapacağımı şaşırdım ilk başta. Sonra çırağa kindar bir bakış atıp dışarı fırladım. Önüme biri çıksa yerle yeksan edebilirdim. Bu yüzden tercih ettim ara sokakları. Önce biraz hızlı yürüdüm daha sonra yavaşlattı rüzgâr ayaklarımı. Baktığım her yansımada şekilsiz bir yüzden başka bir şey göremedim.</p>
<p>Zihnimin en derin köşelerinde ihtiyarın sözlerini tekrarlayıp durdum. Ben düşündükçe yol daraldı, yol daraldıkça ciğerlerim küçüldü. Kaldırımlar artık daha bir seviyesiz gelmeye başladı. Dayanamayıp bir tekme savurdum taze karı yutan kaldırıma. Hürüm artık. Her kanadımda özgürlüğe daha çok yaklaşıyorum. En son gördüğüm ise yerdekilerden, çırağın pis sırıtışı oldu. Her nefesimde daha da yükseldim. Tutulmaz artık ellerim ve beni kimse bulamaz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/">Memleket Meselesi / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14539</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Limon Ağacı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 May 2018 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14534</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genetik suskunluğumun acısını çekiyorum. Babamdan bana kalan en büyük miras susmak. Katlanamasam da, acı kalbimi kemirse de susuyorum. Kaderci bir ailenin 3.çocuğuyum. Benden sonra 3 kardeş daha yapmış annem. Babamı aldattığı başka bir adamla. Babam o kadar güçsüzmüş ki kabul etmiş her şeyi. Sormamış neden? Neden yaptın? Ben de sormadım. Babamın kızı olduğum için hiçbir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/">Limon Ağacı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genetik suskunluğumun acısını çekiyorum.</p>
<p>Babamdan bana kalan en büyük miras susmak. Katlanamasam da, acı kalbimi kemirse de susuyorum.</p>
<p>Kaderci bir ailenin 3.çocuğuyum. Benden sonra 3 kardeş daha yapmış annem. Babamı aldattığı başka bir adamla. Babam o kadar güçsüzmüş ki kabul etmiş her şeyi. Sormamış neden? Neden yaptın? Ben de sormadım. Babamın kızı olduğum için hiçbir acımı feryada dökmedim. Dökeceğim de yok.</p>
<p>Ben küçükken sürekli evimize gelen bir adam vardı. O geldiğinde annem bizi odamıza kilitlerdi. Babam günlerce gelmezdi. Uzun yol işleri.</p>
<p>Kanserli vücudu kalbini ele geçirdiğinde 55 yıldır hayattaydı. Susarak geçirilmiş 55 yıl.</p>
<p>Acı çekti mi bilmiyorum. Hiç söylemedi çünkü. Kanser beynindeki konuşma yetisinin olduğu noktadan geldi babama. Karakterine uyum sağlayan bir kanser. Susarak geçirilen 53 yıl için, 2 yıl konuşma yetisini alan kanseri hiçbir zafer elde edemedi diye düşündüm. Zaten kullanmadığı kelimeleri elinden alamadı. Kime sakladın kelimelerini babacım? Neye?</p>
<p>Konuşmazdı babam. Ama çok düşünceli bir adamdı. Kelimeleri değil davranışları ses olurdu ona. Uzun yoldan dönüşünde soluğu odamda alırdı. Kapıyı anahtarla açış sesini dinlerdim. Uyuyor numaramı bir çikolatayla çözerdi. Davranışlarından öğrendiğim ilk ders bütün hayvanların ruhumuzu beslediği. Babamla her haftasonu birlikte hayvanları beslemek için sokakları dolaşırdık.</p>
<p>İlk ağacımızı evin bahçesine diktik. Limon ağacım. Canım babam.</p>
<p>Babamın babası öldüğünde babam ortaokuldaymış. Sonrası malum. İş bulmak, annesi ve küçük kız kardeşine bakmakla geçen bir ömür.</p>
<p>Dedem öldüğünde nasıl hissettin sorusu gözlerinde asılı kalan yaşlarla cevaplanırdı hep. Birkaç denemeden sonra konuyu açmayı bıraktım bende. Şimdi anlatmaya çalıştığı her kelimeyi yaşıyorum.</p>
<p>“ acılar, acılarla karşılaştırılamaz.”</p>
<p>Susuyorum.</p>
<p>Yazıyorum.</p>
<p>Kalbim kavruldu babam gidince. Dünyamın merkezi birkaç santim kaydı yerinden. Arkamdaki dağ başıma yıkıldı sanki. Hiç iyileşemeyecek bir yara aldı kalbim.</p>
<p>“ Bazı yaralar zamanla geçmez. ”</p>
<p>Zamanın ilaç olduğu olgusu yalanlandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Seni özlemediğim bir günüm bile yok. Bir anım bile.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/">Limon Ağacı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14534</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Denizin Tuzu / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/denizin-tuzu-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/denizin-tuzu-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 May 2018 07:05:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14583</guid>
				<description><![CDATA[<p>Stresliyim. Arıyorum benliğimi. Zorlasam çıkar mı kuyudan Yusuf? Söylesem duyar mısın en gizli sırlarımı? Söyle bana duygularını. Anlat. Durma. Öyle bakma. Aradım seni hep. Buldum sonra. Kayıpsın. Yoksun yanımda. Buluşsak mı yıldızlarla? Yıldız tozu gibidir aşkın en tatlı nağmeleri… Elimden dağılır gider kum tanesi gibi. Zamanın akıcılığına inat duyarım ben de sesini. Kalbimden duyarım en [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/denizin-tuzu-siir/">Denizin Tuzu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Stresliyim.</p>
<p>Arıyorum benliğimi.</p>
<p>Zorlasam çıkar mı kuyudan Yusuf?</p>
<p>Söylesem duyar mısın en gizli sırlarımı?</p>
<p>Söyle bana duygularını.</p>
<p>Anlat.</p>
<p>Durma.</p>
<p>Öyle bakma.</p>
<p>Aradım seni hep.</p>
<p>Buldum sonra.</p>
<p>Kayıpsın.</p>
<p>Yoksun yanımda.</p>
<p>Buluşsak mı yıldızlarla?</p>
<p>Yıldız tozu gibidir aşkın en tatlı nağmeleri…</p>
<p>Elimden dağılır gider kum tanesi gibi.</p>
<p>Zamanın akıcılığına inat duyarım ben de sesini.</p>
<p>Kalbimden duyarım en gizli aşklarını.</p>
<p>Bilmesem de gözlerinde gördüğüm acıyı.</p>
<p>Anlatırım defalarca sendeki ışığı.</p>
<p>Yeteneklisin.</p>
<p>Sessiz çığlıklarımın duygusuzluğuna karşılık ne verebilirdin bana?</p>
<p>Bendeniz…</p>
<p>Denizin kıyısında açıldım en değersiz hediyemle.</p>
<p>Sen bilmezdin.</p>
<p>Belki ağlardım en geniş gövdesiyle ağacın en titrek dalına dokunarak.</p>
<p>Gördüğüm muameleden kalan…</p>
<p>Güneşin ateşinden uzaklaşarak…</p>
<p>Senden ayrı kalarak…</p>
<p>Yaşadığım acıyı anlatarak…</p>
<p>Sensizim.</p>
<p>Acım büyük.</p>
<p>Bilmediği o kadar çok şey var ki içimden geçen.</p>
<p>Sana söyleyemediğim sözlerden bir mısra…</p>
<p>Seni seviyorum.</p>
<p>Bir masaldı belki yaşananlar.</p>
<p>Sen görmedin.</p>
<p>Tek başımaydım bu çöl sıcağında.</p>
<p>Sensiz titredim bu soğuk kum dağında.</p>
<p>Artık sensizim.</p>
<p>Yoluma devam etmeliyim.</p>
<p>Hayat denen çizgide…</p>
<p>Mısramın orta yerinden gelen nağmeleri söyleyerek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/denizin-tuzu-siir/">Denizin Tuzu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/denizin-tuzu-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14583</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ERDEM Dergisinin 8.Sayısı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-8-sayisi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-8-sayisi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 May 2018 07:24:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14571</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rize Sosyal Bilimler Lisesi adına yayımlanan mevsimlik dergi ERDEM, sekizinci sayısıyla okurlarının karşısına çıktı. Okulumuzun Kültür Edebiyat Kulübünün hazırladığı ve yılda üç kez yayımlanan ERDEM dergisi, bütün liselilerin ortak dergisi özelliğini taşıyor bu nedenle de zengin bir içeriğe sahip. Dergide Rize Sosyal Bilimler Lisesinin idarecileri, öğretmen ve öğrencileri yanında Türkiye’nin herhangi bir lisesindeki öğretmenler ile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-8-sayisi-cikti/">ERDEM Dergisinin 8.Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Rize Sosyal Bilimler Lisesi</strong> adına yayımlanan mevsimlik dergi <strong>ERDEM</strong>, sekizinci sayısıyla okurlarının karşısına çıktı. Okulumuzun Kültür Edebiyat Kulübünün hazırladığı ve yılda üç kez yayımlanan <strong>ERDEM</strong> dergisi, bütün liselilerin ortak dergisi özelliğini taşıyor bu nedenle de zengin bir içeriğe sahip. Dergide <strong>Rize Sosyal Bilimler Lisesi</strong>nin idarecileri, öğretmen ve öğrencileri yanında Türkiye’nin herhangi bir lisesindeki öğretmenler ile öğrenciler de yazabiliyor. Dergi bu yönüyle de bir ilk, okul dergiciliğinde. Bu sayının misafir yazarları: Harun Ekici (Samsun, Mektebim Okulları), Ömer Eski (Güneysu, Kaptan Ahmet Erdoğan AİHL), Mustafa Işık (Van, Mesut Özata AL), Emel Topkaya (Eskişehir, Şehit Fazıl Yıldırım AL), Özgür Kurt (Rize, İMKB Mesleki ve Teknik AL), Vahdettin Oktay Beyazlı (Erzurum, Nurettin Topçu SBL),Eray Akpınar (Erzurum Nurettin Topçu SBL), Ali Güzeltepe (Pazaryolu, Çok Programlı Lisesi). Şiirleri, öyküleri, denemeleri ve inceleme yazılarıyla 8.sayısında adından söz ettiren <strong>ERDEM</strong>, ilimizdeki bütün okullar ile Türkiye’deki sayıları yüze yakın Sosyal Bilimler Liselerinin her birine gönderildi. Derginin yeni sayısı Eylül 2018’de yayımlanacak. İletişim adresi: <strong>erdemdergisi@hotmail.com</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>8.Sayının İçindekiler:</strong></p>
<p>Türkiye’nin Liselerine Çağrı / Zekeriya Özdemir &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 2</p>
<p>Hayalimdeki Şehrim / Nisanur Kahveci &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 3</p>
<p>Türk Milleti / Ufuk Yazıcı  &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 4</p>
<p>Sokak Demeti / Yasin Osman Kara &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 4</p>
<p>Bir Gülümse / Harun Ekici &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.4</p>
<p>Gül Koyduğum Yerden Öpme Kimseyi / Gül Doğa Köroğlu&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 4</p>
<p>Diriliş “Demokrasi” / Zekeriya Özdemir &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 5</p>
<p>Sözcükler Gökyüzünü Nasıl Süsler / Emrehan Parlak &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 6</p>
<p>“Dört Döner Kendini Ararken İnsan” Üzüm Meseli / Ömer Eski &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 7</p>
<p>Niçin Yazıyoruz? / Sartre &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 8</p>
<p>C.Aytmayov’un Kaleminden Kanlı Taht Kavgaları  / Emine Akyasan&#8230;&#8230; 9</p>
<p>Balıklar ve Yürekler / Mustafa Işık &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 10</p>
<p>Yaşamı Sanat ile Anlamak / Fatmanur Geyik &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 11</p>
<p>Bir Yazarın Gönül Yaraları / Fatmanur Bal &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 12</p>
<p>Ben Geldim / Elif Telatar &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 13</p>
<p>Kan Damlaları / Fatih Tırnık &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 13</p>
<p>Mavi Fetih Romanı Hakkında / Emel Topkaya &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 14</p>
<p>Tarık Buğra’nın Aile Öyküleri / Yağmur Bilgili &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 15</p>
<p>Kitap Ödüllü Yarışma / ERDEM &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.16</p>
<p>Sanatta Eskimeyen Şey / Asaf Halet Çelebi &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 17</p>
<p>Kuşakların Sevgi Köprüsü: Türkçe / Yarennur Ekşi &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 18</p>
<p>Bu Şehrin Bektekârı: Saadettin Kaynak / Aslıhan Levend &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 19</p>
<p>Eğitime Yön Veren Siyasetçi: Tevfik İleri / Ömer Faruk Semerci &#8230;&#8230;&#8230;. 20</p>
<p>Kaçak Uykusu / Özgür Kurt &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;,. 21</p>
<p>Ölüm Ortak / Vahdettin Oktay Beyazlı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 21</p>
<p>Günbatımı Sofrasında Muhabbet / Necmettin Semiz &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.  21</p>
<p>Sonsuza Kadar / Gül Çelik  &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 22</p>
<p>“Barış Makinesi” Nereye Kurulacak? / Sudem Karali &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 22</p>
<p>Oysa&#8230; Şimdi! / Esra Diren İnce &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 23</p>
<p>Çırpınış / Hayrünnisa Efendioğlu &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;24</p>
<p>Aşk Kirli Bir Şey mi? / Kübra Genç &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 25</p>
<p>Sonsuza Kadar / Zeynep Gültekin &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 26</p>
<p>Kanun Hükmünde Kararname Bir Aşık / Şeyma Çiçek &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..  27</p>
<p>Yetersiz Kelime / Rümeysa Yılmaz  &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 27</p>
<p>Nereden? / Eray Akpınar &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 27</p>
<p>Aşkın Mevsimleri / Ali Güzeltepe &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 28</p>
<p>Eylülün Tesiri / Ceren Demirkıran &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 28</p>
<p>Ne Zaman ve Nerede / Merve Özgüler &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 29</p>
<p>Her Gün / Sena Aylin Önkibar &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 29</p>
<p>Sanat ya da Para / Gizem Başaran &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 29</p>
<p>Şehir Kültürü ve Edebiyat / Hasan Öztürk &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 30</p>
<p>Mustafa Kutlu Seçkisi / İrem Perili……………………………………..,32</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-8-sayisi-cikti/">ERDEM Dergisinin 8.Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/erdem-dergisinin-8-sayisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14571</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bana Kendini Anlat / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bana-kendini-anlat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bana-kendini-anlat/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 18 May 2018 04:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seval Dağlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14529</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilmezler… Ne denli sevgi dolduğumu… ‘’Sen, Sen!’’ diye hücrelerimden nasıl taştığımı… Gülüşünün senfonisine kulak verme çabalarımı… Ve bu çabada nasıl yittiğimi, bilmezler… Sahi… Sen bilir misin? Bir haber misin yoksa? Siluetine ne denli özlem duyduğumu, Tanışmayı nasıl arzuladığımı, Gözbebeklerimin her yerde seni aradığını, çaresiz bir kuş misali… Bilir misin? Adını duymayı ne çok isterim… Ellerime [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bana-kendini-anlat/">Bana Kendini Anlat / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Bilmezler…</p>
<p style="font-weight: 400;">Ne denli sevgi dolduğumu…</p>
<p style="font-weight: 400;">‘’Sen, Sen!’’ diye hücrelerimden nasıl taştığımı…</p>
<p style="font-weight: 400;">Gülüşünün senfonisine kulak verme çabalarımı…</p>
<p style="font-weight: 400;">Ve bu çabada nasıl yittiğimi,</p>
<p style="font-weight: 400;">bilmezler…</p>
<p style="font-weight: 400;">Sahi…</p>
<p style="font-weight: 400;">Sen bilir misin?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir haber misin yoksa?</p>
<p style="font-weight: 400;">Siluetine ne denli özlem duyduğumu,</p>
<p style="font-weight: 400;">Tanışmayı nasıl arzuladığımı,</p>
<p style="font-weight: 400;">Gözbebeklerimin her yerde seni aradığını, çaresiz bir kuş misali…</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilir misin?</p>
<p style="font-weight: 400;">Adını duymayı ne çok isterim…</p>
<p style="font-weight: 400;">Ellerime ellerinin değeceği düşüncesi bile ne denli heyecan yaratır iliklerimde…</p>
<p style="font-weight: 400;">Sen…</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilir misin tutkuyu?</p>
<p style="font-weight: 400;">Onlar bilmez…</p>
<p style="font-weight: 400;">Ya sen?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilir misin sadakati?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bakışlarında var mıdır şefkat?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bana kendini anlatabilir misin?</p>
<p style="font-weight: 400;">Zihninden bahsedebilir misin mesela?</p>
<p style="font-weight: 400;">Ya da kalbinin dört odacığı hangi renklerle süslü, görebilir misin?</p>
<p style="font-weight: 400;">Ben…</p>
<p style="font-weight: 400;">Duyuyor gibiyim tınılarını…</p>
<p style="font-weight: 400;">Yaşıyorum sanki zihnindeki depremleri…</p>
<p style="font-weight: 400;">Kalbinin maviye, beyaza ve siyaha, en çok siyaha ne denli boyandığını hissedebiliyorum adeta…</p>
<p style="font-weight: 400;">Sen… Kimsin?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bana kendini anlat…</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütünleşeceğim ruhunla…</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendimle karıştıracağım seni…</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir şeyler söyle …</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bana-kendini-anlat/">Bana Kendini Anlat / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bana-kendini-anlat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Ahımı, Hicranımı Sakladım Gizli Tuttum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 May 2018 04:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14462</guid>
				<description><![CDATA[<p>“BİR KENDİ GİBİ ZALİMİ SEVMİŞ, YANIYORMUŞ…” “Zehra “ dendiğinde, küçük, ürkek bir kız hatırlarım yıllar öncesinden. Benim ortaokul yıllarımın sonu, sen ve senden bir ya da iki yaş küçük kardeşin için ise  ilkokul yıllarınızın başlangıcı olmalı. Sana ve kız kardeşine geç kavuşan anneniz, her gün -hiç şikayet etmeden-  ikinizi  evimizin karşısındaki okula getirip götürürdü. Üstelik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Ahımı, Hicranımı Sakladım Gizli Tuttum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“BİR KENDİ GİBİ ZALİMİ SEVMİŞ, YANIYORMUŞ…”</strong></p>
<p>“Zehra “ dendiğinde, küçük, ürkek bir kız hatırlarım yıllar öncesinden. Benim ortaokul yıllarımın sonu, sen ve senden bir ya da iki yaş küçük kardeşin için ise  ilkokul yıllarınızın başlangıcı olmalı. Sana ve kız kardeşine geç kavuşan anneniz, her gün -hiç şikayet etmeden-  ikinizi  evimizin karşısındaki okula getirip götürürdü. Üstelik sınıflarınıza kadar çıkar, paltolarınızı da size bırakmaz, yanında taşırdı. Bu önlem sanırım ders aralarında oynamaya çıkıp üşütmeyesiniz diyeydi. Kafesteki serçelere benzeyen, saz benizli, az sesi çıkan, belki de hiç çıkmayan, saçları bir örnek ve kısa kahküllü kesilerek birbirine çok benzetilmiş, annelerinin kuzusu iki küçük kız. Aramızdaki yaş farkından olmalı, sana dair başka bir anım yok. Kardeşimle yakındı yaşın. O da seni ne kadar hatırlar, bilemem.  Günlük yaşamın olası tehlikelerinden yalıtılmış camdan sarayınıza dönerdiniz okul çıkışında. Annenizin iki eli  ikinizin ellerini kavramış, geldiğiniz gibi giderdiniz, uysal ve tepkisiz.</p>
<p>Çok uzun zaman geçti ve ben  seni ve kardeşini  uzak çocukluk anılarımın bir köşesinde unuttum. Sonra  günlerden bir gün, öykünün kalanını anlattı eski bir komşu. Ekonomi üzerine eğitim almış ve bankacı olmuşsun. Annenin ve babanın övüncü olmuşsundur mutlaka. İş yerinden bir genci sevip nişanlanmışsın. Buraya kadar güzel bir öykü. Fakat öykünün bundan sonrasını hiç sevmedim ben. Evlenme arifesinde  kansere yakalanmışsın. Sen çok acı çekerken, en sancılı süreçte nişanlın beyefendi pes etmiş ve “ayrılmak istiyorum” demiş.Öylece bırakarak seni, bir başına, sevgisiz, ölünceye dek ısınmamacasına üşümeye terk ederek, büyük olasılıkla erkenden öldürerek ve buna aldırmayarak  çekip gitmiş. Ölümcül hasta olmasaydın, sen bu” sözde insanla” bir yaşam paylaşacaktın Zehra. Muhtemelen, bu merhametten uzak, bencil yüzünü hiçbir zaman görmeyecektin. Kim bilir,  belki de başka kötücül huyları ile sınanacaktı ortak yaşamınız. Sevgi, yaşamın içindeki darbelerle  sınanarak güçlenir oysa. Zorluklara katlanıp dağları delen Ferhat’lardan değilmiş senin Romeo’n. Nasıl da pamuk ipliğine bağlı, örümcek ağı güçsüzlüğünde bir sevmeme hali. Seni düşündüm, neler geçti içinden?  Öfke, hayal kırıklığı, şaşkınlık, inanamama, sonra bezginlik, aldatılmışlık, yalnızlık, bir kenara atılıverme? Sağlam insanların başa çıkamadığı, onca sağlıksız duyguyla, sen o halinle nasıl başa çıkabildin?</p>
<p>Kalkamaz olduğun yatağında kıvrılıp, yorganı başına çekip, hep sana öğretildiği gibi usul usul, tam bir hanım kız gibi “ahını, hicranını, saklayıp  gizli mi tuttun?” Yaşarken  erkenden ölmüşsündür diye düşünüyorum. Ya, o hayırsız sevgili, senin kalbini parçalayıp gittikten sonra, arkasına bakmadan, sana ne yaptığını hiç düşünmeden, nasıl devam edebilmiştir hayatına? Bana kalırsa, başka ve içi boş bir sevda yaratmıştır kendine. Çoktan evlenip çoluk çocuğa karışmıştır. Ama, içinde hala bir parça duygu kırıntısı kalmışsa, ölümünü geciktirecek sevgiyi esirgeyerek, ölümüne dek yanında kalmaya sabredemeyip terk ettiği, o genç kızın saf sevgisinin izlerini, bugünkü yaşamında aradığını düşünmek istiyorum. Sevgisiz, tek düze, heyecandan yoksun yaşamının içinde, sana ne yaptığının ancak ayırdına varmıştır belki de. Çok geç, sen yoksun artık. Genç ölümüne çok üzüldüm, başka bir mektupta da yazmıştım bu cümleyi: “ Genç ölümler  hep acıtır içimi”.Ama en çok ihtiyacın olduğunda sevgisiz bırakılarak ölüme terk edilişine yandı içim…Sevdiğin diğer herkesin, koşulsuz ve sınırsız sevgisi avutamamıştır seni, terk edilişin ve onun sevgisinin sahteliği ne kadar dokunmuştur sana. Ah Zehra, ah güzel kız, sana anlatmak ne kadar güç, bazı insanların aslında sevmeyi hiç bilmediğini ve sadece sevilmeyi sevdiğini.</p>
<p>Gittiğin yerde, mutlu olduğunu düşünmek iyi geliyor  bana. Dilerim,  o bencil, sevgisiz eski nişanlın senin olduğun tarafa gittiğinde, hiç karşılaşmazsınız. Ama olur da karşına çıkma cesaretini bulursa, sakın bağışlama onu.Sevgi yoksunu, hep almaya alışmış, koşulsuz sevmeye alışkın olmayan sözde insanların,  öteki dünyada da bağışlanmayı dilemeye hakları olmamalı.</p>
<p>Hoşça kal, huzurla uyu sevgili Zehra…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Ahımı, Hicranımı Sakladım Gizli Tuttum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14462</post-id>	</item>
		<item>
		<title>On Bir Ayın Sultanı Ramazan Ayı Geliyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/on-bir-ayin-sultani-ramazan-ayi-geliyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/on-bir-ayin-sultani-ramazan-ayi-geliyor/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 May 2018 07:27:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14554</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyamıza soframıza bereketiyle geliyor On bir ayın sultanı Ramazan ayı geliyor Gönüller âlemler bu ay başka gülüyor Fakirin sofrasına bereket ekin diyor Canlara can nur katan Mübarek geliyor &#160; Gül bahçesinde cennette gezinin diyor Benimle beraber yeniden doğun diyor &#160; Âlemi gönülleri diyor benimle okuyun Güzellikleri kardeşliği gönüllere dokuyun Uzak kalmayın birbirinizden haydi sokulun Fakirin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/on-bir-ayin-sultani-ramazan-ayi-geliyor/">On Bir Ayın Sultanı Ramazan Ayı Geliyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyamıza soframıza bereketiyle geliyor</p>
<p>On bir ayın sultanı Ramazan ayı geliyor</p>
<p>Gönüller âlemler bu ay başka gülüyor</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âlemi gönülleri diyor benimle okuyun</p>
<p>Güzellikleri kardeşliği gönüllere dokuyun</p>
<p>Uzak kalmayın birbirinizden haydi sokulun</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bitiktir Mübarek Ramazansız nursuz insan</p>
<p>Bak boşa gidiyor doldur içini nurla dolsun zaman</p>
<p>İçinde gönüllere âleme vardır bin bir derman</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yürü ey can mübarek Ramazanla yürü</p>
<p>Bizler değiliz sürülecek koyun ya da sürü</p>
<p>Haktan geldik hakka doğru durma yürü</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gelin on bir ayın Sultanı ile fakiri görün</p>
<p>Nefis şeytan görme derken der ki sürün</p>
<p>Nurdan nurdur bu ay haydi nura bürün</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>On bir ayın sultanı çağırır çaresizler gelin</p>
<p>Gelin birlik olun birlikte beraber sevinin</p>
<p>Hak yolda hak için gönüllerde birleşin</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tane tane dağılın fakirlerin sofrasına</p>
<p>Bereket olanla bereket sunun varın yanına</p>
<p>Ayrılık gayrilik yolundan dönün varın kapısına</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gönüllerde vuslattır Mübarek Ramazan</p>
<p>Candan cana varmak ulaşmaktır Ramazan</p>
<p>Ara bulursun kardeşlikle içinde bin bir can</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gece derin uykuda çalar davul</p>
<p>Çekil der ey nefis ey şeytan sen savul</p>
<p>Hakka doğru yürüyoruz ey nefis şeytan kavrul</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gözlerimiz gönlümüz dünyamız aydınlık olsun</p>
<p>Mübarek ayda gönüller merhametle dolsun</p>
<p>Hak yolun yolcusu arasın yoksulu bulsun</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gülveren’im çalmayalım ayrılık kapısını</p>
<p>Mübarek Ramazanda açalım gönüllerin kapısını</p>
<p>Verelim kazancımızda fakirin payını</p>
<p>Vermezsen açmaz nur ile melekler kapını</p>
<p>Fakirin sofrasına bereket ekin diyor</p>
<p>Canlara can nur katan Mübarek geliyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gül bahçesinde cennette gezinin diyor</p>
<p>Benimle beraber yeniden doğun diyor</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/on-bir-ayin-sultani-ramazan-ayi-geliyor/">On Bir Ayın Sultanı Ramazan Ayı Geliyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/on-bir-ayin-sultani-ramazan-ayi-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14554</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bizi Rahat Bırakın / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bizi-rahat-birakin-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bizi-rahat-birakin-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 15 May 2018 04:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14459</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rahat bırakın ulan bizi! Yetti artık cibilliyetsiz bakışlarınız Sözde büyüdünüz, sözde özde büyüktünüz Ama terde şükür Serde huzur bırakmadınız… &#160; Bırakın ellerimizi, kırın taktığınız prangaları Bırakın ulan bizi Kendi cennetimizi istiyoruz biz Cehenneminizin bekçisi de, bekçi köpeği de Emir eri de olmak istemiyoruz… &#160; Çocuk, bize kalsın, bizimle büyüsün Erisin toprak terimizle, hormonsuz bir aşkla… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizi-rahat-birakin-siir/">Bizi Rahat Bırakın / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Rahat bırakın ulan bizi!</p>
<p>Yetti artık cibilliyetsiz bakışlarınız</p>
<p>Sözde büyüdünüz, sözde özde büyüktünüz</p>
<p>Ama terde şükür</p>
<p>Serde huzur bırakmadınız…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bırakın ellerimizi, kırın taktığınız prangaları</p>
<p>Bırakın ulan bizi</p>
<p>Kendi cennetimizi istiyoruz biz</p>
<p>Cehenneminizin bekçisi de, bekçi köpeği de</p>
<p>Emir eri de olmak istemiyoruz…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çocuk, bize kalsın, bizimle büyüsün</p>
<p>Erisin toprak terimizle, hormonsuz bir aşkla…</p>
<p>Şiir bize kalsın istiyoruz</p>
<p>Hissimizi birkaç hece, bir bakış anlatsın</p>
<p>Yorgunluktan söyleyemeyen gözlerimizin feri ışısın artık…</p>
<p>Dem bırakmadınız ihlasında duanın</p>
<p>Öyle bulanık ki düşüncelerimiz</p>
<p>Bizi size benzettiniz</p>
<p>Bırakın ulan bizi, rahat bırakın…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uyandı çocuk, korku geceden dilemma</p>
<p>Solunda yıkılmış duvarlar,</p>
<p>Yan sokakta bomba yemiş minicik beden parçaları…</p>
<p>Yakım, yıkım, sıkım, tıkım</p>
<p>Petrol, para, altın, güç, saltanat, hüküm…</p>
<p>Vaatler arası oyuncak insan</p>
<p>İNSAN diyorum, size değil elbet!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstemiyoruz,</p>
<p>Rengarenk hayallere inanmayı</p>
<p>Rengarenk dünyayı yaşamak istiyoruz,</p>
<p>Eğer hala durmadıysa uçurtmanın kalbi…</p>
<p>İstemiyoruz ulan sizi</p>
<p>Rahat bırakın</p>
<p>Bize bırakın bizi!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Köy bakkalı Cemal amcanın torunu Rüveyda</p>
<p>Babası gidince fizana</p>
<p>Yaşıyor diye, şükretmeyi öğrenmiş acıya rağmen</p>
<p>Öğrenmiş öğrenmesine de</p>
<p>En sevdiği arkadaşı Hilal’in babası</p>
<p>Bir fabrikanın kimyasalına yenik düşmüş…</p>
<p>İki boynu bükük çocuk</p>
<p>Biri hasret kederinden,</p>
<p>Biri habersiz kendinden, eksik mi hiç yok!</p>
<p>Sizin yüzünüzden…</p>
<p>Çaldığınız toprakların suyu size ferahlık</p>
<p>O toprağın çocuklarına zehirli, renkli şekerler…</p>
<p>Ölümsüzsünüz sanıp öldürüyorsunuz</p>
<p>Zenginsiniz</p>
<p>Ve var ettiğinizi sanıp, teşekkür bekliyorsunuz…!</p>
<p>Hadi oradan lan, hadi oradan!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kuşaklar arası trajedi hikayeleri büyüyor kitaplarda</p>
<p>Siz buna tarih diyorsunuz</p>
<p>Tarih kan, tarih acı, tarih yalan!</p>
<p>Çünkü sayenizde</p>
<p>Bitik insan, karanlık devran…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalmayacak</p>
<p>İyi bir şiir</p>
<p>Yaşanacak bir şehir</p>
<p>Sevilecek bir güzel</p>
<p>Masallarda iyi karakter</p>
<p>Gönül bahçelerine umut eken çiftçiler</p>
<p>Adım atarken korkmayan çocuklar kalmayacak!</p>
<p>Sayenizde</p>
<p>Öyle güçlü geliyor ki kıyamet</p>
<p>Kurşunlar öyle ağır ki, daha kalbe girmeden</p>
<p>Barut kokusuna yeniliyor çiçekler</p>
<p>Mayasından korkuyor ekmek</p>
<p>Tadını kaçırıyor yemeğin tuz</p>
<p>Seksen sekiz hissediyor genç adam</p>
<p>Oysa henüz otuz be otuz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Afrika’ya ırmaklar götürürüz</p>
<p>Orta Doğu’ya aş, ekmek, iş ve nefes</p>
<p>Çekik gözlüsüyle, esmer teniyle</p>
<p>Güneş sarısı saçı, gök mavisi gözleriyle bütün çocukları</p>
<p>Evet ulan evet,</p>
<p>Bütün dünya çocuklarını sararız sevgimizle…</p>
<p>Bize siz lazım değilsiniz</p>
<p>Ne kadar yüzsüz</p>
<p>Eksik, aşağılık</p>
<p>Ve tövbe tövbe…</p>
<p>Konuşturmayın beni daha da</p>
<p>Çekin ellerinizi bahçemizden, fikrimizden, hissimizden</p>
<p>Defterimiz çınar yaprağı olsun</p>
<p>Kalemimiz parmaklarımız, bakışlarımız, suya yazan nefesimiz</p>
<p>Çekin ellerinizi düşlerimizden, cebimizden</p>
<p>Ceplerimiz şiir doludur bizim</p>
<p>Öğrettiğiniz nefretle beraber</p>
<p>Şimdi size öfkeli …</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çekin üzerimizden o kirli ellerinizi</p>
<p>Rahat bırakın ulan bizi!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizi-rahat-birakin-siir/">Bizi Rahat Bırakın / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bizi-rahat-birakin-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14459</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Manzara / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 May 2018 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Safiye Elber]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14429</guid>
				<description><![CDATA[<p>Elinde içeceği biraları ile bakkaldan hızlı adımlarla ayrıldı. Hızlıydı çünkü her zaman gidip kendi kendine vakit geçirdiği yerin kapılmış olmasını istemiyordu. Bu manzara hepte bu manzara olmalıydı ancak o zaman dalabiliyordu kendini bu dünyadan uzaklaştıran hayallere. &#8230; Tam herkesin köpeklerini gezdirdiği, öğrencilerin okulu kırıp geldikleri saatte o da sahilin üst tarafında gezi yolunun yanında zakkumların [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/">Manzara / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Elinde içeceği biraları ile bakkaldan hızlı adımlarla ayrıldı. Hızlıydı çünkü her zaman gidip kendi kendine vakit geçirdiği yerin kapılmış olmasını istemiyordu. Bu manzara hepte bu manzara olmalıydı ancak o zaman dalabiliyordu kendini bu dünyadan uzaklaştıran hayallere. &#8230;</p>
<p>Tam herkesin köpeklerini gezdirdiği, öğrencilerin okulu kırıp geldikleri saatte o da sahilin üst tarafında gezi yolunun yanında zakkumların ve erik ağaçlarının arasında yerini aldı. Evden çıkarken yine tedbirisiz ince bir hırka ile çıkmıştı. Biraz üşüdü ancak bulutların arasından kurtulduğu anda bahar güneşi olağanca sıcaklığıyla iliklerine kadar ısıtıyordu. Dua ediyordu umarım yağmur yağmaz diye..Eğer yağmura yakalanırsa yine hasta olabilirdi. İşin tuhafı aslında ıslanmayıda seviyordu. Ama bu sefer hasta olmayı göze alamazdı. Kimsesi de yoktu ki ona baksın&#8230;Yanlız başına olmayı o seçmişti. Hemde öyle başına birşey geldiği için değil sevdiği kimse olmasın ve onu da kimse sevmesin diye belkide&#8230;.Kendiyle bile güçlü bağ kuramayan bir insanın nasıl ailesi olabilirdi ki ? Dostlarına ne anlatacak ki? Hesaplaşması bitmeyen, barışamayan bir insan etrafa ne verebilir ki? Böylesinin herkes için iyisi olduğunu düşüneli 10 sene geçmişti. Eveet onun için kendiyle kurduğu duygusal olmasa da tek bağ biraydı. Bira içtiğinde mutlu oluyordu. Kurduğu tek bağın hayallerine yolculuğa katkısı büyüktü. Bu katkı onu para kazanma yönünde motive ediyor ama gün geçtikçe artan dozu kendi bile farketmiyordu. Sadece para kazanmak için kurduğu kısa ilişkiler bile onu yoruyordu. Mümkün olsa hiç diyoloğa girmezdi ama mecburdu para kazanmaya mecbur&#8230;&#8230;.</p>
<p>Çizdiği resimleri sattığı galeri, para ödemeyi geçiktirğinde zor zamanlar geçiriyor ama ödemeyi en fazla bir hafta geç yaptıkları için kendini bu gecikmeye alıştırmaya çalışıyordu. Galeri</p>
<p>ödeme yaptığında ilk aldığı şey uzun süredir beraber yaşadığı kedisi Goya’ nın maması oluyordu…Tüm bağlardan ve bağlılıklardan kaçıp saklandığında bu şapşal kedi karşısına çıkmış, bir türlü yakasını bırakmamıştı. Aslında bir sokak kedisi olan Goya zamanla eve girmenin türlü yollarını deneyerek kapağı bu kendisini dış dünyaya nerdeyse kapamış olan adamın evine atmayı başarmış. Ve yolculukları da başlamış..</p>
<p>Günleri neredeyse hep birbirinin aynısı geçsede yaptığı resimlere ilham kaynağı olan manzarası onun hayallerini zenginleştirmeye dewam ediyordu. Sadece hayallerini çiziyor ve galeriler de şuursuzca onun hayallerini üç kuruşa satın alıyordu. Hatta daha önce çalıştığı bir iki galeri daha fazla para karşılığında siparişle manzara resmi çizmesini istemişlerdi de sonra cevaplarını alınca ( onlara bol miktarda erkek ve kadın cinsel organ resimleri göndermişti) bir daha onunla çalışmak istememişlerdi. O da derin bir ohh çekip hayatta belkide kendini ifade ettiği tek yolda özgürce yürümeye dewam etmişti.</p>
<p>Öğle saatiydi.. Dün yine öyle içmişti ki yataktan kendini zor attı ve kolidora tutuna tutuna tuvalete girdi.. Elini yüzünü yıkadı ve tam havluyla yüzünü kurularken havlunun yarısını kapatmış yüzünü aynada farketti. Yüzü gözü şişmiydi sanki … bazen aynaya baktığında kendinden korkuyordu. Ama bugün öyle olmadı. Yüz hatlarını dikkatlice süzdü ,ağzına, burnuna, gözlerine dokundu..elleriyle yanağına dokunup sevdi yüzünü öylece.. Ne kadar kaldı orada bilmiyordu ama gözünü açınca irkildi. Hala eli yüzündeydi. Goya etrafında dönmeye başlamış kabına mama koyması için bacaklarına dolanıyor kuyruğunu sallıyordu. Hemen onun mama kabını doldurmak için salondaki boş kabı alıp doldurdu. Ve hiç unutmaması gereken tek görevini de gerçekleştirdi. Çünkü onun için hiç bir şey bu kadar hayati ve önemli değildi.</p>
<p>Bira içmek artık su içmek kadar refleks haline dönüşmüştü onun için. Evden çıktığında saat ikiyi çoktan geçmiş yürüyerek sahilin yolunu tutmuştu. Yolda bakkala uğrayıp nevaleyi aldı. Bira ve sigara dışında hiç konuşmadığı bakkala tebessüm ederek ayrıldı. Bu diyaloglar ona göre çok ciddi ve samimiydi. Herkes isteğini alıp mutlu oluyordu. Bira kutularını koyduğu siyah poşetle sahile yürümeye başladı. Yaklaştıkca tek endişesi yine başlıyordu. O ağacın altı ve o taşın üstünde kimse olmasın diye içinden geçiriyordu ki uzaktan tam orada ve taşın üstünde birinin oturduğunu fark etti. Elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi oldu bir anda . Ne yapacağını bilemeden kaldı karşı kaldırımda beklemeye başladı. 35 yaşlarında esmer bir adam elinde bira şişesi sadece ona ait olan manzaraya acımasızca bakıyordu. Yaklaşık kırkbeş dakika karşı kaldırımın yanındaki bankta adamın gitmesini bekledi. Adam sessiz sedasız birasını yudumlayıp derin iç geçirip uzaklara bakıyordu. İçi çok rahatladı bir anda &#8221; o benim manzarama bakmıyor , hatta hiçbir şey görmüyor&#8221; diye deçirdi. Beklemeye dewam etti.. Baktı ki iki saat geçmiş ve adamın kalkmaya niyeti yok eve dönmeye karar verdi. Tam nevaleyi toplayıp banktan kalkmıştım ki adam ayağa kalktı. Ohh dedi içinden hadi kardeşim orası benim hadi yürü bakalım.. Arkası dönük esmer adam kalkıp bana yüzünü dönünce öyle bir yüzle karşılaştı ki derin çizgilerin izini sürebileceği yaşanmışlık ve acıların doldurduğu göz çukurları ve o derin kahve gözler. Bu gözlerin ona çok yabancı olmadığı belliydi.. O gün ve diğer günler hiç görmedi o adamı bir daha. Ama aynaya baktığında ara sıra görür gibi oluyor irkiliyordu&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/">Manzara / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14429</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Annesizlik Bir Çıban Kanadıkca Kanıyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/annesizlik-bir-ciban-kanadikca-kaniyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/annesizlik-bir-ciban-kanadikca-kaniyor/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 May 2018 04:24:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14546</guid>
				<description><![CDATA[<p>Annem gittin dünyadan vardın derin uykuya Hasretin çok zor düştüm sanki derin kuyuya Nasıl anlatılır ki sensizlikle hasretin Nasıl ulaşırım ben sensiz güzel rüyaya &#160; Karıştı yolum sensiz varamam ben doğruya Kalemimle ben nasıl resm edeyim buraya &#160; Sen giderken ben nasıl taşıdım tabutunu Seninle gönlümü de gömdüm sıktım kurşunu Bildim elinde değil hazırlamadın sonu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/annesizlik-bir-ciban-kanadikca-kaniyor/">Annesizlik Bir Çıban Kanadıkca Kanıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Annem gittin dünyadan vardın derin uykuya</p>
<p>Hasretin çok zor düştüm sanki derin kuyuya</p>
<p>Nasıl anlatılır ki sensizlikle hasretin</p>
<p>Nasıl ulaşırım ben sensiz güzel rüyaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karıştı yolum sensiz varamam ben doğruya</p>
<p>Kalemimle ben nasıl resm edeyim buraya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen giderken ben nasıl taşıdım tabutunu</p>
<p>Seninle gönlümü de gömdüm sıktım kurşunu</p>
<p>Bildim elinde değil hazırlamadın sonu</p>
<p>Nasıl ulaşırım ben sensiz güzel rüyaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karıştı yolum sensiz varamam ben doğruya</p>
<p>Kalemimle ben nasıl resm edeyim buraya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adım adım gidişin değdi ağrıyan yerime</p>
<p>Dönüşte sensiz heyhat bakamadım gerime</p>
<p>Seni gönlümle gömdüm ben düşmedi önüme</p>
<p>Nasıl ulaşırım ben sensiz güzel rüyaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karıştı yolum sensiz varamam ben doğruya</p>
<p>Kalemimle ben nasıl resm edeyim buraya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Annesizlik bir çıban kanadıkça kanıyor</p>
<p>Bu gönlüm her an sensiz kor alevde yanıyor</p>
<p>Beni böyle görenler deli oldum sanıyor</p>
<p>Hasretin zormuş anne onlar bunu bilmiyor</p>
<p>Nasıl ulaşırım ben sensiz güzel rüyaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karıştı yolum sensiz varamam ben doğruya</p>
<p>Kalemimle ben nasıl resm edeyim buraya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gittin kifayetsiz söz ayrılmıyor peşimden</p>
<p>Hasret kaldım ben senin o tatlı gülüşünden</p>
<p>Nasıl inanam anne kokun varken öldüğüne</p>
<p>Nasıl ulaşırım ben sensiz güzel rüyaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karıştı yolum sensiz varamam ben doğruya</p>
<p>Kalemimle ben nasıl resm edeyim buraya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Artık bu dünyam sessiz sözlerim kifayetsiz</p>
<p>Ne kaldı tadım tuzum her şeyim hareketsiz</p>
<p>Gittin dünyada kaldım ben cennetsiz bahçesiz</p>
<p>Nasıl ulaşırım ben sensiz güzel rüyaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karıştı yolum sensiz varamam ben doğruya</p>
<p>Kalemimle ben nasıl resm edeyim buraya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir gün varacağım ben kalkılmaz o uykuya</p>
<p>Kalkma vakti gelince varacağız Mevla’ya</p>
<p>Sarılacağım artık sana ben doyasıya</p>
<p>Nasıl ulaşırım ben sensiz güzel rüyaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karıştı yolum sensiz varamam ben doğruya</p>
<p>Kalemimle ben nasıl resm edeyim buraya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gülveren’im sen yaşa annenin hasretiyle</p>
<p>Duy derin sevgisini artık var kuvvetiyle</p>
<p>An her an sen anneni evlatlık bilinciyle</p>
<p>Nasıl ulaşırım ben sensiz güzel rüyaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karıştı yolum sensiz varamam ben doğruya</p>
<p>Kalemimle ben nasıl resm edeyim buraya</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/annesizlik-bir-ciban-kanadikca-kaniyor/">Annesizlik Bir Çıban Kanadıkca Kanıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/annesizlik-bir-ciban-kanadikca-kaniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14546</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cümle</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cumle-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cumle-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 12 May 2018 04:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14412</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sessizlik istediğim şey… Sessiz yaşam… Sessiz… Aradığım şeylerden kalan bu eski plaktı. İstediğim her şey gerçekleşti. Ev, araba, kış, yaz… Okulu bitirmenin verdiği hazzı unutamam. Her şey yolundaydı. O gelene kadar… Kapı çaldı içeri girdi. Oturdu karşıma konuşmaya başladık. Ona kendimi çok yakın hissettim. Kendimden biriydi sanki. Ondan alacağım çok şey vardı. Ona görür görmez [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cumle-siir/">Cümle</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sessizlik istediğim şey…</p>
<p>Sessiz yaşam…</p>
<p>Sessiz…</p>
<p>Aradığım şeylerden kalan bu eski plaktı.</p>
<p>İstediğim her şey gerçekleşti.</p>
<p>Ev, araba, kış, yaz…</p>
<p>Okulu bitirmenin verdiği hazzı unutamam.</p>
<p>Her şey yolundaydı.</p>
<p>O gelene kadar…</p>
<p>Kapı çaldı içeri girdi.</p>
<p>Oturdu karşıma konuşmaya başladık.</p>
<p>Ona kendimi çok yakın hissettim.</p>
<p>Kendimden biriydi sanki.</p>
<p>Ondan alacağım çok şey vardı.</p>
<p>Ona görür görmez aşık olmuştum.</p>
<p>Aradığım kişi oydu.</p>
<p>Hissettiğim her şey gerçekti.</p>
<p>Saatlerce konuştuk.</p>
<p>Konuşmalarımız zihnimde kayıt altındaydı.</p>
<p>Her şeyi dün gibi hatırlıyorum.</p>
<p>Hatırladığım şarkılardan kalan o kelimeyi ağzımdan çıkarmak bana öyle dokundu ki.</p>
<p>Her şarkı başka bir dertti.</p>
<p>Bir başka…</p>
<p>Buluştuğumuz her gün ayrı bir güzellikti.</p>
<p>Güzellikleri paylaşmak beni oldukça mutlu ediyordu.</p>
<p>Dertlerinden sakınmak korkusu beni bunaltmıştı.</p>
<p>Hırsımdan geriye kalan sadece aşktı.</p>
<p>Her şey silinmişti sanki.</p>
<p>Her şey…</p>
<p>Ben ona, o bana yani birbirimize aşıktık.</p>
<p>Bunu hissediyordum ama söyleyemiyordum.</p>
<p>Düşüncelerimi saklayamazdım.</p>
<p>Saklarsam kaybolurdu.</p>
<p>Hatıramda kalan o parçayı söylerken eğlendim.</p>
<p>Seni dans ederken gördüğümde hissettiğim gibi.</p>
<p>Çok güzel dans ediyordu.</p>
<p>Onu izlemek beni mutlu ediyordu.</p>
<p>Gözlerine bakmak.</p>
<p>O benim için bir taneydi.</p>
<p>Adını kimse bilmiyordu.</p>
<p>Adı bende saklıydı.</p>
<p>Onun hakkında her şeyi öğrenmek istiyordum.</p>
<p>Sürekli onu anlatmak istiyordum.</p>
<p>Her sözüm o olmalıydı.</p>
<p>Her sayıklayışım o.</p>
<p>Onsuz bir yaşam düşünemiyordum.</p>
<p>O bir hayaldi, ben de o hayalin peşindeydim.</p>
<p>Benim için önemini kimse kavrayamazdı.</p>
<p>O hayalimdeki aşktı.</p>
<p>Depresif bir çılgının yazdığı satırlardı bunlar.</p>
<p>Ona yakın olmak istiyordum.</p>
<p>Onunla yaşamak, onu yaşamak istiyordum.</p>
<p>Onun canını acıtmak bana acı veriyordu.</p>
<p>Onu sevmek, onu hissetmek istiyordum.</p>
<p>O sevgilerin en güzelini hak ediyordu.</p>
<p>Sevgi gösterilmeyi bekliyordu.</p>
<p>Gözlerine baktığımda bunu anladım.</p>
<p>Sevilmek hissedilmek istiyordu.</p>
<p>Bunu ona ben veremezdim.</p>
<p>Ben ona sadece acı verdim.</p>
<p>Sanki sabır ilacını enjekte eder gibiydi yaşadıklarımız.</p>
<p>Seni sabretmeye zorladım.</p>
<p>Gözleri öyle güzeldi ki.</p>
<p>O sevgiye açtı.</p>
<p>Ama sadece acı görmüştü.</p>
<p>Acılarından kurtarmak istedim.</p>
<p>Olmadı.</p>
<p>Onun konuşmaya sevgiye ihtiyacı vardı.</p>
<p>Ona herkese söylediğim sözcüklerden birkaçını söyledim.</p>
<p>Bu SEVGİydi.</p>
<p>Onun aradığı şey oydu.</p>
<p>Bunu ona kimse verememişti.</p>
<p>Onun ihtiyacı buydu.</p>
<p>İlacı da.</p>
<p>Sadece gülümsedim.</p>
<p>Bu da onu mutlu etmeye yetti.</p>
<p>Kimse ona sevdiğini söylememişti.</p>
<p>Onun anlaşılmaya ihtiyacı vardı.</p>
<p>Ona ben bunu sağlayamadım.</p>
<p>Keşke yapsaydım.</p>
<p>Onun gözlerinden akan yaşları durdurabilseydim.</p>
<p>Onu son gördüğümde gözlerini hiç ayırmıyordu.</p>
<p>Keşke tekrar görüşebilseydim.</p>
<p>Onunla bu odada vakit geçirmek mutlu ediyordu.</p>
<p>Ancak onu daha fazla tutamadım.</p>
<p>Çünkü istediği sevgiyi veremedim.</p>
<p>Aradığı ben miydim bilemedim.</p>
<p>Ortamdan sanmıştım.</p>
<p>Oysa ki onun aradığı şey aşkmış.</p>
<p>Keşke bunu daha önce anlasaydım.</p>
<p>Bir “Seni seviyorum.” cümlesini esirgedim ondan.</p>
<p>Keşke söyleseydim.</p>
<p>Niye sakladım ondan?</p>
<p>Keşke gözlerindeki yaşı silebilseydim.</p>
<p>Ona sarılabilseydim.</p>
<p>Ona hak ettiği sevgiyi verebilseydim.</p>
<p>Onun aradığı tek şey buydu: AŞK….</p>
<p>Ve ben kaybettim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cumle-siir/">Cümle</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cumle-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14412</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anlatma(-ma)lı mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 May 2018 06:03:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14524</guid>
				<description><![CDATA[<p>Su köpüklerinden demir prangalar, Bir kesimin düşüşünden atladılar. Değişmeden, Gözlerden asıldılar toprağa, İrisin gökte çoğalışı, Yeni bir gezegeni doğurdu. Eski gazete küpürlerinden biri, Tahta sandıkta intihara kalkıştı, Sokaklarda sessiz katliamların üzerine, Tozlu yıllıktan örtüler, Pencerelerden kaldırım yükseltilerine çarptı.   Duymanı beklemediler, Çünkü hiç duymadılar. Sesinin sisinde çiyleşen çiğdem, Bir güneş batımında kahvelendi. Alçak balkon manzarasından [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/">Anlatma(-ma)lı mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Su köpüklerinden demir prangalar,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Bir kesimin düşüşünden atladılar.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Değişmeden,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Gözlerden asıldılar toprağa,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">İrisin gökte çoğalışı,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yeni bir gezegeni doğurdu.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Eski gazete küpürlerinden biri,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Tahta sandıkta intihara kalkıştı,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sokaklarda sessiz katliamların üzerine,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Tozlu yıllıktan örtüler,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Pencerelerden kaldırım yükseltilerine çarptı.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Duymanı beklemediler,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Çünkü hiç duymadılar.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sesinin sisinde çiyleşen çiğdem,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Bir güneş batımında kahvelendi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Alçak balkon manzarasından göz hatlarına değdi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Duyumsadılar, duyumsadın.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yüzüşün kulaçlarında,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">İsminin canlandığı sokakların,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Metalik çakılları,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Bir robotun saçmalarına yaklaştı.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Tıpkı,tıpkının aynısı,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Aynı fotoğraf karesinde demlendi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yılın 3&#8217;lük kesimi,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Beyaz tülden bu gecede,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Dördüncü kabusu bilince yerleştirdi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Ben kabuslara uyanan bir kadınım.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kabuğunu kıran bir koza,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Ateşte yanan oduna döndüğünde,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Düşler saç tellerinden düştü,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yakaladım.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sigara tablaları bavulu doldurken,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kayıp zaman,kaybedilenin doyumunda,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yeni bir ay haline değdi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Bu yılın kesimi,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kaç sonsuz sayı düzleminde,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Hatırla!</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sen bay sis;</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Hangi yılın kesiminde duymayı tercih ettin?</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">İsminin harfleri kadar,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kabusa boğulan 4&#8217;te mi?</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kumrallığının kavruk kahvesinde,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yeni bir renk canlandı.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Eski ve sepya.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Hadi anlatsana!</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sakınarak dokunduğun çiy taneleri,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Buzlarından yeni bir fotoğrafa nasıl döndüler?</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Dönüşümün bilincini anlat!</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Dünya güneşe doysun.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kabusların üzerine kuşlar konsun.</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/">Anlatma(-ma)lı mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14524</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 May 2018 04:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk-ı memnu]]></category>
		<category><![CDATA[İncesaz]]></category>
		<category><![CDATA[kürdilihicazkar]]></category>
		<category><![CDATA[sazsemai]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Tura]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14049</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi bir sabaha uyandım. Mavi günlerden kalmayım. Kahvaltımın yarısı bana bakıyor tabağımın kıyısında. El ediyorum ona, sonra kenara  itip iyice, sana bakıyorum gizlice&#8230; Senin boş düşlerle doldurulmuş kuru fasulye tanesi mavi hayallerinin içine balıklama dalıyorum. Islak pamuğunda filizlenmiş öylece beni bekliyor. Yemek tabağında çimlenip, güneşin doğuşunu izliyor&#8230; Başında kavak yelleri, serseri mayın gibi  bir o yana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg"><img class="wp-image-14338 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg?resize=212%2C208" alt="" width="212" height="208" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg?resize=300%2C295&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /></a>Mavi bir sabaha uyandım. Mavi günlerden kalmayım. Kahvaltımın yarısı bana bakıyor tabağımın kıyısında. El ediyorum ona, sonra kenara  itip iyice, sana bakıyorum gizlice&#8230; Senin boş düşlerle doldurulmuş kuru fasulye tanesi mavi hayallerinin içine balıklama dalıyorum. Islak pamuğunda filizlenmiş öylece beni bekliyor. Yemek tabağında çimlenip, güneşin doğuşunu izliyor&#8230; Başında kavak yelleri, serseri mayın gibi  bir o yana bir bu yana gidip geliyor. İştahsız bu günlerde&#8230; Porselen tabağında, Japon balıkçı teknesinin tam altında, çatalın yanı başında, yarısı yenmiş bir omlet olarak susuyor&#8230; İki küçük zeytin- tuzsuz ve buruşuk- teknenin içinde keyif çatıyor. Gülümsüyorum onlara, sonra birini gözüme kestiriyorum ve çatalımı batırıyorum zıpkın gibi, atıyorum ağzıma&#8230; Tadı yok hiç dilimin, damağımın&#8230; Zor yutuyorum lokmaları&#8230; Boğazımda bir düğüm var sanki inmiyor aşağıya&#8230; Soğumuş çayımla zorla itiyorum, yoksa kusacağım. Zeytin zeytin olalı böylesi yutulmamıştı&#8230;</p>
<p>Bütün olan biteni unutmak için gözlerimi kapıyorum, bir an evvel bu korkunç sahnenin bitmesini bekliyorum. Bir masa altı olsa, saklansam çocukluğumdaki gibi, ben görmesem geçip gidecek sanıyorum. Yanılıyorum  oysa, mavi yağmur damlaları süzülüyor kirpiklerimden yanaklarıma&#8230; Dilimle yalıyorum tuzlu göz yaşlarımı&#8230; Sesim çıkmıyor ağlarken, sadece sicim gibi dökülürlerken ıslatıyorlar masanın örtüsünü. Damla damla, bir tane daha&#8230; Durmuyor, aniden bastıran sağanak gibi yağıyor&#8230; Göl oluyor mavi tabağım, masanın üstünde mavi damlalarım&#8230;</p>
<p>Yürüyorduk seninle hani, her zaman ki gibi&#8230; Bir gün bile sormadığın günlerdendi, &#8216;neden geliyor benimle&#8217; diye, kendi kendine. &#8216;Bu kadar yolu yürüyor hiç ses etmeden, sonra aynı yolu tekrar dönüyor gerisin geriye&#8217;&#8230; Bir kere olsun &#8216;gelme&#8217; demediğin günlerdendi&#8230; Sorgusuz sualsiz yürüdüğümüz günlerden&#8230;</p>
<ul>
<li>&#8216;Yağmur yağacak&#8217; demiştim sana. Sen dikip bakışlarını bakışlarıma,</li>
<li>&#8216;Yağsın&#8217; demiştin. Ve yürümeye devam etmiştin. İnşaat halindeki yolda, yürümüştüm peşin sıra. İlk damla düşünce başımıza,</li>
<li>&#8216;Islanacağız&#8217; demiştim sana, arkanı dönüp bana,</li>
<li>&#8216;Islanalım&#8217; demiştin.</li>
<li>&#8216;Peki ıslanalım&#8217; demiştim ben de.</li>
</ul>
<p>Seni yarı yolda tek başına bırakmaktansa, ıslanalım. Sen yeter ki güven, ben seninle yağmurda çamurda hep yürürüm demiştim içimden bana&#8230; Adımlarını hızlandırmıştın aniden. Ben de hızlanmıştım senin peşinden. Yetişmek için sana, koşturuyordum çamurda. Pantolonum ağırlaşmıştı, çoraplarımın içinde yüzüyordu ayaklarım. Yağmur bizim peşimizden daha da hızlanmıştı. Öyle hızlanmıştı ki biz yavaşlayıp koşturmayı bırakmıştık. Teslim olmuştuk yağmura&#8230; Sırılsıklam, kaçacak hiç bir yer aramadan, iliklerimize kadar yağmur olup akmıştık&#8230; Yaz yağmurudur bu nasılsa gelip geçer sanmıştık&#8230;</p>
<p>Niye diye sormadın? Bir kere bile&#8230; Hiç bir bahanem yoktu uyduracak. Hiç bir yalanım yoktu sana söyleyecek&#8230; Yürüyorduk öylesine, yürüyordum seninle hayallerinde&#8230; Sorsan ne derdim bilmiyorum, bir gün gelmesem diye hiç düşünmeden takılmıştım peşine. Sahi ne düşünürdün, ne hissederdin gelmesem, ya da o gün o mavi yağmurun altında dönsem evime ıslanmadan, hiç bilmiyorum, hiç bilemeyeceğim bundan böyle&#8230;</p>
<p>Çivit mavisine takılıyor gözlerim öyle güzel ki, yiyecekleri başka bir tabağa taşıyıp elime alıyorum porseleni&#8230; Antika bir tablo gibi tabağı izliyorum. Kahvaltı umurumda değil artık, insan aç karnını her zaman doyurabilir. Ama gördüğü bir güzelliği bir daha göremeyebilir. Bir daha yaşanmayacak anlardan nasıl olur da kaçabilir? Günahı sevabı düşünmeden, yüzmenin yasak olduğu göle dalabilir&#8230; Ucunda ölüm olduğunu bile bile serin sulara kendini bırakabilir.</p>
<p><figure id="attachment_14340" aria-describedby="caption-attachment-14340" style="width: 301px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg"><img class="wp-image-14340 " src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg?resize=301%2C205" alt="" width="301" height="205" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg?resize=300%2C204&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 301px) 100vw, 301px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14340" class="wp-caption-text">Mavi Çay Fincanı</figcaption></figure></p>
<p>Mavi tabağın gölgesindeki mavi fincandaki çayım bitmişti&#8230; Boş bir dudağa götürülen boş bir dokunuşla anlıyorum şimdi, çayımı tazelemem gerektiğini. Dilimin acısına iyi gelecek yeni bir çay demlemek&#8230; Yüreğimin acısına kim bilebilir ki&#8230;</p>
<p>Mavi demliği alıyorum elime, porselenine dokunuyorum,  parmakların gibi, hissiz, soğuk&#8230; Tedirgin yalnızlığın, saf kumdan yapılmış senin gibi duru beyazlığın. Ayaklarına takılıyorum, &#8216;hiç bu kadar beyazını görmedim&#8217; diyorum. Mavi-Beyaz güzelliğini elimde tutuyorum. Yeniden hayallere dalıyorum&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14339" aria-describedby="caption-attachment-14339" style="width: 302px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg"><img class="wp-image-14339" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?resize=302%2C233" alt="" width="302" height="233" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?w=701&amp;ssl=1 701w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?resize=300%2C232&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?resize=600%2C460&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 302px) 100vw, 302px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14339" class="wp-caption-text">Mavi-Beyaz Porselen Demlik</figcaption></figure></p>
<p>Midem ağrıyor, günlerdir bir şey yememekten, sadece çay içip düşünmekten. Kalbime hançer saplanıyor. Yanıtını bulamayacağım sorular arıyorum, seni aramıyorum. Aramayacağım hiç bir zaman. Bir daha karşına çıkmayacağım. Sorularımla birlikte seni de okyanusa fırlatacağım. Belki bir gün deniz kumu olup, kahvaltı tabağından, yiyemediğin krepinin tam ortasından, mavi bir inci tanesi olarak fırlayacağım&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14440" aria-describedby="caption-attachment-14440" style="width: 348px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg"><img class="wp-image-14440" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg?resize=348%2C278" alt="" width="348" height="278" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14440" class="wp-caption-text">Mavi Mine &#8211; Unutma Beni Çiçeği &#8211;</figcaption></figure></p>
<p>Belki mavi bulutlu bir gökyüzünden yükseleceğim hiç beklemediğin bir anda&#8230; Mavi yağmur damlalarından süzülüp, mavi gök kuşağından kayacağım toprağa. Senin toprağına&#8230; Nerede olduğunu bilemediğim mavi minelerinin içinden sızacağım canına, ta içine doğru ılık ılık akacağım, gireceğim kanına&#8230;</p>
<p>Unutma, bitmez bu hikaye burada&#8230;</p>
<p>O zamana kadar eyvAllah&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlham kaynağım Yalçın Tura; Kürdilihicazkar Saz Semai; Aşk-ı Memnu ve bu muhteşem yorumu için incesaz&#8217;a binlerce kez teşekkürlerimle&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/1HILYobr5W0?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14049</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Koptu Bam Telim / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/koptu-bam-telim-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/koptu-bam-telim-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 May 2018 04:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14427</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kopardım yüreğimin bam telini, bir taş koydum yerine! adına, sabır dediğim&#8230; ellerim kan revan&#8230; gerdim, dalına astım bam telini yüreğimin, avludaki asırlık ağacın&#8230; kuşlar konsun, bir soluk olsun onlara, şakımalık&#8230; çok çektim koptu aslında, suçum yok benim&#8230; sızladı durdu zaten sağlığımda&#8230; bam&#8217;sız, gam&#8217;sız türkülerim, şiirlerim var artık, ölüm döşeğinde içimin&#8230; bir de sabır taşının ağırlığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koptu-bam-telim-siir/">Koptu Bam Telim / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Kopardım yüreğimin bam telini,</div>
<div dir="auto">bir taş koydum yerine!</div>
<div dir="auto">adına,</div>
<div dir="auto">sabır dediğim&#8230;</div>
<div dir="auto">ellerim kan revan&#8230;</div>
<div dir="auto">gerdim,</div>
<div dir="auto">dalına astım bam telini yüreğimin,</div>
<div dir="auto">avludaki asırlık ağacın&#8230;</div>
<div dir="auto">kuşlar konsun,</div>
<div dir="auto">bir soluk olsun onlara,</div>
<div dir="auto">şakımalık&#8230;</div>
<div dir="auto">çok çektim koptu aslında,</div>
<div dir="auto">suçum yok benim&#8230;</div>
<div dir="auto">sızladı durdu zaten sağlığımda&#8230;</div>
<div dir="auto">bam&#8217;sız,</div>
<div dir="auto">gam&#8217;sız türkülerim,</div>
<div dir="auto">şiirlerim var artık,</div>
<div dir="auto">ölüm döşeğinde içimin&#8230;</div>
<div dir="auto">bir de sabır taşının ağırlığı göğsümde,</div>
<div dir="auto">içli,</div>
<div dir="auto">yanık bir ağrı,</div>
<div dir="auto">daha derin bir sızı!</div>
<div dir="auto">bam telimin yokluğundan,</div>
<div dir="auto">gecelere süzülen,</div>
<div dir="auto">hüzün akıntısı&#8230;</div>
<div dir="auto">dikiş tutmayan yüreğimde,</div>
<div dir="auto">binlerce kırgın kanatlı beyaz güvercin hayallerinin,</div>
<div dir="auto">asırlık yıkıntısı&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koptu-bam-telim-siir/">Koptu Bam Telim / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/koptu-bam-telim-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14427</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çağla Mevsimi / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cagla-mevsimi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cagla-mevsimi-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 May 2018 04:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14363</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevda sarar gençleri, Çağla kokar tenleri, Bırakır “ben” “sen”leri, Bir olur sanki çağla mevsimi. &#160; Dağlar, tepeler bir ayrı güzel, Yağan yağmur ayrı özel, Görünmeyen gizli bir el, Uzanır sanki çağla mevsimi. &#160; Güneş bambaşka doğar, Ağaçlar çiçek dolar, Etrafa huzur salar, Sevgidir sanki çağla mevsimi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cagla-mevsimi-siir/">Çağla Mevsimi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevda sarar gençleri,</p>
<p>Çağla kokar tenleri,</p>
<p>Bırakır “ben” “sen”leri,</p>
<p>Bir olur sanki çağla mevsimi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dağlar, tepeler bir ayrı güzel,</p>
<p>Yağan yağmur ayrı özel,</p>
<p>Görünmeyen gizli bir el,</p>
<p>Uzanır sanki çağla mevsimi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güneş bambaşka doğar,</p>
<p>Ağaçlar çiçek dolar,</p>
<p>Etrafa huzur salar,</p>
<p>Sevgidir sanki çağla mevsimi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cagla-mevsimi-siir/">Çağla Mevsimi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cagla-mevsimi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14363</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Osman Amcanın Eşeği Ve İlham!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 06 May 2018 07:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14417</guid>
				<description><![CDATA[<p>Cüneyt Arkın beni görse kesinlikle kıskanırdı, belki de hasedinden çatır çatır çatlardı. Zira öyle bir ata.. pardon eşeğe binişim vardı ki, dörtnala dıgıdık dıgıdık gidiyordum. Henüz 9-10 yaşlarındaydım. Okulun tatil olduğu bir gün olmalı ki, sokakta haylazlık ediyorduk. Nereden aklıma geldiyse geldi, aile dostumuz olan Osman amcanın eşeğine binmek aklıma geldi. Osman amcalar evimize yakın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/">Osman Amcanın Eşeği Ve İlham!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Cüneyt Arkın beni görse kesinlikle kıskanırdı, belki de hasedinden çatır çatır çatlardı. Zira öyle bir ata.. pardon eşeğe binişim vardı ki, dörtnala dıgıdık dıgıdık gidiyordum.</p>
<p>Henüz 9-10 yaşlarındaydım. Okulun tatil olduğu bir gün olmalı ki, sokakta haylazlık ediyorduk. Nereden aklıma geldiyse geldi, aile dostumuz olan Osman amcanın eşeğine binmek aklıma geldi. Osman amcalar evimize yakın bir yerde otururlardı. Evlerinin hemen önündeki tarlada bostan yaparak geçinirlerdi.</p>
<p>Osman amcanın eşeğiyle gezme fikri güzeldi ama bunun için Osman amcayı ikna etmek gerekiyordu, bu da çok kolay değildi. Kolay tarafı Osman amcanın beni sevdiğiydi. Ee sevgiyi sömüren ilk kişi ben değilim ya…</p>
<p>Osman amcanın evine gittim. Bahçede kasalara domates, salatalık, patlıcan gibi sebzeleri diziyor, eşi Halide abla da kendisine yardım ediyordu. “Osman amca…” dedim. Başındaki kasketi hafifçe kaldırarak bana baktı ve “Buyur Naif’im” dedi en babacan haliyle. Allah rahmet eylesin kendisi de eşi de çok iyi insanlardı.</p>
<p>“Babam eşeğinizi istedi” dedim.</p>
<p>Benimki beyaz bir yalan değildi, kapkara bir yalandı, dümdük bir yalandı işte. Üstelik babamın eşekle işi olmaz, asla Osman amcanın eşeğini istemezdi: Bunun bir örneğine de hiç rastlanmamıştı. Adam bir memurdu ve haftanın beş günü daireye gider, iki günü de evde dinlenirdi. Ne bağı vardı, ne bostanı, ne de eşekle çekecek yükü. Ama Osman amca yalan mı, doğru mu diye hiç araştırmadı, sormadı, soruşturmadı.  Gözüyle eşeğin yerini gösterdi, alabileceğimi belirtti ve babama selam söylememi tembihledi. Halide ablanın selamı da annemeydi.</p>
<p>Çok kolay olmuştu, ben hiç böyle düşünmemiştim. Bunda bir aksiyon yoktu, heyecan yaşamamıştım ama olsun, eşeğin üstünde dıgıdık dıgıdık giderken acayip bir heyecan yaşayacaktım. Öyle de oldu.</p>
<p>Bir at, pardon bir eşek sürüşüm vardı ki, gören sanki Fatih’in Fedaisi Kara Murat şehre inmiş sanırdı. İyi ki o halimi Cüneyt Arkın görmedi, iyi ki görmedi!</p>
<p>Benim gibi bir çocuğun eşekle ne işinin olacağı bir yana, eşekle nereye gideceğim daha büyük bir sorundu. Bahçeden çıktım, bizim evin aksine doğru eşeği sürdüm. Annem, babam veya kardeşlerim beni eşeğin üstünde görsün istemiyordum. Hem ne cevap verecektim, yalanım ortaya çıkacaktı. Tabi hiç düşünmediğim şey, bir gün Osman amcayla babamın yan yana geldiğinde eşek mevzusunun açılacak olmasıydı. Ee o yaşta o kadar senaryoyu yazmak kolay mıydı, hem ben yazar mıydım senarist miydim, alt tarafı ilkokula giden bir çocuktum.</p>
<p>Eşeği şehir merkezine doğru sürmeye devam ettim, Atatürk Bulvarı, Gölbaşı Caddesi, Ulu Cami, Kap Cami, Bahçelievler derken bir de baktım Meram Sinemasının önündeyim. İster misin şimdi sinemada Fatih’in Fedaisi Kara Murat oynasın. Tıpkı benim gibi eşeğin, pardon atın üstünde zaferden zafere koşsun…</p>
<p>Sinemanın önünde eşeğin yularını çekerek durdurdum, bir çalımla indim, bir çalımla da yuları elektrik direğine bağladım ki görmek lazım. Aynı çalımla sinemaya girdim. İlginç olan sinemanın kapısı açıktı ve bilet soran da yoktu. İnsanlar içeriye giriyor, çıkıyor. Cüneyt Arkın’ın bir filminin oynamadığı aşikârdı da, bu serbestlik neyin nesiydi?</p>
<p>İçeriye girdim, herkes pür dikkat sahneye bakıyordu. Sahnenin ışığı yanıyor, diğer her taraf karanlık. Tıpkı sinema izler gibi ama sahnede sinema yoktu.</p>
<p>Bir adam sinema perdesinin önünde bir sağa gidiyor, bir sola. Bazen elini cebine koyuyor, bazen başını kaşıyor, bazen çenesine elini atıyor, bazen alnını ovuşturuyor. Sahnede bir de masa var. Masanın üzerinde küçük bir daktilo ve onun hemen yanında da samanlı kâğıtlar…</p>
<p>Yerde de çok sayıda buruşturulup atılmış kâğıtlar vardı. Ne kadar ayıp, insan yerde dağınık halde duran kâğıtları toplar bari. Burası çöplük mü, çöp kutusu yok mu, belediyemiz nerede, nerede bu devlet, nerede bu millet! Bu sinemacı da sinemasına hiç bakmıyor.</p>
<p>Sahnedeki adam gezmekten yorulmuş olmalı ki, masanın hemen önünde duran sandalyeye oturdu, masayı kendisine doğru çekti ve daktiloya yeni bir kâğıt taktı. Tık sesi geldi, sonra bir tık daha, sonra bir tık daha. Sadece üç harf yazdı, üç karakteri samanlı kâğıda geçirmiş oldu ve ardından kâğıdı sert bir hareketle daktilodan çekip aldı, buruşturup yere attı. Hımm, demek ki yerdeki buruşuk kâğıtların sebebi buydu. Ben de boş yere sinemacının günahını almıştım.</p>
<p>Adama bir koltuk bile vermemişler, şimdi biz şehrimizin misafirperverliğini nasıl anlatacağız. Koca şehirde bir koltuk yok mu ki, bu kuru sandalyeyi koca sanatçıya vermişler. Ne kadar ayıp ki, ne kadar ayıp.</p>
<p>Adam bir kez daha sahnede dolaşmaya başladı. Hiç konuşmuyor. Elini cebine atıyor, arkasında bağlıyor, başını kaşıyor, çenesini okşuyor, alnını ovalıyor ama hiç konuşmuyor. Herkes de pür dikkat bu adamı izliyor.</p>
<p>Eşek aklıma geldi, şimdi ne yapıyor, beni özledi mi? Eyvah, hiç düşünmemiştim ya birisi eşeği çalarsa.. ben Osman amcaya ne derim, babam bana neler der?</p>
<p>Sahnede aksiyon yok ama içimde aksiyonun en korkunç halleri kıpraşmaya başladı, birazdan kalbim heyecandan patlayacak. O korkuyla hemen sinemanın önüne çıktım, göz ucuyla eşeğime baktım, bağladığım yerde duruyor, şaşkın şaşkın sağa sola bakıyordu bizim eşek.</p>
<p>Neyse yeniden içeriye girdim ve sahnedeki adamı izlemeyi sürdürdüm. Çıt çıkmıyor, zaten adamın çıtı da çıkmıyor, izleyenlerin çıtı da çıkmıyor. O ara bir bağırtı geldi; Boyamın balına gel gardaş!</p>
<p>Bizim şerbetçi kalabalığı görünce coşmuş, meyan şerbeti satılsın diye elindeki zili çalıyor ve bir yandan da bağırıyordu. Sonra simitçinin bağırtısı geldi; küncülü kahke var! Sahnedeki adam hiç istifini bozmuyor, sesten etkilenmiyor gibiydi ama sanki içinden “sus be adam, sus” der gibiydi.</p>
<p>Adam yine sandalyeyi çekti, oturdu, masayı da kendine doğru çekti.</p>
<p>Bu hareketi birkaç kez daha yapsa gidecek yeri kalmayacak. Yine daktiloya bir samanlı kâğıt taktı, yine daktilonun tuşlarına çat çut diye vurdu, yine sert bir hareketle çekip aldı, buruşturup attı.</p>
<p>Oyunu anlamaya başlamıştım. Adam bir yazardı ve bir eser yazmaya çalışıyor ama ilham gelmiyordu. Tam geliyor, yüzünü yarım gösterip ‘ciii’ ediyor ama yazmaya başlayınca uçup gidiyordu. Hain ilham, neredesin, geldinse birkaç kere vur!</p>
<p>Tabii sonra öğrendim şehrimize bir tiyatro gelmiş, tiyatro da sahnede oynanan oyunmuş. Gelen Abdullah Kars’mış ve oyunun adı da ‘Yazılamayan Eser’miş…</p>
<p>Ve bu benim hayatımda izlediğim ilk oyun, ilk tiyatro ve ilk sanatçıydı…</p>
<p>Oyunu Abdullah Kars, bir Hac parasına Hekimoğlu İsmail’e yazdırmış, sonra da hikâyeyi tiyatroya uyarlamıştı. O parayı bana verseydi, ben Osman amcanın eşeğinin hikâyesini yazardım hem ilham gelir, aksiyonu bol olduğu için izleyenlerin heyecanı da doruğa çıkardı.</p>
<p>O gün karar verdim, ben ilhamımı hep yanımda taşıyacaktım. İlhamın keyfini bekleyecek değildim. Ne o şımartmışlar ilhamı, neredeyse başlarına çıkacak. Geleceksen gel kardeşim, ne nazlanıp duruyorsun?</p>
<p>Oyundan pek bir şey anlamamıştım. Çünkü oyunun tümünü izleme şansı bulamamıştım. Ama izlediğim kadarıyla oyun bana iyi bir ders vermiş, ufkumu açmıştı.</p>
<p>Bir gün yazar olacaktım ve o gün ben ilhamın keyfini beklemeyecektim. Yanımdan ayırmayacak ve çok güzel hikâyeler yazacaktım ama asla bir daha Osman amcanın eşeğini bir yalanla alıp, şehri turlamayacaktım. Bana olan sevgiyi sömürmeyecektim!</p>
<p>İşte bunu bir daha yapmayacaktım, çok ayıptı…</p>
<p>Dediklerimin çoğunu yaptım. İyi hikâyeler yazma kısmını halen devam ediyorum. Bir gün iyi bir hikâye yazarsam, siz de iyi bir hikâye okumuş olacaksınız ama o gün ya ben olmayacağım ya siz!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/">Osman Amcanın Eşeği Ve İlham!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14417</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayboluşun Öz Öyküsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 06 May 2018 06:14:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Yay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14445</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zaman geçtikçe büyüyor muyuz yoksa zaman mı büyütüyor içimizdeki yaşları? Saçmalıklar içinde gelişiyor duygularımız ama biz hep mantık arıyoruz dünya dilinde. Yollar uzadıkça uzuyor; ne hissedeceğimi bilmiyorum. Kanıksadığım tek duygu yalanlar, sahtelik ve yüzeysel gösterişler… Daha ne kadar dayanırım bilemiyorum. Karlar yağar üzerime ve ben üşümediğimi zannederken fark ederim ki içimdeki küçüğüm soğuktan bitap bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/">Kayboluşun Öz Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman geçtikçe büyüyor muyuz yoksa zaman mı büyütüyor içimizdeki yaşları? Saçmalıklar içinde gelişiyor duygularımız ama biz hep mantık arıyoruz dünya dilinde.</p>
<p>Yollar uzadıkça uzuyor; ne hissedeceğimi bilmiyorum. Kanıksadığım tek duygu yalanlar, sahtelik ve yüzeysel gösterişler… Daha ne kadar dayanırım bilemiyorum.</p>
<p><figure id="attachment_14446" aria-describedby="caption-attachment-14446" style="width: 333px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/rty.jpg"><img class="size-full wp-image-14446" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/rty.jpg?resize=333%2C240" alt="" width="333" height="240" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/rty.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/rty.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14446" class="wp-caption-text">Kayboluşun Öz Öyküsü</figcaption></figure></p>
<p>Karlar yağar üzerime ve ben üşümediğimi zannederken fark ederim ki içimdeki küçüğüm soğuktan bitap bir vaziyette derman arıyor. Küçüğüm ben seni çok mu ihmal ettim?</p>
<p>Kafam karışık nereye gidiyorum? Ne zaman huzur bulacağım? Ne zaman bir sonu gelecek bu kaçışların, bu duygu yolculuklarının? İsteğim biraz genç olmak ve mutluluk…</p>
<p>Çok mu?</p>
<p>Kafesler içinde büyütülmek ve sonra kendi kafesine mahkûm kalmak kendi kendini sınırlandırmak ne acı üstat! O hayatın sıcaklığını hissedemiyorum ama mutlu olmaya çalışıyorum eğitim vermekle… Öğrencilerimle&#8230;  Ben kardelen miyim hala acaba? Yoksa rol yapan bir çiçek mi? Sever miyim yoksa nefret mi ederim hayattan? Ben kimim?</p>
<p>Sorgulamalarla mı gelecek sonum yoksa ben de insanca hissedebilecek miyim şu hayatta? Rutin önemli değil hayır önemli olan rutin içindeki senin içindeki o ateş ve yaşama aşkı? Kaldı mı ki acaba? Yansıtmamaya çalıştığım duygular mı batıyor kalbime yoksa hüzün ve gözyaşları mı törpülüyor iç dünyamı? Görüntüm neyden ibaret acaba? Çok mu soyutum yoksa somuttan türemiş bir heykel mi?</p>
<p>Geçmiş mi sıkıştıran yoksa gelecek telaşımı beni bastıran? Ya da ya da acaba sorgulamaksızın herhangi bir plan yapmaksızın yalnız kalmak mı?</p>
<p>Yalnızlık!</p>
<p>Ne büyük söz üstat! Neredeyim?</p>
<p>Geri gelmem için hayata kafesten çıkıp salınmam mı lazım? Belki de kafes içinde özgürlüğü iç dünyamda yaratmak mı çözüm? Sanırım bu çözümden çok yalnızlığa mahkûm edilişin bir hikâyesi.</p>
<p>Ben artık neredeyim bilmiyorum ama bildiğim tek şey var artık ne ruhum genç ne de aklım ve kendimi işime ve ruh âlemime adadığımdır.</p>
<p>İmdat dilemem artık. Ne beklentim var hayattan ne de başka bir şey! Tek istediğim zarar görmemek! Yargılanmadan yaşamak o kadar!</p>
<p>Tarih yazsam ne olacak ki bu yazının sonuna (00.41/ 24.01.2014 perşembe) diyerek parantez içinde vermem bile ironilerle dolu bir iç dünyam olduğunu kanıtlamaz mı?</p>
<p>Hadi çöz beni</p>
<p>Sıra sende.</p>
<p>Değişim zamanla mı orantılı yoksa insanın iç dünyasındaki çalkantılar mı insanı sürüklüyor değişime. Gerçekten insanoğlu o kadar garip ki ne zaman ne yapacağı belli olmayan ruhu çılgın ama gözleri solgun bir yaprak misali kendini çarptıkça çarpar duvarlara sahnelere ve yaşamlara…</p>
<p>İçini titreten bir ezgi gibi gelir insana kopmak hayattan ve iç dünyasındaki yelkenlere gömülmek… Yoruldum mu acaba? Nedir bu saçma sapan fikirlerim. İçimdeki çocuk bile yaşlı artık sadece huzurla mutlu olmaya çalışabilen bir yapım varken ki o sert yapıdayken nasıl kendime gelebilirim?</p>
<p>Aşka yer yok hayatımda yüce aşktan başka sanki. Hep yalnız kalacağım sanırım. İnsani duygularım neden eksik neden benim de duygularım yok bir erkeğe karşı. Ailemden başka kimse yok ve beni kendilerine o kadar bağladılar ki bana zarar verdiklerinin farkında bile değiller. Onlara bir şey olursa neyim kalacak bu hayatta. Bir tek ben&#8230; Yalnız gelip yalnız gideceğim bir toprak. Ben sadece onlarla mutluyum ve onlar bunu bilmiyorlar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/">Kayboluşun Öz Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14445</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaya Ulusay’dan “Zamansız” Kitabı Çıktı!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaya-ulasaydan-zamansiz-kitabi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaya-ulasaydan-zamansiz-kitabi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 May 2018 06:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14397</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayata gelmek başka şeydir, o hayatı atandığınız rolleri oynayarak sürdürmek bambaşka şey. Bazen hayattaki edimlerimizin değişik oyuncular tarafından canlandırıldığı sanısına kapıldığımız olmaz mı? Hatta daha da kötüsü, bizim değişik karakterleri canlandıran bir oyuncu olduğumuzun farkına varmamızdır. Öyleyse zaman kavramının arada sırada kaymalara uğramasına da şaşmamak gerekir. Kaya Ulusay, Zamansız’da günü tariflediğimiz karmaşanın içinde kısılıp kalmış [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaya-ulasaydan-zamansiz-kitabi-cikti/">Kaya Ulusay’dan “Zamansız” Kitabı Çıktı!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayata <em>gelmek </em>başka şeydir, o hayatı <em>atandığınız </em>rolleri oynayarak sürdürmek bambaşka şey. Bazen hayattaki edimlerimizin değişik oyuncular tarafından canlandırıldığı sanısına kapıldığımız olmaz mı? Hatta daha da kötüsü, bizim değişik karakterleri canlandıran bir oyuncu olduğumuzun farkına varmamızdır. Öyleyse zaman kavramının arada sırada kaymalara uğramasına da şaşmamak gerekir. <strong>Kaya Ulusay</strong>, <strong><em>Zamansız</em></strong>’da günü tariflediğimiz karmaşanın içinde kısılıp kalmış bir insanı anlatıyor. Bitmek üzere olan sigarasını tazelemek için paketi cebinden çıkarttı. Gün boyu ardı ardına yaktığı sigaralar boğazını paralamıştı. Hissettiği acıya inat, paketten çıkarttığı sigarayı dudaklarının arasına yerleştirdi. Şu garip dünyada ölmek için ne kadar çok seçenek vardı! Yaşamak içinse sınırlar belliydi.</p>
<h2>Zamansız Kitabı</h2>
<p>Düşünceleri beynine, ağzındaki sigaranın dumanının ciğerlerine yayılışından daha hızlı nüfuz ederken, <em>‘Yaşadıkları hayatın aslında hiçbir</em> <em>nabız belirtisi göstermeden sürüp gittiğini farkettiklerinde her şey çok geç</em> <em>olacak,’ </em>diye düşündü; <em>‘Sistemin içinde, sisteme karşı ama sistemden</em> <em>kopamayan bir zavallıyım ben.’</em> Yanlışı gören ama haykıramayan bir korkaktı belki de.</p>
<h2>Nasıl Satın Alabilirsiniz?</h2>
<p>“<strong>Zamansız</strong>” kitabına <a href="http://www.dr.com.tr/Kitap/Zamansiz-Clz/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0001749620001">D&amp;R</a> üzerinden veya <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/zamansiz/455491.html&amp;filter_name=kaya%20ulusay">Kitapyurdu</a> üzerinden online ulaşarak satın alabilirsiniz.</p>
<p>Ayrıca &#8220;Zamansız&#8221; kitabını kitebevlerinin raflarında bulabilir ve satın alabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaya-ulasaydan-zamansiz-kitabi-cikti/">Kaya Ulusay’dan “Zamansız” Kitabı Çıktı!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaya-ulasaydan-zamansiz-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14397</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Bir Kitap Kültürü Dergisi: KİTAP DEFTERİ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-bir-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-bir-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 03 May 2018 04:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14360</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kitap Defteri ile kitap dünyasına yeni bir merhaba! Kitap eksenindeki etkinliklerimiz gibi kitapla ilgili sorunlarımız da oldukça fazla. Kitabın içerik değeriyle ilgili sorunumuz, okuma alışkanlığının yaygınlık kazanmamış olmasında; başka bir dille söylenirse okuryazarlıktan okurluğa geçememiş olmamızda. Kitabın, tüketim kültürünün sıradan bir nesnesine dönüş(türül)mesi de sorunun bir başka yönü. Niteliğin, niceliğe feda edilmesi, yayın dünyası gündeminin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-bir-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri/">Yeni Bir Kitap Kültürü Dergisi: KİTAP DEFTERİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_14361" aria-describedby="caption-attachment-14361" style="width: 360px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/kitapdergisi.jpg"><img class=" wp-image-14361" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/kitapdergisi.jpg?resize=360%2C480" alt="" width="360" height="480" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/kitapdergisi.jpg?w=821&amp;ssl=1 821w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/kitapdergisi.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/kitapdergisi.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14361" class="wp-caption-text">Yeni Bir Kitap Kültürü Dergisi: KİTAP DEFTERİ</figcaption></figure></p>
<p><strong>Kitap Defteri</strong> ile kitap dünyasına yeni bir merhaba! Kitap eksenindeki etkinliklerimiz gibi kitapla ilgili sorunlarımız da oldukça fazla. Kitabın içerik değeriyle ilgili sorunumuz, okuma alışkanlığının yaygınlık kazanmamış olmasında; başka bir dille söylenirse okuryazarlıktan okurluğa geçememiş olmamızda. Kitabın, tüketim kültürünün sıradan bir nesnesine dönüş(türül)mesi de sorunun bir başka yönü. Niteliğin, niceliğe feda edilmesi, yayın dünyası gündeminin başat sorunu görünüyor. Nitelikli okur, aranan ve beklenen kurtarıcı gibi böyle bir ortamda. Okurun kitaba ulaşması, önceki zamanlara oranla çok daha kolay. Kitabı satın alma ve ücret ödemeden okuma olanakları göz ardı edilemeyecek durumda. Okurun, okuyacağı ya da satın alacağı kitabı bilmesi sorunu ise farklı çözüm yollarına yöneltiyor sektörü. Başka seçenekler de var elbette ancak kitap dergileriyle gazetelerin kitap tanıtım ekleri, okurun yeni kitaplar hakkındaki bilgilenmesinde öncelikli seçim. Hemen her gazetenin düzenli yayımlanan kitap ekleri yanında başka tanıtım dergileri de varken bu dünyaya bir yenisi daha eklendi: <strong>Kitap Defteri</strong>.</p>
<p><strong>Önce Kitap Yayınları</strong> (Rize) adına yayımlanan <strong>Kitap Defteri</strong> dergisi, Mayıs 2018’de kitapseverlerin karşısına çıktı. Sekiz sayfalık mütevazı bir dergi <strong>Kitap Defteri</strong> ve derginin kapaktaki logosu dışında kalan kısımları siyah-beyaz basılmış. Gazetelerin kitap ekleri boyutunda bir dergi elimizdeki ve şimdilik mevsimlik yayımlanıyor. Değişim, zamanla olacak gibi görünüyor.</p>
<p>Kitap adının yanına ‘tanıtma’ sözcüğü ile ‘kültür’ de eklemek istiyor <strong>Kitap Defteri</strong> bu nedenle Nurullah Ataç’ın “Kitaba Hürmet” yazısı ile açılmış dergi. İyi çevirmen Yiğit Yavuz’un, “Bir Kitabı Bir Başka Kitaba Çevirmek” yazısı da bu eksende değerlendirilebilir. “İlk Kitap” dizisinde “Abdullah Efendi’nin Rüyaları” için yazan Ömer Eski de bu anlayışı destekliyor yazısıyla. Dergiler de <strong>Kitap Defteri</strong> içinde yer bulmuş kendilerine. Dergi editörlüğünün belki kuramını değil ama kurmacasını yazmış Murat Yalçın, “Yirmi Beş Yıllık Edebiyat Dergisi: kitap-lık” başlıklı yazısıyla yolu açtı denilebilir. Her sayıda, yeni yayımlanmış bir kitabını, sorulara verdiği cevaplarla anlatacak kitabın yazarı. Seçil Dumantepe, ilk sayıda “Roman ve Öyküde Zaman” (Dergâh, 2018) kitabı hakkında konuştu.</p>
<p>Alfabetik sırayla Ayşe Kanbur, Hasan Öztürk, İlker Aslan, İsmail Özalp, Mehmet Nur Karakeçi ve Serdar Can Bakır, yeni kitaplar hakkında yazdılar.</p>
<p>İstanbul dışında bir ilk <strong>Kitap Defteri</strong>… Konuştuklarımız, okuduklarımız olsun. İyi okumalar…</p>
<p>İletişim: <strong>kitapdefteri1@gmail.com</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-bir-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri/">Yeni Bir Kitap Kültürü Dergisi: KİTAP DEFTERİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-bir-kitap-kulturu-dergisi-kitap-defteri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14360</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Omikron / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/omikron/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/omikron/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 02 May 2018 04:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14326</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir güzel gündü bizimkisi. Bir tatlı anı… Bitmez denmişti bitti. Aradım seni yıllarca gelirsin diye. Gelmedin. Gelseydin… Dreamcatcher… Delta İpsilon Lampa Alfa Ro Alfa Hayallerini yakala. Libertad… Dokunulmazlığım dokundu bana. Aylar geçti. Tazeydi her şey ama bitti. Gözlerindeki ışıktı beni çeken. O gülümseme. Ama bitti her şey gibi. Sen mutlu ol diye. Şakaydı senin için. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/omikron/">Omikron / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir güzel gündü bizimkisi.</p>
<p>Bir tatlı anı…</p>
<p>Bitmez denmişti bitti.</p>
<p>Aradım seni yıllarca gelirsin diye.</p>
<p>Gelmedin.</p>
<p>Gelseydin…</p>
<p>Dreamcatcher…</p>
<p>Delta</p>
<p>İpsilon</p>
<p>Lampa</p>
<p>Alfa</p>
<p>Ro</p>
<p>Alfa</p>
<p>Hayallerini yakala.</p>
<p>Libertad…</p>
<p>Dokunulmazlığım dokundu bana.</p>
<p>Aylar geçti.</p>
<p>Tazeydi her şey ama bitti.</p>
<p>Gözlerindeki ışıktı beni çeken.</p>
<p>O gülümseme.</p>
<p>Ama bitti her şey gibi.</p>
<p>Sen mutlu ol diye.</p>
<p>Şakaydı senin için.</p>
<p>Bitmeliydi zaten.</p>
<p>Bir gözyaşı olurdun akardın gözlerimden.</p>
<p>Bir ışık olup akardın gönlüme.</p>
<p>Ama olmadı.</p>
<p>Bitti.</p>
<p>…</p>
<p>Kalp atışlarımdaki hasret bitti.</p>
<p>Sen mutlu ol diye.</p>
<p>Şimdi kendi mutluluğumu arıyorum.</p>
<p>Gülümsüyorum herkese.</p>
<p>Gönlümden düşen sen oluyorsun.</p>
<p>Üzülüyorum.</p>
<p>Kaybettin.</p>
<p>Beni kaybettin.</p>
<p>Biliyorum güzel kızlar vardır belki.</p>
<p>Ama benim gibi seveni bulamazdın.</p>
<p>O değeri kaybettin.</p>
<p>Kimi makam, kimi mevki…</p>
<p>Kimi para…</p>
<p>Ben seni sen olduğun için sevdim.</p>
<p>Ama sen bittin.</p>
<p>Anlamazsın.</p>
<p>Anlayamazsın.</p>
<p>Anlamazdın zaten.</p>
<p>Anlamanı beklemezdim.</p>
<p>Gidiyorum.</p>
<p>Sen mutlu ol diye.</p>
<p>Bitti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/omikron/">Omikron / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/omikron/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14326</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Bezgine / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-bezgine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-bezgine/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 01 May 2018 04:15:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14332</guid>
				<description><![CDATA[<p>anı harabelerinde unutuldum   yıllar boyunca  yazım yanlışı değil yürek yanlışı  düştüm   kendimden uzaklarda  bir güzelin gözlerinde   ıslandım  bütün  güzellere vedamı yaptım  anamdan emdiğim süt burnumdan geldi  evimde çoğaldıkça nikah şekerleri  hissedilen yalnızlık mutlak acı  unutma   bir nehrin vedası  yalnız kendi vedası değil!.. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-bezgine/">Bir Bezgine / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>anı harabelerinde unutuldum <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>yıllar boyunca<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>yazım yanlışı değil yürek yanlışı<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>düştüm <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>kendimden uzaklarda<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>bir güzelin gözlerinde <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>ıslandım<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>bütün  güzellere vedamı yaptım<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>anamdan emdiğim süt burnumdan geldi<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>evimde çoğaldıkça nikah şekerleri<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>hissedilen yalnızlık mutlak acı<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>unutma <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>bir nehrin vedası<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>yalnız kendi vedası değil!..<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-bezgine/">Bir Bezgine / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-bezgine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14332</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gece / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gece/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14288</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir çok çaresizlik biliyorum. Sanırım birkaç tanesini gördüm. Birinde dünyanın hiçbir dili sana ses olamadı. Hiçbir iletişim yolu seni anlamama yetmedi. Denemeyi hiç bırakmadım. Sesler yoksa ellerim var. Ellerim yoksa kalbim. Var dimi? Şimdi hiçbir şeyden emin olamıyorum. Dünyanın bütün dağları, okyanusları, çölleri bana hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü diğer çaresizliğimde seni iyileştirmeye gücüm yetmedi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gece/">Gece / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çok çaresizlik biliyorum. Sanırım birkaç tanesini gördüm. Birinde dünyanın hiçbir dili sana ses olamadı. Hiçbir iletişim yolu seni anlamama yetmedi. Denemeyi hiç bırakmadım. Sesler yoksa ellerim var. Ellerim yoksa kalbim. Var dimi?</p>
<p>Şimdi hiçbir şeyden emin olamıyorum. Dünyanın bütün dağları, okyanusları, çölleri bana hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü diğer çaresizliğimde seni iyileştirmeye gücüm yetmedi. Hiçbiri yanımda olmadı. Bu kez deneyebileceğim bir yol yoktu. Bıraktım o yüzden. Yada hiç başlamadım. Hangisi bilmiyorum.</p>
<p>Bütün gece dolu bir ay`a baktım. Üşüdüm. Sesler dinledim. Dinlemek zorundaydım. Acı. Açlık. Yada hissizlik. Ne bileyim. Bulutların arasında bir görünüp bir kaybolan ay. Nereye gidip geliyorsun anlat bana. Nasıl bu kadar aynısın? Hergün yeniden aynı yerden aynı yere? Hız. Zaman. Yaşam. Ne bileyim. Ben ne zaman böyle oldum? Sen ne zaman gittin? Nasıl kalmanı sağlayamadım?</p>
<p>Korkuyorum. Çünkü yine aynı his. “kalpte asla doldurulamayacak bir boşluk vardır.”</p>
<p>Katlanmakla yetememek arasında bir yerde kayboldum. Yıldızları izleyerek mi geri dönecektim? Peki neredeler? Hiç yıldız yok.</p>
<p>Katlanamıyorum. Çaresizliğe. Güçsüz oluşlara. Göz göre göre kaybetmeye. Yetemiyorum. Kendime. Hastalıklı bir ruha. Sana.</p>
<p>Ulaşamıyorum. Koşmaktan yoruldum. Neyse işte.</p>
<p>Ertesi gece yine uyuyamadım. Yine geceye koştum. Gökyüzünde bir dolu yıldız. Biri kaydı. Hiç olmayacak bir şey diledim bile bile. Belki yeniden seni hissedebilirim diye. Seninle ilgili mevzular derin. Yine hissedemedim ya neyse. Uyuyamadım bir türlü. Bir ben zaten. Bir de karşı gecekonduda tek başına yaşayan o yaşlı adam. Ondaki mevzularda derin. Sigara içiyor boğazına inat. İki gecede bir de rakısı var. Bir de bir köpek var ona eşlik eden. Evsiz ama kimsesiz değil. Köpek yani. Adamın da evi var ama kimsesi yok belli. Yada benim hiçbir şeyim yok bir dolu hüznümden başka. Hüzün hüzünü tanıyor galiba. Belki ondan böyleyim. Dedim ya neyse. Neyse.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gece/">Gece / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14288</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Monolog Röportaj-Şiir, Gönülde Bir İz Bırakmıştır, Bir Çiçek Açtırarak Kokusunu Bırakmıştır…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/monolog-roportaj-siir-gonulde-bir-iz-birakmistir-bir-cicek-actirarak-kokusunu-birakmistir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/monolog-roportaj-siir-gonulde-bir-iz-birakmistir-bir-cicek-actirarak-kokusunu-birakmistir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Apr 2018 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14282</guid>
				<description><![CDATA[<p>Efendim az ara vererek tekrar karşınızdayız saygıdeğer okuyucularımız. Gayemiz gönülde bir gülümseme bırakmaktır ve bunun için hala büyük gayret ve çaba içindeyiz. Sayın Gülveren sizce şiir başkasının oluşturduğu düşünceyi için yaşadığı sıkıntı ve kederi onaylamak için mi yazılır? Kısacası evet senin yaşadıkların gerçektir bende biliyorum ve senin yanındayım demek için midir? Öncelikle teşekkürler ederim, şairin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/monolog-roportaj-siir-gonulde-bir-iz-birakmistir-bir-cicek-actirarak-kokusunu-birakmistir/">Monolog Röportaj-Şiir, Gönülde Bir İz Bırakmıştır, Bir Çiçek Açtırarak Kokusunu Bırakmıştır…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Efendim az ara vererek tekrar karşınızdayız saygıdeğer okuyucularımız. Gayemiz gönülde bir gülümseme bırakmaktır ve bunun için hala büyük gayret ve çaba içindeyiz. Sayın Gülveren sizce şiir başkasının oluşturduğu düşünceyi için yaşadığı sıkıntı ve kederi onaylamak için mi yazılır? Kısacası evet senin yaşadıkların gerçektir bende biliyorum ve senin yanındayım demek için midir?</li>
<li>Öncelikle teşekkürler ederim, şairin şiirin var oluş amacını bu kadar kısa ve derinden özü ile soru olarak sormanız ve içinde cevabını barındıran cevabı ile gönülden hissederek hem sorarak hem de cevaplayarak bana bir cevap bırakmadınız sizi gönülden tebrik ediyorum, biliyorum ki sizde benim gibi şiirle yatıp kalkıyorsunuz. İnsanın sorularına gülümseyerek cevap veren şiir, kendini tüketenleri bir bir anlatırken insan bazen bunun farkında olmuyor. Hala arıyor oysa şiirle mısra ve hecelerle karşısında duruyor, yıllar sonra şiirin bir kapısını açıyor bütün cevaplar beklediği gülümsemeler şifalar karşında yıllardır gelmesini bekliyor… Şiir o an okuyucuya beklediğinin kendisi olduğunu haykırarak, her şeyin sırrı kendisinden saklı olduğunu söylüyor. Haliyle insan bir anda şaşırıyor! Anlıyor yalanlara inanarak yalanın dilinin ne kadar acı olduğunu, kendisini boş uğraşlarla yollara sokarak kendisinden uzaklaştırarak, kendisinden habersiz yaşadığının farkına vardırır, şiir.</li>
</ul>
<p><strong>ŞİİR SEVMEYİ ÖĞRETİRKEN TERK EDİP GİTMEZ HEP YANINDADIR</strong></p>
<p>Şiir sevmeyi öğretirken terk edip gitmez hep yanındadır, yalanın dilini parça parça ederken, hakikat sözleriyle konuşmasını sağlar. İnsan kendisini harap eden yollara atarak ıstırap çektiğini çektirdiğini görmez, bir süre sonra görende ne yapması gerektiğini bilmez. İşte şiir şairin duygu gözlemi hisleriyle burada araya giriyor, çektiklerinin ıstırap olduğunu bunu da kendi eliyle olduğunu söylerken, kendisinin sebebiyet verdiğini yine kendisinin yok edeceğini söylüyor. İnsan bazen düşünür ya ölüm mü rüya, rüya mı ölüm! Rüya ölümdür aslında, ölüm yeniden diriliştir, sonsuzluk kapısına açılan bir pencere… Yaşadığımız hayat rüyadır ölümle farkına vardığımız, bununla şunu anlatmak istedim, rüya ölümün yaşadığımız canlı halidir yani rüyada ölümü yaşayan insan, ölümle bu dünyada her şeyini bırakarak gidende yine insan, her şey insan içindir, her şey insanın kendi içindedir hatta âlem dünya insanın gönlündedir iç dünyasında gözlerine yansıyan bir yansımadır desek umarım yanlış söylemiş olmam. İşte Üstat Özdemir Asaf ağlayan birisinin ağlamasını hissederek yazmış. Hissettiklerini unutmak için ağlamak çaredir içindeki yarayı sökerek atmaktır, bazen yetmezse de üstünü ört diyor üstat… Bundan daha güzel gönül his birliği olabilir mi?</p>
<p>Ağlamak<br />
Bazı acılarda yetmez<br />
Bazı ölümlere</p>
<p>Örtüsüdür bazı acıların<br />
Örter, örtülmez<br />
Savunur bir süre</p>
<p>Ağlayanlar sevinmeli<br />
Sevin ağlayabiliyorsan<br />
Acılar art arda dinmeli</p>
<p>Durur bir nöbetçi gibi<br />
Durur bir bekçi gibi<br />
Zamana gülmeli gülmeli</p>
<p>Sevin ağlayabiliyorsan<br />
Unutmanın kardeşidir ağlamak<br />
Uyur uyanır yatağında duyguların<br />
Düşüncenin kucağında hep çocuktur<br />
Ağlamak.</p>
<p>Özdemir Asaf</p>
<p>Yalnızlık, yaşamda bir an,<br />
Hep yeniden başlayan…<br />
Dışından anlaşılmaz.</p>
<p>Ya da kocaman bir yalan,<br />
Kovdukça kovalayan…<br />
Paylaşılmaz.</p>
<p>Bir düşün’de beni sana ayıran<br />
Yalnızlık paylaşılmaz<br />
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.</p>
<p>Özdemir Asaf</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yerin seni çektiği kadar ağırsın<br />
Kanatların çırpındığı kadar hafif…<br />
Kalbinin attığı kadar canlısın<br />
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç&#8230;<br />
Sevdiklerin kadar iyisin<br />
Nefret ettiklerin kadar kötü…<br />
Ne renk olursa olsun kaşın gözün<br />
Karşındakinin gördüğüdür rengin..<br />
Yaşadıklarını kar sayma:<br />
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;<br />
Ne kadar yaşarsan yaşa,<br />
Sevdiğin kadardır ömrün..<br />
Gülebildiğin kadar mutlusun<br />
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin<br />
Sakın bitti sanma her şeyi,<br />
Sevdiğin kadar sevileceksin…..</p>
<p>Can yücel</p>
<p><strong><em>ÂLEMLERİN RABBİ YÜCE ALLAH İNSANIN SURETİNE DEĞİL GÖNLÜNE BAKAR, BU NEDENLE ÇOK ŞANSLIYIZ HEM DE ÇOK BAHTİYARIZ, ÇÜNKÜ GÖNLÜMÜZDE ŞİİRLE HECELERİN MISRALARIN GÜLÜMSEMESİNİ TAŞIYORUZ</em></strong></p>
<p>&#8211; <em>ve şiir devam eder bitmez, ömür bu âlemde bitince de bitmez, gönülde bir iz bırakmıştır, bir çiçek açtırarak kokusunu bırakmıştır içinde, insan dirilince yeniden duyar hisseder bu kokusunu, görür izleri, zaten. Âlemlerin Rabbi Yüce Allah insanın suretine değil gönlüne bakar, bu nedenle çok şanslıyız hem de çok bahtiyarız, çünkü gönlümüzde şiirle hecelerin mısraların gülümsemesini taşıyoruz, şöyle biraz daha geniş hayal dünyasına az dalın ne demek istediğimi gülümseyerek anlayacaksınız zaten vesselam.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/monolog-roportaj-siir-gonulde-bir-iz-birakmistir-bir-cicek-actirarak-kokusunu-birakmistir/">Monolog Röportaj-Şiir, Gönülde Bir İz Bırakmıştır, Bir Çiçek Açtırarak Kokusunu Bırakmıştır…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/monolog-roportaj-siir-gonulde-bir-iz-birakmistir-bir-cicek-actirarak-kokusunu-birakmistir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14282</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yarım Sevdalara / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yarim-sevdalara-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yarim-sevdalara-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Apr 2018 04:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülen Alhas]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14309</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ey içime mekan kurmuş adam. Havalar nasıl orda? Geç karşıma içelim yarım yamalak sevdalara. Sövelim imkansızlıklara Yırtılıyor yüreğim sessizlikten Kalbim bedenimden ayrılmıyor. Anlıyor musun? &#160; Şiir oldun da ne oldu Hikayenin kahramanı olmak varken.. Katil olmayı seçtin.. &#160; Kalbim ile beynim  arasında da o ince çizgi Sen de bir sus &#160; Bende bilirdim yutkunmayı Lakin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yarim-sevdalara-siir/">Yarım Sevdalara / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ey içime mekan kurmuş adam.</p>
<p>Havalar nasıl orda?</p>
<p>Geç karşıma içelim yarım yamalak sevdalara.</p>
<p>Sövelim imkansızlıklara</p>
<p>Yırtılıyor yüreğim sessizlikten</p>
<p>Kalbim bedenimden ayrılmıyor.</p>
<p>Anlıyor musun?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şiir oldun da ne oldu</p>
<p>Hikayenin kahramanı olmak varken..</p>
<p>Katil olmayı seçtin..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalbim ile beynim  arasında da o ince çizgi</p>
<p>Sen de bir sus</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bende bilirdim yutkunmayı</p>
<p>Lakin unutulmuyor yârin sesi, nefesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu camıma vuran yağmurdan çoktur</p>
<p>Mükrekkebimin ağlaması</p>
<p>Avazım çıktığı kadar bağırmak</p>
<p>Yüreğimi kurutmak istiyorum</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tarifsiz acıyı azaltmayı ne çok isterdim</p>
<p>Ey aşkın bana kavuşmak olmadığını</p>
<p>Gösteren adam</p>
<p>Her gece rüyalarıma gelmekte neyin sesi</p>
<p>Gündüz anılarına sarılmak yetmezmiş gibi</p>
<p>Gecelerimi bari bana bırak, avuç içinden öpmekte nerden çıktı şimdi.</p>
<p>Kayboluyorum artık gerçek ile düş arasında .</p>
<p>Doğduramıyorum güneşli günleri</p>
<p>Kantran karası günler sabaha uyanmıyor şimdi</p>
<p>Artık gelmesen de olur yürek kül oldu şimdi..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yarim-sevdalara-siir/">Yarım Sevdalara / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yarim-sevdalara-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14309</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Sabır Var Birde Dua / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-sabir-var-birde-dua/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-sabir-var-birde-dua/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Apr 2018 04:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Pekgöz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14158</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabrın sonu selamet Önü keramettir Bir aşık var bir maşuk Sonu allaha teslimiyettir. Kalpler de huzur var Diller de dua Sen allaha yar ol Sonu elbette hüda. Gönülleri şükür ile doldurmalı Kalpleri iman ile Bir sabır var bir de dua Sabır ile duaya koşmalı&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sabir-var-birde-dua/">Bir Sabır Var Birde Dua / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sabrın sonu selamet<br />
Önü keramettir<br />
Bir aşık var bir maşuk<br />
Sonu allaha teslimiyettir.</p>
<p>Kalpler de huzur var<br />
Diller de dua<br />
Sen allaha yar ol<br />
Sonu elbette hüda.</p>
<p>Gönülleri şükür ile doldurmalı<br />
Kalpleri iman ile<br />
Bir sabır var bir de dua<br />
Sabır ile duaya koşmalı&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sabir-var-birde-dua/">Bir Sabır Var Birde Dua / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-sabir-var-birde-dua/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlaçla Yedi Gün İlaçsız Bir Hafta</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Apr 2018 04:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14267</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bin bir güçlükle açtım gözlerimi. Tam karşımda duran pencereden giren ışıkla birlikte tekrar kapanması bir oldu. Ne doğru düzgün nefes alabiliyor ne de ağzımı açıp birkaç kelime konuşabiliyordum. Öylece sımsıkı yumduğum gözlerimle karanlığı izliyor, gırtlağımda yutkunamadığım tükürüklerimi biriktiriyordum. Kapı açılana kadar duyduğum tek şey yağmur damlalarının camla olan senfonisiydi. Kapı açılır açılmaz kesik kesik ağlama [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/">İlaçla Yedi Gün İlaçsız Bir Hafta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bin bir güçlükle açtım gözlerimi. Tam karşımda duran pencereden giren ışıkla birlikte tekrar kapanması bir oldu. Ne doğru düzgün nefes alabiliyor ne de ağzımı açıp birkaç kelime konuşabiliyordum. Öylece sımsıkı yumduğum gözlerimle karanlığı izliyor, gırtlağımda yutkunamadığım tükürüklerimi biriktiriyordum. Kapı açılana kadar duyduğum tek şey yağmur damlalarının camla olan senfonisiydi. Kapı açılır açılmaz kesik kesik ağlama sesine benzer bir sesle irkildi kulağım. Daha sonralardan yankılandı koridorda bir sedyenin ağır tekerlek sesleri. Ağırdı zira sanıyorum acelesi yoktu. Acelesi olmayan seslere uyanır burada hastalar. Onlar şanslı olanlardır. Bir de üstünde yakasız gömlekle uyananlar var ki onların hali hepimizden beter. Hemen yanımdaki yatakta ufak tefek bir hanım vardı geçenlerde. Geleni gideni çok olurdu. Ben yalnızca onun uzun kemikli parmaklarıyla gelenlerin ellerini tuttuğunu görebildim. Bazen de en içten öksürükleriyle tüm hastaneyi ayağa kaldırırdı. Sonra sabaha kadar ben ve tepemdeki yarısı patlak floresan bakışır dururduk. Yine de özlüyorum onu. Nice anımız oldu birlikte. Hele şu karşı odadaki huysuz herifin boğazına ekmek takıldığı günkü hemşirelerin telaşı, beni hala güldürür. Sahi ne diye huysuzlanırdı ihtiyar bilmem. Benim hastalığım yanında onunki hiç sayılırdı. Endişelenmiyor değilim. Giderek artıyor sızılarım. Kafamdaki her tel saç tek tek çekiliyormuş gibi günlerdir. Ne tadım kaldı ne de tuzum. Hemşirelerin tek yaptığı o çirkin suratlarına yalandan birer gülümseme yerleştirmek. Gözlerimi zorla açtıran da onlardan biri oldu. Yine aynı gülümsemelerden biriyle:</p>
<ul>
<li>Günaydın, dedi.</li>
</ul>
<p>Minyon vücuduna oranla aşırı büyük olan avucuyla sabah haplarımı uzatıyordu. Hapları alıp diğer eliyle uzattığı suyu geri çevirdim. Yüzümde bütün insanlık tarihinin minnetsizliği okunabiliyordu. Ya da ben öyle sanıyorum. O sadece şekilsiz bir yüz ve birbirine karışmış kirli saç ve sakallar gördü. Yine de tüm karşı duruşumla arkamı dönüp terden yer yer sararmış battaniyeyi üstüme çektim. Yüksek topuklu ayakkabılarını beynime vura vura çıktı hemşire. Hemen ardından kapıda titrek elleriyle hasta bakıcımız göründü. Elinde demir tepsi ve üzerinde daha gözlerim kapalıyken ne olduğunu anlayabildiğim tatsız tuzsuz çorbalar. Hasta bakıcının odaya girmesiyle odadakilerin yataklarında doğrulması bir oldu. Daha fazla dayanamayıp ben de doğruldum yatağımda ama ne hasta bakıcı ne de tatsız çorbaları için. Odaya giren başka bir hemşire daha “nereye?” diye soramadan attım kendimi koridora. Biraz hızlı bir çıkış yapmış olacağım ki midem bu kadar hızı kaldıramadı ve olduğum yere bütün mal varlığımı bırakıverdim. Ağır basan mahcubiyet duygum ve ben bir an önce uzaklaşmak için yola koyulduk. Daracık koridorun duvarlarına dayana dayana kendimi merdivenlerin başına ancak atabildim. Daha nerede bile olduğumu tam anlamadan büyük bir gürültüyle koca bir sedye yuvarlandı hemen yanımdan aşağıya. Gürültünün şokunu atlatamadan bütün hastane ışıkları sönüverdi. Üstüme iki eliyle çökmüş gibiydi şimdi ölüm denen aziz çınar. Başımdan ayaklarıma kadar bütün hatalarım, pişmanlıklarım birer birer kaynar su olup döküldü yavaşça. Bitmesine az kala hain senaryonun, dayanamayıp dizlerimin üstüne bıraktım kendimi. Bütün güçsüzlüğüme rağmen ellerim sımsıkı kapalı ve sırtım hala dimdikti. Böyle savaştığımı düşündüm ölümle. Bu koridor bir savaş meydanıydı ve ben diğer erlerle aynı kaderi paylaşma niyetinde değildim. En son hatırladığım tam sırtımdan saplanan keskin bir hançerin soğukluğuydu. Tahmin edilmeyen bu hain hamleyle dimdik duran sırtım, hastanenin ıslak taş zeminiyle buluştu. Uyandığımda o rahatsız edici ışık yine tam gözlerimin önünde benimle alay eder gibi dans ediyordu. Bu sefer hastanenin koridorlarında tekerlek sesleri yerine zafer sarhoşluğu yaşayan düşmanımın kahkahaları yankılanıyordu. Daha gırtlağımı temizlememe bile izin vermeden elindeki iki hapı birden ağzıma tıkıverdi hemşire. Bir yandan da gözleri bir şeyler karalayan pos bıyıklı doktoru inceliyordu. Bir esir kampından farkı yoktu zaten dört tarafı çevrili şu eski yatağın. Verilecek hükmü bekliyordum içimde en asil duygularla. Tam o sırada başladı taze bir kar yağışı. Taptaze birikivermişti hemen pencerenin önüne. En fazla görebildiğim uzaktan, birkaç çam ağacının beyazla örtülmüş tepesiydi. Bütün sakinliğimle mevsimin melodilerine dalmışken, gür bıyıklarının ardından ince dudaklarını hareket ettirdi doktor.</p>
<ul>
<li>Tansiyonmuş, dedi.</li>
</ul>
<p>Boş gözlerim daha da konuşmasını bekliyormuşum gibi bakakaldı doktora. O da mesajı anlamış olacak ki konuşmasını sürdürdü.</p>
<p>-Seninle çok bir işimiz kalmadı artık. Geldiğindeki halinden daha iyisin. Neredeyse bir haftan doluyor. Burada kalmak için bir sebep de yok hem, diyerek o da gülümseyerek gözlerini hemşireye çevirdi.</p>
<p>Bir süre bakışıp ikisi birlikte bana döndü ve hemşirenin çevik el hareketleri beni dik durduğum yatakta bir anda yatırıverdi. Anlaşılmazlığın ve iğrenmenin verdiği korkuyla tir tir titremeye başladığımda doktor gülümsemesini sürdürdü.</p>
<p>-Altı üstü gripsin, bir sedyeye bile ihtiyacın yok eve gitmek için, diye ekledi üstüne.</p>
<p>Ne aldığım ağır yenilgi, ne de maruz kaldığım onca mide bulandırıcı muamele, doktorun son cümlesi kadar incitmemişti tüm benliğimi. Artık ne için var olduğumu bile bilmiyordum. Odadaki herkes çıkar çıkmaz bir telaşla attım kendimi yağan karın altına. Onca merdiveni nasıl indiğimi bile hatırlamıyorum. Savaş alanları korkunç olur, zafer kazanmadıkça. Bu taze karla haşır neşir olmak yenilgi unutturur insanın en hastasına.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/">İlaçla Yedi Gün İlaçsız Bir Hafta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14267</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şiir Gözlüm &#8211; Can Yücel Eşliğinde &#8211;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Apr 2018 07:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14271</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zor hatırlarım şimdi yılı 1975-77 ortaokul yılları. Herkesin o yıllarda hoşlandığı sevdiği bir kız muhakkak vardır. Ben ki roman hikâye şiirleri o yıllar sular seller gibi okuyorum, o sevdiğim kızın ismini de şiir gözlüm koymuştum. Gerçi o yıllarda hemen sevdiğini söylemek kolay değildi, lakin samimi gülüşlerle yakınlaşma etrafında gezinme ile ilgimizi ancak belli ediyorduk. Can [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/">Şiir Gözlüm &#8211; Can Yücel Eşliğinde &#8211;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zor hatırlarım şimdi yılı 1975-77 ortaokul yılları. Herkesin o yıllarda hoşlandığı sevdiği bir kız muhakkak vardır. Ben ki roman hikâye şiirleri o yıllar sular seller gibi okuyorum, o sevdiğim kızın ismini de şiir gözlüm koymuştum. Gerçi o yıllarda hemen sevdiğini söylemek kolay değildi, lakin samimi gülüşlerle yakınlaşma etrafında gezinme ile ilgimizi ancak belli ediyorduk. Can Yücel üstadın yazdığı bir şiirin ismi gibi aşk çocuğuyduk değil de delikanlısıydık.</p>
<p>Pencerelerin kenarından<br />
Sarkmış tül perdeleri<br />
Pembe Evin<br />
Uçup uçup yüz sürüyorlar<br />
Karsı tepedeki manastırın selvilerine</p>
<p>Rüzgârla eğilip doğruldukça<br />
Sardunyalar, biberiyeler,<br />
Hiç korkma<br />
Karada ölüm yok olgum sana bugün</p>
<p>Dizine yatırıp beni Çingene benlerimi sıkıyorsun<br />
Gümüşlü zurnası dikiliyor havaya çeribaşının<br />
Işıklar bir bahriye çiftetellisi çalıyor yüzümde</p>
<p>Hay Allah<br />
Yine tutuldum galiba<br />
Derken bir ask çocuğu doğuyor<br />
Çırpınan denizin karnından<br />
Bu şiir</p>
<p>Ağlarken gülüyor<br />
Ve ağlıyor gülerek<br />
Tuzlu damlalarıyla günesin,<br />
Sözcükler yanıp yanıp sönerken<br />
Körpecik teninde<br />
Sanki benim için yazmıştı adeta daha sonrasında okuduğum.</p>
<p>“Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. &#8216;O olmazsa yaşayamam.&#8217; demeyeceksin.<br />
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.</p>
<p>Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.<br />
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o&#8217;nu sevdiğinden…</p>
<p>Sevdiğimize bağlanmayınca yaşayamamacığımızı sanırken, beylik laflarla konuşurken” bu eserini okudum, üstat öylesine yazmış dedim, gençlik yılları aklımız aşkla beş karış havada bulutların üzerinde geziniyor. Sevdiğim şiir gözlümün İsmini her zaman tahtanın sağ üst köşesine yazardım, altına parantez içinde şiir gözlümü eklerdim. Herkes bilir sınıfta rahat durmayanlar tahtanın sağ ortasına yazılırdı. Hiç haz almadığım sevmediğim bir öğretmenim bir gün kurnaz ve çok akıllı ya, üstte şiir gözlümün ismini görünce.</p>
<ul>
<li>Demek ki bugün sınıfta rahat durmayan Zülâl sensin demek.</li>
</ul>
<p>Diyerek yanına çağırdı, yüreğim koptu yerinde oysa öğretmende biliyordu ki…</p>
<ul>
<li>Aç bakalım avucunu</li>
</ul>
<p>Diyerek cetveli şiir gözlümün ellerine acımadan vurmaya başladı. Cetveli vururken sınıfta bizleri gizliden izliyordu, yazan kim öğrenmek istiyordu. Benim gözlerimde yaşlar oluk oluk akmaya başladı. İçimde küfürleri sayıyorum, öğretmenin üzerine atlayarak dövmek ağzını burnunu kırmak istiyordum, ama yapamıyordum.</p>
<ul>
<li>Geç yerine bir daha yaramazlık yapma dedi.</li>
</ul>
<p>Zülâl benim önümdeki sırada oturuyordu. Ellerinde gönlünde acılarla sıraya geçerken gözlerimden akan yaşları görünce gülümsedi, ağlamana gerek yok beni seven sensin şimdi anladım dercesine oturdu avuçlarını ovalayarak. O Gün üstadın ne demek istediğini anladım. Bundan sonra Zülâl ile çok sıkı arkadaş olduk sevgili diyemeyeceğim o yıllarda sevgili olmak kolay değildi, ancak arkadaş olunurdu. Anladım ki yine acı varsa acı bir şeyi hatırlamak hatırlatmak için varmış. Şimdi o acı günü o anı hatırlatınca bu acı dolu sahne o zülâlin şiir gözlerini gülümsemesini hatırlıyorum. Neyse bende o sevmediğim çok şey bilmiş öğretmenime teşekkür edeceğime, intikam almayı düşündüm, gerçi iyi bir şey değil ama gel gör ki o yaşlarda bunu idrak etmek çok zor. Güya sevdiğim şiir gözlümü sahiplenecektim. Oysa Can Yücel üstat ne demişti.</p>
<p>“İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları…</p>
<p>Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. &#8216;O benim.&#8217; diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…</p>
<p>Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.</p>
<p>İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…”</p>
<p>Tabi ki sonunda yıllar sonra anladık üstadı ama ne yaparım öğretmenimden intikam alırım diye düşünürken, birden Arşimet gibi “evraka evraka” diye içimden bağırdım. Hocanın sevdiği birkaç öğrenci vardı, onların ismini tahtanın ortasına her gün yazmaya başladım. Derse girince hoca tahtaya bakarken en üstü boş görerek sağ ortada ki isimleri görünce duraksadı, şaşırdı. Görmemezlikten gelse ben haykırarak hocam rahat durmayanların ismi tahtada diye haykıracaktım diyeceğim biraz zordu tabii ki. Geçenlerde şiir gözlümü rahat durmayanların içine katarak dövdüğü için kendini mecbur hissederek onları tahtaya kaldırdı, avuçlarına birkaç defa cetvelle vurdu. Yüreğim soğudu diyemeyeceğim lakin üzülmüştüm. Gözlerimdeki sevinci hoca görünce başımı öne eğdim. Diğer sınıftaki hocanın sevdiği öğrencilerin adını her gün yazmaya başladım gizlice. Lakin pişmanlığım Üstat Can Yücelin sanki benim için sanki yazdığı şiirde ki gibi uzun yıllar sürdü.</p>
<p>“Bilmelisin ki&#8230; Bilmelisin ki&#8230;<br />
Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa,<br />
anlam yükü o kadar azalır.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Karsındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında<br />
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.<br />
Gerçek aşkların da!</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Tecrübenin kaç yas günü partisi yaşadığınızla ilgisi<br />
yok,<br />
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Aile hep insanın yanında olmuyor.<br />
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven<br />
öğrenebiliyorsunuz.<br />
Aile her zaman biyolojik değil</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230; Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da<br />
ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.<br />
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin<br />
için dönmesini durdurmuyor.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.<br />
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini<br />
sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri<br />
anlamına gelmez.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.<br />
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.</p>
<p><em>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar<br />
sürüyor.”</em></p>
<p>Can Yücel</p>
<p>İşte sonunda bende geç bildim. Hoca bir gün beni odasına çağırdı. Yine yüreğim korkudan yerinden çıkacak gibiydi. Eyvah dedim hoca çaktı mevzuyu. Kapıyı çaldım. Hoca.</p>
<ul>
<li>Gir.</li>
</ul>
<p>Girdim içeriye alnımda boncuk boncuk ter içinde.</p>
<ul>
<li>Beni çağırmışsınız, hocam.</li>
</ul>
<p>Tabii hemen söyleyemedim kekeleyerek söyledim. Hoca oturduğu koltuktan beni baştan aşağıya süzdü az düşündü.</p>
<ul>
<li>Tahtalara, o isimleri sen mi yazıyorsun? Dedi.</li>
</ul>
<p>Ben cevap vermekten aciz bir şekilde.</p>
<ul>
<li>Hayır, hocam, dedim.</li>
<li>Biliyorum sen yazıyorsun, ama evladım bu yaşlarda aşk sizin neyinize, ben size ders vermek için</li>
</ul>
<p>Daha sözünü bitirmeden ben.</p>
<ul>
<li>Hocam siz aşk hocası mısınız? Fizik hocasısınız…</li>
</ul>
<p>Diyerek odayı hızlıca terk ettim. İki üç gün okula gitmedim. Zülâl ikinci günü akşamı bize geldi. Çalışma odamıza geçerek, anne babam duymasın diyerek okula neden gelmediğimi sordu, bende bu cesaretle her şeyi anlattım, başladık gülmeye… Saatlerce güldük annem kapıyı açarak.</p>
<ul>
<li>Siz ders mi çalışıyorsunuz dersi mi kaynatıyorsunuz diyerek fırçasını da yedik. Şimdi aklıma geldi yazdım, Üstadın dediği gibi hayatın ucundan tutarak yaşamaya başladık, tabi Zülâl başkası ile evlendi ben başkasıyla, ara sıra karşılaşınca bir kahve veya çay içerek bu günleri hatırlayarak gülmeye hala devam ediyoruz. Üstadın dediği gibi dost kaldık bir ömür.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/">Şiir Gözlüm &#8211; Can Yücel Eşliğinde &#8211;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÖLGELER 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 22 Apr 2018 10:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14292</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonsuza uçmak nedir söyle. Duygularını saklamak nedir söyle. Söyle söyleyebildiğin kadar. Saklama asla. Saklama kendini gerçeklerden. Bir masalsı dükkandan içeri girdi. Kitaplar arasında dolaşırken onu gördü. Eline bir kağıt verdi. İstediği kitapları getirmesini söyledi. Kız gülümsedi. O da… Ancak arada muhabbet yoktu. Bakıştılar. Adam oradan ayrıldı. Bir günün sonunda kitaplar geldi. Adam teşekkür ederek aldı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/">GÖLGELER 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sonsuza uçmak nedir söyle.</p>
<p>Duygularını saklamak nedir söyle.</p>
<p>Söyle söyleyebildiğin kadar.</p>
<p>Saklama asla.</p>
<p>Saklama kendini gerçeklerden.</p>
<p>Bir masalsı dükkandan içeri girdi.</p>
<p>Kitaplar arasında dolaşırken onu gördü.</p>
<p>Eline bir kağıt verdi.</p>
<p>İstediği kitapları getirmesini söyledi.</p>
<p>Kız gülümsedi.</p>
<p>O da…</p>
<p>Ancak arada muhabbet yoktu.</p>
<p>Bakıştılar.</p>
<p>Adam oradan ayrıldı.</p>
<p>Bir günün sonunda kitaplar geldi.</p>
<p>Adam teşekkür ederek aldı.</p>
<p>Evine gitti.</p>
<p>Brahms’ın plağını koydu pikaba.</p>
<p>Dinlerken eline bir kitap aldı okumaya başladı.</p>
<p>Moliere’in Kibarlık Budalası…</p>
<p>Tiyatroyu oldu olası çok severdi.</p>
<p>Tiyatro onun vazgeçilmeziydi.</p>
<p>Komedi…</p>
<p>Bir saatte bitirdi kitabı.</p>
<p>Yorulmuştu.</p>
<p>Lavaboya gitti.</p>
<p>Yüzünü yıkadı.</p>
<p>Elini yüzünü havluya sildi.</p>
<p>Üzerinde günlük evde giydiği elbiseler vardı.</p>
<p>Kahve hazırlamak için mutfağa geçti.</p>
<p>Granülü bardağa koydu, sıcak suyla destekledi.</p>
<p>Pencereden karı seyrederken kahvesini içmeye başladı.</p>
<p>“Biz neydik?”</p>
<p>“Ne olacağız?”</p>
<p>“Neden ben?” gibi sorular beynini delmeye başladı.</p>
<p>Kahvesini içti.</p>
<p>Kanepeye uzandı.</p>
<p>Yıldızları izler gibiydi.</p>
<p>Yoğunsuz bir günün ardından yorgunsu bir kılıfa büründü.</p>
<p>Aklına bazı isimler geldi.</p>
<p>Çoğunlukla yabancıydı.</p>
<p>O aslında bir yabancıydı.</p>
<p>Eski Fransız balkonundan aşağı süzülen kar taneleri ilgisini çekmeye devam ediyordu.</p>
<p>Kalktı.</p>
<p>Kitaplarını inceledi.</p>
<p>Okumadığım bir şey var mı?</p>
<p>Aslında YOK’tu.</p>
<p>Kitaplar sadece okumak için değil izlemek için de vardı.</p>
<p>Kitap kokusunun kahve kokusuna karıştığı o an vazgeçilmez bir karaktere büründüren acımasız kovboylar gibi karanlığa gömülmüş Don Kişot cesaretinden uzaklaşan benliğe kavuşan bir kanarya gibi uçmaya hazırlanıyordu.</p>
<p>Kafasını kaldırdı.</p>
<p>Gerindi.</p>
<p>Evin içinde dolaşmaya başladı.</p>
<p>Bir süre volta attı.</p>
<p>Hapishane kaçkınlığına hazırlanan mahkumlar gibi oradan oraya gidip geliyordu.</p>
<p>Elinde bir kol saati…</p>
<p>Babadan hatıra…</p>
<p>Brahms tekrar tekrar çalmaya devam ediyordu.</p>
<p>Karlar gökyüzünden aşağı yuvarlak sicimler halinde kadınların ellerinde eriyordu.</p>
<p>Bir an durdu.</p>
<p>Dışarı çıkmaya karar verdi.</p>
<p>Bir arabaya bindi.</p>
<p>Biletini uzattı.</p>
<p>Otobüs ilerlemeye başladı.</p>
<p>Önündeki çocuk pencere gülen yüz yapıyordu.</p>
<p>Önce hohladı.</p>
<p>Sonra ismini yazdı.</p>
<p>Yanındaki kadın hamileydi.</p>
<p>İçindeki küçük canavar tekmelemiş olmalı ki karnını okşadı.</p>
<p>Çarpazındaki güzel kız kulaklıkla müzik dinliyordu.</p>
<p>Kulağına Türkçe pop şarkısı sesi geldi.</p>
<p>Otobüs ilerlemeye devam etti.</p>
<p>Bir yaşlı adam içeri girdi.</p>
<p>Dizlerini ovuyordu.</p>
<p>Kalktı.</p>
<p>Ona yer verdi.</p>
<p>Gülümsediler.</p>
<p>Ayakta etrafındakileri inceliyordu.</p>
<p>Gülümsedi.</p>
<p>Yarım saat kadar yolda vakit geçirdi.</p>
<p>İneceği durağa gelince otobüs durdu.</p>
<p>Dışarı çıktı.</p>
<p>Mecidiyeköy kalabalıktı.</p>
<p>Yürüdü.</p>
<p>Yürüdü.</p>
<p>Bir kedi gördü.</p>
<p>Başını güzelce okşadı.</p>
<p>İlerledi.</p>
<p>Çalıştığı yere gelince durdu.</p>
<p>Bir nefes aldı.</p>
<p>İçeri girdi.</p>
<p>Herkes işinde gücündeydi.</p>
<p>Herkese selam verdi.</p>
<p>Masasına oturdu.</p>
<p>Bilgisayarını açtı.</p>
<p>Kendisiyle annesinin resmi vardı.</p>
<p>Kalemlikten bir kalem aldı.</p>
<p>Maaş bordrolarını hazırlamaya çalıştı.</p>
<p>On iki saat çalıştı.</p>
<p>Sonra evine geri döndü.</p>
<p>Her zamanki gibi sıkılmıştı.</p>
<p>Bir koltuğa oturdu.</p>
<p>Televizyonu açtı.</p>
<p>Kanalları değiştirdi.</p>
<p>Programlarını hiçbirini izlemek istemedi.</p>
<p>Kapattı.</p>
<p>Kendine bir yemek hazırladı.</p>
<p>Makarna…</p>
<p>Bekar yemeğiydi.</p>
<p>Pek fazla yemek yapmayı sevmezdi.</p>
<p>Yemeğini yedikten sonra kitaplarına döndü.</p>
<p>Kitaplarından Gogol’un Burun öyküsünü eline aldı.</p>
<p>Okumaya başladı.</p>
<p>Düşen burunla beraber kayboldu.</p>
<p>Absürt evrende kayboldu.</p>
<p>Her şey saçmaydı ona göre.</p>
<p>Saçmalığın içinde boğuluyordu.</p>
<p>Saçmalamak bir sanattı.</p>
<p>Soren Kierkegard doğru söylüyodu.</p>
<p>Bu saçmalıklar arasında eğlenecek o kadar şey vardı ki!</p>
<p>Varoluş sorgulamayı gerektiren ne varsa saçmaydı.</p>
<p>Varoluş nedenini araştırmalıydı.</p>
<p>Düşüncelerimizi saklayabilirdik.</p>
<p>Düşüncelerimizle hareketlerimiz aynı olmak zorunda değildi.</p>
<p>İnsan bu saçmalıklar içinde boğuluyordu.</p>
<p>Herkes aynı olmak zorunda değildi.</p>
<p>İnsanlar farklı davrandıkça ve düşündükçe dünya güzeldi.</p>
<p>Herkes aynı olursa şehir, şehir olmaktan çıkan köy olurdu.</p>
<p>Köy de insan doğasına aykırıydı.</p>
<p>Şehir de öyle…</p>
<p>Medine yani şehir kavramı ortaya atıldıkça şehir medeniyete kapı aralayamıyordu.</p>
<p>Medeniyet insanlık içindi.</p>
<p>Medeniyet insan doğasının bir yansımasıydı.</p>
<p>İnsan ruhunun yüceliğinin…</p>
<p>İnce çizgilerle yansıyan minyatür birer eşek misaliydi etraftaki dev binalar.</p>
<p>Şehir benlikten uzakta bir rezidans memleketi oluvermişti.</p>
<p>Birbirimizin açığını yakalar olmuştuk.</p>
<p>O eski tahta evlerin yerini hiçbir şey alamıyordu.</p>
<p>Kalabalık nüfuslu şehirler medeniyetin merkezi olmaktan uzaklaşıyor, makineleşmek ihtiyacını hissettiriyordu.</p>
<p>Medeniyet bir şehrin kültürel başkent olmasını sağlayacak bir merkez hükmündeydi.</p>
<p>Medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış canavar gibi şehrin binalarında insanlıktan uzak uykusuz bir mekan oluvermişti adeta.</p>
<p>Duyduğumuz sesler artık kuş sesleri değildi.</p>
<p>Otomobil seslerinin arasında kaybolmuştuk.</p>
<p>Gürültü her yerdeydi.</p>
<p>Duyduğumuz güzel sesler değil, insanın içini sıkan benlikten uzak, kendiliğini başkalaştıran insan ırkının ihtiyacı olan seslerden uzak bir kavramdı.</p>
<p>Şehir artık bütünlüğünü kaybetmişti.</p>
<p>O da öyle düşünüyordu.</p>
<p>İkimiz de aynıydık aslında.</p>
<p>Ama aramızda bir karmaşa çıkmış, mücadeleden kendimizi kaybetmiştik.</p>
<p>Kayıp bir romandı bizimkisi.</p>
<p>Her şey kendi gibi kayıptı.</p>
<p>Kendini arayan bir derviş misali çölden çöle dolanan mecnun gibi her şey bomboştu.</p>
<p>Yaşamda her şey saçmalamayı gerektiriyordu.</p>
<p>Şehre uyum sağlamak saçmalamakla mümkündü.</p>
<p>Uyum aslında aynı olmak değil, farklılıklar içinde kendine yer bulabilmekti.</p>
<p>Uyumu yakalamak ise herkesin harcı değildi.</p>
<p>Tutunamayanların şehri aslında uyumsuzluktan ileri geliyordu.</p>
<p>Uyumsuz yani aynı olmaktan kaçınmak aslını korumak gerekliydi.</p>
<p>Kendini kaybeden insanların şehriydi artık İstanbul.</p>
<p>Yolu YOK’tu.</p>
<p>Uyumsuz olmaya dayanamazdı insan.</p>
<p>Bir yolunu bulup değişmeli, değiştirmeliydi.</p>
<p>Yoksa uyumsuz insan şehir içine alır yutardı.</p>
<p>Nasıl ki şeker çayın içinde erir, insan da şehrin gölgesinde kaybolur giderdi.</p>
<p>Aslını korumak oynamakla mümkündü.</p>
<p>Rolünü güzel oynarsan şehrin seni yutmasına izin veremezdin.</p>
<p>Şehir bir kayboluştu, gölgeydi.</p>
<p>Asla haritanın kendisi değildi.</p>
<p>Gölgeler şehrin içinde birer nesilden nesle aktarılan bilgilerdi.</p>
<p>Onları değiştirmek ise ustanın elinden çıkan sanat eseriydi.</p>
<p>İroni aslında olması gerekendi.</p>
<p>İroni olmadan da, insan aslını koruyamazdı.</p>
<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Kanepede uyuyakalmıştı.</p>
<p>Düşünceler arasında boğulurken elindeki kitabı yanında duran sehpaya koydu.</p>
<p>Bir bardak su içmek için mutfağa girdi.</p>
<p>Suyunu içip işe gitmek için hazırlandı.</p>
<p>Otobüse binip işine doğru yola çıktı.</p>
<p>İş yerinde bir arkadaşı yanına geldi.</p>
<p>“Nasılsın kardeşim?</p>
<p>“İyiyim, sen?”</p>
<p>“Ne olsun, aynı terane.”</p>
<p>Eline kupa bardakta kahve alıp yanında gitti.</p>
<p>Bir süre konuştular.</p>
<p>Zaman öylece geçti.</p>
<p>Mesai bitiminde evine döndü.</p>
<p>Günün yorgunluğunda yemek yiyip yatağına yattı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/">GÖLGELER 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14292</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri Raflarda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunya-yazarlarindan-yazarlik-dersleri-raflarda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunya-yazarlarindan-yazarlik-dersleri-raflarda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 22 Apr 2018 07:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14285</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazma uğraşı içinde olanların farklı yazarların deneyimlerini öğrenmelerini amaçlayan Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri kitabı Seyyah Kitap etiketiyle yayımlandı. Yazar olmak, kelimelerin büyülü dünyasında hayatı yeniden inşa etmek, insanlıkla yaşıt bir uğraş. Mitolojilerden mağara duvarlarına; parşömenlerden kâğıtlara kadar bu uğraş, her daim varlığını korudu. Heybetli daktiloların sesleri, kendini dokunmatik ekranların dijital dünyasına bıraktığı bu zaman aralığında; biçimler değişse de eylemin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-yazarlarindan-yazarlik-dersleri-raflarda/">Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri Raflarda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Yazma uğraşı içinde olanların farklı yazarların deneyimlerini öğrenmelerini amaçlayan <strong><em>Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri</em></strong> kitabı <strong>Seyyah Kitap</strong> etiketiyle yayımlandı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yazar olmak, kelimelerin büyülü dünyasında hayatı yeniden inşa etmek, insanlıkla yaşıt bir uğraş. Mitolojilerden mağara duvarlarına; parşömenlerden kâğıtlara kadar bu uğraş, her daim varlığını korudu. Heybetli daktiloların sesleri, kendini dokunmatik ekranların dijital dünyasına bıraktığı bu zaman aralığında; biçimler değişse de eylemin kendisi varlığını sürdürüyor. <strong><em>Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri’</em></strong>nde 20 yazarın yazma uğraşı üstüne görüşleri bir araya getirildi. Önerileri ve yaşamları birbirine benzemeyen yazarların yazmaya nasıl başladığını, nasıl yazdığını, yazmak isteyenlere pratik öğütlerini bu kitapta bulabilirsiniz. Editör ve sinema yazarı Rıza oylum’un hazırladığı kitapta, Çehov’dan Jodi Pıcoult’a farklı dönemlerden yazarlar var. Yazmanın kuşkusuz bir reçetesi yok ancak farklı deneyimleri keşfetmek, kalemle kâğıdın macerasında kendi yolunu bulmak isteyenler için benzersiz bir kılavuz olacaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-yazarlarindan-yazarlik-dersleri-raflarda/">Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri Raflarda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunya-yazarlarindan-yazarlik-dersleri-raflarda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14285</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Akıl / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/14189-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/14189-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Apr 2018 10:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14189</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşadıklarım anılarımı yaşatır. Ah bu aklım kaçın kurası ! O da öldürmeye uğraşır. Ey benlik yılma , sonu esenlik. Anılar son nefesini vermeli artık Hadi…(!) Ve duası sana yakışır. Yaşanmışlıklara ağır gelmez elbet oda alışır. Nede olsa akıl,temelinde fikre danışır. Korkma! Bilirsin geçmişin günahlıdır. ki ondandır. Tereddütsüz olmalı bu tavır, Nede olsa mizanda sevaptan yazılır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14189-2/">Akıl / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadıklarım anılarımı yaşatır.</p>
<p>Ah bu aklım kaçın kurası !</p>
<p>O da öldürmeye uğraşır.</p>
<p>Ey benlik yılma , sonu esenlik.</p>
<p>Anılar son nefesini vermeli artık</p>
<p>Hadi…(!)</p>
<p>Ve duası sana yakışır.</p>
<p>Yaşanmışlıklara ağır gelmez elbet oda alışır.</p>
<p>Nede olsa akıl,temelinde fikre danışır.</p>
<p>Korkma!</p>
<p>Bilirsin geçmişin günahlıdır.</p>
<ul>
<li>ki ondandır.</li>
</ul>
<p>Tereddütsüz olmalı bu tavır,</p>
<p>Nede olsa mizanda sevaptan yazılır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14189-2/">Akıl / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/14189-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14189</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dilara Pınar Arıç &#8216;ın Kitabı Çıktı.</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yazarimiz-dilara-pinar-aric-in-kitabi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yazarimiz-dilara-pinar-aric-in-kitabi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Apr 2018 04:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14153</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazarımız Dilara Pınar Arıç &#8216;ın kitabı çıktı. Aradığı ne varsa silinmişti. HİÇ’liğini YOK’ladı. Bu iki cümle insan hayatında oldukça yer etmiştir. Ama umudu hep vardı. Onsuz yaşamanın mümkün olmadığı bir dünyada her şey anlamsız kılınır, umudun olmadığı bir varlıkta. Varlık demişken tüm varlık. Tüm varlık yeşerir hislerle ve duygulandırır seni. İşte elindeki bu öykü kitabı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazarimiz-dilara-pinar-aric-in-kitabi-cikti/">Dilara Pınar Arıç &#8216;ın Kitabı Çıktı.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/9786059672962.jpg"><img class="size-full wp-image-14154 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/9786059672962.jpg?resize=400%2C584" alt="" width="400" height="584" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/9786059672962.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/9786059672962.jpg?resize=205%2C300&amp;ssl=1 205w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a>Yazarımız Dilara Pınar Arıç &#8216;ın kitabı çıktı.</p>
<p>Aradığı ne varsa silinmişti.<br />
HİÇ’liğini YOK’ladı.<br />
Bu iki cümle insan hayatında oldukça yer etmiştir. Ama umudu hep vardı. Onsuz yaşamanın mümkün olmadığı bir dünyada her şey anlamsız kılınır, umudun olmadığı bir varlıkta. Varlık demişken tüm varlık. Tüm varlık yeşerir hislerle ve duygulandırır seni. İşte elindeki bu öykü kitabı sana her şeye rağmen umudun olduğunu göstermek için yazıldı.</p>
<p>Umutla yaşa, umutla gül, umutla çabala. Yani GÜLÜMSE HAYATA!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazarimiz-dilara-pinar-aric-in-kitabi-cikti/">Dilara Pınar Arıç &#8216;ın Kitabı Çıktı.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yazarimiz-dilara-pinar-aric-in-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14153</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tamer Kütükçü / Tanzimat Romanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tamer-kutukcu-tanzimat-romani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tamer-kutukcu-tanzimat-romani/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Apr 2018 07:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14022</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tanzimat romanına tarihsel, toplumsal, kültürel ve aynı zamanda narratolojik/anlatıbilimsel bir bakış.  Romanların yazıldığı dönem itibariyle hayatın dinamikleri neydi ve tüm bu yaşamsal olgular, edebiyat aygıtlarının hangileri, ne şekilde kullanılarak yazınsal metinlere aktarıldı?  İncelemede dönemin en temel on eseri [Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, İntibah, Felatun Bey ile Râkım Efendi, Bahtiyarlık, Henüz On Yedi Yaşında, Udi, Sergüzeşt, Zehra, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tamer-kutukcu-tanzimat-romani/">Tamer Kütükçü / Tanzimat Romanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153765" dir="ltr"><span id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153766" lang="TR"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/tanzimat-romanicfe6ca378f6e6c357984967fa4fb3057.jpg"><img class="size-full wp-image-14036 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/tanzimat-romanicfe6ca378f6e6c357984967fa4fb3057.jpg?resize=260%2C385" alt="" width="260" height="385" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/tanzimat-romanicfe6ca378f6e6c357984967fa4fb3057.jpg?w=260&amp;ssl=1 260w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/tanzimat-romanicfe6ca378f6e6c357984967fa4fb3057.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 260px) 100vw, 260px" data-recalc-dims="1" /></a>Tanzimat romanına tarihsel, toplumsal, kültürel ve aynı zamanda <i id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153767">narratolojik</i>/anlatıbilimsel bir bakış.</span></div>
<div id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153768"><span id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153769" lang="TR"> </span><span id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153771" lang="TR">Romanların yazıldığı dönem itibariyle hayatın dinamikleri neydi ve tüm bu yaşamsal olgular, edebiyat aygıtlarının hangileri, ne şekilde kullanılarak yazınsal metinlere aktarıldı?</span></div>
<div id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153772"><span id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153773" lang="TR"> </span><span id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153775" lang="TR">İncelemede dönemin en temel on eseri [<i id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153776">Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, İntibah, Felatun Bey ile Râkım Efendi, Bahtiyarlık, Henüz On Yedi Yaşında, Udi, Sergüzeşt, Zehra, Turfanda mı Turfa mı </i>ve<i id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153777"> Araba Sevdası</i>] bu bağlamlar ekseninde “yakın metin okumasına” tâbi tutulurken; dönemin yaşantısını “anlamaya” katkıda bulunacağı düşünülen tarihsel değeri haiz pek çok fotoğraf da kitaba yerleştirilmiş; ayrıca Tanzimat romanının ortaya çıkış serüveni de, bu konuda kimi yeni yaklaşımlar ve itirazlar içerir biçimde, bir giriş bölümü dâhilinde çalışmaya eklenmiştir.</span></div>
<div id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153778"><span id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153779" lang="TR"> </span><span id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153781" lang="TR">Tamer Kütükçü, <i id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153782">Hayatın Dinamiklerinden Yazınsal Metne: Tanzimat Romanı (Sosyolojik ve Anlatıbilimsel Bir İnceleme), </i><span id="m_-4137981179488383581m_-5417266096970357451ydpecb3831fyiv3388447655ydp98ade463yiv3612868707ydp508b79a1yiv2494594516ydp13c092c2yiv6994940104ydp26012d74yiv2675738894ydpcc285078yiv7921992840ydp34cd1450yiv9420597626ydp19f79560yiv9101181544ydp332e53yiv2827546865ydp1167e26eyiv8171817327ydp42bf6cf0yiv9546444303ydp654e2e82yiv0525843348ydpeeafad4dyiv4659340614yui_3_16_0_ym19_1_1521463923058_153783">(İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2018), 600s.</span></span></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tamer-kutukcu-tanzimat-romani/">Tamer Kütükçü / Tanzimat Romanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tamer-kutukcu-tanzimat-romani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14022</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşten Bul &#8211; Aşktan Bul &#8211; İSTANBUL</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dusten-bul-asktan-bul-istanbul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dusten-bul-asktan-bul-istanbul/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Apr 2018 07:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14167</guid>
				<description><![CDATA[<p>Elin titrer böyle zamanlarda; bilirim&#8230; Gözlerinin feri kaybolur, kararır cümlelerin, lal olursun&#8230; Bilirim Siyahın hükmü aslolur Mavi meçhul hikayelerde kaybolur Şiirler hüzme hüzme belirir her damla göz yaşında Hissin duvar dibidir en soğuğundan, hicran ayazında&#8230; Ama vazgeçme senden asla Şimdi aşkın uzağına düşen yüreğin Yeniden ayaklanabilir Yepyeni gerçekler kuşanmış sevgin Dillere destan bir sevda devrimini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusten-bul-asktan-bul-istanbul/">Düşten Bul &#8211; Aşktan Bul &#8211; İSTANBUL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Elin titrer böyle zamanlarda; bilirim&#8230;<br />
Gözlerinin feri kaybolur, kararır cümlelerin, lal olursun&#8230;<br />
Bilirim<br />
Siyahın hükmü aslolur<br />
Mavi meçhul hikayelerde kaybolur<br />
Şiirler hüzme hüzme belirir her damla göz yaşında<br />
Hissin duvar dibidir en soğuğundan, hicran ayazında&#8230;<br />
Ama vazgeçme senden asla<br />
Şimdi aşkın uzağına düşen yüreğin<br />
Yeniden ayaklanabilir<br />
Yepyeni gerçekler kuşanmış sevgin<br />
Dillere destan bir sevda devrimini başarabilir&#8230;<br />
Hep öyle yapmıyor muyduk seninle<br />
Hani bir şarkıyla başlıyordu gece<br />
Sonra acılar, sancılar<br />
Ve sonra biz<br />
Hoş geliyordu şehri inleten naralar&#8230;<br />
Kaybettiğin ne varsa<br />
Düşten bul&#8230;!</p>
<p>Git<br />
Kendini nerede bulacaksan oraya<br />
Ne kadar acıttıysa yüreğini şehir<br />
O kadar uzağına git bu kalabalık caddelerin&#8230;<br />
İsyandan uzak, yine şükre yakın<br />
Küfürden uzak, dualar göndererek evrenin sahibine<br />
Şiirler biriktir<br />
Şarkılar bestele<br />
Çiçekler büyüt<br />
Ve yine o eski sen ol<br />
Hani o, gözleri güneş<br />
Yüreği his sultanı<br />
Özü, sözü bir-şiir sen!<br />
Sevdalan yeniden hayata<br />
Ve dön sımsıkı düşlerinle&#8230;<br />
Kaybettiğin ne varsa<br />
Aşktan bul&#8230;!</p>
<p>Bin şehir görsün gözlerin<br />
Ayakların milyonlarca sokağa değsin<br />
Türlü türlü coğrafyalar gez<br />
Yüreğini yanından ayırmadan<br />
Ve benliğini daha fazla acıtmadan..<br />
Yarıda kalanları öyle bırakmazsın, bilirim<br />
Bir gün, ceplerinde tutku şiirleriyle döneceksin<br />
Bir gün, başka bir gün olacak<br />
Seni kaybedenler pişman<br />
Seni üzenler ziyan olacak&#8230;<br />
Bir gün&#8230;<br />
Yeniden&#8230;<br />
Sana layık ne varsa tek adreste buluşacak;<br />
İSTANBUL&#8230;!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusten-bul-asktan-bul-istanbul/">Düşten Bul &#8211; Aşktan Bul &#8211; İSTANBUL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dusten-bul-asktan-bul-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14167</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 06:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14196</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akıp giderken parmaklarımızın ucundan zaman, Ufalanırız kum tanelerinin kırıntılarından ince bir sızı gibi an  be an. İlk ağlayışımızın üzerinden geçip giden, Bunca yılın anılarında sırlanmış yaşlı zaman,  Son gülüşünün kıvrımlarında saklanırdı dudaklarında donduğu an&#8230; Veda etmeye gerek bile bırakmadan ! &#8220;Öleceğini bilen tek canlının insan&#8221; olduğunu bilerek yaşamak,  kendi trajedisinin seyircisi olmak demekti&#8230; Ne kadar kaçsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akıp giderken parmaklarımızın ucundan zaman,</p>
<p>Ufalanırız kum tanelerinin kırıntılarından ince bir sızı gibi an  be an.</p>
<p>İlk ağlayışımızın üzerinden geçip giden,</p>
<p>Bunca yılın anılarında sırlanmış yaşlı zaman,<span class="text_exposed_show"> </span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Son gülüşünün kıvrımlarında saklanırdı dudaklarında donduğu an&#8230;</span></p>
<p>Veda etmeye gerek bile bırakmadan !</p>
<p><strong><em>&#8220;Öleceğini bilen tek canlının insan&#8221; olduğunu bilerek yaşamak,  kendi trajedisinin seyircisi olmak demekti&#8230;</em> </strong></p>
<p>Ne kadar kaçsa da Leoparın önünden, bir çırpıda gelip vahşi pençelerin kendisini bulacağını bilen ceylan gibi,  biliyoruz ölüme er geç yakalayacağımızı&#8230; Biliyor ve kaçıyoruz kendi gerçeğimizden, trajedimizden&#8230; Koşar adım atlıyoruz hayatın sahnesine, sahteliğine&#8230; Görmezden gelip yanı başımızda can verenleri, oyuna devam ediyoruz hız kesmeden, Azrail&#8217;in gri gölgesinde&#8230;</p>
<p>&#8220;Show must go on&#8221; ! Çığlıklarını duymayacak artık hiç kimse&#8230;</p>
<p>Kapının aralığından giremez sanıyoruz içeriye&#8230; Kulaklarımızı tıkayıp yüreklerimizin sesine, gözlerimizi sımsıkı yumduğumuzda bizi bulamayacak, bize dokunamayacak, geçip gidecek sanki yanımızdan gibi, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünya hırsına tamahla ! Yaşıyoruz&#8230; <span style="font-size: 14px;">Sonsuzluk özlemini katık ediyoruz öğünlerimize, </span><span style="font-size: 14px;">düşerken ağzımızdaki son lokma önümüze, </span><span style="font-size: 14px;">yemin ediyoruz hiç ölmeyeceğimize&#8230; </span><span style="font-size: 14px;">Kendi kendimize&#8230; </span><span style="font-size: 14px;">Çaresizce&#8230; </span></p>
<p><span style="font-size: 14px;">Sevgiler tutsak olmuş bir kere bize&#8230; Biz, tutsak olmuşuz sevgilerimize yüzlerce kere&#8230; Ben yoksam sevgim de yok sanmışız, oysa ne çok aldanmışız&#8230; Doğru !  Yoksan artık sevilmelerden, geride bıraktığın heykelinde </span><span style="font-size: 14px;">gülüşün kalır bir tek senden geriye&#8230;</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p><em><span style="font-size: 14px;">Ya koca bir sevdanın ateşinde yanan  &#8220;od &#8221; isen, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">ya odun ateşinde pişen &#8220;aş&#8221; isen, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">ya aşkla yanarken pervanenin çıkardığı &#8220;ses&#8221; isen, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">ölümsüzlük şarabı senindir, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">iç içe bildiğin kadar o ne de güzel serindir&#8230;</span></em></p>
<p>Bir kayanın içinden fışkırırsın günü geldiğinde, mavi bir mantar gibi bitersin ensesinde. Seni yok etmeye çalışan kalabalık cüzdanların korkulu rüyası olursun, girersin düşlerine&#8230;Toprak olduğunu sananlara inat, masmavi berrak bir rüya gibi uzanırsın sonsuz maviliğine saltanatın&#8230;</p>
<p>Yenilmedin para babalarının çeldirici suallerine, iyi çalıştın sen dersini. Sınavında çıkmayacak karşına bilmediğin hiç bir kelime&#8230;</p>
<p>Sen yine de gülümse ! Bırak onlar düşünsün ölüm gelip çattığında, pencerelerinden baktığında gizli kalmış yalancı içlerine&#8230;</p>
<p>Huzurla uyu artık sen, sevdiklerin her daim seninle&#8230;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14196</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Köpek Balığı / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kopek-baligi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kopek-baligi-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 05:28:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Uğur]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14252</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün yaz geldi, güneş değil deniz değil Sisli hala adalar vapurda insanlar Çiçekler bazen açıyor bazen düşüyorlar Haykırmıyorlar ama bıraz açıyorlar Çocuklar dışarıda anneleri peşinde Temiz bir gün diyemem ama çorbacı mutlu Yada terzi; umut onun fıtratında var Bense bir gözcü fırtınadan önce geldim Limana ayak basarken tutunduğum bir düşsün Durdurmak ıstedığım ama durdurmak istedim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kopek-baligi-siir/">Köpek Balığı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün yaz geldi, güneş değil deniz değil<br />
Sisli hala adalar vapurda insanlar<br />
Çiçekler bazen açıyor bazen düşüyorlar<br />
Haykırmıyorlar ama bıraz açıyorlar</p>
<p>Çocuklar dışarıda anneleri peşinde<br />
Temiz bir gün diyemem ama çorbacı mutlu<br />
Yada terzi; umut onun fıtratında var<br />
Bense bir gözcü fırtınadan önce geldim</p>
<p>Limana ayak basarken tutunduğum bir düşsün<br />
Durdurmak ıstedığım ama durdurmak istedim<br />
Biraz gülümsemesin lütfen benı al kayığına gidelim<br />
Mesela mavi ol hayalinde köpek balığı olmadan ilerleyeyim<br />
Benzer olma ama yakın ol birazdan normale dönelim<br />
Normale dönelim normale dönelim</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kopek-baligi-siir/">Köpek Balığı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kopek-baligi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14252</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Unutma / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/unutma-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/unutma-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 15 Apr 2018 04:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayat Sevinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14090</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gittin… Ve her şey dağıldı. Koca bir yokluğun içinde buluverdik kendimizi. Aslında tersine daha çok tutunmamız gerekmez miydi birbirimize? Ama sen de haklısın Çınarın gövdesi kesilip alınınca dalları nasıl bir bütün olabilir ki? Kökten can bulup yeniden şahlansak peki… Yeniden çiçekler açsa ve bahar gelse… Gelmeli! Gelmeli ki seni getirsin, tam da aldığı gibi. Elbet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unutma-siir/">Unutma / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gittin…</p>
<p>Ve her şey dağıldı.</p>
<p>Koca bir yokluğun içinde buluverdik kendimizi.</p>
<p>Aslında tersine daha çok tutunmamız gerekmez miydi birbirimize?</p>
<p>Ama sen de haklısın</p>
<p>Çınarın gövdesi kesilip alınınca dalları nasıl bir bütün olabilir ki?</p>
<p>Kökten can bulup yeniden şahlansak peki…</p>
<p>Yeniden çiçekler açsa ve bahar gelse…</p>
<p>Gelmeli!</p>
<p>Gelmeli ki seni getirsin, tam da aldığı gibi.</p>
<p>Elbet geleeksin.</p>
<p>Bahar geçince umudumuz bitiyor mu sandın?</p>
<p>Yapma! Bu kadar hiçe atma mevsimlerce beslediğin yüreklerimizi.</p>
<p>Bir ömürlük vaktin var</p>
<p>Dönmek ve kırılan yanlarımızı aşılamak için.</p>
<p>Unutma bahar kokulum,</p>
<p>Unutma çocukluğum…</p>
<p>Görevin bitmedi hala.</p>
<p>En azından son bir kahramanlık için</p>
<p>Kucağını açıp bize koşman gerektiğini unutma!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unutma-siir/">Unutma / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/unutma-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14090</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Garabet Gecelerim / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/garabet-gecelerim-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/garabet-gecelerim-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 14 Apr 2018 04:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14137</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gel hüsrana uğrasın, hasret yüklü şu gaybana, garabet gecelerim&#8230; gel mavi atlaslar ceplerinde&#8230; güneşi koy cebine gel!!! uçurtmalar salalım göğe gel&#8230; gecenin siyahı, önce kıpkırmızı, sonra masmavi&#8230; gel!!! gül!!! rengarenk bir gökkuşağı, sarsın belini gökyüzümüzün, geceden sabaha&#8230; gel kaybolsun girdaplarda, hasret yüklü, garabet gaybana gecelerin&#8230; gel!!! ateşler yansın sularında, şehrimizin, sahil boyu&#8230; iki yakamız vuslata [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/garabet-gecelerim-siir/">Garabet Gecelerim / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Gel hüsrana uğrasın,</div>
<div dir="auto">hasret yüklü şu gaybana,</div>
<div dir="auto">garabet gecelerim&#8230;</div>
<div dir="auto">gel mavi atlaslar ceplerinde&#8230;</div>
<div dir="auto">güneşi koy cebine gel!!!</div>
<div dir="auto">uçurtmalar salalım göğe gel&#8230;</div>
<div dir="auto">gecenin siyahı,</div>
<div dir="auto">önce kıpkırmızı,</div>
<div dir="auto">sonra masmavi&#8230;</div>
<div dir="auto">gel!!!</div>
<div dir="auto">gül!!!</div>
<div dir="auto">rengarenk bir gökkuşağı,</div>
<div dir="auto">sarsın belini gökyüzümüzün,</div>
<div dir="auto">geceden sabaha&#8230;</div>
<div dir="auto">gel kaybolsun girdaplarda,</div>
<div dir="auto">hasret yüklü,</div>
<div dir="auto">garabet gaybana gecelerin&#8230;</div>
<div dir="auto">gel!!!</div>
<div dir="auto">ateşler yansın sularında,</div>
<div dir="auto">şehrimizin,</div>
<div dir="auto">sahil boyu&#8230;</div>
<div dir="auto">iki yakamız vuslata ersin&#8230;</div>
<div dir="auto">bir ateş yakalım,</div>
<div dir="auto">ateşböceklerinden,</div>
<div dir="auto">gökyüzü hasretlerimizin göğsüne,</div>
<div dir="auto">ayışığıyla bezeli,</div>
<div dir="auto">yıldızlar sersin&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/garabet-gecelerim-siir/">Garabet Gecelerim / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/garabet-gecelerim-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14137</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Vatan İki Yiğit / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-vatan-iki-yigit-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-vatan-iki-yigit-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 Apr 2018 07:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Pekgöz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14146</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir vatan iki yiğit Korkusuz gözleriniz içimizi dağlar Vatan bayrak sevginiz yüreğimizi Diyarlardan gelip birleşti gönüller Bir vatan iki yiğit şehitler Birisi akçal yürüyüşü titretir insanı Diğeri Ertaş bakışı korkutur gözleri Kader de buda varmış elden ne gelir ki Bir vatan iki yiğit şehitlerim Vatan bayrak aşkıyla yanıyor Du gönlünüz Ne ana ne  baba derdi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-vatan-iki-yigit-siir/">Bir Vatan İki Yiğit / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir vatan iki yiğit</p>
<p>Korkusuz gözleriniz içimizi dağlar</p>
<p>Vatan bayrak sevginiz yüreğimizi</p>
<p>Diyarlardan gelip birleşti gönüller</p>
<p>Bir vatan iki yiğit şehitler</p>
<p>Birisi akçal yürüyüşü titretir insanı</p>
<p>Diğeri Ertaş bakışı korkutur gözleri</p>
<p>Kader de buda varmış elden ne gelir ki</p>
<p>Bir vatan iki yiğit şehitlerim</p>
<p>Vatan bayrak aşkıyla yanıyor Du gönlünüz</p>
<p>Ne ana ne  baba derdi sözünüz</p>
<p>Bir olalım diri olalım Di sözümüz</p>
<p>Bir vatan iki yiğit şehitlerimiz</p>
<p>Onbaşı gök sessiz kaldı.</p>
<p>Sakın yanlış anlamayın ha siz den ayrı kalmadi</p>
<p>Siz olmediniz kalbimizde taht kurdunuz</p>
<p>Şehitler ölmez ölemez sadece yeriniz eksik kaldı&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-vatan-iki-yigit-siir/">Bir Vatan İki Yiğit / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-vatan-iki-yigit-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14146</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ADAM / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adam-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adam-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Apr 2018 04:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14060</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsan hayatta dağ gibi olacak! Yamaçlarında ağaçlar yeşertecek, Üstünde çiçekler yetiştirecek, Börtü böceği yemleyecek. Hele eteğindeki taşları atınca Yeri yerinden oynatacak! &#160; Ağaç gibi olacak insan! Kökü yerde, başı dimdik. Topraktan geldiğini bilecek, Kalbini göklere verecek. Değil rüzgârda, fırtınada bile Sarsılsa da gövdesi, devrilmeyecek! &#160; Adam gibi olacak insan! Kimsenin adamı olmadan, Doğruluktan sapmadan, Para [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adam-siir/">ADAM / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan hayatta dağ gibi olacak!</p>
<p>Yamaçlarında ağaçlar yeşertecek,</p>
<p>Üstünde çiçekler yetiştirecek,</p>
<p>Börtü böceği yemleyecek.</p>
<p>Hele eteğindeki taşları atınca</p>
<p>Yeri yerinden oynatacak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ağaç gibi olacak insan!</p>
<p>Kökü yerde, başı dimdik.</p>
<p>Topraktan geldiğini bilecek,</p>
<p>Kalbini göklere verecek.</p>
<p>Değil rüzgârda, fırtınada bile</p>
<p>Sarsılsa da gövdesi, devrilmeyecek!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adam gibi olacak insan!</p>
<p>Kimsenin adamı olmadan,</p>
<p>Doğruluktan sapmadan,</p>
<p>Para pula tapmadan,</p>
<p>Adam gibi adam olacak,</p>
<p>Karakterini satmadan!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adam gibi olacak adam!</p>
<p>Vatan için, millet için,</p>
<p>Bayrak için, devlet için,</p>
<p>Âlem için, ibret için,</p>
<p>Ölmek ne ki… Yaşamayı bilecek,</p>
<p>İnsanlığı yaşatmak için!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adam-siir/">ADAM / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adam-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14060</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Hep Gözleri İçe Göçmüş İnsanları Sevdim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-hep-gozleri-ice-gocmus-insanlari-sevdim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-hep-gozleri-ice-gocmus-insanlari-sevdim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 05 Apr 2018 04:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Aşkar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13949</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben hep gözleri içe göçmüş insanları sevdim Gözleri gibi sözleri de buğulu olanları Acıyla bakanları… Çünkü&#8230; akıp giden sessizlikleri çığlıkları ve ölümleri yorgun göçmüş gözlerinde gözlerinde gördüm onların Ben hep gözleri içe göçmüş insanları sevdim Çünkü&#8230; yok olup gitmeleri terk edilmeleri Acıyı, acıyı anlıyor musun? Gözlerinde İçlerine kadar gömülmüş yorgun gözlerinde nefreti bilmeyen acınası ıstırapla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-hep-gozleri-ice-gocmus-insanlari-sevdim/">Ben Hep Gözleri İçe Göçmüş İnsanları Sevdim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben hep gözleri içe göçmüş insanları sevdim</p>
<p>Gözleri gibi sözleri de buğulu olanları</p>
<p>Acıyla bakanları…</p>
<p>Çünkü&#8230;</p>
<p>akıp giden sessizlikleri</p>
<p>çığlıkları ve ölümleri</p>
<p>yorgun göçmüş gözlerinde</p>
<p>gözlerinde gördüm onların</p>
<p>Ben hep gözleri içe göçmüş insanları sevdim</p>
<p>Çünkü&#8230;</p>
<p>yok olup gitmeleri</p>
<p>terk edilmeleri</p>
<p>Acıyı, acıyı anlıyor musun?</p>
<p>Gözlerinde</p>
<p>İçlerine kadar gömülmüş</p>
<p>yorgun gözlerinde</p>
<p>nefreti bilmeyen</p>
<p>acınası</p>
<p>ıstırapla yoğrulmuş</p>
<p>donuk gözyaşlarıyla</p>
<p>öylece durup bakan</p>
<p>gözlerinde gördüm onların</p>
<p>Kendine dönüp bakmak gibi</p>
<p>ölmek gibi</p>
<p>yaşamak gibi</p>
<p>yıkık mahvolmuş mabetlerini taşırlar gözlerinde</p>
<p>işte bu yüzden ben hep hep hep</p>
<p>gözleri içe göçmüş insanları sevdim…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-hep-gozleri-ice-gocmus-insanlari-sevdim/">Ben Hep Gözleri İçe Göçmüş İnsanları Sevdim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-hep-gozleri-ice-gocmus-insanlari-sevdim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13949</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Apr 2018 04:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13980</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni özlediğimde deniz kenarına koşuyorum, ayaklarım dalgaların içinde, kumsalda boylu boyunca yürüyorum. Kumların kayboluşunu hissediyorum tabanlarımda. Gözlerim kapalı kulaklarım açık, dalgaların sesiyle doluyor beynimin yarısı. Diğer yarısıyla seni dinliyorum hiç dinlemediğim kadar, parmaklarımın arasından kayıyor kumlar… Sesin nefesime karışıyor, dalgalar bir gidip bir geliyor… Yüzünü hatırlayamıyorum, ne kadar çabalasam da gülüşün dışında, suretini getiremiyorum gözümün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni özlediğimde deniz kenarına koşuyorum, ayaklarım dalgaların içinde, kumsalda boylu boyunca yürüyorum. Kumların kayboluşunu hissediyorum tabanlarımda. Gözlerim kapalı kulaklarım açık, dalgaların sesiyle doluyor beynimin yarısı. Diğer yarısıyla seni dinliyorum hiç dinlemediğim kadar, parmaklarımın arasından kayıyor kumlar…</p>
<p>Sesin nefesime karışıyor, dalgalar bir gidip bir geliyor… Yüzünü hatırlayamıyorum, ne kadar çabalasam da gülüşün dışında, suretini getiremiyorum gözümün ucuna. Silinmişler kumsala yazdığımız adlarımız gibi. Bir dalga alıp götürmüş bizi. Sesin ise canlı hâlâ. Yanı başımda çınlıyor kulaklarımda…</p>
<p>Boyuna anlatıyorsun, üniversite yıllarını, ilk kavganı ilk aşkını hatta… Çilekli dondurma sevdiğini söylüyorsun bir ara, çikolatalıdan nefret ettiğini. Ama nedense kızların hep çikolatalı dondurma sevdiğini… Akşam öğünlerini atladığını, yaz kış dondurma yediğini mesela… Çok yediğinde 90 kiloya vardığını… Gülüşüyoruz burda, “seni o kadar şişman hayal edemem” diyorum sana. Cep telefonundan bir fotoğraf gösteriyorsun,  mavi gözlerin olmasa tanıyamazdım senin bu halini o fotoğrafta…  Sana söylemiyorum ama hemencecik gösteriyorum parmağımın ucuyla.</p>
<p>Durmadan anlatıyorsun, hiç susmadan konuşuyorsun beynimin sol yanında…  Ayaklarım dalgalarda, sen sanki yanı başımda. Diniyor özlemim. Bitiyor kumsal, kalıyorum sahilde bir başıma… Kayalıklara varıyorum sen yoksun, yoksunluğumu görüyorum, uyanıyorum düşlerimden…</p>
<p>Kayalıklara çıkıp oturuyorum… Ufka dikiyorum bakışlarımı, martılar başımda dönüp duruyorlar, çığlık atarak beni izliyorlar. Yiyecek yok yanımda, su bile yok.  Yüreğimin orta yerinde yangın, söndürecek bir çare yok… Küçük bir yengeç tırmanıyor kayalıklara. Tam sırtını güneşe verecekken, bir martı kapıp kaçıyor yengeci. Kısa sürüyor güneşlenmesi, yem oluyor güçlü martıya…Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14014" aria-describedby="caption-attachment-14014" style="width: 566px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg"><img class="wp-image-14014 " src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?resize=566%2C336" alt="Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla..." width="566" height="336" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 566px) 100vw, 566px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14014" class="wp-caption-text">Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Yengeç burcu olduğumu biliyor muydun? Hiç söylememiştim değil mi sana? Oysa ben biliyorum seninkini… Ne kadar özgürlüğüne düşkün olduğunu, kimseye bağlanmadığını, aşktan ölesiye korktuğunu…</p>
<p>“Sevmeden yaşayamam” demiştin oysa… “ Tıpkı ben” diye geçirmiştim içimden. Hayallere dalmıştım, geçmiştim kendimden. Beni sevdiğini söylüyordun, elinde bir kırmızı gülle gelip saçlarımı okşuyordun. Alnıma kondurduğun öpücükle ellerimi tutuyordun yavaşça. İncitmekten korkarcasına avucumu açıyordun. İçine bir şey koyup kapatıyordun avucumu. İçimden 10 a kadar saymamı istiyor sonra izin veriyordun açmama avucumu. Gözlerimi açtığımda sen yok oluyordun karşımda. Bir kutu bırakıp gidiyordun. Bir yüzük kutusu oluyordu bu. Kutuyu büyük bir heyecanla açıyordum, içinden tek taşlı bir alyans çıkıyordu. Sonra birden sen çıkıveriyordun, hiçbir şey diyemeden öpüyordun beni ilk kez dudaklarımdan. Nefesin nefesime karışıyordu, haykırıyordum yüzlerce kez EVET! Diye, sen sormadan daha…</p>
<p>Bu rüyayı ne çok gördüm biliyor musun? Geceleri uykumda değil, gündüz güneşin altında, bu kumsalda…</p>
<p>Balıkçı teknesi geçiyor uzaktan. Sesi geliyor, bırakıp gidiyor. Yağmur başlıyor gözlerimden, süzülüp akıyor yüreğimden aşağıya&#8230; Sönmüyor yangın, daha da artıyor ateşi kendiliğinden&#8230;</p>
<p>Balıkçı teknesine binip gittiğimiz gün, elimi tutmuştun. Tekneye atlamam için, belimden kavrayıp kendine çekmiştin beni. İlk o gün görmüştüm gözlerinin maviliğini…</p>
<p>Neden diye sormadım bir kere bile. Dile getirmedim seni sevdiğimi, gideceğini bildiğim halde sustum. Bana veda etmeni bekledim yine de.</p>
<p>Bir çift söz etmeden, elveda bile demeden öylece bırakıp kayalıklarda beni, çekip gittin aniden. Ben ve hayallerim öylece bir başımıza kalakaldık. Ardından bağırdım, gitme diye yalvardım içimden, duymadın sesimi&#8230; Çeke çeke ağladım içimi&#8230; Bir tek kayalıklar duydu, onlar tuttu elimi… Sen gittin gideli…</p>
<p>Yıllar kovaladı birbirini, işte şimdi bir gece vakti kumsaldayım yine. Yıldızlarla birlikte şarkı söylüyoruz, dalgaların müziği eşlik ediyor bize. Yıldızlar kadar uzaksın artık bana. Adını bile unuttum biliyor musun? Yüzünü ise hiç hatırlamıyorum. Oysa sesin kulağımda,  unutmuyor insan duyduklarını nasılsa&#8230; Dinledikleri kalıyor kulağının bir  köşesinde, zamanı gelince çıkıveriyor sesler, saçılıyor birer birer&#8230;</p>
<p>Sen benim için aşkın manasına giydirdiğim bir surettin sadece. Siretin çıkınca ortaya suretin kaldı yalnızca elimde…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13980</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstasyon</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istasyon/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istasyon/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 Apr 2018 04:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13984</guid>
				<description><![CDATA[<p>Düşüncelerimi yakalamaya çalışıyorum. Birer birer zihnimin etrafında uçuşuyorlar. Aklımı ellerine bıraktım. O yüzden bu kadar zor. Hiç kolaylaşmıyor. Yani ne bileyim hızla giden bir trenin camından yakalamay çalıştığım manzaralar gibi. Buraya ne zaman geldim? Neden geldim? Unuttuğum ne varsa işte. Hatırlayamıyorum. Hani şu yaz kış akan nehir. İçindeki kayalar suyu boğuyor mu acaba? Ne bileyim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istasyon/">İstasyon</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Düşüncelerimi yakalamaya çalışıyorum.</p>
<p>Birer birer zihnimin etrafında uçuşuyorlar.</p>
<p>Aklımı ellerine bıraktım. O yüzden bu kadar zor. Hiç kolaylaşmıyor.</p>
<p>Yani ne bileyim hızla giden bir trenin camından yakalamay çalıştığım manzaralar gibi.</p>
<p>Buraya ne zaman geldim? Neden geldim? Unuttuğum ne varsa işte.</p>
<p>Hatırlayamıyorum.</p>
<p>Hani şu yaz kış akan nehir. İçindeki kayalar suyu boğuyor mu acaba? Ne bileyim işte aklıma takılan binlerce soru. Böyle binlerce hüzün. Yüzbinlerce bakış.</p>
<p>Hayatının bütün anlarını içinde olarak mı yaşıyorsun sanki? Çoğu bilinçsiz işte. Aynı anlattığım gibi. Hızla giden bir tren.</p>
<p>Bir de böyle gözlerinin içine bakacak ne cesaretin ne zamanın olmayan şeyler. Böyle geri dönemediğin zamanlar. Kaçırdığın uçaklar. İşte son anda yakaladığın trenler. Vazgeçemediğin insanlar. Direndiğin uykular yada uyuyamadığın geceler. İşte acılar.</p>
<p>Kaç kere kendimi toparlamayı denedim hatırlamıyorum. İnsan hiç mi zamanı yakalayamaz? Aynı anda aynı yöne gidiyoruz. Ama hayır. Bir türlü birbirimize yetişemiyoruz. O yüzden bıraktım denemeyi. Köprüler kurmayı bıraktım. Artık hiç denk gelemeyiz herhalde. Bak yine herhalde diyorum. Kalbime bıçaklar.</p>
<p>Yani bir avuç insan bırakıyorum zamana. Sırf herhalde` nin hatırına. Zihni balon.</p>
<p>Hava ağır. Gece uzun. Ve bunun gibi sisli şeyler. Yada böyle aynı anda yaşanan kaç mevsim. Birkaç duygu. Böyle karışık. Şimdi sen mesela gitmek mi istiyorsun yoksa kalacak cesaretin mi yok? Yani hangi keder seni böyle hiçbir şey yapamaz hale getirdi. Bak ben sana söyleyeyim. Aynı anda dört mevsim var. Ama aynı şehirde değil biliyorsun. Aynı insanlarda olmaz. Hangi duyguya kapılacağını iyi belirle. Sonra yok olup gidersin.</p>
<p>Neyse yol bitti. Hızla giden tren istasyonda şimdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istasyon/">İstasyon</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istasyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13984</post-id>	</item>
		<item>
		<title>22 YIL / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/22-yil-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/22-yil-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Apr 2018 04:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Pekgöz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13988</guid>
				<description><![CDATA[<p>22 yıl geçirmişim ömrümden Elde ne bir kar nede bir zarar Kainatı yaratan gelmez akla, Sonsuza denk yaşayacak hissine kapılarak. 22 yıl geçirmişim ömrümden Ne bir dua ne bir namaz Allahı anmak dururken fani dünya da Biz bile bile cehennem den randevu alıyoruz. 22 yıl geçmiş ömrümden Dua kapıları daha açıkken Biz neden hala kendimize [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/22-yil-siir/">22 YIL / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">22 yıl geçirmişim ömrümden<br />
Elde ne bir kar nede bir zarar<br />
Kainatı yaratan gelmez akla,<br />
Sonsuza denk yaşayacak hissine kapılarak.</p>
<p dir="ltr">22 yıl geçirmişim ömrümden<br />
Ne bir dua ne bir namaz<br />
Allahı anmak dururken fani dünya da<br />
Biz bile bile cehennem den randevu alıyoruz.</p>
<p dir="ltr">22 yıl geçmiş ömrümden<br />
Dua kapıları daha açıkken<br />
Biz neden hala kendimize gelemedik.<br />
Biz neden 99 isme hayran duyamadık.</p>
<p dir="ltr">22 yıl geçmiş ömrümüzden<br />
Nefis ve iblis bir bir halimize gülerken<br />
Artık vakti gelmedi mi sence<br />
Seni yaradan Rabbine yürümeye&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/22-yil-siir/">22 YIL / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/22-yil-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13988</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Annemin Hoşuna Gitmişsin / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 04:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13872</guid>
				<description><![CDATA[<p>bu kız diyor iyi kahve yapar misafir gelince allah korusun onu doğan görünümlü şahinlerden maşallahı var hasta olunca arkana bez koyar hafta sonları avmlere götür yoksa çabucak kaçar insan insan olalı böyle zulüm görmedi ne zamandır komşunun oğlu örnek olmuyor bizde gençtik olum bir zamanlar sen bilmezsin sene bilmem kaç fahişelik prim yapmıyor&#8230;. öle sevmeden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/">Annemin Hoşuna Gitmişsin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>bu kız diyor iyi kahve yapar misafir gelince<br />
allah korusun onu doğan görünümlü şahinlerden<br />
maşallahı var hasta olunca arkana bez koyar<br />
hafta sonları avmlere götür yoksa çabucak kaçar<br />
insan insan olalı böyle zulüm görmedi<br />
ne zamandır komşunun oğlu örnek olmuyor<br />
bizde gençtik olum bir zamanlar sen bilmezsin<br />
sene bilmem kaç fahişelik prim yapmıyor&#8230;.</p>
<p>öle sevmeden sevişme yoktu<br />
kahveler köpüksüz olmazdı<br />
sevişme yoktu!<br />
inanmazsan huysuz virjine sor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/">Annemin Hoşuna Gitmişsin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13872</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ve Sonra Sensizlik Yüreğimi Üşütüyor&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Mar 2018 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selin Eylül Bilen]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13920</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adam kadının belini sıkıca kavradı, bırakmak istemezcesine. Kadın yavaş bir şekilde adamın gömleğinin düğmelerine yöneltti narin parmaklarını. Ayrılık vakti gelmişti, bir ilişkinin daha sonuna geliniyordu. Yönlerini yatağa doğru çevirdiler. Kadın ve adamın istekleri bir kere daha uyuşmuyordu. Kadın adamın bedenine son bir kez daha sahip olma niyetindeyken, adam kadının kalbinde sonsuza dek yer etme isteğindeydi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/">Ve Sonra Sensizlik Yüreğimi Üşütüyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adam kadının belini sıkıca kavradı, bırakmak istemezcesine. Kadın yavaş bir şekilde adamın gömleğinin düğmelerine yöneltti narin parmaklarını. Ayrılık vakti gelmişti, bir ilişkinin daha sonuna geliniyordu. Yönlerini yatağa doğru çevirdiler. Kadın ve adamın istekleri bir kere daha uyuşmuyordu. Kadın adamın bedenine son bir kez daha sahip olma niyetindeyken, adam kadının kalbinde sonsuza dek yer etme isteğindeydi. Bütün geceyi birlikte geçirdikten sonra uykuya daldılar, belki de ilişkileri boyunca uzun süredir bu denli yakın uyumamışlardı birbirlerine. Adam açtı gözlerini sabahın ilk ışıklarıyla, yanında duran ve belki de kendisinden bile daha çok sevdiği kadına çevirdi gözlerini. Boğazında farklı bir acı hissetti ve yavaşça kalktı kadının yanından su içmek için, suyunu alıp yatağın tam karşısındaki koltuğa yerleşti ve yatakta usulca uyuyan kadına baktı. Bir süre sonra kadın, gözlerini açmadan adama neden yatağa geri dönmediğini sordu ve yorganın havaya kaldırarak adamın yatağa gelmesini bekledi. İşte en zor kısmı da buydu adam için. O yatağı bir kere terk etmişti çoktan. Geri dönmeli miydi? Sonuçta tekrar çıkmak zorunda kalacaktı o yataktan hatta belki bu sefer daha da zor, daha da acılı olacaktı o çıkış. Adamın vücudu beyninin verdiği komutları reddederek adamı yatağa yönlendirdi. Kadın sakin bir şekilde kafasını adamın göğsüne koydu. İşte adam yaptığı hatayı fark etmişti o an. Artık iki kat zorlaşmıştı o yataktan çıkmak. En fazla bir saat daha sürecekti birliktelikleri işin kötüsü adamın bunun farkında olduğu kadar kadının da bunun farkında olmasıydı hatta daha da kötüsü; ikisi de vaziyeti değiştirmek için hiçbir gayrette bulunmuyorlardı. Kadına belli etmek istemiyordu ama o an tek başına olsa hıçkıra hıçkıra ağlayacak kadar çaresiz hissediyordu kendisini adam. Gözü duvarda duran saate takıldı, bir süre boyunca baktı saate. Sonra tekrardan kafasını kadına çevirdi ve sanki her ince detayını kaydetmek istercesine suratını incelemeye başladı. Önce çekik kahverengi gözlerini, hani şu gülünce kaybolan, sonra küçücük olan burnunu, öpmeyi ne de çok severdi burnunu adam, gerçi kadın bu durumdan çok memnun kalmazdı, sanki üzerine özenle yerleştirilmişti o çiller, bembeyaz tenine ne kadar da çok yakıştığını düşündü bir kez daha en son da dudaklarını, öpmeye kıyamadığı için doyamadığı dudaklardı bu dudaklar. Kadın adamın acısını ve çaresizliğini fark edip de umursamaz bir tavır takınarak “Sen bu dudaklara karşı koyamazsın.” dedi adama çevirerek gözlerini. Adam usulca kadına yaklaştı ve boğazında ki ağrının da yarattığı etki sebebiyle kısık bir sesle cevap verdi kadına “Sen beni hiç tanıyamamışsın.”. Gerçekten de tanıyamamıştı kadın adamı hiç belki de tanımaya gayret etmemişti kim bilir? Adam belki de hiç o yatağa dönmeyeceğinin bilincinde bir kez daha çıktı o yataktan. Henüz kadın yataktan çıkmadan adam ayakkabılarını giymek üzere kapıya yönelmişti bile. Kadın da durumun şaşkınlığındaydı, adamın bu denli kolay bırakabileceğini beklemiyordu kendisini, ama en az adam kadar o da gurur yapıyordu. Adamın aklına bir şiir gelmişti “Gittin mi büyük gideceksin! Ayrılık bile gurur duyacak seninle.” Devamını hatırlamaya çalıştı bir süre. Bu süre zarfında da bir yandan ayakkabılarını giyiyordu. Kadına döndü ve sadece tek bir kelime söyleyebilecek kadar hâkim olabilirdi göz yaşlarına. Tiz ve cılız bir sesle hafif de detone olarak “Hoşça kal” diyebildi ve arkasını döndü. Sanki bir şey eksilmişti adamdan. Evet eksikti de, adam kalbini komodinde unutmuştu. Geri kapıya yöneldiği sırada şiirin devamını hatırladı “Gittiysen onurunla gideceksin. Haklıysan gidecek, gittiysen geri dönmeyeceksin.” Adam yönünü tekrardan loş koridorlu apartmanın çıkışına doğru çevirdi. Kalbi orada kalabilirdi ama o geri dönemezdi. Gururu ve onuru için kalbini feda etmişti adam. Bu adam bir gün o kadının kalbini orada unuttuğunu fark edip geri getirmesi için hala bekliyor, kadının asla getirmeyeceğinin bilincinde&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/">Ve Sonra Sensizlik Yüreğimi Üşütüyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13920</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi’nin  Odyometri: İşitme ve Ölçümü, Vestibüler Sistem, Nörootoloji Kitabı Çıktı.</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yrd-doc-dr-ahmet-hamdi-kepekcinin-odyometri-isitme-olcumu-vestibuler-sistem-norootoloji-kitabi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yrd-doc-dr-ahmet-hamdi-kepekcinin-odyometri-isitme-olcumu-vestibuler-sistem-norootoloji-kitabi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Mar 2018 07:22:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13977</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi’nin* kaleminden Odyometri: İşitme ve Ölçümü, Vestibüler Sistem, Nörootoloji kitabı çıktı. Nobel Tıp Kitabevleri etiketi ile satışa sunulan kitapta Otoloji ve Odyoloji alanındaki önemli bilimsel konular ön plana çıkıyor. Kitap çalışmasının tamamlanması 3 yıl sürdü. Avrupa Birliği Akustik ve Odyoloji müfredatına uygun olarak hazırlanan kitap, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulları Odyometri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yrd-doc-dr-ahmet-hamdi-kepekcinin-odyometri-isitme-olcumu-vestibuler-sistem-norootoloji-kitabi-cikti/">Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi’nin  Odyometri: İşitme ve Ölçümü, Vestibüler Sistem, Nörootoloji Kitabı Çıktı.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi’nin* kaleminden Odyometri: İşitme ve Ölçümü, Vestibüler Sistem, Nörootoloji kitabı çıktı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nobel Tıp Kitabevleri etiketi ile satışa sunulan kitapta Otoloji ve Odyoloji alanındaki önemli bilimsel konular ön plana çıkıyor. Kitap çalışmasının tamamlanması 3 yıl sürdü.</p>
<p style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği Akustik ve Odyoloji müfredatına uygun olarak hazırlanan kitap, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulları Odyometri Programları için, ilk ve tek Türkçe kaynak kitap.</p>
<p style="font-weight: 400;">Eser hakkında yaptığımız röportajda, Ahmet Hamdi Kepekçi önemli açıklamalarda bulundu:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Odyometri son yıllarda bilimsel sahada yerini alan bir programdır. Odyometristler yapacakları doğru ölçümlerle teşhis ve tedavi sürecinde klinisyenin alacağı kararlara katkı sağlarlar.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Odyometri bölümünde ders vermeye başladığım ilk günlerden itibaren sağlık hizmetleri sahasına adım atan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin kaynak kitap ihtiyacı dikkatimi çekti. Öğrencilerimiz yurdumuzun dört bir yanından gelen pırıl pırıl gençlerdi. Bu arkadaşlarımız her fırsatta bizden ders slaytları, ders notlarını istediler. Evet, piyasada yayınlanmış Odyoloji ile ilgili kitaplar vardı, internet ortamında dokümanlar mevcuttu, hatta yabancı dille yazılmış bilgiler de bolca bulunuyordu. Ancak daha önce sağlıkla ilgili bir alt yapısı olmayan öğrencilerimiz de vardı. Üstelik odyometri teknikeri olacak bu gençler için adı geçen eserler karmaşık ve mesleki ihtiyaçları ile uyumlu değildi. Bunun üzerine öğrencilerimin teşviki ile bütün odyometrelerin başucu kitabı olacak bu eser kaleme alındı.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Eserde konular en anlaşılır ölçüde anlatıldığından eğitime büyük ölçüde katkı sağlayacaktır. Otoloji ve Odyoloji alanında sade ve öz bilgileri içeren bu kaynak Türkçe eğitim materyali sahasında bir eksiği tamamlayacaktır.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Eserden faydalanacak, KBB asistanlarına, Odyoloji ve Odyometri öğrencilerine ve Odyometrist arkadaşlarımıza başarılar diliyorum.&#8221;</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi&#8217;nin kaleminden, alanında ilk ve tek Türkçe kaynak olan &#8220;Odyometri: İşitme ve Ölçümü Vestibüler Sistem Nörootoloji&#8221; kitabını,  Nobel Tıp Kitapevleri&#8217;nden ve </strong><strong>https://nobeltip.com</strong><strong> </strong><strong>adresinden temin edebilirsiniz.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">*Ahmet Hamdi Kepekçi</p>
<p style="font-weight: 400;">İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Odyometri Programı Öğretim Üyesi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yrd-doc-dr-ahmet-hamdi-kepekcinin-odyometri-isitme-olcumu-vestibuler-sistem-norootoloji-kitabi-cikti/">Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi’nin  Odyometri: İşitme ve Ölçümü, Vestibüler Sistem, Nörootoloji Kitabı Çıktı.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yrd-doc-dr-ahmet-hamdi-kepekcinin-odyometri-isitme-olcumu-vestibuler-sistem-norootoloji-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13977</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıhhatinize Dostlar / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sihhatinize-dostlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sihhatinize-dostlar/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Mar 2018 04:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Uğur]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13864</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hani kaçarsın ya, daha çok gelir o zaman Dokunmak istediğinde daha çok gelir konuşmak istediğinde daha çok gelir Gelir de gelir işte, neyse sıhhatinize Tabi sanma ki senin aşkında ona geldikçe gelir O sadece senin meziyetindir, sana ait senden bir çaresizliktir &#160; Müzikleri son ses açmakta denemez tam olarak neyse Çıkmaz sokaklarda çıplak koşturmanın güvencesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sihhatinize-dostlar/">Sıhhatinize Dostlar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hani kaçarsın ya, daha çok gelir o zaman</p>
<p>Dokunmak istediğinde daha çok gelir konuşmak istediğinde daha çok gelir</p>
<p>Gelir de gelir işte, neyse sıhhatinize</p>
<p>Tabi sanma ki senin aşkında ona geldikçe gelir</p>
<p>O sadece senin meziyetindir, sana ait senden bir çaresizliktir</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müzikleri son ses açmakta denemez tam olarak neyse</p>
<p>Çıkmaz sokaklarda çıplak koşturmanın güvencesi altında</p>
<p>Duvarlara vurulası bir kum saatinin ve aslında</p>
<p>Sensiz bir pişkin yaz halinin</p>
<p>Yazıların üzerine dökülmüş bir kase dolusu buz kütlesinin</p>
<p>Ya da solmuş bir çiçeği yeniden yeniden toprağa ekmenin</p>
<p>Evet böyle de denebilir işte</p>
<p>Sıhhatinize</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sihhatinize-dostlar/">Sıhhatinize Dostlar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sihhatinize-dostlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13864</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -Girizgah- Yelkenli Sevgili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13890</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denize hasretlik çekeriz. Bağrımızda bizden olmayan sahte güllerle Ummanda dalıp gitmeye pek meyilliyiz. Başıbozuk yelkenliler gibi ufukta kaybolan son sevgiliye, Sorunsuzca iç çekeriz, Gitme ! Demek Geçmez Bile Aklımızdan… Deli borandır aşkın adı. Eser bilene de, Bilmeyene de, Sessizce&#8230; Önüne kattı mıydı seni, Uçurur nefretin karayeline… Boynu bükülür sevda kuşunun. Kırlangıçlara düşer yuvası, Yaralıdır kanadının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">Mavi Rüya Öyküleri -Girizgah- Yelkenli Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denize hasretlik çekeriz.</p>
<p>Bağrımızda bizden olmayan sahte güllerle</p>
<p>Ummanda dalıp gitmeye pek meyilliyiz.</p>
<p>Başıbozuk yelkenliler gibi ufukta kaybolan son sevgiliye,</p>
<p>Sorunsuzca iç çekeriz,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Gitme !</p>
<p style="padding-left: 60px;">Demek</p>
<p style="padding-left: 90px;">Geçmez</p>
<p style="padding-left: 120px;">Bile</p>
<p style="padding-left: 150px;">Aklımızdan…</p>
<p>Deli borandır aşkın adı.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Eser bilene de,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bilmeyene de,</p>
<p style="padding-left: 90px;">Sessizce&#8230;</p>
<p style="padding-left: 120px; text-align: left;">Önüne kattı mıydı seni,</p>
<p style="text-align: left; padding-left: 150px;">Uçurur nefretin karayeline…</p>
<p style="text-align: left;">Boynu bükülür sevda kuşunun.</p>
<p>Kırlangıçlara düşer yuvası,</p>
<p>Yaralıdır kanadının uç karası…</p>
<p>Suskunluğuyla bulduğu</p>
<p>Gagası kırık serçeyle,</p>
<p>Tutuşurlar el ele,</p>
<p>Uzanır sevgileri bilinmezliğe…</p>
<p>Pahası biçilmez firâkının.</p>
<p>Ayrı düşmeye gör bir kere,</p>
<p>Gönüldaşlıktan serkeşliğe</p>
<p>Dolanan yolların.</p>
<p>Bitmek bilmez!</p>
<p>Yalnız kalırsın.</p>
<p>Sen,</p>
<p>İstesen de</p>
<p>İstemesen de…</p>
<p>Aşka içre gerekmez diz dize gülüşmek.</p>
<p>Sırlar bulandı mı</p>
<p style="padding-left: 30px;">sular durulur,</p>
<p>Kalkar yediveren gülleri</p>
<p style="padding-left: 30px;">güneşe durur&#8230;</p>
<p>Süzülür bırakıp gidenler ufukta,</p>
<p>Kaçak istimbotlar gibi,</p>
<p>Borana tutulurlar bir anda&#8230;</p>
<p>Yerle bir olur bazıları azgın dalgalarda.</p>
<p>Kurtulan olmaz sevdanın ah ettiği,</p>
<p>Tuzlu sularda&#8230;</p>
<p>Ölümü hayal etmek kalır usulca,</p>
<p>Sevdiğinin kollarında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zordur Beklemek !</p>
<p>Tozlu raflardan indirilen</p>
<p>Eski ciltli bir kitap gibi</p>
<p>Sarıp sarmalar sayfalarıyla seni…</p>
<p style="padding-left: 30px;">Yaprak yaprak dökülür dillerden</p>
<p style="padding-left: 60px;">Söylenmemiş kelimeler,</p>
<p style="padding-left: 90px;">Kesir işaretiyle &#8211; kesilir &#8211;</p>
<p style="padding-left: 120px;">cümleler !</p>
<p>Boğazda düğümlenmiş,</p>
<p>Yarım kalan sevişmeler…</p>
<p>Uzaktır yârin bakışı.</p>
<p>Bir gülüş ki unutulur,</p>
<p>Gönlün herhangi bir yerinde</p>
<p style="padding-left: 30px;">kurutulur&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Denize hasretlik çekeriz,</p>
<p style="text-align: left;">Bakarız yelkenli sevgilinin ardından,</p>
<p style="text-align: left;">El sallarız dönmeyeceğini bile bile</p>
<p style="text-align: left;">Gidenlerin ardından…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">Mavi Rüya Öyküleri -Girizgah- Yelkenli Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13890</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bahar Kokusu / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Mar 2018 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13820</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nasılsın desem sana suçluyum Hani sen demeden desem Hakkım varmış gibi zoraki&#8230; Cevaplanmayan sorularda Geceleri asılan mahkumlar İncecik idam ipleri.. Ne kadar sarılsalar sana Kalmaz onların kokusu Her yerinde biraz güneş biraz gece Teninde içinde can bulunan Gezegenlerin ugultusu Kırılan ağaç dalları gibi Çatırdayan güzelliğin En taze sabahları kıskandırıyor Güneşin koylara vurduğu vakit Denizin üzerinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/">Bahar Kokusu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Nasılsın desem sana suçluyum<br />
Hani sen demeden desem<br />
Hakkım varmış gibi zoraki&#8230;<br />
Cevaplanmayan sorularda<br />
Geceleri asılan mahkumlar<br />
İncecik idam ipleri..</div>
<div>
<p>Ne kadar sarılsalar sana</p>
<p>Kalmaz onların kokusu<br />
Her yerinde biraz güneş biraz gece<br />
Teninde içinde can bulunan</p>
<p>Gezegenlerin ugultusu<br />
Kırılan ağaç dalları gibi</p>
<p>Çatırdayan güzelliğin<br />
En taze sabahları kıskandırıyor<br />
Güneşin koylara vurduğu vakit<br />
Denizin üzerinde sihir tozları<br />
Akşama az kalmışken</p>
<p>Tuzlu suların tül olduğu<br />
Kahverenginin yeşile yeşilin maviye<br />
Mavinin sana dönüştüğü yerde&#8230;<br />
Her yerde..</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/">Bahar Kokusu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13820</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Kuşlar / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/13824-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/13824-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Mar 2018 04:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13824</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi kapımın oyuğu kaldı elimde, elle kapatamadığım&#8230; mavi kuşlar unufak, uçup gittiler, unutma beni olup, saçıldılar dağ başlarına&#8230; ayağımın altı, uçurum şimdi&#8230; ağsız d/ipsiz&#8230; ip ki; dolanmış boynuna şiirlerin&#8230; s/en, en lanetli adamı tüm şehirlerin!!! yüz karası şairlerin&#8230; bir karanlık okyanus&#8230; kapkara yosun tarlası!!! d/üşüyorsun&#8230; düşüş ki sonsuz, çakıla çakıla kara bulutlardan, yara yara ak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/13824-2/">Mavi Kuşlar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Mavi kapımın oyuğu kaldı elimde,</div>
<div dir="auto">elle kapatamadığım&#8230;</div>
<div dir="auto">mavi kuşlar unufak,</div>
<div dir="auto">uçup gittiler,</div>
<div dir="auto">unutma beni olup,</div>
<div dir="auto">saçıldılar dağ başlarına&#8230;</div>
<div dir="auto">ayağımın altı,</div>
<div dir="auto">uçurum şimdi&#8230;</div>
<div dir="auto">ağsız d/ipsiz&#8230;</div>
<div dir="auto">ip ki;</div>
<div dir="auto">dolanmış boynuna şiirlerin&#8230;</div>
<div dir="auto">s/en,</div>
<div dir="auto">en lanetli adamı tüm şehirlerin!!!</div>
<div dir="auto">yüz karası şairlerin&#8230;</div>
<div dir="auto">bir karanlık okyanus&#8230;</div>
<div dir="auto">kapkara yosun tarlası!!!</div>
<div dir="auto">d/üşüyorsun&#8230;</div>
<div dir="auto">düşüş ki sonsuz,</div>
<div dir="auto">çakıla çakıla kara bulutlardan,</div>
<div dir="auto">yara yara ak göğsünü,</div>
<div dir="auto">umudun beyaz bulutlarının&#8230;</div>
<div dir="auto">yaka yaka,</div>
<div dir="auto">yıka yıka&#8230;</div>
<div dir="auto">t/aşıra t/aşıra beni,</div>
<div dir="auto">benden&#8230;</div>
<div dir="auto">vur kendini h/adi&#8230;</div>
<div dir="auto">vur şiirlerin,</div>
<div dir="auto">kör kurşunuyla&#8230;</div>
<div dir="auto">vur kendini,</div>
<div dir="auto">ucuz bir şaraba&#8230;</div>
<div dir="auto">ucuz bir şaraba tav,</div>
<div dir="auto">ihanetin g/ölgesi&#8230;</div>
<div dir="auto">müste/haktır sana,</div>
<div dir="auto">bir şiirin en iğrenç,</div>
<div dir="auto">kuytu sokağında ölmesi&#8230;</div>
<div dir="auto">bir fincan toprağının başına taş&#8230;</div>
<div dir="auto">kırk yıl hatrı olmayan kahveler içilmiş,</div>
<div dir="auto">soğumuş,</div>
<div dir="auto">kırkı çıkmış çoktan&#8230;</div>
<div dir="auto">akmaz ki düştüğün,</div>
<div dir="auto">öldüğün gözden,</div>
<div dir="auto">sana bir tek zerre yaş&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/13824-2/">Mavi Kuşlar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/13824-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13824</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vicdan / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 06:03:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13939</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevmek sana dayanmakla başladı, seni unutmak başka bir şeye. Bir neden arıyoruz, sevmek için, mutluluk için, acı için bir neden. Adım atarken ulaşmak, okurken anlatmak, sustuğunda dinlemek, dokunduğunda hissetmek için. Yaşamın başlangıcı ve sonrasını da kapsayan bu kavram, biz neyi yitirdikte bu denli kirli bir manayı yüklendi. Her kararın öncesinde bir mahkeme kuruluyor. Savcı o, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/">Vicdan / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevmek sana dayanmakla başladı, seni unutmak başka bir şeye. Bir neden arıyoruz, sevmek için, mutluluk için, acı için bir neden. Adım atarken ulaşmak, okurken anlatmak, sustuğunda dinlemek, dokunduğunda hissetmek için. Yaşamın başlangıcı ve sonrasını da kapsayan bu kavram, biz neyi yitirdikte bu denli kirli bir manayı yüklendi.</p>
<p>Her kararın öncesinde bir mahkeme kuruluyor. Savcı o, sanık kişi, hakim insanın kendisi. Ben diye başlayan bir cümleyle savcılık makamı iddiasını sunuyor. Sanık, biz diyor ve anlatıyor geçmişi, bugünü, birlikte geçirdiğiniz o güzel günleri. Hakim soruyor: benliğin bu durumda ki yeri? Çağrılıyor tanığı iddia makamının… Mübaşirin sesi duyuluyor gür ve duygusuzca… Tanık yerini alarak başlıyor anlatmaya…</p>
<p>Beraber büyüdük onunla, iyi olanı, güzeli tanıdık; kötüyü, çirkini gördük ve bildik birlikte… Öğrendik, hayatın zorluğunu; yaşamanın, dürüstlüğün sıratın öte yanında durduğunu. Kazanmak için ezdiler, kaybedince, tanımadan geçtiler. Anladık, zaman güç olmadan vermeyecekti bize bütün o gerçek, şimdilerde dilde inanılanları. O zaman yollarımız ayrıldı onunla, oysa siz hep birlikte bildiniz bizi. Eğer ben bugün buradaysam, anlatabiliyorsam yitirdiklerimi,demek ki sizde buradasınız, anlayabiliyor lakin kavrayamıyorsunuz eksikliğini… Evet, suçlu o, en kıymetlisini çaldı aslımın, en paha biçilmezini…</p>
<p>Sanık ağır ağır doğruldu yerinde, söz sırası tekrar ona gelmişti.Her şeye razıydı zaten,bu yüzden tek kelam etmemişti onca saat. Durdu,bunlar son sözleri olacak, belki de bir daha konuşamayacaktı. Biliyordu,bu son ne bir ölüm, ne de uzun bir bekleyişin başlangıcı olacaktı.</p>
<p>Önce katilleri tek tek süzdü. Sonra uzun uzun tanığa baktı. Hepsini taşımak bir yana, en zoru onunla olmayandı. Gözleri parlamaya başladı. Bir damla gözyaşı kirpiklerini aşarak süzüldü yanaklarından, ağır ağır ıslanıyordu teni. Sanki içinden atıyordu o akışla, kirletilenleri. Damlalar en son dudaklarına geldiğinde, bir kelime zar zor işitilebildi tüm o sessizliğin içinde. Vicdan diyebildi sadece,  vicdan hakim son kararı verdiğinde…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/">Vicdan / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13939</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeynep Köksal Yaykıran Kitap Yazdı: Bebekler İçin Anne Sütünden Mamaya ve Katı Gıdaya geçiş rehberi…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiran-kitap-yazdi-bebekler-icin-anne-sutunden-mamaya-kati-gidaya-gecis-rehberi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiran-kitap-yazdi-bebekler-icin-anne-sutunden-mamaya-kati-gidaya-gecis-rehberi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 24 Mar 2018 07:51:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13933</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ankaralı İş kadını –  Zeynep Köksal Yaykıran kitap yazdı: Bebekler için anne sütünden mamaya ve katı gıdaya geçiş rehberi… PET HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKAN YARDIMCISI ZEYNEP KÖKSAL YAYKIRAN’IN  “ ELİNE SAĞLIK ANNECİĞİM” KİTABI TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI’NDAN ÇIKTI Zeynep Köksal Yaykıran’ın “ Eline Sağlık Anneciğim” Kitabı’nın ilk “Tanıtım Toplantısı ve İmza Günü” Ankara’da KEV [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiran-kitap-yazdi-bebekler-icin-anne-sutunden-mamaya-kati-gidaya-gecis-rehberi/">Zeynep Köksal Yaykıran Kitap Yazdı: Bebekler İçin Anne Sütünden Mamaya ve Katı Gıdaya geçiş rehberi…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ankaralı İş kadını –  Zeynep Köksal Yaykıran kitap yazdı: Bebekler için anne sütünden mamaya ve katı gıdaya geçiş rehberi…</strong></p>
<p><strong>PET HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKAN YARDIMCISI ZEYNEP KÖKSAL YAYKIRAN’IN  “ ELİNE SAĞLIK ANNECİĞİM” KİTABI TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI’NDAN ÇIKTI</strong></p>
<p><strong>Zeynep Köksal Yaykıran</strong>’ın <strong><em>“ Eline Sağlık Anneciğim”</em></strong> Kitabı’nın ilk <strong>“Tanıtım Toplantısı ve</strong> İ<strong>mza Günü”</strong> Ankara’da KEV Sanat Galerisi’nde 20 Mart Salı saat 14.30 – 16.30 arasında yapıldı.</p>
<p><strong>“Tanıtım Toplantısı ve İmza Günü”</strong>ne Yayın Danışmanı <strong>Faruk Şüyün</strong>, Proje Danışmanları <strong>Dr. Emel Atmaca</strong>, <strong>Zümrüt Özkan</strong> ve <strong>Bengü Bilik</strong> ile <strong>Köksal Ailesi, KEV dostları</strong> katıldılar. Samimi ve dostane ortamda gerçekleşen bu tanıtıma ilgi büyüktü.</p>
<p>İş kadını ve iki çocuk annesi olan, yemek yapmayı çok seven ve bu konuda araştırmalar da yapan <strong>Zeynep Köksal Yaykıran</strong>’ın yazdığı <strong><em>“ Çocuk Yemek Kitabı”</em></strong>nın geliri <strong>KEV – Köksal Eğitim </strong> <strong>Vakfı</strong>’na bağışlanıyor.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_2.jpg"><img class="wp-image-13935 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_2.jpg?resize=365%2C243" alt="" width="365" height="243" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_2.jpg?w=5760&amp;ssl=1 5760w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_2.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 365px) 100vw, 365px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>Zeynep Köksal Yaykıran;</strong> <em>“Bebekleriniz için katı gıdaya geçiş hakkında merak ettiklerinizi bulabileceğiniz bir başvuru kaynağı niteliğindeki kitabımda bebeklerin 5. ayından itibaren ona her öğünde ne hazırlayabileceğiniz sorusunun yanıtını pratik tariflerle verdim. Eline Sağlık Anneciğim’de Akdeniz, Ege, Türk ve dünya mutfaklarından örneklerle kendi tariflerim yer alıyor. Eser her öğün için düzenlenmiş haftalık ve aylık örnek mönülerle okuyucuyu &#8220;Bugün ne pişirsem?&#8221; derdinden de kurtarıyor. Bebeklerimi memeden mamaya geçirirken yaptığım yemekleri, uyguladığım teknikleri ve tecrübelerimi detaylarıyla aktarıyorum. Meyve ve sebze püreleriyle başlayan tarifler, bebeklerin yaşı ilerledikçe çocuk ve yetişkin yemeklerine, tüm ailenin</em> <em>afiyetle yiyeceği hafif, besleyici ve sağlıklı bir mutfağa dönüşüyor”</em>diyor.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_1.jpg"><img class="wp-image-13936 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_1.jpg?resize=423%2C282" alt="" width="423" height="282" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_1.jpg?w=5472&amp;ssl=1 5472w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_1.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_1.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/ETKİNLİK-GÖRSELİ_1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 423px) 100vw, 423px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Anne ve babalar, ebeveyn adayları satın aldıkları her kitapla yıllardır imkanı kısıtlı üniversite öğrencilerine burs veren<strong> Köksal Eğitim Vakfı’na</strong> da destek sağlamış oluyor. Yazar, <strong>Zeynep Köksal</strong> <strong>Yaykıran </strong>aynı zamanda <strong>KEV Başkanlığını yürütmektedir</strong>.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiran-kitap-yazdi-bebekler-icin-anne-sutunden-mamaya-kati-gidaya-gecis-rehberi/">Zeynep Köksal Yaykıran Kitap Yazdı: Bebekler İçin Anne Sütünden Mamaya ve Katı Gıdaya geçiş rehberi…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiran-kitap-yazdi-bebekler-icin-anne-sutunden-mamaya-kati-gidaya-gecis-rehberi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13933</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Bir Göçmen Kuştu O”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Mar 2018 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13770</guid>
				<description><![CDATA[<p>“BİR GÖÇMEN KUŞTU O” “UÇAN KUŞLARA MALUM OLSUN, BEN EVİMİ ÖZLEDİM…” “ Sizi, aslında hiç görmediğim o fotoğraftaki gibi hatırlayacağımı biliyorum artık Hatice hanım veya Lady Josephine. Gerçekte adınızın hangisi olduğunun ne önemi var ki? Güzel yürekli dostumun bana anlattığı gibi kalacaksınız belleğimde. Beyaz başörtünüz, uzun pazen elbiseniz üzerinizde, yıpranmış elleriniz dizlerinizde, çocuklarınız, artık birer [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Bir Göçmen Kuştu O”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“BİR GÖÇMEN KUŞTU O”</strong></em><br />
<em><strong> “UÇAN KUŞLARA MALUM OLSUN, BEN EVİMİ ÖZLEDİM…”</strong></em></p>
<p>“ Sizi, aslında hiç görmediğim o fotoğraftaki gibi hatırlayacağımı biliyorum artık Hatice hanım veya Lady Josephine. Gerçekte adınızın hangisi olduğunun ne önemi var ki? Güzel yürekli dostumun bana anlattığı gibi kalacaksınız belleğimde. Beyaz başörtünüz, uzun pazen elbiseniz üzerinizde, yıpranmış elleriniz dizlerinizde, çocuklarınız, artık birer yetişkin olmuş torunlarınız, hatta belki torunlarınızın bebek-çocukları, hep birlikte yanı başınızda ayakta. Zamanın çizgilerle işlendiği yüzünüz büyüyor o fotoğrafta. Sessiz, uysal ama hüzün dolu, yalnız, derin bir bakış. O kalabalıkta, kalbini uzaklara göndermiş, oralarda bıraktıkları ile içinden, kısa, küskün ve sessiz sözcüklerle konuşan-büyük olasılıkla konuşamamanın acısını hep yüreğinde taşımış- mahzun bir kadın bakışı. Öykünüz bana anlatıldığı anda gördüm o fotoğraftaki sizi. Şaşıracaksınız belki, ama sadece sizi gördüm ve az önce belirttiğim gibi, hiç unutmayacağım. Beni bekleyin, yakında size aslında hiç bir zaman ulaşmayacak bir mektup yazacağım. Yazdıklarımdan, kendi yaşadıklarınızı alıp kabul edersiniz umarım. Dediğim gibi, bekleyin beni… ”<br />
diye yazmıştım kısa bir notta. Bugün o mektubu yazmak istedim.</p>
<p>Kadim dostlarımdan biri anlattı öykünüzü. Çok sevdiği bir komşu- teyzenin anneannesi imişsiniz. Şaşkındı: “ Onca yıllık komşumuzdur. Anneannesine dair böyle bir öyküsü varmış, hiç konuşulmamıştı o güne kadar. İçime dokundu yaşam öyküsü. Sana anlatmalıyım “ dedi ve anlattı:</p>
<p>On yedi yaşında tanışmışsınız eşinizle. Tahminen 1930’lu yılların başında, Türkiye’den Amerika’ya çalışmaya gitmiş ve sizin ailenin köşkünde bahçıvan olarak iş bulmuş. Asalet ünvanı taşıyan bir aileye üye olduğunuz söylendi. Büyük olasılıkla, aileniz siz doğmadan göç etmiş başka bir ülkeden oraya. Orasını bilmiyorum. Ama, Kayseri’li genç bahçıvan ile zengin ve asil genç kız vurulmuşlar birbirlerine. Sonrası, klasik bir Türk filmindekine benzer bir ara sahne gibi. Ailenizin karşı çıkışına rağmen gerçekleşen evliliğiniz sonrası, Türkiye’ye gitmeye karar vermişsiniz. Gemi ile tam iki ayda ulaşmışsınız İstanbul’a. Ama anne- babanızın sizi reddedişinden çok, kardeşlerinizin sizi uğurlamaya gelmeyişi dokunmuş yüreğinize. İskelede, geminin kalkışına dek gözleriniz onları aramış. Gelmemişler. İstanbul’da, rıhtımda çekilmiş ilk fotoğraf : Esmer, kaytan bıyıklı bir Türk erkeği ve yanındaki ince yapılı, solgun yüzlü, uzun paltolu, şapkalı bir genç kadın…Bu fotoğrafı da diğeri gibi görmedim Hatice Josephine hanım. Öykünüzü dinlerken gözümde canlandırdım sadece.</p>
<p>Kayseri’li olmuşsunuz sonra. Ölünceye dek bir daha da ayrılmamışsınız oradan.Gidişinizin ilk yılında, kardeşleriniz içinde para olan bir zarf göndermişler size. Ama siz, Amerika’dan ayrılırken, rıhtımda yalnız bırakılmanın yarattığı hayal kırıklığının acısını hala içinizde taşıdığınız için, zarfı içindekilerle birlikte, hiçbir açıklama eklemeden geri göndermişsiniz. Aileniz bundan, sizin öldüğünüz ve bu nedenle zarfın geri döndüğü anlamını çıkarmış.. Böylece gerçekten bir başınıza kalmışsınız artık.</p>
<p>Adınız Hatice olmuş. Dininiz değişmiş. Önce anne, sonra anneanne ve babaanne olmuşsunuz. Sonraki yıllardaki yaşamınıza dair, öykünüzü bize taşıyan torununuz Hafize hanımdan öğrendiklerimiz var sadece. Dağa bakan o odaya çekilirmişsiniz ara sıra. Sandığınızdaki çeyizleri çıkarır, onlara dokunurmuşsunuz tek tek. Gözleriniz karşı dağlara takılır, susarmışsınız uzun uzun. Sorarlarmış size. “Anneanne, ne düşünüyorsun, daldın yine bir yerlere?” İç geçirirmişsiniz: “ A benim evladım, gökten inmedim ya ben? Benim de başka bir ailem vardı bir zamanlar. “</p>
<p>Torunlarınız, yıllardan sonra ailenizin izini sürmüşler elçilik aracılığı ile. Anne-babanız ölmüşler elbette. Kardeşlerinizden bazıları yaşıyormuş. Doğup büyüdüğünüz köşkün satıldığını öğrenince çok ağlamışsınız. Gidemeseniz de orada çocukluğunuzu, ilk gençlik yıllarınızı içinde saklayan o bina, Josephine’nin (Ya da adınız gerçekte ne ise) artık yaşamadığını hatırlatmış olmalı size. En çok bunun için gözyaşlarınızı durduramadığınıza inandım.</p>
<p>Sizi Amerika’ya kardeşlerinize, kalan akrabalarınıza götürmek istemişler. “Yok “ demişsiniz. ” İstemem. Gidersem dönemem.Oralarda ölmek istemiyorum. Mezarım burada olmalı.” Bu reddedişi belirleyen de, kardeşlerinizi bağışlamamanız olmuş bence.</p>
<p>Yaşamınızın son yıllarında, öldüğünüzde torununuzun din adamı olan eşinin cenaze namazınızı kıldırmasını vasiyet etmişsiniz. Öyle de olmuş. Cami avlusundan yolcu edilirken, “Bu mevta, kimsesizdir aslında. Gerçek yuvasından, ailesinden ayrı düşmüş garip bir yolcudur. Onun için çok dua edin. İçinizden gelen dualarla, hak ettiği gibi sevgiyle uğurlayın“ demiş hafız damadınız. Cemaatin gözyaşları sel olmuş.</p>
<p><figure id="attachment_13882" aria-describedby="caption-attachment-13882" style="width: 345px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg"><img class="wp-image-13882" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg?resize=345%2C212" alt="" width="345" height="212" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg?w=520&amp;ssl=1 520w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg?resize=300%2C185&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13882" class="wp-caption-text">Göçmen Kuş</figcaption></figure></p>
<p>Göçmen bir kuşmuşsunuz siz Hatice Josephine hanım. Hep gurbet acısı yaşamışsınız. Başka bir ülkede, dininiz, adınız, alışkanlıklarınız değişmiş. Sizden geriye kalanların üzerine, ilk on yedi yılınızda yaşadıklarınızın çok dışında yeni bir yaşam kurmuşsunuz. Farklı bir ülkeden gelen yabancı gelinin, yeni bir yaşama ne kadar çabuk uyum sağladığına şaşırarak, sizden övgüyle söz etmişlerdir büyük olasılıkla. Her şeyi değiştirmek zorunda olmasaydınız keşke. İnancınız ve adınız size kalmalıydı. Onlar gerçekte sizin parlak renkli kanatlarınızdı. Bilememişler.</p>
<p>O son fotoğraftaki acı dolu, mahzun bakışınız, neleri gizliyordu Josephine hanım? Bir sevdanın peşine düşüp, inancınızı, adınızı, alışkanlıklarınızı tümüyle değiştirmekten yana pişman olduğunuzun mu resmiydi yoksa? O zamanlar o kadar genç olmasaydınız, yine o denli cesur olabilir miydiniz? Göçmen bir kuşmuşsunuz, evet. Ama bir kez uçup başka bir diyara konmuşsunuz. Sonra hiç uçamamış ve uçmayı unutmuşsunuz.Belki de bu duyguydu yüzünüzden bana ulaşan.</p>
<p>Dediğim gibi, fotoğraftaki sizi gördüm Hatice Josephine hanım. O günden beri, sizi ve öykünüzü andıkça, içimde sılaya özgü türküler çalıyor. En çok, son yıllarda kına gecelerinde söylene söylene sıradanlaştırılan o güzel türkü:</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg"><img class="size-full wp-image-13883 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg?resize=225%2C225" alt="" width="225" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a>“Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim.<br />
Hem annemi, hem babamı, ben evimi özledim.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Bir Göçmen Kuştu O”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13770</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalp Us Bahçesi / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalp-us-bahcesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalp-us-bahcesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Mar 2018 08:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13735</guid>
				<description><![CDATA[<p>İşte bir sayfa daha kapanıyor Bir defa daha veda ediyoruz geçmişe Her şey tarihe karışıyor ve herkes kayboluyor bu hiçlikte Ben bir hiçim, sende öyle. Bulacaklar bir gün bizi Belki bir arkeolog, belki bir öğrencinin ellerinde, Yeni bir anlamla var olabiliriz, sıradan bir insanın hayallerinde. &#160; Ne sen bana uyabildin, ne de ben sence bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalp-us-bahcesi/">Kalp Us Bahçesi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İşte bir sayfa daha kapanıyor</p>
<p>Bir defa daha veda ediyoruz geçmişe</p>
<p>Her şey tarihe karışıyor ve herkes kayboluyor bu hiçlikte</p>
<p>Ben bir hiçim, sende öyle.</p>
<p>Bulacaklar bir gün bizi</p>
<p>Belki bir arkeolog, belki bir öğrencinin ellerinde,</p>
<p>Yeni bir anlamla var olabiliriz, sıradan bir insanın hayallerinde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne sen bana uyabildin, ne de ben sence bir şekle.</p>
<p>İnançlarımda köreldin, inandıklarınla körleştim.</p>
<p>Kelimeleri harmanlayıp anlattık meramını</p>
<p>Bence bir manaydı bu, sence derin hadise</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Doğru yol budur diye koştum peşinden</p>
<p>Yalnız kaldım, görmez oldular beni.</p>
<p>Varlık mücadelesiydi verdiğim savaş</p>
<p>Hep buna inandım, böyle var olduk hepimiz.</p>
<p>Delice bir tutkuydu öyle kör olduk</p>
<p>Önce inandık sonra yoğurulduk.</p>
<p>Bir veda vakti yola düşünce,</p>
<p>Ne sen kaldın geride ne de ben bu şehirde</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne sen bana uyabildin, ne de ben sence bir şekle.</p>
<p>İnançlarımda köreldin, inandıklarınla körleştim.</p>
<p>Kelimeleri harmanlayıp anlattık meramını</p>
<p>Bence bir manaydı bu, sence derin hadise</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalp-us-bahcesi/">Kalp Us Bahçesi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalp-us-bahcesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13735</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İki Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Mar 2018 05:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13829</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerini açtı. Suyun sesine kulak verdi. Sessizlik benliğini sarmıştı. İçi dışı sessizdi. Dili yoktu. Silik bir zamanından izlerinden kopan yalnızlık esintisiydi onunkisi. Parası vardı evet. Mutluydu. Birden fazla işi vardı. İyilik satan sokak müzisyenlerinden farkı yoktu. Her şey paraydı onun için. Aşk YOK. Taş YOK. Yaş YOK. YOKluk içinde yüzüyordu aslında. Mutluluk onun için kazanmanın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/">İki Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Suyun sesine kulak verdi.</p>
<p>Sessizlik benliğini sarmıştı.</p>
<p>İçi dışı sessizdi.</p>
<p>Dili yoktu.</p>
<p>Silik bir zamanından izlerinden kopan yalnızlık esintisiydi onunkisi.</p>
<p>Parası vardı evet.</p>
<p>Mutluydu.</p>
<p>Birden fazla işi vardı.</p>
<p>İyilik satan sokak müzisyenlerinden farkı yoktu.</p>
<p>Her şey paraydı onun için.</p>
<p>Aşk YOK.</p>
<p>Taş YOK.</p>
<p>Yaş YOK.</p>
<p>YOKluk içinde yüzüyordu aslında.</p>
<p>Mutluluk onun için kazanmanın daniskasıydı.</p>
<p>Hep bir bahane vardı aklında: Onun gibi olmak!</p>
<p>Kendini kaybetti oysaki.</p>
<p>Kendi kötü müydü?</p>
<p>Ya da kötü olmak seçeneği miydi?</p>
<p>Bir kız vardı oysaki.</p>
<p>Mutluydu.</p>
<p>Kendi halindeydi.</p>
<p>Ama tek bir sorunu vardı: Sevilmemek!</p>
<p>Yalnız yaşamaya alışmıştı.</p>
<p>Tüm her şeyi yalnız yapardı.</p>
<p>Yalnızlık onun adıydı.</p>
<p>Güçlüydü.</p>
<p>Ama 7 ay boyunca gizledi bunu.</p>
<p>Sevdiği adam kazansın diye.</p>
<p>Adam ünlüydü.</p>
<p>Mutluydu.</p>
<p>Kız mutluluğunu bir hiç uğruna satmıştı.</p>
<p>Sonra bir karar verdi.</p>
<p>Vazgeçecekti.</p>
<p>Gerçek aşkı bulana kadar vazgeçecekti.</p>
<p>Kimseye bakmayacak.</p>
<p>O adam onu o sihirli kuleden kurtaracaktı.</p>
<p>Bir sihirli söz yetecekti buna.</p>
<p>Seni seviyorum.</p>
<p>Ama yıllar geçse bile kız umudunu kesip kulede hapsolacaktı.</p>
<p>Hayat bu, kim bilir?</p>
<p>Güçlü bir kızın hikayesi böyle son bulmayabilir.</p>
<p>Yalan dolan hikayelere inanmadığı sürece.</p>
<p>Gerçekleri bilen herkes, ben ise anlatıcı.</p>
<p>Siz anlayın durumu.</p>
<p>Kim haklı, kim haksız.</p>
<p>3 aylık bir rüya mı, ömürlük bir gerçek mi?</p>
<p>Bence beklemeye değer…</p>
<p>Türkiye’de o kadar çok insan var ki.</p>
<p>Her bitiş aslında bir başlangıçtır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/">İki Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13829</post-id>	</item>
		<item>
		<title>O&#8217;na</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ona/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ona/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selin Eylül Bilen]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13688</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çok iyi tanıdığımı sanmıştım oysaki seni. Yanılmışım hiç tanıyamamışım. Tanıyamadım belki ama güzel sevdim; acıtmadan, incitmeden, kırmadan. Sevdiğim kadar güzel de bıraktım seni. Gitmek istedin, git dedim. Hani diyorum madem sevemeyecektin benim kadar masum, eyvallah, ama bari benim gibi acıtmadan, kırmadan, yıkmadan gitseydin. Ben gitmene istemeye istemeye razı gelmişken, sen benim daha da yaralanmamı istedin. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ona/">O&#8217;na</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çok iyi tanıdığımı sanmıştım oysaki seni. Yanılmışım hiç tanıyamamışım. Tanıyamadım belki ama güzel sevdim; acıtmadan, incitmeden, kırmadan. Sevdiğim kadar güzel de bıraktım seni. Gitmek istedin, git dedim. Hani diyorum madem sevemeyecektin benim kadar masum, eyvallah, ama bari benim gibi acıtmadan, kırmadan, yıkmadan gitseydin. Ben gitmene istemeye istemeye razı gelmişken, sen benim daha da yaralanmamı istedin. İşte o anda beni asıl yaralayanın senin gitmen olmadığını anladım. Beni, sen beni yaralayınca, bana zarar verince aldığın hazzı göre göre duygularıma söz geçirememem yaralamıştı. Yine kendi kendimi yaralamıştım anlayacağın. Beni sevdin mi yoksa sevmedin mi gerçekten bilmiyorum, artık pek de umurumda değil doğrusu. Şu an sevgisini umursadığım tek kişi kendimim.  Kendimi hep yaptığım hatalardan ders çıkartmayan biri sanırdım, değilmişim. Sana karşı asla nefret gibi bir duygu beslemedim, aslına bakarsan kimseyi sevmedim nefret edecek kadar. Hani bana demiştin ya o gece &#8220;senden nefret ediyorum&#8221; diye. Hayır nefret değildir o nefret olsa duramazsın.</p>
<p>Sana sormuştum ya &#8220;beni hiç sevdin mi&#8221; diye, galiba bizim sevgi anlayışımız farklıydı. Olsun&#8230; Ben kendi rolümü fazlasıyla üstlendim. Onun için ilerleyebildim zaten, onun için gitmene hiç ses çıkartmadım. Benim elimden gelen bu kadardı. Ben en çok bu kadar sevebilirdim bir insanı, en fazla bu kadar değer verebilirdim, en fazla bu kadar saygı duyup sahiplenebilirdim ve bu sana yetmiyorsa gitmekte özgürdün. Ne istediğinden hiçbir zaman emin olamadığın gibi gitmekten de emin olamadın. Şu an da emin değilsindir zaten.</p>
<p>Biliyorum belki çocukça ama sana verdiğim gülü asla kurutmadın, kitabın arasına bile yerleştirmedin. Duygularımdan asla utanmadım sadece ifade etmekte zorluk çektim diyelim. Benim sana karşı duygularım da değişmedi hala aynılar ve ben hala kendimden bu nedenle tiksiniyorum. Hani demiştim ya ne istediğini  bilmiyorsun diye, ben de bilmiyorum. Zaten her şeyi bilemeyiz, bırak bilmeyelim de.</p>
<p>Keşke lafını kullanmayı hiç sevmem mesela, gerçi bilir misin bilmem. Ama keşkeyle başlayacak bir cümle kuracak olsaydım &#8220;Keşke duygular bu kadar yarımken bitmeseydi, ne diyebilirim ki?&#8221; derdim.  Yoo keşke hayatıma hiç girmeseydin demezdim mesela, çünkü ben böyle büyüyorum, doğrularım ve yanlışlarımla, kaç yaşında olursam olayım. Çünkü biz böyle büyüyoruz yaralarımızı bazen yaralarla kapatmaya çalışarak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ona/">O&#8217;na</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ona/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13688</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vatan Sağ Olsun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vatan-sag-olsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vatan-sag-olsun/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 18 Mar 2018 08:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13815</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tek tek düşerken nice canlar, Yıkanmaz ki akan kanlar, Tüm kalplerde aynı dualar: “Her şey vatan için! Vatan sağ olsun!” &#160; Başlar diktir şimdi, gözler ileri, Bu kutlu görevden dönülmez geri. Allah’ın yanıdır şehidin yeri. “Her şey vatan için! Vatan sağ olsun!” &#160; Tabutlarda ay yıldız bayrağım, “Ay”ına, “yıldız”ına kurban olayım Sen dalgalan, ben gölgende [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vatan-sag-olsun/">Vatan Sağ Olsun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tek tek düşerken nice canlar,</p>
<p>Yıkanmaz ki akan kanlar,</p>
<p>Tüm kalplerde aynı dualar:</p>
<p>“Her şey vatan için!</p>
<p>Vatan sağ olsun!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başlar diktir şimdi, gözler ileri,</p>
<p>Bu kutlu görevden dönülmez geri.</p>
<p>Allah’ın yanıdır şehidin yeri.</p>
<p>“Her şey vatan için!</p>
<p>Vatan sağ olsun!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tabutlarda ay yıldız bayrağım,</p>
<p>“Ay”ına, “yıldız”ına kurban olayım</p>
<p>Sen dalgalan, ben gölgende kalayım.</p>
<p>“Her şey vatan için!</p>
<p>Vatan sağ olsun!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vatanıma fedadır kopan elim, ayağım,</p>
<p>Kalleşin mermisiyle tanışırken şakağım,</p>
<p>Dalından düşen küçücük bir yaprağım,</p>
<p>“Her şey vatan için!</p>
<p>Vatan sağ olsun!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu acıya hiçbir yürek dayanmaz,</p>
<p>Toprak kızıldır, başka renge boyanmaz,</p>
<p>Şehitlerin arkasından ağlanmaz.</p>
<p>“Her şey vatan için!</p>
<p>Vatan sağ olsun!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hepimiz Türk’üz! Hepimiz Mehmetçiğiz!</p>
<p>Goncası açmadan solan gülleriz.</p>
<p>Beraber ağlar, hep beraber güleriz.</p>
<p>“Her şey vatan için!</p>
<p>Vatan sağ olsun!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu akın Fatih’e müjdelenen akındır.</p>
<p>Baharın saltanatı inan, artık yakındır.</p>
<p>Tarihteki altın taç yine senin hakkındır.</p>
<p>“Her şey vatan için!</p>
<p>Vatan sağ olsun!”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vatan-sag-olsun/">Vatan Sağ Olsun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vatan-sag-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13815</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgili / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Mar 2018 13:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13657</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sen güzel değilsin, onlar abaza! Elindeki afyonu bırak sevgilim. Değer yargıların midemi bulandırıyor Bikinili fotoğrafların umurumda değil Beynin ters evrime davetiye çıkarıyor Gözlerini votka redbul karşılığı sattın Göğüs dekolteni bedava verdin Hangi kanalda oynuyor bu belgesel Oysaki hiç hayvan sever değildin&#8230; &#160;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/">Sevgili / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Sen güzel değilsin, onlar abaza!</div>
<div dir="auto">Elindeki afyonu bırak sevgilim.</div>
<div dir="auto">Değer yargıların midemi bulandırıyor</div>
<div dir="auto">
<p>Bikinili fotoğrafların umurumda değil</p>
<p>Beynin ters evrime davetiye çıkarıyor</p>
<p>Gözlerini votka redbul karşılığı sattın</p>
<p>Göğüs dekolteni bedava verdin</p>
<p>Hangi kanalda oynuyor bu belgesel</p>
<p>Oysaki hiç hayvan sever değildin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/">Sevgili / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13657</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /&#8221; Sevgimizin Aşkımızın Üstünden&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Mar 2018 08:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13768</guid>
				<description><![CDATA[<p>“SEVGİMİZİN, AŞKIMIZIN ÜSTÜNDEN, HAYAT GEÇTİ, ÖMÜR GEÇTİ, YAŞ GEÇTİ…” “BU  YORGUN, KIRIK DÖKÜK MEKTUPTA ADIN BENDE SAKLI…” Çiçeğim, Böyle seslenirdim sana, adını taşıdığın o narin çiçeğin adını kısaltarak. Birlikte yollarda yürüdüğümüz o kaygısız zamanlarda, her sabah sokağınızın başında beklerdim seni. Kırmızı palton ve siyah atkın olurdu üzerinde mevsim kışsa. Çoğu kişi sevmez kışı, ben çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /&#8221; Sevgimizin Aşkımızın Üstünden&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“SEVGİMİZİN, AŞKIMIZIN ÜSTÜNDEN, HAYAT GEÇTİ, ÖMÜR GEÇTİ, YAŞ GEÇTİ…”</strong></em><br />
<em><strong> “BU  YORGUN, KIRIK DÖKÜK MEKTUPTA ADIN BENDE SAKLI…”</strong></em></p>
<p>Çiçeğim,</p>
<p>Böyle seslenirdim sana, adını taşıdığın o narin çiçeğin adını kısaltarak. Birlikte yollarda yürüdüğümüz o kaygısız zamanlarda, her sabah sokağınızın başında beklerdim seni. Kırmızı palton ve siyah atkın olurdu üzerinde mevsim kışsa. Çoğu kişi sevmez kışı, ben çok severdim o zamanlar.</p>
<p>Senin bir kış gününe ait  fotoğrafın gözümün önündedir. O gün karlı bir sabaha uyanmıştık. Evinden çıkıp seni beklediğim köşeye ulaşıncaya kadar,  güzel siyah saçlarını beyaza çevirmişti kar. Gözlerinle gülerdin hep. Yine güldün ve ışıldadı gözlerin. İşte o halin, bir fotoğrafa dönüştü içimde. Hiçbir ressamın çizemeyeceği, hiçbir usta fotoğrafçının kaydedemeyeceği o kısacık an, hep yüreğimde taşıyacağımı o zamanlar bilemediğim, yaşı olmayan bir resme dönüştü. Çok sonraları, ne zaman seni çok özlesem, ne zaman kendimi yalnız hissetsem, hep o resmi çıkardım yüreğimden, gözlerimin önüne astım. Dediğim gibi, o karlı sabahta bunu bilmiyordum henüz.</p>
<p>Çok gençtik. Sözcüklerin ağızdan çıktığında, yürekten çıkmış sayıldığı dik başlı yaşlardaydık. Ve ikimiz için de kurşun ağırlığındaki sözcüklerin geri alınamayacağı inatçı bir mevsim yaşandı. Yaz ayındaydık aslında ama kışa döndü sen gidince. Dönmedin, bir daha hiç yaz gelmedi benim için. Mevsimin kışa döndüğü o yaz, evlendiğini ve başka bir kente taşındığını öğrendim Ben de terk ettim mahalleyi. Yaz gelmeyecekti bir daha nasıl olsa.</p>
<p>Aradan uzun yıllar, başka kentler ve başka yaşamlar geçti. İsteseydim bulabilirdim izini. İstemedim. Ama unutmadım. İnsanların dilinin en çabuk çözülüverdiği, yüreğinde yer edeni döküp saçtığı anlarda bile seni kimseye anlatmadım. Sustum. İçimden, hiçbir zaman gönderilmeyecek sayfalar dolusu mektuplar yazdım ve hepsini yüreğimde, çok derinlerde bir yerlere sakladım. Bir kez daha okumadım hiç birini. Yazdım ve sustum. Giderek sana dair daha az cümleyi geçirdim aklımdan.</p>
<p>Onca yıl sonra, dün o kasabada gördüm seni. Bir çay bahçesinde, yanı başımdaki masada oturuyordunuz ikiniz. Yorgun ve bıkmış görünüyordun. Sanki yaşam akıp giderken, bir yerlere takılmış kalmış gibi, kısa cümlelerle susuyordun. Gözlerin yine çok güzeldi ama parlamıyordu artık. Üzerinde siyahı parlaklığını yitirmiş bir manto vardı. Giysiler de sahibinin ruh halini yansıtıyor sanırım. Eskirken giyenin ruhu ile birlikte yıpranıyorlar sanki. Bir çay içimi oturdum o bahçede. Sonra, seni yine başka ve bilmediğim bir yaşamın içinde bırakarak ayrıldım oradan. Yıllardır içimde sakladığım tüm yazısız mektupları savurdum gökyüzüne. Sessiz sözcüklerim bu kez sahipsiz olarak bulutlara doğru yola çıktı. Orada bir araya gelerek bu kez yeni ve umut dolu cümleler kurarlar belki. Sonra, yağmurlara karışırlar ve başka sevdaların üzerine yağarlar. Belki de tanıdık bir sözcük, gelir seni bulur, kim bilir?<br />
Hoşça kal çiçeğim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /&#8221; Sevgimizin Aşkımızın Üstünden&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13768</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kanatsız Kuşlar / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kanatsiz-kuslar-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kanatsiz-kuslar-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Mar 2018 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13503</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kanatsız kuşlar, ölü mektuplar, bırakıyor posta kutuma&#8230; Kara balçık enginlerde, kapkara kirlenmiş mektuplar&#8230; açmıyorum!!! bakmıyorum&#8230; yıkanmasın gözyaşımla, kirli kalsınlar&#8230; Kapkara bulutlar taşıyor, göğüme rüzgarlar&#8230; Açmıyorum penceremi, perdeler çekili!!! gazı bitti atıldı o çakmak!!! cigaram sönük, tütünüm ıslak&#8230; gülmüyor, görmüyor, bakmıyor&#8230; lakin yaşamıyor da, burada o ahmak&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kanatsiz-kuslar-siir/">Kanatsız Kuşlar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Kanatsız kuşlar,</div>
<div dir="auto">ölü mektuplar,</div>
<div dir="auto">bırakıyor posta kutuma&#8230;</div>
<div dir="auto">Kara balçık enginlerde,</div>
<div dir="auto">kapkara kirlenmiş mektuplar&#8230;</div>
<div dir="auto">açmıyorum!!!</div>
<div dir="auto">bakmıyorum&#8230;</div>
<div dir="auto">yıkanmasın gözyaşımla,</div>
<div dir="auto">kirli kalsınlar&#8230;</div>
<div dir="auto">Kapkara bulutlar taşıyor,</div>
<div dir="auto">göğüme rüzgarlar&#8230;</div>
<div dir="auto">Açmıyorum penceremi,</div>
<div dir="auto">perdeler çekili!!!</div>
<div dir="auto">gazı bitti atıldı o çakmak!!!</div>
<div dir="auto">cigaram sönük,</div>
<div dir="auto">tütünüm ıslak&#8230;</div>
<div dir="auto">gülmüyor,</div>
<div dir="auto">görmüyor,</div>
<div dir="auto">bakmıyor&#8230;</div>
<div dir="auto">lakin yaşamıyor da,</div>
<div dir="auto">burada o ahmak&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kanatsiz-kuslar-siir/">Kanatsız Kuşlar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kanatsiz-kuslar-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13503</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depresif AŞK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Mar 2018 08:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13653</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yolum Üsküdar’a neden düşmüştü bilmiyorum. Hayat her an size seçimler sunar en az iki.  Demek bu tarafa gelmem gerekiyormuş. Bazen düşünürüm bir yerde bulunuyorsanız, başka bir yerde olup başınıza bir iş gelmemesi içindir diye. Veya yeni biriyle karşılaşıyorsanız başka yeni biriyle karşılaşıp başınızı belaya sokmayın diye. O nedenle yaşadığınız bir yenilikte olağanüstü bir gelişme olmuyorsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/">Depresif AŞK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yolum Üsküdar’a neden düşmüştü bilmiyorum. Hayat her an size seçimler sunar en az iki.  Demek bu tarafa gelmem gerekiyormuş. Bazen düşünürüm bir yerde bulunuyorsanız, başka bir yerde olup başınıza bir iş gelmemesi içindir diye. Veya yeni biriyle karşılaşıyorsanız başka yeni biriyle karşılaşıp başınızı belaya sokmayın diye. O nedenle yaşadığınız bir yenilikte olağanüstü bir gelişme olmuyorsa bilin ki orada olmanız başka yerde olmanızdan iyidir. Her seçimin olağanüstü masallar doğurmayacağı kanısına varalı yıllar olmuştu.</p>
<p>Demek Üsküdar beni beladan uzak tutmak için veya olağanüstü bir masal yaşamamak içindi. İstesem uzaklaşabilirdim oradan. Belaya sürmüştüm belamı. Beylerbeyi’ne doğru yürüdüğümde akşam olmuştu. İçsem mi içemesem mi?</p>
<p>Biraz ileride bir meyhane gözüme ilişmişti. Bela göz kırpıyordu da ben anlamaza vuruyordum. İnsanın kafası geçmişe gider normaldir de o geçmişte bir kadına giderse ayıkla pirincin taşını. Hani aşkı sıksan efkâr çıkar misali. Efkâr en çok aşka yakışıyor sanki.</p>
<p>Kapıya doğru yaklaştığımda bir kadın, o da meyhaneye gireyim mi kararsızlığını yaşıyordu. Ben saatime bakarken o da saatine bakmaya başladı. Yüzüne bakmaya çalıştım o beni fark etmeden. Kumral, uzun saçlı, şık ve bakımlı bir kadındı. Omuzunda asılı duran çantaya sımsıkı tutunmuştu.</p>
<p>Tek başıma içmeyi severim efkârlıysam. Ve efkâr basmıştı. Efkârlıysan ve aşkı tanıyorsan muhabbet bozar insanı. Seçim yapacaktım, ya içeri davet edecek ya da tek girecektim içeri. Yanından geçerek meyhanenin kapısına doğru yürüdüm. Fikrimi değiştim, döndüm yüzüne baktım o da bana. Muhabbeti bozar mıydı? Aşk nedir bilir miydi? Efkâr ona göre miydi?</p>
<p>Bir erkek ve bir kadın meyhanenin önünde durmuştuk. Meyhaneye arkam dönük, muhabbet etmeye hiç ihtiyacım yok, canım efkâr çekmiş. Sağ elimin başparmağıyla meyhaneyi işaret ettim “ girelim mi” der gibi.  Dudakları büzüşüp sola kıvrıldı “ bilmem” der gibiydi. İki elimin avuçları yukarı bakarak alt dudağım yukarı doğru itiverdi üst dudağımı “sen bilirsin” der gibi. Kendi bilirdi.</p>
<p>İçeri geçtim tek başıma. Garson gelip “hoş geldiniz” dedi de oralı olmadım. Masaları gösterirken pencere kenarında güzel bir masa gördüm. Parmağımla işaret ettim orası diye.</p>
<p>Masaya kurulacakken kapıda karşılaştığım hani o çok konuştuğum kadın gelip çantasını masaya koydu.  Bekledim önce o otursun diye. Üstündekini çıkarıp yanda duran sandalyeye bırakacaktı ki garson yetişip elinden aldı. Oturduk karşılıklı. Garson hemen servis tabaklarını açmaya başladı önümüze ve</p>
<p>Garson: İki kişi misiniz?</p>
<p>O an bir seçim daha yapmam gerekiyordu. Bende bir efkâr var zaten. Bir ben, bir efkâr, bir de kadın ederiz üç.  Kadın anlarsa anlar anlamazsa kalkar gider dedim içimden. Konuşmaya niyetim yok zaten. İşaret parmağımla kendimi işaret ettim kadına ve iki sayısını gösterdim. Sonra kadına bakıp üç müyüz diye sormak istedim. Parmaklarımı gösterip üç işareti yaptım. O da eliyle dört işareti yaptı. Şaşırdım.</p>
<p>Garson ile muhabbet erkeğe düşecekti. Döndüm ve garsona dört parmağımı gösterdim. Anlamadı. Yan tarafımıza da servis açtı. Açsın, sanki umurumda.</p>
<p>Garson: Ne içersiniz?</p>
<p>Kadına bakarak büyük mü küçük mü istiyoruz demeye getirdim. Elim küçük işaretinde kalmıştı hani iki elinle aradaki mesafeyi genişletip daraltırsın ya o hesap. Kafasıyla onayladı daralttığım esnada. Döndüm garsona ona da küçük demeye getirdim. Çabucak anladı garson “Hemen geliyor” diye uzaklaştı. Baş başa kalmıştık işte.</p>
<p>Efkâr ne, biliyor gibi duruyordu. Ya aşk? Elimi uzattım kadına tanışmak için. Nihayetinde konuşmak gerekiyordu.</p>
<p>“Elif” dedim.</p>
<p>Benim efkârın adı Elif di. O da uzattı elini.</p>
<p>“Turgut” dedi.</p>
<p>Eyvallah der gibi kafamı salladım. Demek aşk ne biliyordu da ne kadar biliyordu?</p>
<p>Kadehler gelince mezeler de gelmişti. Bir o işaret etti bir ben.  Ajvar gördüm mezelerin arasında ve efkâr yeniden yükseliverdi. Ben ajvarı gösterdim. Garson masaya koyacakken yan tarafa koymasını işaret ettim. O da favayı gösterdi ve yan tarafı işaret etti. Elif, ajvar var mı? diye mutlaka sorardı. Garson kadehleri dolduracaktı ki karışma ben yaparım der gibi elimle “bırak sen” demeye getirdim ama kibarca.</p>
<p>Kadehleri kaldırdık ve yudumlamaya başladık.  Ağır gidiyorduk içerken. Arada bir favaya bakıp dalıyordu. Tadına bakmak istedim ama yan tarafındı, dokunmadım. Arada şarkılar çalıp duruyordu, biz sessiz. Bir şarkı çalmaya başladığında derin bir soluk aldı ve kadehinden fazladan bir yudum aldı. Şanslı gecesiydi benim şarkım çalmamıştı.  Sormaya gerek duymadım. Vardır nasılsa bir anısı. Çok sigara içtik. Bir ara dalmışım dışarıyı izlerken, hiç karışmamıştı bana.</p>
<p>İçkimiz bitmişti ve garson gelip” yeniden ister misiniz?” diye sordu. Gözlerine baktım kadının evet diyordu. Garsona cevap vermedim bu defa. Masamızdan ayrılmıyor gençten olan garson. Zor bela dönüp yüzüne baktım ve</p>
<p>“Getirme dedik mi?” diye sordum.</p>
<p>Sanki getir demişim de! Geldi yenisi ve yine demlenmeye başladık. Gözüm ajvara takılınca o ‘da bakmaya başladı. Eli çenesinde, dirseği masada duruyordu. Yeniden bir soluk alıp geriye yaslandı. Arada bir kafasını belli belirsiz minik bir salınım yapıyordu. Ne kadara incindiğini görebiliyordum, ben de az incinmemiştim.</p>
<p>Son kadehi içip kalktık. Dışarıda bekleyen taksiye yöneldim kapısını açtım binmesi için. Binmeden önce yüzüme baktı. Çantasından kalem çıkarıp elimi çekti ve numarasını yazdı. Yine “Eyvallah” der gibi kafamı salladım. Binmeden hemen önce durdu ve</p>
<p>“Muhabbetin güzeldi” dedi.</p>
<p>“Senin de” dedim.</p>
<p>Buruk bir gülümseme belirdi dudaklarında ve</p>
<p>“Ara beni” dedi.</p>
<p>Cevap vermedim ama anladı arayacağımı. O giderken mesaj yazdım “ben Elif” diye. Numarasını da Turgut diye kayıt ettim rehbere.</p>
<p>Bugün mesaj yazdı</p>
<p>“Akşam içelim mi? Yeni bir meyhane var. Ajvar da yapıyorlar.”</p>
<p>Fava da olduğuna emindim o nedenle sormadım. Mesajına karşılık verdim.</p>
<p>“Saat kaçta?”</p>
<p>Sekiz haftadır buluşuyoruz. Çok muhabbet bir kadın. Benim de muhabbetimi sevmiş.</p>
<p>Muhabbet ediyoruz işte, bir Elif’ten bir Turgut’tan.</p>
<p>Gerçek adı ne mi? Bilmiyorum muhabbet henüz oraya gelmedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/">Depresif AŞK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13653</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bitmişlik Çehresi / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bitmislik-cehresi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bitmislik-cehresi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Mar 2018 05:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13405</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba, İçimde bir sıkıntı var. Sensiz yaşayamıyorum. Senden cevap alamamak öldürüyor beni. Sessizlikten yoruldum. Artık haykırmak istiyorum. Cumayı beklemek zor geliyor. Sana söyleyeceklerimi önceden planlamadım. Okuyacaksın. Sözlerim sana ışık tutacak, beni anlayacaksın. Uzun zaman düşünecek olsan bunlar seni yakacak. Belki ağlayacaksın. Belki anlayacaksın. Sesim duyulacak uzaktan. Seni seviyorum diyecek belki de. Ama sen reddedeceksin, biliyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bitmislik-cehresi/">Bitmişlik Çehresi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,</p>
<p>İçimde bir sıkıntı var.</p>
<p>Sensiz yaşayamıyorum.</p>
<p>Senden cevap alamamak öldürüyor beni.</p>
<p>Sessizlikten yoruldum.</p>
<p>Artık haykırmak istiyorum.</p>
<p>Cumayı beklemek zor geliyor.</p>
<p>Sana söyleyeceklerimi önceden planlamadım.</p>
<p>Okuyacaksın.</p>
<p>Sözlerim sana ışık tutacak, beni anlayacaksın.</p>
<p>Uzun zaman düşünecek olsan bunlar seni yakacak.</p>
<p>Belki ağlayacaksın.</p>
<p>Belki anlayacaksın.</p>
<p>Sesim duyulacak uzaktan.</p>
<p>Seni seviyorum diyecek belki de.</p>
<p>Ama sen reddedeceksin, biliyorum.</p>
<p>Fısıltılarım zorlayacak seni.</p>
<p>Sesim diyecek, beraber yürüyelim olur mu.</p>
<p>Sen ise reddedeceksin biliyorum.</p>
<p>Gözlerimden bir yaş düşecek.</p>
<p>Mısralarım bitecek.</p>
<p>Ve diyeceksin sadece üç ay.</p>
<p>Üç ay bitince her şey bitecek.</p>
<p>Ben de.</p>
<p>Sen de.</p>
<p>Sözlerim sana fısıldanır belki.</p>
<p>Duyarsın sen de.</p>
<p>Seni seviyorum.</p>
<p>Sevdikçe özlüyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bitmislik-cehresi/">Bitmişlik Çehresi / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bitmislik-cehresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13405</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonunda Korku Kanseri Oldum!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Mar 2018 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13679</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sürekli başı yerde geziyor. Sürekli düşünceli. Rengi soluk, gözleri mahmur, sanki yataktan yeni kalkmış, henüz uyanmamış, üzüntülü, kırgın, küskün ya da belki de acı çekiyor, derinlerde bir yerde… Belki de daha kahvaltı etmemiş, güzel bir kahveyle güne başlamamış ya da ne bileyim, belki de çay içmemiş, kazınan midesine bir parça ekmek, bir dilim peynir, birkaç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/">Sonunda Korku Kanseri Oldum!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli başı yerde geziyor. Sürekli düşünceli. Rengi soluk, gözleri mahmur, sanki yataktan yeni kalkmış, henüz uyanmamış, üzüntülü, kırgın, küskün ya da belki de acı çekiyor, derinlerde bir yerde…</p>
<p>Belki de daha kahvaltı etmemiş, güzel bir kahveyle güne başlamamış ya da ne bileyim, belki de çay içmemiş, kazınan midesine bir parça ekmek, bir dilim peynir, birkaç zeytin gibi şeyler girmemiş.</p>
<p>Güzel bir haber almamış, günaydın diyeni bulunmamış. Her gün bize bahşedilen iki mucizeden birisiyle bile karşılaşmamış gibi. <em>(Hani bilirsiniz, her gün bize iki mucize verilir. Bunun birisi yeni bir güne uyanmamızdır, ikincisi ise o yeni güne sevdiğimizle birlikte uyanmamızdır.)</em></p>
<p>Uzun yıllar önce Ferdi’yle birlikte çalışıyorduk. İşe ilk başladığımda Ferdi’nin hastalık hastası olduğu söylediler ama ben “<strong>abartıyorlar</strong>” diye düşünmüştüm.</p>
<p>Bir gün geldi “<strong>hastaneye gideceğim</strong>” diyerek izin istedi. Ama izin isterken, “<strong>Bu son iznim müdürüm, ha öldüm ha öleceğim</strong>” der gibiydi. Yolun sonunu görmüş, bütün ümitlerini tüketmiş, demirlediği limandan gemisini almak üzereydi…<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/hastalik-hastaligi-hipokondriyazis_c7cd5.png"><img class="wp-image-13694 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/hastalik-hastaligi-hipokondriyazis_c7cd5.png?resize=283%2C174" alt="" width="283" height="174" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/hastalik-hastaligi-hipokondriyazis_c7cd5.png?w=652&amp;ssl=1 652w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/hastalik-hastaligi-hipokondriyazis_c7cd5.png?resize=300%2C184&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 283px) 100vw, 283px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Birkaç gün sonra tahlil için sıra aldığını söyledi, bir gün sonra tahlil sonucunu alacağını söyledi. İlerleyen günlerde MR çektireceğini, doktorun tomografi istediğini, renkli film için sıra aldığını, ultrasona gireceğini, endoskopi olacağını, bugün kolonoskopi için gün aldığını, yarına birkaç kültür tahlili yaptıracağını, bir gün karşıya geçeceğini oradaki bir hastanenin çok iyi olduğunu duyduğunu söyledi.</p>
<p>Hepsinde de izin verdim ama muayene ve tahlil için o kadar çok izin alıyor o kadar çok hastane yolu arşınlıyordu ki, gerçekten de söyledikleri gibi hastalık hastası olma ihtimali vardı ama kınamaya gerek yok. Belki de gerçekten hastaydı. Sonuçta hem doktor değiliz hem de muayene edip, sağlığı hakkında bir fikre varan değiliz.</p>
<p>Bu tedavilerinin bazısını devlet hastanesinde bazısı ise özel hastanelerde yapıyor. Aldığı maaşın çoğunu muayeneye, tahlile veriyor. Çok şükür ki, her tahlilin neticesini aldığında “<strong>o konuda bir sıkıntı</strong>” olmadığı, “<strong>turp gibi</strong>” olduğu anlaşılıyor ama bir sonraki “<strong>evham</strong>”a kadar.</p>
<p>Dikkat ettim de muhabbeti hep sağlık üzerine. İşi dışında internette hep sağlık haberlerini takip ediyor. Birisi “<strong>şuramda bir sızı var</strong>” dese hemen arama motoruna yazıyor ve o hastalığın nasıl bir hastalık olduğunu buluyor. Doktorlar boşuna o kadar okul okuyor, boşuna o kadar dirsek çürütüyor, koca koca kitapları sular seller gibi okuyup bitiriyorlar. Bizim Ferdi, her hastalığı şıp diye teşhis etmekle kalmıyor, dünyada henüz duyulmamış hastalıkları da keşfediyor. Yani Ferdi’nin bir de keşif yönü var, icat bile yapıyordur da henüz görmedim!<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/indir.jpg"><img class="size-full wp-image-13731 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/indir.jpg?resize=275%2C183" alt="" width="275" height="183" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/indir.jpg?w=275&amp;ssl=1 275w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/indir.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" data-recalc-dims="1" /></a>Bir gün geldi, “<strong>sanırım ben nöbet geçiriyorum</strong>” dedi. “<strong>Neden</strong>” dedim, “<strong>bu gece üç defa uyandım”</strong>, diye başladı anlatmaya.</p>
<ul>
<li>Sen nöbetçi memurluğuyla nöbet geçirmeyi karıştırıyor olmayasın.</li>
<li>Yok müdürüm, bu gece üç defa uyandım, saat 1&#8217;de, 3.5’ta ve 5’te. Hepsinde de terlemiştim. Kalktım, atletimi değiştirdim, oturdum, odada dolaştım, yattım ama uyuyamıyorum. Kesin ben nöbet geçiriyorum. İzin verirseniz bugün doktora gideceğim.</li>
</ul>
<p>İzin verirdim vermesine de artık hastalık hastası olduğuna ben de inanmıştım. Her hastalığın başının stres olduğunu anlatmaya çalıştım. Stres yapmamasını, kafaya takmamasını, hele hele internetten şikâyetlerine derman aramamasını söyledim. Bir şikâyeti olduğunda doktora gitmesini ama doktorun dediğinin dışında da bir şey yapmamasını söyledim.</p>
<ul>
<li>Haklısın müdürüm, ben çok kafaya takıyorum ama dilimin altında iki tane sivilce çıkmış, şimdi ben bunu nasıl kafaya takmayayım, Salı günü doktora gideceğim, kesin ağız kanseri oldum, demez mi?</li>
</ul>
<p>Salı gününe daha çok olduğunu, belki de o güne kadar geçeceğini söyledim. Kendimden örnek verdim.</p>
<ul>
<li>Kolum çok kaşınırdı..</li>
<li>Mantar mı olmuş</li>
<li>Yok, güneş alerjisi var diye doktora gittim.</li>
<li>Kesin egzamadır.</li>
<li>Muayene sıramı beklerken sürekli kaşınıyorum. Sıra bana geldi, içeriye girdim…</li>
<li>Vah vah vah, cilt kanseri mi olmuşsun..</li>
<li>Yok ya, hiçbir şeyim yokmuş, stres kaynaklıymış.</li>
<li>Stresten niye kolun kaşınsın, sen kesin kanser oldun.</li>
<li>Değilim, bak turp gibiyim.</li>
<li>Ne zaman oldu bu?</li>
<li>10 yılı geçti.</li>
<li>O zaman benim hastalığım da stres.</li>
<li>Evet, onu anlatmaya çalışıyorum. Mutlaka şikâyetinde haklısın ama kalıcı olması, sürekli takıntı haline getirmen çok da iyi değil. Böylelikle var olan bir hastalığı azdırıyorsun, kangren hale getiriyorsun, tedavin olumlu sonuçlanmıyor.</li>
<li>Müdürüm stres kanser yapar mı, sanki ben stresten kanser oldum. Hatta geçen gün gözlerim seğiriyordu, kesin göz kanseri oldum. Bugünlerde bir halsizliğim var, iştahım yok, hiçbir şey yapasım gelmiyor. Patron görse beni kovacak biliyorum ama iş yapasım bile yok. Her tarafım hasta, hiçbir organım çalışmıyor. Ben komple kanser olmuşum da hiç kimse bana inanmıyor.</li>
</ul>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg"><img class="wp-image-13695 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg?resize=399%2C266" alt="" width="399" height="266" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 399px) 100vw, 399px" data-recalc-dims="1" /></a>Böyle olmayacaktı, biraz sohbet etmek, evhamlarını, streslerini, kaygılarını, korkularını anlatmak ve bunu yenmesini sağlamak gerekiyordu. Aslında bir psikologla görüşmesi gerekiyordu ama şimdi “<strong>Psikoloji kanseri oldum</strong>” diye feryat figan ederdi.</p>
<p>Ferdi’yi hastalık hastası deyip yabana atmayın. Bütün sağlık programlarını izler, Canan Karatay’ın konuştuğu her kelimeyi bilir. Programa katılan veya soru soran her izleyicinin teşhisini anında koyar da, stüdyodaki doktorun “<strong>Ferdi bey bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong>” demediğine şaşar durur. Doktorlar dizisini kaç defa döndürüp döndürüp izlediğini kendisi bile unutmuş.</p>
<p>Az da olsa konuşayım dedim. Herkesin sorunları olduğunu, herkesin maddi sıkıntısı olabileceğini, eşiyle, çocuğuyla farklı farklı sorunlar yaşandığını, herkesin işyerinde sorunu olabileceğini, kendisinin tek olmadığını, bütün yükün onun omuzuna yüklenmediğini, herkesin farklı farklı derdi, sıkıntısı olduğunu, önemli olanın bunu kendimize ve başkalarına zarar vermeden aşmak olduğunu falan filan anlattım.</p>
<p>Sabahları ve akşamları yürümesini öğütledim. Koşmasını, spor yapmasını ya da bir el sanatıyla uğraşmasının çok iyi olacağını söyledim. Hafta sonu sahile gitmesini, uzun süre oturup denizi seyretmesini, dolaşmasını öğütledim.</p>
<ul>
<li>Evet ya deniz kenarına gidince bana çok iyi geliyor, üç ay önce gitmiştim, çok iyi gelmişti.</li>
<li>Ee üç aydır niye gitmiyorsun ya, deniz dediğin şuracıkta.</li>
<li>Hastaneye gitmekten fırsatım kalmıyor. Hele ne kanseri olduğumu bir bulayım gideceğim.</li>
<li>Bence senin hiçbir şeyin yok, takıntın var.</li>
<li>Ben biliyorum aslında kanserim ama nereden kanserim o belli değil.</li>
<li>Yahu ne kanseri..</li>
<li>İşte ben de ne kanseri olduğumu bulmaya çalışıyorum, ben kesin öleceğim.</li>
<li>Hepimiz öleceğiz.</li>
</ul>
<p>Dikkat ettim de, Ferdi’nin eli ayağı titriyor, elleriyle değişik değişik hareketler yapıyor. Gözlerini açıp açıp kapatıyor, kapatıp kapatıp açıyor. Ağzı kuruyor, diliyle dudaklarını ıslatıyor. Dönüp kapıya bakıyor, sonra bir daha aynı hareketleri yapıyor ama bir gözü hep dış kapıda…</p>
<ul>
<li>Ama ben çok çabuk öleceğim. Şimdi bir de korkmaya başladım. Olur olmaz her şeyde korkuyorum. Gece uyanıyorum korkuyorum, işe gelirken korkuyorum, eve giderken korkuyorum. Patron çağırıyor korkuyorum, iş geliyor korkuyorum, işi teslim ederken bir şey derler diye korkuyorum. Yok yok ben kesin korku kanserine yakalandım.</li>
<li>Korku kanseri yok ama hastalık korkusu var ve o senin bütün benliğini sarmış, hastalık seni öldürmez ama bu kesin seni öldürür, der demez ağlamaya başladı.</li>
<li>Bak sen de artık bana inandın. Ben çok hastayım, kanser olmuşum ama doktorlar her seferinde bir şeyin yok diyorlar. Ben de her seferinde başka bir şeyden gidiyorum. Sonunda bulacağım ne kanseri olduğumu ama bence korku kanseri olmuşum ama en kötüsü internete bakıyorum, hiç kimse korku kanseri hakkında bir şey yazmamış, belki de gizli korku kanseri olmuşum da kimsenin haberi yok!</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/">Sonunda Korku Kanseri Oldum!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13679</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Harap Nefis / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/harap-nefis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/harap-nefis/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Mar 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Başkabak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13453</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi ardında dağınık küller bırakmışsın   Saklarsan yüzünü affı olur mu ki?  Ufacık kalmış yaraları sardığın elin  Şimdi uzaklarda bir yerlerdesin  İttiğin bedenine dökülmüş incilerin   Sorarsam dilin varır mı edebi erin  Yine dökülen tohumlar bile küsmüş feryadına  Sinesine çekmiş nefesin  Matemin yok suskun acılara  Çeker beni en dipsiz kuyuya  Eserken yel dibe ışıklar altında uyan  Suskunluklar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/harap-nefis/">Harap Nefis / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi ardında dağınık küller bırakmışsın <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Saklarsan yüzünü affı olur mu ki?<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Ufacık kalmış yaraları sardığın elin<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Şimdi uzaklarda bir yerlerdesin<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>İttiğin bedenine dökülmüş incilerin <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Sorarsam dilin varır mı edebi erin<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Yine dökülen tohumlar bile küsmüş feryadına<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Sinesine çekmiş nefesin<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Matemin yok suskun acılara<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Çeker beni en dipsiz kuyuya<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Eserken yel dibe ışıklar altında uyan<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Suskunluklar altında gizli resmi<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Unuttuğun feryadı hatırla….<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/harap-nefis/">Harap Nefis / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/harap-nefis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13453</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seni Sevmiyorum / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seni-sevmiyorum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seni-sevmiyorum/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Mar 2018 05:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13424</guid>
				<description><![CDATA[<p>Artık seni sevmiyorum, Hiç özlemiyorum. Çünkü kalbimi çok kırdın. İhtiyacım var dediğimde, Kulağını kapattın. Geceleri  içli içli ağlarken , Kalbin sızlamadı. Mektup yazıp gönderdim, “Deniz gözlerine bakmayı, Beni hiç sevmesen de, Gölgeni yanımda hissetmeyi, Çok özledim,”dedim. Sen hiç merak ettin mi? Beni hiç özledin mi? Pardon unutmuşum, İnan kapıma gelsen, Döndüm artık  desen, İnan  önemi  [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seni-sevmiyorum/">Seni Sevmiyorum / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Artık seni sevmiyorum,</p>
<p>Hiç özlemiyorum.</p>
<p>Çünkü kalbimi çok kırdın.</p>
<p>İhtiyacım var dediğimde,</p>
<p>Kulağını kapattın.</p>
<p>Geceleri  içli içli ağlarken ,</p>
<p>Kalbin sızlamadı.</p>
<p>Mektup yazıp gönderdim,</p>
<p>“Deniz gözlerine bakmayı,</p>
<p>Beni hiç sevmesen de,</p>
<p>Gölgeni yanımda hissetmeyi,</p>
<p>Çok özledim,”dedim.</p>
<p>Sen hiç merak ettin mi?</p>
<p>Beni hiç özledin mi?</p>
<p>Pardon unutmuşum,</p>
<p>İnan kapıma gelsen,</p>
<p>Döndüm artık  desen,</p>
<p>İnan  önemi  yok.</p>
<p>Dedim ya sana,</p>
<p>Artık sevmiyorum diye.</p>
<p>Yoksa gelsen gözlerine bakmam.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seni-sevmiyorum/">Seni Sevmiyorum / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seni-sevmiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13424</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bizim Mahallenin Halleri-1-</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Mar 2018 08:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Gül]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13702</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oturduğumuz ev, şehrin merkezine 5 ya da 6 kilometre kadar uzaktaydı. Şehrin dış tarafında kalıyordu desem, daha doğru olur aslında. Evimizin bulunduğu mahallede genellikle orta gelir sınıfının altında ki kişiler otururdu. Sonrasında beyaz yakalı müteahhitler geldi ve güzel mahallemizi talan ettiler&#8230; Yazık oldu mahallemize, evimize ve en önemlisi anılarımıza&#8230; Zaten yıkılmadan iki üç sene öncesine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/">Bizim Mahallenin Halleri-1-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Oturduğumuz ev, şehrin merkezine 5 ya da 6 kilometre kadar uzaktaydı. Şehrin dış tarafında kalıyordu desem, daha doğru olur aslında. Evimizin bulunduğu mahallede genellikle orta gelir sınıfının altında ki kişiler otururdu. Sonrasında beyaz yakalı müteahhitler geldi ve güzel mahallemizi talan ettiler&#8230; Yazık oldu mahallemize, evimize ve en önemlisi anılarımıza&#8230; Zaten yıkılmadan iki üç sene öncesine kadar komşularımızın büyük bir kısmı başka yerlere taşındı. Kimisi dişinden tırnağından arta kalan parayla yeni ev aldı. Kimisi, farklı şehirlere göç etti. Kimisi, köylerine geri döndü&#8230; Çocukluk arkadaşlarımı da yıktılar. Acep ne yapıyorlar şimdi? Aileleri mahalleden taşınınca, onlarda gitti. Arkadaşlarımın hepsi teker teker gidince, çocukluğumu geçirdiğim sokakta onlarla beraber gitti&#8230;</p>
<p>Şimdi yeni yapılan evleri, mahalleleri geziyorum. Tek üzüldüğüm şey Arnavut kaldırımlarının üstünde bazen altılı bazen sekizli olan, çocukların seksek oynamak için çizdikleri, karelerin görememek. Çocukların futbol oynamak için kaleyi belirlemek amacıyla koydukları yol üstündeki, biri sağda biri solda olmak üzere koydukları, çoğu kez de bu kalenin, meçhul , direği yüzünden çocuklarının kavga ettiği, kaldırım taşlarını görememek&#8230; En önemlisi ise sokakta çocukları görememek. En fazlada bu canımı acıtıyor&#8230; Şahsen bizim mahalle çok farklıydı&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Bu sabah annemin sesiyle uyandım.</p>
<ul>
<li>Hadi ama geç kaldın Mehmet, her sabah aynısını yapıyorsun! Okula geç kalacaksın Mehmet hadi evladım bak kahvaltını hazırladım. Hadi ama!</li>
<li>Ya! Tamam anne beş dakika daha uyuyayım.</li>
<li>Oldu efendim senin yerine ben hatta okula gideyim. Hadi! Sen yatmaya devam et bakalım .Bak simdi ne yapacağım.</li>
<li>Tamam anne, tamam kalktım. Sakın dökme.</li>
</ul>
<p>Annemle her sabah bu diyaloğumuz tekrarlanırdı. Ben her sabah kalkmamakta o da beni her sabah kaldırmak için uğraşırdı. Bazen uyku öyle bir tatlı gelirdi ki, annemin sesini duymazdım. Sağ olsun, annemde beni kaldırmak için yüzüme su dökerdi&#8230;</p>
<p>Yün yorganımı üzerimden attım. Bu yün yorganda ne ağırdı be arkadaş. Yün yorgan en az yirmi-otuz kiloydu. Yaşım ilerledikçe yorganın da ağırlığı düştü&#8230;</p>
<p>&#8221;Zaten annem katlar&#8221; diyerek yorganımı dağınık bir şekilde yatağın üstünde bırakıyordum. Uykumun açılması için lavaboya gittim. Soğuk suyu yüzüme çaldım. Bu arada lafı gelmişken söyleyeyim soğuk sudan hayatım boyunca hiç haz almadım. Hele de evinizde sıcak suyla buluşmanız ancak banyoya girmeden kırk ya da kırk beş dakika önce suyu ısıtsın diye açtığınız, şofbenin yüzü suyu hürmetine ise ne mutlu size&#8230; Ne kadar da huzurlu bir eviniz varmış&#8230; Açıkçası bizim evde böyleydi.</p>
<p>***</p>
<ul>
<li>Mehmet! Hadi ama aynanın karşısında ne yapıyorsun? Okula geç kaldın, daha kahvaltını yapacak-sın!!!</li>
<li>Anne saçlarımı yapıyorum zaten hazırım.</li>
<li>Çantanı hazırladın mı?</li>
<li>&#8230;akşamdan hazırladım anne.</li>
</ul>
<p>İtiraf etmeliyim ki hiçbir zaman çantamı akşamdan hazırlamamıştım. Hep okula gideceğim günün sabahında hazırlıyordum. Tabi hazırladığım çantada ya kalem eksik oluyordu ya kitap bazen de yanlış ders programına bakıp&#8230;of of of!!! O günüm berbat geçiyordu&#8230; Hatırlamak ve kimseye de hatırlatmak istemem şahsen.</p>
<p>***</p>
<ul>
<li>Anneciğim ellerine sağlık, ben çıkıyorum. Hadi görüşürüz.</li>
<li>Tamam evladı&#8230; Aaaa! Hiçbir şey yememişsin. Bari şu yumurtayı bitirseydin!!! Kime diyorum ben. Mehmet!!!</li>
</ul>
<p>Çat&#8230;</p>
<ul>
<li>Ah Mehmet ah!!!</li>
</ul>
<p>Annem okula gideceğim günlerde zihnim açılsın diye dünyanın en güzel kahvaltısını hazırlardı. Kahvaltıda neler yoktu neler. Babannemgilin köyden getirdiği yağ ve bal, babamın arkadaşından tanesini, yanlış hatırlamıyorsam, 10 ya da 5 kuruşa aldığı taze yumurta, annemin kendi elleriyle evde yaptığı yoğurt&#8230;</p>
<p>Benimse sabah hiç iştahım olmazdı. Fazla bir şey yiyemezdim. Yumurtanın en fazla yarısını yer bırakırdım. Kahvaltıda tek bitirdiğim şey ise çaydı. Halen de öyledir&#8230;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/Bizim-Mahallenin-Halleri.jpg"><img class="wp-image-13706 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/Bizim-Mahallenin-Halleri.jpg?resize=593%2C633" alt="" width="593" height="633" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/Bizim-Mahallenin-Halleri.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/Bizim-Mahallenin-Halleri.jpg?resize=281%2C300&amp;ssl=1 281w" sizes="(max-width: 593px) 100vw, 593px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/">Bizim Mahallenin Halleri-1-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13702</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırlangıç Ülkesine Son Yolculuk / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirlangic-ulkesine-son-yolculuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirlangic-ulkesine-son-yolculuk/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Mar 2018 05:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13417</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba, Sana uzun zamandır söylüyorum. Sen dinlemiyorsun bile. Satırlarım seni ağlatıyor mu bilmem. Kesin, ağlatmıyordur. Sevmiyorsun, biliyorum. Sana hep söylüyorum ama inanmıyorsun. Satırlarım sana yabancı değil. Gözlerim sensiz çehrelere aşina değil. Dileğim yanında olmak… Seni sevmek doyasıya. Ama sen istemiyorsun bile. Kalbim sıkıştı yine sessizce. Sense ağlamamı istiyorsun. Seni seviyorum. Senden bunu duymak istiyorum. Ama [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirlangic-ulkesine-son-yolculuk/">Kırlangıç Ülkesine Son Yolculuk / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,</p>
<p>Sana uzun zamandır söylüyorum.</p>
<p>Sen dinlemiyorsun bile.</p>
<p>Satırlarım seni ağlatıyor mu bilmem.</p>
<p>Kesin, ağlatmıyordur.</p>
<p>Sevmiyorsun, biliyorum.</p>
<p>Sana hep söylüyorum ama inanmıyorsun.</p>
<p>Satırlarım sana yabancı değil.</p>
<p>Gözlerim sensiz çehrelere aşina değil.</p>
<p>Dileğim yanında olmak…</p>
<p>Seni sevmek doyasıya.</p>
<p>Ama sen istemiyorsun bile.</p>
<p>Kalbim sıkıştı yine sessizce.</p>
<p>Sense ağlamamı istiyorsun.</p>
<p>Seni seviyorum.</p>
<p>Senden bunu duymak istiyorum.</p>
<p>Ama sen söylemiyorsun bile.</p>
<p>Aylarca bekledim.</p>
<p>Sen ise yanına çağırmadın.</p>
<p>Sadece arkadaştık.</p>
<p>Sadece arkadaş…</p>
<p>Kedim olmasaydı üzülürdüm ben de.</p>
<p>Onunla uyuyorum.</p>
<p>Ona sarılıyorum.</p>
<p>Sana sarılmak hayalim olsa da.</p>
<p>Gözümden bir yaş düşüyor.</p>
<p>Sen bunu bilmiyorsun bile.</p>
<p>Anlamıyorsun.</p>
<p>Senden duymak istediğim iki sözcük.</p>
<p>Sen ise dünyaları vermek istiyorsun.</p>
<p>Hepsi senin olsun.</p>
<p>Benim duymak isteğim bir cümlede saklı.</p>
<p>Gözler anlatır belki.</p>
<p>Ama bazen anlatamaz.</p>
<p>Sen söyle ben dinleyeyim.</p>
<p>Şairin söylediği gibi, beraber yürüyelim olur mu?</p>
<p>Ya da Monna Rosa…</p>
<p>Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara,</p>
<p>Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.</p>
<p>Cumayı beklemek gibi her şey…</p>
<p>Her şey bir saatin içinde saklı.</p>
<p>Ama sonra…</p>
<p>Ya sonra?</p>
<p>Bu sefer anlat.</p>
<p>Bu sefer sen…</p>
<p>Ben dinleyeyim olur mu?</p>
<p>Lütfen sen anlat olur mu?</p>
<p>Cevabın iki dudağın arasında…</p>
<p>Benim cevabım gözlerimde gizli.</p>
<p>Sen söyle ben dinleyeyim.</p>
<p>Bana sen de şöyle fısılda:</p>
<p>Seni seviyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirlangic-ulkesine-son-yolculuk/">Kırlangıç Ülkesine Son Yolculuk / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirlangic-ulkesine-son-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13417</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çöz Kemeri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cozkemeri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cozkemeri/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Mar 2018 10:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13740</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar da güzel resim, Baksan dünya tozpembe, mis kokulu, pembe çiçekli nevresim&#8230; öyle bi gülesim geldi, acı kahkaha ile, ağlamaktan gülesim&#8230; bitti gün hadi, ikiyüzlüm benim, adem ile havvadan, özbe öz, öküz kardeşim&#8230; oyun bitti, kapandı perde yine&#8230; durma devam et şimdi; çöz kemeri, yükle aklı kısa diyerek kadına, aslında senin sırtına yakışan semeri&#8230; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cozkemeri/">Çöz Kemeri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Ne kadar da güzel resim,</div>
<div dir="auto">Baksan dünya tozpembe,</div>
<div dir="auto">mis kokulu,</div>
<div dir="auto">pembe çiçekli nevresim&#8230;</div>
<div dir="auto">öyle bi gülesim geldi,</div>
<div dir="auto">acı kahkaha ile,</div>
<div dir="auto">ağlamaktan gülesim&#8230;</div>
<div dir="auto">bitti gün hadi,</div>
<div dir="auto">ikiyüzlüm benim,</div>
<div dir="auto">adem ile havvadan,</div>
<div dir="auto">özbe öz,</div>
<div dir="auto">öküz kardeşim&#8230;</div>
<div dir="auto">oyun bitti,</div>
<div dir="auto">kapandı perde yine&#8230;</div>
<div dir="auto">durma devam et şimdi;</div>
<div dir="auto">çöz kemeri,</div>
<div dir="auto">yükle aklı kısa diyerek kadına,</div>
<div dir="auto">aslında senin sırtına yakışan semeri&#8230;</div>
<div dir="auto">sırtına sopa,</div>
<div dir="auto">karnına sıpa!!!</div>
<div dir="auto">sürsün,</div>
<div dir="auto">işkence saçı uzuna&#8230;</div>
<div dir="auto">sokaklar karanlık,</div>
<div dir="auto">dört duvar arası her taraf&#8230;</div>
<div dir="auto">iblisin sureti ayinesi!!!</div>
<div dir="auto">gün bitti hadi,</div>
<div dir="auto">türlü adiliği sürdürebilirsin,</div>
<div dir="auto">ikiyüzlü aynanın sırlı,</div>
<div dir="auto">kirli arka yüzünde&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cozkemeri/">Çöz Kemeri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cozkemeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13740</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neydi Kadın? / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadinlar-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadinlar-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Mar 2018 08:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13624</guid>
				<description><![CDATA[<p>ölüm yedi kadın!!! devrildi otobüs&#8230; sandıklarında umut, düşmüştüler hak yoluna!!! devrildi kadın!!! ıslattı kanı caddeleri&#8230; sandıklarda umutlar yitti, iş emek özgürlük yolunda, dağıldı cansız bedenleri caddelere&#8230; Sahi neydi k&#8217;adın? hangi ölçü birimiyle ölçtünüz, de bu kadar ucuz ettiniz? cüssesi, gölgesi bile değersiz!!! duyguları, hisleri, fikirleri, emekleri hiç!!! sıyır eteğini bak baca/karasına, sıyır özünden bedenini, kılçıksız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinlar-siir/">Neydi Kadın? / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">ölüm yedi kadın!!!</div>
<div dir="auto">devrildi otobüs&#8230;</div>
<div dir="auto">sandıklarında umut,</div>
<div dir="auto">düşmüştüler hak yoluna!!!</div>
<div dir="auto">devrildi kadın!!!</div>
<div dir="auto">ıslattı kanı caddeleri&#8230;</div>
<div dir="auto">sandıklarda umutlar yitti,</div>
<div dir="auto">iş emek özgürlük yolunda,</div>
<div dir="auto">dağıldı cansız bedenleri caddelere&#8230;</div>
<div dir="auto">Sahi neydi k&#8217;adın?</div>
<div dir="auto">hangi ölçü birimiyle ölçtünüz,</div>
<div dir="auto">de bu kadar ucuz ettiniz?</div>
<div dir="auto">cüssesi,</div>
<div dir="auto">gölgesi bile değersiz!!!</div>
<div dir="auto">duyguları,</div>
<div dir="auto">hisleri,</div>
<div dir="auto">fikirleri,</div>
<div dir="auto">emekleri hiç!!!</div>
<div dir="auto">sıyır eteğini bak baca/karasına,</div>
<div dir="auto">sıyır özünden bedenini,</div>
<div dir="auto">kılçıksız kemiksiz&#8230;</div>
<div dir="auto">kendinize gelin beyler,</div>
<div dir="auto">kadınların hakkını,</div>
<div dir="auto">iki cihan bir olsa ödeyemezsiniz&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinlar-siir/">Neydi Kadın? / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadinlar-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13624</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Taburcu Ediyorum Göz Yaşlarımı / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/taburcu-ediyorum-goz-yaslarimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/taburcu-ediyorum-goz-yaslarimi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Mar 2018 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tunahan Erçetin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13441</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kent kayboluyor şimdi gözlerimden, Bir savaşa gidiyor göz yaşlarım kanla, Göz yaşıyla&#8230; Veda ediyorum biletsiz son yolculuğuma&#8230; Beyazlar yakışıyor mu şimdi bana, Nasıl yakışmış mı bu veda bana ? &#160; Gönlümden katlediyorum duyguları, Hiç doğmayan güneşime gidiyorum şimdi&#8230; El sallama bana uzaktan hissetmeyeceğim bugün&#8230; Bugün her şey bitiyor sevenim&#8230; &#160; Bir vedaya çıkıyor yüreğim, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/taburcu-ediyorum-goz-yaslarimi/">Taburcu Ediyorum Göz Yaşlarımı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kent kayboluyor şimdi gözlerimden,</p>
<p>Bir savaşa gidiyor göz yaşlarım kanla,</p>
<p>Göz yaşıyla&#8230;</p>
<p>Veda ediyorum biletsiz son yolculuğuma&#8230;</p>
<p>Beyazlar yakışıyor mu şimdi bana,</p>
<p>Nasıl yakışmış mı bu veda bana ?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gönlümden katlediyorum duyguları,</p>
<p>Hiç doğmayan güneşime gidiyorum şimdi&#8230;</p>
<p>El sallama bana uzaktan hissetmeyeceğim bugün&#8230;</p>
<p>Bugün her şey bitiyor sevenim&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir vedaya çıkıyor yüreğim, hazırlıksız&#8230;</p>
<p>Unut dediğim her güne, umut dediğim sana,</p>
<p>Son el uzatışlarımdı&#8230; Kalmadı biricik.</p>
<p>Fetvasını veriyorum kendimin, Duygularım</p>
<p>Son göz altlarını yaşıyor gönlümde&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Taburcu ediyorum göz yaşlarımı yüzümden,</p>
<p>Sana gelsinler diye, unutulmayanım&#8230;</p>
<p>Yakıştı mı bize bu gitmeler ? söylesene.</p>
<p>Gönlüme beyazlar yakıştı mı ?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bırak ne geçmişim gelsin peşimden artık,</p>
<p>Ne de sen fırtınaları kopsun yüreğimde&#8230;</p>
<p>Yüreğim bugün beyazlar içinde&#8230;</p>
<p>Bir kaç damla yağmur vuruyor gözüme,</p>
<p>Merak etme ağlamıyorum . Sadece gidişin</p>
<p>Kaçtı gözlerime.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>‘’Elveda’’ bile diyemeden gidiyorum gönlümden&#8230;</p>
<p>Yer kalmadı bana, sen şelalelerinde,</p>
<p>Yer kalmadı zamanıma.. Sıkılıyorum,</p>
<p>Boğuyor bu şehir beni şimdi gidiyorum&#8230;</p>
<p>Göz yaşlarım dirense de taburcu olmaya,</p>
<p>Vakti geldi tutamıyorum biricik&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi bir parçalanışın son satırlarını bırakıyorum,</p>
<p>Son katli veriyorum içimde kendime&#8230;</p>
<p>Beyazlar yakışmış mı gönlüme biricik&#8230;.</p>
<p>Taburcu ettiğim yaşlar değdi mi yüreğine&#8230;</p>
<p>Dokunmasın sözlerim sana&#8230;</p>
<p>Hiç biri büyüttüğüm yaşlar kadar</p>
<p>Ağır gelmedi kefenime&#8230;</p>
<p>Dua et sevgili şimdi dua et..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İçimde taburcu ettiğim göz yaşlarıma,</p>
<p>İçimdeki bana dua et&#8230;</p>
<p>Taburcu ediyorum içimden kendimi&#8230;</p>
<p>Yetemedim kendime sensiz,</p>
<p>Ben olamadım, unutulmayanım.</p>
<p>Suç arama yüreğinde kendine.</p>
<p>Göz yaşlarının suçu olmaz…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/taburcu-ediyorum-goz-yaslarimi/">Taburcu Ediyorum Göz Yaşlarımı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/taburcu-ediyorum-goz-yaslarimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13441</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadın Olmak / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadin-olmak-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadin-olmak-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Mar 2018 08:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13635</guid>
				<description><![CDATA[<p>zor şeydir oğlum kadın olmak, öyle her babayiğidin harcı değil!!! çocukluktan başlar bir kadın zorluklarla yaşamaya, okutulmaz, okutulsa da kafası almaz diye, kafasına vura vura eğitim verilir sözüm ona. okula gidiyorsa edebiyle gitmeli mesela, öyle kısacık etekler giymemeli, babadaki zihniyete bak!!! namusu etek boyuyla ölçüyor beyefendi!!! sonra iş hayatı, askıntı olanı mı ararsın? ağzından salyalar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadin-olmak-siir/">Kadın Olmak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">zor şeydir oğlum kadın olmak,</div>
<div dir="auto">öyle her babayiğidin harcı değil!!!</div>
<div dir="auto">çocukluktan başlar bir kadın zorluklarla yaşamaya,</div>
<div dir="auto">okutulmaz,</div>
<div dir="auto">okutulsa da kafası almaz diye,</div>
<div dir="auto">kafasına vura vura</div>
<div dir="auto">eğitim verilir sözüm ona.</div>
<div dir="auto">okula gidiyorsa edebiyle gitmeli mesela,</div>
<div dir="auto">öyle kısacık etekler giymemeli,</div>
<div dir="auto">babadaki zihniyete bak!!!</div>
<div dir="auto">namusu etek boyuyla ölçüyor beyefendi!!!</div>
<div dir="auto">sonra iş hayatı,</div>
<div dir="auto">askıntı olanı mı ararsın?</div>
<div dir="auto">ağzından salyalar damlayan abazanı mı!!!</div>
<div dir="auto">yollarda kapkaç mağdurlarına bak oğlum,</div>
<div dir="auto">hemen hemen hepsi kadın!!!</div>
<div dir="auto">sabahın kör karanlıklarında,</div>
<div dir="auto">eve bir lokma da benim katkım olsun diye düşerler yollara&#8230;</div>
<div dir="auto">eve dönünce de bitmez kadının çilesi,</div>
<div dir="auto">çamaşır, bulaşık, yemek, ütü vesaire!!!</div>
<div dir="auto">yetmez!!!</div>
<div dir="auto">birde kocadan görecek işkence&#8230;</div>
<div dir="auto">zordur oğlum zor kadın olmak.</div>
<div dir="auto">anasını satarsın dünyanın da!!!</div>
<div dir="auto">en ufak bir söz yokmu?</div>
<div dir="auto">erkek geçinen sözüm ona babalara???</div>
<div dir="auto">tacizcisiyle, tecavüzcüsüyle evlenmek zorunda kalan,</div>
<div dir="auto">töre uğruna canından olan berdel ile abiden kardeşe kalan</div>
<div dir="auto">Anadolu da nice cefalar çekenleri daha katmadık hesaba</div>
<div dir="auto">niye?</div>
<div dir="auto">çünkü kadın erkeğin kaburgasından yaratıldı!!!</div>
<div dir="auto">çünkü kadın ikinci sınıf yaratık!!!</div>
<div dir="auto">ve bu sebepten kadın ezilmeye</div>
<div dir="auto">hor görülmeye müstehak öyle mi?</div>
<div dir="auto">kaburgasına s***ığımın erkekleri?</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadin-olmak-siir/">Kadın Olmak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadin-olmak-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13635</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SEVGİ / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Mar 2018 07:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13490</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir çocuk annesinin şefkati, Babasının merhameti, Ailesinin güveni, Sevgisiyle mutlu olur. &#160; Bir kadın kocasının goncası, Dört yapraklı yoncası, En evveli ve soncası, Dağının karıysa güzelleşir. &#160; Bir erkek karısının aşkı, Sofrasındaki sıcak aşı, Kadının gözündeki yaşı Silerse adam olur. &#160; Herkes sevgi sözü bekler. Her kalp sevgi gözü ister. Gözden gelmeyen söz, Kimi, ne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-siir/">SEVGİ / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çocuk annesinin şefkati,</p>
<p>Babasının merhameti,</p>
<p>Ailesinin güveni,</p>
<p>Sevgisiyle mutlu olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kadın kocasının goncası,</p>
<p>Dört yapraklı yoncası,</p>
<p>En evveli ve soncası,</p>
<p>Dağının karıysa güzelleşir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir erkek karısının aşkı,</p>
<p>Sofrasındaki sıcak aşı,</p>
<p>Kadının gözündeki yaşı</p>
<p>Silerse adam olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Herkes sevgi sözü bekler.</p>
<p>Her kalp sevgi gözü ister.</p>
<p>Gözden gelmeyen söz,</p>
<p>Kimi, ne kadar etkiler?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevildikçe kin, nefret biter.</p>
<p>Sevdikçe gönülde sevgi biter.</p>
<p>Tüm duygular gizlenir de</p>
<p>Gizlenemeyen bir sevgidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-siir/">SEVGİ / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13490</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Konteyner / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/konteyner/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/konteyner/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Mar 2018 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13446</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili! Pencerenin önündeyim. Onu bekliyorum… Gelmek üzere, eli kulağında! Yoldadır şimdi; biliyorum. Pencerenin diğer tarafında yağmur var. Hafiften ama iri taneli yağıyor. Gökyüzü, sabah olmasına rağmen olabildiğince karanlık… Yağmur taneleri cama her vurduğunda içim ürperiyor, korkuyorum. İnsanın yüzüne vurduğunda ne kadar acıtır kim bilir… Sonbaharın yerini kışa terk etmeye hazırlandığı bu günlerde havanın birden bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konteyner/">Konteyner / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili!</p>
<p>Pencerenin önündeyim. Onu bekliyorum… Gelmek üzere, eli kulağında! Yoldadır şimdi; biliyorum.<br />
Pencerenin diğer tarafında yağmur var. Hafiften ama iri taneli yağıyor. Gökyüzü, sabah olmasına rağmen olabildiğince karanlık… Yağmur taneleri cama her vurduğunda içim ürperiyor, korkuyorum. İnsanın yüzüne vurduğunda ne kadar acıtır kim bilir… Sonbaharın yerini kışa terk etmeye hazırlandığı bu günlerde havanın birden bu kadar acımasızca soğuması haksızlık ama…<br />
Penceremin önündeki ağacın kalan son yaprakları da birer birer yere doğru süzülüyor. Yağmur da yardım ediyor sararmış yaprakların yere düşüşüne. Ama kuşlar korunmasız kaldı şimdi. Nasıl da titreyecekler yapraklar olmadan… Düşüncesi bile içimi acıtıyor.<br />
Gelmedi henüz…<br />
Hiç bu saate kalmamıştı şimdiye kadar. Koşarcasına gelirdi her seferinde… Başına bir şey mi geldi yoksa? Yok, yok! Kötü düşünmemeliyim. Gelecek… Bu hafta da gelecek, haftaya da gelecek, bir sonraki haftaya da…<br />
Gelecek… Beklemeliyim. Başka çarem de yok ki zaten…<br />
Hafiften buğulanmaya başlayan camı siliyorum sürekli; geldiğini görememekten korkuyorum. Korkudan titriyorum. Bir gözüm sürekli onu arıyor; gelse de bir rahatlasam, derin bir ‘oh!’ çeksem. Bir gözüm de çöp konteynerinde.<br />
Çöp konteynerinin yanında duruyor emanet poşeti. Bir an önce, bir başkası fark etmeden gelmeli ve almalı onu. Yoksa tüm çabalarım boşa gidecek.<br />
<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg"><img class=" wp-image-13539 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg?resize=434%2C244" alt="" width="434" height="244" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg?w=590&amp;ssl=1 590w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 434px) 100vw, 434px" data-recalc-dims="1" /></a>Sen henüz görmedin onu… Altmışlı yaşlarının sonlarında… Ufacık tefecik bir kadıncağız! Beli hem yaşlılıktan, hem de yaşadıklarından bükülmüş. Hafif de kamburlaşmış anlayacağın. Baston niyetine kullandığı boyu kadar bir sopa yardımıyla zorla yürüyor. Bir görsen; nasıl da küçük adımları var, acırsın…<br />
Kolay değil tabi. Hiç böyle bir son ister mi insan? Elbette o da istememiştir ama yaşamın kime nasıl bir rol biçtiğini bilemezsin ki. O da sonuna yaklaştığı yaşamının bu şekilde olmasını elbette istememiş olmalı.<br />
Yıllar önce kaybetmiş kocasını; çok yıllardır bir başınaymış. Rahmetle anarmış hep kocasını. Görücü usulü evlenmişler. Başlarda sevmezmiş ama zaman geçtikçe anlamış iyi adam olduğunu. Sonradan sevmiş, bağlanmış, vazgeçememiş. En çok da gülüşünü sevmiş onun; gözlerinin içine dek yansıyan gülüşünü… Şimdi o olsa böyle mi olurmuş diye söylendiğini duymuştum. O olsaymış eskisi gibi kraliçeler gibi yaşarmış şimdi…<br />
Torunlarıyla birlikte yaşamaya çalışıyor bir bilsen. Allahtan evleri kira değilmiş. Yoksa neye yeter üç kuruşluk dul maaşı. Torunlar okula gidiyor, bir sürü de masrafları var tabi. Nihayetinde çocuk bunlar; canları çeker, arkadaşlarına öykünürler. Bilmezler ki varı, yoğu…<br />
Babaları intihar etmiş söylediğine göre. Bir sabah herkes uyurken evde, çekmiş silahı sıkmış kafasına… Yankılanmış kurşun sesiyle sabahın kör karanlığı… Zaten son günlerinde sürekli bunalım içerisindeymiş. Boş vermiş her şeyi. Sürekli çocuklarına sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlarmış üstelik. Ama kimse tahmin etmemiş intihar edeceğini.<br />
Nasıl bir şeydir bu intihar etmek sevgili? İnsan hiç kendi yaşamına kendi eliyle son verir mi? Oysa yaşamak bu kadar güzel ve değerliyken hem de… Elbette her istediği olmaz ki insanın. Ama hayat acısıyla tatlısıyla bir bütün değil mi? Acı çekmek bile bir neden olmalı bazen yaşamak için… Hem, hem mutluluğa giden yolda acının taşları döşeli değil mi? Neden insanlar kolaycılığı seçiyorlar, neden kendi hayatlarına son veriyorlar? Ben her şeyi anlıyorum da, sorumluluğunu üstlendiğin kişiler ne olacak peki sen ölünce? Ölünce ölmüş olmuyorsun ki… İntihar eden kendini mi cezalandırıyor yoksa arkasında kalanları mı? Yoksa ben mi yanlış biliyorum her şeyi?<br />
Çocukları yaşlı bir kadına bırakıp gitmeyi kurtuluş sanmış kendince. Hiç bunları akıl bile edememiştir intihar ederken. Yoksa etmezdi ki. Sağlıklı düşünebilseydi zaten intihar etmezdi… Neymiş efendim; gururmuş… Gururuna yedirememiş karısının bir başkasıyla kaçmasını.<br />
Gitsin diyemedin mi ardından, giderse gitsin be! Ben olsam, beni istemeyeni zaten ben hiç istemem. Hatta tutar kolundan kapının önüne bırakırım öylece. Yok öyle, dört sabiyi ortalarda bırakıp kaçmak.<br />
İşte böyle sevgili! Oğlunun ölümüne kocasının ölümünden çok yıkılmış bizim teyze. Ne de olsa canından can. Hiç olmazsa dayanacak gücü varmış kocası öldüğü zamanlar. Şimdikinden on beş sene daha genç yani. Kendisine de bir güvenirmiş ki sorma gitsin. Ama şimdi öyle mi? Gözleri görmez, eli titrer, bastonsuz yürüyemez. Kolay mı üstüne üstlük bir de dört yetime bakmak. Kendisine bile bakacak hali yokken üstelik. Şimdi el üstünde olması gerekirdi; oğlunun evinde bir köşeye oturup hizmet edilmek isterdi eminim. Oğlunun ölümünden sonra hayat mücadelesi bir kez daha başlamış yaşlı kadın için. Ama şimdi şartlar o günlere göre çok çok ağır…<br />
Bu yüzden galiba, oğlunu hiç affetmiyor. Öbür tarafta iki eli yakasında olacakmış. Bir başkasını bulur evlendirirdi belki kendi elceğiziyle… Olmamış. Kaçıp gitmiş öbür tarafa. Bu yüzden hakkını bir türlü helal etmiyor…<br />
Sevgili!<br />
Hâlâ gelmedi biliyor musun? Pencerenin önünden ayrılamıyorum. Poşeti başkaları alacak diye korkuyorum. Birazcık kahvaltılık, birazcık da çocukların kırtasiye ihtiyaçlarını kim ne yapar ki? Yok başkasının almasına üzülmem elbette. Ama geldiğinde poşeti her zamanki yerinde göremezse umutları yıkılır da bir kez daha gelmez diye korkarım. Asıl korkum bu benim.<br />
O ilk karşılaştığımızda, hani anlatmıştım ya sana! O gece uyuyamamıştım hani. Çöp konteynerinin başında görmüştüm ilk. Bir şeyler arıyor gibiydi o zaman. Yanına koşup da seslendiğimde, öyle sert bakmıştı ki bana, günlerce unutamamıştım o bakışları. Sanki tüm insanlara duyduğu nefretini benden çıkartırmış gibiydi. Git işine der gibiydi. Boyu konteynerin içini görmeye yetmiyor, ayak parmakları ucunda yükselmeye çalışıyor ama titriyordu.<br />
Artık yiyecek arıyormuş çöp konteynerleri içerisinde. Duyardım böyle insanlar olduğunu ama hiç görmemiştim. Titreyen dudaklarımdan dökülen yardım etme isteğime değil, gözümdeki bakışlara yenik düşmüş sonradan öğrendim. Çözülüvermişti o gün. Upuzun hayatını, kısacık anlatıvermişti bir solukta. Birilerine sığınma, birileriyle dertleşme ihtiyacı duyuyordu, bu belliydi. Ve beni seçmişti…<br />
Hiçbir şey değil de; en çok çocuk bezleri ile ekmeklerin aynı poşette çöpe atılmasına içerliyordu her sözünün sonunda. Ekmeğin nimet olduğunu, daha saygılı davranılmasını ve hatta çöpe atılmamasını istiyordu. Hele de çocuk bezleriyle birlikte… Aynı poşete koymasınlar diyordu çocuk bezi ile ekmeği… Aynı poşete koymasınlar…<br />
O an karar verdim bu kadına elimden geldiğince yardım etmeye. Zor ikna ettim. Haftada bir gün, sadece bir gün penceremden görebileceğim bir yere bir poşet kahvaltılık koymaya başladım. Her hafta erkencecikten gelir, kimse görmeden o poşeti oradan alır ve doğru evinin yolunu tutardı. Sanki alışverişten dönüyormuş gibi bir de fiyakalı yürürdü ki sorma gitsin…<br />
Pencereden onu izlediğimi bilirdi sevgili!<br />
Her poşeti aldığında bana bakar ve başıyla hafifçe selamlardı. Zamanla benim bu olaydan ne kadar mutlu olduğumu, huzur bulduğumu anlar olmuştu. Konuşmadan anlaşıyorduk işte. Geçen hafta emanetini almaya geldiğinde cebinden çıkardığı küçük bir kağıdı bir taş parçasının altına koydu. Gözlerimin yerinden fırlayacağını sandım. Sanki parasını ödüyor gibiydi. Başıyla da yaptığı işaretlerle kağıdı görüp görmediğimi anlamaya çalışıyordu. Hemen koştum peşinden. Yetişemedim; gitmişti… Ama kağıt yerinde duruyordu. Aceleyle yazılmış bir defter yaprağı bırakmış taşın altına. Birkaç kırtasiye malzemesi yazılmış kağıda. Bildiğin türden; sıradan kırtasiye malzemeleri… Listenin en altına kırmızı kalemle bir kelime daha yazmış. Başına da kocaman bir yıldız kondurmuş. Dikkat etmemi istiyordu anlaşılan. Sucuk yazmış kırmızı kalemle; sucuk… Çocukların canı çekmiş besbelli… Ne zor yazmıştır bunu oysa… Yutkunamamıştım. Kimileri için çok sıradan bir şeydi sucuk belki ama bizimkiler için öyle mi… Bir hafta daha bekleyecekler altı üstü ve sonrasında… Aklıma geldikçe içim acıyor. Ama bir o kadar da mutlu oldum o an! Bu küçücük not, beni artık bir dost olarak kabul ettiğinin bir işaretiydi. Onun yüreğinde benim de yerim vardı…<br />
Bu kadın hayatıma girdiğinden beri ne çok duygu karmaşası yaşadım sevgili, bir bilsen!<br />
Acısını acım yaptım, acısına ortak oldum, acısını mutluluğa çevirmeye çalıştım. Hem üzüldüm, hem mutlu oldum. Karmaşık duygular arasında gidip geldim sürekli. Çaresizlik içerisinde kıvranan yaşlı bir kadın ve onun yaşatmaya çalıştığı dört tane yetim… Nasıl bir yaşam mücadelesidir bu bir türlü anlayamadığım… Kadının yerine kendimi koyduğum çok oldu ama ben bu kadarını yapabilir miydim bilemiyorum. Yetmeyecek derecede bir maaş ve ihtiyaçları sürekli artan dört çocuk. Tanrım! Böyle bir hayat da oluyormuş demek ki.<br />
Hep kendime şu soruyu sordum. Ya ben de olmasaydım? Yaşamlarını birazcık da olsa kolaylaştırabilmiş miydim acaba? Belki bir başkası fark ederdi de yardım ederdi. Sonra; benden önce de zaten yaşamıyorlar mıydı deyip kendimi avutuyorum. Geçici huzur buluyorum, yüreğim soğuyor…<br />
Geldi sevgili!<br />
Evet geldi! Sokağın ucunda göründü. Biraz telaşlı ama! Yetişmeye çalışır bir hali var. Gecikmiş olduğundan korkuyor. Hareketlerinden bunu anlıyorum. Hemen pencereyi açıp el sallamak istiyorum. İçim içime sığmıyor, haykırmak istiyorum. Hiç birini yapamıyorum, sadece hadi teyze diyorum içimden, hadi teyze çabuk ol!<br />
Geldi, poşeti her zamanki asılı olduğu yerden aldı, içine dikkatle baktı. Sonra sucuğu çıkardı içinden ve bana doğru salladı.<br />
Kurulu bir zembereğin boşaldığı gibi boşaldım birden. Soluk alışlarım sıklaştı ve ağlamaya başladım. Yıllardır bu kadar keyifli ağladığımı hatırlamıyorum be sevgili! Mutluluğu tüm zerrelerimde nasıl da hissediyorum bir bilsen&#8230;<br />
Güle güle teyze! diyebildim içimden; güle güle git ve sağlıcakla kal! Haftaya görüşürüz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konteyner/">Konteyner / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/konteyner/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13446</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şimdi İyiyim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Mar 2018 06:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülden Çavuşoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13492</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğer bir hastanenin bahçesindeyseniz düşünmek için çok sebebiniz olacaktır. Bazen şükredecek ve bazen de üzülecek kadar da derdiniz… Kemoterapi aldıktan sonra hem ruh halim ve hem de sağlık durumum kötü etkileniyordu ve çıktıktan sonra kendimi hemen eve atmak istiyordum. Yine bir kemoterapi günüydü ve hastaneye geldiğimde bahçedeki insanlara takıldı gözüm, henüz randevu saatim de gelmemişti. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/">Şimdi İyiyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Eğer bir hastanenin bahçesindeyseniz düşünmek için çok sebebiniz olacaktır. Bazen şükredecek ve bazen de üzülecek kadar da derdiniz…</p>
<p dir="ltr">Kemoterapi aldıktan sonra hem ruh halim ve hem de sağlık durumum kötü etkileniyordu ve çıktıktan sonra kendimi hemen eve atmak istiyordum. Yine bir kemoterapi günüydü ve hastaneye geldiğimde bahçedeki insanlara takıldı gözüm, henüz randevu saatim de gelmemişti.</p>
<p dir="ltr">Uzun ağaçların gölgesinde oturan insanlar, birbirlerine anlamlı, anlamsız bakan çocuklar, yaşlılar ve de gençler…</p>
<p dir="ltr">Meğer daha önce fark etmediğim o kadar çok insan varmış ki!.. Orada tanışıp arkadaş olmuş, hoş sohbet eden insanlar bile vardı…</p>
<p dir="ltr">O an kendimi düşündüm, acaba bir tek ben mi durumumdan rahatsızdım?</p>
<p dir="ltr">Bu gördüklerimin hemen hepsinin saçları, kaşları ve kirpikleri dökülmüştü.</p>
<p dir="ltr">Bazılarının ise yeni yeni çıkmaya başlamış…</p>
<p dir="ltr">Ancak biraz daha dikkatle etrafıma baktığımda onların bu durumu çok da umursamadığı anlaşılıyordu.</p>
<p dir="ltr">Benim gibi bandana, başörtüsü, şapka takanlar da vardı elbette, ama bunu sorun etmeyip saklama gereği duymayanlar da vardı.</p>
<p dir="ltr">Başımdaki bandananın kaydığını fark ettim ve her ne kadar benimle aynı kaderi paylaşıyor olsalar da, gözlerden uzak bir yere çekilip düzeltmem gerekiyordu, çünkü ben bu durumumdan hiç hoşlanmıyordum ve kimsenin beni böyle görmesini istemiyordum.</p>
<p dir="ltr">Ağaçların arkasına saklanır gibi oturdum çimenliğe, sırtımı ağaca yasladım ve derin bir nefes çektim.</p>
<p dir="ltr">Etrafıma bakındım ve bandanayı çıkardım, tekrar düzeltip başıma takacakken, küçük bir çocuğun bana doğru bakarak yaklaştığını fark ettim.</p>
<p dir="ltr">O da bu küçük yaşına rağmen bu dertten nasibine düşeni almıştı belli ki, saçları dökülmüş, yanakları al al olup pürüzlenmişti, hep kemoterapinin etkileriydi bunlar.</p>
<p dir="ltr">Küçük çocuğun gözlerindeki parıltının solgunluğu beni derinden etkilemişti, bakışları cansız, ama imalıydı.</p>
<p dir="ltr">Beni süzüyor, inceliyordu.</p>
<p dir="ltr">Bir an ona; “neden bakıyorsun?” demek geçti içimden, ancak hızlıca bandanayı bağlayıp susmayı tercih ettim.</p>
<p dir="ltr">Sessizlik içinde süren bakışmalara bir son vermek ister gibi gülmeye başladı; “benim de saçlarım yok, ama sen daha çirkinsin…” derken zaten iri olan gözlerim açılmış, çocuğa dikkatlice bakmıştım. Bir an gülsem mi, ağlasam mı? Bilemedim.</p>
<p dir="ltr">Bir süre daha sessiz bakıştıktan sonra kendimi tutamayıp gülmeye başladım. Kahkahalara boğulduk ikimiz de…</p>
<p dir="ltr">Uzun zamandır böylesine gülmemiştim, çirkin olduğumu bu kadar güzel söyleyen hiç olmamıştı.</p>
<p dir="ltr">“Haklısın ufaklık, sen çirkinsin ama ben senden daha çirkinim…” dediğimde kısa pantolonunun ceplerini karıştırmaya başladı, bir şey aradığı belliydi, “ne arıyorsun sen?” dediğimde sonunda pantolonun arka cebinden çıkardığı küçük aynayı uzattı; “inanmazsan al bak kendine…” diyerek…</p>
<p dir="ltr">Bir yandan da muzipçe kıkırdıyordu, gülerken çıkmış olan iki ön diş boşluğu da görünüyordu.</p>
<p dir="ltr">O kadar masum ve o kadar tatlıydı ki, bir an bana hayatımdaki bütün çirkinlikleri unutturduğunu hissettim.</p>
<p dir="ltr">Aynaya uzun zamandır bakmıyordum ve kendi yüzümle ilk kez yüzleşecektim.</p>
<p dir="ltr">Biraz tuhaf bir hisle kaldırdım aynayı yüzüme doğru, önce kirpiksiz gözlerime, ardından kaşlarımın boş çıkıntılarına baktım.</p>
<p dir="ltr">Bir an durgunlaştığımı fark etmiş olacak ki, “mızıkçılık yapma!.. Çıkar o örtüyü de öyle bak bakalım.” dedi yine aynı kıkırdamayla…</p>
<p dir="ltr">Bu kadar cesaret gösterip aynaya baktığıma göre, bandanayı da çıkarabilirdim ve öyle de yaptım, bandanayı çekip aldıktan sonra aynayı biraz daha yukarı kaldırdım, gerçekten de çok çirkindim ve benim de çocuğa muziplik yapmam gerekiyordu.</p>
<p dir="ltr">“Ayyyyy.” diyerek korkmuş gibi yaptım, kıkırdaması öyle arttı ki, ince sesiyle kulaklarımı çınlatıyordu.</p>
<p dir="ltr">İlk kez içim kıpır kıpır olmuş, etrafımdaki diğer insanlara yaptığım gibi sahte değil, gerçek bir kahkaha atmıştım. Gülüşmelerimizi duymuş olacak, bir kadın yaklaştı yanımıza; “oğlum ne kadar ayıp, rahat bıraksana ablayı!..” diyerek uyardı çocuğu.</p>
<p dir="ltr">“Hayır hayır” dedim. “Oğlunuz beni rahatsız etmiyor, lütfen kızmayın ona.” derken bizim ufaklık yine kıkırdadı.</p>
<p dir="ltr">“Size de mi çirkin olduğunuzu söyledi?” diyen kadına olmayan kaşlarını çatarak baktı.</p>
<p dir="ltr">Gülümsedim ve “yalan söylemiyor ki…” dedim.</p>
<p dir="ltr">Meğer bizim ufaklık hastaneye geldiği günlerde bu küçük aynayı da yanında getirip, insanlarla eğleniyormuş.</p>
<p dir="ltr">Mutluluktan mıdır bilmiyorum, adını bile sormayı unuttuğum ufaklığa sarılmak geldi içimden, ama ne yazık ki kanser hastalarının enfeksiyon kapma riski olduğu için başka insanlarla yakın temas kurmaması gerekiyordu, onu ve biraz da kendimi düşündüğüm için yanından ayrılıp içeriye gideceğim sırada, sadece uzaktan öpücük göndermekle kaldım.</p>
<p dir="ltr">O gün o kadar iyi hissettim ki, kemoterapinin o sinir bozucu etkilerini bile yaşamadım.</p>
<p dir="ltr">Seans boyunca onu düşünüp gülümsedim.</p>
<p dir="ltr">Bir daha beni böylesine mutlu edecek küçük bir çocukla karşılaşır mıyım? Bilmiyorum.</p>
<p dir="ltr">Ama bildiğim bir şey varsa, bazen yetişkinlerin yapamadığını küçük çocuklar başarabiliyor. Hem de ellerindeki küçük aynalarla…</p>
<p dir="ltr">Şimdi iyiyim, ama o gün güldüğüm kadar içten gülebilmek için yeniden kemoterapi almaya razı olabilirdim.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/gülden.png"><img class="wp-image-13493 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/gülden.png?resize=225%2C225" alt="" width="225" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/gülden.png?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/gülden.png?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p dir="ltr">Şimdi iyiyim ve ben o kadar içten hiç gülemiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p dir="ltr">Şimdi iyiyim ve ben çok mutsuzum!..</p>
<p dir="ltr">
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/">Şimdi İyiyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dönüyorum Böylesine / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/donuyorum-boylesine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/donuyorum-boylesine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Mar 2018 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Uğur]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13426</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dönüyorum etrafımda  kedi de benimle birlikte dönüyor.  Yalnızca saliseler izliyor bizi, o da yalnız biz gibi!  Yerler tüy fabrikası benim saçım, onun tüyü.  Neyse ki aldırmaz saliseler…    Geçen pazartesiydi buralarda bir yerde estin  Kah ellerimdeydi sesin  kah meydanlarımı dolduruyordu sözün  Kokun bile gurur duyardı.  Etrafta aylak aylak dolaşan kokulara inat;  Saçlarıma konardı gurur duyardı.  Yalnızca saliseler izledi bizi, o da görsündü bizi.  Yerler gül fabrikasıydı, benim kokum onun kırmızısıydı.    [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/donuyorum-boylesine/">Dönüyorum Böylesine / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dönüyorum etrafımda  kedi de benimle birlikte dönüyor.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Yalnızca saliseler izliyor bizi, o da yalnız biz gibi!<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Yerler tüy fabrikası benim saçım, onun tüyü.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Neyse ki aldırmaz saliseler…<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Geçen pazartesiydi buralarda bir yerde estin<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Kah ellerimdeydi sesin  kah meydanlarımı dolduruyordu sözün<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Kokun bile gurur duyardı.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Etrafta aylak aylak dolaşan kokulara inat;<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Saçlarıma konardı gurur duyardı.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Yalnızca saliseler izledi bizi, o da görsündü bizi.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Yerler gül fabrikasıydı, benim kokum onun kırmızısıydı.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Dönüyorum şimdi etrafımda belli belirsiz;<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Zamanın yeni adı ‘’sen’’ neticesinde…<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Eski düşüncelerimi bir istasyonda bırakıyorum.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Bir simitçide, bir telefon konuşmasında  ya da bir renkte,<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Masum bir yeni’ye merhaba diyerekten.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/donuyorum-boylesine/">Dönüyorum Böylesine / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/donuyorum-boylesine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13426</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beklemek / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beklemek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beklemek/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Mar 2018 05:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13419</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beklemeyi bıraktım artık. Dün mesaj geldi, Kesinlikle sen sanmadım. Kapı çaldı koştum, Ama sen değildin. Onu zaten biliyordum. Kız Kulesine bakarken, Orada hiç görmedim. Nerede yaşadığın aklıma gelmedi, Dünyayı gezen, ardına bakmayan fotoğrafçı gördüm. İnan hiç hüzünlenmedim. Sahi o fotoğrafları çekmekten bıkmadın mı? Ben yokken mutlu olur musun demiştim, Mutlu oldun mu, beni özledin mi? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beklemek/">Beklemek / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beklemeyi bıraktım artık.</p>
<p>Dün mesaj geldi,</p>
<p>Kesinlikle sen sanmadım.</p>
<p>Kapı çaldı koştum,</p>
<p>Ama sen değildin.</p>
<p>Onu zaten biliyordum.</p>
<p>Kız Kulesine bakarken,</p>
<p>Orada hiç görmedim.</p>
<p>Nerede yaşadığın aklıma gelmedi,</p>
<p>Dünyayı gezen, ardına bakmayan fotoğrafçı gördüm.</p>
<p>İnan hiç hüzünlenmedim.</p>
<p>Sahi o fotoğrafları çekmekten bıkmadın mı?</p>
<p>Ben yokken mutlu olur musun demiştim,</p>
<p>Mutlu oldun mu, beni özledin mi?</p>
<p>Elbette ben seni hiç özlemedim .</p>
<p>Dedim ya unuttum artık diye.</p>
<p>Yoksa  kuzey ışıkları fotoğrafın,</p>
<p>Hiç umurumda bile değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beklemek/">Beklemek / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beklemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uyudun mu? / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Mar 2018 08:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13465</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uyudun mu? Kanatları ki zorlanır geçerken Tül perdeli pencerelerden Uzun saçlari seninkine benzer Tutuşur gözleri bizi izlerken Çocukluğumuzu karıştırarak Üzerine gülümseme katarlar Bildikleri tek şiiri Geceleri tekrar tekrar okurlar Onlar ki sana bana bakan Uzun ince vücutlu melekler Koyunlarında rüzgar İçlerinde inanç taşırlar&#8230; Umuttan parmakları ip ince Anılarımızdan elbiseleri var Onlar ki sana bana bakan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/">Uyudun mu? / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">
<p>Uyudun mu?</p>
</div>
<div dir="auto">Kanatları ki zorlanır geçerken</div>
<div dir="auto">Tül perdeli pencerelerden</div>
<div dir="auto">Uzun saçlari seninkine benzer</div>
<div dir="auto">Tutuşur gözleri bizi izlerken</div>
<div dir="auto">Çocukluğumuzu karıştırarak</div>
<div dir="auto">Üzerine gülümseme katarlar</div>
<div dir="auto">Bildikleri tek şiiri</div>
<div dir="auto">Geceleri tekrar tekrar okurlar</div>
<div dir="auto">Onlar ki sana bana bakan</div>
<div dir="auto">Uzun ince vücutlu melekler</div>
<div dir="auto">Koyunlarında rüzgar</div>
<div dir="auto">İçlerinde inanç taşırlar&#8230;</div>
<div dir="auto">Umuttan parmakları ip ince</div>
<div dir="auto">Anılarımızdan elbiseleri var</div>
<div dir="auto">Onlar ki sana bana bakan</div>
<div dir="auto">
<p>Uzun ince vücutlu melekler</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/">Uyudun mu? / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13465</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nankörlük / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/13475-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/13475-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Mar 2018 08:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13475</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilmediğim yerlerden, soruyor hayat&#8230; Riya nedir, nankörlük ne bilmem ben!!! Görmediğim derslerden, veriyor hayat&#8230; Alçaklık ne, Kahpelik ne bilmezken&#8230; Gitmediğim yollardan, yoruyor hayat, gidenler geriye, dönmek bilmezken&#8230; Geçmediğim yollardan, geç diyor hayat, geçen geçsin, ben o yoldan, ölsem de geçmem&#8230; Nankörler sırtıma, basıp geçse de, bir ahıma, bin ah-u zar katık etse de, nankörler hep, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/13475-2/">Nankörlük / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Bilmediğim yerlerden,</div>
<div dir="auto">soruyor hayat&#8230;</div>
<div dir="auto">Riya nedir,</div>
<div dir="auto">nankörlük ne bilmem ben!!!</div>
<div dir="auto">Görmediğim derslerden,</div>
<div dir="auto">veriyor hayat&#8230;</div>
<div dir="auto">Alçaklık ne,</div>
<div dir="auto">Kahpelik ne bilmezken&#8230;</div>
<div dir="auto">Gitmediğim yollardan,</div>
<div dir="auto">yoruyor hayat,</div>
<div dir="auto">gidenler geriye,</div>
<div dir="auto">dönmek bilmezken&#8230;</div>
<div dir="auto">Geçmediğim yollardan,</div>
<div dir="auto">geç diyor hayat,</div>
<div dir="auto">geçen geçsin,</div>
<div dir="auto">ben o yoldan,</div>
<div dir="auto">ölsem de geçmem&#8230;</div>
<div dir="auto">Nankörler sırtıma,</div>
<div dir="auto">basıp geçse de,</div>
<div dir="auto">bir ahıma,</div>
<div dir="auto">bin ah-u zar katık etse de,</div>
<div dir="auto">nankörler hep,</div>
<div dir="auto">en zirvede gezse de,</div>
<div dir="auto">herkeslerin geçtiği,</div>
<div dir="auto">yoldan gitmem ben&#8230;</div>
<div dir="auto">Ah ile yıkılır,</div>
<div dir="auto">nankörün dağı&#8230;</div>
<div dir="auto">kesilir ki tutmaz,</div>
<div dir="auto">eli ayağı,</div>
<div dir="auto">günümüz olsa da,</div>
<div dir="auto">nankörlük çağı,</div>
<div dir="auto">çağlar açar kaparım da ben yine,</div>
<div dir="auto">Nankör dedirtmem asla,</div>
<div dir="auto">asla kendime&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/13475-2/">Nankörlük / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/13475-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13475</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisi 110. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-110-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-110-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 03 Mar 2018 06:56:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13605</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, 110. sayısıyla yeniden okur karşısına çıkıyor. Mart-Nisan 2018 tarihli 110. sayımız Veysel Çolak şiir ile açılıyor. Özkan Satılmış, Emrehan Parlak, Orsan Gürkan, Yasin Osman Kara, Yunus Karakoyun, Kevser Evsen ve Ahmet Avcı, bu sayımızın diğer şairleri. 110. sayımızın dört öyküsünü Kerim Büyük, Aytaç Ören, Gizem Ece Gönül ve Halil Yörükoğlu yazdı. Ekrem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-110-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 110. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/MAVİ-YEŞİL-DERGİSİ-110.-SAYISINDA.jpg"><img class="wp-image-13606 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/MAVİ-YEŞİL-DERGİSİ-110.-SAYISINDA.jpg?resize=346%2C488" alt="" width="346" height="488" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/MAVİ-YEŞİL-DERGİSİ-110.-SAYISINDA.jpg?w=906&amp;ssl=1 906w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/MAVİ-YEŞİL-DERGİSİ-110.-SAYISINDA.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/MAVİ-YEŞİL-DERGİSİ-110.-SAYISINDA.jpg?resize=727%2C1024&amp;ssl=1 727w" sizes="(max-width: 346px) 100vw, 346px" data-recalc-dims="1" /></a>Mavi Yeşil dergisi, 110. sayısıyla yeniden okur karşısına çıkıyor. Mart-Nisan 2018 tarihli 110. sayımız Veysel Çolak şiir ile açılıyor. Özkan Satılmış, Emrehan Parlak, Orsan Gürkan, Yasin Osman Kara, Yunus Karakoyun, Kevser Evsen ve Ahmet Avcı, bu sayımızın diğer şairleri. 110. sayımızın dört öyküsünü Kerim Büyük, Aytaç Ören, Gizem Ece Gönül ve Halil Yörükoğlu yazdı. Ekrem Sakar, Devrim Boran, Mustafa Işık ve Eyyüp Yıldırmış, kısa yazılarıyla katıldılar dergiye. Yakınlarda Mustafa Kutlu kitabı yayımlanan Bilal Can, konuyu bu kez dergimiz için yazdı. Gökçe Özder, kitaplara başka bir gözle bakmayı deneyen ilginç yazısıyla dergide. Dergimizde adı ilk kez geçen Âdem Polat, ütopik anlatılara yönelirken Nilüfer Aka Erdem, önemli bir konuya, iktidar-entelektüel ilişkisine dair yazdı. “Eskimemiş Sayfalar” yine Özkan Satılmış’ın özenli seçimiyle hazırlandı.</p>
<p style="text-align: right;">İyi okumalar…</p>
<p><strong><em>bilgi@maviyesildergisi.com </em></strong></p>
<p><strong>110.sayının içindekiler:</strong></p>
<p>Seninle Aşk Kan Kırmızı &#8211; <strong>Veysel Çolak </strong>&#8211; <strong>2</strong></p>
<p>Entelektüel-İktidar İlişkisi Üzerine &#8211; <strong>Nilüfer Aka Erdem </strong>&#8211; <strong>3</strong></p>
<p>Adından Geçiyor Ne Varsa Güzel &#8211; <strong>Özkan Satılmış </strong>&#8211; <strong>6</strong></p>
<p>Türk Edebiyatının Ağır Roman’ı &#8211; <strong>İsmail Özalp </strong>&#8211; <strong>7</strong></p>
<p>Başkalarının Acısına Kitaplardan Bakmak &#8211; <strong>Gökçe Özder </strong>&#8211; <strong>11</strong></p>
<p>Ölülerin Akşamdan Anladığı &#8211; <strong>Emrehan Parlak </strong>&#8211; <strong>12</strong></p>
<p>İyilerini Öldürmeyen Anadolu &#8211; <strong>Bilal Can </strong>&#8211; <strong>13</strong></p>
<p>Ütopik Anlatıda ‘Ben’ Olgusu Üzerine Bir Deneme &#8211; <strong>Âdem Polat </strong>&#8211; <strong>15</strong></p>
<p>Bir &#8211; <strong>Örsan Gürkan </strong>&#8211; <strong>16</strong></p>
<p>Eradikasyon Romanında Distopya Gerçeği &#8211; <strong>Hatice Baran </strong>&#8211; <strong>17</strong></p>
<p>Nezihe Meriç ve Korsan Çıkmazı Üzerine &#8211; <strong>Eyyüp Yıldırmış </strong>&#8211; <strong>19</strong></p>
<p>Öptüm Karanlıkları Birazdan Güneş Doğar &#8211; <strong>Yasin Osman Kara </strong>&#8211; <strong>20</strong></p>
<p>Şiire Dair Genelleme / Dalganın Ucunda Köpük &#8211; <strong>Mustafa Işık </strong>&#8211; <strong>21</strong></p>
<p>Yol Ağzı &#8211; <strong>Yunus Karakoyun </strong>&#8211; <strong>22</strong></p>
<p>Şapka Kanununa Niçin Karşıyım? &#8211; <strong>Ekrem Sakar </strong>&#8211; <strong>23</strong></p>
<p>Yalıtım &#8211; <strong>Kevser Evsen </strong>&#8211; <strong>24</strong></p>
<p>Bir Ömre Kaç Hayat Sığar &#8211; <strong>Devrim Boran </strong>&#8211; <strong>25</strong></p>
<p>Biz Gibi Biraz &#8211; <strong>Ahmet Avcı &#8211; 26</strong></p>
<p>Fafatara &#8211; <strong>Kerim Büyük &#8211; 27</strong></p>
<p>Bir Elma Hikâyesi &#8211; <strong>Aytaç Ören &#8211; 29</strong></p>
<p>Dünyanın Güneş Etrafında Resmi Dönüşü &#8211; <strong>Gizem Ece Gönül &#8211; 30</strong></p>
<p>Cenaze &#8211; <strong>Halil Yörükoğlu &#8211; 31</strong></p>
<p>Eskimemiş Sayfalar &#8211; Hazırlayan: <strong>Özkan Satılmış &#8211; 32</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-110-sayisinda/">MAVİ YEŞİL Dergisi 110. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-110-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13605</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şubat’ın 29’u</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 06:16:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13595</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dört yılda bir rastladığımız ele avuca gelmez bir gündür. Tutabilene aşk olsun. Öyle yaramaz öyle hareketlidir ki… Mesela en son 2016 yılındaki Şubat takvimde gülümsemiştir bize, bir daha 2020’ye aradıysan bul Şubat’ın 29’zunu… Çocukluğumda 29 Şubat’ta doğan bir arkadaşım vardı. ‘Artık yılda’ doğduğu için alay edenler olurdu onunla. Ben üzülürdüm gizliden gizliye ama bir şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/">Şubat’ın 29’u</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dört yılda bir rastladığımız ele avuca gelmez bir gündür. Tutabilene aşk olsun. Öyle yaramaz öyle hareketlidir ki… Mesela en son 2016 yılındaki Şubat takvimde gülümsemiştir bize, bir daha 2020’ye aradıysan bul Şubat’ın 29’zunu…</p>
<p>Çocukluğumda 29 Şubat’ta doğan bir arkadaşım vardı. ‘Artık yılda’ doğduğu için alay edenler olurdu onunla. Ben üzülürdüm gizliden gizliye ama bir şey demezdim kimseye. Kim onun yerinde olmak ister ki, nerden bilsin başına gelecekleri, bilseydi bir gün sonra ya da bir gün önce doğardı herhalde değil mi? Bir gün, safça merak edip sormuştum “ Sen doğum günlerini 4 yılda bir mi kutluyorsun diye.” Çocukluk işte, sanki 4 yılda bir yaşlanıyormuş gibi geliyordu bana, hoşuma gidiyordu böyle oluşu. Bir keresinde hesap etmiştim, 29 Şubat&#8217;ta doğan biri 90 yıl yaşasa, sadece 22,5 yıl esas doğum gününde kutlayabilecekti doğum gününü. Bu bana çok zavallı bir durum gibi görünmüştü. ‘Keşke yaş alması da 4 yılda bir olsa doğum günleri’ diye geçirmiştim içimden. Düşünsenize 4 yılda bir 1 yaş alıyorsunuz. Yani 90 yaşınıza geldiğinizde aslında 22,5 yaşında oluyorsunuz. Bedeniniz de buna eşlik ettiğinde ömrünüz 4 kat uzamış oluyor. 360 yıllık bir ömür… Nasıl olurdu hayal etmek bile güç.</p>
<p>Tabi bir de 29 Şubat’ta evlenenlerin durumu var. Evlilik yıl dönümlerini 4 yılda bir kutlamak isteyen beyler için kaçırılmaz enfes bir gün bence. Böylece ‘evlilik yıl dönümünü’ unutma bahanesi de ortadan kalkacağına göre, bu avantajı yakalamak isteyenler evlenmek için 2020’i beklemek zorunda kalacaklar ne yazık ki… Eminim nikâh günleri 29 Şubat 2020 tarihinde şimdiden dolmuştur bile. Birazda işin olumlu tarafından bakalım.  Birbirlerini büyük bir aşkla sevenler, 30 yıllık evli kalmak yerine daha tazece 7,5 yıl evli kalmış gibi zannedebilirler böylece kendilerini… Nasıl iyi bir düşünce değil mi?</p>
<p>Hayatın doğum ve evlilik dışında başka bir gerçeği daha var. Hatta belki de tek gerçeği, o da ismini anmak istemesek de ölüm elbette.</p>
<p>29 Şubat’ta ölen birini unutmak daha mı kolay olurdu acaba? Sanki gerçekten kaybolup gitmiş gibi…</p>
<p>Facebook gibi bize her sabah, bilmem kaç yıl önce yaptığımız paylaşımları hatırlatan hafızalar olmasa, hepimiz salak olacağız ya, balık hafızalarımıza inat gözümüze sokuluyor ya anılarımızı; 29 Şubat’ta yaptığımız paylaşımlarımızı da 4 yıl sonra hatırlatacak bir düşünsenize… Olimpiyatlar gibi… 4 yıl ortadan kaybolup tekrar ortaya çıkacak…</p>
<p>2020’yi bekliyorum şimdi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/">Şubat’ın 29’u</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13595</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #SON– Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 05:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12398</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yine apartmanın arkasındaki; Nermin Teyzelerle kısır yediğimiz, çay içip durduğumuz bankta oturmuştuk. Konuşmuyorduk. Aslına bakarsanız konuşacak bir şey bulamıyorduk. Yanımda sevdiğim kız oturuyordu. Muhtemelen iki çift laf etmemi de istiyordu ama ben, konuşacak bir şey bulamıyordum. Hani derler ya her zaman; “ilk adımı atmayan erkek mi olurmuş(!)”, “bana ne ilk mesajı o atsın erkek olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #SON– Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yine apartmanın arkasındaki; Nermin Teyzelerle kısır yediğimiz, çay içip durduğumuz bankta oturmuştuk. Konuşmuyorduk. Aslına bakarsanız konuşacak bir şey bulamıyorduk. Yanımda sevdiğim kız oturuyordu. Muhtemelen iki çift laf etmemi de istiyordu ama ben, konuşacak bir şey bulamıyordum. Hani derler ya her zaman; “ilk adımı atmayan erkek mi olurmuş(!)”, “bana ne ilk mesajı o atsın erkek olan o.”… derler işte. Derler. Bilemezler ki bu, o kadar kolay bir hadise değildir. Söyleyecek tek kelime lafı vardır insanın, o da düğümleniverir şurasında. Aslolan zaten ilk adımı atmak da değildir. Bunu hiçbir zaman anlayamayacaklar. Artık ben deniz Metehan da anlatamayacağım sevgili okur, biliyorsun.</p>
<p>Yanımda mahallede onu ilk gördüğüm günkü gibi sacları örgülü bir şekilde oturuyordu. Allahtan karşımda değildi de heyecanımı biraz olsun saklayabiliyordum. Ben uzaklara bakıyordum bir şet düşünüyormuş gibi, o da gözlerini karşımızdaki bahçeye dikmiş, inceliyordu. Her yerine yavaş yavaş göz atıyordu bahçenin, hiçbir ayrıntı kaçırmak istemiyor gibiydi. Ellerini bacaklarının altında birleştirmiş, ayaklarını ileri geri sallıyordu. Sallayabiliyordu evet, düşündüğünüz kadar uzun birisi değildi. Hatta oldukça kısa boyluydu. Dünyanın en kısa boylu prensesiydi.</p>
<p>Kalktım yerimden “biz tarla işlerini de çok iyi biliriz” edasıyla, annemden öğrendiklerimi satacaktım. Yerdeki çileklere baktım, aralarında vardı az buçuk olgunlaşmış olanı. Kopardım iki tane birisini Sevde’ye uzattım. Aranan kan bulundu:</p>
<ul>
<li>Sence dünyanın en güzel hissi ne?</li>
<li>Şuan ki.</li>
<li>Şuan ne hissediyorsun ki?</li>
</ul>
<p>Elini tuttum, göğsümün biraz aşağıca sol tarafına koydum. Bir pop şarkısını anımsatmaya çalışırcasına, küt küt atıyordu kalbim.</p>
<ul>
<li>Bu bir şey hissettirmez ki Metehan, kalbin sadece kan pompalıyor işte.</li>
<li>Kalp yalnızca kan pompalamaz Sevde?</li>
<li>Ne yapar peki?</li>
<li>Bilmiyorum ama eğer kalp yalnızca kan pompalıyorsa buramda hissettiğim şey ne?</li>
<li>Bilmem.</li>
</ul>
<p>Ona karşı hissettiğim her şey onu benden biraz daha uzaklaştırmıştı sanırım. O bana her ne kadar yakınsa, işte ben de o kadar uzaktım hala ona. Neyi yanlış yaptım diye düşünemiyorum bile çünkü sevmekten başka bir şey yaptığım da yoktu. Sadece sevmek yeterli olmuyormuş demek, bilemedim.</p>
<ul>
<li>Sence?</li>
<li>Ne bence?</li>
</ul>
<p>Taşınacaklardı yakın zamanda. Bir yıl kadar kalmıştı gitmelerine, ben de o yüzden pek yüklenmiyordum herhalde. Varsayımlar üzerine konuşuyorum çünkü kendime, bunlara cevap bulmak için sorular sorduğumda hep verdiğim cevaplar “belki de…” ile başlıyor.</p>
<ul>
<li>Ne bence?</li>
</ul>
<p>Düşünüyordum, bana cevap verdiğini geç işittim.</p>
<ul>
<li>Sence dünyanın en güzel hissi ne?</li>
<li>Hani şu arabayla yokuş aşağı giderken karnında bir boşluk oluşur ya.</li>
<li>Uçakla giderken de oluyormuş o, okulda Cengo anlatıyordu. Almanya’ya gidecekken (…)</li>
</ul>
<p>Sözümü bitiremeden yukarıdan Sevde’nin annesi bağırdı. Eve, yemeğe çağırıyordu. Bir öpücük dolusu yas ile banka yaslandım.</p>
<p>Gidişini izledim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #SON– Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12398</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocuklar Ölmesin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocuklar-olmesin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocuklar-olmesin/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Feb 2018 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seval Dağlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13392</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ölen&#8230; Yalnızca bir beden midir? Topraktan türeyen, yaş alamadan tekrar toprağa karışan&#8230; Çürüyen, insanlıktan yem rolüne bürünen&#8230; Böyle acımasızca yok olan, yokluğuyla kan donduran kimdir? Yaratılanların hangi türüdür? Varlığın en güzel kanıtı olan masum bir çocuk mudur yoksa? Tohum halindeki bir gelecek midir? Yahut sıcacık bir tebessüm&#8230; Kalplere dokunan sihirli bir göz bebeği midir? YAZIK [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklar-olmesin/">Çocuklar Ölmesin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 14px; color: #414141;">Ölen&#8230;</span></p>
<div>
<div>Yalnızca bir beden midir?<br />
Topraktan türeyen, yaş alamadan tekrar toprağa karışan&#8230;<br />
Çürüyen, insanlıktan yem rolüne bürünen&#8230;<br />
Böyle acımasızca yok olan, yokluğuyla kan donduran kimdir?<br />
Yaratılanların hangi türüdür?<br />
Varlığın en güzel kanıtı olan masum bir çocuk mudur yoksa?<br />
Tohum halindeki bir gelecek midir?<br />
Yahut sıcacık bir tebessüm&#8230;<br />
Kalplere dokunan sihirli bir göz bebeği midir?</div>
<div></div>
<div>YAZIK Kİ EVET!</div>
<div>Gördüğünden memnun olmayan,<br />
bin bir yaş dolu göz &#8220;EVET&#8221; diye haykırırken;<br />
ruhum hiddetle reddediyor&#8230;<br />
Yürek, masumiyetin yeryüzünden silinmesini kaldıramıyor&#8230;<br />
Akıl almıyor, inanç yitiyor&#8230;<br />
Sevgi; ansızın yok oluyor&#8230;<br />
Evren; günden güne hissizleşiyor&#8230;<br />
Ve insanlık&#8230;<br />
Ruhlarını arındırmaktan yoksun;<br />
O çok büyük insanlık!<br />
Nereye gidiyor?</div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklar-olmesin/">Çocuklar Ölmesin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocuklar-olmesin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13392</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yanımda Kal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yanimda-kal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yanimda-kal/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Feb 2018 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13356</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba, Nasılsın bilmiyorum. Umarım iyisindir. Saatlerdir deniyorum sana ulaşmak için ama olmuyor. Bir yolunu bulup ulaşsam diyorum. Sen neredesin, ben nerede? Buluştuk ama sen yoksun. Karanlıktan çıkıp gelsen diyorum. Yanıma otursan. Tek isteğim bu belki. Hep yanımda olsan. Gözlerine baksam ve anlasam. Beni ne kadar sevdiğini… Gülümsesem sana, sen de bana gülümsesen. Oyun olmasa aramızda. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanimda-kal/">Yanımda Kal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,</p>
<p>Nasılsın bilmiyorum.</p>
<p>Umarım iyisindir.</p>
<p>Saatlerdir deniyorum sana ulaşmak için ama olmuyor.</p>
<p>Bir yolunu bulup ulaşsam diyorum.</p>
<p>Sen neredesin, ben nerede?</p>
<p>Buluştuk ama sen yoksun.</p>
<p>Karanlıktan çıkıp gelsen diyorum.</p>
<p>Yanıma otursan.</p>
<p>Tek isteğim bu belki.</p>
<p>Hep yanımda olsan.</p>
<p>Gözlerine baksam ve anlasam.</p>
<p>Beni ne kadar sevdiğini…</p>
<p>Gülümsesem sana, sen de bana gülümsesen.</p>
<p>Oyun olmasa aramızda.</p>
<p>Sadece bağlansak doyasıya.</p>
<p>Sorsam sana ne yaptığını.</p>
<p>Sen de cevap versen bana.</p>
<p>Konuşsak yıllarca.</p>
<p>Gözlerine baksam daima.</p>
<p>Gülsek kahkahalarla…</p>
<p>Esprilerim kötü belki ama gülümsesen benimle.</p>
<p>Yanımda olsan keşke.</p>
<p>Duysam seni, sevsem delice.</p>
<p>Bilmesem korku nedir, kaybetmek nedir.</p>
<p>Bırakmasam sarılsam, kalbim sana esir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanimda-kal/">Yanımda Kal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yanimda-kal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13356</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umudum / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 25 Feb 2018 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13255</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçük bir otel odası… Duvarda kaçıncı kopyası olduğu meçhul, ağlayan bir çocuğun portresi var. Uzun zamandır beni izliyor. Bazen onu öyle içselleştiriyorum ki halime acıdığını düşünüyorum. Netice de bir tablo ve bende dilediğine, dilediği anlamı yükleyen bir insanım, yani diğer insanlardan pek farkım yok. Yatağımın başucunda küçük bir komidinim var ve üzerinde de boş bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/">Umudum / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük bir otel odası… Duvarda kaçıncı kopyası olduğu meçhul, ağlayan bir çocuğun portresi var. Uzun zamandır beni izliyor. Bazen onu öyle içselleştiriyorum ki halime acıdığını düşünüyorum. Netice de bir tablo ve bende dilediğine, dilediği anlamı yükleyen bir insanım, yani diğer insanlardan pek farkım yok. Yatağımın başucunda küçük bir komidinim var ve üzerinde de boş bir çerçevem, hayata başlarken ki gibi boş. Nasıl dolduracağımı düşünüyorum uzun zamandır… O boşluktan kaç hayat geldi geçti? Kim bilir?</p>
<p>Çerçeveler, zamana hapsettiğimiz o eski anıların zindanı. Mutluyuzdur o karenin içinde ya da zoraki bir tebessüm asılı kalmıştır, ağzımızdan kulaklarımıza doğru uzanan yapmacık çizgiler. Bu yüzden pek sevmiyorum fotoğraf çektirmeyi…</p>
<p>Sonra o küçük pencerem var birde, onun hemen yanında pek rahatsız sandalyem. O küçücük pencerenin önünde oturup hayatı seyretmek istiyorum bazı bazı. Belki de hayatla aramdaki tek beklentisiz bağım olduğu için. Hesap vermeden, olmayacak suallere maruz kalmadan en doğal halleriyle insanları seyretmek, sokağı seyretmek, canlıları ve çaprazda iki bina arasında kalmış o küçük deniz manzaramı… Sırf bu manzara için odaya ekstra ücret bile ödüyorum. Oysa denizi pek sevmem, geceleri şehrin ışıkları altındaki hayat kadar anlamlı bulmadığımdan olsa gerek. Işıklar, her biri bir gizemi aydınlatır. Mum alevi; insanın içinde saklı aşkı sahneler, Sigaramın ucundaki alev, efkârıma eş aydınlanır mesela, ben dertlendikçe derin derin, daha da harlı alev alır tütün. Lambalar, sokaktaki için sıcak bir yuvayı aydınlatır. Evde sevdiklerimin yüzünü… Oysa içimde hep aydınlıktır onlar.</p>
<p>Şimdi bu şehir de tanımadığım insanların içinde iş yerim ve otel odam arasında mekik dokuyorum. Bu odaya ilkin zoraki sonradan bile isteye fazladan ücret ödüyorum. Geldiğimin ikinci günüydü sanırım, karşıdaki binada bir ses duydum. İşte o gün bu gündür o çocuk; halime ağlıyor, çerçevem; kim bilir kaçıncı kez kurduğum bir hayalde, o sesin sahibiyle mutluluğumu hapsediyor.</p>
<p>Mutluluk, her daim esaret altında, neden? Acılarımız kadar çok değil ve onlar gibi büyütemediğimizdendir belki. Her gün olduğu gibi bugün de pencerem açık. Mevsim kış hava buz gibi lakin ben de hastalığa dair tek bir emare bile yok.</p>
<p>O sesi duyalı yaklaşık üç hafta oldu. Düşler eskir mi? Tıpkı acılar ve mutluluk gibi onlar da eskiyor. Tek eskimeyen şey umudum. O billur sesi üç hafta büyütebiliyor insan içinde, bir yüzü, bir tebessümü bir ömre sığdırabilir öyleyse.</p>
<p>İşte yine geldik o durağa ve benim kendimle olan buluşmam her zaman olduğu gibi bir son buldu. Bu dar sokaklar, şu esnaf lokantası, hınca hınç dolu kafeler ve kafelerin eteklerine uzanmış kaldırımda bir adam, az ilerde bir çocuk el açmış bir şeyler bekliyor gelip geçenden. Her zaman böyle miydi? Bu kadar muhtaç var mıydı önceden ya da hepsi… Hayır! Hayır! Silmeliyim o düşünceyi… Ölmemeli vicdanım, uymamalıyım bu şehre. Ben bu toprağın çocuğuyum netice de… İnsan hangi ruh halinde olursa olsun yolda yürürken bile bin bir çeşit hale bürünebiliyor bu şehirde.</p>
<p>Ev yemekleri satan bir dükkân var otelin üç bina ilerisinde, neredeyse her akşam oraya gidiyorum. Giderken o kısa mesafede sokaktaki eski binaları seyrediyorum, onların o eşsiz güzelliğine dalıyorum. Yapıldığı yıllarda bazısına kuş yuvası bile konmuş. Acaba ev sahipleri kira alıyor mu onlardan&#8230; Aylık üç yumurta misalinden, netice de bu şehirde her şey para. Geçen gün bir işportacıdan duymuştum eğer ticaretten biraz anlıyorsan soluduğun havayı bile satabilirsin demişti.</p>
<p>Ah şu musakka, bak görüyor musun yine düştü aklıma o kadın. Annem! Bence anlatılan onca gurbetin adı o. Hadi onsuz bir örnek verin. Onun bildiği, tattığı, gördüğü, yaşadığı, dokunduğu ne varsa ilk benzetme unsuru değil midir ya da en güzeli. Şu boynumdaki siyah atkı, sıcacık yeleğim. Yediğim en güzel yemek bu önümdeki değil. Bir gözün nuru olmak, başını okşayan o şefkatli ellerde yoğrulmak değil mi özlediği gurbet kuşlarının.</p>
<p>Ağır ağır merdivenleri çıkıyorum. Bu daracık ve kıvrımlı merdivenlerde acaba nasıl yürürdük el ele diye hayal ediyorum bazen. Az değil üç kat tırmanıyoruz birlikte. Bazen de öyle düşler kuruyorum ki onunla, mekân hep bir muamma, yanında olmanın verdiği hazla kayboluyoruz akreple yelkovan arasında bir zamanın koynunda.</p>
<p>Saçları bazen simsiyah, yeniden doğuyor insan o saçlara dokunan ışığın ritmiyle, rüzgâra karşı süzülen kuşlar gibiyiz. Tüm dünyanın aksine inatla sarılıyoruz birbirimize. Kimi zamanda o saçlar sapsarı, güneş gibi, ilkin göğsümü saran bir yangın büyüyor içimde, kavruluyor bedenim, ruhum ama yine o buğulu sesiyle bir yaz günü kavrulan bedenimi yıldızlar gibi okşuyor, serin bir dokunuş oluyor sesi.</p>
<p>Ah sizler! Penceremin eteğinde salınan samanyolunun sakinleri… Bugün bütün varlığınızı saran en büyük dünya hangisi, hani o suretlerinize astıklarınızdan ötede olan, hani diğerlerinin bilmediği size açılan. Hani umudunuzun saklandığı köşe; o izbe, karanlık, bilinmez diyar nerede. İşte ben o seste o gözlere kavuştum. Bir dünya buldum aydınlık, umut dolu.</p>
<p>Onca zaman sonra, bugün duyabilecek miyim onu diyerek oturmuşum sandalyeme. Soruyorum:</p>
<p>Bugün ziyaret edecek mi hayallerini, bugün yine o dünyaya kabul edilecek misin? Ne zaman daimi mutluluğa erecek ruhun derken, karşı pencereden onun sesini duyuyorum. O! Güneşim, yıldızım eksikliğini hissettiğim ne varsa dünyamda omuzlarına yüklediğim varım. Huzura erip mutluluğuna ulaştığım anda bir çığlıkla dönüyorum bir başka dünyaya. Bağrışmalar, ağıza alınmayacak hakaretler yükseliyor karşı pencereden ve sonra bir silah sesi duyuluyor.</p>
<p>Öylece kalıyorum. Onun sesi çıkmıyor bir süre… Gözlerim doluyor… Korkuyla merdivenlere doğru ilerliyorum. O daracık merdivenleri uçar gibi bir hızla inerek karşı binaya koşuyorum, çevredekilere, polisi arayın, o sesin sahibini, bir dünyayı yıktılar diyerek bağırıyorum. Ve birkaç defa zili çaldıktan sonra ahşap kapıyı bir omuz darbesiyle kırıyorum. Hızla yukarıya çıkarken odanın önünde üç beş kişi görünüyor. Gitti diyorum içimden, gitti. Sonra o ses, o sesin sahibine ne olduğunu öğrenmek isteyenlerdir diyerek içeri giriyorum. Ne yaptınız ona, ne yaptın ona diyerek.</p>
<p>Ben gözyaşları içinde kıvranırken, insanların yüzlerinde anlam veremediğim bir tebessüm vardı.</p>
<p>Sonra o sesi duyuyorum. Bu şehirde yalnızlığımı paylaşan, düşlerimde büyüttüğüm o suretlerin sahibini.</p>
<ul>
<li>Buyurun beyefendi ne oldu diyor.</li>
</ul>
<p>Seni! Seni vurdular duydum.</p>
<p>O çocuğun gözyaşları…</p>
<p>Benim kalbim…</p>
<p>O küçücük çerçevem boş kalacak diye sana koştum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/">Umudum / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13255</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son Durak / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/13321-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/13321-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 24 Feb 2018 08:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13321</guid>
				<description><![CDATA[<p>Burası orası değil mi, bekle beni burada, geleceğim dediğin&#8230; Bu durak o durak değil mi? yağmur yağıyordu, ve ben seni bekliyor, seni seviyordum, sırılsıklam, dur&#8217;suz duraksız&#8230; bu yoldan gitmiştik, buluşunca elin elimle&#8230; El mi olduk sahi??? El&#8217;deki ellerin, hiç mi sızlatmaz içini&#8230; hiç mi acımaz, sevdayla öptüğüm dudakların? Mucizem!!! hangi kör gayyalara hapsettin bizi? durmuyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/13321-2/">Son Durak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Burası orası değil mi,</div>
<div dir="auto">bekle beni burada,</div>
<div dir="auto">geleceğim dediğin&#8230;</div>
<div dir="auto">Bu durak o durak değil mi?</div>
<div dir="auto">yağmur yağıyordu,</div>
<div dir="auto">ve ben seni bekliyor,</div>
<div dir="auto">seni seviyordum,</div>
<div dir="auto">sırılsıklam,</div>
<div dir="auto">dur&#8217;suz duraksız&#8230;</div>
<div dir="auto">bu yoldan gitmiştik,</div>
<div dir="auto">buluşunca elin elimle&#8230;</div>
<div dir="auto">El mi olduk sahi???</div>
<div dir="auto">El&#8217;deki ellerin,</div>
<div dir="auto">hiç mi sızlatmaz içini&#8230;</div>
<div dir="auto">hiç mi acımaz,</div>
<div dir="auto">sevdayla öptüğüm dudakların?</div>
<div dir="auto">Mucizem!!!</div>
<div dir="auto">hangi kör gayyalara hapsettin bizi?</div>
<div dir="auto">durmuyor mu teninde kokum?</div>
<div dir="auto">sızlamıyor mu burnunun direği?</div>
<div dir="auto">sızlatmıyor mu</div>
<div dir="auto">göğsündeki ben içini?</div>
<div dir="auto">yakıyor içimi,</div>
<div dir="auto">her adımında bu şehir&#8230;</div>
<div dir="auto">Göğsümde,</div>
<div dir="auto">kaburgamın ortasında,</div>
<div dir="auto">tanrının bile sevmediği,</div>
<div dir="auto">sevilmeyen lanetli bir kemik&#8230;</div>
<div dir="auto">yaralı atlar,</div>
<div dir="auto">can çekişiyor,</div>
<div dir="auto">tepiniyor üstünde&#8230;</div>
<div dir="auto">sende tatlı tebessüm bin anı,</div>
<div dir="auto">bende binbir acı,</div>
<div dir="auto">acılarla örülü bir yamalı urba,</div>
<div dir="auto">zehr-i zıkkım,</div>
<div dir="auto">içinde boğulduğum çukur,</div>
<div dir="auto">bu koca şehir&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/13321-2/">Son Durak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/13321-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13321</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cansın / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cansin-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cansin-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Feb 2018 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13175</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba, Nasılsın? İyi misin? Sana duygularım candan… İçten… Sana söylemek istediklerimi söylemeye cesaretim yok. Seni seviyorum. Telefonun olsa keşke… … Arasam, konuşsak. Özledim, hem de çok. Gözlerinin içine baksam doyasıya. Sen benim özgürlüğümsün. Canımsın. Benimsin. Bensin. Ben… Sen bensin. Çığlığım sana ulaştı mı? Beni duydun mu? Yoksa bilmiyor musun bildiğimi? Sevmediğini&#8230; Sevsen keşke… Sevmedin belli. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cansin-siir/">Cansın / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,</p>
<p>Nasılsın?</p>
<p>İyi misin?</p>
<p>Sana duygularım candan…</p>
<p>İçten…</p>
<p>Sana söylemek istediklerimi söylemeye cesaretim yok.</p>
<p>Seni seviyorum.</p>
<p>Telefonun olsa keşke…</p>
<p>…</p>
<p>Arasam, konuşsak.</p>
<p>Özledim, hem de çok.</p>
<p>Gözlerinin içine baksam doyasıya.</p>
<p>Sen benim özgürlüğümsün.</p>
<p>Canımsın.</p>
<p>Benimsin.</p>
<p>Bensin.</p>
<p>Ben…</p>
<p>Sen bensin.</p>
<p>Çığlığım sana ulaştı mı?</p>
<p>Beni duydun mu?</p>
<p>Yoksa bilmiyor musun bildiğimi?</p>
<p>Sevmediğini&#8230;</p>
<p>Sevsen keşke…</p>
<p>Sevmedin belli.</p>
<p>Getirdiğin duygularda kaybolduğum belli mi?</p>
<p>Gözlerimden belli değil mi sevdiğim?</p>
<p>Canımdan bir parça olduğun belli değil mi?</p>
<p>Cansın.</p>
<p>Can…</p>
<p>Canımdan bir parçasın.</p>
<p>Ama farkında değilsin.</p>
<p>Seni seviyorum.</p>
<p>Ama bilmiyorsun.</p>
<p>Duygularım seninle coşuyor, seni seviyorum.</p>
<p>Sensin, benim ışığım.</p>
<p>Sensin, benim hayatım.</p>
<p>Tu hi mere zindagi…</p>
<p>Tu hi mere jaan…</p>
<p>Sen yarınsın.</p>
<p>Sen cansın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cansin-siir/">Cansın / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cansin-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13175</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gönül Irağı / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Feb 2018 06:46:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13367</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözleri deniz hasretiyle bakardı. Akşam oldu mu, sakin kayalıklara oturur, Ummana dikerdi bakışlarını. Kimselere ses etmeden atardı oltasını. Rakısından iki yudum alır, Sürerdi sigarasının dumanını. Beklediği olmasaydı eğer, Çoktan bırakır giderdi buraları. &#160; Başıboş yelkenliler gibi ufuk çizgisinde kaybolurdu gözleri. Gönülden ırağın sevdası başında taç, Gözden ırağa baksa da, muhtaçtı bastığı toprağa. Aşktan solmuş güneş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/">Gönül Irağı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözleri deniz hasretiyle bakardı.</p>
<p>Akşam oldu mu, sakin kayalıklara oturur,</p>
<p>Ummana dikerdi bakışlarını.</p>
<p>Kimselere ses etmeden atardı oltasını.</p>
<p>Rakısından iki yudum alır,</p>
<p>Sürerdi sigarasının dumanını.</p>
<p>Beklediği olmasaydı eğer,</p>
<p>Çoktan bırakır giderdi buraları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başıboş yelkenliler gibi ufuk çizgisinde</p>
<p style="padding-left: 210px;">kaybolurdu gözleri.</p>
<p>Gönülden ırağın sevdası başında taç,</p>
<p>Gözden ırağa baksa da,</p>
<p style="padding-left: 210px;">muhtaçtı bastığı toprağa.</p>
<p>Aşktan solmuş güneş teninde,</p>
<p>Zıpkın yarası açılmıştı derin.</p>
<p>Dalardı enginlerde vurgun yemiş nasırlı eli,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Yemleri dizerken çaparinin çıkardığı sesi,</p>
<p style="padding-left: 120px;">Türküyle bağlardı titreyen nefesi&#8230;</p>
<p>Belli belirsiz bir ses gelirdi uzaktan,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Çocukluğunun hayalinden yanık bir nota izi…</p>
<p style="padding-left: 180px;">‘<strong>Yârim senden ayrılalı hayli zaman oldu gel gel,</strong></p>
<p style="padding-left: 180px;"><strong>Bak gözümden akan yaşım ahu revan oldu gel gel’</strong></p>
<p>Gelmezdi beklenen, ne gece ne gündüz</p>
<p>Ne ay ışığının şavkında üzüntüsüz,</p>
<p>Ne yağan yağmurun ağlayan damlalarında kesintisiz</p>
<p>Sessiz</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ve</p>
<p style="padding-left: 60px;">Kimsesizdi</p>
<p style="padding-left: 90px;">Gelmezdi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilirdi gelmeyeceğini,</p>
<p>Oltasının ucundaki balıklara söylenir dururdu,</p>
<p>Balıklar sudan çıkmış hallerine aldırmadan</p>
<p>Can havliyle dinlerlerdi onu…</p>
<p>Bir garip balıkçının sızım sızım sızlayan</p>
<p>Kederinde yankılanırdı kaderinin sonu.</p>
<p>Onlarla konuşur denize fırlatırdı sonra</p>
<p>Kimse görmezdi tuttuğunu,</p>
<p>Boş kovasıyla, boş dönerdi</p>
<p>Bomboş evinin tutardı yolunu…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avcı değildi, hiç olmamıştı,</p>
<p>Av olduysa da, şikâyet etmezdi sevdiğinden.</p>
<p>Elindeki dert ortağı oltasıyla</p>
<p>Derdine derman arayanın</p>
<p>Doyardı bir kuru ekmekle karnı.</p>
<p>‘Gözden ırak olan gönülden de ırak olmaz ya’</p>
<p>Der, inatla yaşamaya devam ederdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sıkı sarılmalı bu hayata,</p>
<p>Liman olsun diye bu şehir sana</p>
<p>Gülfidanı gibi koklayıp seni</p>
<p>Açsın bağrında gonca gülleri.</p>
<p>Saçılsın kokusu havaya</p>
<p>Sürülsün esansı öpülmemiş boyunlara&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen, sana ıraksan eğer</p>
<p>Göze de ırak kalırsın Gönül’e de…</p>
<p>Öyleyse boş ver,</p>
<p>Boş kalsın kovan her seferinde.</p>
<p>Sen at tuttuğun balıkları denize,</p>
<p>Deniz bilmese de Halik bilecektir üzülme…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/">Gönül Irağı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13367</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #10 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Feb 2018 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12396</guid>
				<description><![CDATA[<p>Metehan çok küçük yaştan beri hafızasını çok kapsamlı kullanabilen biriydi. Küçüklüğümüze dair bir göz atarken kimsenin hatırlayamadığı şeyleri o hatırlar, neşeli mizacıyla bizlere anlatırdı. Öyle bir anlatırdı ki çocukluğunu; karşısında kim varsa, silme kırılırdı gülmekten. Ağzı iyi laf yapardı keratanın. İlkokul beşinci sınıfta, Şerif Öğretmen’in Türkçe dersinde hayallerimizden bahsediyorduk. Metehan çıktı tahtaya, “Öğretmenim” dedi “bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #10 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Metehan çok küçük yaştan beri hafızasını çok kapsamlı kullanabilen biriydi. Küçüklüğümüze dair bir göz atarken kimsenin hatırlayamadığı şeyleri o hatırlar, neşeli mizacıyla bizlere anlatırdı. Öyle bir anlatırdı ki çocukluğunu; karşısında kim varsa, silme kırılırdı gülmekten. Ağzı iyi laf yapardı keratanın.</p>
<p>İlkokul beşinci sınıfta, Şerif Öğretmen’in Türkçe dersinde hayallerimizden bahsediyorduk. Metehan çıktı tahtaya, “Öğretmenim” dedi “bir hikaye anlatabilir miyim?”</p>
<p>Biraz başına buyruk olduğu kadar korkusuz da bir çocuktu. Dersle alakasız da olsa aklına eseni yapmak için izin alır, izin verilmezse de aklına eseni yapmaya koyulurdu. İzinlerle pek işi olmazdı… O yaşına kadar dolu dolu yaşadığı hayatından küçük küçük doneler aktarmaya başladı, yeşil tahta önünde. Hatta anlattı hikayedeki mekanlarda küçük detaylar bulunuyorsa eğer aklımızda daha iyi canlansın diye, tahtanın sol altında duran tebeşirlerden alır, o küçük detayları çizerdi.</p>
<p>Bitirdi hikayesini, tabi biz hikaye boyu ardı arkası kesilmemiş kahkahalarımızdan dolayı artık patlayacak gibi olan karınlarımızın ağrısıyla baş başa kalmışken, “İşte öğretmenim…” dedi. “Benim komik hayatımın bir filme çekilmesi en büyük hayalim. O filmi tüm dünyanın izlemesini istiyorum.” Oturdu yerine, alkışlar eşliğinde.</p>
<p>“Ulan ne olacak 5. Sınıfa giden çocuğun hayatından.” Demeyin. Siz Metehan’ı bir tanısaydınız, böyle söyleyemezdiniz zaten. O kadar ince düşünür ve hareket ederdi ki, “bu mu beşinci sınıf çocuğu?” derdiniz. Orta yaş bunalımındaki bir ev kızı iseniz “Evlenelim.” derdiniz. Ben pek yakıştırmasam da sanırım en uygun tamlama büyümüş de küçülmüştür Metehan için…</p>
<p>Ben Doktor Kayra&#8230; Hatırlayanlarınız olacaktır, gönlüm 2014’ün yazını yaşarken, 14 Şubat günü sizlere yazdığım, kısa bir yazımı sizlere ulaştırmıştım… Doktor Kayra da değilim aslında, ben Metehan’ın en yakın arkadaşıyım. İsmimi elbette vermek, Metehan’ı gölgelemek istemiyorum. Çünkü burada Metehan için toplandık hepimiz… Yaşananlardan habersiz, harflerime ilgi duyan sizler bile…</p>
<p>Metehan ile olan arkadaşlığımız; karşılıklı etkileşim halinde olmadığımız, birbirimize karşı  yalnızca birbirimizden bahsettiğimiz bir arkadaşlıktı. Tabiki bu kadar keskin sınırlarla ayrılan bir arkadaşlık değildi bizimkisi, arada başka insanlar da eşlik ederdi konuşmalarımıza. Arkalarından bolca konuşurduk fakat genellikle kendimiz.</p>
<p>Günün birinde birbirimize bir söz verdik, hayattaki tek önceliğimiz kendimizin ve birbirimizin hayallerini gerçekleştirmek olacaktı. Günün birinde, birbirimizden uzaklaşsak da farklı yerler de olsak da bu sözümüzü tutacaktık…</p>
<p>Sözümü tanıyorum Metehan! Hiçbir zaman bir filmin olmayacak olsa bile yeni izliyorlar şuan, bu konuda için rahat olsun.</p>
<p>Sizin henüz haberiniz yok; Sevde ile Metehan 13. Yaşlarının ortalarına doğru sevgili oldular. Çok kavga edip, çok barıştılar. Ama o sonuncusu… Ne Sevde ne Metehan ilişkilerine son veren o kavgadan uzun süre bunalımdan kurtulamadılar. Zaten zamanlaması oldukça manidar; Sevde’nin babasının tayini nedeniyle ikisi bir daha asla görüşemedi.</p>
<p>Bundan tam 2 sene kadar önce ise; atladı! Çağdaşkent Apartmanı Kat 4…</p>
<p>Pekala neden mi böyle bir şey yapma ihtiyacı duydum? Geçenlerde facebooktan ilkokulda en hızlı koşup, en iyi kale bastı oynayan sınıf arkadaşımız, Buğra eklemiş Metehan’ı. Bütün bunlar yaşandı yaşanalı bütün hesaplarına ben arada girer kontrol ederim. Boş bulunup arkadaşlık isteğini kabul ettim.</p>
<p>Eklediğinin ertesi günü mesaj yazmış, “Neredesin? Neler yapıyorsun Mete?” Klavyem düğümlendi. “Dedemin yanındayım.” diyemedim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #10 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12396</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Geçtim Yine Dün, Eski Hazan Bahçelerinden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 08:02:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13215</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;ÜZGÜN VE KIRILMIŞ GİBİ KALBİM EN İNCE YERİNDEN…” Eminönü’nün her köşesinde  gün boyu farklı bir film çekilir sanki. Sürekli devinim halindedir. İsimler, yüzler, renkler, aklınıza gelen gelmeyen bin türlü eşya… Çok renkli, çok çekici, tarih dolu sokaklar, caddeler… Mısır çarşısı, Kapalıçarşı, Tahtakale, Mercan, Sultanhamam… İş yaşamımın altı yılı Eminönü’nde geçti. Semtin de, ticaret erbabının da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Geçtim Yine Dün, Eski Hazan Bahçelerinden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;ÜZGÜN VE KIRILMIŞ GİBİ KALBİM EN İNCE YERİNDEN…”</p>
<p>Eminönü’nün her köşesinde  gün boyu farklı bir film çekilir sanki. Sürekli devinim halindedir. İsimler, yüzler, renkler, aklınıza gelen gelmeyen bin türlü eşya… Çok renkli, çok çekici, tarih dolu sokaklar, caddeler… Mısır çarşısı, Kapalıçarşı, Tahtakale, Mercan, Sultanhamam… İş yaşamımın altı yılı Eminönü’nde geçti. Semtin de, ticaret erbabının da yeri başkadır bende. Esnafı, tüccarı sözlerinin eridirler. Aralarında, dürüst olmayanları barındırmazlar. Müesseseleri, genellikle babadan oğla geçer, ticarette devamlılık esastır. Gayrimüslim ticarethane sahipleri ise, ticaretten gerçekten de çok iyi anlar, son derece prensip sahibidirler ve her konuda pazarlık etmeyi severler.</p>
<p>Şimdi artık anılarda kalmış ve kuruluştaki elemanları arasında olduğum  o banka şubesinin açılış gününde, kapı komşumuz olan “İzmir Saat Pazarının” jest mahiyetinde yatırdığı, o zamana göre yüklüce dövizi vezneye teslim ederken tanımıştım seni. Geçmiş yıllarda, o civardaki büyük bir banka şubesinin müdürlüğünü yapmış yakın akrabamın ricası ile gelmiştiniz açılışa, baban ve kardeşin ile birlikte… Babanız Cahit Bey, annenizin yakın tarihlerdeki vefatı sonrasında, dükkanınızda duayen konumunda birkaç saat geçirir, yılın büyük bölümünde yurt dışında olurdu. Yönetim, seninle birlikte kardeşin Güçlü ‘deydi. Her ikiniz de, iyi eğitim almış, birkaç yabancı dil bilen, görgülü gençlerdiniz. Güçlü, her zaman ağırbaşlı, sakin ve mesafeliydi genellikle. Ama sen, Bahadır, sen hep kıpır kıpırdın. İsminin çağrıştırdığı boylu- boslu, pehlivan tipinde biri değildin, kuşkusuz. Orta boyda, tombul bir beden, sarı kıvırcık saçlar, sürekli gülmeye hazır bir yüz, mavi- yeşil arası, içinde kıvılcımlar çakan pırıl pırıl gözler. Hepimiz çok sevimli bulurduk seni. Bir gün, elinde gümüş bir yüzük ile çıkageldin. Üzerine bereket duası kazınmış, çok güzel, gümüş bir yüzük… Bana armağan ettin.Bu kadar değerli bir takıyı nereden bulduğunu sordum, güldün ve “orası bana kalsın “ dedin. Bugüne dek, sevgi ile taktım o yüzüğü. Kaybetmek istemediğim takılardandır. Seni de hep sevgi ile anarım.</p>
<p>Onca zaman sonra, nereden aklıma düştü Eminönü’nü ziyaret etmek? Kaç yıl oldu, görüşmeyeli? Birkaç yıl önce uğramıştım dükkana.Sen yoktun, Güçlü vardı.Babanız Cahit Beyin ölümünü öğrenmiştim üzülerek. Selam söylemiştim sana.</p>
<p>O gün, Eminönü’ne gitmek düştü aklıma. Bereket dualı yüzüğümü takarken, içimden size uğramak geçti.”Bahadır’ı görürsem, yüzüğü gösterir, onca zaman sonra, bir kez daha teşekkür ederim” diye düşündüm. Zaten, oralara uzun aralıklarla her gidişimde, görmekten keyif aldığım birkaç eski dosttan biriydin  sen… Birini yitireli çok uzun zaman oldu.  Mustafa Baba, Sultanahmet’in üniversite eğitimli, babadan devraldığı müessesini, oğluna devretmeye hazırlanan tanınmış mefruşatçılarındandı. Ben onu çok sevdim, o da beni sevdi ve çocuklarından bile çok güvendi. İmzasını attığı boş dekontu, saklamam için bana emanet etmişti. “Bana bir hal olursa, lütfen paramı bu dekontu kullanarak çekiniz.Sonra ne yapacağınızı da söyleyeceğim size. Ama bu sır aramızda kalsın “. Oğlu, işini bilen, duygusallıktan uzak bir ticaret adamıydı ve baba ile meşrepleri hiç uyuşmazdı. Bir gün:  “ Babam sana güveniyor, ama bana hiç güvenmiyor “ diye yakınmıştı, sözlerinde hafif bir kıskançlık vardı sanki. Sonra ben, o piyasadan ayrıldım. Aralıklarla da olsa, Mustafa Baba ve eşini telefon ile aramayı sürdürdüm. Kızım iki yaşındaydı, bir gün evlerinde ziyaret ettim babayı ve eşi Ayşe Hanımı. “Çok fenayız efendim, çok fena. İyice elden ayaktan olduk. Sizden vefalı kimsemiz de kalmadı. Siz bizi unutmadınız” dedi. Sonra araya aylar girdi, bir gün yine ansızın aklıma düştü aramak. Ama nedense, evi arayamadım, korkarak oğlunun telefonunu çevirdim. Mustafa babayı sordum. Telefonunu diğer ucunda kocaman bir sessizlik oldu, “ Babamı dün gece kaybettik” dedi. “ Senin içine mi doğdu? O seni çok severdi. Yarın şişli camiinden uğurlayacağız.” Ertesi gün, eşimle birlikte katıldık törene. Gönlümden geçirdiğim gibi veda ettim babaya. Her Eminönü gezimde, aklıma gelir, sevgi ve rahmetle anarım onu.</p>
<p>Eminönü ziyaretimin ilk durağı sizin dükkan oldu o gün. Güçlü ve tanımadığım bir eleman vardı, sen yoktun. Hal –hatır sorma faslı sonrası, Güçlü’ye “ Bahadır nasıl? Neler yapıyor? “ dedim. Yüzü değişti “ Bahadır’ı geçtiğimiz ağustos ayında kaybettik” dedi! . Kalakaldım, öylece, şaşkın, inanmaz, aklı almaz bir halde, öylece durdum.”Kanser mi? “ dedim anlamsızca.İçimde her nedense  birdenbire ölüverdiğine ilişkin bir düşünce oluştu. Omzunu silkti hafifçe “böbrek yetmezliği “dedi kısaca.” 47 yaşındaydı ve bugün onun doğum günü” . Yılların ardından, tam da o gün, Eminönü’ne beni getiren bu muydu Bahadır? Kardeşinin yapayalnız geçirdiği, ölümünden sonraki ilk doğum gününde, beni oraya getiren neydi? Bilmiyorum. Bildiğim ve içimi çok acıtan, bir daha hiçbir doğum gününü kutlayamayacak olman… Dükkan üzerime çökmüş gibi, Güçlü ile vedalaşıp ayrıldım oradan. Köşeyi dönünceye dek te arkama bakmadım. Baksam, zor tuttuğum gözyaşlarım akardı belki. O gün, her uğradığım dükkana girmeden önce, tanıdığım, sevdiğim insanların hala yaşıyor olmaları için dua ettim içimden. Ama inan ki, dolaştığım her köşede senin zamansız gidişin acıttı içimi. Bu kadar güzel bakarken dünyaya, bu kadar çabuk ölünmez ki. Seni de, Mustafa Babam gibi, sevgili ölmüşlerim arasına koydum zorunlu olarak.</p>
<p>Her ölüm erkendir Bahadır, ama ölüm bu yaştaki sana hiç yakışmadı, bilesin…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Geçtim Yine Dün, Eski Hazan Bahçelerinden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13215</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BEN/Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13228</guid>
				<description><![CDATA[<p>Korkağa serttir sözüm, yiğide mert! Dostuma deva özüm, düşmana dert! Kendin ne kadar gizle, örtersen ört, Kimsenin gözlüğünü takamam ben! Niyetler çözen bakışım var benim. &#160; Dik başlı değilim, başım hep diktir. Fesada sessizliğim inceliktir. Sevgim derin, saygım efendiliktir. Su değilim, her kalıba girmem ben! Hayata karşı duruşum var benim. &#160; Zalimin karşısında, mazluma can. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-siir/">BEN/Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Korkağa serttir sözüm, yiğide mert!</p>
<p>Dostuma deva özüm, düşmana dert!</p>
<p>Kendin ne kadar gizle, örtersen ört,</p>
<p>Kimsenin gözlüğünü takamam ben!</p>
<p>Niyetler çözen bakışım var benim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dik başlı değilim, başım hep diktir.</p>
<p>Fesada sessizliğim inceliktir.</p>
<p>Sevgim derin, saygım efendiliktir.</p>
<p>Su değilim, her kalıba girmem ben!</p>
<p>Hayata karşı duruşum var benim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zalimin karşısında, mazluma can.</p>
<p>Hainin kaçışında sadığa kan.</p>
<p>Cahilin sapışında âlime yan,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tekâmül derdiyle koşuyorum ben!</p>
<p>Canla başla bir yarışım var benim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çocuklar arkadaşım, masum yanım.</p>
<p>Hastalar şefkatim, sızlayan canım.</p>
<p>Yaşlılar vicdanım, gelecek halim…</p>
<p>Herkesin yardımına koşarım ben!</p>
<p>Gönülden gönle akışım var benim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tırnaklarımla tutundum hayata,</p>
<p>Ömrümü harcadım yalan dünyaya,</p>
<p>Kandım bir kerecik tatlı rüyaya,</p>
<p>Diplere vursam da şahlanırım ben!</p>
<p>Bu yüzden candan gülüşüm var benim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mahlûkat sevmeyi bildim Yunus’tan,</p>
<p>Hoş görü, tevazuyu Mevlana’dan,</p>
<p>Yaraya merhemi Hacı Bektaş’tan,</p>
<p>Her insan bir ayettir, okurum ben!</p>
<p>Yüreğimde Allah aşkım var benim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-siir/">BEN/Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13228</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / AYRILIK&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Feb 2018 08:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13311</guid>
				<description><![CDATA[<p>AYRILIK… “Üç ayı iki gün geçti!” dedi ve yutkundu… “Buraya gömülmeyi vasiyet etmişti&#8230; Senin köyüne… Nasılsa bir gün buraya döneceğini biliyordu, sana yakın olmak istedi…” Arkadaşının kendisini duyup duymadığını bilemiyordu. Ellerini göbeğinin altına bağladı, başını yana eğdi… Uzun uzun taze mezarı seyretti… “Hece taşındaki mavi yazma sürekli yenileniyor biliyor musun? Asla solmasına izin vermiyorlar!” Bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / AYRILIK&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>AYRILIK…</p>
<p>“Üç ayı iki gün geçti!” dedi ve yutkundu…</p>
<p>“Buraya gömülmeyi vasiyet etmişti&#8230; Senin köyüne… Nasılsa bir gün buraya döneceğini biliyordu, sana yakın olmak istedi…”</p>
<p>Arkadaşının kendisini duyup duymadığını bilemiyordu. Ellerini göbeğinin altına bağladı, başını yana eğdi…</p>
<p>Uzun uzun taze mezarı seyretti…</p>
<p>“Hece taşındaki mavi yazma sürekli yenileniyor biliyor musun? Asla solmasına izin vermiyorlar!”</p>
<p>Bir tepki bekledi arkadaşından. Devam etti…</p>
<p>“Mavi yazmayı muradına eremeyenler takar bilirsin… O da bu dünyada muradına eremedi…”</p>
<p>Dizlerinin üzerine çökmüş, iradesizce toprağı eşeleyen arkadaşının birkaç adım arkasında ayakta duruyordu.</p>
<p>Son kez küçük bir meyhanede görüşmüşlerdi. Nedensiz ayrılığı sorgulamışlardı o gün… Oysa ne çok şey vardı söylenmesi gereken, oysa ne çok şeyi söyleyememiş, bu güne bırakmıştı istemeden&#8230;</p>
<p>O günden beri ondan hiçbir haber alamamışlardı.</p>
<p>Belli ki küsmüştü bu şehre! O’na bu kadar yakınken bu kadar uzak olmayı içine sindirememişti besbelli. Hiç kimseye hiç bir şey demeden, terk etmişti bu şehri, O’nu ve her şeyi…</p>
<p>Kim bilir ne kadar uzaktı gittiği yer, kim bilir ne kadar dayanılmaz…</p>
<p>Derin bir nefes aldı ve</p>
<p>“Hani senin o çok sevdiğin kırmızı çiçekli elbisesi vardı ya! Son nefesini o elbisenin içinde verdi.”</p>
<p>“…”</p>
<p>İstem dışı boşalıveren gözyaşlarını elinin tersiyle sildi.</p>
<p>“Doktorlar ancak bir &#8211; iki saat daha yaşar dediklerinde giydirdiler o elbiseyi. Vasiyetiydi biliyor musun? Koynuna da senin ve oğlunun resmini koydular.”</p>
<p>Günah çıkartıyordu sanki! Arkadaşına son görüşmelerinde anlatamadığı her şeyi sırayla, yaşarcasına anlatıyordu. Sanki kendi payına düşen günah çıkartmayı yaşıyordu.</p>
<p>“İnsan nasıl son nefesini verirse o şekilde diğer tarafta yaşarmış diye inanıyordu. Diğer tarafta senin karşına o elbiseyle çıkacağına inanıyordu.”</p>
<p>İçinden; “inşallah inandığı gerçekleşir!” diye geçirdi. O kadar içten bir temenniydi ki bu; içi titredi, nefes alması sıklaşmaya başladı. Söyleyecekleri henüz bitmemişti. Bu yüzden; ayakta durmaya çalışıyor, direniyordu…</p>
<p>”Son nefesinde o kadar mutluymuş ki!”</p>
<p>Artık zamanı gelmişti. Asıl söylemesi gerekenlere tepkisinden çekiniyordu oysa! Ama! Aması yok, belki de her şeyi bilmesi gereken tek kişi şu an dizlerinin üzerinde, küçücük, zavallı bir haldeydi, çaresizdi…</p>
<p>“Hep sevgisini sorguladın, hep neden gittiğine kızdın. Hastaydı be! Sana belli etmeden tedavi oluyordu… Ama olmadı işte! Tedavisinden sonuç alamadı.”</p>
<p>Arkadaşının irkildiğini gördü. Rahatladı. Korktuğu gibi bir tepki değildi bu.</p>
<p>“Doktorlar umut kestiğinde sadece sekiz aylık bir ömrü kalmıştı. İşte o an senden kopmayı seçti. Olur ya! Belki O’ndan nefret eder de bir başkasında aradığın mutluluğu bulursun istedi.”</p>
<p>Dizlerinin üzerinde kaskatı kesilmiş arkadaşına doğru bir adım attı. Arkadaşı hiçbir tepki vermiyordu.</p>
<p>“Hiçbir şey beceremezsen… O’nu hep son gördüğün haliyle, gülüşleriyle hatırlarsın istedi… İşte bu kadar çok seviyordu seni…”</p>
<p>Arkadaşının derin derin soluduğunu fark etti. Devam edip etmemekte tereddüt geçirdi. Olsun! Devam etmeliydi. Her şey bu güne kadar içinde sıkışıp kalmıştı çünkü.</p>
<p>“Mezar daha yeni! Birkaç ay sonra yaptırılacak.” dedi, “Hani şu dağlara taşlara sevdiğinin ismini kazıyanlar var ya! Onların sevdalarının ne kadar sıradan olduğunu herkes görecek.”</p>
<p>Bir kez daha derin nefes aldı… İçi sıkıştı, devam etti;</p>
<p>“Mezar taşına; ‘Burada koca yürekli adamın mavi yürekli kadını yatıyor’ yazılacak. Bir vasiyeti de buydu!”</p>
<p>Yorulmuştu. Kendisini gereğinden fazla sıkmıştı, titremeye başladı. Sesi titriyordu;</p>
<p>“Oğlunu sana emanet etti. O’nu ne kadar çok sahiplendiğini biliyordu. O’na kendi oğlunmuş gibi sahip çıkacağını çok iyi biliyordu. Belki de seni bundan sonra yaşama tutunduracak tek şey O’nun oğludur ne dersin?”</p>
<p>“…”</p>
<p>“Bak gördün mü? Yine arkasından gitmene izin vermedi. Oğlunu sana bıraktı, tıpkı doyasıya yaşayamadığı sevdasını bıraktığı gibi…”</p>
<p>“…”</p>
<p>Başını iki yana sallayarak fısıldadı;</p>
<p>“Ne çok sevmiş seni…”</p>
<p>Arkadaşının omzunu tuttu; “Hadi gidelim!” diyebildi…</p>
<p>Arkadaşı sert bir darbeyle omzundaki elden kurtuldu. Uzun süredir devam eden sessiz hıçkırıkları kesilmiş, bağıra çağıra ağlıyordu. Dayanma gücü kalmamıştı, mezarın üzerine kapandı…</p>
<p>“Tanrım! Nasıl bir acı bu?” diyebildi içinden, “Nasıl dayanacak, ne kadar dayanacak?” diye düşündü.</p>
<p>Arkadaşının şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yanında olması gerektiğini aklından geçiyordu. Böylesi büyük bir sevdanın tam ortasında kalmış olması bile kendisini bu kadar yıpratmışken, arkadaşının nasıl dayanabileceğini düşünemiyordu. Bildiği tek şey; arkadaşının yanında olması gerektiğiydi.</p>
<p>Doyasıya yaşanan bir sevda, yine doyasıya yaşanan bir acıyla son bulacaktı. Yüreğinde hep o sevdayı taşıyarak…</p>
<p>Birkaç adım geriye gitti. Arkadaşının ağlaması dayanılacak gibi değildi. Yaşananları, yaşanamamışlıkları ve yaşanacakları düşündükçe gözlerini özgür bırakmayı seçti. Sessizce ağlamaya başladı.</p>
<p>Arkadaşına baktı, söylendi; “Hadi be oğlum! Dön artık şu hayata! Hadi be dostum, hadi be arkadaşım! Başarabilirsin, biliyorum…”</p>
<p>Bir süre daha bekledi;</p>
<p>“Hadi gidelim!” dedi, “Oğlunuzun sana ihtiyacı var! Bekletmeyelim…”</p>
<p>İrkildi, mezarın üzerinden kalktı. Arkadaşına doğru baktı ve olur anlamında başını bir kez salladı…</p>
<p>Dizleri titriyordu… Güçlükle ayağa kalktı, arkadaşının koluna girdi.</p>
<p>İlk kez konuştu;</p>
<p>“Her gün geleceğim yanına! Bilirim sıkılır yalnızlıktan… Sohbet edeceğim onunla! Kim bilir üşür belki, üşümesine izin vermeyeceğim… En çok ayakları üşürdü. Sımsıkı sarıldım mı mezarına; üşümez, üşütmem ben onu, üşümesine izin vermem… Her gece de selamlayacağım mavi yüreklimi, sevdiğimi her gece haykıracağım… Her gece yıldızlara el sallayacağım… Oğlumuzla birlikte&#8230;”</p>
<p>Arkadaşının elini tuttu, sıktı…</p>
<p>“Hadi gidelim!” dedi…</p>
<p>Yürüdüler, kol kola mezarlığın kapısına geldiler…</p>
<p>Durdu, geri döndü ve</p>
<p>“Yarın görüşürüz mavi yüreklim!” dedi, “Ben gelene kadar kendine iyi bak!”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / AYRILIK&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13311</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anarşist Çoçuk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anarsist-cocuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anarsist-cocuk/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Feb 2018 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özkan Ataklı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13120</guid>
				<description><![CDATA[<p>I Yüz yıl önce eğilmiştim ruhunun derinlerine durup durup hatırlayamadığın tek hecelik şarkıyım sesinde &#160; yüzüne değmek: hayat sıcaklığında nefesinin rüzgar salmak içine… uçurtma rüyalar iliştirmek çocuk uykularına &#160; II zamanında çalan saat gibi aklın kalbine durmadan geç kaldığın… avuçların bayram yeri öpüşünle mühürlü an’lar &#160; III serin İzmir gecelerinde topuk seslerinde vurulmuş martı kanadı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anarsist-cocuk/">Anarşist Çoçuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>I</p>
<p>Yüz yıl önce</p>
<p>eğilmiştim</p>
<p>ruhunun derinlerine</p>
<p>durup durup hatırlayamadığın</p>
<p>tek hecelik şarkıyım sesinde</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>yüzüne değmek: hayat</p>
<p>sıcaklığında nefesinin</p>
<p>rüzgar salmak içine…</p>
<p>uçurtma rüyalar iliştirmek</p>
<p>çocuk uykularına</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>II</p>
<p><em>zamanında çalan saat gibi aklın</em></p>
<p><em>kalbine </em></p>
<p><em>durmadan geç kaldığın…</em></p>
<p><em>avuçların bayram yeri</em></p>
<p><em>öpüşünle mühürlü an’lar</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>III</p>
<p>serin İzmir gecelerinde</p>
<p>topuk seslerinde</p>
<p>vurulmuş martı kanadı yüreğim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>duvarlarına aşk yazan</p>
<p>anarşist çocuğum</p>
<p>korku(luk)larını zorlayan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>kabullenmek zor…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>yel değirmeniydin</p>
<p>hiç dövüşmemiştin</p>
<p>Donkişot’a aşık olmak</p>
<p>varmış kaderinde;</p>
<p>arasında kalmak</p>
<p>hayalle gerçeğin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anarsist-cocuk/">Anarşist Çoçuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anarsist-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13120</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / ÖZLEM&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozlem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozlem/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Feb 2018 08:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13300</guid>
				<description><![CDATA[<p>ÖZLEM&#8230; İçkisinden bir yudum daha aldı; başını öne eğdi. Acısı yüzünden okunsun istemiyordu; yüzünü gizlemeyi seçti. Birden için için ağlamaya başladı. Bunu son zamanlarda hep yapıyordu. Burun delikleri hızlı hızlı şişmeye başladı. Sonra gözlerini çevirdi ve “Beni sevseydi gitmezdi değil mi abi?” diyebildi. “&#8230;” “Yok! Sevseydi gitmezdi, sevseydi bu kadar acı çekmeme izin vermezdi…” Başını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozlem/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / ÖZLEM&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>ÖZLEM&#8230;</p>
<p>İçkisinden bir yudum daha aldı; başını öne eğdi. Acısı yüzünden okunsun istemiyordu; yüzünü gizlemeyi seçti. Birden için için ağlamaya başladı. Bunu son zamanlarda hep yapıyordu. Burun delikleri hızlı hızlı şişmeye başladı. Sonra gözlerini çevirdi ve<br />
“Beni sevseydi gitmezdi değil mi abi?” diyebildi.<br />
“&#8230;”<br />
“Yok! Sevseydi gitmezdi, sevseydi bu kadar acı çekmeme izin vermezdi…”<br />
Başını kaldırdı ve gözlerini arkadaşına dikti; fısıldarcasına konuştu:<br />
“Seven, sevdiğinin acı çekmesine hiç izin verir mi?”<br />
Sonra sustu. Belli ki acısı en ağır adımlarıyla yüreğinde geziniyordu. Başını iki yana salladı;<br />
“İçim çok acıyor!”<br />
Acısı yüzüne vurmuştu, devam etti…<br />
“Madem gidecekti, neden hayatıma girdi, neden kendini çok sevdirdi?”<br />
“…”<br />
“Hem bu kadar çok sevmişken!”<br />
Söyleyecek bir söz bulamıyordu arkadaşı. Ne söylese ikna olmayacaktı ki; bu belliydi… Sessizliği seçti…<br />
“Abi! Ben hata yapmadım değil mi? Üzülmesine izin vermedim, acı çekmesine izin vermedim, hep yanında oldum.”<br />
Yavaşça başını salladı arkadaşı, onaylıyordu. Söylemek istediklerini bir türlü toparlayamıyor, söylemek istedikleri boğazında düğümleniyordu.<br />
Terk edilmiş olmanın acısını hangi sözcük soğutabilirdi ki yürekte? Bilemiyordu…<br />
Arkadaşının acısını doyasıya yaşamasına izin veriyordu sadece.<br />
Kim bilir belki biraz rahatlar…<br />
“Sesini duymasam, yüzünü görmesem işim rast gitmeyecekmiş gibi gelirdi hep. Her sabah bir ‘Günaydın’ına muhtaç hissederdim kendimi. Bunu biliyordu…”<br />
Sonra sitem edercesine sözlerine devam etti…<br />
“Seviyorum diye aldatmış yıllardır; yazık!”<br />
“Anlıyorum!” dedi arkadaşı, “Ama ne olur anla artık, seni o kadar çok seviyordu ki, sadece seni çok sevdiği için gitmesi gerekiyordu. Sevgisinde de asla yalanı olmadı!”<br />
Arkadaşının bu sözleri üzerine şaşırdı. Durdu, duyduğu sözleri mırıldanırcasına tekrarladı:<br />
“Çok sevdiği için gitti demek!”<br />
Acı bir tebessümle arkadaşına baktı, sanki sözlerinin ne demek olduğunu ister gibiydi bakışları.<br />
“Ne demek çok sevdiği için gitmek? Ne yaptım ben O’na?”<br />
“Sen de o da üzerinize düşeni yaptınız. Birbirinizi çok sevdiniz. Bir sevda bu kadar büyük bir sevgiyi ancak masallarda görür!”<br />
Sonra başını öne eğdi arkadaşı… Söyleyemediklerini düşündü. Arkadaşının omzuna elini koydu ve<br />
“Anla artık! Gitmesi gerekiyordu…”<br />
“Hem çok seviyordu diyorsun hem gitmesi gerekiyordu… Nasıl oluyor bu iş abi? Ne diyorsun sen?”<br />
“Bak! Bir kez daha söylemeyeceğim… Gitmesi gerekiyordu ve gitti… Kalsaydı çok acı çekecektiniz. O bunu anladığı zaman gitmeyi seçti. Eğer O’nu çok seviyorsan, sadece O’nun kararına saygı göster.”<br />
Birasından bir yudum aldı. Biraz rahatlamıştı. Arkadaşının gözlerinin içine bakarak kararlı bir şekilde konuştu:<br />
“Nereye giderse gitsin, nerede olursa olsun; sadece ama sadece seni sevecek ve sana olan sevgisini ölünceye dek yüreğinde taşıyacak. Ama bir kez daha dönmesini asla aklının ucundan bile geçirme.”<br />
“Anlamıyorum söylediklerini. Nasıl böyle bir şey söyleyebiliyorsun? Her sözün bilmece gibi!”<br />
“Ben söyleyeceğimi söyledim. Gitmem gerekiyor. Sen de kalk artık. Evine git, bir duş al ve yat uyu!”<br />
Garsona seslendi, hesabı istedi.<br />
“Bugün benden olsun! İtiraz istemem…”<br />
Hesabı ödedi, telefonunu aldı, iki eliyle arkadaşının elini tuttu:<br />
“Yeter artık, kendini mahvedeceksin!”<br />
Arkadaşının ağlamaktan kızarmış gözlerine baktı ve<br />
“Kendine iyi bak!” diyebildi.<br />
Masadan kalktı, bir iki adım atmıştı ki durdu…<br />
Sonra yavaşça döndü, arkadaşına doğru eğildi,<br />
“Giderken sana söylememi istediği bir şey vardı; unuttum! Dedi ki; eğer beni çok özlerse, sadece yıldızlara baksın… Ben öyle yapacağım!”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozlem/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / ÖZLEM&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozlem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13300</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / HÜZÜN&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Feb 2018 07:50:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13305</guid>
				<description><![CDATA[<p>HÜZÜN&#8230; Kapı çalıyor! Sen mi geldin? … Değilmişsin… Her kapı çaldığında aynı duygu ve hevesle koşuyorum biliyor musun? Sanki kapının öte tarafında sen bekliyormuşsun gibi. Yok, yok! Seni asla bekletmem orada. Kendince aç kapıyı gir içeri. Gümbür gümbür hem de… Duysun dünya âlem, duysun yüreğim senin geldiğini. “Evinin kadını, başının tacı, gönlünün sultanı geldi!” desinler, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / HÜZÜN&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>HÜZÜN&#8230;</p>
<p>Kapı çalıyor! Sen mi geldin? … Değilmişsin… Her kapı çaldığında aynı duygu ve hevesle koşuyorum biliyor musun? Sanki kapının öte tarafında sen bekliyormuşsun gibi. Yok, yok! Seni asla bekletmem orada. Kendince aç kapıyı gir içeri. Gümbür gümbür hem de… Duysun dünya âlem, duysun yüreğim senin geldiğini. “Evinin kadını, başının tacı, gönlünün sultanı geldi!” desinler, O artık mutlu, hüzün dışarı. İşte böyle bekliyorum ben. Her nefes alışımda içime çekiyorum seni. Hani bilirsin; her yeni başlangıçta besmele çeker ya insanlar! Ben senin adını anıyorum her seferinde. Her nefes alışımda içimde saklıyor, bir kez daha adını anacağım geliyor aklıma ve bir nefes daha çekiyorum içeri. Hep sen kokuyorsun. Bir gün “Seni sevgimle çıldırtacağım!” demiştim hatırlarsın. “Ölmeye yatacaksın, yaşamaya mecbur edeceğim!” demiştim. Şimdi ben ölüyorum be sevgili! Geri dönüşsüz bir ölmek olacak benimki. Hani hep derdin ya; “Ölürsen ben de ölürüm!” Ölmeyeceksin be can! Ölmeyeceksin benim ‘mavi yüreklim!’ Sen ölürsen sevgim hangi yürekte yaşayacak son nefesine dek? Yok! Sen ölme. Beni bir kez daha öldürme. Hüzün var içimde; sıkan, sımsıkı sarmalayan, nefes aldırmayan… Sen yoksun; ben sensizim, ben sessiz… Ağlamak geliyor içimden sürekli. Ağlayamıyorum, utanıyorum, çaresizim. Ağlıyorum yine, sessiz… Hayat ne kadar anlamsızmış sen olmayınca be gülüm. Sesini duyamamak, yüzünü görememek, yanında olamamak ne acı. Sen hiç sensiz kalmadın ki… “Bir kez daha dünyaya gelsem, aynı şiddetle severim!” derdim sana hatırlıyor musun? Yanılmışım. “Bir kez daha gelsem şu dünyaya, daha çok şiddetle severim seni!” yeminim olsun. Bu kadar çok yakınındayken, bu kadar uzağına düşmek… İşte hüzün bu be gülüm! Hüzün tarifsiz… Telefonum çalıyor. Arayan sensin değil mi? &#8230;&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / HÜZÜN&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13305</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gönül Bağı / ŞİİR</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevda-orucu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevda-orucu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Feb 2018 06:40:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oruç Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13130</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nerede, hangi bağda bozdun, sevda orucunu? nasıl kıydın, tav olup bir tas koruk suyuna, nasıl yatırdın bedenini? koruk sularında nasıl söküp attın; göğsünün ortasındaki beni? ben sana aşk badeleri damıtırken, gönül bağımda, nasıl nasıl? Hangi kör kara suları, masmavi engin belledin? Aşk şarabına yatıracakken ben seni, şıralara ram mı oldun sevgili? söyle!!! söyle; gusül tutar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevda-orucu/">Gönül Bağı / ŞİİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Nerede,</div>
<div dir="auto">hangi bağda bozdun,</div>
<div dir="auto">sevda orucunu?</div>
<div dir="auto">nasıl kıydın,</div>
<div dir="auto">tav olup</div>
<div dir="auto">bir tas koruk suyuna,</div>
<div dir="auto">nasıl yatırdın bedenini?</div>
<div dir="auto">koruk sularında nasıl söküp attın;</div>
<div dir="auto">göğsünün ortasındaki beni?</div>
<div dir="auto">ben sana aşk badeleri damıtırken,</div>
<div dir="auto">gönül bağımda,</div>
<div dir="auto">nasıl nasıl?</div>
<div dir="auto">Hangi kör kara suları,</div>
<div dir="auto">masmavi engin belledin?</div>
<div dir="auto">Aşk şarabına yatıracakken ben seni,</div>
<div dir="auto">şıralara ram mı oldun sevgili?</div>
<div dir="auto">söyle!!!</div>
<div dir="auto">söyle;</div>
<div dir="auto">gusül tutar mı,</div>
<div dir="auto">ortasından beni koparıp attığın göğsün?</div>
<div dir="auto">ben aşkına iman ederken,</div>
<div dir="auto">söyle hangi vakitsiz bağ bozumlarında,</div>
<div dir="auto">kıydın paramparça ettin,</div>
<div dir="auto">dönüp yemininden,</div>
<div dir="auto">harcadın sevgimizi?</div>
<div dir="auto">Top patladı da,</div>
<div dir="auto">bozdun mu sevda orucunu,</div>
<div dir="auto">sevda yeminini???hangi bağda bozdun,</div>
<div dir="auto">sevda orucunu?</div>
<div dir="auto">nasıl kıydın,</div>
<div dir="auto">tav olup</div>
<div dir="auto">bir tas koruk suyuna,</div>
<div dir="auto">nasıl yatırdın bedenini?</div>
<div dir="auto">koruk sularında nasıl söküp attın;</div>
<div dir="auto">göğsünün ortasındaki beni?</div>
<div dir="auto">ben sana aşk badeleri damıtırken,</div>
<div dir="auto">gönül bağımda,</div>
<div dir="auto">nasıl nasıl?</div>
<div dir="auto">Hangi kör kara suları,</div>
<div dir="auto">masmavi engin belledin?</div>
<div dir="auto">Aşk şarabına yatıracakken ben seni,</div>
<div dir="auto">şıralara ram mı oldun sevgili?</div>
<div dir="auto">söyle!!!</div>
<div dir="auto">söyle;</div>
<div dir="auto">gusül tutar mı,</div>
<div dir="auto">ortasından beni koparıp attığın göğsün?</div>
<div dir="auto">ben aşkına iman ederken,</div>
<div dir="auto">söyle hangi vakitsiz bağ bozumlarında,</div>
<div dir="auto">kıydın paramparça ettin,</div>
<div dir="auto">dönüp yemininden,</div>
<div dir="auto">harcadın sevgimizi?</div>
<div dir="auto">Top patladı da,</div>
<div dir="auto">bozdun mu sevda orucunu,</div>
<div dir="auto">sevda yeminini???</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevda-orucu/">Gönül Bağı / ŞİİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevda-orucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13130</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşkın O Sihirli Elini Hissetmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12917-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12917-2/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Feb 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililergünü]]></category>
		<category><![CDATA[yıldıztilbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12917</guid>
				<description><![CDATA[<p>St.Valentine&#8217;s day ne zaman bizim ülkemizde &#8216;sevgililer günü&#8217; olarak anılmaya ve kutlanmaya başladı? Bileniniz varsa  bana tam tarihi bildirsin lütfen. Hafızam beni yanılmıyorsa eğer, 1990&#8217;lı yıllarda  tezgahlardaki yerini almaya başladı.Tezgahlarda diyorum, çünkü 60&#8217;lı yıllarda doğan kuşak olan bizler, gençliğimizin tam orta noktasında haberdar olduk böyle bir günün varlığından. Şatafatlı kutlamalardan, seni seviyorum yazan pandalardan (ayı demek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12917-2/">Aşkın O Sihirli Elini Hissetmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg"><img class="wp-image-12928 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg?resize=392%2C294" alt="" width="392" height="294" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg?w=728&amp;ssl=1 728w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" data-recalc-dims="1" /></a>St.Valentine&#8217;s day ne zaman bizim ülkemizde &#8216;sevgililer günü&#8217; olarak anılmaya ve kutlanmaya başladı? Bileniniz varsa  bana tam tarihi bildirsin <strong>lütfen</strong>. Hafızam beni yanılmıyorsa eğer, 1990&#8217;lı yıllarda  tezgahlardaki yerini almaya başladı.Tezgahlarda diyorum, çünkü 60&#8217;lı yıllarda doğan kuşak olan bizler, gençliğimizin tam orta noktasında haberdar olduk böyle bir günün varlığından. Şatafatlı kutlamalardan, seni seviyorum yazan pandalardan (ayı demek istemedim), kırmızı kalpli pastalardan, lüks otellerde ayrılan odalardan, ünlü &#8216;restaurantların special&#8217; menülerinden&#8230;</p>
<p>O güne kadar bihaber yaşayıp gidiyorduk ne güzel&#8230; &#8220;Aşkın o sihirli elini&#8221; şarkılarda hissediyorduk, yeşilçam filmleri yetiyordu bize, yetmezse damardan biraz arabesk alıp idare ediyorduk. Sevdiğimizi ispat etmek için daha fazlasına ihtiyaç duymuyorduk, kafamız bozuksa eğer iki tek alıp cesaretimizi topluyorduk o kadar. Yeteneği olanlar şiir yazardı renkli kağıtlara, sesi güzel olan türkü söylerdi olsa olsa en fazla. Kimsenin bir beklentisi yoktu. Sevmekten başka&#8230;</p>
<p>Şubat ayı ise 28 çekmesiyle ünlüydü, 29 Şubatta doğanların 4 yılda bir doğum günü kutlamak zorunda olmasıyla eğlenirdik. Sömestr tatilleri dışında başkaca bir anlamı yoktu Şubatın. Oysa şimdi öyle mi ya? Daha Şubat ayının başında insanların başkaca hiç bir işi gücü yokmuş gibi,  başlıyor hazırlıklar tezgahlarda. Konuşmalar renk değiştiriyor&#8221; Canım siz  Sevgililer günününde nerede olacaksınız?&#8221; la başlıyor mesela&#8230; &#8221; Biz filanca otelde yerimizi ayırttık bile, akşam yemeğini orada yiyip, terasında içkilerimizi yudumlayacağız. Aaa&#8230; siz daha yerinizi ayırtmadınız mı? Vallahi yer bulunmuyor şekerim çok geç kalmışsınız. Açıkta kalırsınız&#8230; Bak söylemedi deme sonra &#8221;</p>
<p>Ya da başka bir konuşma, &#8221; Sevgilimmmmmm  nasıl bir sürpriz yapacaksın bana 14 Şubatta?  Biliyor musun, falancanın kocası bir gerdanlık siparişi vermiş şu mücevver mağazasına&#8230;&#8221; Böylece sürprizin adresi verilmiş oluyor ilgili makama&#8230;</p>
<p>Bütün çiçekçiler aralarında anlaşmışlar gibi bir adet gülün fiyatını üç basamaklı rakamlarla belirleyip, bir yıllık gelirlerini bir günde elde etmenin yolunu 14 Şubat&#8217;ta buluyor. Yılın geri kalanı ver istersen ucuza&#8230;</p>
<p>Bir telaştır sarıyor ortalığı, geçen yıllarda alınan hediyeler anımsanıyor. Öyle ya, tekrara düşmemek lazım. Ya da yakın arkadaşlarla pişti olmamalı değil mi ama? Her şey de öyle pahallı ki, neyse canım yılda bir defa ne de olsa&#8230; Kim daha gösterişli bir hediye alırsa, o kadar çok seviyor ya sevdiğini &#8230;</p>
<p>Bütçesine göre kutlayanlar da yok değil elbette sevgililer gününü&#8230; Ayağını yorganına göre uzatmak isteyenler için de seçenekler mevcut. Pek tabii kıdem önemli bir belirleyici olmalı seçilecek hediyede&#8230; Daha bir kaç haftalık sevgiliyseniz eğer ufak tefek armağanlarla kurtarabilirsiniz bu yılı, seneye uzarsa ilişkiniz misliyle karşılık vermek şartıyla&#8230; Ama yıllanmış ilişkilerde hediye de büyür, fiyatı da yükselir işte bu durumlar için aşağıya bakınız&#8230;. Veeeee</p>
<p style="text-align: center;">%50 Sevgililer Günü İndirimini Kaçırmayınız&#8230;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png"><br />
<img class="wp-image-13095 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png?resize=477%2C224" alt="" width="477" height="224" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png?w=958&amp;ssl=1 958w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png?resize=300%2C141&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Küçük hediye demişken yaratıcı olanları da yok değil hani&#8230; Çeşit çeşit ne ararsanız var piyasa geniş&#8230; Sektör öyle gelişmiş ki size yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Her birimiz adeta bir reklamcı edasıyla sıvıyoruz kolları hem işi ucuza getirmek hem de eldeki sevgiliden olmamak için itina ile çalışıyoruz. Malum hediye beğenilmezse eğer bir yıl boyunca bunun dırdırını çekmek de var serde&#8230;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg"><img class="wp-image-13097 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=269%2C179" alt="" width="269" height="179" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?w=1160&amp;ssl=1 1160w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=1024%2C682&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 269px) 100vw, 269px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<h6> Eli kağıt kalem tutanlar, biraz beceriyle kurtarırlar belki de&#8230; Ya tutamayanlar için müracaat işin ehline&#8230;<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg"><img class="alignnone wp-image-13099" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?resize=256%2C256" alt="" width="256" height="256" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" data-recalc-dims="1" /></a></h6>
<h6 style="text-align: center;"> Hiç bir şey yapamıyorsanız eğer tutun elinden sevdiğinizi götürün çekin fotoğrafını bitsin bu işkence&#8230;</h6>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg"><img class="wp-image-13101 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg?resize=378%2C283" alt="" width="378" height="283" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg?resize=300%2C224&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 378px) 100vw, 378px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg"><img class="wp-image-13103 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?resize=321%2C321" alt="" width="321" height="321" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 321px) 100vw, 321px" data-recalc-dims="1" /></a>Hele bir de unutup atladıysanız bu günü vay halinize, nasıl alacaksınız gönlünü sevdiğinizin? Elbette tatlı dille veeeeee kocaman bir tatlı sepetiyle&#8230;Çikolata seviyorsa biraz pahallıya mal olsa da kurtardınız yine de aman dikkat seneye, sakın ola ki unutmayasınız !</p>
<p>Sevgililer günü, sevgili olmak için çok önemlidir. Bugünü bunalıma girmeden sevgilisiz geçirenler olabildiği gibi , sırf hediye masrafından kurtulmak için, 14 Şubattan önce ayrılanlar bile çıkabilmektedir.</p>
<p>Altı üstü bir gün demeyin, sevgililer günü bugün&#8230; Ya olmasaydı kutlanmasaydı ne yapardık o zaman? Ekonominin hızlanması, iç talebin artırılması bir yana</p>
<p><em><strong>&#8220;Aşkın o sihirli elini &#8221; nasıl hissederdik ruhlarımızda?</strong> </em></p>
<p>Turizm nasıl canlanırdı? Yurt dışı seyahatlerle nasıl turlar kazanırdı? Duygularımızı nasıl dile getirirdik? En pahallı, gösterişli armağanı almazsak nasıl kanıtlardık sevdiğimizi karşımızdakine değil mi ama?</p>
<p style="text-align: center;"><strong>İyi ki var sevgililer günü&#8230;</strong></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png"><img class="wp-image-13105 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png?resize=555%2C200" alt="" width="555" height="200" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png?resize=300%2C108&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 555px) 100vw, 555px" data-recalc-dims="1" /></a><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg"><img class="size-full wp-image-13106 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg?resize=400%2C242" alt="" width="400" height="242" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg?resize=400%2C242&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg?resize=300%2C182&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Ha&#8230; unutmadan Yıldız Tilbe&#8217;den gelsin günün şarkısı&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/UCjTddie6jo?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<h4></h4>
<h4></h4>
<h4></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12917-2/">Aşkın O Sihirli Elini Hissetmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12917-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12917</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uğultu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ugultu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ugultu/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Opruklu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12909</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü göstermek için nazlandığı nisan ayının  ilk günüydü. İki camlı dar pencerenin hemen önünde, beyaz örtülerin altında demir bir somyada sessizce yatıyordu. Somya derken, son model araba gibi&#8230; Pencerenin maviliğe açılan tek kanadında sırt sırta vermiş diğer binaların boşluğu görünüyordu. Bütün boşluklar gibi gri ve huzursuzdu. Solmuş çerçeveli pencereden içeri düşen sabah güneşi, kat [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ugultu/">Uğultu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü göstermek için nazlandığı nisan ayının  ilk günüydü. İki camlı dar pencerenin hemen önünde, beyaz örtülerin altında demir bir somyada sessizce yatıyordu. Somya derken, son model araba gibi&#8230; Pencerenin maviliğe açılan tek kanadında sırt sırta vermiş diğer binaların boşluğu görünüyordu. Bütün boşluklar gibi gri ve huzursuzdu. Solmuş çerçeveli pencereden içeri düşen sabah güneşi, kat kat boyanmaktan nefes alamayan solgun benizli duvarda gölgeler çizerek sabahı müjdeliyordu.</p>
<p>İki gün önce getirilmişti bu odaya, uçak gövdenin içinde. Getirildiği an, her imkan hemen seferber edilmiş, fabrikaların seri üretim bantlarındaki gibi her şey otomatik işlemişti.Teknolojinin tüm nimetleri esirgenmeden kullanılmış; kablolar, hortumlar, iğneler, her renkten  haplar&#8230;Ama fayda etmemişti.</p>
<p>Göz kapakları taş gibi ağırdı,  zorlayarak araladı. Sisliydi her şey. Tentürdiyot kokan odada, sağ yanında  demir sandalyede oturan yorgun bakışlı anasını gördü. Gözlerine inen perdenin aralığından seçebildiği, sabun kokulu şefkatin yüzüydü. Mırıltılı bir ayin içinde, elindeki küçük kitapçığın Arapça yazılı sayfalarını belli aralıklarla buruşuk parmağıyla çeviriyordu. Üzerindeki beyaz külçeyi kaldırmaya yeltendi, gücü yetmedi. Çıplaktı sanki, üşüyordu. Hafiflikten belki de&#8230;Düşeceğini sanıp karyolanın soğuk kolunu dermansız parmaklarıyla tutmaya yeltendi, göz göze geldiler. Bildi. Konuşamadı.</p>
<p>Sabah erkenden kilit dili olmayan, kenar kaplamaları atmış kapı  açıldı. Beyaz giysili sert bakışlı elleri ceplerinde bir adam ile ellerinde kalem kağıt tutan titrek bakışlı üç kişi içeri girdi. Saçları arkasında özensizce toplanmış sarışın genç bayan elinde tuttuğu kalın tomardan bir şeyler aktardı kendi dillerinde. Şifacıydı hepsi. Sıkıntılı bir yüzü vardı elleri ceplerinde ola adamın; kötü bir şey söyleyecekmiş gibi bakıyor. aralarında kendi dillerinde konuşuyor, yorum yapıyorlardı. Anladı, elleri ceplerinde olan baş doktordu.</p>
<ul>
<li> Tekini kaybettik,</li>
<li>Topuk koparan,</li>
<li>Öteki?</li>
<li>Ötekini diktik,</li>
</ul>
<p>&#8220;Geçmiş olsun,&#8221; dedi hafif tebessüm ederek. Konuşmaları duyamıyordu. Her şey törensel bir ritimdeydi. Gitsinler istiyordu. Uyumak&#8230;Uyumak&#8230;</p>
<p>Çıkıp gittiler hepsi, arkalarına bakmadan. Başka ziyaretleri vardı yan komşulara.</p>
<p>Günler birbirini kovalarken geceleri delik deşik uykular içinde kıvranıyordu.Verdikleri tesirli ilaçlara rağmen gün yüzü göstermiyordu derin sızı. Karanlık, yorgun gözlerini kapatmasıyla koyulaşıp pençe pençe sıkıyordu.&#8221;Olmayan bir şey nasıl sızlar ki,&#8221; diye düşündü.</p>
<p>Ertesi sabah Saat 05.30; günün ilk ışıkları odada gezinmeye başladı. Beyaz bir melek; yüzünde yorgun ama içten bir tebessümle, &#8220;Günaydın, nasılsınız bu gün,&#8221; diyerek sessizce odaya girdi. Gözleri ile selamladı meleği. İlk günün acemiliğini çabuk attı. Alışmaya başlamıştı ama neye alışıyordu bilmiyordu!</p>
<p>Zaman burada hızlı geçiyordu. Ne zaman sabah be zaman akşamdı fark edemiyordu, bekli de fark etmiyordu. Koridorlarda rehavetin gezdiği ikindi saatlerinde uykusuna yenilmişti. Şefkatli bir elin başına dokunması ile uyandı.Göz kapaklarını hafifçe aralayarak baktı.Tanımıyordu. Bir dost eli gibi yumuşaktı dokunuşu adamın. Beyaz çarşafın altında yatan budanmış kahramana mimiksiz bir şefkatle baktı. &#8220;Kahraman bu mu&#8221; dedi. Evet anlamında hepsi birden baş salladı.Yatıştırıcı ve umut dolu cümleler peşi sıra geldi.</p>
<p>&#8220;Anlat bakalım evladım nasıl hissediyorsun?&#8221; dedi. Gözlerinde buğu, kulaklarında uğultu. &#8220;Sağ ol&#8221; işareti yaptı bakışlarıyla.Duygularını ifade edecek cesareti bulamadı,  &#8220;Hissizim&#8221; diyemedi. Belliydi. Adamın arkasında onu dinleyen sıra sıra dizilmiş sayamadığı kadar gölge. Ellerinde not defterleri ile kelimeler onun ağzından çıkmadan havada yakalayıp beyaz kağıtlara geçiriyorlardı. Elinde defteri olmayanlar başlarını sürekli sallıyorlardı. Niye sallarlarsa! Söylenenleri gözlerini kırpıştırarak  dinledi. Anladılar onlar. Hepsi birden yüzlerindeki donmuş bir tebessümle başlarını öne arkaya tekrar yaylandırdılar. Kader böyleymiş avuntuları içinde sessizce konuşulanları dinleyen yaşlı annesinin &#8220;Buna da şükür,&#8221; dediğini duyunca hepsi minnetle baktılar&#8230;Neyi beklerlerse hala!</p>
<p>Anlamsız sorulara, bu sefer ellerini ceplerinden çıkarmış doktor, anlamadıkları cevaplar verdi. Sanki komşu ziyaretine gelmiş gibiydiler. Terk edilmiş bir depoda köşeye atılmış hurdalar gibi hissetti. Eksik sapını, &#8220;Nereye sakladınız?&#8221; diye soracaktı. Bir silah gibiydi öfkesi, patlamaya hazır. Sustu. Doktoru cevapladı &#8220;Tekiyle de hayatı devam ettirebilir, ancak biz yerine yenisini yapacağız&#8230;&#8221; Gitsinler istiyordu. Uyumak istiyordu. Tekini de, yenisini de istemiyordu. Derin bir iç geçirme karşısında üzüldüğünü sandılar. Tebessümlerinin  acımayla mı  yoksa umursamazlıktan mı kaynaklandığı anlaşılmıyordu. Hep birlikte geldikleri gibi  çıktılar arkalarına bakmadan.</p>
<p>Zaman zaman hemşirenin açtığı dar pencereden içeri dolan taze hava, gri peteklerden tüten sıcak havanın etkisiyle çok geçmeden ısınıp kirleniyordu. Hayatla tek bağı olan sesi kısık televizyona ilişti gözü.Titreşen görüntüde bombardıman bitmiyordu. Görüntülere baktıkça &#8220;Her şey çok çabuk kirleniyor,&#8221; diye düşündü.Kumandanın harfleri silinmiş kırmızı tuşuna dokundu&#8230;</p>
<p>Hafiflemiş bedenini kıpırdatmak istese de olmadı. Eksilen sapının yerini arıyordu günlerdir. Vücudunun sağında kocaman bir boşluk. Akvaryumdaki balık sürüsü gibi yerini yadırgadı. Doğrulmak, kalkmak istese de kıpırdayamadı. Karanlığın içinde başka bir karanlık doğmuş gibiydi. Karanlık gözlerini kapatmasıyla koyulaşıp pençe olup sıkıyordu. Başında dolu şırıngalar, kolunda iğneler, ağzında plastik boru, sinir bozucu bir ritimle öten makineler, hortumdan ağır ağır akan sıvılar, renkli drajeler. Deva niyetine yutturulan ilaçların kokusu odanın kirli beyaz duvarlarının her köşesine sinmişti &#8220;Hissizlik ne güzel şeymiş &#8221; diye düşündü. Sadece uykusu vardı. Bir uykudan uyanmış diğerine geçmişti, bir karanlıktan başka bir karanlığa geçiş gibi. Sapsızlık silinmez bir leke gibiydi.</p>
<p>Gözleri inen koyu sis perdesinden göz kapakları iyice ağırlaşmış, nerdeyse kapanacaktı. Hafif doğruldu, beyaz kapının dar penceresinin önünden geçenlere baktı, tanıdık birini arıyordu. Herkes yabancıydı. Az önce aldığı renkli draje iyi gelmişti. Gözlerine inen perdenin arkasında belirdi  sevgilinin yüzü. Bir o, bu sonsuz karanlığı dayanılır kılmaya yetiyordu, bir o! Oradaki görüntüsüyle&#8230; Yüzü dalgalı. Yazı bekliyorlardı&#8230;</p>
<p>Güneş  perdelerini erken indirmiş, sarp kayaların ardında güne yenik düşmeye başlamıştı. Mart soğuğu tüm kuytulara sinmiş, yağmur yüklü bulutlar birbirlerini itiyorlardı. Sert ayaz sarp kayaların arasında dolaşırken, üzerindeki yeşil benekli elbisenin boş bulduğu aralıklarından sinsice içeri sızıyor, palaskanın sıktığı belinde toplanmış sıcak buharı buza çeviriyordu.</p>
<p>Bu son tur olacaktı, iki yıldır kaç tur yapmışlardı bilmiyordu. Önlerinde duran uçsuz bucaksız, inişli çıkışlı geçit vermez kapılar vardı. Az kalmıştı. Aşmaları gereken son canavar karşılarındaydı. Geçmez demişler ama sonuna gelmişti.. &#8220;Allah&#8217;ım bu son tur bir bitse,&#8221; diye düşündü.</p>
<p>Sırtında elli kilo ağırlık olmasına rağmen sabahtan beri yürümüşlerdi. Öncüydü, hep önde. En tehlikeli yerdeydiler, burayı  geçince gerisi kolaydı. Ne aşılmaz engelleri aşmışlar, ne tehlikeleri bertaraf etmişlerdi iki yılda. Soluksuz yürüyüşün ardından mola zamanı gelmişti. Sessizce çöktü, sırtını ıslak boz kayaya dayadı. Aşağıda yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan nehrin ahtapot gibi ürkütücü kolları sarmıştı tüm kuytuları. Boynundan süzülen ter,  kenetlenmiş kalın kemerin sıktığı belinde toplanıyor, soğuk bir buz havuzuna dönüştürüyordu. Avucunun içindeki ter, tüfeğin soğuk kabzasını kayganlaştırmış, elinde vıcık vıcık oynuyordu. Sırt çantasının kayışları omuzlarındaki ağırlığı on kat artırmış, bıçak yarası gibi derin bir sızı omuzlarından her yerine yayılıyordu. Isınmak için sigarasını başını iki elinin arasına alarak yaktı. Ateşi karanlıkta görünmesin diye bir dikişte bitirdiği kola kutusun içine ucunu saklayarak içti. İyi gelmişti.</p>
<p>Sessizce kalktı, arkasındaki yirmi kişilik gölgede onu takip etti. Sinmiş bir korku, beklenmedik bir ürperti dolaşıyordu akşamın geceye sarkan  karanlığında.Göz hapsinde gibiydiler. Herkesin yüzünden okunuyordu huzursuzluk. Her çıtırtıya kulak kesiliyor, her adımında bastığı yere dikkat ediyordu. Bir an irkildi. Nefesini tuttu. Önündeki boz kayalığın yosunlu yamacına yüzükoyun uzandı olanca ağırlığıyla.&#8221;Tam siper,&#8221; derken tüm gövdeler sıkılmış sünger gibi birer birer küçülüyordu ıslak kayaların keskin köşelerinde. Dört bir yandan adres sormadan seken sivri metaller karanlığı bıçak gibi yararak havai fişek gösterisi sunuyor, kayalara çarptıkça ıslıkları artıyor, ağır bir uğultu karanlığı kuşatıyordu. Gök gürlemiş, kara bulutlardan peşi sıra ışıklı sağanak başlamıştı. Sesli bir ateş böceğiydi sanki. Kıpırtısız bedenler bu şölene ellerindeki ışık yayarlarla eşlik ettiler. Çok geçmeden şölen bitmişti. Başını hafifçe kaldırırken, arkasına baktı nedense. Işık, duman ve ses vardı sadece. Önce başlar doğruldu, sonra ağır yüklü gövdeler. Alevli  ıslıklar kesilmiş, kızıla boyanmış gökyüzü az önceki şenliği terk etmiş tekrar karanlık kabuğuna çekilmişti. Vukuat yoktu, olsa haber gelirdi.</p>
<p>Rahatladı, korkmuyordu ama ne yapacağını bilememenin kararsızlığı bir mengene gibi sıkıştırmıştı yüreğini. İleriye baktı. Hedefe az kalmıştı. Hafifçe doğrularak bir adım attı.Yürüdükçe kayaların sivri uçları kalın botun bütün tabanını kemiriyordu. Ağır gövdeler, başlar öne eğik sessiz yürüyüşe tekrar başladı.</p>
<p>Adımlar dikkatlice atılıyor, botların tabanları kayaların arasına sıkışmış  toprağı şefkatle  öpüyordu. Ayaklarının altında toprağın yumuşaklığını hissetti. Çok geçmedi. Sağ ayağını ileri attığında toprağın süngerin suyu çekmesi gibi ayağını yavaş yavaş içine çektiğini hissetti. Engel olamadı, gömülüyordu yerin karanlığına.</p>
<p>Birden bir şimşek çaktı, ardından kulakları sağır eden gümbürtü. Ateş yüklü kara bulutlar sağanağa başlamıştı yine. Dumanlı alevin sesi iç karartıcı bir müzik gibiydi. Bir hafiflik ve eksiklik hissetti vücudunda; ağırlıklarını atıp yükünü boşaltmış bir gemi gibiydi. Kıpırdamıyordu. Ateş, kocaman bir kor parçasını kucaklamış gibi, her yerini yakıyordu. Gözleri karanlığa çarptıkça yayılan tozlu ve sıcak ışık. İçinde duyduğu ürperti ile bacağında hissettiği sıcaklık arasında zaman geçmedi. Sıcaklık soluğunu sıklaştırdı. Kızıl aydınlıktan sonra her şey karanlığa gömüldü. Bir film sahnesinin ortasındaydı. Elini bir haftalık koyu gölgeli sakallı suratında gezdirdi. Burun deliklerinden şerbet gibi akan koyu kırmızı sıvı her yeri boyamıştı. Tek hissettiği kesif bir barut ve yanmış et kokusuydu. Arkasındaki arkadaşı ona bağırarak koşuyor ama kulağındaki uğultudan duyamıyordu. Ayağa kalkmaya çalışıyor, ayağından on gündür çıkmamış bağcıklı kara muhafaza, içindekiyle birlikte savrulmuştu. Bağırmak istedi, sesi çıkmıyordu, düğümlendi kelimeler boğazında. Bedeni kasılıyor, direniyordu ayrılışa. Vücuduna söz dinletemiyordu. Karanlık kan kırmızıydı. Karanlığın tuzağa benzediğini o gece hissetti.</p>
<p>Garip bir boşluğun uğultusunu hissetti.Toprak kayalarla beraber havaya uçmuş, dört bir yana savrulmuştu ne varsa. Çok geçmeden gelen koca gövdeli kanatlıya hissiz bindi. Arkasına bakamadı. Zihnini perdeleyen sis dağılınca kanatlının jilet gibi bulutları kesişini hissetti. Koca gövde eksilmiş gövdeyi alarak hızla uzaklaştı. Kanatlının sesi ninni gibi gelmişti&#8230;</p>
<p>Orta okuldaydı. Beden eğitimi öğretmenini çok severdi. &#8220;Sende futbolcu bacağı var, sağ ayağını çok iyi kullanıyorsun,&#8221; demiş, motive etmişti. Spor ayakkabısı yoktu, çok pahalıydı belki de . Babasının &#8220;Kara lastik neyine yetmez&#8230;&#8221; sözüne alınmamış,-takım arkadaşlarında spor ayakkabısı olsa bile- içi bezli kara lastikle top oynamıştı inadına. On Dokuz Mayıs  gençlik bayramında yapılan gençlik koşusunda aynı ayakkabıyla ikinci olmuştu. Bitiş çizgisine metreler kala bacaklarını gücü tükense de bitirmişti sağ ayakla. Hep sağ ayakla başlardı, yarışı da sağla bitirmişti.</p>
<p>Elindeki bir sürü evrakla gelen mevzuat görevlisi, hastaneden teskere alma zamanının geldiğini tebliğ etti. Herkes tezkereyi dört gözle beklerken o çıkmak istemedi akvaryumundan, kalmak istedi, böyle iyiydi. Nasılsa sapsızlığın önemi yoktu burada, sapsızlar arasında. Oysa dışarısı öylemiydi?</p>
<p>Dört tekerlekli ödülünü aldı; kolunun altına sıkıştıramazdı, eksilmiş vücudunu içine sıkıştırdı. Çıktı. Arabaya binerken, camda yansımasını gördü. Onayladı kendini &#8220;Var&#8221;ıyla &#8220;Yok&#8221;uyla. İnsan tek sapıyla da çok şey yapabilirdi. Razı oluşla meydan okumalıydı hayata&#8230;</p>
<p>Günler hızla birbirini kovalıyordu.Tutunmak istiyor ama sendeliyordu. Ne koca adamlar ne küçük adamlar kalmıştı yanında, ne de beklediği vardı yanında. Bomboştu. Bir detaydı artık. Anladı&#8230;</p>
<p>Deniz kenarında her zaman buluştukları yere çekti hediye arabasını. Dikkatlice park etti, nemden ıslanmış banka yaslanarak oturdu. Hüzünlü yağmur bulutları itişiyordu.  Yirmiliklerden kalan son teselli çubuğunu yaktı. Çevresine bakındı insanlar azalmıştı. Kıyıdaki kayalıklarla öpüşen sarı köpüklerden yayılan iyot kokusunu içine çekti. Gecenin sabaha devrettiği gri sis yavaş yavaş zihniyle dünya arasına perde çekiyordu. Sisin derinliklerinde onu aradı, yoktu. Son bir kez ufka düşürdü bakışlarını. Koyu maviliğin içinde bir deniz anası gibi şeffaftı. Gördü. Tekerini derin maviliğe doğru döndürdü.</p>
<p>Bir martı kanat çırparak beyaz bulutlara yükseldi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ugultu/">Uğultu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ugultu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12909</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Yolunda Bir Kırlangıç</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-yolunda-bir-kirlangic/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-yolunda-bir-kirlangic/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Feb 2018 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13116</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba, Senden beklediğim tek şey vardı: Sevgi… Sen istemedin. Uyudum uyandım. Uyandım uyudum. Hep yanımda sen vardın. Seni hayal edip durdum. Seninle uyuduğumun farkına bile varamadın. Ama ben uyudum senin gözlerinde. Bir rüya oldun, aktın gözlerimden. Yaş oldun. Güzeldim belki. Sen de özeldin. Güzellik bulutundan yağan kar gibiydin benim için. Gök gürültüsü ve sağanak… Delilik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-yolunda-bir-kirlangic/">Sevgi Yolunda Bir Kırlangıç</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,</p>
<p>Senden beklediğim tek şey vardı: Sevgi…</p>
<p>Sen istemedin.</p>
<p>Uyudum uyandım.</p>
<p>Uyandım uyudum.</p>
<p>Hep yanımda sen vardın.</p>
<p>Seni hayal edip durdum.</p>
<p>Seninle uyuduğumun farkına bile varamadın.</p>
<p>Ama ben uyudum senin gözlerinde.</p>
<p>Bir rüya oldun, aktın gözlerimden.</p>
<p>Yaş oldun.</p>
<p>Güzeldim belki.</p>
<p>Sen de özeldin.</p>
<p>Güzellik bulutundan yağan kar gibiydin benim için.</p>
<p>Gök gürültüsü ve sağanak…</p>
<p>Delilik şişesini denize bıraktım.</p>
<p>Sen oku diye…</p>
<p>Bir mektup var senin için.</p>
<p>Belki okursun gülümsersin en içten.</p>
<p>Belki ağlarsın en içten.</p>
<p>Bir kedim var.</p>
<p>Çok tatlı.</p>
<p>Senin gibi.</p>
<p>Özel bir dağarcık yarışması gibisin hayatımda.</p>
<p>Mevsimlik penceremden akan bir damla kan oldun, yaktın.</p>
<p>Belki anlarsın diye bekledim.</p>
<p>Anlarsın.</p>
<p>Bilemedin.</p>
<p>Bekledim.</p>
<p>Daima bekledim.</p>
<p>Sen gelmedin.</p>
<p>Hiçbir şey beklediğim gibi olmadı.</p>
<p>Seni bekledim.</p>
<p>Seni defalarca sordum.</p>
<p>Cevap vermedin.</p>
<p>Delilik denizinde kaybolmamı bekledin.</p>
<p>Bir kedim var demiştim.</p>
<p>Senin gibi tatlı.</p>
<p>Onunla yatıyorum.</p>
<p>Rüyalarımı süslüyor akşamlar.</p>
<p>Bir kahve kurusu gibi yalnız taneciklerin içindesin.</p>
<p>Duymuyorsun.</p>
<p>Duysan keşke.</p>
<p>Gözyaşım olup aksan ellerime.</p>
<p>Dua olup delsen yüreğimi.</p>
<p>Fısıltılarımı, gözyaşlarımı görsen keşke.</p>
<p>Sussak keşke.</p>
<p>Bakışsak doyasıya.</p>
<p>Gözlerimiz birleşse keşke.</p>
<p>Hiç ayrılmasa.</p>
<p>Elimden tutsan.</p>
<p>Hiç bırakmasan.</p>
<p>Ayrılmasa gözlerimiz, hiç başka yere dönmese.</p>
<p>Uzak kalan hayallerin peşinde ölmesem.</p>
<p>Bir ses olsan kulağımda çınlayan.</p>
<p>Adım gibi elinde kalem bir yazı olsan kağıda taşan.</p>
<p>Ben yanında dolaşsam, hep seni sayıklasam.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-yolunda-bir-kirlangic/">Sevgi Yolunda Bir Kırlangıç</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-yolunda-bir-kirlangic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13116</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Susamak / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Feb 2018 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12833</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendi celladıyla aynı havayı solumak gibi Bir ağacın son şarkısını dinlemek Yağmuru özleyen bir çocuğun Havayı koklaması gibi Yatağından kalkan suları dinlemek Damlalardan serpen dualarla Terk edemezler yerliler yağmur dansını Merdiveni son kez çekince sular Geceyi dolduran bir nehir Akar zindanlardan Kaçak yıldızlara ulur gri kurtlar Güneşin kaçışını izlerken Tuzlu gözyaşlarıyla Kan ve ter yurt [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/">Susamak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi celladıyla aynı havayı solumak gibi</p>
<p>Bir ağacın son şarkısını dinlemek</p>
<p>Yağmuru özleyen bir çocuğun</p>
<p>Havayı koklaması gibi</p>
<p>Yatağından kalkan suları dinlemek</p>
<p>Damlalardan serpen dualarla</p>
<p>Terk edemezler yerliler yağmur dansını</p>
<p>Merdiveni son kez çekince sular</p>
<p>Geceyi dolduran bir nehir</p>
<p>Akar zindanlardan</p>
<p>Kaçak yıldızlara ulur gri kurtlar</p>
<p>Güneşin kaçışını izlerken</p>
<p>Tuzlu gözyaşlarıyla</p>
<p>Kan ve ter yurt arıyor olmalı ellerinde</p>
<p>Bir orman iner de hesap sormaya</p>
<p>Körler son kez dalar suya ve toprağa</p>
<p>Ağlamak şimdi üstüne ölü toprağı serpilmiş</p>
<p>Bir yaprak</p>
<p>Gözlerini kapatınca bir mevsim</p>
<p>Yeşil sancılarını</p>
<p>O zaman haykıracak</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/">Susamak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12833</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Biz Olsak Ya! / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/biz-olsak-ya-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/biz-olsak-ya-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Feb 2018 08:25:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13260</guid>
				<description><![CDATA[<p>Neden sen ve beniz Biz olsak ya! Senden bahsedildiğinde ben Benden bahsedildiğinde sen Diyebilsek ya korkmadan. Sana adanıp, Seninle kapansa tüm kapılarım mesela… Açmadan gördüğüm Günyüzü olsan. Olur ya pencereyi açmaya kalksam O açışla gözlerine dalsam, Zaman dursa ve ben kahverengi gözlerinle boğulsam. Suret-i hayalinle büyüttüğüm mutluluk, Varlığınla kutlansa küçük dünyamda, Sevinsek, sonu belirsiz zamanlarca. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-olsak-ya-siir/">Biz Olsak Ya! / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Neden sen ve beniz</p>
<p>Biz olsak ya!</p>
<p>Senden bahsedildiğinde ben</p>
<p>Benden bahsedildiğinde sen</p>
<p>Diyebilsek ya korkmadan.</p>
<p>Sana adanıp,</p>
<p>Seninle kapansa tüm kapılarım mesela…</p>
<p>Açmadan gördüğüm Günyüzü olsan.</p>
<p>Olur ya pencereyi açmaya kalksam</p>
<p>O açışla gözlerine dalsam,</p>
<p>Zaman dursa ve ben kahverengi gözlerinle boğulsam.</p>
<p>Suret-i hayalinle büyüttüğüm mutluluk,</p>
<p>Varlığınla kutlansa küçük dünyamda,</p>
<p>Sevinsek, sonu belirsiz zamanlarca.</p>
<p>Biz olsak ya!</p>
<p>Bitirilmemiş aşkların sonu</p>
<p>Bahsi geçen görülmemiş mutluluğun adı.</p>
<p>Güzele nitelik, aşka anlam,</p>
<p>Zamanda sonlanmış sevdaya,</p>
<p>Aciz düşmüş aşıklar için tek tanık.</p>
<p>Zavallı kelimeleri yormadan,</p>
<p>Acze düşürmeden sözleri,</p>
<p>Bir fotoğraf karesi gibi</p>
<p>Hem gerçeği, hem hayali,</p>
<p>Hem geçmişi, hem geleceği</p>
<p>Tebessümlerle kutsayan.</p>
<p>Biz olsak ya!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-olsak-ya-siir/">Biz Olsak Ya! / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/biz-olsak-ya-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13260</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #9 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Feb 2018 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12394</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatımda ilk defa memlekete gidecektim. Tabii bilmiyordum memleket ne demek.. Baktım ama gitmeden önce anlamına sözlükten. “Bir kimsenin doğup büyüdüğü yer.” İmiş anlamı. Ben Sinop’ta doğmamıştım ve büyümemiştim de. Açıkçası doğduğumdan beri Kıbrıs’tan hiç çıkmamıştım. Olsun. Orada, bir köy vardı uzakta, gitmesek de görmesek de orası bizim memleketimizdi. Bir de Ordu var benim memleketim olan… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #9 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımda ilk defa memlekete gidecektim. Tabii bilmiyordum memleket ne demek.. Baktım ama gitmeden önce anlamına sözlükten. “Bir kimsenin doğup büyüdüğü yer.” İmiş anlamı. Ben Sinop’ta doğmamıştım ve büyümemiştim de. Açıkçası doğduğumdan beri Kıbrıs’tan hiç çıkmamıştım. Olsun. Orada, bir köy vardı uzakta, gitmesek de görmesek de orası bizim memleketimizdi. Bir de Ordu var benim memleketim olan…</p>
<p>Benim annem Ayancık’ta doğmuş. Deniz kenarında küçük bir kasabanın en güzel manzaralı yerinde, kasabının hafif yüksekçe tarafındaki bir aile apartmanı orada büyümüş. Ormancı Dedem o tepenin ilk yerleşenlerinden imiş. Önce oraya beş katlı bir aile apartmanı dikmiş; sonra yoludur, suyudur, camisidir…  Ne gerekse hepsinin halledilmesini sağlamış. Şuan orada olan her şey dedemin elinden geçmiş yani…</p>
<p>Beş kat dedim ama en alt katı odunluk, en üst katı da kiler. Kalan üç katın en altında Dedem ve Nuriye Kadın, bir üstlerinde eşiyle birlikte Ramazan emmi ve en üstte de dayım ve yengem oturuyor. Sinop’a gittiğimde sırf manzarası çok güzel diye en üst katta kalırım. Akşam yatmadan önce balkona çıkar, ayın yansımasıyla bir kısmı aydınlanmış denizi izlerim; bana eşlik eden evlerin hafif yuvarlaklaşan ışıklarına göz kırparım. Bir de en üst katta kalmamın sebebi, kuzenim var tabii…</p>
<p>Gitmeden önce birlikte kitap okuduğumuz o bankta Sevdeyle buluştuk. Artık ilişkimiz o kadar ilerlemişti ki, yavaş yavaş ona karşı bir şeyler hissettiğimi anlıyor gibiydi. Ben her ne kadar anlatmak istemesem de, saklamıyordum işte anlıyordu. Kendime de şaşırıyordum fazlaca. İlkokula başladığımdan beri kızlardan kaçmış bir insan olarak, ilk kez bir kıza bu denli yakın ilişki kurabiliyordum. Ana okulu demiyorum çünkü ana okulunda sınıfta kızlarla evcilik oynayan erkeklerden biri de bendim.</p>
<p>“Sevde, bu hafta sonu yola çıkıyoruz. Sinop’a gideceğiz.”</p>
<p>Cümlemi bitirmemle yüzünün düşmesi bir oldu. Birden nasıl olduğunu anlamayarak, bir o kadar da istemli şekilde kollarımla kaldırmaya çalıştım. Sarıldım ona… İlk kez oluyordu bu, gerçekten sarılmıştım  ona. Kısa süre sonra korkuyla geri çekildim ve diyeceklerinden çekinerek kapadım gözlerimi. Bu sefer de o… Öptü beni yanağımdan. Sevdeyle tanıştığımdan bu yana dünyam yanıyordu, bir tek ben tutuşuyordum. Bana attığı o ilk bakışıyla yüreğime su serpmişti de kurtulamamıştım. Bu sefer de ahşap yangın merdivenini elime alıp kendim kurtulmayı başardım o yangından! Hasbelkader çok hızlı gerçekleşti her şey, Tanrı bize “Yeter artık bu kadar beklediğiniz.” Diyor gibiydi…</p>
<p>“Seni çok seviyorum.”</p>
<p>“Seni seviyorum” diyemedim, olmadı. “Seni çok seviyorum.” Dedim. Ne kadar sevdiğimi belli etmek için değil, karşılamazdı zira. Yalnızca diyemedim işte öbür türlüsünü. Ben o kadar çok seviyordum ki, seni çok seviyorum derken ki çok miktardan ziyade, sevgimi yumuşatıyordu. Omuzlarında sevgimin ağırlığını hissetsin istemiyordum zaar.</p>
<p>Beklemiyordum, biraz duraksadı ve:</p>
<p>“Sen yalan söylüyorsun Metehan.”</p>
<p>“Yalan mı?”</p>
<p>“Evet! Sen beni sevmiyorsun. Sen yalan söylerken hep kaşlarını kaldırıyorsun görüyorum. İşte bunu söylerken de kaldırdın, sana inanmıyorum.”</p>
<p>Bir şeyler söyleyecektim ki yukarıdan annesi bağırdı yemek için, yemeğe gitti. O, her gün uğramasını istediğim yolu düzeltmek yerine; kalbimin girişine bozuk satıh tabelası koyup gitti. Ben yalnızca daha tatlı görünebilmek için yapmıştım onu. Beni tatlı bulsun istemiştim… Çünkü annem, her kaşlarımı kaldırarak bir şeyler söylediğimde “Tatlış oğlum benim.” Diye severdi beni.</p>
<p>Gittiğimizin bir, bir buçuk hafta sonrasında falan işte… Yatmama yakın, üst katta balkondaki çekyatta uzanıyordum. Dedem geldi yanıma, doğruldum. Muhabbet ettik biraz, konuştuk. Bozuk satıhtan anlaşılacak olmalı ki konu bir süre sonra ona geldi. Sevde’nin nasıl olduğunu, neler yaptığını sordu. Ben de anlattım olanları dedeme. Sonra bana: “Bir su getir dedesinin kurban olduğu” dedi. Getirdiğim suyu ağır yudumlarla, kesik kesik, tam bir yaşlı edasıyla içti.</p>
<p>“Su kadar ömrün uzun olsun kuzucum.” Beni hep kuzucum diye severdi ama yalnızca yalnız kaldığımızda… Kimse bilmezdi. Devam etti:</p>
<p>“İlkokula başladığın zamanı hatırlıyorum, birlikte gitmiştik okula. Çabuk kaynaşmıştınız arkadaşlarınla. Hiç unutmam; bir iki sınıf atlayınca bana arkadaşlarının hep bir yerlerini kırdığını, kollarında bacaklarında alçıyla gezdiklerini anlatmıştın. O alçıya sınıfta sen hariç imza atmayan kalmazmış; sana da attırmak isterlermiş, çekinirmişsin. Bir o kadar da kıskanırmışsın. Ben ömrümün sonuna geldim artık, kalbim alçıda. İmza atmayanım kalmadı. Ne olursa olsun moralini bozma kuzucum. Eğer kalbine imza attıracağın kişileri iyi seçersen; ne yaşadığın evine tadilat yaptırırsın ne de taşınmak istersin… Sevgi rağmenler taşır, önemli olan sevgine layık olanı bulmak… Haydi Allah rahatlık versin benim kuzum.”</p>
<p>İki yanağından öpüp, kocaman sarıldım. Aşağı kata yatmaya indi. Tam iki gece sonra, bir daha hiç öpemedim zaten.</p>
<p>Taşınmak zorunda kaldı… Bu gün onu bir Ahmet Aslan’ın Susarak Özlüyorum şarkısıyla anarak, ağzından düşürmediği iki kelimeyle yad ediyorum:</p>
<p>“Şark ısıdır!” gerçekten de öyle imiş çok sonra öğrendim…</p>
<p>Kuzun Metehan, ısından mahrum büyüyor Dede…</p>
<p>(..)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #9 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12394</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Selimiye’ Den Galata‘ Ya Selam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/selimiye-den-galata-ya-selam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/selimiye-den-galata-ya-selam/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 05:35:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fevziye Tülay Sansal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13223</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eski Camii’nin aşağısı Bit Pazarı/Bat Pazarı/ Terziler Sokağı Bakmayın öyle sokak dediğime İki adım, iki kaldırım arası Elini uzatsa kunduracı Ali Aga Dokundu dokunacak karşı dükkanın camına Nalbur Rıza çay söylese Duyacak çaycı Murtaza Ben uzatsam elimi Dokundum dokunucam Selimiye’nin kubbesine Edirne’den selam yollasam Ulaşır mı Galata Kulesi’ne?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selimiye-den-galata-ya-selam/">Selimiye’ Den Galata‘ Ya Selam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Eski Camii’nin aşağısı</p>
<p style="font-weight: 400;">Bit Pazarı/Bat Pazarı/ Terziler Sokağı</p>
<p style="font-weight: 400;">Bakmayın öyle sokak dediğime</p>
<p style="font-weight: 400;">İki adım, iki kaldırım arası</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Elini uzatsa kunduracı Ali Aga</p>
<p style="font-weight: 400;">Dokundu dokunacak karşı dükkanın camına</p>
<p style="font-weight: 400;">Nalbur Rıza çay söylese</p>
<p style="font-weight: 400;">Duyacak çaycı Murtaza</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Ben uzatsam elimi</p>
<p style="font-weight: 400;">Dokundum dokunucam Selimiye’nin kubbesine</p>
<p style="font-weight: 400;">Edirne’den selam yollasam</p>
<p style="font-weight: 400;">Ulaşır mı Galata Kulesi’ne?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selimiye-den-galata-ya-selam/">Selimiye’ Den Galata‘ Ya Selam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/selimiye-den-galata-ya-selam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13223</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Olmayacak Şey, Bir İnsanın Bir İnsanı Anlaması&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Feb 2018 06:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13185</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;SEVMİYORUM SİZİ ARTIK, GÖZLERİMİ GERİ VERİN…“ Size bir mektup yazmak, düne dek aklımın ucundan bile geçmezdi. Ancak, son günlerde süreklilik kazanmaya başlayan olumsuz davranış biçiminiz, birlikte uyumlu çalışma umudumu bir kez daha ve ne yazık ki onarılmaz bir umutsuzluğa dönüştürünce, daha önce anlatmayı bir kez denediğim (anlaşılan odur ki, hiçbir işe yaramamış) size hiçbir zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Olmayacak Şey, Bir İnsanın Bir İnsanı Anlaması&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;SEVMİYORUM SİZİ ARTIK, GÖZLERİMİ GERİ VERİN…“</strong></p>
<p>Size bir mektup yazmak, düne dek aklımın ucundan bile geçmezdi. Ancak, son günlerde süreklilik kazanmaya başlayan olumsuz davranış biçiminiz, birlikte uyumlu çalışma umudumu bir kez daha ve ne yazık ki onarılmaz bir umutsuzluğa dönüştürünce, daha önce anlatmayı bir kez denediğim (anlaşılan odur ki, hiçbir işe yaramamış) size hiçbir zaman söyleyemeyeceklerimi de mektuba dökmeye gerek duydum. Biliyorum, bu ilk ve aynı zamanda son mektup ve sizin bana ve uzlaşmaya kapalı yapınız nedeniyle size ulaşması mümkün değil.</p>
<p>O konuşmaya,” Sizi çok mu yoruyorum?” cümlesi ile başlamıştım. Şaşırmıştınız. Cılız bir “Yoo” sözcüğü çıktı sizden. “ O zaman, neden bana söylenecek cümlelerinizi başkalarına ve ulu orta söylediniz?”<br />
Ve devam etmiştim.” Yapılarımız çok farklı. Ancak ben sizi, kendi yapınızın dürüst bir örneği olduğunuz için seviyorum ve saygı duyuyorum. Hayır, sizden karşılık beklemiyorum. Çünkü bu sizden sevgi talep etmek anlamına gelir ki, bugüne değin kimseden bu yönde bir talepte bulunmadım. Sevgiler hep kendiliğinden geldi bana. Farklı yapılardayız ama iş gereği uzlaşabilir ve uyumlu çalışabiliriz. Beni anladığınızdan emin olmak istiyorum” diye bitirmiştim. Ama anlamadığınızı ve anlamak istemediğinizi içten içe biliyordum.</p>
<p>Beni en çok kızdıran şeyi yapıyorsunuz sürekli olarak: Niyet okuma. Düşüncemi sormadan, “Ben ne demek istediğini biliyorum” tavrı. Benim gibi genelde sakin kalabilen birini çileden çıkaracak tek şey bu…<br />
Sakınarak, çalışma düzeninizi bozmamak ve sizin hoşlanmadığınızı çok belli ettiğiniz varlığımla rahatsız olmanızı minimum düzeye indirmek için, hep uygun zamanı bulmaya çalışarak, adete bir hayalet gibi süzüldüm yanı başınıza.” Uygun olduğunuzda, birlikte bakabileceğimiz zamanda çalışalım” cümleleri ile bıraktım masanıza ortak dosyalarımızı. Uygun zamanınız hiç olmadı.</p>
<p>Ve dün ben de dayanamadım, sizin ses tonunuza yakın bir tonda isyan ettim yüksek sesle : ” Ama yeter artık, empati kurmaya çalışmaktan çok yoruldum. “ Cevabınız;  “Hep siz haklısınız zaten. Herkes hep haklı, ben hep haksızım “ oldu. Olağan koşullarda benden beklenecek davranış, kısa bir ara sonrasında sizinle konuşmayı denemek olurdu. Ama bu kez, içimden gelmedi . Hiç bir yararı olmayacaktı, aksine kuracağınız cümlelerle aramızdaki kriz , istenmeyen boyutlar kazanabilecek, büyük olasılıkla ben içime dönecektim.</p>
<p>Tartışma sonrası, kalbime bir ağrı düştü ve uzun süre geçmedi. Elbette psikosomatik ağrılardı. Zavallı kolumu dolmuşta bir yerlere çarpınca duyduğum acı ile kesildi o ağrı. Ağrı, acı görünürde geçer zaten.<br />
Ama tortusu kalır yürekte. O her şeyden acı.</p>
<p>Sonra, zorunlu bir ziyaret yaptım. Karşımdaki kişi,” Siz, … okuru musunuz” dedi. Bir sözcüğümden çıkarmış bunu. “Okurum ve çok severim” dedim. “Hatta, onun bir kitabının çağrıştırdıkları üzerine, uzun bir mektup yazmışlığım da vardı. O dönem çalıştığı gazeteye, emin ellere, ona ulaştırılmak üzere teslim etmiştim. Ancak geri dönüşü olmadı” . “Ama o çok naif biridir. Ona uygun bir davranış değil bu”. “Hatta, onun senaryosunu yazdığı bir film vardır. Bir bölümüne, sevdiğim başka bir yazarın bir öyküsü yerleşmiştir” . “A, bilirim o filmi” dedi. “Evet güzeldir”. Sonra, yazarın denemelerinden bir cümleyi  ezberden okudum. “Ben yakından tanırım yazarı. Hatta, gelecek hafta görüşeceğiz. Sizden  bahsedeceğim  ona.” Güldüm ve “ Bugün yaşadığım umutsuzluğun üzerine, sizinle söyleşmek çok iyi geldi. Yazara selamımı söyleyin. Bana, 2001 yılından kalma bir cevap borcu var” .</p>
<p>Dönüş yolunda, aklıma takıldı o şiirin o dizesi:<br />
“Olmayacak şey bir insanın, bir insanı anlaması.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Olmayacak Şey, Bir İnsanın Bir İnsanı Anlaması&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13185</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavilere Rastladılar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavilere-rastladilar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavilere-rastladilar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Feb 2018 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Uğur]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12830</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rüzgarı koklarken seni haber verdi martılar; İnsanlar varlardı ama kalabalıkken yalnızlardı! Vapur  geçimsiz bir kelebek gibi sağa sola savruluyordu. Yüzümü çevirdiğimde, yüzünde çözüldü tüm satırlar… Bukle bukle dalgalar mavilere rastladılar Neyim var bu gece benim? Üstüm başım fikir içindeyim! Sayfalar adım adım,içimde bir pembe yolcusu. Üstüme yürüyorlar… Rüyamdaki adamın gökyüzü uyandığımda hepsi benimdi onlar. Ah [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavilere-rastladilar/">Mavilere Rastladılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Rüzgarı koklarken seni haber verdi martılar;</p>
<p>İnsanlar varlardı ama kalabalıkken yalnızlardı!</p>
<p>Vapur  geçimsiz bir kelebek gibi sağa sola savruluyordu.</p>
<p>Yüzümü çevirdiğimde, yüzünde çözüldü tüm satırlar…</p>
<p>Bukle bukle dalgalar mavilere rastladılar</p>
<p>Neyim var bu gece benim?</p>
<p>Üstüm başım fikir içindeyim!</p>
<p>Sayfalar adım adım,içimde bir pembe yolcusu.</p>
<p>Üstüme yürüyorlar…</p>
<p>Rüyamdaki adamın gökyüzü uyandığımda hepsi benimdi onlar.</p>
<p>Ah Yıllardır biriken yıldızlar, bir gece içinde kalbimde benim…</p>
<p>Bir kez daha sabaha veda edeceğim;</p>
<p>Kaplumbağayı kırbaçlayan zaman dilimi gibi sana olan kaderim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavilere-rastladilar/">Mavilere Rastladılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavilere-rastladilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12830</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yanına Geleceğim Günü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Feb 2018 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12828</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sahip olduğumuz hayallerle yaşayabildiğimi yeni fark ettim. Sen gittikten sonra kirpiklerime kadar indi kırışıklarım. Göz altı torbaları denilen şeyler oluştu yüzümde. Senin çocuğunu doğuracağım dediğin günden beri hiç görmediğim şeyler indi saçlarımın üstüne. Ak saçlı olduğumu aynaya bakınca değil, sen gidince anladım. Yere serili bir ölü gördüğümde değil, sen yok olunca bıraktım göz yaşlarımı ayakkabımın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/">Yanına Geleceğim Günü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sahip olduğumuz hayallerle yaşayabildiğimi yeni fark ettim.</p>
<p>Sen gittikten sonra kirpiklerime kadar indi kırışıklarım.</p>
<p>Göz altı torbaları denilen şeyler oluştu yüzümde.</p>
<p>Senin çocuğunu doğuracağım dediğin günden beri hiç görmediğim şeyler indi saçlarımın üstüne.</p>
<p>Ak saçlı olduğumu aynaya bakınca değil, sen gidince anladım.</p>
<p>Yere serili bir ölü gördüğümde değil, sen yok olunca bıraktım göz yaşlarımı ayakkabımın tam ucuna.</p>
<p>Gazete parçalarıyla ayak uçları örtülen ölünün yanında bile aklımda sen, kalbimde sen varsın.</p>
<p>Toprak altında üşüyüp üşemediğini merak ediyorum.</p>
<p>Mahalleden arkadaşlar, “Üşümez, merak etme,” diye geçiştirdiler beni dün gece.</p>
<p>“Nereden biliyorsun?” diye sorunca da yüzleri asıldı yine. Hiç gelmediler ki senin yanına sevgilim. Orasının soğuk olup olmadığını nereden biliyorlar? Kim bilebilir ki soğukluğun gerçek yüzünü? Sensiz olmanın acısını da benden iyi kim bilebilir ki?</p>
<p>Toprağındaki çiçeklerin açması için her gün su taşımayı da bıraktım bu arada. Haberin olsun diye söylüyorum sadece. Yoksa bir beklentim yok yani. Zaten üstünde çiçeklerin açmasının sana ne faydası var ki? Çok daha mı güzel yatmış olacaksın orada?</p>
<p>Ama üşümem diyorsan o başka. Hemen gidip akşama kadar su dökerim mezarının üstüne. Çiçekler çıkana kadar da beklerim yanında. Aynı ilk geceki gibi olur yani. Seni gelmeni beklemiştim ya hani. Herkes gittikten sonra gelirsin diye beklediğimi de fısıldadım toprakların arasından. Duydun mu acaba? Duysaydın cevap verir miydin? Ben seni duydum. O kadar güzel sessizlik vardı ki gecenin tam ortasında. Her şeyinle duydum seni. Duymadım ama hissettim. İliklerine kadar seni hissettim. Az kaldı sevgilim. Çok az bir zaman sonra bende geleceğim yanına. Hem de tam yanına. Doktorla konuştuk işte. Söylediği ilaçları kullanmaya biraz daha devam edersem yanındayım. Ondan sonrada hiç ayrılık yok artık. Elini hiç bırakmayacağım günleri düşleyerek uyuyabiliyorum zaten. O günlerin gelmesi için biraz daha sabır göster sevgilim. Az daha kaldı. Azcık bir şey. Bekle geliyorum işte. Bitiyorum senin aşkından gecenin bir yarısı evimin tam ortasındaki halının üstünde. Geliyorum. Biterek geliyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/">Yanına Geleceğim Günü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12828</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalniz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Feb 2018 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seval Dağlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12824</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat; gecenin en derinliklerinden bir dilim… Herkes köşesinde şimdi… Geride bir ben… Çekilecek köşe bulamayan, yardım dileyen bir beden… Hayal dünyasında, sığındığı umut kırıntısında kaybolan bir ruh… Kayboldukça insan olduğunu hatırlayan; Hatırladıkça alevler içinde kıvranan; tekrar tekrar ölen, dirilen… ‘’YALNIZ’’ bir ben… &#160; YALNIZ… Ne muazzam bir kelime… Altı harfe sığdırılan, tüm hislerin tohumu olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalniz/">Yalnız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saat; gecenin en derinliklerinden bir dilim…<br />
Herkes köşesinde şimdi…<br />
Geride bir ben…<br />
Çekilecek köşe bulamayan, yardım dileyen bir beden…</p>
<p>Hayal dünyasında, sığındığı umut kırıntısında kaybolan bir ruh…<br />
Kayboldukça insan olduğunu hatırlayan;</p>
<p>Hatırladıkça alevler içinde kıvranan; tekrar tekrar ölen, dirilen…</p>
<p>‘’YALNIZ’’ bir ben…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>YALNIZ…</p>
<p>Ne muazzam bir kelime…<br />
Altı harfe sığdırılan, tüm hislerin tohumu olan bir duygu&#8230;<br />
Sevginin, tutkunun, özlemin…</p>
<p>Kardeşliğin…<br />
Bir anne kalbinin…<br />
Hatta nefretin&#8230;<br />
Akla gelen tüm hissiyatın doğuşu değil midir yalnızlık?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âdem yalnız olduğu için Havva&#8217;nın varlığına maruz kalmamış mıdır mesela?</p>
<p>&#8221;Havva&#8221; …</p>
<p>Fazlaca sevgiye muhtaç olduğu için filizlenmemiş midir tohumlarından?</p>
<p>Bağlanmamış mıdır milyonlarca insana?<br />
Yahut &#8220;Yaratıcı&#8221;…</p>
<p>Koskoca evrende tek kalmamak adına yaratmamış mıdır onlarca evladı?</p>
<p>Ne dersin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Saç tellerimiz ya da…</p>
<p>Tüm bu kalabalığa rağmen yalnızlığın yan etkilerinden kaçamadıkları için…</p>
<p>Yahut şefkat dolu bir el ‘in yoksunluğundan böylesine dökülmemiş midir sence?</p>
<p><strong>Kim bilir…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalniz/">Yalnız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12824</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düş-Dü HAYAT</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Feb 2018 06:19:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13154</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Bir düş-tü hayat gözlerimizin önüne serilen, Düş-tük gün be gün sonbahar yaprakları gibi yeryüzüne dökülen. Ümitlerimiz sarıldı dört elle bize. Kayıyordu parmaklarımızın arasında zaman, Arpa taneleri gibi saçılıverdik güvercinlerin önlerine. Kimimiz yem oldu kargaların kursağında, Kimimizi kaptı bir martı götürdü uzak diyarlara, Kalanları serçeler yedi, Toprağa karıldı kimileri. Sevdik toprağı bir solucan gibi, Börtü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/">Düş-Dü HAYAT</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div class="text_exposed_show" style="display: inline; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; color: #1d2129;">
<p>Bir düş-tü hayat gözlerimizin önüne serilen,<br />
Düş-tük gün be gün sonbahar yaprakları gibi yeryüzüne dökülen.<br />
Ümitlerimiz sarıldı dört elle bize.<br />
Kayıyordu parmaklarımızın arasında zaman,<br />
Arpa taneleri gibi saçılıverdik güvercinlerin önlerine.<br />
Kimimiz yem oldu kargaların kursağında,<br />
Kimimizi kaptı bir martı götürdü uzak diyarlara,<br />
Kalanları serçeler yedi,<br />
Toprağa karıldı kimileri.</p>
<p><em><strong>Sevdik toprağı bir solucan gibi,</strong></em></p>
<p><em><strong>Börtü böceği dost edindik.</strong></em></p>
<p><em><strong>Çürümüş köklerden başka,</strong></em></p>
<p><em><strong>Görmedik vefayı koynumuzda,</strong></em></p>
<p><em><strong>Solmuş papatyaları başımıza taç ettik.</strong></em></p>
<p><em><strong>Kurumuş sümbülleri çektik içimize,</strong></em></p>
<p><em><strong>Aşkın kokusuna hasrettik, bilemedik&#8230;</strong></em></p>
<p><em><strong>Sevdik yine de nemli ıslaklığını toprağın…</strong></em></p>
<p><em><strong>Yaz gelince kavrulduk güneşin ateşinde.</strong></em></p>
<p><em><strong>Sular çekilince anladık ki,</strong></em></p>
<p><em><strong>Yanmaktan geçermiş yolu aşkın bir kere sevince…</strong></em></p>
<p>Gün döndü, şimşek çaktı, gökyüzü aydınlandı.<br />
Gecenin karanlığında yağmur sicim gibi yağdı.<br />
Bir arpa boyu yol giden masallar,<br />
Düş olup düşüncelerimize aktılar.</p>
<p><em style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px;"><strong>Hayallerimize hâyâ-l kattılar.</strong></em></p>
<p>Uyandık baktık ki ne görelim !<br />
Düşen elmalar değilmiş düşlerimize.<br />
Elma da bizmişiz meğer,<br />
Gördüğümüz düş de&#8230;</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/">Düş-Dü HAYAT</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13154</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Acı Gri / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aci-gri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aci-gri/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 03 Feb 2018 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Filik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12816</guid>
				<description><![CDATA[<p>Acı Gri Karabasanın pembesine boyamak bir maviyi. Ve arınmak her kuş uçuşunda, içsel çığlıklarından. Manik bir kadının neşesi kadardır yaşamımızın arka bahçesi. Kaç bölümlük dizi olur bu hayatlardan? Sevgisizlikten kangren olan kalpler kaç öykü eder? Ya hep ya hiç mi gerçekten? Hiç mi şansı yok gri bir topuk sesinin? “Siyah kuşanmış bir gecenin üzerine yıldız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aci-gri/">Acı Gri / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Acı Gri</p>
<p>Karabasanın pembesine boyamak bir maviyi.</p>
<p>Ve arınmak her kuş uçuşunda, içsel çığlıklarından.</p>
<p>Manik bir kadının neşesi kadardır yaşamımızın arka bahçesi.</p>
<p>Kaç bölümlük dizi olur bu hayatlardan?</p>
<p>Sevgisizlikten kangren olan kalpler kaç öykü eder?</p>
<p>Ya hep ya hiç mi gerçekten?</p>
<p>Hiç mi şansı yok gri bir topuk sesinin?</p>
<p>“Siyah kuşanmış bir gecenin üzerine yıldız yağdırmalı!” dedi uzaklardan bir ses.</p>
<p>Yaklaşan her sessizliğin üzerine damlalarca rüzgar sermek basit bir denklemdi.</p>
<p>Çaresizliklere terk edilmek kadar zifiri ve bir o kadar da unutulmuş!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aci-gri/">Acı Gri / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aci-gri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12816</post-id>	</item>
		<item>
		<title>EL CONCIERTO</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/el-concierto/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/el-concierto/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Feb 2018 08:42:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13112</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah uyandı. Özlediği bir şey vardı: Özgürlük… Sabahlar anlamsızdı onsuz. Sabahları sevmezdi. Dünya küçüldü bir kutu oldu onun için. Kedisi yoktu. Kedisiz yaşam nasıl sürdürülebilirdi? Bir kedim bile yok, derdi. Piyanonun tuşlarına dokunan bir yalnızdı kendisi. Yalnız yaşam nasıl gereksizse, dün gibi aklındaydı. Bir doğa için çaldı, bir de kendisi için. Konuşmaları unutamadı. Yalnızlık tutkusundan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/el-concierto/">EL CONCIERTO</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah uyandı.</p>
<p>Özlediği bir şey vardı: Özgürlük…</p>
<p>Sabahlar anlamsızdı onsuz.</p>
<p>Sabahları sevmezdi.</p>
<p>Dünya küçüldü bir kutu oldu onun için.</p>
<p>Kedisi yoktu.</p>
<p>Kedisiz yaşam nasıl sürdürülebilirdi?</p>
<p>Bir kedim bile yok, derdi.</p>
<p>Piyanonun tuşlarına dokunan bir yalnızdı kendisi.</p>
<p>Yalnız yaşam nasıl gereksizse, dün gibi aklındaydı.</p>
<p>Bir doğa için çaldı, bir de kendisi için.</p>
<p>Konuşmaları unutamadı.</p>
<p>Yalnızlık tutkusundan vazgeçemiyordu.</p>
<p>Doğru dürüst uyuyamıyordu bile.</p>
<p>Alkış seslerinden korkar hale gelmişti.</p>
<p>Müziiğin dalından kopan bir ritim onu yaşatıyordu.</p>
<p>Özgürlüğün sesinde kaybolmuştu.</p>
<p>Özgürlük yegane varlıktı onun için.</p>
<p>Bırakamazdı.</p>
<p>Çocuk sesine hasret bir yaşam sürdü.</p>
<p>Aşamadığı ne varsa ceylan karnından misk kokusu çıkarıyordu.</p>
<p>Ancak müzikti onu sevdiren.</p>
<p>Mzüiğn sesine takılmıştı.</p>
<p>Müzik onu kendine çekmişti.</p>
<p>Vois Sur Ton Chemin…</p>
<p>Çocuk sesi kapladı her yeri.</p>
<p>Özgürce yaşam isterdi hep.</p>
<p>Ayaklarını hareket ettirerek dans etmeye başladı.</p>
<p>Kedi gibi kuyruğunu kovaladı.</p>
<p>Döne döne ağladı.</p>
<p>Sevdiği vardı.</p>
<p>Sevgilisi yoktu.</p>
<p>Haftada bir mektup…</p>
<p>Yazı yazamazdı.</p>
<p>Müziğin ateş çemberinden geçmiş bir halde buldu kendini.</p>
<p>Sessizlik, özlemdi.</p>
<p>Duygusuz yaşam nasıl olamazsa aşksız yaşam da olamazdı.</p>
<p>Duygusuz…</p>
<p>Kahvenin içinde saklı bir hayat nasıl olamazsa, müziksiz yaşam da olamazdı.</p>
<p>“Nargilenin dumanına benzer hayallerim, sadece beni zehirler ve uçup gider.”</p>
<p>Rap…</p>
<p>Pachelbel’s Canon…</p>
<p>Bir Kedim Bile Yok…</p>
<p>I Found my Love In Portofino.</p>
<p>Brahms…</p>
<p>Müziğin içinde kaybolmuştu.</p>
<p>Satranç tahtasının üzerindeki bir piyon gibi hissetti kendini.</p>
<p>Başı bir an döndü.</p>
<p>Kaleyle karşılaştı.</p>
<p>Sonra, şah mat…</p>
<p>Durdu.</p>
<p>Özgürlüğünü seyretti bir an.</p>
<p>Müzik içinde kendi eksik parçasını buldu.</p>
<p>Yaşamasının anlamı buydu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/el-concierto/">EL CONCIERTO</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/el-concierto/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13112</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ssm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ssm/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ssm/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 01 Feb 2018 05:45:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12843</guid>
				<description><![CDATA[<p>hafta içi ekmek telaşı bir durağın değişmeyen  memurları kalabalığın ebesi olmuş banka önleri bir kadının  ardında çoğalan adımlar bu sabah da vurulmayacak kapısı soyut sanatlar müzesinin yalnızlığı &#160; bir udun taksiminde ağırlanacak iyi işliyor karaköy dolmuşları sevda yoksulu kerhane tayfası beylerbeyi  iskelesinde mahmurluğum boğazın ışıkları aşkımın yalınlığı üşümüşüm  gamhanesinde dünyanın bir pikap çalıyor yalnızlığa basıyorum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ssm/">ssm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>hafta içi ekmek telaşı</p>
<p>bir durağın değişmeyen  memurları</p>
<p>kalabalığın ebesi olmuş banka önleri</p>
<p>bir kadının  ardında çoğalan adımlar</p>
<p>bu sabah da vurulmayacak kapısı</p>
<p>soyut sanatlar müzesinin</p>
<p>yalnızlığı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>bir udun taksiminde ağırlanacak</p>
<p>iyi işliyor karaköy dolmuşları</p>
<p>sevda yoksulu kerhane tayfası</p>
<p>beylerbeyi  iskelesinde mahmurluğum</p>
<p>boğazın ışıkları aşkımın yalınlığı</p>
<p>üşümüşüm  gamhanesinde dünyanın</p>
<p>bir pikap çalıyor yalnızlığa</p>
<p>basıyorum daktiloma</p>
<p>keyfimden değil!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ssm/">ssm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ssm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12843</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #8 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 01 Feb 2018 05:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12392</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dedemlere gittiğimizde dedem, hep eski anılarını anlatır. Eski zamanları dinlemeyi çok severim. Herkesten değil, dedemden dinlemeyi severim. Çok ilgi çekici hikayeleri vardır, çok imrenilesi aşkları olmuştur.. “Bir şeyi anlatmak istiyorsan, önce elin kalem tutacak, dirseklerin çürüyecek. Öyle haybeden ağzına ne geldiyse anlatırsan olmaz.” derdi Dedem. Köyünün tek eli kalem tutan, dirseklerini çürütmüş insanı da dedem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #8 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dedemlere gittiğimizde dedem, hep eski anılarını anlatır. Eski zamanları dinlemeyi çok severim. Herkesten değil, dedemden dinlemeyi severim. Çok ilgi çekici hikayeleri vardır, çok imrenilesi aşkları olmuştur.. “Bir şeyi anlatmak istiyorsan, önce elin kalem tutacak, dirseklerin çürüyecek. Öyle haybeden ağzına ne geldiyse anlatırsan olmaz.” derdi Dedem. Köyünün tek eli kalem tutan, dirseklerini çürütmüş insanı da dedem imiş. Ormancıdır benim dedem, eski dönemlerin rütbeli ormancılarındanmış. Köy köy dolaşırmış gerektiğinde, insanlar sofralarına buyur ederlermiş. Bunu genelde yalakalık için yaparlarmış insanlar ama hiç taviz vermezmiş benim dedem eski dönemlerin onurlu, rütbeli ormancılarındanmış. Dirseklerini sıralarda değil de daha çok ormanlarda çürütmüş o. Her şeyin ham maddesine inmiş, çekirdekten yetişmişti. Köyünde tek daktilo kullanan eski topraktır benim dedem.</p>
<p>Dedemlerin evine gittiğimizde oturduğumuz yerler hep aynıdır. Biz hep annemle birlikte küçük ikili koltuğa sığışırız. Dedem her anılarını anlatmaya başladığında annem hemen benim sırtımı sıvazlamaya başlar. Sırtımı sıvazlamakla kalmaz, sessizce:</p>
<p>“Yaşlı o oğlum, dinlemek lazım.” Der. Bunu söylerken dedem duyacak diye çok korkarım. Ayıp olur sonuçta, onu dinlemeyi sevmediğimi falan düşünür. Anneme bunu söylerim ama:</p>
<p>“Merak etme Mete, dedenin kulakları ağır işitiyor.” der. Bu diyaloğu çok sık yaşarız gerçekten.</p>
<p>Yalnızdı benim dedem, çocukluğundan beri yalnız büyümüş, yalnız yaşamış… Uzunca bir dönem kendi köyündeki Nuriye kadınla evli kalmış fakat onun da göçüp gitmesiyle de yalnız öleceğini kesinleştirmiş insandır.. Farkında olmalı ki, sürekli anılarını anlatmak istemesi bundandır. Yalnızlığını benimle ve abimle paylaşır. Ama o da, biz de biliriz ki Nuriye kadının yerini kimse tutamaz. Yine de geçen seneden beri, Nuriye kadının ardından, bizde kalmaya başlamıştı. Daha fazla yalnız kalabileceğini düşünmüyorduk.</p>
<p>Geçen gün ilk başlarda alışamadığımdan sinir olmama rağmen, “iyi ki gelmişsin.” Dedim dedeme. “iyi ki gelmişsin.”</p>
<p>Bizim mahallede gelenek gibidir, yeni bir komşu edinirsek bir akşam oturmaya, çay içmeye gideriz.. Eh malum, üst katımıza Sevdeler taşınmıştı, gitmemek olmazdı. Yani gitmeseler olmazdı… Bir gün önceden haber verildi, üst kattan buram buram taze poğaça kokuları gelmeye başladı. Kokularla birlikte babam da bana giyinmem konusunda baskı yapmaya başladı. Giyinmek, Sevdelere gitmek istemiyordum. Henüz ailesiyle tanışmaya hazır hissetmiyordum. Kendimi gitmeyecek olmaya hazırlasam da çok gerilmiştim zaten. Patladım:</p>
<p>“Baba yaa! Gelmeyeceğim ben istemiyorum. Hem bugün Fener’in maçı var onu izlemeliyim.”</p>
<p>Koyu fenerliydim. Takımıma da asla laf ettirmezdim, ama bu sefer fener sadece bir bahaneydi tabi. Fark etmeden sanırım çok yüksek bağırmışım ki, sesimin Sevdelere kadar gitmemiş olmasıyla ilgili keşkeler dönüyordu içimde. Hatta o kadar yüksek bağırmışım ki, evin taa öbür ucundaki odada giyinen, kulakları az işiten dedem geldi:</p>
<p>“Babana bağırdığını sakin bir daha duymayayım Metehan. Sakın! Bak ben Laz Ali’nin oğluyum, o da torunu. Baban bana bağırınca Laz Ali, babanın kulağına bir asılırdı, kulağının kırmızılığından beş gün dışarı çıkamazdı baban top oynamaya. Aynı şeyi yaparım bak ha! Git çabuk giyin gidiyoruz!”</p>
<p>Laz Ali’yi çok duymuştum ama babamı dövdüğünü hiç bilmezdim. Korkmuştum. Dedem zaten sert bir adam, Allah gibi korkuyorum adamdan. Hemen odama gittim, giyinmeye başladım. Nasıl bir korkuysa artık, 5 dakika içinde hazırlanıp kapıya çıkmamı sağlayacak bir korku…</p>
<p>Merdivenlerden çıkarken kendimi, sırat köprüsünde gibi hissediyordum. Ha düştüm, ha düşeceğim… Başım dönüyor, karnımda garip bir şişlik, ayaklarım geri geri gidiyordu.</p>
<p>“Ya ailesi beni beğenmezse? Ya Sevdeye aşık olmuş olmamı anlayıp, tasvip etmezlerse…” Titriyordum.</p>
<p>“Hoşgeldiniiiiiz.”</p>
<p>Aslında hiç beklediğim gibi bir ilgi görmedim ailesi tarafından ama yine de temkinli oturuyordum. En ufak bir hareketim bile olmamalıydı hoşlarına gitmeyen. Çok terliyordum. Annem alnımın su gibi olduğunu görüp, camı açmayı rica etti. Gram rahatladıysam şerefsizim. Ne camdan giren serin havayı hissediyordum, ne de terlememi durdurabiliyordum. Fellik fellik terliyordum…</p>
<p>Kocaman bir şey, tavanda çok hızla dönmeye başladı. Nereden geldiğini veya ne olduğunu anlayamadan birden vızıldamaya başladı. Çay bardağını devirip, büyük bir şangırdamayla kalktım. Kalkışım büyük ses getirmişti. Hem yere düşen çay bardağının sesi, hem de karşımda oturan Sevde’nin alaycı bakışlarıyla süslenmiş kahkahası…</p>
<p>Hiç unutmuyorum… Sevde bana ilk kez o gün gülmüştü ve her şeyin başlangıcıydı o gün! Çay bardağı, ailesi, halıda kalan çay lekesi hiçbiri… Hiçbiri umurumda olmamıştı. Ve ben dedeme “iyi ki geldin“ demiştim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #8 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12392</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bana Hayır Deme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bana-hayir-deme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bana-hayir-deme/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 05:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12694</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bana hayır deme Kirlenmesin dudakların Ellerini çek ellerimden ve git öylece Mevsimlik âşıklardan olalım bizde &#160; Bana hayır deme Sen ki! O küçük aydınlığında düştün ateş böceğinin, yüreğime Öldür, kıyabilirsen ve git öylece &#160; Bana hayır deme Bir kelebek misali, Ölüm bizi ayırana dek miydi kavlimiz Öyleyse, bu sona razı ol ve git öylece &#160; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bana-hayir-deme/">Bana Hayır Deme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bana hayır deme</p>
<p>Kirlenmesin dudakların</p>
<p>Ellerini çek ellerimden ve git öylece</p>
<p>Mevsimlik âşıklardan olalım bizde</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bana hayır deme</p>
<p>Sen ki!</p>
<p>O küçük aydınlığında düştün ateş böceğinin, yüreğime</p>
<p>Öldür, kıyabilirsen ve git öylece</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bana hayır deme</p>
<p>Bir kelebek misali,</p>
<p>Ölüm bizi ayırana dek miydi kavlimiz</p>
<p>Öyleyse, bu sona razı ol ve git öylece</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bana hayır deme</p>
<p>Işıksız sokaklarla, isimsiz caddelerde kayboldu içim</p>
<p>Lisan-ı halime bir adın yetecek</p>
<p>Yalnız o kalsın ve git öylece</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bana hayır deme</p>
<p>Bi ters bi düz, bi ters bi düz</p>
<p>İşlemiş kalbime o yeşil gözler</p>
<p>Bırak bende kalsınlar ve git öylece</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bana hayır deme</p>
<p>Demedin ki hiçbir zaman</p>
<p>Sen olmadın girmedin ki dünyama</p>
<p>Habersizce yaşadım ben seni senden</p>
<p>Her günümün bir anında</p>
<p>Beni o anlarda bırak ve git öylece.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bana hayır deme</p>
<p>Sus!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bana-hayir-deme/">Bana Hayır Deme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bana-hayir-deme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12694</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Soframıza Buyurun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Jan 2018 08:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13003</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilir misin can çıkmayınca huy çıkmazmış, Boğazdan girermiş de yutakta öylece kalırmış. Aldığın nefesi veremezsen eğer Geldiğin yere geri gidermişsin meğer. Kıymetini bil de uğraşma diye el âlemle, Göz kırpar sana her seferinde, Nefesini sev, şükrünü bol eyle. Kahrından ölme diye sefaletinle, Sofralar kurulurmuş ariflerin gönüllerinde. Böyle buyur, soframıza otur. Sevdasında tüter dumanı bakır tencerenin. Kuzinenin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/">Soframıza Buyurun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bilir misin can çıkmayınca huy çıkmazmış,</p>
<p>Boğazdan girermiş de yutakta öylece kalırmış.</p>
<p>Aldığın nefesi veremezsen eğer</p>
<p>Geldiğin yere geri gidermişsin meğer.</p>
<p>Kıymetini bil de uğraşma diye el âlemle,</p>
<p>Göz kırpar sana her seferinde,</p>
<p>Nefesini sev, şükrünü bol eyle.</p>
<p>Kahrından ölme diye sefaletinle,</p>
<p>Sofralar kurulurmuş ariflerin gönüllerinde.</p>
<p>Böyle buyur, soframıza otur.</p>
<p><figure id="attachment_13009" aria-describedby="caption-attachment-13009" style="width: 390px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/hoca-ali-riza-iftar-sofrasi.jpg"><img class="wp-image-13009" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/hoca-ali-riza-iftar-sofrasi.jpg?resize=390%2C314" alt="Üsküdarlı Ressam Hoca Ali Rıza'nın &quot;İftar Sofrası&quot; 1919" width="390" height="314" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/hoca-ali-riza-iftar-sofrasi.jpg?w=621&amp;ssl=1 621w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/hoca-ali-riza-iftar-sofrasi.jpg?resize=300%2C242&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 390px) 100vw, 390px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13009" class="wp-caption-text">Üsküdarlı Ressam Hoca Ali Rıza&#8217;nın &#8220;İftar Sofrası&#8221; 1919</figcaption></figure></p>
<p>Sevdasında tüter dumanı bakır tencerenin.</p>
<p>Kuzinenin ateşinde kaynarken,</p>
<p>İbrikten damlayan sular,</p>
<p>Çıtırdayarak buhar olup göğe doğru uçar.</p>
<p>Döner durur devranı yazgısıdır suyun,</p>
<p>Bulur seni bir gün bilmediğin kötü huyun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg"><img class="wp-image-13014 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg?resize=357%2C212" alt="" width="357" height="212" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Tadında gizlidir yarası soğanın</p>
<p>Vurdukça bir yumrukla açılır tacın.</p>
<p>Gözyaşları saçılır etrafa,</p>
<p>Ağlasa inlese ne fayda,</p>
<p>Firakından yakınsa da,</p>
<p>Düşer yine de bilmediği yola…</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg"><img class="wp-image-13004 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg?resize=359%2C240" alt="" width="359" height="240" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Bakır kapta pişerken taamlık aşlar,</p>
<p>Aç karınlara şifa, gözlere nur olur bakışlar.</p>
<p>Bir tas çorbaya hep birlikte kaşık çalanlar,</p>
<p>Bulur nice dertlerine devayı bu sofrada&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Eller açılınca şükür ile semaya,</p>
<p style="text-align: center;">Dualar kabul, niyazlar makbul olur.</p>
<p style="text-align: center;">Konmaz artık tek bir lokma bile ağza.</p>
<p style="text-align: center;">Suyu üç yudumda içenler,</p>
<p style="text-align: center;">Edeple beklerler,</p>
<p style="text-align: center;">Ekmeği katık ederler,</p>
<p style="text-align: center;">Lal olan dillerini besmeleyle süslerler.</p>
<p style="text-align: center;">Afiyet Olsun&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/">Soframıza Buyurun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13003</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #7 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Jan 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12390</guid>
				<description><![CDATA[<p>Siz bilmezsiniz, size hiç anlatmadım ama benim bir abim var. Gökhan… Kendisi hasta. Nesi var hiç bilemiyorum ama yanlış bir davranış yapığında anneme söylüyorum ve aldığım cevap hep aynı oluyor: “Olsun oğlum, abin hasta.” Nesi var diye sorunca da sürekli aynı cevap: “Hasta işte.” Abim sürekli kendi kendine konuşur evde. Hem de çok fazla. Küçüklüğümden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #7 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Siz bilmezsiniz, size hiç anlatmadım ama benim bir abim var. Gökhan… Kendisi hasta. Nesi var hiç bilemiyorum ama yanlış bir davranış yapığında anneme söylüyorum ve aldığım cevap hep aynı oluyor:</p>
<p>“Olsun oğlum, abin hasta.”</p>
<p>Nesi var diye sorunca da sürekli aynı cevap: “Hasta işte.”</p>
<p>Abim sürekli kendi kendine konuşur evde. Hem de çok fazla. Küçüklüğümden beri abimle olan hatırlarımı en çok kendi kendine konuşmaları süslemiştir, bu konuşmalardan dolayı beni sinir edişleri… Bilmiyorum, belki bilerek yapmıyordu, hastalığı yüzündendi ama ben uyuyacakken yan odadan gelen fısıltılar beynimi allak bullak ediyordu. Zaten çok çabuk sinirlenen bir insanım. Bunun sebebi de burnumdaki et imiş, haberlerde duymuştum. Yani burnunda et olan insanların daha sinirli olduğunu haberlerde duymuştum. Babamla, arkadaşı olan bir doktora gitmiştik ve bana:</p>
<p>“Bak Metehan, istersen küçük bir müdahaleyle burnundaki eti alabilirim. Ama istemezsen beklersin ve bu et sen büyüdükçe, zamanla kaybolur.” Demişti. E korkmuştum be, ameliyattan bahsediyordu işte. Çocuğum, anlamam diye “küçük bir müdahale” demişti ama anlamıştım, o kadar da saf değildim. O ameliyatı olmadığım için de sinirim Allah’tan bir armağandır bana. Allah bizlerde böyle küçük sıkıntılar var edebilirmiş. Cennete girebilmek için katlanmak zorundaymışız, annem öyle demişti. Bana çok komik gelmişti. Her tarafı beyaz renkle bezeli bir yere girmek için bazı şeylere katlanmak zorundaydık. Allah’ı ve cenneti çok merak ediyorum açıkçası.</p>
<p>Abim hakkında çok şey bilmiyorum ben. Çok fazla birlikteliğimiz olmadı ben kendimi bildim bileli. Onun kendi halinde tavırları, kendi kendine konuşmaları, göz göze geldiğimizde gözlerini benden kaçırmaları… Hiç beni sevdiğini düşünemedim aslında şimdiye kadar. Onu her zaman okuldaki arkadaşlarıyla mutlu olarak görürdüm de, bu benim çok zoruma giderdi. Onun benimle mutlu olması gerekirdi, arkadaşlarıyla değil. Çünkü o benim abimdi! Onların değil…</p>
<p>Daha benim okula başlamadığım dönemlerde, hatırlıyorum da, annemle çarşıdan dönerken genelde abimin okul çıkışına da denk gelirdik. Abimi okuldan almak için; okulun kısa boylu, kapalı olduğunda öğrencilerin okula girmek için üzerinden tırmandığı, gri renkli kapısında bekler, abimle birlikte eve dönerdik. Okulun kapısında beklerken abimi gözlerdim; okuldan çıkısını, neler yaptığını, kimle olduğunu… Genelde okuldan kız arkadaşlarıyla çıkardı. Onlarla gülüşürken görürdüm hep abimi. Genç bir yönetmenin elinden çıkmış, tırt bir aşk filminin karelerinden biri gibi… Anneme sevgilisi olmadığını söylerdi ama vardı ben biliyordum. O banyodayken mesajlarını karıştırıyordum çünkü. Abimin beni ispiyoncu bir velet olarak tanımlamasına rağmen anneme de söylemiyordum. O bunu bilmiyordu…</p>
<p>Ben abimi sürekli kızlarla görünce özenirdim biliyor musunuz? Bir an önce büyümek, abim gibi olmak isterdim. Hoşuma giderdi abimi, öyle görmek. Anaokuluna ilk başladığımda ise büyümenin aslında ne kadar çirkin bir şey olduğunu anladım. Lanet olsun başladığım güne. Daha ilk gün, ilk görüşmemizde;</p>
<p>“Haydi çocuklar, sıraya girin oje süreyim tırnaklarınıza…” diye hepimizi çağırdı. “Sadece kızlara değil, isteyen herkese sürebilirim.” Şeklinde ekledi kocaman gülümseyerek. Bunu duyunca önümde duran pörtlek mavi gözlü çocuk, Furkan idi adı yanlış anımsamıyorsam, koştu sıraya girdi. Ben de küçük masaların birinin önünde boş duran, mavi renkli Mickey Fare desenli sandalyeye oturdum. Hiç unutmuyorum, tam beş yıl önce anaokuluna başladığım ilk gün sağım solum oyuncak doluyken bütün gün tek başıma o mavi sandalyede öylece oturdum…</p>
<p>O gün, öğretmenimiz bütün kızları hemen başına toplamıştı bile. Kızları elde etmek için karşımda insanlar olacağını bilmek korkutmuştu beni. Bunu düşünüp durmuştum koca gün o sandalyede. Sanırım bu korku yüzünden hiçbir zaman da kızlarla yakın olamadım. Yakın olamadım ama anaokulunda bir sevgilim vardı benim. Nursena… O istedi diye sevgili olmuştuk başka bir şey değil. Ve sürekli evcilik oynardık, Alperen ve onun sevgilisi Armoni ile… Sevde’ye henüz anlatmadım, anlatmalı mıyım o konuda da emin değilim.</p>
<p>O gün bana büyümenin ne kadar çirkin olduğunu kavramamda yardımcı olan Cemile Öğretmenim&#8217;e çok teşekkür ederim. O çirkinliği kavramamla bir daha hiç unutamamam bir oldu.</p>
<p>Bu arada ben Metehan… 5-A sınıfının bıçkın delikanlısı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #7 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12390</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanju Sarı’nın Öyküleri Yayımlandı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanju-sarinin-oykuleri-yayimlandi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanju-sarinin-oykuleri-yayimlandi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Jan 2018 08:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12899</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öyküleri; Kül Öykü, Özgür Edebiyat, Yaba Edebiyat, Altzine, Lacivert, Hece Öykü, Granada, Sarnıç Öykü ve Öykü Gazetesi gibi pek çok dergide yayımlanan ödüllü öykücü Tanju Sarı’nın Çiğ Dakota isimli öykü kitabı Seyyah Kitap etiketiyle yayımlandı. Sarı’nın hemen hepsi edebiyat dergilerinde yayımlanmış olan öykülerinde; memleketin dört bir yanından sıradan insanların gündelik yaşamlarını, lezzetli bir dille edebiyatın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanju-sarinin-oykuleri-yayimlandi/">Tanju Sarı’nın Öyküleri Yayımlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öyküleri; Kül Öykü, Özgür Edebiyat, Yaba Edebiyat, Altzine, Lacivert, Hece Öykü, Granada, Sarnıç Öykü ve Öykü Gazetesi gibi pek çok dergide yayımlanan ödüllü öykücü Tanju Sarı’nın Çiğ Dakota isimli öykü kitabı Seyyah Kitap etiketiyle yayımlandı.</p>
<p>Sarı’nın hemen hepsi edebiyat dergilerinde yayımlanmış olan öykülerinde; memleketin dört bir yanından sıradan insanların gündelik yaşamlarını, lezzetli bir dille edebiyatın büyülü dünyasına taşıyor.</p>
<p>Çiğ Dakota, Tanju Sarı, 105 Sayfa, Seyyah Kitap, Ocak 2018</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanju-sarinin-oykuleri-yayimlandi/">Tanju Sarı’nın Öyküleri Yayımlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanju-sarinin-oykuleri-yayimlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12899</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Hani, O Bırakıp Giderken Bizi…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Jan 2018 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12558</guid>
				<description><![CDATA[<p>“HALA YAŞIYORSUN, ONUN KALBİNİN EN GİZLİ YERİNDE” Çok uzun yıllar geçmişti görüşmeyeli. Ortak dostumuzdan alıyordum haberlerini. Görüşemiyorduk ama , neler yaşadığını  biliyordum.  Eşin için katlanmak zorunda kaldıklarını,  örneğin. Şişli’deki o pasajda açtığınız (açtığın) o dükkana da bir kez uğramıştım. Hasan, hep aynı, tepkisiz, durgun.Sen o güzel sesinle , “her şey iyi olacak” diye cıvıldıyordun. Çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Hani, O Bırakıp Giderken Bizi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“HALA YAŞIYORSUN, ONUN KALBİNİN EN GİZLİ YERİNDE”</p>
<p>Çok uzun yıllar geçmişti görüşmeyeli. Ortak dostumuzdan alıyordum haberlerini. Görüşemiyorduk ama , neler yaşadığını  biliyordum.  Eşin için katlanmak zorunda kaldıklarını,  örneğin. Şişli’deki o pasajda açtığınız (açtığın) o dükkana da bir kez uğramıştım. Hasan, hep aynı, tepkisiz, durgun.Sen o güzel sesinle , “her şey iyi olacak” diye cıvıldıyordun. Çok sonra, işlerin hiçte iyi gitmediğini, Hasan’ın kumar ve içkiye dalarak bolca sendelediğini, senin ise, en başından beri birlikteliğini onaylamayan gayet varlıklı ve çok bilmiş ablaların baskın olduğu ailenin de desteğinden yoksun, bir başına çabaladığını, eşinin  terapi seanslarını yarım bıraktığını, birkaç kez de canına kıymayı denediğini, ama bunu da beceremeyerek giderek daha da derinlere savrulduğunu  ve sonunda bir gün, evinizin banyosunda, senin kollarında can vermeyi başardığını, seni de nasıl derin bir mutsuzluğa gömdüğünü öğrenecektim. Geride kalan maddi enkazın yanı sıra, yaşadığın acılarla başa çıkma çabaların yıllar boyu sürdü ve en sonunda, Moda’daki küçük eve sahip olabildiğini duyduğumda  “ nihayet “diye düşünmüştüm. Ortak dostumuzla,  çıktığınız yolculuklardan nasıl keyif aldığını biliyordum. Doğum gününde arardım seni, sesinle sevinirdin.</p>
<p>O yaz, Datça’da dostumuz ve sen, birden çıkıverdiniz karşımıza. Çok dingin, sohbet ve mutluluk dolu birkaç günü paylaştık hep birlikte. Kahve falları baktık birbirimize. “ Fal dediğin, insanı mutlu etmek için birkaç cümle kurabilmektir “ demiştin, biraz hüzünle. Datça günlerinin sonuna yaklaşmıştık.Kaldığınız pansiyonun önünden geçiyorduk o akşamüzeri.Balkonda sigaranı tüttürüyordun, gözlerin dalgındı,sanki ruhunu başka bir yere göndermişsin, dönmesini de beklemiyor gibiydin. Bende kalan resmin işte bu. Seninle vedalaşmışız o yaz sonu, bunu o zaman bilmiyordum elbette.</p>
<p>İki ay sonra bir gün, dostumuz aradı ve senin komaya girdiğini, yoğun bakımda olduğunu bildirdi. Yüksek tansiyondan çok çekmene karşın, ısrarla oruç tutmaya kalkışmıştın ve beynin kanamıştı işte. On gün kadar  yoğun bakımda, hiç kendine gelemeden uyudun. Hepimiz  kalman için çok dua ettik. Duygusal bağlantıları farklı ve kuvvetli bir arkadaş, haber gönderdi bir akşam : “Sizler  gitme diye yalvardığınız için  gidemiyor.Lütfen onun için en iyisinin gerçekleşmesine dair dua edin, özgür bırakın ”. O andan sonra  hepimiz öyle dua ettik senin için ve ertesi gün, sen bizi bırakıp gittin.</p>
<p>Dostumuz aradı , ağlıyordu “ gitti “dedi, “artık bitti”. Aile bireylerin, son nefesini verir vermez, seni orada bırakıp çıkmışlardı hastaneden. Dostumuz kalmıştı ama. Gecenin karanlığında, öylece kıpırdamadan oturuyordu bir bankta. Sessizce ağlıyordu. Sarıldım ona, gözyaşları aktı, rahat bıraktım. Sarıldım sadece. İşte tam o anda, kapkara bir kedicik belirdi yanımızda. Doğruca, dostumuzun kucağına zıpladı, sonra çok yavaşca, başını kalbine yasladı, sevmesini bekledi. Bilirsin, onun kedi-köpeklerle arası yoktur.Bir kediye dokunmuşluğu hiç yokken, önce şaşkınlıkla, sonra çekingence  onu okşamaya başladı, okşadıkça sakinleşti, hıçkırıkları hafifledi ve durdu. “Bu kediyi sana o yolladı belki de “ dedim.  “Ya da  kendisidir , daha fazla üzülme diye gelmiştir “ “Belki de “dedi hüzünle.</p>
<p>Nice yaz geçti, Datça’ya her gidişimde, seni son kez gördüğüm o balkona takılır gözlerim ve içimden sessiz bir selam gönderirim o güzel ruhuna. Dostumuz, senden sonra hep yalnız çıktı yaz yolculuklarına,.Ara sıra birileri eşlik ediyor ona  ama o hep,  seninle gittiği uzak –yakın yollardaki varlığını özlemekte ve çok yalnız. Biliyorsun, değil mi?</p>
<p>Huzurla uyu sevgili insan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Hani, O Bırakıp Giderken Bizi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12558</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yetiş Hızır !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yetis-hizir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yetis-hizir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 28 Jan 2018 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burak Aydemir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12360</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vakit senin vaktin hızır Düşünebilsem Kumları saçlarımdan toplarım Kartal inceliği bir çift göz En harikasından içkileri Boynumdan aşağı dökerim Eceli öldürmemi sen istedin Ve ben katil oldum umarsızca Şimdi bir şeyler yazıyorum Bana kelime bul hızır. &#160; Şirinimsi sokaklardan Hızla geçiyorum rüyamda Sonunda yolun, Yanmış ve ıslak bir kaldırımda Uyuyakalıyorum. Kalbimin derisini soydurdum Usta bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yetis-hizir/">Yetiş Hızır !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Vakit senin vaktin hızır</p>
<p>Düşünebilsem</p>
<p>Kumları saçlarımdan toplarım</p>
<p>Kartal inceliği bir çift göz</p>
<p>En harikasından içkileri</p>
<p>Boynumdan aşağı dökerim</p>
<p>Eceli öldürmemi sen istedin</p>
<p>Ve ben katil oldum umarsızca</p>
<p>Şimdi bir şeyler yazıyorum</p>
<p>Bana kelime bul hızır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şirinimsi sokaklardan</p>
<p>Hızla geçiyorum rüyamda</p>
<p>Sonunda yolun,</p>
<p>Yanmış ve ıslak bir kaldırımda</p>
<p>Uyuyakalıyorum.</p>
<p>Kalbimin derisini soydurdum</p>
<p>Usta bir estetikçiye</p>
<p>Ve sinir hücrelerimi bağışladım babama</p>
<p>İnsanlığa bir selam söyle hızır</p>
<p>Çabuk çıksınlar cama.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Duyduklarımı kusuyorum kaldırıma</p>
<p>Ve mermi dolu bir tabancayla</p>
<p>Beynime oksijen salgılıyorum.</p>
<p>Bu gece,</p>
<p>Yollarını ezberledim</p>
<p>Yağmurunu ve insan kahırlarını</p>
<p>Kaldırım aralarında yetişen</p>
<p>Biçimsiz otlarını</p>
<p>Ezberledim bu şehrin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sokağın piçliğinde,</p>
<p>Kan değerlerimi ölçüyorum.</p>
<p>Ve aşık olduğum kadının,</p>
<p>Teri bulaşmış kanıma</p>
<p>Acayip bir senkronizasyon bu</p>
<p>Ateşe atılmamı sağlayan işte</p>
<p>Bir çok düşünceye göre.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uğraşmaya değer mi söyle</p>
<p>Neler yaptın hızır?</p>
<p>Hiç elin bir kadının,</p>
<p>Sol memesine değdi mi?</p>
<p>Bence değmemiştir hızır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tüm çıkarlar bir masaya konur,</p>
<p>Dudaklarımızı bantlayıp</p>
<p>Öpüşürüz toz bulutuyla</p>
<p>Ayaklarımız dertleşir</p>
<p>Yeni tenler keşfedilir</p>
<p>Yeni kefenlere,</p>
<p>Biçimsiz vücutlar buluruz.</p>
<p>Yada intihar girişiminde bulunuruz.</p>
<p>Kanımız akar şırıl şırıl</p>
<p>Onlar huzursal eylemlerde</p>
<p>Boğazlarında kalan lokmaları</p>
<p>Mideye indirirler</p>
<p>Bir çok sokak çocuğunun</p>
<p>Kalbi kırılır,</p>
<p>Gocuklarında ki delikler ağlar,</p>
<p>Sende ağla.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yani demem o ki,</p>
<p>Bir bardak da sen koy hızır,</p>
<p>Yetişemedin hiç bir boka.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yetis-hizir/">Yetiş Hızır !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yetis-hizir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12360</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Masal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-masal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-masal/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 26 Jan 2018 05:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12712</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kız varmış. Ailesiyle sıkıntılı olsa da bir hayatı varmış. Bir gün bir prensle tanışmış. Onu çok sevmiş. Ama prensin biraz şüpheleri varmış. Bir gün uzaklaşmak zorunda kalmış prensten. 2 ay geçmiş. Bir haber gelmemiş kızdan. Prens kızın perisini aramış, bulmuş. İki defa sormuş. Kız iki ayın sonunda dönmeye karar vermiş. Ancak kız dört ay [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-masal/">Bir Masal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kız varmış.</p>
<p>Ailesiyle sıkıntılı olsa da bir hayatı varmış.</p>
<p>Bir gün bir prensle tanışmış.</p>
<p>Onu çok sevmiş.</p>
<p>Ama prensin biraz şüpheleri varmış.</p>
<p>Bir gün uzaklaşmak zorunda kalmış prensten.</p>
<p>2 ay geçmiş.</p>
<p>Bir haber gelmemiş kızdan.</p>
<p>Prens kızın perisini aramış, bulmuş.</p>
<p>İki defa sormuş.</p>
<p>Kız iki ayın sonunda dönmeye karar vermiş.</p>
<p>Ancak kız dört ay boyunca beklemiş.</p>
<p>Ne mektup ne de bir haber gelmiş.</p>
<p>Aklına türlü türlü şüpheler gelmiş.</p>
<p>Onlarla savaşmak zorunda kalmış.</p>
<p>Ejderhalarla savaşmak zorunda kalmış.</p>
<p>Aylar öylece sürüp gitmiş.</p>
<p>Bir prense hediye göndermiş.</p>
<p>Prens almamış.</p>
<p>Kız prensi öyle özlemiş ki, resmine bakıp durmuş.</p>
<p>Bir gün kız prensin yanına gelmiş.</p>
<p>Yanağına bir öpücük kondurmuş.</p>
<p>Sarılmışlar doyasıya.</p>
<p>Ancak, kız yine uzaklaşmak istemiş yanından.</p>
<p>Ama bu sefer prens bırakmamış.</p>
<p>Prens kızı elinde tutmak için her şeyi yapmış.</p>
<p>Sonunda evlenmişler.</p>
<p>Kırk gün kırk gece düğün olmuş.</p>
<p>Yıllarca prensle prenses mutlu mesut yaşamışlar.</p>
<p>Bir kızları olmuş.</p>
<p>Adı Çiçek’miş.</p>
<p>Saçlarını çiçek suyuyla yıkayıp taramışlar.</p>
<p>O da büyümş serpilmiş.</p>
<p>Güzel bir genç kız olmuş.</p>
<p>Saçları sarıymış.</p>
<p>Annesine benziyormuş.</p>
<p>Bir prens atına atlayıp gelmiş.</p>
<p>Onunda müzik dinleyip dans etmişler.</p>
<p>Müzik kesilince evlenme teklif etmiş kıza.</p>
<p>Kız kabul etmiş.</p>
<p>Prensle prenses sonsuza kadar mutlu yaşamışlar.</p>
<p>Onların da kızları olmuş.</p>
<p>Bu masal böylece sürüp gitmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-masal/">Bir Masal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-masal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12712</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yani Delirmiş Diyorsun!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Jan 2018 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12684</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kargalar henüz kahvaltıya başlamamıştı ama ben işyerine gitmek için önce bir tramvay yaptım, sonra metro… Kolay olmadı tabi. Bu devirde alet edevat olmadan koca bir tramvayı yapmak ancak bana yakışır. Neyse tramvaydan sonra hadi bir de metro yapayım dedim. Birkaç dolmuş, birkaç otobüs de yapıp İstanbul Büyükşehir Belediyesinin araç filosunu genişletecektim ama şimdilik İstanbul Kart [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/">Yani Delirmiş Diyorsun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kargalar henüz kahvaltıya başlamamıştı ama ben işyerine gitmek için önce bir tramvay yaptım, sonra metro…</p>
<p>Kolay olmadı tabi. Bu devirde alet edevat olmadan koca bir tramvayı yapmak ancak bana yakışır. Neyse tramvaydan sonra hadi bir de metro yapayım dedim. Birkaç dolmuş, birkaç otobüs de yapıp İstanbul Büyükşehir Belediyesinin araç filosunu genişletecektim ama şimdilik İstanbul Kart basarak da gelirlerini arttırabilirim diye düşündüm. Bu arada ben çok iyi düşünürüm!</p>
<p>Tıkış tıkış olduğumuz metroda üç hanım kızımız geniş geniş muhabbet ediyordu. Hani muhabbet deyince siz de dedikodu yaptıklarını, sevgililerini çekiştirdiklerini falan sanmayın. Bu hanım kızlarımız dersten bahsediyordu.</p>
<p>Gece saat bir de yatmıştı birisi, sabah beşte kalkmış, arkadaşıyla ders çalışmışlardı.</p>
<p>4 saatlik uyku sonrası çalışmayı anladım da, o vakitte çalışacak arkadaşı nereden buldu onu anlamadım.</p>
<p>Neyse ne canım, bize ne…</p>
<p>Bugün sınav varmış, “<strong>ben çalışamadım</strong>” dedi. Çantasından bir deste küçücük not kâğıtları çıkarttı, inci gibi yazılıydı. Bazısı kırmızı kalemle, bazısı mavi kalemle, bazısı da siyah kalemle yazılmıştı. Önce bunun bir renk şifresi olduğunu düşündüm ama sonra kalemin bitmiş olma ihtimali üzerinde derin bir analiz yaptım, kararım kalemin bitmiş olmasıydı ve bu karar, kesin kararımdı.</p>
<p>Hikâyemizin ikinci kahramanı notları birinci kahramanımıza yani sabahın beşinde uyanıp, arkadaşıyla ders çalışan hanım kızımıza uzattı. O da barkod okuyucu gibi nota bakar bakmaz o konuyla ilgili en az bir dakika yorum yaptı. Düşünün… düşündünüz mü, öyleyse o kadar not kağıdı için, ne kadar yorum dinlediğimi de anladınız.</p>
<p>Tabi hemen yanı başımda geçen bu konuşmayı dinlememek gibi bir şansım yoktu ama iyi oldu, bu arada birkaç tıp fakültesi bitirdim, artık ameliyata bile başlayabilirim.</p>
<p>Hanım kızlarımızın dersi duygu durumla ilgiliydi, daha başka da vardı ama siz de tıp fakültesinden mezun olup, hastaneleri doldurmayasınız diye doktorluğu kendime saklayayım.</p>
<p>Birinci hanım kızımız notlara bakarak ikinci hanım kızımıza tıp dersini verdi, hem de sular seller gibi.</p>
<p><strong>Bak</strong> <strong>kızım</strong> dedi, kızı oluyormuş demek ki…</p>
<p><strong>Şimdi korkuyorsun ya</strong>, korkmuyordu.</p>
<p>Yani temsil bir olay oluyor korkuyorsun, eee, sonra kalbin küt küt atıyor. Belki kızın kalbi tak tak atıyordur sana ne?</p>
<p>Neyse ne, bunun iki türlü duygu durumu varmış. Birincisinde bir saniyelik bir fark varmış, önce korkarmışsın, sonra kalbin küt küt atarmış, diğerinde hem kalbin hem de korkun aynı anda gelirmiş. Topu topu bir saniyelik fark için iki farklı duygu durumu birkaç dakika anlattı. Sadece bu değil, bunun için iki farklı konu varmış, toplam 8 çeşit durum oluyormuş ve bunlar da şöyle oluyormuş, böyle oluyormuş deyip geçiştirmek olmaz. Hepsinin üzerinde durmak gerekir.</p>
<p>Mesela diyelim bir soygun oldu, mesela dedik ya hemen niye korkuyorsunuz, temsil yani, örnek babından.</p>
<p>Soygun ani oldu, ne yaparsınız, irkilirsiniz, korkarsınız. Göz kapaklarınız açılır, sonra kapanır, açılır, sonra kapanır…</p>
<p>Başınız öne eğilir, omuzlarınız kasılır, vücudunuz öne eğilir, karın düzleşir, dizlerinizin bağı çözülür.</p>
<p>Betiniz benziniz sararır, burnunuz bembeyaz olur. Sonra yüzünüz de kireç gibi beyazlaşır.</p>
<p>Sonra ter bezleriniz çalışır ve soğuk soğuk ter dökersiniz, mübarek sanki İSKİ bedava su dağıtmaya başlamış da, siz de bir koşu gidip bütün suyu almaya çalışmışsınız gibi bir hale bürünürsünüz.</p>
<p>Birinci hanım kızımız, elindeki notlarla nutuk atmayı sürdürüyor, ben de onun anlatımından kişinin bürüneceği ruh hali ve dışa yansıyan görünümünü tahayyül etmeye, bu tahayyülümü de sizlere aktarmaya çalışıyorum.</p>
<p>Meğer sadece sizlere değil, üç hanım kızımıza da aktarmışım, “<strong>Yani delirmiş diyorsun..</strong>” sözünü sesli söylemişim. Üç hanım kızımız önce sözümü duydu, sonra bu sözü söyleyene doğru bir bakış attılar, şaşırdı, gerildi, sonra bir gevşeyip, bastılar kahkahayı.</p>
<p>Neden kahkaha attılar anlamadım; benim analizime mi, yoksa delirdiğimi düşündüklerinden mi, yoksa üçü birden delirdiğinden mi…</p>
<p>Neyse de ne, ben tıp tahsilimi insan davranışları üzerine tamamlamayı sürdürüyorum. Belki yakında psikolog olurum, belki de psikiyatrist, ya da psikopat, ne fark eder ki, hepsinde de pisi pisi bir şeyler var.</p>
<p>Birinci hanım kızımız elindeki notlardan ikinci hanım kızımıza ders anlatmayı sürdürdü, hem de öyle böyle değil, sabah sabah birkaç yumurta içmiş, birkaç litre de zeytin yağıyı üstüne boca etmiş gibi gür bir sesle. Garibim üçüncü hanım kızımız da benim gibi sessiz sedasız durup, yine benim gibi garip garip onlara bakıyordu.</p>
<p>Şansa bak ki onların ineceği durak geldi ve indiler, yoksa ben şimdiye tıp fakültesi diplomasını cebe indirmiştim bile!</p>
<p>Acaba peşlerinden mi gitsem, bu diplomayı almam lazım, şunun şurasında ne kaldı ki…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/">Yani Delirmiş Diyorsun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12684</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şu Aciz İstanbul’da</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/su-aciz-istanbulda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/su-aciz-istanbulda/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Jan 2018 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12703</guid>
				<description><![CDATA[<p>Buğulu gözlerinle daldığım masum düşlerim var benim, Satırlarıma saklı sözcüklerim birazda. Yani seni tanıyan herkes gibi Seni yaşıyorum her günün bir anında. Ya sözcüklerle seni yazıyorum bir satıra Ya da bu şehirde benim için güzel ne varsa, ona dalıyorum, Parça parça sen oluyor şu aciz İstanbul’da. &#160; Kanlıca da, Pierre Loti’de, Kimi zaman anlatıldığı manasından [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-aciz-istanbulda/">Şu Aciz İstanbul’da</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Buğulu gözlerinle daldığım masum düşlerim var benim,</p>
<p>Satırlarıma saklı sözcüklerim birazda.</p>
<p>Yani seni tanıyan herkes gibi</p>
<p>Seni yaşıyorum her günün bir anında.</p>
<p>Ya sözcüklerle seni yazıyorum bir satıra</p>
<p>Ya da bu şehirde benim için güzel ne varsa, ona dalıyorum,</p>
<p>Parça parça sen oluyor şu aciz İstanbul’da.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kanlıca da, Pierre Loti’de,</p>
<p>Kimi zaman anlatıldığı manasından uzak,</p>
<p>Betonlara gark olmuş Üsküdar da.</p>
<p>Bu şehrin bin bir yüzüne bakan neresi varsa,</p>
<p>Ya da hangi yüzünde sevdiysen bu şehri,</p>
<p>İşte orada burcuna varıyorum,</p>
<p>İçime doluyorsun şu aciz İstanbul’da.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zaman duruyor, bir ağırlık çöküyor ruhuma.</p>
<p>Sahilde dalgaları seyrediyorum,</p>
<p>Dans ediyor sandallar ve vapurlar,</p>
<p>Martı seslerinin o nahoş tınısıyla.</p>
<p>Anadolu’mun türküsünü haykırıyor insan yüzleri</p>
<p>Ben onları görüyor,</p>
<p>Seni düşlüyorum şu aciz İstanbul’da.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gurbet dedikleri şeye yabancıydım bir zamanlar…</p>
<p>Bir mekâna hapsolmak, ruhen ona tabii,</p>
<p>Onunla özdeşleşen her şeyle haldaş olmak.</p>
<p>Ne demek? Ellerine düştüğümde anladım.</p>
<p>Senin hayalinle bu şehri arşınladım,</p>
<p>Sayıkladım çayımı yudumlarken,</p>
<p>Kapalıçarşı’da gezerken</p>
<p>Ya da Mahmutpaşa’da esnaf çığırtılarını duyduğumda,</p>
<p>Alışverişe çıkmış bir kadın gibi</p>
<p>Kalbimde ruhunu duyumsadım şu aciz İstanbul’da.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-aciz-istanbulda/">Şu Aciz İstanbul’da</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/su-aciz-istanbulda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12703</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #6 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12385-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12385-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 20 Jan 2018 05:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12385</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben yazları ders konusunda hiçbir şey hatırlamasan da sene içinde mutlaka derslerimi toparlar altın grubunun ilk sırasını kimseye kaptırmam. Bunun için çok fazla olmasa da çalışıyorum. Eğer çalışmayı bırakırsam bronzun ortalarına doğru düşüyorum. Şaka değil, bir keresinde düşmüştüm. Kapının tam karşısındaki sıra grubunun ortalarına oturmuştum. Yanımda Basri vardı, sağ yanımda yani. Sol tarafımda ise Nedim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12385-2/">Metehan V Sevde #6 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben yazları ders konusunda hiçbir şey hatırlamasan da sene içinde mutlaka derslerimi toparlar altın grubunun ilk sırasını kimseye kaptırmam. Bunun için çok fazla olmasa da çalışıyorum. Eğer çalışmayı bırakırsam bronzun ortalarına doğru düşüyorum. Şaka değil, bir keresinde düşmüştüm. Kapının tam karşısındaki sıra grubunun ortalarına oturmuştum. Yanımda Basri vardı, sağ yanımda yani. Sol tarafımda ise Nedim. Ben Basri’nin muhabbetini çok severdim aslında. Kızlar konusunda çok taktik verdi bana sağ olsun. Pek ilgilenmesem de ileride lazım olur diye dinliyordum işte… Ama Basri ile olan anılarım genelde kavga üzerine kurulu. Sanırım bu zamana kadar en çok kavga ettiğim kişiydi Basri.</p>
<p>Bronzun ortalarındayken arkamda da Murathan otururdu. Murathan; komik, sevimli, sınıfın yaramaz çocuğuydu. Bir keresinde arkama dönüp Murathan’a laf atmıştım. Dersi dinliyordum ama o an Murathanla konuşmak istemişti canım. Murathan’ın da muhabbeti çok güzeldi çünkü. Dedim ya komikti işte. Laf attığım gibi tahtanın önünde ders anlatan Şerif Öğretmen’in uzuuuun cetvelini hissettim. Bir kere bana, bir kere de Murathan’ın avucuna yavaşça vurdu. Önüme büyük bir mahçubiyetle dönerken “Ben az önce ne söylüyordum Murathan?” diye bağırdı. Söyleyemedi, cevap veremedi. Dinlemiyordu ki zaten dersi. Sonra bana döndü: “Sen söyle! Ne dedim ben?!” diye sordu. Söylediklerini, az önce sınıfa anlattıklarını çat pat tekrar ettim sesli şekilde. Murathan’a döndü: “Seni konuşturup, kendi dersi dinliyor, dikkat et!” dedi. Daha cümlesi bitmeden Şerif Öğretmen Murathan’ın eline öyle bir vurdu ki; Murathan’ın “ah!”ı o kadar büyüktü ki; o olaydan sonra bir daha bizim okula adımını atmadı. Farklı okula gitmeye başladı. Bir daha da anaokulu arkadaşımı asla göremedim.</p>
<p>Bu senenin daha başlarında Şerif Öğretmen ilk oturma düzenini ayarlıyorken yine altın, gümüş ve bronz olarak bizi sıraladı. Altınların başını geçen sene bıraktığım gibi hemen ben kaptım tabi, beni oturtturdu oraya. Yanıma daha önce bizim sınıfta olmayan, yeni gelen bir kız oturdu. Kimdi hatırlayamadım. Gün boyunca hiç konuşmadık. O ilk adımı benden beklemişti herhalde. Yani kızlar ilk adımı hep erkeklerden beklermiş, öyle söylemişti Basri. Ama ben ağzımı açıp adını bile soramadım. Küçücük bir soru için, adını öğrenebilmek için bile tek kelime dahi edememiştim. O da sormamıştı zaten, pek de umrunda olmadığı belliydi. Çok güzeldi o be. Yanlış anlar diye yüzüne dahi bakamıyordum. Kömür karası gözleriyle temas ettiğim an gözlerimi kaçırıyordum.</p>
<p>O gün paydos zili çaldığında çantasını alıp, gitmeye yeltendi. Yine bir şey diyemedim ben. Bir “iyi akşamlar” bile… Çok kötü hissetmiştim. Hayatımda gördüğüm en güzel kız ile, yanımda oturmasına rağmen konuşamamıştım bile. Erkekliğimden utanmıştım. İçimdeki kötü hisle birlikte eve doğru usul usul yol aldım. Arkadaşlarıma hiç takılmadım. Bir gariplik olduğunu anlamıştı Mehmet.</p>
<p>&#8221; Mete gelsene oğlum maç yapacağız.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yok.&#8221; dedim, &#8220;benim karnım ağrıyor.&#8221;</p>
<p>Eve giderken tam bizim mahalleye döndüm ki önümde bayağı uzakta onu gördüm. Çekçekli, çiçekli çantasından tanıdım onu. Pespembeydi. Ve yakışabileceği en güzel eller tarafından çekiliyordu. Biraz yürüdükten sonra bizim apartmana girdi. Sanırım yazın bir kere merdivenlerde görüp, kaybettiğim kıza ikinci kez aşık olmuştum bugün!</p>
<p>Bir sonraki gün ise öğretmenin tahtaya kaldırmasıyla öğrendim, Sevde imiş adı…</p>
<p>Daha sonraları biz Sevde ile çok yakın oldum. Sınavlardan o da benim gibi yüksek not aldığı şiçin altın grubunun başından hiç ayrılmadık. E haliyle ben her ne kadar onunla konuşmayı bceremesem de, o kadar çok yanyana oturduk ki yakın olmasaydık hakikaten ayıp olurdu. Ben sırf onunla muhabbet edebilmek için çeşitli şaklabanlıklara mahal verirdim. O bana hep güler; “ilahi Metehan.” derdi. O sözü nereden duyduğunu sordum, annesi söylüyormuş. Müstakbel kayınvalidem…</p>
<p>Sadece bana gülmesi değil ha, ilk başlarda omuzlarına kolumu atmama bile izin vermezken artık bir şey demiyor. Biz erkekler arasında bir şifredir bu. Eğer arkadaşınla kolunu atıp durabiliyorsanız, çok iyi arkadaşsınız demektir bu. Üçüncü sınıfta daha belirgindir hatta bu, “önümüze gelene bin tekme!!”  diye bağırarak gezerdik biz. Çok çocukçaydı kabul ediyorum.</p>
<p>Biliyor musunuz, Sevde bizim sınıfı ailesine anlatırken benden özel olarak bahsetmiş. Çok başarılı olduğumu ve çok komik olduğumu söylemiş. Espirilerimi falan anlatmış hep. Buna sevindim sevinmesine, hatta duyunca hayalara uçmuştum. Annemin tabiriyle o gün leyla gibi gezdim ama odamda, yalnız kaldığımda düşündüm ve pek de iyimser olamadım bu konuda…</p>
<p>Çünkü o beni espirilerimde anlattı, ben onu notalarımda… İşin kötüsü notalar hiçbir zaman, espiriler bir anda eskir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12385-2/">Metehan V Sevde #6 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12385-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12385</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Sesler, Yüzler, Renkler, Evler, Sokaklar”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Jan 2018 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12553</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ŞARKILAR BİZİ SÖYLER” Yaşamımız boyunca  çoğu kez,  farkına varmadan, belleğimize aktardıklarımız tanımlar duygusal zenginliğimizi. Sesler, örneğin. Çocukluğunuzun sokaklarını getirin aklınıza. Bir zamanlar, ne çok satıcı geçerdi, farklı zaman dilimlerinde üstelik. “Eskiciii!, eskiler alıyom, şişelere mandal veriyom.eskiiicii!”  Eskiciler, sadece şişeleri değil, ev halkının eskimiş, küçülmüş giysilerini de değiştirirlerdi  mandallarla, naylon sepet, leğen, porselen veya çinko tabaklarla. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Sesler, Yüzler, Renkler, Evler, Sokaklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“ŞARKILAR BİZİ SÖYLER”</p>
<p>Yaşamımız boyunca  çoğu kez,  farkına varmadan, belleğimize aktardıklarımız tanımlar duygusal zenginliğimizi. Sesler, örneğin. Çocukluğunuzun sokaklarını getirin aklınıza. Bir zamanlar, ne çok satıcı geçerdi, farklı zaman dilimlerinde üstelik. “Eskiciii!, eskiler alıyom, şişelere mandal veriyom.eskiiicii!”  Eskiciler, sadece şişeleri değil, ev halkının eskimiş, küçülmüş giysilerini de değiştirirlerdi  mandallarla, naylon sepet, leğen, porselen veya çinko tabaklarla. Kollarındaki kocaman sepetti taşıma araçları, sonraları çek çek arabaları ile gezer oldular ve bir gün birdenbire kayboldular ortadan. “Yoğurtçuuu!!!, Silivri yoğurduuu!!” yoğurtçular, omuzlarında terazilenmiş , iki taraftan sarkan yuvarlak tepsilerde taşırlardı yoğurdu. Ellerinden birinde, kısa aralıklarla salladıkları, gelişlerini duyuran çıngırakları olurdu. Evin hanımının verdiği kap  teraziye konur  ve  yoğurtçu, küçük bir malayı andıran kepçe ile doldururdu içini. ”Lahmacuunn, sıcacuuukkk!!!”  her sokaktan geçerdi  lahmacuncular. Çoğu beyaz önlük giyer, kollarındaki beyaz, oval kutularda satarlardı lahmacunlarını. Oduncular vardı sonra. Sonbaharın kışa dönmek üzere olduğu aylarında ortaya çıkarlar, omuzlarındaki baltalarla, bahçelere yığılmış odunları ya da kütükleri parçalarlar, hem odunları, hem de alınmış ise, kömürleri odunluklara taşırlardı. Lağımcılar bile vardı. Tıkanmış lağımlarla ya da bir zamanların küçük Anadolu şehirlerinde yaygın olan bulaşık çukurları ile ilgili sorunları, şıp diye çözerlerdi. ”Dondurmaccııı!” biz çocukların yolunu dört gözle beklediği satıcılardı dondurmacılar. Küçücük, iki tekerlekli, çoğunlukla mavi arabaları olurdu. Kornet külahların henüz üretilmediği dönemlerde, genellikle akşam üzerleri geçerlerdi kapıların önünden. Macuncu, başının üzerine yerleştirdiği bez halkanın üzerinde taşırdı tepsisini, portatif iki ayaklı bir sehpacığı koluna geçirir, renk renk macunları, hiç acelesiz, uzatarak dolardı saza benzer kısa çubuklara. Pamuk helvacıları izlemek en zevkli olandı. Çalışan basit düzeneğin ortasındaki yuvarlağa dökülen toz şeker ve bir parça pembe boya, hızla döner, izleyemediğimiz bir hızla, örümcek ağına benzer incecik bir kıvamda, uzatılan çubuğa bulut gibi dolanırdı. Yerken burnumuza yapışırdı ve sinir bozardı, o da başka sorun. Simitçi, her an geçebilirdi. Uçan baloncu, rengarenk uçan balonları ve karton ayakları yere basan, koca kulaklı tavşan balonları ile geçerdi sokağımızdan. Alınan uçan balonlar, odamızın tavanına yapışır,ipi yere uzanır, ama ertesi sabah uyandığımızda, üzülerek yerde bulurduk onları. “Bileyci, bileyci, bileyyy!!” Bıçaklar ve makasları keskinleştirenlerdi onlar. Kalaycılar gelirdi sonra, kap- kacak, şimdiki gibi çelik, teflon, emaye , vb değildi, Bakır kaplar, belli aralıklarla kalaylanmak, parlatılmak isterdi.Kalayı gitmiş kaplarda pişirilen yemeklerle zehirlenmekten korkulurdu. Cam damacanalarla satılan sular, evlerdeki küplere boşaltılırdı, ağızlarına gerilen beyaz tülbentlerden süzülürek .Balıkçılar geçerdi, hallaçlar geçerdi. Yastık ve yorganlar, yün veya pamuktandı, zaman zaman dikişleri sökülerek bahçelerde güneşlendirilir, kabartılır ve sonra yıkanarak kurutulan kılıflarına geçirilerek dikilirdi. Kış akşamlarının sesi “Booozaaa!!” olurdu.Bizim mahalleye , sadece cumartesi akşamları saat 18.00 civarında gelen asık yüzlü, suskun bozacı getirirdi bize bozayı. Bir rivayet, o hafta almamak için kapıyı açmayanların payını kapılarına dökermiş ama Allahtan, biz hiç görmedik.Gazeteler, yeni yetme gençler ya da çocuklar tarafından, bağıra çağıra satılırdı. “Yazıyooor, yaazıyorrr!!” merak uyandıracak haberleri ezbere seslendirirdi gazete satıcıları.Bütün bu seslerin her biri, yaşadığımız döneme tanıklık ederlerdi. O sesler, çizgiye, resimlere dönüşerek anı belleklerimize yerleştirirlerdi. Satılanların kokuları, renkleri, biçimleri , bizde uyandırdıkları keyif yer bulurdu içimizde. Satıcılarla kurulan kısacık, hatta anlık iletişimler, yaşamlarımızın belki de ilk ilkel alıp vermeleriydi. Satıcının, sattığı ile kurduğu bağı izlerdik, bize sunuşunu, bizim ondan aldığımız andaki hallerimizi izleyişini, zaman zaman anlattığı kısa bir fıkrayı, bize yaptığı küçük şakaları, keyifli zamanlarda sorulan bilmeceleri önemserdik. Onlar, sokağımızın sesleriydi ve hep oraya ait olmalıydılar sanki. O yaştaki bizler için, alıştıklarımızın her zaman alıştığımız yerde ve biçimde, hatta anda olmasının yarattığı ferah olma hali, güven duygusu… Zaman  zaman, satıcıların öyküleri de merek edilirdi, anlatılan ya da anlatılmamakla birlikte kulaklara değen ayrıntılar, aslında farklı yaşamların da olabildiğini öğretirdi çocuklara, ister istemez…</p>
<p>Her mahallenin sokakları, güvende olunan ortamlardı ve gönül rahatlığı ile oynardı çocuklar. Kavgalar olur, itişilir, bağrışılır ama bir şekilde, zorunlu olarak uzlaşılırdı. Bilgisayar çağına girilmesine daha çok uzun yıllar vardı ve ilkel sayılabilecek malzemelerle, olağan dışı oyun gereçleri yaratılırdı . Mısır püskülü saçlı, gövdesi pamuk dolu patiskadan, kolları bacakları dallardan bebek yapılırdı örneğin. Çam iğnelerini iç içe geçirerek kolye ve bilezikler üretirdik. İçi su dolu bir bitkiyi patlatır, kıvırarak kulaklara küpe yapardık, Gazoz kapaklarına, su ile karıştırılmış toprak sıkıştırarak sözde pasta pişirirdik, üzerlerine, tavuk yemleri dizerdik süs olarak. Kiremit parçalarını şekillendirir, yerlere resimler çizerdik. Lastik parçasını düğümler, bacaklara geçirirdik, arkadaşlarımız üzerinden atlardı. Lastik diye küçümsemeyin lütfen, çok keyif alırdık. Tahta üzerine çiviler çakılırdı, genellikle erkekler, fiske atarak para sektirirlerdi. Şimdi pek çok çocuğa sıkıcı gelebilecek bu etkinliklerden hiç bıkmazdık . Oyunların çoğunu, rahatlıkla bulunabilecek malzemelerle biz yaratırdık çünkü, emek verirdik ve severdik. Kendi sokağımızda olan, güven verici ve rahatlatıcıydı. Bildiğimiz evler, teklifsizce oynanacak bahçeler, bizi kendi çocuklarından ayırmayan komşu teyzelere sahiptik. Bahçelerden yemek kokuları taşardı evlere ve komşuda pişen, bize de düşerdi. Paylaşmak, gün içinde duvardan duvara ses olmak, öğleden sonraları bahçelerde paylaşılan söyleşmeler, hep bize ulaşan kısa, yalın yaşam dersleriydi.</p>
<p>Şimdi hep birlikte ve bir başına, güvensiz, meraksız, dört duvar arasında, kimsenin yaşamına değmeden, en ufak bir alan ihlalinde kızmaya , küsmeye hazır yaşanıyor sokaklarda. Satıcılar, eski çeşitlilikte değil. Karpuz-kavun satıcıları. Bozuk bilgisayarları çek-çeklerine atmış eskiciler var en çok. Şansınız varsa, balığın bol olduğu zamanlarda, seyyar balıkçı görebilirsiniz en fazla…</p>
<p>Ve şarkılar… Bizim şarkılarımız da vardı. Oynamaya ara verir, bir kenara oturur, avaz avaz şarkılar söylerdik, seslerin başka başka tonuna aldırmadan, bazen hep bir ağızdan, bazen de tek tek, şarkılar söylerdik. Çocuk şarkıları ya da büyüklerin şarkıları, söylerdik ve mutlu olurduk. Televizyonlar yaşamlarımıza henüz dahil olmamışken, radyolar hep açık olurdu ve her telden çalan müziğe çok alışkındı kulaklarımız. Ondandır, türküleri, şarkıları ve klasik müziği yadırgamadan severek dinlememiz, nota bilmesek te, aynı makamdan olan şarkıları eşleştirebilmemiz, sözleri ve müziği bir arada düşünebilmemiz. Geçmişin resimlerini çizer ve anılarımıza eşlik eder müzik.</p>
<p>Uzak geçmişinizden bir anı seçin şimdi ve içinizde çalmaya başlayan kendi şarkınıza kulak verin. Sahi, sizin şarkınız hangisi?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Sesler, Yüzler, Renkler, Evler, Sokaklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12553</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Araştırmacı Beyinlere Çizgi Ve Mizah Kitapları İdeal Olabilir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Jan 2018 08:34:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12767</guid>
				<description><![CDATA[<p>Araştırmacı kişiliğe sahip olan kişiler her diam yeni kitap arayışları içerisinde olurlar. Tarih, edebiyat, sosyoloji bu alanda en çok satan kitaplar arasında olarak bilinir. Geçmişimizin ne olduğunu ve ceddimizin ne türlü mücadeleler verdiğini öğrenmek için özellikle araştırma kitaplarına ihtiyaç duyarız. Aslında bunu sadece araştırmayı seven kişilerin yapması gereken bir konu olarak algılamamak gerekir. Dünya tarihi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/">Araştırmacı Beyinlere Çizgi Ve Mizah Kitapları İdeal Olabilir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı kişiliğe sahip olan kişiler her diam yeni kitap arayışları içerisinde olurlar. Tarih, edebiyat, sosyoloji bu alanda en çok satan kitaplar arasında olarak bilinir. Geçmişimizin ne olduğunu ve ceddimizin ne türlü mücadeleler verdiğini öğrenmek için özellikle araştırma kitaplarına ihtiyaç duyarız. Aslında bunu sadece araştırmayı seven kişilerin yapması gereken bir konu olarak algılamamak gerekir. Dünya tarihi üzerinde yaşayan herkesin bu durumlardan haberdar olması gerekiyor. Bu anlamda birçok kitap evleri yetersiz kalıyor. Ya stok azlığından ya da başka sebeplerden ötürü her türlü kitabı ve baskılarını bünyelerinde barındıramayabiliyorlar ve özellikle çizgi ve mizah kitapları çoğu zaman yetersiz kalabiliyor.</p>
<p><strong>Araştırma Kitapları İçin Farklı Adreslere Bakılabilir</strong></p>
<p>Genel olarak kişiler <a href="https://kidega.com/kitap/cizgi-roman-mizah/tur"><strong>çizgi ve mizah kitapları</strong></a> almak istediğinde ilk olarak baktığı kitap mağazaları oluyor. Kendi şehirleri içerisindeki tüm mağazaları teker &#8211; teker gezerek bir araştırma içerisine giriliyor. Fakat bazen bu durum yetersiz kalabilir. Çünkü stoklarında bulunmayan arşivlerinde illaki eksik olan birçok araştırma kitabı olabilir. Bu anlamda yeni ve başka arayışlar içerisine girmek gerekebilir. Bunun için genellikle yine kitap sahaflarından yardım istenir. Onların anlaşmalı olduğu yerlerden kitapların getirtilmesi talebinde bulunulur. Bu süreçte bayağı bir uzun zamana yayılmaya çalışılır. Hem beden yorgunluğuna hem de zaman kaybına yol açan bu durumu engellemek için aslında internetten araştırma kitapları satışı yapan sitelerden yardım istenebilir. Fakat burada da dikkatli olunması gerekiyor. Özellikle internette yer alan her site gerçek hizmeti veren ve kaliteli kitap satışı yapan site olmadığı için detaylı araştırma yaparak güvenilir adresleri tercih etmek gerekir.</p>
<p><strong>İnternetten Araştırma Kitabı Sipariş Etmek İçin</strong></p>
<p>Eğer ki beğendiğiniz ve uzun zamandır aradığınız çizgi ve mizah kitapları varsa ve bunun için de internet sitelerinde bulmuşsanız o zaman dikkatli olunması gereken birkaç hususu bulunuyor. Özellikle internetten sipariş verirken gerçek bir site olmasında önem vermelisiniz. Ayrıca sitenin kaliteli hizmet vermesi ve kısa sürede teslim etmesi de yine önem teşkil eden durumlar arasındadır. Bu anlamda hem istediğiniz kitabı bulabileceğiniz hem de güvenirliğini kanıtlamış bir yer arıyor iseniz size önerebileceğimiz <a href="https://kidega.com/kitap/cizgi-roman-mizah/tur">https://kidega.com/</a>  sitesine bir göz atmanız olacaktır. Site içerisinde birçok araştırma kitabını kolaylıkla bulabileceğiniz gibi güvenli alışverişte yapabileceksiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/">Araştırmacı Beyinlere Çizgi Ve Mizah Kitapları İdeal Olabilir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12767</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kukumav Kuşu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kumumav-kusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kumumav-kusu/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Jan 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burak Aydemir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12358</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denizin gölgesine sarıldım Dim dik bir yokuş Ve şakkadanak kukumav kuşları Açıldı bahçelerimde Yer kalmadı pek didişmeye Kaç gezegen ötesinde Kaç okyanus keşfedildi Dar suratlılar Azgın sesli hayvanlar Dağ bayır gök Dinlenmeden çıksa yukarı Yolun sonu yokuş Ve devenin kulakları Ne binalar yaptı üstelik Kukumav kuşlarının tırmanamayacağı Ne ezgiler dile geldi kalfalarca. &#160; Boş bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kumumav-kusu/">Kukumav Kuşu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denizin gölgesine sarıldım</p>
<p>Dim dik bir yokuş</p>
<p>Ve şakkadanak kukumav kuşları</p>
<p>Açıldı bahçelerimde</p>
<p>Yer kalmadı pek didişmeye</p>
<p>Kaç gezegen ötesinde</p>
<p>Kaç okyanus keşfedildi</p>
<p>Dar suratlılar</p>
<p>Azgın sesli hayvanlar</p>
<p>Dağ bayır gök</p>
<p>Dinlenmeden çıksa yukarı</p>
<p>Yolun sonu yokuş</p>
<p>Ve devenin kulakları</p>
<p>Ne binalar yaptı üstelik</p>
<p>Kukumav kuşlarının tırmanamayacağı</p>
<p>Ne ezgiler dile geldi kalfalarca.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Boş bir meyhane sokağında</p>
<p>İsim ve şehir</p>
<p>Ve kamyon zırıltısı</p>
<p>Ve kırgın kelebekler</p>
<p>Ve örtülü gecelerde</p>
<p>Uyuyamadı kukumav kuşu.</p>
<p>Dimdik bir yokuşu</p>
<p>Tek nefeste uçamadı</p>
<p>Zihninde ne çiftleşmeler</p>
<p>Ne akıbeti belli meyhaneler</p>
<p>Ne de denizin gölgesi.</p>
<p>Hiçbiri duymadı ağlamasını</p>
<p>Öylece ağladı kukumav kuşu</p>
<p>Ve öldü.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kumumav-kusu/">Kukumav Kuşu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kumumav-kusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12358</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İNSOMNİA’NIN SAATİ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insomnianin-saati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insomnianin-saati/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12490</guid>
				<description><![CDATA[<p>Balanur Mahmutoğlu&#8217;nun Kitabım üzerine yazdığı yazıdır. Dilara Pınar Arıç’ın İnsomnia’nın Saati kitabı felsefi tarz taşıyor. Az önce bitirdim öykü kitabını, birçok bölüm yalnızlıktan şikayet mi ediyor yoksa yalnızlık artık karakterlerin ‘anahtar kelimesi’ mi olmuş  pek anlayamadım. Karakterlerin yalnızlık hoşuna mı gidiyor yoksa yalnız olmaktan şikayet etmek mi hoşlarına gidiyor? Bir bölümde kartlarla oynayan bir kadın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insomnianin-saati/">İNSOMNİA’NIN SAATİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Balanur Mahmutoğlu&#8217;nun Kitabım üzerine yazdığı yazıdır.</strong></p>
<p>Dilara Pınar Arıç’ın İnsomnia’nın Saati kitabı felsefi tarz taşıyor.</p>
<p>Az önce bitirdim öykü kitabını, birçok bölüm yalnızlıktan şikayet mi ediyor yoksa yalnızlık artık karakterlerin ‘anahtar kelimesi’ mi olmuş  pek anlayamadım. Karakterlerin yalnızlık hoşuna mı gidiyor yoksa yalnız olmaktan şikayet etmek mi hoşlarına gidiyor?</p>
<p>Bir bölümde kartlarla oynayan bir kadın var, kendini üçgen bir kutudaki fare olarak tahayyül ediyor. O kadına ben de aynı o hayal ettiği fare gibi, cam bir kutunun içindeymiş gibi bakabildim. Çünkü şikayet etmesine rağmen dünya ile iletişime geçmiyor. İnsanların arasına karışmadan insanları eleştiriyor, istersen bir milyon insan tanı, hepsi kötü olsun, yorum yapamazsın,  gelecek olanlar ve gitmiş olanlar var. Bu sebeple karakter biraz korkak, hem şikayetçi hem korkak. Kabuğundan çıksa kargaşadan üzüldüğünü de hissetmeyecek belki de. Ama tecrübe de edinecek.<br />
Sayfa 30’da babasına benzemek karakteri mutlu etmiyor ama babanın resmi duvarında? Nefretini her gün kendine hatırlatmayı mı  seviyor?</p>
<p>Sayfa 43 de ‘aşkı zaten kimliksizliğimden kaçış olarak görüyordum. Bir nevi kendini tanıma isteği’ cümlesini birkaç kez okudum ve tepkim ‘ evet ya bu gerçekten böyle, ben de, sen de, herkes de ‘ demek oldu. Yeni biriyle tanıştığında kendi kendinin dikkatini çekersin, birine aşık olduğunda kendini keşfedersin, bu maceracı ruhu sadece aşk mı ateşliyor diye düşünüyorum şu an. Başka barutlar da var ama biz cahiliz bilmiyoruz bence.</p>
<p>Biçim olarak söyleyebileceğim uzun tamlamalar beni yordu okurken, kurgusal bir durum da olmayınca betimlemeler sıktı beni, girişlerde sıkıldım gelişmelerde evet iyi gidiyor dedim sonuca gelince de bu niye böyle bitti şimdi dedim.</p>
<p>Güzel bir deneyimdi, öykü kitabı tercih ettiğim bir tür değildi.</p>
<p>Dilara Pınar Arıç’ın ilk öykü kitabı okunabilir tarzda.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insomnianin-saati/">İNSOMNİA’NIN SAATİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insomnianin-saati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12490</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Rize Sosyal Bilimler Lisesi Adına Yayımlanan ERDEM Dergisi, Yeni Sayısıyla Okurlarına Ulaştı.</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/rize-sosyal-bilimler-lisesi-adina-yayimlanan-erdem-dergisi-yeni-sayisiyla-okurlarina-ulasti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/rize-sosyal-bilimler-lisesi-adina-yayimlanan-erdem-dergisi-yeni-sayisiyla-okurlarina-ulasti/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Jan 2018 08:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12678</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rize Sosyal Bilimler Lisesi adına yayımlanan ERDEM dergisi, yeni sayısıyla okurlarına ulaştı. Ocak 2018 tarihli 7. sayısı yayımlanan ERDEM, bu sayısıyla üçüncü yılına başlamış oldu. Bir yıl içerisinde üç kez (ocak-mayıs-eylül) yayımlanan mevsimlik okul dergisi ERDEM, zengin içeriğiyle yeni yılda okur karşına çıktı. Derginin önemli bir özelliği de dağıtımının okul öğrencileriyle sınırlı kalmayıp Türkiye geneline [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/rize-sosyal-bilimler-lisesi-adina-yayimlanan-erdem-dergisi-yeni-sayisiyla-okurlarina-ulasti/">Rize Sosyal Bilimler Lisesi Adına Yayımlanan ERDEM Dergisi, Yeni Sayısıyla Okurlarına Ulaştı.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Rize Sosyal Bilimler Lisesi</strong> adına yayımlanan ERDEM dergisi, yeni sayısıyla okurlarına ulaştı. Ocak 2018 tarihli 7. sayısı yayımlanan ERDEM, bu sayısıyla üçüncü yılına başlamış oldu. Bir yıl içerisinde üç kez (ocak-mayıs-eylül) yayımlanan mevsimlik okul dergisi ERDEM, zengin içeriğiyle yeni yılda okur karşına çıktı. Derginin önemli bir özelliği de dağıtımının okul öğrencileriyle sınırlı kalmayıp Türkiye geneline yayılması gibi yazarlarının da Rize Sosyal Bilimler Lisesi ile sınırlı olmaması. ERDEM, ülkemizdeki bütün liselerin öğrencilerine ve öğretmenlerine açık olan bir dergidir. Türkiye’nin her hangi bir lisesindeki öğrenci ve öğretmenin ERDEM dergisinde yazısı yayımlanabiliyor ki bu, dergiyi benzerlerinden ayırıyor. Yedinci sayıdaki Erva Köseoğlu ve Muhammet Recep Taşgit adlı öğrenciler ile Ömer Eski, Harun Ekici, Emel Topkaya, Mustafa Işık ve Vahdettin Oktay Beyazlı adlı öğretmenler, dergiye okulu dışından katılan yazarlar. <strong>Rize Sosyal Bilimler Lisesi</strong>nin mezun öğrencileri de misafir yazar olarak dergide yer alabiliyor bu sayıdaki Elif Turan ve Senem İmamoğlu örneklerinde olduğu gibi.  Derginin bu yeni sayısnda Ceren Demirkıran, Emrehan Parlak, Gül Doğa Köroğlu, Bedirhan Keleş Yılmaz ve Ziya Osman Kara şiirleriyle; Hayrünnisa Efendioğlu ve Eren Köse de öyküleriyle adlarını duyuran öğrenciler.  Yağmur Bilgili, Nisanur Kahveci, Seval Demirbilek, Melisa Pehlivan, Emine Akyasan, Yarennur Ekşi, Yusuf Tunahan Karaismailoğlu ve Durukan Şirin de güzel yazılarıyla dergiyi zenginleştiren öğrenciler. Okulun bazı öğretmenleri de derginin yazarları arasında yer alıyor. ERDEM’in aksamadan yayımlanacağını söyleyen okul müdürü Zekeriya Özdemir, kültür-edebiyat kulübünün hazırladığı ve içerik ile dağıtım bakımından Türkiye’de bir benzerinin olmadığını söylediği derginin, akademik başarılarıyla öne çıkan <strong>Rize Sosyal Bilimler Lisesi</strong>nin kültür-sanat etkinliğini yansıtması bakımından önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>Mayıs 2018’de yayımlanacak 8.sayıda görüşmek üzere…</p>
<p>İletişim: <a href="mailto:erdemdergisi@hotmail.com">erdemdergisi@hotmail.com</a></p>
<p><strong>Rize Sosyal Bilimler Lisesi</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/rize-sosyal-bilimler-lisesi-adina-yayimlanan-erdem-dergisi-yeni-sayisiyla-okurlarina-ulasti/">Rize Sosyal Bilimler Lisesi Adına Yayımlanan ERDEM Dergisi, Yeni Sayısıyla Okurlarına Ulaştı.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/rize-sosyal-bilimler-lisesi-adina-yayimlanan-erdem-dergisi-yeni-sayisiyla-okurlarina-ulasti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12678</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bu Sefer Zafer / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 Jan 2018 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12504</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun sessizlikte bir kız doğar Bir oğlan gömülür sonbahara Ötekilerden farklı sallanır Budanmış ağaçlar Ancak bir meleğin borusu Cesur çığlığımı boğar Yaşasın meydan uğultusu İlmin köleleri Hastalıklar bile hep bir ağızdan Külçe külçe perişanlık Çer çöp olmuş bir köpeğin havlamasında Uyku denen aziz komedya Bırak çırpınsın Her adımı bahar müjdecisi Kadim dağlarda Ah zulüm Sırtımda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/">Bu Sefer Zafer / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun sessizlikte bir kız doğar</p>
<p>Bir oğlan gömülür sonbahara</p>
<p>Ötekilerden farklı sallanır</p>
<p>Budanmış ağaçlar</p>
<p>Ancak bir meleğin borusu</p>
<p>Cesur çığlığımı boğar</p>
<p>Yaşasın meydan uğultusu</p>
<p>İlmin köleleri</p>
<p>Hastalıklar bile hep bir ağızdan</p>
<p>Külçe külçe perişanlık</p>
<p>Çer çöp olmuş bir köpeğin havlamasında</p>
<p>Uyku denen aziz komedya</p>
<p>Bırak çırpınsın</p>
<p>Her adımı bahar müjdecisi</p>
<p>Kadim dağlarda</p>
<p>Ah zulüm</p>
<p>Sırtımda bir karaborsa</p>
<p>Ne koparsa karına çek al içimden</p>
<p>Her yer yıkılacak tamam</p>
<p>Karanlık çağların çok sesli kentleri</p>
<p>Kıskanacak zafer nidalarımı</p>
<p>Sefer yok</p>
<p>Sorumlusu da</p>
<ul>
<li>Zübeyr Erkam</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/">Bu Sefer Zafer / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12504</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaldı / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaldi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaldi-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Jan 2018 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12492</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nice karlar yağdı dağlara, Baharın yalnız adı kaldı. Tomurcuklar solarken dalında Bülbüle ancak feryadı kaldı. &#160; Bülbülün dudağında gülün sözü, Yanık yüreğinde küllenen közü, Tükendikçe tükendi özü, Yâdında gül yüzü kaldı. &#160; Rüzgâr esti tozu kaldı. Elinde son kozu kaldı. “Tuz ekmek hakkı” diye Damağında tuzu kaldı. &#160; &#160;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaldi-siir/">Kaldı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nice karlar yağdı dağlara,</p>
<p>Baharın yalnız adı kaldı.</p>
<p>Tomurcuklar solarken dalında</p>
<p>Bülbüle ancak feryadı kaldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bülbülün dudağında gülün sözü,</p>
<p>Yanık yüreğinde küllenen közü,</p>
<p>Tükendikçe tükendi özü,</p>
<p>Yâdında gül yüzü kaldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rüzgâr esti tozu kaldı.</p>
<p>Elinde son kozu kaldı.</p>
<p>“Tuz ekmek hakkı” diye</p>
<p>Damağında tuzu kaldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaldi-siir/">Kaldı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaldi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #5 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Jan 2018 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12382</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatım boyunca şu okul denen illeti bir türlü sevemedim. Hayatım boyunca dediğim de beşinci sınıfa gidiyorum işte, hesaplayın kaç oluyor. Benim matematiğim henüz yetmiyor hesaplamaya öyle düşünün. Normalde yeter de, maalesef her yaz tatilinde okula dair hatırladığım tek şey okumak oluyor öğretilenler arasından. Sadece okumak. Matematik, o, bu hiçbiri değil. Hele öğretmenimizin her Türkçe dersinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #5 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatım boyunca şu okul denen illeti bir türlü sevemedim. Hayatım boyunca dediğim de beşinci sınıfa gidiyorum işte, hesaplayın kaç oluyor. Benim matematiğim henüz yetmiyor hesaplamaya öyle düşünün. Normalde yeter de, maalesef her yaz tatilinde okula dair hatırladığım tek şey okumak oluyor öğretilenler arasından. Sadece okumak. Matematik, o, bu hiçbiri değil. Hele öğretmenimizin her Türkçe dersinde büyük bir azimle yaptırdığı çalışma kitabı etkinlikleriyse hiç değil, sadece okumak. “Beşinci sınıfa giden bir öğrenci nasıl sayı saymayı beceremez?” demeyin, beceremiyorum işte. Unutuyorum her şeyi çok çabuk.</p>
<p>Bir de Sevde oluyor da hiç aklımdan çıkmayan, sormayın gitsin. Ama zaten öğretilenler arasından demiştim, bana öğretmediler onu. Öğretemezlerdi ki bana onu, hepsinden daha çok biliyordum ben Sevde’yi. Bana her baktığında gözlerine yansıyan kısık mum alevini nasıl öğretebilirlerdi ki? Öğretemezlerdi işte. Ben onu hiçbirini bilmesem de her dilde seviyordum. Sadece ana diliyle okumayı hatırlayan birine bunu nasıl anlatabilirlerdi ki? Ah ulan Sevde! Aah&#8230; Seni kitap yapsalar ana dilimle okutsalar bana, okumaya ömrüm yetmez, geçen yılların arasında solmaya yüz tutmuş çiçek yaprakları son nefesini verirken, son nefesimi verirken bana, sen kokar da bitiremem ben seni! Ama sıkılmam sakın yanlış anlama, gözlerini izlemekten hiç sıkılmam. Hani bana arada &#8220;Bir şey mi oldu Metehan?&#8221; diyorsun ya. Oldu ya, oldu&#8230; Sıkılmadım!</p>
<p>Ben Metehan&#8230; 5-A sınıfına kadar okuduğu tüm sınıflarda yapılan okuma yarışmalarında her zaman birinci olan Metehan. Okumayı çok severim yani, bir dakika içinde sınıfta en çok kelime okuyan kişi hep ben olurum. Benim annem de öğretmen, ondan olsa gerek&#8230; Arkadaşlarım okuma konusunda hep benimle yarışırlar. Hatta annemle misafirliğe gittiğimizde koskoca kadınlar nasıl okuduğumu görmek için elime kitap verim: “Oku bakayım şurayı.” Derler, okurum. Sonra kendi çocuklarına verirler bir de ona okuturlar. Amacın ne olduğunu hala çözemedim fakat hepsinden iyi okuduğum ve zamanla annemin arkadaşlarının yüzünün düştüğü aşikar.</p>
<p>Okul denen illeti sevemedim bir türlü diyorum ama bakmayın siz bana; bizim okulu sevemiyorum bir türlü, annemin okulunu çok severim ben. Genelde de orada zaman geçiririm. Kendi okulumdan çıkınca annemin okuluna gider, büfeden sipariş ettiğim aparatifimi yerim. Oradan da mesai bitimine kadar beklerim ki annemle birlikte eve yürürüz. Annemle eve giderken mahalleden çocukları görmemek için içten içe dua ederim Allah&#8217;a. Çünkü beni gördüklerinde dalga geçerler benimle, ana kuzusu diye. Pek aldırış etmezmişim gibi yaparım onların yanında ama her şey pembe renkli apartmana bakan penceremin önüne oturunca çözülüverir aslında…</p>
<p>Annemin okulunu neden mi severim, oraya gidince nöbetçi ablalar beni mıncıklarlar hep, tanırlar beni. Ben onlar varken bu durumdan hiç hoşnut değilmişim gibi yaparım ama aslında hep beni mıncıklasınlar isterim, çok hoşuma gider. Bir de beni oraya çeken Kurt var, okul müdürünün köpeği. Kocaman, sarı-siyah tüylü, dik kulaklı bir köpek. Ben ödevlerimi hep onun yanında yaparım. Sadece ödev yapmam dertleşirim de aynı zamanda. Bizim sınıftakileri, mahalledekileri anlatırım. Kendimi anlatırım, Sevde’yi anlatırım. Onu bu kadar çok sevmeme, bütün sırlarımı paylaşmama rağmen hiç unutmam, bir keresinde beni havlayarak kovalamıştı, korkuyla okulun büyük salonundaki pinpon masalarının üzerine atlamıştım. Allahtan hademe Mehmet Abi oradaydı da beni kurtarmıştı. İlk kez o zaman korkmak nedir anlamıştım sanırım. Gerçekten korkmuştum. Hala Kurt&#8217;un beni neden kovaladığını anlayamıyorum ya neyse. Haa söylemeden edemeyeceğim, bir de Nevzat Amca vardır annemin okulunda, çok güzel hikayeler bilir. Bana her gittiğimde bir hikaye anlatır sağ olsun. Edebiyat öğretmeniymiş. Bunu da çok sonra öğrendim.</p>
<p>Bizim okulda bunlardan hiçbiri yok, çok sıkıcı. Sıkıcı olmasının yanında bir de resim öğretmenimiz 35&#215;70 resim çantası taşıtıyor bize, her Salı ve Perşembe günleri. Kendimi onu taşırken çok acayip hissediyorum, hiç karizmatik değil. Hoşlanmıyorum işte. Eskiden taşıdığım, içinde haşlanmış yumurta eksik olmayan Ninja kaplumbağalı beslenme çantam gibi… Bizim okula başladığımdan beri ısınamadım açıkçası, 5 yıldır yani. Isınmak nasıl olur onu da bilmiyorum gerçi ama ısınamadığıma kesinlikle eminim. Bu sanırım sevip sevmediğini bilemeyip aşık olduğuna emin olmak gibi bir şey.</p>
<p>Her ne kadar okulu sevmesem de öğretmenim Şerif Öğretmeni çok severim. Beyaz saçları, çökmüş yüzü, eski püskü takım elbiseleriyle tam belli eder eski öğretmenlerden olduğunu. Ama çok uzundur Şerif Öğretmen, eski voleybolcudur. Hem zaten bize voleybol öğretiyor. Okulda bir voleybol takımı bile kurduk Şerif Öğretmenin önderliğinde. Bilin bakalım takım kaptanı kim? Tabiki de benim! Bizim sınıfın en uzun boylusu Nedim, çok uğraştı kaptanlığı benden almak için ama başaramadı. İyi de oldu benim kaptan olmam, Sevde’nin gözünde biraz da olsa yükselmişimdir diye düşünüyorum. Yani tek temennim o. Neyse..</p>
<p>Şerif Öğretmeni severim sevmesine de; dedim ya okulu, dersleri hiç sevemiyorum. Şerif Öğretmen bütün dersleri anlatırken tahtaya yazıyor, bense düşe yazıyorum. Buna rağmen de sınıfın başarılı öğrencilerindenim. Sanırım hayal gücü her şeyin ilacı… O’nun acısı hariç…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #5 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12382</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Sadi Işılay]]></category>
		<category><![CDATA[Sultaniyegah Sirto]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12067</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Her insan bir kitaptır, kendi okuyucusunu dört gözle bekler” Ali Şeriati  Hayat bazen nerede bıraktıysak oradan tekrar başlar. Geçip gittiğini sandığımız, önemsemediğimiz anların bir gün bizi kıskıvrak yakalamasıyla fark ederiz aslında ne  yaşadığımızı ve dahi ne yaşamadığımızı. Kim bilebilir ki kimin nasıl bir anısı olarak dönüp geleceğini  hakikatin, bir gün karşımıza nasıl bir yüzle dikileceğini… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Her insan bir kitaptır, kendi okuyucusunu dört gözle bekler” Ali Şeriati</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Hayat bazen nerede bıraktıysak oradan tekrar başlar. Geçip gittiğini sandığımız, önemsemediğimiz anların bir gün bizi kıskıvrak yakalamasıyla fark ederiz aslında ne  yaşadığımızı ve dahi ne yaşamadığımızı. Kim bilebilir ki kimin nasıl bir anısı olarak dönüp geleceğini  hakikatin, bir gün karşımıza nasıl bir yüzle dikileceğini… Zaman öyle sonsuz bir hazine ki, engin şefkatiyle içimizdeki damlaların fırtınaya döneceğini bile bile hissetirmeden bize, koruyup kollar yapıp-ettiklerimizden bizi, kendimizden yine kendimizi&#8230; Söylediğimiz herhangi bir sözün ağzımızdan çıktığı anda, zamanın içinde kayarken daha, düştüğü yerde büyüyen bir tohum gibi canlanacağı, hayat bulacağı hiç gelmez mesela aklımıza. Ya da öfkemizin zulasında sakladığımız kelimelerin birer mermi olup karşımızdakini vurduğunu, nice canlar aldığını, nice yürekleri yaktığını, bir ceylanı aslanın pençesine attığını hiç bilmeyiz, bilmeden öylece yaşayıp gideriz… Bazen de biliriz ama görmemezlikten geliriz. Bir sözdür alt tarafı, söylenir bir yenisi gelir, bir başkası, yüzlercesi; binlerce kelime dökülür dudaklarımızdan an be an, bir ömrün kapılarını kaparız ardımızdan… Zamanın hazinesinden bolca savururuz hevaya, hevada asılı kaldığını umursamadan, sanki darıları saçar gibi kuşlara, konuşur dururuz durmadan.</p>
<p>Gençlik hızla akan bir ırmak gibi çağlayıp durur. Süratine yetişemeden yıllar yılları takıp peşine bir lokomotif gibi sürükleyip götürür. Ne zaman ki saçlardaki aklarla yüzleşiriz aynada, yüzümüzdeki çizgilere dokunuruz parmaklarımızın ucuyla, derinleşince iniltilerimiz sadrımızda sıkça; işte o vakit anlarız bize verilen ömrün bitimsiz olmadığını, savurup durduğumuzun en değerli şey olduğunu… Kendimizdir harcadığımız başkası değil, biz bizi savurup dururuz boşluğa…</p>
<p>Bu sabahım üç gün sonra vereceğim büyük konserin heyecanıyla başlamıştı oysa.. Şimdi ise bilinmez bir yolda peşine düştüm hakikatin…</p>
<ul>
<li>Ben bir kahve alayım, sütlü olsun lütfen. Teşekkür ederim. Size bir şey sorabilir miyim hostes hanım? Van havaalanında indikten sonra Tatvan’a nasıl gidebilirim acaba?</li>
<li>Feribot seferleri var, ama Karayolundan da gidebilirsiniz herhalde. Havaalanındaki görevli arkadaşlardan daha iyi malumat alırsınız.</li>
<li>Peki teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Şimdi ise evimden, güvenli bildiğim hayatımdan uzaklaşıp uçuyorum kilometrelerce uzağa, ilk gençlik yıllarıma&#8230;Kızımın alıp kapıya bıraktığı bu eski keman kutusunun elinden tuttum taşıyorum peşim sıra, kendi geçmişimin izini sürüyorum. ‘Bir adam geldi’ demişti kızım, kutuyu bırakıp teşekkür edip giden yaşlı bir adam&#8230; Şivesinden ne dediğini anlayamamış. Ben ise kutuyu görünce şaşkınlıktan başka hiçbir şey soramadım bile kızıma. Mektubu tutuşturup elime, okuluna gitti  kızım.</p>
<p>Defalarca okudum, nezaketine hayran oldum. Gözlerimden bir damla yaş düştü mektubuna, &#8216;yola koyulman gerek &#8216; dedi içimdeki sesim… Satır aralarında beni çağırdığını sezdim. Sessizliğin tam ortasında çınlayan çığlığın geldi kulaklarıma, çığlığına doğru gidiyorum, sana geliyorum&#8230;</p>
<p><strong><em>“ Sadece siz bilin istedim efendim, affınıza sığınıyorum öncelikle. Size pek de hoş olmayan bir biçimde rahatsızlık veriyorum bunca sene sonra. Beni hatırlamanız pek mümkün değil zannımca. Bundan yaklaşık 20 sene önce siz daha yeni mezun bir müzik öğretmeni iken küçük kasabamıza gelmiştiniz. Sizin öğrenciniz olma bahtiyarlığına erişmiştim. Orta okul ikinci sınıftaydım o vakitler. Bizim ilk ve tek müzik öğretmenimizdiniz. Sizden önce Radyola markalı radyomuzdan başka hiçbir şeyimiz yoktu. İlk atamanızdı hafızam beni yanıltmıyorsa. İki yıl boyunca bize müzik eğitimi vermiştiniz. Hatırlayabildiniz mi acaba?”</em></strong></p>
<p>Hiç hatırlamaz olur muyum? İstanbul’dan Tatvan’a trenle 3 gün 3 gece yolculuk yapmıştım.  23 yaşında idealist bir müzik öğretmeni olarak bir elimde şimdi tuttuğum keman kutumla, diğerinde ise eski tahta bir bavulla&#8230; Sizlere geleceğimden bihaber toy bir delikanlıydım… Gözümün önüne geldi şimdi o halim. Bizimkilerin Haydarpaşa garından beni uğurladıkları günü hiç unutmadım. Kendimi kahraman gibi görüyordum o zamanlar. Okuduğum romanların izinde bir çalıkuşuydum sanki. Hayalimde ünlü bir müzisyen olmak varken, işler düşündüğüm gibi gitmeyince, müzik camiasına kızıp vurmuştum kendimi bilmediğim yollara. Oysa hep konser salonlarında olmayı hayal ederdim. Konservaturdan mezun olduktan sonra iş bulamayınca öğretmenlik yapmaya mecbur kalmıştım. Ailemin ısrarlı karşı koymasına aldırmadan tek başıma bilmediğim bir diyara doğru yolculuğa çıkmıştım. Ta ki arkadaşlarımın mektuplarına dayanamayıp iki yıl sonra ansızın geri dönünceye kadar doğduğum kente, İstanbul’a…</p>
<p><strong><em>“Ben duvar kenarında üçüncü sırada otururdum, gözlüklü, iki örüklü saçlarım ve birbirine bitişik kaşlarımla sınıfa giren her yeni öğretmen ilk beni fark ederdi&#8230; Adımı öğrenmeden önce yüzümü bilirlerdi, sağ yanağımdaki siyah et benimi görünce bir daha hiç unutmazlardı beni. Adım Hasene efendim. Nenemin ismini koymuşlar bana. Orta okuldan sonra kasabamızda lise olmadığı için okuyamadım, ama halk evlerindeki biçki-dikiş kursuna katılıp terzi oldum. Genç kızların gelinlik-nişanlık kıyafetlerini dikerim.Yani dikerdim. Kalbimde doğuştan delik olduğu için hiç evlenemedim. Talibim çıkmadı. Ailem öyle söyledi bana hep, ama ben bilirim çirkinim diye kimsenin beni almadığını. Olsun. Kaderimde ne yazılıysa öyledir zaten değil mi efendim?”</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Nasıl incelikli bir ruh bu böyle, kaleminin ucunu açmış besbelli, özenerek yazmış, tane tane kondurmuş harfleri. Kim bilir belki de bütün ömrünce bu mektubu yazmak için bekledi. Okumaya doyamadım, düştüm yollara. Düşmem gereken gözlerden, kendimden utandım bunca yıl sonra…</p>
<p>Yılların geçtiğini fark edememek bir kusur olsa gerek. Maddi ihtiyaçlarımızı karşılamakla tükettiğimiz bir ömrü sürüyoruz. Sevdiklerimizin hayatlarını, kalplerine dokunduğumuz ruhların vebalini ödeyemeden bir gün göçüp gideceğiz. Kendi dünyamızı inşa etmek için kimbilir daha kaç ruhu feda edeceğiz? Her bir tuğla bir sözden, bir andan, bir hareketten ibaret değil mi kendi ellerimizle ördüğümüz duvarımızda? Dikiliveriyor bencilliğimiz, vurdum duymazlığımız işte hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza. Evimizde buluyor bizi. Tek bir mektupla. Berjer koltuğumuzda oturup, şöminemizdeki odunların çıtırtılarını dinlerken, kahvemizi yudumlayamadan bir ses olup, bir görüntü, bir resim, bir koku olup dikiliyor karşımıza, kaçamıyoruz vicdanımızdan eğer kaldıysa hala…</p>
<p>Karşılığını yine insandan insana bulan, bir hissiyat silsilesi bulup yakalıyor bizi perçemimizden, o sinsi nefsimizden…</p>
<p><strong><em>“Sizi bunca senenin ardından rahatsız etmemin nedenine gelince. Bu keman’ı siz bana vermiştiniz. Kendi kemanınızı. Hatırladınız mı? Biz beş öğrenci idik keman dersi alan sizden. Bir tek benim yoktu kemanım. Siz de kendi kemanınızı vermiştiniz öğreneyim diye. Diğer arkadaşlarımın babaları kasabamızda memur olduklarından Ankara’dan getirtmişlerdi kemanlarını. Ama benim marangoz babam, ‘ Ben yaparım neyse o ‘ demişti. Birkaç ağacı kesip iç edince vazgeçmişti. Günlerce ağlamıştım, yalvarmıştım babama… Babam sizle konuşmaya okula gelip, olanları anlatınca kendi kemanınızı bana vermiştiniz çalışmam için.”</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Van’dan Tatvan’a tek araç vardı eski bir Magirus otobüs. Tren yolculuğundan sonra dayanamayan midem yol boyunca bulanmıştı, yollarda ikide bir durdurmak zorunda kalmıştım otobüsü. Alay etmişti yolcular, hele bir de elimdeki kemanla uzaydan gelmişim gibi bakıyorlardı bana. Her gören içinde ne olduğunu soruyordu, kutusundan çıkarıp gösteriyordum onlara. Silah sanmışlardı galiba. Trende vermiştim ilk konserimi yataklı vagondaki 3 günlük zorunlu dinleyicilerime. Şansıma bir polis memuru vardı Ordu’lu. Mecburi hizmete giden, onunla geçirmiştim bütün vaktimi. Pişman olmuştum verdiğim karara, ama dönemezdim geriye, burda kalmak zorundaydım artık…</p>
<p>Okulu görünce geldiğime sevinmiştim. Hele çocukların o meraklı gözlerini, ağzımdan çıkan her bir cümleyi ezberleyişlerini, mütebessim gülüşlerini çok sevmiştim. Seni hatırladım Hasene, adını unutmuştum bu doğru. Ama seni hatırladım. Nedir manası diye sormuştum sana, ilk kez duyduğum ismin için. ‘Kuran’da geçiyor’ demiştin gururla.</p>
<p>‘ İyilik, güzellik demektir’ efendim demiştin. Bütün nezaketinle başını önüne eğmiştin.</p>
<p><strong><em>“Hayatımda ilk kez bana verilen bir armağandı bu efendim. Ben 8 kardeşimden bana kalanlarla büyümüştüm hep. Hiç yeni elbise, ayakkabı, çanta kullanamamıştım. Aralarında okumayı ilk söken, ilk okulu bitiren bir tek bendim. Diğerleri dörde kadar zor gelmişlerdi. Kızkardeşlerimin okuması yoktu benden başka. Babam bir tek beni okutmuştu kızlarından. Ağalarım çalışmaya gidince yabana, babamın yanında bir ben kalmıştım. Bu yüzden tekne kazıntısı derlerdi bana. Radyoda türkü dinlerdim, sabahları ‘Bizim eller ne güzel eller, söylesin şirin diller’çalardı. Bizim yörenin türküsüdür. Bana okutmuştunuz bir keresinde derste, ilk kemanı o vakit görmüştüm. Siz çalmıştınız, ben okumuştum. Bütün sınıf alkışlamıştı bizi. Yanıma gelip ‘ Ne kadar güzel sesin var, adın ne senin’ demiştiniz. O zamana kadar bağlamadan gayrısını bilmezdik biz buralarda. Ama kemanı ve sizi çok sevmiştik. Sınıftan beş arkadaşı seçmiştiniz. Bize okul sonrası özel keman dersi vermiştiniz. Öğrenmek için canla başla çalışmış idik. Hele ben, tek göz odalı evimizden çıkıp, babamın ardiyesinde çalışırdım geceleri… Ahşap kokusunu içime çekerdim, soğuktan donmuş parmaklarımın ucunu nefesimle ısıtırdım gece boyunca…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>İki sene çok çabuk geçti. Birgün siz birden kasabadan gidiverdiniz. Kimse bilmedi neredesiniz, nereye gittiniz. Kemanınız, emanetiniz benimle kaldı, biçare hatıranız. Çocuktum bulamadım izinizi bir daha. Çok aradım ama inanın efendim, bulamadım sizi.Ta ki 20 sene sonra Televizyonda görünce tanıdım hemen sizi, biraz yaşlanmışsınız. Ama ünlü bir kemancısınız artık. Sizi herkes tanıyor, seviyor. Bulmak zor olmadı adresinizi bu yüzden. Ben de teşekkür etmek istedim efendim. Emanetinizi bizzat babam getirdi size. Bize, küçük kasabamızda hiç bilmediğimiz bir dünyaya açmıştınız gözlerimizi. Hiç unutmadım ben sizi. Hele çaldığınız o muhteşem eseri. Sadi Işılay’ın Sultaniyegah Sirtosuydu değil mi efendim? Sizin gibi çalanı hiç duymadım. Gitarla, piano hatta kanunla bile çalanı duydum. Ama sizin kemanınıza benzemiyordu hiç biri. “</em></strong></p>
<p>Hasene, sesin ne hoştu yüzünün aksine. Su damlası gibi söylerdin türküleri. İyi bir müzik kulağın vardı, akıllı bir kızdın. Sana öğrettiğim şarkıları çalardın, söylerdin sonra. Kırlara Doğru şarkısını öğretmiştim sana. En sevdiğim çocuk şarkısını. “ Serin eser rüzgâr, çiçek kokan kırlar, bekler bizi arkadaşlar, yolculuk var.” Ve bir gün gelen mektupla yola koyuldum. Beklediğim iş teklifi gelmişti, orkestrada çalacaktım. Hiç ardıma bile bakmadan, hoşca kal demeden kimseye ilk trene atlayıp gittim. Nasıl bir vefasızlık ettim?</p>
<p><strong><em>“Son dersimizde sanki veda edercesine çalmıştınız bize, Mayısın son gününde… Gideceğinizi anlamıştım sanki, ağlamıştım duvarın dibindeki sıramda. Fark etmiştiniz ağladığımı ve yanıma gelip bizzat bana çalmıştınız hatırladınız mı? Yüzüme bakıp, gözyaşlarımı izlemiştiniz. Sicim gibi akıyorlardı buna rağmen siz çalmaya devam etmiştiniz Sultaniyegah sirtonun ilk bölümünü. Gözlerinizi ayırmadan gözlerimden, neden diye sormadan bana çalmaya devam ettiniz inatla… Biliyordunuz olanları. Sonra da güldürmek istemiştiniz beni, melodinin hızlanışıyla yüzünüzle komiklikler yapıp göz kırpmıştınız ardından. Hep böyle kaldınız ben de efendim.</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Hiç unutmadım yüzünüzü, ne zaman ağlasam, kırılsa içim, yüzünüz geldi aklıma gülümsedim hayata efendim. Şimdi kasabada, hastanedeyim. Size bakıp gülümsüyorum yine. Öleceğimi biliyorum, olsun efendim, Sultaniyegah sirtoyu dinliyorum derinden. Kulağımda sadece sizin kemanınız…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Hoşca kalın. </em></strong></p>
<p><strong><em>Hasene…</em></strong></p>
<p>Geliyorum Hasene, yaptığım vefasızlığın özrü yok biliyorum. Geliyorum işte kemanımla,kemanımızla sana çalmak için bir kez daha o çok sevdiğin eseri…</p>
<p>Bir daha güldürmek için yüzünü Hasene, bekle… Ne olur bekle beni…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12067</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adem’in Kasvetli Çocukları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ademin-kasvetli-cocuklari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ademin-kasvetli-cocuklari/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 08 Jan 2018 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burak Aydemir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12346</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çok boşladık ve çok dolduk Lekesi kaldı yediğimiz bokların Tenimizde bir haykırış Parçalanmış bir şehir oldu nefesimiz. Şanına yakışmayan bir dünya Ve kasvetli çocuklarıyız biz Adem&#8217;in. &#160; Yediden gelip yetmişe uzanarak Harika palavralar atarak Kara deliğin kenarından geçip Suda taş sektirmeyi öğrenebildik. &#160; Ve şimdi kararırken evlerin ışıkları Gündüz mü oldu vakit Yoksa saat çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ademin-kasvetli-cocuklari/">Adem’in Kasvetli Çocukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çok boşladık ve çok dolduk</p>
<p>Lekesi kaldı yediğimiz bokların</p>
<p>Tenimizde bir haykırış</p>
<p>Parçalanmış bir şehir oldu nefesimiz.</p>
<p>Şanına yakışmayan bir dünya</p>
<p>Ve kasvetli çocuklarıyız biz Adem&#8217;in.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yediden gelip yetmişe uzanarak</p>
<p>Harika palavralar atarak</p>
<p>Kara deliğin kenarından geçip</p>
<p>Suda taş sektirmeyi öğrenebildik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve şimdi kararırken evlerin ışıkları</p>
<p>Gündüz mü oldu vakit</p>
<p>Yoksa saat çok mu geç bilmeden</p>
<p>Bir sandalye de her şeyi boşlamış</p>
<p>Oturup dolduruyoruz tabakayı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kırmızı bültenle aranan bir kadın</p>
<p>Kan rengi bir ten ışıltısı</p>
<p>Koca dağın yamacında ıslanan paçalarımız</p>
<p>Dert yandık</p>
<p>Ve yağmur kesemize yağdı durmaksızın.</p>
<p>Kuruyan dudaklarda</p>
<p>Çelimsiz Afrikalı bir çocuk gibi</p>
<p>Oynaştı güneş sabah beri gözlerimizle</p>
<p>Ve birden açıldı sahnenin perdeleri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Utanamadık.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ademin-kasvetli-cocuklari/">Adem’in Kasvetli Çocukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ademin-kasvetli-cocuklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12346</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günebakan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunebakan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunebakan/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 06 Jan 2018 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12415</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gün yükselirken doğudan, Selam alır uyanan her nebatattan Işık ki kimine can canan Kimine umut saçan Ebemkuşağının sıcak sarısından Kimine bahar kimine hazan Sana kalan; Hayat denilen masaldan Üç beş güzel an. Kendi gölgemizin gölgesinde kararan Mutluluk özlemidir hep içimizde yaşanan Sen yeter ki iste semadan Umman olur belki baran Yalancı güneşe aldanıp da çiçek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunebakan/">Günebakan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gün yükselirken doğudan,</p>
<p>Selam alır uyanan her nebatattan</p>
<p>Işık ki kimine can canan</p>
<p>Kimine umut saçan</p>
<p>Ebemkuşağının sıcak sarısından</p>
<p>Kimine bahar kimine hazan</p>
<p>Sana kalan;</p>
<p>Hayat denilen masaldan</p>
<p>Üç beş güzel an.</p>
<p>Kendi gölgemizin gölgesinde kararan</p>
<p>Mutluluk özlemidir hep içimizde yaşanan</p>
<p>Sen yeter ki iste semadan</p>
<p>Umman olur belki baran</p>
<p>Yalancı güneşe aldanıp da çiçek açan</p>
<p>Solmaktır tez zamanda alnına yazılan</p>
<p>Nazarında şems olan</p>
<p>Yanmakla olur imtihan</p>
<p>Günebakan misalidir her insan</p>
<p>Güneşe baş kaldıran</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunebakan/">Günebakan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunebakan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12415</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisi 19. Yılına Başlıyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-19-yilina-basliyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-19-yilina-basliyor/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Jan 2018 05:54:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12578</guid>
				<description><![CDATA[<p>İki aylık sanat-edebiyat dergisi Mavi Yeşil, on sekiz yıllık kesintisiz yayımını tamamladı. Ocak-Şubat 2018 tarihli 109.sayısıyla okurlarına ulaşan Mavi Yeşil, bu yeni sayı ile 19.yılına başladı. Bu sayının öykü soruşturması, özelikle okunması gereken bir bölüm öykü ilgilileri için. Dosyayı hazırlayan İlker Aslan, genç öykücüler Mevsim Yenice, Tunç Kurt, Caner Almaz, Oğuzhan Yeşiltuna, Gamze Arslan, Mustafa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-19-yilina-basliyor/">MAVİ YEŞİL Dergisi 19. Yılına Başlıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İki aylık sanat-edebiyat dergisi Mavi Yeşil, on sekiz yıllık kesintisiz yayımını tamamladı. Ocak-Şubat 2018 tarihli 109.sayısıyla okurlarına ulaşan Mavi Yeşil, bu yeni sayı ile 19.yılına başladı. Bu sayının öykü soruşturması, özelikle okunması gereken bir bölüm öykü ilgilileri için. Dosyayı hazırlayan İlker Aslan, genç öykücüler Mevsim Yenice, Tunç Kurt, Caner Almaz, Oğuzhan Yeşiltuna, Gamze Arslan, Mustafa Orman, Güray Süngü ve Orçun Ünal’a “öykünün neresindeyiz” diye sordu. Hüseyin Alemdar, Melih Elhan, Emrehan Parlak, Mustafa Karaosmanoğlu, Erhan Onur Kocaman, Ahmet Avcı ve Kevser Evsen, bu sayının şairleri. Öykü soruşturmasının öne çıktığı bu sayıda Emine A. Kazan ve Evren Uzar, öyküleri yayımlanan iki isim. Uzun bir aradan sonra yazan Sezgin Taş, geniş oylumlu Kant eksenli yazsıyla dergide bu sayı. Nurullah Ulutaş, bu sayıda Turgay Nar tiyatrosu hakkında yazarken Mehmet Nur Karakeçi de Huzur romanında “aşk” olgunsa baktı. Ömer Eski, bu sayıda Cortazar’ın yeni bir öykü kitabını değerlendirirken Ayşe Kanbur da dergi yayımcısı şair, Nazım Payam kitapları için yazdı. Edebiyatımızın usta öykücüsü Sait Faik’in öykülerindeki yazar anlatıcıları Hasan Öztürk, tek tek gösterdi. Özkan Satılmış, “eskimemiş sayfalar” dizisini sürdürüyor.</p>
<p><strong><em>bilgi@maviyesildergisi.com </em></strong></p>
<p><strong>109.sayının içindekiler:</strong></p>
<p>Yedi Veda Sekiz Vebal &#8211; Hüseyin Alemdar – 2</p>
<p>Sait Faik’in Öykülerinde Anlatıcıların Yazı Tutkusu &#8211; Hasan Öztürk &#8211; 3</p>
<p>2017 Öykü Soruşturması: Öykünün Neresindeyiz? Hazırlayan: İlker Aslan &#8211; 9</p>
<p>Kant’ın Bilinç Çemberine Hapsolup Kalmak &#8211; Sezgin Taş &#8211; 14</p>
<p>Çıkmaz Sokaklar Şarkısı &#8211;  Emrehan Parlak &#8211; 17</p>
<p>Turgay Nar Tiyatrosu &#8211;  Nurullah Ulutaş – 18</p>
<p>Biraz Bana &#8211; Mustafa Karaosmanoğlu &#8211;  20</p>
<p>Huzur Romanında Dikkat Olgusu Olarak Aşk &#8211; Mehmet Nur Karakeçi &#8211; 21</p>
<p>Elazığ&#8217;dan Bir Ezgi: Nazım Payam &#8211; Ayşe Kanbur &#8211; 24</p>
<p>Yorulurum Uzaklara Bakmaktan &#8211; Erhan Onur Kocaman &#8211; 25</p>
<p>Gözlemevi: Göyüzü ve Denizin Sınırları &#8211; Ömer Eski &#8211; 26</p>
<p>Ararken &#8211; Ahmet Avcı &#8211; 27</p>
<p>Önemli Ölüler Müzesi &#8211; Kevser Evsen &#8211; 28</p>
<p>Beni Bir Daha Doğur Anne &#8211; Emine A. Kazan &#8211; 29</p>
<p>Bir Kış Kahvesi &#8211; Evren Uzar &#8211; 30</p>
<p>Bulunmuş Defterler &#8211; Melih Elhan -31</p>
<p>Eskimemiş Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 32</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-19-yilina-basliyor/">MAVİ YEŞİL Dergisi 19. Yılına Başlıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-19-yilina-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12578</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Özgürlük</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Jan 2018 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Bozuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12341</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşli, güzel bir gündü. Hava epey sıcaktı, dışarda kavurucu bir sıcaklık vardı. Fevzi ailesiyle birlikte Filistin’in “El Halil” şehrinde yaşıyordu. Fevzi, evin tek erkek çocuğuydu; henüz yaşı 14 olmasına rağmen evi geçindiriyordu. Babası felçli bir hastaydı. Fevzi; babası hastalanmadan önce okula gidiyordu. Okulda başarılı bir öğrenciydi ayrıca çok güzel İngilizce konuşuyordu. Babası hastalandıktan sonra bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/">Özgürlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşli, güzel bir gündü. Hava epey sıcaktı, dışarda kavurucu bir sıcaklık vardı.</p>
<p>Fevzi ailesiyle birlikte Filistin’in “El Halil” şehrinde yaşıyordu. Fevzi, evin tek erkek çocuğuydu; henüz yaşı 14 olmasına rağmen evi geçindiriyordu. Babası felçli bir hastaydı. Fevzi; babası hastalanmadan önce okula gidiyordu. Okulda başarılı bir öğrenciydi ayrıca çok güzel İngilizce konuşuyordu. Babası hastalandıktan sonra bir fabrikada çalışmaya başlamıştı. Fakat fabrikadan aldığı para yetmiyordu onlara, bu nedenle Fevzi hafta sonları da El Halil şehrinde bulunan ve turistik olan “Mamre” ye gidiyordu. Oraya gelen turistlere para karşılığında rehberlik yapıyordu.</p>
<p>Bugün günlerden cumartesi, Fevzi erkenden kalkmıştı. Mamre’ye gitmek için hazırlanmıştı. Fevzi Mamre’ye vardığında kalabalık bir turist kafilesi gördü ve yanlarına yaklaştı. Turistlerin Amerika’dan geldiğini anlayınca arkasını dönüp onlardan uzaklaşmak istedi; yürümeye başlayınca arkadan bir sesin onu çağırdığını duyup durdu. Ona seslenen kişinin arkadaşı Halid olduğunu görünce onu bekledi. Halid yanına gelerek; ‘Nereye gidiyorsun? Bu turistler İngilizce bilen bir rehber istiyorlar. Aramızda en iyi İngilizce bilen sensin hem sen onlara rehberlik edersen sana çok para verirler.’ dedi. Fevzi henüz 14 yaşında olmasına rağmen duyarlı ve politik bir çocuktu, son günlerde Amerika’nın kendileri için kutsal sayılan “KUDÜS” hakkında vermiş olduğu karara çok kızmıştı, bu nedenle ordan gelen turistlere rehberlik yapmak istemedi. Fakat çok para vereceklerinden -onun da babasına ilaç alabilmesi için çok paraya ihtiyacı vardı- Bundan dolayı teklifleri mecburen kabul etti. Fevzi turistlere Mamre’ nin hepsini gezdirdikten sonra onlardan parasını istedi. Turistlerden bir kadın; &#8211; Senin güzel bir sesin vardır. Eğer bize bir şarkı söylersen sana bu paranın iki katını veririm, dedi.</p>
<p>Fevzi; Şarkı söylemeyi bilmem, ama isterseniz size bir şiir okuyabilirim, dedi.</p>
<p>Turist kadın; Tamam olur, dedi.</p>
<p>Fevzi; Size insanların gülmeyi unuttuğu, sevinçlerin gömüldüğü yerle ilgili bir şiir okuyacam, dedi.</p>
<p>Ve başladı okumaya;</p>
<p>“Ben, Filistinli çocuk..</p>
<p>Bakışlarımda özgürlük nidası, adımda direniş reyilası…</p>
<p>Bitmez bir burukluk biçimindeyim, acı benim değil,</p>
<p>Ben acının içindeyim…</p>
<p>Bir çocuk çığlığı düşer uykunun en rüyalı yanına..</p>
<p>Açılır gözlerimiz karanlık sokakların en soğuğuna…</p>
<p>İçim hüzün, dışım hüzün, gözlerim, yüzüm hüzün…</p>
<p>… söyler misiniz, hangi çocuğun yüzüne yakışır’ki hüzün…?</p>
<p>Ben filistinde annesinin kucağında, mütebesim çehresiyle uyuyan bir bebeğin,</p>
<p>Bomba sesleriyle irkilip ağlamasını betimlemiş hazin bir tabloyum…</p>
<p>Kanla kirletilmiş hayallerin, kurşun yemiş heyecanların sahibi benim…</p>
<p>Bir çıkış noktası arıyorum, dört yanım kader…</p>
<p>Toplasam cümle ömrümü, ancak bir ah’ım eder…</p>
<p>Neden ölüm kokar bu karanlık…?</p>
<p>Ve neden öz yurdumda eğreti bu gündüzler…”.</p>
<p>KADİM DOLUNAY..</p>
<p>-Fevzi şiiri bitirdikten sonra kısa bir sessizlik oldu. Sonrasında turist kafilesi alkışlamaya başladı. Fakat Fevzi alkışlamalarını istemedi. Parasını alıp eve gitti.</p>
<p>Fevzi eve gelince annesine bugün rehberlik işinden çok para kazandığını ve bu parayla yarın sabah erkenden babasının ilaçlarını alacağını söyledi. Fevzi bugün çok yorulmuştu, uyumak için odasına gitti. Yatağına uzandı ve derin bir uykuya daldı…</p>
<p>Fevzi sabah kalkmış, ilaç almak için dışarıya çıkmıştı, sokakta her tarafta dumanlar vardı. Fevzi bu dumanları sis zannedip yoluna devam eti. Ara sokaklardan ilerlerken birden bir gürültü duydu ve gürültünün geldiği yönden dumanlar yükselmişti. O tarafa doğru koştu, gördüğü her sokakta Filistinli gençler ile İsrail askerleri çatışıyordu. Fevzi gördüğü bu kötü manzaradan dolayı bayağı korkmuştu. Hemen babasının ilaçlarını alıp eve gitmek istedi. İlaçları alacağı yere geldi, ilaçları alıp biran önce eve gitmek istiyordu. Ara sokaklara dalıp, kestirmeden eve gidecekti. Aşağı bir sokağa saptı, soldan bir sokaktan tam dönecekken birden sayıları  20 ila 22 olan İsrail askerleri önünü kesti, ona silahlarını doğrultular. Fevzi çok korkmuştu elindeki ilaç torbasını gösterip; -Ben babama ilaç aldım eve gidiyordum, ben bir şey yapmadım, dedi. Fakat askerler onu dinlemiyordu, bir asker Fevzi’nin elindeki ilaç poşetini alıp yere fırlattı, Fevzi ilaçları yerden almak istedi ama karnına bir tekme yiyince acı içinde yere düştü. Oradaki tüm askerler Fevzi’ye vuruyorlardı, Fevzi’nin ağzı, burnu kan içinde kalmıştı. Askerler Fevzi’yi yerden kaldırıp gözlerini bağladı, onu aralarına alıp yürümeye başladılar. Fevzi çok korkmuştu, korkudan titriyordu. Biraz sonra kendini toparladı ve onca askerin arasında başı dik bir şekilde yürümeye başladı. Gözleri bağlı olduğu için olan biteni göremiyordu. Bir ara Fevzi Mahre’de okuduğu şiiri hatırladı ve yüksek sesle o şiiri okumaya başladı…</p>
<p>Askerler Fevzi’yi alıp karanlık bir odaya kapattılar. Fevzi on gün bu karanlık yerde aç ve susuz kaldı; artık yolun sonuna geldiğini düşünüyordu; burada onu öldüreceklerdi ve artık hiçbir zaman özgür olamayacaktı; oysa Fevzi özgürlüğü ne kadar çok seviyordu…</p>
<p>Fevzi annesinin sesiyle uykusundan uyandı çok kötü bir rüya görmüştü. Gördüğü şeylerin gerçek olmadığını, kötü bir kâbus olduğunu anlayınca çok sevinmişti…</p>
<p>Annesi; -Fevzi oğlum kalksana öğlen oldu sen hala uyuyor musun? Hani sabah erken kalkıp babanın ilaçlarını alacaktın, dedi.</p>
<p>Fevzi yataktan kalkıp annesine sımsıkı sarıldı, annesinin ellerinden öptü ve babasının ilaçlarını almak için evden çıktı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/">Özgürlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12341</post-id>	</item>
		<item>
		<title>LES CHORISTES</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/les-choristes/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/les-choristes/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 08:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12487</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kız merdivenlerden iniyordu. Yanında çocuklar var. Kızın saçları sarıydı. Başında bir taç vardı. Çiçekli midi boy eteği ve kırmızı kazağıyla güzel görünüyordu. İniyordu. Müzik çalıyordu. Bir adım… Bir adım daha… Bir daha… Bir daha… Tek adımla her şey biterdi. Raksla döndüler. Bir adım… Tek  adım… Bir adım… İnmeye devam ettiler. Merdivenler uzuyordu yürüdükçe. Yürüdüler. Yürüdüler. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/les-choristes/">LES CHORISTES</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kız merdivenlerden iniyordu.</p>
<p>Yanında çocuklar var.</p>
<p>Kızın saçları sarıydı.</p>
<p>Başında bir taç vardı.</p>
<p>Çiçekli midi boy eteği ve kırmızı kazağıyla güzel görünüyordu.</p>
<p>İniyordu.</p>
<p>Müzik çalıyordu.</p>
<p>Bir adım…</p>
<p>Bir adım daha…</p>
<p>Bir daha…</p>
<p>Bir daha…</p>
<p>Tek adımla her şey biterdi.</p>
<p>Raksla döndüler.</p>
<p>Bir adım…</p>
<p>Tek  adım…</p>
<p>Bir adım…</p>
<p>İnmeye devam ettiler.</p>
<p>Merdivenler uzuyordu yürüdükçe.</p>
<p>Yürüdüler.</p>
<p>Yürüdüler.</p>
<p>Merdivenler uzadı.</p>
<p>Biraz durdular.</p>
<p>Bir nefeslendiler.</p>
<p>Yavaşladı.</p>
<p>Merdivenler de…</p>
<p>Adımlar.</p>
<p>Adımlar</p>
<p>Adımlar.</p>
<p>Dans etmeye başladılar.</p>
<p>Ellerini usulca aşağı indirdi.</p>
<p>Birden hızlandılar.</p>
<p>Koştular.</p>
<p>Durdular</p>
<p>Merdivenler uzadı , onlar da yürüdüler</p>
<p>Koştular koştular.</p>
<p>Yorulmadılar.</p>
<p>Koştular.</p>
<p>Koştular.</p>
<p>Koştular.</p>
<p>Bir kez döndüler raksla.</p>
<p>Müzik birden durdu.</p>
<p>Dans ettiler.</p>
<p>Sağ ayağını usulca geri çekti.</p>
<p>Şarkı söyleyerek ilerlediler.</p>
<p>Müziksiz…</p>
<p>İlerlediler.</p>
<p>İlerlediler.</p>
<p>Merdivenler uzadı.</p>
<p>Birden kız gözlerini kapadı.</p>
<p>Başını sağa eğdi.</p>
<p>Birkaç dakika şarkıyı dinledi.</p>
<p>İlerledi.</p>
<p>İlerledi.</p>
<p>İlerledi.</p>
<p>Birden kemanlar sustu.</p>
<p>Kız kapıyı çaldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/les-choristes/">LES CHORISTES</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/les-choristes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12487</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hangi Rötar?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 05:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12365</guid>
				<description><![CDATA[<p>İçimden bir his uçağın sisten ötürü kalkmayacağı yönündeydi diyerek saçmalamanın anlamı yok. Göz var nizam var. Otelden çıkış yaparken taksiyle bile zor geldim. Bu sisli havada uçak nasıl kalksındı?  Ekranlarda iptaller ve tahmini gecikmeler yazıyordu. Böylesi zamanlarda havalimanlarındaki kafeler dolup taşardı. Çaresiz gidip biniş kartımı aldım ve kapıdan geçtim. Hiç olmazsa iptal değildi. Yanıma okunacak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/">Hangi Rötar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İçimden bir his uçağın sisten ötürü kalkmayacağı yönündeydi diyerek saçmalamanın anlamı yok. Göz var nizam var. Otelden çıkış yaparken taksiyle bile zor geldim. Bu sisli havada uçak nasıl kalksındı?  Ekranlarda iptaller ve tahmini gecikmeler yazıyordu. Böylesi zamanlarda havalimanlarındaki kafeler dolup taşardı. Çaresiz gidip biniş kartımı aldım ve kapıdan geçtim. Hiç olmazsa iptal değildi.</p>
<p>Yanıma okunacak kitap almıştım ve oturup kahve içerken okumayı düşünüyordum. Kafelere sırayla bakınıyordum, doluydular. Başka ne bekliyordum ki? Bekleme koltuklarına geçip kitabımı okumaya başlamıştım. Şimdi kalk ve kâğıt bardaktan içilecek bir kahve al! Uzun bir kuyruk oluşmuştu, gözüm kesmedi beklemeyi. Okumak daha çok keyif verecekti. Yanıma gelip oturup sonra kalkıp giden kaç kişi oldu saymamıştım. Ben sabit ama yanımdaki koltuk sürekli değişken. Dikkat ettiniz mi bilemiyorum ama kötü hava koşullarında havalimanlarında anonslar da azalıyor. Arkada çocuk sesi, yanımda telefonla konuşuyor mu kavga mı ediyor diye emin olamadığım emo kızın anlamsız gelen sözcükleri.</p>
<p>“ Ya bebeğim uçak gecikme be, ya benim kafa manyak. Ben off yani. İner inmez biralama. İnstaya atıyorum bak aç hemen. Gülücüklü öpücük. Bayyy.”</p>
<p>Yok, arkadaş ben ne bundan ne de görüştüğü erkekten umutlu değilim. Benim kafa off yanee. Ne yöne yürüsem diye düşünmeye başladığım anda ayağa kalktım.</p>
<p>Tekerlekli valizini eğerek değil dik tutarak gezinen onu gördüm. Benim gibi o da bir yer arıyor gibi geldi.</p>
<p>Beni fark etmedi ama ben fark etmiştim. Aniden bir sağanak başlar ya hani! O misal. Bütün duygularım bir sağanak gibi her tarafımı sarıp sarmaladı. Eski demek gerekiyordu ve evet eski sevgilimi görmüştüm.</p>
<p>Âşıktık birbirimize.</p>
<p>Bana doğru geliyordu kafası öne eğik. Sürekli öyle yürüyemezsiniz. Kafasını kaldırdığı anda göz göze geldik. Saniyelik bir bakış sonrası hemen arkasını döndü. Ya aynısını yapacaktım… Ani bir kararla koşar adım önüne geçip durdum ve:</p>
<ul>
<li><strong>Merhaba!</strong></li>
</ul>
<p>Öyle bir bakışı vardı ki anlatamam. Elinin tersiyle önümden çekil der gibi bir hareket yaptı ama çekilmedim.</p>
<ul>
<li><em>Ne istiyorsun be?</em></li>
</ul>
<p>Çok sinirlenmişti. Tekrar arkasını döndüğü anda yeninden önüne geçtim.</p>
<ul>
<li><strong>Nasılsın?</strong></li>
</ul>
<p>Gözlerini kapadı, kafası önce soluna sonra bana dönerek kaşları çatık halde gözlerini açtı ve elini gergin bir halde tehditkâr olarak açtı.</p>
<ul>
<li><em>Seni görene kadar gayet iyiydim.</em></li>
<li><strong>Nasılsın dedim.</strong></li>
</ul>
<p>Diye yeniden sordum, ama bu kez dişlerini sıkarak ve yine sağ eli tehdit edercesine gerildi.</p>
<ul>
<li><em>Sana ne bundan?</em></li>
</ul>
<p>Diye soru mu sordu yoksa cümle miydi kendisi de bilmiyordu bence. Kafasında duran beresini çekip eline aldı. Başımla solumda duran kafeyi işaret ederek sordum.</p>
<ul>
<li><strong>Kahve içelim mi?</strong></li>
</ul>
<p>Yine kaşlarını çattı olabildiğince.</p>
<ul>
<li><em>Hasta mısın sen? Biz ayrılalı çok oldu farkındaysan. Çekilir misin önümden?</em></li>
</ul>
<p>Çekilir misin derken misin demişti ama adeta lan yürü git edalarındaydı. Çekilmedim. Bu defa soru değil emir gibi konuştum.</p>
<ul>
<li><strong>Kahve içelim.</strong></li>
</ul>
<p>Lütfen demeyi ihmal etmedim. Kurtulamayacağını anladı bence. Yalnız olduğuna emin olmak istedim.</p>
<ul>
<li><strong>Tek misin?</strong></li>
<li><em>Evet, tekim ve çok mutluyum.</em></li>
</ul>
<p>Alaycı bir tavırlaydı. Oturması için ısrar ettim.  Garson olsa ortada duran boş, son masayı ayır derdim de havalimanlarında her mekân self servisti. Elinden valizini alarak masaya doğru yürüdüm. Hışımla gelip oturdu. Kaçmasın diye kendi çantamı bırakıp onun valiziyle yürüyerek kahveleri almaya gittim. Arada bakıyordum ne yapıyor diye. Oflayıp pufluyordu. Kollarını bağdaş yapmıştı. Öfkesi yüzüne yansıyordu ve saçlarını bir eliyle geriye doğru düzeltti. Bir elimde tepsi diğerinde valiz, kahveler dökülmesin diye dikkatle gelip oturdum. Kahvesini önüne koydum ve:</p>
<ul>
<li><strong>En sertinden.</strong></li>
</ul>
<p>Gözlerini kısarak alaycı tavırlarına devam etti.</p>
<ul>
<li><em>Çok iyi etmişsin!</em></li>
<li><strong>Afiyet olsun.</strong></li>
<li><em>Sana zehir olsun!</em></li>
</ul>
<p>Diye bağırdı. Etrafta oturanlar dönüp bize bakmışlardı. Umursamadım. Uçuş kartına bakmak istediğim anda masadan çekerek cebine koydu.</p>
<ul>
<li><strong>İyi misin?</strong></li>
</ul>
<p>Diye yeniden sordum.</p>
<ul>
<li><em>Alçak bir adamsın sen!</em></li>
</ul>
<p>Sesi daha gür çıkmıştı ve yine etrafta olan insanlar bize dönüp baktı. Konuşmaya devam ederken işaret parmağı beni gösteriyordu.</p>
<ul>
<li><em>Senden sonra çok iyi oldum emin olabilirsin.</em></li>
</ul>
<p>Bu defa bağırmamıştı hiç olmazsa. Gülümsedim. Gülümsemez olsaydım. Kahve bardağını tuttu dökecek gibiydi üstüme ama vazgeçti, yine de lafını esirgemedi.</p>
<ul>
<li><em>Senin yüzünden yaşadığım şehri terk ettim. Yıllar sonra nasıl karşıma geçip gülümseyebiliyorsun sen?</em></li>
</ul>
<p>Kesinlikle hesap soruyordu.</p>
<ul>
<li><strong>Bak ben…</strong></li>
<li><em>Sus konuşma! Kahve içmek istemiyorum. Valizimi alabilir miyim?</em></li>
</ul>
<p>Kafamı iki yana sallayarak olmaz demeye getirdim.</p>
<ul>
<li><em>Sen ne utanmaz bir adamsın be!</em></li>
</ul>
<p>Sesi yankılanmış olmalıydı. Self servis mekânda bir ilk yaşanarak eleman barın arkasından çıkarak yanımıza teşrif etti ve biraz sessiz olabilir misiniz? Diye soru cümlesiyle rica etti. Kimseye değil bana söyledi üstelik. Oysa bağıran ben değildim.</p>
<ul>
<li><strong>Japon olsaydık ve konuşuyor olsaydık-ki onlar bağırarak konuşurlar- buraya kadar gelmezdiniz değil mi?</strong></li>
</ul>
<p>Soru sorar gibi yaparak alay ettim.</p>
<ul>
<li><strong>Ayrıca burası self servis değil mi? Yerine geçsene.</strong></li>
</ul>
<p>Karşımdakine dönüp onay beklerken dudaklarında gülümsemesini yakaladım. Yakaladığım için kızdı, hemen surat astı ama beceremedi ve:</p>
<ul>
<li><em>Hâlâ ukalasın!</em></li>
</ul>
<p>Aradığım fırsatı yakalamış gibi hissettim o an.</p>
<ul>
<li><strong>Nasıl gidiyor anlatsana.</strong></li>
</ul>
<p>Önce sustu konuşmadı kısa bir süre.</p>
<ul>
<li><em>Ceviz kabuğunu doldurmayacak bir nedenden ötürü bırakıp gittikten sonra mı?</em></li>
</ul>
<p>Saçlarını geriye doğru savurmuştu. Cevap vermeyince ben, o devam etti.</p>
<ul>
<li><em>Çok mutlu olabilirdik.</em></li>
</ul>
<p>Yine sustum.</p>
<ul>
<li><em>Yıkıldım lan ben. Tabii senin umurunda mı? Yıkıldım diyorum ben. Kolumdan tutup zorla ayağa kaldırdılar beni.</em></li>
<li><strong>Ama kalktın.</strong></li>
</ul>
<p>Kızdırmak istemiyordum ama konuşma öyle gelişti. Masaya doğru eğildi.</p>
<ul>
<li><em>Kalkmasaydım daha mutlu olurdun değil mi?</em></li>
</ul>
<p>Bana iğrençmişim gibi bakıyordu.</p>
<ul>
<li><em>Seni unutmak için neler yaptım biliyor musun sen?</em></li>
</ul>
<p>Yine sesi yükselmişti. Gerginliği gelip gelip gidiyordu.</p>
<p>İki elimi yana açarak.</p>
<ul>
<li><strong>Bilmiyorum.</strong></li>
</ul>
<p>Sen misin bilmeyen? Sesi yükselmeden önce bize bakan elemana doğru seslendim.</p>
<ul>
<li><strong>Japon olduğumuzu düşünmeye devam.</strong></li>
<li>Suratına tükürmeyi çok isterdim.</li>
</ul>
<p>Gözlerine baktım, kızgınlığı geçmeyecekti. Bir süre sadece kahvesine baktı. Arada birkaç yudum içti. Yormuştu bu gergin hali onu. Konuşmasını istiyordum.</p>
<ul>
<li><strong>O gün. Yani ayrıldığımız gün…</strong></li>
<li><em>Kafanı kırmalıydım o gün.</em></li>
</ul>
<p>Yüzüm ekşimiş gibi oldu bence.</p>
<ul>
<li><em>İnan bana. İnan bana ağzını burnu kanlar içinde bırakmak istedim.</em></li>
</ul>
<p>Yan masada oturanlar artık eğilmişçesine dinliyorlardı. Konuyu değişmek değil de yumuşatmak için sordum:</p>
<ul>
<li><strong>Hayatında kimse var mı?</strong></li>
</ul>
<p>Bağıracağını düşünüyordum ama tam tersi çok yumuşaktı.</p>
<ul>
<li><em>Senden sonra kimse olmadı.</em></li>
</ul>
<p>Hüzünlü geldi bana hali. Yüzünü yana çevirip koca camlara bakarak sordu:</p>
<ul>
<li><em>Senin var mı?</em></li>
</ul>
<p>Masaya eğildim bir elim alnıma doğru gitmişti.</p>
<ul>
<li><strong>Benim aslında şey…</strong></li>
</ul>
<p>Önce bana döndü sonra bir hışımla kalktı ayağa.</p>
<ul>
<li><em>Ne zaman boş durdun ki? Ne zaman tek kaldın ki?</em></li>
</ul>
<p>Kahve bardağını- iyi ki kâğıt bardaklardı- önüme doğru masaya sertçe fırlatıverdi. Bütün kahve üstüme gelmişti.</p>
<ul>
<li><em>Kalitesiz bir adamsın sen. Ben salak gibi oturmuş kahve yudumluyorum seninle.</em></li>
</ul>
<p>Ayağa kalktım valizini almasına engel olmak için. İşaret parmağını tehdit eder gibi bana uzattı.</p>
<ul>
<li><em>Sakın! Sakın peşimden gelme seni pişman ederim.</em></li>
</ul>
<p>Aynı anda uçuşların anonsu arka arkaya yapılmaya başladı. Hızla uzaklaşmaya başladı, ben üstüme temizlemeye uğraşırken. Barda duran eleman masayı temizlemeye gelmişti elinde bezle.</p>
<ul>
<li>Beyefendi Japonlar bağırarak konuşuyor olabilirler ama bu şiddet?</li>
<li><strong>Arkadaşımın ailesi Samuray geleneğinden geliyor.</strong></li>
</ul>
<p>Üstüm batmıştı. Krem gömlek iğrenç duruyordu ama önemsemedim. Bir süre arayıp durdum alanda onu ama bulamadım. Biniş kapıları yolcuları almaya başlamıştı. Geçip yerime oturdum 7-D. Koridor tarafında oturmayı severim. Çok beklendiğinden olsa gerek herkes biran önce yerine geçmiş ne kadar erken o kadar çabuk kalkış hesabını yapıyordu. Sanırsın ilçe otobüsü. Kule dediğin ne işe yarar? Uçak hazır mı? Kalk gitsin. Yanımda oturan yeni yetme iyi uçuşlar dedi ama keyifsizdim cevap vermedim.</p>
<p>Kalkıştan sonra servis hemen başlamıştı ve ben iyice sıkılmıştım. Biraz önce o konuşmuş dahası azarlamış ben susmuştum. İçecekte almamıştım servisten. Konuşmaya çok ihtiyacım vardı. Ani bir kararla yerimden kalktım. Koridora geçip uçağın gerisine doğru insanlara döndüm yüzümü.</p>
<ul>
<li><strong>Lütfen beni dinler misiniz?</strong></li>
</ul>
<p>Diye yüksek sesle sordum. İnsanların yüzleri haliyle bana döndü, anlık bir panik olmasın diye devam ettim.</p>
<ul>
<li><strong>Uçak kaçırma falan değil. Psikopatta değilim. Konuşmaya ihtiyacım var ve sizlere anlatmak istiyorum. Adımın önemi yok ben 7-D.</strong></li>
</ul>
<p>Yüzler garip bakıyordu. Servisi yapan hostes bile dönüp neler oluyor diye baktı. Sanırım 12-C telefonunu çıkardı ve:</p>
<ul>
<li>Anne ve baba bu size son videom olacak.</li>
</ul>
<p>12-B elinden telefonu alıp susmasını sağladı.</p>
<ul>
<li><strong>Uçağa binmeden önce eskiden âşık olduğum biriyle karşılaştım ve kısa süreli oturduk.</strong></li>
</ul>
<p>Böyle dediğim için, aslında konu aşk olduğu için olsa gerek ortam anında yumuşadı. Cep telefonları çıktı ortaya kayıt alınacaktı belliydi. 7-D olduğum için business sırtımı görüyordu ve birden bir kadın:</p>
<ul>
<li>Geriye gelebilir misiniz? Yüzünüzü göremiyoruz amaaaa. Bizinıss</li>
</ul>
<p>Ben dönüp bakarken bir erkek sesi yükseldi.</p>
<ul>
<li>Bizinısınızı yemişim. Bizinıss diye alay etme sizinıss olmayasanız? 14 -A</li>
<li>Ay pardon. 1-B diyecektim.</li>
</ul>
<p>Kendimi deli sanıyordum. Yanıldığımı görmek beni mutlu etmişti o an. Uçağın kuyruk kısmında olan hostes pilota bilgi vermiş olmalıydı. Anons yapıldı beklemediğim bir şekilde.</p>
<ul>
<li>Sizi dinliyoruz beyefendi. Hikâyeleri severim. Ama geriye gelirseniz ve cihazdan konuşursanız rahatlıkla duyarız.</li>
<li><strong>Eyvallah.</strong></li>
</ul>
<p>Dedim. Geri gittim tam kapıdan hemen sonraki yerdeydim. Telefonu çıkardım kordon kısaydı ve kabin görevlisine baktım.</p>
<ul>
<li>Evet o. Kabin görevlisi 1</li>
</ul>
<p>Bu defa kayıt alanlar baştan almamı rica ettiler. Girdik bir yola, dediklerini yapacaktım. Yanımda oturana selam vermemiştim ya, işte o genç koridorda yaklaşarak yere oturdu ve telefonunu açtı.</p>
<ul>
<li><strong>Uçağa binmeden önce eskiden âşık olduğum bir kadını gördüm ve…</strong></li>
</ul>
<p>Gerilerden bir kadın seslendi.</p>
<ul>
<li>Adınız ne acaba?</li>
<li><strong>Adım 7-D olsun demiştim Hanımefendi. Duymadınız sanırım.</strong></li>
</ul>
<p>Yanıt verdi o kadın.</p>
<ul>
<li>Ay duymadım gerçekten. Ben 24-E</li>
<li><strong>Eyvallah.</strong></li>
</ul>
<p>Dedim. Sesler yükseliyordu her taraftan.</p>
<ul>
<li>Sessiz olabilir miyiz? Adamım sen konuş.  16-A.</li>
</ul>
<p>Tam konuşacaktım ki, bu defa bir başka kadın:</p>
<ul>
<li>Yaşınız kaç acaba? 21-A.</li>
<li><strong>34.</strong></li>
<li>Daha genç görünüyorsunuz. Yine 21-A</li>
<li><strong>Teşekkür ederim de inanın şişmiştim ama sanıyorum durum daha kötüye gidiyor.</strong></li>
<li>Sayın yolcular lütfen araya girmeyelim. Yardımcı pilot.</li>
</ul>
<p>Derin bir nefes aldım. Hemen konuşmadım bir süre bekledim araya giren olur mu diye. Baktım sessizlik hâkim, devam ettim. Anlatmaya başladım. Derken onun söylediği şu ayrılalı çok oldu cümlesinden sonra genç bir kız:</p>
<ul>
<li>Ne kadar olmuştu siz ayrılalı? 18 F.</li>
<li><strong>Altı yıl önce ayrılmıştık.</strong></li>
<li>Neden ayrılmıştınız? 9-C.</li>
</ul>
<p><strong>Sebebini anlatmak istemedim tek bir cümle ile ayrılmamızın müsebbibini söyledim.</strong></p>
<ul>
<li>Ona ne oluyormuş? 3-F</li>
</ul>
<p>Olanları anlatmak zorunda kaldım, neden ayrıldığımızı. Boğazım kurumuştu anlatırken. Su uzattılar hemen.</p>
<ul>
<li>Su için lütfen. Yine ben bizinıss 1-B</li>
</ul>
<p>Devam ettim.</p>
<ul>
<li><strong>Eski aşkıma</strong> k<strong>ahve içelim dedim. Tek misin diye sordum.</strong></li>
<li>Tek miymiş? 6-D.</li>
<li><strong>Evet tekmiş. Tek ve çok mutluymuş.</strong></li>
<li>Bence yalan söylüyordu. 26-D.</li>
</ul>
<p>Anlatmaya devam ettim. Herkes pür dikkat beni dinliyordu. Konuşmammızı dahası onun konuşmalarını aynen aktarmaya gayret ediyordum.</p>
<ul>
<li><strong>Benim yüzümden şehri terk ettiğini hatırlattı.</strong></li>
</ul>
<p>Gözler açıldı iyice, nefesler tutulmuştu sanki. Adeta herkes ee der gibi bakıyordu. Suratım yerlerdeydi o an, boşluğa baktım koridora doğru. Şişmiştim demiştim daha önce artık patlayacaktım.</p>
<ul>
<li><strong>Terk etmişti bu doğru. Ama bilmiyordu benim de o şehri terk ettiğimi.</strong></li>
<li>Ay! Çok romantik. 11-F</li>
</ul>
<p>Parmaklarını öperek bana öpücük gönderdi. Gençten bir kızdı.</p>
<ul>
<li><strong>Sağol tatlım.</strong></li>
<li>Söyledin mi ona senin de şehri terk ettiğini? 4-B</li>
<li><strong>Söyleyemedim çünkü kızıp duruyordu.</strong></li>
<li>Dır dırları bitmez zaten kadınların. 15-D</li>
</ul>
<p>Neyse konuşmaya devam ettim. Onun söylediklerini tekrarlıyordum.</p>
<ul>
<li><strong>Çok mutlu olabilirdik dedi bir de.</strong></li>
<li>Ay yapma yaaa. Kadın gerçekten âşıkmış ama yaaa. Pardon pardon. 11-F</li>
<li><strong>Yıkılmış sonra. Zorla ayağa kaldırmışlar. Ama diyemedim ona, beni yerden kazımak zorunda kaldılar diye.</strong></li>
</ul>
<p>Yaşlıca bir teyze seslendi.</p>
<ul>
<li>Çocuğum annen ve baban çok güzel çocuk yetiştirmişler bence. Asım bizim numara kaçtı?</li>
<li>8-A</li>
<li>8-A çocuğum.</li>
<li><strong>Teşekkür ederim teyzeciğim. Sizin ve Asım Amcanın ellerinden öpüyorum.</strong></li>
<li>Güzel çocuksun belli. Değil mi Asım? Numara kaçtı Asım?</li>
<li>8-A</li>
<li>8-A çocuğum.</li>
<li><strong>Beni unutmak için çok şey yapmış. Oysa bilmiyor benim onu unutmamak için neler yaptığımı.</strong></li>
</ul>
<p>Güzel bir kadındı araya giren.</p>
<ul>
<li>Unuttunuz mu? Merakımdan soruyorum. 5-D.</li>
<li><strong>Ne zaman aklımdan çıktı ki?</strong></li>
</ul>
<p>Ben bunalıma girmiştim o an. Bizinıss portakal suyuna votka dökmek üzereydi bana bakarak. Kafamı hızlıca aşağı yukarı salladım onaylar gibi. Parmağımla karıştırsam mı der gibi parmağını gösterdi. Sorun değil der gibi kafamı salladım.</p>
<ul>
<li>Ses neden gelmiyor 17-A</li>
</ul>
<p>Kadehi alıp bir yudum içtim. Bizinıss’a başparmağımla ok işareti yaptım.</p>
<ul>
<li>Afiyet olsun bizinıss 1-B</li>
<li><strong>Sonra sordum hayatında biri var mı diye.</strong></li>
<li>Lütfen yok demiş olsun. 11-F</li>
<li><strong>Yokmuş. Benden sonra kimse olmamış.</strong></li>
<li>Ay! kadın da unutmamış. Yazık ya kadına da. 11-F</li>
<li><strong>Bana sordu benim hayatımda biri var mı diye.</strong></li>
<li>Var mı? 11-F</li>
<li><strong>Var diyemedim çünkü bırakmadı. Hayatımda senden başka kim olabilir diyemedim.</strong></li>
<li>Bunu ona mutlaka söylemelisin adamım. 2-C</li>
<li>Gerek yok söylemesine ben videoya alıyorum bunu haberlere veririz mutlaka izler. Youtuber olabilirim sayende. Seni seviyorum adamım. Üstelik yan koltuğunda oturuyorum kesin youtuber diyecekler. 7-E ve adım…</li>
<li>Sen bir susar mısın? 11-F</li>
</ul>
<p>Votkamdan bir yudum daha aldım.</p>
<ul>
<li><strong>Ayrılma konuşmasının olduğu gün kafamı kırmak, ağzımı burnumu kanatmak istermiş. </strong></li>
<li>Hak etmişsin bence adamım. Kusura bakma. 27-D</li>
<li>Güzel miydi? 20-B</li>
<li><strong>Çok güzeldi. Duyguları ondan da güzeldi.</strong></li>
<li>Senin duyguların peki? 22-F</li>
<li>Sence ne anlatıyor şu anda 7-D? 1-B. Bizinıss.</li>
<li><strong>Ve ben bugün onu görünce adeta delirdim. Senin için geberiyorum demek isterdim. Gittiğin günden beri kimsesizim demek isterdim. </strong></li>
<li>Ay! Ölürüm ben size ama yaa. Yine ben 11-F</li>
<li><strong>Bunları anlatmak istedim çünkü duymasını istediğim şeylerdi.</strong></li>
<li>Benim bir arkadaşım var yardımı dokunabilir. 3-A</li>
<li>Çok mu özlediniz? 8-B</li>
<li>Çok.</li>
<li>En çok nesini özlediniz? Yine ben 11-F</li>
</ul>
<p>Anlatmazsam olmazdı.</p>
<ul>
<li>Bazen onu evinden almaya giderdim. Kasıtlı olarak yolun karşısında beklerdim.</li>
<li>Aa neden? 9-C</li>
<li>Yolun karşısında olurdum çünkü bana doğru gelişini izlemeyi çok severdim. Yürürken, o caddeyi kontrol ederdi ben onu. Arada bana bakarak sağa sola bakması hoşuma giderdi. Gülümserdi bana yürürken. Bildiğine eminim onu izlemeyi sevdiğimi. Bir kadının, erkeğine doğru gelişini izlemek ne demek aranızda bilen var mı?</li>
</ul>
<p>Birkaç el kalkmıştı sessizce.</p>
<ul>
<li>Yanıma gelirdi merhaba demeden. Beklettiği için özür dilemezdi çünkü bilirdi onun bana yürüyüşünü izlemek için saatlerce beklemeyi göze alacağımı.</li>
<li>Sonra? 11-F.</li>
<li>Sonra varmış olurdu yanıma ve ben elini tutmaz beline sarılırdım hafifçe. Eğilip yanağını öperken dudaklarım boynuna kayar, öpmek için acele etmezdim.</li>
</ul>
<p>6-A da oturan kadın, istemsiz elini boynuna dokundurdu. Kim bilir kim geçti aklından?</p>
<ul>
<li>Öperken kokusuna çekerdim içime. Ve bana “sokaktayız kendine gel” diyerek gülümserdi.</li>
</ul>
<p>Bir an sessizleştim. Birkaç kişi derin bir iç çekmişti.</p>
<ul>
<li>Adamım bak iner inmez ben haber kanallarına gönderiyorum. Kesin görecek ve duyacak. 7-E.</li>
<li><strong>İnsan bazen çok içerleniyor.</strong></li>
<li>Ne gibi? 4-E</li>
<li><strong>Bugün günlerden Cuma.</strong></li>
<li>Evet Cuma adamım. 7-E</li>
<li>Cuma günleri öğleden sonra…</li>
</ul>
<p>Demek oluyor ki, insan bir yabancının hikâyesini dinlemeyi çok seviyor.</p>
<ul>
<li>Öğleden sonra? Kaptan Pilot.</li>
<li>Öğleden sonra arardı mutlaka ve bana akşam için planın var mı diye sorardı.</li>
</ul>
<p>Votkayı bir dikişte içmeden önce kalan votkayı da doldurması için uzattım. İkinci minik şişenin tamamı boşaldı ve parmağıyla hızlıca karıştırdı. Kafaya diktim.</p>
<ul>
<li>Senden başka planım olamaz derdim. Ne O günden beri Cuma için plan yapmıyorum. Ve bu akşam için yine planım yok.</li>
<li>Pardon! Özür dilerim adı ne acaba? Sakıncası yoksa söyler misiniz? 10-A</li>
<li><strong>Sakıncası yok 6-A.</strong></li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/">Hangi Rötar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Esaskız &#038; Künyesiz Piyade</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12284</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akrep yelkovanla ana düşünce, akılda kurulur hayal sahnesi… Ve perde!  Bir ruh bir bedende ölür mü? Sual bu olsa gerek, Esaskız, ilk sahnede görülse… Başlamaksa bitirmenin yarısı, devam ediyor işte hikâye… Bir tebessüm ve bir merhabayla değişti dünya. Yazıldı, yazılmak istendi en güzel sözcükleri kelamın. Parçalar kelimelerinle birleşince yaşamak neymiş anladı, o künyesiz piyade… Bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/">Esaskız &#038; Künyesiz Piyade</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akrep yelkovanla ana düşünce, akılda kurulur hayal sahnesi… Ve perde!  Bir ruh bir bedende ölür mü? Sual bu olsa gerek, Esaskız, ilk sahnede görülse…</p>
<p>Başlamaksa bitirmenin yarısı, devam ediyor işte hikâye… Bir tebessüm ve bir merhabayla değişti dünya. Yazıldı, yazılmak istendi en güzel sözcükleri kelamın. Parçalar kelimelerinle birleşince yaşamak neymiş anladı, o künyesiz piyade… Bir şiir döküldü dudaklarından az zaman sonra, beklenmeyen misafire.</p>
<p>Ben öldüm! Şimdi kalan yok. Yaşamaksa sessizlik konuşuyorum o zaman. Kaç cümle varlığımı sarıyor, kaç solukta kayboluyor şu zaman. Dünyada işim bitmedi… Ahiret mi? Zor, yaman. Ben dünyalık âdem! Ne yasak meyvesini yedim geldim. Ne de aşkıyla kavruldum. Bu zillet içinde o Havva’ya tutundum.</p>
<p>Şimdi her şey güzeldi, kelimeler özel. Telefonun öte yanında sesi duyuldu sonra… Düğümlendi boğaz, kayboldu cesaret, satırlar sustu, dudaklar acz içinde. Sana bir hâl anlatmak gerek Esaskız dedi. Bu sessizlik bozulmalı. Belki sevgi sözleri değil ilk cümlelerde… Basit, günümüz kadar, günümüz insanları kadar sığ olmalı biraz belki de. Neden zorlamalı inceliklerle, neden süslemeli, birkaç dörtlük değil mi neticede. Bugün olmasınlar, bugün sussunlar. Çünkü akıl düşleriyle mahpus, künyesiz piyade sol yanıyla.</p>
<p>Ne kadar büyüleyiciydi oysa öyle sanmıştı künyesiz piyade. Garibim! Nerden bilebilirdi. Bir gün ortasında hiç başlanmamış bir öykünün bitebileceğini. Göğsüne sığmayan bir vurgunla oturduğu sandalyede öylece dona kaldı. Anlam veremiyor, aklı sancıyan yüreği ile cevabı olmayan bir duvar arasında gidip gelirken, yanaklarını ıslatıyordu o acı yüklü yeşil gözleri. Kalbi sığmıyordu bedenine, ağrısız acıyı tadıyor. İlk defa böyle derinden anlayarak kaybediyordu içinde bir şeyleri. Bir bakışla büyütüp, tek kelamla gidişini düşünürken…</p>
<p>Gel zaman git zaman sonra… Onuda bir parçasında hazmettiği kalbi tamda rahatladı diye düşünürken… Bir daha karşısındaydı, satırların ucunda. Sonu olmayan karmaşık düşüncelerinde boğulduğunu söyleyen, kendine kendiyle çözüm üreten Esaskız. Ucu açık cümlelerle, yarım yamalak onardığı bir kalbi avutmaya çalışıyordu fikrince. Künyesiz piyade kimdi ki, duygu hamalı, kaybedilmiş aşklar kervanındaki herhangi bir yolcu mu? Sustu! Bir süre konuşmadı. Neden diyemedi. Çünkü kendince bir cevap bulmuştu Esaskız. Böylece bir süre konuşmadan görüştüler. Künyesiz piyade Esas kızı bekliyor, ara sıra satırlarda buluşuyor. Ara sıra da iki kelam edip köşesinde özlüyordu. Ta ki Esaskız yine kendi hayal gücüyle kurduğu bir dünya da kaybolup sessizce çekip gidinceye değin…</p>
<p>En zoru nedir siz bilirsiniz dedi künyesiz piyade dostlarına. Cevapsız, konuşma olmadan, duymadan son bir kez. Sadece susarak onu; ona; onsuz anlatmak, kendi satırlarınızla ulaşma sevdası belki, anlamsızca sürekli giden birisine.</p>
<p>“Sonrası olmayacak Esaskız güle güle” dedi ve çekildi künyesiz piyade…</p>
<p>Seçilmiş aciz sözcükleriyle devam etti sonra, tüm garip âşıklar gibi acziyetini dillendirmeye… Anlık gelgitleriyle ruhunun… Bazen ismini arıyor, bazen boşluğu doldurma çabasında. Görüp ulaşamadığı, tam oraya uygun varlığa.</p>
<p>Kendi dünyasında bir hayat onunkisi. Kim mi o; Esaskız diye bir niteliğe kavuşuyor künyesiz piyadeyle… Bir vedanın ardından anlatmaya devam ediyor sonra… Yalnız, biçare hayatın. Odasında otururken her gün, her günün içinde her saat, her an olduğu gibi aklında canlanıyor, karşısındaymış gibi… Alıyor kalemi kâğıdı eline, yazmaya başlıyor. Esaskız! Kaçak sevdam diye…</p>
<p>Gidişinin boşluğunda kalışı var acının. Güzel olan ne varsa niteliğini kaybediyor bu gidişle… Ara sıra tebessümler sığdırıp anlara, merhem deniyor merhemler içinde, yokluğunla büyüttüğün yalnızlığına.</p>
<p>Alkolik olsa şişelerinde kaybolur. Bağımlı olsa dumanında boğulurdu hayatın. Alışmaya çalışıyor künyesiz kalmış varlığına ruhunun. Bir fırtınada kalmış takanın akıbeti neyse içten dışa bir hükmediş serkeş bedeninde.</p>
<p>Koskoca İstanbul’da kaybolmuş bir beden ve oradan oraya taşıdığı bir hiçlik. Neden diyor yine neden, her zaman olduğu gibi kendisine… Nedene bir sende tanım yok. Çünkü sen ne bir neden ne de bir sonuç. Evet! Sen bir oluş, varoluşta bir vücut buluş… Bir ruhla ebediyette kaybolan değil, nadir varlıklar gibi hayatta anlam buluş…</p>
<p>Künyesiz piyade, bilinmeyen bir zamanın olmadık bir anında, Esaskız’ın sözcükleriyle bütün ağırlığından kurtuluyor ruhunun. Lakin şimdi anlamak, anlatmak derdinde… Bitmiyor içinde büyüttüğü hikâye… Yeni bir kelimeye daha… Anlamında kavuşmuş cümleler büyütmek istiyor, Esaskız’ın varlığıyla.</p>
<p>Biraz sonra sessizliği bozuyor Esaskız&#8230; En derin en sade en anlamlı kelimelerle&#8230; Künyesiz piyadeyse başka âlemde; özlediği, aradığı… Beklediği o anlamla olmasa da, kalbinde büyüttüğü bir dünyanın seyrinde.</p>
<p>Sormuştu işte, neden diye neden ben diye. Öylece kaldı şuuru. İnsandı neticede, İki dünyası vardı; kalp ve akıl; hangisindeydi o cevap onu öğrenebilseydi, nasıl? Kalbiyle söylese kelimeler manasız, aklıyla söylese ruhuyla tutarsız. Kayboldu! Bir yol gösterilmeli yoksa Esaskız’a ulaşması imkânsız.</p>
<p>Usulünce cevaplanması ne mümkün, öylece düşmüştü kalbine… Cevap vermeliydi, saçmaladı ilk cümlelerinde… Doğru düşünmek bir yana dursun, doğru sözcük var mıydı? Damdan düşercesine bir anda olmuştu her şey ve o bir anın hesabıyla geçirilmişti bunca zaman.</p>
<p>O kıymetli zaman bitiyor ve gidiyordu, yüzünde o güzel tebessümüyle. Bekledi, bekledi, bekledi künyesiz piyade. O anlıkta olsa ne zordu ayrılık… Gitme, kal biraz daha diyemedi.</p>
<p>Yolculuk başladı. Yüreği hafif, aklı sallantıda, ah şu garip! Ayakları nereye götürse oraya gidecek. Beklenti içinde lakin beklentiye cevap verecek bir kalp yok. İçinde büyüttüğü onun varlığı dışında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>     </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/">Esaskız &#038; Künyesiz Piyade</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12284</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #4 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12377-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12377-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Jan 2018 05:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12377</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu yaz adını bilmediğim, Akdeniz Bölgesindeki tatil beldesine gitmeden hayatımın en zor anlarını yaşadım. Çünkü sahillerde hep kumdan kale yapılırmış. Ben de kumdan kaleler yapmak için kova ve küreğimi alıp, Jamie’yi vazgeçmek zorunda kaldım. Hayatımın en zor kararlarından biriydi bu verdiğim. Tam her şey hazır, kapıdan çıkıyoruz derken “Oğlum ayını mı alacaksın yoksa kovanı mı?” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12377-2/">Metehan V Sevde #4 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yaz adını bilmediğim, Akdeniz Bölgesindeki tatil beldesine gitmeden hayatımın en zor anlarını yaşadım. Çünkü sahillerde hep kumdan kale yapılırmış. Ben de kumdan kaleler yapmak için kova ve küreğimi alıp, Jamie’yi vazgeçmek zorunda kaldım. Hayatımın en zor kararlarından biriydi bu verdiğim. Tam her şey hazır, kapıdan çıkıyoruz derken “Oğlum ayını mı alacaksın yoksa kovanı mı?” diye bağıran annemi duymamış olmayı o kadar çok isterdim ki. Önce cevap veremedim, ikisini de çok seviyordum. Odama girip yatağa atladım. Kafamı yatağa gömdüm ve düşünmeye başladım. Bebeklik arkadaşım Jamie mi yoksa deniz kenarlarının vazgeçilmez eğlencesi kova ve kürek mi? Annem geldi odaya ve bağırarak bana “Hadi oğlum seni mi bekleyeceğim, ayını alıyorum.” Dedi, annem yolculuklara çıkacağımız zaman hep gergin olur. Korktum bir şey diyemedim. Gözleriyle kapıya gidip ayakkabılarımı giymemi işaret etti. Anlamıştım çünkü biz annemle çok iyi iki arkadaştık aynı zamanda. Ayakkabılarımı giydim tam annem kapıyı kapatacakken, “Anne duuur!” ve odama doğru koşmaya başladım. Annem arkamdan bağırmış sanırım ama hiç duymayım. Komodin üzerindeki kovamı kaptığım gibi annemin yanına koştum. Annem de elindeki Jamie’yi kapıdan içeriye doğru attı.</p>
<p>Belki ikisini birlikte alırım demiştim ama yok, yaptığım plan işe yaramamıştı. Ayrıca eve ayakkabılarımla girdiğim için üzerine bir ton azar yemiş, tatil yolculuğumuza ağlayarak başlamıştım. Ve size bir şey söyleyeyim mi? Kovamı o hışımla kaptığımda fark etmeden içindeki küreği yere düşürmüşüm. Çok sonra fark ettim. Taa gideceğimiz yere vardığımızda, denize girmek için hazırlandığımızda fark ettim. Babama çok yalvardım gittiğimiz yerde, buralarda bir yerden kürek alalım diye ama hiç oralı bile olmadı. Kaale alıp verdiği tek cevap vardı: “Ellerini kürek gibi kullanırsın.” Hoş o da dalga geçer gibi ya neyse… Ben 5. Sınıfa gidiyorum. Ve ben o zamanlar beşinci sınıfa daha yeni geçmiş bir çocuk için oldukça zor zamanlardı. Hem Jamie ve Kova arasında kalıp hayatımın en zor seçimini yapmak zorunda kaldım. Hem de Kovanın içindeki küreğimi düşürdüm. Omuzlarımdaki yük o zamanlardan başlamıştı ağır gelmeye. Kader utansın!</p>
<p>Neyse Allahtan plajda, aynı otelde kaldığımız bir kızla tanıştım. Onun vardı küreği. Ben ne zaman kumdan kale yapmak için kovamı elime alsam o da yan taraftan kova ve küreğini alıp yanıma gelirdi. Hiç sıkıntı yaşamadım yani bu konuda. Biraz düşündüm de, sanırım o kız benden hoşlanıyordu. Ama ben ondan hoşlanmıyordum tabi, kimseden hoşlanmıyordum…</p>
<p>Bu arada benim ayımın eskiden adı Sarı Kız’dı, annemle öyle koymuştuk. Çünkü annem küçüklüğünden beri onların Sarı Kız adındaki bir ineğiyle arkadaşlık yapmış, yalnız bir kız çocuğuymuş garibim… Benim arkadaşımın adını da o yüzden Sarı Kız yaptık. Ama geçen sene Can bize geldiğinde “Sarı Kız ne lan? Bebek misin?” dedi. O yüzden Canla biraz düşünüp, Jamie koymaya karar verdik, hem karizmatik hem de sevimliydi.</p>
<p>Tatil dönüşümüzde yeniden doğmuş gibi oldum. Gidişimizdeki yoğun stresi unutmuştum resmen. Çok uzun süren, bol şarkılı ama sıkıcı yolculuğumuzun ardından şehre girdik. Bir süre sonra da bizim mahalleye. Arabadan inince sarı evlerin oradaki toprak sahaya uğradım belki arkadaşlarım oradadır diye. Bizimkiler maç yapıyordu. Çocuklar beni görünce başıma toplandılar hatta bazıları bana sarıldı. Şaşırmıştım, çünkü pek sevildiğimi düşünmem ben bizim mahallede. Ana kuzusu diye dalga geçerler sürekli. Herhalde “Çok dalga geçtik, biraz da sevelim…” diye düşündüler.</p>
<p>Berke hemen atladı: “Lan Mete, mahalleye yeni taşınan ailenin kızını gördün mü? Sizin üstünüze taşındılar.”</p>
<p>Görmemiştim, umrumda da değildi zaten. Kızlarla pek aram iyi değildir benim. Hep kavga ederiz. Hatta bir keresinde Pelinle kavga ettiğimizde beni dövmüştü. Sınıfın bütün erkekleri bir kızdan dayak yedim diye bir hafta benimle konuşmamıştı. Bilmiyorlardı ne kadar duygusal olduğumu, kimseye zarar vermek istemediğimi, neyse… Karşımda yarım hilal şeklide duran arkadaşların hep bir ağızdan bana yeni taşınan kızı anlattılar. Abisinden, boyundan, saçlarından, bacaklarından bahsettiler. Güzelliğini, onu görünce sarhoş gibi kaldıklarını anlatıp durdular. Benim kızlarla pek işim olmaz ama o kadar abartarak anlatıyorlardı ki beni bile merak ettirecek cinstendi söyledikleri.</p>
<p>Toprak sahada biraz daha zaman geçirdikten sonra akşam ezanıyla evin yolunu tuttum. Apartmandan içeri girdiğimde benim boylarımda, saçlarını at kuyruğu yapmış bir kız merdivenlerden bana doğru iniyordu. Bu o mahalleye yeni taşınan kız olmalıydı. Göz göze geldik; cılız,titrek bir sesle “İyi akşamlar” dedim. Karşılık vermedi. Ama haklıydı. Ben de onun kadar güzel olsam, bana karşılık vermezdim sanırım. Eve çıktım ayaklarımı sürüye sürüye. Gitmeden önce annemin attığı ve hala aynı yerinde duran Jamie’yi alıp doğru kendi odama gittim. Pencerenin önüne çektim sandalyemi, her zamanki gibi hayal kurmaya başladım. Bana küs olan Jamie ile birlikte, o kızda benim gördüklerimi görmemeleri için Allah’a dua ettik. Ki görmedikleri de açıkça ortadaydı, görmüş olsalardı bana biraz da gözlerinden bahsederlerdi. Ya da onu görünce sarhoşa döndüklerini anlatacakları yere, göz göze gelince üzerlerinde biriken o saf hoşluktan bahsederlerdi.</p>
<p>Çok sonra öğrendim Sevde imiş adı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12377-2/">Metehan V Sevde #4 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12377-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12377</post-id>	</item>
		<item>
		<title>R’lerle İmtihanım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 31 Dec 2017 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12155</guid>
				<description><![CDATA[<p>Buradan açık ve seçik olarak ilan ediyorum ki, iktidarı elime geçirirsem, kesinlikle ilk yapacağım iş, alfabeye bir ayar vermek olacak. Ne o 29 harf, biraz kısalım. Hem alfabe dediğin 28 harften oluşmalı ve içinde asla R diye bir harf olmamalı. Şimdi bazı muhalifler “R harfini söyleyemiyor, öcünü alfabeden alacak” diye aleyhime konuşabilirler, asla onlara inanmayın. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/">R’lerle İmtihanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Buradan açık ve seçik olarak ilan ediyorum ki, iktidarı elime geçirirsem, kesinlikle ilk yapacağım iş, alfabeye bir ayar vermek olacak. Ne o 29 harf, biraz kısalım. Hem alfabe dediğin 28 harften oluşmalı ve içinde asla R diye bir harf olmamalı.</p>
<p>Şimdi bazı muhalifler “R harfini söyleyemiyor, öcünü alfabeden alacak” diye aleyhime konuşabilirler, asla onlara inanmayın. Yok öyle bir şey. Hani R’leri söyleyemediğim doğrudur. Gıcık olduğum bazı bilim insanları var, o da doğrudur. R’leri söyleyemeyenlere, yani küçücük de olsa, mini minnacık da olsa konuşma bozukluğuna “Rotasizm” demelerini nasıl iyi niyetle bağdaştıracağız ki…<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/r-harfi-.jpg"><img class=" wp-image-12158 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/r-harfi-.jpg?resize=175%2C201" alt="" width="175" height="201" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/r-harfi-.jpg?w=388&amp;ssl=1 388w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/r-harfi-.jpg?resize=262%2C300&amp;ssl=1 262w" sizes="(max-width: 175px) 100vw, 175px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Kardeşim dalga mı geçiyorsunuz, adam  mı seçiyorsunuz. Şuna “Yotasizm” deseniz olmaz mı, ne o denizde yol mu buluyorsunuz…</p>
<p>O değil de, çocukluğumda akranlarım da dâhil olmak üzere, bana R’yi söyletmeyi kendisine en kutsal vazife bilmiş kızlar vardı, erkekler vardı, ağabeyler vardı, amcalar vardı, hatta dedeler vardı, nineler vardı, ama hepsinin cümlesi ortaktı; R de bakim…</p>
<p>Bunu söylerken de dillerini ağızlarının içinde acayip şekilde çevirir, midemi bulandırırlardı. Dili dönmüyor derlerdi, fır dönüyordu benim dilim ama R’nin yerine uğradığı yoktu, hepsi bu.</p>
<p>Biraz büyümeye başlayınca Fransızca’yı sevdim ama tek sorun onlar R yerine Ğ diyorlardı, oysa ben Y diyordu.</p>
<p>Mustafa diye bir arkadaşım vardı, o Fransızca konusunda hiç zorlanmazdı, R yerine Ğ deyip, işin içinde sıyrılırdı. Tabii ki Türkçe de aynı sorun devam edip gidiyordu, Ğ’ırlaya Ğ’ırlaya…</p>
<p>Fransızca bana uygun değildi, çünkü herhalde, galiba, sanırsam R yerine Y demeyi kendi özgür irademle seçmiş olmalıyım. Hani bebeklikte o özgür iradeyi nereden buldum, nasıl dilime yerleştirdim bilmiyorum ama olmalıydı.</p>
<p>Çocukluğumda birkaç şarkıcıyı, türkücüyü hiç sevmezdim. Bunlar da genellikle R’leri bastırarak söyleyenlerdi. Yahu o kadar bastıracağınıza birazını bana verin. Bunların içinde Nurhan Damcıoğlu ve Belkıs Akkale gelir. Nerden buluyorsunuz o kadar R harfini, stok mu yaptınız, karaborsasını mı kurdunuz, bilmiyorum ki…</p>
<p>Çocukluğumda dilimden dolayı popüler olduğumu biliyordum; herkes beni çok şirin bulurdu. Ne yani bütün şirinliğim R yerine Y demem miydi; şirindim işte, niye bir harfe takılıp kalıyorsunuz?</p>
<p>Büyüdüğümde şirinliğin yerini R korkusu aldı.</p>
<p>Y’yi bastırarak söylemek, R’nin çıkmasını sağlamaya yetmiyordu ama Rize yerine Yize demek de, derdini anlatmaya yetmiyordu.</p>
<p>Başka iş yokmuş gibi gittim yazar oldum…</p>
<p>Önce R yerine Y demeyi yazarken de arada kaçırdığımı fark ettim. Mesela Bayram kelimesi beni çok zorlardı, saray kelimesi de. Önceki R miydi, Y miydi, hani R olan Y miydi, Y olan Y miydi?</p>
<p>Peki diğeri R olan Y miydi, Y olan R miydi?</p>
<p>İşin en kötüsü doğup büyüdüğüm mahallenin adı Eskisaray’dı ama hep Eskisayay olur, yaylanıp dururdum…</p>
<p>R ile Y’yi doğru yere koyup hatasız yazmak için parmaklarımla saydığım çok olurdu. Bunun için bazen de word’ün kelime düzeltmesini kullanırdım. Tabi bütün bunları aştım, sadece R yerine Y demeyi kendi özgür iradesiyle seçen birisiyim. Kim ne karışır, hangi harfi, ne şekilde telaffuz ettiğime, değil mi ama…</p>
<p>Özdemir Asaf da benim gibi R’leri Y diye telaffuz ediyordu.</p>
<p>Bir gün Karaköy’e gidecek, taksiye biner, taksici “Buyuyun, neyeye?” diye sorunca, onun da kendisi gibi R’leri söyleyemediğini görüp, “Kayaköy” deyince şoförün kendisiyle dalga geçtiğini sanmasını istemez ve Eminönü deyip, Karaköy’e yürür.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/R-.jpg"><img class=" wp-image-12161 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/R-.jpg?resize=212%2C266" alt="" width="212" height="266" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/R-.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/R-.jpg?resize=238%2C300&amp;ssl=1 238w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /></a>Aynısı İstanbul’da başıma geldi, ama o zaman Özdemir Asaf’ın dildaşım olduğunu bilmiyordum.</p>
<p>Ortaköy’de bir taksiye bindim, Karaköy’e gideceğim. Özdemir Asaf’ın taksicisi ölmemiş, beni mi beklemiş anlamadım ama “Neyeye” deyince, ben de istemsizce Eminönü dedim, Karaköy’e yürüdüm…</p>
<p>Çağrı merkezlerini de bu açıdan sevmem, hele bir de kodlar mısınız demez mi, ben şimdi R harfini Yozgat’la mı kodlayayım, Yizeyle mi?</p>
<p>Belki de bu yüzden yazar olduğum halde televizyona çıkmayı sevmem,bradyoya çıkmayı sevmem, herhangi bir toplantıda konuşmayı sevmem. Televizyon ve radyoda program da yaptım, konuk da oldum ama bir türlü sevmedim/sevemedim. Çünkü ne kadar anlaşılmadığımı bilmiyordum…</p>
<p>Ama Allah var, Beyazıt Öztürk’ü severim, inadına Y’lerin üzerine bastıra bastıra söylediği için. Bastır be Beyaz, Allah Y’ne kuvvet versin…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/">R’lerle İmtihanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12155</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Hasret</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Dec 2017 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Tekbilek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12063</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zamana, sevgiliye, güzelin vuslat kokusuna nasıl hasret kalınırsa, öyledir aşk içinde aşktan ölmek… Sabah ezanında okula gittiğim günlerden kalmayım, saba makamında içli içli ağlamaktayım… Annemin şefkatli elleriyle saçımı okşadığı, alnıma kondurduğu sıcacık buseyle gözümü açtığım hatıralarımdayım. Ne kadar yaş aldığımı unutacak kadar uzun yaşadım kendimce… Ha bir gün eksik ha bir gün fazla dert edecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Hasret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Zamana, sevgiliye, güzelin vuslat kokusuna nasıl hasret kalınırsa, öyledir aşk içinde aşktan ölmek…</strong></em></p>
<p>Sabah ezanında okula gittiğim günlerden kalmayım, saba makamında içli içli ağlamaktayım… Annemin şefkatli elleriyle saçımı okşadığı, alnıma kondurduğu sıcacık buseyle gözümü açtığım hatıralarımdayım. Ne kadar yaş aldığımı unutacak kadar uzun yaşadım kendimce… Ha bir gün eksik ha bir gün fazla dert edecek değilim bunca zaman sonra. Yaşadım yaşayacağım kadar, ölüm gelse şimdi alıp götürse beni neden diye sormam bile… Bir gün, uykumdan uyanmadan şuracıkta gözümü açamazsam kimse bulamayacak cesedimi günlerce… Her sabah kapımı tırmalayan kedilerin miyavlamalarından  bıkan konu komşu akıl ederse, işte belki o vakit bir omuz atıp bizim emektar ahşap kapıya girerler içeriye. Bulurlar beni bir köşede&#8230;</p>
<p>Dedemden kalma bu evden başka hiçbir yerde yaşamadım ben. Bilmem başka evlerin tuvaletlerini, banyolarını. Kendimi bildim bileli bu mutfakta yemek pişer. Bu duvarlara sinmiştir yemek kokuları. Anamın sarmaları, nenemin külbastıları… Bayramların has tatlısı kalburabastı… Başka evlerde el açma baklava pişerdi ama bizde illa kalburabastı. Dedem şerbetli tatlılardan bir tek onu severdi rahmetli. Vişne likörünü günler öncesinden hazır ederdi nenem, kristal minik kadehlerde ikram ederdi annem kendi elceğizleriyle ördüğü dantelli gümüş tepside, gül lokumunu da hiç eksik etmezdi yanında. Kalburabastıları likörden sonra sunardı misafirlere, ince kalem topuklu ayakkabılarıyla şu gördüğün ahşap merdivenlerde annemin ayak sesleri yankılanırdı…</p>
<p>Evin tek torunu olduğum için bayramlarda bayram yapardım harbiden ha… Gıcır gıcır rugan ayakkabılarımla, içi yelekli ceket pantolon takım elbisemle, gömleğe uygun papyon takardık mutlaka. Yalnızca ben değil ha, babam, dedem, amcalarım… Onların ellerinde ince bir baston şemsiye olurdu.  Yürüyemediklerinden değil, o zamanın şıklığından. Vaktin modası işte… Eski fotoğrafları gösterirdim sana ah bir bulabilseydim nerede olduklarını…</p>
<p>Sen şimdi röportaj istiyordun benden değil mi? Soru soracaksın ben cevaplayacağım ha… Bir kahve yapaydım sana, istemez miydin? Bu eve misafir gelmeyeli öyle uzun zaman oldu ki, heyecanlandım bak, elim ayağıma dolandı. Hasretim ben insan sesine. Şu duvarlarla konuşurum, hayalleri canlanır koşar gelir gözümün önüne. Gevezelik edersem sustur beni emi. Konuşmayı unuttum, bazen kelimeleri bile hatırlamıyorum, bilir misin bu ne demektir?</p>
<p>Sesimi kayda alıyorsun ha… İyi ediyorsun, ben göçüp gittiğim vakit bir seda kalsın bari benden geriye. Kahveleri içerken bir cigara tüttürsem rahatsız eder miyim seni? Benim de tek keyfim bu işte… Hadi sen sor sorularını…</p>
<p>Ha… Kimden duydun o hikâyeyi, köşedeki bakkal mı söyledi? Kızardı yanakların. Olsun söylesin. Adım meczuba çıktı doğup büyüdüğüm bu mahallede. Aldırmıyorum artık, umurumda değil kim ne diyorsa desin. Kahveye de çıkmıyorum, dinazor diyorlarmış bana. Yüzüme söyleyemiyorlar ama arkamdan alay ediyorlarmış. Neymiş bir kıza âşık olmuşum da hiç evlenmemişim falan? Kime ne? Bu mu yani beni dinazor eden?</p>
<p>Sen yazardın değil mi hanım kızım? Bunları aynen yaz böyle. Ne olur benim için. 70’i çoktan geçtim. Sustum bunca yıldır hiç kimseye bir şeycik demedim. Efendilik bende kalsın diye. Ama artık canıma tak etti yeter!</p>
<p>Adını hiç söylemedim sevdiceğimin. Kâğıtlara yazardım ilk zamanları, sonra bir gören olur diye yaktım onları bizim teneke sobada. Ona yazdığım bütün şiirlerle birlikte kül olup gittiler. Ben de çok istemiştim yazar olmayı. Ama bizimkiler illa devlet kapısı dediler, memur yaptılar beni. İyi ki öyle yapmışlar, muhtaçtım yoksa şimdi bir lokma ekmeğe…</p>
<p>Bir kez bile peşinden gidip yanına ona “seni seviyorum “demedim. Ama o biliyordu, o da beni seviyordu biliyorum bunu. Adımın Nusret olduğunu bildiğim gibi… Böyle şeyler söylenmez, ama şu yürek var ya o hisseder. Âşıklar arasında gizli bir köprü, bir yol vardır. Gönülden gönüle bir muhabbet hasıl olur ki bunu Cenab-ı Hak’tan gayrısı bilmez. Bir sevda dile gelirse çabuk biter. Bak bunu iyi belle. Sevgi de, aşk da, muhabbet de gizlidir. Dökülmez öyle orta yere çingene bohçası gibi. Bu yüzden dinazor diyorlar işte bana… Meczup, deli, divane… Desinler, öyleyim. Onlar akıllı olsunlar ben deli olayım. Razıyım. Hadi sen sor şimdi ben söyleyeyim.</p>
<p>Çocuktum daha, 17’sinde ha var ha yoktum. Bu mahalleden değildi benimki. Ama teyzesigillere sık gelip giderdi. Adını söylemem, isteme benden. Hala yaşıyor biliyorum, hissediyorum bunu. O yüzden çıkmadım hiç bu evden. Gitmedim başka bir yere. Beni aramaya geleceği günü bekliyorum hala özlemle…</p>
<p>Gözlerin yaşlandı. Mendil vereyim ister misin? Bak, elleriyle işlemişti bu mendili. Gördün mü? Bana kendi verdi. Hiç ayırmadım koynumdan. Mendil ayrılık derlerdi eskiler, doğrudur. Biliyordu kavuşamayacağımızı. Beşik kertmesi vardı, başı bağlıydı kundaktan. Siyah saçlarının örüklerine gizleyip ela gözlerini, elime tutuşturmuştu alelacele bu mendili… Hiç ayırmadım yanımdan. Yarenlik ederim bunca yıldır, konuşurum mendille arada sırada. Baş harflerimizi bir kalbin içine işlemiş bak… Kırık, yarım bir kalbin içine… O kalp kırık kaldı gizliden gizliye bunca sene…</p>
<p>Kahveni soğutma, şimdi bir lokum olsa yanında iyi giderdi dimi. Nerdeeee bir resmi olsa bende başka ne isterdim Allah’tan. Kendisi İstanbul’da doğmuştu ama ailesi dışarlıklıydı. Aşiretti senin anlayacağın. Bu bir evin bir kızı, tam yedi tane abisi vardı. Güzelliği dillere destan… Mahcup gözleri hep ağlamaklıydı, kaderine boyun eğmiş bir kurbandı zavallı… Bendeki de ne şans değil mi? Öyle demişti gözü yaşlı anneciğim. Elime mesleğimi alıp, vatan hizmetim bitince kız bakmıştı bizimkiler uzun bir süre. Hiç birini istemedim. Annem bir sabah yatak ucuma gelip, “bir sevdiğin mi var” demişti. Yalan söyleyemedim anneciğime, anlattım bir bir… İşte o vakit, “ne şans varmış bizde de” demişti. Hiç ses etmemişti. Ama içinde bir umut belki bir gün seveceğim bir kız bulurum diye hep beklemişti. Annemin başka çocuğu olmamış. Bu yüzden çok düşkündü bana. Rahmet olsun, yıllarca hep bana o baktı. Hiç büyümemişim gibi, kahvaltımı önüme getirdi her sabah… Gözünden sakınırdı beni. Öyle içki, kumar kötü kadınlar hiç girmedi hayatıma. Dairede birkaç hanım arkadaşım olmadı değil. Ama onların hiç birini yakıştıramadı bana annem. Ben de hiç üstelemedim. Onun sevmediği bir kıza yan gözle bile bakmadım. Bir dediğini iki etmedim, anneciğimin. Şu camın önündeki pencereden dışarıyı seyrederken 90 yaşında kuş olup uçtu melek anneciğim…</p>
<p>Alışamadım onun yokluğuna, burda öyle hatıralarla yaşayıp giderim.</p>
<p>Ne mi oldu, ha o mu? Evlendi tabi beşik kertmesiyle, teyzesinden aldık haberleri. Teyzesi annemle yakın görüşürdü. Bir oğlu vardı benden birkaç yaş büyük. Mahallede top falan oynardık. Bizim buralarda meyhane çok ya pek salmazdı annem beni dışarıya. Serseri takımına bulaşmayayım diye. Ama top oynamaya çıkardım arada sırada. İşte bu Muzaffer abi de gizliden âşıkmış bizimkine. Evet! Şaşırma kuzeni tabi ne olacak ki. Aşiret diyorum sana, bizde de pek olmaz gerçi kuzenler kardeş gibi büyürler. Ama onlarda öyle değil. Neyse sözü uzatmayalım. Muzaffer abi de istemiş evlensin. Kabul etmemiş babası, neden sözlü diye beşik kertmesiyle…</p>
<p>Ya işte böyle… Kaç sene mi oldu? 60 sene olmuştur herhalde. Kimse kalmadı benden başka eskilerden bu mahallede. Bir sürü ıvır zıvır insan doldu. Onun için hiç çıkmıyorum artık evden dışarıya. Bakkala haber salıyorum, çırağıyla gönderiyor bana ne istersem. Hepsiyle kavgalıyım bütün konu komşuyla. Ne edep biliyorlar ne erkân. Görgü, terbiye sıfır… Hele o çocuklar, hiç sorma hiç… Kavga, gürültü bir yandan, pislik başka bir yandan… Çöpleri sokağa bırakıyorlar, belediye koymuş oraya ne güzel konteyner dimi. Yok bunlar illa sokağa bırakacaklar çöplerini. Kedi köpek eşeliyor torbaları, yazın cam açamıyorum sivrisinekten…</p>
<p>Hiç görmedim mi kimi, bizimkini senin aklında onda kaldı ha… Benden betersin. İyi ki hanımsın yani. Ne bileyim ben öyle. Ha sen aşk hikâyesi yazıyorsun da ondan öyle mi? Deminden beri söylesene ne konuşturuyorsun beni boş boş.</p>
<p>Gördüm evlendikten sonra geldi buraya. Bakırköy’de bir yerde oturuyormuş. Şu köşe başında karşılaştık. Yüzü solgundu. Anladım ki mutsuzdu. Ela gözlerini kaldırıp bir bakışı vardı bana, işte o bakış beni hem yaşattı bunca yıl, hem öldürdü o anda…</p>
<p>Çıkıp gelecek diye bekliyorum hala, bu pencerenin kenarında. Taşınamadım işte bu yüzden mahalleden… Bir gün gelir de beni bulamaz burada diye. Ölüm beni alıp götürmeden önce bir kerecik daha yüzünü göreyim isterim, üflesin  nefesini boynuma&#8230;</p>
<p>Anladın mı şimdi hikâyeyi. İyi o vakit hadi git yaz şimdi…</p>
<p>İlham Kaynağı : Ömer Faruk Tekbilek ve Hasret</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/-7z4TC2sD98?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Hasret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12063</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #3 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12281-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12281-2/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 05:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12281</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben Metehan… 5-A sınıfında yaz tatili dönüşü yapılan muhabbetlerin kayıp çocuğu. Bu yüzden hep utanç duymuşumdur. O muhabbetlerin içinde olmak isteyip bir türlü olamamışımdır. Daha doğrusu geçen seneye kadar öyleydi. Geçen sene anneme gidip anlattım bu durumu; “Arkadaşlarımın hepsi bahsediyor, ben sus pus oturup gittikleri otellerin havuzlarında keyif yapıyorum.” dedim. Babamla konuşmuş hemen, ertesi gün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12281-2/">Metehan V Sevde #3 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Metehan… 5-A sınıfında yaz tatili dönüşü yapılan muhabbetlerin kayıp çocuğu. Bu yüzden hep utanç duymuşumdur. O muhabbetlerin içinde olmak isteyip bir türlü olamamışımdır. Daha doğrusu geçen seneye kadar öyleydi. Geçen sene anneme gidip anlattım bu durumu; “Arkadaşlarımın hepsi bahsediyor, ben sus pus oturup gittikleri otellerin havuzlarında keyif yapıyorum.” dedim. Babamla konuşmuş hemen, ertesi gün müjdeyi verdi. Annemi bir kez daha sevmiştim bu yüzden. Üzülmeme dayanamaz. Yani en azından genelde öyle olur…</p>
<p>Ben hayatımda ilk kez geçen sene kendi valizimi hazırladım. Valiz dediğime bakmayın siz; okuldaki sırtdaş ve sırdaşımı aldım yanıma, okul çantamı. Çünkü evde bir tane valiz vardı ve onda da annemle babamın eşyaları olacaktı. Büyümüştüm artık, eşyalarımın onlarla aynı yerde bulunması yakışık almazdı. Hem sanırım kızlar ana kuzusu gibi görünen çocuklardan hoşlanmazdı, eğer onlarla aynı valizi kullanırsam bir ana kuzusu gibi görünecektim.</p>
<p>Gideceğimiz yerin adını dahi bilmiyordum ama Akdeniz Bölgesinde bir yerdi. Yolculuğa çıkmadan önce babamla yolculukta dinlenip eşlik edilmek üzere hazırlanmış 18 şarkılık bir cd oluşturduk. İçinde annemin en sevdiği grup Ayna’dan tutun da Özay Gönlüm’ e kadar her türden müzik vardı. Ben bu yüzden ailecek arabayla yaptığımız yolculukları çok severim. 11 yıllık hayatım boyunca şarkılara eşlik edebildiğim tek yer bizim arabanın arka koltuğu olmuştur çünkü. Seviyorum bizim arabayı. Kimse kimsenin sesiyle ilgilenmez hem de, herkes bağıra bağıra şarkı söyler. Ha bu arada bizim arabanın arka koltuğu dedim diye sakın önce oturamadığımı düşünmeyin. Babam önde oturmam için 47 kilonun üzerinde olmam gerektiğini söyler. Ben de bayağı bayağı 47 kilonun üzerindeyim. Yani artık ön koltukta da oturabiliyorum. Yalnızca önde otururken şarkılara eşlik edemiyorum. Çünkü önde oturanın görevi şoföre yardım etmektir, şarkı söylemek değil. Ayrıca annem bilmiyor henüz benim önde oturduğumu. Bu, babamla aramızda küçük bir sır. Annemin bilmemesi gerek.</p>
<p>Her neyse yola çıktık işte eninde sonunda, taktık CD’mizi ve yolculuğa başlamadan önce evde yerimde duramamama sebep olan heyecanım dindi sonunda. İlk kez bu kadar uzağa gidecekmişiz annem öyle söylemişti. O yüzden de yanına benim külotlarımdan bir sürü aldı. Yolda bir şey olur, üstüme bir şeyler dökerim diye… Ben biliyorum ama o geceleri altıma kaçırırım diye korkuyor yine. Onlar geçen senede kaldı. Hepsi hem de, amcamların arabasına işemiş olmam da…</p>
<p>Annemin şarkıya eşlik ettiği kadife sesiyle uyandım. Ayna’nın Akdeniz şarkısını söylüyordu gene. Yüzüme çarpan rüzgar hemen beni kendime getirdi ve dışarıyı izlemeye başladım. Kıvrımlı yollardan geçiyorduk, virajlı yani… Yüksek bir tepeye çıktık ve temiz hava almak için biraz da babam kendini toparlasın diye uçurumun kenarına çektik arabamızı ve denizi seyretmeye başladık. Annem yolculuğa çıkmadan önce poşete koyduğu salatalıklardan verdi birer tane bize. Bir tanesi kesmedi, ikinciyi istedim… Birden gözüm gökyüzündeki bulutlara ilişti. Güneş, masmavi gökyüzündeki  sık bulutların arasında bulduğu küçük aralardan süzülüyordu. Ve denize düşüyordu. Hoş denize yaklaştıkça belirsizleşiyordu o ışık demeti ama olsun. “Baba fotoğraf makinanı alabilir miyim? Bir fotoğraf çekmek istiyorum.” Aldı arabadan ve bana verdi. Bulutları ve boşluklardan süzülen güneş ışığının fotoğrafını çektim. Çok büyüleyiciydi.</p>
<p>Arabaya bindik ve yola devam ettik. Ben yol boyunca babamın fotoğraf makinasındaki çektiğim fotoğrafa baktım durdum. Sürekli hayal kurdum. Aralarından en güzeli, dünyadaki bütün insanları o bulutların üzerine taşıdığımdı. Herkes oradaydı! Sanki bir piknik alanında çimlerin üzerinde keyif çatan insanlar gibi…</p>
<p>Bu sene ise okulun ilk günü babamdan fotoğraf makinesini istedim, arkadaşlarıma çektiğim fotoğrafı gösterecektim. O ilk gün muhabbetlerine katılacaktım ilk kez ve daha önce bir şey için hiç bu kadar sabırsızlanmamıştım. Umursamazca “Ben onları sildim Metehan.” dedi. “Boşuna götürme…” Babama öylece bakakaldım ve gözlerim doldu. Tabi o televizyonda haberleri izlediği için göremedi. Yine odama gittim ve oturdum pencerenin başına. Bu sefer yalnızca karanlığı izledim. Sevde’nin gözlerindeki gibi bir karanlığı değil… Korkunç karanlığı… İşte babamdan bu yüzden nefret ediyorum!</p>
<p>(…)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12281-2/">Metehan V Sevde #3 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12281-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12281</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Siyah Üstü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siyah-ustu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siyah-ustu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Dec 2017 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12125</guid>
				<description><![CDATA[<p>Siyah değil karanlıktır onun ismi Pek çok yaşanmışlığın resmiyetteki resmi &#160; Yaşanmışlıklar bir anlam veremeden yitip gider Birçok insanı peşinden kahreyler Acı çekenin etrafını sel eyler Elde kalan koca bir heder Bunu kabullenmek beter oğlu beter &#160; Bile bile kanarız o karanlığa İlk bakıştaki tutku çağrışım yapar aydınlığa &#160; Yüzün yine güldü bak fikrim değişti [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siyah-ustu/">Siyah Üstü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Siyah değil karanlıktır onun ismi</p>
<p>Pek çok yaşanmışlığın resmiyetteki resmi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaşanmışlıklar bir anlam veremeden yitip gider</p>
<p>Birçok insanı peşinden kahreyler</p>
<p>Acı çekenin etrafını sel eyler</p>
<p>Elde kalan koca bir heder</p>
<p>Bunu kabullenmek beter oğlu beter</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bile bile kanarız o karanlığa</p>
<p>İlk bakıştaki tutku çağrışım yapar aydınlığa</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüzün yine güldü bak fikrim değişti</p>
<p>Yollarımız ruhlarımızın bulunduğu nokta da kesişti</p>
<p>Seni sarılarak hissetmek ne müthişti</p>
<p>Seni sevmek ince bir işçilikti</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Armağan olsun bu kan ve soluk kadınlığına</p>
<p>Hayır! Sadece bir organına değil sana baştan sona</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siyah-ustu/">Siyah Üstü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siyah-ustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12125</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yok Olsa</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yok-olsa/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yok-olsa/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Dec 2017 08:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Başkabak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12275</guid>
				<description><![CDATA[<p>Minnettarsın karanlığın ötesinde Var olup son bulmakta saklı Sinen hüzünlerde saklı resmi İçimde yüzsüz cehennemde esir Belki yalnız yüreği Yankılanıyor ey ürkek sesli Sorunlar ölüme ne mana Arasa da yok olsa 7 rengin teki kara Biri varda bula Umarsızca kelimeler zincir Arasa da arasa yok olsa</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yok-olsa/">Yok Olsa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Minnettarsın karanlığın ötesinde</p>
<p>Var olup son bulmakta saklı</p>
<p>Sinen hüzünlerde saklı resmi</p>
<p>İçimde yüzsüz cehennemde esir</p>
<p>Belki yalnız yüreği</p>
<p>Yankılanıyor ey ürkek sesli</p>
<p>Sorunlar ölüme ne mana</p>
<p>Arasa da yok olsa</p>
<p>7 rengin teki kara</p>
<p>Biri varda bula</p>
<p>Umarsızca kelimeler zincir</p>
<p>Arasa da arasa yok olsa</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yok-olsa/">Yok Olsa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yok-olsa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12275</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tek Kişilik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Dec 2017 05:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Filik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12127</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yok olmak adına kaybedilmiş bir yaşam… Öyle gerçek ki; bazı harfler yan yana durduklarında koskoca bir hayat olmaya yetiyor bazen… Hangisi daha çok acıtırdı sizi? Unutulmak mı? Unutulmaması gerekenleri unutmak mı? Sevgi içinde boğulmak mı? Sevgisizlikten gömülmek mi? Acıtan tüm söylemlere inat gülümsemek, gamzesinden öpmek bir kalbi… Seninle kalanlara bakmadan, kaybedilenlere düğünler göndermek, bayramlar giydirmek! [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik/">Tek Kişilik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Yok olmak adına kaybedilmiş bir yaşam… </span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Öyle gerçek ki; bazı harfler yan yana durduklarında koskoca bir hayat olmaya yetiyor bazen…</span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Hangisi daha çok acıtırdı sizi? </span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Unutulmak mı? </span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Unutulmaması gerekenleri unutmak mı? </span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Sevgi içinde boğulmak mı? </span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Sevgisizlikten gömülmek mi?</span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Acıtan tüm söylemlere inat gülümsemek, gamzesinden öpmek bir kalbi… </span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Seninle kalanlara bakmadan, kaybedilenlere düğünler göndermek, bayramlar giydirmek! </span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Ne kadar adilse her şey, o kadar zindan var her bir boşlukta.</span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Her sabaha iyicil bir ifadeyle başlayıp, gerçeğin o ihtişamlı yüzünü ayla örtmek, koyuluğa sarılıp beklemek… </span></p>
<p style="background: white; margin: 8.4pt 0cm 24.0pt 0cm;"><span style="font-size: 9.0pt; color: #222222;">Erken vazgeçişlere teslim olmak, ölüm tadında&#8230;</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik/">Tek Kişilik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12127</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Başka Sorum Yok</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Dec 2017 08:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12139</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dur ya da geç çıbanlardan Ya da öl veya öldür Fakat bil kavgayı Yumruğunun sesi gür olsun Fark etmez nereden geldiği Eğri kulakları çınlatsın Vakit Karanlıkta basit insanların kıyımı Ve yanan gözler güneşten parlak Şafağın son kez batışı Şaşkınlığın –daha çok sevincin- işareti Sorumluluk, kökü gülmekten gelir Ataları epey yaşlıdır Ve saygı duymak gerekir Çoğu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/">Başka Sorum Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dur ya da geç çıbanlardan</p>
<p>Ya da öl veya öldür</p>
<p>Fakat bil kavgayı</p>
<p>Yumruğunun sesi gür olsun</p>
<p>Fark etmez nereden geldiği</p>
<p>Eğri kulakları çınlatsın</p>
<p>Vakit</p>
<p>Karanlıkta basit insanların kıyımı</p>
<p>Ve yanan gözler güneşten parlak</p>
<p>Şafağın son kez batışı</p>
<p>Şaşkınlığın –daha çok sevincin- işareti</p>
<p>Sorumluluk, kökü gülmekten gelir</p>
<p>Ataları epey yaşlıdır</p>
<p>Ve saygı duymak gerekir</p>
<p>Çoğu ihtiyara</p>
<p>Dallanıp budaklanan yollarda</p>
<p>Bir çift ayak genelde</p>
<p>Ve gökten kavisle düşen taşlar</p>
<p>Beyin kanaması fikir nakli gerektirir</p>
<p>Bir şemsiye şart</p>
<p>Kendi zihnimle yaşamak için</p>
<p>Zira doluyken ceketimin cebi</p>
<p>İnsan kemikleriyle</p>
<p>Uzun mesafelerde yürümek</p>
<p>İyidir genelde</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/">Başka Sorum Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12139</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dev Adam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dev-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dev-adam/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Dec 2017 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zühal Öz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12246</guid>
				<description><![CDATA[<p>Parmaklarımın ucunda kalp atışlarını hissediyorum Huzursun, huzurun kendisi olanısın Bulunduğumuz yer çıkmaz sokak Dev binaların ardında bıraktık aydınlığı Güneşin hevesi yok doğmaya Cehennemin dibine gitmek geliyor içimden Daha ne kadar gidebiliriz ki Cehennemin derinliklerindeyiz Çirkin, iri yarı, dev göbekli kötülükler içindesin Hapsolmuş ellerin, gözlerin, beyin hücrelerin Kötülüğe hapsolmuş hepsi Fısıltı kaldı senden geriye Dev ellerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dev-adam/">Dev Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Parmaklarımın ucunda kalp atışlarını hissediyorum</p>
<p>Huzursun, huzurun kendisi olanısın</p>
<p>Bulunduğumuz yer çıkmaz sokak</p>
<p>Dev binaların ardında bıraktık aydınlığı</p>
<p>Güneşin hevesi yok doğmaya</p>
<p>Cehennemin dibine gitmek geliyor içimden</p>
<p>Daha ne kadar gidebiliriz ki</p>
<p>Cehennemin derinliklerindeyiz</p>
<p>Çirkin, iri yarı, dev göbekli kötülükler içindesin</p>
<p>Hapsolmuş ellerin, gözlerin, beyin hücrelerin</p>
<p>Kötülüğe hapsolmuş hepsi</p>
<p>Fısıltı kaldı senden geriye</p>
<p>Dev ellerini indirdiğin yerde</p>
<p>Bir kulak çınlaması</p>
<p>Yetmezdi sana yetemezdi</p>
<p>Vurduğun yerde çiçekler açmadı</p>
<p>Dev nefretler birikti</p>
<p>Her geçen gün bakar durursun</p>
<p>Her geçen gün sulayıp beslersin</p>
<p>Ektiğin nefreti</p>
<p>Ama yine de görmez hapsolmuş gözlerin</p>
<p>Hep konuşur ellerin</p>
<p>Hapsedilmiş nefretlere bir yenisi daha eklendi</p>
<p>Gülümse</p>
<p>Çünkü sayende</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dev-adam/">Dev Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dev-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12246</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar  &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Dec 2017 05:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12071</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun yıllar oldu, yolum Firuzağa yakınlarına düşmedi hiç Bay Lee. Dolayısıyla, plak dükkanınızdan haberdar değildim ve adınızı da düne dek hiç duymamıstım. Gazetedeki o resimde,dizlerinizin üzerine çökmüştünüz, başınız öne eğik, ağlıyordunuz.Resminize baktım dakikalarca ve &#8220;bizi&#8221; gördüm Bay Lee.&#8221;Bizim&#8221; gibi olmayanlardan,bizim gibi düşünüp, bizim gibi davranmayanlardan , &#8220;biz&#8221; hiç hoşlanmayız.Bizimle aynı düşünce ve davranış kalıplarında olmayanları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar  &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllar oldu, yolum Firuzağa yakınlarına düşmedi hiç Bay Lee. Dolayısıyla, plak dükkanınızdan haberdar değildim ve adınızı da düne dek hiç duymamıstım. Gazetedeki o resimde,dizlerinizin üzerine çökmüştünüz, başınız öne eğik, ağlıyordunuz.Resminize baktım dakikalarca ve &#8220;bizi&#8221; gördüm Bay Lee.&#8221;Bizim&#8221; gibi olmayanlardan,bizim gibi düşünüp, bizim gibi davranmayanlardan , &#8220;biz&#8221; hiç hoşlanmayız.Bizimle aynı düşünce ve davranış kalıplarında olmayanları dışlamakla kalmayız, dövebiliriz, hatta ölmekten bile beter edebiliriz.Dünyanın en hoşgörülü dinine mensubuz ama, &#8220;olmazsa olmazlarımıza&#8221; denk geldiğinde,Allah yaratmış&#8221; demeyiz,ona göre!! .Ama bir de diğer -ve hala çoğunlukta olduklarına dair umutların saklı tutulduğu- bir &#8221; biz&#8221; daha var,bizden içeri.İste o &#8220;biz&#8221;, herkesin kendisi olma ,başka yaşamlara ve başka inançlara saygı duyarak yaşama ilkesine yürekten bağlı olanlarca oluşturulmaktadır.&#8221;Bizce&#8221;, herkes kendinden sorumludur.Hiç  kimsenin inandıkları, seçimleri ve tercihleri nedeni ile dışlanıp şiddet görmesi, kabul edilemez. Bir baskasının  davranışından rahatsız olsa da  can acıtmayı,incitmeyi aklından bile geçirmez.O &#8220;bize göre&#8221; ; yaşam hakkı ve inançlar kutsaldır. Dayatma,diretme,şiddetle kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmak,  akıldan bile geçirilmez. Dükkanınızda dün akşam,yabancı bir topluluğun konseri internet ortamında dinlenirken ve dinleyicilerin çoğu yabancı iken yaşanmış o saldırı. Şiddet ve kaba güçten uzak bir kültüre mensupmuşsunuz Bay Lee. İnanın &#8220;bizler de&#8221;, kaba kuvvetten hiç hoşlanmıyoruz, hatta coğu kez  ürküyoruz ve korkuyoruz.&#8221;Biz hala, insanların konuşarak anlasabileceğine, şiddetin yerini,sakince konuşarak uzlaşmanın alabileceğine,&#8221;düşüncenize katılmıyorum,ancak farklı görüşünüzü ifade edebilme özgürlüğünüzü sonuna dek savunurum&#8221; cümlesine inananların çoğunluğu oluşturduğuna inanmak istiyoruz. Dükkanınızı tümüyle kapatmadığınızı umuyorum.Dilerim, dükkanınıza zarar veren &#8221; öteki biz&#8221; yüzünden, ülkenize dönmeyi düşünmezsiniz. &#8220;O bizi &#8221; bağıslamayın, bağışlamanız, &#8221; bizi&#8221; o tür davranışlardan vazgeçiremez çünkü. Ama, resimdeki gözyaşlarınızın üzüntüsünü, yürekten hisseden, aslında olayla hiç ilgisi olmayan, bugüne değin,hic bir canlıya el kaldırmayı aklından bile geçirmemiş &#8220;bizlerin&#8221;, içten özürlerini kabul edin, &#8220;görün akan gözyaşlarımızı ve bizi affedin&#8221; Bay Lee&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar  &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12071</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Paradoks</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/paradoks/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/paradoks/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11920</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ruhum azap çukuru, Çukurun içinde bir halat, Kurtulsam mı dolasam mı gerdanıma Peki ya ölmezsem… Kalır mı izi dertlerimin, Düğüm düğüm boğazımda. Bu kez öğrenirler, Acılarımın sessiz çığlığını duymayanlar Ne yaparlar acaba? Çukuru mu yoksa gözlerini mi kapatırlar… Mutluluğum serap gürûhu Gürûhun içinde bir kanat Uçsam mı yeni hülyalara ya da Uykudan mı uyansam Acır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/paradoks/">Paradoks</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ruhum azap çukuru,</p>
<p>Çukurun içinde bir halat,</p>
<p>Kurtulsam mı dolasam mı gerdanıma</p>
<p>Peki ya ölmezsem…</p>
<p>Kalır mı izi dertlerimin,</p>
<p>Düğüm düğüm boğazımda.</p>
<p>Bu kez öğrenirler,</p>
<p>Acılarımın sessiz çığlığını duymayanlar</p>
<p>Ne yaparlar acaba?</p>
<p>Çukuru mu yoksa gözlerini mi kapatırlar…</p>
<p>Mutluluğum serap gürûhu</p>
<p>Gürûhun içinde bir kanat</p>
<p>Uçsam mı yeni hülyalara ya da</p>
<p>Uykudan mı uyansam</p>
<p>Acır mıyım yaşayamadıklarıma,</p>
<p>Yaşadıklarım kâr mı kalır yanıma,</p>
<p>Bu kez öğrenirim;</p>
<p>Her şeyin bir çaresi olduğunu</p>
<p>Soluk alışlarımın duraklama anında…</p>
<p>Umudum bir sincap kovuğu</p>
<p>Kovuğun içinde bir sincap</p>
<p>Ağzında kendinden büyük bir fındık,</p>
<p>Alsam mı bütün hayatını ağzından tek hamlede ya da;</p>
<p>Almasam;  yutarken ki sevinçle kursağında mı kalsa mutluluğu…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/paradoks/">Paradoks</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/paradoks/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11920</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Katre</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Dec 2017 07:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Farid Farjad]]></category>
		<category><![CDATA[Robabeh Jan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12060</guid>
				<description><![CDATA[<p>Irakta bıraktım yarımı. Yaramdan yar sızar, Yar sızım, Yarın sızı. Yar yuvasız kanadına tutunduğum. Serçe parmağı kırık sırça kuşumun, Tükendi yüreğimin kırıntıları. Kıyısındayım benden kalan son umudumun. &#160; Bırakın damlasın kanım, Kandığım zamanlar kadar sızım. Sızıyorum canına an be an&#8230; Ansızın bir damla sıçrıyor kanımdan, Büyüyorum içre halka halka anılarından, Issızlığım çınlıyor kulaklarımdan… Yarsızım, Yarınsızı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Katre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Irakta bıraktım yarımı.</p>
<p>Yaramdan yar sızar,</p>
<p>Yar sızım,</p>
<p>Yarın sızı.</p>
<p>Yar yuvasız kanadına tutunduğum.</p>
<p>Serçe parmağı kırık sırça kuşumun,</p>
<p>Tükendi yüreğimin kırıntıları.</p>
<p>Kıyısındayım benden kalan son umudumun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bırakın damlasın kanım,</p>
<p>Kandığım zamanlar kadar sızım.</p>
<p>Sızıyorum canına an be an&#8230;</p>
<p>Ansızın bir damla sıçrıyor kanımdan,</p>
<p>Büyüyorum içre halka halka anılarından,</p>
<p>Issızlığım çınlıyor kulaklarımdan…</p>
<p>Yarsızım,</p>
<p>Yarınsızı,</p>
<p>Yarım yardan aşağıya kaydı…</p>
<p>Yürüyordun. Yürümeye doyamıyordun. Aşınmazdı yollar yürüdükçe, biliyordun. Sen ki daha çok aşınıyordun yollardan. Attığın adımlarla parçalanıyordun zamandan. Atmadıklarını sırtına yüklüyordun. İnatla, yüklerinle yürümeye devam ediyordun. İncinmiş anılarını ayıklıyordun belleğinden. Bir yandan, yana açılmış kanatlarını yolan bir kartal gibi arınıyordun eskiyen kusurlarından. Yaşın 40’ a gelmişti. Küllerinden doğan Anka kuşu misali ikinci bir hayatı bahşeden Yaradan’a şükrediyordun. Ya şimdi ya hiçbir zaman diyerek gaganı taşlara vura vura parçalıyordun kimsesiz dağların zirvesinde. Bekliyordun sabrın kuşağını bağlayarak yaralarına, aç bil aç tek başına… Yeni gagan çıkmaya başlayınca, eskimiş pençelerini söküyordun yerlerinden… Çektiğin acılar dayanılmazdı. Sen dayandın, hiç kimseye sırtını dayamadan. Seni öldürmeyen acı güçlü kılardı. Gücün inancındaydı. Gönlünün kanatlarının altındaydı yolunu ışıtan. Yoldun işe yaramaz, eskimiş ne var ne yoksa elinde olanları… Bekledin çıksın diye tertemiz başkaları…</p>
<p>Yürüyordun. Yürümeye doyamıyordun. Aşınmazdı yollar yürüdükçe, biliyordun. Kulağındaki melodi seni nereye götürürse o yöne doğru yürüyordun. Dağ yollarına sapıyordun istemsizce. Hiç kimsenin girmeye cesaret edemediği yarlara doğru ilerliyordun.  Düşmek, bir daha ayağa kalkamamak vardı serde, sen yürüyordun inanarak işittiğin içindeki o sese…</p>
<p>Bir gün sarp kayalığa rastladın. Aldırmadan yükseklik korkuna çıkmak istedin zirvesine. Başındaki bulutlar cezbediyordu seni mavi gökyüzünün üzerinde. Gel dercesine elini uzatıyordu… Haleli doruklarından büyülenmiş bir halde sana göz kırpıyordu. Kim bilir manzara nasıl da güzel görünüyordu oradan. Yavaşça tırmanmaya başladın, dikkatliydin hiç olmadığın kadar.  Canını yakmamaya kararlıydın. Sanki seni beklemiş gibiydi sarp kayalıklar. Kolayca tırmandın, ortasına gelince soluklanmak için mola verdin kendine. Manzaraya bir göz atmak istiyordun, ölesiye merak ediyordun. Bunca zahmetin ceremesini almak istiyordun bir an önce… Sırtını kayalıklara dayadın, ilk kez yaslandın birine. Hayatında hiç bu kadar yükseğe tırmanmamıştın. Şaşırdın cesaretine, övündün yapabildiklerinle. Yüzünü döndün manzaraya büyük bir iştiyakla. Bir de ne göresin! Sıradan, alabildiğine soluk, düzlükte kalmış kurak bir yayladan başkası yoktu karşında&#8230; Sen hiç bilmediğin bir diyarı düşlemiştin oysa. Denizi görmeyi umuyordun uzaktan bile olsa, çağlayanları, yemyeşil ovaları, ovalarda otlayan kuzuları, bin bir renkli kır çiçeklerini… Beklediğin cennet bu değildi.</p>
<p>Çektiğin bunca zahmete değecek bir güzellik yoktu, kandırmıştın kendi kendini… Daha yükseğe tırmanmak faydasızdı artık. Zirvesine çıksan ne yazardı, orada en tepede yaşayamazdın, kanatların yoktu uçamazdın. Kendini kartal sanmaktan vazgeçme zamanıydı artık&#8230; Gerçeklerle yüzleşmenin acını hissettin, sızladı için… Kızdın kendine ölesiye. Şimdi aşağıya inmek daha da zor olacaktı. Yorulmuştun, açtın, susuzdun, gücünü kaybediyordun, inancını yitiriyordun. Zirveye çıkmak kolaydır her zaman inmekten, biliyordun. Bir anda gözün karardı, yükseklik korkun seni çepeçevre sarmalamıştı. Tutunduğun, sırtını dayadığın, güvendiğin kayalık ufalanmaya başladı. Başına taşlar düşüyordu tepeden, ayağının altındaki toprak kayıyordu…</p>
<p>Gözünü açtığında yerde yatıyordun, başını kaldıramıyordun ağrıdan. Üstün başın kan içindeydi. Diken tarlasındaydın. Ayağa kalkmak için ellerini kullandın, kanadı bütün parmakların. Tırmandığın sarp kayalıklar, güvendiğin dağlar seni aşağıya atmıştı. Hem de koskoca bir diken tarlasının üzerine. Öfken acını geçmişti. Vücudunun her zerresi kan içindeydi, dikenler ayaklarına batıyordu sen yürümek istedikçe. Biri görse bu halde seni, bir kirpiye benzetirdi. Yaşamak arzusu acını yendi, kendini kurtardın diken tarlasından. Temizlemeye başladın vücudundaki dikenleri. Bağıramıyordun bile, kendine kızıyordun delicesine. Kendi düşen ağlamazdı, ama sen ağlıyordun acıdan, öfkeden, hırsından, utancından… En çok da utancından ağlıyordun… Kendini düşürdüğün durumdan, zedelenmiş gururundan, kaybolan hayallerinden, yitip giden onca zamandan…</p>
<p>Her şeyin bir şifası vardı oysa. Bu can bu tende durdukça şifa sana gelecekti hiç beklemediğin bir anda&#8230; Yeter ki sen bil kendini, nefsinin oyunlarından kurtul. Övünme tavus kuşu gibi, arada bir ayaklarının çirkinliğini gör de, böbürlenme kanatlarının güzelliğiyle…</p>
<p>Bir su sesi duydun uzaktan, kanayan ayaklarınla son gayret yüzünü çevirdin sesin geldiği yöne. Bir çağlayandı bu kendi kendine akan, ırmak olup taşan… Seni çağırıyordu, belli ki denize doğru gidiyordu. Canının acısıyla, susamışlığınla koştun kalan son gücünle ırmağa. Kana kana içtin billur sudan, kanayan yaralarına sürdün şifalı sudan. Yanan bağrına merhem oldu, soğuttu yüreğinin yangınını. Atıverdin kendini suya, bıraktın suyun akışına… Su her damlasıyla yaralarına şifa oluyordu. Alıp götürüyordu seni gittiği yere. Güneşin ateşinden, toprağından dikeninden koruyordu seni… Sadece akıyordu… Kendini akışa bırakanları deryaya taşıyordu.</p>
<p>Katre olanlar bilmezler ateşi, külü, dumanı. Acıyı, derdi, gamı, tasayı… Varsa yoksa ummana varmaktır emelleri. Ummanda yok olup ummana karışmaktır. Katre, dokunduğu yere şifa olandır. Katre bilmez bile katre olduğunu, ummanın içinde umman olmaktır katrenin sonu…</p>
<p>Esin kaynağı; içteki melodi Farid Farjad / Robabeh Jan</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ISnf0jda6zQ?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Katre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12060</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Dec 2017 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11946</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hadi yoluna eyvallah Mutlu ol gülüm inşallah Sen biten günün ardında Bir başına kalma inşallah&#8230; &#160; Selam vermek istiyorum sana, haykıra haykıra söylediğim şarkıyla. Nasıl bir güne uyandın? Yüreğim gibi hüzünlü bir güne uyandım ben. Canavar bulutların hararetle üzerime saldığı saf yağmur tanecikleriyle&#8230; &#160; Güneyden esen güzel meltemlerle sana gülen bir sıcaklıkla uyandın. Sıcak kahveni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mektup/">Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hadi yoluna eyvallah</p>
<p>Mutlu ol gülüm inşallah</p>
<p>Sen biten günün ardında</p>
<p>Bir başına kalma inşallah&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selam vermek istiyorum sana, haykıra haykıra söylediğim şarkıyla.</p>
<p>Nasıl bir güne uyandın?</p>
<p>Yüreğim gibi hüzünlü bir güne uyandım ben.</p>
<p>Canavar bulutların hararetle üzerime saldığı saf yağmur tanecikleriyle&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güneyden esen güzel meltemlerle sana gülen bir sıcaklıkla uyandın.</p>
<p>Sıcak kahveni yapmak için söylene söylene yatağından ayrıldın.</p>
<p>Bir yumurta, bir dilim tost ekmeği, bir avokado ve yarısı içilmiş kahve&#8230;</p>
<p>Ardından bir duş al, apar topar evini topla.</p>
<p>Geniş ama az eşyalı evinin kapısını kesinlikle üç kez kilitleyip git&#8230;</p>
<p>İnşaat alanına git ama sakın çamura basma&#8230;</p>
<p>Ustaya her zaman sıcak davran ve oradan da sıcak, temiz ofise geç.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşin bittiği zaman sana benzeyen bir iki adamla kahve için şık mekan seç&#8230;</p>
<p>İki gülüş, bir iki basketbol muhabbeti sonra iş için destekleyici bir iki söz&#8230;</p>
<p>Gece belki en kıskandığım an!</p>
<p>Güzel bir kadınla yemek, hem de mum ışığında.</p>
<p>Evine almayacağın ama yemekte iltifat edip gülen gözlerle bakacağın kadın/kadınlar</p>
<p>Geç saatte eve dönüp işin tekrar başına geç.</p>
<p>Günün muhasebesini iyice yap.</p>
<p>Uzun zamandır elinde bulunan bitirmemek için az okuduğun gerilim romanını oku.</p>
<p>Uyuyabilirsin, iyi geceler.</p>
<p>Ben ne yaptım?</p>
<p>Parasızlığın güzelliğini tekrar yaşadım.</p>
<p>Simidin ne kadar güzel olduğunu anladım.</p>
<p>Part-time çalıştığım işin parası yatmış, Pandora için mama aldım.</p>
<p>Senin sevdiğin, benimse düşen yapraklar için üzüldüğüm mevsimde uzun uzun koştum.</p>
<p>Kulaklığımın bir tarafı bozuk ama bu şarkıyı içimde bağıra bağıra dinledim.</p>
<p>Dinledim, koştum, bağırdım, yoruldum&#8230;</p>
<p>Seni sevmekten de yoruldum zaten artık.</p>
<p>Eve geldim, duş almaya çok üşendim, madem terliyim Pandora ile oynayayım, dedim.</p>
<p>Balkona ne kadar turuncu yaprak düşmüşse eve taşımış.</p>
<p>İğneyi elime batıra batıra diktiğim fareyle baya baya oynadık.</p>
<p>Kollarımı sıvayıp kutu evi bir güzel temizledim.</p>
<p>İkinci el kitapları seve seve yerleştirdim.</p>
<p>Zorla kendime gaz vere vere de duş almaya girdim.</p>
<p>Bu sefer de çıkamadım.</p>
<p>Uzun saçlarımı kurulayıp iki örgü yaptım.</p>
<p>Senden kalan gri kazağı giyip, bu sefer dans edebileceğim bir şarkı açtım.</p>
<p>Defterimden kolay bir poğaça seçip yapmaya başladım.</p>
<p>Yanına çayımı aldım, Pandora&#8217;ya da mamasını verdim.</p>
<p>Önce evimin muhasebesini kira ve fatura giderlerine bakındım.</p>
<p>Bu ayı da kurtarmışım, yuppi!</p>
<p>Sonra, milyonlarca kez okuduğum Attila İlhan şiirlerini açtım.</p>
<p>Kendi ellerimle bir aya yakın zamanda anca yazım kütüphaneden aldığım kitapla.</p>
<p>Bir iki mum yakıp, kucağımda Pandora ile huzur dolu anların tadını çıkarıyorum.</p>
<p>Bu günde sona erdiğine göre, uyuyabilirim. İyi geceler</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ZaGhbXX0grI?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mektup/">Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11946</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yolcusun Sen Yolcu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yolcusun-sen-yolcu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yolcusun-sen-yolcu/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Dec 2017 07:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Başkabak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12163</guid>
				<description><![CDATA[<p>Boş bir sayfa aç yeniden Belki yeşerlenir filizin Yüreğini acıtan umarsız his Yolcusun yolcu Ya bir bilinmezlik ya da ummazlık çizgisi Sen yaşa düşlediğin hayatı Kaleminle doldurduğun akan mürekkebin damlalarıyla Silme ne acı tutarsızca en derinlerde Yazarken izini en yukarılara Onca hiçlik ne saklarsa sürüne dursun Mücadelen kana kan bir eylem Yolcusun yolcu yine yolcu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolcusun-sen-yolcu/">Yolcusun Sen Yolcu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Boş bir sayfa aç yeniden</p>
<p>Belki yeşerlenir filizin</p>
<p>Yüreğini acıtan umarsız his</p>
<p>Yolcusun yolcu</p>
<p>Ya bir bilinmezlik ya da ummazlık çizgisi</p>
<p>Sen yaşa düşlediğin hayatı</p>
<p>Kaleminle doldurduğun akan mürekkebin damlalarıyla</p>
<p>Silme ne acı tutarsızca en derinlerde</p>
<p>Yazarken izini en yukarılara</p>
<p>Onca hiçlik ne saklarsa sürüne dursun</p>
<p>Mücadelen kana kan bir eylem</p>
<p>Yolcusun yolcu yine yolcu</p>
<p>Sarf edilen ömrüne tabi silahları</p>
<p>Her silah bir mermi yaralı mı yaralı</p>
<p>Sen dur bekle kapıda</p>
<p>Yurduna elçi bir mezar bekçisi</p>
<p>Sürüklenirken boza dursun</p>
<p>Sen söyle ey! Mühim elçi</p>
<p>Yolcusun sen yolcu yine yolcu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolcusun-sen-yolcu/">Yolcusun Sen Yolcu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yolcusun-sen-yolcu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12163</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #2 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/11933-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/11933-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Dec 2017 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11933</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben Metehan.. Günlerden bir gün annemle birlikte yemek yapıyorduk. Ben annemle birlikte bir şeyler yapmayı çok severim. O işten, pazardan ya da günden gelir. Oturma odasında oturmuş televizyon seyrederken mutfağa giriştiğini duyar koşarım yanına. &#8220;Yardım edilecek bir şeyler var mı anne?&#8221; derim. Genelde &#8220;Yok&#8221; der, üzülerek geri dönerim televizyon izlemeye. Sanırım yaptığım başka pek bir şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11933-2/">Metehan V Sevde #2 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Metehan..</p>
<p>Günlerden bir gün annemle birlikte yemek yapıyorduk. Ben annemle birlikte bir şeyler yapmayı çok severim. O işten, pazardan ya da günden gelir. Oturma odasında oturmuş televizyon seyrederken mutfağa giriştiğini duyar koşarım yanına. &#8220;Yardım edilecek bir şeyler var mı anne?&#8221; derim. Genelde &#8220;Yok&#8221; der, üzülerek geri dönerim televizyon izlemeye. Sanırım yaptığım başka pek bir şey de yok. Çoğunlukla beni başından savmak için söylediğini düşünürüm. Çünkü birlikte yemek yaparken bana &#8220;Çık ayağımın altından&#8221; der sürekli. Moralim bozulur tabi ki ama olsun, ben annemi çok severim.</p>
<p>Bu sefer salata yapmak benim görevimdi. Enfes bir marul salatası yapacaktım ve bütün ahali parmaklarını yiyecekti. Ben yemek yaparken o kadar mutlu olurum ki, kendimi bu konuda dünyanın en iyisi gibi hissederim. Hatta evde kimse yokken, kendime yapacaksam, birden bizim buraların tostçusu Altan Abiye benzetirim kendimi. Bizim mutfak da &#8220;Altan&#8217;ın Yeri&#8221; olurdu. Yani &#8220;Metehan&#8217;ın Yeri&#8221;&#8230; Kendi kendime sipariş alır, hazırlar, sonra da afiyetle yerim. Hayalimdeki yeri açmışımdır yani kendime. Bir karışık, ketçaplı tost yapardım ki ünümü sağır sultan duymuştur. Aslında hep salçalı yapmak istemişimdir. Ama bizim evdeki salçaları annem hep yemek yaparken kullanır. Hiçbir zaman yemeklerin dışında yiyemedim o salçalardan.</p>
<p>Ben solağım&#8230; Bıçak tutmayı da pek beceremem. Bıçakla ekmek tahtasını birlikte kullanmak zaten hak getire&#8230; Yani en azından annem böyle söylüyor. Olsun ama zamanla öğrenebilirim kendi kendime. Annem zaten artık direktif vermekten sıkıldı. &#8220;Kendin nasıl rahat ediyorsan öyle yap. Önemli olan yaparken senin mutlu olman.&#8221; diyor bana. Yazı yazarken de öğretmenim sağ elle yazmam için baskı yapınca böyle söylemişti. Annemi gerçekten çok seviyorum.</p>
<p>&#8220;Mete!&#8221;</p>
<p>&#8220;Efendim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Kilerden soğan getirir misin?&#8221;</p>
<p>Annemin en sevmediğim özeliği bana Mete demesi. Benim adım Metehan! Ben de bunu ona söylemekten yoruldum. O yüzden bu durum canımı sıksa da artık boşverdim. Zaten önemli olan onun mutlu olması. Mutlu olmayacaksa neden ismimin sonuna “han” koymuş anlamış değilim.</p>
<p>Koşarak kilere ilerledim. Kapı dışındaki düğmelere basıp, ışığı açtım, sonra da kapıyı. İneyim dedim, ama olmadı. İnemedım…</p>
<p>&#8220;Annee! Işıklar yanmıyor!&#8221; Yanıma geldi. &#8220;Ampul patlamıştır, bağırma.&#8221; dedi ve aşağı indi. Peşinden bende indim. Yavaş hareketlerle devam ettim. Soğanların olduğu yere gittik. Dayanamadım, koşarak çıktım yukarı. Mutfakta annemi bekledim. Gelip &#8220;Hayrola niye döndün?&#8221; dedi gülümseyerek, soğanları soymaya başlamadan. Sustum. Beni kızdırmak için, &#8220;Ay korkmuş mu benim oğlum..&#8221; dedi. Bunu hep yapar. Eğer benim gibi 5. sınıfa gidiyorsanız, annenizin sizi kızdırmak için bir şey söylediğini bilmenize rağmen sinirlenirsiniz. Ya da en azından benim için öyle&#8230; Kızmıştım!</p>
<p>Gözlerim doldu. Belli etmemek için içeri gittim, odama. Oturdum camın kenarındaki sandalyeme güneşli havayı seyretmeye başladım. Odamın penceresinden bakarken yapabileceğim en doğru şey seyretmek oluyor. Ne hayal kurabiliyorum, ne başka bir şey. Benim odamın penceresi pembe renkli bir apartmana bakıyor. Ona bakarak hiçbir şey yapamıyorum. O apartmanı hiç sevmiyorum çünkü. Ne zaman iki apartmanın arasına top oynamaya insek arkadaşlarımla, ilk katta oturan teyze: “Gidin başka yerde oynayın.” diyor. Nasıl sevebilirim ki?</p>
<p>Güneş bir süre sonra pozisyon değiştirdi, yüzüme vurmaya başladı. Çektim perdeyi, yatağa attım kendimi. Yatmamla annemin kapıya gelmesi bir oldu. &#8220;Oğlum gel hadi yemek yapmaya devam edelim.&#8221; Soğanları kesmeyi yeni bitirmiş herhalde, burnunu çekiyordu.</p>
<p>&#8220;Hayır.&#8221; dedim, &#8220;Gelmeyeceğim.&#8221; Bir şeyler söyleyecekti ama susmadım. &#8220;Ben korkak değilim tamam mı? Sadece bizim kiler biraz korkunç. Normalde karanlıktan korkmam ben. Sevde&#8217;nin gözleri de karanlık ama parıl parıl parlıyor. Ayrıca gözlerine bakarken korkmuyorum. Mutlu oluyorum. Korkak değilim.&#8221; Sadece gülümsedi ve gitti. Neden bilmiyorum ama kıpkırmızı olduğumu hissetmiştim. Sanırım benim yaşımda sevdiğinizi söylemek biraz utanç verici bir şeydi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11933-2/">Metehan V Sevde #2 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/11933-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11933</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kabus</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kabus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kabus/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Dec 2017 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rukiye Çelik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11923</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yine eskiz peşindeyim; Yeni ağacından toplanmış zeytinlerin peşindeyim bu sefer. Ben çiziyorum. Ve ben çizdikçe birileri siliyor sanki. Yetişemiyorum hızlarına. Çizemiyorum, Kaçıyorum, atölyemin en ücra köşesine. Aylarca uğraştığım resimlerim nerede? Tuvallerim bomboş! Bir dolap dolusu boyalarımı kim bitirdi? Hızlıca kalan boyaları tuvalime dokunduruyorum ve bir kuş misali uçuyor renkler. Nasıl olur bu? Yapamıyorum. Hayatımın tüm [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kabus/">Kabus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yine eskiz peşindeyim;</p>
<p>Yeni ağacından toplanmış zeytinlerin peşindeyim bu sefer.</p>
<p>Ben çiziyorum.</p>
<p>Ve ben çizdikçe birileri siliyor sanki.</p>
<p>Yetişemiyorum hızlarına.</p>
<p>Çizemiyorum,</p>
<p>Kaçıyorum, atölyemin en ücra köşesine.</p>
<p>Aylarca uğraştığım resimlerim nerede?</p>
<p>Tuvallerim bomboş!</p>
<p>Bir dolap dolusu boyalarımı kim bitirdi?</p>
<p>Hızlıca kalan boyaları tuvalime dokunduruyorum ve bir kuş misali uçuyor renkler.</p>
<p>Nasıl olur bu?</p>
<p>Yapamıyorum.</p>
<p>Hayatımın tüm akışı durdu sanki</p>
<p>Ellerim bir anda gücünü kaybetti,</p>
<p>Renkler anlamını yitirdi,</p>
<p>Güneş&#8217;te doğmadı,</p>
<p>Aklımı yitiriyorum,</p>
<p>Bütün yeteneklerimi kaybettim sanırım.</p>
<p>Artık aynaya bakmaya bile yüzüm yok.</p>
<p>&#8221;Ben nasıl resimsiz durabilirdim?&#8221; bilmiyorum.</p>
<p>Ben,</p>
<p>Ben ya ben.</p>
<p>Konuşmaktan, bir şeyi anlatmaktan daha çok resmeden ben</p>
<p>Nasıl olurda duvarlarımı bomboş bırakabilirim.</p>
<p>Kafam dizlerimde,</p>
<p>Ağlamak istiyorum.</p>
<p>Omzumda bir el:</p>
<p>&#8221;Uyan Rukiye, kâbus görüyorsun!</p>
<p>Ve ben,</p>
<p>İlk defa kâbus gördüğüme sevindim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_11927" aria-describedby="caption-attachment-11927" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/IMG_1205.jpg"><img class=" wp-image-11927" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/IMG_1205.jpg?resize=600%2C400" alt="Kabus" width="600" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/IMG_1205.jpg?w=4272&amp;ssl=1 4272w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/IMG_1205.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/IMG_1205.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/IMG_1205.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/IMG_1205.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/IMG_1205.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11927" class="wp-caption-text">Kabus</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kabus/">Kabus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kabus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11923</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anne / Çeviri Şiir-Gwendolyn Brooks-</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anne-ceviri-siir-gwendolyn-brooks/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anne-ceviri-siir-gwendolyn-brooks/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Dec 2017 05:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Svetlana Saribayova]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11884</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Anne” şiiri ABD-nin ünlü şairi Gwendolyn Brooks’un en çok bilinen şiirlerinden biridir. Bir veya daha fazla kürtaj gerçekleştiren bir annenin duyduğu suçluluk duygusunun kağıda dökülmüş halidir bu şiir. &#8220;Anne&#8221; şiirinde Brooks, kürtaj sonrasında bir kadının yaşadığı düşünceleri, duyguları, hayalleri, sancıları, aşkı, kederi, umutları, acıları gösteriyor. Her kürtaj  bir kadını ölene dek bitmeyen kedere, suçluluk duygusuna [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anne-ceviri-siir-gwendolyn-brooks/">Anne / Çeviri Şiir-Gwendolyn Brooks-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>“Anne” şiiri ABD-nin ünlü şairi Gwendolyn Brooks’un en çok bilinen şiirlerinden biridir. Bir veya daha fazla kürtaj gerçekleştiren bir annenin duyduğu suçluluk duygusunun kağıda dökülmüş halidir bu şiir. &#8220;Anne&#8221; şiirinde Brooks, kürtaj sonrasında bir kadının yaşadığı düşünceleri, duyguları, hayalleri, sancıları, aşkı, kederi, umutları, acıları gösteriyor. Her kürtaj  bir kadını ölene dek bitmeyen kedere, suçluluk duygusuna sürükler  ve &#8220;Anne&#8221; bu kadına konuşma şansı verir…</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Anne</strong></p>
<p>Kürtaj yaptırdıktan sonra unutacağınızı mı sanıyorsunuz?</p>
<p>Hayat vermek varken vazgeçtiğiniz çocukları</p>
<p>Aslında ölenedek hatırlıyorsunuz</p>
<p>Bir kez bile nefes alamayan o can parçacıkları</p>
<p>Asla ihmal edemeyeceksiniz, dövemeyeceksiniz</p>
<p>Ağladıklarında sakinleştiremeyeceksiniz, tatlılarla kandıramayacaksınız</p>
<p>Acıkırlarsa emziremeyeceksiniz&#8230;</p>
<p>Hayaletlerden de asla kurtulamayacaksınız&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rüzgarların sesinde katlettiğim çocukların seslerini duydum</p>
<p>Onlarla konuştum, rahatladım</p>
<p>Talihsiz yavrularımı yüreğime sakladım</p>
<p>Dedim ki, “Canlarım, eğer günah işlediysem,</p>
<p>Hayatlarınızı, doğuşlarınızı, isimlerinizi,</p>
<p>Bebek gözyaşlarınızı, oyunlarınızı,</p>
<p>Aşklarınızı, acılarınızı, evliliklerinizi ve ölümlerinizi çaldıysam,</p>
<p>İlk nefesinizi zehirlediysem</p>
<p>İnanın, kastımda bile kasıtsızdım&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ama neden sızlıyorum ki?</p>
<p>Suç benim değil, başkasının diye mi?</p>
<p>Her neyse, bu gerçeği değiştiremez</p>
<p>Hayatta yoksunuz, ölüsünüz artık&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ama ben de korkuyorum, çok yanlış şeyler yaptım:</p>
<p>Siz doğdunuz, küçücük bedeniniz vardı ve öldünüz&#8230;</p>
<p>Gülemedeniz, planlar yapmadınız, ağlamadınız&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnanın bana, hepinizi seviyordum</p>
<p>İnanın bana, sizi çok iyi tanıyordum.</p>
<p>Ve seviyordum, hepinizi seviyordum&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anne-ceviri-siir-gwendolyn-brooks/">Anne / Çeviri Şiir-Gwendolyn Brooks-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anne-ceviri-siir-gwendolyn-brooks/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11884</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarmaşık / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Dec 2017 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Demirci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11813</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gece üşümüşken ayın renginden , Buharı  yükselir acı kahvemin penceremden, Elimde bir leke beyaz mürekkebimden, Aklımdaki hayaller hiç yaşanmayacak günlerden Kara kağıda ak yazgı, Katran dünyaya ithaf şiirlerden. &#160; Sarkaçlar döner dururken, Yalanlar gerçekleri uyutmuşken, Bir gözyaşı henüz kurumamışken, İnsanlar ölürken katiller dirilirken, Hançerlemiş gamsızlık gamı, Mısralardaki kan masumun düşlerinden. &#160; Puhu bile ürkerken kendi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir-2/">Sarmaşık / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gece üşümüşken ayın renginden ,</p>
<p>Buharı  yükselir acı kahvemin penceremden,</p>
<p>Elimde bir leke beyaz mürekkebimden,</p>
<p>Aklımdaki hayaller hiç yaşanmayacak günlerden</p>
<p>Kara kağıda ak yazgı,</p>
<p>Katran dünyaya ithaf şiirlerden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sarkaçlar döner dururken,</p>
<p>Yalanlar gerçekleri uyutmuşken,</p>
<p>Bir gözyaşı henüz kurumamışken,</p>
<p>İnsanlar ölürken katiller dirilirken,</p>
<p>Hançerlemiş gamsızlık gamı,</p>
<p>Mısralardaki kan masumun düşlerinden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Puhu bile ürkerken kendi sesinden,</p>
<p>Yalnızlığımın ayazı vurur suretimden,</p>
<p>Heykel bedenim kül sırretimden,</p>
<p>Ne bir vefa gelir ne bir seda gülüştüklerimden</p>
<p>Nereden bulayım tutunacak dalı;</p>
<p>Sarmaşıklarım bile solmuşken zehirinden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Virane haneme usulca süzüldü cam çerçevemden,</p>
<p>Ayaklarımdan dolanıp girer yüreğimden,</p>
<p>Külleri savurur yeşertir yeniden,</p>
<p>Tomurcuklanır gülleri sarar avuç içlerimden,</p>
<p>Anımsadım çiçeklendiği o ilkyazı,</p>
<p>Verdiğini sandığım ab-ı hayatı,</p>
<p>İçtiğimde anladım zehirin tadını.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güneş tahtına kurulurken,</p>
<p>Bir karga sesi duyulur tepelerden,</p>
<p>Yerdeki gök beni kundaklayıp sarmalarken,</p>
<p>Yarım kalmış cümleleri susarken ben,</p>
<p>Yaren bildim kara toprağı,</p>
<p>Bembeyaz sarmaşıklar yükselirken bedenimden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir-2/">Sarmaşık / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11813</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dallar /Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dallar-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dallar-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Dec 2017 05:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dağhan Özek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11780</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nereye uzandığı belirsiz siyah dallar, Üstesinden gelinemeyen kurumuş yaprakları; Kuraklık zamanları belirir, Saatler çaldığında anlamlar bozulur. Bir rüya&#8217;idi zaten boşu boşuna kurulan hayaller, Gerçek saatlerden de uzun ve döngüsel. Bir yol var yollarla örülü, Üzerinden geçen dallar kemiklerle pişirilmiş Ve örülmüş dalların üzerine etler. Bir hayalim vardı ah dostlar, tebessümle sarılı, Bugün olmuş gözyaşlarımda düğüm [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dallar-siir/">Dallar /Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nereye uzandığı belirsiz siyah dallar,</p>
<p>Üstesinden gelinemeyen kurumuş yaprakları;</p>
<p>Kuraklık zamanları belirir,</p>
<p>Saatler çaldığında anlamlar bozulur.</p>
<p>Bir rüya&#8217;idi zaten boşu boşuna kurulan hayaller,</p>
<p>Gerçek saatlerden de uzun ve döngüsel.</p>
<p>Bir yol var yollarla örülü,</p>
<p>Üzerinden geçen dallar kemiklerle pişirilmiş</p>
<p>Ve örülmüş dalların üzerine etler.</p>
<p>Bir hayalim vardı ah dostlar, tebessümle sarılı,</p>
<p>Bugün olmuş gözyaşlarımda düğüm</p>
<p>Ve bugün vazgeçmiş neşem</p>
<p>Ve dallarla örülü bu yolda;</p>
<p>Siyah ve harcanmış,</p>
<p>Umudum dallarla sarılı&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dallar-siir/">Dallar /Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dallar-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11780</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Yalnız Ağaç</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Dec 2017 08:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Edip Baksı]]></category>
		<category><![CDATA[makam buselik]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar kırdı dalımı]]></category>
		<category><![CDATA[Selâhattin Erköse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12019</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hristo! Bugün geç kaldın mezeleri hazır etmekte! Benim gibi oldun sen de be barba! İçiyorsun ya işte, daha ne istiyorsun bre. Rakın önünde, peynirin, kavunun… Patladın mı? Öldün mü açlıktan? Ben senin karın mıyım da bağırıp duruyorsun bana bre… Ah… Angela ah! Şimdi yanımda olsan da, kokunu çeksem içime, ağlasam doya doya göğsünde… Zehir ettin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Yalnız Ağaç</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li style="list-style-type: none;">
<ul>
<li style="list-style-type: none;">
<ul>
<li>Hristo! Bugün geç kaldın mezeleri hazır etmekte! Benim gibi oldun sen de be barba!</li>
<li>İçiyorsun ya işte, daha ne istiyorsun bre. Rakın önünde, peynirin, kavunun… Patladın mı? Öldün mü açlıktan? Ben senin karın mıyım da bağırıp duruyorsun bana bre…</li>
<li>Ah… Angela ah! Şimdi yanımda olsan da, kokunu çeksem içime, ağlasam doya doya göğsünde…</li>
<li>Zehir ettin kadına hayatı bre, utanmadan bir de ağlasam diyor… Git bul karını da ben de kurtulayım senden, böyle her akşam her akşam… Yettin be Artin! Yettin bre…</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p>“Meyhaneler kendini yitirmişlerin evidir” derdi, büyük büyükbabam… Doksanına geldiğinde bile hâlâ haminnemin özlemiyle ağlar, bağırırdı babama ‘ Beni meyhaneye götürün ‘ diye… Oysa haminnem onu bu sevdasından vazgeçiremediği için terk etmiş, iki oğlunu küçücük yaşlarında geride bırakıp kaçmıştı zengin bir tüccarın evine. Sonrasını kimse bilmiyordu…</p>
<p>İçmekten hiç vazgeçmeyen bu inatçı ihtiyara, dedem ve büyük amcam bakmışlar, evin sorumluluğunu küçük yaşlarına rağmen onlar üstlenmişler “Hiç baba bilmedik” derdi dedem. Kırım harbinden kaçmayı başaranlar, hayatta kalanlarla evlendirilmiş o zamanlar, dışarıya kız vermek istemezmiş tatarlar. Büyük büyükbabam 17’inde haminnem 15’inde falanmış evlendiklerinde. İki küçük çocuk, evcilik oynar gibi evlenmişler. Birlikte büyümüşler… Hafif çekik gözlüydü büyük büyükbabam, ilerlemiş yaşına rağmen dinçti, ayaktaydı. Kapılara sığmayan koca bir adamdı. Bir kere bile hastalandığını görmemiş hiç kimse. Başında kalpağıyla gezerdi kışları. Gözleri derin, uzak, bilinmedik bakardı. Öldüğünde elinde sigarası vardı. Annem fark etmese bütün evi yakacaktı. Çocuktum 8 yaşlarında falan. Uyuyor sanmıştık koltukta, ama o çoktan göçmüştü öteki tarafa… Pikapta şarkısı çalıyordu. Evin içi çınlıyordu… Müzeyyen Senar’ın sesinden…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/zK9IkNIbtUk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Kaç gecedir bu meyhaneye dadanır oldum. Bu koca adamı yâd etmeden duramıyorum nedense. Kanımda mı var yoksa git gide yaşlanıyor muyum? Büyük dedem gibi mi olacak benim de sonum. Çekiyor bir şeyler beni buraya? Dedem hiç içmezdi oysa. Babasına bakmaktan öyle çok çekmişti ki, rakının kokusu bile tutardı dedemi. Rahmetli ne rakı sofrasını ne de rakı sofrasında yapılan sarhoş muhabbetini hiç sevmezdi. Onu küçücük yaşında anasız-babasız koyan bu illetten adeta nefret ederdi. Çocuklarına da yasak koymuştu. Ne babam ne de amcam değil babalarının yanında, ondan ayrı bile içki içemezlerdi. Büyük büyük dedemin aksine, dedem uzun yaşamadı. Elli beşini göremeden göçüp gitti bu dünyadan. Küçükken geçirdiği zatürre peşini hiç bırakmamış, bedeni güçsüz kalmıştı. Babasının tam aksine büyüyememiş, ufacık tefecik, zayıf bir adamdı. “Tekne kazıntısıyım” derdi ama hiç şikâyet etmezdi kaderinden. Mütebessim yüzüyle kasap dükkânını tek başına çekip çevirirdi. Koca koca etleri o narin vücuduyla kaldırıp nasıl çengele astığına şaşardı müşterileri… “ Biz de tatar kuvveti var. “ derdi. “Güçlüklere alışkınız, yıkamaz bizi kolay kolay kahpe felek”. Bir gece ansızın gelen öksürükle çekip gitti sessiz sedasız bu olan bitene boyun eğen içe kapanık melek. Dilinde hep bu şarkı vardı…</p>
<p><strong><em>“Rüzgâr kırdı dalımı, ellerin günahı ne? Ben yitirdim yolumu yolların günahı ne? “</em></strong></p>
<p>Belki de hiç etmediği şikâyeti bu şarkıyla dile getiriyor, ama kimseler onun sesini duymuyordu. Hayatında bir kere bile ‘öf’, dememiş olan bu adam, kendini böyle avutuyordu… Kim bilir ailemizin kaderi belki de bu şarkıyla yazılıyordu.</p>
<p>Kafayı buldum herhalde… Kendi kendime sayıklayıp duruyorum. Oysa hala meyhaneci Hristoyla bir punduna getirip konuşamadım. Bu akşam konuyu açmaya kararlıyım, şu Artin’den bir kurtulabilsek, ortalıkda kimse yokken…</p>
<ul>
<li>Başka bir şey ister misin beyciğim?</li>
<li>Yok, ustam ellerine sağlık hiç bu kadar lezzetli Levrek yememiştim.</li>
<li>Afiyet olsun be, şu baş belası Artin olmasa ben sana daha ne güzel yemekler hazırlardım ama…</li>
<li>Olsun Bay Hristo, sen bak o deli adama, müşteri veli nimettir sonuçta…</li>
<li>Ne kadar Beyzadeymişsin bre, kalmadı senin gibiler bu muhitte… Buradan mısın yabancı mısın pek kestiremedim de?</li>
<li>Gözün ısırmadı mı bir yerden? Şöyle bir bak bakalım endamıma, belki tanırsın?</li>
<li>Yok bre çıkaramadım valla, eskisi gibi de görmüyor gözlerim zaten.</li>
<li>Ben Sancaktar’ın torununun çocuğuyum…</li>
<li>Hangi Sancaktar?</li>
<li>Anlatması uzun sürer bir fotoğraf göstersem sana? Şu kucağında çocuk olan adamı gördün mü? İşte o Sancaktar, kucağındaki de benim…</li>
<li>Vay… Tanıdım! Hiç tanımaz mıyım? San-cak-tar! Çok yıl oldu göçüp gideli be ya… Ah! Sen onun torunusun öyle mi?</li>
<li>Torununun çocuğu!</li>
<li>Bak şu Mevla’nın işine, bana uzun bir ömür verdi de bugünleri gördüm emi? Çok sevindim bre. Deden, yani büyük deden mert adamdı kim ne derse desin. İçerdi, doğru çook içerdi. Ama yürekliydi be yav… Bu meyhane bana babamdan kaldı. Sancaktar ki koca adam, kapıdan zor sığardı. Delikanlıydım o vakitler. Beni çok severdi rahmetli. “Babanı geçeceksin sen” derdi bana. İnsan sarrafıydı. Bir baktı mı adamın gözünün içine şıp diye çözerdi yüreğindekini. Ah! Sancaktar ağa. Öyle derdik biz ona. Ağa falan değildi ha. Onun ağalığı bir tek meyhanede sökerdi. Senin haminnen onu bırakıp gittiğinde yıkıldı koskoca adam, sanki ufaldı, cebine al götür… Okka yani. Çok sevmiş demek ki… Neyse girmeyelim böyle şeylere…</li>
<li>Girelim Hristo efendi. Eğer siz müsaitseniz girelim olmaz mı?</li>
<li>Anladım be çocuk ben seni… Şu Artin’in mezelerini hazır edip hemen geleyim. Dırdırlanmasın daha fazla.</li>
<li>Hadi sen bak işine ustam.</li>
</ul>
<p>Bu fotoğrafın çekildiği günü hayal meyal hatırlıyorum. Çok ağlamıştım çekilirken, korkmuştum herhalde. Bir adamın kapkara bir örtünün altına girip, bize boğuk sesiyle “gülümseyin” diye bağırdığını duyuyorum hâlâ. Üzerimize çevrilmiş ışıklar altında kan ter içinde kaldığımızı, çocukluğumdan kalan bu ilk fotoğrafı, aile fotoğrafımızı hiç unutmadım. Beni bağlayan bir şeyler var bu fotoğrafta. Babamın dik duruşu altına saklanmış annemin yüzündeki hüzün… Dedem sağ tarafta babamın hemen yanında onun babası değil de, oğluymuş gibi duruyor. Tebessümü hiç eksik olmayan yüzüne yapışmış adeta. Gözlerinin içi bile gülüyor. Büyük dedem azametli oturuşuna aldırmadan beni kucaklamış öylece duruyor. Övündüğü tek şey ben mişim gibi, benim için yaşamış onca yaşı sanki. Ben şaşkın, mahcup, bakıyorum mavi gözlerimle açılan bilmediğim dünyaya…</p>
<p>İçim sızlıyor nedensiz, balık burcu erkeğine özgü bir yangı gelip oturuyor yüreğimin tam ortasına. Yüreğim ağlıyor. “ Ne kadar sulu gözmüşsün sen de” demişti bana. “ Aşk maşk bunların hepsi palavra, yedik, içtik, gezdik, seviştik daha ne istiyorsun benden. Tapulu malın mıyım ben senin. Hadi herkes kendi yoluna.” Yolun başına varmadan daha köşe başında beni terk edip gitmişti. Tek bir kelime çıkmamıştı ağzımdan, öylece bakakalıp gidişini seyretmiştim. “Dur nereye”? Bile diyememiştim ardından…</p>
<ul>
<li>Geldim işte bre. Sonunda kalamarını pişirdim koydum önüne, beyin salatasını da yaptım, artık bir şey istemez herhalde. Tek başıma yetişemiyorum bre, bu da başımın etini yer her gece. Karısı Eftalya çekti gitti, dayanamadı kadın bunun eziyetlerine. Pek titizdir. Yemeği, ütüsü, evin içi derken kadın bir de her akşam burdan toplar götürürdü eve. Yazık taşımazdı sarhoşu, biz girerdik koluna, sonunda bastı tekmeyi çekti gitti…</li>
<li>Haminnem gibi öyle mi?</li>
<li>Haminnen çok güzel bir kadındı, Sancaktar Ağa gibi boylu poslu, sarışın mavi gözlü bir fidandı. O da öyle sırtlayıp götürürdü koca adamı. Bazı kere birlikte içerlerdi, haminnenin sesi bir güzeldi ki sorma. Bakma sen, o da âşıktı Sancaktar ağaya… Öfkeli adamdı deden. Öfkesinin önünde kimse duramazdı, bir boğanın önünde nasıl durulmaz, dedenin de önünde durulmazdı… İşte aynen öyle…</li>
<li>Haminnem de duramadı öyle mi?</li>
<li>Duramadı. Kim olsa duramazdı. Yoksa iki yavrusunu, canı kadar sevdiği kocasını ardında bırakır da gider miydi? Nerdedir, kimledir hiç bilinmedi… Bakma sen o çıkan dedikodulara, yok zengin bir herife kaçmış falan… Yalan! Uydurma! Paraya pula bakacak kadın değildi o. Her şeyi, kendini terk etti gitti. Sana bir sır vereyim mi? Ben âşıktım gizliden haminnene, ilk kez birine söyledim ha! Onca yıl sonra… Hiç evlenmedim. Evlenemedim. Bende bir resmi var bilir misin? Göstereyim ister misin? Ağlama bre, dur ağlama getireyim hemencik…</li>
</ul>
<p>Bu nasıl bir hikâye böyle! Haminnemin resmini göreceğim!</p>
<ul>
<li>İşte bak! Sen fotoğraf sandın be… Ha, değil! Ben çizdim onu hem kâğıda karakalemle, hem kalbime canımla bir… Mühürlüdür o günden beridir bu can bu tende bre… Demek bunca zaman beklediğim senmişsin çocuk… Böyle dediğimi kızma ha! Kendi torunum gibi gördüm seni… Değil mi ki Canfidanın torunusun, benim de torunumsun…</li>
<li>Canfidan mı? Cavidan değil miydi haminnemin adı?</li>
<li>Değil! O nüfustaki adı. Kırım harbinden sonra onca yolu yürüyerek gelmişler bu vatana. Onca çile… Burası hepimizin vatanı çocuk… Sen, ben, biz, hepimiz, biriz… Neyse konuşturma şimdi beni… Asıl adı Canfidan, burada olmuş Cavidan…</li>
<li>O biliyor muydu âşık olduğunuzu?</li>
<li>Biliyordu bence, ama hiç gelmedi dile… Zaten ben çocuktum o koca evli barklı, çocuklu kadındı… Hem de Sancaktar Ağa’nın kadını… Bizim ne haddimize… Bizimkisi öyle uzaktan, Mecnunun Leyla’yı sevdiği gibi…</li>
<li>Peki ya dedem o biliyor muydu?</li>
<li>Yok, kimse bilmedi bazen ben bile unuttum onu sevdiğimi. Bak şu camdan kapının dışında bir ağaç var gördün mü? Ben oyum işte… Yalnız Çınar! Benim kendime taktığım ad… Bazı adamlar öyledir, bilirsin… Yalnızdırlar, etraflarına baksan peh! Bissürü insan, ama onlar yalnız yaşar, yalnız ölüler… Bir başlarına taşırlar koskoca dünyayı da, hiiiiç ses etmezler. Sanırsın umursamaz, bencil, öfkelidirler… Ama aslında sadece yalnızdırlar… Yapayalnız&#8230; Dur şu babadan kalma tozlanmış gramafonu çalıştırayım, gerisini sana o anlatsın…</li>
</ul>
<p style="text-align: center;">Rûzgâr kırdı dalımı<br />
Ellerin günâhı ne<br />
Ben yitirdim yolumu<br />
Yolların günâhı ne</p>
<p style="text-align: center;">Hep yâr peşinden koştum<br />
Ben küstüm ben barıştım<br />
Kendim dillere düştüm<br />
Dillerin günâhı ne</p>
<p style="text-align: center;">Ne kış dedim ne bahâr<br />
İçtim sabâha kadar<br />
Erken ağardı saçlar<br />
Yılların günâhı ne.</p>
<p style="text-align: center;">Beste: Selâhattin Erköse<br />
Güfte: Fuat Edip Baksı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Yalnız Ağaç</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12019</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuğunun Dansı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Dec 2017 06:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12089</guid>
				<description><![CDATA[<p>Söz uzar, ben çekileyim, beyim. Çay suyunu koydu. Çay tanelerini çaydanlığı boşalttı. Çaydanlığı ocağa koydu. 40 yaşlarındaydı. Karısı öldükten sonra yalnız yaşamaya başladı. Yalnızlığın tadını çıkaramazdı. Yalnızdı. Çünkü No me quitta pas şarkısını söylüyordu. Fransızcası iyiydi. Parasını çeviri yaparak kazanıyordu. Fransızca şarkıları severdi. Dalida sevdiği şarkıcıydı. Oturdu. Pencereden baktı. Her şey yalnızlık kokuyordu. Kırmızı kazaklı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/">Kuğunun Dansı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Söz uzar, ben çekileyim, beyim. Çay suyunu koydu. Çay tanelerini çaydanlığı boşalttı. Çaydanlığı ocağa koydu. 40 yaşlarındaydı. Karısı öldükten sonra yalnız yaşamaya başladı. Yalnızlığın tadını çıkaramazdı. Yalnızdı. Çünkü No me quitta pas şarkısını söylüyordu. Fransızcası iyiydi. Parasını çeviri yaparak kazanıyordu. Fransızca şarkıları severdi. Dalida sevdiği şarkıcıydı. Oturdu. Pencereden baktı. Her şey yalnızlık kokuyordu. Kırmızı kazaklı adam, gözlerini ayıramadı. Adam sarışındı.</p>
<p>Gözleri kahverengiydi. Çay olmuştu. Çay bardağına köydeki iki şeker karıştırdı. Pencereye oturdu. Pencerede karısının hayalini gördü. Ruhu ona yaklaştı yanağına bir öpücük kondurdu. Uzaklaştı. Televizyonu yoktu. Telefon kullandı yazmayı severdi Sait Faik gibi yazmasaydım çıldıracaktım. Kaç gündür okuyan yazmamıştı. 40 gündür evden çıkmamıştı. Uzun zamandır yıkanmıyor. Saçlarını kaşımaya başladı. Her şair, yalancıydı. Tüm büyüler yasaklanmıştı. Ancak şair sözü müstesna.</p>
<p>Şizofrenik sancıların kıyısındayım,</p>
<p>Üzgünüm hastayım,</p>
<p>Sensiz yalnızım,</p>
<p>Notaların arasında boğuşmaktayım. Kağıdı bilgisayara geçirdi. Bilgisayarı kapattı ve saatini yatağın kenarındaki komidinin üzerine hocanın yanına koydu. Bir öyküyü hatırladı. Bir dergide okumuştu. Pek tanınmayan yazarın öyküsüydü. La Soledad, Yalnızlık&#8230; Onu okurken uykusu geldi.</p>
<p>Gözlerini yere indirdi. Rüyasında karısı pencereden gelen en güzel elbisesi ile karşısındaydı. Müzik başladı: Çaykovski, Swan lake&#8230; Elinden tuttu, dans etmeye başladılar. Dönerek dans ediyorlardı. Müziğin doruklarındaydılar. Notalar arasındaki ayak sesleri, odayı doldurdu, oda rengarenk ışıklı ve güzeldi. Yalnız ikisi vardı. Sonradan uyandı. Elinden kalemi aldı, öptü. Yazmaya başladı. Sen ki yalnızlığını öğreten</p>
<p>dans ederek yorularak</p>
<p>müziğin doruklarına vararak</p>
<p>sen ki kağıtla dost</p>
<p>sen ki korkulu rüyalarımın ürküten.</p>
<p>Elindeki kalem birden düştü. Başı masanın üzerindeydi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/">Kuğunun Dansı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12089</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağlama Gül Annem, Ağlama</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aglama-gul-annem-aglama/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aglama-gul-annem-aglama/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Dec 2017 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11907</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ağlama “gül” annem, ağlama. Bak, ben ağlıyor muyum? Bulut olur, dolarım pınarına, Yağmur olur, akarım yanağına, Can olur, sızarım damarına, Nur olur, konarım saçlarına, Cennet olur, sığarım rüyalarına, Kuş olur, gelirim hülyalarına… Ağlama “gül” annem, ağlama. &#160; Bu illete tutuldum bir kere, Yenildim ilik kanserine, Doktorlar ümitsiz, ilaçlar çaresiz, Faydalar da faydasız anne. &#160; Yaşım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aglama-gul-annem-aglama/">Ağlama Gül Annem, Ağlama</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ağlama “gül” annem, ağlama.</p>
<p>Bak, ben ağlıyor muyum?</p>
<p>Bulut olur, dolarım pınarına,</p>
<p>Yağmur olur, akarım yanağına,</p>
<p>Can olur, sızarım damarına,</p>
<p>Nur olur, konarım saçlarına,</p>
<p>Cennet olur, sığarım rüyalarına,</p>
<p>Kuş olur, gelirim hülyalarına…</p>
<p>Ağlama “gül” annem, ağlama.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu illete tutuldum bir kere,</p>
<p>Yenildim ilik kanserine,</p>
<p>Doktorlar ümitsiz, ilaçlar çaresiz,</p>
<p>Faydalar da faydasız anne.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaşım on beş bile değil henüz,</p>
<p>Belki bu bahar, belki de güz…</p>
<p>Ölüm korkutmuyor beni anne.</p>
<p>Toprağım yorganım,</p>
<p>Kefenim yatağım olur,</p>
<p>Isıtır beni.</p>
<p>Mezar taşım mum olur,</p>
<p>Işıtır beni.</p>
<p>Yoruldum, gücüm kalmadı artık,</p>
<p>Yürümeye mecalim yok.</p>
<p>Keşke kış hiç gelmese:</p>
<p>Çizmem çok ağır,</p>
<p>Mantom çok kalın,</p>
<p>Berem bile büyük bir yük,</p>
<p>Artık taşıyamıyorum.</p>
<p>Bütün bunlar bir yana,</p>
<p>Arkadaşlarımın alayına dayanamıyorum.</p>
<p>Tembel Ömer bile dalga geçiyor,</p>
<p>Bana “kemiksiz” diyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ben senin göz bebeğindim,</p>
<p>Ben senin kelebeğindim,</p>
<p>Ben senin koklamaya kıyamadığın</p>
<p>Kırmızı gelincik çiçeğindim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ben ölüyorum anne,</p>
<p>Ben gidiyorum,</p>
<p>Saçımı son kez ör,</p>
<p>Yüzüme son kez bak.</p>
<p>Elimi son kez tut,</p>
<p>Sensizlikten korkuyorum.</p>
<p>Anne, ben ölüyorum,</p>
<p>Dualarını bekliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aglama-gul-annem-aglama/">Ağlama Gül Annem, Ağlama</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aglama-gul-annem-aglama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11907</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Ben Küskünüm Feleğe”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 06 Dec 2017 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12032</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ÜMİDİNİ BİR ÇİFT SÖZE BAĞLADI KALBİM” “BİR SES, BİR BAKIŞ, BAZEN…” “Size bir paket geldi” dediğinde arkadaşım, her zamanki yazışmalardan biri sandım önce. Sonrasında, meçhul paketin  sadece  kağıt  içermediğini anladım dokununca. Poşetin içinden bir torba, onun içinden de iki küçük kese çıktı. Keselerden birinde, renkli boncuklardan bir kolye ve metal görüntüsünde ama yine boncuklardan oluşturulmuş bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Ben Küskünüm Feleğe”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“ÜMİDİNİ BİR ÇİFT SÖZE BAĞLADI KALBİM”<br />
“BİR SES, BİR BAKIŞ, BAZEN…”</p>
<p>“Size bir paket geldi” dediğinde arkadaşım, her zamanki yazışmalardan biri sandım önce. Sonrasında, meçhul paketin  sadece  kağıt  içermediğini anladım dokununca. Poşetin içinden bir torba, onun içinden de iki küçük kese çıktı. Keselerden birinde, renkli boncuklardan bir kolye ve metal görüntüsünde ama yine boncuklardan oluşturulmuş bir bilezik vardı, yanı sıra küçük bir kağıda yazılmış mektubunuz:</p>
<p>“…Size her şey için teşekkür etmek istedim. Bir girdaba kapıldığınızda, çıkamıyorsunuz. Ama bazen bir ses, çok uzaktan, tanımadığınız bir sesteki tını, size hayatı yeniden hatırlatıyor. Anlayışınız ve yardımlarınız için sonsuz teşekkürler. Umarım, hiçbir değerinizi ve değer verdiklerinizi kaybetmezsiniz. Küçücük, çok ufak anılar yollamak istedim size. Çok gecikti teşekkürüm. Hep aklımda ve dualarımdasınız. Aslında çok değerli şeylere layıksınız. Ama elimden gelen bu. Size şans getirmeleri dileği ile. Sağlıkla ve sevdiklerinizle kalın…”</p>
<p>Mektubunuzu, heyecanla ve çok duygulanarak okudum. Göz nuru armağanlarınızı elimde tuttum bir süre. İki arkadaşım ile paylaşmak istedim. “Güzelmiş” dediler ilgisizce. Gerçek bir paylaşım için akşamı beklemek zorunda kaldım. Ayrılmaz parçalarıma, önce kısaca sizi ve öykünüzü anlattım, duygulanarak dinlediler yazdıklarınızı. Kızımı, ilerleyen saatlerde, mektubunuzu tekrar okurken gördüm.</p>
<p>İki ay kadar önce, yaşlı bir hanım aradı ve sizin adınıza gelen ödeme emrine konu borcu, diğer komşularınızla birlikte üstlenmek istediklerini belirtti. Sizi sorduğumda, “ hiç birimiz nerede olduğunu bilmiyoruz” dedi. “Bir rivayete göre, bakımevinde imiş”. Sonraki süreçte bir başka seveniniz, dostlarınızdan birinin isteği ile gönüllü olarak avukatlığınızı üstlenen bir başka hanım ve son olarak siz aradınız. Yıllar önceki sancılı ticaret yaşamınızdan geriye günümüze dek süren borçların sıkıntısı kalmış. Ortağınız kolaylıkla sıyrılıvermiş işin içinden. “Hapse girdim, dayak yedim, tehdit edildim şimdi de saklanarak yaşamak zorundayım. Korumak zorunda olduğum bir çocuğum var.&#8221;  Anlatırken ağladınız ve beni üzdüğünüz için durmadan özür dilediniz. Konuyu birlikte sonuçlandırdık sonra. Yine ağladınız, bu kez” sevinçten “ dediniz. “ Çok ümitsizim, çok yorgunum, gücüm tükendi”.</p>
<p>“Ümit hep vardır, bazen tükendiğimizi sandığımız noktada, bir yerlerden bir ses, bir bakış, yeniden başlama gücü verir bize, hem de beklemediğimiz bir anda. Elbette sizin için de talihinizin döneceği bir kırılma noktası vardır. Lütfen ümit etmekten ve daha iyi günleri beklemekten vazgeçmeyin” dedim. Sesinizle sevindiniz, duydum.</p>
<p>Armağanlarınız ve mektubunuza  teşekkür etmek için aradım sizi. Sesiniz ışıdı sanki. Bu kez ağlamadınız, ne güzel. Yazdıklarınızı yinelediniz ve “ Son konuşmamız bana öyle iyi geldi ki. Duymak istediklerimmiş söyledikleriniz. Sesinizde, yüreğime ulaşan,  içimdekileri yumuşatan bir şeyler vardı. Kendime gelmemi sağladınız. Çok teşekkür ederim” .</p>
<p>“Ben de size teşekkür ederim. Günlük yaşamın kuru gürültüsü arasında, yanı başımdaki pek çok kişiye aktaramadıklarımı anladığınız, aldığınız ve kabul ettiğiniz için. Beni düşünerek dizdiğiniz o kolye ve bileklik için, çok teşekkür ederim. Benim de ihtiyacım vardı, hiç karşılaşmadığım birinden gelecek umuda. Asıl ben size teşekkür ederim” diyemedim, içimde kaldı. Ben de size hiç göndermeyeceğim bu mektubu yazdım, gecenin geç saatinde… Yüreğiniz, umuda dönük olsun, daha iyisini istemekten vazgeçmeyin, ve bir gün, hiç beklemediğim bir anda, gelin, görüntü olun. Kısa, keyifli, gözyaşlarından uzak bir çay sohbetinde buluşalım…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Ben Küskünüm Feleğe”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12032</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Siyah Tül&#8217;ün Büyüsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Dec 2017 05:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Münevver Kırmızı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11768</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yağmuru beklemedim bu kez. İlle de kelimelerin ıslanmasına gerek yok. Harflerim, soğuk bir ayazda bile ahenkle gezinip dizilecekler en duyarlı yerlere.. Sarı sıcak kızılcık çiçeklerine dayanamadım&#8230;Büchner&#8217;in Leonce ile Lenayı anlatan dizelerindeki bahçeden alıntıydı bu çiçekler. Kan kırmızı güller gibi, kızılcık çiçeği sarısı.. Sahnelerin büyüsünü bilir misiniz? Bir siyah tül parçasıdır o&#8230; O, o kadar basit,o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/">Siyah Tül&#8217;ün Büyüsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Yağmuru beklemedim bu kez. İlle de kelimelerin ıslanmasına gerek yok. Harflerim, soğuk bir ayazda bile ahenkle gezinip dizilecekler en duyarlı yerlere..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Sarı sıcak kızılcık çiçeklerine dayanamadım&#8230;Büchner&#8217;in Leonce ile Lenayı anlatan dizelerindeki bahçeden alıntıydı bu çiçekler.</p>
<p dir="ltr">Kan kırmızı güller gibi, kızılcık çiçeği sarısı..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Sahnelerin büyüsünü bilir misiniz? Bir siyah tül parçasıdır o&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">O, o kadar basit,o kadar da masalsıdır. Düşle gerçek arasında gidip gelmezsiniz..</p>
<p dir="ltr">Balıklama düşersiniz masala. Birkaç siyah tül parçasıyla Flu bir atmosfer oluşur, dalıp gidersiniz ..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bazen kuşları barındırır üzerinde, bazen bir buğday tarlası oluverir..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Birden ekvator vahşetinde bir kuş sesi ile irkilip, klasik soy ağacı bilgilerimden sıyrılıp kendi doğamı, kendi kimliğimi buldum. Bir kızılderili kanosunda, nehrin ince kıvrımlarında, kutsal ay tanrısına doğru yol alıyordum..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Ceylanların, karıncaların gözlerine bakamadım hiç&#8230;Bilmeden vurmuş muydum annesini, basmış mıydım ala karıncanın yuvasına&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Onurla taşıdığım başımdaki kartal tüyü, atalarımdan armağandı..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bazen bir kara kedinin siyahına dalarsınız, o sahnenin perdesinde&#8230; Anılarım, isyanım ürpertir beni&#8230; Köleliğim, renklerden beyaza nefret besledi&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bilmeden nefret ettim, onun bir renk olduğunu. ..</p>
<p dir="ltr">Kırgınmısın bana hala beyaz?</p>
</div>
<p dir="ltr">Tom amcanın kulubesi tanıktı&#8230; Siyah antiloplar tanıktı köle bedenlerimize&#8230;</p>
<p dir="ltr">Beyaz güvercin bilseydi, daha erken doğmazmıydı yeryüzüne&#8230;</p>
<p dir="ltr">Bir siyah tül daha gerilir düşlerime&#8230; Başaklar arasında gelincikler buruk kokusuyla&#8230;</p>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Birden kulaklarımda klarnet sesi uğuldadı. Obamızın kuzeyindeki değirmenden geliyordu ses.</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Son kez çaldı klarneti o, aşk öyküsünü anlatıyordu..Kırmızıya bürünmüş kızlar,salınan etekleriyle tanrıları baştan çıkaran yeşil gözlerle baktılar uzaklara&#8230; Ellerinde zilleriyle..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bir böğürtlen tanesi yanaklarında kızıllık..Bu veda gecesinde ,dans etmeyen kızlar, evde kalırdı..</p>
</div>
<p dir="ltr">Klarnet sesi gökyüzünü en güzel rengine boyadı&#8230;dans dans dans..</p>
<p dir="ltr">Bir deniz kızı öyküsüyle uyudum,ellerim ıslaktı uyandığımda..</p>
<p dir="ltr">Güneşin batıdan doğduğu yeri bulmaya koyulduk yine..yolda çocukluğumun çan çiçekleri..ahhh</p>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">İçin kavrulmuşken çan seslerinde, bir titreme gelirde üşürsün ya..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Öyle üşüdüm&#8230; Siyah tüller yerini beyaz buzul tüllere bıraktı&#8230; Kuzey kutbunda bir eskimo çocuk ağlar da ağlar&#8230; Neden ağladığı sorulsa bilmez de bilmez. Bilse de söylemez&#8230; Büyük annesini buzullara bırakması gerektiğini&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Kırıldı buzullar, antiloplar çılgınca koşmaya başladı&#8230; En uzun nefesinde klarnet, her yer beyaz güvercin çırpınışı&#8230; Kedinin siyahı sarar dört bir yanı&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bir ceylanla göz göze geldik&#8230;.</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Hükmettim yer yüzüne !</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/">Siyah Tül&#8217;ün Büyüsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11768</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hikaye Bitti Ya Sonra&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hikaye-bitti-ya-sonra/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hikaye-bitti-ya-sonra/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Dec 2017 08:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12025</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikaye bitti, ya sonra Bütün hikâyeler nasıl başlardı hatırlıyor musunuz, anlattığımız veya dinlediğimiz bütün masalların başında nasıl bir süsleme yapılırdı. Bir varmış, bir yokmuş diye başlardı. Allah’ın kulunun çok olduğunu söylerdik, çok demenin günah olduğunu da eklerdik. Evvel zaman içinde, kalbur da saman içindeydi… Develer tellallık, pireler de berberlik yapıyordu. Ben daha o yaşımda annemin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikaye-bitti-ya-sonra/">Hikaye Bitti Ya Sonra&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hikaye bitti, ya sonra</p>
<p>Bütün hikâyeler nasıl başlardı hatırlıyor musunuz, anlattığımız veya dinlediğimiz bütün masalların başında nasıl bir süsleme yapılırdı. Bir varmış, bir yokmuş diye başlardı. Allah’ın kulunun çok olduğunu söylerdik, çok demenin günah olduğunu da eklerdik. Evvel zaman içinde, kalbur da saman içindeydi…</p>
<p>Develer tellallık, pireler de berberlik yapıyordu. Ben daha o yaşımda annemin beşiğini tıngır da mıngır sallıyordum.</p>
<p>Ve sonra o heyecanlı hikâye başlıyordu…</p>
<p>Sonra anlatıcının marifetine göre heyecan katsayısı artarak devam edip gidiyordu.</p>
<p>Sonra hikâye bitiyordu, diğer bütün hikâyeler gibi…</p>
<p>Ama sonunu da süslüyorduk, gökten üç elma düşüyordu, birisi onların başına, birisi dinleyenlerin, birisi de benim…</p>
<p>Ya sonra…</p>
<p>İşte sonrası yok…</p>
<p>Bir haber dinliyorsunuz, aklınızın almadığı bir olay, belki de hemen yanı başınızda, yaşadığınız semtte meydana gelmiş. Olay sonrası ölü veya yaralı sayısına bakıp üzülüyorsunuz, fail veya faillerin yakalanıp yakalanmadığını da merak ediyor ve öğreniyorsunuz.</p>
<p>Haber bitiyor elbet; haber müdürünün verdiği sürenin dışına çıkılmıyor ve bir dakika, iki dakika, üç dakika veya beş dakika derken çok ilgi duyduğunuz o konu bitiveriyor…</p>
<p>Haber çok önemliyse birkaç kez daha o haberi farklı iletişim kanallarında takip ediyor, gelişmeleri öğreniyorsunuz.</p>
<p>Ya sonra…</p>
<p>Sonrası yok…</p>
<p>Metrodan çıktınız koşarak bir yerlere ulaşmaya çalışıyorsunuz. Belki yolcu vapurundan yeni indiniz, belki otobüsten adımınızı yeni attınız ya da bir dolmuştan, belki de kullandığınız aracı henüz park ettiniz.</p>
<p>Yoğunsunuz.. ya işe yetişmeye çalışıyor ya da eve gitmeden önce alınacak siparişleri bir an evvel alarak yuvanıza ulaşmaya çalışıyorsunuz.</p>
<p>Sadece siz değil, milyonlarca insan aynı anda, aynı şeyleri yapıyor.</p>
<p>O anda önünüzde yaşlı bir adam yere yığılıp kalıyor belki de genç bir adam, belki de genç bir kadın ya da bir çocuk, belki bir kedi, belki bir köpek.. yani bir canlı, gözünüzün önünde yere yığılıp kalıyor. Size ihtiyacı var ve siz de bu yardımı esirgemiyorsunuz; uzatıyorsunuz elinizi, yardım ediyorsunuz ve sizin desteğinizle yeniden ayağa kalkıyor…</p>
<p>Onunla ilgili hikâye, sizin oradan ayrılmanızla son buluyor.</p>
<p>Devam etmesi, sizin bu durumu eşinize, çocuğunuza, ailenize veya dostlarınıza anlatmanızdan öteye gitmiyor; o adama ne oldu, o kadına ne oldu, o çocuğa ne oldu, o kediye ne oldu, o köpeğe ne oldu bilmiyorsunuz. Bilmek için onunla birlikte gitmek ve sürekli onla yaşamak gerek.</p>
<p>Bu mümkün olmadığına göre ‘ya sonra’ diye yine sormak gerekiyor ama sonrası yok işte…</p>
<p>Çok heyecanlı bir film izliyorsunuz, adrenaliniz tavan yapmış durumda. Filmin kahramanları sonunda istediğine ulaşıyor veya ulaşamıyor…</p>
<p>Film süresince yaşadığınız gerilim, film bittikten bir süre daha devam ediyor ama sonra normal hayatınıza devam ediyorsunuz. Filmin sonu, sizin gördüğünüzden ibaret kalıyor, sonrasını bilmiyorsunuz.</p>
<p>Diyelim kahramanlarımız çok büyük bir paraya kavuştu ve film onların sevinciyle bitti. Peki o sevinç sürekli mi, değil mi?</p>
<p>O parayla ne yaptılar, har vurup harman mı savurdular, bir yatırıma mı yönlendirdiler, yoksa her gün ihtiyaçları kadar harcadılar mı, bilemiyoruz…</p>
<p>Soluk soluğa okuduğunuz bir romanın hiç bitmesini istemiyorsunuz ama sonunu da merak ediyorsunuz. Hem de öyle böyle değil, çok ama çok çok merak ediyorsunuz. Bu kadar merak etmenize rağmen kitabın sonunu açıp bakmıyorsunuz. Hiçbir anını kaçırmaya niyetiniz yok, her anı anbean yaşamak, o heyecanı tatmak istiyorsunuz. Bazen işte, bazen evde, bazen toplu taşıma aracında bile okuyarak o kitabı adeta içiyorsunuz, yiyorsunuz, somuruyorsunuz ve sonunda kitap bitiyor…</p>
<p>Siz beklediğiniz veya beklemediğiniz sonu görüyorsunuz, romanın kahramanlarına tek tek ne olduğunu öğreniyorsunuz ama ondan sonrası hakkında bir tek bilginiz yok.</p>
<p>En çok merak ettiğiniz o gerçekler anlaşıldı, romanın mağdur kahramanını alnı ak bir şekilde istediğini aldı ama sonra ne oldu, sonrası yok…</p>
<p>Belki de duygusal bir film izliyorsunuz. Film boyunca bazen göz yaşına boğuluyor, bazen içli içli ağlıyorsunuz ama ne olursa olsun film bitiyor.</p>
<p>Mutlu sonla biten bir filmse sizin de yüzünüz sonunda gülmüş oluyor ama ondan sonrasını bilmiyorsunuz. Gerçekten mutlu son, mutlu bir şekilde yeniden başladı mı, bir birini çok seven ve henüz kavuşan bu çiftimiz hiç kavga etti mi, yokluk çektiler mi, varlık içinde yaşadılar mı, çocukları oldu mu, olduysa vefalı mı, vefasız mı çıktılar. Yaşlandıklarında ne oldu, nasıl yaşadılar, nasıl öldüler, bilmiyoruz…</p>
<p>Zaten bilmemiz de mümkün değil, hiçbirisini bilemeyiz. Biz sadece gördüklerimiz ve duyduklarımız ya da okuduklarımızla ilgili bölümleri öğrenir, diğerini hayal gücümüze bırakırız veya hiç ilgilenmeyiz bile…</p>
<p>Sonrasını bilemeyiz…</p>
<p>Çünkü sonrası, bizden uzaktadır ve çoğunlukla da bize yabancıdır…</p>
<p>Hatta bazılarının sonrası zaten yoktu; yazarın onlara biçtiği kurgu hayat o kadardır, hepsi o.</p>
<p>Bir hikaye, bir öykü, bir roman veya izlediğiniz herhangi bir film, her ne kadar gerçek bir olaydan alınmış olsa da, olmasa da, yazarın ve senaristin biçtiği süredir, o kahramanların yaşam süresi.</p>
<p>Ne kadar iyi olurlarsa olsunlar, ne kadar kötü olurlarsa olsunlar, ne kadar güzel veya ne kadar kötü bir sona ulaşırlarsa ulaşsınlar, bizim bildiğimiz, okuduğumuz ve seyrettiğimizden ibarettir, sonrası yok…</p>
<p>Sonrasında sadece biz varız; biz ve sevdiklerimiz ya da sevmediklerimiz…</p>
<p>Bu dünya bizim dünyamız, sadece bizim dünyamızdır ama bu dünya, aynı zamanda üzerinde yaşayan herkes için de aynıdır. Herkesin kendi dünyasıdır ve sadece onların dünyasıdır.</p>
<p>İçinde yaşadığımız dünya, bize ait olan bölümle vardır, diğerleri sadece teferruattır; bazen ibret almak için bazen ibret olmak için…</p>
<p>Sonrasını bilmememizin tek sebebi, kendimize ait dünyamızın olması mıdır, işte orası bilinmez, belki de bilinir…</p>
<p>Dinlediğiniz her hikâye, izlediğiniz her film, okuduğunuz her kitabın bir öğüt verme kaygısı da vardır. Yazar bazen bunu inkâr etse de, yaşadıklarından bir ders çıkartılmasını ister ama kim ders çıkardı, kim çıkarmadı, kim hiç umursamadı o da bilmez.</p>
<p>Bir şekilde ya sonrayı sadece okuyucu, dinleyici veya izleyici değil, anlatıcı da, kurgulayıcı da bilmez.</p>
<p>Biz filmi izledik, beğendik ama sonra o filmle ilgili hayatımızda nasıl bir değişim oldu, bunu senaristin bilmesi mümkün mü, değil elbet…</p>
<p>Ya da elimizden bırakamadığımız kitabı, bırakmak zorunda kaldığımız o günden sonra kitabın bize verdiği, yaşantımıza nasıl yansıdı, bunu yazar bilebilir mi, bilemez…</p>
<p>Kitabı yazanın dünyasıyla bizim dünyamız farklıdır…</p>
<p>Bir birimize benzesek de, birçok konuda aynı düşünsek de farklı bir dünyada yaşıyoruz; aynı gezegende ama herkesin kendi dünyasında…</p>
<p>Kitabın “hayali” veya “gerçek” kahramanları için de durum farklı değil, onların dünyası başka, bizim dünyamız çok daha başka…</p>
<p>Sadece okuduklarımız, izlediklerimiz, dinlediklerimiz değil, yanımızda geçip giden onlarca, yüzlerce, binlerce insanın da tıpkı bizim gibi farklı farklı hikâyesi var. Her insan bir dünyadır, her insanın bir dünya hikâyesi vardır. Bizim tanık olduğumuz yanımızdan geçerken hikâyeye dâhil olmamızdan öte değildir. Belki biraz daha ileriye giderek göz göze geldik, çarpıştık, ‘pardon’ dedik, ‘affettik’ veya gülümseyecek kadar hoş bir bakış yakaladık. Hepsi bu…</p>
<p>Sonrasında o kendi dünyasına biz de kendi dünyamıza çekildik…</p>
<p>Ne o, sizin daha sonra ne yaptığınızı bilecek ne de siz onun daha sonra ne yaptığını bileceksiniz.</p>
<p>Onun hayatının bir anına veya bir bölümüne tanıklık etmek, onun tüm hayatına tanıklık etmeyi gerektirmeyeceği gibi, iç dünyasında kopan fırtınaları bilmenizi de gerektirmez.</p>
<p>Ama hepimiz de sanki onun ne yaşadığını, ne düşündüğünü biliyormuş gibi yargılamaktan, ayıplamaktan geri durmayız.</p>
<p>Yargılarız, suçlarız, ayıplarız, kızarız, küfrederiz.. ama sonra bütün bu kızgınlığımızın karşımızdaki kişide nasıl bir etki bıraktığını, hayatını nasıl değiştirdiğini bilemeyiz. Çünkü o kısım da sonradır…</p>
<p>Psikologların çoğu “anı yaşamayı” öğütler ama ‘ya sonra’ sorusunun sorulacağını hesap ederek bir tavsiyede bulunmazlar. Oysa zurnanın zırt dediği yer ya da hikâyenin can alıcı noktası tam da orasıdır.</p>
<p>İşte orası sonrasıdır yani yeniden başlangıç, her şeyin gün yüzüne çıkmaya başladığı andır…</p>
<p>Asıl hikayeler, ya sonra dediğimiz andan itibaren yazılır ama biz okuyamayız, kendimizin hikayesi hariç…</p>
<p>Onu da bu dünyada aldığımız son nefese kadar biliriz ya sonra…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikaye-bitti-ya-sonra/">Hikaye Bitti Ya Sonra&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hikaye-bitti-ya-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12025</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızız İkimizde</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Dec 2017 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Hilal Güler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11745</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben sana bağımlı aptal, Sen ise profesyonel yalancı…. Yıllar önce sana yazdığım şu iki satırlık cümleler geldi aklıma. Üzerinden ne kadar çok zaman geçmiş ve biz hala olduğumuz yerde dönüp duruyoruz. Gitmeler ve kalmalar arasında sıkışıp kalan iki ruh. Bir filmde oynayan iki karakter olsak, dehşet ile biten bir sahnenin sonunda bulurduk kendimizi. Ama gerçek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/">Yalnızız İkimizde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben sana bağımlı aptal,</p>
<p>Sen ise profesyonel yalancı….</p>
<p>Yıllar önce sana yazdığım şu iki satırlık cümleler geldi aklıma. Üzerinden ne kadar çok zaman geçmiş ve biz hala olduğumuz yerde dönüp duruyoruz. Gitmeler ve kalmalar arasında sıkışıp kalan iki ruh. Bir filmde oynayan iki karakter olsak, dehşet ile biten bir sahnenin sonunda bulurduk kendimizi. Ama gerçek bir hayatın tam ortasında ne gidebiliyoruz birbirimizden, ne de doya doya varız tamız. Her gün aynı ritüelin olmazsa olmazı parçalarını tamamlamak için yaşıyoruz sanki.</p>
<p>Yalnızız ikimizde. Benim sana &#8216;nerdesin?&#8217; dediğim günlerin sayısı, senin bana &#8216;nasılsın?&#8217; dediğin günlerin sayısını geçtiğinden beri, ne sen varsın, ne de ben yokum. Varla yok arası orta halliyiz işte. Ay başına kadar yetmeyen maaşım kadarız. Çok isteyip alamadığım ayakkabı kadarız mesela, beni beklemeden yediğin yemekler kadarız, ben gelmeden uyuduğun uyku, içtiğin içki kadarız belki de bensiz attığın kahkaha kadarız…</p>
<p>Oysa ne kadar güzel başlamıştı hikayemiz. Çam ormanı kadar derindi gözlerin. Denizin en derinlerine bakmaya çalışmak gibiydi sana bakmak. Gülünce gözlerinin kenarlarında oluşan o hınzır çizgilere hayrandım mesela ben.</p>
<p>Birlikte ama yalnız. Tıpkı o şarkıdaki gibi şimdilerde  sen ve ben iki yabancıyız. Artık yalan da söylemiyoruz birbirimize. Yalan söylemek için konuşmak gerekir. Gitmek, uzaklara gitmek seninle birlikte kurduğumuz hayalleri tek başıma gerçekleştirebilmek umudunu taşıyorum içimde hep. Küçük bir sahil kasabasında denizin kıyısındaki o tahtadan evimde  şarabımı yudumlarken eski bir resmine bakıyorum mesela. İşte şimdi gerçekten yalnızız artık. Yoksun, uzaksın. Gerçek bir yalnızlığın tadını çıkarıyoruz ikimizde. Sen nerede misin bilmem….</p>
<p>Ben kendimle baş başa hayallerim cebimde gittikten sonra, bilmekte istemem….</p>
<p>Sen benim seni sevdiğim kadarsın. Yalnızlığım kadarsın belki de….</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/">Yalnızız İkimizde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11745</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Roman Havası / ŞİİR</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/romen-havasi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/romen-havasi-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Dec 2017 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fevziye Tülay Sansal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11723</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul şiir yazdırırmış insana Ankara, roman… Sen Edirne’ye gel Burda Roman havası var. &#160; Yükseliyor müziğin ritmi Girdaba kapılıyor bir kadın Tüm renklerini açıyor ,Çokça kırmızı, davetkar… &#160; Davete icabet şart Kartal kanatlarını açıyor, Ayaklarını yere vuruyor bir erkek Yeniden şekil alıyor rüzgar ve toprak. &#160; Sırada ağır roman var İniyor müziğin ritmi, İnliyor insan, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/romen-havasi-siir/">Roman Havası / ŞİİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul şiir yazdırırmış insana</p>
<p>Ankara, roman…</p>
<p>Sen Edirne’ye gel</p>
<p>Burda Roman havası var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yükseliyor müziğin ritmi</p>
<p>Girdaba kapılıyor bir kadın</p>
<p>Tüm renklerini açıyor</p>
<p>,Çokça kırmızı, davetkar…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Davete icabet şart</p>
<p>Kartal kanatlarını açıyor,</p>
<p>Ayaklarını yere vuruyor bir erkek</p>
<p>Yeniden şekil alıyor rüzgar ve toprak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sırada ağır roman var</p>
<p>İniyor müziğin ritmi,</p>
<p>İnliyor insan,</p>
<p>Yanıyor kırmızı tehditkar…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/romen-havasi-siir/">Roman Havası / ŞİİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/romen-havasi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11723</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Genç Kız İle Prensin Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 05:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11738</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kız varmış. Bir hayali varmış. Büyük bir yazar olmak… Sürekli öyküler yazarmış. Hep daha iyi bir yazar olmak istemiş. Bir gün yolu bir cadıya düşmüş, cadı ona büyü yapmış. Delirecek noktaya gelmiş kız. Oradan ayrılmış hemen. Yıllarca bir kulede esir kalmış. Hiçbir yerde gidememiş. Bir gün saçları yanmış, kapılar açılmış yılanlı kuleden kurtulmuş. Aslında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/">Genç Kız İle Prensin Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kız varmış. Bir hayali varmış. Büyük bir yazar olmak… Sürekli öyküler yazarmış. Hep daha iyi bir yazar olmak istemiş. Bir gün yolu bir cadıya düşmüş, cadı ona büyü yapmış. Delirecek noktaya gelmiş kız. Oradan ayrılmış hemen. Yıllarca bir kulede esir kalmış. Hiçbir yerde gidememiş. Bir gün saçları yanmış, kapılar açılmış yılanlı kuleden kurtulmuş. Aslında yılanların saldırısından kaçmış. Camdan bir yatak, güller içinde yaşarken yasemin kokulu bir peri gelmiş. Her gün onunla konuşmuşlar. Bir gün bir prens , çok yakışıklı olmasa da, elinde gitarıyla gelmiş. Ona müzikler çalmış, onu mutlu etmiş. Bir gün kızın içine şüphe düşmüş ayrılmış prensin yanından. İki ay boyunca onu görmemiş. Ancak, gittikçe içinde artan bir özlem varmış. Çaldıkları müzikleri hatırlayıp mutlu olmuş. Ama o süre zarfında bir canavar ona saldırmaya çalışmış, kız bundan çok bitkin düşmüş. Tanrı’ya dua etmiş, o prensi hatırlamış. Tanrı ona bir anahtar vermiş. O anahtar göklerin kapısının anahtarıymış. O anahtar yıllardır elindeymiş ancak ilk defa Tanrı’ya bu anahtarı kötüye kullanmayacağına söz vermiş. Sırrını kimseye söyleyememiş. Ancak diğer insanlar fark etmişler.</p>
<p>Birgün kız, prense mektup yazmış. Onu sevdiğini söylemiş, ama prens cevap vermemiş. Kız onu sevmeye devam etmiş. Bir engel varmış aralarında. Prenslerin arkadaşları olamıyormuş. Sonra kız düşünmüş hep onu hayal etmiş.</p>
<p>Yasemin kokulu periyle konuşmuşlar. Kız, karlı dağları, denizleri aşıp prensin yanında gitmeye karar vermiş.</p>
<p>Yanında  anahtarı ve perinin verdiği sihirli bir kolyesi varmış. İkisi onu koruyacakmış. Aylarca, günlerce yürümüş. Hep onu düşünmüş. Hayalinde onu sevdiğini söylemiş.</p>
<p>En sonunda prensin yaşadığı saraya gelmiş. Muhafızları aşıp içeri girmiş. Prensle göz göze gelmişler.</p>
<p>Ancak, kızın beklediği gibi olmamış. Prens engeli aşamamış.</p>
<p>Kız elini kalbine koyup son kez prensin gözlerine bakıp gitmiş oradan.</p>
<p>Evine geri dönmüş. Yasemin kokulu periyle konuşmaya  ve prense o okumasa da yazmaya devam etmiş. Yaşananlar genç kızın gözlerinde bir anı olarak kalmış. Hatırladığında yüzünü bir gülümseme sarmış. Genç kız gerçek bir yazar olmuş.  Bu masal böylece sürüp gitmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/">Genç Kız İle Prensin Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11738</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İSTANBUL EFSANESİ 1 / 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Nov 2017 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11719</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;eski bir rüya&#8221; salkım saçak sırıl sıklam olmuşssun hani nerede erguvanların&#8230; bir genç kız siyaset bilimi okuyor mu hala okula giderken üzerine bastığında heycanlanırmı kaldırımların&#8230; beni taşıdılar kadıköy vapuruyla çok sarhoştum tek yudum içmedim&#8230; kaya misali oyulmuş suratlarını gördüm sakallarına çay simit bulaşmış solcuların işte bu vapur! işte bu sisler alemi&#8230; sultan ahmetten geçemezse her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/">İSTANBUL EFSANESİ 1 / 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div id=":ld" class="ii gt adP adO">
<div id=":lq" class="a3s aXjCH m15faa12b1bb42580">
<div dir="ltr">
<div id="m_-5563180109332777623divtagdefaultwrapper" dir="ltr">
<div>&#8220;eski bir rüya&#8221;</div>
<div></div>
<div>salkım saçak sırıl sıklam olmuşssun</div>
<div>hani nerede erguvanların&#8230;</div>
<div>bir genç kız siyaset bilimi okuyor mu hala</div>
<div>okula giderken üzerine bastığında</div>
<div>heycanlanırmı kaldırımların&#8230;</div>
<div></div>
<div>beni taşıdılar kadıköy vapuruyla</div>
<div>çok sarhoştum tek yudum içmedim&#8230;</div>
<div>kaya misali oyulmuş suratlarını gördüm</div>
<div>sakallarına çay simit bulaşmış solcuların</div>
<div></div>
<div>işte bu vapur!</div>
<div>işte bu sisler alemi&#8230;</div>
<div>sultan ahmetten geçemezse her gün</div>
<div>işleri rast gitmeyeceklerin şehri&#8230;</div>
<div>orta dünyanın ortasında varlığımıza</div>
<div>ne kaybolup gidecek nede hükmü bitecek bir dua</div>
<div class="yj6qo"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div id=":q3" class="hq gt a10"></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/">İSTANBUL EFSANESİ 1 / 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11719</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Karanfil Kokulu Nergis</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 29 Nov 2017 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[is there anybody out there]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[The Wall]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11894</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaybolmak yaşarken daha, Güpegündüz silinmek hafızalardan, Sil baştan başlamak hayata! Mümkün olsa… Bırakıp gidemeyeceğimi bile bile çaresizliğimle dolaşıyorum hiç bilmediğim sokaklarında bu kentin… Kimsesizler gibi parklarında yatıyorum üç gündür bir çatının sıcaklığından uzakta… Kayboldum sevdiğim ve sevmediğim bütün yüzlerin kırışıklığında. Kulaklarımda sesleri çınlıyor hâlâ… Gözümü kapattığımda yuvarlanıyorum sonu olmayan bir çukurdan tepetaklak aşağıya… El ediyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Karanfil Kokulu Nergis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaybolmak yaşarken daha,</p>
<p>Güpegündüz silinmek hafızalardan,</p>
<p>Sil baştan başlamak hayata!</p>
<p>Mümkün olsa…</p>
<p>Bırakıp gidemeyeceğimi bile bile çaresizliğimle dolaşıyorum hiç bilmediğim sokaklarında bu kentin… Kimsesizler gibi parklarında yatıyorum üç gündür bir çatının sıcaklığından uzakta… Kayboldum sevdiğim ve sevmediğim bütün yüzlerin kırışıklığında. Kulaklarımda sesleri çınlıyor hâlâ… Gözümü kapattığımda yuvarlanıyorum sonu olmayan bir çukurdan tepetaklak aşağıya… El ediyor birisi, çıkmak için uzatıyorum elimi tekrar itiyor beni, kahkahalarında boğuluyorum… Sarı bir ışık yanıyor cılız, o tarafa yürüyorum…</p>
<p>Güneş battı, evler ışıklarıyla aydınlandı… Akşamın serinliği yaladı geçti yanaklarımı, çocukluğumdaki okul dönüşleri gibi sevinç kapladı her yanımı&#8230; Bir yuvanın sıcaklığındaydı anılarım, babamın sesi annemin ıslak nefesi geldi oturdu boğazıma, düğümlendi boğazım&#8230;</p>
<p>Ayağıma takıldı minicik bir sokak kedisi… Kucağıma aldım, üşümüş. Yok ki benim sana verecek sütüm. Anneni mi kaybettin benim iki gözüm? Yoksa sevgisizlikleriyle seni de mi sokağa attılar?  Yok mu senin de kardeşin? Benim sana verecek sevgimden başka neyim var? Isındın mı göğsümün üstünde? Yüreğimin yarasını duydun, acısını hissettin değil mi sen de? Şuncağızı bile sevmekten uzak bir güruh yaşıyor şu koca kentte… Varsa yoksa korunaklı şatolarındaki dere beyliklerini sürdürme telaşı… Aman düzenleri bozulmasın, eksilmesin cüzdanlarındaki para sakın! Bir lokma ekmek için sürdürülen onca tantana…</p>
<p>Saçma!</p>
<p>Her şey bir oyundan ibaret kim çıkarsa bu oyunun dışına fırlat at sokağa…</p>
<p>Soru sorma! Sorgulama! Soysuzluğa ey başını, sakın ha titanların hükümranlıklarından ayrılma! Kendini yarı tanrı sayanların uygarlığı bu işte… Hapsoldukları rollerinde prangalarla bağlılar köleliklerine…</p>
<p>Ziyandalar!</p>
<p>Bilmiyorlar!</p>
<p>Göz alabildiğince geniş bahçelerinde içkilerini yudumlarken servis ediliyor her gün beyinlerinden kalplerine kokuşmuş sahte hezeyanlar… Kim sahici? Onlar mı biz mi? Kim yabancı bu evrene? Onlar mı biz mi daha yakınız insanlığın özüne? Çoktan ayaklar altına aldınız onurunuzu, her an damlamakta toprağa kanınız, ağlıyor bir köşede utancından insanlığınız&#8230;</p>
<p>Beş paraya sattınız vicdanlarınızı. Hırsınızdan hırsızlığa doğru durmadan yol aldınız. Kimse durduramadı sizi, önünüze ne çıktıysa savurup bir kenara attınız… Bakalım daha kaç gün kaç gece sallanacak veballerimiz üzerlerinizde… Uyuyamayacaksınız gözlerinizi ne kadar da yumsanız. Kâbusunuz olup çörekleneceğiz başınıza. Usulcacık kaçacak dilinizin ucundan sakladığınız yalanlarınız… Saklanacak bir yer bulamayacaksınız, fare delikleri bile kabul etmeyecek sizi. Kendi karanlığınızla boğulacaksınız yüzdüğünüz sığ sularda… Biz aç olduğumuz için siz toksunuz o duvarların ardında…</p>
<p>Öf be kedicik, açlık başıma vurdu benim, söylettin beni kötü kötü akşam akşam… Oysa şimdi sıcacık bir mercimek çorbası ne iyi giderdi değil mi? Sıktın mıydı limonu içine kaşık kaşık içersin, mis gibi karabiberi de üstüne dökersin… Hele fırından çıkmış taze pideyle, yumul yumulabildiğince… Zil çalıyor karnım… Üç gündür bir lokma geçmedi kursağımdan…</p>
<p>Mutfaklardan kokular sızıyor dışarıya, hangi evde ne yemek piştiğini söylüyorlar bana… Biz dışardayız, onlar içerde&#8230; Ve hiç bir zaman içerde olamayacağımızı vuruyorlar yüzümüze&#8230; Alıyor musun sen de kokuyu? Hamsi kızartıyorlar işte şu evde. Bak! Pencereyi açmışlar kokusu sinmesin diye evlerine… Oysa balık kokusu çıkmaz öyle kolay kolay, hele kızartırsan tavada, sirkeli su kaynatsan da çıkmaz çoğu kere… Akşam yemeği çıktı sana kedicik, şanslısın gene… Hadi koş açık duran pencereye, insaflıysa ev sahibi, bu akşamlık açlıktan kurtuldun bile…</p>
<p>Rahmetli dedem sirkeli su hazırlattırırdı haminneme, tuttuğu balıklarla ne zaman eve gelse, haminnem romatizmalı bacaklarını sürüye sürüye kaynatırdı suyu… Balığa çıktığı günler sokağın başında beklerdim dedemi. Bilirdi köşe başını tuttuğumu, sözde saklanırdım ben de oyun olsun diye… Yakalandığımda saçımdan öper, elime tutuştururdu helva kabını… Ceplerime çok sevdiğim kuşlokumlarını gizlice koyar ‘hadi bir an evvel varalım eve’ diye koştururdu beni. Eve varınca da doğru tavan arasına çıkardım. Renklerine göre seçerek yerdim lokumlarımı basma minderlerimin üzerinde… Önce yeşilleri, sonra turuncuları, kırmızıları, en son limonlu sarıları yerdim… Sarıyı ne çok severdim… Belki de bu yüzden kapımızın önünde açardı baharda nergis soğanları…</p>
<p>Sarı Sarı açarlardı… Kokusuyla bütün mahalleyi sararlardı… Sokağa girenler soluğu bizim kapının önünde alırlardı… Keskin ıtırlı kokusunu sevmezdim nedense, ama renklerine bayılırdım. Yeşil kılıç yapraklarının arasındaki dimdik duruşlarına, uzun boylarına ve kendini beğenmiş havalarına adeta âşık olmuşçasına hayran baka kalırdım… Çok kısa ömürlü olmalarına bir türlü alışamamıştım. Ne zaman yapraklarını döküp ölseler, hıçkıra hıçkıra ağlardım. Bir sonraki baharı beklemek zulüm gelirdi bana. Bir hikâye uydurmuştum avutmak için kendimi…</p>
<p>Karanfillerin kokusu mest ederdi beni. Öyle mütevazıydı ki duruşları, incecik saplarında eğik boyunlarıyla dik duramazlardı ya bir türlü üzülürdüm onlar için, ama uzun yaşarlardı… Üstelik yeniden yeniden açarlardı…</p>
<p>Karanfil kokan nergis bahçelerim olsun isterdim… Alabildiğince büyük olan bahçemde sarı renklerinin içinde kaybolup gideceğimi, kalın saplarının altına saklanıp hiç bitmeyecek yiyeceklerle orda öylece yaşayacağımı düşlerdim. Karanfil kokan nergislerim hiç ölmeyecekler, beni bırakıp hiç gitmeyeceklerdi… Karanfiller gibi yeniden yeniden açacaklar, o dik duruşlarıyla beni hep kendilerine hayran bırakacaklardı…</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kaybolmak yaşarken daha,</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Güpegündüz silinmek hafızalardan,</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sil baştan başlamak hayata!</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Mümkün olsa…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_11989" aria-describedby="caption-attachment-11989" style="width: 416px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg"><img class="wp-image-11989" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?resize=416%2C416" alt="Nergis Olamayan Karanfiller" width="416" height="416" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 416px) 100vw, 416px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11989" class="wp-caption-text">Nergis Olamayan Karanfiller</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/aHN6AViJAvI?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Karanfil Kokulu Nergis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11894</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 06:30:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11979</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;BİZİM OYUNCAKLARIMIZ VARDI&#8230;&#8221; &#8220;DÜŞ DÜKKANI SAKİNİ&#8230;&#8221; Bir sürü çocuktuk, elimize geçen her cisim oyuncağımız olabilirdi.Küçük bir sopayı kırar, artı şekline getirip iple sabitler, sonra beyaz bir kumaşı pamukla doldurarak oluşturduğumuz küçük yuvarlağa kalemle kaş,göz,burun ve dudak çizerek baş yapar, tam tepeye bir avuç mısır püskülü veya pamuk yapıştırarak saçları oluştururduk.Ve kumaş parçalarından dikilen elbiselerle bebeğimize kavuşurduk. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;BİZİM OYUNCAKLARIMIZ VARDI&#8230;&#8221;<br />
&#8220;DÜŞ DÜKKANI SAKİNİ&#8230;&#8221;</p>
<p>Bir sürü çocuktuk, elimize geçen her cisim oyuncağımız olabilirdi.Küçük bir sopayı kırar, artı şekline getirip iple sabitler, sonra beyaz bir kumaşı pamukla doldurarak oluşturduğumuz küçük yuvarlağa kalemle kaş,göz,burun ve dudak çizerek baş yapar, tam tepeye bir avuç mısır püskülü veya pamuk yapıştırarak saçları oluştururduk.Ve kumaş parçalarından dikilen elbiselerle bebeğimize kavuşurduk. Oyuncak bebekler plastiktendi çoğunlukla. Yumuşak bebekler hem az bulunurdu,hem de diğerlerine görece pahalıydı.Sıkıştırılmış samanlardan yapılma, gözleri ve kirpikleri oynayan saçları siyah bir bebeğim vardı, o benim en kıymetlimdi, ama artık o kadar yıpranmıştı ki, dökülen samanlarından usanan annem tarafından ortadan kaldırıldı bir gün. Ardından çok ağladım.ve bir daha hiç o kadar güzel bir bebeğim olmadı.Tahta ve plastik legolarım vardı, severdim evler inşa etmeyi. Plastik oyun hamurlarımla, bir sürü nesne yapardım kendimce. Minyatür tencere -tavalarım, annemin çocukluk arkadaşı rahmetli Aysel teyzenin Almanya&#8217;dan getirdiği sarı üzerine kırmızı benekli cay takımım vardı.Sonra, eğimli bir tahtanın üzerinden yokuş aşağı giden Hasbi Tembeler ve üzerine bastırdığınızda yumurtlayan tavuğumuz, pompaladıgımızda  plastik borunun ucunda zıpzıp zıplayan kurbağalarımız, timsahlarımız, irili ufaklı toplarımız vardı. Şifon eşarpları bin bir türlü şekilde bağlayarak sözde gece elbiseleri, hatta sahte saçlar yapar, bahçede gazoz kapaklarına doldurduğumuz toprağı, tavukların yemleri ile süslediğimiz çamur pastaları, düzgün taşlardan çattığımız masalara yerleştirerek birbirimize sunardık. Erkek çocukların ise, çoğu plastikten mamul kamyonları, türlü çeşitli arabaları, çelik çemberleri ve özendiğim cam bilyeleri olurdu.Bir biçimde uzlaşır, mevcut oyuncakları paylaşarak ,bazen değişerek, senaryoları anında yazarak oyunlar oynardık birlikte. Masallardan tanıdığımız,kurşun askerler, üzeri balerinli müzik kutuları vardı hayatlarımızda .Bolca hayal gücüne,çokça yaratmaya ve paylaşmaya dayalı mutlu zamanların,az paralı ama hemen mutlu olmaya hazır, şahane düş gücüne sahip çocuklarıydık.Belki de bizim kuşak, tam da bu nedenle çocuk kalmayı seçti, hiç büyümek istemedi.</p>
<p>Sizin &#8220;Kanaryam Japon Oyuncak&#8221; adlı dükkanınızı, 1970&#8217;li yılların ikinci yarısından beri biliyorum sanırım. O yıllardaki sizi hatırlamıyorum ama.Size dair fotoğraf, 90&#8217;lı yıllara ait. Üst caddede, köşedeki dükkanda, az ilerideki şimdiki yerinize taşınmıştınız. Hiç girmediğim ilk dükkanın dış cephesindeki duvarda, kocaman Speedy gonzales, kırpık Joe ve şimdi hatırlayamadığım çizgi roman kahramanları çizilmişti.Bu çizgilerin size ait olduğunu ve sizin bir ressam olduğunuzu bugün öğrendim.</p>
<p>Değişen zamanla, Kanaryam Oyuncak, oyuncakların yanı sıra bolca hediyelik biblo, fener, küçük heykelcikler de satar oldu.Sık alışveriş yaptığım söylenemezdi ama, ne zaman küçük bir çocuğu sevindirmem gerekse ya da acilen sevimli bir obje almak istesem, orada olduğunuzu bilirdim.Bazı akşamlar, istem dışı olarak sadece vitrininize göz atmak için duraklardım orada. Dükkanınızın alt katında yaşadığınızı duymuştum. Az konuşan,saygılı biriydiniz.Ve tüm yalnızlar gibi suskundunuz.</p>
<p>Bugün öğrendim sonsuzluğa gidişinizi.Mahallemizin başka bir sevilen esnafı paylaşmış sayfasında kaybınızı: &#8220;Daha gecen hafta konuşmuştuk..Nereden bilirdim son olduğunu Erdem ağabey?&#8221;</p>
<p>Duyurunun altına bizim semtin eski çocukları bir çok yorum yazmış. Ne çok çocuğun hayatına değmişsiniz meğer. Hepsi de ani gidişinize inanamamış.Hemen hepsi, size ve çocukluğuna ait anılar aktarmış. Hatta, çocuk kalmakla yetinmeyerek o güzel oyuncak müzesini kuran Sunay Akın da sizi yazmış.Meğer o da çocukken bir süre bizim semtte yaşamış. Sizin dükkanda görüp sevdiği, ama almaya o an için parasının yetmediği oyuncak kamyonu, parasını biriktirinceye dek kimseye satmamanızı istemiş sizden. Siz,&#8221; kamyonu alıp götürebileceğini, parası olunca ödemesini&#8221; önermişsiniz. O bedelsiz almak istemeyince, vitrinden çekmeceye kaldırıp o satın alıncaya dek onun için saklamışsınız. &#8220;Az önce bir haber aldım,Erdem Savaş ağabey ölmüş.Kim inanır bu yalana?!&#8221; diye yazmış.Gittiğiniz yerde, burada yıllar boyu çocukluk hayallerinin resmi olduğunuz,düşlerine dokunduğunuz küçük ve büyük çocuklar karşılamıştır sizi. Hiç yabancılık çekmediğinize inanıyorum Erdem Bey.Bize gelince, semtimizin en eski ve en özel dükkanının ışıklı vitrininden yoksun kalacağız.Artık bir düş satanımız olmayacak. Sizinle, bu semtin çocukları ve şimdiki zamanın çocuklarının değişen oyuncak tercihleri üzerine bir sohbeti hiç yapamayacağız. Tüm çocuk kalanlar adına teşekkür ederim size. Huzur içinde, nur içinde uyuyun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11979</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Toprağa Çizilen / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/topraga-cizilen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/topraga-cizilen/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mihriban Arman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11709</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hava zaman dursun diyordu sanki Bulutlar yavaş hareket ediyordu bugün. Usulca bırakırken damlalarını toprağa, Bir yaprak ayrılıyor,  sıkıca sımsıkıca tutunup soluncaya kadar, beklediği ağacın dalından. Islanmıştı toprak. Kahverengi çamur kokuyordu insanlara. Bir kuşun feryadı duyulmuyordu ölüme sessiz çığlıklarla süzülürken kanatlarıyla. Şimdi acıklıydı rüzgarın uğultusu. Çarpıyordu sertçe, o ağaçtan diğer ağaca. Yeri göğü inletiyordu rüzgarın dansı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/topraga-cizilen/">Toprağa Çizilen / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hava zaman dursun diyordu sanki</p>
<p>Bulutlar yavaş hareket ediyordu bugün.</p>
<p>Usulca bırakırken damlalarını toprağa,</p>
<p>Bir yaprak ayrılıyor,  sıkıca sımsıkıca tutunup soluncaya kadar, beklediği ağacın dalından.</p>
<p>Islanmıştı toprak. Kahverengi çamur kokuyordu insanlara.</p>
<p>Bir kuşun feryadı duyulmuyordu ölüme sessiz çığlıklarla süzülürken kanatlarıyla.</p>
<p>Şimdi acıklıydı rüzgarın uğultusu.</p>
<p>Çarpıyordu sertçe, o ağaçtan diğer ağaca.</p>
<p>Yeri göğü inletiyordu rüzgarın dansı.</p>
<p>Savruluyor, ahenkle dans ediyor, durmuyor,</p>
<p>Resmini çiziyordu sanki hayatın; acının hüznün kederin resmini.</p>
<p>Sonra toparlanıp gitti birden.</p>
<p>Çamura, toprağa, zaman dursun diyen havaya, yerde yatan kuşa veda etmeden…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/topraga-cizilen/">Toprağa Çizilen / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/topraga-cizilen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11709</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gözlerinde Batmak İstersem&#8230; / Çeviri Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siir-cevirisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siir-cevirisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 26 Nov 2017 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Svetlana Saribayova]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11701</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rusya&#8217;da ve Post-Sovyet ülkelerinde çok popüler olan bu şiirin yazarlığı uzun süredir gizemini korumaktadır. İlk defa bu şiir, büyük Rus şairi Robert Rozhdestvensky adından bir çeviri olarak yayınlandı. Lakin şiirin hangi dilden çevirildiği ve orijinal şiirin hangi şairin kalemine ait olduğu hala edebiyat severlerinin tartıştığı konulardır. Bazı kaynaklarda şiirin Romanya&#8217;nın ünlü şairi Mihai Eminescu’ya ait olduğu gösterilse [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siir-cevirisi/">Gözlerinde Batmak İstersem&#8230; / Çeviri Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya&#8217;da ve Post-Sovyet ülkelerinde çok popüler olan bu şiirin yazarlığı uzun süredir gizemini korumaktadır. İlk defa bu şiir, büyük Rus şairi Robert Rozhdestvensky adından bir çeviri olarak yayınlandı. Lakin şiirin hangi dilden çevirildiği ve orijinal şiirin hangi şairin kalemine ait olduğu hala edebiyat severlerinin tartıştığı konulardır. Bazı kaynaklarda şiirin Romanya&#8217;nın ünlü şairi Mihai Eminescu’ya ait olduğu gösterilse de, birçok edebiyat eleştirmeni şiirin yazarının bir kadın olduğunu düşünmektedir. Şiirin yazan her kimse, onun ilettiği duyguların derinliği milyonlarca gönüle yansımıştı&#8230;</p>
<p><strong> </strong><strong>Gözlerinde batmak istersem&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong>Gözlerinde batmak istersem, olur mu?</p>
<p>Zira gözlerinde batmak – mutluluktur.</p>
<p>Yaklaşarak “Selam.</p>
<p>Seni seviyorum” söylerim,</p>
<p>Çok zor&#8230;</p>
<p>Hayır, zor değil, ağırdır&#8230;</p>
<p>Sevmek çok ağırdır, bilirsin&#8230;</p>
<p>Uçurumun kenarına yaklaştım,</p>
<p>Kayarsam, elimi tutar mısın?</p>
<p>Seninle uzun süre kalmak istedim</p>
<p>Çok uzun bir süre&#8230;</p>
<p>Hayatım boyunca anlar mısın?</p>
<p>Cevabından korkuyorum, biliyorsun&#8230;</p>
<p>Sen bana sessizlikle cevap ver,</p>
<p>Gözlerinle cevap ver, seviyor musun?</p>
<p>Seviyorsan, sana söz veriyorum</p>
<p>Dünyanın en mutlu adamı olacaksın</p>
<p>Sevmiyorsan, sana yalvarıyorum</p>
<p>Bakışlarınla beni kınama,</p>
<p>Bakışlarınla beni mahkum etme,</p>
<p>Başkasını seviyor olsan da,</p>
<p>Beni ara sıra hatırlıyor musun?</p>
<p>Ben seni seveceğim, olur mu?</p>
<p>Seveceğim,”Olmaz!” desen de</p>
<p>Her zaman yardımına koşacağım</p>
<p>Her zaman, yalnız hissettiğinde sen!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siir-cevirisi/">Gözlerinde Batmak İstersem&#8230; / Çeviri Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siir-cevirisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11701</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşamak Meselesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Nov 2017 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11682</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşar bilmez genelde ne yediğini Doymadan kalkar sofradan Susadı mı nehirler yetmez kuru gırtlağını ıslatmaya Soluduğu havanın yüzde kaçı vergi bilmez Ya da oturma grubunda fazla yer kaplamak istemez Bağırsa dağları inletir ya da kargaları sıçratır Umursamaz çoğu yaşam formunu Gün doğar Işık vurur yaşarın renksiz gözlerine Yaşar ölmeyi arzular Gökte her renkte şimşek çakar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/">Yaşamak Meselesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşar bilmez genelde ne yediğini</p>
<p>Doymadan kalkar sofradan</p>
<p>Susadı mı nehirler yetmez kuru gırtlağını ıslatmaya</p>
<p>Soluduğu havanın yüzde kaçı vergi bilmez</p>
<p>Ya da oturma grubunda fazla yer kaplamak istemez</p>
<p>Bağırsa dağları inletir ya da kargaları sıçratır</p>
<p>Umursamaz çoğu yaşam formunu</p>
<p>Gün doğar</p>
<p>Işık vurur yaşarın renksiz gözlerine</p>
<p>Yaşar ölmeyi arzular</p>
<p>Gökte her renkte şimşek çakar</p>
<p>Bir kapı açması yeter kaldırımların selam durmasına</p>
<p>Bir tek kaldırımları umursar gizlice</p>
<p>Köpekler havlar</p>
<p>Gökten kemik yağar</p>
<p>Yaşar kaldırır ellerini</p>
<p>Ne dediği anlaşılmaz</p>
<p>Akşam olur</p>
<p>Boş bir kovaya kusar herkes günün nefretini</p>
<p>Yaşarın yamuk kovası yosun tutar</p>
<p>İhtiyar komşuları ölümü bekler</p>
<p>Yaşarın yatılı misafiridir zifiri karanlık</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/">Yaşamak Meselesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11682</post-id>	</item>
		<item>
		<title>159. Ustalara Saygı, 27 Kasım Pazartesi Akşamı Ahmet Ümit İçin Gerçekleştirilecek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/159-ustalara-saygi-27-kasim-pazartesi-aksami-ahmet-umit-icin-gerceklestirilecek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/159-ustalara-saygi-27-kasim-pazartesi-aksami-ahmet-umit-icin-gerceklestirilecek/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Nov 2017 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Faruk Şüyün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Rehberi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11876</guid>
				<description><![CDATA[<p>Polisiyenin “en güzel abisi”ne saygı  Etkinlik: Ustalara Saygı – Ahmet Ümit gecesi Tarih: 27 Kasım 2017 Pazartesi Düzenleyen: Beşiktaş Belediyesi Yer: Akatlar Kültür Merkezi Saat: 20.00 Türü: Ücretsiz etkinlik Beşiktaş Belediyesi’nin düzenlediği, Faruk Şüyün’ün hazırladığı Ustalara Saygı etkinliklerinin 159uncusu, polisiyenin “en güzel abisi” Ahmet Ümit için gerçekleştirilecek… 25 farklı dilde 70 kitabı basılan, dünyanın en önemli polisiye ve suç yazarları arasında gösterilen Ahmet Ümit için yazarlığının 35. yılında düzenlenecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/159-ustalara-saygi-27-kasim-pazartesi-aksami-ahmet-umit-icin-gerceklestirilecek/">159. Ustalara Saygı, 27 Kasım Pazartesi Akşamı Ahmet Ümit İçin Gerçekleştirilecek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText"><b>Polisiyenin “en güzel abisi”ne saygı<u></u><u></u></b></p>
<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText"><b> </b><b>Etkinlik: </b>Ustalara Saygı – <b>Ahmet Ümit</b> gecesi<b> Tarih: </b>27 Kasım 2017 Pazartesi<b><u></u><u></u></b></p>
<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText"><b>Düzenleyen: </b>Beşiktaş Belediyesi<b> Yer: </b>Akatlar Kültür Merkezi<b><u></u><u></u></b></p>
<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText"><b>Saat: </b>20.00<b> Türü: </b>Ücretsiz etkinlik<b><u></u><u></u></b></p>
<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText">Beşiktaş Belediyesi’nin düzenlediği, <b>Faruk Şüyün</b>’ün hazırladığı Ustalara Saygı etkinliklerinin 159uncusu, polisiyenin “en güzel abisi” <b>Ahmet Ümit</b> için gerçekleştirilecek…<u></u><u></u></p>
<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText">25 farklı dilde 70 kitabı basılan, dünyanın en önemli polisiye ve suç yazarları arasında gösterilen Ahmet Ümit için yazarlığının 35. yılında düzenlenecek olan saygı gecesine aralarında <b>Adnan Sel, Ayhan Bozkurt, Bülent Sarıyer, Cevdet Mercan, Erol Üyepazarcı, Gül Ümit Durak, Kemal Koçak, Mario Levi, Mehmet Yaşin, Mert Orçun Özyurt, Nermin Mollaoğlu, Rafael Carpintero Ortega, Sevin Okyay </b>ve<b> Turhan Günay’</b>ın da bulunduğu farklı mesleklerden dostları ve aile bireyleri konuşmacı olarak katılacaklar&#8230;<u></u><u></u></p>
<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText"><b>Evrim Demirel</b> ve <b>Erdem Erdoğan</b>’ın mini bir resital verecekleri etkinlikte tiyatro sanatçısı <b>Hümay Güldağ</b>, Ahmet Ümit’in eserlerinden bölümler seslendirecek… Ahmet ümit’e Saygı gecesinde yazarın albümünden görüntülerin yer aldığı bir sinevizyon gösterisi de yapılacak…<u></u><u></u></p>
<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText">Ustalara Saygı Etkinlikleri, Akatlar Kültür Merkezi’nde 18 Aralık Pazartesi akşamı <b>Yalvaç Ural </b>ile devam edecek…<u></u><u></u></p>
<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText">İlki 7 Kasım 2005 tarihinde Melih Cevdet Anday için gerçekleştirilen toplantılar, geride bıraktığı 158 Ustalara Saygı gecesiyle (kısa bir ara dışında) alanının tek ve en uzun soluklu organizasyonu. Kış sezonlarında Akatlar Kültür Merkezi’nde, Fulya Sanat’ta ve Mustafa Kemal Merkezi’nde; yaz aylarındaysa Beşiktaş semtinin sevilen parklarında gerçekleştirilen etkinliklerde bugüne kadar 45 bine yakın izleyici ağırlandı. <u></u><u></u></p>
<p class="m_7282763082465878600MsoBodyText">
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/159-ustalara-saygi-27-kasim-pazartesi-aksami-ahmet-umit-icin-gerceklestirilecek/">159. Ustalara Saygı, 27 Kasım Pazartesi Akşamı Ahmet Ümit İçin Gerçekleştirilecek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/159-ustalara-saygi-27-kasim-pazartesi-aksami-ahmet-umit-icin-gerceklestirilecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11876</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Annem / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/11658-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/11658-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Nov 2017 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Baştürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11658</guid>
				<description><![CDATA[<p>Caddeden karşıya geçtim mezarlığın kapısında durdum bir adım sonra mezarlığın sınırları içerisinde olacaktım. Tabelaya baktım kocaman mezarlık yazıyordu. Yüzümü ekşittim bu isim çok iç karartıcıydı. Burada sadece bedenleri yatıyordu. Ruhsuz belki çürümeye başlamış hissiz sadece kemik torbaları. Tıpkı benim gibi diye düşündüm. Küfür savurdum içimden  onlar benim gibi olamazlardı. Neşeli olmalılardı..ama bir adım ilerimde cansız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11658-2/">Annem / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Caddeden karşıya geçtim mezarlığın kapısında durdum bir adım sonra mezarlığın sınırları içerisinde olacaktım. Tabelaya baktım kocaman mezarlık yazıyordu. Yüzümü ekşittim bu isim çok iç karartıcıydı. Burada sadece bedenleri yatıyordu. Ruhsuz belki çürümeye başlamış hissiz sadece kemik torbaları. Tıpkı benim gibi diye düşündüm. Küfür savurdum içimden  onlar benim gibi olamazlardı. Neşeli olmalılardı..ama bir adım ilerimde cansız bedenleri vardı. Toprak kokan ruhsuz bedenleri.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Annemin hep cennet gibi koktuğunu hatırladım. Burnum sızladı onun kokusunu duydum cennet benim için küçücük kalmıştı. Şimdi ise cehennemin ortasındaydım. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Şimdi ise bir adım sadece bir adım sonra toprak kokan bedenlerin arasındalardı. Ruhsuz ve umutsuz&#8230;</strong></p>
<p><strong>Bu can sıkıcıydı içeri girmek istemiyordum. Mezarlıkları severdim ama şimdi benden almıştı sevdiklerimi. Yakın arkadaşım bana düşman olmuştu. Ölüler&#8230; onlar zararsız bedenler bazıları sadece kemikti. Onlardan ne zarar gelebilirdi ki?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>İnsanlar neden mezarlıklardan korkarlardı anlamamışımdır. Şuan mezarlığın önünde kaç dakikadır dikeliyorum bilmiyorum.  Bir adımdı değil mi? Şimdi ise mezarlığın sınırlarının çok fazla içerisindeydik. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Ruhsuz bedenler ve işte karşımdalardı. Boylu boyunca uzanmış iki cansız beden. Toprak kokuyorsunuz ben&#8230;severim toprak kokusunu ama size yakışmamış.  </strong></p>
<p><strong>Gözlerimi ikisinin üstünde gezdirdim. Topraktaki çiçekleri tazeydi. Kim bakmıştı bunca zaman onlara benden başka kim dokunmuştu onlara toprakları ıslaktı hangi hakla su dökerdi kimdi bu. Yutkundum istemsizce kaşlarım çatılmıştı onlar orada yatıyorlardı ve ben kendimi onlardan uzak hissediyordum.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Bu normal miydi? Elbette ki normal onlar sadece bedenleri ve kendileri çok uzaktaydı. Burası onlara yakın olabileceğim tek yer ama yine de yakın değildi işte. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Göz yaşlarım daha fazla dayanamayacaklarını haykırıp akmaya başlamışlardı.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Güçsüz kalmıştım sanki biri arkamdan kafama cam şişe geçirmişti. Dizlerimin bağı çözüldü ve mermerin kenarına yığılmıştım. Elimi toprağın üstünde gezdirdim. Karnıma tekme yemiş gibi hissetmiştim. Bağıra bağıra ağlamak istiyordum. Ama sadece sessizce göz yaşlarım dökülmüştü. Ayağa kalkmaya çalıştım..kalkmaya mecalim yoktu. Sırtımı mermere dayayıp yere oturdum.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11658-2/">Annem / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/11658-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11658</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yabancı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yabanci-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yabanci-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Nov 2017 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11627</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yabancılığın tarifi mi değişti, sıra bana geldiğinde bütün kavramlar yer mi değiştirdi bilmiyorum ama bildiğim, her yerde yabancı olduğumdur… Gariptir yabancı; bir başınadır, yalnızdır, yer bilmez, yurt bilmez, yol bilmez, iz bilmez. Ne kalacak yeri olur, ne göçecek yeri. Belki parasızdır, belki açtır, belki biilaçtır… Dostu olmaz, yoldaşa rastlamaz, derdini diyeceği bulunmaz. Kimseyi tanımaz; huyunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yabanci-2/">Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yabancılığın tarifi mi değişti, sıra bana geldiğinde bütün kavramlar yer mi değiştirdi bilmiyorum ama bildiğim, her yerde yabancı olduğumdur…</p>
<p>Gariptir yabancı; bir başınadır, yalnızdır, yer bilmez, yurt bilmez, yol bilmez, iz bilmez.</p>
<p>Ne kalacak yeri olur, ne göçecek yeri.</p>
<p>Belki parasızdır, belki açtır, belki biilaçtır…</p>
<p>Dostu olmaz, yoldaşa rastlamaz, derdini diyeceği bulunmaz.</p>
<p>Kimseyi tanımaz; huyunu bilmez, suyunu bilmez, tepkisiniz kestiremez.</p>
<p>Bazen kendi kendime soruyorum (ya da sormuyorum ama sorar gibi yapıyorum, çünkü kendime bile yabancıyım); Geldiğim yerde kalmak zorunda mıydım, geldim diye suçlu mu oldum, gitsem masum mu olacağım, bir tek ben mi yabancıyım, bir tek ben mi yer değiştirdim?</p>
<p>Belki de gurbet benle var olmuştur, ondan öncesi hikâyedir.</p>
<p>Sılada gurbeti yaşardım ama gurbette sılayı yaşayamıyorum; hem orada yabancı hem de burada yabancıyım.</p>
<p>Milyonlarca insan içinde bir tek ben yabancıyım, yüzüme bakan, elimi tutan, saçımı okşayan, sırtımı sıvazlayanlara bile yabancıyım. Yabanda kalmışım, bir kenara atılmışım, önemsenmemişim, unutulmuşum, öylece bırakılmışım, hiçbir işe yaramamışım gibi hissediyorum.</p>
<p>Bir yere ait değilim gibi, ne buraya, ne oraya, ne şuraya ne de başka yere…</p>
<p>Oralı değildim, buralı da değilim, belki hiç şuralı da olmayacağım ve asla “bizden” diyene rastlamayacağım.</p>
<p>Hiç kimse bana yabancı değil, herkeste bir sıcaklık buluyorum, beni çeken bir farklılık, sesinin tınısı, yüzünün yumuşaklığı, gözlerindeki fer, bedeninde güven veren duruşu ama herkes beni yabancı görüyor ben herkesi bana yakın bilirken…</p>
<p>Sahi kime yabancı derler, bizden olmayana mı, sizden olmayan mı?</p>
<p>Bu arada siz kim, biz kim, onlar da mı buna dahil, şunlar da mı.. ya ötekiler ya berikiler ya yolda kalanlar ya yola çıkamayanlar ya yoldan sapanlar…</p>
<p>Temel olarak “bizim ülkemizden olmayan” yabancı sayılır.</p>
<p>Onlara göre de “yabancı” olan bizleriz.</p>
<p>Eğer bu hesap doğruysa yeryüzünde “yakın” olan hiç kimse yok. Herkes bir başkasına göre yabancı, herkes bir yerlerin yabancısı ama yine herkes bir yerlerde“sahibi” gibi kurulmayı seviyor, üstüne üstlük bir de efeleniyor, bir de celalleniyor.</p>
<p>Belki de hükmetmenin en önemli ayağını “sahip olmak” oluşturuyor ve bunu da en iyi “yerli” olan biliyor, yersiz olanın ne yeri var, ne zamanı, ne de gereği…</p>
<p>Belki de yabancı adam gereksiz adamdır ve ben de tam kulak memesi kıvamında gereksiz hale gelmişimdir ve sanat duvarına da o kıvamla savrulmuşumdur…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yabanci-2/">Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yabanci-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11627</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hasan Öztürk’ün Yeni Kitabı GÜNDEM EDEBİYAT çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hasan-ozturkun-yeni-kitabi-gundem-edebiyat-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hasan-ozturkun-yeni-kitabi-gundem-edebiyat-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Nov 2017 05:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11809</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Mavi Yeşil” dergisinin yayım yönetmeni Hasan Öztürk, altıncı kitabıyla okurlarının karşısına çıktı. Şimdiye dek Kitabın Dilinden Anlamak (1998), Yazının İzi (2010), Aynadaki Rüya (2013), Kurmaca ve Gerçeklik (2014) ile Kendine Bakan Edebiyat (2016) adlı kitapları yayımlanan Hasan Öztürk’ün yeni kitabı Gündem Edebiyat (Ekim 2017) bu kez yeni bir yayınevi tarafından yayımlandı. Gündem Edebiyat, yayıncılık dünyasına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasan-ozturkun-yeni-kitabi-gundem-edebiyat-cikti/">Hasan Öztürk’ün Yeni Kitabı GÜNDEM EDEBİYAT çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Mavi Yeşil” dergisinin yayım yönetmeni Hasan Öztürk, altıncı kitabıyla okurlarının karşısına çıktı. Şimdiye dek <em>Kitabın Dilinden Anlamak</em> (1998), <em>Yazının İzi</em> (2010), <em>Aynadaki Rüya</em> (2013), <em>Kurmaca ve Gerçeklik</em> (2014) ile <em>Kendine Bakan Edebiyat</em> (2016) adlı kitapları yayımlanan Hasan Öztürk’ün yeni kitabı <em>Gündem Edebiyat</em> (Ekim 2017) bu kez yeni bir yayınevi tarafından yayımlandı. <em>Gündem Edebiyat</em>, yayıncılık dünyasına 2017’de merhaba diyen “Öce Kitap Yayınları” etiketiyle basılan ilk kitap olarak piyasaya çıktı.</p>
<p>Deneme tadında eleştiriler toplamı diyebileceğimiz<em> Gündem Edebiyat</em>, öncekilere oranla çoklukla kısa yazılardan oluşan bir kitap. Popülizme kurban edilmeyecek edebiyatın, bireyin yaşamındaki yerini çoklukla edebiyat metinleri üzerinden göstermeye çalışan Hasan Öztürk, oldukça geniş bir yelpazede sürdürüyor okumalarını. Turgut Uyar ile Puşkin gibi Seyrek Yağmur (Barış Bıçakçı) ve Candide (Voltaire), adlarından bir biçimde söz ettirebiliyorlar <em>Gündem Edebiyat</em> kitabının yazılarında.</p>
<p>Dört bölümlük kitabın “Çerçeve” başlığında, edebiyatın yaşamımızdaki işlevselliği söz konusu öyle ki bu bölüm Rita Felski’nin “Edebiyat Ne İşe Yarar?” sorusuna karşılık olabilecek metinleri içeriyor denilebilir. İyilik için direniş, kötülüğe karşı duran edebiyat, medya, yazar, çevre, gençlik… Kısaca, insanın daha anlamlı yaşamı için edebiyatın varlık nedeni sorunlar irdelenmiş. Kitabın ikinci bölümü, edebiyatın kurmaca metinlerine ayrılmış. <em>Muharrir</em> (Nahit Sırrı Örik), <em>Gramofon ve Yazı Makinesi</em> (Sait Faik), <em>Okul Aile İkiliği</em> (Aziz Nesin), <em>Korkuyu Beklerken</em> (Oğuz Atay), <em>Kar</em> (Orhan Pamuk) ve başkaları… “Kitaplar İçin” ve “Varlığı Yazı Olanlar” başlıklı bölümlerde adlarından söz edilenler, bilindik tanıtmalar yerine farklı okumalarla zenginleştirilmiş ve yeni okumaları gerektiren biçimiyle okur karşısına çıkarılmış kitap ve yazar adlarını içeriyor. Bir kez daha dönüp bakıyoruz belleğimizin bir köşesinde, bizden bir sesle çağrılmayı bekleyen o adlara.</p>
<p>Arka kapağına eklenen şu cümleler, <em>Gündem Edebiyat</em> için söylenecek olanın özü: “Hasan Öztürk, bu kitabında yazar, eser ve okur bağlamında irdelediği edebiyatın, bireysel ve toplumsal yaşamda, boş zaman değerlendirme ya da eğlence aracı olmanın ötesindeki işlevsel yerini sorguluyor. Giderek lümpenleşen dünya ile bu dünyanın bir parçası olan Türkiye’de hazırlop cevaplar ve çözümler arayanlar, kendi “dar pencereli küçük oda”larında bekleyedursunlar öylece. Yaşanmaya değer, anlamlı bir dünya için gördükleriyle, okuduklarıyla, yazdıklarıyla, hissettikleriyle, yaşadıklarıyla… Kısacası kendi bireysel duruşlarıyla “tüm gök kubbeyi görmek” isteyenler için <em>Gündem Edebiyat</em>, önemli ayrıntılar içeriyor.”</p>
<p>Gündeminde “edebiyat” olanlara…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasan-ozturkun-yeni-kitabi-gundem-edebiyat-cikti/">Hasan Öztürk’ün Yeni Kitabı GÜNDEM EDEBİYAT çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hasan-ozturkun-yeni-kitabi-gundem-edebiyat-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11809</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Penceremdeki Kuşlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 19 Nov 2017 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[David Bowie]]></category>
		<category><![CDATA[kurt cobain]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[nirvana]]></category>
		<category><![CDATA[Prometheus]]></category>
		<category><![CDATA[the man who sold the world]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11695</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlk bakışta değil, Son bakıştadır aşk. Yani ayrılırken, sana nasıl bakıyorsa, O kadar sevmiştir seni&#8230; Nazım Hikmet Ran Ne zaman ki yolum o köşe başından parka doğru inen yokuşa varsa, adımı taşıyan sokak levhasını görüp gülümserim her defasında. İçim bir hoş olur, istisnasız kalbim hızla çarpar, gözlerini görmeyi, ilk karşılaştığımız duvarın dibindeki o ana geri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Penceremdeki Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>İlk bakışta değil,<br />
Son bakıştadır aşk.<br />
Yani ayrılırken, sana nasıl bakıyorsa,<br />
O kadar sevmiştir seni&#8230;</em></strong></p>
<p><strong><em>Nazım Hikmet Ran</em></strong></p>
<p>Ne zaman ki yolum o köşe başından parka doğru inen yokuşa varsa, adımı taşıyan sokak levhasını görüp gülümserim her defasında. İçim bir hoş olur, istisnasız kalbim hızla çarpar, gözlerini görmeyi, ilk karşılaştığımız duvarın dibindeki o ana geri dönmeyi isterim umutsuzca… Beni fark etmemiş olmana aldırmam, ciddi adımlarla yürüdüğün halin gelir gözlerimin önüne. Seni kaybetmemek için koşturuşumu görürüm ardından… İyi ki takılmışım derim peşine, yoksa hayatımın akışını değiştirecek o üç günü yaşayamadan göçüp gidecekmişim bir başıma…</p>
<p>Sırtındaki kamburu daha o gün, ilk bakışta fark etmiştim. Bunu sana söylemedim. Hiç fark etmediğimi söylediğim yalanını da bunca yılın sonrasında itiraf ediyorum işte&#8230; Seni kusursuz görmek istemişim olmalıyım… Oysa sağ kürek kemiğinin üzerinde küçük bir tepecik yapan kamburun, haki asker kabanının altına saklanmış, sol omzunda taşıdığın gitarın onu daha da öne çıkartmıştı… Başın önünde yürürken hızlı hızlı sallanan sağ kolun yana kaykılıyordu, arada sırada sendeliyordun, bozuk yolun çukurlarından kaçmak için zıplayarak yürüyordun.</p>
<p>Kabanınla uyumlu haki renkli berenin altından sarkan kıvırcık kumral saçların, aslan yelesi gibi savruluyordu, sırtını gördüğüm bu görüntünün yüzünü görmek isteğime engel olamadan takıldım peşine. Aynı konseri izlemeye gidiyor oluşumuzu düşledim nedense&#8230; Yıllardır beklediğim beyaz atlı prensim sendin belki de&#8230; Perçemlerin öyle uzundu ki yüzünü görmem mümkün değildi. Kulaklık takıyordun, kulaklıktan ses dışarıya çıkıyordu ama sen kendi sesinden başka hiçbir şeyi duymuyor, boyuna şarkıyı mırıldanıyordun…</p>
<p>Vapur iskelesine geldiğimizde seni kaybetmemek için adımlarımı hızlandırdım. Lülelerinin altındaki gözlerini görmek istiyordum, çok istiyordum, neden bilmiyordum. Sonbaharın en güzel günlerinden biriydi pastırma yazından kalma… Hava serindi. Güneşin sıcaklığını hissedeceğimiz birkaç kısa günden birini kaçırmadan, yüzümü güneşe verip bir kertenkele gibi ısınmak ne güzel olur diye içimden geçirmiştim ki, güvertede buldum kendimi&#8230;Senin tam karşında…</p>
<p>Balıkçıl yaka siyah bir kazak giymiştin, uzun kumral saçlarının altındaki yeşil gözlerini işte tam da o an fark ettim… Sanki biliyormuşum gibi ‘evet!’ dedim içimden… Zaten başka türlüsü olmazdı ki… Beni görmen için bir şeyler yapmalıydım. Kendi iç dünyana öyle kapanmıştın, dış dünyaya öyle yabancıydın ki, seni koparıp almak ve kendi içime saklamak arzusuna engel olamadım. Yüzün hep yere bakıyordu, sanki güzelliğinden utanıyordun. Kirli sakallarının altındaki teninin beyazlığını görebiliyordum. Başka hiçbir kız bakmazdı belki yüzüne, annem olsa ‘ ne bu böyle saç sakal karışmış birbirine’ derdi, ‘kız mı oğlan mı belli değil’… Benim içinse sen, dünyaya başka gözlerle bakan gizemli biriydin. Bulmaca çözmek gibi heyecan verici, şaşırtıcı ve çok çekiciydin&#8230;</p>
<p>Karşında oturduğumu fark etmedin, beni adeta görmezden geldin. Ben de kaset çalarımı çıkarıp çantamdan senin az önce dinlediğin şarkıyı açtım, kulaklıklarımı takıp dinlemeye başladım. Senin gibi davranacaktım, hiç görmemişim gibi yapacak, hatta kitabımı çıkarıp göz ucuyla sana bakmaya devam ederken okumaya başlayacaktım. Kaldırıp başını denize bakman uzun sürmedi, döndün yüzünü, rüzgâra verdin saçlarını, güneşin altında altın renginde parlıyorlardı&#8230; Ben de kaldırdım başımı, bir heykel gibi duruyordun işte tam karşımda…</p>
<p>‘Prometheus!’ dedim aniden… Biraz yüksek sesle söylemiş olmalıydım ki dönüp bana baktın… Kızardı yanaklarım, gözlerini gözlerime dikip gülümsedin, içimden ılık ılık akıp geçtin… Zeus’tan ateşi çalan, insanlığın bekasını sağlayan ilk devrimci Prometheus  gibiydin… Tanrılara karşı gelen bir kahraman&#8230; Zeus&#8217;un çarmığa gerip her gün bir kartala yenilenen karaciğerini yedirttiği işkenceye uğramış Prometheus&#8217;tun artık, benim kahramanımdın&#8230; Gülümseyişine, gülümsememle cevap verdim. Kulaklığını çıkarttın, bana da çıkartmam için elle işaret yaptın. Çıkarttım hemen kulaklığımı…</p>
<ul>
<li>&#8221; Bu kadar yüksek sesle müzik dinleme&#8221; dedin samimi sıcacık sesinle…</li>
<li>&#8221; İşitme kaybına neden olur ilerde.&#8221;</li>
</ul>
<p>İşte kahramanım beni korumaya başlamıştı bile&#8230; Daha ilk cümlenle beni kendine hayran bırakmıştın. Sanki tanışıyorduk kadim zamanlardan, Olympos dağında eksik kalmış bir aşkı yaşıyorduk? Rüya gibiydi her şey, kalbimin çarpıntısına aldırış etmeyip kaptırıp kendimi gözlerinin ışıltısına&#8230;</p>
<ul>
<li>&#8221; Klasik gitar mı çalıyorsun&#8221; diye sordum sana…</li>
<li>&#8221; Hayır! Akustik gitar&#8221; dedin. İşte o anda sana âşık oluvermiştim…</li>
</ul>
<p>Vapurdan inene kadar neler konuştuğumuzu hatırlamıyorum bile, her şey o kadar güzeldi ki kanatlanmış bir güvercin gibi uçuyordum mutluluktan. İlk görüşte aşk bu olsa gerekti… Sana neler anlattım neler kim bilir? Az konuşuyordun ama sen de gözlerini benden alamıyordun. Vapur Karaköy iskelesine yanaştı, en son biz indik vapurdan. Ve Galata’ya doğru yürümeye başladık… İkimiz de aynı konsere gidiyorduk, bu inanılmazdı! Mucize böyle bir şey olmalıydı&#8230;</p>
<p>Filmlerde izlesem saçma bulurdum, senaryoyu yazanların abarttıklarını düşünürdüm. Ama işte gerçekti, karşımda duruyordu ve bu mutluluğu yaşayan bizzat bendim…</p>
<p>Galata Kulesi Sokak Şenlikleri vardı, üç gün üç gece süren… Yerli ve yabancı birçok grup müzisyenin konserlerine gelen gençler, kule dibinin kahvelerinde oturacak yer bırakmamışlar, kaldırımlara, hatta sokağa taşmışlardı.</p>
<p>İkimiz de daha önce çıkmamıştık Galata Kulesine. Konserin başlamasına epeyce zamanımız vardı. İstanbul’a seninle Galata Kulesinden bakmak müthiş bir fikirdi… Manzara mı büyülemişti beni sen mi bilemiyorum? Ayaklarım yerden kesilmişti. Bir sanat tarihi öğrencisi olarak kule hakkında bildiklerimi anlattım sana. Hezarfen Çelebi gibi uçmak üzereydim, bir kanatlarım eksikti&#8230; Çevremizdeki turistlerin fotoğraf çekiyorlardı durmadan, el ele göz göze hallerinden, birbirlerine sarılıp öpüşmelerinden, bizi de sevgili sanmalarına gülüştük… Sonra birden elimi tuttun ve beni oracıkta öptün…</p>
<p>Sevgilim oldun, kaşla göz arasında, böyle bir anda&#8230;Seni bırakmak istemiyordum korkuyordum yitirmekten. Sıkı sıkı tuttum elini&#8230; Kaybolacakmış gibiydin&#8230;Birbirimize hiçbir söz vermedik, hiçbir beklenti içinde olmadık… Hiç soru sormadık&#8230; ‘Zaman çok kısa’ demiştin, ‘Bırak da yaşayalım…’</p>
<p>Üç gün üç gece konserleri izledik seninle, cebimizdeki paramız bitince gitarını kılıfından çıkarıp çalmaya başlıyordun istiklal caddesinde… Kurt Cobain intihar edeli bir kaç ay olmuştu şunun şurasında. Nirvana&#8217;nın şarkılarını ezbere çalıyordun… Başımızda durup bizi dinleyenlerle sohbet ediyordun&#8230;Müzik hakkında ne çok bilmediğim şey varmış meğerse&#8230; Bambaşka bir dünyanın ortasında bulmuştum kendimi. Bambaşka insanlar tanıyıp, başka serüvenlere doğru yol almıştım&#8230; Senin sevgilin olduğum için çok şanslıydım…</p>
<p>Üçüncü günün akşamında son konser bittiğinde, Galata’nın sokağında bana özel konser verdin. Bir şey anlatmaya çalışıyordun sanki… Ağlıyordun bir yandan, sözler çok zor çıkıyordu ağzından… En sevdiğim şarkıyı söyledin bana… Sonra kulağıma eğilip ‘Seni Seviyorum’ dedin…</p>
<p>Bunun veda olduğunu anlamıştım… Hiçbir şey sormadım, öyle anlaşmıştık çünkü… Bana simitle beslediğimiz kumruları göstererek ‘ Kumrular tek eşlidir’ demiştin… Onu hatırlattın,</p>
<ul>
<li>&#8221; Unutma, kumrular tek eşlidir &#8220;dedin bir kez daha</li>
</ul>
<p>Ne zaman penceremde yuva yapan kumruları izlesem, David Bowie&#8217;nin &#8216;The Man Who Sold The World&#8217; şarkısını mırıldanır dururum… Nirvana&#8217;nın yorumuyla, kulaklarımda notaları dönerim tekrar anılarıma&#8230;</p>
<p>Biliyorum ki kumrular tek eşlidir nasılsa !</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/fregObNcHC8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Penceremdeki Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11695</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kamyonet / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 18 Nov 2017 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seyhan Kübra Kaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11548</guid>
				<description><![CDATA[<p>“İşte şimdi, ölmenin tam zamanı!” Biraz sonra geri geri gideceğini bildiği kamyonetin arkasına geçti. Artık bu hayatta yaşamanın anlamı yoktu. Bulduğu ilk fırsatı da ölmek için değerlendirdi. Aslında biraz korkmuyor da değildi. Sonuçta oldukça yakışıklı bir adamdı ve şimdi istese ona hayır diyebilecek kız yoktu. Bunu düşündü ama bugün uğradığı o hakaretten sonra yaşayamazdı. Hayatla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/">Kamyonet / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“İşte şimdi, ölmenin tam zamanı!”</p>
<p>Biraz sonra geri geri gideceğini bildiği kamyonetin arkasına geçti. Artık bu hayatta yaşamanın anlamı yoktu. Bulduğu ilk fırsatı da ölmek için değerlendirdi. Aslında biraz korkmuyor da değildi. Sonuçta oldukça yakışıklı bir adamdı ve şimdi istese ona hayır diyebilecek kız yoktu. Bunu düşündü ama bugün uğradığı o hakaretten sonra yaşayamazdı. Hayatla ilgili bütün planlarını kafasından attı. Zaten gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylerdi. “Ah salak ben! Hangi parayla yapacaktım ki tüm bunları!” diye yüksek sesle kendine kızdı. Biraz sonra marketin önündeki mavi tulumlu, şişman, çirkin ve aynı zamanda yaşlı olan şoförü beklemeye başladı. Bir kendine baktı bir o adama “Hadi ama!” dedi. “O hâlâ yaşarken benim ölecek olmam ne adaletsizce!” Genç adam bekledi bekledi ama şişko gelmiyor, ardı ardına sigara yakıyordu. Arada yeni aldığı her halinden belli olan kamyonetine bakıp yanındakilerle konuşmaya devam ediyordu. Ölümü bekleyen adam bir an için o çirkin şişkoyla konuştuğunu düşündü. Asla yüzüne bakmazdı. Hatta belki midesi bulanır ve onun üzerine kusardı. “Evet, kesinlikle bunu yapardım,” dedi yine yüksek sesle. Kolundaki saati görünce duraksadı. Bu lanet kamyonetin arkasında bekleyeli ne kadar olmuştu? Dönüp şişkoyu gözetledi, yerinde yoktu. Etrafı iyice kolaçan etti ama gerçekten yoktu. Herhalde şoför koltuğuna oturmuş olmalıydı ama heyecandan bakamadı. Neredeyse kamyonete gerek kalmadan oracıkta ölecekti. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Derin derin nefes almaya başladı. Her şey hazırdı. Şimdi o şişko geri geri sürecek ve genç adam ona edilen hakaretten sonra kendisine yakışanı yapacaktı. Gözlerini kapattı, sadece o çirkin şişkoyu bekliyordu. Kamyonetin hareket etmesini beklerken birisi omzuna dokundu. Az önce hayal ettiği şey gerçek olmuştu. Neredeyse bir saattir beklediği şey karşısındaydı. “Hey genç adam! Kamyonetimin arkasında ne arıyorsun sen? Son anda fark etmesem ezecektim. Yeni aldığım bebeğimi kanınla kirletmeyi inan hiç istemem.” Şimdi karşısındaydı ve gerçekten üzerine kusmamak için kendini zor tutuyordu. Saçlarındaki yağ neredeyse yüzünden aşağı akıyordu. Tırnaklarının arasında dokunduğu her şeyden bir parça vardı. Genç adam daha fazla şişkoya bakamadı. Bir kamyonetin altında ölecekse bile bu başka bir adamın kamyoneti olmalıydı. Hiç konuşmadan koşarak uzaklaştı. Nerede olduğunu bilmiyordu. “Tanrım,” dedi. “Belki de kısa boylu olduğumu söyleyenler bunu dalga geçmek için yapmadılar. Bunu önce gidip onlarla konuşmalıydım,” diye pişmanlığını dile getirirken yolun ortasında yürüyordu. “Aslın ölmenin hiç de sırası değil,” dedi. Genç adam cümlesini bitirir bitirmez sağ taraftan gelen kamyonet ona çarptı. Üstelik az önce istediği gibi şişkonun ki de değildi.</p>
<p><figure id="attachment_11551" aria-describedby="caption-attachment-11551" style="width: 279px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/images.jpg"><img class="size-full wp-image-11551" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/images.jpg?resize=279%2C161" alt="KAMYONET / Öykü" width="279" height="161" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11551" class="wp-caption-text">Trafik Kazası</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/">Kamyonet / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11548</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #1 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11577</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben Metehan&#8230; Cumhuriyet mahallesindeki tek topa sahip ve aynı zamanda yaptığımız maçlarda hep kadro dışı kalan idealist topçu. Yaptığımız dediğime bakmayın haa.. Maça başlamadan mahallenin en iyi oynayanı Kazım topumu koltuğunun altına alır, başlar biriyle tip top yapmaya&#8230; Tip&#8230; Top&#8230; Tip&#8230; Top&#8230; Ali&#8230; Osman&#8230; Rüstem&#8230;Recep&#8230; (&#8230;) Ve artık duymaktan gına gelen o cümle: &#8220;Mete çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #1 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Metehan&#8230; Cumhuriyet mahallesindeki tek topa sahip ve aynı zamanda yaptığımız maçlarda hep kadro dışı kalan idealist topçu. Yaptığımız dediğime bakmayın haa.. Maça başlamadan mahallenin en iyi oynayanı Kazım topumu koltuğunun altına alır, başlar biriyle tip top yapmaya&#8230;</p>
<p>Tip&#8230; Top&#8230; Tip&#8230; Top&#8230; Ali&#8230; Osman&#8230; Rüstem&#8230;Recep&#8230; (&#8230;)</p>
<p>Ve artık duymaktan gına gelen o cümle: &#8220;Mete çok kalabalık olduk aga. Sen yedek ol, ben seni alıcam oyuna.&#8221; Her maç yaptığımızda oturup kaldırıma beklerdim. &#8220;Kazım yalan söylemez, eninde sonunda alır beni&#8221; derdim. Yaptığımız dediğime bakmayın da, ben de aslında maçın içinde olurdum be. Rüstem ceza sahasında topla her buluştuğunda, kendim topla buluşmuşum gibi hissederdim. Ve topu ağlarla buluştururdum. Kıvrak çocuktur Rüstem, ceza sahasında ayağına geleni atar.</p>
<p>Her neyse işte&#8230; Her kaldırıma oturduğumda maç yaparak akşam ederdim ben de, bekli girerim ümidiyle. Akşam ezanı duyulur, beş dakikaya kalmaz herkes dağılır. Top sahanın ortasında kalırdı. Ben de yerimden kalkar topumu alır eve doğru yol alırdım. Eve doğru giderken annem oynamadığımı anlamasın diye koşardım evin yolunda, sokak aralarında. Terler, kıpkırmızı olurdum.</p>
<p>Bir gün yine kıpkırmızı olmuş eve gittim. Annem, &#8220;Bugün kenarda oturuyordun. Niye terledin bu kadar?&#8221; dedi bana. Utandım. Utancımdan bir o kadar daha kızardım. Alnımdan süzülen terlerle karışan gözyaşlarımı saklamaya çalıştım. Anladı galiba, nasıl bilmiyorum ama bana, &#8220;Anneler her şeyi bilir.&#8221; derdi zaten. Bana &#8220;Seni oynatmıyorlar mı?&#8221; dedi. Daha fazla sustum. Mağrur bakışlarımdan olsa gerek, ekledi: &#8220;Seni oynatmıyorlarsa neden topunu onlarla paylaşıyorsun?&#8221; Yine sustum. Ben hiç anlatmak istemedim, o da anlamadı. Ama sanırım yine biliyordu. &#8220;Anneler her şeyi bilir.&#8221; Bazen şüpheleniyordum.</p>
<p>Ben 5/A sınıfında okuyorum. Beden derslerini çok severim. Belki de maçlara gerçekten katılabildiğimden, bilmiyorum. Bir gün beden dersinde güven testi yaptırdı öğretmenimiz Birbirimizle eş olduk, daha sonra arka arkaya durduk. Önde olanımız gözlerini kapatıp kendini arkadakinin kollarına bırakacaktı. Titanic gibi&#8230; Aklıma hemen o sahne geldi. Sevde&#8217;nin yanına gitmek, onunla eş olmak istedim. Hem bugün çok güzeldi. Saçlarını at kuyruğu yapmıştı. En son boşta kalan Mehmetle eş olduk. O gözlerini kapattı. Arkaya, bana doğru bıraktı kendini, tutamadım. Düştü. Hemen ayağa kalktı, sövmeye başladı. Sadece baktım. Öğretmenimiz gelip duruma el koydu ve ben yine kenarda oturmaya başladım.</p>
<p>Dersin sonuna kadar oturdum kenarda, bankta. Zil çaldı. Öğretmen gidince ben de birbirine güven testi yapmaya devam eden arkadaşlarımın yanına gidip öylece durdum. Nasıl olduğunu anlamadan ağzımdan &#8220;Sevde, biz de yapalım mı?&#8221; çıkıverdi. &#8220;Saçmalama, sen Mehmet&#8217;i düşürdün.&#8221; dedi bana. Üzülmüştüm tabii..</p>
<p>Ama olsun o bugün çok güzeldi. Saçlarını at kuyruğu yapmıştı. O dün de çok güzeldi, iki yandan örmüştü saçlarını. Aslında o her gün çok güzeldi. Saçlarını ne yaptığı önemli değildi. Sanırım gerçek aşk buydu&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #1 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11577</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bitmeyen Masalım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bitmeyen-masalim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bitmeyen-masalim/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 16 Nov 2017 08:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11733</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazdığım sonunu getiremediğim, Uzun ama gerçek masalım var. Anlatmaya cesaretim olmadı, Ben de yazmaya başladım. Sanatçı ruhlu kara prens sensin, Elinde  gitarın, dilinde ben. Masal çiçeğini alıp yanıma gelsen, “Seni çok seviyorum ”desen, Öyle güzel olurdu ki, Adı üstünde,  masal. Ne peri var, ne sihir var. Görmem gereken gerçek var. Yanındaki cadıyı seviyorsun. İnan çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bitmeyen-masalim/">Bitmeyen Masalım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazdığım sonunu getiremediğim,</p>
<p>Uzun ama gerçek masalım var.</p>
<p>Anlatmaya cesaretim olmadı,</p>
<p>Ben de yazmaya başladım.</p>
<p>Sanatçı ruhlu kara prens sensin,</p>
<p>Elinde  gitarın, dilinde ben.</p>
<p>Masal çiçeğini alıp yanıma gelsen,</p>
<p>“Seni çok seviyorum ”desen,</p>
<p>Öyle güzel olurdu ki,</p>
<p>Adı üstünde,  masal.</p>
<p>Ne peri var, ne sihir var.</p>
<p>Görmem gereken gerçek var.</p>
<p>Yanındaki cadıyı seviyorsun.</p>
<p>İnan çok kıskanıyorum.</p>
<p>Söylemeye vaktim olmadı.</p>
<p>Hislerim derin ve gerçek,</p>
<p>Ne zaman biter bilmiyorum,</p>
<p>Sen hep mutlu ol diye,</p>
<p>Kalbimi susturmak zorundayım,</p>
<p>Veda etmek istemiyorum,</p>
<p>Bir an gelir,</p>
<p>Masalım gerçek olur.</p>
<p>O ihtimal bile yetmez mi?</p>
<p>Geleceğin güne kadar,</p>
<p>Kaf dağımda bekliyorum.</p>
<p>Şimdilik hoşça kal prensim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bitmeyen-masalim/">Bitmeyen Masalım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bitmeyen-masalim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11733</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Yeşil Dergisi 108.Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/11715-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/11715-2/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Nov 2017 08:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11715</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, Kasım-Aralık 2017 tarihli 108. sayısıyla on sekizinci yılını tamamladı. Aralıksız süren on sekiz yıllık yayım boyunca adı bizimle anılmış okur ve yazarlarımıza teşekkür ederiz. İyi ki varlar ve birlikte edebiyat yolculuğuna devam ediyoruz onlarla. Bu yılın son sayısında da zengin bir içerikle çıkıyoruz okurlarımızın karşısına. Ahmet Günbaş, Emrehan Parlak, Ersin Kara, Yusuf [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11715-2/">Mavi Yeşil Dergisi 108.Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, Kasım-Aralık 2017 tarihli 108. sayısıyla on sekizinci yılını tamamladı. Aralıksız süren on sekiz yıllık yayım boyunca adı bizimle anılmış okur ve yazarlarımıza teşekkür ederiz. İyi ki varlar ve birlikte edebiyat yolculuğuna devam ediyoruz onlarla. Bu yılın son sayısında da zengin bir içerikle çıkıyoruz okurlarımızın karşısına. Ahmet Günbaş, Emrehan Parlak, Ersin Kara, Yusuf Çınar, Hüseyin Çatal ve Ensar Kasım Demir, bu sayımızın şairleri. Dört öykücümüz var bu 108. sayıda: Mustafa Orman, Ahmet Can Demir, Atakan Boran ve Enver Turan. Edebiyat yazılarımız oldukça dikkat çekici bu sayıda. Dergimizde adı ilk kez geçen Gamze Keskin, kalıplara sığmayan bir ad olarak gördüğü William Blake hakkında yazdı. Edebiyat ortamımızda adından çokça söz edilen Alberto Manguel’in bir kitabından yola çıktı Mehmet Nur Karakeçi ve okur olmak üzerinde durdu. Maksut Yiğitbaş, bir dönem adından çokça söz edilmiş edebiyatçı ve siyasetçi Hüseyin Cahit Yalçın dizisine başladı. Sibel Uğurlu, dergimizdeki ilk yazısında Cemal Süreya’nın bir şiirinden yola çıkarak şiire bakmayı gösterdi bize. İsmail Özalp, düşünce dünyamızın gündeminden düşmeyen Cemil Meriç hakkında yazdı. Ertan Alp, şiir ortamımızdan seçmelerle dergimizde bu sayı. Özkan Satılmış, “eskimemiş sayfalar” klasiğini sürdürüyor.  Dergimizin 108.sayısıyla aynı günlerde yayım yönetmenimiz Hasan Öztürk’ün yeni kitabı Gündem Edebiyat okurlara ulaştı.</p>
<p>Yeni bir yılda görüşmek üzere, iyi okumalar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11715-2/">Mavi Yeşil Dergisi 108.Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/11715-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11715</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çiçekler Solmasın / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cicekler-solmasin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cicekler-solmasin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 05:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11492</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yağmurlar artık insanlığa yağsın. Gönüllerdeki gamı, kederi dağıtsın. Kırık kalplerdeki efkârı atsın. Tüm gönüllerde gök kuşağı açsın. Dünya huzurla, mutlulukla dönerken Güneş her yere sevgi yollasın. Dilerim ki hiçbir çiçek solmasın. &#160; Dünya bahçesinde çiçekler açsın Renk renk, çeşit çeşit. Kimi leylak, kimi sümbül, Kimi menekşe, kimi gül… Her bahçede bayram olsun, Dilerim ki hiçbir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cicekler-solmasin/">Çiçekler Solmasın / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmurlar artık insanlığa yağsın.</p>
<p>Gönüllerdeki gamı, kederi dağıtsın.</p>
<p>Kırık kalplerdeki efkârı atsın.</p>
<p>Tüm gönüllerde gök kuşağı açsın.</p>
<p>Dünya huzurla, mutlulukla dönerken</p>
<p>Güneş her yere sevgi yollasın.</p>
<p>Dilerim ki hiçbir çiçek solmasın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya bahçesinde çiçekler açsın</p>
<p>Renk renk, çeşit çeşit.</p>
<p>Kimi leylak, kimi sümbül,</p>
<p>Kimi menekşe, kimi gül…</p>
<p>Her bahçede bayram olsun,</p>
<p>Dilerim ki hiçbir çiçek solmasın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tomurcuklar dalında büyüsün,</p>
<p>Neşeli çiçeklere dönsün.</p>
<p>Kimse hoyratça koparıp</p>
<p>Yan gözle bakmasın,</p>
<p>Küçük bedenine kimse dokunmasın.</p>
<p>Her çiçek güvende olsun.</p>
<p>Dilerim ki hiçbir çiçek solmasın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Savaş nedir bilmesin,</p>
<p>Silah sesi duymasın,</p>
<p>Tanklar altında ezilmesin,</p>
<p>Hiçbiri vurulmasın.</p>
<p>İllaki vurulacaksa</p>
<p>Yârinin kirpiğinden vurulsun.</p>
<p>Analar artık ağlamasın,</p>
<p>Hiçbir çiçek solmasın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cicekler-solmasin/">Çiçekler Solmasın / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cicekler-solmasin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Adım Adım Adıma Doğru</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 05:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11589</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gelirken gördüm onu; üzerinde suskun bulutların izleri vardı. Elimi uzatsam, konsa parmağımın ucuna uçup gidecekti bakmadan ardına&#8230; Serçe ürkekliğindeydi gözleri, duydum yüreğimin atışında yüreğindeki o derin sevgiyi&#8230; Yalnızdı. Umutsuz değildi asla, kırılmış sırça kanatlarının altına sakladığı ışıltısını hiç kimse görmemişti daha… Hüzünlü bakışlarını gizleyip eğdi başını usulca, gözlerimiz birbirinden ayrı düştü… Sevilmeyi bekleyen çocuksu adımlarıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Adım Adım Adıma Doğru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gelirken gördüm onu; üzerinde suskun bulutların izleri vardı. Elimi uzatsam, konsa parmağımın ucuna uçup gidecekti bakmadan ardına&#8230; Serçe ürkekliğindeydi gözleri, duydum yüreğimin atışında yüreğindeki o derin sevgiyi&#8230; Yalnızdı. Umutsuz değildi asla, kırılmış sırça kanatlarının altına sakladığı ışıltısını hiç kimse görmemişti daha… Hüzünlü bakışlarını gizleyip eğdi başını usulca, gözlerimiz birbirinden ayrı düştü… Sevilmeyi bekleyen çocuksu adımlarıyla hızlı, kararsız geçip gitti nefesimden… Üşüdüm birden!</p>
<p>Gelirken gördüm onu; gülümseyişini gördüm çok uzaktan. O görmedi, yanımdan umarsızca geçerken fark etmedi beni… Duruşunda gizleyemediği sevdalarını izledim birer birer, dimdik omuzlarında taşıyordu çektiği acıların izlerini. Yakalamak için açtım avucumu, damladı ilk aşkından kalan gözyaşı… Elinden tutmuştu sevdiğinin, Arnavut kaldırımlarında yürümüşlerdi kordon boyunda, neşeli kahkahalarıyla gelip oturmuşlardı sahildeki banklara… Piyasa caddesini yaz âşıkları süslerdi, uzanırdı Sarıyer’e kadar boylu boyunca…</p>
<p>Gelirken gördüm onu; geniş kemerli burnunun üstündeki cam çerçeveden bakan, çapkın gözlerinin içindeki gizemli maviliği gördüm… Denize dalardı ansızın insan, ürperirdi teni o bakışa. Dibe doğru çekerdi seni, çıkamazdın su üstüne bir daha… Boğulmak vız gelirdi enginliğinde denizinin… Soğuğuna alışınca üşümeye aldırmadan atardın bir kulaç, bir kulaç daha… Kapılıp akıntıya, karaya çıkmayı ummadan, ummanda gözden kaybolup giderdin…</p>
<p>Aldanışını gördüm, en sevdiğine canını verebilmenin erdeminde asılı kalmış düş kırıklığında buldum onu; sabahın serinliğinde… Boğazın sularına kendini atmayı bekliyordu, bir kurtaran olmasın diye dua ediyordu. İyi yüzdüğünü bile bile yitip gideceğini zannediyordu. Bir balıkçı motorunun onu fark edeceğini aklına getirince, ölmekten umudunu kesiyordu. Sonra salkım söğütlerin altında verdiği sözleri hatırlıyordu. O aşk dolu sözcüklerle yüreğinde yeniden sevda ateşi tutuşuyordu. Beyaz tenindeki parıltıyla uyandığı sabahlara geri dönüyordu, hani yorganı bırakmak istemediği, onu sevdiğini en çok söylediği sabahlara… Artık yanında olmasa da sevgisi yeterdi nasılsa. Dünya onun için ayaklarının altında savaşan bir nefer değil miydi? Altından tahtına kurulmuş taçsız kraldı sevdiğinin gözünde, bu ona yeterdi&#8230;</p>
<p>Gelirken gördüm onu; yanımdan geçmeden daha hayatını izledim bütün ayrıntılarıyla. Ne yaşadıysa hepsini bildim, birlikte yaşamıştık ne de olsa… O beni bilmese de ben onu bilirken o benden çok uzaktaydı…</p>
<p>Öyle genç, öyle hırslıydı ki Büyükdere’nin bütün ahşap evlerinde o yaşamıştı sanki. Çocukluğunun merdivenlerini tırmanıyordu attığı her adımda, trabzanları minik elleriyle tutup, basamakları sayarak çıkıyordu en üste; hep en üstte olmayı seviyordu… Küpeşteye oturup kayıyordu sonra bir daha sil baştan aşağıya… Düşe kalka büyür ya çocuklar, düşmeyi öğreniyordu, diz kapaklarının ağrısından geceleri uyuyamıyordu… Ben biliyordum çektiği sıkıntıyı, yumruklarken oracıktaydım diz kapaklarını. Yastığının kenarına düşerdi gözlerinden incecik damlaları… Hiç sesi çıkmazdı, kimse bilmezdi hastalığını…</p>
<p>Ayağını kıracaktı bir günde, yine de korkusunu yenercesine korkuluklardan korkmayarak inadına çıkacaktı en tepesine… En tepede olmak tek hayaliydi onun. Annesinin bağırışlarına aldırmayarak, öz güvenine sıkı sıkı sarılarak kendini boğazın sularına bırakacaktı. ‘Yüzmeyi öğrenmek için atlamalı’ diyen babasını haklı çıkartarak, korkusuzca yüzecekti dalgalara karşı… Hayatla dalga geçmeyi çok seviyordu, ölüme razı oluşuyla adeta ölüme meydan okuyordu… Çocukluğunun cesaretine sığınıyordu, korkacağı günler gelecekti bir gün nasılsa…</p>
<p>Büyüdüğünde, bu büyük şehrin büyük esaretinde, kendinden kendine bulamadığı cesaretiyle kaybolacaktı ara sokaklarda… Sığındığı merdiven altlarındaki köpeklerden kaçacaktı ilkin, ağlayacaktı köşe başlarında, kimse olmayacaktı yanı başında. Sevgisini delik ceplerine dolduracaktı, attığı her adımda ardında izler bırakacaktı… Çekirdek çitler gibi sevgisini dişlerinin arasında ezip, kabuğunu Galata köprüsünden denize atacaktı… Bir oltanın ucuna takılacaktı bir gün, balık avlamaya çıkacaktı ama kendisinin av olduğunu çok sonra anlayacaktı… Bakkaldan aldığı misinanın ucuna kurşunu bağlayıp, boğazın sularında dertlerine derman arayacaktı. Yakaladığı istavritleri yeşil plastik leğenine koyacak, evin yolunu tuttuğunda mutluluğu daim olacaktı. Okuldaki gülümseyen kızın gözlerinde sevdasının ilk ışıklarını bulacak, ama bir serap olup kalacaktı ettiği teklif, alay edecekti kız üstelik abisinden bir ton dayak yiyecekti. Kırılan kabuğuna aldırmadan yürüyen salyangoz kibriyle gittiği yoldan dönmeyecekti asla… Gururla devam edecekti yoluna, hep hatasız olduğunu düşünecekti… Başkalarının kusurlarında var olmak varken, kendi yanlışını aynada nasıl görecekti? O hep en zirvedeydi…</p>
<p>Geceleri bir başına yürüyecekti sokaklarda, elleri ceplerinde kendi şarkısını arayacaktı adının baş harfine gizlenmiş notalarda… Bir ney sesi gelecekti uzaktan, nereden geldiğini bilmeden o sese doğru yönünü değiştirecekti… Duyduğu sesin kendi sesi olduğunu anladığında ise yolun sonuna geldiğini fark edecekti, adının anlamını ancak o zaman öğrenecekti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Adım Adım Adıma Doğru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11589</post-id>	</item>
		<item>
		<title>afife jale ve sait maden’e</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/afife-jale-sait-madene/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/afife-jale-sait-madene/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Nov 2017 22:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11459</guid>
				<description><![CDATA[<p>sonbahar yaprağına benzer üstümüzden geçerler es lirik rüzgârlarınla ısıt donuk gençliğimi aşk nefertiti kadar uzak köylerin birinde ışıklar giderayak yanan muma sevinen çocuk sevecenliği&#8230; üzüntüm çiğ damlası ayrılık morfini hey gidi hayatın konuk serçesi borçludur yeryüzünü bitirenler içimizde madenler ağlar sait maden gider öksüz kalır türkçesi federico garcia’nın yüreğine yağan kurşunlar gibi yağdır bana acılarını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/afife-jale-sait-madene/">afife jale ve sait maden’e</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>sonbahar yaprağına benzer</p>
<p>üstümüzden geçerler</p>
<p>es lirik rüzgârlarınla</p>
<p>ısıt donuk gençliğimi</p>
<p>aşk nefertiti kadar uzak</p>
<p>köylerin birinde</p>
<p>ışıklar giderayak</p>
<p>yanan muma sevinen</p>
<p>çocuk sevecenliği&#8230;</p>
<p>üzüntüm çiğ damlası ayrılık morfini</p>
<p>hey gidi hayatın konuk serçesi</p>
<p>borçludur yeryüzünü bitirenler</p>
<p>içimizde madenler ağlar</p>
<p>sait maden gider</p>
<p>öksüz kalır türkçesi</p>
<p>federico garcia’nın</p>
<p>yüreğine yağan kurşunlar gibi</p>
<p>yağdır bana acılarını</p>
<p>yağdır ayrılıktan gayrı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/afife-jale-sait-madene/">afife jale ve sait maden’e</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/afife-jale-sait-madene/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11459</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kısa Film Öyküleri Yayımlandı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kisa-film-oykuleri-yayimlandi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kisa-film-oykuleri-yayimlandi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Nov 2017 22:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11449</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öykü yazarı Remzi Karabulut’un hazırladığı, Kısa Film Öyküleri Seyyah Kitap etiketiyle yayımlandı. Sinema ve edebiyat birlikteliğine sağlam birkaç düğüm daha atacak bu çalışmada, Türk edebiyatının seçkin 34 yazarı birer kısa film öyküsüyle yer alıyor. Hakan Bıçakcı, Nedim Gürsel, Işıl Özgentürk, Mesut Kara, Hüseyin Alemdar, Sabri Kuşkonmaz, Tarık Günersel, Cengiz S.Asiltürk kitapta yer alan 34 isimden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kisa-film-oykuleri-yayimlandi/">Kısa Film Öyküleri Yayımlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öykü yazarı Remzi Karabulut’un hazırladığı, <em>Kısa Film Öyküleri</em> Seyyah Kitap etiketiyle yayımlandı.</p>
<p>Sinema ve edebiyat birlikteliğine sağlam birkaç düğüm daha atacak bu çalışmada, Türk edebiyatının seçkin 34 yazarı birer kısa film öyküsüyle yer alıyor. Hakan Bıçakcı, Nedim Gürsel, Işıl Özgentürk, Mesut Kara, Hüseyin Alemdar, Sabri Kuşkonmaz, Tarık Günersel, Cengiz S.Asiltürk kitapta yer alan 34 isimden bazıları. Türkiye’de kısa filmin gelişmesinde önemli bir pay sahibi olan yönetmen Hilmi Etikan’la kısa film üstüne yapılan uzun bir söyleşiyle başlayan kitabın editörlüğünü ise sinema yazarı Rıza Oylum yaptı. <em>Kısa Film Öyküleri</em> özellikle genç yönetmenler için önemli bir kaynak görevi görecek.</p>
<p><em>Kısa Film Öyküleri, Seyyah Kitap, 204 Sayfa, Kasım 2017</em></p>
<p><figure id="attachment_11451" aria-describedby="caption-attachment-11451" style="width: 259px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/kısa-film-kapak.jpg"><img class=" wp-image-11451" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/kısa-film-kapak.jpg?resize=259%2C370" alt="Kısa Film Öyküleri" width="259" height="370" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/kısa-film-kapak.jpg?w=1620&amp;ssl=1 1620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/kısa-film-kapak.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/kısa-film-kapak.jpg?resize=717%2C1024&amp;ssl=1 717w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/kısa-film-kapak.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 259px) 100vw, 259px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11451" class="wp-caption-text">Kısa Film Öyküleri</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kisa-film-oykuleri-yayimlandi/">Kısa Film Öyküleri Yayımlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kisa-film-oykuleri-yayimlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11449</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mezarlık / ÖYKÜ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11408</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecek gibi hissetmeye başlamıştım. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda sıkıyor gibiydi. Çevreye net görünüyormuş gibi yeniden bakındım. Koyu karanlığın içinde serpilmiş ağaçlar, toprağa saplanmış mezar taşları, ceset gömülü havuzlar etrafımı sarmıştı. Etrafta en fazla yaprakları rüzgarda sallanan servilerin ıslıkları duyuluyordu. İnsan ölmeden önce mezarlığa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/">Mezarlık / ÖYKÜ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecek gibi hissetmeye başlamıştım. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda sıkıyor gibiydi. Çevreye net görünüyormuş gibi yeniden bakındım. Koyu karanlığın içinde serpilmiş ağaçlar, toprağa saplanmış mezar taşları, ceset gömülü havuzlar etrafımı sarmıştı. Etrafta en fazla yaprakları rüzgarda sallanan servilerin ıslıkları duyuluyordu. İnsan ölmeden önce mezarlığa gelmemeli. Tövbe estafurullah. Deme öle olum çarpılacaksın şimdi. Kendi kendime konuşmalarım burada kalsam sonsuza kadar uzardı. Bir kez daha başımı kollarımın arasına alıp gözlerimi kapattım. Yine karanlığın karanlığında yalnız kalmıştım. Sanki birden birileri elime ya da arkama değecek ve ben döndüğümde iğrenç suratını gösterip beynime kan pompalayacaktı.  Hayal etmeden duramıyordum. Düşündükçe kötünün de kötüsünü düşünüyordum. Her mezarın yanında kandan kıpkırmızı olmuş ama sivriliğinden bir şey kaybetmemiş dişli, kanalizasyon kokulu, uğultulu sesiyle insanın kulaklarını binlerce sıcaklıktaki bir fırında eritir gibi tırmalayan bir yaratığın bana aniden sarılmak için beklediğini düşünüyordum. Yine sıkıldım beynim yine beni rahat bırakmadı, tekrar kaldırdım kafamı çevreye bakındım. Yine ses yoktu. Ağaçların ıslıkları da olmasa dünyadaki bütün insanların şuan burada yattığını düşünecektim. Tek yaşam belirtisiydi benim için rüzgâr. &lt;&lt;Korkmuyorum, korkmuyorum, korkmuyorum&gt;&gt;</p>
<p>“Korkuyorsun”</p>
<p>“HAA&#8221;</p>
<p>Midemden patlayan kaynar su kalbime ulaştı. Kalbimdende tüm vücuduma uzanıp yaktı beni. Şimdi kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Dokunuşuyla arkama döndüm. Aklıma ilk gelen şey yumruk atmaktı ona. Ama gelen Merve&#8217;ydi. Rahat bir nefes alsam da besbelli korktuğumu fark etmişti. Üzerinde durmadım.</p>
<p>“Düşüncelerimi okumaktan vazgeç, çok geç kaldın neredesin sen?”</p>
<p>Karşılık vermedi. Mermerin üzerinde durmaktan buz kesmiş elimi tuttu. Onunki de soğuktu. Kumral teni karanlıkta esmerdi. Karanlıkta her kız biraz esmerdi. Gözlerim defalarca öptüğüm dudaklarına kayınca konuştu.</p>
<p>“Biliyorum geç kaldım. Ama işimiz biraz uzun sürdü.&#8221; Elleriyle ellerimi ısıtmaya çalışıyordu. Sarıldık. Teninin kokusunu fırsattan istifade içime çektim. &lt;&lt;Tövbe estağfurullah.&gt;&gt; Çok aykırı şeyler yapıyordum dinimize üstelik mezarlıkta.</p>
<p>&#8220;Bir şey olmaz merak etme&#8221;</p>
<p>Allah çok büyüksün yarabbim. Merve&#8217;nin düşünceleri okuma gücü vardı. Ne zaman içimden konuşsam dışından karşılık verir beni şaşırtırdı. Beş yaşındayken gece yarısı yaşadığı bir olaydan sonra karşısındaki insanın isterse zihnine girip düşüncelerini okuyabileceğini keşfetmişti. İlk başta bunu sürekli yapsa da insanlar tepki gösterince ve onu ailesi doktora götürmeye karar verince bunu aniden kimseye belli etmeden yapmaya başlamıştı. O halinden memnundu doktorların tedavisine ihtiyacı yoktu.</p>
<p>“Seninkiler nerde?” iki serseri arkadaşı daha vardı Merve&#8217;nin yanında. Zaten mezarlığa gelme amacımız onların ve Merve&#8217;nin yaptığı iğrenç ayindi.</p>
<p>“Kendilerinden geçtiler.”</p>
<p>“Yine mi içtiler yoksa o iğrenç şeyden”</p>
<p>“Evet, bende içecektim ama sen varsın diye içmedim yoksa gelemezdim”</p>
<p>“Peki, gidelim hadi.”</p>
<p>Dudaklarını yavaşça dudaklarımla buluşturdu. Gecenin soğukluğuna inat çok sıcaktı dudakları. İçimdeki korkuyu biraz olsun aldı.</p>
<p>“Gidemeyiz. Onları beklemeliyim istersen sen git”</p>
<p>Birden &lt;&lt;Tek başıma nasıl giderim?&gt;&gt; diye düşündüm. Cevap vermedim. Ama sonradan bunu düşünmemem gerektiğini bildiğimden kızdım kendime. Merve düşüncelerimi okuyabiliyordu. Bu aptalca söylentimi de okumuştu.</p>
<p>“İstersen birlikte gideriz. Sonra ben geri gelirim. Burası gerçekten korkutucu”</p>
<p>“Cidden mi? Buna inandığını sanmıyorum”</p>
<p>“Evet, kim olsa korkar”</p>
<p>“Öyle diyorsan öyledir. Kraliçe sensin”</p>
<p>“Hı hı ama sen kralım oldukça…”</p>
<p>Mutlu oldum bu sözlerine. Önemsenmek güzeldi. Birde onun tarafından olunca daha da güzel.</p>
<p>“Gitmeyeceksin değil mi?”</p>
<p>“Hayır.” Dedim, kendime şaşırarak.</p>
<p>“Birlikte gitsek bile mi?”</p>
<p>Elimde olmadan “Birlikte gitsek bile” dedim.  Şu an evdekiler uyumuş mudur acaba diye de düşünüyordum bir yandan. Beni merak edecekler. Babam yine bir fırça atar mı acaba dedim kendi kendime.</p>
<p>“Atmaz”</p>
<p>“Lütfen artık yapma şunu”</p>
<p>“Fazlasını yapacağım”</p>
<p>“Ne gibi?”</p>
<p>Uzun saçlarını gözlerinin önünden çekti. Pantolonumun kemerine sarıldı. Yavaşça açtı. Beni geriye doğru yavaşça itti ve yere uzandırdı. &lt;&lt;Neler yapıyor&gt;&gt; demeye kalmadan yerdeydim. Kendi pantolonunu da açmaya başladı. O anda &lt;&lt;içtin&gt;&gt;  &lt;&lt;sende içtin&gt;&gt; diye düşündüm. Karşılık vereceğini bildiğimden onunla konuşur gibi yaptım.</p>
<p>“İçmedim aptal” dedi ve dudaklarıma yapıştı. Dudaklarındaki içkinin tadı dudaklarıma bulaştı. Ne yaptığı çok açıktı. Karşı koymadım…</p>
<p>On beş dakika kadar sonra toparlandık. Gösterişsiz cep telefonumdan saatin 3.43 olduğunu gördüm.</p>
<p>“Saat dörde çeyrek var. Ne zaman toparlanacaklar bunlar”</p>
<p>“Gidip bir bakalım mı?”</p>
<p>“Of sevmiyorum onları neden onlarla ilgilenmek zorundayız ki”</p>
<p>“Onlar benim arkadaşlarım”</p>
<p>İçimden geçen küfre engel olamadım. Bu kez Merve bir şey demedi. Yavaşça kalktık. Artık ne mezar taşları, nede mezarlarla bir sorunum vardı. Hiç birinden korkmuyordum. Yavaş yavaş yürürken sigaralarımızı yaktı. Birkaç mezar sonra mermerlerin arasından, az ilerde ağaçların arasında yatmakta olan siyah karartıları önlerinde duran ateşin soluk ışığından fark ettim. Ölü gibiydiler. İki erkekti. Ateşin dumanıyla birlikte etrafa yaydığı iğrenç bir et kokusu vardı. Merve elimi bırakıp yanlarına gitti. Önde olanı ayağıyla iteledi. Biraz doğrulur gibi olsa da tekrar yığıldı. Onları uyandırmaya çalışırken bende ateşe bakıyordum. Üzerinde simsiyah bir çene kemiği vardı. Hala üzerinde küçük dişleri vardı bu kemiğin. Ateşin tam ortasında yanıyordu. Hemen yanda da üzerlerine kan bulaşmış tüylü et parçaları vardı. Bu akşamki talihsiz kedi kim diye düşündüm. Bizim arka mahalledeki küçük gümüş tüylü bir kedi vardı. Bu kalıntılar onunkilere çok benziyordu. &lt;&lt;Belki de odur&gt;&gt; dedim, içimden.</p>
<p>“Of uyanmıyorlar”</p>
<p>“Ne yapabilirim?”</p>
<p>“Bilmem, sızlanmaktan fazlasına ne dersin?”</p>
<p>“Satanist arkadaşlarının iyiliği için mi? Banane.”</p>
<p>“Özür dilerim. Buradan gitmeyi istediğini biliyorum ama onları bu şekilde bırakamam.”</p>
<p>“Yine burada yatmak zorundayız yani öyle mi?”</p>
<p>“Başka bir alternatifin var mı?”</p>
<p>Cevap vermedim.  Kokudan uzaklaşmak için ilerdeki bir mezarın dibine çömeldim. Yanıma geldi. Yavaşça elimi tutup konuşmaya başladı.</p>
<p>“Üzgünüm buna alıştığını sanıyordum.  Bir gece daha lütfen ne olur sonrasında bir daha bunu yapmak zorunda kalmayacaksın söz veriyorum.”</p>
<p>“Sende içtin mi?”</p>
<p>“Anlamadım?”<br />
“Bu geceki kedinin kanından bahsediyorum. İçmeyeceğine söz vermiştin.”</p>
<p>“Şey. Ya biraz.”</p>
<p>“İnanmıyorum ya bana söz vermiştin”</p>
<p>“Ya Ali çok ısrar ettiler.”</p>
<p>Önümde yanan ateşin toprakta oluşturduğu gölgelere takılı kaldı bakışlarım. Içimdeki bir yerde  sesi hızla şiddetlenen bir şeyler ne yapıyorsun sen diye haykırıyordu. Ama cevap veremiyordum.</p>
<p>“Neyse önemli değil” dedim, bakışlarımı çevirmeden ona.</p>
<p>“Sana verdiğim sözü tutacağım. Mutlaka tutacağım. Hepsi bitecek bunların. Söz.”</p>
<p>Derin bir iç çektim. Hiç yapamayacağını biliyordum ya işte seviyordum.</p>
<p>“Tamam”</p>
<p>“Pekâlâ, ne tarafta yatmak istersin aşkım şehit mezarlığı? Bak geçen ki gibi orada yatalım orda mescitte var kapısında yatmıştık geçen hani.”</p>
<p>“Ama hala bir ders almamışsın baksana. Bu akşamda orda yatalım belki Allah’ın hikmeti bu kez kalbine gelir”</p>
<p>“Mod cami hocası. Saçmalama ya yine ne hikmeti. Unuttun galiba inanışlarımıza saygı duyacaktık.”</p>
<p>Ben duyamıyordum saygı ama.</p>
<p>“Tamam, sende saygı duy unutma. Bu cami hocasının babası gerçekten cami hocası.”</p>
<p>Selami hocanın oğlu Ali. İmam hatip son sınıf öğrencisi. Babası mahalle camisinde imam oğlu satanist kız arkadaşıyla mezarlıkta sevişiyor. &lt;&lt;Tövbe estağfurullah, Yanacaksın Ali hemde biznillah yanacaksın!&gt;&gt;</p>
<p>Yavaşça şehitlerin bulunduğu bölüme doğru ilerledik. Ateş yavaş yavaş sönerken iki serseri hala ölü durumdaydı. Belli ki her zamankinden daha fazla esrar içmişlerdi. Şehitlere özel yapılan etrafı çevrili bölümün kapısından geçtik.&lt;&lt;Tövbe estağfurullah. Yanacaksın Ali!&gt;&gt; Büyük çınar ağacının bir metre kadar solundaki mescidin kapısının önüne oturdum. Merve de tam karşımdaki ağaca sırtını dayadı. Bir süre bakındık birbirimize. Gülümsedik durduk aptalca, siyah gecenin arasından gözlerimizi bulabilmek için uğraştı gözlerimiz.  Rüzgâr estikçe esiyor, bazen bizi saklandığımız yerde buluyor ve üzerimizden geçiyordu. Titreyecek kadar üşüyordum. Gözlerim yavaşça ağırlaşıp kapanmaya başlayınca karşımda duran Merve’ye gel diyebildiğimi hatırlıyorum. Elimi tutup yavaşça yanıma sokuldu sanırım. Sıcaklığını hissediyordum. Elimi elinin üzerine koydum. Omzuma başını dayamasını sağladım. Uykuya dalmak üzereydi. Onunla birlikte dudaklarımda oluşan gülümsemeyle gözlerimi kapattım. &lt;&lt;Yanacaksın Ali!&gt;&gt; zihnimde dönüp dolaşan iki kelime bu gece hiç aklımdan çıkmayacak gibiydi. Sonrasında uyuduğumu tam olarak söyleyemem. Kendimden geçmiştim.</p>
<p>Gözlerimi irkilerek açtım. Bir gurup kuş çığlık çığlığa mezarlığın üzerinden havalandı. Havanın aksine vücudum oldukça sıcaktı. Yavaşça netleşen çevreme bakındım. Bütün mezarlık beyaz bir sisin içinde bulutlar yer yüzüne inmiş gibiydi. Herhalde dedim hala rüyadayım. Bu gerçek değil henüz uyanmadım. Ama uyanmalıyım. Uyandır beni Merve. Merve? Evet doğru ya Merve nerede. “Merve?” Sesim tüm mezarlığın içinde kayboldu. Gitmişler miydi acaba? Ama beni uyandırmadan gitmezdi.  “Tövbe estağfurullah” sisin içinden birkaç adımda şehit mezarlığının dışına çıktım. Güneş dünyaya inmişçesine her yer büsbütün aydınlıktı. Çevrede hiç ama hiç kimse yoktu. “MERVEEEE” endişeme engel olamayıp bağırdım. Az önceki kuşlar yeniden şehre doğru çığlık çığlığa uçtular. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ!!!&gt;&gt; &#8220;Sırası değil sırası değil!&#8221; Merve yok. Gitti evet evet benden önce gitmiştir. &#8220;Sakin ol sakin ol çık buradan çık hemen şimdi koş!&#8221; Hızla mezarların arasından orta yola çıktım. Kapıya doğru koşmaya başladım. Sis bulutlarının ardından kapıyı gördüm. &#8220;Evet tamam sorun yok işte orada kapı. Çıkacaksın. Bak dışarısı görünüyor. Ölmedin çarpılmadın da&#8221; &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ!&gt;&gt; &#8220;Sus Allah&#8217;ın belası! Merve?&#8221; Tüm gücümle yeniden bağırdım &#8220;MERVEE!&#8221; Ses yoktu. Olmayacaktı da belli ki. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ!&gt;&gt; &#8220;Nerde bu lanet kapı&#8221; kapıyı görüyordum önümdeydi ama yetişemiyordum. Koşuyordum sanki ben koştukça kapı benden uzaklaşıyordu. &#8220;Korkma oğlum korkacak bir şey yok Allah belanı versin kapı!&#8221; Kapı gittikçe uzaklaşıyordu. Ben sonsuzluğa doğru koşuyordum. Nefes nefese kaldım. Göğüs kafesime sancılar girmeye başlayınca durmak zorunda kaldım. İki büklüm zorlukla nefes alıp veriyordum. Duyduğum çığlıkla doğruldum.</p>
<p>“ALİİ YARDIM ET!”</p>
<p>“MERVEEE!”</p>
<p>Uzakta kalan mezarlıkların ortasından geliyordu Merve’nin sesi. Oraya doğru koştum hemen. İçimde bir şeyler beni yok etmeye çalışıyor gibiydi.  Kalbim beni durdurdu. Daha fazla koşamazsın yoksa kriz geçireceğim der gibiydi. Yürümeye çabalıyordum. Etrafımda mezar taşları üzerime geliyordu. &lt;&lt;OKU&gt;&gt; zihnimdeki ses beni kontrol altına almaya çalışıyordu. Büyük puntolarla yazılmış mezar taşı yazılarına baktım. Ağaçların arasından bana gülümsüyor gibiydiler. Hiçbir rüyanın bu kadar gerçek olamayacağını düşündüm. Yüz kaslarım kasıldı. İçimdeki sıcak sular sanki ellerim ve ayak uçlarımdan akıyorlardı. &#8220;Deliriyorum.&#8221; Sis bulutu arasından hızlı adımlarla sesin geldiği yöne doğru devam ettim. Sol tarafımdaki mezarlıklardan devrilen bir mezar taşı bakışlarımı oraya yöneltti. Hemen yanındaki mezar taşına takılı kaldı gözlerim. Büyük harflerle mermere kazınmış yazıyı okudum. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ&gt;&gt;  &#8220;Tövbe estağfurullah, Allahım sen affet&#8221; Bütün ilahi güçleri kızdırdım. Hepsi birden burada yatmanın ve ölülere saygısızlık etmenin bedelini bana ödetecekler. Hepsi birlikte ya benim canımı alacaklar ya da sonsuza dek felç olacak çarpılacağım.</p>
<p>&#8220;MERVEE&#8221; sessizlik. Kendi etrafımda döndüm. Baktığım hiçbir yerde tek bir hayat belirtisi yoktu. &#8220;MERVE!&#8221;. Sessizlik. Ama duyduğuma emindim. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ&gt;&gt; önümdeki mezartaşına kazılı yazıya baktım. Yanındaki mezar taşında da yazılar belirldi. &lt;&lt;YANACAKSIN&gt;&gt; onun yanındakinde, &lt;&lt;YANACAKSIN&gt;&gt;&gt; Çevremdeki tüm mezar taşlarındaki yazılar yavaş yavaş aynı kelimeyi üzerlerine yazdılar. Tek tek düşmeye başladıklarında buradan sağ çıkamayacağımı düşündüm. Köşeye sıkışmıştım. Tamam öleyim kabul. Vakit bu kadarsa yapacak bir şeyim yok. Ama yanmak istemiyorum. &#8220;İSTEMİYORUM!&#8221; Engel olamadığım boğulma hissiyle birlikte gözlerimden birkaç damla döküldü.</p>
<p>&#8220;ALİ! YARDIM ET! ALİ!&#8221;</p>
<p>Allahım yine o ses. Duyuyorum işte, Merve bu.</p>
<p>&#8220;NEREDESİN!&#8221;</p>
<p>Sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladım. Ağaçlar üzerime yıkılsa da, mezar taşları beni öldürmeye çalışsa da gidip bulacaktım onu. Bulmalıydım. Akşam yattığımız yerin ilerisinde sesin geldiği yöne doğru ilerledim. İlerledikçe ilerideki boş mezardan gelen kürek seslerini duymaya başladım. Mezarların seyrekleştiği yerde boş bir mezarın içinden birisi dışarıya toprak atıyordu. Yanına yaklaştım. O an hayatımın burada sona ereceğine emindim. Arkasını bana dönmüş mezarın içinden toprak atan Merve&#8217;ydi.</p>
<p>&#8220;Merve?&#8221;</p>
<p>Merve yüzünü dönünce geriye doğru sıçradım, yere kapaklandım. Mervenin yüzü simsiyaha boyanmış, kömür karası olmuştu. Siyahlığın arasından parlayan kahverengi gözlerini seçebiliyordum. &#8220;Allah&#8217;ım sen yardım et&#8221; içimden kuvvetle bildiğim duaları okumaya başladım. Merve bana baktı. “YANACAKSIN!” diye dişlerini göstererek kükredi. Geriye doğru sürükledim kendimi. Toprağın üzerinde emekliyordum. Merve bana aldırmadı çukurun içine uzandı. Ayağa kalktım. “Hayır yapacak hiçbir şey yok” tek bir şey vardı oradan kaçmalıydım. Arkamı döndüm&#8230;</p>
<p>Alinin zihni o anda kapandı. Kafasında bebekliğinden bu yana öğrendiği her şey şimdi okyanus derinliklerindeki canlılar gibi karmakarışık ve kontrolsüzdü. Gözleri yuvalarından saptı. Beyni bir tür meditasyon haline geçti. Nefes alışverişleri yavaşlamıştı. Ali uyuyordu adeta. Ama gözleri açıktı. Küreğe doğru birkaç adım attı. Mezarlığın bitiminden beş yüz metre ilerden geçen insanlar içeride ne olup bittiğini görmüyordu. Sis bulutları dağılırken Ali&#8217;nin zihnindeki güç onu kontrol etmeye başlamıştı. Eğildi yerden küreği aldı. Başı hafifçe öne eğildi, görmeyen sapmış göz bebekleri mezarın içindeki Merve&#8217;ye baktı. Sonrasında küreği sımsıkı kavradı ve mezarı kapatmaya başladı. Bir robottan farksızdı. Hızla tüm kumu kapattı. Artık genç kız görünmüyordu.  Küreği yavaşça aldığı yere bıraktı. Çıkışa doğru yöneldi.</p>
<p>“Koş koş koş koş” Kendimi çıkış kapısının yanında bulunca hemen mezarlıktan çıktım. Kapıya nasıl geldiğimi bile bilmiyordum oysaki. Bizim arka mahallenin sokağına doğru nefes nefese koşmaya devam ettim. Önce kendime gelmek daha sonrada oraya tekrar gitmek gerçek mi hayal mi anlamak istiyordum. Düz lisenin önünden geçtikten sonra yıkık evin önündeki çeşmeye geldim. Biraz olsun üzerimdeki korkuyu atmıştım. Öyle ya her şey normaldi. İnsanlar, arabalar her şey normalmiş gibi davranıyordu. Sokak her zamanki sakinliğinde seyrediyordu. Bir an her şey hayalmiş gibi geldi. Bir yandan da bizimkileri düşünüyordum. Hemen yasadığım şoku atlatıp eve gitmeliydim. Her şeyin yolunda olduğuna bir kez daha kendimi inandırmak için çevreye doğru göz gezdirdim. Yokuştan aşağıya doğru baktığımda bir grup insanın bana doğru geldiğini gördüm. Gözlerim iyi görmediği için mi yoksa gerçekten çok uzakta oldukları için mi bilmiyordum ama gelenlerin kim olduğunu ayırt edemiyordum. Biraz daha bekledim. Kalabalık yaklaşıyordu. Az sonra fark ettim ki bu bir cenaze topluluğuydu. Ama nasıl olur dedim kendi kendime. Babam yerine en başta giden Ahmet hocaydı. Tabutu sürekli elden ele dönüşümlü tutuyorlar bir kez tutan hemen arkaya tekrar geçiyor ve yeniden tutmak için biran önce sıranın gelmesine çabalıyordu.  Gözlerim tabuta bakıyordu. Sadece tek düşüncem babamın cenazede yer almayışıydı. Yaklaşan kalabalıkta hocaya ve cemaate bakıp babamı arar gibi oldum. Ahmet hoca beni fark etti ve yanıma yavaşça yaklaştı. Soracak oldum. &#8220;Babam&#8230;&#8221; diyebilmiştim ki eliyle omzuma dokunup &#8220;Başın sağ olsun Ali, babanın mekânı cennet olsun&#8221; dedi. Bakışlarımı yüzüne öylesine çevirmiştim ki sanki hız denemesi yapan bir araba bana çarpmış ve gözlerim ön camına yapışıp kalmıştı. Sadece gözlerim. Bedenim yoktu. Başım kendini önüne saldı. Öldüğüme inandım. Gelip geçenlerin &#8220;Başın sağ olsun deyişlerinin her biri kafama sıkılan kurşun gibi yankılanıyordu. Beynimin her hücresi kendini inkâr ederken hıçkırıklara boğularak yere yuvarlandım. Çevreden gelenlerin ellerinden yerlere atarken kendimi, düşünceler acılarım olmuş bilinç boşluğuma kum saatinin işleyişi gibi akmaktaydı. Ne kadar süre ağladım bilmiyorum. Eve gitmek annemi görmek istiyordum. Kollarıma girip karşı çeşmeye götürdü beni muhtar ve komşu. Yüzümü yıkadılar. Ve aklıma sevgilim ve babam geldikçe bende gözyaşlarımla yıkamaya devam ettim yüzümü. Bayılıp bir daha ayılmasam ne iyi olurdu. Lütfen hayal olsun bu diyordum Allaha içimden. Yalvarıyordum kendimce.  Ama hayal olmadığını anlıyordum çevreye her göz gezdirişimde. Ve diyordum ki &lt;&lt;öyleyse bende öleyim bitsin her şey&gt;&gt; Ama öyle olmadı. Beni kollarımdan tutarak ağlaya ağlaya mezarlığa götürdüler. Gerçekti her şey lanet olsun ki gerçekti. Dualar okunmaya başlanmıştı bile. En arkalardan bir mezara gömüyorlardı babamı ben hala yaşadığımın farkında olmazken. Ağladıkça ağlıyor çevreye atılıyordum. Bıraksalar yırtıp kefeni o mu değil mi diye bakacaktım bırakmıyorlardı. Haykırışlarımın bir işe yaramadığını anlayınca eğdim başımı ağlamaya devam ettim. Tek gösterebildiğim tepkiydi çünkü bu. Mezarı çabucak kapattılar. Sanki beni gömüyorlardı. Hoca duaları okumaya devam etti. Baktım ki yapacak bir şey yok. Bende açtım ellerimi Allah&#8217;a. O böyle istemişti böyle oluyordu. Tabi ki o istediyse neden olmasındı ki. O ne derse o olurdu. OLURDU !. istemişti işte böyle istemişti böyle istemişti. Böyle istemişti böyle istemişti.</p>
<p>Cenazeden sonra evin yolunu tuttum. Yanımda muhtar hala bana bir şey olacak diye benimle birlikte yürüyor düşerim bayılırım diye tek salmıyordu. Lisenin arka sokağından bir kaç sokak daha aşarı indim. Büyük marketin yanından geçip araya saptım. Bizim ev görünmeye başlamıştı. Kapının kapalı olmasına şaşırdım. Evde kadınlar dua etmiyor muydu? Sanki her şey normalmiş gibi hissettirdi bu bana. Açtım kapıyı girdim. Hiç kimse yoktu sanki evde. Muhtarda geldi benimle içeriye doğru girdik. Odadan televizyon sesi geliyordu. Bağırdı muhtar.</p>
<p>“Selami, Selami hoca.”</p>
<p>Kan beynime çıktı. Babama sesleniyordu. O an dünyada galiba kıyamet koptu dedim. Ya da benim için kopmuştu.  Mantıklı bir açıklaması yok galiba şeytandı herkes. Gözlerim ağlamaktan mı yanlış görüyor dedim. Hala hıçkırıklarım dinmemişti ki babam kapıda göründü.</p>
<p>“Al yahu oğlunu bayılacak şimdi”</p>
<p>Babam üzerime doğru gelince, geriye doğru birkaç adım attığımı hatırlıyorum en son. Gözlerimi açtığımda başımda duran annem ve babamla birlikte koltuk odasında olduğumuzu fark ettim. “Uyandın çok şükür” dedi annem. “İyi misin oğlum” diye sordu babamın tatlı sesi. “İyiyim” diye karşılık verdim isteksizce. İyiydim. Onca olandan sonra iyiydim. Kalktım babam akşam namazına giderken peşinden gittim. Birlikte kıldık namazı. Doğru düzgün hatırladığım tek şey bu. Camiden çıkarken her şeyin yolunda olduğuna o kadar emindim ki. Ardımda hiç soru işareti bırakmıyordum. Babam bana gülümsemişti giderken, çokta iyi görünüyordu. Her şeyi unutturdu bana bu gülümseme. Camiden çarşıya doğru gidiyordum ki telefonum çaldı. Açtım, Merve’ydi.</p>
<p>“Naber aşkım”</p>
<p>Gülümsedim. “İyiyim Bitanem senden”</p>
<p>“İyiyim bende şey bak ne diyeceğim akşama buluşalım mı?”</p>
<p>“Tabi, bitanem nerde”</p>
<p>“Ya bizimkiler yine kedilerle uğraşacaklar. Mezarlıkta buluşalım bizde biliyorsun daha rahat oluyor. Gece orda olabilir misin?”</p>
<p>“Elbette tabi olurum hayatım”&#8230;</p>
<p>Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecektim. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/">Mezarlık / ÖYKÜ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11408</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İntihar Şarkıları / ŞİİR</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/11404-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/11404-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Oct 2017 22:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zühal Öz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11404</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kelimeler fısıldaşır Çağırır geçmişini Kök salmış geçmişin Bütün kelimeler hüzne çıkar Dolanırken geçmişte Şimdin bulanır durur Beyninde kelimeler tepişir Filler gideli çok olmuş Yeşil de gözükmez ufukta Dingin gökyüzüne kanma İçinde sakladığı fırtınadır Çığlıklar da saklıdır Çığlığı saklıdır kuytularda Feryat figan sessizlik Sonradan gelir sesi Duyulansa  bir intihar şarkısı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11404-2/">İntihar Şarkıları / ŞİİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kelimeler fısıldaşır</p>
<p>Çağırır geçmişini</p>
<p>Kök salmış geçmişin</p>
<p>Bütün kelimeler hüzne çıkar</p>
<p>Dolanırken geçmişte</p>
<p>Şimdin bulanır durur</p>
<p>Beyninde kelimeler tepişir</p>
<p>Filler gideli çok olmuş</p>
<p>Yeşil de gözükmez ufukta</p>
<p>Dingin gökyüzüne kanma</p>
<p>İçinde sakladığı fırtınadır</p>
<p>Çığlıklar da saklıdır</p>
<p>Çığlığı saklıdır kuytularda</p>
<p>Feryat figan sessizlik</p>
<p>Sonradan gelir sesi</p>
<p>Duyulansa  bir intihar şarkısı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11404-2/">İntihar Şarkıları / ŞİİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/11404-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11404</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE / Kumsaldaki Yaprak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Oct 2017 06:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11414</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rüzgâr kırdığı daldan af diler mi hiç? Dileseydi nerde kalırdı onun rüzgârlığı? Esip gürlemek değil mi onun vazifesi? Öyleyse neden küsüp hayata sus pus oturuyoruz sürüklediği için bizi oradan oraya? Nereye konduysak oradan başlamalıyız yenilenmiş bir halde yaşamaya… Suyumuz kuruyup kabuğumuzdan çekildiği ana dek devam etmeliyiz hiç durup dinlenmeden nefes verip; soluk almaya… Bir kauçuk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE / Kumsaldaki Yaprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Rüzgâr kırdığı daldan af diler mi hiç? Dileseydi nerde kalırdı onun rüzgârlığı? Esip gürlemek değil mi onun vazifesi? Öyleyse neden küsüp hayata sus pus oturuyoruz sürüklediği için bizi oradan oraya? Nereye konduysak oradan başlamalıyız yenilenmiş bir halde yaşamaya… Suyumuz kuruyup kabuğumuzdan çekildiği ana dek devam etmeliyiz hiç durup dinlenmeden nefes verip; soluk almaya…</em></strong></p>
<p>Bir kauçuk yaprağı olarak gelmiştim dünyaya. Büyük bir ağacın dalında falan değil, küçük bir saksının toprağındaydı evim. Sevilmeyi, özlenmeyi iyi bilirdim. Yazları bizi verandaya çıkaran ev sahibemi pek severdim… Güneşin dik gelmeyen ışıklarına kendimi bırakır koca bir yazı pencerenin altındaki gölgelikte, sevdiklerimle birlikte huzurla geçirirdim. Kışın bizi, salonun geniş camlı penceresinin köşesindeki kadife perdenin yanı başına oturturdu ev sahibim.  Gösterişli parlak yapraklarımızla gelen misafirlerin gözlerini süslemek için beklerdik, ihtişamlı gövdemizin üzerine aldığımız övgülerle vaktin nasıl geçtiğini bilmeden yaşayıp giderdik…</p>
<p>Öyle çok kardeşim vardı ki! Sıcak yaz günlerinin akşamüzerleri, bahçe sulanırken ağustos böcekleri gibi biz de neşe içinde kendi şarkılarımızı söylerdik… Çay bardaklarının kaşık sesleri karışırdı müziğimize, orkestramıza eşlik ederlerdi ama duymazdı sesimizi hiç kimse…</p>
<p>Bir gün ev sahibem uzayan dallarımızı kesti, başka bir saksıya dikmek için suya koyup köklenmesini bekledi… Yavruladı böylece büyük kauçuk ailem, çoğaldık. Baba evi saksıda ise biz, bize kaldık… Kurumaya yüz tutan yaprakları ayırdı birbirinden, bahçeye fırlattı. Yaşlanmış yapraklara düştükleri toprakta gübre olmayı umut etmek kaldı…</p>
<p>Ben gençtim daha yeni yetme bir filiz idim. Giden yaşlı yapraklara ne kadar üzülsem de güvendiğim gençliğimle olan biteni çarçabuk unutuverdim. Dönüp bakmadım bir daha onlardan yana… Her akşamüzeri yaptığım gibi şarkılarımı söyleyip diğer yapraklarla birlikte çokça eğlendim.</p>
<p>Bir gün komşunun kedisi Sarman bizim verandaya girdi. Ev sahiplerim yoktu evde, sıkışıp kalınca küçük yaramaz kedi, ne var ne yoksa her şeyi dağıttı devirdi. Korkusundan bir köşeye sığındı, beklemeye başladı. Akşam olup da gelenlerin sesini duyunca öyle bir sıçradı ki bizim evimizi, saksımızı, düşürüp betona kırdı… Dağıttı yuvamızı… Ailemizi koparıp attı, her birimiz bir yana saçıldık. Öyle ayrı düştük ki sabaha dek bekledik soğuk beton zeminde, sesimizi bir duyan olmadı… Mevsim sonbahardı, verandanın kapısı kapalıydı artık . Yağmurlara dayanan genç bedenim rüzgârlara sığındı ama bir gün çıkan fırtınada uzak diyarlara doğru uçtu gitti…</p>
<p><cite><em>Büyüyememiştim daha, serpilip gelişemeden doyasıya, parlak yapraklarımı sergilemek hevesiyle yatıyordum boylu boyunca bilmediğim ıslak toprağın koynunda…  Kavuşamayacağımı anladığımda eski mesut günlerime, büküp boynumu razı oldum kaderime. Bıraktım kendimi hayatın akışına, yumdum gözlerimi daldım bir derin uykuya. Acıyla uyandım uykumdan bir gün, sanki küçük bir solucan ısırıyordu beni kuyruğumdan. Ölüm çok yakındı, yem olacaktım bir solucanın ısırığıyla yok olacaktım. Derken havalandım birden, bir kuşun gagasında uçuverdim aniden… Nereye gittiğimi bilemeden yol aldım, dağları geçip denize ulaştım. Kondum bir evin çatısına, yuva oldum yeni doğmuş yavruların arasında… Artık yeşil değildi rengim, kurumaya başlayan derim kahverengi olmuştu ve ben ne bir kauçuk yaprağı idim ne de diriydim artık…</em></cite></p>
<p>Bütün umutlarımı kesmiştim yaşamaktan, kuru bir kauçuk yaprağı ne işe yarardı ki? Büyüyen yavrulardan biri gagasına aldığı gibi beni, havalandı ve uçtu uzaklara doğru… Güçlü değildi kanatları, konamadan bir yere <span style="font-size: 14px;">düşürdü gagasından uzayıp giden uçsuz bucaksız kumların üzerine&#8230; </span></p>
<p>Değişti hayatım bundan sonra… Yalnızlığım bitti, çektiğim çileler bir bir unutuldu gitti… Artık beni seven kumların arasında kavruluyorum gün be gün güneş ışıklarının altında… Sertleştim git gide, görmüyorlar kabuğumu, bilmiyorlar bir zamanlar bir kauçuk yaprağı olduğumu&#8230; Şarkı söylüyorum durmadan… Sabahtan akşama kadar güneşin alnındaki kumların acısını dindiriyorum, onları eğlendiriyorum… Alkışlıyorlar beni, biri gidip diğeri geliyor öyle çoklar ki! Kim olduklarının bir önemi yok&#8230; Umurumda da değil zaten kimin gelip gittiği, şarkı söylüyorum ben yalnızca…</p>
<p><strong><em>Unuttum bile çoktan kim olduğumu, tıpkı unutulmuşluğum gibi…</em></strong></p>
<p>Yalnızca inci olmayı bekleyen bir kum tanesi görüyorum uykumda, ne zaman gözlerimi kapatsam düşüme giriyor. Bir tek o hatırlıyor eski halimi, biliyor benim kim olduğumu, yeşil kauçuk yaprağı olarak varmak istiyorum ona doğru. Serin bir esintinin ucundan, uzaklardan çok uzaklardan sesleniyor bana, duyuyorum fakat bir türlü ulaşamıyorum … &#8216;Çal diyor boyuna bana, çal kemanını&#8217;… Uyanıyorum sonra ve başlıyorum tekrar kızgın kumlarda çalmaya…</p>
<p>Beni sorarsanız eğer ‘ <strong><em>Kumsaldaki Keman’</em></strong>  nerede deyin yeter… Hemen bulursunuz, gösterirler yerimi…</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bekliyorum inatla bir gün gelecek diye ‘ Rüyalarımdaki O Son Kum Tanesini ’…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_11442" aria-describedby="caption-attachment-11442" style="width: 486px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg"><img class="wp-image-11442" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=486%2C304" alt="" width="486" height="304" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?w=2560&amp;ssl=1 2560w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=1024%2C640&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 486px) 100vw, 486px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11442" class="wp-caption-text">İnci olmayı bekleyen son kum tanesi&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE / Kumsaldaki Yaprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11414</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anlatasım Var / ŞİİR</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anlatasim-var-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anlatasim-var-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Oct 2017 21:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11389</guid>
				<description><![CDATA[<p>Benim konuşmaya ihtiyacım var Ve ben susuyorum. Sustukça yoruluyor,yoruldukça kırılıyorum. Kuru dal gibi&#8230; Damarlarımdaki kan çekiliyor sanki. Susuyorum&#8230; Benim konuşmaya ihtiyacım var. Hayır öyle herkesle değil. Sana anlatasım var sana, Başkaları umrumda değil. Evet gitti o eski ben , Umarsızlaştım. Kalan iki–üç tel dağınık saçımla, yorgun ve bitkin, bu soğuk bankta oturmaktayım. Beni görmeni en [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anlatasim-var-siir/">Anlatasım Var / ŞİİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Benim konuşmaya ihtiyacım var</div>
<div dir="auto">Ve ben susuyorum.</div>
<div dir="auto">Sustukça yoruluyor,yoruldukça kırılıyorum.</div>
<div dir="auto">Kuru dal gibi&#8230;</div>
<div dir="auto">Damarlarımdaki kan çekiliyor sanki.</div>
<div dir="auto">Susuyorum&#8230;</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Benim konuşmaya ihtiyacım var.</div>
<div dir="auto">Hayır öyle herkesle değil.</div>
<div dir="auto">Sana anlatasım var sana,</div>
<div dir="auto">Başkaları umrumda değil.</div>
<div dir="auto">Evet gitti o eski ben ,</div>
<div dir="auto">Umarsızlaştım.</div>
<div dir="auto">Kalan iki–üç tel dağınık saçımla, yorgun ve bitkin, bu soğuk bankta oturmaktayım.</div>
<div dir="auto">Beni görmeni en istemediğim halde</div>
<div dir="auto">Paspal ve bakımsız..</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Kimseyi beklemiyorum.</div>
<div dir="auto">Ummuyorum hiçbirşey hatta</div>
<div dir="auto">Belki biraz hayata biraz sana kırgın&#8230;</div>
<div dir="auto">Anlatasım var. Anlatasım</div>
<div dir="auto">Ama sadece sana.</div>
<div dir="auto">Arasana be kadın.</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anlatasim-var-siir/">Anlatasım Var / ŞİİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anlatasim-var-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11389</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KORSAN ŞAİR / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Oct 2017 21:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11383</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eşitlik bozuldu Ve insan öldü Şimdi dürüst olalım Bir kekemenin Yangını haykırması gibi şiir Biliyorum Şiirde olan şiirde kalır İster sağdan ister soldan olsun Değişmez ses Akacak çığlık kalemde durmaz Bir katilin ellerini kavuşturması Korsan kalemimle geceleri şiire çıkmam Devamlı güç kaybederken Açık kalan mikrofon Ben, baharı hep aynı yerinden çizen bir facia Fakir bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/">KORSAN ŞAİR / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eşitlik bozuldu</p>
<p>Ve insan öldü</p>
<p>Şimdi dürüst olalım</p>
<p>Bir kekemenin</p>
<p>Yangını haykırması gibi şiir</p>
<p>Biliyorum</p>
<p>Şiirde olan şiirde kalır</p>
<p>İster sağdan ister soldan olsun</p>
<p>Değişmez ses</p>
<p>Akacak çığlık kalemde durmaz</p>
<p>Bir katilin ellerini kavuşturması</p>
<p>Korsan kalemimle geceleri şiire çıkmam</p>
<p>Devamlı güç kaybederken</p>
<p>Açık kalan mikrofon</p>
<p>Ben, baharı hep aynı yerinden çizen bir facia</p>
<p>Fakir bir hayvan gibi susamam</p>
<p>Mahkûm da öldü</p>
<p>Artık bir şey gelmez elimden</p>
<p>Kırıldı kalemim</p>
<p>Faiz bindirmişler tahta atıma</p>
<p>Kaybedenlerin aksine</p>
<p>Gülmek geliyor içimden</p>
<p>Ama her dilden</p>
<p>Bir çift göz sesleniyor gözlerime</p>
<p>Hep bir hata ile utanıyorum</p>
<p>Ne zaman kokusunu alsam</p>
<p>Şanlı bir giyotinin</p>
<p>Üzerimde yakasız bir gömlekle uyanıyorum</p>
<p>Bakır tenli birkaç yaprak okşuyor yüzümü</p>
<p>Ben yeniden toprağa âşık oluyorum</p>
<p>Devlerin sesleri örterken üstümü</p>
<p>Ben sessizliğe uyanıyorum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/">KORSAN ŞAİR / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11383</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şavkı Dayı’nın Anısına</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Oct 2017 21:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11307</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçmişini tam olarak bilmediğim ama anlatılanlardan gözümde canlandırdığım kadarıyla hareketli bir evmiş Şavkı dayının köy evi. Yangın çıkmış zamanında ve o zamandan sonra içi pek bir dağınık kalmış. Yangından kalan eski eşyalara bir de herkesin evinden kullanılmayan, artık yüzüne bakılmayan eşyalar getirilince ev sanki bir ölüye benzemeye başlamıştı. Arada bir bahçesinde mangal yakılan, rakı sofrası [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/">Şavkı Dayı’nın Anısına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişini tam olarak bilmediğim ama anlatılanlardan gözümde canlandırdığım kadarıyla hareketli bir evmiş Şavkı dayının köy evi. Yangın çıkmış zamanında ve o zamandan sonra içi pek bir dağınık kalmış. Yangından kalan eski eşyalara bir de herkesin evinden kullanılmayan, artık yüzüne bakılmayan eşyalar getirilince ev sanki bir ölüye benzemeye başlamıştı.</p>
<p>Arada bir bahçesinde mangal yakılan, rakı sofrası kurulan ev son zamanlarda yeniden yaşamaya başlamıştı. Eskiyle yeni birleşmiş bir taraf geçmişi anlatırken, bir taraf bugünü yaşıyordu.</p>
<p>Şavkı dayının karısı öldü &#8216;Hatçe hanım&#8217; Şavkı dayı sanki sonradan anladı onun kıymetini, bilemem. Yıllardır bu eve bir çivi çakılsa kıyameti koparan Şavkı dayı şimdi hayranlıkla izliyor evine ve bahçesine yapılan yenilikleri. Etrafa istekler yağdırıp elindeki sineklikle bahçe masasındaki sinekleri öldürüyor ve şakayla karışık &#8216;atma senin için bunlar&#8217; diyor mutlu olsun diye ev ile uğraşan damadına.</p>
<p>Sonuç olarak Şavkı dayı dimdik ayakta, geçmişin kıymetini sonradan anlasa da.</p>
<p>Tutunduğu tek şey ise evin bahçesinde Hatçe hanımın terk-i diyar eylemeden önce diktiği dut ağacı. Hatçe hanım gitmiş olsa da dut ağacında yaşatılıyor ismi.</p>
<ul>
<li> Hatçe hanıma su verdiniz mi?&#8230;</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/">Şavkı Dayı’nın Anısına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11307</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SAHİBİNE ULAŞMAYACAK MEKTUPLAR / &#8220;Fildişi Bir Tarak, Aşkımızın Tek Hatırası&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 22 Oct 2017 21:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11229</guid>
				<description><![CDATA[<p>“YARIM KALAN SAADET&#8221; Çocukluğumun sadece her yıl, bir yaz ayına sığan ve doyamadığım İstanbul anılarının önemli insanlarındandınız siz. Annemin anneannesi, bizlerin &#8220;haminnesi&#8221; idiniz. O günlere ait belleğimdeki size dair resim, siyah başörtünüzü gevşekçe bağlayışınız, genellikle kederli yüzünüz, özellikle efkarlandığınızda fazlaca tüttürdüğünüz ” Gelincik” sigaralarınız… Agah Paşa çıkmazındaki, kızınız ve damadınız ile yaşadığınız (Torunlarınız çoktan yuvadan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK MEKTUPLAR / &#8220;Fildişi Bir Tarak, Aşkımızın Tek Hatırası&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“YARIM KALAN SAADET&#8221;</p>
<p>Çocukluğumun sadece her yıl, bir yaz ayına sığan ve doyamadığım İstanbul anılarının önemli insanlarındandınız siz. Annemin anneannesi, bizlerin &#8220;haminnesi&#8221; idiniz. O günlere ait belleğimdeki size dair resim, siyah başörtünüzü gevşekçe bağlayışınız, genellikle kederli yüzünüz, özellikle efkarlandığınızda fazlaca tüttürdüğünüz ” Gelincik” sigaralarınız… Agah Paşa çıkmazındaki, kızınız ve damadınız ile yaşadığınız (Torunlarınız çoktan yuvadan uçmuştu, o tarihlerde) iki katlı, küçücük ahşap evi her ziyaretimizde, peynirli sigara börekleri kızartırdınız. O böreklere tat veren, sizin eliniz miydi, yoksa çocukluğun bazı tatları özel kılışı mıydı? bugün bile bilmiyorum. Bildiğim, bu börekleri şimdi eskisi kadar keyifle yiyemediğim&#8230;</p>
<p>Çok kısa bir süre evli kalabildiğiniz, doyamadığınız ilk eşiniz zabit Sabri Bey, Yemen cephesinde şehit olup, sizi minik kızınızla  yalnız bıraktığında, seçme şansınız olmadığı için rahmetlinin ailesi ile yaşamak zorunda kalışınız, “kaim validenizin”, benzerleri arasındaki bilinen en kötü örneğe bile nerede ise rahmet okutacak kadar insafsız oluşu&#8230; Bugünkü, ev işlerini kolaylaştırıcı teknolojik nimetlerin çoğunun adının bile bilinmediği o dönemlerde, kayın valide, kayın peder, kayın biraderler, eltiler ve çocuklarından oluşan o büyük ailenin, sadece çamaşırlarını yıkamanın bile başlı başına eziyet olduğu, can acıtıcı, bitmek bilmeyen zamanlar… Bahçede kurulan kazanlar ve leğenlerin başında, diğer gelinlerle birlikte canınız çıkarken, ensenizde boza pişirme görevini üstlenmiş,” kaim validenin” azarları: “O ne o, öne? (Öyle) Hala bitiremediniz, şuncacık çamaşırı. Ne surat ediyorsunuz? Çamaşırların hepsi de size ait. Şu gömlekler bey babanızın, şu içlikler benim, şu pantolonlar ağabeylerinizin…” Siz, o zamanlar da sakinmişsiniz. Tıpkı, hatırladığım gibi.</p>
<p>Bir gün, bulabildiğiniz tüm cesaretinizi toplayıp, yanınıza sadece, minik kızınızı ve rahmetli eşinizden size kalan tek anı olan o fildişi tarağı alıp, baba evine gitmek istemişsiniz. Ne yazık ki çok kısa sürede, geri dönmek zorunda kalmışsınız. Öyle ya, o dönemlerde (ve yine, ne yazık ki, günümüzde de çoğu evde geçerli olduğu gibi) “kadın kısmının evden çıktıktan sonra yerinin, artık eşinin evi olduğu” kabul edilirmiş.</p>
<p>Bir kaç yıl sonra, daha on yedi yaşında iken, üçüncü çocuğunu doğuramadan Hakkın rahmetine kavuşan, ardından çok ağladığınız rahmetli komşunuz Emine Şerife Hanımın dul eşi, iki çocuk babası &#8211; ki, o çocuklardan biri anneannemdir- Şehir Hatları Vapurunun çarkçıbaşısı Rasim Bey ile evlenmeniz aşamasında, ilk eşiniz Sabri Beyin ailesi, hep birlikte üzerinize gelerek, biricik kızınızı sizden kopardıkları için, onunla çocukluğu boyunca ara sıra kaçamak buluşmalarla görüşmeleriniz yüzünden, o yılların eksikliğini ve soğukluğunu, ikiniz de hiç bir zaman gideremeyecektiniz. Kızınız yetişkin olup, yuva kurup anne olduğunda, aynı evde birlikte yaşayacak ve sanki, aslında sizin suçunuz olmayan, çocukluğunun soğuk gecelerinin özürünü dilercesine, kalan ömrünüzü, üç torununuza ve tüm evin işlerine verecektiniz. Kızınız, belki de bilinçaltındakilerin yönlendirimi ile  tüm sorumluluğu size bırakarak, o yılların acısını çıkaracaktı istem dışı olarak.</p>
<p>Yıllarca, anneannemin oturma odasının duvarında asılı duran, o fotoğraftan ve anlatılanlardan anladığım kadarı ile, benzerleri gibi duygularını dışarıya hiç yansıtmayan, sevgisini mavi gözlerinin ardında gizleyen, aslında ailesi ve çocuklarını (kızınız da dahil) ayırmadan çok seven Rasim Bey, sizi de hoş tutmuş. Eski ortamınızdan sonra, inanamamışsınız bu mutluluğa. Evliliğinizin ilk günlerinde, üst kattan size “neredesiniz Zübeyde Hanım?!” diye seslenen Rasim Dedeye cevabınız; “ Buradayım bey, tel dolabımıza ve yemeklerimize bakıyorum” olmuş. Kızınıza duyduğunuz özlemi, geceleri, anneannemin küçük kardeşi, kızınız ile yakın yaştaki Fehmi dayı ile, aynı yatakta uyuyarak ve ona sarılıp, sıkça ağlayarak dindirmeye çalışmanız, o fildişi tarakla sevdiğinizin anısına tutunarak güç almaya gayretiniz ve “yemekleri seyrederek” sevgi dolu bir yere ait olma isteğiniz, buna duyduğunuz ihtiyaç, hep çok işlemiştir içime. Haminnem, gerçekten de istediğiniz, düşlediğiniz bir hayat mıydı yaşadığınız? Siz gittiğinizde, bu soru henüz oluşmamıştı içimde, daha çok gençtim, şimdiki ben olma yolunda bile değildim. Ama, Sabri Beyi, hep kalbinizde sakladığınızı biliyorum. Anneannem, bir dertleşme anında size sormuş: “Anne, öbür dünyada, sana seç deseler, kimin yanında olmak istersin, babamın mı, Sabri Beyin mi?” Gülüşünüz yüzünüzü aydınlatmış ve gözünüzü kırparak cevaplamışsınız: “ Ötekinin (yani Sabri Beyin) “. Yaşanamayan ve yarım kalan ya da isteğimiz dışında öylece, aniden bitiveren aşklar ve mutluluklar için, hep “yarım kalan saadet” şarkısı çalar içimizde.</p>
<p>Yazmaya başlarken, niyetim belliydi: Hiç bir zaman ulaşmayacak bir mektupla sizi anmak. Ama çok isterdim Haminneciğim, siz gitmeden sizinle daha derin bir bağ kurabilecek yaşta ve duygusal yakınlıkta olabilmeyi, inanın çok isterdim…</p>
<p>Bunu size hiç söyleyemedim ama bilin istedim: Sizi seviyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK MEKTUPLAR / &#8220;Fildişi Bir Tarak, Aşkımızın Tek Hatırası&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11229</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YÜREK YANGINI</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yurek-yangini/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yurek-yangini/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Oct 2017 21:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11265</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne zaman bir sala duysam, Artık atmayan bir kalp için üzülürüm Hiç tanımasam da… Dayanamam. &#160; Ne zaman bir şehit haberi alsam Gencecik bir fidanın kurumasına, Bir gülün açmadan solmasına Kıyamam. &#160; Ne zaman bir tabutun bayrağa sarıldığını görsem Geride kalan anayı, yâri, yetimleri düşünür, İçlerinde yanan, hiç sönmeyecek ateşi görürüm. Yanarım. &#160; Ne zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yurek-yangini/">YÜREK YANGINI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne zaman bir sala duysam,</p>
<p>Artık atmayan bir kalp için üzülürüm</p>
<p>Hiç tanımasam da…</p>
<p>Dayanamam.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne zaman bir şehit haberi alsam</p>
<p>Gencecik bir fidanın kurumasına,</p>
<p>Bir gülün açmadan solmasına</p>
<p>Kıyamam.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne zaman bir tabutun bayrağa sarıldığını görsem</p>
<p>Geride kalan anayı, yâri, yetimleri düşünür,</p>
<p>İçlerinde yanan, hiç sönmeyecek ateşi görürüm.</p>
<p>Yanarım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne zaman bir kar yağsa</p>
<p>Yırtık ayakkabıyla dolaşanlara,</p>
<p>Tütmeyen sobalara,</p>
<p>Yanmayan ocaklara,</p>
<p>Boş tabaklara</p>
<p>Acınırım.</p>
<p>Kimin işinden, eşinden, aşından</p>
<p>Ayrı düştüğünü bilsem,</p>
<p>Ciğerlerinin kavruluşuna ortak olurum.</p>
<p>Kim ne için uğraşırsa uğraşsın,</p>
<p>Ne kadar çabalarsa çabalasın,</p>
<p>Kadere güç yetmediğini bilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bana ne?” diyemem kimseye</p>
<p>Elimden gelini yaparım !</p>
<p>Yapamazsam</p>
<p>Her şeyin bir çaresi vardır, diyerek</p>
<p>“Çaresizlerin Çaresi”ne sığınırım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir şeyi daha bilirim ki</p>
<p>Hayat insanı ne kadar yorsa da</p>
<p>İyiler hep kazanır.</p>
<p>Herkes kalbinin ekmeğini yer!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yurek-yangini/">YÜREK YANGINI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yurek-yangini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11265</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tatlı Siyah Mandalina</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tatli-siyah-mandalina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tatli-siyah-mandalina/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Oct 2017 21:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Uğur]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11259</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnanır mısın bilmem ama, ben bunca çağ bulutları düşürdüm.  Hatta rüzgarı kazıya kazıya bir hal oldum!  ‘’Sen’’ gitmesin istedim, felaket dimi.  Çok düşüncesiz olmadığımı varsayarsak:  Çok parlak olmayan teninide siyaha…  Renklerin çocukluk yapacağı tuttu işte!  Şimdi nereden bulacağım aynayı sobayı  Mandalina kokusunun terli turuncuya… </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tatli-siyah-mandalina/">Tatlı Siyah Mandalina</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnanır mısın bilmem ama, ben bunca çağ bulutları düşürdüm.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Hatta rüzgarı kazıya kazıya bir hal oldum!<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>‘’Sen’’ gitmesin istedim, felaket dimi.<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Çok düşüncesiz olmadığımı varsayarsak:<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Çok parlak olmayan teninide siyaha…<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Renklerin çocukluk yapacağı tuttu işte!<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Şimdi nereden bulacağım aynayı sobayı<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>Mandalina kokusunun terli turuncuya…<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:200,&quot;335559740&quot;:276}"> </span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tatli-siyah-mandalina/">Tatlı Siyah Mandalina</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tatli-siyah-mandalina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KAYIP KİTABIN BİTEN ŞİİRİ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kayip-kitabin-biten-siiri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kayip-kitabin-biten-siiri/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Oct 2017 21:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Daldallı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11175</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir arabada kışın ortasında Yağan kara takılan gözlerle Seyrine dalmışken dünyanın Çektiği setler ardında yaşamayı İstemeye istemeye de öğrenmiştir. Dil suskunluğa bir imge olmuş Kelimeleri yuta yuta kendini kitap etmişte Ne okuyanı var, ne okutanı. En güzel cümleler sahipsiz, Benimseyeni, kendine uyduranı yok. Gözler bir şiir, Mısralarla parlıyor en iç yeri. Hece hece şarkı çığırıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-kitabin-biten-siiri/">KAYIP KİTABIN BİTEN ŞİİRİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir arabada kışın ortasında</p>
<p>Yağan kara takılan gözlerle</p>
<p>Seyrine dalmışken dünyanın</p>
<p>Çektiği setler ardında yaşamayı</p>
<p>İstemeye istemeye de öğrenmiştir.</p>
<p>Dil suskunluğa bir imge olmuş</p>
<p>Kelimeleri yuta yuta kendini kitap etmişte</p>
<p>Ne okuyanı var, ne okutanı.</p>
<p>En güzel cümleler sahipsiz,</p>
<p>Benimseyeni, kendine uyduranı yok.</p>
<p>Gözler bir şiir,</p>
<p>Mısralarla parlıyor en iç yeri.</p>
<p>Hece hece şarkı çığırıyor da</p>
<p>Hepsi bir duvarın ardında gerçekleşiyor.</p>
<p>Duyan, bilen, tanıklık eden tek bir kişi yokken</p>
<p>İnliyor duyurmak için sesini.</p>
<p>Soğuktan titreyerek, unutmaya çalışıyor&#8230;</p>
<p>Unutmanın imkansızlığında doğan</p>
<p>Yaşama bağlı ince bir çizgi arasında,</p>
<p>Kendini de yok ederek unutuyor.</p>
<p>Koca bir kitap yok oluyor o anda</p>
<p>Bir şiir kayboluyor mısralarıyla.</p>
<p>Gidişine de en çok sohbetiyle kavrulan</p>
<p>Tıpkı kendi gibi yalnız bir ağaç üzülüyor.</p>
<p>Yalnız bir ağaç.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-kitabin-biten-siiri/">KAYIP KİTABIN BİTEN ŞİİRİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kayip-kitabin-biten-siiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11175</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Boşluktaki Kum Tanesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Oct 2017 21:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11283</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevilmek düşüyle gelmiştim gençliğimin arsız iştiyakına. Serabım şarabımdan güçlüydü yudumlarken acıyı attığım her adımda. Sen !  -ki bakmaya doyamadığım- gözümün nurundan sakındığım-dın&#8230; Düş- tün! Düşlerimden,  Kara saplı nan-kör bıçağınla… Saplandı sırtıma gülüşlerin! Öfkenin dumanında kayboldu sevinçlerim. Kalakaldım elimde bir demet Nergisle, yüzüme çarpılan kapının eşiğinde… Alaylı sözlerin geldi peşim sıra. Bir bir düğümlendi boğazımda söyleyemediklerim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Boşluktaki Kum Tanesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevilmek düşüyle gelmiştim gençliğimin arsız iştiyakına. Serabım şarabımdan güçlüydü yudumlarken acıyı attığım her adımda.</p>
<p>Sen !  -ki bakmaya doyamadığım- gözümün nurundan sakındığım-dın&#8230;</p>
<p>Düş-</p>
<p style="padding-left: 30px;">tün!</p>
<p style="padding-left: 60px;">Düşlerimden,</p>
<p style="padding-left: 90px;"> Kara saplı nan-kör bıçağınla…</p>
<p>Saplandı sırtıma gülüşlerin! Öfkenin dumanında kayboldu sevinçlerim. Kalakaldım elimde bir demet Nergisle, yüzüme çarpılan kapının eşiğinde…</p>
<p>Alaylı sözlerin geldi peşim sıra. Bir bir düğümlendi boğazımda söyleyemediklerim. Sokak kedisi gururumla kaldırımları tekmeledim. Sefaletimi seyrettim camekânların ışığında.</p>
<p>Gecenin soğuğundan değildi titremelerim, hazmedemediğim vefasızlığına nasıl direnseydim? Utandım sevgimin gözyaşlarından, usulca sokuldum koynuna çaresizliğimin&#8230;</p>
<p>Zordur durdurmak vaktin akışını. An be an hiç yaşanmamış gibi damlıyorken ciğerimin ucundan toprağa sızan zaman; bıraktım ben de unutmak sevdasını. Kalsın istedim iliklerimde sırtından vurulmanın sancısı&#8230;</p>
<p>Anılarından sildin hislerini, akmayan gözyaşlarını sildin. Damarlarında dolaşmayan vicdanın, koparıp kendinden kendini, yıkamadığın duvarların içine hapsetti benliğini&#8230; Mahpususun artık  hiç bitmeyecek esaretinin…</p>
<p>Öyleyse korkma bir daha vur hançerini! Gönlümden akan kan değil ki… Kabuk bağlamış yaranın içindeki irindir aç da gör halini… Sensin o işte ! Pıhtılaşmış renginle tanı kendini leş kokundan…</p>
<p>Öyleyse bırak beni boşluğa, savur at küllerimi,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Sallansın gözlerimin vebali boynunun ucunda yağlı bir urgan gibi…</p>
<p>Deniz kumuydum bir zamanlar oysa canların arasında. Camdan kalbimle düştüm ıssız çöl yollarına… Önüne kattı beni bir deli fırtına, sözüm onaydı, geçmezdi bir başkasına… Ardı sıra saf tuttum. Vazgeçtim canımdan, cam olmak için duruldum…</p>
<p><strong><em>Son kum tanesiyim artık ayaklar altında…</em></strong></p>
<p>Yorgun sevdam, dilsiz bir güvercinin kanadında uyuyor mışıl mışıl&#8230; Lâlinden lâl olmuş hallerim yanıp duruyor güneşin ayazında… Susuzluğunla kavrulsam da ey zalim! Bitmesin isterim bana ettiğin zülüm. Ahlarımın çilesi yakın biliyorum… ‘Sakının mahşer gününden’ diyene sarılıyorum… Sakının masumların inlemesinden…</p>
<p>Ben,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ben değilken daha</p>
<p style="padding-left: 60px;">Hamuş kapısına eşik olmuşum&#8230;</p>
<p>Sen,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Vazgeçmişliğinle benliğinden,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Gül dereleri bırakıp, sığ suları yalayan beşik olmuşsun…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Son kum tanesiyim, </em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Aşkın nisyanından sararmış dikenli kaktüs dallarında</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Boşluktaki Kum Tanesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11283</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adı Yok</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/11187-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/11187-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 21:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11187</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben bira içiyorum Şehirdeki yalnız kadınlar kaynıyor Burunlarında tütün kokusu Keşke deyişleri hep onlara Uçkurundan başka birşey düşünmeyen adamlar geçmiş hayatlarından Keşke geçmeseydi&#8230; Sıcak omuzlarda hüzünle ağlamaya hasret gözleri Kıyı ışıklarından bakıyor Soğuk elleri sanki hiç tutulmamış Gerdanlarında morluklar Sözde kimse kıyamamış Bacakları kesik yarası Çoğu sevişirken kanamış Şehirde yalnız kadınlar Hiç bir içkiyi mezesiz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11187-2/">Adı Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Ben bira içiyorum<br />
Şehirdeki yalnız kadınlar kaynıyor<br />
Burunlarında tütün kokusu<br />
Keşke deyişleri hep onlara<br />
Uçkurundan başka birşey düşünmeyen<br />
adamlar geçmiş hayatlarından<br />
Keşke geçmeseydi&#8230;<br />
Sıcak omuzlarda hüzünle<br />
ağlamaya hasret gözleri<br />
Kıyı ışıklarından bakıyor<br />
Soğuk elleri sanki hiç tutulmamış<br />
Gerdanlarında morluklar<br />
Sözde kimse kıyamamış<br />
Bacakları kesik yarası<br />
Çoğu sevişirken kanamış<br />
Şehirde yalnız kadınlar<br />
Hiç bir içkiyi mezesiz bırakmamış<br />
Şehirde yalnız kadınlar<br />
Hiç birine şiir yazılmamış<br />
Duman altı kahve köşelerinde<br />
Vücutlarından bahsetmiş sevgilileri<br />
Şehirde bir avuç kadın<br />
Rujlarının rengi bile ellerini ısıtmamış<br />
Yalnız kadın<br />
Aglayan kadın<br />
Pişman olmuş<br />
Ama intihar edecek fırsat bulamamış<br />
Orada eski şarkılar çalar radyosunda<br />
Hala duruyor ipek ongun kitaplığında<br />
Bak sesi kulaklarımda<br />
Bugün çagırsam en güzel elbisesiyle gelir<br />
Ama evine bırakamazsan ölür<br />
Şehirde yalnız kadın&#8230;<br />
Çok erkek üzmüş onu<br />
Ama tadı hala aynı<br />
Sadece kadın<br />
yok adı.</div>
<p>&#8220;bu şiir tarafımdan ülkemdeki bütün çocuk ruhlu yalnız kadınlara yazılmıştır.&#8221;</p>
<p>*öldürülmüş ruhlarından öperim*</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11187-2/">Adı Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/11187-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11187</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk Nereye Kadar?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 21:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11291</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaç saattir bekliyordum? Öğleden sonra son kez konuştuğumuzda-ki ona göre sondu bana göre değil- bittiğini kabul edememiştim. Bir kez daha düşünmesini neredeyse yalvarırcasına istemiştim. Bilmiyorum, belki çok vicdansız değildi veya nasıl olsa görüşmeyeceğine emin olduğu için mi-asla bilemeyeceğim-denerim demişti. Bütün gece evde olacağımı ve bekleyeceğimi söyleyebildim. Akşama kadar ayaklarımın beni nerelere götürdüğünü fark edemedim. En [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/">Aşk Nereye Kadar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaç saattir bekliyordum? Öğleden sonra son kez konuştuğumuzda-ki ona göre sondu bana göre değil- bittiğini kabul edememiştim. Bir kez daha düşünmesini neredeyse yalvarırcasına istemiştim. Bilmiyorum, belki çok vicdansız değildi veya nasıl olsa görüşmeyeceğine emin olduğu için mi-asla bilemeyeceğim-denerim demişti. Bütün gece evde olacağımı ve bekleyeceğimi söyleyebildim.</p>
<p>Akşama kadar ayaklarımın beni nerelere götürdüğünü fark edemedim. En son evimin sokağında buldum kendimi. Sokağa girmeye cesaret edemedim önce. Olur da biri görür Ayça nasıl? diye sorarsa Ya köşedeki bakkal Suat Amca Ayça kızım nerede? Derse. Ya Elif abla anlamış gibi bakarsa. Nefesim daraldı daha sokağın başındayken. Hava kararmak üzereydi. Biraz daha gezinsem öyle gelsem diye geçirdim içimden. Sokak sakin görünüyordu sanki. Koşsam hiç olmayacak daha çok dikkat çekerdim. Çaresiz kafamı kaldırmadan yürüdüm eve kadar. O sokak ne kadar uzun geldi öyle bana.</p>
<p>Eve girdim. Daha girişte yere çöktüm. Bir sigara yaktım. Kül tablasını gidip alacak derman yoktu bende. Kaç sigara içtim saymadım. Tek bildiğim her taraf kül ve izmarit doluydu. Gelir miydi? Arar mıydı? Vazgeçer miydi? Dolaba yöneldim. Önce bir bira aldım yetmez dedim tekrar kalkıp gelmektense iki tane alarak geçtim içeri. Birini koltukta oturmuş içmişim diğerini pencere önünde. Camdan dışarıyı izliyordum gelirse diye. Bilirdim Ayça’yı, aramaz geleceği varsa gelirdi. Ağzım bira kokarken dilim dualar okuyordu. Ne garip. Ne kadar çaresiz?</p>
<p>Bir yıldan fazlaydı beraberliğimiz. Sevmiştim işte. Onsuz olamam farkındayım. Ellerim yüzümdeydi. Parmaklarımın kokusunu aldım bir an. İğrendim kokusundan ama bir sigara daha yaktım. Pencerenin dibine çöktüm. Küllük yine dolmuştu. Bu kaçıncıydı? Ne kadar çok kül tablam varmış?</p>
<p>Bir ara canımın acıdığını fark ettim. Parmaklarıma baktım. Tırnaklarımı hangi ara bu kadar kanatmıştım? Yara bandı sarmam iyi olurdu en azından şu iki parmağıma. Kim uğraşacak? Yüreğim kanıyor parmağı kim ne yapsın?</p>
<p>Gece yarısını geçmişti. Kaç bira daha içtim sayamıyorum bile. Sızmaktan korktum. Gelirde kapıyı çalarsa ve duymazsam? Dış kapının dibine çöktüm yine. Bekledim dakikalarca. Bütün akşam bekliyordum zaten. Asansörün her sesi bir umut yankısıydı benim için. Ayak sesleri! Ayak sesleri yaklaşınca Ayça olsun diye içimden gökleri inletiyordum. Uzaklaşıyorsa karşı komşuya gidiyor diyordum. Belki? Evet ya belki Ayça’dır o da üzülmüştür ve karşı komşumuz Nazlı ablaya gidiyordur. Önce onunla konuşacak ve bizi o barıştıracaktı. I ıh.</p>
<p>Karnım ağrımaya başladı. Çok açtım. Dolapta vardı elbet karın doyuracağım dünden kalan yemekler. Keşke bir tost olsaydı. Yapabilirdim. Gücüm olsaydı. Beklemek insanı çıldırtabiliyor. Açsam aç, ölecek değilim ya. Zaten ölmüşüm aslında. Gelmeyecek. Vay be. Demek bu kadar kolaydı onun için.</p>
<p>Salona geçtim çaresiz. Neredeyse sürünerek. Bir sigara daha. Sonra bir tane daha. Elimdeki biraya baktım bitmek üzereydi. Diktim kafaya. Dolapta kalmış olması iyiydi. Yarın alırdım nasılsa. Gelip çöktüm koltuğa.</p>
<p>Yarıya kadar içtim. Kahve ne iyi olurdu bunun yerine. Kafamı toplamam gerek. Kahve yapacak gücüm olsa ne olurdu sanki. Sarhoş olmak istiyorum ama olmuyor işte. Sehpaya koydum birayı. Uykum da yok. Gelmeyecek eminim artık. Bitirmiş işte. Beni düşünmeden üstelik. Ne haldeyim merak etmiyordur.</p>
<p>Saat kaç? Yuh 01:00. Süleyman nerede? Ya İsmet? Keyfileri yerindedir eminim. Onlar ayrı değiller sevgililerinden. Oysa ben tek. Kimsesiz gibi. Bu gece, hiç olmazsa bu gece tek olmasaydım. Sabaha daha sakin kafayla, daha doğru ve daha mantıklı hareket ederdim. Böyle zamanlarda kimse tek olmamalı.</p>
<p>Sigaram bitmek üzereydi. Birazdan çıkar alır geri gelirdim. Ben yokken gelirse? Ne gelecek bu saate kadar gelmeyen zaten gelmez. Gece olmuş zaten kimse görmez beni ve Ayça’yı sormaz nasılsa.</p>
<p>Derin bir ah çektim. Kapı çalındı aynı anda. İçimde bir çığlık yükseldi. Koşarak kapıya gittim ve hemen açtım. Gelen Ayça değildi. Yüzüne baktım. O da bana. Zuhal gelmişti. İki yıl kadar önce ayrılmıştık. Baktım öylece ona. Çok şık ve güzel görünüyordu. Kendi halimi düşünemedim o an. Ayça ile ayrıldığımızı duymuştu demek. Arada sırada karşılaşıyorduk. Ben görmezden gelirdim.</p>
<ul>
<li>Girebilir miyim?</li>
</ul>
<p>Dedi.</p>
<p>Çekildim kapının önünden. İtiraf ediyorum bu gece değil de dün gelmiş olsa ne işin var diye sorardım. Ayça’nın etkisini atmış olduktan sonra gelse yine aynı şeyi sorardım. Ama şu an ı ıh. Söylemeye dilim varmadı ama içimden “Ne iyi ettin de geldin. Ne kadar güzel geldin.” Dedim.</p>
<p>Elinde kartondan bir çanta vardı. Salona geçmesini işaret ettim. Karton çantayı sehpaya bıraktı. Elini çantanın içine soktu ve daha dumanı tüten koca bir kahve bardağı çıkarıp önüme koydu. Nasıl mutlu olmuştum anlatamam. Şaşırdım. Keşke Ayça’nın gelmesini kahve kadar istemiş olsaydım dedim içimden.</p>
<p>Tekrar karton çantaya uzandı eli. Peçeteye sarılı bir şey çıkarıp önümde duran sehpaya kahvenin hemen yanına koydu. Peçeteyi açtı. İki tost yaptırmıştı. Çift kaşarlı olduğuna emindim. Konuşamadım. Ayça geçmedi içimden bu defa.</p>
<ul>
<li>Sen atıştır bunları.</li>
</ul>
<p>Dedi.</p>
<p>Gözlerim dolmuştu. Yüreğim titredi onu izlerken. Karton kutunun dibinden küçük bir rulo çöp poşeti çıkardı. Parmakları arasında yuvarlayarak açtı ve birini kopardı. Bira kutularını ve küllükleri boşaltmaya başladı. Tosttan bir ısırık aldım. İnanılmaz güzel geldi tadı. Bir yudumda kahve içtim üstüne. Kahveye baktım nereden almış diye. Büyük boy almıştı. Çok hoşuma gitmişti. Dudağımda beliren gülümsemeyi görmüştü.</p>
<p>Topladıklarını mutfağa götürmek için odadan çıktı. Niye ayrılmıştık diye düşündüm. Bulamadım. Tek hatırladığım iki yıl önce ona devam etmek istemiyorum dediğim. Gelip karşımda oturdu.</p>
<ul>
<li>Unutuyordum neredeyse.</li>
</ul>
<p>Dedi.</p>
<p>Ben karton çantada ne var başka diye düşünürken. Kendi çantasını açarak bir paket sigara çıkardı ve sehpaya koydu. Elimdeki tosta baktığını sandım. Uzattım ona</p>
<ul>
<li>İster misin?</li>
</ul>
<p>Dedim.</p>
<ul>
<li>I ıh.</li>
</ul>
<p>Dedi kafasını sallayarak.</p>
<p>Çantasından bir şey çıkardı anlamadım. Yanıma gelince yara bandı olduğunu anladım. Tost boğazımda kalmıştı.  Gözlerimi yumdum. Gözlerimdekini görsün istemedim. Usulca kanamış iki parmağımı sardı. Dayanamadım ve sesim titreyerek sordum.</p>
<ul>
<li>Neden geldin?</li>
</ul>
<p>Bakmıyordu bana. Yara bandının ne kadar sıktığını kontrol eder gibiydi.</p>
<ul>
<li>  İki sene sonra o gece kimse gelmedi dememen için.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/">Aşk Nereye Kadar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11291</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SAHİBİNE ULAŞMAYACAK  MEKTUPLAR / “Şimdi Çok Uzak Bir Hatıra Gibi…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 12 Oct 2017 21:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11192</guid>
				<description><![CDATA[<p>“NE DEMİŞTİN, NİÇİN CAYDIN SÖZÜNDEN?” Uzak zamanlara ait anılar, bazen hiç beklemediğimiz zamanlarda çıkagelir aklımıza. Sanki, zamanın bir yerinde asılı kalmışlardır, öylece dururlar ve birgün  hiç düşünmediğimiz bir anda çıkıverirler ortaya. İkinize dair yaşanmışlıklar da öyle düştü aklıma ansızın…Seninle karşılaşmayalı, çok uzun zaman oldu.Oysa bir dönem, ayda birkaç kez  bir araya gelirdik ortak arkadaşlarımızla. Sana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK  MEKTUPLAR / “Şimdi Çok Uzak Bir Hatıra Gibi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“NE DEMİŞTİN, NİÇİN CAYDIN SÖZÜNDEN?”</p>
<p>Uzak zamanlara ait anılar, bazen hiç beklemediğimiz zamanlarda çıkagelir aklımıza. Sanki, zamanın bir yerinde asılı kalmışlardır, öylece dururlar ve birgün  hiç düşünmediğimiz bir anda çıkıverirler ortaya. İkinize dair yaşanmışlıklar da öyle düştü aklıma ansızın…Seninle karşılaşmayalı, çok uzun zaman oldu.Oysa bir dönem, ayda birkaç kez  bir araya gelirdik ortak arkadaşlarımızla. Sana dair belleğimde yer alan fotoğraf,  çok nazik ve  sevecen birine ait… Anne ve baba tarafından farklı ülkelere üyeydin. Düzgündü Türkçen evet, ama ara sıra sürçerdi dilin ve hafif kırık bir aksana dönüşürdü. Öykünün diğer tarafında yer alan kişi ise, çocukluk arkadaşımdı, çok özeldi benim için. Ortak geçmişe sahip olduğumuz kimi insanlar, zamana ve mekana bağlı olmaksızın hep bizimle kalırlar, o da öyledir. Bir akşam, aynı masada buluştunuz ve bir süre birbirinizin çekim alanında kaldınız. Ondan etkilenmen çok doğaldı bence. Senin, genellikle kontrollü, sakin yapın, onun  şen kahkahalarla süslenen, dizginlemediği taşkın neşesi ve tanıdığı herkese çabucak yöneltebildiği uçsuz bucaksız  sevgisi tarafından sarıp sarmalanıverdi kısa zamanda. Sevdiğim iki insanın birlikteliğine ben de çok sevinmiştim açıkçası. Şimdi tam olarak hatırlayamamakla birlikte, bir yıla yakın sürdüğünü sanıyorum beraberliğinizin. Bir akşam vakti, aradı beni sevdiğin. Ağlıyordu telefonda.  Kolay  kolay ağlamazdı oysa, her acıya anında  hafifletici bir panzehir bulan, iflah olmaz iyimserlerdendi. “Bitti” dedi. “ Az önce aradı ve ayrılalım dedi”. Annesinin hastanede olduğu günlerdeydi o ve sen de, doktorun hastalığın çok kritik bir döneme girdiğini söylediği akşam, kötü bir zamanlama ile aramış ve pat diye “ayrılalım “ demiştin. “Bekliyordum” dedi.” Biliyordum bitireceğini ama bu akşam değil. Kendimi sokaklara vurdum, hem ağlıyorum, hem de bilmediğim sokaklara dalıp çıkıyorum. O aşamadı, direnemedi, ama  izin verseydi, ben onunla sonuna kadar yürürdüm, onun istediği yollarda”. Onu dinledim sadece ve seni anlamaya çalıştım. Ait olduğun ve senin dışında, sen doğmadan çok önce çizilmiş çembere dair koşulları aşabilecek, dışlanmaya direnebilecek gücün yoktu, bunu o da biliyordu, ama dediği gibi, eğer isteseydin, o kendini senin çemberinin içine hapsedebilirdi. Elbette senin açından sonuç değişmezdi: Büyük yalnızlık…Başlarda , yaşadığınız büyük sevgiyi geleceğe taşımaktan yana ettiğin sözlere karşın,  yaşamını sonsuza dek değiştirecek o kararı veremediğin için kızmadım sana.  Ama, zamanlaman çok  kötüydü. Sonu geciktirmeme adına, kendinde yeterince güç bulabildiğin o anı seçmiştin ayrılık için belki de…Kötü zamanlaman, onu başka bir aşka yönlendirdi. Verdiğin acının tesellisi için hep yanında olan çok yakın bir dostu, yeni ve sürekli aşkı oldu zamanla. Geçen zaman içinde, senden tek bir kez söz etti. O evlendikten uzun zaman sonra, bir doğum gününde arayarak:</p>
<p>” Senin hep hayalindi, İstanbul’u kuşbakışı izlemek. İzin verirsen, özel bir uçakla sana İstanbul’u gökyüzünden izletmek istiyorum.” demişsin. Onun cevabı ise:” Eşim, bu hayalimi yıllar önce gerçekleştirmişti zaten “ olmuş. Sana yalan söylememiş,  helikopterle  dolaşmış İstanbul semalarında, şimdiki sevdiği ile birlikte.</p>
<p>Sizin birlikteliğiniz, bizim de arkadaşlığımız bitti o dönemden hemen sonra. Nedendir bilinmez, ortak arkadaşlarımızla da bağlar kopuverdi.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, bir gün sesini duydum telefonun diğer ucunda. Aynı sevecen, sıcak sesle, yaşamını özetledin kısacık. Ticaret yapıyormuşsun, hayli iyi konumdaymışsın, aynı semtte oturuyormuşsun ve hiç evlenmemişsin. Onu unutmadığın, onun sevgisinin yerine başka bir sevgi koymak istemediğin için mi, yoksa  zamanında kıramadığın çemberlerin, dayatmaların karşı çıkışı olmak üzere mi başka birini sürekli olarak dahil etmedin yaşamına? Sormadım elbette, bu soruları  içimden  geçirdim sadece.</p>
<p>Sen de onu sormadın bana. Sorsaydın kısaca,  “İyi “ derdim. Söylemeyeceklerim  çoktu ama : “ Uzun yıllar boyunca, farklı alanlarda çok sıkıntı çekti. Ama sevgi dolu kalbi, içten kahkahaları, insan sıcaklığı, dostluğu, vefakarlığı hiç değişmedi” demeyecektim, örneğin. Canım onun bugününe  dair, senin bilmediklerini anlatmayı hiç istemedi, açıkçası. Karşılaşsaydınız, diğer canlılardan esirgemediği yakınlığı sana da gösterirdi  büyük olasılıkla. Bilirsin, o kimseye düşmanlık beslemez. Yıllar önce verilmiş, ama tutulamamış  sözlerin hesabını  da sormaz.</p>
<p>Telefon görüşmemiz,” Özledim, en kısa zamanda görüşelim” iyi dileği ile sonlandı ve biz bir daha hiç konuşmadık. Büyük olasılıkla da böyle bir görüşme hiç gerçekleşmeyecek.</p>
<p>Başka kentlerde yaşamamıza karşın, onunla iletişimimiz hiç kopmadı oysa. Benim aramayı ihmal ettiğim zamanlarda, o ses olur genellikle. Hep aynı güzel, dost sesle çıkar karşıma. Bu yaz, uzun bir aradan sonra kucakladım onu. Gözleri hep aynı, sevgi ve neşe dolu.Hani, yaşamımızdaki yeri hiç değişmeyen insanlarımız vardır,  yıllarca görüşemezsiniz, ama görüştüğünüzde, aradan geçen onca zamanı da , sevgileri, umutları, neşeleri, hüzünleri, kısacası tüm yaşanmışlıkları da kucaklamış gibi olusunuz ya, işte ona sarılmak ta tam olarak böyle bir şeydi.</p>
<p>Bu mektubu ne sen, ne de o okuyabilecek.  Seninle -büyük olasılıkla-bir daha karşılaşmayacağız. Bunun nedeni sevgisizlik değil kesinlikle, bundan eminim. “Nereden biliyorsun?” deme, biliyorum işte… O da okumayacak, çünkü  sana dair ortak bir cümle kurmayalı çok uzun zaman oldu.</p>
<p>Sonuç olarak; Aranızda  uzun yıllar, bir dolu yaşanmışlıklar ve hatta yaşanmamışlıklar var, hem de dayatmaların, aşılamayan çemberlerin ve belki de hüzünlerin aşılamaz engelleri…</p>
<p>Her nerede isen, iyi ve mutlu ol, eski dost…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK  MEKTUPLAR / “Şimdi Çok Uzak Bir Hatıra Gibi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11192</post-id>	</item>
		<item>
		<title>istanbul efsanesi 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 11 Oct 2017 21:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11169</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;tanburi Cemil Bey kürdilihicazkar peşrevi eşliğinde yazılmıştır. düşleyişim&#8230; surlara sarılıp ağladım sizide yıkmasınlar yeter artık diye üzerimde bulut bulut sonbahar.. hırsımdan yaprak yağdıracaklar yere henüz ölmemişlerin ruhu hükmeder bu topraklara dokunur kadıköyde rakı topkapıda saray boğazda suya&#8230; gülhane parkında azıcık dalsan rüyalı bir uykuya&#8230; irkilir dönüp bakarsın mazinin geniş ufkuna&#8230; surlara sarılıp ağladım sizide yıkmasınlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/">istanbul efsanesi 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;tanburi Cemil Bey kürdilihicazkar peşrevi eşliğinde yazılmıştır. düşleyişim&#8230;</em></strong></p>
<p>surlara sarılıp ağladım</p>
<p>sizide yıkmasınlar yeter artık diye<br />
üzerimde bulut bulut sonbahar..<br />
hırsımdan yaprak yağdıracaklar yere</p>
<p>henüz ölmemişlerin ruhu hükmeder bu topraklara<br />
dokunur kadıköyde rakı topkapıda saray boğazda suya&#8230;<br />
gülhane parkında azıcık dalsan rüyalı bir uykuya&#8230;<br />
irkilir dönüp bakarsın mazinin geniş ufkuna&#8230;</p>
<p>surlara sarılıp ağladım<br />
sizide yıkmasınlar yeter artık diye<br />
üzerimde rüzgar rüzgar sonbahar<br />
hırsımdan nazar değecek gözlerine</p>
<p>ben toprak kokusunu heybeli adada duydum<br />
buhar buhar oldu gözlerim dilim konuşmadı<br />
yıldız yıldız mısra yağdı üzerime mehtapta<br />
anneannem tuttu elimden birlikte yürüdük arşa</p>
<p>surlara sarılıp ağladım<br />
sizide yıkmasınlar yeter artık diye<br />
üzerimde şiir şiir sonbahar<br />
hırsımdan selviler sallandı</p>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/7yH6o7YGG4c?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/">istanbul efsanesi 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11169</post-id>	</item>
		<item>
		<title>FİKİR SERGİSİ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fikir-sergisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fikir-sergisi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Oct 2017 21:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Korkmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11157</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat adına verir usta eller çok emek Sanatçı ve sanatkâr ülkede değer demek Yazı, heykel, tiyatro, elde palet rengârenk Herbiri fedakârdır dertleri kıymet bilmek *          *          * Toplumun hassas kalpli insanıdır sanatkâr Sayıp araştırırsan kaç tane sanatçı var Kalabalık içinden sayıca çok az çıkar Özel yaratılmıştır böyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fikir-sergisi/">FİKİR SERGİSİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat adına verir usta eller çok emek<br />
Sanatçı ve sanatkâr ülkede değer demek<br />
Yazı, heykel, tiyatro, elde palet rengârenk<br />
Herbiri fedakârdır dertleri kıymet bilmek<br />
*          *          *<br />
Toplumun hassas kalpli insanıdır sanatkâr<br />
Sayıp araştırırsan kaç tane sanatçı var<br />
Kalabalık içinden sayıca çok az çıkar<br />
Özel yaratılmıştır böyle güzel şahıslar<br />
*          *          *<br />
İncitmezler kimseyi aşılarlar sevgiyi<br />
Din, dil, ırk ayırmadan gösterirler ilgiyi<br />
İstemeyi bilene bol verirler bilgiyi<br />
Cesaretleri çoktur taşımazlar kaygıyı<br />
*          *          *<br />
Gelin sanat adına biz de emek verelim<br />
Sanatduvari.com&#8217; da toplanıp birleşelim<br />
Fikir sergileyerek çoğalıp güçlenelim<br />
Sanatın sanatçının değerini bilelim</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fikir-sergisi/">FİKİR SERGİSİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fikir-sergisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11157</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölüm Çağrısı / Manzume</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olum-cagrisi-manzume/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olum-cagrisi-manzume/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Oct 2017 21:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fulya Aras Koca]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11162</guid>
				<description><![CDATA[<p>Biliyorum vakit tamam! Ama lütfen, bırak da uğurlayım tüm hatıraları, bu sokaktan son defa. &#160; Burada yaşadık biz kaç kuşak, Lozan imzalanınca, mübadeleyle gelmişler  Kapıhisar’a , merkez Keşan, O vakit sıralı değilmiş duvarlar, iki kondu arasında koşan çocuklar! Kondurmuş bizimkiler de iki göz bir oda, bağlasan köpek durmaz! Beş kızdan sonra verdiklerinde beni kucağına, davul [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olum-cagrisi-manzume/">Ölüm Çağrısı / Manzume</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorum vakit tamam!</p>
<p>Ama lütfen,</p>
<p>bırak da uğurlayım tüm hatıraları, bu sokaktan son defa.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burada yaşadık biz kaç kuşak,</p>
<p>Lozan imzalanınca, mübadeleyle gelmişler  Kapıhisar’a , merkez Keşan,</p>
<p>O vakit sıralı değilmiş duvarlar, iki kondu arasında koşan çocuklar!</p>
<p>Kondurmuş bizimkiler de iki göz bir oda, bağlasan köpek durmaz!</p>
<p>Beş kızdan sonra verdiklerinde beni kucağına, davul çalmış, sofralar açmış babam!</p>
<p>Altı yaşımda, gazi maaşıyla aldığı dört tekerle, dört döndüm, tekerinde fırfır kırmızı beyaz!</p>
<p>Anam ‘’kuran neyine yetmez ‘’ diye kendini yerlere vurduğunda ‘</p>
<p>’O da gerek ama Mektep şart, okuyacak ‘’. Demiş.  ’’ vatan hayrına!’’ . Yumruk masada!</p>
<p>Kolumun altında a b c, düştüm mü ben yollara</p>
<p>Kar kış ayağımda, yün sarılı lastik, sırtımda eski bir aba</p>
<p>Okudum ya…., babam göçünce, anamı bir başına koymak da olmaz</p>
<p>Kaldım yine ben bu sokakta</p>
<p>İki dul bacı, yedi yetim, bir de anam</p>
<p>Geçinmek için, kazanılacak helal olanla, tezgahımı koydum şu köşe başına</p>
<p>üstüne bir daktilo, tıkır tıkır başladım yazmaya…</p>
<p>Nice sayfalar; Resmi makama yazılmış arzular veya hal eden uzakta olanlara…</p>
<p>Hayırlı oldum mu bilmem babam şu vatana</p>
<p>Ama çok dualar aldım inan burada</p>
<p>Hoş Zuhal yüz çevirmişti, arzuhalci olduktan sonra</p>
<p>Ama sanmam ki mutlu oldu, benden sonra muallime vardığında.</p>
<p>Olsuuuun varsın, benden son bir selam da gönlüme değmiş tek bir çift göze olsun</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hazırım artık gitmeye.</p>
<p>Kavuşmak var ya, bekle!</p>
<p>El salladım tüm hatıralara, geliyorum</p>
<p>Sadece bir soru asılı boynumda</p>
<p>‘’Razı mısın benden, baba?’’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olum-cagrisi-manzume/">Ölüm Çağrısı / Manzume</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olum-cagrisi-manzume/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>23</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11162</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tavan ile Kapı Arasında/ Metallica&#8217;dan Unforgiven II&#8217;nun eşliğinde</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 08 Oct 2017 21:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Metallica]]></category>
		<category><![CDATA[Photo/ Matt Rourke-04.28.15 Baltimore]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Çizginin Ötesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Unforgiven II]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11202</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Gelecek diye bir şey yok. Gelmeyecek olan ne varsa, onu sevdik biz.&#8221; SERKAN ÖZEL  ‘Geliyorum bağırıp durma, bıktım her sabah senin tavana çarpıp, camları titreten haykırışlarını duymaktan… Bir gün de güzel bir şeyler söyle be kadın…’ Demek istedim, öyle çok istedim ki… Bitmek tükenmek bilmeyen o sabahları gerisin geriye sarıp, bir filmi yeniden oynatır gibi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tavan ile Kapı Arasında/ Metallica&#8217;dan Unforgiven II&#8217;nun eşliğinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Gelecek diye bir şey yok.<br />
Gelmeyecek olan ne varsa, onu sevdik biz.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>SERKAN ÖZEL</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>‘Geliyorum bağırıp durma, bıktım her sabah senin tavana çarpıp, camları titreten haykırışlarını duymaktan… Bir gün de güzel bir şeyler söyle be kadın…’</p>
<p>Demek istedim, öyle çok istedim ki… Bitmek tükenmek bilmeyen o sabahları gerisin geriye sarıp, bir filmi yeniden oynatır gibi ne var ne yoksa her şeyi en baştan yaşamak istedim. Uyandığımda aldığım derin, taze bir nefes ile ahşap merdivenleri koşarak inmek, alelacele muslukta yıkayıp yüzümü, mutfakta dırdırlanan suratına, içimden geçenleri olduğu gibi söylemek istedim. Karşına dikilip, &#8216;yeter artık ! &#8216; demeyi ölesiye istedim…</p>
<p>Her sabah istedim bunu. O susmadığın sabahlar hep istedim. Hiç susmadığın, o çekilmez sabahlar&#8230; Bugün gibi, &#8216;YETER !&#8217; diye haykıramadığım sabahlar&#8230;</p>
<p>Bildiğim bilmediğim ne kadar kelime varsa hepsini ardı ardına sıraladın yine. Ağza alınmayacak küfürleri ekleyip soluksuz sövüp durdun. Ne seni bir gece yarısı terk edip giden kocan kaldı, ne de hapse düşen hayırsız oğlun… Torunların bile aramadılar seni altı aydır, sövdün onlara&#8230; O gelinin olacak aşüfte gelmedi evine, kim bilir kimin yatağında boynuzluyordu oğlunu… Ona da sövdün. Aptal oğlun sana rağmen almıştı ya o para düşkünü o&#8230;.yu.  Hiç sevmemiştin, kaç kere söylemiştin oğluna hayır gelmez bundan diye, dinleyen var mıydı? Olan olmuştu işte, sonunda çalıştığı şirketi dolandırmıştı, hapiste çürüyordu şimdi… Kızıp duruyordun boyuna, sövdün ona da&#8230; Önüne gelen kim varsa sövüyordun, bir ağız dolusu ileniyordun, bahçedeki tekir kediye bile sayıp döküyordun… Hırsızlığından, uğursuzluğundan soyundan sopundan başlayıp… Her sabah… Hiç susmadan bozuk plak gibi, anlatıp duruyordun. Herkesin gözü senin parandaydı. Bir tek para istemek için uğruyorlardı sana. Para vermezsen göstermiyordu o aşağılık kadın torunlarını sana. Emekli maaşına göz dikmişti bir kere. Oysa sen yıllarca sabahın köründen akşamın bir vaktine kadar fabrikalarda çalışıp hak kazanmıştın o emekli aylığına. Yedirtmezdin kimseye, hele babandan kalma bu evi yakardın da yine de vermezsin onların eline… Söylen söylenebildiğince bir dinleyen buldun nasılsa&#8230;</p>
<p>Her güne ümit yerine bu dırdırla başlamak nasıl bir işkence tanrım? Anlatılır gibi değil, unutup unutup yeniden başlıyorsun, ya da unutmuş gibi yapıyorsun. Her günümü kabusa çeviriyorsun. Bunak olduğunu ilk günden anlamıştım ama hiç önemsememiştim o zaman. Nasılsa kiracıyım diye hiç dert etmemiştim. Bana yatacak bir yer, akşamları da önüme konacak bir kap yemek yeterdi. Gerisinden bana neydi…</p>
<p>Öyle olmadı ama beni kiracı olarak değil kendi evladın gibi gördün zamanla, oğlunun yerine koydun. Yalnızlığımdan faydalanıp yalnızlığına bir köprü kurdun. Yorgun argın gecenin bir yarısı eve döndüğümde seni kapının girişinde bekler bulurdum. Sıcak bir tas çorbayı koyup önüme giderdin, sonra benimle oturmaya başladın mutfaktaki tahta iskemlenin üzerinde, ekmek iliştirdin yanına, bir de sohbeti katık ettik uzun bir süre sonra… Acıdım sana, yalnızlığına, çektiklerine üzüldüm… Kimsesizliğin kimsesizliğim oldu paylaştık acılarımızı, kardık sevgi yumağını birbirimize, destek olduk kötü günlerimizde…</p>
<p>Ne zaman ki işsiz kaldım, iş aramaktan patlamış ayaklarımla beş parasız eve daldım işte o zaman başladı her şey… Senin gözünde bir serseri olup çıktım… Beş aydır ödemiyorum kiranı, biliyorum sanki ben bundan üzüntü duymuyorum. Beni sevdiğin için verdin tek göz odalık tavan arasını&#8230; Çocukluğunun anıları arasına aldın beni. Orası senin odandı, annenin bez bebekler diktiği, babanın ahşaptan beşik yaptığı en sevdiğin odayı verdin bana. Kıyıp kimselere veremediğin odayı… Onu da biliyorum. Ama ben ne yaptım, ihanet ettim sana. Gül gibi işimden ayrılıp düştüm sokak aralarına… Hem kendime ettim hem sana. Bir iş bulmazsam koyacaksın beni kapının önüne, atacaksın eşyalarımı sundurmanın altına… Orda yatıp orda kalayım da bir müddet adam olayım öyle değil mi? Böyle düşünüyorsun. Beni gerçek oğlun sanıyorsun. Ama değilim ve duymak istemiyorum artık… Sana duyduğum minnetin içine ettin, hürmetimi ayaklarının dibine serdin… Bir iş bulsam bir dakika durmam valla burda… Ne halin varsa görürsün işte o zaman. Çok ararsın beni, benim gibi efendi birini. Yaşlısın diye saygı gösterip tek bir kelime söylemedim yüzüne. Hastadır, sıkıntılıdır, tek başınadır diye evlatlık ettim sana ama artık dayanacak halim kalmadı. Ne yaparsan yap umurumda bile değil…</p>
<p>Bir gün çıkıp gideceğim bu evden, dönmeyeceğim ardıma bakıp… Bu yazdıkları mı da okutmayacağım sana. Kaç tane oldu saymadım bile… Her güne bir mektup yazdırdın bana nerdeyse… Bu sonuncusu olsun artık…</p>
<p>Yüzünü bile görmeden çıkıp gideceğim bu kapıdan…</p>
<p><em>Ahşap merdivenleri inip çıkıp gitti o kapıdan… Yaşlı kadın söylenmeye devam etti. Çıktığı sokağın köşesinde yüzleri mendille kaplı adamları gördü, ellerinde ağzı fitilli şişeler vardı… Aldırmadı, yürüdü… İş bulmalıydı bir an önce, yoksa zıvanadan çıkacaktı… Bütün gün dolandı durdu orda burda, akşama az vakit kala evin yolunu tuttu… Sabah çıktığı sokağın başında polis arabaları duruyordu. İtfaiyeyi gördü uzaktan. Ellerinde sedye ile çıkan itfaiyeciler ambulansa doğru gidiyordu. O anda fark etti, yanan kendi eviydi. Ya sedyedeki? Polisleri yarıp koştu ambulansa doğru… Ama artık çok geçti…</em></p>
<p><em>İşte şimdi gerçekten kalakalmıştı sokağın ortasında, yıkılmış tavanın kirişlerine baktı… Ahşap bina kapkaraydı. Kapısı hala açıktı, merdivenler çökmüş, mutfak kül olmuştu… Yıkıldı kapının girişinde, kaldırıma oturup dikti gözlerini tavanın kirişine, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu&#8230; Polisle çatışmaya giren göstericilerden birinin elinden fırlayan molotof kül etmişti yaşlı kadının evini&#8230; Öyle hızla yayılmıştı ki yangın, kaçamamıştı, kapının girişinde bulmuşlardı cesedini&#8230;</em></p>
<p><em>Cep telefonu çaldı, bilmediği bir numaradan bir kadın sesi, öykü kitabı için aradığını söylüyordu. Sesi sanki çok uzaktan geliyordu. Beyninin uğultusundan işitmiyordu hiç bir şeyi. Ne öyküsü, ne kitabı hiçbir şey hissetmiyordu ki, anlayabilsin olan biteni… Yaşlı bir kadının bu sabah getirdiği mektuplardan bahsediyordu telefondaki kadın. Yayın yönetmeninin kendisiyle tanışmak istediğini söylüyordu. Öykülerini basmak için ertesi gününe randevu veriyordu…</em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/vWFSNbzRlIk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tavan ile Kapı Arasında/ Metallica&#8217;dan Unforgiven II&#8217;nun eşliğinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11202</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HİKÂYE / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hikaye-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hikaye-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 21:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11052</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu da benim usûlüm, benim eserim. Ayrı macera, ayrı hüzün her serîm. İnce düşünme, hemen pes etme Hikâye başlamadı, bu, daha serim. &#160; Kelimeler boğazımda hep düğüm düğüm, Ne zaman açılır ki bu kör düğüm? Her hikâyenin kaderinde gördüğüm, Biraz acı, keder; bolca heder! &#160; Yüreğim kaldıramaz, dayanamaz özüm, Artık, kendime de geçmez sözüm. Her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikaye-2/">HİKÂYE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu da benim usûlüm, benim eserim.</p>
<p>Ayrı macera, ayrı hüzün her serîm.</p>
<p>İnce düşünme, hemen pes etme</p>
<p>Hikâye başlamadı, bu, daha serim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kelimeler boğazımda hep düğüm düğüm,</p>
<p>Ne zaman açılır ki bu kör düğüm?</p>
<p>Her hikâyenin kaderinde gördüğüm,</p>
<p>Biraz acı, keder; bolca heder!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüreğim kaldıramaz, dayanamaz özüm,</p>
<p>Artık, kendime de geçmez sözüm.</p>
<p>Her masaldaki mutlu sonu</p>
<p>Yaşayarak beklemek tek çözüm.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikaye-2/">HİKÂYE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hikaye-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11052</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Doğu Ekspresinde Cinayet 10 Kasım 2017’de Gösterime Giriyor&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dogu-ekspresinde-cinayet-10-kasim-2017de-gosterime-giriyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dogu-ekspresinde-cinayet-10-kasim-2017de-gosterime-giriyor/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 21:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemadan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11039</guid>
				<description><![CDATA[<p>Polisiye roman dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri kuşkusuz Agatha Christie&#8217;dir. Ortaokul yıllarında tanıştığım Christie romanları basit anlatımı ve tahmin edilmesi zor hikâyeleriyle beni hemen kendine çekmişti. Özellikle Belçikalı dedektif Hercule Poirot&#8217;nun zekâsı ve olayları çözümlemesi hayranlık uyandırmıştı. Christie&#8217;nin şuana kadar okuduğum kitapları arasında en sevdiğim ve unutamadığım romanı Doğu Ekspresinde Cinayet oldu. Christie’nin 1934 [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dogu-ekspresinde-cinayet-10-kasim-2017de-gosterime-giriyor/">Doğu Ekspresinde Cinayet 10 Kasım 2017’de Gösterime Giriyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Polisiye roman dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri kuşkusuz Agatha Christie&#8217;dir. Ortaokul yıllarında tanıştığım Christie romanları basit anlatımı ve tahmin edilmesi zor hikâyeleriyle beni hemen kendine çekmişti. Özellikle Belçikalı dedektif Hercule Poirot&#8217;nun zekâsı ve olayları çözümlemesi hayranlık uyandırmıştı. Christie&#8217;nin şuana kadar okuduğum kitapları arasında en sevdiğim ve unutamadığım romanı Doğu Ekspresinde Cinayet oldu. Christie’nin 1934 yılında yazdığı kitabındaki hikâye de 1930larda geçmektedir. Doğu Ekspresi (Şark Ekspresi) 1883 ile 1977 yılları arasında İstanbul ve Paris arasında sefer yapan trendir. İstanbul&#8217;dan Paris&#8217;e doğru yola çıkan tren bir süre sonra kara saplanarak içindeki yolcularla beraber mahsur kalır. Bu sırada gece yolculardan biri bıçaklanarak öldürülmüştür. Yardım bekleyen trende kanıtlar ortadan kaybolmadan önce cinayeti çözmek, tesadüfen trende bulunan, Belçikalı dedektif Hercule Poirot&#8217;ya kalır.</p>
<p><figure id="attachment_11067" aria-describedby="caption-attachment-11067" style="width: 460px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/Doğu-Eksprsinde-Cinayet-3.jpg"><img class="size-full wp-image-11067" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/Doğu-Eksprsinde-Cinayet-3.jpg?resize=460%2C215" alt="Doğu Ekspresinde Cinayet" width="460" height="215" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/Doğu-Eksprsinde-Cinayet-3.jpg?w=460&amp;ssl=1 460w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/Doğu-Eksprsinde-Cinayet-3.jpg?resize=300%2C140&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 460px) 100vw, 460px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11067" class="wp-caption-text">Doğu Ekspresinde Cinayet</figcaption></figure></p>
<p>Orijinal adı Murder on the Orient Express olan kitabın ilk uyarlaması 1974 yılında Sidney Lumet’in yönetmenliğinde beyazperdeye aktarılmış, filmde Albert Finney, Lauren Bacall, Ingrid Bergman gibi isimler rol almıştır. 1977 yılında Türkiye’de gösterime giren film İstanbul&#8217;daki sahneleri nedeniyle eleştirilmiştir. 6 dalda Oscar&#8217;a aday gösterilmiş ve Ingred Bergmen en iyi yardımcı kadın dalında Oscar almıştır.</p>
<p>İkinci uyarlama ise yine Doğu Ekspresinde Cinayet ismiyle 10 Kasım 2017&#8217;de gösterime girecek. Yönetmenliğini</p>
<p>Kenneth Branagh&#8217;ın yaptığı senaryosunu Michael Green’in yazdığı yeni uyarlamanın oyuncu kadrosunda Johnny Depp, Penélope Cruz, Willem Dafoe, Michelle Pfeiffer, Daisy Ridley gibi isimler yer alıyor. Ayrıca yönetmen Kenneth Branagh da dünyaca ünlü dedektif Hercule Poirot&#8217;yu canlandırıyor.</p>
<p>Açıkçası ilk uyarlamayı henüz izlemedim ancak kitabın ikinci kez beyazperdeye uyarlandığını öğrendiğimden beri heyecanla gösterime girmesini bekliyorum. Son zamanlarda izlediğimiz klasik ajan filmlerinden sıkılanların bu filmi seveceğini düşünüyorum.</p>
<p>İyi seyirler dilerim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_11040" aria-describedby="caption-attachment-11040" style="width: 239px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Doğu-Ekspresinde-Cinayet-2017.jpg"><img class=" wp-image-11040" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Doğu-Ekspresinde-Cinayet-2017.jpg?resize=239%2C354" alt="Doğu Ekspresinde Cinayet 10 Kasım 2017’de Gösterime Giriyor..." width="239" height="354" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Doğu-Ekspresinde-Cinayet-2017.jpg?w=486&amp;ssl=1 486w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Doğu-Ekspresinde-Cinayet-2017.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 239px) 100vw, 239px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11040" class="wp-caption-text">Doğu Ekspresinde Cinayet 10 Kasım 2017’de Gösterime Giriyor&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Filmin Künyesi</p>
<p>Yönetmen: Kenneth Branagh</p>
<p>Yazar: Agatha Christie</p>
<p>Senaryo: Michael Green</p>
<p>Oyuncular: Johnny Depp, Penélope Cruz, Willem Dafoe, Michelle Pfeiffer, Daisy Ridley</p>
<p>Türü: Polisiye, Gizem</p>
<p>Yapım: 2017</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dogu-ekspresinde-cinayet-10-kasim-2017de-gosterime-giriyor/">Doğu Ekspresinde Cinayet 10 Kasım 2017’de Gösterime Giriyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dogu-ekspresinde-cinayet-10-kasim-2017de-gosterime-giriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11039</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nefesim İçinde Solgun Hüzün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Oct 2017 21:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Daldallı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11004</guid>
				<description><![CDATA[<p>Onlarca ilaç kapsülü. Bir adet masa. Gözlerim dikili boşlukla bakıyor onlara. Elim uzanıyor. Parmaklarım açılıyor. Avcum anında ilaçlarla doluyor. Bakışlarım Ellerime düşüyor nefesim sessizlik hırıltısında çığırıyor. Bir boşluk uğulduyor kulaklarımda. Hiçlik perdesi kapatıyor gözlerimi. Avcumda sıktığım ilaçlar, anbean terleyen avcumdaki ilaçlar&#8230; Sessizlik. Derin bir sükûnet. Saatin tik tak seslerini duymaya neden olan bir sükût. Nefesimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/">Nefesim İçinde Solgun Hüzün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Onlarca ilaç kapsülü. Bir adet masa. Gözlerim dikili boşlukla bakıyor onlara. Elim uzanıyor. Parmaklarım açılıyor. Avcum anında ilaçlarla doluyor. Bakışlarım Ellerime düşüyor nefesim sessizlik hırıltısında çığırıyor. Bir boşluk uğulduyor kulaklarımda. Hiçlik perdesi kapatıyor gözlerimi. Avcumda sıktığım ilaçlar, anbean terleyen avcumdaki ilaçlar&#8230; Sessizlik. Derin bir sükûnet. Saatin tik tak seslerini duymaya neden olan bir sükût. Nefesimi saniyelerle birlikte kaybediyorum. Kapsülleri içmediğim her an geceler büyüyecek biliyorum. Elim usulca yaklaşıyor. Dudaklarım beton kadar ağır, güçlükle aralıyorum. Avucumdaki tüm ilaçları atıyorum ağzıma. Bardakta kalan yarım suyu titreyen parmaklarımla içiyorum. Bir iki yudum sonra kayıyorlar bir bir. Nefesim daha çok karışıyor içindeki boşluğa.</div>
<div>Bedenim ağrıyla sızlıyor başta. Dakikalar hızla geçiyor. Gece tüm çıplaklığıyla duruyor zihnimde. Yıldızlar duruyor. Ay duruyor. Vakit duruyor. Bu durgunlukta, aniden açılan akciğerlerim hareket ediyor. Kaybettiği havayı rahatlıkla çekiyor içine. Hapsedercesine her zerresini incelikle işliyor. Ay bakıyor solgun yüzüme. Yıldızlar bakıyor aydaki solgun görüntüme. Güneşin aynası olan ay, değiştiriyor yönünü. Bu defa yansıtıyor yüzümü. Gece bitiyor artık. Her şey nefesim içinde saklı bir görüntüydü. Aslında ay zihnimin solgun hüznüydü.</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/">Nefesim İçinde Solgun Hüzün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11004</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sağanak Altında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Sep 2017 21:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Göksel Baktagir]]></category>
		<category><![CDATA[Yağmurla Gelen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11077</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suyun toprağın altına sızıyordu, hatırlıyor musun o geceyi? Gündüzü geceye çevirdiğin mahşeri kıyameti… Mazgalları tıkalı şehrin caddelerinde sığınacak saçak altı bulamayan bizleri az ötede birkaç ağaç bekliyordu&#8230; Çakan şimşeklerinden öyle korkuyorduk ki gidemiyorduk ağaç altlarına bile&#8230; Biçare ıslanıyorduk senin altında, sağanağında; sığınağımız gözyaşlarımız sel olup yine sana karışıyordu… Gök kubbe yarılmış üstümüze akıyordu. Nereye kaçsak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sağanak Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Suyun toprağın altına sızıyordu, hatırlıyor musun o geceyi? Gündüzü geceye çevirdiğin mahşeri kıyameti… Mazgalları tıkalı şehrin caddelerinde sığınacak saçak altı bulamayan bizleri az ötede birkaç ağaç bekliyordu&#8230; Çakan şimşeklerinden öyle korkuyorduk ki gidemiyorduk ağaç altlarına bile&#8230; Biçare ıslanıyorduk senin altında, sağanağında; sığınağımız gözyaşlarımız sel olup yine sana karışıyordu… Gök kubbe yarılmış üstümüze akıyordu. Nereye kaçsak bütün şiddetinle aczimizi yüzümüze vuruyor, sonra da caddelerin ortasında kalakalan biz sefilleri sırılsıklam bir sevgiyle sarmaşık dalları gibi usulca sarıyordun…Islak bedenlerimize yapışmış giysilerimizi serinliğinle okşuyordun. Saçlarımızın arasında dolanıyordu damlaların, özür diliyorlardı süzülürken aşağıya&#8230;</p>
<p>Fırtınanda savrulan ağaçlar üzerimize geliyordu, yaprak yaprak dal dal saçılıyordu her biri bir tarafa… Saklandığımız duvar altlarında savunmasız öylece seyrediyorduk olan biteni… Kurşuna dizilmeyi bekler gibi… Bekliyorduk sessizce senin dinmeni, bizi eski halimize geri göndermeni…</p>
<p>Sabırla yağıyordun, bardaktan değil kazanla boşalırcasına üzerimize yığıyordun bütün kudretini. Sabrımız sınanıyordu, sınandıkça daha çok ıslanıyorduk sağanak altında. Beklemeyi öğreniyorduk&#8230;</p>
<p>Kimse konuşmuyordu, kimsenin söyleyecek tek bir sözü bile yoktu. Sözün bittiği yerde, öz başlarmış söylemeye&#8230; Özümüz seninle konuşuyordu&#8230;</p>
<p>Sahi kaç yağmur yağdı üzerimize şimdiye dek? Kaç yağmurunda ıslandık iliklerimizle? Kim bilir kaç kez yakalandık habersizce suçlu bir çocuk gibi sağanağının altında? Gözlerimizi dikip havaya, kaçmaktan vazgeçtik, teslim olduk da bıraktık kendimizi senin öfke dolu dolu yağan damlalarına? Yıldırımların şiddetinden korkup kaç kez yaşadık ölümü yüreğimizde doyasıya? Kıyısına geldiğimiz sarı çizgiden gerisin geri kaç kez döndük tekrar hayata? Sahi kaç kez?</p>
<p>Hayat; doğumla ölüm arasındaki sayılı nefes! Değeri ederinden daha önemli olup kaybedilmeden anlaşılmayan şaşırtıcı heves…</p>
<p>Ölüyorum, bitiyorum dediğimiz her sonun başlangıcında yeniden yaşamaya dönmek; ta ki sayılı nefesi verip bir daha alamayıncaya dek…</p>
<p>Sağanağında eriyorum ey yağmur!</p>
<p>Utancımla ve bugüne dek işlediğim bütün günahlarımla tuzlu gözyaşlarımın ucunda eriyorum…</p>
<p>İnsanlığımın kadim esaretinden kurtulmak istiyorum artık, bu yükü daha fazla taşıyamıyorum&#8230; Kendimi senin damlalarına bırakıyorum. ‘Beni yıka‘ diye üzerime yazılmış yazıların altında kaldım biliyorum. Milyonların masum kanını insan kalışımın üzerinden temizliyorum… Akıtmadığım onca oluk oluk kanın vebalini taşıyorum. Sırf sessiz kaldığım için, susmaktan buruşmuş dilimle, döndüğünce anlatmaya çalışıyorum. Okumaktan yorgun gözlerimin bakışlarında utancımdan ölüyorum…</p>
<p>Yıka beni ey yağmur, sağanak sağanak sığınayım sana. Sımsıcak kollarınla yıka beni, kurtar bu sel sefil halimden, bir kerecik sevineyim ne olur!  Yeniden başlamak için döndür beni insan olduğum an&#8217;lara&#8230; Böyle dayanabilirim  bundan sonra ancak hayata… !</p>
<p>Esin Kaynağım; Yağmurla Gelen /  Bu eşsiz eser için Göksel Baktagir&#8217; e sonsuz teşekkürlerimle&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/qYuOeihYXpk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sağanak Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11077</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / MADAM DESPİNA</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Sep 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10897</guid>
				<description><![CDATA[<p>“DOLAŞIRDI HER AKŞAM OLANCA YALNIZLIĞIYLA MASALARIN ARASINDA, KURTULUŞLU MADAM DESPİNA…” “GARSON MASA İYİ, MANZARAYI DEĞİŞTİR. SIRASI MI MEHTABIN, YILDIZ YAĞMURUNUN?” Belleğimiz ne tuhaf madam, neyi ve kimi ne zaman hatırlayacağımızı hiç bilemiyoruz. Dün çok sevdiğim iki dostla öğle yemeğinde iken ve sözün ucu ciğer tavaya uzanmışken, sizin mekan geldi aklıma elbette. “Yediğim en güzel yaprak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / MADAM DESPİNA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“DOLAŞIRDI HER AKŞAM OLANCA YALNIZLIĞIYLA MASALARIN ARASINDA, KURTULUŞLU MADAM DESPİNA…”</p>
<p>“GARSON MASA İYİ, MANZARAYI DEĞİŞTİR. SIRASI MI MEHTABIN, YILDIZ YAĞMURUNUN?”</p>
<p>Belleğimiz ne tuhaf madam, neyi ve kimi ne zaman hatırlayacağımızı hiç bilemiyoruz. Dün çok sevdiğim iki dostla öğle yemeğinde iken ve sözün ucu ciğer tavaya uzanmışken, sizin mekan geldi aklıma elbette. “Yediğim en güzel yaprak ciğer, Kurtuluş’taki Despina’nın yerindeydi” dedim onlara. Sonra yıllar öncesine uzanarak uzun yıllar ötesinden hatırınızı sordum adeta…</p>
<p>80’li yılların sonuna doğruydu, yeni yıla ramak kalmıştı ve biz birlikteliğimizin başlangıcındaydık. Kurtuluş son duraktaki mekanınıza varamadan ansızın bastıran sağanak, iyice ıslatmıştı ikimizi de . İçeri girdik ve salonun ortasında kurulmuş, harıl harıl yanan sobanın başına geçtik kurumak için. Garsonlardan biri, elimize birer beyaz havlu tutuşturdu, biz oracıkta ısınıp buharlaştık.</p>
<p>Eski, tek katlı bir binadaydı yeriniz. Büyük bir salon ve yanlış hatırlamıyorsam, iki odadan oluşuyordu. Bahçe de vardı  ama nedense, hep kış aylarına rastladı arası uzun ziyaretlerimiz. Hiç bahçede oturmak kısmet olmadı. Sizi, önü pul ve boncuklarla işlenmiş triko bluzlarınızla , omuzlarınıza değen, ölgün sarı renge boyalı saçlarınızla hatırlıyorum. Yüzünüz gülüyordu genellikle ama yalnız gibiydiniz sanki. Nitekim, orayı uzun yıllar boyunca bir başınıza çekip çevirdiğinizi öğrenecektim aradan epey zaman geçtikten sonra. Sezen Aksu, bugüne dek duymadığım bir şarkısında sizin mekanı anlatmış:  “Masalardaki kirli beyaz muşambalar…”. Sahiden de öyleydi masalardaki muşambalar, kirli beyaz renkli ve sanki kuruluşundan beri oradalarmış gibi eskiydiler. Yok, Sezen Aksu hayranı değilim ben. “Yaşanmamış yıllar” ve “Serseri Mayınlar “filminin finalindeki “kutlama “şarkısı kadar sevdim ben onu.</p>
<p>Mekanınız sahiciydi. Oysa meyhanelerin çoğu düş satar, düş kiralar. Kiminin düşleri hep yüreğindedir, kimilerininki de oracıkta bir şarkıyla tetiklenerek kendini gösterir, içmek bahanedir. Bana kalırsa, meyhaneye gidip içmek şart değildir. Bazen cızırdayan taş plakların bandı döner durur, meyhanede olmanın hakkını kadehlerce içerek verebildiğini sananların çoğu, hangi şarkının hangi sözlerle havada asılı kaldığını umursamaz bile. Ama masadaki güzel zeytinyağlılara asıl eşlikçi, birlikte olduklarımızın yanı sıra, insanın kendi yüreği ve anılarıdır ve bir kadeh şarap ya da su katılmamış bir başka kadehteki içki ile çok ta ilgisi yoktur. En azından benim için öyle. Aksine, orada olmanın tetiklediği pek çok imge birbirine eklenir bazen ve içmeden hatırlamaktan yana mutlu olur insan. Önündeki güzelim meze, kadehin eşliği olmadan da damağa şenlik oluverir. Kulağa ilişen bir şarkıya bambaşka sözler yazmak isteyebilir insan. Ve yazar da. Masadakilerle paylaşmadan, bu kez başka sözlerle ve yepyeni bir anlamda yürekte dinler o şarkıyı. Şarkıların bir ömrü yoktur madam. Ve belli sahipleri de. Kim, hangi anda dinleyip severse, dinlemekten usanana dek onundur.</p>
<p>Aradan uzun zaman geçti madam. Geçtiğimiz yıllarda bir gazetede okudum mekanı devrettiğinizi.<br />
Yeni işletmeciler vefalı çıkmış neyse ki , orada ağırlamışlar sizi gidene dek.Ve gittiğinizde onlar uğurlamış sizi sonsuzluğa, ne güzel.</p>
<p>Dostlarıma sizi anlattıktan, onlar da masal gibi öykünüzü dinledikten birkaç saat sonra ,eve dönüş yolunda sevdiğimin paylaşımını gördüm sosyal medyada. Sizi anlatan bir yazı. Onca zaman sonra, öğle yemeğinde sizi andığımdan habersizken paylaşmış o yazıyı. Onun da yüreğine düşmüşsünüz demek ki. Yazıdan; işinize ömrünüzü adadığınızı , hatta çocuğunuzmuş gibi titizlendiğinizi anladım  ben. Mekanın salaş halinin korunmasını vasiyet etmişsiniz, öyle de olmuş. Rezerve edilen masalara boş şarap şişesi konuyormuş hala, bu da çok güzel.<br />
Günümüzde tercihler, işletmecilerinin ve mekanın çok bilinirliğine göre önemseniyor madam Despina. Medyada ne kadar çok parlatılırlarsa o kadar talep görüyorlar. Tuz da koktu bu aralar madam, hatta çok fena koktu. Öyle bir savruluyor ki insanlar, neyi hangi duygularla yediğini önemsemeden, parlatılmış mekanların kapısında bekleyenlerin yanı sıra, akşam eve ekmek götürmenin derdi ile çökmüş yılgın insanlar var. Sizin mekanın ruhunu sevmiştik biz. Öyle kendi halinde, şarkıların gelip yanı başımıza konduğu, muşamba örtülü masamızdaki güzel mezelere eşlik ettiği, hatırlamayı unutmaya yeğlediğimiz Despina’nın Yeri’ni çok sevmiştik.Değişmemiş mekanınız, buna çok sevindim. Bozularak akan, insanların çoğunun belleğini unutuluşa terk ettiği şu dünyada, değişmeyen ve ateş böceği gibi kendiliğinden ışıldayan bir yerlerin hala var olduğunu öğrenmek ne güzel bir umudun tazelenme halidir, bir bilseniz…</p>
<p>Huzur içinde uyuyun Madam Despina. Işıklar içinde uyuyun…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / MADAM DESPİNA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10897</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ankesörlü Başına Bir Soru</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Sep 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10923</guid>
				<description><![CDATA[<p>Perdeleri kapalı, karanlığa hapsedilmiş bir odada gözlerimi açtım yeni güne.Yataktan kalmak istemiyorum.Vücudumun her bir parçası sızlıyor. Perdeleri açmak istemiyorum. Kendimi 20 yıl kadar yaş almış gibi hissediyorum. 20 yıl kadar ilerisini düşünecek olursam sırtımda bir kambur taşımış olurdum herhalde.Tıpkı bir kaplumbağa gibi dolaşırdım etrafta. Aren &#8216;İnsan hissettiği yaşta olurmuş.&#8217; demişti bir ara. Ama ne zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/">Ankesörlü Başına Bir Soru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Perdeleri kapalı, karanlığa hapsedilmiş bir odada gözlerimi açtım yeni güne.Yataktan kalmak istemiyorum.Vücudumun her bir parçası sızlıyor. Perdeleri açmak istemiyorum. Kendimi 20 yıl kadar yaş almış gibi hissediyorum. 20 yıl kadar ilerisini düşünecek olursam sırtımda bir kambur taşımış olurdum herhalde.Tıpkı bir kaplumbağa gibi dolaşırdım etrafta. Aren &#8216;İnsan hissettiği yaşta olurmuş.&#8217; demişti bir ara. Ama ne zaman olduğunu hatırlamıyorum. Bir alzeimer hastası gibiyim. Hatta bu hastalığın ilk evresindeyim.Yavaş yavaş beynimdeki anı odaları kapılarını kilitliyor. Bense zerre umursamıyorum. Bir şeyler silindikçe &#8216;değişme&#8217;ye başlıyorum.Yataktan kalkıp perdeleri açıyorum. Güneş gözüme bir parlaklık saçıyor. Gözlerim kamaşıyor. Başımı duvara doğru çeviriyorum. Duvara asılı aynada kendi resmimi görüyorum. Sanki yasaklı bir şey yapmış ve yakalanmış gibiyim. Aynaya doğru yaklaşıyorum.Yüzümde inceden inceye beliren çizgiler var. Gözlerimin çevresinde, yanaklarımda..Gözlerimde solmuş renkler var. Saçlarım darmadağın.. Ne kadar çabuk değiştim. Daha saatler önce elim yüzüm ışıldıyordu belki.Yada ben öyle zannediyordum. Uyandığım andan beri kafamdan geçen düşünceler içinde tek bir kelime var : &#8216;Değişim&#8217;. Bunu sormalı mıyım Aren&#8217;e? Mutlaka sormalıyım. Aynadan kendimi ayırıp telefona sarıldım. İlk arayışımda cevap vermedi. İkinci kez aradım. Cevap yok. Üçüncü kez aradım yine cevap yok. Bugün cevaplar yok.Telefonu kapattım. Umudumu kesmiştim ki telefon çaldı. Heyecanla telefonu açtım. Konuşmasına dahi fırsat vermeden &#8221;Değişim nedir sence?&#8221; dedim. Böyle bir soruyu pat diye sormak, hem de sabahın ilk saatlerinde&#8230;Büsbütün delilikti&#8230; Ne saçmalıyorsun, sabah sabah bunun için mi aradın gibi sitemlere maruz kaldım. Sitemlere karşı bir cevap hatta mahcubiyet bile yoktu içimde.Tekrar aynı soruyu sordum.&#8221;Değişim nedir sence?&#8221;.İkinci kez sormam fazlaca kızdırmış olmalıydı onu. Ben artık senin hayatında yokum, biz artık ayrıyız gibi cümleler kurmaya başladı.Vereceği cevaba o kadar odaklanmıştım ki söylediklerinin hiçbir önemi yoktu. Üçüncü kez sordum.&#8221;Değişim nedir sence?&#8221;.Telefon suratıma kapandı.Al acele hazırlandım.Ufak bir not kağıdına &#8216;Bugün sakın evden çıkma.&#8217; diye yazdım. Not kağıdıyla evden çıktım. Aren&#8217;in evine doğru koşmaya başladım.Bir saat boyunca durmadan koştum. Kapısının önüne vardığımda nefes nefeseydim. Kağıdı kapının önüne koydum. Zili çalıp oradan uzaklaştım.Yakınımda gözüme kestirdiğim bir ankesörlünün başına geçtim. Cebimden çıkardığım kartı taktım ve tekrar Aren&#8217;i aradım.Telefon açıldı ve ben konuşmaya fırsat vermeden başladım:</p>
<p>&#8221;Bu bir bant kaydıdır. Az sonra Sine&#8217;nin dilinden, Aren&#8217;in zihninden &#8216;değişim&#8217;in tanımını dinleyeceksiniz. Lütfen bekleyiniz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_10927" aria-describedby="caption-attachment-10927" style="width: 251px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Ankesörlü-Başına-Bir-Soru.jpg"><img class="size-full wp-image-10927" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Ankesörlü-Başına-Bir-Soru.jpg?resize=251%2C201" alt="Ankesörlü Başına Bir Soru" width="251" height="201" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10927" class="wp-caption-text">Ankesörlü Başına Bir Soru</figcaption></figure></p>
<p>Şimdi. Şuan. Bir değişimin eşiğindesin. Değişeceksin, kendini hala  tanıyamamana rağmen değişeceksin. Sonu üç noktayla biten cümleler kuracaksın. Öznesini sonuna bıraktığın yada öznesini gizlediğin devrik cümlelerin olacak. Değişmek istemesen de değişeceksin. Sen bu değişime sürüklendikçe çevrende değişecek. Ama öncelik hep senin olacak. Gözlerinin bakış açısı,saçlarının uzunluğu, saçlarının rengi, tırnaklarının şekli, duydukların, gördüklerin, görmediklerin, göremediklerin.. Hepsi teker teker değişecek.Sen değişmediğini zannetsen de her şey değişecek. Mesela her gün sırtına aldığın ceketin aynı olsa dahi değişecek. Rengi solacak belki yada sökülecek, kirlenecek, eskiyecek&#8230;Her gün ayağına giydiğin çift çift ayakkabılar tozlanacak, genişleyecek, yırtılacak&#8230;</p>
<p>Hatta her gün sıradanlaştığını hissettiğin yollar, binalar, arabalar, sokak lambaları, kalabalıklar, bir nefes dolusu içine çekmek istediğin hava, mavisine tutulduğun gökyüzü,tuzuyla burnunun sızladığı deniz&#8230; Hepsi değişecek. Hepsi o yada bu şekilde değişecek.Tıpkı senin gibi.. Başlangıçtan çok uzağa gittiğini zannedeceksin. Bitiş noktanın bambaşka bir yer olduğunu düşüneceksin. Somutluğun değişimi içinde soyutlaşmaya başlayacaksın.Nedenini hiç bilemeyeceksin.Bilmek de istemeyeceksin. Bu değişim sana hem mutluluk hem mutsuzluk getirecek. Bu değişimin neye hizmet ettiğini bilemeyeceksin. Bu değişimin bir nedeni ve sonucu olmayacak. Ama hep bir neden sonuç arayacaksın.Hep merak edeceksin. Hatta düşündükçe delirdiğini hissedeceksin.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ne yaparsan yap aslında ne bir başlangıç ne de bir bitiş olmadığını fark edeceksin.Sen sıfır noktasısın. Ve senin gibi binlerce hatta milyonlarca sıfır noktası olduğunu fark edeceksin.Yani sensin, değişen de değişmeyen de&#8230; Aynı sıfırın içinde sıfırlanarak yaşayacaksın.Aslında var olup yok olduğunu anlayacaksın.Bunu hala göremiyor musun?&#8221;</p>
<p>Telefondaki ses sadece dinliyordu.Ne bir onay ne bir reddediş.Sadece dinliyordu.Bu bitmeyen sessizliği bölmek istedim.&#8221;Sahi&#8230;Görebildin mi Aren?&#8221;.Tebessümü göremezsiniz ama sesini duyabilirsiniz.&#8221;Hala sıfır noktasında mıyız Sine?&#8221;.Ve bu soruda benim görünmeyen tebessümüme sebepti.Cevap veremeden telefonu kapattım. Gözlerimi parlayan güneşe çevirdim.Gözlerimde renkler belirdi.Yürümeye devam ettim. İçimde bir his vardı.Biliyordum. Bir gün bütün ankesörlü telefonlar bu sorunun cevabını bulmak için kullanılacaktı. Ne zaman bilmiyordum. Ama bir gün&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/">Ankesörlü Başına Bir Soru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10923</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SONDAN ÖNCE / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Sep 2017 06:22:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11034</guid>
				<description><![CDATA[<p>Düşen son yaprak olmayacak bu sonbaharda, Sen düşlerimle benim aramda kalacaksın yapayalnız arafta. Sevmeyi özleyeceksin akıtmadığın gözyaşlarında, Sevilmeyi delicesine&#8230; Sevilmenin çaresizliğiyle unutamayacaksın asla, Beni bırakıp gittiğini o köşe başında&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/">SONDAN ÖNCE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Düşen son yaprak olmayacak bu sonbaharda,<br />
Sen düşlerimle benim aramda kalacaksın yapayalnız arafta.<br />
Sevmeyi özleyeceksin akıtmadığın gözyaşlarında,<br />
Sevilmeyi delicesine&#8230;<br />
Sevilmenin çaresizliğiyle unutamayacaksın asla,<br />
Beni bırakıp gittiğini o köşe başında&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/">SONDAN ÖNCE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11034</post-id>	</item>
		<item>
		<title>7&#8217;den 70&#8217;e Milyonların Sevgilisi / KÜÇÜK PRENS</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/7den-70e-milyonlarin-sevgilisi-kucuk-prens/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/7den-70e-milyonlarin-sevgilisi-kucuk-prens/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Sep 2017 21:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selinay Duman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10909</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu yazımda dünyanın en beğenilen çocuk klasikleri kategorisinde yer almış, ancak 7&#8217;den 70&#8217;e herkese hitap edebilmiş ve oldukça beğeni kazanmış bir başucu kitabı olan Küçük Prens&#8217;i konu almak istedim. Yazarı Antonie de Saint-Exupery diyor ki: -Yaşam bize bütün kitapların öğrettiğinden daha çoğunu öğretir. Çünkü yaşam, bize karşı direnir. İnsan, ancak engellerle karşılaşıp onları aşmaya çalıştıkça [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/7den-70e-milyonlarin-sevgilisi-kucuk-prens/">7&#8217;den 70&#8217;e Milyonların Sevgilisi / KÜÇÜK PRENS</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımda dünyanın en beğenilen çocuk klasikleri kategorisinde yer almış, ancak 7&#8217;den 70&#8217;e herkese hitap edebilmiş ve oldukça beğeni kazanmış bir başucu kitabı olan Küçük Prens&#8217;i konu almak istedim.</p>
<p>Yazarı Antonie de Saint-Exupery diyor ki:</p>
<p>-Yaşam bize bütün kitapların öğrettiğinden daha çoğunu öğretir. Çünkü yaşam, bize karşı direnir. İnsan, ancak engellerle karşılaşıp onları aşmaya çalıştıkça kendini geliştirebilir.</p>
<p>Küçük Prens, dünyanın en beğenilen çocuk klasiklerinden biri olmuştur. İlkokul, ortaokul çağlarındaki çocuklar kadar büyüklerin de ellerinden düşüremediği bir başucu kitabı olduğunu, sosyal medya üzerinde de kitabın kendisi ve içeriğindeki mesajlarla birlikte resmedilmiş ciddi sosyal medya hesaplarının oluşturulduğunu biliyoruz.</p>
<p>Yazar bu kitabında çocukluğu anlatır, çocuk duyarlılığı ile yaşam sorunları arasında sıkı ve ilginç bağlar kurar. Daha çok düşünmeye teşvik eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/7den-70e-milyonlarin-sevgilisi-kucuk-prens/">7&#8217;den 70&#8217;e Milyonların Sevgilisi / KÜÇÜK PRENS</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/7den-70e-milyonlarin-sevgilisi-kucuk-prens/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10909</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gözden Kaybolan Bir Başlangıç / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Sep 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10903</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözden kaybolan bir başlangıç Deniz var evimin balkonunda kenarda bir kahverengi bank İki aşık oturmuşlar kızın başı adamın omzu derken bir anda kavga ediyorlar izliyorum öyle gözlerimi açtım &#160; Nasıl oluyordu bu ben hiç böyle bilmiyorum yalnızlığı kara çarşaf giymiş şeytan istifasını istiyor tanrıdan yabancı alimlerin söylemleri ağır gelmiş Kendi kendime düşüncelere dalıyorum kız bağırdı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/">Gözden Kaybolan Bir Başlangıç / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözden kaybolan bir başlangıç</p>
<p>Deniz var evimin balkonunda kenarda bir kahverengi bank</p>
<p>İki aşık oturmuşlar kızın başı adamın omzu derken bir anda kavga ediyorlar izliyorum öyle gözlerimi açtım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasıl oluyordu bu ben hiç böyle bilmiyorum yalnızlığı kara çarşaf giymiş şeytan istifasını istiyor tanrıdan yabancı alimlerin söylemleri ağır gelmiş</p>
<p>Kendi kendime düşüncelere dalıyorum</p>
<p>kız bağırdı yıkıl karşımdan dedi</p>
<p>Sahteydi , barışacağını biliyordu zaten adam</p>
<p>Güçlüydü uzun boyunlu sığ yüzlü esmer çeneli ince dudaklı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gözleri çukur küçük yalancı ve güçlü kız sarıdan kırma kumrala yakın teni</p>
<p>Kokusunu bana kadar gönderiyordu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adam af dilemeye yeltendi karmaşık birşeyler oluyor izlemek yaşamaktan daha hoştu aşkı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Deniz taşarcasına dalgalandı kıyıya vurmaya başladı</p>
<p>Nemlendi kız ve üşüdü</p>
<p>sığınabilmesi için adama ihtiyacı var</p>
<p>Peki ya önemsemek nerede kaldı</p>
<p>Bir zafer çığlığı duyuldu adam galip gelmişti kızı bankın arkasındaki ağaca dayadı kız soluksuz ancak</p>
<p>durumdan rahatsız değil</p>
<p>Ahh erkeğin gücü adına tanrı erkeği önce yaratmakta haklıydı belki de haksız da olabilir tabi bu tanrının bileceği bir şey</p>
<p>Ben hala balkondaki taburemin üstünde kurulu kül tablosunun yanında birikmiş su tomurcuklarının esintisinde duruyorum</p>
<p>Yamalı kalplerin lekesi bol olur derdi birileri kim diye sorma bilmiyorum sahi sana niye anlatıyorum gördüklerimi onu da bilmiyorum</p>
<p>Manzara müthişti yalnızlığın sevişkenliğini izlemek iki insan arasında bir üçüncüsü olarak</p>
<p>Banka döndüler herkes istediğini almış güneş göğe yükseldi yeniden</p>
<p>Ra sesini duyurdu denizi susturdu dalgalar mutlu yapraklar yeşil</p>
<p>Peki ya kalpler</p>
<p>Onlar hep siyah</p>
<p>Acınası durumdalar adam evlenicez diyor kız çocuk istiyor parmakların da daha yüzük bile yok</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Edep öyle herkeste bulunmuyor ne oldu yani bozuldu diye kız fahişe mi?</p>
<p>Adamlar namustan yoksun mudur?</p>
<p>Düşünmek istemezcesine karıştı aklım</p>
<p>Hani nerde bu dünyanın düzeni?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tohumları saçıldı karnında gurul gurul iç sesi çıkıyor kız aniden ağlamaya başlıyor</p>
<p>Bir bank oturdukları, kaç farklı aşk gördü kim bilir</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benim balkon duvarlarımdan daha çoktur eminim</p>
<p>Peki ya ötekiler yaşlanınca ne olucak?</p>
<p>Hayat bundan mı ibaret sadece genç ol yaşa tadını çıkar evlen çocuk yap aile kur?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki ya neden hepimiz yalnızız?</p>
<p>İkilemeli bir burukluk var soluğumda sinirlenmiş gibiyim bak yine</p>
<p>Yukarı doğru açılan pencerenin kulbunu kırıcam</p>
<p>Bende hep masraf çıkarıyorum ya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güzel oluyor bu bankı izlemek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Değişik fikirlerim var kullanıma hazır yine mi kavga ediyor onlar</p>
<p>Yahu kim bunlar sürekli tartışıyorlar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mahallede meftune hanım var o da hep izlermiş, rahmetli kocası trene binmiş yıllar evvel  kazada ölmüş dul kalmış genç yaşında malzeme olmayınca camda gelenin geçenin nüktedarlığını yapar</p>
<p>Söylentiler doğru hoş sohbet bir insan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sulu sepken yağmaya başladı mevsimin de kafası karışık ne yapacağı belli olmuyor</p>
<p>Mezopotamya da tusunami yaşayacağız bu gidişle</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adam bir hışım çıkardı ceketini küsler ama üşümesin diye sevdiceği</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yanındakini nasıl düşünür insan , yanında olmadan yine düşünür diyor ruhum</p>
<p>Bu sefer yalan söylüyor bana kadınları bilmem de adamlar pekte öyle değil</p>
<p>Ya ben neyim arkadaş sormuyorum tamam sustum</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kararsızlığımdan mı aşksızlığım yoksa kurup durduğum yanılma paylarımın izdivacından mı olmuyor izdivacın</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hadi be oğlum izle işte bundan iyi malzemem mi var boşver düşünme kendini</p>
<p>Öpüştü mü onlar? Enteresan!</p>
<p>Annelerinin ağzından su içemeyenler kaç kişinin kullandığını bilmedikleri dudakları kullanıyorlar</p>
<p>Heyhat zamani gençliği kaynıyor işte kanlarımız</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüzüm yere düştü ellerimle aldım gözlerimi yuvalarına taktım onlar utanmazken onları gizlice izleyen ben niye utandım bu kadar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir de ne göreyim şimdi adam yok kız yok hangi ara nereye gittiler?</p>
<p>Annem sesleniyor yemek yapıyorum mutfağa gel</p>
<p>Koşa koşa gidiyorum tencerenin içinde lahana kaynıyor çürük yumurtadan meze yapılmış dolaptan rakı çıkmış oysa annem alkole ne çok kızardı akşam için yemek yapıyor da sofra yuvarlak yere konuluyor hiç gitti mi şimdi o sofraya bu masa oldu mu be annem</p>
<p>Tencerede kaynayan o lanetli kokulu lezzetli bir yemek, tuz ıspanak tozu süt börülcesi tabiatın sunduğu yediveren kökü baharatı</p>
<p>Her şey tamam bizde bir telaş kim gelicek bize genelde kimse gelmez ki</p>
<p>Ekmek almaya yollıycak tam annem beni para al cüzdanımdan diyor</p>
<p>Cüzdan nerde be kadın</p>
<p>Yatak odasın da</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapıyı açıyorum sol komidinin sağ üst köşesinde bir fotoğraf çerçevesi kırık eskimiş siyah beyaz makine ile şipşak çekilmiş resim</p>
<p>Daldım öyle uzunca sonra hemen anımsadım</p>
<p>Bizim balkondan çekilmiş karşıdaki bankta</p>
<p>Oturan bir kadın ve bir adam</p>
<p>Tamda gördüğüm bu işte</p>
<p>Onlar annemle babam</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/">Gözden Kaybolan Bir Başlangıç / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10903</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yol Yorgunu / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yol-yorgunu-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yol-yorgunu-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 20 Sep 2017 21:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10900</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kimsesiz kelimelere yükleyip haykırmalı ki ödenmesin hesapları. Sehpa hazır! Yaftalar çalışılmış pankartlar üzerinde. Bir boşluğa haykırmalı ve anlayacak birkaç insan bulmalı sözcükleri. Riyakâr ressamların süslediği tablolarda aramalı, Boyası kalkmış sıvası dökülmüş duvarları. Kalemimi kırdım kendi elimle, Biliyorum insan böyle aramalı hakikati ötelerde. Kahve köşelerinde, gazete kupürlerinde, Onlarca insanın kirli kalemleriyle susmalı. Kendi lisanınca konuşmalı, yalnızca [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yol-yorgunu-siir/">Yol Yorgunu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kimsesiz kelimelere yükleyip haykırmalı ki ödenmesin hesapları.</p>
<p>Sehpa hazır!</p>
<p>Yaftalar çalışılmış pankartlar üzerinde.</p>
<p>Bir boşluğa haykırmalı ve anlayacak birkaç insan bulmalı sözcükleri.</p>
<p>Riyakâr ressamların süslediği tablolarda aramalı,</p>
<p>Boyası kalkmış sıvası dökülmüş duvarları.</p>
<p>Kalemimi kırdım kendi elimle,</p>
<p>Biliyorum insan böyle aramalı hakikati ötelerde.</p>
<p>Kahve köşelerinde, gazete kupürlerinde,</p>
<p>Onlarca insanın kirli kalemleriyle susmalı.</p>
<p>Kendi lisanınca konuşmalı, yalnızca o doğruyu haykırmalı.</p>
<p>Doğru yalnız! Ona yoldaş olmalı.</p>
<p>Korkmak gerçek! Bildiğim, hissettiğin en acınası karanlık.</p>
<p>Bir gün bize de dokunur ümidiyle beklediğin o anne eli</p>
<p>Hep ötekileştirildi, diğerlerine ait oldu bildiğiniz dünya da.</p>
<p>Saklayın kalemleri kitapları</p>
<p>Duymasın kulakları o canlı tınıyı bir daha</p>
<p>Bir ekran, bir koltuk işte yıkıldı kulen!</p>
<p>Bir tek ışığa mahkûm birçok aydınlığa inat.</p>
<p>Camların ötesinde gördüğün en çirkin surat bizim ki olmalı çocuk</p>
<p>Günün bu vaktinde sokaklara düşen karanlık</p>
<p>Ve senin pencere önündeki yalnızlığın</p>
<p>Bizim ki olmalı yıllar önce.</p>
<p>Hep bir öteye ve evvele mahkûm andan uzak</p>
<p>Hayallerin olmalı geçmişte işleyip gelecekte olgunlaşacak</p>
<p>Böylece ütopya kurulmalı</p>
<p>Tozpembe hayallerle süslü sayfalar doldurmalı</p>
<p>Yıllar sonra uyanıp bu uykudan anlamalısın</p>
<p>Doğru yalnız! Ona yoldaş olmalı.</p>
<p>Korkmak gerçek! Bildiğim, hissettiğin en acınası karanlık.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yol-yorgunu-siir/">Yol Yorgunu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yol-yorgunu-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10900</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Sep 2017 21:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10982</guid>
				<description><![CDATA[<p>Korkuyorum; yalnız kalmaktan, utanmaktan, hatta özür dilemekten. Ayıplanmaktan ölesiye korkuyorum. Beni kimse sevmeyecek bundan böyle biliyorum. Yüzüme yediğim tokat gibi, annemin popoma attığı şamar gibi korkuyorum gelecekten… Geçmişten. En çok da bugünden korkuyorum… Düşüp kalacağım bir gün sıradan bir kaldırımda, bir sokağın ortasında bulacaklar belki de beni, yani cesedimi. Yerde yatan beni, -ben olmayan beni- [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Korkuyorum; yalnız kalmaktan, utanmaktan, hatta özür dilemekten. Ayıplanmaktan ölesiye korkuyorum. Beni kimse sevmeyecek bundan böyle biliyorum. Yüzüme yediğim tokat gibi, annemin popoma attığı şamar gibi korkuyorum gelecekten… Geçmişten. En çok da bugünden korkuyorum…</em></strong></p>
<p>Düşüp kalacağım bir gün sıradan bir kaldırımda, bir sokağın ortasında bulacaklar belki de beni, yani cesedimi. Yerde yatan beni, -ben olmayan beni- ayakkabılarının ucuyla itekleyip kakacaklar, kimliğimi araştıracaklar sözde. Kim bilir kimin nesi diye başımdaki şapkayı çıkartacaklar önce… Yüzüme bakacaklar. ‘ Pek de gençmiş’ diyecek biri, öteki ‘ yazık ne de güzelmiş suratı’ diye üzülmüş gibi yapacak. Gözlerimi göremeyecekler, asla gözlerimden inemeyecekler duygularıma. Baktıkları ben, -yerde yatan ben yani- ‘ben değilim ki hiç olmadım’ diyeceğim. Ağzımdan çıkan sözleri tartmadan söyleyeceğim&#8230; Nasılsa söyleyen ben değilim ki, onlar bilmeyecekler kimin söylediğini. Kimse kesemeyecek sözümü, ağzıma geldiği gibi dosdoğru söyleyeceğim, küfür edeceğim mesela; duyamayacaklar… Yaşarken söyleyemediklerimi, ölünce benden duyacaklar…</p>
<p>Yürüyüp gidecekler beni duymadan, işitmeden, hissetmeden tıpkı yaşarken yaptıkları gibi… Başlarına bela olurum diye korkacaklar. Beni orda öylece yüz üstü bırakıp koyacaklar kaldırımda bir başıma. Bilmeyecekler kim olduğumu, kim olmadığımı hiç bilemeyecekler… Arkamdan bir-iki laf edip sonra da köşedeki meyhanenin tahta masalarında, soluk ışıkların altında taş plaktan Münir Nurettin dinleyecekler. Müzeyyen Senar’la ‘ Bu akşam bütün meyhanelerini dolaşacaklar İstanbul’un’&#8230;</p>
<p>Ben, az ilerde soğuk Arnavut kaldırımlarının üstünde &#8211; ya da başka bir yerde- yüz üstü yatarken, onlar rakılarına  buz isteyecekler garsondan. Haydariye&#8217;ye batırıp çatallarını, rakılarından bir yudum alacaklar,  beyin salatalarına limon sıkacaklar sonra. Az evvel gördükleri suratımı çoktan unutacaklar.</p>
<p>Unutulacağım bir gün, belki de bugün. Hemen şimdi unutacaklar beni. Hiç yaşamamış gibi olacağım. Beraber yiyip içtiklerimiz unutulacak, sözlerimiz uçacak semaya doğru, bir ‘hoş seda’ bile olamadan boşlukta yankılanacak&#8230; Kelimeleri tutamayacağız, ne de verdiğimiz sözleri… ‘Söz uçar yazı kalır’ diyenler haklı çıkacak… Yazamadıklarımız bizi unutacak, biz unutacağız yazamadıklarımızı…</p>
<p><strong><em>Korkuyorum; bir gün unutulup gitmekten korkuyorum. Yaşarken sevmekten korktuğum gibi, ölünce de unutulmaktan korkuyorum. Ne çok istemiştim oysa sevmeyi, çocukken izlediğim LOVE STORY filmindeki gibi büyük bir aşkla sevilmeyi. Ölünce unutulmayacak kadar, hep bir yürekte saklı kalacak kadar doyasıya, doyamadan sevmeyi…</em></strong></p>
<p>Avazım çıktığı kadar şarkı söylemek istiyorum şimdi. Sesim güzelmiş-çirkinmiş umurumda değil. Yoruldum yıllardır kabuğumda saklanmaktan. Kim ne der diye düşünmeden, bırakıp kendimi rüzgâra  esiyorum artık düşlerimde. Savruluyor saçlarım iz bıraktığım yüreklerde… Düş görmekten mesut bakışlarım uyanmayacak bir daha, olsun. Biliyorum istesem de açamayacağım göz kapaklarımı, rüzgârı hissetmeyecek artık kirpiklerim… Ellerim okşanmayacak dudaklarla, &#8216; Seni Seviyorum&#8217; diyemeyeceğim ona!</p>
<p>O gün gelsin istemiyorum…</p>
<p>Duvarımda benden bir iz kalsın istiyorum&#8230;</p>
<p><strong><em>Korkuyorum; sebebim olanı sebepsiz bırakmaktan. Sebebim sensin diyemeden, sebepsiz dönüşü olmayan yola koyulmaktan&#8230;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Korkuyorum&#8230;</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_11017" aria-describedby="caption-attachment-11017" style="width: 471px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg"><img class="size-full wp-image-11017" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?resize=471%2C314" alt="Sarı Çizginin Ötesinde" width="471" height="314" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?w=471&amp;ssl=1 471w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 471px) 100vw, 471px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11017" class="wp-caption-text">Sarı Çizginin Ötesinde</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10982</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Yeşil Dergisi 107. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-107-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-107-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Sep 2017 21:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10877</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, Eylül-Ekim 2017 tarihli 107. sayısıyla okurlarına ulaştı. Yaz tatili ve bayramın ardından zengin bir içerikle okurlarına ulaşan Mavi Yeşil, edebiyat eksenli yazılara önem vermeyi sürdürüyor. 107. sayımızın hazırlıkları devam ederken derginin yayım yönetmeni Hasan Öztürk, sanal ortamda ve basılı medyada yayımlanan Kralsız Bir İmparatorluk Mavi Yeşil başlıklı konuşmasında bu derginin on sekiz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-107-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 107. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, Eylül-Ekim 2017 tarihli 107. sayısıyla okurlarına ulaştı. Yaz tatili ve bayramın ardından zengin bir içerikle okurlarına ulaşan Mavi Yeşil, edebiyat eksenli yazılara önem vermeyi sürdürüyor. 107. sayımızın hazırlıkları devam ederken derginin yayım yönetmeni Hasan Öztürk, sanal ortamda ve basılı medyada yayımlanan <em>Kralsız Bir İmparatorluk Mavi Yeşil </em>başlıklı konuşmasında bu derginin on sekiz yıllık serüvenini okurlarla paylaştı. Hüseyin Alemdar, Özkan Satılmış, Burak Çapan, Örsan Gürkan, Ziya Boz, Yunus Karakoyun ve Yang Xiaobin, bu sayımızın şairleri. 107. sayıda üç öykücü var: Pınar Öğüt, Aytaç Ören ve Ayşegül Özalp. Anıl Sakallıoğlu, aşk üzerine Mustafa Türkan da düşünce dünyamızın önemli ismi Afşar Timuçin hakkında yazdı. Mustafa Işık, şiir geleneğimizde ayrı bir yeri olan Asaf Halet Çelebi’nin şiirine değindi. Nilüfer Aka Erdem, adını sıklıkla duyurmaya başlayan Alper Canıgüz’ün bir öyküsünü değerlendirdi. Canan Sevinç, “bir öykü bir roman” başlığında Reşat Nuri’nin “Damga” romanı ile Sabahattin Ali’nin “Değirmen” öyküsünü karşılaştırdı. Önümüzdeki günlerde “Gündem Edebiyat” adlı altıncı kitabı okurla buluşacak olan Hasan Öztürk de bu sayıda Sait Faik’in, her nedense kenarda kalmış “Kayıp Aranıyor” romanına değindi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>bilgi@maviyesildergisi.com</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-107-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 107. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-107-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10877</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mevzu Aşk / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mevzu-ask-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mevzu-ask-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Sep 2017 21:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Uğur]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10847</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aşkta bir kaygisizlik var azizim; Kabullenilmeyen bir hıçkırık örnegi. Nefesini tutmakta değil. Bir yutkunma ki,olsun varsın&#8230;! Gözleri hep ritimlerde bir çocuk var, Hasarsız bahçeler de çiçek koparmak ister o. Gözleri mi yoksa gizlerimi bilmedim. Sevk edilmez bir aşk örneği. &#160; Sevgilerde bir çıkar var azizim, Basireti bağlanmış bir kırmızı dehşeti . Yağmurlar yağarken bile enteresan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevzu-ask-siir/">Mevzu Aşk / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aşkta bir kaygisizlik var azizim;</p>
<p>Kabullenilmeyen bir hıçkırık örnegi.</p>
<p>Nefesini tutmakta değil.</p>
<p>Bir yutkunma ki,olsun varsın&#8230;!</p>
<p>Gözleri hep ritimlerde bir çocuk var,</p>
<p>Hasarsız bahçeler de çiçek koparmak ister o.</p>
<p>Gözleri mi yoksa gizlerimi bilmedim.</p>
<p>Sevk edilmez bir aşk örneği.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgilerde bir çıkar var azizim,</p>
<p>Basireti bağlanmış bir kırmızı dehşeti .</p>
<p>Yağmurlar yağarken bile enteresan</p>
<p>Toprakta bir iritelik var,yağmurlar ise meczup.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Modern bir kasabada yıkık bir ev</p>
<p>Aşık olmak böyledir azizim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevzu-ask-siir/">Mevzu Aşk / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mevzu-ask-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10847</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Görmeyi Bilene / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gormeyi-bilene/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gormeyi-bilene/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Sep 2017 21:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sümeyye Gülseven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10841</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her acıdan kendime düşen payı alarak yaşıyorum.. Sınanabileceğim, kaldırabileceğim kadar. Daha fazlası olsa daha fazla gözyaşı dökeceğim. Daha fazla yıpranıp belki de bir o kadar yıpratacağım. Daha azı olsaydı şayet şimdiki ben olamayacağım. Olgunlaşamayacağım. Düşününce her şey kararındaymış gibi. &#160; Bilinmesi gerekenleri bilmiş, Duyulması gerekenden fazlasını işitmişim sanki. Yapılacaklarsa hiç bitmez. Yenileri eklenerek devam eder [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gormeyi-bilene/">Görmeyi Bilene / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her acıdan kendime düşen payı alarak yaşıyorum..</p>
<p>Sınanabileceğim, kaldırabileceğim kadar.</p>
<p>Daha fazlası olsa daha fazla gözyaşı dökeceğim.</p>
<p>Daha fazla yıpranıp belki de bir o kadar yıpratacağım.</p>
<p>Daha azı olsaydı şayet şimdiki ben olamayacağım.</p>
<p>Olgunlaşamayacağım.</p>
<p>Düşününce her şey kararındaymış gibi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilinmesi gerekenleri bilmiş,</p>
<p>Duyulması gerekenden fazlasını işitmişim sanki.</p>
<p>Yapılacaklarsa hiç bitmez.</p>
<p>Yenileri eklenerek devam eder gider.</p>
<p>Sevmekse her daim var olamaz.</p>
<p>Tükenmese bile.</p>
<p>Sevgiyi ne kadar tutmak istediğine göre değişir.</p>
<p>Delicesine sevmekle, öylesine sevmek arasındaki farka bakar yaptıkların.</p>
<p>Birinde cesaretini ortaya koyarsın, diğerinde ise koca bir hiçi..</p>
<p>Ne kadar uğraşacağını bu belirler.</p>
<p>Ne kadar çabalayacağını.</p>
<p>Üstelik ne kadar acı çekeceğini de.</p>
<p>Bir sabah kalkıp nefret etmeyi seçebilirsin.</p>
<p>Bir sabah kalkıp hadi mutlu olalım dersin.</p>
<p>Zaten tercihin tüm gün sürer.</p>
<p>Ve hatta bir ömür.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gormeyi-bilene/">Görmeyi Bilene / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gormeyi-bilene/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10841</post-id>	</item>
		<item>
		<title>DİYALOGLU AMA BAŞLIKSIZ BİR YAZI</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Sep 2017 11:50:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10844</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir bomba patlamaz ben hapşırınca. Sen çok yaşa dediğin için fazla uzun sürmez ömrüm. Her öksürene helal dersen, alamayız önünü ayaklanmaların. İtinayla ölünür. Bunu da yaz aklının bir kapısına. Nasılsın? Nefes alıyorum. Bomba patlar mı? Uzaydayım. Kapı önü serilir ama önce eller yıkanır. Eller yıkanırken köpek gibi olur. Birkaç serseri mayın ateş yağdırır kıblesi seyyarlara. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/">DİYALOGLU AMA BAŞLIKSIZ BİR YAZI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bomba patlamaz ben hapşırınca. Sen çok yaşa dediğin için fazla uzun sürmez ömrüm. Her öksürene helal dersen, alamayız önünü ayaklanmaların. İtinayla ölünür. Bunu da yaz aklının bir kapısına.</p>
<ul>
<li>Nasılsın?</li>
<li>Nefes alıyorum.</li>
<li>Bomba patlar mı?</li>
<li>Uzaydayım.</li>
</ul>
<p>Kapı önü serilir ama önce eller yıkanır. Eller yıkanırken köpek gibi olur. Birkaç serseri mayın ateş yağdırır kıblesi seyyarlara. Ben gülenleri temsil ederim. Ustam bana ağlar.</p>
<ul>
<li>Nasılsın?</li>
<li>Çay içiyorum.</li>
<li>Kâğıt yanar mı?</li>
<li>Ormandayım.</li>
</ul>
<p>İnsan insandır yanlış hatırlamıyorsam. Bu bütün takvimlere göre böyledir. Patavatsız kırıntılar vardır bir de ben onlara saygı duymam. Kitle imha silahlarına sahibim ben. Bunu bilmiyordunuz. İstersem yok edebilirim bütün tünelleri.</p>
<ul>
<li>Nasılsın?</li>
<li>Kazıyorum.</li>
<li>Demir paslanır mı?</li>
<li>Madendeyim.</li>
</ul>
<p>Ata binmek bir senfonidir. Sağırlar ayak koyamazlar mahmuza. Körler zaten duysa da anlamaz. Yirmi yıl okursun da bir ata binmeyi öğretmezler sana. Öğrenmek için birkaç yıl boykot etmem gerekti fabrikaları. Mistik bir toprak vardı cebimde. Bir cuma öğleni gün zaferin sarhoşluğunu yaşarken anlam buldu da ondan. Yılanın yuttuğu fillerle uğraşacak değilim. İş güç sahibi bir insanım ben hem de sigortalı.</p>
<ul>
<li>Nasılsın?</li>
<li>Uyuyorum.</li>
<li>Sabah olur mu?</li>
<li>Karanlıktayım.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/">DİYALOGLU AMA BAŞLIKSIZ BİR YAZI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10844</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutlu Kimsesizlik / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutlu-kimsesizlik-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutlu-kimsesizlik-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 21:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zühal Öz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10753</guid>
				<description><![CDATA[<p>konu hiç kimse hiç kimsenin kimsesizliği kimsesizliğin hiçliği hiçliğin çokluğu çokluğun yalnızlığı yalnızlığın huzuru huzurun kısalığı kısalığın mutluluğu mutluluğun hiç kimsesizliği&#8230; O kadar sıkış tepiş kalabalıkta, O kadar sıkış tepiş yalnızlık sekteye uğrar duyguların, Başladığın yerdesindir, Çünkü ilerlemez mutluluk Bir varmış bir YOKMUŞ gibi ilerlemez mutluluk bir varmış bir YOKMUŞ gibi belki de hiç gelmemiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutlu-kimsesizlik-siir/">Mutlu Kimsesizlik / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>konu hiç kimse</p>
<p>hiç kimsenin kimsesizliği</p>
<p>kimsesizliğin hiçliği</p>
<p>hiçliğin çokluğu</p>
<p>çokluğun yalnızlığı</p>
<p>yalnızlığın huzuru</p>
<p>huzurun kısalığı</p>
<p>kısalığın mutluluğu</p>
<p>mutluluğun hiç kimsesizliği&#8230;</p>
<p>O kadar sıkış tepiş kalabalıkta,</p>
<p>O kadar sıkış tepiş yalnızlık</p>
<p>sekteye uğrar duyguların,</p>
<p>Başladığın yerdesindir,</p>
<p>Çünkü ilerlemez mutluluk</p>
<p>Bir varmış bir YOKMUŞ gibi</p>
<p>ilerlemez mutluluk</p>
<p>bir varmış bir YOKMUŞ gibi</p>
<p>belki de hiç gelmemiş gibi</p>
<p>olmamış gibi</p>
<p>olmayacak gibi</p>
<p>olmadığı gibi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutlu-kimsesizlik-siir/">Mutlu Kimsesizlik / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutlu-kimsesizlik-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10753</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sahibinden Satılık Sonbahar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Sep 2017 21:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Ahsen Kürdilihicazkar saz semaii]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Betül Kaplanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Furkan Resuloğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10815</guid>
				<description><![CDATA[<p>Damla damla akıyorum duyuyor musun sesimi? Yağmur olup sızıyorum toprağına gece gündüz. Nasıl geçerse damlaların nazı yaprağa ilk dokunduğunda? Öfkesi nasıl dinerse yıldırımların şimşekler çaktığında? Öyle dolaşıyorum incecik bir sızı gibi her nefesinde damarlarında&#8230; Rengi kızıl değil artık kanının bilmiyorsun sen, turkuaz akıyor içtiğin su, billur ırmaklardan gelen. Gürül gürül çağıldıyorum sana doğru&#8230; Salkım söğütler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sahibinden Satılık Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Damla damla akıyorum duyuyor musun sesimi? Yağmur olup sızıyorum toprağına gece gündüz. Nasıl geçerse damlaların nazı yaprağa ilk dokunduğunda? Öfkesi nasıl dinerse yıldırımların şimşekler çaktığında? Öyle dolaşıyorum incecik bir sızı gibi her nefesinde damarlarında&#8230; Rengi kızıl değil artık kanının bilmiyorsun sen, turkuaz akıyor içtiğin su, billur ırmaklardan gelen. Gürül gürül çağıldıyorum sana doğru&#8230; Salkım söğütler bitiyor eteğimde, diniyor yağmur, fırtına saklanıyor kaf dağının ötesine&#8230; Rüzgâr olup teninde gezdiriyorum serinliğimi, benden kaçırdığın bakışlarını bile okşuyorum… Kırgın kirpiklerinden öpüyorum ilkin, sonra her birini tek tek seviyorum, hissetmiyorsun sen. Perçemlerini sarıyorum parmak uçlarımla, uyuyor hiç açılmayacak göz kapakların sonsuzluğun kollarında…</p>
<p>Bile bile çağırıyorum seni. Gönlümdeki mızraba saplı günlerimiz gelsin diye bir an evvel geri. Hani Eylül’ün muştusuyla sarılıp bana öptüğün bedenim var ya, bak hala bekliyor seni yağan yağmurun altında, mahzun beni bıraktığın o köşe başında… Geçtiğin yerler bile hasret sana, özlemini serdim serçelerin kanatlarına, ekmek kırıntılarını serpiştirdim gelirsin diye belki dönüş yoluna.</p>
<p>Sırlarının arasına gizlediğin şarkılar ‘söyleme bilmesinler’ diyor işitiyor musun? Hüzzamın hüznünde ağlamaklı bakıyorsun işte yüzüme, ‘sakın gitme’ diye yalvaran gözlerle. Hiç bırakıp gider miyim seni ben bu sahillerde, bekliyorum her gün dönmesen de geriye…</p>
<p>‘ Gel gitme kalmasın gözüm yollarda’ diyemeden sana Segâha geçiyoruz perde perde&#8230; Sema ediyoruz tanbur’un tellerinde, başımızda bizi aşkla saran harelerle… Dönüyor artık şevk ile nağmeler ‘ olmaz ilaç sine-i sad pareme, çare bulunmaz bilirim yâreme’… Ardından eşlik ediyor, ‘ Ayrılık yaman kelime, benzetmek azdır ölüme, kim uğrarsa bu zulüme aman…’</p>
<p>&#8216;Aman aman halim ne yaman&#8217;, ‘ Bir ateşim yanarım, külüm yok dumanım yok’. Hicaz’a erişmenin derdi ne kadar da çok. Yüzümüzü süremeden kapısına, geldik makamı hicazın huzuruna. Cennet bahçelerinin kokusunda, seyr-i devran ediyoruz şimdi bir elimiz yere, diğeri göğe bakmakta&#8230; Sen kürdi olup vurdun kendini tozlu yollara, ben bir başıma kalakaldım hicazkarda…’ Ömrümce o saf aşkını kalbimde yaşatsam’ diyerek verdik kararımızı, buluşturduk notaları kürdilihicazkarda… Eylül damlaları gibi birden boşalan seslerde yankılandı duygularımız, es verince sessiz kaldı nisyan oldu şarkımız…</p>
<p>Güneş açıverse ya hadi! Gizlendiği bulutların arasından sıyrılıp göz kırpıverse ya bir daha, sımsıcak sarsa ya bizi&#8230; Sağanak sağanak, sırılsıklam bekliyorum seni, ebemkuşağının çıktığı tıpkı o günkü gibi&#8230; Hazan oldu gönlüm, sarardı kuru bir yaprak misali.. Beni bir başıma bırakıp gittiğin o günden beri…<br />
Ağustos sıcağında bunalırken güz günlerini seçtin gitmek için. En sevdiğin ay Eylül’dü, söylemiştin. ‘Yenilenmedir Eylül, başlangıçtır yeni umutlara’ demiştin… Uzun sürecek zemheri kışına hazırlanamam artık sensiz, toprak kokan saçlarını öpemem, serin açan sabahlarıyla üşüyen ellerini ısıtamam. Eylül’ün ellerini, senin ellerini tutamam. Ne zaman dokunsam buz olurdu yüreğim, ürperirdim, sen bilmezdin…</p>
<p>Ah sen! Sen yok musun sen… Ölmeyi beceremeyen ben, seninle girdim sararmış yaprakların arasına bir sarmaşık gibi sarıldım çürüyen gözyaşlarına&#8230; Kurtçuk olup, kemirdim senden kalanları ne de olsa borçlusun bana. Kul hakkını ödemeden gittin. Bir vefayı çok görüp veda bile etmedin. Sana uzanan elimi geri çevirdin, boşlukta sallandı elim çaresiz. Oysa nasıl hazırdım sımsıkı tutmaya, hiç bırakmamacasına…</p>
<p>Hala umudum var, gelirsin belki diye&#8230; Karşıma çıkıp aniden ‘şakaydı hepsi dersin’ kim bilir? Bak yoksa satıyorum sahibinden bu sonbahar günlerini… Hadi gel artık şimdi…</p>
<p>Dualarımla gelmiştim sana. Sen kendin dua iken daha bana. Bayramım olmuştu menekşelerim verdiğin saksıda. Tuttuğun fallardaki niyetlerine niyetlenmiştim, iyi günde kötü günde diye sana sözler vermiştim.<br />
Öldüğün gün sebebim oldu sevgim senden kalanlara…<br />
Sonbaharla gelmiştin sonbaharda gittin. Toprağın altı üstünden daha sıcaktır diye, sırf bu nedenle işte gidemiyorum mezarının başından başka yerlere. Bekçisiyim senden kalan bu son, sonbahar anılarının. Haykırıyorken içim, dayanamıyor susmaktan artık yüreğim…</p>
<p><em><strong>Söylüyorum işte!</strong></em><br />
<em><strong> Sahibinden Satılık Sonbahar Var!</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Esin Kaynağı; Furkan Resuloğlu&#8217;nun AHSEN Adlı Kürdilihiacazkar makamındaki saz semaiidir. Bu muhteşem eser için kendilerine teşekkürlerimizi sunarız. İcra; Kanuni Betül Kaplanoğlu; tanburi Ayşe Kılınç.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/j3LjvJN6Sug?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sahibinden Satılık Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10815</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BEN AYRILIKLAR ŞAİRİYİM</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-ayriliklar-sairiyim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-ayriliklar-sairiyim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Sep 2017 21:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selamet Darğın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10755</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben ayrılıklar şairiyim. Ne vakit alsam elime kalemi. Hüzün damıtır mürekkebim., Ben ayrılıklar şairiyim. Acılardan dem vururum hep. Her türlüsünü yaşamışcasına Her satırımda acıyı ilmeklerim. Ben ayrılıklar şairiyim. Bazı vakitler ölümün soğukluğunu resmederim. Bazen de sevgilinin yokluğuna söverim., Ben ayrılıklar şairiyim. Uzak yollar kalemime dil olur. Tek sermayem bir damla yaş. Ben ayrılıklar şairiyim. Ben [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-ayriliklar-sairiyim/">BEN AYRILIKLAR ŞAİRİYİM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Ben ayrılıklar şairiyim.</div>
<div>Ne vakit alsam elime kalemi.</div>
<div>Hüzün damıtır mürekkebim.,</div>
<div></div>
<div>Ben ayrılıklar şairiyim.</div>
<div>Acılardan dem vururum hep.</div>
<div>Her türlüsünü yaşamışcasına</div>
<div>Her satırımda acıyı ilmeklerim.</div>
<div></div>
<div>Ben ayrılıklar şairiyim.</div>
<div>Bazı vakitler ölümün soğukluğunu resmederim.</div>
<div>Bazen de sevgilinin yokluğuna söverim.,</div>
<div></div>
<div>Ben ayrılıklar şairiyim.</div>
<div>Uzak yollar kalemime dil olur.</div>
<div>Tek sermayem bir damla yaş.</div>
<div></div>
<div>Ben ayrılıklar şairiyim.</div>
<div>Ben beceremem sevgi sözcüklerini.</div>
<div>Mutluluk katilim olur.</div>
<div>Biterim!</div>
<div>Ayrılıklara yazmaya meyilliyim.</div>
<div>Ben ayrılıklar şairiyim&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-ayriliklar-sairiyim/">BEN AYRILIKLAR ŞAİRİYİM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-ayriliklar-sairiyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10755</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ &#8220;Unutulmuş Ne Varsa Sevgiden Geri Kalan&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Sep 2017 21:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10730</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;BENİ KÖR KUYULARDA, MERDİVENSİZ BIRAKTIN&#8221; Akraba değildik, biliyorum. &#8221; Çok eski ahbaplarımız&#8221; derdi, anneannem sizin için. Akrabadan da öte, içli- dışlı görüşülen insanlar vardır ya, sizin ailenizle işte öyle görüşürlermiş bizimkiler. Çocukluğumun hatırlayabildiğim en eski anılarında, hem siz hem de kızınız, hep vardınız. Sıcak yaz öğleden sonralarında, zorla uykuya yatırırlardı biz çocukları. İstemeye istemeye, uyumaya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ &#8220;Unutulmuş Ne Varsa Sevgiden Geri Kalan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;BENİ KÖR KUYULARDA, MERDİVENSİZ BIRAKTIN&#8221;</p>
<p>Akraba değildik, biliyorum. &#8221; Çok eski ahbaplarımız&#8221; derdi, anneannem sizin için. Akrabadan da öte, içli- dışlı görüşülen insanlar vardır ya, sizin ailenizle işte öyle görüşürlermiş bizimkiler. Çocukluğumun hatırlayabildiğim en eski anılarında, hem siz hem de kızınız, hep vardınız. Sıcak yaz öğleden sonralarında, zorla uykuya yatırırlardı biz çocukları. İstemeye istemeye, uyumaya çalışırdım, aklım  yandaki oturma odasından gelen seslerde iken. Bazen de, ikinizin sesi ile uyanırdım. Gelişiniz, şen gülüşlerinizle açığa çıkardı.  Eğlenceli iki büyük. Siz ve kızınız, hep bakımlı ve olabildiğince, dönemin modasına uygun giyimli olurdunuz. Kızınız size &#8220;abla &#8221; derdi. Öykünüzü, çok sonra öğrenecektim. İstanbul&#8217;un varlıklı ailelerinden birine mensuptunuz. Tanınmış bir marka altında, yıllarca üretilen temizlik maddesi  ile ilgili patent hakkı, o çok güvendiğiniz, düzenbez, uzak akraba enişteniz tarafından elinizden alınmış, dolayısı ile, babadan kalma fabrika ve tüm varlığınız da yok olmuş. Elinizde kala kala, babanızın sınırlı emekli maaşı kalmış. Kızınız ile birlikte, Moda civarındaki, kiralık evlerde yaşadınız yıllarca. Evinizin en geniş odası, radyo-sinema dergileri, sinema afişleri, ünlü mizah dergileri ve ünlü ses, sinema ve sahne sanatçılarının imzalı resimleri, posterleri ile doluydu. Ah, benim için ne hazineydi ama! &#8220;Eve dönüş zamanı gelmese&#8221; diye dua ederdim içimden.</p>
<p>O zamanın koşullarına göre, dışarıdan bakıldığında (büyüklerin gözü ile elbette), başına buyruk, kural tanımaz, bu anlamda-yine o dönemin davranış tarzı olarak fazla alafranga hanımlar için, hafif bir küçümseme ve iğneleme barındıran deyişi ile- &#8221; çarliston’dunuz&#8221;. Kimseye ihtiyaç duymadan, istediğiniz yerde olabilmenize bayılırdım küçük aklımla. Yazlık sinemalara da yalnız giderdiniz. Bir maceranız vardı aklımda kalan: Bir akşam, yazlık sinemada filmi izlerken, sizi yalnız görüp, dizlerini, sizin iskemlenizin arkasına dayayarak, aklınca tacize kalkışan bıçkının, her iki dizine de, hep çantanızda taşıdığınız yorgan iğnesini saplamışsınız, adam, feryat figan,&#8221; ablam, ben ettim, sen etme &#8221; yakarışları ile aman dilemek zorunda kalmış sizden.Yalnız bir hayatı yaşamak zorunda olmanın, bazen kendiliğinden gelişen korunma biçimleri…</p>
<p>Tasasız, kendine yetebilen yaşam görüntünüzün altında yatan, ne büyük bir dram olduğunu sonradan öğrendim,başta da belirttiğim gibi. 1930&#8217;lu yılların başında, bir <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">avukat</a>a sevdalanmışsınız. O zamanın koşullarına göre, olmaması gereken olmuş ve kızınıza hamile kalmışsınız!&#8230; İşin acı tarafı, sevdiğiniz, ama anlaşılan sizi sevmeyen adam, sizi ortada bırakıvermiş. Aileniz, size kol-kanat germiş, bebek İstanbul dışında doğmuş, İstanbul&#8217;a, anne-babanızın küçük kızı, sizin de &#8220;kardeşiniz &#8221; olarak dönmüş. Bundan dolayı, kızınız size hep &#8220;abla&#8221; demek zorunda kalmış. Öykünüzü öğrendiğimde, önce o adama çok kızdım, sonra da ailenizi yürekten alkışladım. Kızınız, güzel sayılabilecek, sözü sohbeti yerinde biri olmasına rağmen, tıpkı sizin gibi, hiç evlenmedi. Bunda sizin, bencilce &#8221; o evlenirse ben yalnız kalırım &#8221; endişeniz ve engellemelerinizin çok büyük payı olduğunu da biliyorum.</p>
<p>Yıllar önce, yine bir yaz öğleden sonrası, Moda&#8217;daki kiralık evlerden birindeyiz. Felçlisiniz aylardır. Yatağa bağımlısınız. Konuşma yetiniz gitmiş. Ama kızınıza, kırmızı rujunuzu ve ojelerinizi sürdürüyordunuz yine. İyice ufalmış bedeniniz. Yanı başınızdaki sehpadan aldığınız, eski günlerdeki size dair resmi bana gösterek, bir şeyler anlatma gayretindesiniz. &#8220;Bakma şu halime, bak ben ne güzeldim &#8221; demek istediğinizi anladım ben.</p>
<p>Siz gittikten sonra, kızınız, sizsiz, maaşsız, evsiz, işsiz öylece kalakaldı. Dikiş-nakış işleri yapmaya çalıştı, olmadı, bir işe girip çalışmak için fazla yaşlı ve ne yazık ki gerekli hiç bir donanıma sahip değildi. Siz, anısı çok eskilerde kalmış bir sevgiye ve kızınıza sahiptiniz, onun için ise, sadece siz vardınız, siz gittiğinizde &#8221; Onu, kör kuyularda merdivensiz bıraktınız&#8221;.</p>
<p>Günün birinde, eski aile dostlarınızdan birinin, varlıklı bir yakını, kızınızı, yaşlı annesine can yoldaşı olsun diye evine aldı. O evin annesi öldükten sonra da, evin torunlarına teyzelik yaptı, Hala da o evde yaşıyor. Bedeni iyice ufalmış, yine de uzun yürüyüşler yaparak, ara sıra, bizleri ziyaret eder, doğum günlerimizi hatırlar, &#8220;şekerim&#8221; der&#8221; doğum günlerine çağrılmayı beklemez insan, kalkar, gelir&#8221;.</p>
<p>Uzak geçmişin güzel anısısınız siz, kızınız için ise, ne güzel ki, hala şimdiki zaman kipini kullanabiliyorum.</p>
<p>Gittiğiniz yerde, sizi yapayalnız bırakıp gidenle karşılaştınız mı ve bağışladınız mı acaba? &#8220;Sen gittin, bir sevdaya yasladın belki de kendini, ama ben kaldım ve yalnızlıkla karşıladım her şeyi&#8221; dediniz mi? Ya o, sizden af diledi mi? daha doğmadan terk ettiği, hiç merak etmediği kızınızı size sordu mu? Bir kadını terk etmek çok kolay, ama ya küçük bir çocuğu babasız bırakmak? ne insafsızlık&#8230;</p>
<p>Umarım, ruhunuz huzurludur artık&#8230; Nur içinde yatın.</p>
<p>İMZA: Arşiv odanızdaki meraklı küçük kız.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ &#8220;Unutulmuş Ne Varsa Sevgiden Geri Kalan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Geceden Önce / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/geceden-once/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/geceden-once/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 Aug 2017 21:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seval Karadeniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10586</guid>
				<description><![CDATA[<p>herkesin bildiği bir gece vardır, bir de anlamlandıramadığı herkesin denizi:‘gizli sevda’ hem uzağız hem yakın ada/karaya iskele yok, ne de liman, kalbini bir balkon gibi geceye aç herkesin gecesi içi ağu. &#160; &#160;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geceden-once/">Geceden Önce / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>herkesin bildiği bir gece vardır,</p>
<p>bir de anlamlandıramadığı</p>
<p>herkesin denizi:‘gizli sevda’</p>
<p>hem uzağız hem yakın ada/karaya</p>
<p>iskele yok, ne de liman,</p>
<p>kalbini bir balkon gibi geceye aç</p>
<p>herkesin gecesi içi ağu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geceden-once/">Geceden Önce / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/geceden-once/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10586</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Prinkipo’da Ölmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/prinkipoda-olmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/prinkipoda-olmek/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 Aug 2017 21:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seval Karadeniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10595</guid>
				<description><![CDATA[<p>sağır ada karası mıknatıs ölülerimizi topluyor yerden göğe ve gökten yere doğru sıvasız evler kadar, uzun yağmurlar kadar, kırılgan mimozalar kadar, kuş evleri kadar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/prinkipoda-olmek/">Prinkipo’da Ölmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>sağır ada karası mıknatıs</p>
<p>ölülerimizi topluyor</p>
<p>yerden göğe ve gökten yere doğru</p>
<p>sıvasız evler kadar,</p>
<p>uzun yağmurlar kadar,</p>
<p>kırılgan mimozalar kadar,</p>
<p>kuş evleri kadar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/prinkipoda-olmek/">Prinkipo’da Ölmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/prinkipoda-olmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10595</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yakışmıyor Ruhuma Gülmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yakismiyor-ruhuma-gulmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yakismiyor-ruhuma-gulmek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Aug 2017 21:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10644</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnkar edemem kalbimdeki soy kırımı Önce gelen sonra giden bir ruhun Üzerine yakıştırdığım gülmeleri İnkar edemem &#160; Soğuk duş gecelerinin damla damla Yakıp kavurduğu sıcakları da Düştüğümde acımayan dizimi de Sırf annem öpsün de geçsin diye Ağladığımı da inkar edemem &#160; Bazen ne oluyor biliyor musun Ruhum kıskanıyor bedenimi Evde gördüğüm herşey İtina ile işleniyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yakismiyor-ruhuma-gulmek/">Yakışmıyor Ruhuma Gülmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnkar edemem kalbimdeki soy kırımı</p>
<p>Önce gelen sonra giden bir ruhun</p>
<p>Üzerine yakıştırdığım gülmeleri</p>
<p>İnkar edemem</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Soğuk duş gecelerinin damla damla</p>
<p>Yakıp kavurduğu sıcakları da</p>
<p>Düştüğümde acımayan dizimi de</p>
<p>Sırf annem öpsün de geçsin diye</p>
<p>Ağladığımı da inkar edemem</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazen ne oluyor biliyor musun</p>
<p>Ruhum kıskanıyor bedenimi</p>
<p>Evde gördüğüm herşey</p>
<p>İtina ile işleniyor üzerime</p>
<p>Ve bir sürü süliet yüz görüyorum duvarlarda</p>
<p>Çocukken de böyleydi aslında</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Korkardım çişimi yaparken</p>
<p>Kapıyı da açık bırakırdım ayakta işerdim</p>
<p>Ayıp yoktu çünkü bende</p>
<p>Saf bir korkuyla arkamdan</p>
<p>Dokunacak birini beklerdim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yatarken de öyle duvara yaslardım sırtımı</p>
<p>Sanki arkamı dönsem hiç tanımadığım</p>
<p>Ama hep bildiğim bir el omzuma dokunucakmış gibi gelirdi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kaç yüz yıl geriden yaşıyorum</p>
<p>Sanki hayatı</p>
<p>Önce gençliğime sonra çocukluğuma</p>
<p>Sonra doğuma gidiyorum</p>
<p>Annemin karnın da</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve bir doktorun kıçıma vurmasına gerek kalmadan ağladığımı anımsıyorum</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra bir kaç yüz yıl ileri gidiyorum</p>
<p>Annemin karnı çocukluğum gençliğim</p>
<p>Tükenmez bir yaşlılık belirtisinin başladığı yıllardayım</p>
<p>Ananem gibiyim kenefe giderken avuçlarımla kapıların tokmaklarını tutuyorum</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnkar edemem yaptıklarımı</p>
<p>Yapıcaklarımı hatta yapmadıklarımı bile</p>
<p>Yapmaya hazır olduklarımı da</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fark ettim de yüz yıl geri yüz yıl ileri gidince</p>
<p>Hiç doğmamış olduğumu anladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evlenmedim çocuğum olmadı</p>
<p>Arkama baktım kimse yok</p>
<p>Nerde bu yüzünü seçemediğim karanlık adam</p>
<p>Artık omzuma dokunsa ya</p>
<p>Tanıtsa kendini</p>
<p>Yensem korkularımı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendimden bile gizlediğim</p>
<p>Ne çok inkar edemediğim</p>
<p>Sol kırımlarım varmış benim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İncitmeden yüreğimi</p>
<p>Çocukluğumu yok etmeden</p>
<p>Beni yerime bırakın</p>
<p>Kimsenin ulaşamıycağı bir yere</p>
<p>Fakat herkesin görüceği</p>
<p>Uzaklıkta olsun</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnkar ediyorum</p>
<p>Yakışmıyor ruhuma gülmek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yakismiyor-ruhuma-gulmek/">Yakışmıyor Ruhuma Gülmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yakismiyor-ruhuma-gulmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10644</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİ / Alıp Başını Gidemeyen</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Aug 2017 21:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Cansever]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10695</guid>
				<description><![CDATA[<p>Acımayı unuttum Sevinmeyi unuttum Ben her şeyi artık unutuyorum Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim Şuramda bir ağrı duydum. EDİP CANSEVER “Cesedimi çiğnersin, buradan çekip gidersen!” demiştin. Çocuktum. Sen, büyüktün benden. Dağlar kadar büyük, Kızılırmak kadar uzundun. Ben, sana hayran çocuksu bakışlarıma aldırmadan, öylece bekler bulurdum kendimi usanmadan… Beklerdim, sundurmanın altında. Seyrederdim, tozpembe güllü perdelerinizin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİ / Alıp Başını Gidemeyen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Acımayı unuttum</em></strong><strong><em><br />
Sevinmeyi unuttum<br />
Ben her şeyi artık unutuyorum<br />
Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim<br />
Şuramda bir ağrı duydum.</em></strong></p>
<p><em><strong>EDİP CANSEVER</strong></em></p>
<p>“Cesedimi çiğnersin, buradan çekip gidersen!” demiştin. Çocuktum. Sen, büyüktün benden. Dağlar kadar büyük, Kızılırmak kadar uzundun. Ben, sana hayran çocuksu bakışlarıma aldırmadan, öylece bekler bulurdum kendimi usanmadan… Beklerdim, sundurmanın altında. Seyrederdim, tozpembe güllü perdelerinizin dantellerini, rüzgâr savururdu fistolu eteklerini… ‘Sen git artık’ diye pencerenizden el etmeden, ayrılmazdım kapınızın önünden. İçimdeki sevinci boşluğa bırakırdım. Keder dolardı yerine, sızlayan burnumun direğine inat dönüp bir daha bakardım açık duran pencerenize. Kaybolurdu hüzünlü gözlerimin önündeki perde. Sen, görmezdin batan güneşimi, sana hoşça kal diye seslenişimi, duymazdın… Ben, peşinde gölgenle birlikte dolanır dururdum güneşin doğuşundan geceye…</p>
<p>Seni görmediğim günler olurdu bazen, köye tatile gittiğimizde falan. Hele bir keresinde hastaydım otuz dokuz derece ateşle yatıyordum kızamıktan, işte o zaman giriş kattaki evimizin penceresine bir saksının içinde leylak bırakıp gitmiştin. Kız kardeşimin kulağına ‘ geçmiş olsun, çabuk iyileşsin emi’ demiştin.</p>
<p>Yolda yürürken eğer arkandaysam hemen, kırmızı omuz çantanı düşürdün mahsusçuktan, dönüp bakardın sonra bana. Koşup ardından alırdım çantanı, uzatırdım senin hiç yüzüne bile bakmadan. Mahcup kahramanın olarak geçerdim yanından. Lavanta kokan bembeyaz duru teninle, bakışlarımız göz göze gelirdi. O güzelim ela gözlerinle bakıp gözlerimin içine, eğilip hafifçe, yanağıma küçücük bir öpücük kondururdun… Sevilmenin gücüyle sallanırdı uzun sarı saçların, ben çocuk, ben bahtiyar, gece geç saatlere kadar yalnızca hep seni düşünüp dururdum.</p>
<p>Muhallebiciye giderdin arkadaşlarınla bazı. Kasaba yerinde söz olmasın diye kızlı erkekli buluşmalarınızı, Laz Bahrinin babasından kalma dükkânında yapardınız. Lisenin bütün gençleri burayı mesken eylemişti. Su muhallebisi sevenlere dondurmayı bol koyardı Bahri, dondurma uğruna severdim muhallebisini. Siz otururken, camdan izlerdim sohbetinizi. Arada göz kırpardın bana, daha çok bekleyeyim diye seni. Bir keresinde içeri çağırmıştın hatta masanıza buyur etmiştin beni. Sonra sarılıp omzuma koymuştun başını, ‘benim küçük sevgilim’ demiştin benim için. Gülmüştü masadaki oğlanlar. Ama ölesiye kıskanmışlardı beni, ben ise sırılsıklam kalkmıştım masadan utancımdan.</p>
<p>Rüya mıydı yaşadıklarım, serap mıydın uçsuz bucaksız ıssız çöllerimde? Bilmiyordum hiç. Seni yaşamak için doğuyordum anamım rahminden her gün bir kez daha… Adım mecnuna çıksa kaç yazardı 11. yaşımın sevdasıydın. Söyle başka kim bana böyle içli, böyle sevgi dolu edayla bakardı? Bir çift ela göz uğruna bütün kasaba beni alaya alsa ne yazardı, kâğıdım kalemimden başka. Dünya bir yana senin bir öpücüğünün değeri bir yanaydı… Çocuktum daha, bütün kasaba benim sana olan aşkımla çalkalansa da, ben senin uğruna heba olmaya razıydım çoktan…</p>
<p>Lisenin mezuniyetinde bahçe kapsından görmüştüm seni. Uzun leylak renkli elbisenle, lavanta kokuyordu yeryüzü, sarı saçlarına beyaz papatyalardan bir taç takmıştın. Uzun boyun daha da uzamıştı. İlk kez orada dans ettin onunla. Kaymakamın oğlu, doladı kollarını ince beline, sonra elini tutup öptü gecenin içinde. Gülümsedin sen de ona, sarıldın gizlice… Renkli ampullerin ışığında mutluydun olabildiğince, eğlendin Haziranın serinliğinde…</p>
<p>O yaz gittiniz kasabadan. Evinizi kiraya verdiniz. İstanbul’a taşındığınız söyleniyordu. Senin akıbetini ise kimse bilmiyordu. Konuşmuyordu insanlar, sorular havada cevapsız kalıyordu.</p>
<p>Ben biliyordum oysa senin onunla kaçtığını. Gizli gizli buluşmalarınızı biliyordum. Tam üç kez benimle haber salmıştın ona. Sana gönderdiği mektubu okumuştum gizlice. Sen Leylak dolu sepetle dönmüştün bir keresinde evinize. Kaymakam babası razı olmadı evliliğinize. O da seni alıp başka diyarlara götürdü. Gitmeden bir gün önce, sundurmanızın altında söylediklerini hiç unutmadım ama.</p>
<p>“ Büyük olsaydın keşke” demiştin bana… Büyük olsaydım keşke&#8230; !</p>
<p>“Cesedimi çiğnersin, buradan çekip gidersen.” Demiştin. Değil senin cesedini, saçının bir tek telini bile çiğneyemediğimden, çiğniyorum yıllardır kendi esaret zincirimi. Aradan tamı tamına yirmi sene geçti. Geçtiğin bütün sokaklarda cesedimi dolaştırıyorum şimdi, gölgeni arıyorum unutulmaya yüz tutan anılarımla&#8230; Sellerin coşturduğu Kızılırmak sularına, taşlaşmış yüreğimden parçalar atıyorum. Sektiriyorum bazısını, seviniyor kırlangıçlar…</p>
<p>Ardına dönüp bakmadan buralardan çekip gittiğin günden beri, penceremde bıraktığın Leylaklar gibi döküldüm ömrümün hasret yollarına… Bir şarkı söylüyorum artık dilimin ucuyla, “ Mademki sen yoksun şimdi yanımda, Leylaklar dökülüp güller ağlasın.”</p>
<p><figure id="attachment_10770" aria-describedby="caption-attachment-10770" style="width: 466px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg"><img class=" wp-image-10770" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg?resize=466%2C350" alt="Leylaklar dökülüp, güller ağlasın" width="466" height="350" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10770" class="wp-caption-text">Leylaklar dökülüp, güller ağlasın</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİ / Alıp Başını Gidemeyen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10695</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küheylan / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kuheylan-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kuheylan-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 27 Aug 2017 21:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Deniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10569</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kıvılcım arkadaş kaçağı tilkiden gelen Uçarak kör kanatlı güvercinlerin tepesinden Bir bir sayıyor bana aşk elinin dikenlerini Gecenin koynundan gelen dolunayın sesini &#160; Bir kitaptan bir şarkıdan gelen dumanlı uçuş sesten sese Dokunur sağır duvarlı mağaramın pencerelerine Koş küheylan koş insan kalabalıklarından Bağrın çatlarsa dur bakalım, nerede durduracak yaradan? &#160; Bir fotoğraf karesinden kanat [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kuheylan-siir/">Küheylan / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kıvılcım arkadaş kaçağı tilkiden gelen</p>
<p>Uçarak kör kanatlı güvercinlerin tepesinden</p>
<p>Bir bir sayıyor bana aşk elinin dikenlerini</p>
<p>Gecenin koynundan gelen dolunayın sesini</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kitaptan bir şarkıdan gelen dumanlı uçuş sesten sese</p>
<p>Dokunur sağır duvarlı mağaramın pencerelerine</p>
<p>Koş küheylan koş insan kalabalıklarından</p>
<p>Bağrın çatlarsa dur bakalım, nerede durduracak yaradan?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir fotoğraf karesinden kanat seslerinden</p>
<p>Kaçarak kurtulmayı bekleyen mum alevinden</p>
<p>Ey deli küheylan ne zaman edineceksin bir yer?</p>
<p>Göklerin mavi yüzüne uçan halını ser</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kuheylan-siir/">Küheylan / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kuheylan-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10569</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Agatha Christie ve Doğu Ekspresinde Cinayet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Aug 2017 21:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10684</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalemlik.com sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog, sanat severler için birbirinden güzel içerikler yayınlamaya devam ediyor. Her hafta bir kitap ve yazarının tanıtımının yapıldığı Kalemlik Blog&#8217;da bu hafta, “polisiye romanın kraliçesi” Agatha Christie ve dünya genelinde en çok okunan kitabı Doğu Ekspresinde Cinayet&#8217;in tanıtımı yapıldı. Polisiye romanla ilgili bugüne kadar yapılan pek çok tartışma var. Kimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet/">Agatha Christie ve Doğu Ekspresinde Cinayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalemlik.com sitesinin kültür-sanat platformu <a href="https://blog.kalemlik.com/"><strong>Kalemlik Blog</strong></a>, sanat severler için birbirinden güzel içerikler yayınlamaya devam ediyor. Her hafta bir kitap ve yazarının tanıtımının yapıldığı Kalemlik Blog&#8217;da bu hafta, “polisiye romanın kraliçesi” Agatha Christie ve dünya genelinde en çok okunan kitabı Doğu Ekspresinde Cinayet&#8217;in tanıtımı yapıldı.</p>
<p>Polisiye romanla ilgili bugüne kadar yapılan pek çok tartışma var. Kimi edebiyat uzmanları, bu türü bir edebiyat türü olarak görmüyor. Bu uzmanlara göre polisiye romanlar, herhangi bir üslup kaygısından uzak bir şekilde, yaşanmış birtakım olayların serimlemesini yapmanın ötesine geçmiyor. Oysa, Agatha Christie&#8217;nin eserlerini okuduğumuzda, bu görüşün ne kadar temelsiz olduğunu kolaylıkla görebiliriz.</p>
<p>Agatha Christie, 1890 yılında İngiltere&#8217;de doğdu. Küçük yaşlardan itibaren edebiyata ilgi duydu ve öykü yazmaya başladı. İlk romanını 1920 yılında yayınladı. Bu dönemde, duygusal konulara ağırlık vermekte ve aşk romanları yazmaktaydı. Okuduğu dedektif öyküleri ilgisini çekince, bu alana yöneldi. 1976 tarihinde hayatını kaybettiğinde, geride 80 polisiye roman bırakmıştı. Usta yazar ve eleştirmen <a href="https://blog.kalemlik.com/selim-ileri/"><strong>Selim İleri</strong></a> bu eserlerin en önemli özelliğinin gündelik sorunlardan kaçmak istyenlerin keyifli zaman geçirmelerini sağlamak olduğunu belirtmiştir. Gerçekten de bu eserleri okurken, zamanın nasıl geçtiğini anlamak oldukça güçtür.</p>
<p><figure id="attachment_10687" aria-describedby="caption-attachment-10687" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Doğu-Ekspresinde-Cinayet.png"><img class="size-full wp-image-10687" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Doğu-Ekspresinde-Cinayet.png?resize=250%2C390" alt="Doğu Ekspresinde Cinayet" width="250" height="390" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Doğu-Ekspresinde-Cinayet.png?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Doğu-Ekspresinde-Cinayet.png?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10687" class="wp-caption-text">Doğu Ekspresinde Cinayet</figcaption></figure></p>
<p>Agatha Christie&#8217;nin dünya genelinde en çok okunan ve en beğenilen kitabı Doğu Ekspresinde Cinayet, hem olay kurgusu hem de karakter çözümlemeleriyle, polisiye edebiyatta ve genel olarak dünya edebiyatında çok özel bir yere sahip. Klasik dedektif öykülerinin ötesinde psikolojik çözümleme ve alt metinleriyle bu eser, ilk yayın tarihi olan 1934 yılından bu yana keyifle okunan Agatha Christie eserlerinden biridir.</p>
<p>Romanın baş karakteri, pek çok Agatha Christie eserinde olduğu gibi Hercule Poirot&#8217;tur. Usta dedektif, trende yaşanan esrarengiz bir cinayeti aydınlatmak için tüm ipuçlarını zekice birleştirir. Bunu yaparken, insan ruhunun en karanlık noktalarına ilişkin müthiş tespitler yapar ve katilin kim olabileceği konusundaki kanaatlerimizi her defasında değiştirmemizi sağlar. Ve romanın sonunda büsbütün şaşırırız, çünkü bu esrarengiz cinayet, tüm yolcuların ortaklaşa gerçekleştirdiği bir cinayettir. Usta dedektif, yolcuların tüm şaşırtma çabalarına rağmen, ipuçlarını dikkatle değerlendirir ve bu gerçeği ortaya çıkartır.</p>
<p>Kültür ve sanat dünyasında büyük izler bırakan usta isimlerin ve eserlerinin tanıtımının yapıldığı Kalemlik Blog, aynı zamanda da kırtasiye tutkunlarının buluşma adresidir. Her yaş ve beğeni grubundan kullanıcıya hitap eden kırtasiye ürünleri, doğal ilgi ve yeteneklerimizi geliştirmemize katkı sağlar, iş hayatımızda motivasyon ve başarı düzeyimizi arttırır. Yüzlerce markanın binlerce ürününü kullanıcısına sunan Kalemlik.com sitesinde bu ürünlere uygun fiyat avantajlarıyla ulaşabilir, sürpriz yaz indirimleri ve promosyon seçeneklerinden yararlanabilirsiniz.</p>
<p>Keyifli okumalar, keyifli alışverişler&#8230;</p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/agatha-christie"><strong>https://blog.kalemlik.com/agatha-christie</strong></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet/">Agatha Christie ve Doğu Ekspresinde Cinayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/agatha-christie-dogu-ekspresinde-cinayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10684</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Deli Kadınlar Güzel Sever Bay&#8217;ım !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Aug 2017 21:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesrin Kara]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10564</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hep sizden bahsettik, bugun ben&#8217;i dinleyin. Ben can çekişiyor.. Ben&#8217;in kalbi zombileşti. Ben&#8217;i kimse duymuyor.. Ben ona kulak verdim, ara ara animsıyor son hayal kırıklıgını ve anlatiyor, içini döküyor. İci sökülüyor&#8230; Ben papatyalari çok seviyor ve koparmak istemiyor. Bu yüzden ciçekleri sevdiğinden bahsetmez adamlara.. Ben sürekli aşık.Çünkü o aşka aşık. Onu kimse anlamıyor! Ben&#8217;de durumlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/">Deli Kadınlar Güzel Sever Bay&#8217;ım !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hep sizden bahsettik, bugun ben&#8217;i dinleyin.</p>
<p>Ben can çekişiyor..</p>
<p>Ben&#8217;in kalbi zombileşti.</p>
<p>Ben&#8217;i kimse duymuyor..</p>
<p>Ben ona kulak verdim, ara ara animsıyor son hayal kırıklıgını ve anlatiyor, içini</p>
<p>döküyor. İci sökülüyor&#8230;</p>
<p>Ben papatyalari çok seviyor ve koparmak istemiyor. Bu yüzden ciçekleri sevdiğinden bahsetmez</p>
<p>adamlara..</p>
<p>Ben sürekli aşık.Çünkü o aşka aşık.</p>
<p>Onu kimse anlamıyor!</p>
<p>Ben&#8217;de durumlar sıra dışı..</p>
<p>Ben&#8217;in sevdigi renk turuncu ama bazen pembe, bazen mavi, bazen yeşil</p>
<p>Ben ruhunu dinliyor. Ben rengarenk!</p>
<p>Ben çok hırçın, çünkü çok kırılmış&#8230;</p>
<p>Nasıl seveceğini bilmiyor, çünkü hiç sevilmemiş!</p>
<p>Ama son hayali kırmayacaklardı! Diyor ve anlatiyor;</p>
<p>Önemsenmedi , belki umursanmadım hiç..</p>
<p>Ama çok sevdim,</p>
<p>Yalanlar söylüyordu , kızamıyordum. Bahaneler uyduruyordu, yorgunluğunu hissediyordum susuyordum</p>
<p>O bana hediye gibiydi, muhteşem bir kalbi, merhameti vardı ve inanılmaz bir ince ruhu&#8230;</p>
<p>Arada kızdırmak için asla böyle olmadığını söylerdim.</p>
<p>Ya ben? Ben sadece sabırla yanımda olacağı günü beklerdim. Beklemem gerekiyordu çünkü</p>
<p>yaraları açık, kalbi dolu bir mayın gibi bakıyordu ki ben onun tüm yaralarını sarmaya hazır acil yardim çantası gibi yanından ayrılmak istemiyordum.</p>
<p>Küsüp , küsüp barışıyor</p>
<p>Kızıp , kızıp affediyordum.. Birgün o çantayı açtı, üç gün sonra mayın patladı!</p>
<p>Ben kül olmuş onu arıyorken, onda bir çizik bile olmadığını gördüm. İşte o gün tüm duvarlar üstüme yıkıldı&#8230;</p>
<p>İşte o gün pembe panjurlu evimi kapatıp bir beton yığınıyla yüzleştim.</p>
<p>Kalbimi avuçlarımda sıktım. Kendi ellerimle sıktım. Dedim ki şimdi bugün öğrendin sen deli kadınların neden sevilmediğini, yine de asla akıllanmıyacaktım. Biliyordum.</p>
<p>Sonra Ben sustu.</p>
<p>Önce bir kahkaha attı ,</p>
<p>sonra ağlayarak yağmura koştu .Yağmur ben&#8217;de aşktı daha iyisi olamazdı.</p>
<p>Dudaklarında birkaç cümle mırıldanıyordu..<br />
‘ Karıştı ellerim saçlarımın arasına, boşluktaydım halbuki tarifsiz bir soğukluk.<br />
bir yanı karanlık, bir yanı aydınlık kafamın, sonra döndüm dedim ki aynaya;<br />
en fazla bir tutam daha saçlarımı keserim ama yeniden sevmek&#8230; Bunun tarifi yok ! &#8216;<br />
Ben artık ne at gözlükleri takıyor, ne de pembe panjurlu evi hatırlıyor<br />
ve ekliyor;<br />
yine olsa yine seveceğim. Yemin ederim asla sevmekten vazgeçmeyeceğim,<br />
bir gün beni çok sevecekler bay’ım lakin seni kimse ben’ gibi sevmeyecek!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/">Deli Kadınlar Güzel Sever Bay&#8217;ım !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10564</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Evdesin / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Aug 2017 21:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10550</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben yine içerim… Yine seni arar… Sen cevap vermezsin ahizede bir çocuk ağlar Hep zarar baştan aşağı zarar… Şimdi çoktan binmişlerdir arabalarına onlar Mutsuzluktan mutluluklar çıkaran Şehrin Kadife elbiseli ağır makyajlı kızları Kim bilir hangi marka arabalı erkeklerin hayallerini süsler Bilmem Kaçıncı içkiden sonra açılan dudakları… Oysa sen bilirim evdesindir… Bir aşk dizisi hırsını oyalar… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/">Sen Evdesin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben yine içerim… Yine seni arar…</p>
<p>Sen cevap vermezsin ahizede bir çocuk ağlar</p>
<p>Hep zarar baştan aşağı zarar…</p>
<p>Şimdi çoktan binmişlerdir arabalarına onlar</p>
<p>Mutsuzluktan mutluluklar çıkaran</p>
<p>Şehrin Kadife elbiseli ağır makyajlı kızları</p>
<p>Kim bilir hangi marka arabalı erkeklerin hayallerini süsler</p>
<p>Bilmem Kaçıncı içkiden sonra açılan dudakları…</p>
<p>Oysa sen bilirim evdesindir…</p>
<p>Bir aşk dizisi hırsını oyalar…</p>
<p>Yada eski bir radyo düşünü dokur gözlerini bağlar…</p>
<p>Kanun sesi klarnete karışır</p>
<p>gözlerin karanlığa alışır..</p>
<p>Eski sokakların köşelerinde sarhoşlar demlenir</p>
<p>Rüzgarda eteklerin uçuşur…</p>
<p>Ansızın kusarsın bütün acını…</p>
<p>Vicdanını nereye koydun arar arar bulamazsın</p>
<p>Bu hayat artık ne sana ne bana yarar…</p>
<p>Kapı ardından sezen aksu başlar…</p>
<p>“sende benim gibi gerçekleri görüyorsun.</p>
<p>Beraber olamayız biliyorsun..”</p>
<p>Ansızın acını kusarsın…</p>
<p>Yaşamak gelmez aklına ya da boş vermek</p>
<p>Işıklar yakar saçlarını…</p>
<p>Hesap ver desem iki büklüm olur</p>
<p>Eğersin başını öne…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/">Sen Evdesin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10550</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /“ Kuş Olup Uçsam Sevgilinin Diyarına…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Aug 2017 03:43:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10654</guid>
				<description><![CDATA[<p>“HAYAL DERYASINA BEN BAZI BAZI… DALSAM BİR TÜRLÜ, DALMASAM…” Sevgili Ferhunde Hanım, Avustralya’lı dostuma ve kızlarından birine armağan olacak takıları seçmeye çalışırken gözüm ilişti kolyenize. Gümüşten yapılma, bir kafesin dışında, bedenleri birbirine dönük iki kumru… Hani, bazı gümüşçülerin, eski gümüşleri sakladığı, ancak meraklısının fark edebileceği kuytu köşeleri vardır ya, işte öyle bir köşede duruyordu o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /“ Kuş Olup Uçsam Sevgilinin Diyarına…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“HAYAL DERYASINA BEN BAZI BAZI… DALSAM BİR TÜRLÜ, DALMASAM…”</p>
<p>Sevgili Ferhunde Hanım,</p>
<p>Avustralya’lı dostuma ve kızlarından birine armağan olacak takıları seçmeye çalışırken gözüm ilişti kolyenize. Gümüşten yapılma, bir kafesin dışında, bedenleri birbirine dönük iki kumru… Hani, bazı gümüşçülerin, eski gümüşleri sakladığı, ancak meraklısının fark edebileceği kuytu köşeleri vardır ya, işte öyle bir köşede duruyordu o da. Satıcıya sorduğumda “ Çalıştığımız bir ermeni kuyumcu ustası var, yetmiş yaşını aşkın, onun babasının dükkanından kalma” diye açıkladı. O gün değil ama, ertesi akşam satın aldım kolyenizi. Yaka iğnesi olarak yapıldığı, sonradan kolyeye dönüştürüldüğü anlaşılıyordu arkasındaki küçük izden. Özel tüm takılar gibi, bu kolyenin de mutlaka bir öyküsü olmalıydı. Çünkü, kolay kolay elden çıkarılacak gibi değildi. Öykünüzü düşündüm</p>
<p>Ferhunde Hanım:<br />
Cumhuriyetin ilk yıllarında , İstanbul’da Kumkapı’da, orta halli bir ailenin üç kızından ortancası olarak doğmuştunuz. O yıllarda, genellikle adet olduğu üzere, ilkokuldan sonra okumamıştınız. İlk bakışta dikkatleri üzerinize toplayacak kadar güzel sayılmazdınız ama, alımlıydınız, evet. Dönemin genel geçerli kurallarına karşı çıkmayı aklınıza getirmemiştiniz bir kez bile, ta ki o yaşamınıza girinceye dek. Ermeni komşunuz Mari Hanımın yeğeniydi Karapet. Siz ne kadar sesinizi kendinize saklıyorduysanız, o da o kadar dışa dönük ve konuşkandı. İlk görüşmede, onun o sevimli gevezeliğinden sıkıldınız önce. Sonra, daldan dala atlayarak, durmadan anlattıklarında, hiç bilmediğiniz dünyaların izini sürerken buldunuz kendinizi. “Güneş ışığının efendisi” anlamına gelen adının hakkını verircesine, bulunduğu ortamı aydınlatan o genç adam, ne zaman vazgeçilmez oldu sizin için? Aklınızı, ruhunuzun her köşesini hangi ara işgal etti varlığı? Bu da bilinmezleriniz arasında. O dönemlerde, gizli-saklı buluşmalar, hoş görülmezdi ve siz de bir sevda uğruna, dışlanmayı göze alabilecek yapıda değildiniz. Karabet ise, belki sizi zor durumda bırakmamak için, belki de sizin ince ruhunuz gibi bir yapıyı incitmemek adına, tek kelime etmedi sevdadan yana. “Gel gidelim “ dese , kalkıp gider miydiniz? O kadar cesur olabileceğinizi hiç sanmıyorum. Bir gün Mari Hanım, sizin eve konuk geldiğinde, elinize sıkıştırıverdi, kafesin önündeki bir çift kumru motifli güzelim incecik kolyeyi. “Varujan Ustanın el emeğidir, güzel kızım “ diye mırıldandı, duyulur duyulmaz sesi ile. Aldınız, ama boynunuza takmadınız. Odanızda, başucunuzdaki komedinin üzerindeki beyaz örtüde öylece durdu kuşlu kolye. Sonra, Mari Hanımın ziyaretinin sonunda, onu uğurlarken, kolyeyi, tıpkı onun yaptığı gibi, gizlice avucunun içine sıkıştırdınız. “Alamam” dediniz, “kabul edemem”. Sanki o kolyeyi alsanız, boynunuza taksanız, geri dönülmez bir yola girme sözünü de vermiş olacaktınız kendinize, Kumrular, kafesin dışındaydı ve sizi de bilemediğiniz bir başka dünyaya uçmaya çağırıyorlardı sanki.Sizin kafesinizin kapısı aralanmıştı belki de ama yapamadınız … Yaz bitiminde, Karabet te gitti, tıpkı güneş ışığının yakıcı etkisinin azalması gibi, ışığını da götürdü yanı sıra, o zamana dek, hiç o kadar üşümemiştiniz. Bir daha karşılaşmadınız,Mari Hanımın ziyaretinden sonra. Ama kolyeyi bir kez daha, satın alan tarafından geri verildiği Varujan Ustanın küçük vitrininde görecektiniz. Yaşanmamışlığın belirsizliği kötüdür, Ferhunde Hanım. Yaşansaydı nasıl olurdu? Hayal edildiği kadar ısıtır mıydı yüreğinizi? Yoksa birden soğur muydu duygular? Bu bilinmezlik, zaman zaman pişmanlıkla karışarak aşındırdı hayallerinizi. Orada, o köşecikte, o bir çift gümüş kumru ile andığınız o dönemde yüreğinizde uyanan duyguları bir daha hiç hissetmeden yaşayıp bitirdiniz, beyaz patiskalı ve dantelli ömrünüzü. Kumrulu kolyeniz, yıllar sonra bu kez, size hiç benzemeyen başka birinin, benim boynumda…</p>
<p><figure id="attachment_10656" aria-describedby="caption-attachment-10656" style="width: 280px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/kış-olup.jpg"><img class="size-full wp-image-10656" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/kış-olup.jpg?resize=280%2C157" alt="Kuş Olup Uçsam" width="280" height="157" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10656" class="wp-caption-text">Kuş Olup Uçsam</figcaption></figure></p>
<p>Siz hiç var olmadınız Ferhunde Hanım. Belki de vardınız, ancak adınız Ferhunde değildi. Hiç sevdalanmadan yaşlanıp tükendi ömrünüz bilinmez bir köşecikte belki de. Kolyenin gerçek öyküsü de bu değil şüphesiz. Ama, ben böyle bir öykü kurguladım ve içimden, bu kolye için bir mektup yazmak geçti ve yazdım. Kolyemi her boynuma takışımda, bu kurmaca öyküyü değil, özgür ve neşeli ruhları düşüneceğim ve meçhul ustaya “emeğine sağlık, ruhuna rahmet, nur içinde uyu” diyeceğim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /“ Kuş Olup Uçsam Sevgilinin Diyarına…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10654</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cansız Sarı Üsküdar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cansiz-sari-uskudar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cansiz-sari-uskudar/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Aug 2017 21:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Uğur]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10649</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vapuruna eşlik etmeyen bir papatyasıyla. İzgülerine ara makas atmış, Kız kulesi eşliğin de dolma saran Üsküdar… Kenarları kiremitten, bir tencere dolusu sonbahar ile; Altı kısık biraz da soğuk… İpleri ile ilmek ilmek, tek göz odada bir yudum! Sessiz ve de kızıl bir son bahar… Ateşi çıkmış çocuğun sirkesini , telaşla annesine uzatan bir Üsküdar Rüzgar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cansiz-sari-uskudar/">Cansız Sarı Üsküdar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Vapuruna eşlik etmeyen bir papatyasıyla.<br />
İzgülerine ara makas atmış,<br />
Kız kulesi eşliğin de dolma saran Üsküdar…<br />
Kenarları kiremitten, bir tencere dolusu sonbahar ile;<br />
Altı kısık biraz da soğuk…<br />
İpleri ile ilmek ilmek, tek göz odada bir yudum!<br />
Sessiz ve de kızıl bir son bahar…<br />
Ateşi çıkmış çocuğun sirkesini , telaşla annesine uzatan bir Üsküdar<br />
Rüzgar tınısını martılara yem etmiş,<br />
Simitçiye merhaba dedirten ;<br />
Siftahlı bir günaydınmış …<br />
Biraz da sobasızmış hatta bacasız…<br />
Sabahları ara sıra soluk Üsküdar</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cansiz-sari-uskudar/">Cansız Sarı Üsküdar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cansiz-sari-uskudar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10649</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Başta Bir Son / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Aug 2017 21:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Koldaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10466</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beklediğin yerde beklediklerin gelmez. Sen de gidemezsin… Sanki ayaklarında görünmezden bir kelepçe var; ayaklarda paslanmış. Bildiğin en güzel kelimeler de aklından toparlanıp bir bavulla çıkmış yola. Hasretmiş sanki bütün güzelliklerin mimarı kadına. Ben çok bekledim. Şimdi sen gelmeyeceksin biliyorum. Ben ölümümü bekliyorum onun için. Ya sen? Sen bilebiliyor musun? Hayır. Sen susuyorsun. Ve sen hep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/">Başta Bir Son / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beklediğin yerde beklediklerin gelmez. Sen de gidemezsin… Sanki ayaklarında görünmezden bir kelepçe var; ayaklarda paslanmış. Bildiğin en güzel kelimeler de aklından toparlanıp bir bavulla çıkmış yola. Hasretmiş sanki bütün güzelliklerin mimarı kadına. Ben çok bekledim. Şimdi sen gelmeyeceksin biliyorum. Ben ölümümü bekliyorum onun için. Ya sen? Sen bilebiliyor musun? Hayır. Sen susuyorsun. Ve sen hep susacaksın. Ve bütün aradığım sen’ler de susacak. Kimse anlamayacak ve anlamaya gitmeyecek halimi. Halimizi. Biz bitik bir grubun en bitkin üyeleriyiz. Halimiz; biri bizi gördüğünde bitecek. Ama hangi yüzyıla denk gelir, hangi ben’e gelir bilemiyoruz. Keşke görebilsek ölümden sonrasını da ölmeden önce tatmadığımız acıların tadını bilmemiz gibi.</p>
<p>Birçok şeye ilgi duydum hayatta. Hayatta aşk kadar hiçbir şeye ilgi duymadım. Zaten aşkta bana ilgi duymadı. Aşk beni duymadı. Aşk, sevgi bana ne kadar uzak bir iklim ki hiç gidemedim, göremedim. Aşk benim ölümlü olduğum bu mecranın sahibine kavuşmaktan daha ne olabilir ki? Ben sadece şu ateşiyle kavrulduğum dünyanın üstündeyken birinin benim alevime su serpmesiydi. Neden hiç bunu yaşayamadım ki?  Sebeplerini bilmediğim birçok sonuçla karşılaştım ağır aksak yaşamımda. Sürüncemede kalmış yaşantım, taşıyamam dediğim vücuduma memleket olmuş. Bunu ne ben istemişim ne de birileri umursamış. Bir şeye, beni – bizi hasretten bitiren bir şeye ölümlü bir bakilikte muhtaç beklemeyi göze almışız.</p>
<p>Kim gördü o acizin halini? Kim kurak topraklarına bir damla su oldu? En büyük özlemimizin bir yaşayamamaktan kurtaracağı günü sabrın son safhasında bekledik. Ama kim gördü halimizi? Söylenmiş o derin sözleri kim işitti ki? Cevabını alamadığımız soruları sormuş durmuşuz. Bizi, bizden kurtaracak o kudret kimde, onu aradık durduk. Bekledik… bekledik ki gelsin, kurtarsın iğne ucuna benzeyen uçurumdan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/">Başta Bir Son / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10466</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölümünün 102. Yıl Dönümünde Tevfik Fikret</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olumunun-102-yil-donumunde-tevfik-fikret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olumunun-102-yil-donumunde-tevfik-fikret/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Aug 2017 18:22:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10601</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalemlik.com sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog, sanat severler için her hafta özgün içerikler yayınlamaya devam ediyor. Yazmaktan ve okumaktan keyif alan internet kullanıcılarının buluşma adresi Kalemlik.com sitesinin uzman editörleri tarafından hazırlanan içerikler, kültür ve sanat dünyasında büyük izler bırakmış değerli insanların hayatları ve eserleri hakkında kısa ve faydalı bilgiler sunuyor. Kalemlik Blog&#8216;da bu hafta, ölümünün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumunun-102-yil-donumunde-tevfik-fikret/">Ölümünün 102. Yıl Dönümünde Tevfik Fikret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalemlik.com sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog, sanat severler için her hafta özgün içerikler yayınlamaya devam ediyor. Yazmaktan ve okumaktan keyif alan internet kullanıcılarının buluşma adresi Kalemlik.com sitesinin uzman editörleri tarafından hazırlanan içerikler, kültür ve sanat dünyasında büyük izler bırakmış değerli insanların hayatları ve eserleri hakkında kısa ve faydalı bilgiler sunuyor.</p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/"><strong>Kalemlik Blog</strong></a>&#8216;da bu hafta, ölümünün 102. yıl dönümünde Tevfik Fikret için bir anma yazısı yayınlandı. Modern Türk şiirinin kilometre taşlarından biri olan Tevfik Fikret (1867-1915), Tanzimat döneminde yetişti ve en önemli eserlerini II. Meşrutiyet döneminde verdi. Serveti Fünun dergisinde yazı işleri müdürlüğü yaptığı dönem, Türk şiirinde Batılı formları denemeye çalışan usta isimlerin öncülük ettiği Edebiyatı Cedide akımının en güçlü olduğu dönemdi.</p>
<p>II. Meşrutiyet döneminde kaleme aldığı eserlerinde Tevfik Fikret, Türk şiirinde ses uyumu ve ahengi koruyarak Batılı formları başarıyla kullandı. Türk şiirine toplumsal sorunlar karşısında duyarlılık kazandıran bu şiirler, Türk dilinin şiir için ne kadar zengin olanaklara sahip olduğunu göstermekteydi. Türk dilinin şiir yazmak için yeterli olmadığı tabusunu yıkan bu eserleri, kendisinden sonraki dönemde Nazım Hikmet, Yahya Kemal, Orhan Veli, Attila İlhan gibi büyük şairlerimize ilham kaynağı oldu.</p>
<p>Ünlü yazar ve edebiyat tarihçisi <a href="https://blog.kalemlik.com/tanpinar/"><strong>Ahmet Hamdi Tanpınar</strong></a>, Tevfik Fikret için “cemiyet için bir nevi ahlak ve medeniyet havarisi” ifadesini kullanır. Ki bu tespit, son derece doğru bir tespittir. Tevfik Fikret, gerek İstibdat dönemi, gerekse de 31 Mart yasakları sırasında gördüğü baskı ve zorlamalar karşısında kendi ahlak anlayışından milim taviz vermedi. Savunduğu medeniyet ise bir değerler sistemiydi, Batıyı şekilsel yönden taklide hiçbir zaman yanaşmadı. Batı medeniyetini oluşturan değerler sisteminin Türk insanını geçmişin köhne zihniyetlerinden kurtaracağına inanıyordu. Bu inancı onu, Tanpınar&#8217;ın da işaret ettiği gibi, bir tür “havari” haline getirdi.</p>
<p>Ne var ki Tevfik Fikret, son derece naif ve kırılgan bir ruha sahipti. Bu inancını gerçekleştirmesine katkı sağlayacak mücadele gücü ve cesaretten yoksundu. Gerek İstibdat döneminde, gerekse de 31 Mart&#8217;ın ardından, planlarını kendisinin çizdiği ve “edebiyat evi” anlamına gelen Aşiyan&#8217;da inzivaya çekilmeyi tercih etti. Fakat, şiirlerinde savunduğu değerler ve ilkeler, Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde gerçekleştirilmeye çalışıldı.</p>
<p>Büyük Türk şairi Tevfik Fikret için Kalemlik Blog&#8217;da yayınlanan anma yazısını aşağıdaki linkten okuyabilir, tüm kırtasiye ihtiyaçlarınızı uygun fiyat avantajları ve farklı promosyon seçenekleriyle Kalemlik.com sitesi üzerinden karşılayabilirsiniz.</p>
<p>Keyifli okumalar, keyifli alışverişler&#8230;</p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/tevfik-fikret"><strong>https://blog.kalemlik.com/tevfik-fikret</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumunun-102-yil-donumunde-tevfik-fikret/">Ölümünün 102. Yıl Dönümünde Tevfik Fikret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olumunun-102-yil-donumunde-tevfik-fikret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10601</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Aug 2017 21:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10591</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ Öfke rüzgâr gibidir bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bir kere” Mevlana Saati soruyorsun öyle mi? Ne hakla beni eleştiriyorsun ki? Ben mi dedim sana söylesene, ben mi söyledim sana o kadar harareti? Gecenin bir yarısı sokağa atan sen değil misin beni? Sus konuşma! Dönmeyeceğim bir daha. Kendi kibrinde boğul, kahrol emi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“ Öfke rüzgâr gibidir bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bir kere” Mevlana</em></strong></p>
<ul>
<li>Saati soruyorsun öyle mi? Ne hakla beni eleştiriyorsun ki? Ben mi dedim sana söylesene, ben mi söyledim sana o kadar harareti? Gecenin bir yarısı sokağa atan sen değil misin beni? Sus konuşma! Dönmeyeceğim bir daha. Kendi kibrinde boğul, kahrol emi. Bağırtma beni sokağın ortasında. Beni bir kedi yavrusu gibi atmadan önce düşünecektin sokağa. Sana ne nerede kalacağımdan. Kapatıyorum telefonu, bir daha da arama beni. Ne o namusun mu zedelendi? Çok daha önce yapmalıydım bunu. Çok daha önce terk etmeliydim seni. Kapatıyorum telefonu.</li>
</ul>
<p>Bir de soruyor ‘geceyi nerede geçireceksin diye?’ Sanki beni çok umursuyor. Varsa yoksa derdi el âleme ne diyeceğinde… Nasıl dayanmışım onca sene. Ne kadar da körmüşüm. Görememişim bir türlü senin iç yüzünü. Sözde bana âşıksın, çok sevdiğin için kıskanıyorsun öyle mi? Hepsi palavra. Senin kendine hayrın yok bir kere bana nasıl olsun ki…</p>
<p>Aşağılık adam. Ama kabahat ben de. Ne kadar aptalmışım. Beni gerçekten sevdiğine nasıl da kendimi inandırmışım. Meğerse egonu tatmin etmek için tutuyormuşsun beni yanında. Seni övecek, seni başına taç edecek birine ihtiyacın varmış. Tapılmak istiyormuşsun adeta. Kendini vazgeçilmez sanıyormuşsun. Kimse hayır dememiş tabi şimdiye kadar sana. Şımarık bir çocuk gibi, elde etmişsin her istediğini. Ben senin kendini seyrettiğin bir aynaymışım sadece. Bende kendini dev aynasında görmeğe alışmışsın. Yüceltmişsin kendini habire. Ne zaman ki hatalarını görüp, gerçekleri yüzüne söyleyince, benden kötü kimse olmuyormuş meğerse.</p>
<p>Bir de utanmadan “seni seviyorum” diyor hala. İnsan sevdiğine el kaldırır mı? Bu neyin öfkesi? Ona “defol git, bir daha da gelme buraya” der mi? Gecenin bir yarısıymış. Bu lafları etmeden önce düşünecektin. Hele o tokatı atmadan evvel kendine gelecektin. Sinirlerine hâkim olamayan bir adam, adam değildir bence. Sana muhtaç olduğumu zannediyorsun değil mi? Ne yaparsan yap ses çıkarmayacağımı, sensiz yaşayamayacağımı sanıyorsun. Hani dalga geçmiştin benimle, “ hiç yaşamamışın sen bu güne kadar diye” Sanki benim hayatım senle başlayıp senle bitiyormuş gibi. Sen olmazsan intihar ederim öyle mi? Öyle demiştin bir gün ben unutmadım. Kim kime muhtaçmış şimdi gör bakalım.</p>
<p>Yine arıyor, açmayacağım telefonu. Bana ulaşamayacaksın bundan sonra. İşte kapattım büsbütün. Çıldır bakalım biraz daha. Evdeki eşyaları kırarsın, belki içkiye vurursun kendini. Umurumda bile değil. Ben de kızgınım ama kendime, seni sevdiğimi zannedişime. Kendi yanılgıma kızgınım. Seni adam yerine koyuşuma, senin için yaptıklarıma, beni değiştirmeğe kalkışına hiç ses çıkarmayışıma kızgınım.</p>
<p>Vahşi bir ata benzetmiştin beni. Suratıma sırıtarak bir de, “seni besili bir kısrak yapacağım, ehlileştireceğim” demiştin. Ben de gülmüştüm, senin bayağı esprilerinden biridir diye aldırış etmemiştim. Sen kendine köle arıyormuşsun meğerse. İmparatorluğuna bir kraliçe… Diğer kızlar gibi olduğumu düşündün herhalde. Zenginsin, yakışıklısın diye. Böyle şeyler Türk Filmlerinde olur bir kere. Ne sen jönsün ne de ben aktrist. Gerçekler acıdır, tat bakalım, uyan kurduğun hayallerden, çık o küçük dünyanın esaretinden.</p>
<p>Neyse sakinleştim biraz. Bu kadar hızlı adımlarla nereye kadar gidebilirim ki&#8230; Şimdi asıl bir plan yapmam gerek. Bütün kız arkadaşlarımı tanıyor. Çoktan onları aramaya başlamıştır bile. Beni bulamayacağı neresi var onu düşünmeliyim. Ama önce güvenli bir taksiye binmeliyim. Başıma bir iş gelmeden bu geceyi sakin ve rahat geçirmeliyim. Öyle otele falan gidemem. Tanıdığım hiçbir eve de gidemem. Bir taksi geliyor. Şoförü bir görmem gerek, öyle her taksiye de binemem. El ettim bir kere hadi rast gele.</p>
<ul>
<li>İyi geceler. Otogar lütfen.</li>
</ul>
<p>Nasıl da aklıma geldi birden. Evet ya. Bu saatte ancak seyahat edilir. Elimde valiz falan yok ama. Olsun acil durum pek ala olabilir.</p>
<ul>
<li>Yolculuk nereye? Şoför beni sorguya çekmeye başladı bile. Kendimden emin olmalıyım.</li>
<li>Güneye, ailemin yanına, uçak bulamadım, babamı acil hastaneye kaldırmışlar da.</li>
<li>O çok geçmiş olsun. Ben de o zaman sizi yetiştireyim bir an önce varacağınız yere.</li>
<li>Çok teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Bu iş iyi tuttu. Otogara vardık çarçabuk. Aynı hikâyeyi otogarda da anlattım. Kimse bir şey soramadı bir daha. Üzüntülü, endişeli yalnız bir bayana sırnaşmak geçmedi hiç birinin aklından. Bacı oluverdim birden, kapı komşularının kızıymışım gibi davrandılar bana. Ailelerinden oluverdim. Kendi bacıları düştü yüreklerine. Ne yapalım, yalnız kadınların  bir savunma hattına ihtiyaçları olabilir pek tabi ki de…</p>
<p>Sabahın ilk ışıklarıyla sağ salim küçük, güzel bir güney kasabasındayım şimdi…</p>
<p>İşte böyle başladı benim de sensiz yaşanacak, özgür günlerim…</p>
<p>Elveda ‘rüzgâr eken fırtına biçen’ öfkeli sevgilim…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10591</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalbimi Bağışlayacağım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Aug 2017 21:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10361</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kanım durmuyor şimdi damarda durduğu gibi Oluk oluk akıyor perişan olmuş bileklerim kesilmek üzere Bir adam ağıt yakıyor pencere de Rüzgâr soğuk yüzümü üşütüyor kapat camı diyorum Duymuyor kadın Evin için de üç dört tane çocuk Birinin bacağı yok birinin kolu birinin ayağı kısa birinin kalbi sökük Duyguları fevaran halinde Ölüm diyordum bir zamanlar anneme [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/">Kalbimi Bağışlayacağım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kanım durmuyor şimdi damarda durduğu gibi</p>
<p>Oluk oluk akıyor perişan olmuş bileklerim kesilmek üzere</p>
<p>Bir adam ağıt yakıyor pencere de</p>
<p>Rüzgâr soğuk yüzümü üşütüyor kapat camı diyorum</p>
<p>Duymuyor kadın</p>
<p>Evin için de üç dört tane çocuk</p>
<p>Birinin bacağı yok birinin kolu birinin ayağı kısa birinin kalbi sökük</p>
<p>Duyguları fevaran halinde</p>
<p>Ölüm diyordum bir zamanlar anneme</p>
<p>Sanki güzel olucakmış gibi kefen giymek</p>
<p>Her gece babamın vardiyasından dönmesini bekliyordum gözlerim de yaşlar varken</p>
<p>İstediğim ayakkabıyı almıyordu validem</p>
<p>Sorsan yastığın altında gömüsü</p>
<p>Ama bana gelince sanki bütün emekler suyunu çekmiş gibi</p>
<p>Toprak susmuş, pazarda satılmamış mamüller</p>
<p>Akrabalarım uzakta sessiz sakin bir sükunet</p>
<p>Neden hep ağlıyorum</p>
<p>Şeytan bu zamanlar da oyun oynamaz demezler miydi?</p>
<p>Şeytanın oyun oynamadığı zamanlar olsa ya hep</p>
<p>Kırıldım çocukken sonra hiç büyümedim bir anım vardı altı yaşındayken</p>
<p>Doğum günümü kutlamadı annem</p>
<p>Pasta almamıştı yoktu parası</p>
<p>Bağıra bağıra içimden ağlamıştım ben</p>
<p>Bu yaşımda mı kalıcağım derken</p>
<p>Kalıverdim öylece</p>
<p>Yaşlılığım var gelecekte, geçmişte ise çocukluğum</p>
<p>İkisi arasında damarlarım köprü kurmuş gibi</p>
<p>Soluksuz yüzümün astarı o biçim</p>
<p>Aşksız kalışımı saymıyorum bile</p>
<p>Trilyonlarca asır geçmiş sanki üstümden</p>
<p>Bileklerim kesilmeye hazır hale geldiler</p>
<p>İp boynuma takılmak için yapılmış</p>
<p>Kader yalnızlığı sunmuş avuç avuç önüme</p>
<p>Acıktığımda ekmek misali doğramaç yaptım alnıma</p>
<p>Sütü var unu var aşı var</p>
<p>Bilmediğim kara bir büyünün</p>
<p>Yaşı var başı var</p>
<p>Körkütük sarhoş olmak derdindeyim</p>
<p>Nazlı nazlı kadehi tokuştursam aynadaki benle kırışmış kirpiklerime bakıp buruşmuş yüzüme tükürsem</p>
<p>İç çeke çeke yalnızlığın sulhünü paylaşsam</p>
<p>Ah keder ahh sanırsın ki</p>
<p>Altı çocuğuma baba on çocuğuma ana</p>
<p>Beş kocama karı yedi karıma koca</p>
<p>oldum hepsini tek tek ellerimle öldürmüşüm sanki</p>
<p>Bu derdin büyüğü en çürüğü bana mı denk geldi hayat</p>
<p>İki zincirden tasma takıp boynumu bileklerimi kopar kanımın son damlasına kadar narin narin leş kokan ağzımdan çıkacak bir cümlelik ömür kalmasıydı var ettiğim yalnızlık</p>
<p>İlk kez burada söylüyorum sana</p>
<p>Gençliğimi harvurduğum yaşlılığımı savurduğum o özel kişi ipnenin teki</p>
<p>Adamlar sevince güzel seviyo be olum</p>
<p>Aşık olunca kalbim durmuştu be</p>
<p>Nerden bilebilirdim ki ipnelik yapıcak faişe</p>
<p>Aldatmaz sanmıştım</p>
<p>Güliz abla haklıymış olum ipneler</p>
<p>Sevmezmiş seven adam bulun getirin bana</p>
<p>Kalbimi bağışlayacağım.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/">Kalbimi Bağışlayacağım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10361</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Galata / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 15 Aug 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10452</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün yine bir canlı bomba olarak uyandım. Kuşların dilinden selam durdum esnafa. Kuş dediysem bülbül şakımaları sanmayın. Bayağı kargaların borusu öter burada. Kalkıp sütçüye sövdüm en ağır dilimle ya da öyle sanıyorum. O yalnızca birkaç kuru öksürük duydu. Çay içmeliyim afyonum infilak etmeden. Zira çaysızlık beni korkunç derecede kibirli yapabilir. Şimdi ısrarlı bir senfoni çalıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/">Galata / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün yine bir canlı bomba olarak uyandım. Kuşların dilinden selam durdum esnafa. Kuş dediysem bülbül şakımaları sanmayın. Bayağı kargaların borusu öter burada. Kalkıp sütçüye sövdüm en ağır dilimle ya da öyle sanıyorum. O yalnızca birkaç kuru öksürük duydu. Çay içmeliyim afyonum infilak etmeden. Zira çaysızlık beni korkunç derecede kibirli yapabilir. Şimdi ısrarlı bir senfoni çalıyor fonda. Demlikle dansım bir batılıyı bile kıskandırabilir. Hava iyice bozdu kendini. Güneşle bir küskünlük halindeler. Bulutlar, dokunsan ağlayacaklar. Gök damarlarını vuruyor tepelere. Güzel, şimşekleri çekebilirim üstüme. Gitmeliyim, Galata beni bekler.</p>
<p>Günaydın Galata. Tünaydın kulesi. Bugün mistik bir tavır takınmışsın. Yakışmış doğrusu. Yalnız o ecnebi malı gerdanlık epey bir sırıtmış haberin olsun. Çaycı, çay getir bana. İçinde daha çok karbonat olsun yoksa yabancı hissederim kendimi. Gerçi şu an bir Cenevizli kadar yabancıyım Galata’ya. “Bir kedi gördüm sanki.” Sanırım şüphelenmeliyim şu çirkin göklerden. Dökemedi içini bir türlü. O kedi yine bana göründü. Öksürdüm, kedi gitti. Çay hala gelmedi. Sanırım karbonat bitti. Ben Galata’ya döndüm, Cenevizliler beni sevmedi.</p>
<p>Sarılmak zorunda değilim ruhuna her kaldırım taşının ya da içimde taht kurmasına izin vermeliyim tatlı bir öfkenin. Dört bir yana sataşmalı saçlarım. Damlardan akan borçlara bindirmeliyim faizimi. Binlerce duygu yasaklanan ayini gerçekleştiriyor şu an beynimde. Biri de çıkıp dur demiyor şu kargaşaya. Kalkmalıyım daha fazla toprak eşelemeden. Zira çaycı yabancıları kışkırtacak. Gök gürlediği için mi kalktım yoksa kalktığım için mi gök gürledi bilmem ama kalktım ve yerimi ancak bir kedi alabildi. Yürüdüm. Bana damların kerpici göründü. Bulutların çimlere olan nispeti, güneşin bana aynalık taslaması. Durdum ve soydum bir bankanın günahlarını daha sonra ama içindekiler hariç. Sanırım beni bu topal yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/">Galata / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10452</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Aug 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10431</guid>
				<description><![CDATA[<p>“BİR DOLU ÇOCUKLARDIK, HER YERDE RASTLANABİLECEK…” Okul öncesi yıllara ait anılarımda, o kente dair olanlar hala aynı canlılıktadır.  Yeşilırmak kıyısına, dağların arasına kurulmuş, kaya mezarları ile ünlü o taşra kentinde  her ilkbaharda bazen birkaç kez taşardı Yeşilırmak ve bu taşkınlar, çukurda yaşayan küçük kent için felakete yakın sonuçlara yol açardı. O zamanlar, “çukur doldur, çukur boşalt [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“BİR DOLU ÇOCUKLARDIK, HER YERDE RASTLANABİLECEK…”</p>
<p>Okul öncesi yıllara ait anılarımda, o kente dair olanlar hala aynı canlılıktadır.  Yeşilırmak kıyısına, dağların arasına kurulmuş, kaya mezarları ile ünlü o taşra kentinde  her ilkbaharda bazen birkaç kez taşardı Yeşilırmak ve bu taşkınlar, çukurda yaşayan küçük kent için felakete yakın sonuçlara yol açardı. O zamanlar, “çukur doldur, çukur boşalt “ya da “ kaldırımları her yıl baştan başa yenilemeye dayalı” belediyecilik anlayışı henüz başlamadığından, eğri taşlarla dolu daracık sokaklar ve bugünkülere göre sokak genişliğinde sayılabilecek caddeler, nehrin taşması sonrasında   günlerce çamur içinde kalırdı. Biz küçüktük ama kenti dört bir taraftan kuşatan dağları aşıp bulutları görmek için başımızı hep gökyüzüne çevirmemiz gerekirdi. Sanırım, tutsak olma duygusu ile ilk kez orada tanıştım. Dağların yeşil olabileceğini de henüz öğrenmemiştim  çünkü bizim dağlarımız, kahverengi idi. Babam, dağlardaki, mitolojik çağlara ait kaya mezarların öyküsünü ve Osmanlı döneminden gelen söylenceleri anlatırdı bana…Anlatılanları hayalimde canlandırırdım, kralları, prensesleri ve şehzadeleri, gözümde ete- kemiğe büründürürdüm. İki yıla yakın sürdü o kentteki serüvenimiz. O yıllarda zavallı babam, farklı düşünmenin ödenmesi gereken bedellerini- bir çırpıda değil, memur olmanın usulüne uygun olarak- taksit  taksit ödemekte, her yıl- ya da şansı varsa &#8211; bir kaç yılda bir, yurdun birbirinden farklı köşelerine tayin edilmekteydi. O kent , emeklilik öncesi atandığı , son dört kentten biriydi. Babalarımız, aynı okulda yöneticiydi, annelerimiz ve biz de arkadaştık doğal olarak.  İlk kez nasıl tanıştık, bak bunu hiç hatırlamıyorum. Sizin ev, hep çok kalabalıktı ve bu nedenle çok şenlikliydi  bizim çekirdek ailemize göre. Bir abla ve bir ağabeye sahiptin. Biz seninle aynı yaştaydık, ablan ve ağabeyin de bizden, dört veya beş yaş büyüktü sanırım. Bir gün, amcanın oğlu Fevzi  ağabey çıkageldi evinize. Uzunca bir süre sizlerle kaldı. Hep aynı, el örgüsü, yeşil kolsuz süveterini giyen, omuzları düşük bir şekilde gezen, çabuk çabuk konuşan Fevzi  ağabeyin çekingenliği, türkü söylemeye başladığında birden kaybolurdu. En çok ta, o türküyü söylemeyi çok severdi : “Fırat kenarında yüzen kayıklar…” “Kenaaarındaa “ diye uzatırdı ve biz çocuklar değil, büyükler çok gülerdi bu söyleyişine. Gözlerini kapatır, omuzlarından biri havada, gövdesi geride, tüm nefesi ile seslendirirdi türküsünü. Ben, o türküyü öyle içten öyle yanık söylemesini, memleketini ve annesini çok özlemesine bağlardım küçük kalbimle. Hemen hemen her gün, ya siz bizim evde olurdunuz, ya da biz annemle sizin evdeydik. Size gelmişsek, dönüş zamanı geldiğinde, ablan, ağabeyin, sen ve Fevzi  ağabey, hep bir ağızdan anneme yalvarırdınız : “n’olurr, akşam yemeğe kalınnn!!” . Böyle anlarda, annem, “tek bir şartla kalırız, Fevzi, Fırat kenarında yüzen kayıkları söylerse” derdi ve o da bu isteği hemen yerine getirir, böyle zamanlarda ,türküyü her zamankinden de acıklı okurdu. Fevzi  ağabey, nerededir , ne yapmaktadır? O türküyü hala söylemekte midir? Bilmeyi çok isterdim.</p>
<p>Küçük kentte, farklı dinlere mensup, çok sayıda insanın varlığı ile renklenmiş bir yaşam, sakince akmaktaydı.”Alevi” dedikleri aileler vardı örneğin. “Alevi olmak ne demek?” diye sormuştum bizimkilere ve “farklı bir dini inanç şekli olduğunu, yadırgatıcı bir tarafının olmadığı” yanıtını alarak rahatlamıştım. Sizin gibi, ailece görüştüğümüz alevi aileler çoktu. Onların bazılarında, her toplantıda ustalıkla saz çalan kişiler vardı, onları saz çalarken izlemeyi çok severdim. Ender abla vardı örneğin, uzun sarı saçları iki yana örgülü, lise çağlarındaydı, annesinin her gün toplantısında, saz çalardı sessizce. Görev gibi kabul ederek çaldığı, aslında o anda çalmak istemediği duygusuna kapılırdım her seferinde. Ermeni ustalar vardı çarşıda, babamla her çarşıya gidişimizde uğradığımız. Azeri kitapçı Hazar amcayı severdim en çok. Babamla çay içip söyleşirlerken, beş yaşında roman okuma faslında olan bana, kitaplarını rahatlıkla emanet eder, raflardaki çeşitli kitapları dilediğimce karıştırmama izin verirdi. İçlerinden birini seçerdim ve eve o kitapla ve muzlu rulo pasta ile dönerdim, güzel anılarımdandır.<br />
Senin kitaplarla henüz bağın yoktu, okumak için okula gitmeyi bekliyordun. Konuşmalarımız nelere ilişkindi, burası da net değil, hatırlayamıyorum. Bahçelerde koşardık çılgın gibi, sık sık dizlerimiz kanardı, düşerdik, bir koşu eve gidip kanayan dize tendürdiyot sürdürür, sonra koşmaya devam ederdik. Bir keresinde, bir yerlere vurduğum alnımın kocaman şiştiğini, şişkinliğe, çiğnenmiş ekmek yapıştırıldığını da hatırlıyorum. Sonuç vermiş miydi? bu da meçhul…</p>
<p>Siz erkeklerin bilye (o zamanlar mile de derdiniz) oynaması, biz kızların o oyuna katılamaması çok sinirlendirirdi beni. Hala, çevirdikçe ışıldayan cam bilyeleri çok severim. Çelik – çomak oynardınız ve çember çevirirdiniz, tel yuvarlaklarla, ben buna da çok özenirdim. Oynarken zaman zaman hırçınlaşır, beni tartaklardın sen. Hiç tepki vermezdim itip kakmalarına. Bir akşam, annem babama , senden dayak yediğimi ve tepki vermediğimi anlattı. Babam “ neden ?”dedi,” neden sen de ona vurmuyorsun?” “ Eee” dedim.” siz dediniz ya , kimse ile kavga etme ve kimsenin canını yakma diye. Ben ona nasıl vurayım?” Babam , o zaman iki numaralı ve ilki ile hafifçe çelişen yaşam dersini verdi : “ Dedim ama, eğer senin canını yakıyorsa, bunu sürekli ve nedensizce yapıyorsa, sen de yapıştır bir tane “. Bunu aklımda tuttum ve senin ilk beni tartaklayışında, yanağına okkalı bir şaplak indirdim, orantısız şiddet sayılabilirdi. Onca zamandır senden dayak yememe karşın, yine de içimi rahatlatmadı yanacığında şaklayan o tokat. Sen, öylece kalakaldın, canın yandığı için mi, yoksa bir kızdan ilk tokatını yediğin için mi , orasını sen bileceksin artık, ağlamaya başladın. “ Ağlamasana” dedim. “sen beni hep dövüyodun” .” ama dedin “ Öznuy (r leri söyleyemezdin sen. Hala öyle mi?) ben sana hep şaka yapıyodum” . Bir daha bana hiç vurmadın, ben de kimseye el kaldırmadım.</p>
<p>Kent küçüktü ama, turneye gelen tiyatrolarla ve konserlerle renklenirdi sık sık.Kenter’leri iki kez izledim örneğin: “Nalınlar ve Pembe Kadın”. Nezahat Bayram, Seha Okuş, Yıldız Tezcan, Nevzat ve Müzehher Güyer ve Muzaffer Akgün…Sahnede, üzerinde bej renkli pardesü, beliden kuşaklı, elleri cebinde, yerde mizansen gereği serpilmiş kuru yapraklar üzerinde yürüyor, sağ eli cebinden çıkıyor , elinde mikrofon var ve türkü söylüyor : “Kışlalar doldu bugün,doldu boşaldı bugün…”</p>
<p>Evimizin bahçesinin bitimindeki bahçe sinemasından, tahta balkonumuza ulaşan sesleri dinler ve ezberlerdim her akşam: “babamız evleniyor, babamız bu sinemada evleniyor”. Vahi Öz, pek tabii ki eşlikçisi Mualla Sürer, gencecik Ajda Pekkan , Fatma Girik ve Öztürk Serengil. Jön, Tamer Yiğit olabilir mi? . Ne yazık ki, perde bahçemize ters yönde kurulmuştu, sesleri dinlemekle yetinmek zorundaydım.</p>
<p>Bahçede , kömürlü semaverlerde demlenen çayın , kıtlama şekerle içilişine şahit oldum. Kelimelerin, her yerde farklı biçimlerde söylenebileceğini öğrendim. Buzdolabının, sıcak yaz günlerde nasıl önemli bir eşya olarak itibar gördüğünü fark ettim. Siz bizden buz istemeye gelirdiniz ağabeyinle, elinizde bir kap. Bazen seninle beraber komşu evlerin kapısını çalardık :” teyze, bir maniniz yoksa, annemler akşama size gelecek” “ Buyursunlar “ olurdu yanıt çoğu kez. Sorumuzun, daha sonra o yıllara dair yazılacak bir kitaba başlık olacağını ikimiz de bilmiyorduk.<br />
Sonra, sonbahar başlangıcında, okullar açıldığında, bir yıldır okuma yazma bilmeme karşın, “daha küçüksün “ gerekçesi ile beni okula almadıklarında, okulların açıldığı gün, merdivenleri tırmandım ve küçük tabureme oturarak, yakındaki okula giden ve okuma yazma bilmeyen yaşıtlarımı izledim içim giderek. Haksızlığa uğramış olma duygusunu da o gün tatmış oldum.</p>
<p>İlkbahar geldiğinde, babamın taksitlerinden biri daha dayatıldı ailemize, yine tayin oldu ve annem, binbir güçlükle sandıkları, denkleri hazırladı, Yeşilırmak’ın yine taştığı bir gün, o kente de veda ettik. İlk bilinçli geride bırakma duygumdu…</p>
<p>Şimdi geriye baktığımda ve yazarken, o küçük kentte duyguca ne çok kazanımım olduğunu fark ediyorum. Seninle bunca yıl sonra karşılaşmayı çok isterdim. Ben kendimi ve gözlemlerimi anlattım sana. Yüz yüze gelebilseydik, senin o dönemde neler hissettiğini sormak isterdim. 1960 ‘lı yılların ilk yarısında çocuk olmak, senin açından nasıldı, sen de bana anlatırdın belki, kim bilir?</p>
<p>Bizim oyun arkadaşlığımız, geçen yüzyılda kaldı, 21. Yüzyıla taşan ilişkilerin izleri, “sosyal paylaşım siteleri aracılığı ile sürülüyor. İtiraf ediyorum , ben de aynı yolu izledim, hala da ara sıra deniyorum, izine rastlarım belki bir gün. O güne dek hoşça kal, sevgili çocukluk arkadaşım …</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GEMİ DERGİ YAYIN HAYATINA BAŞLADI.</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gemi-dergi-yayin-hayatina-basladi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gemi-dergi-yayin-hayatina-basladi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Aug 2017 17:40:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10508</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çocuk ve gençlik dergisi Gemi, yayın hayatına başladı. 7-17 yaş arasına hitap edecek dergi, blog halinde yayın yapacak. Atölye dergi niteliği taşıyan dergi, çoğunlukla gençlerin yazılarının yayınlanacağı bir dergi olmakla beraber, yetişkinlerin de çalışmalarını yayımlayacak. Derginin genel yayın yönetmeni Dilara Pınar ARIÇ, “Dergi, 7-17 yaş arası ve yetişkinlerin çalışmalarını yayımlayacak. İleride basılı olarak yayın yapabiliriz” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gemi-dergi-yayin-hayatina-basladi/">GEMİ DERGİ YAYIN HAYATINA BAŞLADI.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk ve gençlik dergisi Gemi, yayın hayatına başladı.</p>
<p>7-17 yaş arasına hitap edecek dergi, blog halinde yayın yapacak. Atölye dergi niteliği taşıyan dergi, çoğunlukla gençlerin yazılarının yayınlanacağı bir dergi olmakla beraber, yetişkinlerin de çalışmalarını yayımlayacak. Derginin genel yayın yönetmeni Dilara Pınar ARIÇ, “Dergi, 7-17 yaş arası ve yetişkinlerin çalışmalarını yayımlayacak. İleride basılı olarak yayın yapabiliriz” şeklinde konuştu. Dergi, yayıncılıkta iyi bir yerde olmayı hedefliyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gemi-dergi-yayin-hayatina-basladi/">GEMİ DERGİ YAYIN HAYATINA BAŞLADI.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gemi-dergi-yayin-hayatina-basladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10508</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şairane Halk Tiyatrosu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sairane-halk-tiyatrosu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sairane-halk-tiyatrosu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 Aug 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10427</guid>
				<description><![CDATA[<p>I Aslında şairler denizlerden gelir, duyguların sonsuzluğundan ve derinliğinden&#8230; II Göz ile göğün ağladığı zamanlarda Yeseninli kahveler, Attila Jozsefli istasyonlar, Annabel Lee ile seslenmeler&#8230; Son paragrafın acısını yanıma alıp çakıl toplayan delilerin yalnızlığıyla dolaşıyordum. Ayrılık çeşmesine varmıştım, bütün çeşmelerin ayrılığa aktığı kaynak olan göz diyarlarında yolumu kaybetmiştim. Uykusuz betimlemeler, usumu uzak ülkelere kovmuşluğum, özlemenin ustası [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sairane-halk-tiyatrosu/">Şairane Halk Tiyatrosu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>I</p>
<p>Aslında şairler denizlerden gelir, duyguların sonsuzluğundan ve derinliğinden&#8230;</p>
<p>II</p>
<p>Göz ile göğün ağladığı zamanlarda Yeseninli kahveler, Attila Jozsefli istasyonlar, Annabel Lee ile seslenmeler&#8230; Son paragrafın acısını yanıma alıp çakıl toplayan delilerin yalnızlığıyla dolaşıyordum. Ayrılık çeşmesine varmıştım, bütün çeşmelerin ayrılığa aktığı kaynak olan göz diyarlarında yolumu kaybetmiştim. Uykusuz betimlemeler, usumu uzak ülkelere kovmuşluğum, özlemenin ustası olan aptalca bekleyişlerim arasında gidebilirdim&#8230;</p>
<p>III</p>
<p>Şairler kendi dünyalarının yalnızlığı ve kalabalığında dolaşırlar, bahar gelmeden baharı yaşamanın yollarını arıyordum. Bahariye yokuşuna doğru Can Bahar’da yaşamak, kitapların mevsimini&#8230;Erkan Ocaklı’dan Deli Nadya’ya, Madam Nora’dan, Niko’nun kemençesine yol almak, hüzünleri alıkoymak sonsuzluğa&#8230;Bu arada iyiliğe doğru koşan mastarlar tükenmez&#8230;Değil mi?</p>
<p>IV</p>
<p>Bir semtin ayrılık çeşmesi kadar güzel insanlar da tanıdım, fıratın dicleyi bulması gibi uzun ve zahmetli bir yolculuktan gelen gecenin anlam işçisi şairleri eşliğinde güneşin yalnızlığına bir şeyler fısıldadım, mazoşist ifadeler kaldı ve babamın içinde ölmüş şiirlerinden bahsettim kendime: “ alın savurun beni ufuklara, dalgalara atın beni, kaybolsun kişiliğim ve tekrar bana dönsün acılarım&#8230;” ilk ve son kez söylemişti, bu ifadeler karşısında, babama daha çok sefer yapmak isterdim lakin dışa vurmak onun dünyasına aykırı bir eylemdi&#8230;Deniz aşırı kadınlar, kocaları kocaman okyanus&#8230;Babannemin ismi Bahriye, dedem denizci: anlamsal çağrışımlar ve yazgı&#8230;Değirmenler gibi duygular da eksildi, belki bundan öldü içimizdeki şiirler&#8230;</p>
<p>V</p>
<p>Üvey olmaz bizim dünyamızda, olsa olsa “üvercinka” ve üveyik olur, kuşlar misali&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sairane-halk-tiyatrosu/">Şairane Halk Tiyatrosu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sairane-halk-tiyatrosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10427</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Müge İplikçi ve Çok Özel İsimler Sözlüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/muge-iplikci-cok-ozel-isimler-sozlugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/muge-iplikci-cok-ozel-isimler-sozlugu/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 12 Aug 2017 21:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10439</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalemlik.com sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog&#8217;da kitap ve yazar tanıtımları devam ediyor. Yazı, çizim ve boyama araç ve gereçleri alanında faaliyet gösteren e-ticaret sitesi Kalemlik.com, yazmaktan ve okumaktan keyif alan kullanıcılar için blog sayfasında özgün içerikler üretiyor. Her hafta Cuma günü yeni bir kitabın ve yazarının tanıtımının yapıldığı Kalemlik Blog&#8217;daki özgün içerikler, sanat severler tarafından [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muge-iplikci-cok-ozel-isimler-sozlugu/">Müge İplikçi ve Çok Özel İsimler Sözlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalemlik.com sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog&#8217;da kitap ve yazar tanıtımları devam ediyor. Yazı, çizim ve boyama araç ve gereçleri alanında faaliyet gösteren e-ticaret sitesi Kalemlik.com, yazmaktan ve okumaktan keyif alan kullanıcılar için blog sayfasında özgün içerikler üretiyor. Her hafta Cuma günü yeni bir kitabın ve yazarının tanıtımının yapıldığı Kalemlik Blog&#8217;daki özgün içerikler, sanat severler tarafından ilgiyle takip ediliyor.</p>
<p>Kırtasiye ürünleri, duygu ve düşüncelerimizi ifade etmemizi geliştiren ve güçlendiren büyülü bir etkiye sahiptir. Henüz okul öncesi dönemlerimizde hayatımıza girmeye başlayan bu ürünleri eğitim hayatımızdan iş hayatımıza kadar pek çok alanda kullanırız. En sık aldığımız hediyelik ürünler de yine kırtasiye ürünleri olmakta. Tüketicilerin kırtasiye ürünlerine uygun fiyat avantajlarıyla ulaşmalarını sağlayan Kalemlik.com sitesi, blog sayfasında ürettiği özgün içeriklerle kültür yayıncılığı alanında da öncü konuma yükselmeye çalışıyor.</p>
<p><figure id="attachment_10442" aria-describedby="caption-attachment-10442" style="width: 221px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Çok-Özel-İsimler-Sözlüğü.png"><img class=" wp-image-10442" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Çok-Özel-İsimler-Sözlüğü.png?resize=221%2C346" alt="Çok Özel İsimler Sözlüğü" width="221" height="346" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Çok-Özel-İsimler-Sözlüğü.png?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Çok-Özel-İsimler-Sözlüğü.png?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 221px) 100vw, 221px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10442" class="wp-caption-text">Çok Özel İsimler Sözlüğü</figcaption></figure></p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/"><strong>Kalemlik Blog</strong></a>&#8216;da bu hafta, Türk öykücülüğünde önemli bir yeri olan Müge İplikçi&#8217;nin yeni kitabı &#8216;Çok Özel İsimler Sözlüğü&#8217;nün tanıtımı yapıldı. 21. yüzyılda Türkiye&#8217;de ve dünyada ortaya çıkan hızlı değişim ve dönüşümleri öykülerine taşıyan İplikçi, bu süreçler içinde farklı insanların hayatlarına attığı çentiklerle duygu ve düşünce dünyamızın genişlemesine katkı sağlıyor.</p>
<p>İsim sözlüklerine pek çok kültürde rastlamak mümkündür. Bu sözlüklerde, isimlerin anlamları ve buna bağlı olarak “hayat çizgileri” hakkında bazı açıklamalar yapılır. İplikçi&#8217;nin Çok Özel İsimler Sözlüğü&#8217;nde 30 farklı insanın “hayat çizgileri”ni görmekteyiz. Değişen hayat şartları, bu insanların hayat çizgilerinde de önemli birtakım değişimler meydana getiriyor. Ve her bir ismin hayat çizgisi, bu değişim içinde yeni bir anlam kazanıyor.</p>
<p>Bu yönüyle İplikçi&#8217;nin öyküleri, kurgu ve gerçekliğin arasında özel bir yere sahip. Her öyküsü, kurgunun içine gerçeklikten birtakım unsurlar yerleştiriyor. Ve aynı zamanda da her gerçekliğin içine, kişilerin daha iyi ve güzele doğru ilerlemelerine katkı sağlayacak şekilde, kurgusal birtakım unsurlar yerleştiriyor.</p>
<p>Müge İplikçi&#8217;nin Çok Özel İsimler Sözlüğü&#8217;nü henüz okumadıysanız, Kalemlik Blog&#8217;daki bu tanıtım yazısını okuyarak güzel bir başlangıç yapabilirsiniz. Kalemlik.com sitesi üzerinden ayrıca, yüzlerce kırtasiye markasının binlerce ürününe uygun fiyat avantajlarıyla sahip olabilirsiniz. Sürpriz yaz indirimlerini ve promosyonları kaçırmayın&#8230;</p>
<p>Keyifli okumalar, keyifli alışverişler&#8230;</p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/muge-iplikci"><strong>https://blog.kalemlik.com/muge-iplikci</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muge-iplikci-cok-ozel-isimler-sozlugu/">Müge İplikçi ve Çok Özel İsimler Sözlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/muge-iplikci-cok-ozel-isimler-sozlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10439</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BİR EYLÜLDÜ / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-eyluldu-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-eyluldu-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Aug 2017 21:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dörtyaprak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10387</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir eylül yaşadık seninle Yalan dolu. Biraz aşk dolu. Biraz da yağmur. Birlikte yaşadık seninle… Eylülle birlikte. Yalnızlık dolu, eller soğuk. Tutuşmayan eller ve dudaklar ile. Eylülü yaşadık rüzgarını çektik içimize. Yağmur taneleri yalnız yürüyen bene, Yoldaş oldu bazı zaman. Bazı zaman  yalnız gecelerde Sen yanı başımdayken yalnız. Ağladım ben sedasızca tenhalaşmış sevginle. Ne eylül [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-eyluldu-siir/">BİR EYLÜLDÜ / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir eylül yaşadık seninle</p>
<p>Yalan dolu.</p>
<p>Biraz aşk dolu.</p>
<p>Biraz da yağmur.</p>
<p>Birlikte yaşadık seninle…</p>
<p>Eylülle birlikte.</p>
<p>Yalnızlık dolu, eller soğuk.</p>
<p>Tutuşmayan eller ve dudaklar ile.</p>
<p>Eylülü yaşadık rüzgarını çektik içimize.</p>
<p>Yağmur taneleri yalnız yürüyen bene,</p>
<p>Yoldaş oldu bazı zaman.</p>
<p>Bazı zaman  yalnız gecelerde</p>
<p>Sen yanı başımdayken yalnız.</p>
<p>Ağladım ben sedasızca tenhalaşmış sevginle.</p>
<p>Ne eylül yaşadık seninle…</p>
<p>Yapraklar sarardıkça, biz.</p>
<p>Yok olduk, yerlerde gezdi çıtırtılarımız.</p>
<p>Yapraklarla tükettik gözyaşların tuzunu.</p>
<p>Senin duvarlarınla seni konuştum.</p>
<p>Sen olmadın bazı.</p>
<p>Belki de ben.</p>
<p>Ben hiç olamadım hayalinde.</p>
<p>Gitmemi istedin.</p>
<p>Varlığımla bensizliği sevdin.</p>
<p>Kim bilir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-eyluldu-siir/">BİR EYLÜLDÜ / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-eyluldu-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10387</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Yitik Zamanların Sınavı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 21:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10379</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerinin içi gülüyordu, sözcükler ağzından inci gibi dökülüyordu. Mutluydun hiç olmadığın kadar. Yüzüme bakamıyordun ya, garip bir telaş vardı tavırlarında. Biliyordun sen de yalan söylemeyi beceremediğini. Bu yüzden kızarmış alnında biriken terlerini siliyordun ikide bir. Birkaç kaçamak bakışın vermişti seni ele oysa. Anlamıştım söyleyemediklerinden olan biteni, fakat duymak istiyordum; senden bir itiraf bekliyordum&#8230; “İlk bana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Yitik Zamanların Sınavı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinin içi gülüyordu, sözcükler ağzından inci gibi dökülüyordu. Mutluydun hiç olmadığın kadar. Yüzüme bakamıyordun ya, garip bir telaş vardı tavırlarında. Biliyordun sen de yalan söylemeyi beceremediğini. Bu yüzden kızarmış alnında biriken terlerini siliyordun ikide bir. Birkaç kaçamak bakışın vermişti seni ele oysa. Anlamıştım söyleyemediklerinden olan biteni, fakat duymak istiyordum; senden bir itiraf bekliyordum&#8230;</p>
<p>“İlk bana söyle” demiştim sana, hatırlıyordun. Sen de benim gibi verdiğimiz sözleri tek tek aklından geçiriyordun. Sevgimiz üzerine ettiğimiz yemini unutmamıştın daha. Ölesiye sana inandığımı, seni terk etmeyeceğime dair verdiğim söze sadık kalacağımı, iyi biliyordun. Ben bilmiyordum ama daha o zamanlarda bile senin erdemli olamadığını&#8230; İlk defa sorduğumda, işte tam da o anda söyleyebilirdin gerçeği bana değil mi? Yalan söylemeyi seçmiştin ne yazık ki… Oysa biliyordun yalandan nasıl nefret ettiğimi…</p>
<p>Bir sevgilin olduğunu anlamıştım daha en başında. Anlamamak mümkün değildi ki. Kim olduğunu merak ediyordum yalnızca. İnkâr etmeyi tercih etmiştin, “Olsa ilk sana söylerim demiştin”.  Söylemedin. Güvenimi ilk o gün kaybettin.</p>
<p>Sahi neden gizlemek istemiştin? Biz seninle yalnızca iki sevgili değil, iyi birer dost değil miydik? Hayatlarımıza başka insanlar girse bile, hiç ayrılmayacağımıza dair sözler vermemiş miydik? “Başkasıyla evlensen bile, hiç bırakmam seni “diyen kimdi? Güvenmiştim sana, senin o dürüst sandığım çocuksu bakışlarına…</p>
<p>Beni sınadın. Biliyorum. En çok da bu acı verdi bana. Tepkilerimi kontrol ettin boyuna. Konuşmanın yönünü ona göre değiştirdin.  Kelimeleri aradın, öyle temkinli davrandın ki hareketlerimle hep beni sorguladın. Ne kadar sinsice davrandığını, sırtımdan vurulduğumu, beni vuranın yalnızca sen olduğunu, yazık ki çok geç anladım. Ne beni kaybetmek istedin ne elindeki diğer seçeneği. İkimizi birden idare etmeyi istedin. Bir teraziye koydun beni, kurgulanmış bir oyunun parçası yaptın. İşte bu çok adiceydi… İstemeden girdim senin oyun bahçene, oyuncaklarından biri haline gelmeyi kabul ettim sessizce, sırf bana ihtiyacın var diye. Öyle demiştin çünkü.</p>
<p>İtirafının ardından başlamıştın onu anlatmaya. Gezdiğiniz yerleri, yiyip içtiklerinizi, hemen hemen bütün konuşmalarınızı anlatır olmuştun. Sana aldığı hediyeleri, hangi gün nerede buluştuğunuzu, yemek listelerinize kadar biliyordum artık. Bütün detaylarıyla canlı yayın yapıyordun. Eskiden bu kadar konuşkan olduğunu hiç hatırlamıyordum. Sizin yanınızda gezer gibiydim adeta, sanki görünmez bir el gibi, sizi izler gibi, sizi kollar gibi, aşkınıza kol kanat gerer gibiydim. Sahi ben ne idim?</p>
<p>Küçük kavgalarınızda taraf olmuştum senden yana, o bilmezdi varlığımı ama ben bilirdim onun neler yaptığını. Sen üzülmeyesin diye, sırf sen mutlu ol diye yanan yüreğime aldırmadan seni dinledim saatlerce, günlerce durmadan&#8230; Üç kişilik bir ilişkiydi sanki ben görünmez adam olup, hayalet kılığıyla dolaşıyordum yanınızda. Bir kez bile sormadım sana, bütün bunları neden anlattığını bana…</p>
<p>Artık dost olduğumuzu, sevgili olmasak bile verdiğimiz sözde durmak zorunda olduğumuzu düşündüm hep. Sen görmedin bir kere bile ihanetin beni nasıl kanattığını. Belki de gördün. Bilerek yaptığını düşünüyorum şimdi. Benden intikam almanın yolu buydu değil mi? Peki ya neyin intikamı?</p>
<p>Hep seni bırakıp gideceğimden korkardın. Yüzüme karşı söylemiştin hem de kaç kere. Terk edilme korkun olduğunu bilirdim. Bu yüzden sana o sözü verdim. “Sen beni bırakana kadar  bırakmayacağım seni” demiştim. Verdiğim söz yetmemiş demek ki, kendin gibi düşünmüşsün beni. Kendin gibi görmüşsün, &#8216;insan nasıl bilirse kendini, karşısındakini de öyle bilirmiş ya&#8217; işte önce sen terk etmeyi denedin beni&#8230; Benden kurtulmak, korkundan kurtulmak demekti çünkü. Bu korkuyla daha fazla yaşayamazdın. Bunun için kendine bir oyun yarattın, senaryoyu yazıp, oyuncuları oynattın. Beni de seyirci olarak seçmiştin. Öyle ya seyirci olmazsa bir tiyatro oyunu neye yarardı ki…</p>
<p>“Tatile gidin birbirinizi daha yakından tanırsınız” demiştim bir keresinde, artık oyuna müdahil olduğuma göre. “Gidemeyiz işlerimiz var” demiştin. Onunla neler yapabileceğini görmek istemiştim.</p>
<p>Birkaç gün sonra yakın bir arkadaşınla tatile gideceğini söylemiştin. Seninle yaptığımız tatillerin keyfini unutmuş gibi yapıp, gözlerimin içine baka baka bir kez daha yalan söylemiştin. Onun her dediğini yapıyordun artık, gittikçe başkalaşıyordun, hiç istemediğim biri olup çıkıyordun. Tanıyamaz olmuştum seni. Bir kuyunun dibine düşüyordun ama önünü göremiyordun. İnandığın değerler yerle bir oluyordu, ilkelerinden kopuyordun, insan olmaktan çıkıp sahtekar, vurdumduymaz biri oluyordun. Paraya düşkünlüğünü biliyordum ama lükse, sükseye merakını hiç anlayamamışım ne yazık ki, olmak istediğin haline inanmışım demek ki onca zaman. Bana gösterdiğin yüze kanmışım. Seni gerçekte hiç tanıyamamışım&#8230;</p>
<p>Tatil dönüşü doğruyu söyledin, onunla gittiğini kimsenin bilmediğini açıkladın bana. İkinci kez yalan söylemenden dolayı daha çok kızdım sana. Ona benzemeye başlamıştın artık. Ayaküstü bir sürü yalan söylüyordun. Her şeye boş veriyordun. Aşık olduğuna inandırmıştın kendini. Aşk adına yapıyordun sözde bütün bunları. Havalarda uçuyordun. Her gece bir eğlenceden başka bir eğlenceye koşuyordun. Birikmiş paralarını bir çırpıda harcıyordun. Ne kadar zor giderdi elin cebine oysa…</p>
<p>Tam üç ay böyle geçti…</p>
<p>Yaz bitmek üzereydi ki, tatilden döndüğüm gün telefonum çaldı. Ağlıyordun, beni görmek istiyordun. Merak etmiştim, kötü bir şeyler olduğunu hissetmiştim. Hemen koştum yanına. Görür görmez sarıldın bana. Durmadan ağlıyordun. Pişman olduğunu söylüyordun, yanlış yaptığını. Bütün paranı kaybetmiştin. Gururun ayaklar altına alınmıştı. Bir yaz aşkı için işinden olmuş, beş parasız sokağa konmuştun. Ailenle aran açılmıştı. Bütün arkadaşların senden uzak durmaya başlamıştı. Yalnız kalmıştın. Çok kızgındın, eline geçse onu öldürecek kadar kızgın. Seni kullanmış, kandırmış, yığınla yalanın içinde seni bir paçavra gibi çöplüğe atmıştı. İşi bitince kırılıp bir köşeye fırlatılan oyuncak gibiydin… Sen oyun oynamak isterken, oyuncak olan sendin. Öfken şımarık bir çocuğun kaprislerine katlanmış olmandı yalnızca… “Bir keçiboynuzuyla yaşamışım” demiştin. Şaşkınlığın aptallığınaydı&#8230; Oyun kurmaya çalışırken, oyuna sen gelmiştin&#8230;</p>
<p>Kendineydi aslında bütün hırsın, kızgınlığın. Bir anlık şeker tadı almak için, kemirdiğin onca keçi boynuzunaydı… Günlerce dinledim seni. Hep aynı şeyleri defalarca anlattın. Öfken dinmek bilmiyordu. Kendine gelemiyordun bir türlü. Toparlanman çok uzun sürdü. Ben verdiğim sözde durup dinledim, asla terk etmedim seni&#8230; Sen terk edinceye kadar beni&#8230; Tek kelime etmedim bana yaptıkların için. Sen ağlarken dayanamayıp, ben de ağladım için için…</p>
<p>İyileştin zamanla, işini tekrar kurdun. Kendine güvenin geldi, eski ukala haline döndün yavaşça. Baktım ki burnun kaf dağına doğru yükseldi, anladım benim de görevim bitmek üzereydi. Verdiğim sözün süresi böylece sona erdi&#8230; Gitmek için, senin beni göndermeni bekledim. Nankörlük elbisesinin sendeki duruşunu çok merak etmiştim&#8230;</p>
<p>Biliyordum aşk, yitik zamanlardan kalan en büyük bir sınavdı. Sınavımdın benim, sınavındım senin. Uzun yıllar boyunca sınandık durduk boyuna. Notum kaçtı hiç bilemedim ama sınavı geçtiğimi iyi biliyorum şimdi. Sense kaldın sınıfta&#8230;</p>
<p>Gerçek şu ki bu zorlu sınavın sonunda tam puanı kapan sabır oldu gitti&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Yitik Zamanların Sınavı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Selim İleri ve Sona Ermek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/selim-ileri-sona-ermek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/selim-ileri-sona-ermek/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Aug 2017 21:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10370</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalemlik.com sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog&#8217;da kitap tanıtımları devam ediyor. Yazı araç ve gereçleri alanında faaliyete başladığı günden bu yana sektöründe öncü markalardan biri haline gelen Kalemlik.com sitesi, kırtasiye tutkunlarına hizmet vermenin yanı sıra, blog sayfası aracılığıyla sanat severler için nitelikli içerikler üretiyor. Lamy, Parker, Faber Castell, Pelikan, Pilot gibi marka kalemleri uygun fiyat avantajlarıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selim-ileri-sona-ermek/">Selim İleri ve Sona Ermek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalemlik.com</strong> sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog&#8217;da kitap tanıtımları devam ediyor. Yazı araç ve gereçleri alanında faaliyete başladığı günden bu yana sektöründe öncü markalardan biri haline gelen Kalemlik.com sitesi, kırtasiye tutkunlarına hizmet vermenin yanı sıra, blog sayfası aracılığıyla sanat severler için nitelikli içerikler üretiyor. Lamy, Parker, Faber Castell, Pelikan, Pilot gibi marka kalemleri uygun fiyat avantajlarıyla Kalemlik.com sitesi üzerinden sipariş verebilirsiniz.</p>
<p>Her hafta Cuma günü bir kitabın ve yazarının tanıtıldığı <a href="https://blog.kalemlik.com/"><strong>Kalemlik Blog</strong></a>&#8216;da bu hafta, Selim İleri ve yeni kitabı Sona Ermek tanıtıldı. Sanat hayatında 50. yılı geride bırakan Selim İleri, bu süre zarfında 50&#8217;den fazla kitaba imza atmayı başardı. Öykü ve romanlarının yanı sıra deneme ve eleştirileri de sanat severler tarafından yoğun bir ilgi gördü. Bu deneyimlerin ışığında Selim İleri, diğer romanlarından biraz farklı bir eserle sanat hayatında 50. yılını kutluyor.</p>
<p><figure id="attachment_10374" aria-describedby="caption-attachment-10374" style="width: 234px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Sona-Ermek.jpg"><img class=" wp-image-10374" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Sona-Ermek.jpg?resize=234%2C361" alt="Sona Ermek" width="234" height="361" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Sona-Ermek.jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Sona-Ermek.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 234px) 100vw, 234px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10374" class="wp-caption-text">Sona Ermek</figcaption></figure></p>
<p>Sona Ermek, üslup ve roman tekniği açısından İleri&#8217;nin diğer çalışmalarından biraz farklı bir eser. Romanda herhangi bir olay örüntüsü yok ve zaman ile mekan belirtilmemiş. İleri&#8217;nin bilinç akışı tekniğiyle yazdığı bu eserde anlatıcı, “sen” hitabıyla bir taraftan roman karakterlerine, bir taraftan okura, bir taraftan da İleri&#8217;nin kendisine seslenmekte. Bu bilinç akışı tekniği, Ahmet Hamdi Tanpınar ile Virginia Woolf&#8217;un roman tekniklerinden büyük izler barındırmakta.</p>
<p>İlk kitabını yayınlamasının üzerinden geçen 50 yıllık süre zarfında, Selim İleri&#8217;nin edebiyata bakış açısında da önemli değişimler meydana geldi. Bunlardan en önemlisi, başlangıçta edebiyatın dünyayı değiştirme gücüne yürekten inanan İleri&#8217;nin artık bu inancı taşımaması. Fakat, edebiyatın “iyileştirici” gücünü kabul ediyor.</p>
<p>Sona Ermek kitabında İleri, yarım kalan bir romanın hikayesi üzerinden, kişinin istek ve hayallerini yitirmesi sonucu içine düştüğü boşluk duygusunun incelemesini yapmakta. Bu durumu nitelendirmek için “düşbozumu” sözcüğünü tercih eden İleri, benzer bir boşluk duygusunu kendisinin de yaşamış olduğunu sıkça ifade ediyor.</p>
<p>Selim İleri&#8217;nin bu kitabını henüz okumadıysanız, Kalemlik Blog&#8217;da yayınlanan tanıtım yazısını okuyarak güzel bir başlangıç yapabilirsiniz. Kalemlik.com sitesinden ayrıca, istediğiniz yazı araç ve gerecini uygun fiyat avantajlarıyla temin edebilirsiniz. Kalemlik.com&#8217;un yaz indirimlerini kaçırmayın&#8230;</p>
<p>Keyifli okumalar, keyifli alışverişler&#8230;</p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/selim-ileri"><strong>https://blog.kalemlik.com/selim-ileri</strong></a></p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/"></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selim-ileri-sona-ermek/">Selim İleri ve Sona Ermek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/selim-ileri-sona-ermek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10370</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nar gibi, Ben Sen</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nar-gibi-ben-sen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nar-gibi-ben-sen/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 21:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Uğur]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10311</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kitap gibi okudum seni saatlerce… Zihnime dokunan her bir yaprak, Daha fazla susadı yağmura. Bendeniz sonbahar nar’ı! İçimden saniyelerce dilemişim seni. Saniyelerce! Duvarların dili olsaydıda anlatmazlardı seni bana. Yalnızlığım;on binler önünde bando mızıka takımı. Sendeliyorum ya da sadece… Kahkaha mı atıyorum göz yaşımımı siliyorum bende bilmiyorum. Canımın yangını,devler eriyor… Taneler birer ikişer dökülüyor dilime; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nar-gibi-ben-sen/">Nar gibi, Ben Sen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kitap gibi okudum seni saatlerce…</p>
<p>Zihnime dokunan her bir yaprak,</p>
<p>Daha fazla susadı yağmura.</p>
<p>Bendeniz sonbahar nar’ı!</p>
<p>İçimden saniyelerce dilemişim seni.</p>
<p>Saniyelerce!</p>
<p>Duvarların dili olsaydıda anlatmazlardı seni bana.</p>
<p>Yalnızlığım;on binler önünde bando mızıka takımı.</p>
<p>Sendeliyorum ya da sadece…</p>
<p>Kahkaha mı atıyorum göz yaşımımı siliyorum bende bilmiyorum.</p>
<p>Canımın yangını,devler eriyor…</p>
<p>Taneler birer ikişer dökülüyor dilime;</p>
<p>Dilim damağım kuruyor.</p>
<p>Biraz soğuk oldu gibi,</p>
<p>Kırmızı bile üşüyor.</p>
<p>Çürüyor cennet,birer ikişer acıyor canları.</p>
<p>Bu ne kısraklık!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nar-gibi-ben-sen/">Nar gibi, Ben Sen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nar-gibi-ben-sen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10311</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK GÖZLERİN / Hüzün &#8211; Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocuk-gozlerin-huzun-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocuk-gozlerin-huzun-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Aug 2017 21:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10301</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hüzün de birden bire gelir Ne olduğunu şaşarsın! Seversin kendini yılmazsın Arada bi yine de az durup önünde aynanın Kim olduğunu şaşarsın! Sence kimdin? Bak saçlarına beyazlar inceden nüfuz etmiş Dünkü galibiyet karşısında onurlanan mısın? Yoksa yarının endişesine kapılıp savrulan mı? Bi zaman kipi gibi en ağır suçu üstlenen misin mesela? Hiç gelmeyecek ama beklenen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuk-gozlerin-huzun-siir/">ÇOCUK GÖZLERİN / Hüzün &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Hüzün de birden bire gelir</div>
<div dir="auto">Ne olduğunu şaşarsın!</div>
<div dir="auto">Seversin kendini yılmazsın</div>
<div dir="auto">Arada bi yine de az durup önünde aynanın</div>
<div dir="auto">Kim olduğunu şaşarsın!</div>
<div dir="auto">Sence kimdin?</div>
<div dir="auto">Bak saçlarına beyazlar inceden nüfuz etmiş</div>
<div dir="auto">Dünkü galibiyet karşısında onurlanan mısın?</div>
<div dir="auto">Yoksa yarının endişesine kapılıp savrulan mı?</div>
<div dir="auto">Bi zaman kipi gibi en ağır suçu üstlenen misin mesela?</div>
<div dir="auto">Hiç gelmeyecek ama beklenen bi umut?</div>
<div dir="auto">Çocuklar var senin gözlerinde, dünün çocukları..</div>
<div dir="auto">Onların en iyi park alanı gözlerin</div>
<div dir="auto">Rengi, duruşu, bakışı, çevresi ve kenarları..</div>
<div dir="auto">Hiç değişmemiş çocuk gözlerin</div>
<div dir="auto">Ve sen hala büyümeye çalışıyorsun</div>
<div dir="auto">Ama sen de haklısın</div>
<div dir="auto">Hüzün de birden bire gelir</div>
<div dir="auto">Ne olduğunu şaşarsın!</div>
<div dir="auto">Çiçeklerin dağılıverir en bahar yerinden</div>
<div dir="auto">Ve sen uçurtmanı kaybedip bi kuşun peşine takılırsın!..</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuk-gozlerin-huzun-siir/">ÇOCUK GÖZLERİN / Hüzün &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocuk-gozlerin-huzun-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10301</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  &#8220;Albümdeki Resimlere, Baktığınız Oluyor Mu?&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 21:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10237</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fotoğraflara değer vermeyi senden öğrendim. Nasıl da kızardın bize, arkalarına tarihleri not düşmeyi unutuyoruz diye. O zamanlar, umursamazdık fakat şimdi fotoğraflara bakıyorum, anları biliyorum ama zamanları tam olarak çıkaramıyorum. Pişmanım, vakti zamanında tarihleri önemsemediğim için… Fotoğraflar, toplumsal ve çokça da kişisel tarihlerimizin tanıklarıdır. Değişen ve bana sorarsan, gerileyen zamanlara uyarak, sessizce yok oldu fotoğraf kültürü&#8230; Çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  &#8220;Albümdeki Resimlere, Baktığınız Oluyor Mu?&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğraflara değer vermeyi senden öğrendim. Nasıl da kızardın bize, arkalarına tarihleri not düşmeyi unutuyoruz diye. O zamanlar, umursamazdık fakat şimdi fotoğraflara bakıyorum, anları biliyorum ama zamanları tam olarak çıkaramıyorum. Pişmanım, vakti zamanında tarihleri önemsemediğim için…</p>
<p>Fotoğraflar, toplumsal ve çokça da kişisel tarihlerimizin tanıklarıdır. Değişen ve bana sorarsan, gerileyen zamanlara uyarak, sessizce yok oldu fotoğraf kültürü&#8230; Çok gelişmiş makineler var artık…Onların çektiği, fotoğrafın öznesinin, teknolojik dokunuşlarla adeta yeniden yaratıldığı çalışmalar, banyo edilmiyor, filmler halinde saklanmıyor, küçücük nesnelerde veya bilgisayarlarda arşivleniyor. Zaman zaman, azizliğe uğrayıp silinebiliyorlar ya da hırsızlığa kurban olan diz üstü bilgisayarlarla, anılar da bir anda yok olabiliyorlar, o da ayrı konu.<br />
Eski fotoğrafları çok severim ben. Her biri, yaşamımızın farklı dönemlerine dokunurlar. Özellikle, siyah-beyaz resimlere hayranım. Alçak gönüllüdürler çünkü. Dikkatle bakın onlara, yansıttıkları dönemin satır aralarını en güzel onlarda okuyabilirsiniz. İnsanların, duruşları bile bugünkülerden ne kadar da farklıdır. O karelerdeki kişilerin çoğu, poz vermekten kaçınmıştır, doğallık asıldır. Bir de günümüzün digital çağ fotolarına bakın, yaratılmış, yapay davranış harikaları!</p>
<p>Annem ve sen, genceciksiniz o fotoğrafta…Siyah-beyaz elbette.Arkasına, en sevdiğin, İnce Memed’den alıntı  dizeleri işlemişsin ve tarih düşmüşsün el yazınla: “Duvarın üstünde resmim aldılar, ak kağıt üstünde tanıyın beni…” O resim, karşımda şimdi.</p>
<p>Sonra, çocukluğumuzdan günümüze dek sürebildiğimiz izler…Doğduğumuz gün, artık bizimle olmayan aile büyüklerimizle görüldüğümüz resimler. Kızların, saçlarında kocaman beyaz kurdeleli, oğlanların kısa pantalonlu, şen, tasasız günlerine özel fotoğrafları. Sonra, sevdiklerimizin doğum günü, evlilik, nişan, sünnet anıları. Zaman zaman, belleğimizden sildiğimiz kişilerin yüzleri de çıkabilir karşımıza. “Kimdi?” diye düşünürüz, ya da, çağrıştırdığı zaman dilimi üzerine tartışabiliriz sevdiklerimizle. “Hayır canım, o zaman o yoktu.” “ Sahi, bu o değil mi?” “Bu o mu? ne kadar değişmiş, hayret” …</p>
<p>Yıllar önce, üzerinde, genellikle manzara resmi bulunan karton kapaklı albümlerin içinde olurdu, kenarı tırtıklı siyah-beyaz, arkalarına yer ve tarih düşülmüş fotoğraflar&#8230;Öndeki iskemlelerde, aile büyükleri pür ciddiyet, çocukların küçük olanları kucakta, az kabacalar önde ya da yanda, saçlar taranmış,büyük olasılıkla en yeni elbiseler giyilmiş. Albümün sayfaları, ince pelür kağıtlarla ayrılmış, fotoğraflar küçük külakçıklarla sayfalara tutturulmuş…Fotoğrafların bazıları, iyiden iyiye sararmış,hatta sineklerce küçük kara noktalarla damgalanmış&#8230;.Çocuk resimlerinin bazılarının arkasında, büyüklere ithaf olunmuş yazılar: &#8221; Dedeciğim,anneanneciğim, ellerinizden öpmeye geldim.&#8221;</p>
<p>Konuk gidilen evlerde küçük çocuk yoksa, konuk çocuğun önüne bir sürü fotoğraf albümü konurdu, oyalanması için…</p>
<p>Dediğim gibi, şimdi artık, digital çerçeveler var, ve de geniş hafizalı fotoğraf makinaları. Albümlere gerek yok. Fotoğraflar tek bir ana tanıklık ta etmiyor zaten&#8230;Dilediğinizce oynayıp her ayrıntıyı değiştirebiliyorsunuz. Anılarınız bile belirsizleşebiliyor.</p>
<p>Hatta, sahaflarda ya da eskicilerde, üç otuz paraya satılıyor, o siyah-beyaz anılar&#8230;Hiç mi içi acımaz insanların, anılarını ya da büyüklerinin geçmişini onları hiç tanımayan başka yaşamlara açarken?<br />
Her şeyi satmak ve unutmak mümkün mü, gerçekten?</p>
<p>Ben, unutmak istemiyorum baba…Seni de, geçmişe dair biriktirdiğim güzel anları ve anıları, hatırlamaktan vazgeçmek istemiyorum. Çocukluğumun, beni ben yapan her ayrıntısını özenle saklıyorum. Anları da, sevgileri de…Bana bunu da sen öğrettin, bilmem biliyor musun?<br />
Her çocuk benim gibi midir? Ben, çocukluğuma özel bazı anları, fotoğraflar halinde, belleğimde tutuyorum. Her piknikte, söğüt ağacı dalından, çakınla düdük yaparken, ıslıkla çaldığın, o türküleri senden dinlerken ya da sana acemice eşlik etmeye çalışırken, birlikte hiç fotoğrafımız yok, örneğin. Ama o anların bendeki izi öylesine canlı, öylesine bugüne ait gibi…” Söğüdün yaprağı dal arasında…” “Pencere açıldı, Bilal Oğlan” “Yarim, İstanbul’u mesken mi tuttun…”</p>
<p>Dostlara sormak istiyorum, Şimdi:</p>
<p>“SAHİ, ALBÜMDEKİ RESİMLERE -HİÇ OLMAZSA ARA SIRA- BAKTIĞINIZ OLUYOR MU?”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  &#8220;Albümdeki Resimlere, Baktığınız Oluyor Mu?&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10237</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyüme Çocuk / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/buyume-cocuk-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/buyume-cocuk-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 30 Jul 2017 21:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tilbe Toker]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10272</guid>
				<description><![CDATA[<p>Büyüme çocuk Yürümek uğruna emeklediğin dizlerinin yarası Kalbine terfi etmeden Yahut bir oyuncak kavgası Ocağına götürmek için kaygılandığın Ekmek kavgasına dönüşmeden Büyüme çocuk Aynı ekmeği bölüştüğün dostlar Bir selamdan noksan bırakmadan Büyüme çocuk Sevgileri ilkokulda gözünden sakındığın Büyümesini dört gözle beklediğin Fasülyeler sıcaklığında sakladığın zamanlar Bir kuru ot yığını gibi değersizleşmeden Büyüme çocuk Büyümeler yıpratır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyume-cocuk-siir/">Büyüme Çocuk / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Büyüme çocuk<br />
Yürümek uğruna emeklediğin dizlerinin yarası<br />
Kalbine terfi etmeden<br />
Yahut bir oyuncak kavgası<br />
Ocağına götürmek için kaygılandığın<br />
Ekmek kavgasına dönüşmeden<br />
Büyüme çocuk<br />
Aynı ekmeği bölüştüğün dostlar<br />
Bir selamdan noksan bırakmadan<br />
Büyüme çocuk<br />
Sevgileri ilkokulda gözünden sakındığın<br />
Büyümesini dört gözle beklediğin Fasülyeler sıcaklığında sakladığın zamanlar<br />
Bir kuru ot yığını gibi değersizleşmeden<br />
Büyüme çocuk<br />
Büyümeler yıpratır bizi<br />
Büyümeler yorar<br />
Sen hep çocuk kal<br />
Soldurma kalbinin narin yapraklarını<br />
Büyüme çocuk..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyume-cocuk-siir/">Büyüme Çocuk / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/buyume-cocuk-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10272</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ursula K. Le Guin ve Dümeni Yaratıcılığa Kırmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ursula-k-le-guin-dumeni-yaraticiliga-kirmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ursula-k-le-guin-dumeni-yaraticiliga-kirmak/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 30 Jul 2017 07:40:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10316</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Kalemlik.com sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog&#8216;da her hafta Cuma günü bir kitap ve yazarı tanıtılmakta. Birbirinden güzel kırtasiye ürünleri, okul malzemeleri, ofis araçları ve hediyelik ürünlere en uygun fiyatla ulaşmanızı sağlayan Kalemlik.com sitesi, kültür-sanat alanında özgün içerikler üreterek rakiplerine büyük fark atmakta. Kırtasiye ürünlerinde olduğu gibi, kitapların hayatımıza girmesi de henüz çocukluk dönemimizde gerçekleşir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ursula-k-le-guin-dumeni-yaraticiliga-kirmak/">Ursula K. Le Guin ve Dümeni Yaratıcılığa Kırmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.kalemlik.com/"><strong>Kalemlik.com</strong></a><strong> sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog</strong><strong>&#8216;da her hafta Cuma günü bir kitap ve yazarı tanıtılmakta. Birbirinden güzel kırtasiye ürünleri, okul malzemeleri, ofis araçları ve hediyelik ürünlere en uygun fiyatla ulaşmanızı sağlayan Kalemlik.com</strong><strong> sitesi, kültür-sanat alanında özgün içerikler üreterek rakiplerine büyük fark atmakta.</strong></p>
<p>Kırtasiye ürünlerinde olduğu gibi, kitapların hayatımıza girmesi de henüz çocukluk dönemimizde gerçekleşir. Her türlü yaratıcılık yeteneğimizi ve hayal gücümüzü genişleten kırtasiye ürünleri, eğitim hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan kitaplarla bizi geleceğe hazırlar. Bu yönüyle çocuk kitapları, gelecek nesle okuma alışkanlığı kazandırmanın yanı sıra iyi bir eğitim hayatının en önemli bileşenlerini oluşturur.</p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/"><strong>Kalemlik Blog</strong></a><strong>&#8216;da bu hafta, çocuk kitapları ve özellikle de bilimkurgu ve fantastik edebiyatta çok önemli bir yere sahip olan Ursula Kroeber Le Guin</strong><strong> ve Dümeni Yaratıcılığa Kırmak</strong><strong> isimli kitabı tanıtıldı. Yerdeniz</strong><strong> serisiyle çocukların gönlünü kazanan Le Guin</strong><strong>&#8216;in bu kitabı, yaratıcı yazarlık konusunda büyüklere de pek çok faydalı bilgiyi en güzel şekilde sunmakta.</strong></p>
<p><figure id="attachment_10318" aria-describedby="caption-attachment-10318" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Dümeni-Yaratıcılığa-Kırmak.jpg"><img class="size-full wp-image-10318" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Dümeni-Yaratıcılığa-Kırmak.jpg?resize=200%2C312" alt="Dümeni Yaratıcılığa Kırmak" width="200" height="312" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Dümeni-Yaratıcılığa-Kırmak.jpg?w=200&amp;ssl=1 200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Dümeni-Yaratıcılığa-Kırmak.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10318" class="wp-caption-text">Dümeni Yaratıcılığa Kırmak</figcaption></figure></p>
<p><strong>Uzun yıllardır yaratıcı yazarlık konusunda çeşitli konferans ve seminerler veren Ursula K. Le Guin</strong><strong>, bu </strong><strong>deneyimlerini Dümeni Yaratıcılığa Kırmak</strong><strong> ile okurlarıyla paylaşıyor. Ele aldığı konuları işleme şekli ve verdiği örnekler, dünya edebiyatında büyük izler bırakan usta kalemleri farklı bir gözle yeniden okumamıza katkı sağlayacak türden.</strong></p>
<p>Le Guin<strong>&#8216;e göre yazar, eserinde hiçbir karakter üzerinde tahakküm kurmamalı. Yaratıcı yazarlığın en önemli unsuru, eserdeki karakterlerin yazarın egosundan bağımsız olarak kendi hikayelerini kendilerinin şekillendirmesi.</strong></p>
<p>Bir diğer unsur ise yazarın tıpkı bir orkestra şefi gibi ritim ve ses uyumunu koruması. Bunun için yazar, eserinde uzun cümlelere ve gereksiz ifadelere kesinlikle yer vermemeli. Nasıl ki orkestrada ritmin kaçırılması ses uyumunu bozup büyük bir gürültüye yol açmaktaysa, eserde de uzun cümleler ve gereksiz ifadeler aynı kötü sonuçları doğurur.</p>
<p>Yaratıcı yazarlık konusunda Le Guin<strong>&#8216;in bir diğer tavsiyesi de yazarlığı bir tür hobi olarak görmemektir. Yazar olmak isteyen kişi, bu işi tüm hayatının esas amacı haline getirmelidir. Bu şekilde çalıştığı sürece kişi, yazı yazmaya karşı koşulsuz bir sevgi duymaya başlayacaktır. Ve tabii, elindeki tek malzemesi olan sözcükleri de daha iyi tanıyacak ve her sözcüğün sunduğu olanaklardan etkin şekilde yararlanmak isteyecektir.</strong></p>
<p>Ursula K. Le Guin<strong> ve Dümeni Yaratıcılığa Kırmak</strong><strong> isimli kitabıyla henüz tanışmadıysanız, Kalemlik Blog</strong><strong>&#8216;daki bu tanıtım yazısıyla güzel bir başlangıç yapabilirsiniz.</strong></p>
<p>Keyifli okumalar&#8230;</p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/ursula-kroeber-le-guin"><strong>https://blog.kalemlik.com/ursula-kroeber-le-guin</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ursula-k-le-guin-dumeni-yaraticiliga-kirmak/">Ursula K. Le Guin ve Dümeni Yaratıcılığa Kırmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ursula-k-le-guin-dumeni-yaraticiliga-kirmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10316</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalbimde Lavlar / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalbimde-lavlar-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalbimde-lavlar-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 30 Jul 2017 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Uğur]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10270</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yanar döner bir istasyondayım nem oranım artıyor, Salyangozlar alev alev, gün ışığı faturasız. Bir dolmuş&#8217;a biniyorum orada oturuyorsun. Ağlamaklı oluyorum Kiralık bir mendil uzatıyorsun ellerime Hıçkırıklarını gizlemiyor sende ağlıyorsun olduğun yerde Anılar&#8221;dürüstlük abidesi&#8221; gibi, beni çileden çıkarıyor! Gerçekliğin adım adım zihnime siniyor Camdan bakmayı tercih ederken, telaşlarımıda gözlerim ile sürüklüyorum Salyangozlar alev alev Durmadan korna [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbimde-lavlar-siir/">Kalbimde Lavlar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yanar döner bir istasyondayım nem oranım artıyor,</p>
<p>Salyangozlar alev alev, gün ışığı faturasız.</p>
<p>Bir dolmuş&#8217;a biniyorum orada oturuyorsun.</p>
<p>Ağlamaklı oluyorum</p>
<p>Kiralık bir mendil uzatıyorsun ellerime</p>
<p>Hıçkırıklarını gizlemiyor sende ağlıyorsun olduğun yerde</p>
<p>Anılar&#8221;dürüstlük abidesi&#8221; gibi, beni çileden çıkarıyor!</p>
<p>Gerçekliğin adım adım zihnime siniyor</p>
<p>Camdan bakmayı tercih ederken, telaşlarımıda gözlerim ile sürüklüyorum</p>
<p>Salyangozlar alev alev</p>
<p>Durmadan korna sesleri yaşlanan bir ağaç</p>
<p>Bastonu yerde, üzerine tırmanmış haylaz çocuklar</p>
<p>Çimler de bir afra bir tafra, insanlar yürüyorlar</p>
<p>Yorgun suratlarda gizli masraflar</p>
<p>Gözlerimin sende kalmasını istiyorum</p>
<p>Öte yandan çaresizliğim şerit şerit yol alıyor</p>
<p>Yine bir hatıranın eşiğindeyim şimdi</p>
<p>Nem oranım artıyor, kalbimde lavlar</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbimde-lavlar-siir/">Kalbimde Lavlar / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalbimde-lavlar-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10270</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gece Giden Tren</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 29 Jul 2017 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10244</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Tren raylarında yürümeyi severim’ demiştin. Birbirine paralel tahtalar üzerinde adımlarını atarken haykırışlarını dinlemiştim. Zevkle anlatırdın, neşelenirdin çocukluğuna dönerken.  Hiç büyümeyeceğini düşünürdüm. Kaç yaşına gelirsen gel, ne hayallerinden ne de hayata bıraktığın kahkahalarından, o şaşkın hallerinden hiç vazgeçmeyeceğini bilir sevinirdim, hep çocuk kalışımıza güvenirdim. Tren garlarında gezmeyi, gelip giden yolcuların hallerini izlemeyi severdin. Hiç sormamıştım anılarının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gece Giden Tren</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘Tren raylarında yürümeyi severim’ demiştin. Birbirine paralel tahtalar üzerinde adımlarını atarken haykırışlarını dinlemiştim. Zevkle anlatırdın, neşelenirdin çocukluğuna dönerken.  Hiç büyümeyeceğini düşünürdüm. Kaç yaşına gelirsen gel, ne hayallerinden ne de hayata bıraktığın kahkahalarından, o şaşkın hallerinden hiç vazgeçmeyeceğini bilir sevinirdim, hep çocuk kalışımıza güvenirdim.</p>
<p>Tren garlarında gezmeyi, gelip giden yolcuların hallerini izlemeyi severdin. Hiç sormamıştım anılarının satır aralarını sana. Küçük bir taşra kasabasında hayal ederdim seni. Gece giden son treni bekleyişini görürdüm pencerenin önünde… Ahşap evinizin giyotin pervazlarını kaldırdığını, dantel örgü perdelerin arasından tren düdüğünü dinleyişini düşlerdim yaz geceleri… Kurduğum hayalin yıkılıp kaybolmasından korkarak sormadım nerede doğduğunu, büyüdüğün evi, aileni. Çocukluğunu hiç soramadım sana.</p>
<p>Bana bakışının değişmesini istemedim, başka türlü tanımandan, beni meraklı, sorgulayıcı sanmandan korktum kim bilir? Bitmesin istedim sevgin, kocaman gözlerinle öyle dolduruyordun ki hayatımı, neşem hep kalsın istedim. ‘Gözlerinden uzak kalırsam ölürüm ‘ derdim. Ama ölmedim, öle-medim!</p>
<p>Kendinden hiç bahsetmezdin. Varsa yoksa hayallerin… Uzun yolculuklarda sevdim seni. Van’a gidişimizde 3 gün 3 gece aynı kompartımanda birbirimize dokunmadan daha, okuduğumuz şiirlerde izledim bütün gençliğini…</p>
<p>Serüvenlerinin arasında sergüzeştim olmuştun sanki. Senin peşine takılmış gidiyordum, nereye bilmiyordum. Makinisti sen olan trenin vagonuydum sadece. Lokomotifi sen, peşine takılı tek bir vagondum ben…</p>
<p>Nereye çeksen oraya gidiyordum, hiç tereddüt etmiyordum. Gülüşüne güvenmiştim bir kere. Sevgine inanmıştım ölesiye…</p>
<p>‘Bir gün Gaziantep’e gidelim’ demiştin. Sözünü hiç ikiletmemiştim. O Ağustos sıcağında, Toros ekspresinin koltuklarında almıştık soluğu… Yirmi yedi saatte varmıştık Antep’e… Elele inmiştik istasyondan, terden yapışmış gömleklerimize bakıp gülmüştük, sonra sarılmıştın bana aniden… İşte orada sevgili olmuştuk…</p>
<p>Biz olmuştuk. Sen ve ben duvarlarını yıkmıştık çoktan, öyle sevmiştik, öyle bütünleşmiştik ki. Yediğimiz lokmaları birlikte çiğnemiş, içtiğimiz suyun yudumlarını birlikte hazmetmiştik…</p>
<p>‘Sakın benden önce öleyim deme’ demiştin bana… ‘Son giden trenleri bekleyen olmaz istasyonda, beni bekletme sakın, gece yarısı bir başıma’.</p>
<p>Anlıyorum şimdi, neden bir şafak vakti gün ışırken daha, ilk geçen trenin altına kendini atıverdiğini…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gece Giden Tren</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10244</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nereye Gitti Bu Ördekler?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nereye-gitti-ordekler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nereye-gitti-ordekler/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 28 Jul 2017 05:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özgenur İpekçi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Jerome David Salinger&#8217;in Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı eserine okumamış olsak dahi kitap raflarında görmekten aşinayız. Eserde 17 yaşındaki Holden isimli baş kahramanın üç günü ele alınır. Çağımızdaki genç neslin yalnızlık, umutsuzluk ve asilik gibi başlıca yönelimleri 1950&#8217;lerde yazarın kaleminden aktarılır. Oldukça yalın ve kısa bir roman olsa da dönem eleştirisi sağlamdır. Holden olgun insanların dünyasına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nereye-gitti-ordekler/">Nereye Gitti Bu Ördekler?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Jerome David Salinger&#8217;in Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı eserine okumamış olsak dahi kitap raflarında görmekten aşinayız. Eserde 17 yaşındaki Holden isimli baş kahramanın üç günü ele alınır. Çağımızdaki genç neslin yalnızlık, umutsuzluk ve asilik gibi başlıca yönelimleri 1950&#8217;lerde yazarın kaleminden aktarılır. Oldukça yalın ve kısa bir roman olsa da dönem eleştirisi sağlamdır.</p>
<p><figure id="attachment_10228" aria-describedby="caption-attachment-10228" style="width: 199px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/i.jpg"><img class="size-full wp-image-10228" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/i.jpg?resize=199%2C290" alt="Nereye Gitti Bu Ördekler?" width="199" height="290" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10228" class="wp-caption-text">Nereye Gitti Bu Ördekler?</figcaption></figure></p>
<p>Holden olgun insanların dünyasına çok uzaktır. Onları sahtekar ve zayıf karakterli olarak değerlendirdiği için büyümek istemez. Bir şey anlatırsın dinlemezler, özgürce yaşamak istersin izin vermezler, kendi doğruların onların yanlışı olur. Onların dünyasında hiç iyilik yok. Neden? Büyük insanlar neden Holden&#8217;ı anlamaz? Bir bölümde arkadaşı Holden&#8217;a gelecekte ne olacağını sorduğunda &#8216; Çavdar tarlasında çocukları uçurumdan düşmemeleri için yakalamak istiyorum.&#8217; yanıtını verir. Uçurum; çocukların masumiyetini ele geçiren büyüklerin tuzağının temsilidir.</p>
<p>Kendisinden yaşça büyük kişilere, ebeveynlerine karşı bu çatışma ve yabancılığıyla aslında dikkatimizi çeken birkaç ayrıntı var. Holden kısa süre önce kız kardeşini kaybetmiştir. Kardeşi Allie onun hayatında var olan tek masumiyet, tek güzel şeydir. Ondan kalan eldivenleri saklar. Onu lunaparka götürdüğü zamanlardan, ona olan özleminden bahseder. Ölümünün asıl travmatik yanını romanda sürekli bahsedilen ve aynı zamanda leitmotiv örneği sayılan ördeklerde görürüz. Central Park&#8217;ta bulunan göldeki ördekler anti-kahramanımız Holden&#8217;ın kafasında soru işareti oluşturur. Kışın bu ördekler nereye gider sahiden? Yazın hep oradalar ama kışın? Onları topluyorlar mı? Yoksa buz tutmuş gölün içinde mi duruyorlardı? Hayır. Onlar evrenin mükemmel bir sırrı. Onlar yok olan şeylerin geçip gittiğini gösterir. Oradaki onlarca, belki yüzlerce ördekten biri Allie&#8217;ymiş gibi düşünülünce aslında Holden için daha kolay aşılabilir. Allie&#8217;nin yokluğuna alışmaya başlamasıdır o ördeklerin nereye gittiği sorusu. Onlar Allie&#8217;nin ölümünün yaşattığı korkudur. Allie şuanda ulaşamadığımız bir yerde ve tıpkı ördekler gibi onu bulamıyoruz. Romanın sonuna kadar hiçkimse de bu sorunun yanıtını veremez ona. Çünkü insanlar sahtekardır, insanlar onları yanıtlama çabası bile göstermez. Çünkü biz onların kaybettiği o güzel duygulara sahibiz. Biz baharız, onlar kış. Bu noktada gölün de metafor olduğu söylenir. Buz tutmuş hali olgunluğu, buz tutmamış hali çocukluğu yansıtır denir. Ne kadar güçlü bir metafor. İnsan olgunlaştığı zaman masumiyetini kaybeder sahiden, hatta kalbi buz bile tutar. Ne olurdu hep bahar olsaydı, ördekler hep orada ve her insan bir çocuk kadar masum olabilseydi. İşte maalesef hep bahar olması kadar güç bir ihtimal…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nereye-gitti-ordekler/">Nereye Gitti Bu Ördekler?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nereye-gitti-ordekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Benim Bütün Dualarım Sizinle…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Jul 2017 21:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10232</guid>
				<description><![CDATA[<p>“incecikti gül dalıydı dokunsam kırılacaktı dokunmadım kurudu “(*) Size bir mektup yazmak geçmiyordu aklımdan. Gelin görün ki, başka bir yolculuğa çıkmaya hazırlandığınızı öğrendiğim andan beri  yüreğim sizinle dolu. Adınız gibi güzel ve ince yüzünüz, gözümün önünden gitmiyor. Yaşanırken sonsuza dek süreceği sanılan her duygunun çabucak yön değiştirebildiği, çoğu güzelliğin acımasızca unutuluşa terk edildiği şu dünyada, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Benim Bütün Dualarım Sizinle…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“incecikti<br />
gül dalıydı<br />
dokunsam kırılacaktı<br />
dokunmadım<br />
kurudu “(*)</p>
<p>Size bir mektup yazmak geçmiyordu aklımdan. Gelin görün ki, başka bir yolculuğa çıkmaya hazırlandığınızı öğrendiğim andan beri  yüreğim sizinle dolu. Adınız gibi güzel ve ince yüzünüz, gözümün önünden gitmiyor.<br />
Yaşanırken sonsuza dek süreceği sanılan her duygunun çabucak yön değiştirebildiği, çoğu güzelliğin acımasızca unutuluşa terk edildiği şu dünyada, uzun yıllar öncesindeki sizin ve sevdiğinizin, yirmili yaşlarınızı sürdüğünüz zamana ait  fotoğraflardaki gibi hatırlıyorum sizi. Gencecik, neşeli, güzel yüzlü ve güzel yürekliydiniz ikiniz de. Ben ve dönem arkadaşlarım, henüz yirmili yaşlara varmamıştık. Aradan yıllar geçti, sanal dünyada gördüm sizi ilk kez, bu kez orta yaşı aşmıştık hep birlikte ama siz, hala çok güzeldiniz. Çok hasta olduğunuz söylendi ama, hiç yakıştıramadım fotoğraflardaki o güzel kadına.</p>
<p>Onca yıldır koca bir ömrü bölüştüğünüz -ki bizlerin de çok sevdiği- sevdiğinizi aradım bugün, yormaktan, üzmekten çekinerek  çünkü ben de geçmişteki ikinizin, uzak zamanlarına değinecektim bir biçimde. Bugünü bu şekilde yaşamak, yeterince zordu, her ikiniz için de… Sesi ile sevindi, neyi, nasıl diyeceğimi bilemedim. “Üzgünüm “ dedim. “Zor bir hayattı benimki, ama onunla çok mutlu bir kırk yılı paylaştık. Ölmek de yaşamak kadar gerçek ve doğal . Gideceğini biliyorum ve kabul ettim” dedi sakince&#8230; Çok sevdiği sizi anlatıyordu ve yüreğindeki sizi, hep orada, hep sevgiyle taşımak üzere hazırlık yapan, sevdiğinizin sesiydi duyduğum. Geride bıraktığımız o naif zamanları hatırladık birlikte.Televizyonun siyah-beyaz olduğu, evlerimizde televizyon olmadığı, ortak bir noktada bir araya gelerek, ekranda “televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız” yazana dek gözlerimizi ayırmadan ekranı izlediğimiz, uzay yolunu seyrederken, 2000’ li yılların teknolojisini hayal bile edemediğimiz, bugünleri çok uzak sandığımız, neşeli zamanlardan konuştuk biraz. Sizin sevdiğiniz, hepimizin değerli büyüğünün  güzel sesi ile şarkılar söylediği o zamanlardan. Sonraları, güzel birlikteliğiniz ile nasıl sevinmiştik, hiç unutmadım. “Babanı babam gibi severdim “ dedi. “O da sizleri” diyebildim. Doğru, çok severdi ikinizi de. “ Bizler hiç doğruluktan ayrılmadık, sizleri de hep sevdik “ dedi. “Biz de “ dedim “biz de ikinizi” .</p>
<p>“O yıllardaki seni de hatırlıyorum, tombik ve çok akıllı bir kızdın” dedi. “ Yok, akıllı sayılmazdım pek, kendimce disiplinliydim belki, ama kendimle tanışmamıştım henüz. Okuduğum kitaplardaki kadar biliyordum dünyayı.Ve bu kadar kırılgan değildim o yıllarda. Şimdilerde yüreğim pek çok ağırlığı kaldırmıyor,eski güzel günleri çok özlüyor, çabuk yaralanıyor” diyemedim. “Eh benim de yaşım elliyi geçti” diyebildim sadece.</p>
<p>“Ailene selamlarımı, sevgilerimi ilet, onları severdim “ dedi veda ederken. “ Sizi ziyaret etmeyi çok isterim “ dedim.” O gittikten sonra, bu şehirde kalacağımı sanmıyorum , başka ve sakin bir köşede olacağım, artık ne kadar ömrüm kaldı ise. Gelirsen, önceden ara ki burada olayım.”</p>
<p>Kıymetliniz kadar sakin kalamadım, görüşme sonrasında. sizi bu kadar derinden severken, sabırla ve cesurca cisminizin yokluğunu şimdiden kabullenişi dokundu içime.</p>
<p>O dönemden –ne güzel ki- bugünümde de olmayı sürdüren, başka bir değerli büyüğümü aradım, sizden konuştuk ve ben onun sesine tutundum umutsuzca<br />
Sonra yine sizi düşündüm, mucizelere her zamankinden daha fazla inanan bir çocuk olmayı diledim.<br />
Ve o şiir düştü aklıma:</p>
<p>“incecikti,<br />
gül dalıydı<br />
dokunsam kırılacaktı<br />
dokunmadım<br />
kurudu<br />
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.<br />
ağaçlar bükmesinler n&#8217;olursun boyunlarını,<br />
neden akşam oluyorum, tren kalkınca?<br />
Kırlangıçlar, birdenbire çekip gidince,<br />
mendiller sallanınca, neden tıkanıyorum?<br />
öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki,<br />
az önceki çiçekler, nasıl da diken diken.<br />
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.<br />
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti<br />
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti<br />
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz.<br />
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı.<br />
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı.<br />
kavaklara oklu yürek çizip duran, o çakı.<br />
nerde şimdi. nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu.<br />
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç…</p>
<p>(*)Hasan HÜSEYİN</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Benim Bütün Dualarım Sizinle…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10232</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Roma Yoluna Düştüm / 2. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Jul 2017 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10195</guid>
				<description><![CDATA[<p>İKİ Karanlık, küf kokan bir odadayım Beni korkutan bir koku ile sarmaş dolaş Yankılanan bir ses duyuyorum Yukarıdan bir yerden gelen ses bu Kulak kabarttım bir an Uykudasın diyor Bu benim sesim mi? Hayır değil ama bir an ben&#8230; Konuşuyorum uykudayım diyorum Yavru bir ceylan gibi kaçacak yer arıyorum Duvarlarda boş kağıtlar asılı Her şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/">Bir Roma Yoluna Düştüm / 2. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İKİ</p>
<p>Karanlık, küf kokan bir odadayım</p>
<p>Beni korkutan bir koku ile sarmaş dolaş</p>
<p>Yankılanan bir ses duyuyorum</p>
<p>Yukarıdan bir yerden gelen ses bu</p>
<p>Kulak kabarttım bir an</p>
<p>Uykudasın diyor</p>
<p>Bu benim sesim mi?</p>
<p>Hayır değil ama bir an ben&#8230;</p>
<p>Konuşuyorum uykudayım diyorum</p>
<p>Yavru bir ceylan gibi kaçacak yer arıyorum</p>
<p>Duvarlarda boş kağıtlar asılı</p>
<p>Her şey çok hızlı</p>
<p>Ama anlamaya çalıştıkça bir o kadar yavaş</p>
<p>Elime bir kömür alıyorum</p>
<p>Çiziyorum</p>
<p>Devamlı çiziyorum, rastgele</p>
<p>Göğe yükselen bir ışık</p>
<p>Saniyenin onda birinde çizilmiş bir resim mi?</p>
<p>Ben aslında bir ressam mıyım?</p>
<p>Bu nasıl bir şüphe Yarabbim?</p>
<p>Bu nasıl bir bilinmezlik müşküllüğü</p>
<p>***</p>
<p>Diğer odalarda ne vardı?</p>
<p>Merak; ensemde elinde bir bıçak ile beni izliyorken</p>
<p>Bakmamak işten değil</p>
<p>Diğer oda gibi karanlık bir başka oda</p>
<p>Duvarlarda boş değil ölü insanlarla dolu</p>
<p>Ölü insanların en güzel yanı ölmüş olmaları</p>
<p>Canınızı sadece bu şekilde acıtırlar</p>
<p>Peşimde azrailmişçesine beni bekleyen şey tekrar dokundu</p>
<p>Bir sesler duyuyorum</p>
<p>Tık tık tık</p>
<p>Kalp atışları mı</p>
<p>Karşı duvara yaklaşırken bir an çiçek görüntüsü gözümün önüne geliyor</p>
<p>Koyu saçlarının her bir teli öyle yumuşak ki</p>
<p>Örgüleri bir sarmaşığı andırıyor</p>
<p>Perdelerin açılmasıyla ortaya çıkan tiyatro kime ait</p>
<p>Bana mı?</p>
<p>Ben öldüm mü şimdi</p>
<p>Anlaştığımızı sanıyordum</p>
<p>Diğer ölülerinde saçları çekiliyor</p>
<p>Kaçarken ayağıma takılan siyah saçlar bedenimi sarmalıyor</p>
<p>Duvarda boş olan bir yere takılıyorum</p>
<p>***</p>
<p>Arda kalan iki odada saçlarım çözülürken</p>
<p>Kozasından yeni çıkan bir kelebek uçarken</p>
<p>Günün ilk ışıkları tenimi yakarcasına delerken</p>
<p>Ben beyaz kundaklı bebeğe ulaşamadan, bitti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uyandığımda seher vaktiydi ve anca kendime geldim. Gözlerime inanamadığım şeyse karşımdaki tabloydu. Bu tabloyu dün akşam bana alan aslında Em’di. Farkedememenin aptallığı mı desem sevince çalan şaşırma mı desem garip bir histi bu. Giderek daha fazla yakın olmamızdan nefret etsem de gönül borcum var gibi hissediyorum ona. Tıpkı sana olduğu gibi. Tıpkı sana güvenip bir dünya açtığım gibi.</p>
<p>Yıllar var ki beni senden, seni de benden aldı Zel. Dostluğunu bir olsun bırakmadığın, yüreğinin bir köşesinde bana da yer açtığın için sana ne kadar teşekkür etsem az. Sen benim için değerli bir mücevhersin. Takmadığım zaman kutunda –belki dünyanda- her zaman evimdesin. Taktığım zamansa insanı asil kıldıran cinstensin.</p>
<p>Hatırlar mısın Ankara’da bir ev arkadaşım vardı. Onu sana anlatmak çok yapay gelirdi. İkinizin de bende yeri ayrıydı. İnsanları ayrı ayrı sevmek benim en önemli özelliğim herhalde. Çok sevdiklerim aşırı aşırısı bende önem ve bir o kadar da hassasiyete sahiptir. Kendi psikolojik yoklamalarım doğrultusunda fark ettim ki ikinizi de sevgililerinizden kıskanıyorum. İkinizi de başka dostlarınızla görmekten hoşlanmıyorum. Doğum günümde ikinizi de yanımda istiyorum. Yılbaşında da öyle. Ama öyle zaman geçti ki sensiz. Tatillerde içilen tek kahveyle kaldı bu sevdalarım. Sen de demez misin keşke? Tek çocuk olmanın verdiği zorluk olsa gerek. Senin bir ablanın ve bir kardeşin vardı, Sude’nin ise üç kardeşi vardı. Ailelerinize ne kadar özendiysem o kadar da içine girip hayran kalmışlığım vardır. Kardeşlerim olarak sizi seçtiysem de kaçmanın verdiği suçla beraber içten içe size kavuşma hayalleri kurar oldum. Yolun sonuna geldiğim rüyalar artıyor. Çoğunlukla gözümün önüne de ikiniz geliyorsunuz. Bazen alarmı üçe kuruyorum, dondurduğum Facabook hesabımı açıp ne alemdesiniz diye yokluyorum.  Beni çevrimiçi görünce birinin yazmasından korkuyordum aslında.  Senin öğrencilerini, Sude’nin de sevgilisiyle olan fotoğraflarını görünce üzülüyorum. Minik elma yanakları kızlara bayıldığımı söylemeliyim, yaramaz oğlanlarında hakkından geleceğinden eminim. Sude ise aralarında devamlı çelişkiyi gördüğüm ‘ayrılamadığı’ Yusufçukla gülüyordu. Başta pek yormuyordu itiraf etmeliyim can dostum. Canımın acısı az idi.  Sonra sen ne yaptın? Benimle ilgili bir yazı paylaştın üstü kapalı. Sabaha yaklaşan bir kış sabahında, Roma’da her şeyin kafama dank etmesiyle başladı. Her yastığa başımı koyduğumda gözlerim yaşlarla doluydu. Bilmeni isterim ki yastığımın ıslanmasından nefret ederim. Burnumu ve gözlerimi kızartana kadar silip yatmaktan yıprandığım oluyordu. Öyle gecelerin sabahında –zaten en fazla iki ya da üç saat uyurdum- daha beter bir kusma, halsizlik içinde adım atardım sokağa. Mutfakta içtiğim sebzeli makarnalı çorba bana iyi gelirdi. Sonra önlüğümü giyer, salına salına gülücük saçmak maksadıyla gezinirdim. İçimde öksürük şurubu içmiş küçük çocuğun buruşuk suratı yatardı.</p>
<p>Sen üzgündün evet ama Sude ne düşünüyor bilmiyordum. Kaçmamdan evvel biz birçok plan yapmıştık. Ankara’da buluşuyorduk en son ama ben rüzgarda uçuşan pisik(tüy) gibi kayboldum. Eminim bana çok kızmıştır. Bi’daha anlatayım sana Sude’yi; tatlılık abidesiydi gözümde. Her Karadenizli gibi içinde komedi barındıran ama hemen kızan asla hatayı kabul etmeyen birçok huyu vardır. Hepsi bir bütün olarak onu yansıtıyordu. Bembeyaz bir teni vardı. Boyu bana göre kısa, gözleri çakmak çakmak, özgüven fışkıran bir kızdı. Zamanla ikimizde büyüdük. Kadın olma yolunda yalnızlık, açlık, irade, ufak mum ışığı gibi sallanan geleceğe adım attık. Okula gittik, eğlencelere katıldık, sadece ayrı ayrı ders çalışırdık çünkü ben onun tamamen dikkatini dağıtırdım. Tatillerde de çalışırdık. Çalışmaktan kaçmazdık. Ama asla çalışırken mutlu olmazdık. Öyle anlarımız vardı ki zaman nasıl geçer anlamazdık, tadı lokum gibiydi.</p>
<p>Bir gün gece işten çıkmıştık, bir kafede ekstra olarak çalışıyorduk. Şaka gibi ben çok açtım. Yemeklerin içinde çalışıp eve gelip yemek yiyen ben düşün. İştahımın bu kadar açık olması kimseyi şaşırtmazdı. Dedim ki Sude’ye Mc Donalds’a gidelim. Gece saat biri vuruyorken, boşalırcasına yağan yağmur altında tek açık olan yere arka sokaktaki ‘hızlı yiyecek’ fabrikasına koştuk. Saat dörde kadar açıktı. Kahkahalar atarak girdik, yanılmıyorsam patates kızartması ve soğan halkası aldık. Bir de kola alıp iki pipet istedik. O an ne konuştunuz desen tek kelime edemem. Beynim o anın güzel geçtiğini hapsetmiş sadece. Ben sanmıştım ki Sude hiç hoşlanmayacak bu gece yemeğinden ve bitene kadar somurtacak. Aksine o da durmadan gülüyordu.</p>
<p>Yatağın üstünde ya da kanepe üstünde komik danslarımı ona sergilerdim. Doğallık en sevdiğim olaydı. Kısa şortum ve uzun eski tişörtümle saçımı sallaya sallaya aptalca hareket sistemimi açardım ona. Bir kitaba bayılırsam ona da zorla okutmak isterdim. Sevdiğim yemeği ona da yapardım. Erkenden kalkıp onun sevdiği patatesli börekten alırdım. Art arda izlediğimiz dizi bölümleri olurdu. Güçlü olduğu için kavanozu hep ona açtırırdım. Şaka yollu ‘evimin direği’ derdim. Öyle ki cidden evim olmuştu.</p>
<p>Yine bir gün gizli kişilik ben, Sude’nin nişan yaptığını gördüm. Sende biliyorsundur. Evlerinde son dönem moda olan o nişanlanma partisi verdikleri birçok fotoğraf paylaşmıştı. Çok güzel olmuştu. Giydiği elbiseyi çok aradığını, giydiği zaman uzun uzun düşündüğünü, aynaya bakıp karar verirken kafasını bir o yana bir bu yana yatırıp baktığını biliyordum. Yusufçukla çok tartıştıkları bir nişan olduğunu da. Her bir kişiyi kıskandım. Acılarım kat be kat artıyordu. Kesinkes emindim ki pişmandım. Buradaki hayatımdan kesinlikle memnundum. Sadece herkesi arkada bırakmak için deli cesareti gerekirdi. O da ben de fazlasıyla mevcut durumda.</p>
<p>23 Mart</p>
<p>Her neyse bu sabah dediğim gibi tablo bana şahane derecede iyi gelmişti. Rüyanın da etkisiyle kafam tuhaf şeylerle doluydu. Resim çizmem, bebek, karanlık… Bir an kalkıp kalem ve kağıt aradım. Çantamdaki defterimi alıp Em’e not yazdım:</p>
<p>Sevgili Tombiş Emanuele ,</p>
<p>Tombiş kelimesini kısa süre durup düşündüm. Uydurdum mu ne? J</p>
<p>Seni çok seviyorum. N’olursun beni utandıracak şeyler yapma artık. Tablo harika. Çiçekler sence de beni fazlasıyla yansıtmıyor mu? Bende hayatta bir kez açtım ve yakında solacağım. Şimdilik yaşam kaynağım kesinlikle sensin dostum. Erken çıkıp geziyorum. Bisiklet sende bugün yürüyüş yapıp biraz ‘panzerotti’ yer ve işe geçerim.</p>
<p>Not: sana bir sürprizim var bugün.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyaz üstüne pembe çizgili gömleğimi, bol bir kot pantolonu ve elimde ördüğüm nar çiçeği rengi hırkamı giyip çıktım. Hava serindi ama üşütmüyordu. Uzun saçımı yandan ördüm yolda giderken. Beyaz spor ayakkabım üstünde seke seke ilerledim caddeye doğru. Otobüsü tam on iki dakika ‘Ele güne karşı’ şarkısını dinleyerek- evet üç kez falan dinledim- bekledim. Otobüse binip insanları izlemeye bayılırdım ama İtalya’da nedense zevk almıyordum. Çarprazımda oturan adamın kolunun altında bir gazete vardı. Onu bir parça okumaya çalıştım ama okurken İtalyancam neredeyse yok denecek kadar azdı. İnme zamanım gelince çiçekçi de çalıştığı belli olan bir oğlan yakınımda durdu. Beraber usulca indik. Ben sola dönüp gidecekken usulca olmayan bir göz kırpması yolladı. İri gözlerimi daha da açtım yoluma devam ettim. Daha dünkü çocuk beni tavlamaya kalktı. Aman Allahım! Ne günlere kaldık!</p>
<p>Hastanenin önüne geldiğimde saat daha sekiz olmamıştı. Merdivenlere geçip oturdum. Sonra aklıma Em’e yazdığım notta yazdıklarım geldi. Yakında herhangi bir yemek yenecek nokta aradım. Kalkıp bakındım ve bir ‘forno’ aradım. ‘Neden daha önce düşünemedim?’ diye yakınırken ben karşıma çiçekçide çalışan velet çıktı. Tekrar beni görmenin onda verdiği zevk olacak ki gülümsedi. Kabul ediyorum erkeklerinin ilgi çekici olması beni ilk önce Roma’ya çekmiş olabilir. Amma ve lakin tenime dokunamazlar. Allah aşkına kuzum küçücük bir çocuğun kendinden büyük bir kadına sırnaşması çok banal değil mi? Önce büyü, çapkınlık yapacaksan da beynin büyüsün. Büyüsün ki etik kuralları çiğnemesin. Daha da bir kızıp ilerdeki kahve dükkanına girip bir kahve bir de elmalı kurabiye aldım. Tekrar hastanenin yolunu tuttum. Havanın serin olması ile üşümüştüm. Rüzgarı hesaplamaya çalıştım ve köşede bir yere oturdum. Roma’da olabilirim ama Türklüğümü asla asimile ettirmiş değilim.</p>
<p>Yanıma birinin oturduğunu hissedince bir irkildim başta. Şu çiçekçi fazla musallat oldu diye düşünürken bana bir tutam papatya uzattı ve –anlayabildiğim kadarıyla- ‘Umarım ciddi bir sorun yoktur’ dedi ya da demek istedi. Başka bir yerden geldiği aksanının değişik olduğu belliydi. Gözlerimi gözlerine dikip gülümsedim. Geçen on saniye boyunca şaşıp kaldı.</p>
<p>-Ama ben bilmiyorum dilinizi, dedim. Bu sefer bozuldu ve ‘sorry’ diyip gitmeye hazırlandı. İki kolumu açıp ‘ne yapayım’ dercesine kafamı büküp güldüm. Arkasından da kahkaha attım. Kahve şimdi daha lezzetliydi. Gelip geçenleri izlemeye başladım. Çalışanlar yavaş yavaş hastaneye geliyordu. Ben hala yemek yiyordum. Bir kız -sanırsam hemşire olarak çalışıyordu- çok şık bir ayakkabı giymişti. Öyle beğendim ki nereden aldığını sorsam mı acaba dedim. Yeni pabuç, kıyafet gibi şeyleri alma sırası değildi bundan sonra. Elimi havada salladım. Bana bakan var mı diye kontrol ettim sonra. Psikolojik bir rahatsızlığın eşiğinde olmamdan korkuyordum. Bu bana çok komik geliyordu.</p>
<p>Eskisi gibi kahve içemediğim için sanki mideme bir taş oturmuştu. Zel güçsüz kaldığımda kalkamıyordum. İlerliyor hastalık. Kafam avuçlarımın arasında bir süre öyle bekledim. Bileğimi çevirip saate baktım. Sekizi on geçiyordu. Buçukta girer sıra alırım diye düşünüyordum. Öylesine gergindim ki bir an önce kaçıp gitmenin peşindeydim. Halen yirmi dakikam olduğunu ve şehirdeki fazlalık hissiyatımı düşünürsek; işkenceydi. Bekle babam bekle. Kulaklığımı tekrar takıp oyalanmaya başladım.</p>
<p>***</p>
<p>Doktoru görsen Zel barmen falan sanırdın. Kısmen kel, yapılı, az yağlı bir vücut kareli siyah beyaz bir gömlek ve dövmelerle dolu bir sağ kol. Demezdin ki bu adam doktor. Odası genişti ve güneş köşeden gözüküyordu. Kocaman bir masası vardı. Üzeri düzenli birçok kırtasiye malzemesi ile doluydu. Ben odaya girip kendimi tanıtıp elimi uzattığımda o başı dik şekilde bilgisayara bakıyor sanki ben yokmuşum gibi bir şeyler okuyordu. Elim havada ben bana dönmesini beklerken benim kibirli Bülent Ersoy’um uykudan uyanmış gibi eliyle koltuğu işaret etti. Elim havada kalınca kelebek uçuşu yapıp işaret parmağımı burnuna dokundurdum. ‘Fesubhanallah’ diye bağırır diye boşuna korktum. Şaşkın ördek yavrusu ağzı açık bakarken, ‘farfalla’ dedim. Bir kahkaha patlattım ardından. Kızgın bir şaşkınlık ile bana bakıyordu. Ona yaptığım bu etik olmayan davranışı –çok da öyle ayıp bir şey değildi aslına bakarsan ıhıhı- onun bana yaptığına denk saydım ve cidden keyiflendim.</p>
<p>-Si, şikayetiniz nedir sinyorita?</p>
<p>-Akciğer kanseriyim, dedim gözlerimi gözlerine kilitleyip, ikinci evre.</p>
<p>-Daha önce herhan…</p>
<p>-Bunlar Türkiye’den aldığım raporlar, altı aydan fazla oldu ama bana tedavi yöntemi falan anlatmanızı istemiyorum doktor bey. Bana günlerimi rahat geçirmem için ilaç verin.</p>
<p>-Uyuşturucu gibi mi? Dedi kağıda bakmadan.</p>
<p>-Kısmen, dedim.</p>
<p>-Şurada ne yazıyor, diye sordu. Yanına yaklaşıp eğildim, fazla erkeksi parfümü berbattı. Ama ona cup uyuyordu.</p>
<p>-KHDAC mi? Küçük hücreli dış akciğer kanseri. Bana huzursuz bir şekilde baktı.</p>
<p>-Kızım, üçüncü evreye gelmiş olabilirsin, test edip ona göre sana ilaç yazmam gerekiyor. Çok zaman geçmiş.</p>
<p>***</p>
<p>Genç hemşir yakışıklı olmasa belki bir ihtimal ağlardım. İğneden benim kadar korkan bir insan biliyorsan şekerim rica edeceğim onu öp! Çünkü bulamayacağını biliyorum. Birinci sınıfta babamın Foça’da bir alışveriş merkezinde rastlantı sonucu bulduğu, kimsede bu modelden bulunmayan, benimse pilili önlüğümden nefret ettiğim zamanlar işte… Günlerden bir gün içeri dört kişi girdi birinin elinde dosyalar diğerlerinin elinde çantalar aşı yapmaya geldiler. Kimi kaçtı, kimi ağladı, kimi de benim gibi sustu. Çirkin suratlı kırklı yaşlarında bir kadın vardı ki şimdi görsem korkarım, bana o denk geldi. Genç şirin olanı ise kıl payı kaçırdım. Sonraki üç gün boyunca da ağladım ağrıdan. İşte çocukluğuma indiğim zaman psikolojim su yüzüne çıkıyor. Tahlil işlemlerinden sonra tomografiye girdim.</p>
<p>Çıktığım zaman saat dokuz buçuğa yaklaşıyordu. Yarım saatim daha vardı bunun için vaktimi Em’e yapacağım sürpriz için kullanmaya karar verdim. San Lorenzo tarafında bir Türk marketine gitmek için otobüse bindim tekrardan. Otobüs çok kalabalıktı, neredeyse gitmekten cayacaktım. Zar zor binince karşıdan çiçekçideki çocuğun bana bakmakta olduğunu gördüm. Kırmızı kıyafetleri gözümün önünden gitmiyor inan ki.</p>
<p>Kuru biber ve patlıcan dolmasını ne kadar seversin? Ya zeytinyağlı sarma? Günlerdir aklımdan çıkmıyor inan ki. Yanında köy ekmeği ve cacıkla, off nasıl seviyorum. Em’e bugünkü hediyem bu olacaktı. Hararetle markete gittim ve gerekli malzemeleri aldım. Marketin sahibi bana Türk kahvesi önerdi ama işe geç kalacaktım. Kuru dolmanın yanı sıra çeşitli bitki çayları ve baharatlar da aldım. Bütün o memleket kokan havanın içinde gezinmek bana terapi gibi geldi. Hala ayakta ve sağlam iken son bir kez Türkiye’yi görmeyi diledim Allahtan.</p>
<p>İşe gittiğimde bir kutlamanın tam ortasına gelmiştim. Patron neden geç kaldığımı sordu sessizce. Sadece on dakika geç kaldım dedim ve hastaneye oradan da Türk marketine gittiğimi söyledim. Tedaviye başlayacağımı sandığı zaman gözlerindeki pırıltı bana hep verecek bundan sonra. Kısaca kafamı salladım. Derin nefes alıp kalabalığa döndüm.</p>
<p>Kafenin ortasına koca bir masa kurulmuş herkes bir şeyler atıştırıyordu. Patron viskili kahvesinden yudum almadan önce bizim emektar kasiyerimize kaldırdı. Gideceğini anladığım zaman gözlerim doldu ve ona sarıldım.  Anita Marrone; kıvırcık siyah saçlı, kırışmış beyaz tenli, koyu yeşil gözlerinde tatlılık bulacağın, altmışının üzerinde bir kadın. Biraz huysuz ve aceleci olmasından uzak durursun. Ama ben onun çok fazla sigara içmesinden rahatsızdım. Yine de onu sevmiş olmalıyım ki gitmesine çok üzüldüm.</p>
<p>-Yoruldum artık yavrum. Dördüncü torunum yakında geliyor ve kızımın bana her zamankinden çok ihtiyacı var, dedi giderken.</p>
<p>O gidedursun ben onun yerine kasaya geçtim. Heyecanımı görmen gerekirdi. Bu 23 Nisanda başkanı kovup koltuğuna yerleşmek gibi bir şeydi. Tabii yakışıklı patronum yeni bir garson arayışına girdi. Geriye kalan iki garsondan biri Janet yardım edebileceğini söyledi. Yeni garson bulunana dek ben de yardım edeceğim şimdilik. Kendince moruk, bence yufka gönüllü patronum kasaya alınca pek bir saygı duydum.</p>
<p>Anita olmak o kadar da kolay değilmiş azizim. Ekonometri mezunu biri olarak hızlı işlem yapıyordum paraları da iyi sayıyordum. Çocukken Yeşilçam filmlerinde kötü adam çanta dolusu parayı nasıl sayıyordu hatırlıyor musun? Özentinin böylesi bendeki de. Ehehe. Öncelikle oturduğum sandalyeyi, masayı, araç gereçleri bir güzel temizledim. Sigara kokusu çıkmadı ama benim canım çıktı vallahi. Mecazen yani. Bazı İtalyanları anlamak benim gibi biri için zaten zordu ama sarhoş olanları anlamak çok çok zordu. Patron yardımcı oldu ve ben de hayatımda ilk defa kendi mesleğime bu kadar yakın olduğum için mesut oldum.</p>
<p>Akşam saat altıda işten ayrıldım ve taksiyle eve geldim. Soğan, domates, biber, sarımsak, pirinç, salça çıkarıp dolmanın içini yapmaya koyuldum. Gözlerimin içi yana yana içi hazırladım. Zaten bir yemeği yaparken salya sümük akıtmasam olmayacak. Yemekler pişerken bende ekmek için hamur yoğurdum. Mayaya geldiğinde hemen fırına yolladım.  Hamarat olduğumdan değil ama Em’e borçlu hissettiğimden bu kadar kastım kendimi. Bol yeşilliği olan bir de salata yaptım. Dolmayı dinlemesi için ocaktan aldım, Em geldi. Beraber sofra kurduk ve bana gizli bölmesinden en hafif şarabı çıkardı. Ne olduğunu sorduğumda ‘üzüm suyu’ dedi. İçki içmediğimden az bir yudum aldım ve böylece ona kendimce teşekkür ettim. Onun en az benim kadar mutlu olduğunu biliyor musun? En büyük zenginlik böyle anlarda dünyaya doyuyorum. Sende olsaydın şimdi keşke Zel. <em>Güllerin içinden</em> dinliyoruz mum ışığında.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/">Bir Roma Yoluna Düştüm / 2. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10195</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Budalalıktan Deliliğe ve Umberto Eco</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/budalaliktan-delilige-umberto-eco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/budalaliktan-delilige-umberto-eco/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Jul 2017 18:30:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10289</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalemlik.com sitesinin kültür-sanat platformu Kalemlik Blog&#8216;da her hafta bir kitap ve yazarı tanıtılmakta. Yazı araç ve gereçleri alanında 1 yıl gibi kısa bir süre içinde öncü markalardan biri haline gelen Kalemlik.com sitesi, bir taraftan ürün çeşitliliğini arttırırken, bir taraftan da Blog sayfasında ürettiği özgün içeriklerle sektöründe lider konuma yükselmeye çalışıyor. Onlarca markanın yüzlerce ürününü müşterisine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/budalaliktan-delilige-umberto-eco/">Budalalıktan Deliliğe ve Umberto Eco</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.kalemlik.com/"><strong>Kalemlik.com</strong></a> sitesinin kültür-sanat platformu <strong>Kalemlik Blog</strong>&#8216;da her hafta bir kitap ve yazarı tanıtılmakta. Yazı araç ve gereçleri alanında 1 yıl gibi kısa bir süre içinde öncü markalardan biri haline gelen <strong>Kalemlik.com </strong>sitesi, bir taraftan ürün çeşitliliğini arttırırken, bir taraftan da <strong>Blog</strong> sayfasında ürettiği özgün içeriklerle sektöründe lider konuma yükselmeye çalışıyor.</p>
<p>Onlarca markanın yüzlerce ürününü müşterisine sunan <strong>Kalemlik.com</strong> sitesi, kırtasiye ürünlerinden ofis ürünlerine, okul araç gereçlerinden ergonomi destek ürünlerine kadar pek çok ürüne en uygun fiyatla ulaşmanızı sağlamakta. Yazmaktan ve okumaktan keyif alanların buluşma noktası <strong>Kalemlik Blog</strong>&#8216;da yapılan kitap ve yazar tanıtımları, meraklıları tarafından ilgiyle takip edilmekte.</p>
<p><a href="https://blog.kalemlik.com/"><strong>Kalemlik Blog</strong></a>&#8216;da bu hafta, ünlü yazar <strong>Umberto Eco</strong> ve <strong>Budalalıktan Deliliğe</strong> isimli kitabı tanıtıldı. <strong>Umberto Eco</strong>&#8216;nun ölümünden sonra yayınlanan son seçkisi <strong>Budalalıktan Deliliğe</strong>, yazarın esas olarak post-modernizm eleştirisini ve gündelik siyasi olaylar karşısında özgün yorumlarını yansıtmakta.</p>
<p>Ünlü yazar <strong>Umberto Eco</strong>, 1985 yılından itibaren <strong>Espresso</strong> dergisinde düzenli yazılar yazmaya başlamıştı. Dergideki</p>
<p><figure id="attachment_10290" aria-describedby="caption-attachment-10290" style="width: 181px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Budalalıktan-Deliliğe.jpg"><img class=" wp-image-10290" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Budalalıktan-Deliliğe.jpg?resize=181%2C281" alt="Budalalıktan Deliliğe" width="181" height="281" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Budalalıktan-Deliliğe.jpg?w=200&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Budalalıktan-Deliliğe.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 181px) 100vw, 181px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10290" class="wp-caption-text">Budalalıktan Deliliğe</figcaption></figure></p>
<p>köşesinin adı <strong>La Bustina di Minerva</strong>&#8216;ydı. Üzerine not almak için uygun yeri olan <strong>Minerva</strong> marka kibrit kutularının iç kısmına <strong>Eco,</strong> döneminin önemli olaylarını ve değerlendirmelerini not ediyordu. Sonra da bunları dergideki köşesinden okurlarıyla paylaşıyordu.</p>
<p>Bu yazılardan yapılan ilk seçki, 1992 yılında <strong>Somon Balığıyla Yolculuk</strong> ismiyle yayınlanmıştı. İkinci seçki, 2007 yılında <strong>Yengeç Adımlarıyla</strong> ismiyle yayınlandı. Son seçki, 2017 yılında <strong>Budalalıktan Deliliğe</strong> ismiyle yayınlandı. Bu yönüyle bu son kitap, <strong>Umberto Eco</strong>&#8216;nun okurlarına bir tür veda mektubu gibi de değerlendirilmekte.</p>
<p>Peki kitabın içeriğinde ne var? <strong>Umberto Eco</strong>, post-modern toplumda insanların üretimden koptuğunu ve toplumsallaşma özelliklerini kaybettiklerini düşünüyordu. Üretimden koparak toplumun dışına itilen birey, kaçınılmaz olarak budalalaşmakta. Bu tür bir birey için temel varoluş şekli tüketimdir. Tüketen birey, daha fazla görünür olmak ister. Görünürlük isteği ise delilikle sonuçlanır. Post-modern bireyin bu delilik hali, her türlü ahlaki normdan kopuşu ve her istediğini yapma sayıltısını ifade etmekte.</p>
<p><strong>Umberto Eco</strong>&#8216;ya göre post-modern bireyin siyaset alanındaki en önemli temsilcisi, İtalyan siyasetçi <strong>Berlusconi</strong>&#8216;dir. Çünkü <strong>Berlusconi</strong>, elindeki medya gücüyle parlamentoyu işlevsizleştirmiş ve kendi medyatik popülizm rejimini inşa etmiştir. Kitapta <strong>Umberto Eco</strong>&#8216;nun bu konularla ilgili pek çok görüş ve düşüncesini bulabilirsiniz.</p>
<p><strong>Umberto Eco</strong> ve <strong>Budalalıktan Deliliğe</strong> isimli kitabıyla henüz tanışmadıysanız, <strong>Kalemlik Blog</strong>&#8216;daki bu tanıtım yazısıyla güzel bir başlangıç yapabilirsiniz.</p>
<p>Keyifli okumalar&#8230;</p>
<p>https://blog.kalemlik.com/umberto-eco</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/budalaliktan-delilige-umberto-eco/">Budalalıktan Deliliğe ve Umberto Eco</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/budalaliktan-delilige-umberto-eco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10289</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nar&#8217;ım / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/narim-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/narim-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Jul 2017 15:05:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10251</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nar&#8217;ımdın kahrımdan düşüp yuvarlanan Yarimdin, yardan nar&#8217;a Bin bir parçaya saçılıp, Kurda kuşa yem olan, Ey sevgili&#8230;! Yolundayım yaban ellerde, İzimi sürme, tut yasımı sadece. Ölmüşüm çoktan. Arama beni, Sende kalan, Son nefesimde&#8230; Vurgunum çiçeğine, Nar&#8217;ından yandım, Düştüm hasretinin peşine. Sevsem seni ne çare, Sensizlik kaderime Yazılmış bir kere&#8230; Narın da hoş, Nar çiçeğinde, Nazının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/narim-siir/">Nar&#8217;ım / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nar&#8217;ımdın kahrımdan düşüp yuvarlanan<br />
Yarimdin, yardan nar&#8217;a<br />
Bin bir parçaya saçılıp,<br />
Kurda kuşa yem olan,<br />
Ey sevgili&#8230;!<span class="text_exposed_show"><br />
Yolundayım yaban ellerde,<br />
İzimi sürme, tut yasımı sadece.<br />
Ölmüşüm çoktan.<br />
Arama beni,<br />
Sende kalan,<br />
Son nefesimde&#8230;</span></p>
<p>Vurgunum çiçeğine,<br />
Nar&#8217;ından yandım,<br />
Düştüm hasretinin peşine.<br />
Sevsem seni ne çare,<br />
Sensizlik kaderime<span class="text_exposed_show"><br />
Yazılmış bir kere&#8230;</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p>Narın da hoş,<br />
Nar çiçeğinde,<br />
Nazının çilesinde<br />
Öl-düm !<br />
Bilmez misin kaç kere?<br />
Yoktur ölümden başkaca hakikat,<br />
Kala kalırız öylece, karşısında biçare&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/narim-siir/">Nar&#8217;ım / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/narim-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10251</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Telaşlı Kral / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 21:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10135</guid>
				<description><![CDATA[<p>Masal Kahramanım’a… İş bu masal biraz gerçeklik, birkaç ilginç öge ve bolca fantastik unsur bulundurur. Yazan ile yazılan arasındadır. Affı vardır. Bir varmış bir yokmuş diye başlamaz her masal. Varı da yoğu da bilen insanlarsınız. Zira bu masal sıradan insanlara göre değil lakin bir Anka kuşunu da hayal edemeyecek kadar aciz değiliz. Zamanın birinde –ki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/">Telaşlı Kral / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Masal Kahramanım’a…</p>
<p>İş bu masal biraz gerçeklik, birkaç ilginç öge ve bolca fantastik unsur bulundurur. Yazan ile yazılan arasındadır. Affı vardır.</p>
<p>Bir varmış bir yokmuş diye başlamaz her masal. Varı da yoğu da bilen insanlarsınız. Zira bu masal sıradan insanlara göre değil lakin bir Anka kuşunu da hayal edemeyecek kadar aciz değiliz.</p>
<p>Zamanın birinde –ki burada yazar zamanı özgür kılmıştır- uzak sayılabilinecek bir diyarda Telaşlı Kral lakaplı bir adam yaşarmış. Adından ve lakabından anlayacağınız üzere bu adam telaş huyuyla nam salmış –nam salmasının bir diğer sebebi de kral olması olabilir- Nice savaşlarda boy göstermiş de sağ çıkmış, nice hastalığı ilaçsız ve doktorsuz alt etmiş lakin telaş huyu yüzünden ne derdi eksik olmuş ne de belası. Hatta ve hatta “ülkeme kraliçe bulamayacağım” telaşıyla bulduğu ilk kadınla evlenince, evlendiği kadını tanıyamadan kadın kralı terk etmiş. Sonuç olarak ülke yeniden kraliçesiz kalmış fakat kralın şu an daha büyük dertleri varmış. Halkının kaynaklarının yetersiz gelmesiyle birlikte krala şikâyetler yağmur olup yağıyormuş. Kral bu durur mu yerinde? Bir telaşla komşu ülkelere savaş açmış lakin telaşı yüzünden savaş açtığı cephelerin hiçbirinden olumlu sonuç alamamış aksine ülkede daha fazla can ve mal kaybı yaşanmış. Bunun üzerine halk isyanın eşiğine gelmiş. Bu sırada kral sarayında telaşından ecel terleri döküyormuş. Tek derdi ülkesi ve halkı olan kral başarısızlıkla sonuçlanan savaşlar sonrası hainlikle suçlanınca telaşının yanına korku ve üzüntü de eklenmiş. Hatta kral bir ara kendini öldürmenin ülkesi ve halkı için en iyisi olduğuna karar vermiş. Neden sonra gelmiş kralın yaveri –burada vezir demek ne kadar uygun kaçar bilmiyorum- kendinden emin ve bir o kadar da küstah, almış kralın elindeki zehri. Önce tahta oturtmuş kralı sonra tek bir el hareketiyle bin bir çeşit çayı önüne dizmiş telaştan ölmek üzere olan kralın. Bunca yıldır telaşında zerre miktarı azalma olmayan kralın bütün endişesi ve korkusu bir anda gidivermiş. Başlarda yaverin büyü yaptığını düşünüp temkinli yaklaşmış fakat bu durumdan hoşnut olduğundan hiçbir şey demeyip kendini yaverin bilinmez kollarına bırakmış. Yaver ilk olarak halkı sakinleştirerek kralın kesin güvenini kazanmış. Daha sonra krala her şeyi düzeltip eski haline getirebileceğini söylemiş fakat kraldan tek bir şart istemiş. –Kafalar kralın kızında ama hayır bu masalda ilişkiler pek önemli bir yere sahip değil- Sarayın asla girilemeyen odasına bir kez olsun giriş hakkı. Var olduğundan beri o odaya cesaret edip girebilen tek kişi sarayın mimarıymış. Zaten o da saray inşa edilirken o odanın nasıl olduğundan haberi olmadığı için girmiş fakat bir daha çıkamamış. Daha sonralardan bu odadan korkulmaya hatta yanından geçilmesine bile izin verilmemeye başlanmış. İşte bu yaver bir kez olsun bu odaya girebilmek istiyormuş. Kral düşünmek istemiş fakat düşündüğü her dakika telaşı da artıyormuş. Daha fazla telaşlanmak istemediğinden yaverin teklifini kabul etmiş. Yaver başlamış planı anlatmaya. Ülkenin çok ücra köşesinde bulunan hayat ağacının meyvesi gerekiyormuş krala. Ancak ve ancak bu meyvenin özü kralın telaş hastalığını yenebilirmiş. Kral tam askerlerine emir verecekken yaver kralın elini havada yakalayıp bunu yapamayacağını ve bu meyveyi kendi elde edip özünü kendinin çıkarması gerektiğini söylemiş. Yaverin ve askerlerin alaycı bakışları altında ezilen kral sahte bir cesaretle “elbette yapabilirim” diye atılmış ve hazırlatmış atların en iyisini. En son yola çıkmadan son bir kez dönüp bakmış sarayına. Geri döneceğine dair şüpheleri olsa da içinde belli etmemiş kimseye. –Yaverine bile- Epey bir yol almış kral. Hatta bir ara şaşırmış bile ülke sınırlarının genişliğine. –Gururunu da okşamış olmalı- Mevsimler değişmiş, kral için zaman kavramı bir hiç olmaya başlamış. Tam pes edeceği sırada tepelerin ardında kısa otların arasında neredeyse göğü yaracak olan bir ağaç görmüş. Önce zaferin sarhoşluğuyla inivermiş atından neden sonra fark etmiş o kadar yolu yürüyecek kadar gücü olmadığını. Ağacın dibine kadar geldikten sonra atını bağlayacak bir yer bulamadığından salmış atını bozkıra. Derin bir iç çekip gördüğü ilk meyveyi koparmış kral. Belindeki ufak hançerle içini açıp vahşice akıtmış özünü gırtlağından aşağıya. –Zira sarayda olmadığından yemek kurallarının pek de bir önemi yok sanırım- Başta bir şeyler hissetmemiş telaşlı kral. Sonralardan garip bir cesaretle ikinci bir meyve koparmış ağacın dalından. Havanın kararmasına yakın kral ağaçtaki son meyve için en uçtaki dala kadar tırmanmış. Artık görebildiği tek şey kara bulutlar ve tırmanan ayın lekeli yüzüymüş. Son meyvenin özünü içerken yorgunluktan mı bilinmez bir anda bayılıvermiş. Uyandığında yaverin eli kralın omzunda kral ise zor bela gözlerini açabilmekteymiş. Sarayın balkonundan halkını görmüş hepsi krala tezahüratlar eşliğinde sevgi gösterisinde bulunuyormuş. İlk başta ne olduğunu anlamasa da yaverin sırıtan yüzüne bakınca hatırlamış hazırlanacağı odaya girmeden önce yasak odanın anahtarını yavere verdiğini. Yorgun bir tebessüm çökmüş ağzına. Odasına çekilmek istemiş ve yasak odanın anahtarını sonsuza kadar kimsenin bulamayacağı bir yere saklanmasının istemiş.</p>
<p>Bu masalın ya da masalımsının özü meyvesinde saklıdır.</p>
<p>Gökten istediğin kadar hayat ağacı meyvesi düşmüş özünü çıkarabildiğince yemekte özgürsün.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/">Telaşlı Kral / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10135</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Edebi Eserde Tecrübe</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/edebi-eserde-tecrube/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/edebi-eserde-tecrube/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 21:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10122</guid>
				<description><![CDATA[<p>Edebiyat bir düşünce aktarma biçimidir. Önce zihinde başlar. Edebi eserler meydana getirmek için öncelikle zihinde bilgi depolaması yapılır. Zihin sürekli kaydeder. Yaşantılar, sevdiklerimiz, özlem duyduklarımız ve hayallerimiz depolanır. Depolandıktan sonra zihinde işlenir. İşlenen bilgiler depolandığı yerden çıkarak öyküde, romanda, şiirde yer edinir. Başkalaşmış şekilde karşımıza bir edebi eser olarak çıkar. İşlenmiş şekilde karşımıza çıkar ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebi-eserde-tecrube/">Edebi Eserde Tecrübe</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Edebiyat bir düşünce aktarma biçimidir. Önce zihinde başlar.</p>
<p>Edebi eserler meydana getirmek için öncelikle zihinde bilgi depolaması yapılır. Zihin sürekli kaydeder. Yaşantılar, sevdiklerimiz, özlem duyduklarımız ve hayallerimiz depolanır. Depolandıktan sonra zihinde işlenir. İşlenen bilgiler depolandığı yerden çıkarak öyküde, romanda, şiirde yer edinir. Başkalaşmış şekilde karşımıza bir edebi eser olarak çıkar. İşlenmiş şekilde karşımıza çıkar ve bizi şaşırtır.</p>
<p>Her eserde yaşantılardan, sevdiklerimizden, özlem duyduklarımız ve hayallerimizden izler vardır. Bu izler silinmemiş ve eserlerde yer kazanmıştır. Yazarın hayatı eser incelemesinde önemli bir yer tutar. Yazarın kaleminden çıktığı için olsa gerek, bize yazarı anlamada yol gösterir.</p>
<p>Yazarın hayatı da edebi eser kadar değerlidir. Eserleri anlamak için yazarın hayatına bakmak önemli bir yer tutar. Yazarın hayatı, bize eseri anlamada ışık tutar ve yazarın edebi ikliminde dolaştırır.</p>
<p>Yazarın hayatı olmazsa olmaz değildir ancak eserin daha iyi anlaşılması için bize rehberlik eder ve yazarlık mağarasında kaybolmaktan bizleri alıkoyar.</p>
<p>Yaşantılar eserlerde yer edinir. Her yazarın bir eseri yaşantısından bir iz taşır. Yazarın ikliminde dolaşanlar için bu vazgeçilmez bir fırsattır. Yazarı anlamada bize yol gösterir.</p>
<p>Yazarlık sevdasıyla yanıp tutuşanlar için de yaşantılar önemli bir yer edinir. Tecrübe ile eserler daha olgunlaşır ve güzelleşir. Tecrübe olmazsa eserler kalıcılığın sürdüremez ve kendini tekrar eder durur. Tecrübenin bu nedenle önemli bir yeri vardır.</p>
<p>Tecrübe sayesinde eserler kalıcılığını sürdürür. Bizlere daha iyi eserler yaratmada yardımcı olur. Tecrübe olmazsa eserler olgunlaşamaz.</p>
<p>Yıllar eseri değerlendirir. Tıpkı şarap gibidir. Eserler yıllar geçtikçe varlığını sürdürüyorsa o eserler kalıcıdır. Tecrübeyle eserler daha çok zenginleşir ve kalıcılığını sürdürür.</p>
<p>Özlem duyduklarımız, acılarımız, hayallerimiz de yer edinir eserlerde. Yazarın sadece bu izleri yansıtmaktan uzaktır elbette. Öykü, roman kurgudur. Sadece bunları yansıtmaktan uzaktır. Ancak bunlar da o eseri güzelleştirir. Zenginleştirir. Eserler bunlardan ayrı düşünmemekle beraber tamamıyla bunlarla ilişkili düşünmekten uzak durulmalıdır.</p>
<p>Eserler yazarın kaleminden çıkan eser, yaşantılardan iz taşımakla beraber tecrübe ile zenginleşir. Eseri kalıcı yapan da bu değerlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebi-eserde-tecrube/">Edebi Eserde Tecrübe</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/edebi-eserde-tecrube/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10122</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gün Batımında İki Güneş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 10:16:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Final Cut]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[Two Suns In The Sunset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10202</guid>
				<description><![CDATA[<p>Arabayı sen kullanıyordun. Yağmur henüz yağmaya başlamamıştı. Susuyordun, elin direksiyonda gaz pedalına biraz daha dokunuyordun. Biraz daha… Gittikçe artıyordu sürat, nereye gittiğimizi soramamıştım sana. Sonun yaklaştığını bildiğim gibi, senin gibi benim gibi susuyordum ben de, sen gibi… Neden diye soramamıştım sana. Günlerdir bitmeyen bağırmalarına bir kez olsun ses çıkaramamıştım… Beni sevdiğini söylüyordun her haykırışında suratıma, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gün Batımında İki Güneş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Arabayı sen kullanıyordun. Yağmur henüz yağmaya başlamamıştı. Susuyordun, elin direksiyonda gaz pedalına biraz daha dokunuyordun. Biraz daha… Gittikçe artıyordu sürat, nereye gittiğimizi soramamıştım sana. Sonun yaklaştığını bildiğim gibi, senin gibi benim gibi susuyordum ben de, sen gibi…</p>
<p>Neden diye soramamıştım sana. Günlerdir bitmeyen bağırmalarına bir kez olsun ses çıkaramamıştım… Beni sevdiğini söylüyordun her haykırışında suratıma, tokatların patlamıyordu belki ama hemen ardından başlıyordun beni aşağılamaya… İnandırmıştın beni bir kere, sevginin böylesine… Sarmalarken bedenimi, ruhumu esir almıştın bin kere…</p>
<p>Suçlu olduğuma öylesine emindim ki, vereceğin her hükmün cezasını çekmeye hazırdım sanki…</p>
<p>Sahi suçlu kimdi?</p>
<p>Kıskançlıklarına öylesine alışmıştım ki, önümden başka yere bakamaz olmuştum yolda yürürken. Tanımadığım erkekler yüzünden utanmak zorunda kalırdım kendimden. ‘Kim di o? ‘diye başlayan sorularına, ‘ne bileyim ben’ diyememekten bile yorgun düşmüştüm, başım önümde küsmüştüm…</p>
<p>Sanki güzel bir kadınmışım gibi, sanki bütün erkekler hep bana bakıyormuş gibi, sanki ben yosmanın tekiymişim gibi, sanki sana ihanet ediyormuşum gibi utanıyordum gözlerimden, bakışlarımı kaçıyordum gördüğüm her erkekten.</p>
<p>Arabanın sürati gittikçe artıyordu… Sonum yaklaşıyordu…</p>
<p>Yağmuru işte tam da o anda fark ettim. Silecekleri çalıştırdığın vakit… Fonda Pink Floyd çalıyordu. Sen koymuştun CD’yi. Arabayı çalıştırmadan önce kendi ellerinle seçmiştin. Yüzüme bakmadan, ne dinlemek istersin diye sormadan. Sanki daha önceden planlamışsın gibi, sanki daha önceden yazılmış bir senaryoyu oynar gibi… Bir leitmotifti Final Cut… Sonuna gelmiştik CD’nin, ne var ne yoksa yaşanmış onca şeyin sonuna gelmiştik… Sevginin, aşkın, güzelliklerin, çekilmiş onca çilenin, verilmiş sözlerin, kurulmuş hayallerin, bitmeyen ayrılıkların, çektiğimiz fotoğrafların, gittiğimiz ve gitmediğimiz yerlerin, pek tabii ilişkinin sonuna, belki de hayatın, bilinmezliğin sonuna… Sonuydu, gün batımındaki iki güneş her şeyin…</p>
<p>Two Suns In The Sunset, çalıyordu… Saksafon suskunluklarımızı bize anlatıyordu… Benim yerime o, çığlık çığlığa söyleyemediklerimi yine bana haykırıyordu. Araba efekti motor gürültüsüne karışıyordu. Motor bile ağlıyordu…</p>
<p>Ağlıyordum… Neden diye soramadan ağlıyordum durmadan… Gözyaşlarımla birlikte son sürat gidiyorduk asvalt yolda… Gün çoktan batmıştı, karanlıkta tek bir ışık bile yanmazdı, neden yanmazdı sahi sokak lambaları?</p>
<p>Hıçkırmadan ağlıyordum, çaresizlikten, bitmişlikten ağlıyordum, bitmiştim gerçekten…</p>
<p>Ağlıyordun, soluma dönüp baktığımda sen de ağlıyordun… İşte o zaman rahatladım biraz. Bir elin direksiyonda, gözlerin cama mıhlı ağlıyordun. Gözyaşlarını görüyordum karanlıkta. İçinin parçalanışını duyuyordum ıssızlığında.  Acıyı paylaşmaktan, senin de çektiğin ızdıraptan belki de pişmanlıklarından ağladığını düşününce içimden bir ferahlık geçti rüzgâr gibi, bıraktım kendimi olacaklara…</p>
<p>Hiç bitmesin bu şarkı diye geçirdim içimden, hep ağlayalım birbirimizi ezmeden. Böylesi daha adildi. İki insan ağlarken, birbirine bakıp karşılıklı konuşmalarına gerek kalmıyordu sanki… Eşitleniyordu ilişki, sen ben çatışması yaşanmıyordu. Ağlıyorsa iki kişi, ceza ortadan kalkıyordu.</p>
<p>Susuyordun, ölümüne hızlandığını biliyordum. Senin için kurtuluş buydu. İkimiz için biçtiğin son virajı dönememekti… Beni terk edemediğin için kendini cezalandırmaktı niyetin… Ben de emniyet kemerini çözdüm ve bekledim dönmeni son virajımızı…</p>
<p>Şarkı bitmek üzereydi. Yol bitmek üzere. Karanlık bitmek üzereydi. Uzaktan sokak lambaları sarı bir ışık vermekteydi…</p>
<p>Gazdan ayağını çektin, arabayı kendi hızına verdin. Uçuruma doğru sürüklenirken, tam virajı dönemeyecekken, direksiyonu kırkın sola aniden… Yavaşladı araba… Durdu bir ağacın tam yamacında…</p>
<p>Kalp atışlarımız durdu bir anda, CD durdu…</p>
<p>Başladı hayat yeniden oynamaya…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gün Batımında İki Güneş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10202</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Siyah Mektup / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siyah-mektup-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siyah-mektup-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Jul 2017 21:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tilbe Toker]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10108</guid>
				<description><![CDATA[<p>İçimde adını bilmediğim Yahut bilmekten kalbimi alıkoyduğum Ağlamaklar silsilesi Genzimde büyüyen büyüdükçe sızlatan tümör misali Ne anlatılır,ne çare bulunur Anlık acısını dindiririm Sahte hayatlara sahte gülücükler ekleyerek Pek de profesyonel yaparım bunu Kimseye sezinlemeden,şüphe dâhi yaratmadan Gelgelelim geceler peşimden sürüklenen gölgemdir Kaçamam ondan Bir an boş bırakmaz zifiri zihnimi Boğucu karabasanlara davetiye basar her gün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siyah-mektup-siir/">Siyah Mektup / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İçimde adını bilmediğim<br />
Yahut bilmekten kalbimi alıkoyduğum<br />
Ağlamaklar silsilesi<br />
Genzimde büyüyen büyüdükçe sızlatan tümör misali<br />
Ne anlatılır,ne çare bulunur<br />
Anlık acısını dindiririm<br />
Sahte hayatlara sahte gülücükler ekleyerek<br />
Pek de profesyonel yaparım bunu<br />
Kimseye sezinlemeden,şüphe dâhi yaratmadan<br />
Gelgelelim geceler peşimden sürüklenen gölgemdir<br />
Kaçamam ondan<br />
Bir an boş bırakmaz zifiri zihnimi<br />
Boğucu karabasanlara davetiye basar her gün<br />
Düşüncelerim karanlıktan gelen bir postacı misali<br />
Zift gibi kapkara mektupları dağıtır her gece<br />
Korkarım, okuyamam.</p>
<p><figure id="attachment_10110" aria-describedby="caption-attachment-10110" style="width: 320px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/siyahmektup.jpg"><img class="size-full wp-image-10110" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/siyahmektup.jpg?resize=320%2C400" alt="Siyah Mektup / Şiir" width="320" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/siyahmektup.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/siyahmektup.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10110" class="wp-caption-text">Siyah Mektup / Şiir</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siyah-mektup-siir/">Siyah Mektup / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siyah-mektup-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10108</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İkimiz Birden / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Jul 2017 05:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10101</guid>
				<description><![CDATA[<p>Susuyoruz, İkimiz birden, Nedensiz. &#8230; Geçen saniyeler, Bir filmin saniyede bir karesi gibi, 24 ayrı karedeyiz. Düşünsene, 24 ayrı karenin, Bütünleşmiş haliyiz. &#8230; Bu halimizde bir şey var, Bize çöken, Bize yükselen, Bizi öldüren.. &#8230; Sesler var, Duyuyor musun? Hiç kesilmeyen ağır aksak çığlıklar, Gecenin koynunda uyuyorlar. &#8230; Susuyoruz, İkimiz birden. Nedensiz. &#8230; Kapı tokmağına, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/">İkimiz Birden / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Susuyoruz,</p>
<p>İkimiz birden,</p>
<p>Nedensiz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Geçen saniyeler,</p>
<p>Bir filmin saniyede bir karesi gibi,</p>
<p>24 ayrı karedeyiz.</p>
<p>Düşünsene,</p>
<p>24 ayrı karenin,</p>
<p>Bütünleşmiş haliyiz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bu halimizde bir şey var,</p>
<p>Bize çöken,</p>
<p>Bize yükselen,</p>
<p>Bizi öldüren..</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Sesler var,</p>
<p>Duyuyor musun?</p>
<p>Hiç kesilmeyen ağır aksak çığlıklar,</p>
<p>Gecenin koynunda uyuyorlar.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Susuyoruz,</p>
<p>İkimiz birden.</p>
<p>Nedensiz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Kapı tokmağına,</p>
<p>Usanmadan,</p>
<p>Vuruyoruz.</p>
<p>Anahtarı,</p>
<p>Utanmadan,</p>
<p>Fırlatıyoruz duvarlara..</p>
<p>…</p>
<p>Bir evin balkonunda,</p>
<p>Denize karşı,</p>
<p>Sigara yudumluyoruz,</p>
<p>Ne olacağımızı,</p>
<p>Ne olduğumuzu,</p>
<p>Bilmeden.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>İki arsız yol gibiyiz,</p>
<p>İki farklı cevap gibi,</p>
<p>İki ayrı düşünce gibi,</p>
<p>İki zıt kutup gibi,</p>
<p>İki ayrı bulut gibi,</p>
<p>Çarpışıyoruz.</p>
<p>…</p>
<p>Susuyoruz,</p>
<p>İkimiz birden,</p>
<p>Nedensiz..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/">İkimiz Birden / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10101</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ÜMİT GÜFTESİ / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umit-guftesi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umit-guftesi-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 16 Jul 2017 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sait Orcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10029</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir yangın ferahlığı doldu içime Birde senin gülüşün Gri bulutlar vardı Birde sümbül çiçeği Gözlerim gözlerinde eridi ilkin Gönlün gönlüm de Bir yamacı uçurum olan dünyada Bir yani bağ bahçe Gitmek kolay Ya kalmak Affetmenin eşiğinde Bir varoluş muştusu Birde yok olmaya meftun benlik Bir hiç olma Her şeyin yolunda Ve sen güllerin arasında Bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umit-guftesi-siir/">ÜMİT GÜFTESİ / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yangın ferahlığı doldu içime</p>
<p>Birde senin gülüşün</p>
<p>Gri bulutlar vardı</p>
<p>Birde sümbül çiçeği</p>
<p>Gözlerim gözlerinde eridi ilkin</p>
<p>Gönlün gönlüm de</p>
<p>Bir yamacı uçurum olan dünyada</p>
<p>Bir yani bağ bahçe</p>
<p>Gitmek kolay</p>
<p>Ya kalmak</p>
<p>Affetmenin eşiğinde</p>
<p>Bir varoluş muştusu</p>
<p>Birde yok olmaya meftun benlik</p>
<p>Bir hiç olma</p>
<p>Her şeyin yolunda</p>
<p>Ve sen güllerin arasında</p>
<p>Bir karanfil çiçeği</p>
<p>Yok olmaya yüz tutummuş umudumda</p>
<p>Bir ümit güftesi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umit-guftesi-siir/">ÜMİT GÜFTESİ / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umit-guftesi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10029</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Mutlu Ol / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-mutlu-ol-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-mutlu-ol-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 15 Jul 2017 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Melisa Okatalı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10054</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nasıl toparladın diye soruyorlar, gülümsüyorum. İşte böyle diyorum. Bana bıraktığın en güzel armağanı gösteriyorum onlara, gülümsüyorum Ve susuyorlar Sonra akşam oluyor Seninle el ele tutuşup yürüdüğümüz sokaklardan geçiyorum Sokaklar diyorum, ne kadar da boş Sensiz gökyüzü ne kadar da soğuk Üşüyorum Kat kat sarıldığım yorganlar Kahve gözlerindeki sıcaklığı vermiyor bana Napıyorsun, kimi düşlüyorsun şimdilerde, bilmiyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-mutlu-ol-siir/">Sen Mutlu Ol / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nasıl toparladın diye soruyorlar, gülümsüyorum.<br />
İşte böyle diyorum.<br />
Bana bıraktığın en güzel armağanı gösteriyorum onlara, gülümsüyorum<br />
Ve susuyorlar<br />
Sonra akşam oluyor<br />
Seninle el ele tutuşup yürüdüğümüz sokaklardan geçiyorum<br />
Sokaklar diyorum, ne kadar da boş<br />
Sensiz gökyüzü ne kadar da soğuk<br />
Üşüyorum<br />
Kat kat sarıldığım yorganlar<br />
Kahve gözlerindeki sıcaklığı vermiyor bana<br />
Napıyorsun, kimi düşlüyorsun şimdilerde, bilmiyorum.<br />
Ben, yalnızlığımla baş başayım<br />
Sanki başaşağı düşmek üzereyim tutunduğum yerden<br />
Öylesine sebepsizce gelen bu his<br />
dalgalandırıyor içimdeki hasretini<br />
Gel, diyemiyorum<br />
Demeyi çok istiyorum<br />
Ama sen gelmesen de olur<br />
Sen mutlu ol, seni görmesem de olur<br />
Sen yeter ki gülümse,<br />
Bu şehir bizi el ele görmese bile olur</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-mutlu-ol-siir/">Sen Mutlu Ol / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-mutlu-ol-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10054</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SESSİZ KELİMELER / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-kelimeler-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-kelimeler-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Jul 2017 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sait Orcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10035</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her şey yazılmamalıydı Söz ağızda kalmalı Kelimeler içinden geçmeliydi insanın Sırra kadem basmalıydı İnsan anlamayı susarak yapmalıydı Heyhat! Susmak ne büyük meziyet Kaleme dökülmemeliydi her şey Mahrem olan mahrem kalmalıydı Küçük bir hüzün dolunca içine insanın Gülümsemeliydi Mevsim bahar olmalı Gülüşler çiçek açmalıydı Ama her şey kelime olmamalıydı hayatta Ağızdan çıkınca ya da mürekkep olup [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-kelimeler-siir/">SESSİZ KELİMELER / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey yazılmamalıydı</p>
<p>Söz ağızda kalmalı</p>
<p>Kelimeler içinden geçmeliydi insanın</p>
<p>Sırra kadem basmalıydı</p>
<p>İnsan anlamayı susarak yapmalıydı</p>
<p>Heyhat!</p>
<p>Susmak ne büyük meziyet</p>
<p>Kaleme dökülmemeliydi her şey</p>
<p>Mahrem olan mahrem kalmalıydı</p>
<p>Küçük bir hüzün dolunca içine insanın</p>
<p>Gülümsemeliydi</p>
<p>Mevsim bahar olmalı</p>
<p>Gülüşler çiçek açmalıydı</p>
<p>Ama her şey kelime olmamalıydı hayatta</p>
<p>Ağızdan çıkınca ya da mürekkep olup kâğıda düşünce</p>
<p>Anlamını yitiren&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-kelimeler-siir/">SESSİZ KELİMELER / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-kelimeler-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10035</post-id>	</item>
		<item>
		<title>LEYLA / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/leyla-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/leyla-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 09 Jul 2017 05:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seda Dülger]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9964</guid>
				<description><![CDATA[<p>Leyla der ki: Gel şehrime, bir soluklan yüreğimin köşesinde Biraz kırık dökük ve harabe ama gözlerin hazine saklı Bir bilsen! Yüreğim özlemekte nasıl haklı Hiçbir özlem bu kadar anlamamıştı, kendi haklılığını Leyla der ki: Gel… Gel de bir kitapta mutlu bir öykü olalım Bizi okusunlar okusunlar, kitabın kapağını kapatsınlar Öylece kalalım Ya da vazgeçtim sen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leyla-siir/">LEYLA / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Leyla der ki:</p>
<p>Gel şehrime, bir soluklan yüreğimin köşesinde</p>
<p>Biraz kırık dökük ve harabe ama gözlerin hazine saklı</p>
<p>Bir bilsen! Yüreğim özlemekte nasıl haklı</p>
<p>Hiçbir özlem bu kadar anlamamıştı, kendi haklılığını</p>
<p>Leyla der ki:</p>
<p>Gel… Gel de bir kitapta mutlu bir öykü olalım</p>
<p>Bizi okusunlar okusunlar, kitabın kapağını kapatsınlar</p>
<p>Öylece kalalım</p>
<p>Ya da vazgeçtim sen gelme!</p>
<p>Ben senin şehrinde deniz olur</p>
<p>Dalgalarımın vurduğu kıyıda seni bulurum</p>
<p>Yüzündeki gülümseme olurum</p>
<p>İçtiğin şarabın son kadehi</p>
<p>Okuduğun şiirin en güzel cümlesi, sevdiğin şarkı&#8230;</p>
<p>Kışın sıcak çayın&#8230;</p>
<p>Bahçendeki baharın olurum!</p>
<p>Belki de ben hiçbir şeyin değil ellerinden akıp giden</p>
<p>Kum taneleri olurum.</p>
<p>Akıp gider Leyla</p>
<p>İnce ve sessiz sessiz…</p>
<p>Giderken,</p>
<p>Adamı ve beşinci mevsimi kalbinde götürür</p>
<p>O mevsim ki en güzelidir mevsimlerin;</p>
<p>Hiç yaşanmamış</p>
<p>Hiç yaşanmayacak olan</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leyla-siir/">LEYLA / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/leyla-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9964</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umut Muydun İmkânsızlığım Mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umut-muydun-imkansizligim-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umut-muydun-imkansizligim-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 08 Jul 2017 10:32:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rana Arıbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10084</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her yaranın bir sarılma anı, her geçmişin bir yüzleşme anı vardı. Bilirdim. Sonuçta insan iyisiyle, kötüsüyle, kendisini var eden o geçmişle, yaraları zaman içinde yaşamayı öğreniyordu. Kim ne derse desin, zamandan iyi öğretmenin olmadığını yaşam bana da diğerlerimize öğrettiği gibi, en umarsız biçimde öğretmişti. Zaman ile ilgili tüm kuramlara, umutla ilgili olumlu olumsuz tüm tümcelere [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umut-muydun-imkansizligim-mi/">Umut Muydun İmkânsızlığım Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her yaranın bir sarılma anı, her geçmişin bir yüzleşme anı vardı. Bilirdim. Sonuçta insan iyisiyle, kötüsüyle, kendisini var eden o geçmişle, yaraları zaman içinde yaşamayı öğreniyordu. Kim ne derse desin, zamandan iyi öğretmenin olmadığını yaşam bana da diğerlerimize öğrettiği gibi, en umarsız biçimde öğretmişti.</p>
<p>Zaman ile ilgili tüm kuramlara, umutla ilgili olumlu olumsuz tüm tümcelere inat bir yerdeydin seni tanıdığımda.</p>
<p>Yılların bana da öngördüğü tüm yaşanmışlıklardan payıma düşeni almıştım. Geride benim de eminim bıraktığım yaralar var ama bana göre derin yaralarım, kendi içimde aymazlarım vardı. Hoş herkes biraz öyle sanmaz mı kendisini? Öyle sanmasa devam edebilir mi? İnsan bir an bile olsa ciddi anlamda ölümle yüzleşse sahiden bu kadar kötü, bu kadar acımasız izler bırakabilir mi bahar dallarına? Kim bilir!</p>
<p>Yılların bana da öngördüğü tüm yaşanmışlıklardan payıma düşeni almıştım. Geride bıraktığım ölümler, ayrılıklar belki de benim bu melankolik, kırılgan, naif hallerimi yaratmıştı ki, teşekkür mü etmeli idim yaşanmışlıklarıma.</p>
<p>Ama sonra, sonra Seni tanıdım. Kim kimi daha önce fark etti, ilk tümceyi söyledi anımsamıyorum. Öyle bir an geldi, Sen buradaydın, ne zaman Seni düşünsem geçmişimin yaraları sarsmıyordu beni. Yüzüme yayılan gülümsemenin ne olduğunu sorgulamaya bile cesaretim yoktu, bu büyü bozulsun istemiyordum. Buradaydın. Birbirimizden habersiz ya da yıldızların yardımıyla aynı yollarda yürüyorduk. Sahi biz seninle bu yola ilk ne zaman çıkmıştık? Onu bile anımsamıyordum. Ama önemi yoktu bunun da. Buradaydın. En masum, en tüm rollerinden, tüm sorumluluklarından uzak, kimsenin görmeye izin vermediğin arka bahçelerinde benimleydin. Bense tüm suskunlarımı Sen de çözümlemeye, en çok sende çözümlemeye hazır olduğumu görüyordum. Sen de içimdeki tüm saklı kalan balonlarım uçuyordu. Nefes alıyor, yaramaz, haylaz, uçarı bir çocuk oluyordum. Seni düşünürken ve Seni beklerken.</p>
<p>Bana bir şey olmasına asla izin vermeyeceğini, hep gölge gibi yanımda, yakınımda olacağını biliyordum.  Hiç gitmeyeceğini o gün anlamıştım. O gün işte, o gün. Anlardan oluşan küçük umutlarımıza büyük mucizeler sığdırıyorduk. Kimselerin bilemediği, duyamayacağı, deşifre edemeyeceğimiz kadar, kimseye göstermek için yaşamadığımız anlarımız vardı ve o anlar sadece bizimdi.</p>
<p>Umut imkânsızlıktı belki de. Sen Benim düne dair ne varsa temize çektiğim ama yarına dair hiçbir düş kuramadığım umudumdun.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umut-muydun-imkansizligim-mi/">Umut Muydun İmkânsızlığım Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umut-muydun-imkansizligim-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10084</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşabilecek Mektuplar / “Ah, Bu Akşam İstanbul Gibiyim…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 08 Jul 2017 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9949</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hava, mevsim normallerine uygun yağmakta ve henüz sokaklar kalabalıklaşmamışken, yola çıkıyorum, neredeyse seher vaktinde…Her gün dinlemeyi alışkanlık edindiğim radyo programının başlangıcında, ilk kez duyduğum bir şarkı çalıyor. Sözleri, uzak geçmişin kırılgan zamanlarına uzanıyor  : “Bir zamanlar ben de çocuktum, Cebimde misketlerim,  topacım vardı. Komşu teyze, ekmeğe salça sürer, Annem de arada camdan bakardı…” Sokaklarımız vardı,  [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/">Sahibine Ulaşabilecek Mektuplar / “Ah, Bu Akşam İstanbul Gibiyim…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hava, mevsim normallerine uygun yağmakta ve henüz sokaklar kalabalıklaşmamışken, yola çıkıyorum, neredeyse seher vaktinde…Her gün dinlemeyi alışkanlık edindiğim radyo programının başlangıcında, ilk kez duyduğum bir şarkı çalıyor. Sözleri, uzak geçmişin kırılgan zamanlarına uzanıyor  :</p>
<p>“Bir zamanlar ben de çocuktum,<br />
Cebimde misketlerim,  topacım vardı.<br />
Komşu teyze, ekmeğe salça sürer,<br />
Annem de arada camdan bakardı…”</p>
<p>Sokaklarımız vardı,  hep birlikte  icat ettiğimiz oyunlar oynadığımız arkadaşlarımız  ve  komşu teyzelerimiz vardı, anne yarımız gibi  bizi de kendi çocuklarından ayırmayan, akşam üzerleri hepimize kurabiye, kek, bisküvi,  üzerine salça veya şekerli margarin sürülmüş ekmek dilimleri dağıtan…Annelerimiz, camdan  sarkardı arada evet, seslerinin ulaşabileceği uzaklıkta olup olmadığımızı anlamak için bize seslenirlerdi. Akşam olduğunda, sokakları, pişen yemeklerin kokusu sarardı. O kokular, gizli bir sevinçle doldururdu içimizi ve  bir yere ait olmanın ferahlığını duyardık. Mevsimlerden kış ise, sokağa az çıkılırdı ama yine de hava almak için  güneşin cılız ısısını yaydığı saatlerde, bahçede  dolaşmaya iznimiz vardı. Ayvalara ve narlara dokunurdum ben. Dallardan sarkan, çatlamış narların üzerinde dolaşan  karıncaları izlerdim. Ayva ağacının dibinde kır menekşeleri vardı, yapraklarının arasında saklanırlardı, ancak güneş üzerlerine vurdukça  güzel kokularını duyardım, hafif bir esintide . Ben onları mütevazi insanlara benzetirdim o günlerde de, ne kadar güzel ve eşsiz olduklarının farkında olmayan insanlara…Çiğdemler  vardı bahçede, artık ne menekşelere,  ne de çiğdemlere rastlamıyorum  çiçekçi tezgahlarında…</p>
<p>İlkbaharda, yan bahçedeki erik ağacının dalları önce yeşerir, sonra çiçek açardı.Erikler kendini gösterdiğinde,  duvarın üzerine çıkar, bizim tarafa sarkan dallardaki eriklerden göz kiramı (!)  alırdım  büyük keyifle.</p>
<p>Yaz ayında, bahçemizde babamı ve pişirdiği pabuç köfteleri izlerdik mangal başında bekleyen kediler gibi. Bazen rahmetli ciciannemin köftelerinin kimyon kokusu sarardı bahçeyi. Komşuda pişen  bize, bizde pişen komşuya da düşerdi hep. Gelen tabaklar, asla boş gönderilmezdi bir kez olsun. Evinde yemek yemeye mızmızlanan çocuklar, komşu teyzelerin pişirdiği en basit yemeği bile ziyafetteymiş gibi aşkla yerdi. Yemekler de aşkla pişerdi  biz çocukken. Malzemeler daha doğaldı elbette, ama sevgi daha  fazla  hissedilirdi sanki ve asıl tadı veren de oydu.</p>
<p>Yaz aylarının akşamüstü oyunları, annelerin eve çağıran sesi ile sonlanırdı ve yemek sonrası bahçe sinemasında iki film izlenirdi haftada bir kez. O zamanlar, o filmleri birer külah çekirdekle, alaska –frigo yiyerek eğlenerek izlerdik. Ama şimdi, aynı filmlere televizyon kanallarında gezinirken rastladığımda, takılıp kalıyorum ve  aslında  basit, görece temiz ve saf zamanların yadigarları olduğunu düşünüp hüzünleniyorum.</p>
<p>“Bir zamanlar ben de çocuktum.<br />
Sonra birden büyüdüm, başım göğe erdi.<br />
Bugün aşk var,  yarın düş,  öbür gün iş derken,<br />
Cebimde birikti dünyanın derdi…”<br />
Yeni yetme zamanlarımıza rastlar, Yurdumuzun henüz hazır olmadığı teknolojik nimetlerin fırtınasına tutuluşu…</p>
<p>Müzik dağarcığımızın yanı sıra, seslerin görüntülerinin bizdeki iz düşümlerini   bize çizdirerek hayal gücümüzü geliştiren radyolarımızı terk ederek televizyon günlerine geçtik önce. Siyah –beyaz görüntüleri ile  konuk odalarında, dantel örtülerin altına saklandı önce televizyonlar.</p>
<p>Sonra, renkli televizyon dönemine geçtik. Ne olduysa, çok kanallı dönemlere geçtikten sonra oldu. Hızlı tüketim döneminin ilk işaretidir  bu dönüşüm…</p>
<p>Ev telefonunun, uzun konuşmalarla gereksiz yere meşgul edilmesine kızıldığı zamanlardan, cep telefonlarının  değişen modellerinin hızla izlendiği, modellerin yanı sıra, telefon numaralarının da  değiştirildiği zamanlara eriştik.</p>
<p>Temel tarım ürünlerinin bile ithal edilir olduğu günlerin geleceği, o zamanlar söylenseydi , hiç birimiz inanmazdık. Oldu oysa, muz bahçeleri söküldü,  yerli muzun yerini ithal muz aldı, pirinç hatta patates bile dışarıdan alınır oldu. Dalında meyve görmenin neredeyse mucizeye eş  olduğu zamanların insanı olduk.</p>
<p>Ev yapımı yemekler “moda “ oldu. Annelerin güzelim hamur işleri, tencere yemekleri  dışarıda yenen yemekler arasında yerini aldı. Beslenme alışkanlıkları değişti. Yiyecekler hazır üretilir oldu. Ispanak bile, pek çok sebze gibi  vakumlu poşetlerde tüketime sunuldu.</p>
<p>Sobalar ve kuzineler, önce kömürlü, sonra  petrol türevli, en sonunda doğal gazlı  ısıtma sistemleri ile değişti. Sobaların üzerinde pişen yemekleri,  koku veren portakal, elma kabuklarını  unuttu insanlar…Bir zamanlar, bahçeli bağımsız evlerde yaşarken, toplu yaşam alanlarında, bahçesiz, komşusuz  yeni yaşam biçimlerine geçiş yaptık.</p>
<p>Kitaplar, içeriklerine  ve edebi diline göre değil, “çok satanlar listesinde olup olmamasına göre “ tercih edilirken, yazarlar da, dilimizi güzel kullanmalarına göre değil,  ilahların  parlatmalarının sonucu” büyük “ sıfatını alır oldu, “büyük ödüllerin sahibi olarak…”</p>
<p>Edebiyatımızdaki başarı ölçütlerinin değişmesi ile birlikte, giderek az okuyan, hatta hiç okumayan,   güzelim Türkçemizi, uydurma  ve kısa sözcüklerle değiştirerek kendi aralarında  anlaşan, yaşamı göz ucu ile izleyen, irdelemeyen,  dünya görüşü belli  temellere dayanmadan,  gözü kapalı  otoriteye uyan, bir başka anlamda güce tapan, sadece gördüğüne bile değil, görebildiğine inanan, ak ve kara dışındaki grinin varlığını aklına bile getirmeyen, dolayısı ile  uzlaşmayan, anlaşmayan, yargılayan, hep anlaşılmayı bekleyen ama anlamaktan kaçınan, giderek insafsızlaşan   insanlar çoğaldı yaşamlarımızda. İşin kötüsü,  kendilerinin dışındaki yaşamları da kendi dar dünyalarında var olmak zorunda bıraktılar. Ve bütün bunlar birden bire olmadı.</p>
<p>“Artık kafam tıklım tıklım kalabalık<br />
Masamdaki kül tablası kadar<br />
Yani efkar</p>
<p>Ah bu akşam İstanbul gibiyim halim yok ölmeye<br />
Ah bu akşam İstanbul gibiyim doyamam sevmeye<br />
Ah bu akşam İstanbul gibiyim gelemem bekleme<br />
Ah bu akşam İstanbul gibiyim dönemem geçmişe…”</p>
<p>Şimdi  bizim dışımızda şekillenen, bizi içine çekmeye çalışan dar dünyaların dışında, olağan-olağandışı olanlara dair bildiklerimizi  sorgulamak zorunda kaldığımız çemberlerin dışında kalmaya çalışarak, geçmişten gelen birikimlerimize  sarılıyoruz ve onları da hızlıca tüketiyoruz. Ve bazen, tıpkı bu şarkıyı dinlediğim şu anda olduğu gibi, bugüne ait bir ses  bizi uzak geçmişin temiz,saf  anılarına gönderebiliyor. Üstelik, tam da günlük sıradan yaşama başlamak üzereyken… Özlem, hüzün, öfke ve her şeye karşın, inatla unutmamaya, vazgeçmemeye  bir kez daha karar vererek, benim gibi düşünenlerin hiç te az sayıda olmadığına ve bu mektubun sahiplerine ulaşabileceğine yürekten inanarak, şarkıyı internet aracılığı ile bulup tekrar dinliyorum, hem de birkaç kez…</p>
<p>“Ah bu akşam İstanbul gibiyim dönemem geçmişe…”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/">Sahibine Ulaşabilecek Mektuplar / “Ah, Bu Akşam İstanbul Gibiyim…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9949</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öz&#8217;ün İfadesi &#8211; Kendi Sesinden Şiirler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-kendi-sesinden-siirler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-kendi-sesinden-siirler/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Jul 2017 05:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10004</guid>
				<description><![CDATA[<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-kendi-sesinden-siirler/">Öz&#8217;ün İfadesi &#8211; Kendi Sesinden Şiirler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/pCu1_iptnTE?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/pYYolPXfC_Y?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-kendi-sesinden-siirler/">Öz&#8217;ün İfadesi &#8211; Kendi Sesinden Şiirler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesi-kendi-sesinden-siirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10004</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Yeşil Dergisi 106. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-106-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-106-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 19:24:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10061</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, Temmuz-Ağustos 2017 tarihli 106. Sayısıyla okurlarıyla buluşuyor. Bu sayımızla on sekizinci yılımızın ortasını da geçmiş oluyoruz. 2017’nin doğal ve toplumsal olumsuzluklarının arasından okur karşınsa edebiyatın güzelliğiyle çıkabilmek bizim için sevindirici, dileğimiz daha çok sanat ve edebiyat. 106. sayıda zengin bir içerikle okur karşısındayız. Bir önceki sayının öykü eksikliğini bu sayıda giderdik diyebiliriz; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-106-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 106. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mavi Yeşil</strong> dergisi, Temmuz-Ağustos 2017 tarihli 106. Sayısıyla okurlarıyla buluşuyor. Bu sayımızla on sekizinci yılımızın ortasını da geçmiş oluyoruz. 2017’nin doğal ve toplumsal olumsuzluklarının arasından okur karşınsa edebiyatın güzelliğiyle çıkabilmek bizim için sevindirici, dileğimiz daha çok sanat ve edebiyat. 106. sayıda zengin bir içerikle okur karşısındayız. Bir önceki sayının öykü eksikliğini bu sayıda giderdik diyebiliriz; ilk kez yazanlarla öncekiler zenginleştirdi bu sayıyı. Halil Yörükoğlu, Kemal Çavuş, İbrahim Halil Çelik, Ahmet Can Demir, Mücahide Sert, Emel Topkaya, Tayfun Ak ve Serhat Öncü, bu sayının öykücüleri. 106. Sayı, Hilmi Haşal şiiri ile açılıyor. Emre Doğan, Ertan Alp, Ahmet Özdemir, Hasan Ildız, Hüseyin Çatal ve Yemliha Mutlu, diğer şairler. Pınar Doğu, İsmail Özalp ve Ömer Eski, yazılarıyla dergide. Büşra Biçer, sinema yazılarını “Hanım” filmi ile sürdürüyor.  Mesut Kaplan ve Mehmet Nur Karakeçi, roman incelemeleriyle dergiye ayrı bir zenginlik kazandırdılar. Özkan Satılmış, yayımlanışı bir hayli eski ancak şiir adına sözü oldukça yeni olan bir yazıyı taşıdı dergiye.</p>
<p><strong><em>bilgi@maviyesildergisi.com</em></strong></p>
<p><strong>106.sayının içindekiler:</strong></p>
<p>Kelebek Sabahı &#8211; Hilmi Haşal &#8211; 2</p>
<p>Halit Refiğ’in Hanım Filmine Panoramik Bir Bakış &#8211; Büşra Biçer – 3</p>
<p>Roniya &#8211; Emre Doğan &#8211; 5</p>
<p>Kısa Yol. zip &#8211; Ertan Alp &#8211; 6</p>
<p>“Nisan Yağmuru” Romanında Kendini Arayış &#8211; Mehmet Nur Karakeçi &#8211; 7</p>
<p>Karbon Testinde Göçük &#8211; Ahmet Özdemir – 10</p>
<p>“Ötken Künler”de Türkistan Halkının Toplumsal Sorunları &#8211; Mesut Kaplan – 11</p>
<p>Ateş Günü &#8211; Hasan Ildız &#8211; 15</p>
<p>Belki Bir Elveda Belki Bir Merhaba &#8211; Pınar Doğu &#8211; 16</p>
<p>Kuş Yeniği Üzümler &#8211; Hüseyin Çatal &#8211; 17</p>
<p>Kızıl Elma &#8211; Ömer Eski &#8211; 18</p>
<p>Mutsuz İnsan Yoktur Az Aristo Vardır &#8211; İsmail Özalp – 19</p>
<p>Karartı &#8211; Yemliha Mutlu &#8211; 20</p>
<p>Ben, Haluk &#8211; Halil Yörükoğlu – 21</p>
<p>Amcamın Otelleri &#8211; Kemal Çavuş – 22</p>
<p>Dalgınlık &#8211; İbrahim Halil Çelik – 23</p>
<p>Sarı Şapkalı Adam &#8211; Ahmet Can Demir – 24</p>
<p>Yürek Sürgünü &#8211; Mücahide Sert &#8211; 26</p>
<p>Fabrika Kızı &#8211; Emel Topkaya &#8211; 27</p>
<p>Ne Desem &#8211; Tayfun Ak – 28</p>
<p>Yol &#8211; Serhat Öncü &#8211; 30</p>
<p>Eskimemiş Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 32</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-106-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 106. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-106-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10061</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Toprağın Altından Mektup / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10010</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Canlı Daha da sıcak olacak diyorlar. Şimdi de serinliyormuş gibi bir halim yok. Zira toprağın altında hava alan tek yer solucan delikleri. Bilirsin solucanları. Onlar küçük ve can sıkıcı yaratıklardır. Diğer yeraltı yaratıkları da sevmezmiş onları. Bunu da yeni öğrendim. Orada birbirlerini yemeleri gerekirken benim ayak parmaklarımı tercih ediyorlar. Nefret ediyorum bundan. Özellikle o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/">Toprağın Altından Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Canlı</p>
<p>Daha da sıcak olacak diyorlar. Şimdi de serinliyormuş gibi bir halim yok. Zira toprağın altında hava alan tek yer solucan delikleri. Bilirsin solucanları. Onlar küçük ve can sıkıcı yaratıklardır. Diğer yeraltı yaratıkları da sevmezmiş onları. Bunu da yeni öğrendim. Orada birbirlerini yemeleri gerekirken benim ayak parmaklarımı tercih ediyorlar. Nefret ediyorum bundan. Özellikle o çok bacaklı olanlar ziyafete başlamadan önce kıpır kıpır gezinirken. Sıkılıyorum ama en çok. Başlarda epey iyiydi hatta neredeyse huzurluydum bile diyebilirdim. Sevmediğim yaratıklar üstte kalmış burada yenileriyle tanışmıştım. Hem onlar beni her şeyime rağmen seviyorlardı. En azından ayak parmaklarımı. Gürültü ve kalabalık da yoktu doğal olarak. Korkularımı yenmek zorunda kalmamıştım. Fakat bir sorunum var. Böcekler konuşamıyor ve sanırım beni yalnızca hala biraz et sahibi olduğum için seviyorlar. Konuşacak gerçek biri bulmak çok zor buralarda. Birkaç utangaç insan girip çıkıyor yalnızca onlarla da konuşmaya yeltenecek kadar düşmedim daha. Öldüm ben sonuçta. Gururumla ve bir takım bedeller ödeyerek. Buraya da hakkımla girdim fakat yine de bazen nefes almak fena olmazdı. Ne de olsa insan olarak öldüm yanlış hatırlamıyorsam eğer. Bazı geceler haddinden fazla sessiz oluyor buralar. Bağırmak istemiyor değilim ama benim gibileri de rahatsız etmek istemem. Ne de olsa burada olmayı benden daha çok hak eden insanlar var. Saygı duymalıyım. Kovulmak da istemem doğrusu buranın sıcaklığını başka bir yerde bulabileceğimi zannetmiyorum. Kimselere söyleme ama biraz da korkuyorum. Özellikle yeni birileri geldiğinde iyice içime kapanıyorum. Yukarıya onunla birlikte gelenler onu usulca yanımıza bırakıp, öylece gidiyorlar. Onlar gidiyor, biz kalıyoruz. Biz önce biraz bağırıyoruz sonra garip bir şekilde alışıyoruz. Kimse kabullenemiyor mesela başlarda. Koskoca insanlar koskoca yerlerde olmalı diyorlar. Ama benim üstümde dolaşan böcekler onun da üstünde dolaşıyor. Bir de burada gevezeleri sevmiyorlar. En fazla birkaç gün sürmeli bu şikâyet durumu. Ben en fazla kokudan şikâyet ettim. O da bir yağmurla halloldu zaten. Minnettarım gökyüzüne. Günler geçiyor, haftalar oluyor, aylara dönüşüyor ve ben burada bile düşünmeden edemiyorum şu gökyüzünü. Çıkacağımız söylendi bize fakat ben hala bu karanlık toprak kokan yeraltı mahzenindeyim. Oda arkadaşlarımdan da günden güne nefret ediyorum. Bir süre daha burada kalırsam hayal kırıklığına uğrayacağım. Sahi neden öldüm ki ben? Küçük bir hayal kırıklığı hatırlıyorum ölümüme dair. Bir de şimşekler tabii. Onları unutmak mümkün değil. Bazen kulağıma onların müzikleri geliyor. Biliyorum onu da gökyüzü çalıyor. Çoğu zaman ufak bir gösteri izlemeye bile halim olmuyor. Hâlbuki ne kadar da özledim şöyle sürpriz finalli bir müzikali. Buradaki oyunların sonu hep belli. Hayatında sahne görmemiş adamlar oyunun sonunu buluveriyor daha en başta. Biraz sinirlerim bozulmuyor değil açıkçası. Aslına bakarsan buradaki her şey sinirlerimi bozuyor ya da burada olmak beni çileden çıkartıyor, bilmiyorum. Emin olduğum tek şey var o da daha uzun süre burada kalacak olduğum. Alışırım diye umuyorum. Hala diş değmemiş birkaç parçam daha var.</p>
<p>Sevgilerimle…</p>
<p>Öldüm Ben</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/">Toprağın Altından Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seninle Güzel / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seninle-guzel-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seninle-guzel-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 05 Jul 2017 06:07:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10006</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seninle her şey güzeldi, Adımlarımı atarken yavaş atardım. Yarın nasıl olursa olsun umursamazdım. Mutluluktan uçardım, hatta koşardım da. Çünkü sen yanımdaydın. Büyümek nedir bilmezdim. Yanında savunmasız bir çocuktum. Elimde oyun toplarımda olurdu, Pamuk şekerim de olurdu. O sıkıldığımız dünyadan kaçardık. Çocuk aklı işte sonunu düşünmezdim ki. O pencereden atla, kaç sonrası akılsızlık. Sen görmezdin yine beni, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seninle-guzel-siir/">Seninle Güzel / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seninle her şey güzeldi,<br />
Adımlarımı atarken yavaş atardım.<br />
Yarın nasıl olursa olsun umursamazdım.<br />
Mutluluktan uçardım, hatta koşardım da.<br />
Çünkü sen yanımdaydın.<br />
Büyümek nedir bilmezdim.<br />
Yanında savunmasız bir çocuktum.<br />
Elimde oyun toplarımda olurdu,<br />
Pamuk şekerim de olurdu.<br />
O sıkıldığımız dünyadan kaçardık.<br />
Çocuk aklı işte sonunu düşünmezdim ki.<br />
O pencereden atla, kaç sonrası akılsızlık.<br />
Sen görmezdin yine beni,<br />
Ama ben hep orada seninleydim.<br />
İnan bana saçma hallerim bile seninle güzeldi.<br />
Şimdi büyümek o kadar zor ki.<br />
Hesap yapmadan adım atamaz oldum.<br />
Hem de sensiz, ne kadar zor bir bilsen.<br />
Şimdi saçma hallerimi kimse bilmiyor,<br />
Koşma düşersin, uçma çünkü uçurumlar var.<br />
Pencereden de asla atlayamam,<br />
Çünkü sen yoksun.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seninle-guzel-siir/">Seninle Güzel / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seninle-guzel-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10006</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yekpare / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Jul 2017 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülhanım Kasarcı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9968</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yarı dizime kadar berrak, canım mavinin içinde ayaklarım; onlar sallandıkça su dalga dalga oluyor, suyun dalgasıyla bacaklarımdaki kıllar bir ileri bir geri gidip geliyor.. Arka fonda lıkır lıkır bir ses, buna bayılıyorum.Tüm gün bu hareketi yapabilirim.Yada baş aşşağı denize eğilip parmağımla yazı yazarım suya, silerim. Biçilmiş mesai saatim yokki benim. Sahi kim bulmuştu onu? İnsafı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/">Yekpare / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yarı dizime kadar berrak, canım mavinin içinde ayaklarım; onlar sallandıkça su dalga dalga oluyor, suyun dalgasıyla bacaklarımdaki kıllar bir ileri bir geri gidip geliyor..</p>
<p>Arka fonda lıkır lıkır bir ses, buna bayılıyorum.Tüm gün bu hareketi yapabilirim.Yada baş aşşağı denize eğilip parmağımla yazı yazarım suya, silerim. Biçilmiş mesai saatim yokki benim. Sahi kim bulmuştu onu? İnsafı yokmuş.</p>
<p>Bu rituelin birde ikinci kısmı var; ıslak ayaklarla boncuk beyaz kuma basmak.Ayak parmaklarımı olduğundan üç kilo fazla gösteren bu hal; parmaklarımı senkronize birşekilde oynatmamla birlikte yavaş yavaş yok oluyor.Yok, hayır, kösele ayakkabılarımı hiç özlemedim.Yazdan yaz’a senede onbeş gün biçilmiş tatillerde giyilen, bir çifti bir emekli maaşıyla yarışan sandaletler mi? Üstü kalsın.</p>
<p>Burada, kocaman kayaların arasında bu canım mavi deniz’e nazır bembayaz minik kumsalımda hiç hadilerimiz yok bizim. Biz mi? Ben, eski moda takam yılıbık ve morminoz hanım.</p>
<p>Takam yılıbık: çoğunluka kumsalda bağlı kendisi ve bu sebepten alt yüzeyinde oluşan yılış yılış yosunlardan sebep ismine layık bir emektar.</p>
<p>Günaydın morminoz ! Şşş fazla yaklaşmaya gelmez sokuverir vallahi. Bu koy’un tebelleşi morminoz, kendisi afilli bir yengeç hanımdır.Genellikle öğlene doğru görünür. Günaydın dediğime bakmayın siz çalar saat yokki burda onuda biz bulduk haberleri yok daha.</p>
<p>Akşama buğlama lüfer. Siz bilmessiniz semt pazarcıları! Yediniz de ondan.Yavrusunu diyorum yavrusunu çinekop, sarıkanat bildin mi? Hiç büyüyemedi lüfer olarak tanışamadınız bir türlü. Yok, yok o içi şişmiş keke benzeyen, kıymaya hasret hamburgerlerinizide özlemedim.</p>
<p>Bizim burda kuytuda pek yeşil yok  doğası gereği kayalık, açıklarda, kıyılarda doyar gözün yeşile. Sahi sizin oralarda da  pek kalmadı değil mi? Hiç sorma asma köprülerinizi de özlemedim.</p>
<p>Uzanırsın kumsala, bir sıcaklık kaplar içini,güneş senin için ısıtmıştır döşeğini; yatarsın üstüne bir güzel besler tenini&#8230;Yok yerden ısıtmalı, geniş tabutlarınızla kıyaslanamaz tabiki konforu.</p>
<p>Ben şimdilerine göre bir tarzan, basit hayat insanı.Doğa ile teknoloji savaşı.Yeşilin yerini grinin alışı. Kime konuşuyorum ben morminoz hanım? Dikti kulakları.</p>
<p>Dilimde bir operet şarkı karşı kıyıya doğru;</p>
<p>Şişlide bir apartman yoksa eğer halin yaman</p>
<p>Nikel kübik mobilyalar duvarda yağlı boyalar</p>
<p>İki tane otomobil, biri açık biri değil</p>
<p>Aşçı, uşak, hizmetçiler..dolu mutfak, dolu kiler</p>
<p>Hey! Lüküs hayat! Lüküs hayat bak keyfine yan gelde yat!</p>
<p>Aa Hasan zamanından önce geliyor. Kafayı yedim mi diye kontrole gelir beni, yerimi bilen tek dostum. Ee tabi birde tedarikçim.</p>
<ul>
<li>Hey ! Yanaştır yanaştır modern köle, giderek çoğalıyor ziyaretlerin.</li>
<li>Yok be abi resmi tatil şu bu derken kaçtım işte bende, ne yazıyorsun öyle?</li>
<li>Manifestomu yazıyorum.</li>
<li>Anladımda dostum, fazla uzatmıyormusun bu meseleyi artık?</li>
<li>Uzatıyorum Hasan, ömrü uzatıyorum. Sana bir hikaye anlatayım mı?</li>
<li>Anlat abi, hikayeleri dinlemeden geçit yok Yılıbık’a zaten.</li>
</ul>
<p>Adamın biri, bir Balıkçı, sahil köyünde öğlene kadar balık tutar, tuttuğu balıkları pazara götürür, günün geri kalanında yüzer, güneşlenir, bahçesiyle ilgilenir, çocukları ve ailesiyle vakit geçirirmiş.</p>
<p>Birgün iskeleye bir yat yanaşmış;balıkçının taze balıklarından satın almak istemiş, gide gele tanış olmuşlar yatın sahibi beyaz adam, iş adamı ve çok zengin biriymiş. Tatili boyunca ahbaplık etmek istemiş balıkçıyla.Beyaz adam birgün sormuş balıkçıya;</p>
<ul>
<li>Balıkların çok güzel sen bu işten anlıyorsun, neden bu işi daha çok büyütmüyorsun?</li>
<li>Nasıl olacak?</li>
<li>Daha büyük bir tekne alırsın, daha çok balık tutarsın, ekibini kurar ve taze balığı dört bir yana ulaştırırsın.</li>
<li>Sonra?</li>
<li>Sonrası belli; daha çok para kazanır, şehirde ev alır mülk sahibi olursun. Bu borcunu da kazandıklarınla ödersin.</li>
<li>Tüm bunlar ne için peki?</li>
<li>Yaşlandığında karınla, çocuklarınla çalışmadan daha çok vakit geçirebilmen, kimseye bağlı kalmadan rahatça yaşabilmen, yazlık bir yerde bahçenle ,evinle huzurla ilgilenebilmen için.</li>
<li>Balıkçı gülmüş bu inanmış gözlerle kendine öğüt veren yabancıya.Ve sonra fısıldamış kulağına ‘‘Hayalini zaten yaşıyorum. Sadece biraz daha süslemek için ömürle ödemeye hiç niyetim yok.’’</li>
</ul>
<p>Balıkçının takasından çıkan ritmik ses de düşüncelere dalmış beyaz adam.</p>
<p>Hadi atla bakalım Hasan Bey yılıbık’a tanıştırayım seni taze lüfer var.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/">Yekpare / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9968</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yıllar Sonra / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 02 Jul 2017 05:19:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9897</guid>
				<description><![CDATA[<p>Valla Erkan abi Yağmur başkaydı be, bir başka sevmiştim onu. Lisedeydik o zamanlar Yağmur lisenin en havalı kızıydı bir saçları vardı abi görsen denizin dalgalarıyla başa baş kapışırdı hani o derece. Abartmıyorum. Bende de boy 1.80 karizma o biçim yani. Altımda pederin 98 model Mercedes okula öyle gidiyor geliyorum. Derslerden kaçmak için; tiyatro grubu, edebiyat [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/">Yıllar Sonra / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Valla Erkan abi Yağmur başkaydı be, bir başka sevmiştim onu. Lisedeydik o zamanlar Yağmur lisenin en havalı kızıydı bir saçları vardı abi görsen denizin dalgalarıyla başa baş kapışırdı hani o derece. Abartmıyorum. Bende de boy 1.80 karizma o biçim yani. Altımda pederin 98 model Mercedes okula öyle gidiyor geliyorum. Derslerden kaçmak için; tiyatro grubu, edebiyat kulübü ne varsa gidiyor her yolu deniyordum. Bir gün edebiyat hocası çağırdı yanına ‘Akif şiir dinletisi proğramı var seni de görmek istiyoruz hani sen gelmezsin ama yine söyleyeyim ben, okul çıkışları birer saat prova var kafan estikçe gel yinede sen.Tek isteğim bir şiir bulman sevdiğin bir şiir olsun bu’dedi. Ertesi gün Can YÜCEL’in ’Bağlanmıyacaksın’adlı şiiri ile gittim hocanın yanına hocada şaşırdı. Bilmiyor ki benim edebiyat aşığı biri olduğumu. Hocanın dediği gibi yaptım okul çıkışı bir gün kafam esti ‘Yapacak bir şey yok şiir provasına gideyim bari’dedim. Provalarda bizim okulun konferans salonunda yapılıyor.Tam giricem içeriye biri şiir okuyordu. ‘sizin hiç babanız öldü mü?’ diye. Ama ne ses o an bir başka oldum içeriye nasıl girdiğimi koltuğa nasıl oturduğumu,o prova hangi ara bitti. Hatırlamıyorum. İşte o kız Yağmurdu abi. Öyle başlamıştı bizimki. Sonra yıllar geçti bir gün bizim Datça&#8217;lıyla bir elimde çay diğer elimde sigara sohbet ediyoruz…Baktım köşeden ufak bir kadın geliyor, tanımadım tabii.Yıllar geçmiş üzerinden…Ama yakınlaşmaya başladıkça bir şeyler değişiyordu vücut kimyamda…Sonradan tanıdım. ‘O’ydu, bir ona baktım bir kendime sonrasında ‘Değişen neydi?’ dedim kendi kendime… ‘O’ da tanıdı beni, o şirin dudaklarının altından tebessüm etti giderek. Dönüp bakamadım arkasından tekrar severim diye ama bunu düşünürken anladığımda buydu zaten…Tekrar sevmiştim Erkan abi, Askerdeyken öğrendim evlenmiş bizimkisi bense hala asla limanın yakınımda olmadığını bildiğim ıssız bir denizde liman arayıp duruyorum. Bu biraz samanlıkta iğne aramaya da benzeyebiliyor. Yalnızlıkla ilgili bir problemim de yok aslında ama yanımda beni iyi hissettirecek bir kadın olsun isterdim tabiki. Yıllar geçti erkan abi…Mahallemizin şirin Hayriye teyzesi öldü, ben baba evine taşındım, güzel bir hastanede beslenme uzmanlığına başladım, evlenmedim, hiç düşünmedim de…İki şeyden vazgeçemedim bir ‘O’,diğeri yazmak. Yazmak benim için muhazzam bir şeydi. Unutmanın bir yolu da  yazmaktır belki de, her şeyi kabullendim de ben askerdeyken evlenmesini kabullenemedim yediremedim kendime, her düştüğünde kaldırmak isterken elimi uzattığımda o çoktan elini bana doğru uzatıyordu oysa ki…Mesafeler girince araya elimiz kısa kaldı sanırım bilmiyorum abi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/">Yıllar Sonra / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9897</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Yalnızlık Senfonisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 02 Jul 2017 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9943</guid>
				<description><![CDATA[<p>“YALNIZLIK SENFONİSİ” “ONLAR YANLIŞ BİLİYOR” “GEÇTİ, GEÇTİ YILLAR… GÖNÜLLERDE KALAN, HATIRALARLA ŞARKILAR…” Dostlarla buluşma öncesinde, zaman geçirmek için girdiğim  müzik dükkanında rastladım size. Sevinçli değil, aksine huzursuz bir telaş içindeydiniz. Sesiniz çok tedirgin, elleriniz beceriksiz, büyük kutudaki cd ya da kasetleri yerleştirmeye çalışan dükkan sahibine yardım etmeye çabalıyordunuz. Sonunda pes eden satıcı;” Sakin olun lütfen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Yalnızlık Senfonisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“YALNIZLIK SENFONİSİ”<br />
“ONLAR YANLIŞ BİLİYOR”<br />
“GEÇTİ, GEÇTİ YILLAR… GÖNÜLLERDE KALAN, HATIRALARLA ŞARKILAR…”</p>
<p>Dostlarla buluşma öncesinde, zaman geçirmek için girdiğim  müzik dükkanında rastladım size. Sevinçli değil, aksine huzursuz bir telaş içindeydiniz. Sesiniz çok tedirgin, elleriniz beceriksiz, büyük kutudaki cd ya da kasetleri yerleştirmeye çalışan dükkan sahibine yardım etmeye çabalıyordunuz. Sonunda pes eden satıcı;” Sakin olun lütfen “ dedi” bırakın ben yapayım” . Sesinizdeki tedirgin hava, bedeninizden yayılan telaş, beni yüzünüze bakmaktan alıkoydu. Sizi fark etmemiş gibi yapıp, 45’lik plak çekmecelerinin içinde kaybolmayı yeğledim. Uzunçalarların bulunduğu dar koridorda, tam orta yerde bırakılmış, büyük pazar arabasının içine konan kutu ile çıktığınız dükkana, on dakika sonra geri döndünüz. Satıcıya tutuk, kısa sözcüklerle: “O-ootuz beş li-lira demiştiniz, değil mi e-efendim?” dediniz. “Ben kutudakileri s-ssiize sat-satmaya karar verdim.” O zaman anladım, kutuda her ne varsa biraz daha fazla bir bedele satmak için, pasajdaki diğer müzik satıcılarına da gösterip fiyat alarak geri döndüğünüzü. Otuz beş liranızı kasadan çıkaran satıcıya : ” B-beş lirası bo-zuk olabilirse, minnettar olurum efendim” dediniz. Siz paranızı cüzdanınıza yerleştirirken, satıcı : “Uzun zamandır görmüyordum sizi” dedi. “A-aanneciğim vefat edeli beş yıl oldu. Eskisi kadar çıkmıyorum dışarıya.” Sonra birden, “Be-e-nim h-hiçç kimsem yokk” dediniz “Kardeşim yok, akrabam yok, hiç arkadaşım yok. Hi-içç evlenmedim de. Bu işler kı-ısmet işi. Evlen-ebill-seydimm iyiydi, ha-ala da kurtuluşum olur diye düşünüyorum. A-ama dediğim gibi, k-kısmet” dediniz. Kırgın, yalnız sesinizdeki belli belirsiz ümit, havada asılı kaldı, duydum. Satıcı: “ Evlenmek istiyorsanız, evden dışarı çıkmalısınız” dedi.” Evde oturursanız, kısmet gelip sizi bulmaz ki. Çıkın dışarı, sosyalleşin .” İçimden; “dışarı çıkmak, her şeyden önce para ister. Yalnızlığa bile alışamamış insan için, insanların arasına karışmak ta cesaret gerektirir “ diye geçirdim. Dışlanma olasılığınız büyük gibi göründü gözüme, sizin adınıza ürktüm bu düşünceden.</p>
<p>“yalnızlığın kadarsın<br />
yalnızlığın mis kokmalı<br />
yalnızlık dediğin büyük bir zindan<br />
dünyanın en kalabalık zindanı<br />
dinden imandan çıkarır<br />
ama öyle bir adam eder ki insanı.“</p>
<p>demiş Bedri Rahmi, ama sizin yalnızlığınız, sanki imdat çığlığıydı ve hiç te mis gibi kokmuyordu. O şarkıdaki gibi, “onlar yanlış biliyordu” işte. Yalnızlığı kaldırabilmek, bir başınalığı severek, iç dünyanın renklerini gökkuşağına dönüştürebilmek, ruha göre değişir.Kimi insan, yalnız olmayı seçer, canı istediğinde bir eşlikçiyi kabul eder. Bu bir başka yalnız ruh olabilir veya sanattır eşlikçisi ya da şarkıdaki gibi” sarıldığı kadehlerdir.” . Bazen, olduğu gibi var olmayı, veya yok olmayı da seçebilir. Sizin yalnızlığınızda, az da olsa ümit vardı . O ümit, “Uçan kuşlara, martılara eşlik edebilir miydi, veya yeşil tatlı bir baharda, gülen bir sevdalı girebilir miydi yaşamınıza?” Kim bilir…<br />
Plak çekmecelerinden başımı kaldırmadım siz konuşurken. Ama sesleri dikkatle dinledim. Özellikle ,satıcının sesini. Size, kısmetinizin çıkması için sosyalleşmenizi öğütlediği ses tonunda en küçük bir alay sezseydim, çekmeceyi itip dükkandan çıkmaya hazırdım. Ama ses çok ciddiydi neyse ki. “Yine size getireceğim bunlardan” dediniz.” Çok var daha elimde” Satıcı, siz çıkarken kapıyı açtı ve kapattı ardınızdan. Görünmez olmayı seçtiğim köşeden başımı kaldırdım, özellikle baktım satıcının gözlerine. Hayır, yine en küçük bir hafifseme yoktu. Aksine, belli belirsiz bir acı geçti, gördüm..” Dediğinden de yalnız olmalı” dedim.” En özel çözümünü, belki de özlemini sizinle paylaşabildiğine göre.” Satıcı başını salladı:” Annesini de, bu hanımı da uzun yıllar öncesinden tanırım “ dedi. “ Birlikte gelirlerdi buraya.”</p>
<p>Size benzer bir anne –kız tanımıştım ben çocukluğumda. Ben küçüktüm, onlar kocamandı. Dedemlerin eski komşuları oldukları ve eskiden çok varlıklı bir aileye üye oldukları anlatılmıştı. Yaşı geçkin kız, diğerine “abla “ derdi. Çok sonradan, kızın sonu hüzün ve yalnızlıkla biten bir aşkın, evlilik dışı ürünü olduğunu öğrenecektim. Anne, kızının genç ve güzelken evlenmesine karşı çıkmıştı : “Sen evlenirsen, bana yaşlanınca kim bakar?” Bunu açıkça dile getirmekten de hiç çekinmemişti. O, sözde şen şakrak, özde çileli ömrünü tamamladı çoktan. Ama kızı, şimdilerinde seksen beşine varmış olmalı. Son yirmi yılda tanıdığı bir ailenin emektarı. Sizin öykünüzdeki anne, belki de aynı düşüncede olmamıştır.Belki de biricik prensesine talip olacak “doktorların, mühendislerin” gelip kapınızı çalmasını beklerken geçmiştir yıllar. “Gönüllerde kalan, hatıralarla şarkılar “ size. Nitekim, belki de o yılların, ümitlerinizin tanığı şarkıları satıyorsunuz şimdi.<br />
Üç plak seçtim, bedelini ödedim ve çıktım “gölgesi ağırlaşan dükkandan” .</p>
<p>Aklıma O şiir takıldı, babamın sevgili arkadaşı –nur içinde uyusun-Ahmet Necdet amcadan :<br />
En sevdiğim şiirlerden. Yalnız yaşamış, kendini ifade edememiş, sevgilere çiçekler açtırabilecekken, köşeciğinde, sadece kedisinin sıcaklığı ile avunarak ölmüş, tanıdığımız, tanıyamadığımız bütün &#8220;Zekavet&#8217;ler&#8221; için&#8230;</p>
<p>ZEKAVET HANIMA GAZEL</p>
<p>Kimdi / neyin nesiydi / geriye nesi kaldı?<br />
Hiçkimse&#8217;nin gülüydü / ki hiçkimse&#8217;si kaldı.<br />
Geçen yazla birlikte uçup gitmişti kuşlar,<br />
Sonbahara dökülen o yorgun sesi kaldı.<br />
Sevmiş miydi / umulur / ama hiç sevilmedi.<br />
Yüzünde bir kırgın&#8217;ın acı gamzesi kaldı.<br />
Kediler taht kurmuştu eprimiş yüreğine,<br />
Balkonda sardunyası ve mor lâlesi kaldı.<br />
Şimdi morgdan sarkıyor O&#8217;nun sevecen eli.<br />
Hepsinin üzerinde, sıcak nefesi kaldı.(Ahmet Necdet)</p>
<p>Gerçek adınızı bilmiyorum, Ümit olsun, Neşe olsun ama sakın Zekavet olmasın. O cılız gibi görünen ümide tutunun lütfen. Sizi o bağlayacaksa yaşama, belki de hiç rastlamayacağınız beyaz atlı kısmetinizi düşleyin. Düşlemekten vazgeçmeyin. İnsandan önce hayalleri ölür çünkü. Sakın vazgeçmeyin. Sakın…<br />
“Anladım, sonu yok yalnızlığın.<br />
Her gün çoğalacak.<br />
Her zaman böyle miydi? Bilmiyorum&#8230;<br />
Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak.<br />
Alışır her insan alışır zamanla,<br />
Kırılıp incinmeye.<br />
Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp,<br />
Yeniden ayağa kalkmak…”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Yalnızlık Senfonisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9943</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırılmak, Benim İçin Saçlarının Ucu / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirilmak-benim-icin-saclarinin-ucu-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirilmak-benim-icin-saclarinin-ucu-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 01 Jul 2017 05:11:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cihat Canlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9904</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalk desem sana haydi hazırlan Buralar soğuk desem mevsim olsa da Haziran Duydun mu desem kader de gayrete hayran Bilir misin güneş tam tepemdeyken geldin, işte o an durdu zaman Anlat desem ey koca şehir Benim gördüğüm bir çok ışık bir o kadar sessiz, en çok da sensizlik içinde kahır Anlamı yok sevginin kavramı da, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirilmak-benim-icin-saclarinin-ucu-siir/">Kırılmak, Benim İçin Saçlarının Ucu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalk desem sana haydi hazırlan<br />
Buralar soğuk desem mevsim olsa da Haziran<br />
Duydun mu desem kader de gayrete hayran<br />
Bilir misin güneş tam tepemdeyken geldin, işte o an durdu zaman<br />
Anlat desem ey koca şehir<br />
Benim gördüğüm bir çok ışık bir o kadar sessiz, en çok da sensizlik içinde kahır<br />
Anlamı yok sevginin kavramı da, bu yürek seninle haşır<br />
Düzlükte bile yorulur insan oysa senin yolların hep bana bayır<br />
Kırılmak, benim için saçlarının ucu<br />
Kalbim atıyorsa bu aşkımın gurura karşı olan gücü<br />
Kim heveslik uğruna alıyorsa bazı şeyleri o onların öcü<br />
Bir yerlerde arama mutluluğu, o güzel yüzünün burcu<br />
Aklında kalmadı belki ne giydim ne buyurdum<br />
Sadece bir kırmızı gül, pembe kazağına ben uydurdum<br />
O gül kurudu belki ama çeperi kaldığı kadar gülüşünü duydum<br />
Köküne yaprak olacak kadar bir ömürü seninle kurdum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirilmak-benim-icin-saclarinin-ucu-siir/">Kırılmak, Benim İçin Saçlarının Ucu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirilmak-benim-icin-saclarinin-ucu-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9904</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri– 14 / Sevdalı Balığın Vedası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Jun 2017 05:49:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9928</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merdivenlerden telaşla çıkmadı, yetişmesi gereken hiçbir yer yoktu&#8230; Zaten o kadar çok şeyi kaçırmıştı ki hayatta, telaş etmesi gerekmiyordu artık… Yavaş yavaş, her basamağın hakkını vererek, sanki her basamakta kaybettiklerini yeniden eriterek çıktı, birer birer&#8230; Yürüdü sonra Sahaflara doğru. Yüzündeki hüzne olgun bir gülümseme yerleştirip, elindeki plastik şişeden suyunu içti. Yudum yudum son suyunu içer [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/">Çınaraltı Öyküleri– 14 / Sevdalı Balığın Vedası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merdivenlerden telaşla çıkmadı, yetişmesi gereken hiçbir yer yoktu&#8230; Zaten o kadar çok şeyi kaçırmıştı ki hayatta, telaş etmesi gerekmiyordu artık… Yavaş yavaş, her basamağın hakkını vererek, sanki her basamakta kaybettiklerini yeniden eriterek çıktı, birer birer&#8230; Yürüdü sonra Sahaflara doğru. Yüzündeki hüzne olgun bir gülümseme yerleştirip, elindeki plastik şişeden suyunu içti. Yudum yudum son suyunu içer gibi, her damlayı son kez tadar gibi, kaçırdıklarını yakalamak istercesine, dilinde tadını hissederek yuttu her birini… Başını kaldırdığında kalabalığın üzerine doğru geldiğini görerek kenara çekildi. Bir anlam veremedi bu telaşa, nereye koşuyorlardı ki ne arıyorlardı bu heyecanla? Aklına geldi sonra, çok değil birkaç yıl önce aynı merdivenleri tırmanmış, tıpkı bu insanlar gibi koşturarak yürümüştü aynı yolda. ‘Umudum vardı o zaman’ diye geçirdi içinden. ‘Belki bu kalabalığın umudu vardır hâlâ yaşamak için beklentileri, sevinçleri vardır bir yerlere gizlenmiş. Benim yok mu?’ dedi sonra. Yanıtını veremedi kendine… Sustu iç sesi bir süre&#8230;</p>
<p>Ne aradığını bilmiyordu sahi, ‘bir düşün peşinde bir ömrü heba ettim galiba’ dedi kendi kendine. Oysa yüreği ne derse onu yapmıştı hep. Aklına ket vurup, vesveselerin sesini susturup, içinden geldiğince yaşamıştı, kırkına ne kalmıştı ki şunun şurasında… ‘Beni ben yapan bu değil mi?’ dedi. Ele avuca gelmezdi asla, kimse onu hapsedemezdi; kendinden başka… Aşk bir hapishane olamazdı, aşk özgürlüğün ta kendisi değil miydi yoksa?</p>
<p>Elinde tuttuğu kitaba bir kez daha baktı. Tesadüf olamazdı, bu kitap, bu sahaf, içinden çıkan mektup… Sırrı çözmek için buradaydı. Ne soracağını bilmeden, neyi aradığını düşünmeden ayakları onu getirmişti işte. Aradığı sahaf dükkânını buldu. Kapısı açıktı. Hiç değişmemişti, içindeki kitaplar azalmıştı yalnızca, küçük masa ortaya çıkmış gibiydi, dar koridor geniş gözüktü ona bu sefer. Yine kimse yoktu içerde… Seslense sesini duyan çıkar mıydı bilemedi?</p>
<ul>
<li>Kimse yok mu? Diye ünledi yüksekçe…</li>
<li>Kimi aradınız? Dedi yaşlıca gözlüklü biri, kapının dışında. Sesinin o kadar yüksek çıkmasına kendi bile şaşırmıştı.</li>
<li>Buranın sahibini dedi.</li>
<li>Benim dedi adam.</li>
</ul>
<p>Emin olamadı, nedense daha farklı hatırlıyordu yaşlı sahafı. Bu yüzü tanıyordu sanki. Adam kamburdu ve yüzü yere dönüktü… Ama sesi?</p>
<ul>
<li>Kitap mı bakacak tınız?</li>
<li>Hayır dedi, elindeki kitabı göstererek bilgi alacaktım.</li>
<li>Nasıl yardımcı olabilirim size?</li>
<li>Birkaç sene önce sahibi siz miydiniz?</li>
<li>Hayır, ben devir alalı çok olmadı 7-8 ay falan.</li>
<li>Sahibine nasıl ulaşırım peki?</li>
<li>Ulaşamazsınız, kendisi Karaca Ahmet Mezarlığında yatıyor.</li>
</ul>
<p>İşte bunu hiç beklemiyordu. İçi burkuldu. ‘Bütün sorularımın yanıtlarıyla birlikte’ dedi kendi kendine… Ağlamak istemiyordu. Elindeki kitaba baktı. Artık hiçbir anlamı yoktu.</p>
<ul>
<li>Bunu alın, dedi uzattı adama sertçe. Kime isterseniz ona satın ya da en iyisi mi atın, yakın ne yaparsanız yapın…</li>
<li>Oturmaz mısınız? Size sade bir kahve söyleyeyim.</li>
<li>Kahveyi sade içtiğimi nerden biliyorsunuz?</li>
<li>Ben kahveleri söyleyeyim, siz şu taburede istirahat buyurun…</li>
</ul>
<p>Sır içinde sır mı vardı? Ne olup bitiyordu. Oysa buraya gelirken neler düşünmüştü. Yaşlı sahaftan kitabın ve içindeki mektubun gizemini öğrenecekti. Sanki onun için hazırlanmış bir senaryonun parçası oynanıyordu ve kendisi tüm masum bilmezliğiyle bu oyunun bir parçası olarak yeri geldiğinde, repliklerini söylüyordu.</p>
<ul>
<li>Kahveler birazdan gelir. Şimdi sorularınızı alabilir miyim?</li>
</ul>
<p>Yaşlı sahafın sandalyesine geçip oturmuştu adam. Yüzüne hiç bakmıyordu. Sesi çatlak ve boğuk çıkıyordu. ‘Allah’ım ben nereden tanıyorum bunu?’</p>
<ul>
<li>Birkaç yıl önce bu kitabı edinmiştim kendinden, ama içinden bana ait olabileceğini düşündüğüm bir mektup çıktı. Ayrıca, çocukluğumda bana hediye edilmiş bir kitaptı. Ama onu kaybetmiştim… Sonra…</li>
<li>Sonra kitap gelip sizi buldu öyle mi? Ve şimdi siz de bu nasıl olur diye soruyorsunuz? Çok kolay hanımefendi. Evrenin yasasıdır bu, size ait olan döner dolaşır gelir sizi bulur, ha tam zamanında ha biraz geç… Ne önemi var. Zaman görece değil mi nasılsa? Siz size ait olana kavuşmuşsunuz ya sonunda, bununla mutlu olmayı bilmeniz gerekirdi…</li>
<li>Ama artık istemiyorum ki ben. Bunun bana ait olmasını istemiyorum. Ben yaşamayı seçmek istiyorum. Bana bir iyilik yapın ve bu kitabı benden alın lütfen…</li>
</ul>
<p>Kitabı masanın üzerine bırakıp bir hışımla çıkıp gitti kadın…</p>
<p><figure id="attachment_9939" aria-describedby="caption-attachment-9939" style="width: 540px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg"><img class="size-full wp-image-9939" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=540%2C351" alt="Başka türlü yaşamak mümkün mü?" width="540" height="351" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9939" class="wp-caption-text">Başka türlü yaşamak mümkün mü?</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>Ama kahveler, diye ardından bağırdığını işitmemişti adamın.</li>
</ul>
<p>Masanın üzerindeki kitabı aldı adam. Açtı, ilk sayfasındaki yazı neredeyse silinmek üzereydi.</p>
<p><strong>“Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazan.</strong></p>
<p>Kahveler geldi. Kahveciye parasını uzattı adam.</p>
<ul>
<li>İkisini de ben içeceğim bırak masaya dedi. Kahveci afallayarak çıktı dükkândan.</li>
</ul>
<p>Kitabın sayfalarını karıştırdı, ilk baskısıydı, kokusunu içine çekti… Sararmış sayfalarında küçük notlar alınmıştı.</p>
<p>Son sayfaya geldiğinde, kırmızı kalemle yazılmış şu şiiri buldu.</p>
<p>A<em>şkı aradım senin nefesinde,</em></p>
<p><em>Kokunda saklanır sandım da,</em></p>
<p><em>İçime çektim yokluğunun her saniyesinde…</em></p>
<p><em>Ne sen sendin kendince,</em></p>
<p><em>Ne de ben bendim.</em></p>
<p><em>Bir mananın bütünlüğünde aşkı aradık biz sessizce,</em></p>
<p><em>Oysa aşk bize koşarken,</em></p>
<p><em>Biz kaçtık ondan ölesiye.</em></p>
<p><em>Şimdi mana ne sen de saklı,</em></p>
<p><em>Ne benim hüzün dolu gözlerimde.</em></p>
<p><strong><em>Sen benim için aşkın manasını giydirdiğim bir surettin sadece… </em></strong></p>
<p>Evrenin yasası bir kez daha yerini bulmuştu, ait olan ait olduğuna sonunda kavuşmuştu.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>SON</strong></p>
<p><figure id="attachment_9930" aria-describedby="caption-attachment-9930" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg"><img class="size-full wp-image-9930" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg?resize=300%2C440" alt="Küçük Kara Balık/ İlk Baskısı" width="300" height="440" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg?resize=205%2C300&amp;ssl=1 205w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9930" class="wp-caption-text">Küçük Kara Balık/ İlk Baskısı</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/">Çınaraltı Öyküleri– 14 / Sevdalı Balığın Vedası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9928</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kokuların Hikâyesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Jun 2017 07:35:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Kantarcı Çulha]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9833</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her koku kendine ait bir anlam taşır. Bu kimi zaman eşyalardan, kimi zaman insanlardan, bazen de mevsimlerden hissedilir. Belki bilinçaltına atılan hatıralar, izlediğiniz şehrin kokusu, çocukluğunuzdan gelen bisküvi kokusu, sandık kokusu, belki de hayatınız boyunca özlem duyduğunuz bir tat&#8230; Ben hala dedemin bakkalındaki şekerlerin kokusunu hiçbir şeker ve bisküvide de yakalayamadım. Gerçekten kokular yıllara mı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/">Kokuların Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 14.0pt;">Her koku kendine ait bir anlam taşır. Bu kimi zaman eşyalardan, kimi zaman insanlardan, bazen de mevsimlerden hissedilir. Belki bilinçaltına atılan hatıralar, izlediğiniz şehrin kokusu, çocukluğunuzdan gelen bisküvi kokusu, sandık kokusu, belki de hayatınız boyunca özlem duyduğunuz bir tat&#8230; Ben hala dedemin bakkalındaki şekerlerin kokusunu hiçbir şeker ve bisküvide de yakalayamadım. Gerçekten kokular yıllara mı özgüdür ya da anılarla bütün müdür düşünürüm zaman zaman. Canınız bir anda bir şey ister ya hani. İşte özlenen koku da tam olarak odur aslında.</span></p>
<p><figure id="attachment_9834" aria-describedby="caption-attachment-9834" style="width: 416px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/koku.jpg"><img class=" wp-image-9834" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/koku.jpg?resize=416%2C277" alt="Kokuların Hikayesi" width="416" height="277" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/koku.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/koku.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 416px) 100vw, 416px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9834" class="wp-caption-text">Kokuların Hikayesi</figcaption></figure></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.5pt;"> </span><b><span style="font-size: 14.0pt;">Hatıraların rengi gün sarısına döndüğü vakitte geldi o koku. Bilemezsiniz. Hissettiğiniz koku biranda hikâyenizi getirir ya da hikâyeniz oluverir. Yaprağın düşme mevsimi gelmiştir. Başka düştüğü vakitler de olmuştur olacaktır da elbet. Ama rüzgâr bu ya işte, getirmiştir uzaklardaki kokuyu burnunuza. Hep gelmiş gibi ya da hiç gitmeyecek gibi.  </span></b></p>
<p class="separator" style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; text-align: center;" align="center"><span style="font-size: 13.5pt;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 14.0pt;">Hissedersiniz iliklerinize kadar duyduğunuz ve de tarif edemediğiniz o duyguyu. Sabaha kadar içinize sinmiştir sanki her gün aynı kokuyla uyanıyormuşçasına&#8230; En güzeli de hissettiğiniz bu kokunun bir yerlerde hissedildiğinden emin olmaktır. Kokular, mekânlar, rüyalar ve mevsim farklıdır oysa. Ama aynı olan bir şeyler vardır muhakkak bu duygulara sebep olan. Bilemezsiniz&#8230;</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 14.0pt;">Benimkisi bir dal turşusu hikâyesi&#8230; Sevdiğini bildiğim tek şey hiç adını duymadığım “dal turşusu”ydu. Daha önce hiç tatmadığım gibi kokusunu da bilmiyorum. Ama okuduğum kitabındaki kokuyla, sevdiğini bildiğim tek şey hafızamda bir bütün oluşturmuş, sonbaharda rüzgârın bana sürüklediği bir kokum olmuştu sanki. Belki bundan sonra her &#8216;dal turşusu&#8217; bana bu kokuyu hatırlatacak, her sonbahar bir anda böyle kokacaktı. Ya da hiç gelmeyecekti kokan o mevsim. Adı aşk ya da sevgi değildi. Neydi peki? Dedim ya bir dal turşusu hikâyesi&#8230; Mevsimsiz gelen ve de bir daha gelmeyecek olan&#8230;</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 13.5pt;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;">
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/">Kokuların Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9833</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevmek Çok Mu Zor?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 05:57:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Okan Yavaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9821</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genç adam sırtını tepenin en ucunda bulunan ağaca dayamıştı. Uzakta koşturan çocuklara baktı. Bir tanesi sebepsizce son gücüyle koşuyordu. Bir şeylerden kaçarcasına canını kurtarmaya çalışırcasına koşuyordu. Hayallere daldı genç adam. Annesinden yediği azarlar aklına geldi. Sırtına hiç istememesine rağmen annesi tarafından koyulan havluları getirdi aklına. Bir anda omzunda bir el hissetti. “Hadi gidelim artık.” Dedi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/">Sevmek Çok Mu Zor?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genç adam sırtını tepenin en ucunda bulunan ağaca dayamıştı. Uzakta koşturan çocuklara baktı. Bir tanesi sebepsizce son gücüyle koşuyordu. Bir şeylerden kaçarcasına canını kurtarmaya çalışırcasına koşuyordu. Hayallere daldı genç adam. Annesinden yediği azarlar aklına geldi. Sırtına hiç istememesine rağmen annesi tarafından koyulan havluları getirdi aklına. Bir anda omzunda bir el hissetti.</p>
<p>“Hadi gidelim artık.” Dedi Kirpik tanesi.</p>
<p>Kirpik tanesi en parlak yıldızları kıskandıracak parlaklıktaki gözlere sahipti. Kirpikleri oldukça uzun ve kıvrımlıydı. Bu kadının gözlerine baktıktan sonra gözlerinizi başka bir yana çevirmek neredeyse imkansızdı. İnsanın içini ısıtan koyu kahverengi gözlere, kıvrımlı uzun kirpiklere, esmer,  pürüzsüz ve parlak bir tene, uzun ince parmakların bir araya gelerek oluşturduğu naif ellere sahipti bu kadın. Genç adam ve Kirpik tanesi tepeden yavaşça yürüyerek yolda indiler. Yol kenarında ki motosiklete yaklaştılar. Genç, kaskı takması için Kirpik tanesine yardım etti ve motosiklete binip yola çıktılar. Gün batarken, yolun iki tarafına da sıralanmış olan uzun ağaçların arasından gelen gün ışığı ve rüzgarın bahşettiği tarifsiz bir özgürlük hissi ile gencin evine kadar sürdüler. Eve vardıklarında genç motosikletini park ederek evinin kapısına doğru ilerledi. Elini cebine atarak anahtarını almak isterken her zaman olduğu gibi anahtarını yere düşürdü. Bunun sebebi ise motosiklet eldivenlerini her defasında çıkarmayı unutmasıydı. Eve girdiler, ceketlerini asarak salondaki siyah deri koltuğa attılar kendilerini. İç tasarımı ahşap olan eskiyi andıran bahçeli bir evi vardı gencin. Salonda yerden tavana kadar bir cam vardı. Güneş batmış ve o camdan sokak lambasına bakarak ikisi de dalmıştı hayallere. Kirpik tanesi oldukça mantıklı düşünebilen ama yeri geldiğinde çocuklaşmayı seven bir kadındı. Bir anda sarı sokak lambasının ışığından kayıp geçen bir iki tane kar tanesi gördüler. Kirpik tanesi bir anda havaya zıplayarak:</p>
<p>“Kar yağıyor, kar yağıyor. O zaman ben kahveleri yapıyorum ve hafif bir müzik açıyorum.” Diyerek gencin yanından uzaklaştı. Genç, Kirpik tanesine göre daha ağır başlı ve melankolik bir yapıya sahipti. İki elinde kahvelerle ve bir kolunda battaniye ile dağınık kıvırcık saçlarıyla geldi ve kahveleri sehpa ya koydu, koltuğa uzanıp başını gencin kucağına koydu. Altta hafif bir ‘Chet Faker’ parçası çalmakta ikili kahvelerini yudumlayarak sokak lambasının önünden birbirlerine çarpmadan geçip giden kar tanelerini izlemekteydiler. Genç kendine sordu bu kadını sevip sevmediğini ama kesin bir cevap alamadı. Onun için gözleri parlayan her türlü hale bürünebilen bu kadını sevip sevmediğini kendi kalbine söylemek bu kadar zor olmamalıydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/">Sevmek Çok Mu Zor?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9821</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YANILSAMA VE GERÇEKLİK ARASINDAYIM</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yanilsama-gerceklik-arasindayim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yanilsama-gerceklik-arasindayim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 24 Jun 2017 07:11:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevgül Altuntop]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9816</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yanılsama ve gerçeklik arasındayım… Meyhaneye gidip kül oluncaya kadar niyaz edesim var Sonrası! Ben gibi kararsız Küllerimi denize attırıp dilsiz rüzgarla bir şarkının bam teli mi olsam? Ya da Dışlanmışlığın öfkesi ile kavrulan çöllerin sıcağındaki kaktüs mü? Kaktüsün içindeki su can olur; rüzgarın fısıltısı şiir… Yanılsama ve gerçeklik arasındayım, Fark edilmeyen rüzgar fısıltısında bir yudumluk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanilsama-gerceklik-arasindayim/">YANILSAMA VE GERÇEKLİK ARASINDAYIM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yanılsama ve gerçeklik arasındayım…</p>
<p>Meyhaneye gidip kül oluncaya kadar niyaz edesim var</p>
<p>Sonrası!</p>
<p>Ben gibi kararsız</p>
<p>Küllerimi denize attırıp dilsiz rüzgarla bir şarkının bam teli mi olsam?</p>
<p>Ya da</p>
<p>Dışlanmışlığın öfkesi ile kavrulan çöllerin sıcağındaki kaktüs mü?</p>
<p>Kaktüsün içindeki su can olur; rüzgarın fısıltısı şiir…</p>
<p>Yanılsama ve gerçeklik arasındayım,</p>
<p>Fark edilmeyen rüzgar fısıltısında bir yudumluk susamışlıkta ziyan olasım var…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanilsama-gerceklik-arasindayim/">YANILSAMA VE GERÇEKLİK ARASINDAYIM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yanilsama-gerceklik-arasindayim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9816</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kızılca Kıyamet / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 10:14:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9850</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgimin avuç içleri kanardı, Gelincik ağlardı sen giderken, Benim değildin; hiç olmadın ! Ben, senin gözlerinle yaşadım, Sen, benim nefesimde canlandın. &#160; Sevdim sandın önce, Aşkın kanatlarında sere serpe, Yuvarlandın gökyüzünden, yeryüzüne… Yüreğimin sevincinde, Korkularını yıkadın epeyce. Ardında bırakıp geçmişini, Elimi tuttun can havliyle, Sıcaktı, Mevsim Yazdı, Yazmaya ramak kalmıştı. Tam tevekkül etmiştin ki, Tam [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/">Kızılca Kıyamet / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgimin avuç içleri kanardı,</p>
<p>Gelincik ağlardı sen giderken,</p>
<p>Benim değildin; hiç olmadın !</p>
<p>Ben, senin gözlerinle yaşadım,</p>
<p>Sen, benim nefesimde canlandın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevdim sandın önce,</p>
<p>Aşkın kanatlarında sere serpe,</p>
<p>Yuvarlandın gökyüzünden, yeryüzüne…</p>
<p>Yüreğimin sevincinde,</p>
<p>Korkularını yıkadın epeyce.</p>
<p>Ardında bırakıp geçmişini,</p>
<p>Elimi tuttun can havliyle,</p>
<p>Sıcaktı,</p>
<p>Mevsim Yazdı,</p>
<p>Yazmaya ramak kalmıştı.</p>
<p>Tam tevekkül etmiştin ki,</p>
<p>Tam sımsıkı sarıyorken beni,</p>
<p>Çevreni, azgın köpekler sardı…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgimin göz bebekleri kanardı,</p>
<p>Avuç içlerim, hasretinde alev alev yanardı&#8230;</p>
<p>Gelincik hiç kokmadı hanımeli gibi.</p>
<p>Nasıl bildirdiyse bana gideceğin anı,</p>
<p>Öyle okşadı, göğsüme düşen başımı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Korkmadım ne senden,</p>
<p>Ne de celalinin ateşinden&#8230;</p>
<p>Esti kavurdu güneşin kahrederken ben,</p>
<p>Çöl yollarında seni anarken&#8230;</p>
<p>Söndürecek bir gün nasılsa,</p>
<p>Gadabın zirvesindeki seni,</p>
<p>Cemalinin o muhteşem güzelliği&#8230;</p>
<p>Nazlı nazlı seyredeceksin uzaktan beni,</p>
<p>Gün gelip kızılca kıyamet koptuğunda&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/">Kızılca Kıyamet / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9850</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Şizofrenin Günlüğü / Yalnızlık Şizofreni II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 06:54:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9811</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dün sana çiçek yollamak için çiçekçiye gittim. Doğum günün diye bugün. İhtiyar adam bana bir çiçek hazırladı, güzel bir demet. Kâğıdı aldı, kalemi aldı. Ne yazalım evlat dedi.   İyi ki doğdun dedim. Yazdı.  Kim diyelim dedi. Bilemedim. Evet bilemedim. Senin hayatındaki yerim neydi. Dost mu, arkadaş mı, bilemedim. Her zaman ki gibi yine senin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/">Bir Şizofrenin Günlüğü / Yalnızlık Şizofreni II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dün sana çiçek yollamak için çiçekçiye gittim. Doğum günün diye bugün. İhtiyar adam bana bir çiçek hazırladı, güzel bir demet. Kâğıdı aldı, kalemi aldı.</p>
<ul>
<li>Ne yazalım evlat dedi.</li>
<li>  İyi ki doğdun dedim. Yazdı.</li>
<li> Kim diyelim dedi.</li>
</ul>
<p>Bilemedim. Evet bilemedim. Senin hayatındaki yerim neydi. Dost mu, arkadaş mı, bilemedim. Her zaman ki gibi yine senin hayatında bir yerim olmadığını fark ettim. Çıktım çiçekçiden.</p>
<p>Bağırdı ihtiyar arkamdan;</p>
<ul>
<li> Heeyy Evlat. Parasını geri alsaydın bari.Başımı önüme eğip çıktım. Birkaç adım atıp, kimsin ki lan sen dedim yine kendi kendime. Sen kimsin. Başkalarının hayatına zorla girmek isteyen biri mi? Kimsin?</li>
</ul>
<p>İçine girdiğim psikolojiden çıkmak için tren garına yürüdüm sonra. Doktorum bunu tavsiye ediyor. Yürümek seni rahatlatıyorsa yürü dedi. Koşmaksa koş… Ama rahatla…</p>
<p>Burayı da artık eskisi gibi sevmiyorum. Ama yine de geliyorum. Biliyor musun, Ankara tren garında seni beklediğim peronları yıktılar. Yenilik varmış. Yeni modern yerler yapılacakmış. Eskimiş. Evet, yanlış duymadın eskimiş. Koca bir tarih eski diye yıkıldı. Aslında sadece eski bir garın eski peronları değildi yıkılan, yıkılan aynı zamanda çocukluğumdu. Anılarım, çocukça sevmelerim ve gençliğim. Gelecek nasıl olsa diye seni beklediğim o 9 Eylül mavi trenini beklerken ki ümitlerim. Tren garında seni beklediğim peronları yıktılar. Biliyor musun Ciriş çocukluğumu yıktılar. Acaba bu sefer peynir getirirler mi diye, akraba ziyaretinden dönen ailemi beklediğim O doğu ekspresinin girdiği peronlar.. Evet işte onları yıktılar. Bu ilk yıkılışı değildi hal bu ki çocukluğumun. Saat sekizde gelmesi gereken doğu ekspresinin saat dokuz buçuğa rötar yapmasına sinirlenen anneme, “Hoş geldiniz” den önce “Peynir getirdiniz mi” diye sorduğumda, çocuk musun lan dediği zamanda yıkılmıştı çocukluğum.</p>
<p>Bak görüyor musun? “Kimsin ki lan sen” diye söylene söylene geldiğim bu garda anılarıma dönerek kimliğimi arıyorum belki de.</p>
<p>Eskimiş Ankara Garı. Ve peronlarını yıkmışlar. Hayır Ciriş hayır, çocukluğumu yıktılar. Dedim ya aslında ilk değildi bu yıkılışlarım. O, senden sonra sırf sana benziyor diye çıkmaya başladığım kız arkadaşımla ilk buluşmada da yıkılmıştım. O bana sorduğu saçma soruya yerden yassı bir taş alıp, bi tarafına tükürüp, ıslak mı kurumu diye sorduğum zaman bana “çocuk musun” dediğinde de yıkılmıştı çocukluğum. Arkasını dönüp bir daha dönmemek üzere gitti. Üzülmedim.  Çünkü ıslak geldi ve ben haklıydım. Ayrıca bu ilk terk edilişim değildi.</p>
<p>Ankara Garında kepçelerin arasında gidişinden yıllar sonra sana çiçek almakla değil de çocukluğumla vakit kaybediyor olmam beni yoruyor. Hoş gitmiş birine niye çiçek alır ki bi adam. Yıkıntıların arasında kimsin lan sen sorusunun cevabını arıyorum. Bulabileceğimi sanmıyorum. Senin hayatındaki Guli kimdi ve neredeydi bilmiyorum.</p>
<p>O telefonu o adamın ismiyle açtığın günden beri ben kimim ve neyim ve hatta senin gözünde kimdim ve neydim bilmiyorum. Neden Ankara Garı gibi eskimiyorsun ve yıkamıyorum ben seni.</p>
<p>Üstüm biraz toz. Otobüste berduş zannedecekler yine beni. Gitmem gerek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/">Bir Şizofrenin Günlüğü / Yalnızlık Şizofreni II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9811</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gitmek Miydi En Kolayı? / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Jun 2017 06:57:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9779</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hiç boğulmak istercesine koşmak istedin mi, bilmediğin denizlerde. Ya da tam çıkışı gördüğün o aydınlıkta daha da karanlığa saplanmak. &#8211; Çok güzel bir rüyaydı,değil mi? Bilmediğimiz halde nasıl da dans ediyorduk! &#8211; Ya senin benim ayağıma basıp gözlerini kaçırıp gamzelerinin belirmesine ne demeli ! Geç kalmıştı. Ter içinde uyanmıştı, alarmın saatlerce çalışını yine duymamış, geç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/">Gitmek Miydi En Kolayı? / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Hiç boğulmak istercesine koşmak istedin mi, bilmediğin denizlerde.</p>
<div>Ya da tam çıkışı gördüğün o aydınlıkta daha da karanlığa saplanmak.</div>
<div></div>
<div>&#8211; Çok güzel bir rüyaydı,değil mi?</div>
<div>Bilmediğimiz halde nasıl da dans ediyorduk!</div>
<div></div>
<div>&#8211; Ya senin benim ayağıma basıp gözlerini kaçırıp gamzelerinin belirmesine ne demeli ! Geç kalmıştı.</div>
<div></div>
<div>Ter içinde uyanmıştı, alarmın saatlerce çalışını yine duymamış, geç kalmıştı. Oysa ki, hala o&#8217;nu uyandırmasını bekliyordu. Çarşaflar dağılmış, dün gece hatırlamayacak kadar berbattı. Lanetler okuyordu her sabah !</div>
<div>Her sabah o&#8217;nun tebessümünü bekliyordu. Çapaklanmış gözlerine bakıp ellerini kirlenmiş avuç içlerinde öpmek doyasıya sarılmak istiyordu. Artık ulaşamayacak kadar özgürdü.</div>
<div></div>
<div>&#8211; Artık aynalar bile kirliydi.Kapının deliğinde bi&#8217;tutam saçlarını unutmuştu.usulca bak<span style="color: #000000;">ı</span><a href="http://yordu.ke/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=http://yordu.ke/&amp;source=gmail&amp;ust=1498054522026000&amp;usg=AFQjCNF39LhDeFzPqyDd-EoYzjjpJYRjJA"><span style="color: #000000;">yordu. Ke</span></a>şke giderken bırakılan her telini de alıp götürseydi. Terk edecekken bu evi, gelir miydi o&#8217;an&#8217;lar?</div>
<div></div>
<div>&#8211; Biliyorum dedi sen de yorgunsun, yorgunsun işte.İnkar etme şu bedenine. Ve biliyorum yapacak hiç bir halin yok.</div>
<div></div>
<div>Çekip giderken kendine bi&#8217;söz verdi.</div>
<div></div>
<div></div>
<div><b><i>&#8221; her şeyi yıkmanın vakti.</i></b></div>
<div><b><i>yeni bir şeye başlamanın sihrine </i></b></div>
<div><b><i>inanıyorum seninle yeni bi&#8217; şeylere </i></b></div>
<div><b><i>başlamaya inanıyorum.. &#8221;</i></b></div>
<div><b><i> </i></b></div>
<div>Şimdi aramanın zamanı</div>
</div>
<div>Harekete geçmenin.</div>
<div><i>Hayat bunun için çok kısa değil miydi?</i></div>
<div></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/">Gitmek Miydi En Kolayı? / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9779</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 12:42:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[neyzen]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9732</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her gönül bir şarkı söyler, şarkılarımız bizim romanlarımızdır.  Ahmet Hamdi Tanpınar Beyazıt Camii’nin minarelerinden yükselen Hicaz makamındaki ezan sesi, Çınar altı kahvesinin müdavimlerini oturdukları yerden tek tek kaldırdı. İkindi namazını eda etmek üzere, asırlık ağaçlar kadar olmasa da en az onlar kadar yorgun ayaklar, ağır adımlarla, dillerde besleme, ellerde tespih ile kâh bir bastonunun dayanağında, kâh [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Her gönül bir şarkı söyler, </em></strong><strong><em>şarkılarımız bizim romanlarımızdır.</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Ahmet Hamdi Tanpınar</em></strong></p>
<p>Beyazıt Camii’nin minarelerinden yükselen Hicaz makamındaki ezan sesi, Çınar altı kahvesinin müdavimlerini oturdukları yerden tek tek kaldırdı. İkindi namazını eda etmek üzere, asırlık ağaçlar kadar olmasa da en az onlar kadar yorgun ayaklar, ağır adımlarla, dillerde besleme, ellerde tespih ile kâh bir bastonunun dayanağında, kâh bir dostun kolunda yürüdüler yavaşça caminin avlusuna doğru…</p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Huzur’unda kendi huzurumu ararken, satır aralarında ne kendimi ne de Mümtaz’ı henüz bulamamışken, beni sarsan nağmelerle mekân ve zamandaki yolculuğuma ara verip silkindim. İşittiğim notaların kulağımdan yüreğime inen ezgisi, yaşlı çınarın hemen dibinde oturan, dilenci ya da meczup diye az önce görmezden geldiğim, çınardan çok daha genç olan Neyzen’e yöneltti bakışlarımı. Masaya oturduğumda fark etmemiştim bile onu. Üzerindeki giysileri, elindeki tespihi, saçı sakalı birbirine karışmış halini görmemiş, hiç yokmuş gibi yanından geçip gitmiş, masaya oturmuştum. Oysa şimdi gönlümü yakan Ney’inin sesiyle beni sarsmış, kendi varlığının içine benim varlığımı hapsetmişti adeta. Dünya haline kapattığı gözleriyle, kendi iç sesindeki musikinin notaları arasında geziniyordu. Kim bilir bizim hiç gitmediğimiz diyarlarda seyr-ü sefer ediyordu. Ona yaşlı diyemezdim hatta yaşıt bile sayılabilirdik. Hayatın benden alıp götürdükleri ile ondan aldıkları epeyce farklıydı anlaşılan. Hiç kimseyle tek bir kelam etmeden Ney’i ile hasbihal ediyordu yalnızca. Dostlukları belli ki kaviydi. Kadim seslerin tınısı az önce dinlediğim ezanın sesiyle bir’leniyordu. Musikiyle az çok ilgilendiğim için, hicaz makamındaki taksimini anlamam güç olmadı. Tiz perdelerdeki seyrinden, hicaz makamından hicazkâra geçişini fark ettim hemen. Ben de kapadım gözlerimi. Ney’in büyülü âlemine bıraktım tüm benliğimle kendimi. Mümtaz’ın geçtiği sokaklarda dolanmaya başladım. Yıllar öncesinde onun sahaflardan çıkıp, Çınar altında yaptığı yürüyüşünü, üniversiteye varmadan, kütüphanenin köşesinden sağa süzülüşünü izledim. Uzun çarşıdan Rüstem paşa camine kadar indirdim onu hayalimde… Adımlarının seslerini dinledim, Ney’in nağmelerinde…</p>
<p>Muhayyile bu durur mu bir kere; Nazım Hikmet’in ‘Kuvayi Milliye Destanı’ giriverdi işin içine.</p>
<p>İşte! Şoför Ahmet’ konuşuyordu kendi kendine. Beynimin kıvrımları arasında, patlamış tekerini değiştiriyordu kurtuluş savaşının tam ortasında; Afyon‘da…</p>
<p>“Ahmet&#8217;in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.<br />
Bu şarkı nihaventtir<br />
ve beyaz tenteli sandalları,<br />
siyah mavnaları,<br />
güneşli karpuz kabuklarıyla<br />
bir deniz kıyısındadır şehir.</p>
<p>Vantilâtörde adedi devir<br />
düşüyor gibi.<br />
Arkadaşlar ileri geçtiler.<br />
Ay battı.<br />
Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret.</p>
<p>Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,<br />
çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür&#8217;ü,<br />
kalk,<br />
sıra servilerin önünden yürü,<br />
çeşmeyi geç,<br />
mektep bahçesi, medreseler,<br />
orda, Harbiye Nezareti&#8217;nin arka duvarında<br />
siyah çarşaflı bir kadın<br />
çömelip yere<br />
darı serper güvercinlere<br />
ve papelciler<br />
şemsiye üstünde papaz açarlar.</p>
<p>Motor mızıkçılık ediyor,<br />
bizi dağ başlarında bırakacak meret.</p>
<p>Ne diyorduk oğlum Ahmet?<br />
Dökmeciler sağda kalır,<br />
derken, Uzunçarşı&#8217;ya saparken,<br />
köşede, sol kolda seyyar kitapçı :<br />
«Hikâyei Billûr Köşk»,<br />
altı cilt «Tarihi Cevdet»<br />
ve «Fenni Tabâhat».<br />
Tabâhat, mutfaktan gelirmiş,<br />
yani yemek pişirmek.<br />
Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek.<br />
Yaldızlı kuyruğundan tutup<br />
bir salkım üzüm gibi yersin.</p>
<p>İlerde bir süvari kolu gidiyor,<br />
saptılar sola.</p>
<p>Uzunçarşı&#8217;yı dikine inersin.<br />
Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler.<br />
Ve sen İstanbullu,<br />
sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan<br />
şaşarsın İstanbullulara :<br />
ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin.<br />
Rüstem Paşa Camii…”</p>
<p>Bu Neyzen Hicazkârdan hüzzama ne vakit geçti,</p>
<p>Beni benden edesicesi…</p>
<p>Nasılda kapıldım hayal-i aşkına ey sevgili!</p>
<p>Bir ömrü yercesine yüreğinde,</p>
<p>Yüreğimi nasıl da gizledim?</p>
<p>Ah sevdiğim!</p>
<p>Ah ciğerparem, pare pare ettin bütün ciğerlerimi…</p>
<p>Ben seni Artvin’in sarp dağlarında bırakıp gittim zannederken,</p>
<p>Aslında sen benim hep peşimdeydin.</p>
<p>Ey peri kızı neredesin?</p>
<p>Benden habersiz bunca yıl, söyle nerelerde seyir ettin?</p>
<p>Seni orda, öylece,</p>
<p>Bir başına bırakıp,</p>
<p>Kendimden kaçarken,</p>
<p>Sen ki,</p>
<p>Her anını bana ah! ederek geçirirken,</p>
<p>O çocuk gözyaşlarının içine seni hapseden ben,</p>
<p>Kendi mezarımı kazmışım bunca yıl bilmeden…</p>
<p>Bana doğum günümde en kıymetlini hediye etmiştin.” Aynısını burada buladım demiştin.” Zaten tek bir kitapçı vardı çarşının ortasında. Babanın sana onuncu yaş gününde aldığı kitabı, kendi ellerinle bana vermiştin.<strong> “Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazan o Küçük Kara Balığı…</strong></p>
<p>Benim en kıymetlim sendin oysa. Senden başka aşk girmedi hayatıma… Ömrüm tükendi tükenecek artık ya. Bilmeni isterim ki, verdiğim söze hep sadık kaldım. Sevdama hiç yalan katmadım. Gözlerinin içine bakarak haykırdım kaç kere sana, duymadın beni nafile. Korktuğum sendin aslında. Kaçtım beni sarıp sarmalayan sevginden. Öyle içten bakıyordun ki bana, kendimi gördüm gözlerinin aynasında. Yıllar önce kaybettiğim kendimi buldum o aynada. Yitirdiğim ne varsa bir bir çıkarıyordun karşıma. Yüreğinin saflığında utandım halimden. Yenilgilerimi vurdun yüzüme, yüzleşemedim onlarla. Kirlenmişliğimle dokunamadım sana. Sevemedim seni doya doya. Kaçtım senden, kendimden. Kaçarsam kurtulurum sandım. Uçurumundan yuvarlandığımı çok sonra anladım… Bir daha da rastlayamadım izine… Seni aradım Mecnun gibi kendi hayatımın çöllerinde…</p>
<p>Küçük Kara Balığım, sana yazdığım mektubu koydum kitabının arasına. Olura belki af edersin bir gün beni diye. Sahaflardaki bir arkadaşıma bıraktım burada. İzini bulursun belki diye umut ederek, vurdum kendimi yurdumun dikenli patikalarına… Yol bitti artık. Çınar altında bekliyorum bak hâlâ. Belki çıkıp gelirsin diye. Son bir kez gözlerini görebilmenin ümidiyle, veda edeyim diye sana…</p>
<p>Ah! Hüzzam, ah!</p>
<p>Gönlümün ateşi söner mi ki?</p>
<p>Sönsün artık bu nefes, sende bulayım huzuru,</p>
<p>Ey neyzen vurdun beni yerden yere…</p>
<p>Öyle derin üflüyorsun ki,</p>
<p>Yesari Asım Arsoy’un bestesini…</p>
<p>” Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır.</p>
<p>Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.</p>
<p>Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır.</p>
<p>Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.”</p>
<p><figure id="attachment_9736" aria-describedby="caption-attachment-9736" style="width: 415px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg"><img class=" wp-image-9736" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=415%2C415" alt="Dünya haline kapattığı gözleriyle Çınar altı kahvesinin Neyzeni" width="415" height="415" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?w=706&amp;ssl=1 706w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 415px) 100vw, 415px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9736" class="wp-caption-text">Dünya haline kapattığı gözleriyle Çınar altı kahvesinin Neyzeni</figcaption></figure></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9732</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günlerden Bir Gün / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 12:05:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bihter G*]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9706</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir gün sen de öğreneceksin. Acıyı iliklerinde hissettiğinde, yanlış insanı sevdiğinde, sana verilen sözler buhar olup havaya karıştığında, öğreneceksin. Kıvılcımların kor olduğunda, ta derinden yandığında beni anacaksın. Aldığın ahlar peşini bırakmadığın da, aldığın nefes asit olup içini yaktığında, uykusuz kalıp gözlerinin altına bir çizgi daha eklendiğinde, her rüyan kabusa döndüğünde anlayacaksın beni. İçin için ağlarken [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/">Günlerden Bir Gün / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün sen de öğreneceksin. Acıyı iliklerinde hissettiğinde, yanlış insanı sevdiğinde, sana verilen sözler buhar olup havaya karıştığında, öğreneceksin. Kıvılcımların kor olduğunda, ta derinden yandığında beni anacaksın. Aldığın ahlar peşini bırakmadığın da, aldığın nefes asit olup içini yaktığında, uykusuz kalıp gözlerinin altına bir çizgi daha eklendiğinde, her rüyan kabusa döndüğünde anlayacaksın beni. İçin için ağlarken sustuğunda, kimseyle konuşamadığın da, kelimeler seni anlatmaya yetmeyecek birer sembol olduğunda, bir sigaranın ardından ikinciyi yaktığında, hatıralarla boğulduğunda, sevginin, aşkın hırçınlığı seni sardığında, günler geceler, geceler gün olduğunda, renklerin siyaha dönüştüğünde, bana kıyamaz, beni kıramaz, dediğin seni paramparça ettiğinde, gülümsemelerin yüzünde solduğunda…<br />
En ufak olgular kafanda bir anı canlandırdığında, geriye dönemeyeceğini anladığında, dönsen bile hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kafana dank ettiğinde, şarkılar kulaklarını uyuşturan siren sesine benzediğinde, yaşadığın şehir ufacık, karanlık bir mahzene benzediğinde, kaybetme korkusunu tattığında, o tat damağında ince bir tabaka yarattığında, dünyanın en güzel manzarası gözünde toza toprağa, çamurlu suya dönüştüğünde, ağlamaktan korkmadığında, yaşları gözlerinde tutamadığın da, uğruna dünyaları yakacağın, senin dünyanı kavurduğunda, telefonun her çalışında hayal kırıklığına uğradığında, yalnız uyuduğunda ve yalnız uyandığında, artık dalgaya alacak bir konu bulamadığında, gülümseyeceğin her şey birer cam kırığına dönüştüğünde, gördüğün her beyaz lalede, izlediğin her filmde, baktığın her sevgilide, bir daha sevememekten korktuğunda ve sevilmemekten, arkanda bıraktığın her kadında, canın daha fazla yanmaz gibi hissederken daha çok yıprandığında, işte tüm bunlar gerçekleştiği zaman beni anlayacaksın. Aniden aklına düşeceğim, yarım-kırık bir gençlik hikayesi olarak. Kendinden başka birini sevdiğinde öğreneceksin. O zaman geldiğinde şimdi sen benden ne kadar uzak, ne kadar mutluysan, ben de senden o kadar uzak ve o kadar mutlu olacağım. Belki beni arkanda bıraktığına üzüleceksin. Beni yarım ve kimsesiz bıraktığında. Ama elbet bir gün beni anlayacaksın. Elvedaların zor olduğunda.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/">Günlerden Bir Gün / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9706</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri / 2. Bölüm Yeni Bir Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 06:45:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9687</guid>
				<description><![CDATA[<p>Elindeki feneri yere düşürdükten sonra aklına arkasına bakmadan kaçmak geldi ama yapamazdı. Efendisi hala arabanın önünde, elleri cebinde yardımcısını görevini yerine getirmiş olarak bekliyordu. Elleri titremeye başlayan şoför yalpalayarak son birkaç adım daha attı. Etrafında birileri varmış gibi telaşlı bir şekilde kafasını sağa sola çevirdi. Gözleriyle de etrafta kimsenin olmadığına emin olunca ağır adımlarla geri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/">Kargalar Şehri / 2. Bölüm Yeni Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Elindeki feneri yere düşürdükten sonra aklına arkasına bakmadan kaçmak geldi ama yapamazdı. Efendisi hala arabanın önünde, elleri cebinde yardımcısını görevini yerine getirmiş olarak bekliyordu. Elleri titremeye başlayan şoför yalpalayarak son birkaç adım daha attı. Etrafında birileri varmış gibi telaşlı bir şekilde kafasını sağa sola çevirdi. Gözleriyle de etrafta kimsenin olmadığına emin olunca ağır adımlarla geri geri çekilmeye başladı. Arkasını dönüp gitmeye cesaret edemediğinden geriye doğru attığı adımları hızlandırdı. Ağaçlıktan çıkıp arabaya yaklaştığında, birkaç dakika önce hiçbir şey görmemiş gibi üstünü düzeltip efendisinin yanında yerini aldı. Önce göz göze gelip kısa bir baş eğmesiyle onay alışverişi yaptılar daha sonra ikisi de şoförün korkak adımlarla geldiği yöne uzunca daldılar. Hiç bitmeyecek gibi süren bu uzun bakışları bir yıldırım bozdu. İkisi de seri hareketlerle arabaya atlayıp ağaçlığın içindeki patika yolda ilerlemeye başladılar. Normal zamanda bile bozuk olan yolu bu yağmurda aşması epey bir zordu. Tek kolunu cama yaslayan adam elini sıkıca kapamış, çenesini yorgun bir şekilde üstüne bırakmıştı. Bagajda taşıdıkları cesedin sarsıntıdan dolayı çıkarttığı gürültüye rağmen karanlığa dalmayı başarabilmişti. Gözlerini kırpmadan tek bir noktaya bakıyordu Yanından hızlıca geçtikleri ağaçların ne derece korkunç gözüktüğünün farkına bile varmamıştı. Olayın ilk anından beri aynı soğukkanlı tavrını hiç bozmamıştı ve bu işi aynı tavırla bitirmek istiyordu. Bir an gözlerini indirecek gibi olsa da şoförün yaptığı sert manevralar onu aniden tekrar uyandırıyordu. Şoför ise adama rağmen daha tedirgin ve telaşlı gözüküyordu. Efendisinin onu gönderdiği yere gidene kadar en az efendisi kadar soğukkanlıydı fakat karşılaştığı son manzara onu bu denli bir duygu karmaşasına sokmuştu. Arabanın silecekleri hızlı bir şekilde ön camı temizlerken o da gözlerini sertçe kırpıp karanlıkta yolu seçmeye çalışıyordu. Titreyen bacaklarıyla pedallara basmaya devam ederken bir anda tüm gücüyle frene yüklendi. Sanki bütün korkusunu boşaltmıştı frene. Ani frenle öne fırlayan adam elleri titreyen şoföre sert bakışlarla döndü. Şoförün arabanın önüne bakan gözlerini görünce çevirdi kafasını ve yolun ortasına devrilmiş ağacı gördü. Oturuşunu düzeltip şoföre tekrar baktı. Ellerini sımsıkı direksiyona yapıştıran şoför gözlerini kırpmadan önüne bakmaya devam ediyordu. Sert bir dokunuşla arabanın uzun farlarını yakan adam şoföre arabayı yanlarındaki ağaçlık alana çevirmesini istedi. Arabanın önü ağaçlık alana geldiğinde alan birden aydınlanmış, ağaçların arabayı gören yüzleri güneş görmüş gibi parlamıştı. Birkaç dakika hiç ses çıkarmadan yağmurun dinmesini bekleyen şoför ve efendisi, yağmur hafifledikten sonra arabadan inip cansızlığını büyük bir sadakatle koruyan cesedi de bagajdan çıkarttılar. Vakit geçtikçe ağırlaşan ceset işleri daha da zorlaştırıyordu. Şoför, önce kollarından kavradığı cesedin yarısını çıkarttıktan sonra efendisine döndü. Adam işaret parmağıyla sık ağaçların arasında zor görülen açıklığı işaret etti. Şoförün hemen ardından o da açıklığa doğru yürümeye başladı. Kazma ve küreği arabada bırakan şoför kollarındaki cesedi bıraktığı gibi tekrar arabaya koştu. Bagaja doğru kafasını uzattığında döşemedeki kurumuş kanı gördü. Hafifçe gözlerini kısıp dudaklarını büzdü. İğrenmeye karşı gösterebildiği en büyük tepki buydu. Kazma ve küreği aldığı gibi adamın yanına koştu. Yağmur iyice hafiflemiş neredeyse durmuştu. Adam ise şoförün kazması gereken yere uzun bir sopa dikmiş hemen önlerindeki gölde dökülen yaprakların önüne eğilmiş, elini yüzünü yıkıyordu. Ellerini yüzünde iyice gezdirdikten sonra bir süre durup yüzündeki damlaların suya damlayışını seyretti. Su durulduktan sonra kendi yüzü belirdi su yüzeyinde. O tebessüm sessizce oturdu yine adamın ağzına. Bu sırada şoför gerekli büyüklükte çukuru kazmış, efendisinin emirlerini bekliyordu. Adam ayağa kalktıktan sonra ıslak elleriyle pantolonunun paçasını temizledi ve yine bir kafa hareketiyle cesedin gömülmesini onaylamış oldu. Her şey bitip toprak düzleştirildikten sonra şoför ve efendisi arkasına bakmadan arabaya bindiler. Eve geri dönerlerken adam kafasını cama yaslayıp sarsıntıya rağmen uyumak istedi fakat bu sefer de ufukta görünen güneşin ışıkları izin vermedi. Koltukta doğrulup gömleğinin yakalarını düzelttikten sonra:</p>
<ul>
<li>Yeni bir gün daha doğuyor ha? Diye gülümseyerek şoföre döndü adam.</li>
<li>Haklısınız efendim, diyerek korkak bir sırıtmayla karşılık verdi şoför.</li>
</ul>
<p>Güneşin yavaş yavaş yolu aydınlatmasına rağmen, bu sefer daha dikkatli bakıyordu yola. Eve vardıklarında adam birkaç saat sonra tekrar hazır olması için şoförü dinlenmeye yolladı. Gecenin yorgunluğunu atlatmış gibi görünen adam parmağıyla tuttuğu ceketi omzuna attı ve evinin merdivenlerini seri adımlarla tırmandı. İçeri girip birkaç saat dinlenmek fena olmaz diye düşündü fakat henüz işi bitmemişti. Dağılan çalışma odasına girip derin bir nefes aldı ve hizmetçilere o çıkana kadar temizlenmesini istediğini söyledi. Şimdilik yapacak bir işi olmadığından yatak odasına çıkıp kendini ılık suyun altına bıraktı. Dakikalarca küvete doldurduğu suyun içinde kaldı ve daha sonra üstünü giyinip odasının camından dışarıyı izlemeye koyuldu. Sonbaharın kimseye göstermeden sakladığı sırlar ve bir katilin soğukkanlılığı uyumlu hale getiriyordu bu ormanı. Ağaçların sallanışı ve kargaların çığlıkları sağanağın altında eriyip gidiyordu. Saatlerce süren fırtınaların ardından esen sabah rüzgârı geride hiçbir şey bırakmıyordu. Güneş doğduğunda ise doğanın en yalancı hali kendini sergiliyordu. Daha önce de dediği gibi: Yeni bir gün başlıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/">Kargalar Şehri / 2. Bölüm Yeni Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9687</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SİMİT / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 06:44:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9629</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her gün yüzümü gizleyerek simit satıyorum. Her günüm çocuklarımla geçiyor. Benim bir sürü çocuğum var. Sırrımı bilen… Oğullarımın okuduğu okula yakınım. Onlar beni bilmiyor. Ama ben simit satıyorum sokakta çocuklara. Çocuklarım beni biliyor, ben onları biliyorum. Ama oğullarım bunu bilmiyor. Her günüm böyle geçiyor. Ben Sen’i sayıklayarak oğullarımı okutmaya çalışıyorum. Simit satıyorum çocuklara. Bazılarını eve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/">SİMİT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her gün yüzümü gizleyerek simit satıyorum.</p>
<p>Her günüm çocuklarımla geçiyor.</p>
<p>Benim bir sürü çocuğum var.</p>
<p>Sırrımı bilen…</p>
<p>Oğullarımın okuduğu okula yakınım.</p>
<p>Onlar beni bilmiyor.</p>
<p>Ama ben simit satıyorum sokakta çocuklara.</p>
<p>Çocuklarım beni biliyor, ben onları biliyorum.</p>
<p>Ama oğullarım bunu bilmiyor.</p>
<p>Her günüm böyle geçiyor.</p>
<p>Ben Sen’i sayıklayarak oğullarımı okutmaya çalışıyorum.</p>
<p>Simit satıyorum çocuklara.</p>
<p>Bazılarını eve götürüyorum oğullarım yesinler diye.</p>
<p>Ama ben hep durgunum hayatta.</p>
<p>Başka işim yok.</p>
<p>Kazandığım üç beş kuruşla oğullarım okutuyorum.</p>
<p>Her silik şu anda.</p>
<p>Ben de.</p>
<p>Bir masalsı yorgunluk içindeyim.</p>
<p>Sokakta yalnız bir göçebeyim.</p>
<p>Ben bir ANNEyim.</p>
<p>Bir ANNE.</p>
<p>Ne işim var bu sokakta?</p>
<p>Oğullarıma bakmak için.</p>
<p>Yorgunum ama umutluyum.</p>
<p>Çünkü ben bir anneyim.</p>
<p>YOKSUL denizin kıyısındadır evim.</p>
<p>Ben bir anneyim.</p>
<p>Elinde simit satmaya çalışan…</p>
<p>Ama gizli ama gerçek…</p>
<p>Ben bir anneyim okulun bahçesinde gezen çocuklara gebeyim.</p>
<p>Ben bir ANNEyim.</p>
<p>Dilenci değilim, hayır.</p>
<p>Ben bir ANNEyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/">SİMİT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9629</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AYNALARIM / Sembollerden Elma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Jun 2017 07:19:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9632</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gökten nihai sahibine düşen,  3 ELMA… Klasikler arasında reklamcılık ödülü kristal ELMA… Olumsuz enerjiyi bertaraf eden sirke ve ELMA… Tevrat’ ta sevgi ağacı olarak temsil edilen ELMA… Mitolojide, Herakles ve ELMA… Milli değerleri işaret eden kızıl ELMA… İnsanda ergenlik belirtisi Adem ve ELMA… Karşısında durulamayan yasak aşkın meyvesi ELMA… Kuran’ da cennet meyvesi ELMA&#8230; Pamuk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/">AYNALARIM / Sembollerden Elma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gökten nihai sahibine düşen,  3 ELMA…</p>
<p>Klasikler arasında reklamcılık ödülü kristal ELMA…</p>
<p>Olumsuz enerjiyi bertaraf eden sirke ve ELMA…</p>
<p>Tevrat’ ta sevgi ağacı olarak temsil edilen ELMA…</p>
<p>Mitolojide, Herakles ve ELMA…</p>
<p>Milli değerleri işaret eden kızıl ELMA…</p>
<p>İnsanda ergenlik belirtisi Adem ve ELMA…</p>
<p>Karşısında durulamayan yasak aşkın meyvesi ELMA…</p>
<p>Kuran’ da cennet meyvesi ELMA&#8230;</p>
<p>Pamuk prenses ve 7 cüceler ile ELMA…</p>
<p>Büyük şirketlerin logosu, ısırılmış  ELMA…</p>
<p>İncil’ de ELMA&#8230;</p>
<p>Ve nihayet büyük buluşa vesile, uyandırmak için kafaya düşen mucit Newton ve ELMA…</p>
<p>Daha bahsini etmediğim,  çok yerde karşımıza çıkan elmalı atasözleri, millet ve ülkelere göre değişiklik gösteren deyim ve misaller, rengi gereği ilham kaynağı olması daha neler neler, ah bu elma ne eyler?</p>
<p>Niçin ruhsal alemde yaşanan çok şeyin somutlaşmasını,  tarif edebilmek için böylesine çok karşımıza çıkan nükteli sembol haline gelmiştir elma?</p>
<p>Her masalın sonunda “GÖKTEN 3 ELMA DÜŞer”   mesela?  Hem, her elma sahibini tanıyıp adalet gereği düşer sonunda…</p>
<p>“ OLMA, ULMAH, ALMA” diye seslendirilir bazen de elma…</p>
<p>Tasavvufta  nefis terbiyesi sırasında iradenin güçlenmesi ile gelişen olayların, insan ve anlayışı için ne kadar lezzetli olduğunu anlatmak için birçok “ SUfi hikayesinde “ elmanın gibi görünerek tekamülün bahsi geçer.</p>
<p>Tevrat içinde “SÜLEYMAN MESELLERİNDE”   elma ağacı, sevgiyi ve anlayışın mutlak gelişmesini işaret eder.</p>
<p>İncil’ de geçen elma bahsi ve Kuran’ da geçen elma bahsi arasında fazlaca benzerlik vardır.  Yaratıcı Aden yani Ademi yasak ağaca yaklaşmaması konusunda uyarmış, bedeli cennetten ruh eşi yani kendi kaburga kemiğinden yaratılmış Havva ile uzaklaştırılmak olmuştur.</p>
<p>Mitoloji’ de Herakles, ALTIN ELMA veren ağaç misali ile inancın ve insanın kendi ile yaptığı antlaşmanın en büyük antlaşma olduğunun bahsi geçmektedir. 12 görevi yerine getirmenin kaçınılmaz mukafatı “ÖLÜMSÜZLÜK” olur.</p>
<p><figure id="attachment_9634" aria-describedby="caption-attachment-9634" style="width: 249px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/elma-görsel.jpg"><img class="size-full wp-image-9634" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/elma-görsel.jpg?resize=249%2C296" alt="AYNALARIM/ Sembollerden Elma" width="249" height="296" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9634" class="wp-caption-text">AYNALARIM/ Sembollerden Elma</figcaption></figure></p>
<p>“ 7 cüceler ve pamuk prenses” ile ısırıldığında sihrin etkisinden çıkaran, yaşamı kabusa çevirmiş olan   kısır döngü yani büyü, bilgiyi nitelendiren elma ile sona erer. Yeni bir yaşam döngüsü başlar. Oysa her şey büyüdür, söz mesela… Bilinçlere aktarılan yaşam içinde yaşadığımız her olayın, döngünün kendi içinde bir nevi ilüzyon olduğudur.</p>
<p>En çokta “NEWTON VE DÜŞEN ELMA”  olması gerekenin zaten an içinde olacağından. Aranan kan niteliğinde ki nice çözümlerin aslında kendiliğinden, tam da olması gerektiği gibi an içinde gerçekleştiğini anlatır. Sistemin ve işleyişin mükemmelliği yani insanın kendinden kendine uyanışının sembolü bile sayılabilir günümüzde…  Ve bir diğer bakış açısı ile bize “ YER ÇEKİMİNİ ANLATIR”.</p>
<p>Sanat Duvarının benim için ayırmış olduğu “ AYNALARIM KÖŞESİNDEN”  elmanın besin değerinin yüceliğinin ayrıca yadsınmayacak kadar çok olduğunu hatırlatarak ara veriyorum. İçerdiği vitaminlerin yanı sıra cilt problemlerine şifa taşır içinde… Ehlince malum. “ YÜZ RUHUN AYNALARINDAN BİRİDİR”  aslında…</p>
<p>Herkese afiyetler dilerim,</p>
<p>Görüşmek üzere</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/">AYNALARIM / Sembollerden Elma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9632</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gelin Kucaklayalım Hüznü &#8211; Gidin / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gelin-kucaklayalim-huznu-gidin-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gelin-kucaklayalim-huznu-gidin-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Jun 2017 22:19:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Çelik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9631</guid>
				<description><![CDATA[<p>birilerinin varlığı  göz önündeki koca sivilcelerdeki irinlerin seksi dansı  çok sevdiğim bir şairin &#8221;küçük hanım&#8221; hitabı avuntum.  dersimi aldım büyücek kat kat  tüm anım kırışan burnun. ve varsa  bilirim ki var  yaradanın umarsız kalışı  kalmış ki iki günün sakalsız geçmesi  geçer        ve konar            ve tüner     [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gelin-kucaklayalim-huznu-gidin-siir/">Gelin Kucaklayalım Hüznü &#8211; Gidin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>birilerinin varlığı </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>göz önündeki koca sivilcelerdeki irinlerin seksi dansı </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>çok sevdiğim bir şairin &#8221;küçük hanım&#8221; hitabı avuntum. </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>dersimi aldım büyücek kat kat </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>tüm anım kırışan burnun.</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>ve varsa </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>bilirim ki var </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>yaradanın umarsız kalışı </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>kalmış ki iki günün sakalsız geçmesi </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>geçer</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>       ve konar </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>          ve tüner</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>              ve sırnaşır</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>şarlatan gülücükleri yapış yapış. </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>yolum intiharın izindedir</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>bir çift mavi göz ile yatış vakti birlikteliğinde</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>iki erguvanın kendi direnişine gülmesidir vazgeçiş.</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>bir bir cümleleri serpiştirir mi zahitlik?</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>&#8221;ne gözyaşı ne gam ne keder&#8221;</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>demişler ki </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>demediklerini bırakmamışlar ki </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>tütün dumanına bulandı şiirlerim.</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>bu duman ki iki rüzgarlık iş değil </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>kasırgalar,belki fırtınalar</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>ensede konaklayana iki cuma şakası bile pes ettiremez.</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>yan etkileri parmak uçlarındaki kabarcıklar</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>hekime sorsan nedeni susuzluk,güneş</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>kafana çok takıyorsun der psikolog</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>(ne boş konuşuyor değil mi)</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>bense diyorum ki</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>       çok duraksamadık mı?</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>       koşsak ya biraz?</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>bir kitap var elimde </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>geçin işin maliyetini </b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>anılar sıralanmış kalın-cak,kalın-sıcak</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>yıllara meydan,bana ortak,başkasına yancı</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>     bak şimdi,</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>     olmadı bu,</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>gurbetin içler acısı kardeş özlemi</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>bu şiirde.</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>                           bilmem ki</b></i></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><i><b>ben bu akılla bin mi yaşasam?</b></i></span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gelin-kucaklayalim-huznu-gidin-siir/">Gelin Kucaklayalım Hüznü &#8211; Gidin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gelin-kucaklayalim-huznu-gidin-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9631</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şimdi İyilik Zamanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Jun 2017 07:20:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9626</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyada yapılacak çok iş var. İyilik herkesin harcı değil. Gün gelir, öykü olur yazdıklarımız, gün olur gölge olur, kayboluverir. Ama ışık içinde hep var olmalı insanın. Güzellikler hep var olmalı. İyiliği yayalım. Güzellikler olsun cümlelerimiz. Fısıltılarımız neşe saçsın, güller etrafında dolaşalım. İçimiz hep iyilik dolsun. Olumluluk, içimizi doldursun. Allah, güzeldir, güzeli sever. Güzel, edebi cümleler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/">Şimdi İyilik Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada yapılacak çok iş var. İyilik herkesin harcı değil.</p>
<p>Gün gelir, öykü olur yazdıklarımız, gün olur gölge olur, kayboluverir.</p>
<p>Ama ışık içinde hep var olmalı insanın. Güzellikler hep var olmalı.</p>
<p>İyiliği yayalım.</p>
<p>Güzellikler olsun cümlelerimiz.</p>
<p>Fısıltılarımız neşe saçsın, güller etrafında dolaşalım.</p>
<p>İçimiz hep iyilik dolsun.</p>
<p>Olumluluk, içimizi doldursun.</p>
<p>Allah, güzeldir, güzeli sever.</p>
<p>Güzel, edebi cümleler olsun içimiz.</p>
<p>Güzellikleri yaşatalım.</p>
<p>İkramda bulunalım.</p>
<p>Gülümseyelim mesela.</p>
<p>Hep gülelim.</p>
<p>Dünya yeterince kötülük dolu.</p>
<p>Bari içimiz iyi kalsın.</p>
<p>Gülelim, oynayalım.</p>
<p>Huzur içinde namaz kılalım.</p>
<p>Huzuru hayat tarzı haline getirelim.</p>
<p>Huzuru hissettirelim.</p>
<p>İçimizi mutluluk kaplasın.</p>
<p>Ruhumuz O’na dönük olsun.</p>
<p>O’nu hissetsin.</p>
<p>İçimizde O’nu yaşayalım.</p>
<p>O’na dönelim.</p>
<p>Her şey O’nu hissettikçe güzel.</p>
<p>O’nu andıkça güzel.</p>
<p>Herkes terk etse bile O terk etmez.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/">Şimdi İyilik Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9626</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı- 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Jun 2017 05:26:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gökhan Ahmetoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9623</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genç nesli umutsuzca arayış içinde olan bir toplum varmış. Bu arayış, sonu nihilizme giden depresif fikirler, bilinçsiz alkol ve uyuşturucu tüketimiyle önü alınamaz bir noktaya varmış ve ihtiyarlar meclisi, çözüm için mahalle meclisinde toplanmış. İhtiyarlardan biri öne atılarak sorumluluğun şeytana hizmet eden teknolojide olduğunu, çözüm için de teknolojinin yasaklanması ya da en azından kısıtlanması gerektiğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/">Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı- 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genç nesli umutsuzca arayış içinde olan bir toplum varmış. Bu arayış, sonu nihilizme giden depresif fikirler, bilinçsiz alkol ve uyuşturucu tüketimiyle önü alınamaz bir noktaya varmış ve ihtiyarlar meclisi, çözüm için mahalle meclisinde toplanmış. İhtiyarlardan biri öne atılarak sorumluluğun şeytana hizmet eden teknolojide olduğunu, çözüm için de teknolojinin yasaklanması ya da en azından kısıtlanması gerektiğini söylemiş. Diğer ihtiyarlar onu onaylarcasına ayaklanmış ve bu kararda mutabık olmuşlar. Mutlak çoğunluktaki ihtiyarlar, gençlerin yaşantısından o denli rahatsızmış ki, içlerinden biri idam seçeneğini dahi gündeme getirmiş. İhtiyarlar meclisinde çocukları olmayan, evlat eksikliğini mahallenin diğer çocuklarıyla ve kedilerle gideren bir kadın da varmış. Bu kadın, alınan karara muhalif olan tek kişiymiş. Israrla gençlerin muvaffakiyeti için başka yollar aranması gerektiğini savunmuş. Hatanın kendilerinde olduğunu, gençlerin bu yeni dünyasını tanımadıklarını ve tanımak için çaba göstermediklerini, kaliteli bir eğitim ve faydalı olacak kültürel öğretilerle durumun üstesinden gelineceğini belirtse de ona hak veren olmamış.</p>
<p>Demokrasi bu ya, yasakçı çoğunluk kazanmış ve kararlar hızlıca işleme konmuş. Tüm yaşamları teknoloji ve internetle şekillenen gençler, hızlıca içine kapanmış. Peş peşe şiddet olayları yaşanmaya başlamış ve mahallenin cezaevinde tek kişilik bile yer kalmamış. Duruma isyan eden genç kızlar, evlerinden ayrılmış ve alışık oldukları, özlemini duydukları hayatı aramak üzere mahalleyi terk etmiş. Genç erkekler çalışmayı bırakmış ve eğitim de dâhil olmak üzere tüm toplumsal kurumları reddetmiş. Gençlerin bir bölümü, kontrolcü ihtiyarlara savaş açmış. Nesillerin çatışmasında boğulmak üzere olan toplumdaki ihtiyarlar, çözüm arama umuduyla yeniden mahalle meclisinde toplanmayı düşündüklerinde, artık mahallede bir meclis kalmadığının da farkına varmış. İşler çığırından çıkmadan önce, yasakçı karara muhalif ihtiyar kadın, günlüğüne son olarak şunları not etmiş: “Asla yasaklamayın!”</p>
<ol start="3">
<li><strong> Bölüm: Referans Fikir Kavramı</strong></li>
</ol>
<p>Yukarıda anlattıklarım, size “saçma” mı geliyor!? Peki o zaman, sizlere küçük bir hatırlatma yapayım. Dünyaca ünlü biyolog Richard Dawkins’in <a href="http://www.kayakirtasiye.com.tr/yazi-gerecleri-kalemler"><strong>kalem</strong></a>e aldığı “Tanrı Yanılgısı” isimli kitap, satışı yasak olan Suudi Arabistan&#8217;da indirilme rekorları kırarak en çok okunan kitaplar arasına girmiştir. Üstelik Suudi gençler, yasak olan bu eylemlerin sonucunun idam olabileceğini net bir şekilde bilmekteydi. Bir örnek de bizden; Türkiye&#8217;de Twitter&#8217;ın en çok kullanıldığı zamanlar, hükümet tarafından Twitter&#8217;a yasak getirilen dönemde olmuştur. Haberleşme özgürlüklerini tehlikede gören genç nüfus, yasakla birlikte eyleme geçmiştir. Aynı şekilde, sigara yasaklarının kullanımı azaltıp azaltmadığıyla ilgili de şüpheci olmalıyız. Sigaraya gelen zamlarla birlikte alım gücü azalan kişiler, maddi imkânsızlık sebebiyle sigarayı bırakır. Ancak, maddi imkânsızlık yaşadığı fikrini geri bastırmak uğruna sigarayı bırakmasındaki etkenin hükümetin sigara yasakları olduğunu söyler. Bir de buna sebep olanlara teşekkür ederse tadından yenmez!</p>
<p>Peki, yasaklar karşısında neden karşı eyleme geçeriz? Altında yatan sebep binlerce yıllık bir kültür birikimidir. Âdem ve Havva&#8217;nın yasak elmasından itibaren günümüzde yasak olan ne varsa, gençler tarafından mutlaka denenecekler listesinde üst sıralara oynuyor. Yeniliği arayan insanoğlu, bilinçaltı düzeyinde, konulmuş olan yasakları çiğneyerek toplum içinde bireysel farklılaşma çabaları içine girecektir. Bu çabaların yeni fırsatlar yaratma olasılığı açıktır. Deneyim edinme konusunda milyonlarca yıllık bir geçmişe sahip olan beyin, kendi yarattığı ahlak kavramlarıyla yasağı deneyim edip avantaj sağlaması muhtemel deneyim seçeneğine başvuracaktır. Denenmesi istenmeyen eylemin ahlak argümanlarıyla yasaklanması yerine, yine beynin ego ve süperego bölümlerini etkileyecek tutarlı eğitimlerle açıklanması durumunda yasaklanmasına dahi gerek kalmayacaktır. Bu durumda beyin, kendisine dezavantaj getirecek bu eylemden kendi rızasıyla uzak durma seçeneğine başvuracaktır.</p>
<p>Günümüzde teknolojiye gençler kadar ayak uyduramayan ihtiyarlar, size ne düşündürüyor? Aramızda tek nesil olduğu halde neden ilgi alanlarımız bu denli farklı? Cevabımız süperegoda. Süperegonun, toplumsal eğitimle gelen hedefler olduğunu ilk bölümde belirtmiştik. Çocukluk ve erken gençlik yıllarında, hali hazırdaki hedef ve ilgi alanlarını bulan ihtiyarlarımız, yeniliklere karşı katı ve sonucunda yasakçı olma eğilimindedir. Peki, değişen çağa ayak uydurabilmek bir tarafa, ihtiyarlar neden gençlerin süperegosunu idam etme peşinde? Cevap yine basit; tabular! İçtenlikle dâhil olunmak istenen, ancak tabular ve eski gelenekler itibariyle geriye itilen bu yenilikler, ihtiyarların genelince nefret edilen, korkulan ve sonunda şeytanlaştırılan arzular olmuştur. Tabuların sonucu da yasakçılıktır; “Ben yapamıyorsam, sen de yapamayacaksın!” söylemidir. Maddi imkânsızlıklar sebebiyle marka giyinemeyen kişilerin, maddi durumu iyi olduğu için marka giyebilen gençleri kapitalizmin tuzağına düşmekle eleştirmesinin altında yatan sebep de aynıdır. İstisnasız her birimiz, bir şekilde bu deneyimi hayat <a href="http://www.kayakirtasiye.com.tr/defterler"><strong>defter</strong></a>imize işlemişizdir.</p>
<p>Zamanında şeytanlaştırdığımız eylemler ve katı şekilde saplandığımız tabularımız, zaman gelmiş günlük yaşantımızda normalleşmiştir. Buradan hareketle, karşımızdaki fikri şeytanlaştırmadan önce, o fikre sebep olan kültürel ya da maddi sebepleri tartmalı ve empati kurmayı denemeliyiz. Ancak bu çabamız, toplum tarafından muhtemelen kabul görmeyecek; kabul görse de imkânsızlıklar sebebiyle arzularını yaşayamayan bireylerin mutsuzluğa saplandığı bir toplum yaratmış olacağız. O halde, karşıt fikir empatisi beklemeden önce, bireylerin “hazcılık” anlayışını yeniden kodlayacağımız eğitim sistemleri planlamak durumundayız. Bu planlama ne yazık ki gelecek nesille birlikte gerçekleşeceği için, çabalarımızın sonu, bugün yaşayan kişilerce görülemeyecektir. Hali hazırda kodlanmış beyinleri geride bırakarak önümüze bakmamızı söylemem size gaddarca gelmesin. Mantık çerçevesinde bakılırsa, bu geride bırakmanın ihtiyarlar meclisine karşı alınan olumsuz bir tavır olarak görülmediği de anlaşılacaktır. Nihayetinde her birimiz, bir gün ihtiyarlar meclisine dâhil olacak ve gelecek nesil planlamalarına memnuniyetle katılmayacağız!</p>
<p>Aile yaşamı boyunca anne babaya karşı gösterilen koşulsuz hürmet duygumuz, ilk sosyal deneyimlerle okulda öğretmene, sokakta abilere ve ablalara duyulan koşulsuz hürmet duygusuna dönüştü. Kitlesel yönetim mekanizmasının en tepesine yerleşen hürmet duygusu, içinde bulunduğumuz toplumun gerici ve yeniliklere kapalı olmasındaki en büyük etken durumuna geldi. Başkasına duyduğu koşulsuz hürmetten nefret ettiği halde, kendisinden sonra gelen nesle de aynı uygulamayı dayatmaktan çekinmeyen bir toplum haline dönüşmek, nesiller arası bu çatışmada önü alınamaz sonuçlar doğuracaktır. Bizim neslimizin fikirlerini bile benimsemekte zorlanan ihtiyarlar meclisinin, gelecek nesil planlamasında söz sahibi olması fikri artık size de korkunç bir hata gibi görünmüyor mu? Bireysel hürmetçilikten toplumsal hürmetçiliğe geçiş yapan bu kavramın toplumdan siyasete de aynı biçimde uyarlanması sürpriz olmaz. Belki de Avrupa kültürlerinin başarısının altında yatan temel sebeplerden biri, gençlik dönemine ulaşan kişilerin ailesinden ayrılmasıyla ilişkilidir. Süperegolarını çağdaşlarıyla birlikte şekillendiren toplumlar, nesiller arasındaki çatışmalarını daha kolay aşabilmişlerdir. İtirazınız varsa, dünya haritasını önünüze koyun ve ekonomi, eğitim ve teknoloji alanlarında gelişmiş mutlu ülkeleri belirleyin. Sonra da başarısız ve mutsuz ülkeleri tespit edin. Şimdi de kabaca, aile ilişkilerini ve büyüklere karşı gözetilen hürmetçilik seviyelerini karşılaştırın. Sonuç olarak, ortada inkârı zor olan birtakım gerçeklikler göreceksiniz. Bu demek olmuyor ki başarı, aile büyüklerini çiğneyerek kazanılır. Bunun anlamı, gelecek nesil planlaması, ekonomik ve bilimsel atılımlar, toplumdaki mutluluk seviyesi ve diğer pozitif atılımların aile hükümdarlığında kurulmaması koşuluyla sağlanabileceğidir.</p>
<p>Gelecek neslin oluşturacağı meclislerin yaş sınırlaması gençlerin değil, ihtiyarların aleyhine olmalıdır. Örneğin 55 yaşındaki bir vekilin, bir sonraki neslin eğitim planlaması kararını doğru biçimde alabileceğine ihtimal vermiyorum. Yaşadığı toplum, tabuları ve diğer korkularıyla doluyken ihtiyarlar meclisinin gelecekte başarıyı yakalayacak vizyonları benimseyebileceğini düşünmüyorum. Ucu açık bir şekilde, meclislerin yaşlara göre bölünmesinin gelecek için en doğru karar olacağı fikrindeyim. Toplumun gelecek yönetim biçimlerini sağlıklı bir şekilde planlamasının ilk aşaması, bireylerin düşünce şeklini yeniden tasarlamaktan geçiyor. Düşünce şeklini, tabular sebebiyle konulan yasaklardan, milliyetçilik ve ümmetçilik gibi zararlı yönelimlere varan biçimlerden alıp özgürlükçü, yenilikçi, nesiller arası mutabık ve dolayısıyla mutlu toplum biçimine uyarlayacaksak, “referans fikir” kavramını benimsemeliyiz. Bu kavramla anlatmak istediğim şey şudur. Düşünce sistemi, hayat görüşü, ideolojisi, ihtiyaçları, hobileri oluşmakta olan bireyler, muhalif düşünce sistemlerini gözetmeli; bunları referans almalıdır. Ve evet, bunun geleneksel bir şekilde, devlet ve çeşitli sivil toplum örgütlerince yapılması gerektiğini düşünüyorum. Aile büyükleri, çocuk eğitimi sırasında direkt olarak bu sisteme bağlı kalmalı ve çocuklarını referans fikirlerle donatarak yetiştirmelidir.</p>
<p>Önceki bölümlerde, doğru görünen sistem ve ideolojilerin eğitim modeliyle benimsendiği konusunda çok sayıda örnekleme ve düşünce deneyi yaptık. Buradan hareketle, tek bir ortak hikâyeyle karşıt iki sisteme bağlı gençlerin olası toplum modelini örnekleyelim. Diyelim ki, iktidarı solcu ve muhalifi ılımlı sağcı sistem olan bir toplumdayız. Bu toplumda, en azından orta veya uzun vadede bir kırılma yaşanacağını, sağcı sistemin geriye dönüş için fırsat kollayacağını öngörebiliriz. Çünkü eğitim modelimiz, benimsediğimiz sistemin iktidara gelerek diğer sistemleri yok etme arzusu üzerine işliyor. Referans fikri benimseyen toplumdaki bir ateistin muhalifin kutsal kitabını okumasından; aşırı sağcı bir gence, şimdiye kadar iktidara gelen sağcı sistemlerin başarısız örneklemelerinin gösterilmesine kadar tüm çabalar, referans fikirli eğitim yöntemlerimizden olacaktır. Bu çalışmalar, günümüz ihtiyarlar meclisince şeytanlaştırılan kavramları, algılanması mümkün gerçekler haline getirecektir. Bu toplumdaki solcu birey, muhalifi olan sağcı bireyin hikayesine dâhil olarak ona bu düşünceleri sağlayan öğretileri kavrayacak ve gerektiği yerde karşıtına referans olacak düşünce ve sistemleri benimsetebilecektir.</p>
<p>Bu toplumda, sokakta kağıt toplayan yaşıtını aşağılayan bir çocuk, eğitmeniyle birlikte, bir gün boyunca kağıt toplamak için sokağa çıkartılacaktır. Bu toplumda, ırkçı fikirlerle donanmış bir beyne sahip olan çocuk, eğitmeni tarafından kurgulanan bir tiyatroda, ırkçılığa maruz kalan bir rolde oynatılacaktır. Bu toplumda, kendinden aşağı gördüğü bir hayvana fiziksel şiddette bulunmaktan çekinmeyen bir çocuk, kendisinin de bir hayvan olduğu konusunda telkin edilecek ve kişiliğinde yıkıma yol açabilecek “özel olma hissi”, evrimsel biyolojiyle aşılacaktır. Özel olduğumuz fikri, demagogların siyaseti içindir. Demagog, siyaset yöntemini tamamen toplumsal korku ve arzular üzerine kuran ve toplumun bu ilkel dürtülerini sömüren kişidir; sistematik olarak diktatörlüğe giden yoldaki son durak kabul edilir. Tarih boyunca yaşayıp yok olan binlerce toplum, tıpkı bizim yaptığımız gibi, kendilerinin en özel ve doğru toplum olduğu konusunda emindi. En eski dürtülerden biri olan bu düşünce biçimi, diğer toplumlara karşı yapılacak atak ya da savunma savaşlarında, bireylerin gruba sadık olarak bağlanması için kullanılmıştır. Toplumlar arasında kullanıldığı taktirde avantajlar getirmesi muhtemel olan özel olma hissi, toplum içine uyarlandığında yıkımlara yol açıyor. Günümüz düşünce sisteminin oluşturduğu yönetim sistemleri, bu denli ilkel bir fikirle devam edebilir mi? Eğer edemezse alınması gereken yegane tedbir, özel olmadığımız fikrinin gelecek nesillere hızlıca verilmesidir. Bu konuda çekinceleri olanlar, etnik milliyetçilik sebebiyle kendilerini özel hisseden toplumların bilim-teknoloji yarışında ne kadar gerilerde kaldığına bakabilir.</p>
<p>Topluma uyarlanması mutlak bir gereklilik olan referans fikir, bireysel olarak benimseyenlerine de çeşitli avantajları beraberinde getirecektir. Her iktidar, muhalif fikrin iktidar koşullarını kendi içinde barındırır. Öyle ki, basketboldan hoşlanmayan birine basketbolu sevdirebilir ya da basketbolu tahammül dahi edemeyeceği bir spor haline getirebilirsiniz. Kıvırcık saçlı karşı cinsine karşı önyargılı olan bir birey düşünelim. Muhtemelen altında yatan sebep, çocukluk ya da erken gençlik döneminde “kötü” olarak tanımladığı bir deneyim sırasında kıvırcık saçlı bir kişi ya da onu anımsatan objelerle hatalı bağlantılar kurmasıdır. Kötü deneyimle eşleştirilen kıvırcık saç, sonraki deneyimler için olumsuz bir etki olarak kodlanmış olur. Bireyin olumlu deneyimleri sırasında kıvırcık saç ya da onu anımsatacak diğer etkenlere yavaşça maruz bırakılması, bireyin beyninde referans düşünceler oluşturacak ve birey, kıvırcık saç hoşnutsuzluğunu aşacaktır. Aşılmak istenen yükseklik korkusu için, kademeli olarak yüksek mekanlara maruz bırakılmanın sebebi de aynıdır. Yüksekliğin tek başına herhangi bir tehlikesi olmadığına ikna olan beyin, bu korkunun dezavantajının farkına varacak ve birey, yükseklik korkusunu yenecektir.</p>
<p>İş hayatına uyarlanan referans fikir daha da ilginçtir. Örneğin, kendinizde liderlik vasfı göremiyor ve bu durumun iş hayatınızda dezavantaj olacağını düşünüyorsanız, sistematik olarak maruz kalmanız gereken etkiler basittir. Yakın çevrenizi, mümkün olduğunca liderlik vasfı olduğuna inandığınız kişilerden oluşturmaya çalışın. Bu insanlarla geçireceğiniz her an, yöntem kopyalamanıza yardımcı olur. Daha çok bilinçsizce kopyalanan bu yöntemler, yine siz farkında olmadan günlük yaşantınıza uyarlanmaya başlayacaktır. Çevrenizdeki liderlerden herhangi biriyle etkileşimde olduğunuz bir anda, liderin gözüne bakarak; “Ben senden daha iyi bir liderim!” sözünü tekrarlayın. Beyninizdeki ayna nöronlar bu aşamada, düşüncenin kimyasal etkilerini, fiziksel mimiklere dönüştürür ve karşınızdaki liderin ayna nöronlarının kavrayabileceği referans fikirler karşı tarafa iletilir. Bu durumda hem lider olduğunuza dair etkilerle kendinizi programlamış, hem de karşınızdaki insanlara lider olduğunuzla ilgili örtük mesajlar iletmiş olursunuz. Göz teması kurulmasının gerekliliği ise göz temasından ilk kaçınan kişinin refleks olarak, yüzünüzün bütününe odaklanmasından kaynaklanır. Karşı tarafın bu odaklanması, liderlerden kopyaladığınız, gözle görünmesi zor ancak etkili olacak mimiklerin yine ayna nöronlarla karşınızdaki kişiye aktarımına yardımcı olacaktır. Bu deneyimin sürekli hale getirilmesi, motor kortekse yavaşça kodlanan bu mimikleri her defasında daha bir ustalıkla yerine getirmenize olanak sağlar. Siz bilişsel olarak hiç farkına varmasanız da beyniniz, uyku sırasında dahi bunun pratiğini yapabilecek ve size bunun sonuçlarını “rüya” olarak izletebilecek potansiyelde bir yapıdır.</p>
<p>Referans fikri kavramak, farkında olmaksızın maruz kaldığımız etkilerden kurtulmak için de önemlidir. Varlığın ne demek olduğunu deneyimlememiş kişilerin yokluktan şikâyet etmesi pek olası değildir. Ancak içlerinden birinin varlığı görüp etkilerini referans olarak kodlaması durumunda, referans olan varlık düşüncesi, yokluğa karşı takınılacak isyan duygusunu tetikler. Televizyonun Türk topraklarına giriş yapmasından sonra, köylerden kentlere başlayan göç dalgalarının sebebi de bu bağlamdaki bir referans fikirdir. Şehir hayatının cazibesine kapılan nitelikli çiftçi ve köylülerin, tarlalar ve diğer üretim alanlarını bırakmasıyla ithalcilik artıyor ve Türk ekonomisi, büyük yaralar alıyordu. Şehirler kapasitesini aştığı için sağlık, eğitim ve trafik gibi diğer problemlerde de sıçramalar yaşanıyordu. Yaşam standartlarının hızla düşmesi sebebiyle, sonucu beyin göçüne kadar varan olaylar yaşanıyor; ekonomik aksiyonlar için cazibeleşen şehir yaşamı sebebiyle toplumumuz geriye doğru gitmeye başlıyordu. “Köylü milletin efendisidir” öğretisine referans olan “Şehir yaşamı iyidir” öğretisi hem şehir, hem de köylü hayatlarını perişan ediyordu. Hayatınızın her alanına uygulamanızı tavsiye ettiğim referans fikir kavramı hem bireysel, hem de toplumsal olarak büyük fırsatlar ve kolaylıklar sunacaktır. Reklamcılıkta ya da siyasette kötü amaçlarla kullanılan bu kavramı tanımanız demek, bu alanlarda dengeli olmanız ve bu tutumunuzu korumanız demektir.</p>
<p><strong>Sonuç: </strong></p>
<p>Bu incelemenin başından beri bireyin beyinden, toplumunsa bireylerden oluştuğu fikriyle, tek bir beynin tüm dünyayı değiştirebileceği gerçeğine deyindim. Bireysel tüm özelliklerin çoğunlukla çocukluk ve erken gençlik döneminde alınan eğitimle kazanıldığını söyledim. Bu eğitimin oluşturduğu bireysel sistemler; yani hikâyeler, toplumsal sistemlere dönüşüyordu. Toplumsal sistemler, siyasi sistemleri üretiyor ve her halk kendi sistemine; yani kendi hikâyesine bağlanıyordu. Bu denklemde kesin olarak görüleceği üzere, toplumun yönetim sistemlerini değiştirmek, bireyin şahsi sistemlerini değiştirmekten geçiyordu. Bunun içinse referans fikir modelli bir eğitim sisteminin hayati bir öneme sahip olduğunu belirttim. Toplum yönetiminde geçerli olacak siyasi yöntemin tanımından ziyade, o toplumu şekillendiren sistemle ne kadar uyumlu olduğunun kavranmasının önemine dikkat çektim. Toplumsal psikolojinin kavranması, bilişsel eksikliklerin belirlenmesi ve bu bağlamda reçeteler hazırlanması önemlidir. Kuvvetli bir diktatöre dayanmaktan başka bir gerçeği olmayan toplumlar için demokrasi saçmadır. Bu problem, demokrasi fikrinin topluma referans olarak sunulması durumunda ortadan kalkacaktır. Koşulsuz hürmet duygusu, aileden yakın çevreye, toplumdan siyasete uzanıyorsa; aileye karşı edinilen koşulsuz hürmetten kaçınma reflekslerinin siyasi lider ya da partilerin hürmet duygusunu sömürme denemelerine karşı bir savunma sistemine dönüşeceğine dikkat çektim. Geçmiş tecrübelere dayanarak kararlar almak üzere evrilen beynin en büyük yardımcınız olacağını ve bireyin beynini tanıması koşuluyla sistemlere ait olmak yerine sistemleri kendisine ait kılacağı bir topluma dönüşmenin yüksek bir ihtimal olduğunu ileri sürdüm.</p>
<p>Artık kendi sisteminize; yani hikâyenize bakmalı ve eksiklerin farkında olmalısınız. Toplumun hikâyesiyle uyuşmayan fikirlerinizi tespit edip analiz etmeli, bu çabaların yol açtığı depresif fikirlerden kurtulmalı ve karşı reçetelerle toplumu etkilemeye başlamalısınız. Siyasi sistemlerin, beyniniz tarafından milyonlarca yıldır kullanılan yöntemler olduğunu kavramalı ve araç olarak kalması gereken bu sistemleri amaç edinmekten kaçınmalısınız. Kişisel eğitiminizin ego ve süperego bölümleri için hayati önem taşıdığını anlamalı ve ihtiyarlar meclisinin doğruca bu bölgeleri esir etmek istediğinin farkına varmalısınız. Bu istek, acıkınca ağlayan bebek davranışı kadar bilinçsiz ve gerekliydi. Ancak bu gereklilik, günümüz koşullarında geçerliliğini yitirmiştir. İhtiyarlar meclisinin dayattığı siyasi sistemlere, geleneklere ve geleceklere mecbur değilsiniz. Çağdaş eğitim sistemleri, çağdaş düşünsel sistemler yaratır. Bu kelebek etkisi sonucunda toplum, çağdaş ve mutlu bireyler üretir. Evrim çağdaşlıktan yanadır. Doğal seçilim milyarlarca yıldır, yalnızca en iyi uyum sağlamış türlerin bugüne gelmesine müsaade etti. Toplumsal evrim de aynı yöntemi kopyalayacak ve çağdaşlıktan yana olmaya devam edecektir. Aksini ispat etmek için şeytanlaştırılan tüm kavramların temeli çürüktür ve kaderi yok olmaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/">Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı- 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ŞEYLER</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seyler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seyler/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Jun 2017 05:25:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ezgi Pamukçu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9581</guid>
				<description><![CDATA[<p>Baktığımız ve gördüğümüz aynı şey midir? Ya bunlara verdiğimiz isimler? Bunlar gerçek midir gerçekten?Görseller mi üstündür her zaman? Yoksa yazılanlar mı?Hangisi daha gerçek? Resmedilmiş bir çiçek deseni düşünün. Nedir bu diye sorsam? Ne zırvalıyorsun sende, elbette bu bir çiçektir dediğinizi duyar gibiyim. Peki bu gördüğünüz şey ne kadar gerçek? Sözcükler, şeylerin birer göstergesidir. Çünkü bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seyler/">ŞEYLER</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Baktığımız ve gördüğümüz aynı şey midir? Ya bunlara verdiğimiz isimler? Bunlar gerçek midir gerçekten?Görseller mi üstündür her zaman? Yoksa yazılanlar mı?Hangisi daha gerçek? Resmedilmiş bir çiçek deseni düşünün. Nedir bu diye sorsam? Ne zırvalıyorsun sende, elbette bu bir çiçektir dediğinizi duyar gibiyim. Peki bu gördüğünüz şey ne kadar gerçek? Sözcükler, şeylerin birer göstergesidir. Çünkü bu sözcükler, onlara benzemektedir. Bu bir andırıştır. Gerçek bu değildir. Onu alıp koklayabilir misiniz? O halde gerçek olduğunu da iddia edemezsiniz!Desenlere verilen sözcüklerin tek işlevi,kendini tanımlamaktan öteye gidemez.Ama konumuz bu da değil. Bizi burada yanıltan,karmaşaya sürükleyen şey dilsellik ve görselliği ilişkiye sokmak. Gördüğümüz şeyi karşılayan sözcükler ve bu benzeyiş bizi bunu yapmaya yönlendiriyor. Dilsel ve görsel oyunlar. Sözcüklerin şeylerle karmaşası. Sözcükler,şeylerin kendilerine bir gönderimde bulunmaz. Sözcüklerin bütün bir sistem olan dilde anlamları vardır. Örneğin ‘Kedi’ sözcüğü,gerçek olan yani hayvan olan kediye bağlı -bağımlı-bir sözcük değildir. Bu hayvanın varlığına katılımda bulunmaz. Bu çözümlemeler, sözcükler ve şeyler arasında kopuş amaçlayan karmaşadan başka bir şey değildir. Durduk yere sorun yaratmak değil mi bu? Bir sözcüğün belirttiği şeyin kendisi olduğunu iddia eden mi var sanki! Ama derdim bu da değil! Tabiri caiz ise beyinlerinizi patlamanızı istiyorum. Düşünmenizi istiyorum bir şeyler hakkında. Fazla mantık aramaya gerek yok burada. Algı da yaratmaya çalışmıyoruz. Muhakkak keskin net kanılara varmanıza da gerek yok. Bakış açınızı değiştirmeye çalışmaya çalışmanızı istiyorum. Olabilir, neden olmasın gibi. Farklı açılardan bakabilmeyi denemek, bir şeyleri alışılagelmişin dışında görebilmek! Neden olmasın ? Kafa yorun bir şeylere ve okuyun.Tekrar okuyun. Beyninizin içinde değişmeye başlamışsa bir şeyler,ufacık çok küçük bir şey… Ne kadarda çok şey dedik değil mi? Ama bu daha hiçbir şey.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seyler/">ŞEYLER</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seyler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9581</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GELİNCİK / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Jun 2017 07:10:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9592</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sev dedi gelincik, Sevdim. Kal dedi usulca, Kaldım. Sus dedi, Kördüğüm ettim dilimi. Gel dedi bir gün, Koş bana, Koştum kana kana. Ağladı gelincik, Ağladık birlikte doya doya. Git dedi sonra? Neden diye sordum Öl diyemediğimden dedi. Ölüm geldi oturdu koynuma Öldüm ömrüm boyunca…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/">GELİNCİK / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sev dedi gelincik,</p>
<p>Sevdim.</p>
<p>Kal dedi usulca,</p>
<p>Kaldım.</p>
<p>Sus dedi,</p>
<p>Kördüğüm ettim dilimi.</p>
<p>Gel dedi bir gün,</p>
<p>Koş bana,</p>
<p>Koştum kana kana.</p>
<p>Ağladı gelincik,</p>
<p>Ağladık birlikte doya doya.</p>
<p>Git dedi sonra?</p>
<p>Neden diye sordum</p>
<p>Öl diyemediğimden dedi.</p>
<p>Ölüm geldi oturdu koynuma</p>
<p>Öldüm ömrüm boyunca…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/">GELİNCİK / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9592</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sokağın Şairi&#8230; / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Jun 2017 06:51:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömür Karakaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9587</guid>
				<description><![CDATA[<p>Daha 12 yaşında Tarlabaşı&#8217;nın deli dolu sokaklarında hayatına dokumuştu şiirle dans etmeyi. Tanju, Dersim&#8217;inden göç etmiş bir ailenin tek çocuğuydu Tarlabaşı&#8217;nın dikiş tutmaz sokaklarında. 12 yaşında atılmıştı küçükken cesaret edip çıkmadığı sokaklara. Ve sigara içmeye başlamıştı 12 yaşında çok yürekli bir genç olmuştu okulu bırakıp boyacılık yapıyordu gündüzleri geceleri ise dost edindiği sokağında sabahlara kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/">Sokağın Şairi&#8230; / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Daha 12 yaşında Tarlabaşı&#8217;nın deli dolu sokaklarında hayatına dokumuştu şiirle dans etmeyi.</div>
<div>Tanju, Dersim&#8217;inden göç etmiş bir ailenin tek çocuğuydu Tarlabaşı&#8217;nın dikiş tutmaz sokaklarında. 12 yaşında atılmıştı küçükken cesaret edip çıkmadığı sokaklara. Ve sigara içmeye başlamıştı 12 yaşında çok yürekli bir genç olmuştu okulu bırakıp boyacılık yapıyordu gündüzleri geceleri ise dost edindiği sokağında sabahlara kadar dans ediyordu.</div>
<div>Belki de o sokaklar bir gün her şeyi olacaktı Tanju&#8217;nun.</div>
<div>Tanju anarşist ruhunun verdiği yetkiyle 15 yaşında başladı mahallede kabadayılığa soyunmaya sanki bir futbol takımının yıllarca kulübede beklediği bir starıydı. Mahalle aralarında zengin aile çocuklarından kestiği haraçla yoksul mahalliye destek sunuyordu kalan parayla ise cigara sarıyordu köşe bucakta ve 12 yaşından beridir  sürekli yaptığı şeyi yapmaya devam ediyordu, şiir yazıyordu yaşayamadığı hayatı yazdığı şiirlerle düşlüyordu Tanju.</div>
<div>18 yaşında mahallenin en janti adamı oluverdi birden o hızlı, cesur, korkusuz, acımasız çocuk şiir yazınca dünyanın en masum insanı oluveriyordu. Ve 18 yaşında ilk adam yaralama olayını gerçekleştirdi mahallenin bakkalı olan küçük çocuklara sarkıntılık yapan pezevenk İhsan&#8217;ı 6 yerinden bıçaklayarak yaraladı. Kendince düşlediği dünyayı kuruyordu Tarlabaşı&#8217;nın sessiz sedasız yorgun kaldırım taşlarında ama bazen adalet tecelli etmiyordu hapse girdi 8 ay 12 gün yattıktan sonra hapishaneden çıktı. Hapishanede çok şey öğrendi bu delikanlı çıktığında çok daha olgun biri oluverdi. Şiirlerinde bunu daha iyi algılıyordu insan.</div>
<div>Ve yeniden koşturmaya başladı Tanju, Tarlabaşı&#8217;nın boyun eğmez sokaklarında. Gün geçtikçe kendi kanunlarını uygulamaya başladı eroini yasakladı haksızlıkları önledi savaştı gece gündüz bu dikiş tutmaz sokakların esrarlı gişesinde. Ama her zaman olduğu gibi birilerinin işine gelmedi bu. Yeni yetme bir çakal nasıl olur da bizim ticaretimizi engeller dediler büyük büyük ağabeylerimiz. Oysa Tarlabaşı en yoksul mahallelerden biri olmasına rağmen eroin ticaretinin merkezi haline gelmişti çünkü itilen çocuklar eroine mecbur bırakılmıştı Tanju şiirlerinde düşlediği gibi kurtaracaktı bu rant sever büyük büyük ağabeylerin elinden Tarlabaşı sokaklarını.</div>
<div>Ama hiç de öyle olmadı işler yolunda gitmedi Tanju için ne şiirlerde ki kafiyeler yan yana dizildi nede düşlenen özlemler yan yana geldi. Daha 22 yaşında bir mahallenin en delikanlı kabadayısı olan Tanju cigarasını yudumlayıp şiir yazarken bir köşede pezevenk İhsan&#8217;ın yerini bildirmesiyle büyük büyük eroin tüccarı ağabeylerin adamları tarafından yanına yaklaşan araçtan kurşun yağmuruna dizildi bedenine isabet eden 26 kurşun ile öldü Tanju oysa o kadar güzel cümleler yazıyorken yılan bile ısıramazdı insanı ama kan yağmuruna tutuldu defterindeki şiirler sonra geride yoksul koca bir mahalle bıraktı hep ezilen bir mahalle hep sokağının damarına basılan bir mahalle ve 10 yıla sığdıramadığı binlerce şiir.</div>
<div>Cesedini almaya geldiklerin de şu cümleler yazıyordu gökyüzü dolu defterinde &#8216; hiç ölmesem keşke bu dünyanın kanlı mabedinde &#8216;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/">Sokağın Şairi&#8230; / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kendini İmzalamaya Geldin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Jun 2017 06:57:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9556</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben senin bildiklerinle sınırlı değilim, Sen de benim seni bildiklerimle sınırlı değilsin, Bırak beni bilmeyi, kendini bilmeye bile sınırlısın, Başına gelmeden, yaşamadan, deneyimlemeden, sende bilmezsin, sende ki senin neler yapabileceğini..! Bizi bizden öte bilen Yüce Allahtır..! Şimdi anladın mı neyin sınavı bu dünya? Sen kendini bilmeye, bildiklerinle kendini imzalamaya, kendini tanımaya geldin..!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/">Kendini İmzalamaya Geldin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben senin bildiklerinle sınırlı değilim,<br />
Sen de benim seni bildiklerimle sınırlı değilsin,<br />
Bırak beni bilmeyi, kendini bilmeye bile sınırlısın,<br />
Başına gelmeden, yaşamadan, deneyimlemeden, sende bilmezsin, sende ki senin neler yapabileceğini..!<br />
Bizi bizden öte bilen Yüce Allahtır..!<br />
Şimdi anladın mı neyin sınavı bu dünya?<br />
Sen kendini bilmeye, bildiklerinle kendini imzalamaya, kendini tanımaya geldin..!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/">Kendini İmzalamaya Geldin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9556</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırıklarım / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kiriklarim-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kiriklarim-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Jun 2017 06:56:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Melisa Okatalı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9568</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana sesleniyorum, Ey tek bir şiire sığmayan kara sevdam. Sana yazıyorum, Kavgalarım, aşklarım, Yeryüzündeki incir ağacım. Kalbim kırık, Bini bin parça olmuş, Belki de göçüp gideceğiz yakında, belli mi olur ? Kalk, Kalk da toplayalım, Ortada kalmasınlar. Sana sesleniyorum gönlümün yorgun temennisi, Ben sende son bulurum. Ruhum, Mezarlar kadar derinse eğer, Bu çukur senin eserin. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kiriklarim-siir/">Kırıklarım / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sana sesleniyorum,</p>
<p>Ey tek bir şiire sığmayan kara sevdam.</p>
<p>Sana yazıyorum,</p>
<p>Kavgalarım, aşklarım,</p>
<p>Yeryüzündeki incir ağacım.</p>
<p>Kalbim kırık,</p>
<p>Bini bin parça olmuş,</p>
<p>Belki de göçüp gideceğiz yakında,</p>
<p>belli mi olur ?</p>
<p>Kalk,</p>
<p>Kalk da toplayalım,</p>
<p>Ortada kalmasınlar.</p>
<p>Sana sesleniyorum gönlümün yorgun temennisi,</p>
<p>Ben sende son bulurum.</p>
<p>Ruhum,</p>
<p>Mezarlar kadar derinse eğer,</p>
<p>Bu çukur senin eserin.</p>
<p>Bir şehrin herhangi bir sahilinde,</p>
<p>Gökyüzüne bakıp-</p>
<p>Nerede olduğum önemli değil, anlamıyorsun !</p>
<p>Daha anlatacak çok şeyim var.</p>
<p>Kaleme, kağıda sarılmaktan yoruldum !</p>
<p>En son gökyüzüne bakıyordum,</p>
<p>Bulutlar diyecektim</p>
<p>Ne güzel parçalanırlar</p>
<p>İki kalbin arasında.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kiriklarim-siir/">Kırıklarım / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kiriklarim-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9568</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanın Kendine Sorması Gereken Kıymetli Sorular…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Jun 2017 06:55:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9505</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kelebeğin ömrü… Ağacın ömrü… İnsanın ömrü… Hepsi farklı uzunlarda, farklı yolculuklar. Çoğu zaman aralarında ki tek fark geçmiş ve geleceğin varoluş uzunluğu veya kısalığıdır,  çoğu kimseye göre… OYSA HAKİKAT BAMBAŞKADIR! Gerçekten hakikat asla bundan ibaret değildir. Hakiki olan kişinin yaşam döngüsü boyunca evrene böylece bütüne yansıttığı deneyim ve kazanımlar aracılığı ile KENDİYLE TANIŞMASI VE ÖZÜ [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/">İnsanın Kendine Sorması Gereken Kıymetli Sorular…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kelebeğin ömrü…</p>
<p>Ağacın ömrü…</p>
<p>İnsanın ömrü… Hepsi farklı uzunlarda, farklı yolculuklar. Çoğu zaman aralarında ki tek fark geçmiş ve geleceğin varoluş uzunluğu veya kısalığıdır,  çoğu kimseye göre…</p>
<p>OYSA HAKİKAT BAMBAŞKADIR!</p>
<p>Gerçekten hakikat asla bundan ibaret değildir. Hakiki olan kişinin yaşam döngüsü boyunca evrene böylece bütüne yansıttığı deneyim ve kazanımlar aracılığı ile KENDİYLE TANIŞMASI VE ÖZÜ GEREĞİ YAŞAM AMACINI GERÇEKLEŞTİRMESİDİR!</p>
<p>ASIL OLMASI GEREKEN; kişinin kendi merkezine yani bir diğer deyiş ile hakikatine gelerek yaşam amacını gerçekleştirmesidir.</p>
<p>İşte tam da bu döngüde insanı kendi bilgeliğine götüren bazı sorular başlar.</p>
<p>“ BEN KİMİM ?”</p>
<p>“ YAŞAM AMACIM NEDİR?”</p>
<p>“ KENDİM ARACILIĞI İLE BÜTÜNE NELERİ KATABİLİRİM?” …</p>
<p>Son derece kıymetli ve belki bedeli ağır gibi görünen ancak mükafatı çok olan sorular!</p>
<p>SADECE !</p>
<p>Bir kez niyet etmek ve kendi yaşam amacımızı bulmak için SAMİMİ OLMAK yeterlidir…</p>
<p>Samimi olmak!  en çok ta kendimize.</p>
<p>Onca gelir geçer yaşanan dünya hayatı ve oyalamaca içinde bizi biz yapan daha kıymetli başka bir görevimiz yoktur!</p>
<p>Hatta yaşanan çokça sıkıntı, hastalık veya dert olduğunu düşündüğümüz onca engel aslında bizi KENDİ EŞİĞİMİZE getirmek içindir..</p>
<p>KENDİ EŞİĞİMİZ bizi KENDİ ÖZÜMÜZE ulaştırır…</p>
<p>Peki bu yolculukta aracımız nedir?</p>
<p>Böylesine kıymetli bir amacı nasıl yaşar hale geliriz? Laf ta kalmadan iliklerimizde hissedip, coşkusunu şükre yani farkındalığa dönüştürerek?</p>
<p>“ YAŞAM AMACIM VE DÜNYADA VAR OLUŞ SEBEBİM NEDİR… BÖYLECE BEN KİMİM?” sorusudur bizi bu eşiğe taşıyan ve KENDİ KAPIMIZI ÇALDIRAN!</p>
<p>Aksi takdirde kişinin kendi gerçekliğine uyanması yani ÖZÜNE kavuşması için çeşitli engel ve problemler uyarıcı niteliğinde hayatında baş gösterir.</p>
<p>Ta ki kişi nihayet kendine  sorduğu sorular ile kendi eşiğine gelene kadar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/">İnsanın Kendine Sorması Gereken Kıymetli Sorular…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kahve Gözlüm / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kahve-gozlum-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kahve-gozlum-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Jun 2017 07:18:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Bilgin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9500</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kırk yıl boyunca gizli düşler ile saklansın Avucumda kıvranan bu gönül sıcaklığı Hatırın güller üstünde ay, yüzünde uyansın Veçhene vurulurken duru su berraklığı Eğirdiğin benliğim yüreğim ateşe yansın  Gün sökün ettiğince anılar yorgan döşek Örselenir zamanın en tenha koylarında Zihnimde lisanınca sayıklanan bir çiçek Lal olayazar dilim bir sükut miktarında Üstüme üşüşür de kanatların ey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kahve-gozlum-siir/">Kahve Gözlüm / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Kırk yıl boyunca gizli düşler ile saklansın</div>
<div>Avucumda kıvranan bu gönül sıcaklığı</div>
<div>Hatırın güller üstünde ay, yüzünde uyansın</div>
<div>Veçhene vurulurken duru su berraklığı</div>
<div>Eğirdiğin benliğim yüreğim ateşe yansın</div>
<div></div>
<div> Gün sökün ettiğince anılar yorgan döşek</div>
<div>Örselenir zamanın en tenha koylarında</div>
<div>Zihnimde lisanınca sayıklanan bir çiçek</div>
<div>Lal olayazar dilim bir sükut miktarında</div>
<div>Üstüme üşüşür de kanatların ey melek</div>
<div>Medfun olur hatıram gül değen nazarında</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kahve-gozlum-siir/">Kahve Gözlüm / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kahve-gozlum-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9500</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Az İşkembe / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Jun 2017 07:15:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mete Can Koçak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9502</guid>
				<description><![CDATA[<p>Okumam gereken yaşlardayım, hala. Olmadı. Ne yapalım? Çorbacıda çalışıyorum bir süredir. Gece garsonuyum. Bizim işler daha çok gece olur. Zaten zamanla alışıyor insan gece çalışmaya da sarhoş müşterilere de. Ayakta duramazlar, kendilerini masaya zoraki atıp: “Az işkembe” derler. Ayılmak için az işkembeden medet umarlar. Eğer çok sarhoşlarsa daha bitmeden çorba, kafaları masanın üstünde sızarlar. Yemezler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/">Az İşkembe / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Okumam gereken yaşlardayım, hala. Olmadı. Ne yapalım? Çorbacıda çalışıyorum bir süredir. Gece garsonuyum. Bizim işler daha çok gece olur. Zaten zamanla alışıyor insan gece çalışmaya da sarhoş müşterilere de. Ayakta duramazlar, kendilerini masaya zoraki atıp: “Az işkembe” derler. Ayılmak için az işkembeden medet umarlar. Eğer çok sarhoşlarsa daha bitmeden çorba, kafaları masanın üstünde sızarlar. Yemezler çorbayı, yanına yatarlar. Onları ayıltmak da benim işim. Sevmiyorum onlarla böyle uğraşmayı. “Bana ne?” demek istiyorum ama diyemiyorum. Kötü olmak istemiyorum. Çoğu döker çorbasını. Ses etmem. Temizlerim. Evet, döktükleri çorbaları da ben temizlerim. Garsonum ama yaparım. Mehmet abi öyle istiyor çünkü. Bizim patrondur Mehmet abi. O da sarhoş gelir hep. Sevmiyorum içkiyi de içeni de. Garsonluğu da sevmiyorum ama ne yapalım? Olmadı.</p>
<p>Yalnız çorba kazanlarının başına geçmeyi seviyorum. Usta sigara içmek için dışarı çıkar. “Oğlum kazan” der. Ben geçerim kazanların başına. Tıpkı onun gibi karıştırmaya çalışırım. Kepçeyi dibe daldırır, çevirir ve doldururum. Sonra yine. Hem garson olurum hem usta. Çorba isteyen kişi sevdiğim biriyse ya da çorbayı kibarca istediyse ayırırım yağları daha etli koyarım çorbasını. Daha çok doldururum ekmek sepetini. Sarhoşlara özen göstermem. Kötü de vermem. Nasiplerine ne düşerse onu götürürüm. Hem sadece sarhoşlar gelmez buraya. Bazen üniversiteli abiler gelir. Neden gece vakti çıkıp çorba içmeye gelirler bilmiyorum. Ama gelsinler. Seviyorum onları. Hal hatır sorarlar en azından. “Az işkembe” deyip kestirmezler. “İbo az işkembe alabilir miyiz?” derler. Ben sadece onlara cevap veririm. “Hemen abi” derim. Diğerlerine kafamı sallar geçerim ama bu abiler kibar. Cevap vermesem olmaz. Seviyorum onları. Ama Mehmet abi sevmez. “Şunların tipine bak hele” der arkalarından. “Sen kendi tipine bak” demek isterim ancak diyemem. Ne yapalım? Çalışmam lazım. Hayat…</p>
<p>Hava hafiften aydınlanmaya başladığında temizliğe başlarım. Masadaki sirke şişelerini, tuzlukları ve peçeteleri kontrol ederim. Gerekirse yenilerini koyarım. Sabah sekizde biter işim. Tabi gündüz çalışan garson zamanında gelirse. Ama gelmez. İşine geç kalanları sevmiyorum. Fakat itiraz etmem. Kötü olmak istemiyorum. Çalışmaya ihtiyacım var. Hayat bu, okuman gereken yaşlarda çalıştırır seni. Üstelik sevmediğin insanların yanında sevmediğin işler yaptırır. Dedim ya olmadı. Okuyamadım. Ne yapalım?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/">Az İşkembe / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9502</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Jun 2017 08:53:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilmece]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[sanat duvarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9519</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini cetvelle çizerler” Cemal Süreya “Al elmayı soyarım/ Başucuma koyarım/ Ana ben gurbetteyim/ Sana nasıl doyarım” “ Ağaçta kestane/ Dökülür tane tane/ Benim bir arkadaşım var/Dünyada bir tane “Biz biz idik biz idik/Otuz İki Kız İdik./Ezildik Büzüldük,/İki Duvara Dizildik.” “Bilmece bildirmece dil üstünde kaydırmaca.” Dilimiz döndükçe mani, dönmedikçe bilmece söyledik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini cetvelle çizerler” Cemal Süreya</strong></p>
<p>“Al elmayı soyarım/ Başucuma koyarım/ Ana ben gurbetteyim/ Sana nasıl doyarım”</p>
<p>“ Ağaçta kestane/ Dökülür tane tane/ Benim bir arkadaşım var/Dünyada bir tane</p>
<p>“Biz biz idik biz idik/Otuz İki Kız İdik./Ezildik Büzüldük,/İki Duvara Dizildik.”</p>
<p>“Bilmece bildirmece dil üstünde kaydırmaca.”</p>
<p>Dilimiz döndükçe mani, dönmedikçe bilmece söyledik birbirimize. Gürültü yapmadan, ortalığı dağıtmadan, ‘usul usul’ oturduğumuz minderlerde ‘el üstünde kimin eli var’ oynadık. Fır döndü ile leblebileri toplayıp, hacıyatmazlarla neşemizi katladık. Yılın son gecesinde tombalayı kim çekecek diye yarışa tutuştuk önce, sonra birinci çinko, ikinci çinko, en sonunda bingo, kaptık ortaya konan ödülü kısmetimize göre… Ödül de ya bir kitap ya bir çoraptı…</p>
<p><figure id="attachment_9526" aria-describedby="caption-attachment-9526" style="width: 189px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/haciyatmaz.jpg"><img class="wp-image-9526 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/haciyatmaz.jpg?resize=189%2C267" alt="Hacıyatmaz" width="189" height="267" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9526" class="wp-caption-text">Hacıyatmaz</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9527" aria-describedby="caption-attachment-9527" style="width: 100px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/firdondu.jpg.png"><img class="wp-image-9527" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/firdondu.jpg.png?resize=100%2C187" alt="Fır döndü" width="100" height="187" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9527" class="wp-caption-text">Fır döndü</figcaption></figure></p>
<p>Sıcak odun ateşinde patlayan kestanelerin kokusuyla girdik evlerimize. Kartopu yemiş yüzlerimize, alı mor renklerimize aldırmadan koştuk sobanın başına. Soğuktan çatlamış ellerimizle açtık kestane kabuklarını. Yanarken parmak uçları, atıverdik ağzımıza bu lezzetli topları…</p>
<p>Ahşap dolgu topuk terliklerle koşarak indik merdivenleri, tıkırtısını dinlettik bütün mahalleye. “Bakkal amca bir leblebi tozu versene…” Nidamızla inlettik semayı…</p>
<p>Evcilik oyunlarımıza almadık erkek çocuklarını, onlar da bizi almadılar. Kovboyculuklarını gizli gizli oynadılar… Kızlı erkekli bir tek yakar top oynadık. Ama her seferinde erkekler tarafından yakılmaktan kurtulamadık. Yakan topla yanan neden hep biz olduk? Bir türlü anlayamadık…</p>
<p>Bilemedik bize bildirileni, çocuktuk göremedik bizde olanı. Hep çocuk kalacak olmamızı kabullenemedik bir türlü. Büyüdük sandık bazı bazı, işte o vakit hepten yanıldık…</p>
<p>Birer kır çiçeğiydik oysa sofralardaki soda şişelerine konulan. Koparılıp toprağımızdan, soluncaya kadar elde tutulan… Sonra! Sonrasında rüzgârın bağrına salıverilip, kurdun kuşun elinde ötelere saçılan…</p>
<p><strong><em>Çocuktuk; sevincin bağrından kopmuştuk. Kır papatyalarının koparılmadığı masallardan, âşık adının mecnun olduğu diyarlardan koşar adım geliyorduk. Kimi kez zümrüt-ü Anka kuşunun kanadında, kimi kez Kaf dağının ardında; ama hiç dinmeyen ‘ateş-i Suzan-ı firkat’ sadrımızda, uzanıp boylu boyunca zamanın akışına, devranı seyrediyorduk. </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Çocuktuk; masal dinleye dinleye bir gün masal olacağımızdan bihaber yaşayıp gidiyorduk. Henüz fısıldamamıştı kulağımıza peri kızları, hep çocuk kalacağımızı. Düşlerimizin üstüne basmamıştı daha karabasan tohumları.</em> <em>Ekmek kavgası nedir bilmez iken, ‘develer tellal, pireler berber ‘olmadan sokak aralarında yedik domates-peyniri ekmek arasında; nimet tadında…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Başımızın tacıydı Allah aşkı. Kim derse ki ‘Allah aşkına yapma! ‘akan su durur, zehir lokma olsa yutulurdu. Hayatın merdivenlerini tırmanıyorduk şevkle, yüzümüzde gülümseme, ‘dostluğun biz sevgisiyle toplanıyorduk her an’ yüreklerimizde. ‘Bu sevgi bağıyla’ sarılıyorduk birbirimize… Hizmet için milletimize, dağılıyorduk yurdun dört bir köşesine…</em></strong></p>
<p><strong> </strong>Anne- babalarımızın göz bebeğiydik. Sıcak sudan soğuk suya dokunmayan ellerimizle kazandığımız okullardan, zamanı geldiğinde mezun olduk. Bu ellerle tuttuk diplomaları. Kepleri fırlatamadık belki havaya, ama bu ellerde yükseldi istikbalimiz; gururla…</p>
<p>Dostluğu ve doğruluğu şiar edinmiştik. Söz senetti indimizde. Bir kez çıktı mı dilimizden ölsek geri dönmezdik verdiğimiz sözden.</p>
<p>Vefa bir semt adıydı içtiğimiz bozaların tadında; ‘ dönülmez akşamın ufkunda’ isimlerimizin yanına kazılı göbek adımızdı. Satmazdık arkadaşımızı öyle üç beş kuruşa. Hayatın sillesini yesek de, cefasından inlesek de minnet etmezdik ağyara. Hasretinde beklerdik sevdiğimizi, koşmazdık iki paralık yosmaların koynuna…</p>
<p>Birer kır çiçeğiydik kelebeğini bekleyen, ‘aşkın şarabından içen’… Bütün bir baharı, tek bir kelebeğin kanatlarının altında gizleyen… Onun güzelliğinde seyr-i devran eğleyip, rüyasını süsleyen…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9519</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsan Aklı Bir Ödül Müdür Yoksa Ceza Mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Jun 2017 07:27:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlı Yıldırım]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9492</guid>
				<description><![CDATA[<p>Andre Alexis&#8217;in &#8216;Tanrılar Zar Attığında&#8217; adlı kitabı üzerine yazılmıştır. İki tanrının bir barda sarhoş oldukları sırada girdikleri bahisle ile hikâyemiz başlar. Toronto’daki barda Apollo ve Hermes insanlık üzerine koyu bir sohbetin ardından düşüncelerini birbirlerine kanıtlamak için Hermes’in “hayvanlarda insan aklı olsa nasıl olurdu” soru önerisine karşılık bahse girerler. Sonra yürürken karşılaştıkları veteriner kliğinin arka barınağında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/">İnsan Aklı Bir Ödül Müdür Yoksa Ceza Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Andre Alexis&#8217;in &#8216;Tanrılar Zar Attığında&#8217; adlı kitabı üzerine yazılmıştır.</strong></p>
<p>İki tanrının bir barda sarhoş oldukları sırada girdikleri bahisle ile hikâyemiz başlar. Toronto’daki barda Apollo ve Hermes insanlık üzerine koyu bir sohbetin ardından düşüncelerini birbirlerine kanıtlamak için Hermes’in “hayvanlarda insan aklı olsa nasıl olurdu” soru önerisine karşılık bahse girerler. Sonra yürürken karşılaştıkları veteriner kliğinin arka barınağında bulunan on beş köpeğe insan bilinci üflerler. Gördükleri farklı rüyalarla değişimin bilinciyle uyandıklarında her şey bambaşkadır. Aslı Tohumcunun hazırladığı, D. İmra Gündoğdu’nun çevirdiği Tanrılar Zar Attığında adlı fantastik eser Nora Kitap etiketiyle raflarda yerini aldı. Sosyal konum ve fiziksel ihtiyacın doğuşuyla aralarındaki ortak dilin yitişi kavramsal bir döngüye yerleştirilmiş. On beş köpeğin her biri mutsuz bir sona sürüklenmesi iletişim boyutuna hem mitolojik hem de fantastik bir yaklaşım sunmuş Andre Alexis.</p>
<p>Tanrılar Zar Attığında, en dikkat çekici kısmı “dil”dir. On beş köpekten en son kalan ve diğerlerinden farklı olarak sonu mutlu bir ölümle biten köpek Prens’in dil üretme çabalarını sembolik olarak yaklaştığımızda aslında yazarın üzerinde durduğu sorunlara karşı bir çözüm önerisi fısıldıyor. Bir başka pencere açtığımızda günümüzde modern dil yapısında yer alan açmazları, bağın zayıflığı ve iletişimin güçlü kılan yanlarını da dillendiriyor. İnsan bilincine sıkı sıkı sarılan ve bunu “dil” ile yüceleştiren tek köpek Prens olur.</p>
<p>Sürünün diğer köpekleri benliklerine sadık kalmak için savaşırlar. Bu savaşımın doğurduğu güçlüklerle boğuşurken can verirler. Özellikle Prens’in yarattığı kelime oyunlarına karşı derin bir nefret biriktirirler. “Frick ve Frack’e kalırsa, Prens köpeklik ruhunu öldürmeye niyetliydi.” Kelimeleri kullanmanın ötesinde duyulan nefretin Prens’in köpeğin ötesine geçiyor olmasıdır. On beş köpeğin içinden sınırları ihlal edip sahip olduğu gücü yaşatan da Prens’tir. Sürünün diğer köpekleri yeryüzünün tuhaflıklarıyla köpek benliklerini koruyarak ayak uydurabilecekler midir? Bu durumda ortaya çıkan sorun ise, kendi türüne yabancılaşarak korunmasız bir şekilde yaşama çabasının nasıl olacağı kaygısı vardır. Sık sık yineledikleri sorudur. “Kendi türümüze yabancılaştık nasıl yaşayacağız?”</p>
<p>“İçimizdeki kelimeleri nasıl sustururuz?” diyen Atticus, ait olmayan köpek, köpek değildir düsturuyla sürünün diğer köpeklerine tuzak hazırlar. Hazırladığı ölüm tuzaklarıyla aralarından üç köpek yiter. Dördüncü köpek ise ağır yaralı bir şekilde ölüme terk edilir. Ancak bir sabah fark edilir ve ardından sahiplenirler. Sahibi tarafından konulan Mecnun’un yeni ismi Lord Jim olur. Ağzından düşen “evet” kelimesi karşısında sahibi Nora’yla diyalogu başlar. İnsanların tehlikesi karşısında daima korunma içgüdüsüyle yaşar Mecnun. İktidar kapısında daima gücün lehine işleyecek bir düzen vardır. Bu düzeni sorgulayan, sorgulatan Mecnun’dur. Bu düzeni insanlığın olduğu yerde gördüğümüz gibi sürüde de görürüz. Bu durumda köpek taklidi yapan köpek, insan taklidi yapan insan olup çıkarlar ortaya. İki tanrının köpeklere bahşettiği “insan aklı” ile şiddetin mantık dışı eylemlerin sergisi olur.</p>
<p>Gücün zayıflığa ihtiyacı olduğu nokta daima diline sarılan ve dil ile umutlarını fitilleyen Prens’in yazdığı şiirler de vardır. Kendisi dışında kimsenin kalmaması ürettiği dilin devamlılığını olmaması anlamına gelir. Farklı diller duymak ve konuşmak isteyen Prens’in asıl üzüntüsü bu noktada derinleşir. “Kendisinden başkasının fikirlerine sağır” olan bir dünyada yaratım gücüne inandırılırız Tanrılar Zar Attığında.</p>
<p>Her bir tanrının kendince görevleri olmasına karşın iktidar hissiyatına çabuk aldanırlar. Bu aldanış sadece tanrılar dünyasında değil, insanların ve hayvanların dünyasında da bariz belirgindir. İfade etme biçimi farklıdır o kadar. Bu iktidara kafa tutan Prens, daima yalnız kalsa da peşini bırakmadığı dil sayesinde var olur. “Aslına bakarsanız, Prens son şiirlerini yazdığı sırada, dünya üzerinde o şiirleri anlayacak son varlıktı; sürüsünün dili neredeyse var olduğu hızda yok oluyordu.”</p>
<p>Bahsi kazanarak kardeşini cezalandırmak isteyen Apollo’nun kötülüğü karşısında Prens kör ve sağır olur. Bedensel işlevlerini yitirmesine rağmen zekânın keskinliği sayesinde şiir yazmaya devam eder. Andre Alexis’in kaleminde muntazam bir döngüye dönüşen kurgunun şefkati altında bize şu soruyu iliştiriyor aklımızın yakasına. “İnsan aklı bir ödül müdür yoksa ceza mı?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/">İnsan Aklı Bir Ödül Müdür Yoksa Ceza Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Akıl Biçareydi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 07:54:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9497</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalp yorgun akıl ise biçareydi&#8230;! Sezgiler ışık hızını çoktan aşmıştı, kalp mutmain, akıl yaya idi&#8230; Birlemeliydi her birini..! Akıl inkardaydı, kalp yol alırken&#8230; Kalp yorgundu akla laf anlatırken&#8230;! Ruh büyümekte idi günden güne kalp ile ele vermiş, Akıl yine hayrette idi, yaşadıklarını anlamlandıramaz iken&#8230;! Akıl pes etmişti, nefs boynunu bükmüştü&#8230; Akıl ya yalnız yol alacaktı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/">Akıl Biçareydi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp yorgun akıl ise biçareydi&#8230;!<br />
Sezgiler ışık hızını çoktan aşmıştı, kalp mutmain, akıl yaya idi&#8230;<br />
Birlemeliydi her birini..!<br />
Akıl inkardaydı, kalp yol alırken&#8230; Kalp yorgundu akla laf anlatırken&#8230;!<br />
Ruh büyümekte idi günden güne kalp ile ele vermiş,<br />
Akıl yine hayrette idi, yaşadıklarını anlamlandıramaz iken&#8230;!<br />
Akıl pes etmişti, nefs boynunu bükmüştü&#8230;<br />
Akıl ya yalnız yol alacaktı,<br />
Ya da kalbe ruha katılacaktı&#8230;!<br />
Akıl kalbe katılmasında ne yapsın, akıl danıştıkça çevresine sorularına cevap bulamamıştı&#8230;!<br />
Akıl öğrendi ki bu yolda yalnızdı, etiketli abilerin aklı bile cevap veremez olmuştu bizimkinin sorularına..!<br />
Aklın aklı başında idi, uzattı elini kalbinin eline&#8230;!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/">Akıl Biçareydi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9497</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri/ I. Bölüm Islak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 07:53:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9480</guid>
				<description><![CDATA[<p>Önce ışıkları söndürdü, daha sonra mumları yaktı. Derin derin yıpranmış kilimin üzerindeki soğuk ve cansız bedeni süzdü. Kibriti çaktıktan sonra duyduğu tek şey yağmurun cama vurduğu tıkırtılardı. Birkaç gündür aralıksız yağıyordu yağmur. Gökyüzüne nefes aldırmayan bulutlar şehrin üstünde uzun bir süredir süzülüyordu. Elinde kibrit çöpü uzunca bir süre daldı ıslak penceredeki yansımasına. Neden sonra elindeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/">Kargalar Şehri/ I. Bölüm Islak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Önce ışıkları söndürdü, daha sonra mumları yaktı. Derin derin yıpranmış kilimin üzerindeki soğuk ve cansız bedeni süzdü. Kibriti çaktıktan sonra duyduğu tek şey yağmurun cama vurduğu tıkırtılardı. Birkaç gündür aralıksız yağıyordu yağmur. Gökyüzüne nefes aldırmayan bulutlar şehrin üstünde uzun bir süredir süzülüyordu. Elinde kibrit çöpü uzunca bir süre daldı ıslak penceredeki yansımasına. Neden sonra elindeki kibritin alevi işaret parmağını ince bir acıyla yaktı ve çöpü birden elinden düşürüverdi. Geri almaya yeltenmedi zira oda bir kibrit çöpünü kaldırmayla toparlanacak gibi değildi. Bütün mumları yaktıktan sonra sebepsiz yere bir kez daha turladı cansız bedenin etrafında. Yüzünde duyguların hiçbirinden en ufak bir zerre bile barındırmıyordu. Yanında biri olmadığından olsa gerek bir kelime bile konuşmamıştı aynı zamanda. Öylece salonun içinde dolanıyor, boyuna yerdeki bedeni izliyordu.</p>
<p>Evin en büyük odası olmalıydı burası. Dört bir tarafı kaplayan kitap raflarına rağmen hem zengin gösteren kadife kılıflı kanepelere hem de ceviz ağacından yapılma sehpalara epey bir yer kalmıştı. Üstelik bir de arkasında devasa boyutlarda bir tabloya sahip çalışma masası da vardı bu odada. Kafasını önce sağa sonra sola eğerek uzun süre inceledi tabloyu. Görüş alanına sığmamış olacak, birkaç adım geri attı. Durduğunda salonun tam ortasında, yüksek tavandan sarkan taşlı avizenin tam altındaydı. Yağmur şiddetini azaltınca kendi nefesini duymaya başladı. Bundan rahatsız olup nefesini derin ve uzun aralıklarla almaya başladı. Ayakta durmuş olmanın verdiği yorgunlukla oturacak bir yer aradı. En sonunda karar veremediğinden çöküverdi bulunduğu yere. Yerdeki bedene yukarıdan bakmıyordu artık. Dizlerinin üstünde emekleyerek biraz daha yaklaştı. Neredeyse yüz yüzelerdi. Bir süre yüzünü süzdü. Solgun beyaz tenine zorla tutuşturulmuş kapkara kaşlarının altında gözleri duruyordu. Parçalanmış dudakları normalde olduğundan daha kalın gösteriyordu. Kapalı da olsa gözlerine daldı. Yüzünde belirsiz bir gülümsemeyle rahat bir nefes verdi. Ardından korkak bir tıklamayla kapı çalındı. Ufak tefek bir adam şoför üniformasının kollarını sıyırmış kısık ve tiz sesiyle:</p>
<ul>
<li>Araba hazır efendim, diye seslendi.</li>
</ul>
<p>Adam neredeyse yerde yatan cansız bedenden daha tepkisizdi. Ne tek kelime konuştu ne de kafasını çevirip içeri giren adama baktı. Garip bir şekilde hala yerdeki bedeni izliyor, bir yandan da dışarıdan izleyenler için huzursuzluk verici gülümsemesine devam ediyordu. Bir süre bu şekilde bekledikten sonra derin bir nefes alıp hızlıca kalktı oturduğu yerden. İçeri korkarak giren üniformalı adam çift taraflı kapının tekini açık bırakmış, önünde bağladığı elleriyle efendisinin kendine vereceği emirleri sadakatle yerine getirmeyi bekliyordu. Buna rağmen efendisi tek kelime etmeden önce kalktığı yerde hafifçe silkindi daha sonra yakasını ve paçalarını düzeltti. Üniformalı adamın tuttuğu kapıdan ağır adımlarla çıkarken tek eliyle kapının tokmağına astığı ceketini de aldı eline. Tek kelime etmeden koridor boyunca düzenli ve ağır adımlarla yürümeye devam etti.</p>
<p>Efendisinin arkasından bir süre daha bekledikten sonra cüssesinin aksine şaşılacak bir çeviklikle yerde yatan bedeni hızlıca kollarından kavradı ufak adam. Efendisiyle biraz önce göz göze gelmişti ki bu da yapması gerekenleri anlamasına yeter de artardı bile. Sıkıca kavradığı bedeni önce kaldırmayı denedi fakat buna kendi de inanmadı. Daha sonra kollarından sürükleyerek biraz önce efendisinin geçtiği koridordan hızlıca geçti. Çıkış kapısına geldiğinde bükülmüş beli ile zar zor açabildi koca kapıyı. Yağmur şiddetini yeniden arttırmıştı. Kaldırım taşlarını dövercesine vuruyordu damlalar yere. Araba kapının önüne önceden çekildiğinden çok fazla ıslanmayacağını düşünmüştü fakat efendisinin arabanın önünde elleri cebinde sırılsıklam olduğunu görünce kuru kalma hayalleri suya düşmüştü. Kollarından kavradığı bedeni öylece kapının eşiğine bırakıp efendisinin yanına koştu. Adam elleri cebinde gömleği vücuduna yapışmış bir şekilde önlerindeki patika yolu izliyordu. Kalçasını yasladığı arabanın farları yolu aydınlatmaya yetiyordu. Arada sırada ıslandığı için gözlerinin önüne düşüp görmesini engelleyen saçları dışında her şey tertemiz görünüyordu. Efendisini rahatsız etmekten korkarak yanına yaklaşan ufak tefek adam da çoktan sırılsıklam olmuştu. Tam efendisine neden arabaya binmediğini soracaktı ki ince, yüksek bir çığlık yardı gecenin zifiri karanlığını. Şoför korkuyla yerinden sıçrarken, tek elini cebinden çıkarmadan saçlarını düzelten adamın yüzünde o rahatsız edici gülümseme yeniden belirdi. Şoförü ürküten bu gülüş, adamın ağzında sanki hep oradaymış gibi duruyordu. İstemeyerek göz göze geldiler adam şoförün yüzünü süzdükten sonra gözleriyle ileriyi işaret etti. Adamın işaret ettiği yerde karanlıktan başka hiçbir şey gözükmüyordu. Az önce gelen çığlığı da hesaba katacak olursak sorgusuz bir şekilde o karanlığa dalmak çok da akıl karı değildi. Bunlar elbette şoförün o endişe verici karanlığa dalmasına engel olmadı. İçindeki vefa ve minnet duygusu ağır basan şoför, her zaman olduğu gibi iki eli önünde aldığı emri koşarak gerçekleştirdi.</p>
<p>Yağmur yüzünden bir bataklıktan farkı kalmayan yolda zar zor ilerlerken İtalyan marka pantolonu çoktan çamura bulanıştı bile. Sırılsıklam olan gömleğinin içinden sarkmış vücudu görünüyordu. Zaten ağır olan şapkası yağmur suyunu emince iyice ağırlaşmıştı fakat hala en sağlam haliyle kafasında taşıyordu. Karanlık içerisinde ilerledikçe el feneri ışığı daha da sönükleşiyordu. Gökyüzünde ise aydan eser yoktu. Şoför gözlerine güvenmezdi pek ama şimdiye kadar gayet iyi iş çıkarmışlardı. Açıkçası korktuğu ne karanlık ne de belirsiz bir yerden gelen korkunç çığlıktı. Asıl korkusu efendisinin emirlerini yerine getirememek ve ona karşı mahcup olmaktı. Bu yüzden her işi en doğru şekilde yapmaya çalışır, efendisinin hoşuna gitmeyecek davranışlardan her zaman kaçınırdı. Emir aldığı zaman düşünmekten çok yerine getirmeye odaklanırdı. Elindeki fenerin ışığı azaldıkça diğer elinin avuç içine vurarak fenerin son enerjisini de kullanmak istiyordu. Tam fazla uzaklaştığını düşünüp geri dönecekti, gördüğü manzara balçıkla bulanmış ayaklarını yere sapladı. Elindeki feneri yere düşürdükten sonra aklına arkasına bakmadan kaçmak geldi ama yapamazdı. Efendisi hala arabanın önünde, elleri cebinde yardımcısını görevini yerine getirmiş olarak bekliyordu. Elleri titremeye başlayan şoför yalpalayarak son birkaç adım daha attı.</p>
<p>Açıklama</p>
<p>O gün işten döndüğünde işlerin hiç bu kadar karmaşık bir hal alacağını tahmin etmemişti. Arabasından inip eve doğru yürürken o gün yaptığı şeyleri en ufak bir pişmanlık sezmeden tekrar aklından geçirdi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/">Kargalar Şehri/ I. Bölüm Islak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9480</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BAYAN HİÇ KİMSE / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Jun 2017 07:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9473</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saatlerdir kağıt bana ben kağıda bakıyorum.Kalemse çaresizce elime alınmayı bekliyor.. Kelimeler zihnimde dönüp duruyor.Lügatta dahi olmayan kelimeler,bumerang gibi dönüp dönüp duruyor.Birazdan ufak çaplı bir &#8216;big bang&#8217; gerçekleşebilir! Bir kelime,bir kelime,bir kelime.. Ne olabilir? Kelime seçimi yapmakta zorlanıyorum.Onun yerine psikolojik bir durum yaratıp kelime bulmaya çabalıyorum. Masanın üzerindeki bardak,bir sürahi dolusu su ve soğumuş çaya takılıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/">BAYAN HİÇ KİMSE / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saatlerdir kağıt bana ben kağıda bakıyorum.Kalemse çaresizce elime alınmayı bekliyor..</p>
<p>Kelimeler zihnimde dönüp duruyor.Lügatta dahi olmayan kelimeler,bumerang gibi dönüp dönüp duruyor.Birazdan ufak çaplı bir &#8216;big bang&#8217; gerçekleşebilir!</p>
<p>Bir kelime,bir kelime,bir kelime.. Ne olabilir? Kelime seçimi yapmakta zorlanıyorum.Onun yerine psikolojik bir durum yaratıp kelime bulmaya çabalıyorum.</p>
<p>Masanın üzerindeki bardak,bir sürahi dolusu su ve soğumuş çaya takılıyor gözüm.Oldukça basit bir durum aslında yada basit bir diziliş.Neden dikkat çeksin ki? Bardağın şekline bakıyorum.Üstü açık bir silindir,renksiz ve kabartmalı.Güneşin gelişini kestiği için su da gökkuşağı çıkarabiliyor bazen.Tam da bu düşüncenin üzerine şafak söküyor ve güneş ince bir aralık bulup camdan içeri sızıyor.Bardakta ne bir parıltı ne gökkuşağı var.Sürahideki suyu bardağa dolduruyorum.İnce bir parıltı beliriyor.Bu parıltı sürahiden bardağa boşalan su ile artıyor.Suyun akışı ve ışık.. Sürahinin içinde sanki sürahinin bir parçası gibi duran su,şimdi bardağın içinde.Oysa tamamen sürahiye ait gibiydi.Yine aynı mantıkla sürahi masanın üzerindeydi ve onunla bir bütün gibiydi ama sürahiyi masadan ayırabildim.Bütün gizli parçalara dönüştü.Sebep? Limit olabilir mi? Yıllar yıllar önce böyle bir teoriyi duymuştum birinden.Belki teoriden çok bilimsel gerçektir ama benim zihnime teori olarak yerleşmiş bir kere.Limit 0&#8217;a yaklaştığı için yani tamamen sıfır olmadığı için ve bunu nesnelere indirgediğimizde ; nesnelerin de birbirinden ayrılması yani tam anlamıyla bütün olmaması söz konusuymuş.Bir yerde parça bütün ilişkisine başka bir bakış açısı kazandırıyor bu teori(yada her neyse).İlk duyduğum anda şimdi,şuan düşündüğüm an kadar etkilemiştir beni bu teori(yada her neyse).Kilit kelime &#8216;Limit&#8217;.Hemen kağıdın üst köşesine yazıyorum.Kelime her yöne çekilebilir.Kişiye,düşünceye ve öze bağlı şekillenebilir.O an aklıma çılgınca bir soru geliyor.Ya limit 0 olsaydı? Benim zihnime göre &#8216;big bang&#8217; olurdu.Kim bilir..</p>
<p><figure id="attachment_9475" aria-describedby="caption-attachment-9475" style="width: 400px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg"><img class="wp-image-9475 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg?resize=400%2C387" alt="Ritmin limiti" width="400" height="387" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg?resize=300%2C290&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9475" class="wp-caption-text">Ritmin limiti</figcaption></figure></p>
<p>Kafamda kelimeler bir o yana bir bu yana savrulurken,dilimin ucunda bir ritim var.Ne bir şarkı,ne bir şiir,ne klasik müzik,ne solo.. Hiçbirine benzemeyen bir ritim. Ama ritmin özelliği bir şarkıya,bir soloya benzemesi değil miydi? En basitinden doğal bir sese benzemesi gerekmez mi? Bu ritimde bir tanımsızlık var.Ritmin limiti 0.O halde ikinci kelime &#8216;Tanımsız&#8217;..</p>
<p>İki kelime üzerine ne yazılabilir? Limit,tanımsız.. Birde &#8216;Belki&#8217; olabilir.Zihnimin içinde &#8216;big bang&#8217; başladı bile.Durdurulamaz bir akış var.İsimler,tanımlar,tanımsızlıklar,mevsimler,saatler,şiirler.. Ürkütücü ve bir o kadarda ilgi çekici.Bu üç kelime Jean Paul Sartre&#8217;ı anımsattı.Ve felsefenin derinliğine inmeye başladım..</p>
<p>Şimdi bu üç kelime üzerine nasıl bir edebiyat parçalanırdı.Parçalansa ne kadar etkili olurdu? Yada büsbütün saçmalık olurdu belki de.Her neyse.Belki bir gün bunun üzerine uzun uzun yazılar yazarız hepimiz.Belki bu iş zor olmaktan çıkar.Kim bilir..</p>
<p>&#8216;Fiyaka&#8217;lı bir kapanış yapalım o halde.Ortaçgil &#8216;eski defterler&#8217;i açıp &#8216;Bu İş Çok Zor Yonca&#8217; desin.Bizde aynı şeyi söyleyelim.Bu iş çok zor yonca.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/">BAYAN HİÇ KİMSE / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9473</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MUHAYYELAT / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Jun 2017 07:29:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[M. Faruk Kutlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[giritliazizefendi]]></category>
		<category><![CDATA[muhayyelat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9470</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dayım Dursun kitap hastasıdır, ne bulursa okur. Geçenlerde Giritli Aziz Efendi’nin “Muhayyelat” adlı kitabını okudu. Keşke okumasaydı, öyle bir ruhani boyutlarda gezinmeye başla ki çevresinde bulunanlar her gün yeni bir sürprizle karşılaşır oldu. Kitaptaki bazı sihirli kelimeleri ezberleyip okumaya başladı. Kitaptaki simyacı karakterlerden hareketle simya yazılı ne bulduysa alıp arşivlemeye başladı. Tesadüflerin peşinde koşturmaya başladı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/">MUHAYYELAT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dayım Dursun kitap hastasıdır, ne bulursa okur. Geçenlerde Giritli Aziz Efendi’nin “Muhayyelat” adlı kitabını okudu. Keşke okumasaydı, öyle bir ruhani boyutlarda gezinmeye başla ki çevresinde bulunanlar her gün yeni bir sürprizle karşılaşır oldu.</p>
<p>Kitaptaki bazı sihirli kelimeleri ezberleyip okumaya başladı. Kitaptaki simyacı karakterlerden hareketle simya yazılı ne bulduysa alıp arşivlemeye başladı. Tesadüflerin peşinde koşturmaya başladı. Yolda hiç tanımadığı kişilerle diyalog kurar oldu. Mistik boyutların uçlarında dolaşırken gerçek hayatla bağ kurmakta zorlanmaya başlamıştı.</p>
<p>Bir gün bir alışveriş merkezinde çok sıkışıp tuvalete girdi. Çıkışta kapıya astığı ceketini unutmuş vaziyetteydi. AVM’ de biraz daha gezindi. Bir ara AVM anonsundan kendi ismine benzer bir çağrı işitti ama önemsemedi. Bir süre sonra çağrı tekrarlandı. Evet, yanlış duymuyordu; kendi isimi anons ediliyordu. Merakla danışmaya gitti. “Merhaba, Dursun……..benim” dedi. Alışkanlıkla kimliğine el attı. Dondu kaldı. Kimliği ceket cebindeydi, fakat ceketi neredeydi? Üstünü başını yokladı, sanki ceketini bulabilecekmiş gibi. Birden hatırladı, tuvalet… “Ceketim, ceketim” diye heyecanla danışmadan tuvaletleri doğru koşmaya başladı. Kendisinden daha genç ve hızlı olan güvenlik elemanı hemen ona yetişip önüne geçti. “Beyefendi bizde sizinle ceketinizle ilgili olarak konuşacaktık” dedi.</p>
<p>Güvenlik elemanı Dayım Dursun’u güvenlik odasına davet etti. Birlikte gittiler, dayım ceketini hemen tanıdı ve kimlik bilgilerini eksiksiz söyledi. Ayrıca cüzdanında ne kadar nakit, kaç adet kredi kartı var, banka isimleriyle açıkladı. Bilgiler doğruydu. Ceketi ve cüzdanı teslim aldı. Bir belge imzalayıp oradan ayrılırken ceketi kimin bulup getirdiğini öğrenmek istedi. Güvenlik tuvaleti temizleyen Rıza adındaki elemanın bulup getirdiğini söyledi. Dayım adamlara teşekkür edip ayrıldı.</p>
<p>Dayımın hedefinde ceketi bulup getiren Rıza adlı mübarek adam vardı. İki bin beş yüz lira nakit paraya el sürmemiş, karttır, carttır önemsememiş bu adamın bulunduğu yere doğru yöneldi. Rıza’yı tuvaletleri temizlerken buldu. Cüzdanından bir yüzlük çıkarmış, adama vermek üzere hazırlamıştı. “Kolay gelsin birader, Rıza sen misin” diye sorarak adama yaklaştı. Adam evet anlamında başını salladı. “Bu ceketi tanıdın mı” diye sordu dayım. Rıza baktı fakat bir yorumda bulunamadı. Dayım: “Bu senin bulup teslim ettiğin ceket” diye ceketini gösterdi. Rıza: “Evet bir ceket buldum bugün” diye cevapladı. Dayım içinden: “Ne mübarek adam, dünya malı gözünde değil” diye geçirdi. “Yüz lira nedir ki; iki bin beş yüz lira para, kredi kartları falan” diye düşünerek elindeki yüzlüğü Rıza’ya uzattı. Rıza paraya bakmadan “İstemez beyefendi” diyerek geriye doğru döndü. Dayım ne kadar teşekkür etse de, parayı vermek için güreş tutsa bile Rıza parayı kabul etmedi. Dayım da pes edip “Eğer kabul edersen senin adına bu parayı fakir birine vereceğim” diyerek duygu dolu, nemli gözleriyle oradan ayrıldı.</p>
<p>Dayım ne iyi insanlar var diye düşünerek otoparktaki aracını buldu. Yola çıkıp giderken bir yandan parayı kime vereceğini düşünmekteydi. Niyet ettiği için ve bu niyetinin Allah katında kayıtlı olacağını düşündüğü için borçlu kalmak istememekteydi. Adama verdiği sözü yerine getirmek onun boynunun borcuydu. “Aksi taktirde misliyle ödemek zorunda kalırım,” diye düşünüyordu. Akşam trafiği yoğunlaşmaktaydı. İlk kavşakta yolda dilenen dokuz on yaşlarında Suriyeli çocuğu gördü. Beklediği an gelmişti. Çocuk arabaya yaklaşıp elini uzatınca, dayım da cebinde hazır tuttuğu yüzlüğü çocuğa takdim etti. Çocuk yüz lirayı alınca şaşkınlıktan kaldırıma yığıldı. Dayım çocuğa “Rıza’ya dua et” der, fakat çocuk Türkçe bilmediği için anlamsızca bakmaktaydı.</p>
<p>Yeşil ışık yanınca dayım yoğun trafikte yavaşça hareket etti. Elinde yüzlük tutan çocuk aynı yaştaki arkadaşına elindeki parayı sallayarak dayımın arabasını gösterdi. Dayım yoğun trafikte durduğu anda artık diğer çocuk burnunun dibinde belirdi. Elini camdan uzatıp para istemektedir, ne de olsa yağlı biri vardır karşılarında. Dayım sakince “Senin arkadaşına verdim” der. Fakat çocuk ısrarını sürdürmekteydi.</p>
<p>Dur kalk yapan araçlar dört sıra yan yana dizili vaziyetteydi. Çocuk ta dayımın arabasının dibinde ve hiç ayrılma niyetinde değildi. Sürekli el avuç uzatmakta ve arabanın çevresinden ayrılmıyordu. Arkadaşına yüz lira veren kendisine de üç beş kuruş verir düşüncesinde olmalıydı. Dayım hareket ederken önüne geçen çocuk, dayım durduğunda camlardan birine yapışıyordu. Dayımın “git, hayır, olmaz, hayır” direnişi çocuğun hiç umurunda değildi. Dayım gittikçe mistik havasından ayrılmaktaydı. Arabanın etrafında dolaşan çocuk diğer sürücülerin de dikkatini çekmişti.</p>
<p>Meraklı gözlerle bakan yan araçtakilere “Az önce arkadaşına yüz lira verdim, bu da gördü peşimi bırakmıyor” diyerek derdini belli etti. Trafik açılmıyor, çocuk gitmiyor, dayım gittikçe sinirleniyordu. Dayım artık eski dayılıktan çıkmıştı. Çocuğa artık küfürler etmeye başlamıştı. Çocuk yaklaşıp dayıma aynasını kıracağını gösterip, tehdit aşamasına geçmişti. Lanet trafik, doğal tıkanıklık formatını bozmak niyetinde değildi. Çocuk bu sefer sağdaki aynaya yöneldi. Ancak dayım sağ koltuğa dayalı uzun saplı şemsiyesini görünce kapıverdi. Aynaya yaklaşan çocuğa doğru uzatınca çocuk uzaklaştı. Fakat çocuk diğer tarafa gelmiş elini uzatıp para isteğini sürdürüyordu. Bu kadar ısrar karşısında dayım da işi inadı bindirmişti. Bir süre çocuğu görmezden gelmeye çalıştı. Ancak çocuk arabanın önüne geçince dayım zıvanadan çıktı. El frenini çekip arabadan atlayıp çocuğun üzerine yürüdü. Arkasındaki araçlar dat dut yapınca çocuğu kovalamaktan vazgeçip aracına bindi.</p>
<p>Dayım verdiği vereceği paraya lanet ediyordu. Kendi kendisine “Ulan parayı verecek başkasını bulamadım mı? Diye söylenerek lanet okuyordu. Her zaman kördüğüm olan kavşağa iyice yaklaşmıştı. Araçlar değişik kombinasyonlarda ve değişik açılarla, kavşakta geçiş gösterisi sunuyorlardı. Dayım artık ne ağlayabiliyor ne de gülebiliyordu. Kavşakta araçlar ve arabasının etrafındaki pasaklı çocuk dönüp duruyorlardı. Dayımın bağırmaktan boğazı acımaya başlamıştı. Çocuk halinden memnundu, artık eğleniyordu. Dayımın kulaklarına kadar öfke dolu olması çocuğa sanki zevk veriyordu. Sen bana para vermezsen ben de seni çatlatırım der gibiydi. Çocuk yine aynaya yöneldi, dayım elindeki şemsiyeyle daha atik davranıp çocuğu bertaraf etti. Çocuk şimdi agresifleşmeye başlamıştı. Yerden bir şeyler alıp atar gibi yapıyordu. Çocuk kavşak kenarındaki otluk alana gidip otların arasında aranmaya başladı. Dayım “Taş alıp atacak” diye düşünüyordu. Önü açılınca çocukla muhatap olmamak için sola dönme yerine karşı boş yola doğru gazladı.</p>
<p>İşte olan o an oldu, dayımın arka yan camından bir patlama sesi duyuldu. Artık o çocuğu öldürmek şart olmuştu, aracını hemen sağa çekip küfürler ederek atladı. Uçarcasına kavşaktaki araçların arasında kaybolmakta olan çocuğu gördü. Artık kimse onu elinden alamazdı. Peşinden koşmaya başladı. Şimdi kavşağın gerisindeki boş yola geçmişti. Ancak son hatırladığı şey; keskin bir fren sesi olmuştu.</p>
<p>Dayım sonrasında kendisini yol kenarındaki otların arasında buldu. Can havliyle üzerinden gelen araçtan kurtulup yol kenarındaki otluk alana kendisini atmıştı. Uzun atlama esnasında ayağı yol kenarındaki betona takılıp paldır küldür yuvarlanıp, kafayı bir yerlere vurmadan kurtulmuştu. Sersem sersem etrafına bakında çocuk mocuk göremiyordu. Kalkıp silkinip aracının olduğu yere doğru yöneldi. O kadar kızgındı ki kulaklarından alevler ortalığa saçılıyordu</p>
<p>Olayın devamını dilenci çocuktan dinliyoruz:</p>
<p>“Kavşakta cimri adamı son gördüğümde, kavşakta uçarak otların arasında yuvarlanıyordu. Düştüğü yerden kalkıp gidinceye kadar bekledim. Arabasıyla uzaklaştığını görünce, yuvarlandığı yerdeki trafik ışıklarının olduğu yere gittim. Bu saatlerde kavşak daha yoğun oluyor, daha çok para topluyordum. Kırmızı ışıkta gelen araçlara bekliyor, yeşil ışık yanınca otluk alana sıçrıyordum. Üçüncü sıçrayışta ayaklarım dolaşıp otların arasına yuvarlandım. Kalkmak için elini attığımda yerde yumuşak bir şeye dokundum. Kahverengi bir cüzdandı bu. Heyecanla açtım, içinde iki bin dört yüz lira vardı. Birden nefesim tutuldu, elim ayaklarım titremeye başlamıştı. Birileri görür diye de çok korkuyordum. Sonra cüzdan sahibinin kimliğini buldum. Kimlikteki fotoğrafı görünce bir çığlık attım. Fotoğraftaki adam az önce para almak için peşinde koştuğum adamdan başkası değildi. Paraları cebime koydum, cüzdanı da akşam karanlığı çökerken en uzak noktaya fırlatıp uçarcasına bizim barakaya koştum.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/">MUHAYYELAT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARMAŞIK / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Jun 2017 08:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Yeşil]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9440</guid>
				<description><![CDATA[<p>Binaların taslak halleri, fırçasız henüz Son kat hep dikenli, demirden Bir hayat daha ifşa etmeye Birilerini ailece hapsetmeye belki Kız çocuğu aramaya “Yüksekte durmak ile yüksekten bakmak” Arası mecaz köprü içinde Ortası büyük gerçeklik Göğe yakın ulaşma arzusu Kalmadı çünkü yüzeyde tazelik Toprak bile Ağaç ile Örtemiyor kirimizi Yağmur duaya, güneş safrana adanmış O son [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir/">SARMAŞIK / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Binaların taslak halleri, fırçasız henüz<br />
Son kat hep dikenli, demirden<br />
Bir hayat daha ifşa etmeye<br />
Birilerini ailece hapsetmeye belki<br />
Kız çocuğu aramaya</p>
<p>“Yüksekte durmak ile yüksekten bakmak”<br />
Arası mecaz köprü içinde<br />
Ortası büyük gerçeklik</p>
<p>Göğe yakın ulaşma arzusu<br />
Kalmadı çünkü yüzeyde tazelik<br />
Toprak bile<br />
Ağaç ile<br />
Örtemiyor kirimizi<br />
Yağmur duaya, güneş safrana adanmış</p>
<p>O son katı binanın<br />
Bitimi hikayenin<br />
Acı sondur<br />
Demir dikenler üstüne kurulan Bir “öteki” hayat<br />
Yeni kurgu, eski kültür hüzünden doğar<br />
Tırmanır ve çatısı olur belki evin<br />
Ve birleştirir bir cenaze evi gibi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir/">SARMAŞIK / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sarmasik-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9440</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ABSÜRT / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Jun 2017 08:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9431</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akşam olmuştu. Ne yazacağını bilemedi yazar. Ne olsundu? Düşündü taşındı. Karakteri hakkında bir şey yazamadı. Kahvesinden bir yudum aldı. Denedi. Çabaladı. Olmadı. Arkadaşlarına sordu. Ne yazabilirim diye. Cevap vermediler. Sadece düşündüler. Karakter uykudan yeni uyandı. Elini yüzünü yıkadı. Kahvaltıya geçti. Bir güzel karnını doyurdu. Çayını içti. Adam hala düşünmekteydi. “Ne yazsam acaba?” Düşündü. Taşındı. Karar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/">ABSÜRT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akşam olmuştu.</p>
<p>Ne yazacağını bilemedi yazar.</p>
<p>Ne olsundu?</p>
<p>Düşündü taşındı.</p>
<p>Karakteri hakkında bir şey yazamadı.</p>
<p>Kahvesinden bir yudum aldı.</p>
<p>Denedi.</p>
<p>Çabaladı.</p>
<p>Olmadı.</p>
<p>Arkadaşlarına sordu.</p>
<p>Ne yazabilirim diye.</p>
<p>Cevap vermediler.</p>
<p>Sadece düşündüler.</p>
<p>Karakter uykudan yeni uyandı.</p>
<p>Elini yüzünü yıkadı.</p>
<p>Kahvaltıya geçti.</p>
<p>Bir güzel karnını doyurdu.</p>
<p>Çayını içti.</p>
<p>Adam hala düşünmekteydi.</p>
<p>“Ne yazsam acaba?”</p>
<p>Düşündü.</p>
<p>Taşındı.</p>
<p>Karar veremedi.</p>
<p>Bir yudum daha aldı kahvesinden.</p>
<p>Karakter çamaşırlarını makineye koydu.</p>
<p>Makineyi çalıştırdı.</p>
<p>Çamaşırlar yıkanıyordu.</p>
<p>Adam bir yudum daha aldı kahvesinden.</p>
<p>Hala düşünüyordu.</p>
<p>Karakter oturmuş, yoga yapmaya başlamıştı.</p>
<p>Theta dalgaları çalışıyordu.</p>
<p>Adam kahvesinden bir yudum daha aldı.</p>
<p>Karakter hala yogadaydı.</p>
<p>Yoga ile rahatlamaya çalışıyordu.</p>
<p>Bir şeye odaklanmıştı.</p>
<p>Neye odaklandığını bilmiyoruz ama odaklanmıştı.</p>
<p>Adam kahvesinden bir yudum daha aldı.</p>
<p>Düşündü.</p>
<p>Birkaç saat boyunca düşündü.</p>
<p>Karakter yoga yani trans halinden çıktı.</p>
<p>Mutfağa geçti.</p>
<p>Mutfakta yemek yapmaya başladı.</p>
<p>Öğle olmuştu.</p>
<p>Acıkmış olmalıydı.</p>
<p>İtalyan yemeklerini çok severdi.</p>
<p>Makarna suyu koydu ocağa.</p>
<p>Kaynamasını bekledi.</p>
<p>Yarım saat geçince su kaynadı.</p>
<p>Tuz ve yağ koydu.</p>
<p>Sonra makarnayı koydu.</p>
<p>Şöyle bir karıştırdı.</p>
<p>Adam hala düşünmekteydi.</p>
<p>Kahvesinden birkaç yudum daha aldı.</p>
<p>Karakter makarnayı tabağına koymuş, yiyordu.</p>
<p>Güzelce karnını doyurdu.</p>
<p>Çok acıkmış olmalıydı.</p>
<p>Doyduktan sonra sofradan kalktı.</p>
<p>Bulaşıkları yıkadı.</p>
<p>Bulaşıklığa kuruması için koydu.</p>
<p>Adam hala düşünüyordu.</p>
<p>O sırada kapı çaldı.</p>
<p>Karakter kapıya doğru yöneldi.</p>
<p>Kapıyı açtı.</p>
<p>Annesiydi.</p>
<p>“Selamun Aleykum!”</p>
<p>“Aleyküm selam!”</p>
<p>İçeri girdi.</p>
<p>Birer kahve içtiler.</p>
<p>Saatlerce sohbet ettiler.</p>
<p>“Havalar 14 derece olacakmış.”</p>
<p>“Evet, düşecek diyorlar.”</p>
<p>Adam kahvesinden son yudumları aldı.</p>
<p>Saatler 19’u göstermekteydi.</p>
<p>Saatlerce düşünmüş konu bulamamıştı.</p>
<p>Karakter uyumak için yatağına gitmişti.</p>
<p>Adam bilgisayarı elinden bıraktı.</p>
<p>Uyumak için yatağında gitti.</p>
<p>Ben de bıraktım.</p>
<p>Bir şeyler yazamadan kalemi elimden bıraktım.</p>
<p>Uzaklığa düştüm.</p>
<p>Yoruldum.</p>
<p>Ne için?</p>
<p>Bir hiç uğruna…</p>
<p>Yazar BEN’i yazamadan…</p>
<p>“Bunları yazan çocuk kör oldu!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/">ABSÜRT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KATRE / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/katre/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/katre/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Jun 2017 10:33:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9427</guid>
				<description><![CDATA[<p>Elindeki çayı bıraktı denizi izlerken. Dalgaların süzülmesini izledi. Kıvrım kıvrım oluşunu. Taşlara vurup vurup kaçışını. Kayaların arasından geçişini. O’nu çok özlemişti. Adını sayıklıyordu. Ayakları sızlıyordu. Elleriyle ovdu bacaklarını. Deniz dalgalıydı tıpkı Karadeniz gibi. Masmavi suyun beyaz köpüklerini izledi. Sabunlanmış gibiydi. Deniz dışındaki yerler yeşildi. Yemyeşil… Dağlar aradan gülümsüyordu. Dalgalar, taşlara çarpıp çarpıp kaçıyorlardı. Tıpkı şaka [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/katre/">KATRE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Elindeki çayı bıraktı denizi izlerken.</p>
<p>Dalgaların süzülmesini izledi.</p>
<p>Kıvrım kıvrım oluşunu.</p>
<p>Taşlara vurup vurup kaçışını.</p>
<p>Kayaların arasından geçişini.</p>
<p>O’nu çok özlemişti.</p>
<p>Adını sayıklıyordu.</p>
<p>Ayakları sızlıyordu.</p>
<p>Elleriyle ovdu bacaklarını.</p>
<p>Deniz dalgalıydı tıpkı Karadeniz gibi.</p>
<p>Masmavi suyun beyaz köpüklerini izledi.</p>
<p>Sabunlanmış gibiydi.</p>
<p>Deniz dışındaki yerler yeşildi.</p>
<p>Yemyeşil…</p>
<p>Dağlar aradan gülümsüyordu.</p>
<p>Dalgalar, taşlara çarpıp çarpıp kaçıyorlardı.</p>
<p>Tıpkı şaka yapar gibi.</p>
<p>“Merhaba.”</p>
<p>“Merhaba.”</p>
<p>Sessizlik bozuldu bir an.</p>
<p>Çayından birkaç yudum aldı.</p>
<p>Denizi izlemeye devam etti.</p>
<p>Kahvede birkaç kişi vardı.</p>
<p>Denizin kokusunu içine çekti.</p>
<p>Deniz çarşaf gibi süzülüyordu.</p>
<p>Derin bir nefes aldı.</p>
<p>Suyun sesini dinledi.</p>
<p>Su kendine doğru çekiyordu.</p>
<p>Kendini denize bıraktı.</p>
<p>Gözlerini kapadı.</p>
<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Denizi izlemeye devam etti.</p>
<p>İçi deniz gibi olmuştu.</p>
<p>Beyin dalgaları coşkundu.</p>
<p>Suyla beraberdi.</p>
<p>Dilini çayla ıslattı.</p>
<p>Denizi içine çekti.</p>
<p>Deniz kendini fark ettirdi ona.</p>
<p>O (C.C.) her şeydi.</p>
<p>Başka her şey YOK’tu.</p>
<p>Aradığı ne varsa silinmişti.</p>
<p>HİÇ’liğini YOK’ladı.</p>
<p>Etrafta konuşanların sesleri geldi.</p>
<p>Dikkati dağıldı.</p>
<p>Gözleri hala denizdeydi.</p>
<p>“Neredeyse yangın çıkıyordu…”</p>
<p>Gözleri denizdeydi.</p>
<p>Dalgalar yana yatmış D şeklindeydi.</p>
<p>Güneş ışığının yansıması denizdeydi.</p>
<p>Parlıyordu.</p>
<p>“Birkaç ay beklemesi lazım.”</p>
<p>Işık denizde süzülüyordu.</p>
<p>Bir yudum aldı çayından.</p>
<p>Deniz çok güzeldi.</p>
<p>Gözlerini ayıramadı.</p>
<p>Deniz onu içine çekti.</p>
<p>Denizde bir damla oluverdi.</p>
<p>Dalgalara karışıp bir katre haline geldi.</p>
<p>Gözlerini kapadı.</p>
<p>Denizle sürüklendi.</p>
<p>Bir nokta olup güzelleşti.</p>
<p>Denize bağlı bir ölüm meleği oluverdi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/katre/">KATRE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/katre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9427</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HOŞÇA KAL ÇORAK / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Jun 2017 10:13:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semra Oğuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9419</guid>
				<description><![CDATA[<p>HOŞÇA KAL ÇORAK &#8211; FAKİR BAYKURT&#8217;un ANISINA Cebrail&#8217;in bereket tohumlarını serpiştirdiği köyümüzü, insan elinden çıkma demir yığınları bekler oldu. Medeniyet gelmişti gelmesine de köy nüfusu git gide azalıyordu. Tarlalarda ne yetişse sarıya çalardı rengini, tıpkı dedemin solgun yüzü gibi&#8230; 1999 senesinin sonbaharında; beş çocuğunu, kardeşlerini, anasını doyurmak için saklandığı gavur memleketinden, Almanya&#8217;dan, buruk bir bavulla döndü&#8230;&#8221;Tahir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/">HOŞÇA KAL ÇORAK / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>HOŞÇA KAL ÇORAK &#8211; FAKİR BAYKURT&#8217;un ANISINA</p>
<p>Cebrail&#8217;in bereket tohumlarını serpiştirdiği köyümüzü, insan elinden çıkma demir yığınları bekler oldu. Medeniyet gelmişti gelmesine de köy nüfusu git gide azalıyordu. Tarlalarda ne yetişse sarıya çalardı rengini, tıpkı dedemin solgun yüzü gibi&#8230;</p>
<p>1999 senesinin sonbaharında; beş çocuğunu, kardeşlerini, anasını doyurmak için saklandığı gavur memleketinden, Almanya&#8217;dan, buruk bir bavulla döndü&#8230;&#8221;Tahir ile dönecektim. Yine onunla döndüm. Ben ölü, o gömülü,&#8221; dedi yaşlı çınarım&#8230;</p>
<p>Memleket hasretiyle yanıp tutuşmuş yıllarca. Ses etmemiş kimselere&#8230; Oğullarını tembihlemiş, &#8220;Bırakıp gitmeyin, toprak candır,&#8221; demiş, dinletememiş&#8230;Sen neden gittin dedem? Hangi birine baba olmaya gittin?</p>
<p>O geldi diye  köyümüz  kalabalıktı artık. Bana anlattığı hikayelerle&#8230;Geçen yaz durgunlaşmaya başladı.Ölüyordu artık dedem. Biliyordum. Konuşmuyordu. Gözünün feri gitmişti. Geri döndüğünde bıraktığı gibi bulamamıştı bu toprakları, insanları&#8230;Ara sıra kavağın alt yanındaki tarlaya gidip, meşe ağacının dibinden ovayı seyrederdi.Gizliden izlerdim onu, sonraları sokuldum yanına.Yaşanamamış koca bir ömrü, iki üç türküyle özetlerken&#8230;Başımı koydum kucağına.Benim öksüz,yetim,göçebe dedem. Toprağa koyduklarıyla,göğe saldıklarıyla, yeşile savurduklarıyla yarım dedem&#8230;</p>
<p>Avucunda kalan, dünyaya sığmaz bir avuç toprak derken&#8230;Onu da almaya geldiler.Köyün toprakları baraj yapımı için istimlak edilecekti. O zaman gözleri savaş açtı dedemin.Bastonunu vurdu yere &#8220;Bir kazma dahi vurdurtmam!&#8221; dedi. Avludan dışarı gezinmeye başladı.Gözden kayboldu.&#8221;Çıkar gelir ebem,telaşlanma,&#8221; dedim.Gelmedi.</p>
<p>Onu tarlanın ortasında oturur buldum.Bastonuyla toprağı eşelerken sokuldum yanına:</p>
<ul>
<li>Dedem, hadi gel eve dönelim.</li>
<li>Sabiha.Bu topraklar onun mezarı.Vermem Sabiha&#8217;mı.</li>
<li>Sabiha kim dedem?</li>
<li>Gençliğim Sabiha.Sırdaşım,babamın yadigarı Sabiha.Şu ağacı görür müsün?O işte Sabiha.Toprak olup,can olup,hiç ölmeyecek Sabiha.Vermem!</li>
</ul>
<p>Bir ağacı bekliyor.Dedem.Köylüler.İnatçı direniş.Yok oldu.Para.Doğa.Çocuk saflığında.Hayır,hayır.Pes etme zamanı değil.Bu direniş hayata.İnandığı her şey.Yarım kalmış.Benim çocukluğum.Bu topraklar.Onları da savunuyor.Yalnız.Koca çınar.Kendi kendine?Hala duruyor mu?Haydi.Otur yanına&#8230;</p>
<ul>
<li>Dede bu ağacı&#8230;Anlatsana biraz.</li>
<li>Beni götürmeye geldiysen hiç yorma kendini.Kalk git ebenin yanına!</li>
<li>Yok vallaha, hadi anlat.</li>
<li>Mübadelede köyümüze bir garı goca uğramış, Katsikaslar&#8230;Rahmetlik babam buyur etmiş evimize.Yedirmiş, içirmiş&#8230;Huncacık ev işte.Halil İbrahim ya adı, bereketi bol olurmuş evin. Ağlamaklılarmış. Bir fidan emanet etmişler.&#8221;Bir gün görmeye geliriz İbrahim Pasa&#8221; deyip gitmişler.Gidiş o gidiş&#8230;</li>
<li>Katsikaslar mı?Allah Allah&#8230;Yunan yazar Dimitrios Katsikas&#8217;la bir ilgisi var mı acaba?</li>
<li>Orasını bilmem.Dinlemeyeceksen kalk git öteye!</li>
<li>Affet dedem,sonra ne olmuş?</li>
<li>Bu tarlaya dikmiş fidanı babam.Gel zaman git zaman..</li>
</ul>
<p>Buğulanıyor gözleri&#8230;</p>
<p>Dedem.Kaybetmiş herkesi.Çocuk yaşta.En kötü yaş. Çocuk. Ölüm. Her ölüm erken. Çocuk yaşta baba olmuş.Bir oğlunu toprağa vermiş. Çocuk yaştaki bir torununu&#8230;Ölüm.Iskalar.Sıralı ölüm nedir? Sırasıyla ölenlere el sallamak mı? Vatanından ayrılmak. Asıl ölüm. Ölmüşlerini koyduğun toprak. Gurbet.Kesin dönüş. Her akşam dönerler. Neredeler? Yok olmak. Döndüğünde o topraklar çorak. Sohbetler sıska. Sıska. Asıl dönüş o zaman.Toprak.</p>
<ul>
<li>Babam da şehre indiği vakit.Beni sıkı sıkı tembihledi.Bir gün gelirlerse diye.Hastaydı , o da dönmedi gayrı&#8230;Atamdır Sabiha, emanettir vermem.</li>
<li>Bırakıp nasıl gittin Almanya&#8217;ya dedem?</li>
<li>Babanı boşuna tembihlemedik. Her yaz niye gelirsiniz sandın?</li>
<li>Köyümüz çünkü.</li>
<li>Köyümüzmüş. Köy mü kalmış? Ne eken biçen var, ne iki çift laf eden. Dereler bilem kurumuş. Ne barajıymış bu.Vermem.</li>
</ul>
<p>Verme dedem.Kalmamış kimse.Ne dağ heybetli ne dereler çağlayan.Kuşlar.Baz istasyonu.Leylekler.Yuva yapacak.Yuvamız yok.Toprak.Ellerimizle öldürdük.Doğa.Verdiklerini alır.Biz ne verdik?Sen bir ömür verdin dedem.Geri al.Yok olmadan.Toprak olmadan toprağa nasıl karışacaksın?Kurak bir çığlık.</p>
<ul>
<li>Tamam dedem, dur bakalım. Bulunur bir çaresi&#8230;</li>
</ul>
<p>Bütün çocuklarını,torunlarını topladı başına.Herkes dedemi ikna etmeye çalışıyordu.&#8221;İşin ucunda para var ya geleciğiniz tabi!&#8221; diyip, küskünlüğünü vuruyordu yüzlerine&#8230;Ne getirdiğimiz yemekleri yiyor ne de ilaçlarını içiyordu.Çalışmalar ertelenmişti.Huysuz ihtiyarıydı köyün.Hepten korkutmaya başladı bizi.Ninem dayanamadı sonunda:</p>
<ul>
<li>Kaç yaşına geldin herif utan! Hala el alemin karısını ne anarsın? Kalk evine&#8230;Çoluğum çocuğum para yüzü görsün&#8230;Bu yaştan sonra kor giderim seni billahi!</li>
</ul>
<p>Şaşkınlıkla dedeme baktım.Bastonunu vurdu yere.Usul usul,ağır aksak geçti yanımdan.&#8221;Bırak,ses etme,&#8221; dedi bana.Evin yoluna koyulduk&#8230;Ardına düştük hepimiz.</p>
<p>Dedem,hangisi senin hikayen? Öteki hikayeni çok mu bekledim? Geç kaldım. Biliyorum. Elimden ne gelirse. Yarım yamalak her şey.Ben büyüdüm. Gitme. Dönme o eve. Ağaç. Onu bekleyelim.Gözlerin. Dedem. Geç kalmışlık.Toprak rengi.  Yemeğini yedi, yatağına girdi.</p>
<ul>
<li>Belkıs, gel hele.</li>
<li>Buyur dedem.</li>
<li>Şu türküyü çal bakalım.</li>
<li>Hangisi dedem? Çok yorgun görünüyorsun ama. Uyu hadi biraz.</li>
<li>Sen karışma bana!Uyurum.&#8221;Kırmızı Buğday&#8221;ı çal&#8230;</li>
</ul>
<p>Aldım sazı elime, başladım türküye&#8230;Yunanca bir şeyler mırıldandı dedem, sonraları anladım&#8230;Yumruk yaptığı elini salıverdi, bir zeybek edasıyla&#8230;Bir daha türkü söylemedi. Uyudu&#8230;Belki Ege&#8217;ye bir selam yollayıp öyle gitmiştir cennetine&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/">HOŞÇA KAL ÇORAK / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YABANCI GELDİM SANA / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yabanci-geldim-sana/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yabanci-geldim-sana/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Jun 2017 14:02:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cihat Canlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9375</guid>
				<description><![CDATA[<p>Biraz güneş vursun yüzümüze derken Yer yoktu aklında biri yatarken Bize dalgalı denizlerin kıyıları kaldı O da ben gibi aşındıkça aşındı Bugün aldım haberini Teslim etmişsin birine kalbini Belki çoktan unutmuşsundur beni Bir ara yüzümü güldürdü demen kâfi Belki sen alıştırmadın beni gidenin arkasından yazdırmayı Ama öğrettin bana mutluluklar senin olsun demeyi Anlamadın veya anlatamadım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yabanci-geldim-sana/">YABANCI GELDİM SANA / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Biraz güneş vursun yüzümüze derken<br />
Yer yoktu aklında biri yatarken<br />
Bize dalgalı denizlerin kıyıları kaldı<br />
O da ben gibi aşındıkça aşındı<br />
Bugün aldım haberini<br />
Teslim etmişsin birine kalbini<br />
Belki çoktan unutmuşsundur beni<br />
Bir ara yüzümü güldürdü demen kâfi<br />
Belki sen alıştırmadın beni gidenin arkasından yazdırmayı<br />
Ama öğrettin bana mutluluklar senin olsun demeyi<br />
Anlamadın veya anlatamadım derdimi<br />
O yüzden sana yabancı geldim sözcüklerim gibi<br />
Son başa gelmiş ilk sona<br />
Bahar demeye dilleri varmadı güz denildi<br />
Adı hep çiçeklerle anılsın istenildi<br />
Adın güz oldu bende anlamın umudumu yeşertse de<br />
Başka bir söze dilim varmıyor<br />
Yan yana olamamak duygularımı kandıramıyor<br />
Ve en önemlisi de varlığın birbirine kardırıyor<br />
Bu yüzden ki hiç kimsenin yüzü seninkini andırmıyor<br />
Sakın yanlış anlama<br />
Birisi için asla ağlama<br />
O gözler ne güzel gülüyordur şimdi<br />
Bu şair seni Allaha ısmarladı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yabanci-geldim-sana/">YABANCI GELDİM SANA / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yabanci-geldim-sana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9375</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Jun 2017 12:37:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9365</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Şems-i Tebrizi Sorunlar bazen öyle üst üste gelir ki dayanma sınırının aşıldığını hisseder insan. Terk edip gitmek arzusuyla yanıp tutuşur ‘kaçacağım buralardan’ diyerek uykusuz gecelerin koyununda esir olur. Fakat mıh gibi çakılıp kalır olduğu yere… Bir mengenenin ucunda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/">HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Şems-i Tebrizi</em></strong></p>
<p>Sorunlar bazen öyle üst üste gelir ki dayanma sınırının aşıldığını hisseder insan. Terk edip gitmek arzusuyla yanıp tutuşur ‘kaçacağım buralardan’ diyerek uykusuz gecelerin koyununda esir olur. Fakat mıh gibi çakılıp kalır olduğu yere… Bir mengenenin ucunda kıvranıp durur, çığlığı boşlukta kendi yankısında duyulur.</p>
<p>Her sabah büyük bir yorgunlukla kalkar yataktan, yüzünü aynadan bile saklar. Kimseyi görmek, sesini duymak istemez. Başka insanların mutlulukları batmaya başlar ona. Kıskanır onları adeta. Huzursuzluğu artar. Yaşamak zehir dolu kâseden yudum yudum içmek gibidir artık. Mutsuzdur, kimsesizdir, suskundur…</p>
<p>Değişimin alarmını duymak için uyarıdır bunların her biri aslında. En derinlerde gizlenmiş umut ışığının ilk parıltılarıdır… Vakit doldu sinyalidir bu! Yeni baştan, sil baştan, en baştan başlamanın enerjisidir hayata…</p>
<p>Şarj ol ve yeniden başla!</p>
<p>Haydi! Kalk durma.</p>
<p>Her şeyin bir vakti vardır unutma!</p>
<p>Doğumun ve ölümün vakti…</p>
<p>Demektir, hayat dilinde yenilenmektir. Nasıl anlatırdı başkaca derdini sana?</p>
<p>Önümüzden akıp geçerken zaman, kim durdurabilmiş ki bunca zaman? Kim belirlemiş doğum saatini? Kim ölmeye yatmış? O kadar güçlüyse eğer insan? Hâkim ise dünyaya, kendi dünyasına, hadi durdursa ya, zamanı geriye doğru akıtsa, ya da ileriye doğru sarsa ya…</p>
<p>Nasıl? İmkânsız değil mi?</p>
<p>Derin bir nefes alıp, dinleme vaktidir şimdi kendini… Ne diyor sana içindeki? Konuş benimle, özlemedin mi şöyle uzun uzun söyleşmeyi kendi kendinle? Adildir içindeki merak etme, sen ne düşünürsen düşün, o yine bildiğini okuyacaktır elbette. Bu sefer biraz soluklan da izin ver kendine…</p>
<p>Düşünme vakti gelmiş çatmıştır!</p>
<p>Sıyrıl günlük rutin işlerinden, gerekli gereksiz yaptığın ne varsa yapma, kimseye bir şey olmaz korkma. Alışverişe çıkma mesela birkaç gün. Evdekileri bitir. Sonunu getir yiyeceklerin, buzdolabın boşalsın bırak, aç kalırım sanma sakın. Bir düşün nasıl harcama yaptığını, kapılıp gittiğini reyonların arasında, inandığını indirim palavralarına… Aybaşında ödemek zorunda kaldığın kredi kartı borçlarını sıfırla önce sonra söz ver ihtiyacın olmayan hiçbir şeyi satın almayacağına dair kendine…</p>
<p>Sinyal vermeden seni sollayan adama otobanda küfredip sinirlerini yıpratma boşuna. Bırak garson geciksin masaya bakmakda. Kasiyer bekletsin seni, vurma onun yüzüne beceriksizliğini. İki- üç durak için bırak binme minibüse, yürümek iyi gelecek kendine…</p>
<p>Çiçeklerini sularken onlarla konuş mesela, hatta yapraklarını sev, göreceksin nasıl daha kolay çiçek açacaklar, inan ki onlar seni duyarlar…</p>
<p>Beton zemini delen karıncalara kızma, ekmek kavgasında onlar da unutma. Şaşır, nasıl yedinci kata tırmandıklarına. Kokuya hassastırlar, sevmezler sarımsağı, sen de onlara koklat giderler başka bir tarafa.</p>
<p>Biliyorum süslü ve basit gelebilir bu sözler ama inan yaşamamış bir ağızdan çıkmaz bu laflar öyle kolayca… Basit yaşamaktır asıl olan, unuttuk biz bunu yıllarca.</p>
<p>Nasıl ki dibi görmeden çıkılmaz ise denizin üstüne, dipteyken gördüklerimiz ne kadar öğreticidir bize.</p>
<p>Su her zaman kaldırır, biz istesek de istemesek de… Yeter ki çırpınmayalım yüzmeyi öğreneceğiz diye. Rahat bıraktık mı kendimizi hiçbir şey yapmadan suyun üstünde, yüzdüğümüzü fark edeceğiz razı olduk mu elimizdekilere…  Önce korkmamayı öğrenelim sudan, boğulmadan, razı olalım onun bizi kaldırmasına ve izin verelim biraz sürükleyip gezdirmesine mavi sularda.  Kulaç atmaya çabalarız daha sonra, hele bir duralım da suyun üstünde. Rahatlayalım hele bir. Güneşi yüzümüzde hissederek, ellerimizi ensemizde birleştirerek yaşamın tadına varalım. Yaşamanın her anına koca bir şükür gerek.</p>
<p>Serbest, sırt üstü, kurbağalama ve hatta kelebek yüzmeyi öğreniriz nasılsa…</p>
<p>Sırrını keşfettikten sonra ver elini bir kıyıdan diğer kıyıya, yüzmek nasıl keyiflidir derin sularda… Nasıl özgürsündür maviliğin avucunda? Nasıl huzurlu, nasıl sınırsız mutlusundur?</p>
<p>Hayat denizinde yüzmenin de bundan hiç farkı yoktur. Kontrol etmeyi bırakıp izin verirsen olacaklara, olanları kabullenirsen, her şeye müdahale etmeye kalkmazsan eğer, sırt üstü uzanıp hayat denizinde rahatça yüzersin bir koydan öbür koya…</p>
<p>Hayat ne güzel eğitmendir bize, ne güzel armağandır yaşamasını bilenlere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/">HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>CANSUYU / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cansuyu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cansuyu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Jun 2017 12:20:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tilbe Toker]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9361</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne çok eskidik, eskitildik Gözümde hala aynı parıltı Hangi umudun ilkbaharısın sen? Beni yeniden çocuk sevincine boğan&#8230; Bembeyaz karlardaki ilk adım Yahut toprağa düşen ilk çiğ damlası Özüme dökülen ilk cansuyum Kuru dallarımı yeşerten&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cansuyu/">CANSUYU / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne çok eskidik, eskitildik<br />
Gözümde hala aynı parıltı<br />
Hangi umudun ilkbaharısın sen?<br />
Beni yeniden çocuk sevincine boğan&#8230;<br />
Bembeyaz karlardaki ilk adım<br />
Yahut toprağa düşen ilk çiğ damlası<br />
Özüme dökülen ilk cansuyum<br />
Kuru dallarımı yeşerten&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cansuyu/">CANSUYU / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cansuyu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9361</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Müşkülpesend</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/muskulpesend/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/muskulpesend/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 May 2017 14:25:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Zeyrek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9348</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben ta derinden hasretam sana…  Nereden nasıl geldiği belirsiz dizeler, bu   yolculuğumun  asıl nedeni  neydi?  İnsan elbette bir şeylere mutabık olmalıydı ama bulmak kendine en yakını… Zordur en baştan yazabilmek serüvenleri, zordur kayıtsızca sevebilmek, her kuşun eti yenilmiyor ama… Masumsan en baştan ve sona sana gelen doğrular bana yanlışsa, çözümler, arayışlar… Taze fidanken baş eğilmezse [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muskulpesend/">Müşkülpesend</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben ta derinden hasretam sana…  Nereden nasıl geldiği belirsiz dizeler, bu   yolculuğumun  asıl nedeni  neydi?  İnsan elbette bir şeylere mutabık olmalıydı ama bulmak kendine en yakını… Zordur en baştan yazabilmek serüvenleri, zordur kayıtsızca sevebilmek, her kuşun eti yenilmiyor ama…</p>
<p>Masumsan en baştan ve sona sana gelen doğrular bana yanlışsa, çözümler, arayışlar…</p>
<p>Taze fidanken baş eğilmezse zorlama çiçeklenince ağacı, yazık olur her bir hücre telaşın.  Hasret özlenenden uzak kalmakmış, ya özlenen bir daha görünmezse gözlere.  Selviler göğe ulaşır, güller bülbüllere baş eğmezse seven sevdiğine dünyanın gamı nice olmaz mı?</p>
<p>Duraksa ey baldan tatlı nefis önün kış bahara kanma  her baharın sonu varsa senin farkın mı var? Oyunlar oynanır, mucizeler beklenir, gülünür, ağlanılır, yol uzun, ben küçük, ipler ince yürüyemem, kollar kısa yetişemem yetişmek istemem ee her bir zaman da benden geçmekte geriside bende önü de arkası da… Saklambaç oynamak için çok geç geçti hüzünlü gülüşler bile devranlar da geçti salıncaklar da istesende istemesen de sıra sana da geldi.</p>
<p>Kaybolmak erken mi   ya da geç mi yapılacak çok şey var mı? Elbette hiç olmadığı kadar yapacak mıydım?  Belki içimden gelirse.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muskulpesend/">Müşkülpesend</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/muskulpesend/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9348</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şair Hüseyin Avni Dede ile “Şiir ve Hayat” Üzerine Söyleşi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sair-huseyin-avni-dede-ile-siir-hayat-uzerine-soylesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sair-huseyin-avni-dede-ile-siir-hayat-uzerine-soylesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 May 2017 15:04:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9328</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beyazıt’ın Simgesi, İstanbul’un İmgesi:  Şair Hüseyin Avni Dede ile 13 Nisan 2016 tarihinde Hüseyin Kalkavan Lisesi enleminde yollarımız kesişmişti. Gel zaman git zaman birçok öğrencimiz onun iç dünyasına yolculuk yaptı, gözlerinin bebeğindeki hüznü,  yüreğindeki derinliği hissettiler. Okulumuzdan “eski bir yeleğin taflanlara düşen gölgesiyle” güzel anılarla ayrılmıştı Hüseyin Avni Dede, bu sefer ben de okulumdan göç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sair-huseyin-avni-dede-ile-siir-hayat-uzerine-soylesi/">Şair Hüseyin Avni Dede ile “Şiir ve Hayat” Üzerine Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sanatduvari.com/beyazitin-simgesi-istanbulun-imgesi-sair-huseyin-avni-dede-ile-siire-dair/">Beyazıt’ın Simgesi, İstanbul’un İmgesi:  Şair Hüseyin Avni Dede</a> ile 13 Nisan 2016 tarihinde Hüseyin Kalkavan Lisesi enleminde yollarımız kesişmişti. Gel zaman git zaman birçok öğrencimiz onun iç dünyasına yolculuk yaptı, gözlerinin bebeğindeki hüznü,  yüreğindeki derinliği hissettiler.</p>
<p>Okulumuzdan “eski bir yeleğin taflanlara düşen gölgesiyle” güzel anılarla ayrılmıştı Hüseyin Avni Dede, bu sefer ben de okulumdan göç eylemiştim. “Tek Şekerli Çınaraltı” adlı belgeseli, yeni okulumdaki öğrencilerime izlettim. Onlar da : “Dede bizim okula gelir mi? Yanına gidelim mi hocam? ” suallerine:  “Neden olmasın, o da mutlu olur&#8230;” ifadesiyle yanıt verdim. Zaten “Şair olmak, dost kazanmak demek.”  değil miydi?</p>
<p><figure id="attachment_9329" aria-describedby="caption-attachment-9329" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/tek-şekerli-çınaraltı-3.jpg"><img class="size-full wp-image-9329" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/tek-şekerli-çınaraltı-3.jpg?resize=640%2C480" alt="Tek Şekerli Çınaraltı" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/tek-şekerli-çınaraltı-3.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/tek-şekerli-çınaraltı-3.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9329" class="wp-caption-text">Tek Şekerli Çınaraltı</figcaption></figure></p>
<p>Beklenen gün gelmişti&#8230; Sarıyer Mustafa Kemal Anadolu Lisesi enleminde 25 Nisan 2017 tarihinde öğrencilerimizin dileği gerçekleşti. “ Kıyıda Çürüyen Nergis Suları, Yalnızlığın Yeni Adı, Busesiyle Kaybolan Derviş Sesiyle&#8230;” adlı şiirlerini seslendirdi Hüseyin abi. Öğrencilerimizin özgün soruları karşısında içten cevaplar verdi, gönülleri fethetti. Sevgi çiçeklerini verdi onu tanımak isteyen yüreklere. Şiirler ile aktı zaman&#8230; Anısal belleklerde unutulmayacak bir gün kaldı&#8230;Emeği geçen edebiyatsever öğrencilerimize ve öğretmen arkadaşlara  sonsuz teşekkürler&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_9331" aria-describedby="caption-attachment-9331" style="width: 542px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-afiş-öğrenci-emeği-1.jpg"><img class="size-full wp-image-9331" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-afiş-öğrenci-emeği-1.jpg?resize=542%2C768" alt="Öğren Emeği Afiş" width="542" height="768" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-afiş-öğrenci-emeği-1.jpg?w=542&amp;ssl=1 542w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-afiş-öğrenci-emeği-1.jpg?resize=212%2C300&amp;ssl=1 212w" sizes="(max-width: 542px) 100vw, 542px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9331" class="wp-caption-text">Öğren Emeği Afiş</figcaption></figure></p>
<h2><strong>Ardından bıraktıkları ve ilk izlenimler:</strong></h2>
<p><strong>11-E şubesi:</strong> “Bugün mutluluk vardı içimizde&#8230;Modern zamanlarda gerçek bir şair tanımanın farkındalığını yaşadık, Sarıyer Mustafa Kemal Anadolu Lisesi öğrencileri olarak  hiçbir zaman bu içten yüreği unutmayacağız, her şey için sonsuz teşekkürler, <strong>Hüseyin Avni Dede</strong>&#8230;Hasret ile&#8230;”</p>
<p><figure id="attachment_9332" aria-describedby="caption-attachment-9332" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-dinleyiciler-4.jpg"><img class="size-full wp-image-9332" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-dinleyiciler-4.jpg?resize=640%2C480" alt="Dinleyicilerimiz" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-dinleyiciler-4.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-dinleyiciler-4.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9332" class="wp-caption-text">Dinleyicilerimiz</figcaption></figure></p>
<p>Bazı öğrencilerimizin bizzat onu çınar ağacının altında görmeye gitmesi, bir şair yüreğine konmak isteyen kuşlar olduklarını bize göstermez mi?</p>
<p><figure id="attachment_9333" aria-describedby="caption-attachment-9333" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-konferans-3.jpg"><img class="size-full wp-image-9333" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-konferans-3.jpg?resize=640%2C480" alt="Dede konferansta..." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-konferans-3.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-konferans-3.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9333" class="wp-caption-text">Dede konferansta&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9334" aria-describedby="caption-attachment-9334" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-10-e-en-net-tebessüm-çiçekleri-3.jpg"><img class="size-full wp-image-9334" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-10-e-en-net-tebessüm-çiçekleri-3.jpg?resize=640%2C480" alt="Dede ve 10E en net tebessüm çiçekleri" width="640" height="480" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-10-e-en-net-tebessüm-çiçekleri-3.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-10-e-en-net-tebessüm-çiçekleri-3.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9334" class="wp-caption-text">Dede ve 10E en net tebessüm çiçekleri</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9335" aria-describedby="caption-attachment-9335" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-ata-imza-anı-3.jpg"><img class="size-full wp-image-9335" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-ata-imza-anı-3.jpg?resize=640%2C853" alt="Dede ve Ata imza anı" width="640" height="853" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-ata-imza-anı-3.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-ata-imza-anı-3.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9335" class="wp-caption-text">Dede ve Ata imza anı</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9336" aria-describedby="caption-attachment-9336" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-sibel-hoca-3.jpg"><img class="size-full wp-image-9336" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-sibel-hoca-3.jpg?resize=600%2C800" alt="Dede ve Sibel Hocamız" width="600" height="800" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-sibel-hoca-3.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/dede-ve-sibel-hoca-3.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9336" class="wp-caption-text">Dede ve Sibel Hocamız</figcaption></figure></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sair-huseyin-avni-dede-ile-siir-hayat-uzerine-soylesi/">Şair Hüseyin Avni Dede ile “Şiir ve Hayat” Üzerine Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sair-huseyin-avni-dede-ile-siir-hayat-uzerine-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9328</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tılsımlı Ayna</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tilsimli-ayna/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tilsimli-ayna/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 May 2017 12:08:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömriye Karataş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9325</guid>
				<description><![CDATA[<p>I. gülümsüyor zaman firuze renkli hülyalı bahçede sessiz kuytularda yağmur çiseli sevi rıhtımda selamlıyor çığlık martıları gemileri mavi mavi hüzün çağlayanı uçsuz bucaksız bir denizdir sevi geçmiş zaman mimozaları tılsımlı aynalardan alıp götürün beni ey yar göğsündeki kafes mimoza kokulu bahçe  kuşluk vakti bengili yalnızlık II. saçları dökülüyor kamelyalı kadının kadim zamanın omuzlarına titrek ince [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tilsimli-ayna/">Tılsımlı Ayna</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="background: white; margin: 4.5pt 0cm .0001pt 18.0pt;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #1d2129;">I.</span></p>
<p style="background: white; margin: 4.5pt 0cm .0001pt 18.0pt;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #1d2129;">gülümsüyor zaman firuze renkli hülyalı bahçede<br />
sessiz kuytularda yağmur çiseli sevi<br />
rıhtımda selamlıyor çığlık martıları gemileri mavi mavi<br />
hüzün çağlayanı uçsuz bucaksız bir denizdir sevi<br />
geçmiş zaman mimozaları tılsımlı aynalardan alıp götürün beni<br />
ey yar göğsündeki kafes mimoza kokulu bahçe<span class="apple-converted-space"> </span><br />
kuşluk vakti bengili yalnızlık<br />
II.<br />
saçları dökülüyor kamelyalı kadının kadim zamanın omuzlarına<br />
titrek ince dudaklarında mahur beste<br />
güz kuytularında pas kanatlı ayrılıkların kırlangıçları<br />
sarışın frapan bir keder rüzgarın önündeki yaprakta<br />
cumbalı pencerelerde bekleyiş tan ağartısı<br />
nicedir kendini öğüten bir değirmensin<br />
söz uzak sularda derin sızlanış<br />
söz kozasında bekleyen kelebek<span class="apple-converted-space"> </span><br />
eşiklerde yitik zamanın tecessüsü<br />
uzak mavi kıyılarda gemiler<br />
tarhlarda derin yaraların acem laleleri<span class="apple-converted-space"> </span><br />
tılsımlı aynalarda geçmiş zaman mimozlaları<br />
eski zaman taraçalarında meyus ateşli yıllar<br />
III.<br />
yağmur kuşları çığlık çığlığa<br />
kıyı rüzgarları getiriyor mimoza kokunu<br />
köprüler arıyoruz yeniden geçmeye<br />
akıp gittiğini bilmeden kördüğüm suların<br />
şeftali ağaçları çiçeğe durmuş<br />
mahur kırlangıçların dilinde kırık bir şarkı<br />
yabancı şakayıklar okşuyor güz sarısı saçlarını<br />
sarışın frapan bir keder mevsimin kırılganlığı<br />
nilüfer çiçekleri kuşanmış mahur dudağının bengili yangılarını<br />
sıcak ve ışıltılı ah o vakitsiz düşler<br />
nehirler büyütüyoruz ayrılıklarla<br />
bursa ipeklisi şallar takıyoruz nicedir hüzünlerimize<br />
IV.<br />
iki kanatlı ahşap kapılarda bekliyorum seni<br />
kına ağaçlarının hüznüyle boyadığımız aşk kırlangıçların mavi boşluğunda<br />
aşk bir karagöz hacivat oyunuydu aramızda<br />
çeşmeli bahçeleri olan evinizde büyülenmiş bir aynaydı zaman<br />
akşam vakti sularda yıkanan geçmiş an<br />
kale sokaktayım işte<br />
mahfil kahvesinde bekliyorum seni<br />
cumalıkızıkta sessiz bir saçak oluyorsun kuşlara<br />
iznikte yağmur yüklü sevdaların eylülü<br />
bir yarım vedadır yüzün bursa ipeklisi gün dönümlerinde<br />
turkuaz bir çinisin gönlümde<br />
hakayık ve şakayık çiçekleriyle çiçeklenmiş<br />
yağmur çiseliyor mozaik sırlı anılara<br />
leylak rengi sevincime zindan kapılar<br />
yeşim rengi gözlerinde mahur şarkılar<br />
eski zaman taraçalarında meyus ateşli yıllar<br />
V.<br />
firuze çiçekleriyle külliyelerde bekliyorum seni<br />
ürkek bir güvercin telaşı revaklı avlularda bekleneni yitiriş<br />
sağanaklarla yıkanmış seviler karanfil lale şakayık nar çiçeği<br />
nicedir suları çekilmiş bir nehir yatağısın<br />
kendini öğüten bir değirmen zamanın kuytu aynasında<br />
ulu çalgıların mahur bestelerinde aradım seni<br />
sahnenin dışındaydık hep<br />
aynaların kuytu serinliklerinde<br />
mimoza sarısı baharlarda kalbindeki yitik madalyonda<br />
ıhlamu kokulu yolların<span class="apple-converted-space"> </span><br />
tophanede bir çay içimi anların kobalt mavisi yalnızlıklarında<br />
VI.<span class="apple-converted-space"> </span><br />
ulu dağlarda yaralı cerensin<br />
yaralarını mahur şarkılarla sardım<br />
laden ağaçlarının gövdelerine sürdüm iznik çinisi güzelliğini<br />
ıssız bir handık işte yolcusu yollara sığmayan<br />
ipekli kumaşlar kadifeler göndermişsin meyus yıllardan<br />
trilyedeyim işte<br />
zeytin ağaçlarının gölgesinde<br />
şarabi suskunlukların lal bekleyişleriyle<br />
müşkile üzümü gibi salkım salkım saçılmış seneler<br />
gölyazıdayım işte<br />
beyaz kayıklar salınıyor sularda<br />
üşüyorsun geçmiş zaman sularında yegah şarkılarla<br />
şadırvanlardan sular çağıldıyor<br />
kuytu avlularda yokluğun<br />
bir tren penceresinden seyrediyorum yitip gidenleri<br />
manolya taflan kamelya nar çiçeği kokusu mevsimin seyrüsefer taifesi<br />
seyir defterinde akıp giden seneler<br />
dudağındaki ırmakta yitik o mahur ezgiler<br />
şeftali kokulu sevdiceğim<br />
zindanın kapıları kapalı gelemem<br />
revaklı avluların nar çiçeği motiflerinde nisyan<br />
mahfel kahvesinde bekleyen sevgili<span class="apple-converted-space"> </span><br />
firuze sır altına siyah desenli ayrılıklar giydim ben<br />
geçmiş zaman mimozaları tılsımlı aynalardan alıp götürün beni</span></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tilsimli-ayna/">Tılsımlı Ayna</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tilsimli-ayna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9325</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşlerdeki Asya</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/duslerdeki-asya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/duslerdeki-asya/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 May 2017 05:35:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Barış Gümüş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9283</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mesela ; Asya’yı ben çok düşlüyorum Duvarlarda düşü var Asya&#8217;nın Denizin üstündeki pırıltı Asya&#8217;nın gözleri Ağaçtaki yapraklar Asya&#8217;nın saçları Kalemimin mürekkebi Asya&#8217;nın rimeli Çok çok düşlüyorum Asya’yı Yer ile gök arasında bir yerde ama Sığdıramıyorum yerlere göklere Bazen de bulamıyorum Çok arıyorum Yer ile gök arasında bulamıyorum Asya bazen uzun uzun saatlerce gelmiyor Ben tabi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/duslerdeki-asya/">Düşlerdeki Asya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mesela ;</p>
<p>Asya’yı ben çok düşlüyorum</p>
<p>Duvarlarda düşü var Asya&#8217;nın</p>
<p>Denizin üstündeki pırıltı</p>
<p>Asya&#8217;nın gözleri</p>
<p>Ağaçtaki yapraklar</p>
<p>Asya&#8217;nın saçları</p>
<p>Kalemimin mürekkebi</p>
<p>Asya&#8217;nın rimeli</p>
<p>Çok çok düşlüyorum Asya’yı</p>
<p>Yer ile gök arasında bir yerde ama</p>
<p>Sığdıramıyorum yerlere göklere</p>
<p>Bazen de bulamıyorum</p>
<p>Çok arıyorum</p>
<p>Yer ile gök arasında bulamıyorum</p>
<p>Asya bazen uzun uzun saatlerce gelmiyor</p>
<p>Ben tabi ki perişan</p>
<p>O uzun uzun saatler var ya</p>
<p>Sanki;</p>
<p>Ruhumu bekliyormuşum gibi</p>
<p>Konuşamıyorum</p>
<p>Yürüyemiyorum</p>
<p>İçim öyle Asya&#8217;yla dolu ki</p>
<p>Başkasını alamıyorum&#8230;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/duslerdeki-asya/">Düşlerdeki Asya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/duslerdeki-asya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9283</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kış Uykusu / Şiirsel Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 11 May 2017 18:52:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9279</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sürekli uyudukça uyuyası geliyordu. Uyku onun için bir kaçamak olmuştu. Uykusu onu adeta cezbediyordu. Uykusuzluğu özlemişti. Akşam bir ara uyandı. Uyandığında her şey silinmişti. Akli dengesini yitirdiğini sanıyordu. Ama iyiydi. Birçok kişiden daha iyiydi. İnsanlardan kaçmak kurtulmak istiyordu. Yalnızlığı seçmişti bu yüzden. Gözleri doldu. Elindeki kahveyi yudumladı. Tshirtünü giyindi. Balkona çıktı elindeki kahveyle. Her şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/">Kış Uykusu / Şiirsel Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli uyudukça uyuyası geliyordu.</p>
<p>Uyku onun için bir kaçamak olmuştu.</p>
<p>Uykusu onu adeta cezbediyordu.</p>
<p>Uykusuzluğu özlemişti.</p>
<p>Akşam bir ara uyandı.</p>
<p>Uyandığında her şey silinmişti.</p>
<p>Akli dengesini yitirdiğini sanıyordu.</p>
<p>Ama iyiydi.</p>
<p>Birçok kişiden daha iyiydi.</p>
<p>İnsanlardan kaçmak kurtulmak istiyordu.</p>
<p>Yalnızlığı seçmişti bu yüzden.</p>
<p>Gözleri doldu.</p>
<p>Elindeki kahveyi yudumladı.</p>
<p>Tshirtünü giyindi.</p>
<p>Balkona çıktı elindeki kahveyle.</p>
<p>Her şey ama her şey silinmişti.</p>
<p>Aklındaki tüm sorular önemini yitirmişti.</p>
<p>Yapılan işkenceleri içine çekti.</p>
<p>İç çekti.</p>
<p>Şaka zannedenlere bir küfretti.</p>
<p>Elindeki kahveyi yudumladı.</p>
<p>İçeri geçti.</p>
<p>İyiydi aslında.</p>
<p>İyiydi.</p>
<p>Ama deli olmaya zorlanmıştı.</p>
<p>Deli gömleğini giydirmeye çalıştılar.</p>
<p>Ama giydiremediler.</p>
<p>Daha da uğraştılar.</p>
<p>Ama olmadı.</p>
<p>Delirmedi.</p>
<p>Çok iyiydi.</p>
<p>İyi bir insandı.</p>
<p>Her zaman kedilere ve köpeklere yemek ve su bırakırdı.</p>
<p>İyiydi.</p>
<p>Ağlatmak isteyenlere inat güldü.</p>
<p>Gülünce gökyüzünün mavisi göründü.</p>
<p>Güldü.</p>
<p>Elindeki kahveyi yudumladı.</p>
<p>Sonra tekrar uyudu.</p>
<p>Uyudukça iyi olduğunu düşündü.</p>
<p>Uyku önemliydi nasıl olsa.</p>
<p>Onu delirtmek isteyenlere inat güldü.</p>
<p>Uykusunda güldü.</p>
<p>Sanki bir kış uykusuydu onun için.</p>
<p>Dinlendirmeye aldı kendini.</p>
<p>Kaşar dinlendirme demişlerdi.</p>
<p>Kaşar neydi?</p>
<p>Söyleyenlerin kendisi.</p>
<p>O bir kaşar adam değildi.</p>
<p>Kendinden emindi.</p>
<p>Gözleri doldu.</p>
<p>Gözyaşını eliyle sildi.</p>
<p>Her şey yeniden inşa edilmekteydi.</p>
<p>Ruhu da.</p>
<p>Gözyaşlarını sildi.</p>
<p>Uzun bir uykudaydı.</p>
<p>Kış uykusu…</p>
<p>Saatler sonra tekrar uyandı.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/">Kış Uykusu / Şiirsel Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9279</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gelmeyene / Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gelmeyene-mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gelmeyene-mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 May 2017 09:09:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selamet Darğın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9247</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Sevgili; Öncelikle bir merhaba ile girmek isterim söze. Merhaba giden sevgilim. Sana söyleyecek o kadar çok şeyim var ki. Nerelerden başlasam? Nasıl akıtsam içimdeki ayrılık lavlarını? Hangi söz beni tekrar sen yapar? Tekrar biz oluruz? Şu ayrılığımız süresince sürekli beynimi bir kiler faresi gibi kemiren acılarım, sorularım bunlar ve buna benzerler. Anlatmam gereken o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gelmeyene-mektup/">Gelmeyene / Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Sevgili;</p>
<p>Öncelikle bir merhaba ile girmek isterim söze. Merhaba giden sevgilim. Sana söyleyecek o kadar çok şeyim var ki. Nerelerden başlasam? Nasıl akıtsam içimdeki ayrılık lavlarını? Hangi söz beni tekrar sen yapar? Tekrar biz oluruz? Şu ayrılığımız süresince sürekli beynimi bir kiler faresi gibi kemiren acılarım, sorularım bunlar ve buna benzerler. Anlatmam gereken o kadar çok acım ve buruk sevinçlerim var ki. Gelirsen sevinçlerim nedensiz olur. Yaralarım var sarılmayı bekleyen. Belki gelip saracaksın sinene. Benden mutlusu olmayacak artık yeryüzünde. Ela gözlerimden sana akacak sevinç yaşlarım. Belki gözyaşlarım damlayacak o çok sevdiğin buz mavisi gömleğinin omuzlarına. Karnındaki bebeğin ilk kımıldanmalarını hisseden acemi anne olacağım. Üniversiteden yeni mezun olup, ilk başvurduğu işe kabul edilen taze mezun heyecanı saracak benliğimi. Bırakamayacağız birbirimizi belki. İlklerimizin acısı çıkacak su yüzüne. Geleceğinle müjdelediğinden beridir yüreğim ağzımda. Küçük bir kızken babamın İstanbul&#8217;dan aldığı kırmızı pabuçlarımı gördüğüm ilk anki heyecanla gözüm yolda. Koşuyorum sana adım adım. Bende kaldı silik tadın. Daha var sarmana kollarına. Belki bir hiçlikte olacak vuslat. Güneşli baharı akıtıyorum gözlerimden damla damla. Belki bu son bakışmamız hiç olmayacak. Bir daha hiç sarmayacaksın kollarına. Kokun bulaşmayacak tenime. Eski heyecanımdan eser çok. Güneşin koynunda bekliyorum seni. Işıklar içinde. İçim içime sığmıyor. Gelmelerinin ihtimali bile beni divane etmeye yetti. Özlemelerimi taşıyamıyor güçsüz omuzlarım. Yazmaktan korktuğum o kadar çok söz var ki. Hani olur ya duyarsan gelmekten vazgeçersin. Pek acı pek yaman. Aşık, zavallı, biçare yüreğim aman diliyor aman! Gel! Ve bir daha gitme gönül yaram!..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gelmeyene-mektup/">Gelmeyene / Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gelmeyene-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9247</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 May 2017 06:01:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9226</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben bir mektubum kadim zamanlardan kalan. Aslında hiç yazılmamış bir mektup… Sevgilerin oyuna gelmediği, yılanların koyunlarda beslenmediği çağlardan uçup kondum bir vakit, bir dala, bir güvercinin ağzında… Yorgundu güvercin, uçuyordu yüzyıllardır o diyarlardan bu diyara… Zaman denizinde savrulup duruyorduk ikimiz, masallardan çıkıp yeryüzüne konuyorduk. Yeryüzü bize haramdı oysa. Bembeyaz bir güvercinin güzelliği hoş görünmezdi bazılarına. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben bir mektubum kadim zamanlardan kalan. Aslında hiç yazılmamış bir mektup…</p>
<p>Sevgilerin oyuna gelmediği, yılanların koyunlarda beslenmediği çağlardan uçup kondum bir vakit, bir dala, bir güvercinin ağzında… Yorgundu güvercin, uçuyordu yüzyıllardır o diyarlardan bu diyara… Zaman denizinde savrulup duruyorduk ikimiz, masallardan çıkıp yeryüzüne konuyorduk. Yeryüzü bize haramdı oysa. Bembeyaz bir güvercinin güzelliği hoş görünmezdi bazılarına. Aşktı bu, öyle konamazdı bilmediği gönüllere. Bir tek söz bile kirletirdi tüylerini, inceliğine yakışmazdı kıskançlık halleri… Aşka layık birini arıyorduk, hakkını verecek, hakkıyla sevecek, hak yemeyecek bir yürek arıyorduk. Aşk ne kadar biçare ise biz ondan beter biçare, durmadan uçuyorduk.</p>
<p>Kimse kimseyle konuşamazken, yasaklar alıp başını gitmişken, umutlar tam da tükenmek üzereyken güvercin düşürdü ağzından beni birden… Yerime ulaşamadan daha sahibimi bulamadan takılıp kaldım gökkuşağında, sonra girdim bir yaralı ceylanın kanına…</p>
<p>Ceylan yaralıydı, yüreğinden vurulmuştu. Avcısının elinde oyuncak olmuştu. Koşulsuz sevgisini verenlerin kaderiydi onunkisi. Aşk için bu dünyaya gelenler, aşk için ölürlerdi. Avcısının gözlerinin içine baktı Ceylan, son nefesinde beyhude bir gülümseyişle sevdiğine,</p>
<p>“Aşk olsun!” diye sitem etti kendince. Nafile, avcısının kolları arasından yere serildi Ceylan…</p>
<p>Avcı elindeki tüfeği kendi kafasına dayamıştı aslında. Bilmiyordu Ceylan’ın ahı ile yaşayacağını bundan sonra, tabi yaşamak denirse buna…</p>
<p>Bir mektuptum ben. Gidecek yeri olmayan biçareydim. Yel üfürürdü beni su götürürdü hiç durmadan. Kimi kez Yunus balığının karnında, kimi kez Sur dağının ortasında, bazısı Yusuf’un kuyusunda bulurdum kendimi. Ser verip sır vermezdim ne yapsalar. Ateşe atardı Nemrut beni İbrahim olurdum gül bahçelerinin toprağında. Küllerim savrulurdu Hallac gibi, Mansur olduğum ellerde parmakların arasından sıyrılırdım bir nefes ile… Sema’ya üflenirdi nidam…</p>
<p>Ses vermezdi kayalıklar, benden ırak bana yankılanırdım Hu diye. Bir deli derecikte yıkanırdım Molla Kasım’ın ellerinde, dilimde miskin Yunus’un dizeleri, düşerdim yine yollara… Tebriz’den gelir, Konya’ya giderdim… Rumi’nin sedirine kilim olur serilirdim. Elden ele dilden dile, bir gönülden diğerine koyulmak için yola, kalayım diye hep yolda, arar dururdum. Olur a bir gün bulurum diye… Hay’dan gelip Hu’ya dönerdim bir ah ile aşka…</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mektup-tasiyan-kus.jpg"><img class="size-full wp-image-9228 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mektup-tasiyan-kus.jpg?resize=189%2C208" alt="" width="189" height="208" data-recalc-dims="1" /></a>Kınamayın a dostlar bir mektuba dönüp kim bakar? Yirmi birinci yüzyılda aşklar cep telefonuna gönderilen mesajla başlar. Erişim engeli, telefonun kapasitesine ve internetin hızına bağlıdır artık. Yoktur öyle kahvehanelerde bekleyen abiler. Bakkala gidiyorum diyerek evden çıkılıp köşe başında yapılan gizli görüşmeler. Tükendi artık gül kokulu manilerle biten kırmızı zarflı mektuplar. Yârin eline tutuşturulunca okumak için eve koşan genç kızlar…</p>
<p>Günümüzde gece gündüz demeden, bir araya gelmeden yazışmaktır aşkın seremonisi…</p>
<p>Cepte başlar sevgi sözcükleri. Mesajlar atılır hiç durmadan, karşındakinin sesini bile duymadan… Bir kere yüz yüze gelinip el ele tutuşulunca, hele bir de mideler acıkınca, yenilen yemekler miktarınca aşkın süresi de kısalır. Bir mesajla başlayıp ’Fast foot’la süren aşklar, başka bir mesajla ‘Fast finish’ sonlanır.</p>
<p>“Tam on beş gün oldu çıkalı, yeter artık bitsin bu karın ağrısı.” İşte cebe gelen bir ayrılık mesajı…</p>
<p>Sözün kısası, iletişimin hızı artıkça kalitesi de o oranda azaldı. İşte klasik marjinal fayda kuramı…</p>
<p>Mektup olup ‘yârin yüreğini yakmak’ ise türkülerde ve edebiyat kitaplarındaki menkıbelerde kaldı. Serzenişimiz bu yüzden.</p>
<p>Belki de bir hayatı kurtarmak, küskünleri barıştırmak, sevdiğine el uzatmak, hasret gidermek iki satır yazılacak cümlelerin işidir ha! Ne dersiniz?</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar – 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9226</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalk / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 08 May 2017 10:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yağmur Erden]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9217</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8221;Kalk&#8221; dedim bugün kendime. Çık şu yataktan. Çık şu evden. Git bir bak aynaya. Geçtim aynanın karşısına sessiz sessiz baktım öylece kendime. Ne de çok yorgunluk yüklemişim benliğime. Gözlerime baktım kısık kısık olan. Hiç mimik olmayan şu gereksiz suratıma bir de. Ellerime baktım. Tenime baktım. Sonra tekrar gözlerime baktım. &#8221;Kim bu gördüğüm?&#8221; dedim kendime. Kimdi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/">Kalk / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8221;Kalk&#8221; dedim bugün kendime. Çık şu yataktan. Çık şu evden. Git bir bak aynaya. Geçtim aynanın karşısına sessiz sessiz baktım öylece kendime. Ne de çok yorgunluk yüklemişim benliğime. Gözlerime baktım kısık kısık olan. Hiç mimik olmayan şu gereksiz suratıma bir de. Ellerime baktım. Tenime baktım. Sonra tekrar gözlerime baktım. &#8221;Kim bu gördüğüm?&#8221; dedim kendime. Kimdi bu? Heyecansız. Sevinçsiz. Yorgun. Donuk. Kim bu? Sonra içime baktım bir de. Ne göreyim, inanır mısınız? Oydu işte. İçimdeydi. Oturmuş usulca, çekmiş dizlerini kendine, koymuş dirseklerini dizine, elleri yüzünde asmış suratını, sıkılmış belli ki. Oflayıp duruyor. Gördü beni ona bakarken. Zıpladı yerinden büyük bir heyecanla.&#8221;Sonunda&#8221;dedi. &#8221;Sonunda gördün beni&#8221; dedi ve ekledi. &#8221;Unuttun sandım beni burada, korktum. Neden oyun oynamıyoruz? Neden koşmuyoruz? Neden dans etmiyoruz? Neden artık gökyüzüne bakmıyoruz? Yıldızları niye saymıyoruz? Duymuyorsun beni artık. Ben de seni duymuyorum, şarkı söylemiyorsun ne zamandır. Gitmiyorsun sahile. Bakmıyorsun uçurtmalara. Sen çok seversin halbuki uçurtmaları. Çok seversin uçmayı. Hayal kurmuyorsun artık, neden? Sohbet etmiyoruz ne zamandır. Kitap okumuyorsun da. Sen çok seversin kitap karakterlerini. Kendini bir kitap cümlesinde bulmak senin en güzel halindir. Beraber de ağlamıyoruz artık. Anlatmıyorsun bana hiçbir şeyini. Çok karanlık burası, seni görmekte zorlanıyorum. Neredesin? Yoksun ne zamandır? Bana özgürlüğünden bahsetmiyorsun nicedir. Cesaretini ne yaptın? Şu dipsiz uçurumlarda gezdiğin cesaretinden bahsediyorum, evet. O da seninleydi hep. Nerede bıraktın onu? Neden gülmüyorsun sen? Hani güzel kadın yoktur, mutlu kadın vardır derdin ya sen. Çirkin görünüyorsun. Özledim seni. Sen de beni özlemiş gibi duruyorsun. Uzattım ellerimi, tutsana beni.&#8221; Yutkundum. Küçük Yağmur neler dedi öyle. Küçüklüğüm, çocukluğum. Hiç kaybetmek istemediğim, elli yaşımda bile hep içimde olacak olan Yağmur, neler dedi? Baktım suratıma aynada. Sonra dudaklarımı yanaklarıma doğru kaldırdım. Gülümsüyorum. Gözlerimdeki buzlar erimeye başladı sanki. Ellerim. Ellerim ısınıyor, buz gibi değil şuan. Saçlarımı açtım. Dalgalı benim saçlarım. Kıvrım kıvrım indi omuzlarıma. Hazırlan dedim içten içe kendime. Taktım kulaklığımı, çıktım evden. Gittim sahile. Bir sürü insan&#8230; Koş dedim. &#8221;Koş Yağmur. At aklındakileri. Ağırlıklarını at. Koştukça koştum. Daha da hızlandım. Yapabildiğim en yüksek hızı yaptım belki de. Sadece koştum. Yorulmadım aksine hafifledim. Koştum, koştum, koştum ve durdum. &#8221;Tamam&#8221; dedim &#8221;dur şimdi.&#8221; Kaldırdım kafamı. Etrafıma baktım. Dünya dönüyordu. İnsanlar gülümsüyordu. Çocuklar koşuyordu. Bir kedi geldi yanıma. Sevdim onu, ne de tatlıydı. Yürümeye başladım, peşimden geliyor. Oturdum ne kadar oldu bilmiyorum sevdim sadece onu. Sıcacık, bir bakışı var ki sormayın al içine sok öyle bir şey. Güldüm,  bugün sadece gülmeye karar verdim. İnsanlar gülümsemeye başladı sonra. Mutlu oldum. Aldım çayımı bir yudum bir kelime dedim yazdım bunları. Kalkın, bakın etrafınıza. Gülümseyin. Çıkın dışarıya bakın gökyüzüne içinize çekin sonsuz maviliği.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/">Kalk / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9217</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Şiir, Yüzlerce Belki</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-siir-yuzlerce-belki/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-siir-yuzlerce-belki/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 08 May 2017 06:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Gedik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9212</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bakarsın bir gün mutlu oluruz. Belki, sonbaharda bile çiçekler açar kuru dallar. Belki, kışın o sert ayazında girilesi olur denizin serin suları. Sonra, sokaklara anılar bırakırız seninle. Elele yürüyüp, tenha sokaklardaki karanlık duvarlara şiirler yazarız. Bakarsın hayat veririz şehrin bu cansızlığına. Belki, bütün çocuklar hep bir ağızdan, yeni türküler söyler. Malı mülkü olan bütün zenginler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-siir-yuzlerce-belki/">Bir Şiir, Yüzlerce Belki</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bakarsın bir gün mutlu oluruz.<br />
Belki, sonbaharda bile çiçekler açar kuru dallar.<br />
Belki, kışın o sert ayazında girilesi olur denizin serin suları.<br />
Sonra, sokaklara anılar bırakırız seninle.<br />
Elele yürüyüp, tenha sokaklardaki karanlık duvarlara şiirler yazarız.<br />
Bakarsın hayat veririz şehrin bu cansızlığına.<br />
Belki, bütün çocuklar hep bir ağızdan, yeni türküler söyler.<br />
Malı mülkü olan bütün zenginler sadece çocukları gülümsetir belki.<br />
Bakarsın, bir gün anlarız çocuklarımız en büyük zenginliğimizdir.<br />
Sonra belki, bütün kitaplarda altı çizili cümleler buluruz.<br />
Ya da her evde kalabalık bir kütüphane.<br />
Belki, bütün bu beton yığınları arasında gizli kalmış bir çiçek bahçesi keşfederiz.<br />
Öyle ya, belki ayak bastığın bir toprak parçasında, yeşeren yeni umutlar toplarız.<br />
Bir gün bütün insanlarımız göğe bakar belki.<br />
Mavinin sonsuzluğunda, dört mevsim yaşanılabilir kılınır.<br />
Bir gün gelirsen, bütün bunlar olmaz belki ama ben seni yine çok severim.<br />
Gelirsen eğer,<br />
Bakarsın, bir gün mutlu oluruz.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-siir-yuzlerce-belki/">Bir Şiir, Yüzlerce Belki</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-siir-yuzlerce-belki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9212</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AŞK / Şiirsel Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 May 2017 11:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9151</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerinden yaşlar boşandı. Ağlıyordu. Kalbi kırıktı. Dünya etrafında dönse fark etmezdi. Ağlıyordu. Gözleri kapalıydı. Yaşlar düşüyordu gözlerinden. Bir fısıltı gibiydi ses kulaklarında. Duymuyordu. Hiçbir şey duymuyordu. Gözlerini açtı. Gözleri kızarmıştı. Sevgilisinden ayrılmanın verdiği hüznü taşıyordu içinde. Onu bırakmıştı. Bir hayalin peşindeydi zaten. Bir hayal… Ona yazdığı mektuplar yerine ulaşıyor muydu bilinmez, sadece yazıyordu. O sevgilisiydi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/">AŞK / Şiirsel Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinden yaşlar boşandı.<br />
Ağlıyordu.<br />
Kalbi kırıktı.<br />
Dünya etrafında dönse fark etmezdi.<br />
Ağlıyordu.<br />
Gözleri kapalıydı.<br />
Yaşlar düşüyordu gözlerinden.<br />
Bir fısıltı gibiydi ses kulaklarında.<br />
Duymuyordu.<br />
Hiçbir şey duymuyordu.<br />
Gözlerini açtı.<br />
Gözleri kızarmıştı.<br />
Sevgilisinden ayrılmanın verdiği hüznü taşıyordu içinde.<br />
Onu bırakmıştı.<br />
Bir hayalin peşindeydi zaten.<br />
Bir hayal…<br />
Ona yazdığı mektuplar yerine ulaşıyor muydu bilinmez, sadece yazıyordu.<br />
O sevgilisiydi, sevgilisi de oydu.<br />
Aşık maşuktan nasıl ayrılır?<br />
Ayrılsa bile gönlü o olur, o gönlü olur.<br />
Bir fısıltı gibiydi sesler…<br />
Bir fısıltı…<br />
Duygusuzluğun bedelini özlemişti ikisi de.<br />
Aşktın tadamadığı duyguları barındırmıştı içinde.<br />
Bir öfke vardı ya içinde, tüm bedenini kaplamıştı.<br />
Onu sevmeyen bir adama aşıktı.<br />
Adı desem neydi?<br />
Duygusuz sevimsiz.<br />
Aşk. Bir<br />
Tat. duygu<br />
Tok. sevgi.<br />
Açtı sevgilere….</p>
<p>Bir masal<br />
Bir tutku<br />
Bir hayat<br />
Bir masal</p>
<p>Aşk<br />
Yal-<br />
-nız-<br />
-lık-<br />
-tı belki de öyleydi.</p>
<p>Aşk<br />
Neydi Neydi<br />
Oydu Oydu<br />
Bir masaldı yaşadıkları<br />
Aşk Aşk</p>
<p>Love Amor Amor<br />
Pyaar<br />
İshq<br />
Aşk<br />
Neydi Neydi<br />
Oydu Oydu<br />
Bir masaldı yaşadıkları<br />
Aşk Aşk<br />
Aşk kendisiydi aslında.<br />
Bir ayna tutmuştu kendine.<br />
Onda kendini bulmuştu.<br />
Kendinde onu.<br />
İlk tanışmalarını hatırladı.<br />
Acilde ona bakmıştı.<br />
Bir doktordu.<br />
Öyle hastaydı ki!<br />
O doktor ona güzelce bakmıştı.<br />
Sonra her şey kayboldu.<br />
Onu kaybetti.<br />
Her şey bir anda silinmişti.<br />
Silik bir defterdi onunkisi.<br />
Onu özledi, onu duydu içinde.<br />
Onu aradı.<br />
YOK’tu.<br />
Aşk belki de çöpçülerin temizlediği bir şeydi.<br />
Onu temizlemişler de, kaybolmuştu.<br />
Onu hatırladı, gözleri doldu.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/">AŞK / Şiirsel Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9151</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Yeşil Dergisi 105. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-105-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-105-sayisinda/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 05 May 2017 08:37:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9144</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, Mayıs-Haziran 2017 tarihli 105.sayısıyla okur karşısında. Bu sayımızla on sekizinci yılımızı yarılamış olduk. Bir önceki sayıda “2016 Şiir Yıllığı” ile pek çok yeni okura ulaşan Mavi Yeşil, bu yeni sayısında zengin bir içerikle ulaşıyor okurlarına. Söz şiirden açılmışken 105. sayıda duyurusunu göreceğiniz yeni bir etkinlikten söz etmeliyiz. Mavi Yeşil dergisi, “2017 Genç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-105-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 105. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mavi Yeşil dergisi</strong>, <strong>Mayıs-Haziran 2017</strong> tarihli <strong>105.say</strong>ısıyla okur karşısında. Bu sayımızla on sekizinci yılımızı yarılamış olduk. Bir önceki sayıda “2016 Şiir Yıllığı” ile pek çok yeni okura ulaşan Mavi Yeşil, bu yeni sayısında zengin bir içerikle ulaşıyor okurlarına. Söz şiirden açılmışken 105. sayıda duyurusunu göreceğiniz yeni bir etkinlikten söz etmeliyiz. Mavi Yeşil dergisi, “2017 Genç Şiir Ödülü” ile uzun bir yolculuğun ilk adımını atıyor.(Şiir yarışması için iletişim: maviyesilodul@gmail.com) Bu sayımız, Veysel Çolak şiiri ile açıldı. Güray Özçelik, Mustafa Ergin Kılıç, Serap Aslı Araklı, Melih Elhan, Rümeysa Ballıkaya, Hasan Ildız, Bekir Dadır ve Hüseyin Çatal, bu sayımızın diğer şairleri. Kübra Akbulut ve Yılmaz Yılmaz, bu sayımızın iki öykücüsü. 105. Sayımızda iki sinema yazımız var. R.Zinnur Fidan, “insanın dünyada olması gibi başlangıcını bilmediğimiz, bilmediğimiz için de sürekli en başa dair kırıntılar aradığımız bir film” olan Den Brysomme Mannen hakkında; Elif Ebrar Örter, Woody Allen’ın 1983 yapımı Zelig filmi için yazdı. Bünyamin Durali, okurlarımıza armağan ettiğimiz 2016 Şiir Yıllığı hakkında görüşlerini belirten bir yazıyla katıldı dergiye. Hüseyin Alemdar, şiirimizin Ahmet Erhan’ını, ölüm nedeni şiir olan şairini anlattı. Esra Polat, polisiye romanlara başka bir gözle baktı. Hasan Öztürk, son günlerde muhalif kimliğiyle gündeme gelen Halide Edip Adıvar’ın her nedense gözden uzak kalmış ancak göz ardı edilemeyecek Sonsuz Panayır romanını değerlendirdi.</p>
<p><figure id="attachment_9146" aria-describedby="caption-attachment-9146" style="width: 232px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mavi-yesil-dergisi-105-sayi.jpg"><img class="wp-image-9146 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mavi-yesil-dergisi-105-sayi.jpg?resize=232%2C326" alt="Mavi Yeşil Dergisi 105. sayısı" width="232" height="326" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mavi-yesil-dergisi-105-sayi.jpg?w=232&amp;ssl=1 232w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mavi-yesil-dergisi-105-sayi.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w" sizes="(max-width: 232px) 100vw, 232px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9146" class="wp-caption-text">Mavi Yeşil Dergisi 105. sayısı</figcaption></figure></p>
<h2>Mavi Yeşil Dergisi 105. sayısının içindekiler:</h2>
<ul>
<li>Öfkeydi Sevgilim, Şimdi Yanımda &#8211; Veysel Çolak – 2</li>
<li>İkinci Dünya Savaşı’nın Gölgesinde Bir Sonsuz Panayır &#8211; Hasan Öztürk – 3</li>
<li>Erkekliğin Kitabı: Polisiye Romanlar &#8211; Esra Polat &#8211; 9</li>
<li>Çiçeğin Sağırlığına Tutunuyoruz &#8211; Güray Özçelik &#8211; 11</li>
<li>0000 &#8211; Mustafa Ergin Kılıç &#8211; 12</li>
<li>Ah’met Erhan: Ölüm Nedeni Şiir &#8211; Hüseyin Alemdar – 13</li>
<li>Mavi Siyah &#8211; Serap Aslı Araklı &#8211; 16</li>
<li>N’olur Bu Bir Rüya Olsun &#8211; Melih Elhan &#8211; 16</li>
<li>Mavi Yeşil 2016 Şiir Yıllığı &#8211; Bünyamin Durali &#8211; 17</li>
<li>Ölüm Çiçeği &#8211; Rumeysa Ballıkaya &#8211; 20</li>
<li>Kendi Olamayan Adam: Zelig &#8211; Elif Ebrar Öter – 21</li>
<li>Ne Güzel Şeydi &#8211; Hasan Ildız &#8211; 23</li>
<li>Den Brysomme Mannen: Ölemeyiş &#8211; R. Zinnur Fidan &#8211; 24</li>
<li>Ayet Bildim Sözünü &#8211; Bekir Dadır &#8211; 27</li>
<li>Kapı &#8211; Kübra Akbulut &#8211; 28</li>
<li>Yaşadığımız &#8211; Hüseyin Çatal – 29</li>
<li>Olanların Farkında &#8211; Yılmaz Yılmaz &#8211; 30</li>
<li>Mavi Yeşil 2017 Genç Şiir Ödülü Katılım Koşulları – 31</li>
<li>Eskimemiş Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış – 32</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-105-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 105. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-105-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9144</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şemsiyem Hep Dalga Dökümlü / Hoşça Kal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/semsiyem-hep-dalga-dokumlu-hosca-kal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/semsiyem-hep-dalga-dokumlu-hosca-kal/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 04 May 2017 05:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9118</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şemsiyeni aç ve bana yetiş hadi! Öyle anlamazmış gibi yapma bak yüzüme! Buralarda sağanak var ve çabuk olmalıyız Çabuk olmazsak çamurlara teslim oluruz Çabuk olmazsak vazgeçeriz gitmekten Beni anlıyor musun? Hadi al şunu! Zaten çok geç kaldık İnan son gideni biz olacağız oraya Üşüyorsun sanırım! Al şu paltomu iyice örtün Şunları da al teki yok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/semsiyem-hep-dalga-dokumlu-hosca-kal/">Şemsiyem Hep Dalga Dökümlü / Hoşça Kal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şemsiyeni aç ve bana yetiş hadi!<br />
Öyle anlamazmış gibi yapma bak yüzüme!<br />
Buralarda sağanak var ve çabuk olmalıyız<br />
Çabuk olmazsak çamurlara teslim oluruz<br />
Çabuk olmazsak vazgeçeriz gitmekten<br />
Beni anlıyor musun?<br />
Hadi al şunu!<br />
Zaten çok geç kaldık<br />
İnan son gideni biz olacağız oraya<br />
Üşüyorsun sanırım!<br />
Al şu paltomu iyice örtün<br />
Şunları da al teki yok eldivenimin kusura bakma!<br />
Sar boynuna iyice atkıyı hızlı olmalıyız<br />
Güçlü yetişmeliyiz oraya<br />
Şemsiyem evet hafif dalga dökümlü<br />
Hani yarından habersiz karar verirsin ya öyle<br />
Hani tam kıyıya kadar vurur seni<br />
Bi dalga başka bi yere koşturur sonra<br />
Aynen öyle dalga dökümlü<br />
Sığınabileceğin her bişey zaten dalga dökümlü<br />
Senin için de ben öyle değil miyim ya?<br />
Hani acaba dersin?<br />
İşte orada motif motif bi güvensizlik koşturur şuan seni<br />
Ve bazen gözlerine bakınca da beni<br />
Yine de koşarım hani yağmurdan uzaklaşırım senle<br />
Bunun adı ne?<br />
Neyse ki az kaldı bu güvensizlik bitecek<br />
Seni kapısına kadar getireceğim yarının<br />
Adresini bi ziyaret dolayısıyla almıştım<br />
Ziyaretim kısa sürmüştü merak edersen<br />
Kavga kıyamet vardı ama sonunda bi sessizlik olmuştu<br />
Her iki taraf birbirinden özür dileyip sarıldı<br />
Sonra birisi küçük bi bavul hazırladı<br />
İçinde bi tek yüreği yoktu<br />
Diğeri ile yakın arkadaştım yüzü solmuştu<br />
Ama huzur zile basıyordu kimi yandan da<br />
Evet oraya doğru gideceğiz şemsiyeni kapatma Sevgili<br />
Ziyaret değil evet biraz kurulanmak için<br />
Ziyaret değil evet biraz dalga dökümlü<br />
Sonunda 1 dakikalık mesafemiz kaldı<br />
Sonunda şemsiyeden kurtulmamıza kaldı çok az<br />
Ve bizden sana ve bana geri dönüş<br />
Kenetlenmiş ellerin sıcaklığının yavaş yavaş kaybolmasına avuçlarımdan<br />
Çok az kaldı<br />
Ve kalmış iken yollarımız artık dalga dökümlü<br />
Artık bitti sevgili!<br />
Şemsiyeni artık kapat ve sana yetiş!<br />
Geldik diyebilmek için değil<br />
Geldim diyebilmen için!<br />
Ve artık bahçende daha renkli güller yetişsin diye sana yetiş!<br />
Yağmur bitti sevgili ve bittiği yerde ayrıyız demektir<br />
Bi kaç damla belki şemsiyede kaldığı kadar dökeriz<br />
Ve son söz olarak hep aynı şeyi söyleriz<br />
Yarınlar ve kendimize yetişmeliyiz sevgili<br />
Hoşça kal!!!</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/semsiyem-hep-dalga-dokumlu-hosca-kal/">Şemsiyem Hep Dalga Dökümlü / Hoşça Kal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/semsiyem-hep-dalga-dokumlu-hosca-kal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9118</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İNSAN &#8211; Deneme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insan-deneme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insan-deneme/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 May 2017 07:12:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Zeyrek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9126</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zaman gönlüm bahçeleri birer birer yıkılırken, sen dinmeyen bir yağmur gibisin. Ne sana haykırabiliyorum ne de senden çıkabiliyor. Evet, mutluluk yine sende ama ya yaşanmışlıklar. Her daim bir köle kul karşılaşması bizimkisi sen ya kazanıyorsun ya da ben kaybediyor. Basamaklar geliyor sonra sen sessizce çıkıyorsun, geriye kalan saçta üç dört ak çehrede o sert ifade [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-deneme/">İNSAN &#8211; Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman gönlüm bahçeleri birer birer yıkılırken, sen dinmeyen bir yağmur gibisin. Ne sana haykırabiliyorum ne de senden çıkabiliyor. Evet, mutluluk yine sende ama ya yaşanmışlıklar. Her daim bir köle kul karşılaşması bizimkisi sen ya kazanıyorsun ya da ben kaybediyor. Basamaklar geliyor sonra sen sessizce çıkıyorsun, geriye kalan saçta üç dört ak çehrede o sert ifade ve bir de o mahzun yüzüm.</p>
<p>Baharım da sensin hazanım da her nefis mücadelesinde gözyaşım da ey aşk şarabı yanılgıya düşkün olan ben miyim ya da sonsuzlukta bekleyen yolcu mu?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-deneme/">İNSAN &#8211; Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insan-deneme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9126</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Susmak Belki Çözümdü / Gece</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/susmak-belki-cozumdu-gece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/susmak-belki-cozumdu-gece/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 02 May 2017 11:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9114</guid>
				<description><![CDATA[<p>Susmak belki çözümdü Hatta en etkili çözüm Gitmek anlamsız kalırdı Neden ve nereye gidecektim ki? Kollarımı iki yana açıp özgür olmalıydım ben Herkes gelmiş geçmiş ve bi kırıntısı kalmamalıydı Herşey bitmiş ve yeni bişey başlamalıydı Hiç olmadık yerde enseme dokunan rüzgara bi merhaba demeliydim Beni sürükleyen takvimlerin dahası yok mu? Olmalıydı elbet! Ve ben bunları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/susmak-belki-cozumdu-gece/">Susmak Belki Çözümdü / Gece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Susmak belki çözümdü<br />
Hatta en etkili çözüm<br />
Gitmek anlamsız kalırdı<br />
Neden ve nereye gidecektim ki?<br />
Kollarımı iki yana açıp özgür olmalıydım ben<br />
Herkes gelmiş geçmiş ve bi kırıntısı kalmamalıydı<br />
Herşey bitmiş ve yeni bişey başlamalıydı<br />
Hiç olmadık yerde enseme dokunan rüzgara bi merhaba demeliydim<br />
Beni sürükleyen takvimlerin dahası yok mu?<br />
Olmalıydı elbet!<br />
Ve ben bunları bile bile mi susmak?<br />
Evet susacağım an haber veririm der gibi bi bakış atarsam<br />
Ancak beni rüzgar anlar<br />
Bilir çünkü nasıl da öyle çarpa çarpa sustuğumu!<br />
Engebe karşısında susan bi kaza gibi<br />
Ve kazara dökülen kirpiklerin arasından yaş<br />
Bu da sessizliğin işaretiydi&#8230;<br />
Peki neydi benim alıp veremediğim bu yeryüzünde?<br />
Neydi bana maviyi sevdiren neydi?<br />
Neydi yaşanmayanın peşinden koşturan neydi?<br />
Hücre gibi duvarlarına teslim olduğum aşk neydi?<br />
Sahi kaç kez gülümsedi ki gülümsetti<br />
Kaç kez ağladı da ağlattı silüeti<br />
Kaç parça olup bi anlama bürünmeye çalıştı yine de kalp?<br />
Umut var der gibi!<br />
Yine bana sessizliği armağan eden bu hazin sonlar gece mi?<br />
Bağrında uyuduğum gece mi?<br />
Asi gelip yine ağlayarak çocuklar gibi evine döndürmeyen bu gece mi?<br />
Hep bi yerde olup yine de aklı zifir etmiş olan bu gece mi?<br />
Susmak belki çözümdü<br />
Hatta en etkili çözüm<br />
Gitmek anlamsız kalırdı<br />
Neden mi çünkü ben hep bana gidecektim<br />
Bende yer yoksa sana&#8230;.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/susmak-belki-cozumdu-gece/">Susmak Belki Çözümdü / Gece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/susmak-belki-cozumdu-gece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9114</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sol Yanım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sol-yanim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sol-yanim/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 02 May 2017 05:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Yaren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9040</guid>
				<description><![CDATA[<p>Baharın elimi tuttuğu yerde, Hazırdın ve bekledin.. Rüzgarın yüzüme değdiği gecede, ‘Güzel günler..’ dedin.. Sıcağın üşütüp soğuğun yaktığı arbedede Şefkatine büründüm, hiç eksik etmedin.. Ve gönül telimin name bilmezliğinde, Hep sükutu yeğledin.. Artık sol yanımın eksiğisin… Belki de sol yanımda en fazla…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sol-yanim/">Sol Yanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Baharın elimi tuttuğu yerde,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hazırdın ve bekledin..</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rüzgarın yüzüme değdiği gecede,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘Güzel günler..’ dedin..</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sıcağın üşütüp soğuğun yaktığı arbedede</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şefkatine büründüm, hiç eksik etmedin..</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve gönül telimin name bilmezliğinde,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hep sükutu yeğledin..</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık sol yanımın eksiğisin…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belki de sol yanımda en fazla…</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sol-yanim/">Sol Yanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sol-yanim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9040</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalemimden Gelen Ayak Seslerin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 May 2017 15:54:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9097</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalemimden ayak seslerin geliyor.. Aklıma gelişinden tanırım, Yine bir cümle içinde Belireceksin ansızın. Yüreğim satır başlarında , Uykusuz nöbetlerde.. İlk parağrafımda seni karşılıyor. Zihnim gözlerinden gelen bir bakışından Kendine bir pay çıkartıyor. Benliğim bir köşe başı yalnızlığında , Sensiz geçen cümlelere küsmüş , Adının geçeceği bir satır boşluğunda Bir sevda cümlesi içinde Yan yana gelmeyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/">Kalemimden Gelen Ayak Seslerin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Kalemimden ayak seslerin geliyor..</div>
<div>Aklıma gelişinden tanırım,</div>
<div>Yine bir cümle içinde</div>
<div>Belireceksin ansızın.</div>
<div>Yüreğim satır başlarında ,</div>
<div>Uykusuz nöbetlerde..</div>
<div>İlk parağrafımda seni karşılıyor.</div>
<div>Zihnim gözlerinden gelen bir bakışından</div>
<div>Kendine bir pay çıkartıyor.</div>
<div>Benliğim bir köşe başı yalnızlığında ,</div>
<div>Sensiz geçen cümlelere küsmüş ,</div>
<div>Adının geçeceği bir satır boşluğunda</div>
<div>Bir sevda cümlesi içinde</div>
<div>Yan yana gelmeyi düşlüyor..</div>
<div>Bu aşk bir kağıda yazılmış.</div>
<div>Okunmak için gözlerin,</div>
<div>Duyurmak için dudakların gerek.</div>
<div>Yine sensiz bir akşam oldu.</div>
<div>Bir sigara daha ,</div>
<div>Hiç çekilmeden içime</div>
<div>Aynı kül tablasında</div>
<div>Kendi dumanında boğuldu&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/">Kalemimden Gelen Ayak Seslerin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9097</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KAZA &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 30 Apr 2017 22:43:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9083</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zihninde ne varsa hepsi silinmişti. Sabah uyandı. Gözlerini açtı. Tavana baktı. Yaratıcı düşünce yeteneğini kullanarak hayaller görmeye başladı. Nefret ettiği insanları komik duruma düşürdü. Uyandı. Zıplayarak ayağa kalktı. Üzerini giyindi. İşe gitmek için yola çıktı. Saatine baktı. 07:41’di. Mesai saat 9’da başlıyordu. Arabasına bindi. Kontağı çevirdi. Müziği açtı. Radyodaki sabah programlarından nefret ederdi. Konuşma olmayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/">KAZA &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zihninde ne varsa hepsi silinmişti.</p>
<p>Sabah uyandı.</p>
<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Tavana baktı.</p>
<p>Yaratıcı düşünce yeteneğini kullanarak hayaller görmeye başladı.</p>
<p>Nefret ettiği insanları komik duruma düşürdü.</p>
<p>Uyandı.</p>
<p>Zıplayarak ayağa kalktı.</p>
<p>Üzerini giyindi.</p>
<p>İşe gitmek için yola çıktı.</p>
<p>Saatine baktı.</p>
<p>07:41’di.</p>
<p>Mesai saat 9’da başlıyordu.</p>
<p>Arabasına bindi.</p>
<p>Kontağı çevirdi.</p>
<p>Müziği açtı.</p>
<p>Radyodaki sabah programlarından nefret ederdi.</p>
<p>Konuşma olmayan bir radyo istasyonu açtı.</p>
<p>1. Balvin çalıyordu.</p>
<p>Tranquila şarkısını çok seviyordu.</p>
<p>Eşlik etti.</p>
<p>Üniversite okurken İspanyolca görmüştü.</p>
<p>Ondan bilgisi vardı.</p>
<p>Eşlik etti tranquila…”</p>
<p>Giderken bir çocuk ona çarptı.</p>
<p>Bir anda durdu.</p>
<p>Hayal mi gerçek mi fark edemedi.</p>
<p>Devam etti.</p>
<p>İşe geldi, çalışmaya başladı.</p>
<p>Ertesi gün oldu.</p>
<p>Uyandı.</p>
<p>Üzerini giyindi.</p>
<p>İşe gitmek için arabasına bindi.</p>
<p>İşe doğru yola çıktı.</p>
<p>Aynı çocuk geldi.</p>
<p>Arabaya çarptı.</p>
<p>Hayal mi gerçek mi bilemedi.</p>
<p>Tekrar işe gitti.</p>
<p>Çalışmaya başladı.</p>
<p>Ertesi gün oldu.</p>
<p>Uyandı, üzerini giyindi.</p>
<p>İşe doğru yola çıktı.</p>
<p>Aynı çocuk geldi.</p>
<p>Arabaya çarptı.</p>
<p>Hayal mi gerçek mi bilemedi.</p>
<p>Devam etti.</p>
<p>Ertesi gün oldu.</p>
<p>Uyandı.</p>
<p>Yine üzerini giyindi.</p>
<p>Arabasına bindi.</p>
<p>Aynı çocuk geldi.</p>
<p>Arabaya çarptı.</p>
<p>Bu sefer durdu.</p>
<p>Her şey bir anda silindi.</p>
<p>Her yer bembeyaz olmuştu.</p>
<p>Sadece çocuk ve adam vardı.</p>
<p>Enerji onlar etrafında döndü birkaç saniye.</p>
<p>Enerjisi döngüsü oluştu.</p>
<p>Bir irkilmeyle gözlerini açtı.</p>
<p>Arkadan korna sesleri geliyordum.</p>
<p>Çocuk camın önünde bekliyordu.</p>
<p>Onu arabasına aldı.</p>
<p>Bir lokantaya götürdü.</p>
<p>Bir kahvaltı söyledi.</p>
<p>Çocuk yedi.</p>
<p>Dakikalarca konuştular.</p>
<p>Çocuğun annesi hastaydı ve babası birkaç sene ölmüştü.</p>
<p>Çocuğu arabasına aldı.</p>
<p>Evine gitmeden önce bir markete uğradılar.</p>
<p>Erzak ihtiyacını karşılamak için ürünler seçtiler.</p>
<p>Üç poşet dolusu erzakla çocuğun evine doğru gittiler.</p>
<p>Çocuk gülümsüyordu.</p>
<p>Poşetten eline bir gofret almış yiyordu.</p>
<p>Eve geldiler.</p>
<p>Annesi hasta yatıyordu.</p>
<p>“Merhaba.”</p>
<p>“Merhaba, hoş geldiniz. Kusura bakmayın kalkamıyorum.”</p>
<p>Erzakları mutfağa koydu.</p>
<p>Bir telefon açtı işten izin aldı.</p>
<p>Kadını doktora götürdü.</p>
<p>Muayenede iyileşmesiyle ilgili olarak ameliyat için para istediler.</p>
<p>Ne kadar ihtiyaç varsa ödedi.</p>
<p>Adın birkaç gün sonra ameliyat olmak için hastaneye kaldırıldı.</p>
<p>Çocuğu aldı bir parka götürdü.</p>
<p>Gezdiler dolaştılar.</p>
<p>Çocuk geldi adamın yanağına bir öpücük kondurdu.</p>
<p>Bir anda her şey bembeyaz oldu.</p>
<p>Enerji çocukla adam arasında döngü oluşturdu.</p>
<p>Sarıldılar.</p>
<p>İkisi de mutluydu.</p>
<p>Bu belki de eni bir dostluğun başlangıcıydı.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/">KAZA &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9083</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Yoktun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-yoktun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-yoktun/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 29 Apr 2017 08:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Yaren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9037</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sen yoktun Ben güvercinler besledim güneşin kalbimi yakan zamanlarında yalnız başıma.. Sen yoktun kim vardı ki şehrin sokaklarında.. Kaldırımlar, koridorlarda&#8230; Sen yoktun.. Ben mor menekşeler suladım en hüzünlü gün batımlarında yalnız başıma.. Sen yoktun kim vardı ki satır başlarında, satır sonlarında.. Sen yoktun&#8230; Ben dışarıyı izledim, sensiz rüzgara dert yandım yalnız başıma.. Sen yoktun.. Kim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-yoktun/">Sen Yoktun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sen yoktun</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Ben güvercinler besledim güneşin kalbimi yakan zamanlarında yalnız başıma..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sen yoktun kim vardı ki şehrin sokaklarında..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Kaldırımlar, koridorlarda&#8230;</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sen yoktun..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Ben mor menekşeler suladım en hüzünlü gün batımlarında yalnız başıma..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sen yoktun kim vardı ki</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">satır başlarında, satır sonlarında..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sen yoktun&#8230;</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Ben dışarıyı izledim, sensiz rüzgara dert yandım yalnız başıma..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sen yoktun..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Kim vardı ki beklenen..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Aranan, özlenen..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sen yoktun..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Aynaya baktığımda ben yine de</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">seni gördüm her sabah ısrarla yalnız başıma..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sen yoktun..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Kim vardı ki gönül diyarlarında..</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sen yoktun.. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben yine de seni hissettim her kalbim attığında.</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-yoktun/">Sen Yoktun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-yoktun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9037</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Görme Engelliler İçin Sesli Kitap</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gorme-engelliler-icin-sesli-kitap/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gorme-engelliler-icin-sesli-kitap/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 28 Apr 2017 07:43:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9072</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat Duvarı yazarları arasında yer alan Dilara Pınar ARIÇ, öykü kitabını her gün görme engelliler için okuyarak videoya kaydediyor. Sesli kitap uygulaması Youtube’da Dilara Pınar Arıç, kanalıyla görme engellilerin hizmetine sunuluyor. Onu bu çalışmasından dolayı tebrik ederiz. Görme engellerin de hizmetine sunulduğu için başarılı olmasını temenni ederiz. Dilara Pınar Arıç YouTube Kanalı&#8217;na ulaşmak için bu linke [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorme-engelliler-icin-sesli-kitap/">Görme Engelliler İçin Sesli Kitap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat Duvarı yazarları arasında yer alan <a href="http://www.sanatduvari.com/yazar/dilarapinararic/"><strong>Dilara Pınar ARIÇ</strong></a>, öykü kitabını her gün görme engelliler için okuyarak videoya kaydediyor. Sesli kitap uygulaması Youtube’da Dilara Pınar Arıç, kanalıyla görme engellilerin hizmetine sunuluyor. Onu bu çalışmasından dolayı tebrik ederiz. Görme engellerin de hizmetine sunulduğu için başarılı olmasını temenni ederiz.</p>
<p>Dilara Pınar Arıç YouTube Kanalı&#8217;na ulaşmak için <a href="https://www.youtube.com/channel/UCw4vLd09EfQlCGAvhjbA72g">bu linke</a> tıklayabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorme-engelliler-icin-sesli-kitap/">Görme Engelliler İçin Sesli Kitap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gorme-engelliler-icin-sesli-kitap/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9072</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kitap Okumak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kitap-okumak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kitap-okumak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Apr 2017 14:56:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9029</guid>
				<description><![CDATA[<p>En güzel kokulardan biridir kitap kokusu. Benim gibi kitap kurtlarının vazgeçilmez arzusu. Okudukça hayat daha da güzelleşir. Okudukça zihin daha da berraklaşır. Günde en az 100 sayfa okumak Alzheimer’ı geciktirirmiş. Bunun gibi mesela bir kitap okuyan insanın hayatı değişir. Hayata daha anlamlı bakar. Okumayan insan için ise hayat anlamsız bir haldedir. Sözcüklerin sihrine kapıldıkça gelişir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-okumak/">Kitap Okumak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>En güzel kokulardan biridir kitap kokusu.</p>
<p>Benim gibi kitap kurtlarının vazgeçilmez arzusu. Okudukça hayat daha da güzelleşir. Okudukça zihin daha da berraklaşır. Günde en az 100 sayfa okumak Alzheimer’ı geciktirirmiş. Bunun gibi mesela bir kitap okuyan insanın hayatı değişir. Hayata daha anlamlı bakar.</p>
<p>Okumayan insan için ise hayat anlamsız bir haldedir. Sözcüklerin sihrine kapıldıkça gelişir zihinler. Sözcüklerin gücünün farkında olunca güzelleşir akıl evleri.  Sözcüklere değdikçe değerlenir gözler.</p>
<p>Akıl ile ilgili ne yapmak gerektiğini sorsanız, “kitap okuyun” der bilge insanlar.  Kitap okudukça zihin daha da güzel görür ve hayattan lezzet olur. Okumayan insan için hayat karanlıktır. Okudukça gelişir hayal gücü. Sanat da okudukça hayal gücünden beslenir.</p>
<p>Bir aşktır okumak. Okurlar için bir kütüphane cennet gibidir. Okudukça zenginleşir zihinler. Okudukça dokunur bilgiye eller. Okuyan insan mesuttur. Okumayansa bedbaht. Okumak insanı bay kılar. Okumamaksa cahil. Bu sözü kullanmak bana zor gelse de durum öyledir.</p>
<p>Okumak insanın bakış açısını genişletir, okumamaksa darlaştırır. Okumak büyük bir eylemdir okur için. En değerli hazinedir adeta. Okuyan insan farkındalık sahibi olur. Okumayansa görebilme yeteneğini geliştiremez. Okumak insanı zengin kılar.</p>
<p>Soğuk kış havasında sıcacık evinde battaniyenin altında okumak ne zevklidir. Dostlar kazanır insan okudukça. Daimi dostlar…</p>
<p>Ya da yazın deniz kenarında okumak ne de özeldir. Sessiz ve sakin deniz kıyısında.</p>
<p>Okumak güzeldir. Güzellikler buyur eder misafir gibi gönül ve zihin evlerine o çok harika kahramanları. Onlara çay sunar gibi gülümse sana o kahramanlar. Dostun olur kimsesiz sokak ortasında.</p>
<p>Okumak güzeldir ve özeldir. Sayfaları çevirmek ve her sayfada yeni bir şey öğrenmek. Yeni yeni insanlar tanımak. Onlarla dost olmak.</p>
<p>Okumak en güzel eylemdir, iştir. Okudukça özel hisseder insan. Yeni yeni kaderlere kapı aralar. Kendi yolunu çizer okudukça insan.</p>
<p>Okumak hakkında ne yazsak, kelimeler yetmez.</p>
<p>Okumak, Kur’an’ın ilk emridir. Ne söylense azdır onun için.</p>
<p>Okumak en güzel eylemdir okuyan için.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kitap-okumak/">Kitap Okumak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kitap-okumak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9029</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanatçı Dostu Artline</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatci-dostu-artline/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatci-dostu-artline/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 06:02:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8999</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat severlerin gönlünde Artline markasının özel bir yeri vardır. 92 yıllık bir geçmişe sahip olan Japon firması Shachihata&#8216;nın sektördeki tüm deneyimlerini şık ve kaliteli tasarımlarıyla sanat severlerle buluşturan Artline, sanatsal yeteneklerin açığa çıkartılması ve geliştirilmesine büyük katkı sağlamakta. 1925 yılında işe ilk önce kaşe ve stampa yapımıyla başlayan bu Shachihata, ismini ilk olarak kaşe markası [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatci-dostu-artline/">Sanatçı Dostu Artline</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat severlerin gönlünde <strong>Artline</strong> markasının özel bir yeri vardır. 92 yıllık bir geçmişe sahip olan <strong>Japon</strong> firması <strong>Shachihata</strong>&#8216;nın sektördeki tüm deneyimlerini şık ve kaliteli tasarımlarıyla sanat severlerle buluşturan <strong>Artline,</strong> sanatsal yeteneklerin açığa çıkartılması ve geliştirilmesine büyük katkı sağlamakta.</p>
<p><figure id="attachment_9003" aria-describedby="caption-attachment-9003" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Shachihata.jpg"><img class="wp-image-9003 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Shachihata-300x207.jpg?resize=300%2C207" alt="Shachihata" width="300" height="207" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Shachihata.jpg?resize=300%2C207&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Shachihata.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9003" class="wp-caption-text">Shachihata</figcaption></figure></p>
<p>1925 yılında işe ilk önce kaşe ve stampa yapımıyla başlayan bu <strong>Shachihata</strong>, ismini ilk olarak kaşe markası olarak duyurmuştu. Ne var ki bu ilk ürünlerde, kaşenin her seferinde stampaya basılması gerekmekte ve her basımdan önce de stampaya mürekkep dökülmesi gerekmekteydi. Hal böyle olunca, kaşe kullanımı da oldukça yavaş olmakta ve bu durum, daha pratik bir çözüm arayışını beraberinde getirmekteydi.</p>
<p>Sonraki ürünlerinde mürekkepli stampa yapmayı başaran <strong>Shachihata</strong>, bu buluş sayesinde sektörde öncü ve lider konumuna yükselmeyi başardı. Mürekkepler konusunda kazandığı bilgi ve deneyimi zaman içinde kalemlere de taşıyan bu firma, yazı araç ve gereçleri alanında birbirinden kaliteli ürünleriyle dünya genelinde önemli bir konuma yükseldi.</p>
<p><figure id="attachment_9002" aria-describedby="caption-attachment-9002" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Shachihata-Stampası.jpg"><img class="size-full wp-image-9002" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Shachihata-Stampası.jpg?resize=300%2C400" alt="Shachihata Stampası" width="300" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Shachihata-Stampası.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Shachihata-Stampası.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9002" class="wp-caption-text">Shachihata Stampası</figcaption></figure></p>
<p>92 yıllık bir deneyimin ve sürekli gelişen <strong>Japon</strong> teknolojisinin tüm kazanımlarını üzerinde taşıyan <a href="https://goo.gl/R0c6Mn"><strong>Artline</strong></a> ürünleri, değişik amaçlara hizmet eden çok çeşitli kalem ve markörleriyle sektörde ilgiyle takip edilmekte. Sanat severlerin hem kendi yeteneklerinin farkına varmalarını, hem de karşılaştıkları sorunları pratik şekilde çözmelerini olanaklı kılan <strong>Artline</strong> ürünleri, sanat severlerin yanı sıra özellikle de mimarlar, teknik ressamlar ve karikatüristler tarafından da sıklıkla tercih edilmekte.</p>
<p>Hep en yüksek kalite standartlarını amaçlayan <strong>Artline</strong>, çıtayı yükseklere taşımak için büyük bir çaba sarf etmekte ve ürün yelpazesini genişletmek için önemli yatırımlar yapmakta. Hemen her amaç için uygun kalem ve markörleriyle geniş bir ürün yelpazesine sahip olan ve özellikle de kaligrafiye merak duyan kullanıcılar tarafından yakından takip edilen <strong>Artline</strong>, kırtasiye ürünleri arasında en sık aranan ürünleri piyasaya sunmak gibi ayrıcalıklı konumunu uzun yıllardır elinde tutmakta. Kesik uçlu kalem denildiğinde akla ilk gelen ürünlerden olan <strong>Artline</strong> ürünleri, hemen her kırtasiyede sıkça görebileceğimiz ürünlerin başında gelmekte.</p>
<p><figure id="attachment_9000" aria-describedby="caption-attachment-9000" style="width: 350px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-çıtayı-hep-yükseklere-taşıyor..jpg"><img class="size-full wp-image-9000" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-çıtayı-hep-yükseklere-taşıyor..jpg?resize=350%2C350" alt="Artline, çıtayı hep yükseklere taşıyor." width="350" height="350" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-çıtayı-hep-yükseklere-taşıyor..jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-çıtayı-hep-yükseklere-taşıyor..jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-çıtayı-hep-yükseklere-taşıyor..jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9000" class="wp-caption-text">Artline, çıtayı hep yükseklere taşıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Farklı uç kalınlıkları ve renk seçenekleriyle bu ürünler, tüm çizim ve renklendirmeler için uygun özelliklere sahiptir. Bu ürünler ayrıca, taramalı görüntüler oluşturmak için de oldukça kullanışlıdır. Üstelik, parlak ve pürüzsüz yüzeylerin yanı sıra derz ve ahşap gibi pürüzlü ve gözenekli yüzeylerde de başarılı sonuçlar doğurmakta. Mobilyalara rötuş yapmak amacıyla özel olarak üretilen <strong>ahşap markörleri</strong>, her çiziğe rahatlıkla girebilen kesik uçları sayesinde pratik çözümler sunmakta. Hızlı kuruyan ve suya dayanıklı mürekkebi, rötuşlarınızı kalıcı hale getirmekte. Çalışmalarınızın yanı sıra hayatınızı da renklendiren <strong>Artline</strong> ürünleri, tüm yüzeylerde kusursuz sonuçlar elde etmenize hem ekonomik, hem de zaman bakımından büyük katkılar sunmakta.</p>
<p>Peki, <strong>Artline</strong> ürünlerinin tüm bu başarılarını hangi nedenlere bağlamak gerekir?</p>
<p><figure id="attachment_9009" aria-describedby="caption-attachment-9009" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-tüm-yüzeylerde-hızlı-ve-kalıcı-sonuçlar-üretmekte..jpg"><img class="wp-image-9009 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-tüm-yüzeylerde-hızlı-ve-kalıcı-sonuçlar-üretmekte.-300x294.jpg?resize=300%2C294" alt="Artline ürünleri, tüm yüzeylerde hızlı ve kalıcı sonuçlar üretmekte." width="300" height="294" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-tüm-yüzeylerde-hızlı-ve-kalıcı-sonuçlar-üretmekte..jpg?resize=300%2C294&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-tüm-yüzeylerde-hızlı-ve-kalıcı-sonuçlar-üretmekte..jpg?w=350&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9009" class="wp-caption-text">Artline ürünleri, tüm yüzeylerde hızlı ve kalıcı sonuçlar üretmekte.</figcaption></figure></p>
<p><strong>İlk olarak</strong>, mürekkebin emilmesini yavaşlatan ucu, istediğiniz çizim ve renklendirme çalışmalarınıza pratik çözümler sağlıyor. Kesik uçlu bu kalemlerin keçeli uçları, ne fazla sert, ne de fazla yumuşak. Bu nedenle, tüm yüzeylerde kolay kullanım imkanı sunuyor. Bu kalemlerden önce yaygın bir kullanıma sahip olan çelik uçlu rapido kalemlerde karşılaşılan güçlüklerin hiçbiri, <strong>Artline</strong> ürünlerinde yok. Bu uçlar, aynı zamanda da mürekkeplerindeki canlı renkleri en güzel şekilde yüzeylere aktarmaya imkan tanıyor ve çelik uçlarda ortaya çıkan kesintili görüntülerin oluşmasını engelliyor.</p>
<p><strong>İkinci olarak</strong>, ince çizgilerde zorluk çeken kullanıcılar, <strong>Artline</strong> ürünlerini deyim yerindeyse bir kurtarıcı olarak görmekte. Keçeli uçları ince çizgiler için hem ekonomik, hem de pratik çözümler sunuyor; çelik uçlu kalemlere oranla daha yumuşak olan bu uçlar, ince çizgileri hızlı ve pürüzsüz bir şekilde yüzeylere taşımayı olanaklı kılıyor.</p>
<p><figure id="attachment_9005" aria-describedby="caption-attachment-9005" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-kalemlerinin-uçları-olması-gereken-yumuşaklık-düzeyine-sahiptir..jpg"><img class="wp-image-9005 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-kalemlerinin-uçları-olması-gereken-yumuşaklık-düzeyine-sahiptir.-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Artline kalemlerinin uçları, olması gereken yumuşaklık düzeyine sahiptir." width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-kalemlerinin-uçları-olması-gereken-yumuşaklık-düzeyine-sahiptir..jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-kalemlerinin-uçları-olması-gereken-yumuşaklık-düzeyine-sahiptir..jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-kalemlerinin-uçları-olması-gereken-yumuşaklık-düzeyine-sahiptir..jpg?w=350&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9005" class="wp-caption-text">Artline kalemlerinin uçları, olması gereken yumuşaklık düzeyine sahiptir.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Üçüncü olarak, </strong>bu kalemler tarama uçlarına duyulan gereksinimi büyük oranda ortadan kaldırmakta ve taramaların yanı sıra gölge ve derinlik oluşturmada da hem daha ekonomik, hem de daha pratik çözümler sunmakta. Üstelik, uygun gramajlardaki kağıtlarda bu kalemlerin “su gibi aktığı” da söylenebilir.</p>
<p><strong>Dördüncü olarak, </strong>ergonomik tutuş özellikleri sayesinde yazı pratiğinizi daha konforlu hale getirmekte ve çalışmanız üzerindeki kontrolünüzü arttırmakta; yeteneklerinizi tam olarak sergilemenize ve geliştirmenize yardımcı olmakta. Hızlı kuruyan mürekkebi, çalışmanızı dağılmaya karşı koruduğu gibi, su ve güneş gibi dışsal etkilere karşı da dayanıklı hale getirmekte.</p>
<p><strong>Beşinci olarak</strong>, pek çok markör kalemin aksine, kullanım öncesinde sallamaya ihtiyaç duymuyor ve sanat severlerin yanı sıra pek çok meslek grubu ve değişik yaş gruplarından kullanıcılar tarafından da rahatlıkla kullanılıyor. Aynı zamanda da öğrenci dostu olan bu ürünler, her yaş grubundan kullanıcılar için ergonomik tutuş özelliklerine sahip ve fiyatları da oldukça uygun düzeylerde.</p>
<p><figure id="attachment_9008" aria-describedby="caption-attachment-9008" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-gölge-ve-derinlik-oluşturmada-ideal-çözümler-sunar..jpg"><img class="wp-image-9008 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-gölge-ve-derinlik-oluşturmada-ideal-çözümler-sunar.-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Artline ürünleri, gölge ve derinlik oluşturmada ideal çözümler sunar." width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-gölge-ve-derinlik-oluşturmada-ideal-çözümler-sunar..jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-gölge-ve-derinlik-oluşturmada-ideal-çözümler-sunar..jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-gölge-ve-derinlik-oluşturmada-ideal-çözümler-sunar..jpg?w=350&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9008" class="wp-caption-text">Artline ürünleri, gölge ve derinlik oluşturmada ideal çözümler sunar.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Artline</strong> ürünleri arasında <a href="https://goo.gl/aK1Vuc"><strong>kaligrafi</strong></a> severler tarafından çok iyi bilinen <strong>Ergoline</strong> serisinin önemi büyüktür. Polyester fiber uçları sayesinde yazı deneyiminizi kesintisiz sürdürmenize olanak tanıyan bu ürünlerin yazım uzunluğu 350 m&#8217;yi bulmakta. Bu kalemlerle yapılan çalışmalarda herhangi bir solma meydana gelmediği gibi, kağıdın arkasına mürekkep geçişi de görülmemektedir.</p>
<p><strong>Artline</strong> <strong>Stix</strong> serisi kalemleri de yine sanat severlerin sıklıkla tercih ettiği ürünlerin başında gelmekte. Lif uçları ve parlak renklerinin yanı sıra, üçgen gövdesi ve özgün tasarımlarıyla öne çıkan bu kalemler, boyama ve çizim için uygun özelliklere sahip olduğu gibi, her yaş grubu tarafından kullanılabilecek ergonomik tutuş özelliklerine de sahiptir. Bu kalemler ayrıca, öğrenci dostu kalemler listesinde üst sıralarda yer almakta ve fiyatlarının uygun olmasından dolayı öğrenciler tarafından sıkça tercih edilmekte.</p>
<p><figure id="attachment_9007" aria-describedby="caption-attachment-9007" style="width: 350px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-öğrenci-dostudur..jpg"><img class="wp-image-9007 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-öğrenci-dostudur..jpg?resize=350%2C350" alt="Artline ürünleri öğrenci dostudur." width="350" height="350" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-öğrenci-dostudur..jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-öğrenci-dostudur..jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-ürünleri-öğrenci-dostudur..jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9007" class="wp-caption-text">Artline ürünleri öğrenci dostudur.</figcaption></figure></p>
<p>Bu serilerin yanı sıra, sanat severler tarafından en sık kullanılan bir diğer <strong>Artline</strong> ürünü ise <strong>altın yaldız kaligrafi kalemi</strong>dir. Yazım uzunluğu 250 metreyi bulan ve polyester fiber uçtan üretilen bu kalemler de yine, suya ve solmaya karşı dayanıklıdır, mürekkebi hızlı kurur ve kesik ucu sayesinde yüzeylerde çok hoş görüntüler oluşturur.</p>
<p><figure id="attachment_9004" aria-describedby="caption-attachment-9004" style="width: 526px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-Ergoline.jpg"><img class="size-full wp-image-9004" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-Ergoline.jpg?resize=526%2C419" alt="Artline Ergoline" width="526" height="419" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-Ergoline.jpg?w=526&amp;ssl=1 526w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-Ergoline.jpg?resize=300%2C239&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 526px) 100vw, 526px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9004" class="wp-caption-text">Artline Ergoline</figcaption></figure></p>
<p><strong>Artline poster markörleri</strong> ise yüksek örtücülüğe sahip su bazlı pigment mürekkepleri sayesinde cam, plastik, metal, ahşap, ayna, mermer ve kağıt gibi pek çok yüzeyde ortaya çıkarttığı başarılı sonuçlardan dolayı sıkça tercih edilmekte. Bu kalemler, dünya genelinde grafiti sanatçıları tarafından en sık kullanılan ürünlerin başında gelmekte.</p>
<p><figure id="attachment_9006" aria-describedby="caption-attachment-9006" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-Stix.jpg"><img class="size-full wp-image-9006" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-Stix.jpg?resize=450%2C450" alt="Artline Stix" width="450" height="450" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-Stix.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-Stix.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Artline-Stix.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9006" class="wp-caption-text">Artline Stix</figcaption></figure></p>
<p>Tüm sanat severlere kalıcı izler bırakmalarını dilerim.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatci-dostu-artline/">Sanatçı Dostu Artline</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatci-dostu-artline/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8999</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Değiştim Ben &#8211; Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/degistim-ben-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/degistim-ben-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Apr 2017 13:30:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8996</guid>
				<description><![CDATA[<p>Evet değiştim ben, Hepinizi izledim. Evet değiştim ben, Hepinizi gördüm. Çıkarlarınızın hakim olduğu arkadaşlıklarınızı, Cinsellik amaçlı ilişkilerinizi, Kalbin değil, gözün gördüğü aşklarınızı, Gördüğümden beri değiştim. Evet değiştim ben, Önce unuttum, Sonra güçlendim. Ve kimsenin hiçbir şeyi değilim artık.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/degistim-ben-siir/">Değiştim Ben &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="auto">Evet değiştim ben,<br />
Hepinizi izledim.<br />
Evet değiştim ben,<br />
Hepinizi gördüm.</p>
<p dir="auto">Çıkarlarınızın hakim olduğu arkadaşlıklarınızı,<br />
Cinsellik amaçlı ilişkilerinizi,<br />
Kalbin değil, gözün gördüğü aşklarınızı,<br />
Gördüğümden beri değiştim.</p>
<p dir="auto">Evet değiştim ben,<br />
Önce unuttum,<br />
Sonra güçlendim.<br />
Ve kimsenin hiçbir şeyi değilim artık.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/degistim-ben-siir/">Değiştim Ben &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/degistim-ben-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8996</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mezar &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Apr 2017 05:52:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8981</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günaydın. Sana her gün yazacağımı söylemiştim. Bu sabah da yazıyorum. Senden öğrendiğim çok şey var. Her sabah senin gönderdiğin kahveden içiyorum. Boşnak kahvesi… Çok güzel. Bayramda gönderdiğin kartpostalı aldım. Çok güzel. Bu mektubu sana karşılık olsun diye yazıyorum. Sen benim için çok değerlisin. Sabah kalkınca ilk işim elimi yüzümü yıkamak ve seni düşünmek oluyor. Geceleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/">Mezar &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Günaydın.</p>
<p>Sana her gün yazacağımı söylemiştim.</p>
<p>Bu sabah da yazıyorum.</p>
<p>Senden öğrendiğim çok şey var.</p>
<p>Her sabah senin gönderdiğin kahveden içiyorum.</p>
<p>Boşnak kahvesi…</p>
<p>Çok güzel.</p>
<p>Bayramda gönderdiğin kartpostalı aldım.</p>
<p>Çok güzel.</p>
<p>Bu mektubu sana karşılık olsun diye yazıyorum.</p>
<p>Sen benim için çok değerlisin.</p>
<p>Sabah kalkınca ilk işim elimi yüzümü yıkamak ve seni düşünmek oluyor.</p>
<p>Geceleri uyuyamıyorum sensiz.</p>
<p>Umarım annen iyidir.</p>
<p>Hasta olduğunu söylemiştin ya.</p>
<p>Ona bakıyor olmak zor olmalı.</p>
<p>Seni çok özledim.</p>
<p>Bir sesini duymak için neler vermezdim.</p>
<p>Sen benim için çok şey ifade ediyorsun.</p>
<p>Seni düşünmek beni mutlu ediyor.</p>
<p>Senden ayrı kaldığım her günüm acı.</p>
<p>Evdeki sessizlik sen oldun.</p>
<p>Her duyduğum ses sen.</p>
<p>Yalandan bir dünyanın pençesindeyim.</p>
<p>Sensiz üşüyorum.</p>
<p>Her halim, her dokunuşum, her konuşmam sen.</p>
<p>Her duygum senden ibaret.</p>
<p>Gecelerim seninle geçiyor.</p>
<p>Gündüzlerim de.</p>
<p>Gözlerimden sen akıyorsun gece gündüz.</p>
<p>Seni özledim.</p>
<p>Burnumda senin kokun.</p>
<p>Senden ayrıldığım her anım seninle dolu.</p>
<p>Ama YOK’sun.</p>
<p>Gelmiyorsun.</p>
<p>Bir kez sesini duymak için neler vermezdim.</p>
<p>Kulaklarımda senin sesin.</p>
<p>Her an seni dinliyorum.</p>
<p>Her an seni duyuyorum.</p>
<p>Aşk sensin.</p>
<p>Hayat sen.</p>
<p>Evli olduğumuz yıllar boyunca seni aradım.</p>
<p>Yüzün hiç gülmedi.</p>
<p>Şu an gülüyorsun ya, o gülümsemeni görmek için neler vermezdim.</p>
<p>Sen benim için aşksın.</p>
<p>Sen ve aşk…</p>
<p>İki güzel kelime…</p>
<p>Çocuklarıma iyi bakmanı dilerim.</p>
<p>Seni ve çocuklarımı yeniden hissedebilmek için hayatımı feda ederdim.</p>
<p>Ama sen gittin.</p>
<p>Seni her zaman özlüyorum.</p>
<p>İçimde sen ve senin yazdıkların…</p>
<p>Bir pişmanlık duygusu…</p>
<p>Keşke gitmeseydin.</p>
<p>İçimde her zaman sen.</p>
<p>Ve sen gerçek AŞK’sın.</p>
<p>Seni her an aramak istiyorum.</p>
<p>Sesini duymak istiyorum.</p>
<p>Açmıyorsun.</p>
<p>Neyse ki mektuplarıma cevap veriyorsun.</p>
<p>Sana öyle aşığım ki.</p>
<p>Her halim sen.</p>
<p>Her duygum sen.</p>
<p>Karım olarak kalsaydın keşke.</p>
<p>Hiç ayrılmasaydık.</p>
<p>Hata bende.</p>
<p>Duygularımı sana gösteremedim.</p>
<p>İyi bir koca olamadım.</p>
<p>Bir şans daha versen keşke.</p>
<p>Bir şans…</p>
<p>Her halini öyle özledim ki.</p>
<p>İçim seninle dopdolu.</p>
<p>Kalbimde özlemin…</p>
<p>Ve ben hala seninle yaşıyorum.</p>
<p>Seninle kalkıyorum, seninle yatıyorum.</p>
<p>Her anım sensin.</p>
<p>Sen…</p>
<p>Sana aşkım öyle büyük ki.</p>
<p>Keşke gitmene izin vermeseydim.</p>
<p>Sana tek bir sözüm varda onu da söyledim.</p>
<p>Sevdiğim…</p>
<p>Geceleri adını sayıklıyorum.</p>
<p>Her halin, gülüşün, saçların…</p>
<p>Gözümün önünden gitmiyor.</p>
<p>Aynaya her dokunduğumda seni hissediyorum.</p>
<p>Adını sayıklıyorum.</p>
<p>Sen ben oluyorsun.</p>
<p>Ben de sen…</p>
<p>O çılgın hallerini özlüyorum.</p>
<p>Yeniden birleşsek ya?</p>
<p>Yeniden mutlu olsak.</p>
<p>Sen evet desen mesela.</p>
<p>Adlarımızı yan yana yazsak cama.</p>
<p>Durmadan öpsem yanaklarından.</p>
<p>Sevsem, okşasam saçlarını.</p>
<p>Yeniden BİR olsak.</p>
<p>BİR…</p>
<p>Dön bana sevgilim.</p>
<p>Sevdiğim…</p>
<p>Seni özledim.</p>
<p>Dön bana.</p>
<p>Sensiz her anım ölü.</p>
<p>Sensizlik zor.</p>
<p>Can yakıyor.</p>
<p>Sensiz bu mezar can yakıyor.</p>
<p>Sevdiğim…</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/">Mezar &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8981</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çok Yaşa Mübeccel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 08:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semra Oğuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8977</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8211; Emin misin, rüyalarına giren yer burası mı? &#8211; O kadar eminim ki. &#8211; Farah bekle şemsiyeleri almadım. &#8211; Bilir misin Mübeccel” şems” Farsça da güneş demektir. &#8211; A, şemsiye o zaman güneşlik gibi bir şey. Ben ve muhteşem zekam. &#8211; Sağ ol benimle dünyanın öbür ucuna da geldin ya.. &#8211; Kız lafı mı olur [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/">Çok Yaşa Mübeccel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8211; Emin misin, rüyalarına giren yer burası mı?</p>
<p>&#8211; O kadar eminim ki.</p>
<p>&#8211; Farah bekle şemsiyeleri almadım.</p>
<p>&#8211; Bilir misin Mübeccel” şems” Farsça da güneş demektir.</p>
<p>&#8211; A, şemsiye o zaman güneşlik gibi bir şey. Ben ve muhteşem zekam.</p>
<p>&#8211; Sağ ol benimle dünyanın öbür ucuna da geldin ya..</p>
<p>&#8211; Kız lafı mı olur bayılırım fantastik dedikodulara.</p>
<p>&#8211; Hadi bekliyorum çabuk gel.</p>
<p>Mikenu’nun mektubunu okuyup öyle geçelim kral yolundan.</p>
<p>Babam Kral İhare’nin kutsal halkı…</p>
<p>Tanrı Hiko ipi buladığında balçıklı topraklara ve savurduğunda arza, arşa… Sizler yeminlerinizle doğdunuz bu topraklardan. Gök Tanrımız Takagi, su kabarcıklarının yükselmesiyle lanetledi kentimizi. Yine de, yeryüzü imparatorlarının merkezi yüce Kagu Dağı bir yol gösterdi bize. Tapınağa giden yolu. Adaklarınızı getirin gururla ve dönerken Takagi’nin doymaz ululuğu girsin gönüllerinize. Dönerken Güneş Tanrıçamızın bizi bağışlamasını umut edin. Ve bir an önce geri gelmeyi. Adaklarıyla gelenler arşa, getirdiğini kafi sananlar arza yakın olsun. Siz Kagulular yan yana geldiğinizde tepeden bakın arza yakınlara, hatırlatın onlara Güneş Tanrıçamızın ışığını ve Gök Tanrımızın lanetini.Bu yüzdendir ki gidenin ve gelenin yolu bir değildir.</p>
<p>Ve bir gün Ulu Kagulular,</p>
<p>Bir gün Tanrılar ve Tanrıçalar bizi terk ederse, Kagu Dagı başını beyaza verirse, sular yükselip kentimizi kurban ederse, işte o zaman kırın bu taşları. Kırın ve alın içindeki bereket tohumlarını. Yaşamın gücünü uyandırın ve çağırın etrafta dolaşan ülkeleri…</p>
<p>&#8211; Mübeccel çabuk. Çabuk gidelim tapınağa.</p>
<p>&#8211; Kızım ceylan mıyım ben seke seke. Islandım makyajım akmış mıdır? İki rekat namaz kılmazsın tapınak diye tutturdun. Oku bak üç kul bir elham kalır mı rüya müya. Tövbe estağfurullah. ”İlim Çin’de de olsa gidip alınız.” demesi kolay.Bizimki de delilik canım.</p>
<p>&#8211; Söylenme hadi.</p>
<p>-Tamam tamam şu çekiklerden bir kurtulsam. Anam hepsi mi aynı bunların. Ne malzeme vardır ha. Kimi kimle aldattığını kendin bile anlamazsın.</p>
<p>&#8211; Hadi. Bırak söylenmeyi.</p>
<p>&#8230;.</p>
<p>&#8211; E ne oldu şimdi? Geldik tapınağa.</p>
<p>&#8211; Nasıl olur Mübeccel aklım almıyor. Bak bak şu kapının ardında aslan heykelleri var mı?</p>
<p>&#8211; Anam kız hakkaten var. Googlamadın de mi? Beni mi yiyon?</p>
<p>&#8211; Hayır.</p>
<p>&#8211; Ne olur ye. Eşhedü mü getirdim vallaha.</p>
<p>&#8211; Tüm bunların hepsi ne anlama geliyor?</p>
<p>&#8211; Sizin köye baraj yapılmayacak mıydı?</p>
<p>&#8211; Yapılacak. Neden sordun?</p>
<p>&#8211; Ne demiş yakışıklı kral? Taş demiş, su demiş, bak taşı kırın demiş.</p>
<p>&#8211; Hala anlamadım.</p>
<p>&#8211; Kız bir de tahsilli olacaksın. İyi ki seni okutmuşlar yoksa hepten&#8230;Anam baraj altında kalmadan topraklarınız al şu erkağlog Metin’i git kaz köyü.</p>
<p>&#8211; Arkeolog demek istedin herhalde.</p>
<p>&#8211; Söz konusu Metin olunca. Neyse be aman. Ne bileyim kaptım şifayı. Ay hapşu.</p>
<p>&#8211; Çok yaşa Mübeccel!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/">Çok Yaşa Mübeccel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8977</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BAR &#8211; Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bar-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bar-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 12:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semih Hazar Akgün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8974</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her bar bir sabahı karşılar. Çünkü her bar Şafakta kadın pazarlar. Her bar beni karşılar Biramın dibinde sinekler, Sineklerin yürekleri vızıldar. Giden neyden anlar? Giden hiç bir şeyden anlamaz Giden sadece gider. Kalan da anlamaz, Ağlar. &#160; Her bar bir sabahı karşılar. Çünkü her bar Şafakta müşteri kazıklar. Her bar beni karşılar, Sigaramın filtresi sapsarı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bar-siir/">BAR &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her bar bir sabahı karşılar.</p>
<p>Çünkü her bar</p>
<p>Şafakta kadın pazarlar.</p>
<p>Her bar beni karşılar</p>
<p>Biramın dibinde sinekler,</p>
<p>Sineklerin yürekleri vızıldar.</p>
<p>Giden neyden anlar?</p>
<p>Giden hiç bir şeyden anlamaz</p>
<p>Giden sadece gider.</p>
<p>Kalan da anlamaz,</p>
<p>Ağlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her bar bir sabahı karşılar.</p>
<p>Çünkü her bar</p>
<p>Şafakta müşteri kazıklar.</p>
<p>Her bar beni karşılar,</p>
<p>Sigaramın filtresi sapsarı.</p>
<p>Onu içiyorum bile bile</p>
<p>Son sigara olduğunu anlamaz</p>
<p>Anlasa zaten saklayamaz.</p>
<p>Son sigara ciğere çekilir</p>
<p>Diğerleri gibi.</p>
<p>Ama bu kez aşkla</p>
<p>Evde kalmış kadınlar gibi</p>
<p>Tutunacaksın o son sigaranın aletine.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her bar bir sabahı karşılar</p>
<p>Çünkü her barın omzunda bir yalnız ağlar.</p>
<p>Her bir bar</p>
<p>Beni karşılar</p>
<p>Çünkü içiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Keşke şimdi yanımda olsan&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bar-siir/">BAR &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bar-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8974</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kan Meselesi &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 10:05:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selamet Darğın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8969</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zindan gibi KARANLIK gece nihayet güne kavuşmuştu. Odada bulunan küçük ince perdeli pencereden günün müjdecisi güneş, odayı aydınlatıyordu. Rasim, bütün gece içinde debelenip bir türlü uyuyamadığı yatağından, odaya sızan ışığın müjdesiyle ayaklandı. Hızlıca sedirin üzerinde duran köyişi şalvarını, hakim yaka kar beyazı gömleğini ve sekiz köşe kasketini üzerine geçirdi. Babasının beylik tabancasını da anasının gelinliğinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/">Kan Meselesi &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zindan gibi KARANLIK gece nihayet güne kavuşmuştu. Odada bulunan küçük ince perdeli pencereden günün müjdecisi güneş, odayı aydınlatıyordu. Rasim, bütün gece içinde debelenip bir türlü uyuyamadığı yatağından, odaya sızan ışığın müjdesiyle ayaklandı. Hızlıca sedirin üzerinde duran köyişi şalvarını, hakim yaka kar beyazı gömleğini ve sekiz köşe kasketini üzerine geçirdi. Babasının beylik tabancasını da anasının gelinliğinden kalma çeyiz sandığından alıp beline yerleştirdi. Evi dışarıdan koruyan tahta kapıya doğru koşar adım ilerledi. Adımlarını evinin aşağısındaki göle çevirdi.</p>
<div>
<div>
<p>Göle vardığında oradaydı.Gelmişti. Bir korkak gibi kaçar sanmıştı oysa&#8230; Babasının katili, Yıldız&#8217;ını babası, kanlısı&#8230; Ayakları geri geri gitmeye başladı onu görünce. Hayatını zindan eden bu kalleşi yok etmek, hiç var olmamış gibi yeryüzünden silmek isteyen o değilmiş gibi&#8230; Halbuki bütün gece bunu planını yapmıştı. Gidecekti o Ali denen şerefsizi, gül güzeli Yıldız&#8217;ının babası, öz babasının katilini mezarıyla BULUŞTURACAKTI. Peki babasını öldürdüğü Yıldız&#8217;ın yüzüne nasıl bakacaktı? İşte bunu bilmiyordu.Nasıl tekrar seher yıldızım diye sevecekti yarini. Saçını teline zarar gelmesinden korktuğu yıldızı kayıp DÜŞECEKTİ ellerinden&#8230; Ama vazgeçemezdi. Babasını bir hiç uğruna kalleşçe sırtından vuran bu mahlukatı öldürecekti.</p>
</div>
</div>
<div>Rasim, beyninde kopan fırtınalara, düşen YILDIRIMLARA rağmen başını dimdik tutup karşısındaki öz amcasına, düşmanına doğru altı adım  atıp aralarında dört metre kadar bir mesafe bırakıp belindeki silaha davrandı. Gözlerini sıkıca yumup nişan aldığı hedefine doğru iki el ateş etti. Silah sesini yere yığılan kanlısının feryatları izledi. Dondu Rasim! O son feryatlar canından can kopardı. Artık o yoktu. Elindeki silah parmaklarından akıp sert bir şekilde yere çakıldı.Katil olmuştu! Donup kaldığı yerde birkaç adım sendeleyip dizlerinin üzerine çöktü. Yıldızının sesi çınladı kulağında. Bir daha hiç duyamayacağı sevgi sözcükleri&#8230; Bu onun sonuydu.Sevdasını kendi elleriyle gömmüştü. Tıpkı babasını gömdüğü gibi&#8230;</div>
<div>Bir kaç dakikalık şoktan sonra ayaklandı.Gitmeliydi.Bu kan kokan, cinayetini hatırlatan, babasını , yarini alan yerden&#8230; İlk durağı babasının mezarı oldu. Daha toprağı kurumamış iki ucunda birer tahta parçası bulunan bu taze mezara kapanıp saatlerce ağladı. Zaman kavramını yitirdi Rasim. Kendine geldiğinde saat öğlene gelmek üzereydi. Şimdiye kanlısını bulmuş olmalıydılar.  Herkes takdir ediyordur onu. Babasının kanını yerde bırakmamıştı. Rasim beynini kemiren düşüncelere, yüreğindeki sancıya tahammül edemiyordu. Nereye gideceğini bilmez bir vaziyette ayaklarını sürüyerek mezarlıktan çıktı.</div>
<div>Adımları onu bir kayalığa doğru sürüklemişti.Şimdi ne yapacaktı. Kan sırası onlara geçmişti. Muhakkak canını alacaklardı. Gözü döndü bir anda&#8230; Bu korkuyla yaşayamazdı. Hiç düşünmeden UÇURUMA doğru yürümeye başladı!</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/">Kan Meselesi &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8969</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri –  10 / Asfalttaki Papatyalar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8929</guid>
				<description><![CDATA[<p>Piknik hazırlığına bir gün önceden başlanırdı. Kalabalık gidilir maaile eğlenilirdi. Mangal işini erkeklere bırakırdı kadınlar her zaman. Köfteler yoğurulur, etler bir gece önceden zeytinyağlı baharatlı süt karışımında terbiye edilirdi. Tavuk menüye dâhil edilecekse eğer, salçalı baharatlı sosu ayrı hazırlanırdı, yine bir gece önceden. Öyle tek bir aileye bırakılacak iş değildi yani. Tam bir iş birliği [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri –  10 / Asfalttaki Papatyalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Piknik hazırlığına bir gün önceden başlanırdı. Kalabalık gidilir maaile eğlenilirdi. Mangal işini erkeklere bırakırdı kadınlar her zaman. Köfteler yoğurulur, etler bir gece önceden zeytinyağlı baharatlı süt karışımında terbiye edilirdi. Tavuk menüye dâhil edilecekse eğer, salçalı baharatlı sosu ayrı hazırlanırdı, yine bir gece önceden. Öyle tek bir aileye bırakılacak iş değildi yani. Tam bir iş birliği ve imece usulü hazırlanırdı bizim kır sofralarımız. Zeytinyağlı sarmayı annem yapardı genellikle. Kuş üzümlü ve çam fıstıklı olurdu onun küçük sarmaları. İçindeki pirinç artsın diye dua ederdim. Az pişmiş şekerli içe bayılırdım, gidip gelip yerdim tabi ki ona sezdirmeden.</p>
<p>Babam erkeklerin neşesini arttırmak için pilli radyosunu yanına alırdı. Pazar günü olduğundan lig maçlarını kaçırmamak gerekirdi. Yedek pillerini asla unutmazdı babam, çantasının küçük cebine ilk onları koyardı. Eh bir iki tek atmak da her seferin de farz olurdu nedense, tavla sonrası içilirdi rakılar. Kim kaybederse o hazırlardı rakı sofrasını. Kadınlara bırakılmazdı servis işi. Buz kalıpları çıkartılır, kavun ve beyaz peynir özenle kesilir, parçaları kayık tabaklara dizilirdi. İnce cam bardaklarda içilirdi usulünce rakı… Maç bittiğinde, radyonun sesi hafife alınır, başlardı Türk müziği eşliğinde akşamsefası…</p>
<p>Herkesin üzerine düşeni yaptığı tek eğlenceydi piknikler. Kıştan hayali kurulurdu “ Havalar ısında da bir mangal yapsak denirdi.” Mangal her şeyi içine alıverirdi…</p>
<p>Kızların öncelikli görevi ip atlamak için kalın urganları hazırlamaktı. Urgan önce salıncak için kullanılır herkes sırayla sallandıktan sonra, kızlı erkekli ip atlanırdı. Erkekler ise futbol oynamak için toplarını bir gece önceden çantalarına koyarlardı.</p>
<p>Bir şölendi pikniğe gitmek, eğlencenin ta kendisiydi…</p>
<p>İlkokul beşinci sınıftaydım. İyi hatırlıyorum yılsonu bitirme sınavlarına hazırlanıyordum. Mayısın son haftası olabilir belki de orası tam net değil. Gitmek istememiştim bu sefer pikniğe. Ders çalışmam gerekiyordu.  Olmaz demişti babam, “ Anca beraber kanca beraber, biz neredeysek sen orada olacaksın, kitaplarını yanına al orda çalışırsın.” “Piknikte hiç ders çalışılır mı?” diyememiştim babama. Öğretmen tavrına bürünürdü hemencecik yoksa daha büyük zılgıt yerdim. Sustum, hep yaptığım gibi. Sessizce topumu çıkarıp, çalışamayacağımı bile bile ders kitaplarımı yerleştirdim çantama…</p>
<p>Tam üç araba yola koyulmuştuk, sabahın sekizinde biri minibüs, ikisi özel araba…</p>
<p><figure id="attachment_8931" aria-describedby="caption-attachment-8931" style="width: 341px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png"><img class="size-full wp-image-8931" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png?resize=341%2C450" alt="Asfalttaki Papatyalar" width="341" height="450" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png?w=341&amp;ssl=1 341w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png?resize=227%2C300&amp;ssl=1 227w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8931" class="wp-caption-text">Asfalttaki Papatyalar</figcaption></figure></p>
<p>Porsuk baraj gölüne vardığımızda en az otuz kişiydik. Arabaları gölgeye park edip az ötesine gölün tam karşısına yerleştik. Kilimler serildi, kahvaltı için hazırlığa girişildi. Ben asık bir suratla köşeye gidip oturdum, çantamı çıkardım ders çalışmalıydım. Annem “Sen hiçbir işe karışma oğlum ben yemek hazır olunca sana haber veririm” dedi ve gitti.</p>
<p>Kızlar urganı ağaçlara geçirmişler salıncak için büyüklerinden yardım istemişlerdi. Aralarında kız kardeşim de olan bu grup hiç ilgimi çekmezdi. Çoğu bizim mahalleliydi zaten hemen hepsiyle aynı okuldaydık. Babam ve annem öğretmen arkadaşlarıyla pikniğe giderlerdi çoğu kez. Ama bu sefer hiç tanımadığım başkaları da vardı. İlk kez bu kadar çok kişiydik. Oldum olası kalabalıkları sevmediğim için daha çok canım sıkıldı. Bugün hiç bitmeyecek diye düşünürken, onu gördüm birden. Kızlar el becerileriyle salıncağı yapmışlardı bile. O kenarda durmuş hayran ve şaşkınlıkla karışık kızlara bakıyordu. Yabancıydı besbelli.</p>
<p>Arkadaşlarım seslendi, “ Haydi gelsene maç yapacağız.” Defter kitapları bıraktığım gibi koştum yanlarına amacım maç yapmak değildi… Yanından geçtim, kız kardeşime sordum onu.” İstanbul’dan halasına misafir gelmiş.” Dedi. Yanından geçerken göz ucuyla baktım kocaman kara kara gözleri vardı, bana gülümseyen yüzüyle baktı elini uzattı. “ Ben Leyla ya sen?” dedi. Mecnun demek geçti içimden o an, korktum, elimi elinden kurtararak oğlanların yanına koştum. Adımı söyledim mi hala hatırlamıyorum.</p>
<p>Kalbimin hızla çarpmasından başka hiçbir şey hatırlamıyorum. Sanki film koptu bütün görüntüler yok oldu, kulaklarıma kadar kızardığımı yüzümün yanmasından anladım. Üzerimden süveteri çıkarıp çimenlerin üzerine attım. Yüreğimde bir sızı, buğulu gözlerimle nefes nefese kaldım, kendimi futbol oyunun içine bıraktım. Sonra…</p>
<p><figure id="attachment_8932" aria-describedby="caption-attachment-8932" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg"><img class="size-full wp-image-8932" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg?resize=450%2C250" alt="Asfalttaki Papatyalar Öyküsü" width="450" height="250" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8932" class="wp-caption-text">Asfalttaki Papatyalar Öyküsü</figcaption></figure></p>
<p>Sonra, başımı kaldırıp bakamadım bir daha. Yüzümün kızarıklığı geçmemiş olacak ki, annem sırtıma tülbent koydu hastalanmayayım diye. Top oynadım ya, kızarıklık onun içindir sandı.</p>
<p>Oysa içim sancıyla yankılandı. Yemekten sonra, kendi kuytu köşeme gittim hemen. Ders kitaplarımı elime aldım nafile, aklım fikrim takılı kalmıştı bir çift siyah göze…</p>
<p>Arkamdan bir sesle irkildim, “ Ders mi çalışıyorsun?”</p>
<p>Kitaplarımı gösterdim, başımı salladım. Bir kez daha gördüm ışıldayan zeytin gözlerini. Öylece bakakaldım.</p>
<p>Yanıma oturdu. Elinde sakladığı bir şey vardı sanki soramadım ne var elinde diye. Beni oracıkta çekip vursa, kalbime bıçak saplasa hiç sesimi çıkarmazdım yeminle.</p>
<p>“ Gözlüklerini çıkarsana “ dedi. Hiç tereddüt etmeden çıkardım.</p>
<p>“ İstanbul gibi bakıyorsun, deniz gibi masmavi” dedi.</p>
<p>Elindeki papatyaları verdi, yanağıma bir öpücük kondurup, kaçıp gitti…</p>
<p>Piknik bitene kadar bir daha kalkamadım yerimden. Bütün gün ders çalıştığımı zannettiler. Benimle gurur duyup övündüler. Ben sadece elimde papatyalarımla hülyalara dalmıştım. Tek kelime konuşamadığım bir sevdanın izinde mecnun olup kendimi çöllere salmıştım.</p>
<p>Eve dönüş yolunda arabada uykuya dalınca, elimdeki papatyaları alan annem onları asfalt yola atmıştı…</p>
<p><em>Sana bunu hiç anlatamadım Küçük Kara Balığım, korkum kendi ölümümden değildi sandığının aksine…</em></p>
<p><em>Korkum senin, korunmasız avuçlarımdan kopartılıp alınman, istemsizce asfalt yollara saçılıp gitmendi aslında. Ben uykudayken, her şeyden habersizken daha, üzerinden bir gece yarısı geçecek umarsız tekerlek izlerindendi…</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri –  10 / Asfalttaki Papatyalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8929</post-id>	</item>
		<item>
		<title>DOMİNO TAŞI</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/domino-tasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/domino-tasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Apr 2017 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8944</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerini kapadı. Sırayla dizilmiş domino taşları arasında bir taştı. Bir “tak” sesi duyuldu. Sırayla tüm taşlar eğilmeye başladı. Sırayla… Taşlardan “tak tak tak tak…” sesleri geliyordu. Taşlar teker teker eğiliyordu. O da eğildi. Bir adam geldi onu eline aldı, cebine koydu. Uzaklaştı taşların yanından. Demlenmek üzere bir çay koydu ocağa. Çaydanlıktan buhar burnuna çay kokusu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/domino-tasi/">DOMİNO TAŞI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerini kapadı.</p>
<p>Sırayla dizilmiş domino taşları arasında bir taştı.</p>
<p>Bir “tak” sesi duyuldu.</p>
<p>Sırayla tüm taşlar eğilmeye başladı.</p>
<p>Sırayla…</p>
<p>Taşlardan “tak tak tak tak…” sesleri geliyordu.</p>
<p>Taşlar teker teker eğiliyordu.</p>
<p>O da eğildi.</p>
<p>Bir adam geldi onu eline aldı, cebine koydu.</p>
<p>Uzaklaştı taşların yanından.</p>
<p>Demlenmek üzere bir çay koydu ocağa.</p>
<p>Çaydanlıktan buhar burnuna çay kokusu getirdi.</p>
<p>İnce belli bardağa bir çay koydu, içmeye koyuldu.</p>
<p>Yudumladı.</p>
<p>Yudumladı.</p>
<p>Yudumladı.</p>
<p>Yudumladı.</p>
<p>Cebindeki taşı eliyle çıkardı.</p>
<p>Taşa baktı.</p>
<p>“Biz hepimiz bir taşız aslında.”</p>
<p>Yudumladı.</p>
<p>Elindeki taşı götürdü, diğer taşların arasına koydu.</p>
<p>Ortalardaydı.</p>
<p>Tüm taşlar eğilerek bir sarmal oluşturuyordu.</p>
<p>Tak tak tak tak tak…</p>
<p>Sırasıyla tüm taşlar eğildi.</p>
<p>O da…</p>
<p>Taşlardan “tak tak” sesleri geliyordu.</p>
<p>Sarmal tamamlandı.</p>
<p>O da eğilmişti.</p>
<p>Adam bir öksürdü.</p>
<p>Boğuluyordu.</p>
<p>Taşlar öylece eğilmiş bekliyordu.</p>
<p>Nihayet öksürmesi bitti.</p>
<p>Domino taşlarına baktı.</p>
<p>Taşlar gibi eğildi.</p>
<p>Taşlara baktı.</p>
<p>“İnsan da böyle, hırs karşısında eğiliyor.”</p>
<p>Düşündüklerini yazmak istedi.</p>
<p>Taş hala eğilmekteydi.</p>
<p>Eline bir kağıt aldı.</p>
<p>Tükenmez kalemle bir şeyler karalamaya başladı.</p>
<p>Öksürdü.</p>
<p>Bir portre çıktı ortaya.</p>
<p>Kendisini gördü karşısında.</p>
<p>Elini sakallarına götürdü.</p>
<p>Kafasını kaşıdı.</p>
<p>Taşlara baktı.</p>
<p>Yeniden düzenledi domino taşlarını.</p>
<p>Kare şekline getirdi.</p>
<p>Yine en uçtaki domino taşını yavaşça itti.</p>
<p>Sesler gelmeye başladı.</p>
<p>“Tak tak tak tak tak…”</p>
<p>Kare tamamlandı.</p>
<p>Taş yine eğildi.</p>
<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Yatakta kıvrılmış halde sağa dönük yatmaktaydı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/domino-tasi/">DOMİNO TAŞI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/domino-tasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8944</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öz’ün İfadesi’nin Kaleminden E-Kitap “İçimden Geldiği Gibi” Yayınlandı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesinin-kaleminden-e-kitap-icimden-geldigi-gibi-yayinlandi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesinin-kaleminden-e-kitap-icimden-geldigi-gibi-yayinlandi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Apr 2017 13:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8936</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat Duvarı yazarlarından da olan Öz’ün İfadesi’nin yeni kitabı “İçimden Geldiği Gibi” E-Kitap Yayıncılık tarafından online olarak kitap kurtlarının beğenisine sunuldu. Kitabın yazarı Öz’ün İfadesi ise yeni kitaptan gelecek gelirler için “Bu kitabın gelirlerinin bir kısmı sokakta yaşayan hayvan dostlarımıza bağışlanacaktır.” diyerek hayvan dostlarımız için anlamlı bir jest yapmıştır. Biz de bu jeste katkı koyabiliriz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesinin-kaleminden-e-kitap-icimden-geldigi-gibi-yayinlandi/">Öz’ün İfadesi’nin Kaleminden E-Kitap “İçimden Geldiği Gibi” Yayınlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat Duvarı yazarlarından da olan <a href="http://www.sanatduvari.com/yazar/ozunifadesi/"><strong>Öz’ün İfadesi</strong></a>’nin yeni kitabı “<strong>İçimden Geldiği Gibi</strong>” E-Kitap Yayıncılık tarafından online olarak kitap kurtlarının beğenisine sunuldu.</p>
<p>Kitabın yazarı Öz’ün İfadesi ise yeni kitaptan gelecek gelirler için “Bu kitabın gelirlerinin bir kısmı sokakta yaşayan hayvan dostlarımıza bağışlanacaktır.” diyerek hayvan dostlarımız için anlamlı bir jest yapmıştır. Biz de bu jeste katkı koyabiliriz.</p>
<h2>Öz&#8217;ün İfadesi: İçimden Geldiği Gibi</h2>
<p>İnternetten online olarak alınıp okunabilen İçimden Geldiği Gibi’nin satış fiyatı günümüz koşullarına göre oldukça uygun. Kitabı incelemek ve satın almak için bu <a href="https://www.ekitapyayincilik.com/collections/ozun-ifadesi/products/ozun-ifadesi">linke</a> tıklayabilirsiniz.</p>
<p>Ayrıca kitaba <a href="http://www.dr.com.tr/ekitap/cimden-geldigi-gibi-1">D&amp;R</a> ve <a href="http://www.idefix.com/ekitap/cimden-geldigi-gibi-1">İdefix</a> üzerinden ulaşıp satın alabilirsiniz.</p>
<h2>İçimden Geldiği Gibi</h2>
<p><strong>İçimden Geldiği Gibi</strong>’nin tanıtım kısmında ise şu muhteşem dizeler bulunmaktadır:</p>
<p>“<em>Gökyüzünün saçlarına astım umutlarımı, </em></p>
<p><em>Düşünden vurulanlar için,</em></p>
<p><em>Varsa nasipte kısmette, kim bilir belki beni vesile kılarsın,</em></p>
<p><em>Yaralarını sarmak isteyenlere…</em></p>
<p><em>Rızkım senin lutfeceğin maneviyattır</em></p>
<p><em>Dağıtmak olsun nasibim, elimi erdireceğin cümle kullarından dilediklerine…!</em></p>
<p><em>…</em></p>
<p><em>Hoş geldin çocuk, güzel geldin, ne hikayeler okudun, ne hikayeler dinledin…</em></p>
<p><em>Kimi zaman, yazarlardan etkilendin,</em></p>
<p><em>Bu yüzden değil midir?</em></p>
<p><em>Başkaları yazıyor şimdi hikayemi; Başkaları da bende okuyacak kendi hikayelerini dedin…</em></p>
<p><em>Kimi gün soluksuz, aklını kaybedercesine doyurdun zihnini,</em></p>
<p><em>Sonra katık ettin kendindekileri, harmanladın ne var ne yoksa hepsini,</em></p>
<p><em>Vaktinden önce mi geldin?</em></p>
<p><em>Hayır, aslında gelmek için çıkmadın ki yola,</em></p>
<p><em>Kendinleydi söyleşin,</em></p>
<p><em>Yol getirdi seni buralara,</em></p>
<p><em>Hoş geldin çocuk,..!</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Bir tohum ekersin gönlüne, arı misali her çiçekten bir toz biriktirirsin zihninde….</em></p>
<p><em>Kim bilir belli mi olur? </em></p>
<p><em>Yediveren güllerin biter 72 dilde, varsa nasipte kısmette, anlaşılır olur dilden dile…!</em></p>
<p><em>Şeytanları susturursun, bağlanıverir dili ayağı Rabbim dilerse..!</em></p>
<p><em>Cehennemi kapatmak olur niyetin belki hadsizce..!</em>”</p>
<h2>Öz’ün İfadesi Hakkında</h2>
<p>Diz çöker umutlarım, O Yüce Sultanın huzurunda,</p>
<p>O öyle bir Sultan ki, bölebilsem canımı yüz bin parçaya,</p>
<p>Yüz bini de secde etse huzurunda, yetişsem, koşsam emrinde dört nala..!</p>
<p>Bu can, kurbandır, köledir senin yolunda…!</p>
<p>Bir kez kulum de, yeter bana..!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Özüme çıkmış olduğum yolculukta içimden geldiği gibi klavye den satırlara yansıyanlar…</p>
<p>Başkaları yazıyor şimdi hikayemi; Başkaları da bende okuyacak kendi hikayelerini…!</p>
<p>www.facebook.com/ozunifadesi</p>
<p>twitter.com/Ozunifadesi</p>
<p>ozunifadesi.blogspot.com.tr</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/pYYolPXfC_Y?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesinin-kaleminden-e-kitap-icimden-geldigi-gibi-yayinlandi/">Öz’ün İfadesi’nin Kaleminden E-Kitap “İçimden Geldiği Gibi” Yayınlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozun-ifadesinin-kaleminden-e-kitap-icimden-geldigi-gibi-yayinlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8936</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Gül Yeter Ki</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Apr 2017 11:30:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8926</guid>
				<description><![CDATA[<p>Biliyorum artık beni sevmediğini, Sevda yüklü sözlerle Gözlerimden yüreğime inmediğini… Olsun. Sen gül yeter ki. &#160; Duydum taşınmışsın yeni bir eve, Yeni bir işe girmişsin. Eski arkadaşların söyledi, Unutmuşsun çoktan geçmişi, ‘Yeni bir ufka açmışsın yelkenini’ Öyle söylemişsin sizinkilere. İyi ki açmışsın, Açmışsın bak yeniliklere. &#160; Benden bahsedilince, ‘Yokmuşum ‘gibi yapıyor, Hiç oralı olmuyormuşsun. Dönüp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/">Sen Gül Yeter Ki</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorum artık beni sevmediğini,</p>
<p>Sevda yüklü sözlerle</p>
<p>Gözlerimden yüreğime inmediğini…</p>
<p>Olsun.</p>
<p>Sen gül yeter ki.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Duydum taşınmışsın yeni bir eve,</p>
<p>Yeni bir işe girmişsin.</p>
<p>Eski arkadaşların söyledi,</p>
<p>Unutmuşsun çoktan geçmişi,</p>
<p>‘Yeni bir ufka açmışsın yelkenini’</p>
<p>Öyle söylemişsin sizinkilere.</p>
<p>İyi ki açmışsın,</p>
<p>Açmışsın bak yeniliklere.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benden bahsedilince,</p>
<p>‘Yokmuşum ‘gibi yapıyor,</p>
<p>Hiç oralı olmuyormuşsun.</p>
<p>Dönüp arkanı gidiyormuşsun,</p>
<p>Yalanım yok yeminle.</p>
<p>Sen nasıl istersen öyle olsun,</p>
<p>Olsun elbet,</p>
<p>Gülümse sen yine de</p>
<p>Yeter o bize.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aldığım mavi elbiseyi giymişsin</p>
<p>Arkadaşının düğününde,</p>
<p>Ne çok görmek isterdim seni,</p>
<p>O elbisenin içinde.</p>
<p>Gülümseyen gözlerinle</p>
<p>Fotoğrafını çekerdim,</p>
<p>Bir kere görseydim dünya gözüyle,</p>
<p>Olsun.</p>
<p>Sen gülümse yine de.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kahveni sade içerdin ya,</p>
<p>Şekeri sevmezdin hani,</p>
<p>Üzmeyeyim diye seni</p>
<p>‘Sade severim ‘demiştim kahveyi,</p>
<p>İçemiyorum artık,</p>
<p>Başkasının elinde pişen</p>
<p>O çok sevdiğim kahveyi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapının önünden geçtim kaç kez,</p>
<p>Eski kapının tabi,</p>
<p>Bilmiyorum ya yeni evinin adresini.</p>
<p>Pencerelerine baktım bir bir</p>
<p>Perdesiz camlarda,</p>
<p>Beni bekleyişin geldi aklıma,</p>
<p>Bakışını gördüm hayalimde,</p>
<p>Gülümsemen geldi kondu şuracığıma,</p>
<p>Bir hoş oldu içim,</p>
<p>Durup bahçenin duvarında,</p>
<p>Ağladım katıla katıla.</p>
<p>Olsun.</p>
<p>Sen gülümse bana,</p>
<p>Hayal bile olsa…</p>
<p>O yeter bana…</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/">Sen Gül Yeter Ki</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8926</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Baktığı Yeri Hatırlıyorum Sadece</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baktigi-yeri-hatirliyorum-sadece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baktigi-yeri-hatirliyorum-sadece/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Apr 2017 08:30:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8941</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gelip gider mi bazıları Kalır mı ya da arada bi ? Süsler mi hayatımın bi zerresini Kaçar mıyım ya da ondan arada bi ? Kaçmış olsaydım şimdiye kadar Seslenir miydim peki duymaması için? Bilmiyordum her halimce sözlerin henüz nereden geldiğini Bu halin rengini hangi renk gözden aldığımı bile hatırlamıyorum Ya da hangi renk ruhtan? Baktığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baktigi-yeri-hatirliyorum-sadece/">Baktığı Yeri Hatırlıyorum Sadece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gelip gider mi bazıları<br />
Kalır mı ya da arada bi ?<br />
Süsler mi hayatımın bi zerresini<br />
Kaçar mıyım ya da ondan arada bi ?<br />
Kaçmış olsaydım şimdiye kadar<br />
Seslenir miydim peki duymaması için?<br />
Bilmiyordum her halimce sözlerin henüz nereden geldiğini<br />
Bu halin rengini hangi renk gözden aldığımı bile hatırlamıyorum<br />
Ya da hangi renk ruhtan?<br />
Baktığı yeri hatırlıyorum sadece<br />
Anlamsız sayıp beni de atarmış gibi çöpe<br />
Ertesi güne bi hoşçakal diyecek gibi<br />
Yalnızlığını iki soluk nefes ile örtecekmiş gibi<br />
Yine de hep yalnız kalacağını bilse de<br />
Kalabalığa avuç açmayacak birini görüyordum gözlerinde<br />
Hayal görüyordum çocuklukta da hep var olan sanki<br />
Kurgusu yaşamayıp yazanın inşası gibi<br />
Sanki tehlikeli olurmuş yaşansa hayali<br />
Ve yine de bi adım atabilme cesareti<br />
Belki daha çok koşmak istiyordu bilemem<br />
Tam yaklaşır gibi olduğunda da kapının sürgüsüne takılı eli<br />
Parmaklarının hareketlerinden rahatsız birisinin<br />
&#8220;Buyrun birine mi bakmıştınız? &#8221; sorusuna verilemeyecek bi cevap sallanıyordu gözlerinde<br />
Belki bu endişe daha çok onu geri çevirdi öncesinden bahçesinden<br />
Hayal bile kuramıyordu belki o yüzden<br />
Kumdan evlere dönüştürüp içine yığınlarca insanlar dolduruyordu kim bilir?<br />
Ve içine doldurduklarından birileri ona her ziyaretinde<br />
&#8220;Buyrun birine mi bakmıştınız?&#8221; demeye devam edecekmiş gibi..<br />
Sahi kime bakmıştı o?<br />
Baktığı yeri bilip neyi aradığını henüz bilmiyormuşum meğer&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baktigi-yeri-hatirliyorum-sadece/">Baktığı Yeri Hatırlıyorum Sadece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baktigi-yeri-hatirliyorum-sadece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8941</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kitap -(Satın)- Almak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 16 Apr 2017 12:30:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8921</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kitabı satın almak ifadesi garip gelir bana. Satın aldım demeyi sindiremem kendime. Satın almak kolay mı? O çok fazla eder aslında geyiği değil. Satın alınacak kitap KPSS, İngilizce öğrenme setlerine uyacak bir tabirdir diye düşünürüm. Öyle ya, satın al işini gör sonra ver başkasına işi bitince. Kitap satın alınmamalı sadece alınmalı. Hani işiniz bitmiş olur [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/">Bir Kitap -(Satın)- Almak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitabı satın almak</strong> ifadesi garip gelir bana. Satın aldım demeyi sindiremem kendime. Satın almak kolay mı? O çok fazla eder aslında geyiği değil. Satın alınacak kitap KPSS, İngilizce öğrenme setlerine uyacak bir tabirdir diye düşünürüm. Öyle ya, satın al işini gör sonra ver başkasına işi bitince. Kitap satın alınmamalı sadece alınmalı.</p>
<p>Hani işiniz bitmiş olur bazen dışarıda gezerken. Yapacağınızı yapmış, alacağınızı almışsınızdır. Saate bakarsınız daha vaktiniz vardır. Dolanmak istersiniz biraz daha.  Bazen ayaklarınız sizi bildiğiniz bir kitapçıya götürür.  Veya çok iyi bilmediğiniz bir yerlerde gezinirken görüverirsiniz bir kitapçıyı. Bir zincir mağaza, sahaf da olabilir, sıradan gibi görünen ama ruhu olan bir kitapçı da.</p>
<p>Dalarsınız içeri hemen sevgiliyi görmüş gibi. İçeride olan insanlara bakmak ilk anda aklınıza gelmez. Raflara ilişir bir süre. Sonra yerlerde yığılı duran kitaplara bakarsınız. Gözleriniz kategorileri ararken en azından yeni çıkanlara veya çok satanlara bakarken bulursunuz kendinizi. Akılınızın bir köşesinde bir yerlerde okuduğunuz listeler gelir. Bir kaçını alır yoklarsınız elinizle. Almaya niyetiniz yoktur. Sonra vazgeçersiniz. Daha okunacak gerekenler vardır aklınızda.</p>
<p><figure id="attachment_8924" aria-describedby="caption-attachment-8924" style="width: 581px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg"><img class="size-full wp-image-8924" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg?resize=581%2C385" alt="Kitabı satın almak ifadesi" width="581" height="385" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg?w=581&amp;ssl=1 581w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 581px) 100vw, 581px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8924" class="wp-caption-text">Kitabı satın almak ifadesi</figcaption></figure></p>
<p>İçeride birilerine bir yazarın bir kitabını sorarsınız. Uzun süredir almayı ertelediğiniz. O birileri önde siz arkasında bulursunuz kitabı. Çok iyi biliyorsunuzdur kitabı. Açar bakarsınız harflerine, baskı kalitesine. Ön sözü okumanıza gerek yoktur. Henüz okumamış olsanız da okumuş kadar bilgi sahibisinizdir. Arkasını çevirirsiniz yazıları okumak için değil. Fiyatına odaklanırsınız. Bir kez daha erteleyeceksinizdir. Bahane ararsınız o an. Yerine koyarken hemen yanında ön yüzü görünecek şekilde konulmuş bir kitap size, siz de ona bakarsınız. Yazarını tanımazsınız. Hızlıca bir arkasına bir önüne sonra tekrar arkasına bakarsınız. Yazılanı okursunuz. Yazar için Alman denmişse Brecht gelir aklınıza, İngiliz ise belki de Moore gelir. Aa Çek miş? Neruda’ da Çek’ di değil mi? Bu adam da Fransız-mış. Stendhal tamam da, bunu tanımıyorum dersiniz. Birkaç satır daha okursunuz. Bir cümle, kısacık bir cümle sizi çeker. Öyle işte beni anlatıyor türünden değil. Basit, düz ve özlem-siz. Başka kitapları da vardır o yazarın aynı yerde. Gülümsersiniz yerine bırakırken.</p>
<p>Uzaklaşırsınız o raflardan. Daha ileri gidersiniz gezinmek, başka kitapla bulmak umuduyla. Aklınız bir yandan az önce baktığınız ve duymadığınız yazarın kitabındadır. Dolanırsınız ve yine aynı rafa gelirsiniz. Tekrar alıp bakarsınız ve yeniden okursunuz arkasını.  Kalın sayılmaz aslında dersiniz. Alsam mı ki? Minik bir düşünme payı yaratırsınız kendinize. Olmadı oturursunuz oracıkta üstelik yere. Vazgeçer tekrar yerine bırakırsınız.</p>
<p><figure id="attachment_8923" aria-describedby="caption-attachment-8923" style="width: 717px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitabevi.jpg"><img class="size-full wp-image-8923" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitabevi.jpg?resize=640%2C477" alt="Mağaza veya dükkândan çıkmadan gözleriniz raflarda gezinir adımlarınız çıkışa doğru ilerliyordur. " width="640" height="477" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitabevi.jpg?w=717&amp;ssl=1 717w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitabevi.jpg?resize=300%2C223&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8923" class="wp-caption-text">Mağaza veya dükkândan çıkmadan gözleriniz raflarda gezinir adımlarınız çıkışa doğru ilerliyordur.</figcaption></figure></p>
<p>Mağaza veya dükkândan çıkmadan gözleriniz raflarda gezinir adımlarınız çıkışa doğru ilerliyordur. Bahane arar düşünceleriniz. Ne kadardı fiyatı? Bakmamışsınızdır oysa. Hızlı adımlarla aynı kitaba üçüncü kez gidersiniz. Fiyatı da çok değil alsam mı? Ya ne var alayım bence güzel bir kitap. Çeker alırsınız yerinden o kitabı. Kasaya gelirsiniz ve satın alıyorum demezsiniz alıyorum dersiniz ve alırsınız.</p>
<p>Gece zaman yaratıp okumaya başlarsınız. Çektikçe çekmeye başlar sizi. Okurken bile birkaç kez yazarın ve kitabın adına bakarsınız. Bitirebilirseniz o akşam bitirdiniz yoksa bir sonraki güne kalır. Ancak her iki durumda da internetten araştırırsınız yazarı. Diğer kitapları daha çok ilginizi çekmeye başlar.</p>
<p>Birkaç gün sonra en yakın kitapçıya gidersiniz. Elinizde bir listeyle aynı yazarın birkaç kitabını hiç düşünmeden almak için oradasınızdır. Kitapçı sorar hangi yazar? Kimi zaman Zweig olur kimi zaman Hemingway.  KPSS kitabı değil ki satın alasınız. Kitap almaya geldim dersiniz.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/">Bir Kitap -(Satın)- Almak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8921</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Senin İçin Yazamam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-senin-icin-yazamam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-senin-icin-yazamam/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 11:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8906</guid>
				<description><![CDATA[<p>Biz aynı masada oturamayız, Karşına otursam canım omuzlarını ister, Yanına otursam gözlerini. Ben senin için yazamam. Yazsam şiir olur, hikaye olur ,roman olur. Yazmasam derdim olur yanar yüreğim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-senin-icin-yazamam/">Ben Senin İçin Yazamam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="auto">Biz aynı masada oturamayız,<br />
Karşına otursam canım omuzlarını ister,<br />
Yanına otursam gözlerini.</p>
<p dir="auto">Ben senin için yazamam.<br />
Yazsam şiir olur, hikaye olur ,roman olur.<br />
Yazmasam derdim olur yanar yüreğim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-senin-icin-yazamam/">Ben Senin İçin Yazamam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-senin-icin-yazamam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8906</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kimdim Ben?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kimdim-ben/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kimdim-ben/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 14 Apr 2017 13:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8902</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kimdim ben? Şuan şu çamurlu yolda iz bırakır gibi dolaşan Sürte sürte ayaklarını katılaşmamışcasına betonundan içeriye Büklüm büklüm olmuş içerisinde kamburuyla Az sağa çeker gibi yüreğini bi engebe karşısında Uzun adımlarla yürüyen kendinden eminmiş gibi Yüzüne baksan sanki bi tutarsızlık ifadesi Az konuşsan sanki anlıyormuşcasına Yine de soru işaretleri bırakmaya meyilli Kimdim ben? Kimi zamanları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kimdim-ben/">Kimdim Ben?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kimdim ben?<br />
Şuan şu çamurlu yolda iz bırakır gibi dolaşan<br />
Sürte sürte ayaklarını katılaşmamışcasına betonundan içeriye<br />
Büklüm büklüm olmuş içerisinde kamburuyla<br />
Az sağa çeker gibi yüreğini bi engebe karşısında<br />
Uzun adımlarla yürüyen kendinden eminmiş gibi<br />
Yüzüne baksan sanki bi tutarsızlık ifadesi<br />
Az konuşsan sanki anlıyormuşcasına<br />
Yine de soru işaretleri bırakmaya meyilli<br />
Kimdim ben?<br />
Kimi zamanları özleyen<br />
Oraya bi salıncak yapıp rüzgarına azıcık ortak olan<br />
Sonra çekip gitmek için sırasını bekleyen çocukların heveslerini kucaklayan<br />
Onları kimi zaman çok kıskanan ve orayı derhal terkeden<br />
Yine gelen ahhh yine gelen<br />
Bazen ipini saldığı bir uçurtmayı bile şanslı sayıp mavilere teslim eden<br />
Kimdim ben?<br />
Kimi zaman maviyi seveni maviden daha çok seven<br />
Özgürlük mü?<br />
Neyin özgürlüğü bu?<br />
Ya sen ne zaman en son özgürdün?<br />
Kanatları olmayan yine de uçmayı bi yerlerden öğrenmiş olmalı<br />
Daldığı tüm okyanuslar onun gözlerinde hakimmiş gibi<br />
İnanacağı tüm masallar onun dünyasında mevcutmuş gibi<br />
O ise yok hani?<br />
Hangi hangisi?<br />
Hangisi daha yalan ve inandırıcı<br />
Beni de Aslı yapar mı?<br />
Öyle peki ama<br />
Kimdim ben???</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kimdim-ben/">Kimdim Ben?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kimdim-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Salvo</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/salvo/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/salvo/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 14 Apr 2017 11:30:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8898</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kimse konuşmuyor hep aynı ses. Barış kan ağlıyor savaşkan. İhtiyar neşeli spontane değil gelişme. Nasır yok elimizde balyoz gibi iniyor; iş, mouse ve klavye. Sokaklar değil çıkmaz gördüklerimiz geride. Bela okudum tanrım her şey aynı. Yeter artık asılmayın halat koptu kopacak!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/salvo/">Salvo</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kimse konuşmuyor</p>
<p>hep aynı ses.</p>
<p>Barış kan ağlıyor</p>
<p>savaşkan.</p>
<p>İhtiyar neşeli</p>
<p>spontane değil gelişme.</p>
<p>Nasır yok elimizde</p>
<p>balyoz gibi iniyor;</p>
<p>iş, mouse ve klavye.</p>
<p>Sokaklar değil çıkmaz</p>
<p>gördüklerimiz geride.</p>
<p>Bela okudum tanrım</p>
<p>her şey aynı.</p>
<p>Yeter artık asılmayın</p>
<p>halat koptu kopacak!</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/salvo/">Salvo</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/salvo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8898</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her Güzel Şeyin Bedeli Vardır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-guzel-seyin-bedeli-vardir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-guzel-seyin-bedeli-vardir/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 14 Apr 2017 08:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8895</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her güzel şeyin bir bedeli vardır. Güzellikler maddeyle ölçülmez. Ancak güzelliğin bir bedeli olduğu açıktır. Mesela, sevgi emek ister. Sevgi, güzelliktir, neşedir. Bu nedenle, bedeli de yüce olacaktır. Aşk, muhabbet, bunlar güzelliklerdir. Bedelsiz güzellik yoktur. Her güzel şeyin bir bedeli vardır ödenmesi gereken. Güzelliğin bedeli deyince, maddi olarak ödenmesi anlaşılmasın. Manevi bir değeri vardır her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-guzel-seyin-bedeli-vardir/">Her Güzel Şeyin Bedeli Vardır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her güzel şeyin bir bedeli vardır.</p>
<p>Güzellikler maddeyle ölçülmez. Ancak güzelliğin bir bedeli olduğu açıktır. Mesela, sevgi emek ister. Sevgi, güzelliktir, neşedir. Bu nedenle, bedeli de yüce olacaktır. Aşk, muhabbet, bunlar güzelliklerdir.</p>
<p>Bedelsiz güzellik yoktur. Her güzel şeyin bir bedeli vardır ödenmesi gereken. Güzelliğin bedeli deyince, maddi olarak ödenmesi anlaşılmasın. Manevi bir değeri vardır her şeyin.</p>
<p>İnsanoğlu da bunu fark etmiş olmalı ki, bu şarkı sözlerine de yansımıştır. Firuze şarkısında “Her şeyin bedeli var, Güzelliğinin de.” sözleriyle kulaklarımızın pasını silmektedir Sezen Aksu şarkısı. İnsanoğlu için de durum böyledir. Eğer güzelliğe kavuşmak istersen sancı çekmek zorundasın. Şems-i Tebrizi’nin bir sözü vardır: “Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni taptaze bir &#8220;sen&#8221; zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.”</p>
<p>Evet, kendi benliğine sahip olmak kolay değildir. Dedik ya, her güzel şeyin bir bedeli vardır. İnsandan daha iyi ve daha yüce bir benlik zuhur etmesi için sancılara sabretmek gerekir. Ancak, o şekilde daha iyi ve daha güzel bir benliğe sahip olunabilir.</p>
<p>Sanat da böyledir. Güzel bir sanat eseri kolayca çıkmaz. Sıkıntılara sabredilmesi lazımdır ki, o eser meydana çıksın, görünür kılınsın. Sanat eserleri için ne söylense yetmez. Sanat, bir milletin ışığı olduğu için sabır onun anahtarı haline gelir ve güzellikleri gerçekleştirir. Allah güzeldir, güzeli sever. Sanat da güzeldir. O halde sanat, Allah’a kavuşmanın yoludur. Mahlukat sayısınca Allah’a giden yol vardır. Sanat da bu yollardan biridir. Sanat şu haliyle O’na ulaşmanın bir metodu ve bir yöntemidir.</p>
<p>Sanatsız toplum, damarlarındaki kanı kaybeden bir insana benzer. Sanat, dünyaya bakış açısı kazandırır. Geliştirir. O halde sanat, toplum için en gerekli ve en önemli varlıklardan biridir.</p>
<p>Sanatı korumak, bir milletin görevidir. Sanat sayesinde insanlar bakış kazanır. Sanat, milletin göz organı gibidir. Sanat sayesinde etrafını görür, güzelliklere ulaşır.</p>
<p><strong>Her güzel şeyin bir bedeli vardır.</strong> Sanatın da. Ödenen bedel de çalışmaktır. Emek olmadan güzelliklere ulaşılmaz.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-guzel-seyin-bedeli-vardir/">Her Güzel Şeyin Bedeli Vardır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-guzel-seyin-bedeli-vardir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8895</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kürk Mantolu Falan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurk-mantolu-falan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurk-mantolu-falan/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 14 Apr 2017 06:15:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[M. Faruk Kutlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Kürk Mantolu Madonna]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8886</guid>
				<description><![CDATA[<p>Romanı okumamak için ne kadar çok direndiysem de sonunda okumak zorunda kaldım. Buna neden olan etkenlerden bir de kanımı alan hemşire oldu. Kan testi yapacağım odaya girdiğimde masasında duruyordu. Ben de masanın yanındaki büyük koltuğa geçip kolumu sıyırdım. “Nasıl bir roman?” diye sordum. “Çok güzel” dedi. Sora elindeki lastikle koluma bir düğüm atıp “Yumruk yapın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurk-mantolu-falan/">Kürk Mantolu Falan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Romanı okumamak için ne kadar çok direndiysem de sonunda okumak zorunda kaldım. Buna neden olan etkenlerden bir de kanımı alan hemşire oldu. Kan testi yapacağım odaya girdiğimde masasında duruyordu. Ben de masanın yanındaki büyük koltuğa geçip kolumu sıyırdım. “Nasıl bir roman?” diye sordum. “Çok güzel” dedi. Sora elindeki lastikle koluma bir düğüm atıp “Yumruk yapın lütfen” dedi. Bir tüp kanımı üzerine yapıştırdığı etiketle birlikte diğer tüplerin yanına koydu.</p>
<p>Hemşirenin kitapta ta ne bulduğunu en çok merak ettiğim bir satın almaya karar verdim. Romanın sayfalarını atlayarak giderken mevzunun nerede başlayacağını merak ediyordum. Sonra konuya girdikçe anladım ki romanın kahramanı, aynen bizim Hüseyin’in tipinde biriydi. Hüseyin’de dünyasını herkese kapatıp geziyordu. Hüseyin bir kıza aşık olmuş, yıllarca peşinden koşmuştu. Fakat yılların oyunu büyük oldu. Kız paralı birini bulup Hüseyin’i bırakıp gitti. Hüseyin yardım sever, kimseye kin tutmayan, herkese iyilik yapmak için koşturan biriydi. Sonra Hüseyin’in hayatındaki her şey sıradanlaştı. Hüseyin bir ot gibi bitki, bir öküz gibi hayvanlaşıyordu. Kafası da büyümüş sağından solundan kıllar çıkıyordu sanki. Artık eski arkadaşlarını aramaz olmuştu. Yolda yakaladım bir gün. Yüzünde zoraki bir tebessüm, eskilerden konuştuk. Kızdan hiç söz etmedi, kafasından silmeye çalıştığı belliydi. Kızı hatırlamamak için geçmişinden de kaçıyordu. Nereye kadar kaçacağını o da bilmiyordu.</p>
<p>Çantamdaki kitabı çıkarıp uzattım, “Al vapurda okursun” dedim. Kitabı isteksizce alıp gitti.</p>
<p>Hüseyin’i dün gördüm eşiyle gidiyordu, beni görünce karısını bırakıp koşup yanıma geldi, “Lan oğlum bir kitap verdin, hayatım değişti.” Beni öperek tekrar karısının yanına doğru uçtu.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurk-mantolu-falan/">Kürk Mantolu Falan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurk-mantolu-falan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8886</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Necla&#8217;nın Paltosu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 11:30:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8871</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sardunyaların güzelliği sarıyordu tüm sokağı. Elleri çamaşır ipinin bıraktığı izler ile sallanıyordu pencereden sarkmış kadınların. Konuşulacak ne varsa dökülüyordu ağızlarından ve fırfırlı eteklerinden. Arnavut kaldırımlarının arasındaki toz değiyordu burnuma; bir bebenin neşeli çığlıkları ikinci bebeye&#8230; Cikletçi eski arabasını sürüyordu sakince. Etrafına çocuklar doluyordu; heyecanlandım. Bende gittim yanına. Yüzüne tebessüm ettim hafifçe. Kırışmış suratı ve ellerindeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/">Necla&#8217;nın Paltosu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sardunyaların güzelliği sarıyordu tüm sokağı. Elleri çamaşır ipinin bıraktığı izler ile sallanıyordu pencereden sarkmış kadınların. Konuşulacak ne varsa dökülüyordu ağızlarından ve fırfırlı eteklerinden. Arnavut kaldırımlarının arasındaki toz değiyordu burnuma; bir bebenin neşeli çığlıkları ikinci bebeye&#8230; Cikletçi eski arabasını sürüyordu sakince. Etrafına çocuklar doluyordu; heyecanlandım. Bende gittim yanına. Yüzüne tebessüm ettim hafifçe. Kırışmış suratı ve ellerindeki damarlar yok sayıyordu beni; ciklet vermedi. Küçüklüğümün tüm utangaçlığı nüfuz etmişti yanaklarıma. Attım üzerimden ebelemece kızarıklığını. Büyüdüm bende, adam oldum. Şimdi bir ağırlık vardı; yürümeme engel olmaya başlamıştı. Fiyakalı ceketim sırtımda yük oluyordu mahalle kıraathanesinin önünden geçerken. Kırık iskemlelerden bir ordu vardı ahşap girişinin yanında. Bıyıkları sararmış adamlar oturuyordu orayı sahiplenmiş şekilde; masalarına dokunmak istemiyordum. Yukarı bakıyorum bende. Bir ağaç tüm ihtişamıyla; mahalleyi saran dallarında kuş yuvaları&#8230; Güven dolduruyor vücudumun her noktasına. Ayağım döneceği yolu bilmeden atıyor kendini. Ulaşmak istediğim bir ev; bu evde bir çatı&#8230; Çatısı burma bileziklerden; kapısı çürük tahta&#8230; İçinde kocakarılar yok; bıyıkları sararmış adamlar yok. Güzellik var. Nefes kesici güzellikler var. Sonra kapısını kırdılar bu evin, çatısını söktüler kollarına. Kocakarılar dadandı içeriye başlarında ter kokusu, ağızlarında bir çuval boş laf ile. Mutfakta bir tencere kaynadı başımdan aşağı dökülebilmek için. Bardaklar birbirine vurdu çizgilerine kir dolmuş parmaklar dokunmasın diye. Geniş holden yürüdüm ve yukarı çıktım. Köşede bir vazo duruyordu el işlemeleriyle. Belinin inceliği beni davet ediyordu kibarlığa, nazik davranmalara. İçinde çiçek yoktu ve pek hüzünlüydü orada durmaktan. İçinde çiçek olsa pencere mermerine koyarlardı vazonun gün ışığına ihtiyacı yokmuş gibi. Tuttum alt tarafından; kaldırdım kollarımın gücünü zorlayarak. Güneşe bıraktım onu. Yürümeye devam ettim tahta döşemeler üzerinde. Yağmur suyu yüzünden rutubet yapmış duvara değen bir dolap vardı. Kenarları, eski oluşunun cabası ile dökülmüştü. İçinde bir kutu naftalin öylece; kıyafet yoktu. Kimse giyinmek için yanaşmamıştı ona. Ceketimi, pantolonumu ve gömleğimi çıkardım. Teneke askılarına astım. Yalnızlığa düşkünlüğüm boy gösteriyordu arsızca. Bir kapı önünde durdum. Üzerinde çentikler vardı. Uzun zamandır zorlanmamıştı kirişleri. Kaplaması soyulmuş kapı kulpunu çevirdim vazonun üzerime yüklediği zerafet ile. Çıplaklığımın tüm masumiyetiyle attım ilk adımımı. Oldukça boş bir odaydı. Tavandaki avizenin gevşek vidaları gıcırdıyordu sert esen rüzgarın duvara dokunmasıyla. Odanın tam ortasında bir yatak vardı; başka bir şey yoktu. Yorganı araladım büyük bir istekle; beni bekliyordu. Uzandım.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_8873" aria-describedby="caption-attachment-8873" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/nejlanin-paltosu-oyku.png"><img class="size-full wp-image-8873" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/nejlanin-paltosu-oyku.png?resize=450%2C800" alt="Necla'nın Paltosu / Öykü" width="450" height="800" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/nejlanin-paltosu-oyku.png?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/nejlanin-paltosu-oyku.png?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8873" class="wp-caption-text">Necla&#8217;nın Paltosu / Öykü</figcaption></figure></p>
<p>Gözlerimi açtım; bir sersemlik vardı üzerimde. Ne olduğu belirsiz bir havaydı gün. Odam küf, yatağım karanfil kokuyordu. Yastığımın ıslak tarafına döndüm yüzümü ve yüzmek istedim yumuşaklığında. Bacaklarımda ince bir ağrı vardı. Üzerimdeki yorganı kaldırdım hafifçe; özgürlüğe kavuştular. Sanki hiç uyumamıştık, sanki hiç sarılmamıştık geceler boyu. O kadar kahveydi saç telleri; emin adımlarla dökülmüşlerdi yorgana. Dudaklarım kuruydu. Hiç ıslanmamışlar gibiydi. Parmaklarımı oynattım birde. Parmaklarım dokunmak istiyordu yüzüne; dokundukça ezberleyecektim her tanesini. O tüm bunlardan habersiz bilmem kaçıncı perdeyi açıyordu zaten. Rüyalarına dahil olabilmek geçti içimden. O sahnedeydi tüm cilvesiyle, ben kulisini temizliyordum arkada; ben buydum. Yosma pek bir nazlıydı. Öyle bir savuruşu vardı ki eteğini tüm yorgunluğunu atıyordu hayallerimin. Dudaklarına şarap döküyordum kendi kendime. Avuçlarına hapsoluyordum. O sahnedeydi tüm güzelliğiyle; ben ona bakıyordum bir başıma seyirci koltuğunda. Necla olmak da kolay değildi elbet. Necla olmak zordu. Hayranlıktan sarhoş olmuş bir çift göz ile uğraşıyordu tüm sıkıntıları yetmezmiş gibi. Ah, pek çekti yazığım, pek çekti güzelim. Huzur bulduğu uykuyu ayıramadım ondan; kıyamadım. Bende ayaklarımı bastım yere, doğruldum şöyle keşmekeşliğimden. Merdivenleri indim basamak basamak. Tencereler soğumuştu. Bardakların kenarları çatlaktı, sorun değildi. Onca güzel kahvaltı sofrasından sonra bir dilim bayat ekmek kur yapıyordu sepetinden. Hatrını sayıp geçtim yanından. Bir dilim bayat ekmek taze kokular saçıyordu koca cüssesiyle şimdi. Bende dilimledim dudaklarının şekline göre. Çay koydum sonra. Sana açık, bana zifir doldu. Nedeni bilinmez. Reçel sürdüm, bal karıştırdım kaymağa açılsın diye gözlerin. Zeytine ihtiyacımız kalmayacaktı böylece. Bir gürültü koptu aniden. Bir gürültü, bir yaygara ki sorma. Fakat Necla paltosunu giyindi usulca. Benim için bu hareketin önemi büyüktü. Oysa Necla pek bir umursamazdı; sırtına paçavra atılmış ve bundan rahatsız olmuş gibiydi. Dudakları aşağıya bakıyordu istemsizce. Göz altlarında siyahlıklar vardı ve yanakları yalnızlığı kucaklamak istiyordu, biliyordum. Gücünü fark etmeliydi tüm dünya ve içindeki insanlar. O çok güçlü bir kadındı. Bu basit uzaklaşmaların acısı yalnızca güzel bir masaldan ibaret olabilirdi onun için. Tüm bunlar oldukça önemliydi; o bunu bilmiyordu. Çünkü Necla bir daha benim yanımda soyunmayacaktı. Ellerim dokunamayacaktı vücudunun en beyaz noktalarına. Saçının masum gibi görünen örüğü büyük bir sevişme arzusu uyandırıyordu içimde en sakin çarşafların üzerindeyken bile. Çarpık bacaklarım yakışmazdı belki ter dolmuş kasıklarına ama kimse de bizim kadar güzel sarılamazdı. Boyun kılcallarını öperdim sadece. Kokusunu alabilmek için daha bir açardım burnumu. Nefes alışlarının düzensizliği heyecanlandırırdı bedenimi. Bir kadeh aşk kondururdum dudaklarına ve sakinleşirdi omuzlarıma sarılırken. Kollarında bronzluk vardı sıcaklığımla kavrulmuş. Saçlarımı kavrayan parmakları kendine güveniyordu. Sıkıca tutmuşlardı her telinden. Derin bir mutluluk verirdi tırnakları sırtımın parçalı haline. Sarı tüylü göğüslerinin uçları yavaşça temas ederdi avuçlarıma ve o bunu bilirdi. Oysa öyle bir giderdi ki Necla, köprücük kemikleri bile birleştiremezdi bizi. Emindim; Necla son kez giyiniyordu paltosunu bir daha çıkarmamak üzere. Dönmek için fazla kalkıktı yakaları. Bir kadın ki gidebilir kendi ayaklarından habersiz. Tüm yatakların gölgesinde tadar gün ışığını. Elmacık hatlarına hapseder hüznünü; öyle gider gideceği var ise. Yine de umurunda değildi bunlar; sadece paltosunu giyindi Necla. Ağzından tek kelime dökülmedi çaresizliğime. Ayaklarımın dokunduğu tüm zeminler kayganlaşmıştı inadına. Düşmemek için tutunacak tek bir kapı kulpu yahut merdiven korkuluğu görünmüyordu yakınlarımda. Sadece zemin kalmıştı öylece. Bir kum saatinde saklanabilirdim pekâlâ. Başım aşağıya bakar; ayaklarım yukarıya. Sade sade aşk damlar damarlarımdan ince kumların arasına. Yanaklarında suskunluk ve saçlarının sarsılmayan havası… Usulca yüzüme baktı Necla. Samimi bir gülümseme kapladı ay parçası yüzünü. Öylece durdu. Çerçevesi işlemeli portre asılı kaldı duvarda. Paslı bir çiviye dolanmış ipi gergindi. Fırça darbeleri yüzyıllık sanat birikimiyle değmişti tuvale. Kapıya yürüdüm bitkin bir halde. Kulpunun soğukluğu dokunulmamışlığı gösteriyordu. Çevirdim, çıktım odadan dışarıya. Kapaklarını açtım eski dolabın, kıyafetlerimi alabilmek için. Kıyafetlerim yoktu. Orman yeşili bir palto duruyordu. Teneke askılara büyük bir tutkuyla asılıydı. Bozmadım kendine has duruşunu. Kapadım kapaklarını. Bir güzellik vardı merdivenin hemen yanındaki pencerede. Mermerinde dün gördüğüm vazo duruyordu. İçinde hayatımda görebileceğim en güzel çiçekler sıralanmıştı. Güneş bugün onlar için doğmuştu, anladım. Bir daha indim merdivenleri basamak basamak. Oysa inmiştim önceden. Bu sefer ki nedendi ? Çürük kapıya ilişti gözlerim; olması gereken yerdeydi. Sonra kapısını kırdım bu evin. Eski hatıralarla çıktım sokağa. Elleri çamaşır ipinin bıraktığı izler ile sallanıyordu pencereden sarkmış kadınların.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><em>&#8220;Ertesi günler dünde kalmıştır aslında. Ulaşmak istediğin her şeyde öyle. Neyi kavramaya yeltenirsen belinden, ellerinin gücü yetmez olur dokunmaya. Bağ bahçe hayal edersin her gece uyumadan önce. Renksiz binaların varlığını değiştiremezsin oysa. Sakin kalışlar sana göre değildir bu vakitler. Heyecanını içinde hapsedemezsin. Yürümek kalır hızlı adımlarla. Yürümek bu boş güruhlardan, adımlamak yalnızlığı ! İstemediğin şeyler bol miktardadır, bilirsin. Kaçamazsın. Söylemek için üç sene beklediğin sözcüklerin güzelliği kadar kötüsünü üç saniyede duyarsın. Hislerine güvenmek mi yoksa tüm sorunların çözümü ? Gözyaşlarına hakim olmaktan mı geçer insanlara duyduğun yakınlık ? Yok, hayır. Öyle değil işte o işler, öyle değil anam babam. Bazen istediklerinden de uzaklaşırsın. Hayallerinden, gözün henüz kapanmamışken gördüğün rüyalardan&#8230; Sadece uzaklaşırsın cesaret bulduğun ilk an. Öyle olmuyormuş değil mi o işler? Lanet edersin; nasıl olması gerekiyorsa öyle olsun dersin. Berrak suları terk eder bataklıklara koşarsın. Aynı o hesap işte. Bizde insanız icabında. Eyvallah.&#8221;</em></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/">Necla&#8217;nın Paltosu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karaköy&#8217;de İki Yalnız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 14:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8844</guid>
				<description><![CDATA[<p>-Bir şarabın güzelleştirdiği kadınlar vardır. Birde şarap gibi yıllandıkça güzelleşen kadınlar.. Kadehinin içine düşen her damlada aşk yudumluyordu sanki . Attığı kalbinden habersiz.. Bu kadını güzelleştiren şarap mı idi? Yoksa şarabımsı tavırları ile yağmurum yıllanmış  şiir ezgileri ile mırıldandığı sesler mi saçlarında.  Yağmurda ne kadar ıslandığımı fark etmeden Öylece dalıp gitmişim bu ahenklere. Fakat yalnız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/">Karaköy&#8217;de İki Yalnız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>-Bir şarabın güzelleştirdiği kadınlar vardır.</p>
<div>Birde şarap gibi yıllandıkça güzelleşen kadınlar..</div>
<div>Kadehinin içine düşen her damlada aşk yudumluyordu sanki . Attığı kalbinden habersiz..</div>
<div>Bu kadını güzelleştiren şarap mı idi?</div>
<div>Yoksa şarabımsı tavırları ile yağmurum yıllanmış  şiir ezgileri ile mırıldandığı sesler mi saçlarında.</div>
<div> Yağmurda ne kadar ıslandığımı fark etmeden</div>
<div>Öylece dalıp gitmişim bu ahenklere. Fakat yalnız olmadığımı bu yağmurda tek başına ıslananın ben olmadığımda fark edince anlamıştım nedense.</div>
<div>Onu yağmur ıslatıyordu ben şiir okuyordum..</div>
<div>Yabancıydı bu kız .. Acaba aşk&#8217; ada yabancı mıdır?</div>
<div>O sütten ağzı yananlardanım lakin bunca zaman gidenlerin ayak izlerini doldurdum cümlelerim ile ..</div>
<div>İçeriye girdim oturdum bir çay söyledim .</div>
<div>İçmek için daha erkendi benim icin . Gün uzun gece kısa .</div>
<div>
<p><figure id="attachment_8845" aria-describedby="caption-attachment-8845" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg"><img class="size-full wp-image-8845" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg?resize=450%2C704" alt="Gül'ü dikeni ile sevecek adamı toprağa gömdü kokun.. Yalnızlık , Kalabilmeyi becerebilene yakışıyor. Ölmek ise her yiğidin harcı değil... Bin kere ölmeyi yaşamak sanırdım. Bir kere öleni görmeden aşkı uğruna... Karaköy semalarında bir dert ehli, samimi bir Galata ve bir kaç hata sonrasında bekleyen aşk." width="450" height="704" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8845" class="wp-caption-text">Gül&#8217;ü dikeni ile sevecek adamı toprağa gömdü kokun..<br />Yalnızlık , Kalabilmeyi becerebilene yakışıyor.<br />Ölmek ise her yiğidin harcı değil&#8230;<br />Bin kere ölmeyi yaşamak sanırdım. Bir kere öleni görmeden aşkı uğruna&#8230;<br />Karaköy semalarında bir dert ehli, samimi bir Galata ve bir kaç hata sonrasında bekleyen aşk.</figcaption></figure></p>
<p>Aşk aklımdan geçmiyordu . Taa ki göz göze  gelene kadar. Sanırım utandırdım onu. İzlediğimi farketmişti galiba masum bir tebessüm eşliğinde yerine oturdu . Dikkatimi çeken bir şey de şarap kadehini elinden hiç  bırakmaması idi . Fakat o tebessüm daha çok akılda kalıcı idi&#8230;</p>
</div>
<div>O an aklıma bir cümle geldi ceketimin cebindeki emektar not defterine işledim hemen..</div>
<div>-Gülüşüne yağmur damlası değse şiir olur</div>
<div> Bunu bir ben bilirim birde gökyüzü..</div>
<div>Ben defalarca Yalnız kalmıştım Karaköy&#8217;ün yağmurlarında.Dostum Galata Kulesi ile birlikte ıslanırken bile böylesine cümle selinde yaş&#8217;lanmamıştı kalemim . Kalbimin beynime pompaladığı o kadar çok cümle vardıki acaba söyleseydim gidip bir kaçını anlayabilir mi idi beni?..</div>
<div>Farkındaydım edebiyat&#8217; ın ne kadar sınırlarını zorlasam da Türkçenin dışına çıkamayacaktı sözcüklerim..</div>
<div>Uzun süre sadece göz ucu ile izlemek ile yetindim . Fikrimce utandırdığım için kendimi suçlu hissetmiştim . Fakat o  suçluluk hissine bir ödül mü idi üç saniyelik tebessüm?..</div>
<div>Derken şarabını yudumlarken onu bir kez daha izlediğimi fark etti olsa gerek yutkunmadan bir gülümseme ile karşılık verdi bakışlarıma. Anlamsızca karşılık verdim gülüşüne ..Gamzeleri vardı&#8230;</div>
<div>-Attığım adımda düştüğüm çukur olsun gamzelerin..</div>
<div>Bakışında anlam vardı . Gülüşü şiir saçıyordu fakat ben okuyabilmek için yakınlaşmalıydım</div>
<div>Derken garsonu çağırıp hesabı istediğini fark ettim. Ayaklandı gitmek için ama henüz şarabın son yudumu duruyordu kadehinde . Ne yapacagımı bilemedim sanki bende o kadehteki son yudum gibi duruyuyordum bakakalmıştım. O gidince bir başıma kalacaktım koskoca kafede..</div>
<div>Gitmeden son yudumunu ayakta içmesi bana beni hatırlatmıştı. Çantasını omuzundan çapraz asıp üzerinde 21 rakamı olan şapkasını takıp elleri cebinde dışarıya doğru yürür iken bir tebessüm daha göz kırptı gamzelerinden</div>
<div>-Gitmeler .. Ah şu gitmeler bi onları sevemedim bir türlü..</div>
<div>Arkasından baktım .. şiirsiz kalmış kafiyeler gibi.. Giderken bıraktığı ayak izlerini kafiyesiz cümleler ile dolduramazdım. Hesabı istedim anlamsız da olsa gittiği yöne doğru takip etmeye başladım. Yürür iken bi an geri dönüp beni farketmişçesine koşar adımlar ile bana doğru geldi . O an  Karaköy&#8217;ün sokakları beni sanki köşeye sıkıştırmış gibi idi. Hareketsiz kaldım fakat tedirgindim. Aklıma bir cümlelik heyecan geldi;</div>
<div>-İşte şiirime mısra olmak için</div>
<div>Bana doğru o minik ayacıkları yürümeye başladı</div>
<div>Ne olduğunu bile anlamadan dudağıma bir öpücük kondurup arkasını dönüp yürümeye başladı . Ama alaycı bir tavır ile bana güldüğünün farkındaydım &#8230;.</div>
<div>-Dudağından bir tat aldım Şarab-ın ızdırap tanrım ..</div>
<div>Peşimden gel dercesine arkasına dönüp bana bakıyordu o an içimde biriken tüm yangınlar sanki sönmüş gibi idi.</div>
<div>Bana tek bir cümle bile kurmayan bir kız neden beni öptü?</div>
<div>-Neden mi öptü ? Belki aşkı anlatmanın lisanı bir gülücüktür onun için .. yada sarhoştur yada delidir.. ama ben içmeden bir kadeh şarabı dudaklarımda yutkunmuştum&#8230;</div>
<div>-Türkçe-İngilizce-Almanca bilmiyor fikrimce.</div>
<div>Ben de zaten Türkçe dışında hiç iyi değilim.</div>
<div>Ama o da beni sevecekmiş gibi bakıyor.</div>
<div>Nasıl yapalım?</div>
<div>Gittiğimiz yöne doğru kaldırdım kafamı yine kadim dostumun o gülen yüzü ; hadi yine iyisin der gibi bakıyordu bana&#8230;</div>
<div> O önden koşar adımlar ile giderken arkasına dönüp her bana baktığında kalbimin ritmini değiştirmeye cümle kiralıyordu..</div>
<div>Çok geçmedi dostumun yanına vardık saat daha öğlendi fakat bu kızla oturulup kahvaltıda bile içilirdi &#8230;</div>
<div> Ona koşarak yanına yaklaştım anlamsızca;</div>
<div>-Nereye gidiyoruz dedim</div>
<div>Yüzüme baktı ve güldü eli ile benim müptelası olduğum restoranın ve benim oturduğum masayı gösterdi .. Gülmeye başladım .</div>
<div> Ama onun gamzelerini her gördüğümde içimden şiir fışkırıyor fakat elim ile yakalayamayacak kadar pasif hissediyordum kendimi ..</div>
<div> Şaşkındım fakat bi o kadarda tuhaf. Masaya oturduk saki yanımıza gelip ;</div>
<div>-Ne arzu edersiniz efendim dedi.</div>
<div> Adını bile bilmediğim bir kızın karşısında oturmuş durmaksızın gülüyordum..</div>
<div>-En büyüğünden şarap getir kardeşim dedim.</div>
<div>Saki masayı hazırlar iken biz daha henüz tek kelime bile konuşmamıştık.. Gerçi ne konuşacağımı bile bilmiyordum..</div>
<div>Hangi şarap dudaklarından aldığım tadı verebilirdi ki&#8230; Daha bir kaç hafta öncesine kadar Aşkı uğruna canına kıyan bir genç ile aynı masada oturuyorduk..</div>
<div>Fakat bu kız hiç konuşmasa bile o kadar güzel şeyler anlatır gibi  hiç konuşmadan her şeyi paylaşır gibi idim.</div>
<div>Çok geçmedi doldurduk kadehi saki eşliğinde</div>
<div>-Daha ne kadar sarhoş olabilirdim?</div>
<div>Karşısında yeterince sarhoş gibi idim kaldırdı kadehini bana doğru gülümseyerek</div>
<div>-à la vôtre</div>
<div> Bir dakika bu kız Fransızdı&#8230;</div>
<div>Dans ederken mırıldandığı ezgiler geldi aklıma &#8230; Kadehlerimizi tokuşturduktan sonra bir kere daha kaldırdım kadehimi Dostuma Doğru ;</div>
<div>-Sence olur mu dersin?</div>
<div>Bu gece cümlelerimi oluruna kaldırıyorum&#8230;</div>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/">Karaköy&#8217;de İki Yalnız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8844</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şehitlerimizi Kabul Eyle</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sehitlerimizi-kabul-eyle/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sehitlerimizi-kabul-eyle/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 13:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Zehra Dikerler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8839</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bak bir Mehmet daha düştü toprağa Ve şehadeti yükseldi semaya Bu ne acı kaderdir bir anaya Ya Rab! Şehidimizi kabul eyle. Hangi yürek dayanır bu acıya? Bir Kürtçe ağıt yayılır etrafa Hangi vicdansız güler bu mateme? Ya Rab! Şehidimizi kabul eyle. Sen ki şerefli, yetim şehidimiz Senin hakkını nasıl öderiz biz? Sanma ki düşmana karşı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehitlerimizi-kabul-eyle/">Şehitlerimizi Kabul Eyle</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Bak bir Mehmet daha düştü toprağa</p>
<p style="text-align: center;">Ve şehadeti yükseldi semaya</p>
<p style="text-align: center;">Bu ne acı kaderdir bir anaya</p>
<p style="text-align: center;">Ya Rab! Şehidimizi kabul eyle.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Hangi yürek dayanır bu acıya?</p>
<p style="text-align: center;">Bir Kürtçe ağıt yayılır etrafa</p>
<p style="text-align: center;">Hangi vicdansız güler bu mateme?</p>
<p style="text-align: center;">Ya Rab! Şehidimizi kabul eyle.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Sen ki şerefli, yetim şehidimiz</p>
<p style="text-align: center;">Senin hakkını nasıl öderiz biz?</p>
<p style="text-align: center;">Sanma ki düşmana karşı aciziz</p>
<p style="text-align: center;">Ya Rab! Şehidimizi kabul eyle.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Bir nisa bakar şu kara toprağa</p>
<p style="text-align: center;">Elinde yeni doğmuş bebeğiyle</p>
<p style="text-align: center;">Bir gül koyulur cennet bahçesine</p>
<p style="text-align: center;">Ya Rab! Şehit(ler)imizi kabul eyle.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehitlerimizi-kabul-eyle/">Şehitlerimizi Kabul Eyle</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sehitlerimizi-kabul-eyle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8839</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Attika&#8217;da Bir Kadın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 08:30:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semra Oğuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8815</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kocam Kerkylas&#8217;a Memelerimden hala süt geliyor olsaydı ve bir bebek daha taşıyabilseydi karnım, çılgın gibi koşardım zifaf odamıza. Ben Afrodit&#8217;in rahibesi. Ona adanmıştı  hayatım. Kleis&#8217;ı doğurmak içindi güzel ve estetik olan her şeyi yudumlayışım. Sayısızca Erososlu kadını esir ettim evlilik oyununa&#8230; Afrodit içindi. O güzeldi. Ya şimdi? Sordum kendime: Elinden ne vermek gelir, Her şeyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/">Attika&#8217;da Bir Kadın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kocam Kerkylas&#8217;a</p>
<p>Memelerimden hala süt geliyor olsaydı ve bir bebek daha taşıyabilseydi karnım, çılgın gibi koşardım zifaf odamıza. Ben Afrodit&#8217;in rahibesi. Ona adanmıştı  hayatım. Kleis&#8217;ı doğurmak içindi güzel ve estetik olan her şeyi yudumlayışım. Sayısızca Erososlu kadını esir ettim evlilik oyununa&#8230; Afrodit içindi. O güzeldi. Ya şimdi?</p>
<p>Sordum kendime:</p>
<p>Elinden ne vermek gelir,</p>
<p>Her şeyi olan Aphrodite gibi birine?</p>
<p>Şimdi görüyorum Afrodit&#8217;in kadınlarını. Evleri kaleleri olmuş. Doğuruyorlar ve doğuruyorlar rahimleri yaşadıkça. Dikiş dikiyorlar ve yine doğuruyorlar. Ve ev işi yapıyorlar, çocuklarına bakıyorlar. Bir fahişeden daha bilgisizce yaşıyorlar. Onlar yoklar erkeklerin şölenlerinde. Bilmiyorlar benim şiirlerimi.</p>
<p>Endişelenme Kerkylas!</p>
<p>Ölümle cezalandırmıyorum bakire ruhumu ve fahişe bedenimi.</p>
<p>Şu kadarını biliyorum</p>
<p>Ölüm kötü bir şey:</p>
<p>Bak, işte tanrılardan belli.</p>
<p>İyi bir şey olsaydı ölüm,</p>
<p>Önce tanrılar ölmez miydi?</p>
<p>İşte soylular geliyor. Halktan almışlar bir avuç topraklarını. Ve parçalandıkça Attika&#8230; Denizde, kadınlarla düzen kurmaya gidiyorum.</p>
<p>O kadınlar&#8230; Aralarından bazılarını seviyorum.</p>
<p>Yumuşak elleriyle Dika,</p>
<p>Filizler koparıp</p>
<p>Süslediğinde o güzelim saçlarını.</p>
<p>Dika&#8217;yı seviyorum. Ve ona dokunmayı. Sonra sen, evliliğimiz.</p>
<p>Belli artık,</p>
<p>Bal da, bal arısı da</p>
<p>Haram bana bundan böyle”</p>
<p>Gidiyorum. Afrodit&#8217;e adanmış ruhlara aşık olmaya ve şiirler yazmaya ezberlesinler diye fahişeler. Buruşmuş ellerim belki gözlerim genç daha. Ya memelerim. Kleis bana muhtaç değil. Adanmış ruhu çoktan bir erkeğin avuçları arasında. Seni düşünüyorum papirüsle dertleşirken. Seni düşündükçe dönüp dolaşıp kendi kapımı çalıyorum.</p>
<p>Sappho, yeter.</p>
<p>Boşuna ne uğraşıyorsun</p>
<p>Yumuşatmaya o taş yüreği?</p>
<p>Belki de unutursun sen beni.</p>
<p>Ama bil ki, gelecek günlerde,</p>
<p>Bir takım insanlar anacak beni</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/">Attika&#8217;da Bir Kadın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8815</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Yoruldum Hayat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-yoruldum-hayat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-yoruldum-hayat/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8797</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Ben yoruldum hayat, Gelme üstüme.” türkünün sözleriydi. Bazen olur da bıkarsın hayattan. Bazen olur sıkılırsın. Kaçmak istersin. İşte o anlarda en iyi yapılacak şey, devam etmektir. Mevlana der ki; “her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme, işte orası kaderinin değişeceği yerdir.” Her şey üstüne üstüne geliyorsa korkma. Savaş. Diren. Sen bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yoruldum-hayat/">Ben Yoruldum Hayat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Ben yoruldum hayat,</p>
<p>Gelme üstüme.” türkünün sözleriydi.</p>
<p>Bazen olur da bıkarsın hayattan.</p>
<p>Bazen olur sıkılırsın.</p>
<p>Kaçmak istersin.</p>
<p>İşte o anlarda en iyi yapılacak şey, devam etmektir.</p>
<p>Mevlana der ki; “her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme, işte orası kaderinin değişeceği yerdir.”</p>
<p>Her şey üstüne üstüne geliyorsa korkma.</p>
<p>Savaş.</p>
<p>Diren.</p>
<p>Sen bir zübde-i alemsin.</p>
<p>Kainat sende matvidir.</p>
<p>Sen insan olarak eşref-i mahlukatsın.</p>
<p>Böyle şerefliyken niçin korkarsın?</p>
<p>Neden vazgeçersin?</p>
<p>Vazgeçme.</p>
<p>O nokta, kaderinin değişeceği, senden yeni bir sen zuhur edecek olan yerdir.</p>
<p>O yüzden sıkıntılara, acılara sabretmen gerekir.</p>
<p>Böylelikle senden daha iyi bir sen ortaya çıkacak.</p>
<p>O halde üzülme, vazgeçme.</p>
<p>Orası kaderinin değişeceği yerdir.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yoruldum-hayat/">Ben Yoruldum Hayat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-yoruldum-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8797</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gitme!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gitme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gitme/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 09 Apr 2017 08:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8760</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hani hiç bırakırsın ya öyle işte! Öyle bırakacaksan gitme! Hani hafıza kaybı yaşamam gerekir seni söküp atmam için ya Öyle olacaksa gitme! Hani dinlenen şarkıları başa sarıp tekrar tekrar seni anlattığını düşünebilirim ya Anlatacaksa seni gitme! Bölünür uykularım! Tam sana yetişecekken ölür gibi uyanırım ya Uyanacaksam gitme! Hani bi telefon çalar halbuki rüyadayım Sesin özlenen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gitme/">Gitme!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hani hiç bırakırsın ya öyle işte!<br />
Öyle bırakacaksan gitme!<br />
Hani hafıza kaybı yaşamam gerekir seni söküp atmam için ya<br />
Öyle olacaksa gitme!<br />
Hani dinlenen şarkıları başa sarıp tekrar tekrar seni anlattığını düşünebilirim ya<br />
Anlatacaksa seni gitme!<br />
Bölünür uykularım!<br />
Tam sana yetişecekken ölür gibi uyanırım ya<br />
Uyanacaksam gitme!<br />
Hani bi telefon çalar halbuki rüyadayım<br />
Sesin özlenen nağmesinde dokunur ya yüreğime<br />
Açarım telefonu yüreğim ağzıma gelir de imdadım rüya olur<br />
Rüyam olacaksan gitme!<br />
Sana benzeyen bi tek şehir olur da bi adres sen diye çakılı kalır aklıma<br />
Ne gelebilir ne gidebilirim bilet vardır oraya<br />
Ne bağdattır ki sorabilecek yüzüm vardır ellere<br />
Yoksa gitme!<br />
Bi zaman dilimi olup asılı kalırsın ya en saklı köşemde<br />
Hiç kımıldatmam bi saniye bile<br />
O an seni tanımak güzel şey<br />
Kıymetli şey seninle çay yudumlamak<br />
Kıymetini bilmek kendimle acı acı gurur duymak<br />
Eğer sensiz gururlanacaksam gitme!<br />
Gidersen,<br />
Hafızamı sil<br />
Beni yok et, zamanı avuçlarından kayıp gitti say<br />
Gururlu olduğu bi tek yüreği kalmış herhangi bi aşık say<br />
Saçma hayalleri avuntu yapmış kendine kibir say<br />
Hatta say ömrümü kelebeğinki gibi<br />
Hiç rüya göremeden öldü say<br />
Rüya dediği şey gerçek sandığı say<br />
Ve hiç yüzüne bile bakma bu zavallının!<br />
Gidersen öldüm say<br />
Bende canı yapıp hep yeniden başlarken hayata<br />
Tekrar tekrar öldün say!</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gitme/">Gitme!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gitme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8760</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zatının Kölesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zatinin-kolesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zatinin-kolesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 08 Apr 2017 06:43:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8390</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabrı giyindim dertlerim üstüne, Mahremdi yaralarım, sardım her açıldıkça, kanadıkça gözyaşlarıyla, Kan donduran rüzgarlar yedim, pare pareydi yüreğim, Dilime dolamışken duamı, düş müydü hayal miydi bilemedim Kar misali üstüme yağan ışıltıları, Aydınlandı her yanım, Pamuklara basar gibiydi ayaklarım, Kalbimin çırpınışı sarsarken bedenimi, Bu yarım aklımla ben, deli divane ben, kimim neyim ki ben Gözyaşları içinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zatinin-kolesi/">Zatının Kölesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sabrı giyindim dertlerim üstüne,</p>
<p>Mahremdi yaralarım, sardım her açıldıkça, kanadıkça gözyaşlarıyla,</p>
<p>Kan donduran rüzgarlar yedim, pare pareydi yüreğim,</p>
<p>Dilime dolamışken duamı, düş müydü hayal miydi bilemedim</p>
<p>Kar misali üstüme yağan ışıltıları,</p>
<p>Aydınlandı her yanım,</p>
<p>Pamuklara basar gibiydi ayaklarım,</p>
<p>Kalbimin çırpınışı sarsarken bedenimi,</p>
<p>Bu yarım aklımla ben, deli divane ben, kimim neyim ki ben</p>
<p>Gözyaşları içinde secdeye kapanırken,</p>
<p>Koca alemlerde bir toz zerresi bile değilken ben,</p>
<p>Olmaz mıyım iki cihanda zatının kölesi, tek dileğim rızan iken!..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zatinin-kolesi/">Zatının Kölesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zatinin-kolesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8390</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırık Kalpler Kahvesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 11:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rıdvan Şaki]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8767</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir gün babamdan bana kalan kahvede Hekim ile otururken ne zamandır kafamızda olan bir fikri yürürlüğe koymanın zamanının geldiğini kavradık. Hekim suratıma bakıp abi hep oturuyoruz burada ya! Eeee dedim. Hani şu işi yapsak diyorum artık. Hem oturduğumuzda bir işe yararız olmaz mı? Ben ilk anlattığında pek bir umursmadım. Ancak kahveye gelen o kadar insan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/">Kırık Kalpler Kahvesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün babamdan bana kalan kahvede Hekim ile otururken ne zamandır kafamızda olan bir fikri yürürlüğe koymanın zamanının geldiğini kavradık.</p>
<p>Hekim suratıma bakıp abi hep oturuyoruz burada ya!</p>
<p>Eeee dedim.</p>
<p>Hani şu işi yapsak diyorum artık. Hem oturduğumuzda bir işe yararız olmaz mı?</p>
<p>Ben ilk anlattığında pek bir umursmadım. Ancak kahveye gelen o kadar insan oluyordu ki yapmak istediği şey günden güne yer edindi zihnimde. Nitekim en son yapalım şu işi deyince tamam lan dedim, deneyelim bakalım ne olacak.</p>
<p>Hemen hergün aldığımız gazetenin ilan sayfasını açtı hekim bayram sabahına uyanmış olan cocugun heyecanıyla. Zaten hergün o sayfa açık kalırdı soğuyan çay bardağınin hemen yaninda. Çünkü hekim gazeteyi sadece ilanlara bakmak için alırdı. Bakar bakar, arada kafa sallar sonra öylece bırakırdı. İlan sayfasından hemen gazetenin numarasını aldı. Aradi ve ilan vermek istiyorumm dedi. İlk sayfa dedi. Büyük olsun dedi. Renk dedi. Tamam dedi. Hayır dalga geçmiyoruz dedi. Lütfen dedi. Tamam anlastik dedi. Vermek istediği ilani söyledi.  Bir ara telefonu uzaklaştırıp merak etme abi halledeceğim dedi. Sonra kalktı ve gitti.</p>
<p>O gün bir daha görmedim Hekimi. Taki sabah erkenden koltuk altında sıcak ekmek taşıyan aile babası gibi gazeteyle çıkıp gelene kadar.</p>
<p>Abi diyordu uzaklardan abi ilanimizi basmışlar.</p>
<p>Gazeteyi açtım. İlan sayfasına baktım.</p>
<p>Büyük puntolarla şunlar yazıyordu.</p>
<p>&#8220;Derdiniz var ve anlatmak istemiyor musunuz? O zaman bize gelin çünkü biz yüzünüze bakip derdinizin hikayesini yazıyoruz.&#8221;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/">Kırık Kalpler Kahvesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8767</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son Perde</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/son-perde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/son-perde/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 08:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Engin Gölbaşı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8763</guid>
				<description><![CDATA[<p>Duyar gibiyim sanki Ayak sesini güneşin Dayan diyor gönlüm, Dayan Son perde Yüzümde gülüşün saklı, dayan Aydınlığa son perde&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-perde/">Son Perde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Duyar gibiyim sanki</div>
<div>Ayak sesini güneşin</div>
<div>Dayan diyor gönlüm, Dayan</div>
<div>Son perde</div>
<div>Yüzümde gülüşün saklı, dayan</div>
<div>Aydınlığa son perde&#8230;</div>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-perde/">Son Perde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/son-perde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8763</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyümüş Olmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8789</guid>
				<description><![CDATA[<p>Selçuk&#8217;la birlikte bira içmeye sahile inmiştik. Kafamız bozuktu, Selçuk yengeyle tartışmış, babası da e-okuldan bizimkinin notlarını öğrenmiş basmış fırçayı almış ceketi çıkmış evden. Geldi yanıma ‘Ali kafam bozuk içelim mi kanka?’ diye. İçelim dedim. Oturduk cumhuriyet meydanında denize karşı  tekelci Bülent abiden aldığımız biraları başladık içmeye. Biraz çakır keyif olduk ikinci kırmızıdan sonra ben zaten [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/">Büyümüş Olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuk&#8217;la birlikte bira içmeye sahile inmiştik. Kafamız bozuktu, Selçuk yengeyle tartışmış, babası da e-okuldan bizimkinin notlarını öğrenmiş basmış fırçayı almış ceketi çıkmış evden. Geldi yanıma ‘Ali kafam bozuk içelim mi kanka?’ diye. İçelim dedim. Oturduk cumhuriyet meydanında denize karşı  tekelci Bülent abiden aldığımız biraları başladık içmeye. Biraz çakır keyif olduk ikinci kırmızıdan sonra ben zaten üç tane kırmızı ile zom oluyorum. Üçüncü derken dördüncüye başladık ikimizde sonra ben Yasemini aradım yasemin mahallenin bakkalı Recep amcanın kızı yirmi sekiz yaşında işletme mezunu 170 cm boylarında dalgalı kumral saçları beline kadar uzanan deniz mavisi gözleri en soğuk kış aylarında bile akla denize grime isteği getirebilecek cinsten, aramızda  on senelik bir yaş farkı olabilir ama bu ona aşık olmam için bir engel değil ki.Telefon iki kez çaldı üçüncüde açtı.</p>
<p>“-Efendim Ali.</p>
<p>-Yasemin</p>
<p>-Efendim</p>
<p>-Nasılsın,ne yapıyorsun?</p>
<p>-İyiyim uzandım uyumaya çalışıyorum. Sen niye aradın bu saatte iyisin dimi bir şeyin yok?</p>
<p>-İyiyim, sesini duymak istedim sadece teşekkür ederim açtığın için” dedim ve kapattım telefonu.</p>
<p><figure id="attachment_8791" aria-describedby="caption-attachment-8791" style="width: 280px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/buyumus-olmanin-hikayesi.jpg"><img class="size-full wp-image-8791" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/buyumus-olmanin-hikayesi.jpg?resize=280%2C280" alt="Büyümüş olmanın yaşı yok, yaşanmışlığı var sadece…" width="280" height="280" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/buyumus-olmanin-hikayesi.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/buyumus-olmanin-hikayesi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8791" class="wp-caption-text">Büyümüş olmanın yaşı yok, yaşanmışlığı var sadece…</figcaption></figure></p>
<p>Yasemin&#8217;e olan aşkım altı senede olsa yasemin kendimi bildim bileli yanımdaydı. Onunla büyüdüm diyebilirim. Annem babamı ve beni terk ettiğinde onların eve gitmiştim ağlayarak. O açmıştı kapıyı annemden sonra farklı olarak boynuna sarıldığım ilk kadındır o. O da küçüktü o zamanlar aslında on sekiz yaşındaydı daha. Üzülme ben de seni annen kadar sevebilirim inan bana demişti. Ben de inandım. O zamanlar çocuktuk napalım kanıverdik hemen. Nereden bileyim Yasemin&#8217;inde üniversite kazanıp Datça&#8217;dan gideceğini, üniversiteden bir çocukla tanışıp ona aşık olabileceğini nereden tahmin edebilirdim ki? Ona olan aşkımı bildiği halde gidip o çocukla nişanlanmasını hiç kaldıramıyordum. Ama yapacak bir şey yoktu. Zaten neyi elime alsam o elimde kalıyordu. Bana iyi gelen ne varsa onu berbat eden biri oldum hep. Erkenden büyüdüm sanırım, insanlardan vazgeçmeyi öğrendiğinizde büyümüş oluyorsunuz bence daha fazla konuşmak isterdim bu konu hakkında ama biramı döktüm. Selçuk da sızmış zaten, telefonda Neşat Ertaş “Cahildim dünyanın rengine kandım” diye sesleniyor&#8230; Kalkma vakti geldi, önce Selçuk&#8217;u evine bıraktım sonra eve geçtim ben kapının anahtar deliğinin neden ters olduğunu düşünürken, babam açtı kapıyı ‘yine mi içtin sen’ dedi bir şey demeden oturma odasına geçtik, babam ikili koltuğa uzanıp sigara yaktı, bende karşısına geçtim biraz ‘konuşabilir miyiz baba’ dedim, ‘şimdi sen yat yarın konuşalım’ dedi, ‘olmaz baba’ dedim çünkü bazı bir takım konular  vardır, ayıkken söylenilemez düşünülemez bile… Ağzında sigarası doğruldu, ‘bak dedim ben büyüdüm artık hiçbir şey için asla demiyorum annem gibi bir gün sende beni terk edebilirsin ya da bir gün ben seni terk edebilirim ama ölüm dışında henüz böyle bir planım yok bunu bilmeni isterim.İnsanlara olan güvenim zaten annemin bizi terk ettiği gün bir dar ağacında idam edildi ve bunun tek şahidi ben oldum. Sonra bende biraz boş verdim biraz yokladım hayatı çokça düşündüğüm şeyler oldu sende biliyorsun kimseyle konuşmadım aylarca,sonra bir karar verdim ve bu çok ciddi bir karardı kahretsin ki henüz on iki yaşındayken bir karar almak zorunda bırakıldım. Sonra asla vazgeçmem dediğim ne varsa sen dışında hepsinden vazgeçtim çok canım yandı ama bildiğim bir şey vardı can acısı hayal kırıklığının bıraktığı acı kadar acıtmıyordu insanın yüreğini… Bu söylediklerimin konumuzla hiç alakası yoktu biliyorum babacım ama sarhoşum ve ne dediğimi bilmiyorum işte… Bilirsin insanlar sarhoşken fazlaca saçmalarlar ve bu saçmaladıkları şeyler gerçekten söylemek istedikleridir. Şimdi de oturup bunları neden biz yaşadık dememek lazım. Dünyanın bir hikaye kısmı var ve oradaki ilahi güç rolleri dağıtırken kimseye sormuyor ne istiyorsunuz diye yoksa hiç birimiz istemezdik böyle olsun.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/">Büyümüş Olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8789</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her Şey Onunla Güzel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 19:33:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8793</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazmak çok şey ister. Yağan yağmur bile çok şey anlatır. Duygulanımların en güzel anlarını satın almasını istediği tutkunun gözlere yansımasını hisseden ben yalnızlığımda saklıyım şimdi. Evleneli 2 yıl oldu karnımdaki çocukla kocamı kaybettim. Duygularımı yansıtan en güzel kareydi oğlum. Gözümdeki yaşın bir romanıydı belki de. Yanlış bir kederin beynimdeki seratonini etkileyen gülümsemesiydi belki de. Onun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/">Her Şey Onunla Güzel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazmak çok şey ister.</p>
<p>Yağan yağmur bile çok şey anlatır.</p>
<p>Duygulanımların en güzel anlarını satın almasını istediği tutkunun gözlere yansımasını hisseden ben yalnızlığımda saklıyım şimdi.</p>
<p>Evleneli 2 yıl oldu karnımdaki çocukla kocamı kaybettim.</p>
<p>Duygularımı yansıtan en güzel kareydi oğlum.</p>
<p>Gözümdeki yaşın bir romanıydı belki de.</p>
<p>Yanlış bir kederin beynimdeki seratonini etkileyen gülümsemesiydi belki de.</p>
<p>Onun gülüşü her şeye bedeldi.</p>
<p>Fısıltısı belki de kelebek yüklü bir çiçekti benim için.</p>
<p>Çok şey ifade ederdi.</p>
<p>2 yılda çok şey değişti.</p>
<p>Ben değiştim.</p>
<p>Büyüdüm.</p>
<p>Kadın oldum.</p>
<p>Anne oldum.</p>
<p>Anne’lik bana çok şey kattı.</p>
<p>Ama çocuğuma ‘baba’ kelimesini öğretemedim.</p>
<p>Bu duygularımı etkiledi mi?</p>
<p>Hayır.</p>
<p>Belki de etamin işleyen ben kazandığım üç beş kuruşla çocuğumu okutacaktım.</p>
<p>Dikiş dikerek kazandığım parayla askere gönderecek.</p>
<p>Kapının önündeki tavuktan gelen yumurtayla üniversiteye göndereceğim.</p>
<p>Televizyonda oynanan skeçlerdeki konuşan kadın gibi ben de gülmek istedim hep.</p>
<p>Aradığım ne varsa elimden silindi.</p>
<p>Yağan yağmurun gülümsememe etkisi yoktu.</p>
<p>Dışarda fırtına başladı.</p>
<p>Denizde dalgalanmalar başladı.</p>
<p>Oyundan atılmış çocuk gibiydim bu dünyada.</p>
<p>Elimi nereye atsam o şey hemen yok oluverirdi.</p>
<p>Duygusuzluğumun yansımasından bir ayna olup karşıma çıksaydı eğer çok şey anlatırdı.</p>
<p>Yalnız mıydım?</p>
<p>Hayır.</p>
<p>Oğlum bana arkadaştı.</p>
<p>Yalnızlığımı gideren en önemli yoldaştı.</p>
<p>Bense suskun ve hayalci dünyamda ekmek parasıyla kıt kanaat geçinen bir anneydim sonuçta.</p>
<p>Annelik benim en güzel payemdi.</p>
<p>Bir fotoğrafa sıkışmış aşk dünyamda ben, anı kırıntılarıyla yaşıyordum.</p>
<p>Bir masaldı o hikaye.</p>
<p>Ben baş kahramanı…</p>
<p>Oğlumun 1 yaşında oluşu, ilk dişinin çıkması ve ilk ‘anne’ deyişi…</p>
<p>Hepsi benim göz ağrılarımdı.</p>
<p>Okuma yazmayı biliyordum.</p>
<p>Hatta çok kitap okurdum küçükken.</p>
<p>Ama üniversiteye gidemedim.</p>
<p>Gitmeyi çok istemiştim göndermediler.</p>
<p>Bu denize yakın tek katlı eve gelin geldim.</p>
<p>Kocamı, o doğuda askerlik yaparken kaybettim.</p>
<p>Bir şehit eşiyim yani.</p>
<p>Böyle kutsal bir görevi ben genç yaşımda aldım.</p>
<p>Anneannem çok anlatırdı, kocası zabitken peçesi açılmış, görmüş aşık olmuş.</p>
<p>Benim hikayem nasıldı?</p>
<p>Masalsı bir düğünün altıncı ayında ben yalnız kaldım.</p>
<p>Anlatsam olurdu aslında.</p>
<p>Yazsam olurdu.</p>
<p>Lise mezunu olsam dahi ben en güzel kelimeleri bulur muydum acaba?</p>
<p>Yazsam olurdu.</p>
<p>Her sabah tek katlı evimin denize yakın bahçesinde ben, kıt kanaat, tavuktan aldığım yumurtalarla, inekten sağdığım sütle, diktiğim elbiseleri satarak geçiniyordum.</p>
<p>Okutsalar okurdum belki.</p>
<p>Ama kitap okuyordum.</p>
<p>Küçükken okuma yazmayı öğrendiğim günden beri okuyordum.</p>
<p>Okutsalar liseden sonra okurdum belki.</p>
<p>İskender Pala’nın birçok romanını okumuştum.</p>
<p>Lise mezunu olmak benim okumamı etkilememişti.</p>
<p>Her hafta ikinci el kitapçıdan aldığım kitaplarla kendimi geliştiriyordum.</p>
<p>Edebiyatı seviyordum.</p>
<p>Kendi romanımı yazmalıydım belki de.</p>
<p>Çok şey katmıştı bana okumak.</p>
<p>Yalnızlığımda arkadaş olmuştu kitaplarım.</p>
<p>Okumayı seviyordum.</p>
<p>Okumak, benim için çok şey ifade ediyordu.</p>
<p>Okuduğumda dünyayı farklı anlıyordum.</p>
<p>Lise mezunuydum, ancak iyi bir okurdum.</p>
<p>Çocuğuma da iyi bir okur olmayı öğretecektim belki de.</p>
<p>Kitapları sevecekti.</p>
<p>Hayal dünyasında büyüyecekti.</p>
<p>Masallar okuyacaktım ona Binbir Gece Masalları’ndan.</p>
<p>Çocuğum büyüyecekti belki de.</p>
<p>Belki de beni hiç bırakmayacaktı oğlum.</p>
<p>Hep yardım edecekti.</p>
<p>Henüz 1 yaşında olan oğlumun hayatından kesitleri ezberleyecek olan ben tüm gücümle onu yetiştireceğim.</p>
<p>Tüm annelik duygularımla ona sarılacağım.</p>
<p>Hayatım oğlum olacak.</p>
<p>Ve ben, ona ninniler fısıldayacağım, masallar okuyacağım.</p>
<p>Ömrümün baharında anne’likle taçlanacağım.</p>
<p>Cennetin ayaklarımın altında hissedebiliyorum.</p>
<p>Aşkı, oğlumda buluyorum.</p>
<p>Tüm annelik duygularımda ben ona her gece dua ediyorum.</p>
<p>Öldüğümde miras olarak Kur’an’ı bırakacağım.</p>
<p>Onu okuyacak.</p>
<p>Her gülümsememde onu anlatacağım.</p>
<p>Onu yetiştirecek, büyüteceğim.</p>
<p>O, benim her şeyim.</p>
<p>Her şey onunla güzel olacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/">Her Şey Onunla Güzel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8793</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YARATIK / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 14:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8752</guid>
				<description><![CDATA[<p>Duvarlarını soğuk ve parlak taşların kapladığı bir yer hapsediyor vücudumu. Yalnızca bir dürtü var içimde beni yönlendiren. Parçalamak istiyorum gökyüzünü; parçalamak ve içinde yer edinmek istiyorum! Ayrılmak istiyorum bu bedenden, ruhuma yüklediği sıkıntılardan. Adına öfke diyorsunuz. Oysa ben bilirim; bir kurtuluş tüm söylediklerim. Rahat yataklara uzanmak istiyorum yeniden. Ancak hepsi korkuyla bakan gözleri oyduğum zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/">YARATIK / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Duvarlarını soğuk ve parlak taşların kapladığı bir yer hapsediyor vücudumu. Yalnızca bir dürtü var içimde beni yönlendiren. Parçalamak istiyorum gökyüzünü; parçalamak ve içinde yer edinmek istiyorum! Ayrılmak istiyorum bu bedenden, ruhuma yüklediği sıkıntılardan. Adına öfke diyorsunuz. Oysa ben bilirim; bir kurtuluş tüm söylediklerim. Rahat yataklara uzanmak istiyorum yeniden. Ancak hepsi korkuyla bakan gözleri oyduğum zaman gerçekleşir! Usulca yüzebilirim o zaman yarattığım kan gölünün en derin yerlerinde! Büyük bir öfke hiçbir şeye! Çok büyük bir öfke sonsuzluğa&#8230;</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Güneşin doğuşunun ve batışının bir olduğu diyarlarda; okyanusların daha geniş olduğu zamanlarda&#8230; Bir akarsuyun kenarından yürürsünüz. Tatlı su balıkları çırpınır heyecanla ve bir şey fırlattığınızda ortaya yeşil kurbağalar çıkar. Çayırı çimeni bol&#8230; Kadınlar ellerinde sepet, koşar adımlarla elma toplamaya çıkar gündüz vakti. Karanlık çökmeden dönmek zorundalardır. Tehlikeli olur oraların gecesi. Boz ayılar cirit atar ormanlarda. Yiyecek bulma ümidi ile köye inen kurt sürüleri de cabası. Fakat gündüzleri güzeldir işte. Kış uğradığında bile bahar kokusu duyulur havasından. Ancak… Büyük bir sıkıntısı vardır bu insanların. Çatısı samanla kaplı evler ve şenlik yaratan çocuk sesleri arasından bulutları delen taş yığını belirir ansızın. Asaletini topraktan almış ve buna güvenirmiş gibidir duruşu. Tüm halkın içini huzursuzlukla kaplayan taş yığını&#8230; Yakınından geçmelerini pek istemez çocukları olan anneler. Tarlalar bu verimsiz topraklardan uzaktadır mümkün olduğunca. Akarsuyun ve tüm güzelliklerin öteki tarafında; şimdiye dek zirvesi görülmemiş bir dağın eteklerindedir ışık görmez girişi.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><em>Zaman geçiyor. Geçtikçe tükeniyorum. Dudaklarımı kımıldatmak istemiyorum; istemediğim için konuşmuyorum. Korkuyorum. Konuştuğumda ağzımdan kelimeler yerine boğuk bir hırıltı çıkar diye korkuyorum. Kalın derim yaralarla kaplı ve buna sebep olan benim öfkem. Yaralarımın kenarları kaşınıyor. Kabukları kalkar diye kaşımaktan çekiniyorum. Belki de her şey için bahanemdir korku ve isteksizlik. Yorgunumdur sadece; uyumak istiyorumdur. Mağaranın zemininde ince bir su birikintisi var. Kendi yansımamı görebiliyorum. Korkunç görünüyor siyaha bürünmüş göz altlarım, dökülmüş saçlarım. Sakinim. Kollarım birbiri ile aynı anda hareket etmiyor sadece. Kollarım hiç hareket etmiyor.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8230;</em></p>
<p><figure id="attachment_8754" aria-describedby="caption-attachment-8754" style="width: 806px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/yaratik-oyku.jpg"><img class="size-full wp-image-8754" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/yaratik-oyku.jpg?resize=640%2C480" alt="&quot;Güzelliğe dair ne varsa buradaydı; hissediyordum.&quot; " width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/yaratik-oyku.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/yaratik-oyku.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8754" class="wp-caption-text">&#8220;Güzelliğe dair ne varsa buradaydı; hissediyordum.&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>İlk cesaret eden ben olmuştum her konuda, her zaman olduğu gibi. Yürümeye ilk başladığım yollar çakıl taşları ve solmuş çiçeklerle kaplıydı. Toprak görünmüyordu etrafta. Oysa solmuş çiçekler vardı. Nedeni bilinmez bir gerçeklik. Ayaklarım durmamı isteyene kadar yürümeye devam ettim. Uzaklaşmıştım tatlı su balıklarından ve yeşil başlı kurbağalardan. Bir sessizlik, bir duygusuzluk sarıyordu vücudumu. Kollarımın ince ve sarı tüylerini okşadım kendimi teselli edercesine. Uzun zamandır hissediyordum yürümenin güzelliğini. Fakat bu farklıydı. Sanki ayaklarım beni hiçliğe sürüklüyor gibiydi. Başıma buyrukluğum ve umursamazlığım sebebi ile tartışırdım yakınımdaki insanlarla. Mükemmel olduğum söylenemezdi. Fakat bu farklıydı. Kalbim, ellerimden tutup çekiyordu beni hiçliğe. Olmamam gereken bir yere gidiyordum. Düşüncelerle dolu kafam, sıyrıklarla kaplı ayaklarım ve ben gelmiştik geleceğimize. Burası için &#8220;akarsuyun öteki tarafı&#8221; diyordu o köyün halkı. Burası akarsuyun öteki tarafı falan değildi. Sazlıkların arasına gizlenmiş bataklıklar vardı beni derinlerine çekmeyi isteyen. Aldırmadım. Gökyüzünde tek bir kuş görünmüyordu. Yeniden aldırmadım. Burnuma gelen çürük kokular geri dönmem gerektiğini söylüyordu. Dinlemedim. Güzelliğe dair ne varsa geride kalmıştı ve bunun için yapabileceğim bir şey yoktu. Ufak bir korku kapladı içimi. Yanaklarıma sıcak doldu; hissediyordum. Ellerimde güç bulana kadar bekledim ve tırmanmaya başladım karanlık taşların arasındaki boşluğa doğru. Kötülüğe dair ne varsa buradaydı; hissediyordum.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><em>Kollarımın kalın ve siyah tüylerini okşuyordum kendimi teselli edercesine. Son bir kez yüz hatlarımı inceliyordum. Üzerimde ağır bir şey vardı beni yerin en derinine göndermek isteyen. Üzerimden atamıyordum. İğrenç bir sıvıyla kaplıydı ağzımın her köşesi. Dişlerimin sivriliği dudaklarımı acıtıyordu. Yere dökülen kan damlalarına bakıyordum; öylece bakıyordum. Yeniden rüya görebilme ümidiydi bu. Hüzünle karışık sevgi kırıntılarıydı. Kuyruğumun ucu düştü yere. Yüksek bir ses çıktı. Kollarım sardı bedenimi sıkıca. Göz kapaklarım değdi birbirine. Yüksek bir ses çıktı. Kalbim, ellerimden tutup çekiyordu beni hiçliğe.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8230;</em></p>
<p>Ayaklarım düz bir zemine basıyordu tekrar. Yapabileceğimi biliyordum. Bir süre bekledim. Yüzüme soğuk bir esinti çarptı karanlık girişten. Ellerimi hissetmiyordum. Beklediğim süre zarfında korkuyla çarpışıyordu cesaretim. Kafamın içinde bir savaş vardı. Bu yüzden kalbimde topladım; kalbimde topladım her şeyimi. Başımı uzattım ilk önce. Sonra ayaklarım girdi, sonra vücudum&#8230; Duvarlarını soğuk ve parlak taşların kapladığı bir yer hapsediyordu vücudumu. Titreme sardı dört yanımı. Yürümeye çekiniyordu ayaklarım. Bir adım attım; cesaret geldi ayaklarıma. İki adım attım; rengi geldi yüzümün. Gözlerim etrafı yokluyordu kontrolüm olmadan. Taşların çatlaklarından yağmur suları sızıyordu. Mağaranın zemininde ince bir su birikintisi vardı. Kendi yansımamı görebiliyordum. İlerledim. Geniş ve ferah bir odayı andırıyordu içerisi. Siyaha boyanmış bir odayı andırıyordu. Ufak bir aralıktan ışık sızıyordu içeriye. Aydınlık için yeterli değildi. İlerledim. Yerden yüksekliği bir bacak boyuydu. Zemin ile temas eden köşelerinde yeşil renkli otlar vardı. Düz bir kayaydı bu. Fakat üzerinde bir beyazlık vardı. Boylu boyunca uzanmış bir beyazlık&#8230; Parlaklığı gözlerimi kamaştırıyordu. Aydınlık için bu kadarı yeterliydi. İlerledim. Uzun saçlarının uçları odaya dolan ışık kümesine değiyordu. Yanaklarımı daha bir sıcak yaptı altın rengi. Ellerimi hissetmeye başlamıştım yeniden. İlerledim. Yüz hatlarını görebilene kadar ilerledim. Yanakları, o kadınların topladığı elmalar kadar kırmızıydı. Sıcaklık hala oradaydı; biliyordum. Yaklaştım. İnce çizgiler vardı. Bu çizgiler söylenememiş çok şey saklıyordu aralarında. Dudakları sakindi, burun köprüsü kıvrımlı&#8230; Gözlerinin kenarları şakaklarına doğru çekiyordu ve kaşları bir kemanın yayını andırıyordu. Yukarı inip kalktıkça hoş nağmeler duyacaktım. Saçlarının arasında gezdirdim ellerimi. Yumuşak ve bitkindi. Bacakları ve kolları bedeninin yanına uzanmışlardı; dost olmuşlardı ona. Göğsünün ardında hala atan bir kalp vardı; biliyordum. Burası, akarsuyun öteki tarafıydı. Gözlerim öylece bakıyor iken dudaklarımda bir tohum filizlendi. Çiçek oldu sonra. Ne varsa sildi attı içimden. Geriye kalan güzel hayaller ve yakalanmayı bekleyen umutlar&#8230; Sulamak için suyum yoktu; o da soluverdi.  Üç adım attım; huzur doldu vücudumun en ücra noktalarına; hissediyordum. Ellerimde güç bulana kadar bekledim ve araladım göğsünün sol tarafından. Güzelliğe dair ne varsa buradaydı; hissediyordum.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/">YARATIK / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8752</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaprak Ağaçtan Sıkılmıştı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaprak-agactan-sikilmisti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaprak-agactan-sikilmisti/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 11:30:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8757</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beni bırakma rüzgar! Beni yanına al n&#8217;olur? Diye başladı söze yaprakları yaşlı ağacın Rüzgar biraz terslercesine suratına baktı yeşilin Ensesini döndü sonra hayır dercesine Dur beni de ayak bağı olmam dedi bi kaçı yaprağın Merhametine yenik düşen rüzgar iki güçlü nefes aldı Yaprakların çoğunu serdi yere Canı yanan bi kaç yaprak teşekkür etti Artık özgürüm [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaprak-agactan-sikilmisti/">Yaprak Ağaçtan Sıkılmıştı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Beni bırakma rüzgar!</div>
<div dir="auto">Beni yanına al n&#8217;olur?</div>
<div dir="auto">Diye başladı söze yaprakları yaşlı ağacın</div>
<div dir="auto">Rüzgar biraz terslercesine suratına baktı yeşilin</div>
<div dir="auto">Ensesini döndü sonra hayır dercesine</div>
<div dir="auto">Dur beni de ayak bağı olmam dedi bi kaçı yaprağın</div>
<div dir="auto">Merhametine yenik düşen rüzgar iki güçlü nefes aldı</div>
<div dir="auto">Yaprakların çoğunu serdi yere</div>
<div dir="auto">Canı yanan bi kaç yaprak teşekkür etti</div>
<div dir="auto">Artık özgürüm artık dolaşabileceğim dedi</div>
<div dir="auto">Rüzgar &#8221; Yalnız artık ölüsün, seni gövdenden kopardım&#8221;  dedi</div>
<div dir="auto">Yaprak umursamaz bi hal takınıp</div>
<div dir="auto">&#8221; Yerinde yaşar gibi görünmekten iyi midir bu? &#8221; dedi</div>
<div dir="auto">Rüzgar ses etmedi paltosunu sıkıca bağladı</div>
<div dir="auto">Yapraklar yavaş yavaş oradan uzaklaştı</div>
<div dir="auto">İçlerinde kahverengi teni olanlar yarı yolda cansız bedenlerini bırakıverdi</div>
<div dir="auto">Olsun belki ömürlerinin sonlarına doğru ne güzel koşabilmişlerdi rüzgarın ardından</div>
<div dir="auto">Bu bile onlara yeterdi yeşillerin fikrince</div>
<div dir="auto">Yeşil olanlar için hayat yeni başlıyordu nasılsa..</div>
<div dir="auto">Kim bilir kaç matem dökeceklerdi koca yaşlı bi ağaçtan habersiz</div>
<div dir="auto">Meyveleri olmayacaktı hani</div>
<div dir="auto">Belki çok yararsız olacaklardı yanından geçenlere</div>
<div dir="auto">Hiç kimsenin ruhunda bi tat bırakmayacaklardı</div>
<div dir="auto">Hiç kimsenin ciğerlerine işlenen havada bi molekül tanesi dahi olmayacaklardı</div>
<div dir="auto">Ama kendileri olacaklardı kimseden habersiz&#8230;</div>
<div dir="auto">Yağmurların kucağına düşmüşlerdi artık</div>
<div dir="auto">O çamurlu ellerini yıkayan yağmurun kucağı ne serindi öyle</div>
<div dir="auto">Artık parmaklarına değip akan bi yağmur değildi o</div>
<div dir="auto">Belki şimdi sevgili bi yağmur</div>
<div dir="auto">Şevkati sonsuz huzurlar içinde yatıran</div>
<div dir="auto">Ya toprak?</div>
<div dir="auto">Toprak bi dünyaya yetecek umut gemisini kırıntılar halinde bölüştürmüş</div>
<div dir="auto">Öyle bi bölüştürmüş ki, eşit mutluluk diyoruz biz buna</div>
<div dir="auto">Gökyüzünü de bölüşmüş müdür?  diye aklından geçiren yeşiller var aralarında</div>
<div dir="auto">&#8221; Aa evet! Hiç şimdiye dek biz yıldızlara çıkmadık! &#8216;  diye sesini yükselten yaprak beliriverdi gülümseyerek</div>
<div dir="auto">&#8221; Çıkamayız onlar çok uzaktalar! Hem hiç onlar yeryüzüne inmişler mi?  dedi bi arkadaşı</div>
<div dir="auto">Haklısın der gibi başını salladı yeşilli</div>
<div dir="auto">Ardından düşünüp,</div>
<div dir="auto">Uzaktalar diye hepsi toprağa sürünerek yeryüzüne sabitlenmiş gibi duraksadılar</div>
<div dir="auto">Bi nehrin kenarına geldiklerini anlayan en öndeki yeşilli</div>
<div dir="auto">&#8221; Buraya bakın ne harika bişey! Sanki gökyüzünün aynası gibi bakın! &#8221;  dedi</div>
<div dir="auto">Sesi işitenlerinin ayaklarınınn hızı azar azar düştü</div>
<div dir="auto">Yağmur birikmiş sandılar</div>
<div dir="auto">Bi kaçı gerçekten gökyüzünün yansıması olduğunu düşünüyordu</div>
<div dir="auto">Evet bi kaçı hâlâ gökyüzüne çıkma derdindeydi</div>
<div dir="auto">Gökyüzü onlar için bi kaçış bi serüvendi</div>
<div dir="auto">Fakat rüzgar daha fazlasını yapamazdı</div>
<div dir="auto">Onları başka bi gezegene koyup uçan bişeyler de yapamazdı</div>
<div dir="auto">Özgürlük, bazen sadece kapısına kadar gelip zile basıp kaçmaktan ibaretti</div>
<div dir="auto">Bazen sadece teşekkür etmek doğaya var olduğun için</div>
<div dir="auto">Bazen asi gelip sadece kendini koruyup kollayabilmek</div>
<div dir="auto">Ve meyvesiz geçiyor çoğu özgürlüğün</div>
<div dir="auto">Yararsız olabilirsin başkalarına bu ihtimal var</div>
<div dir="auto">Ama zararsızsın çoğunda kendine</div>
<div dir="auto">Nasılsa çoğu zaman zile basıp kaçıp gideceksin&#8230;</div>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaprak-agactan-sikilmisti/">Yaprak Ağaçtan Sıkılmıştı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaprak-agactan-sikilmisti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8757</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Şizofrenin Günlüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 08:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8747</guid>
				<description><![CDATA[<p>Alelacele kalktı Bekir yine o sabah yatağından. Yastığının ıslaklığına uyandığı günlerden biriydi. Gece yatarken sürekli terliyor ve bu O’nu bazı geceleri çekilmez derecede rahatsız ediyordu. Sürekli doktora gitmesi gerektiğini söylüyordu  küçük kız kardeşi. Ama O buna ayıracak pek vakit olmadığını düşünüyordu. Henüz 15 yaşındaydı Bekir. Kardeşi ilk okula gidiyordu. Ve bu yıl akşamcıydı ufak kız. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/">Bir Şizofrenin Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Alelacele kalktı Bekir yine o sabah yatağından. Yastığının ıslaklığına uyandığı günlerden biriydi. Gece yatarken sürekli terliyor ve bu O’nu bazı geceleri çekilmez derecede rahatsız ediyordu. Sürekli doktora gitmesi gerektiğini söylüyordu  küçük kız kardeşi. Ama O buna ayıracak pek vakit olmadığını düşünüyordu. Henüz 15 yaşındaydı Bekir. Kardeşi ilk okula gidiyordu. Ve bu yıl akşamcıydı ufak kız. Onu uyandırmamalıydı. O yüzden olabildiğince sessiz ve aceleyle çıkmalıydı evden. Parmaklarının uçlarında koşarken o koridordaki tek kapılı , üst komşunun bile sesini duyup rahatsız olduğu buzdolabına çarpmamak için kapı pervazına tutunarak dönüyordu kapıya doğru. Hemen buzdolabının koridora sunduğu mecburi aralıktan banyoya yöneliyor ve yüzüne iki su çarpıp , aynı ustalık ve sessizlikle odaya dönüyor ve ne bulursa üstüne geçiriyordu Bekir. Zaten bulacağı şeylerde belliydi. Çok bi alternatifi yoktu nede olsa. Sokak kapısından çıkmasıyla , saate bakması bir olurdu Beki&#8217;in. Yine; geç kalacam korkusuyla 3 er 5 er çıkmaya başladı merdivenleri. Apartmanın kapıcı dairelerinin güne merdiven çıkmayla başlatan zorluğu. Apartmandan hızlıca çıkıp her zamanki gibi , apartmanın dışarı merdiveninin dibinde yatan, o pek sevmediği yahut alışamadığı , şarap kokan adamın üstünden atlayarak koşmaya başladı. Yokuş aşağı koşarken soldan 2. dönemeçten savrulmadan dönüp, yine sol tarafta kalan 3. bina Begonya Apartmanının altında kalan, yılların esnafı Rıza amcadan suyunu aldı. Ahh Rıza amca. Ne çok çekiyordu Bekir in nazını. Bekir her gün suyunu buradan alır,para ödemez,ay sonunda da para ödemek için gittiğinde 3_5 su parası alırdı Rıza amca. Hep aynı kavga.</p>
<ul>
<li>Verdin ya, hatırlamıyor musun evladım. Fazla para aldırıp ahretimi yakma benim der durur Rıza amca.<br />
Bekir bakıyor olmuyor sonra ne yapsın, Rıza amcanın küçük torununu İsmail’ i internete götürüyor du hep bu kavganın sonunda. Küçük İsmail de bu duruma hem mutlu hem de korkarak razı oluyor, Bekir’ i de “Ama abi sakın dedeme söyleme,biliyorsun çok kızar” diye tembihliyordu.</li>
</ul>
<p>Normalde 30-35 dakikalık bir maraton mesafesiydi Bekir’in evi ile işi arası. Her gün böyle koşmazdı tabi, ama dün akşam hasta annesi yine ağlama krizine girmiş onu teskinle uğraşmıştı. O yüzden sabaha karşı oturmak zorunda kalmış en sonunda yorgun düşen annesinin uykuya dalmasını fırsat bilip o da küçük kız kardeşiyle paylaştığı odasına geçebilmiş, yatar yatmazda uykuya dalması bir olmuştu.</p>
<p>Hızlı koşmalar yerini ara ara hızlı yürümelere bırakıyor, arada cebinden babasından kalma mendili çıkartıp yüzündeki teri siliyordu Bekir. Babası mahallelinin çok sevdiği Hakkı abiydi. Hakkı genç yaşta Bekir’in annesiyle severek, hatta O’nu kaçırarak evlenmiş, yük gemilerinde çalışan mert bir adamdı. Bekir babasını çok severdi. O’nun için hiç kötü düşünmedi. Onlarca şey söylenmesine rağmen. Evet onlarca şey söyleniyordu Hakkı için . Yine bir gün iş icabı yük gemisiyle gittiği ülkede başka bir kadın bulup başka bir hayat kurduğundan falan bahsediyorlardı. Hakkı hep uzun soluklu giderdi. 8 ay 13-14 ay gelmediği olurdu Hakkı’nın. Hatta bir keresinde 2.5 yıl hiç görmemişti babasını Bekir. Ama hep dönerdi. Hediyelerle geri gelir uzun bir süre işe gitmez sonra yine giderdi. Babasıyla O işe gitmediği zamanlarda ki geçirdiği vakitler Bekir için her şeye değerdi.  Ama bu sefer gelmedi. Tam 5 yıl oldu ama hala gelmedi. Yinede Bekir bir gün gelecek ümidini hiç yitirmedi.</p>
<p>Mendili geri cebine sokup koşmaya devam etti. İş yeri uzaktan görünmeye başlayınca saatine baktı ve yavaşladı. Yetişeceğini anladı. Saat 7:05. 7:30 a daha çok vardı. Fazla hızlı koşmuş olmalıydı. Atatürk Spor salonunu geçince hemen 19 Mayıs stadının yanında ki duvarda biraz oturup dinlendi. Rıza amcadan aldığı suyu çıkarttı ve biraz yudumladı. Ayağa kalktı ve Gar ın yolunu tuttu.</p>
<p>Ankara Tren Garı’nda ki o eski büfenin önünde ayakkabı boyuyordu Bekir. Mesai saati başlamadan hep işte olur, akşamda saat sekiz gibi sandığını büfedeki Asım amcaya teslim eder eve dönerdi.</p>
<p>&#8211;          Selamunaleyküm Asım amca.</p>
<p>&#8211;          Aleykümselam Bekir. Hoş geldin. Lan şu işi bide bizim çırağa öğret. Her gün aynı saatte nasıl gelinir işe bi öğretemedim zibidiye. Şuna bak saat kaç oldu, daha gelecek velet.</p>
<p>&#8211;          Sabah sabah yine söylendiğine göre iyisin demek Asım amca, maşallah.</p>
<p>&#8211;          Zevzeklik etme, al sandığını hadi işine bak.</p>
<p>&#8211;          Tamam tamam kızma, …. Bismillah ….</p>
<p>Yoğun bir gün oluyordu. Bereketliydi. Öğlen  saati yaklaştıkça Bekir’in gözü o gizemli adamı arıyordu. İşin açıkçası ne zaman gelir diye pek endişelenmiyordu. Çünkü bu adam hep aynı saatte 2. Perona gelip, sol taraftaki merdivenlerin karşısındaki  sıraya oturuyordu. Gelir gelmez bir not defteri çıkartır, bir şeyler yazar, sonra biraz gazete okur,saatine bakar dururdu sürekli.  Hah işte geldi. Tam saatinde.</p>
<p>&#8211;          Asım amca! Geldi bizimki!</p>
<p>&#8211;          Hah.Senden bana fayda yok. Olmadı bizim çırağı bu adamın yanına yollayacağım nasıl tam saatinde gelinir diye.</p>
<p>&#8211;          Aman be Asım amca.</p>
<p>Peronda bekleyen adam yazmaya başlamıştı bile…</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Ve yine geldim. Bekliyorum. Söz verdiğim gibi. Ama az daha gelemiyordum. O saçma Ankara trafiği yüzünden hep. Bir yol kapanınca her yol kapanır mı bir şehirde. Neyse geldim işte. Hava biraz soğuk yine Ankara’ da. Üşümek de demeyelim de biraz serinceyim. Gerçi sana kalsa donarsın. E tabi sen sıcak iklim seversin. Bilmez miyim. Ama soğuk iyidir. Beni dinç kılıyor. Biliyorsun seviyorum soğuğu. Kafam ve vücudum dinç kalıyor ya iyi ki bu soğuk var diyorum. Şuna bak kat kat giyinmişler . Ne kadar komik geliyor bazen bu bana. Herkes robot gibi. Sence de öyle değil mi. Gerçi pardon sen sıcağı seversin. Evet sen sıcağı seversin. Beklide o yüzden gelmeyişlerin. Beklide benden daha çok seversin. Şuan trenin İzmir den Eskişehir e kadar gelmiş hatta oradan da çoktan çıkmış olmalı. Uyanmışsındır artık. Trenin vagon aralarında gezip sigara için akşamdan beri kim bilir kaç tur atmışsındır. Ve kim bilir kaçıncı sigarandır. Bense yine akşam biraz geç uyudum. Televizyona baktım biraz. Sonra kitap okudum. Biliyor musun sana ne hikayeler biriktirdim. Yok yok merak etme anlatmadım kimseye , anlatma dedin ya o yüzden kimseye anlatmıyor,hepsini sana biriktiriyorum.  Bazılarına çok kızacak sonunda hiç ummadığın bir hikaye duyacaksın. Hele bir gel de. Üşüdüm oturunca üşüyor adam. Biraz gazete okumalıyım sanırım. Haberlere kızıp ısınırım belki ha ne dersin.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bekir bu gizemli adamı babasına benzetiyordu. Onun gibi biraz uzunca temiz giyimli ve parlak ayakkabılıydı. Yapılı olmayan ama kalıplı bir vücudu vardı. Tabi şimdi mevsim kıştı ama yıllardır bu adam buraya gelir İzmir Mavi Tenini bekler, tren geldikten birkaç dakika sonra giderdi. Birini bekliyor ama kimi. Buraların bekleyenleri bitmez. Vuslatları bitmez. Her kavuşmalar , iki adım yanında ki ayrılıklara şahitlik eder. Ve her ayrılmalar bir bekleyişlere gebe diye düşünürken Asım amca seslendi Bekir’e;</p>
<p>&#8211;          Bekir ! Öğle yemeğini getirdin mi.</p>
<p>&#8211;          Yok Asım amca, acele çıktım evden.</p>
<p>&#8211;          Köftehor! Gene benim menemene güvendin demi.</p>
<p>&#8211;          Büyüksün amcaların kralı.</p>
<p>&#8211;          Tamam tamam! “ Oğlum yumurtayı fazla at bugün. Bekir de yiyecek.”</p>
<p>Bu adamla ortak bir yanı vardı Bekir’in. Bekleyişler. Evet, beklemesini seviyordu adamın. Sadakatini, ümidini. Kendini ve annesini görüyordu beklide bu adamda. Onlarda hep babalarını beklemişlerdi. Ve hala bekliyorlardı. Ah o ufak kız kardeşi. Doğru dürüst görmemişti bile babasını. Ama o bile bekliyordu. Tıpkı bu adam gibi.</p>
<p>Ve peronda bekleyen adam gazeteyi okumayı bitirmişti o sırada…</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p>Her şey aynı yine haberlerde. Herkes birbirini yiyor. Ve Beşiktaşımız sanırım yine şampiyon. Seninle aynı takımlı olmak güzel. Sanırım gelmek üzeresindir. Saat 11:00 e geliyor. Hala üşüyorum. Düşünüyorum da; ya yine gelmezsen. Daha ne kadar bekleyeceğim konusunda beni deniyorsan yanılacaksın. Ben hep bekleyeceğim. Zaten de hep bekledim. Yıllar öncede bekledim, şimdide. Benim kaderim bu olabilir mi, nasıl olur da hep böyle aynı olur, “Allah’ım bu nasıl sınav, hep birilerini mi bekleyeceğim ben!” diye kafayı yediğim geceleri hatırlıyorum da çok zordu. Aslında hala zor. Dur bir saniye susadım su içmeliyim. Rıza amcanın suyunun tadı yok artık sularda biliyor musun.  Neyse….Evet tren göründü. Umarım valizlerin ağır değildir.</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p>       &#8211;  Hah trende geliyor zaten Asım amca bekle adam gitsin de öyle yiyelim.</p>
<p>&#8211; Yahu sıkılmadın mı şu adamı takip etmekten Bekir. Hadi gel oğlum soğutma.</p>
<p>&#8211; Geliyorum bekleyin beni.</p>
<p>Acaba bu sefer gelecek mi ! Diye düşünürken adam Bekir de merakla adamı gözden kaybetmemeye çalışıyordu. Adam ayağa kalkmıştı. Perona giren treni elleri pardesüsünün cebinde dikkatlice izliyordu. Tren durdu. İçinden inenler, kucaklaşanlar, büyüklerinin ellerinden öpüp hemen valize atılanlar. Kimileri de yalnız , aceleci. Adam bi o tarafa bi bu tarafa, kalabalıktan uzak ama kalabalığa hakim bir edayla yürüyüp duruyordu. Arıyordu ve bulamıyordu.</p>
<p>Bekir üzgün bir tavırla adama gidip sarılmak, kendinin de ne denli beklediğini ağlayarak anlatmak istiyordu. Her gün. Hasta annesini. Babasızlığı. Kardeşine ve annesine bakmak zorunda olmanın babasını beklemesinin önüne geçmesini.  O etrafın laflarını. Bu laflardan uzaklaşmak için annesini alıp Ankaralara gelişini. 15 yaşında 35 yaşındaymış gibi olmanın zorunluluğunu. Ve her şeye rağmen beklemeyi ve ümidi. Neyse dedi. Ellerini beze sildi. Tam esnada Asım amca seslendi.</p>
<p>&#8211;  Bekir hadi lan. Bu velet bitirecek yoksa.</p>
<p>Ankara Tren Garı’nda, 2. Peronda ; Kalem soğuk, defter soğuk , ve hava hüzünlü bir hava&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p>Evet yine yoksun. Yine gelmedin. Sözünde bir gün daha durmadın. Hava soğuk. Serinlik yerini soğuğa bıraktı bende. Üşüyorum. Daha çok üşüyorum. Karşımda, Hemen iki peron önümde duran büfeyi izliyorum şimdi. O büfenin yanındaki ayakkabı sandığımı, rahmetli Asım amcamı hatırlıyorum. Heyt be Asım amca. Hani bir gün beraber gelip de menemenini yemiştik, şu sürekli şikayet ettiği vefakar çırağının elinden hatırlıyor musun. Ne beğenmiştin. Seni de o menemeni de özledim. Ama yine gelmedin. Yıllarca o sandıkta insanların ayakkabılarını boyarken aslında babamı beklediğimi biliyordum. Ondanda ümidimi kesmemiştim.  Hatırlıyor musun seninle Kızılay da otururken babannem aramıştı da baban geldi demişti. İlk trenle İstanbul’a yolcu etmiştin buradan beni. Yıllar sonra benim seni yolladığım gibi. İstanbul da babamın cenazesiyle karşılaşacağımı bilsem inan hiç gitmezdim. Beklemeye devam ederdim. Çünkü beklemeler güzel. Beni ben yapıyor. Hayata tutunuyorum. Her ne kadar doktorum bu hayata tutunuşlarımın ilaçların faydalı etkisi olduğunu söylese de ben öyle düşünmüyorum.  O küçük Bekir in terk edilişleri belki de bugünkü Bekir i ayakta tutan şey. Belki de ümittir beni yaşatan. Belki de o şehre okumaya gidip bir daha gelmemen hep bundan. Geleceğim diyip gelmeyişlerin. Ve yine gelmedin. Kim bilir belki yarın gelirsin. Gitmem gerek. Gitmem gerek.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/">Bir Şizofrenin Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8747</post-id>	</item>
		<item>
		<title>UYAN</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uyan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uyan/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 02 Apr 2017 07:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8386</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uyan! Rüyaların aslına, her nefeste yeniden yaratılışına, Ölüp ölüp dirilişine uyan! Bak kuşların ilahi fısıltılarına, köpeklerin sadakatine uyan! Uyan ey gönlüm! Geçe kalmadan, ecel gelmeden uyan! Varsın gözyaşların sel olsun, ne ki gökyüzünün yanında? Rüzgarlarla, şimşeklerle uyan bedenin her sarsıldığında! Göğü tavan yapanın hatırına uyan, aklınla uyan, gönlünle uyan! Akrep iğnesindeki zehri şifa edene uyan, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyan/">UYAN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uyan! Rüyaların aslına, her nefeste yeniden yaratılışına,</p>
<p>Ölüp ölüp dirilişine uyan!</p>
<p>Bak kuşların ilahi fısıltılarına, köpeklerin sadakatine uyan!</p>
<p>Uyan ey gönlüm! Geçe kalmadan, ecel gelmeden uyan!</p>
<p>Varsın gözyaşların sel olsun, ne ki gökyüzünün yanında?</p>
<p>Rüzgarlarla, şimşeklerle uyan bedenin her sarsıldığında!</p>
<p>Göğü tavan yapanın hatırına uyan, aklınla uyan, gönlünle uyan!</p>
<p>Akrep iğnesindeki zehri şifa edene uyan,</p>
<p>Uyan ölesin ki, dirilesin sonsuzluğa..!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyan/">UYAN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uyan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8386</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kim Demiş Günlükler Eskide Kaldı Diye!?&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kim-demis-gunlukler-eskide-kaldi-diye/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kim-demis-gunlukler-eskide-kaldi-diye/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Mar 2017 18:21:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8676</guid>
				<description><![CDATA[<p>Teknolojinin ilerlediği ve yazı araç gereçleriyle kurduğumuz ilişkinin değiştiği herkesin malumu. Fakat, orta yaş ve üzerindeki benim gibi tüm defter tutkunlarının ömründe en az bir günlüğü ve bu günlükte yazmak için kullandığı bir özel kalemi kesinlikle olmuştur. 🙂 Ve hatta, günlük tutma alışkanlıklarımızı hayatımızın ileriki aşamalarında da mutlaka sürdürmeye çalışmışızdır&#8230; Günlükleri hayatımızdan çıkartmak, öyle sanıldığı kadar kolay [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-demis-gunlukler-eskide-kaldi-diye/">Kim Demiş Günlükler Eskide Kaldı Diye!?&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojinin ilerlediği ve yazı araç gereçleriyle kurduğumuz ilişkinin değiştiği herkesin malumu. Fakat, orta yaş ve üzerindeki benim gibi tüm <a href="http://www.kayakirtasiye.com.tr/defterler"><strong>defter</strong></a> tutkunlarının ömründe en az bir günlüğü ve bu günlükte yazmak için kullandığı bir özel <a href="http://www.kayakirtasiye.com.tr/yazi-gerecleri-kalemler"><strong>kalem</strong></a>i kesinlikle olmuştur. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Ve hatta, günlük tutma alışkanlıklarımızı hayatımızın ileriki aşamalarında da mutlaka sürdürmeye çalışmışızdır&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_8677" aria-describedby="caption-attachment-8677" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler.jpg"><img class="wp-image-8677 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler.jpg?resize=300%2C214" alt="Günlükleri hayatımızdan çıkartmak, öyle sanıldığı kadar kolay değildir." width="300" height="214" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8677" class="wp-caption-text">Günlükleri hayatımızdan çıkartmak, öyle sanıldığı kadar kolay değildir.</figcaption></figure></p>
<p>Günlükleri hayatımızdan çıkartmak, öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Çünkü günlükler, özellikle de yazıyı hayatlarının ayrılmaz bir parçası olarak görenlerin en sadık yol arkadaşlarından biridir. Üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra bu günlükleri okumak, bambaşka bir lezzet verir üstelik. İnsan yaşarken, bazı şeylerin farkına doğrudan varamıyor. Geriye dönüp baktığında, daha önce anlamadığı ya da anlamak istemediği hemen her şeyi işte bu güzel, şık ve sevimli defterlerde buluyor efendim. Günlüğün anı ya da hatıra defterlerinden en önemli farkı da budur zaten. Günü gününe tutulduğu için, bunları bilerek ya da bilmeyerek zihnimizde dönüştürme ya da çarpıtma şansını bize tanımazlar&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f609.png" alt="😉" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><figure id="attachment_8678" aria-describedby="caption-attachment-8678" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-2.jpg"><img class="size-full wp-image-8678" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-2.jpg?resize=300%2C214" alt="Günlükler, sıradan defterlerden görüntü ve içerik bakımından oldukça farklıdır." width="300" height="214" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-2.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-2.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8678" class="wp-caption-text">Günlükler, sıradan defterlerden görüntü ve içerik bakımından oldukça farklıdır.</figcaption></figure></p>
<p>Günlük denildiğinde pek çoğumuzun aklına, her gün yaşadığımız olay ve deneyimlerimizi ve bunlar hakkındaki duygu ve düşüncelerimizi yazıya aktardığımız defterler gelir. Belki söylemeye cesaret edemeyip yine de kendimizi ifade etme ihtiyacımızı giderdiğimiz günlüklerimiz, aynı zamanda da sırlarımızı taşıyan ve bu nedenle bizim için çok özel olan yazı araçlarıdır. Haliyle günlükler, sıradan defterlerden görüntü ve içerik bakımından oldukça farklıdır. Bize sadık bir yol arkadaşlığı yapan bu tür <a href="http://www.kayakirtasiye.com.tr/"><strong>kırtasiye</strong></a> ürünleri, kendimiz ve hayatımız üzerindeki farkındalık düzeyimizi yükselten ve bu yolla bize mutluluğun ve başarının ip uçlarını veren çok özel nesnelerdir.</p>
<p><figure id="attachment_8679" aria-describedby="caption-attachment-8679" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-3.jpg"><img class="wp-image-8679 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-3.jpg?resize=300%2C214" alt="Günlükler, aynı zamanda da edebiyatımızın ayrılmaz parçalarından biridir." width="300" height="214" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-3.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-3.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8679" class="wp-caption-text">Günlükler, aynı zamanda da edebiyatımızın ayrılmaz parçalarından biridir.</figcaption></figure></p>
<p>Diğer taraftan günlükler, aynı zamanda da edebiyatımızın ayrılmaz parçalarından biridir. Pek çok yazar veya şairin hayatının ileriki ve tabii ki ünlü oldukları dönemlerinde “gizli” olduğu gerekçesiyle bir de daha fazla merak uyandıran günlükleri, sıradan okurlar için olduğu kadar, edebiyat tarihçilerinin de ilgi ve dikkatlerini her dem üzerinde toplamayı başarır.</p>
<p>Çok sevdiğimiz bir yazar veya şairin kendi günlüklerinde nasıl bir anlatım üslubu kullandığının tanıklığı, bizim için ya da en azından benim için, çok önemlidir. Bu yazarın veya şairin kendi özel yazılarında da aynı üslup özelliklerini gördüğümde, buna çok sevindiğimi belirtmek isterim. Çünkü, yazı dili ve konuşma dili arasında farklılıklar olduğuna inanma eğiliminde olan sıradan okurlar, yazar ve şairlerin kendi metinlerinde kullandıkları dilin “sanatsal-kurmaca” olduğunu; kendi hayatlarında aslında böyle bir dili kendilerinin bile kullanmadıklarını düşünmeye pek eğilimlidir.</p>
<p><figure id="attachment_8680" aria-describedby="caption-attachment-8680" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-4.jpg"><img class="size-full wp-image-8680" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-4.jpg?resize=300%2C214" alt="Günlükler" width="300" height="214" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-4.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/gunlukler-4.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8680" class="wp-caption-text">Günlükler</figcaption></figure></p>
<p>Ne var ki bendeniz, bu söylemi doğru bulmamaktayım. Bir yazar veya şair, her şeyden önce kendi üslubuna sahip olan bir insandır ve ne yazarsa yazsın, kendi üslubunu hep korur, korumalıdır da. Onu diğerlerinden ayıran, kendi üslubudur ve günlük gibi özel yazılarında aslında, kendi üslubunu ne kadar özümseyip özümseyemediğini sınamış oluruz. Bugüne kadar çok şükür, günlüklerini okuduğum hiçbir yazar ve şair konusunda herhangi bir hayal kırıklığı yaşamadım; bunu da ayrıca ekleyeyim&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Sonuç olarak günlükler, kendinizi tanıma ve kişisel gelişim sürecimizde hızlı yol almak için en ideal yol arkadaşlarımızdır ve teknolojinin bizi hem kendimize, hem de birbirimize karşı hızla yabancılaştırdığı bir zaman diliminde işte tam da bu nedenlerle hayatımızdan asla çıkartamayacağımız ürünlerin başında gelmektedir efendim&#8230;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-demis-gunlukler-eskide-kaldi-diye/">Kim Demiş Günlükler Eskide Kaldı Diye!?&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kim-demis-gunlukler-eskide-kaldi-diye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8676</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mizan Kurulduğunda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mizan-kuruldugunda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mizan-kuruldugunda/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Mar 2017 04:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8384</guid>
				<description><![CDATA[<p>Devrildikçe yıllar; Kızmayı, küsmeyi kesersin, dile getirmek bile angarya olur kırılmışlıkları&#8230; Anlarsın leyla’nın aslını, bir vehimden ibaret olan dünyayı!.. Yalnızlaşırsın, yalnızlaştıkça perdeleri kapatırsın, Yetmeyi öğrenirsin kendi kendine, Bilirsin artık herkesin idrakı ölçüsünde anladığını, yorumladığını hayatı, Yapan, yaptıran Mevla ise kime kızacak kime darılacak, kimi kime şikayet edeceksin? Mesaj Yaradandan, iletilme şeklidir kulu bağlayan,, Elbise biçilmiş, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mizan-kuruldugunda/">Mizan Kurulduğunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Devrildikçe yıllar; Kızmayı, küsmeyi kesersin, dile getirmek bile angarya olur kırılmışlıkları&#8230;</p>
<p>Anlarsın leyla’nın aslını, bir vehimden ibaret olan dünyayı!..</p>
<p>Yalnızlaşırsın, yalnızlaştıkça perdeleri kapatırsın,</p>
<p>Yetmeyi öğrenirsin kendi kendine,</p>
<p>Bilirsin artık herkesin idrakı ölçüsünde anladığını, yorumladığını hayatı,</p>
<p>Yapan, yaptıran Mevla ise kime kızacak kime darılacak, kimi kime şikayet edeceksin?</p>
<p>Mesaj Yaradandan, iletilme şeklidir kulu bağlayan,,</p>
<p>Elbise biçilmiş, dikilmiş, hazır edilmiş, ister giyer sabredersin,</p>
<p>İster kefen eder, yakar gemileri terkeylersin!..</p>
<p>Elbet bilir ilmiyle ne edeceğini, sen bilmesen de</p>
<p>Mizan kurulduğunda maksattır seni sana imzalatmak!..</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:block"
     data-ad-format="autorelaxed"
     data-ad-client="ca-pub-1385937189085107"
     data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mizan-kuruldugunda/">Mizan Kurulduğunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mizan-kuruldugunda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8384</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluk Özlemi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 26 Mar 2017 04:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8581</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zor zamanlardı. Konuşmaktan çok yazıyordu herkes. Kelimeler hürdü lakin satırlarda, isimsiz ve yetim. Mimlenmişti adamlar ve kadınlar, geceden farksız riyakâr bir sessizlik… Huzur mu? Evet. Tehlike mi? Daniskası. Korkunun eşiğinde söylenmişti&#8230; Kimseler duymadan bütün âleme anlatılmıştı isyanın ilk sözcükleri. Küçük bir dünya da daha nasıl olabilirdi. Şu kırılgan satırlara gizlenmiş, baktıkça derinlerde gördüğümüz o titrek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/">Sonsuzluk Özlemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zor zamanlardı. Konuşmaktan çok yazıyordu herkes. Kelimeler hürdü lakin satırlarda, isimsiz ve yetim. Mimlenmişti adamlar ve kadınlar, geceden farksız riyakâr bir sessizlik… Huzur mu? Evet. Tehlike mi? Daniskası.</p>
<p>Korkunun eşiğinde söylenmişti&#8230; Kimseler duymadan bütün âleme anlatılmıştı isyanın ilk sözcükleri. Küçük bir dünya da daha nasıl olabilirdi. Şu kırılgan satırlara gizlenmiş, baktıkça derinlerde gördüğümüz o titrek dalgaları, yeşil ve eladan bozma denizlerin. Kaybedilmiş son şehir, adın düşmeyecek dudaklardan, en şanlı direniş, en hazin son.</p>
<p>Sokak lambasının aciz ışığından mahrum, kendi karanlığında boğduğun o bankta, gölgenin nezaretinde bekliyorsun sabahı. Kırışmış yüzünde biriken çatlakları sayan bir çocuk soruyor:</p>
<ul>
<li>Amca, nasıl eskidin böyle?</li>
<li>Seni sevebilir miyim, Babamın antikası kıymetinde.</li>
</ul>
<p>Ruhundaki sonsuzluk yüklenmiş esareti, tenindeki sona doğru taşıyor. Sen! Kendi dünyasına mahkûm aciz adam. Ne olacak son sözcüklerin?</p>
<ul>
<li>Varlık tükenir, sözcükler baki, sonsuzluk, özlemin nihayeti.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/">Sonsuzluk Özlemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8581</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalk Gidelim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalk-gidelim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalk-gidelim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Mar 2017 15:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Deniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8642</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir beyaz kağıtta ki kadar saf durmuyor hayat. Ne zaman içine girdiniz o zaman anlıyorsunuz ne olduğunu. Bir şey avuçlarınızın arasından geçerken sizin yaptığınız sadece seyretmek. İşte tam olarak budur zaten hayat. Sonra kabuğunuza çekiliyorsunuz, mağaranıza, fildişi kulenize, kalenize… Adına ne derseniz bilmem, içinize dönüyorsunuz işte. Çünkü dış dünya ağır geliyor bedeninize. Tütün, her gece [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalk-gidelim/">Kalk Gidelim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir beyaz kağıtta ki kadar saf durmuyor hayat. Ne zaman içine girdiniz o zaman anlıyorsunuz ne olduğunu. Bir şey avuçlarınızın arasından geçerken sizin yaptığınız sadece seyretmek. İşte tam olarak budur zaten hayat. Sonra kabuğunuza çekiliyorsunuz, mağaranıza, fildişi kulenize, kalenize…</p>
<p>Adına ne derseniz bilmem, içinize dönüyorsunuz işte. Çünkü dış dünya ağır geliyor bedeninize. Tütün, her gece dudağınızın kenarında olsa da, kalabalık olsa da etrafınız veya ne bileyim bol kahkahalı olsa da suratınız öyle olmuyor işte. hayatın getirdiği ve sırtınıza bindirdiği şeyler ağır geliyor size. Taşımak istemiyorsunuz. Bir şeyler gösteriyor size bakmak, görmek, kabullenmek istemiyorsunuz. Uzun. Çok uzun bir yolculuğa çıkmak istiyorsunuz…</p>
<p>Durun…</p>
<p>Durun, durun!</p>
<p>Çıkıyorsunuz da zaten, hiçbir yerde dönmeyen talih çarkınız burada dönüyor ve siz bu istediğiniz yola çıkıyorsunuz.  Göç ediyorsunuz içinize doğru. Hem ne demişti  Zarif bir abimiz;</p>
<p>‘’En uzun yoldur insanın içi’’</p>
<p>Bu uzun yolculukta ardınızda bazı şeyleri bırakıyorsunuz. Bazı sesler, bazı gözler, bazı sevinçler bırakıyorsunuz. Ama bunları öyle bir bırakıyorsunuz ki parça parça ederek. Adeta nereye gittiğinizi birileri bilsin diye…</p>
<p>Bilsin ve eğer sizi bir gün ararsa o parçalardan sizi bulsun diye…</p>
<p>Bu yolculukta yanınıza aldığınız tek şey ise umutlarınız. Ama her virajda biraz daha eksiliyorlar sizden. Sarp ve engebeli bir arazide geçiyor bu yolculuk dikkatli olmanız gerek…</p>
<p>Derin bir sessizlik ve karanlık içinde geçen bir yolculuk bu…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalk-gidelim/">Kalk Gidelim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalk-gidelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8642</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; Bir Dalda İki Aşk &#8211; 9</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Mar 2017 08:30:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8628</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yitik kalpler ülkesi burası, aşklar soğuk demli çay tadında şekersiz. Yanında fırından yeni çıkmış susamlı simit olsa katlanılır belki, ne gezer ama. Susuzluğumu bile kesmez bu çay şimdi benim. Nafile beklerim, bilir yine beklerim. Taze çay tadında bir sohbeti, susamlı simit tadında bir aşkı özlerim. Seni özler gözlerim. Yokluğunda biçare kaldı sözlerim… Nasıl beğendin mi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Bir Dalda İki Aşk &#8211; 9</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yitik kalpler ülkesi burası, aşklar soğuk demli çay tadında şekersiz. Yanında fırından yeni çıkmış susamlı simit olsa katlanılır belki, ne gezer ama. Susuzluğumu bile kesmez bu çay şimdi benim. Nafile beklerim, bilir yine beklerim. Taze çay tadında bir sohbeti, susamlı simit tadında bir aşkı özlerim. Seni özler gözlerim. Yokluğunda biçare kaldı sözlerim…</p>
<p>Nasıl beğendin mi kafiyelerimi? Çok mu basit geldi. Basittir tabi seninkilerin yanında. N’apalım benden ancak bu kadar çıkar. Ben ne şairim ne de yazar… Senin gibi bir edebiyatçının yanında kaç yazar… Sarhoş olsam ancak bu kadar dürüst olurdum değil mi? Hatırladın mı seninle sabaha kadar kadeh kadeh içtiğimiz o acı şaraplı geceyi. Ben hiç unutmadım inan ki. Hani bir sen bir ben yazıyorduk sırayla dizeleri. Sonra sırayı şaşırmıştık da, ben sızmıştım bir köşede, sen bitirmiştin şiiri, bizim şiirimizi…</p>
<p><strong>Sözler her zaman doğruyu söylemez, </strong></p>
<p><strong>Anlamın içine gizlenir sırlar. </strong></p>
<p><strong>Bazen sırlar bile sırlanır da, </strong></p>
<p><strong>Aynalar sırlardan kaçar. </strong></p>
<p><strong>Sırrın da sırrı vardır. </strong></p>
<p><strong>Söylenmeyendir aslında söylemek istediklerimiz. </strong></p>
<p><strong>Biz ayna olabilmek için sırlarımızın içinde gizleniriz</strong>.</p>
<p>Bizim şiirimizi okumak kimseye nasip olmadı değil mi? Ben bulamadım o sabah ayıldığımda ne seni, ne de birlikte yazdığımız şiiri… Seninle birlikte sırra kadem bastı gitti. Nereye gitti sahi, sen neredesin şimdi? Ne kadar zamandır yoksun? Aslında zaten hiç mi yoktun?</p>
<p><em>Birbirine yabancı iki kişi, </em></p>
<p><em>Sihirli aynaların karşısında aradı kendisini. </em></p>
<p><em>Sirkin büyüsü bittiğinde, </em></p>
<p><em>Gece fenerleri söndüğünde, </em></p>
<p><em>Gün ışıdığında tepemize </em></p>
<p><em>Biz de bittik öyle değil mi?</em></p>
<p>Benim şiirim böyle başlayıp böyle bitiyor ya senin ki?</p>
<p>‘Kaçmak için bir neden gerekmez, insan en çok kendinden kaçar bir başkası bahanesidir yalnızca. Bir neden vardır var olmasına ama kişi bilmediğinden nedeni, ‘neden’ neden olmaktan çıkar. İnsanoğlu neden-sonuç ilişkisini çözemedi mi çaresiz kalır. Bunalıma girdim sanır. Girdapta döner durur deney fareleri gibi. Koşar koşar bütün enerjisini harcar, hep aynı yerde durmadan, varacağı nokta olmadan yorgunluktan çatlar, ölür sonra…’ Demiştim sana.</p>
<p>Sen öldün mü yoksa? Ölmemişsindir. Kötüler çabuk ölmez ya, ölmemelisin daha. Böbreğinin biri yoktu, diğeri iflas etmek üzereydi. Hep ‘öleceğim’ diyordun. Senin korkun ölümden miydi yalnızca? ‘Doktorunu buldun işte’ demiştim sana. Ben bakardım bir ömür boyunca. Sen ölümden değil asıl yaşamaktan kaçtın. Çünkü korkun yaşamaktı aslında… Hilafsız yaşamaktan, yarını düşünmeden, şimdiyi, anı, hayatın aslını, özünü yaşamaktan korktun; Yani benden, yani kendinden, insandan korktun sen…</p>
<p>‘Korkularımız alt benliğimizde beslediğimiz bir canavardır. Ne kadar çok korkumuz varsa o kadar sırrımız vardır. Bütün korkularımızı serbest bıraktığımızda aynaların sırları kalkar ve şeffaf cam ortaya çıkar. Karşıdan bakan kişi camın gerisindekini görür artık, görmek isteyenin seçimine kalmıştır manzara… Sen ne isen bakınca onu görürsün benden.’ Hatırladın mı? Parkta yaptığımız söyleşiden…</p>
<p>Bana bakınca gördüğün kendinden kaçtın sen! Tüm çıplaklığınla, tertemiz aşkınla, kala kaldın karşımda. Aşkın saflığında gördüğün o küçük çocuktan kaçtın!</p>
<p>Sana hiç kızmadım dersem yalan olur. Çok kızdım ölesiye, çıldırasıya kızdım. Zayıflığına, zaaflarına, mazlum kibrine kızdım. Çektiğin acıları anlamadım sandın. Seni tanımadım sandın. Seni sevemem sandın. Oysa seni olduğun gibi seven bu hayattaki tek insandım. İşte en çok buna kızdım. Sonra anladım ki insan en çok, en sevdiğine kızarmış.</p>
<p>Öyle çok sebep bulmaya çabaladım ki seni unutmak için. Bunca sene hiç affetmedim seni, ya da öyle zannettim. Hep kızgın olayım diye boyuna kendimi körükledim. Ateşi hep harlı tutmak için odunlar attım içime. Yanayım kül olayım seni unutayım istedim.</p>
<p>Bir çift göze takılıp kalır mı insan? Bu kadar sapar mı yolundan? Ne kadar aptalım diye kendime kızdım en çok. Babam olsaydı yanımda – benim akıllı kızım diye severdi beni- saçlarımı okşayıp, bana öğütler verirdi. Ah babacığım niye bu kadar erken gittin ki…</p>
<p>‘Hatıralar, biz onları hafıza merkezimizden çekip çıkarana kadar gizli gizli yerlerinde dururlar. Uzun süre kullanılmayanlar zaman aşımına uğrar, ya kaybolur ya da bozulurlar. Muhayyile işin içine girdiğinde yeniden yazılır silinmiş kayıtlar. Bir anının aslına ulaşmak zordur, çok zor. Derin klinik terapisi uygulamak gerekir… Çoğu kez bu bile çözüm olmaz.’</p>
<p>Sana hastam gibi davrandığımı zannettin. Tıp eğitimi almış olsam da daha o zamanlar pratisyen bir hekimdim yalnızca. Yeni mezun çaylak bir hekim… Büyülü İstanbul’dan ayrılıp Artvin’e mecburi hizmete gitmiş idealist biriydim. Senin nezdinde ise bir çocuk. Sahi sen benim neyimi sevdin? Heyecanlarımı, hayallerimi, bitmek bilmeyen tıp fakültesi hikâyelerimi hiç bıkmadan dinlerdin. Sana ilk âşık olduğum adamı bile anlatmıştım. Gülerek dinlemiştin, çocukça kaprislerimi severek tolere etmiştin. Ailemden uzakta hiç bilmediğim bir diyarda, savaşmayı öğretmiştin. İnsanların sertliklerine dayanmayı, onların dillerinden anlamayı, en çok da soğukta hayatta kalmayı… Belki o yüzden sevdim seni bu kadar, sahi ne kadar çok?</p>
<p>Bir mektubu çok gördün ya bana. En çok buna içerledim. Gittiğin yerden tek bir elveda mektubuna razıydım oysa. Gülerdin şimdi yanımda olsan bu duruma. Türk filmlerine benzetip abartılı bulurdun. Beni nasıl bir acıyla bıraktığından habersiz yaşıyorsun şimdi orda burda. Bilsen döner gelir miydin acaba?</p>
<p>Aramızdaki yaş farkını bahane ettin hep. Niye kendini bu kadar yaşlı bulduğunu bir türlü anlayamadım? İnsan 43 yaşında ölmezdi ki… Hem ben doktordum, biliyordun seni yaşatacağımı&#8230;</p>
<p>Sahi kaç yaşında olduk biz şimdi?</p>
<p>Senin ‘Küçük Kara Balığın’ elindeki kılçıktan kılıcıyla Don Kişotculuk oynadı senden sonra. Yel değirmenleriyle savaşıyorum hala. Ah! Dulcinea… Olmayan sevgilim, neredesin? Hiç değilse hayalet değilsin. Yoksa öyle misin? Değilsin değil mi?</p>
<ul>
<li>Çay bırakayım mı abla?</li>
<li>Bu soğuk demli çayları içmekten midem delinecek. Taze, sıcak ve açık getirmezsen para yok ona göre…</li>
<li>Tamam abla ya kızma hemen, yenisini demliyor ustam. Demini alsın hemen.</li>
<li>Hah şöyle, bir sıcak çay içelim değil mi? Üşüdük şunun şurasında.</li>
<li>Eyvallah ablam, dur senin keyfini yerine getiririm şimdi ben üzülme. Hele açayım şu radyoyu bir.</li>
</ul>
<p>“Bir dalda iki kiraz,</p>
<p>Biri al, biri beyaz</p>
<p>Eğer beni seversen</p>
<p>Mektubunu sıkça yaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sallasana, sallasana mendilini</p>
<p>Akşam oldu göndersene sevdiğimi. “</p>
<p>Şarkılardan fal tutardı annem, ben çocukken. Polis radyosunda çıkardı bu türküler. İstek olduğunda, ‘sıradaki’ diye başladı mı spiker, hemen atılırdı şarkı daha anons edilmeden.</p>
<p>‘Benim olsun’ derdi. Sonra kaderini değiştirecek şarkıyı dinlerdi.</p>
<p>Ben fal tutmadım şarkılardan hiç. Bu şarkı beni tuttu fakat çocukluğumdan. Annemin sevdiği bir İstanbul türküsü… Makamı saba, sabah ezanından kalma…</p>
<p>“Bir dalda iki kiraz, biri al biri beyaz, eğer beni seversen, mektubunu sıkça yaz.”</p>
<p>Gördün mü bak. Kızların kaderleri anneleri gibi olurmuş. Şarkı tam bana göre çıktı. Müzeyyen Senar söylüyor.</p>
<p>Ağlattı beni bunca yılın ardından. Kime kızayım ben, söyle hadi kime? Bir suçlu bulup onu mu cezalandırayım? Çok düşündüm karşıma çıksa bir gün ne yaparım diye. Bir gün öyle herhangi bir yerde… Bir temiz pataklardım herhalde önce. Sonra kıyamaz bırakırdım, sarılıp boynuna ağlardım. Hiç bitmeyecek hıçkırıklarla işte şimdi olduğu gibi…</p>
<p>“Bir dalda iki ceviz</p>
<p>Aramız derya deniz</p>
<p>Sen orada ben burada</p>
<p>Ne bed kaldı ne beniz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sallasana, sallasana mendilini</p>
<p>Akşam oldu göndersene sevdiğimi. “</p>
<ul>
<li>Çaylar geldi taze taze, sıcak sıcak içimiz ısınacak…</li>
<li>Ne o şimdi de reklama mı başladın?</li>
<li>Ya abla sen de bugün ne yapsam kızıyorsun ha!</li>
<li>???</li>
<li>Yani bakma öyle, diyecek laf bulamıyorum karşında.</li>
<li>Ben de yazacak kelime, bak birbirimize benziyoruz demek ki.</li>
<li>Kızmazsan sana bir şey soracağım abla?</li>
<li>Kızmam hadi sor.</li>
<li>Sen geçenlerde de geldiydin hani. İki masa öteye oturdundu. Hatırladın mı o günü. Aha masadaki şu kitap vardı yine elinde.</li>
<li>Eee… Pek meraklıymışsın sende…</li>
<li>Meslek icabı abla…</li>
<li>Hadi ya.</li>
<li>Bir şey düşürdün mü sen o gün?</li>
<li>Nasıl bir şey?</li>
<li>Mektup gibi. Sen gittikten sonra masanın altında aha bu mektubu buldum da, ama senin mi bilemedim pek… Belki senindir ha?</li>
</ul>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Bir Dalda İki Aşk &#8211; 9</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8628</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Serde Sevda Sancısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Mar 2017 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8578</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öyle uzak durma sevdiğim, öyle mahzun, öyle hüzünlü susma dedi Cafer, aydınlanırken cemresi gül cemalinin. Mesafelerde büyüttüğü aşk tohumlarını ekerken memleketinin buz tutmuş bağrına&#8230; Bu, giderken son sözleri olmuştu, mevsimlik bir vedanın ardına. Cemre! Gözü yaşlı Cemre… Alıştığı bir şehirde, alışmadığı bir yalnızlığa mahkûm, otobüsün hareketiyle sarıldı telefona… Hapsedilmiş kelimelerin izinde, yazıyor ha yazıyor onca [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/">Serde Sevda Sancısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öyle uzak durma sevdiğim, öyle mahzun, öyle hüzünlü susma dedi Cafer, aydınlanırken cemresi gül cemalinin. Mesafelerde büyüttüğü aşk tohumlarını ekerken memleketinin buz tutmuş bağrına&#8230; Bu, giderken son sözleri olmuştu, mevsimlik bir vedanın ardına.</p>
<p>Cemre! Gözü yaşlı Cemre… Alıştığı bir şehirde, alışmadığı bir yalnızlığa mahkûm, otobüsün hareketiyle sarıldı telefona… Hapsedilmiş kelimelerin izinde, yazıyor ha yazıyor onca zaman görmeyeceği sevdiğine…</p>
<p>Bir pazartesi sabahıydı, kan ter içinde uyandı Cafer…  Geceden kalma, yüzünü örten kitabı bir kenara savurup başladı düşünmeye, yıllar önce sinesine sığındığı o büyük aşkı yeniden yaşamıştı sanki bir tuhaf rüyanın içinde… Cemre, o gün ki gibi karşısında duruyor.   Cafer yıllar sonra ne için ve neden olduğunu bilmeden dizlerinin üstünde durmuş Cemreye haykırıyor…  Şehir suskun, sokaklar sessiz dalda sonbahar yaprakları ânın geçmesini bekliyor. Zamansa bu sahnede asılı… Geçmiyor… Bir anlık sessizlik, en büyük haykırış oluyor o küçük odanın içinde. Sağda bir kitaplık, karşısında kanepe ve o adam, eski bir mutluluğun seyri içinde… Soluksuz semaya dalıyor ve o küçük pencerenin ardında gökyüzü, Cemreyle yeni bir bahara uyanıyor.</p>
<p>Sokaklarda bir telaş, her biri bir yere ulaşmanın peşinde, her vardığı yer yeni bir sevdanın. Gitmiyor düşüncesi Cemreyle başlayan rüyanın. Cafer için sarı ışık yanıyor. Düşüncesinin miladı, onu bilmediği bir sona taşıyor.  Yürürken ağır aksak, sürekli değişen bölük pörçük, parça parça kaldırımları, ilerlemeyen sıkışık trafikte izlerken insanları, dinlerken korna seslerini, şehir çılgınca haykırırken yalnızlığıyla, bir düşünce sivriliyor Cafer’in hatırında. Cemre! Adıyla müsemma kadın, ağır ağır beliriyor.  Bir küçük zerre değil, bir ateş peyda oluyor bu bedende, Cafer, usul usul yanıyor…</p>
<p>Birkaç gün sonra yine bir akşam vakti koca günün yorgunluğu uğruyor gözkapaklarına, ağır ağır ayrılıyor düşüncesi şehrin hengâmesinden ve dalıyor derin bir uykuya. O gece hiç bitmeyesi, lafızlara sığmayan görüntüleri anlatmak ne mümkün, aşkın badesini tatmış Cafer o dünyanın içinde… Günün ilk ışıklarıyla aydınlanırken sokaklar, kapının eşiğinden merhaba diyor yeni doğan güne, hiç alışık olmadığı bir şekilde, yüzüne dünyayı ısıtacak bir tebessüm uğruyor.</p>
<p>Masada bilgisayar, bir kafede oturmuş çayını yudumlarken boğaza nazır, manzaranın eşsizliğiyle yitik geçmişe ulaşacak kelimeleri tuşluyor klavyenin üstünde (Cemre), aklında binlerce soruyla birlikte. Ya o eller başka bir ele değmişse, bir başkası düşmüşse yangın yerine, uğramışsa o aciz yüreğe bir uslanmaz kalp ağrısı diye geçirirken içinden, sureti beliriyor gözlerinin önünde; manasızlaşıyor görüngüler; çay, tadını; boğaz, o derin manayı yitiriyor. Hareketler durmanın eşiğinde, yalnız bir şeyin raksı var tüm bu keşmekeş içinde oda kalbi, varlığından baskın bir haykırışla zorluyor varmak için ötelere… Yalnız o yeşil gözlerde buluyor ve yanaklarında peydah oluyor birkaç damla yaş, öylece taşıyor mutluluk göğüs kafesinden. Cafer, derin bir iç çekişle ilk suali soruyor nasılsın diye. Bir karşılığı var mı bilmiyor yıllar önce yitirdiği sevgilide.</p>
<p>Akşamla gelen kızılca kıyametten kurtuluyor caddeler ve geceye bir tenhalık çöküyor. Sokak lambalarının altında bir gölge, yolculuk uzun lakin adımlar kısa, sanki hiç gitmek istemiyor gibi. Sırtında bir çanta, elinde; bir kibrit aleviyle tutuşmuş sıkıntılar. Derince bir nefes… Sanki her nefeste dünyadan sıyrılıyor. İlerideki durağı fark ediyor sonra, durakta bir genç son otobüsü bekliyor. Dertli, gideceği yer uzak olmalı, başka kim bilir kaç tane soru, her şey dünyalık, hepsi zamana asılı. Durdu, çocuğa baktı. Daha tanımadığın belli dedi. Genç oralı olmadı. Yüzündeki ifade anlatıyordu gerçeği bu adam meczup olmalı ya da bir dilenci. Yanılmıyordu genç, cemresi düşmüştü bağrına Cafer’in. Bu, ya bir ömürlük kışın başlangıç nöbeti ya da bir ömürlük baharın habercisi.</p>
<p>Ve nihayet Bir merhabayla devam ediyor sıradan seyrine hayat. Cafer bir hülyanın peşinde Cemre o ilk rüyayı dinliyor. Kelimeler taşıyor yatağından, susmak bilmiyor düşünceler. Aşk bu ya işte fark ettirmeden zamandan ayrılıyor. Geçiyor geçiyor geçiyor&#8230; Koskoca bir defter, sevdayla evirilmiş bütün sözcükler o defterde bir vücuda, Cemrenin avuçlarında bir çağrıyı kucaklıyor, doğa sıyrılıyor örtülerinden Cafer o yaşlarla her gün bir bahara uyanıyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/">Serde Sevda Sancısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8578</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Biraz İnsan Taklidi Lütfen!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/biraz-insan-taklidi-lutfen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/biraz-insan-taklidi-lutfen/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Mar 2017 15:06:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Zehra Dikerler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8585</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yine toplu taşımadayım. Gerçekten her tipten insanı taşıyor. Ama bazıları… Tam bir buhran. Eyvah! Durakta durduk. Yine başlıyoruz. Şoför başlıyor ‘’Arkaya ilerleyelim.’’ Kolaysa kalk yerinden sen ilerle. İnsan denizi gibi. Tövbe ya! 2 durak sonra ineceğim. ‘’Nasıl inebilirim?’’ diye düşünüyorum. Babamla konuşup Tan Sağtürk’ten bale dersleri almalıyım. Genel kültürle alakası yok. Tamamıyla otobüs kültürü bu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biraz-insan-taklidi-lutfen/">Biraz İnsan Taklidi Lütfen!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yine toplu taşımadayım. Gerçekten her tipten insanı taşıyor. Ama bazıları… Tam bir buhran. Eyvah! Durakta durduk. Yine başlıyoruz. Şoför başlıyor ‘’Arkaya ilerleyelim.’’ Kolaysa kalk yerinden sen ilerle. İnsan denizi gibi. Tövbe ya!</p>
<p>2 durak sonra ineceğim. ‘’Nasıl inebilirim?’’ diye düşünüyorum. Babamla konuşup Tan Sağtürk’ten bale dersleri almalıyım. Genel kültürle alakası yok. Tamamıyla otobüs kültürü bu. İnsanları aşa aşa kapıya ulaşıp sağ salim otobüsten inebilmek için.</p>
<p>Bir de burnu Kaf Dağını aşanlar var. Geçmem lazım ilerlemeye çalıştığımı görüyor, ‘’Pardon geçebilir miyim?’’ diyorum tık yok. Höstünüz yıksaydınız! O nasıl geçiş öyle ya. Resmen ezdi geçti. Eyvah yine durak!</p>
<p>Neyse ki binen olmadı ama inmeye çalışırken yanımdan geçenler kolumu sağ kolumu kum torbası sandı. Şşşşttt o benim kolum, kum torbası değil, gücünü deneme.</p>
<p>Geleceğimiz durakta ineceğim için yavaşça kalkıyorum. Boşuna yer kaplamayayım.</p>
<p>Otobüsün önüne geçen bir (d)ayı yüzünden otobüs birden duruyor ve ben yanımdaki kişiyi pirzola yapıyorum. ‘’Özür dilerim hanımefendi dengemi kaybettim.’’ Neyse ki kadın halden anlıyor ve ‘’Önemli değil insanlık halidir.’’diyor. Thank you hanımefendi.</p>
<p>Durağa yaklaşıyoruz. Bale öğrenemediğim için yüzme bilgimden yararlanıyorum. İnsan denizinde boğulmamak için derin derin nefes alıyorum. İşte kara göründü. ‘’Kapı’’. Tam adımımı basamağa atacakken herif kapıyı kapatıp yol almaya başladı. Sevgili şoför bey! Arkamda ordu var hepsi inecek. Tabi bunları içimden söylüyorum. ‘’Hey kaptan ağır ol!’’ Neyse ki durdu. Zor attım kendimi dışarı. Fena oluyorum biraz parkta oturayım bir bankta.</p>
<p>Oturup indiğim otobüse bakıyorum. Hala yolcu indiriyor. Bir de hemen gitmeye kalkıyor. Temiz hava iyi geldi.</p>
<p>Kalktım yol alırken düşünüyorum. Kim bilir. Onların içlerinde ne dertleri var. Bilerek yapmıyorlar ya. Yaşam, geçim sıkıntısı, stres… Sonra kadının dediği geliyor aklıma ‘’İnsanlık hali’’.</p>
<p>İçimden durmadan herkesten ve her şeyden özür diliyorum. Özür dilerim otobüsün bir türlü dolduğuna inanmayan sevgili şoför bey, özür dilerim (d)ayı yaya, özür dilerim otobüste kas geliştirenler, özür dilerim ey dünyalılar!</p>
<p>Ne yapayım insanım, insanlık hali.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biraz-insan-taklidi-lutfen/">Biraz İnsan Taklidi Lütfen!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/biraz-insan-taklidi-lutfen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8585</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanlık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insanlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insanlik/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Mar 2017 06:06:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8575</guid>
				<description><![CDATA[<p>Acelemiz var yolculuğa çıkıyoruz. Son yolcuda bindi artık her şey tamam. Hareket vakti, gözler kör, akıllar ziyan içinde. Haydi! Bas gaza şoför… Kaçalım kendimizden olabildiğince. Ne zamandır yoldayız? Adem, haydi ilk söz sende, Bir şeyler eksik sanki… Son yüzyıl da durduk mu? Hayır! Ee o zaman o nerede? Kim? O işte. O? Şoför bey otobüsü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanlik/">İnsanlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Acelemiz var yolculuğa çıkıyoruz.</p>
<p>Son yolcuda bindi artık her şey tamam.</p>
<p>Hareket vakti, gözler kör, akıllar ziyan içinde.</p>
<p>Haydi! Bas gaza şoför…</p>
<p>Kaçalım kendimizden olabildiğince.</p>
<p>Ne zamandır yoldayız?</p>
<p>Adem, haydi ilk söz sende,</p>
<p>Bir şeyler eksik sanki…</p>
<p>Son yüzyıl da durduk mu?</p>
<p>Hayır!</p>
<p>Ee o zaman o nerede?</p>
<p>Kim?</p>
<p>O işte.</p>
<p>O?</p>
<p>Şoför bey otobüsü geri döndürün.</p>
<p>Neden?</p>
<p>İnsanlık nerede?</p>
<p>Yazık!</p>
<p>O sadece bir benzetme…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanlik/">İnsanlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insanlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8575</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk&#8217;ım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/askim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/askim/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Mar 2017 12:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selamet Darğın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8570</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mart ayının on üçüncü günü, saat 13:40. Evden çıkarken çiseleyen yağmur, şimdi adeta beni biraz daha mutlu etmek adına, bardaktan boşalırcasına yağıyor. Ve ben hasta olacağımı bile bile ıslanmanın hazzını iliklerime kadar hissediyorum. Annemin &#8220;Aman kızım şu şemsiyeyi al  yanına.Yağmur bastıracak!&#8221; uyarısını dinlemediğim için tekrar teşekkür ediyorum kendime. Eve vardığımda annemin beni bir güzel haşlayacağını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askim/">Aşk&#8217;ım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mart ayının on üçüncü günü, saat 13:40. Evden çıkarken çiseleyen yağmur, şimdi adeta beni biraz daha mutlu etmek adına, bardaktan boşalırcasına yağıyor. Ve ben hasta olacağımı bile bile ıslanmanın hazzını iliklerime kadar hissediyorum. Annemin &#8220;Aman kızım şu şemsiyeyi al  yanına.Yağmur bastıracak!&#8221; uyarısını dinlemediğim için tekrar teşekkür ediyorum kendime. Eve vardığımda annemin beni bir güzel haşlayacağını bile bile. Dilimde en sevdiğim şarkını. en sevdiğim bölümü;</p>
<p><em>Tere dılme mere sahsonke phana mılcahi.</em></p>
<p><em>Tere ışk me  meri ca fanaa hocai&#8230;</em></p>
<p>Ayakkabılarımın içine dolan yağmur sularının beni yavaş yavaş hasta etmeye başladığını hissediyorum. Ama maalesef cebimde bulunan para minibüse binmeme yetmiyordu. Bir yanım üzülse de bu duruma, öbür yanım bunu bahane edip annemin fırçasından kurtulacağım için mutluydu.</p>
<p>Aklımdan geçen bu düşüncelerle bir kaç saniye bulunduğum ortamdan soyutlanıp, söylediğim şarkıya devam ediyordum ki bir anda arkamdan gelen korna sesleri yerimden sıçrayarak çığlık atmama neden oldu. Korna seslerini hemen arkamda bulunan arabanın içindeki şoförün gür sesi izledi. Orta yaşlı, sarışın, babamın tabiriyle laz burunlu,gözlerinden anladığım kadarıyla bana bir hayli kızgın adam başını camdan uzatıp &#8220;Kör müsün be, yolun ortasında yürünür mü, dağdan mı indin?!&#8217; diyerek benim, kocasına işve yaparken kaynanasına yakalanan yeni gelin gibi kızarmama neden oldu. Hemen kendimi toparlayıp hızlı bir kaç adımla tekrar kaldırıma çıktım. Sinirli adam, beni son defa süzüp, &#8220;Sabır&#8221; diyerek gaza yüklenip uzaklaştı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askim/">Aşk&#8217;ım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/askim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8570</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sustum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sustum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sustum/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 18 Mar 2017 13:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eda Efetürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8547</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sustum&#8230; Sustukça baktım Baktıkça siyah kaldım Kaldıkça karardım Ve Kararan her tenimin En renkli haliyle yaşadım.. Umutla bakan gözlerimdeki Umutsuzca bakışları Gözlerimi kapatıp Hayalini kurduğum mutluluğun Göz kapaklarımı Ağırlaştırarak titrettiği Her anda yaşadım Sessizce bekleyişleri Umutla Umutsuzlukları Yaşaya yaşaya&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sustum/">Sustum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sustum&#8230;</p>
<div dir="auto">Sustukça baktım</div>
<div dir="auto">Baktıkça siyah kaldım</div>
<div dir="auto">Kaldıkça karardım</div>
<div dir="auto">Ve</div>
<div dir="auto">Kararan her tenimin</div>
<div dir="auto">En renkli haliyle yaşadım..</div>
<div dir="auto">Umutla bakan gözlerimdeki</div>
<div dir="auto">Umutsuzca bakışları</div>
<div dir="auto">Gözlerimi kapatıp</div>
<div dir="auto">Hayalini kurduğum mutluluğun</div>
<div dir="auto">Göz kapaklarımı</div>
<div dir="auto">Ağırlaştırarak titrettiği</div>
<div dir="auto">Her anda yaşadım</div>
<div dir="auto">Sessizce bekleyişleri</div>
<div dir="auto">Umutla</div>
<div dir="auto">Umutsuzlukları</div>
<div dir="auto">Yaşaya yaşaya&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sustum/">Sustum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sustum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8547</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dön Dünya</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/don-dunya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/don-dunya/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 18 Mar 2017 05:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8371</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dön Dünya!  Döndükçe bize ötelere götür, Geri dönmemecesine! Ki öyle ! Devrialem’e, kemal devrine! Uyanışa, uyandıkça AŞKA… Köpükler sönmeden denizlere, denizlerden deryalara ki, Bir damla olmaya, yok olmaya, YOKLUK MAKAMINA! DÖN DÜNYA! Çık SANDALLA bir yola… At ayağını denizlere, Ha bir adım daha! Yıldızlara, güneşe varmaya! Ha bitti sanma! Çok yol var daha, DÖN DÜNYA! [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/don-dunya/">Dön Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dön Dünya!  Döndükçe bize ötelere götür,</p>
<p>Geri dönmemecesine! Ki öyle !</p>
<p>Devrialem’e, kemal devrine! Uyanışa, uyandıkça AŞKA…<br />
Köpükler sönmeden denizlere, denizlerden deryalara ki,</p>
<p>Bir damla olmaya, yok olmaya,</p>
<p>YOKLUK MAKAMINA! DÖN DÜNYA!<br />
Çık SANDALLA bir yola… At ayağını denizlere,</p>
<p>Ha bir adım daha! Yıldızlara, güneşe varmaya! Ha bitti sanma!</p>
<p>Çok yol var daha, DÖN DÜNYA!<br />
HELE O KISIR GÜN GELMEDEN, dönebildiğin kadar dön dünya!</p>
<p>ASLINA VARMAYA!..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/don-dunya/">Dön Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/don-dunya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8371</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ünlü Şairlerin Aşka Dair Söz ve Şiirleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/unlu-sairlerin-aska-dair-soz-siirleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/unlu-sairlerin-aska-dair-soz-siirleri/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Mar 2017 14:24:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8551</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günümüzden geçmişe doğru gittiğimizde her dönem karşımıza devrin büyük usta şairleri ve onların aşkı çıkacaktır. Çünkü sevme eylemini ünlü şairlerden dinlediğimizde kesinlikle sıradan bir eylem olmadığını anlamış oluruz. Bu sebeple bu yazımızda size ünlü şairlerin aşka dair söz ve şiirlerinden kısaca bahsedeceğiz. Nedîm’den Aşka Dair Söz konusu aşka dair şiirler olunca aşkın büyük anlatıcısı ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unlu-sairlerin-aska-dair-soz-siirleri/">Ünlü Şairlerin Aşka Dair Söz ve Şiirleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzden geçmişe doğru gittiğimizde her dönem karşımıza devrin büyük usta şairleri ve onların aşkı çıkacaktır. Çünkü sevme eylemini ünlü şairlerden dinlediğimizde kesinlikle sıradan bir eylem olmadığını anlamış oluruz. Bu sebeple bu yazımızda size <strong>ünlü şairlerin aşka dair söz ve şiirleri</strong>nden kısaca bahsedeceğiz.</p>
<h2>Nedîm’den Aşka Dair</h2>
<p>Söz konusu aşka dair şiirler olunca aşkın büyük anlatıcısı ve Divan edebiyatının bir dönemine adını yazdıran şairi Nedîm’den başlamak uygun düşecektir diye düşünüyorum. Eğer Nedîm’in şiirlerinden biraz okuyup anlamaya çalışırsanız ne demek isteğimi çok iyi anlayacaksınız. Velhasılkelam sözü şair Nedîm’e bırakalım:</p>
<p style="text-align: center;">Tahammül mülkünü yıktın Hulagu Han mısın kafir</p>
<p style="text-align: center;">Aman dünyayı yaktın ateş-i suzan mısın kafir</p>
<p style="text-align: center;">Kız oğlan nazı nazın şehlevend avazı avazın</p>
<p style="text-align: center;">Belasın ben de bilmem kız mısın oğlan mısın kafir</p>
<p style="text-align: center;">Ne ma´na gösterir duşundaki ol ateşin atlas</p>
<p style="text-align: center;">Ki ya´ni şule-i cansuz-ı hüsn ü an mısın kafir</p>
<p style="text-align: center;">Nedir bu gizli gizli ahlar çak-i giribanlar</p>
<p style="text-align: center;">Aceb bir şuha sende aşık-ı nalan mısın kafir</p>
<p><figure id="attachment_8552" aria-describedby="caption-attachment-8552" style="width: 664px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/abdulhak-hamit-tarhan-makber.jpg"><img class="size-full wp-image-8552" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/abdulhak-hamit-tarhan-makber.jpg?resize=640%2C560" alt="Şairi Azam Abdülhak Hamit Tarhan’dan Aşka Dair" width="640" height="560" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/abdulhak-hamit-tarhan-makber.jpg?w=664&amp;ssl=1 664w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/abdulhak-hamit-tarhan-makber.jpg?resize=300%2C263&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8552" class="wp-caption-text">Şairi Azam Abdülhak Hamit Tarhan’dan Aşka Dair</figcaption></figure></p>
<h2>Şairi Azam Abdülhak Hamit Tarhan’dan Aşka Dair</h2>
<p>Saraydan çıkıp biraz sokağa ve şehrin nabzını tutmaya başladığımız Tanzimat dönemi şairlerinin özellikle 2. Dönem diye adlandırılan döneminde <strong>aşka dair şiirler</strong>i ve deyim haline gelmiş olan <a href="https://www.facebook.com/hepguzelsozler/"><strong>anlamlı güzel sözler</strong></a> ile günümüzde hala büyük bir yer ve öneme sahip Abdülhak Hamit Tarhan’a bakmak lazım. Tabi, Tarhan’ı anıp da ölen eşinin arkasından dillere destan Makber şiirine değinmeden geçmemek gerekir diye düşünüyorum. Ne dersiniz?</p>
<p style="text-align: center;">Eyvâh! .. Ne yer, ne yâr kaldı,</p>
<p style="text-align: center;">Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.</p>
<p style="text-align: center;">Şimdi buradaydı gitti elden,</p>
<p style="text-align: center;">Gitti ebede gelip ezelden.</p>
<p style="text-align: center;">Ben gittim o hâksâr kaldı,</p>
<p style="text-align: center;">Bir kûşede târumâr kaldı.</p>
<p style="text-align: center;">Bâkî o, enîs–i dilden eyvâh!</p>
<p style="text-align: center;">Beyrût’ta bir mezâr kaldı.</p>
<p>Tarhan’a ait Makber şiirinin devamını da okumanızı şiddetle tavsiye ettiğimi belirtmek isterim.</p>
<p><figure id="attachment_8554" aria-describedby="caption-attachment-8554" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/cenap-sahabettin.jpg"><img class="size-full wp-image-8554" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/cenap-sahabettin.jpg?resize=300%2C270" alt="Cenap Şahabettin’le Aşk İle Doğum ve Ölüme Dair" width="300" height="270" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8554" class="wp-caption-text">Cenap Şahabettin’le Aşk İle Doğum ve Ölüme Dair</figcaption></figure></p>
<h2>Cenap Şahabettin’le Aşk İle Doğum ve Ölüme Dair</h2>
<p>Servetifünun şairimiz Cenap Şahabettin devrinin ruhuna uygun olarak yaşamanın anlamı, ölüm ve aşka dair düşüncelere dalmıştır. İşte bu duygular etrafında sorgulayıcı, düşündürücü ve felsefik bir aşkı şiirlerinde ortaya koymuştur. Cenap Şahabettin’in aşk şiirlerine bakıldığında her bir aşk sorgulamasının şüpheci olduğu ortaya çıkar ama yine de bu şiirler gerçekten ruha hitap etmektedir. Örneğin şu şirinin aşk muhtevasına bir bakın, okuyun ve hissedin. İşte o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.</p>
<p style="text-align: center;">Bir şüphe-i hissiyye ile dalgalanır dil;</p>
<p style="text-align: center;">Bir heykel-i gül-rû dikilir kalb üzerinde;</p>
<p style="text-align: center;">İnsan bütün ahzân ü meserrâta muâdil</p>
<p style="text-align: center;">Bir tatlı dönüş hisseder âvâre serinde</p>
<p style="text-align: center;">Her cevf-i hayâtî, sevilen şeyden ibaret</p>
<p style="text-align: center;">Bir lem&#8217;a-i nev, şaşaasıyla eder ihfâ;</p>
<p style="text-align: center;">Bir berk arkasından ederek ömrü temâşâ</p>
<p style="text-align: center;">Bin müddet için göz kamaşır&#8230; İşte muhabbet!</p>
<p style="text-align: center;">Pek boştur o his, lakin o boşlukla dolar dil;</p>
<p style="text-align: center;">Âfâk-ı hayatiyyedeki cevfi o örter;</p>
<p style="text-align: center;">Herkes hep o boşlukta arar bir tutacak yer</p>
<p style="text-align: center;">Pîrâmen-i ömründeki girdâba mukâbil</p>
<p style="text-align: center;">Sevdâya mukabil duyulur ruhta her gâh</p>
<p style="text-align: center;">Bir def-i peyâpey ile bir cezb-i peyâpey;</p>
<p style="text-align: center;">Bir istiyor insan onu, bir istemiyor&#8230; Âh</p>
<p style="text-align: center;">Sevmek bile doğmak gibi, ölmek gibi bir şey!</p>
<p><figure id="attachment_8553" aria-describedby="caption-attachment-8553" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/attila-ilhan-ask-siirleri.jpg"><img class="size-full wp-image-8553" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/attila-ilhan-ask-siirleri.jpg?resize=640%2C416" alt="Attila İlhan İle Aşka Dair" width="640" height="416" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/attila-ilhan-ask-siirleri.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/attila-ilhan-ask-siirleri.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/attila-ilhan-ask-siirleri.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/attila-ilhan-ask-siirleri.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8553" class="wp-caption-text">Attila İlhan İle Aşka Dair</figcaption></figure></p>
<h2>Attila İlhan İle Aşka Dair</h2>
<p>Memleketimizin en uzun soluklu yazar ve şairlerinden birisi olan Attila İlhan’da birçok güzel ve önemli özellik arayıp bulabilirsiniz. Ama kesinlikle herkesin bir miktar aşk ve aşka dair güzel hisler bulacağına adım kadar eminim. Çünkü İlhan, 3. Şahsın Şiiri’ni yazdı, gözlerini sevgilisiyle büyüttü ve sevdasına hep mecbur oldu. Eminim ki Attila İlhan2ı duyduğunuzda aklınızda birçok sözcük ve mısra canlanmış hafızanız sizi geçmişe götürmüştür. Evet, siz de mutlaka birisine ya Attila İlhan şiiri vermiş ya da almışsınızdır. Gelin öyleyse Ayrılık Sevdaya Dahil’de aşka dair ne olduğuna bir bakalım:</p>
<p style="text-align: center;">sanmıştık ki ikimiz</p>
<p style="text-align: center;">yeryüzünde ancak</p>
<p style="text-align: center;">birbirimiz için varız</p>
<p style="text-align: center;">ikimiz sanmıştık ki</p>
<p style="text-align: center;">tek kişilik bir yalnızlığa bile</p>
<p style="text-align: center;">rahatça sığarız</p>
<p style="text-align: center;">hiç yanılmamışız</p>
<p style="text-align: center;">her an düşüp düşüp</p>
<p style="text-align: center;">kristal bir bardak gibi</p>
<p style="text-align: center;">tuz parça kırılsak da</p>
<p style="text-align: center;">hâlâ içimizde o yanardağ ağzı</p>
<p style="text-align: center;">hâlâ kıpkızıl gülümseyen</p>
<p style="text-align: center;">-sanki ateşten bir tebessüm-</p>
<p style="text-align: center;">zehir zemberek aşkımız</p>
<p>Evet, birçok yüzyıl, dönem ve zümrenin önemli ve büyük şairlerinin <strong><a href="http://hepguzelsozler.com/en-guzel-ask-sozleri/">aşka dair güzel sözler</a></strong>ine bakmaya kalksak sayfalar, kitaplar doldururuz. Bu yazı biraz zihin açmak ve insanlarımıza aşkı, aşka dair hissiyatımızı anlatmak için kaleme alındı. Haydi, edebiyat dünyamızda dolaşmaya çıkalım ve aşkın mısralarını aralayıp sözcüklerde kaybolalım. Haydi aşık olalım.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unlu-sairlerin-aska-dair-soz-siirleri/">Ünlü Şairlerin Aşka Dair Söz ve Şiirleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/unlu-sairlerin-aska-dair-soz-siirleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8551</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eyvallah</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eyvallah/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eyvallah/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Mar 2017 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8373</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bundan böyle her şeye eyvallah, Yaptığımı sandığım hayrı şer karşılayana da eyvallah, Yüzümü güler, arkamdan söyleyene de eyvallah, Canımı yakan, yakmaya çalışan her şeye eyvallah, Ama nefsim fısıldarsa ki sen iyisin hoşsun, o zaman ver cezamı Rabbim, ötelere bırakma&#8230; Beni bir an bile nefsimle baş başa bırakma.. Bırakma ki her an, her daim bileyim aczimi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eyvallah/">Eyvallah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan böyle her şeye eyvallah,<br />
Yaptığımı sandığım hayrı şer karşılayana da eyvallah,<br />
Yüzümü güler, arkamdan söyleyene de eyvallah,<br />
Canımı yakan, yakmaya çalışan her şeye eyvallah,<br />
Ama nefsim fısıldarsa ki sen iyisin hoşsun, o zaman ver cezamı Rabbim, ötelere bırakma&#8230;<br />
Beni bir an bile nefsimle baş başa bırakma..<br />
Bırakma ki her an, her daim bileyim aczimi, şükre vurayım her halim için dilimi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eyvallah/">Eyvallah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eyvallah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8373</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küskünüz Geç Gelen Bahara</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kuskunuz-gec-gelen-bahara/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kuskunuz-gec-gelen-bahara/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nurbek Nurzhan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8529</guid>
				<description><![CDATA[<p>İkimiz de el uzatıyoruz gökyüzüne, Kederlendik kuşlar uçup gittiğinde İkimiz de Dolunaya aşığız, Küskünüz geç gelen bahara. &#160; Esintiyle yüzüyor her sandal, Yeter artık, sıcak iklimlere uçalım. İkimiz de güz geldiğinde yalnızız, Özleyeceğiz yaprak gibi sarararak. &#160; Yaprak gibi duyguları yağmala güz! Güzden uçtuk artık nereye konalım? İkimiz de seviyoruz dondurmayı, Dondurma gibi kalplerde donuyoruz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kuskunuz-gec-gelen-bahara/">Küskünüz Geç Gelen Bahara</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İkimiz de el uzatıyoruz gökyüzüne,</p>
<p>Kederlendik kuşlar uçup gittiğinde</p>
<p>İkimiz de Dolunaya aşığız,</p>
<p>Küskünüz geç gelen bahara.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Esintiyle yüzüyor her sandal,</p>
<p>Yeter artık, sıcak iklimlere uçalım.</p>
<p>İkimiz de güz geldiğinde yalnızız,</p>
<p>Özleyeceğiz yaprak gibi sarararak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaprak gibi duyguları yağmala güz!</p>
<p>Güzden uçtuk artık nereye konalım?</p>
<p>İkimiz de seviyoruz dondurmayı,</p>
<p>Dondurma gibi kalplerde donuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bahar şimdi&#8230;</p>
<p>Göğüslerde diri güz,</p>
<p>Benim bembeyaz dünyama gelin.</p>
<p>İkimiz de ölürcesine seven aşığız,</p>
<p>Zorluyoruz  birimiz birimizi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sabah gelir, eteğini gece toplayamadan,</p>
<p>Bizim tuhaf özlemimizi kıyamadan.</p>
<p>Mağruruz, tanıyıp durup tanımamış gibi,</p>
<p>Seviyoruz,ama nefret ediyoruz utanmadan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bin yıl zaman sararmış bir mektuptur bu güzden kalan,</p>
<p>Yaprak kız kuşla beraber yürü bizle.</p>
<p>İkimiz de efkarlanıyoruz çam ağacıyla,</p>
<p>Sırdaş gibi konuşuyoruz fısıl fısıl yıldızla.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çağırıyor kız kardeşini rüzgar, artık.</p>
<p>Kaçmadan kucağıma gel, artık.</p>
<p>Geceki esintiden işitelim müziği,</p>
<p>Yapraktan okuyalım şiiri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüzünde Ay, Gökyüzü diyen benli kız,</p>
<p>Şu güzele sır söyleyelim artık biz.</p>
<p>Balkonundan el sallıyorsun yüne,</p>
<p>Gel dedin mi?</p>
<p>Hoşça kal dedin mi?</p>
<p>Belirsiz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İkimiz de el uzatıyoruz gökyüzüne,</p>
<p>Kederlendik kuşlar uçup gittiğinde</p>
<p>İkimiz de Dolunaya aşığız,</p>
<p>Küskünüz geç gelen bahara.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kuskunuz-gec-gelen-bahara/">Küskünüz Geç Gelen Bahara</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kuskunuz-gec-gelen-bahara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ey Yağan Yağmur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ey-yagan-yagmur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ey-yagan-yagmur/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Mar 2017 14:37:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eda Efetürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8544</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bari sen ıslatma kirpiklerimi Ey yağan yağmur.. Umudumun sesine kulak verdiğin Her damlanda ıslat beni.. Sevgiyle.. Aşkla.. Huzurla.. Ritimli şarkılar söyleyip Yapraklarla dans et Yerde süzülen  her damlanla.. Parmak uçlarımdan, saç uçlarıma kadar Huzurla sar beni.. Kollarımı açıp Kucakladığım her damlanda Akıp gittiğin gibi, gittiler.. Sende ıslandığım gibi ıslattılar beni Yüreğimden kirpiklerime kadar.. Tıbkı güneşin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ey-yagan-yagmur/">Ey Yağan Yağmur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bari sen ıslatma kirpiklerimi</p>
<div dir="auto">Ey yağan yağmur..</div>
<div dir="auto">Umudumun sesine kulak verdiğin</div>
<div dir="auto">Her damlanda ıslat beni..</div>
<div dir="auto">Sevgiyle..</div>
<div dir="auto">Aşkla..</div>
<div dir="auto">Huzurla..</div>
<div dir="auto">Ritimli şarkılar söyleyip</div>
<div dir="auto">Yapraklarla dans et</div>
<div dir="auto">Yerde süzülen  her damlanla..</div>
<div dir="auto">Parmak uçlarımdan, saç uçlarıma kadar</div>
<div dir="auto">Huzurla sar beni..</div>
<div dir="auto">Kollarımı açıp</div>
<div dir="auto">Kucakladığım her damlanda</div>
<div dir="auto">Akıp gittiğin gibi, gittiler..</div>
<div dir="auto">Sende ıslandığım gibi ıslattılar beni</div>
<div dir="auto">Yüreğimden kirpiklerime kadar..</div>
<div dir="auto">Tıbkı güneşin yakıp</div>
<div dir="auto">Yağmurun  söndürüğü gibiydi</div>
<div dir="auto">Buz tutmuş acılarım..</div>
<div dir="auto">Damla damla düştü</div>
<div dir="auto">Ve</div>
<div dir="auto">Koca bir deniz oldu yüregimde&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ey-yagan-yagmur/">Ey Yağan Yağmur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ey-yagan-yagmur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8544</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cebimde Yoktu Gönlümden Verdim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cebimde-yoktu-gonlumden-verdim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cebimde-yoktu-gonlumden-verdim/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Mar 2017 07:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8369</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlara, canlılara yardım etmek için illa varlıklı mı olmak lazım? Elbette hayır..! Dolabınızın bir köşesinde çok beğenerek alıpta beden uyuşmazlığından giyemediğiniz kıyafetleriniz yok mu? Sizin dolabınızda durmasının, beklemesinin inanın size bir faydası yok. O kıyafetlere ihtiyacı olup alamayan öyle çok insan var ki.. Eskimiş giyilmez hale gelmiş kıyafetleri vermek iyilik etmek değil hakaret etmektir. Kıyamadığınız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cebimde-yoktu-gonlumden-verdim/">Cebimde Yoktu Gönlümden Verdim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlara, canlılara yardım etmek için illa varlıklı mı olmak lazım?<br />
Elbette hayır..!<br />
Dolabınızın bir köşesinde çok beğenerek alıpta beden uyuşmazlığından giyemediğiniz kıyafetleriniz yok mu? Sizin dolabınızda durmasının, beklemesinin inanın size bir faydası yok. O kıyafetlere ihtiyacı olup alamayan öyle çok insan var ki.. Eskimiş giyilmez hale gelmiş kıyafetleri vermek iyilik etmek değil hakaret etmektir. Kıyamadığınız en sevdiğiniz kıyafetleri verebiliyorsanız ne ala, makbul olanda odur<br />
Gerçi şimdilerde 2. el kıyafetlerimizi bile satar olduk ne acı..!<br />
Vermek kadar,vermenin adabı da bi o kadar önemlidir. Karşı tarafı incitmeden, güler yüzle hediye eder gibi vermek en güzelidir.<br />
Sokak hayvanlarına mama almak için bütçe ayıramıyorsanız, yemek artıklarınızı plastik kaplara koyarak paylaşabilirsiniz. Bayat ekmeklerinizi çöpe atmak yerine ıslatarak balkonunuzda kuşlarla paylaşabilirsiniz, yanında bir kap su ile&#8230;<br />
Yeter ki isteyin&#8230;! Bakın sonra neler oluyor&#8230;!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cebimde-yoktu-gonlumden-verdim/">Cebimde Yoktu Gönlümden Verdim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cebimde-yoktu-gonlumden-verdim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8369</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanoğluyla Sırdaşmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insanogluyla-sirdasmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insanogluyla-sirdasmak/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Mar 2017 08:30:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nurbek Nurzhan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8526</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu durduğu yirmi bir asır cihan mısın? Kardeş misin, iyi misin, kötü müsün? Vatanla vatan, toprakla toprak olarak ayrılan, Adem Ata torunları iyi misin? &#160; İman ipeğini giyip, ruhumuza yerleştirelim, Kardeşini aç bırakıp, doyduğun ayıptır. Güzellerin örtüsü nereye gitti? Adem Ata torunları düşünelim. &#160; Ben de kulum, sen de kulusun, imtihandayız&#8230; Bekler bizi bahar, ya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanogluyla-sirdasmak/">İnsanoğluyla Sırdaşmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu durduğu yirmi bir asır cihan mısın?</p>
<p>Kardeş misin, iyi misin, kötü müsün?</p>
<p>Vatanla vatan, toprakla toprak olarak ayrılan,</p>
<p>Adem Ata torunları iyi misin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İman ipeğini giyip, ruhumuza yerleştirelim,</p>
<p>Kardeşini aç bırakıp, doyduğun ayıptır.</p>
<p>Güzellerin örtüsü nereye gitti?</p>
<p>Adem Ata torunları düşünelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ben de kulum, sen de kulusun,</p>
<p>imtihandayız&#8230;</p>
<p>Bekler bizi bahar, ya da ırakta sonbahar.</p>
<p>Yalandan kurtulamadık; hazır mıyız?</p>
<p>Ahiret günü sorulacak  soruya ?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birbirimizi  vurmadık mı?</p>
<p>Balamızı(çocuğumuzu) öksüz  bırakıp satmadık mı?</p>
<p>Biz bu Adem Babanın ümidini,</p>
<p>Havva Ananın ak sütünün hakkını verebildik mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öleceğiz birimiz Habil olarak,</p>
<p>Öldüreceğiz birimiz Kabil olarak.</p>
<p>Yer yüzünde barış olsaydı,</p>
<p>Müminlerin dilekleri kabul olsaydı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Topraktan yaratıldık, bedenimiz.</p>
<p>Döneceğiz hem genç hem de yaşlı.</p>
<p>Yer üstünde ne yetmiyor  ey, insanoğlu?</p>
<p>Yer altına sığacağız  hepimiz .</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Küsmeyelim,dövüşmeyelim, çekişmeyelim,</p>
<p>El verelim, eğer düşersek aniden ,</p>
<p>Sabredelim şu üç günlük fani dünyada,</p>
<p>Ey, Adem Ata torunları savaşmayalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biri yanlış, biri de doğru yetişiyor,</p>
<p>Hakk yolunda  ruhu yükselt, ayağa kalk, büyüyelim!</p>
<p>Barış için, gerçek için, namus için,</p>
<p>Adem Ata torunları mücadele edelim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanogluyla-sirdasmak/">İnsanoğluyla Sırdaşmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insanogluyla-sirdasmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8526</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevda Kuşum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevda-kusum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevda-kusum/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Mar 2017 19:27:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8516</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Sevda kuşun kanatlarındaymış, Ürkütürsen kaçıp gidermiş,” Bende sen gitme diye yaklaşmadım, Sırf uzaklara uçma diye dokunmadım. Gözlerini de hep uzaktan sevdim, Sevgimi anlaman için sadece bekledim. Ben yaklaşmaya korkarken, Bir gün rüzgâr alıp götürdü. Ardından koştum koştum tutamadım. Ağladım ağladım yetmedi, Kalbimdeki çığlığı bile duymadın. Ne yaparsam yapayım uçmana engel olamadım, Bir şeyler eksikti ama [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevda-kusum/">Sevda Kuşum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Sevda kuşun kanatlarındaymış,</p>
<p>Ürkütürsen kaçıp gidermiş,”</p>
<p>Bende sen gitme diye yaklaşmadım,</p>
<p>Sırf uzaklara uçma diye dokunmadım.</p>
<p>Gözlerini de hep uzaktan sevdim,</p>
<p>Sevgimi anlaman için sadece bekledim.</p>
<p>Ben yaklaşmaya korkarken,</p>
<p>Bir gün rüzgâr alıp götürdü.</p>
<p>Ardından koştum koştum tutamadım.</p>
<p>Ağladım ağladım yetmedi,</p>
<p>Kalbimdeki çığlığı bile duymadın.</p>
<p>Ne yaparsam yapayım uçmana engel olamadım,</p>
<p>Bir şeyler eksikti ama neydi?</p>
<p>Başka bir kuş fısıldadı,” istediğin kadar sev,</p>
<p>İstediğin kadar elinde tutmaya çalış, yetmez,</p>
<p>Sevda eline gelmediği sürece tutamazsın.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevda-kusum/">Sevda Kuşum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevda-kusum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8516</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bağımlılığınız Ne ise Sınavınız O dur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bagimliliginiz-ne-ise-sinaviniz-dur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bagimliliginiz-ne-ise-sinaviniz-dur/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Mar 2017 05:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8367</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nefis terbiye edilmiş ise bağımlılık ortadan kalkmış olur. Nefsini terbiye etmeyi başarmış insanların bağımlılıkları yoktur. Dikkat edin neye aşırı düşkünseniz, bağımlılık haline gelmişse onunla sınanırsınız ve siz nefsinizi kontrol altına alana dek sınanmaya da devam edersiniz. Evladınız / eşiniz sizin zayıf tarafınız ise düşkünlüğünüz sınavınız o dur. En çok evladınızın / eşinizin yaptığı davranışlar canınızı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bagimliliginiz-ne-ise-sinaviniz-dur/">Bağımlılığınız Ne ise Sınavınız O dur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nefis terbiye edilmiş ise bağımlılık ortadan kalkmış olur. Nefsini terbiye etmeyi başarmış insanların bağımlılıkları yoktur.<br />
Dikkat edin neye aşırı düşkünseniz, bağımlılık haline gelmişse onunla sınanırsınız ve siz nefsinizi kontrol altına alana dek sınanmaya da devam edersiniz.<br />
Evladınız / eşiniz sizin zayıf tarafınız ise düşkünlüğünüz sınavınız o dur. En çok evladınızın / eşinizin yaptığı davranışlar canınızı yakar. Ne zaman ki anlar, olayı çözer sadece olması gerektiği kadar değer verirsiniz sınavınız son bulur.<br />
Mesela sigara ya da alkole düşkünlükte bağımlılığın bir başka çeşididir. Burada irade ile sınanırsınız. Ne zaman iradenizi devreye sokar hükmedilen değil, hükmeden olursanız nefsinize o zaman bağımlılığınızı kontrol altına almış olursunuz.<br />
Olmazsa olmaz, asla yapamam, mümkün değil, elimde değil v.b. tarzında cümleler bizim nefsimize karşı acizliğimizi gösterir.<br />
Nefsini terbiye etmeyi başarmış olmak aslında özgürlüktür, hiç bir şey o insanı hayatta güçsüz ve zayıf kılamaz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bagimliliginiz-ne-ise-sinaviniz-dur/">Bağımlılığınız Ne ise Sınavınız O dur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bagimliliginiz-ne-ise-sinaviniz-dur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8367</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KIRÇİÇEĞİ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kircicegi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kircicegi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Mar 2017 08:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8483</guid>
				<description><![CDATA[<p>İki küçük kır çiçeği can cana, Suya doymuş toprağında kana kana, Takvim yaprağından düşmüş, Eski bir boş çerçeveye yan yana. &#160; Çiğdemdi adın, çiğ demlerde kala kaldın. Bakamadan yüzüme gizli gizli ağlardın. Sevdam esip savurmadan önce seni, Güz yapraklarında dinlerdim sesini. &#160; Nefesin değsin diye nefesime, Soluğumu tutardım içimde. Ellerine dokunan utangaç tenim, Soğuğuyla titrerdi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kircicegi/">KIRÇİÇEĞİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İki küçük kır çiçeği can cana,</p>
<p>Suya doymuş toprağında kana kana,</p>
<p>Takvim yaprağından düşmüş,</p>
<p>Eski bir boş çerçeveye yan yana.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çiğdemdi adın, çiğ demlerde kala kaldın.</p>
<p>Bakamadan yüzüme gizli gizli ağlardın.</p>
<p>Sevdam esip savurmadan önce seni,</p>
<p>Güz yapraklarında dinlerdim sesini.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nefesin değsin diye nefesime,</p>
<p>Soluğumu tutardım içimde.</p>
<p>Ellerine dokunan utangaç tenim,</p>
<p>Soğuğuyla titrerdi yüreğinin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasıl üşürdüm seninle yalnız,</p>
<p>Ben gibi karanlık ben gibi umutlarda,</p>
<p>Bir başına kalmıştın sırça saraylarda,</p>
<p>Üşürdün sen de yarını olmayan ıssız sularda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşlerim sensiz artık kır çiçeği,</p>
<p>Kopartılmadan dalından daha,</p>
<p>Kokluyorum saçların gibi,</p>
<p>Cemre kokan bahar günlerini…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kircicegi/">KIRÇİÇEĞİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kircicegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8483</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İyi Geceler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iyi-geceler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iyi-geceler/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Mar 2017 05:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Firdevs Demirkol]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8492</guid>
				<description><![CDATA[<p>İyi geceler. İyi mi geceler? Bilmem öyle değil mi? Aslında geceyi iyi yapan ne? Düşünceler mi? Hayaller mi? Gerçekler mi? Hangisi ile baş başa kalınca geceler iyi oluyor? İnsan neticesinde, Bilinmezlikler çukurundan ibaret.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-geceler/">İyi Geceler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İyi geceler. İyi mi geceler? Bilmem öyle değil mi?</p>
<p>Aslında geceyi iyi yapan ne? Düşünceler mi? Hayaller mi? Gerçekler mi? Hangisi ile baş başa kalınca geceler iyi oluyor?</p>
<p>İnsan neticesinde, Bilinmezlikler çukurundan ibaret.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-geceler/">İyi Geceler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iyi-geceler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yağmurlu ve Soğuk Bir Gündü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yagmurlu-soguk-bir-gundu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yagmurlu-soguk-bir-gundu/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Mar 2017 11:30:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Firdevs Demirkol]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8489</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yağmurlu ve soğuk bir gündü demiş hava durumu sunucusu Aslında evett Yagmur dışarıya yağıyor İçini döküyor yerlere Haykırıyor gökleri delen gürültüsüyle Ya biz insan oğlu İçimize yağan yağmurları nereye akıtmalı Nereye gürlemeli Bir gökyüzmüz bile yokken Nereye dökülecek bunca şey?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmurlu-soguk-bir-gundu/">Yağmurlu ve Soğuk Bir Gündü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmurlu ve soğuk bir gündü demiş hava durumu sunucusu</p>
<p>Aslında evett</p>
<p>Yagmur dışarıya yağıyor</p>
<p>İçini döküyor yerlere</p>
<p>Haykırıyor gökleri delen gürültüsüyle</p>
<p>Ya biz insan oğlu</p>
<p>İçimize yağan yağmurları nereye akıtmalı</p>
<p>Nereye gürlemeli</p>
<p>Bir gökyüzmüz bile yokken</p>
<p>Nereye dökülecek bunca şey?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmurlu-soguk-bir-gundu/">Yağmurlu ve Soğuk Bir Gündü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yagmurlu-soguk-bir-gundu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8489</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BİLMECE</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bilmece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bilmece/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Mar 2017 05:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8478</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bütün şarkılarda sen varsın, Seni baş tacı eder şiirler. Sende filizlenir sevda yüklü yürekler, Sende açar tomurcuk güller. &#160; Yar’sın yarası olana, Yarensin sana açılan kollara, Mecnun çöllere vurdu kendini, Ferhat dağlarda buldu sana hasretini. &#160; Sen uğruna ölünen, uğrunda öldürülensin. Nasırlı ellersin öpülüp başa konulası, Şefkatinle doğuransın, emzirensin sen Sarılıp sıkı sıkıya göğsünde ağlanası… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilmece/">BİLMECE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün şarkılarda sen varsın,</p>
<p>Seni baş tacı eder şiirler.</p>
<p>Sende filizlenir sevda yüklü yürekler,</p>
<p>Sende açar tomurcuk güller.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yar’sın yarası olana,</p>
<p>Yarensin sana açılan kollara,</p>
<p>Mecnun çöllere vurdu kendini,</p>
<p>Ferhat dağlarda buldu sana hasretini.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen uğruna ölünen, uğrunda öldürülensin.</p>
<p>Nasırlı ellersin öpülüp başa konulası,</p>
<p>Şefkatinle doğuransın, emzirensin sen</p>
<p>Sarılıp sıkı sıkıya göğsünde ağlanası…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Umut sende bulur gözyaşını.</p>
<p>Hüzün yüzünde saklanır da</p>
<p>Anlamaz kimse gizlenmiş sırlarını.</p>
<p>Sana nadan olanlar, kendi gölgelerinden kaçarlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen sevgisisin damlanın,</p>
<p>Köpüklerle yitip giderken aşkların…</p>
<p>Gönlüne girebilen dalar ummana,</p>
<p>Giremeyen yaşar bir ömür boyu muammayla&#8230;</p>
<p><strong><em>SEN BİR KADINSIN!</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilmece/">BİLMECE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bilmece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8478</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gözlerine Bakıp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gozlerine-bakip/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gozlerine-bakip/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Mar 2017 13:52:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eda Efetürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8475</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerine bakıp Anlattığın her  Sevdada tutsak olmak dedi kadın &#8230; Sevdanın adı sevdasızlıktır dedi adam .. Sevda sessizliğe inat Umutsuzluk adı altında yaşanan Sevginin en umut dolu halidir dedi kadın.. Adam: Peki ya sevdadan korkuyosa insan? .. Sevda Korkulara  inat Sevginin ağırlığını Yürekte taşıyabicek kadar Yürekli olmaktır dedi kadın &#8230; Adam:  peki  suskunluğumu duyabilcek kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozlerine-bakip/">Gözlerine Bakıp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Gözlerine bakıp</div>
<div dir="auto">Anlattığın her  Sevdada tutsak olmak</div>
<div dir="auto">dedi kadın &#8230;</div>
<div dir="auto">Sevdanın adı sevdasızlıktır</div>
<div dir="auto">dedi adam ..</div>
<div dir="auto">Sevda sessizliğe inat</div>
<div dir="auto">Umutsuzluk adı altında yaşanan</div>
<div dir="auto">Sevginin en umut dolu halidir</div>
<div dir="auto">dedi kadın..</div>
<div dir="auto">Adam: Peki ya sevdadan korkuyosa insan? ..</div>
<div dir="auto">Sevda</div>
<div dir="auto">Korkulara  inat</div>
<div dir="auto">Sevginin ağırlığını</div>
<div dir="auto">Yürekte taşıyabicek kadar</div>
<div dir="auto">Yürekli olmaktır</div>
<div dir="auto">dedi kadın &#8230;</div>
<div dir="auto">Adam:  peki  suskunluğumu duyabilcek kadar kudretli midir  sevda? .</div>
<div dir="auto">Sevda her sessizliğin</div>
<div dir="auto">En sesli halidir</div>
<div dir="auto">Yürekten hissedip</div>
<div dir="auto">Dilde haykıracak kadar</div>
<div dir="auto">Sevginin sessizce yaşandığı</div>
<div dir="auto">Her hali seslendiren bi şarkıdır</div>
<div dir="auto">dedii kadın..</div>
<div dir="auto">Adam: sen benim söyleyemediğim en duygulu şarkmsın dedi ..</div>
<div dir="auto">Ve  Gözlerinle söylediğin her şarkının şahidi oldum gözlerimle dedi kadın&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozlerine-bakip/">Gözlerine Bakıp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gozlerine-bakip/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8475</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zaman Tüneli</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zaman-tuneli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zaman-tuneli/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Mar 2017 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8467</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akşam vakti yüreğimde sen, Gözlerim de ışık yürüdüm. Bir elimde defterim kalemim, Diğer yanımda canım dediklerim yürüdük. Belki mucize olur umuduyla seni bekledim. Yanında birini görene kadardı. Arkadaşın olmayacak kadar yakındın, Elini tutmuş öpüyordun. Defterim yırtıldı, kalemim kırıldı, Yüreğim paramparça oldu. Gözlerimde ışık solmaya başladı. Otobüs zaman tüneli gibiydi, Binip uzun yıllara gittim, Ben gittim, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-tuneli/">Zaman Tüneli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akşam vakti yüreğimde sen,</p>
<p>Gözlerim de ışık yürüdüm.</p>
<p>Bir elimde defterim kalemim,</p>
<p>Diğer yanımda canım dediklerim yürüdük.</p>
<p>Belki mucize olur umuduyla seni bekledim.</p>
<p>Yanında birini görene kadardı.</p>
<p>Arkadaşın olmayacak kadar yakındın,</p>
<p>Elini tutmuş öpüyordun.</p>
<p>Defterim yırtıldı, kalemim kırıldı,</p>
<p>Yüreğim paramparça oldu.</p>
<p>Gözlerimde ışık solmaya başladı.</p>
<p>Otobüs zaman tüneli gibiydi,</p>
<p>Binip uzun yıllara gittim,</p>
<p>Ben gittim, sen gittin ve o da gitti.</p>
<p>Zaman yüreğimden akıp gitti,</p>
<p>Günler gözlerimden geçip gitti,</p>
<p>O gün kalbimden gitmedi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-tuneli/">Zaman Tüneli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zaman-tuneli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8467</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ahmed Makamı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ahmed-makami/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ahmed-makami/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 06 Mar 2017 12:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8365</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kimdi gerçek sevgili? Kimi sevmiştim ben yürekten, ta özden, yaş 22 de iken? Ahmet değil Ahmed idi Mumda ayan olmuştu mucizevi ilahi kalpler Neyi anlatıyordu, kaybedilen ne idi, şahadetlerle kavuşma dilenen? Yıllar oldu arar durur idim Dem vururum kimi aşktan, kimi ayrılıktan, Demişler idi rüyamda, sormuş idim neden ben, Demişler idi herkes olamaz adem! Neydi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahmed-makami/">Ahmed Makamı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kimdi gerçek sevgili?</p>
<p>Kimi sevmiştim ben yürekten, ta özden, yaş 22 de iken?</p>
<p>Ahmet değil Ahmed idi</p>
<p>Mumda ayan olmuştu mucizevi ilahi kalpler</p>
<p>Neyi anlatıyordu, kaybedilen ne idi, şahadetlerle kavuşma dilenen?</p>
<p>Yıllar oldu arar durur idim</p>
<p>Dem vururum kimi aşktan, kimi ayrılıktan,</p>
<p>Demişler idi rüyamda, sormuş idim neden ben,</p>
<p>Demişler idi herkes olamaz adem!</p>
<p>Neydi adem olmak?</p>
<p>Dostun dediği gibi doğurmak mıydı kendini kendinden?</p>
<p>Nasip miydi, murat mıydı, makam mıydı AHMED?</p>
<p>Bu cismani bir aşk şiiri değildi, öyle varsaydılar Ahmedi,</p>
<p>Anka kuşu misali, kendini yaratmaktı küllerinden..</p>
<p>Özlenen,murat edilen daha ötesi ilham edilen, mertebe, makam idi Allah&#8217;a varmak için,</p>
<p>Haktan gayrisi kalmamıştı gönül hane de&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahmed-makami/">Ahmed Makamı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ahmed-makami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AFFETMEK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/affetmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/affetmek/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Mar 2017 07:23:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8363</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kapıları içten açmalıyım önce, saflaşmaksa niyetim, O, öyle Şanı Yüce bir Yaratıcı ki, Kilidi açacak anahtarın adını Samimiyet koymuş! Önce affedilmeye layık olmalıyım ki! Yani samimi, yani dönmemecisine kararlı, yüreğim titreyerek, yani hissederek her nefeste derinlerde pişmanlığımı… Aç yüreğinin içini! Serbest bırak her ne varsa, yakan, yıkan, acıtan! Uğurla hepsini güzel dileklerinle gülümseyerek, O affediyor! [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/affetmek/">AFFETMEK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kapıları içten açmalıyım önce, saflaşmaksa niyetim,</p>
<p>O, öyle Şanı Yüce bir Yaratıcı ki,</p>
<p>Kilidi açacak anahtarın adını Samimiyet koymuş!</p>
<p>Önce affedilmeye layık olmalıyım ki! Yani samimi, yani dönmemecisine kararlı, yüreğim titreyerek, yani hissederek her nefeste derinlerde pişmanlığımı…</p>
<p>Aç yüreğinin içini! Serbest bırak her ne varsa, yakan, yıkan, acıtan! Uğurla hepsini güzel dileklerinle gülümseyerek,</p>
<p>O affediyor! Ben kimim ki? Ne haddime!</p>
<p>Hatırla! Hz Musa ya söylemini,</p>
<p>Karun bir kez, Mevlam deseydi! Ben affederdim kulumu…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/affetmek/">AFFETMEK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/affetmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8363</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hakan Tağmaç İmzalı Yetmezkaç Romanı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hakan-tagmac-imzali-yetmezkac-romani-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hakan-tagmac-imzali-yetmezkac-romani-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Mar 2017 12:45:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8454</guid>
				<description><![CDATA[<p>YETMEZKAÇ, Roman, Pupa Yayınları  (HAKAN TAĞMAÇ) “… ama iyi ki bir sonu vardı her hikâyenin, yoksa hiç yenisi yazılabilir miydi?” Yetmezkaç, Hakan Tağmaç Terk edilmiş bir şantiyede karşınıza bir perde çıksa ve özellikle sayı ile karşılık verilebilecek her sorunuza cevap vermeye başlasa, üstelik cevabı beğenmediğiniz de çok ayrıntılı bilgilerle size cevabın doğruluğunu ispatlasa, o perdeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hakan-tagmac-imzali-yetmezkac-romani-cikti/">Hakan Tağmaç İmzalı Yetmezkaç Romanı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>YETMEZKAÇ, Roman, Pupa Yayınları  (HAKAN TAĞMAÇ)</h2>
<p style="text-align: right;"><em>“… ama iyi ki bir sonu vardı her hikâyenin, yoksa hiç yenisi yazılabilir miydi?”</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Yetmezkaç, Hakan Tağmaç</strong></p>
<p>Terk edilmiş bir şantiyede karşınıza bir perde çıksa ve özellikle sayı ile karşılık verilebilecek her sorunuza cevap vermeye başlasa, üstelik cevabı beğenmediğiniz de çok ayrıntılı bilgilerle size cevabın doğruluğunu ispatlasa, o perdeye ne sorardınız?</p>
<p>O güne kadar kaç kitap okuduğunuzu mu? Kaç kere içtiğinizi, kaç kere âşık olduğunuzu, kaç kere kahvenizden bir yudum alıp yaşıyorum dediğinizi mi? Yoksa daha ciddi şeyler, söz gelimi, kaç kere kaçtığınızı, bırakıp gittiğinizi mi sorardınız?</p>
<p><strong><em>Rüyası Tekrar</em></strong> ve <strong><em>Ne Olur Geri Dönme</em></strong> öykü kitaplarındaki hayatını değiştirmeye çalışan kahramanlarını unutamadığımız <strong><em>Hakan Tağmaç</em></strong>; kaybolma, şiddet, aşk, aldatma, çağrışım, hayaller ve yolculuğu şaşırtıcı bir şekilde işlediği romanında, neler sordurmuyor ki!</p>
<p><em>Sır kitapları okuyup, mutlu olmanın formülünü arayanlar, hiçbir şey onlara yetmemesine rağmen oldukları yerde mıhlanmış gibi dururken, her şeyle mutlu olabilen ama hiçbir şeye yetemedikleriyle hissiyle kaçanların</em> peşinde buluyor kendini okuyucu bir anda.</p>
<p>Meselesi yetinmek değil yetememek kitabın. “Neden hiçbir şeye yetişemiyoruz? Neden ailemize, işimize gücümüze, arkadaşlarımıza yetemiyoruz hissiyle koşturuyoruz, nasıl bu düşünceyi kanımıza enjekte ediyorlar? Oysa yetebilecekken güvensizlik, yılgınlık ya da bencillikle yetemediğimiz ne çok şey var hayatımızda.” düşünceleri arasında salınırken, farklı bir sonla karşılaşacağınız sarsıcı bir roman <strong><em>Yetmezkaç</em></strong>.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hakan-tagmac-imzali-yetmezkac-romani-cikti/">Hakan Tağmaç İmzalı Yetmezkaç Romanı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hakan-tagmac-imzali-yetmezkac-romani-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8454</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşsel!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dussel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dussel/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Mar 2017 11:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8429</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adımlarını hızlandırmış neredeyse koşacak hale gelmişti. Bir yandan insanlara çarpmamak için çabalıyor diğer yandan arkasına bakıp hala geliyor mu diye bakınıyordu. Yağmur yağmıyor olsa iyiydi. Lanet olsun şu gözlüğe! Yağmur damlaları iyiden iyiye görmesini engelliyordu. Kim olabilirdi? Gözlüğünü biraz kaldırıp net görmeye çalıştı. Üzerinde olan yırtık cübbesi üstelik kafasının tamamını kapayan geniş bir kapüşonu vardı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dussel/">Düşsel!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adımlarını hızlandırmış neredeyse koşacak hale gelmişti. Bir yandan insanlara çarpmamak için çabalıyor diğer yandan arkasına bakıp hala geliyor mu diye bakınıyordu. Yağmur yağmıyor olsa iyiydi. Lanet olsun şu gözlüğe! Yağmur damlaları iyiden iyiye görmesini engelliyordu. Kim olabilirdi? Gözlüğünü biraz kaldırıp net görmeye çalıştı. Üzerinde olan yırtık cübbesi üstelik kafasının tamamını kapayan geniş bir kapüşonu vardı. Omuzları geniş, uzun boylu ve cüsseli bir adamdı. Bir erkek olmalı diye geçirmişti içinden. Tekrar önüne dönüp adımlarını biraz daha hızlandırdı. İnsanların arasında bir boşluk yakaladı ve koşmaya niyetlendi. Birden iki tarafından bulutsu su kütleleri insanlarla kendisi arasına girerek set çekti. Etrafına bakınıyordu. İki bulutsu kütleyi izledi biraz ileride birleşerek önünü tamamen kapadı. Geri döndü kapüşonlu adam baktı. Bulutsu su kütlerini o kontrol ediyor gibi iki eliyle hareketler yapıyordu.</p>
<p>Kalp atışlarını bile duyacak kadar yüksek atıyordu nabzı. “Kimsin sen?” diye haykırdı. Caddede olan hiç kimse görmüyor muydu? Kapüşonlu adam ellerini geriye doğru uzatıp bulutsu kütleyi kendi arkasında birleştirerek ikisini de içine alan bir ortam yarattı. Caddenin görüntüsü gittikçe kayboluyor hava kararıyordu. Kapüşonun içinde parlayan bir çift göz gördü. Sarı olduğuna emindi. Bir kaplan edasıyla üzerine geliyordu.</p>
<p>&#8220;Sakin ol&#8221; dedi hayvansı bir sesle. Daha çok hırıltı gibiydi. &#8220;Kimse görmüyor bizi&#8221; diye ekledi. Bir ucube diye geçirdi kafasından. Uykuda olabileceğini geçirdi zihninde. Kollarını, yüzünü yokladı.</p>
<p>-Geleceğe gitmek… istiyor musun?</p>
<p>-Şaka mı bu?</p>
<p>Filmlerde olurdu ancak veya romanlarda.</p>
<p>-Kim ben mi? Saçmaladığının farkına vardı. Başka Kime soruyor olabilirdi?</p>
<p>-Bunun için… buradayım istemiyorsan… giderim. Ne kadar… ileriye… ve nereye?</p>
<p>Güldü kendince, cesaret için dalga geçmek işe yarar mıydı? Nasıl bir konuşma şekliydi bu? Duraksayarak! Duraksama değil daha çok bekleyerek.</p>
<p>-Niye vaktin mi yok? İşin mi var?</p>
<p>-Zamanın efendisiyim… zamana ihtiyacım… yok… ama işim… var… bu doğru.</p>
<p>Sesinden kızmış olabileceğini anlamak mümkün değildi</p>
<p>-Tamam, tamam kızma. Evet istiyorum.</p>
<p>Kapüşon sağ tarafına omuzlarına doğru eğildi, gözler de. Tekrar yutkundu. Ucube açıklama bekliyordu.</p>
<p>-Tamam anladım. Yirmi yaşındayım ve kırk yıl sonraya kendimi görmeye. Tabi kendime gidebiliyorsam ve yaşıyorsam? Yani şey, yasayacaksam. Ya anladın iste.</p>
<p>İkisinin arasında başka bir su kütlesinden anafor oluşmaya başladı. Gittikçe derinleşiyor gibiydi. Düşememek için biraz geri durma ihtiyacı duydu. Gözleri anafora bakıyorken ucube konuşunca kafasını kaldırdı.</p>
<p>-Gidebiliyorsun! Ve… evet… yaşıyorsun.</p>
<p>“Dur dur” dedi yüzünü parmaklarıyla yokladı. Uyanmak ister gibi kendi canını yakmaya çalışıyordu.</p>
<p>&#8211; Yirmi dakikalık… bir seyahat… ve orada… geçireceğin bir… saatin olacak. Hazır mısın?</p>
<p>Kafasını onaylar gibi salladığı anda adamın iki eli uzanıp yakasından tuttu ve anaforun içine çekti. Birden boğulacak hissine kapıldı ama nefes alabiliyordu ve bir başka bulutsu su kütlesinin içinden çıkıp adeta başka bir dünyaya gelmişlerdi. Bu bir çeşit Einstein Roosen köprüsü gibi diye düşündü. İyi de bu ucube kimdi dahası neydi? Bir çölü andıran kumların üzerinde yürüyorlardı. İleride yine bir anafor vardı bu kez yerde değil de askıda, havada duruyordu. Tekrar anaforun içine girip kayboldular. Birkaç kez bunu tekrar etmişlerdi.</p>
<p>-Gerçekten kendimle görüşeceğim değil mi?</p>
<p>-İstediğin bu… değil miydi?</p>
<p>Soruya soru ile karşılık verecekse seyahat zor olacaktı.</p>
<p>-Geleceğimi biliyor mu? Yani şey biliyor muyum?</p>
<p>-Sence?</p>
<p>Buyur yine aynı şeyi yaptı diye geçiriyordu içinden.</p>
<p>-Neden ben peki? Yani niye bana geldin?</p>
<p>-Neden olmasın?</p>
<p>-Kimsin nesin sen? Bir açıklama istiyorum.</p>
<p>-Dönünce… anlatırım.</p>
<p>-Ne konuşacağım kendimle?</p>
<p>-Sen istedin… gitmeyi.</p>
<p>-Onu demek istemedim. Yasaklı olan bilgiler olacak mı?</p>
<p>-Elbette. Neleri… soramayacağını zaten… biliyorsun.</p>
<p>-Ne demek biliyorum?</p>
<p>-Dönünce anlattım… sana.</p>
<p>-Dönünce anlattın mı? Daha dönmedik farkındaysan.</p>
<p>-Döndük… Sen biliyorsun…. Orada.</p>
<p>Nihayet kumların olmadığı bir yerden çıkmışlardı. İki katli bir evin yan tarafından ön kapıya doğru yürümeye başladılar. Yağmur burada da yağıyordu. Dönüp ucube diye düşündüğü adama baktı ve evi işaret ederek “içeride miyim?” Diye sordu.</p>
<p>Düşünceleri uçuşuyordu. Başkasının evi olma&#8230; yuhhhh!  Evin hemen önünde duran yeşil klasik otomobili gördü. Şuna bak bu otomobil, üstelik yeşil. Hayalini kurduğumun birebir aynısı. Yüzünde gülümseme belirdi. Otomobile okşar gibi dokundu. Belki ev benim değil ama bu otomobil kesinlikle benim diye düşündü. Ucubeye dönüp</p>
<p>-Bu otomobil var ya…</p>
<p>Ucube kolunu kaldırıp gir der gibi işaret etti. Çok sessizdi ama be! Cümlesi yarım kaldı verandaya biri çıkmıştı.</p>
<p><em>-Çabuk gel bir saatimiz var çocuk! Girin içeri. </em></p>
<p>Biraz hızlanarak bahçeyi geçip verandaya çıktı. Yağmurun, toprağın, etraftaki bütün her şeyin kokusunu alıyordu. Kırk yıl sonraki kendisi, ucubeye sarıldı. İki eski dost gibiydiler. Şaşırarak baktı ikisine. Ne cesaret, nasıl bir ilişki bu der gibi geçirdi içinden. Sarılmanın ardından:</p>
<p>-Merhaba!</p>
<p>&#8211;<em>Merhaba!</em></p>
<p>-Bu gerçek değil mi?</p>
<p><em>-Evet gerçek.</em></p>
<p>-Zamanda seyahat ettim ve bunun gerçek olduğunu söylüyorsun. Geçmişe gitmek ve bir şeyleri değiştirmek kaos yaratır diye biliyordum. Kimse geçmişe gidemez sanıyordum.</p>
<p><em>-Öncelikle haklısın. Ama geçmişe gitmedin aksine geleceğe geldin. Ve doğru, hiçbir insan yani kimse gidemez ne geçmişe ne geleceğe.</em></p>
<p>-Ben nasıl geldim? O halde bu bir düş.</p>
<p><em>-Değil. Düşsel gibi ama değil. Bu seyahati o yapabiliyor sadece. O bu dünyadan değil. Dolayısıyla oluşacak en büyük bir değişiklik bile onu etkilemiyor. Kaldı ki bunları zaten biliyorsun. Dönünce sana anlatacak.</em></p>
<p>Çok anlamamıştı önemli değildi şuan için. Nasıl olsa dönünce anlatacaksa düşünmenin de anlamı yoktu. Evi gösterdi kafasını ileri doğru uzatarak.</p>
<p>-Kimse Var mı?</p>
<p><em>-Olmaması gerekiyordu. Seni, yani benim gençliğimi kim görse bayılırdı herhalde değil mi?</em></p>
<p>Sen bilirsin der gibi dudağını büktü.</p>
<p><em>-Kahve demlenmiştir artık. Geçelim içeriye.</em></p>
<p><em>&#8211;</em>Çay diyecektin herhalde. Demlemek dedin.</p>
<p><em>-Kırk yılda çok şey değişti.</em></p>
<p>-Ne kahvesi peki?</p>
<p><em>-Kolombiya!</em></p>
<p>-Kolombiya’dan kahve mi getirtiyorsun?</p>
<p><em>-Gerek yok. Her yerde her türlüsü var zaten. Ama iyisini alıyorum meraklanma.</em></p>
<p>İçeri girip çalışma odasına yönelmişlerdi. Ucube hemen arkasındaydı. İlk dikkatini çeken duvarların kütüphaneye dönüşmüş hali oldu. Önce gözleriyle sonra kafasını çevirerek bütün duvarlara baktı. Yaklaşıp parmaklarını kitaplarda gezdirdi. Yeşil klasik otomobilden sonra bu kütüphane ve kitaplar keyfini iyiden iyiye yükseltmişti.</p>
<p>-Kütüphanen var. Okudun mu bunların hepsini?</p>
<p><em>-BİZ okuduk.</em></p>
<p>-Hiçbir kitabı atmadım değil mi?</p>
<p><em>-Ödünç verdiğin kitaplar geri gelmedi. Ama meraklanma sonra gidip tekrar satın alıp yerine koydum.</em></p>
<p>Önce yanağını sonra çenesini kaşır gibi yaptı.</p>
<p>-Ne okuyorum şu sıralar biliyor musun? Yani hatırlıyor musun?</p>
<p><em>-Yalom! “ Divan”</em></p>
<p>-Sen, ben misin? Yani ikimiz aynı kişiyiz değil mi? Kırk yıl sonraki ben.</p>
<p><em>-Evet! Dediğin gibi ikimiz, yani sen kırk yıl önceki ben.</em></p>
<p>Küçük ama oldukça farklı görünen masanın arkasındaki rahat görünümlü koltuğa ucube geçip oturdu. Öndeki iki koltuktan birine izin ister gibi bakarak yerleşti. Kırk yıl sonraki kendi kahveleri doldurup diğer koltukta yerini aldı. Olgun adam parmaklarını gezdirdi masanın kenarında.</p>
<p><em>-Korsan gemilerinde kaptanların masası gibi değil mi? Koltuklarda öyle. Çok aradım bulamadım nihayetinde kendim tasarladım. </em></p>
<p>Ucube geriye yaslanmış odada yokmuş gibi oturuyordu. Ucubeyi işaret ederek biraz sessizce</p>
<p>-Bu kim bir fikrin var mı?</p>
<p>-Meraklanma! Siz dönünce anlatacak. Neden kırk yıl sonrasını istedin?</p>
<p>-Aslında kırk yıl sonra demeyecektim. Kırk yaşıma diyecektim ama ödümü koparmıştı. Yanlışlıkla kırk yıl sonra dedim. Ama eğer sen bensen bunu biliyor olman gerekmez mi?</p>
<p>-Hayır, biliyorum elbette ama gerçekten korkudan mı olduğuna emin olmak için soruyorum. Sen biraz önce yaşadın bunu. Bense kırk yıl önce.</p>
<p>Bir müziğin çalındığını fak etti.</p>
<p>-Bu çalan? Hala dinliyoruz. Vay be! Bazı şeyler değişmiyor demek.</p>
<p><em>-Değişmeyenler olabiliyor.</em></p>
<p>-İnanılmaz. Bu ev senin, yani benim, yani bizim neyse işte öylemi?</p>
<p><em>-O dediğinden.</em></p>
<p>Odanın penceresine yaklaştı dışarıda duran klasik otomobile tekrar baktı gülümsedi.</p>
<p>-Aldık mı yani şu fıstığı?</p>
<p>Olgun adam kahkaha attı. Çok eğleniyor gibiydi. Pencereden dönerek odayı süzdü. Kırk yıl sonraki kendine baktı.</p>
<p>-İyi görünüyorum.</p>
<p><em>-Teşekkür ederim. Sende öyle.</em></p>
<p>-Aman Tanrım. Yani aslında her şeyi biliyorsun değil mi?</p>
<p><em>-Noktasına. Virgülüne kadar. Matrixi bilseydin aslında kaşık yok derdim.</em></p>
<p>-Bilirim matriks ve determinant. Yok, teşekkürler şeker kullanmıyorum.</p>
<p>Sadece gülümsedi olgun adam.</p>
<p>-Bak gelirken yolda çok düşündüm. Sana neler sormam gerektiğini falan anlıyor musun?</p>
<p><em>-Bende kırk yıldır düşünüyordum. Ne cevaplar vereceğimi.</em></p>
<p>-Tamam, işte onu diyorum yani ne soracağımı da biliyorsun o halde değil mi? Madem sen bensin bu seyahati veya bu neyse işte onu yaptın değil mi? Ve dolayısıyla soracağım soruları sen zaten sordun ve cevapları aldın.</p>
<p><em>-Bir bakıma haklısın.</em></p>
<p>-O zaman anlat ben sormadan.</p>
<p><em>-Neden? Belki senin sormanı bekliyorum ve inan bu daha heyecan verici olacak.</em></p>
<p>-Zamanımız yok biliyorsun. Sen de yaptıysan bu seyahati ki yaptım diyorsun zaten, değiştirdiğin bir şeyler mutlaka oldu. Ve buna rağmen yine de eksikliğini hissettiğin bilgiler de olmuştur. Demek istediğim her durumda benden daha deneyimlisin.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendi, masanın çekmecesinde duran zarfı ucubeden istedi. Ve alıp masanın ortasına koydu.</p>
<p><em>-Meraklanma bu zarfta her şeyi yazdım senin için. Yüzlerce kez yeniledim yazdıklarımı. Her önemli notları düştüm. O </em>nedenle endişe etmene gerek yok sen sadece konuş.</p>
<p>-Peki öyle diyorsan… Çok hata yaptık mı?</p>
<p><em>-İnanamayacağın kadar çok.</em></p>
<p>-Düzeltebileceğim hatalardır umarım.</p>
<p><em>-Sana ve becerilerine kalmış.</em></p>
<p>Kahvesinden bir yudum aldı genç adam.</p>
<p>-Pişmanlığımız var mı?</p>
<p><em>-Saymakla bitmeyebilir.</em></p>
<p>-Deli misin sen? Nasıl bir hayat yaşadık böyle? Pişmanlıklar, hatalar diyorsun.</p>
<p>Kızmıştı genç adam yerinden kalktı. Odaya bakınıyordu. Birden duraksadı.</p>
<p>-Canını yakanlar oldu mu? Şu veya bu şekilde yani?</p>
<p><em>-Olmaz mı?</em></p>
<p>&#8211; Hiç merak etme. Gereken neyse yaparım. Gelmem iyi olmuş o halde. Bu kadar çok hata ve pişmanlık varsa not etmişsindir. Demek oluyor ki sen gençken gidip kendini bulduğunda sana yeteri kadar bilgi verilmemiş. Daha ince düşünüp, daha doğru bilgileri hazırladığını duymak istiyorum.</p>
<p><em>-Zarf o nedenle duruyor. Giderken yanına alacaksın.</em></p>
<p>-Karın, karımız çocuklarım falan var mı?</p>
<p><em>-Bunları kendin nasıl olsa göreceksin.</em></p>
<p>-Bak kusura bakma ama bilge tavırlarına girmen hoşuma gitmiyor.</p>
<p><em>-Bilge değilim. Zarfı açtığında yapman gerekeni göreceksin.</em></p>
<p>-Kimseyi yitirdik mi? Ölen oldu mu?</p>
<p><em>-Vaktinden önce ölen olmadı.</em></p>
<p>Ne soracağını bilemedi bir an. Madem zarfta yazılıydı alıp gitmeyi geçirdi kafasından. Ucubeyle karşılaşmadan önce keyifsiz olduğunu hatırladı. Ucubeyi kafasıyla işaret ederek konuştu</p>
<p>-Beni nereden aldı hatırlıyor musun?</p>
<p><em>-Evet elbette. O zaman ki adı Etap Marmara Oteli’ne varmadan hemen önce.</em></p>
<p>-İyi madem hatırlıyorsun neden gezindiğimi de biliyorsundur.</p>
<p><em>-Evet biliyorum. Şu yazın tanıştığın kız. Burnunun kenarında izi olan sevimli kız. Ayrılmak zorunda kaldın ve ne yapacağını bilemez haldesin.</em></p>
<p>-Sevimli mi? Ne sevimlisi? Köpekten bahseder gibisin. Âşıktım ben ona yani sen yani ikimiz işte. Gerçekten incinmiş durumdayım ve üzgün. Hatırladığın bir tek burnunun kenarında olan iz mi?</p>
<p><em>-Ne gariplik var bunda?</em></p>
<p>-Saçmalıyorsun. Sen ben değilsin olamazsın. Ben o kızı unutamam.</p>
<p><em>-Unuttum demedim. Unuttuğum acısıydı.</em></p>
<p>-Acısını mı unuttun? Aşığım diyorum sana daha nasıl anlatabilirim? Demek bitti gerçekten. Kesinlikle yanılıyorsun.</p>
<p><em>-Bunun aşk olduğunu sanıyorsun.</em></p>
<p>-Ne? Ciddi değilim de.</p>
<p><em>-Ciddiyim.</em></p>
<p>Madem kendisiydi o halde o da yaşamıştı ve öyle diyorsa haklı olma ihtimali yüzde yüzdü. Gelecekte neler olmuştu?</p>
<p>-Tamam, ne yapmamı öneriyorsun?</p>
<p><em>-Zarfta her şeyi bulacaksın dedim sana.</em></p>
<p>İşler umduğu gibi gitmiyordu. Cebinden sigara paketini çıkardı. Sigarasını yakmadan önce kırk yıl sonra ki kendine uzattı. Kırk yıl sonraki kendi, başka sigara çıkarıp yaktı.</p>
<p>-Ekonomik durum ne alemde?</p>
<p><em>-Aç veya susuz kalmadık.</em></p>
<p>-Sağlık ile alakalı endişelenmem gerekiyor mu?</p>
<p><em>-Hayat kalitemizi düşüren sorunlarımız yok. Minik denilen hastalıklar herkesin başına geldiği kadar.</em></p>
<p>Sigarasından bir nefes alıp zarfa uzandı.</p>
<p>-Şimdi açmak istiyorum.</p>
<p><em>-Ama açmayacaksın.</em></p>
<p>-Nirvana ayaklarındasın. Hoşlanmadım kendimden. Kendimden değil de tavırlarından. Ben olsam…</p>
<p>&#8211;<em>Evet sen olsan?</em></p>
<p>-Ben olsam herkesi toplar tanıştırır ve anlatırdım.</p>
<p>Sesi kızgın ve şikâyet eder gibi çıkıyordu.</p>
<p><em>-Filmin başında finali görmek gibi mi?</em></p>
<p>-Evet! Aynen öyle. Neleri göreceğimi, neler olacağını anlatırdım sana.</p>
<p><em>-Kırk yıl sonra sen öyle yaparsın o halde.</em></p>
<p>-Yaparım emin ol.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendi, saatine baktı.</p>
<p><em>-Vakit yok. Çağırırdım ama yetişemezler. Üzgünüm.</em></p>
<p>Odanın içinde dolaşıp detay görebilmeyi umut ediyordu. Gözüne bir dergi ilişti. Eline aldı bakabilir miyim? Sormasına gerek bile kalmadı. Kırk yıl sonraki kendi, kafasını salladı. Sayfaları hızlıca geçiştirdi.</p>
<p>-Sanırım İspanyolca. İngilizceden sonra İspanyolca mı? Öğrendin mi gerçekten?</p>
<p>-Si aprendido.</p>
<p>-Fransızca olsa olmaz mıydı?</p>
<p>-Muy buen espanol.</p>
<p>Gülümsedi önce, sonra içten bir kahkaha attı. Parmaklarını saçlarının içinden geriye doğru gezdirdi. Pencereye yaklaşıp yağmura baktı. Dışarıyı izlerken mırıldandı.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendine yaşadığı anı, düşüncelerini ve duygularını anlattı. Bu muhabbetten ikisi de keyif alıyordu. Zaman gittikçe daralıyordu. Buraya sanki kırk yıl sonraki kendisi onu çağırmış ve konuşturuyor gibiydi. Çok takılmadı bu düşünceye nasıl olsa zarf vardı. Yine de dayanamadı.</p>
<p>-Benim için önemli olan bir konu var. Gerçekten önemli yani yüreğimin bir köşesinde duruyor. Mutlaka gezdim eminim. Bu ülke bile bitmek üzere ama merak ettiğim şey yani nasıl desem. Nereleri gezdiğini sormak değil derdim ama seni en çok etkileyen bir yer oldu mu? Ne kadarını hatırlıyorsun bilmiyorum ama hani belki sonraları etkisini yitirmiş bile olabilir. Yani aslında şuna cevap verebilirsen çok sevinirim. Beklentilerini karşılayan şehir var mı?</p>
<p>-Çok yer gezdim. Ama yine de bir yer dersen sanırım Evet var.</p>
<p>Hayal kırıklığı yaşamıştı. Hemen cevap gelmediğine göre zaman içinde yitirmişti bazı şeyleri. Umutsuzca baktı.</p>
<p>-Neresi söylesene.</p>
<p>Sormasa daha mı iyi olurdu? Hayali ile yaşamak daha iyi olmaz mıydı?</p>
<p>-Neresi söylesene. Bu bir sır değil sanırım. Söylemende sakınca olmasa gerek.</p>
<p>Aptalca bir soru sorduğunu düşündü. Keşke sormasaydı. Şimdi kalkıp saçma sapan bir şehir diyebilirdi. İsmini bile duymadığı bir şehir. Kırk yıl sonraki kendi, önce göz kırptı ve dudaklarını gülmemek için zorlayarak mırıldandı.</p>
<p>-Beyrut!</p>
<p>-Evvvettt! Biliyordum. Biliyordum. Kesinlikle biliyordum. Hey ucube bak bunu çok iyi biliyordum. Aman Tanrım demek boşuna değildi bütün hislerim. Beyrut evet Beyrut.</p>
<p>Yumruklarını sıkmış ne yapacağını bilemez halde dönüp duruyordu.</p>
<p>-Ne zaman gideceğim Beyrut’a? Zarfta bunları da yazdın değil mi?</p>
<p>-Zarfta her şeyi bulacaksın dedim sana değil mi?</p>
<p>-Beyrut! Bir şey söyle Beyrut için hiç olmazsa.</p>
<p>-hmm… “Yaraların sarıldığı yer.”</p>
<p>-O kadar iyi mi?</p>
<p>-Fazlası bile var.</p>
<p>Gidip zarfı tekrar aldı. Eliyle tartıyor gibi yaptı. Oldukça hafif geldi o an.</p>
<p>-Açmak istiyorum. Bu zarf çok hafif hiç hoşuma gitmedi. Nasıl her şey var?</p>
<p>Sigarasını hışımla söndürdü.</p>
<p>-Bak bu zarf boşsa veya bilgece bir tek cümle falan yazıyorsa inan bana seni asla ama asla affetmem.</p>
<p><em>-Zarf boş değil ve senin temin ederim ki tek bir cümleden oluşmuyor. Her şeyi bulacaksın.</em></p>
<p>-O halde neden hafif? Bak bir kez daha düşün. Belki unuttuğun veya atladığın bir şey vardır. Kalem! Kalem ister misin? Bak kâğıt da var.</p>
<p><em>-Hatalar bir birlerini tetikler bilirsin. Bir hatayı ortadan kaldırdığında ona bağlı gelişen bütün hatalar ortadan kalkar. Ben sadece çok çok önemli tavsiyelerde bulundum. Hayati derecede olanları. Bana, diğer anlamda kendine güven lütfen.</em></p>
<p><em>-Evi gezebilir miyim?</em></p>
<p><em>-Hayır gezemezsin. Kurallar böyle. Detaylardan gelecek hakkında bilgi edinmen yasak.</em></p>
<p><em>-Hangi kurallar bu? Kimin kuralları?</em></p>
<p><em>-Sirast’ın</em></p>
<p><em>-Sirast da kim?</em></p>
<p><em>-Senin ucube.</em></p>
<p><em>-Adı Sirast mı? Neden söylemedi?</em></p>
<p><em>-Sormamış olabilir misin?</em></p>
<p>Ucube ayağa kalktı. Bu zaman doldu demek oluyordu. Zarfı cebine koydu. Beraber dışarı çıktılar. Yağmur yağmaya devam ediyordu. Bahçeyi beraber geçtikleri sırada bulutsu anafor biraz ileride tekrar belirdi. Son bir soru için döndü kendine baktı.</p>
<p>-Şu sevimli kız.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendi, iki elini açarak bitti demeye getirmişti.</p>
<p>-Yapma be! Hiç şans yok mu?</p>
<p><em>-Üzgünüm.</em></p>
<p>Canı giderayak sıkışmıştı yeniden. Derin bir nefes aldı.</p>
<p>-Her şey bu zarfın içinde değil mi?</p>
<p><em>-Her şey!</em></p>
<p>-Bütün önemli şeyler?</p>
<p><em>-Bütün önemli şeyler.</em></p>
<p>-Senin hayatını daha iyi yaşamam için her şey?</p>
<p><em>-Hayatımızı daha iyi yaşamamız için her şey.</em></p>
<p>-Sana güveniyorum.</p>
<p><em>-Bende sana.</em></p>
<p><em>&#8211;</em> Söylemek istediğin bir şey var mı?</p>
<p><em>-İstanbul’un ve yağmurun tadını çıkar.</em></p>
<p>-Yağmurun mu?</p>
<p><em>-Yağmurun. İleride çok seveceksin.</em></p>
<p>Sirast ve Kırk yıl sonraki kendisi sımsıkı sarıldılar.</p>
<p><em>-Benim için yaptıklarına ve onu için yapacaklarına minnettarım.</em></p>
<p>Tereddütleri bitmek bilmiyor gibiydi. Kabanını açıp zarfı parmağıyla tekrar gösterdi.</p>
<p><em>&#8211;</em>Her şey?</p>
<p><em>-Her şey.</em></p>
<p>-Eksiksiz her şey?</p>
<p><em>-Her şey. Eksiksiz.</em></p>
<p>-Hoşça kal.</p>
<p><em>-Kırk yıl sonra tekrar görüşürsün. Hoşça kal.</em></p>
<p>Ucubeyle beraber anaforun içine girip geldikleri gibi döndüler. Aynı sokağa çıkmak üzereydiler. Caddenin ortasında etraflarını sarmalayan su kütlesinin içindeydiler. Zarfı cebinden çıkardı.</p>
<p>-Artık açabilir miyim?</p>
<p>-Elbette… açabilirsin gelecekten… üstelik kendinden… geliyor.</p>
<p>Heyecanla ama özenle açıp içinden kâğıdı çekip yavaşça açtı. Göz bebekleri büyüdü. Ucubeye baktı.</p>
<p>-Çabuk beni götür. Lütfen! Geri götürmelisin beni. Bak yalvarırım götür. Sirast bunu esirgeme benden lütfen olur de.</p>
<p>Sesi titriyordu. Bir elinde kâğıt diğerinde zarf ayaklarını yerden yere vuruyordu. Deliye dönmüş gibiydi. “Bana bunu yapma” diye haykırıyordu. “Söz vermiştin önemli her şey burada yazılı olacaktı? Hani her şeyi yazmıştın? Hani her şey bu zarfın içindeydi? Gözleri dolmuştu ucubeye yardım ister gibi bakıyordu. Dizlerinin üstüne yıkıldı.</p>
<p>-Hiç olmazsa kim, nerede, nasıl diye yazsaydın.</p>
<p>Ucube hırıltılı sesiyle yeniden konuştu.</p>
<p>-Tek bir… cümleden… oluşmuyor demişti. Neler… yazmış merak… ettim. Her… şey ne?</p>
<p>-Tek bir cümle değil derken yalan söylememiş.</p>
<p>Ucubeye doğru kafasıyla beraber kâğıdı da kaldırdı.</p>
<p>-Bir cümle bile değil, tek kelime yazmış.</p>
<p>“AŞK”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dussel/">Düşsel!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dussel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8429</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gün Batımı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Mar 2017 08:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8426</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin batışına sızlar içim, Her akşam ağlarım bırakıp gidişine. Yas tutarım üşenmeden beni terk edişine. Kaybolur yollarda ışıklarım, Kıvrılırım bir köşeye sessizce. &#160; Ufkun kızıllığı yutar sevincimi, Diz çöker karanlığa gün, Eğilir önünde tevekkülle her gün. Süzülür yanaklarımdan sicim sicim yaşlar, Başlar hiç bitmeyecek gibi o kesif korkular. &#160; Sabah umudumdur puslu geceden, Sabreden için [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/">Gün Batımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin batışına sızlar içim,</p>
<p>Her akşam ağlarım bırakıp gidişine.</p>
<p>Yas tutarım üşenmeden beni terk edişine.</p>
<p>Kaybolur yollarda ışıklarım,</p>
<p>Kıvrılırım bir köşeye sessizce.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ufkun kızıllığı yutar sevincimi,</p>
<p>Diz çöker karanlığa gün,</p>
<p>Eğilir önünde tevekkülle her gün.</p>
<p>Süzülür yanaklarımdan sicim sicim yaşlar,</p>
<p>Başlar hiç bitmeyecek gibi o kesif korkular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sabah umudumdur puslu geceden,</p>
<p>Sabreden için hasretin soğumuş ıhlamurudur.</p>
<p>Sevmez hüzün pınarları kurumayı nedense,</p>
<p>İzin vermez silmeye, akar da akar,</p>
<p>Doldurur taşar, gönül haznesinden gamlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sıkı sıkıya sararım kendimi, beklerim.</p>
<p>Birbirine vurur dişlerim,</p>
<p>Korkum ecelden değildir, soğuktan hiç değil,</p>
<p>Açlık nedir ki sevgisizlikten?</p>
<p>Zulümden kaçarım ben, en çok zulümden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yıkılsa da içimdeki volkan,</p>
<p>Yaralarımdan yere düşen kan,</p>
<p>Dizime derman olur,  ne zaman yarı yolda kalsam.</p>
<p>Koy verir yalnızlık iklimi beni.</p>
<p>Son baharımda bırakır artık peşimi,</p>
<p>Ne güneşler batırdın sen der şunca yıl,</p>
<p>Doğacaktır nasılsa bir yenisi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Olmayaydı sabahı dayanılır mıydı kara geceye?</p>
<p>Sevgisiz geçen kaç uykusuz, kaç uyaksız heceye.</p>
<p>Gebedir gece, sabırla tutar bilmem kaç gün de,</p>
<p>Bebesini doğurur sancıyla sonradan.</p>
<p>Sormadan kalan hatırımızda ne varsa ne yoksa</p>
<p>Yazamadığımız bir dizi yalanla,</p>
<p>Çıkartır döker saçar ortalığa.</p>
<p>Yerdirir kendimizi,</p>
<p>Yine kendimize durmadan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte bir tek bunlar kalacak geriye,</p>
<p>Hepimiz bir muhabbetin izinde,</p>
<p>Yazılan ile yazılacak olan arasında</p>
<p>İpe dizilmiş harfleriz sadece…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/">Gün Batımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8426</post-id>	</item>
		<item>
		<title>PASAK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pasak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pasak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Mar 2017 20:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8419</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bulmak için karanlık sokaklar arıyorum kendime, her şey bir an içinse Shakespeare aramızda. Cevaplarını tüketmiş soluk yüzlü adamlar şehrin en kalabalık hallerinde allah gibiyalnızlar, devlet. Bozacılar neden suskun şairler neden şuurlu? İzdiham halinde yürünen caddelerde gerçeği avuçlamış atlar gibi koşuyorum. Hayata bir butik upload edin, uzun sürdü. Kendimden kurtulmak için mi? Sokratı duyun diye haykırıyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pasak/">PASAK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bulmak için karanlık sokaklar arıyorum kendime,</p>
<p>her şey bir an içinse Shakespeare aramızda.</p>
<p>Cevaplarını tüketmiş soluk yüzlü adamlar</p>
<p>şehrin en kalabalık hallerinde</p>
<p>allah gibiyalnızlar, devlet.</p>
<p>Bozacılar neden suskun</p>
<p>şairler neden şuurlu?</p>
<p>İzdiham halinde yürünen caddelerde</p>
<p>gerçeği avuçlamış atlar gibi koşuyorum.</p>
<p>Hayata bir butik upload edin,</p>
<p>uzun sürdü.</p>
<p>Kendimden kurtulmak için mi?</p>
<p>Sokratı duyun diye haykırıyorum.</p>
<p>Işıktan uzak durun</p>
<p>ışık patlayınca çok iyi görüyorum.</p>
<p>Çünkü ben!</p>
<p>gök gürültüsünde fotoğrafı çekilmiş</p>
<p>çocuklar gibiyim.</p>
<p>Yüzümü hep kirli buluyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pasak/">PASAK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pasak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MAVİ YEŞİL Dergisi 104. Sayısı Çıktı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-104-sayisi-cikti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-104-sayisi-cikti/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Mar 2017 14:58:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8432</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, 104. sayısı ve 2016 ŞİİR YILLIĞI ile okurlarına ulaşıyor. Mavi yeşil Dergisi tarafından duyurulan tanıtım metnini siz değerli Sanat Duvarı okuyucularımızla paylaşıyoruz. Mart-Nisan 2017 tarihli 104. sayımızda şiir yok ancak okurlarımızı sevindirecek bir “yıllık” hediyemiz var. Dergimizin şiir editörü Özkan Satılmış, 2016 yılının hatırı sayılır pek çok edebiyat dergisini titiz bir çalışmayla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-104-sayisi-cikti/">MAVİ YEŞİL Dergisi 104. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mavi Yeşil</strong> dergisi, 104. sayısı ve <strong>2016 ŞİİR YILLIĞI</strong> ile okurlarına ulaşıyor. Mavi yeşil Dergisi tarafından duyurulan tanıtım metnini siz değerli Sanat Duvarı okuyucularımızla paylaşıyoruz.</p>
<p>Mart-Nisan 2017 tarihli 104. sayımızda şiir yok ancak okurlarımızı sevindirecek bir “yıllık” hediyemiz var. Dergimizin şiir editörü Özkan Satılmış, 2016 yılının hatırı sayılır pek çok edebiyat dergisini titiz bir çalışmayla taradı ve yöntemi az bulunur bir yıllık hazırladı; kendisine bu emeği için içtenlikle teşekkür ederiz. <strong>2016 ŞİİR YILLIĞI</strong> okurlarımıza armağanımızdır; on sekizinci yılımızda okurlarımıza böyle bir yıllığı sunabildiğimiz için mutluyuz. 104. sayımız, dergimize yeni katılan isimlerle öykülerin ve kısa sevimli yazıların öne çıktığı bir dergi oldu diyebiliriz. Efe Sıddık Tekinarslan, Aytaç Ören, Halil Yörükoğlu, Pınar Öğüt, Furkan Uzun ve Ülkü Tatar, bu sayımızın öykücüleri. Niyazi Karabulut, Eyup Tosun, Elif Akgün, Ferşat Özçelik ve Yeşim Çobankent, yazılarıyla aramızdalar. Gökçe Özder, son zamanlarda adından söz ettiren Mahir Ünsal Eriş hakkında; Hayrettin Orhanoğlu, günümüz şairlerinden Celal Fedai için yazdı. Büşra Biçer ise Şarkı Söyleyen Kadınlar filmini değerlendirdi. Ahmet Türkan, iki büyük isimden, Canetti ve Cioran’dan yola çıkarak ufuk açıcı bir yazıyla başladı <strong>Mavi Yeşil</strong> okurları için.</p>
<p>Okumanın mutluluğuyla…</p>
<p><figure id="attachment_8434" aria-describedby="caption-attachment-8434" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/mavi-yesil-dergisi-yeni-sayi.jpg"><img class="size-full wp-image-8434" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/mavi-yesil-dergisi-yeni-sayi.jpg?resize=640%2C902" alt="Mavi Yeşil Dergisi 104. Sayı" width="640" height="902" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/mavi-yesil-dergisi-yeni-sayi.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/mavi-yesil-dergisi-yeni-sayi.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8434" class="wp-caption-text">Mavi Yeşil Dergisi 104. Sayı</figcaption></figure></p>
<h2>Mavi Yeşil Dergisi 104. Sayının İçindekiler:</h2>
<ul>
<li>İkide Bir Ölüm ve Çürümenin Bedelleri Üzerine &#8211; Ahmet Türkan &#8211; 2</li>
<li>Şarkı Söyleyen Kadınlar’da Kadın Peygamber İmgesi &#8211; Büşra Biçer &#8211; 6</li>
<li>Mitik Şiirle Karşı Şiir: Celal Fedai Şiiri &#8211; Hayrettin Orhanoğlu &#8211; 9</li>
<li>Bir Kadın Vardı, Canı Sıkılan &#8211; Yeşim Çobankent &#8211; 11</li>
<li>Mahir Ünsal Eriş Öykülerinin Fon Müzikleri &#8211; Gökçe Özder &#8211; 13</li>
<li>İyi Şeyler ve Felsefe Arasındaki Çıkmazda Bir Profesör &#8211; Ferşat Özçelik &#8211; 15</li>
<li>Edebiyat: Yazarın Yazdığı, Okurun Anlayamadığıdır &#8211; Elif Akgün &#8211; 17</li>
<li>Yabancılık da Savrulmak da Bâki &#8211; Eyüp Tosun &#8211; 18</li>
<li>Kelimelerin Rüyası &#8211; Niyazi Karabulut &#8211; 19</li>
<li>Aşk Perspektifleri &#8211; Mara Prokop &#8211; Çev. Beril Ünal – 20</li>
<li>16 mm. Siyah &#8211; Beyaz &#8211; Furkan Uzun &#8211; 21</li>
<li>Çocukça &#8211; Ülkü Tatar – 24</li>
<li>Kurgu &#8211; Pınar Öğüt &#8211; 26</li>
<li>87 &#8211; Halil Yörükoğlu &#8211; 28</li>
<li>Lamba Söndü &#8211; Aytaç Ören &#8211; 29</li>
<li>Tren &#8211; Efe Sıddık Tekinarslan &#8211; 30</li>
<li>Eskimemiş Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış – 32</li>
</ul>
<p>İletişim<strong>: bilgi@maviyesildergisi.com</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-104-sayisi-cikti/">MAVİ YEŞİL Dergisi 104. Sayısı Çıktı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-104-sayisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8432</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Acının Mukavemeti</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/acinin-mukavemeti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/acinin-mukavemeti/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Mar 2017 09:30:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8356</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sessiz,sedasız bağırışlarım var benim ötelere uzanan, Bi görsen korkardın, kurt kadın vari haykırışlarımı, Kasetçalarlı radyomda geceleri bangır bangır çalarken ötelerde türkülerim.. Biz evvelden beri severiz geceyi, aşıklar uyumaz geceleri bilmez misin? Sabahın ilk ışıkları aydınlatırken çehremi, Acılarım demlenirdi issiz,dumansız, Otobüs yol alırken, gökyüzünün gözyaşları mıydı sanıyorsun, camdan dökülen? Her bir damla, damlalara katılmış yol yol [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/acinin-mukavemeti/">Acının Mukavemeti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sessiz,sedasız bağırışlarım var benim ötelere uzanan,<br />
Bi görsen korkardın, kurt kadın vari haykırışlarımı,<br />
Kasetçalarlı radyomda geceleri bangır bangır çalarken ötelerde türkülerim..<br />
Biz evvelden beri severiz geceyi, aşıklar uyumaz geceleri bilmez misin?<br />
Sabahın ilk ışıkları aydınlatırken çehremi,<br />
Acılarım demlenirdi issiz,dumansız,<br />
Otobüs yol alırken, gökyüzünün gözyaşları mıydı sanıyorsun, camdan dökülen?<br />
Her bir damla, damlalara katılmış yol yol akıyordu, içim titrerken.<br />
Mecazi aşkı anlatıyordu MFÖ kasetten, bir ileri,iki geri sararken..<br />
Arabayı geri vitese takmışlar ağlıyordu freni, ağlatır geri dönüşler<br />
Farzet ki hiç yanmadım, hiç acımadı canım, acıya acıya öğrendim acının oluşturduğu mukavemeti..!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/acinin-mukavemeti/">Acının Mukavemeti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/acinin-mukavemeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8356</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Senfoni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Mar 2017 08:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlıcan Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8351</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dudaklarım ve saçlarım otobüs camına yansıdığında bambaşka bir kadın oluyorum. Dudaklarım ürkek, saçlarım cesur… İçimde bir yerde Amel Mathlouthi’nin sesi yankılanmaya başlıyor. Otobüs bozuk yollardan giderken notaların ayak bileğine tutunup hafiften sallanıyorum. Gözlerim kapalı. Zamansız biri olmalıyım diyorum. Zamansız ve zamanın inleyen sızısı. Şehrin her tarafı karlara bürünmüş, güneş arada bir yüzünü gösterip kayboluyor.  Orhan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/">Sessiz Senfoni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dudaklarım ve saçlarım otobüs camına yansıdığında bambaşka bir kadın oluyorum. Dudaklarım ürkek, saçlarım cesur… İçimde bir yerde Amel Mathlouthi’nin sesi yankılanmaya başlıyor. Otobüs bozuk yollardan giderken notaların ayak bileğine tutunup hafiften sallanıyorum. Gözlerim kapalı. Zamansız biri olmalıyım diyorum. Zamansız ve zamanın inleyen sızısı.</p>
<p>Şehrin her tarafı karlara bürünmüş, güneş arada bir yüzünü gösterip kayboluyor.  Orhan Veli’nin yazdığı birkaç mısraı tekrarlıyorum. ‘Beni bu güzel havalar mahvetti.’ Oysa bu havanın güzel olmadığını biliyorum ama beni mahvetmeye yetiyor.  Önümde oturan çocuk elinin tersiyle camı ağır hareketlerle siliyor. Koridor kısmında kalanlar şanssız.  Dışarıyı net görmek mümkün değil.  Ağaçlara, evlere buğulu taraftan bakmak zorundalar ve ben de onların tarafındayım. Şarkı içimde yankılandıkça, plak gibi dönüp durdukça camlar daha da buğulanıyor.  Anlamadığım bir şarkıda bana dair, buraya dair ne çok anlamlar buluyorum oysa. Buradaki insanlar aslında tam da şarkının yankılandığı yerdeler.  Hiçbirinin haberi yok.</p>
<p><figure id="attachment_8352" aria-describedby="caption-attachment-8352" style="width: 475px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg"><img class="size-full wp-image-8352" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=475%2C313" alt="Yalnızlık Senfonisi" width="475" height="313" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?w=475&amp;ssl=1 475w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8352" class="wp-caption-text">Yalnızlık Senfonisi</figcaption></figure></p>
<p>Yollar beni nihayetinde hiç geçmeyen bir zamana ve o zamanın figürü olan bir mekâna bırakıyor. Önümde onlarca insan… Benim sesimi bastıran bir sesle beraber fakülteye doğru yürüyorum. Figüre dekor olmakta gecikmeyen gözlüklü, şişman bir adam… İnsanlar oturmuş onun anlattıklarını dinliyorlar. Belki de içlerinde serüvenden serüvene atlıyorlar onun haberi bile olmadan. Sanırım otobüsün camından sarsıntılarla geçip giden ağaçlar da bana aynısını yapıyorlar. Kendime en arka sırada bir yer bulup oturuyorum. Derse geç kalmanın hiçbir kaygısı yok içimde. Arkada oturmakla ne iyi yapmışım diyorum.  Bu sırada dışarıda kar yağmaya devam ediyor.  Üzerimden çıkarmadığım siyah paltomun ceplerine dolduruyorum kar tanelerini. Kalkıp gideceğim her halimden belli olsun istiyorum. Buraya ait değilim. Sesimi kısan, konuşmama müsaade etmeyen bu sınıfta misafirim ve misafirliğim boyunca cebime düşen kar tanelerini sahipleneceğim.</p>
<p>Arka sıranın sahip olduğu ve saçlarımı sıkı örgülerle yücelten gücü bir başka doğrusu. Her ne kadar sınıfta sürekli konuşan adam hâkimiyetin kendine ait olduğunu düşünse de bu güzel düşünce bana mahsus. Bir şey söylemek istesem veya şu an buradakilerin serüvenine bir şarkıyla katılacak olsam herkes bana bakacak ve beni dinleyecek.  Çünkü ürkek dudaklar açılınca piramidin şekli bir anda tepetaklak olmaya mahkûmdur.</p>
<p><figure id="attachment_8353" aria-describedby="caption-attachment-8353" style="width: 425px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg"><img class="size-full wp-image-8353" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg?resize=425%2C239" alt="İçinde Amel Mathlouthi’nin sesini duyuyorum." width="425" height="239" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg?w=425&amp;ssl=1 425w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 425px) 100vw, 425px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8353" class="wp-caption-text">İçinde Amel Mathlouthi’nin sesini duyuyorum.</figcaption></figure></p>
<p>Şimdi söyle bana içimde sesi yankılanan küçük kız; bu mekân, bu insanlar, bu işlemeyen zaman arasında benim ne işim var? Hele ki herkesin arkasını döndüğü bu arka sırada…</p>
<p>Ders bitince kendimi ölümün pençesindeymiş gibi dışarı atıyorum. Nefes nefese, birazdan boğulacakmış gibi…<br />
Beni buraya getiren otobüsü durakta beklemeye başlıyorum.<br />
Otobüs geliyor.</p>
<p>İçinde Amel Mathlouthi’nin sesini duyuyorum.  Gelirken oturduğum koltuk boş ve camlar hala buğulu. Otobüste sessiz bir senfoni bu. Yerime geçiyorum.  Bu defa önümdeki çocuk camları silmeye yeltenmiyor. ‘Şimdi oldu’ diyorum kendime.  Otobüsteki herkes buğuların ardına gizlenmiş ve bir dahaki seferi bekliyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/">Sessiz Senfoni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8351</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık Şizofreni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Feb 2017 15:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8348</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanki o gece daha bir uzundu yollar. Sokak sokağa açılıyor yol bitmiyordu. Aklında ki tek şey biran evvel Aydın abisinin yanına gitmekti Guli’nin. Asıl ismi Mahir’di. Babası mahir bir adam olsun diye koymuştu O’na bu adı. Yaşam maharet işiydi nede olsa. Mahir olmalıydı. O uğruna canını verecek kadar çok sevdiği sevgilisinin gürcü ev arkadaşı kız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/">Yalnızlık Şizofreni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanki o gece daha bir uzundu yollar. Sokak sokağa açılıyor yol bitmiyordu. Aklında ki tek şey biran evvel Aydın abisinin yanına gitmekti Guli’nin. Asıl ismi Mahir’di. Babası mahir bir adam olsun diye koymuştu O’na bu adı. Yaşam maharet işiydi nede olsa. Mahir olmalıydı. O uğruna canını verecek kadar çok sevdiği sevgilisinin gürcü ev arkadaşı kız koymuştu O’na Guli lakabını. Guli gürcüce de yürek demekti. Ve sevgilisi o ev arkadaşına her Mahir den bahsedişinde Koca Yüreklim diye başlardı söze. O anlatmadığı zamanda Mahir için senin Guli ne yapıyor diye soran arkadaşı alıştırmıştı bu isme herkesi. Guli şöyle Guli böyle.</p>
<p>Sanki bu gece daha bi uzun du yollar. Cep telefonu aramaya kapanmış olduğu için ankesörlüden aradı o gece şehir dışındaki sevgilisini. Her zamanki saatinde. Sevgilisi onu aylar önce olmayacak bu iş diye terk etmesine rağmen bırakmamıştı aramayı Guli. Ve mektubu da kesmemişti. Mektup mu kaldı canım diyenlere inat yazdı. Hep yazdı. Kız artık sıkılmış yazmayı bırakmış mektuplar cevapsız kalmıştı. Ama kısada olsa telefon görüşmelerini bırakmadı Guli. Geçiştirmede olsa telefonu açtığı sürece aramalıydı. Ama artık emin değildi.</p>
<p>Aydın abiyi bulmalıydı. “Nerede bu herif!”<br />
Dilinde o şarkı. “Haydi söyle, onu nasıl sevdiğimi…” ve bu şarkıda her bu nakarata geldiğinde söyleyemedim, soramadım diye kendine kızıyor nefesi sıklaşıyordu. Sokak sokak daha ne kadar arayabilirim diye düşünürken Aydın abiye giden o tanıdık sokağa girdi. Daha vardı. Adımlar hızlandı. Aklından atamıyordu o son sözü. “Özür dilerim” . Ne demekti şimdi bu. İçi içini yiyor kafası iyice karışıyordu. Zaten çok sağlammış gibi.</p>
<p>Bir ara ellerini yana açtı ve öylece bağırdı. Gecenin bu geç saatinde çok da normal olmayan bu sese uyananlar olacak ki karanlık binalardan birkaç ışık yandı. Korktu ve koştu Guli.</p>
<p>35 dakikadır yürüyordu. Ve nihayet, işte Aydın abi oradaydı. Yanına gitti ve sessizce oturdu. Havada ki sert rüzgarın sesine Aydın abinin mırıldanışları karışıyor söylediklerinden bir şey anlaşılmıyordu. Guli öylece aydın abiyi dinledi,dinledi. Bir süre sonra sustu Aydın abi. Ve uzun bir sessizlik oldu.</p>
<p>&#8211;          Hayırdır ! dedi Aydın abi daha sonra. Düşünceli halden sıyrılmış gibiydi. Selam yok mu? Dedi.</p>
<p>&#8211;          Elleme bana abi .</p>
<p>&#8211;          Gözlerin yine şiş uyumadın gene demi kaç gündür.</p>
<p>&#8211;          …</p>
<p>&#8211;          …<br />
Ahhh Gulim Ah. Bitmeyecek sendeki bu duman. Yine aradın ve yine olmadı demi.</p>
<p>&#8211;          Abi bişey oldu.</p>
<p>&#8211;          Ne oldu?</p>
<p>&#8211;          Aradım yine. Her zamanki saatimde aradım abi.</p>
<p>&#8211;          Eee</p>
<p>&#8211;          Telefonu açtı. Merhaba dedim. Özgür? dedi.</p>
<p>&#8211;          Ne dedi?</p>
<p>&#8211;          Özgür dedi abi. Özgür.</p>
<p>&#8211;          Peh! Kadın işte. Bulmuş kendine yeni birini. Sen ne dedin peki.</p>
<p>&#8211;          “Ben Guli” dedim. Sonra “Özür dilerim” dedi. Bir şey söyleyemedim abi. Kaldım öylece. O da ses etmedi. “Ben…” dedim,  konuşamadım. Kapattım.</p>
<p>&#8211;          Geri döndü mü? Aradı mı tekrar seni.</p>
<p>&#8211;          Hayır . Aramadı. Bu saate kadar oradaki bankta aramasını bekledim. Delirecem abi. Delirecem. Neden , neden? Ben onun için onca şey yapmışken. Ona sonsuz güvenirken nasıl olur abi.  Kafam almıyor. Herkes bize imrenirken , hiçbir sorun yokken. Böyle nedensiz, bi çırpıda “Olmayacak” demek ne demek. Neden diyorum ne oldu diyorum söylemiyor. Ve sonra telefonu “Özgür” diye açıyor. Nasıl bir şey ki bu sevgi 6 ayda değişiyor. Basit mi bu kadar. Ha deyince sevdim ha deyince vazgeçtimle olurmu bu işler. Özgür kim ya. Nereden çıktı bu lavuk. Benim vermediğim ne verdi. Ne vaad etti. Hayır O buna nasıl kandı.</p>
<p>&#8211;          Beklide sevmiştir.</p>
<p>&#8211;          …</p>
<p>&#8211;          Bu kötü bişey değil.</p>
<p>&#8211;          Ne demek kötü bir şey değil. Hayatında ben varken nasıl başkasını sever.</p>
<p>&#8211;          Bak Guli sevgi insanın ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç ihtiras doğurur. Fazlasını aldığında eksiği gözden çıkartır insan.</p>
<p>&#8211;          Ne demek bu ?</p>
<p>&#8211;          Vaz geç artık demek. Kimsenin hayatında zorla olamazsın.</p>
<p>&#8211;          Hayır önceki söylediğin. İhtiraslar nasıl eksiği gözden çıkartır.</p>
<p>&#8211;          Doğa Guli doğa.</p>
<p>&#8211;          Hayır bana söylemeliydi.</p>
<p>&#8211;          Söyleyemezdi.</p>
<p>&#8211;          Söylemeliydi.</p>
<p>&#8211;          Söyleyemezdi.</p>
<p>&#8211;          Kes sesini. O lavuk benim vermediğim ne vermiş olabilir. Sen biliyorsun ki. Ben onun için neler yaptım. Ailemi bile karşıma aldım. Şimdi kalkmış eksiklikten bahsediyorsun.</p>
<p>&#8211;          Bak Guli. İnsanların çoğu heva ve hevesleri uğruna yaşar. Bunu farkındalık içinde yapmazlar her zaman. O yüzdendir ki bir taraftan sadık olurken başka yerden sadakatsiz olurlar. Değerleri yaşamlarını etkiler bilirsin işte. Eğer tek amacı mutlu olmaksa en fazla kimle ve neredeyse onu seçer. Sen sevgiye sadıksın. Sadakate ve değerlere sadıksın. O ise mutluluğuna. Bazıları böyledir. Mutluluğu sever, sevmek değil mutluluk önemlidir. Sen mutlu olmasan da sevdiğini bırakmazsın. Ama bazıları mutluysa sever.</p>
<p>&#8211;          O benle mutluydu.</p>
<p>&#8211;          Demek ki daha fazla mutlu olduğu birini buldu.</p>
<p>&#8211;          Kes sesini.</p>
<p>O sırada oradan geçen arabada ki gençler Guli’yi izliyordu. Arabayı kenara çekmiş içerde Guli için tahminlerde bulunuyorlardı. Kimisi polise haber vermek gerek derken kimisi de eğleniyordu.  Gençlerden biri bağırdı</p>
<p>&#8211;          Hey manyak ne bağırıp çağırıyorsun.</p>
<p>Sesi duyan Guli</p>
<p>&#8211;          Kenarda bulduğu koca bir taşı arabaya doğru atıp aracı kovaladı.</p>
<p>Öfkene hakim ol dedi Aydın. Olmaz böyle.</p>
<p>&#8211;          Sigara dedi Guli, sigara içmem lazım. Sigara var mı?</p>
<p>&#8211;          Hayır dedi aydın abisi.</p>
<p>Montunun cebini aradı, arka cebi yokladı derken yerde yarım bi izmarit bulup yaktı. Bir nefes çekti ve aydının yanına oturdu.</p>
<p>&#8211;          Rahatladın mı dedi aydın</p>
<p>&#8211;          Hayır nedenini öğrenene kadar rahatlamayacağım.</p>
<p>&#8211;          Öğrenince de rahatlamayacaksın. Sevdikleri tarafından aldatılanlar böyledir. Kendine ve sevdiğine bu sonucu yakıştıramaz.</p>
<p>&#8211;          Neden susmuyorsun?</p>
<p>&#8211;          Neden susayım. Madem susmamı istiyorsun neden geldin.</p>
<p>&#8211;          Şu sigara bitsin beynini patlatacağım senin pis kaçık. Aldatılmışmış. Hah .</p>
<p>&#8211;          Evet Guli. İnsanlar hep aldatır. Ya kötüyü iyilikle ya da iyiliği kötülükle aldatırsın. Kimin ve neyin ne hak ettiği önemlidir. Sen bunu hak etmemiş olabilirsin. Ama tercih hakkı onundu. Ve bu tercihi yapan bir insan doğru bir insan değildir. Ama tercihlerinde herkes özgürdür.</p>
<p>&#8211;          Bana Özgür deme!</p>
<p>&#8211;          …<br />
komik olma. Önüne bak. Bu yaşananlar seni olgunlaştırır elbet. Kalk uzatma evine git. Unutma affetmek en büyük intikamdır.</p>
<p>&#8211;          Sigaram bitmek üzere.</p>
<p>&#8211;          Ne yapacaksın. Serseri bir sarhoş gibi bira şişesiyle beynimi mi patlatacaksın.</p>
<p>&#8211;          Neden olmasın.</p>
<p>&#8211;          Hadi yap o zaman. Elimi dahi kaldırmam.</p>
<p>Guli bağırarak ayağa kalkmıştı. Kendine hakim olamıyor, Aydın abisini tekmeliyordu. “Aşağılık herif o kız bunu yapmak istemezdi tamamı, suç onun değil. Sen hiçbir şey bilmiyorsun. Bildiğim en pislik adamsın. Sana anlatanda kabahat. Sadece sokağı aydınlatan saçma bir lambasın. Kes sesini artık.”</p>
<p>O sırada Guli’nin kovaladığı araçtakiler Guli’yle eğlenmek için tekrar gelmişti. Onun bağırarak sokak lambasını yumruklayıp tekmelediğini ve taşladığını görünce aşağı inip onu tartaklayarak , daha önce onlara attığı taşın da hırsıyla onu yumruklamaya başladılar.<br />
…..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Telefonunun sesine uyandı Guli o sabah. Uyanmasıyla sert bir plastik kokusu ve yanık kokusu geldi burnuna. Yarım yamalak hatırlıyordu akşamı. Telefon sustu. Akşam yediği dayağı hatırladı. Üstü kandı. Yutkunmakta zorlanıyordu. Her nasıl olduysa kendini bu banka atmış ve donmamak için birkaç plastik ve çöp yakmıştı.</p>
<p>Telefon terar çaldı. Kolunu kaldıramadı önce Guli. Zorlada olsa ulaştı telefona . “Oğlum” diyen ses endişeliydi. Ses etmedi önce. Gözü karşıdaki elektrik direğine takılmıştı. Hani şu üzerinde Ciriş ve Guli yazan. Lambası patlamış ve yumruklamaktan olsa gerek birkaç yerinde kan izleri oluşmuş sokak lambası. Aydın abisi… Zorla yutkundu ve telefondaki sese</p>
<p>&#8211;          İyiyim , birazdan gelirim diye cevap verip telefonu kapattı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/">Yalnızlık Şizofreni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8348</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Var Olmak İçin Yaşamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Feb 2017 12:40:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8344</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hava kararmadan evine gitmek istedi. Hemen arabasındaki şişeleri düzeltti. Hızlı bir şekilde hareket ettirerek İstanbul’un dar sokaklarında ilerliyordu. “Bozacı” diye hiç durmadan bağıran adama doğru baktı. Karşı binanın en üst camından sallanan eli gördü. “Kaç tane beyim?” diye sordu her zamanki sorusunu. “2 tane getir ya da üç olsun. Sen en iyisi 4 yap onu.” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/">Var Olmak İçin Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hava kararmadan evine gitmek istedi. Hemen arabasındaki şişeleri düzeltti. Hızlı bir şekilde hareket ettirerek İstanbul’un dar sokaklarında ilerliyordu. “Bozacı” diye hiç durmadan bağıran adama doğru baktı. Karşı binanın en üst camından sallanan eli gördü. “Kaç tane beyim?” diye sordu her zamanki sorusunu. “2 tane getir ya da üç olsun. Sen en iyisi 4 yap onu.” Tutarsız tavırlarına aldırmadan bozaları alıp girdi binaya. Tarihi bir bina olmasından dolayı her tarafının yıkık olmasının dışında asansörde yoktu. Yavaş yavaş başladı çıkmaya en tepeye. “Çoğu gitti azı kaldı” diye diye vardı sekizinci katın basamağına. İyi de ter atmıştı bu yaşında. Hasta olursam diye düşündü bir an. Korktu.</p>
<p>Tak, tak…  Tak, tak… Çok geç açıldı kapı. Yaşlı bir adamın buyur etmesiyle yöneldi salona doğru. Masaya bıraktı bozaları. Kasketli, sakallı, göbekli… “Oturabilirsiniz genç adam” dedi bozacıya. Oturdular, bakıştılar. Bir süre sessizlik oldu. İlk boza şişesinden birkaç yudum aldıktan sonra nefeslendi. “ Ne için yaşıyorsun bu hayatta genç adam?” Bozacı şaşkın şaşkın bakmaya devam etti. Anlamadı soruyu belki de.  Ne demekti ki ne için yaşıyorsun? İnsan ne için yaşardı? Gülümsemeye başladıktan sonra bir başka soru daha… “Neden yaşıyorsun?” bozacıdan yine ses yok. “Kimsin, kimlerdensin?” sorusundan sonra hareketlendi. Bunun cevabını bildiğinden memnun bir şekilde başladı konuşmaya. “Erzincanlıyım beyim. İstanbul’a geleli 10 yıl oldu. 10 yıldır boza satıyorum arabamla. Çok şükür, kazancımda gayet iyi.” Boza şişesini göbek hizasında tutan yaşlı adamın soruları bitmeyecekti belli ki. Bir yandan camdan dışarı süzerken devam ediyordu meselesine. “Çocuğun da var mı bari?” “İki tane kızım var. Dilruba ile Pakize koyduk isimlerini. İkiz oldukları için biraz zorlandık önce…” Bozacının lafını bitirmesine izin vermedi bu sefer. Ayağa kalkıp arkasını döndü ihtiyar. Bozadan bir yudum daha aldı. Giderek kararan havanın etkisiyle odanın içini kaplıyordu gece ışığı. Birkaç kez kalkmak istedi bozacı yerinden ama nafile. “İnsan aslında kendini yaratamadan ölüyor, biliyor musun bozacı? Yaşadığı toplumun içine sıkışarak geçiriyor ömrünü. Sormuyor kimseye hiçbir şey. Sadece istenileni yapmakla yetiniyor. Şundan eminim ki eğer toplumumuzda esnemek ayıp olsaydı herkes utanırdı bundan. Sen esner misin?” Dinliyor gibi görünmekten yorulmuştu bozacı. Gözlerini sıklıkla kapatıp açıyordu. “Pekâlâ, bende esnerim beyim.” Kısa cevabı şaşırtmıştı yaşlıyı. Umursamadan devam etti anlatacaklarına. “ sizler, onlar, dışardakiler, ben… Hepimiz hayatta kalmak için yaşıyoruz bozacı. Bu yüzden asla var olamayacağız. Kendimizi bulup ortaya çıkaramayacağız. Yapılanları tekrarlamaktan ileri gidemeyeceğiz. Niye biliyor musun?” Çok kısık bir sesle duyuldu bozacının “Niye?” sorusu. “Çünkü kendi yolumuzu yaratmak yerine aynı yolları kullanarak geçiriyoruz ömrümüzü. Özgürlüğümüzün farkında bile değiliz. Sahip olabileceklerimizi bilemiyoruz.” Sorular düşmeye başladı bozacının aklına. Yaşlı adamın söyledikleri garip şeyleri düşünmeye başladı. Nedenini bilmeden sorguladı kendini. Yaşlının dört şişe bozayı bitirmesi bile dikkatini çekmedi. Karanlığın çökmesine de hiç aldırış etmedi. Sormaya başladı bozacı kendisine. Hiçbir şey söylemeden çıktı evden. Duymuyordu insanları, görmüyordu taşları. Boza arabasını almak bile gelmemişti aklına. Yürüyordu sadece. Karanlığın içine doğru giriyordu tüm benliği ile. Kimsenin girmediği sokakları arıyordu içinde.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/">Var Olmak İçin Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8344</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vesaire</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vesaire/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vesaire/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 27 Feb 2017 18:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem Çalışkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8335</guid>
				<description><![CDATA[<p>beni kendine tutsak eden bakışların vardı ve lanet olası bir güneş gülüşünü görmemi engellemişti dağınık saçlarını haluk levent anlattı bana gözlerini zülfü sana olan aşkımı anlatabileni göremedim ama ben iyi şiir de yazamam ki anlatayım &#160; sadece ölene kadar gözlerine bakmak dağınık saçlarını koklamak seni güldürebilmek sana seni ne kadar sevdiğimi anlatabilmek isterdim</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vesaire/">Vesaire</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>beni kendine tutsak eden bakışların vardı</p>
<p>ve lanet olası bir güneş</p>
<p>gülüşünü görmemi engellemişti</p>
<p>dağınık saçlarını haluk levent anlattı bana</p>
<p>gözlerini zülfü</p>
<p>sana olan aşkımı anlatabileni göremedim ama</p>
<p>ben iyi şiir de yazamam ki anlatayım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>sadece ölene kadar gözlerine bakmak</p>
<p>dağınık saçlarını koklamak</p>
<p>seni güldürebilmek</p>
<p>sana seni ne kadar sevdiğimi anlatabilmek isterdim</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vesaire/">Vesaire</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vesaire/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8335</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Milattan Önce Bir Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/milattan-once-bir-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/milattan-once-bir-gun/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 26 Feb 2017 09:05:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semih Hazar Akgün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8313</guid>
				<description><![CDATA[<p>Milattan önce bir gün rüyamda buluşmuştuk Annemler ağaçlara tünemiş, yuvalanmıştı Ya da sen öyle sanmıştın Gökyüzü yarılıp, bir okyanus olduğunda ovamız Sen de ağaçlara iltica edip, hainlik yapmıştın. Kardeş kardeşi yiyordu o dönemlerde. Bilmem hatırlar mısın? O zaman bile çok soru sorardın. Bir yanıt bulamayınca dünyayı başımıza yıkardın. Günlerin birinde Büyük hamamın taşı kırılıp bahçemize [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/milattan-once-bir-gun/">Milattan Önce Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="Gvde">Milattan önce bir gün rüyamda buluşmuştuk</p>
<p class="Gvde">Annemler ağaçlara tünemiş, yuvalanmıştı</p>
<p class="Gvde">Ya da sen öyle sanmıştın</p>
<p class="Gvde">Gökyüzü yarılıp, bir okyanus olduğunda ovamız</p>
<p class="Gvde">Sen de ağaçlara iltica edip, hainlik yapmıştın.</p>
<p class="Gvde">Kardeş kardeşi yiyordu o dönemlerde.</p>
<p class="Gvde">Bilmem hatırlar mısın?</p>
<p class="Gvde">O zaman bile çok soru sorardın.</p>
<p class="Gvde">Bir yanıt bulamayınca dünyayı başımıza yıkardın.</p>
<p class="Gvde">Günlerin birinde</p>
<p class="Gvde">Büyük hamamın taşı kırılıp bahçemize yuvarlandığında</p>
<p class="Gvde">Hangi bahçe demiştin bu devirde? Hangi hamam?</p>
<p class="Gvde">Hiç unutmam!</p>
<p class="Gvde">Sen saçının rengini değiştirmiştin aynı gün</p>
<p class="Gvde">Farketmediğim için sinirlenmiştin</p>
<p class="Gvde">Gökyüzünden kan yağıyordu başımıza</p>
<p class="Gvde">Ve sarı saçlarından sebep</p>
<p class="Gvde">Bir öpücük bile vermemiştin bana.</p>
<p class="Gvde">Krallar, tanrılara savaş açmış bizden sonra,</p>
<p class="Gvde">Şempanzenin birinden öğrendim.</p>
<p class="Gvde">Sonucu bilmiyorum ama</p>
<p class="Gvde">Krallar her zaman kazanır!</p>
<p class="Gvde">İnsanoğlu geçmişine bilenmiş</p>
<p class="Gvde">Geçmişini şişe geçirip, ekmeksiz yemiş</p>
<p class="Gvde">Bu da bir bilgidir yani…</p>
<p class="Gvde">Utanır olmuşuz kendimizden</p>
<p class="Gvde">Ama insanız nihayetinde</p>
<p class="Gvde">Her zaman haklıyız.</p>
<p class="Gvde">Yani onlar da haklı biz de haklıyız</p>
<p class="Gvde">Ve aynen… Kesinlikle…</p>
<p class="Gvde">Sen ise…</p>
<p class="Gvde">Saçlarını farketmedim diye…</p>
<p class="Gvde">Bir öpücük bile vermemek konusunda ısrarcıydın…</p>
<p class="Gvde">Arkanda bırakmıştın heykelleri</p>
<p class="Gvde">Aslan heykelleri, <a href="http://www.sanatduvari.com/auguste-rodinin-dusunen-adami/">düşünen adam</a>, oturan adam, osuran adam</p>
<p class="Gvde">Ve niceleri…</p>
<p class="Gvde">Hepsi değerini yitirirken gözünde</p>
<p class="Gvde">Şu zencilere bak demiştin…</p>
<p class="Gvde">Şu zencilere bak!</p>
<p class="Gvde">Ben ise zencileri farketmemiştim</p>
<p class="Gvde">Renk körü gözlerimden sebep</p>
<p class="Gvde">Bir öpücük bile vermemiştin…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/milattan-once-bir-gun/">Milattan Önce Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/milattan-once-bir-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8313</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İroni Teşhisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ironi-teshisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ironi-teshisi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Feb 2017 12:30:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8307</guid>
				<description><![CDATA[<p>Siyahın başka tonları var bugün bende. Zamansız yakaladığım düşler yaka paça etmekte ruhumu. Mağdur kaldığım durumların yamacındayım, varoluşların oldukça uzağında. Dudaklarıma yakışan kelimeleri sıralıyorum birer birer. Altın sarısı saçlarımdan bir gölge beğendim yarın gece ve yarın geceye sakladım zaruriyetten. Kötüden halliceyiz güzellikler sarnıcında. Yarın gece oldu tümü. &#8230; Masumiyet barındıran duyguları köle ediyor insanlık ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ironi-teshisi/">İroni Teşhisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Siyahın başka tonları var bugün bende. Zamansız yakaladığım düşler yaka paça etmekte ruhumu. Mağdur kaldığım durumların yamacındayım, varoluşların oldukça uzağında. Dudaklarıma yakışan kelimeleri sıralıyorum birer birer. Altın sarısı saçlarımdan bir gölge beğendim yarın gece ve yarın geceye sakladım zaruriyetten. Kötüden halliceyiz güzellikler sarnıcında. Yarın gece oldu tümü. </em></p>
<p><em>&#8230;</em></p>
<p><em>Masumiyet barındıran duyguları köle ediyor insanlık ve suskunluğu pay veriyor yanında. Namlusunu burnuma dayayan bir çiçekti saklı kalmış huzur. Toprağıma dar gelen bir tohumdu mahkumiyetin acı çığlıkları. Ellerimde oluşan çatlaklardan sızan sıcaklığa uzanmak, dokunmak bilmediğim noktalardan&#8230; Hepsinin tadını alıyorum ! Paslı bir metal dokusuyla renklenmiş iken hayat, sığınağım yıkık dökük öylece. Uzaklaşmam gerekiyor, anlıyorum. Uzaklaşmam gerekiyor yarın geceden. Gün ışığında kalmaya alışmam gerekiyor, biliyorum. Buram buram siyah kokuyor saçlarım oysa. Kıvrılıyor sonra sığ nehirlere. Kurulurken haince yalnızlığa, dudaklarım konuşmayı bilmiyor henüz. Dolaşmanın zevkine varıyorum sahil boyunda otururken başına buyruk; ayaklarım yürümeyi bilmiyor henüz. Elzem bir yaşantı sonucu son vermek sonsuzluğa, yahut sınırlı kalmak taş duvar arası&#8230; Ne istediğimden emindim belki. Rahatlığa kavuşmak kargaşalar sonrası&#8230; Farklı bir şey vardı, alakasız bir şey. Bundan çok daha mantıksız bir şey. Mutluluktan dört köşeyiz hüzün dolu sandıklarda. Yarın gece oldu ne olduysa.</em></p>
<p><em>&#8230;</em></p>
<p><figure id="attachment_8309" aria-describedby="caption-attachment-8309" style="width: 454px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/ironi-teshisi-deneme.jpg"><img class="size-full wp-image-8309" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/ironi-teshisi-deneme.jpg?resize=454%2C605" alt="Bir sallantı var ! Eski püskü bir kaos beni terketmeyen !" width="454" height="605" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/ironi-teshisi-deneme.jpg?w=454&amp;ssl=1 454w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/ironi-teshisi-deneme.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 454px) 100vw, 454px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8309" class="wp-caption-text">Bir sallantı var ! Eski püskü bir kaos beni terketmeyen !</figcaption></figure></p>
<p><em>Kuşkular nüfuz ediyor sakinliğime; bedenim toprak oluyor nifak tohumlarına. Kalbimde bir durum söz konusu, sandığından ağır. Çatışmaların ortasında bir çocuktum boyama kitabı elinde. Esaretin altından göz kırpıyordum barışa. Yazık, ne yazık çocuğum&#8230; Ölüm meleği varamadan göçüyor bedenler ve izliyor kalanlar. Yarın geceye gidiyor bedenler yarın gecede dinlenirken gözlerim.</em></p>
<p><em>&#8230;</em></p>
<p><em>Bir sallantı var ! Eski püskü bir kaos beni terketmeyen ! Yüzümde ince çizgiler gülüşlerden kalan&#8230; Zamansız yakaladığım düşler huzur vermekte ruhuma. Beyazın başka tonları var bugün bende. Yalnızca kötülükler def oluyor suskunluklardan. Birbirimize bakmak kalıyor bize. Usulca ve sakince&#8230; Kargaların olmadığı gökyüzünde uçurtmayız şimdi. Bulutların yumuşaklığı sert geliyor kaygan yanaklarıma. Ne varsa içimizde kalan, hepsi bir yaygara artık. Bağıra çağıra çıkıyor kanatlarımız ! Bir çocuk tutunuyor püskülümüzün en sağlam yerinden. Göz kırpıyor sevgiye özgürlüğün altından. Ne istediğimizden emindik hani. Hüzne kavuşmak yalnızlıklar sonrası&#8230; Farklı bir şey vardı. Benzer ama farklı&#8230; Bundan çok daha mantıklı bir şey ! Kalbimde varlığını sürdürüyor korku. Yakınlaşmam gerekiyor, anlıyorum. Yakınlaşmam gerekiyor yarın geceye. Kendimi aydınlığa kaptırmamam gerekiyor, biliyorum. Buram buram beyaz döküyor yanaklarım oysa. Akıyor sonra yeryüzüne. Ağlamaktan yorgunuz yağmur değmeyen çöllerde. Yarın gece mi olmuştu yoksa ?</em></p>
<p><em>&#8230;</em></p>
<p><figure id="attachment_8310" aria-describedby="caption-attachment-8310" style="width: 614px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/ironi-teshisi-hikaye.jpg"><img class="size-full wp-image-8310" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/ironi-teshisi-hikaye.jpg?resize=614%2C409" alt="Zamansız yakaladığım düşler yaka paça etmekte ruhumu." width="614" height="409" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/ironi-teshisi-hikaye.jpg?w=614&amp;ssl=1 614w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/ironi-teshisi-hikaye.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/ironi-teshisi-hikaye.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 614px) 100vw, 614px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8310" class="wp-caption-text">Zamansız yakaladığım düşler yaka paça etmekte ruhumu.</figcaption></figure></p>
<p><em>Siyahın başka tonları var bugün bende. Zamansız yakaladığım düşler yaka paça etmekte ruhumu. Mağdur kaldığım durumların yamacındayım, varoluşların oldukça uzağında. Dudaklarıma yakışan kelimeleri sıralıyorum birer birer. Altın sarısı saçlarımdan bir gölge beğendim yarın gece ve yarın geceye sakladım zaruriyetten. Kötüden halliceyiz güzellikler sarnıcında. Yarın gece oldu tümü. </em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ironi-teshisi/">İroni Teşhisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ironi-teshisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8307</post-id>	</item>
		<item>
		<title>EYLÜL</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylul/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Feb 2017 13:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hıdır Aktaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8304</guid>
				<description><![CDATA[<p>İşte ben tamda bugün anladım. Bu saatlerde, dilenciler üstlerine hırka ararken çöplüklerde.. &#160; Yeni şiirlerin yazılacağı, Sevdaların sınanacağı, Sarılmanın, Sarılmayı düşlemenin, Ertesi gün sarılmalarının, Yahut yalnızlığında yanmaya unutulan sigaraların bitip bir sevda için kül olduklarını.. &#160; İşte ben tamda bugün, Bu saatlerde dillendirirken asi bir sevgiliye aşkımı, ki, aşk! Sinirle söylenince yer eder bir şehrin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul/">EYLÜL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İşte ben tamda bugün anladım.</p>
<p>Bu saatlerde, dilenciler üstlerine hırka ararken çöplüklerde..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeni şiirlerin yazılacağı,</p>
<p>Sevdaların sınanacağı,</p>
<p>Sarılmanın,</p>
<p>Sarılmayı düşlemenin,</p>
<p>Ertesi gün sarılmalarının,</p>
<p>Yahut yalnızlığında yanmaya unutulan sigaraların bitip bir sevda için kül olduklarını..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte ben tamda bugün,</p>
<p>Bu saatlerde dillendirirken asi bir sevgiliye aşkımı, ki, aşk!</p>
<p>Sinirle söylenince yer eder bir şehrin göbeğinde, anladım..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ben tamda bu gece anladım.</p>
<p>Dökülen yaprakların isyanı olduğunu aşkımızın..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul/">EYLÜL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8304</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünya Kanser Oldu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunya-kanser-oldu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunya-kanser-oldu/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Feb 2017 08:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem Çalışkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8298</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ve öyle bir dünya ki Aç ayı oynadı Yetimi de yediler Bütün çivileri ısrarla çıkardılar Onlarca çocuk katlettiler</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-kanser-oldu/">Dünya Kanser Oldu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ve öyle bir dünya ki<br />
Aç ayı oynadı<br />
Yetimi de yediler<br />
Bütün çivileri ısrarla çıkardılar<br />
Onlarca çocuk katlettiler</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-kanser-oldu/">Dünya Kanser Oldu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunya-kanser-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8298</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Robot Gitar Çalarsa Bu Canlı Müzik Midir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Feb 2017 08:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[android]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8290</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir robot gitar çalarsa bu canlı müzik midir? Robot bir aşçının yemeğini yedikten sonra “eline sağlık” demek gerekir mi? Hakemler robot olursa “hakem şansı yanında olsun” demek doğru olur mu? Tiyatro oyunu sergileyen bir robotu perde kapanırken alkışlamak gerekir mi? Female bir androide yolda yürürken “taş gibi” demek ayıp olur mu? Andorid imam abdest almalı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/">Bir Robot Gitar Çalarsa Bu Canlı Müzik Midir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir robot gitar çalarsa bu canlı müzik midir?</p>
<p>Robot bir aşçının yemeğini yedikten sonra “eline sağlık” demek gerekir mi?</p>
<p>Hakemler robot olursa “hakem şansı yanında olsun” demek doğru olur mu?</p>
<p>Tiyatro oyunu sergileyen bir robotu perde kapanırken alkışlamak gerekir mi?</p>
<p><figure id="attachment_8294" aria-describedby="caption-attachment-8294" style="width: 562px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg"><img class="size-full wp-image-8294" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=562%2C370" alt="Aşçı Robotlar" width="562" height="370" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?w=562&amp;ssl=1 562w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 562px) 100vw, 562px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8294" class="wp-caption-text">Aşçı Robotlar</figcaption></figure></p>
<p>Female bir androide yolda yürürken “taş gibi” demek ayıp olur mu?</p>
<p>Andorid imam abdest almalı mıdır?</p>
<p>Andorid papaza günah çıkartsak kabul olur mu?</p>
<p>Uşak androidi alışverişe göndersek arkasından: “Allah’ emanet ol” denmeli midir?</p>
<p><figure id="attachment_8292" aria-describedby="caption-attachment-8292" style="width: 476px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg"><img class="size-full wp-image-8292" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg?resize=476%2C359" alt="Robot Partnerler" width="476" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg?w=476&amp;ssl=1 476w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg?resize=300%2C226&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 476px) 100vw, 476px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8292" class="wp-caption-text">Robot Partnerler</figcaption></figure></p>
<p>Android partnerinize: “akşam eve gecikme” diyebilir miyiz?</p>
<p>Seks sonrası androide: “hayatım performansını beğendim” demek ne kazandırır?</p>
<p>Android sürücüye: “yavaşlasana kaza yapacaksın” denebilir mi?</p>
<p>Bir andriode aşık olunabilir mi? Olunursa normal bir davranış olur mu?</p>
<p>Bir androidi terk edersek depresyona girer mi? Girerse ne kadar sürede atlatır?</p>
<p><figure id="attachment_8291" aria-describedby="caption-attachment-8291" style="width: 487px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg"><img class="size-full wp-image-8291" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg?resize=487%2C526" alt="Robot ile ilişki mümkün mü?" width="487" height="526" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg?w=487&amp;ssl=1 487w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg?resize=278%2C300&amp;ssl=1 278w" sizes="(max-width: 487px) 100vw, 487px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8291" class="wp-caption-text">Robot ile ilişki mümkün mü?</figcaption></figure></p>
<p>Köpeği android yürüyüşe çıkarırsa sizi unutup androide bağlılık gösterir mi?</p>
<p>Female androidler kıskançlık ederler mi?</p>
<p>Yatağı ısıtmak için önceden yatağa giren android bir sevgili midir? Yoksa elektrikli battaniye mi?</p>
<p>Başkasına ait bir android bizi çıplak görürse utanmalı mıyız?</p>
<p>Androidler öğretmenlik yaparsa yılın öğretmeni nasıl seçilecek?</p>
<p>Android olur da bir insanın ölümüne sebep olursa ceza alır mı?</p>
<p>Biz mavi derken android #3665d0 diyorsa aynı renkten mi bahsediyor oluruz?</p>
<p>Ölürseniz androidiniz üzülür mü?</p>
<p>İnsanlıktan çıkılabiliyorsa androdilikten çıkılabilinir mi?</p>
<p><figure id="attachment_8295" aria-describedby="caption-attachment-8295" style="width: 468px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg"><img class="size-full wp-image-8295" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg?resize=468%2C321" alt="Robotlarla yaşamak" width="468" height="321" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg?w=468&amp;ssl=1 468w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 468px) 100vw, 468px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8295" class="wp-caption-text">Robotlarla yaşamak</figcaption></figure></p>
<p>Nikah şahidi olarak android seçilebilir mi?</p>
<p>Android sevgilimin arkasından yaklaşıp “bööö” diye bağırsam korkar mı? Korkarsa ne yapacağız?</p>
<p>Androidler için kutsal kitap yazmak gerekir mi?</p>
<p>Renk körü bir kadın, androidine yeşil mantomu ver derse ne olur?</p>
<p>Androidle saklambaç oynasanız kazanma şansınız nedir?</p>
<p>Android partnerize “bana sürpriz yap” demek ne kadar cesaret ister?</p>
<p>Hoşça kalmanız, androidsiz kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/">Bir Robot Gitar Çalarsa Bu Canlı Müzik Midir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8290</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Roma Yoluna Düştüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Feb 2017 08:30:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8270</guid>
				<description><![CDATA[<p>22 Şubat Bugün Roma’nın sahaflarında elim kitapların üzerinde gezerken- Türkçe bir kitap bulabilir miyim umuduyla bakarım arada- elinde tuttuğun bu defteri buldum. Sana olanları anlatma ihtiyacı duyuyordum, sıkı sıkıya olan dostluğumuz yazma hissi uyandırdı. Hem anlatıp hem yazmak beni sonsuz rahatlatacak. Belki de anlatabileceğim tek kişi sen olduğun için. Doğum günlerimizde hediye alırdık. İçine mektuplar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/">Bir Roma Yoluna Düştüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>22 Şubat</h2>
<p>Bugün Roma’nın sahaflarında elim kitapların üzerinde gezerken- Türkçe bir kitap bulabilir miyim umuduyla bakarım arada- elinde tuttuğun bu defteri buldum. Sana olanları anlatma ihtiyacı duyuyordum, sıkı sıkıya olan dostluğumuz yazma hissi uyandırdı. Hem anlatıp hem yazmak beni sonsuz rahatlatacak. Belki de anlatabileceğim tek kişi sen olduğun için.</p>
<p>Doğum günlerimizde hediye alırdık. İçine mektuplar döşediğimiz, bazen sıradan bazen içinde mizah gizli hediyeleri özledim. Ben sana genelde defter aldığımı fark ettim amma ve lakin şimdi içi senin de ‘sonunda’ diyeceğin şeylerle dolu. Öncelikle sakin olmanı istiyorum. Sırayla anlatıyorum sana. Sana ulaşıp ulaşmayacağı ve devam edip edemeyeceğim hakkında biraz endişeliyim. Sana söz vermeye korkuyorum.</p>
<p>İlk hikayeyi biliyorsun. Babamın beni evden atması. Dur durumu daha fazla açıklığa kavuşturalım. Babamla kavga ettikten sonra evle bağlantımı kestim. Daha sonra ben Ankara’ya gittim. Orada üniversiteden bir zamanlar takıldığım çocukla kalıyordum hani. Senle iletişim kurduğum son zamanlardı. O zamanlar iki ay çalışıp para kazandım. Bir alışveriş merkezinde kasiyer olarak çalıştım. Çok az ihtiyacımı karşıladım. İddia bile oynayıp az da olsa katkı sağladım. Önceki birikimlerim ve altınlarım da çok işe yaradı. Mezuniyette hediye edilen ucunda kelebek sarkan kolyem hayatımın sonuna saklayacağım bir anı olarak kalacaktı. Tek seferde çıkarıp sattım. Elimde bir miktar para birikmişti. Amacım dünyada gitmek istediğim yerleri görmekti. Kimsenin bilmediği bir sırrı elinde tutmak ne kadar tehlikeli?</p>
<p>***</p>
<p>Annemden sonra bana da kanser teşhisi kondu. Tedavi olmama gibi bir karar aldım. Ne kadar yerinde bir karar tartışılır. Benim ruhsal durumuma bakılırsa yapamayacağım belli. Her an pozitif ve güçlü olup hastanelerde diğer hastalarla tedavi olmak mı? Bunu başaramam. Biliyorum. Sana gelmemi isterdin. Saklanmam da gerekmiyor. Doktor geç kaldığımı söyledi zaten. Bana çok kızdı Zel. Neden yanımda değildin ki? Annemin ölümünden sonra benim devamlı kontrollere gitmem gerekirmiş. Neyse bana kızma.</p>
<p>***</p>
<p>Ama yapacağımı yaptım. Ucuz bir bilet ve vize işlemleri sonrası Roma’ya geldim. Haritada bazı yerleri işaretlemiştim. Nerelere gidip iş dileneceğimi biliyordum. Tahmin edeceğin üzere bunun için uzun araştırmalarım oldu. İnternet gerçekten büyük bir hazineymiş. Gezgin insanların bloglarını ve Roma’ya yerleşen insanların yazılarını da buldum. Bana okuduklarımın birçoğunun gerçekçi olmadığını söyledi internet kütüphanesi. Ancak bana bunun tehlikeli bir serüven olacağını söylemedi. Öyle ki Navona Meydanı gibi yerleri sadece gezmeliydim. Cidden çok pahalı. İşe girmeyi aklımdan bile geçirmedim. Ama her defasında beni içine hapseden bir ruhu var meydanın. Gezerken huzurlu hissettiğim tılsımlı noktalardan.</p>
<p>Havaalanından çıkarken ellerim ve ayaklarım titriyordu. Sanki herkes benim acınası olduğumu düşünüyordu. Açlık, heyecan, mide bulantısı ve kanser beni yorgun düşürmüştü. Valizin biri ayağıma çarptı kenara çektim sonra oturmak için etrafıma baktım. Herkes valizlerini almak için sırada bekliyordu. Bir yere tutunamadan kendimi yatar vaziyette buldum. Herkes bana doğru koşmaya, bağırmaya başladı. Onları duyuyordum duymasına ama sanki transtaymışçasına Oğuz Atay’ın ‘’Tutunamayanlar’’ romanını düşünüyordum. ‘Kendine gelsene artık romanın içine düşmedin’ diye azar çektim kendime. Beni kollarında tutan bir adam vardı. Güçlü kollarından anlıyordum. Bir kadın mor çiçekli gömlek giymişti. Elbise de olabilir. Bilemiyorum. Birisi yüzüme su döktü ve yüzümü ovdu. Bu ise bir kadındı, çok nazik hareketleri vardı. Gözlerim açıktı ama sanki yeni uyanmış gibi kalkıp insanlara baktım. Hepsi aynı anda konuşuyordu. Anlamak ne mümkün!</p>
<p>Heyy, ben iyiyim sadece açım, dedim. Hepsi bir anda sevindi. Ölümden dönmüşüm gibi. Ama beynime kazınan şeyler bedenimi bırakmamıştı. Ölüyordum yavaş yavaş çünkü. Tekrar tökezledim. Sonra bir bayan beni tuvalete götürdü. Akan makyajımı sildi. Bir güzel tazeledi. Daha önce hiç kırmızı far kullanmamıştım. Elbisem de kırmızıydı, çiçekli köylü işi olanlardan. Bu uyumla biraz toparlandım sanki. Kadının sakinliği hoşuma gitmişti. Hala iyi değildim ve konuşmak iyi gelebilirdi. Kadına teşekkür edip, nereli olduğunu sordum. Brezilyalıydı. Ama İngilizcesi yoktu pek. Gülümseme dilinde konuştuk.</p>
<p>İlk gün çok zordu. Her yerde iş ve ucuza kalacak yer aradım. Sonunda tam hüsrana uğradım derken ucuz bir ev kiralama şansına nail oldum. Hani şu stüdyo daire denilen evlerdendi. Haftalık olarak ucuz bir fiyata kiraladım.</p>
<p>Akabinde bir hafta boyunca elimde kitaplarla sokaklarda gezerken ya da iş ararken bir ilan gördüm; bir bar garson aranıyordu. Sırtımı döndüğüm gibi başka mahallelere daldım. Görmek istediğim en son şey ayyaşlardı. Taştan yollarda ayakkabı ayağımı vura vura gezdim.</p>
<p>Olmuyordu param azdı ama ne yapsam bilmiyordum. Ağlamaya başladım. Sonra çok utandım. Derin nefes alarak yürüdüm. Rüzgar sert esiyordu. Saçlarım gözyaşlarımı alıp havalanmaya başladı. Koyu kahverengi saçlarımı toplayıp açık omuzlarımı sarması için şalımı çıkarıp iskelet üzeri deriye sardım. Karşımda bir kilise vardı. Rahip ile karşı karşıya geldim. Yaşlı, kızarmış gözlerimi gördü. İtalyanca bilip bilmediğimi sordu. Az çok bildiğimi söyledim. Yanına sokuldum. Buraya yeni geldiğimi ve iş aradığımı söyledim. Bu cümleleri kurmak kolaydı artık. Tatlı bir gülümsemeyle iş verecek biri olmadığını söyledi. Bende ona tüm yaşadıklarımı anlatmak istedim. Bir gülümseme bana çok fazla iyi gelmişti. Sende Zel hiç ufak güzelleri sevip, korumak istedin mi? Ben bir Müslüman olarak büyüdüm. Tüm kavramlarını bilmiyorum ama bana açılan kapıların aslında benim kendi elimle açtığım kapılar olduğunu biliyorum. Dolayısıyla bu adam inandığı şeyler için hayatını adıyorsa benim ona saygı duymam gerekir. Kaybolmuş yıldızlar içinde belki bizi çekip çevirecekler onlar. Kitaptan kelimeleri kopyaladım ona yavaş yavaş kanser olduğumu, ailemden kaçtığımı, tedaviden kaçtığımı, anneme olanlardan sonra asla kimseye aynı hüsranı yaşatamayışımı anlattım.</p>
<p>Müslüman mısın, dedi.</p>
<p>Evet, dedim. Önemli mi, diye sordum.</p>
<p>Hayır, kesinlikle değil. Buraya bana gelip danışman büyük bir olay, dedi. Ben sana saygı duyuyorum, dedi el hareketleriyle. Bana bir yer tarif etti elime de referans olduğunu belirten bir kağıt tutuşturdu. Eliyle ağzını işaret etti. Bende aç olmadığımı, kahve içebileceğimi söyledim. Ancak bana papatya çayı getirdi. Benim yaptığım gibi acı da değildi. Zel görmelisin ne tatlı adamdır Peder Aleandro. Müslümanmış Hristiyanmış farketmiyormuş tekrar anladım. Gözlerim doldu yine.</p>
<p>Peder Aleandro’nun tarif ettiği yere gittim. Garson arıyorlardı. İtalyancam yok diye pek surat astılar ama sonra tamam dediler. En büyük peder bizim peder. Tövbe tövbe. İşi alınca rahatça gülümsedim. Kadın bir şey dedi ama anlamadım. Gözlerini devirdiler. Gülüşüm mü, dedim. Tamam anlamıyorum ama görüyorum, dedim. Hahh aptalım ya. Sonradan anladım ki benim için kıyafet var mı onu sormuş. Kabul aptalım.</p>
<p>On gün sonra çok mutluydum. Öğlenleri kiliseye gidiyordum. Pedere civarda cami olup olmadığını sordum o gün. Şaşırdı. Dindar olup olmadığımı sordu. Her gün kiliseye giden bir Müslüman az rastlanır şey. Allah bilir dedim. Böyle şeylerin ölçüsü olmaz Peder dedim. Neden buraya geliyorsun, dedi. Sen iyi birisin, bana umut kapısı açtın, ne zaman ölürüm bilmem ama iyi insanlar arasında ölmek istiyorum, dedim. Bunu o kadar ilkel bir dille anlattım ki yaşlı adam zor anladı. Hiçbir şey kolay olmuyor.</p>
<p>Peki, nasıl bir yerde çalışıyorum? Bitkilerle dolu- hatta alerjimin tavan yapmasına neden olan dikenli bitkilerden- bir bahçesi olan, sıcak(kırmızı yani) tuğlalarla yapılmış, restore edilmiş iki katlı geniş bir evden restoran. Bodrum katında bir şarap mahzeni var. Eskitilmiş şaraplar şık bir şekilde sıralanmıştı. İlk katta on masa bulunuyordu. Bir de meşe ağacından yapılmış köşede ufak bir bar vardı. Dışarıda ise on altı masa bulunuyordu. Beni kaşındıran bitkiler bütün tavanı sarıyordu. Bahçe zemini taşlarla döşenmişti, ara ara yeşil, pembe, kırmızı ve açık mavi renklerinde led ışıklar yerleştirilmişti. Akşam masalardaki mumlarla birlikte harika bir tablo ortaya çıkıyordu. Evin arka tarafında kocaman bir şefin resmi var. Resmi kim yaptı bilmiyorum ama kadın olduğu kesin. Sorduğumda patron çok hüzünlendi. Bekardı ve cidden yakışıklıydı. İtalyan genlerini güzel yansıtıyordu. Tek sorunu biraz kambur olması; uzun boyunu absürt bir şekle sokuyordu çünkü. İyi bir şef olmasının yanı sıra heykeltıraşmış, o yapmış bahçeyle beraber ufak kabartmaları. Benim sanatla uzaktan ilişkimi anlayınca şaşırdı. Ne resim yapardım ne de heykel. Zaten sorsan hepsi Leonardo ya da Michelangelo anasını satayım. Neyse bak yine sinirlendim.</p>
<p>Kanser olduğumu öğrendiklerinde çok üzüldüler. Patron arada flört ederdi benle, baba kesildi birden mübarek. Ben alışıyordum onlarda alışmalılardı. Neden olmasındı ki? Sende alışacaksın. Acılı tost yediğimizde burnundan sümük akar ya aynı onun gibi alışacaksın. Zorundasın. Anneme ben nasıl alıştıysam, yaralarımı annem mezardan kalkıp nasıl sardıysa sende alışacaksın.</p>
<p>Seni unutmuyorum. Sen olsaydın şunu anlatırdım deme lüksüm olmadığı için yazıyorum. Bilmeye hakkın var Zeliha. Yazmaya ve sana ihtiyacım olduğu için yazıyorum. İkimiz için ömürlük dostum.</p>
<p>İşte her hafta bir gün patronun arkadaşları toplanır yemek yerler tamam mı? Genç-yaşlı, zengin-fakir ayrımı olmaksızın dostlar çağırılır. ‘Hatun düşürme’ tabiri çok doğru olur herhalde patron için. Ama erkekler hep daha ağır basar. Yine de ben bunun her zaman harika olduğunu düşünürüm. Perşembe akşamları gece yarısına gelindiğinde biz ortalığı toplarken dostlar teşrif eder. Herkes kendi yaptığı ya da aldığı ikramlarla gelirler. Patron pizza yapar. Ben mantar sevmediğim için- bunu duyduğunda bütün restoran içinde bana bağırmıştı- ne kadar kızsa da sade pizza yapardı fazladan. Ama ben çok kalamıyordum. Evim uzak sayılırdı ve gidene kadar ya kusuyordum ya da ara ara oturmak zorunda kalıyordum.</p>
<p>İçlerinde ressam olan biri var Emanuele. Benim kıyafet ve takılarıma çok iltifat eder hep. Türkler hakkında hep bir şeyler sorardı. Sonra Kolyesini beğendiğim için bana hediye etmişti. Aslında kaba duruyordu, yine de sevmiştim. Yakınlaşmamız uzun sürmedi. Sakın yanlış anlama o bir eşcinsel ve erkekler hakkındaki zevkimiz neredeyse bir. Ailesi onu reddetmiş bu yüzden. Bana da bu yüzden çok düşkün. Aile konuları pek sarmıyor bizi. Benim yanımda şu an ve içinde benim olduğum koca resmi çiziyor. O kadar yetenekli ki.</p>
<p>Bolca güneş alan bir evi var. Bembeyaz duvarları, her yerde özenle sıralanmış kitapları var. İçlerinden biri Atatürk’ü anlatıyor. Kitabı gördüğümde oturup hunharca ağladım. Düşünmediğim kadar özlemişim toprağımı.</p>
<p>Televizyon yok ancak üç bilgisayarı var. Araştırma yapması içinmiş. Evi çok güzel ve ciddi anlamda zengin biri. Çokça geniş olan salon dar ama yoğun olan bir caddeye bakıyor. Boydan boya cam olan cepheden içerisinin görülmemesi için tül perdeleri belli aralıklarla asılmıştı. Uçlarından sarkan beyaz iplerle oynayan evin kedisi Sisi var bir de. Ankara kedisi denirmiş ona. Ankara’da üniversite okudum ama kedinin adını birkaç kez duydum doğrusu. Hiç bu kadar da güzel olduğunu bilmiyordum. Cahillik başa bela azizim. Tekrardan Emanuele’nin Türkiye’ye olan ilgisinin farkına vardım. Neyse. Uzun olan salonun bir yarısında dışarıyı ve birazda manzara gören deri bir kanepe yerde, taba renginde tüylü bir halı, ona uyacak iki küçük haki yeşili renginde koltuğu var. Diğer yarısı ise resim yapma olanı. Pencere kenarında ise kiremit renginde kleopatra tarzı koltuk bulunuyor. Arka tarafındaki vitrinde birçok heykel ve mumlar var. Zaman zaman yerlerinin değiştiğini gördüm. Benim gibi modellerin resimlerini çizerken esin kaynağı oluyormuş. Tek kaşım yukarıda ağzım açık kalmıştı duyduğumda. Hatta dediğine göre yeşil uzun bibloyu bir keresinde ağaç olarak çizmişti bir manzara resminde.</p>
<p>Evin diğer kısmında iki yatak odası ve tuvalet bulunuyordu. Mutfağı ise girişte ufak ve karışık bir şekilde öylesine konmuş gibiydi. Beğenip beğenmediğimi sordu. Bayıldım dedim -bazen İtalyancam yetmediğinde İngilizce konuşuyoruz- Çok iyi anlaşacağımızı çünkü bir odayı bana ayırdığını söyledi. Benim evimden eşyalarımı aldı küçük odaya yerleştirdi. Zaten iki valizim vardı. Önceden boş muydu bilmiyorum ya da ne yapıyordu bilmiyorum orada ama bana çok güzel bir oda hazırladı. Üstelik ben en sevdiğim çilekli milkşeykimi içerken.</p>
<p>Geceleri Özdemir Erdoğan’dan Bana Ellerini Ver dinleyip dans ediyoruz. Ben bilmiyorum nasıl dans edilir ama o beni kuş misali uçuruyor. O da şarkıyı bilmiyor ama ben mest olmuş şekilde gözlerim kapalı mırıldanıyorum. Esmer tenimin vermiş olduğu zarafet ve köprücük kemiklerimin eşsiz olmasından bahsederek beni resmediyor şimdi. Tombula benzeyen bedeni var ve çok şarap içmekten kırmızı durumda şu an. Ela gözlerini kesinlikle çok güzel ve yanağına bulaşmış boyaya aldırmadan konuşuyor. Sanırım buradan sonraki rotam olması gereken Barselona’ya gidemeyeceğim. Burayı seviyorum. Mutluyum.</p>
<h2>22 Mart</h2>
<p>Nereye gitsem bu defter de benimle geliyor. Sana yazabilmek adına tüm yolları denedim. Ama deftere bakınca o beyaz tenli, içimde ufacık bir ışık yakan, hep gülerken hatırladığım mavi-gri karışımı gözlerin karşımdaymışçasına vücut buluyor ve yazamıyorum. Zaman zaman ağlama nöbetleri geçirir oldum. Tenime yapışan bu kara lekeyi unutamıyorum. Neyse…</p>
<p>Öncelikle bana nereye gittin ki defteri yanından ayırmadın diyeceksin(kahkahalar). Biliyorum evet. Diyeceksin. Bundan yaklaşık olarak bir ay önce -çarşamba günleri izin günüm olduğundan- salı günü iş çıkışı arabaya atladığımız gibi havaalanına gittik. Hava yağmurluydu o gün ve sırılsıklam halde o yorgunluğa rağmen uçağa binmek için koşuşturduk. Prag’a gidiyorduk. Kesinlikle gitmem gerekenler listesindeydi. Günübirlik bir gezinin bu kadar güzel olabileceğini bilmezdim. Benim bolca uyumam için erkenden otele vardık. Sabah erkenden otele parasını alelacele ödeyip kaçar gibi sokağa attık kendimizi. Kahvaltı, görülmesi gereken yerler, fotoğraf çekme çilesi sonra tekrar yemek yeme derdi derken akşam oldu. Ara ara devamlı tatlı ya da atıştırmalık alıp hızlı adımlarla sokaklarda gezdik. Gülüşmelere karışan ayak seslerini sanırım unutmam asla.</p>
<p>Ama sana şikayet etmem gereken bir şey varsa o da yemeklerdir. Yemeklerin içine sence şeker konulur mu? Ben sevmedim asla da sevemem herhalde. İçinde şeker varsa tatlı olur. Değil mi? Kremalı yemeklerde beni pek sarmadı. Az yemek yemem iyi olmadı zira Em çok rahatsız oldu. Koruyucu meleğim rolünü harika üstlenmiş durumda. O üzüle dursun alışveriş yaparken ben bir köşeden gelen kokuyu almamla zıplayıp çığlık atmam bir oldu. Bir döner salonu buldum. Onlardan alışveriş yapmasını benim hunharca yemek yiyeceğimi söyledim. Merak ettiler onlar da geldiler. Ben İskender ısmarladım, onlara şiş kebabının gözlerden yapıldığını söylediğim zaman ondan istediler. Aslında kanmadılar yalanıma ama daha önce bahsettiğim baharat tadını almak istediklerini söylediler. Yersen! Kokunun peşinden geldiler avanaklar!</p>
<p>Döner etinin başında bir Türk vardı. Anladığım kadarıyla restoranın sahibiydi. Çalışanlar ise başka başka uyruktanlardı. Öyle güzel koku geliyordu ki anlatamam. Gözlerim sürekli döneri kesen Türk’e kayıyordu. Em’e Roma’da da dönerci var mıdır diye sordum. Görmedim ben bu tarz yerlere girmem dedi ama göz gelmesinden az korksa da gelen eti löp löp götürdü koca midesine. Biraz kızdım ama herhangi bir yorumda bulunmadım. Türkçe küfrettim. Burasını çok ilkel buluşlardı. Çokta kötü bir şey demedim ama yanımda döneri kesen silahşör geldi. Öyle utandım ki kıpkırmızı oldum. Tereyağı isteyip istemediğimi sormak için eğildi. Lütfen, dedim. Bir el işaretiyle çocuk geldi ve ekledi. Adamla biraz konuştuk ve afiyet olsun dedi ve gitti. Uzun zamandır yapmadığım şeyi, flörtü yaptım. Tuhaf olsa da eğlenceliydi de.</p>
<p>Millet yemeğini yerken bende kendi yemeğimi yedim. Bana Türklerin ne tarz yemek yediklerini sordular. Zor bir soruydu. Çünkü her bölgenin ayrı yemekleri vardı. Az uz anlatmaya çalışsam da pek anlamış görünmüyorlardı. Bende bir gün Türkiye’ye gitmelerini ve kültürü anlamalarını önerdim. En sevdiğim yemeği sordular tabii ki dolma dedim ve hesabı ödemeye gittiğimizde yemekten baya haz almışlardı. Yediklerinin göz olmadığını biliyorlardı ama neden öyle bir şey dediğimi sordular. Şaka yaptığımı söyledim. Dehşet veren bir yemek gelse acaba ne yaparlardı? Onları test ettiğimi söyledim. Önyargılarının olduğunu ama hiçbir şey bilmediklerini söyledim.</p>
<p>Ne dersem diyeyim benim içimdeki kırgınlığı anlamadılar bende göz ardı ettim. Babam hiç anlamadı beni. Boş avare gezinen biri olduğumu, içimdeki –bunu ne zaman düşünsem aklıma Halil Sezai gelir- küçük çocuğu görmez ve beni öyle yargılardı. Bu insanlar da içimdeki Türklüğü anlamıyordu. Ne kadar Em Türkiye hayranı olsa da.</p>
<p>Sonra bir sergiye merak saldık ve girmeye karar verdik. Emmanuel’in sergileri gibi kalabalık değildi. Onun yaptığı resimlere oranla daha küçük ve portre resimlerden oluşuyordu. Bir tanesini çok beğendim. Bir anne yeni doğmuş bebeğine sarılmak istiyordu ama uzanamıyordu. Bebek sanki göbek bağıyla sürükleniyordu. Siyah taban üzerine bembeyaz saf ten rengi masumiyeti sergiliyor olsa gerekti. Ben ise baş dönmesi mi desem bir trans hali mi desem değişik bir his içinde nerde, nasıl ve kiminle olduğumu unutmuş halde ayakta durmakta zorlanıyordum. Hani bilirsin okuduğumuz o romanda adam kendi portresini çizen ressama aşık olmuş ve çok geçmeden ona bağlanmıştı. Bende öyle hissediyordum. Gücüm çok gezmekten yorulmuştu ve yere seriliverdim. Öyle ki birkaç kişi dışında kimse fark etmedi. Kalabalık içinde bayılmam herkesin önünde ölmüşüm hissi uyandırıyordu bende.</p>
<p>Nazik bir elin beni tutması ve kendime gelmem herhalde birkaç saniye sürdü. Em ve yanındakileri hemen dibimde bittiler. ‘’Neredesin? Neden gittin?’’ dedim. ‘’Anlamıyorum seni, Türkçe konuştuğunun farkında mısın?’’</p>
<p>Toparlanıp ayağa kalktım. Siyah deri çantamı koluma astım. Herkes bana bakıyordu. O an nasıl göründüğümü merak ediyordum. Gülümsedim bana şaşkın halde bakan insanlara. Aralarından geçip lavaboya gitmek üzere izin istedim. ’Hamileyim.’ diye de ekledim. Oysa buna imkan yoktu.</p>
<p>Aynada siluetime bakarken yarı akmış makyajım, yorgun gözlerim, derin nefes almaya programlanmış burun deliklerimi ve akciğerimdeki lekeleri görebiliyordum. Hızla kendimi toparlayıp kalabalığa dönüyordum ki Em içeri girdi. ‘’Hey burada n’apıyo&#8230;’’ demeden bana kocaman sarıldı.       Bende izin verdim ve şişko bedeninde biraz dinledim. Bilim adamları sarılmanın acıları azalttığını ve neden birbirimizi öptüğümüzü çözememişler. O an sihirli bir değneği olan peri gibi beni güçlendiren bu kız-adam galiba yaşam gücüm olmaya başlamıştı. Elimden tutup beni uzun, zayıf, sarı saçlarını ensesinde toplamış, ince yüzlü, güçlü bakışları olan bir adamın yanına götürdü. Serginin sahibi ressam hatırlayamadığım bir isim. Önce elimi öptü. Nazik kibar elleri vardı. Beni yerden alan kişi olduğunu anlayınca biraz kızardım. O ise nasıl olduğumu ve bebeğimi sordu. O zaman yalancı kişiliğim patlak verdi. Arada baş dönmelerinin normal olduğunu, bebeğimin içimde güvende olduğunu söyledim. Elimle karnımı sıvazlarken bir an gerçekten hamileymişim hissine kapılmadım değil.  Diğerlerine baktığımda benden utanırcasına önlerine bakıyorlardı. Biraz sessizlik oldu ve beğendiğim resmin yerinde olmadığını gördüm. İri gözlerimi sonuna kadar açıp daha çirkin bir ifade ile nerede olduğunu sordum. Ressam satıldığını ve paketlendiğini söyledi. Elimden tutup beni sakin bir yere çekti. Çok güzel bakıyordu Zel. Bir an orada yıllarımı geçirip bu karşımda duran adamla yaşlanmak, omzunda her gün güneşin doğuşunu izlemek istedim. Gerçekten o an onu çok istedim. Belki şıpsevdi huyum belki cidden aşık oldum bilmiyorum. Vücudum titrek halde gümbür gümbür atan kalbime eşlik ederken; ressam bana hasta olup olmadığımı sordu. Tüm romantikliği bırakıp ellerimi çektim. Birden korkup kaçmak istedim. ‘Ne münasebet’ dedim. Yine Türkçe konuşmaya başlamıştım. Kendimi toparlayıp bana sırıtan adama özürlerimi diledim ve hasta olduğumu nerden çıkardığını sorup gitmek üzere hareketlendim. Böyle soluk tenim olduğu için merak etmiş.  Kaba olduğunu düşünmememi gibi zırvalıkları saydı ama dinlemedim. ‘Bilmeniz gerekir ki hamilelikte mide bulantısı normaldir. Bu halde soluk tenimin olması gayet normal’ dedim. Ellerinin arasına zayıf yüzümü aldı ve ekledi: Babası nerede?</p>
<p>Hava serindi. Üzerimde füme rengi dokuma elbisem dizimin bir karış üstünde bitse de ucundaki dantelli tül daha aşağılarda bitiyordu. Hava kararmaya başlamıştı. Elbisem uçuşmaya bense üşümeye başlamıştım. Kollarımı göğsümde bağlayıp diğerlerini beklerken bir poster gördüm. Üzerinde Çekçe bir şeyler yazıyordu ama dövme yapan bir çiftin reklamı olduğu belliydi. O an karar verdim. Dünyayı kurtarmaya giden Avengers üyeleri gibi büyük bir karar almıştım. Öyle emindim yani. Durdurulamayacak isteklerim vardı. Gidip dövme yaptıracaktım. Tepemde bir sokak lambası aydınlanırken bizimkiler elinde koca bir resimle geldiler. Ben daha hangi resmi aldıklarını öğrenemeden beni sürüklemeye başladılar ve ressamla aramda ne olup bittiğini sordular. Galiba bu ressam onları benden daha fazla etkilemişti. Elimdeki ilanı gösterip dövme yaptırmak istediğimi söyledim. Em ve ben hemen dükkanın yolunu tuttuk. Google’dan yol tarifi alıp dükkana vardığımızda saat 7’e geliyordu. Bir saat içinde işimizi bitirip gitmemiz gerekiyordu. Acele ile istediğim dövmeyi tarif ettim. Şu yaşıma kadar öylesine korkunç geliyordu ki dövme yaptırmak! Bilirsin canım kıymetlidir. Yakında ölecek olmasam yaptırmazdım inan. O anın verdiği telaş, geç kalma korkusu daha ağır bastı.</p>
<p>Loş yeşil ışıkların arasında birbirine aşık bu haşin çiftin fotoğraflarıyla lekelenmiş duvarlar cidden karanlık bir görünüm katıyordu. Siyah deri kanepeler düzgün yerleştirilmemiş, masanın üzerinde kirli kahve bardakları karışık bir tablo gibi dursa da benim üzerinde yattığım sedye bir o kadar temiz ve tertipliydi. Sedye üzerindeki ışık yakıldı, kadın ellerine eldiveni çok profesyonelce geçirdi ve Em’in çizdiği resmi yapmaya başladı. Ressam olması o kadar işi kolaylaştırdı ki…</p>
<p>Resmi ikiye ayırmasını istedim. Birinci kısım renkli ikinci kısım siyah-beyaz olsun istedim. Profilden, gökyüzüne bakan tek boynuzlu bir pegasus çizmesini istedim öncelikle. Aslında kararsızdım. Spektrum ışıkları saçmasını isterdim hep ama o an mümkün mü değil mi bilemediğimden ve telaş halinde olduğumdan sadece gökyüzünde bir güneş istedim. İkinci kısımda pegasusa simetrik biçimde bir kurt çizmesini istedim. Bu sefer gökyüzüne dolunay ve yıldızlar donatmasını istedim. Biz bunları çizerken dövmeci adam beni delip geçecek makineyi hazırladı.</p>
<p>Önce bir tırstım. Geri dönüşü yoktu artık. Kadın kopyayı çoktan çıkarmıştı. Bu kadar işin içine batıp kaçamazdım. Biliyorsun, her şeyden kaçamazdım. Her şeyden önemlisi Em benimle alelacele bir şekilde buraya sürüklenmişti. Vakit hırsızlığı ve haksızlık olurdu. Nefesimi tutup elbisemi indirdim. Yüzüstü sedyeye uzandım. Belimde kalçamdan bir karış yukarıda, göğüs kafesimin aşağısında kalacak şekilde istedim. Em elimi sıkıca tuttu. Korkup korkmadığımı sordular. ‘Çok fazla’ diye cevap verdim. Bir o kadar da arzu ediyordum.</p>
<p>‘Pegasus; hayallerim, çocukluğum, gündüzüm, dostlarım, eski aşklarım, hiç olamayacak aşklarım. O benim gülümsediğim, parıl parıl parıldadığım anlar. Ağladığım, kaçtığım zamanlardan çok uzakta yerler. Annemle beraber çilek reçeli yaptığımız zamanlar. Beraber oturup Yalan Rüzgarını izlediğimiz zamanlar. Kutladığım en güzel doğum günüm. Yoga yaparken gökyüzüyle yüzleşip sırıttığım an. Kısaca içimdeki güzel şeyler. Kurt ise; benim Türklüğüm. İnatçı yanım. Aç kalsam da susuz kalsam da dönmeyeceğim ilkelerim. Anadolu’da yetişen bir anayım. İleriye dönük adil, insancıl fikirler doğuran bir ana. Şefkatle büyüttüğüm, aşkla baktığım yarınlarım. Her zaman iyi bir insan olma hedefim. Benim gecem; rüzgarlı, alacakaranlık ve ben ateşimi yakmış bir gezginim.’</p>
<p>Em bunları dinlerken, ben acımın azalması için konuşmaya çalıştım. En sonunda İtalyancayı düzgün konuşuyorsun, dedi sırıtarak. O an bir çığlık bastım. Tam omurga kemiğimin üzerinden geçmişti. Derin bir nefes alıp bekledim. Yarım saat içinde büyük kısmını yapmıştı. Sadece dışındaki halka kalmıştı.</p>
<p>Şimdi ufak ayrıntıları yapıyorum, dedi. Em bana güzel bir şekilde güldü ve çok güzel bulduğunu söyledi. Bende ise öylesine bir merak vardı ki, devamlı arkama bakıp nasıl olmuş diye merak ediyordum. Doğuştan meraklıydım ve Em’den fotoğraf çekmesini merak ettiğimi söyledim. Bitti zaten beklemelisin, dedi. Yahu merakımdan çatlamak üzereydim. Üstelik o kadar sızlıyordu ki derim buna değdi mi diye düşünmeden edemiyordum. Hem deli gibi yaptırmak istedim yıllarca kafamda fikirler ürettim hem de sanki dünyanın en saçma olayının içindeymişim gibi hissediyorum. Benim bu ikilemlerimin tükenmesini sağlamanın yolu yoktu. Dostoyevski ne demiş: Her şeyi anIıyorum ve bu beni öIdürecek. Yaşadıklarımı, yapamadıklarımı, korkularımı, isteklerimi gördükçe kahroluyorum. Dahası içime yerleşen urdan çok içimde yeşeren umutlar beni öldürecek. Şimdi anlıyorum işte.</p>
<p>Ben kavgaya tutuşurken dövme bitmişti, vazelin sürülüyordu. Aynada sırtıma baktım. Kızarıklıklara hayret etmekten tamamına dikkat edemedim. Önce kurdun sonra atın yüz hatları öylesine beni kendine çekti ki acısı önemli değildi artık. Emmanuel parayı ödemiş ve gitmek üzereydik. Üzerimi giyinmeden önce kadın fotoğrafımı çekmek istedi. Peki, dedim sırıtarak.</p>
<p>Caddeye koşup otobüs bileti aldık. Daha sonra yakalamak için koşmak zorunda kaldık. Islık çaldım ve biri durdurdu otobüsü. Bilmem bilir misin hiç ıslık çalmamıştım hayatımda. Ahahah o anı düşününce tüylerim diken diken oldu. Neyse, bir buçuk saatimiz vardı uçağa yetişmek için broşürlerden anladığım kadarıyla yarım saat içinde varmış olmamız gerekiyordu. Em diğerlerine mesaj gönderdi ve yolda olduğumuzu söyledi. Bense çantamdan gofret çıkardım ve otobüsün direğine başıma yasladım. Gülümsedim. Em gözlerimin içine bakarken bir yandan diğerlerinin on dakika içinde varacaklarını söyledi. Hala ona bakıp gülüyordum. Dayanamadım en sonunda ona gofretin yarısını verdim. Biliyordu kıyamacağımı. Bana bu kadar destek veren birine –üstelik karşılıksız- nasıl kötülük yapardım? Gözlerimi ona dikip yan yan sırıttım.</p>
<p>&#8211; Come va?</p>
<p>&#8211; Bellissimo, dedim gülümseyerek. Çikolata yedikten sonra kötü olmam imkansızdı. Bir de bir de bunca telaş ve yorgunluk ile acımı unutmuş olmam fevkaledenin fevkindeydi. Orta alanda yer boşalmıştı. Em ile cam kenarında ayakta gitmek olduğumuz şehri izleyerek sessizce bekledik. Koluna girip başımı omzuna yasladım. O da başını benim başıma yasladı. Pofuduk yanağını alnımda hissediyordum. Yüzümüzde caddenin renkli ışıkları slayt gösterisi gibi akarken; biz donuk bir ifadeyle vaktinde yetişmeyi umuyorduk.</p>
<p>&#8211; Daha çikolata var mı?</p>
<p>&#8211; Hayır, kalmadı.</p>
<p>Uçağa tam vaktinde yetiştik. El ele tutuşup herkesten özür dileyerek kalabalığı yardık. Uçakta sırtım ağrıdığı için yan yatmış halde Em ile beraber uykuya daldık. Eve dönerken de bir pizza ısmarladık ve kiremit rengi kanepe üzerinde çekildiğimiz resimlere bakarak yedik. Tabii ki mantar yoktu.</p>
<p>Seher vakti uyandığımda o bayıldığım ‘Primavera’* tablosunu duvarda gördüm. Kiraz ağacının çiçekleri açmış, birçok çiçekle beraber gökyüzünde savruluyordu. Ne kadar da beni anlatan bir resimdi. Burnumun dibindeydi hep ama hiç farketmedim. Em harika bir dosttu. Bir an ressam aklıma geldi ve o zaman keşke bir bebeğim olsa dedim.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/">Bir Roma Yoluna Düştüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8270</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ne Kadar Da Yalnızdık Birbirimize</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-da-yalnizdik-birbirimize/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-da-yalnizdik-birbirimize/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Feb 2017 05:32:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8267</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun zaman oldu almayalı ismini dilime Bir şiir daha yazmayalı şehrine… Ya da âşık olmayalı… Sevmeyeli en başından desem ne çıkar Düşmeyeli bir mahallenin diline… Yüzyıllar olmuş belkide, Geçmeyeli simitçinin önünden Bugün, biraz daha koyu kalbim Sabah çayımın deminden… Saydım yine utangaç adımlarını Çırpınan bir kuş edası göğsümdeki kafeste Hep ismin geçer türkülerde Bir kar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-da-yalnizdik-birbirimize/">Ne Kadar Da Yalnızdık Birbirimize</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zaman oldu almayalı ismini dilime</p>
<p>Bir şiir daha yazmayalı şehrine…</p>
<p>Ya da âşık olmayalı…</p>
<p>Sevmeyeli en başından desem ne çıkar</p>
<p>Düşmeyeli bir mahallenin diline…</p>
<p>Yüzyıllar olmuş belkide,</p>
<p>Geçmeyeli simitçinin önünden</p>
<p>Bugün, biraz daha koyu kalbim</p>
<p>Sabah çayımın deminden…</p>
<p>Saydım yine utangaç adımlarını</p>
<p>Çırpınan bir kuş edası göğsümdeki kafeste</p>
<p>Hep ismin geçer türkülerde</p>
<p>Bir kar tanesi tozar adınla</p>
<p>Ya da bir kalem yazar…</p>
<p>Saydım yine kısık gözlerindeki serbest nazımı</p>
<p>Ha çok severdin Nâzım’ı,</p>
<p>Bir de şiirin 3. Şahsını…</p>
<p>Şairin Zarif’inden, gülmenin edebinden</p>
<p>başkasını kaldırmaz bedenin</p>
<p>Tüm türküleri ezberledim isminin geçtiği</p>
<p>Kimler, nerde, hangi makamda söylemişse,</p>
<p>Bir bir çizdim altını tükenmeziyle kalemin</p>
<p>Ne kadar da yalnızdık birbirimize…</p>
<p>Oysaki her fırsatta,</p>
<p>Sundum önüne itiraf-ı aşkımı</p>
<p>Hatırlasana,</p>
<p>Sekiz otobüsüne on kala yetiştik hep</p>
<p>Cam kenarına oturuşundan,</p>
<p>Hadi git deyişine…</p>
<p>Durağın buzdan demirine yaslanışımdan,</p>
<p>Gözlerimi gözlerine dikişime…</p>
<p>Ve hareket ederken otobüs,</p>
<p>Derinden bir of çekişime…</p>
<p>Ne kadar da insanıydık aynı dünyaların</p>
<p>Ya bir nakaratta yakalardım seni</p>
<p>Ya da bir mısraın serbestliğinde</p>
<p>Bir mazinin durgunluğu yatsa da,</p>
<p>Deli dolu hallerinde</p>
<p>Biz, saçlarının kokusunu sıkı sıkı tutan,</p>
<p>Bir âsâda buluşmuşuz</p>
<p>Biz aynı kurşunla bir defa vurulmuşuz</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-da-yalnizdik-birbirimize/">Ne Kadar Da Yalnızdık Birbirimize</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-da-yalnizdik-birbirimize/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8267</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Yeşil Dergisi 103. Sayısında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-103-sayisinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-103-sayisinda/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Feb 2017 12:40:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8263</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi Yeşil dergisi, on sekizinci yılına başlıyor. Ocak-Şubat 2017 tarihli 103.sayı, dergimiz için yeni bir yılın başlangıcı. Zengin bir içerikle yeni bir yıla başlamak, edebiyat adına umutlarımızı yeşertiyor. İşte, Mavi Yeşil Dergisi tarafından yapılan duyuru: Yazılara yer verememek, yazılarına yer veremediğimiz yazar dostlarımızı bekletmek bizim adımıza hoş bir durum değil elbette ancak bu, olumlu bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-103-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 103. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mavi Yeşil</strong> dergisi, on sekizinci yılına başlıyor. Ocak-Şubat 2017 tarihli 103.sayı, dergimiz için yeni bir yılın başlangıcı. Zengin bir içerikle yeni bir yıla başlamak, edebiyat adına umutlarımızı yeşertiyor.</p>
<p>İşte, <strong>Mavi Yeşil Dergisi</strong> tarafından yapılan duyuru:</p>
<p>Yazılara yer verememek, yazılarına yer veremediğimiz yazar dostlarımızı bekletmek bizim adımıza hoş bir durum değil elbette ancak bu, olumlu bir gelişmenin de işareti sayılmalı. Mavi Yeşil dergisinin, içerik zenginliğin biçimsel güzelliğiyle de tamamlandığı söyleyelim.  Okurlarımız dikkat etmiştir; 100.sayıdan bu yana ayrı bir güzellikle yapılıyor kapaklarımız: Yalçın Ece’nin emeği var bu güzellikte. 103.sayımız “Küçük Şeyler Mevsimi” adlı kitabı yeni yayımlanan Çiğdem Sezer şiiriyle açılıyor. Özkan Satılmış, Hülya Deniz Ünal, Ayfer Karakaş, Mehmet Sadık Kırımlı, Özlem Tezcan Dertsiz ve Aslıhan Tüylüoğlu bu sayımızın başka şairleri. 103. sayımızın tek öyküsünü Ayşe Asrın Yılmaz yazdı. Öykü sayımızdaki eksikliği, öykü çalışmalarıyla öne çıkan Necip Tosun ile yaptığımız konuşma ile gidermiş gibi olduk. Görüşmeyi, Eyüp Tosun gerçekleştirdi. Ömer Eski ve bugünlerde “Sus Payı” adlı şiir kitabı yayımlanan İsmail Özalp, sevimli yazılarıyla yer aldılar bu sayıda. Dergimizde adı ilk kez geçen Vefa Taşdelen, bir dönemin önemli ismi çocuk öyküsü yazarı Kemalettin Tuğcu hakkında yazdı. Aydın Adnan Gümüş, iki ayrı romandan yola çıkarak “edebi roman” ve “popüler roman” kavramlarına açıklık getirmeye çalıştı. Hasan Öztürk, kişiliğiyle ve yazdıklarıyla dünya edebiyatına damgasını vurmuş Puşkin hakkındaki bazı ayrıntıları yazdı.</p>
<h2>103. Sayının İçindekiler:</h2>
<ul>
<li>Gazozuna Dünya &#8211; Cambaz &#8211; Çiğdem Sezer &#8211; 2</li>
<li>Puşkin’i Yeniden Okumak &#8211; Hasan Öztürk &#8211; 3</li>
<li>Dört Masa, Dört Irmak, Dört Hayat Kokusu &#8211; Özkan Satılmış &#8211; 7</li>
<li>Edebî Roman Popüler Romana Karşı &#8211; Aydın Adnan Gümüş &#8211; 8</li>
<li>Dil Bağı &#8211; Özlem Tezcan Dertsiz &#8211; 13</li>
<li>Öyküye Âşık Bir Adam: Necip Tosun &#8211; Söyleşi: Eyüp Tosun &#8211; 14</li>
<li>Akış &#8211; Hülya Deniz Ünal &#8211; 18</li>
<li>Kemalettin Tuğcu’nun Hikâyelerinde Umut Anlatısı &#8211; Vefa Taşdelen &#8211; 19</li>
<li>İsyan ve Hatırlatma &#8211; Aslıhan Tüylüoğlu &#8211; 23</li>
<li>Hesap Günü &#8211; Ömer Eski &#8211; 24</li>
<li>Sağanak &#8211; Ayfer Karakaş &#8211; 26</li>
<li>Geniş Zamanın I. Tekil Şahısla Münasebeti: “Bilirim” &#8211; İsmail Özalp &#8211; 27</li>
<li>Düş Güncesi &#8211; Mehmet Sadık Kırımlı &#8211; 28</li>
<li>Gidilecek Diyarlardan Kalınacak Yerlere &#8211; Ayşe Asrın Yılmaz &#8211; 29</li>
<li>Eskimemiş Sayfalar &#8211; Hazırlayan: Özkan Satılmış &#8211; 31 -32</li>
</ul>
<h2>Mavi Yeşil Dergisi İletişim</h2>
<ul>
<li>464. 217 71 50</li>
<li>bilgi@maviyesildergisi.com</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_8265" aria-describedby="caption-attachment-8265" style="width: 584px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/mavi-yesil-dergisi-siir-yillıgi.jpg"><img class="size-full wp-image-8265" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/mavi-yesil-dergisi-siir-yillıgi.jpg?resize=584%2C841" alt="Mavi Yeşil Dergisinin 2016 ŞİİR YILLIĞI" width="584" height="841" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/mavi-yesil-dergisi-siir-yillıgi.jpg?w=584&amp;ssl=1 584w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/mavi-yesil-dergisi-siir-yillıgi.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w" sizes="(max-width: 584px) 100vw, 584px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8265" class="wp-caption-text">Mavi Yeşil Dergisinin 2016 ŞİİR YILLIĞI</figcaption></figure></p>
<h2>Mavi Yeşil Dergisinin 2016 ŞİİR YILLIĞI</h2>
<p>Ocak-Şubat 2017 tarihi 103. sayısıyla 18. yılına başlayan iki aylık <strong>Mavi Yeşil </strong>dergisi,  yeni yılda kendi adına bir ilki gerçekleştirecek: Mart-Nisan sayısında dergi okurlarına <strong>2016 ŞİİR YILLIĞI</strong> hediye. Derginin şiir editörü <em>Özkan Satılmış</em>’ın, 2016 yılının çok sayıdaki sanat-edebiyat dergisini tarayarak hazırladığı <strong>2016 ŞİİR YILLIĞI</strong> şiir severlerin ilgisini çekecek bir kitap olacak. Tek kitap olarak ayrıca ücretle satılmayacak olan <strong>2016 ŞİİR YILLIĞI</strong>, derginin 104. sayısı ile yalnızca dergi okurlarına hediye edilecektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-103-sayisinda/">Mavi Yeşil Dergisi 103. Sayısında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-yesil-dergisi-103-sayisinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8263</post-id>	</item>
		<item>
		<title>14 Şubat Mektup Yazamayan Sevgililer Günü Öyküsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Feb 2017 08:30:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Diplerimde bir yerlerde hâlâ cesaret kırıntıları var. Bir de fazla harcanmaktan artık tükenme raddesine varan gururum… Bir arkadaş var. İsmi yağ gibi akar ağızdan söylenince. Öyle kolay, öyle basit. Bazı isimler yorar insanı seslenince. Leyla yormaz mesela beni, Züleyha takatimi götürür ama. Ya da ‘’Kerim abi!’’ diye çığıramam. Üşenirim. Kerim zor bir isim. Ama bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/">14 Şubat Mektup Yazamayan Sevgililer Günü Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Diplerimde bir yerlerde hâlâ cesaret kırıntıları var. Bir de fazla harcanmaktan artık tükenme raddesine varan gururum… Bir arkadaş var. İsmi yağ gibi akar ağızdan söylenince. Öyle kolay, öyle basit. Bazı isimler yorar insanı seslenince. Leyla yormaz mesela beni, Züleyha takatimi götürür ama. Ya da ‘’Kerim abi!’’ diye çığıramam. Üşenirim. Kerim zor bir isim. Ama bu arkadaş, güzel olan tek vasfını, ismini bırakıp gitti. Bir mektup yazayım dedim ona.</p>
<p>Arayıp ses verip, ses duymak cesaret kotamı aşıyordu. Bir mesaj atıp 2 saniyede iletmek de korkutuyordu beni. Hız, insanoğlunun düşmanıydı. <em>Erişir menzil-i maksuda aheste giden</em> demiş eskiler o yüzden.  İlkokulda yazdığımız mektup denemelerinden bu yana mektup yazmamıştım. Gönderen nereye, alıcı nereye yazılır hiç bilmiyordum. Sonra bir mektup ne kadar sürede varırdı? Bunu bilmemek iyiydi. Ulaşmasa bile iyiydi. Yazmak istiyordum sadece, yazmak.</p>
<p>Kötü günler için müsvedde bir kâğıda yazıp bir yerlere sıkıştırdığım adresine baktım. Buradan ‘oraya’ bir mektup, meçhule kurban gitmezse on güne varırdı herhalde. Elimi kardeşimin Türkçe ders kitabına uzattım. Son sayfadaki <em>Türkiye Siyasî Haritası’</em>na baktım. Dikine gidilince arada tam 6 şehir vardı. En az.. Bu uzayabilirdi, hatta uzasaydı.. Fizikî haritalarda bu şehirler azalırdı. Dağlar, nehirler, ovalar daha mühim yer tutardı. Ona da baktım, yalnızca 3 şehir vardı. Dağlar koca şehirleri yutmuştu adeta. Mavi bir damar gibi kıvrılıyordu nehirler. Şehirlerin isimleri yoktu. İyisi mi, hesabımı siyasî haritaya göre yapıp, oldukça politik davranmalıydım.</p>
<p>Bu denli ince hesaptan sonra cesaretimde bir kıpırdanma meydana geldi. O arkadaşa, ismini seslendiğimde içimde bir daha seslenme şevkini uyandıran o arkadaşa yazmalıydım. Cûşa gelmiştim, bendlerimi yıkıp kendimi ifşa etmeliydim.</p>
<p>Kalemi elime alınca Rodin’in meşhur heykelindeki duruşa büründüm ama. Kâğıda bakıyorum, kalemin ucuna bakıyorum. Öyle bakıyorum ki, başım o heykelden daha eğik. Sırtım küçük bir tepe oluveriyor. ‘’Bu kalem ne renk yazıyordu acaba?’’ gibisinden yersiz ve hadsiz sorular bile soruyorum kendime. Fakat ne yazmam gerektiğini bir türlü bilemiyorum. İçimde bir şeyler vardı, fakat ulaşamıyordum. Acaba bu devirde mektup yazmamı komik bulur mu, diye soruyorum sonra kendime. Mektubun kendisini, onu götürecek postacıyı, PTT kurumunu, 6 şehiri, her şeyi düşünüyorum. Mektup yazarak bir nostaljiyi mi canlandırıyordum? Bu benim görevim miydi? <em>Nostalji inkâr demektir</em> diyordu bir film, <em>şimdiki zamanın inkârı</em>. İlim için Çin’e gidenleri gücendirmemeliydim, çağın gerekliliğini yerine getirmeliydim.</p>
<p>Peki, posta mı, e-posta mı&#8230; Çok gittim geldim bu ikisi arasında, hiçbir şey bulamadım.  6 şehire bulaşmadan şimdiye çoktan yollayabilirdim. Onca zaman sonra diplerimde kalan cesaretimi derleyip toplamışken, bu kısırlık, açmaza sürükledi beni. İçimde taşmak isteyen bir sel vardı, ben ise buna bir kanal bulma derdindeydim. Yersizdi, biliyordum. Tekrar Türkçe ders kitabına uzandım. Sahiden 6 şehir miydi? Evet! İşte! 6!</p>
<p>O’na, o ismi kolayca söylenebilen arkadaşa yazmak için romantik bir gün mü seçseydim acaba? Doğum günü, tanışma günü, sevgili olma günü -Jorge Luis Borges’in doğum günüyle aynı-ilk defa bir sahile gitme günü. İlk, ilk, ilk. Sevgiliyle yaşanan her gün ilk değil miydi? Sevgiliyle iki günü bir olan zarardaydı. Bir de bizim dışımızda icat edilen günler vardı; Dünya Kediler Günü, Sevgililer Günü. Sevgiliye, anneye, babaya, kediye gün ayırma.. Bir kedim olmadı hiç. Kitaplığımın arasında ona sıcak, temiz bir yer yapmak hep tatlı geldi ama, kedim olmadı hiç. Olsaydı, Dünya Kediler Günü’nde ne yapmam gerektiğini bilemezdim. Nasıl kutlanırdı bu gün? Daha fazla mama? Dışarı çıkarıp gece geç saatlere kadar hoyratça gezmek? Uzayan bıyıklarını kesmek? Sevgililer Günü de öyle olmalıydı. Daha fazla çiçek? Gece geç saatlere dek bir yerlerde oturmak? Onun senin için, senin onun için kişisel bakımına o gün daha fazla itina göstermek? Böyleydi. Sevgililer Günü gibi bir günü, kediler gibi sevişken canlılardan öğrenecek değildik. Hem 14 Şubat, Öykü Günü’ydü, sevgili değil. Mektup yazamamamın öyküsü.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/">14 Şubat Mektup Yazamayan Sevgililer Günü Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8242</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tik Tak, Guguk Kuşu ve Su</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 13:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8219</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ormana çöken sessizliğe sürüklendi… Öyle ki kolları, kuşların kanat çırpışlarını yavaşlatırdı. Bir yüze belirir gibi güneş, parmaklarıyla kırılan ince kırık kızıl bir renkti. Parmakları arasından sızan kırık kızıl renk yerini beyaz rengin prizmaya vuruşuna bıraksaydı; renk karmaşasından eklemleri sızlardı. Güneş hep kırık kızıl geldi eklemlerine. Ayağına terk edilen ve esir düşmüş bütün izler,bir tek ayak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/">Tik Tak, Guguk Kuşu ve Su</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ormana çöken sessizliğe sürüklendi…</p>
<p>Öyle ki kolları, kuşların kanat çırpışlarını yavaşlatırdı. Bir yüze belirir gibi güneş, parmaklarıyla kırılan ince kırık kızıl bir renkti. Parmakları arasından sızan kırık kızıl renk yerini beyaz rengin prizmaya vuruşuna bıraksaydı; renk karmaşasından eklemleri sızlardı. Güneş hep kırık kızıl geldi eklemlerine. Ayağına terk edilen ve esir düşmüş bütün izler,bir tek ayak tabanına yerleşmişti.</p>
<p><figure id="attachment_8223" aria-describedby="caption-attachment-8223" style="width: 527px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg"><img class="size-full wp-image-8223" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg?resize=527%2C659" alt="Ormana çöken sessizliğe sürüklendi…" width="527" height="659" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg?w=527&amp;ssl=1 527w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 527px) 100vw, 527px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8223" class="wp-caption-text">Ormana çöken sessizliğe sürüklendi…</figcaption></figure></p>
<p>Çıplak ayakları buza değdikçe vücudunun her kayıp hissi canlandı. Buz ayak tabanına yapıştı, kalktı. İzler buzda kaldı. Adımının keskin bir çizgisi vardı. Aynı yolun sohbaharında yaprakların çıtırtılarıyla ayakları kan içinde kaldı. Aynı yolun ilkbaharında ayakları topraklaşıp nasır tuttu. Rüzgar isim değiştirmişti. Artık ne ayazdı ne lodos…</p>
<p><figure id="attachment_8220" aria-describedby="caption-attachment-8220" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg"><img class="size-full wp-image-8220" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg?resize=500%2C375" alt="Bir giz başladı. Dizleri vücudundan daha ileride, büküldükçe dikeldi. " width="500" height="375" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8220" class="wp-caption-text">Bir giz başladı. Dizleri vücudundan daha ileride, büküldükçe dikeldi.</figcaption></figure></p>
<p>Bir giz başladı. Dizleri vücudundan daha ileride, büküldükçe dikeldi. Gözlerine yapışan bembeyaz güneş ışığı, kirpiklerini ıslatan ayaz ve gök mavisini ela gözlerinde parlatan laçinler… Dağ eteğine uzanmış çam ağaçlarından birinin sivri yapraklarından üçer tane kopardı. Yaprak hem sivriydi hemde buzlanmıştı. Avcunun içine sıkıştırdı. Adının ağırlığını adımlarına yükledi. Ağırlığı bedeninden ibaretti. Ruhu, duyularını bedenine terketmişti.Beden duyulardan ibaretti. Duyular sarı, kırmızı ve maviydi. Ana renklerin karışmasına az kala&#8230; Tik tak!</p>
<p><figure id="attachment_8221" aria-describedby="caption-attachment-8221" style="width: 160px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg"><img class="size-full wp-image-8221" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg?resize=160%2C324" alt="Zaman ayarlı 'Tik tak' durdu. Zelze koşmaya başladı. " width="160" height="324" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg?w=160&amp;ssl=1 160w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg?resize=148%2C300&amp;ssl=1 148w" sizes="(max-width: 160px) 100vw, 160px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8221" class="wp-caption-text">Zaman ayarlı &#8216;Tik tak&#8217; durdu. Zelze koşmaya başladı.</figcaption></figure></p>
<p>Zaman ayarlı &#8216;Tik tak&#8217; durdu. Zelze koşmaya başladı. Sonunu bildiği bir ölüm ya da yaşamın ucuna doğru koştu. Bir adamın peşine, ayazın sözüne takıldı. Ayak tabanına yüklenen ağırlık ardında bıraktığı kırıklardı. Koştukça buz kırıldı, yüzeyini kapladığı suya parça parça düştü. Gözü kararmıştı. Onu çağıran sese koştu sadece… &#8216;Tik tak&#8217;&#8230; Bir ayağının buzdan kalkışıyla diğer ayağı suya düşmekten kurtuluyordu. Dizleri vücudunun daha da ilerisindeydi, öyle hızlıydı ki bir saat sarkacı gibi sağa sola gidiyordu. Sarkaç bir guguk kuşuna bir de tik taka bağlanmıştı. Tam vaktinde giderse &#8216;Tik tak&#8217; duracaktı. Guguk kuşu &#8216;tik tak&#8217;ı öldürecekti. Vaktinden önce giderse sarkaç hızın şiddetiyle sarsılıp saatten kopacaktı. Ve tik tak &#8216;guguk kuşu&#8217;nu öldürecekti. Şimdi iki seçenek vardı önünde ya Guguk Kuşu ya Tik Tak.</p>
<p>Hangisini seçmeliydi Zelze? Peki ya seçim yapmasaydı da dursaydı? Peki, seçimi durmaktan yana olsaydı? Kırılmaya devam eden buz suya düştükçe arkasında bıraktığı akıntı… O akıntı ne olacaktı? Hızını düşürebilir miydi? Dizlerindeki ufak bir git gel bozumu ya Guguk Kuşu&#8217;nun, ya Tik Tak&#8217;ın ya da bedeninin sonu olacaktı. Koşuşuyla savrulan beyaz boydan elbisesinin bileklerine değen parçaları korkularını savuruyordu dört yana.</p>
<p>Zelze bir depremin ortasındaydı. Hangi sınıra esir düşecekti? Guguk kuşu? Tik tak? Su?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/">Tik Tak, Guguk Kuşu ve Su</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8219</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Komik İsyanlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/komik-isyanlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/komik-isyanlar/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 08:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem Çalışkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8216</guid>
				<description><![CDATA[<p>Basit bir grip belki zattüre Otobüs her an kaza yapabilir Belki deprem yada tsunami Öldürecek Bu anlamsız kısa ömrümde Tek söylemek istediğim Seni ne kadar sevdiğim Cesaretimin boyun eğmesi Ve senin aptallıkların Boğulmak kadar acı Tekdüze bir hayat Kısa sürecek tabi Koskoca biyografim boş kağıt dolacak Ha 100 yıl yaşamışım ha 10 Seninle olamıyorsam hepsi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komik-isyanlar/">Komik İsyanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Basit bir grip belki zattüre</p>
<div>Otobüs her an kaza yapabilir</div>
<div>Belki deprem yada tsunami</div>
<div>Öldürecek</div>
<div></div>
<div>Bu anlamsız kısa ömrümde</div>
<div>Tek söylemek istediğim</div>
<div>Seni ne kadar sevdiğim</div>
<div>Cesaretimin boyun eğmesi</div>
<div>Ve senin aptallıkların</div>
<div>Boğulmak kadar acı</div>
<div></div>
<div>Tekdüze bir hayat</div>
<div>Kısa sürecek tabi</div>
<div>Koskoca biyografim boş kağıt dolacak</div>
<div>Ha 100 yıl yaşamışım ha 10</div>
<div>Seninle olamıyorsam hepsi aynı son</div>
<div></div>
<div>Ama sen olsaydın</div>
<div>Ne Ümit Yaşar olacaktı</div>
<div>ne Mecnun ne de Kerem</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komik-isyanlar/">Komik İsyanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/komik-isyanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8216</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ay Gözlüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ay-gozlum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ay-gozlum/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Feb 2017 11:30:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7313</guid>
				<description><![CDATA[<p>Düşünceler ayaza çöküyor, Ayaz geceye Bir ateş yakıp oturuyorum yüreğimin dağında Dağa kamer düşüyor, beynime gözler Ateş yanıyor, Ay gözlüm dağı aydınlatıyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ay-gozlum/">Ay Gözlüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Düşünceler ayaza çöküyor,<br />
Ayaz geceye<br />
Bir ateş yakıp oturuyorum yüreğimin dağında<br />
Dağa kamer düşüyor, beynime gözler<br />
Ateş yanıyor,<br />
Ay gözlüm dağı aydınlatıyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ay-gozlum/">Ay Gözlüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ay-gozlum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7313</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cemal Süreya’da İnsandan Yukarıya</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cemal-sureyada-insandan-yukariya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cemal-sureyada-insandan-yukariya/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Feb 2017 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Can Çakan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7266</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşanacak bir tane hayat var ortada; dünyanın tüm canlarına, hatta evrene bile sunulan budur. İnsan da, dünya da, evren de duracak değil ama, insan şekillendiricidir nihayetinde, insan insanı ve ondan başka kendisine dokunabilmiş her şeyi var edebilir, dokunmamış olana da var edip uzanabilir; hayat alındığında ise Tanrı, bu üstü saklar, hayatın kendisi de geri ödenir, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cemal-sureyada-insandan-yukariya/">Cemal Süreya’da İnsandan Yukarıya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşanacak bir tane hayat var ortada; dünyanın tüm canlarına, hatta evrene bile sunulan budur. İnsan da, dünya da, evren de duracak değil ama, insan şekillendiricidir nihayetinde, insan insanı ve ondan başka kendisine dokunabilmiş her şeyi var edebilir, dokunmamış olana da var edip uzanabilir; hayat alındığında ise Tanrı, bu üstü saklar, hayatın kendisi de geri ödenir, belki. Ya da hayat bayağı bayağı bayat olabilir, Tanrı da başına çalabilir üste kalanı. Yine de, şüphesiz, söylenene riayet edilirse, burada bir tane hayat varsa, tanınan bir hayattan pişman olmanın abesliği bilinip Tanrı&#8217;ya bahşiş bırakmak gibi bir jest yapabilmek onu büyük çerçevesinden görebilmeye bağlı olmalıdır.</p>
<p>Cemal Süreya&#8217;nın ölümle ilgili dediği ve kitaba başlık olan Üstü Kalsın, diğer şiirlerinde de görülen pek çok öznel ve soyut kavramın aslında afaki bir sona, çoğunlukla somutun soyuta ihtiva olduğu bir gerçekliğe dönmesiyle açıklanabilir; bu yazıda biricik öğelerin şiirde kullanılan dil çerçevesinde hem nasıl insana, hem insandan tüm insanlığa, hem de bireyden bireye değiştiğine değinilecektir.</p>
<p>Kitabın ilk şiiri San&#8217;ı ele alıp başlarsak elde beliren imge ihtirasın solukla bedenlenmesi ile başlar. Kırmızıdır, aşktır, şehvettir; ve bu onların bir hastalık gibi semptomlarıdır: ihtirasın ve iç çekmenin burada bir rengi vardır. Anlatıcının kadına duyduğu aşk durmadan bir evre geçirmekte, hissettikleri, kadının saçlarını dünyasının gök kubbesi belirlemesiyle değişmektedir. Önce bir &#8220;kuş&#8221; belirir, soluğun ağızdan havada süzülmesi gibi o da süzülür, sonra yaptıklarıyla artarak bu kuş da değişir ve biz hastalığın bir diğer emaresini görmüş oluruz, o bacaklarını kucağına almasıyla &#8220;tarifsiz&#8221; dediği bir nevroz seviyesine geçer; şimdi hiddetli bir ağrıyla bir aygır gibi istemektedir karşısındakini, o da farkına varır, yüzünün yandığını bilir. Tabii burada bir unsur var ki şiir bu bireysel, hatta olabilecek en dünyevi halinden bir anda sosyal bir ayrıntıya uğrar; &#8220;yoksuluz&#8221; der, ki bu yoksulluk devam edecektir ve bir tanıma sığmayacaktır.</p>
<p>Öncelikle, gerçekçi, beşeri kullanımında bu söz sahi yoksulluğu simgeleyebilir; maddi bir yoksulluk nihayetinde açlık ve sefahatin sonunu hazırlayan bir temeldir ama bir daha düşünüldüğünde insandan uzaklaşır ve tüm topluma bir kapsayıcılık sunabilir. &#8220;Yok-&#8221; diye tanımlanan şey ihtiyaç ise, iki insanın birleşmesini, sevişmesini söyleyen dizlerde insanın asıl muhtaç olduğu, duru ve arı bir sevgiden ve her türlü bağnazlıktan, onu sınırlayan koşullardan oluştuğunu görmek de olabilir. Yani yoksuluzdur; çünkü insanı arındırıp, yalnızca insanı sevmeyi bilmiyoruzdur. Ki bu, şuradan açıkça görülebilir: yoksuluz diye gecelerimiz çok kısadır; iki insanın bir olduğu an, beden bedene verebildiği an belli ki her şeyin yittiği ve yalnız insanın kaldığı kısacık bir andır; ve böyle bir anı hep bulabilmek kolay değildir. Çünkü insan geçmişiyle, bağlı olduğu inançla, fikirleriyle ya da söylemleriyle, ahlakı ve savunduğu gelenekle soyunmaz, &#8220;tarifsiz&#8221; bacakları uzamaz; bedenini soyan ruhunu da özgürleştirebilmiş, gök bedenli doğabilmiştir; haliyle bunu elde edebildiğinde dörtnala sevişmelidir. Görüldüğü gibi şair bir duygu yükünden toplumsal bir sorunu ele alabilmiş, bir süreci anlatırken bu geçişi sağlayıp çözümlemiştir.</p>
<p>Mesela, yeniden, bu öznelden genele çıkma eylemi Cıgarayı Attım Denize&#8217;de de görülmektedir, ki bu sırada bilinç, durmadan mekan değiştirmekte, eline alabildiğiyle bunu desteklemektedir. Her şehirde görülebilecek bir canlıdır güvercin, pek sıradan bir kuştur aslında; ancak akılla ve aktarımla o birçok şekilde okunmuştur.</p>
<p>Öncelikle güvencin uçabilir, kuş olmak denilen şey, gökyüzüne hakim olmaktır, özgür olabilmek, dolaşabilmek ve aynı zamanda altından geçenlere ait olmadan, onlara dokunmadan, yani, maddeden maneviye ulaşmaktır; ki burada da bilinç bu geçişleri sağlar.</p>
<p>&#8220;Şimdi bir güvercinin uçuşunu [bölüşürken]&#8221; bir anda bu özgürlükten şair, kadına, bir fiziki bedene döner. Ellerinden bahseder önce, onu tanıyordur, bu aşikardır, &#8220;biz&#8221; diyebilmektedir; ve onunla konuşuyor gibidir. Bir kızdır ilkin, sonra yetişkindir de, sonra hayatın içindendir ve bir ekmeği kesmekte, aş için uğraşta, diğer yandan toz ve toprağı, yoksulluğu da görmektedir. O halde burada verilen büyüme eylemi, adım adım genişleyecek ve yine topluma ait bir çaresizliğe uzanacaktır. Sigarayla tütsülenmiş bir akıl beliriverir ve hepsini bir anda kapsar. Yaşam, anlatılan kadının ellerinde her halini almıştır büyüme sürecinde; yine bu eller bütün bunları, bütün biricik noktaları toplar ve onlara üstten bir bakışla süzer: &#8220;hürlük, barış ve sevgi&#8221; yakılıverir sigarada; alevi söndürebilecek en iyi yer de denizdir, ki bu denizi de bir üst kademe ele almakta fayda var; çünkü alevin içinde oluştuğu yer insanlardandır. Kaldı ki boğucu fikirleriyle ve düzeniyle onu en iyi söndürebilecek ya da en başta yakılmasına sebebiyet veren yine insandır. Ancak bu öyle bir bakıştır ki, insandan aldığı alevi insana attığında onlar ne yapacağını bilemeyen bir sürü haline gelir. Deniz kadar geniş olsa da su olduğunu bilmeyen bir deniz hiçbir fikri söndüremeyecektir.</p>
<p>Şimdiye kadar incelediğimiz genelden görebilme ve yoksulluğu anlayabilme, en güzel ve sade biçimlerden biri olarak Tek Yasak şiirinde sunulur. Bu iki mısra şiirin içinde ancak özgür olmuş insanın, yani yaşamaya ancak başlamış olan insanın ölümü lanetlenir. Yoksulluktan anlaşılabileceği gibi hür olmak, insanın kendini sakladığı alanını terk etmesiyle mümkündür; ve bu ulaşıldığında büyük bir çığlıkla yaşam muştulanır. Burada anlatıcının kendisi bir muştucudur; çevresinden umduğu bir şey vardır ki bir peygamber gibi, dünyevi olan insan yaşamından özgürlükteki ölümü lanetleyerek yeniden onu kapsayabilmiştir. Çünkü kutsamak tanrısal bir eylem olabilir; ve tanrıya ait olan bireysel değil, her şeydir.</p>
<p>İşlenilen konuya bir güzel örnek de Üvercinka olarak çıkmaktadır; hatta bu öylesine güzeldir ki, mısra mısra sunulduğunda bir özneden diğerine geçişi, somutun soyuta değişini, toplumsal ve nesnel olanı, duyguya ait ve akla ait olanı hep birlikte anlatırken biricik birçok anlatı hep daha üst bir olguya dokunmaktadır, hatta &#8220;Afrika&#8221; bile bunlara &#8220;dahil[dir]&#8221;.</p>
<p>İlk olarak bir boyundan bahseder anlatıcı, bu maddi uzuvla beraber olduğunu anlatır okuyucusuna. Sonra bu boyun &#8220;dayanmaya ya da umudu kesmemeye&#8221; bir payanda olarak gelir onun aklına; ve yavaş yavaş ilerlemektedir. Bir şehir merkezinden yeniden genele, dünyaya gitmektedir bu cismi bedenle; ama onun da farkına varamadığı bir şeyler olur. &#8220;Yüreğimi elliyorsun&#8221; der ve somut soyutla buluşur, bilinç ise kendini kaybetmeye, cismi her şeyden bir soyutlamaya girişir kendisini ve yine bunu anlatabilmek için kendi maddide bulur; sevişmek, bedenlerin bedenleri bulduğu en yüce yakınlık ortaya çıkmak ister, ki yeniden burada uzaklaşır ve tüm dünyayı sarar; &#8220;Bütün kara [parçalarını]/ Afrika dahil&#8221;.</p>
<p>Kadında aradığı şey, onun saçında, bedeninde bulduğu ile sınırlı kalamaz, hatta yine beşeri bir unsur olan günahla da bir tutulamaz; bedeni sevmek başka şeydir, ama tutku evrenseldir. Çünkü &#8220;Sayın Tanrıya&#8221; kalanı anlatan bu dünyada insandır; ancak anlatıcının ısrarla dile getirmek istediği insanın sığlığından daha yüksek bir mevkide bulunur: Aşk bir kişide başlar, diğer bedeni bulunca ise bu dünyadan uzaklaşır, o yüzden sevişmek bir kapı gibi dört duvardan çıkan insana havayı, toprağı ve evreni sunabilir.</p>
<p>Sonunda her biri yedi mısra olan ve &#8220;Afrika dahil&#8221; diye biten bu şiir, terk edilmeyle yine de kendi cesaretini korumayı bilmiş gibi yaparak son sözünü iletir, yoksulluk bir anlam daha kazanır &#8220;tüm kara parçalarında / Afrika hariç değil&#8221; iken.</p>
<p>Bir münzevi gibi yazılan bunca şiir, ki bunda demek istenilen ayağı toprağa basan bir adamın bedenini unutması için yola çıkması ve yolu bile unutmasından başka bir şey değildir, şair, pek çok anlatısında olduğu gibi Üstü Kalsın&#8217;ı da yine aynı minvalde sonlandırır. Dünyada olduğu halde onu unutmuş, doğrudan tanrıyla bir yüzleşme görülür burada. Sanki evvelden bir anlaşma yapılmış ve bu ruhsal an çizilmiş, bir son konuşma ile anlaşma taahhütünce sonlandırılacaktır. İnsan hayatı somuttur, Tanrı&#8217;nınki kutsal, yani herhangi bir maddeye dönüşmeden evvelinde soyuttur; nihayetinde son bir kıvrılmayla toplum insanı elleriyle baktığı yaşamına bir de yukarıdan bakmayı akıl edebilmiş, hatta bahşişini de arz etmiştir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cemal-sureyada-insandan-yukariya/">Cemal Süreya’da İnsandan Yukarıya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cemal-sureyada-insandan-yukariya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7266</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anla &#8211; Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anla-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anla-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Feb 2017 08:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem Çalışkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7275</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akşam olunca seni hatırlıyorum Of gerçekten bunu anlatamıyorum Dudaklarını ısırmak istiyorum Mideme o garip his inerken Seni düşlerken kalbim kendini toparlayamıyor Ve sana bunu anlatamamaktan büyük sıkıntı duyuyorum Gözlerine bakıyorum Anla</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anla-siir/">Anla &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akşam olunca seni hatırlıyorum<br />
Of gerçekten bunu anlatamıyorum<br />
Dudaklarını ısırmak istiyorum<br />
Mideme o garip his inerken</p>
<p>Seni düşlerken kalbim kendini toparlayamıyor<br />
Ve sana bunu anlatamamaktan büyük sıkıntı duyuyorum</p>
<p>Gözlerine bakıyorum</p>
<p>Anla</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anla-siir/">Anla &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anla-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7275</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yavru Martı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Feb 2017 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Halil Kirezçi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7272</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akşam saatleri genelde hava biraz ılıman olurdu, gecenin o ürküten soğuğuna kendini bırakmadan önce. Hava, yavaş yavaş kararmaya başladığında tepenin arkasına saklanma çabası içinde olan güneşin yüzünü, gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar bir peçe gibi sarmaya çalışırdı. Hafif bir ekşi sarı, sarıverirdi İstanbul’un Avrupa’sındaki tepeleri ve onları izleyen gökyüzünü. Güzel bir görüntü oluşur, oluşan o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/">Yavru Martı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akşam saatleri genelde hava biraz ılıman olurdu, gecenin o ürküten soğuğuna kendini bırakmadan önce. Hava, yavaş yavaş kararmaya başladığında tepenin arkasına saklanma çabası içinde olan güneşin yüzünü, gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar bir peçe gibi sarmaya çalışırdı. Hafif bir ekşi sarı, sarıverirdi İstanbul’un Avrupa’sındaki tepeleri ve onları izleyen gökyüzünü. Güzel bir görüntü oluşur, oluşan o görüntüyü izleyen gözleri büyülemek fazla bir zaman almazdı. Her akşam orada hayatla ekmek kavgası veren izleyicileri de vardı tabi. Onları her detayıyla izleyen, saçları beyaz, gözleri kara ve doğanın onlara vermiş olduğu tüm ürkekliği içlerinde barındıran birkaç martıydı bunlar.<br />
Martılar, hayata az sinirli biraz da korku dolu gözlerle bakardı. Bazen arkalarında bulunan hastaneye sirenlerini de peşine takan bir ambulansa sinirlenir, bazen de boğazdan her gemi geçtikten sonra sinirlenip tüm hırçınlığını yol kenarında bulunan irili ufaklı kayalara vuran dalgalardan korkarlardı. Yinede batan güneşi izlemek hele de şanslarına birkaç balıkta yediyseler onlar için paha biçilmezdi.<br />
Kısa zaman geçmeden güneş batmış olur ve zifiri karanlığa boğulurdu boğaz. Kararan hava uyku vaktini getirip günün yorgunluğunu atmak için martılara zemin hazırlamaktaydı. Yolun diğer tarafında, özene bezene hazırlanmış olacak ki hastanenin kömür sobasının tüttüğü birkaç baca durmaktaydı. Her birinin ayrı ayrı kenarına yuva yaptığı bacalar martılar için paha biçilmez bir saraydan ibaretti.</p>
<p>Diğer herkes gibi, gagalarının altında duran parçalanmış ve de ölmeyi hiç hak etmemiş ama doğanın o eşsiz kanununa tüm merhametini sunan balıklar vardı. Yuvada tüm günü korkak bakışlarla bekleyen yavruları için hazırlanmış hediyelerdi her biri.<br />
Martılar yuvalarına kanatlanırken o gün yaptıkları avın biraz yorgunluğunu hissederlerdi kanatlarında. Biraz da endişe düşerdi kursaklarına, yutkunamazlardı belki de. Sabah ayrıldıkları yuvalarından kaybolacak yavruları için demek hiç de yanlış olmazdı. Kendilerini de tüm kötülüklere hazırlıklı hissederlerdi manidar davranışlarıyla. Kaybolan yavruları için hiç kimsenin duymadığı birkaç acıklı ses çıkarırlardı. Ses yavaşça tüm kasabaya yayılır ve karanlıkta kaybolurdu. Bu duydukları endişenin boşa çıktığını gördüklerinde onlardan mutlu kimse olmazdı. Havada birbirleriyle şakalaşan tavırlar sergileyip yavaşça yuvalarına doğru inerlerdi. Yavrularını besledikten kısa süre sonra onlara kanat gerip uyumak için mutlu gözlerini bir an önce kapatırlardı.<br />
Sabahın ışıkları saat dört beş dedi mi gökyüzünü sarar ve akşama dek havada asılı kalırdı. Martılar sabah erken kalkar biraz gagalarıyla kendilerini temizledikten sonra uykunun verdiği üşengeçlikle uyuşuk uyuşuk hareket ederlerdi. Yuvalarından havalanmak biraz zaman alırdı hele de yavrularına bakmaya doyamazsalar. Ama yinede ağır ağır kalkarlar ve yeni umutlara siftah ederek kanatlanırlardı.<br />
Sabah onlar için yeni bir umuttu. Yolun karşısına geçtiklerinde kayaların üstüne inmek biraz zaman alırdı. Boğazın sahil şeridinden işlerine yetişmek için kendileriyle yarışan insanları yukarılardan izlerlerdi. Saatler geçerdi inemezlerdi korkudan. Kanatları yorulunca da ilerlerde betonların denize bir şerit gibi girmiş halde bulunan ve şeritlerin kenarlarına demirli birkaç balıkçı kayığının en üstündeki direklerine atarlardı kendilerini. Sabahın koşuşturması bitmesine yakın güneş belini doğrultmaya başlayarak saatler sekizi gösterirdi. Birkaçı kahvaltı bile edemezdi o saate kadar. Yine de kendilerini üzmemeye dikkat eder ve avlanmaya devem ederlerdi. Tabi bu durum her zaman tekrarlanmazdı.<br />
Kayaların kenarlarında bazen bir bazen de birkaç kişi onlara sabah kahvaltısı sunarlardı. Martıları gören insanlar bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar da az sayıdaydı. Ama bu kadarı bile kendileri dâhil, martıları da mutlu edecek ve karınlarını doyurmaya yetecek seviyedeydi. Martıları gören ve umursayan bu insanlar kendilerini onlara şahsen değil de görünüş olarak tanıtmayı başarmışlardı.<br />
Martılar ise onlara ekmek atan insanların ellerlindeki ekmek parçalarını her gördüklerinde olağan dışı haykırışlarıyla yukarılardan bağırmaya başlardı. Kim bilir beklide teşekkürlerini onlara bağırarak sunarlardı.<br />
Bazılarını da tanımıyor değillerdi. Tanıdıkları birkaç kişi vardı. Onlar her gün olmasa da birkaç gün aralıkla oraya gelip martıları doyurmak için uğraş verirlerdi. Bazen biri gelirdi bazen de ikisi ama hiçbir zaman üçü aynı anda gelmezdi ve birbirlerini de hiç tanımazlardı. Farklı semtin farklı insanlarıydı onlar. Birinin adı Yavuz, diğeri Sera ve sonuncusu Kerim’di. Daha birkaç kişi vardı ama martılar onları ellerindeki ekmek parçalarından tanırdı. Ayda bir ya gelirler ya da şans eseri orada bulunurlardı.<br />
En sadıkları Yavuz’du. Yavuz, kırklarında gözükse de yaşı, beş on sene daha vardı. Siyah gözlerinin özerindeki kalın kaşlarının arasında, birkaç beyazıyla doğu insanını andırıyordu. Şiş olan gözleri ve içine girmiş yanaklarını örten kirli sakalıyla da orta yaşlı bir insanın tüm özelliklerini taşımaktaydı. Üzerinde her zaman giydiği diz kapaklarına uzanan siyah kaputu, kaputundan bileklerine uzanan siyah kumaş pantolonu ve ayaklarına inildikçe biraz eski ve boyasız açık siyahımsı ayakkabıları bulunuyordu.<br />
Genelde hafta içi her gün saat sekiz olmadan uğramaktaydı buraya. Bazen de hafta sonu gelirdi. Elinde sürekli bir poşet ve içinde de birkaç ekmek bulunurdu. Koltuk altına sıkıştırdığı taze mürekkep kokan biraz kalın ve az fotoğraflı gazetesini de unutmamak gerekiyordu. Öyle ki; bazı sabahlar, fırından aldığı daha dumanı üzerinde üç beş ekmeğinin bir tanesini martılara yedirmekten hiç de çekinmezdi.<br />
Yavuz martıların yanına sadece onları beslemek için gelmezdi. Kimi zaman puslu gözleri, boğazı süzerken arkasında bıraktığı o kasvetli geçmişini düşünürdü. O kadar derinlere dalardı ki gözleri, boğazın bitiminde başlayan tepelerin arkasını da görürdü. Görürdü ve “ey! Ey gidi günler” diye devam ederdi soğuktan üşümüş buharlı nefesiyle. Kısa zamanı kelebekler gibiydi. Tek eksik renkleriydi. Renklerini de zaten ayaklarıyla yıprattığı yollarda bırakmıştı. Düşündüğü o kadar çok şey vardı ki bazen gençliğinde yitirdiği aşkıydı bazen de yitirdiği aşkından çıkarttığı geriye kalan gereksiz hayatıydı.<br />
Serra’nın sarıya yakın kahverengi, omuzlarının altına düşen saçlarının ortasında küçük ve masum bir yüzü vardı. Yanakları, akan yaşlarını silmekten içeriye girmiş ve burnu da yanaklarından utanıp küçücük kalmıştı yüzünün ortasında. Güldüğünde yüzünde oluşan kırışıklıkları kasabanın uzun ve zorlu yolları gibi dururdu. Bu belirtilere son olarak yüzündeki ufak tefek benekleri eklenirdi. Üzerinde genelde kırmızı bir mont bulunurdu. Mont beline kadardı ve ayaklarına kadar koyu renk bir etek eşlik ederdi. Mavi, bileklerine kadar uzanan botları, uzun bir yoldan geldiğini gösterir cinsten çamurlarla kaplıydı.</p>
<p>Martılara yaklaşmadan birkaç dakika önce, işe gidenleri alan araçların geçtiği durağın yanındaki ufak el arabasıyla taze simit ve termosla sıcak çay satan bir köylüden iki simit alırdı. Simitlerini aldıktan sonra birini yol boyunca yemeye çalışır, diğerini ise martıların yanına geldiğinde kaba parçalara bölerek boğazın serin sularına fırlatırdı. Hiç beklemez, yoluna hızlanarak devam ederdi. Birkaç dakika sonra uzaklarda kaybolur giderdi. Bunu yineleyerek hafta içi her gün yapardı.<br />
Kerim ise, dökülmeye yüz tutmuş dağınık saçlarının altındaki mavi gözleri ve seyrek sakallarıyla yüzünde otuzuna dayanmış bir ifade hâkimdi. Mimikleri gülmeyi unutmuşçasına hiç belirti göstermese de alnındaki uzun iki çizgisi zamanının nasıl geçirdiğini anlatmaya yetmekteydi. Üzerinde siyaha yakın dar kesimli bir mont vardı. Belinde birleşen kalın düğmelerinin yanı sıra sağ omzundan beline inen gri örgüsü biraz bayan montunu anımsatmaktaydı. Dizleri tozdan beyazlamış pantolonun paçaları eskimiş botlarından bulaşan kirli kahverengi çamurlardan bitap durumdaydı.<br />
Martılar Kerim’i altı yedi gündür tanıyordu. Kerim, bu süre zarfında saat dokuz olunca gelirdi. Fırından aldığı bir somun ekmeği küçük parçalar halinde kayaların üzerine atardı. Kayaların üzerine atmasının sebebi martılara daha yakın durmaktı. Uzaktan izlemek yerine yakından izlemeyi tercih ederdi. Martılarda Kerim’in bir iki metre yanına kadar yaklaşırlardı. Böylece Kerim’i daha iyi tanıma şansı bulurlardı. Kerim hiç sıkılmadan saatlerce martıları izlerdi. İzler, izler ve hayallere dalar giderdi. Gün, öğlen olunca Serra’nın tersine yukarıya doğru ilerlemeye başlardı ve o da dakikalar sonra uzaklarda kaybolurdu.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Günün battığı her yerde sabahın tekrar olacağı gibi, o soğuk sonbahar günlerinden birinde yine sabah olmuştu. Gökyüzü uçakların arkalarında bıraktığı beyaz şeritlerle kesilmiş cam mavisini andıran parlaklığıyla duruyordu. Anlaşılan bugün diğer o soğuk günlerden farklı olacaktı. Uzaklarda sadece yol kenarında bulunan aralıklarla dizili birkaç ağacın kanatlarındaki çalı kuşlarının sesleri gökyüzünü tırmalıyor, yuvalarından kanatlanan martıların kalın sesleri de onlara eşlik ediyordu. Son olarak ta koşuşturan insanlar ve yoldan geçen birkaç araba bu seslerin akordunu düzenliyordu.<br />
Saatler ilerlerken Yavuz uzaklardan yaklaşmaya başlamıştı. Üzerinde yine aynı kaputu elinde ekmeklerinin saklandığı poşeti ve koltuk altında gazetesiyle kayalıklara doğru yavaş yavaş yaklaşıyordu. Birkaç dakika sonra kayalıklara ulaştığında poşette bulunan ekmeklerden birini beline alıp diğer eliyle koparmaya başladı. Koparıyor boğaza doğru atmak için hazırlanıyordu. Martılar o an yavuza selamlarını sunarak kalın kaba sesleriyle şarkılar söylemekteydi.</p>
<p>Birden martılardan biri sustu, diğerleri de ona bakarak susmuştu. Şaşkınlardı. Yavuz’un geldiği istikametten Kerim’in elinde bir parça ekmekle geldiğini gördüler. Önce susan martı görmüştü, sonra diğerleri. Şaşkınlıklarının sebebi kerimin erken gelmesi ve ilk defa aynı anda Yavuz’la beraber gelmesiydi. Serra da bugün gelecekti ama o saate kadar gelmemişti. Nedenini bilmiyorlardı. Hafta içi sürekli geçerdi ama geçmedi. Kerim ise saat dokuzdan önce hiç gelmemişti. Kerim, kafası önde uzaklardan belirmese de cebindeki şişkinlik ve elindeki bir parça ekmekle kayalıklarda belirmişti birkaç dakika içinde. Ardından elini şişkin cebine soktu, koyu bir renkte ufak ve yuvarlağa benzer bir şişe çıkardı. Anlaşılan şişe onu rahatsız etmişti. Şişeyi eline aldı eğilerek ayakuçlarına bırakıverdi. Ayağa kalktı yavuza doğru yaklaşmak için şişeyi arkasında bırakarak bir iki adım ileriye doğru atıldı. “selam ağam” diyerek başını öne doğru itti. Yavuz, “selam çocuk” dedi ve gizemli gamzesini Kerim’e doğru sundu.<br />
Kerim, elini uzatarak “ağam buralı mısın?” dedi.<br />
Yavuz şaşırmış gözlerle elini uzattı “ileriki tepede bir köy var bilir misin orada otururum.” Dedi ve tokalaştılar.<br />
Kerim, hafif gülmeye çalışarak “yok ağam bilmem ama doğrudur oradan geçerken bazen görürüm ağaçların arasında dumanları.”<br />
Kerim oralara yabancı olduğunu dillendirmişti Yavuz’a. Yavuz pek de oralı olmamışçasına kafasını boğaza çevirerek “sen” dedi ve elinde kalan ekmekleri de martılara fırlattı.<br />
Kerim, “ben birkaç gündür buradayım fenerde oturuyorum ağam bugün de son kez bi doyurayım dedim şu garipleri” diyerek elindeki ekmeği parçalara ayırdı.<br />
Kerim, tekrar buraya yabancı olduğu söylemişti ve bir de gideceğini belirtmişti. Yavuz Kerim’in bir şeyler anlatmak istediğini anlamışçasına kafasını Kerim’e doğru çevirerek “daha yeni tanıştık çocuk nereye gidiyorsun bakalım” dedi.<br />
Kerim, gözlerinin içine ışık tutarak “uzaklara ağam uzaklara” diyerek elindeki ekmek parçalarını kayalıkların üzerine doğru atıverdi. “neyse ağam onlara benim için iyi bak” diyerek arkasını döndü. Yere bıraktığı şişeye birkaç adım attıktan sonra uzanarak aldı ve ilerlemeye başladı.<br />
Yavuz şaşırmış bir halde kerimin arkasından, “çocuk ne yaparsın, ne edersin” dedi etkili bir bağırışla. Kerim ayakları gideceği yolda kafası ve gözleri Yavuz’da “hiç ağam gelirken bir ekmek alırım bir şarap. Ekmeği kuşlara atarım, dönüşte bir ekmek daha alırım” diyerek kafasını ayaklarının yoluna çevirdi ve elleriyle arkasına doğru selam vererek uzaklaşmaya devam etti.<br />
Gözlerinin kenarları ıslanmaya başlamıştı. Tekrar boğazda uçuşan martılara doğru baktı ve ilerlemeye devam etti.<br />
Aklından eve gitmek geçiyordu. Bir süre yürüdükten sonra Serra’nın simit aldığı simitçiyi gördü ve yanındaki araçların durduğu durağı. Elinde duran şişeyi tekrar cebine koyarak simitçiye doğru yaklaştı.<br />
“iki tane mutluluk birinde az sevgi olsun” dedi.<br />
Simitçi şaşırmışçasına, “anlamadım çocuk ne istiyorsun.” Dedi.<br />
Kerim gülerek “pardon ağam aklım gitmiş. Bu gün değişiklik yapayım da simit alayım dedim işte.”<br />
Simitçi, “kaç tane” dedi.<br />
Kerim, “iki tane Serra’nın aldığı gibi” diyerek gülümsedi.<br />
Simitçi, “tanır mısın” dedi. Kerim şaşırdı. “Sera’yı mı evet neden”<br />
Simitçi, “kıza üzüldüm duydum ki işinde çalışırken kaza geçirip ölmüş.”diyerek kerim için hazırladığı simitleri uzattı.<br />
Kerim çok şaşkındı. Şaşkınlığını gizlerler gibi yapıp “üzüldüm” dedi ve içinden “belki karşılaşırız” diyerek simitçinin ona uzattığı simitleri alıp yoluna devam etti. Devam etti ve uzaklarda kayboldu.<br />
O ana kadar Yavuz şaşkın bakışlarla Kerim’in ilerleyişini ve yolun kıvrımından kayboluşunu izledi. Birkaç saniye daha o istikamete baktı ve gözlerini burarak kafasını önüne doğru eğdi. Hüzün doğmuştu yanaklarına. Bir süre öylece kalakaldı. Kulağına martılar bağırınca anladı ki biri daha onları terk etmişti. Gözlerini martılara çevirerek dudaklarını geri çekti. “üzülmeyin” dedi. İçi biraz titredi.<br />
“güneş batar, arkasından gün doğar, İnsan gider başka yamaçlardan yenisi akar.” diyerek kafasını öne doğru eğdi. Yavuzun peşinde martıları arkasında bırakarak evine doğru ilerlemeye başladı.<br />
Martılar şaşkındı. Duydukları doğru muydu kerim gitmiş miydi? Onlar için bir rızk yok mu olmuştu? Belki yenisi gelecekti belki de gelmeyecekti bilemezlerdi. Pek umursamadılar ve onlar için boğazda yüzen ekmekleri yemeye devam ettiler.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Doğan her günün ardından güneşin başı dönüp inmek için akşamı kolluyordu. Martılar günün yorgunluğunu her geçen gün daha fazla hissetmekteydi. Yine her zaman yaptıkları gibi evlerine gidip, dinlenip tekrar yolun karşındaki kayaların olduğu yere doğru gitme hayalindeydiler. Bunu düşünmek mi yoksa yuvalarını sabah bıraktıkları gibi görememek mi onları düşündürüyordu bilinmez. Nasıl olsa diğer her şey daha önceki gibi olacaktı. Zaten bundan da kuşkuları da yoktu.<br />
Ama olmadı. Akşam gittiklerinde yuvaları yerindeydi, yavruları da ama sabah öyle değildi. Yavuz gelmemişti. Sera’da yoktu. Boğaza onlar için atılmış ekmekte yoktu.<br />
Gözleri bekler gibi olsa da saat dokuzu vurmuştu. Artık son umutları vardı o da kerimdi. Kerimde gelmezse kahvaltı edemeyeceklerdi.<br />
Saat on olmuştu ve kerimde gelmedi. Hastane sessiz, eski yol ıssız ve boğaz sakindi. Sadece martılar kendi seslerini duyabiliyordu. Başka bir ses yoktu etraflarında balıklar da yoktu gemiler de. Anlaşılan evlerine bugün boş döneceklerdi. Yavruları hediyelerini soracaktı, onlarda gözlerini boğup kanatlarını örteceklerdi üzerlerine.<br />
Derken uzaklardan siyah kaputuyla Yavuz göründü. Fırından aldığı ekmek uzakta da olsa elinde belirmekteydi. Elinde ekmek vardı ama koltuk altına sıkıştırdığı gazetesi yoktu. Ağır adımlarla martılara doğru yaklaşmaktaydı. Yaklaştı, yaklaştı ve ekmeği beline alarak diğer eliyle de parçalara bölmeye başladı. Önce ikiye böldü sonra birkaç parçaya daha bölerek,<br />
“alın bakalım doyurun karnınızı” Dedi ve boğaza doğru tüm var gücüyle fırlatmaya başladı. Ardından gözlerini yukarıda uçuşan martılara çevirdi.<br />
“son baharımın ilkbaharları hoşça kalın. Sizi başkaları da görsün diye dua edicem” diyerek kafasını öne doğru itti ve geldiği yönde devam etmek için hazırlanmaya başladı.<br />
Daha saniyeler geçmemişti ki hastaneye doğru sirenlerini de arkasına takmış bir ambulans geliyordu. Ambulans o kadar hızlı geliyordu ki önüne ne çıksa ezecekmiş gibiydi. Etrafına birkaç siren daha atarak hastanenin kapısında sedyeyle bekleyen iki hademenin yanına doğru yanaştı. Hademeler hızlıca ambulansın arka kapısını açtı ve içeride sırt üstü yatan yaralıyı yanlarındaki sedyeye doğru aktarmaya başladılar. Derken yaralının yüzü gökyüzünü gördü. O an bir sessizlik hâkim oldu etrafa. Yolun karşısından martılardan biri o yüzü tanıdı ve onlara doğru haykırmaya başladı.<br />
Hademeler ambulansta yatan yaralıyı yavaş ve dikkatlice sedyeye taşırken bağıran martılara diğerleri de eşlik etti. Martılar yaralıyı tanımıştı. Yaralı Kerim’di. Kerim hiç kımıldamıyor ve gözleri kapalı olarak sedyenin üzerinde sırtüstü uzanıyordu. O an ne yapacaklarını bilemez bir şekilde yukarılara daha yukarılara doğru fırladılar. Bağırmaya başlamaları o kadar çok ses çıkarmıştı ki ambulanstan çıkan kerimi izleyen dikkatli gözlerin onlara odaklanmalarını sağladılar.<br />
Sedyede baygın olarak yatan kerimin üzerine biri kapaklandı. Kapaklanan beyaz gömleğiyle doktora benziyordu ve kalbinin üzerine doğru baskı yapıyordu. Kerim bu baskıya tepki vererek…</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p style="text-align: left;">“Kalk oğlum” dedi anne martı “ışıklar çıktı sen hala uyuyorsun.”<br />
Yavru martı, büyük bir titremeyle “nerdeyim ben” dedi.<br />
“Yuvadasın nerede olu can yavrum” dedi anne martı.<br />
“Anne! Anne çok kötü bi rüya gördüm. Galiba Kerim abi ölmüş, Serra ölmüş ve Yavuz ağa da gidiyormuş.” Dedi yavru martı.<br />
Anne martı gagasıyla dürterek, “saçmalama daha dün ekmek verdiler ne zaman ölecekler. Sonra bize kim ekmek verecek bi onlar kaldı bizi gören” dedi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/">Yavru Martı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7272</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nerede Hüviyetim?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nerede-huviyetim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nerede-huviyetim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Feb 2017 14:53:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Deniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7269</guid>
				<description><![CDATA[<p>Benliğini kaybetmiş bir hüzün sarıyor avuçlarımı Bana mı indirildi onlarca ayet? Ben miydim dağların kaçtığı yüke talebe? Benim mi alnımdan öpecekti seccade Bilmiyorum… &#160; Ölüm tepemde tünemiş bir baykuş Ben de ötmesini bekliyorum &#160; Nedir içimdeki bu boşluk? Zaman akarken karanlığın kollarında Önünü alamıyorum Coşkun bir ırmak gibi ruhuma akan soruların Boğuluyorum… &#160; Ölüm, tepemde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerede-huviyetim/">Nerede Hüviyetim?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Benliğini kaybetmiş bir hüzün sarıyor avuçlarımı</p>
<p>Bana mı indirildi onlarca ayet?</p>
<p>Ben miydim dağların kaçtığı yüke talebe?</p>
<p>Benim mi alnımdan öpecekti seccade</p>
<p>Bilmiyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ölüm tepemde tünemiş bir baykuş</p>
<p>Ben de ötmesini bekliyorum</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nedir içimdeki bu boşluk?</p>
<p>Zaman akarken karanlığın kollarında</p>
<p>Önünü alamıyorum</p>
<p>Coşkun bir ırmak gibi ruhuma akan soruların</p>
<p>Boğuluyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ölüm, tepemde tünemiş bir baykuş</p>
<p>Ben de ötmesini bekliyorum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerede-huviyetim/">Nerede Hüviyetim?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nerede-huviyetim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7269</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kömür Kokusunda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Feb 2017 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Can Çakan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7263</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kışın buzlu bir gecesinde sedire uzanmış yatıyordum. Evde saatim olmaz benim, yaşadığım yerde herkes aynıdır; şayet kapımın önündeki süpürgeyi duyuyorsam yüzü bir tabağın sırtı gibi şişkin, nasıl yaşayabildiğini bilmediğim çelimsiz, kum ve kül bıyıklı kedi gelmiş, sokak sustuysa da yarına çalışarak başlayacaklar uyuyordur. O vakit ben de uyurum. Çok fazla eşyam da yoktur. Zaten zamanın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/">Kömür Kokusunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kışın buzlu bir gecesinde sedire uzanmış yatıyordum. Evde saatim olmaz benim, yaşadığım yerde herkes aynıdır; şayet kapımın önündeki süpürgeyi duyuyorsam yüzü bir tabağın sırtı gibi şişkin, nasıl yaşayabildiğini bilmediğim çelimsiz, kum ve kül bıyıklı kedi gelmiş, sokak sustuysa da yarına çalışarak başlayacaklar uyuyordur. O vakit ben de uyurum. Çok fazla eşyam da yoktur. Zaten zamanın görmediği yerde ne tutabilirsiniz ki, o her şeyi aynı tutmaz mı?</p>
<p>Şehrin dört bir yanını sokağında görünce alışıyorsunuz; liman suyla gömülse, rayları buhar kömüründe ardınca silinse, bir tipiyle buzlar esaret duvarları örse, şehir yine de çayını demliyor oluyor.</p>
<p>Affedin, sessizliğimde bir kusur mu görüyorsunuz? İnanın bana ne kadar çok görüyorsanız o kadar anlamını yitiriyor. Ellerimin yüzünde binlerce ip, taş oymacısının madeni gibi etlerinden sıyrılıyor, son günden bir ilmek getirmek için günden güne yüzüstüne çıkıyor. Biliyorum ki sessizlikte bir kusur yok, yaşam da çayından bir yudum alıyor; sobanın çatırdayan alevinde her gün kendi bardağını dolduruyor.</p>
<p>Çaydanlık sobanın demir levhasında cızlamakta, o zaman kalktım yerimden. Dışarıda, sundurmadan bir kar düşmüş olacak süpürge tıkırdadı korkuyla, yine içine girdi belliydi. Bir iki çocuk birbirlerine bağırıyor, tiz sesleri dediklerini ayırt etmeyi zorlaştırıyordu. Sobanın alevi de azalmıştı; ben de hırkamı giydim, odadaki sehpayı aleve yaklaştırdım ve doldurduğum bardağı üzerine bıraktım.</p>
<p>Kapıyı açtığımda kıvrıldığı delikten baca karanlığını yüzüme vuruyordu kedi. Sanki ona bir şey diyecekmişim gibi umursamaz ama ilgili gözlerini bana dikmiş yatıyordu. Deli gibiydi, biliyordum, ben görüyordum, deliydi tabii, her şeyi o da biliyordu.</p>
<p>Kar durmuş, küreği dayadığım tuğla duvarda eriyik sular donmuştu. Bir iki hamlede onu kapıp çatıya yöneldim. Merdivenlere geldiğimde ise buraya bir gariplik zerk olmuş, bir şey bir nedenden çırpınıyor gibiydi. Karanlıkta göremediğim, her şeyin anlamından başka bir ses ben karları uyandırıp ezerken her seferinde bir diğer basamakta kalbime vurmaya başlamıştı. Ayaklarım soğuğu duydukça ilk önce karla yumuşamış, şimdi her basışımda binlerce iğneyle canımı yakıyor, çatıya çıktıkça duyduğum  çırpınış ise katlanarak bana geri adımlıyordu.</p>
<p>Bir rüzgar esti kaburgalarıma, sanki Tanrı Havva’nın doğumunu anıyor, gecenin ayazında beni titretiyor, bir sunak gibi kanımı alevlere arz ediyor; ve bin kelebek en zifirin ortasında damarlarımda yad için çelenkler bırakıyordu. Rüzgar bu kelebek taneleri tozutuyor, onlar ise git gide buz olmuş, her adımımı attığımda sanki anlamsız doğalarında, şimdi arkamdaki sokak ışıklarında, dans ediyorlardı.</p>
<p>Bu sıra ses daha da büyüdü. Anda beynime, bedenime metalde çizilmiş tiz çığlıklar gibi şişler gezdiriyor, unutulmuş olanı en acımasız mizacıyla zihnime sunuyordu. Ne kadar çabalasam da anlamsız bu hal her adımda çatıdaki sesle daha da yoğunlaşıyor, en büyük yakarışını daha duyamadığımı bana anlatmak istiyordu.</p>
<p>Terimi duyuyordum soğukta, el mafsallarım tutmaz halde, debelenip bir an evvel çatıya çıkmak için gayret gösteriyordum. Ve durdu her şey; her şey fakat o tıkırtı çatıdan gelen.</p>
<p>Birkaç hamlede elimdeki kürekle çatı girişindeki karları küremeye koyuldum. Yalnızca delilik çatıyı alıkoyuyordu: “Şüphesiz,” dedim, “&#8230;şimdi hissettiğim bu, korku değil; ve gece yaptığı en iyi işi yapıyor. Tüm hayvanların güdülerine el koymuş bir haciz memuru gibi aklımı çalıyor, algılımı köreltiyor.”. Çünkü karanlık bunu yapardı. Göz bir yıldızı aramazsa göğ diğerlerini saklardı.</p>
<p>Ciğerime doldurduğum her soluk ağrılı kaslarımı büzüyordu. Bir ilkinde burun kanatlarım soğuktan yandı, bir diğer solukta merak nefes gibi zihnime girmiş, ziyafetlerden, kutsal görevinde söylemesi uygun olmayan günahlarla akşamdan kalma bir hükümdar gibi tahtını arıyordu.</p>
<p>Çatı kapısını asma bir kilitle kapamıştım, elbette ki bu soğuk bile tek başına onu çatlatabilirdi, o yüzden ne göreceğimi bilmiyordum. Kapının kendisi ise basit bir teneke eğritmesiydi, zaman bile hiç var olmadan onu yıkıp geçebilirdi. Bu düşüncelerle aklımı topladım; ve ilk ateşi arayan soyun ilk oğlu gibi kanıma yeni yeni dolan bir heyecanla kapıya ulaşana dek karları temizledim. İşte o zaman karşıma çıktı.</p>
<p>Asma kilidin ilmek kolu üzerinde çırpınıyordu. Demek hissettiğim bu olacaktı. Merdivenler, evim, gittikçe azalan dumanıyla baca hep onu bana göndermiş, dışarı çıktığımda susmuş ve çırpınmış hava her şeyin anlamıyla bana gece ışıklarını muştucu kılmışlardı. Bu korku benim değildi; küçük kanatlarıyla, kapana kısılmış canıyla, o, korkuyordu.</p>
<p>Soğuk bir yolunu bulmuş, izini kaybetmiş bu serçeyi bihaber, kötü bir talih ve güldürmece gibi bir kilit üstüne kilitleyivermişti. Ve belli ki karda ve belki kaderinde kaynayan sularda ıslanmış tüyleri her çırpınışında burayı tıkırdatıyor, yaşam arzusunu önüme seriyordu.</p>
<p>Çırpınışına son vermek için yanına yaklaştım. Elimi koyduğum yerde damarlarını, nabzını işitiyordum. Sesini çıkaramaz bir mahkum gibi, o topal filozof gibi hayatını kabulleniyordu.  Biliyordum, saygınlıkla ölüm onun kabulünden geçiyordu.</p>
<p>Korkmuş teninin sıcaklığı öyle şeyler anlatıyordu ki, yaşamı parmaklarının ucunda bulmak, her yerde bulmaktan daha değerliydi. Çünkü yaşam her yere hakim olabilir ve bir can ötekini alabilirdi. Yalnızca bunu yapabileciğini bilmek, insan için en acımasızı bu olsa gerekti.</p>
<p>Zihnime dolan meraktan bir nefes bacaklarına, pençelerine bıraktım, ne olup bittiğini elbette çözecekti, Odesa bile kendisinden öğrenmemiş miydi, bunu kahve çizgilerinde görüyordum, tek çare uçmaktı.</p>
<p>Her nefeste demirin aşağılayıcı hissi çözülüyordu. Serçenin özgürlüğünü duyduğunu da açıkça görebiliyordum, yine de buna hükmün kendisinden geçmediğini biliyordu, saniyelerce de ağırlaşan nabzıyla beni bekledi.</p>
<p>Önce bir pençesini buzdan çıkardı, hayatta kalma güdüse de tam bu anda o mağrur duruşuna bir hakaret gibi tetiklenmiş, kurtulma ve ümidin yerini ucuz bir kaçma telaşına bırakmıştı. Yine de anlaşılıyordu, bu sefer: “Korktuğunu biliyorum, korkmalısın da, inan ki ben de korkuyorum.” dedim ona. “Halen çırpınmakla, kanatlarına musallat ifritleri, karanlığın bekçisi kesilmiş soğuğu def etmek istiyorsun. Ben ise senin korkmanı istiyorum. Canın ne ki bu acımasızlık, çırpınmalarından zevk mi alıyorum ki sana eziyeti tattırmak istiyorum? Hayır, yaşam binlerce oda gibi ve sen geldin de benim kapımı tıkladın. Hayatlarımız birbirine ekleniyor, gerçekten, gerçekten ben de bu yüzden korkuyorum. Ben korkumu paylaşırken ise sana, korkuyu bildiğimi de söylüyorum, o yüzden benden de bunu eklemeni bekliyorum. Çünkü inan bana hiç fark etmiyor karanlıktan mı korkuyorsun yoksa ölümden mi, sen şayet korktuğunu biliyorsan hiçbir belirsizliğin önemi yok. Korkun seni daha çevik yapıyor, görüyorsun, işte! Korku seni daha akıllı yapıyor ve şayet sen çok akıllıysan ve güçlüysen korku seni zalimin teki ya da korkağın teki olmak zorunda kılmayacak. İçinde dehşeti saklamaya çalışsan da yine bir gün yanında olacak ve beni hatırlayacaksın. Çünkü senin korkun bizi bir araya getirebildi; ve şayet sen ihtiyacın olduğunda korkunu hatırlayabilirsen, demir pranganı kıran nefesten bir balyoz gibi sana evini gösterecek tek şey o olacak. Hatırlarsan, hatırlayabilirsen her zaman evine uçacaksın.”</p>
<p>Beni dinlediği belliydi ve korkusu su götürmezdi. Bir soluk daha, onu kilidin üzerinden kendime çektim. O anda bir şey oldu, zihnime yıldırım inmiş gibi gözlerimi kapadım, bir şey yapmıştı. İçiçe geçmiş zarlarında ayın ışığı gözlerine, gözlerime yansımış, yüzlerce madenin alevi gibi, en uzak yıldızların ölüm haberini getiren bir ışın gözlerimin, gözlerinin aksinde sonsuza gidiyor, deride bir kama kesiği gibi kanayarak bana bakıyordu. Avucum gevşemiş, bir şeytanı cehennemden kurtarmışım gibi minnetle bana acıyordu. “Bir rüya..” dedim kendi kendime “&#8230; oyunlar oynuyor zihnim yeniden bana.” ve gözlerimi kapadım. Açtığımda ise kollarımda odunları bir yanıma payanda etmiş, diğer elimde anahtar çatı kapısını kaparken bulmuştum kendimi. Aradığım yanıt unuttuğum yanıttı oysa. Korkuyordum, bilinmezlikten değil, hatırlayamamaktan korkuyordum.</p>
<p>Ertesi gün uyandığımda soba sönmüş, bense öğlen hüzmelerinin perde yarıklarından attığı kesiklere gözlerimi açmıştım. Önce üzerimdeki karşı konulmaz yorgunluğa çare için sobada bir su kaynattım, içine ise birkaç odun bırakıp yüzümü yıkmaya ayrıldım.</p>
<p>Bulunduğum dehliz basit alçılarını ben yürürken bile döküyor, kapı pervazlarındaki portakal kabukları gibi sıyrılıyordu. İçime dolan bir uğursuzluk hissiyle duruverdim. Dün geceyi hatırlamaya çalışıyor, kuşun gözlerini ani ve ağrılı şoklarla zihnimin içinde görüyordum. “Zavallı meczubun teki, belli ki ayrı düşmüş diğerlerinden de kapıya tünemiş, ne diye kendine eziyet ediyorsun ki?” dedim kendime aklımı toplamaya çalışarak. Bu esnada ayağım koridor sonunda katlanmış kilimlerden birine takıldı, bir elimle duvara tutunmaya gayret etsem de, tırnak etlerimin molozlarla dolmasından başka bir şeye yaramamıştı bu, sırtüstü döşemeye yıkılıvermiştim. O an karşıma çıktı. Birdenbire tanıdım. Salonda, ısıdan buğu yapmış camlar ardında bulanık silüeti ile bekliyordu. Elbette hesabını verecekti, bir açıklama yapmaksızın bunca şeyi diyebilmeyi nasıl beceriyordu? Bu merak giderek büyümeden hırsla ve öfkeyle doğruldum.</p>
<p>Öylesine atik davranmıştım ki eklemlerim hep bir elden çatırdadı. Derimi buğulamışlar gibi terlemiş bir halde pencere pervazına yaslandım ve elimin tersiyle camı sildim. Yine bana bakıyordu gözlerini hiç almadan ya da sorgulamadan, hatta sorgulatmadan. Hiç endişeli gözükmüyor dahası benim tavrıma şaşırmış olacak, “Hadisene artık, misafir dediğin göz göre göre bu kadar bekletilir mi?” diye soran gözlerle bana bakıyordu. Pencereyi açmamla içeriye hücum etti. Sanki yıllardır burada kalıyormuş gibi uyuduğum yer sedirine kondu. Yumuşacık, sıcak kumaşlar önüne serilmiş, tek bir kelime ötmeden orada uyuyakaldı.</p>
<p>Beni alttan alıyordu sanki, uzun zamandır birbirini tanıyan iki dost arasında ufak anlaşmazlıklar olabilir; isteği tüm tatsızlıkları bir kenara bırakmak, yıllardır yaşadığı bu eve bir kardeş gibi gelmek, her şeyi ardına koymak gibiydi.</p>
<p>Anlamsız davranışıyla ona kızmış yine de evine döndüğünde, şimdi, onu bağrıma basmak istiyordum. Bunu doğuran oydu. Neden peki geri gelmişti? Tabii ki bana karşı bir oyun oynuyordu. Adını bilmediğim bu hileyi kim bilir daha kaçına daha yapmış, sonra onları sefil hayatlarıyla derme çatma evlerinde mağlup etmişti. Niyetini anlıyordum, böyle olmalıydı, yoksa geri geldiğinde hiçbir şey demez miydi? Kanatlarını benim gölgeme sunmaz, bir dibeğin dibinde unuttuğu şefkati üzerimden uçarken tek bir tüyünü bırakmadan gölgesiyle savurup geçer miydi? Tahta, açık pencerenin soğuğunu emmiş zeminde ayaklarımı üşüten pencereyi, kendi madem barışmaya gelmiş, kapatmaz, beni soğuklara bırakır mıydı? Yine de içimde beni ona bağlayan, algımı zorlayan, çabuk kanatlarında bana cazip gelen bir şeyler saklıyordu. Öylesine düşünceli bırakmıştı ki beni, belim ardımca el bileklerimi sıkmış, pencereye gidene kadar onları uyuşturacak gibi bastırdığımı duymamıştım. Gün hüzmelerinde dışarıya baktım, cadde soğuk ve sessizdi. Umudu alınmış bir ışıktı içeriye süzülen; uyurken onu izlemek yine de öylesine keyifliydi ki, camı kapatıp ben de yanına oturdum.</p>
<p>Saatler geçti ve kaldı öyle. “Gitmez misin?” deyiverdim kendi kendime. “Birazdan saatler gelip zamanı uyandıracak ve sen yine beni terk edeceksin.”. Ona baktım ve pencereden gökyüzüne. Döşemeden kül ve duman siliniyor, bir ebemkuşağı bulutları yarmış, göğsüme doluyordu. Nefes alışındaki o mağrurluk ne güzeldi! Nasıl da sessiz ve usluydu! Yokluğunda kaybettiğim günlerin, her şeyin anlamını yüklemişti omuzlarına; ama benim kanatlarım yoktu ki! Ne cesaretle, ne ikiyüzlülük ve minnetle gitmiştin öylesine uçarak! Bir bakışın ardıma kalmıştı gaddarlığından. Sana arz olan şefkati ve merhameti yıkmandan geriye yalnız elemler bırakmıştın. Ancak geri geldin öyle değil mi? Yine bana gelmiştin, benden hiç kopmamıştın ki! Bunu mu diyor bana o huzurla kabarmış tüylerin? Beni asla bırakmazdın öyle değil mi? Hangi ölümün kıyısına gagaların uzandı ve benim nasihatimde onunla pençeleştin bilmiyorum; ama şimdi daha dayanıklı o göğsün kış rüzgarlarına ve daha çevik kanatların. Kapkara denizlerin tuzlu kokularını taşıyorsun yatağıma, tüylerinin arasına sızan rüzgar çiviler çakıyordu kanatlarına taşkın dalgaların üzerinde süzülürken, yine de dimdik değil mi o göğsün senin? Kayıplarıma, kendimden bile gizlediğim yalnızlığıma ilacı hangi diyarlardan buldun güzel kuş? Gılgamış’ın elinden dikenli çiçeği kapan ve ölümsüzlüğü dostlukta kıldıran sendin değil mi? Ya da uçtuğun kıyılardan ateşi o titana emanet eden; bir yel esince yükselen sendin değil mi göğe yükselenlerle beraber? Ve bir yıldırımla Phaeton’u cenk arabasından kurtaran, bütün iyiliklerin attığı senin kalbindi değil mi? Ancak nedir o kabarmış kanatlarının sakladığı uzak uykulara? Sen, yaşamı sulara geri vermeye mi geldin?</p>
<p>Saklanıyordun uzun zamandır. Şafağın güneşi kayalara ve bulutlara vurmuş sense avladığın o aciz solucanlar gibi toprağa kafanı yaslamış, biri çomak sokana kadar rahat yaşadığın, ahkam kestiğin delikten çıkınca bir gün, çılgına dönmüştün! Bunu şimdi biliyorum. Gözlerinde Eko’nun kemiklerini taşıyan dağlarla, cehennemin mavi alevlerinde yanarak kül olmuş menhusluktan bir dem de bana bırakıyorsun!</p>
<p>Ne bir gölgeni, ne ay ışığında cıvıltılarını ne saklandığın kayalarda örselenmiş pençelerini yanıma getir Lilith’in oğlu, Almas’ın yanmaktan kahveye dönmüş canavarı, Kızıldeniz’in ölü meleği, sen nasıl da uyuyorsun öyle: Nasıl bu kadar güzel uzanıyorsun; nasıl bin ekinin bin kederini omuzlarına almış yine de güçlü durabiliyorsun? Ey tanrının oğlu, ey şeytan! Benim ölümlere dermanım mı var ki geldin ve uzandın öyle, geldin, geldin ve uzanıverdin sedirime?  O gece geldin bana, o tatlı,  acımayı nerede zincirliyse çıkarabilecek sesinle karları kelebekler gibi yağdırdın ve bana bunları yaşattın.</p>
<p>Şimdi aynaya bakıyorum ve onu affediyorum, beni. Sen, yaşamı sulara geri vermeye mi geldin?</p>
<p>Hücrelerin sulara vurdu, güneşin çekiciyle dalgaların kanca örslerinde dövüldün, toprağı kokladın, göklere hakim oldun, sonra da&#8230; Hangi canınım ben senin? Nasıl mutlu ediyorsun beni, bak ellerim titriyor şimdi de. Her şeyi duyuyorum ve benimle alay ediyorsun, kalk artık, uç ve göğün kırbacını bana indir, şaklasın doğanın ruhu, titretsin bedenimi. Özgürüm senin ellerinde, senin solukla dolan gök ciğerlerinde bir nefesim, senin kölenim. Bak bana, nasıl da özgürüm!</p>
<p>Sen, yaşamı sulara geri vermeye mi geldin?</p>
<p>Diyecek bir sözü yoktu. O kısık, şımarık göz kapaklarının altında kim bilir nice ifritleriyle bana nasıl da gülüyordu, halime acıyordu oysa. Daha fazla dayanamazdım. Bir hışımla sedirden doğruldum, o ise gözlerini açmıyordu hala, sedirin sarsılması bile yaratılış yorgunluğunu üzerinden atamamıştı belli ki. Geri döndüm. Ellerimle sıcacık, yumuşacık bedenini avuçlarıma sıkıştırdım; ve uyandı. Sonunda! Ölü firavunların kavanozlarda saklı gözlerinden lanetiyle bana bakıyordu. Çırpınışı boşunaydı.</p>
<p>O gözleri, o deli, o meleksi gözleri? Serçe, serçe, ya da şeytanın kanatları! Boynunun ufak kemiklerini nazikçe çevirmeleriyle bana soğuk soğuk gülümsemesi&#8230; Evet&#8230; O kadar ufaktı ki: avucumda canının sıcaklığı, minnacık etleri ve gizlenemeyen kalbi&#8230; Yine yapıyor. Yine o ince, o naif duruşuyla boynunu çeviriyor, o kadar güzel yapıyordu ki bunu! Tüylerini bir hissedebilseniz bunu anlardınız hangi canıyla atıyordu o kalbi, hangi çaldığı diğer canlarla yüzsüzce atıyordu o kalbi? Beni almaya gelmişti. Beni. Tamamen mi? Şüphesiz benimle dalga geçiyordu yeniden, nabzını benimle alay edebilmek için yükseltti böyle. Oysa uyurken öyle miydi, kalbi hiç böyle atıyor muydu? Camıma konmuşken ne kadar sakin ve özlemle bekliyordu. Şimdi ise biliyorum, beni küçümsemeye engel olamıyordu.</p>
<p>Soğuğa çıktım. Yalın ayaklarımla karları eziyordum. İki avucumla sıkı sıkıya tutmuştum onu; ama utanmadan neşeyle şarkılar söylüyordu!</p>
<p>Yürüdüm. Taşlar ayaklarımı sokak yongalarıyla yararken yürüdüm. Ezilmiş karda derimden yarıklar açılmış, kesik kesik kanlar karın beyaz sunağına seriliyor, yolda arabaların klaksonları, gün ortasında yürüyüp geçen binlerce yüzün kahkalarıyla onun ilahisine eşlik ediyorlardı. Nasıl da gülünecek hale getirmişti beni! Ancak kaçamayacak ve bedelini ödeyecekti.</p>
<p>Yürüdüm. Yürüdüm. Denize ve gara ulaşana dek de durmadım. Hemen avuçlarımdan onu alıp cebime koymuştum. Henüz kimse görmemeliydi. Bir bilet istedim, memur biliyordu tabii ne günahlara razı görüldüğümü, o zaman ne diye sormadı bile bana. Çok iyi yapmıştım onu saklayarak.</p>
<p>Putlar gibi duruyorlardı insanlar ve ben putları yıkacak, onların şefaati olacaktım!</p>
<p>Öyle akıllılık ettim ki, bekledim. Tek soru sormadım, herkes içerideydi. Ama ben dışarıda bekliyordum. O asırlar boyu gökkubbede kayıp giden ve mutluluk getiren yıldızların anası İştar bana işaretini verecekti. Sonunda tren yaklaşıyordu. Son ana kadar beklemiş Perseus’ un sebatıyla ben de bekliyordum; ve işte! Karlar düşmeye başladı. Ciğerime inen kömür kokusuyla irkildim, ne yapacağımı bana o anlatıyordu, bense iyi biliyordum. Herkes görsün diye o şeytanı önce göğe kaldırdım, sonra adağımı bir elime, garın beton bitimine ise diğer elimi koyarak bir çeviklikle raylara indim. Trenin demir balataları yanık bir kokuyu daha getirmişti; ve evet, alevler gelmişti kanatlarına, onu cehennemine geri götürecektim.</p>
<p>Bu şeytan mabedi yerde gerçek yüzünü herkese gösteriyordu. Önce onu trenin gelişini hesaplayarak döndüğü ve en çok ağırlığını verdiği rayın gediğine yerleştirdim, bir iki avuç karı da üzerine ve kanatlarına attım. Onu öylece oraya kapamıştım. Kardan bir taş gibi hareketsiz, öylece duruyordu. Duruyordum.</p>
<p>Öylece durmuştum. Serçeler trenin kömürüyle uçarken, ben, beni ezmesini beklerken işte öylece durmuştum.</p>
<p>O zaman dikildim ve bekledim. Biliyorum ki pek değeri yok bu canın, ben yeterince gördüm. Kuşları gördüm, şehrin serçeleri trenin üzerinde süzülüyor, izledikçe özgür oldum. Şimdi bekliyoruz. Serçeleri bekliyoruz. Ha kalktı ha kalkacak. Tren gelip geçiyor üzerimden, serçeler süzülüyor trenin üstünden. Kömürüyle izliyor karda putlar, kömürle çığlık koparıyorlar. Sonunda duymuyorum çığlıklarını, sonunda uzanıyorum. Kanlarıma bakacaklar karda, yalın ayaklarımın izi var karda. Hah, işte şimdi kalkıyorlar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/">Kömür Kokusunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7263</post-id>	</item>
		<item>
		<title>TARASKON</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/taraskon/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/taraskon/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Feb 2017 13:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7249</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kız Bir şaire Açelya olmuş da haberi yokmuş Zamane aşkları İki güne kalmayıgörsün Bitiverir koca kalplerde Taraskona gitsek ya beraber Avcılıktan önemli şeyler var desek Aşk mesela Ben anlatırım Tartarin misali Sen dinlersin Önemsemezlerse başka kasabalara gideriz Öyle kasabalara gideriz ki Denizi kumu güzel İnsanı güzel İlk önce ben Sonra da sen anlatırsın ip [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/taraskon/">TARASKON</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/zPV5_Bgnvos?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><em>Bir kız</em><br />
<em>Bir şaire</em><br />
<em>Açelya olmuş da haberi yokmuş</em></p>
<p><em>Zamane aşkları</em><br />
<em>İki güne kalmayıgörsün</em><br />
<em>Bitiverir koca kalplerde</em><br />
<em>Taraskona gitsek ya beraber</em><br />
<em>Avcılıktan önemli şeyler var desek</em><br />
<em>Aşk mesela</em><br />
<em>Ben anlatırım Tartarin misali</em><br />
<em>Sen dinlersin</em><br />
<em>Önemsemezlerse başka kasabalara gideriz</em><br />
<em>Öyle kasabalara gideriz ki</em><br />
<em>Denizi kumu güzel</em><br />
<em>İnsanı güzel</em><br />
<em>İlk önce ben </em><br />
<em>Sonra da sen anlatırsın ip atlayan kızlara</em><br />
<em>Bir kız</em><br />
<em>Bir şaire</em><br />
<em>Açelya olmuş da haberi yokmuş dersin</em></p>
<p><em>Onlar çay demler kısık ateşte</em><br />
<em>Sen soğuyana kadar bekler sonra içersin</em><br />
<em>Ölümsüz olur o an</em><br />
<em>Anlatılır nesiller boyu</em><br />
<em>Bir kız</em><br />
<em>Bir şaire</em><br />
<em>Açelya olmuş da haberi yokmuş diye</em></p>
<p><em>Masallaşır duygularım</em><br />
<em>Soğuk toprak düştüğünde üstüme</em><br />
<em>Benden kalan birşeyler olur Taraskona</em><br />
<em>Aşk mesela</em><br />
<em>Birşeylerin kalbini kırmaktan başka</em><br />
<em>Bir kız</em><br />
<em>Bir şaire</em><br />
<em>Açelya olmuş da haberi yokmuş derler</em></p>
<p><em>Bu da bizim romansımız olur</em><br />
<em>Bir kız</em><br />
<em>Bir şaire</em><br />
<em>Açelya olmuş da haberi yokmuş</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/taraskon/">TARASKON</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/taraskon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7249</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fersiz Gözlerimin Feneri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Feb 2017 16:53:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7230</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hangi zalimin ağına takılı kaldı kirpiklerim? Sorarım, sesim çıkmaz… Ses gelmez uçurumlardan, Denizler küsmüş kahrından. Rüzgâr susmuş bir köşede, Mehtap vurmaz şavkını, Tekneler kalır kara gecede… &#160; Halimden anlar mı balıklar? Ağlarda çırpınırken soluksuz, Ağlar mı onlar da çaresiz? Kimsesiz kalan yetimler, Uyur mu durmadan gece – gündüz? &#160; Ellerimde fenerim gülüm, Fersiz gözlerimle feleğin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/">Fersiz Gözlerimin Feneri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hangi zalimin ağına takılı kaldı kirpiklerim?</p>
<p>Sorarım, sesim çıkmaz…</p>
<p>Ses gelmez uçurumlardan,</p>
<p>Denizler küsmüş kahrından.</p>
<p>Rüzgâr susmuş bir köşede,</p>
<p>Mehtap vurmaz şavkını,</p>
<p>Tekneler kalır kara gecede…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halimden anlar mı balıklar?</p>
<p>Ağlarda çırpınırken soluksuz,</p>
<p>Ağlar mı onlar da çaresiz?</p>
<p>Kimsesiz kalan yetimler,</p>
<p>Uyur mu durmadan gece – gündüz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ellerimde fenerim gülüm,</p>
<p>Fersiz gözlerimle feleğin ağındayım,</p>
<p>Ölmekteyim kuşkusuz.</p>
<p>Söz vermiştim gözlerinin Karadenizi’ne</p>
<p>Görmeden bir kere diye</p>
<p>Dünya gözüyle,</p>
<p>Son nefesimi vermeyeceğim.</p>
<p>Beklemekteyim,</p>
<p>Takılı,</p>
<p>Ağında,</p>
<p>Ölmeyi,</p>
<p>Haydi,</p>
<p>Gel</p>
<p>De</p>
<p>Öleyim</p>
<p>Gayri…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/">Fersiz Gözlerimin Feneri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7230</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kim Bilir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kim-bilir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kim-bilir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 06 Feb 2017 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7222</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kim bilir; Belki riyakar bir namazda son nefesini verirken ben ,                münafıklığımı muştalayacak münkir. Kim bilir; Belki desinler diye gittiğim hacda Azrail canımı alır da , bu riyanın hesabıyla uğraşırken kabirde ben ,               Allah dünyadakilere benim için şehit dedirtir. Kim bilir; Belki hayır dır hasenattır diyerek reklamla yetimi doyururken ben  ,              mizanda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-bilir/">Kim Bilir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kim bilir;<br />
Belki riyakar bir namazda son nefesini verirken ben ,<br />
<wbr></wbr>               münafıklığımı muştalayacak münkir.<u></u><u></u></p>
<p>Kim bilir;<br />
Belki desinler diye gittiğim hacda Azrail canımı alır da , bu riyanın hesabıyla uğraşırken kabirde ben ,<br />
<wbr></wbr>              Allah dünyadakilere benim için şehit dedirtir.<u></u><u></u></p>
<p>Kim bilir;<br />
Belki hayır dır hasenattır diyerek reklamla yetimi doyururken ben  ,<br />
<wbr></wbr>             mizanda o yetim açlığının alacağını benden isteyiverir.<u></u><u></u></p>
<p>Kim bilir;<br />
Belki tuttuğum fasık oruçlarla tekbaşima hunharca yediğim yemekler kıyaslanınca<br />
<wbr></wbr>            güvendiğim oruçlarım hiç edilir.<u></u><u></u></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-bilir/">Kim Bilir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kim-bilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7222</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dönmeyen Yelkovan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/donmeyen-yelkovan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/donmeyen-yelkovan/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Feb 2017 07:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eda Tosun]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7215</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ve sen Beni karşına alarak İlk dizende bitireceksin şiirimizi &#160; Her başlangıç eski bir son nasılsa.. &#160; Haziran aralıklar Kasımlar mart Dökülen yapraklara inat baharlar Hayatın sağlam kıyağı olacak Bizsiz geçen günler zamandan sayılmayacak &#160; Ve ben Kendimi karşıma alarak Son dizemde başlayacağım şiirimize &#160; Her son yeni bir başlangıç nasılsa…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/donmeyen-yelkovan/">Dönmeyen Yelkovan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ve sen</p>
<p>Beni karşına alarak</p>
<p>İlk dizende bitireceksin şiirimizi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her başlangıç eski bir son nasılsa..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Haziran aralıklar</p>
<p>Kasımlar mart</p>
<p>Dökülen yapraklara inat baharlar</p>
<p>Hayatın sağlam kıyağı olacak</p>
<p>Bizsiz geçen günler zamandan sayılmayacak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve ben</p>
<p>Kendimi karşıma alarak</p>
<p>Son dizemde başlayacağım şiirimize</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her son yeni bir başlangıç nasılsa…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/donmeyen-yelkovan/">Dönmeyen Yelkovan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/donmeyen-yelkovan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7215</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vakitsiz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vakitsiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vakitsiz/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Feb 2017 14:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem Çalışkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7160</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vakit olsa Galata&#8217;da sarhoş, Ve üşümüş Bizi ısıtacak yalnız biz Ve tavuk suyuna çorba Ve senin gülüşlerin</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vakitsiz/">Vakitsiz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Vakit olsa Galata&#8217;da sarhoş,<br />
Ve üşümüş<br />
Bizi ısıtacak yalnız biz<br />
Ve tavuk suyuna çorba<br />
Ve senin gülüşlerin</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vakitsiz/">Vakitsiz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vakitsiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7160</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dosta Mektup &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Feb 2017 14:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7203</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Dostum, Geçen yazdığım mektupta sana biraz fazla yüklendiğimi fark ettim. Düşündükçe olanları yine sinirlendim sanırım. Sen bana bakma. Dükkâna yine ağlayarak geldi o çocuk. Senden aldığı cesaretten eser yoktu. Kürt olduğu için aşağıladıkları yetmiyormuş gibi bir de evliliğini bahane ediyorlar. Aypare ile evliliğini sana daha öncede anlatmıştım. İzin verirsin diye hesap ettim. Kızdın mı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/">Dosta Mektup &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sevgili Dostum,</strong></p>
<p>Geçen yazdığım mektupta sana biraz fazla yüklendiğimi fark ettim. Düşündükçe olanları yine sinirlendim sanırım. Sen bana bakma. Dükkâna yine ağlayarak geldi o çocuk. Senden aldığı cesaretten eser yoktu. Kürt olduğu için aşağıladıkları yetmiyormuş gibi bir de evliliğini bahane ediyorlar. Aypare ile evliliğini sana daha öncede anlatmıştım. İzin verirsin diye hesap ettim. Kızdın mı yoksa? Ne yapsaydı kız? Gencecik yaşta bırakıp gittin. Ölene kadar seni mi bekleseydi? Defalarca gelip sordu bana çocuk. Evlenmemde sakınca varsa vazgeçerim diye de ekledi her seferinde. Aypare’nin mutlu olmasını istediğim için destekledim bu evliliği. Merak etme, seni hala unutamadı. Beni her gördüğünde heyecanlandığını anlıyorum. Ellerini birbirine yapıştırıp seninle ilgili bir şeyler sormak için cesareti toplamaya çalışıyor. Sonrasında olmuyor ne hikmetse. Yıllardır tek bir kelime etmede senin hakkında. Gözlerinden belli ediyor gerçek hislerini. Bende anlatmıyorum seni. Yusuf ile evliliği de zaten iyi gidiyor Aypare’nin. Ne diye karıştırayım milletin aklını değil mi?</p>
<p>Bizim dükkânda işe aldım Yusuf’u. Neden diye hiç sorma. Milletin söyledikleri de umurum da değil. Kahveci Remzi bile sana ihanet ettiğimi söyledi geçen gün yüzüme. Gülmeye başladım sonrasında. Düşünebiliyor musun? Sana, ihanet, ben… Üç kelimeyi aynı cümlede kullanmaya başladı bu mahalleli. Bunlara çok yüz verdiğini sana da söylemiştim. Hiçbir şey de anlatmadım hakkında. Senin bir daha geri gelmeyeceğini bile bile bunları söylediler bana. Sakın yanlış anlama. Kimseyi şikâyet etmiyorum. Bir cevap ver diye de yazmıyorum bunları. Sadece bilmeni istedim. Neler yaptığımı anlatmak iyi geliyor bana. Bak görüyor musun dostum? Yine kendimi düşündüğümden yazıyormuşum meğerse. Kendini bu kadar düşünme dediğin günler geldi aklıma. Yaptığımız çılgınlıklar geldi. Şimdiki aklım olsaydı yapmazdım ama. Güzeldi o günler. Her şeye rağmen sen vardın yanımda. Yanlış anlama beni. Yine varsın. Hayatta olmasan da hayatımdasın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/">Dosta Mektup &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7203</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KOYULARDAYIM</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/koyulardayim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/koyulardayim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Feb 2017 06:21:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sümeyye Gülseven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7200</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çok koyu bakıyorum, koyu kahve bakıyorum bütün çirkinliklere. Koyu kahverengi bakıyorum buğulu hayatlara. Çok koyuyum, küçükken kopardığımız üflediğimizde uçan otlar gibi uçup giden hayallere. Koyuyum bugünlerde tüm bitmişliklere. Koyuyum bugünlerde. Gökyüzünün mavisinin koyu lacivertindeyim. Bir kuşun beyaz kanadının koyu grisindeyim. O pembe dudakların, pembe yanakların koyu kırmızısındayım.. Damarlarımdan enjekte ettim kendimi. Koyu kanda yüzüyorum damar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koyulardayim/">KOYULARDAYIM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çok koyu bakıyorum, koyu kahve bakıyorum bütün çirkinliklere.</p>
<p>Koyu kahverengi bakıyorum buğulu hayatlara.</p>
<p>Çok koyuyum, küçükken kopardığımız üflediğimizde uçan otlar gibi uçup giden hayallere.</p>
<p>Koyuyum bugünlerde tüm bitmişliklere.</p>
<p>Koyuyum bugünlerde.</p>
<p>Gökyüzünün mavisinin koyu lacivertindeyim.</p>
<p>Bir kuşun beyaz kanadının koyu grisindeyim.</p>
<p>O pembe dudakların, pembe yanakların koyu kırmızısındayım..</p>
<p>Damarlarımdan enjekte ettim kendimi.</p>
<p>Koyu kanda yüzüyorum damar tünelinde.</p>
<p>Söylenen beyaz yalanların ise kopkoyu siyahındayım.</p>
<p>İnandığım, güvendiğim rüyalardaki bir uçurumun kenarındayım şimdi.</p>
<p>En dik, en keskin yamaçlardayım.</p>
<p>Umutsuzluklardayım..</p>
<p>Tükenişlerdeyim.. Bitişlerdeyim..</p>
<p>Yalnızlıkları oynuyorum yine. Tek fark hiç kapanmayacak bu sahne.</p>
<p>Gözlerimin kahvesindeyim, yalnızlıkların son perdesinde, yalanların siyahında, umutlarımın tükenişindeyim.</p>
<p>Sessizliğimin son sesinde, göremediklerimin görünmez gölgesindeyim.</p>
<p>Belki bir acı biberin tohumundayım, belki bir bitkinin sarmal kökünde.</p>
<p>Hep acılardayım, hep tutunma çabasında.</p>
<p>Hep koyulardayım ben.</p>
<p>Bir mağaranın en dipsiz koyu karanlığında..</p>
<p>Bir gölgenin en uzun, en koyu cüssesindeyim.</p>
<p>Bir yarasanın en siyah, en koyu rengindeyim.</p>
<p>Gecelerin en koyu karanlığında..</p>
<p>İşte dediğim gibi hep koyulardayım ben.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koyulardayim/">KOYULARDAYIM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/koyulardayim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7200</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ÖLÜM</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olum/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Feb 2017 05:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7177</guid>
				<description><![CDATA[<p>İki metre çaput etrafı tahta. Dost düşman omuz omuza bir safta. Düşer toprağa ağıtla gözyaşı. Yanık seslerle çoluk çocuk yasta. &#160; Siyah şallar var yarı açık başta. Hüzün yazılıdır bembeyaz taşta. Lâl olur dili kaldıramaz başı, Fani imiş beden bakilik lafta.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olum/">ÖLÜM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İki metre çaput etrafı tahta.</p>
<p>Dost düşman omuz omuza bir safta.</p>
<p>Düşer toprağa ağıtla gözyaşı.</p>
<p>Yanık seslerle çoluk çocuk yasta.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Siyah şallar var yarı açık başta.</p>
<p>Hüzün yazılıdır bembeyaz taşta.</p>
<p>Lâl olur dili kaldıramaz başı,</p>
<p>Fani imiş beden bakilik lafta.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olum/">ÖLÜM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7177</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dus/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 31 Jan 2017 05:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7164</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalk dost geceyle sohbet et sabaha inat Gecenin uçurumuna düşlerini bırak Yuvarlan! Yuvarlan ki göresin. Her çarptığında ölesi acı çektiğin Kaya değil sensin. At düşlerini Kayaya çarpar gibi benliğini çarp kendine Ve de yukarıdan izle Akıl hastası gerçekliğinde At düşlerini hayalinde Gecenin siyahında Alacakaranlık arifesin de Söyletme , hadi! Kendini bırak gecenin uçurumuna Her çarpmada [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dus/">Düş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalk dost geceyle sohbet et sabaha inat<br />
Gecenin uçurumuna düşlerini bırak<br />
Yuvarlan! Yuvarlan ki göresin.<br />
Her çarptığında ölesi acı çektiğin<br />
Kaya değil sensin.</p>
<p>At düşlerini<br />
Kayaya çarpar gibi benliğini çarp kendine<br />
Ve de yukarıdan izle<br />
Akıl hastası gerçekliğinde<br />
At düşlerini hayalinde<br />
Gecenin siyahında<br />
Alacakaranlık arifesin de</p>
<p>Söyletme , hadi!<br />
Kendini bırak gecenin uçurumuna<br />
Her çarpmada ayrı acını hatırla<br />
İhanetler , gitmeler , sahte sebepler gelsin aklına<br />
Ve kussun içindekileri o kör hafıza</p>
<p>Korkma Atla ; Hadi Düş hadi!<br />
Düşünce hepsi geçecek nasıl olsa.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dus/">Düş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7164</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uzay</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uzay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uzay/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 14:35:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem Çalışkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7157</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zevk yapan firavun misali Bir kaç asır yan yatıyorum güneşte; Bronzlaşıp dönerken venüsten Selam gönderiyor yunan tanrıları jupiter selamlar olsun sana artemisten Samanyolundan birine aşık olamadım Sıra Andromedanın hatunlarında Sonsuz güzeldir onlarla sevişmenin hissi Saçlarında mavi cüce yıldızlar vardır. Beni teselli ediyorlar  Papirüs kağıtları üzerine kahve döktüm Paris&#8217;i incelerken? Zeüs ün türküsünü söyler Burnu tıkalı. Salak bugün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzay/">Uzay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Zevk yapan firavun misali</em><br />
<em>Bir kaç asır yan yatıyorum güneşte;</em><br />
<em>Bronzlaşıp dönerken venüsten</em><br />
<em>Selam gönderiyor yunan tanrıları</em><br />
<em>jupiter selamlar olsun sana</em> artemisten</p>
<p><em>Samanyolundan birine aşık olamadım</em><br />
<em>Sıra Andromedanın hatunlarında</em><br />
<em>Sonsuz güzeldir onlarla sevişmenin hissi</em><br />
<em>Saçlarında mavi cüce yıldızlar vardır.</em></p>
<p><i>Beni teselli ediyorlar </i><br />
<i>Papirüs kağıtları üzerine kahve döktüm</i><br />
<i>Paris&#8217;i incelerken?</i><br />
<i>Zeüs ün türküsünü söyler</i><br />
<i>Burnu tıkalı. </i>Salak bugün pazar yazma şiir</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzay/">Uzay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uzay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7157</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İçimdeki Ben</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/icimdeki-ben/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/icimdeki-ben/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 Jan 2017 08:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Begüm Aydınlık]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7048</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fazlası değil sadece iki tutam saçın olsa avucumun içinde, Aşık olmamak elde değil bu yâre Sevgimi verecek yağmur damlası gökyüzünde Beni gören ya deli der ya aşık bu yâre &#160; Sevmek istiyorum… &#160; Senin gibi bakmayan, senin gibi kokmayan Gülüşlerinde başka bir ben olan Gitmek çare midir bilmem Bu seviden başka bir seyre eyy yâre. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimdeki-ben/">İçimdeki Ben</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fazlası değil sadece iki tutam saçın olsa avucumun içinde,</p>
<p>Aşık olmamak elde değil bu yâre</p>
<p>Sevgimi verecek yağmur damlası gökyüzünde</p>
<p>Beni gören ya deli der ya aşık bu yâre</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevmek istiyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Senin gibi bakmayan, senin gibi kokmayan</p>
<p>Gülüşlerinde başka bir ben olan</p>
<p>Gitmek çare midir bilmem</p>
<p>Bu seviden başka bir seyre eyy yâre.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Arayan gözler özlenir,</p>
<p>Sabahlar değil saniyeler gözlenir</p>
<p>Seni değil beklemekten</p>
<p>İçimdeki  ben oldum ben, bi sare.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimdeki-ben/">İçimdeki Ben</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/icimdeki-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7048</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anonim Hanım’dan DİLALTI</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anonim-hanimdan-dilalti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anonim-hanimdan-dilalti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 12:37:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Minval Yayınları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7098</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zihninizin kemerlerini serbest bırakın Anonim Hanım’ın kaleme aldığı Dilaltı, “Kitap, aşkın ve aklın özüdür” sloganıyla yola çıkan Minval Yayınları etiketiyle çok yakında raflarda yerini alacak. Karanlığın içinde gaipten gelen sesler kadar ürkütücü, taze heyecanlar aşılamaya aday, çıkışı olmayan bir karamsarlığa hiç beklenmedik ümitlerin eşlik ettiği bir kitap “Dilaltı.” Eğlenceli, güldüren, düşündüren ve dahi düşün-dürten bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anonim-hanimdan-dilalti/">Anonim Hanım’dan DİLALTI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zihninizin kemerlerini serbest bırakın</p>
<p><strong>Anonim Hanım</strong>’ın kaleme aldığı <strong>Dilaltı</strong>, “Kitap, aşkın ve aklın özüdür” sloganıyla yola çıkan <strong>Minval Yayınları</strong> etiketiyle çok yakında raflarda yerini alacak.</p>
<p>Karanlığın içinde gaipten gelen sesler kadar ürkütücü, taze heyecanlar aşılamaya aday, çıkışı olmayan bir karamsarlığa hiç beklenmedik ümitlerin eşlik ettiği bir kitap “<strong>Dilaltı</strong>.”</p>
<p>Eğlenceli, güldüren, düşündüren ve dahi <em>düşün-dürten</em> bir kitap “Dilaltı.” Anonim Hanım’ın kalemine hakim olamayıp arabeske çengel attığı yerlerde insanın gözlerini yaşartan, içini burkan sahici bir kitap “<strong>Dilaltı</strong>.” 32 kısım tekmili birden bir apartman ahalisinin insanlık halleri üzerinden matrak bir memleket panoraması… azıcık sevgi, azıcık vefa- cefa- sefa, azıcık yalan-dolan, azıcık edepsiz, azıcık delikanlı-mert, azıcık hayat, azıcık… okuyunca anlarsın…</p>
<p><figure id="attachment_7099" aria-describedby="caption-attachment-7099" style="width: 193px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/anonim-hanım-dilalti.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7099 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/anonim-hanım-dilalti-193x300.jpg?resize=193%2C300" alt="Dilaltı / Minval Yayınları" width="193" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/anonim-hanım-dilalti.jpg?resize=193%2C300&amp;ssl=1 193w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/anonim-hanım-dilalti.jpg?w=395&amp;ssl=1 395w" sizes="(max-width: 193px) 100vw, 193px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7099" class="wp-caption-text">Dilaltı / Minval Yayınları</figcaption></figure></p>
<h2>Dilaltı / Minval Yayınları</h2>
<p><strong>Dilaltı kitabı</strong> 286 sayfadan oluşmaktadır.</p>
<p><strong><u>Bilgi İçin:</u></strong></p>
<ul>
<li>Nesibe Başol</li>
<li>Barış Mah. Egemenlik Cad.</li>
<li>Tüze Sitesi 3C Blok Beylikdüzü/İstanbul</li>
<li>Tel: (0212) 638 00 90 Gsm: (0507) 959 80 38</li>
<li>nesibe@minvalyayinlari.com</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anonim-hanimdan-dilalti/">Anonim Hanım’dan DİLALTI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anonim-hanimdan-dilalti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7098</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dosta Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 11:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7039</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Dostum, Cevap vermeyeceğini bilmeme rağmen yine sana yazıyorum bu mektubu. İçinden geçenleri tahmin etmeme rağmen yazıyorum. Bıkmadan, usanmadan devam edeceğim yazmaya. Geçen gün yine karşılaştım onunla. Sokak arasında gördü beni. Yaklaştı yanıma hızlı adımlarla. Önce cesaret edemedi yüzüme bakmaya. Hafifçe kaldırdı başını. Hala eskisi gibiydi. Ay gibi parlıyordu yüzü. Hiç konuşmadan seni sordu bana. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/">Dosta Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Dostum,</p>
<p>Cevap vermeyeceğini bilmeme rağmen yine sana yazıyorum bu mektubu. İçinden geçenleri tahmin etmeme rağmen yazıyorum. Bıkmadan, usanmadan devam edeceğim yazmaya. Geçen gün yine karşılaştım onunla. Sokak arasında gördü beni. Yaklaştı yanıma hızlı adımlarla. Önce cesaret edemedi yüzüme bakmaya. Hafifçe kaldırdı başını. Hala eskisi gibiydi. Ay gibi parlıyordu yüzü. Hiç konuşmadan seni sordu bana. Halinden anladım belki de. Seni hala çok sevdiğini belli etmeye çalıştı bana. Cevap vermedim yine de. Sana mektup yazdığımı bilmesini istemedim. Senin bana cevap vermediğini öğrenir diye de korktum aslında. Parmağındaki yüzüğü de tanıdım. Hani, karanlık bir gecede deniz kenarında afili sözler ile hediye ettiğin yüzük. Çıkarmamış geçen yıllara rağmen. Yaptığın onca kötülüğe rağmen seviyor seni.</p>
<p>Hatırlıyor musun peşinden koşturduğun günleri. Her seferinde rezil olmayı göze alarak yaptığın tuhaflıkları. “Aşk” diyordun sadece. “Aşkımdan yapıyorum bunları”. Sonunda kavuştun işte aşkına. Sokak başındaki çöp tenekesinin arkasında soğuktan titreyerek kurduğun hayaline kavuştun. Bana her anlattığında gözlerinin nasıl parladığını bir görseydin keşke. O zamanlarda daha iyi anlıyordum seni. Fark ediyordum böyle bir iş yapacağını aslında. Her defasında demiyor muydum “dikkatli ol, akıllı davran” diye. Uyarmamışım gibi gittin işte. Çok mu zordu biraz daha yaşayabilmek bizimle.</p>
<p>Öldüğünü ilk haber verdiklerinde inanmamıştım, biliyor musun? Bize oyun yaptığını sanmıştım. Cenazende bile gülüyordu yüzüm. “Çok iyi şaka” diyordum herkese. Bu konularda başarılı olduğunu zaten herkes bilirdi. Seni o kara toprağa gömdükten sonra bile bekledim. Günlerce bekledim. “Kesin bir yerlerden çıkıp gelecek” ümidiyle bekledim. Gelmedin ama. Gelemedin. Belki de gelmek istemedin. 6 yıl, 2 ay, 12 gün, 3 saattir yoksun yanımda dostum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/">Dosta Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7039</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beni Bıraktığın Yerdeyim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7036</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bırakıp gittiğin yerdeyim… Susmalara sıkışmış yüreğimle, Sarışın kumsalın kıyısında dalgaların yıktığı, Hayal kalemizden savrulmuş kum tanesiyim. &#160; Sömürmekteyim duyguların esaretini, Sevilmeye susamış ellerimle, Ceplerimde tuttum bastığın toprağı. Bilyelerimin her birinde kurumuş göz damlası… &#160; Yelkenimin ucu baştan aşağı yanık çoktan… Açılamam engin denizlere korkarım aşktan. Kasırgalarında boğulurum gözlerinin, Ne zaman içine dalsam, Kaybolurum sensizliğin girdabından… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/">Beni Bıraktığın Yerdeyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bırakıp gittiğin yerdeyim…</p>
<p>Susmalara sıkışmış yüreğimle,</p>
<p>Sarışın kumsalın kıyısında dalgaların yıktığı,</p>
<p>Hayal kalemizden savrulmuş kum tanesiyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sömürmekteyim duyguların esaretini,</p>
<p>Sevilmeye susamış ellerimle,</p>
<p>Ceplerimde tuttum bastığın toprağı.</p>
<p>Bilyelerimin her birinde kurumuş göz damlası…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yelkenimin ucu baştan aşağı yanık çoktan…</p>
<p>Açılamam engin denizlere korkarım aşktan.</p>
<p>Kasırgalarında boğulurum gözlerinin,</p>
<p>Ne zaman içine dalsam,</p>
<p>Kaybolurum sensizliğin girdabından…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biliyordun değil mi?<br />
Issızlığım sığınmıştı verdiğin her nefese,<br />
Hasretti kokladığım rüzgârından yüzüme,</p>
<p>Alıp götürse keşke beni de yaban ellere…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi gözlerim derinlerde,<br />
Gelmeyeceğini bile bile<br />
Bekliyorum özleminle.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Varlığım sarsın seni,</p>
<p>Yokluğunla <em>yalnız sen</em> besle beni…</p>
<p><em>Yalnız sen</em>, bir kere dön bak geri,</p>
<p>Göreceksin kendinde beni,</p>
<p>Göreceksin seni beklediğim yeri…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/">Beni Bıraktığın Yerdeyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7036</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri Kazananları Belli Oldu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/attila-ilhan-edebiyat-odulleri-kazananlari-belli-oldu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/attila-ilhan-edebiyat-odulleri-kazananlari-belli-oldu/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 06:45:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Akatlar Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Gür]]></category>
		<category><![CDATA[Attilâ İlhan Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Işıl Kocaoğlan]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat ve Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul Tanyol]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7091</guid>
				<description><![CDATA[<p>Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı’nın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın desteği ile düzenlediği Attila İlhan Edebiyat Ödülleri, Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. Roman ve şiir olmak üzere iki dalda verilen Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri’nde, roman ödülünü “Tavanarası” adlı eseriyle Ali Gür, şiir ödülünü ise “Gelecek Günlerin Şarabı” adlı kitabıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attila-ilhan-edebiyat-odulleri-kazananlari-belli-oldu/">Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri Kazananları Belli Oldu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı</strong>’nın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın desteği ile düzenlediği <strong>Attila İlhan Edebiyat Ödülleri</strong>, Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. Roman ve şiir olmak üzere iki dalda verilen <em>Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri</em>’nde, roman ödülünü “Tavanarası” adlı eseriyle <u>Ali Gür</u>, şiir ödülünü ise “Gelecek Günlerin Şarabı” adlı kitabıyla <u>Tuğrul Tanyol</u> kazandı. Ayrıca “Bir Sabah Uyandığımda Yoktum” adlı ilk romanıyla Işıl Kocaoğlan ve “Gamdan Kale” adlı ilk şiir kitabıyla Onur Şahin Vakıf Özel Teşvik Ödülü’nü kazandılar.</p>
<h2>Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri</h2>
<p>2008 yılında İlhan ailesi tarafından kurulan Attilâ İlhan Bilim Sanat ve Kültür Vakfı’nca bu yıl ilki düzenlenen ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından desteklenen <strong>Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri töreni</strong>, edebiyat dünyasının önde gelen isimlerinin ve edebiyat severlerin katılımıyla Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.</p>
<h2>Attilâ İlhan Roman Ödülleri</h2>
<p><strong>Attilâ İlhan Roman Ödülü</strong> Seçici Kurulu, Ali Gür’ün “Tavanarası’” adlı romanını oy çokluğuyla ödüle layık bulundu.</p>
<p>Roman dalında Vakıf Özel Teşvik Ödülü’ne “Bir Sabah Uyandığımda Yoktum” adlı ilk romanıyla Işıl Kocaoğlan değer bulundu.</p>
<h2>Attilâ İlhan Şiir Ödülleri</h2>
<p><strong>Attilâ İlhan Roman Ödülü</strong> Seçici Kurulu Tuğrul Tanyol’un  “Gelecek Günlerin Şarabı” adlı şiir kitabını oy çokluğuyla ödüle layık bulundu.</p>
<p>Vakıf, ilk kitaplara verdiği Özel Teşvik Ödülü’ne de “Gamdan Kale” adlı kitabıyla Onur Şahin’i uygun gördü.</p>
<p><u>Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı</u>,  düzenlediği <em>Edebiyat Ödülleri</em> ile rahmetli <a href="http://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/">Attilâ İlhan</a>’ın her eserinde yansımaları bulunan ‘ulusal kültür bileşimini gerçekleştirme’ misyonuna layık olacak eserlerin desteklenmesini hedefliyor. Bunun yanı sıra Attilâ İlhan Bilim Sanat ve Kültür Vakfı bu ödüller ile rahmetli Attilâ İlhan’ın hayattayken yaptığı gibi, ilk kitaplarıyla genç ve kadın yazarları teşvik etmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Kaynak: Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı resmi web sitesi: tilahan.org</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attila-ilhan-edebiyat-odulleri-kazananlari-belli-oldu/">Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri Kazananları Belli Oldu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/attila-ilhan-edebiyat-odulleri-kazananlari-belli-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7091</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Edebiyatta Sürrealizm Etkisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/edebiyatta-surrealizm-etkisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/edebiyatta-surrealizm-etkisi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 05:44:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İrem Başaran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Breton]]></category>
		<category><![CDATA[Arthur Caravan]]></category>
		<category><![CDATA[Benjamen Peret]]></category>
		<category><![CDATA[dadaist]]></category>
		<category><![CDATA[Dadaizm]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeküstü]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeküstücü]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeküstücülük]]></category>
		<category><![CDATA[kübizm]]></category>
		<category><![CDATA[Louis Aragon]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Magritte]]></category>
		<category><![CDATA[Salvador Dali]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[sürrealist]]></category>
		<category><![CDATA[sürrealizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7007</guid>
				<description><![CDATA[<p>Diğer adı Gerçeküstücülük olan sürrealizm, birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişme göstermiştir. “Sürrealizm Manifestosu”nu hazırlayan şair Andre Breton’a göre sürrealizm, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Sürrealizm akımı sanılanın aksine gerçek dışı değil gerçeğin insan üzerindeki etkisi şeklinde yorumlanabilir. Sürrealizm Nedir? Sigmund Freud’dan etkilenen Andre Breton için bilinç dışılık düşün temel kaynağı, deha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyatta-surrealizm-etkisi/">Edebiyatta Sürrealizm Etkisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Diğer adı Gerçeküstücülük olan <strong>sürrealizm</strong>, birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişme göstermiştir. “<strong>Sürrealizm Manifestosu</strong>”nu hazırlayan şair <em>Andre Breton</em>’a göre <u>sürrealizm</u>, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. <em>Sürrealizm akımı</em> sanılanın aksine gerçek dışı değil gerçeğin insan üzerindeki etkisi şeklinde yorumlanabilir.</p>
<h2>Sürrealizm Nedir?</h2>
<p><em>Sigmund Freud</em>’dan etkilenen Andre Breton için bilinç dışılık düşün temel kaynağı, deha ise bu bilinç dışı dünyasına girebilme yeteneğidir. Andre Breton’un yanı sıra birçok şair, yazar ve ressam sürrealizm akımına örnek verilebilir. Benjamen Peret’ten Louis Aragon’a, Arthur Caravan’dan Rene Magritte’ye kadar uzanan geniş bir akımdır.</p>
<p>Sürrealizm akımının geçmişte en bilinen ressamı <em>Salvador Dali</em>’dir. Salvador Dali ressamlığın yanında başka akımlardan etkilenerek yaptığı heykelcilik sanatı ve fotoğrafçılık ile de ilgilenmiştir. Bunlar; Dadaizm ve Kübizm’dir. Fakat konumuz Sürrealizm olduğundan bu akımlara kısaca değinip geçeceğim.</p>
<h2>Dadaizm Nedir?</h2>
<p><strong>Dadaizm</strong>, bir protesto akımıdır. Mantıksızlığı ve var olan düzeni reddetmektir. Kübizm ise anlatılan konuyu geometrik şekillerle gösteren ve bir devrime yol açan Fransız sanat akımıdır. Böylece kısa bilgilendirmeden sonra Sürrealizme geçebiliriz.</p>
<p>Dadaizm akımını oluşturmak için birçok teknik kullanılmıştır. Bunlar; özdevim, kalligram, dekalkomani, grataj, istemsiz heykelcilik olarak sıralayabiliriz. En önemli teknikler bu sıraladıklarımdır. Fakat bunların yanında bazı tekniklerde kullanılmıştır. Bunlar ise kolaj, kesip-biçme, yansılama ve üst özdevimdir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyatta-surrealizm-etkisi/">Edebiyatta Sürrealizm Etkisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/edebiyatta-surrealizm-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7007</post-id>	</item>
		<item>
		<title>En İyi Arkadaşım A4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 08:15:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Ataman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6962</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kenarda yıgın halinde durur, kırt kırt kırt sesleriyle yavasca yükselir&#8230; nedir, kimdir diye soracak degiliz elbette zaten tanıdıgımız bildigimiz kırk yıllık A4, tüm olup bitenlerin birinci dereceden tanıgıdır. &#160; Bize anlatan odur. &#160; Bu gerçek, böylece bilinsin. &#160; Iyi bir anlatıcıdır, taraf tutmaz. Tusların basım hızıyla kimi yerde delinir, kimi yerde hafifler harfler&#8230; yüzeyde hiçbir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/">En İyi Arkadaşım A4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kenarda yıgın halinde durur, kırt kırt</p>
<p>kırt sesleriyle yavasca yükselir&#8230;</p>
<p>nedir, kimdir diye soracak degiliz elbette</p>
<p>zaten tanıdıgımız bildigimiz kırk yıllık A4,</p>
<p>tüm olup bitenlerin birinci dereceden</p>
<p>tanıgıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bize anlatan odur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu gerçek, böylece bilinsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Iyi bir anlatıcıdır, taraf tutmaz.</p>
<p>Tusların basım hızıyla kimi yerde</p>
<p>delinir, kimi yerde hafifler harfler&#8230;</p>
<p>yüzeyde hiçbir zaman homogen</p>
<p>bir leke sahibi olamaz A4.</p>
<p>Bazılarında sigara yanıgı, kimisinde cay</p>
<p>bardagı lekesi, tipex izleri, damlalar,</p>
<p>öf pöf sesleri, ilham yayılan suratlar,</p>
<p>kızgın bakıslar, cogu zaman kırıstırılıp</p>
<p>yerlere atılmıs bir sürü top&#8211;bunlar bir türlü sepete</p>
<p>cop sepetine giremez nedense&#8230;</p>
<p>Velhasıl, herbir topun üstünde bütün bunlar</p>
<p>ve daha bircok yazılmamıs öykü yer alır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Not: Daktilonun en iyi arkadasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapı gıcırdayarak acıldı, A4 ucundan</p>
<p>hafifce havalandı.</p>
<p>Nereye gittigini bilen hızlı adımlar</p>
<p>odayı çabucak katetti,</p>
<p>daktilonun oturdugu masanın dibindeki</p>
<p>çöp sepetinin yanında zınk diye durdu.</p>
<p>Sepeti karıstırmadı, sadece icindeki</p>
<p>burusturulmus kagıtlara bir süre baktı.</p>
<p>Dogruldu. Masayı dikkatlice gözleriyle taradı,</p>
<p>döndü, kapıya gitti, kapının kulpuna bir süre</p>
<p>baktı, açtı ve çıktı.</p>
<p>Odada sadece 4 dakika geçirmisti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>A4 olayı kaydetti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aynı anda çöp sepetindaki burusuk A4 ler</p>
<p>aralarında konusmaya basladılar.</p>
<p>Her birinin üstünde yazılı olan cümle ilk</p>
<p>bakısta aynı gibiydi ama degildi.</p>
<p>O nedenle burusukların her biri yazılmaya</p>
<p>baslanan yazının gidisatı ile ilgili farklı</p>
<p>görüsler ileri sürdü ve öyküyü her biri</p>
<p>farklı sonlandırdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cümleler böyleydi:</p>
<ol>
<li><strong> Cok erken ve ılık bir sabahtı.</strong></li>
</ol>
<ol start="2">
<li><strong> Ilık bir sabahtı, çok erkendi.</strong></li>
</ol>
<ol start="3">
<li><strong> Sabah ılık, saat erkendi.</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cok erken ve ılık bir sabahtı</strong>.</p>
<p>Pencere ardına kadar açıktı, bahceden hiç ses</p>
<p>gelmiyordu.</p>
<p>Bu sessizlik onu tedirgin etti, aniden</p>
<p>yataktan fırladı. pencereye gidip dısarı</p>
<p>baktı.</p>
<p>Ürkütücü bir sessizlik sarmıstı bahçeyi,</p>
<p>zaman durmustu sanki. Bu düsünce aklından</p>
<p>geçince dönüp saate baktı.</p>
<p>Saatin gövdesinde hiçbirsey yoktu.</p>
<p>Ne rakam ne de akreple yelkovan. Hiçbir þey,</p>
<p>sadece bombos bir kadran&#8230;</p>
<p>Ödü koptu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ilık bir sabahtı, çok erkendi.</strong></p>
<p>Üsüdügünü hissetti ve çarsafı üstüne çekmek</p>
<p>istedi ama çarsaf yoktu.</p>
<p>Gün henüz agarmamıstı. Aslında soguk degildi,</p>
<p>enfes  ılık bir esinti vardı</p>
<p>tülü hafifçe havaladıran ama üsüyordu iste.</p>
<p>Tülün havalanması aniden durdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sabah ılık, saat erkendi.</strong></p>
<p>Birazdan insan gürültüleri yavastan</p>
<p>baslayacaktı.</p>
<p>Konusmalar, homurtular, fincan sakırtıları,</p>
<p>dus sesi, çarpan kapılar&#8230;</p>
<p>Bunlara tutulmamak için fırladı, hafif bir</p>
<p>tshirt geçirdi, hemen dis fırçasını alıp</p>
<p>fırladı.</p>
<p>Su her zamaki gibi iplik seklinde akıyordu.</p>
<p>Fırcalamaya basladı, daha iki kez fırçayı</p>
<p>sürmüstü ki,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burusuk kagıtlar durdular ve A4’e döndüler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Saz, A4 de</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gutenberg iyiydi hostu ama epeyce de dalgındı. Iyi bir adamdı.</p>
<p>Ben o zaman tam olarak A4 olamıyordum,</p>
<p>kesimden mesimden dolayı biraz farklı</p>
<p>ölçülerde olabiliyordum.</p>
<p>Ama Gutenberg aldırmazdı,beni sever,hepimizi bir araya getirip itinayla istif eder, elleriyle her baskıdan sonra oksar, düzeltirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir gün mühim bir sipariþ aldı. Bir Incil.</p>
<p>1450 ler&#8230;</p>
<p>Ortalıkta hattatların yazdıgı tahta kalıplar, Pi sheng’in porselen hurufatları filan</p>
<p>yüzyıllar icinde kol gezerken aniden durup</p>
<p>“tek tek metal harflerle yüksek baskı</p>
<p>yapsak daha iyi olmaz mı Fust?”</p>
<p>diyerek ortagına dönüp bakan ilerici bir</p>
<p>adamdı Gutenberg..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O günden yaklasık üçyüzyıl kadar sonra ülkemizde bir bey de bu islere</p>
<p>soyundu ama bizlerde okumak diye bir konsept olmadıgından adam mecburen lugat bastı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir A4 olarak beni ennn mutlu eden olaylardan biri de söyle afilli italik hurufat ile yazılmıs muntazam bir metnin gövdemde yer alması,cümle baslarının büyük harf ile baslaması filan gibilerden derbederlige</p>
<p>son veren hosluklar oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Söyle ki,</p>
<p>Safaratlar Osmanlı toprklarına geldiler,</p>
<p>bir yıl sonra da matbaa kurup sakır sukur baskılar yapmaya basladılar.</p>
<p>Ilk hurufatı, sayfa düzeni, folyo isaretleme teknigi, metnin bas harfinin büyük harfle belirtilmesi gibi yenilikleri matbaa</p>
<p>sanatına kazandıranlar ;</p>
<p>1530 da Italya yolu ile gelip Istanbula yerleþen SONSINO ailesi oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hatta Sonsinolar hızlarını alamadılar,</p>
<p>öyle bir Tevrat bastılar ki,</p>
<p>bugün asla yapamazsınız. Meraklısı bu müthis olayı merak edip ögrensin derim ben, sahsen!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A4 dedigin muntazamlık sever (y.n)</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Tamam kagıdız da, matbaa isine fazla daldsk galiba. Asıl konu, ben kagıdın hangi ormanın uzantısı oldugumdur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Iste tam o sırada, en sevdigi agaca sırtını yaslamıþ vaziyette bunları yazıyorduyken&#8230;kursun kalemin ucu kırılıverdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ah, agacım bana kızdi diye içinden geçirdi.</p>
<p>Niye kızsın, ne yaptım ki? Evet, kızıyorum tabii&#8230;bir kelime yazıp burusturuyorsun,  bir kenara atıyorsun.</p>
<p>Kalemi de cok fazla yontuyorsun,igne gibi olması sart mı bu ucun, neticede yazı yazıyorsun, ası yapacak degilsin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalemin ucundan çıkan ısık, ısık hızıyla kagıdı deldi, topraga agacın sözlerini yazdı.</p>
<p>Kagıt çocuk korkmadı gerçi, sırtı hala en sevdigi agaca yaslı duruyordu. Hafif kımıldandı, üstünü basını düzeltti, yazısına devam etti.”Ası”dan bahsetmisti agaç, ası dedigin seni birseye</p>
<p>bagısık kılardı, neyin asısını yaptıysan ona yakalanmazdın çünkü ası seni hastalanacagın mikrobu vererek koruyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burada yaman bir çeliski gördü kagıtçocuk, nasıl yani dedi içini çekerek. Yani simdi ben bir kagıtcocuk olarak burusup</p>
<p>kırısmaktan,yırtılmaktan korunmak için azıcık kırısıp birazcık burusup yırtılmalı mıyım zaman zaman?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O zaman güpgüzel kagıtlıgım gider, çocuklugum da gıcırlıgını</p>
<p>kaybeder?? ne ne anladım ben bu isten?</p>
<p>Agaç bin pisman oldu bu ası konusunu açtıgına ama is isten</p>
<p>geçmisti, kagıtçocuk karalar baglamıs, kalem elinde kımıltısız oturuyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Agaç, hadi yeni bir giysi çiz kendine dedi, þöyle afili birsey olsun,</p>
<p>kocaman rengarenk dügmeler çiz, onlar çiçeklerdir, gökyüzü çiz ve</p>
<p>istedigin renkte boya, çıplak ayaklarını çiz ve git suya bas ki</p>
<p>yumusacık olsunlar, sonra topraga bas, yazının üstünde gez&#8230;</p>
<p>Kalemin ucunu güzelce yont, sipsipri olsun ki sen yerdeki kum tanelerini eteklerine çizebil&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra aksam olunca yeni elbiseni güzelce düzelt, agacına sırtını iyice daya, gözlerini kaldır yıldızlara iyi geceler dile ve hafiiif rüzgarın eteklerinde gezerken çıkarttıgı küçük hısırtıların ninnisiyle tatlı bir uykuya dal, e mi kagıtçocuk…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kagıtçocuk bütün bunları aynen yaptı ve hep yaptıı.</p>
<p>O yüzden hep güpgüzel ve gıpgıcırçocuk olarak kaldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daktilo içini</p>
<p>çekti.</p>
<p>Hangi birini anlatayım dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/">En İyi Arkadaşım A4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6962</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Keşkelerin Keşkesi Olmasaydı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/keskelerin-keskesi-olmasaydi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/keskelerin-keskesi-olmasaydi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Jan 2017 09:21:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eda Efetürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6890</guid>
				<description><![CDATA[<p>Okuduğum her cümlenin öznesiydi Yüreğimdeki sessiz  çığlıklar Biraz suskun.. Biraz buruk.. Sessizce kaldığım her anın sesiydi Umut etmek.. Umut ettikçe umutsuzluğu yaşamak Yaşadıkça umut edip Umutsuzca yaşamaktı, hayat&#8230; Belki de keşkelerin esiri olup Belkili cümleler kurmaktı&#8230; Keşke.. Keşkelerin keşkesi olmasaydı Keşkeler.. Önce sustum Sonra konuştum Belki birgün diye diye.. Ve Hayallerin hayal kalmasıydı Kurulan her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/keskelerin-keskesi-olmasaydi/">Keşkelerin Keşkesi Olmasaydı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Okuduğum her cümlenin öznesiydi</p>
<p>Yüreğimdeki sessiz  çığlıklar</p>
<p>Biraz suskun..</p>
<p>Biraz buruk..</p>
<p>Sessizce kaldığım her anın sesiydi</p>
<p>Umut etmek..</p>
<p>Umut ettikçe umutsuzluğu yaşamak</p>
<p>Yaşadıkça umut edip</p>
<p>Umutsuzca yaşamaktı, hayat&#8230;</p>
<p>Belki de keşkelerin esiri olup</p>
<p>Belkili cümleler kurmaktı&#8230;</p>
<p>Keşke..</p>
<p>Keşkelerin keşkesi olmasaydı</p>
<p>Keşkeler..</p>
<p>Önce sustum</p>
<p>Sonra konuştum</p>
<p>Belki birgün diye diye..</p>
<p>Ve</p>
<p>Hayallerin hayal kalmasıydı</p>
<p>Kurulan her hayalin sessizliği</p>
<p>Umutsuzluk içinde</p>
<p>Umut etmekti..</p>
<p>Yürekte güneş taşıyıp</p>
<p>Soğuk kalmaktı sevgiye</p>
<p>Aşka..</p>
<p>Umuda..</p>
<p>Yaşamaya&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/keskelerin-keskesi-olmasaydi/">Keşkelerin Keşkesi Olmasaydı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/keskelerin-keskesi-olmasaydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6890</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Jan 2017 08:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6871</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana nasıl merhaba demeyi istiyorum biliyor musun? Mesela sen evden çıkmışsın sabahın erkence bir saatinde otobüse yetişmek için koştururken durağa, ya da güneşin batışını izlerken dalmış köpüklerin arasına Eminönü vapurunda, öylece birden bire hiç beklemediğin anda oracıkta, çocukken yaptığımız gibi cee deyip çıkıvermek istiyorum karşına… Ne diyeceğine aldırmadan, senden hiç korkmadan hatta suratıma atacağın okkalı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sana nasıl merhaba demeyi istiyorum biliyor musun? </em></p>
<p><em>Mesela sen evden çıkmışsın sabahın erkence bir saatinde otobüse yetişmek için koştururken durağa, ya da güneşin batışını izlerken dalmış köpüklerin arasına Eminönü vapurunda, öylece birden bire hiç beklemediğin anda oracıkta, çocukken yaptığımız gibi cee deyip çıkıvermek istiyorum karşına… </em></p>
<p><em>Ne diyeceğine aldırmadan, senden hiç korkmadan hatta suratıma atacağın okkalı bir tokattan bile kaçmadan, bütün saflığımla çıkıvermek istiyorum. </em></p>
<p><em>Ağlayacaksın biliyorum, kızacaksın çokça, kollarımı yumruklayacaksın eskiden olduğu gibi, ben hiç sesimi çıkartmayacağım inan ki. Durdurmaya çalışmayacağım seni. Bırak aksın ne kadar biriktiyse öfken, kımıldamayacağım bile, söz veriyorum ne kadar acısa da canım, bundan daha fazla acıyamaz öyle değil mi?</em></p>
<p><em>Dinecek nasılsa kızgınlığın, dayanamazsın daha fazla beni hırpalamaya. Benim gibi değilsin sen, yufkadır yüreğin ne kadar hırçın olsan da, merhamet hamuruyla yoğrulduğundan ağlarsın çokça, sonra sarılırsın boynuma…</em></p>
<p><em>Özür dilemeyi hiç bilemedim hayatım boyunca ve de teşekkür etmeyi hakkınca. Hele ki sevmeyi senin gibi boylu boyunca, bitimsiz vermeyi, bilemedim ben ilk önce kendimi sevmeyi…</em></p>
<p><strong><em>Senin beni sevdiğin gibi kimse sevmedi beni… Benim seni kırdığım gibi kimse kırmadı seni…</em></strong></p>
<p><em>‘ Sen benden daha kırılganmışsın ‘demiştin bir keresinde bana… Haklıydın, ben senden daha yalnızdım… Senden daha korkak, en çok da senden korkarak kaçtım ömrüm oldukça… Şimdi itiraf ediyorum! Seni sevmekten, beni sevdiğin gibi seni sevmekten korktum…</em></p>
<p><em>Senin sevdiğin gibi biri olamamaktan korktum, ben olamamaktan ya sen olursam diye korktum. Öyle sarmıştın ki bir sarmaşık gibi, sevginle beni öyle yüceltmiştin ki düşerim diye korktum gözünden… </em></p>
<p><em>Sen atmadan beni aşağıya, ben attım kendimi senin gözünden uçuruma…</em></p>
<p><em>İntihar ettim, bir taraftan da senin ölümünü seyrettim… Günlerce evden çıkmayışını, perdelerin kapalı, ışıksız oturuşunu hayal ettim. Nefret etmeni bekledim, nefretle tutunuşunu hayata ölesiye istedim…</em></p>
<p><em>Ağlamalarını çağlayanlardan gizledin, kimseyle konuşmadan öylece bekledin. Sorularını cevapsız bıraktın insanların. Dedikoduları duymadın, baskılara aldırmadın. Bir şans vermek için bana gidemedin hemen biliyorum. Dolaştın dilekçen çantanda günler, aylar, yıllarca…</em></p>
<p><em>Bir, iki ve üçüncü senenin sonunda buruşmuş kalmıştı çantanın gizli bölmesinde dilekçen sen çıkardın verdin ve gittin Artvin’den…</em></p>
<p><em>İzini sürdüm bir köpek gibi kokladım her gittiğin yeri, sevmedim asla başka birini. Sen olmayınca elimi sürmedim ne sevgiye, ne de sevgiliye…</em></p>
<p><em>‘Büyüyeceksin ‘ demiştin senden onca yaşlı olmama bakmadan…‘ İşte o zaman seveceksin, barışacaksın içindeki çocukla ve beni ancak o zaman anlayacaksın ‘ demiştin… İçimdeki çocuğu sevmeyi bana sen öğretmiştin…</em></p>
<p><em>‘Büyüdüm’ demeye utanıyorum şimdi… Karşına çıkmaya utandığım gibi…</em></p>
<p><em>Ağaran saçlarıma bakmadan, suçlu bir çocuk gibi senden af diliyorum… Beni bağışlamasan da son bir kez gözlerinde kaybolup gitmeyi, sevginle ölüme yürümeyi istiyorum… </em></p>
<p><em>Seni çok seviyorum…</em></p>
<p>Elinde yıllar önce kaybettiği hazinesiyle sahaflardan yürüyüp çıktı, düşünmekte zorluk çekiyordu… Biraz soluk almak için Çınar altında bulduğu ilk masaya oturdu. Babasının doğum gününde hediye ettiği kitap dönüp dolaşıp ona geri gelmişti… Elindeydi ona dokunuyordu işte. Yazısı biraz eskimişti ama olsundu…</p>
<p>“<strong>Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” yazıyordu… Kaybettiğini sandığı çocukluğu kokuyordu…</strong></p>
<p>Sevinmeliydi, beklediğinden daha fazlasıydı bu hayattan. Kitabın diğer sayfalarına bakmaktan korkuyordu sanki… Bir ipucu çıkacak, sırlanmış bir şeyler ortaya saçılacaktı…</p>
<p>Çaycı masasına çay bırakmaya geldiğinde, fikrini değiştirmişti, oturamayacaktı burada daha fazla. Birden ayağa fırladı, elinde <strong>Küçük Kara Balık</strong>…</p>
<p>Kitabın arasından sıyrılan zarfı fark etmedi… Kendisine yazılı mektubu masanın üstünde öylece bırakıp ayrıldı… Yürüdü üniversiteye doğru…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şehir Günlüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Jan 2017 13:59:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Ayazma]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni folk müziği]]></category>
		<category><![CDATA[folk]]></category>
		<category><![CDATA[halk kültürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6864</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8216;Yeniden doğuş için eski ve yıkıntı yerlere gittik. Rüzgarla bütün ölü ruhların dansı başladı. Bütün eski evlerin kapısı çürüdü ve bir ezgi yankılandı kilitlerde. Sen sadece kapıyı biliyorsun, peki arkası?&#8217; Korkunun vücut almış şekliydim bu sözler beynimde dönüp dururken. Bu ses nerden geldi? Kendi iç sesim miydi? Kelimeler… Kelimeler… Karlı bir kış gününde, Doğu&#8217;nun en [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/">Şehir Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Yeniden doğuş için eski ve yıkıntı yerlere gittik. Rüzgarla bütün ölü ruhların dansı başladı. Bütün eski evlerin kapısı çürüdü ve bir ezgi yankılandı kilitlerde. Sen sadece kapıyı biliyorsun, peki arkası?&#8217;</p>
<p>Korkunun vücut almış şekliydim bu sözler beynimde dönüp dururken. Bu ses nerden geldi? Kendi iç sesim miydi? Kelimeler… Kelimeler…</p>
<p>Karlı bir kış gününde, Doğu&#8217;nun en doğusu Kars&#8217;taydım. Gözlerimi açtığım şehir, bir zamanların karma kültür merkeziydi. Şimdi eski karma kültür izleri olmasa da o izlerin yansımaları duruyordu sokaklarda, kaldırımlarda…</p>
<p><figure id="attachment_6866" aria-describedby="caption-attachment-6866" style="width: 563px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/karsta-kisin-bir-sokak.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6866 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/karsta-kisin-bir-sokak.png?resize=563%2C422" alt="Karlı bir kış gününde, Doğu'nun en doğusu Kars'taydım. Gözlerimi açtığım şehir, bir zamanların karma kültür merkeziydi." width="563" height="422" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/karsta-kisin-bir-sokak.png?w=563&amp;ssl=1 563w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/karsta-kisin-bir-sokak.png?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 563px) 100vw, 563px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6866" class="wp-caption-text">Karlı bir kış gününde, Doğu&#8217;nun en doğusu Kars&#8217;taydım. Gözlerimi açtığım şehir, bir zamanların karma kültür merkeziydi.</figcaption></figure></p>
<p>&#8216;Güneş&#8217; şehrin yıkık döküklerini aydınlatıyordu. Şehri yeni keşfe çıkar gibi adım adım yolları ölçüyor, resmediyor ve hafızama kazıyordum. Beni sokaklara çağıran neydi? Resimleştirmemin sebebi neydi? Ve o sokaklarda yankılanan ezgiler neydi?</p>
<p>Şehrin ya coğrafyasından ya da o özgün kültüründen midir bilinmez ama kargalar bu şehrin sahipleri gibidir. Gökyüzünde süzülürler, sokak lambalarının üzerinde konumlanırlar. O gün, onlara ilk rastladığımda toplu bir &#8216;cenaze tören&#8217;leri vardı. Öyle kalabalıktılar ki sanki bütün toprağa serilmişlerdi. Ve zararsızlardı. Böylesi bir karga topluluğuna ilk kez tanık olmuştum. Mezarlık çıkışının önündeki boş tarladaydılar. &#8216;Hayvan&#8217; bir anda bütün özelliklerini terk edip insanlaşmıştı. Ne garip…</p>
<p>Kargalarla bir sonraki buluşmamız ya da rastlaşmamız ise evden şehre doğru yol alırken olmuştu. Bu seferse bir &#8216;ekmek töreni&#8217; vardı. Ve garip bir şekilde birbirleriyle yerdeki kırıntıları paylaşıyorlardı. İki ayrı rastlantı birçok soruyu düşündürüyordu bana. Ama sormak için henüz erkendi. Üçüncü hamleyi bekliyordum.</p>
<p><figure id="attachment_6867" aria-describedby="caption-attachment-6867" style="width: 619px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-ve-kargalar.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6867 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-ve-kargalar.png?resize=619%2C245" alt="Kargalarla bir sonraki buluşmamız ya da rastlaşmamız ise evden şehre doğru yol alırken olmuştu." width="619" height="245" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-ve-kargalar.png?w=619&amp;ssl=1 619w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-ve-kargalar.png?resize=300%2C119&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 619px) 100vw, 619px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6867" class="wp-caption-text">Kargalarla bir sonraki buluşmamız ya da rastlaşmamız ise evden şehre doğru yol alırken olmuştu.</figcaption></figure></p>
<p>O karlı kış gününde eski ve yıkık dökük evleri inceliyordum. Uzaktan bir gözle süzüyor, mimarisini tanımlamaya çabalıyordum. Zor bir işti. Çünkü sahipleri artık çok uzaktaydı, belki birer ölüydüler. Ölülerin evinden geçiyordum sanki. Ölü sokakların ruhsuz, yıkık evleri…</p>
<p><strong>Ermeni yapımı bir ev</strong>e rastladım. Uzun zamandır çekim yapıp her bir evi araştırıyordum ama kendini bu kadar belli eden bir yapı daha görmemiştim. Üstelik uzak bir açıdan görünüşü o evi yeniden diriltiyordu. Bu ev çok farklı hissettiriyordu. Çok farklı, özgün, özel&#8230; Bu özgünlüğü fotoğrafladım. O sırada yakın denilecek bir mesafede karga uçtu tam üzerimden. O an başımın üzerinden ne geçtiğini anlayamadım. Başımı kaldırdığımda karganın yavaşça uçtuğunu gördüm. Kanatlarını süzerek sanki gök onunmuş gibi uçuşunu. Karganın bu sahiplenici tavrı beni peşinden sürüklemeye yetti. Köşe başından dönüp eski evlerle dolu yol boyunca yürüdüm. Karga hala tepemdeydi ve hala süzülüyordu. Yürüdükçe bu eski yapıları hissetme isteği belirdi içimde. Parmak uçlarımı evlerin pencerelerinde gezdirdim. Yürüdükçe parmaklarımda taş binaların üzerinde yürüyordu sanki. Gözlerimi kapatıp bu sürüklenişe devam ettim. İnanılmaz bir his kapladı içimi. Kar rüzgarı esti o an. Bir &#8216;ayazma&#8217; gibi. Bu ayazma ile bütün ölü ruhlar dansa başladı. Güneş kirpiklerime vuruyordu. Parmaklarımın değdiği her yer bana yeni bir his veriyordu. Yüzyıl önce farklı milletlerin olduğu mahalleler, sokaklarında top oynayan çocuklar&#8230; Kendi folk kültürlerinin ezgileriyle kapı önlerini renklendiren yaşlılar. Bir &#8216;karnaval&#8217; gibi. Hayalin ötesinde bir duyguydu ve karga hala başımın hizasında kanat çırpıyordu, bunu hissedebiliyordum. Bu hisle birlikte kelimeler kulaklarımda çınladı, kargada ötmeye başladı. Karganın son ötüşüyle gözlerimi açtım. Ve o an tek bir kelime kulağımda asılı kaldı &#8216;Aren&#8217;.</p>
<p><figure id="attachment_6865" aria-describedby="caption-attachment-6865" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-mimarisi-ermeni-yapıti.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6865 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-mimarisi-ermeni-yapıti.png?resize=600%2C450" alt="Ermeni yapımı bir eve rastladım. Uzun zamandır çekim yapıp her bir evi araştırıyordum ama kendini bu kadar belli eden bir yapı daha görmemiştim." width="600" height="450" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-mimarisi-ermeni-yapıti.png?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-mimarisi-ermeni-yapıti.png?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6865" class="wp-caption-text">Ermeni yapımı bir eve rastladım. Uzun zamandır çekim yapıp her bir evi araştırıyordum ama kendini bu kadar belli eden bir yapı daha görmemiştim.</figcaption></figure></p>
<p>Gözlerimi göğe diktim. Karga hızlıca yol aldı. Bense hissettiğim duygunun gerçekle çarpışmasını yaşıyordum. Etraf bomboştu. Yokuş yukarı yolu çıkmaya başladım. Bir yandan müzik dinliyor bir yandan kargayı düşünüyordum.100-200 yıl kadar yaşamış bir kargaydı belki de. Binlerce suret görmüştü. Ölümler, savaşlar… Çocuklar görmüştü.. Beni bu karnavala o sürüklemişti. Ne garip… Onun görebildiklerini görmek isterdim. Farklı mezhepten, farklı ırktan insanların bir arada olduğu o gerçekliği…</p>
<p>Aklımda kalan <strong>&#8216;Aren&#8217;</strong> kelimesinin anlamına baktım. Aren, <em>Ermenice</em> kum tanesi demekmiş ve bir ağaç cinsini temsil ediyormuş. O an gerçek bir hissin esiri olduğumu anladım. Yüzüme çarpan kum tanesinden de küçük laçinlerdi&#8230; Kulaklığımı kulağıma takıp yürümeye devam ettim. Şarkının başlangıcı &#8216;<strong>Kanchum Em Ari</strong>&#8216;… Bir <u>Ermeni folk müziği</u>. O müzikle hissettiğim karnavalın esaretiydim. Kargalar topluca uçmaya, Aren yüzüme vurmaya ve bir ayazmada ölüler dansa devam etti…</p>
<h2>Ermeni Folk Ezgisi &#8216;Kanchum Em Ari&#8217;</h2>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/IRdQoV8JrwE?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong>Not:</strong> Çekilen resimler bizzat şahsıma aittir. Albümüm için çektiğim fotoğraflardır. İzinsiz kullanılmamasını rica ederim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/">Şehir Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6864</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Daktilonun Anıları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Jan 2017 08:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Ataman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6859</guid>
				<description><![CDATA[<p>BüyükR Daktilonun son arzusu -yani binlerce son arzusunun sonuncusu- bir anı defteri sahibi olmaktı. Bu defterin ilk harfi ne olmalıydı diye düsünmekteyken bir de baktık BüyükR harfi tepede ortada kendini konumlandırmıs vaziyette, sessiz sedasız durmakta&#8230; &#160; Neden defterin baslangıcını temsil etmek istedigi tam olarak anlasılamadı diyener oldu ama bir baslangıç ile anılmak da iyi birseydir, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/">Bir Daktilonun Anıları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>BüyükR</h2>
<p>Daktilonun son arzusu -yani binlerce son arzusunun sonuncusu-</p>
<p>bir anı defteri sahibi olmaktı. Bu defterin ilk harfi ne olmalıydı diye</p>
<p>düsünmekteyken bir de baktık BüyükR harfi tepede ortada kendini</p>
<p>konumlandırmıs vaziyette, sessiz sedasız durmakta&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neden defterin baslangıcını temsil etmek istedigi tam olarak</p>
<p>anlasılamadı diyener oldu ama bir baslangıç ile anılmak da iyi birseydir,</p>
<p>hak vermek lazım, bunda anlasılmayacak bi sey yok&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>BüyükR harfinin kendini begenmis bir durusu oldugunu düsünen</p>
<p>cok kisi vardsr ama ans defterinin müellifi olan Daktilo acısından</p>
<p>onu diger harf kalabalıgından ayırt eden hicbir sey yoktu.</p>
<p>Ustelik dogustan BüyükR degildi, diger tüm harfler gibi tusların</p>
<p>üstünde büyük yazılmıs olmakla birlikte aslında küçük olup büyük</p>
<p>olması istendiginde ek bir müdahele ile büyüklesiyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görünüs olarak biraz kaba saba bile denebilir belki, bilmiyorum.</p>
<p>Ben daktilo adına konusamam, sadece öylesine bir duygu iste&#8230;</p>
<p>Esasında bana soran olursa ısrarcı bir harf oldugunu söylerim&#8230;</p>
<p>Israrda ısrarcıdır, her defasında ikaz ederim, görevim bu,</p>
<p>dünyayı ukalalara bırakacak halim yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Adınız ne?</li>
<li>BüyükRe</li>
<li>Hani simdilerde rh rrr gibi hırıldıyarak gırtlaktan söyleniyor da</li>
</ul>
<p>adınız&#8230;ahı ahıahıı!!!</p>
<ul>
<li>Pardon, sunu da soralım&#8230; BüyükRe eski dilde mi oluyor??</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sacmaklıklara muhatap bile olmayan BüyükR vakur bir edayla</p>
<p>kalktı, bir savas filmi izlemek üzere kendini bedenen ve ruhen hazırladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>KLAVYE SAVASLARI. Tarihi bir film!</h2>
<p>F ve Q harflerinin temsil ettigi farklı harf dizilislerinden olusan</p>
<p>iki farklı klavye arasında sürüp giden bu savasın baslangıc tarihi neydi,</p>
<p>bunu ne daktilo biliyordu ne de BüyükR!</p>
<p>Gerçi bilgi edinmek an meselesidir malum günümüzde&#8230;Ki, bu bilgi</p>
<p>BüyükR nin ne isine yarardı diyen olursa onu da psikologundan dinleyelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Söyle söylüyor psikolog: ?BüyükR nin bastıramadıgı bir sıradanlık komleksi vardır oldum olası, bunu tedavi edemedik. Kendine özgü bir klavyesinin olmayısı, onun ruhunda hic kapanmayacak bir yaradır. Dur bakalım, belki de senin de bir klavyen olur canım filan diyerek yıllardır idare ediyorum ama&#8230; ümitsiz!?</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Belki de tam tersidir, Register ın BüyükR siyim diye kasılıyordur.</li>
</ul>
<p>Klavyem yok ama ben de buyum!? diyor olamaz m? sayın psikolog?</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Peh! Klavyesi olanı da gördük!!! Dogru.</li>
</ul>
<p>Bkz.F</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>BüyükR derin bir nefes aldı ve filmi basa sardı.</p>
<p>Bu sacma sapan F ve Q nun nas?l olup da tipografi literatürüne damga vuran</p>
<p>mertebelerini kazandıklarını daha ayrıntılı tetkik etmek istiyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Seyir Baslasınnnn!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>trrrrrrrrr..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Binsekizyüzlü bir yılda, ikì isimli bir bey, icat ettigi bir yazı makinesinin mekanik harf kollarından herhangi ikisi aynı anda kagıda dogru havalandıgında sıkısmaya neden olduklarını fark eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bay Sholes (mucit beyin ikìnci adı) bu problemin çözümü için,</p>
<p>kullanıcının hızını yavaslatmak amacıyla harflerin yerini alabildigine</p>
<p>karıstırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulasabilecegi yerlere</p>
<p>yerlestirmeyi uygun görür ve Q klavye adını verdigimiz yeni harf dizilimi ortaya çıkar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Niye Q?</h2>
<p>Biz de bunu merak ediyorduk.</p>
<p>Çünkü; üst tus grubunun sol üst kösesinde Q durmaktadır.</p>
<p>Hadise bundan ibarettir meraklı tursucular!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne yazık ki öyle degil iste!</p>
<p>iki saçmal?k var. Ilki; mucit beyin harf kolları birbirine dolanıyor diye</p>
<p>o dahi beyninde sekillenecek en son fikir, kullanıcının hızını kesmektir herhalde&#8230;</p>
<p>Git baska birsey daha icat et de, kullanıcı on parmagı ile</p>
<p>havada uçussun! Niye ugrastı didindi on parmakla yazmayı ogrendi¡</p>
<p>senin yetersiz tasarımın yüzünden yavaslasın, sıradan bir daklilograf</p>
<p>olarak anılsın diye mi? Peh!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ikinci sacmalık: neden ille basta duran harfin adını alıyor klavyeler??</p>
<p>Kolay tarif edilsin diye – hic zora gelemeyiz zaten!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki F klavye nesiyle meshur? Türkceye uygunsuzluguyla!</p>
<p>Hadi bakalım gelsin yine icat&#8230; Bu defa üç isimli bir Türk mucidimiz,</p>
<p>Ihsan Sıtkı Yener, -bu isimle  bir büyükelçi olabilecekken-  tusları</p>
<p>yeniden dizmis ve Türkiyeye en uygun harf dizilimi olan F klavyeyi meydana getirmistir.</p>
<p>F klavye su anda dünya yüzünde toplam 14 kisi tarafından kullanılmaktadır. (yaklasık)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Film, bu son cümleyle Chaplinvari bir finalle kapandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>BüyükR herzamanki gibi yine tatminsizdi-haklı olarak.</p>
<p>Chaplin finalleri hiçbir zaman böyle anlamsız olmamıstır zira!</p>
<p style="text-align: center;">xxx</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Kücüke takıntılı yazar</h2>
<p>Daktilo sarsıldı, kırt kırt kırt diye merdane döndü&#8230;</p>
<p>bir beyaz A4 kagıt yukarıya dogru yavasca yükseldi. Iste yine o&#8230;mazosist adam!</p>
<p>yüzlerce sayfa (300 syf) yazıyor ama e harfi kullanmıyor. Niye??</p>
<p>Bu sorunun cevabını ne daktilo ne de BüyükR* bilmiyordu. Isin hosu, kitabı okuyan hiç kimse bunu farketmedi.</p>
<p>Cok ironik!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kaybolus”ta -kitabın adı-  altıncı harfin  romana hiç sızmayacagı bir yapı kurmustur yazar deniyor.</p>
<p>Insanoglunun beynine “görme terbiyesi”vermek için eziyetli bir yol yol secmis Georges Perec, Fransız yazar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rivayete göre yazarın kaybolmasına göz yumdugu e harfi, Fransız isbirlikçiler tarafından nazilere verilen ve toplama kampında ölen annesini simgeliyormus.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kitabın tercümesi de bir eziyet. Çeviren de tabiatiyle e harfini kullanmayacak. Buyrun bir mucizeci daha&#8230;</p>
<p>Cemal Yardımcı, Tükcelestiren cengaver. Bir yıl eve kapanıp ceviriyi tamamlamıs. Harika bir is.</p>
<p>Daktilo begendi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*BüyükR : Bir bilen. (Yazarın notu)</p>
<p style="text-align: center;">xxx</p>
<h3>Kaybettigin harfler masadan düsmüs olmasın?!</h3>
<p>Bir daktilonun basına gelebilecek en sıkıntılı durum iste tam karsısındaydı.</p>
<p>Yeteneksiz yazar, sandalyesini birkaç kez yerlestirmis, masayla uyum saglayacak sekilde iyice düzeltmis, tomarla A4 kagıdı muntazam istiflemis, kıpırtısız oturmaktaydı.</p>
<p>Romanın ilk cümlesini düsünüyordu. Tam 4 gündür!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Parmaklarını  çıtlatıyor, kollarını öne dogru uzatıyor, vücut gergin,</p>
<p>birdenbire sular seller gibi yazmaya baslayacak&#8230; derken, L, P, M</p>
<p>veya baska bir harfi bulamadıgı için, daha dogrusu hicbir harf daktiloda arayınca bulunmadıgı için meshur ilk cümlenin yazılamayıs kabahatini habire daktiloya yüklüyor!</p>
<p>“Yaa ne biçim daktilo bu da birader&#8230;”gibisinden laflar daktiloya hiç iyi gelmez esasında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeteneksiz birden isi çözdü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yahu” dedi “neden ilk cümle lazım? Besinci cümleden baslasam nolur ki?</p>
<p>Ilk cümleler olayın bütünü için önemli degildir, son cümleye bakmak lazım</p>
<p>Zaten!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Böylelikle sondan basa ilerleyen yazısına ortadan basladı.</p>
<p>Katil usaktı.</p>
<p>Gelgelelim usak baslangıçta henüz 3 aylıktı, yeni dogmustu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zaten cinayetini de 27 sene sonra, kitabın ortalarına dogru islemisti.</p>
<p>önce bircok degerli referans kazanmıs, son isinde 7 sene cok basarılı</p>
<p>bir usak olarak begenilmis, sonra da kalkıp cinayet islemisti.</p>
<p>isledigi cinayet de öyle eften püfen birsey degildi, bir usak icin</p>
<p>gerekli olan tüm degerleri katletmisti.. Sadakat, namus, sabır,</p>
<p>dayanıklılık&#8230; hepsini!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ortalık çalkalanıyordu. Ne olmustu da bu müstesna sahsiyet tam</p>
<p>tersine dönmüstü?</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Katil, sabahın ilk ısıklarıyla uyandı.</h3>
<p>Her zamanki gibi hemen banyoya kostu, dus/tras&#8230; misler gibi oldu, jile, ütülü pantolon, çizgili yelek, kar beyazı kolalı gömlek giyildi, köstekli saat yelekte, ayakkabılar zaten pırıl, sacta hafiiif bir biyantin&#8230;</p>
<p>Ve minik, tatlı bir tebessüm!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>iki haber vermesi gerekiyordu, biri iyi biri kötü!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>içindeki kötü ile dısındaki iyi, hazırlandılar.</p>
<p>Hangisinden baslayacagına o an karar verecekti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kötü haber tez yayılır hamfendi dedi aniden. Ne yazık ki&#8230;filan falan.</p>
<p>Minik tatlı tebessüm aynen dururken söyledi bütün bunları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve sonra yine aniden, iyi haberden vazgeçti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Simdi bu karakter aslen berbat görünüyor-ama degil.</p>
<p>Onun da kendine göre sebepleri var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki de, her kötülügü yapıp edip, zarar veren herkesin sebebi vardır elbet deyip</p>
<p>bagıslamaya hazır m? olmalıyız?</p>
<p>Sebep yani gerekce, bagıslama fiilini beraberinde tasır mı?</p>
<p>Sebepsiz hicbir seyi bagıslayamaz mıyiz? bagıslamamalı mıyız?</p>
<p>Niye??</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burada bir soru isareti bırakalım ve kötü haberin yıktıgı hamfendiye bir bakalım. Sapsarı kesilmisti, elini alnına hafifce degdirmis, sendeliyordu. Birden içi bosalmııs gibi düsüverdi.</p>
<p>Usak hiç kımıldamadı mı, kosarak çıkıp doktor doktor diye bagırdı mı? Bunu kimse bilmiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonraki günlerde hamfendi hiç iyilesmedi. iyi haberi hic bilmedi.</p>
<p>Usagın bu cinayeti hep konusuldu, hiç kimse bir anlam veremedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Usaga ne mi oldu?</h3>
<p>Ayakkabılarını degistirip, sokaktaki kalabalıga karıstı.</p>
<p>Sokak cok kalabalıktı, kadınlar ve erkekler itis kakıs, acele içinde kosar adımlarla bir o yana bir bu yana segirtiyorlardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir adam, saçı bası mis gibi, gayet tertipli kıyafeti ile gülümseyen bir adam, agır hareketlerle dalgalanan kalabalıga karıstı, sis oldu, bugu oldu,yavasca eridi, kayboldu.</p>
<p>Yerde duran bos ayakkabıları aceleci insanlar savurdular, ezdiler.</p>
<p>O pırıl pırıl ayakkabıları mahvettiler.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/">Bir Daktilonun Anıları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6859</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İyi Bir Blog Yazarı Olmak İçin 7 Altın Kural</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iyi-bir-blog-yazari-olmak-icin-7-altin-kural/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iyi-bir-blog-yazari-olmak-icin-7-altin-kural/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Jan 2017 11:17:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6847</guid>
				<description><![CDATA[<p>Artık aklımıza gelen yazıya dökmemizi düşündüğümüz şeyleri defterler yerine parlak ekranlara geçiriyoruz. İnternet sayesinde on on binlerce insan yazdıklarımızı okuyor. Bu sebepten dolayı artık çoğu insan blog yazarı. Aklınıza gelebilecek her konu hakkında yazabileceğiniz ucu bucağı olmayan bu yazarlık türünde insanların yazılarınızı okuyacağını düşünerek yazmak çok önemli. İster para kazanmak için, ister kendinizi geliştirmek için, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-bir-blog-yazari-olmak-icin-7-altin-kural/">İyi Bir Blog Yazarı Olmak İçin 7 Altın Kural</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Artık aklımıza gelen yazıya dökmemizi düşündüğümüz şeyleri defterler yerine parlak ekranlara geçiriyoruz. İnternet sayesinde on on binlerce insan yazdıklarımızı okuyor. Bu sebepten dolayı artık çoğu insan blog yazarı. Aklınıza gelebilecek her konu hakkında yazabileceğiniz ucu bucağı olmayan bu yazarlık türünde insanların yazılarınızı okuyacağını düşünerek yazmak çok önemli.</p>
<p>İster para kazanmak için, ister kendinizi geliştirmek için, ister sadece yazmak için yazın iyi bir blog yazarı olmanın sırları şimdi sizinle paylaşacağız.</p>
<h2>Keyif Aldığınız Konularda Yazın</h2>
<p>Öncelikle hakkında bilgi sahibi olduğunuz konularda yazın. Yazmaktan keyif almıyorsanız başka konularda yazmayı deneyin. Çünkü yazı yazma işleminin çileye dönüşmemesi gerekir. Zorlama konularda yazı yazmak sağlam bir bilgi birikimi ister yazdığınız konuları iyice araştırın ve yazıyı bitirmek için acele etmeyin.</p>
<h2>Belirli Bir Hedef Kitlesine Hitap Edin</h2>
<p>Bir blog yazarı olarak yapmanız gereken ilk şey bir hedef kitlesi belirlemek. Hedef kitlesi belirlerken çok fazla kişiye hitap etmeyi düşünmeyin. Yazılarını düzenli olarak okuyabilecek bir kitleye ulaşmak işin püf noktası. Kalıcı olabilmenin yolu hedef kitlenizin sizi düzenli olarak takip etmesinden geçiyor. Bu yüzden çok fazla insan tarafından takip edilme fikrini bir kenara bırakabilirsiniz.</p>
<h2>Hedef Kitlenizin Dilinden Anlayın</h2>
<p>Hedef kitlenizin nelerden hoşlandığını, nasıl hitap etmeniz gerektiği, yaş grubunu, genellikle hangi işlerle meşgul olduklarını bilmek onların dilinden anlaşmanızı sağlayacaktır. Başka dillerde yazı yazıyorsanız örneğin Meksika’da yaşayan insanlara hitap ediyorsanız İspanyolca biliyorsanız bile <a href="https://www.eniyitercume.com">yerelleştirme hizmeti</a> alarak dili etkin bir şekilde kullanmak daha çok okunmanızı sağlayacaktır.</p>
<h2>Freelance İş İmkanlarını Değerlendirin</h2>
<p>Yazarken para kazanmanız mümkün. Bu fırsatları değerlendirin. Freelance çalışmak yani serbest olarak çalışmak kendinize fazla vakit harcamanızı sağlayacaktır. Kazandığınız paralarla seyahatlere çıkabilir seyahat yazıları yazabilir bunları gezi blogları yazan sitelere satabilirsiniz.</p>
<h3>Kendi Web Sitenizi Kurun</h3>
<p>Kendi web sitenizi kurarak yaptıklarınızı paylaşabilirsiniz. Aynı zamanda yazılarınızı buralarda yazmak popülerliğinizi arttıracaktır. Hatta web sitenizi <a href="https://eniyitercume.com/web-sitesi-tercume/">web sitesi tercüme</a> yaptırarak daha fazla insana ulaşmanız mümkün.</p>
<h3>Sosyal Paylaşım Sitlerini Etkin Kullanın</h3>
<p>Sosyal medya üzerinden sizin gibi blog yazarlarını takip edin. Neler yaptıklarını bilmek size fikir sağlayacaktır. Aynı zamanda fotoğraflarınızı yazılarınızı buralarda yayınlamak sizin için iyi bir reklam olacaktır.</p>
<h3>Yazarken Bunlara Dikkat Edin!</h3>
<p>Gelelim yazarken nelere dikkat etmemiz gerektiğine. Öncelikle dil kurallarına dikkat ediyoruz. Yazılarımız okunaklı ve merak uyandırıcı olmalı. Koca koca paragraflar yerine alt başlıklarla süslenmiş kısa paragrafların okunma ihtimali daha yüksek. Malum okumayı pek sevmeyen bir milletiz.</p>
<p>İçeriklerinizde görsel öğelere yer vermek her zaman avantaj sağlar. Görsel içerikler birçok insanda merak uyandırır. Sayılar kullanarak, maddeler halinde yazarak daha fazla insanın sizi okuması için yazıyı çekici bir hale getirin.</p>
<p>Unutmayın bir yazı ne kadar merak uyandırıyorsa o kadar çok okunur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-bir-blog-yazari-olmak-icin-7-altin-kural/">İyi Bir Blog Yazarı Olmak İçin 7 Altın Kural</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iyi-bir-blog-yazari-olmak-icin-7-altin-kural/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6847</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Veda Busesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Jan 2017 12:29:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selin Togay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6814</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Merhaba sevgilim, Keşke her şey mutlulukla biten aşk hikayeleri gibi olsa. İzimizi ayakkabımızdan bulsa özlemeni duyduğumuz bir yakışıklı ya da öpücüğünle mühürlese gözlerimizi prens. İşte hayat göründüğü gibi basit değil. İlk taze günlerde, yüreğimizde mutluluk kelimeleri uçuşurken ayaklarımızı yerden kesen duyguyla hareket ediyorduk çoğu zaman. Kalbimiz bir kelebek misali yığınla pembe toz bulutlarının içine hapsolmuştu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/">Veda Busesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Merhaba sevgilim, </strong></p>
<p><strong>Keşke her şey mutlulukla biten aşk hikayeleri gibi olsa. İzimizi ayakkabımızdan bulsa özlemeni duyduğumuz bir yakışıklı ya da öpücüğünle mühürlese gözlerimizi prens. İşte hayat göründüğü gibi basit değil. İlk taze günlerde, yüreğimizde mutluluk kelimeleri uçuşurken ayaklarımızı yerden kesen duyguyla hareket ediyorduk çoğu zaman. Kalbimiz bir kelebek misali yığınla pembe toz bulutlarının içine hapsolmuştu. Gerçekleri görmekten o kadar çok uzaklaşmıştık ki, hayat hep sevimli yüzünü gösteriyordu sanki. Kişi karşısındakini kendileştirdiği zaman o ilişki yorgun düşüyor. Yorulmuştuk… Kendileştirmiştin beni.”</strong></p>
<p>Döndü, bir kez daha baktı arkasına. Oda ilk defa gözüne bu denli boş geldi. Tüm eşyalarını almıştı giderken. Kendisini hatırlatan tüm eşyaları almalıydı zaten birer birer. O geldiğinde evi boş görmeliydi. Canını yakmalıydı onun.  Farkında değildi gidenler eşyalarınla hatırlanmazdı ki zaten, anılar yeterdi bunun için. Tek bir hamleyle sildi sicim gibi akan damlaları. ‘ Boş ver. ‘ dedi içinden biri. ‘ O, bunu hak ediyor, boş ver. ‘ Yankılandı sessiz çığlıkları odada.</p>
<p><strong> “Yürürken sendeleyen bir ilişki kalmıştı elimizde. Etrafımızdaki pembe toz bulutları dağıldığında, ayağımız yere basmaya başlayınca gerçekleri görmeye başlamıştık. Ben bir şeylerin mücadelesini verirken, karmaşık bir düzenin içinde yapayalnızdım. Yalnız, yorgun, çaresiz… “</strong></p>
<p>Bir adım atmıştı ki tekrar döndü, baktı odaya boş, soğuk gözlerle. Gözü yerde serili olan beyaz halıya takıldı. Çıplak ayaklarınla bası verdi. Uzun uzun gezdi halıda. Binlerce kez geçmişti bu halının üzerinden, çok kez de sevişmişlerdi. Peki ya şimdi? Sevdiği adam, canı her istediğinde terk eden bir adama dönüşüvermişti. Çabuk kızan, kırılan, yorulan… Unutmuşlardı bile birbirinin tenini. En son ne zaman sevişmişlerdi?</p>
<p><strong>“Her sorun karşısında kaçıp gitmen, sorunlarla sadece benim mücadele etmemi bekleyen edalarındı yeni sandığın beni ortaya çıkaran. Her terkedişlerinde üşüdüğümü sanırdım aniden, hele aysız gecelerde ağlardım hıçkırarak sessizce… Yüzümden süzülen binlerce damlada senin adın yazılıyordu. Uzun terkedişler yaşattın bana, kısa mutluluklara bedel. Yağmurda ıslanan kaldırımlarda tanımadığım kişilere benzetirdim seni. Gelmeyeceğini bilerek saatlerce beklerdim camda. Neden insanlar bu kadar çaresiz olabiliyor?”</strong></p>
<p>Eve geldiği ilk günü hatırladı. Yüzüne bir gülümseme yerleşti. ‘ Ne o, pes mi ediyorsun? ‘ dedi içinden aynı ses. Yüzündeki gülümseme çizgisi kaybolmadı. Seviyordu ki onu peki ya o?</p>
<p><strong>“Çok mu önemsemiştim acaba seni?  Her şey zor gelmişti sana, sevmek bile… Güneşin doğuşunda başlayan kırgınlıklarımız, güneşin batışında da devam ediyordu. Gizleniyordum karanlığa, küçülüyordum gözünde tıpkı eriyen bir kar tanesi gibi. Hiçbir dua geceyi sabaha dikmiyordu. Kan kaybediyordu dualar, ağlıyordum…”</strong></p>
<p>Onun nefesini hatırladı birden. İnce bir dantel gibi işliyordu nefesi ruhunu, bedenini… ‘Unutma, kaç kez bırakıp gitti o seni.’ dedi içinden bir ses. Adımları sıklaştı birden ama bu defa dönüp bakmayacaktı yaşanılanlara.</p>
<p><strong>“Bugün bir şeyler kanıyor şuramda sevgilim, sol yanımda. Bir şeyler acıtıyor canımı… Artık konuşmak da yaşam gibi çok gereksiz, anlamsız… Bu sefer konuşmalıyım, ama ne var ne yok dökmeliyim içimi. Kan kusan yalnızlığımı bir de sana anlatmalıyım. Yanımda olmana rağmen yalnız olmaktan, iki kişilik ilişkiyi tek başıma yürütmekten yoruldum artık. Gitmek ve kalmak… Bu iki kelimenin arasına sıkışmış bir hayatı bana yaşattığın için konuşmalıyım bu defa. Sessiz çığlıklarım, yağan yağmurda gök gürültüsüne dönüşmeli bu gece.”</strong></p>
<p>Gök gürültüsü yerinden sıçramasına sebep oldu. Ürktü, ağlamaya başladı. Onunlayken, yağmurdan, gök gürültüsünden korkmuyordu. Ona huzur dolu kucağında korku kalır mıydı hiç? ‘ O seni yağmurlu günde terk etti, unutma. ‘ dedi içinden aynı ses. Yağmur daha da şiddetli yağıyordu. Her gök gürültüsünde eski güzel hatıralarının bedelini ödüyordu ürkerek, korkarak.</p>
<p><strong>“Sokaklarda yorgun artık, bu gece akıp gitmeliyim yere düşen her damlayla. Ellerinin sıcaklığını yüreğime bastırıp yok olmalıyım karanlıkta. Gülen gözlerini ezberimden silip, sevdiğin şarkıyı fısıldayarak… Saç telimden, ayak parmaklarıma kadar her hücrem kimsesiz artık, üşüyen yanaklarım da, tırnaklarım gibi kimsesiz artık.”</strong></p>
<p><strong>“Ellerim yukarıda peşimi bırak artık sevgilim. Her şeyimi aldın, şimdi gitme sırası bende. Bundan sonra geri dönmem imkansız. Şimdi hayatla yüzleşmeye gidiyorum. HOŞÇA – KAL…”</strong></p>
<p>Her şey tamamdı artık, gitme vakti gelmişti. Cebinden usulca çıkardı zarfı. Yerde duran beyaz halının üzerine bıraktı. Gözyaşları daha da derinleşti. Hızlı adımlarla ardına bakmadan uzaklaştı odadan. Caddeye çıktığında soğuk, ıslak kaldırımlar karşıladı onu. İliklerine kadar acıyı duyumsadı. Dudaklarında bir fısıltı, gözlerinde acı hatıralar gece karanlığında git gide kayboldu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/">Veda Busesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6814</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Şiir Yazamam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-siir-yazamam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-siir-yazamam/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Jan 2017 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İnci Demirbağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6806</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zorlama, Aşk, hüzün biraz da eylülü bilmek lazım. Üşümek lazım Yatağında sabahı sabah etmek Uyandığında tekrar uykuya dalamamak lazım. Bana sorarsan, Sen de yazma Kaç gönle misafir oldun yahu. Kalpler sende Sana emanet edilecek bir şeyler bulmuş. Ama sen o kalplerin içini dolduramamışsın kalbinle Aşık olmuşlar peri kızına Sevmemişsin onları Üstüne de rol yapmışsın. Sen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-siir-yazamam/">Ben Şiir Yazamam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zorlama,</p>
<p>Aşk, hüzün biraz da eylülü bilmek lazım.</p>
<p>Üşümek lazım</p>
<p>Yatağında sabahı sabah etmek</p>
<p>Uyandığında tekrar uykuya dalamamak lazım.</p>
<p>Bana sorarsan,</p>
<p>Sen de yazma</p>
<p>Kaç gönle misafir oldun yahu.</p>
<p>Kalpler sende</p>
<p>Sana emanet edilecek bir şeyler bulmuş.</p>
<p>Ama sen o kalplerin içini dolduramamışsın kalbinle</p>
<p>Aşık olmuşlar peri kızına</p>
<p>Sevmemişsin onları</p>
<p>Üstüne de rol yapmışsın.</p>
<p>Sen şiir yazma rolünü oyna!</p>
<p>Kandırdım…</p>
<p>Ben şiir yazarım aslında…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-siir-yazamam/">Ben Şiir Yazamam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-siir-yazamam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6806</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kendimce</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kendimce/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kendimce/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Jan 2017 11:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Altay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6803</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başka bir hayattı o, yaşanmış geçmiş&#8230; Duyguların rengarenk koşuşturduğu, her yeni günün merakla beklendiği, Her şeyin fazla önemsendiği ve bunun için zaman zaman yıpranıldığı İdeal olmasa da ona yakın bir dünyanın var olabileceği, kötülüğün yerini iyiliğin alabileceği inancı Kişisel hırslar, ihtiraslar , savaşlar Yine de güzeldi denilebilecek, Başka bir hayattı o, yaşanmış geçmiş &#160; Artık [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendimce/">Kendimce</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Başka bir hayattı o, yaşanmış geçmiş&#8230;</p>
<p>Duyguların rengarenk koşuşturduğu, her yeni günün merakla beklendiği,</p>
<p>Her şeyin fazla önemsendiği ve bunun için zaman zaman yıpranıldığı</p>
<p>İdeal olmasa da ona yakın bir dünyanın var olabileceği,</p>
<p>kötülüğün yerini iyiliğin alabileceği inancı</p>
<p>Kişisel hırslar, ihtiraslar , savaşlar</p>
<p>Yine de güzeldi denilebilecek,</p>
<p>Başka bir hayattı o, yaşanmış geçmiş</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Artık ayakta kalmak en büyük arzu oldu</p>
<p>Masumca güldürebilen tek şey, bir çocuğun sevimliliği,</p>
<p>saflık sadece orda kaldı çünkü</p>
<p>Eskisi kadar çok önemli gelmiyor elde edilenler, edilemeyenler;</p>
<p>her ne kadar eksiklikleri hissedilmeye devam etse de</p>
<p>Kabullenme çağı başlıyor, idealizmin hayal kırıklığından başka birşey olmadığını</p>
<p>Ve yaşamanın ne kadar insanca ve basit olursa o kadar güzel olduğu…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendimce/">Kendimce</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kendimce/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6803</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyazıt’ın Simgesi, İstanbul’un İmgesi:  Şair Hüseyin Avni Dede ile Şiire Dair</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyazitin-simgesi-istanbulun-imgesi-sair-huseyin-avni-dede-ile-siire-dair/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyazitin-simgesi-istanbulun-imgesi-sair-huseyin-avni-dede-ile-siire-dair/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Jan 2017 08:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6797</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8230;13 Nisan Çarşamba, 2016&#8230; “İstanbul’da insanlar çabuk seviyor, Halbuki ben şimdiye kadar hiç sevmedim&#8230;” “kendimden biliyorum sizi de ağlatırlar bir gün nasibi acılardan alırsınız&#8230;” Hüseyin Avni Dede Bu lirik dizelerin şairi, Hüseyin Avni Dede’yi okulumuzda ağırlamanın mutluluğunu yaşıyoruz&#8230;                                                                                                          Okulumuz Konferans salonunda gerçekleşen şair Hüseyin Avni Dede Söyleşisi, içinde edebiyat sevgisi olan öğrencilerimizi anlamlı bir yolculuğa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyazitin-simgesi-istanbulun-imgesi-sair-huseyin-avni-dede-ile-siire-dair/">Beyazıt’ın Simgesi, İstanbul’un İmgesi:  Şair Hüseyin Avni Dede ile Şiire Dair</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8230;</strong><strong>13 Nisan Çarşamba, 2016&#8230;</strong></p>
<p>“İstanbul’da insanlar çabuk seviyor,<br />
Halbuki ben şimdiye kadar hiç sevmedim&#8230;”</p>
<p>“kendimden biliyorum<br />
sizi de ağlatırlar bir gün<br />
nasibi acılardan alırsınız&#8230;”</p>
<h2>Hüseyin Avni Dede</h2>
<p>Bu lirik dizelerin şairi, Hüseyin Avni Dede’yi okulumuzda ağırlamanın mutluluğunu yaşıyoruz&#8230;<strong>                                                                                                          </strong></p>
<p>Okulumuz Konferans salonunda gerçekleşen şair Hüseyin Avni Dede Söyleşisi, içinde edebiyat sevgisi olan öğrencilerimizi anlamlı bir yolculuğa çıkarmıştır. Bir şairin içtenliğini, özgünlüğünü yakından tanıma fırsatı bulan öğrencilerimiz, anısal belleğinde bu özel günü unutmayacaklardır.</p>
<p><figure id="attachment_6799" aria-describedby="caption-attachment-6799" style="width: 832px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sair-huseyin-avni-dede.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6799 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sair-huseyin-avni-dede.jpg?resize=640%2C369" alt="Şair Hüseyin Avni Dede" width="640" height="369" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sair-huseyin-avni-dede.jpg?w=832&amp;ssl=1 832w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sair-huseyin-avni-dede.jpg?resize=300%2C173&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6799" class="wp-caption-text">Şair Hüseyin Avni Dede</figcaption></figure></p>
<p>“Ölüme çare buldum, insanları sevmek hiç ölmemektir&#8230;” ifadesiyle insana ve hayata dair duygu dünyasını özetleyen Hüseyin Avni Dede, öğrencilerimizin özgün soruları karşısında içten cevaplar vermiş, gönülleri fethetmiştir.</p>
<p>1973 yılında “Şairler Üzülmesin&#8230;” ile edebiyat dünyasına ilk adımını atan Hüseyin Avni Dede, “eski bir yeleğin taflanlara düşen gölgesiyle&#8230;” okulumuzdan güzel anılarla ayrılmıştır.</p>
<p>Bu güzel etkinliğin oluşmasında emeği geçen sevgili öğretmenlerimize ve edebiyatsever öğrencilerimize sonsuz teşekkürler&#8230;</p>
<p><strong>13 Nisan tarihi yaklaşıyor ve anılara yolculuk eden öğrenciler sesleniyor: “Gözünün bebeğinde hüzün olan Hüseyin abi, hoş geldiniz okulumuza&#8230; ”</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyazitin-simgesi-istanbulun-imgesi-sair-huseyin-avni-dede-ile-siire-dair/">Beyazıt’ın Simgesi, İstanbul’un İmgesi:  Şair Hüseyin Avni Dede ile Şiire Dair</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyazitin-simgesi-istanbulun-imgesi-sair-huseyin-avni-dede-ile-siire-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6797</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SANDAL</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sandal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sandal/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Jan 2017 11:30:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gökhan Baz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6786</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mutluluk çok mu zor? Acaba. Nankörlük neden bu kadar çok? Sevgiler neden bu kadar zalim İnsanlar neden bu kadar hain Neden hayat bu kadar sıkıyor bizi Neden izin vermiyor tek bir nefese Neden bırakmıyor huzur ile baş başa Neden vuruyor daima sırtımızdan Bazen düşünüyorum da… &#160; Mutluluk ne demek? Mutluluk benim için bir sandaldan ibaret [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sandal/">SANDAL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mutluluk çok mu zor? Acaba.</p>
<p>Nankörlük neden bu kadar çok?</p>
<p>Sevgiler neden bu kadar zalim</p>
<p>İnsanlar neden bu kadar hain</p>
<p>Neden hayat bu kadar sıkıyor bizi</p>
<p>Neden izin vermiyor tek bir nefese</p>
<p>Neden bırakmıyor huzur ile baş başa</p>
<p>Neden vuruyor daima sırtımızdan</p>
<p>Bazen düşünüyorum da…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Mutluluk ne demek?</h2>
<p>Mutluluk benim için bir sandaldan ibaret</p>
<p>Koskoca bir sahildeki ufak bir sandaldan</p>
<p>Bir köşesinde ufakça kaynayan çayım</p>
<p>Diğer köşesinde ısınmak için kullandığım mangalım</p>
<p>Bir battaniye olsun zorla ısınayım</p>
<p>İçimi ısıtacak bir bardak çayım</p>
<p>Sevgi dolsun içime ve birçok hayal</p>
<p>Oltam oynadığında çekeyim ucundaki balıkları</p>
<p>Koyayım mangalıma ve afiyetle yiyeyim</p>
<p>Çook değil az mutluluk olsun maksat.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ateşimden gelen çıtırtılar olsun seslerim</p>
<p>Ufak bir pikaptan çıkan şarkılar olsun</p>
<p>Uzanayım gökyüzüne doğru başlasın hayaller</p>
<p>Sonsuz süren hayat serüvenleri</p>
<p>Sevmeler,aşklar,iyilikler dolar içime</p>
<p>Mutluluk buydu benim hayallerimde</p>
<p>Para pul mal varlık değil istediklerim</p>
<p>Benim için mutluluk sadece söylediklerim</p>
<p>Alsın dalgalar sandalımı götürsün istediği yere</p>
<p>Bu mutluluk yeter bana giderim ben her yere…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/8Ed0yJSAGAQ?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sandal/">SANDAL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sandal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6786</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Belki De İlerdedir Yaşanacak Günlerin En Güzelleri… / Nazım Hikmet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/belki-de-ilerdedir-yasanacak-gunlerin-en-guzelleri-nazim-hikmet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/belki-de-ilerdedir-yasanacak-gunlerin-en-guzelleri-nazim-hikmet/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 14 Jan 2017 14:50:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İrem Başaran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6777</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlerde görecektik o güzel günleri ya da umutla bekleyecektik alnımızda yazılı kaderi. Gelip uzun uzun öpecekti hayat belki ya da bize çelme atıp düşürecek, elimizden tutup kaldıracak ve tekrar düşürecekti. Biz yorulmaktan yorulacak hayat ise devam edecekti. Hayat böyledir işte acımasız, yüzsüz… Nazım’da böyleydi bir nevi. “Romantik devrimci” diyorlardı ona. Fikirleri yüzünden neredeyse bütün hayatı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/belki-de-ilerdedir-yasanacak-gunlerin-en-guzelleri-nazim-hikmet/">Belki De İlerdedir Yaşanacak Günlerin En Güzelleri… / Nazım Hikmet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İlerde görecektik o güzel günleri ya da umutla bekleyecektik alnımızda yazılı kaderi. Gelip uzun uzun öpecekti hayat belki ya da bize çelme atıp düşürecek, elimizden tutup kaldıracak ve tekrar düşürecekti. Biz yorulmaktan yorulacak hayat ise devam edecekti. Hayat böyledir işte acımasız, yüzsüz…</p>
<p><strong>Nazım</strong>’da böyleydi bir nevi. “Romantik devrimci” diyorlardı ona. Fikirleri yüzünden neredeyse bütün hayatı hapiste ve sürgünde geçmişti. Yaşadığı hayat boyunca birçok sıfat sığdırdı kendine. Oyun yazarı, şair, romancı, anı yazarı… Fakat yılmadı. Hapiste de olsa ismini değiştirip yazmaya devam etti. Türk edebiyatına serbest nazım ölçüsünü getirdi. Bu hırs ve edebiyat aşkı ile yanan yüreği ulusal bir üne kavuşmasına neden oldu ve 20.yüzyılın en gözde şairi olma şerefine nail edildi. Şiir yazarken yazıları içine sığmadı taştı, gelişti, hamdı olgunlaştı ve yeni kalıplar bulmaya başladı. Sovyetler Birliğinde olduğu yıllar arasında arayışları doruk noktasına çıktı ve Türkçe’nin ana özellikleri ile bir ahenk uyumu içinde olan “serbest nazım ölçüsü” nü buldu.</p>
<p><figure id="attachment_6778" aria-describedby="caption-attachment-6778" style="width: 486px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/belkide-ileridedir-yasanacak-gunlerin-en-guzeli-nazim-hikmet.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6778 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/belkide-ileridedir-yasanacak-gunlerin-en-guzeli-nazim-hikmet.jpg?resize=486%2C636" alt="1925 yılında yazdığı şiirlerden dolayı birçok defa yargılandı Hikmet. Hatta orduyu ayaklanması için kışkırttığı gerekçesiyle 28 yıl hapsi istendi." width="486" height="636" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/belkide-ileridedir-yasanacak-gunlerin-en-guzeli-nazim-hikmet.jpg?w=486&amp;ssl=1 486w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/belkide-ileridedir-yasanacak-gunlerin-en-guzeli-nazim-hikmet.jpg?resize=229%2C300&amp;ssl=1 229w" sizes="(max-width: 486px) 100vw, 486px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6778" class="wp-caption-text">1925 yılında yazdığı şiirlerden dolayı birçok defa yargılandı Hikmet. Hatta orduyu ayaklanması için kışkırttığı gerekçesiyle 28 yıl hapsi istendi.</figcaption></figure></p>
<p>Dava ve yaşadığı sürgünler hakkında biraz bilgi verelim; 1925 yılında yazdığı şiirlerden dolayı birçok defa yargılandı <strong>Hikmet</strong>. Hatta orduyu ayaklanması için kışkırttığı gerekçesiyle 28 yıl hapsi istendi.  Bursa, Ankara, İstanbul 12 yıl da bu şehirlerde hapis yattı. Neredeyse tüm yaşamını kodeste geçirdi bu usta şair. Yılmadı, durmadı, durdurulamadı. İsmini değiştirdi yine yazdı içindeki duyguları. İnsanlara gerçeği göstermek içindi bunca çabası. Af ile kavuştu özgürlüğüne. Yeniden yargılanacaktı ki yurt dışına kaçmayı tercih etti. Bu tercihinden sonra ise ne yazık ki Türk vatandaşlığından çıkarıldı fakat şunu bilmiyordu <strong>Nazım Hikmet</strong>; 58 yıl sonra tekrar Türk vatandaşlığına alınacaktı. Olsundu. O yine de umudu yitirmedi. Yurt dışında birçok yerde konferans düzenledi konuşmalar yaptı. İnsanları bilinçlendirmek adına kendi kimliğini hiçe saydı.  Savaş ve emperyalizme karşı olan eylemlere katıldı. Durmadı… Radyo programcılığı yaptı. Kimse onu durduramadı. Kendi düşüncesine odaklanmış, kimseyi gözü görmeyen, karşısındaki engellere rağmen yeniden ayağa kalkmayı başaran bir sanatçı vardı karşılarında çünkü. Ölümünden çok sonra birçok eseri bestelendi, hafızalara kazındı. Ölümünden önce yayımlanan ve ölümünden sonra yayımlanan çok fazla eseri vardır Hikmet’in. İşte bu büyük ustanın ölümü aniden geldi ona. 3 Haziran 1963 sabahında gazetesini almak için çıktığı 2. Kattan aşağı indi ve tam gazetesine uzanacakken ani bir kalp krizi ile yumdu hayata gözlerini. Ve daha önce de bahsettiğimiz gibi 58 yıldan sonra 2009’da Türk Vatandaşlığına geri alındı. Böylece kalplerimizde onun eserleri, kulağımızda besteler, hafızalarda usta bir şair olarak kaldı Nazım Hikmet Ran…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/belki-de-ilerdedir-yasanacak-gunlerin-en-guzelleri-nazim-hikmet/">Belki De İlerdedir Yaşanacak Günlerin En Güzelleri… / Nazım Hikmet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/belki-de-ilerdedir-yasanacak-gunlerin-en-guzelleri-nazim-hikmet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6777</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neredeydin Dün Gece</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 14 Jan 2017 07:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6628</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nerelerdeydin dün gece? Kapında bekledim kaybettiğim benliğimle… Susma haydi söyle! Sevmiyorum artık seni de. Bir kere söyle, Söyle ki tükensin umutlarım, Kalayım hasretinle bir başıma Yalnızlık köşesinde… &#160; Sokak kedilerine sarıldım senin yerine, Ne farkım vardı onlardan benim Senin indinde? Yüreğinden fırlatıp atmadın mı sen de beni? Sahipsiz bir sokak kedisiyim yolunun üstünde… &#160; Sevgine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/">Neredeydin Dün Gece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nerelerdeydin dün gece?</p>
<p>Kapında bekledim kaybettiğim benliğimle…</p>
<p>Susma haydi söyle!</p>
<p>Sevmiyorum artık seni de.</p>
<p>Bir kere söyle,</p>
<p>Söyle ki tükensin umutlarım,</p>
<p>Kalayım hasretinle bir başıma</p>
<p>Yalnızlık köşesinde…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sokak kedilerine sarıldım senin yerine,</p>
<p>Ne farkım vardı onlardan benim</p>
<p>Senin indinde?</p>
<p>Yüreğinden fırlatıp atmadın mı sen de beni?</p>
<p>Sahipsiz bir sokak kedisiyim yolunun üstünde…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgine tutsak ettin önce,</p>
<p>Sonra evine alıp besledin,</p>
<p>Yemeğimi koydun önüme.</p>
<p>Sevgimle can verdim kibirli yüreğine…</p>
<p>Kimsesiz akşamlarına serildi tüylerim,</p>
<p>Başım omzuna dayalı öylece bekledim.</p>
<p>Ateşini söndürdüm yalnızlığının.</p>
<p>Mırıltılarımı dinledin sabahlara dek,</p>
<p>Sonra sessizce uykuya daldın…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oysa sen ise hiç konuşmadın!</p>
<p>Susuşunu sevdim en çok,</p>
<p>Ağlayışını senin.</p>
<p>Gözyaşların süzülürken</p>
<p>Damla damla ellerine,</p>
<p>Dilimle yaladım her bir tanesini,</p>
<p>Tuzunu katık ettim hüznüme…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_6630" aria-describedby="caption-attachment-6630" style="width: 466px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6630 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg?resize=466%2C466" alt="Sokak Kedisi" width="466" height="466" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg?w=466&amp;ssl=1 466w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6630" class="wp-caption-text">Sokak Kedisi</figcaption></figure></p>
<p>Öfkenden korkup kapı arasına gizlendim kimi zaman,</p>
<p>Kırdığın kadehlerde döktüğün şarap,</p>
<p>Nefretinle toz duman oldu sevdiğin serap…</p>
<p>Kaçtın kendinden ölesiye,</p>
<p>Sevmekten korktun!</p>
<p>Önce beni,</p>
<p>Sonra kendini…</p>
<p>Ümitsizliğine sarılıp,</p>
<p>Mahzenine hapsettin,</p>
<p>Güzel olan her şeyi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kedi yavrusuydum</p>
<p>Sana muhtaç,</p>
<p>Sevgine aç…</p>
<p>Yüzünü gözetlediğim</p>
<p>Bak şimdi ne haldeyim…</p>
<p>Sokak kedileri artık tek tesellim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/">Neredeydin Dün Gece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6628</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seratonin Kahvesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 12 Jan 2017 09:19:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6762</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kapısını açıyorum usulca. Rüzgar süsleri sessizleşiyor anında. Lakin, tahta döşemelerine basmaya korkuyorum. Bir masa seçiyor gözlerim. Sandalye kırılacak gibi; ben yinede oturuyorum. Seratonin Kahvesi&#8217;nde bir masa, iki sandalye&#8230; Kalkıp gidecekmişiz gibi her şey. Ayakta durmaya korkuyorum. &#8230; Zamanın en verimli toprakları ölüm beklerdi o gece. Puslu bir aynanın arkasındayız. Yalnızca küf kokuyoruz o gece. Ufak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/">Seratonin Kahvesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kapısını açıyorum usulca. Rüzgar süsleri sessizleşiyor anında. Lakin, tahta döşemelerine basmaya korkuyorum. Bir masa seçiyor gözlerim. Sandalye kırılacak gibi; ben yinede oturuyorum. Seratonin Kahvesi&#8217;nde bir masa, iki sandalye&#8230; Kalkıp gidecekmişiz gibi her şey. Ayakta durmaya korkuyorum.</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Zamanın en verimli toprakları ölüm beklerdi o gece. Puslu bir aynanın arkasındayız. Yalnızca küf kokuyoruz o gece. Ufak bir çerçevede kalmış eskiler. Sırıtıyor yaşanmamışlıkların yanından. Şöminenin kenarından kıvılcımlanıyor ateş. Boynuma değiyor kolların ter tutmuş perçemime inat. Dudakların, dudakların ıslatıyor kuraklığımı. Bir yatak beğeniyorum en güzel yapraklardan. Böylece uzanıyor bacakların sert esen rüzgara. Tütsülerce yanmaktayız o gece. Vücuduna cevahirler yapışmış, ellerin allak bullak. Başımı ağrıtıyor kuş sesleri. Kışın ortasında görülmezdi ardıç. Yüzüm düşüyor aniden avuçlarına. Samimiyetsiz iki insanın dar bir sokakta karşılaşmasıydık çoğu zaman; yakınından geçemezdi ayaklarım.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6763" aria-describedby="caption-attachment-6763" style="width: 169px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonik-kahvesi-oykusu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6763 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonik-kahvesi-oykusu-169x300.jpg?resize=169%2C300" alt="Zamanın en verimli toprakları ölüm beklerdi o gece. Puslu bir aynanın arkasındayız." width="169" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonik-kahvesi-oykusu.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonik-kahvesi-oykusu.jpg?w=342&amp;ssl=1 342w" sizes="(max-width: 169px) 100vw, 169px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6763" class="wp-caption-text">Zamanın en verimli toprakları ölüm beklerdi o gece. Puslu bir aynanın arkasındayız.</figcaption></figure></p>
<p><em>Sallanıyoruz sandalyemin kısa ayağından. Bir tarafı diğer tarafına uyumsuz ayağından. Masanın çatlaklarından sızıyor gülüşmeler. Etrafımız oldukça kalabalık. Portmantodan el sallıyor yakalarına kar dolmuş ceketim. Seratonin Kahvesi&#8217;nde bir masa, iki sandalye&#8230; Bitecekmiş kadar güzel her şey. Suskunluktan korkuyorum.</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Perdemi aralıyorum gün ışığına. Gözlerimin çaresizliğine aldırmıyorum. Uzun zamandır karanlık odamın duvarları. En güzel günlere sakladığım papuçlarıma daldırıyorum ayaklarımı. Uzunca bir yoldayız şimdi. Uzun ve taşlı&#8230; Yürümeye başladığımız noktada yoruluyorsun, biliyorum. Bir zamanlar yağmur olduğumu farzet. Bulutların en yücesinden Taraskon&#8217;un meyhanesine damladığımızı&#8230; Susuzluğunu giderecek duygular dolaşıyor etrafta.  Zennelerin hareketleri uykunu getiriyor birde. Göz kapaklarına dünya oturmuş, kalkmamaya ısrarcı. O vakit omzum yuva oluyor saçlarına. Keskin kokular saplanıyor burnuma. Kışın ortasında yeşermezdi ıhlamur. Tüm dalgalar mışıl mışıl&#8230; Dizginlenmiş denizler ile saydamlaşır karanlık. Ay ışığı sızar göz kapaklarının arasından. Ben senin rüyanım; sen beni görmüyorsun.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6764" aria-describedby="caption-attachment-6764" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonin.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6764 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonin.jpg?resize=640%2C360" alt="Bir bardak devriliyor, sonra diğeri... Yıpranmış iplik olduğumu düşünüyorum hiçbir çarşafı dikmeye yaramayan." width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonin.jpg?w=768&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonin.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6764" class="wp-caption-text">Bir bardak devriliyor, sonra diğeri&#8230; Yıpranmış iplik olduğumu düşünüyorum hiçbir çarşafı dikmeye yaramayan.</figcaption></figure></p>
<p><em>Bir bardak devriliyor, sonra diğeri&#8230; Yıpranmış iplik olduğumu düşünüyorum hiçbir çarşafı dikmeye yaramayan. Ansızın uzaklaşıyor dünya ve yan masada oturan kadınlar; biz kalıyoruz öylece. Portmantodan göz kırpıyor ceplerinden yaş süzülen ceketim. Seratonin Kahvesi&#8217;nde bir masa, iki sandalye&#8230; Tutunamayacakmışız gibi her şey. Bırakmaktan korkuyorum.</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Bir kadın konuşuyor çıplak ağaçlarla. Var olan kıvrımların en güzeli gülümsemende saklıymış. Seni hüzne ve umutsuzluğa sürükleyen tüm gerçeklikleri yıkıyor hayal dünyamın sevmediğin köşeleri. Soluklarım yaşamın sahteliğinde boğulmuş. Oysa yanaklarında salkım salkım hayat&#8230; Varoş mahallelerde saklambaç oynamaktı ayaklarımızın aynı yöne hareket edişi. Tüm sahiller denizi bekliyor, ufuklar güneşi&#8230; Rutubetli bir evin bodrum katındayız. Görünmez bir sandala yükledik vücutlarımızı. Var olduğumuzu sen ve benden başka hiç kimse bilmiyor. Ancak önceki gün kadar yakınsın. Fazla geçmedi üzerinden; dönmek imkansız.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><em>Üzeri tüylenmiş ceketimi alıyorum, kapısını kapıyorum usulca. Rüzgar süsleri yere düşüyor anında. Bastığım her toprak daha bir gömülüyor ayaklarımın altında. Gözlerine bakamayacakmışım gibi her şey. Her şeyden korkuyorum.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/">Seratonin Kahvesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6762</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umudun Adı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umudun-adi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umudun-adi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 11 Jan 2017 09:59:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Deniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6732</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevinçlere yürüyorum ayaklarınla Bir anı yakalıyorum şimdi tırnaklarında Reaksiyon eğilimli kirpiklerinde Gerçeği yaşattığım ince bileklerinde Acıyı öldürürüm çiçeğim &#160; Üstümdeki bu hüzün dar geldi bana Koşmak istiyorum kollarına Bir çocuk gibi iğneden kaçarcasına Sarılıp doya doya içime çekmek istiyorum Umut kokuyorsun çiçeğim &#160; Yakamoz oluyorsun Denizlere açılıyorsun Bir sandal taşıyorsun yüreğinde O sandala beni de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umudun-adi/">Umudun Adı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevinçlere yürüyorum ayaklarınla</p>
<p>Bir anı yakalıyorum şimdi tırnaklarında</p>
<p>Reaksiyon eğilimli kirpiklerinde</p>
<p>Gerçeği yaşattığım ince bileklerinde</p>
<p>Acıyı öldürürüm çiçeğim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üstümdeki bu hüzün dar geldi bana</p>
<p>Koşmak istiyorum kollarına</p>
<p>Bir çocuk gibi iğneden kaçarcasına</p>
<p>Sarılıp doya doya içime çekmek istiyorum</p>
<p>Umut kokuyorsun çiçeğim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yakamoz oluyorsun</p>
<p>Denizlere açılıyorsun</p>
<p>Bir sandal taşıyorsun yüreğinde</p>
<p>O sandala beni de alıyorsun</p>
<p>Sıkı tutun acılara çarpacağız çiçeğim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ben, kendini şair sanan sefil</p>
<p>Karınca olup, aynalara görünen fil</p>
<p>Aşk karşındaki kekeme dil</p>
<p>Ama bunu kekelemeyeceğim</p>
<p>Seni seviyorum çiçeğim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kafiye gibi yanaklarındaki gamzeler</p>
<p>Başta sorduğum soru, tek kıtanın musallasından iner</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgidir akrostiş olan kelimelere</p>
<p>Ellerin çok klişe bileklerin nerede</p>
<p>Vehim bir duygu olan aşk kirpiklerinde</p>
<p>Gözlerinden inerek getirir geceye</p>
<p>İsimsiz güzellikler hece hece</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umudun-adi/">Umudun Adı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umudun-adi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6732</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Veda Kokusu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 14:21:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Soner Süren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6722</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vedalar bu dünyadaki en çirkin şeydir belki de. O buz gibi otogarda, cam kenarında son kez gördüğün bir surat, son kez sarıldığın bir gövde.. Bununla yüzleşmesi çok zor. Şu an hüngür hüngür ağlıyorum, başıma şiddetli bir ağrı saplandı. Öyle bir an gelir ki, otobüsün arkasından ağlayarak salladığın ellerini kesip atmak istersin. Öyle bir vakit gelir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/">Veda Kokusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Vedalar bu dünyadaki en çirkin şeydir belki de. O buz gibi otogarda, cam kenarında son kez gördüğün bir surat, son kez sarıldığın bir gövde.. Bununla yüzleşmesi çok zor. Şu an hüngür hüngür ağlıyorum, başıma şiddetli bir ağrı saplandı. Öyle bir an gelir ki, otobüsün arkasından ağlayarak salladığın ellerini kesip atmak istersin. Öyle bir vakit gelir ki, otobüs ayrı sen ayrı rotaları izlersin, adımlarınla birlikte soluğun da kesilir, ayakların kırılsın istersin.</p>
<p>Vedalarda bir koku yayılır her zaman, öyle bir koku düşün ki içine dolduğu anda ciğerlerini yakmaya başlayan. Öyle bir koku düşün ki, burnunun da kalbinin de direklerini kıran. Vedalar, vedalar.. Yüreğinin derinliklerinde dans eden o müthiş hatıralar..</p>
<p>Bazen kendimi bir durak gibi hissediyorum. Geceleri sarhoşların sızdığı, gündüzleri umutların yeşerdiği bir durak. Sürekli otobüsler kalkıp duruyor, tekerlekler dönmeye başlıyor, ne bana geliyorlar ne de benden gidiyorlar aslında. Aslında, hayat bizlere hep farklı rotalar sunuyor, başkalaştırıyor. Gün gelir yağmurda sığınak, gün gelir rüzgarda kalkan olurum ben. Sevdiklerim, özlediklerim hep o soğuk otobüslere binip giderler. Kalpsel yalnızlığı son zerresine kadar hissederim, üşümeye başlar ellerim..</p>
<p>Birileri hayatta bize tesadüf ederler, misafirlik bittiğinde kader oluverirler. Birileri bizlere merhaba diye seslenir her zaman, bir sonraki elvedaya kadar. Veda dediğimiz, boğazımızda düğümlenen o hain yumruk değil midir? Veda dediğimiz, yanaklarımızdan süzülen o masum yaşlar değil midir? Çok tuhaf ve anlamsız ya, şu an ben yazıyorum sen okuyorsun. Sen kimsin, ben seni tanımıyorum. Ama eminim senin de vedaların olmuştur, sönmüştür umutların. Sen de benim gibi söz vermişsindir gözlerine, bu kez ağlamak yoktur diye. Ama vedalar ağlatır, vedalar çürütür. Otobüsün hareket edişi, trenin kalkışı, uçağın süzülüşü ya da bir vapurun dalgalara sarılışı..</p>
<p>Ne fark eder ki, götürür vedalar sevdiklerimizi.</p>
<p>Daha o yanındayken bile kendini hazırlamaya çalışıyorsun gelip çatacak hain veda zamanına. Gözlerin doluyor arkanı dönüyorsun, göğüs kafesine bir avuç zehir bırakıyorlar sanki. Bilmem kaç dakika sonra ayrılacak olmanın verdiği tarifsiz acı ile çalkalanıyorsun ya. Son kez yediği bir yemek, birlikte ettiğiniz o son sohbetler.. Vallahi çok kötü be, vallahi dayanılmaz bir şey bu. Şimdi bu koca şehirde ne yapacaksın ki? Nerede o gözyaşlarını silen parmaklar? Nerede sevda kokan o saçlar? Ulan bu dünya hep bir şeyleri alıp götürüyor. Belki otobüsün lastiği patlar da biraz daha yanında kalır diye dualar ettiğin bile oluyor, bütün seferler iptal olsun diye yalvarıyorsun. Ama gidiyorlar ulan işte, o otobüse binip yavaş yavaş kayboluyorlar. Bir biz gidemedik şöyle, bu kadar yüreksiz olamadık.</p>
<p>Hani kahve yapmak için cezvede ısıttığın su bir süre sonra buharlaşmaya başlıyor ya, işte tam da öyle bir şey oluyor bu içine tükürdüğümün vedalarında. Vedalaştığın insan otobüse binmiş ve gidiyor ya hani, işte o an kalbinin çığlıkları gözlerinden okunuyor. O kadar çaresiz ve ıslak bir adam oluyorsun ki sorma, bağdaş kurup oturuveriyorsun öylece. Titriyor dizlerin, saçların adeta hüzün kokuyor. En acısı da ne biliyor musun, &#8220;onlar&#8221; bunu hiçbir zaman bilmiyorlar. Onlar bu duyguyu bilmiyorlar. Bir de son kez gözlerinin çarpıştığı anda, üzülmesin diye sahte bir gülücük konduruyorsun ya dudaklarına. İşte bunun bir açıklaması yok, bu tünelin bir çıkışı yok. Belki bir deniz kenarında dalgalara anlatırsın, belki dağlara taşlara haykırırsın derdini. Belki de benim gibi sararmış kağıtlara dökersin hislerini. Veda peronundan kalkan otobüsler yalnızca sevdiklerini değil, kocaman bir umudu da götürüyorlar..</p>
<p>Beyninin içinde yankılanan acı keman sololarıyla birlikte ayrılıyorsun oradan, sokaklarda kimsesiz gibi yürüyorsun. Bu dakikadan sonra yapacak çok da bir şeyin kalmıyor. Ne yapabilirsin ki, umudunu kaybetmiş ve çaresiz kalmış bir adamsın artık. Önce, onu senden koparan otobüs firmasına nefret duyuyorsun, ofislerini basıp cam çerçeve indiresin geliyor. Hava kararınca oturup bir güzel ağlıyorsun, ama en derininden böyle. O veda sahnesi kafanın içinde dönüp duruyor, uyumak istiyorsun sadece. Ertesi gün kalktığında becerebilirsen üç-beş saniye düşüncesiz kalıyorsun. Sonra, yeniden başlıyor altın portakal ödüllü dram sahneleri. Kafanı dağıtmak için bir arkadaşınla mı buluşursun, kendini işine gücüne mi verirsin bilemem. Ne yaparsan yap geçmiyor ama haberin olsun, yalnız kaldığın anda bir ayrılık türküsü fısıldıyor dudakların. Bu arada takvim yaprakları birer birer dökülmeye başlıyor. Hafta ve ay dönümlerinde iç geçiriyorsun kendi kendine, acını paylaşmak istedikçe kimsenin seni anlamayacağı duygusu yıpratıyor yüreğini. Sonra ne mi oluyor?</p>
<p>Sonra, unutmaya başlıyorsun, aslında sana öyle geliyor. Zaman, her zaman olduğu gibi uyuşturuyor seni. Merhaba artık sen de bir bağımlısın, her geçen dakika daha fazla uyuşuyorsun. İnce bir yaş süzülüyor gözlerinden ve ona ithaf ettiğin bir sigara ateşliyorsun. Vedalar, senden birçok şeyini almış götürmüş aslında, ama inan bana ruhun bile duymuyor. Güneşinin ısısı, yıldızının ışığı eskisi gibi olmuyor ne yazık ki. Gülüşlerin biraz daha sönüyor, yağmurun sağanağa, rüzgarın kasırgaya dönüşüyor. Anlayacağın hiç de hoş olmuyor be, bu ceket sana hiç yakışmıyor..</p>
<p>Ben, yolu sevgiden geçenlerin durağıyım diyorum kendime. Şu depresif çocuk var ya hani, işte o hiç usanmıyor duygulanmaktan. Korkmuyor acılarının üstüne üstüne gitmekten. Bir de biliyor musun, ben hala ara sıra otogara giderim. Belki acım durulur diye, belki birisi kendini yalnız hissediyordur diye, belki veda edeni olmayan birisi vardır diye. Tanımadığım hayatların arkasından el sallarım, otobüslerin ilerleyişlerine bakarım. Gözlerin bağışıklık kazanıyor bir süre sonra, alışıyorsun kaybolan umutlarına. Bir girdap oluşuyor zihninde, düş sahnelerinde şiirler okuyorsun durmadan. Ama inan bana, yüreğin yaşlar dökmeye devam ediyor, bir sigara yakıyorsun ve seyrediyorsun öylece..</p>
<p>Bildiğim tek şey vedalara asla veda edemeyecek olmamız, onlar hep içimizde kalacak…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/">Veda Kokusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6722</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık &#8211; Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 10:24:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6719</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsan büyüğüdünü yalnız kaldığında anlıyor, Yanında kimse olmayınca, Yalnız başına kaldığında farkına varıyor, Ne kadar büyüdüğünün&#8230; &#160; Başım bir omuz aradığında, &#8221;Herşey daha iyi olucak&#8221; diyerek Bütün şefkati ile bana sarılan annem olmayınca Anlıyor insan büyüdüğünü&#8230; &#160; Yanlış birşey yaptığımda, Doğruyu öğrenebilmem için cezanlandıran, Kızsa bile &#8221;o&#8221; durumdan kurtaran babam olmayınca Anlıyor insan büyüdüğünü&#8230; &#160; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-siir/">Yalnızlık &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan büyüğüdünü yalnız kaldığında anlıyor,</strong></p>
<p><strong>Yanında kimse olmayınca,</strong></p>
<p><strong>Yalnız başına kaldığında farkına varıyor,</strong></p>
<p><strong>Ne kadar büyüdüğünün&#8230;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başım bir omuz aradığında,</p>
<p>&#8221;Herşey daha iyi olucak&#8221; diyerek</p>
<p>Bütün şefkati ile bana sarılan annem olmayınca</p>
<p>Anlıyor insan büyüdüğünü&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yanlış birşey yaptığımda,</strong></p>
<p><strong>Doğruyu öğrenebilmem için cezanlandıran,</strong></p>
<p><strong>Kızsa bile &#8221;o&#8221; durumdan kurtaran babam olmayınca</strong></p>
<p><strong>Anlıyor insan büyüdüğünü&#8230;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birisi benim kalbimi kırdığında,</p>
<p>Önce &#8221;babam&#8221; gibi bana kızıp,</p>
<p>Daha sonra kalbimi kırana haddini bildiren abim olmayınca</p>
<p>Anlıyor insan büyüdüğünü&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8221;Artık&#8221;&#8230;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Üzüldüğüm de tek başıma ağlıyorum,</strong></p>
<p><strong>Yemeği yaktığım da tek başıma temizliyorum,</strong></p>
<p><strong>Koybolduğum da tek başıma bulmaya çalışıyorum..</strong>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yalnız mıyım??? &#8221;HAYIR&#8221;</p>
<p>En yalnız olduğum anda bile,</p>
<p>Benimle birlikte kalbi çarpan insanları hatırlıyorum&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yalnızlık çekiyorsan,</strong></p>
<p><strong>Gözlerini kapa ve hisset</strong></p>
<p><strong>Sevdiğin insanın burda olup olmaması önemli değil&#8230;</strong></p>
<p><strong>Nerde olursa olsun ona sevgini gönder&#8230;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O sevgi,</p>
<p>Gerekli yere iletilicektir&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-siir/">Yalnızlık &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6719</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kirpiklerce Anılar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirpiklerce-anilar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirpiklerce-anilar/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 13:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Şengül]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6692</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyanın diğer ucuna da gitsen yanında anılar vardır. Ondan kurtulamıyorsun. Bazen yolda olma hissi güzel geliyor. Ama anlık bir his. Sonra tatlı bir hüzün. Biteceğini biliyorsan da sahip olduğun “An” en kıymetli şey oluyor. En basit izahı kaybetme korkusuyla elindekine daha çok sarılma psikolojisi. O an anlıyorsun ki mutluluk o “An”a ait. Küçük bir çikolata [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirpiklerce-anilar/">Kirpiklerce Anılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın diğer ucuna da gitsen yanında anılar vardır. Ondan kurtulamıyorsun. Bazen yolda olma hissi güzel geliyor. Ama anlık bir his. Sonra tatlı bir hüzün.</p>
<p>Biteceğini biliyorsan da sahip olduğun “An” en kıymetli şey oluyor. En basit izahı kaybetme korkusuyla elindekine daha çok sarılma psikolojisi. O an anlıyorsun ki mutluluk o “An”a ait. Küçük bir çikolata parçasının verdiği haz, yarım kiloluk kavanozun dibini görene kadar kaşıkladığın hazla aynı değil şu hayatta. İlk öptüğündeki gibi çarpmıyor yüreğin uzun uzun severken kirpiklerini.</p>
<p>Otobüs terminalinde içtiğin son sigaraya. Kulaklığında umutlu melodiler, bir elinde yeni bir kitap, diğer elinde o haftanın tüm mizah dergileri camdan dağları izlediğin “An”a. Mola yerinde yediğin gözlemeye. O “An” mutlusun işte. Sonrası yok. Çünkü vardığında anlıyorsun ki dünyanın diğer ucuna da gitsen her yerde seni bekleyen anıların,hayallerin var.<br />
Unutmak istiyorsun ama acı çektiğini bile bile onları hatırlayıp o ”an”lara gidiyorsun. Sonra ne mi oluyor? Bir yolculuk daha yapıyorsun&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirpiklerce-anilar/">Kirpiklerce Anılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirpiklerce-anilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6692</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yazarların “İlginç” Yanları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yazarlarin-ilginc-yanlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yazarlarin-ilginc-yanlari/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 11:30:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İrem Başaran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6681</guid>
				<description><![CDATA[<p>HONORÊ DE BALZAC Bu ünlü ve bir o kadar başarılı yazarın “ilginç” huylarından biri eserini üretirken başına yün bir atkı takıp ayaklarını soğuk suya sokması imiş. Bir diğer huyu ise yazarken başucunda bir mum bulundurmazsa yazamaması. Kahveye olan düşkünlüğü ile bilinen yazarımız günde 40 fincana kadar kahve tüketiyormuş ve ne yazık ki Balzac kahve zehirlenmesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazarlarin-ilginc-yanlari/">Yazarların “İlginç” Yanları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>HONORÊ DE BALZAC</h2>
<p>Bu ünlü ve bir o kadar başarılı yazarın “ilginç” huylarından biri eserini üretirken başına yün bir atkı takıp ayaklarını soğuk suya sokması imiş.</p>
<p><figure id="attachment_6684" aria-describedby="caption-attachment-6684" style="width: 682px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/honere-de-balzac.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6684 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/honere-de-balzac.jpg?resize=640%2C788" alt="HONORÊ DE BALZAC" width="640" height="788" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/honere-de-balzac.jpg?w=682&amp;ssl=1 682w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/honere-de-balzac.jpg?resize=244%2C300&amp;ssl=1 244w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6684" class="wp-caption-text">HONORÊ DE BALZAC</figcaption></figure></p>
<p>Bir diğer huyu ise yazarken başucunda bir mum bulundurmazsa yazamaması. Kahveye olan düşkünlüğü ile bilinen yazarımız günde 40 fincana kadar kahve tüketiyormuş ve ne yazık ki <strong>Balzac</strong> kahve zehirlenmesi yüzünden yaşamını yitirmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_6688" aria-describedby="caption-attachment-6688" style="width: 532px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/victor-hugo.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6688 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/victor-hugo.jpg?resize=532%2C762" alt="Victor Hugo" width="532" height="762" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/victor-hugo.jpg?w=532&amp;ssl=1 532w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/victor-hugo.jpg?resize=209%2C300&amp;ssl=1 209w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6688" class="wp-caption-text">Victor Hugo</figcaption></figure></p>
<h2>VICTOR HUGO</h2>
<p>Hugo’yu bu alışkanlıklara haklı olarak eklemeliyiz çünkü gerçekten mantık dışı bir alışkanlığın altına imzasını atmıştır. <strong>Victor Hugo</strong>, hizmetçisinden tüm kıyafetlerini saklamasını istemiş böylece dışarı çıkamayacak ve eserini yazabilecektir. Kış ayının ortasında üstünde hiçbir şey olmadan sadece battaniyesine sarılarak eserler üretmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_6683" aria-describedby="caption-attachment-6683" style="width: 389px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dan-brown.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6683 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dan-brown.jpg?resize=389%2C500" alt="Dan Brown" width="389" height="500" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dan-brown.jpg?w=389&amp;ssl=1 389w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dan-brown.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 389px) 100vw, 389px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6683" class="wp-caption-text">Dan Brown</figcaption></figure></p>
<h2>DAN BROWN</h2>
<p>Yeni neslin en çok satan romanlarını yazan Dan Brown’un diğer ünlü yazarlar gibi ilginç bir yönü olmasına şaşırmamak elde değil. <strong>Dan Brown </strong>yazarken masasının başucuna koyduğu kum saatinin boşalmasıyla kalkıp şınav ve mekik çekiyor böylece daha kolay hatalarını gördüğünü ve düzelttiğini itiraf ediyor.</p>
<p><figure id="attachment_6682" aria-describedby="caption-attachment-6682" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/charles-dickens.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6682 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/charles-dickens.jpg?resize=620%2C818" alt="Charles Dickens" width="620" height="818" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/charles-dickens.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/charles-dickens.jpg?resize=227%2C300&amp;ssl=1 227w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6682" class="wp-caption-text">Charles Dickens</figcaption></figure></p>
<h2>CHARLES DICKENS</h2>
<p>Ünlü yazar ve toplumsal eleştirmen olan <strong>Charles Dickens</strong>, ürettiği eserlerini mavi renkte kâğıtta ve aynı renk mürekkeple yazıyormuş. Ayrıca uyku problemi yaşayan yazar yatağının tam ortasında yatmazsa uyuyamazmış böylece kollarıyla yatağı ortalar öyle uyurmuş.</p>
<p><figure id="attachment_6686" aria-describedby="caption-attachment-6686" style="width: 465px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/mark-twain.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6686 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/mark-twain.jpg?resize=465%2C671" alt="Mark Twain" width="465" height="671" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/mark-twain.jpg?w=465&amp;ssl=1 465w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/mark-twain.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w" sizes="(max-width: 465px) 100vw, 465px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6686" class="wp-caption-text">Mark Twain</figcaption></figure></p>
<h2>MARK TWAIN</h2>
<p>“Bana yatak verin, size başyapıtlar vereyim.” Diyen Amerikalı yazar <strong>Mark Twain</strong>, yatakta yazan yazarlardan biridir. Bir tomar kâğıdı kucağında taşıyan ve yatakta yazarken dolan sayfaları yere savurarak yeni sayfaya yer açan yazar başucundaki komodini sadece piposunu doldurmak için kullanırmış.</p>
<p><figure id="attachment_6685" aria-describedby="caption-attachment-6685" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/james-joyce.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6685 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/james-joyce.jpg?resize=620%2C874" alt="James Joyce" width="620" height="874" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/james-joyce.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/james-joyce.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6685" class="wp-caption-text">James Joyce</figcaption></figure></p>
<h2>JAMES JOYCE</h2>
<p>Writer&#8217;s Museum’da el yazması yapıtlarının bulunduğu <strong>James Joyce</strong>, 500 kelimelik bir yazısında tamlama ve tekrarlayan tek bir kelime olmadan yazan ilk ve tek kişidir. Genellikle yazılarını yüzüstü yatarak yazan yazar, siyah mürekkep kalem kullanır ve düzeltmelerini kırmızı mürekkepli kalemle yaparmış.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Böylece <strong>ünlü yazarların bu ilginç huyları</strong>nı değişik alışkanlıklarını ve başarılarını öğreniyor, edebiyata kattıkları bu önemli eserler için onlara minnettar kalıyoruz. Bu alışkanlıkları ile şahsına münhasır kişilikleri ile dikkat çeken yazarlar edebiyatın gidişatını değiştirmiş ve birçok insana ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazarlarin-ilginc-yanlari/">Yazarların “İlginç” Yanları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yazarlarin-ilginc-yanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6681</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uyum Faturası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uyum-faturasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uyum-faturasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 08 Jan 2017 09:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6666</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adım büyük harflerle yazıldı Memurun odasında üç çizgi bir imza Kanatları kırık kelimelerin Sakin hiddeti savurgan temasıyla Sürüklendik sokakta kokuşmuş çöpleri &#160; Bozkırda bir atlıydım ben altımda günışığı Dostuma tezinden uçunca kara haberi Taşın gölgesinde bıraktık umutları uçuruma Kan döküldü damarsız kancalılardan &#160; Sokakta işittik kurumuş cümleleri Tabiri caizse halim yok ölüme Dünya kaç bucak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyum-faturasi/">Uyum Faturası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adım büyük harflerle yazıldı</p>
<p>Memurun odasında üç çizgi bir imza</p>
<p>Kanatları kırık kelimelerin</p>
<p>Sakin hiddeti savurgan temasıyla</p>
<p>Sürüklendik sokakta kokuşmuş çöpleri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bozkırda bir atlıydım ben altımda günışığı</p>
<p>Dostuma tezinden uçunca kara haberi</p>
<p>Taşın gölgesinde bıraktık umutları uçuruma</p>
<p>Kan döküldü damarsız kancalılardan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sokakta işittik kurumuş cümleleri</p>
<p>Tabiri caizse halim yok ölüme</p>
<p>Dünya kaç bucak bilmem önümde çizgisiz</p>
<p>Kazarak gömmeyi adet edindik insaf</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kuşkusuz dolanmıştır kapında virgülle</p>
<p>Seni koşturan adımlar aciz yakandan</p>
<p>Apansız kırışır delice dokusu kazan</p>
<p>Dilinde kelepçeli gözlerden sakınan</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyum-faturasi/">Uyum Faturası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uyum-faturasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6666</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SULTAN</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sultan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sultan/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 07 Jan 2017 14:53:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Demirözü Güven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6670</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dolmuş duraklarında kederlerimi palto ceplerime sıkıştırdığım bir şehirden geldim. Sevinçleri yuttum da geldim, binlerce şehri yıktım da geldim. Ufacık bir valizin içine tüm kalanları katlayarak, sınırları aşarak geldim. Hüsran yüklü bir vagonun tek yolcusuydum, gözyaşlarımı soluma gömdüm de geldim. Şakaklarından İSTANBUL dökülen bir adam sevdim, dudaklarından köprüleri aştım da geldim. Beyazıt&#8217;ın yoğunluğunu omuzlarında taşıyan, her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sultan/">SULTAN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dolmuş duraklarında kederlerimi palto ceplerime sıkıştırdığım bir şehirden geldim.</p>
<p>Sevinçleri yuttum da geldim, binlerce şehri yıktım da geldim.</p>
<p>Ufacık bir valizin içine tüm kalanları katlayarak, sınırları aşarak geldim.</p>
<p>Hüsran yüklü bir vagonun tek yolcusuydum, gözyaşlarımı soluma gömdüm de geldim.</p>
<p>Şakaklarından İSTANBUL dökülen bir adam sevdim, dudaklarından köprüleri aştım da geldim.</p>
<p>Beyazıt&#8217;ın yoğunluğunu omuzlarında taşıyan, her gülüşünde Taksim&#8217;in şatafatlı ışıklarını anımsatan, her dokunuşunda sessiz bir meltem estiren o adamı kaderime öre öre geldim. Mürekkebin son damlasına kadar yazdığım o şehri, kalbimin son atışına kadar yaşatacağım bir sevdaya geçtim de geldim. O mübarek şehre delicesine, Fatih Sultan Mehmet&#8217;in sadakatiyle bağlı iken, bu sevda için bir Hürrem Sultan tutkusu yaşıyorum. Sevdamın adını dudaklarına bensiz mıhlayanların karşısında Sultan Süleyman&#8217;ın gücüyle savaş açıyorum.</p>
<p>Ben o gözleri nemli, boynu bükük şehri bir adamın alnına düşmüş İSTANBUL kokan iki tel saçı için, acımadan son kez ardıma bakmadan bıraktım da geldim. Avuçları çilek kokan o adamı, ömrü kısa bir gelincik edasıyla sevdim. Ara sokakları kirlenmiş bir İSTANBUL&#8217;dan, dokunulmamış saf bir İSTANBUL için geçtim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sultan/">SULTAN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sultan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6670</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Virgül Zamanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 07 Jan 2017 07:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Soner Süren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6612</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak.“ İçimde tanımlayamadığım bir his var. Kelimeler dönüp duruyor kafamın içinde, bir şeyler beni yine yazmaya itiyor. Sanki uzaklardan tanımadığım birisi geliyor ve içimdeki bu tarifsiz hissin üzerine bir avuç toprak bırakıyor. Gözlerimde mevzilenmiş kalp yaşlarım birer ikişer o toprağın kucağına düşüyorlar. Ben yine ağlıyorum, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/">Virgül Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak.“</p>
<p>İçimde tanımlayamadığım bir his var. Kelimeler dönüp duruyor kafamın içinde, bir şeyler beni yine yazmaya itiyor. Sanki uzaklardan tanımadığım birisi geliyor ve içimdeki bu tarifsiz hissin üzerine bir avuç toprak bırakıyor. Gözlerimde mevzilenmiş kalp yaşlarım birer ikişer o toprağın kucağına düşüyorlar. Ben yine ağlıyorum, tekrar birikiyorum hiç bilmediğim bir rotaya. Anlayacağın bu gece de içimde bir yerler çok acıyor, hislerim hiç olmadığı kadar kanıyor. Ne yapacağımı bilmeyen bir haldeyim, çaresizim. Sonra, bir sigara daha işte..</p>
<p>Kendi hayatıma baktığımda hep bir zamanlama hatası var. Şu an fark ettim de telefonum bile iki dakika geride kalmış. Güneşim zamansız doğup, çiçeklerim ürkekçe açıyor. Ben bu dönüp durmaktan bir an olsun yorulmayan dünyada sabit kalmış, hep bir şeylere geç kalıyorum. Ne diyeceğimi, ne düşüneceğimi bilemiyorum bazen. Aynalarım teker teker kırılmaya başlıyor, ellerim bu sefer daha bir derinden titriyor. Düş sahnemin içinde öylece bakınıyorum sadece.</p>
<p>Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Sevdiklerim, dostlarım.. Birer birer küçülecekler dikiz aynasındaki arabalar gibi. Zaman öyle bir uzaklaştıracak ki bizleri, bu hissi tarif edecek tek bir kelime dahi bulamayacağım. Belki oturur biraz şiir yazarım, belki de saatlerce boş bir duvara bakarım. Ciğerimdeki o vicdansız acı hiçbir zaman dinmeyecek biliyorum. O gün geldiğinde, pişmanlıklar bir dağ olup boğazımda düğümlenecek. Ayrılık vakti gelip çattığında, yapraklar daha bir yorgun savrulduğunda, yavrusunu kaybeden bir köpek gibi çaresizce bakacağım. Benden başka kimse bu anlamsızlığı anlayamayacak. Dediğim gibi, hep bir zamanlama hatası var benim hayatımda. Yağmurlar yine zamansız yağacak, rüzgarlar fırtına olup saçlarımı savuracak..</p>
<p>Bakma bu kadar duygusuz göründüğüme, aldırma olaylara sessiz kalışlarıma. Ben her şeyi, herkesi öyle bir özleyeceğim ki… Bugüne kadar özlemek nedir bilmeden özledim demişim. Ben o gün öyle bir öğreneceğim ki özlemeyi, sözlüğümdeki kelimelerin anlamları değişecek. Umut, canımı acıtan bir kavram olacak. Kavuşmak, yalnızca bir hayal gibi duracak. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Belki bir otobüs belki bir tren götürecek beni, hızlanan soluğum ve titrek yüreğim eşlik edecek benliğime. Resmi sponsorum olan gözyaşları, daha bir saracak artık yanaklarımı. Biliyorum, ben yine yorgun ve kaybetmeyi kabullenmiş adamı oynayacağım. Daha bir çekileceğim o sert kabuğuma.</p>
<p>Hayaller hep hayaldi, umutlar da hep bir umut işte. Yakıverirsin acılı bir sigara, gömülen düşlerinin selasını okursun sessizce. Artık daha bir nefessiz kalacağım, daha bir tükenmiş. Bu dünyada gücümün yetmediği tek şey zamandır belki de. Ah şöyle bir kırabilseydim ağzını burnunu. Hiç tek yakalayamıyorum ki onu, yanında ya akrebi var ya yelkovanı. Bugüne kadar benden ne de çok şey çaldı. Hissediyorum, çok yakında benden alıp götüreceği değerlerin planını kuruyor yine. O vakit geldiğinde değişecek o güzel insanlar, o müthiş hatıralar. Zaman, vapurlarına birer birer bindirip uzaklaştıracak benden. Benim olan tüm güzellikler, bende kalan çirkinliklere dönüşecekler. Bir avuç hayal kırıklığına, çirkin birer kabuslara.</p>
<p>Diyorum ya, ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak&#8230;</p>
<p>Sevdiğim kadının gövdesi bir başka gövde ile buluşacak, elleri bir başka hayatın elleriyle huzur bulacak. Dostlarım daha bir başka çaylar içecekler, daha demli böyle. Sohbetlerde ismim, hafızalardan suretim kalkacak. Yeni binalar inşa edilecek, yeni caddeler keşfedilecek. Bir gün ben “çıkmaz sokak” olacağım. Tanıdığım kimse oraya girmeyecek sanki. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Öyle ihtimal vermeyen kararlı gözlerle bakma bana, zaman dediğimiz şey bunu da başaracak. Buzdolabında unutulmuş yarım limon kadar donuk ve çaresiz kalacağım. İşte o gün ne tadım ne de tuzum olacak.</p>
<p>Hiç bu kadar ciddi ve derinden düşünmemiştim ayrılığı. Daha şimdiden böyle hançer saplayabiliyorsa ruhuma, bir an önce gömün beni gitsin anasını satayım. Çünkü kendimi biliyorum, kendimi tanıyorum. Ben kaldırırım ulan, valla bak. İnan bana çok ağır gelir, dayanamam ben böyle şeylere. Bir koku yayılıyor ansızın ve kırıyor burnumun direklerini.</p>
<p>Duygusuzca harcadığım vakitlerin hesabı sorulacak benden. Söyleyemediğim bir söz, duyamadığım bir ses, beceremediğim bir sarılış kiralık katil gibi dikilecek karşımda. Gönül cephanemdeki bütün silahları bırakıp teslim olacağım o buz gibi kalıplaşmış gerçekliğe. Ah ne de çok şey var zihnimi bulandıran, ne çok hatıra. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Dudaklardan dökülen heceler sessizliğe, sessizlik karanlığa, karanlık bir sonsuzluğa, sonsuzluk yeni bir serüvene dönüşecek. O vakit geldiğinde, o zehir gibi kapı zili çaldığında ben çok uzaklarda olacağım. Kendimden bile uzaklarda, tanımadığım bir köşe başında. Bayağı bir ağırmış sonrasını düşünmek, katlanılmazmış. Ciğerine oksijen değil de katran karası acılar doldururmuş.</p>
<p>Korktuğum her şey başıma geliyor tarzı sözler vardır bilirsin. Keşke benim korktuğum şey başıma gelse ya da ben onun yanına gidebilsem. Korkmadığım, daha önce aklımın ucundan bile geçmeyen bir şey bekliyor şimdi beni. Hiç ihtimal vermediğim duygular, “ne olacak sanki” dediğim bir his bulutu açmış kollarını beni çağırıyor. Takvimler daha bir hızla tükeniyor, günler kısalıyor. Mecburiyetlere mecbur olduğumu bir kez daha anlıyorum.</p>
<p>Bir yandan da özlenmeyi istemiyorum biliyor musun? Çünkü özlemek kötü ulan, en kötüsü. Kimsenin sırtına bu ağırlığı, gözlerine bu yaşları yüklemek istemiyorum. Ben özlerim en şiddetlisinden, ben seve seve zehir ederim gecelerimi. Benden kilometrelerce uzakta olan sevdiklerimi inan hiç üzmek istemem. Yolunu kaybeden seyyah, bahtsız bedevi ben olurum anasını satayım. Çaylarını şekerli içsinler, yoğurtlarını kaymaklı yesinler. Ben zift gibi çayları da ekşimiş yoğurtları da kabul ederim. Yeter ki üzülmesin küçük bir tebessümüne hasret kalacağım insanlar. Mutluluğu onlar, kederleri ben tadayım. Böylesi daha iyi olacak…</p>
<p>Ben duygusal bir adamım, bir çocuğum. Pek belli etmesem de derinden yaşarım bu sahte hayatı. Deliler gibi ağlarım ben, hiç kimseye de çaktırmam. Topallayan bir kedi gördüğümde, bir çocuğun ayağındaki yırtık terliği fark ettiğimde içten içe hüngür hüngür ağlarım. Hal böyle iken bir de bu ayrılık çıkacak karşıma. Soğuk gözlerle belirecek karşımda. Korkuyorum ulan, korkuyorum. Böyle küçükken korktuğumuzda yorganı üzerimize çeker sessiz sessiz ağlardık ya hani. İşte tam da öyle korkuyorum. Üstelik üzerime çekecek, bana kol kanat gerecek bir yorganım bile yok. Ne yapayım ben şimdi? Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak işte. Gitmediğim sahili, sevmediğim güneşi, yüzüme dokunmasından rahatsız olduğum rüzgarı bile özleyecekmişim gibi geliyor. Hiçbir şeyi bilemiyorum..</p>
<p>Lafı fazla uzatmayayım, o vakit bir nefes kadar yakındır artık. Habersiz çekilen fotoğraflar daha doğal olur her zaman. Diğer türlü sahte bir poz verirsin objektiflere. Keşke habersiz ve masum bir fotoğraf gibi olsaydı bu ayrılık. Bugüne kadar girdiğim o “aman ne olacak sanki, herkes gidecek oğlum” pozları bu kadar acıtmazdı yüreğimi. Bilmiyorum ya, belki o kadar da kötü olmaz. Belki düşüncelerim indirip pantolonunu beynime tecavüz ediyordur yine. Psikoloji meselesi bu, insanın en mahremi olan hani. Yine de her şeye rağmen yüzleşmek çok ağırmış ben onu anladım. Öyle artist artist cümleler kurmakla, boyundan büyük laflar etmekle olmuyormuş bu iş. Keskin bir manevrayla çiziyormuş adamın karizmasını işte.</p>
<p>Sonrasında ne olur bilemem, bildiğim tek şey dev bir kapana kısıldığım. Her zaman ikinci bir yol, cepte kalan bir B planı vardır. Ama şimdi hiçbir şey yok, valla bak yapacak hiçbir şeyim yok. Otobüs kaçtı bir kere, peşinden kendini yırtarak koşsan ne fayda. Şimdi dudaklarımda bir sigara, önümde mevzilenmiş ağzına kadar dolu bir küllük ve kafamın içinde dönüp duran düşünceler eşliğinde anlamsızca bakıyorum 30W sarı renkli ampüle. Bir yandan korkuyor bir yandan hala rol kesmeye çalışıyorum. İyice kafayı yedim anlayacağın. Bu ağır yüzleşme inan çok yordu beni. Şu an halimi görsen güzel bir yemek ısmarlar, cebime harçlığımı koyar iyi dileklerini sunarsın. Bildiğin balıkçı oltasına takılmış az sonra plastik kovaya koyulmayı bekleyen ve ne olduğunu hiçbir zaman anlamayacak olan bir palamut gibi hissediyorum kendimi. Hem o çok sevdiğim denizimden ayrılıyor hem de nefessiz kalıyorum.</p>
<p>Bir sonraki kelimeye kadar kocaman bir virgül koyuyorum hayatıma..</p>
<p>Hani bir kitap alırsın da sıkılıp yarıda bırakırsın böyle. Zaman geçtikçe tozlu raflar sarartır sayfalarını. Bir gün ansızın aklına geldiğinde kaldığın yerden devam etmek istersin. Tuhaf ve içini ürperten hoş bir koku yayılır oradan. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak.</p>
<p>Herkes ne kadar da güzel kokacak öyle, ne kadar acıklı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/">Virgül Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6612</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Olmayınca</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-olmayinca/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-olmayinca/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 05 Jan 2017 16:51:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Altay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6648</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sen olmayınca burada Bütün renkler siyaha bürünmüş sanki Hiç heyecanı kalmadı sürprizlerin&#8230; En umulmadık anlarda ortaya çıkmanı, desteğini, esprilerini, sesini yani kısaca seni özledim.. En zoru da tam aklımdan geçen bir şarkıyı , bir düşünceyi,bazen de yüreğimin sesini duymuş gibi karşıma çıkarmanı unutamamak&#8230; &#160; Özlemin yerini büyük bir boşluk almadan gel&#8230; Ya da hiç gelme&#8230; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-olmayinca/">Sen Olmayınca</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sen olmayınca burada</p>
<p>Bütün renkler siyaha bürünmüş sanki</p>
<p>Hiç heyecanı kalmadı sürprizlerin&#8230;</p>
<p>En umulmadık anlarda ortaya çıkmanı,</p>
<p>desteğini, esprilerini, sesini</p>
<p>yani kısaca seni özledim..</p>
<p>En zoru da tam aklımdan geçen bir şarkıyı ,</p>
<p>bir düşünceyi,bazen de yüreğimin sesini duymuş gibi</p>
<p>karşıma çıkarmanı unutamamak&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Özlemin yerini büyük bir boşluk almadan gel&#8230;</p>
<p>Ya da hiç gelme&#8230;</p>
<p>Hayat böyle de sürer gider&#8230;</p>
<p>Siyaha bürünenler asıl renklerini almaya başlayacak</p>
<p>Bıraktığın yeri belki bir başkası kaplayacak&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-olmayinca/">Sen Olmayınca</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-olmayinca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6648</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÖLGELER</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/golgeler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/golgeler/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Jan 2017 10:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6587</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beyaz güvercinler, zeytin dalları Boşlukta sallanan masum gölgeler Bir göze bağlanmış zaman yuları Yorulmuş ruhumu neden sürükler? &#160; Gecenin ardında kalan karanlık Tutuşmuş gönlümde kandiller söner Bir mumun altında o kanlı ışık Vurulmuş bu kalbi içimden söker &#160; Işıksız sokaklar gizler yüzünü Kaybolur seninle parlak renkler Zamana karışan mukaddes günü İzinde doğrulan gölgeler gizler &#160; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgeler/">GÖLGELER</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beyaz güvercinler, zeytin dalları</p>
<p>Boşlukta sallanan masum gölgeler</p>
<p>Bir göze bağlanmış zaman yuları</p>
<p>Yorulmuş ruhumu neden sürükler?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gecenin ardında kalan karanlık</p>
<p>Tutuşmuş gönlümde kandiller söner</p>
<p>Bir mumun altında o kanlı ışık</p>
<p>Vurulmuş bu kalbi içimden söker</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Işıksız sokaklar gizler yüzünü</p>
<p>Kaybolur seninle parlak renkler</p>
<p>Zamana karışan mukaddes günü</p>
<p>İzinde doğrulan gölgeler gizler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Duvarlar yanımda yanık gözleri</p>
<p>Hatrımda boğulan sönük yürekler</p>
<p>İçimde rüzgarlar esen zemheri</p>
<p>Buluttan, kokunla yağmurlar geçer</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geceyi sallıyor elem rüzgarı</p>
<p>Bir can parçasında kırık gönüller</p>
<p>Bekledim, ayırdı zaman yolları</p>
<p>Tutkulu gözlerim biçare bekler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Göstermez aynalar yorgun ruhumu</p>
<p>Zamanı kaplıyor siyah perdeler</p>
<p>Hayat bahçesinin olgun tohumu</p>
<p>Bu akur kalemi neden gölgeler?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgeler/">GÖLGELER</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/golgeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nurettin İle Çok Konulu Mizahi sohbet – 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 16:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6525</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzaylılar tarafından kaçırılsan ne yaparsın diye soran iş arkadaşıma tip tip baktım önce. BU kadar insan arasında beni kaçırdıkları için teşekkür ederim tabi. Hemen bir iş bulup üssün kirasına ortak olurum. Yıllarca gül gibi yaşarız üssümüzde. İş yerindeki bekâr arkadaşlarım sürekli toplanıp dışarı çıkıyor. Her günde yaptıklarını gelip anlatıyorlar. Artık yeter. Ya siz de benim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/">Nurettin İle Çok Konulu Mizahi sohbet – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzaylılar tarafından kaçırılsan ne yaparsın diye soran iş arkadaşıma tip tip baktım önce. BU kadar insan arasında beni kaçırdıkları için teşekkür ederim tabi. Hemen bir iş bulup üssün kirasına ortak olurum. Yıllarca gül gibi yaşarız üssümüzde.</p>
<p>İş yerindeki bekâr arkadaşlarım sürekli toplanıp dışarı çıkıyor. Her günde yaptıklarını gelip anlatıyorlar. Artık yeter. Ya siz de benim gibi ev hapsi cezasını alın ya da anlatmayın kardeşim. Anlamıyor musunuz ben evliyim.</p>
<p>Gece yarısı yolda giderken önüne gitar kutusu koyup gitar çalan kişileri gördüm. İşleri bitmiş toplanıyorlardı. Bir baktım ki kutunun içinde bir servet var. Her gün böyle kazanıyorlarsa bunlar benden zengin. Bende her geçtiğimde acıyıp para veriyordum bunlara. Artık yok.</p>
<p>2016 yılı içerisinde ülkeciğimin yaşadığı tek olumlu olay ne diye merak ettim. Aleyna Tilki’nin Edebiyattan 100 alması çıktı. Çok moralim bozuk çok.</p>
<p>Geçen hafta banka hesabından 300 TL çeken arkadaşım endişe ile sordu: Ya benim yüzümden koca banka iflas ederse? Biraz daha az mı çekeyim acaba?</p>
<p>Uyurken modemlerin kapalı olması gerektiğini söylemiş bilim insanları. Peki, uyandığımızda internete girmek için kaybedeceğimiz dakikaları geri verebilecekler mi bize? Öyle, işkembeden sallamak ile olmuyor. Uyanır uyanmaz lazım bize o internet beyler.</p>
<p>Düğünümde beni ve eşimi her fırsatta eleştiren yaşlı teyzelere sesleniyorum. Nikâh şekerlerimizi avuçlayarak alıp çantalara doldurduğunuz kamera kaydı elimde. Artık intikam vakti teyzem.</p>
<p>Otobüste varlığını hissettirmek için çukurlara giren otobüs şoförüne sesleniyorum: Duraklarda açmayı unuttuğun kapı sayesinde fark edilmeye çalışma.</p>
<p>İşe geç kalınca tehditler savuran müdürüme sesleniyorum: Otobüste havada durarak geliyorum her gün. Lütfen. Biraz saygı.</p>
<p>Yılbaşı kutlamalarını protesto etmek için başta çekirdek olmak üzere kuruyemiş satmayan bakkalımı alkışlıyorum. Sayesinde hala 2016 yazıyor takvimde.</p>
<p>Marketlerde çok kalabalık olan kasaları görüp bir tane daha açtıran müdüre selam olsun. Sayende bu çile erken bitecek başkan.</p>
<p>Sinema için ekrandan koltuk seçmemizi bekleyen çalışana sesleniyorum. Bu zor kararı bize bırakmayın.</p>
<p>Evlilik de aradığı bulamayan kişilerin başka biriyle evlenmesi garip değil mi? Belki olmuyor işte. Ne diye zorluyorsun?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/">Nurettin İle Çok Konulu Mizahi sohbet – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6525</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adım Adım Ölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adim-adim-olum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adim-adim-olum/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 13:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6522</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yüreğinde uzun bir soluk kolları zincirli Ürkek ayakların kanatlarında kırılmış Kolların yellerden üstüme yapışan kütlesi Parçacıklarımı döküyorum gökyüzüne &#160; Çünkü ben, söyleyemiyorum nedense Gökyüzünde kırılmış bir yıldızım Yüreğine bu gece, evet tam da bu gece damlamalıyım berrak teninde kuşkulu gözler ayıklamalıyım Yanına varmadan, gözlerine bakarak zamana karışmalıyım Sahiden bilmiyorum, neden söyleyemiyorum ? Yeryüzünde aciz bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adim-adim-olum/">Adım Adım Ölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yüreğinde uzun bir soluk kolları zincirli</p>
<p>Ürkek ayakların kanatlarında kırılmış</p>
<p>Kolların yellerden üstüme yapışan kütlesi</p>
<p>Parçacıklarımı döküyorum gökyüzüne</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü ben, söyleyemiyorum nedense</p>
<p>Gökyüzünde kırılmış bir yıldızım</p>
<p>Yüreğine bu gece, evet tam da bu gece damlamalıyım</p>
<p>berrak teninde kuşkulu gözler ayıklamalıyım</p>
<p>Yanına varmadan, gözlerine bakarak zamana karışmalıyım</p>
<p>Sahiden bilmiyorum, neden söyleyemiyorum ?</p>
<p>Yeryüzünde aciz bir insanım</p>
<p>Ben demiyorum ki hiç yanılmadım</p>
<p>Unutulmuş bir kitabın yırtık sayfasıyım</p>
<p>Yanımda eriyen bir buz kütlesi gibi hayatım</p>
<p>Çekindiğim de yok kimseden anlayamıyorum neden</p>
<p>Özümde başıboş bir hayli araftayım</p>
<p>Yolumda kimse yok artık saklandığım</p>
<p>Her adımda biraz daha artıyor ağırlığım</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adim-adim-olum/">Adım Adım Ölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adim-adim-olum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6522</post-id>	</item>
		<item>
		<title>CİNO</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cino/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cino/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Dec 2016 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6495</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ders saatlerinden dolayı bazı günler yoğun geçer bizim için. Kendimizi adayacak bir rahatlık ararız günün sonunda. Yine böyle günlerden birinde, İBF Kantini&#8217;nin rahatsız köy kahvesi sandalyelerinde otururken, tırnak uçlarımıza kadar acıdığımızı görüp terapiye ihtiyacımız olduğunu farkettik. Fazla uzakta değil park alanı; Batu, Fatih, Azat ve Ali bizim ihtiyara doluştuk, bizim olan yere gidebilmek için. &#8221;Götür [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cino/">CİNO</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ders saatlerinden dolayı bazı günler yoğun geçer bizim için. Kendimizi adayacak bir rahatlık ararız günün sonunda. Yine böyle günlerden birinde, İBF Kantini&#8217;nin rahatsız köy kahvesi sandalyelerinde otururken, tırnak uçlarımıza kadar acıdığımızı görüp terapiye ihtiyacımız olduğunu farkettik. Fazla uzakta değil park alanı; Batu, Fatih, Azat ve Ali bizim ihtiyara doluştuk, bizim olan yere gidebilmek için. &#8221;Götür bizi buralardan !&#8221; Kulakları çınlasın, bir kere ah etmedi sağolsun. Büyük dert değil onun için, sırtında taşımıyor ya (!) Bunu söylemeden geçemeyeceğim; 91 Lada&#8217;nın koltuklarına kim otursa bir türkü söyleme isteği geliyor. Sonra da sen sus, Batu söylesin&#8230; Öyle olmuyor işte, biz susamıyoruz ki Batu söylesin. Ama ben buralara girersem büyük geyik döner, buraları geçiyorum. Üniversite girişine kurmuşlar bir Kampüsmarket, sanarsın holding kapısına yerleşmiş, fiyatlar o biçim anlayacağın. Kola, çekirdek aşkı soktu bizi içeri; bizim suçumuz yok (!) Aldık nevaleyi geldik kasaya, ödedik fiyatları her neyse.</p>
<p><figure id="attachment_6497" aria-describedby="caption-attachment-6497" style="width: 806px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6497 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-2.jpg?resize=640%2C480" width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-2.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-2.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6497" class="wp-caption-text">Cino &#8211; edebiyat</figcaption></figure></p>
<p>Suratı beş karıştan bela yemiş kasiyer, elli kuruş para üstü uzatınca, gözlerim yirmibeş kuruşluk petito ile CİNO arasında oynanan tenis maçında top oldu. Nevrim şaştı ! Ama artık karar vermeliydim. Suratıma anlamsızca bakan iki kasiyer, ömrümde hiç görmediğim kadar baskı uyguluyorlardı üstümde. &#8221;Haydi,al ve git !&#8221; Elli kuruşa iki petito alabilirdim. Ama elli kuruş bana sınırsız CİNO vaat ediyordu. Soracağım soru basitti; CİNO ne kadar ?Cevabının üzerinde çok düşünülmesi gerekmezdi hem, fiyatı belli, en son oniki yaşlarımda yediğim çikolataydı sonuçta. İki lira olan okul harçlığımdan geriye cebimde ne kaldıysa yatırdığım, ambalajı sarı ağırlıkta, dünyadaki en iğrenç yazı stiliyle yazılmış CİNO ismiyle, tadı damakta şurup tadı bırakan bir çikolata&#8230; Fiyatı belli; beş kuruş&#8230; Sonunda suratına bol demli çay dökülmüş kadar suratsız kasiyer, cevaplama gayretinde bulundu bu basit sorumu.</p>
<p><figure id="attachment_6498" aria-describedby="caption-attachment-6498" style="width: 806px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6498 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-3.jpg?resize=640%2C480" alt="Cino - deneme" width="640" height="480" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-3.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-3.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6498" class="wp-caption-text">Cino &#8211; deneme</figcaption></figure></p>
<p>Güneşin kapıdan içeri giren ışınlarına baktım bir an. Arkamda bisküviler ve cipsler, bir ordu vardı kasiyerin karşısında. Güçlüydük, baş edebilirdik bu kadarıyla ! Serçe parmağımı havaya kaldırıp her erkeğin kulağını temizlemek için yaptığı geleneksel hareketi daha bir inanarak yaptım. Yaptım ki hani içeride, olur ya, bir su aygırı yuvalamış olsun da çıksın dışarı. Bizim ambalajında kayısıların olduğu beş kuruşluk CİNO, oldu mu şimdi sana elli kuruş ? Sağ elimi usulca petitolara uzattım, aralarından sıcakta erimemiş iki tanesini seçtim, aldım.Kapıya doğru yönelip açık havaya ilk adımımı attığımda, etrafımda çocukluğumdan bu yana değişen sayısız şey belirdi birden.İnsanları sadece eğlence için geldiklerine inandıran ve bir lirayla çalışan sayısız oyuncak&#8230; Burnuma şehirlerden nefret etmem için geldiğine inandığım egzoz kokuları&#8230; Kulaklarımda türküler yerine korna sesleri, meşguliyet arz eden telefon konuşmaları!</p>
<p>Ne varsa eskilerden toz bulutu olup uçmuşlarcasına yoklardı şimdi. Ne ara bu kadar ilerlemişti dünya koşarcasına bir ceylanın ardından ? Tat aldığımız her şeyi şurup tadıyla bezeyen, sonra yok eden bir öğütücü canlandı kafamda. Ben adına zaman dedim, diğer insanlar ilaç&#8230; Güzelliklerinden vazgeçtiğimiz her şeyin vebaliyle ortalıkta koşuşturan insanlar, işledikleri suçları fark edemeyecek kadar ilgisizlerdi çoğu zaman.</p>
<p><figure id="attachment_6499" aria-describedby="caption-attachment-6499" style="width: 806px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-4.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6499 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-4.jpg?resize=640%2C480" alt="Cino - anı" width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-4.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cino-4.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6499" class="wp-caption-text">Cino &#8211; anı</figcaption></figure></p>
<p>Hayatı bir yarış yerine bilmediğimiz yerlere yolculuk edermişcesine yaşasaydık eğer, kusurlarımızın bedeli olarak zevki harcamayacaktık boş yere. Zamanın bir ilaç olmadığını anladım o gün ve bildiğim tek bir şey vardı; Mahalleme dönebilseydim bir ihtimal, harçlığımı son kuruşuna kadar yatırırdım CİNO&#8217;ya. Hemde okuldan önce&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cino/">CİNO</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cino/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6495</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Puslu Güneşim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/puslu-gunesim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/puslu-gunesim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 11:30:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6487</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zaman makinesi olsaydı eğer, Geriye gidebilmeyi isterdim. Kalbimin diğer yarısını bulmayı isterdim, Yaptığım doğrular ve yanlışları gözden geçirirdim. Ama adı üstünde zaman geçti gitti, Pişmanlıklarda geçip gitti, Acılarda geçip gidiyor. Biliyorum acı çekiyoruz kalbim, Her gün yenisi ekleniyor, Güneş eskisi gibi doğmuyor, Puslu bulutla kaplandık, Aydınlık yolumuz taşla kaplanmış. Ama kalbim ne var biliyor musun? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/puslu-gunesim/">Puslu Güneşim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman makinesi olsaydı eğer,</p>
<p>Geriye gidebilmeyi isterdim.</p>
<p>Kalbimin diğer yarısını bulmayı isterdim,</p>
<p>Yaptığım doğrular ve yanlışları gözden geçirirdim.</p>
<p>Ama adı üstünde zaman geçti gitti,</p>
<p>Pişmanlıklarda geçip gitti,</p>
<p>Acılarda geçip gidiyor.</p>
<p>Biliyorum acı çekiyoruz kalbim,</p>
<p>Her gün yenisi ekleniyor,</p>
<p>Güneş eskisi gibi doğmuyor,</p>
<p>Puslu bulutla kaplandık,</p>
<p>Aydınlık yolumuz taşla kaplanmış.</p>
<p>Ama kalbim ne var biliyor musun?</p>
<p>İçimde kalan son damla da olsa,</p>
<p>Umudum var.</p>
<p>Farklı rengimiz olsa da,</p>
<p>Kalbimiz aynı dili konuşmasa da,</p>
<p>Ellerimiz diğer renklerle bütünleşirse,</p>
<p>Sevgiyle konuşursak eğer,</p>
<p>Pus dağılıp gidecek,</p>
<p>Güneş yeniden açmaya başlayacak,</p>
<p>Kuşlar yeniden kanatlanacak,</p>
<p>Acıları unutmak mümkün değil,</p>
<p>Elbette bunu  görüyorum,</p>
<p>Sen yeter ki inan yüreğim,</p>
<p>Diğer kalbimle de bütün olursak,</p>
<p>Yeniden sevmekte  mümkün.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/puslu-gunesim/">Puslu Güneşim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/puslu-gunesim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6487</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nurettin İle Çok Konulu Mizahi Sohbet &#8211; 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 08:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6484</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlara buradan sesleniyorum. Ben Nurettin. Zengin insanların mutsuz olduklarına dair söylenen bütün cümleler, evet hepsi, züğürt tesellisidir arkadaşlar. Bizde istemez misin kahvaltıda olan portakal suyundan bir yudum alıp evden çıkmak. Üstü açık spor arabayla İstanbul trafiğinde zaman geçirmek ya da villamızın tapusunun çıkması için birçok yola başvurmayı bizde isteriz. Üç yaşımdaki oğluma bakıp da aynı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/">Nurettin İle Çok Konulu Mizahi Sohbet &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlara buradan sesleniyorum. <strong>Ben Nurettin.</strong> Zengin insanların mutsuz olduklarına dair söylenen bütün cümleler, evet hepsi, züğürt tesellisidir arkadaşlar. Bizde istemez misin kahvaltıda olan portakal suyundan bir yudum alıp evden çıkmak. Üstü açık spor arabayla İstanbul trafiğinde zaman geçirmek ya da villamızın tapusunun çıkması için birçok yola başvurmayı bizde isteriz.</p>
<p>Üç yaşımdaki oğluma bakıp da <strong>aynı babası</strong> diyerek gülümsenmesinden de nefret ediyorum. Ne demek aynı babası? Ya kime benzeyecekti? Karımla aramı bozmaya mı çalışıyorsunuz koca elli insanlar.</p>
<p>Alkollüyken telefon kullanımın yasaklandığı haberini alsak çok mutlu olurduk herhalde. Düşünsenize o şekilde yazdıklarınızı.</p>
<p>Evlenmeden önce yüz defa düşünseydim çok daha iyi olacaktı sanırım. Belki kararım değişmezdi ama en azından daha geç evlenirdim.</p>
<p>Eğer ailenizle sinemaya gitmek isterseniz bir daha düşünün. En azından benim için. Kararınız değişmez ise o zaman sakın erken gitmeyin. Filmin başlamasına 2 dakika kala girmeniz çok daha uygun olacaktır. Sinema gişelerinin yanında olup çok şirin gözüken yerlerde satılan ürünlerin fiyatlarını bilmek dahi istemezsiniz. Emin olun!</p>
<p>LYS sınavında bazı sorular açık uçlu olacakmış. Bu haberi duyar duymaz. Üç yaşımdaki oğluma baktım. Daha çok küçük diye bağırmak geldi içimden. Neden yapıyorlar bunu bize? Neden?</p>
<p>Bir arkadaşım Beylikdüzü’ne taşındı geçen ay. Neden diye sorduğumda hanım ile aramız kötü dedi. Eşinin yüzünü görmemek için bu yolu tercih etmiş. İşten eve gidene kadar çoktan uyuyormuş eşi.</p>
<p>Özellikle yaz aylarında şirket tarafından gönderildiğim tatiller bazı kişileri kıskandırmış anlaşılan. Herkes İngilizce kursuna başladı şirkette. Yaza kadar bizde öğreneceğiz diyorlar. Çok azimliler bu konuda.</p>
<p>Komşunun evden kaçan kızı bulundu nihayet. Metrobüste uyuyakaldığı için Avcılar denilen bir yere kadar gitmiş. Sora sora anca bulmuş evini. Günler sonra kızlarına kavuşan komşumda kestiği adaktan bize de getirdi. Çok lezzetliymiş keçi eti.</p>
<p>Uzun süren kırmızı ışıklarda aracından inerek büfeden su almaya giden otobüs şoförlerine sesleniyorum: Bize de iki tane çay.</p>
<p>Metrobüste yüksek ses ile müzik dinleyen kıza da sesleniyorum: Artık istek şarkı almaya başlasan diyoruz. Yabancı müzikten bıktık anlasana.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/">Nurettin İle Çok Konulu Mizahi Sohbet &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6484</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ŞEB-İ YELDA</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Dec 2016 14:31:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlıcan Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6478</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Acılarımız var’ dedi. ‘Ve acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter.’ Ne demek istediğini o vakit anlamamıştım. Yalnızca dinlemiştim. Ancak bu gece ne demek istediğini en küçük hücreme dahi sızı verecek şekilde anlıyorum.  İzlediğim her haber, gördüğüm her gerçek canımı sıkmaya fazlasıyla yetiyor. ‘Acılarımız var. Bombaların patladığı eşiklerde, çocukların uçan hayallerinin kana bulandığı yerde, içimizde, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/">ŞEB-İ YELDA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘Acılarımız var’ dedi. ‘Ve acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter.’<br />
Ne demek istediğini o vakit anlamamıştım. Yalnızca dinlemiştim. Ancak bu gece ne demek istediğini en küçük hücreme dahi sızı verecek şekilde anlıyorum.  İzlediğim her haber, gördüğüm her gerçek canımı sıkmaya fazlasıyla yetiyor.<br />
‘Acılarımız var. Bombaların patladığı eşiklerde, çocukların uçan hayallerinin kana bulandığı yerde, içimizde, kendi derinliklerimizde acılarımız var. Kuş bakışıyla her şeyi anlamış gibi davranıyoruz. Biz birbirimizi ölesiye susturuyoruz. Ah, söylediğin bu cümlenin yıllar sonra böyle taze kalacağını bilemezdim. Bilsen, seni nasıl çok özlüyorum. Acımın rengi, meselesi ne olursa olsun yine sana varıyorum. Olsaydın, uzun uzun konuşurduk Bayım… İçimi rahatlatırdın. Ölen çocuklara, kadınlara, gençlere beraber üzülürdük de hafiflerdi belki acımız. Hafifletirdik…’</p>
<p><figure id="attachment_6482" aria-describedby="caption-attachment-6482" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6482 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg?resize=640%2C640" alt="‘Acılarımız var’ dedi. ‘Ve acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter.’" width="640" height="640" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6482" class="wp-caption-text">‘Acılarımız var’ dedi. ‘Ve acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter.’</figcaption></figure></p>
<p>Ben, bunları kendi kendime tekrar ederken güneş yüzünü pencereme çoktan dönmüştü. Tüm gece kar yağmıştı. Yeryüzünü kirinden, sözlerinden ve vaatlerinden arındırmaya çalışmıştı. Oysa yağan kar taneleri bu işe önce içimizden başlamalıydı. Alarmın çalmasıyla irkildim. Beni tüm gece boğan düşünceleri bir kenara bıraktım.<br />
Bu sabah içimde tarif edemediğim bir his adeta cirit atıyor. Yalnız olmak, yalnız yaşamak gerçekten zor. Tek başıma kahvaltı yapacağım şimdi keyifsiz de olsa. Keyifsiz kahvaltımda bana eşlik eden tek canlı ise bardağıma koyduğum çay. Bizde çayın önemli bir yeri vardır. Ona canlıymış gibi davranırsınız. Her sıkıntınızda, kalabalık olduğunuz mutlu anlarda o mutlaka vardır. Yine kendi kendime düşüncelere dalmaktan kurtulamadım. Sabaha kadar kendine eziyet eden ben değilim sanki. Beynim durmadan beni konuşmaya zorluyor. Kendimle yine kavga ediyorken birden kapı çaldı ve içimi büyük bir heyecan kapladı.<br />
O gelmişti. Aman Allah’ım! Büyük bir şaşkınlık içerisindeydim. Öylece durup yüzüne baktım.  İnanamıyordum. Bu kadar uzun süre sonra… Yıllar sonra! İçimde koca bir heyecan… Kalbim bu dar kafese sığar da yüreğim ne yapacak şimdi? &#8211; Merhaba, dedi.</p>
<p><figure id="attachment_6480" aria-describedby="caption-attachment-6480" style="width: 250px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sebiyelda.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6480 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sebiyelda.jpg?resize=250%2C205" alt="Bu sabah içimde tarif edemediğim bir his adeta cirit atıyor. Yalnız olmak, yalnız yaşamak gerçekten zor." width="250" height="205" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sebiyelda.jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sebiyelda.jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6480" class="wp-caption-text">Bu sabah içimde tarif edemediğim bir his adeta cirit atıyor. Yalnız olmak, yalnız yaşamak gerçekten zor.</figcaption></figure></p>
<p>Yüzüme bakarak acı bir tebessüm etti.<br />
&#8211; Rahatsız etmiyorum değil mi? Ben…<br />
İkimiz de nasıl bir yerde olduğumuzu anlamamıştık. Neredeydik biz? Ben kimdim, o kimdi?!..  Dudaklarımın arasından bir kelime bile çıkmıyordu. Sanki konuşmayı unutmuştum. Cevap gelmeyince:<br />
&#8211; Sanırım burada olmamam gerekirdi. Gitsem iyi olacak, dedi.<br />
&#8211; Lütfen buyurun, biraz şaşırdım kusura bakmayın, diyebildim.<br />
İçeri geçtik. Girer girmez salona göz gezdirdi. İçimde bir huzursuzluk boy göstermeye başlamıştı. Buraya gelmek istemişse bir sebebi olduğu muhakkaktı. Karşılıklı oturduk. Yüzüne baktım uzun uzun… Yaşlanmış görünüyordu. Kadim çizgiler vardı yüzünde. Hala çok şık ve yakışıklıydı. Beynimde beni kemirip duran bir soru…<br />
&#8211; Neden buraya geldiniz?<br />
Sizli bizli konuşmak beni çok yoruyordu. Bu bir çeşit mesafeydi ve bu mesafede koşmaya çalışmak beni nefessiz bırakıyordu. Yüzüme baktı öylece. Bir müddet cevap veremedi.<br />
&#8211; Seni görmek için, dedi.<br />
Öfkemi dışarı vurmamak için zor tutmuştum.<br />
&#8211; Beni görmek için… Peki öyleyse. Size bir şey ikram edeyim. Çay?<br />
&#8211; Teşekkür ederim zahmet etme lütfen, dedi.<br />
Mutfağa gitmek benim için buradan kaçmaktı. Buradan kaçmak istiyordum. Mutfağa doğru hızlı adımlarla ilerledim. Bu evin, bu koridorun, bu eşyaların aslında bana ne kadar yabancı olduğunu hiç fark etmemiştim. Bu evle birbirimize ne kadar yabancıymışız! İçimde uçsuz bucaksız cümleler dönüyordu.<br />
İnce belli bardaklara çayı doldurdum. Evde adeta bir ölüm sessizliği vardı. Çayı önüne bıraktım. Ne konuşmam gerektiğini bilmiyordum. Yalnızca:<br />
&#8211; Nasılsınız? diye sorabildim.<br />
&#8211; İyiyim, peki sen nasılsın?<br />
&#8211; İyi…<br />
Bunun öfkeyle söylemiştim. İyi olmadığımı biliyordu. İçimdeki kuyuda boğulduğumu çok iyi biliyordu. Ve ben de onun buraya iyi olmadığı için geldiğini çok iyi biliyordum. O, hiçbir zaman iyi olmazdı. Ben de hiçbir zaman iyi olamazdım. İki eksi buluşunca, bilinenin aksine nötrleniyorduk. Yan yanayken yok olmaktan taraftık hep.<br />
&#8211; Buraya asla kendinizi iyi hissettiğiniz zamanlarda gelmezsiniz. Anlatın, dinliyorum.<br />
Bu tepkiyi bekliyor gibi bir hali vardı. Şaşırmadı, duraksamadı ve:<br />
&#8211; Beni buraya gelmeye iten bir acı veya sorun yok, dedi buz gibi ses tonuyla. Gözleri de bilakis şefkat doluydu. Buraya gelişimin tek nedeni seni görmek, diye ekledi sonra.<br />
Şaşırmıştım. Bu, beklemediğim bir cümleydi. Beni ne yapsındı? Yıllar öncesinin artık onun hayatında ne önemi vardı?<br />
&#8211; Hiç değişmemişsin. Hala hırçın ve küçük bir kızsın. Hala gözlerin hep uzun, acılı gecelerden kalma. Hiç ama hiç değişmemişsin, yüreğin olduğu gibi duruyor. Ve çayı şekersiz içtiğimi unutmamışsın.<br />
İçimden o an öyle güzel, öyle eski duygular geçti ki… Büyükannemden büyük ve eski bir hikâyeyi dinlemiş de şimdi onu tamamlıyormuş gibi hissettim. Son söyledikleri öfkemi dindirmişti. Zaten ona öfkeli olabilmek en fazla ne kadar sürerdi ki? Okuduğum bir kitaptan birkaç cümle geçti içimden. ‘<em>Hayatımın karşı kıyısıydı o. Elaydı, belaydı, yaraydı. Ne çok şeydi…’</em> Üzeri tozlanmış aşkım, merhametim tekrar kökleriyle sıkıca tutunmuştu içime. Karşımda oturan adama içimde methiyeler düzerken, ağzımdan çıkan iki basit kelimeydi:<br />
&#8211; Siz de öyle, dedim.<br />
Sonra gözlerimiz sustu, sesimiz sustu. Yıllarca bekleyen ne varsa her şey sustu. Gözlerimin içinden bağırmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak geçiyordu. Ama kirpiklerimi eğmemeye kararlıydım. Eğmeyecektim onları bir kez daha. Sahip olamadığım bir insanı kirpiklerimden düşürmeyecektim. Kendimi toparlayıp metanetli bir ses tonuyla sordum:<br />
&#8211; Mademki buraya kadar geldiniz, o halde anlatın. Nasılsınız, aileniz nasıl, her şey yolunda mı?.. Bunca yıl üzerinde konuşulacak çok şey olmalı.<br />
Bunları ne kadar güçlü sorduysam içimde o kadar kırılmış, ağır yüklerin altında ezilmiş bir kız çocuğu vardı. Ah, ne zormuş Yarabbi! İnsanın belini büken kederi bir anda zorla doğrultmaya çalışmak ne zormuş…<br />
&#8211; Zaman kum taneleri gibi elimizden kayıp nasıl da gidiyor değil mi?<br />
&#8211; Evet, dedim acı bir tebessümle.<br />
Sorularıma cevap vermekten kaçmıştı. Israrcı olmadım. Aslında cevapları duymak istemediğimi bildiğine emindim.<br />
&#8211; Seni, dedi yutkundu. Uzun yıllardır görememek…</p>
<p><figure id="attachment_6479" aria-describedby="caption-attachment-6479" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6479 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg?resize=640%2C640" alt="Sonra gözlerimiz sustu, sesimiz sustu. Yıllarca bekleyen ne varsa her şey sustu. Gözlerimin içinden bağırmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak geçiyordu." width="640" height="640" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6479" class="wp-caption-text">Sonra gözlerimiz sustu, sesimiz sustu. Yıllarca bekleyen ne varsa her şey sustu. Gözlerimin içinden bağırmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak geçiyordu.</figcaption></figure></p>
<p>Devamını getirmek istemedi.  Oturduğum yerden kalkıp ona sarılmamak için önüme defalarca kez duvar ördüm. Birini yıktım ardından diğerini ördüm. Biraz vakit geçtikten sonra nutkumuzu tutan bu heyecan, bilinmezlik yerini kuvvetli bir özleme bırakmaya başladı. Uzun uzun konuştuk. Hatırladıkça güldük, hatırladıkça sustuk. Acımızın derinliğine ulaştıkça yaklaştık. En sonunda bütün duvarları yıktım. Tıpkı eskiden yaptığım gibi en çaresiz anımda dizlerinin üstüne başımı koydum. Her şeyi unutmuş, kafamdaki, yüreğimdeki tüm kalkanları kaldırmıştım. Ağlamaya başladım. Dizlerinin üzerinde uzun uzun ağladım. Saçlarımı okşadı şefkatli elleriyle. Ve itiraf etmeliyim ki ellerini çok severdim… Öyle ki kimsede bu kadar güzel bir el yokmuş gibi gelirdi. Hiçbir el, onun dokunduğu gibi dokunamazdı yaralarıma. Başımı uzun bir vakit kaldırmadım. O da ağlıyordu, biliyordum. Sessiz sessiz ağlıyordu saçlarımı okşarken.  Kendi kendime konuşup duruyordum. ‘Nereden çıktı şimdi bu adam?, diyordum. Ne lüzumu vardı kenarda köşede uyuyor olan kederi uyandırmaya? Bana bunu niye yapıyordu?’ Kafamı kaldırıp saate baktığımda çok geç olduğunu fark ettim. Kendimi toparlayarak:<br />
&#8211; Çok geç olmuş. Şey, sizin için sorun olmasın? Diye sordum büyük bir isteksizlik ve korkuyla.<br />
Korkuyordum. Bir kez olsun vakti gelince gitmesin istiyordum. Vakitsiz olmak istiyordum sadece bir gün. Gözlerinin içine baktım tereddüt ederek. Sağ elini yanağıma koydu ve:<br />
&#8211; Merak etme bir sorun olmaz, dedi hüzünlü bir sesle.<br />
Ama gitmesi gerekecekti, biliyordum. Eski ve güzel şarkılar gibi bitecekti bu da. Sonra avuç içimden öptü:<br />
&#8211; Acılarımız var, dedi.<br />
Duyunca afalladım, anlam veremedim. Biraz düşündükten sonra devam etti:<br />
&#8211; Acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter. Biz sadece bu kadarını anlayabiliyoruz. Bir nehir akıp gidiyor ama içerisindeki taşların ona nasıl yük olduğunu biz bilemiyoruz, anlamıyoruz dedi.<br />
&#8211; Tam olarak bana ne söylemek istiyorsunuz, dedim.<br />
&#8211; Yıllarca sadece bir nehir gibi akıp gittiğimi düşündün belki de, dedi.<br />
Sustum. Doğru bir yerde durmuştu şimdi. Ona ne kadar öfkeli olduğumu hatırladım. Öfkem yeşeren bir ağaç gibi köklerini salmak istedi içimde tekrar. Niye bu kadar duygusal ve normal karşıladım diye kızdım kendime o an. Ancak güzeldi, çok güzeldi. O çay bardağı, o koltuklar, odadaki televizyon ünitesi, saksıda öylece duran çiçekler, hepsi… Hepsi ne kadar güzel olduğunu biliyordu. Korktuğum an geldi ve çanlar çalınmaya başladı kulaklarımda. Gitme vaktiydi. Belki yıllar sonrası için gitme vaktiydi bu. Kapıya doğru ilerledik. Paltosunu giymesi için yardım ettim. Sarıldık… Öyle bir sarılmaydı ki işte o ana kadar kulağıma çalınan, yarım kalmış tüm aşk hikâyeleri tamamlandı. O âşıkların kavuşmaları için, önce bizim aramıza yılların, mesafelerin, suskunlukların girmesi gerekiyordu ki bizim kavuşmamızı görmek için aynı yerde buluşmaları gerekirdi. Artık Zin’in saçları Mem’in yüreğindeydi. Aslı’nın elleri Kerem’i ateşten çoktan çekmişti. Yusuf, Züleyha’yı bilmiş ve sevmişti. O an fesleğenler içleri ferahlatan kokusuyla etrafımızı sarmış, kelebekler bu kokuya âşık olup yanımıza kadar uçmuşlardı. Doğulu âşıklar kavuşmuş, biz onlar için kendimizi feda etmeyi tercih etmiştik.<br />
O gece, yılın en uzun gecesiydi benim için. ‘Şeb-i yelda’… Rastgele bir şiir kitabı seçmiş ve gözlerimi kapatıp bir sayfasını açmıştım. Yüreğime bu uzun gecede denk gelen şiiri ağlaya ağlaya okumuştum. Şöyle yazıyordu;</p>
<p><em>Zaman sayılmıyor sevgilim<br />
Hayat Kaf dağının ardına çekildi<br />
Çiy taneleri kumlarda birer Leyla masalı<br />
Kimse kendinden bir yere gitmiyor<br />
Yaşıyoruz sessizce yaramızı severek.</em></p>
<p>Kapıya doğru ilerlerken dualar ediyorum.<br />
Allah’ım ne olur o gelmiş olsun!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/">ŞEB-İ YELDA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6478</post-id>	</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz Akşamı, 16 Temmuz Sabahı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Dec 2016 15:01:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[M. Faruk Kutlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6465</guid>
				<description><![CDATA[<p>15 Temmuz akşamı evdeyim, cep telefonum çaldı; başıma gelecekleri bilseydim belki hiç açmazdım. Ama arayan abim, Ankara’dan arıyordu: “Televizyon kanalları boğaz köprüsünde yolu kesen askerleri gösteriyor, sence ne oluyor?” Gazetede çalışan biri olarak benim olaydan haberim olacağını zannediyordu. Bağlantı doğruydu, ama ben spor kanalında olduğum için dünyadan haberim yoktu. Hemen haber kanalını tuşladım. Evet tanklar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/">15 Temmuz Akşamı, 16 Temmuz Sabahı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz akşamı evdeyim, cep telefonum çaldı; başıma gelecekleri bilseydim belki hiç açmazdım. Ama arayan abim, Ankara’dan arıyordu: “Televizyon kanalları boğaz köprüsünde yolu kesen askerleri gösteriyor, sence ne oluyor?” Gazetede çalışan biri olarak benim olaydan haberim olacağını zannediyordu. Bağlantı doğruydu, ama ben spor kanalında olduğum için dünyadan haberim yoktu. Hemen haber kanalını tuşladım. Evet tanklar ve askerler köprüyü tek taraflı kapatmışlardı.</p>
<p>Abim için doğru haberi bulmak üzeri harekete geçtim. Gececi arkadaşım Reis’i aradım. Reis “gazetede değil evdeyim, haberim yok valla” dedi. Gazeteden Sebastian’ı aradım, “henüz net bir bilgi alamadık” şeklinde cevap verdi. Aynı cevabı abime iletip telefonu kapatmıştım ki Sebastian arıyordu: “Abi gazeteye gelebilir misin, ortalık karıştı”.</p>
<p>Araç gönderemedikleri için kendi aracımla yola çıktım. Beylikdüzü’nden çıkan Avcılar’dan geri dönermiş. Avcılar yokuşundan çıkıyordum ki sanki ters yöne girmişim gibi araçlar üzerime geliyordu. Kafa kafaya geldiğim sürücüye ne olduğunu sormadan: “Abi trafik kilit, geri dön” diyor. Nereden bileceğim Atatürk Havalimanı’na çıkan bütün yollar kapatılmış. Mecbur yolumu değiştirip, Esenyurt’a yöneldim. Gözüm yolda, kulağım radyoda gidiyorum. O sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan canlı yayında, kalkışma olduğunu ve halka sokağa çıkmalarını söylüyordu. Esenyurt’a geldiğim de halk çoktan sokağa çıkmış, bayraklar açıp yürümekteydi.</p>
<p>Kapatılmış yollar, bayraklarla sokaklardaki araç konvoylarının arasından geçerek gazete binasına ulaştım. Otoparkımızın kapısına bir servis aracı çekilip, girişlere kapatılmıştı. Oysa buraya bir süre sonra yukarıdan helikopter inecekti. Bana yol verip içeri aldılar, o sırada çevrede olağanüstü bir hareketlilik yaşanıyordu. Güvenlik amirine “Tehlikede miyiz” diye sordum. Dışarıda sivil kalabalık olduğunun, içeriye girmelerini engellemek için tedbir aldıklarını söyledi. Kolay gelsin diyerek yazı işlerine doğru yürüdüm.</p>
<p>Yazı işlerindekiler beni görünce biraz şaşkınca “nasıl geldin” diye sormaktan kendilerini alamadılar. Çünkü haber verip çağırdıkları diğer arkadaşlar, trafikteki problemden dolayı gazeteye gelememişlerdi. Gecenin ilerleyen saatlerinde askeri kalkışmanın boyutları gittikçe artıyordu. Yazı işleri katındaki ekranlardan bu gelişmeleri takip ederken, diğer taraftan kendi sayfalarımızı hazırlama telaşı içindeydik. Gecenin geç vakitlerinde telaşımız ikiye katlandı. Dışarıda olağanüstü hareketlenmeler yaşanıyordu. Kalabalıklar gazete binasının etrafında dalgalanmaktaydı. O sırada açık otoparka helikopterle inen darbeci askerler gazete girişini arıyordu. Bizim yazı işlerinde koşturmalar başladı, sonra alt kattan haykırmalar duyuldu. Yazı işlerinden bir ses: “Arkadaşlar bir araya toplanalım” diyordu. Ben dışardaki sivillerin bina içine girdiğini düşünüyordum. Aşağıdan gelen sesin geldiği yere baktığımda eli silahlı bir askeri gördüm. Mesele anlaşılmıştı, asker bizi toplamak için gelmişti.</p>
<p>Şimdi yemekhane katındayız. Genç bir yüzbaşı ve üç askerin silahları üzerimize doğrultulmuş biçimde sıralanıyoruz. Yazarlarımızdan biri yüzbaşıyla konuşuyor, fakat yüzbaşı onu dinlemiyor “Can güvenliğiniz için sizi bir yere kapayacağız, reviriniz olabilir” diyor. O sırada yan yana dizilmiş grubun bana göre diğer ucunda bir hareketlenme oluyor. Gazetecilik refleksi olsa gerek, bir arkadaş galiba cep telefonu ile canlı yayında. Askerler “Dur çekme, kapa onu” diyerek o tarafa yöneliyorlar. Karışıklık oluyor, gürültü patırtı, tartışmalar derken askerler grubun diğer ucunda bizimle göz temasını yitiriyorlar. Fırsat bu fırsat diyerek kendimi merdivenlerden kapalı otoparka doğru atıyorum. Yanımdaki arkadaşım Sertaç da aynı hareketi yapıyor. İkimizde kapalı otoparka birlikte giriyoruz. Hedefimiz karşıdaki yaya çıkışı, ben depara kalkıyorum ama o anda olduğum yerde kalıyorum. Sağ bacağım iptal vaziyette, kramp girdiğini düşünüyorum. Bu sırada Sertaç yaya kapısından geri dönüyor. “Abi kapı kapalı” diyerek geldiğimiz kapıdan geri dışarı çıkıyor.</p>
<p>Ben otoparkın ortasında duruyorum. Bacak ağrım tavan yapmış durumda. O sırada ilerdeki araçların arkasında iki kişi görüyorum. Topallayarak yanlarına gidiyorum, ikisi de ulaştırma görevlisi ve olaylardan hiç haberleri yok. Onlara olanları anlatıyorum: “Abi araçlara girip gizlenelim” diyor. İkisi birlikte bir araca giriyor: “Sen de şuna bin” diyerek yandaki aracı gösteriyorlar. Aracın içinde bacağıma masaj yapmaya çalışıyorum ama bacakta tık yok. Cep telefonumu sessize alıyorum, askerler arama yaparken ses çıkarmasın istiyorum. Tedbirli olmak gerek diye düşünürken göz ucuyla da kapıyı gözlüyorum.</p>
<p>Epey bir süre geçti ve bu süre içinde tek bir asker arama düşüncesiyle otoparka inmedi. Fakat ulaştırma elemanlarından biri sürekli kapıya gözleme amacıyla gidip geldi. Sonra dayanamadı: “Ben gidiyorum arkadaş, şeker hastasıyım, ilaç almam gerek” diyerek otoparktan çıkıp gitti. Aradan biraz daha zaman geçmişti ki otoparka inen Mustafa abi ve Emre’yi gördüm. Topallayarak yanlarına gittim: “Ben askerden kaçtım siz ne yapıyorsunuz, gelin saklanalım” dedim. Mustafa abi “Biz de kaçtık” dedi ve aracına bindi. Sonra gelmesi için Emre’ye seslendi, fakat Emre cep telefonuyla meşguldü. “Abi ben canlı yayındayım, bir milyon takipçi var şu an” dedi. “Mustafa abi ben geleyim, aracım otoparkta, beni oraya kadar bırakır mısın” dedim. Atla dedi ve kapıya doğru yöneldik.</p>
<p>Kapalı otoparkın otomatik olan kapısı ağır ağır açılmaya başladı. Çıkış yapacağımız rampanın ucunda koşturan askerler belirdi. İçimden “Eyvah şimdi yandık” dedim. Rampadan açık oto parka doğru döndük, hayret hiçbir asker bizimle ilgilenmiyordu. O sırada binanın etrafındaki halkın engelleri aşıp içeri girmeye çalıştığından hiç haberim yoktu. Askerler TEM tarafından gelecek olanlara karşı araçların arkasına mevzileniyorlardı.</p>
<p>Mustafa abi beni aracımın yanında beni indirdi. Zorlukla aracıma binip çıkışa yöneldim. Dışarıda toplanan sivil kalabalık bütün yolu kaplıyordu. Mustafa abinin aracı dışarıda park halinde duruyordu. Aracın içinde Sertaç’ı fark ettim. Aynı tarafta oturduğumuz için onu aracıma çağırdım. Yanında başka servisten tanımadığımız biri daha vardı. Ben de gelebilir miyim dedi. Onu da araca alıp yola çıktık. Ancak bacağımdan ayağıma kadar gelen ağrı yüzünden, gaz ve fren pedallarına basmakta güçlük çekiyordum.</p>
<p>TEM Mahmutbey gişelerine geldiğimizde buranın çöp kamyonlarıyla kapalı olduğunu gördük. Geri yaptım, yollara ters gitmek dahil her türlü kuralsızlık içinde Halkalı yoluna çıkabildim. Arka yollardan Küçükçekmece’ye giden yolu ararken, üzerimizden F-16’lar uçuyordu. Ses duvarını aştıklarından haberimiz olmadığı için, duyduğumuz patlamalarla bir yerlerin bombalandığını konuşuyorduk. Hatta ilk patlamada aracımın açık camından gelen basıncı bile hissetmiştim. Korkuyla camları kapatıp, tepemize her an bir bomba düşer korkusuyla Küçükçekmece’ye ulaştık. Daha önce Sertaç eşini arayıp diğer arkadaş için yatak hazırlamasını istemişti. Sertaç ve diğer arkadaş araçtan inip eve doğru yöneldiler. Gün ağarmış, saat sabahın beşi olmuştu. Ben Küçükçekmece köprüsünü geçip Avcılar yönüne doğru gazladım.</p>
<p>Bu sırada Sertaç, hayatta ilk kez karşılaştığı misafiriyle evine girdi. Eşi ve üç yaşındaki kızı onu sevinçle karşılayıp boynuna sarıldılar. Gece boyu uçan uçak gürültüsünden korkuya kapılan kızı hiç uyuyamamıştı. Babasını gördüğüne çok sevinmişti. Sertaç misafiriyle salona geçip oturdu. Eşi ve kızı az sonra peşlerinden salona girdiler. Kızının elindeki tabakta küçük bir pasta dilimi ve üstünde yanan bir mum vardı. “Mutlu yıllar babacığım” diyerek tabağı babasına uzattı. Sabah saatin beşiydi, takvimler on altı temmuzu gösteriyordu. On altı temmuzda Sertaç doğmuştu ve bugün hayatının en inanılmaz doğum gününü kutluyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/">15 Temmuz Akşamı, 16 Temmuz Sabahı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6465</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BİR KIZ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kiz/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Dec 2016 13:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Rüya İçin Ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[Elli İlk Öpücük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6454</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kız tanıyordum. Elleri çok çirkin diye utanıyordu. Sırf güzel görünsün diye tırnaklarını uzatıyordu. Biraz düşüncelere dalsa başparmağının kenarındaki eti yiyordu. Çok konuşmazdı, kendinden bahsetmeyi sevmezdi öyle. Aslında çok üzülürdü, birilerine anlatmak isterdi ama o birilerinin anlatacak hep başka şeyleri vardı. “İyiyim” dedikten sonra kapılarını kapatır, perdelerini çekerdi. İnsanları şarkılarla hatırlamayı seviyordu. Herkese bir şarkı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kiz/">BİR KIZ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Bir kız tanıyordum.</span></p>
<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Elleri çok çirkin diye utanıyordu. Sırf güzel görünsün diye tırnaklarını uzatıyordu. Biraz düşüncelere dalsa başparmağının kenarındaki eti yiyordu. Çok konuşmazdı, kendinden bahsetmeyi sevmezdi öyle. Aslında çok üzülürdü, birilerine anlatmak isterdi ama o birilerinin anlatacak hep başka şeyleri vardı. “İyiyim” dedikten sonra kapılarını kapatır, perdelerini çekerdi.</span></p>
<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">İnsanları şarkılarla hatırlamayı seviyordu. Herkese bir şarkı buluyordu. Eğer birini çok seviyorsa ona sayfalarca mektup yazmak istiyordu, yapamıyordu. Aynaları sevmiyordu. Gördüğü her zaman onu ürkütüyordu. Makyaj yapmaktan hoşlanmıyordu. Ağlamamak için gözlerine maskara sürüyordu. Ağlıyordu, maskara aktıkça gerçek bir maskaraya dönüşüyordu.</span></p>
<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Hiçbir zaman en sevdiği film “<strong>Bir Rüya İçin Ağıt</strong>” olan insanları anlamamıştı. Bir insanın en sevdiği film olsa olsa “<strong>Elli İlk Öpücük</strong>” olabilirdi zaten. Filmlerin gerçek olduğu, mutlu insanların olduğu, kimsenin gitmediği gidenin hemen geldiği bir dünya olduğuna inanıyordu.</span></p>
<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Bir kız tanıyordum.</span></p>
<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Saçlarından nefret ediyordu. Ellerini saklıyordu hep. Gözlerinin ardına med cezirler gizliyordu. Ayakkabısının ucuna bakıyordu yürürken, eğri yürüyordu. Otobüste oturan insanlara bakıp, hayatları hakkında hayaller kuruyordu.</span></p>
<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Kendine bir kabuk yaratmıştı, içinde saklanıyordu. Gerçekten kim olduğunu kimse bilmiyordu. Bir sabah uyandığında kabuğuna sığamıyordu. Bir adam gelmiş, kabuğu kırmış, hiç sevmediği ellerini elinin arasına alıp ayağa kaldırmıştı onu.</span></p>
<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Şarkılar adıyordu adama. Hiç bilmediği bir dildeki şarkılarla seviyordu adamı. Diz kapakları baykuşa benziyordu. Saçların güzel ya da çirkin denmiyordu ona, saçlarının kokusu seviliyordu. Geceleri, merdivenini alıp aya çıkıyordu. Gökyüzü onun ait olduğu yer oluveriyordu. Ardında uzun mektuplar bırakmayı başardığı bir aşkı yaşıyordu. Çok yağmurlu bol yeşillikli ve lanet olasıca diye adlandırdığı bir yerde yaşıyordu. Her yağmur damlasında birileri ölüyordu.</span></p>
<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Bir kız tanıyordum. Birisi eline mutluluk adında bir oyuncak vermişti. Çok afili bir paketi vardı, arsız bir şekilde açtı, çabuk tüketti, “çocuktur bilememiştir” denildi. Severken bambaşka bir insan oluyordu. Kimse onu mutluluk kelimesinin sözlük anlamı olacak kadar sevmemişti.</span></p>
<p style="background: white; vertical-align: baseline; margin: 0cm 0cm 7.5pt 0cm;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Bir kız tanıyorum.</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; background: white; vertical-align: baseline;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: 'Helvetica','sans-serif'; color: #444444;">Sırf o çok sevdi diye saçlarını yolarcasına tarıyor artık. Tırnaklarını kısacık kesiyor. Gökyüzü üzerine düşeli çok olmamış. Artık “iyiyim” demiyor. “Nefes alıyorum” diyor. Şarkıları bavullara kaldırıp yeşilin bittiği yerdeki maviye bırakıyor. Karşı kıyıya asla çıkamayacak şişeler fırlatıyor suya. İçinde asla okunmayacak cümleler can veriyor.</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; background: white; vertical-align: baseline;">Bir kız tanıyorum. O ise artık beni tanıyamıyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kiz/">BİR KIZ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6454</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylem/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 24 Dec 2016 07:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6437</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir dal sigara içsem, bir yudum kahve, biraz da gökyüzüne baksam. İyi gelir mi? Ya da, Bir paket sigara içsem, bir şişede bira, biraz da sokak lambalarına baksam. İyi gelir mi? Aralık&#8217;ın soğuk kış günleri, saat 04:00.Yapabilecek hiçbir şey yok, düşünmekten başka. Gecenin bu saatleri siyah bir örtü gibi sarar dört yanımı. Bu saatler 24 [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylem/">Eylem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir dal sigara içsem, bir yudum kahve, biraz da gökyüzüne baksam. İyi gelir mi?</p>
<p>Ya da,</p>
<p>Bir paket sigara içsem, bir şişede bira, biraz da sokak lambalarına baksam. İyi gelir mi?</p>
<p>Aralık&#8217;ın soğuk kış günleri, saat 04:00.Yapabilecek hiçbir şey yok, düşünmekten başka. Gecenin bu saatleri siyah bir örtü gibi sarar dört yanımı. Bu saatler 24 saate bedel ödetir. Öyle hissettirir. Siyah ve beyazdır. Beyaz siyaha bu saatlerde yeniktir.</p>
<p>Saat 05:00.Bir saattir pencerenin önündeyim. Pencere önünde çiçek. Siyah beyaza yenilmeye başlarken yeşerir çiçek. Yerde kar, karda iz bırakan kedi.</p>
<p>Saat 06:00.Tam teslimiyet. Güneş çıkar, çatılar parlar. Çatıların gökyüzüyle birleştiği yer, işte o yer, masmavidir, masmavi…</p>
<p>Saat 07:00.Bir dal sigara, bir yudum kahve alıp evden çıktım. Gazete elimde. Üçüncü sayfa haberlerini aratmadı manşetler. Okudum, okudum, okudum. Botumun karda çıkardığı sesle, yüzüme yakan ayazla yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm…</p>
<p>Şehrin kalabalığı arttı. Sesler çoğaldı, kelimeler birbirine karıştı. Kaldırımları işgal etti arabalar ve şehir büyüdü. Etrafı izledim. Anıları taze tutabilmek adına gözlerimi diktim kaldırımlara, binalara. Ayağımın götürdüğü yere yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm…</p>
<p>Galata Kulesi&#8217;nin önündeki masalardan birine oturmuş beni bekliyordu. Masaya doğru ilerledim. İki demli çay istedi. Tütününü sardı. Gülümseyerek fotoğrafları sordu. Tek tek gösterdim. Yüzünün çizgilerinde bir tebessüm vardı. Sanki gülmek tek başına eylemdeydi yüzünde. Bu hali beni sinirlendirmeye başlamıştı bile. Böyle bir günde &#8216;gülme eylemi&#8217;de ne?</p>
<p>İfadelerim çok belirgin olmalıydı ki dayanamayıp sordu:</p>
<p>&#8221;Neyin var?&#8221;</p>
<p>Bu soru öfkemi dilime sürükledi. Sanki bütün yaşananlar onun yüzünden yaşanmış gibi. &#8216;Yargı eylemi&#8217;ne başlamıştım bile.</p>
<p>&#8221;Böyle bir günde bu soruyu nasıl sorabilirsin? Sen gazeteye falanda mı bakmıyorsun?&#8221;. Yüzüme baktı. Yine aynı eylemle &#8221;Bakıyorum.&#8221; dedi. Bende &#8216;yargı eylemi&#8217; yerini &#8216;nefret eylemi&#8217;ne bırakmıştı bile.</p>
<p><figure id="attachment_6438" aria-describedby="caption-attachment-6438" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6438 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png?resize=600%2C487" alt="''Ellerinde sessiz çığlıklar duyuyorum.''" width="600" height="487" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png?resize=300%2C244&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6438" class="wp-caption-text">&#8221;Ellerinde sessiz çığlıklar duyuyorum.&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>&#8221;Bencilsin. Nasıl bu kadar duygusuz olabilirsin? İnsanlar ölüyor!&#8221; dedim. Yüzünde aynı ifadeyle &#8221;Haykırarak, yargılayarak suçlayacak birini mi bulmaya çalışıyorsun yoksa omzundaki yükten kurtulmaya mı?&#8221; Yüzündeki ifade, kelimeleri tokat gibi çarptı yüzüme. Ne diyeceğimi bilemedim. Sustum. Sigarasını bitirmiş, çayın son damlasını yudumlamıştı. &#8221;Umudun var mı?&#8221; diye sordu o anda. Afalladım. &#8221;Bilmiyorum&#8221; diyebildim.&#8221; Peki. Şimdi seninle bir eylem yapacağız.&#8221; dedi. Eylem tehlikeli bir kelime. &#8221;Ne eylemi?&#8221; dedim. Aniden kalktı masadan, elimi tuttu. Ve peşinden sürüklemeye başladı. Eli elime değdi, eylem başladı. &#8221;Şimdi bir cümle söyleyeceğim, susacağım. Sen cümleden bir kelime seçip söyleyeceksin susacaksın. En basit hale gelene dek sürecek.&#8221; Eylem bu muydu yani? Başımla onayladım. Bir yandan el ele hızlı adımlarla kalabalığa karıştık, bir yandan bağırarak sesli eyleme başladık. Eylemin büyüsüne kapılmıştık. Birçok kez tekrarladık. Son tekrar onun cümlesiyle başladı:</p>
<p>&#8221;Ellerinde sessiz çığlıklar duyuyorum.&#8221;</p>
<p>&#8221;Sessiz&#8221;</p>
<p>&#8221;Ses-siz&#8221;</p>
<p>&#8221;Ses&#8221;</p>
<p>&#8221;S-e-s&#8221;</p>
<p>Artık daha basite indirgenemezdi cümle. O an durduk. Durduğumuz sokakta bir yerden müzik sesi geliyordu kulağıma, &#8216;Elin elime değse de, sevsem seni&#8217;. Yüzüme baktı. Uzun uzun yüzüme baktı. &#8216;Gülme eylemi&#8217; bitmişti. Gözlerinde bulutlar, yangınlar, yağmurlar vardı… Gözlerinde katliamlar, ölüler vardı. Gözlerinin karanlığı gözlerime öyle işledi ki; o an kelimelerle anlatılamayacak kadar derin hissettim. Cümleler, kelimeler, heceler, harfler sustu. Bütün sesli eylemler bitti. Gözlerimiz konuştu, umut etti, inandı. Gözlerimiz güneşli günlere inandı…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/MoBB1cZA1gY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Anlamadılar, anlamayacaklar, anlayamayacaklar…</p>
<p>Ve saat 16:00. Bir paket sigara, bir şişe birayla ellerimiz kilitli, gözlerimiz henüz yanmamış sokak lambasında asılı. Beyaz siyaha hüküm sürmeye, bizse &#8216;sessiz eylem&#8217;e devam ediyoruz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylem/">Eylem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6437</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çekmecemde Yalnızlık Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Dec 2016 06:30:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Nagihan Tanal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6431</guid>
				<description><![CDATA[<p>Azami ölçüde kar yağışlı yeryüzü. Sarı duvarıma dokunmuyor beyazlığı. İstanbul&#8217;un orta yerine adım atıyor sadelik ve manevi kötülüklerden uzaklaşıyor insanlar. Zamanın tüm sıkıntıları demleniyor sapları paslı çaydanlıkta. Odam beş duvar, yorganım soğuk; dudaklarım kuru, göz altlarım buruk. &#8230; Saatim hep bir dört çeyrek vapuru. Akşamüstlerine karışıyoruz uluorta. Anlaşılır her şey siyah beyaz filmler misali. Oysa, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/">Çekmecemde Yalnızlık Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Azami ölçüde kar yağışlı yeryüzü. Sarı duvarıma dokunmuyor beyazlığı. İstanbul&#8217;un orta yerine adım atıyor sadelik ve manevi kötülüklerden uzaklaşıyor insanlar. Zamanın tüm sıkıntıları demleniyor sapları paslı çaydanlıkta. Odam beş duvar, yorganım soğuk; dudaklarım kuru, göz altlarım buruk.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Saatim hep bir dört çeyrek vapuru. Akşamüstlerine karışıyoruz uluorta. Anlaşılır her şey siyah beyaz filmler misali. Oysa, en sevdiğim elbisen oluyor çiçek desenli bahar. Bakışlarını anlatmak istemiyorum, bakışların&#8230; Bir kül tablası sevsem izmaritinden başlardım sadece. Bir kadın sevsem bakışlarından&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6434" aria-describedby="caption-attachment-6434" style="width: 772px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlivar-tan-vakti.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6434 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlivar-tan-vakti.jpg?resize=640%2C501" alt="Saatim hep bir dört çeyrek vapuru. Akşamüstlerine karışıyoruz uluorta." width="640" height="501" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlivar-tan-vakti.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlivar-tan-vakti.jpg?resize=300%2C235&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6434" class="wp-caption-text">Saatim hep bir dört çeyrek vapuru. Akşamüstlerine karışıyoruz uluorta.</figcaption></figure></p>
<p>Fiyakalı ceketimin tüm albenisi kayboluyor ara sokaklarından süzülürken. Elimde sigaram, yok olmak istiyorum caddelerinde doğru yönü bulamadan. Boynundaki damarlar yol gösterici haybeden. Sancı saplanır bazen İstanbul Boğazı&#8217;na. Yutkunmaya çalıştığım dünyaydı belki de. Yüz hatlarımın gülüşüme uyumsuzluğu boy gösteriyor birde, sarnıçlarım dolu. Özleme ithafen aforizmalar tütüyor ağzımda. Yazarlar müebbet ızdırap içinde, tüm şairler yasta. Etrafta Aşk&#8217;a dair birşey kalmamışcasına.</p>
<p><em>&#8221;Bizi böyle bilmiyorlar</em></p>
<p><em>                               bilmesinler&#8221;</em></p>
<p>Ucuz bir roman havası çalınıyor kulaklarıma. Ritminde mutluluk gizli, ayaklarım yürüyerek atıyor stresini. Sahil boyu kalabalık alabildiğince. Farklı şeyler var gibi. Ürkekliğimden arınıyor erkekliğim, dalıveriyorum aralarına. Sağımda bir kadın; çekirdek var avuçlarında. Solumda bir çift; dudakları titreşiyor her dokunuşta. Farklı şeyler var gibi. Ufka uzanıyor bir teknenin yelkenleri suya inat. Güneşin göremeyeceği mesafeden dans ediyor yakamoz. Nihayetim oluyor ellerin; nihayet dokunuyorum kollarına. Parmaklarım, tahriş etmemeli tenini. &#8221;Kal&#8221; demek geçiyor dudaklarımdan, dudaklarım kuru, açılmıyor yeniden. Zahmet edip kalkıyorsun yüreğimden. Nihayetim oluyor yokluğun.</p>
<p>Şimdi sıcak ter çıkar vücudumdan. Sadakati kavramak belinden ve bir yudum su gibi içmek yalnızca&#8230; Soğuk havada iki bardak çaydık dokunulmamış. Bugünlerim geleceğine kuruluydu, tek suçum bu.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6433" aria-describedby="caption-attachment-6433" style="width: 806px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlik-var-gokyuzu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6433 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlik-var-gokyuzu.jpg?resize=640%2C480" alt="Fiyakalı ceketimin tüm albenisi kayboluyor ara sokaklarından süzülürken. Elimde sigaram, yok olmak istiyorum caddelerinde doğru yönü bulamadan." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlik-var-gokyuzu.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlik-var-gokyuzu.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6433" class="wp-caption-text">Fiyakalı ceketimin tüm albenisi kayboluyor ara sokaklarından süzülürken. Elimde sigaram, yok olmak istiyorum caddelerinde doğru yönü bulamadan.</figcaption></figure></p>
<p>Azami ölçüde güneşli yeryüzü. Beyaz duvarıma dokunmuyor sarılığı. İstanbul&#8217;un orta yerine adım atıyor abartı ve manevi iyiliklerden uzaklaşıyor insanlar. Zamanın tüm mutlulukları demleniyor sapları paslı çaydanlıkta. Odam gökyüzü, yorganım bulut; dudaklarım güneş, göz altlarım gece.</p>
<ul>
<li>Yapıcı eleştirileriyle yazıyı güzelleştiren ve başlığı yazan <strong>Nagihan Tanal</strong>&#8216;a teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/">Çekmecemde Yalnızlık Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AŞKA ÂŞIK KARDELEN</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Dec 2016 08:30:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6425</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuğa buza dayanır ya soğanın karın altında, Öylece beklersin ya güneşi baharın tadında, Ben de beklerim sen gibi, Her sabah yeniden doğacak güzel günleri. Donmaktan ölesiye korkarım, Gitgide kararan gecede, Toprağıma saplanmış ölülerimle, Kazırım kör bıçakla biriken öfkemi, Yitirdiklerimin hayallerinde… Sen, Sen gün ışığına âşık Kardelen… Sevdiceğini bir kere görmeyi dileyensin. Aşka âşık susuşunla hiç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/">AŞKA ÂŞIK KARDELEN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuğa buza dayanır ya soğanın karın altında,</p>
<p>Öylece beklersin ya güneşi baharın tadında,</p>
<p>Ben de beklerim sen gibi,</p>
<p>Her sabah yeniden doğacak güzel günleri.</p>
<p>Donmaktan ölesiye korkarım,</p>
<p>Gitgide kararan gecede,</p>
<p>Toprağıma saplanmış ölülerimle,</p>
<p>Kazırım kör bıçakla biriken öfkemi,</p>
<p>Yitirdiklerimin hayallerinde…</p>
<p>Sen,</p>
<p>Sen gün ışığına âşık Kardelen…</p>
<p>Sevdiceğini bir kere görmeyi dileyensin.</p>
<p>Aşka âşık susuşunla hiç durmadan dua edensin.</p>
<p>Kışı sabırla bekleyen,</p>
<p>Karları minicik ruhuna yorgan edensin.</p>
<p>Aşk, seninle hayat bulur Kardelen,</p>
<p>Aşk, sende bulur maşukunu</p>
<p>Aşk, senle durur dimdik gururlu.</p>
<p>Sen ise boynun bükük utangaç,</p>
<p>Saklarsın yüzünü,</p>
<p>Görmesinler istersin özünü.</p>
<p>Kısacık ömrünü adarsın bir kelebek gibi,</p>
<p>Görmek için bir kerecik sevdiğinin yüzünü.</p>
<p>Ve bir sabah gün ağardığında Kardelen,</p>
<p>Ve işte o tek bir anda,</p>
<p>Karların arasından sıyrılırsın,</p>
<p>Kuğu yapraklarınla süzülürken,</p>
<p>Uyanır boynun yavaşça.</p>
<p>Taç yaprağına vurur ilk ışınlar,</p>
<p>İlk o an tanışırsın yedi renkle,</p>
<p>O an erersin vuslata,</p>
<p>Aşkın ölümsüz sonsuzluğuna…</p>
<p>Söyle Kardelen, son nefesinde söyle,</p>
<p>Sever mi sen gibi sevdiceğin de?</p>
<p>Söyle değer mi bunca çileğe</p>
<p>Değer mi canını verdiğine?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/">AŞKA ÂŞIK KARDELEN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6425</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YOLCULUK…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yolculuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yolculuk/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Dec 2016 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6422</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uyku tutmamıştı yine. Olanca cesaretimi toplayarak elimi sol göğsüme götürerek dürttüm. -Uyanık mısın? “Ben gündüzleri uyurum. Sen tek başına kaldığını düşündüğün anda gelirim bilmez misin?” Bakışları üzerimdeyken soyundum! Çırılçıplaktım. -Bu gece bitirmeye gidiyoruz. Dedim. Gülümsedi. “Utanmayacak mısın?” Diye sordu. Cevap vermedim kararlıydım. Yerimden kalktım kapıya doğru yürüdüm. “Deli olma! Dışarıda kar var. Ayrıca nereye gidiyoruz?” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolculuk/">YOLCULUK…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku tutmamıştı yine.</p>
<p>Olanca cesaretimi toplayarak elimi sol göğsüme götürerek dürttüm.</p>
<p>-Uyanık mısın?</p>
<p><strong><em>“Ben gündüzleri uyurum. Sen tek başına kaldığını düşündüğün anda gelirim bilmez misin?”</em></strong></p>
<p>Bakışları üzerimdeyken soyundum! Çırılçıplaktım.</p>
<p>-Bu gece bitirmeye gidiyoruz. Dedim.</p>
<p>Gülümsedi.</p>
<p><strong><em>“Utanmayacak mısın?”</em></strong> Diye sordu.</p>
<p>Cevap vermedim kararlıydım. Yerimden kalktım kapıya doğru yürüdüm.</p>
<p><strong><em>“Deli olma! Dışarıda kar var. Ayrıca nereye gidiyoruz?”</em></strong> diye sordu.</p>
<p>Bu defa gülümseyen ben oldum.</p>
<p>-Bu gece seni gömeceğiz. Dedim.</p>
<p>Sanırım uzun zamandan beri ilk kez beni bu kadar kararlı ve kendimden emin görüyordu. Sustu. Sokaklardan caddelere, caddelerden geniş yollara çıktım. Aştım yolları. Daldım kuytulara. Patikaları izledim, kasabaları geçtim ve nihayet mezarcının evine geldim. Tam kapıyı tıklatacaktım:</p>
<p><strong><em>“Uyuyordur adam çalmasana kapıyı.”</em></strong> Dedi.</p>
<p>-Alışıktır nasılsa. Dedim.</p>
<p>Dinlemedim kırarcasına vurdum kapıya. Ayak sesleri belirdi. Kapıyı açtığında göz göze geldim. Çıplak olduğumu fark etmiyordu. Soru sormasına fırsat vermeden:</p>
<p>-Gömeceğin biri var. Acelem var ve sabahı bekleyemem. Dedim.</p>
<p>Her şey hazır mı? Diye sordu.</p>
<p>Ne hazırlığı yapacaktım? Hazır olan bendim gerisi önemsizdi. Bir an önce bitsin istiyordum.</p>
<p>-Git yıka öyle getir yoksa gömemem dedi.</p>
<p>Yıkamak nereden çıktı diye düşündüm. Kapıyı yüzüme kapadı. Ayak sesleri uzaklaşıyordu.</p>
<p>-Peki dediğin gibi olsun. Uyuma geleceğim dedim.</p>
<p>Yorulmadan yürüdüm.</p>
<p><strong><em>“Bunu yapmak istediğine emin misin?” </em></strong></p>
<p>Cevap vermedim yine. Konuşmasını dinlesem veya karşılık versem ne yapar eder beni vazgeçirirdi. Gevezeliği tutmuştu.</p>
<p><strong><em>“Hiç olmazsa örtün lütfen. Seni benden başkası çıplak görmesin.”</em></strong></p>
<p>Mezarcı görmemişti oysa. Önemsemedim. Yürüdüm. Bir kiliseye geldim. Öfkeyle kapıyı yumrukladım.</p>
<p>-Papaz efendi kalk çabuk!</p>
<p>Kapının ardından mum ışığı belirdi. Kapı ardına kadar açıldı. Mumu havaya kaldırıp bana baktı.</p>
<p>-Bir mezarcı beni bekliyor. Gömülecek biri var ve ölmeden önce yıkanmasını istiyor. Dedim.</p>
<p>-Yeterince bilge değilim ama görüyorum ki çıplaksın. Senim yıkanmaya ihtiyacın yok. Dedi</p>
<p>Beni çıplak görmesi utandırmamıştı. Dahası çıplak olduğumu fark etmesi hoşuma gitmişti.</p>
<p>-Kutsal su ile yıkaman faydalı olabilir. Dedim.</p>
<p>-Kutsal su bedeni yıkar. Bir erkeğin yüreğindekini değil. Dedi.</p>
<p>Kapıyı yüzüme kapadı. Merdivenlerden çıkarken sesi hala geliyordu.</p>
<p>-Çıplak olman yetmez. Kutsal sudan yüreğini temizlemesini değil yüreğindekini temizlemesini istiyorsun. Böyle bir su yok!</p>
<p>Yürümeye başladım yine. Karanlık gittikçe koyulaşıyordu.</p>
<p><strong><em>“Eve dönelim! Üşümeni istemiyorum. Bu kadar çıplak olma. Gözlerden uzak dur lütfen dönelim.</em>”</strong></p>
<p>Dağları aştım. Bir rahip elinde asası suyun kenarında duruyordu. Beni gördü.</p>
<p>-Bu Ganj’mı? Diye sordum.</p>
<p>Cevap vermedi ama gülümsemesinden evet dediğini anladım. Usulca suya girdim belime kadar.</p>
<p>-Ganj gömülecek birini yıkamaz. Dedi.</p>
<p>Kafamı suya batıracaktım. Nerden anladığını sordum.</p>
<p>-Gecenin bu saatinde, daha gelmeden çıplak olan biri Ganj’dan medet umuyorsa bilge olmaya ne gerek dedi.</p>
<p>Sudan usulca çıktım. Kimseyi rahatsız etmek istemedim. Yürümeye başladım.</p>
<p><strong><em>“Soğuk olması yetmezmiş gibi bir de suya girdin delisin sen. Lütfen eve dönelim.”</em></strong> Dedi.</p>
<p>Dinlemedim. Dağları aştım. Uzakta bir tapınak gördüm. Adımlarım hızlandı. İçeri girdim. Avluda yerde oturmuş rahipler gördüm. Dönüp bana baktılar. Biri yerinden kalkarak elinde bir örtüyle geldi. Çıplak olmamı istemiyorlardı. Örtüyü elinden çekip yere attım. Daha ben derdimi anlatmadan:</p>
<p>-Akbabalara, yemeyecekleri yüreği sunman nafile. Dedi.</p>
<p>Tapınaktan çıktım. Merdivenleri inerken yine konuştu:</p>
<p><strong><em>“Beni incitiyorsun artık. Lütfen eve dönelim.”</em></strong></p>
<p>Sızısını hissettim o an. Ama ona söylemedim. Birazcık canının yanması beni memnun etti. Onca yıl benim çektiğimi anlar diye umdum.</p>
<p>Yürüdüm fersah fersah. Bir cami gördüm. Girdim içeri. İmam beni süzdü. Konuşma der gibi sus işareti yaptı.</p>
<p>-İlacın bende değil meczup.</p>
<p>Dizlerimin üstünde duruyordum. Yorulmuştum ama vazgeçmeye niyetli değildim. Doğruldum huzurdan çekilmek ister gibi.</p>
<p>-Herkes meczup olamaz değerini bil. Dedi.</p>
<p>Geri döndüm. Mezarcıya geldim yine. Yine kırarcasına vurdum kapıya. Kapıyı açtı.</p>
<p>-Merasime gerek yok. Sadece işini yap ve mezarı kaz. Dedim.</p>
<p>Kazmasını, küreğini alıp yürüdü o önde ben arkada.</p>
<p><strong><em>“Daha çıplak olduğunu bile göremiyor nasıl bir adamsın sen?”</em></strong> diye sordu.</p>
<p>Mezarlığa baktım. İzbe bir yer gibi göründü gözüme. Yine de ses çıkarmadım. O kazdı ben izledim. Genişliğini gösterdi daha büyük dedim. Uzunluğuna bakmamı istedi daha uzun dedim. Küreği dik tutup derinliği nasıl der gibi baktı daha derin dedim. Yoruldu.</p>
<p>-Yüreğin el kadarken ne çıkaracaksın ki buraya sığamayacak?</p>
<p>Sen ne anlarsın dedim. Bedelini ödedim. Kazma ve kürek için iki altın ödedim. Zaten mezarlığını beğenmemiştim. Yürüdüm elimde kazma kürekle. Issız bir vadiye geldim. İstediğim kadar karanlık, istediğim kadar sessiz ve istediğim kadar uzaktı. Kazdım kazdım. Bütün vadiyi kazdım. Derinliği arza erişinceye kadar kazdım. Uzattım boyunu bir ucu kuzeye diğer ucu güneye vardı. Genişlettim enini bir tarafı güneşin doğduğu, diğer tarafı güneşin battığı gözeye. Tırnaklarımı geçirdim göğsüme çekmeye başladım dışarı. Uzadıkça uzadı.</p>
<p><strong><em>“Canımızı acıtıyorsun.” </em></strong>Diye haykırdı.</p>
<p>Ben çıkardıkça o büyüdü. Ne yaptıysam sonu gelmedi. Zaten kazdığım mezar bile yetmedi daha sonu gelmeden. O kadar boğuşmama rağmen bir katre çamur bile sıçramamıştı üstüne. Bıraktığım anda tekrar içeri girdi. Canım acıdı yere yığıldım. Ben çamura bulandım. Zorla doğruldum kazdığım mezardan.</p>
<p><strong><em>“İncitiyorsun ikimizi de. Lütfen evimize dönelim.”</em></strong></p>
<p>Eve değil evimize demeye başlamıştı. Ama yenilmeyecektim. Bir nehir bulup çamurlardan temizlendim. Nehirden çıktım çaresizdim. Karanlıktan gelen birini duydum. Bekledim. Bir kadın geldi bana kadar. Kadın’da çıplaktı. Benden utanmadı. Benim o’ndan utanmadığım gibi.</p>
<p>-Benim kadar çıplaksın. Ama yeteri kadar güzel değilsin dedim.</p>
<p>-Aradığın yer şu kayalıkların ardında. Ve evet sende benim kadar çıplaksın ve sende yeteri kadar güzel değilsin. Dedi.</p>
<p>İşaret ettiği yere doğru gittim. Sarp kayalıklara ulaştım. Kayalıklar geçmem izin verdi ama her tarafımı kanatarak. Yürüdüm bir nehir gördüm. Karşıya geçmek için sağa sola baktım. Sislerin içinden bir kayık belirdi. İçinde bir adam vardı. Kıyıya gelince durdu. Yanına gittim karşıya gitmem gerek dedim. Kayığı işaret etti bindim. Yol bana uzun geldi. Karşı kıyıya varınca indim. Yürüdüm. Susmuştu içimdeki.</p>
<p>Bir adam gördüm. Yaşlıydı yüzüne baktım. Kurumuş toprak gibiydi yüzü. Huzur vericiydi hali.</p>
<p>-Hoş geldin. Dedi.</p>
<p>Kafamı salladım yürürken. Takip ettim.</p>
<p>-Boyun ne kadar?  diye sordu.</p>
<p>Gömülecek ben değil diyecektim ki konuşamadım. Mezarları gösterdi. İçlerini görebiliyordum. Her mezarda iki kişi yatıyordu. Yüzleri sade ama dudaklarında gülümseme vardı.</p>
<p>-Neden iki kişiler ve neden birbirlerine bakarak uzanmışlar.</p>
<p>Kafasını bir yana eğerek gülümsedi.</p>
<p>-Üstündeki örtüyü attığın gibi gözündeki perdeyi de atmışsın. Dedi.</p>
<p>Anlamadım!</p>
<p>-İster şimdi girersin buraya, ister zamanı geldiğinde. Hak etmişsen eğer. Dedi.</p>
<p>Yerim istesem o an hazırdı. Ama zamanı geldiğinde eğer hala gömememiş isem hazır olacaktı. Ya benimle ya bensiz gömülecekti. Bensiz gömülecekse bir başka mezarlık vardı. Görmek istedim. O önde ben arkada yürüdüm. Neden konuşmuyor diye sordum. Duraksadı.</p>
<p>-Burada söz hakkı onun değil sadece senin.</p>
<p>Mezarlığa baktım hepsi hazırdı ama içleri boştu.</p>
<p>-Buraya kadar gelip bırakanı görmedim. İlk olmak ister misin?</p>
<p>Etrafa baktım. İçime seslendim. Yanıt vermedi. Etraf soğuk ve tekinsiz göründü gözüme. Korktum. Çığlık atmak istedim.</p>
<p>-O’nu bir başına bırakamam. Üşür, korkar, bensiz ne yapar?</p>
<p>-Kayık orada. Uzun ve yorucu bir yoldan geldin.</p>
<p>Göz yaşlarımı sildim. Kayığa döndüm. Oturdum. Hıçkırmaya başladım.</p>
<p><strong><em>“Buradayım üzme beni.”</em></strong></p>
<p>Nehri geçtim. Dağları, ovaları aştım. Dönerken bir kadınla karşılaştım. O da çıplaktı. Gülümsedim.</p>
<p>-Biliyorum ikimiz de çıplağız. Ve yeterince güzel değilim. Ve aradığın yer kayalıkların ardında. Nehri geçmek için kayıkçıyı bulacaksın. Ve utanma kayıkçıdan, hem kör hem sağırdır. Dilediğin kadar hıçkırıklara boğulabilirsin.</p>
<p>Eve geldim. Koltuğa yerleştim. İçimdeki konuştu:</p>
<p><strong><em>“Bir daha böyle yolculuklara çıkmanı istemiyorum. Ne kendini ne beni sakın üzme. Ne sen, ne de ben terk etmeyeceğiz birbirimizi.”</em></strong></p>
<p>Cevap vermedim. Ama yorulmuştum.</p>
<p><strong><em>“Çabuk örtün. Bir daha kimseler görmesin seni örtüsüz.”</em></strong></p>
<p>-Peki dedim.</p>
<p>Örtüyü aldım tam örtünecekken seslendim:</p>
<p>-Bir başka misafir gelse yüreğime itiraz eder misin?</p>
<p>Kafasını kaldırıp gözlerini bana dikti.</p>
<p><strong><em>“Neden itiraz edeyim?”</em></strong></p>
<p>Umutlandım o an. Örtüyü kapayacakken son bir cümle döküldü ağzından:</p>
<p><strong><em>“Ama içeride yer yok ki!”</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolculuk/">YOLCULUK…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6422</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kavga</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kavga/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kavga/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Dec 2016 13:03:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6419</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu koca evrende bir can, Bu karanlık evrende, Elleri anne karnına dayanmış, Bir bataklık kurbağası gibi kalbi, Bir aşağı bir yukarı çırpındıkça, Etrafını kuşatıyor aydınlığa kavuşmanın telaşı. Oysa bilmiyor ki, Kahpece düzülmüş bir tezgahın ortasında açacak gözünü Gündüz’ün geceye  ince ince işlendiği bir tezgahın Işığın, karanlığa fısıldamasından belli değil mi? Ama elbet uyanacak! Elinde bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kavga/">Kavga</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu koca evrende bir can,</p>
<p>Bu karanlık evrende,</p>
<p>Elleri anne karnına dayanmış,</p>
<p>Bir bataklık kurbağası gibi kalbi,</p>
<p>Bir aşağı bir yukarı çırpındıkça,</p>
<p>Etrafını kuşatıyor aydınlığa kavuşmanın telaşı.</p>
<p>Oysa bilmiyor ki,</p>
<p>Kahpece düzülmüş bir tezgahın ortasında açacak gözünü</p>
<p>Gündüz’ün geceye  ince ince işlendiği bir tezgahın</p>
<p>Işığın, karanlığa fısıldamasından belli değil mi?</p>
<p>Ama elbet uyanacak!</p>
<p>Elinde bir bıçak,</p>
<p>Nahoş bir asilzade edasıyla,</p>
<p>Kavgaya çağıracak güneşi,</p>
<p>Elinde bir bıçak!</p>
<p>Bir uçak kadar ağır,</p>
<p>Bir uçak kadar keskin,</p>
<p>Savurdukça gökyüzüne,</p>
<p>Gökyüzünde, faça izleri.</p>
<p>…</p>
<p>İmbat rüzgarları kopuyor güneyden,</p>
<p>Tire’deki o dik yokuşun dibinde</p>
<p>Eski bir mısır tarlasında,</p>
<p>Üzerine ışığın vurduğu yaprakları savuruyor rüzgar</p>
<p>Meltem esintileriyle parıldayan uçsuz bir maviliğin dalgası gibi,</p>
<p>Topraktan bir Yaşar Kemal kokusu geliyor insanın burnuna</p>
<p>Ve kavgaya davet ediyorlar güneşi,</p>
<p>Elllerinde bir tüfek,</p>
<p>Bir tren kadar siyah,</p>
<p>Bir tren kadar kararlı,</p>
<p>Yağdırdıkça gökyüzüne tersine yağmur gibi,</p>
<p>Tanrı’nın göğsünde kurşunların izleri.</p>
<p style="text-align: left;">…</p>
<p>Parkesi cilalı bir salonda,</p>
<p>Tek başına bir tango koyuyor,</p>
<p>Tek başına bir Latin orospusu</p>
<p>Boynu kırık bir boy aynasında,</p>
<p>Aynı anda Aydın Kanza parkında bir bankta,</p>
<p>Bir hayal kuyusunun sarkacını geçiriyor bir adamın boynuna</p>
<p>Dipteki aydınlığına kavuşması için,</p>
<p>Ve düelloya davet ediyorum aydınlığı</p>
<p>Nahoş bir asilzade edasıyla</p>
<p>Elimde bir bıçak,</p>
<p>Bir uçak kadar kör,</p>
<p>Bir uçak kadar paslı,</p>
<p>Sapladıkça karnıma güneş,</p>
<p>Sapladıkça ardı ardına ışığı</p>
<p>Çocukların kahkahasına karışıp</p>
<p>Sarıya buluyor Mezopotamya’yı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kavga/">Kavga</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kavga/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KÜL</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kul/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Dec 2016 08:30:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Yeşil]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6416</guid>
				<description><![CDATA[<p>Masada sigara Yazı nöbetinde kalem füsunlu sohbetlere aç çift kara göz külü ve dizeyi beklemede O sırada ateş Kırmızı soluğuyla Yazdı ve yaktı Kağıtta, ağıt ve hüzün yeşermekte tablada hayatın kısa özeti bundandır işte acıya içki yorgun gözlere duman serpmek -içilmiş ve çekilmişlerin- Telveler ve izmaritler efendisi Sigara Bir volkanın külleri gibi Serpildi tablaya Yine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kul/">KÜL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Masada sigara<br />
Yazı nöbetinde kalem<br />
füsunlu sohbetlere aç<br />
çift kara göz<br />
külü ve dizeyi beklemede<br />
O sırada ateş<br />
Kırmızı soluğuyla<br />
Yazdı ve yaktı<br />
Kağıtta,<br />
ağıt ve hüzün yeşermekte<br />
tablada hayatın kısa özeti<br />
bundandır işte acıya içki<br />
yorgun gözlere duman serpmek<br />
-içilmiş ve çekilmişlerin-<br />
Telveler ve izmaritler efendisi<br />
Sigara<br />
Bir volkanın külleri gibi<br />
Serpildi tablaya<br />
Yine bir göç zamanı<br />
Dumanı, isi ve gölgeyi topladı hayattan<br />
Bitti havada dansı<br />
Kaldı kokusu bilinmezliğin<br />
şimdi<br />
baş başa dizeyle sayfa<br />
Durulunca dumanlı hava<br />
Soğuyunca kül</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kul/">KÜL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6416</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tarık Akan’ın Kaleminden Tutukluluk Süreci; Anne Kafamda Bit Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tarik-akanin-kaleminden-tutukluluk-sureci-anne-kafamda-bit-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tarik-akanin-kaleminden-tutukluluk-sureci-anne-kafamda-bit-var/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Dec 2016 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Can Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Akan]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6409</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tarık Akan, ‘Anne Kafamda Bit Var’ adlı kitabında 1980 darbesinden sonra tutuklu kaldığı süreci anlatıyor. Anne Kafamda Bit Var kitabı, Tarık Akan’ın ilk ve tek kitabı olma özelliğini taşıyor. Anne Kafamda Bit Var Eser, Müjdat Gezen’in Akan’ı rahatlatmak için söylediği “Sana hiçbir şey olmayacak, göreceksin bak. Elini kolumu sallayarak dışarı çıkacaksın.” cümlesiyle başlıyor. Tarık Akan, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarik-akanin-kaleminden-tutukluluk-sureci-anne-kafamda-bit-var/">Tarık Akan’ın Kaleminden Tutukluluk Süreci; Anne Kafamda Bit Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarık Akan</strong>, ‘<em>Anne Kafamda Bit Var</em>’ adlı kitabında 1980 darbesinden sonra tutuklu kaldığı süreci anlatıyor. <strong>Anne Kafamda Bit Var</strong> kitabı, Tarık Akan’ın ilk ve tek kitabı olma özelliğini taşıyor.</p>
<h2>Anne Kafamda Bit Var</h2>
<p>Eser, Müjdat Gezen’in Akan’ı rahatlatmak için söylediği “Sana hiçbir şey olmayacak, göreceksin bak. Elini kolumu sallayarak dışarı çıkacaksın.” cümlesiyle başlıyor. <strong>Tarık Akan</strong>, yaklaşık iki buçuk aylık tutukluluk sürecinde yaşadıklarını oldukça samimi bir üslupla okuyucusuna anlatıyor. Kendini olduğundan farklı göstermeye ihtiyacı yok. Sinirlendiğinde kendini tutamayışını, korkusunu, tedirginliğini olduğu gibi yansıtıyor. Zaten kitabın giriş cümlesinden bile bunu görebiliyorsunuz. Kendinden büyük bir Yeşilçam yıldızı olarak değil de sıradan bir insan gibi bahsediyor Akan. Ne kadar alçak gönüllü olduğunu bir kez daha görebiliyorsunuz. Hücrelerde yanı başında çocukların yediği dayağı, her gün işkenceye götürülen hücre-koğuş arkadaşlarını (kitaba göre kendisi babasının yardımları sayesinde fiziksel işkenceye maruz kalmamıştır, babasının yardımını sonradan öğreniyor.), bir memurun işkenceden dönen çocuğa ölmüş ağabeyinin fotoğrafını göstermesi, çiş kokulu hücrelerde bitlenmesi gibi olaylar, dönemin acı gerçeklerini göz önüne seriyor.</p>
<p>Tarık Akan, <strong>Anne Kafamda Bit Var</strong> kitabını sekiz bölüm ve bir albüm ile tamamlıyor. Kitabın, dördüncü bölümünde tutukluluk sürecine bir ara vererek Yol filmini çekebilmek için sansürden nasıl izin aldığını, çekim esnasında karşılarına çıkan zorlukları anlatıyor. Altıncı bölüm ve sonrasında ise, tutukluluk sürecinin bitişiyle birlikte dışarıda özgürlüğünü elde etmeye çalışırken uğradığı haksızlıkları ve ifadelerin sahteliğini ispatladığı mahkeme sürecinden bahsediyor.</p>
<p><u>Anne Kafamda Bit Var</u> eserini, içimizden birinin sohbet eder gibi anılarını yazdığını düşünerek okursanız hızlıca bitirirsiniz. Evet, yazı dili muhteşem olmayabilir zaten Tarık Akan’da bir edebiyatçı değil, sinema sanatçısı. Bunu göz önünde bulundurmanız faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Kitabı vesile ile de <em>Tarık Akan</em>’ı bir kez daha anıyor ve ışıklar içinde uyumasını temenni ediyorum.</p>
<h3>Anne Kafamda Bit Var Künyesi</h3>
<ul>
<li>Kitap Adı: Anne <strong>Kafamda Bit Var</strong></li>
<li>Yazar: <strong>Tarık Akan</strong></li>
<li>Kapak Tasarım: Ayşe Çelem Design</li>
<li>Yayınevi: Can Yayınları</li>
<li>İlk baskı: 2002</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarik-akanin-kaleminden-tutukluluk-sureci-anne-kafamda-bit-var/">Tarık Akan’ın Kaleminden Tutukluluk Süreci; Anne Kafamda Bit Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tarik-akanin-kaleminden-tutukluluk-sureci-anne-kafamda-bit-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6409</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adam Olamayanlar Kulübü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adam-olamayanlar-kulubu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adam-olamayanlar-kulubu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Dec 2016 14:41:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6412</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Üye alımı kapanmıştır icabında. Taklitlerimize yer yok, dünya şahit.” &#8230; İnce düşüncelerimden sıyrılmak istiyorum. Yahut eli cebinde dolaşmak istiyorum Kadıköy Sokakları&#8217;nda. Usturuplu alkoliklerdenim anlayacağın. Hele yağmurlu günlerdeysek&#8230; Dev kişilik, tek kadro! Sırtımda akustik bir gitar, bağıra çağıra susmak istiyorum benliğimi. Anlatmak istiyorum nasıl bu hale geldiğimizi. Kulakları çınlamasın, bari mezarında rahat uyusun kadın, Muazzez Abla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adam-olamayanlar-kulubu/">Adam Olamayanlar Kulübü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">“Üye alımı kapanmıştır icabında.</p>
<p style="text-align: center;">Taklitlerimize yer yok, dünya şahit.”</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>İnce düşüncelerimden sıyrılmak istiyorum. Yahut eli cebinde dolaşmak istiyorum Kadıköy Sokakları&#8217;nda. Usturuplu alkoliklerdenim anlayacağın. Hele yağmurlu günlerdeysek&#8230; Dev kişilik, tek kadro! Sırtımda akustik bir gitar, bağıra çağıra susmak istiyorum benliğimi. Anlatmak istiyorum nasıl bu hale geldiğimizi.</p>
<p>Kulakları çınlamasın, bari mezarında rahat uyusun kadın, Muazzez Abla vardı eski günlerin birinde. Merhume pek çekmişti hayattan. Ana-baba sevgisi görmemiş. Sonra evlendirmişler öküzün yavrusuyla, &#8221;bir yastıkta kocasınlar&#8221; nidalarıyla. Yani kocadan da yüzü gülmemiş aynı şekil, maddiyat desen zaten bokun suyu. Karın tokluğuna yaşamış tüm acıları. Buna rağmen en güzel poğacalar onun fırınından çıkardı sevgiyle. Son günlerinde eli ayağı tutmuyordu. Evlatları, batak meşguliyet arz ediyor tabii, bir kere hastahaneye gitmediler yanında. İlk toprağı büyük oğlunun atması garibime gitmişti doğal olarak. En azından bir küreklik vakit ayırabilmişler deriz bizde.</p>
<p>Herkes eceliyle öldü sanar; ben inanmam. Kemik erimesi, mide kanseri değildi onu bitiren. Yorgunluktu. Bir adamın tokadıydı belki de sigara dumanında güç kazanan. Çaresizlikti, yatalak kalışından ders çıkaran. Aldatılmış olmaktı yıllar boyu, farklı yastıkların ve yorganların eşliğinde. Kadınlığını unutmaktı onu bitiren. Umursamamayı öğrenemezdi bir kadın. Yine onun acılarıydı onu tabutuna yüzü koyun yatıran. Yazık oldu Muazzez Abla&#8217;ya&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Fehmi Dayı&#8217;yı görürüm hala mahalle kıraathanesinde. Ağzında cigara laf atar gelene geçene. Adam olmayan tek şey, adamlıktı belki de.</p>
<p>Ne düşünürsün bilmem.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_6413" aria-describedby="caption-attachment-6413" style="width: 605px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/adama-olamayanlarin-siiri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6413 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/adama-olamayanlarin-siiri.jpg?resize=605%2C806" alt="“Üye alımı kapanmıştır icabında.  Taklitlerimize yer yok, dünya şahit.”" width="605" height="806" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/adama-olamayanlarin-siiri.jpg?w=605&amp;ssl=1 605w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/adama-olamayanlarin-siiri.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 605px) 100vw, 605px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6413" class="wp-caption-text">“Üye alımı kapanmıştır icabında.<br /> Taklitlerimize yer yok, dünya şahit.”</figcaption></figure></p>
<p>Ben adam değilim!<br />
İnsanlara karşı kibar olduğum için.<br />
En dibe düştüğünü düşündüklerinize bile bir değer atfettiğim için.<br />
Bir erkeğin de insan olabileceğini gösterdiğim için.<br />
Ben adam değilim!<br />
Duygularımı saklamadığım için.<br />
Dudaklarım, sadece istediklerinde kahkahalarıma konuk oldukları ve sadece istediklerinde büzüldükleri için.<br />
Bir insanın yüzüne arkasından daha çok konuştuğum için.<br />
Ben adam değilim!<br />
Gerçekleri yalanlardan daha çok sevdiğim için.<br />
Ortama ayak uydurmayı beceremeyip, bir meddahın karşısında somurttuğum için.<br />
Kalabalıkları sevmediğim için.<br />
Ben adam değilim dostlarım, değil!<br />
Yalnız kalmaya ihtiyacım olduğu için.<br />
Sahilde bir başıma oturmaya sizinle delikanlı muhabbeti yapmadan gittiğim için.<br />
Topluma ve toplumsal olaylara kafa yorduğum için.<br />
Ben adam değilim!<br />
Küpe takıp saç uzattığım için.<br />
Eski nesile uygun olmadığım için.<br />
Kabadayı gibi yürümeyi beceremediğim için.<br />
Ben adam değilim, delikanlı hiç değilim!<br />
Bir kadına sarılmayı sekse tercih ettiğim için.<br />
Saçlarından sevdiğim için, cinsel organından değil ama.<br />
Bencil isteklerimi kontrol edebildiğim için.<br />
Ben adam değilim, tesbih de sallayamam!<br />
Sağa sola bakarak yürümek yeteneklerim arasında değildir.<br />
Vicdanım, insanlara saldırmayı kaldırmadığı için.<br />
Dilimi yumruklarımdan daha iyi kullanabildiğim için.<br />
Ben adam değilim!<br />
Homofobim olmadığı için.<br />
Fikirlerime ve davranışlarıma aykırı insanları anlamaya çalıştığım için.<br />
Onları çevremden uzaklaştırmadığım için.<br />
Ama ben adam değilim!<br />
Hanımköylünün biriyim.<br />
Kadınımın fikirlerine saygı duyduğum için.<br />
Onun isteklerine uyum sağlamaya çalıştığım için.<br />
Ben adam değilim!<br />
Kahvehane köşelerinde oturmadığım için.<br />
Hiçbir masa oyunu bilmediğim için.<br />
Kitap okumayı sevdiğim için de.<br />
Ben adam değilim, olamam da!<br />
Utanmayı bildiğim için.<br />
Hatalarım, doğrularımdan çok olduğu için.<br />
Ders çıkarmaktan haz duyduğum için.<br />
Ben adam değilim arkadaş, değil!<br />
Sakın şüpheye düşmeyin kendinizden.<br />
Sorunun bende olduğu gün gibi aşikar.<br />
Hepinizden utanıyorum.</p>
<p style="text-align: right;">
<p style="text-align: right;">Benden &#8220;adam&#8221; olmaz.</p>
<p style="text-align: right;">Yazık oldu Muazzez Abla&#8217;ya.</p>
<p style="text-align: right;">Yazık&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adam-olamayanlar-kulubu/">Adam Olamayanlar Kulübü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adam-olamayanlar-kulubu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6412</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri –7/ Çocuk Palyaço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Dec 2016 13:05:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6379</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Benim sözümü dinleyene kadar bu odada tek başına kalacaksın?” “Ama anne?” “Aması maması yok, ne zaman isyanı bırakır, sözümü dinler uslu çocuk olursun, o zaman yalnızlıktan kurtulursun.” Demişti annem. Odanın kapısını üstümden kilitlemişti. 8 yaşındaydım daha o zamanlar. Top oynamaya çıkmıştım, saatin kaç olduğunu farkına varamamıştım. Akşam olmuş, hava kararmıştı. Annem bana çok kızmıştı. Kızdığında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri –7/ Çocuk Palyaço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Benim sözümü dinleyene kadar bu odada tek başına kalacaksın?”</em></p>
<p><em>“Ama anne?”</em></p>
<p><em>“Aması maması yok, ne zaman isyanı bırakır, sözümü dinler uslu çocuk olursun, o zaman yalnızlıktan kurtulursun.” Demişti annem. </em></p>
<p><em>Odanın kapısını üstümden kilitlemişti. 8 yaşındaydım daha o zamanlar. Top oynamaya çıkmıştım, saatin kaç olduğunu farkına varamamıştım. Akşam olmuş, hava kararmıştı. Annem bana çok kızmıştı. </em></p>
<p><em>Kızdığında tek bir fiske dahi vurmazdı. Babam olsa iki tokat patlatır, ama kızgınlığı geçtikten sonra karşına alır “Bak oğlum” diyerek söze başlardı, öğrencisiyle konuşan öğretmen edasıyla.</em></p>
<p><em>“Eğitimin ilk şartı kurallara uymaktır, büyüklerin sözünden dışarı çıkmamaktır. Sen iyi ve kötünün ne olduğunu bilmezsin. Biz senin…”</em></p>
<p><em>Onlar benim adam olmamı istiyorlardı, haylazlık etmememi, ne derlerse evetlememi, kuralları sessizce kabullenmemi&#8230; Büyüyüp para kazanmalıydım. Okuyup doktor, mühendis, avukat olmalıydım. Onların beğenip seçtikleri ailemize uygun bir kızla evlenip, yuva kurmalıydım. Adam olmak bu demekti çünkü. Beni dünyaya getirdiklerine göre onların istedikleri gibi biri olmalıydım. Her anne-babanın en doğal hakkıydı bu…</em></p>
<p><em>Öğretmen maaşıyla geçindiriyorlardı evi. Kız kardeşim ve beni, para harcamamaya teşvik ediyorlardı boyuna. Tutumlu olmak adına çocukça isteklerimize ket vuruyorlardı. Bir taraftan da derslerimizde başarılı olmamız için çok çalışmamız gerektiğini söylüyorlardı. Oysa ben!</em></p>
<p><em>Oysa ben işime yaramayacak dersleri okumak istemiyordum, çünkü oyuncu olmak istiyordum. Konservatuara gitmeyi, tiyatro eğitimi almayı hayal ediyordum&#8230; Varsa yoksa oyun metinlerini ezberliyor, küçük piyesler yazıyor, hep sahnedeymişim gibi hissediyordum kendimi. Sanki birisi beni gözetliyordu ve her hareketimi kayda alıyordu. Ders kitaplarımın köşelerine palyaço yüzleri çiziyordum. Masklar, dekor tasarımları falan… Bir keresinde matematik öğretmenim yakalamıştı beni derste çizerken, babamın arkadaşı olduğu için hemen ona şikâyet etmişti. Top oynamamı yasaklamıştı babam. Artık sokağa da çıkamıyordum. Nasıl bitecekti bu lise hiç bilemiyordum?</em></p>
<p><em>Üniversite sınavları gelip çattığında umumi istek üzerine siyasal bilgilere girdim. Çok sevinmişti bizimkiler. Kaymakam olacağım diye günlerce ceket-kravat dolaşmıştı babam. Tebrikleri kabul etmişti annem. Ev ana baba günüydü. Zavallı kız kardeşim kendi başına bir köşede unutulmuştu.</em></p>
<p><em>Bütün kasaba beni konuşuyordu, anne-babamın üzerimdeki emekleri dillerde dolaşıyordu. </em></p>
<p><em>Ne yalan söyleyeyim, bu ilgi çok hoşuma gitmişti. Beni uğurlamaya ne kadar tanıdık, eş- dost varsa hepsi gelmişti. El sallarken annem ağlamış, babam gözyaşlarını fötr şapkasının altına saklamıştı. Gurur duyuyorlardı benimle, uslu, söz dinleyen oğulları sonunda ‘adam’ olmuştu. Gidiyordu İstanbul’a…</em></p>
<ul>
<li>Selam, yine ne yazıyorsun oyun mu?</li>
<li>Ha merhaba ya otursana, yok oyun değil bu sefer kısa bir öykü yazıyorum. Bir edebiyat dergisi yarışma açmış, birinciye iyi ödül var. Ne yaparsın para kazanmak için yazıyorum bu sefer.</li>
<li>Senin gibi bir oyuncu, bir oyun yazarı para kazanmak için kısa öyküler yazsın olacak iş mi?</li>
<li>Ne yaparsın üniversiteyi bitiremeyince böyle oluyor işler.</li>
<li>Ekmek kapısı muhabbeti desene, sanatım var satılık.</li>
<li>Tuzu kuruların böyle konuşması normal tabi… Şurada oturmak için bile çay parası gerek. İkide bir gelip duruyor garson. ‘ Çay bırakayım mı abi, çay bırakayım mı abi?‘ Bana bak seni yazarım bütün âleme rezil olursun’ dedim. Korktu enayi. Paçayı kurtardım. Şimdi ben çağırmadan gelemiyor yanıma.</li>
<li>Haha… Âlem adamsın vesselam. Neyse kaçtım ben, konferans var okulda, görüşüz sonra. Hadi kolay gelsin sana.</li>
<li>Eyvallah, arkadaşlara selam söyle, af çıkarsa haber verin ha. Belli olmaz belki dönerim geri okula.</li>
<li>Tabi ya! Hah şöyle, dört dersten okuldan mı atılırmış insan. Var bir söylenti. Haberimiz olur olmaz, buluruz biz seni burada, Çınar altında.</li>
</ul>
<p><em>İstanbul büyük şehirdi, çok büyük şehir. Bizim oralara benzemiyordu ne insanı, ne yaşamı… İlk zamanlar okulla yurt arasında zaman geçiriyordum. Derslerim iyiydi. Ezberim sıkı olduğu için sınavlarda zorlanmıyordum. Etliye sütlüye hiç karışmıyordum. Siyasi ortamdan uzak duruyor, toplu hiçbir eyleme katılmıyordum. Öğrenci kahvehanelerine gitmiyor, kantine bile arada sırada uğruyordum. Tiyatroyu aklımdan çıkartmıştım sanki. Ta ki koridordaki o afişi görene kadar. </em></p>
<p><em>“İktisat Fakültesinin Tiyatro Kulübü çalışmalarına başlayacak, başvurmak isteyenlerin…”</em></p>
<p><em>Başvurmak isteyenlerdendim. Eski sevgilisiyle yeniden karşılaşan bir âşık gibi, içimde parlayan heyecanla, soluk soluğa, zor attım kendimi kantinin sigara dumanlı havasına… Kiminle konuşacağımı bile bilmiyordum. Ne diyeceğimi, nasıl ulaşacağımı? İlanın tamamını okumamıştım ki!</em></p>
<p><em>Kantinin ortasında durmuş hiç tanımadığım insan yüzlerine bakıyordum bir bir, onlar da bana bakıyorlardı. Kendi çevremde dönüp duruyordum. Birine, yalnız bir kişiye sormak istiyordum. Seçeceğim tek bir kişiye…</em></p>
<p><em>İşte o anda göz göze geldik onunla. Sıcacık bir bakıştı, gülümsüyordu bana. Sarı kirpiklerinin içine gizlenmiş su yeşili gözleriyle, bizim oraları anımsatıyordu. Çocukluğumun en sevdiğim yerini, yazları geçirdiğimiz yayla evini. Başakların arasında saklı kalmış, kimselerin bilmediği yeşil gölü, ilk sevgilimi…</em></p>
<p><em>Sırdaşımdı yeşil göl, arkadaşımdı. Okul kapanır kapanmaz soluklandığım tek sığınağımdı. Bütün bir kış hasretini çekerdim. Balık tuttuğumu zannedelerdi kenarında, eve eli boş dönerdim akşamları. Acemi balıkçıya çıkmıştı adım. Oysa tuttuğum bütün balıkları, ellerimle geri gönderirdim geldikleri yere, sevgilime, yeşil göle. Kıyamazdım onları yemeğe… Sevgilimi üzmek istemezdim, hayallerimi anlatırdım boyuna. Yazdığım piyesleri oynardım tek başıma. İzlerdi beni sessizce sevgilim, duyardı sesimi; bilirdim…</em></p>
<p><em>Toplayıp cesaretimi gidip sordum ona tiyatro kulübünün yerini…”Benimle gel “dedi. Öyle samimiydi ki. Kantinden yemek haneye indirdi beni. Yemek servisi bitmişti, tabldot tepsilerinin birbirine çarpan gürültüsünün eşliğinde yürüyorduk. Masalar kaldırılmıştı. Yerleri süpürüyordu bir görevli. </em></p>
<p><em>“Seni hocamızla tanıştıracağım” dedi. “Bundan sonra beraber tiyatro yaparız ne dersin?” Olmaz mı?</em></p>
<p><em>Olurdu elbet, öyle de oldu. Hep beraber çalışmaya başladık oynayacağımız oyunu…</em></p>
<ul>
<li>Bir çay versene bana…</li>
<li>Elbette abi, simit de ister misin?</li>
<li>Hayrola, korktun mu seni yazacağım diye?</li>
<li>Yok be abi, ne korkması. Anladım ben seni.</li>
<li>Ne anladın söyle bakalım?</li>
<li>Yani ayıptır söylemesi, ama bu yazı işleriyle para kazanamazsın abi. Sana sahici bir iş gerek. Benim gibi garson ol demiyorum da, okumuş yazmış adamsın başka tür bir iş tutamaz mısın?</li>
<li>Tutarım elbet, muhasebecilik yaparım mesela.</li>
<li>Öyleyse, boş yere niye sıkıntıya sokuyorsun ki kendini?</li>
<li>Doğru söylüyorsun aslında, tutturmuşum tiyatro diye, zaten yazamadım bir türlü istediğim oyunu.</li>
</ul>
<p><em>Kız kardeşim yazdığım oyunlara bayılırdı. Küçük skeçler yazar, oynardım sonra. Onu da katardım oyunuma, ama annem ev işleri için onu hep yanına çağırırdı. İstemeye istemeye giderdi, benimle kalıp oynamayı çok severdi. Öyle sessiz bir kızcağızdı ki, duymak için sesini, eğilmek gerekirdi. Hep güler yüzlüydü, hiç yaramazlık yapmazdı. Annemleri hiç kızdırmazdı. “ Hiç üzmez kızım beni” derdi annem öğünerek. “ Okuyup <a href="https://idilsuaydin.av.tr">avukat</a> olacak benim kızım” derdi babam. Hiç üzmedi kız kardeşim annemi ve okuyup avukat oldu tıpkı babamın istediği gibi. Ankara’da okudu, hem çalıştı okurken, hiç yük olmadı aileye. Stajını bitirdi aynı sessizlikle. Yanına gittiğim bir gün, </em></p>
<p><em>“Abi” demişti. Duruşmalarda hiç sesim çıkmıyor diye, alay ediyorlar benle.” </em></p>
<p><em>“Sen de bağır be kızım“ demiştim, bağırarak. Ardından okuduğum tirat ile ona sesimin tonunu göstermiştim. </em></p>
<p><em>Gözlerinin içi gülmüştü yeniden. “ Keşke senin gibi olsaydım ben de “demişti. “ Benim hiç kendime güvenim yok. Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum. Abi biliyor musun, galiba ben avukat olmak istemiyorum. Bana uygun değil bu meslek.”</em></p>
<p><em>İşte o anda beynimden vurulmuştum. Hayatımda en çok sevdiğim kişiydi kız kardeşim. Ama ben onu öylece bir köşede unutmuştum. Hassas, naif kendi dünyasında yaşayan canım kardeşimi.</em></p>
<p><em>Hep Barbie bebek gibi yanımda taşımış, onunla oyun oynamış, oyunlarım bitince de bir köşeye atmıştım. Ne diyeceğimi bilemeden öylece yüzüne baktım, sarıldım sonra hiç sarılmamışım gibi sıkı sıkıya…</em></p>
<p><em>“Sen ne yapmak istiyorsun güzelim?” dedim. </em></p>
<p><em>“Ben resim yapmak istiyorum” dedi. Ve bana yaptığı resimleri gösterdi. Çok şaşırmıştım, onu bu güne kadar bir kere bile resim yaparken görmemiştim. Harika bir çizgisi vardı. Benden çok daha yetenekliydi. Resimler elimde öylece kala kaldım. Söyleyecek tek bir sözüm bile yoktu. Halimi anladı, ne kadar üzüldüğümü gördü. Ardından,</em></p>
<p><em>“Sabahları hep uykulu kalkardım hatırladın mı ?” dedi. Başımı salladım.</em></p>
<p><em>“Geceleri gizli, gizli çizerdim resimleri. Odamın ışığını hiç açmazdım. El fenerinin ışığında çalışırdım. Boyaları mahalledeki kırtasiyeci Şefik amca verirdi bana. Okul çıkışlarında ona yardım etmeye giderdim hatırladın mı?”</em></p>
<p><em>“Evet” dedim. “ Biz seni orada ders çalışıyorsun zannediyorduk.”</em></p>
<p><em>“Çalışıyordum, Şefik amca bana matematik öğretiyordu. Ama bir yandan da resim çizmeyi öğretiyordu…</em></p>
<p><em>“Bize neden söylemedin“ dedim. Gülümsedi her zaman ki gibi.</em></p>
<p><em>“Söylesem izin verir miydiniz? “ dedi.</em></p>
<p><em>Sustum. Başımı önüme eğdim. Bizim aramızda onca sene bir gölge gibi, hiç ses etmeden yalnızca gülümsemeleriyle yaşayan kız kardeşim, benden çok daha iyi bir oyuncuydu. Bir palyaço gibi maskesini takmış, bizleri eğlendirmiş, görevini yerine getirmişti. Yorulmuştu palyaço çocuk. </em></p>
<p><em>Artık sahneden inmek, maskesini çıkarmak, yüzündeki boyaları silmek istiyordu.</em></p>
<p><em>Kendi resmini çizmek istiyordu artık, kendi boyaları, kendi fırçaları, kendi tualine kendini resmetmek istiyordu…</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri –7/ Çocuk Palyaço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocuk  Maskem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocuk-maskem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocuk-maskem/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Dec 2016 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6372</guid>
				<description><![CDATA[<p>Neden böyle çocuksun, dediler. Öyleyim seviyorum bu ruh halimi dedim. Sana imreniyorum, çok şirinsin, dediler. Uzaktan her şey ne kadar da güzel? Kendimle yalnız kalınca, Güneş batıp, ay belirdiği an, Düşünmeye başlıyorum, Neden böyle oldu, Niçin insanlar böyle, Daha ne kadar kalbim kırığa dayanır, Geleceğim, dünüm, bugünüm … Bunları sorgulayıp geceyi gündüze çeviriyorum. Sonra da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuk-maskem/">Çocuk  Maskem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Neden böyle çocuksun, dediler.</p>
<p>Öyleyim seviyorum bu ruh halimi dedim.</p>
<p>Sana imreniyorum, çok şirinsin, dediler.</p>
<p>Uzaktan her şey ne kadar da güzel?</p>
<p>Kendimle yalnız kalınca,</p>
<p>Güneş batıp, ay belirdiği an,</p>
<p>Düşünmeye başlıyorum,</p>
<p>Neden böyle oldu,</p>
<p>Niçin insanlar böyle,</p>
<p>Daha ne kadar kalbim kırığa dayanır,</p>
<p>Geleceğim, dünüm, bugünüm …</p>
<p>Bunları sorgulayıp geceyi gündüze çeviriyorum.</p>
<p>Sonra da çocukluğuma saklanıyorum.</p>
<p>Büyürsem eğer ne olur bilmiyorum.</p>
<p>Onlarda ne kadar mutlu olur önemli değil,</p>
<p>Sadece bulutların üzerinde uyumayı,</p>
<p>Gökkuşağını kaydırak zannetmeyi,</p>
<p>Maskemle gezmeyi seviyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuk-maskem/">Çocuk  Maskem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocuk-maskem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6372</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sürmanşet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/surmanset/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/surmanset/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Dec 2016 13:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6369</guid>
				<description><![CDATA[<p>Taksiyle giderken  bir akşam üstü Yerde uzanmış yüzlerce ceset gördüm Üzeri gazetelerle örtülmüş &#8220;Bak&#8221; dedi taksici Gazetelerden birinin sürmanşetini gösterip &#8220;Kişi başına düşen milli gelir son on yılda beş kat artmış&#8221; Altında bir fotoğraf Kol kola girmiş sırıtıyor beş bakan, on da iş adamı &#8220;Bu felaketler&#8221; dedi &#8221; büyümemizi istemeyen çakalların işi&#8221; Onu bunu bilmem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/surmanset/">Sürmanşet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Taksiyle giderken  bir akşam üstü</p>
<p>Yerde uzanmış yüzlerce ceset gördüm</p>
<p>Üzeri gazetelerle örtülmüş</p>
<p>&#8220;Bak&#8221; dedi taksici</p>
<p>Gazetelerden birinin sürmanşetini gösterip</p>
<p>&#8220;Kişi başına düşen milli gelir son on yılda beş kat artmış&#8221;</p>
<p>Altında bir fotoğraf</p>
<p>Kol kola girmiş sırıtıyor beş bakan, on da iş adamı</p>
<p>&#8220;Bu felaketler&#8221; dedi &#8221; büyümemizi istemeyen çakalların işi&#8221;</p>
<p>Onu bunu bilmem de dedim sanırım ilk defa doğru burda yazanlar</p>
<p>Basit bir orantıyla azaldıkça insanlar</p>
<p>Haliyle kişi başına düşen gelir de artıyor.</p>
<p>Sırıttı taksici, sordu ne yöne gidiyoruz?</p>
<p>Bana fark etmez dedim</p>
<p>Sür istediğin başka bir sürmanşete</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/surmanset/">Sürmanşet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/surmanset/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6369</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Görünmez Mi Olmuştum Yoksa</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Dec 2016 14:02:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6353</guid>
				<description><![CDATA[<p>Peşimden gelen olmadığından emindim artık. Duvardan atlayarak etrafa bakındım. Kimsecikler yoktu civarda. Yine saati gelmişti işte. Biraz sonra elinde siyah çantası ile çıkacaktı dışarıya. Her zamanki gibi ilk sağ ayağını atacaktı basamağa. Sonra etrafını süzdükten sonra yürüyecekti yolda. Karşıya geçerken önce arkasına bakmayı ihmal etmeyecekti. Yüzüme doğru inen uzun saçlarımla uğraşırken çıkmıştı kapıdan. Bu sefer [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/">Görünmez Mi Olmuştum Yoksa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Peşimden gelen olmadığından emindim artık. Duvardan atlayarak etrafa bakındım. Kimsecikler yoktu civarda. Yine saati gelmişti işte. Biraz sonra elinde siyah çantası ile çıkacaktı dışarıya. Her zamanki gibi ilk sağ ayağını atacaktı basamağa. Sonra etrafını süzdükten sonra yürüyecekti yolda. Karşıya geçerken önce arkasına bakmayı ihmal etmeyecekti.</p>
<p><figure id="attachment_6355" aria-describedby="caption-attachment-6355" style="width: 280px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/gorunmez-olmak.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6355 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/gorunmez-olmak.jpg?resize=280%2C280" alt="Peşimden gelen olmadığından emindim artık. Duvardan atlayarak etrafa bakındım. Kimsecikler yoktu civarda." width="280" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/gorunmez-olmak.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/gorunmez-olmak.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6355" class="wp-caption-text">Peşimden gelen olmadığından emindim artık. Duvardan atlayarak etrafa bakındım. Kimsecikler yoktu civarda.</figcaption></figure></p>
<p>Yüzüme doğru inen uzun saçlarımla uğraşırken çıkmıştı kapıdan. Bu sefer uzun etek giymişti simsiyah. Kolunda asılı duran çantası beyazdı. Yeni almıştı galiba. Hala atmamıştı adımını sokağa. Birisini bekliyordu sanki kapıda. Yanına gitmeyi istedi ayaklarım. Hala güzeldi yüzü. Hiç değişmemişti sanki. Yıllara inat yaşlanmamıştı. Sözünü tutmuştu. Asla yaşlanma demiştim ya günün birinde. Öyle de yapmış. Arkasından gelen çocuk koşarak atladı kucağına. “Anne” diye seslendi küçük kız çocuğu. İşte bütün hayallerimi yıkan ses buydu. Artık mutlu olamayacağımı anlatan ses. Eskisi gibi yaşamayacağımı bana bildiren ses.  “Anne” kelimesi çınlıyordu kulaklarımda. Bakamaz olmuştum artık yüzüne. Düşünemez olmuştu geleceğimi. Bitmişti sanki her şey. Durmuştu her şey. Dönmüyordu artık bu koca küre benim için. Nefes almakta dahi zorlanmaya başladığımı hissettim. Diz çöktüm. Duvara dayadım sırtımı. Nefes almaya çalışıyordum derin derin. Alıp da verememekten de korkuyordum. Kulaklarımı kapattım ellerimle. Nereden geliyordu bu ses hala. Gittiler mi diye bir daha göz attım duvarın ucundan. Yanlarında bir adam vardı. Yürüyorlardı salına salına sokağın başına doğru. Bana verdiği sözler gelmişti aklıma. Hiç değişmeyeceğiz diye sözleşmiştik oysaki. Neden böyle bir işe kalkışmıştı. Evliydi galiba o adamla. Belli ki bir de çocukları olmuş. Bana ihanet etmişti. Durmamıştı sözünde. Bu kadar basit olmamalıydı. Ayağa kalkarak takibe başladım. Konuşmam lazımdı ay yüzlümle. Bir açıklaması olacaktır elbette bunun. Döndü köşe başında. Ayrıldı onlardan. Adımlarımı hızlandırmıştım bende. Yıllar sonra beni görünce nasıl bir tepki verecekti acaba? İlerledim, ilerledim. Etrafına bakarken gördü yüzümü. Saf saf gülümsemeye başladım. Başka tarafa çevirdi yüzünü. Korktuğum başıma gelmişti işte. Kafamdan aşağıya kaynar sular döküldü. Deli olacağıma inandım bir an. Ellerimi başıma götürüp sakin olmaya çalışıyordum. Nasıl olmuştu bu? Nasıl tanımamıştı sevdiğini? Gerçekten unutmuş muydu beni? Elimle yüzüme dokundum. Görünmez mi olmuştum yoksa? Tek kelime konuşamadan çekip gitti yanımdan.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/">Görünmez Mi Olmuştum Yoksa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6353</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Can Kırıkları Sokağı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/can-kiriklari-sokagi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/can-kiriklari-sokagi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Dec 2016 09:49:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6350</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aşk için günlerce çocuk parkında sabahlamış bir adamın oğluyum ben. Islaklığa tenezzül dahi etmeyen, kuru bir kalbin tohumuyum henüz toprakla buluşmamış. Kuraklık, daha bir fazla denizin ortasında bilakis. Boşver tüm bunları… Yanlıştan çekinmek mutlu adam işi. Oysa mest oluşlarımın izbe sokaklarına rastlamaktır benim kayboluşlarım. Sonra dans edercesine hareketli, susmak bilmiyor sözcükler&#8230; Varlığını uzatmak için anlatacak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/can-kiriklari-sokagi/">Can Kırıkları Sokağı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aşk için günlerce çocuk parkında sabahlamış bir adamın oğluyum ben. Islaklığa tenezzül dahi etmeyen, kuru bir kalbin tohumuyum henüz toprakla buluşmamış. Kuraklık, daha bir fazla denizin ortasında bilakis. Boşver tüm bunları… Yanlıştan çekinmek mutlu adam işi. Oysa mest oluşlarımın izbe sokaklarına rastlamaktır benim kayboluşlarım. Sonra dans edercesine hareketli, susmak bilmiyor sözcükler&#8230; Varlığını uzatmak için anlatacak bir şey bulamamaktı belki de dudaklarımın tek korkusu. Yeniden ellerinden bahsetmek geçiyor içimden. Yeniden avuç içlerin kadar büyüktü dünya ve uzun görünmüyordu yıllar çizgilerinde. Birbirlerine senkronize kıvrımlarıyla şüphe var mıydı? Yoksa mükemmeli bulmuş muydu gözlerim teninin kendine özgü hallerinde? Gözlerin mi öğretmişti yıldızlara parlamayı? Ay, böylece atmıştı utangaçlığını üzerinden. Şüphe yoktu… Peki neydi tüm bunları unutturan ufalanmış gülüşlere? Can Kırıkları Sokağı pek bir kalabalık bugünlerde. Üşüdüğüm kaldırımların dumanı tütüyor sıcaktan. İlk kara düşen aşık bir adam, tekrar geçemez buralardan, üşüyemediği halde ısrarla. Ağustos, Eylül&#8230;</p>
<p>Aşk için günlerce çocuk parkında sabahlamış bir adamın babasıyım ben. Ekim&#8217;e kış düştü velakin. Yaşım sizi aldatmasın, küçük bir çocuktur yüreğim, Güneşe de çarpar gökten gelen kara da. Yüzeyi nemli ceketimin, ucu yırtık cebinde kızımın verdiği mendil,ilk defa işe yarayacaktı gözlerimden akan çamurları silmeye. Kalorifer peteklerinden uzaktayım. Televizyonun karşısında uzanışlarım pek bir umursamaz bugün bana. Ağzımdan dökülecek ne varsa bekliyor dünya, küsmüşçesine suskun&#8230; Ayağa kalkmıyor sözcükler. Yakası kalkık ceketimin, kumaşı narin cebinde üç beş kuruş&#8230; İlk defa işe yarayacaktı dudaklarımı ıslatmaya. Kuru kalbimden bir tohum bıraktım yeryüzüne, Sonuçta çocuk parklarında kendinden vazgeçmiş adamlarız ikimizde.</p>
<p style="text-align: center;">Anlamıyorum&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">Hâlâ neden sevgiyle,</p>
<p style="text-align: center;">Ah be!</p>
<p style="text-align: center;">&#8221;Gümmm!&#8221; diye atıyor kalbimiz?</p>
<p style="text-align: center;">Anlayamıyorum&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/can-kiriklari-sokagi/">Can Kırıkları Sokağı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/can-kiriklari-sokagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6350</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güneş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunes-siiri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunes-siiri/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Dec 2016 12:55:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6333</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yine yenildik yüreğim, Kan revan haldeyiz. Yürümeye gücüm kalmadı, Artık nasıl bu ümitle yaşarım. Dayanamıyorum bu savaşlara, Kaldıramıyorum bu kadar gözyaşına. İhanete uğradık be yüreğim. Daha ne söylenebilir ki. Sen istiyorsun ya , Düzelir elbet diye beni avutuyorsun ya, İnanıyorum ama yetmiyor ki, Bak ne düzeldik ne de iyileştik. Parçalara bölündük. Ağlama ne olur bak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunes-siiri/">Güneş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yine yenildik yüreğim,</p>
<p>Kan revan haldeyiz.</p>
<p>Yürümeye gücüm kalmadı,</p>
<p>Artık nasıl bu ümitle yaşarım.</p>
<p>Dayanamıyorum bu savaşlara,</p>
<p>Kaldıramıyorum bu kadar gözyaşına.</p>
<p>İhanete uğradık be yüreğim.</p>
<p>Daha ne söylenebilir ki.</p>
<p>Sen istiyorsun ya ,</p>
<p>Düzelir elbet diye beni avutuyorsun ya,</p>
<p>İnanıyorum ama yetmiyor ki,</p>
<p>Bak ne düzeldik ne de iyileştik.</p>
<p>Parçalara bölündük.</p>
<p>Ağlama ne olur bak hayat devam ediyor,</p>
<p>Bugünün yarını da var inan ki.</p>
<p>İlahi adalet diye bir şey var inan oda olur,</p>
<p>Sen sadece güçlü ol be yüreğim.</p>
<p>İnan bana yarın güneş yeniden doğacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunes-siiri/">Güneş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunes-siiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6333</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gözlerinden Tanıyacağım Seni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Dec 2016 10:35:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6330</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerinden tanıyacağım seni, bir tek gözlerinden. Sırra kadem basmış yüreğinden taşacak kelimeler, Ama sen gözlerinden sızdıracaksın hislerini, Yine susacaksın dumanı tüten küllerinden. Mahzun bakacaksın önce, aklına gelince, Başını çevireceksin, kızgın kendine… Hasretinden kor dilin, Çölde bir serap, Baştanbaşa, Harap. Kala kalacak yalnızlığında hırsından yırtılmış öfken! ‘Kim başlatmıştı bu lanet savaşı’ diye geçireceksin içinden. Sevmiştim ben [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/">Gözlerinden Tanıyacağım Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinden tanıyacağım seni, bir tek gözlerinden.</p>
<p>Sırra kadem basmış yüreğinden taşacak kelimeler,</p>
<p>Ama sen gözlerinden sızdıracaksın hislerini,</p>
<p>Yine susacaksın dumanı tüten küllerinden.</p>
<p>Mahzun bakacaksın önce, aklına gelince,</p>
<p>Başını çevireceksin, kızgın kendine…</p>
<p>Hasretinden kor dilin,</p>
<p>Çölde bir serap,</p>
<p>Baştanbaşa,</p>
<p>Harap.</p>
<p>Kala kalacak yalnızlığında hırsından yırtılmış öfken!</p>
<p>‘Kim başlatmıştı bu lanet savaşı’ diye geçireceksin içinden.</p>
<p>Sevmiştim ben seni ölesiye, gönlümün sultanıydın, tacıydın başımın</p>
<p>Diyeceksin. Aramıza girenleri bir türlü bilemeyeceksin…</p>
<p>Karanlık gecelerin sokak aralarındaki kaldırımlarda</p>
<p>Bir başına yürüyeceksin. Yanı başında beni</p>
<p>Göremeyeceksin. Ağlayışını gören</p>
<p>Olamayacak. Benden başka</p>
<p>Seni kimse</p>
<p>Duyamayacak…</p>
<p>Sen</p>
<p>Bile</p>
<p>Bile</p>
<p>Tü</p>
<p>Ke</p>
<p>Ne</p>
<p>Cek</p>
<p>Sin.</p>
<p>Ben</p>
<p>Siz</p>
<p>Li</p>
<p>Ğin</p>
<p>le</p>
<p>Ö</p>
<p>L</p>
<p>E</p>
<p>C</p>
<p>E</p>
<p>K</p>
<p>S</p>
<p>İ</p>
<p>N</p>
<p>!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/">Gözlerinden Tanıyacağım Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6330</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türk Edebiyatı’nda Modernizm: Araba Sevdası’nda Kimlik Bunalımı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/turk-edebiyatinda-modernizm-araba-sevdasinda-kimlik-bunalimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/turk-edebiyatinda-modernizm-araba-sevdasinda-kimlik-bunalimi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Dec 2016 05:52:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hande Dağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Batılılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik bunalımı]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6323</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kuşkusuz ki, Modernizm tüm dünyada çok yankı uyandıran bir sanat-edebiyat akımıdır. “Geleneksel olanı reddetme tavrı” olarak benimsenen bu akım, diğer dünya edebiyatlarında olduğu gibi, Türk edebiyatında da çok etkili bir akım olmuştur. Bu kısa tanımdan yola çıkarak, modernist yazarların geleneksel ve yerleşmiş roman anlayışını reddettikleri sonucu çıkarılır. Recaizade’nin Araba Sevdası, hem konu hem de tarz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turk-edebiyatinda-modernizm-araba-sevdasinda-kimlik-bunalimi/">Türk Edebiyatı’nda Modernizm: Araba Sevdası’nda Kimlik Bunalımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kuşkusuz ki, Modernizm tüm dünyada çok yankı uyandıran bir sanat-edebiyat akımıdır. “Geleneksel olanı reddetme tavrı” olarak benimsenen bu akım, diğer dünya edebiyatlarında olduğu gibi, Türk edebiyatında da çok etkili bir akım olmuştur. Bu kısa tanımdan yola çıkarak, modernist yazarların geleneksel ve yerleşmiş roman anlayışını reddettikleri sonucu çıkarılır. <strong>Recaizade</strong>’nin <em>Araba Sevdası</em>, hem konu hem de tarz bakımından incelendiğinde, yanlış batılılaşma sorununun altını çizerek, Türk edebiyatında modernleşme hareketinin önemli örnekleri arasında yerini almıştır. Roman, ilk bakışta Bihruz Bey’in Periveş Hanım’a olan aşk hikayesini ele alıyor gibi gözükse de, Batı dünyasındaki gelişmelerin etkilerinin hüküm sürdüğü, toplumsal ve sosyal değişimlere ilişkin eleştirilerin yapıldığı dönemin gerçeklerini yansıtmaktadır.</p>
<p>Tarihe kısaca dönmek gerekirse, <strong>Modernizm</strong>in ortaya çıkış noktasında, 1. ve 2. Dünya Savaşlarının kilit bir rol oynadığı açıktır. İnsan masumiyetinin kayboluşu, bireylerin anlam arayışı ve beraberinde gelen kimlik ikilemleri, tüketim kültürünün ortaya çıkışı, farklı kültür ve etnik kökenlere sahip insanların birbirleriyle olan etkileşimleri, “eski” olanın geride bırakılmasını ve “yeni” bir dünya düzeninin ortaya çıkışını doğrudan tetiklemiştir. Şüphesiz, edebiyat anlayışı da bu değişime cevapsız kalamamıştır. Gregory Jusdanis, <em>Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür</em> adlı kitabında, bu paradokstan söz eder: “Sanat hem estetik özerklik hem de toplumsal etki yaratmak istiyordu. Bir yanda işlevsizdi; diğer yanda toplumsal rabıta arıyordu” (s.154).<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Öte yandan, Jusdanis’in savunduğu gibi, “gelenek ile modernlik arasındaki kopukluk, modernleşme projesinin bir işlevidir” (s. 14).<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p><strong>Edebiyatta Modernizm</strong>, doğrudan insan psikolojisini ve iç dünyasını hedef alır. İnsanın yalnızlaşması, ve bu durumun yansıtılma isteği, edebiyatta yeni tekniklerin ortaya çıkmasına, diğer bir deyişle, modernleşme hareketine zemin hazırlayan en önemli faktör olmuştur. Bu sebeple, insan ve insanın bu karmaşık durumu başroldedir. Diğer bir deyişle, dış dünyadan öte, iç dünyaya bir dönüş söz konusudur. Bu bağlamda incelendiğinde, <strong>Modernist yazarlar</strong>, eski tür edebiyatın tersine, iç diyalog ve bilinç akışı gibi tekniklerin yanı sıra, çağrışımdan da (flashback) faydalanırlar. Roman karakterleri ise daimi bir anlam bulma mücadelesi içindedir. Zira Modernizm’de insan karmaşık bir varlıktır, toplumdan kendini bir tür soyutlama psikolojisinde, alışılagelmişe isyan eder. <strong>Modernist eserler</strong>in, Franz Kafka, Albert Camus ve J.P. Sartre’nin varoşluşçuluk felsefesinden etkilendikleri gözlemlenir. Varoluşçuluk’a göre, kişinin kendi özünü bulması esastır. “Bunalım Edebiyatı” olarak da bilinen Modernist edebiyat, burjuva aydının ruhsal buhranı, iç dünyasının karmaşıklığı ve bireysel yalnızlığının yansıtılmasını esas alır.</p>
<p><strong>Türk edebiyatı’nda modernleşme</strong>, genel anlamda, Batı dünyasının etkisiyle, baş göstermiştir. Türk yazarlar da yeni dünyanın düzenine ilişkin, değişime uğrayan Türk toplumunun yeni halini yansıtmak istemiştir. Fakat, bu değişim pek olumlu anlamda olmamış, modernist eserlerde ise “yanlış batılılaşma” sorunu olarak eleştirel bir bakış açısında yer bulmuştur. Bilindiği üzere, Tanzimat her alanda Batılılaşmanın adıdır. Batı’dan kastedilen ise Fransa’dır. Fakat, halk bu konuda yine zavallıdır. Zira yenileşme aydın kesimden halka doğrudur. Bu adeta toplumsal intiharın başlangıcıdır (Dursun, 67. Sayı).<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Tanpınar, bu durumu şu şekilde özetliyor: “Devlet ricalinin resmi elbisesi olarak ‘İstanbulin’ icat ediliyor, saltanat arabası moda oluyor ve sadece arabanın kullanılması ile Cuma ve Bayram alaylarının çok mahalli olan mana ve mahiyeti de değişiyordu” (Tanpınar, s. 133).<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Öte yandan, eski ve yeni kimlik üzerine, Tanpınar, toplumdaki keskin değişimlere dikkat çekiyor: [&#8230;] “alafranga” ve “alaturka” (musikide de olduğu gibi) “eski” ve “yeni” (zihniyet meselelerinde) tabirleriyle ifade edilen  bu ikililik realitesi Tanzimat’ın en büyük fatalitesidir” (s. 136). <a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Diğer bir deyişle, Tanzimat, sosyal hayatı değiştirmesinin yanı sıra, taklitçilikle beraber, değişik tiplerin ortaya çıkmasında doğrudan etkili olmuştur. Sosyal hayatın değişiminden kasıt ise, doğrudan İstanbul ile ilintilidir; zira aydın kesim ile halk arasında keskin bir uçurum vardır.</p>
<p><figure id="attachment_6325" aria-describedby="caption-attachment-6325" style="width: 203px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/recaizade-mahmut-ekrem.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6325 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/recaizade-mahmut-ekrem-203x300.jpg?resize=203%2C300" alt="Recaizade Mahmut Ekrem" width="203" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/recaizade-mahmut-ekrem.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/recaizade-mahmut-ekrem.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 203px) 100vw, 203px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6325" class="wp-caption-text">Recaizade Mahmut Ekrem</figcaption></figure></p>
<p><em>Araba Sevdası</em>’nda Bihruz Bey, yanlış batılılaşmanın bir örneğidir. Edebiyat eleştirmenleri arasında “Tanzimat züppesi” olarak yer bulan bu terim, batılılaşma sorununu ve züppe tipleri ele alır. Moran’ın da ifade ettigi üzere, “Batılılaşmanın beraberinde getirdiği tüketim ekonomisine kendini kaptıranlara en iyi örnek, Batılı olmayı çok şık giyinmek, Beyoğlu’nda eğlenmek ve gösteriş yapmak olarak anlayan züppe tipi” ve tasviri, Ahmet Mithat’ın <em>Felatun Bey’le Rakım Efendi</em> romanınında da önemli bir yer tutar.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Türk Edebiyatı’nda ilk realist roman olarak kabul edilen Mahmut Ekrem’in <em>Araba Sevdası</em>, Moran’ın bahsettiği alafranga züppe tipini eleştirir. Bir dönem vezirlik ve valilik yapmış bir paşanın oğlu olmasına rağmen, Bihruz Bey, aslında sığ , eğitimsiz ve sorumsuz bir gençtir.  Hayat amacı, diğer alafranga tiplerden daha süslü giyinmek, Fransızca konuşmak ve dönemin en göze çarpan hadiselerinden biri olan araba kullanmaktır. Böylece Batılı olduğunu düşünür. Bihruz Bey, dönemin en gösterişli eğlence yerlerinde gezer ve gösteriş yapmayı sever. Bir gün Çamlıca Tepesi’ne çıkar ve Periveş Hanım’ı görür görmez ona aşık olur. Dino bu duruma eleştirel bir bakış açısı getirir: “Taksitle satın aldığı yazlık süslü arabasıyla, &#8220;Kudemai vüzeradan&#8221; bir paşanın, yarım yamalak tahsil görmüş, alafrangalık düşkünü, şımarık oğlu Bihruz Bey, umuma yeni açılmış, kibarların pek sevdiği Çamlıca bahçesine gider; orada, nasılsa kiralayabildiği bir lando arabasıyla gezen, kaşıkçı esnafından Sakin ağanın kızı ve merhum arzuhalci Mağmum efendinin genç dul karısı, zamane yosma güzellerinden Periveş Hanım’a tesadüf eder, ona çiçek vermek, söz atarak iltifat etmek fırsatını bulur; kadını çok kibar bir muhitten, görgülü, kendisi gibi alafranga terbiye görmüş, zarif, nazik ve faziletli farzeden Bihruz Bey, o gün oracıkta ona delice aşık oluverir” (s. 381).<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Bir düzmece ile kızın öldüğüne inandırılınca, amansız bir sevdaya kapılır ve hayata küser. Aradan zaman geçer ve kızı tekrar görür, fakat ablası sanır. Gerçek ortaya çıkınca, Bihruz Bey trajikomik bir duruma düşer. Dino’ya göre, bu aşk sahte ve aldatıcı unsurlar üzerine kuruludur, Lando araba, gösterişli kıyafetler ve dönem itibariyle sofistike kabul edilen kurmaca dil bu sahteliği destekler. Zira Bihruz Bey’in serveti yokolmak üzeredir, Fransızca ve Türkçe karışımı konuştuğu dil ise, manevi sahteliğini vurgular. Dönemin burjuva kabul edilen kesimi, kendine yabancılaşmanın yanı sıra, Batı’nın da doğru özümsenememesi ile birlikte, derin bir kimlik ikilemine sürüklenir.</p>
<p>İlk bakışta, <em>Araba Sevdası</em>, sıradan bir aşk hikayesi gibi görünse de, dönemin ruhunu yansıtır. 1889 yılında yazılan roman, Bihruz Bey gibi dönemin diğer burjuva gençliğinin Fransız hayranlığını anlatır. Bu hayranlık o denli bir seviyededir ki, onlara göre, Türkler, kaba bir medeniyettir ve Türkçe gerekmedikçe kullanılmamalıdır. Bu dönemde, aynı zamanda “öz” (self) kavramına yabancılaşma vardır. Edward W. Said, <em>Şarkiyatçılık <a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><strong>[8]</strong></a></em> adlı  kitabında, Batı’nın Doğu üzerindeki etkisinin yanı sıra, öze yabancılaşmanın da zihinsel bir sorgulamasını yapar. Öte yandan, Batı’nın “öteki” dünya üzerindeki hegemonyasının ve basmakalıp düşüncelerinin objektif bir dünya görüşünü baltaladığını savunur. Romanda <strong>Recaizade</strong>, dönemin entellektüel ve aydın kesim olarak kabul edilen ailelerin gösteriş meraklısı çoçuklarına ve yavanlıklarına ağır eleştiriler yapmaktadır. Öte yandan, dönemin aydın kesimi arasında yer alan <strong>Recaizade</strong>, özeleştiri de yapar. Bu yönden roman, dönem itibariyle dikkate alındığında, yenilikçi ve realist bir önem kazanmaktadır. Eski ve yeni düzen arasındaki bağın tamamen koparılamaması, Modernizm’e bir köprü olma özelliği kazandırsa da, esasında “yeni” olarak kabul edilenin, Türk toplumunda yanlış “taklit” (mimicry)<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> ten öteye geçememesi, en temel sorundur. Bu durum, aynı zamanda özeleştiri olarak da değerlendirilebilir. Yanlış batılılaşmanın beraberinde getirdiği toplumsal ve ruhsal çöküntüler, kimlik sorununun ortaya çıkışı, Batı karakterinin özümsenememesi, Türklük kavramına tamamen yabancılaşmanın yanı sıra, burjuva sınıfı ve halk arasındaki uçurumu da aşılamaz bir şekilde derinleştirmiştir. Türk toplumu, ne tam bir Doğulu ne de tam bir Batılı olabilmiştir. Bu durum, arafta olmak kavramıyla pekala özdeşleştirilebilir.  Daimi bir kimlik bunalımı ve dönemin toplumsal buhranı, Batı’nın da yanlış özümsenmesiyle birlikte, özü değersizleştirmeyi (self-degradation) ve kendine yabancılaşmayı (self-alienation) beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, <em>Recaizade’nin romanı</em>, Türk toplumunun değişen yapısına eleştirel bir bakış açısı kazandırırken, dönemin sözde entellektüel ve Batıcı değer yargılarını bu bakış açısında sorgulamıştır.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> G. Jusdanis, Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür, s. 154.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Jusdanis, s. 14.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> A. Dursun, “Kültür ve Medeniyet Değişimi Üzerine Bir Tahlil Denemesi”</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> A. Hamdi Tanpınar, <em>19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi</em>, s. 133.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Tanpınar, s. 136.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Berna Moran, <em>Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış</em>, s. 39.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Güzin Dino, “<em>Araba Sevdası</em> Kuruluşu Hakkında bir Deneme”, s. 381.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Edward, W. Said, <em>Şarkiyatçılık</em></p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Homi Bhabba, <em>The Location of Culture</em>, (term)“mimicry”: “Öteki” dünya toplumlarının “öz”(Anglo-Sakson) kabul edilen düzene asimile olmak için gösterdiği taklit çabası olarak tanımlanabilir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turk-edebiyatinda-modernizm-araba-sevdasinda-kimlik-bunalimi/">Türk Edebiyatı’nda Modernizm: Araba Sevdası’nda Kimlik Bunalımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/turk-edebiyatinda-modernizm-araba-sevdasinda-kimlik-bunalimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6323</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşama Hevesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasama-hevesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasama-hevesi/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Dec 2016 09:50:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Altay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6315</guid>
				<description><![CDATA[<p>Orada gördü o köşebaşında kadın, kısa bir an içinde birden önünden geçen; -tıpkı pencereden bakan bir kişiyle, sokaktan geçen herhangi birinin gözgöze gelmesi gibiydi sanki-gençliğinin hercai sahnelerini ve doymamışlığını. Ve gözlerinden çok içi doldu pişmanlığın gözyaşlarıyla. Artık her günün, her anın ne kadar değerli olduğunu anlaması kaçınılmazdı. &#8220;Ne kadar bilirsen bil, hep öğrenilecek yeni şeyler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasama-hevesi/">Yaşama Hevesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Orada gördü o köşebaşında kadın, kısa bir an içinde birden önünden geçen; -tıpkı pencereden bakan bir kişiyle, sokaktan geçen herhangi birinin gözgöze gelmesi gibiydi sanki-gençliğinin hercai sahnelerini ve doymamışlığını.</p>
<p>Ve gözlerinden çok içi doldu pişmanlığın gözyaşlarıyla.</p>
<p>Artık her günün, her anın ne kadar değerli olduğunu anlaması kaçınılmazdı.</p>
<p>&#8220;Ne kadar bilirsen bil, hep öğrenilecek yeni şeyler var</p>
<p>Ne kadar yaşarsan yaşa vardır mutlaka yeni yaşanacaklar.</p>
<p>Yeterki vazgeçme yaşamaktan&#8230;&#8221; dedi o ses&#8230;</p>
<p>Heves&#8217;in sesi.</p>
<p>Ve bunun üzerine açtı o notları, çok sevdiği arkadaşının defterinden ve başladı okumaya&#8230;</p>
<h2>Yaşama Dair Anladıklarım</h2>
<p><figure id="attachment_6318" aria-describedby="caption-attachment-6318" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/yasama-umudu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6318 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/yasama-umudu-300x216.jpg?resize=300%2C216" width="300" height="216" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/yasama-umudu.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/yasama-umudu.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6318" class="wp-caption-text">Yaşama Dair Anladıklarım</figcaption></figure></p>
<p>İnsan dediğin yaşama dair hevesini kaybederse eğer umudunu da kaybeder.</p>
<p>Neden bazen dün gibi, bazen de yüzyıl öncesinde kalmış gibi gelir insana geçmişi&#8230;Sanki başka birisinin hayatını izlercesine bakarsın geçmişinin penceresinden&#8230;</p>
<p>Geçmiş yok gelecek de aslında sadece bugün var&#8230;</p>
<p>Herkese çok benzer bazıları ve hep herkesten farklı bir hayat ister özünde&#8230;</p>
<p>Bir de herkese benzemeyen sıradışı insanlar vardır, tek istediği herkes gibi bir hayat yaşamaktır, o da bir türlü olmaz&#8230;</p>
<p>Geleceğinizi başka türlü kurgulamış olsanız da geçmişte, tıpkı sahnedeki gibi, size düşen, rolünüzü en iyi şekilde oynamaktır.Elinizdekilerle ne yapabildiğinize bağlıdır ilerlemeniz.</p>
<p>Çoğu kere gözümüzün önünde durur da göremeyiz yeterince olanaklarımızı, sınırlarımızı&#8230;Uzakta ya da zorda aramaya eğilimimiz vardır mutluluğu, o kadar kolay ve yakında olabileceğini düşünmeyiz genelde.Oysa en büyük anlamlar basitte saklıdır.</p>
<p>Kapatırken düşüncelere daldı, öncesinden daha iyiydi şimdi ve söylerken bilgisayarında çalan şarkıyı daha umutluydu sesi.</p>
<p>Dışarıda yağmur başladı, severdi yağmurun sesini dinlemeyi ve izlemeyi pencereden&#8230;</p>
<p>Yağmurun sesi ona birden eskiden yazdığı bir kısa şiirini hatırlattı:</p>
<p><figure id="attachment_6317" aria-describedby="caption-attachment-6317" style="width: 512px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/yasamak-yasamak.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6317 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/yasamak-yasamak.jpg?resize=512%2C288" width="512" height="288" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/yasamak-yasamak.jpg?w=512&amp;ssl=1 512w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/yasamak-yasamak.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6317" class="wp-caption-text">Yağmur muydu, gözlerimden öteye yüreğimin derinliklerine yağan</figcaption></figure></p>
<h2>Yağmur muydu</h2>
<p>Yağmur muydu, gözlerimden öteye yüreğimin derinliklerine yağan</p>
<p>Rüzgar mıydı, dağıtan umutlarımı saçıp savuran&#8230;</p>
<p>Kar mıydı, buz gibi yapan içimi düşmana karşı</p>
<p>Dolu muydu, vurdukça vuran,gidenleri hatırlatan</p>
<p>Fırtına mıydı, kasıp kavuran beni ve düşüncelerimi&#8230;</p>
<p>Gece simsiyah bir yorgan gibi kaplamıştı gökyüzünü, yağmur hafiflemişti artık etraftaki sesler gibi&#8230;</p>
<p>Yarın hayatında yeni bir gün daha başlayacaktı. İçinde birbiriyle yarışan farklı duygularla kendini uykunun kollarına bırakıverdi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasama-hevesi/">Yaşama Hevesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasama-hevesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6315</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aslını Arayan Buz Parçası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Dec 2016 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6300</guid>
				<description><![CDATA[<p>Donduracağım seni öylece kalasın diye. Donduracağım gülüşünü, saklansın aysbergin içinde. O çocuksu heyecanlı hallerin silinmesin, Kahkahaların çarpsın bir dağdan diğerine, Yankısı duyulsun diye bütün evrende, donduracağım seni; Yoksa kaybolacaksın bu yokluk denizinin içinde… Gün be gün kar sularının kirine karışıyor buz beyazı güzelliğin. Saflığını bırakıyorsun çamurlu potinlere. Oynuyorlar seninle yaramaz bir kartopu gibi, Oradan oraya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/">Aslını Arayan Buz Parçası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Donduracağım seni öylece kalasın diye.</p>
<p>Donduracağım gülüşünü, saklansın aysbergin içinde.</p>
<p>O çocuksu heyecanlı hallerin silinmesin,</p>
<p>Kahkahaların çarpsın bir dağdan diğerine,</p>
<p>Yankısı duyulsun diye bütün evrende, donduracağım seni;</p>
<p>Yoksa kaybolacaksın bu yokluk denizinin içinde…</p>
<p>Gün be gün kar sularının kirine karışıyor buz beyazı güzelliğin.</p>
<p>Saflığını bırakıyorsun çamurlu potinlere.</p>
<p>Oynuyorlar seninle yaramaz bir kartopu gibi,</p>
<p>Oradan oraya atıyorlar gülümsüyorsun sessizce.</p>
<p>Yerini bilemeyen bir kar tanesi gibi rüzgârın önünde savrulup duruyorsun.</p>
<p>Soğuk arttıkça daha çok katılaşıyorsun.</p>
<p>Kir daha çok yapışıyor bedenine.</p>
<p>Unutuyorsun geldiğin yeri,</p>
<p>Su gibi aziz olduğun günleri,</p>
<p>Su gibi cana can veren yedi veren güllerini…</p>
<p>Donduracağım seni,</p>
<p>Sen daha fazla dondurmadan kendini…</p>
<p>Donduracağım gözlerinden süzülen mavi hayal düşlerini,</p>
<p>Bak! Gözlerim gözlerinde kurudu,</p>
<p>Umudun tek damlalı halesiyim şimdi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/">Aslını Arayan Buz Parçası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6300</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nemise</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nemise/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nemise/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 14:08:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6272</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbuldan geçip karadenize mi dökülürsün Üsküdara uğramadan Daha Egenin tüm kıyıları hasret deniz kokuna Sen İyisi mi Görünmez bir sandala yükle vücudunu Eli beline gidecek tüm yosmaların Bir zeytin ağacı düşecek dalgalara Ne yeşil ne siyah Bir seferliğine beyaz yemişleri   Yüzünü görebilme ihtimaline Günde iki şehir değiştiririm Sonra üç Olursa dört Ama sen bunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nemise/">Nemise</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>İstanbuldan ge</em><em>çip karadenize mi dökülürsün</em></p>
<p><em>Üsküdara uğramadan</em></p>
<p><em>Daha</em></p>
<p><em>Egenin tüm kıyıları hasret deniz kokuna</em></p>
<p><em>Sen</em></p>
<p><em>İyisi mi</em></p>
<p><em>Görünmez bir sandala yükle vücudunu</em></p>
<p><em>Eli beline gidecek tüm yosmaların</em></p>
<p><em>Bir zeytin ağacı düşecek dalgalara</em></p>
<p><em>Ne yeşil ne siyah</em></p>
<p><em>Bir seferliğine beyaz yemişleri</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Yüzünü görebilme ihtimaline</em></p>
<p><em>Günde iki şehir değiştiririm</em></p>
<p><em>Sonra üç</em></p>
<p><em>Olursa dört</em></p>
<p><em>Ama </em></p>
<p><em>sen bunu zaten biliyorsun</em></p>
<p><em>Zaten </em></p>
<p><em>sen bir çok şeyi biliyorsun</em></p>
<p><em>Ya sizin sokaktaki fırının sıcak ekmekleri</em></p>
<p><em>Yaz günlerinde utanmadan üşütür ellerimi</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nemise/">Nemise</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nemise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6272</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ah’lar Ağacında Kuşlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 04:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlıcan Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Didem Madak]]></category>
		<category><![CDATA[Didem Madak "Ah'lar Ağacı" şiiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6261</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuk bir geceydi. Deli bir rüzgâr esip duruyordu. Ama tek bir dal bile kıpırdamıyordu. Rüzgâr, içime işlemek için esiyordu. Zahmetli bir çabayla bedenime çarpıp dönüyordu. Oysa onca ağaç vardı rüzgârı bekleyen. Sarsılıp kendilerine gelmek isteyen… Çoğu ev ışıkları söndürmüştü. Bense ışıkları yakmaya hiç yeltenmemiştim bile. Işığa ihtiyaç duymuyordum. Alışkanlıktan öte bir sebepti bu. Yanan her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/">Ah’lar Ağacında Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk bir geceydi. Deli bir rüzgâr esip duruyordu. Ama tek bir dal bile kıpırdamıyordu. Rüzgâr, içime işlemek için esiyordu. Zahmetli bir çabayla bedenime çarpıp dönüyordu. Oysa onca ağaç vardı rüzgârı bekleyen. Sarsılıp kendilerine gelmek isteyen…</p>
<p>Çoğu ev ışıkları söndürmüştü. Bense ışıkları yakmaya hiç yeltenmemiştim bile. Işığa ihtiyaç duymuyordum. Alışkanlıktan öte bir sebepti bu. Yanan her ışığın karanlığımda boğulması ile ilgiliydi. İçimden sahipsiz şiirler, şarkılar geçiyordu her gece. Her gece soluğumda takılı kalan bir kanca içimdekileri acımasızca çekiyordu. Ve ben bu acıyla ne çok sözü yarım bırakıyordum. İçimde iki kuş daha doğmadan yüreğime sığınmaya çalışıyorlardı. Oysa ben karanlıktım, yüreğim karanlıktı. Anlatamadım. Onlar doğarken ben ölecektim, anlatamadım. Bende tuttum o soğuk geceye bir ağaç daha ekledim. Rüzgâra karşı koyacaktı ve kuşları sahiplenecekti. Uyursam, gecenin yarımlığı tamamlanacaktı. Uyumadım.</p>
<p><figure id="attachment_6264" aria-describedby="caption-attachment-6264" style="width: 475px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6264 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?resize=475%2C613" alt="ünlerce baktım ona. Gözlerim bir onu görüyordu. O, içimdeki kuşların babasıydı. Benim ah’larımın sahibiydi. Ah’lar ağacımdı. Didem Madak’la buluşmuştuk şimdi aynı yerde. " width="475" height="613" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?w=475&amp;ssl=1 475w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?resize=232%2C300&amp;ssl=1 232w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6264" class="wp-caption-text">ünlerce baktım ona. Gözlerim bir onu görüyordu. O, içimdeki kuşların babasıydı. Benim ah’larımın sahibiydi. Ah’lar ağacımdı. Didem Madak’la buluşmuştuk şimdi aynı yerde.</figcaption></figure></p>
<p>Uyumadığım her gecenin güneşi doğuyordu. Bense pencere kenarına sürekli gelip gidiyordum. Ağacım yerli yerindeydi. Dikkat ediyordum da sokaktan geçenler onu fark etmiyordu. Yalnızca ben ve diğer ağaçlar farklı olduğunu anlıyorduk. Çünkü doğan güneş ikimizin göğsünde daima batıyordu. Gözlerime bakıyordu ve ben beklediğini anlıyordum. İki kuş bir gelseydi, bir konsaydı dallarına… Ah! Belki ölecekti benimle birlikte kahrından. Ama istiyordu işte, biliyordum.</p>
<p>Günlerce baktım ona. Gözlerim bir onu görüyordu. O, içimdeki kuşların babasıydı. Benim ah’larımın sahibiydi. Ah’lar ağacımdı. <strong>Didem Madak</strong>’la buluşmuştuk şimdi aynı yerde. Şiirler okurdum kitabından. Çok yakındım. O kadar yakındım ki sözler benimse ezgiler ona aitti. Dokunsam köklerine dolanıp boğulacaktım. Dokunamadım…</p>
<p><figure id="attachment_6262" aria-describedby="caption-attachment-6262" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6262 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?resize=500%2C646" alt="Uyumadığım her gecenin güneşi doğuyordu. Bense pencere kenarına sürekli gelip gidiyordum. Ağacım yerli yerindeydi. " width="500" height="646" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?resize=232%2C300&amp;ssl=1 232w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6262" class="wp-caption-text">Uyumadığım her gecenin güneşi doğuyordu. Bense pencere kenarına sürekli gelip gidiyordum. Ağacım yerli yerindeydi.</figcaption></figure></p>
<p>Böyle böyle kaç günü susarak geçirdik, bilmiyorum. Zamanı gelmişti. Yüreğim pencereleri, duvarları aşarken artık içimdeki bir sözcüğü bile aşamıyordu. Tüm zamanlar soluk boruma dolmuş ve akreple yelkovanın buluşmasını bekliyorlardı. Ben ölecektim, öyle bir ölecektim ki içimdeki kuşlar bunun bilinmez hüznüyle büyüyecekti.</p>
<p>Akrep ve yelkovan buluştu.<br />
Baba hazır. Dalları ve yaprakları kuşları bekliyor.<br />
Pencere, duvar, ev unutkan.<br />
Uyku hiç olmadığı kadar davetkâr.<br />
<strong>Didem Madak</strong> artık şiir yazmaz. Ardımızda <strong>ah’lar ağacı</strong>.</p>
<p>Ve kuşlar…<br />
İçimden kanatlanmayı öğrenip uçtular.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/">Ah’lar Ağacında Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6261</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Soğukkanlı Günlük</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Dec 2016 06:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6235</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zemini tozlu rafların birinden bir kadın düştü. Dudakları, masumiyeti simgelerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kırmızı renkli yaşlar… Bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olabilir miydi? Ellerinin nasırını okşadı. Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı. &#8230; Yerde sürüklenen tüm kırgınlıklar bir günlüğüne ayaktaydı. Bir Cumartesi sabahı zemini tozlu rafların birinden bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/">Soğukkanlı Günlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zemini tozlu rafların birinden bir kadın düştü. Dudakları, masumiyeti simgelerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kırmızı renkli yaşlar… Bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olabilir miydi? Ellerinin nasırını okşadı. Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6236" aria-describedby="caption-attachment-6236" style="width: 538px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sagukkanli-gunluk-deneme.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6236 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sagukkanli-gunluk-deneme.jpg?resize=538%2C671" alt="Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı." width="538" height="671" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sagukkanli-gunluk-deneme.jpg?w=538&amp;ssl=1 538w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sagukkanli-gunluk-deneme.jpg?resize=241%2C300&amp;ssl=1 241w" sizes="(max-width: 538px) 100vw, 538px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6236" class="wp-caption-text">Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı.</figcaption></figure></p>
<p>Yerde sürüklenen tüm kırgınlıklar bir günlüğüne ayaktaydı. Bir Cumartesi sabahı zemini tozlu rafların birinden bir hatıra düştü. Hatıralar, bayatlarken tazeleşen hatıralar&#8230; Fotoğraf albümünün aşağıya sarkan kapağı ağırlığını geri kalan gövdesine kabul ettirince zemini tozlu rafların birinden insanlar düştü. İnsanlar, kırıştıkça netleşen insanlar&#8230;</p>
<p>Uzun yıllar geçti üzerinden. Göz altlarında torbalar vardı, saçları rengini sadeliğe bırakmıştı. Alnına düşen perçemindeki her bir saç teli o gün yere düşmüştü. Yere düşen her saç teli rengini kırmızıya bırakmıştı. Bu ilkiydi. Bir serçenin gözyaşlarında boğmuştu ne idüğü belirsiz kadını. Soğuk bedeninden geriye kalanlar bulutlarcaydı, bulutlara yüklemişti pişmanlıklarını, yerde sürüklüyordu kırgınlıklarını. Çocukluğunu terkettiği kadına sövmüştü yıllar boyu. Bir serçenin gözyaşlarında kaybolmuştu çocukluğu. Uzun yıllar geçti üzerinden&#8230;</p>
<p>Bugün dudaklarımın kurumasının sebebi sen değilsin. Suyun kaynadığını farketti, çekmeceyi açtı. Kış çayını haketmeyecek kadar rezil bir sabah&#8230; Poşetin düğümünü gevşetti. Zemini tozlu çekmecenin dibine bir hayat düştü. Kollarındaki damarlardan ve saçlarının yaşına hürmeten gürlüğünden tanımıştı. Kollarındaki damarlar, saçlarının gürlüğü&#8230;</p>
<p>Soluk teninden nefret akardı. Elleri, karısına kalkmaktan pek bir yorgundu. Pişmanlık duyduğu her şey, bir ceylanın sohbeti kadardı. Lanet herif! İstemeyerek uzaklaştı dünyevi güzelliklerden. Günü geldiğinde yalvarıyordu sertliğine yakışmayacak derecede pervasız. Çok geçmeden yerini benimsedi. Bir yıldızın en yüksek tepesinden atmıştı aşağıya lanet adamı. Soğuk bedeninden geriye kalanlar asırlarcaydı, asırlarca yapılmayacak yanlışlar&#8230; Yerde sürüklüyordu kırgınlıklarını. Adamlığı öğrendiği adama sövmüştü yıllar boyu. Bir yıldızın en yüksek tepesinde öğrenmişti adamlığı. Uzun yıllar geçti üzerinden&#8230;</p>
<p>Dumanı tüten çayından bir yudum aldı. Boğazına düğümlenen halatlar gün geçtikçe daha da sertleşiyordu gevşemek yerine. Dudakları, acıyı biliyordu.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6239" aria-describedby="caption-attachment-6239" style="width: 806px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-oyku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6239 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-oyku.jpg?resize=640%2C480" alt="Dumanı tüten çayından bir yudum aldı. Boğazına düğümlenen halatlar gün geçtikçe daha da sertleşiyordu gevşemek yerine. Dudakları, acıyı biliyordu." width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-oyku.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-oyku.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6239" class="wp-caption-text">Dumanı tüten çayından bir yudum aldı. Boğazına düğümlenen halatlar gün geçtikçe daha da sertleşiyordu gevşemek yerine. Dudakları, acıyı biliyordu.</figcaption></figure></p>
<p>Zemini tozlu rafların birinden bir kadın düştü. Dudakları masumiyeti simgelerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kırmızı renkli yaşlar… Bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olabilir miydi? Ellerinin nasırını okşadı. Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Dumanı tüten çayını bir kenara bıraktı. Hafife alınmayacak çığlıklar kulaklarını dolduruyordu. İnsanların ne düşündüğü umurumda değil. Uzun zamandır bir caniye bakar gibi bakan acımasız gözler bir günlüğüne yanında değildi. İnsanların ne düşündüğü umurumda değil. Uzun zamandır bir deliye bakar gibi bakan acınası gözler bir günlüğüne yanında değildi. Bilmedikleri şey kimse, kimseyi bilemez.</p>
<p>Bir Cumartesi sabahı zemini tozlu rafların birinden bir kadın düştü. Kadınlar, uzaklaşırken güzelleşen kadınlar&#8230;</p>
<p>Bulanık görüntülerin arasından bir gülümseme ağlıyordu. Saçlarına hapsettiği benliğinden bir tutam yalnızca bir tutam verebilseydi eğer, onu bir vazoya koyardı. Odanın en güneş gören noktasında saatlerce, yıllarca, ömürlerce&#8230; Oysa tam sırasıydı her şeyin. Bir şairin çaresiz bedenine hapsolmuş Edbedbi Kadın&#8230; Temmuz aylarında daha bir üşüyen ellerin ısınmak için bahanesi olurdu bakışları. Rüzgar biriktiren bakışları&#8230; Savruk düşlerimin otlağı yeşerdiği bakışları&#8230; Son akşam Eylül&#8217;ü Ekim&#8217;e bağlayan gecede bir Açelya&#8217;nın kokusunda saklamıştı varlığını. Uçurtmasının püskülüne aşk kondurduğum kadını. Kadınımı&#8230; Yerde sürüklüyordu kırgınlıklarını. Düşlerini bıraktığı kadına ölmüştü yıllar boyu. Geleceğimi adadığım kadına ölmüştüm yıllar boyu. Bir Açelya&#8217;nın kokusunda fark etmişti yaşamı. Uzun yıllar geçecek üzerinden&#8230;</p>
<p>&#8221;Her sabah uyandığımda,</p>
<p>ilk önce seni seviyorum.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6238" aria-describedby="caption-attachment-6238" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-hikaye.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6238 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-hikaye.jpg?resize=640%2C480" alt="Düşlerini bıraktığı kadına ölmüştü yıllar boyu. Geleceğimi adadığım kadına ölmüştüm yıllar boyu." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-hikaye.jpg?w=768&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-hikaye.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6238" class="wp-caption-text">Düşlerini bıraktığı kadına ölmüştü yıllar boyu. Geleceğimi adadığım kadına ölmüştüm yıllar boyu.</figcaption></figure></p>
<p>Dumanı tüten çayından bir yudum aldı. Dudakları, acıyı biliyordu.</p>
<p>Usulca mırıldandı.</p>
<p>Kalbindeki topraklar daha nice mezar görecekti ?</p>
<p>Usulca mırıldandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8221;Adını hatırlamak istemiyorum bazı zaman</p>
<p>Geceler sızlatıyor düşlerimi</p>
<p>Unutmak istercesine yaşıyorum hayatı</p>
<p>Kuruçeşme parkına salıncak kuran ellerim</p>
<p>Salıncaklar sallıyor düşlerimi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sıcaklığını biliyorum</p>
<p>Üzerimi örtmediğim ayazlarda hoyratça</p>
<p>Vapurların uğultuları peşine sarıyor beni</p>
<p>Peşine sarıyor suskunlukların</p>
<p>Izgaraya atılmış balıklardan daha kızarmış yüzüm</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ama</p>
<p>Gözlerin</p>
<p>Gözlerin ve dudakların</p>
<p>Dudakların fısıltılarca</p>
<p>Dudakların fısıldıyor düşlerime</p>
<p>Zemini pürüzlü keşkelerin dünyasına</p>
<p>Hoşgeldin paspası döküyor ayaklarım</p>
<p>Üsküdar&#8217;a merhaba</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ellerinden bahsetmek gülünç</p>
<p>Kavgaya düşmüş düşlerim kadar</p>
<p>Kahkahalar geçiyor sokaklarımdan</p>
<p>Kulaklarıma dokunuyor büyüsü Morikten</p>
<p>Uzlaşıyor benliğimin sayfaları</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yürüdüğün kaldırımları öpüyorum</p>
<p>Öperek yürüyorum fiyakalı caddelerde</p>
<p>Islaklığa hasret kalmışlıkla</p>
<p>Şüphesiz yağmur başlayacak inceden</p>
<p>İlmek ilmek dokuyorum dünyayı bulutlarla</p>
<p>Mahcup mahcup koyuyorum masaya</p>
<p>mahsustan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güle güle yazgısını çekiyorum vazgeçmezce</p>
<p>Kendiliğinden oluyor tümü</p>
<p>Zaten bağıra çağıra oluyor tümü</p>
<p>Gürültülerce susuyoruz bu gece</p>
<p>Nefeslerce sevişiyoruz karanlığa</p>
<p>merhemlik</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir yorgun kadın bir mutlu kadın</p>
<p>Sızlatıyor düşlerimi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kayıp gidiyorsun ellerimden</p>
<p>Ellerim tutamıyor</p>
<p>Kollarını</p>
<p>Kollarını ve bacaklarını</p>
<p>Bacakların cennetlerce</p>
<p>Bacakların cennetin sütunu düşlerime</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geriye gidiyor ayaklarım</p>
<p>Dönmek istercesine riyakar</p>
<p>Yine bekleriz zemini pürüzlü keşkelerin dünyasına velhasıl &#8221;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bir Cumartesi sabahı zemini tozlu rafların birinden bir adam düştü. Adam, düşlerinde ölen bir adam&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/">Soğukkanlı Günlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6235</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umuda Veda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Dec 2016 07:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6224</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşli bir günde, deniz kenarındaki bir bankta gelip geçene zoraki bir gülümsemeyle bakıyordu genç kadın. Gerçek bir gülümseme nasıl olur unutmuştu çünkü çoktandır. Şu aralar onu güldürecek tek bir mutlu anı olmamıştı. Artık o çok sevdiği yazmak eylemi de ona çok cazip gelmemeye başlamıştı. Yazacak kadar huzuru olmadığına inanıyordu. Şimdiye kadar hep yazarak, benliğini satırlara [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/">Umuda Veda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşli bir günde, deniz kenarındaki bir bankta gelip geçene zoraki bir gülümsemeyle bakıyordu genç kadın. Gerçek bir gülümseme nasıl olur unutmuştu çünkü çoktandır. Şu aralar onu güldürecek tek bir mutlu anı olmamıştı. Artık o çok sevdiği yazmak eylemi de ona çok cazip gelmemeye başlamıştı. Yazacak kadar huzuru olmadığına inanıyordu. Şimdiye kadar hep yazarak, benliğini satırlara kazıyarak anlatmıştı kendini. Fakat sesini duyan olmamıştı.</p>
<p>Elinde çocukluğundan kalma bir anı defteri tutuyordu. Belki yüz belki de bin defa okumuştu anılarını. Geçmişle yaşamak yıllarını heba etmekten başka bir şeye yaramamıştı oysaki. O anı defterindeki her şeyin zaten kalbine çoktan saplanmış birer hançer olduğunun farkına varmıştı. Şimdiye kadar hep güvenmek istemişti insanlara. Fakat her seferinde daha fazla darbe almış ve her savaştan yenik ayrılmıştı. En büyük kavgası da hayatla olandı aslında. Tek dostu anı defteriydi; fakat içinde kopan fırtınaları anı defteri de bilmiyordu ne yazık ki. Çünkü bunları kaydedebilecek ne kalem vardı ne defter. Keşke bir mucize olsaydı ve aklındaki her şey bir silgiyle silinebilseydi şu defterdekiler gibi. Yıkılan hayallerini hiç silinmeyecek şekilde yazabilen bir kalem de olsaydı fena olmazdı ki. İnsanoğlu işte, yıkılan hayallerinin yerine yenisini kurarak telafi ediyor yüreğindeki çatlakları. Halbuki zamanla o çatlaklar kocaman olup insanı içten içe yok ediyor farkında olmadan. Kalpteki her çatlak her an daha fazla onarılamaz oluyor, acı büyüdükçe nefes alamaz oluyordu insan.</p>
<p>Hayatı boyunca nasıl mutlu olunabileceğini sormuştu hep kendi kendine. Fakat hep cevap alacağı sırada başkaları ağzının payını vermişti. Beklemediği insanlardan aldığı yenilgiler güvenin pahalı bir şey olduğunu acı bir şekilde öğretmişti genç kadına. Bir zamanlar kalem tutmadığı zaman kaleme özlem duyan kadın, şimdilerde mutsuzluğun esiri olmuş ruhunu bir türlü teskin edemiyordu. Kaleme küsmüş, kağıda küsmüştü. En önemlisi de insanlara küsmüştü. Çünkü hayallerinde kurduğu dünya, canlandırdığı insanlar bambaşkaydı. En büyük darbeyi de hep çok güvendiğinde almıştı. Herkesi kendi gibi zannetmesindendi belki de bu zaafı. Evet, bir zamanlar çok seviyordu insanları, doğayı, her şeyi. Fakat şimdi her şey tatsız ve sevimsiz geliyordu gözüne. Dışarı çıkıp o bankta oturup sonsuz maviyi sevmesindeki tek neden sadece alışkanlıktan ibaretti. Gönül gözü kapanmıştı bir kere. Bedenindeki bu gözler dünyaya çoktan kapanmıştı artık. Tek bir şey için çabalıyordu:’Başkalarının mutluluğuydu.’ Zaten bugüne kadar da hep öyle düşünmüştü. Gülmese bile güldürmeyi sevmişti, kendi ağlasa da sevdikleri hep gülsün istiyordu. Zaten dünyada sevdiği kaç insan vardı ki elinde kalan. Hayattaki mağlubiyetlerinde kendi payı da vardı aslında. Çok fazla değer vermiş, değersizlikle karşılık bulmuştu. Çok güven vermiş, cevap olarak aldatılma verilmişti. Bunları düşünürken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Üzülmemeye söz vereli ne çok zaman olmuştu halbuki. Artık bu beynini kemiren , kalbine vesvese veren bu düşüncelerden uzaklaşması gerekiyordu.</p>
<p>Dizlerinin üstüne yerleştirdiği deftere baktı göz ucuyla. Vedalaşmayı bekleyen iki insan gibi bakıştılar uzun süre. Fakat ayrılık vakti gelmişti. Bu defter ona bir sevgiliden, bir dosttan daha yakın olmuştu hep. Dertlerini hiç sesini çıkarmadan, sözünü kesmeden dinlemiş, gözyaşlarını mürekkebe karıştırıp saklamıştı. Çok sırrını biliyordu; fakat susmayı da biliyordu. Birçok insandan daha güvenilir ve sağlamdı. Yaprakları gördüğü, şahit olduğu onca acıya rağmen hala eskimemişti. Onca yıl yıpranan kalbine inat, o hep diri kalmıştı.</p>
<p>Aslında öfkesi ailesinden hiç göremediği sevgiyle başlamıştı. Öfkeyle büyüyen kalbi hiçbir zaman huzur bulamamıştı. Hep bir yuvası olsun istemiş, fakat kuru bir evi ve yalnızlıkla dolu bir hayatından başka bir şeyi olmamıştı. Evet, işinde başarılıydı hem de parmak ısırtacak kadar. Fakat bunlar gelip geçiciydi onun için. Günden güne artan öfkesi hiçbir zaman dinmiyordu. Başını okşayacak bir el bulsaydı belki biraz iyileşecekti. Bir gün gerçekten sevdi kadın. Hem de öyle sevdi ki, bir gün gider korkusuyla her gün daha bir merhametle sevdi,  üzerine titredi sevdiğinin. Hasta olduğunda ilk onun canı yandı; fakat sevdiği onu anlamadı. Belki de bir daha hiç böyle sevmeyecekti. Onun gözlerine baktığında dinen öfkesi bir daha hiç dinmeyecekti. Bunu o deftere yazmamıştı. Çünkü kalbindeki acıyı anlatacak kelime bulamamıştı. Değer vermişti ama karşılığı yoktu. Karşılığı, kalp kırıklığıydı sadece. Dönüp ardına bile bakmadı adam. Yakıp yıktıkları küle dönerken o sadece seyirci olmuştu olanlara. Ya gözlerini sonsuza dek yummuştu adam ya da sevgisine kördü artık kadının. Bunu hiçbir zaman bilemeyecekti kadın. Adam ona koca bir belirsizlik bırakmıştı.</p>
<p>Kadın sadece yaralıydı. Çünkü bir zamanlar bir an bile susmasını istemediği genç adam, kadını sonsuza dek susturmuştu. Vicdanının azapla dolacağını bilse de çekip gitmiş ve kadını kucak dolusu bir umutla ortada bırakmıştı. Yaktığı onca gemiden sonra bu anı defterinin de bir önemi kalmamıştı artık kadın için.</p>
<p>Kalkmak için doğruldu elinde defteriyle. Ceketinin cebine iliştirdiği kalemi son kez bu deftere yazmak için çıkarttı ve sadece “umuda elveda” yazabildi.  Bu vedalaştığı sadece anıları değildi, kalbinde yer eden üzüntülerle de onu üzenlerle de vedalaşmıştı. Artık yepyeni bir insan olacaktı. Umut edip üzülmek yoktu. Sadece “hayırlısı” vardı. Her şeyde bir hayır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/">Umuda Veda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6224</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Adam Vardı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-adam-vardi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-adam-vardi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 03 Dec 2016 06:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6221</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir adam vardı yok saymaya Alışkın terazilerin ölçüsüz İşlerinden arda bıraktığı Bozuk bir para gibi vakitsiz Cebi delik pantolonlardan Ağır ağır düşmeyi bekleyen &#160; Bir adam vardı öyküsü uzun Tutunacak dalları kırık Düşe kalka yolunu bulan Lüzumsuz, ortada kalabalık Kiminle kalktıysa onunla düşmüş Bitap kemikleri vücudundan &#160; Bir adam vardı kimsesiz Yetim, tatsız düşlere bulanık [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-adam-vardi/">Bir Adam Vardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir adam vardı yok saymaya</p>
<p>Alışkın terazilerin ölçüsüz</p>
<p>İşlerinden arda bıraktığı</p>
<p>Bozuk bir para gibi vakitsiz</p>
<p>Cebi delik pantolonlardan</p>
<p>Ağır ağır düşmeyi bekleyen</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir adam vardı öyküsü uzun</p>
<p>Tutunacak dalları kırık</p>
<p>Düşe kalka yolunu bulan</p>
<p>Lüzumsuz, ortada kalabalık</p>
<p>Kiminle kalktıysa onunla düşmüş</p>
<p>Bitap kemikleri vücudundan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir adam vardı kimsesiz</p>
<p>Yetim, tatsız düşlere bulanık</p>
<p>Dimağında sığ düşünceler geçitsiz</p>
<p>Huzura kepenk kapatır adında</p>
<p>Görmez asrın sildiği yüzleri</p>
<p>Görünce görmemişin hakkını</p>
<p>Haksızlığından dolanır sözler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir adam vardı yoktu aslında</p>
<p>Gözlerden kayıp gider yıldızlar</p>
<p>O zamana takılınca izinden</p>
<p>Suya yazardı ismini güneşin</p>
<p>Mat bir cisme odaklarında</p>
<p>Saklanırdı zıt kutuplar</p>
<p>Onunla yorganların altına</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir adam vardı bilmem var mıydı ?</p>
<p>Gerçekten gölgesinden uzun aşarak</p>
<p>Zirvelerini çetin doruklarında</p>
<p>Uzandı eliyle insanların uzanamadığı</p>
<p>Uçsuz bucaksız gönlün yoluna</p>
<p>İşte &#8220;O&#8221; vardı gerçekten anlıyorum</p>
<p>Hikaye değildir umarım anlatılanlar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir adam vardı belki de o bendim</p>
<p>O, sırlara ulaşmaya adayan kendini</p>
<p>Kendinden uzak kelimelere yakın</p>
<p>Hisleri içinden uzanarak kağıtlara</p>
<p>Dillere düşmeye alıştırmadan ruhunu</p>
<p>İşte bir adam vardı sizin hep yok</p>
<p>Saymaya alıştırdığınız bir adam. Vardı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-adam-vardi/">Bir Adam Vardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-adam-vardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6221</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kelimeler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kelimeler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kelimeler/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Dec 2016 08:30:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Deniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kelimeler, önümde kurdu bir barikat Geçmek isterken kafiyeler durdurdu beni Sardı kalemimi bir umutsuzluk seli Kalemim yaralı kaldı, cümlelerim sakat &#160; Köşe başlarında sağanak sağanak düşünceler Koşarken ben büyük sanatkârlığa doğru Kelimelerden bir katliam vuku buldu Önümü kesmeyin, viran etmeyin beni kelimeler &#160; Nedir bu kelimelerin bana yaptığı asilik? Kalemimden dökülürken damla damla yaş Bana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimeler/">Kelimeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kelimeler, önümde kurdu bir barikat</p>
<p>Geçmek isterken kafiyeler durdurdu beni</p>
<p>Sardı kalemimi bir umutsuzluk seli</p>
<p>Kalemim yaralı kaldı, cümlelerim sakat</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Köşe başlarında sağanak sağanak düşünceler</p>
<p>Koşarken ben büyük sanatkârlığa doğru</p>
<p>Kelimelerden bir katliam vuku buldu</p>
<p>Önümü kesmeyin, viran etmeyin beni kelimeler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nedir bu kelimelerin bana yaptığı asilik?</p>
<p>Kalemimden dökülürken damla damla yaş</p>
<p>Bana mı düştü bu uğraş?</p>
<p>Bana mı düştü şairlik?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cümleler kuramıyorum</p>
<p>Sözlükler kusarken ben</p>
<p>Yolumu bulamıyorum</p>
<p>Hücre duvarım kelimelerden</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimeler/">Kelimeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kelimeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AŞK’ın Sahipsizliği&#8230; Monologlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Dec 2016 05:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6209</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat kaç?&#8230; İkiyi yirmi altı geçiyor demek&#8230; Ne ara uyuyakaldım ki? Nasıl geçecek bu ıstırap? … Geçecek mi ki? … Başkalarını teselli ederken kolaydı&#8230; Nasıl kolaydı? Sen hissetmediğin için kolaydı. … Tanrım!  Tırnaklarımı duvara geçirmek istiyorum&#8230; … Kahve&#8230; Evet kahve iyi gelecektir. … Lanet olsun neden bu kadar uzun sürüyor suyun kaynaması. Sakin ol! Her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/">AŞK’ın Sahipsizliği&#8230; Monologlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saat kaç?&#8230;<br />
İkiyi yirmi altı geçiyor demek&#8230;</p>
<p>Ne ara uyuyakaldım ki?<br />
Nasıl geçecek bu ıstırap?</p>
<p>…</p>
<p>Geçecek mi ki?</p>
<p>…<br />
Başkalarını teselli ederken kolaydı&#8230;<br />
Nasıl kolaydı? Sen hissetmediğin için kolaydı.</p>
<p>…<br />
Tanrım!  Tırnaklarımı duvara geçirmek istiyorum&#8230;</p>
<p>…<br />
Kahve&#8230; Evet kahve iyi gelecektir.<br />
…<br />
Lanet olsun neden bu kadar uzun sürüyor suyun kaynaması.</p>
<p>Sakin ol! Her zaman böyle sürerdi.</p>
<p>…</p>
<p>Hani o kadar okumuştun da AŞK-ı tanıyordun.</p>
<p>Hani yazarlar AŞK-ı sana anlatmışlardı.</p>
<p>Şarkılar da söylememiş miydi?</p>
<p>Hani filmlerdeki adamlar bir şekilde atlatıyorlardı.<br />
Kimse, ama hiç kimse benim kadar aşık olamadı mı yoksa?</p>
<p>…</p>
<p>Lanet olsun romanlarda aşk bitince roman da bitmiş oluyordu. Sonrası yok.</p>
<p>Neden yok sence?</p>
<p>Ben nerden bilebilirim ki?</p>
<p>AŞK-ı anlatacak kelime var belki de ama bitişini tasvir edecek yürek yok kimsede.<br />
…</p>
<p>Tanrım! Savruluyorum sanki.</p>
<p>…</p>
<p>Ne zaman geçecek ne kadar sürecek bu&#8230; bu&#8230; bu ?<br />
Ne bu? Öfke mi? Yıkım mı? Kimsesizlik mi?<br />
Git isine be! Daha duygularını bile tanımlayamıyorken ne zaman ve nasıl geçeceğini mi hesap edeceksin?</p>
<p>…</p>
<p>Neden LEYLA ile MECNUN?</p>
<p>Yahut LEYLA,  leyla iken Mecnun neden mecnun?</p>
<p>Mecnun olan her defasında erkekler mi?</p>
<p>…<br />
Bak kahve suyu hazır iste&#8230;</p>
<p>Sigaram nerede?&#8230;</p>
<p>…<br />
Kahve kokusunu alamıyorum o’nun kokusu hala bu.</p>
<p>Her tarafa sinmiş bütün duvarlara, eşyalara sanki.</p>
<p>…</p>
<p>Tanrım! Kokusu çıkmıyor tenimden.</p>
<p>…<br />
Sehpada duran kalem o’nun değil mi?</p>
<p>Kırmızı kalem ama siyah yazıyor.</p>
<p>Ne demeliyim şimdi kırmızı kalem mi?</p>
<p>Siyah kalem mi?</p>
<p>Yoksa siyah yazan kırmızı kalem mi?</p>
<p>Veya kırmızı ama siyah yazan kalem mi?</p>
<p>…</p>
<p>Kim demiş AŞK-ın rengi kırmızı diye?</p>
<p>Değil iste değil.</p>
<p>Düpedüz ela.</p>
<p>Emin misin? Kızıl olmasın?</p>
<p>O neredeyse her teline kadar ezbere bildiğim parmaklarımın arasında kayan saçları kızıl değil mi?</p>
<p>…<br />
Tanrım! Nasıl kestirebilmiş o saçlarını?</p>
<p>…</p>
<p>Benim çok sevdiğimi unutmuş muydu?</p>
<p>Yoksa o da dengesiz bir ruh haliyle mi kestirdi?</p>
<p>Bana inat,  dokunduğum saçlarından kurtulmak mı istediği?</p>
<p>Kesen ne anlar o saçların…</p>
<p>Benim için ne kadar değerli olduğunu.</p>
<p>…<br />
Önce ela şimdi kızıl oldu.<br />
…<br />
İkisi de değil&#8230;</p>
<p>…</p>
<p>…</p>
<p>Değil mi?</p>
<p>AŞK-ın rengini ikimiz de biliyoruz değil mi?</p>
<p>…</p>
<p>Beyaz…</p>
<p>…</p>
<p>Lanet olsun! Evet beyaz. Bağırayım mı?</p>
<p>Beyaz evet beyaz. Oldu mu?</p>
<p>…</p>
<p>Tenini özledim aslında.</p>
<p>Beyaz tenini. O karanlıkta bile seçebildiğim, kıvrımlarını ezbere bildiğim bedenini, tenini.</p>
<p>…<br />
Tanrım! Geberiyorum sanki.</p>
<p>…</p>
<p>AŞK iki kişilikmiş.</p>
<p>Ne iki kişisi düpedüz tek kişilik iste.</p>
<p>Tek kişilik ve olabildiğince bencil.</p>
<p>Dur dur!</p>
<p>…</p>
<p>Tek kişilik çünkü yalnızım ve hala AŞK içimde.</p>
<p>Ama bencil olan sendin ben değil.</p>
<p>Ben vazgeçmedim. Sen…</p>
<p>Sanki neyi değiştirecek?</p>
<p>Sen anca avut kendini.</p>
<p>Bitiren ben değilim de.</p>
<p>…<br />
Tanrım! Duvarlar üzerime üzerime geliyor.</p>
<p>…<br />
AŞK-ın simgesi kalp.</p>
<p>Hı?<br />
Kalbim acımıyor ama, kafamın içinde oluyor olan ne ise.<br />
Sakin ol! Topla kendini. Geçecek biliyorsun.<br />
Zaman her şeyin ilacı.</p>
<p>…</p>
<p>Kes sesini!</p>
<p>Tamam! Zamanla geçecek inanıyorum buna&#8230;</p>
<p>…<br />
Ama zaman geçmek bilmiyor ki.</p>
<p>…</p>
<p>Koca evde tek başımayım.</p>
<p>Kendimle konuşuyorum.</p>
<p>Sınırda olmak bu mu yoksa?</p>
<p>…<br />
Radyoyu açsam mı?</p>
<p>Yok hayır!</p>
<p>Bu saatte ancak AŞK şarkıları çalarlar.</p>
<p>Durumu çok daha zora sokar.</p>
<p>Sese ihtiyacım yok&#8230;</p>
<p>…<br />
Hayır! Var elbette.</p>
<p>…</p>
<p>O’nun sesine ihtiyacım var.</p>
<p>Gülüşüne, seslenişine.<br />
Tanrım! Bütün kapılar,  bütün düşüncellerim o’na mı çıkacak?</p>
<p>Zaten bir çıkmazdayım.</p>
<p>…<br />
Kahve soğumamış iyi.</p>
<p>…</p>
<p>Elim mi titriyor?</p>
<p>Ne zamandan beri titriyor?</p>
<p>Neden fark etmedim?</p>
<p>Kas yıkılmasını anlarım da duyular yıkılır mıymış?</p>
<p>Sana öyle geliyor yıkılan bir şeyler yok.</p>
<p>Sadece düşüncelerin flu.</p>
<p>AŞK flu olmak mi?<br />
…<br />
Çiçekler solmuş&#8230;<br />
Onlar da mı aşık?</p>
<p>Oldu canim sen aşıksın diye her canlı aşık.</p>
<p>Susuz kalmışlar o kadar&#8230;</p>
<p>…<br />
Ben de susuz kaldım&#8230;</p>
<p>…<br />
Gül var bir de.</p>
<p>AŞK-ı güllerle özdeşleştirirler.</p>
<p>Bence değil.</p>
<p>AŞK güle benzemez.</p>
<p>Yok, güzel ama dikeni varmış klişeden öte değil.</p>
<p>Saçma! İllaki bir bitki olacaksa şey olmalı&#8230;<br />
Evet evet olacaksa Peyote olmalı veya Humito.</p>
<p>…<br />
Ask sanrı değil mi?</p>
<p>…<br />
İçmiş veya denemiş gibi konuşma.</p>
<p>Haklısın ama okuduklarım var.<br />
AŞK-ı da okumuştun&#8230;<br />
Tamam! Tamam yeter. Susuyorum.<br />
…<br />
AŞK susmak mı yoksa?</p>
<p>…<br />
Saat kaç?</p>
<p>Ne? İki kırk üç mü?</p>
<p>Kafamın içinde olan sesler bu kadar uzun ve çokken yirmi dakika bile olmamış mı?</p>
<p>…<br />
Tanrım! Zaman benim için duruyor veya yavaşlıyor mu?</p>
<p>…<br />
Simdi kapı çalsa ve gelen o olsa..</p>
<p>…<br />
Çalmadan anlarım ki.</p>
<p>Ayak seslerini bile tanırım ben.</p>
<p>Hadi duymadım diyelim,  kapıyı bile açmadan kokusunu almaz mıyım? &#8230;</p>
<p>…<br />
Hani duyuların yıkılmıştı?<br />
Yıkılan sensin iste duyuların değil.</p>
<p>…</p>
<p>Tanrım! Bir enkaza dönüştüm.<br />
…<br />
Peki! sen kaç kadını bu yıkıma uğrattın?<br />
Böyle olacağını bilsen terk eder miydin?</p>
<p>Bencilce değil mi?<br />
Hangi birini düşündün?</p>
<p>Kendi yoluna bakmadın mı?<br />
…</p>
<p>Ama ben&#8230;<br />
Sen ne?</p>
<p>…<br />
Benim duygularım çok farklı.</p>
<p>Onların değil miydi?<br />
…</p>
<p>Ne düşünüyorum?</p>
<p>…</p>
<p>Bilmiyorum.</p>
<p>…</p>
<p>İtiraf et haykır.</p>
<p>Kendime bile itiraf edemeyecek kadar saklıyken mi?</p>
<p>Tamda istediğim bu.</p>
<p>…</p>
<p>Kav..</p>
<p>Duyamadım…</p>
<p>Yanmaktan öte.</p>
<p>Yanmak değil yani?</p>
<p>Değil daha ötesi.</p>
<p>…</p>
<p>Tanrım! kavruluyorum.</p>
<p>…</p>
<p>Ne zamana kadar devam edecek?</p>
<p>Bana zamandan bahsetme.</p>
<p>Şu an ihtiyacım olmayan tek şey zaman.</p>
<p>Ama zaman üstesinden gelecektir biliyorsun.</p>
<p>Bana bilmediğim bir şeyden bahset ve içinde zaman olmayan bir cümle olsun.</p>
<p>…</p>
<p>Geri dönme ihtimali var mı?</p>
<p>…</p>
<p>Önemi yok bunun.</p>
<p>Dönse bile eskisi gibi olmayacak.</p>
<p>Unutacaksın yani ve üstesinden geleceksin.</p>
<p>Üstesinden geleceğim de, unutacağımı kim söyledi?</p>
<p>…</p>
<p>O halde hoş bir anı olarak mı kalacak?</p>
<p>Ne zaman normal biri oldum ki?</p>
<p>Anlamadım?</p>
<p>Asla hoş bir anı olarak kalmayacak.</p>
<p>Bilakis içimi acıtan bir zaman dilimi olacak.</p>
<p>..</p>
<p>Tanrım! Gerçekten içim acıyor.</p>
<p>…</p>
<p>Ne zaman düzeleceğini düşünüyorsun?</p>
<p>Saat kaç?</p>
<p>İki elli altı.</p>
<p>Zaman böylesine yavaş akarken mi?</p>
<p>Zaman akmıyor, ben akıyorum.</p>
<p>…</p>
<p>Tanrım! Eriyorum…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/">AŞK’ın Sahipsizliği&#8230; Monologlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6209</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güzel Bir Şeyler Olsun Bu Sabah</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 06:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6173</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güzel bir şeyler olsun bu sabah, Güzel bir müzik dinleyelim. Güzel bir şiir okuyalım, Gökyüzündeki güneşle ışıyalım, Konalım her bir çiçeğe birer birer, Kokularına karışalım. Serçenin ekmek kırıntısında can bulalım. &#160; Sular sessiz aksın bu sabah, Beşiğinde uyuyan bebeğe ninni olsun şırıltısı. Avcılar uzak dursun ceylanlardan, Balıklar daha küçük balıklardan. Sevince doysun çocukların yüzü, Elleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/">Güzel Bir Şeyler Olsun Bu Sabah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel bir şeyler olsun bu sabah,</p>
<p>Güzel bir müzik dinleyelim.</p>
<p>Güzel bir şiir okuyalım,</p>
<p>Gökyüzündeki güneşle ışıyalım,</p>
<p>Konalım her bir çiçeğe birer birer,</p>
<p>Kokularına karışalım.</p>
<p>Serçenin ekmek kırıntısında can bulalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sular sessiz aksın bu sabah,</p>
<p>Beşiğinde uyuyan bebeğe ninni olsun şırıltısı.</p>
<p>Avcılar uzak dursun ceylanlardan,</p>
<p>Balıklar daha küçük balıklardan.</p>
<p>Sevince doysun çocukların yüzü,</p>
<p>Elleri kanamasın bu sabah,</p>
<p>Top mermileri düşmesin üzerlerine,</p>
<p>“ Ölecek miyim ben teyze?” diye sormasın hiçbir çocuk!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sandallara taze yemişler dolduralım, onlara taşıyalım</p>
<p>Ağzına kadar doysun açlar.</p>
<p>Sütler aksın dallarından bütün ağaçların,</p>
<p>Emsinler öksüz kalan biçare yavrular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Elimizi uzatalım görmediğimize,</p>
<p>Almaya değil vermeye çıkalım bu sabah AVM’lere…</p>
<p>Cep telefonlarıyla fotoğraf çekmeye Halep’e gidelim bir kere de,</p>
<p>Neden olmasın,</p>
<p>Dokunamadığımız gerçeklerle yüzleşiriz belki de!</p>
<p><strong>Hadi güzel bir şeyler yapalım bu sabah!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeryüzü daha da hırçınlaşmadan,</p>
<p>Savaş çanları çalmadan başımızda,</p>
<p>Geç olmadan daha…</p>
<p>Umudu yükleyip sırtımıza</p>
<p>Sevgimizi kalkan edelim bu güzelim dünyamıza…</p>
<p>Haydi gelin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kere de onlar utansınlar,</p>
<p>Hırstan kızarmış suratlarıyla,</p>
<p>Bir başlarına kalsınlar.</p>
<p>Kârdan budanmış bedenleri,</p>
<p>Sıkışıp altında kalsın,</p>
<p>Kin ve nefret enkazının&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/">Güzel Bir Şeyler Olsun Bu Sabah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6173</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sokaklarda İzin Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sokaklarda-izin-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sokaklarda-izin-var/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Nov 2016 13:07:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6165</guid>
				<description><![CDATA[<p>Parmaklarım içinde yeni bir ruhun Bedenlere yansıyıp Nakışsız gövdelerden uzanarak Derine en derine işleyen Hayatın tecellisi &#160; Mürekkep kokulu yaprağın Ardında bir dolu dünya Savrulup içinde kaybolduğumuz Notasız kademelerle taşradan Şehrin doruğunda aramak yüzleri Saplantısız kelimelerin Kifayet kaybetmediği günlerden Hep ardında kalan farketmediğimiz O geceyi gönlümüze bağlayan Nesnenin tesiri &#160; Yağmur bulutların gözyaşlarında İnce dokunuşları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokaklarda-izin-var/">Sokaklarda İzin Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Parmaklarım içinde yeni bir ruhun</p>
<p>Bedenlere yansıyıp</p>
<p>Nakışsız gövdelerden uzanarak</p>
<p>Derine en derine işleyen</p>
<p>Hayatın tecellisi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mürekkep kokulu yaprağın</p>
<p>Ardında bir dolu dünya</p>
<p>Savrulup içinde kaybolduğumuz</p>
<p>Notasız kademelerle taşradan</p>
<p>Şehrin doruğunda aramak yüzleri</p>
<p>Saplantısız kelimelerin</p>
<p>Kifayet kaybetmediği günlerden</p>
<p>Hep ardında kalan farketmediğimiz</p>
<p>O geceyi gönlümüze bağlayan</p>
<p>Nesnenin tesiri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yağmur bulutların gözyaşlarında</p>
<p>İnce dokunuşları</p>
<p>Saydam gözenekleri dolduran</p>
<p>Seyretmeye doymadığım</p>
<p>Detayların kapımıza bıraktığı</p>
<p>Boş bir mektup misali</p>
<p>Aynalardan kaçıp</p>
<p>Gölgesinde yaşamak</p>
<p>Renklerin görkemini terkedip</p>
<p>Sade hayatın penceresinde beklemek</p>
<p>Nehirleri doldurup</p>
<p>Taşları ufalayan vaktin kıymetini</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karalama defterlerinde</p>
<p>İçinde beyaz güvercinler saklayan</p>
<p>Ellerin gönüllere bağlanıp ısındığı</p>
<p>Renkli sayfalardan koparıp</p>
<p>Dikenli yaprakların ortasında</p>
<p>Sepya bir tablo misali</p>
<p>Anı defterimin ortasında</p>
<p>Beliren dokunuşların</p>
<p>Hayatın her tonunda gördüğüm o iz</p>
<p>Saplayıp da hançerini</p>
<p>Öldüremeyen katilin ta kendisi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vuruşmalar aksak yönleri düşen</p>
<p>Kirli uçkuru delik, yaralanmış</p>
<p>Taşların sesleri aksi ruhların</p>
<p>Divane dolaşımı enkazlarından</p>
<p>Ayinlerin ortasında döner</p>
<p>Küçük kapılı ortası yaldızlı mektup</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nereye baksa buğulu gözler</p>
<p>İzlerinde bir umut kararmış</p>
<p>Sakıncalı yanlışlarıyla arama denemeleri</p>
<p>Uzaktan seyrek dokunuşlarıyla</p>
<p>Beklediğim sokaklarda izin var</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokaklarda-izin-var/">Sokaklarda İzin Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sokaklarda-izin-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6165</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hain Direkler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hain-direkler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hain-direkler/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Nov 2016 08:30:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6135</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gece heybetli giysileriyle Işık saçıyor gündüze Tılsımlarını tabiattan kavrayarak Islak teninde, siyah cisimler Yükseliyor ağaçların kurumuş, seyrek &#160; Düşmeyi bekleyip doğumun Süreğin izlerini gözlerden uzakta Bu ağaç kuru öbürü yaş Göze dokunan kuru bir yaş &#160; Çalkantı gövdelere zehrini boşaltan Soğukluk içinde,içimde,içimden Pusulası kayıp balıklar Oltasında uzun bir zaman Kaybetmeye alıştığımız &#160; Ucuz doyumluk seyirlerinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hain-direkler/">Hain Direkler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gece heybetli giysileriyle</p>
<p>Işık saçıyor gündüze</p>
<p>Tılsımlarını tabiattan kavrayarak</p>
<p>Islak teninde, siyah cisimler</p>
<p>Yükseliyor ağaçların kurumuş, seyrek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşmeyi bekleyip doğumun</p>
<p>Süreğin izlerini gözlerden uzakta</p>
<p>Bu ağaç kuru öbürü yaş</p>
<p>Göze dokunan kuru bir yaş</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çalkantı gövdelere zehrini boşaltan</p>
<p>Soğukluk içinde,içimde,içimden</p>
<p>Pusulası kayıp balıklar</p>
<p>Oltasında uzun bir zaman</p>
<p>Kaybetmeye alıştığımız</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ucuz doyumluk seyirlerinden</p>
<p>Elden düşmeyen raflara uzanan</p>
<p>Kızgın bir alevde yokluğun</p>
<p>Ayakta siyah tebeşir</p>
<p>Kara tahta yüzünde</p>
<p>Okunmaz görünmez dilden düşen</p>
<p>Boyalara bulanmış dudakların</p>
<p>Siyah bir çizgi arasında gözlerin</p>
<p>Yokuşta bekleyen bir dolu insan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çalıların ardında kalmış doğallık</p>
<p>Kirlenmiş çağdaş bulanık fikirler</p>
<p>İzinde sanat ateşine halka kuran</p>
<p>Sarı balonlar çarpıyor</p>
<p>Başında kurdele bir imza</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sokak lambaları yitik şehre tüneyen</p>
<p>Karanlık dünyaları gizeminden</p>
<p>Buğulu bir cam köşesinde</p>
<p>Kapayıp gözlerini uzatmalarıyla</p>
<p>Kurgulu yabana atıldığım</p>
<p>Uzak manasız hüzünlerimden</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İbretinden kıssalar derlemeleriyle</p>
<p>Suçsuz infaz kararlaştırması</p>
<p>Metropol duvarları siyah takvimlerden</p>
<p>Gün çalıp hoyrat keyiflerde aşınır</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Direklerin altında oturmuş</p>
<p>Yavru bir kuş merhametinden</p>
<p>Duyduğumuz insanlık çığlıkları</p>
<p>Toza bulanık kabarmış yüzler</p>
<p>Öfke sahneleri acizliğinden</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güvenceleriyle huzura erişen bir yol</p>
<p>Üstünde geriye dolanan</p>
<p>Kuralsız şehvetiyle bizi</p>
<p>Bizdekini bizden elimden</p>
<p>Elimizden</p>
<p>Uzaklara uçurtma rengiyle</p>
<p>Takıldı tesiriyle rüzgarın</p>
<p>Başımın üstünde hain direkler</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hain-direkler/">Hain Direkler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hain-direkler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6135</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sadece Yazmak İster Bir Yazar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Nov 2016 14:23:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6125</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nihayet bir çorbacı bulmuştu koca bulvarda. Artık yeni hikâyesini yazabilecekti. En uygun yer olarak seçmişti çorbacıyı. Cazibeli bir yer değildi elbette ama tuhaf bir hikâye çıkabilirdi burada. Uzun zamandır merak ediyordu çorbacılarda olup biten her şeyi.  Önce biraz uzaktan izledi mekânı. Sallanarak içeriye girmeye çalışan insanları gördü. Anlamaya çalışıyordu sallantının sebebini.  Biraz sonra yürümeye başladı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/">Sadece Yazmak İster Bir Yazar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nihayet bir çorbacı bulmuştu koca bulvarda. Artık yeni hikâyesini yazabilecekti. En uygun yer olarak seçmişti çorbacıyı. Cazibeli bir yer değildi elbette ama tuhaf bir hikâye çıkabilirdi burada. Uzun zamandır merak ediyordu çorbacılarda olup biten her şeyi.  Önce biraz uzaktan izledi mekânı. Sallanarak içeriye girmeye çalışan insanları gördü. Anlamaya çalışıyordu sallantının sebebini.  Biraz sonra yürümeye başladı yavaş adımlarla. Elindeki çantasını arkasında tutarak girdi içeri. Köşedeki masaya doğru ilerledi etrafı izleyerek. Garip bir dil ile konuşanlar, çorbasını yudumlayanlar, masaya yumruk vurduktan sonra acıyan elini ısıranlar, limonun dibini yemeye çalışanlar… Masasından izliyordu her birini. Çıkardığı defterine de başlamıştı bir şeyler yazmaya. Sandalyesinin kırılmasıyla yere kapaklanan adama bakarak gülmeye başladı çorbacının misafirleri. Herkes neşelenmişti bir an için. Tuhaf atışmalarda yaşandı. Doğrulan adam ise bu durumdan memnun değildi sanki. Belinden çıkardığı çakısını ilk gördüğü kişiye soktu. Bir an sessizlik yaşandı taş duvarlı çorbacıda. Herkes birbirine bakıyordu. Çakısını çıkardığı gibi koşmaya başladı. O sırada bir silah patladı arkadan. Adamı topuğundan vurdu biri. Çorbacının kendisi ise bağırarak pimini çektiği el bombasını fırlattı. Çorbacının kapısından çıkan bomba patladı yolun orta yerinde. Bir hikâye için gelmişti buraya sadece. Savaşın ortasında kalmıştı anlaşılan. Gördüklerini ne defterine yazabildi ne de kafasına. Bombanın patlamasıyla masaların altına giren insanları izliyordu sadece. Olayın nasıl buralara geldiğini sorgulama işine ise hiç girmedi. Polislerinde bu kadar hızlı gelmesi şaşırtmıştı yine. Oysaki hep geç kalırdı ya bunlar. Şimdi ne olmuştu da yetişmişlerdi? Herkesin uysal bir şekilde bindiği minibüs tarzı araç ile gittiler karakola. Çantasını da unutmuştu çorbacıda üstelik. O kadar mülayim bakıyordu ki polislere. “Silahı çeken kişiyi tanıyor musun” sorusuyla başladı sorgu. “Hayır” dedi kısık sesiyle. “El bombasını hangi manyak attı?” “Çorbacı sanırım.” “Şehrin en belalı çorbacısında ne işin vardı.” “Ben yazarım. Hikâye yazmak için gitmiştim.” Gülmeye başladı polisler. Saygısızca gülüyordu yazarın yüzüne doğru. Giderek kahkaha atmaya bile başladılar. “Çorbacıya hikâye yazmak için gideni de ilk defa duyuyorum. Bu ifade ile 30 yıl çıkamazsın.” Polisin son sözleri böyleydi. Haklıda çıktı aslında. Tutukladılar bizim yazarı. Koğuşuna bile alıştı. Şimdi koğuş hikâyesini yazmanın derdinde. Neye niye, neye kısmet. “Rüzgârlı gecede yağan yağmurlar, çatlak camdan damlıyordu yatağıma. Ne uyutuyordu sesleri ne de rahatlatıyordu sessizliği bu yerin” diye başladı hikâyesine.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/">Sadece Yazmak İster Bir Yazar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6125</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aciz Beden İçindeki Ruh</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aciz-beden-icindeki-ruh/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aciz-beden-icindeki-ruh/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Nov 2016 14:47:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İrem Başaran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6095</guid>
				<description><![CDATA[<p>Durdum. Yaptığım işi bir an olsun bırakıp pencereye yöneldim. İnsanlara baktım. Hepsi hayatı yakalamaya çalışan birer oyuncak, hayat ise onlarla oynayan bir çocuk. Çocuk, oyuncakları alıyor ve oynamaya başlıyor. Sıkılınca da atıyor bir kenara hiçbirinin duygusunu düşünmeden. Başka bir oyuncak alıyor, sıkılıyor, atıyor. Bu döngü sürüp gidiyor öylece. Kenara atılmayı, itilip kakılmayı yediremeyenler bırakıyorlar kendilerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aciz-beden-icindeki-ruh/">Aciz Beden İçindeki Ruh</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Durdum. Yaptığım işi bir an olsun bırakıp pencereye yöneldim. İnsanlara baktım. Hepsi hayatı yakalamaya çalışan birer oyuncak, hayat ise onlarla oynayan bir çocuk. Çocuk, oyuncakları alıyor ve oynamaya başlıyor. Sıkılınca da atıyor bir kenara hiçbirinin duygusunu düşünmeden. Başka bir oyuncak alıyor, sıkılıyor, atıyor. Bu döngü sürüp gidiyor öylece. Kenara atılmayı, itilip kakılmayı yediremeyenler bırakıyorlar kendilerini bir yamaçtan aşağıya. Geride kalanlar perişan&#8230; Ardından bir selâ okunuyor. Unutulup gidiyor sonra o beden. Hani derler ya hayat devam ediyor ne olursa olsun. İşte hayat devam ediyor atmaya kenara köşeye. Acımasızlık, yüzsüzlük cabası. Zaten değil miydi Tanrı ceza için Adem ve Havva’yı dünyaya gönderen?</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet’in savaşı mesela. “Ya ben konstantini alacağım ya konstantin beni.” dememiş miydi?  Konstantini aldı fakat canını Hakka teslim etmişlerden söz eden yok. Geride kalanlar yeniden perişan, isimsiz, belirsiz&#8230;</p>
<p>Konstantinin adaletsizliği var bir de yetmezmiş gibi. Dile getirilmeye korkulan. Biri hangi entariyi alsam diye düşünürken diğeri onca evlada nasıl bakarım diye düşünür. Biri o son kalan yüzüğü alamadığı için ağlarken diğeri eve gelirken ekmek alamadığı için ağlar. Gözyaşları sel olur garibin de herkes orada boğulur gider. Hiç kimse düşünmez elinin tersiyle silmeyi yanağından o tuzlu suyu. Hayat böyledir işte. Acımasız, adaletsiz, yüzsüz&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aciz-beden-icindeki-ruh/">Aciz Beden İçindeki Ruh</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aciz-beden-icindeki-ruh/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6095</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vapur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vapur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vapur/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Nov 2016 09:10:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semih Hazar Akgün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6092</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dökülen saçlarım bir deli şarkı çalıyordu Ne zaman, kimden duymuş bilinmez. Burnumun ucu sağlıklı bir itinki kadar ıslak Öyle oturup herhangi bir bankta silinmez. Ben sarhoştum hatırladığım kadarıyla Ağzımda ayazın dumanı tütüyordu. Tükürük kokusu sinmişti tırnaklarıma Dünya değil başım dönüyordu! İki kadın kalmıştı hatıramda İkisine de tesadüfen rastladım vapurda Adınız neydi? Adım kimdi? Tıraşlı değilim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vapur/">Vapur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="Gvde">Dökülen saçlarım bir deli şarkı çalıyordu</p>
<p class="Gvde">Ne zaman, kimden duymuş bilinmez.</p>
<p class="Gvde">Burnumun ucu sağlıklı bir itinki kadar ıslak</p>
<p class="Gvde">Öyle oturup herhangi bir bankta silinmez.</p>
<p class="Gvde">Ben sarhoştum hatırladığım kadarıyla</p>
<p class="Gvde">Ağzımda ayazın dumanı tütüyordu.</p>
<p class="Gvde">Tükürük kokusu sinmişti tırnaklarıma</p>
<p class="Gvde">Dünya değil başım dönüyordu!</p>
<p class="Gvde">İki kadın kalmıştı hatıramda</p>
<p class="Gvde">İkisine de tesadüfen rastladım vapurda</p>
<p class="Gvde">Adınız neydi? Adım kimdi?</p>
<p class="Gvde">Tıraşlı değilim kusura bakma.</p>
<p class="Gvde">Göz altı torbalarıma doldurmuşken gençliğimi,</p>
<p class="Gvde">Sen de bahşediver bir zahmet ismini.</p>
<p class="Gvde">Unutmak değil!</p>
<p class="Gvde">Yeniden tanışamamak ayıp!</p>
<p class="Gvde">Kafam biraz atıksa</p>
<p class="Gvde">Yine kusuruma bakma</p>
<p class="Gvde">Sesimde içki kokusu var</p>
<p class="Gvde">Onun da farkındayım aslında</p>
<p class="Gvde">Bir kurdeşen sarmışım tütünümün arasına</p>
<p class="Gvde">Tellendiriyorum bir varlığa… bir yokluğa</p>
<p class="Gvde">Ee sen de durumlar nasıl?</p>
<p class="Gvde">Köpeğin vardı. Yaşıyor mu hala?</p>
<p class="Gvde">Ya da siktir et</p>
<p class="Gvde">Çok da sevmiyordun keretayı nasılsa</p>
<p class="Gvde">Lütfen dur! İki laf edelim</p>
<p class="Gvde">Bir tur daha atalım</p>
<p class="Gvde">Hem selam veririz Beşiktaş ve Üsküdarlılara</p>
<p class="Gvde">Lütfen!</p>
<p class="Gvde">Damarlarımdaki mikroba rakı basmışken hazır</p>
<p class="Gvde">Tut artık ellerimi!</p>
<p class="Gvde">Silelim yanaklarımızdaki çiğ tanelerini</p>
<p class="Gvde">Denize nazır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vapur/">Vapur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vapur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6092</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Minik Bir Kalp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Nov 2016 07:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6043</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yara bere içindeki dizlerinden oluk oluk kanlar akıyordu. Fakat akan kanlara rağmen acı hissetmediğini fark etmişti. Minicik ayakkabılarına dolan kanlara aldırmadan ayağa kalkmıştı var gücüyle. Ne tuhaf, elinden tutup kaldıracak kimsesi bile yoktu. Hüzünle dolu bedeni ağlayamayacak kadar yorgundu. Sanki ağlasa tüm yitirdikleri bile gelse onu susturamazmış gibi geliyordu minicik yüreğine. Zar zor kendini eski [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/">Minik Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yara bere içindeki dizlerinden oluk oluk kanlar akıyordu. Fakat akan kanlara rağmen acı hissetmediğini fark etmişti. Minicik ayakkabılarına dolan kanlara aldırmadan ayağa kalkmıştı var gücüyle. Ne tuhaf, elinden tutup kaldıracak kimsesi bile yoktu. Hüzünle dolu bedeni ağlayamayacak kadar yorgundu. Sanki ağlasa tüm yitirdikleri bile gelse onu susturamazmış gibi geliyordu minicik yüreğine. Zar zor kendini eski bir banka atmış, boynundaki atkıyı çıkarıp yaralarına dolamaya başlamıştı. Bir yandan atkıyı dolarken bir yandan da düşüncelere dalmıştı. ‘Peki, gönlündeki yaraları kim saracak, kim durduracaktı akan kanları?’ Şuan olduğu yer çocukların eğlenmesi için yapılmış bir parktı oysaki. Yanlarında ailesi olan, düştüklerinde onlara ‘Canım yavrum’ nidalarıyla koşan anneleri olan çocukların eğlendiği bir yerdi burası. Kendini oraya bile fazlalık olarak görmüştü daha küçücük olmasına rağmen.</p>
<p>O, bu düşüncelere dalarken yaşlı bir adam yaklaştı yanına. Şapkasını öylesine indirmişti ki, adeta gizemli bir havaya bürünmüştü bastonlu adam. Etrafta da bu ikiliden başka kimse yoktu. Yaşlı adam soluklanmak için minik kızın oturduğu banka oturdu. Gözüne kadar inen şapkası yüzünden kızı fark etmesi biraz zaman almıştı. Nihayet şapkasını yorgun ve titrek elleriyle düzeltirken farkına varmıştı miniğin. Minicik elleriyle yaralarını bastırırken o büyük çaresizliği kesik kesik nefesine yansıyordu. Belli ki acı doluydu bedeni. Yaşlı adam astımı sesine yansımasın diye uzun uzun öksürdükten sonra konuştu: “Yavrum, ne oldu sana böyle, bu saatte neden buradasın?” Minik kız sadece susup yaralarına bakmakla yetindi bu soru karşısında. Susmak, öylesine bir çığlıktı ki yüreğinde. Keşke duyan biri olsaydı diye geçirdi içinden. Yaşlı adamın merakı daha çok artmıştı minik kızın susmasına karşın.</p>
<p>Hikayesi olmayan bir çocuğun akşam saatlerinde dışarıda ne işi olabilirdi ki? Dizlerinden akan kanı fark ettiğinde merakının yerini endişe almıştı. “Gel yavrum, bir hastaneye gidelim. Dizlerinin durumu çok kötü.” Dedi öksürükler içinde. Fakat minik kız tıpkı bir kuş gibi ürkekti, korkular içindeydi. Yaşlı adam kalkmak için doğruldu ve minik kızın elini tuttu:” Korkmanı gerektirecek bir durum yok yavrum, sadece sana yardım etmek istiyorum. Madem benden korkuyorsun o zaman seni eşime götüreyim izin verirsen. Hem senin yaşlarında bir torunum vardı benim de. Gerçi şuan bizimle değil ama. Bana onu hatırlattı. Hadi lütfen şu yaşlı amcanı kırma n’olursun!” Minik kız ikna olmuştu, zaten gidecek ne yeri ne de kimsesi kalmıştı. Öylece sokakta yatamazdı.</p>
<p>Yol çok uzun sürmemişti. Tek katlı, bahçeli bir evin kapısına yöneldiler. Ve kapıyı bembeyaz eşarbıyla nur yüzlü bir yaşlı kadın açmıştı. Çocuğu gördüğündeki gülümsemesi o kadar içtendi ki pembe yanakları adeta gözlerini yok ediyordu. Sevinci tüm yüzünü kaplamıştı. Onları içeri buyur ettiğinde bile gülümsemekten alıkoyamamıştı kendini. Gözlerinin içi bile gülüyordu. Yaşlı adam içeri girer girmez kızın dizlerini işaret etti yaşlı kadına. Yaşlı kadın o kadar dalmıştı ki kızın yüzüne bakmaya, dizleri dikkatini bile çekmemişti. Bir anda yüzünü buruşturdu. Kızın elinden tutarak onu merhemlerini yaptığı odaya götürdü. Allah korumuştu neyse ki. Dikişlik bir şeyi yoktu. Yaşlı kadın kızın kanlar içindeki ayaklarını, ılık suyla doldurduğu leğende yıkadı ilk önce. Daha sonra merhemlerinden sürdü ve sargı beziyle kapattı üstlerini.</p>
<p>Minik kızın acıları bir an olsun dinmişti. Hayatı boyunca kimse ona bu kadar ilgi ve şefkatle bakmamış ve hiç kimse bu kadar içten gülümsememişti. Gözleri doldu bir anda. Yaşlı kadın şefkatle okşadı kızın minik yüzünü. Acılar içindeki minik yüreğini hissetmişti kadın. Hüzünler dolu bu anı dağıtmak için minik kızı kucağına aldı ve sımsıcak ekmeği ve emek vererek yaptığı mis kokulu yemeği koydu önüne miniğin. Zavallı yavru o kadar acıkmış olmalı ki önündeki bütün yemekleri silip süpürmüştü. Yaşlı kadına minnet dolu gözlerle bakarak teşekkür etti. Kadın aniden,” Sen çok cesur ve güçlü bir çocuksun. Ben sana hiçbir soru sormayacağım. Bir gün anlatmak istediğinde anlatırsın bana. Ve o zamana kadar sen benim evladım olacaksın. Tabi o yaşlı amcanın da.”</p>
<p>Minik kızın minneti ikiye katlanmıştı. Bu insanlar neden bu kadar iyiydi? Annesi ve babası öz olmalarına rağmen onu hiçbir zaman sevmemişlerdi. Her zaman abisinin ve ablasının başarısıyla övünmüşlerdi. Ve onu her zaman hor görmüşlerdi. Daha bebekken geçirdiği bir rahatsızlık yüzünden çok iyi değildi beyin fonksiyonları. Bu yüzden konuşmasında aksaklıklar oluyor, bu da ailesinde utanç kaynağı olarak adlandırılmasına neden oluyordu. Abisi ve ablası da sevmemişti onu anne babasının yaptığı gibi. Hep hor görmüşlerdi. Ve o da tek çareyi evden kaçmakta bulmuştu. Ailesinin maddi durumu iyiydi; fakat her şey maddiyat değildi. Sevgi yoksunu olarak büyümek felaketlerin en büyüğüydü. Ve o, gerçekten eve dönmek istemiyordu. Zaten ailesinin de onu aramayacağını tahmin ediyordu. Ne tuhaftı, bu iki tanımadığı insan bile anne babasından daha yakın davranmıştı ona. İçtenlik ve sonsuz sevgi. Bu, ailesinde olmayan bir şeydi. Minik kız birden yaşlı kadına bütün bunları anlatma ihtiyacı duydu ve kendisine bu yaşına kadar yapılanları anlattı. Yaşlı kadının sevinç dolu yüzünden eser kalmamıştı artık. Hüzün, sevinci bastırmıştı. Yaşlı kadın, ona ailesine gitmeleri gerektiğini ve onlarla konuşmak istediğini söyledi. Minik kız anne ve babasının çalıştırdığı lokantaya götürdü kadını. Kadın  bu kadar varlıklı bir ailenin kızlarına sevgi veremeyecek kadar aciz olduğunu görünce onların yerine utandı. Annesi kızın yokluğunu bile hissetmemiş olacak ki buz gibi bir bakış fırlattı minik kıza. Minik de aynı şekilde karşılık verdi. Annesi yaşlı kadına çevirdi bakışlarını ve: “ Siz kimsiniz?” diye sordu. “ Ben sizin kızınızın bu kadar saattir dışarıda olmasına rağmen bunu umursamayan biri olduğunuza inanmadığım için geldim. Sizin için bir yabancı olabilirim. Fakat siz kızınıza da yabancı olmuşsunuz zaten. Bakışlarınızdan anladığım kadarıyla da siz sevgi yoksunu bir insanmışsınız. Ben de sizinle konuşabileceğimi sanmıştım. Bunca servet size maddi olarak çok şey katmış olabiliri; ama insanlığınızdan çok şey alıp götürdüğü ortada. Bu çocuğu hak etmiyorsunuz siz. Ve o yüzden yokluğundan bile haberdar olmadığınız, hatta bir eşya olarak gördüğünüz bu minik yavru artık benim himayem altında. Eğer bir gün olmayan vicdanınız sızlarsa onu görmeye gelebilirsiniz. Ona sizden daha iyi bakacağıma emin olabilirsiniz.” Dedi yaşlı kadın ve minik kızı elinden tutarak yeni evine götürdü. Minik kızın annesi donup kalmıştı bu sözler karşısında. Sadece yutkundu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/">Minik Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalbim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalbim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalbim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Nov 2016 11:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6055</guid>
				<description><![CDATA[<p>Acı çektiğini görüyorum, Dokunsam ağlayacaksın, Buna dayanamıyorum, Seni üzeni görüyorum, Ne yazık ki çare bulamıyorum. Yüreğine dokunduğum an, Acını derinden hissediyorum, Sonra ben ağlıyorum. Bu nasıl his bilmiyorum. Gittiğin zaman görmeyince, Tarifsiz özlüyorum, Geldiğin zaman bilemesem de, Kalbimde hissediyorum. Bu nasıl aşk ben de bilmiyorum, Sadece acı çekmene dayanamıyorum. Gitmene hiç dayanamıyorum. Kalbimi kırıp acıtan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbim/">Kalbim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Acı çektiğini görüyorum,</p>
<p>Dokunsam ağlayacaksın,</p>
<p>Buna dayanamıyorum,</p>
<p>Seni üzeni görüyorum,</p>
<p>Ne yazık ki çare bulamıyorum.</p>
<p>Yüreğine dokunduğum an,</p>
<p>Acını derinden hissediyorum,</p>
<p>Sonra ben ağlıyorum.</p>
<p>Bu nasıl his bilmiyorum.</p>
<p>Gittiğin zaman görmeyince,</p>
<p>Tarifsiz özlüyorum,</p>
<p>Geldiğin zaman bilemesem de,</p>
<p>Kalbimde hissediyorum.</p>
<p>Bu nasıl aşk ben de bilmiyorum,</p>
<p>Sadece acı çekmene dayanamıyorum.</p>
<p>Gitmene hiç dayanamıyorum.</p>
<p>Kalbimi kırıp acıtan sen olsan da ,</p>
<p>Üzülmene hiç dayanamıyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbim/">Kalbim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalbim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6055</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Nov 2016 09:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Eugene İonesco]]></category>
		<category><![CDATA[Macbeth]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6020</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni uyandırmak ne kadar zordu hatırlar mısın? Ben size geldiğimde öğleyi geçmiş olurdu. Sen başına kadar çektiğin yorganının altına daha bir saklanırdın, uyuyor numarası yapardın. Ben de inanırdım sözde, sana ileri geri söylenir dururdum.  Yorganı üzerinden çekmemi beklerdin, hep aynı seremoni işleyip dururdu. Soğuk kış günlerinde soba daha yeni yanmış olurdu. Tüterdi odunlar iyi çekmezdi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni uyandırmak ne kadar zordu hatırlar mısın? Ben size geldiğimde öğleyi geçmiş olurdu. Sen başına kadar çektiğin yorganının altına daha bir saklanırdın, uyuyor numarası yapardın. Ben de inanırdım sözde, sana ileri geri söylenir dururdum.  Yorganı üzerinden çekmemi beklerdin, hep aynı seremoni işleyip dururdu. Soğuk kış günlerinde soba daha yeni yanmış olurdu. Tüterdi odunlar iyi çekmezdi baca. Böyle zamanlarda camları açardı haminnen. Zaten buz gibi olan odada paltolarla otururduk. Zorla kalkardın yataktan. Bıraksalar akşamdan sabaha, sabahtan akşama yatakta yaşardın. Elinden hiç düşmeyen sigaranla yatağı yorganı yakardın. Kızardı haminnen sana…</p>
<p>“ Bir gün evi de yakacak bu.”  Diye söylenirdi. Sen bıyık altından güler, o kalın sesinle “ Ne güzel işte hep birlikte üşümekten kurtuluruz “ Derdin. Kadıncağızı iyice deli ederdin.</p>
<p>“ Ben kaçarım sen ne yaparsan yap.” Demiştim bir gün sana.</p>
<p>“ Ben kaçmam” demiştin.” Ne güzel ısınırım, öyle çok üşüdüm ki ben bu hayatta. Hem ızgara olurum, kedi köpeğe ziyafet fena mı? Etim pek lezzetli olmasa da.”</p>
<p>Hayat bir oyundan ibaretti senin için. Shakespeare’ nin</p>
<p>‘<em>Bütün dünya bir sahnedir&#8230;<br />
Ve bütün erkekler ve kadınlar<br />
sadece birer oyuncu&#8230;<br />
Girerler ve çıkarlar.<br />
Bir kişi birçok rolü birden oynar…</em></p>
<p>Tiradına başlardın hemen her köşeye sıkıştığında<em>. &#8216;Nasıl Hoşunuza Giderse</em>’ oyunundan,’ İnsanın yedi çağı ‘şiirini ezberden okumaya başlardın. Oysa hiç oynamamıştın bu oyunu. Macbeth’ti o günlerdeki sorunun…</p>
<p><em>‘ Yapmakla olup bitseydi bu iş, </em></p>
<p><em>Hemen yapardın, olur biterdi. </em></p>
<p><em>Döktüğün kanla akıp gitse her şey, </em></p>
<p><em>Bir vuruşla sonuna varsan işin. </em></p>
<p><em>Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen. </em></p>
<p><em>Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı…</em></p>
<p><em> Öbür dünyayı gözden çıkardın. </em></p>
<p><em>Ama bu işlerin daha burda görülüyor hesabı. </em></p>
<p><em>Verdiğimiz kanlı dersi alan, gelip bize veriyor aldığı dersi. </em></p>
<p><em>Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor, içine zehir döktüğümüz kadehi.’ </em></p>
<p><em> </em><em>Bu ünlü tradı diline dolamıştın. Öyle birden bire ortalık yerde okumaya başlardın, Macbeth rolünü </em>oynamadığın halde… Oyunun nerdeyse bütün repliklerini ezbere söylerdin.</p>
<p>“Kostüm sorumlusuyum” demiştin bir keresinde bana. “Ne zaman seyrediyoruz oyunu?” diye sana sorduğum da.</p>
<p>“ Nasıl yani demiştim? Senin gibi bir oyuncuyu oynatmıyor mu yönetmen? “</p>
<p>Bam telinden vurmak değildi niyetim. Çok bozulmuştun.  Neden oynayamadığını en az benim kadar sen de iyi biliyordun. Ama bozuntuya vermemiştin, hatırla! Sesini daha da kalınlaştırarak,</p>
<p>“Yo oynuyorum. Demiştin Ben kral Duncan’ım”,  gururla.</p>
<p>“İyi de oyunun başında kral’ı öldürmüyor mu Macbeth ?” diyememiştim. Susup, her zaman yaptığım gibi anlamamazlıktan gelmiştim.</p>
<p>Ama sen, suskunluğumdan anlamıştın ne demek istediğimi. Açıklamak zorunda kalmıştın, en vefalı seyircini kaybetmek işine gelmemişti ne de olsa.</p>
<p>“Akakiy Akakiyeviç’i oynadım bir önceki oyunda, hep başrol oynayacak değilim ya”. Demiştin.</p>
<p>İçinden geçeni biliyordum oysa. Macbeth’i oynamayı nasıl istediğini. Fakat daha fazla üstüne gitmemeliydim. Seni sinirlendirmemeliydim. Küsüyordun yoksa küçük bir çocuk gibi&#8230;</p>
<p>“ Çok iyi oyundu Palto” deyip konuyu değiştirmiştim. “ Hele kostümler harikaydı.” Biliyordum tasarımın sana ait olduğunu.</p>
<p>“ Sen hele şimdi gör, neler çizdim bir bilsen. Herkes çok beğenecek, tabi tam istediğim gibi diktirebilirsek.”</p>
<p>Tam istediğin gibi diktiremeyecektiniz. Zaten hayatta hiçbir şey, senin tam istediğin gibi dikilmeyecekti. Kader kumaşını dokuyan terzi, üzerlerimize giydiğimiz benlik giysilerini de kendi elleriyle diktiğinden, bize sadece çokluktan seçmek düşecekti. Sen pasif direnişçi bir elbise seçmiştin kendine. İçindeki hiç durmak bilmeyen küçük inatçı keçiyi, ‘umut fakirin ekmeği ‘diyerek avutacaktın, doğan her yeni günde umudunu katık edecektin düşlerine. Bir gün kendini öldürmeyi düşünecek ama asla buna cesaret edemeyecek, bir diğer gün baharda öten seher kuşları gibi cıvıl cıvıl şakıyacaktın. Hayatının med -cezir’inde bir o yana bir bu yana savrulup duracaktın. İçindeki çocuğu gizlemediğini haykıracaktın çoğu zaman.</p>
<p>“Haleti ruhiye bu “diyecektin. “ Kim beni nasıl görmek istiyorsa öyle görsün.”</p>
<p>“ Çıplağım işte!” diye bağıracaktın, “Kimseden saklayacak bir şeyim yok!”</p>
<p><strong><em>Koca bir yalandı bu, kendin bile inanmıyordun hatırla! Ben, inanmış gibi yapıyordum sana! Sen kendine yalan söylüyordun; ben ise sana…</em></strong></p>
<p>Kabuğuna sıkışıp kalmış bir salyangoz kadar korkaktın. Yağmurlu havaları çok severdin bu yüzden. Gizlenmek daha kolay olurdu. Toprakta yürürken dönüp arkana bakardın bıraktığın izlerine hayran hayran, ama daha ihtişamına bile doyamadan biri gelip basıverirdi kabuğunun üstüne… Benlik çıtırtısını ilk ben duyardım, yaşadığın hayal kırıklıklarını sayardım… Böyle zamanlarda günlerce kaybolurdun ortalıktan. İnzivaya çekilirdin. Hiç kimseyle konuşmadan, somurtup bir köşede otururken bulurdum seni. Tekrar dönünceye kadar hayata aradan günler geçerdi.</p>
<p>“Köpeklerden nefret ediyorum, sadık dost falan değiller. İlk buldukları fırsatta hart diye ısırıverirler insanı en kaba etinden.” Demiştin bir keresinde. Katıla katıla gülmüştüm.</p>
<p>Yolda yürürken karşına köpek çıksa kalıverirdin ortalıkda. Hele bir de kimse yoksa yanında, bir çocuk gibi ağlamaklı olurdun… İnanamamıştım koskoca adamın köpeklerden bu kadar korkmasına.</p>
<p>“ Ne var ki hoşt der geçersin, o senden korksun.” Demiştim sana.</p>
<p>Korktuğun köpekler değildi, kendindi aslında. Korktuğun sendin. Sadakat istiyordun ölesiye başkalarından, ama sen sadık olamıyordun asla. Öyle söylediğin gibi çıplak falan da değildin. Üstüne giydiğin kat kat maskelerinin altında, kendi kendini boğuyordun her geçen gün biraz daha fazla. Bunu fark etmem imkânsızdı o yıllarda, o kadar gençtim ki. Ne zaman ki üstünden uzun seneler geçti, senin gibi köpeklerden çok korkan başka biri ile karşılaştığımda yarım kalan resim bir anda bütünleniverdi… İşte o zaman anladım olup biteni, gerçek tablo gibi karşımda şimdi…</p>
<p>Sen kendine acımak dışında başka bir şey yapmıyordun aslında. Herkesi küçümsüyordun, zor beğenmenin arkasına saklanmıştın sözde. Doğruların olduğunu söylerdin hep. Ama ilk sen vazgeçerdin ilkelerinden, savunduğun doğrularından, zora gelince ilk sen sıvışırdın kavgadan, bırakıp kaçardın savaş meydanını. Arkanda sana destek olanları bırakıverirdin ortada bir başlarına. Bilirdin aslında asla lider olamayacağını. Bu yüzden sevmezdin yalnızlığı. Masanda hep birileri olurdu. Tanıdığın tanımadığın her kesimden birçok insanla konuşurdun, hiç durmadan anlatıp dururdun. Engin bilgi birikimine hayran bırakırdın insanları. Oysa senin masana birkaç kez takılanlar anlarlardı aslında hep aynı şeyleri değiştirip değiştirip anlattığını… Böylece ele verirdin sende olmayanı, hiç kimse için sır değildin. Bunu da en iyi sen bilirdin.</p>
<p>Hatırla o günü! Seni çınarın dibinde öylece bir başına otururken bulduğum günü, iyi hatırla!</p>
<p>Öncesinde size uğraşmıştım hani, gözükmemiştin yine ortalarda uzun bir süre.</p>
<p>Kapıyı haminnen açmıştı zincirin arkasından, “ Yok gitti “demişti seni sorduğumda.“ Nereye?” demiştim şaşkın şaşkın.</p>
<p>“Arkadaşlarıyla buluşmaya bir ağacın dibine gidecekmiş…” Demişti.</p>
<p>Çok gülmüştüm, sanki cehennemin dibine gitmişsin gibi söylemişti, öyle kızgındı ki… Anlaşılan yine kavga etmiştiniz.</p>
<p>“ Sen biliyor musun orayı ?”diye sormuştu bana çıkışırcasına “ Biliyorum “demiştim gülmem daha geçmemişti.</p>
<p>“ Dur o zaman” deyip kapıyı yüzüme kapatmıştı. Kapalı kapının önünde öylece beklemiştim, neden beklediğimi bilmeden. Sonra açılmıştı kapı aniden. Bir süveter uzatmıştı. Sesi yumuşamış ağlamaklıydı,</p>
<p>“ Hava soğuk, ciğerleri hasta onun, bunu giysin içine. Götürüver tamam mı?” Demişti.</p>
<p>“Tamam” demiştim. Kapı aralığından uzatılan süveteri alıp, çantama atmıştım.</p>
<p>“ Merak etmeyin götürürüm.” İçim sızlamıştı yaşlı kadının haline. Seni hayatta en çok seven bu kadına yaptıkların için sana daha çok kızmıştım.</p>
<p>Arkamdan bağırmıştı. “ Yine gel tamam mı?”</p>
<p>Tamamdı. Yine gelecektim birkaç kez daha… Sonra!</p>
<p>Sonra Beyazıt’a kadar yürümüştüm. Sevmek buydu işte diye düşünmüştüm. Ne kadar kızarsan kız, kavga edersen et. Onu düşünmektir sevmek. Aklın dediğini değil, yüreğinin dediğini yapmaktır…</p>
<p><strong><em>“ İnsan hayatta en çok, en sevdiğine kızar.”</em></strong> Daha bu cümleyi işitmeme çok zaman vardı. Ne anlama geldiğini öğrenmeme ise sanki yüzyıllar…</p>
<p>Çınar altına geldiğimde akşamüstü olmuştu. Sonbaharın serin rüzgârları bir yazın daha geçtiğini, hüzün ve hazan mevsimin bizleri daha da yalnızlaştıracağını fısıldıyordu kulağıma. Seni bulmak hiç zor değildi aslında, bu sefer bulamıyordum ama. Masalarda aramıştım yoktun. Göremeyince seni, elini kaldırıp buldurmuştun bana kendini. Yaşlı çınarın dibindeydin gerçekten de… Toprağa oturmuştun. Kitaplar, kâğıtlar hep toprağın üstündeydi… Kendimi tutamayıp bir kahkaha atmıştım.</p>
<p>“Hiç gülme” demiştin, biraz çıkışırcasına. “Yer mi bulamadın” demiştim gülmeye devam ederek.</p>
<p>“Hayır! Buldum, fakat çaya zam yapmışlar. Bundan sonra burada oturacağım, protesto ediyorum bunları. Otursana!”</p>
<p>Toprağı göstermiştin oturmam için. Elbise vardı üzerimde, toprağa oturmayı göze alamazdım, zaten çalıştığın zamanlarda yanında kimseyi istemezdin. ”Yok oturmayayım sen çalışıyorsun” demiştim. Bir kitap duruyordu yanı başında. “ Kel Şarkıcı; Eugene İonesco.”</p>
<p>“ Hayrola absurd tiyatroya mı merak saldın?” diye çıkışmıştım aniden.</p>
<p>Bu çıkışıma sinirlenen sen, “ Fakülte tiyatro kulübünü çalıştıracağım.” Demiştin “ Başka neyi oynamamızı bekliyordun ki? Kafkas Tepeşir Dairesini mi?”</p>
<p>Seninle tartışmak istememiştim. Hep yaptığın gibi korkak güreşiyordun. Polemiğe girmeyi göze alamazdım. Zaten sana laf yetiştirmem de imkânsızdı.</p>
<p>Çantamdan süveteri çıkarıp sertçe sana uzattım.</p>
<p>“ Bunu gönderdi haminnen, yine kızdırmışsın kadını. Hava soğuk içine giysin” dedi.</p>
<p>Başını kaldırıp bana baktın. Öylece, hiçbir şey demeden, baktın sadece. Baktım sadece. Ne demek istediğini anladım. Anladın ne demek istediğimi. Süveter elimde kalakaldı. Kızgındım sana, sen daha çok kızgındın bana. Kalsam kavga edecektik. Kalmasam… Bıraktım toprağın üstüne süveteri…</p>
<p>“Hadi sana kolay gelsin.” Deyip ayrıldım yanından. Yürüdüm yavaşça…</p>
<p>Rüzgâr esiyordu. Çınar yaprakları uçuşuyordu sahaflara doğru. Kurumuş yaprakların altına saklanan salyangozlar dışarı çıkmak için yağmurun yağmasını bekliyordu.</p>
<p><strong><em>Ama yağmur yağmıyordu bir türlü…Ve hiç yağmayacaktı bir daha&#8230;</em></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6020</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayat Meselesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayat-meselesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayat-meselesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Nov 2016 11:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5991</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneş şehrin solmuş yanaklarında Işıl ışıl parıltılar saçarken Gecenin sadakatsiz gözlerinde Buruk bir kuruntu sabahı aratır &#160; Nisan yağmurları ince bacaklara Dolanan vurgunun sureti Yazın bağrına düşen bir nur Kucaklama hevesi baba yüreğinde Anadolu bozkırına düşmedi Gölgem hatrımda kalmış hiçbir iz yok &#160; Küçük bedenim sallana sallana Büyük yüzlere bürünmüş Uzakta yaşamak hayatı İçimde kudretimden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-meselesi/">Hayat Meselesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş şehrin solmuş yanaklarında</p>
<p>Işıl ışıl parıltılar saçarken</p>
<p>Gecenin sadakatsiz gözlerinde</p>
<p>Buruk bir kuruntu sabahı aratır</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nisan yağmurları ince bacaklara</p>
<p>Dolanan vurgunun sureti</p>
<p>Yazın bağrına düşen bir nur</p>
<p>Kucaklama hevesi baba yüreğinde</p>
<p>Anadolu bozkırına düşmedi</p>
<p>Gölgem hatrımda kalmış hiçbir iz yok</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Küçük bedenim sallana sallana</p>
<p>Büyük yüzlere bürünmüş</p>
<p>Uzakta yaşamak hayatı</p>
<p>İçimde kudretimden büyük</p>
<p>Ufukların dalgasız deryaları</p>
<p>Soluklarımla içimde büyüttüğüm</p>
<p>Dostların kurnaz çukurlarından</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Saplantı göğsümde biriken</p>
<p>Ansızın bir göz seyre girer gökleri</p>
<p>Gün doğmuyor, ışık yok</p>
<p>Aynalar göstermez yüzünü</p>
<p>Şehrin kalabalık sokaklarında</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yapayalnız bir ben ortada</p>
<p>Düşe kalka uyanma denemeleri</p>
<p>Sorumsuz kararsız içimde</p>
<p>Sert bir iklimin rüzgarlarına kapılan</p>
<p>Özenti hayatlara odaklandığım</p>
<p>Geceler ardında soğukluk bıraktığı</p>
<p>Aradığım hep kaçarak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüzleşmek adımlarında teklediğim</p>
<p>Kuru bir hava yüzüme çarpar durur</p>
<p>Ellerimde çizgisiz boşluk</p>
<p>Ruhuma el uzattığım</p>
<p>Pişman kırık yüzlerin hüsranı</p>
<p>Geriden izlediğim o gözler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uzaklara uzandım küçük yaşımda</p>
<p>Küçük dediysem de büyüktüm ama</p>
<p>İçimde çocukluk rüzgarları eserdi</p>
<p>Parçalandı kadeh, kırıldı testi</p>
<p>Su yolunu görmeden göremeden</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dizimde burkulma tesiri</p>
<p>Yüreğimden sıçrayıp dizgin sulara</p>
<p>Hatırla dediğin sıcak yüzlere</p>
<p>Nefesimi tüketme sahnelerinden</p>
<p>Umutla beklediğim gecenin sonu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son satırlar boşanıp bulutlardan</p>
<p>Göğsüme damlayan soğuk merhamet</p>
<p>Yolculuk var yol uzun</p>
<p>Bu tanımadığım diyarda</p>
<p>Yolum zamandan da uzun</p>
<p>Sessizce sokulup arka köşelerde</p>
<p>Bekledim arkadaş çığlıklarını</p>
<p>Zaman hızla geçiyor</p>
<p>Yanılgı akla dokunuşlarıyla</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Süslendirme çabaları cesaretinden</p>
<p>Bir yıldız kayıyor</p>
<p>Semanın örtülü şafağından</p>
<p>Yeni yüzler içinde dolu bir hayat</p>
<p>Uzaklaşamıyorum esaret</p>
<p>İçimde içimizde neler kaldı ki?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Teninde yaprak gibi dolaşacak</p>
<p>Ardında rüzgarın kokusuyla</p>
<p>Yalanlar düğümlenir</p>
<p>Kış soğuklarında bezenip doğaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine yolum daraldı</p>
<p>İçimde kuşkular ardı arkası kesilmez</p>
<p>Yeni bir kapı araladım</p>
<p>İçinde tutkuyla baktığım</p>
<p>Yeni bir çift göz</p>
<p>Hayata yeni bir uyanış</p>
<p>Sergileri gizlenip insanlardan</p>
<p>Uzunca bir serzeniş</p>
<p>Batakların kuru ve ıslak</p>
<p>Esrarlı beklemelerinde</p>
<p>Kendimi uzun bir süre aradım</p>
<p>Neredeyim dediğim vakit</p>
<p>Gözüktü yüzün karanlığın ortasında</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Soğuktu geceler</p>
<p>Birbirimize bakarak ısınırdık</p>
<p>İçimde hissedilen yeni bir bahar</p>
<p>Kışın başlarında</p>
<p>Neden umutlar bekletirdi insanı?</p>
<p>Zamansız beklemeler sen yolunda çekilirken</p>
<p>Yanında huzurun yıllar sonra gösterdiği yüzü</p>
<p>Sessiz bir yankı içimde</p>
<p>Sana dökülen nağmeler</p>
<p>Habersiz ışıksız gecenin sabahından</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ara çağrı</p>
<p>Seni sevmek için yaşamak gerek</p>
<p>Ölümüm kuşkusuz senin elinden</p>
<p>Zamana gövdeler yaslamak gerek</p>
<p>Saklanma gönlümün sevda selinden</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Seni sevmek için yorulmak gerek</p>
<p>Yolların üstünde ömürler geçer</p>
<p>Zaman karışıp yok olmak gerek</p>
<p>Hayat bazen yanlış insanlar seçer</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Usul usul uzaklaştık</p>
<p>Sol yanımda bir sancı</p>
<p>Eşi benzeri görülmemiş</p>
<p>Fırtınalar durulmuş</p>
<p>Bir hasret rüzgarı gözleri yerinden çıkaran</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaklaştım yanına korkusuz, sevgiyle</p>
<p>Yüzünden düşen bir damla yaş</p>
<p>Sanki gönlümün içinde parçalanırdı</p>
<p>O vakit ki bizi birbirimizden ayıran</p>
<p>Hayatın ta kendisinden ayıran</p>
<p>Şimdi gözlerimi bağlayıp</p>
<p>İçine çeken nesnenin kendisi</p>
<p>Uzaktasın biliyorum gözümden</p>
<p>Bedenimden bana uzaktasın</p>
<p>Unutma ki sevgilim</p>
<p>Gönlüme daima yakınsın</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-meselesi/">Hayat Meselesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayat-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5991</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Birgün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/birgun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/birgun/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Nov 2016 08:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5988</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ekimin sonunda yakalamışken maviyi oturdum sofrasına. Elimde sigaram ağzımda dumanı. Derken yanımdaki amca “Hem denize geliyorsun hem sigara içiyorsun, bu nasıl iş&#8221; dedi. Anlamadım bağlantıyı nereden kurdu aklında. &#8220;Ben SAT komandosu emeklisiyim, 45 yıl içtim&#8221; dedi, bi 45 yılda ben içeyim dedim. 45 i geçme hatırım kalır dedi biraz cilveyle. Yüzümü denize döndüm, 43 yıl [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birgun/">Birgün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ekimin sonunda yakalamışken maviyi oturdum sofrasına. Elimde sigaram ağzımda dumanı. Derken yanımdaki amca “Hem denize geliyorsun hem sigara içiyorsun, bu nasıl iş&#8221; dedi. Anlamadım bağlantıyı nereden kurdu aklında. &#8220;Ben SAT komandosu emeklisiyim, 45 yıl içtim&#8221; dedi, bi 45 yılda ben içeyim dedim. 45 i geçme hatırım kalır dedi biraz cilveyle. Yüzümü denize döndüm, 43 yıl daha benimle olan sigaramdan bi nefes aldım. Denizin üstünde kelebekler uçururken aklımdan rengarenk,amca elma uzattı birden. Al bakalım Adanalı sigarayla iyi gider dedi. İyi gitmez bilirim ama aldım, belli belirsiz bi eyvallah dedim. Sonra toplandı, çantasını sırtına aldı iyi günler genç dedi. Ben yine eyvallah dedim. Bir şarkı sözüymüş gibi dedim. Bilirim bir şarkı sözüdür ama ben yine de bir şarkı sözüymüş gibi dedim. Eyvallah, gidiveren hayata.</p>
<p>Akdeniz’in ılık sularına daldım sonra. İlk başta buzullar gibi soğuk geldi ama açılınca yavaş yavaş ısınmaya başladı. Ne kadar süre geçti bilmem, yabancı bir abla girdi suya. Belki yabancı değildi, bana öyle geldi. Dizlerine kadar sudayken soğuktan titriyordu. Sonra birden daldı suyun içine, çıkmayacak sandım. Balık olacaktı da Akdeniz’in sularında her gün selam çakacaktı gökteki bulutlara. O kadar çok su altında kaldı ki bir an şüphelendim. Sonra en fazla 5 metre ötemden çıktı. Allahtan dedi, su o kadar da soğuk değil.</p>
<p>Titreyerek girdiğim Akdeniz’den titreyerek çıktım, vardım oturdum havlumun üstüne. Komando amcanın yerine yeni bir amca gelmiş çoktan. Denize girmeyecek ama belli pantolonlu, gömlekli. Yanında bir yüksek alkollü bira duruyor. Döndüm , ‘afiyet olsun’ dedim. Çekingen bir tavırla sağol dedi. İlk adımı attım, artık amca anlatır içindekileri dedim. Konuşmadı hiç. Bir adım daha attım sigara uzattım. Bir şeyler dedi ama anlamadım. Önce kullanmıyorum dedi sandım, oysa az sonra yaktı bir tane. Söver gibi çekti bir duman içine. Öper gibi bir yudum aldı birasından. Sanki öptüğü tüm dudaklardan daha fazla zevk alıyordu.</p>
<p>Amca sustu konuşmadı hiç. Bir ara ‘neden böyle az konuşuyorsun’ diyesim geldi. Önce bir düşündüm. Aklımın bir köşesine oraya oturduğum gibi oturdum. Sordum amcaya. ‘Sen neden az konuşuyorsan ondan’ dedi. Sustum. O sırada benimde canım bira çekti. Arkamızdaki büfeyi işaret ettim , ‘’satıyorlar mı?‘’ Evet ama ben oradan almadım dedi. Gittim büfeye kalmamış. Geldim, geri oturdum. ‘Kalmamış’ dedim. Usta bir geometrici gibi büktü boynunu. O kadar çok şey anlattı ki boynunun o açısıyla, amcanın tüm hayatı içime işledi bir an. Her şeyi anlamıştım artık. Kalktım yola koyuldum.</p>
<p>Daracık bir yerden çıkardım arabayı. Radyoda bilmediğim bir dilden bir şarkı çalarken daldım trafiğe. Işıklar, arabalar, insanlar… Hayat gözlerimin önünden geçip giderken ben kördüm zamana karşı. Dikkatimi çekti, önümdeki bir arabanın egzozundan sıvı akıyor. Selektör yaptım görmedi. Geçmeye çalışacaktım ama zaten soldan gidiyordu. Bir kırmızı ışık kesti trafiği. Sağ şeride geçip yanına durdum. Baktım yaşı epey var ‘’ amca egzozundan sıvı akıyor’’ dedim. Amca biraz anlamaya çalışır, söylediklerimi beyninde tartar, sonra elini belli belirsiz kaldırır ‘eyvallah’ der. Yeşil yanar, ben geçerim, bir yandan da aynadan arkaya bakarım. Amca arabayı sağa çeker, dörtlüleri yakar. Geçmiş zaman gibi gelir ama o amca her an elini kaldırır belli belirsiz , ‘eyvallah’ der, arabayı sağa çeker, dörtlüleri yakar. Tıpkı şuan benim suskun amcanın yanında oturmam gibi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birgun/">Birgün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/birgun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5988</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öyle Tatlı Ki…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/oyle-tatli-ki/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/oyle-tatli-ki/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 15 Nov 2016 12:30:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5980</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni nasıl tarif etsem ki, Konuşmam imkânsız, Eline dokunmam mümkün değil. Ama o bakışların yok mu? Nefes bile alamıyorum. Gülüşünle kalbimi eritiyorsun, Gözlerinle karanlığıma ışık tutuyorsun, Öyle tatlı ki Dünya! Anlatmaya kelimelerim yetmiyor. Kuzey ışıklarını seyretmeye gidebiliriz, Mısır piramitlerini keşfetmeye gidebiliriz, Senin enerjin oldukça yorulmayız. “Hadi gel” dersen, yerimde durmam. Öyle tatlı ki Evren! Bakmaya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oyle-tatli-ki/">Öyle Tatlı Ki…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni nasıl tarif etsem ki,</p>
<p>Konuşmam imkânsız,</p>
<p>Eline dokunmam mümkün değil.</p>
<p>Ama o bakışların yok mu?</p>
<p>Nefes bile alamıyorum.</p>
<p>Gülüşünle kalbimi eritiyorsun,</p>
<p>Gözlerinle karanlığıma ışık tutuyorsun,</p>
<p>Öyle tatlı ki Dünya!</p>
<p>Anlatmaya kelimelerim yetmiyor.</p>
<p>Kuzey ışıklarını seyretmeye gidebiliriz,</p>
<p>Mısır piramitlerini keşfetmeye gidebiliriz,</p>
<p>Senin enerjin oldukça yorulmayız.</p>
<p>“Hadi gel” dersen, yerimde durmam.</p>
<p>Öyle tatlı ki Evren!</p>
<p>Bakmaya doyamıyorum.</p>
<p>Neden mi yola çıkmıyorum Yıldızlar!</p>
<p>Çünkü, kalbi başkasına ait.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oyle-tatli-ki/">Öyle Tatlı Ki…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/oyle-tatli-ki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5980</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zinde Ölü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zinde-olu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zinde-olu/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Nov 2016 09:11:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Büyükkal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5954</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adımı, kulağıma ilk fısıldayan sen gibi duyuyorum dilinden. Bam telini sızlatan sesindeki harflerin süzülüşüydü aklımda kalan. Karşımda konuşan sen miydin? Ben miydim seni düşünüp konuşturan? Yanımdasın, solumdasın. Titriyorum, sözcüklerim titriyor. Sen konuşuyorsun ben dinlemiyorum. Ânı düşünüyorum, Bir daha yanımda olur mu diye düşünmeden. Seni ezberliyorum. Saçlarını, Gözlerini, Kirpiklerini, Ellerini&#8230; Sahi o da hissediyor muydu? Onu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zinde-olu/">Zinde Ölü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adımı, kulağıma ilk fısıldayan sen gibi<br />
duyuyorum dilinden.<br />
Bam telini sızlatan sesindeki harflerin süzülüşüydü<br />
aklımda kalan.<br />
Karşımda konuşan sen miydin?<br />
Ben miydim seni düşünüp konuşturan?<br />
Yanımdasın, solumdasın.<br />
Titriyorum, sözcüklerim titriyor.<br />
Sen konuşuyorsun ben dinlemiyorum.<br />
Ânı düşünüyorum,<br />
Bir daha yanımda olur mu diye düşünmeden.<br />
Seni ezberliyorum.<br />
Saçlarını,<br />
Gözlerini,<br />
Kirpiklerini,<br />
Ellerini&#8230;<br />
Sahi o da hissediyor muydu?<br />
Onu konuşturan bensem evet.<br />
Velhasıl-ı kelam<br />
Yazmalıydım,<br />
Çizmeliydim sözcüklerle ruh-i haletimi.<br />
Kurşun gibiydi kalemim.<br />
Hangi harfe sıksam kalbime gelirdi.<br />
Beden yorgun,<br />
Ruh yorgun&#8230;<br />
Göz kapaklarım ağırlaştı.<br />
Değildi yorgunluk beni uyutan.<br />
Bir yolculuk evet, sonsuz bir yolculuktu bekleyen kapımda.<br />
Kendalın en ince noktasında kalakaldım,<br />
Gitmekle kalmak arasındaki savaşın galibi olmanın çırpınışıyla.<br />
Kederli bir gecenin hüznü<br />
Şahlanıyordu içimde.<br />
Bıraktım bedenimi uçurumdan.<br />
Ayaklarım değmedi yere bir daha.<br />
Uyandım.<br />
Değdi başım şahide taşına.<br />
Ölü dünyamın hayalperest şefiydim sadece.<br />
Zahirdi mekan, edildi figan.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zinde-olu/">Zinde Ölü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zinde-olu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5954</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 9 &#8220;Final&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 Nov 2016 08:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5902</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saatler ilerlemiş olsa da siniri geçmedi. Karşımda oturup kızı ile hasret giderirken bile gözleriyle beni tehdit eder gibiydi. “Babanı bulamazsam seni öldürürüm” diyordu gözleriyle. Bende bir köşeye sinmiş durumda otururken annem çıktı odadan. Sağ elinde doldurduğu bavulumuz ile yanaştı bana. İşaretiyle kalktım. Belli ki gidecektik artık. Sorunların nedeni biz miydik ki? Tek kelime konuşmadan giydim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 9 &#8220;Final&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saatler ilerlemiş olsa da siniri geçmedi. Karşımda oturup kızı ile hasret giderirken bile gözleriyle beni tehdit eder gibiydi. “Babanı bulamazsam seni öldürürüm” diyordu gözleriyle. Bende bir köşeye sinmiş durumda otururken annem çıktı odadan. Sağ elinde doldurduğu bavulumuz ile yanaştı bana. İşaretiyle kalktım. Belli ki gidecektik artık. Sorunların nedeni biz miydik ki? Tek kelime konuşmadan giydim ayakkabımı. Bağcıkları yine zamanı almıştı. Annemin elinden tutup çıktık dışarı. Soğuk çarpıyordu yüzümüze tokat gibi. Karanlığın ortasında ilerliyorduk. Tek hissettiğim annemin eliydi vücudumda. Yağmur ile çamur olan yolda ilerledik. Arkamıza bir kere bile bakmadık. Sude’yi son bir kez dahi görememiştim. Annem ile hala konuşmuyorduk. Çok sinirli olduğu belliydi. Birkaç kere ortaya söz atmama rağmen cevap vermemesi korkutuyordu insanı. Hiç bu kadar sessiz kalmamıştı. Arabaların farlarının dışında ışık görmüyordum. Hala yürüyorduk çamurun içinde. Nereye gittiğimizi sormak için hamleler yapmış olsam da cesaretimi toplayamadım. Sinirini, tuttuğu elimden çıkarıyordu anlaşılan. Çok acıyordu elim. Hala yürüyorduk caddelerde. Gece yarısı olmuştur herhalde. Ayakkabımın içine giren yağmur suyunu hissediyordum. Çorabımın ne hale geldiğini tahmin etmeye çalışıyordum. Annemden çıkan seslerin yükseldiğini fark ettim. Ağlıyordu galiba. Kısık sesli bir şekilde… Durup yüzüne baktım. Çömeldi. Dökülüyordu gözyaşları ellerime. Biraz bekledikten sonra dayanamadım. “Babam nerede” diye sorunca nefesini tuttu. “Artık baban yok” gibi garip bir laf döküldü dudaklarından. Anlamadım önce. “ Ne demek bu şimdi?” diye bir soru daha yönelttim. “Baban olacak ahlaksız, Sude’nin annesiyle birlikte kaçtılar. Her şey yalanmış. Yangın bile düzmeceymiş. Artık bitti. Seni asla vermeyeceğim. Alama…” Sarılarak söyleniyordu annem. Çok dolmuştu belli ki. Konuşmadan buraya kadar gelmiştik ama dayanamadı. Hala konuşuyordu ağlayarak. Söylediklerinin çoğunu anlamıyordum bile. Babamın böyle bir iş yaptığına inanmadım. Gerçek miydi bunlar? Bu yaşadıklarım gerçek miydi? Annemin anlattıklarına göre babam uzun yıllardır görüşüyordu Sude’nin annesiyle. Yangını da mı ayarlamıştı? Birlikte olmak için olabilir miydi bunlar? Devamlı soru geliyordu aklıma. Hiçbirisinin cevabı da yoktu bende. Anneme moral vermek bana düşmüştü. İkimizde ağlıyorduk sokak ortasında. Gece karanlığında birbirimizi görmeden ağlıyorduk. Yürümeye devam ettik sonra. Hala ilerliyoruz karanlıkta. Gidecek yerimiz var mı? Sanırım hayır. Yürüyoruz, kaybolana kadar gideceğiz galiba. Her şeyi unutana kadar yürüyeceğiz.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 9 &#8220;Final&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahi Ne Zaman Sevmiştim Ben Seni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 12 Nov 2016 12:30:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5919</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sahi ne zaman sevmiştim ben seni? Ne zaman tutmuştum elini bütün şefkatimle? Olur olmaz bir yerde, Olur olmaz bir zaman diliminde? &#160; Şöyle avucuma alıp avuç içini, Sıkıca hiç bırakmadan, Olanca güvenimle, “Geçecek bunlar da inan” diye Ne zaman silmiştim Kanayan mavi damlalarını, Kirpiklerine dokunamayan sözlerimle? &#160; Yüreğim ayrılmıştı ortadan ikiye! Depremdi gönül kabuğunda yaşanan! [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/">Sahi Ne Zaman Sevmiştim Ben Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sahi ne zaman sevmiştim ben seni?</p>
<p>Ne zaman tutmuştum elini bütün şefkatimle?</p>
<p>Olur olmaz bir yerde,</p>
<p>Olur olmaz bir zaman diliminde?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şöyle avucuma alıp avuç içini,</p>
<p>Sıkıca hiç bırakmadan,</p>
<p>Olanca güvenimle,</p>
<p>“Geçecek bunlar da inan” diye</p>
<p>Ne zaman silmiştim</p>
<p>Kanayan mavi damlalarını,</p>
<p>Kirpiklerine dokunamayan sözlerimle?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüreğim ayrılmıştı ortadan ikiye!</p>
<p>Depremdi gönül kabuğunda yaşanan!</p>
<p>Yarılırken göğüs kafesimde ben,</p>
<p>Ağlıyordun sen!</p>
<p>Bakmaya doyamadığım gözlerinden</p>
<p>Pişmanlık pınarları akıyordu…</p>
<p>Akıp benim sineme doluyordu.</p>
<p>Kahrolurken kahır perdelerinden an be an,</p>
<p>“Ben sana dememiş miydim” demedim hiçbir zaman.</p>
<p>Beklentisi olmayan,</p>
<p>Bir sevgiydi sana sunulan…</p>
<p>İçimdeki ateşinden kanayarak yanan,</p>
<p>Susamış tenim,</p>
<p>Susmalarına inat,</p>
<p>SUSMUŞTU!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra gülüşmüştük hani;</p>
<p>Sen bir fıkra anlatmıştın,</p>
<p>Giden sevgilinin yüzünü bile unutturan.</p>
<p>Pasta yemiştik üzerine soğuk limonatayla</p>
<p>Ne çok eğlenmiştik gençlik anılarıyla.</p>
<p>Gidenlerin ardından,</p>
<p>“Bir masaldı geçti artık”</p>
<p>Gelsin başka sevgililer demiştik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Sahi! Geldi mi başka sevgilin?</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/">Sahi Ne Zaman Sevmiştim Ben Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5919</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bekleme Odası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Nov 2016 13:04:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5941</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sıranız geldiğinde sizi çağırırım demişti doktorun sekreteri. Bende gittim bekleme odasına oturdum. Çocuklu birkaç aile vardı ben oturduğumda. Benden hemen sonra genç bir kadın geldi oturdu karşıma. Oturuşu, telefonu tutuşu, vücut hatları, yani her şeyiyle yozlaşmıştı. Böyle bir yozlaşmaya ancak bir diktatör sebep olabilir diye düşündüm. Sorun bu değildi, sorun bu diktatörün nasıl başa geldiğiydi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/">Bekleme Odası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sıranız geldiğinde sizi çağırırım demişti doktorun sekreteri. Bende gittim bekleme odasına oturdum. Çocuklu birkaç aile vardı ben oturduğumda. Benden hemen sonra genç bir kadın geldi oturdu karşıma. Oturuşu, telefonu tutuşu, vücut hatları, yani her şeyiyle yozlaşmıştı. Böyle bir yozlaşmaya ancak bir diktatör sebep olabilir diye düşündüm. Sorun bu değildi, sorun bu diktatörün nasıl başa geldiğiydi. Şunu da çok iyi biliyorum ki her diktatör halkın desteğiyle başa gelir. İnsan kalbi gibi özyönetimi cumhuriyet olan bir ülkeye diktatörler ancak seçimlerle gelir diye geçirdim içimden. O anda telefonu çaldı, diktatör arıyor sandım. Sonra konuşmalarından anladım ki annesiymiş.</p>
<p>Aklımdan çıkaramadım bir türlü diktatörü. Nasıl bir baskıcı rejim kurmuştu da bir kadından gerçek benliğini söküp almıştı. Acaba bir iyilik bunlara yol açmış olabilir miydi? Ben böyle düşünürken gözbebeğimde dünyada karısıyla yemek yiyordu diktatör. İkisi de adana söylemiş, yemekleri henüz gelmişti. Sıkıntılı bir adamdı bu diktatör. Gözleri her an etrafı arıyor, yemeğine göz koyan var mı diye bakıyordu etrafa. Adeta yırtıcı bir hayvan gibiydi.</p>
<p>Bir an karısına baktı diktatör. Ölen bir yıldızın ışığı gibi baktı. Karısından bu kadar uzak olmasının sebebini o an anladım. O kadar uzak olmalıydı ki karısından kendisi ölse bile ışığı yıllarca aydınlatmalıydı onu. Tıpkı göklerde gördüğümüz yıldızların birçoğunun sönmüş olması gibi. Yemek boyunca tek kelime konuşmadılar. Her suskun kelimede binlerce metre uzaklaştı diktatör karısından. Her uzaklaştığında gülümsüyordu inceden. Her uzaklaşışında karısı biraz daha fazla aydınlanacaktı. Karısı da biliyordu bunu. Yoksa bir kadının saatlerce susması olacak şey değil.</p>
<p>Böyle bir diktatörün böyle bir yozlaşmaya nasıl sebep olduğunu hala anlayamadım. Sevgi, insanları birbirine bağlardı oysa. Kendimi yenemeyip yan masadan seslendim hafifçe:</p>
<p>“Beyefendi, biraz konuşabilir miyiz?”</p>
<p>Usulca başını salladı bana, karısına dönüp ‘ hayatım sen yemeğini bitir ‘ dedi. Dışarısı soğuktu, üşümesin adam dedim hemen konuşmaya başladım.</p>
<p>Neden diye sordum. ‘ Neden insan olmak varken yıldız olmak? Hadi yıldız oldunuz, neden bu kadar uzakta? Bir güneş olmak varken…’ Bir sigara yaktı konuşmamı bitirince. Uzaklara baka baka içti. Son birkaç nefes kalmıştı ki konuşmaya başladı. ‘ Bir insanın hayatında bir insan olursan hayatın kadar yaşarsın ancak. Sen ölürsün, o insanda ölür. Bir insanın hayatında bir güneş olmakta aynı şeydir.’ Sigarasını gösterip devam etti : ‘’Bir sineğe sigara olmak gibidir, bir insana güneş olmak. Sigara beş dakika da söner gider, güneş öldüğünde dünya sadece beş dakika aydınlanır. Oysa yıldız olmak öyle midir? Bakınız, şu gökyüzüne bakınız. İfade edemeyeceğiniz kadar uzaktır size bu yıldızlar. Birçoğu sönmüştür bile, ancak hala aydınlatır dünyamızı. Siz beyefendi, öldükten sonra yaşamak istemez misiniz? ‘’</p>
<p>Doktorun sekreteri Ercan diye bağırdı o anda. ‘ Ercan Tanal! Sıranız geldi. ‘ Kimse hareketlenmeyince adam beklemekten sıkılıp çekip gitti diye düşündüm. Ben geleli bir saati geçmişti. Adam da iki saattir bekliyordur en az. Ben böyle düşünürken birden karşımdaki kadın kalktı yerinden. Usulca yaklaştı bana , ‘kocacığım’ dedi , ‘kocacığım, sıran geldi.’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/">Bekleme Odası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5941</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Soğuk Sessizlik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/soguk-sessizlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/soguk-sessizlik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Nov 2016 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5896</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vakit yaklaştı, anlarım susmaz Işıkların perde aralarından zamana dokunduğu Gecelerin soğuk, uzun ve karanlık perdelerde Sahnelerin yalnız oyuncusu &#160; Durakta günler çalınıp ardından Pencerelerin saksılarla donatılıp Karanfil kokulu damaklara taktığım Seyrek gözlere sokulup tülbentlerin Zarif kumaşlarından gözlere Dolanmış tahta kapılı avlunun Mihrap gölgelerinde yoksunluk &#160; Askıda uykulu uzanmış bir bardak Sıcaklığından yüze değen tesiri Koşulsuz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soguk-sessizlik/">Soğuk Sessizlik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Vakit yaklaştı, anlarım susmaz</p>
<p>Işıkların perde aralarından zamana dokunduğu</p>
<p>Gecelerin soğuk, uzun ve karanlık perdelerde</p>
<p>Sahnelerin yalnız oyuncusu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Durakta günler çalınıp ardından</p>
<p>Pencerelerin saksılarla donatılıp</p>
<p>Karanfil kokulu damaklara taktığım</p>
<p>Seyrek gözlere sokulup tülbentlerin</p>
<p>Zarif kumaşlarından gözlere</p>
<p>Dolanmış tahta kapılı avlunun</p>
<p>Mihrap gölgelerinde yoksunluk</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Askıda uykulu uzanmış bir bardak</p>
<p>Sıcaklığından yüze değen tesiri</p>
<p>Koşulsuz umutlara bağlandığımız</p>
<p>İzinlerin aralık tenha yokuşlarından</p>
<p>Sıhhat söylemleri ardı kesilmez</p>
<p>İçimde dünyaya saldığım ufak kesitler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyhude harcanıp özlem duyduğum</p>
<p>Fakat ellerimin ucunda kırılan</p>
<p>Tarafım, tarafın, tarafsız -sınız-</p>
<p>Bileklerimin etrafını saran iplerin</p>
<p>Zincirlere dayanıp kör dokularda</p>
<p>Bağlandığı gibi uzun uzadıya</p>
<p>Tükenmez saf dokunuşları</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görkemli tabiatın renkli çeliklerinde</p>
<p>Erimiş şekerin suyunda</p>
<p>Yudum yudum tadına doyduğum</p>
<p>Çocukluk uzun yıllarından</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yanlış bakışmalar anlaşmazlıklar</p>
<p>Ortasından sıyrılıp rahatın</p>
<p>Sürekli bir gözden gözlerden -gözünden-</p>
<p>Saklanıp zemin mat boşluklara daldığım</p>
<p>Uzaklaşıp hayatın bulutlara eriştiği</p>
<p>İnce çizgileri aşarak yakındığım</p>
<p>İçimde tükenmeyen bir acının yankısı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sallana sallana gövdemden aşağı</p>
<p>Rahatsız bir halin içimden</p>
<p>Boşanıp yağmur birikintilerine</p>
<p>Sofralarda boynu bükük</p>
<p>Dertlerin kursağımda takılıp</p>
<p>Beni nazlı bir ölümün beşiğinde</p>
<p>Başıboş bıraktığı gibi zaman</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sıhhatim iyidir gönlüm hoş olunca</p>
<p>Gönülden gönle bir hal</p>
<p>Gözde bir bakışla</p>
<p>Yıpranmış bir kağıtta</p>
<p>Ya sonunda ya da ucunda</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dikenlerini hep üstüme batıran</p>
<p>Dost görünümlü yabani otların</p>
<p>Üstünde hayatın acı sahneleri</p>
<p>Koynumda beslediğim</p>
<p>Günü geçmez bitmez şarkıların</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zarif dokunuşlar umduğum</p>
<p>Kararsız gölgeden içime düşen mızraklar</p>
<p>Boğuk mırıldanmalar uzaktan ta uzaktan</p>
<p>Bir kalbe dokunmayı usta ellerde</p>
<p>İşlenip nakışsız düşe kalka düşlerin ortasında</p>
<p>Yaşamın diri çağında soğuk sessizlik</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soguk-sessizlik/">Soğuk Sessizlik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/soguk-sessizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5896</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 Nov 2016 08:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5900</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hiçbirimiz bir şey anlamadık olanlardan. Sude’nin babasını neden götürmüştü polisler? Annesi niye hiçbir tepki vermedi? Babam neden olayı anlayışla karşılayıp yanında gitti? Sanırım olanları bilmeyen tek biz vardık. Bana sarılmasıyla birlikte ağlamaya başlayan Sude, hala gözyaşlarını bitirememişti. Saatler ilerliyor, Gece koyulaşıyordu. Ne bir haber vardı babamdan ne de bir gelen. Sabaha kadar oturduk salonda. Ne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hiçbirimiz bir şey anlamadık olanlardan. Sude’nin babasını neden götürmüştü polisler? Annesi niye hiçbir tepki vermedi? Babam neden olayı anlayışla karşılayıp yanında gitti? Sanırım olanları bilmeyen tek biz vardık. Bana sarılmasıyla birlikte ağlamaya başlayan Sude, hala gözyaşlarını bitirememişti. Saatler ilerliyor, Gece koyulaşıyordu. Ne bir haber vardı babamdan ne de bir gelen. Sabaha kadar oturduk salonda. Ne benim gözüme uyku girdi ne de Sude’nin gözyaşı dindi. Hiç unutamayacağım bir geceyi yaşamış oluyordum. Aklıma hiç gelmedi sorular sormak. Korkuyordum çünkü. Ya çok kötü cevaplar alırsam diye korkuyordum.</p>
<p>Kapı zilinin çalmasıyla irkildim. Tam hafiften uykuya giriş yapacaktım ki olmadı. Uyumuş olan Sude’yi yavaşça yatırıp kapıya yöneldim. Sabah olmuş, kuşlar ötüyordu. İlk defa bu kadar yorgun görüyordum babamı. Bitkin bir halde girdi eve. Salonda herkesin uyukladığını görünce biraz sevinir gibi oldu. Yavaşça odaya yönelirken Sude’nin annesinin gözleri açıldı. Hemen fırlayıp “ İhsan nerede?” diye ilk sorusunu sormuş oldu. Devamı da gelecekti belli ki. Babam hiç zorlamadan içeriye davet etti. Girdikleri odada konuşacaklardı. Durum vahim gibi geldi gözüme. Sanki saniyeler geçmiyordu. Hareketsiz bekliyordum salonun ortasında. Nefes almak bile gelmiyordu içimden. Karşımda Sude’nin güzel yüzü… Yanında tuhaf bir şekilde uyuyakalmış annem. Ne yapmalıydım bu can sıkıcı ortamda. Odanın kapısı hafif aralandı. Sude’nin annesini kucağına almış bir şekilde çıktı babam. “Onur, dış kapıyı aç” diye fısıldadı sadece. Açtığım kapıdan çıktılar. Baygın bir haldeydi sanırım. Babamın anlattıklarına dayanamadı galiba kadıncağız. Hastaneye gittikleri son anda söylemişti babam zaten. Kapıyı kapattıktan sonra arkamı dönmem ile birlikte Sude ile göz göze geldik. “Anneme ne oldu? Babam nerede?” diye başladı sorulara. Cevabını bilmediğim sorulardı bunlar. Konuşamadım. Yapamadım. Yine olmadı gibi. Yaklaşıp sarıldım sadece. Yanında olduğumu bilmesini istemiştim. Uyanan anneme de gördüklerimi anlattım. Hiç beklemediğim tepkileri veriyordu. Bu kadar soğukkanlı olması beni hem şaşırtmış hem de korkutmuştu. Kapıya gelen Akop ile Mert’i de geri gönderdim. Kimseyi görmek gelmiyordu içimden. Konuşmak da istemedim. Sadece beklemek zormuş. Neyi beklediğini bilmemek ise daha zor. Annemin hazırladıklarından birkaç lokma yedik Sude ile. Sonra geçtik cam kenarına. Babasını bekliyordu galiba. Belki de annesini. Hangisinin daha önce gelmesini isterdi acaba? Saatler geçti, hava karardı. Rüzgâr savuruyordu çaresiz ağaçların çiçekli yapraklarını. Bir de etrafa koşuşturan insanlar vardı gördüğümüz. Yağmurun yağacağını anlamışlardı. Pencerenin camı ıslanmaya da başladı. Artık göremiyorduk dışarıyı. Yine canı sıkılmıştı anlaşılan. “of” diye dile getirdi içinde çektiği sıkıntıları. Perde ile kapattım ıslanmış olan camı. Yardım etmek istiyordum ama ne çare.</p>
<p>“Tak tak” sesleriyle inledik bir an. Birisi kapıyı çalıyordu. Bu çalmak değil yumruklamak bence. Öldüresiye vuruyordu kapıya. Anneme telaşlı gözlerle bakarken Sude, koşarak kapıyı açtı. Sırılsıklam olmuş bir şekilde içeri girdi adam. Babasını tanımış olacak ki hemen atladı kucağına. Sude’nin babası İhsan, adım adım bana doğru yaklaşıp “ Alçak baban nerede” diye bağırdı. Sorusunun cevapsız kalmasına rağmen birkaç kere daha tekrarladı. Ne demekti ki bu? Anlamadım. Anlamıyordum artık. Anlamak da istemedim.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5900</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku&#8221;dan Hayatı Gerçeklikleriyle Yüzümüze Çarpan Alıntılar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutkudan-hayati-gerceklikleriyle-yuzumuze-carpan-alintilar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutkudan-hayati-gerceklikleriyle-yuzumuze-carpan-alintilar/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 Nov 2016 05:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İrem Başaran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[İlhami Algör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5891</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim.” İşte bu sözlerle başlıyor yazar romanına. Bülbülün çilesi, yazarın zulası diyor,  romanın arkasına saklıyor, kendini gizli özne olarak kullanıyor sanki. İtalyan Yokuşu’ndan aşağı, Tophane’ye iniyor. Adam kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, eve sığmıyor. Kadın çekip gidiyor, adam kabulleniyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutkudan-hayati-gerceklikleriyle-yuzumuze-carpan-alintilar/">&#8220;Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku&#8221;dan Hayatı Gerçeklikleriyle Yüzümüze Çarpan Alıntılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim.</em>”</p>
<p>İşte bu sözlerle başlıyor yazar romanına. Bülbülün çilesi, yazarın zulası diyor,  romanın arkasına saklıyor, kendini gizli özne olarak kullanıyor sanki. İtalyan Yokuşu’ndan aşağı, Tophane’ye iniyor. Adam kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, eve sığmıyor. Kadın çekip gidiyor, adam kabulleniyor. Böyle bir roman işte <strong>İlhami Algör</strong>&#8216;ün romanı <strong>“Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku</strong>”. Adı duyulmamış, öylesine garip. Hikayesi de bir o kadar şahsına münhasır.</p>
<h2>İlhami Algör “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”</h2>
<p>Kitapta üç karakter olduğu biliniyor. Müzeyyen, kızı ve kocası. Hikaye kocasının ağzından anlatılıyor. Fakat kocasının ve kızının isimleri belirtilmiyor.</p>
<p>Müzeyyen yıllar önce bir kez evlenmiş -hamile kaldığı sırada- , fakat kocasını bir trafik kazasında kaybetmiştir. Tek başına dünyaya bir kız çocuğu getirir. Kızı bir yaşına geldiğinde esas oğlan ile tanışır ve evlenirler. Müzeyyen ile kocası birbirlerini sevmekten öte adeta birbirlerini tamamlamaktadırlar. Kocası öykü yazarı, Müzeyyen ise ev hanımıdır. Müzeyyen’in tüm işi kocasının yazdığı öyküleri eleştirmek ve ona tavsiyeler vermektir. Bir gün kocası öyküsünü yazarken düşünür ve bir yerde takılır. Bulamaz bir türlü ne yazacağını, alır ceketini çıkar, gider. Dolaşır cadde cadde&#8230; Gece yarısında eve döndüğünde Müzeyyen’i uyandırmamak için sessizce çıkarır kundurasını, usulca geçer odaya. Fakat ortada ne Müzeyyen vardır ne de eşyaları. Uzanır yatağa kabullenir durumu. Ertesi gün Müzeyyen arar ve buluşmak istediğini söyler. Kocası o en sevdiği küt böreğinden alır yesin çayla diye. Müzeyyen de aynı şekilde çörek alır. Buluşurlar, çay gelir, Müzeyyen çöreğini yer ve kalkar gider. Kocası anlar artık olanları. Müzeyyen ayrılmak istemektedir. Olan olmuştur, aşk baki kalmıştır.</p>
<h2>Kitaptan Alıntılar</h2>
<ul>
<li>&#8220;Müzeyyen&#8217;deki tuhaflığın ne olduğunu sonunda anlamıştım.</li>
<li>Müzeyyen hiç flört etmiyordu. Gözlerini kaçırmıyor, heyecanlanmıyor, dili sürçmüyor, dudaklarını ısırmıyor, kendinden bahsetme konusunda en küçük bir heves göstermiyordu.</li>
<li>Ya beni etkilemek gibi bir derdi yoktu, ya da beğenilmeye çok alışkındı.&#8221;</li>
<li>Nereye gidiyorsun çocuk,&#8221; dedim içimden, &#8220;büyümeye mi?&#8221;</li>
<li>Bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki?</li>
<li>Bu aşk hikayelerini hep aynı adamlar mı yazıyor? Başlangıçlar farklı ama sonlar hep aynı.</li>
<li>Belki de ayrılıklarla az acılı bir ölüm provası yapıyoruz. Ne kadar çok ayrılık, o kadar hazırsın ölüm acısına.</li>
<li>Öyle sadece ilişerek ilişki olmaz. Biraz sorumluluk alman lazım.</li>
<li>Sabahları beraber uyanırdık ben senden önce kalkardım senin uyuyuşunu izlerdim sonra sen uyanırdın, bana gülümserdin.</li>
<li>&#8220;Su inatçıdır ama zayıftır,&#8221; dedi Jack. &#8220;Kendi başına çok güçlü değildir. Nehir veya deniz gibi büyük miktarlardayken bir şeyler yapabilir. Dalgalar, çağlayanlar, girdaplar mesela&#8230;&#8221;</li>
</ul>
<p>“<em>Seninle bir ilgisi yok, bitti. Sadece bitti.</em>” Bu sözlerle bitiyor kitabımız işte. <strong>Müzeyyen</strong>, deliler gibi aşık adama bitti diyor, kalkıp gidiyor. Adam bakıyor arkasından. Sadece bakıyor, izliyor sevdiğini son bir kez. Kalbi acıyor, sığmıyor kaburgalarına&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutkudan-hayati-gerceklikleriyle-yuzumuze-carpan-alintilar/">&#8220;Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku&#8221;dan Hayatı Gerçeklikleriyle Yüzümüze Çarpan Alıntılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutkudan-hayati-gerceklikleriyle-yuzumuze-carpan-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5891</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İntihar Güzellemesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Nov 2016 08:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elgin Avşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5887</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mutlu bir sabaha uyanmıştı oysa. Nedensizce mutluydu hem de, tuhaf bir enerji vardı üzerinde. Kahvaltı yaparken televizyonu açtı haberlere bakmak için. Aslında haberleri merak ettiği yoktu da hava durumu, trafik gibi bilgilere denk gelirse seviniyordu. Yıllar önce, şu an izlediği haberlerden herhangi birine denk gelse değişik duygulanımlar yaşayabilirdi ama alışmıştı artık. Kadın cinayetleri ve savaş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/">İntihar Güzellemesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mutlu bir sabaha uyanmıştı oysa. Nedensizce mutluydu hem de, tuhaf bir enerji vardı üzerinde. Kahvaltı yaparken televizyonu açtı haberlere bakmak için. Aslında haberleri merak ettiği yoktu da hava durumu, trafik gibi bilgilere denk gelirse seviniyordu. Yıllar önce, şu an izlediği haberlerden herhangi birine denk gelse değişik duygulanımlar yaşayabilirdi ama alışmıştı artık. Kadın cinayetleri ve savaş haberlerine denk gelirse küfür ederdi yalnızca. Yıllar içinde küfrün de bir tepkiselliği kalmamıştı.</p>
<p>Giyindi ve evden 10 dk erken çıktı. Bu enerjisine kendisi bile şaşırmıştı. Yolda arabasıyla giderken bir anda trafik başladı. Anlaşılan kaza olmuştu, hayra alamet değildi bu trafik. Üstelik bir damla yağmur yağmamıştı. Dura dura ilerlerken kazanın olduğu yere geldi. 3 araç birbirine girmişti. Bir sürü ölü olmalıydı. Oradan sonra trafiğin seyri normale döndü. Yine de geç kalmıştı işe ve trafikte bütün enerjisi bitmişti. Hemen ofisine geçip çalışmaya başladı. Proje teslim tarihleri yaklaşıyordu. Bilgisayarını çalıştırdı ve kendine gelebilmek için birkaç oyun oynamaya karar verdi. İlk oyunu oynarken geç kaldığı için onu azarlamaya gelen müdürüne yakalandı ve iki kat fırça yedi. Anlaşılan bu şirkette çalışmaya devam etmesi bu saatten sonra işkenceden farksız olacaktı. Neredeyse 7 yıldır böyle düşünüyordu ama bir şey yaptığı yoktu. Hatta geçen senelere kadar azarlanmaktan zevk aldığını düşünüyordu.</p>
<p>İş çıkışı eve geri döndü ve ılık bir duş alıp uyumaya karar verdi. Duştan sonra uyumak için yastığa kafasını koyar koymaz üst kattan gelen çığlıklarla irkildi. Üst komşunun karısını dövdüğünü ve bu gürültüyle uyuyamayacağını hemen anladı. Aslında şiddete karşıydı ama onlar aileydi ve aralarına giremezdi. Birkaç küfür edip kendisini dışarı attı. Yolda dilenen çocuklara ise bakmıyordu artık. Ya da karnı aç olan, ya da bir şeyler satmaya çalışan çocuklara&#8230; Biliyordu çünkü, alayı zengindi onların! Aslında bilmiyordu ama duymuştu bir yerlerden. Bacağına yapışan ve mendil satmak isteyen küçük kız &#8220;Almayacaksan karnımı doyursana!&#8221; dediğinde, &#8220;Dilenme, çalış!&#8221; demişti bir keresinde. Çalışmak çok önemliydi çünkü ona göre. Küçücük kızın ne işte çalışabileceğini hiç düşünmemişti. Hala da aynı sözleri söyleyeceğini düşünürdü.</p>
<p>Hikayemizin kahramanı hakkında bildiğimiz başka bir şey yok. Sadece hayatı boyunca değişik hiçbir şey yapmadığını ve 5 yıl sonra intihar ettiğini biliyoruz. Kendisini hikaye yapan kısım da bu. Ne cinsiyetini ne yaşını biliyoruz. Ama ne kadar yalnız ve sorgulamayan bir insan olduğunu biliyoruz. Ne kadar renksiz bir kişiliği olduğunu biliyoruz. Böyle bir insan intihar gibi eylemi gerçekleştirme cesaretine nasıl sahip oldu? Ya da tüm hayatı gibi sorgulamadan mı ihtihar etti? İşte beni meraklandıran soru bu!</p>
<p>Kafka bu konuda; &#8220;Ölüm arzusu, bilgeliğe kavuşulduğunun ilk belirtisidir. İçinde bulunulan yaşam katlanılmazdır, başka bir yaşam ise, ulaşılamaz. &#8221; demeseydi bu hikayenin cevapsız sonunu hiç merak etmezdim. Belki de kahramanımız o kadar bilgeydi ve o kadar sorgulayan bir insandı ki hiçbir şeyi eyleme dönüştüremiyordu. Yoksa bir hayat koca bir yalnızlıkla nasıl geçebilir?</p>
<p>Yoksa hepimiz mi hikayenin kahramanıyız? Dostlarımızın arasında bile yalnız hissederken, hiçbir şeye şaşırmıyor, tepki vermiyorken ve dahası hayatlarımızı çok güzel gibi pazarlamaya çalışıyorken&#8230; Kahramanımız belki de o kadar bilgeydi ki, bunların hiçbirisine ihtiyaç duymadı. Zaten yalnızdı, sıkıcı ve sıradandı. Bunları bilerek yaşadı ve kendini öldürmek istedi. Ne dersiniz, belki de bizlerden sıkılmıştır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/">İntihar Güzellemesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5887</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kelimelerin Özgürlüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Nov 2016 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5883</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kelimelerin ürkekliğiydi yazmasına engel. Kelimeler üşüyor, el titriyor, kalem düşüyor. Yazmanın verdiği haz yerini acıya bırakıyor. Düşüncelerle boğulan zihnini bir türlü yazmaya adayamıyordu adam. Çaresizlik akan gözlerini bir boş sayfaya çeviriyor, bir de tutmayı bile beceremediği kaleme. Kendini mürekkebini kaybetmiş bir kalem gibi görüyor, hayattaki anlamını kavramaya çalışıyordu. Eskiden olsa kağıt kalemi yastığının altında saklar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/">Kelimelerin Özgürlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kelimelerin ürkekliğiydi yazmasına engel. Kelimeler üşüyor, el titriyor, kalem düşüyor. Yazmanın verdiği haz yerini acıya bırakıyor. Düşüncelerle boğulan zihnini bir türlü yazmaya adayamıyordu adam. Çaresizlik akan gözlerini bir boş sayfaya çeviriyor, bir de tutmayı bile beceremediği kaleme. Kendini mürekkebini kaybetmiş bir kalem gibi görüyor, hayattaki anlamını kavramaya çalışıyordu. Eskiden olsa kağıt kalemi yastığının altında saklar, gece başını yastığa koyduğunda ilham gelir gelmez yazardı. O zamanlar yazmaya gerek görmediği halde yazardı. Şimdi ise yazmasını gerektiren o kadar çok şey vardı ki gönlünde. Buna rağmen gönlü kalemdeki mürekkep gibi donmuştu. Bir türlü gönlünden kaleme akmıyordu heceler. Kelimeler bir türlü cümle olmuyor; kağıt, kalem derdine ortak olamıyordu. Sayfalarca düşünüyor, sayfalarca dert yanıyordu yüreği. Fakat satırlar bir türlü dile gelmiyordu. Yazması gerekiyordu, sadece deliler gibi durmadan yazması. Elleri ağrıdan pes edene kadar yazmalıydı. İçindeki zehri satırlara akıtarak uzaklaşmalıydı bu fenalıklardan. Gözleri kararmıştı artık gözünün önündeki bu düşünce hengamesinden. Doğrulmak için bir hamle yaptı olduğu yerden. Fakat kımıldayamıyordu, adeta beyni olduğu yere hapsetmişti onu. Tutsaktı düşüncelerinde. Çıkış yolu yoktu bu sonsuz düşünce labirentinden. Dönüp dolaşıp aynı senaryo oynanıyordu beyninde. Şuan istediği tek şey kendinden kaçıp gitmekti. Fakat bu, imkansızlıkların eşiğinde olduğunun farkında olmasına neden olmuştu. Saatler ilerledikçe düşünceler daha da fazla beynine hücum eder olmuştu. Bedeninin uykuya yenik düşmesine izin verdi ve uyanıkken bile rüya gören gözleri aniden kapanıverdi. Hayret verici şekilde uyku, hiçbir şey düşünmemesini sağlıyordu. Hatta rüya bile görmüyordu. Fakat bu yarım saatlik huzur çok uzun sürmemişti. Birden bire hayata döndürülen hastalar gibi uyandı anlık uykusundan ve hemen kalemine sarıldı. Boş kağıtların kendisini beklediğini bilerek adeta kelimeleri yaşayarak yazıyordu. Kendini öylesine kaptırmıştı ki kelimeler gönlünden kaleme akıyor, gönlündeki denize tercüman oluyordu. Yazdıkça rahatlıyor, kalbine ferahlık doluyordu. Böyle saatlerce durmadan, dinlenmeden, kolundaki ağrılara aldırmadan yazmıştı. En son yazacakları kısa süreliğine de olsa bittiğinde rahat bir nefes alabilmişti. Şimdi öylesine keyifli, öylesine haz dolu bir insan olmuştu ki yazmaya da, ona bu yazma yeteneğini verene de bir kez daha aşık olmuştu. Yazılarına kimsenin kendini olur olmaz düşüncelere esir edip hayallerini yarıda bırakmaması gerektiğini de eklemişti. Çünkü o, düşüncelerinin esiri olsaydı mutlak cezası yazamamak olacaktı, kağıda kaleme küsecekti. Keşke ile devam eden cümleleri olmasın diye o savaşmayı ve kazanmayı seçmişti. Kelimeleri kendine kale yapmıştı, cümleleri ise kalkan. Bu kadar rahatlamanın ardından soğumuş kahvesinden bir yudum almış ve yazısına noktayı koymuştu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/">Kelimelerin Özgürlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5883</post-id>	</item>
		<item>
		<title>IV. Bölüm / Sevdalı Tanrılar &#8211; Solgun Ahenk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iv-bolum-sevdali-tanrilar-solgun-ahenk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iv-bolum-sevdali-tanrilar-solgun-ahenk/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Nov 2016 14:12:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ata Işınay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5878</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir başıma ayakta durmuş akan nehri izliyordum. Soğuk muydu? &#8221;Bilmiyorum.&#8221; dedim. Suyun tadını merak ediyordum. &#8221;Bilmiyorum.&#8221; dedim. Sadece izliyordum. Bir sürü insanın sesi kulaklarımdaydı. İçimde konuşup duran adam da susmuştu. İçimde, bana küsmüş olan o sessiz adama, şöyle dedim: &#8221;Yaşamın varlığını bir kez daha hissetmek isteyen yaşlı bir hayalet gibiyim. &#8221;Tek isteğim, o temiz ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iv-bolum-sevdali-tanrilar-solgun-ahenk/">IV. Bölüm / Sevdalı Tanrılar &#8211; Solgun Ahenk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Bir başıma ayakta durmuş akan nehri izliyordum.<br />
Soğuk muydu?<br />
&#8221;Bilmiyorum.&#8221; dedim.<br />
Suyun tadını merak ediyordum.<br />
&#8221;Bilmiyorum.&#8221; dedim.<br />
Sadece izliyordum. Bir sürü insanın sesi kulaklarımdaydı. İçimde konuşup duran adam da susmuştu. İçimde, bana küsmüş olan o sessiz adama, şöyle dedim:<br />
&#8221;Yaşamın varlığını bir kez daha hissetmek isteyen yaşlı bir hayalet gibiyim.<br />
&#8221;Tek isteğim, o temiz ve soğuk suya girmek.&#8221;<br />
&#8221;Bedenimin hala acı çekebildiğini öğrenmek istiyorum. Soğuk suyun bedenimde bırakacağı etkiyi hissetmek istiyorum.&#8221; dedim.<br />
Ve saklandığı karanlık yerden çıkagelerek, konuştu:<br />
&#8221;Derinlere gitmektense hala nefes almayı tercih ediyorsun, bunu biliyorum.&#8221; dedi<br />
&#8221;Öyleyse beni vaftiz et, günahlarımı ve kirli bedenimi temizle. Bana yeni bir nefes kapısı vaat edebilir misin? Gözlerimi açmak istediğim o hayatı bana vaat edebilir misin?&#8221; dedim<br />
Susmuştu.  Nehrin kıyısında, gri gökyüzünün altındayım.<br />
&#8221;Bu gün ölmeliyim.&#8221; dedim.<br />
&#8221;Yeniden doğmak için, ölmeliyim.” dedim.<br />
&#8221;Bu gün hakikati bilerek yaşamalıyız.&#8221; dedi içimdeki sessiz adam.<br />
İzliyorum, insanları ve onların etrafındakileri. Her şey o kadar narin gözüküyordu ki, sanki her şey bir parça pamuk ipliğine bağlıydı. Yitip gidecek olanlar için üzülmeye hazır binlerce yüz etrafımdaydı. Ve konuştum:<br />
&#8221;Hiç uyanamadığın bir kabus oldu mu? &#8221;<br />
&#8221;Eğer kabus buysa, uyanmak istiyorum.&#8221; dedim.<br />
Ses yoktu, o gitmişti. Ve ben, artık tamamen yalnızdım. Nehrin kıyısındayım<br />
Güneşte parıldayan saçlarını hatırlıyorum. Gece soluduğun sakin nefesin, şimdi boynumda gezinen eski bir misafir gibiydi. Hatıralarım, artık hiçbiri daha fazla senin değiller. Onları senden çaldım. Artık hepsi benim, hepsi en derinde, hepsi kalbimin en içinde saklı. Hiç unutamadığın güzel bir rüyan oldu mu?<br />
Asla uyanmak istemediğin.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/sXGcvDat4nU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iv-bolum-sevdali-tanrilar-solgun-ahenk/">IV. Bölüm / Sevdalı Tanrılar &#8211; Solgun Ahenk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iv-bolum-sevdali-tanrilar-solgun-ahenk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5878</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Merhaba Bay&#8217;ım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/merhaba-bayim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/merhaba-bayim/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Nov 2016 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesrin Kara]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5869</guid>
				<description><![CDATA[<p>O kadar aşık olunası bir hali var ki, Yıllardır aradığım adamın ruhunu alıp bu Küçüğüm’ün gözlerine bırakmışlar ve ben böyle aptal aşık olunası zamanlarımı pek hatırlamıyorum. Gözlerimi gözlerine bıraksam boğulacak aklım çıkıyor. Öyle derin, öyle mesafeli&#8230; Bunun yüzmeyi bilmemekle bir ilgisi olmamalı… Hem kendime verdiğim sözler var benim; Ne kadar yüzme bilsen bile dibini görmediğin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/merhaba-bayim/">Merhaba Bay&#8217;ım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>O kadar aşık olunası bir hali var ki,</p>
<p>Yıllardır aradığım adamın ruhunu alıp bu Küçüğüm’ün gözlerine bırakmışlar ve ben böyle aptal aşık olunası zamanlarımı pek hatırlamıyorum. Gözlerimi gözlerine bıraksam boğulacak aklım çıkıyor. Öyle derin, öyle mesafeli&#8230;</p>
<p>Bunun yüzmeyi bilmemekle bir ilgisi olmamalı…</p>
<p>Hem kendime verdiğim sözler var benim; Ne kadar yüzme bilsen bile dibini görmediğin sulara girme!</p>
<p>Ve sen beni tahrik ediyorsun bütün tabularımı yıkmaya.</p>
<p>Sonra gece oluyor bazı geceleri seviyorum bayim, başımı yastığa koyuyorum ve hayal ediyorum güzel zamanlarımı&#8230; Sen de tam o sırada kalabalığın içindeki yalnız girerken ben alkışlıyorum tüm dünyayı. Dünyaya gözlerinden bakabildiğim tek adamsın sen.</p>
<p><figure id="attachment_5873" aria-describedby="caption-attachment-5873" style="width: 569px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/papatyalari-sevdigimi-bilmelisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5873 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/papatyalari-sevdigimi-bilmelisi.jpg?resize=569%2C635" alt="ve sen, papatyaları sevdiğimi bilmelisin adam." width="569" height="635" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/papatyalari-sevdigimi-bilmelisi.jpg?w=569&amp;ssl=1 569w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/papatyalari-sevdigimi-bilmelisi.jpg?resize=269%2C300&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 569px) 100vw, 569px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5873" class="wp-caption-text">ve sen, papatyaları sevdiğimi bilmelisin adam.</figcaption></figure></p>
<p>Bir de çiçekler var bayım, mesela bazı çiçekler sonbaharı beklemezler, onlar her mevsim yaprak dökebilirler. Gözleri okyanus kadar derin, acıları bir köpekbalığına yem olmak kadar acınasıyken, intikamları o köpekbalığı olmak gibidir.</p>
<p>Ben bunları biliyorum, sen bana sevmelerini anlat. Ben senin seven yerlerini tanımıyorum.</p>
<p>Dökülen yaprakları bırak, kaç çiçek açtığından, nasıl güzel koktuğundan ve onlara kalemlerin nasıl eşlik ettiğinden&#8230; Şair değil de şiir olduğundan bahset.</p>
<p>Çünkü ben denedim. Ben sana şair değil de şiir olmak istedim.</p>
<p><figure id="attachment_5870" aria-describedby="caption-attachment-5870" style="width: 719px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/asik-oldugun-kisiyi-bulun.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5870 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/asik-oldugun-kisiyi-bulun.jpg?resize=640%2C306" alt="Aşık olacağınız kişiyi bulun, sonra bırakın sizi öldürsün." width="640" height="306" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/asik-oldugun-kisiyi-bulun.jpg?w=719&amp;ssl=1 719w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/asik-oldugun-kisiyi-bulun.jpg?resize=300%2C144&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/asik-oldugun-kisiyi-bulun.jpg?resize=702%2C336&amp;ssl=1 702w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5870" class="wp-caption-text">Aşık olacağınız kişiyi bulun, sonra bırakın sizi öldürsün.</figcaption></figure></p>
<p>Papatyaları hep çok sevdim. Ben papatya olmayı çok isterdim. Dışardan nasıl göründüğümü bilmeden hayal ettim papatya olmayı.</p>
<p>Belki de gül’düm hep dikenlerim vardı benim, çok acıttım çok kanattım bilmeden…</p>
<p>Sarılırken hep battı dikenlerim ve kanadı gidenler. Bu yüzden şair değil şiir olmayı istediler.</p>
<p>Sen isteme, kanayan yerlerin kaleme bulaşmadan yaz, yaz ki şiir olayım sana, çünkü şair olan her yerim kan içinde.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/merhaba-bayim/">Merhaba Bay&#8217;ım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/merhaba-bayim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5869</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaralı Kuş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yarali-kus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yarali-kus/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 06 Nov 2016 08:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5844</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rüzgârına kapıldım gidiyorum, Engel olamıyorum yüreğime, Başıma ne geleceğini göremiyorum. Rüzgarın karşısında dimdik dururdum, Beni düşürmesine asla izin vermezdim, Kanatlarım her şiddette direnirdi, Seni görene kadar. Hangi yöne esersen oraya gittim. Kuzeye gittim güneye gittim, Doğuya gittim batıya gittim, Seni uzaktan öylece izledim. Bana bakıp güldüğün an, Yaşasın “oda bana âşık” dedim. Kalbimi açtığım an [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yarali-kus/">Yaralı Kuş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Rüzgârına kapıldım gidiyorum,</p>
<p>Engel olamıyorum yüreğime,</p>
<p>Başıma ne geleceğini göremiyorum.</p>
<p>Rüzgarın karşısında dimdik dururdum,</p>
<p>Beni düşürmesine asla izin vermezdim,</p>
<p>Kanatlarım her şiddette direnirdi,</p>
<p>Seni görene kadar.</p>
<p>Hangi yöne esersen oraya gittim.</p>
<p>Kuzeye gittim güneye gittim,</p>
<p>Doğuya gittim batıya gittim,</p>
<p>Seni uzaktan öylece izledim.</p>
<p>Bana bakıp güldüğün an,</p>
<p>Yaşasın “oda bana âşık” dedim.</p>
<p>Kalbimi açtığım an sert düştüm.</p>
<p>“Yüreğin acıdı mı “diye sordu kuşlar,</p>
<p>“Hayır, acımadı kanadı. ” dedim.</p>
<p>Sen estikçe ruhuma, kanatlarımı açıp,</p>
<p>Yine uçuyorum yine düşüyorum,</p>
<p>Kanatlarım yine kanamaya başlıyor,</p>
<p>Rüzgârın şiddeti sensin,</p>
<p>Ne olur yavaşla artık,</p>
<p>Bak yaralarım artmaya başladı,</p>
<p>Görmen için düşmem mi gerek,</p>
<p>Sevmen için acıması mı gerek,</p>
<p>Kuşun kalbi acıya daha nasıl dayansın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yarali-kus/">Yaralı Kuş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yarali-kus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5844</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Nov 2016 17:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Devlet Kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5847</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kütüphanemizden yararlanmak istiyorsanız bu bilgi kâğıtlarını doldurmak zorundasınız. Bilgi kataloglarımız mevcuttur. Yazar adlarına göre, kitap adlarına göre ve konuya göre olmak üzere üç çeşittir. En fazla beş kitap veriyoruz. Dilersiniz kitapları teslim ettikten sonra tekrar bir beş kitap daha alabiliyorsunuz. Katalogları nasıl inceleyeceğiniz ve bilgi formlarını nasıl dolduracağınız, duvardaki afişte gösterilmiş durumda. Sormak istediğiniz başka [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Kütüphanemizden yararlanmak istiyorsanız bu bilgi kâğıtlarını doldurmak zorundasınız. Bilgi kataloglarımız mevcuttur. Yazar adlarına göre, kitap adlarına göre ve konuya göre olmak üzere üç çeşittir. En fazla beş kitap veriyoruz. Dilersiniz kitapları teslim ettikten sonra tekrar bir beş kitap daha alabiliyorsunuz. Katalogları nasıl inceleyeceğiniz ve bilgi formlarını nasıl dolduracağınız, duvardaki afişte gösterilmiş durumda. Sormak istediğiniz başka bir şey var mı?</li>
</ul>
<p>Defalarca aynı cümleleri tekrarlayan bir robot gibi konuşmuştu, araya girip başka bir şey sormak ne mümkündü…</p>
<ul>
<li>Teşekkür ederim çok yardımcı oldunuz. Diyebildim. Arkamı dönüp gülüşümü gizledim. Hoşuma gitmişti işini bu kadar ciddiye alışı. Elime beş form alıp, yazar adları kataloğunun önünde durdum. Ahşap kokan çekmecelerden S harfini seçtim. Kartoteksler alfabetik dizilmişti, sıralamada öndeydi <strong>Samed Behrengi</strong>… İşte aradığım kitapları; Küçük Kara Balık, Bir Şeftali Bin Şeftali, Sevgi Masalı; Ulduz ile Konuşan Bebek; Ulduz ile Kargalar.</li>
</ul>
<p>Katalog çekmecesini dışarı çıkardım, az ötemdeki genç adamın yaptığı gibi çekmeceleri koymak için her harf kataloğunun altında bulunan, ahşaptan, sürgülü tablayı çekip üzerine yerleştirdim. Sırayla yazdım kitap bilgilerini, kendi bilgilerimi, ayrı ayrı özenle doldurdum formları. Çekmeceyi yerine yerleştirip, tablayı sürgüledim gerisin geri.</p>
<p><figure id="attachment_5850" aria-describedby="caption-attachment-5850" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5850 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?resize=450%2C338" alt="Katalog Çekmeceleri" width="450" height="338" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5850" class="wp-caption-text">Katalog Çekmeceleri</figcaption></figure></p>
<p>Genç kütüphanecinin bankosuna vardım. Kısa gülümsemelerle cevap veriyordu her soruma, gözlerini aniden yere indiriyordu sonra. Pek konuşkan olmadığı her halinden belliydi. Benden başka iki ziyaretçi daha vardı sabahın bu erken mesai saatinde. Mis gibi yeni demlenmiş çay kokuyordu kütüphanenin içi. Açılığımı yüzüme vuruyordu sanki.</p>
<ul>
<li>Çayı siz mi demliyordunuz? diye sordum.</li>
<li>Arka bahçede kantin var, oturacak yer de, taze simitleri de güzeldir. Dedi. Acıkmış olduğumu fark ederek. Kısa gülümseyişiyle,</li>
<li>Alayım elinizdekileri deyip,  formlara göz gezdirdi.</li>
<li>Öğretmen? Ne öğretmenisiniz?</li>
<li>Edebiyat.</li>
<li>Çocuk edebiyatına meraklısınız sanırım.</li>
<li>Ha… Evet evet, yani edebiyatın her türlüsüne aslında. Bu gün <em>Samed Behrengi</em>’yi seçtim.</li>
<li>Ben de çok severim <strong>Samed Behrengi</strong>’yi. Özellikle <strong>Küçük Kara Balık</strong>’ı. 11 yaşında okumuştum. Sonra hayatım değişti. Dedi, yüzünden bir duman geçti. Kısa gülümsemesini atamadan buğulu gözlerini yere indirdi.</li>
<li>Öyle mi merak ettim, on bir yaşında bir çocuğun hayatı nasıl değişir bir çocuk kitabından?</li>
<li>Değişir, dedi. Ondan beklenmeyecek bir sertlikte.</li>
<li>Yaşadığınız yerden çıkıp başka hayatları merak edersiniz, küçük çevrenizden kopup kendinizi büyük bir okyanusun içine atıverirsiniz. Cesaret gösterirsiniz, aynı denizde yüzmek, aynı denizde ölmek istemezsiniz. Pelikanlardan habersiz, başka başka canlıları tanırsınız, hatta seversiniz onları. Bir gün, bir pelikanın kursağında yem olacağınızı bildiğiniz halde&#8230;</li>
</ul>
<p>Öyle içten döküldü ki kelimeler ağzından, daha fazla soramadım, öyküsünün gerisini araştıramadım.</p>
<ul>
<li>Haklısınız, sanırım. Diyebildim yalnızca. Onu kırmış olmaktan bu sefer ben utanmıştım.</li>
<li>İmzanızı atmamışsınız. Dedi, formları uzatarak.  Her birine ayrı ayrı lütfen&#8230;</li>
</ul>
<p>Elinden formları aldım, sıkıntım daha da artmıştı. Sürgün bir öğretmen olarak gerçek imzamı atmak fikri beni terletmişti. Hemen uydurma bir imza attım. Kolay bir şey olsun diye soyadımın baş harfini karalayıp verdim, her bir form için ayrı ayrı… Dikkat etmedi attığım imzalara. Rahatladım. Uzun zamandır devlet müesseselerinden uzak durmanın verdiği acemilik vardı üzerimde, belli etmek istemedim.</p>
<ul>
<li>Kitaplarınız depodan çıkarılacak biraz beklemeniz gerek, dilerseniz kantinde çay içebilirsiniz,  dedi.</li>
<li>Çok teşekkür ederim, dedim. Unutmayın, her pelikanı öldürecek bir kılıç bulunur aranırsa&#8230;</li>
<li>Kılçıktan bile mi olsa? dedi&#8230;</li>
</ul>
<p>Başımı sallayarak evetledim. Gözlerini bir anlığına gözlerime değdirerek, beni anladığını hissettirdi, gülümsemesi bu sefer içtendi.</p>
<p>Taze çay fikrine bayılmıştım, zaten açlığım da dayanılmaz bir hal almıştı. Gösterdiği taraftan bahçeye çıktım. Küçük bir nefes alma yeriydi. Bir avluydu burası. Dört bir tarafı duvarla kaplı, iki ağaçlık bir bahçecik… Hercai menekşeleri çiçek açmıştı, mor, beyaz, sarı… Ayaklıklı kül tablalarından burada sigara içilebildiğini anladım. Kantinci yaşlıca bir bayandı, hafif kamburu çıkmış… Başörtülü, yüzü sıcak, kırışık, içten, güler yüzlü… Buyur etti beni, uzun kantin taburelerinden birine oturdum. Taze çay kokusundan midemin gurultusu duyuldu. Ben söylemeden bir tabağa sıcak simit ve karper peyniri koymuştu, su bardağı dolusu çayla geldi yanıma.</p>
<ul>
<li>Utangaç bir ifadeyle,  Sormadım ama dedi.  Var mı bir eksiğim?</li>
<li>Estağfurullah, ne eksiği fazlası var, dedim. Hafifçe omzuna dokunarak… Mavi gözlerinin içi güldü.</li>
<li>Ellerinize sağlık, dedim. Çok acıkmışım.</li>
<li>Öyle olur, dedi, Buraya gelenler hep çok açtır. Mideleri doyurmak benim işim, yürekleri doyurmak ise kütüphanecilerin. Göz kırpıp ayrıldı yanımdan.</li>
</ul>
<p>Uzun zaman olmuştu insanlarla yakın ilişkiler kurmayalı. Yaban hayatından çıkmış gibiydim. Kendi ürkekliğimden kendim çekindim. İnsanlara değil güvenmek, onlarla aynı havayı solumaya bile tahammülüm yoktu. Yüreğim kırgınlıklar ve kızgınlıklarla doluydu. İnsanoğlunun acımasızlığından, merhametsizliğinden yılmıştım. Güzel olan ne varsa üzerine basıp geçiyorlardı. Kendilerinden olmayanı yok edici silahlarıyla dışlıyorlar ya da sürgüne yolluyorlardı. Öğretmenlik hayatımın son on senesini sürgünde geçirmiştim. Kimsenin gitmeyeceği kasabalarda yüzlerce öğrencim olmuştu. Okutulması yasak ne kadar eser varsa o ücra köşelerde bilgiye susamış gençlere taşıyan bir ırmak olmuştum. Bu yüzden belki de <strong>Samed Behrengi</strong> gibi bir görev üstlenmiştim kendi kendimce.</p>
<ul>
<li>Bir bardak daha vereyim mi?</li>
<li>Teşekkür ederim almayayım, çok güzel olmuştu demi, kokusu yerindeydi. Kitaplarım gelmiştir, ben şimdilik müsade isteyeyim. Ama öğle yemeğinde bir tostunuzu yerim.</li>
<li>Beklerim, dedi&#8230; Kaşarım taze, sucuğum Kayseridendir ona göre&#8230;</li>
<li>Öyle ise öğleye görüşmek üzere&#8230;</li>
</ul>
<p>Borcumu ödeyip kantinden çıktım genç kütüphanecinin tarafına yöneldim. Sıcak demli çay, taze çıtır simit ve en önemlisi iyilik dolu bir çift göz bana iyi gelmişti.Tam düşündüğüm gibi kitaplarım da gelmişti. Eski baskılı, köşelerindeki etiketlerde İstanbul Devlet Kütüphanesi damgalı, numaralı kitaplar… Bir an da onların da hapishanesi burası diye geçirdim içimden. Arşiv odalarının tozlu raflarında yıllarca gün ışığından yoksun bekliyorlardı. Bir okuyucu gelip onları seçtiğinde ancak açık görüşe çıkabiliyorlardı.Tıpkı bir mahpus gibiydiler. Bilgiyi, sanatı koca koca odalara hapsediyorduk aslında. Çok eski bir kütüphaneydi burası. Yüzyılı aşmıştı, devlet eliyle kurulan ilk kütüphaneydi. Devlet kitapları ziyaretçilerine açmıştı. Kütüphanedeki kitapların hapishane ziyaretçisi mi oluyordu yani okurlar?</p>
<p>Kitaplarımı ve masa numaramı aldım, artık okuma salonuna geçiyorum… Görüşme odasına bir anlamda. Eski, yüksek kapısından içeri giriyorum. Öyle karanlık ki ortalık, gözlerimin alışması zaman alıyor. Her yer ahşap, eski mekân, masalar, sandalyeler, zemin gıcırdıyor yürürken… Yeşil meşin kaplı sandalyeler… Masa numaramı bulup oturuyorum. Sandalyemin süngerleri yırtık ama aldırmıyorum. Burada her şey numaralı bütün eşyalar, her şey etiketlenmiş durumda. Ben bile diyorum içimden. 15 numaralı masam, sandalyem ve masa lambam… 15 numarayım ben… Işığı açıyorum, çıt sesi yankılanıyor sessizliğin içinde… Derin bir yalnızlık ve huzur hissediyorum, banker masa lambamın loş ışığı aydınlatıyor ortalığı. Rahatsız sandalyemde rahatı buluyorum, hiç kimse yok benden başka… Kubbelere bakıyorum her şey o kadar eski ki, ben içinde yenileniyorum… Sanki yıllardır bu mekânı arıyordum, evime gelmiş gibiyim, ait olduğum meskenimi bulmuşçasına rahatlıyorum.</p>
<p><figure id="attachment_5849" aria-describedby="caption-attachment-5849" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5849 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Küçük Kara Balık" width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5849" class="wp-caption-text">Küçük Kara Balık</figcaption></figure></p>
<p>İlk kitabım Küçük Kara Balık. Yüreğim sızlıyor, kenarları ciltlenmiş ama ilk baskısı olduğunu biliyorum kapağından tanıyorum.</p>
<p><strong>Masamın ışığında güzel bir yüzün hayaliyle aydınlanıyorum. </strong></p>
<p>“Kış ortasında bir akşam vaktiydi. Denizin en derin yerinde, yaşlı mı yaşlı bir balık nine sayıları on iki bini bulan çocuklarıyla torunlarını çevresine toplamış, onlara bir masal anlatıyordu.”</p>
<p>“Bir varmış bir yokmuş, bir Küçük Kara Balık varmış; bu Küçük Kara Balık annesiyle birlikte bir derede yaşarmış… Her gün, sabahtan akşama kadar, Küçük Kara Balık, annesinin peşine takılır, oraya buraya yüzermiş…</p>
<p>Küçük Kara Balık, günlerdir düşünüp duruyormuş. Orada burada dolaşırken çoğu kez annesinin arkasında kalıyormuş, annesi de onun biraz hasta olduğunu, yakında yeniden sağlığına kavuşacağını sanıyormuş…”</p>
<p>Evet, hastaydım. Yıllardır çektiğim böbrek hastalığım nedeniyle gitmiştim doktora. İri kahverengi gözlerini dikmiş öylece bilge laflar ediyordu karşımda yaşına, başına bakmadan.</p>
<ul>
<li>Bizden olmayanı ayrık otu gibi koparıp atarız, rahatımız düzenimiz bozulmasın isteriz. Oysa ayrık otu o kadar şifalı bir bitkidir ki, grip, soğuk algılığı, öksürük ve nezlenin bir numaralı tedavi edicisidir. İdrar söktürür, böbrek taşlarına, iltihaba iyi gelir. Kanı temizler, böbrek hastalarına ben hep bu otu tavsiye ederim.</li>
</ul>
<p>O konuşuyordu boyuna insan muhabbetine hasret ben, onun ince, yumuşak ama bir o kadar da kararlı ve hükmedici sesini dinliyordum. Kaç yaşında acaba diye geçiriyordum içimden. Doktor olduğuna göre o kadar da küçük olmamalıydı yaşı. Bir sevdiği var mıdır acaba? Ardında bıraktığı bir nişanlısı…</p>
<p><em>Yüreğim sıkışıyor, nasıl unutacağım ben seni. Hasretine alıştım, beklemiyorum artık gül yüzünü görmeyi. Aldığım en son haber İstanbul’a döndüğüne dairdi. Bak çıkıp geldim işte peşinden. İzini süren bir av köpeği gibi… </em></p>
<p>Not defterimi çıkarıp aklıma gelenleri kâğıda geçirdim.</p>
<p><em>Çok özlemişim seni. Muhabbetini, neşeni, her soruna bulduğun çözümlerini… Hiçbir şeyi dert etmezdin. Bir ömür yaşayabilirdim seninle, hayatımın gülümseyen yüzüydün. Ben ise? Pişman mıyım yaptıklarıma?  Nasıl da yıktım bir öfke anında, ellerimizle ilmek ilmek ördüğümüz sevgimizi…</em></p>
<p>“<strong>Samed Behrengi</strong> gibisin” demiştin bana. “Ama sonun öyle olmasın sakın. Allah’tan 29 yaşını çoktan geçmişsin. Senin bir yerlerde ölü bulunduğun haberini almayacağım şükür.”</p>
<p><em>Yaşıyor muyum gerçekten? Ah! Küçük Kara Balık, evinden yuvandan ayrılıp bu kadar uzağa gelmeye cesaret ettiğin için sağ olasın. Yoksa nerden bulurdum ben seni.  Sana bunu hiç söylememiştim. Söylese miydim?  Ben senin kadar cesur değildim. Elimde kamam, balıkçıl kuşlarını öldüreyim. Sessizliğimle kendimi öldürdüm yalnızca, sen bir ceylan gibi dolanırken etrafımda, beni yeniden taşırken hayata, ben bir avcı gibi vurdum seni! Bu hayatta en çok sevdiğimi… </em></p>
<p><em>Sen doğum günümde hediye etmiştin bana en kıymetlini&#8230; ‘Sana verebilecek başka hediye bulamadım Artvin’de ‘ demiştin. Ah! Küçük Kara Balık ben onu öfkeme salıp, sandal yaptım, denizlere bıraktım… Senin sevgini, güvenini hiçe saydım, gururuma yenik düştüm… Ah! Şimdi nerelerdesin Küçük Kara Balık?</em></p>
<p><strong>Nerelerdesin sevdiğim?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5847</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Nov 2016 13:56:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5824</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah uyandığımda Akop ile Mert’i gördüm karşımda. Yorgun yatınca öğlene kadar uyumuşum. Meraklandıkları için eve kadar gelmişler. Hemen hazırlanıp çıktık evden. İlyas’ın çalıştığı berberden tabure getirip koymuşlar. Masada çok küçük gibi geldi gözüme. Oturunca iyice küçük kaldım. Koca mahallenin kahramanı burada mı imza dağıtacak. Koltuk filan yok mu diye de geçirdim içimden. Beklemeye başladık insanları. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah uyandığımda Akop ile Mert’i gördüm karşımda. Yorgun yatınca öğlene kadar uyumuşum. Meraklandıkları için eve kadar gelmişler. Hemen hazırlanıp çıktık evden. İlyas’ın çalıştığı berberden tabure getirip koymuşlar. Masada çok küçük gibi geldi gözüme. Oturunca iyice küçük kaldım. Koca mahallenin kahramanı burada mı imza dağıtacak. Koltuk filan yok mu diye de geçirdim içimden. Beklemeye başladık insanları. 5 TL karşılığında imza mı alacak olmaları hoşlarına gitmiştir herhalde. Zaten tanıtım amaçlı indirimli bir fiyattı bu. Daha sonra yükseltecektik fiyatı. Ben taburede otururken Mert ile Akop’ta yanımda duruyordu. İnsanların akın etmesini bekliyorduk. Evden getirdiği onlarca tükenmez kalem, masanın üzerine dağılmıştı. Biraz sonra ayağa kalkıp yürüdüm. Uyuşmuştu bacaklarım. Biraz daha bekledikten sonra kimsenin gelmeyeceğini anladım. Üyelerime hiçbir şey söylemeden eve doğru gittim. Köşeyi döndükten sonra kalabalığın içine daldım. Bugün pazar mı vardı burada? Biraz daha ilerledim. Sude’nin evine doğru daha da artıyordu insan sayısı. Ne olmuştu ki burada? Çok zor ilerliyordum artık. Evin önüne geldiğimde kapı kapalıydı. İnsanlar, beni görünce alkışa başlamıştı. İmza için gelen insanlardı bunlar. Hemen kapının önünde başlamıştım imzalara. Elim yorulana kadar imzaladım kâğıtları. Yeni öğrendiğim imzamı atmaya çalışırken verilen paralar da cebimi doldurmuştu. Annem, pencereden dayak atacağını çeşitli hareketler ile anlatmaya çalışsa da ben işime konsantre olmuştum. İmzalar bitince evin zilini çaldım. Kapıyı açan annemin elindeki terlik, birçok anımın canlanmasına vesile oldu. Koşarak içeri girdim. Cebimdeki paraları çıkarıp arkamdan gelen anneme uzattım. Her zamanki gibi parayı görünce biraz yumuşadı, sarıldı. Bozuk olanları bana vereceğini söyleyip kâğıtları, cüzdanına koydu. Oradan alamayacağımı zannediyordu. Sonuçta artık para kazanan bir oğlu vardı. Gururlanmasına engel olmadım. Keyfini çıkartmasına izin verdim. Akşam gelince babama da durumu anlattı. Biraz kızsa da daha sonra parayı görünce mutlu oldu. Durumu Sude’nin ailesine de bahsettiler. Biraz daha yükselmiştim Sude’nin gözünde. Her şey güzel gidiyordu. Sude’nin anlatılanlardan sonra bana bakarak gülümsemesi hoşuma gidiyordu. Aramızda bir şeyler mi canlanıyordu acaba? Yemekler keyifli bir şekilde yine yenmişti. Artık iyice alışmıştık birbirimize. Daha evlenmeden iç güveysi mi olmuştum dayım gibi. Çok da iyi bir şey değil galiba bu. Hep kızıyorlardı dayıma çünkü. Çaylar içildikten sonra çalınan zilin sebebi anlaşılamadı. Saat çok geçti. Babamlar kapıyı açınca karşılarında polisleri gördük. Babam bana bakıp “seninle mi ilgili” diye sordu göz işaretleriyle. “yok, babacığım” diye gözümle soruyu cevapladıktan sonra polis amcalara doğru döndü suratlarımız. Elindeki kâğıdı okumaya başladı. Çok uzun olduğu için bir türlü bitmiyordu okunanlar. Sorun büyüktü anlaşılan.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5824</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Taş Kağıt Silah</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-silah/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-silah/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Nov 2016 14:34:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5785</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kolumda bir ağırlık var Gövdesinden büyük insanlığın Zamana ayna tuttuğu Dokunulmaz bekçileri &#160; Susarak aradığım boşluklar Her eksende kaybolduğum Işıksız bir dünyanın Çarpışık gözlere ulaşan İnce ipince bir tılsımda Aradığım, umduğum gibi Yaşamak serüvenleri çocuk penceresinden &#160; Dillerin yorgunluğundan Sahte tebessümlere Uzun bir yol harcayıp Göğüslediğim gibi, hayat &#160; Gözlerimin önünde çizgisiz Kalemin doruğundan evleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-silah/">Taş Kağıt Silah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kolumda bir ağırlık var</p>
<p>Gövdesinden büyük insanlığın</p>
<p>Zamana ayna tuttuğu</p>
<p>Dokunulmaz bekçileri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Susarak aradığım boşluklar</p>
<p>Her eksende kaybolduğum</p>
<p>Işıksız bir dünyanın</p>
<p>Çarpışık gözlere ulaşan</p>
<p>İnce ipince bir tılsımda</p>
<p>Aradığım, umduğum gibi</p>
<p>Yaşamak serüvenleri çocuk penceresinden</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dillerin yorgunluğundan</p>
<p>Sahte tebessümlere</p>
<p>Uzun bir yol harcayıp</p>
<p>Göğüslediğim gibi, hayat</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gözlerimin önünde çizgisiz</p>
<p>Kalemin doruğundan evleri</p>
<p>Sükuta ermiş bir nevi derviş</p>
<p>Dağınık parçalarım püsküllü kırlentte</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adım adım yanında</p>
<p>Hem uzağında</p>
<p>Hem kanında</p>
<p>Toprağın batağında</p>
<p>Yaşamak gibi aşk’ı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kum dolu bedenlere</p>
<p>Torba niyetiyle hükmetmeyi</p>
<p>Çarpık bir yüzyılın ardında</p>
<p>Kilitlere bürünmeyi irtica sanarak</p>
<p>Dolu bir bardağa</p>
<p>Şeklini veremeyen o akışkan şey</p>
<p>Damağıma yapışan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Su serpintisi gibi boş yüreklerin</p>
<p>Kuşkusuz omuzlarında yatan</p>
<p>Şadırvan oluklarına damlayan</p>
<p>Rahmet vakitlerinde</p>
<p>Ucunda ince temrenli oklar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bağcının nefesini düğümleyen</p>
<p>Taşların gölgesinde</p>
<p>Ölüm rüzgarlarına kapılıp</p>
<p>Bahara uzandı</p>
<p>Minik yürekler</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-silah/">Taş Kağıt Silah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-silah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5785</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Balıkesir&#8217;de Sıradan Bir Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Nov 2016 05:58:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[S. Emre Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5771</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tolga’yla saat üç buçuk gibi Saffet Abi’de buluşacaktık. Burası liseden beri geldiğimiz, adını mekanın sahibinden alan çay eviydi. Çay evi deyip geçmek eksik olurdu, çünkü burası Balıkesirli gençlerin bir nevi buluşma yeriydi. Tolga’yla ne zaman görüşecek olsak bana buluşma saatiyle birlikte bu çay evinin ismini söyler (“On iki buçuk, Saffet”) ve buluşma saatinden 15-20 dakika [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/">Balıkesir&#8217;de Sıradan Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tolga’yla saat üç buçuk gibi Saffet Abi’de buluşacaktık. Burası liseden beri geldiğimiz, adını mekanın sahibinden alan çay eviydi. Çay evi deyip geçmek eksik olurdu, çünkü burası Balıkesirli gençlerin bir nevi buluşma yeriydi. Tolga’yla ne zaman görüşecek olsak bana buluşma saatiyle birlikte bu çay evinin ismini söyler (“On iki buçuk, Saffet”) ve buluşma saatinden 15-20 dakika önce buraya gelip meyveli sodasını içmiş olurdu. Ama bu seferki buluşmada söylediği saatten önce ilk defa Saffet Abi’de yoktu. Buluşma saati geldiğinde de ortalıklarda görünmedi. İki çayla beş sigara içtiğim 42 dakika boyunca da Tolga, Saffet Abi’ye gelmedi.</p>
<p><figure id="attachment_5775" aria-describedby="caption-attachment-5775" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/saffetcan.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5775 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/saffetcan.jpg?resize=640%2C480" alt="Üçüncü çayı söylemek yerine -çay dağıtan çocuk demir tepsisiyle yanı başımda dolanıp duruyordu." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/saffetcan.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/saffetcan.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5775" class="wp-caption-text">Üçüncü çayı söylemek yerine -çay dağıtan çocuk demir tepsisiyle yanı başımda dolanıp duruyordu.</figcaption></figure></p>
<p>Üçüncü çayı söylemek yerine -çay dağıtan çocuk demir tepsisiyle yanı başımda dolanıp duruyordu- Tolga’yı aramaya karar verdim. Hem daha önce niye aramamıştım ki, sanırım tek başıma çay sigara yapmak hoşuma gitmişti ama bir süreden sonra yalnızlığın verdiği hüzün duygusu sol yanıma doğru kan ponpalamaya başlamış, ben de durumun ciddiyetini kavramıştım. Bu acil durum alarmıydı, eğer biraz daha geç kalırsam yalnızlık beni esir alacak ve Tolga dahil başka hiç kimseyle görüşmek istemeyecektim. Akıllı telefonumun rehberinde hemen Tolga Balıkesir’i bulup yeşil arama tuşuna dokundum. Bir süre sonra telesekreterin mekanik ve halden anlamaz sesi duyuldu: “Aradığınız numaraya şu anda ulaşamıyor, lütfen daha sonra&#8230;” Kapattım. Daha sonra falan deneyemezdim. İnsan bir saat de bekletilmez ki kardeşim (halbuki bir saatin dolmasına daha 12 dakika vardı). Tabureyle aynı yükseklikteki küçük ahşap masaya iki çay parası bırakıp Şan’a doğru yürümeye başladım.</p>
<p><figure id="attachment_5774" aria-describedby="caption-attachment-5774" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/cay-evi-ve-arkadas-masasi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5774 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/cay-evi-ve-arkadas-masasi.jpg?resize=640%2C853" alt="Şan Cafe ise Balıkesir gençlerinin ikinci uğrak yeriydi." width="640" height="853" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/cay-evi-ve-arkadas-masasi.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/cay-evi-ve-arkadas-masasi.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5774" class="wp-caption-text">Şan Cafe ise Balıkesir gençlerinin ikinci uğrak yeriydi.</figcaption></figure></p>
<p>Şan Cafe ise Balıkesir gençlerinin ikinci uğrak yeriydi. Saffet’de buluşma ritüelinden sonra doğruca buraya gelinir, batak ya da king atılırdı. Şan’da iki saat önce Saffet’de buluşmuş en az dört kişilik bir ekibin olduğuna emindim. Evet işte Ulaş’ın elindeki iskambil destesine masum ve düşünceli bakan yüzünü görmüştüm bile. Masum ve çocuk yüzü her zamanki Ulaş yüzüydü, düşünceli yüzünün nedeni ise king’de cezaya kalmış olmasıydı. Koz söyleme hakkı bitmişti, mecburen el almaz diyecekti ama elinde 3 as, 3 papaz, 2 de kız vardı. Bu son eldi ve batmaması için beşten fazla almaması gerekiyordu. Tolga karşıdan her zamanki neşeli tavrıyla seslendi: “Hadi kanka, bugün oynıcan mı?”. Ulaş elindeki kağıtlara bir daha baktı ve &#8230; bir dakika, az önce Ulaş’a kim seslenmişti? Başımı kaldırıp baktım: Tolga’ydı!</p>
<p>“Lan puşt, sen ne arıyon burda! Ben bir saattir seni bekledim ya Saffet’te&#8230;”</p>
<p>“Ya kanka ben seni yarım saat bekledim gelmedin, sen gelmeyince ben de Şan’a geçtim.”</p>
<p>“Nasıl bekledin pezevenk! Ben bir saattir ordayım!”</p>
<p>“Niye bir saattir ordasın ki?”</p>
<p>Tolga ağzımdan çıkacak her söz sanki bir kahkaha malzemesiymiş gibi dikkatle yüzüme bakıyordu.</p>
<p>“La oğlum sen üç buçukta buluşalım demedin mi?”</p>
<p>Evet, Tolga her kelimenin hakkını vererek tam 7 hayır 8 saniye boyunca aralıksız güldü.</p>
<p><figure id="attachment_5772" aria-describedby="caption-attachment-5772" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/balikesir.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5772 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/balikesir.jpg?resize=640%2C360" alt="Balıkesir'de yaşamak..." width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/balikesir.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/balikesir.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5772" class="wp-caption-text">Balıkesir&#8217;de yaşamak&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Ankara‘da makine mühendisliği okumanın verdiği özgüven ve kabalıkla esaslı bir küfür savurdum. 8 saniye nihayet dolmuştu. Tolga kendine gelip “Kanka ben sana iki buçuk da buluşalım diye mesaj attım ya sonra” dedi.</p>
<p>Doktor Yekta’nın karşısında oturan Anıl Can sözü aldı, cümlesini bitirdikten sonra onun da en az 5 saniyelik bir kahkaha patlatacağı belliydi: “Ya ben de diyorum Tolga niye bana durduk yere ‘İki buçuk, Saffet” diye mesaj attı”.</p>
<p>Ben hariç herkes yine kahkahalarla gülmeye başladı. Bu seferki tam 12 saniye sürdü. Eli 8 almış Ulaş bile kartları masaya koymuş katıksız gülüyordu.</p>
<p>“Hepinizin &#8230;” diye başlayan bir küfür daha savurdum. Bu sefer fazlasıyla hak ediyorlardı. Tolga’ya beni yarım saat bekleyip de neden aramadığını sormadım, belli ki şarjı bitmişti; hem onlara yeni bir kahkaha malzemesi daha sunmak istemiyordum. Ses çıkarmadan masadaki tüm hesabın kendisine kaldığı Ulaş’ın yerine geçtim. Onlara para yerine çay ve kahve pullarının ortaya konulduğu kumar masasında hadlerini bildirecektim. Kartları karmaya başladım ve birden bu çocukları ne kadar çok sevdiğimi  düşündüm.</p>
<p>Kartları birer birer dağıtırken “Hepinizin&#8230;” diye başlayıp küfrümün sonunu getiremeden kendim de kahkahalarla gülmeye başladım. O sırada hepimiz bir yerden tanıdığımız ama kim olduğunu tam çıkaramadığımız bir ses duyduk.</p>
<p>Dış ses:</p>
<p>“Hayat sanırım sıradan şeylerle eğlenip farklı mutluluklar bulmaya çalışırken sıkılmaktan ibaretti. Eğer Balıkesir’de yaşıyorsanız bu daha bir belirgindi.”</p>
<p>“Neyse boş verin, kimse kim. Koz söyle lan ibne.” dedim Tolga’ya hala kızgınmışım gibi sahte bir tavırla.</p>
<p>Tolga: “Senin güzel hatırın için kupa diyorum Doğuşçuğum”</p>
<p>Dış ses (alınmış ve umursamaz bir tavırla):</p>
<p>“Evet Balıkesir’deyseniz bu daha bir belirgin&#8230;”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/">Balıkesir&#8217;de Sıradan Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5771</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sensizliğin Koynunda Hasretine Sarıldım Sımsıkı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 07:12:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5740</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Allah sevdiği kulunu ihtiyaç duyulan yere gönderir.” Sımsıkı sarılırdım hasretine sensizliğin koynunda. Başımı yaslardım küf kokan dopdolu yalnızlığıma. Ağlardım uykumda mışıl mışıl, Seher vakti gelinceye dek… Günler geceler böyle sürerdi yokluğunda. Özlemi avuçlarıma alıp yüzüme sürerdim, Sen kokuyorsun diye. Zaman akardı yanı başımda başıbozuk, umarsız. Görmezden gelirdi gözlerimin karasını, Öylesine değmeden geçip giderdi, Her deminde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/">Sensizliğin Koynunda Hasretine Sarıldım Sımsıkı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Allah sevdiği kulunu ihtiyaç duyulan yere gönderir.”</em></p>
<p>Sımsıkı sarılırdım hasretine sensizliğin koynunda.</p>
<p>Başımı yaslardım küf kokan dopdolu yalnızlığıma.</p>
<p>Ağlardım uykumda mışıl mışıl,</p>
<p>Seher vakti gelinceye dek…</p>
<p>Günler geceler böyle sürerdi yokluğunda.</p>
<p>Özlemi avuçlarıma alıp yüzüme sürerdim,</p>
<p>Sen kokuyorsun diye.</p>
<p>Zaman akardı yanı başımda başıbozuk, umarsız.</p>
<p>Görmezden gelirdi gözlerimin karasını,</p>
<p>Öylesine değmeden geçip giderdi,</p>
<p>Her deminde beni biraz daha yalnız bırakıp…</p>
<p>Ta ki zaman demi demlendiğinde,</p>
<p>Kıyamadı gözyaşlarımın suladığı sessizliğime.</p>
<p>Bir çiçek büyüttü aşkımın dallarında,</p>
<p>Kurumuş, sararan yaprakları arasında,</p>
<p>Filiz verdi sonsuz sevgim.</p>
<p>Bir de baktım ki ne göreyim?</p>
<p>Fidan da benmişim çiçek açan filiz de!</p>
<p>Sahi nerede şimdi gül kokan gülüşlerin?</p>
<p>Gecenin sırlanmış mateminde bir türkü tutturduk.</p>
<p>Ben ve kendim…</p>
<p><strong>&#8220;Yar yolunu kolladım, beyaz mendil salladım, ona çiçek yolladım Akasyalar açarken&#8221;</strong></p>
<p>Gecelere dikildik elif gibi,</p>
<p>Ayaza inat avaz avaz serildik boylu boyunca,</p>
<p>Kulaklarımızla sesimizin yankısını dinledik…</p>
<p>Dizdik ellerimizle sabır sabır habbeleri,</p>
<p>Otuz üç saydık da bir nişane koyduk aralarına,</p>
<p>Bir boğum attık imameye,</p>
<p>Hatimesini ekledik, çivisini taktık…</p>
<p>Püskülünü koyduk usulca,</p>
<p>Böylece tamam eyledik kader Tesbih’ini</p>
<p>Acılarımızla ömür ipine sıraladık her birini tane tane…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/">Sensizliğin Koynunda Hasretine Sarıldım Sımsıkı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5740</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Geyikli Gece’de Yaşamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/geyikli-gecede-yasamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/geyikli-gecede-yasamak/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Oct 2016 09:10:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[S. Emre Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[2. yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Turgut Uyar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5700</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatı ne kadar anlamlı yaşıyoruz? Şu teknolojik gelişmelere boğulduğumuz çağda gerçek anlamda bir şeylere, ailemize, dostlarımıza, sevgilimize ne kadar değer veriyoruz? Yaptığımız işlerde, takındığımız tavırlarda gerçekten samimi miyiz; yoksa durmadan yüzümüze maskeler takma ihtiyacı mı duyuyoruz? Sosyal medya dışında yüz yüze iletişimde olduğumuz kaç kişi var. 1) Hayatı o kadar da anlamlı yaşadığımız söylenemez. Hem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geyikli-gecede-yasamak/">Geyikli Gece’de Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatı ne kadar anlamlı yaşıyoruz? Şu teknolojik gelişmelere boğulduğumuz çağda gerçek anlamda bir şeylere, ailemize, dostlarımıza, sevgilimize ne kadar değer veriyoruz? Yaptığımız işlerde, takındığımız tavırlarda gerçekten samimi miyiz; yoksa durmadan yüzümüze maskeler takma ihtiyacı mı duyuyoruz? Sosyal medya dışında yüz yüze iletişimde olduğumuz kaç kişi var.</p>
<p><strong>1)</strong> Hayatı o kadar da anlamlı yaşadığımız söylenemez. Hem bu anlamlı yaşamak da neyin nesi… Bir şeylere anlam yüklemek nedir ki; anlam yüklesem ne olacak, yüklemesem ne olacak. Günlük koşuşturmalardan neye zamanım kalıyor ki; kendime bile bir anlam yükleyemediğim şu dünyada başka neye anlam yükleyebilirim…</p>
<p><figure id="attachment_5701" aria-describedby="caption-attachment-5701" style="width: 769px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/2-yeni-turgut-uyar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5701 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/2-yeni-turgut-uyar.jpg?resize=640%2C358" alt="2. Yeni'nin en güzide şairi Turgut Uyar." width="640" height="358" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/2-yeni-turgut-uyar.jpg?w=769&amp;ssl=1 769w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/2-yeni-turgut-uyar.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5701" class="wp-caption-text">2. Yeni&#8217;nin en güzide şairi Turgut Uyar.</figcaption></figure></p>
<h2>Turgut Uyar – Geyikli Gece</h2>
<p>Yanlış! Tüm yoğunluğa ve iş stresine rağmen hayata, geleceğe en başta da kendimize bir anlam yükleyebilmemiz lazım. Anlam’dan kastettiğim, sevdiğimiz her şeyi an’makla, bunların farkına varıp ne olduklarını anlamak’la ilgili bir şey. An’maktan, anlamak’tan yoksun bir dünyada yaşamak Sisifos çilesinden başka nedir ki… <strong>Turgut Uyar</strong>’ın <em>Geyikli Gece</em>’deki mısralarını hatırlayalım, teknolojiden, sosyal mecradan ve asfalt dünyadan kendimizi bir an olsun uzaklaştıralım; kendimizi <strong>geyikli gece</strong>nin kucağına atalım:</p>
<p><figure id="attachment_5703" aria-describedby="caption-attachment-5703" style="width: 614px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikli-gece.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5703 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikli-gece.jpg?resize=614%2C475" alt="Geyikli Gece" width="614" height="475" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikli-gece.jpg?w=614&amp;ssl=1 614w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikli-gece.jpg?resize=300%2C232&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 614px) 100vw, 614px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5703" class="wp-caption-text">Geyikli Gece</figcaption></figure></p>
<p><em>Geyikli geceyi hep bilmelisiniz</em></p>
<p><em>Yeşil yabanıl uzak ormanlarda</em></p>
<p><em>Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan</em></p>
<p><em>Hepimizi vakitten kurtaracak</em></p>
<p><em>…</em></p>
<p><em>Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı</em></p>
<p><em>Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk</em></p>
<p><em>Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza</em></p>
<p><em>Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları</em></p>
<p><em>Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk</em></p>
<p><em>Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz</em></p>
<p><em>Bilir bilmez geyikli gece yüzünden</em></p>
<p><em>…</em></p>
<p><em>Hiçbir şey umurumda değil diyorum</em></p>
<p><em>Aşktan ve umuttan başka</em></p>
<p><em>Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı</em></p>
<p><em>Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Biliyorum gemiler götüremez</em></p>
<p><em>Neonlar ve teoriler ısıtımaz yanını yöresini</em></p>
<p><em>Örneğin Manastır’da oturur içerdik iki kişi</em></p>
<p><em>Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek</em></p>
<p><em>Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı</em></p>
<p><em>Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi</em></p>
<p><em>Geyikli gecenin karanlığında</em></p>
<p><em>…</em></p>
<p><em>Ama ne varsa geyikli gecede idi</em></p>
<p><em>Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan</em></p>
<p><em>Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda</em></p>
<p><em>Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında</em></p>
<p><em>Büyük otellerin önünde garipsiyorduk</em></p>
<p><em>Çaresizliğimiz böylesine doğaldı işte</em></p>
<p><em>Hüznümüz büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız</em></p>
<p><em>Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk</em></p>
<p><em>Yahut bir adam bıçaklasak</em></p>
<p><em>Yahut sokaklara tükürsek</em></p>
<p><em>Ama en iyisi çeker giderdik</em></p>
<p><em>Gider geyikli gecede uyurduk</em></p>
<p>(Geyikli gece bizi yatıştırırdı.)</p>
<p><figure id="attachment_5705" aria-describedby="caption-attachment-5705" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/turgut-uyar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5705 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/turgut-uyar.jpg?resize=640%2C360" alt="Turgut Uyar" width="640" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/turgut-uyar.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/turgut-uyar.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5705" class="wp-caption-text">Turgut Uyar</figcaption></figure></p>
<p><strong>2)</strong> Teknolojiyle, cep telefonlarıyla, leptoplarımızla, akıllı saatlerimizle o kadar meşgulüz ki, sevdiğimizi ve değer verdiğimizi düşündüğümüz insanlara hakkettiği sevgi ve değeri veremiyoruz. Durmadan bir şeyleri es geçiyoruz, erteliyoruz. Buradaki amacım “birbirinizi sevin, birbirinize değer verin” gibi toplumsal ve yüzeysel mesajlar vermek değil; amacım sizleri biraz derinlere indirip bir şeylerin farkına vardırmak; bu şekilde kendim de farkına varmak.</p>
<p><strong>3)</strong> Yıllar önce “<em>Maske</em>” isimli bir çizgi film vardı; Afrika masklarına benzeyen sihirli bir maskeyi takan adam, yeşil yüzlü, çılgın bir kişiliğe dönüşüyordu. Kendimizi de günlük hayatta bu yeşil yüzlü adama benzetiyorum, öyle farklı kişiliklerimiz ve rollerimiz var ki, herkesin maskesi de ona göre farklı renkte; bu renk gün içinde sürekli değişmekte, çünkü gidilen yere göre o renkte maske seçilmekte… Bence bir an olsun maskelerimizi çıkartıp kendi yüzümüzle, &#8220;neysek o&#8221; gibi yaşamaya başlasak, bu saçma maskelere hiç mi hiç ihtiyacımız kalmayacak.</p>
<p><strong>4)</strong> Sosyal medya dışında yüz yüze görüştüğümüz arkadaşlarımız elbette var. Ama bu arkadaşlıklar da miyadını doldurdu dolduracak… Artık bütün ilişkilerimiz sanal aleme teslim olmaya başlamakta. Buna bir dur demeli ve arkadaşlarımızı, sevgilimizi, diğer bütün ilişkilerimizi bu sanallıktan kurtarıp gerçek bir boyuta taşımamız gerekmekte.</p>
<p>İşte tüm bunları (ve benim atlamış olduğum daha birçok şeyi) yaparak sonunda <em>geyikli gece</em>ye ulaşabilir; kendimize daha yaşanılır ve anlamlı bir dünya kurabiliriz. Ama işe ilk olarak kendimize güvenmekle, kendimizi sevmekle başlamalıyız: uzanıp kendi yanaklarımızdan öpebilmeliyiz:</p>
<p><figure id="attachment_5704" aria-describedby="caption-attachment-5704" style="width: 475px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikli-gece-siiri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5704 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikli-gece-siiri.jpg?resize=475%2C475" alt="Turgut Uyar – Geyikli Gece" width="475" height="475" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikli-gece-siiri.jpg?w=475&amp;ssl=1 475w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikli-gece-siiri.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikli-gece-siiri.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5704" class="wp-caption-text">Turgut Uyar – Geyikli Gece</figcaption></figure></p>
<p><em>“Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede</em></p>
<p><em>İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı</em></p>
<p><em>Sultan hançerleri gibi ayışığında</em></p>
<p><em>Bir yanında üst üste üst üste kayalar</em></p>
<p><em>Öbür yanında ben”</em></p>
<p><em>Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım</em></p>
<p><em>Eskimiş şeylerle avunamıyoruz</em></p>
<p><em>Domino taşları ve soğuk ikindiler</em></p>
<p><em>Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık</em></p>
<p><em>Gölgemiz tortop ayakucumuzda</em></p>
<p><em>Sevinsek de sonunu biliyoruz</em></p>
<p><em>Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum</em></p>
<p><em>İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada</em></p>
<p><em>Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum</em></p>
<p><em>Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum</em></p>
<p><em>İyice kurulamıyorum saçlarını</em></p>
<p><em>Bir bardak şarabı kendim için içiyorum</em></p>
<p><em>“Halbuki geyikli gece ormanda</em></p>
<p><em>Keskin mavi ve hışırtılı</em></p>
<p><em>Geyikli geceye geçiyorum”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.</em></p>
<p><figure id="attachment_5702" aria-describedby="caption-attachment-5702" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikligece.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5702 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikligece.jpg?resize=500%2C500" alt="Geyikli gece şiiri o kadar çok kişi tarafından benimsendi ki, Turgut Uyar denilince artık akla ilk olarak Geyikli Gece şiiri gelmektedir." width="500" height="500" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikligece.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikligece.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/geyikligece.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5702" class="wp-caption-text">Geyikli gece şiiri o kadar çok kişi tarafından benimsendi ki, Turgut Uyar denilince artık akla ilk olarak Geyikli Gece şiiri gelmektedir.</figcaption></figure></p>
<p>Kaynak: <em>Turgut Uyar, </em><em>Büyük Saat &#8211; Bütün Şiirleri</em><em>, YKY.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geyikli-gecede-yasamak/">Geyikli Gece’de Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/geyikli-gecede-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5700</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonattan Sızı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Oct 2016 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Ay Işığı Sonatı]]></category>
		<category><![CDATA[Beethoven]]></category>
		<category><![CDATA[Hinech Yafa]]></category>
		<category><![CDATA[Light İn Babylon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5662</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzayıp giden cadde boyunca yürüyorum. Saatten haberim yok,tarihten de.Yaşamdan bir haber sadece yürüyorum. Üzerimde bütün sesler sessizliğe dönüşmüş. Sokak boyunca ilerliyorum. Sokağın az ilerisinde bir köşeye kurulmuş üç kişi dikkatimi çekiyor. Enstrümanlarını hazırlıyorlar. Oraya doğru yürüyorum. Grubun bir üyesi santurla başlıyor müziğe. Yanındaki kadın elindeki darbukayla hazırda bekliyor. Darbukaya vurmaya başlıyor. Darbukaya vuruşu sıklaştığı anda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/">Sonattan Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzayıp giden cadde boyunca yürüyorum. Saatten haberim yok,tarihten de.Yaşamdan bir haber sadece yürüyorum.</p>
<p>Üzerimde bütün sesler sessizliğe dönüşmüş. Sokak boyunca ilerliyorum. Sokağın az ilerisinde bir köşeye kurulmuş üç kişi dikkatimi çekiyor. Enstrümanlarını hazırlıyorlar. Oraya doğru yürüyorum.</p>
<p>Grubun bir üyesi santurla başlıyor müziğe. Yanındaki kadın elindeki darbukayla hazırda bekliyor. Darbukaya vurmaya başlıyor. Darbukaya vuruşu sıklaştığı anda müziğe tamamen dahil oluyor. Bu dahil olma anı vücudunun bütünüyle müziğe ait oluşuydu. Ben böylesine bütünlük görmemiştim. Müziğin kendinden vazgeçiş olduğunu ilk kez bu kadar derin hissettim. Yüzündeki ifade, ellerinin darbukaya vuruşu, saçlarının savruluşu&#8230;</p>
<p>Sonra bu müzikle bütünleşme haline sesi de eklendi. Kadın bütün çıplaklığıyla müzikti. Bu inanılmaz bir şeydi, hayal edilemez bir şey. Sokak bu müziğin sesiydi. Kadın nota oldu, nota müzik&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5663" aria-describedby="caption-attachment-5663" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5663 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg?resize=500%2C381" alt="Beethoven'ın Ay Işığı Sonatı" width="500" height="381" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5663" class="wp-caption-text">Beethoven&#8217;ın Ay Işığı Sonatı</figcaption></figure></p>
<h2>Beethoven&#8217;ın Ay Işığı Sonatı</h2>
<p>Eve doğru yürüyordum. Yağmur çiselemeye başladı. Sokak lambaları da yanmaya. Etraf kararıyordu. Eve girdim. Olanca hızımla odama ilerledim. Piyanonun başına geçtim. O kadın gibi müziğe ait olmak notaları bedenselleştirmek istedim. O an sadece bunu arzuladım. Camı açtım. Yağmur şiddetlenmiş. Cama vuran damlaların sesi, odanın içine savrulup düşen yağmur taneleri, gök gürültüleri hepsi birbirini takip etti. Gözlerimi kapattım. Ellerimi piyanonun tuşları üzerinde dolaştırmaya başladım. Parmak uçlarım hafifçe dokunuyordu notalara. Aklımdan geçenleri seslendirmeye başlayıp notalara daha sert dokundum.</p>
<p>&#8216;Parmak uçlarıma hapsettim. Her birinin birbirinden kaçışıyla yükselen çığlıkları!</p>
<p>Devirler geçtim, her yanım vuruldu, susturdular!</p>
<p>Soğuk bedenler çöktü, dudağımda kalan izler silindi, elimdeki bütün çizgiler kesildi!&#8217;</p>
<p>Notalarla kelimelerim,parmak uçlarım, bedenim bütünleşti. Kendimi notalara bıraktım. Bir süre devam ettim. Ter kan içinde kaldı vücudum. Son notayla birlikte;</p>
<p>&#8216;Yağmur bütün devirlere selam duracak!&#8217;.</p>
<p><strong>Beethoven</strong>&#8216;ın <strong>Ay Işığı Sonatı</strong>&#8216;nı ışıksız bir gecede deliliğe doğru çalmıştım. Müzik deliliğin ışığıymış meğer&#8230;</p>
<h2>Light İn Babylon &#8211; Hinech Yafa</h2>
<p>Bahsi geçen kadının dahil olduğu grup ve parça <strong>Light İn Babylon-Hinech Yafa</strong>.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/aKJvbTEnp0I?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/">Sonattan Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5662</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Oct 2016 11:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5649</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hazırladıkları odaya geçtik ailece. Yer yatağım hazırdı benim. Hemen girdim içine. Bir tek kelime bile konuşamadım kızla. Bütün gece izledim. Bir de ismini sayıkladım tabi. Acaba bu ismi kim koymuştu? Nereden bulmuşlar böyle güzel isim? Yatağın içinde sayıklamaya devam ettim. Ne başımıza gelen felaket yangın aklıma geldi ne de yaptığım kahramanlık. Tek bir kelime “Sude” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hazırladıkları odaya geçtik ailece. Yer yatağım hazırdı benim. Hemen girdim içine. Bir tek kelime bile konuşamadım kızla. Bütün gece izledim. Bir de ismini sayıkladım tabi. Acaba bu ismi kim koymuştu? Nereden bulmuşlar böyle güzel isim? Yatağın içinde sayıklamaya devam ettim. Ne başımıza gelen felaket yangın aklıma geldi ne de yaptığım kahramanlık. Tek bir kelime “Sude” diyerek uyumuştum.</p>
<p>Sabah kalktığımda annem, karşıya oturmuş beni izliyordu. “Kahramanım” diyerek üzerime atladı. Sanırım telefon ile arayan komşular, övgüler dizmişti bana. Bizim ailede önemliydi “el âlemin söyledikleri”. Annemin çantasında bulduğum birkaç parça giysimden güzel olanları giydim hemen. Sude’nin karşısına böyle çıkamazdım. Parfüm bile sıktım üstüme. Odanın kapısı birkaç kere tıklatıldıktan sonra açıldı. Kafasını uzatan Sude “Onur, birlikte dışarıya çıkalım mı?” dedi. Ben yine heyecanlandım. Cevap veremedim. Kafamı sallamam ile sevinip kapattı kapıyı. Yine konuşamamıştım. Hafifçe tokatladım kendimi. Salonda hazırlanmış bir vaziyette olan kahvaltıdan ikimizde birkaç lokma alıp dışarı çıktık. Yan yana yürüyorduk sokakta. Tanıyanlara selam vermeyi de unutmuyordum. Mahallenin kahramanı olmanın zor tarafları da vardı elbette. Sude ile birlikte arkadaşlarının yanına gittik. Önce tebrikleri aldım her birinden. Olayın nasıl geliştiğini kısaca anlattım. Etkilendiklerini gördükçe ufak eklemelerde yaptım üstüne. Daha da güzelleşti hikâyem. Sude, sorulan bir soruya “uzun zamandır arkadaşız Onur’la. Bu aralar çok görüşemedik ama eski dostumdur” demesi çok şaşırtmıştı beni. Oysa daha yeniydi ilişkimiz. Biraz sonra neden böyle yaptığını anladım. Sanırım sayemde havasını atmıştı arkadaşlarına. Yaptığı tavırlara bakılırsa iyice yükselmişti bulutların üstüne. Hiç de inmeye niyeti yoktu oradan.  Dalgalı saçlarını sallayarak anlattıklarıyla kıskandırıyordu herkesi. Biraz tuhafıma gitse de sonradan umursamadım. Gururlandırdı bu durum beni. Birkaç saat sonra beraber döndük evlerine. Evin önünde Mert ile Akop’u görünce koştum. Onların gözünde de kahraman olduğumu hissettim. Sarıldık, gülüşmeye başladık. Kulağıma yaklaşıp “güzel bir fikir geldi aklımıza. Konuşalım mı?” diyen Mert ile biraz uzaklaştık insanlardan. Sude’nin umursamaz tavırlarla evine girmesini izledikten sonra Akop, ağzındaki baklayı çıkarıp “Herkesin gözünde bir kahramansın. Bunu kullanabiliriz” dedi. Şaşkın bakışlarımdan bir şey anlamadığımı anlamışlardı sanırım. Bir kez daha aynı cümleyi kullandı. Ardından yine tekrarladı cümleyi. “Senin için imza günü ayarladık. Bir masa, sandalye lazım. Oturduğun yerde imzanı atıp parayı kazanacağız.” Deyince Mert, şimşekler çakmıştı bende. Hiç fena fikir gibi gelmedi aslında. Neden olmasın ki?   En uygun yer olarak da bizim evin karşısını belirledik. Hem daha ilgi çekici olurdu. Akop ile Mert giderek herkese yaydı haberi. Yarın büyük gündü. Kahramanlık yaptığım yerde hayranlarıma imzamı verecektim. Gururlu bir şekilde girdim eve. Annem, yine ne yapıp edip sokmuştu beni banyoya ama yıkamadığına emindim. Başka bir şey yapıyordu çünkü. Çok daha acımasız oluyordu banyoda. Sudan mı kaynaklanıyordu bilmiyorum. Sude’nin bağırışlarımı duymadığını ümit ederek çıktım banyodan. Yatakların hazırlanmış olduğu odaya gidip yer yatağıma girmiştim. Annem ile babam geleceğimize dair durumları mutfakta sessizce konuşurken ben uyumuştum.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5649</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Geceye Düşen Yıldız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/geceye-dusen-yildiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/geceye-dusen-yildiz/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Oct 2016 08:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5645</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzaklarda arayıp, yakınlarda kaybetmek Bir kağnının sırtında yüzerek yaşamak gibi Sular ardında kapalı taştan oluklar Yolların çevresinde yorgun bir atmaca Güz vurunca çarkını demir sarnıca İçimde kelebekler zamana dökülürdü &#160; Dem vaktini arayıp Mecnun gibi çöllerde Nice gonca güller geçti dimağımdan Adımın sensiz anıldığı zamanlarda Mevsimlere uğrayıp, takvim yaprağından Vakitsiz gecelerde bağışladım ismini &#160; Gözlerin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geceye-dusen-yildiz/">Geceye Düşen Yıldız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzaklarda arayıp, yakınlarda kaybetmek</p>
<p>Bir kağnının sırtında yüzerek yaşamak gibi</p>
<p>Sular ardında kapalı taştan oluklar</p>
<p>Yolların çevresinde yorgun bir atmaca</p>
<p>Güz vurunca çarkını demir sarnıca</p>
<p>İçimde kelebekler zamana dökülürdü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dem vaktini arayıp Mecnun gibi çöllerde</p>
<p>Nice gonca güller geçti dimağımdan</p>
<p>Adımın sensiz anıldığı zamanlarda</p>
<p>Mevsimlere uğrayıp, takvim yaprağından</p>
<p>Vakitsiz gecelerde bağışladım ismini</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gözlerin uzaktan gözlerime dokundu</p>
<p>Göğsüme saplanıp, kaderime vuruldu</p>
<p>Yasaksız geceler bağlanır şimdi</p>
<p>Sözcükler şiirlere hangi vakit bürünmüş</p>
<p>Kutupsuz çizgiler belirdi gözyaşlarımda</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Soğuk bir nefesti içimde yayılan</p>
<p>Yaşamayı tatmak kırık parçalarda</p>
<p>Köprünün sonuna uzanan izler</p>
<p>Teslimiyet duygusu ruhun ön saflarında</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kusursuz bakışlarda yaklaştım sana</p>
<p>Masumane kelimeler döküldü dilden</p>
<p>Sayfalar uzanıp gecenin ışıksız yollarına</p>
<p>Bir kalemde yaşayıp yazdım hayatı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen kalbe düşen son kurşun izi</p>
<p>Göklerin mavisinde yüreklere dokunan</p>
<p>İçinde bir sır gibi sakladın bizi</p>
<p>Söylesene zamana sığabilir miyiz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Renklerin uyumu tonundan belli olur</p>
<p>Rüzgarlar dünyaya kök salmak için</p>
<p>Gölgeler doludizgin adımlar salarken</p>
<p>Kayboldum şehrin karanlıklarında</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Perdeler ardında güneş yüze görünmek için</p>
<p>Gözlerine dokunmak için uzanırdı ellerim</p>
<p>Buluştu yalnızlığın talihsiz sokaklarında</p>
<p>Umuda saplanıp yaşadım seni</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ellerini aradım şafaklara bürünüp</p>
<p>Dikenli yolların bodrum katlarında</p>
<p>Saklandım görüntülerin yamaçlara vurduğu</p>
<p>Sessizliğin hakim vurgunlarından</p>
<p>Uzun bir mektupta ismini bağışlayıp</p>
<p>Hatırladım yolun sonuna yaklaştığımı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geceye-dusen-yildiz/">Geceye Düşen Yıldız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/geceye-dusen-yildiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5645</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tecrübe</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tecrube/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tecrube/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Oct 2016 11:30:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Karadaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5633</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir hal alır içini… Gördüğün rüya gerçek, Yaşadığın gerçekse rüyadır artık… Adına yazılmış bir şiir gibi yaşarsın hayatı! Ezbere yaşanan bir dünyasın artık&#8230; Ellerine verirler bir tomar yalanı! Avuçların acır, bırakamazsın! Üstüne yapışır kara gökyüzü… Gecelere yakışırsın artık… Yüzüne gülen güneş bile döner sırtını sana! Sabaha aldanmayasın aman ha! Bırakırlar seni boşluklarında&#8230; Boşluklarda kaybolmaya hazırsın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tecrube/">Tecrübe</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir hal alır içini…</p>
<p>Gördüğün rüya gerçek,</p>
<p>Yaşadığın gerçekse rüyadır artık…</p>
<p>Adına yazılmış bir şiir gibi yaşarsın hayatı!</p>
<p>Ezbere yaşanan bir dünyasın artık&#8230;</p>
<p>Ellerine verirler bir tomar yalanı!</p>
<p>Avuçların acır, bırakamazsın!</p>
<p>Üstüne yapışır kara gökyüzü…</p>
<p>Gecelere yakışırsın artık…</p>
<p>Yüzüne gülen güneş bile döner sırtını sana!</p>
<p>Sabaha aldanmayasın aman ha!</p>
<p>Bırakırlar seni boşluklarında&#8230;</p>
<p>Boşluklarda kaybolmaya hazırsın artık…</p>
<p>Bir yol çizerler, bir çizgi!</p>
<p>Sırtına yüklerler bilinmezleri…</p>
<p>Bir köle gibi,</p>
<p>Senden bekleneni yaparsın!</p>
<p>Geriye doğru yürümeye mecbur kalırsın…</p>
<p>Arkadan bakar kirli elli insanlar…</p>
<p>Uzaklaştıkça hakkında fısıldaşırlar…</p>
<p>Günahlarından kurtuldun haydi yoluna!</p>
<p>Sevabına itaat etmeye başlarsın artık&#8230;</p>
<p>Ya gitmez, ya yürümezse ayakların!</p>
<p>Dizlerin acırsa, düşersen yerlere…</p>
<p>Onca acı niye?</p>
<p>Niye bunca tecrübe?</p>
<p>Kimselere tutunmadan kalkarsın artık&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tecrube/">Tecrübe</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tecrube/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5633</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Oct 2016 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Sahaflar Çarşısı]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5623</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir telaşla çıktı merdivenlerden, sanki yetişmesi gereken bir yer varmış gibi. Zaten hiçbir zaman yavaş yürüyemezdi ki! Yavaş konuşamaz, yavaş düşünemez, yavaş yaşayamazdı hiç bir şeyi… Daha da hızlandı: kalabalığın içinde aradığını bulmanın heyecanı başka, kaybetme korkusu başkaydı… Sizin için arayacağım demişti, yaşlı sahaf tozlu gözlüklerinin üzerinden kendisini süzerken. Minnet duyarım demişti. Ağzından ilk defa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir telaşla çıktı merdivenlerden, sanki yetişmesi gereken bir yer varmış gibi. Zaten hiçbir zaman yavaş yürüyemezdi ki! Yavaş konuşamaz, yavaş düşünemez, yavaş yaşayamazdı hiç bir şeyi… Daha da hızlandı: kalabalığın içinde aradığını bulmanın heyecanı başka, kaybetme korkusu başkaydı…</p>
<ul>
<li>Sizin için arayacağım demişti, yaşlı sahaf tozlu gözlüklerinin üzerinden kendisini süzerken.</li>
<li>Minnet duyarım demişti. Ağzından ilk defa dökülen bu sözcüğe şaşırarak… Yaşlı sahaf sigara sarısı bıyıklarının altından gülümseyip, bir kez daha ama bu defa gözlerini kısarak daha derin süzmüştü onu. Yanaklarının al al oluşundan utanmış, gözlerini yere indirmişti.</li>
<li>Mutlaka geleceğim demişti.</li>
<li>Siz bu kitabı bulun yeter.</li>
</ul>
<p>Başını sallamıştı sahaf.</p>
<ul>
<li>Bulunmayan bir kitap değil ki, siz eski baskısını istediğiniz için bir iki gün müsaade istedim, tereddüt buyurmayın. Çayına uzanan parmaklarıyla konuşmayı uzatmayı seçmişti yaşlı sahaf. Bu garip genç okuru biraz daha tanımak istiyordu. Yılların tecrübesiyle:</li>
<li>Yeni baskısı her yerde var. Hemen vereyim bir tane isterseniz. demişti sıcak çayından bir yudum alarak. Tebessümle bir kere daha dikmişti gözlerini…</li>
<li>Yok yok hayır! Ben mümkünse ilk baskısını istiyorum. demişti yine telaşla.</li>
<li>İki gün mühlet verin o vakit, uğrarsınız sonra oldu mu?</li>
</ul>
<p><em>Teşekkür edip ayrılmıştı sahaflar çarşısından. Başka bir dükkâna bakma gereği bile duymamıştı. Sanki öyküsünü kimselerin bilmesini istemeyen, gizemli bir süper kahramandı. Öylesine emin çıkmıştı bu yolculuğa. Artvin’den dönüşü çok zor olmuştu. Mecburi hizmetini bitirdiğinde dönecekti oysa doğup büyüdüğü bu kente, ama olmamıştı işte… Bir çift mavi göze kapılıp kalmıştı onca sene… Yüksek dağlarla çevrili, insanları gibi yürekli ama sert mizaçlı Artvin’de senelerce kalmıştı. Çetrefil doğasına alışmıştı alışmasına. Soğuğuna, karına, buzuna yazları çağıl çağıl akan o güzelim Irmaklı yaylalarına, oksijen fazlalığına, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarına… Bir tek alışmadığı sertliğiydi coğrafyasından ziyade insanlarının… İstanbul’da doğup büyümüştü, narin ve ince yapılıydı. Aşk’a âşık çocuk yürekli, ceylan bakışlıydı, hep güleç, hep sevecen… Hastanedeki hastaları arasında onu sevmeyen yok gibiydi… Diğer doktorların aksine her bir hastasının yüzüne bakarak dertlerini dinler, onlarla konuşur, muayene etmeden de hiç birini geri göndermezdi. Bu yüzden hastalar hep ona gelirdi. Ama uzun süren muayeneler yüzünden, odasının önündeki kuyruk uzayıp giderdi. Diğer hekimler anlamazlardı bir türlü bu durumu.</em></p>
<p><figure id="attachment_5625" aria-describedby="caption-attachment-5625" style="width: 350px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5625 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?resize=350%2C630" alt="Sahaflar Çarşısı" width="350" height="630" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?resize=167%2C300&amp;ssl=1 167w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5625" class="wp-caption-text">Sahaflar Çarşısı</figcaption></figure></p>
<p>Sonunda, yüreği küçük bir serçe misali ağzında, kapısına geldi yaşlı sahafın. İki günü zor etmişti zaten. Ya bulamadıysa aradığı kitabı?</p>
<p>Dükkâna girdiğinde eski minderli yırtık koltuğunda bulamadı sahafı. Oysa koltuktan yıllardır hiç kalkmamış gibiydi önceki gelişinde yaşlı sahaf. Sanki orda doğmuş, orda büyümüş, hep o koltukta yaşamış gibi… Seslenmek istedi ama seslenecek başka bir mekân yoktu. Küçük bir dükkândı. Her yer tavana kadar kitapla kaplı. Bir tek eski masaya gidecek dar bir koridor vardı. Doğru düzgün ışık almayan hatta hava bile almayan, tek bir insanın sığacağı kadar daracık bir mekân… Nasıl geçer bir ömür burada diye düşündü. Kapıdan içeri yaşlı sahaf süzüldü…</p>
<ul>
<li>Buyurun ne istemiştiniz?</li>
</ul>
<p>Hiç ummadığı bir cevap, bir karşılamaydı bu. Şaşkınlık rüzgârı içinde, “Beni hatırlamadı.” Dedi kendi kendine. Aklına gelen bütün ihtimalleri unutmak istercesine kafasını salladı. Sesi gittikçe kısılarak,</p>
<ul>
<li>Ben iki gün önce gelmiştim hani, beni hatırladınız mı? Şey için&#8230;</li>
</ul>
<p>Sesinin acıyla titrediğini ilk önce yaşlı sahaf fark etti.</p>
<ul>
<li>Ha? Hatırladım. dedi. Bu sefer kurnazca gülümseyerek… Elinde tuttuğu eski birkaç kitapla birlikte dar koridordan geçerek saltanatına oturdu.</li>
<li>Buyurun oturun azıcık. Dedi küçük tabureyi göstererek. Bu bir emir miydi bir rica mı bilemeden oturdu tabureye, gözlerini saltanat koltuğundaki padişahın iki dudağı arasına dikti…</li>
<li>Çay içer misiniz? Ben bir tane alacağım sizde de söyleyeyim.</li>
<li>Yok çok teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Uzmanlık sınavına girsem böyle heyecanlanmazdım, diye geçirdi içinden. Avuç içleri terledi, sıkıldığını belli edercesine sadede gelmek istedi.</p>
<ul>
<li>Niye bu kadar çok istiyorsunuz bu kitabı? diye damdan düşercesine sormuştu yaşlı sahaf, elinde tuttuğu kitabı göstererek. Sonra ısrarla dikti gözlerini, genç kadının gözlerine…</li>
<li>Ne diyeceğimi bilemiyorum? Yani nerden başlayacağımı…dedi kekeleyerek.</li>
<li>Siz anlatın vaktimiz var.dedi yaşlı sahaf.</li>
<li>Ben doktorum.” diye söze başladı. Uzun yılların ardından yeni geldim İstanbul’a. Ailem burada değil artık ne yazık ki. O elinizde tuttuğunuz kitabın bir benzerini babam on yaşımdayken bana hediye etmişti.</li>
</ul>
<p>Gözleri dolu dolu olduğu halde konuşmaya devam etti:</p>
<ul>
<li>Sonra ben ilk sayfasında babamın el yazısıyla  ‘Biricik kızıma en derin sevgilerimle…’ diye yazdığı o kitabı bir başkasına hediye ettim.</li>
<li>Anladım. dedi yaşlı sahaf. Sözü aniden keserek: O başkası ise size vefasızlık etti değil mi?</li>
</ul>
<p>Başını çevirdi, gözyaşlarının görünmesini istemiyordu. İçten içe haykırarak ağlamak istiyordu. Bütün yaşadıklarının hesabını sormak, babasına bir daha sarılmak ve onun omzunda doyasıya ağlayarak kurtulmak istiyordu bütün kalp kırıklarından, ayrılıklarından, acılarından…</p>
<p>Elinde tuttuğu kitaptan bir bölüm okumaya başladı yaşlı sahaf. Hafif kaldırarak gün ışığına tuttu.</p>
<ul>
<li>Küçük Kara Balık annesine, ‘Bu derenin ucunun nereye çıktığını gidip görmek istiyorum.’ demiş. ‘Bak anneciğim, tam bir aydır bu derenin ucunun nerede olduğunu düşünüp duruyorum. Bunu bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Dün gece sabaha kadar gözlerimi kırpmadım, hep düşünüp durdum. Sonunda gidip ne olduğunu kendi gözlerimle görmeye karar verdim. Başka yerlerde neler olup bittiğini gerçekten bilmek istiyorum.</li>
</ul>
<p>Kitabı kapattı ve genç kadına döndü yüzünü bilge sahaf.</p>
<ul>
<li>Siz Küçük Kara Balık&#8230; Siz! Derenin ucunu bulabildiniz mi peki?</li>
<li>Sanırım buldum efendim. dedi katıla katıla ağlıyordu artık.</li>
<li>Öyleyse buyurun kitabınız sizindir. dedi uzattı elindekini…</li>
</ul>
<p>Elleri titreyerek dokundu kitaba, yıllanmış bir dostuyla buluşmanın heyecanıyla…</p>
<ul>
<li>Borcum ne kadar? diyebildi.</li>
<li>Borcunuz yok. dedi, yaşlı sahaf. O borç yıllar önce ödendi…</li>
</ul>
<p>Başını hızla kaldırıp yaşlı sahafı süzdü genç kadın, sonra elindeki kitabın ilk sayfasını açtı.</p>
<p><strong>“Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazıyordu&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kilitli Sandığım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kilitli-sandigim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kilitli-sandigim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Oct 2016 08:30:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5607</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana olan hislerimi hep sakladım, Kapalı sandığıma kilitledim, Açarsam ne olacağını bilmiyordum, Acı çekmekten kaçtım, Yoğun hislerimden kaçtım, Sonra da senden kaçtım. Şimdi o sakladıklarım, Bugün sandıktan toz halinde çıkmaya başladı. O tozları silmeye çalıştıkça, Yüzüme, gözüme bulaştırdım. Hislerim, kalbimi kontrol etmeye başladı, Sana yazdığım hikâyeler, Kendime çizdiğim resimler, İkimize kurduğum masallar, Geleceğine inandığım yollar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kilitli-sandigim/">Kilitli Sandığım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sana olan hislerimi hep sakladım,</p>
<p>Kapalı sandığıma kilitledim,</p>
<p>Açarsam ne olacağını bilmiyordum,</p>
<p>Acı çekmekten kaçtım,</p>
<p>Yoğun hislerimden kaçtım,</p>
<p>Sonra da senden kaçtım.</p>
<p>Şimdi o sakladıklarım,</p>
<p>Bugün sandıktan toz halinde çıkmaya başladı.</p>
<p>O tozları silmeye çalıştıkça,</p>
<p>Yüzüme, gözüme bulaştırdım.</p>
<p>Hislerim, kalbimi kontrol etmeye başladı,</p>
<p>Sana yazdığım hikâyeler,</p>
<p>Kendime çizdiğim resimler,</p>
<p>İkimize kurduğum masallar,</p>
<p>Geleceğine inandığım yollar,</p>
<p>Seveceğine inandığım umutlarım,</p>
<p>Bütün bunları hislerim yazdı.</p>
<p>Ben ise gözyaşlarımı sandığıma biriktirip,</p>
<p>Hislerimden kaçtım,</p>
<p>Sevmeni bekledim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kilitli-sandigim/">Kilitli Sandığım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kilitli-sandigim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5607</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vefa-Sızı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Oct 2016 06:30:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5597</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kördüğüm sevdiceğim yollarım sana, Bir dehlizden ötekine uzansam da, Gülüşlerim nafiledir bilirim, Kendiliğinden akarken kanım gözyaşlarında. Iraksın artık bana… Ağlama… Söz veriyorum! Son defa. Vefa bende sırdır, Sırrın sırlarımda saklıdır… Sen sakladığımsın sızılarımda… Ağlamıyorum artık inan bana. Bu can bu tende kaldıkça Sır oldum çoktan Vefa- Sızlık sınırında. Aynamın kara kaplı sırtında, Karardım karalana karalana, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/">Vefa-Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kördüğüm sevdiceğim yollarım sana,</p>
<p>Bir dehlizden ötekine uzansam da,</p>
<p>Gülüşlerim nafiledir bilirim,</p>
<p>Kendiliğinden akarken kanım gözyaşlarında.</p>
<p>Iraksın artık bana…</p>
<p>Ağlama…</p>
<p>Söz veriyorum!</p>
<p>Son defa.</p>
<p>Vefa bende sırdır,</p>
<p>Sırrın sırlarımda saklıdır…</p>
<p>Sen sakladığımsın sızılarımda…</p>
<p>Ağlamıyorum artık inan bana.</p>
<p>Bu can bu tende kaldıkça</p>
<p>Sır oldum çoktan Vefa- Sızlık sınırında.</p>
<p>Aynamın kara kaplı sırtında,</p>
<p>Karardım karalana karalana,</p>
<p>Kararan SIR-rında…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/">Vefa-Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5597</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gövdesinde Düşler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Oct 2016 12:25:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esma Gezer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5592</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ormanda pötikareli eteğiyle dolaşıyordu. Kalbinin denizini burada bulduğunu söyler, bir Küçük Prens’in peşinden gider, her ağacın kokusunu beynine kazırdı. Nanelerin, ceviz ağaçlarının, sarmaşıkların ve yaprakların efendisi olduğunu hisseder, birazdan da saymayı unuttuğu ve sandaletine takılacak olan fındık kabuğunu anımsayıp utançla gülümseyecekti. Güneş tepelerinin üzerinde kitap kitaplar okur en sevdiği yerleri not ederdi. Bir bozkır içinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/">Gövdesinde Düşler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ormanda pötikareli eteğiyle dolaşıyordu. Kalbinin denizini burada bulduğunu söyler, bir Küçük Prens’in peşinden gider, her ağacın kokusunu beynine kazırdı. Nanelerin, ceviz ağaçlarının, sarmaşıkların ve yaprakların efendisi olduğunu hisseder, birazdan da saymayı unuttuğu ve sandaletine takılacak olan fındık kabuğunu anımsayıp utançla gülümseyecekti. Güneş tepelerinin üzerinde kitap kitaplar okur en sevdiği yerleri not ederdi. Bir bozkır içinde yaşamayı düşünürdü. Çünkü en çok güneş tepelerini orada bulacağına inanırdı. Bu daha fazla kitap daha fazla çay demekti. Küçükken okuduğu masalları bu tepelere çizecek, hayal gücünün hep çocukları düşünmesine belki de kızacaktı.</p>
<p><figure id="attachment_5593" aria-describedby="caption-attachment-5593" style="width: 461px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/dusler-icinde-bir-kiz.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5593 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/dusler-icinde-bir-kiz.jpg?resize=461%2C825" alt="Bu ormanda sadece ağaç, çiçek, nane deryalarının bulunduğuna kızar, uzak ülkelerde yetişen şakayık çiçeğini de arardı. Çünkü imkânsız bilmecesi gerçekleri hep daha fazla yakınlaştırdı. " width="461" height="825" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/dusler-icinde-bir-kiz.jpg?w=461&amp;ssl=1 461w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/dusler-icinde-bir-kiz.jpg?resize=168%2C300&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 461px) 100vw, 461px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5593" class="wp-caption-text">Bu ormanda sadece ağaç, çiçek, nane deryalarının bulunduğuna kızar, uzak ülkelerde yetişen şakayık çiçeğini de arardı. Çünkü imkânsız bilmecesi gerçekleri hep daha fazla yakınlaştırdı.</figcaption></figure></p>
<p>Bu ormanda sadece ağaç, çiçek, nane deryalarının bulunduğuna kızar, uzak ülkelerde yetişen şakayık çiçeğini de arardı. Çünkü imkânsız bilmecesi gerçekleri hep daha fazla yakınlaştırdı. Şaşkındı! Birazdan Ihlamur ağacının yanına gidecek ve nasıl olur da bunca dünyanın keder ve kasvetini içine çekip hala tıpkı bir anne gibi güzel kokmanın yüceliğini daha önce fark etmemişti? Şimdi de ellerini eteğinin karelerinden çekip ulaşabileceği her tohuma dokunmak için keşfe çıkmıştı. Her birinin peşine tozları katarak bir yığın toprak olup bu güzel ormanı yapabildiğine şahit olmuştu. Ulaşabileceği her zerreye ulaşmak istiyordu elleri… Bir gökyüzünün alaycı kuşlarına, bir ıhlamur ağacın en tepesindeki yaprağa, enginlere…</p>
<p>Dokundukça hissederdi her şeyi; eteğinin karelerini, saçlarındaki rüzgârı, bir nane yaprağındaki damarları, bir ağacın gövdesindeki babalığı, dökülmekte olan fındıklarının vazgeçmişliğini, toprağa karışmakta olan sararmış yaprağın teslimini… Ve sonra bir daha tepelerin üzerine oturur. Gece ile gündüzün koşturmasını, hava kararacakken çıkan o Kuzey Yıldızı’nı izlerdi. Elinde bir yaprak yüreğinde bir orman&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/">Gövdesinde Düşler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5592</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Taçlanmış Ayrılık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/taclanmis-ayrilik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/taclanmis-ayrilik/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 20 Oct 2016 08:08:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hıdır Aktaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5575</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ayrılığımızın üstüne şarap döküyorum. Sevdam durulanıyor. Yalnızlık doluyor odama aralık kapıdan. Kusmamak için zor tutuyorum kendimi. Dayanamıyorum. Yalnızlığımı fotoğrafına buluyorum. Ayrılık acısı eşit olmalı çünkü. &#160; Sen hep böyle olsan diyorum. Başucumda. Tek bir fotoğrafınla geçmişi yaşatsam. Sonra fotoğrafın saatler süren bir bakış türü. Sonra fotoğrafın kaynayan su gibi yarım kalmışlığıyla kendini bitiren bir şiirçe. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/taclanmis-ayrilik/">Taçlanmış Ayrılık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ayrılığımızın üstüne şarap döküyorum.</p>
<p>Sevdam durulanıyor.</p>
<p>Yalnızlık doluyor odama aralık kapıdan.</p>
<p>Kusmamak için zor tutuyorum kendimi.</p>
<p>Dayanamıyorum.</p>
<p>Yalnızlığımı fotoğrafına buluyorum.</p>
<p>Ayrılık acısı eşit olmalı çünkü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen hep böyle olsan diyorum. Başucumda.</p>
<p>Tek bir fotoğrafınla geçmişi yaşatsam.</p>
<p>Sonra fotoğrafın saatler süren bir bakış türü.</p>
<p>Sonra fotoğrafın kaynayan su gibi yarım kalmışlığıyla kendini bitiren bir şiirçe.</p>
<p>İnanır mısın? Yaşlanmayacağını bilsem seni sevmem.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşünmüyor değilim.</p>
<p>Başka birisini sevmeni, sevişmeni.</p>
<p>Ebenin içinden çıkardığı bebeğinin teninden acılarını silerken senin ilk defa anne olarak çocuğuna bakmanı.</p>
<p>Bunlar güzel şeyler elbette, acı çekerken bile.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Acının güzel olmayan yanları çoğunluktayken,</p>
<p>Senin sevincin istisnadır sevdiğim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyanın öbür yanı saydığım güzelliğini.</p>
<p>Bilinir, dokunulur, görülür sevdanı, öyle derinden hissetmek için şiir yazıyorum. Tanrı’yla yarışıyorum.</p>
<p>Yazdığım şiir biraz sen.</p>
<p>Yazdığım şiir çokca sen.</p>
<p>Yazdığım şiir hepten sen olunca,</p>
<p>Tanrı ondan daha iyi iş yaptığım için beni lanetliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cennete ve cehenneme inanmamın tek nedeni,</p>
<p>Seni cennette bulmam olurdu.</p>
<p>Fakat varsa eğer.</p>
<p>Ben çoktan cehennemliğim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/taclanmis-ayrilik/">Taçlanmış Ayrılık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/taclanmis-ayrilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5575</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Artık İstanbul’da 7/24 Açık Kütüphane Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/artik-istanbulda-724-acik-kutuphane-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/artik-istanbulda-724-acik-kutuphane-var/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Oct 2016 13:52:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5553</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul nice araştırmacıya ev sahipliği yapan bir metropol. Arşivleri açısından da oldukça zengin sayılabilecek kütüphanelerine erişimin önemli bir kısıtı var. Tam zamanlı araştırmacıların dışında, yalnızca gününü değil gecesini bu işe ayıran araştırmacılar için 7/24 hizmet verecek bir kütüphane ciddi bir ihtiyaçtı. Arşivinde birçok esere sahip olan ve 7 gün 24 saat halka açık Atatürk Kitaplığı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artik-istanbulda-724-acik-kutuphane-var/">Artık İstanbul’da 7/24 Açık Kütüphane Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul nice araştırmacıya ev sahipliği yapan bir metropol. Arşivleri açısından da oldukça zengin sayılabilecek kütüphanelerine erişimin önemli bir kısıtı var. Tam zamanlı araştırmacıların dışında, yalnızca gününü değil gecesini bu işe ayıran araştırmacılar için 7/24 hizmet verecek bir kütüphane ciddi bir ihtiyaçtı.</p>
<p>Arşivinde birçok esere sahip olan ve 7 gün 24 saat halka açık Atatürk Kitaplığı, dev arşiviyle vatandaşlara hizmet veriyor.</p>
<h2>Atatürk Kitaplığı Hiç Kapanmayacak</h2>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak Taksim’de faaliyetlerini sürdüren Atatürk Kitaplığı da halkın ihtiyaçlarına dönük bir projeyi hayata geçirdi.</p>
<p>Hiç Kapanmayan Kütüphane projesi, araştırmacılar, öğrenciler ve okumayı sevenler açısından yıllardır dile getirilen ve gerçekten hayati öneme sahip bir projeydi; nihayet uygulama alanına konuldu. Taksim Atatürk Kitaplığı artık “Hiç kapanmayan Kütüphane” olarak 7 gün 24 saat açık! Öğrenciler ve araştırmacılar günün tüm saatlerinde kütüphane imkanlarından kesintisiz olarak yararlanabiliyor.</p>
<p>İstanbul’un olduğu kadar ülkemizin de en önemli bilgi ve kültür kurumlarından biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, kütüphane kullanıcılarının ve araştırmacıların daha rahat ve sıcak bir ortamda çalışabilmeleri için kütüphane çalışma saatlerini kullanıcıların ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda yeniden düzenledi.</p>
<p>Özellikle tez süreçlerindeki öğrencileri sevindirecek haber Atatürk Kitaplığı’dan geldi. Oldukça merkezi bir yerde, Taksim’de yer alan Kitaplık’ın yeni uygulamasıyla birlikte, Türkiye’de ilk kez bir Halk ve Araştırma Kütüphanesi 7 gün 24 saat hizmet vermiş olacak.</p>
<p><figure id="attachment_5556" aria-describedby="caption-attachment-5556" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ataturk-kitapligi-geceleri-de-acik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5556 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ataturk-kitapligi-geceleri-de-acik.jpg?resize=600%2C319" alt="Atatürk Kitaplığı Hiç Kapanmayacak" width="600" height="319" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ataturk-kitapligi-geceleri-de-acik.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ataturk-kitapligi-geceleri-de-acik.jpg?resize=300%2C160&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5556" class="wp-caption-text">Atatürk Kitaplığı Hiç Kapanmayacak</figcaption></figure></p>
<h2>Atatürk Kitaplığı’na İnternetten de Ulaşılabilir</h2>
<p>Atatürk Kitaplığı koleksiyonunda bulunan basılı ve yazılı kültürel miras eserleri web üzerinden de hizmete sunuldu. Bir çoğu Pertevniyal Valide Sultan Evrakına ait eserlerden özet bilgiler hazırlanarak tarayıcı üzerinden 5625 belgeden oluşan 7528 görüntü elde edildi. Belgeler İzmir, Tırhala ve Yenişehir&#8217;deki çiftlikler olmak üzere; Aksaray&#8217;daki Valide Sultan Camii, mektepler, camiler, tekkeler, çeşmeler, Medine&#8217;deki Gureba Hastahanesi, Tersane&#8217;deki gemi yapım yeri, askeriyeye Valide Sultan&#8217;ın şahsi parasıyla alınan tüfekler, orduya verilen bağışlar ile elde edilen eserler halkın çalışmalarına sunuldu.</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane Müzeler Müdürlüğü’ne bağlı olarak halka ve özel araştırmacılara hizmet veren Atatürk Kitaplığı, yüzlerce kişinin de şahsi kitap koleksiyonlarını bağışlamalarıyla 140 binlere varan kitap sayısı yeni satın almalar ve bağışlarla bugün 500 bine ulaştı.</p>
<p>İlköğretimden üniversite öğrencisine, akademisyenlerden uluslararası araştırmacılara kadar çok geniş kitlelere hizmet veren Atatürk Kütüphanesi&#8217;nde 50 bine yakın çeşitli yazma, albüm, atlas-harita, takvim, salname, kartpostal, ayrıca gazete, Atatürk , İstanbul, başvuru gibi özel koleksiyonlar bulunuyor. Bu koleksiyonlar dijitalize edilerek dijital ortama aktarılmakta ve yırtılıp yıpranmaları nedeniyle bilgi ve belgelerin kaybolması böylece önleniyor. Dijital ortama ise yaklaşık 4 milyon 500 bin sayfa aktarıldı. Kütüphane, ödünç kitap verme, yerli ve yabancı araştırmacılara eski ve yeni eserlerin dijital ortamda (CD) sunulması ve fotokopi hizmetleri veriyor.</p>
<p>Son dört yıl içerisinde önemli koleksiyonlar satın alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi böylece Atatürk Kitaplığı&#8217;ndaki arşivi üçe katladı. İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü; 2015 yılında el yazması kitap, fotoğraf, harita, gravür, afiş, kartpotsal, madalya, hat, gazete, Osmanlıca evrak ve belge, Türkçe, Ermenice, Arapça ve Farsça kitaplardan oluşan 14 bin 577 adet nadir eser ve özel arşiv satın aldı. Fiyatları 50 bin lira ile 1 milyon lira arası değişen nadide eser koleksiyonuna sadece 2015 yılı için 3 milyon 500 bin liralık alım yapıldı.</p>
<p><figure id="attachment_5555" aria-describedby="caption-attachment-5555" style="width: 702px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ataturk-kitapligi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5555 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ataturk-kitapligi.jpg?resize=640%2C337" alt="Atatürk Kitaplığı" width="640" height="337" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ataturk-kitapligi.jpg?w=702&amp;ssl=1 702w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ataturk-kitapligi.jpg?resize=300%2C158&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ataturk-kitapligi.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5555" class="wp-caption-text">Atatürk Kitaplığı</figcaption></figure></p>
<h2>Atatürk Kitaplığı’ndan Nasıl Faydalınabilir?</h2>
<p>Yeni uygulamaya depo hizmeti 22.00’ye kadar olup çalışmalarına gece devam edecek okuyucular yararlanacakları eserleri 0212 2499565 / dahili 8320’ nolu hattı arayarak rezerve ettirebilecekler.</p>
<h3>Atatürk Kitaplığı’na Nasıl Ulaşılabilir?</h3>
<p>Gezi Parkı’nın komşusu olan Kitaplık, Taksim Meydanı’na yürüme mesafesinde.</p>
<p><strong>Adres:</strong> Miralay Şefik Bey Sok No : 6 Taksim-Beyoğlu/İstanbul</p>
<h3>Atatürk kitaplığı’na Nasıl Üye Olunur?</h3>
<p>Atatürk Kütüphanesi&#8217;ne üye olmak için 1 adet fotoğraf (fotoğraf, kart çıkınca iade edilir) ve nüfus cüzdanı bilgileri yeterli oluyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artik-istanbulda-724-acik-kutuphane-var/">Artık İstanbul’da 7/24 Açık Kütüphane Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/artik-istanbulda-724-acik-kutuphane-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5553</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadehim Senin Şerefine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadehim-senin-serefine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadehim-senin-serefine/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Oct 2016 11:30:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Hüseyin Didin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5545</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben her insan için geç kalınmış bir kişiyim. Geçtiğim yollarda hep kötü kalpli kurtla karşılaştım ve neşeli ormanımda bu talihsiz karşılaşmalar beni biraz agresif, oldukça saldırgan yaptı. Karşımda olup güzel görünen her şeyin derinine kazma vurdum kötü yüzünü ortaya çıkarmak için; belki de bu yüzden artık iyilikleri de yaralıyorum, elbette güzel şeyler görmek ve uysal [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadehim-senin-serefine/">Kadehim Senin Şerefine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben her insan için geç kalınmış bir kişiyim. Geçtiğim yollarda hep kötü kalpli kurtla karşılaştım ve neşeli ormanımda bu talihsiz karşılaşmalar beni biraz agresif, oldukça saldırgan yaptı. Karşımda olup güzel görünen her şeyin derinine kazma vurdum kötü yüzünü ortaya çıkarmak için; belki de bu yüzden artık iyilikleri de yaralıyorum, elbette güzel şeyler görmek ve uysal bir insan olmak istiyorum; ama umudumu bulamıyorum.</p>
<p>Sonsuz bir kuşku çukurunda domuz gibi yuvarlanıyorum. Ahlak sayılan kuralların dışında kalan her şeye karşı inanılmaz bir istek duyuyorum ve kendimi hiç bir şekilde suçlu hissetmiyorum. Çünkü kimseyi taklit etmiyorum. Eğer kendimi adlandırmam gerekirse de&#8230; siz seversiniz sıfatlandırmayı, size bırakıyorum.</p>
<p>Çoğunluk tarafından hata sayılabilecek hiçbir sonucuma boyun eğmiyorum. Çünkü kendimle savaşıyorum. İçimde bana direktif veren beni yenmeye çalışıyorum, kendimle çelişip sonucu yine kendime yıkıp kendimi suçsuz kılarak dua edip günah çıkarıyorum.</p>
<p>Geçen zamanı yaşamamış sayıp hatırlamıyorum. Çünkü bir yerlerde okuyup ezberlediğim bir sözü &#8220;Hatırlamak en büyük intihardır.&#8221; hiç unutmuyorum. Herkes gibi yaşamaktan nefret edip hiç bir şekilde ölmek istemiyorum. Sonra herkes gibi herkesleşiyorum, yine kendimle çelişip işkence odalarımı açıyorum kendime. Nasıl bir kısır döngü içine düşmüşsem dönüp dolaşıp, uzun yollarca yürüyüp yine aynı yerde buluyorum kendimi. Uzaklaşamıyorum, kaçamıyorum ve geri çekilemiyorum. Ağır ataklar sonucu gerilen kaslarımı gevşemeye bırakıyorum, sonra &#8220;Neden&#8221; sorusunu uzun zamanlardır sormuyorum kendime ve yine sormuyorum &#8220;Herhangi bir cevap da bulamadım bugüne kadar.&#8221;. Dolayısıyla artık cevap da aramıyorum. Bu kadar tükenmişlik için de bu kadar hiç isteksizlikle yaşamaya çalışırken ruhumda kopan fırtınaları da anlamıyorum.</p>
<p>Neyse ki en sonunda yine dua ediyorum. Son bir senede dilime dolanan bir ayeti tekrarlıyorum &#8220;Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var. Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var!&#8221; O halde bu gece de kadehimi şerefine kaldırıyorum Rabbim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadehim-senin-serefine/">Kadehim Senin Şerefine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadehim-senin-serefine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5545</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Oct 2016 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5541</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yükselen dumanlardan bina görünmez olmuştu. Kapı basamağında beklemem devam ediyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. Öksürmeye başladım. Bu sırada bir siren sesi duyuluyordu uzaktan. Apartmanın kapısından içeri girip merdivenlere doğru yöneldim. Üstüme üstüme koşarak gelen komşularımızı fark etmeden birinci kata gelmiştim. Kucaklarındaki çocuklarıyla birlikte deli gibi zıplayan annelerin peşinden bende geri dönmeye karar verdim. O sırada kapısı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yükselen dumanlardan bina görünmez olmuştu. Kapı basamağında beklemem devam ediyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. Öksürmeye başladım. Bu sırada bir siren sesi duyuluyordu uzaktan. Apartmanın kapısından içeri girip merdivenlere doğru yöneldim. Üstüme üstüme koşarak gelen komşularımızı fark etmeden birinci kata gelmiştim. Kucaklarındaki çocuklarıyla birlikte deli gibi zıplayan annelerin peşinden bende geri dönmeye karar verdim. O sırada kapısı açık olan komşumuzu fark ettim. Kafamı içeri doğru uzattığımda tekerlekli sandalyede oturan adamı gördüm. Bir şeyler yapmaya çalışıyor gibi geldi bana. Sinirliydi belli ki. İçeri girmem gerektiğini hissettim bir an için. Yaklaştım yanına yavaşça. Beni görünce “Şunu arkamdan ittirmen lazım Onur. Balkona çıkmamız lazım” dedi birkaç kere. Hemen bunu bir görev kabul edip ağır bir pazar poşeti gibi olan tekerlekli sandalyeyi itmeye başladım. Balkonun eşiğinden geçirip çıkardım adamı. O sırada itfaiye ekipleri balkona yükselip ikimizi de aldılar. Ne yaptığımı anlamadan iniyordum halkın arasına. Herkesin beni alkış yağmuruna tutmasıyla kabarmıştı göğsüm. Hemşire teyzeler, hemen beni alıp durumuma bakacaklardı. Aralıksız bir şekilde öksürmeme bakmadan yüzüme oksijen tüpünü geçirdiler. Aracın içinde biraz uzandım. Kahramanlık yapmak yormuştu beni. Dinlenmek hakkım gibi geldi. Annem ile babamın geldiğini bağrışlarından anladım. Her fırsatta ağlamayı kendisine vazife edinmiş annemin gözleri yine çeşme gibiydi. Babam ise “kalk ekmek al” der gibi bakıyordu.</p>
<p>Birkaç saat sonra sağlam raporu aldığımız hastaneden çıktık. Annem bile ikna olmuştu sağlam olduğuma. Oturduğumuz apartmanın büyük bir kısmında hasar oluştuğu için mühürlediler evimizi. Annem, bunun için bir kez daha ağlamaya başladı. Babamın aradığı yakın arkadaşının olumlu cevabıyla akşamı geçirecek bir yer bulmuştuk. Bir tarafımda annem diğer yanımda babam ile birlikte oraya gittik. Güzel bahçesinden geçtikten sonra evin zilini çaldık. Ailece kapıyı açtılar. Önce babam girdi selam vererek. Ayakkabımı çözdükten sonra karşımda O’nu gördüm. Dalgalı saçlarından tanımıştım. Bir daha dönüp baktım. Evet, O kızdı. O sırada içeriye ayakkabılarımla girdiğimi annemin bağırmasından anladım. Özür dileyerek ayakkabımı çıkarıp dışarıya doğru fırlattım. Bir daha baktım. Evet, O kızdı. Annemin arkadan ittirmesiyle salona kadar yürüdüm. Yemek masası son derece güzel bir şekilde donatılmış. Her türlü yemek çeşidi vardı. Benim aklımda ise tek bir şey vardı; O kız. Hep birlikte oturuldu sofraya. Sohbetin biri bitmeden diğeri başlıyordu. Hüzünlü olan annem bile sohbetlere katılarak gülüyordu. Karşımda oturan O kız “ekmek alabilir miyim kahraman” diye seslendi bana. Nefesim kesildi. Bir an sessizlik oldu. Sanırım kimse nefes alamadı bir süre. Olanları biliyordu demek ki. Bu iyi olmuştu gerçekten. “Kahraman” kelimesi içimi okşamıştı. Hala cevap bekliyordu galiba. Gözleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi. Eliyle “hadi” işareti yaptı. Ben niye oynatamıyorum bu elimi? Aslında çalışıyordu bu. Babası uzattı ekmeği. Yetmezmiş gibi bir de ismini söyledi kızın. Ne güzel bir isim. Bir an unuturum diye de çok korktum. İçimden dakikalarca tekrarladım ismi.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5541</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşık Gibi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/asik-gibi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/asik-gibi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Oct 2016 11:29:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5526</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nasıl sevmek istersen öyle sev, Aşık olmak istemiyorsan, Dost gibi sev, Hoşlanmak istemiyorsan, Arkadaş gibi sev, Ağladığım da elimi tutarsın, En iyisi kardeş gibi sev, Acı çektiğimde yara bandım olursun, Hem kardeş olursak, Birbirimizi hiç kırmayız, Bir gün bıkıp; “Benden daha iyisine layıksın” deyip, Bırakıp gitmezsin. Kardeşler birbirine  asla kıyamaz. Nasıl seversen sev yeter ki, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asik-gibi/">Aşık Gibi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nasıl sevmek istersen öyle sev,</p>
<p>Aşık olmak istemiyorsan,</p>
<p>Dost gibi sev,</p>
<p>Hoşlanmak istemiyorsan,</p>
<p>Arkadaş gibi sev,</p>
<p>Ağladığım da elimi tutarsın,</p>
<p>En iyisi kardeş gibi sev,</p>
<p>Acı çektiğimde yara bandım olursun,</p>
<p>Hem kardeş olursak,</p>
<p>Birbirimizi hiç kırmayız,</p>
<p>Bir gün bıkıp;</p>
<p>“Benden daha iyisine layıksın” deyip,</p>
<p>Bırakıp gitmezsin.</p>
<p>Kardeşler birbirine  asla kıyamaz.</p>
<p>Nasıl seversen sev yeter ki,</p>
<p>Kalbinde ki minderde yerim olsun,</p>
<p>Şimdi kalbine sorar mısın?</p>
<p>Ben minderin neresindeyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asik-gibi/">Aşık Gibi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/asik-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5526</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Edebiyat Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Oct 2016 08:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[S. Emre Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5518</guid>
				<description><![CDATA[<p>Edebiyat Toplumun Hem “Ayna”sı Hem De “Pencere”sidir. “Edebiyat toplumun aynasıdır” sözünü çok duymuşuzdur. Peki nasıl bir aynadır bu? Her şeyi bütün çıplaklığıyla gösteren; söylenemeyenleri, üstü örtülenleri ve görmezden gelinenleri korkusuzca dile getiren bir ayna. Baktığımızda bize sadece kendimizi değil, bizimle aynı kültürde nefes alan, aynı acı ve hüzünleri, aynı mutluluk ve sevinçleri paylaşan insanları gösteren [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir/">Edebiyat Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Edebiyat Toplumun Hem “Ayna”sı Hem De “Pencere”sidir.</h2>
<p>“Edebiyat toplumun aynasıdır” sözünü çok duymuşuzdur. Peki nasıl bir aynadır bu? Her şeyi bütün çıplaklığıyla gösteren; söylenemeyenleri, üstü örtülenleri ve görmezden gelinenleri korkusuzca dile getiren bir ayna. Baktığımızda bize sadece kendimizi değil, bizimle aynı kültürde nefes alan, aynı acı ve hüzünleri, aynı mutluluk ve sevinçleri paylaşan insanları gösteren bir ayna. Aynaya karşı tutulan bir aynada iç içe geçmiş sonsuz sayıda ayna görüleceği gibi sonsuz sayıda hayat gösteren bir ayna. Öyle bir ayna ki, aynaya nereden baktığımıza göre göreceklerimiz değişmekte, ayna bakışımıza göre bize farklı hayatlar ve yüzler göstermekte. Böylece edebiyat sadece toplumun aynası olarak kalmayıp dünyaya dair hem tanıdık hem de yabancı manzaralar sunan bir “pencere” görevi görmekte.</p>
<p><figure id="attachment_5523" aria-describedby="caption-attachment-5523" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kisaca-edebiyat-nedir.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5523 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kisaca-edebiyat-nedir.jpg?resize=640%2C400" alt="“Edebiyat nedir?” diye sorulduğunda bize görsel bir şölen sunmaktadır diyebiliriz." width="640" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kisaca-edebiyat-nedir.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kisaca-edebiyat-nedir.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kisaca-edebiyat-nedir.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kisaca-edebiyat-nedir.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kisaca-edebiyat-nedir.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5523" class="wp-caption-text">“Edebiyat nedir?” diye sorulduğunda bize görsel bir şölen sunmaktadır diyebiliriz.</figcaption></figure></p>
<p>Yani “<strong>edebiyat nedir?</strong>” diye sorulduğunda edebiyat bize harfler ve kelimeler aracılığıyla görsel bir şölen sunmaktadır diyebiliriz. Mekan ve zaman tanımayan eşsiz deneyimler yaşatmakta…</p>
<h2>Edebiyat “Edep”ten Gelir</h2>
<p><strong>Kısaca edebiyat nedir?</strong> Sorusuna yanıt bulmak için etimolojik kökenini de ele almak gerekir. Edebiyat, Arapça kökenli bir kelime olup “edep”ten gelir, edep ise “iyi ahlak”, “incelik” ve “terbiye” manalarına karşılık gelmektedir. Edebiyat bu anlamda insanın kendini “terbiye etme uğraşı” olarak görülebilir. Çünkü edebiyatla “uğraşan” kişi sonunun ne olduğunu bilmediği zorlu, aynı zaman da bin bir renkli bir yola girmiştir. Artık sınırlarını aşması, kendini yıkıp yeni baştan yaratması gerekmektedir. Edebiyatın bize sağladığı “yeniden yaratılma süreci” hayatı ve dünyayı sorgulamamızı, değer yargılarımızı ve toplumun bize empoze etmeye çalıştığı düşünceleri gözden geçirmemizi sağlamaktadır. Bu süreç sonunda tüm olumlu ve olumsuz önyargılar yerini makul yargılara bırakacak ve edebiyat sayesinde daha “duyarlı” ve “ince düşünceli” bir insan olmaya adım atacağızdır. Artık eskisinden bambaşka yeni bir kişi doğmuştur içimizde. Rimbaud’un deyişiyle“ben bir başkası” olmuştur.</p>
<p>Edebiyat sayesinde at gözlüklerimiz yerini hayat gözlüklerine bırakmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_5521" aria-describedby="caption-attachment-5521" style="width: 945px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-nedir-kisaca.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5521 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-nedir-kisaca.jpg?resize=640%2C183" alt="Kısaca edebiyat nedir? Sorusuna yanıt bulmak için etimolojik kökenini de ele almak gerekir." width="640" height="183" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-nedir-kisaca.jpg?w=945&amp;ssl=1 945w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-nedir-kisaca.jpg?resize=300%2C86&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5521" class="wp-caption-text">Kısaca edebiyat nedir? Sorusuna yanıt bulmak için etimolojik kökenini de ele almak gerekir.</figcaption></figure></p>
<h2>Edebiyatla Uğraşmak Yaşamanın Altını Çizmektir.</h2>
<p>Edebiyatla uyandığımız dünyada eskisi gibi toy değilizdir. Yaşımız gençtir ama öğrendiklerimiz bir ömre bedeldir. Öğretmenler, ebeveynler, çok bilmiş komşu amca ve teyzeler hiçbiri bize edebiyatın verdiği gizli öğüdü veremez, edebiyatın bizde uyandırdığı bilgeliği uyandıramaz. Çünkü edebiyatın verdiği öğüt ve uyandırdığı bilgelik buyurucu ve azarlayıcı  bir nitelik taşımaz, özgürlüğümüzü kısıtlamaz. Aksine bize her türlü düşüncenin serbest olduğu hoşgörülü bir ortam sunar.</p>
<p><figure id="attachment_5522" aria-describedby="caption-attachment-5522" style="width: 638px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-nedir-sorusunun-cevabi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5522 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-nedir-sorusunun-cevabi.jpg?resize=638%2C425" alt="Edebiyatla Uğraşmak Yaşamanın Altını Çizmektir." width="638" height="425" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-nedir-sorusunun-cevabi.jpg?w=638&amp;ssl=1 638w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-nedir-sorusunun-cevabi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-nedir-sorusunun-cevabi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 638px) 100vw, 638px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5522" class="wp-caption-text">Edebiyatla Uğraşmak Yaşamanın Altını Çizmektir.</figcaption></figure></p>
<p>Edebiyat lütufkardır, mahrum bırakmaz. Irk, din, dil ayrımı yapmaz. Herkese hitap eder. Anarşisttir seni yıkar ve yeni baştan yaratır. Tek istediği kitabın kapağını açıp o ilk sayfayı okumaya başlaman, boş sayfaya o ilk kelimeyi, ilk cümleyi düşmeye çalışmandır. Sonrası çorap söküğü gibi gelecektir. Sonrası bu dünyada yaşıyor olduğumuzu hatırlamak, bu evrende bizim de bir yer kapladığımızın farkına varmaktır.</p>
<p><figure id="attachment_5519" aria-describedby="caption-attachment-5519" style="width: 705px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-hakkinda-tum-yanitlar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5519 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-hakkinda-tum-yanitlar.jpg?resize=640%2C313" alt="Edebiyat lütufkardır, mahrum bırakmaz. Irk, din, dil ayrımı yapmaz. Herkese hitap eder." width="640" height="313" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-hakkinda-tum-yanitlar.jpg?w=705&amp;ssl=1 705w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-hakkinda-tum-yanitlar.jpg?resize=300%2C147&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/edebiyat-hakkinda-tum-yanitlar.jpg?resize=702%2C345&amp;ssl=1 702w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5519" class="wp-caption-text">Edebiyat lütufkardır, mahrum bırakmaz. Irk, din, dil ayrımı yapmaz. Herkese hitap eder.</figcaption></figure></p>
<p>Evet, edebiyat “farkındalık” sağlayarak unuttuğumuzu sandığımız her şeyi bize yeniden hatırlatmaktadır.</p>
<p>Son söz olarak: “Edebiyatla uğraşmak yaşam(an)ın altını çizmektir.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir/">Edebiyat Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5518</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalçın Tosun: Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalcin-tosun-anne-baba-ve-diger-olumcul-seyler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalcin-tosun-anne-baba-ve-diger-olumcul-seyler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 15 Oct 2016 07:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Nedene Sunuldum]]></category>
		<category><![CDATA[Dokunma Dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[Peruk Gibi Hüzünlü]]></category>
		<category><![CDATA[Yapı Kredi Yayınları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5476</guid>
				<description><![CDATA[<p> “Geçen gün spor salonunda olanlar var ya, ben… Mecburdum, anla işte.” “Ufak bir kırılma anı. Sanki uzun süredir bunları söylemeyi tasarlıyordu da, bir anda söyleyip rahatlamıştı. Ne hissettiğini, bunu söylemenin onun için ne ifade ettiğini çözmeye çalıştım. Hem neyi anlayacaktım ki… Aslına bakarsanız o da öteki oğlanlar gibi bağırıp eğlenmişti karşımda, donum elden ele gezerken. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalcin-tosun-anne-baba-ve-diger-olumcul-seyler/">Yalçın Tosun: Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em> “Geçen gün spor salonunda olanlar var ya, ben… Mecburdum, anla işte.”</em></p>
<p><em>“Ufak bir kırılma anı. Sanki uzun süredir bunları söylemeyi tasarlıyordu da, bir anda söyleyip rahatlamıştı. Ne hissettiğini, bunu söylemenin onun için ne ifade ettiğini çözmeye çalıştım. Hem neyi anlayacaktım ki… Aslına bakarsanız o da öteki oğlanlar gibi bağırıp eğlenmişti karşımda, donum elden ele gezerken. “Bakın arkadaşlar, ibne donu böyle bir şey oluyormuş demek ki!” deyip gülenlerin içinde değil miydi sanki. Bunların hiçbiri umurumda değil diyorum içimden, hiç biri. “Mecburdum,” diyor bana, hem de yüzü yere eğik. “Anla işte” diyor. Bir günahın bahanesiymiş gibi gelmiyor, inanıyorum. Sonsuz bir kabullenişle adamak istiyorum kendimi. Acıma ya da üzüntü bile olsa, onda bir şeyler yarattım diye seviniyorum.”</em></p>
<h2>Yalçın Tosun</h2>
<p><em>Yalçın Tosun</em> 1977 Ankara doğumlu. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Bilgi Üniversitesinde öğretim üyesi. Adam Öykü, Notos, Kitap-lık, Roll ve Radikal Kitap gibi dergilerde çeşitli öyküleri yayınlandı.  “<strong>Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler</strong>“ adlı öykü kitabı yazarın ilk eseri. Aynı zamanda bu eser 2011 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü sahibi. “Peruk Gibi Hüzünlü”, “Dokunma Dersleri”, “Bir Nedene Sunuldum” yazarın diğer öykü kitapları.</p>
<p>Kimi zaman açık ve gerçekçi, başladığı keskinlikle biten kimi zaman da duygunun içinde ağır adım götüren, sonuna vardığınızda bittiğini dahi anlamadığınız hikayeler bunlar. Ben çoğunlukla böyle hissediyorum Yalçın Tosun okurken. Gece yarısı hikayeleri gibi, yalnızca gece yarısı okuyorum <strong>Yalçın Tosun</strong>’u.</p>
<p>Artjurnal’e vermiş olduğu video röportajında öykülerinde en çok, vermek istediği duyguya dikkat ettiğini belirtiyor. Öykülerinin üzerinde yazdıktan sonra da uğraştığını, öyküm bitti demenin zor olduğunu söylüyor. Öykülerinde en çok üzerinde durduğu noktaların öykülerinin bitişleri ve isimleri olduğunu da röportajına ekliyor.</p>
<p><figure id="attachment_5477" aria-describedby="caption-attachment-5477" style="width: 193px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/anne-baba-ve-diger-iyi-seyler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5477 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/anne-baba-ve-diger-iyi-seyler-193x300.jpg?resize=193%2C300" alt="Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler" width="193" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/anne-baba-ve-diger-iyi-seyler.jpg?resize=193%2C300&amp;ssl=1 193w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/anne-baba-ve-diger-iyi-seyler.jpg?w=257&amp;ssl=1 257w" sizes="(max-width: 193px) 100vw, 193px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5477" class="wp-caption-text">Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler</figcaption></figure></p>
<h3>Yalçın Tosun’un Farkı</h3>
<p>Pek çok yazarın öykülerinde, romanlarında bahsetmekten kaçındığı insanları işliyor; özellikle lgbti bireyleri.  Bu da edebiyatımızda çok aşina olmadığımız bir hadise, sırf bu özelliği dahi farklı kılıyor <u>Yalçın Tosun</u>’u.  Bir okur olarak <strong>Yalçın Tosun</strong>’u diğer öykücülerden ayıran en dikkat çekici özellik nedir diye sorsanız, öykülerindeki lgbti kahramanların ve renklerin çokluğu derdim kuşkusuz. Lgbti bireyleri ele alış biçimi, hikaye içerisinde onları yerleştirdiği zaman ve mekan; doğrusu hepsini muazzam buluyorum. Bir de çocukluk günlerinin açmazlarını, hislerini bence çok doğru bir gözlemle ifade eden bir yazar Yalçın Tosun.</p>
<p><em>“Aşağıdan gelen uğultu çoğalıyor sanki yavaş yavaş. Ben yaklaşıyorum biraz daha yanına. Erguvan yerlere eğilsin, tüm çiçek ve yapraklarıyla örtsün bizi istiyorum. Kıpırtılı bir yorgan olsun serilsin üstümüze, koparsın bizi bu dünyadan. Birden dünyanın en doğal şeyiymiş gibi, elimi elinin üstüne koyuyorum. Hiç kıpırdaman öylece duruyor. Yüzüne bakıyorum bu kez doğrudan. Nasıl ölmek istiyorum, sevincimi ancak böyle anlatırım gibi geliyor. Birden gözlerim yaşarıyor, utanıyorum. Bir şey söylemek ister gibi tam ağzını aralamışken, bir düdük sesiyle ikimiz de irkiliyoruz. Öğretmenin sıaktan gevşemiş yarı otoriter sesi çınlıyor kulaklarımızda. O da sözünü bitiremeden hemen kaçar gibi fırlıyor, ben arkasından fısıldayarak “Anlıyorum” diyorum. Rüzgarı yüzüme vuruyor, gömleğinin –ve bağrının- kokusu içinde.” </em></p>
<p>Eserleri Yapı Kredi Yayınları tarafından basılıyor, bunu da belirtmekte fayda var. <strong>Yalçın Tosun</strong>’a zaman ayırın derim, derin manalar ve öteki duygular, renkler için.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalcin-tosun-anne-baba-ve-diger-olumcul-seyler/">Yalçın Tosun: Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalcin-tosun-anne-baba-ve-diger-olumcul-seyler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5476</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Marcel Proust ile “Okuma Üzerine”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/marcel-proust-ile-okuma-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/marcel-proust-ile-okuma-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 14 Oct 2016 11:37:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[S. Emre Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5497</guid>
				<description><![CDATA[<p>Okumak Nedir? Günümüzde kitap okuma alışkanlığı neden yok oldu ya da yok olmaya yaklaştı? Artık kitap okumak asosyalliğin bir belirtisi, modern dünyaya ayak uyduramamanın bir göstergesi olarak mı algılanmaya başlandı? Evet, bu yargıda az da olsa haklılık payı var ama bir insanı kitap okumaya iten tek neden asosyal olmak ya da çoğunluğa ayak uyduramamak değildir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/marcel-proust-ile-okuma-uzerine/">Marcel Proust ile “Okuma Üzerine”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Okumak Nedir?</h2>
<h2><span style="font-family: Verdana, Geneva, sans-serif; font-size: 15px; color: #222222;">Günümüzde kitap okuma alışkanlığı neden yok oldu ya da yok olmaya yaklaştı? Artık kitap okumak asosyalliğin bir belirtisi, modern dünyaya ayak uyduramamanın bir göstergesi olarak mı algılanmaya başlandı? Evet, bu yargıda az da olsa haklılık payı var ama bir insanı kitap okumaya iten tek neden asosyal olmak ya da çoğunluğa ayak uyduramamak değildir. İnsan sadece kendi kişisel bunalımlarından ötürü kitap okumaz, okumasının daha evrensel ve genelgeçer nedenleri vardır. Peki nedir okumak ve insanlar neden kitap okur? Okumanın dünyaya ve insanlığa nasıl bir katkısı vardır? Sorularımızın cevabını çok sevdiğim bir yazarla, </span><strong style="font-family: Verdana, Geneva, sans-serif; font-size: 15px; color: #222222;">Marcel Proust</strong><span style="font-family: Verdana, Geneva, sans-serif; font-size: 15px; color: #222222;">&#8216;la birlikte yanıtlamak istiyorum.</span></h2>
<p><strong>Proust</strong> okumayı konuşmakla ilişkilendirerek şu şekilde tanımlamaktadır:</p>
<p>&#8220;<em>&#8230;okuma, insanların en bilgesiyle bile olsa, bir konuşmaya indirgenemez; bir kitapla bir dost arasındaki asıl farklılık, bilgeliklerinin büyüklüğündeki farklılık değil, onlarla iletişim kurma biçimidir; okuma konuşmanın tersine, yalnızlığımızı sürdürürken, yani yalnızken sahip olunan ve konuşunca çabucak dağılan entelektüel güçten yararlanmaya devam ederek, esinlere açık olmaya ve zekanın kendi kendisi üzerindeki çalışmasını bütünüyle verimli kılmaya devam ederek, her birimizin önceden iletilmiş bir başka düşünceyi edinmesidir.&#8221;</em></p>
<p><figure id="attachment_5501" aria-describedby="caption-attachment-5501" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcel-proust-okuma.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5501 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcel-proust-okuma.jpg?resize=640%2C320" alt="Marcel Proust &quot;Okumak Yalnızlık Gerektirir.&quot;" width="640" height="320" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcel-proust-okuma.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcel-proust-okuma.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5501" class="wp-caption-text">Marcel Proust &#8220;Okumak Yalnızlık Gerektirir.&#8221;</figcaption></figure></p>
<h2>Okumak Yalnızlık Gerektirir</h2>
<p>Evet, <em>Proust</em>&#8216;un dediği gibi, okumak yalnızlık gerektirir. Günümüz insanının kitap okumaktan kaçmasının en büyük nedenlerinden biri de budur: &#8220;yalnız kalmaktan duyulan korku&#8221;. İnsanlar artık kendileriyle baş başa kalmaktan elden geldiğince kaçmaktadır çünkü kendileriyle baş başa kalınca nasıl bir hayat yaşadıklarını sorgulamaya ve çarpık düşünceleri kendilerini rahatsız etmeye başlayacaktır. Bunun nedeni kendilerine sosyal medya aracılığıyla oluşturdukları ve çevrelerindeki herkese empoze ettikleri yapay ve sanal kişiliklerinden kopmak istememeleridir. Simülasyon, yani gerçeğin kopyası onlar için realiteden daha mutluluk vericidir. İşte bu yüzden insanlar her saniye ya sosyal alemle ya da kendi gibi arkadaş çevresiyle haşır neşir olup yalnız kalmaktan kaçmaya çalışmaktadır. Çünkü yalnızlık da okumak gibi devrimcidir; yıkar ve yeni baştan yaratır.</p>
<p>Okumak insana sorgulamalarla, düşünüşlerle ve hayallerle örülü &#8220;tinsel bir hayat&#8221; sunmaktadır ama okumanın sunduğu tinsel hayattan içeri girmek yine kişinin kendisine bağlıdır:</p>
<p>&#8220;<em>&#8230;Bir okuma disiplini yaratmak, sadece teşvik edici bir şeye fazlasıyla rol yüklemektir. Okuma tinsel hayatın eşiğidir, oradaki yolu bize gösterebilir, yolu oluşturmaz.</em>&#8221;</p>
<h2>Okumayla Açılan “İkinci Dünya”</h2>
<p><strong>Proust</strong>’un kastettiği yolu oluşturacak kişi yine okuyucunun kendisidir. Okuyucu kendini ikinci bir dünyaya açacak ve okuduğu her sayfa açtığı ikinci dünyanın senaryosu olacaktır. Okumanın en güzel yanı da buradadır: Bir anda gözlerini yepyeni bir dünyaya açarsın ve gerçek dünyaya ait her şeyin daha sahici ve daha kalıcı olduğunu görürsün. Ben bu yüzden okuma sayesinde kurulan ikinci dünyayı Platon&#8217;un İdealar dünyasına benzetirim. Fenomenler dünyası yani bu dünya, İdealar dünyasının sadece bir yansımasıdır ve hakikate dair her şey İdealar dünyasında yer almaktır. Okumak da bu dünyaya, bu tinsel yaşama açılan bir kapıdır. O kapıdan içeri girip girmemek okuyucunun kendisine kalmıştır.</p>
<p>Bu hem bir cesaret hem de bir zeka işidir. Çünkü okuyucu adım attığı &#8220;ikinci yaşam&#8221;ın hem oyuncusu hem de senaristidir ve &#8220;özgün zeka, okumayı kendi kişisel işleyişine bağlı kılmayı bilir&#8221;:</p>
<p><figure id="attachment_5502" aria-describedby="caption-attachment-5502" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcelproust.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5502 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcelproust-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Proust’un kastettiği yolu oluşturacak kişi yine okuyucunun kendisidir. Okuyucu kendini ikinci bir dünyaya açacak ve okuduğu her sayfa açtığı ikinci dünyanın senaryosu olacaktır. " width="300" height="200" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcelproust.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcelproust.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcelproust.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5502" class="wp-caption-text">Proust’un kastettiği yolu oluşturacak kişi yine okuyucunun kendisidir. Okuyucu kendini ikinci bir dünyaya açacak ve okuduğu her sayfa açtığı ikinci dünyanın senaryosu olacaktır.</figcaption></figure></p>
<p>&#8220;<em>Kitap zevki zeka ile birlikte artıyorsa, görüldüğü gibi, bu zevkin tehlikeleri de zekayla birlikte azalır. Özgün zeka, okumayı kendi kişisel işleyişine bağlı kılmayı bilir. Okuma, onun için eğlencelerin en soylusundan, özellikle en soylulaştırıcısından başka şey değildir, çünkü sadece okuma bilme yoluyla zihin &#8216;en görgülü hali&#8217;ne kavuşur. Duyarlığımızın ve zekamızın gücünü ancak kendi içimizde, ruhsal yaşamımızın derinliklerinde geliştirebiliriz. Ama bizim zihinlerimizin &#8216;görgüsünün&#8217; eğitilişi öteki okumuş zihinlerle ilişki içinde olur. Okumuşlar, her şeye karşın, nitelikli zekalar olmayı sürdürür ve bazı kitapları, edebiyat biliminin bazı özelliklerini bilmemek, bir dehada bile entelektüel eksiklik işareti olarak kalacaktır. Düşünce düzeyinde bile seçkinlik ve soyluluk, bir tür görenek masonluğundan ve geleneklerin mirasından oluşur.</em>&#8221;</p>
<h2>Okumanın Dünyaya ve İnsana Kattıkları</h2>
<p>Peki okumanın dünyaya, insana ve insanlığa kattığı şey nedir? Bunun bin bir çeşit cevabı vardır ama burada <strong>Proust</strong>&#8216;un da üzerinde durduğu iki önemli sonucuna değinmek yararlı olur:</p>
<ul>
<li><em>Tinsel bir hayata kapı açması</em></li>
<li><em>Zihni en görgülü haline kavuşturması</em>. Yani okumak bir bakıma insana bilmediği başka hayatlar yaşatıp &#8220;empati kurma gücü&#8221;nü geliştirirken aynı zamanda zihninin terbiye edilmesini yani &#8220;düşünce gücü&#8221;nün sivrilmesini sağlamaktadır.</li>
</ul>
<p>Okumanın bu iki temel yararı insanlığa sağduyulu bir yan getirmekte ve dünyayı daha anlayışlı ve huzurlu bir yer kılmaktadır. Bunlara paralel olarak <u>Proust</u>&#8216;a göre kitap okumanın zekaya koşut gelişen bir yanı da vardır:</p>
<p><figure id="attachment_5499" aria-describedby="caption-attachment-5499" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcel-proust.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5499 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcel-proust.jpg?resize=640%2C365" alt="Marcel Proust &quot;Okuma Üzerine&quot;" width="640" height="365" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcel-proust.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/marcel-proust.jpg?resize=300%2C171&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5499" class="wp-caption-text">Marcel Proust &#8220;Okuma Üzerine&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>&#8220;<em>Kitap sevmenin zekaya koşut geliştiği anlaşılıyor (&#8230;) Bu yüzden, en büyük yazarlar, kendi düşünceleriyle doğrudan ilişki içinde olmadıkları zamanlarda, kitaplarla birlikte olmaktan zevk alır. Zaten bu kitaplar öncelikle onlar için yazılmamış mıdır&#8230;</em>&#8221;</p>
<p>Hayır, sadece onlar için değil, herkes için yazılmıştır. Bu kitapları, diğer bütün kitaplar gibi, okumak için büyük bir yazar olmak değil, &#8220;okuma yazma&#8221; bilmek yeterlidir. Zaten deyişin yazılışındaki gibi &#8220;okuma&#8221;, &#8220;yazma&#8221;dan önce gelir. Dini literatürde de (hem Hristiyanlıkta, hem de İslamiyet&#8217;te) söz&#8217;e ve okumaya büyük önem verilir (Yuhanna İncili: &#8220;<em>Başlangıçta söz vardı</em>&#8220;; Kuran, Alak Suresi: &#8220;<em>İkra</em>&#8220;/ &#8220;<em>Oku</em>&#8220;) ve evrenin yaratılışı &#8220;söz&#8221;e indirgenir.</p>
<p>Okuma konusuyla ilgili bana kaynaklık ettiği için <strong>Marcel Proust</strong>&#8216;a (1871-1922) teşekkürlerimi sunuyor ve herkese sevgi ve okuma dolu bir yaşam diliyorum.</p>
<h3>Kaynak:</h3>
<p><strong>Marcel Proust,<em> </em><em>Okuma Üzerine</em></strong>, Çev: Işık Ergüden, Notos Kitap Yayınevi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/marcel-proust-ile-okuma-uzerine/">Marcel Proust ile “Okuma Üzerine”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/marcel-proust-ile-okuma-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5497</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yıllanmış Yürek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yillanmis-yurek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yillanmis-yurek/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 13 Oct 2016 08:17:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Demet Taşdemir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5472</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir isyanla başlardı devrik cümlelerin. “Niçin yarım bırakıyorsun şu cümleleri be ustam.” diye söylenirdim sana. “Sonunu getirmeye yoruluyorum evlat, nefesim yarı yolda tıkanıp kalıyor. Zaten şu üç günlük dünyada ne tamı tamına ki.” diyerek kaldırırdın elindeki kadehi. “Şu radyonun da sesini aç oğlum duyamıyorum, kulaklarım ağır işitiyor artık.” derdin. Radyodaki şarkıya eşlik edişini hayranlıkla izlerdim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yillanmis-yurek/">Yıllanmış Yürek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir isyanla başlardı devrik cümlelerin.</p>
<ul>
<li>“Niçin yarım bırakıyorsun şu cümleleri be ustam.” diye söylenirdim sana.</li>
<li>
<p>“Sonunu getirmeye yoruluyorum evlat, nefesim yarı yolda tıkanıp kalıyor. Zaten şu üç günlük dünyada ne tamı tamına ki.” diyerek kaldırırdın elindeki kadehi. “Şu radyonun da sesini aç oğlum duyamıyorum, kulaklarım ağır işitiyor artık.” derdin.</p>
</li>
</ul>
<p>Radyodaki şarkıya eşlik edişini hayranlıkla izlerdim. Ne güzel içerdin o rakıyı, ne güzel eşlik ederdin o gevrek sesinle geceye. Bir sende adam gibi dururdu da şu meret, geri kalan her şeyi dağıtırdı. Hele bir de tüttürdün mü bir cigara, değmeyin keyfime. Seni izlemekten mest olurdum adeta.</p>
<ul>
<li>Yaşlandık be evlat! Bak bir zamanlar taşı yarıp ekmek çıkaran bu eller, şimdi çöplerden yiyecek taşıyor. Bir zamanlar bir eve umuttum ben, şimdi karanlık sokaklar evim oldu. Haa, gocunmuyorum bundan evlat yanlış anlama, ben yitip gitmişliklere isyan eder oldum. Ama mutluyum be evlat iyi yaşadım. Sadece tüm şaşkınlığım solup giden bedenime ve şu titreyen ellerime derdin ve o elleri saklamak için masanın altına gizlerdin ya, ağlamamak için direnirdim zamana be ustam. O titreyen ellerini öperdim.</li>
</ul>
<li>
<p>Bizim zamanımızda ne güzeldi yaşamak derdin. Hele bir sevdalar vardı ki sorma gitsin! Filmlere konu, şiirlere mısra olacak cinsten. Fakirdik, kıt kanaat geçinirdik ama mutluyduk evlat. Tek gözlü damlarımız vardı ama hep bir arada yaşardık. Aileydik. Karı kocaydık.</p>
</li>
<p>Evlattık. Babaydık. Kısacası adam gibi adamdık evlat. Davamızda düşmanlığımızda sağlamdı bizim, el etek öptürmezdik, haksız kazanç yemezdik biz. Kimse kimseyi üç kuruşa satmazdı.<br />
Ben her dinleyişimde soluğuma oturan bir yumru ile dinlerdim seni. Görmedim geçirmedim ama yaşatmış kadar olurdun bana. Gençliğini anlatır, bana ders olsun diye öğütler sıralardın. “Şimdi tek arkadaşım şu bastonum diyerek gözün kulağın gibi bakardın ona.”</p>
<p>Söverdin şimdiki nesile. Eli ekmek tutamayan adamlar derdin. Bu memleketi ne çok sevdiğini anlatırdın hep. Yuvan olmuştu sokaklar, kedi-köpekler ise tek dostun. Arada hüzünlenir uzaklara dalardın ya iç çekerek.</p>
<ul>
<li>Yine daldın ustam derdim ben.</li>
</ul>
<li>
<p>Napayım evlat, bu zamanlar dar geliyor bana. Yine burnumun direği sızladı hasretten diye iç geçirirdin. Ben ise kocaman sarılırdım hasret kokan yüreğine.</p>
</li>
<li>
<p>Söylesene be ustam! Nerede saklanıyor bu insanlık. Nerede bir çırpıda tüketilmiş sevdalar? Mutluluk kaç adım ötede? Bir çocuğun elinde kalem olması gerekirken bir kan niye olur, söylesene be ustam. Bir çocuk gülmesi gerekirken niçin ağlar?</p>
</li>
<p>İkimizde cevap veremezdik ustam bu sorulara. Çünkü bilirdim, vardı cevabın ancak yüreğin dağlanırdı da ağlamaktan çekinirdin. Bilirim hala yağız bir delikanlıydın sen, ellerin toprak kokardı, ben o ellere tutunur koklardım.</p>
<ul>
<li>Sen söyle evlat derdin. Görmeyeli ne olmuş bu memlekete?</li>
</ul>
<p>Şimdi boğazımda bir düğümle boş bıraktığın o sandalyede gözlerim ağlamaklı, dinliyorum sevdiğin radyoda çalan şarkıyı.</p>
<p>Şimdi cevap vereyim ustam&#8230;</p>
<ul>
<li>Alın teriyle nasır tutan kömürleşmiş ellere, utançla bakan gözler sarmış meydanı.<br />
Fakir insanlara uzaktan acıyan ama konu bir yardım etmeye geldi mi, köşe bucak kaçan insanlar dolmuş memleket.</li>
</ul>
<p>Başının üzerinde umuda sere serpe uzanan gökyüzüne bakmayı unutmuş düşünceler var artık.</p>
<p>“Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde.” diyerek Müslüm babayı dinlemekten aciz olan yürekler var.</p>
<p>Şimdi sen söyle ustam. Bu memleketi adam etmek için kaç yürek gerek?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yillanmis-yurek/">Yıllanmış Yürek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yillanmis-yurek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5472</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Alkolik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/alkolik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/alkolik/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 08:52:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5447</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuk bir kış günü saat beşte kendiliğimden uyandım. Olur böyle, zaten belirli bir işim olmadığından saat falan kurmaya ihtiyaç duymam. Kendiliğimden uyanırım. Üst komşum da dün müşteri bulamamış. Gece rahat bir uyku çektim. Beni içgüdülerimle yalnız bırakan sesler yoktu. Mutfakta da bir şey bulamayınca biraz yürüyeyim dedim. Kapıları gıcırdata gıcırdata çıktım apartmandan. Karşı komşum köpeğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/alkolik/">Alkolik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk bir kış günü saat beşte kendiliğimden uyandım. Olur böyle, zaten belirli bir işim olmadığından saat falan kurmaya ihtiyaç duymam. Kendiliğimden uyanırım. Üst komşum da dün müşteri bulamamış. Gece rahat bir uyku çektim. Beni içgüdülerimle yalnız bırakan sesler yoktu. Mutfakta da bir şey bulamayınca biraz yürüyeyim dedim. Kapıları gıcırdata gıcırdata çıktım apartmandan. Karşı komşum köpeğini yürüyüşe çıkarmış. Madem evlenmiyorsun bir köpek al dedim kendi kendime. Bebek gibi beslersin, çocuk gibi yürütürsün. Sonra ufukta bir gemi takıldı gözüme, silindi gitti tabii köpek mevzuu.</p>
<p>Bir gemi yolculuğum olmuştu gençliğimde. Alışık olmadığımdan ilk gün hep kustum. Öyle bir anlattılar ki gemi de dönen tantanaları, heyecandan bile kusmuş olabilirim. Küçük bir odam vardı gemide. Suyun üç dört metre üstünde. Dalgalı bir gece kapım çaldı, benim gibi bir genç kız, korkmuş. Bende zil zurna sarhoşum elim ayağıma dolaşıyor, ne yapacağımı bilemiyorum. Bende alabilir miyim dedi elimdeki bardağı göstererek. Ona da verdim biraz. İçinde korkusu azaldı. Ben suskunluğumla boğuşurken teşekkür edip gitti. Tüm yolculuk bunun içindi. Ne gittiğim yerin ne yaptığım işin önemi vardı. Ben, o gün, o gemi de korkan bir kıza bir bardak içki vermek için oradaydım.</p>
<p>Yalnız bir adam gördüm. Kendi gibi yalnız bir banka oturmuş, kafasında düşünceleri tartıyordu. Terazisine rüzgar yapıp dengesini bozmamak için yavaşça oturdum yanına. Bir süre teraziyi izledim. Adam her tartışından sonra kafasını sallıyor, anladığımdan değil iş olsun diye bende salladım. İşi bittiğinde gözlerini gökyüzüne dikip uzaklara gitti. Bende onunla gitmek istedim ama çok merak etmiştim neyi tarttığını. Tuttum kolundan getirdim, yanıma oturttum.</p>
<p>&#8220;Neyi tartıyordun öyle hararetle?&#8221; diye sordum. Sevdiğim kadınları, dedi.</p>
<p>Her sabah gelir tartarmış böyle. Sonra işine gidermiş. Merak ettim hangilerinin ağır bastığını ama soramadım ayıp olmasın diye. Gözümü gökyüzüne dikip bende bir terazi kurdum. Sevdiğim kadınları tartacaktım güya. Bir martı geçti gözümün önünden ağzında bir simit parçasıyla. Simidi hangi güzel kadın attı acaba diye düşünürken terazi uçtu gitti tabii.</p>
<p>Kendimi tutamayıp sordum sonunda hangilerinin ağır geldiğini. Öyle bir ifadeyle baktı ki bana, bir an kendimi deli sandım. Poposunu kaldırıp biraz uzaklaştı bile benden. Rahatsız olup kalktım, yürümeye başladım. Yirmi-yirmibeş metre uzaklaşmıştım ki arkamdan bağırdı.</p>
<p>&#8220;Hangileri olacak, tabii ki kilolu olanlar!&#8221;</p>
<p>Her gün gittiğim markete uğradım. Şaka olsun diye önce beyaz peynir istedim. Uzun bir ooooo çektikten sonra &#8220;bugün kahvaltı yapıyoruz demek&#8221; dedi. Şak diye koydum önüne iki yetmişlik rakı, sustu kaldı kerata.</p>
<p>Dönüşte yine karşı komşuyu gördüm. Köpeğinin bokunu topluyordu yerden. Madem evlenmiyorsun dedim, bu sefer gerisini getiremedim. Apartmanın girişine geldim, karşımdan üst komşu geliyor. Şıllık yine süslenmiş püslenmiş , kapıda da son model bir araba bekliyordu zaten. Şu parfüm denen mereti de niye sıktıklarını bilmem hiç. Bir kadının ter kokusunu papatya gibi duyumsamayan erkekle ne işi olur kadınların.</p>
<p>Son merdiveni indiğinde beni gördü, hafiften güldü. Yine ne yumurtlayacak diye düşündüm birkaç saniye. Beni, zihnimin en derin okyanuslarında yapayalnız ve çırılçıplak bırakacak şu kelimeler döküldü dudaklarından:</p>
<p>&#8220;Bir bardak içki için teşekkürler…&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/alkolik/">Alkolik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/alkolik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5447</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Leyla Leyli</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bade Arman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[anne ve çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kürtaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5410</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir tel saçını çekti kopardı. Sonra bir tel daha. Beyaz tellere ölüm diye giriştiği ayıklama siyah tellere sıçradı. Topyekun saldırıya geçmiş, hıncını alamıyordu. Yatakta oturmuş, dibindeki komidinin üstünü saç telleriyle doldurmuştu son yarım saattir. Eve gelene kadar sakin kalmış hatta yol boyu hiç bir şey hissetmemişti. Ne olduysa ceketini vestiyere bırakırken aynadaki yansımasına göz attığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/">Leyla Leyli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir tel saçını çekti kopardı. Sonra bir tel daha. Beyaz tellere ölüm diye giriştiği ayıklama siyah tellere sıçradı. Topyekun saldırıya geçmiş, hıncını alamıyordu. Yatakta oturmuş, dibindeki komidinin üstünü saç telleriyle doldurmuştu son yarım saattir. Eve gelene kadar sakin kalmış hatta yol boyu hiç bir şey hissetmemişti. Ne olduysa ceketini vestiyere bırakırken aynadaki yansımasına göz attığı sırada beyaz bir kaç saç telini görmesiyle olmuştu. Yatağa ne ara oturduğunu bile hatırlamıyor olabilirdi. Otuzlu yaşlarının ortasında bir kadın beyazlarına biraz olsun şefkatli davranmaz mıydı? Eni konu bir kaç tel. Yaşanmışlığı göstermez mi beyazlar? Şu hercai zamanın meyvesi değil miydi? İnsan yaşadığını yaş aldığını nasıl anlardı ki başka? Her şeyi çürüten zamanın torpili olur muydu hiç sana bana? Leyla bilseydi bunları yine aynı nefretle koparır mıydı onları?</p>
<p><strong>Leyla leyli</strong>, şehla bakışlı kara gözlü kara saçlı kara kaşlı bir adem kızı. Annesi turşuları yaparken salatalıkları aşıran Leyla leyli. Ruhu şad olsungillerden babası öyle seslenirdi. Seslendi duyurdu, seslendi adına ad koydu, seslendi sonsuzluğa uyudu. &#8216;<em>Leylam leylim su ver.</em>&#8216; &#8216;<em>Su gibi ömrün olsun Leyla Leyli</em>&#8216; Oysa şimdilerde Leyla geriye kalan ömrünü su gibi içip tükürmek istiyordu. Çok değil 6 saat öncesiydi onu dünyaya küstüren hadisenin vuku buluşu.</p>
<p><figure id="attachment_5412" aria-describedby="caption-attachment-5412" style="width: 288px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/leyla-leylinin-hikayesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5412 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/leyla-leylinin-hikayesi-288x300.jpg?resize=288%2C300" alt="Leyla Leyli'nin hikayesi" width="288" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/leyla-leylinin-hikayesi.jpg?resize=288%2C300&amp;ssl=1 288w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/leyla-leylinin-hikayesi.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w" sizes="(max-width: 288px) 100vw, 288px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5412" class="wp-caption-text">Leyla Leyli&#8217;nin hikayesi</figcaption></figure></p>
<p>6 saat öncesi hayat öylesine tatlı bir meltemdi Leyla&#8217;ya. Kelebekler hep mi böyle güzeldi demişliği bile oldu. Çalıştığı yerin kirli camları bile ışık saçıyordu sanki. Masasına kollarını dayamış iş yapası yoktu. Bahar aylarının getirdiği miskinliğe yoruyordu ya başka sebebe ne gerek? Bir kahve içip meşhur fal sitesine fincanın resimlerini atıp 3 vakte kadar keyfine keyif ekleyecek şeyler duymak istiyordu. 3 vakitli her güzel uydurmasyona razıydı. Kahvesine enerjisini vere vere içti, kalan telveyi bir baş dönümü çalkaladı. Fincanın 3 kez kendine doğru çevirdi kapattı. Üstüne de Ömer&#8217;in nişanesi yüzüğünü koydu ki çabuk soğusundu. Çabuk soğusun ki çabuk görsün geleceği. Fincanı masanın bir ucuna özenle koymuştu ki telefonu çaldı. Ömeri güzeli, aşkına müptela olduğu,  uğruna müptezel gezdiği adam arıyordu. Hayrolsundu bu saatte? Hemen elini aldı telefonu,  simgeyi yeşilden kırmızıya çevirdi. Çok uzun bir konuşma olmadı. Leyla&#8217;nın kulakları uğuldamaya başladı. Kendine hakim oldu kendini bildi. Oturdu kalktı. Bir bardak su içti. Bir bardak daha. Alelacele bir numara aradı, konuştu duruldu. Duruldu çünkü gerçeği o an kavrayırverdi, acıyı göğsünde yumuşattı. Kahve fincanını unuttu. 3 vakte kadarlı falın kapısına gelmiş olan 3 gün içindeki kürtaj olacağını bilse hiç kapatır mıydı o fincanı? Porselenden yapma hayal bükücü fincanı doğrudan çöpe attı. Leyla şaşkın değildi. Deliler gibi ağlaması gerekirken bu sükunet onu bile şaşırtıyor belki yazgıdan hayati boyunca bir şey beklememiş bir insanın olgunluğunu yaşıyordu. Metroya bindi kendine bir sığınak buldu, tutundu tüm bu alem kaosunun içinde sanki tutunduğu demir onun koruyucusuydu. Bohçası elinde bir kadın ona doğru bakıyor sanki her şeyi biliyormuşçasına sırıtıyordu. Leyla aldırmadı, Leyla durgundu, suskundu, kesif kokular içinde lavantayı burun deliklerine sokmuş kadar sakindi. Yazgısı sabıkalı bir kadının kızıydı Leyla, savunmasız bir güldü dikenlerini unutan, koparılmaktan imtina etmeyi bir kenara bırak bununla savaşmak için yetiştirilmiş gibiydi.</p>
<p>Bilincini acıdan kaybettiğini sanan insanın meczuba benzer bir gülüşü vardı şimdi Leyla’nın yüzünde. Hala yatağın kenarında oturuyor fakat saçını yolmayı bırakmıştı. Leyla leyli umudu kırılan nice kadından biri. Yolun yarısına gelmiş otuzlu yaşlarının ortasında anneliğini toprağa gömmeye hazırlanıyordu. Ucu bucağı olmayan nankör dünya çok görmüştü ona anneliği. Uyudu, uyandı, geceyi gömdü gündüzü gördü. Bebeğini toprağa verdi 3 günün sonunda. O günden sonra Leyla eskisi gibi hırçın kalamadı. Leyla bir kez olsun dokunmuştu anne olmaya bir daha eskisi gibi kalamazdı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/">Leyla Leyli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5410</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ey Nefsim!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ey-nefsim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ey-nefsim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Oct 2016 08:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5415</guid>
				<description><![CDATA[<p>İki kat olmuş vücudun yerde, Bense başını tekmelemekteyim. Ağzın burnun kan revan içinde, Cinnet-i nefsin derinliklerindeyim. &#160; Alnımdan boşalırken katran gibi ter, Bütün şehvetler gözümün önünden geçer, Yeter yaptıkların çürüttün beni yeter Ömür dediğin bir çırbıda geçer Az kaldı derken beynini dağıtmaya, Yine yetişti Şeytan feryadına, ALLAH&#8217; ım yapma ne olur beni bırakma Bu hain [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ey-nefsim/">Ey Nefsim!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İki kat olmuş vücudun yerde,</p>
<p>Bense başını tekmelemekteyim.</p>
<p>Ağzın burnun kan revan içinde,</p>
<p>Cinnet-i nefsin derinliklerindeyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alnımdan boşalırken katran gibi ter,</p>
<p>Bütün şehvetler gözümün önünden geçer,</p>
<p>Yeter yaptıkların çürüttün beni yeter</p>
<p>Ömür dediğin bir çırbıda geçer</p>
<p>Az kaldı derken beynini dağıtmaya,</p>
<p>Yine yetişti Şeytan feryadına,</p>
<p>ALLAH&#8217; ım yapma ne olur beni bırakma</p>
<p>Bu hain nefse yenilmemeliyim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ey-nefsim/">Ey Nefsim!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ey-nefsim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5415</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Oct 2016 05:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5407</guid>
				<description><![CDATA[<p>Babam başlamıştı azarlama işine. Hiç durmadan konuşuyordu. Demek ki her şeyi öğrenip kafasında kurgulamıştı söyleyeceklerini. Ben ise halının üzerindeki desenlerin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyordum. Biraz sonra sinirlenip odadan çıkınca ben de yavaş yavaş odama geçtim. Hiç umursamamıştım olanları. Yatağa uzanıp çetem ile ne yapabileceğimi hayal ediyordum. Kendimi ispatlarsam benimle gurur duyacaklardı. Sabah olunca siyah hırkamı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Babam başlamıştı azarlama işine. Hiç durmadan konuşuyordu. Demek ki her şeyi öğrenip kafasında kurgulamıştı söyleyeceklerini. Ben ise halının üzerindeki desenlerin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyordum. Biraz sonra sinirlenip odadan çıkınca ben de yavaş yavaş odama geçtim. Hiç umursamamıştım olanları. Yatağa uzanıp çetem ile ne yapabileceğimi hayal ediyordum. Kendimi ispatlarsam benimle gurur duyacaklardı. Sabah olunca siyah hırkamı giyip saçımı arkaya doğru taradım. Ayakkabılarımı bile parlattım. Ne de olsa çetemin üyeleri ile yapacağım ilk toplantıydı bu. Sözleştiğimiz yere doğru gittim. Artık öyle eskisi gibi de koşmuyordum. Ağır ağır yürüdüm. Çete reisi olduğumu herkes anlamalıydı. Mekana girdiğimde etrafa bakındım. Ne Mert vardı içerde ne de Akop. İlyas’ı saymıyorum bile. Neredeydi bunlar diye düşünürken O’nu görmüştüm. Gülümsüyordu konuşurken. Bana doğru bakmadığı belliydi tabi. Uzun saçlarının okulumun bahçesindeki bayrak gibi dalgalanması dikkatimi çekti. Uzunca bir süre izledim o dalgayı. Acaba anlamış mıdır diye de meraklanmıştım. Elindeki içeceği içtikten sonra bir ara etrafa göz gezdirdi. Tam o sırada parmak uçlarıma basarak biraz daha yükseldim. Bunu neden yaptığımı bende anlamadım. O sırada arkamdan gelen Mert’i bile fark etmemişim. Bir masaya geçip oturduk. Mert galiba konuşuyordu ama dinlemedim. Gözlerimi O’ndan alamadım hala. Biraz sonra Akop’ta katıldı aramıza. Benim dalgınlığımdan yararlanan Mert, bir sürü siparişte bulunmuş anlaşılan. Gelenler bitmeden yenisi geliyordu masaya. Neyse ki yanımda annemin cüzdanından aldığım yeşillikler vardı. Yanındaki arkadaşlarıyla birlikte salına salına çıktılar mekândan. O’nun arkasından bir süre baktıktan sonra kendimi toparlamayı başarmıştım. Bende reis olmanın verdiği sorumluluk bilinci ile hesabı ödedim. Mekândan birlikte çıktık. Çete olduğumuz için artık önümüze gelene sataşıp nam salmamız gerekiyormuş. Bu yüzden dolaşmaya başladık. Bizim mahallenin uzak kısımlarına doğru gittik tanıyan çıkmasın diye. Bu işlerden anlayan Mert’in hediye ettiği tespihi sallaya sallaya yürürken bisikletinin zincirini tamir eden bir çocuk çıktı karşımıza. Biraz göğüs kabartıp ayağım ile bisikletin ön tekerleğine bastırıp:</p>
<p>“Bir sorun mu var ufaklık” diye söze daldım. Eli yüzü pas olan çocuğun durumu içler acısıydı. “ Bisikletimin zinciri atmış, yapamıyorum. Bir yardım eder misiniz abiler” deyince bütün yağlarım erimişti. Tespihi Akop’a uzatıp Mert ile birlikte başladık tamire. Önce zinciri taktık. Epey paslanmış bir haldeydi. Biraz yağladık tabi. Tekerleklerini de düzelttik. Lastikleri iyiydi ama yine de baktık. Bisikleti eskisinden daha iyi olan çocuk, sevinerek gitti yanımızdan. Biz ise yüzümüz, gözümüz pas içinde evlere dağıldık. Bu sefer ne söyleyecektim anneme? Hemen bir şeyler bulmalıydım. Çete reisi olamadığıma mı yanayım yoksa annemden yine azar işiteceğime mi? Nam salmak için yürürken yardımsever çocuklar olmuştuk. Bu iş, hiç hoşuma gitmedi. Aslında sabahtan beri aklımda O vardı. O’nun yüzünden böyle olmuştu. Acaba kimdi bu kız? Sonuçta istemek için nereye gideceğimizi soracaktı annemler. Ne diyecektim onlara? Gerçi daha adını bile bilmiyordum. Muhakkak ismi de yüzü gibi güzeldir. Evin zilini çalıyordum iki saattir. Niye açmadı annem? Nerede bu kadın? Bu duman da neyin nesi?</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5407</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaplumbağa Kabuğu Çalan Adam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Oct 2016 13:12:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5340</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaplumbağa kabuğu çalan adam; her gün aynı sokakta, hep aynı saatlerde birbirinden çok farklı ritimlerle vuruyordu bağdaş kurduğu bacaklarının üzerindeki itina ile parlaklığını koruduğu kaplumbağa evine. Müziğinin dinleyicileri de her geçen gün azalmak bilmiyordu. Yaptığı iş kadar, sorulan soruları cevapsız bırakmasıyla da ünlenmişti. Buna rağmen, nazik davranışlarıyla çevresindekilerin sempatisini kazanmıştı. Beş yıl önce geri dönmemek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/">Kaplumbağa Kabuğu Çalan Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaplumbağa kabuğu çalan adam; her gün aynı sokakta, hep aynı saatlerde birbirinden çok farklı ritimlerle vuruyordu bağdaş kurduğu bacaklarının üzerindeki itina ile parlaklığını koruduğu kaplumbağa evine. Müziğinin dinleyicileri de her geçen gün azalmak bilmiyordu. Yaptığı iş kadar, sorulan soruları cevapsız bırakmasıyla da ünlenmişti. Buna rağmen, nazik davranışlarıyla çevresindekilerin sempatisini kazanmıştı.</p>
<p>Beş yıl önce geri dönmemek üzere çıktığı uzun bir yürüyüşte, kendini insanlardan uzak bir tepede, rüzgarın pürüzsüzleştirdiği iri bir kayanın üzerinde oturur bulmuştu. Yorgunluğu, yavaşça bedenini ele geçirip huzursuz bir uykunun kıyısına fırlattı. Göz kapaklarının altında gözleri çırpınırken, çok büyük ve çok yaşlı bir kaplumbağa, ayak başparmağına hafifçe dokunarak kısa süreli uykusundan onu uyandırmıştı. Bir an için göz göze gelmişler, heybetli yaratık yavaşça gözlerini kapatmış ve bir daha hiç açmamıştı.</p>
<p>Ne yapacağını bilemediği için çıktığı bu yürüyüş, onu bu olayla daha da açmaza sürüklemişti. Sabit bir şekilde oturup gözlerini kaplumbağaya dikti. Bu yemyeşil yaratık görüşünü tamamen kaplayana kadar baktı saatlerce. Sonra bir an, hayvanın kabuğunun ne kadar güzel olduğunu düşündü. Elleri istem dışı hareket etmeye başlamış, kabuğun içinde yaşayanın hayatını yansıtan pütürlerinde parmak uçlarını gezdiriyordu. Bunca yıl yaşamış olmak böyle bir şeydi işte, pütürlü. Kaplumbağanın artık ona ihtiyacı kalmadığından adam kabuğu kendi için aldı. İçini temizleyip dış yüzeyini elinden geldiğince etrafta bulduğu taş ve yapraklarla parlattı. Sonra parlaklığına bakarak daha da güzel olduğunu düşündü.</p>
<p>Uzun zamandır hissetmediği bir neşe hissediyordu. Yıllardır ilk kez gülümsedi. Etrafına bakındı ve gökyüzünün mavi olduğunu neredeyse unutmuş olduğunu keşfetti. Kuşlar onun için yeniden cıvıldıyor, rüzgar ilk kez yüzüne dokunuyor gibiydi. Farkında olmadan parmak uçlarıyla kabuğu hafif hafif tıpırdatmaya başladı. Kuşların ötüşüne göre ritm tutuyor, yaprakların hışırtısıyla ritmi harmanlıyordu.</p>
<p>Zaman geçtikçe yaptığı şeyi sevmeye, sevdikçe tıpırtılar müziğe dönüşmeye başladı. İçinde bir yerlerde çok derinlere gömülmüş yaşama sevinci filizlendi usulca, kendini belli etmeden. Kaplumbağa kabuğunu  sırtına bağlayıp yürümeye devam etti. Kabuk, tıpkı bir kaplumbağa gibi sırtında yük yapmıyor, kendi vücudunun parçasıymışçasına adamla birlikte yol alıyordu.</p>
<p>Yönünü kente çevirmemişti ama yine de buradaydı. İnsanları yeniden görmeyi beklemiyordu. Bu yüzden aralarına girince ne yapacağını şaşırdı. Eli ayağına dolandı ve yürüyemeyecek duruma geldi. Kalabalık caddenin gölge bir köşesine çökerek kabuğunu kucağına aldı. Oturduğu gölgelik dut ağacına ait olduğu için arada bir üzerine meyvelerini bırakıyordu. Kaplumbağa kabuğunu çalan adam, müziğe kendini kaptırmış, arada bir üzerine dökülen dutları yemek dışında ara vermeden hava kararana kadar müzik yapmaya devam etti.</p>
<p>Nihayet kafasını kaldırdığında, etrafını saran kalabalık onu alkışlamaya başladı. Herkesi büyülediğinden ve müziğinin yaşama sevinci dağıtan gücünden habersiz adam, yine ne yapacağını bilemeyerek ona ışıldayan gözlerle bakan kalabalığa yarım yamalak gülümsedi.</p>
<p>O günden itibaren o civarda yaşamaya ve her gün, ister yağmur yağsın ister kar, aralıksız her gün sabahtan akşama kadar kabuğunu çalmayı sürdürdü. O günden beri geçen beş yıl içinde kimseyle pek konuşmadan yalnız kabuğunu çalan adamın müziği her yıl daha da güzelleşerek, kendinden habersiz ününü dünyaya yaydı.</p>
<p>Şimdi, dünyanın merkezi sayılan ve bağımsızlığın ismiyle anılan caddeye giderseniz; bir köşede, yarım bıraktığı gülümsemesiyle parmaklarını tıpırdatan yolcuyu dinleyebilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/">Kaplumbağa Kabuğu Çalan Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5340</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk İhtilali</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-ihtilali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-ihtilali/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Oct 2016 06:02:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Deniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5321</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geleneksel bir katliam şu aşk, Yol kenarlarında mevzilenmiş Leylalar, Mecnunlar var ki elleri kelepçelidir, Yüreği harap sevgililer teşhir edilir meydanlarda. &#160; Ferhatlar dağlarda sevda marşları söylerken, Devirecekken zulüm çarkını, Elleri gül kokulu Şirinler, Kibir ellerinde nefret çarkıyla sevda diyarını zapteder. &#160; Gel Yunus’um sahip çık şu güller diyarına, Muhabbet kokulu kapılarda bekle, Koy heybene dervişler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-ihtilali/">Aşk İhtilali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geleneksel bir katliam şu aşk,</p>
<p>Yol kenarlarında mevzilenmiş Leylalar,</p>
<p>Mecnunlar var ki elleri kelepçelidir,</p>
<p>Yüreği harap sevgililer teşhir edilir meydanlarda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ferhatlar dağlarda sevda marşları söylerken,</p>
<p>Devirecekken zulüm çarkını,</p>
<p>Elleri gül kokulu Şirinler,</p>
<p>Kibir ellerinde nefret çarkıyla sevda diyarını zapteder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gel Yunus’um sahip çık şu güller diyarına,</p>
<p>Muhabbet kokulu kapılarda bekle,</p>
<p>Koy heybene dervişler selamını,</p>
<p>Gel seninle fethedelim gönül saraylarını.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geleneksel aşk katliamı son bulurken satır aralarında,</p>
<p>Kalemi idam sehpasında Süreyaların,</p>
<p>Suçu belli bu aşıkların dedi, çatarak kaşlarını hakim,</p>
<p>Çok sevmek, çok yazmak, çok ağlamak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-ihtilali/">Aşk İhtilali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-ihtilali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5321</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kesik İz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 03 Oct 2016 08:50:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5316</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bakışında sahipsiz bir coğrafya. Çocuklar kaçışıyor karanlıkta.Kesik kalmış surat izi. Tarakta saç telleri. Her yanım kesilmiş.Elimde avuç dolu tuz. Basılmayı bekliyor matbaa da kitap. Karanlık bir oda var.İlerledikçe betona vurulan ayaklar. Soğuk. Cam buğusuna bakıyoruz. İkimiz birden. Odayı aydınlatan camı çatlamış lamba.Kesikleri yerde aynanın.Pencereyi açıyorum. Ay ışığının gözlerine vuruşunda bir şey var. Gözlerine daha derin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/">Kesik İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bakışında sahipsiz bir coğrafya. Çocuklar kaçışıyor karanlıkta.Kesik kalmış surat izi. Tarakta saç telleri. Her yanım kesilmiş.Elimde avuç dolu tuz. Basılmayı bekliyor matbaa da kitap.</p>
<p>Karanlık bir oda var.İlerledikçe betona vurulan ayaklar. Soğuk. Cam buğusuna bakıyoruz. İkimiz birden. Odayı aydınlatan camı çatlamış lamba.Kesikleri yerde aynanın.Pencereyi açıyorum. Ay ışığının gözlerine vuruşunda bir şey var. Gözlerine daha derin bakıyorum. Coğrafyalar görüyorum. Sahipsiz ve kesik. Kendi kesiğimi görüyorum. Gözlerin yerdeki ayna gibi. Yüzümde kesikler varmış gibi. Geri çekiliyorum. Ayağım aynanın kenarına batıyor. Kesildi. Kanamadı. Korkuyorum gözlerindeki coğrafyadan. Koridor karanlık.Banyoya doğru yürüyorum. L harfi çiziyor koridor. Banyonun lambasını yakıyorum. Ve..</p>
<p>Aynaya uzun uzun baktım. Yüzümdeki çizgileri tanımaya çalıştım. Yüzüme dokundum. Kirpiklerime dokundum. Gözlerim aynadaki yüzüme asıldı. Kesikler var yüzümde. Gözlerimde o coğrafya belirmeye başlıyor. Aynayla burun burunayken geri adım atıyorum. Yüzünün çizgileri yüzüme oturmuş gibi. O çizgiler silinmeli!</p>
<p>Aynaya vurdum yumruğumu.Kırıldı.Yere düşen kırıkla yüzüme çizikler attım. Kanadı. Kesik doldu yüzüm. Kesik..</p>
<p>Soğuk su doldurdum küvete. Kan içindeki üstüm ve yüzümdeki kesiklerle uzandım. Su iliklerime kadar işledi. Kesiklerime girip çıktı. Kesiklerimin boşluğunu sıvadı suyun her damlası. Orada kalabilirdim saatlerce orada öylece. Beklentisiz. Peki matbaa?</p>
<p><figure id="attachment_5318" aria-describedby="caption-attachment-5318" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5318 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg?resize=640%2C641" alt="&quot;Kesik gözlerim mi?&quot; &quot;Gözlerindeki kesik izlerimdir belki.&quot; &quot;Belki de tuz taşıyan göçmen turnalardır.&quot;" width="640" height="641" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5318" class="wp-caption-text">&#8220;Kesik gözlerim mi?&#8221;<br /> &#8220;Gözlerindeki kesik izlerimdir belki.&#8221;<br /> &#8220;Belki de tuz taşıyan göçmen turnalardır.&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Ellerin omzuma dokundu. Kaç saatlik bir uyku bu? Bir leş gibi çökmüş bedenim. Olanca gücünle silkeliyorsun. Tenime yapışmış üstümdekiler. Titriyorum.Sürüklüyorsun. Merdivenlerden nasıl bir hiddetle indik hatırlamıyorum. Yağmur yağıyor. Yüzümdeki kesiklere dokunuyor ellerin. Gözlerini görmüyorum. &#8216;Hırslısın ve kesiksin. Bu halinle sevemezsin.&#8217; Bu sitemin miydi senin?</p>
<p>Eve çıkıyoruz. Kendime gelmişlik baş gösteriyor. Kurulanıp salona geçiyorum. Yerdeki kırıkları toplamaya başlamışsın bile. Koltuğa oturuyorum. İzliyorum o halini. Bir süre uğraşıyorsun harabe evle. Yanıma geliyorsun. Dizlerinin üstüne çöküyorsun. Gözlerime bakıyorsun. Ve ben bu bakıştan irkiliyorum. Parmak uçların yüzümün kesiklerinde. Anlatmamı bekliyorlar her biri. Komadan henüz çıkmış biri gibi ağır ağır anlatıyorum sana:</p>
<p>&#8220;Gözlerinde bir coğrafya var. İçime kesikler atıyor. Çığlıklar atıyor içimde birileri. Sustukça batıyor parmakların. Bil sus, gör sus, duy sus. Coğrafyandaki toprak gibi eziliyorum. Üzerimde ayak izin kalıyor. Bir savaşın ortasındayım. Çocuklar aç.</p>
<p>Yüzüme bakıyorum aynalarda. Yüzün yüzüme oturmuş. Bütün hatlarıyla. Gözlerinde gözlerime sinecek diye korkuyorum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kesik gözlerim mi?&#8221;</p>
<p>&#8220;Gözlerindeki kesik izlerimdir belki.&#8221;</p>
<p>&#8220;Belki de tuz taşıyan göçmen turnalardır.&#8221;</p>
<p>Uzanıyorum koltuğa. Yanıma kıvrılıyor. &#8220;Sesini biliyorum.&#8221; diyor. Gözlerimi kapatıyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/">Kesik İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5316</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kurgu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurgu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurgu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 02 Oct 2016 07:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aylin Kuzu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[İnception]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5304</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerçek hayatla bağım koparken uykularımda, yer çekiminden de kopmuşum, zifiri akşamlarda damdan dama kanatsız süzülmüşüm kime ne? Neyse ki henüz uçuş izni soran olmadı ama &#8220;Gece vakti kız kısmının dışarıda işi ne?&#8221;, sloganıyla tanınan &#8220;elalem&#8221; adlı sivil örgüt rüyalar alemine de sızmayı başarmış. Olur ya sizde rastlarsınız kendilerine küçümsediğimiz potansiyellerini bilin istedim. (Nükleer patlama olsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgu/">Kurgu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Gerçek hayatla bağım koparken uykularımda, yer çekiminden de kopmuşum, zifiri akşamlarda damdan dama kanatsız süzülmüşüm kime ne? Neyse ki henüz uçuş izni soran olmadı ama &#8220;Gece vakti kız kısmının dışarıda işi ne?&#8221;, sloganıyla tanınan &#8220;elalem&#8221; adlı sivil örgüt rüyalar alemine de sızmayı başarmış.</p>
<p style="text-align: center;">Olur ya sizde rastlarsınız kendilerine küçümsediğimiz potansiyellerini bilin istedim. (Nükleer patlama olsa hayatta kalacak türlerden biri hamam böcekleri, diğeri kafadan bacaklı Elalem)</p>
<p style="text-align: center;">Sağda solda uçma hevesim Batman serisine kaptırmışken kendimi koltukta sızmanın yan etkisi olabilir.</p>
<p style="text-align: center;">Sabah uyanıp parçaları hatırlayınca önce aklından şüphe ediyorsun, sonra bir gülümseme geliyor.</p>
<p style="text-align: center;">Anladığım kadarıyla bilinçaltım benim aksine fantastik senaryolara pek düşkün. Sağ olsun haftada bir iki bölüm yayını için oyuncu kadrosundan, dekora, mekana kadar hızlı ve kusursuz bir süreç söz konusu.</p>
<p style="text-align: center;">Rüyamda bir sabah kahvaltımızı Seda Sayan hazırladı, kendisi tepeden topuzu ve sivri topuklularıyla salınıyordu bizim evin mutfağında. Gerçekten de yurdum insanıymış ki evlere kadar gelip elleriyle ikramda bulunuyor.</p>
<p style="text-align: center;">Demlediği çayı acı bulup, pek olmamış bacım diye surat yapmışlığım var. Nasıl olduysa elini beline koyup, &#8220;Kimsin sen, haddini bil!&#8221; diye ağzıma pabucuyla yapıştırmadı. Sanırım bilinçaltım RTÜK kapsamında olup, şiddet yanlısı yayın yaptırmıyor. Bu yayın politikasını pek takdir ediyordum ki, gösterdiği hassasiyet fazla uzun sürmedi.</p>
<p style="text-align: center;">Yine bir rüyadır işe gitmek için otobüse biniyorum. Şoför koltuğunda sarışın, minyon, tahminimce yabancı uyruklu bir kadın. Yüzü bir yerden tanıdık geliyor, &#8220;Kimdi, kimdi yahu?&#8221; Otobüs hareket ediyor, oturmadan yol ücretini uzatayım diyorum. Ücreti alırken şoför beni baştan aşağı süzüp aniden aracı durduruyor. Önce arkadaki yolcu kitlesine bakıyor, sonra bana bakıp parmağını sallayarak;</p>
<p style="text-align: center;">&#8211; Kaç kere diyeceğim o ayakkabılarla Opakkk Çurap olmalı diye!</p>
<p style="text-align: center;">Bizimleeaa Deiilsınnnn diye suratıma haykırıyor tüm yolcular. Bir güzel de dolmuştan indiriveriyorlar beni. Eee yol ücretini geri verseydin be Ivana. Opak Çorap alırdım bari.</p>
<p style="text-align: center;">Otobüste halk şiddetine maruz kaldıktan sonra izninizle azıcık başrol kaprisi yapacağım.</p>
<p style="text-align: center;">O senariste söyleyin bir dahaki sahnede Bentley marka araç olmazsa oynamam.</p>
<p style="text-align: center;">Olmadı o rüyalara koşturacak yeni başrol bulsun!</p>
<p style="text-align: center;">Ivana Sert&#8217;in konuk oyuncu olarak beni rencide ettiği rüyamı bir arkadaşıma anlattım. Bu kadarıyla kurtulduğuna şükret. Mazallah bir gün Esra Erol&#8217;a yarışmacı olarak katılmak da var dedi! Olur ya öyle bir kurgunun içine düşer de, uyandığımda bunu hatırlarsam belleğimi benzinle yakarım.</p>
<h2 style="text-align: center;">Inception (Başlangıç)</h2>
<p style="text-align: center;">Ne zaman şu <strong>Inception (Başlangıç)</strong> denen filmi üst üste izleyip, &#8220;Acaba bilinçaltına sızıp rüyaları şekillendirmek mümkün mü?&#8221; diye sormaya başladım, belleğimdeki fantastik görüntüler hız kesmez oldu.</p>
<p style="text-align: center;">Söz konusu filmde başrolümüz kaçak durumdaki bir hırsız olup, rüyalara sızarak insanların zihinlerinden sırlarını çalmakla nam salmış.</p>
<p style="text-align: center;">Kaçak durumdan kurtulması için bir iş teklif ediliyor hırsıza. Bir iş adamının bilinçaltına sızıp, zihnine bir fikir yerleştirilmesi isteniyor. Eee, tabi ki işi kabul edip bir ekip kuruyor. Sonra uyku modun da gelsin rüya içinde rüyalar alemi&#8230; Rüyalardaki mekanları ekibe dahil olan bir mimarın yardımıyla şekillendirerek bir nevi zamanda yolculuk yapıyorlar. Başrol oyuncusunun sevdiği kadının bu süreçte gerçekliği kaybedip hayatına son verişi de anlatılıyor. Bazı sahnelerde rüya mı gerçek mi seçimi yapmak biz izleyicilere kalıyor.</p>
<p style="text-align: center;">Bu filmi izledikten bir süre sonra bazı deneylerle ilgili haberlere denk geldim. Amerikalı bilim adamları yaşanmamış sahte bir anıyı rüya gibi bilinç altına yerleştirmeyi başarmış. Bazı gazeteler bu deneylerden <em>Inception filmi</em> gerçek oldu diye bahsetmiş. Bu sayede travmatik olaylar yaşayan insanları sahte anılarla tedavi etmek gelecekte mümkün olacakmış.</p>
<p style="text-align: center;">Bunca bilimsel gelişme olmuşken, birileri insan belleğini kurcalayıp dururken; kendimi zihnimin kurgularına kaptırmamı, göreceklerime dair olasılıklarda bulunmamı çok da yadırgamayın.</p>
<p style="text-align: center;">Zihnimdeki sahte görüntüler serisi bile olsa biliyorum birgün meşhur Samba Karnavalı gelecek mahallemize. Vuvuzellanın neşeli sesleriyle uyanacağız.  Tüm mahalleli günlerce senkronize şekilde gerdan kırıp, bedene kuvvet kalça sallayacağız. Sallamayanları kınayacağız.</p>
<p style="text-align: center;">Birgün hükümeti devirip hiyerarşileri yıkan sarışın devrimci kadınlar olarak ana haber bültenlerine damga vuracağız.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;.ve yeri gelecek Simpsonların şehri Springfield&#8217;e gidip tek hobisi kötülük olan fabrikatör Mr. Burns&#8217;un suratına çifte tüküreceğim.</p>
<p style="text-align: center;">Rüyamda bile göremeyeceklerimi henüz ben de bilmediğimden sizlerle paylaşamıyorum.</p>
<p style="text-align: center;">Uykusunda uçuşa yeni başlayanlar; yasal hız sınırına uyalım, uymayanları uyaralım.</p>
<p style="text-align: center;">Belli mi olur bir gün rüyalar aleminin yollarında rastlaşıp aynı kurgunun başrolleri oluruz.</p>
<p style="text-align: center;">Yazan: Hava trafik memuresi <strong>Aylin</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgu/">Kurgu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurgu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5304</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Özel &#8211; Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozel-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozel-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 01 Oct 2016 06:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5300</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kast etse de kalem Hakkı yazma niyetine, Avam verdi göz dağı Dedi “Yorma bizi git işine”. &#160; Fikir serzenişte, Kalem oldu berduş diye. Aradı bunda onca hikmet, Berduşluğun sonu nere. &#160; Akılda başlar fikir endişesi. Bir ışık olur kalbinin sesi. “Yahu” der &#8220;Bu neyin vesvesesi&#8221;? Amelde görme vaktidir ilmi. &#160; Ve ilim konuşmaya başladı&#8230; Dedi; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozel-siir/">Özel &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kast etse de kalem</p>
<p>Hakkı yazma niyetine,</p>
<p>Avam verdi göz dağı</p>
<p>Dedi “Yorma bizi git işine”.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fikir serzenişte,</p>
<p>Kalem oldu berduş diye.</p>
<p>Aradı bunda onca hikmet,</p>
<p>Berduşluğun sonu nere.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Akılda başlar fikir endişesi.</p>
<p>Bir ışık olur kalbinin sesi.</p>
<p>“Yahu” der &#8220;Bu neyin vesvesesi&#8221;?</p>
<p>Amelde görme vaktidir ilmi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve ilim konuşmaya başladı&#8230;<br />
Dedi;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hakkı yazmak sana mı kaldı?</p>
<p>Kalsa ilmin ne kadardı?<br />
Ne demiş Yunus;</p>
<p>İlim haddini bilmek demek.</p>
<p>İlim kendini bilmek demek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne oldu şimdi o kadar amel?</p>
<p>Süpürdü adı cehalet olan yel.</p>
<p>İlim haddini bilmek demek.</p>
<p>İlim kendini bilmek demek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kim bilir karşılığı bilmem ne bedel?</p>
<p>Belki payın bu;nefsine özel.<br />
Ne demiş Yunus;</p>
<p>İlim haddini bilmek demek.</p>
<p>İlim kendini bilmek demek.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozel-siir/">Özel &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozel-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5300</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylül’de Gel…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Sep 2016 15:02:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5309</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ey sonbahar! Eylül günlerinin yalnızlığında tut ellerimden şimdi, Gölgem kalsın bir tek uzaklarda, Neredeyim bilmeyeyim savrulmuş rüzgârlarında… Sorma kim olduğumu ne olur? Güneşinde kavrulmuş dallarımla çınar ağacıydım belki bir zamanlar, Belki yağmurlarınla ıslanmış, toprağına düşmüş kuru bir yaprak, Sorma şimdi… Leyleğin kanadında zamansız göçen Leylaydım geceleri, Sabahını göremeden yürüyen ağma Mecnundum gölgelerinde, Her daim seferi… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/">Eylül’de Gel…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ey sonbahar!</p>
<p>Eylül günlerinin yalnızlığında tut ellerimden şimdi,</p>
<p>Gölgem kalsın bir tek uzaklarda,</p>
<p>Neredeyim bilmeyeyim savrulmuş rüzgârlarında…</p>
<p>Sorma kim olduğumu ne olur?</p>
<p>Güneşinde kavrulmuş dallarımla çınar ağacıydım belki bir zamanlar,</p>
<p>Belki yağmurlarınla ıslanmış, toprağına düşmüş kuru bir yaprak,</p>
<p>Sorma şimdi…</p>
<p>Leyleğin kanadında zamansız göçen Leylaydım geceleri,</p>
<p>Sabahını göremeden yürüyen ağma Mecnundum gölgelerinde,</p>
<p>Her daim seferi…</p>
<p>Yitikliğini gayba göndermiş mektuptum bencileyin,</p>
<p>Bilinmezliğimi bilip susmuştum an’dan içeri…</p>
<p>Çocuk cıvıltısıydım okul bahçelerinde,</p>
<p>Belki de mahzun ağlamaklı bir köşede,</p>
<p>Beyaz yakam siyah önlüğümle kalakalmış birinci sınıf öğrenciydim,</p>
<p><strong>“Öğretmenim ne olur alma içeri beni…”</strong></p>
<p><em>Sorma artık,</em></p>
<p><em>Gelmeyeceğini bile bile,</em></p>
<p><em>Nerede diye sorma…</em></p>
<p>Ama sen yine de gel olur mu?</p>
<p>Her Eylül!</p>
<p>Beklemelere doyamam seni…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/uQBB4to4t2E?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/">Eylül’de Gel…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5309</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Sep 2016 13:20:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5292</guid>
				<description><![CDATA[<p>Plan içinde plan düşünerek yine yattığım yerde uyuyakalmışım. Annemin bağırışlarıyla uyandım. Kahvaltı hazır olunca böyle bağırması adet olmuştu evde. Bir çete reisiydim ben. Böyle bağırmamalıydı artık. Neyse, yakında anlayacaktı nasıl olsa. Bir şeyler atıştırdıktan sonra giyinip sokağa çıktım. İlk önce en yakın arkadaşım olan Mert’i bulmalıydım. Nerede olduğunu tahmin etmek çok da zor değildi. Ya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Plan içinde plan düşünerek yine yattığım yerde uyuyakalmışım. Annemin bağırışlarıyla uyandım. Kahvaltı hazır olunca böyle bağırması adet olmuştu evde. Bir çete reisiydim ben. Böyle bağırmamalıydı artık. Neyse, yakında anlayacaktı nasıl olsa. Bir şeyler atıştırdıktan sonra giyinip sokağa çıktım. İlk önce en yakın arkadaşım olan Mert’i bulmalıydım. Nerede olduğunu tahmin etmek çok da zor değildi. Ya arkadaşlarıyla misket oynuyordur ya da bilgisayarında oyun. Misket oynanan yere vardığımda küçük bir çocuğun yakasından tutup çekiştirdiğini gördüm. Tam hayalimdeki adamdı işte. Uzaktan biraz izledim. İntikam almak için seçilmiş bir arkadaştı. Sağ kolum için en büyük adaydı. Bir işaretim ile istediğim kişiyi dövecekti böyle. Yanına yaklaşıp:</p>
<ul>
<li>Mert, nasılsın kanka?</li>
<li>İyi, Onur.</li>
<li>Seninle işimiz var. Gel birlikte bir yere gideceğiz.</li>
</ul>
<p>Genç olmanın verdiği avantaj ile hızlı bir şekilde koşarak oradan ayrıldık. Yaşadıklarımı bütün ayrıntıları ile anlattım. Artık çetemi anlatmanın da zamanı gelmişti:</p>
<ul>
<li>Öyle bir çete kuracağız ki herkes önümüzde saygı ile eğilecek. İstediğimiz zaman bakkala girip çikolata, kola, cips alabileceğiz. Herkes hediyeler gönderecek. Aynı GTA’da olduğu gibi.</li>
</ul>
<p>Anlattıklarım galiba Mert’in de hoşuna gitmişti. Saf saf gülümsüyordu. Tepki vermedi ama sanırım onayladı. Şimdi sırada Akop vardı. Ermeni kökenli bir arkadaşım olan Akop’un da çeteye çok büyük katkıları olacaktı. Bu nedenle mutlaka ikna etmeliydim. Çetem sadece bu mahalle ile sınırlı kalmamalıydı. Mert ile birlikte Akop’un evine gittik. Bizim annelerimize göre oldukça nazik olan Akop’un annesinin hazırladığı yemeklerden atıştırırken Akop’a da çetemi anlattım. Derslerinde oldukça başarılı olduğu için bizimle pek takılmazdı ama iyi bir dosttu. Düşünmek için biraz zaman istedi. Biz arkamıza baka baka ayrıldık evinden. Mert’in yaptığı yersiz şakalar biraz canımı sıkmış olsa da ümitliydim. Sırada tek bir isim kalmıştı. Çetemin en zayıf halkası olsa da fazlalıktan sorun olmazdı. Mahallede “Laz İlyas” olarak ünlenmiş ve namından dolayı faydasını görebileceğim kişiydi. Çıraklık yaptığı berbere gittik. Bir yandan televizyondan gelen seslere uyumlu olarak dans ederken bir yandan da temizlik yapıyordu. Beni görünce yaklaşıp:</p>
<ul>
<li>Saçların uzamış. Hemen oturup bekle. Ben ustamı çağırayım.</li>
</ul>
<p>Konu başka bir yere doğru kaymadan müdahale etmeliydim. Elindeki süpürgeyi alıp:</p>
<ul>
<li>İlyas, hemen izin alıp gidelim. Seninle önemli bir konu hakkında konuşacağız.</li>
<li>Ne konusu?</li>
<li>Bir teklifimiz olacak.</li>
<li>Ne teklifi?</li>
</ul>
<p>İlyas, her zamanki gibi sorular ile beni boğmaya başlamıştı. Hemen zorla da olsa dükkândan çıkartıp götürdük. Kuytu bir yerde çetemi anlattım. Garip sorular sorsa da hepsini gayet sabırlı bir şekilde cevapladım. Umarım hepsini anlamıştır. Bu arada çoktan akşam ezanı okunmuştu. Çete üyelerime veda edip evimin yolunu tuttum. Zili çaldığımda kapıyı açan kişi annem değil babamdı. Belli ki yarattığım sorun, tahmin ettiğimden çok daha büyüktü.</p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 1</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5292</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kış Saati</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kis-saati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kis-saati/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Sep 2016 10:11:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5288</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yeşil bir mısır tarlasında Uçan kelebekti aşkımız Rüzgar estikçe esti üstümüze Kanadı taşımız toprağımız Kâh bir bir açtı çiçekler Kâh olgunlaştı dalında meyveler Yeşil bir erik ağacına Konan kelebekti aşkımız Güneş vurdukça vurdu üstümüze Kırıldı kolumuz kanadımız Yansakta sıcaktan usulca Duyulmadı sessiz çığlıklarımız İnce bir saman sapında Ölen kelebekti aşkımız Yağmurlar acımasızca düşerler Ölsün diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-saati/">Kış Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yeşil bir mısır tarlasında</p>
<p>Uçan kelebekti aşkımız</p>
<p>Rüzgar estikçe esti üstümüze</p>
<p>Kanadı taşımız toprağımız</p>
<p>Kâh bir bir açtı çiçekler</p>
<p>Kâh olgunlaştı dalında meyveler</p>
<p>Yeşil bir erik ağacına</p>
<p>Konan kelebekti aşkımız</p>
<p>Güneş vurdukça vurdu üstümüze</p>
<p>Kırıldı kolumuz kanadımız</p>
<p>Yansakta sıcaktan usulca</p>
<p>Duyulmadı sessiz çığlıklarımız</p>
<p>İnce bir saman sapında</p>
<p>Ölen kelebekti aşkımız</p>
<p>Yağmurlar acımasızca düşerler</p>
<p>Ölsün diye onca güzellikler</p>
<p>Ve sen hiç anlamadın güzelim</p>
<p>Saatleri geri aldın diye</p>
<p>Bir saat fazla yaşamaz kelebekler</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-saati/">Kış Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kis-saati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5288</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Korkma Benden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/korkma-benden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/korkma-benden/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Sep 2016 13:53:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5270</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sakın korkma benden, Gitme! bir adım öteye, Çünkü seni bir daha göremem. Aşkımın gücünden de korkma, Çünkü ben bu çocuk halimle, Sana olan aşkım gücün den hiç korkmuyorum. &#8220;Seni sevemiyorum&#8221; deme inanıyorum sevebilirsin. Elimi tutmak dan da korkma, Çünkü ben kalbine o kadar dokundum ki, Hiç korkmadım. Haydi çık karşıma hislerini söyle! Yalandan da olsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/korkma-benden/">Korkma Benden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sakın korkma benden,</p>
<p>Gitme! bir adım öteye,</p>
<p>Çünkü seni bir daha göremem.</p>
<p>Aşkımın gücünden de korkma,</p>
<p>Çünkü ben bu çocuk halimle,</p>
<p>Sana olan aşkım gücün den hiç korkmuyorum.</p>
<p>&#8220;Seni sevemiyorum&#8221; deme inanıyorum sevebilirsin.</p>
<p>Elimi tutmak dan da korkma,</p>
<p>Çünkü ben kalbine o kadar dokundum ki,</p>
<p>Hiç korkmadım.</p>
<p>Haydi çık karşıma hislerini söyle!</p>
<p>Yalandan da olsa &#8220;seni seviyorum&#8221;, de.</p>
<p>Ben her şekilde inanırım.</p>
<p>Ama bana sakın &#8220;başkasını seviyorum&#8221;, deme,</p>
<p>Kalbim buna dayanmaz.</p>
<p>Yine de sakın bana yakın olmaktan korkma,</p>
<p>Çünkü ben senden uzak olunca çok korkuyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/korkma-benden/">Korkma Benden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/korkma-benden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5270</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kızıl Çölde</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Sep 2016 05:42:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Betül Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5259</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayat ilk adımı attırdı bizlere. Seneler öncesiydi. Sonra koştuk. Hızlı, daha hızlı. Öyle bir heyecanla koştuk ki, gözlerimizdeki ışık aydınlatırdı sokakları, evleri. Öyle sağlam basardık ki toprağa her adımda adımız kazınır gibi. Gece çöktü aniden. Ay la göz göze geldik. Çıplak ayaklarımız kaldırımlara değer oldu birden. Evler yükselirken önümüzde biz koştuk. Ay ,binaların arasında kaybolmasın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/">Kızıl Çölde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat ilk adımı attırdı bizlere. Seneler öncesiydi. Sonra koştuk. Hızlı, daha hızlı. Öyle bir heyecanla koştuk ki, gözlerimizdeki ışık aydınlatırdı sokakları, evleri. Öyle sağlam basardık ki toprağa her adımda adımız kazınır gibi.</p>
<p>Gece çöktü aniden. Ay la göz göze geldik. Çıplak ayaklarımız kaldırımlara değer oldu birden. Evler yükselirken önümüzde biz koştuk. Ay ,binaların arasında kaybolmasın diye gözlerimizi ayırmadık. Artık sokaklarda avareydik hiçbir iz yoktu benliğimizden. Bu gecede kaybolmuş bir çocuktuk. Evlerin pencerelerinde gördüğümüz yüzler bir yerden tanıdıktı. Gözümüzün görmek istedikleri yoktu sadece vardı.</p>
<p>Ahh bu geceden nasıl kurtulurduk!…</p>
<p>Herkesten ayrıldım ve duraksadım. Paltomun ceplerine attım ellerimi. Koşamıyordum artık. Ceplerimde bir ağırlık. Öyle bir ağırlık ki ! Omuzlarım ayrılıyordu sanki boynumdan. Yırtılıyordu sanki gövdemden parça parça. İyice yokladım ceplerimi. Derin bir çukur gibi  boşlukta geziniyordu ellerim. Tutunacak bir yer bulamadan. Ama nasıl olurdu? Ceplerim dolu çıkmıştım yola. Ay ışığının çizdiği bir sokağa yöneldim tüm ağırlıklarımla. Hepimiz telaş içindeydik artık. Arıyorduk . Konuşmuyorduk. Birbirimizin yüzüne bakmıyorduk. Bu sokakta her eve giriyorduk. Kırıp döküyorduk her şeyi. Bulamadıkça daha çok kırıp döktük. Bu sokakta değiştik biz. Artık koşmuyorduk. Bu sokakta insanlar pencerelerden atıyorlardı kendilerini, benliklerini. Giderek ağırlaşıyordu ceplerim her adımda.</p>
<p>Aahh nasıl bulurduk kaybolanları?….</p>
<p>Nasıl kutarırdık kendimizi ?</p>
<p>Baktığım her boşluk bir sokağa dönüşüyordu sanki. Burada her sokak birbirinden farklı. Bir kız gördüm gözümün alabildiğine uzak ama bir o kadar da yakın. Islak çamurlu taşlara değiyordu beyaz elbisesi. Koşuyordu. Omuzlarımı hissetmezken gidiyordum peşinden. Nasıl oluyordu da yetişebiliyordum. Eteklerine baktım önce hiç kirlenmemişti. Biz ise çamur içinde. Saçları omuzlarındaydı tel tel. koştukça özgürleşiyordu sanki… Gri bir binanın eşiğinden attı adımını, merdivenlerden çıktı soluksuz. Oysa benim soluğum kesilmişti artık. Bir odaya girdik. Sessizliğin bile sesi yoktu bu odada. Sadece bir pencere ve bir ayna. Ben ağırlıklarımla izledim onu. Önce aynaya baktı. Vücudunu ilk kez görürcesine. Birden doğdu güneş odada. Pencereden gelen ışıklar kör edecekti gözlerimizi. Masmavi oldu oda ,beyaz bulutlarla kaplandı. Her yer masal diyarı gibiydi. Gökyüzü yeryüzüde bu odaya inmişti sanki. Tüm ağırlıklarıma rağmen sonsuza kadar burada yaşayabilirdim. Aynanın yerinde gözümü kamaştıran beyaz bir kuş gördüm . Derken sisler çökmeye başlarken odaya paltoma gizledim kuşu. . Sokak yine ıslaktı. Yine çamur. Sokağın başında bir ses. Sanki bir ağaç devriliyordu da kopuyordu köklerinden. Ama yok bu gördüğüm bir kum fırtınası. Kaçmaya başladım. Kalbim kulaklarımda kaçtım. Ceplerim ağırken kaçtım. Fırtına bizi içine aldı, sardı dört yanımızı. Gözlerimi kapattım iki büklüm oldum artık. Düşüyorduk sanki sonsuz biz boşlukta. Üşüyorduk .</p>
<p>Gözlerimi derin bir uykudan uyanırcasına. Gökyüzünü gördüm önce. Ayağa kaltım. Her basışımda çıplak ayaklarımın kaybolduğu bu yer; kızıl bir gün batımındaki çöl. Her bir kum tanesi; kaybettiğim inancım, umudum, aşkım, vicdanım, vefam… vuslat bu olsa gerek. Bu sahra benim vuslatım, hepimizin vuslatı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/">Kızıl Çölde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tut-Saklasak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Sep 2016 13:52:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5251</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dilek tutardım çocukluğumda… Ne zaman ebemkuşağı çıksa, Eylül damlalarının serinliği altında&#8230; Göz kırpardı gri bulutların ardından, Gün ışığı bana&#8230; Beni sevdiğini söyledi bir gün usulca kulağıma, Kaçtı sonra, Saklandı ebemkuşağının gizemli moruna&#8230; &#160; &#8220;Bekle geleceğim, Seni yeniden seveceğim, Sevgini yama yapıp gözyaşlarıma, Gökleri deleceğim gönlüne saplanan ışınlarımla Bekle geleceğim mutlaka” dedi&#8230; Gözden kayboldu gitti. İnandım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/">Tut-Saklasak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dilek tutardım çocukluğumda…</p>
<p>Ne zaman ebemkuşağı çıksa,</p>
<p>Eylül damlalarının serinliği altında&#8230;</p>
<p>Göz kırpardı gri bulutların ardından,</p>
<p>Gün ışığı bana&#8230;</p>
<p>Beni sevdiğini söyledi bir gün usulca kulağıma,</p>
<p>Kaçtı sonra,</p>
<p>Saklandı ebemkuşağının gizemli moruna&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Bekle geleceğim,</p>
<p>Seni yeniden seveceğim,</p>
<p>Sevgini yama yapıp gözyaşlarıma,</p>
<p>Gökleri deleceğim gönlüne saplanan ışınlarımla</p>
<p>Bekle geleceğim mutlaka” dedi&#8230;</p>
<p>Gözden kayboldu gitti.</p>
<p>İnandım ona&#8230;</p>
<p>Sadece ona inandım ben bu hayatta…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Bekledim ömrümün geri kalanında,</em></strong></p>
<p><strong><em>Gece demeden bekledim…</em></strong></p>
<p><strong><em>Gündüz hiç demedim, uyumadan bekledim…</em></strong></p>
<p><strong><em>Saçlarım karıştı uzayan sarmaşıklara…</em></strong></p>
<p><strong><em>Gözlerim onu aradı çıkan her ebemkuşağında… </em></strong></p>
<p><strong><em>Yedi rengin sırasınca izini aradım umutsuzca…</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kırmızı</strong> “Bana sorma “dedi… “ Sırdır söyleyemem”…</p>
<p><strong>Turuncu</strong> “Utancımdan kızarırım, yaklaşma yoksa seni de yakarım.”</p>
<p><strong>Sarı, </strong>boynunu eğdi, başakların ardı sıra kayboldu gitti.</p>
<p><strong>Yeşile </strong>koştum koştum yetişemedim…</p>
<p><strong>Mavi</strong> yüzüme baktı, ağladı içli içli…</p>
<p><strong>Lacivert </strong>ellerini başıma koyup dağılan saçlarımı sevdi,</p>
<p><strong>Mor</strong> “Aradığın bende” Gel gir içime korkma” dedi…</p>
<p>Sevinçle daldım içeri…</p>
<p>Dalış o dalış,</p>
<p><strong>MOR’un tutsağıyım o günden beri…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/">Tut-Saklasak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5251</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanrım, Asuman’ı Bana Yaz!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Sep 2016 05:18:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Demirkubuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5248</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Asuman”, dedim. “Adın üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim…” “Adım olması gereken en güzel yerdeymiş…”, demesini isterdim, “Eee?”, dedi. Bekâr evi gibi dağınık bir zihinle boş boş bakıverdi gözlerime. Eee… Bu muydu yani? Bazen insanların kayıtsızlığı karşısında, keşke bu kadar sabırlı olacağıma, kaygısız olsaydım diyorum. Bir insan, bir insana elbette kederken; sahip olabileceğin en büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/">Tanrım, Asuman’ı Bana Yaz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Asuman”</em></strong>, dedim. <strong><em>“Adın üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim…”</em></strong></p>
<p><strong><em>“Adım olması gereken en güzel yerdeymiş…”</em></strong>, demesini isterdim, “Eee?”, dedi.</p>
<p>Bekâr evi gibi dağınık bir zihinle boş boş bakıverdi gözlerime.</p>
<p>Eee… Bu muydu yani?</p>
<p>Bazen insanların kayıtsızlığı karşısında, keşke bu kadar sabırlı olacağıma, kaygısız olsaydım diyorum.</p>
<p>Bir insan, bir insana elbette kederken; sahip olabileceğin en büyük lüks kaygısızlık çünkü…</p>
<p>Annemin aldığı beyaz keten masa örtüsüne bile sevindiğim yıllardı.</p>
<p>Okuldan dönerken evi görür görmez önlüğümün yaka düğmesini çözdüğüm yıllar…</p>
<p><strong>‘Kaygısızlar’</strong> oynardı birinci kanalda.</p>
<p>Eğlenirdik, gülerdik amenna, ama bu ‘kaygısız’ lafı takılır kalırdı zihnimin bir kenarında.</p>
<p><strong><em>“Kaygısız ne demek anne?”</em></strong>, demiştim.</p>
<p>Hayatım boyunca tanıdığım en kaygılı kadın, kaygısızlığın özgürlük olduğunu öğretmişti bana.</p>
<p><strong><em>“Umursamamak yani hiçbir şeyi, kaygına kalbinde oda ayırmamak…”</em></strong>, demişti.</p>
<p>Hani şiir yazsa şair olurdu annem, zaten şiir gibi de kadındı.</p>
<p>Tadı damağında kalır ya bazı şiirlerin, devamı gelsin istersin dizeler.</p>
<p>Şair okudukça okusun…</p>
<p>Annem de yaşadıkça yaşasın isterdim.</p>
<p>Dünyanın bütün çocukları için, dünyanın bütün anneleri yaşamalıydı.</p>
<p>İzi karnımda, tadı damağımda, kokusu burnumda kaldı, kendisi gitti.</p>
<p>Bazı kadınlarda annemi görürüm, bazı kaygılı kadınlarda…</p>
<p><strong><em>‘Yemeğin tuzunu attım mı?’ </em></strong>telaşı vardır hani, bir anne telaşıdır o.</p>
<p><strong><em>‘Ocağın kapattım mı?’</em></strong>, gibi…</p>
<p>Asuman’la da ilk karşılaşmamız Bağcılar otobüsünde olmuştu.</p>
<p>Yan yana oturuyorduk, düşünsene, yol boyu yan yana oturmuştuk…</p>
<p>Bir anda sıçradı yerinden, telaşlandı.</p>
<p>Gayriihtiyari, <strong><em>“Ütüyü prizde unuttum!”</em></strong>, dedi.</p>
<p>Kalbinin kırlangıç gibi attığını hissetmiş, avucumun içerisine alıp sakinleştirmeyi dilemiştim.</p>
<p><strong><em>“Sakin olun… Önce bir emin olmaya çalışın.”</em></strong></p>
<p>İster istemez rahatsız olmuştu, aramızda gelişen gereksiz samimiyetten.</p>
<p>Utandı, yere çevirdi bilye karası gözlerini…</p>
<p>Yüzüme bakmadan, küçük harflerle konuşmaya başladı.</p>
<p><strong><em>“Çekmiştim sanırım fişini, boştan yere kaygılandım.”</em></strong></p>
<p>Kaygılandım dedi ya hani, işte o an aldım sarmaladım, göğsümün içerisine sakladım onu.</p>
<p>Konuşmanın devamı gelmeliydi, birkaç kelime mırıldandım, utandım da bir miktar…</p>
<p>İneceğim durağa yaklaşırken çantasını toparlamaya başladı Asuman.</p>
<p>İçimde bir bayram sevinci beliriverdi, aynı durakta mı inecektik?</p>
<p>Hoş, ayrı duraklarda insek de, benim aklım onun indiği durakta inip, onun peşinden gitmeye devam edecekti.</p>
<p>Önce ben kalktım yerimden, kapıya yaklaştım; sonra o kalktı yerinden.</p>
<p>Tanrım, hayatımda belki de ilk kez şansımın varlığına inanacaktım.</p>
<p>İndim, o da indi.</p>
<p>Yürüdüm pasaja doğru, o da yürüdü.</p>
<p>Pasajın kapısından içeri girdim, o da girdi.</p>
<p>Küçük adımları hızlandı, topuk tıkırtısı yükseldi, Asuman alt kata indi, ben arşa yükseldim sanki.</p>
<p>Durdum merdivenin ucunda, uzaktan baktım nereye gittiğine.</p>
<p>Süzüle süzüle girdi, Terzi Cengiz Abi’nin dükkânına.</p>
<p>Mavi saten elbiseler nasıl da yakışır diye geçirdim içimden.</p>
<p>Birkaç gün sonra tekrar gördüm, tekrar ve tekrar…</p>
<p>Önceleri hiç konuşmadan, sessizce bakıp selamlaştık, sonra küçük cümleler kurmaya başladık birbirimize.</p>
<p>‘Merhaba’ ya da ‘İyi günler’ gibi… Sıradan, bilindik şeyler işte.</p>
<p>‘Bana bir şey söyle!’ der gibi baktı her defasında.</p>
<p>O bilmiyordu belki, ama ben her bakışımda <strong><em>“Gördüğüme sevindim seni…”</em></strong>, diyordum.</p>
<p>Çok sevdiğim şarkıda, söylendiği tonda…</p>
<p>Aynı otobüse bindiğimiz bir gün topladım cesaretimi, öğrenmek istedim adını.</p>
<p>Hangi kelimelerde dans ettiğini bilmeliydim isminin.</p>
<p>O Asuman dedi, ben Yavuz…</p>
<p>Asuman… Hani tüm yaralarıma pansuman olabilecek türden bir Asuman…</p>
<p>İsmi diyorum, bir insanın ismi bu kadar güzel olabilir mi?</p>
<p>Cengiz Abi’nin kız kardeşiymiş, meğer annesi vefat edince evi çekip çevirmek için okulu bırakmış, ömrümün yaban mersini…</p>
<p>Abisine yardım etmeye gelirmiş her öğle vakti.</p>
<p>Biri lisede, diğeri üniversitede iki kardeşi daha varmış.</p>
<p>Kendisi de açıktan okumaya çalışırmış…</p>
<p><strong><em>“Okuduğun kitaplarda geçsin adım Asuman, ah diline düşeyim…”</em></strong></p>
<p>Bir gün pasaja doğru yürürken karşılaştık Asuman’la, bu kez yanında levent tipli bir herif vardı.</p>
<p>Kendi cılız bileklerime baktım, aksayan bacağıma, düşük omuzlarıma; bir de yanındaki herifin kalıbına.</p>
<p>Hem utandım halimden, hem kıskandım.</p>
<p>Ben o gün Asuman’la evlendim; evlendim de, aldatıldım, ayrıldım zihnimde.</p>
<p>Aynı sokağın kaldırımlarında yürüdük Asuman da, ben de, yanındaki de…</p>
<p>Ben arkada kaldım, onlar önümde ilerledi.</p>
<p>Buz gibiydiler, ama sevgiliydiler belli, belki de nişanlı…</p>
<p>Hissikablelvuku hali…</p>
<p>Pasaja girerken kocaman avuçlarının içine aldı, Asuman’ın ince parmaklarını.</p>
<p>Havaya hazan karıştı, gönlüme hüzün…</p>
<p><strong><em>“Ah be Asuman, senin serçeliğine yakışır mı bu ala karga?”</em></strong>, dedim.</p>
<p>O günü, o geceyi Asuman’ın hayaliyle konuşarak geçirdim.</p>
<p>İsyan ettim, itiraz ettim, kızdım, kırıldım, incindim…</p>
<p>Üzüme düştüm, bir üzüm bağında sabahladım.</p>
<p>Güneş vurunca kirpiklerime, ayıldım ben de.</p>
<p>Gelişigüzel çıktım evden, yok dedim Asuman falan, <strong>dünya ahiret acım</strong> artık…</p>
<p>Kendi kendime sözler verdim, üst üste, binlerce…</p>
<p>Görmeyecek, konuşmayacak, düşlemeyecektim onu.</p>
<p>Günlerce kendi kendimi yedim, ölmek üzereyken bana ‘yaşa’ der gibi bakıyorken o adamla işi neydi?</p>
<p>Zapt edemeyince kendimi bir öğleden sonra çıktım pasajın önüne, durdum bekledim saatlerce.</p>
<p>Asuman çıkacaktı, ben peşine düşecektim.</p>
<p>Yarım saat oldu olmadı çıktı pasajdan, yürümeye başladı öyle halsiz, güçsüz, üzerine kuş tüy düşse, olduğu yere düşecekti sanki…</p>
<p>Unuttum tüm hırsımı içimdeki, seslenmek istedim, ama bir yandan da izlemek yürüyüşünü.</p>
<p>O gitti, ben gittim…</p>
<p>Bir ara ayağı sendeledi, yaprak gibi süzüldü iki gözümün çiçeği, düştü kaldı.</p>
<p>Koştum hemen yanına, su getirenler, nabzına bakanlar, kolonya koklatanlar derken, geldi kendine.</p>
<p>Çıkardım o mavi şalını, aldım boynundan…</p>
<p>Baygın bir kuş gibiydi kollarımın arasında, cana geldi.</p>
<p>İyiyim dedi, kalkmak istedi, tutundu omzumdan.</p>
<p><strong><em>Elleri olabileceği en güzel yerdeydi…</em></strong></p>
<p>Gözlerinde ikinci bir ışıltı belirdi, belirdi de gizlemek istedi.</p>
<p>Güç bela ikna ettim gideceği yere kadar eşlik etmeye.</p>
<p>Yol hiç bitmesin, zaman hiç geçmesin, Asuman hiç susmasın istedim.</p>
<p>Biraz o konuştu, biraz ben anlattım.</p>
<p>Yanında gördüğüm heriften, isminin Kazım olduğundan, eskiden çalıştığı fabrikada tanıştıklarından bahsetti.</p>
<p>Birkaç aya kalmaz evleneceklerini söyledi, hatta gelinliğini kendi diktiğini.</p>
<p>Annesinin neden öldüğünü, babasını hiç tanımadığını, abisinin zulmünü anlattı.</p>
<p>Bütün cümlelerinden sonra, ağzımda acı bir tat kaldı.</p>
<p>Salon salamanje bölmüşlerdi sanki Asuman’ı; yarısı acıydı, yarısı kaygı…</p>
<p><strong><em>“Gel be ömrümün yaban mersini, gidelim buralardan birlikte, bırakalım bütün kaygıları…”</em></strong>, demek istedim.</p>
<p><strong><em>“Kaldır şu kalbimin odalarından beyaz örtüleri… Bak bir ömürlük misafirin geldi.”</em></strong></p>
<p>Yahu ben Asuman’a <strong><em>“Allah seni bana yazsın!”</em></strong>, demek istedim.</p>
<p>O da istedi bence ya da ben istediğini düşünmek istedim, bilmiyorum.</p>
<p>Eve yaklaşırken vedalaştık, o gitti, ben arkasından bakakaldım.</p>
<p>Masmavi şalı elimde kaldı.</p>
<p>İstemsizce götürdüm burnuma, kokusu Asuman’ı kucakladı getirdi bana.</p>
<p>Adı üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim…</p>
<p>O gün orada son kez gördüm Asuman’ı, 7 yıl sonrasına kadar son kez.</p>
<p>Hayatına bir kaygı da sen olma şu kuş gibi kızın dedim, ağır aksak bacağımla onu kendimden kurtarmak için çektim gittim.</p>
<p>Erdek’te, anneanne yadigârı eve yerleştim.</p>
<p>Deniz havası hangi yarayı iyileştirmezdi ki?</p>
<p>Geceleri kitap okudum, gündüzleri çay bahçelerinde geçirdim.</p>
<p>Erdek’in şu meşhur çay bahçelerinde…</p>
<p>Bir kitap yazmaya bile yeltendim; Tanrım, Asuman’ı bana yaz…</p>
<p>Gökyüzünün ciğerime dolduğu bir yerde, Asuman’ı düşünmemek imkânsızdı elbette.</p>
<p>Ama yine de gönlümü eğlemeyi bildim işte.</p>
<p>Aklıma geldikçe eski bir dosta gülümser gibi gülümsedim.</p>
<p>Dudağının kıyısına vuran küçük tebessümü hatırladıkça, bozdum ağıdımı.</p>
<p>Aklımın bir tarafında neler yaptığını düşündüm kaldım.</p>
<p>Evlendi mi, çocuğu oldu mu, hasta mı, kaygılı mı hala?</p>
<p>Ya ütüyü prizde unuttuysa, bu kez gerçekten?</p>
<p>Eğer düşünmeseydim, kafayı yerdim.</p>
<p>İçimde hayali bir Asuman büyüttüm.</p>
<p>Hani güzel bir anın hemen öncesi, o anın kendisinden daha iyi diyorlar ya…</p>
<p>Asuman’ın hayaliyle yaşamak da, gerçeğinden daha iyiydi.</p>
<p>Ömrümün sonuna kadar o hayalle yaşayabilirdim.</p>
<p>Yine de yenik düştüm merakıma.</p>
<p>7 yıl olmuştu, tam 7 yıl.</p>
<p>Asuman’ın yüzü bile bulanık bir fotoğraf gibi netliğini kaybetmeye başlamıştı hafızamda.</p>
<p>Yeniden görmeliydim onu, hayallerimin tadının kaçmaması için.</p>
<p>Bir kez daha gülmeliydi bana, umudumun yaşaması için…</p>
<p>Tam 7 yıl sonra yine geldim o pasaja, eski dostları yokladım, Asuman’ı sordum soruşturdum derken, öğrendim nerede yaşadığını.</p>
<p>Öğleden sonra üç gibiydi, gittim bekledim oturduğu sokağın girişinde.</p>
<p>Birkaç saat geçti geçmedi, Asuman belirdi, elinde kara kuru bir oğlan çocuğunun elleriyle…</p>
<p>Oturduğum duvardan kalktım hemen, telaşlandım bir anda, o da fark etti beni.</p>
<p>Bir şeyler dedi, gönderdi çocuğu, muhtemelen evine doğru.</p>
<p>Benim ben olduğumu bilerek yaklaştı, küçük adımlarla, ama kendinden emin.</p>
<p>Şaşırmış mıydı, üzülmüş müydü, kızmış mıydı hiçbir zaman anlayamadım.</p>
<p><strong><em>“Neden geldin?”</em></strong>, dedi.</p>
<p><strong><em>“Ben de kalan bir şeyi vermek için…”</em></strong>, dedim.</p>
<p><strong><em>“Al bu şalı Asuman, al ki silinsin ömrümün bütün mavilikleri. Mavilerimi al benden, al da umutlanmayayım artık! Umudun rengi mavi Asuman, bazen beyaz, ama en çok mavi&#8230; Bazen hayaller kurulur, çoğu zaman hayaller yıkılır, ama insan hayal kurarken gökyüzü hep mavidir. Sen benim gökyüzüm oldun Asuman, adın gibi… Hiç eksilmedin penceremden, bir gün bile…” </em></strong>diyemedim.</p>
<p><strong><em>“Asuman, adın üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim.”</em></strong>, dedim.</p>
<p><strong><em>“Eee…”</em></strong>, dedi.</p>
<p>Öylesine soğuk, öylesine bitkin, öylesine geçkin…</p>
<p>İş işten geçti demek ister gibi…</p>
<p>-Seslenseydim dönüp bakar mıydın?</p>
<p>-Ne söyleyecektin?</p>
<p>-Gel gidelim buralardan, Erdek’te yaşayalım birlikte…</p>
<p>-Neden demedin?</p>
<p>-Desem gelir miydin?</p>
<p>-Gelmek isterdim…</p>
<p>-Peki, şimdi?</p>
<p>-Mutluluk yanımızdan geçip gitti…</p>
<p>Ben zaten bu bacakla yakalayamazdım.</p>
<p>Zeki Demirkubuz’un kahramanları gibi, orada öylece kaybolup gittim.</p>
<p>Hiçbir aydınlığa erişemeden…</p>
<p>O yine gitti, ben yine arkasından baktım.</p>
<p>Elimde mavi bir şal, dilimde yalnızca bir cümle kaldı, Asuman’dan bana yadigâr:</p>
<p>Mutluluk yanımızdan geçip gitti…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/">Tanrım, Asuman’ı Bana Yaz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5248</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Garip Sigara Öyküsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Sep 2016 09:08:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geleceği görebilsem o kapıdan çıkar mıydım sandınız? Ama her şey hazırdı artık. Çantaları usulca arabaya atıp çoktan yola koyulduk. Ufak bir maceraydı oysa tüm dileğimiz. Çantalarımıza birkaç tişört ve şort attık , ufak bir çadır aldık&#8230; Kıyı şeridi boyunca önce Akdeniz’i sonra Ege’yi gezecektik. Kafamızın estiği yerlerde kalıp ertesi gün yolumuza devam edecektik. Sabah erkenden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/">Bir Garip Sigara Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geleceği görebilsem o kapıdan çıkar mıydım sandınız? Ama her şey hazırdı artık. Çantaları usulca arabaya atıp çoktan yola koyulduk. Ufak bir maceraydı oysa tüm dileğimiz. Çantalarımıza birkaç tişört ve şort attık , ufak bir çadır aldık&#8230; Kıyı şeridi boyunca önce Akdeniz’i sonra Ege’yi gezecektik. Kafamızın estiği yerlerde kalıp ertesi gün yolumuza devam edecektik. Sabah erkenden çıktık yola. Her zamanki gibi kahvaltıdan önceki sigaram ağzımda Kemer yoluna doğru devam ediyordum.</p>
<p>‘Gene mi bu şarkı’ diye sitem ettim Çağrı’ya. Şu boktan poptan ne anlıyordu anlamıyordum. Neyse sonradan adam gibi şeyler açtı Allah’tan. Yoksa 4-5 gün çekilmezdi bunlar. Önümde ağaçlar öyle bir uzanıyordu ki bazen gözümün önüne inandığı şeye ibadet eden insanlar görürdüm. Sahi , açmışlar elini kolunu , yalvar yakar dua ediyorlardı. Camı açıp selam vereyim dedim birkaçına , sevmediği biri laf atmış gibi yüzüme bile bakmadılar. Boynumu büküp devam ettim bende araba sürmeye.</p>
<p>Önce Olimposta durduk, tarihi kenti defalarca gezdiğimiz için dönüp bakmadık bile. Akşam güneşini sahilde uğurladıktan sonra dolunayı sahilde ağarlamak için hazırlıklarımıza başladık. Çağrı havlularımızı sofra niyetine sererken bende birkaç bira almak için yakınlardaki bakkala gittim. Çok güzel bir sohbet bizi bekliyordu. Dört köşeli soframızın bir yanında can dostum , bir yanında ben. Diğerlerini tahmin edersiniz umarım. Sevdiğimin gözleri gibi bir dolunay , sevdam gibi bir Akdeniz.</p>
<p>Her şey çok güzel giderken birden Akdeniz , huysuzlaşıp hırçınlaşmaya başladı. Sahilde oturup ara sıra denize giren gençler hemen çıktılar denizden. ‘Allah Allah’ dedim kendi kendime , ‘ne söyledikte kızdı şimdi?’. Çaktırmadan bana yukardan gülümseyen sevgilimin gözlerine sorayım dedim. O her şeyi anlamış ufaktan sırıtıyordu bana. Göz kırptı sahili göstererek. ‘Sahi ya’ dedim kendi kendime , sahile çıkan birkaç yavru kaplumbağayı görürken.</p>
<p>Artık bitmiş bir sevda gibi başımızı sokacak bir yer arıyorduk kör karanlıkta. Yolumuzun üstünde Adrasan vardı. Çağrı , Adrasan’da çadır kurup kuramayacağımıza bakarken – internette bir şey bulması hep uzun sürer ve ben çok uyuz olurum bu duruma. Sürekli operatörden yakınır ama ikimizinde operatörü aynı ve hiç öyle bir durum yok – yol kenarında bir oraya bir buraya koşan bir sincap gördüm. Zebani gibi gelen arabalardan ne yapacağını bilememişti galiba.</p>
<p>Sincabı çoktan geçmiştik ama yok sayamazdım onu , aynı daha karşıma çıkmayan şehirleri yok sayamadığım gibi. Geçmişi yok sayamayacağımızı herkes bilir ama kimse geleceği yok sayamamaktan bahsetmez. Gelecekte oralarda bir yerlerde. Bizi beklediğini sanmıyorum , bizimde ona gittiğimizi sanmıyorum. Hepimizin ayrı ayrı gittiği bir yerler var , ancak hiçbiri ‘gelecek’ değil. Gelecekte geçmiş gibidir aslında. Hedefimize varırken geçmişten geçtik ve biraz sonrada gelecekten geçeceğiz. Belki de biz ne geçmişten ne de gelecekten geçiyoruzdur. Gelecek , geçmişe gidiyordur belki. Giderkende yolu bizden geçiyordur.</p>
<p>Adrasan’a vardığımızda bir karavanın yanına çektim arabayı. Önünde bir teyzeyle bir amca sandalyelerine oturmuş laflıyorlardı. Amcaya selam vereyim dedim , aklıma ağaçlar gelince vazgeçtim. Çadırı kurduktan sonra Çağrı onların muhabbete başlamıştı bile. Bende yanlarına gittim. Karı koca almışlar bir karavan sahil boyu geziyorlarmış tüm ülkeyi. Yanlarında çok durmadık. Sandalyelerimizi kurup birer sigara içelim dedik , sonrada uyurduk hemen zaten. Paketimin bittiğini görünce Çağrı’nın mentollü sigarasını içmeye mecbur kaldım. Şimdi neyseydi de sabah sabah mentollü sigara içilmiyordu. Sigaralar bitince hemen çadıra geçip yattık. Gecenin bilmem kaçıydı saat galiba. Havludan yastığım pek konforlu olmasada iş görüyordu. Uykuya dalarken ‘ ne kullanışlı çıktı şu havlu ‘ dedim içimden. Akşam sofra oldu , şimdi yastık.</p>
<p>Ben saatler geçmiştir sanarken sadece yirmibeş dakika geçmişti sivri sinekler beni uyandırırken. Birkaçı ayağımın üstünde gezinirken birkaçı da karnını doyurmuş uyuyordu çadırın içinde. Çok geçmeden Çağrı’da uyandı. Hayvanseverler ne der diye düşünmeden öldürdük hepsini. Sonra tatlı uykumuza geri döndük , ne de olsa çok yolumuz vardı daha.</p>
<p>Bundan sonra anlatacaklarımı ne kadar yaşasamda hayal gibidir. Bir çığlıkla uyandım gene gecenin bilmem kaçında. Öyle bir çığlıktı ki sinekler çadırın içindeyken atılsaydı onları öldürmemize gerek kalmayacaktı. Çadırın içinden nasıl çıktım , uyumadan sohbet ettiğimiz amcanın cesedini nasıl gördüm bilmiyorum. Bir rüyadan ibaretti sanki her şey ve amcanın karısı bir rüya için ağıt yakıyordu. Hayatımda daha kötü bir manzara göremem diye düşünüyordum. Görürmüşüm oysaki.</p>
<p>Ambulans , polisler , o kadar insan nasıl geldi bilmiyorum. Ne kadar vakit geçti bilmem , ambulans amcayı hastaneye götürdü , polislerde beni alıp karakola. Karakola gidip ifade vermek sorun değildi benim için. Asıl sorun karakola giderken Çağrı’yı hiç görmemiş olduğumu farketmemdi. Polis arabasında hatırlamaya çalıştım her şeyi. Ama o çığlığın beni uyandırdıktan sonra hiç görmemiştim onu. Belki oralardaydı da ben görmemiştim. Öyle miydi sahi?</p>
<p>Sorguda konu hiç Çağrı’dan açılmadı. Zaten  öğrenci olduğumu , sabıkasız olduğumu olduğumu teyit ettikten sonra üstüme pek gelmediler. Yardım amaçlı sorular sorup durdular. Ama nasıl yardımcı olabilirdim ? Uyuyordum ve hiçbir şey duymamıştım. Karakoldan çıkıp olay yerine gittik. Arabayı aradılar. Sonra da numaramı her ihtimale karşı alıp gittiler. Benim aklımdaysa hala arkadaşım vardı.</p>
<p>Onlar gider gitmez çadırı toplayıp Çağrı’yı aramaya çıktım. Ama Adrasan’da sokaklar terkedilmiş bir şehir gibi kimsesizdi. Sokakların hep bir sahibi olduğunu görmüştüm bu zamana kadar. İnsanlar evlerine tıkılsalar bile hayvanlarındı sokaklar. Ama bugün onlarda yoktu buralarda. İki buçuk saatimi aramakla geçirdikten sonra ‘ya korkup kaçtı da sonra geri mi döndü’ diye düşündüm. Çadır kurduğumuz yere vardım ama orda yoktu. Arabayı park edip sahilde yürümeye başladım. İşte o zaman çok kızdım Akdeniz’e. Dün boşboğazlığından geçilmeyen hanımefendi şimdi çıtını bile çıkarmıyordu.</p>
<p>Telefonunu belki açmıştır diye son birkez daha aradım ama hala kapalıydı. Bende planladığımız gibi Fethiye’ye doğru yola koyuldum. Belki oraya gideceğimi düşünüp çoktan Fethiye’ye varmıştır diye. Beynim kötü senaryolar üretmeye bir an olsun ara vermiyordu.</p>
<ul>
<li>Amcayı çağrı mı öldürmüştü ?</li>
<li>Amcayı öldüren çağrı’yı da mı öldürmüştü ?</li>
</ul>
<p>Eğer durum bunlardan biri gibiyse Fethiye’ye boşuna gidiyordum. Ama olsundu , zaten beni Fethiye’ye götüren kalbimin cennet kıyılarına vuran fırtınalar değil , o kıyılara doğacak Güneş’in umuduydu.</p>
<p>Yolda otostop çeken bir genç kız vardı benimle aynı yaşlarda. Onu alıp yoluma devam ettim. Hiçbir şey konuşasım yoktu ama o hayat dolu kız çok enerjikti ve ayak uydurmam gerekti. Benimle aynı bölümü okuyormuş İstanbul’da. Biraz meslekten , biraz gelecekten konuştuk. Konuşmak istemediğim şeyse geçmişti. Ama onu durdurana aşk olsun! Ne zamandır yolda olduğumu , nereye gittiğimi sorunca sabah ki olaydan bahsetmeden anlattım her şeyi bir bir. Tabii Çağrı’dan da bahsetmedim. Galiba boş bulundum , bende ona sordum aynı soruları. O konuşmaya başlayınca kıyılarıma vuran fırtına çoktan çevirmişti çiçeklerimi ve gökyüzümde şimşekler çakıyordu.</p>
<ul>
<li>Ailemle Adrasan’da karavanda kalıyorduk. Bilirsin aile ile tatil pek hoş olmuyor. Bende Fethiye’ye kaçayım dedim birkaç gün.</li>
</ul>
<p>Şimdi öfkem bütün insanlığaydı. Bir insanda karavanını alıp gitmemişti dün gece Adrasan’a. İçimde bir umut bile yoktu şu güzel genç kızın o amcamının kızı olmadığına dair.</p>
<p>Fethiye’ye vardığımızda önceden planladığımız – Çağrı’yla tabii – kamp alanına kurduk çadırı. Ayşe’nin zaten bir planı yokmuş o da benimle kalacak. Ben etrafı dolanmak bahanesiyle Çağrı’yı arayıp durdum tüm alanda. En son burdanda umudumu kestim. Ayşe’yle dörder bira alıp sahile oturduk. Dolunay ortalıkta yoktu. Akdeniz’inde sesi çıkmıyordu. Ayşe durmadan bir şeyler anlatıp durdu. Ben ayrı kafadaydım. Biralar bitince çadıra gittik. Uyumadan birer sigara içtik. Benim sigaram yine bitmişti ve ben aynı dün geceki gibi mentollü sigaraya – ne kadar sevmesemde – talim etmiştim.</p>
<p>Sabah uyandığımda kendimi bu dünyaya ait hissetmiyordum artık. Sandalyenin cebindeki mentollü sigaradan bir tane aldım. Sonra bir tane daha. Kaç tane içtim bilmem , Ayşe uyandı. Paketi eline almış boş olduğunu gösteriyordu bana , yüzünde boş bir gülümsemeyle. Artık ne düşünecek aklım ne de dayanacak gücüm vardı tüm olanlara. En iyisi eve kaçıp adam gibi düşünmekti. Çünkü tüm dünya dar geliyordu.</p>
<p>Ayşe’ye mentollü sigarasından alıp döneceğimi söyleyip atladım arabaya. Yollarda ağaçlar gibi dua ettim , içimde sincapların korkusuyla. Mentollü sigara falan almaya gitmiyordum. Hayatının en acı günlerini belki de bugünden itibaren yaşamaya başlayacak Ayşe’yi yüz üstü bırakıp Antalya’ya dönüyordum.</p>
<p>Anahtarı deliğine sokmaya çalışırken , dört saatlik yolculuğumdan bir an bile yoktu aklımda. Belki de bu evden son çıkışımdan beri olanların hiçbiri yoktu. Elimin titremesi o kadar kötüydü ki kapıyı açmak çok uzun sürdü. Belki de evin kapısı değildi açılan , aklımın gizli kapılarıydı. Eve girdim , ayakkabılarımı çıkardım. Çağrı balkondan çıkıp ‘hani’ dedi. ‘Mentollü sigaram nerde?’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/">Bir Garip Sigara Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5242</post-id>	</item>
		<item>
		<title>UYANIŞ &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Sep 2016 11:26:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Yeşil]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5220</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ismarlama otelin uzantısı olan boylu kumsalda ısmarlama bir rahatlığa ermişti. Kendini doğaya saldığı sıcak bir zamanın içinde kızgın kuma uzanmıştı. Sıcağın içine işlemesi onun için zevkli anlardan biriydi. Kumun sıcaklığına alışınca beden, esen rüzgarı daha huzurlu karşılıyordu. Hava, vücudunu yapış yapış bırakana kadar rahatsız etmemişti. Taa ki üzerine yapışan kumun düşmeye niyetinin olmadığını anlayıncaya kadar… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/">UYANIŞ &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ismarlama otelin uzantısı olan boylu kumsalda ısmarlama bir rahatlığa ermişti. Kendini doğaya saldığı sıcak bir zamanın içinde kızgın kuma uzanmıştı. Sıcağın içine işlemesi onun için zevkli anlardan biriydi. Kumun sıcaklığına alışınca beden, esen rüzgarı daha huzurlu karşılıyordu. Hava, vücudunu yapış yapış bırakana kadar rahatsız etmemişti. Taa ki üzerine yapışan kumun düşmeye niyetinin olmadığını anlayıncaya kadar… İtinayla uzandığı kumun üzerinden kalktığı sırada dengesini kaybedip yan tarafa doğru büküldü gövdesi. Bir anda eli kuma daldı. Yalnız böyle dik durabildi. Uzun zamandır bakımını unuttuğu için uzamış olan tırnaklarının arasına girdi kum. Rüzgar, kum ve sıcaklık hissinin birlikteliği ile zevk aldığı o an böylece canını sıkmaya başladı. Kum, tırnaklarının içine dolmuş, kirli bir görüntü oluşturmuştu. Elini kumdan çektikten sonra hemen temizlemeye başladı. Çoğunu temizledi. Birkaçı kalmıştı sadece tırnağın dibinde “etle tırnak” bilincine güvenerek gizlenen. Kalanları önemsemedi. Denize döndü birden. Bazı yerlerinde renk dalgalaması vardı. Bulanık yeşilden buza adanan maviye doğru esneyip kıvrılan şekiller denizin üstünde. Bu manzara önünde kafasında dağınık kalabalık canlandı.</p>
<p>Yoğunluğun içinde insanı var eden bir şey yoktu. O anda ne kadar geniş hacimli de olsa insan nokta kadar bile yer kaplayamazdı. Mesleği, cinsiyeti, giydiği, ideali, güzelliği ne olursa olsun alıp yutuyordu. Sonra niteliği işlevi ile sınırlanan insanlar akıyordu caddelerden akışkan bir alışkanlıkla. Tekrar ve tekrar… Suyun üstündeki renk değişimini, kiri giderecek şeyler vardı elbet. Rengi arındıracak, kiri süpürecek kuralsız dalgalar. Dalgalar ki gözleri daha derine daha güzele nakşeder. Kıyı boyu sularda ya da insanla dolgun sokaklarda bir kargaşa olmalı. Bir inilti ile sıçrasın, çığlık ile sarsılsın insanlar denizin dalgayla devrilmesi misali. Her devrilmeyle denizin saflığı çıkar ortaya. Suyun suyla mavilenmesi gür köpüklerle. Ve her bağırış ve kaçışla elleri birbirine değer insanların. Bir ses, dokunuş, çarpışmayla gelir değişim.</p>
<p>Kısa sürede aklından bunları geçirmesi onu ürküttü. Değişimin gelmeyeceği umudun yittiği geldi aklına çünkü. İnsanlık, kendini çağdaş bir kaba koyup rutinleriyle boğuluyordu. Onun felsefesine göre: Önce su ile arınmak. Yani devinim. Sonra devrim. İnsan kendinde yapmalı toplumdan önce. Böyle gelir değişim.</p>
<p>Gözlerini denize çevirdikten bu yana güneş biraz daha ufka gömüldü. Toparlandı bulutlar. Düşünürken gölgeler biraz daha genişledi. Kumun üstündeki sıcaklık azaldı. Durgunluk sardı etrafı. Günün telaşına tanıklık ediyordu. Kalktı. Teninde kumlar, kumda izler kaldı. Güneş denize daldı. Düşündü tekrar.</p>
<p>Şimdi boşalan bir doğa duruyor boşalan kafalar ardında.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/">UYANIŞ &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5220</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Sep 2016 08:46:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5203</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçük yatağın altında büyük bir kutu olmalıydı. Nerede bu? Önce korktum. Sonra sakinleşmeye çalıştım. Bir işadamı korkmazdı çünkü. Elimi yüzümü yıkamadan mutfağa gittim. Anne, dün elimde gördüğün kutuyu sen mi aldın? Evet, Onur. Çöpe attım. İçindekileri de mi? Onları odanda ki çekmecene koydum. Annem bilmeden de olsa kurtarmıştı oğlunun şirketini. Hemen çekmeceden şirketimin ürünlerini alıp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük yatağın altında büyük bir kutu olmalıydı. Nerede bu? Önce korktum. Sonra sakinleşmeye çalıştım. Bir işadamı korkmazdı çünkü. Elimi yüzümü yıkamadan mutfağa gittim.</p>
<ul>
<li>Anne, dün elimde gördüğün kutuyu sen mi aldın?</li>
<li>Evet, Onur. Çöpe attım.</li>
<li>İçindekileri de mi?</li>
<li>Onları odanda ki çekmecene koydum.</li>
</ul>
<p>Annem bilmeden de olsa kurtarmıştı oğlunun şirketini. Hemen çekmeceden şirketimin ürünlerini alıp cebimdeki paranın da büyük bir kısmını bıraktım. Dün malzemelerimi aldığım dükkâna tekrar gittim. Artık burası benim toptancım olmuştu. Dün sattığım tesbih ve takkelerden alıp parasını ödedim. Bu sefer pek pazarlık yapmadım. Nasıl olsa artık param çoktu. Caminin bahçesinde bulunan Kur’an kursuna geldim. Dün çok iyi bir başlangıç yaptığım ticaretimi daha da büyüttüğümü göstermek için tezgâhımı kutudan değil tahtadan yaptım. Üstüne de örtü serdikten sonra tesbih ve takkeleri dizmeye başladım. Ellerinde tesbih sallayan iki kişiyi fark ettim bu sırada. Pek önemsemedim. Bana doğru yaklaştılar.</p>
<ul>
<li>Burada ne yapıyorsun ufaklık?</li>
<li>Tespih, takke filan satıyorum.</li>
</ul>
<p>Rengârenk taşlara sahip olan bir tesbihi eline alıp incelemeye başladı. Sanırım yaşı 15 filandı. Sert yapamazdım zaten. İkisi birlikte döverdi beni. Hem yanımda mallarım vardı. Sakin olmalıydım. Kaşlarını çatarak tekrar konuşmaya başladı.</p>
<ul>
<li>Bu tespihlerin hepsini alıyorum.</li>
<li>Tanesi 3 TL.</li>
<li>Sana verecek paramız yok ufaklık. Tezgâhı bırakıp kaybol.</li>
</ul>
<p>Anlaşılan malıma çökeceklerdi. Buna izin veremezdim. Bu mallar benimdi. “Ya parasını verip alın ya da buradan gidin” diyecektim ki lafım bitmeden bir karaltı hissettim. İlk yumruğumu bir sokak çetesinden yemiştim anlaşılan. Hiç direnmenin anlamı yoktu. Tezgâhı bırakıp koşmaya başladım. Nefes nefese eve geldim. Canımı kurtarmıştım ama artık bir şirketim yoktu. Büyük emekler vererek kurduğum işimi elimden alanlara karşı bir şeyler yapmalıydım. Aklıma türlü türlü intikam planları geliyordu. Zili çaldım. Annem kapıyı açıp şişmiş gözümü görünce bir feryat kopardı. Hemen içeri koşup buz getirdi. Sanırım intikam planından önce annemi sakinleştirmem lazımdı. Bir de bir yalan bulmam gerekiyordu tabi. Sokak çeteleriyle kavga ettim diyemezdim. Bir bahane ile odama çekildim. Babam gelmeden uyumalıydım. Yoksa türlü türlü sorular sorar. Yine fırçasını çekerdi. Yatağıma uzandım. Gözlerimi kapattım. Aksilik bu ya, uykumda gelmiyordu işte. İntikam planları düşünmeye devam ediyordum. Ya yine gelirlerse başıma. Yine mi dayak yiyeceğiz? Bir şeyler yapmalıydım.</p>
<p>Kararımı vermiştim ama. Bende ekibimi toplayıp çete reisi olacaktım. Zaten mahallede epey arkadaşım vardı. Onlara gününü göstermenin zamanı yaklaşıyordu.</p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 1</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5203</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Kadının Fenni” Yenecek Erkeği</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Sep 2016 08:59:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[avukat]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[feminist mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Altun]]></category>
		<category><![CDATA[İnkılap Kitapevi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kitap eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5192</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ana haber bültenlerinde izlemiştim Feyza Altun&#8216;u. Kucağında bebeğiyle duruşmaya girmiş cesur bir avukat. Haberi izlediğimde yüzüme geniş bir gülümseme oturdu ve koltuktaki yerimi iyice sağlamlaştırdım. Son zamanlarda sürekli artan kadına yönelik şiddet haberlerinin ardından ilaç gibi gelmişti. Uzun zaman sonra bir gün sosyal medya hesabını tesadüfen buldum ve o gün bu gündür Feyza “Reyizin” iyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/">“Kadının Fenni” Yenecek Erkeği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ana haber bültenlerinde izlemiştim <strong>Feyza Altun</strong>&#8216;u. Kucağında bebeğiyle duruşmaya girmiş cesur bir <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">avukat</a>. Haberi izlediğimde yüzüme geniş bir gülümseme oturdu ve koltuktaki yerimi iyice sağlamlaştırdım. Son zamanlarda sürekli artan kadına yönelik şiddet haberlerinin ardından ilaç gibi gelmişti. Uzun zaman sonra bir gün sosyal medya hesabını tesadüfen buldum ve o gün bu gündür Feyza “Reyizin” iyi bir takipçisi olduğumu düşünüyorum.</p>
<h2>Feyza Altun &#8211; Kadının Fenni</h2>
<p><strong>Kadının Fenni</strong> de uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Fırsat bulup da sonunda okuyabildiğim için mutluyum. Altun, herkesin anlayabileceği akıcı ve samimi bir dille kaleme almış <em>Kadının Fenni</em>&#8216;ni. Ayrıca Altun, hemen hemen her kadının içine düştüğü çıkmaza kendi de girmiş, çevreden bolca eleştiri yağmuruna tutulmuş şükür ki aradan sıyrılıp bunları esprili bir dille anlatabilmiş. Bir de ben hep merak ederdim; Altun hobi, uğraş, iş, ev, çocuk bu kadar şeye nasıl yetişebiliyor, nasıl on parmağında on marifet bir kadın olabilir diye&#8230; Öğrendim ki yetişmiyormuş. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Olması gereken planlı olmak, gerisi zaten geliyormuş&#8230; En azından Altun&#8217;un bulduğu çözüm bu şekilde.</p>
<p><figure id="attachment_5194" aria-describedby="caption-attachment-5194" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/feyza-altun-meric.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5194 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/feyza-altun-meric.jpg?resize=620%2C350" alt="Feyza Altun, bebeğiyle birlikte adliyede." width="620" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/feyza-altun-meric.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/feyza-altun-meric.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5194" class="wp-caption-text">Feyza Altun, bebeğiyle birlikte adliyede.</figcaption></figure></p>
<p>Eğer kadınların içine çekildiği zor durumlardan şikâyetçiyseniz, kadınların birey olduğu unutulmasın istiyorsanız, çalışan annelere verilen hakların esnetilmesi gerektiğini düşünüyorsanız, genç kadınların sokağa istediği vakitte çıkıp istediği vakitte evde olmasını çok görmeyin diyorsanız, istediğinizi giyebilir dilediğiniz kadar eğitim görebilirsin diyorsanız bir çırpıda okuyup bitirebileceğiniz bir eser. Eğer tüm bunları demiyorsanız da kitabı okuyun. Belki fikriniz değişir bulunduğunuz yeri beğenmezsiniz, belki bu anlamlı mücadeleye sizde katkı sunmak istersiniz, belki bu kitaptan birilerine bahsedersiniz de yayılır kocaman bir aile oluruz. Hiç bir olumlu gelişme yaşanmazsa bile en azından bu değerli satırlara gözünüz değmiş olur&#8230;</p>
<p><strong>Kadının Fennini</strong> elinize aldığınızda, bekâr kadınların karşılaştığı zorluklardan tutunda çocuk doğurmaya karar verdiğiniz ana, iş hayatınızdaki kararlarınızdan mahalle baskısına, çocuk eğitiminden feminizme pek çok konuda sıkıştığınızda başvurabileceğiniz bir eser olduğunu fark ediyorsunuz. Evet, belki çok bilimsel olmayan ama samimi ve hepimizin karşılaştığı sorunları dile getiren eser…</p>
<p>Zaten Altun kitabını bitirirken, psikolojiden çocuk eğitimine kadar pek çok alana değindiğini belirterek şu cümleleri kullanıyor: &#8220;Bu alanda elimde kendi fikirlerimden başka bir şey olmadığı için özellikle yanlış şeyler yazmamaya, başkalarının uzmanlık alanında atıp tutmamaya özen gösterdim.&#8221; Ki bu da ne kadar dürüst olduğunu gösteriyor bence. Ayrıca insanın kendi fikirlerine sahip çıkması gerektiğini de!</p>
<p>Velhasılıkelam <em>Feyza Altun</em>&#8216;a <strong>Kadının Fenni</strong> adlı bu güzel eseri bize sunduğu için teşekkür ediyorum. Okuyunuz, okutunuz. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/">“Kadının Fenni” Yenecek Erkeği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5192</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüviyetsiz Aşk Yansımaları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huviyetsiz-ask-yansimalari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huviyetsiz-ask-yansimalari/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Sep 2016 14:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Deniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5175</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yıldızlar kararır içinde. Sessizlik en yüksek seste, Bağırabildiği kadar uzağa bağırır. Kelimelerin, yalnızlığın ufkunda kaybolur. &#160; Hasretler iyice yer eder yüreğinde. Toprağın altından acılar uyanır. Kaldırıp gözyaşlarını üzerinden, Uzak özlemlerle kol kola girer umutlar. &#160; Acı damla damla olur yüreğinde. Ümit selinde boğulur anılar. Eski dostların gülüşleri, Koşuşmalar, Keder depreminden kaçanlar. &#160; Hayat tütününü sararken, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huviyetsiz-ask-yansimalari/">Hüviyetsiz Aşk Yansımaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yıldızlar kararır içinde.</p>
<p>Sessizlik en yüksek seste,</p>
<p>Bağırabildiği kadar uzağa bağırır.</p>
<p>Kelimelerin, yalnızlığın ufkunda kaybolur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hasretler iyice yer eder yüreğinde.</p>
<p>Toprağın altından acılar uyanır.</p>
<p>Kaldırıp gözyaşlarını üzerinden,</p>
<p>Uzak özlemlerle kol kola girer umutlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Acı damla damla olur yüreğinde.</p>
<p>Ümit selinde boğulur anılar.</p>
<p>Eski dostların gülüşleri,</p>
<p>Koşuşmalar,</p>
<p>Keder depreminden kaçanlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayat tütününü sararken,</p>
<p>Umut rıhtımlarında.</p>
<p>Eski sevgilinin gülüşü hatırımda,</p>
<p>Bu karanlık sonbahar akşamında.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huviyetsiz-ask-yansimalari/">Hüviyetsiz Aşk Yansımaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huviyetsiz-ask-yansimalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5175</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portakal Ağacım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Sep 2016 12:48:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5168</guid>
				<description><![CDATA[<p>30 yaşıma basmışım bugün. 18 yıl boyunca gölgesine sığındım ağacın altında oturuyorum. Ilık bir rüzgar esiyor. Saçlarımın dalgalanışını hissediyorum. Sol tarafımda portakalların güneşi kestiği bir ışık var. Bir yanım ışık bir yanım gölge. Burnuma gelen portakal kokusu çocukluğumun izlerini getirmiş sanki. Gözlerimi kapatıyorum yavaş yavaş. Hissetmeye çabalıyorum. Yine o ılık rüzgar yine o ağaç&#8230; Ellerimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/">Portakal Ağacım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>30 yaşıma basmışım bugün. 18 yıl boyunca gölgesine sığındım ağacın altında oturuyorum. Ilık bir rüzgar esiyor. Saçlarımın dalgalanışını hissediyorum. Sol tarafımda portakalların güneşi kestiği bir ışık var. Bir yanım ışık bir yanım gölge. Burnuma gelen portakal kokusu çocukluğumun izlerini getirmiş sanki. Gözlerimi kapatıyorum yavaş yavaş. Hissetmeye çabalıyorum. Yine o ılık rüzgar yine o ağaç&#8230; Ellerimi toprağa uzatıyorum. Gömüyorum oraya. Parmaklarımın arasından kayıp gidiyor toprak taneleri. Gülümsüyorum. Kaç kez dokunduk bu toprağa ellerimizle? Kaç kez aynı yerde selamladık güneşi?</p>
<p>Her yaz giderdim dedemin yanına. Kocaman bahçesini ekerdik birlikte. Binlerce ağacı vardı bu yaşlı adamın. Ağaçları, kitapları, çayı ve sazı. Çayına plaktan gelen &#8216;Yine mi Çiçek&#8217; ezgisi eşlik ederdi. Asla unutmam o ezgiyi&#8230;</p>
<p>Dedemin komşusu Müzeyyen Teyzeler her akşam gelirdi bize. Yanlarında yeğenleri Albina&#8217;yı da getirirlerdi. Albina görmüyordu. Ama görmemek hissetmeye engel miydi? 15 yaşımdaydım onu tanıdığımda. Bir depremle yıkılmıştı hayatı. Bir tek o sağ çıkmıştı enkazdan. Görmeyen siyahi gözleri toprağa emanet etmişti ailesini. Yazları onun yanında alırdım soluğu. Dedemin bahçesine giderdik. Güneş bizi kavurana kadar otururduk portakal ağacımızın dibinde. Çünkü o portakal kokusunu çok severdi. Onun tabiriyle güneşi selamlardık. Ellerini toprağa gömerdi. Gözlerini kapatırdı ve güneş sol yanımıza vururdu. Ağacın bir yanında o bir yanında ben. Toprağı eşelerdi elleriyle. Hissetmenin ne demek olduğunu o öğretmişti bana. Geç anladım. Her güneşi selamladığımızda şu dörtlüğü ezbere okurdu:</p>
<p>&#8220;Bıçağın ucundaydı insanların hafızası</p>
<p>&#8216;İnsan unutandır</p>
<p>Ve insan unutulmaya mahkum olandır.&#8217;</p>
<p>Tanrı şöyle derdi o zaman:</p>
<p>Ah!&#8221;</p>
<p>Sonradan öğrendim ki &#8221;Ah&#8217;lar Ağacı&#8221;nınmış. O okuduğunda anlamazdım, hissetmezdim. Sadece onu dinlerdim. Boş bir zihin boş bir kalple. Ama onunla bu anı paylaşmak beni huzura bulardı. Ve bunu her görüşte tekrarlamak&#8230; Yine çiçektik biz yine güzel&#8230;</p>
<p>15 yıl geç kalmıştım ona. 15 yaşında tanımış 18&#8217;inde kaybetmiştim Albina&#8217;yı. Bir yaz koca bir özlemle gittiğimde yıkılmıştım. 18 yaşımdaydım. Neden öldüğünü bilemedim, nereye götürüldüğünü de. Benim portakal ağacım şimdi nerdeydi?</p>
<p>Hissediyordum artık ama onsuz. 30 yaşıma bastığım gün. Güneş batmaya hazırlanırken ve ben o yerdeyken:</p>
<p>&#8220;Bazen ah diyorum durmadan,</p>
<p>Şimdi ben ahlatın başında,</p>
<p>Otuz iki yaşımda.</p>
<p>Ah&#8217;lar ağacı gibi.&#8221;yim. Ah benim çocukluğum, Ah benim portakal ağacım!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/">Portakal Ağacım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5168</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanrı Gülüyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Sep 2016 12:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5141</guid>
				<description><![CDATA[<p>Leyla , mutfaktan ‘’Kemaaal’’ diye bağırıyordu ben elimdeki ingilizce makaleyi okumak için can çekişirken. Gene ne çıkaracaktı acaba. Mutfaktan çıkıp yanıma geldi. ‘’Bırak artık şu ölülerle uğraşmayı’’ dedi bana. Halbuki benim işim buydu. Adli tıptaki bütün yenilikleri takip etmem lazımdı. Bu ülkenin artık gelişmiş insanlara ihtiyacı vardı ve ekmeğini yediğim , suyunu içtiğim bir ülkeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/">Tanrı Gülüyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Leyla , mutfaktan ‘’Kemaaal’’ diye bağırıyordu ben elimdeki ingilizce makaleyi okumak için can çekişirken. Gene ne çıkaracaktı acaba. Mutfaktan çıkıp yanıma geldi. ‘’Bırak artık şu ölülerle uğraşmayı’’ dedi bana. Halbuki benim işim buydu. Adli tıptaki bütün yenilikleri takip etmem lazımdı. Bu ülkenin artık gelişmiş insanlara ihtiyacı vardı ve ekmeğini yediğim , suyunu içtiğim bir ülkeye faydam dokunsun istiyordum.</p>
<ul>
<li>Yarın Gülserenler pikniğe gideceklermiş , bizi de çağırdılar gidelim mi ?</li>
</ul>
<p>Evet , bir de bu çıkmıştı. Tatil yapabildiğim ender pazarlardan birini de böylece yorularak geçirecektim. Aslında severdim Gülseren ve Necmi’yi. İyi insanlardı. Necmi bir sünepe de olsa bir kötülüğünü görmemiştim. ‘’Tamam gideriz canım’’ dedim içimden , arkasından da ‘’lanet karı, gene çıkardı bir şey.’’</p>
<p>Uzun bir tıp eğitiminden sonra kendi isteğimle seçtim Adli Tıp Uzmanlığını. Başka mantıklı seçenek mi vardı sanki ? Elbette yoktu. Diğer dalların hepsi insanla uğraşır , ama bizim bir farkımız var. Bana gelen insan konuşamaz , dertleri yoktur , tüm sorunlarından kurtulmuştur son nefesinde. Şimdi siz olsanız , dertli bir insanla mı uğraşmak isterdiniz yoksa hayatta hiçbir derdi olmayan insanla mı? Bende böyle düşünüp seçtim bu mesleği. Sonuçta bana hayvanca saldıramıyordu cesetler ve unutmayın ölüler asla öldüremezler.</p>
<p>Saatin 1’i geçtiğini görünce uyuyayım artık dedim. Hem ölüler benim için bu kadar uğraşmamışlardır hayatlarında. Yatağa gittiğimde karım çoktan yatmış, güzelim polisiye romanını okuyordu. ‘’Bırak şu çocuk kitaplarını da edebi eserler oku’’ dedim, sen ne anlarsın, dedi bana. Sonra dönüp ‘’biliyor musun kocacığım , üzüm üzüme baka baka kararır atasözü ne kadar da doğru!’’ Pis pis sırıtıyordu şimdi, kesin altından bir şeyler çıkacaktı.</p>
<p>Hayırdır karıcığım, dedim, üzüm mü çekti canın?</p>
<ul>
<li>Yok bebeğim ne üzümü , birden atasözünü doğrulayan olaylar yaşadığımızı farkettim.</li>
<li>Kim ? Biz mi ? Nasıl olaylarmış onlar ?</li>
<li>Şimdi mesela sen sürekli ölülerlesin , ölülerle uğraşıyorsun değil mi ?</li>
<li>Evet</li>
<li>Peki , ölüler ne yapamaz ?</li>
<li>Ne saçma bir soru bu , hiçbir şey yapamaz.</li>
<li>Bende onu diyorum kocacığım , senin ufaklık aynı ölülerin ki gibi !</li>
</ul>
<p>Belki de haklıydı , iki yıllık evliliğimizde bu kadar uzun süre geçmemişti son sevişmemizin üstünden. İşlerden aklıma bile gelmiyordu , beynim sürekli bir şeylerle meşgul olunca doğaya karşı sorumluluklarımı biraz aksattığım doğruydu. Ona doğru dönüp ‘’yarın evde olsaydık bir sürü vaktimiz olacaktı hayatım , ama şuan çok yorgunum.’’ Döndüm ve gözlerimi kapattım. Ama eşeğin aklına bir kere düşmüştü karpuz kabuğu.</p>
<p>Çok sevdiğim uykumdan sabah saat sekizde ayrılmak zorunda bırakıldım. Oysa ki sadece pazarları uyuyabiliyordum ve bu da zehir oluyordu genelde. Gecenin verdiği yorgunlukta cabasıydı. Leyla çoktan piknik çantamızı hazırlamış , hadi Kemal hadi Kemal diye başımın etini yiyordu. Kalktım üstüme rahat bir şeyler giydim , tam kapıdan çıkıyorduk ki yüzümü yıkamadığımı hatırlayıp bir koşu yıkayıp geldim. Gülserenler çoktan arabalarına binmiş bizi bekliyordu. Nereye gidiyoruz diye sordum Necmi’ye. Takip et dedi. Bir kez daha mecbur bırakılmıştım birilerinin beynine itaat etmeye.</p>
<p>Necmi mangalı yakmak için ilahi çabalar gösterirken bende Mert ile top oynuyordum. Bu çocuğu çok seviyordum neden bilmem. Sevdiğim kadar da onunla vakit geçirmek istiyordum. Çünkü babası gibi olmasını istemiyordum. Henüz 5 yaşındaydı ama babası gibi olmayacağı da belliydi. Gözlerinde , bakışlarında bir ışık vardı sanki. Konuşması da öyle yayvan yayvan değil net ve pürüzsüzdü. Geleceğini görür gibiydim şimdiden. ‘’Goooooool’’ diye bağırıp duruyorduk birlikte. İçimdeki çocuk ortaya çıkıyordu onunla. Sonra düşündüm , belki de Mert içimdeki çocuktu.</p>
<p>Topu bırakıp usulca bizim hanımların yanına yaklaştım. Geldiğimi anlamasınlar ki biraz dedikodularını duyayım istedim. Gülseren yine hararetle çekiştiriyordu birilerini. Tabii Leyla hanımda geri kalmıyordu ondan. Ben gelince sustular birden. Dedikoduya karşı taş gibi sert olduğumu bilirler de ondan. Ne geçiyordu ellerine anlamıyorum. Leyla , dedikodu yaptıklarını anladığımı anlayınca bana dönüp ‘’iyice ölülere benzedin sen , onlar gibi dedikodu da yapmıyorsun’’ dedi gülerek. Başımı başka yöne çevirip ‘’evet orospu çocuğu , tam bir ölüye benzedim.’’ dedim içimden.</p>
<p>Necmi etleri yarı çiğ , yarı pişmiş getirince Leyla bana ‘canım şunlar pek pişmemiş’ dedi. Benim umrumda değildi , az pişmiş et her zaman daha lezzetli gelirdi bana. Hatta işime bile geldi bu iş , aç kalmayacaktım. İlk posta etten sonra ufak rakımı açıp koydum ince bardağıma. Necmi’yi seyrederek içtim ilk dublemi. Et pişirirken verdiği uğraşı bilim için harcasa ışınlanmayı bulurdu kesin. Rakım bitince Leyla , koyayım hayatım , dedi. Uzattım bardağımı , bir türlü öğrenememişti şu işi. Çok büyük bir algoritma değildi istediğim;</p>
<p>1- Bardağın yarısına kadar rakı koy.</p>
<p>2- Su koymadan buz koy.</p>
<p>3- Dudak payı kalması şartıyla su doldur.</p>
<p>Ama bizimkinin aklı ya dedikodu da ya da abdest bozan işlerde olduğu için pek fazla zihinsel süreç harcamıyordu benim rakım için. Oysa ki daha önemli ne olabilirdi? Aklımı alıp düşünme sürecimi alt üst eden rakıdan başka. Düşünmek ne kadar da kötüdür bilirsiniz. Fakülteden arkadaşlarımın yaptığı bir araştırma gösterdi ki psikolojik hastalıkların fazla düşünmekle dışlanamaz bir ilişkisi var. Bunu anlamak için araştırma yapmalarına şaştım zaten. Bu çıkarımı yapmak pek zor olmasa gerek. Onları da anlıyorum , makale yayımlamaları lazım.</p>
<ul>
<li>Aferim lan Necmi , doyurdun karnımızı.</li>
</ul>
<p>Ben bunu söyledikten sonra bir böbürlenmesi vardı Necmi’nin , gören elli bin yıl önceki doğal hayatta tüm homo sapiens sapienslerin karnını doyurdu sanırdı. Leyla beni dürtüp ‘uğraşma adamla’ der gibi baktı bana. Benim ise umrumda değildi artık , bardağın sonunda kalan rakımı içiyordum ki , ayrılamadım bardaktan. Sanki içmiyordum sadece , sevişiyordum bardakla. ‘Aşkım’ dedim , ‘seviyorum seni’. Leyla ‘bende seni birtanem’ diyerek sarıldı bana. Tebrikler Leyla hanım , başardınız!</p>
<p>Dönüş yolunda Necmi’nin kımıl kımıl gidişine ayak uyduramayacağımı bilerek gazladım. Saat öğleden sonra beş olmuştu ve benim yarın asistanlarıma iş öğretmem lazımdı. Rakı da gerçekten güzel gelmişti , gökyüzü sanki pembeye boyanmıştı birden ve bütün kuşların rengi maviydi.</p>
<p>Eve vardığımızda Leyla pencereleri çekip klimayı açtı. Ben ‘hayırdır’ diyemeden bir çırpıda çıkardı üstündekileri. Dünya üzerinde hiçbir erkek yoktur ki Leyla’nın vücuduna hayran kalmasın. Çünkü o erkeklerin çoğu kültürel evrime ayak uyduramamış hayvan sürüsüdür. Evrim demişken , Leyla’nın bu hareketinin de evrimle çok ilgisi var. Ancak artık farkındalığımızın da farkındayız ve bu da evrimsel hareketleri çok samimiyetsiz yapıyor. İlk tanıştığımız aylarda Leyla’ya bebeklerin ve çocukların neden üstündekileri çıkarmak istediğinin evrimsel açıklamasını yapmıştım. O zamandan beri böyle evrimsel(!) hareketlerde bulunur.</p>
<p>Ben onu pek önemsemeden kanepeye uzanıp televizyonu açtım. Aslında radyoyu desem de doğru olur çünkü gözlerimi kapatıp sadece dinliyordum. Leyla da kadınsı kokularını saça saça geldi oturdu yandaki koltuğa. Birkaç kez seslendi , uyuyor sansın diye seslenmedim hiç. O da ümidini kesip sustu zaten. Aradan çok geçmeden kapı çaldı birden. ‘Haydi bakalım Leyla hanım’ dedim içimden , ‘şimdi boku yediniz.’</p>
<p>Leyla üstünü giyinip kapıyı açtıktan sonra kapıdan haykırmalar yükseldi birden. Kapıdaki Gülseren’in bir arkadaşıydı ve Gülserenlerin silahlı bir saldırıya uğradığını söylüyordu. Ne demekti silahlı saldırı ? Bizim sünepe Necmi’nin öyle işlerde ne bezi olabilirdi! Leyla eli ayağı titreyerek ‘ bir şey olmuş mu ‘ diye soruyordu , karşındakininse hiç cevap verecek hali yoktu. Yerimden bulanık kafayla kalkıp bizim üniversite hastanesine gittiklerini öğrenince hemen atladık arabaya.</p>
<p>Acil serviste öğrendiklerim çok büyük şeylerdi ama rakının etkisinden olmalı , bende çok büyük etkiler bırakmamıştı. Necmi ve Mert ölmüştü , Gülseren’in ise burnu bile kanamamıştı. Mert , o ışık saçan çocuk daha beş yaşında ölüp gitmişti. Bir süre Leyla ve Gülseren’in ağlayışları arasında boğulduktan sonra dışarı çıkıp bir sigara yaktım.</p>
<p>Hayat yavaş yavaş netleşiyordu ve durumu anlamaya çalışıyordum. Birlikte piknik yapmıştık ve biz önden dönmüştük. Onlarsa evlerine gidiyor olmalıydılar. Zaten eve dönüş yolunda uğramışlardı saldırıya. Biz eve varmıştık ve ben kanepeye uzanmıştım. Leyla da evrimsel(!) bir tören yapıyordu. Sonra kapı çalıyordu. Gülseren’i düşündüm o an , o güzelim kadın , kocasını ve çocuğunu kaybetmişti. Benim üzüntüm bu kadarsa dedim kendi kendime , Gülseren’in… En iyisi düşünmemekti. Zaten Murat bitti hemen yanımda.</p>
<ul>
<li>Ne o Murat , pazar günü ne işin var hastanede.</li>
<li>Sekreteriniz aradı da , bir yakınınız ölmüş galiba.</li>
<li>Ondan geldim hocam.</li>
<li>Bırak bu ayakları bu kadar sevilen bir insan olmadığımı biliyorum.</li>
<li>Hocam şey , hani diğer tüm hocalar izinde&#8230;</li>
</ul>
<p>Hay anasını sikeyim. O kadar atraksiyon yetmiyor gibi şimdi de Mert ile Necmi’nin otopsisine ben mi gireceğim ? Murat , ilk yıl asistanı daha , oturup tüm işi ona yıkayım desem bir boktan anlamaz. ‘’Git ayarla her şeyi , ifade verdikten sonra hemen bitirelim’’ dedim. Acil servisteki polise ifade verip otopsi için hazırlanmaya gittim.</p>
<p>Hep kasap derlerdi bana. Biraz aşağıladıklarını düşünürdüm ama gülüp geçerdim. Şuan ki durumumla çok büyük ilişkisi vardı kasaplığın. Kasaplar nasıl her gün görüp , besledikleri , belki muhabbet ettikleri hayvanları kesip üç dakika sonra ölülerini parçalıyorsa ben de bu akşam bunu yapacaktım. Mert’i başka hastaneye yollamalarını istedim. Ne kadar alışmışta olsam ölülerle haşır neşir olmaya , galiba ona dayanamazdım.</p>
<p>Kendime telkinler vererek psikolojimi bu berbat işe hazırlarken anabilim dalının kapısında takım elbiseli bir adam gördüm. Galiba ölülerin kesilip biçilmesini görmekten korkan çaylak bir savcıydı. Murat ‘hazır hocam’ diye mesaj atınca bende içeri geçtim. Anabilim dalının kapısındaki adamın savcı olmadığını da o an anladım. Elime tutuşturduğu kağıdı açmaya fırsatım olmadan çoktan tüymüştü oradan. İçeri girmeden açıp okudum kağıdı. ‘’Çaktırma , yoksa ailen ölür.’’ yazıyordu.</p>
<p>Filmlerin gerçeği ne kadar da yansıtmadığını düşünüyordum o anlarda. Tehdit edersin de ‘çaktırma’ nedir? İçim korku doluydu , içeri girdiğimde önce savcıyı gördüm. Şimdiden yüzü bembeyaz kesmişti. Savcıya nasıl ‘çaktırmayacağımı’ düşünmeme gerek yoktu artık. Zaten o da hemen beni bir köşeye çekip ‘hocam size güveniyorum , ben pek dayanamıyorum böyle şeylere…’ gibi bilindik cümleler kurduktan sonra ‘tamam savcım’ dedim , ‘siz odam da oturun.’</p>
<p>Murat’ın ve diğer çaylakların sorularını görmezden gelerek işimi yapmaya başladım. Her şey çok iyi planlanmıştı , galiba bende bir cinayet işleyecek buna yakın bir şeyler yapardım. Önce bir çeşit böcek öldürücülerle zehirlenmiş , kalp krizi geçirmiş ve ölmüş. Sonra da vücudu delik deşik olana kadar &#8211; tabii ki kalbine de &#8211; kurşun sıkılmış. Cesedi toplayıp raporu ateşli silahla yaralanma sonucu vs. gibi şeylerle doldurdum. Murat elindeki tüpleri gösteriyordu , ‘ hocam yarın mı yolları bunları patolojiye?’ Yok dedim , sen bırak ben incelerim. Herkes gittikten sonra tabii ki incelemedim onları , zaten biliyordum her şeyi.</p>
<p>Ertesi gün uyandığımda ‘eyvah’ dedim kendi kendime. Mert ne olmuştu! Necmi önce zehirlenerek öldüyse Mert’te aynı şekilde ölmüş olmalıydı. Benim raporumun sahte çıktığı çoktan belli olmuş olmalıydı. Ama hala polisler kapıya dayanmamıştı ve Leyla cenaze için hazırlanıyordu. Bende hazırlandım cenaze için ve evden çıktık.</p>
<p>Necmi ve Mert’i yan yana gömdüler. Gülseren perişan haldeydi. Benim aklımdaysa hala raporumun sahte olduğunu nasıl anlamadıkları vardı. Herkes gittikten sonra Leyla , Gülseren’e sarılmış ikisi de ağlıyordu. O an şok oldum ! Hemen yanlarındaysa bana o kağıdı veren adam yine aynı takım elbisesiyle duruyor , sigara içiyordu. Hemen yanlarına gittim ve Leyla’yı arabaya yolladım. Gülseren ve o adamla tek kalınca , o adamın dün verdiği kağıdı çıkarıp ‘ dün otopsiye girmeden bu adam verdi bu kağıdı , kim bu pezevenk!’ diye sordum Gülseren’e. Yavrusunu kaybetmiş hırçın bir aslan gibi ;</p>
<ul>
<li>Bırak şu deli ayaklarını orospu çocuğu senin el yazın bu, Mert’i niye vurdun!</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/">Tanrı Gülüyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5141</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Sep 2016 08:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5108</guid>
				<description><![CDATA[<p>Belki de tek istediğim buydu. Artık kendi ayaklarımın üzerinde durmalıydım. Zaten babam ile de kavgayı bu sebepten yapmıştım. “Ya adam gibi okursun ya da çalışırsın” diye resti çekmişti geçen gece. On yaşıma gireli de epey oldu. Kararımı verdim de ne iş yapsam diye düşünüyordum. En mantıklısı bir şeyler satmaktı. Evimizin arkasında bulunan caminin Kur’an kursu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Belki de tek istediğim buydu. Artık kendi ayaklarımın üzerinde durmalıydım. Zaten babam ile de kavgayı bu sebepten yapmıştım. “Ya adam gibi okursun ya da çalışırsın” diye resti çekmişti geçen gece. On yaşıma gireli de epey oldu. Kararımı verdim de ne iş yapsam diye düşünüyordum. En mantıklısı bir şeyler satmaktı. Evimizin arkasında bulunan caminin Kur’an kursu vardı. Oradaki çocuklara satış yapabilirdim. Ne bileyim? En mantıklısı buydu galiba. Anneme görünmeden evden çıktım. Annemin cüzdanından aldığım paranın olduğu cebimi yokladım. Evet, para buradaydı. İzinsiz almıştım ama zengin olunca geri öderim diye düşündüm. Her şeyi satan bir dükkâna girdim. Hani şu kapısının önünde garip şeylerin satıldığı yer. Hemen tesbih, takke gibi şeylerin bulunduğu reyona gittim. Sonuçta Kur’an kursu öğrencileriydi müşterim. Acaba cebimdeki para ile kaç tane alabilirdim? Matematiğim iyi değildi ama ben zaten okumayacaktım. Hesaplamadan birkaç tane tesbih, takke aldım. Siyah poşetin içine koyarken tebessüm eden amcaya uzattım bütün paramı. Başımı okşayarak alıp saydı. Konuşmadan çıktım. Hemen caminin kursuna gittim. Yandaki bakkaldan rica ederek aldığım karton kutunun üstüne takke ve tesbihleri dizdim. Kimsecikler yoktu ortada. Biraz bekledim. Kazanacağım parayla neler alacağımı düşündüm. Birazı ile bisküvi, çikolata alırdım. Sermaye içinde bir miktarı ayırmayı unutmamalıydım. Acaba eleman da almalı mıydım şirketime. İlerleyen zamanlarda o da olurdu. Ben bu hayalleri kurarken kursun öğrencileri dışarı çıktı. Hiçbir şey söylememe gerek kalmadan etrafıma dizildiler. Büyük boylu olanı biraz havalı bir tavırla :</p>
<ul>
<li>Bunları sen mi satıyorsun ufaklık?</li>
</ul>
<p>Hayalimde kurguladığım soru bu olmasa da pek önemsemedim.</p>
<ul>
<li>Tesbihler 3 TL, takkeler 5 TL.</li>
<li>Bu yaşta okula gitmen gerekmiyor mu?</li>
<li>Artık çalışma vaktimin geldiğini düşündüm. Alacaksan al yoksa tezgâhın önünü kapatma.</li>
</ul>
<p>Yersiz sorular ile bir süre beni meşgul ettikten sora gitti. Bende satışlara başladım. Renkli tesbihlerin neredeyse hepsini satmayı başardım. Ezan okunmadan kalanları poşete koydum. Büyükler beni görmeden gitmeliydim. Şirketim olarak gördüğüm kutunun içine poşeti koyup eve doğru yürümeye başladım. İlk defa cebimde bu kadar çok para taşıyordum. İlk defa aklıma hırsızlar geldi. Hani insanların cebindeki parayı alıp kaçanlar var ya. Onlar işte. Taşımakta zorlansam da eve getirmiştim kutuyu. Kapının önündeki küçük çocuklar, kutunun içinde ne olduğunu sorsa da cevap vermedim. Sonuçta ben artık bir işadamıydım. Onlarla konuşamazdım. Zengin olursam birer dondurma filan ısmarlardım sadece. Hepsi o kadar. Gözüme ilk defa bu kadar küçük göründüler. Annem kapıyı açtığında kutuyu görünce anladım. Yine sinirlendi.</p>
<ul>
<li>Bu ne Onur? Yine neler karıştırdın?</li>
</ul>
<p>Düşünmeme vakit olmadığı için aklıma gelen ilk yalanını söyleyiverdim.</p>
<ul>
<li>Kur’an kursunun hocası, tesbih ile takke hediye etti. Onları getirdim anne ya diye söylenerek odama geçtim. Böylece bir tehlikeyi daha başarıyla aştım. Acaba anneme gerçeği söyleyip ortaklık mı teklif etsem? Yok be. Hemen babama söylerdi. Kutuyu yatağımın altına koyup sere serpe yattım. Sonuçta işten geliyordum. Yorulmuştum. Yattığım yerde uyumuşum. Kalktığımda hemen fırladım yataktan. Elimi yatağın altına daldırdım. Kutum yoktu yerinde.</li>
</ul>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5108</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bahar Kışa Direnir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bahar-kisa-direnir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bahar-kisa-direnir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Sep 2016 06:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5072</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8230;ve kışın bahara olan kıskançlığı gösterir yüzünü&#8230; olan aylara olur&#8230; &#160; ne kışa yar olunur ne bahara&#8230; çuhalar sevmiyor diye baharı zambak tohumları kara mı küser&#8230; inanmayın sakın hepsi palavra&#8230; &#160; olan aylara olur&#8230; sahipsizliğin ortasında sahip olmaya çalışır varlığına&#8230; &#160; akşamına sis çöker şehrin&#8230; bir sarhoşun şişesi ile kırılmış sokak lambasında arar kendini dolunay&#8230; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kisa-direnir/">Bahar Kışa Direnir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8230;ve kışın bahara olan kıskançlığı gösterir yüzünü&#8230;</p>
<p>olan aylara olur&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ne kışa yar olunur ne bahara&#8230;</p>
<p>çuhalar sevmiyor diye baharı zambak tohumları kara mı küser&#8230;</p>
<p>inanmayın sakın hepsi palavra&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>olan aylara olur&#8230;</p>
<p>sahipsizliğin ortasında sahip olmaya çalışır varlığına&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>akşamına sis çöker şehrin&#8230;</p>
<p>bir sarhoşun şişesi ile kırılmış sokak lambasında arar kendini dolunay&#8230;</p>
<p>sislerin arasında&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>bütün bunlar olurken&#8230;</p>
<p>bahar kışa direnir&#8230;</p>
<p>herkes uyur&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ve olan aylara olur&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kisa-direnir/">Bahar Kışa Direnir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bahar-kisa-direnir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5072</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 6</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Sep 2016 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5093</guid>
				<description><![CDATA[<p>Olympos Olympos bir yere kadar dedim ve aşağılara indim bugün, yani insanların arasına. Zaten son kullanma tarihi geçmiş yoğurt gibi hissediyorum kendimi, yani gayet ekşi…sebebi mi? Gece gördüğüm rüya. Ama rüya demek biraz yersiz olabilir, daha çok uzun metrajlı ve sıkıcı bir sanat filmi desek? Çok zor bitti, o kadar sıkıldım ki rüya içerisinde bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/">Zeus’un Günlüğü – 6</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Olympos Olympos bir yere kadar dedim ve aşağılara indim bugün, yani insanların arasına. Zaten son kullanma tarihi geçmiş yoğurt gibi hissediyorum kendimi, yani gayet ekşi…sebebi mi? Gece gördüğüm rüya. Ama rüya demek biraz yersiz olabilir, daha çok uzun metrajlı ve sıkıcı bir sanat filmi desek? Çok zor bitti, o kadar sıkıldım ki rüya içerisinde bir tuvalet molası bile verdim!</p>
<p>Lafı uzatmadan rüyayı anlatayım. Rüyamda insanların arasına iniyorum, meydanda gezinirken bir gurup üzerime geliyor ve “ anca Olympos da otur başka ne işe yararsın!” gibi garip şeyler söylüyorlar. Bende sinirlenip “Ne diyorsunuz siz ! Yıldırım tanrısıyım ben hepinizi yıldırmadan defolun karşımdan !” diye kükrüyorum. Sonra arkamdan Eros, Prometheus ve Hestia geliyor… Eros onları işaret ederek ve gülerek “ Görüyorsun işte Zeus ! Hasan değil basan alır” diyor ve yine kayboluyor ! Adeta os.rup kaçıyor !.  Sonra birden Poseidon ortaya çıkıyor ve “uzak durun kardeşimden, o olmasa siz bir hiçsiniz” diyor. Bende Poseidon’a “Sen beni sevmezdin hayrola Poseidon” diyorum. O da sinirlenip “ Seni savunanda kabahat! Senin baban da bir garipti zaten tıpkı senin gibi !” diyor, bende “senin baban kim peki? diyorum ve bana “Osiris ! ” diyor. İşte böyle Pandora’nın sandığından çıkma bir rüya ile başladım güne ve rüyanın verdiği ruh hali ile kendimi halkın arasına attım. Esnaf ile muhabbet ettim, insanları dinledim ve gördüm ki herkes mutlu, içim çok rahatladı. Bu rahatlama birazda çok sıkıştığın bir anda altıma bırakacağım korkusu ile bulduğum ilk umumi tuvalete cebimdeki yol parasının haricindeki para ile girmeye benziyor.</p>
<p>Rüya bana bir korku verdi ya çıkarsa diye. Ama çıksa ne olur! Kendine gel Zeus!</p>
<p>Bir başka Olympos gününde görüşmek üzere….</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/">Zeus’un Günlüğü – 6</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5093</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hangisi Daha Saçma?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hangisi-daha-sacma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hangisi-daha-sacma/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Sep 2016 11:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5069</guid>
				<description><![CDATA[<p>Düşünceler vardır beynindeki parmaklıklar arkasında, Duyguların vardır yüreğine hançerlediğin, Sen idealarla boğuşurken,karmaşalarda Saçma gelir bu bazı insanlara. Bence asıl saçma olan budur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangisi-daha-sacma/">Hangisi Daha Saçma?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Düşünceler vardır beynindeki parmaklıklar arkasında,<br />
Duyguların vardır yüreğine hançerlediğin,<br />
Sen idealarla boğuşurken,karmaşalarda<br />
Saçma gelir bu bazı insanlara.<br />
Bence asıl saçma olan budur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangisi-daha-sacma/">Hangisi Daha Saçma?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hangisi-daha-sacma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5069</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz’in Elleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Sep 2016 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5084</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aziz’in ellerini hep sıcak bulurdum. Bir şairden okuduğuma göre çöpçülerin elleri de hep sıcak olurmuş. Olurmuş, diyorum, çünkü çöpçülerle hiç tokalaşma imkânım olmadı. Fırıncılarla da öyle.. Ama Aziz her gün gelirdi ve ben hiç tereddüt göstermeden Aziz’in isli, kirli elleriyle tokalaşırdım. Aziz, bir oto lastikçinin gönülsüz elemanıydı. Alnının hemen üstünde son bulan saçları, daha fazla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/">Aziz’in Elleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aziz’in ellerini hep sıcak bulurdum. Bir şairden okuduğuma göre çöpçülerin elleri de hep sıcak olurmuş. Olurmuş, diyorum, çünkü çöpçülerle hiç tokalaşma imkânım olmadı. Fırıncılarla da öyle.. Ama Aziz her gün gelirdi ve ben hiç tereddüt göstermeden Aziz’in isli, kirli elleriyle tokalaşırdım.</p>
<p>Aziz, bir oto lastikçinin gönülsüz elemanıydı. Alnının hemen üstünde son bulan saçları, daha fazla çekilmeye niyeti olmayan çekik gözleri buralı olmadığının ispatıydı. Birçok yerden olabilirdi, ama buralı değildi, belliydi. Suriyelilerin, Gürcülerin, Afganların, Nijeryalıların ve Pakistanlıların bol bulunduğu bu muhitte,  Aziz Türkmenistan’ın gönülsüz temsilcisiydi. Tam çekilmemiş gözleri, onu potansiyel Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan vatandaşlarından biri gibi gösterse de, Türkmenistanlıydı, en güzel Türkmenistanlılardandı.</p>
<p>Hep öyle olur; mazluma ağrıyan yeri değil, bu ağrıyı nereden getirdiği sorulur buralarda.</p>
<p>Aziz, 7 sene evvel, gayet de yasal yollardan, kapı gibi pasaportuyla kapıları aça aça Türkiye’ye girince, tüm gurbetçilerin evrensel hayâlini beslemiş: Memleketine elinde parayla geri dönmek. İşte bu oto lastikçiye de öyle girmiş Aziz. Girmiş ama çıkamıyor bir türlü. Önce lastikçinin kapıları, ardından ülkenin çıkış kapıları kapanmış kendisine. Bir hâlden bilmez patrona pasaportunu rehin verince, geri alması mümkün olmamış. ‘’Biraz daha çalış, öyle veririm pasaportunu’’ demişler. Aziz tam 7 yıldır hep ’’biraz daha’’ çalışır. Kimi, kime şikâyet edecek?</p>
<p>7 yıldır en lüks araçlar geçer Aziz’in elinden. Her renkten, her modelden arabalar..  Birine dahi binip sürmüşlüğü yoktur. Sokrat’ın kuyumcu vitrinine bakması gibi umarsız bakmıştır Aziz de bu arabalara. Patronu da Aziz’e öyle bakar. Herkesin umarsız baktığı bir şeyler vardır bu dünyada, kimin neye baktığıdır esas mesele. İnsanın eşyaya heves etmemesi anlaşılır elbet, fakat insanın insana kem gözle bakması, eşyadan insana bulaşan bir özellik olsa gerek.</p>
<p>7 senedir  sıcaktır Aziz’in elleri. 7 senedir lastiklerin, hasta arabaların, sızan mazotların arasında uyur. Aziz’in yalnız elleri sıcaktır. Etrafı metal soğukluğuyla sarılmıştır.</p>
<p>Her akşam muhakkak gelir dükkâna Aziz. Üzerinde kocaman harflerle ‘’Yüksek Oto Lastik’’ yazan mavi tulumu Aziz’in kara yüzüyle tezattır. Yüksekliği de tezattır. Aziz buralara tezattır. Uyumadan evvel içini ısıtacak içecekler alır her gece. Bana sorsa ama, elleri gibi içi de sıcaktır Aziz’in.</p>
<p>Kendi ülkesinden bahseder bazen. Türkmenistan’da evler buradakilerden daha geniş, elektrik ve doğalgaz beleşmiş. Ne yaman çelişkiydi. Buradakilerin para yetiremediği, uğrunda sabah-akşam çalıştığı, aşağılandığı, hırpalandığı, yeri gelince ondan mahrum kaldığı şeyler başka ülkelerde öylesine veriliyordu. Ama oralarda da para kazanılamıyordu. Burada para kazanılıyor ama yetirilemiyodu. Aziz’e bu çelişkiyi anlatsam anlar mıydı, bilemiyordum.</p>
<p>Bir gece tüm mahalle önce turuncuya sonra griye bulandı. Pencerelerini açanlar turuncu alevlerin cadde boyunca uzayıp gittiğini gördüler. Hâlâ uyuyanlar ise alevlerin göğe uzadığı yerlerden gelen sevinç çığlıklarıyla uyandılar. Yüksek Oto Lastik’in bulunduğu caddeye atılmış onlarca araba lastiği yakılmış, simsiyah dumanlar kesif bir koku yaymıştı. Sokak çocukları lastiklerin üzerinden atlıyor, kendilerine eğlence yaratıyorlardı. Üzerimde beyaz atlet ve pijamayla, terlikleri bile ters giyerek alelacele çıktım evden. Atölyenin kapısı açıktı. İçeri girdiğimde bütün arabalarının lastiklerinin sökülmüş olduğunu gördüm.  Dişsiz kalmış ihtiyarları andırıyordu arabalar. Hemen Aziz’in geceleri uyuduğu yere baktım, Aziz yoktu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/">Aziz’in Elleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5084</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şifa  Niyetine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Sep 2016 14:36:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İnci Demirbağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5080</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hakan? Sen mi geldin? Gelecektin de madem, neden gittin? Yok canım, o değilmiş. Bir tip ‘’Sanrı’’. Hani şu anneannelerimizin dilinin dönmediklerinden. Halüsinasyon mu her ne fırfırsa. Ben de hemen sitem ettim çocuğa.Gelecektin de neden gittinler falan. Bak yine… O buradayken de böyle mi yapardım ben? Yok canım! Bende sevilecek bir yan bulmasa onca yıl durmazdı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/">Şifa  Niyetine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hakan? Sen mi geldin? Gelecektin de madem, neden gittin?</p>
<p>Yok canım, o değilmiş. Bir tip ‘’Sanrı’’. Hani şu anneannelerimizin dilinin dönmediklerinden. Halüsinasyon mu her ne fırfırsa.</p>
<p>Ben de hemen sitem ettim çocuğa.Gelecektin de neden gittinler falan. Bak yine…</p>
<p>O buradayken de böyle mi yapardım ben? Yok canım! Bende sevilecek bir yan bulmasa onca yıl durmazdı diye çürüttüm kendimi. Rahatladım.</p>
<p>Kettleda su kaynamış, pıt diye atıvermişse de duymadım.Hem elektronik cihazsın sen. Şaşmaz, şaşırmazsın. Ben duymamışımdır olsa olsa. Kendimi suçlayıverdim. Rahatladım.</p>
<p>Kettle da nedir yahu! Bir de öğretmen olacaksın.Su ısıtıcısı desene şuna. Evet biraz uzun farkındayım ama olsun. Hem kaybettiğin bu vaktin insanlığa kaybı mı var? Sorgulamak istemedim, sustum.</p>
<p>Kahvemi yaptım.Oysa yeşil çay içecektim bu sabah. Diyetteyim, bu da bir parçası. Hakan? Balığım benim, derdi. Balıketliliğime takıldım sonra. Tekrar dönecekmişçesine, bana balığım diyemesin diye… Bilmiyorum.</p>
<p>Google’dan buldum Nimet Bey’i. -Ruh hastaları uzmanı- Buldum dediysem, öyle zor olmadı, cazip bir para ödemiş olsa gerek. Aramalarda ön sıralarda çıkabilmek için… Öyle tavsiye falan bilmem ben. Şurada bi doktor var ah ah harika’lar… Olumlu izlenimler korkutur beni, bende işe yaramazsa korkusuyla. Hem hekim,hekimdir.</p>
<p>Tahammülüm azalmıştı her şeye. Bankaya gittiğimde karar vermiştim 360. sıra numarasını elime verdiğinde o biyonik makine. 353. sıra numarası işlemdeydi henüz. Kıyameti kopardım, annesinin istediği çikolatayı almadığı o çocukmuşçasına. Neymiş efendim, kredi kartı müşterisiymişim, krediyi de buradan çekmişim.Yedi kişiyi bekleyeceksem ne anlamı varmış,kapatıyormuşum hesaplarımı.</p>
<p>Burcu’ya anlattım, dosttur o. Bazen içinden çıkamazsın, git tabi git dedi. Gitmem diye &#8220;gitmelisin&#8221; bile dedi. Çıkışlarda gider çikolatalı pasta yeriz,hatta ben ısmarlarım, dedi. Aldım tabi randevumu.</p>
<p>Şimdi ne çikolatalı pasta yiyoruz, ne de Nimet Bey’in reçete ettiği o ilaçlar var hayatımda. Ortadan ikiye ayırıp kapsülün içindeki minik mavi şeylerin hepsini avucumun içinde ezdiğimden beri rahatım. Unutturmayan ama teselli ikramiyesi niyetine alışır gibi hissettiren zaman da bir ilaçmış. Doğru demiş ‘’halüsinasyon’’ diyemeyen büyükler.</p>
<p>Ah su ısıtıcısını kapatmamışım, hala kaynıyor bak gördün mü? Neyse yeşil çayımı içememiştim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/">Şifa  Niyetine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5080</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Devrim, İnsan İle Başlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Sep 2016 10:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5058</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gülümseyerek uzattığı ellerindeki kelepçeleri çözüverdiler. Kızarmış görünen bileklerini ovuşturdu. Üstüne kapanan demir kapıya sırtını dönerek yürümeye başladı. Soğuktu. Hâlbuki ilk defa gelmiyordu bu eskimiş zindana. Belki de daha bir soğuktu ya da öyle geliyordu bu sefer. Bir daha çıkamayacağını bildiği içinde olabilirdi. Boyundan biraz uzun olan yatağa uzanıverdi. Çıkardığı gıcırtılardan da anladığı gibi rahat etmeyecekti [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/">Devrim, İnsan İle Başlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gülümseyerek uzattığı ellerindeki kelepçeleri çözüverdiler. Kızarmış görünen bileklerini ovuşturdu. Üstüne kapanan demir kapıya sırtını dönerek yürümeye başladı. Soğuktu. Hâlbuki ilk defa gelmiyordu bu eskimiş zindana. Belki de daha bir soğuktu ya da öyle geliyordu bu sefer. Bir daha çıkamayacağını bildiği içinde olabilirdi. Boyundan biraz uzun olan yatağa uzanıverdi. Çıkardığı gıcırtılardan da anladığı gibi rahat etmeyecekti bunun üzerinde. Zaten rahat etmek içinde gelmemişti ya buraya. Duvara baktı gözünü hiç kırpmadan. O kadar çok kişiyi öldürmüştü ki gözünü kırpmadan. Aynı o şekilde bakıyordu duvara. Belki bir düşmandı onun için bu çatlamış duvar. Gökyüzü ile arasına giren bir düşman.  Gözlerinin önüne sahneler geliyordu bu sırada. Acımadan öldürdüğü kişilerin yüzleri. Bazılarını çoktan unutmuştu bile. Silik tiplerin yüzleri hatırlanmazdı bu hayatta. Ayak seslerini duyar duymaz irkildi. Yataktan kalkarak toparlandı. Anlaşılan biri geliyordu. İçeri giren güneş ışığının içinden biri yaklaştı. Elini uzattı boşluğa. Bir süre bekledikten sonra yorulan elini geri çekmek zorunda kaldı. Gardiyanın peşinden getirdiği sandalyeye oturarak:</p>
<ul>
<li>Yaptığın hizmetler için sana minnettarız.</li>
</ul>
<p>&#8211;  Minnettar olduğunuz hizmetleriniz yüzünden yarın idam edileceğim.</p>
<p>&#8211;  Böyle olacağını biliyordun.</p>
<p>&#8211;  Bilmez miyim hiç?</p>
<p>&#8211;  Bir isteğin varsa yerine getirmeye çalışırım.</p>
<p>&#8211;  En azından kurşuna dizilerek idam edilmek benim hakkım. İp ile asılma ihtimalim ağrıma gidiyor.</p>
<p>Kafasını sallayarak ayağa kalktı. Yavaş adımlar ile çıktı zindandan. Bu kadar saygı gösterdiği kişinin kurşuna dizileceği anı izlemek için birkaç saati vardı. Usulünce uzandı yine yatağına. Yıllardır dilinde dolaşan kelimeler yine dökülüyordu sessizce. Biraz zaman sonra tekrar güneş aydınlattı zindanı. Bu sefer hızlı olamadığı için uzanırken yakalandı gardiyanlara. Üstündeki üniformanın renginden üst rütbeli olduğu anlaşılan gardiyan, yanaşarak:</p>
<ul>
<li>Efendim, vakit geldi. Gitmemiz gerekiyor.</li>
</ul>
<p>Doğrulması ile kalkması bir oldu. Ellerini uzattı. Kelepçeli bir şekilde dışarı çıkarılması daha uygundu belli ki. Hapishanenin kapılarından geçerek yine dilinden döküldü o sözler. Kapıda bulunan araçlardan birine bindi askerler ile birlikte. Uzun yıllar görev yaptığı askeri karargâha gidildi. Kapısını açan askerin alnını öptükten sonra atış alanına doğru ilerledi. Kendi ölümüne bu kadar rahat giden bir kişiyi daha önce görmeyen askerler ise daha ağırdı. Ayakları geriye gidiyordu. Komutan yaklaşarak:</p>
<ul>
<li>Efendim, bunu yapmak zorunda değilsiniz. İsterseniz…</li>
</ul>
<p>Lafını bitirmesine izin vermeden araya girdi:</p>
<ul>
<li>Sana emredilen görevi yerine getir komutanım.</li>
</ul>
<p>Devam etti yürümeye. Adımlarını hızlandırdı. Hemen olup bitsin istiyordu belki de. İşlerini çok uzatmayı sevmezdi zaten. Nişan almış durumda olan askerlerin karşısına geçti. Artık tek bir emir ile hayatı son bulacaktı. Dilinden yine aynı sözler döküldü. Bu sefer bir cümle olarak hem de yüksek bir ses ile:</p>
<ul>
<li>Kendi hayatlarında devrim yapamayanlar asla gerçek bir devrimci olamayacaktır.</li>
</ul>
<p>Komutanın verdiği emir ile atış başladı ve bir devrim daha gerçekleştirilmiş oldu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/">Devrim, İnsan İle Başlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5058</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depresif Aynalar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/depresif-aynalar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/depresif-aynalar/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Sep 2016 14:50:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5066</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dikine kesti bileklerini aynalar, Yılların ihanetini sezince. Kan kaybetmenin verdiği soğukluğu, En iyi zaman anlar. Ve aynaların arkasından bakmayı başaranlar, Evet işte onlar , On parmaklı çizik bir surat yaparlar İhaneti kendilerinde görünce. Kan damlar , Damlar, Damlar… Ve anlatır zaman, Nede olsa on parmak izinin her biri Depresif birer hikaye.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresif-aynalar/">Depresif Aynalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dikine kesti bileklerini aynalar,<br />
Yılların ihanetini sezince.<br />
Kan kaybetmenin verdiği soğukluğu,</p>
<p>En iyi zaman anlar.<br />
Ve aynaların arkasından bakmayı başaranlar,<br />
Evet işte onlar ,<br />
On parmaklı çizik bir surat yaparlar</p>
<p>İhaneti kendilerinde görünce.<br />
Kan damlar ,</p>
<p>Damlar,</p>
<p>Damlar…<br />
Ve anlatır zaman,<br />
Nede olsa on parmak izinin her biri</p>
<p>Depresif birer hikaye.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresif-aynalar/">Depresif Aynalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/depresif-aynalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5066</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırmızı &#8211; Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Sep 2016 05:29:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5062</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gelme! İstemiyorum. Gelme sakın! Gözlerin kalabilir sende! Unuttum nasılsa maviyi, Saklı kirpiklerini… Benimkileri hediye etmiştim doğum gününde sana Hatırladın mı? Verme onları da geri… Ağlamaktan kana çalmış beyazıyla, Kor ateşinden kıpkırmızı… Kalsın ellerinde iki kırık cam parçası Yüreğim gibi tıpkı… &#160; Hiç bakmadın değil mi o delice bakışlarınla? Sanki hiç görmedin derinliğine sakladığım sevgimi? Hiç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/">Kırmızı &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h1>Gelme!</h1>
<p>İstemiyorum.</p>
<p>Gelme sakın!</p>
<p>Gözlerin kalabilir sende!</p>
<p>Unuttum nasılsa maviyi,</p>
<p>Saklı kirpiklerini…</p>
<p>Benimkileri hediye etmiştim doğum gününde sana</p>
<p>Hatırladın mı?</p>
<p>Verme onları da geri…</p>
<p>Ağlamaktan kana çalmış beyazıyla,</p>
<p>Kor ateşinden kıpkırmızı…</p>
<p>Kalsın ellerinde iki kırık cam parçası</p>
<p>Yüreğim gibi tıpkı…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hiç bakmadın değil mi o delice bakışlarınla?</p>
<p>Sanki hiç görmedin derinliğine sakladığım sevgimi?</p>
<p>Hiç gülmemişiz gibi kahkahalarla,</p>
<p>Ölesiye gizleyip içimizde özlemi,</p>
<p>Uçmadık hiç sevincin kanatlarında,</p>
<p>Uçsuz bucaksız o güzelim semalarda…</p>
<p>Sanki hiç sevmedik, hiç korkmadık değil mi ayrılıktan?</p>
<p>Ölümüne söz vermedik bağrımıza bastığımız taştan sevdalardan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Bir Anda,</h2>
<p>Göğsüme sapladığın hançerinle,</p>
<p>Delip geçtin kalbimi bir uçtan bir uca…</p>
<p>Yoluna devrildim koca bir çınar ağacı gibi boylu boyunca…</p>
<p>Üzerimden atlayıp geçtin,</p>
<p>Hiç olmamış,</p>
<p>Hiç yaşamamışçasına…</p>
<p>Öyle ise ben de,</p>
<p>Unuttum artık seni!</p>
<p>Yüreğim buz oldu şimdi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Arama…</h2>
<p>Sakın arama!</p>
<p>Keskin bıçağın ucundadır dilim,</p>
<p>Bilenmiş öylece bekler,</p>
<p>Susturdun öfkemi ayaklarının altında…</p>
<p>Tetikteyim, sanma ki bitkinim…</p>
<p>Kızgın ateşinde pişirdim demirini kılıcın…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Kırmızıyım!</h2>
<p>Harında alevlerin yanarken aşkım,</p>
<p>Narında kül oldu gözlerim…</p>
<p>Yoksun artık benim için…</p>
<p>Dönme geriye,</p>
<p>BAKMA ardına!</p>
<p>Arama boşuna anılarında…</p>
<p>Bir avuç darıya çamur ettin,</p>
<p>Sırça gülüşlerimi.</p>
<p>Aç güvercinler gibi…</p>
<p>Karıp hamuruna güvenimi,</p>
<p>Çiğ damlalı ellerinle boğdun çürüyen toprağında…</p>
<p><strong> </strong></p>
<h2>Hazırım Ateşe!</h2>
<p>Yangınım sırların sırrına…</p>
<p>Razıyım ne çıkarsa bahtıma…</p>
<p>Meftunum hayaline O sevgilinin</p>
<p>Vuslatım olsa da olmasa da</p>
<p>Sevme işte bu yüzden!</p>
<p>Beni!</p>
<p>Bir daha…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/">Kırmızı &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5062</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Başkanın Öldürüldüğü Gün &#8211; Necip Mahfuz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baskanin-olduruldugu-gun-necip-mahfuz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baskanin-olduruldugu-gun-necip-mahfuz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Sep 2016 12:34:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[infitah]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel Edebiyat Ödülü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5055</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başkanın Öldürüldüğü Gün adlı eserde Enver Sedat döneminde yaşanılan bir aşk hikâyesi merkezdedir. Bu hikâyenin ekseninde Mısır’ın toplumsal, siyasal, ekonomik ve psikolojik durumu başarılı bir şekilde anlatılmıştır. Mısır’ın özlemle anılan Lideri Cemal Abdülnasır ile günün lideri Enver Sedat’ın zaman zaman kıyaslandığını da görmekteyiz. Eseri daha iyi anlayabilmek için yazar Necip Mahfuz hakkında kısa bir bilgi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baskanin-olduruldugu-gun-necip-mahfuz/">Başkanın Öldürüldüğü Gün &#8211; Necip Mahfuz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başkanın Öldürüldüğü Gün</strong> adlı eserde Enver Sedat döneminde yaşanılan bir aşk hikâyesi merkezdedir. Bu hikâyenin ekseninde Mısır’ın toplumsal, siyasal, ekonomik ve psikolojik durumu başarılı bir şekilde anlatılmıştır. Mısır’ın özlemle anılan Lideri Cemal Abdülnasır ile günün lideri Enver Sedat’ın zaman zaman kıyaslandığını da görmekteyiz. Eseri daha iyi anlayabilmek için yazar <strong>Necip Mahfuz</strong> hakkında kısa bir bilgi vermenin daha sağlıklı olacağını düşünmekteyiz. Necip Mahfuz, yazı hayatına, 1928&#8217;de Selame Musa&#8217;nın çıkardığı el-Mecelle el-Cedide dergisinde yayımladığı yazıları ve öykülerle başlamıştır. Değişik kurumlarda çalışan Mahfuz, en son Kültür Bakanlığında müsteşar olarak görev yapmıştır. 1971&#8217;de söz konusu görevinden emekli olmasından sonra, el-Ahram gazetesinde yazar olarak çalışmıştır. Enver Sedat’ın İsrail ile yaptığı barış antlaşmasında verdiği açık destekten dolayı inanılmaz bir tepki almıştır. Arap ülkelerinde kitapları yasaklanmıştır. Ancak buna rağmen 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almayı başarmıştır.  1989 yılında Mısırlı köktendinci Ömer Abdülrahman tarafından hakkında ölüm fetvası çıkartılan Mahfuz, 1994 yılında Kahire&#8217;deki evinin önünde bıçaklı saldırıya uğramıştır. 2006 yılında vefat etmiştir.</p>
<p><strong>Başkanın Öldürüldüğü Gün</strong> hikâyesini kısaca özetlemek gerekirse; Randa isimli bir kız ile Elvan isimli gencin yaşadığı bir aşk hikâyesidir. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz nedeniyle evlenemeyen bu genç çift, toplumsal baskılara dayanamayıp ayrılık kararı alır. Bu ayrılık kararında Elvan’ın zayıflığının etkisinin yanında toplumun doğru kabul ettiği değerlerinde şüphesiz etkisi vardır. Aşkını unutup gerçekçi bir bakış açısıyla davranmaya başlayan Randa, zengin olan Enver ile evlenir ancak kısa sürede boşanır. Çünkü Enver, evlilikten sonra toplumun istediği bir adam haline gelmiştir. Maddiyatçı ve çıkarcı olan Enver için Randa sadece bir “ortak” olmuştur. Randa’dan sadece eve gelen misafirleri ağırlamasını ister. Burada yazar, toplumun duygusuz ve sadece maddiyata önem veren bir hale gelmesini sert bir şekilde eleştirmektedir. Diğer tarafta aşkından vazgeçen Elvan, para için kendisini yaşlı bir dul olan Gülistan’a satmaktan son anda vazgeçmiştir. Eserin iki ölümle bitmesi toplumun sabrının son noktaya geldiğini de belirten bir ayrıntıdır.</p>
<p><em>Başkanın Öldürüldüğü Gün</em>’de 1929 yılından başlayarak Enver Sedat dönemine kadar olan toplumsal değişim anlatılmıştır. Eser Elvan, Randa ve Elvan’ın dedesinin yer aldığı bölümlerden oluşmaktadır. Elvan ve Randa’nın bölümlerinde olayın geçtiği zaman(Enver Sedat Dönemi) anlatılırken Elvan’ın dedesi Muhteşim Seyid’in bölümlerinde geriye dönüş tekniğinin kullanıldığını görmekteyiz. Bu bölümlerde hem siyasi olaylar anlatılmış hem de toplumun olayları algılayış ve yorumlayış biçimleri anlatılmıştır.</p>
<p>Hikâyenin geçtiği zamandaki toplum yapısı “infitah” kavramıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Hemen her olay bu kavram üzerinden açıklanmıştır. Bizde toplumu incelemek için “infitah öncesi” ve “infitah sonrası” olarak ikiye ayırmada yarar görüyoruz.</p>
<h2>İnfitah Öncesi Toplum</h2>
<p>Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu zamana ait olaylar Muhteşim Seyid’in hatıralarında bulunmaktadır. Kronolojik olarak gidersek ilk hatıra gelen kişi Mısır’ın önemli devlet adamı Said Zaglül Paşa’dır. Mısır’ın bağımsızlık mücadelesi verdiği yılları adeta destan olarak anlatılmıştır. Birkaç yerde özlemle anılan Paşa’nın İngilizlere karşı başlattığı isyanın önemli olduğu vurgulanmıştır. 1919 isyanının başarısız olarak okulda anlatılması çok sert bir şekilde eleştirilmiştir.</p>
<p>Daha sonra “Devrim” olarak bahsedilen olaya toplumun nasıl baktığı anlatılmaktadır. Cemal Abdülnasır’ın önderliğinde “Hür Subaylar Hareketi’nin yaptığı Mısır Devrimi’nin toplum tarafından desteklendiği görülmektedir. Milliyetçi subayların İngilizlere karşı vermiş olduğu bağımsızlık mücadelesi olarak görülmüştür. Hikâyenin kahramanı Elvan’ın babasının devrimi alkışladığı ayrıntısının verilmesi toplumun temsilcisi olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Kral’ın tahtan indirilmesi ve Cumhuriyet’in gelmesiyle büyük bir umutlanmanın başladığı anlatılmıştır.</p>
<p>Anlatılan ve belki de üzerinde en çok durulan olay ise 1967 Haziran’ı olarak ifade edilmiştir. Arap ülkeleriyle İsrail arasındaki altı gün savaşları Mısır için büyük bir yıkım olmuştur. İsrail, Mısır’ın bütün savaş uçaklarını üç saat gibi kısa bir sürede imha etmiştir. Bu olayın Mısır toplumu nezdinde çok etkili ve yıkıcı olduğu yazarın başarılı anlatımıyla aşikâr bir duruma gelmiştir. Mısır halkının çok sevdiği lider Cemal Abdülnasır’ın bütün imajı bu olay ile yıkılmıştır. Bunun ötesinde toplumun kendisine olan güveni sarsılmış ve büyük bir çöküntüye girmiştir. Elvan, bütün her şeyden kuşku duymasının nedeni olarak bu olayı göstermiştir. Burada Elvan’ı bir temsilci olarak kabul edersek bütün toplumun kuşkucu olmasına neden olan bir olaydan bahsedebiliriz. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki bu kadar ağır bir yenilginin sorumlusu olan Cemal Abdülnasır, toplum tarafından hala sevilmeye devam etmiştir. Ölümünden sonra da özlem ile anılan bir lider olmuştur. Hatta Elvan, Abdülnasır hakkında “taptığım” lider olarak bahsetmiştir. Abdülnasır’ın kuşkusuz bu kadar sevilmesi mücadeleci, milliyetçi kişiliği ile ilgili olsa gerek.</p>
<h2>İnfitah Sonrası Toplum</h2>
<p>Abdülnasır’ın ölümünden sonra başa geçen kişi Enver Sedat olmuştur. Enver Sedat’ın uygulamaya koyduğu  “infitah” politikası eserin başından sonuna kadar kendisini göstermektedir. Esere geçmeden önce infitah politikası hakkında kısa bir bilgi vermenin doğru olacağını düşünmekteyiz. Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın 1970’li yıllarda uygulamaya başladığı bir dizi reform arasında ekonomide devlet sektörünün ağırlığını kaldırıp özel sektöre ve serbest piyasa ekonomisine kapı açan politikasıdır. Bu uygulama ile Batı, Mısır piyasasına hâkim olunca 1977 yılında milyonlarca Mısırlı sokaklara dökülüp protesto gösterilerine başlamıştır. Bunun sonucunda devlet, temel gıda maddelerindeki devlet sübvansiyonunu geri çektiğini açıklamıştır.</p>
<p>Bu politikaların topluma çok büyük zararı olduğunun anlatılmasının yanında yazarında çok sert eleştirileri vardır. Zaten hikâyenin kahramanlarının evlenmesindeki en önemli etken bu politikadır. “infitah” sebebiyle halk fakirleşmiş ve üretim durmuştur. “infitah canavarı” ifadesinden de anlaşılacağı gibi adeta ülkeyi sömürge toplumun sadece ekonomik açıdan etkilenmemesine neden olur. Toplumun ekonomik açının yanından psikolojik açıdan da perişan hale düştüğü vurgulanır.</p>
<p>Yazar <strong>Necip Mahfuz</strong>, infitah dönemindeki toplumun durumunu anlatırken hemen hemen hiç olumlu sıfat kullanmamıştır. Ümitsiz, umutsuz, perişan, fakir, bitkin bir toplumdan bahsetmiştir. “Göçmen” olmak için bile uygun olmayan bir kalabalık mevcuttur. Bu kararsız, isteksiz, özgüvensiz kalabalığın ne yapacağı bilinmemektedir. Yazara göre birileri cebini doldururken toplum sadece sabır göstermektedir. Orta sınıf ailelerin çocukları olan Elvan ve Randa’da durumun düzelmesini bekleyenlerden sadece ikisidir. Onlarda başlık parası, düğün, çeyiz ve yaşayacakları ev için ülke ekonomisinin düzelmesini beklemektedirler. Yani toplumun yaptığı tek eylem olarak yazar “bekleme”yi göstermiştir.</p>
<p>Siyasi olayların toplumu etkilemesi dışında toplumların yarattığı unsurlarında hikâyeyi etkilediği görülmektedir. Elvan ile Randa’nın ekonomik nedenler ile bir türlü evlenememesi aileler için büyük sıkıntıya dönüşür.  Randa’nın annesi Zeynep’in baskılarıyla bir anda aşıklar ayrılmak zorunda kalır. Ancak bu ayrılığın altında daha önemli bir neden vardır. Randa’nın “evde kalacak olması”. Mısır toplumu için bir kızın evde kalması çok kötü bir durum olarak algılanmaktadır. İyi-kötü bir evlilik yapması daha doğru olarak kabul edilir. Bu sebeple Randa, hızlı bir şekilde zengin bir koca ile evlendirilmeye çalışılır. Enver ile yaptığı mutsuz evlilik çok uzun sürmez. Bu <a href="https://idilsuaydin.av.tr/aile-hukuku-bosanma-davalari">boşanma</a> ile yazar, toplumda kabul edilen bu inancın yanlış olduğunu anlatmıştır. Diğer taraftan Randa’nın ayrılık süresince yaptığı toplumsal tespitin de önemli olduğunu düşünmekteyim. Randa’ya göre insanların ayrılmalarını istemesinin nedeni kendilerinin mutsuz olmasıdır. Mutsuz insanlar herkesin mutsuz olmasını ister. O yüzden bu aşka bütün toplum karşıdır. Bir çiftin mutluluğu herkes için bir tehdit olarak algılanacaktı. Burada randa üzerinden yazarın yaptığı toplumsal eleştirinin hem psikolojik yönden hem de sosyolojik yönden haklılık payı vardır. Mutsuz olan bir toplum için bir kişinin bile mutlu olması dikkat çeker ve düşman olarak algılanır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baskanin-olduruldugu-gun-necip-mahfuz/">Başkanın Öldürüldüğü Gün &#8211; Necip Mahfuz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baskanin-olduruldugu-gun-necip-mahfuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5055</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yansıma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yansima/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yansima/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Sep 2016 09:21:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semih Hazar Akgün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5050</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beyaz tahtalar &#8211; &#8211; &#8211; aynalardan, Beyaz yansır yine Beyaz…Beyaz… Üzerindeki bir noktadan Bana çekilen açı Pek bir kaos, Pek bir nüktedan… Bir bana, bir sana Bir varsa bir yerlerde, Değecektir ikimize İkiyecektir dizlerimiz. Bıraktığında kendini aynamaya Aklaşmaz mı benliğimiz? Dik oturmam, doğru durmam Kırdım aynamı! Ben bu koca mekana Bilinçsiz yansımam! Beyaz tahtalar aynalardan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yansima/">Yansıma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Beyaz tahtalar &#8211; &#8211; &#8211; aynalardan,</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Beyaz yansır yine</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Beyaz…Beyaz…</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Üzerindeki bir noktadan</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Bana çekilen açı</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Pek bir kaos,</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Pek bir nüktedan…</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Bir bana, bir sana</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Bir varsa bir yerlerde,</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Değecektir ikimize</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">İkiyecektir dizlerimiz.</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Bıraktığında kendini aynamaya</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Aklaşmaz mı benliğimiz?</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Dik oturmam, doğru durmam</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Kırdım aynamı!</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Ben bu koca mekana</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Bilinçsiz yansımam!</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Beyaz tahtalar aynalardan</p>
<p class="Gvde" style="line-height: 150%">Yansır mı diye sorar dururum…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yansima/">Yansıma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yansima/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5050</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayalbaz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Sep 2016 05:27:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selcan Kırnal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5045</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genişçe meydandan her kanatlanan kuşun, evvel zamanda kurduğu düşlere yol aldığını hayal eder, zamanın içinde yok olurdu kadın. Küçük adımlarla yürüyüp, ani bir hareketle kanatlanıveren güvercinlerle bir olur, tüm komşu kasabaları topyekûn gezerdi. Kimi vakitler, dudağının sağ ucunda aheste aheste tellendirdiği sigarasını bulutlara üfler, gidemediği uzaklara yakınlaşırdı. Tanıdık yüzlerle selamlaşır, tanımadık evlere konuk olurdu. Kısa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/">Hayalbaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genişçe meydandan her kanatlanan kuşun, evvel zamanda kurduğu düşlere yol aldığını hayal eder, zamanın içinde yok olurdu kadın. Küçük adımlarla yürüyüp, ani bir hareketle kanatlanıveren güvercinlerle bir olur, tüm komşu kasabaları topyekûn gezerdi. Kimi vakitler, dudağının sağ ucunda aheste aheste tellendirdiği sigarasını bulutlara üfler, gidemediği uzaklara yakınlaşırdı. Tanıdık yüzlerle selamlaşır, tanımadık evlere konuk olurdu. Kısa mesafelerde yüzlerce hayat yaşardı. Kimi zaman bir üniversite öğrencisi, kimi zaman bir pamuk işçisi, kimi zaman da sahneye çıkmaya hazırlanan bir oyuncu olurdu söz gelimi. Bazen bir kız çocuğunun bağırışlarında çiçeği burnunda bir anneye dönüşür, bazen de haylaz bir oğlan çocuğu olurdu. Olası hayatları arasında türlü duygulara bulanırken bazen kederlenir, kırmızı bez sandalyesine geri çekilirdi. Tanıdık cümlelerle irkilir, şimdiki zamanda –kendi- olurdu.</p>
<p>Kendi olduğu zamanlarda karton masasını düzenler,  renkli hasır çantasından plastik bardaklara kuşyemi doldururdu. Demir parası bittiyse piyangocu kekeme Salih’in yanına uğrar, o itiraz edemeden elinde bozuk paralarla yerine dönerdi.  Salih sinirlenir, para kutusunu fırlatır, kadın onun bu halleriyle eğlenirdi. Yem almak için yanına gelen çocuklara yardım eder, kuşlarla ahbap olmanın sırlarını öğretirdi. ‘Hayat kısa’ diyen şaire inat uzun yaşardı.</p>
<p>Çalışmadığı zamanlarda evinden pek çıkmaz, konu komşuyla camdan cama hasbıhal ederdi. Ya kuşyemi almak için toptancı Fikret’e uğrar, ya da evdeki saatlerden birinin pili biterse çarşıya yollanırdı. Evinin her odasında duvar saati bulunurdu. Saatlerden biri bozulduğu zaman huzursuz olurdu. Akrep ve yelkovan pes etmemeliydi. Akşamları da radyo programlarını dinler, yemek yaparken şarkılar mırıldanırdı. Çoğunlukla da, hiç görmediği babasından kalan romanları okurken uyuyakalırdı. Çocukken de okumaya dalıp ev işlerini aksattığı için annesinin çöpe yolladıkları arasından kurtarmıştı bu kitapları. Annesi Topuksuz Meryem; yarı-deli, mütemadiyen özgür bir kadındı. Neredeyse hiç eve girmez, tüm kasabayı sokak sokak dolanırdı. Dar alnını çevreleyen siyah kâkülleri, uzunca boyu ve ince ayak bilekleriyle ziyadesiyle güzel olan Topuksuz Meryem yazın yalın ayak, kışın paltosuz gezer, kızına tek yadigârı yeşilli kırmızılı renkli hasır çantasını yanından eksik etmezdi. Çanta biteviye boştu, dolu gören olmamıştı. Kasabalılar onun bu hallerini benimsemiş, sessiz bir anlaşmayla onu kasabanın ulağı ilan etmişlerdi. Evlere, kahvelere haber taşır, mahalleye yakası açılmadık dedikodular getirirdi. Kadın çocukken, evin önündeki taş merdivenin en üst basamağında oturur, annesinin eve dönmesini beklerdi.  Annesi eve döndüğünde orada olmazsa, onu bir daha göremeyeceğine inandırırdı kendini. Meryem de kızının bu sadakatini ödüllendirir, her defasında eve mavi bir balonla dönerdi. Kadın balonu kaptığı gibi fırlar, oyun oynayan çocukların arasından delice koşarak geçerdi. Günün sonunda balonla vedalaşır, kendisinden daha mavi olana hasretle salınışını izlerdi.</p>
<p>Şimdi ise kadının annesine dair en berrak hatırası, cesedi nehirden çıkarılırken, sol ayağındaki siyah rugan ayakkabının parmak uçlarında sallanışı ve beyaz yüzündeki gülümsemeydi. Ayakkabı giydiğine göre uzağa gitmiş olmalıydı. Görünüşe göre oldukça mutluydu da. Çocukken evin önünde onu beklediği günleri düşündü. Belki de gitmesine daha önce izin vermeliydi. Bilemezdi ki. Ama bildiği bir şey vardı. Hayatı boyunca evde kimseyi bekletmeyecekti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/">Hayalbaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5045</post-id>	</item>
		<item>
		<title>3 Kere Nefes Al Ver!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Sep 2016 10:56:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esma Gezer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5035</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sessiz bir günde tam da yağmur, bulutlarla bilmece oyunu oynarken, karşısına çıka bir kızgın bulutla bir anda çarpışıp kıyamet koparacakken, bulutun gökyüzünden yeryüzüne alaycı bakışlar atacağını hissedersin ve gözlerini yukarıya çevirirsin&#8230; Bir nefes alıp düşünürsün. İnsanların bir anda boşuna çaba sarf ettiğini, bu çabanın hep kendilerini tatmin ettiğini, bir yok oluş öyküsünde kukla gibi oynadıklarını, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/">3 Kere Nefes Al Ver!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sessiz bir günde tam da yağmur, bulutlarla bilmece oyunu oynarken, karşısına çıka bir kızgın bulutla bir anda çarpışıp kıyamet koparacakken, bulutun gökyüzünden yeryüzüne alaycı bakışlar atacağını hissedersin ve gözlerini yukarıya çevirirsin&#8230; Bir nefes alıp düşünürsün. İnsanların bir anda boşuna çaba sarf ettiğini, bu çabanın hep kendilerini tatmin ettiğini, bir yok oluş öyküsünde kukla gibi oynadıklarını, tahayyüllerinde tıpkı masallardaki gibi iyi bir insan olup hep eleştirilerini başkalarına yapıp aslında kendilerini  söylediğini, tüm güç ve güvenin kendilerinde kısıtladıkları şeyler olduğunu fark etmeyişlerini,  hep içlerinde öğretmenin çok olup öğrenmenin azlığını, gülümsenin sadece kendilerini iyi hissettikleri zamanlar yapmalarının bencilliğini, bir şiirin kan damarlarını harekete geçirmesini asla bilmeyişlerini, ağlamanın bir güzellik belirtisi olup rüzgar gülü gibi üzüntülerini  içlerinde döndürdüğünü, bunun ardı arkası kesilmezken ilk yağmur damlası tamda omuz açıklığına düşüverir.</p>
<p>Tekrar bir derin nefes alıp düşünürsün. Çocukken söylediğin şarkıların ahenginin güzelliğini sözlerinin anlamsızlığı içindeki kandırılışını, çocukken niyeyse hep gülünmeyecek şeylere gülüp bir suçmuşçasına yediğin azarları, öğretilmek için yaptırılan birçok cezalardaki çektiğin acıyı. Bir kötü söz söylenecek olsa biber ile cezalandırılıp dilini başlarda acı çekip daha sonrasında biberin açılığını isteme duygusunun karmaşıklığını, asitli bir şeyin yasak olduğu halde ağzındaki o hoş mayhoş tat için dağları delme cesurluğunu ve bunlardaki tüm masumluğunu.</p>
<p>Bir derin nefes alırsın ve o kaygısız yağmur başlar. Peşine milyon yağmur taneciklerini katarak… Yeryüzünde ulaşabildiği her iğne deliğine girmeye yemin etmişçesine hoyratça yağarak. Neden yağmurlar hep temizliği arınmayı ifade etmiş ki?  Bunu kim söylemiş? Yağmurlar düşünmeyi ifade etmeli evvela! Bir nefes alış verişindeki boğazların dumanla karşılaşmalarındaki o sevincini. Beynin o anki tepkisiyle duygularını harekete geçirmesini, duygulardaki derinlikleri, derinliklerdeki gizliliği. Oysaki her şey bir çorba tarifi gibi kısa ve öz! Nefes al ,düşün, çok sev ve öl.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/">3 Kere Nefes Al Ver!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5035</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Senden Sonra Ben</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/senden-sonra-ben/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/senden-sonra-ben/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 31 Aug 2016 05:20:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rana Arıbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5013</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her şey bana TRT 3’den o caz parçasını açmanla başlamıştı ya. Hiç alışık değildim, kimse bana telefonun diğer ucundan bir şarkı dinletmemişti. Oysa sen, yaşına, gücüne, duruş noktana rağmen ev sevdiğim parçayı dinletiyordun. Şimdi düşünüyorum da yoksa o parçayı açan ben miydim, yanılsama mı yaşadım? Nerdesin? Yakında bir yıl olacak ayrılığın üzerinden koskoca 12 ay [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/senden-sonra-ben/">Senden Sonra Ben</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey bana TRT 3’den o caz parçasını açmanla başlamıştı ya. Hiç alışık değildim, kimse bana telefonun diğer ucundan bir şarkı dinletmemişti. Oysa sen, yaşına, gücüne, duruş noktana rağmen ev sevdiğim parçayı dinletiyordun.</p>
<p>Şimdi düşünüyorum da yoksa o parçayı açan ben miydim, yanılsama mı yaşadım? Nerdesin?</p>
<p>Yakında bir yıl olacak ayrılığın üzerinden koskoca 12 ay bitecek yakında. Oysa ben hala aynı ezgide uyanıyorum sabahları. Hala gece on ikiye doğru aramanı bekliyorum. Ama çalmıyor telefonum ve sızım kalıyorum aynı hüzünde 330 gecedir tam yoksun. Ne çok gereksinimim var sana görmüyor musun cidden?</p>
<p>Senden sonra işte tam da böyleyim. Sende kaldım. Sen oluyorum ama biz olamıyorum. Bir mucize istiyorum. Olmuyor aramıyorsun.</p>
<p>Ama tuhaftır ben de aramıyorum, arayamıyorum. En derin yerimden yaralamışsın beni. Seni affetsem kendimi affetmeyeceğim biliyorum. Neden bu kadar yaraladın beni? İçimdeki en derin yerdesin, çıkışın yok. Ve biliyorum hayatımızın en uzun sessizliği bu.</p>
<p>Bir gölge birbirimizin adımlarını takip ediyoruz ama görünmediğimizi sanıyoruz, ne kocaman bir yanılgı.</p>
<p>Büyüdüm ben, cidden büyüdüm. Cidden kendine çok güvenen bir kadın oldum. Öyle diyordun ya ben giderken. Masaldı oysa çok acizdim. Çok çaresiz. Çünkü kocaman bir aşktan geçtim. Senden geçtim. Seninle nefes aldım.</p>
<p>Bakışlarım daha derin, ifadelerim daha net. Artık hayatta kimse vazgeçilmez değil. Çünkü ben senin için tüm gemileri yakmışken, tek bir lafınla senden vazgeçtim.</p>
<p>Geride koskoca bir ben bıraktım, masumiyetimi, senden sonra ama senden aldım keskinliğimi, kararlılığımı. Kim yıkabilir ki ben, sen zerrelerime dek ayırmışken beni.</p>
<p>Özlüyorum seni, sonra özlemleri unutuyorum. Seni unutamıyorum. Çok kırgınım sana ama hala bir o kadar aşık. Kocaman bir aşktan geçtik biz. Yıkımı da çok büyük oldu ya, aksini düşünmek haksızlıktı belki de.</p>
<p>Peki, Benden sonra sen nasılsın? İyi ol, mutlu ol gerisi umurumda değil. Varsın biz olmasın ama sen ol. Biliyorum ki sende benim bir parçam var. Şiirim, masumiyetim, ürkek bakışlarım, vazgeçilmişliğim. Onlar sende kalsın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/senden-sonra-ben/">Senden Sonra Ben</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/senden-sonra-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5013</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kağıt Gemi ve Şarap Şişesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Aug 2016 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5007</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8216;Öyledir bazen. Bilincini yitirmeye başlarsın. Bir derinliğe batarsın. Çıkmak için çabalamazsın. Başın döner. Daha da dibe batarsın.&#8217; Biri bir kitap aldı eline. Güzel bir kadın. Saçları rüzgarla dans eden. Dokundukça ellerinin takılabileceği buklelerinde. İnce cılız bir kadın, masmavi gözleriyle. Öyle derin öyle sonsuz. Kitaplarını sayan her gün. Her gün radyodan müzikler dinleyen. Saatleri olan. Bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/">Kağıt Gemi ve Şarap Şişesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Öyledir bazen. Bilincini yitirmeye başlarsın. Bir derinliğe batarsın. Çıkmak için çabalamazsın. Başın döner. Daha da dibe batarsın.&#8217;</p>
<p>Biri bir kitap aldı eline. Güzel bir kadın. Saçları rüzgarla dans eden. Dokundukça ellerinin takılabileceği buklelerinde. İnce cılız bir kadın, masmavi gözleriyle. Öyle derin öyle sonsuz. Kitaplarını sayan her gün. Her gün radyodan müzikler dinleyen. Saatleri olan. Bir sahili olan. Sanki veda edermiş gibi elini kaldıran gemilere. Gemileri bekleyen. Kimi beklediğini hiç bilemedim ben. Ne sordum ne söyledi. İnce sesli kadın. Yağmurlu havaları sevmeyen kadın. Her gün tek başına aynı yerde içen, yanından bir kitabını ayırmayan. İçki sofrasının baş konuğu kitabının üç kadeh bitene kadar bir sayfasını okuyan. Ve sonra kitabı bırakan.</p>
<p><figure id="attachment_5008" aria-describedby="caption-attachment-5008" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5008 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi-300x187.jpg?resize=300%2C187" alt="Kağıt Gemi" width="300" height="187" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg?resize=300%2C187&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5008" class="wp-caption-text">Kağıt Gemi</figcaption></figure></p>
<p>Aynı yerde içmesek tanıyamazdım onu. Hayatım içmekten ibaretti onu görmeden önce. Onu izlemeye başladığım günden beri, o olmaya başlamıştım. Ona aşık falanda değildim. Hislerimi körelteli yıllar olmuştu. Bu başka bir şeydi. Tanımlayamamıştım.</p>
<p>Saatlerini ezbere biliyordum. Her gün saat 3&#8217;te o sahile giderdi. Ve her gün o gemi o saatte ordan geçerdi. Elini kaldırdı yine. Birine veda ediyormuş gibi. Beni fark etmişti. Göz göze gelmiştik 3 Vapuru yol alırken. Tepkisizdi. Uzunca süre gözlerime baktı. Gözlerinde ne olduğunu sezemezdin. Ne anlatmaya çalıştığını. Öyle baktı. Masmavi derinlikle&#8230; Başını eğdi. Öyle yakın bir mesafeyle yanımdan geçti ki saçları kirpiklerime takıldı sanki. Hissizliğim durağanlaştı.</p>
<p><figure id="attachment_5010" aria-describedby="caption-attachment-5010" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5010 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi-300x199.jpg?resize=300%2C199" alt="Şarap Şişesi" width="300" height="199" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5010" class="wp-caption-text">Şarap Şişesi</figcaption></figure></p>
<p>Akşam &#8216;saat&#8217;i gelmişti. Üç şarap koydum poşete. O sahile gittim. Gecenin karanlığı çökmüş. Yavaş yavaş içmeye başladım. Şişeler bittikçe denize doğru fırlattım. Bütün şişeler bittikten sonra kalktım.</p>
<p>O sahile gittim. Denizi izlemeye başladım. Geldi. Yine aynı yerde aynı gemiyi bekledi. Saat 3. Elini kaldırdı. Gemi yol aldı. Çantasını açtı. Üç tane kağıt çıkardı. Eğip bükmeye başladı. Yere dizdi üçünü de. Üç tane kağıt gemi. Tek tek denize doğru bıraktı. Arkasını döndü ve gitti. Kağıttan gemilerini izlemeye başladım.</p>
<p>Kağıt geminin şarap şişesiyle 3 Vapurunda karşılaşmasıymış &#8216;derinlik sarhoşluğu&#8217;.</p>
<p>&#8221;Ben birini sevmiyordum. O da beni sevmiyordu. Birgün bir yerde randevulaştık. Ben gitmedim. O da gelmedi.&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/">Kağıt Gemi ve Şarap Şişesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5007</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Edebiyatımızın Çınarı Vedat Türkali’yi Kaybettik!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/edebiyatimizin-cinari-vedat-turkaliyi-kaybettik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/edebiyatimizin-cinari-vedat-turkaliyi-kaybettik/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Aug 2016 06:02:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5016</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vedat Türkali&#8216;den sabah saatlerinde acı bir haber geldi&#8230; Türk edebiyatının usta isimlerinden Vedat Türkali, 97 yaşında hayata gözlerini yumdu Türkiye edebiyatının çınarlarından yazar Vedat Türkali, bir süredir tedavi gördüğü Yalova Devlet Hastanesi’nde sabah saat 06.00 sularında hayatını kaybetti. Vedat Türkali Öldü! Kızı Deniz Türkali, Twitter hesabından &#8221;Babamı Vedat Türkali&#8217;yi kaybettik&#8221; açıklamasıyla acı haberi duyurdu. Türkali’nin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyatimizin-cinari-vedat-turkaliyi-kaybettik/">Edebiyatımızın Çınarı Vedat Türkali’yi Kaybettik!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vedat Türkali</strong>&#8216;den sabah saatlerinde acı bir haber geldi&#8230; Türk edebiyatının usta isimlerinden Vedat Türkali, 97 yaşında hayata gözlerini yumdu</p>
<p>Türkiye edebiyatının çınarlarından yazar <em>Vedat Türkali</em>, bir süredir tedavi gördüğü Yalova Devlet Hastanesi’nde sabah saat 06.00 sularında hayatını kaybetti.</p>
<h2>Vedat Türkali Öldü!</h2>
<p>Kızı Deniz Türkali, Twitter hesabından &#8221;Babamı <strong>Vedat Türkali&#8217;yi kaybettik</strong>&#8221; açıklamasıyla acı haberi duyurdu.</p>
<p><figure id="attachment_5017" aria-describedby="caption-attachment-5017" style="width: 624px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/deniz-turkalinin-babasinin-olum-haberi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5017 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/deniz-turkalinin-babasinin-olum-haberi.jpg?resize=624%2C263" alt="Deniz Türkali: &quot;Babamı Vedat Türkali'yi kaybettik&quot;" width="624" height="263" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/deniz-turkalinin-babasinin-olum-haberi.jpg?w=624&amp;ssl=1 624w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/deniz-turkalinin-babasinin-olum-haberi.jpg?resize=300%2C126&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 624px) 100vw, 624px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5017" class="wp-caption-text">Deniz Türkali: &#8220;Babamı Vedat Türkali&#8217;yi kaybettik&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Türkali’nin doktoru Özgür Akın Oto, ünlü yazarın çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu.</p>
<h2>Vedat Türkali Kimdir?</h2>
<p>13 Mayıs 1919&#8217;da Samsun&#8217;da doğan Türkali, liseyi Samsun Lisesi&#8217;nde okuduktan sonra 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü&#8217;nden mezun oldu. Aynı yıl eşi Merih Pirhasan&#8217;la evlendi.</p>
<p><strong>Vedat Türkali’nin gerçek ismi Abülkadir Pirhasan’dır.</strong></p>
<p>Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi&#8217;nde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1951&#8217;de tutuklandı. 9 yıl ceza aldı. 7 yıl sonunda koşullu olarak serbest kaldı.</p>
<p>Rıfat Ilgaz ile Gar Yayınlarını kurdu. 1960&#8217;ta Dolandırıcılar Şahı ile senaristliğe başladı. 1965&#8217;te Karanlıkta Uyananlar filmiyle Antalya Altın Portakal Film Festivali&#8217;nde En İyi Senaryo Ödülü&#8217;nü kazandı.</p>
<p>Bir Gün Tek Başına, Mavi Karanlık, Tek Kişilik Ölüm, Güven, Yeşilçam Dedikleri Türkiye, Kayıp Romanlar, Yalancı Tanıklar Kahvesi, Bitti Bitti Bitmedi gibi romanlara imza attı.</p>
<p>1974&#8217;te Milliyet Yayınları Roman Yarışması&#8217;nda birincilik ödülünü, 1976&#8217;da Orhan Kemal Roman Armağanını kazandı. 2016&#8217;da Beyaz Martı Edebiyat Onur Ödülü&#8217;ne layık görüldü.</p>
<p>Geçmişte TKP üyesi olan <strong>Vedat Türkali</strong>, emek, demokrasi ve barış mücadelesine omuz vermeyi hep sürdürdü. 2002 yılında DEHAP&#8217;tan milletvekili adayı oldu.</p>
<h3>Vedat Türkali&#8217;ni Cenaze Programı</h3>
<p>Ünlü edebiyatçı, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda eşi Merih Pirhasan’ın yanına defnedilecek. Merih Pirhasan ile Vedat Türkali 1942 yılında evlenmiş, Merih hanım 31 Ekim 2013’te hayatını kaybetmişti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyatimizin-cinari-vedat-turkaliyi-kaybettik/">Edebiyatımızın Çınarı Vedat Türkali’yi Kaybettik!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/edebiyatimizin-cinari-vedat-turkaliyi-kaybettik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5016</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karanlıklar Serisi – Koltuk &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5004</guid>
				<description><![CDATA[<p>Taksici içinden &#8220;lanet serseri&#8221; dedi. “Anlıyorum efendim” Brian biraz gülümsedi. “Biliyorum, peki şimdi neredeyiz.” “Burası bir arkadaşımın oteli efendim, burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz güvenli bir yerdir. Şehre 6 mil kadar uzak kimse sizi burada bulamaz küçük bir yer olsa bile konforludur.” Brian işlerin yolunda olduğuna karar verdi ve taksiciye bir sıkıştırma daha yaptı. İyice keyfi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/">Karanlıklar Serisi – Koltuk &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Taksici içinden &#8220;lanet serseri&#8221; dedi.<br />
“Anlıyorum efendim”<br />
Brian biraz gülümsedi.<br />
“Biliyorum, peki şimdi neredeyiz.”<br />
“Burası bir arkadaşımın oteli efendim, burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz güvenli bir yerdir. Şehre 6 mil kadar uzak kimse sizi burada bulamaz küçük bir yer olsa bile konforludur.”<br />
Brian işlerin yolunda olduğuna karar verdi ve taksiciye bir sıkıştırma daha yaptı. İyice keyfi yerine gelmişti.<br />
“Dostum biliyor musun bir daha ki soygunu birlikte yapmalıyız”<br />
Taksici bir an durakladı. Kalbinin daha hızlı attığını hissetti.<br />
“Sadece şakaydı..” taksici zorla da olsa onunla birlikte güldü.</p>
<p>Taksici şehre doğru geri dönerken ne olursa olsun o kaçıktan kurtulduğu için ilk olarak kiliseye gidip dua etmeyi düşündü. Bu arada Brian resepsiyon da kendine verilen anahtarı aldı ve bu gün herkese yaptığı gibi resepsiyondaki adamada gülümseyip odasına çıktı. Otel çok küçük değildi ama büyük iş adamlarının geleceği türden bir yerde sayılmazdı. En fazla 200 oda var diye düşündü Brian her birinin neredeyse balkonu olmalıydı ki binanın dört yanı da balkonlarla kaplıydı. Odaya girdiğinde valizini taşımasına izin vermese de sadece odayı gösterdiği için hizmetliye 20 dolar bahşiş verdi. &#8220;Teşekkürler efendim&#8221; demişti genç adam. Beklide bunu diyen kafasındaki o sesti. Tam karar veremedi. Kapıyı açtı. Artık batmaya yönelmiş güneş ışığı odayı sönük sarı rengiyle doldurmuştu. Kapı direkt salona açılıyordu. Bir deri koltuk takımı, televizyon, masa ve şifonyerden oluşuyordu buradaki eşyalar. İki büyük koltuk televizyona çevrilmişken birde tekli bir koltuk köşede durmaktaydı. Diğerlerinden farklı bir şekli vardı. Daha çok bir taht gibiydi. Diğer takımla aynı renkte deriden yapılmıştı hemen bitişiğinde küçük bir sehpa ve onun üzerinde bir kumanda vardı kablolu bir kumanda. &#8220;Bu bir masaj koltuğu&#8221; diye düşündü Brian. &#8220;Her neyse&#8221; dedi sonra sol taraftaki yatak odasına gitti. Valizini kenara itip çokta gösterişli olmasa da temiz olan yatağa kendini attı. Uyumadan son kez gülümsedi. Bu işi sevmeye başlamıştı…</p>
<p>Green fire otelinin kapısı yavaşça açıldı. İçeri 40-50 yaşlarında orta boylu, beyaz saçlı, siyah gözlüklü bir adam kendinden emin adımlarıyla girdi. Resepsiyondaki görevli onu görünce hemen tezgâha yaklaştı ve konuşmasını bekledi.<br />
“Koltuk odasında mı?”<br />
“Evet, efendim her şey istediğiniz gibi koltuk odasında ve büyük bir ihtimalle onu kullanacak”<br />
“Pekâlâ, onu kullanmaya başladığında bende orada olacağım bunu görmek istiyorum”<br />
“Tabi ki efendim”<br />
Adam resepsiyonun arka bölümüne geçti, personellerin kaldığı odaya gitti.<br />
35 numaralı odanın kapısı sertçe üç kez vuruldu. Brian birden yakalandığını sandı. Hemen kalkıp kapının arkasına geçti. Genç hizmetçi onun kim o demesine izin vermeden bu soruyu almış gibi “oda servisi efendim” dedi. Kapıyı açtığında karşısında güzel bir hizmetçi kız vardı. Elindeki küçük jetonları işaret etti. “Bayım affedersiniz aşardaki görevliler size bu jetonlardan vermeyi unutmuşlar.”<br />
“Bunlar ne için?”<br />
“Masaj koltuğu efendim. Onu kullanmanız için bunlara ihtiyacınız var”<br />
“Bozuk parayla çalışıyor sanıyordum”<br />
“Evet, aslında öyle olmalı ama bazı müşteriler bozuk paralara ilgi duyuyor olmalılar ki birçok defa koltuklar soyuldu.”</p>
<p>“Anlıyorum, pekâlâ onlara ihtiyacım olduğunu sanmıyorum”<br />
“Siz yine de bir tane alın efendim, çok rahattır yılın bu zamanında yapacak daha iyi bir işiniz yoksa tabi”<br />
“Peki, güzel bayan senin için bir tane alabilirim belki masajdan sonra tekrar görüşürüz ha ne dersin rahatlamış olacağım”<br />
Hizmetçi kız hiç bozulmadan cevap verdi. Gülümsüyordu.<br />
“Polislere bana tacizde bulanan kişinin odasını gösterirken elbette”<br />
“Ooo jetonlar ne kadardı bayan?”<br />
“Birincisi ücretsiz efendim”<br />
“Her neyse sanırım biraz masaja ihtiyacım var bir tane alıyım”<br />
Hizmetçi jetonu uzattı. Brian cebinden çıkardığı 20 doları kıza bahşiş olarak verdi. Kapıyı kapattı ve arkasını döndüğünde koltukla göz göze geldi. Bir an onu bir canavar olarak düşündü. Büyük bir canavar. Başında hissettiği ağrının hafiflediğini duyumsamasıyla masaj yaptırmak fikri bir an için hoşuna gitti. Koltuğa oturacak mıydı? İçindeki o ses birden tekrar saklandığı yerden çıkarak Brian’ı korkuttu. &#8220;Hayır, Brian bunu yapma&#8221; &#8220;Neden?&#8221; &#8220;Bunu söyleyemem ama sadece yapmanı istemiyorum&#8221; &#8220;Bu seni ilgilendirmez neyi yapıp yapmayacağıma sen karar veremesin&#8221; &#8220;Brian seninle oynamıyorum sen bir serserisin bunu yapma&#8221;<br />
Brian koltuğa doğru yöneldi. Ön kısmındaki metal kare levhanın ortasındaki deliğe elindeki jetonu attı. Jetonun düşme sesini duydu ve deriden koltuğa gömülürcesine oturdu. Yan sehpadaki kumandayı eline aldı. Birçok tuş vardı ve tuşların üstünde vücudun masaj yapılacak bölümleri yazıyordu. Ve birde tümüne yapılacak masaj uygulaması. Kumandaya basmadan önce kendini rahat hissettiğini fark etti. Bütünüyle süngerden yapılmış koltuk gerçekten de oturulduğunda insanı rahat hissettiren vücudun başta omurga kemiği olmak üzere tüm bölgelerini doldurarak destekleyen bir yapıya sahipti. Vücudun tümü bölümünü seçti. Düğmenin üzerindeki ışık yanmıştı. Şimdi tek yapması gereken şey açma düğmesine basmaktı. Ondan önce koltuğa iyice yerleştiğinden emin oldu. Başını geriye yasladı. Sağ ve sol kolunu koltuğun kolları koymak için yan tarafındaki aralık bölümüne yerleştirdi. Burası kollara uygulanacak masajın sağlı sollu olması için iki taraflı bir aralıktı. Kolunu aralığın içine koyduktan sonra dışarıda bileğinden itibaren eli kalıyordu. Şimdi iki kolu da duvarda sıkışmış gibi duruyordu. Ayaklarını da kolları gibi koltuğun alt tarafındaki iki bölmeye yerleştirdi. Birden aklına tekerlekli sandalye geldi. Bu bir masaj koltuğundan çok bir tekerlekli sandalyeyi andırıyordu çünkü. Bunu düşüncesini çok komik buldu. İyice rahat hissettikten sonra tekrar başını geriye doğru yasladı ve artık hazırdı. Açma düğmesine az sonra bunu yaptığı için pişman olacağını bilmeden dokundu. Önce mekanik bir çalışma sesi duyuldu. Bu elektriğin koltuğa gelmesiyle koltuğun aksamının harekete geçtiğini gösteren bir sesti. Koltuk geriye doğru yavaşça yaslanmaya başladı. Yaslandıkça aslında bu canavar büyük dişleri olan ağzını açıyor ve kanlı ağzıyla insanı yutuyor gibiydi.<br />
Bu arada resepsiyon görevlisi ve otele gelen siyah gözlüklü adam yavaşça Brian’nın odasına doğru ilerliyordu. Resepsiyon görevlisi endişe içindeydi, siyah gözlüklü adam ise bir maç kazanmış gibi mutluydu.<br />
Koltuk yavaşça masajına başladı. Ardı ardına titreşimlerle Brian’ı sarsıyordu. Ve Brian bunu her hissedişinde gerçekten kan dolaşımının hızlanmasıyla rahatladığının farkına varıyordu. Titreşimler biraz daha sertleşmeye ve sıklaşmaya başladı. Bu arada Brian’nın kıpırdayacak mesafesi yoktu adeta, çünkü kollarını ve bacaklarını koyduğu aralıklar bir mengene gibi yavaşça sıkılmış vücudunu kavramıştı. Koltuk normalden farklı olarak biraz daha geriye doğru yatmaya başladı. Brian bu anda 2 dakikadır kapalı olan gözlerini açtı ve nasıl bir mekanizmanın üzerine oturduğunun farkına varmaya başladı koltuk onu kontrol ediyordu.<br />
Şimdi resepsiyon görevlisi ve yanındaki adam 35 nolu odanın önündeydiler.&lt;&lt; Bitiyor bitiyor&gt;&gt; diyordu içinden siyah gözlüklü adam. Görevliden anahtarı aldı. Kapıyı yavaşça açmaya başladı.<br />
Kapının sesini duyan Brian koltuktan kalkmak istedi tam olarak doğrulamadığı için kimin geldiğini göremiyordu. Kalkmaya çalışıyordu ama koltuktan kurtulamıyordu. Koltuk şimdi daha hızlı çalışmaya başladı. Kontrolden çıkmış gibiydi. Şimdi delirmiş gibi bir sağa sola doğru hızlıca dönüyor Brian’ı sarsıyordu.<br />
“Heey neler oluyor lanet olsun durdurun şunu kimsiniz gelen kim”<br />
“Oda servisi bayım” görevli oteli terk ederken adam gözlüğünü çıkarıp Brian’ın üzerine fırlattı. Brian hala adamın kim olduğunu göremiyordu. Adam gülerek onu seyrederken şimdi koltuk Brian’nın ellerini ve ayaklarını sıkmaya başladı.<br />
“İmdaat yardım edin biri şu koltuğu durdursun lanet olsun hizmetli ne bakıyorsun şunu durdursana gülmekten vazgeç aşağılık herif kimsin sen”<br />
Koltuk hala sıkıyordu. Elleri ve ayakları süngrin neredeyse tamamen içine girmişti şimdi ama hala koltuk sıkıyordu. Bir yandan da sağa sola doğru uçarcasına dönüyordu. Brian’nın midesi bulanmaya başlamıştı. Başı da ağrıyordu. Yatar gibi bir pozisyonda olduğundan tam olarak doğrulamıyordu da. Şimdi koltuk iyice yattı Brian’nın çığlıklarıyla birlikte ayaklarını havaya getirecek bir biçimde kafasını duvara vuruyordu. Koltuğun önü kalkıyor. Arkası yatıyordu. Duvara yakın olduğundan Brian’nın kafası duvara sürtüyordu. Koltuk duvara dayandığı için tam olarak yatamadı. Ama buna sinirlenmiş gibiydi şimdi. Öne doğru yavaşça düzeliyormuş gibi eğildi. Brian adamı görüyor gibi oldu. Ama birden koltuk geriye doğru öyle bir hamle yaptı ki Brian kafasını duvara vurdu ve kafasından kanlar fışkırdı. Duvar onun kanıyla boyandı. Zedelenen etinden kopan küçük bir parçada duvarda yapışıp kaldı. Kafatası neredeyse delinmişti. Genç adam çığlıklar atıyor. Acıdan inliyordu. Kafasından akan kan boynunda, saçlarına sırtını akıp, sıcaklığını hissettirken beynindeki eksikliği soğuk bir rüzgâr kapatıyordu. Koltuk biraz yavaşladı. Eskisi gibi bir ileri bir geri gidiyordu yine ama daha yavaştı. Şimdi canavar üzerindeki kurbanını bir ileri bir geri sallıyor ve kafasındaki kanları yere boşaltıyor silkeliyordu adeta. “Dur lütfen dur artık Lanet olsun!!!” Brian kendinden geçer gibi oldu fakat hala koltukta olduğunu hissediyordu. Önüne baktı bir an gövdesindeki kanları gördü midesi iyice bulandı. Ve kusmaya başladı. Biraz kan kustu daha sonrada yediklerini. Zorlukla nefes alıyordu. Canavar yavaşladı. Ve kollarıyla bacaklarını sıkıştıran aralıklar açılmaya başladı. Brian hala koltuğun pozisyonundan dolayı adamı göremiyordu. Bir an kalkmak istedi Brian ama buna koltuk izin vermedi. Açılan aralıklar birden sıkıca kurşun hızıyla kapandı. Acı bağırışları böğürmeye dönüşen adam şimdi kollarından fışkıran kanların kustuklarıyla karışmasını böğürerek yuvalarından fırlayacakmış gibi duran sonuna kadar açılmış gözleriyle izliyordu. Canavar ölümün tadını çıkarmak istiyordu belli ki. Duvardaki kanlar henüz kurumamışken bir kez daha aniden devrilen bir su bardağı gibi kanlar koltuğun adamı sarsmasıyla birlikte duvara döküldü. Biri duvara bir kadeh kırmızı şarabı atıvermiş gibiydi. Sağ kolundan bir parça et yere düştü ve kemiği gözüktü. Kanlarının arasında hala beyaz bir parçası görünüyordu. Canavar şimdi onu üzerinden yere yavaşça attı. Yüz üstü düştü tüm vücudu kendi kanlarından oluşan havuzda yüzüyordu sanki. Başını son gücüyle yana çevirip gözlerini adama doğrulttu. Gördüğü kişi karşısında şok oldu. Karşısında duran takım elbiseli beyaz saçlı gülümseyen adam müdür Tommy’di. O anda deri ayakkabılarıyla Müdür Tommy kafasının sağlam tarafına sert bir tekme attı. Genç adam acı içinde inledi. Sağ tarafa doğru savruldu.<br />
“Biliyor musun Brian bu kez sana cidden güvenmiş gibi hissettim öldürdüğüm birçok bankacıdan birisin ama cidden senin ki çok keyifliydi.”</p>
<p>Ezilen vücudunu topladı nefes alamıyordu. Buna rağmen konuştu.<br />
“Canın cehenneme”<br />
“Ben iki milyon dolar çalmadım bayım sen çaldın. Seni bu şekilde cezalandırmak sadece bir oyun ve bilirsin ben oyunlara bayılırım”<br />
Brian konuşamadığını fark etti ölmek için birkaç dakikası vardı. Dinliyordu sadece.<br />
“Neyse her zaman ki gibi yapacağım ben dürüst bir katilim. Tıpkı Hannibal gibi. Ah o adama bayılıyorum, bankacılara güvenirim ama onları sınarım her istediklerini verir ve sonra birden daha fazlasını istediklerinde verdiklerimi geri alırım. Ama daha fazlasını isterlerse bende verdiklerimden fazlasını alırım. Anlıyor musun Brian?”. Tıslar gibi güldü. Brian vücudunun bazı bölgelerini hissetmemeye başlamıştı. Gözleri karardı. Derin bir acı hissetti ve kendinden geçti.<br />
“Aman tanrım Brian bu kadar acemi olamasın henüz sözlerimi bitirmemiştim ahmak neden öldün?’’<br />
Adam sinirlenmişti. Ama yine de gülüyordu. Gözlerindeki ışıltı bir sapığın iç dünyasında bıraktığı tek aydınlık gecenin ay ışığıydı beklide. Kahkahalarla gülmeye başladı. Güldükçe Brian’a bakıyordu. Daha sonra yavaşça yanına geldi. Karnına sert bir tekme attı. Ceset yüz üstü dönmüştü. Kafasını tekmelemeye başladı. Delindiği yeri tekmeledikçe deri ayakkabılarının burun kısmı bir streç folyonun rulosundan çıkması gibi ses çıkarıyor Brian’nın beynine ulaşıyordu. Her ileri geri hareketinde daha da koyu kırmızı oluyordu. Daha sonra gözlerini tekmeledi. Çıldırmış gibiydi. Güldükçe daha şiddetli gülüyor ve tekmeleriyle cesedi parçalıyordu. Ölmesi için vahşi bir hayvana vuruyor gibiydi sanki. Daha fazla devam etmedi. Cesedin kafası kandan neredeyse görünmez bir hal almıştı. Islak bir temizlik bezinin su damlatması gibi damla damla kanlar akıyordu yere. Parkede bu yüzden küçük kan havuzcukları oluşmuştu. Adam daha fazla orada kalmadı. Brian’nın valizinin ön yüzündeki dolarları aldı ve odadan çıktı.</p>
<p>Aslında hiç Brian’ı yalnız bırakmamıştı. Taksici Brian’nın müdüründen başkası değildi. Arabada bulunan kimyasal gazın etkisiyle Brian bayılmış ve onun olduğunu fark etmemişti bile. Zaten arabaya girer girmez de gazın etkisinde kalmıştı. Bu yüzden reflekslerinde ki yavaşlamayla birlikte algısı da yok olmuş derecede küçülmüştü. Taksicinin ani duruşuna yol açan bağırışıysa sadece bir ara beyninin onu uyuşturan ve psikolojisini sıfır noktasına getiren kimyasala karşı verdiği savaşın göstergesiydi. Bütün plan banka müdürünün paranın çalınacağını anlamasıyla başlamıştı. Çalışanlarıyla oyun oynayan sapık bir ruh hastası olan Tommy Gloser 1996 yılında bir akıl hastanesinden kaçmış ve hala bulunamamış bir ruh hastasından başka biri değildi. Daha sonra bankanın müdürü olmayı işlediği ilk cinayetinden sonra başarmıştı. Sahte evrak ve kimliklerle yıllarca finansman sektöründe çalışıyormuş gibi bir portföy oluşturmuştu. Akıl hastanesine giriş sebebi karısını öldürdükten sonra derisini yüzüp içine girmesi ve bir süre caddelerinde komşuları tarafından bu şekilde üzerinde karısının çıplak derisiyle görünmüş olmasıydı. Birkaç kişinin oturdukları semtten taşınmasına neden olmuştu.<br />
1 yıl sonra…<br />
Tommy Gloser banka müdürü olmaktan emekli olacağı sırada polisin şüphelendiği bazı durumlardan dolayı kimlik bilgileri ve geçmişinde sapık bir katil olduğu akıl hastanesinden kaçtığı anlaşıldı. Tommy Gloser’un anlaşması üzerine Brian Soup’un yerine geçen kişi de eyalet polisinin işi üzerine alması sonucu yakalandı. Freedom bankasındaki tüm çalışanların araştırması yapıldığında Edward Come’un da başka bir çalışanın ölmesi sonucu onun yerine geçtiği anlaşıldı. Sekreter Elizabeth ise dövülerek tecavüz edilen bir kadın olarak gündeme geldi. Bunların sorumluları Tommy Gloser ve Edward olarak görülüyor. Otel çalışanlarının hiç birinin izi bulunamıyor. Otelin aslında terk edilmiş bir yer olduğu ve yıllardır kullanılmadığı Brian cinayeti için özel olarak bir günlüğüne yeniden dekore edildiği anlaşıldı…</p>
<p style="text-align: left;">Birçok araştırmaya rağmen koltuğun nasıl ve ne şekilde yapıldığı işkence için özel olarak mı yaptırıldığı anlaşılamıyor. Polis koltukta farklı şekillerde maddelerin kullanıldığını elektrik olmasa bile koltuğun çalışabileceğini yapılan araştırmalarla laboratuvarlardan öğrendi. Yapıldığı yere yâda yapılış tarihine dair bir iz bulunamadı. Koltuğun otele nasıl geldiği ise hala merak konusu. Koltuk şu an adli araştırma merkezinde bir depoda duruyor. Orada çalışan gece bekçisi Michael Smith’in iddialarına göre koltuk geceleri hala çalışıyormuş gibi sesler çıkarıyor. Tabi bütün bunları fişi takılı olmadan yapıyor. Bütün bunları yalanlamak isteyen bu tür şeylere inanmayan adli tıp görevlilerinden Doktor Mary Glase koltuğa fişi takılı olmadığı halde gece bekçisinin iddialarını yalanlamak üzere oturduğu sırada durdurulamaz bir şekilde koltuğun hızla saat yönünde dönmesi ve sırt kısmının kapanması sonucu beli kırılarak can veriyor…</p>
<p style="text-align: center;">SON</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/">Karanlıklar Serisi – Koltuk &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5004</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Rehber</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/rehber/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/rehber/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 28 Aug 2016 08:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4997</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnanmadığı değerleri savunmaya çalışıp, Savunmasında acziyetini ortaya koyan, Gizlemeye çalışsa da Firavunlaşmış yaltakçılığıyla, nefsinden ve acziyetinden utanmayan, İş söze gelince en iyi müslüman, “Gizlisidir makbulü” diye Yapmadığı ibadeti yapıyormuş gibi saklayan, Her ne hikmetse sonradan da yaptığını(!) milletin gözüne sokan, Kıblesi şaşmış, Nefsi palazlanmış, Sorsan dünyanın en iyi insanıymış(!) Vay be!… Meğer bu dünyada bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/rehber/">Rehber</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnanmadığı değerleri savunmaya çalışıp,</p>
<p>Savunmasında acziyetini ortaya koyan,</p>
<p>Gizlemeye çalışsa da</p>
<p>Firavunlaşmış yaltakçılığıyla, nefsinden ve acziyetinden utanmayan,</p>
<p>İş söze gelince en iyi müslüman,</p>
<p>“Gizlisidir makbulü” diye</p>
<p>Yapmadığı ibadeti yapıyormuş gibi saklayan,</p>
<p>Her ne hikmetse sonradan da yaptığını(!) milletin gözüne sokan,</p>
<p>Kıblesi şaşmış,</p>
<p>Nefsi palazlanmış,</p>
<p>Sorsan dünyanın en iyi insanıymış(!)</p>
<p>Vay be!…</p>
<p>Meğer bu dünyada bir kafir benmişim ulan (!)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Anlaman için akıl, akıl içinde zeka gerek</p>
<p>Sorgu suale ne hacet; bize gayba iman gerek</p>
<p>Yiğit işidir bu, kızcaları sevmez pek,</p>
<p>Sana bizim yolumuzdan mürşid-i kamil bir rehber gerek.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/rehber/">Rehber</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/rehber/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4997</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İki Karınca, Bir Damla</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 27 Aug 2016 07:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4966</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir daire üzerinde yol alan iki karıncaydık biz. Yürüyüşe ters taraftan başlamış olan&#8230; Ta ki yolumuz kesişti ya bir an… İşte donmuş bir damla misali kala kaldı zaman… &#160; O an! Tanıdım sizi nefesinizin kokusundan, Siz de tanıdınız beni, Kirpiklerimden taşan çocuk sevgimin coşkusundan… &#160; Sadık kalmıştık ikimiz de ezelde verdiğimiz ahde. İner inmez yeryüzüne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/">İki Karınca, Bir Damla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bir daire üzerinde yol alan iki karıncaydık biz.</em></p>
<p><em>Yürüyüşe ters taraftan başlamış olan&#8230;</em></p>
<p><em>Ta ki yolumuz kesişti ya bir an…</em></p>
<p><em>İşte donmuş bir damla misali kala kaldı zaman…</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O an!</p>
<p>Tanıdım sizi nefesinizin kokusundan,</p>
<p>Siz de tanıdınız beni,</p>
<p>Kirpiklerimden taşan çocuk sevgimin coşkusundan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sadık kalmıştık ikimiz de ezelde verdiğimiz ahde.</p>
<p>İner inmez yeryüzüne aramıştık ateşini aşkın,</p>
<p>Bulduğumuz her yeni kibritin alevinde.</p>
<p>Sırra kademdi umudumuz kabalıkların içinde…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karınca kararınca sevmiştik tevekkülün hayâsında,</p>
<p>Beklemiştik, kalkan sabrımızın bitmeyen ayazında…</p>
<p>Beklemiştik büküp boynumuzu yalnızca…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Sendin beklediğim, asırlardır bir taşın fosil kanatlarında </em></strong></p>
<p><strong><em>Bendim beklediğin, çölleri aşan kum fırtınalarında…</em></strong></p>
<p><strong><em>Biliyordun geç kaldığını bana!</em></strong></p>
<p><strong><em>Biliyordum sevdamın ağır geleceğini sana!</em></strong></p>
<p><strong><em>Kalabilseydik An’da biraz daha,</em></strong></p>
<p><strong><em>Verirdik ömrümüzün kalanını,</em></strong></p>
<p><strong><em>Başı yok, sonu hiç olmayacak bu uçsuz bucaksız yola…</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Bir küçük damlaydık düştük toprağa,</em></p>
<p><em>Kucakladı sevgiyle bizi, bastı bağrına toprak ana,</em></p>
<p><em>Bir öpücük kondurdu alnımıza,</em></p>
<p><em>Sonra içine çekti,  </em></p>
<p><em>Buyur etti yavaşça damlayı,</em></p>
<p><em>Sofrası kurulmuş karıncalara…</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/">İki Karınca, Bir Damla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4966</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylül’den Mektuplar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylulden-mektuplar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylulden-mektuplar/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 26 Aug 2016 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Doğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4981</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir yerden ayrılınca arkasında hiçbir şey bırakmayanlardanım. Özlemeyi bilmeyenlerdenim. Bu şehre alışmam zaman almadı. Denizse deniz, ağaçsa ağaç, topraksa toprak… Dünyasını sırtında taşıyanlardanım. Benimle birlikte Eylül de geldi buraya. Ve ben sonbaharın kızıl yeleli atına binmiş, şehrin sokaklarında amaçsız dolaşıyorum… Sabahın bu ilk saatlerinde sokaklarda caddelerde tek tük insanlar var. Bazen önümden sarışın bir kedi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulden-mektuplar/">Eylül’den Mektuplar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yerden ayrılınca arkasında hiçbir şey bırakmayanlardanım. Özlemeyi bilmeyenlerdenim. Bu şehre alışmam zaman almadı. Denizse deniz, ağaçsa ağaç, topraksa toprak… Dünyasını sırtında taşıyanlardanım.</p>
<p>Benimle birlikte Eylül de geldi buraya. Ve ben sonbaharın kızıl yeleli atına binmiş, şehrin sokaklarında amaçsız dolaşıyorum… Sabahın bu ilk saatlerinde sokaklarda caddelerde tek tük insanlar var. Bazen önümden sarışın bir kedi geçiyor, seni hatırlıyorum. Sen sarışın kedileri severdin. Bir de güneşin sarışın aydınlığını… Eylül’ü severdin. Eylül, incecik parlak gözleri olan sarışın bir kadındır, derdin. Senin sevdiğin her şey var burada. Sokaklardan geçiyor sarışın kediler. Şehir, güneşin sarhoş eden o ilk aydınlığında, zamanın dışında savruluyor. Eylül, yağmurdan saçlarının arasında tutuşmuş sonbahar</p>
<p>Yürüyorum rüzgâr saçlarımın arasından usulca geçiyor. Çocukluğumuzu geçirdiğimiz o istasyon kasabasından usulca geçiyor. Çocukluğumuzu geçirdiğimiz o istasyon kasabasında sabahları böyle bir rüzgâr eserdi. Uzun saçlarımız rüzgârda savrulurdu. Sonra bir tren geçerdi. Trenin uğultulu rüzgârı karışırdı sabah rüzgârına. Biz, trendeki insanlara el sallardık. Büyümek isterdik. Trenlere binmek, uzaklara çok uzaklara gitmek… Büyüdük, savrulduk fark etmeden. Hayat bizi uzaklara, çok uzaklara fırlatıp attı. Gittiğim her yere o rüzgârı götürdüm ben, Eylül’ ü götürdüm. Sen o rüzgârı hatırlar mısın? Senin gittiğin şehirlerin kurşuni Eylül sabahlarında böyle rüzgârlar eser mi?</p>
<p>Ahh! Eylül, çocukluğun deli rüzgârı…</p>
<p>Güneş, kızıl-sarı bir sarhoşluğun ardından yavaşça kendine geliyor. Ağaçların bazıları çırılçıplak sunmuşlar kendilerini güneşe ve rüzgâra. Bazılarının üstünde hüzünlü yapraklar alevli gölgeler gibi sallanıyor. Ağaçlar Eylül’ün sevgili kızlarıdır. Eylül, kendi rengine boyar onları. Alev alev yanar ağaçlar. Ben de onlarla yanarım gitgide… Yandıkça çoğalırım. Her bir parçam büyür, büyüdükçe yanarım…</p>
<p>Yolun karşısında yaz günahlarından, yapraklarından arınmış bir çınar ağacı var. Bu şehirde öyle çok çınar ağacı var ki… Ağaçlar güzel, ama ben ağaçları nisanda severim. Gelinliklerini giyinmişken, tepeden tırnağa çiçek kesilmişken, neşe doluyken severim. Sen ağaçları Eylül’de severdin. Alev alev yanarken severdin. Bazen yaz biterken, herkes kasabaya döndüğünde, evimizin bahçesindeki çınara salıncak kurardı babam. O zaman benim yüzümde o çınar da her şeyden de herkesten de büyüktü babam. Kocaman elleriyle tutardı beni. Salıncaktayken gülerdim. Kan kırmızı gülerdim. Babam gülerdi ben gülerken. Eylül geçerdi üstümüzden. Yüzüme yapraklar düşerdi. Yağmurlar düşerdi. O zaman işte her şey bu çınar ağacıydı. Her şey babamdı. Gülerdim, deli gibi pervasız. Uçardım, uçardım… Kanatlarımın altında o en özgür Eylül. Sen o ağacı hatırlar mısın?</p>
<p>Ah Eylül, babamın güven dolu sesi ve çocukluğun bitmeyen gülüşü…</p>
<p>Ben yürürken insanlar çoğalıyor, kediler azalıyor sokaklarda. Caddelerden arabalar geçiyor. Yumuşacık bir yağmur başlıyor. Saçlarım ıslanıyor. Ürperiyorum. Damla damla Eylül akıyor kaldırımlardan. Saf, berrak, yalın ve yalnız. Eylül ne kadar da yalnız. Issız. Benim kadar, senin kadar, herkes kadar yalnız. Yazın o uzun aydınlığını öldürüyor zehirli öpüşüyle, getirdiği yalnızlığı dağıtıyor şehre. Her geçen gün artıyor yalnızlığım. Her geçen gün bir şeyleri daha yitiriyorum. Kaybettiklerim için ağlamıyorum ben. Ama Eylül ağlıyor benim için. Yağmur yağıyor.</p>
<p>Yağmur yağarken korkardım eskiden. Bir de geceyse yorganımın altında titrerdim. Sonra annem gelirdi yanıma. Sıcacık dokunurdu bana. Anneme sarılırdım. Nedensiz ağlardık. Annem masal anlatırdı bana sessizce. Uyurdum ve sonbahar rüyalarının içinde kaybolurdum. Uzun, karışık ama aydınlık rüyalar. Annemin sesi karışırdı rüyalarıma. Sen o rüyaları hala görüyor musun? Senin gittiğin şehirlerde sonbahar yağmurları yağarken aklına geliyor mu rüyaların?</p>
<p>Ah! Eylül, annemin sıcacık eli ve uzun aydınlık rüyalar…</p>
<p>Yağmur hızlanıyor, insanlar çoğalıyor. İki kaldırım taşı arasına sıkışmış bir papatya görüyorum. Çiçekler Eylül’ de ne kadar da şaşkın oluyor, hiç fark ettin mi? Güneşin baş döndüren aydınlığını içiyor ama ısınmıyor. Şaşırıyor papatya, daracık yerinde sallanıyor. Yağmur yapraklarından süzülüyor. Ömrünün son demlerini yaşayan bir insan olgunluğuyla öylece bekliyor Eylül’ün üstünden çekilmesini ve ölümü…</p>
<p>Okula gittiğim ilk haftayı hatırlar mısın? Sen bana papatyalar toplamıştın okulun bahçesinden bana. O sıralar Eylül yeni alınmış kitap kokardı, tasasız çocuk sesiyle konuşurdu, sınıflara doluşurdu. Eylül o sıralar papatyanın sarısındaydı.</p>
<p>Senin gittiğin şehirlerde de papatyalar kaldırım taşlarının arasına mahkûm mu? Her papatya yaprağıyla sen de dökülür müsün?</p>
<p>Ah, Eylül, kitap kokusu ve ilkokul bahçesinde papatya yaprağı.</p>
<p>Eylül çiçeklerinin en güzeli ortancalar… Kaldırım tükeniyor ayaklarımda, merdivenli bir sokağa çıkıyorum. Hepsi birbirinden apayrı ama hepsi kardeş evler, merdivenin iki yanına gittikçe daha dik sıralanmış. Hepsinin de küçük bahçelerinden, pencerelerdeki saksılardan, mor, beyaz ve en çok da mavi ortancalar fırlamış. Eylül çiçeklerinin en güzeli ortancalar… Bu evler, bu köpürmüş ortancaların kucağında ne kadar uysal ne kadar dingin… Bu evlerin balkonlarından merdivenli sokağa bakan kadınlar ne kadar ümitli hayattan. Belki şu kırmızı saçlı kadın-ki saçları Eylül kırmızısı- bir şeyler bekliyor ihtimal, bir apartman dairesine taşınmak istiyor. Acaba buradaki kadınlar biliyorlar mı onlara bu dinginliği ancak burası veriyor.</p>
<p>Eylül, hüzün doğuran, ümit emziren kadın…</p>
<p>Merdivenlerden çıkıyorum, saçlarım hep ıslak. Düşen yağmur damlaları merdivende parçalanıyor. Kimileri ortancaları okşuyor yumuşacık dokunuşlarla. Merdivenler bitiyor. İki yanı boş bir düzlüğe çıkıyorum. Bisikletli çocuklar geçiyor yanımdan, hepsi de heyecanlı. Bir şemsiyenin altına sığınmış iki kişi, gülüyorlar, öyle güzel gülüyorlar ki ben de gülüyorum. Kız, kıpkırmızı bir elbise giymiş. O kadar güzel ki bu güzellik insanı öldürebilir. Bu iki sevgili içimde bir yerleri acıtıyor, kanatıyor. Onu düşünüyorum, O ıslak sokakların iflah olmaz çocuğuydu. Kumral saçlarının arasında parlak ışıltılar taşırdı. Öpünce sıcak öperdi, öyle sıcak öperdi ki dudaklarım yanardı. Varlığım erir, küçülürdüm kollarında. Eylül’ ün yağmurlu sokaklarında, okul çıkışlarında. Elim onun elindeyken güvendeydim. Eylül rüzgârlarıyla, yağmurlarıyla yanımızdaydı. O, bana mavi ortancalar alırdı çiçekçilerden, sevinirdim. Rüzgâra bırakırdım kendimi ve onun öperdim. Dudaklarım yanardı yine öperdim.</p>
<p>Ah, Eylül, mavi ortancaların sevinçli buğusu ve liseli sevgilinin acıtan hayali…</p>
<p>Bu şehrin en çok sokaklarını seviyorum. Her sokağın bitiminde deniz doluyor içime. Önce senin kokunu duyuyorum. Sonra büyüleyen mavisi gözlerimde çoğalıyor. Ayaklarım denize inen daracık yolda hızla ilerliyor. Düşen damlalar denizde ölüyor. Sahilde yavaşça yürüyen insanlar… Kumlar soğuk, yine de ayakkabılarımı çıkarmak, koşmak istiyorum. Deniz, Eylül’de en güzel mavisini gösteriyor. Koyu, serin, unutmabeni çiçeği mavisi. Deniz uzuyor, çoğalıyor, büyüyor. Bütün hayatım deniz oluyor, ağlamak istiyorum, denizler gibi serin ağlamak. Ah, Eylül, denizin koyu ve serin mavisi…</p>
<p>Deniz kenarındaki balık lokantalarından birinde oturuyorum. Bir kalkan balığı istiyorum. Eskiden yaz bitiminde, Eylül’ün ilk haftası, babam amcamla dereye balık tutmaya giderdi. Biz evde beklerdik. Üzülmeyelim diye göndermezdi bizi annem. Akşam balıkları pişirirdik. Hayatımda yediğim en güzel balıklardı. O zamanlar ne çok gülerdik. Sen gülerdin, babam gülerdi. Annem hep telaşla gülerdi. Bu yediğim balığın yolu hiç geçmemiştir o dereden, yine de güzel. Eylül akşamlarında yediğimiz balıklar gibi zilzurna neşe…</p>
<p>Sen gittiğin şehirlerde, böyle her balık yiyişinde, o akşam balıklarını hatırlar mısın? Hala öyle güler misin?</p>
<p>Ah, Eylül, o çok güldüğümüz akşam yemekleri…</p>
<p>Lokantadan çıktım, yağmur dinmiş gibi. Bulutlar hızla geçiyor. Sokaklar ıslak, insanlar ıslak; dudaklarım, gözlerim ıslak. Koşan, yürüyen, gülen bağıran insanların arasından geçiyorum. Bu insanlar bilirler mi ne kadar birbirlerine benzediklerini? Ne kadar Eylül’e benzediklerini. Feribota biniyorum. Serin demirlere koyuyorum ellerimi, denizin kokusunu içime çekiyorum. Martılar denize değiyor. Feribot uzaklaşıyor. Böyle zamanlarda hep bir martı olmak istiyorum. Bir martı olmak… Uçmak ve kanatlarımın altından denizler geçirerek o istasyon kasabasına gitmek. Kasabadan göç zamanı kuşlar geçerdi, kırlangıçlar… Nisanda gelirlerdi, ama biz gidişlerini izlerdik Eylül’de. Biz de gitmek isterdik kuşlarla…</p>
<p>Senin gittiğin şehirlerde böyle kuşlar var mıdır?  Kuşlarla gitmek ister misin sen de?</p>
<p>Ah, Eylül, göç yollarında kuş sesleri…</p>
<p>Feribottan iniyorum. Gülümseten bir sarhoşluk var üzerimde. Öylece duruyorum. Şehre bakıyorum. Denize bakıyorum. Eylül’e bakıyorum…</p>
<p>Eylül, ağaç, yaprak, tat, koku, buğu, şarkı, şiir…</p>
<p>Eylül, çocukluğun saf gülüşü, çocukluğun kendisi, çocuk…</p>
<p>Eylül, ilkokul bahçesinde papatya beyazı, kitap kokusu…</p>
<p>Eylül, biraz hüzün, biraz ümit… Eylül, annemin dokunuşu… Babamın sesi…</p>
<p>Eylül, aşk, kan kırmızı öpmek, tutuşmak…</p>
<p>Eylül, denizin unutmabeni çiçeği, balık, kuş, ortanca…</p>
<p>Eylül, biraz mavi, biraz kırmızı…</p>
<p>Biraz sıcak, biraz serin…</p>
<p>Eylül, şehir, şehrin ruhu…</p>
<p>Eylül, deniz kıyısı kentlerin kadınları…</p>
<p>Eylül, biraz ben ve mutlaka sen…</p>
<p><strong>Eylül, unutmadan özlemek seni… !</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulden-mektuplar/">Eylül’den Mektuplar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylulden-mektuplar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4981</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Obsesif Dışavurum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/obsesif-disavurum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/obsesif-disavurum/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Aug 2016 11:30:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4970</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uyandım mı? Uykuda mıyım? Ne o uyumadım mı? Yoksa yine mi! Bilirim bu Şeytanın bana bir oyunu, Belki de Anılarımın kabusu. Nefsimin mantığımı ikna kurgusu, Bilinç altımın obsesif dışavurumu. Sonuçta akıl sağlığım ve iştahımdı kaçan. Belki &#8220;Tahminimden kolay oldu&#8221; diyor şeytan. Kaçarı yok aynanın karşısında on parmaklı bir surattan, Şişmiş göz kapakları, kan oturan gözler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/obsesif-disavurum/">Obsesif Dışavurum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uyandım mı?<br />
Uykuda mıyım?<br />
Ne o uyumadım mı?<br />
Yoksa yine mi!</p>
<p>Bilirim bu Şeytanın bana bir oyunu,<br />
Belki de Anılarımın kabusu.<br />
Nefsimin mantığımı ikna kurgusu,<br />
Bilinç altımın obsesif dışavurumu.</p>
<p>Sonuçta akıl sağlığım ve iştahımdı kaçan.<br />
Belki &#8220;Tahminimden kolay oldu&#8221; diyor şeytan.<br />
Kaçarı yok aynanın karşısında on parmaklı bir surattan,<br />
Şişmiş göz kapakları, kan oturan gözler ve morarmış dudaktan.</p>
<p>Bu anlarda Öldürürüm Veysel&#8217;i , Taner olur hemen bana.<br />
Onu da alt ederim, Azap çıkar karşıma.<br />
Nasıl bir mahlassa uğraşamam onunla.<br />
Şeytan düşmandır, kendine meşbu Azap&#8217;a.</p>
<p>Bu gecede kurtuldum yarına Allah kerim.<br />
Bilmem ne zaman biter bu gece nöbetlerim.<br />
Yok yok bileğimi kesmem, daha var ümitlerim.<br />
Gerekirse imkansızlığın mahrumiyetini beklerim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/obsesif-disavurum/">Obsesif Dışavurum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/obsesif-disavurum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4970</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -3 / Yaşama İnat Yaşamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Aug 2016 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Devlet Kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamaya Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4959</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşamaya Dair “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın  bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,  yani bütün işin gücün yaşamak olacak. “ Konuş ! diye bağırıyordu. Buradan sağ çıkacağını mı sanıyorsun? Anlat, bütün bildiklerini anlat ! Diğeri devam ediyordu. Seninle kim temasa geçiyordu, emirleri kim veriyordu? Okulunuzda kaş kişiydiniz? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri -3 / Yaşama İnat Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Yaşamaya Dair</h2>
<p><em>“Yaşamak şakaya gelmez, </em></p>
<p><em>büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın </em></p>
<p><em> bir sincap gibi mesela, </em></p>
<p><em>yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, </em></p>
<p><em> yani bütün işin gücün yaşamak olacak. “</em></p>
<ul>
<li>Konuş ! diye bağırıyordu. Buradan sağ çıkacağını mı sanıyorsun? Anlat, bütün bildiklerini anlat ! Diğeri devam ediyordu.</li>
<li>Seninle kim temasa geçiyordu, emirleri kim veriyordu? Okulunuzda kaş kişiydiniz? Senin görevlerin nelerdi?Hepsini anlat. Konuşamadan daha, daha ağzını bile açmamışken&#8230;</li>
<li>Hangi eylemlere katıldın?  Üzerinden çıkan kitapları kim verdi sana?Hadi konuşsan ! Bir tokat, bir tane daha, ardından tekmeler özellikle karnına yağıyordu…</li>
</ul>
<p>17 yaşım, ah benim garip başım… Öğrenciyim ben liseliyim, seneye okulu bitireceğim, üniversiteye gideceğim daha. Kaymakam olarak döneceğim doğup büyüdüğüm kasabaya…</p>
<p>Babam biliyor mu olanı biteni acaba? Ya annem, hele yaşlı haminnem… Eyvahlar olsun biliyorlarsa, nasıl bakarım yüzlerine bir daha?</p>
<p>Okumaya gelmiştim ben, sadece okumaya… Kaymakam olacaktım daha&#8230;</p>
<p>Okumaya gelmişti, çok methetmişlerdi bu liseyi yatılı diye, iyi eğitim alır diye, erkek lisesi diye… Varını yoğunu vermişti ailesi büyük oğullarına, ilk göz ağrıları okuyacak ve diğer 4 kardeşine de yâr olacaktı. Olmadı ama. Askerler koğuşa girdiği anda öylece kalakaldı çocuklar, çünkü çocuktular&#8230; Okul yeni açılmış, dersler yeni başlamıştı. Yaz tatilinin üzerinden birkaç hafta geçmişti, üniversite sınavlarına gireceklerdi, son sınıftılar… Umutları Kaf dağının ardındaydı&#8230; Hatırlıyordu, ranzada kitap okuyordu, korkuyla kitabını düşürüyordu sonra… Ağır ağır kalkıyordu tozlar havaya kalkıyordu… Sonra!</p>
<p>Sonra! Göğsüne aldığı darbeler, nefesini kesiyordu ilkin, sonra dayanamıyordu ince zayıf vücuduyla uykuya dalıyordu acıdan, açlıktan, pişmanlıktan, en çok da korkudan&#8230;</p>
<p><em>Yazamıyorum sonrasını, doktorum “iyi gelir yazarsan geçmişini, kâbuslarından kurtulursun “demişti ama… İçim acıyor, gözaltında kaldığım onca zamanı, yaşadığım onca eziyeti hatırlamak bile istemiyorum artık. Unutmak istiyorum ne yaşadıysam, yaşamadıysam, neyim varsa yoksa da, sadece unutmak istiyorum&#8230;</em></p>
<h2>Yaşamak istiyorum artık!</h2>
<p><em>Geceleri bağırarak uyanıyorum hala… Birisi bana küfrediyor sürekli uykularımda, yüzünü göremediğim birisi, başımdan aşağıya soğuk sular boşaltıyor, titriyorum karanlıkta…</em></p>
<p><em>Yaşamayı ciddiye alacaksın, </em></p>
<p><em>yani o derecede, öylesine ki, </em></p>
<p><em>mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, </em></p>
<p><em>yahut kocaman gözlüklerin, </em></p>
<p><em>beyaz gömleğinle bir laboratuvarda </em></p>
<p><em> insanlar için ölebileceksin, </em></p>
<p><em> hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, </em></p>
<p><em> hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, </em></p>
<p><em>hem de en güzel en gerçek şeyin </em></p>
<p><em>yaşamak olduğunu bildiğin halde. </em></p>
<p><em>Ben halk kahramanı değilim ki! Öğrenciyim ben, Kaymakam olma hayaliyle  İstanbul’a okumaya gelmiş bir taşralı çocuğum. Hiçbir eyleme katılmamışım. Hiçbir siyasi platformda yer almamışım. Yatakhanede yakalanmışım diğer arkadaşlarım gibi. Kitaplıkta buldukları yayınlar yüzünden onca zaman gözaltında tuttular bizi. Aylarca göremedik ailemizi. Sırf kitap okuyoruz diye, başkalarının kabahatini biz çektik bile bile&#8230; Anlatamadık kimseye derdimizi. Tanımadığımızı kimseyi, siyasi olmadığımızı, hiçbir şeye karışmadığımızı… Öğrenciyiz diye yalvardık, dinlemediler, sınav dedik, daha çok dövdüler. Oysa yalnızca bir senemiz kalmıştı… Mezun olacaktık 1981 yılında…</em></p>
<p><em>Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, </em></p>
<p><em>Yetmişin de bile, mesela, zeytin dikeceksin, </em></p>
<p><em>Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, </em></p>
<p><em>ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, </em></p>
<p><em>yaşamak yani ağır bastığından. </em></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Nazım Hikmet</strong></p>
<p><em>Doktora söylemeliyim, ne ‘ben’ formunda ne de ‘o’ formunda anlatamıyorum hissettiklerimi. Aradan geçen üç yıla rağmen iyileşemiyorum bir türlü, bana “iyi şeyler düşün” diyor doktorum… Düşünmeye gayret ediyorum… Çok şükür ki yaşıyorum, dayanamayan bir arkadaşımız vardı koğuşta… Kendini astı bulduğu bir asker potin bağıyla… Gözümün önünden gitmiyor yüzü bir türlü, esmer teninin sarılığı, gözlerinin kara kara bakışı…</em></p>
<p><em>Yaşamak için uğraşıyorum, ölümden korkuyorum, çok korkuyorum! Ama bu kütüphane kapandığında akşam saatinde eve gitmek için kendimde güç bulamıyorum… Kitapların içinde huzur buluyorum yalnızca. Bu yüzden vazgeçtim kaymakam olmaktan. O vahşet günlerinden çıkıp serbest kalınca zar zor bitirip liseyi, edebiyat fakültesine girdim… Kitaplara yakın olayım diye, kütüphaneci olacağım şimdi…</em></p>
<p><em>Bu kütüphanede, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde memur olacağım, yaşamak başlasın diye tekrar kitapların arasında gerisin geri…</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri -3 / Yaşama İnat Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4959</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Delirmeye Gör</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/delirmeye-gor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/delirmeye-gor/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Aug 2016 15:05:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4973</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazen acılar delirtir. Ve maalesef insanlar çoğu zaman Acılarınızla değil, Deliliğinizle ilgilenir. Kızmıyorum, Nede olsa; Hasarlı cümleler içerisinde Doğru kelimeleri bulup nasiplenmek Bir yetenektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/delirmeye-gor/">Delirmeye Gör</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen acılar delirtir.</p>
<p>Ve maalesef insanlar çoğu zaman</p>
<p>Acılarınızla değil,</p>
<p>Deliliğinizle ilgilenir.</p>
<p>Kızmıyorum,</p>
<p>Nede olsa;</p>
<p>Hasarlı cümleler içerisinde</p>
<p>Doğru kelimeleri bulup nasiplenmek</p>
<p>Bir yetenektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/delirmeye-gor/">Delirmeye Gör</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/delirmeye-gor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4973</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Doktor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/doktor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/doktor/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Aug 2016 05:07:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4948</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir elimde mendil, Diğer elimde nane limon. Boğazımda şişti. Ateşimde var. Doktor soğuk algınlığı dedi, Yalana bakar mısın, Senin yüzünden hasta oldum, Elimi tutmadın, Bir çorba yapmadın. Beni hiç merak etmedin, Doktor “Tıp okumuş iyi hoş ta,” Hastalık nedenimi göremedi. Ateşim, tamamen sana olan öfkemden, Boğazım da sana ağlamaktan şişti, Doktor beni hasta edeni görmüyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/doktor/">Doktor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir elimde mendil,</p>
<p>Diğer elimde nane limon.</p>
<p>Boğazımda şişti.</p>
<p>Ateşimde var.</p>
<p>Doktor soğuk algınlığı dedi,</p>
<p>Yalana bakar mısın,</p>
<p>Senin yüzünden hasta oldum,</p>
<p>Elimi tutmadın,</p>
<p>Bir çorba yapmadın.</p>
<p>Beni hiç merak etmedin,</p>
<p>Doktor “Tıp okumuş iyi hoş ta,”</p>
<p>Hastalık nedenimi göremedi.</p>
<p>Ateşim, tamamen sana olan öfkemden,</p>
<p>Boğazım da sana ağlamaktan şişti,</p>
<p>Doktor beni hasta edeni görmüyor musun?</p>
<p>Şikayetimin nedeni o,</p>
<p>Mikroplar için iğne mi dedin?</p>
<p>Yok istemiyorum,</p>
<p>İnan elimi tutsa geçer,</p>
<p>Gerek bile kalmaz.</p>
<p>Doktor, kızma lütfen!</p>
<p>“Bunlar masal,” deme lütfen,</p>
<p>Kapıdan içeri  girsin,</p>
<p>Bak nasıl canlanıyorum.</p>
<p>Mikropların gitmesi için antibiyotik mi?</p>
<p>Ne lüzumu, var.</p>
<p>Etrafında ki kızlar gitsin,</p>
<p>Gerek bile kalmaz .</p>
<p>Doktor! beni gerçekten hasta sanıyorsun.</p>
<p>Birazdan kapıdan girsin,</p>
<p>Bak nasıl iyileşiyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/doktor/">Doktor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/doktor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4948</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hostes Hanım Kızım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hostes-hanim-kizim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hostes-hanim-kizim/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Aug 2016 11:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İnci Demirbağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4954</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne fena bir boşluk içinde uyanmak… İşini sevmiyor değilsin de, böyle zamanlarda gülümsemek zor geliyor insanlara. Hani ağla deseler mesela gülümseyeceğine. O daha mümkün bazen. 6 yıldır beni uyandırmasına alıştığım bir adamla uyanırken yolcularımıza gülümsemek zor gelmiyordu bana. Uyanırken de zorlanmazdım. İşimi sorguladığımı hatırlamıyorum. Sadece bayramlarda ailemden, ülkemden uzak olursam içim burkulurdu o kadar. Gündüzün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hostes-hanim-kizim/">Hostes Hanım Kızım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne fena bir boşluk içinde uyanmak…</p>
<p>İşini sevmiyor değilsin de, böyle zamanlarda gülümsemek zor geliyor insanlara. Hani ağla deseler mesela gülümseyeceğine. O daha mümkün bazen.</p>
<p>6 yıldır beni uyandırmasına alıştığım bir adamla uyanırken yolcularımıza gülümsemek zor gelmiyordu bana. Uyanırken de zorlanmazdım. İşimi sorguladığımı hatırlamıyorum. Sadece bayramlarda ailemden, ülkemden uzak olursam içim burkulurdu o kadar.</p>
<p>Gündüzün şerri gecenin hayrından iyidir der,babaannem. Pek de istemedi bu mesleği yapmamı. Kandırdım biraz da. Ben gündüz uçuyorum babaanne dedim. İçi rahatlar gibi mi oldu, yoksa üzülmeyeyim diye mi içim rahatladı kızım dedi. Bilmiyorum.</p>
<p>Saat 03.50. Arabayla giderken baktım. Yetişirim ya. Çok uğraştım katları alıştığıma nazaran kısa kesilmiş saçımla. Planladığım saatte çıkamadım evden.</p>
<p>Açtım o en çılgın clup müzik çalan radyolardan birini. Uyandırma servisi benim için bir nevi.</p>
<p>Hem dedim ya ağladım ağlayacağım, o frekansa yakın çok şükür Yıldız abla falan çalan bir radyo yok. Özür dilerim Yıldız abla çok sevsem de şarkılarını, bugün dinlemesem iyi olacak.</p>
<p>Saatler sürecek bir uçuş var önünde. Saatlerce sarılacak bir omuza hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyduğun bugünlerde.</p>
<p>Ah bu saçım! Tavsiye üzerine gittim, ”İyi para kazanıyorsun, mahalle kuaförüne mi gideceksin canım”ların üzerine. Seni de özledim Hamiyet Abla. Öğrenci olsam yine de ensemi açıkta bırakana kadar sen kısaltsan yıpranan saçlarımı. Geleneksel kadınım ben, sevemedim bu avm kuaförlerini.</p>
<p>Neyse alana geldim ben.6 gün sonra görüşürüz İstanbul.</p>
<p>O kadar da tel toka taktım bak yine çıkmış orası&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hostes-hanim-kizim/">Hostes Hanım Kızım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hostes-hanim-kizim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4954</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ayrılık Kokusu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ayrilik-kokusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ayrilik-kokusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Aug 2016 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Frida]]></category>
		<category><![CDATA[Frida Kahlo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4939</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adam: Deniz kenarına gelince ne hissediyorsun diye merak ediyorum? Kadın: Kokusu, ondan gelen rüzgar huzur veriyor bazen korkutuyor. Adam: İşte ne düşündürüyor sana? Kadın: o an aklıma kokular ne getirirse onları yoğunlaştırıyor. Adam: Bana hep ızdırap olur deniz kenarına gidip elimi ayağımı sokamamak. Ben yüzmeyi severim. Kadın: Onun zevki ayrı sen ikisini ayıramamışsın. Seyretmek keyif [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayrilik-kokusu/">Ayrılık Kokusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adam: Deniz kenarına gelince ne hissediyorsun diye merak ediyorum?</p>
<p>Kadın: Kokusu, ondan gelen rüzgar huzur veriyor bazen korkutuyor.</p>
<p>Adam: İşte ne düşündürüyor sana?</p>
<p>Kadın: o an aklıma kokular ne getirirse onları yoğunlaştırıyor.</p>
<p>Adam: Bana hep ızdırap olur deniz kenarına gidip elimi ayağımı sokamamak. Ben yüzmeyi severim.</p>
<p>Kadın: Onun zevki ayrı sen ikisini ayıramamışsın. Seyretmek keyif işi.Yüzmek daha bir eylence gibi.</p>
<p>Adam: Huzursuz hissediyorum ohh diyemiyorum&#8230; Hayatımın her evresi böyleydibenim şöyle arkama yaslanıp ohh diyemedim hep sorun.</p>
<p>Kadın: Öyle deme allahın gücüne gider.</p>
<p>Adam:Peki demeyeyim. Gücüne gitmez de bir tekme koyar al gör gününü der.</p>
<p>Kadın: Benle ilgili bir şey için kendini zorlama sakın söyle tamam mı ?</p>
<p>Adam: Söylüyorum zaten.</p>
<p>Kadın: Doktora git istersen. Düşük dozda ilaçlar da var belki onlardan verir.</p>
<p>Adam: Bakacağız. Hem gidersem terapiye gideceğim. O da ilaç yazmıyor zaten.</p>
<p>Kadın: Terapi sabır işi biraz kafasını karıştırıyor insanın ama o arayı atlatırsan gerçekten işe yarıyor.</p>
<p>Adam:Benimle ilgili bir sorun var mı peki ?</p>
<p>Kadın : Yok. Sadece yeşil gözlerinden sen suçlusun aşkım.</p>
<p>Kadın: Bir de benden ayrılmaya niyetin varsa sündürme tamam mı?</p>
<p>Adam: Ne alakası var şimdi? Olursa sündürmem.</p>
<p>Kadın: Şimdilik yok herhalde.</p>
<p>Adam: Yok.</p>
<p>Kadın: Hadi sarma da kalkalım.</p>
<p>Adam: Evde mi sarayım?</p>
<p>Kadın: Evde sararsın.</p>
<p>Adam: Niye bana sündürme dedin?</p>
<p>Kadın: Çünkü öyle bir karar verdikten sonrayanımda geçirdiğin zaman zorlama olur, samimi olmaz bu yüzden.</p>
<p>Adam: Beni mi deniyorsun?</p>
<p>Kadın: Yok  hayır. Sadece bazen küçük şeyler de olsa kötü giden   insanı korkutuyor. Ben üstüme alınıyorum benim yüzümden mi mutsuzsun diye ve aslında kaybetmekten korkuyorum.</p>
<p>Adam: Herkes korkar biraz sanırım.</p>
<p>Kadın: Beni mi, herhangi bir şeyi mi?</p>
<p>Adam: Seni, nefesim kesiliyor kaybettiğimi düşününce&#8230;.</p>
<p>U2 Çalıyordu Nothing conner kulaklarında yol yeniden eve doğru  akıp gidiyordu sustular, hızlandılar adam birden önlerine çıkan köpeğe çarpmamak için frene bastı ve araba hızla sağ taraftaki direğe çarptı. Kadın orada can verdi. Şarkı değişmişti Ali Atay Yokluğunda çalıyordu ve yaşam belirtisi olan  derinden gelen nefes sesleri duyuluyordu adam ve köpek yaşıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayrilik-kokusu/">Ayrılık Kokusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ayrilik-kokusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4939</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yüreğim &#8211; Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yuregim-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yuregim-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Aug 2016 14:36:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4945</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kitapta diyor ki, “Yüreğinin götürdüğü yere git. “ Nasıl da güldüm, Gidebilsem bir saniye düşünmezdim, Gururumu bırakırdım. Engelleri aşıp geçerdim, Başkası ne derse desin, Umurumda olmazdı, Çünkü gittiğim yolda yüreğim vardı. Yani sen vardın. Şimdi çıksam ne olur bilmiyorum. Ne değişirdi bilmek isterdim. İşte bu yüzden, Şuan kapıdan çıkmayı, Sırt çantamı alıp gitmek istiyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuregim-siir/">Yüreğim &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kitapta diyor ki,</p>
<p>“Yüreğinin götürdüğü yere git. “</p>
<p>Nasıl da güldüm,</p>
<p>Gidebilsem bir saniye düşünmezdim,</p>
<p>Gururumu bırakırdım.</p>
<p>Engelleri aşıp geçerdim,</p>
<p>Başkası ne derse desin,</p>
<p>Umurumda olmazdı,</p>
<p>Çünkü gittiğim yolda yüreğim vardı.</p>
<p>Yani sen vardın.</p>
<p>Şimdi çıksam ne olur bilmiyorum.</p>
<p>Ne değişirdi bilmek isterdim.</p>
<p>İşte bu yüzden,</p>
<p>Şuan kapıdan çıkmayı,</p>
<p>Sırt çantamı alıp gitmek istiyorum.</p>
<p>Aklımı bir kenara atıp,</p>
<p>Yüreğimle sana gelmek istiyorum.</p>
<p>Ama gelemiyorum,</p>
<p>Neden biliyor musun?</p>
<p>Çünkü sen başkasını seviyorsun.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuregim-siir/">Yüreğim &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yuregim-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4945</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eleştirilerle Attilâ İlhan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/elestirilerle-attila-ilhan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/elestirilerle-attila-ilhan/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 20 Aug 2016 07:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Nisa Mülayim]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4915</guid>
				<description><![CDATA[<p>Attilâ İlhan’ın seveni olduğu kadar, eleştireni de var. 12 Eylül döneminde yazdığı şiirlere yer verilen kitap, Korkunun Krallığı’nda Attilâ İlhan şiirleri ve yazıları üzerine yazılmış bu eleştirilere de yer verilmiş. Biz de diğer şairler ve eleştirmenler gözünden bir bakalım dedik. Öncelikle dönemin büyük eleştirmenlerinden olan, Nurullah Ataç’ın eleştiri yazısına kısaca bir göz atalım. Keyifli okumalar.. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elestirilerle-attila-ilhan/">Eleştirilerle Attilâ İlhan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Attilâ İlhan</em></strong>’ın seveni olduğu kadar, eleştireni de var. 12 Eylül döneminde yazdığı şiirlere yer verilen kitap,<strong><em> Korkunun Krallığı’</em></strong>nda <a href="http://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/"><strong><em>Attilâ İlhan </em></strong>şiirleri</a> ve yazıları üzerine yazılmış bu eleştirilere de yer verilmiş. Biz de diğer şairler ve eleştirmenler gözünden bir bakalım dedik. Öncelikle dönemin büyük eleştirmenlerinden olan, <strong><em>Nurullah Ataç</em></strong>’ın eleştiri yazısına kısaca bir göz atalım. Keyifli okumalar..</p>
<p><strong>Bilmeyenler için yazıya girmeden önce küçük bir bilgilendirme yapalım. <em>Nurullah Ataç</em>, dil ustası olarak anılır. Türkçenin özleşmesinde öncülük etmiştir. </strong></p>
<h2>&#8220;Bir Ozan&#8221; Attilâ İlhan</h2>
<p><em>&#8220;<strong>Cumhuriyet Halk Partisi</strong> ozanlar yarışmasına gönderilmiş yırlar(şiirler) arasında öden(mükâfat) almağa değerli bulacaklarımızı seçmek için toplanmıştık. <strong>Behçet Kemal Çağlar</strong> okuyor, biz de dinliyorduk. <strong>Attilâ İlhan</strong>’ın &#8220;<strong>Cebbar Oğlu Mehmet&#8221;</strong> koçaklaması okunurken çoğumuz bir doğrulduk:</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Rivayet şöyledir kim:</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Dumanlı bir güz akşamı</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Şu mor dağlar efendim</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Destur demiş de yürümüş,</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Silkinip kalkmış ayağa.&#8221;</em></p>
<p><em>Tanımıyorduk kendisini. Ancak kim olursa olsun, kaç yaşında olursa olsun, bu <strong>Attilâ İlhan</strong>’ın güzel deme nedir kavramış bir kişi olduğu belliydi. Sekiz yargımandık(jüri), yanılmıyorsam altımız, ikinci öden için oyumuzu ona verdik.&#8221;</em></p>
<p><strong><em>Attilâ İlhan</em></strong><em>’ı</em> ilk görüşünü böyle anlatan yazar yine de sadece bir şiir ile bir şairin değerini belirleyemeyeceğini düşünür ve bekler. Şairin <strong><em>Duvar</em> </strong>kitabı yayınlandığında ise artık üzerinde düşünebileceğine karar verir.</p>
<p><em>&#8220;<strong>Duvar</strong>’da sevdiğim yerler de var, sevmediğim yerler de. <a href="http://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/"><strong>Attilâ İlhan</strong></a>, Anadolu deyişlerine özenince içinde Türkçe olmayan tilcikler(kelimeler) bulunsa bile seviyorum dediklerini. Doğrusu, bunu tellim(daima) başaramıyor, güzel güzel giderken bir de bakıyorsunuz şaşırıveriyorlar, o konuşma sözleri arasına, o toprak kokan sözler arasına birtakım betik sözleri karıştırıveriyorlar. </em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Şimdi bir türkü yakılmaz mı adına</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Dal boylu, dalyan vücutlu çilekeş Ümmühan’ın?</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Pehlivan ile birleşmiş macerası.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Birinin bağrı oyulmuş, diğeri üryan kılınmış,</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Derken ağızdan ağza yayılmış türküsü…&#8221;</em></p>
<p><em>Vücut, macera, diğer gibi tilciklerin ne yeri var burada? Demek istediğim yanlış anlaşılmasın: o tilcikler öz Türkçe olmadıkları için yadırgamıyorum. Üryan da Türkçe değildir, gene de işlemiştir tüzün diline. Vücut, macera, diğer ise işlememiştir. Oysaki <strong>Attilâ İlhan</strong> o çizekleri aldığım yırını tüz dille yazmağa özenmiştir.&#8221;</em></p>
<p><strong><em>Attilâ İlhan</em></strong>’ın yazdığı şiirlerden daha birçok örnek gösteren yazar, şairin Amerikalı şair <strong><em>Whitman</em></strong>’ a benzetmektedir. Şiirlerinde onun etkisinin izlerini görür gibi olduğunu söyler.  Şairin kusurlarını görmezden geldiğini belirten <strong><em>Nurullah Ataç</em></strong>, Anadolu esintilerini gördüğü şiirleri beğendiğini dile getirir.  Ve yazısını birkaç notla neticelendirir;</p>
<p><em>&#8220;Duvar’da beğenmediğim, sevmediğim yerler de oldu. Yırların birkaçını, örneğin, betiğe adını veren &#8220;<strong>Duvar</strong>&#8220;ı biraz karanlık buldum, onda da okuyanı sarıveren sözler yok değil, ancak bütünü ışıksız kalmış… Betiğin üçüncü bölümü, &#8220;Aşka dair şarkılar&#8221;… Attilâ İlhan bunlarda da sevgilisiyle baş başa kapanmıyor, gene kişi oğul sevisinden, özgürlük dileğinden ayrılmıyor; yalnız şu var ki bunlarda ozanlığı bırakıp, anadolu dilini bırakıp ozansılığa(şairaneliğe) özeniyor. Bir yırında şöyle diyor;</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Saçların örülmüş, örülmüş olsun</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Ve beyaz ellerin geceye çıplak.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Porselen tabakta yıkanmış kayısılar.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yere düşmüş bu kitap, bir şiir kitabı.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>İçinde hürriyetten bahseden mısralar.&#8221;</em></p>
<p><em>Bir başka yerde de;</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Saatler gelip geçerken başımızdan</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Usul usul tül yelkenli gemiler…&#8221;</em></p>
<p><em>gibi… </em></p>
<p><em>Bunları okuyana artık <strong>Whitman</strong>’ı, benim gibi<strong> Attilâ İlhan</strong>’ın da sevdiğini sandığım daha başka şairleri değil, Fransızların şu tüyler ürpertici <strong>Samain</strong>’leri, <strong>Paul Geraldy</strong>’leri yok mu? İşte onları andırıyor. ‘’Tül yelkenl gemiler’’, ‘’yıkanmış kayısı dolu porselen tabakların yanında yere yuvarlanmış koşuk betikleri’’ düşünecek olduktan sonra ‘’Çukurova’nın nihayetinde(neden ta bir ucunda değil de nihayetinde?)</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Tutturmuşlar cümle ufku, pervasız</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yücesinde kuş barınmaz Gavurdağları.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Uçma şahan, uçma garip düşersin,</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Maraş’tan bu yana geçit bulunmaz.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Bu dağlar Gavurdağlarıdır.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Karşı durulmaz.&#8221;</em></p>
<p><em>gibi sözleri neden söylemeli?</em></p>
<p><strong><em>Attilâ İlhan</em></strong><em>’ın ozansılıktan günden güne kurtulacağını, dilini daha yalınlaştırıp olgunlaştıracağını, belki de büyük koçaklamalar(destanlar) yazmağa özeneceğini sanıyorum. Şimdiden şunu söyleyebiliriz; onda öyle işlere girişeceğini, girişince de başaracağını umduran bir güç seziliyor, erkekçe bir ses duyuluyor. Yeni ozanlarımızın iyilerinden biri diye sayabiliriz.’’</em></p>
<p>Bir sonraki eleştiri yazısı da <strong><em>Ümit Yaşar</em></strong>’a ait. Zamanın büyük şairlerinden olan <strong><em>Ümit Yaşar</em></strong>, <strong>Attilâ İlhan</strong>’ı çok cephecilikle eleştirmiştir. Sanatına politik fikirlerini işlemiş olması, yazarın hoşuna gitmemektedir. Uzunca bir yazı yazıp, çoğu şiirini tahlil etmiş ve bir sonuca varmıştır. Kısaca tenkitlerine bir  göz gezdirip, neticeye geçelim.</p>
<p><figure id="attachment_4918" aria-describedby="caption-attachment-4918" style="width: 215px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/elestirilerle-attila-ilhan.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4918 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/elestirilerle-attila-ilhan.jpg?resize=215%2C320" alt="&quot;Topyekûn Attilâ İlhan&quot;" width="215" height="320" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/elestirilerle-attila-ilhan.jpg?w=215&amp;ssl=1 215w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/elestirilerle-attila-ilhan.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w" sizes="(max-width: 215px) 100vw, 215px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4918" class="wp-caption-text">&#8220;Topyekûn Attilâ İlhan&#8221;</figcaption></figure></p>
<h2>&#8220;Topyekûn Attilâ İlhan&#8221;</h2>
<p>&#8220;…<strong>Attilâ İlhan</strong> çok cepheli, fakat durulmamış bir şairdir. Durulmasını beklemek de kanaatımca boş olur, o daima böyle bozbulanık akmakta devam edecek ve bir gün cılız bir nehir gibi yatağında kuruyup gidecektir. Bu peşin hüküm ağır ve biraz da insafsızca olmakla beraber; şair hakkında zamanın ve vicdanların vereceği hükümlerden daha munis ve daha iddiasızdır. Ben hiç değilse, <strong>Attilâ İlhan</strong>’ın şairliğine inanmış bir insandım, inanamadığım ve sevemediğim onun garip ve modası geçmiş fikirleri ve şariliğini bu fikirlere feda edişidir. Esasen bir yazısında ‘’Biz Marksistiz, edebiyat işleriz.’’ Diyen, diyebilen bir şairden şairliğini her türlü politika oyunlarından ve ideoloji çığırtkanlıklarından üstün ve münezzeh tutması beklenemezdi.&#8221;</p>
<p><strong><em>Atilla İlhan</em></strong>’ın Sosyal Realizm adı altında yazdığı şiirlere de bir eleştirisi olmuş yazarın;</p>
<p><em>&#8220;…Bir Sosyal Realizm’dir tutturmuş gidiyor… İnsanın sen bir garip kişin nene gerek senin Sosyal Realizm’ler, Marksizsm’ler diyesi geliyor. Kendine sorarsanız bu her şeyden evvel Atatürkçülüktür!..&#8221;</em></p>
<p><em>Uğrunda şairliğini feda ettiği ve çığırtkanlığını yaptığı bu davanın Atatürkçülükten ne kadar uzak olduğunu şairin kendi mısralarında görmek kabildir.</em></p>
<p><strong><em>Attilâ İlhan</em></strong><em>’a göre Türkiye sefalet, işsizlik ve esaret içinde bir yerdir.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Sayende sayeban olduk İstanbul şehri</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Sefalet akıyor gürül gürül sokaklardan</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yol üstünde bir şehvet çarşısı tıklım tıklım</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yol üstünde sevda pazarlığı aşk pazarlığı</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kurtulamadık gitti bu denlü kepaze hayatından</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Sağımız sefalet solumuz ölüm,</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>İşte geldik gidiyoruz</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kahrolasın</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kahrolasın İstanbul şehri&#8221;</em></p>
<p><em>Bu kabil satırları çoğaltmak mümkün. Fakat yukarıdaki misalden de şairin Türkiye’yi nasıl bir atmosfer içinde gördüğü ve göstermek istediği kolayca anlaşılabilir. Bugün için ‘’Türkiye’mizin hiçbir noksanı, derdi yoktur. Türkiye günlük gülistanlık bir yerdir.’’ Demek ne kadar safdillilikse, onu tamamen aç, fakir, dirliksiz, düzensiz ve hürriyetsiz göstermek de o kadar insafsızlık olur. Sosyal Realizm dediğinin hiçbir zaman Atatürkçülük olmadığını <strong>Attilâ İlhan</strong> da bilir, fakat itiraf edemez. Çünkü o büyük adamın ismiyle ideolojisini maskelemektedir. Diğer taraftan <strong>Attilâ İlhan</strong> ifratla tefrit arasında bocalayan, realitelere gözlerini kapamış bir şairdir.</em></p>
<p><em>&#8220;…Reel Sosyalizmi Sosyal Realizm adı altında benimseyen <strong>Attilâ İlhan</strong> evvela kendisini, sonra etrafında toplananları aldatmakta, başkaları tarafından istismar edildiği gibi, başkalarını istismar etmeğe çalışmaktadır. Bu gayesinde ne dereceye kadar muvaffak olacaktır bilinmez. …’’</em></p>
<p><strong><em>Attilâ İlhan</em></strong>’ın dilini, şiirlerindeki temalarını, ideolojisini birçok yönden eleştiren yazar, yazısını bir neticeyle sonlandırır;</p>
<p><em>&#8220;…Bütün bu yazdıklarımdan sonra <strong>Attilâ İlhan</strong>’ın yarına kalacak gerçek ve usta bir şair olmadığını söyleyebilirim. Kendisinde de şairlik vasfı az çok mevcut olmakla beraber ifade ve şiiriyet bakımından daha zayıf oluşu yarına kalmasına mani teşkil edecek sebeplerin başında gelmektedir. Bu arada bazı güzel şiir ve mısraları varsa da, <a href="http://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/"><strong>Attilâ İlhan</strong> şiir</a> adı altında bütün yazdıkları ile mütalaa ve tahlil edilecek olursa; hüküm ve netice biraz acı ve aleyhinde olacak.&#8221;</em></p>
<p><em>Fikir yazıları ve tenkitleri ise hiçbir zaman müptedi bir yazarın basit kalem denemeleri mahiyetinden öteye geçememekte ve sosyal realizm diyerek bağlandığı davanın acemice çığırtkanlığını intibaını vermektedir.</em></p>
<p><figure id="attachment_4917" aria-describedby="caption-attachment-4917" style="width: 194px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/attila-ilhan-kitaplari.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4917 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/attila-ilhan-kitaplari.jpg?resize=194%2C260" alt="Attila İlhan &quot;Korkunun Krallığı&quot;" width="194" height="260" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4917" class="wp-caption-text">Attila İlhan &#8220;Korkunun Krallığı&#8221;</figcaption></figure></p>
<h2>Attilâ İlhan’ın Romancılığına gelince</h2>
<p><strong><em>Sokaktaki Adam</em></strong><em> güzel bir roman sayılabilir. <strong>Attilâ İlhan</strong>’ın, kuru ve sevimsiz şiirlerinin yanında, bir roman tekniğine sahip olduğunu söyleyebiliriz. </em></p>
<p><em>Bir zamanlar şairliğine inandığım <strong>Attilâ İlhan</strong>’ı kötü bir şair olarak yermek ne kadar acı ise, iyi bir romancı olarak takdir etmek de o kadar yerindedir.</em></p>
<p><strong><em>Sokaktaki Adam</em></strong><em>’ın romancılık tekniği bakımından tenkidi bana düşmez, ben sadece lalettayin bir okuyucu olarak onu hazla okuduğumu söyleyebilirim. <strong>Attilâ İlhan</strong>’ın kendisini tamamen romancılığa vermesi kanaatimce en yerinde hareket olacaktır. </em></p>
<p><strong><em>Sokaktaki Adam</em></strong><em> sağ olup da <strong>Sisler Bulvarı’</strong>ndan geçse idi, kendi haline muhakkak kendisi de ağlar ve sisler bulvarına lanet ederdi.</em></p>
<h2>Korkunun Krallığı</h2>
<p><strong>Korkunun Krallığı</strong>’nda daha birçok yazarın ve şairin eleştirileri bulunuyor. Daha kapsamlı bir şekilde görmek isterseniz eleştirileri kitapta bulabilirsiniz. Ve tabii ki <strong><em>Attilâ İlhan</em></strong>’ın da çok güzel şiirleri yer almakta kitapta. Ben de bu yazımı <strong><em>Attilâ İlhan</em></strong>’ın en sevdiğim şiiriyle bitirmek istedim.</p>
<h3 style="text-align: center;">İstanbul Ağrısı</h3>
<p style="text-align: center;">Kanatları parça parça bu ağustos geceleri<br />
Yıldızlar kaynarken<br />
Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen<br />
Sen<br />
Eğer yine İstanbul&#8217;san<br />
Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim<br />
Pançak pançak şiirler tüküreceğim<br />
Demek yine ben<br />
Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor<br />
Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler<br />
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları<br />
Mavi asfaltlara çökmüş<br />
Diz bağlıyor<br />
Eğer sen yine İstanbul&#8217;san<br />
Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan<br />
Sirkeci Garı&#8217;nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp<br />
İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa&#8217;dan<br />
Anadolu üstlerine bakıp bakıp<br />
Ağlayan<br />
Sen eğer yine İstanbul&#8217;san<br />
Aldanmıyorsam<br />
Yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa<br />
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar<br />
Yine senin emrindeyim<br />
Utanmasam<br />
Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak<br />
Kendimi yani şu bildiğim Attila İlhan&#8217;i<br />
Zehirleyebilirim<br />
Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak<br />
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor<br />
İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite&#8217;den<br />
Tophane İskelesi&#8217;nde diesel kamyonları sarhoş<br />
Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şöförler<br />
Uykusuz dalgalanıyor<br />
Ulan İstanbul sen misin<br />
Senin ellerin mi bu eller<br />
Ulan bu gemiler senin gemilerin mi<br />
Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında<br />
Liman liman götüren<br />
Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi<br />
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar<br />
Neden durmaksızın imdat kıvılcımlari fışkırıyor<br />
Antenlerinden<br />
Neden<br />
Peki İstanbul ya ben<br />
Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy<br />
Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas<br />
Ya benim kahrım<br />
Ya senin ağrın<br />
Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın<br />
Çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi<br />
Burgu burgu içime boşalttığın<br />
O senin ağrın<br />
O senin<br />
Eğer sen yine İstanbul&#8217;san<br />
Yanılmıyorsam<br />
Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim<br />
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine<br />
Satır satır okumak istediğim<br />
Sen<br />
Eğer yine İstanbul&#8217;san<br />
Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim<br />
Ulan yine sen kazandın İstanbul<br />
Sen kazandın ben yenildim<br />
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar<br />
Yine emrindeyim<br />
Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa<br />
Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam<br />
Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa<br />
Yanılmıyorsam<br />
Sen eğer yine İstanbul&#8217;san<br />
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar<br />
Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan<br />
Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir<br />
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul<br />
Kaç kere yazdım kimbilir<br />
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken<br />
1949 Eylül&#8217;ünde birader mirc ve ben<br />
Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık<br />
Sana taptık ulan<br />
Unuttun mu<br />
Sana taptık.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elestirilerle-attila-ilhan/">Eleştirilerle Attilâ İlhan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/elestirilerle-attila-ilhan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4915</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Tutkulu Bir Kadınım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Aug 2016 11:40:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4922</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben tutkulu bir kadınım Elmayı bile büyük bir aşkla yetiştirdiğim doğrudur Ufaklığımdan kalma fotoğraflarda ki özlemim Ah ne güzel günlerdi Her gün doğarken düne olan öfkemle hayata tutunuşum Hayallerimdeki adamı canlandıran filmin hüzünlü adamı Kızıl saçları ve güzel gamzeleri Ben böyleyim olmadık anda sımsıkı bağlandığım ufak zevklerim İşte aşkı aşk yapan budur Dini ne olursa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/">Ben Tutkulu Bir Kadınım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben tutkulu bir kadınım</p>
<p>Elmayı bile büyük bir aşkla yetiştirdiğim doğrudur</p>
<p>Ufaklığımdan kalma fotoğraflarda ki özlemim</p>
<p>Ah ne güzel günlerdi</p>
<p>Her gün doğarken düne olan öfkemle hayata tutunuşum</p>
<p>Hayallerimdeki adamı canlandıran filmin hüzünlü adamı</p>
<p>Kızıl saçları ve güzel gamzeleri</p>
<p>Ben böyleyim olmadık anda sımsıkı bağlandığım ufak zevklerim</p>
<p>İşte aşkı aşk yapan budur</p>
<p>Dini ne olursa olsun inancına bağlı kalıp doğruya ulaşmaya çalışan sofular gibi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Radyoda çalan şarkıya dört elle sarılabilirim</p>
<p>Bağlamanın her teline hayran bir âşık gibi</p>
<p>Bir bebeğin annesinin parmağını müthiş bir aşkla sarması gibi</p>
<p>Ben aşk kadınıyım</p>
<p>Saçının tek teline zarar gelse ölecekmişim gibi</p>
<p>Gecenin ufacık ışığında yapılan saçma muhabbetler gibi</p>
<p>Eteklerimin rüzgarda uçuşması gibi</p>
<p>Çünkü bu bana daima Marilyn Monroe&#8217;u hatırlatır</p>
<p>Kahkahalar atan ama aslında haykıran, eriyen bir kadın</p>
<p>Kahvenin üzerinde tüten muazzam kokuyla yayılan duman gibi</p>
<p>Karşılıksız bir sevgiye sahibim</p>
<p>İnsanlığa bağlıyım, silsile halinde devam eden döngüye</p>
<p>Durmadan dönen dünya gibi</p>
<p>Çekimlerin gücünü simgeler her yirmi dört saat</p>
<p>Üzerinde ise bunu önemsemeyen binlerce yıllık yerküre doğası.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/">Ben Tutkulu Bir Kadınım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4922</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küçük Gustav Büyük Deniz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Aug 2016 11:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selcan Kırnal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4911</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denizi üç kalbimle seviyorum. Karayı da üç kalbimle merak ediyorum. Sekiz kolum ise beni metrelerce yukarı sürüklemeye yetmiyor. Çok denedim. Ama her defasında, vantuzlarım beni bu kayalıklara hapsediyor. Belki de, iki kolumu bacak olarak kullanmaktan vazgeçmeliyim. Evet, iki bacaklı dostlarım, bu on beş santimlik bir ahtapotun büyük hikâyesidir. Dost dedim de, sahi dostlar birbirini avlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/">Küçük Gustav Büyük Deniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denizi üç kalbimle seviyorum. Karayı da üç kalbimle merak ediyorum. Sekiz kolum ise beni metrelerce yukarı sürüklemeye yetmiyor. Çok denedim. Ama her defasında, vantuzlarım beni bu kayalıklara hapsediyor. Belki de, iki kolumu bacak olarak kullanmaktan vazgeçmeliyim. Evet, iki bacaklı dostlarım, bu on beş santimlik bir ahtapotun büyük hikâyesidir.</p>
<p>Dost dedim de, sahi dostlar birbirini avlar mı oralarda? Tamam, ben de masum sayılmam. İki saat önce üç güzel istiridyeyi afiyetle yedim. Ama komşu yarıkta yaşayan Adolf’un kızlarını değil. Avlarımı hiç tanımadıklarım arasından seçerim. Görüyorsunuz ya, bu derin mavilikte fazla seçeneğim bile yok. Yengeç de bana dokunuyor üstelik.  Siz sever misiniz? Balıkçılar sık sık yakalamaya çalışırlar beni. Ben çok küçükken babamı yakalamışlar. Bu yüzden diğer ahtapotların aksine pek nadir yalnız kalırım. Annem hep yanımda ve tetiktedir. Annemin dolaşmaya çıktığı bir gün oltaya gelmiştim. O gün dalgındım biraz. Wendy’i düşünüyordum yine. Hislerim mürekkebimden büyük kayalıklara taşıyordu. Yanlış anlamayın, büyük bir şair falan değilim. Annem de çok öfkelenmişti yazdıklarımı görünce. Beğenmediğini düşünmüştüm. Ama neymiş, kendime bir ahtapot bulmalıymışım. O sadece bir midyeymiş. Oysa o, kocaman bir dünya.  Hem anlattım anneme. O’nu tüm kalplerimle seviyorum evet ama tüm kollarımla kucaklamıyorum, incinmesin diye. Ya o güzel kabuğu kırılırsa? Hayır, dayanamam buna. Ah Wendy, tatlı Wendy!  Neyse, ilk defa suyun üstüne çıkmıştım o gün. Ürkmüştüm. Bilmediğim bir yerdeydim. Heyecandan ve panikten balıkçının elini ısırmışım. O da beni var gücüyle geri fırlatmıştı. Umarım canı acımamıştır. Böyle olmasını hiç istemezdim. Babamı öldürdüğünüz için size kızgın mı olmalıydım, insan dostlarım. Değilim. O’nu tanımıyordunuz öyle ya?</p>
<p>Merak ediyorum. Siz ne renksiniz? Gördüğüm balıkçı dostlarım kahverengiydi. Ben pek tercih etmem. Hem Wendy de en çok mavi halimi sever. İstediğim renge bürünebiliyorum. Çoğu zaman saklanmak için yapıyorum bunu. Ama değişmek de çok güzel insan dostlarım. Bazen gün içinde öyle çok renk değiştiririm ki, annem bile tanıyamaz. Beni göremeyince de telaşa kapılır. Böyle durumlarda gider, tüm kollarımla sarılırım ona. Ama sıkı sıkı değil. Çünkü vantuzlarım o yumuşak tenini acıtır. Huysuz ve tatlı ihtiyar. Oracıkta affediverir beni.  Nerede acaba? Doğru ya, avlanmaya gitmişti. Daha çok balık yemeliyim.</p>
<p>Ah! Susuzluğu bilsem, mavisizliği tatsam. İnsan dostlarımı tanısam, başkaları var mı, görsem. Söyleşsek, saklansak. Renk değiştirsek. Belki bir gün gelirim oralara, siz beni yakalamadan. Unutmadan, düşünce balonlarımı da patlatayım hemen. İzimi belli etmeden hayal kurabilir miyim? Anneme sorayım gelince.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/">Küçük Gustav Büyük Deniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4911</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ve O</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ve-o/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ve-o/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Aug 2016 08:35:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4823</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öyle bir bakış ki yakar yüreğini. Hiçbir zaman senin olamayacak, ama seninmişcesine bakacak. Anlatırken dil tutulacak. Anlamayacak kimse ne anlattığını. O dil ki; Kimine göre hep saçmalayacak. Halbuki hep O&#8217;nu anlatacak. Akıl duracak. Nefes daralacak. Ses kısılacak. Her yerde “Acaba” lar olacak. Dağılacak dikkat, Planlar atılacak, Her şeyin sonu “O” olacak. Ümit Yaşar, Ayten diyecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ve-o/">Ve O</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öyle bir bakış ki yakar yüreğini.</p>
<p>Hiçbir zaman senin olamayacak, ama seninmişcesine bakacak.</p>
<p>Anlatırken dil tutulacak.</p>
<p>Anlamayacak kimse ne anlattığını.</p>
<p>O dil ki;</p>
<p>Kimine göre hep saçmalayacak.</p>
<p>Halbuki hep O&#8217;nu anlatacak.</p>
<p>Akıl duracak.</p>
<p>Nefes daralacak.</p>
<p>Ses kısılacak.</p>
<p>Her yerde “Acaba” lar olacak.</p>
<p>Dağılacak dikkat,</p>
<p>Planlar atılacak,</p>
<p>Her şeyin sonu “O” olacak.</p>
<p>Ümit Yaşar, Ayten diyecek “O” na,</p>
<p>Radyo da Orhan dan ,Ayşem diye dinleyeceksin.</p>
<p>Seninki sende kalacak.</p>
<p>Bir mahalle delikanlısı edasıyla her o ismi duyduğunda</p>
<p>İlk defa duyuyormuş gibi davranacak nefsin.</p>
<p>Kimse anlamayacak.</p>
<p>Kazınacak kalbe o bakışlar.</p>
<p>Bu sana yetecek.</p>
<p>Ve O,</p>
<p>Hiçbir zaman senin olmayacak</p>
<p>Ama seninmiş gibi bakacak.</p>
<p>Başkasına ait, bize yakışmaz diyeceksin,</p>
<p>Başını önüne eğeceksin.</p>
<p>Gerekirse çekip gideceksin&#8230;</p>
<p>O bile anlamayacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ve-o/">Ve O</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ve-o/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4823</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son 11 Dakika</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Aug 2016 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4896</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi birçok kez birkaç saniye belki birkaç dakika kadar bir sürede olan olaylar nedeniyle yön değiştirdi. Kişilerin bireysel yaşamlarını düşünürsek, hayat çizgisinde çok küçük zaman dilimlerinin bile ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Gelin benim hayatımda 11 dakikalık kısa bir gezintiye çıkalım ve o kısa gezintinin beni yeniden nasıl şekillendirdiğini görelim. Her şey tüm [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/">Son 11 Dakika</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi birçok kez birkaç saniye belki birkaç dakika kadar bir sürede olan olaylar nedeniyle yön değiştirdi. Kişilerin bireysel yaşamlarını düşünürsek, hayat çizgisinde çok küçük zaman dilimlerinin bile ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Gelin benim hayatımda 11 dakikalık kısa bir gezintiye çıkalım ve o kısa gezintinin beni yeniden nasıl şekillendirdiğini görelim.</p>
<p>Her şey tüm hayatımı 195 dakikaya mahkûm eden sistemler bütünü sayesinde oldu. Bu sistemde kimler yoktu ki, başta eğitim kurumları, meclisi, bakanlıkları, şirketleri, siyasi partileri ve bunların en küçük bileşeni olarak bizler&#8230; Yani hayatını belirlemekten bile aciz gençlik!</p>
<p>Peki, ne oldu bu 195 dakikada ve nedir bu 11 dakika meselesi?</p>
<p>Ben daha küçücüktüm, herkes bana “O an”a hazırlanmamı söylüyordu. Çevremdeki tüm yaşıtlarımdan daha iyi olmam gerekiyordu, dolaylı olarak arkadaşlarımın da benden daha iyi olması. Herkesin bana söylediklerini yapmaya çalıştım, sanki benim için her şeyin kararı verilmişti. Çok çalışmalı, iyi bir iş ve bolca para kazanmalıydım. Ardından iyi bir eş, vatana millete hayırlı olmasa da sorun çıkarmayacak bir evlat olmalıydım. Oldum mu dersiniz? Bunu zaman gösterecekti.</p>
<p>Bana biçilen bu role ayak uydurmak çok da zor değildi; ancak benim için yetersizdi. Sonunda “O an”a türlü çabaların sonucu gelmiş oldum. Tabi birçok arkadaşım daha yolun yarısında nefessiz kaldı ve yarıştan düştü. Onlar için farklı bir kulvarda yeni şeyler vardı; çünkü bize daha baştan öğretilen şey zaten çoğumuzun bu yarışta kaybedeceğiydi. İlk karşılaşmada bu kez ben saf dışı kaldım. İlk defa sorgulayarak düşünmeye başladım. Artık yanımda olmayan birçok arkadaşım geldi aklıma. Bizi nasıl bir şeye alıştırdıkları ve aslında o ana kadar ne menet bir prangaya vurulmuş olduğumu anladım.</p>
<p>Düşündüm, düşündüm ve doğru olarak gösterilmeye çalışılanın her zaman da doğru olamayacağını idrak etmeye başladım. Ancak ne var ki bu yarışa tekrar başlamam gerekiyordu; ama tek bir farkla, bu sefer gittiğim yolun nereye gittiğini ve onun yönünü nasıl değiştireceğimi bilerek.</p>
<p>Ve ikinci tur başladı. Kısacık 195 ya da kocaman 195 dakika. Emim adımlarla ilerledim, yorgunluk ve bıkkınlık yoktu. Taa ki son vuruşu yapana ya da yaptığımı sanana kadar. Başımı kaldırdım, derin bir nefes aldım. Bitirmiş olmanın rahatlığı tüm vücudumu kapladı. Tüm yaşamım boyunca beklediğim “O an”ı tüm benliğimle yaşadım.</p>
<p>Ve ardından…</p>
<p>Hayatta her şey üzerinde hâkim olan ve yön değiştirme becerisine sahip olan zamana, saatime baktım. Son 11 dakika. Ne yapmalıydım? Geri mi dönmeliydim. Bu zamanı yapmış olabileceğim hataları düzeltmeye çalışarak mı geçirmeliydim. Şüphesiz hata yaptığım veya boşluk bıraktığım bir şey gelmedi aklıma. Yapmış olduğum her şeyi kendimden emin olarak yapmıştım. Bu şekilde saniyelerce düşündükten sonra, sorgulamaya başladım. O anda yapmış olduklarım, benim tercihim mi yoksa bana verilenlerle seçmiş olduklarım mı diye düşündüm. Belki başka bir kulvar da olabilir ve orda bu sistemden kurtulmanın yolunu daha rahat yakalayabilir, özgürlüğüme daha da yaklaşabilirdim.</p>
<p>Hayatımı değiştirmem için son 11 dakika kalmıştı. Kararımı verdim 11 dakikalık bir yolculuğa çıktım.</p>
<p>Ve şu an ben bunları yazıyor ve siz okuyorsanız son 11 dakikada olanlar sayesinde gerçekleşti her şey. Boynumdaki bağlardan, ayağımdaki prangalardan kurtuldum. Bana her daim yön vermeye çalışan sistemler bütünüyle nasıl mücadele edeceğimi ve ona nasıl hükmedeceğimi keşfettim. Şimdilerde hiçbir şeyin son olamayacağını düşünüyorum. Hayatımı değiştirecek 195 dakikanın içinden son 11 dakika çıkıp beni tekrardan şekillendirebiliyorsa, onun içinden de neden başka dakikalar, saniyeler çıkmasın?</p>
<p>Neden bir son olmak zorunda olsun, neden hayatta elimizde her zaman başka seçenekler olmasın?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/">Son 11 Dakika</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4896</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylülde Sevmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Aug 2016 11:44:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Doğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4907</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eylül incecik bir kadındır, incecik parlak gözleri olan. Yağmurdan saçlarının arasında tutuşmuş sonbahar yapraklarıyla, uzun elbisesinin, kül renkli eteklerini savurarak şehrin ıslak sokaklarından geçerdi. Eylül yalnızdı… Issızdı… Hırçındı… Ben Eylül’ü severdim. Eylülle büyürdüm. Eylül hayatla sevişirdi, umut doğurmak için… Ben severdim aslında. İlla sonbaharda! Genelde Eylül’de severdim. Kumral kadınları öperdim… Ayaküstü lambaların sarışın aydınlığını giyerdim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/">Eylülde Sevmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eylül incecik bir kadındır, incecik parlak gözleri olan. Yağmurdan saçlarının arasında tutuşmuş sonbahar yapraklarıyla, uzun elbisesinin, kül renkli eteklerini savurarak şehrin ıslak sokaklarından geçerdi. Eylül yalnızdı… Issızdı… Hırçındı… Ben <strong>Eylül</strong>’ü severdim. Eylülle büyürdüm. Eylül hayatla sevişirdi, umut doğurmak için…</p>
<p>Ben severdim aslında. İlla sonbaharda! Genelde <strong>Eylül</strong>’de severdim. Kumral kadınları öperdim… Ayaküstü lambaların sarışın aydınlığını giyerdim. Yaprak olurdum, kururdum. Deniz olurdum, çoğalırdım. Çocuk olurdum, büyürdüm. Rüzgâr olurdum, savururdum. Hep Eylül olurdu severken, yanardım…</p>
<p><em>Eylül</em>,  hayatsız ve ıssız insanın ölümsüz sevgilisi. Eylül, umut doğuran, hüzün emziren kadın! Eylül, çocukluğun saf gülüşü… Annemin sıcak öpüşü… Eylül, beklemenin en uzunu, sevmenin en zoru… Eylül ilkokul bahçesinde papatya… Deniz kıyısında ortanca… Eylül, saklambaç oyunu. Oyunun kendisi, çocuk… Çocuğun kendisi…</p>
<p><strong>Eylül</strong> lisedeki ilk sevgilinin  sıcak hayali. Eylül, özlemek. Eylül, kan kırmızı öpmek. <em>Eylül</em>, tepeden tırnağa aşk… Eylül, vücudun her çizgisine hayatı işlemiş bir kadın…</p>
<p>Eylül, ışık; Eylül, yaprak; Eylül, koku, buğu, tomurcuk, tat… Eylül, anne, çocuk, sevgili, aşk…</p>
<p><strong>Eylül</strong> bir kadındır, incecik parlak gözleri olan…</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Ben eylülde doğmuşum. Eylül, acılar mevsiminin hüzünlü başlangıcı. Yazdan kalma küçük bir heyecan, onu bile mahvetmeye çalışırcasına.”işte benim mevsimim” dercesine her yerden boşalan sarı bir zehir… Ben eylülde doğmuşum…</p>
<p>Nedense sonbahar olduğunda şarkıların konusu; sonbahar anlatıldığında şiirlerde, öykülerde ya da hiçbir nedeni olmaksızın aklıma düştüğünde, “sonbahar” beraberinde “sarı”yı mutlaka getirmiştir. Sonbahar… Ayrılık mevsimi değil midir sonbahar? Öyle olmasa da öyle hissettirmez mi insana? Ya eylüle ne demeli? Yazın özlemi bir yandan kışın sancılı hazırlığı diğer yandan nasıl da daraltır insanı, boğar. Ama tüm bunlara rağmen eylül, hem sonbaharın sarı rengini hem de yaz aylarının sımsıcak renklerini barındırır. Her ne kadar yazın özlemi duyulmaya başlansa da eylül, yazdan kalma günler armağan eder insanlara. Ama bunlar bile eylülün karanlık ve karamsar yüzünü gizlemeye yetmemiştir hiçbir zaman. Zaten eylül de bu gerçeği inkâr çabasında olmamıştır hiç. Eylül, yalnızlığımın yalnızlığı, rüyalarımın son demi…</p>
<p>Ben, <strong>Eylül</strong>’de doğmuşum. O Cuma sabahı ayın sancılarına anneciğimin sancıları karışmış ve Eylül, acılar içinde bir çocuk daha kazandırmış dünyaya. Eylül’ün renklerine bir ton daha eklenirken diğer bir ton veda edivermiş Eylül’e, sonbahara ve hayata…</p>
<p>Bir melek can vermiş benin uğrumda. Öksüzlüğümden habersiz, <em>Eylül</em>’de doğmuşum, Eylül’de… <strong>Eylül</strong>, öksüzlerin sahibi, hayal kırıklıklarının içinde umut filizi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/">Eylülde Sevmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4907</post-id>	</item>
		<item>
		<title>14 Şubat ve Akşamı Ayrılık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/14-subat-ve-aksami-ayrilik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/14-subat-ve-aksami-ayrilik/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Aug 2016 08:30:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bünyamin Doğmaç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4901</guid>
				<description><![CDATA[<p>14 Şubat 2014 Yüreğimdeki soğuk savaşın acı bir ayrılıkla son bulduğu gün. Ve o günden sonra ne aklım kalbime itaat etti, ne de kalbim aklıma. Aklım, ’unut’ diyordu. Kalbim, kendine gel sen unutmak için sevmedin diyordu. Ve sol taraf hep ağır basıyordu. Çünkü ben unutmak için sevmemiştim. Sonra Yusuf ve Züleyha geliyordu aklıma. Belki de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14-subat-ve-aksami-ayrilik/">14 Şubat ve Akşamı Ayrılık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>14 Şubat 2014</h2>
<p>Yüreğimdeki soğuk savaşın acı bir ayrılıkla son bulduğu gün. Ve o günden sonra ne aklım kalbime itaat etti, ne de kalbim aklıma. Aklım, ’unut’ diyordu. Kalbim, kendine gel sen unutmak için sevmedin diyordu. Ve sol taraf hep ağır basıyordu. Çünkü ben unutmak için sevmemiştim.</p>
<p>Sonra Yusuf ve Züleyha geliyordu aklıma. Belki de ilk defa anlıyordum Züleyha’nın aşkını. Belki de ilk defa tadıyordum aşkın kezzabını  ve belki de ilk defa özlüyordum. Özlemin yüreğimi yakıyordu fakat hayallerimdeki gözler beni benden alıyordu. Yüreğin yüreğimi esir alıyordu. Mahkum oluyordum yüreğine bir Yusuf misali . Sonucu gözlerin belirliyordu her zamanki gibi. Firak cezasıyla cezalandırıyordun beni ve uzaklara gidiyordun yolcusu olmayan gemi misali. Sonra Eyyub’un sabrı geliyordu aklıma. Belki de ilk defa sabretmem gerektiğini hatırlıyordum. Sabrım gözyaşlarımı zorluyordu ve sağnak bir yağışla ıslanıyordu yanaklarım. Hayırlısı diyor ve unutuyordum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14-subat-ve-aksami-ayrilik/">14 Şubat ve Akşamı Ayrılık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/14-subat-ve-aksami-ayrilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4901</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karanlıklar Serisi &#8211; Koltuk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4892</guid>
				<description><![CDATA[<p>Koltuk Öyle ya bay dahi bankacılarda bu işten kârlı çıkabilmek için senden 5 kat maaş alırlar. Bu parayı dağıtırken ki gülümsemeni görebiliyorum. Ertesi günde Miami plajlarından birinde bir sürtüğün arkasına güneş yağı sürüyor olursun. Kısa bir kahkaha attı. Tıpkı lisede arkadaşlarının yanında yaptığı şakalar gibi bulmuştu bu düşüncelerini. Şu an 17 yaşında ve lise arkadaşlarının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/">Karanlıklar Serisi &#8211; Koltuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Koltuk</h2>
<p>Öyle ya bay dahi bankacılarda bu işten kârlı çıkabilmek için senden 5 kat maaş alırlar. Bu parayı dağıtırken ki gülümsemeni görebiliyorum. Ertesi günde Miami plajlarından birinde bir sürtüğün arkasına güneş yağı sürüyor olursun. Kısa bir kahkaha attı. Tıpkı lisede arkadaşlarının yanında yaptığı şakalar gibi bulmuştu bu düşüncelerini. Şu an 17 yaşında ve lise arkadaşlarının yanında olsaydı, bu düşüncelerini onlarla paylaşırdı. Richard kesin kendini zorlayarakta olsa bu laflara gülerdi. Peki ya Steve aman tanrım o çocuk tam bir ruh hastası “Kesinlikle böyle yapmalı” derdi.</p>
<p>Birden bağıracak oldu. Son anda ağzına gelen çığlığı engelledi. Durup dururken yaptığı bu hırsızlık ilk başlarda psikolojisini etkilemeyecek gibi görünse de iş zaman geçtikçe karmaşıklaşıyor kendi kendine düğümleniyor gibiydi. Birçok lükse ulaşmak isteği ona bu soygunu yaptırmıştı. Belki beş yıl sonra yapmak istediği şeylere ulaşması için iki milyon dolar çalmasına gerek kalmayacaktı. Ama o kadar bekleyecek sabrı yoktu. Her gün yaptığı monoton işlerden sıkılmış ve yeni bir yaşama ihtiyaç duymuştu. Bazı insanlar bunun için tatile çıkar, emekli olur, başka bir yere taşınır yâda evlenirlerdi. Ama o iki milyon dolar çalmayı tercih etmişti. Hem de gerekli bir sebebi yokken. Kolundaki saat 12.43 ü gösteriyordu. Hemen oturduğu yatağından kalktı. Gar dolabındaki pantolon ve gömleklerini hızlıca yatağın üzerine atıyordu. Hangilerini yanına alacağını uzun uzadıya düşünemediğinden aralarında sevmediklerini de bakmadan yatağa atmış bulunuyor ama geri koyabilecek zamanı olmadığından buna aldırmıyordu. Beş pantolon ve altı gömlek bir kaç iç çamaşırı üst üste dağınık bir şekilde yatağın üzerindeydi şimdi. Bavula hepsini düzensizce teptikten sonra zorlukla fermuarı çekti ve bir hamlede askısından omzuna geçirdi. Hızlı adımlarla odadan çıktı. Akşam yemek masasının üzerinde bıraktığı Jack Daniels şişesi gözüne çarptı. Bankadan çalacağı parayı planlarken Jack Daniels içtiğini anımsıyordu. David Allan Coe&#8217;nun sesi vardı birde. &#8216;Please come to Boston &#8216; şarkısı mıydı? Hatırlamıyordu. Babasının taşralı oluşunu anımsadı ve dudaklarında küçük bir gülümseme yayıldı. Gülümsemek için bile zamanı yoktu oysaki. Evden çıktı.</p>
<p>Müdür Tommy her zamanki mükemmeliyetçi otoriter tavrıyla yaşlı sekreterine seslendi &#8220;Hey bazen sana neden maaş ödüyoruz inan çok düşünüyorum Elizabeth&#8221; Telefon çalıyordu ve sekreter kadın duymazlıktan geliyordu. Yıllardır yaptığı bu iş artık sıkıcı gelmeye başlamıştı. Bıkkınlıkla telefona doğru yöneldi. Ama müdür Tommy ondan daha önce davranıp kadına bir kez daha azarladı. &#8220;Lanet olsun öldüysen kiliseyi arayacağım&#8221;</p>
<p>Yaşlı kadın hiç onu aldırmadan telefonu açtı. Bu arada müdür Tommy Freedom bankasının kendine ait tek kapalı odasında koltuğuna oturmuş ve mango aromalı Küba purosunu yakıyordu. Vezne görevlisi Edward telaşla kapıyı çaldı ve beklemeden içeri girdi.</p>
<p>“Affedersiniz Bay Gloser ama endişelenmeye başladım. Lincoln Purple’nin parası hala yatmamış bu durumu öğrenecek olursa bize güveni kalmayacaktır.”</p>
<p>Müdür Tommy purosundan bir nefes daha çekti.</p>
<p>“Parayı ben yatıracağım”</p>
<p>“İyi ama Bay Gloser bu kadar parayı…”</p>
<p>“Sorun değil işinin başına dön”</p>
<p>Peki, ama Brian ne olacak diye düşündü Edward. O milyon dolar hırsızı cezasız mı kalacaktı. Polise durumu bildirmeli diye düşündü. Aptal Tommy böylece en güvendiği çalışanının hırsız olduğunu belki anlardı.</p>
<p>“Peki, efendim ya Brian şey yani polisi aramamı ister misiniz?”</p>
<p>Müdür Tommy soğukkanlılıkla cevap verdi, sakindi.</p>
<p>“Hayır”</p>
<p>Edward çıldırmak üzereydi. Sesini biraz daha yükseltti.</p>
<p>“Efendim iyi ama o para kesinlikle çalındı. Bundan eminim. Brian yok, telefonları cevap vermiyor bu gün evinde de yoktu. Cep telefonu da ulaşılamıyor.”</p>
<p>“Sadece işini yap Edward ve unutma ki senin işin bankacılık, dedektiflik değil” dedi Edward kendi kendine. Belli ki Müdür Tommy çok güvendiği elemanın hırsız olduğunun bilinmesini istemiyordu. Doğru ya o yaptığı hiçbir işten pişmanlık duymazdı. &#8220;Lanet olsun lanet olsun lanet olsun.&#8221; Edward şimdi kontrolden çıkmış gibiydi. Sesindeki sertlik bir an için Müdür Tommy’nin bakışlarının ona doğru yönelmesini sağladı.</p>
<p>“Peki, Bay Gloser lanet olasıca Brian istediği gibi yaşasın beklide şu an Bahamalara kalkacak olan uçağın içindedir! Ama şunu unutmayın! Siz ona ne kadar güvendiyseniz hepsi boşa çıktı! ÇÜNKÜ BRİAN BİR HIRSIZ HIRSIZ!”</p>
<p>Sekreter bağırış üzerine bakışlarını Müdür Tommy’nin odasına doğru çevirdi. İçerde neler olup bittiğini öğrenmek için maaşının beşte birini verebilirdi. Bir müşterinin dikkati de odaya yöneldiyse de vezne görevlisi yeşil dolarları müşteriye uzatarak kontrolü tekrar eline aldı.<br />
Edward kapıyı kapatmadan dışarı fırladı. Büyük cam kül tablasına bir parça puro külü daha düşerken Müdür Tommy tıslar gibi gülümsedi. Köpek dişleri bir kaplanınınkiler kadardı…</p>
<p>Brian evinden çıkıp sokakta ilk gördüğü taksiye işaret verdi. Bıyıklı bir taksici durdu, arabasına binen müşterinin bir şeylerden kaçtığını fark eder gibi oldu. Tam valizi bagaja koymak için arabadan inecekti ki Brian önce davranıp arka kapıyı açıp valizi içeri tepti. Hızlıca kendini arabaya attı. Taksici dikiz aynasına bakmıyordu. Arkasına da dönmeden görünmek istemiyormuş gibi başını önüne eğdi.</p>
<p>“Nereye efendim?”</p>
<p>“Şu an sadece buradan uzaklaş yeter yolda karar vereceğim”</p>
<p>&#8220;Taksi şoförü bir an duraksadı.&#8221; diye düşündü içinden.</p>
<p>“Hadi sür şu arabayı”</p>
<p>Taksici isteksizce gaza bastı. Brian rahat nefes almaya başlamıştı. Araba giderken yaşadığı sokağı, her gün gördüğü caddeleri sanki ilk defa görüyormuş gibi farklı gözlerle inceledi. Tanıdık yüzler geçiyordu kaldırımlardan. Ama onlara bakan gözler çok yabancıydı şimdi. dedi bir an kendine ama ses yoktu. Boş bir soru oldu bu, içinde cevap bulamadı havada kaldı. Polis peşimde mi acaba? Sessizlik. Serseri, serseri, serseri… &#8220;saçma&#8221; diyerek cevap verdi içindeki sese. &#8220;elbette öylesin Brian…&#8221; &#8220;değilim lanet olsun değilim!&#8221; Ama içindeki ses ona hala öyle olduğunu söylüyordu. Hiç susmayacakmış gibi bir sesti. Tatlı tonu ama sinsi bir içeriği vardı. Diye düşündü. Eğer öyleyse kendi kendime konuşuyorum, yani deliriyorum. &#8220;Henüz değil&#8221; Şimdi yanıldığını düşündü ne kadar çılgınca olursa olsun o ses onun beyninden gelmiyordu. Zihnini kontrol edemediğini fark etti. Beyninin ona oynadığı ve kuralları onun koyduğu bir oyun gibi geldi her şey bir an. “SUS ARTIK!” Taksici birden direksiyonu kırdı ve araba büyük bir yalpalamayla sağa doğru sürüklendi. Tekrar direksiyonu kavrayan yaşlı adam birden frene bastı ve büyük bir sarsıntıyla arabayı durdurdu. Başını yine çevirmeden sordu.</p>
<p>“Lanet olsun bayım neyiniz var sizin? İyi misiniz?”</p>
<p>Brian arka koltukta sıkışıp kalmış gibiydi valizine tutunmuş sarsıntıdan kaza oldu zannetmişti. Her şeyin bağırdığı için olduğunu anladı.</p>
<p>“Şey affedersiniz bayım sadece bir an boş bulundum ve bilirsiniz”</p>
<p>“Ücret ödemek istemiyorsan hiç önemli değil dostum ama yeter ki sakin ol lanet olsun ben kalp hastasıyım”</p>
<p>“Hayır, hayır üzgünüm sadece yoğun bir gün geçiyorum ve her neyse devam edelim lütfen”<br />
Taksici müşterisinin duyamayacağı bir şekilde söylenerek yoluna devam etti. Bu arada Brian’nın içindeki o ses sinsice gülüyordu. Sessizlik. Şimdi o ses her neyse bir zihninin bir köşesinde saklanmış gibiydi. Düşüncelerine aldırmıyor sorularına cevap vermiyordu. Ormanın derinliklerine kaçıp giden bir tavşan gibi izini kaybettirmişti. Brian rahatça düşünebilirdi artık. Valizinin fermuarlı ön kısmına baktı. İçinde iki milyon dolar vardı. Aptal psikolojik sorunlarının ortaya çıkışının şu an bu taksinin içinde oluşunun ve nereye gideceğini bilmeden yaşadığı yerden ayrılmasının nedeni olan iki milyon dolar. Hayır, hayır bunu yapamazdı. Ne olursa olsun bu işine büyük bir nankörlük ve çevresine karşı büyük bir utanç sebebi olurdu. Bir an müthiş bir pişmanlık duygusu duydu ve gidip eyalet polisine her şeyi anlatıp teslim olmayı düşündü. Ve ciddiydi. Ama henüz olayın polise yansıyıp yansımadığını bilmiyordu. Diye düşündü. O ara gözleri cama takıldı ve bankanın alt sokağından geçtiklerini fark etti. İnmek istiyordu. &#8220;Denge?&#8221; Ses aniden saklandığı yerden çıktı. Ama Brian’ın onunla konuşacak vakti yoktu. Araba hızla ilerliyordu. Gözlerinin kamaştığını hissetmeye başladı. Gördükleri bulanıklaşıyordu.</p>
<p>“Durun, durun lütfen inmek istiyorum”</p>
<p>Taksici hiçbir tepki vermiyordu. Sesini duymamış gibiydi.</p>
<p>“Durun bayım durun douuuruun doorruuun bbbayıım!” sesi şimdi zihninde yankılanıyordu. Bayılacak gibi oldu. Şimdi nefes bile alacak enerjisi yoktu adeta, valizine elini korkakça değdirdi. Hissetmiyordu. Çığlık atmaya çalıştı. Sesinin ne kadar uğraşırsa uğraşsın çıkmadığını şimdi fark etti. Kendinden geçti.</p>
<p>Silik bir ses ve puslu bulutlar eşliğinde Brian gözlerini yavaşça açtı.</p>
<p>“Bayım iyi misiniz?”</p>
<p>Cevap vermedi. Yavaş yavaş hala arabada arka koltukta olduğunu fark etmeye başladı. Taksici tekrar şansını denedi.</p>
<p>“İyi misiniz efendim? Eğer değilseniz hastaneye gidelim”</p>
<p>Hastane lafını duyunca genç adam kendine geldi. Hastaneler bir suçlu için uygun yerler değildir diye düşündü. İyi ama saat kaç neredeyim? Ne zamandan beri uyuyorum? Neden bayıldım? Aklına sorular ardı ardına sıkılan kurşunlar gibi sert ve acımasızca geliyordu. İlk defa o an içindeki sesin ona cevap vermesini istedi. Delirdiği umurunda bile değildi sadece o sesten sorularına cevap vermesini istiyordu. Öyle olmadı ama yaşlı taksici sanki içindeki düşünceleri duymuş gibi ona açıklamaya başladı.</p>
<p>“Bayım yaklaşık yarım saat önce bayıldığınızı anladım arka koltukta şehirden 5 kilometre kadar uzaklaştığımız anda bunu gördüm. Şansınız var ki hemen ilk müdahalemde ayıldınız. Sizin gibi çok az müşterim olmuştur. Biz taksiciler doğru davranmalıyız, arabamıza binen her kim olursa olsun bize düzgün davrandığı sürece tek yapmamız gereken onu istediği yere ulaştırmaktır”</p>
<p>Brian doğruldu. diye düşündüyse de sonradan taksicinin bir şeyler ima etmeye çalıştığını anladı.</p>
<p>“Bayım bir hastalığınız olduğunu düşündüğümden valizinizde ilaç aradım. Bayım size yemin ederim ki sizin paranız ya da yaptığınız hiçbir şey beni ilgilendirmiyor”</p>
<p>Brian taksicinin parayı fark ettiğini anladı. Bununla kalmayıp taksici şimdi Brian’dan korkuyor onu öldürmemesi için yalvarıyor gibi konuşuyordu. Gülmek istedi o an. Taksici onu yoldan çıkmış bir suçlu gibi görüyordu belli ki.</p>
<p>“Bayım beni affedin ama şehirden kaçtığınızı düşündüm ve şehir dışında tanıdığım bir otele doğru ilerledim. Bakın çok üzgünüm sanırım bütün planınızı kendime göre değiştirdim ama cidden üzgünüm…</p>
<p>“Bir önemi yok dostum. Zaten tam olarak nereye gideceğimi bilmiyordum. Neden bayıldığımı da bilmiyorum sanırım bu hırsızlık biraz çarptı.</p>
<p>Brian o anda gülmekten ölebilirdi. Çenesini sımsıkı tutuyordu gülmemek için. Taksicinin bu halini görünce onunla dalga geçmeden edemedi.</p>
<p>Devamı Gelecek&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/">Karanlıklar Serisi &#8211; Koltuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AYAZ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ayaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ayaz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Aug 2016 08:45:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4820</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gece gördüğün dağdır yüreğim üzerine kar yağmış Gözden yere düşen damla ayaz sessizliği yarmış Yalnızlık kıskanmış ortalığı yakmış, Erimiş kar yüreğime çağlamış.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayaz/">AYAZ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gece gördüğün dağdır yüreğim üzerine kar yağmış</p>
<p>Gözden yere düşen damla ayaz sessizliği yarmış</p>
<p>Yalnızlık kıskanmış ortalığı yakmış,</p>
<p>Erimiş kar yüreğime çağlamış.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayaz/">AYAZ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ayaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4820</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaybediş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaybedis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaybedis/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 14 Aug 2016 07:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4889</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bağışlanamaz yokluğun Ben bundan sonra viski içen bir çocuğum Babannemden kalan radyoda güz bir şarkı Elini uzatsan tutamadan bayılacağım Geceleri akıttığım şiirler gözlerinde Sesinin üçüncü yankısında kaybolacağım Ayıp değil ya bu saatten sonra Sıfır plaka bir arabada biletsiz bir yolcuyum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybedis/">Kaybediş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bağışlanamaz yokluğun<br />
Ben bundan sonra viski içen bir çocuğum<br />
Babannemden kalan radyoda güz bir şarkı<br />
Elini uzatsan tutamadan bayılacağım</p>
<p>Geceleri akıttığım şiirler gözlerinde<br />
Sesinin üçüncü yankısında kaybolacağım<br />
Ayıp değil ya bu saatten sonra<br />
Sıfır plaka bir arabada biletsiz bir yolcuyum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybedis/">Kaybediş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaybedis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4889</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/inat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/inat/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Aug 2016 11:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4817</guid>
				<description><![CDATA[<p>Üstadın dediği gibi Zaman bendedir ve mekan bana emanettir şuurum Ümidin “ Kimse Yok mu? “ sun da ki sessizlikte “Ben varım işte buradayım” diye haykırıyorum Sabret geliyorum Cebimde silahtan daha tehlikeli fikir ve kalbimde özlemiyle sırat Cinsi hoş, Kalbi loş, İçi boş beyinlere inat.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inat/">İnat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Üstadın dediği gibi</p>
<p>Zaman bendedir ve mekan bana emanettir şuurum</p>
<p>Ümidin “ Kimse Yok mu? “ sun da ki sessizlikte</p>
<p>“Ben varım işte buradayım” diye haykırıyorum</p>
<p>Sabret geliyorum</p>
<p>Cebimde silahtan daha tehlikeli fikir ve kalbimde özlemiyle sırat</p>
<p>Cinsi hoş,</p>
<p>Kalbi loş,</p>
<p>İçi boş beyinlere inat.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inat/">İnat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/inat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4817</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Aug 2016 06:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bedri Rahmi Eyüpoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah - Hatıram Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4839</guid>
				<description><![CDATA[<p>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun! Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun!</h2>
<p>Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum desen de, tek bir anda duyduğun tek bir şarkıyla geri geliverir unuttum dediğin ne varsa ne yoksa…</p>
<p>Vuslatı olmayan aşklar yakıcıdır. Kara sevdadır, dermanı yoktur… Yerine başka hiçbir şeyi koyamazsın dünyalık… Allah aşkından başka… Böyle der tasavvuf ilmi… Anlarsın Kays’ın neden adını bile yitirip Mecnun olduğunu… Çöllerin derdine deva olamayışını, onu bir çöl rüzgârına katıp oradan oraya sürükleyip duruşunu… Tarifi yoktur aşkın, ondan daha güçlü bir duygu var mıdır? Sanmam. Olmayan ne bilsin, ama aşkı hayatında bir kez olsun adam akıllı yaşamış bir kimse için, başkaca ne var diye sorsanız HİÇ diyecektir size… Sadece HİÇ!</p>
<p>Hiç olmak sevginin okyanusunda bir damla olmak demektir. Sevgi tek bir maddi varlığa yüklenen mana olamaz, olmamıştır da zaten doğası gereği… Maşuk aşığının derdiyle dertlenir, aşkının nefesiyle nefeslenir kanı canı aşk kokar… Öyle bir hal gelir oturur ki önünden ekmeğini alsanız ses çıkarmaz, sevdiğinin adını anan biri olsa yanında, sarılıp boynuna öpesi gelir…</p>
<p><strong>Mevlana</strong>’ya bir gün bir adam gelir ve Şems’den haber getirdim der… Mevlana üstünde başında ne varsa çıkarıp adama verir.</p>
<p>Derler ki adam doğru haber getirmedi size, yalan söylüyordu…</p>
<p>Mevlana, evet der biliyorum, zaten haber doğru olaydı canımı verirdim…</p>
<p>Doğu mistisizmi aşkı DNA’larına kodlanmış şifreleriyle yaşar… Bir tek sözcükle anlatamadığı için hissettiklerini, aşk der adına, sevgi der yetmez, sevda der, hatta o da yetmez kara sevda diye vurgulamaya çalışır anlaşılmak adına… Halk sanatının her alanına bir simge koyar… Türkülerine, folkloruna işler oya gibi sevdasını…</p>
<p>Batı kültüründe ise aşkın derin duygularına kendini kaptırıp koy vermeye pek sıcak bakılmaz… Yanmak, yakılmak, aşkından verem olmak, çöllere düşmek kabul gören bir durum değildir… Romeo ve Juliet tipi aşklara içten içe bir hayranlık duyulsa da, pek inandırıcı gelmez batı insanına… Ama böylesi aşkları yaşamak için de zemin arar bir anlamda…</p>
<p>Bertolt Brecht Sevgi Üstüne adlı yazısında şöyle der; “Sevenler tarihsel bir şeyler katarlar bu sevgiye, sanki bir gün tarihi yazılacakmış gibi. Onlar için kusursuzlukla tek bir kusur arasındaki fark korkunçtur. Oysa dünya bu farkı rahatça göz ardı edebilir. Sevgilerini olağandışı bir şey kılarlarsa, bunu yalnızca kendilerine borçlu olurlar; başaramazlarsa kendilerini sevdiklerinin kusurlarıyla pek de mazur gösteremezler, tıpkı halk önderlerinin kendilerini halkın kusurlarıyla mazur gösteremeyecekleri gibi&#8230;”</p>
<p>Epik tiyatronun kurucusu büyük usta bile sevgi adına yazmadan duramamıştır. Sevginin doğasına dokunmayıp yabancılaştırma efektini siyasi platforma taşımıştır… İki insan arasındaki ilişkiyi bir üretim haline dönüştürüp, sevginin bireyleşmesini fabrika dişlilerine katarak toplumsal bir olgu haline getirmeye çabalamıştır.</p>
<p>Son sözü bir başka ustaya bırakalım öyleyse;</p>
<p>“Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır<br />
Kitaplara göre insan<br />
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş<br />
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır<br />
Aptaldır, hastadır, kahramandır<br />
Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.<br />
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler<br />
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar<br />
Bir tek meyve veren dalı keserler<br />
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı<br />
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli<br />
Bir tek meyve veren dalı kesmeli<br />
İnsan dediğin derya misali<br />
Üstünde milyonlarca dalga<br />
İçinde kıyametler kopmalı<br />
İnsan dediğin derya misali</p>
<p>Uçsuz bucaksız olmalı. “</p>
<p><strong>Bedri Rahmi Eyüpoğlu</strong></p>
<p>Kim haklı karar vermeden önce bir de <strong>Coşkun Sabah</strong>’a kulak verin… Bakalım yüreğiniz hangisine eğilim gösterecek…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/C4CDxKK1ucM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4839</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kısaca Her Şey Sen</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kisaca-her-sey-sen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kisaca-her-sey-sen/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 Aug 2016 08:45:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hacı Mehmet Turgut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4863</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatın anlamı sende gizli Anlamsızlık sende anlam bulur Yarınlar senle gebe mutluluğa Rüzgâr senin için taşıyor yağmuru İlkbaharda sen varsın diye açıyor çiçekler Yazın sıcaklığı gülüşünün eseri En kötü düşücüler senin sevginle erir &#160; Tiryakin oldu seni sevmekten aşk Umutlar saçıyor gözlerime bakışların Riyakârlık senle asil Gururumu okşar ruhun Uslanmaz seni sevmekten çocuklar Ten bile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kisaca-her-sey-sen/">Kısaca Her Şey Sen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın anlamı sende gizli</p>
<p>Anlamsızlık sende anlam bulur</p>
<p>Yarınlar senle gebe mutluluğa</p>
<p>Rüzgâr senin için taşıyor yağmuru</p>
<p>İlkbaharda sen varsın diye açıyor çiçekler</p>
<p>Yazın sıcaklığı gülüşünün eseri</p>
<p>En kötü düşücüler senin sevginle erir</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tiryakin oldu seni sevmekten aşk</p>
<p>Umutlar saçıyor gözlerime bakışların</p>
<p>Riyakârlık senle asil</p>
<p>Gururumu okşar ruhun</p>
<p>Uslanmaz seni sevmekten çocuklar</p>
<p>Ten bile sende can bulurken, nasıl sevmez seni mutluluklar…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kisaca-her-sey-sen/">Kısaca Her Şey Sen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kisaca-her-sey-sen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4863</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ELİF</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/elif/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/elif/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 Aug 2016 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4827</guid>
				<description><![CDATA[<p>Komutanım görüntü yakaladık deyince asker, Şerif bir hışımla yerinden kalktı ve kuleye koştu. Koşmama da gerek yok, her akşam olan şeyler diye de içinden geçirmeyi ihmal etmedi merdivenleri üçer beşer atlarken. Gece görüşe baktı, yeri tespit etti. Yine tellerin ötesindeki sazlığı zorluyorlar diye küfürcük savurdu ağzından. Çavuşun aracı hazırlaması ne kadar kısa sürdüyse, Şerif’in de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elif/">ELİF</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Komutanım görüntü yakaladık deyince asker, Şerif bir hışımla yerinden kalktı ve kuleye koştu. Koşmama da gerek yok, her akşam olan şeyler diye de içinden geçirmeyi ihmal etmedi merdivenleri üçer beşer atlarken. Gece görüşe baktı, yeri tespit etti. Yine tellerin ötesindeki sazlığı zorluyorlar diye küfürcük savurdu ağzından. Çavuşun aracı hazırlaması ne kadar kısa sürdüyse, Şerif’in de teçhizatını kuşanması o kadar kısa sürmüştü. Yine hat yoluna gidip uzaklaştırma yapacaktı sazlığın ötesindekine kurşun sıkarak. Kimse benim vatanıma izinsiz giremez diye yine küfürlendi. Bir buçuk dakikada sazlığın oraya damladı Şerif.</p>
<p>Yine gördüler diye hayıflandı on beşindeki körpe, sırtındaki üç aylık kızıyla. Her zaman yaptığını yapacak, olduğu yere çöküp, Şerif gidene kadar sessizce bekleyecek sağ omzuna da kurşun yememek için. Bir ay önceki cahilliğinin eseriydi sol omzu. Olduğu yerde nefessiz beklememiş, aracı görünce çatır çutur kamışları kırarak koşmaya başlamıştı geldiği yöne doğru. Açığa çıkarınca da kendini kurşun adres sormuştu. Hâlbuki bu gece, diğer denemelere nazaran daha da çok yaklaşmıştı tellere. Ayak seslerini hissetti kızının huzursuzluğunda. Ne olur ağlama’yı gözleriyle söyledi kızına. Kanat çırpsa sinek duyulur vaziyetteydi gece. Şerif tellere yanaştı, iyice eğilerek kamışların arasına baktı. Sazlık boyunca sağı solu defalarca gezdi fakat kimseyi göremedi. Körpe, Şerif’in araçtan gaz istediğini duyunca hemen cebindeki bez parçasını ve yarım limonu çıkardı. Daha önce bunu da tecrübe etmişti. Şerif sazlığın içine rast gele gaz atacak ve oradakinin kalkmasını bekleyecekti. Elindeki yarım limonu bez parçasına ve kendi yazmasına sıktı. Kızının yüzünü örttü. Kendi ağzını kapattı. Peşinden bir patlama. Şerif göndermişti gaz bombasını. Körpenin duası tutmuş ve kendisinden uzağa düşmüştü bomba. Bu durumda bile sevinebiliyor hatta içten içe Şerif’le dalga geçiyordu. “Aptal asker, ben buradayım nereye atıyorsun.” dedi ve kızına bakarak gülümsedi. “Ne kadar uğraşırsan uğraş geçeceğiz bir gün tellerin diğer tarafına.” diye kendince eğlenirken, asıl işin şimdi başladığının farkına vardı. Şerif mermi gönderecekti bu sefer sazlığın içine rast gele. Kızını kucağına aldı, üstüne yarım kapaklanarak tekrar dua etmeye başladı. Dua etmeye başladı, çünkü mermiden korunacaktı. Yarım kapaklandı, çünkü kızı nerdeyse suya batıp boğulacaktı. Şerif peş peşe üç el sıktı. Sazlığı dinledi. Ses seda yok diyerek küfrünü de alıp karakola geri döndü.</p>
<p>Saat öğlen on bir sularıydı. Şerif odasında oturmuş bir askere danışmanlık yapıyordu. Asker abi, derdini anlattıkça anlatıyor, kendi tabiriyle Şerif’in kafasına tecavüz ediyordu. “Ulan ne kadar derdiniz varmış.” diye içinden geçirdi Şerif. Sonra imzasını çakıp danışmanlık dosyasına koydu asker abinin dertlerini. Bir çay istedi, koltuğuna yaslandı. Çayı bekledi sigarasını yakmak için. Çay geldi, sigara yandı. Ellerini başının arkasında kavuşturmuş, gözlerini kapatmıştı. İznine az kaldığını düşünüyor olmalıydı ki yüzüne tebessümü çizerken sigara ağzından düştü. Ona da küfür savururken kapı çaldı. Nizamiye nöbetçisi gelmişti. “Komutanım, kapıda bir adam var, karakoldaki rütbeliyle görüşmek istiyor.” dedi. “Kim olduğunu bilmiyorum.” dedi asker daha Şerif sormadan. Bu ara canlı bomba olayı çok diye yine teçhizatını kuşanarak ve düşürdüğü sigaranın yerine bir sigara daha yakarak yürümeye başladı nizamiyeye doğru. Nöbetçiye, sol arkasında, silahını çapraz tutuşta tutarak kendisini takip etmesini söyledi. Nizamiye kapısına geldiğinde şaşırmıştı Şerif. Kendisini bekleyen adamı, gözleri kızarmış ve ağlar vaziyette buldu. Ne istiyorsun diye sordu. Adam elindeki kağıdı aşağı yukarı sallayarak, “Karımı ve üç aylık kızımı…” dedi. “Kaç aydır karşı ülkedeler. Ben geçebiliyorum ama onlar geçemiyor.” İç savaştan dolayı kendilerinin ne halde olduklarını bilmediğini söyleyerek sızlandı adam. Şerif gayet sakin bir tavırla, gerekli belgelerle gümrük kapısından geçebileceklerini söylerken adam, “Vermiyorlar komutan.” dedi. “Artık bir devlet yok karşımızda, alamıyorlar geçiş iznini. Ne olur komutan, kulun köpeğin olayım izin ver şu tellerden geçsinler de kavuşayım aileme.” diye yalvarmaya ve gözyaşlarını hunharca kamçılamaya başladı. Şerif’in o zamana kadar tek derdi, hangi arabayı alsamdı. Canı çok sıkıldı Şerif’in. Belki de içi cız etti. Uzun uzun adamın gözlerindeki yaşa baktı. Yere düşenleri toplamak istedi belki de. Kapıya elini yaslayarak, “Tele yaklaşırsalar ölürler.” dedi. Çünkü kendi devleti bunu emrediyordu. Yasalar baskın gelmişti duygularına. Kimse yasadışı giremezdi vatanına. Adam yalvarmalarını sürdürürken uzaklaşması gerektiğini söyledi ve karakola döndü. Üç gündönümü sonrasının gecesiydi. Sazlıktan yine görüntü almışlardı. Şerif, teçhizatını kuşandı, çavuş aracı hazırladı. Aracın yanına gelince askere, “Sen kal, yalnız gideceğim.” dedi. Yanında kimse olmamalıydı Şerif’in. Çünkü biliyordu ki gelen körpe ve kızıydı. Onları kavuşturacaktı ailesine. Belki yaptığı yanlıştı fakat vicdan denen zindan üç gün boyunca esir etmişti kendisini. Eğer yanında biri olursa başı belaya girebilir, vatan hayini ilan edilebilirdi. Koşarak üç dakikada vardı sazlığa şerif. Bir yandan ağır adımlarla yürüyor bir yandan da sazlığı süzüyordu. Sonra yüksek sesle konuşmaya başladı geceye karşı. “Biliyorum sensin. Bir de yanında üç aylık kızın var. Aylardır uğraşıyorsun telleri geçmek için. Ya sana zarar verseydim. Ya öldürseydim seni. Hiç mi korkmuyorsun allasen. Üç gün önce kocanla konuştum. Ne yalan söyleyeyim çok seviyor seni. Anladım ki sizin sevginiz sınırları aşmış. Buna ne tel dayanır ne bakır. İlerideki direğin dibinden gel. Orası hem kör nokta hem de telleri kesik. Ordan rahat geçersin. Ama telleri geçince koşmaya başlayacaksın. Ben de peşinden koşacağım ama sen sakın korkma. Ben sadece numara yapacağım. Gören olursa kendimi savunabileyim diye&#8230; Ha bir de yavaş koş tamam mı? Kızını düşürürsün,incinir, dayanamam. Ha, bir de bir şartım var. Kızınızın adını koymadıysanız adı Elif olsun. Sevdiğimin ismi. Benden bir hatıra size.” Şerif beklemeye başladı. Sonra çıtırtı duydu, geliyor galiba kızcağız diye düşündü. Ürkmemesi için birkaç adım uzaklaştı telden. Tebessüm ediyordu. Daha önce duyduğu ağlamaklı “Komutan” sesini tekrar duyunca, şaşırarak silahına sarıldı. Erkek sesi diye çoktan geçirmişti kafasından. Yüzü buz kesmiş bir vaziyette sese doğru yöneltti namluyu. “Kimsin sen?” dedi. “Benim komutan, nizamiyeye gelmiştim”. “Ne işin var orda?” “Karımın ve Elif’imin cansız bedenlerini almaya geldim.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elif/">ELİF</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/elif/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4827</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÜNLÜK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunluk/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Aug 2016 11:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Feyza Özel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Athena tasviri - Emily Balivet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4853</guid>
				<description><![CDATA[<p>Giriş Yürüyorsun. Nereye ? Yabancılar geçiyor yanından. Hepsinin yüreği ağır. Hepsi yaşamış yoğunca. Ama suratlara bakma. Bir aynaya çok güvenemeyeceğin gibi suratlara da ilk bakışta güvenmeyeceksin. Gözler maske tutmaz. Onları izle. Yürüyorsun, ellerin cebinde. Aklında anlamadığın mırıltılar. Bu sebepsizliği sevmiyorsun. Belirsizliği sevmez insan. Tehlike. Yürüyorsun senin hikayen henüz taze, ne büyük ölümler görmüşsün ne hastalık [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunluk/">GÜNLÜK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Giriş</h2>
<p>Yürüyorsun. Nereye ? Yabancılar geçiyor yanından. Hepsinin yüreği ağır. Hepsi yaşamış yoğunca. Ama suratlara bakma. Bir aynaya çok güvenemeyeceğin gibi suratlara da ilk bakışta güvenmeyeceksin. Gözler maske tutmaz. Onları izle. Yürüyorsun, ellerin cebinde. Aklında anlamadığın mırıltılar. Bu sebepsizliği sevmiyorsun. Belirsizliği sevmez insan. Tehlike. Yürüyorsun senin hikayen henüz taze, ne büyük ölümler görmüşsün ne hastalık ne savaş ne kıtlık. Dur ulan diyorsun sen de. Şüphe ediyorsun kendinden. Fazla düşünmek, duygulanım bu işler adamı, kadını yorar. Fazla mı düşünüyorsun ?</p>
<p>Bilmem. Bilmemek ayıp değil.</p>
<p>Bizim sıkıntımıza duyguları paylaşma özrü diyelim. Herkes küçümseyecek diye kimse bahsetmiyor kolay kolay kendisinden, içinden. Halbuki başkalarının duygularını küçümseyenler, kendi eksiklerini yamayacaklarını sanan aptallardır yalnız. Trajikomik. Gerçeğinden, özünden kaçarak yaşayıp ölen bir kalabalık. Bunu garipsiyorsun sen de. Bir ad koyuyorsun, ulaşmak istediğine. Özvakıf. Ütopik bir karar alıyorsun özvakıf olmak adına. Neyin varsa sahte, sonradan inandırıldığın bulup kökünü kazımaya, tazesinden öğrenmeye ve seçtiğine inanmaya uğraşacaksın artık. Zor olacak bu. Kimse kolay da demedi. “Tabula rasa” evresinde, geçmiş zamanların bilgeliğine ulaşma çabasındasın artık. Rasgele!</p>
<h2>Ι. ATHENA</h2>
<p>Yürüyor. Güneş doğuyor ilerde. Hatırlamıyor başını hikayesinin. Aradığı belki de budur. Yürüyor kendini bilmezce, hatırlayamadığı bir şeyi kaybetmişçe. Çok beklentisi var hayattan. Bu beklentiler insana kendini unutturur. Tehlikeli sulardasın insankızı. Hayallerin yaktığı ateşi beklentiler kül etmesin.</p>
<p>Ürperdi, ters giden bir şey var, huzursuzluğa çalan…Yılan sürünerek geçti sağ tarafından. “Korkma” dedi kadın. Karşısındaydı.</p>
<ul>
<li>Ne diye burdasın?</li>
<li>Bilmem.</li>
<li>İyi. Bilmemek ayıp değil. Öğrenirsin.</li>
<li>Sen kimsin ?</li>
<li>Yılanları seven biriyim diyelim.</li>
<li>Başka?</li>
<li>Baykuşum var şu sol tarafındaki zeytin ağacından bizi izliyor.</li>
<li>Göremiyorum.</li>
<li>Aradıkların senden kaçar insankızı. Ve görmeyişin baykuşun gerçekliğini eksiltmez.</li>
<li>Güzel. Hala göremiyorum.</li>
</ul>
<p><strong>Athena</strong> gözlerini devirdi</p>
<ul>
<li>Sırası değil zaten. Gel, yılanın anlatacakları varmış</li>
</ul>
<p>Yılana baktı. Kadının gözlerindeki ateşin aynısı yılandaydı. İnsan dikkatle baksa gözlerde bir savaş olduğunu sanırdı. Oha demeye kalmadan bir savaş meydanında buldu kendini. Ağır bir koku vardı havada. Midesi bulandı. Yerde uzuvları kopmuş insanlar, kan toz toprak içinde.</p>
<ul>
<li>Neden savaşıyorlar?</li>
<li>Bir tarafın toprakları çok verimli. Diğer taraf bu toprakları istiyor.</li>
<li>Paylaşsınlar desem çok mu çocukça olur.</li>
<li>Hayır. Aslında eski insan toplulukları paylaşırmış. Bir kabilede herkes açlıktan ölmedikçe kimse açlıktan ölmezmiş</li>
<li>Yapma ya. Çok ütopik geldi.</li>
<li>İnsanı, insan doğasının vahşi, barbar, hırs dolu olduğuna inandırdılar. İnandırılmış insan koyun gibi gütmesi kolay. Başka bir şey yok mudur bu insan doğasında?</li>
<li>Var tabi. Vicdan var, sevgi var, empati falan. Ama</li>
<li>Ama?</li>
<li>Ama bunlar diğer duyguların gölgesinde kalır. Pasif duygular bunlar.</li>
<li>Pasif ama aydınlık duygular olarak kabul ediyoruz. Karanlık duyguların gölgesinin oluşabilmesi için aydınlığa ihtiyacı var, ışığa. Yani bu karanlık duyguların gölgesini oluşturan bir aydınlık var dediğine göre. Niye bu aydınlığı unutuyoruz ?</li>
<li>Savaş meydanında felsefe mi yapılır?</li>
<li>Zor mu geldi?</li>
<li>(İç çektin) Neyse. Devam edelim</li>
<li>Diyorum ki insan kızı, kutsal şeyler için savaşmalı. Özgürlük için, bağımsızlık için. Biri senin özgürlüğüne küfrederse cevabını verirsin. Bunun dışındaki eylemler havlamaktır. Bu yüzden azgınlık yapan taraf yenilecek. Ve benim tuttuğum taraf kazanacak. Fakat savaşların galibi yoktur aslında. İki tarafta da onlarca, yüzlerce çocuk babasını kaybetti, kadınlar da kocalarını.</li>
<li>Bir alternatif düşünelim mi <em>Athena</em>?</li>
<li>O zaman baykuşla sohbet vakti geldi demektir.</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_4854" aria-describedby="caption-attachment-4854" style="width: 479px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Athena.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4854 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Athena.jpg?resize=479%2C639" alt="Athena - Emily Balivet" width="479" height="639" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Athena.jpg?w=479&amp;ssl=1 479w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Athena.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 479px) 100vw, 479px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4854" class="wp-caption-text">Athena &#8211; Emily Balivet</figcaption></figure></p>
<p>Bir rüzgar geçti sanki yüreğinden. Athena’nın sol omzunda meşhur baykuş vardı artık. Gördü ki yılanın gözlerindeki ateşi baykuşun aklı dengelemekte. Baykuş yavaşça ona çevirdi kafasını. Yaşadığını unuttu o sürede. Baykuşta kayboldu.</p>
<ul>
<li>Neredeyim Athena?</li>
<li>Güvendesin</li>
<li>Kayboluyor gibiyim</li>
<li>Bundan korkmana gerek yok</li>
<li>Bana korkmamayı anlat</li>
<li>O zaman sana bir masal anlatmam gerekir</li>
<li>Kabul</li>
<li>Bir varmış ve bir yokmuş. Bir ağaç doğmuş ölüler dünyasına tohumundan. Sevdiği varmış beriki ormanda. Yeşilinden şiirler söylermiş Yapraklarınca rüzgarda söylermiş şarkılarını. Yine günlerden birinde bir şarkı tüttürürken yanmaya başlamış karşı ağaçlar. Saatlerce yanmış durmuş. Sonunda sevdiğinin külleri yüzüne savrulmuş. O da dökmüş tüm meyvelerini. Meyveler zamanla kapkara olmuş ağacın ruhu gibi.</li>
<li>Böyle masal mı olur</li>
<li>Ne anladın</li>
<li>Angutun biri ormanı yakmış. Ağacın sevgilisiyle beraber ruhunu öldürmüş.</li>
<li>Belki ağacın sevdiği karşısında gördüğü tüm ağaçlardı. Belki karşısındakinin canı her yandığında, boyu,rengi, meyvesinin biçimi ne olursa olsun karşıdakini ağaç olarak kendi olarak görüp acısını anlamış, meyvelerini karartmıştır.</li>
<li>Sonuç olarak ağacın canı yandı ve öyle öldü.</li>
<li>Kaçırdığın bir nokta var</li>
<li>Dinliyorum</li>
<li>Öldü demedim sonunda</li>
<li>Meyveleri kararmış dedin, sevdikleri ölmüş dedin.</li>
<li>Ölmez ağaç zeytini anlattım sana. Yani insanlığı. İnsanlık da her devir kararır durur. Fakat ölmez. Yaşatanı bulunur.</li>
<li>Baksana her yerde açlık, yoksunluk, sapkınlık. Her yerde ölüm var Athena.</li>
<li>Haklısın insankızı. Yaşadığın dünya adalet yoksunudur. Ve bu dünyada yaşamış tüm büyük insanlar karanlığa, kendi karanlıklarıyla da savaşarak, ışık tutanlardır. Zeytin ağacı ölmedi evet. Ayakta kaldı bir şekilde. Asla çocukluğundaki gibi gamsız olamayacak, dallarında yaşanmışlıklar biriktirdikçe hayat. Ama yaşadıkları aklında bilgiye dönüşecek. Ve bilgelik büyük yüktür insankızı. Bildikçe bileceklerinden korkarsın. Zeytin de korktu. İnsanlığın kararmasından. Ve buna rağmen yaşadı. Tüm karanlığına rağmen delikanlı kalarak</li>
<li>Zeytin ağacına delikanlı diyeni de ilk defa duyuyorum</li>
<li>Ben hep biraz farklı oldum zaten</li>
<li>Farklı bir senaryo düşünecektik şu savaşanlar için</li>
<li>Düşünelim. Baykuş da sıkıldı zaten bu saçma savaştan</li>
<li>Diyelim ki saldırılan taraf toprak ürünlerini paylaşmaya karar verdi karşı nüfusun ölçüsünce. Fakat buna eşdeğer bir şey istedi saldıranlardan</li>
<li>Neymiş bu şey insankızı?</li>
<li>Aklıma ilk askeri güç geliyor. Dış düşmanlara karşı beraber savunmak</li>
<li>Mantıklı. Ve saldıran köyün hafif yüksekte yaşadığını bildik. Bitki örtüsü de farklı olacak az biraz. Sağlam ağaçlarıyla meşhur bu köy. Ağaç hammaddelerini, kütüklerini tarım köyüne vererek yeni yapılar inşa edebilirler, denizlere bile açılırlar bakarsın.</li>
<li>Güzel oldu. Bir de 2-3 evlilik düzenledik mi işler rayına oturur.</li>
<li>Peki insankızı, denizlere açılan bu insanlar yeni yerler keşfedip, bunun büyüsüyle ordaki halklarla savaş eşiğine gelmez mi ?</li>
<li>İnsan her keşfettiğinin üzerinde hak iddia etmek zorunda değil. Ama uzlaşmak zor Athena. İnsanlar kolaya kaçıyor çoğu zaman, yakıp yıkıyorlar bir avuç korkak gibi.</li>
<li>Biraz yol alıyorsun</li>
<li>Mesela keşfettikleri toprakların halklarıyla ticaret anlaşmaları yapabilirler.</li>
</ul>
<p><strong>Athena</strong> gözlerine baktı kızın bir süre. O da biraz endişelendi yanlış bir şey mi söyledi diye.</p>
<ul>
<li>İnsanlığın başına ne gelirse açgözlülüğünden gelir. Anlamışsındır.</li>
<li>Anladım.</li>
<li>O zaman bize ayrılan sürenin sonuna geldik.</li>
</ul>
<p>Dedi ve yürüyüp ağaçların arasında kayboldu</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunluk/">GÜNLÜK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4853</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Maalesef, Nihayet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/maalesef-nihayet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/maalesef-nihayet/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Aug 2016 08:45:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Sucuoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4859</guid>
				<description><![CDATA[<p>bir sabah uyanırım&#8230; benliğim her zamankinden biraz daha yarım duyarım; yalnızlıktan sebep o sessizliği yalvarıp yakarsam da kifayetsiz! bu yalnızlık, yalnız bırakmaz beni&#8230; &#160; bir sabah uyanırım&#8230; uyansam da ben, uyanmalardan hep korkarım kâbuslar korkunç ama alışmak daha beter mecburiyetler ne kadar da tiksinç! lanet olsun! kişisel prensipler&#8230; &#160; bir sabah uyanırım&#8230; istemesem bile sensizlikle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/maalesef-nihayet/">Maalesef, Nihayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>bir sabah uyanırım&#8230;</p>
<p>benliğim her zamankinden biraz daha yarım</p>
<p>duyarım; yalnızlıktan sebep o sessizliği</p>
<p>yalvarıp yakarsam da kifayetsiz!</p>
<p>bu yalnızlık, yalnız bırakmaz beni&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>bir sabah uyanırım&#8230;</p>
<p>uyansam da ben, uyanmalardan hep korkarım</p>
<p>kâbuslar korkunç ama alışmak daha beter</p>
<p>mecburiyetler ne kadar da tiksinç!</p>
<p>lanet olsun! kişisel prensipler&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>bir sabah uyanırım&#8230;</p>
<p>istemesem bile sensizlikle tanışırım</p>
<p>seslenirim; merhaba derim yalnızlığıma</p>
<p>ki bu ne delice bir cesarettir!</p>
<p>çileler çok daha zor, yokluğunda&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ve bu sabah uyandım&#8230;</p>
<p>evet, zor ama ben kâbuslara alışığım</p>
<p>uyanmaları boşver&#8230; yüreğim artık yorgun</p>
<p>başka her şey bir yana, sen yoksun ya</p>
<p>gayri zaman akmıyor, zaman durgun</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>kalan ömrümü yasını tutmaya adadım</p>
<p>kahve fallarında çıkmayacak artık adım</p>
<p>biliyorum, zamanı geldi, eyvah!</p>
<p>bu, son, fırsatımdır, belki, eyvallah&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/maalesef-nihayet/">Maalesef, Nihayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/maalesef-nihayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4859</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KIRMIZI &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Aug 2016 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selcan Kırnal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4810</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Yedinci sıra, dördüncü koltuk beyim.” El fenerini ileriye doğru uzattı, bahşişini cebine koydu.  Bir süre daha önce kasabada hiç görmediği bu cılız, sarı suratlı adamın arkasından baktı. ‘Kim bilir kimin misafiri’ diye geçirdi aklından. Belki de Feride Abla’nın İsviçre’den gelecek olan yeğeniydi. Hoş, öyle olsa çoktan duyulurdu mahallede. ’Amaaan, meraklandın yine’ diye söylenirken, tanıdık seslerle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/">KIRMIZI &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Yedinci sıra, dördüncü koltuk beyim.”</p>
<p>El fenerini ileriye doğru uzattı, bahşişini cebine koydu.  Bir süre daha önce kasabada hiç görmediği bu cılız, sarı suratlı adamın arkasından baktı. ‘Kim bilir kimin misafiri’ diye geçirdi aklından. Belki de Feride Abla’nın İsviçre’den gelecek olan yeğeniydi. Hoş, öyle olsa çoktan duyulurdu mahallede. ’Amaaan, meraklandın yine’ diye söylenirken, tanıdık seslerle irkildi. Film başlamak üzereydi. Küçük adımlarını sıklaştırarak kapıya yöneldi, soluk kırmızı perdeden dış dünyayı araladı.</p>
<p>Terzi Mehmet ve Beyaz Ayşe’nin yegâne çocuğu Zila adını, 17 Eylül 1962 tarihli saatli maarif takviminden almıştı. Erkek olsaydı Ferit olacaktı zira. Çocukluğu dikiş makinesi sesleri ve annesinin anlattığı hikâyeler arasında geçmişti. Babası az konuşur, çok dikerdi. Zila, babasının terzi dükkânına misafir olurdu çoğu zaman. Dikişten başını kaldırıp, gözlüklerinin üzerinden ona gülümseyen babasını izlerdi kuşburnu içerken. Sonra hep kuşburnu içti Zila. Yazın soğuk, kışın sıcak. Büyüdü. Babasının ona diktiği renk renk elbiseleri sevmedi sonra. Kot pantolon ve oduncu gömlekleri ne de rahattı. Uzun saçlarını sevmedi. Bir filmde gördüğü sarışın kadın gibi, kısacık kestirdi saçlarını. Böylece iri ela gözleri daha da belirginleşti. Giyinişi ve kalınca sesine istinaden, ‘Erkek Zila’ oldu birden. Yan komşuları ağzı bozuk Münevver fısıldamıştı kasabalıların kulaklarına bu ismi. Erkek Zila. Önceleri öfkelenip, mahallenin gençleriyle kavga ettiyse de, aldırmadı bir müddet sonra.</p>
<p>Ortaokulu bitirdiği yaz, babası ebediyete intikal ettiğinde, Beyaz Ayşe’nin de kelimeleri küstü lafazan ağzına. Kızına anlattığı hikâyeler azaldı günden güne. Çalışkan balıkçılar, akıllı çobanlar, efsunlu nineler coşkusunu yitirdi. Sustu Beyaz. Kaldı Zila. Evlere sığmadı. Çalışmaya karar verdi.  Mahallenin tek salonlu sinemasını Fahri Ağabey işletiyordu o vakitler. Eski makinist, yeni bulmaca çözücü, müzmin sarhoş. Sarhoşken çıkardığı tek vukuat, yaşlı annesinin evinin önündeki çınar ağacını Ajda Pekkan sanıp, onunla dertleşmesiydi. Kasabalı alışmıştı bu duruma. Babasıyla yakın arkadaş olan bu sevimli adamı çok severdi Zila. Sinemada işe başladığında, kasabalılar yadırgadı önceleri. Oysa sevmişti bu işi. Lale Sineması’na gelenlere yer gösteriyor, bazen de Fahri Ağabeyin yerine bilet kesiyordu. Arta kalan zamanlarda ise filmleri, -hatta aynı filmi- birkaç kez izliyordu. Bu filmler annesinin yarım kalan hikâyelerini tamamlıyordu sanki. Hem de kocaman, renkli renkli, güzel kadınlar ve yakışıklı adamlarla…</p>
<p>‘Sultan’ filmine bayılmıştı Zila. Neredeyse sekiz kez izlemişti. Hele muhtarın oğlu Bulut Aras’a bayılmıştı. ‘Ne yakışıklı adam’ diye düşünürdü her seferinde. Kasabaya yeni gelen öğretmen de izledi bu filmi. Birçok kez. Tüm mahalle filmi izleyip, seanslarda bu kısa saçlı güzel kadınla ikisi kalıncaya dek. Sonra Zila’yı izledi Bekir. Siyah saçlarını kulaklarının arkasına atışını, Şener Şenli sahnelerde ağzını kapatarak gülüşünü, dudaklarından ellerine bulaşan kırmızı ruju silişini, filmin sonunda ela gözlerinin buğulanışını.</p>
<p>Bu minyon, güzel, incelikli kadına neden ‘erkek’ lakabının takıldığını anlamadı Bekir.  Yıllardır böyle anılıyordu işte. Tanıştılar. Sevdi bu adamı Zila. Yakışıklıydı, hem de bıyıklıydı; Bulut gibi.</p>
<p>Evlendiler. Zila işine devam etti. Yedi yıl oldu. Annesi daha çok unuttu, daha çok sustu. Zila saçlarını uzatmadı. Bekir tanımadığı adamlardan şiirler okudu O’na. Hepsini çok sevdi. Filmler izledi. Suzan Avcı’yı sevmedi. Yedi yıl oldu. Güz oldu. Çocukları olmadı.</p>
<p>“Zila abla koş hadi.”</p>
<p>“Tamam, kız bağırma avaz avaz, geldim.”</p>
<p>Televizyondan, annesine en sevdiği programı açtıktan sonra alelacele evden çıktı. Çerçinin kızı Nurten’le kol kola girerek tepenin yolunu tuttular.</p>
<p>“Kurdeleyi unutmadın dimi, ay yatmadan evvel okuyup üfleyip yastığının altına koydun inşallah.”</p>
<p>“Yaptım Nurten, yaptım. Aklına uyduk ya, hadi hayırlısı…”</p>
<p>Tepeye vardılar. Kurumuş, kollarını dua edermiş gibi kaldırmış ulu ağaç karşıladı onları. ‘Bu ağacın kendisine hayrı yok’ diye düşündü Zila. Komşu kasabadan üfürükçü Hasibe’nin gelini Birgül ve iki çocuğu da oradaydı, bu ritüelin parçası olarak. Büyüğü, iki elini çenesine dayamış, somurtarak oturuyordu ağacın altında. Küçüğü ise annesinin elinden tutmuş, sessizce duruyordu. İlahi Nurten. Doğurgan kadın iyiymiş, uğurmuş. Hem ağaç büyülüymüş. Yatır varmışmış dibinde. Gelip kurdele bağlayıp adak adamışmış. Hemencecik kabul olmuşmuş dileği.</p>
<p>“Aaa inan bana abla. Benim de dileğim kabul oldu. Sahiden bak.”</p>
<p>Gitmedikleri doktor kalmamıştı. Hepsi çocuğunuz olacak diyordu. Her yolu denediler. Bekir belli etmese de; üzülüyordu. Safsata dediği şeylerden medet umuyordu şimdi Zila.</p>
<p>Kırmızıydı dileğinin rengi.</p>
<p>Saçları siyah, gözleri zeytin.</p>
<p>Babası gibi mahir, anası gibi çetin.</p>
<p>Adı da Bulut.</p>
<p>Kurdelesini ağaca bağladıktan sonra, bir süre ağacı izledi Zila. Bir yaramaz oğlan çocuğu hayali kurdu. Yaramaz, yerinde durmaz. Belki de bu ağaca çıkardı Bulut. Annesinden kaçar, en üste tırmanır, sımsıkı sarılırdı ağaca. İnmek için de babasının gelmesini beklerdi, kim bilir…</p>
<p>“Nurten gidelim artık. Bekir gelir birazdan. Anneme söz verdik. Bu akşam Eşkıya’yı izleyeceğiz.”</p>
<p>Zila, yaşlı ağacın yanından uzaklaşırken; kırmızı kurdelenin savrulduğunu, Bulut’unsa rahmine tutunduğunu bilmiyordu henüz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/">KIRMIZI &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4810</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gardiyan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gardiyan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gardiyan/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Aug 2016 08:50:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4814</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geceler zindan düşünceler gardiyan hep bana Şairin dediği gibi herkes uyudu ama Ahh bu düşünceler yine iştimada Hücremdeyim yüreğimde kan Ve ben mendil niyetine Sabır basıyorum kanayan yarama &#160; Mendilimde düşler. Ne yalan söyleyeyim ama bazen Yeter diyorum  , artık yeter Şşşşt gardiyan Açsana kapıyı lan.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gardiyan/">Gardiyan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geceler zindan düşünceler gardiyan hep bana</p>
<p>Şairin dediği gibi herkes uyudu ama</p>
<p>Ahh bu düşünceler yine iştimada</p>
<p>Hücremdeyim yüreğimde kan</p>
<p>Ve ben mendil niyetine</p>
<p>Sabır basıyorum kanayan yarama</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mendilimde düşler.</p>
<p>Ne yalan söyleyeyim ama bazen</p>
<p>Yeter diyorum  , artık yeter</p>
<p>Şşşşt gardiyan</p>
<p>Açsana kapıyı lan.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gardiyan/">Gardiyan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gardiyan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4814</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Adam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-adam/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Aug 2016 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mısra Gamze Şahin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4779</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Şimdi ölümümün üçüncü sonbaharı yaklaşıyor’ dedi; yakasını kaldırdığı siyah paltosuna sakallarını gömerken. Gözlerini kıstı, haberlerde görmüştü ‘kar körü olmamak için yapılacaklar’ başlığını. İnceden yağan kar, kuruyan gözlerinin kör olmayı ne kadar da istediğini hatırlattı. Keşke gönlü kör olacağına gözleri kör olsaydı. Ceplerini yokladı, çok severek(!) aldığı o kırmızı arabasının anahtarlarını aradı. Arabayı açıp paltosunu arka [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-adam/">Bir Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘Şimdi ölümümün üçüncü sonbaharı yaklaşıyor’ dedi; yakasını kaldırdığı siyah paltosuna sakallarını gömerken. Gözlerini kıstı, haberlerde görmüştü ‘kar körü olmamak için yapılacaklar’ başlığını. İnceden yağan kar, kuruyan gözlerinin kör olmayı ne kadar da istediğini hatırlattı. Keşke gönlü kör olacağına gözleri kör olsaydı. Ceplerini yokladı, çok severek(!) aldığı o kırmızı arabasının anahtarlarını aradı. Arabayı açıp paltosunu arka koltuğa attı ve düşündü. Bir saç teli düştü diye bulamadı diye içi cızlayan adamın ona bir zarar verebileceğinden korkmuştu kadın. Elini sakallarında gezdirirken, Kadını düşündü. Kendini sevmezdi adam. Ne kaşını, ne de gözünü. Çocukları severdi, bazen de şarkıları, genelde resim yapmayı. <strong>Bir adam</strong> bir kadını, ondan vazgeçebilecek kadar çok sevdi. Sigarasını aradı adam yan koltukta, buldu da. Müziği sonuna kadar açıp şarkıya eşlik etmeyi denedi. Adam hiçbir şarkıyı doğru söyleyemezdi zaten. Velev ki, şarkılar da onu, onun söyleyemediği kadar doğru anlatırdı.</p>
<p>‘…sevgisizliğine bir kalp verdim, artık geri ver…’</p>
<p>Ülkenin, belki dünyanın en ücra köşesine de gitse, unutmayacağı o saç telini düşündü. İçinde ki yangının bileklerine kadar inmesine izin vererek sabahı bulan saate baktı.</p>
<p><strong>Bir adam</strong>, bir kadını çok sevdi. Nasıl mı? ‘bilmiyorum’ dedi. Çektiği üç eylüllük acının, daha kaç sonbahara devrolacağını düşündü. Otuz sonbahar görmüştü, tanrının ona üç sonbahara tekabül eden borcunu düşündü. <strong>Bir adam </strong>bir tek sonbaharları doğru anlardı. ‘bahar çiçeği gibi’ derdi kadına bakınca. Omzuna bir dokunsun! Aman Allah! Bir büyük içmiş gibi olurdu. Gözlerini kapatıp baharları düşündü. Kadının, boynundan aşağı sarmaşık çiçeği gibi sarkan saçlarını düşündü, düşünceleriyle okşadı.</p>
<p>Korna sesiyle kendine geldi. Bu saatte, o hiç sevmediği semtinde, her seferinde küfrederek döndüğü köşeye sövdü yine. Ağlayacaktı adam. Duyduğu klakson sesini çıkaran arabanın, sahibine sarılıp ağlayacaktı. Yalnızdı. Hayatında hiç olmadığı kadar ve hep olduğu kadar yalnızdı. ‘hepinizden değil’ dedi. ‘hiçbirinizden ve en çok kendimden nefret ediyorum.’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-adam/">Bir Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4779</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgiliye</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Aug 2016 09:43:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Songül Işık]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4797</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dün yine seni düşündüm . Gözlerindeki o masum bakışı düşündüm. Sana söyleyemediklerimi&#8230; Seni her gördüğümde yüreğimin sızladığını düşündüm&#8230; Benimle konuşmadığın zamanlarda içimde kopan fırtınaları düşündüm&#8230; Seni seviyorum diye söylemeyi düşündüm&#8230; Evet&#8230;seninle geçen her anımı düşündüm&#8230; Seninle olmayacağını bile bile  kahretsin her zaman seni düşündüm&#8230; Peki sen düşündün mü.? Yarım kalan her şeyi &#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiliye/">Sevgiliye</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dün yine seni düşündüm .</p>
<p>Gözlerindeki o masum bakışı düşündüm.</p>
<p>Sana söyleyemediklerimi&#8230;</p>
<p>Seni her gördüğümde yüreğimin sızladığını</p>
<p>düşündüm&#8230;</p>
<p>Benimle konuşmadığın zamanlarda içimde</p>
<p>kopan fırtınaları düşündüm&#8230;</p>
<p>Seni seviyorum diye söylemeyi düşündüm&#8230;</p>
<p>Evet&#8230;seninle geçen her anımı düşündüm&#8230;</p>
<p>Seninle olmayacağını bile bile  kahretsin</p>
<p>her zaman seni düşündüm&#8230;</p>
<p>Peki sen düşündün mü.?</p>
<p>Yarım kalan her şeyi &#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiliye/">Sevgiliye</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4797</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Aug 2016 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Müzikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Bennu Yıldırımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Jülide Kural]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Sınav]]></category>
		<category><![CDATA[Oya Küçümen]]></category>
		<category><![CDATA[Sevinç Erbulak]]></category>
		<category><![CDATA[Şevket Altuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Şevval Sam]]></category>
		<category><![CDATA[Sulhi Dölek]]></category>
		<category><![CDATA[Sümer Tilmaç]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4764</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türk televizyon tarihinin efsane dizisi olarak adlandırılmıştır Süper Baba. Başrollerinde&#160;Şevket Altuğ,&#160;Sümer Tilmaç,&#160;Jülide Kural,&#160;Şevval Sam&#160;ve&#160;Bennu Yıldırımlar&#8217;ın yer aldığı ekranların en beğenilen ve uzun soluklu dizilerinden olup, atv kanalında 1993-1997 yılları arasında yayınlanmıştır. Aynı dizide Sevinç Erbulak (Zeynep), Eray Demirkol (Alim), Seray Gözler (Şule), İsmet Ay (Sermet), İhsan Devrim (Yakup dede), Aytaç Yörükaslan (Baba- Yusuf Kaptan), Serpil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türk televizyon tarihinin efsane dizisi olarak adlandırılmıştır Süper Baba. Başrollerinde&nbsp;Şevket Altuğ,&nbsp;Sümer Tilmaç,&nbsp;Jülide Kural,&nbsp;Şevval Sam&nbsp;ve&nbsp;Bennu Yıldırımlar&#8217;ın yer aldığı ekranların en beğenilen ve uzun soluklu dizilerinden olup, atv kanalında 1993-1997 yılları arasında yayınlanmıştır. Aynı dizide Sevinç Erbulak (Zeynep), Eray Demirkol (Alim), Seray Gözler (Şule), İsmet Ay (Sermet), İhsan Devrim (Yakup dede), Aytaç Yörükaslan (Baba- Yusuf Kaptan), Serpil Tamur (Sabire), Abdullah Yüce (Rasim Baba) rolleriyle karşımıza çıkarken Suna Pekuysal, Kenan Işık, Mücap Ofluoğlu, Mehmet Çekmez, Bülent Emin Yarar gibi daha pek çok Türk Tiyatrosunun ünlü isimleri de bu kadroda yer almıştır.</p>
<p>Dört yıl gibi uzun bir ömrü olan bu dizinin ilk yönetmeni ünlü oyuncu Kartal Tibet’tir. Fakat daha sonraları Funda Aras, Fevzi Tuna, Tunca Yönder yönetmen koltuğuna oturmuştur. Osman Sınav ve Orhan Oğuz ise dizinin son iki yönetmenidir. Senaryo ise çok ünlü ve yetkin bir isim tarafından yazılmıştır; Sulhi Dölek…</p>
<p><figure id="attachment_4765" aria-describedby="caption-attachment-4765" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4765 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg?resize=480%2C360" alt="İhsan Devrim (Yakup Dede)" width="480" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4765" class="wp-caption-text">İhsan Devrim (Yakup Dede)</figcaption></figure></p>
<p>Dizi esas itibariyle eşinden boşanmış üç çocuklu bir babanın, çocuklarına hem analık hem babalık etmesini konu alır. İstanbul’un kentsel keşmekeşinden uzak güzel beldesi Çengelköy’ün eski ahşap evlerinde, daracık Arnavut kaldırımlı sokaklarında, boğaz manzaralı mezarlıklarında geçen hikâyeleriyle, kendini bulan ve kendi gibi olan insanların sıcaklığını taşır seyircisine. Dostluk ve arkadaşlığın ön planda tutulduğu bir izlekle geçer hemen hemen bütün bölümler. Doğal insan öykülerinin aynı doğal oyunculuk, aynı doğal senaryo ile işlenmiş olması, Fiko’yu kapı komşumuz yapar. Fiko (Fikret- Şevket Altuğ) hepimizin arkadaşı, dostudur. Onun yaşadıkları izleyici tarafından öyle içselleştirilir ki, Cuma akşamları başka hiçbir program yapılmaz, hiçbir yere gidilmez. Eve misafir gelse, Fiko’yu izlemek zorundadır… Onun yaşadıkları bizim yaşadıklarımızdır çünkü… Kimi zaman beraber ağlar kimi zaman birlikte sinirlenir, çoğu zaman da birlikte güleriz olan bitene…</p>
<p><figure id="attachment_4769" aria-describedby="caption-attachment-4769" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4769 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Sümer Tilmaç (Nihat); Şevket Altuğ (Fiko)" width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg?w=330&amp;ssl=1 330w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4769" class="wp-caption-text">Sümer Tilmaç (Nihat); Şevket Altuğ (Fiko)</figcaption></figure></p>
<p>Nihat (Sümer Tilmaç), Fiko’nun kan kardeşidir. Kankasıdır şimdiki yaygın söylemle… Ama öyle laf olsun diye değil, gerçek dosttur onlar. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez, tartışmaları hiç bitmez, küserler birbirlerine çocuk gibi, sonra barışırlar. Nazları sırf birbirlerine geçer. Can dostudurlar yani…</p>
<p>Senaryo, geçim sıkıntısı çeken ve çocuklarını okutmaya çalışan bir babanın öyküsü üzerine inşa edilmiştir. Ama koca mahalle bu, yardımsever ve cana yakın Fiko’nun mahalleli ile ilişkisi, abisi, anne- babası, ele avuca sığmayan Yakup dedesi… Çocukları ve psikolojik sorunlu eski eşi etrafında döner hikâyeler kimi zaman… Hele ki Nihat’ın kız kardeşi ve Fiko’nun ilk aşkı eczacı İpek (Jülide Kural) gittiği Amerika’dan dönünce… İşler iyice karışır…</p>
<p>Dört yıl sürmüş bu dizinin senaryosunu burada anlatacak değilim elbette. Fakat her bir bölümü film tadında olan 3-5 diziden biridir Süper Baba… Sulhi Dölek imzası zaten yeterlidir senaryoyu anlatmaya…</p>
<p>Tahta masa ve sandalyeleriyle Çengelköy çınar altı kahvesini İstanbul halkıyla tanıştırmıştır yıllar sonra&#8230; Kadim balıkçı kahvesi “Süper Baba” kahvesine dönmüştür. Artık bilmeyen yoktur, çok ünlü olmuştur bu kahve diziden sonra…</p>
<p>Oyuncu kadrosu Türk tiyatrosunun usta isimlerinden, yönetmenleri usta kişilerden oluşunca ortaya çıkan bu tablo elbette kimseyi şaşırtmamıştır. <strong><em>Maddi kaygıların, reyting beklentilerinin henüz sanatın önüne geçmediği zamanlardan kalmadır çünkü… İnsanların bizzat yaşadıkları sahici mekânlarda, sahici kadroyla çekilmiştir. Başka yaşamlara özenilmeyen, sanal âlemlerde yaşanılmayan gerçek bir yaşam kesitidir Süper Baba…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_4770" aria-describedby="caption-attachment-4770" style="width: 395px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4770 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?resize=395%2C395" alt="Yeni Türkü; &quot;Bana bir masal anlat baba…&quot;" width="395" height="395" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?w=395&amp;ssl=1 395w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 395px) 100vw, 395px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4770" class="wp-caption-text">Yeni Türkü; &#8220;Bana bir masal anlat baba…&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Bütün bu başarısının yanında aynı zamanda müzikleriyle de tarihe geçmiştir. Yeni Türkü, Film müziklerini bir araya topladığı albümünün dışında, başlı başına Süper Baba adlı bir albüm çıkartmıştır. Olayların duygu değişimlerine göre bestelenmiş eserleriyle, senaryonun tamamlayıcısı olmuştur bütün müzikler… Ezgiyi duyduğunuzda olacakları hissedersiniz adeta, sözsüz sahnelerin yerine geçer müzikler… Hemen her sahnenin kendine has bir ritmi, bir duygusu, bir tınısı vardır. Replik olmuş, müziğe dönmüş, gelip izleyicinin algısına konmuştur…</p>
<p><figure id="attachment_4766" aria-describedby="caption-attachment-4766" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4766 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg?resize=620%2C514" alt="Jülide Kural (İpek)" width="620" height="514" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg?resize=300%2C249&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4766" class="wp-caption-text">Jülide Kural (İpek)</figcaption></figure></p>
<p>Oyuncuları, senaryosu, çekimleri ve müzikleriyle gönlümüze girmiş, evlerimizde baş tacımız olmuştur Süper Baba. Bunca yılın ardından, bir izleyici teşekkürüdür bu yazı yalnızca&#8230; Aramızdan ayrılıp ebediyete intikal etmiş bütün kadrosuna rahmet diliyorum. Şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p><figure id="attachment_4767" aria-describedby="caption-attachment-4767" style="width: 476px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4767 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?resize=476%2C315" alt="Sevinç Erbulak (Zeynep)" width="476" height="315" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?w=476&amp;ssl=1 476w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 476px) 100vw, 476px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4767" class="wp-caption-text">Sevinç Erbulak (Zeynep)</figcaption></figure></p>
<p>Oya Küçümen’in sesiyle özdeşleşmiş, hangi kuşaktan olursa olsun bilinen, tanınan ve yüreği titreten eşsiz Yeni Türkü eseri…</p>
<p><strong>Bana bir masal anlat baba…</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/otNpOv0Pn8k?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Bitti… (Yeni Türkü&#8217;nün Gölgesinden Soluklanan Gençliğim yazı dizisinin bu son yazısıdır.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4764</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Klasik Romanların Sihiri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/klasik-romanlarin-sihiri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/klasik-romanlarin-sihiri/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 08 Aug 2016 09:39:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gül Nihal Singil]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Franz Kafka]]></category>
		<category><![CDATA[klasik sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4793</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa, devcileyin bir örümceğe dönüşmüş buldu kendini. Bir zırh gibi sertleşmiş sırtının üzerinde yatıyor, başını biraz kaldırınca yay biçiminde katı bölmelere ayrılıp bir kümbet yapmış kahverengi karnını görüyordu; bu karnın tepesinde yorgan, her an kayıp tümüyle yere düşmeye hazır, ancak zar zor tutunabilmekteydi. Vücudunun kalan bölümüne oranla acınacak kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/klasik-romanlarin-sihiri/">Klasik Romanların Sihiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Bir sabah tedirgin dü</em><em>ş</em><em>lerden uyanan Gregor Samsa, devcileyin bir örümce</em><em>ğ</em><em>e dönü</em><em>ş</em><em>mü</em><em>ş</em><em> buldu kendini. Bir z</em><em>ı</em><em>rh gibi sertle</em><em>ş</em><em>mi</em><em>ş</em><em> s</em><em>ı</em><em>rt</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em>n üzerinde yat</em><em>ı</em><em>yor, ba</em><em>şı</em><em>n</em><em>ı</em><em> biraz kald</em><em>ı</em><em>r</em><em>ı</em><em>nca yay biçiminde kat</em><em>ı</em><em> bölmelere ayr</em><em>ı</em><em>l</em><em>ı</em><em>p bir kümbet yapm</em><em>ış</em><em> kahverengi karn</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em> görüyordu; bu karn</em><em>ı</em><em>n tepesinde yorgan, her an kay</em><em>ı</em><em>p tümüyle yere dü</em><em>ş</em><em>meye haz</em><em>ı</em><em>r, ancak zar zor tutunabilmekteydi. Vücudunun kalan bölümüne oranla ac</em><em>ı</em><em>nacak kadar c</em><em>ı</em><em>l</em><em>ı</em><em>z bir sürü bacakç</em><em>ı</em><em>k, ne yapacaklar</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em> <em>ş</em><em>a</em><em>şı</em><em>rm</em><em>ış</em><em>, gözlerinin önünde aral</em><em>ı</em><em>ks</em><em>ı</em><em>z çak</em><em>ı</em><em>p sönüyordu.&#8221; </em></p>
<h2>Franz Kafka &#8211; Dönüşüm</h2>
<p>Kamuran Şipal&#8217;in çevirisiyle böyle başlamaktaydı <strong>Franz Kafka</strong>&#8216;nın <strong>DÖNÜ</strong><strong>Ş</strong><strong>ÜM</strong>&#8216;ü. Hikaye süresince Kafka&#8217;nın ayrıntılı betimlemeleri, zengin ifadeleri ve sıradanlıktan uzak üslubu sizi okuyucu olmaktan çıkararak ana karakter gibi -yani bir böcek gibi- hissettirir. Hikayede verilmek istenen soyut düşünsel değerler, sembolizm tekniğiyle hayat bulur. Böcek hakkında yapılan derin detaylarda ise Kafka&#8217;nın hikayeyi etkileyici bir gerçeklikle ele almak için uzun süren bir gözlem yaptığı izlenimini çıkartırız.</p>
<h2>Gregor Samsa</h2>
<p>Bu konuyu herhangi biri işleyecek olsaydı muhtemelen; &#8220;<strong>Gregor Samsa</strong> bir sabah uyandığında böcek olmuştu ve hayatının artık eskisi gibi olmayacağını anlamıştı. Kabuklu sert bir sırtı ve kahverengi karnı vardı.&#8221;  derdi ve bütün sihir bozulurdu. Tabi ki bu anlatım şeklinde okuyan kişide kendisini sadece okuyucu olarak görür ve kitap hafızalarda değil sadece raflarda yer alırdı. Franz Kafka örnek olarak ele alınmış olmakla birlikte klasikliğe ulaşmış birçok yazarda da benzer durumu görürüz; Emile Zola, Victor Hugo, Tolstoy, Balzac, John Steinbeck, Sadık Hidayet, Sait Faik Abasıyanık, Peyami Safa&#8230; (Oldukça geniş bir liste olacağı için sadece birkaç isimle yetinmem gerekti.) Birçok kişi tarafından ayrıntılar ve imgeler gereksiz görünmesine karşın kalıcı bir romana <strong>DÖNÜ</strong><strong>Ş</strong><strong>ÜM</strong> aslında bu noktada başlamaktadır. Tüm bu yazarların ortak paydası şudur ki; Odanın ortasında duran masa herhangi bir masa değildir! O masanın duruş şekli, büyüklüğü, üzerinde duran objeler, renkler, masanın bir ayağı kısa ise altına konulan kağıt, masanın üzerindeki izler, odanın ambiyansına kattığı değerler, hissiyatlar ve hatta masanın o eve nasıl gelmiş olduğuna dair kısa bir bilgi bile vardır. Bu detaylar adeta bir film karesidir ve her okuyucunun aklında aynı masa canlanır. Kendinizi o an masanın yanında duran kişi olarak hissedersiniz. Duygular konusu da bu yazarlar tarafından aynı şekilde ele alınmıştır. Örneklendirmek gerekirse &#8216;Bay X, Bayan Y&#8217;ye aşık olmuştu.&#8217; gibi kısır bir yazım dilinin tercih edilmediğini görürsünüz. Bayan Y&#8217;nin yüzünün ve vücudunun bütün hatlarını, ince bir ipek şalın omuzları üzerinden süzüldüğünü, çocuğunu severken ellerinin saçlarında nasıl gezindiğini, sıradan bir tebessümünün Bay X&#8217;i nasıl derinden etkilediğini mekandaki sessiz karakterlerden biri olarak izlersiniz. Bu esnada Bayan Y başını hafifçe kaldırır ve göz göze gelirsiniz. Artık Bay X&#8217;i çok iyi anlıyorsunuzdur.</p>
<h2>Klasik Roman</h2>
<p>Günümüzde artan kitap ve yazar çeşitliliğine rağmen tek solukta okuyabileceğimiz kitap sayısı tezat bir şekilde azalmıştır. Bir okuyucu olarak şunu söylemeliyim ki çağdaş yazarlardan oldukça az bir kesim okuma heyecanını yaşatabilmektedir. Bu yazarları keşfedebilmek için birçok edebi açıdan yoksun kitap okumanız gerekmektedir. Peki üzerinden yüzlerce yıl geçmesine karşın tüm ülkelerde en çok basım yapan, derslerde okutulan ve artık &#8216;Klasik&#8217; niteliğini alan kitapların ve yazarların sihiri neydi? Cümle kurabilmekten öte sıradan bir olay kurgusunu en etkili şekilde anlatmak ve yaşatmaktı yazarların sihiri.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/klasik-romanlarin-sihiri/">Klasik Romanların Sihiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/klasik-romanlarin-sihiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4793</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağla Firuze Ağla</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 08 Aug 2016 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İnci Demirbağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4773</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Sen bana geç kaldın / Ben sana erken” Dilime dolanmıştı işte, şarkının aynı yerini nefes alıp alıp tekrar ediyordum. Bir yandan çiçeklerin topraklarını değiştirmem lazımdı. İyi de oldu ertelemedim bu işi de. Yoruyor tabi. Bir de şarkı mırıldanıyorum nefesim yetermiş gibi. Ne de güzel başarmışım yanlış zamanda doğru yerde olmayı diyorum kendime. Derken bahçeden bir misafir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/">Ağla Firuze Ağla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Sen bana geç kaldın / </em><em>Ben sana erken”</em></p>
<p>Dilime dolanmıştı işte, şarkının aynı yerini nefes alıp alıp tekrar ediyordum.</p>
<p>Bir yandan çiçeklerin topraklarını değiştirmem lazımdı. İyi de oldu ertelemedim bu işi de.</p>
<p>Yoruyor tabi. Bir de şarkı mırıldanıyorum nefesim yetermiş gibi.</p>
<p>Ne de güzel başarmışım yanlış zamanda doğru yerde olmayı diyorum kendime.</p>
<p>Derken bahçeden bir misafir. Misafir de sayılmaz gerçi Nadire.</p>
<p>“Ahiretliğim” o  benim. Yeni nesil bilmez. Ölür giderim de onu bulurum ben yine diğer tarafta.</p>
<p>Geç içeri alayım elindekileri. Ne içersin? Buz gibi ayran yaptım bak yeni.</p>
<p>Amaan ne zahmeti canım, olur mu öyle şey! Geç sen, geliyorum.</p>
<ul>
<li>Şarkı söylüyordun, sustun.</li>
<li>Dinledim valla, sustun da öyle girdim bahçeden içeri.</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_4775" aria-describedby="caption-attachment-4775" style="width: 551px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4775 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg?resize=551%2C446" alt="“Sen bana geç kaldın / Ben sana erken”" width="551" height="446" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg?w=551&amp;ssl=1 551w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg?resize=300%2C243&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 551px) 100vw, 551px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4775" class="wp-caption-text">“Sen bana geç kaldın / Ben sana erken”</figcaption></figure></p>
<p>Hafife almadım hiçbir zaman şarkı sözlerini. Yaşamadan kim yazabilir ki? Var mı ben diyen? Evet, evet haklısın sanki “ben” demiyordum.</p>
<ul>
<li>Evet, dilime takıldı be ahiretliğim. Öyle arıyor ki gözlerim yine. Geçmiyor da yazlığın sokağından. Bunca zaman geç kalmamışız gibi. Hem bu sefer kalbim kaldırmaz bak sorarlarsa müsebbibini dersin. Kavuşmamıza günler kaldı biliyorum.</li>
</ul>
<p>Kış aylarında Balat’ta annemden kalma cumbalı bir evde otururum… Balat’ta otururdu Ahmet de. Ramazanda akşamları pide almaya diye, gündüzleri çarşıya pazara diye soluğu evin yakınındaki parkta alırdık. Şimdilerde biçimsiz bir apartman dikildi yerine, ona da ayrı takığım da neyse konu bu değil.</p>
<p>“Güzel sevdim, güzel de sevildim be ahiretliğim”</p>
<p>Aman canım, sevildin tabi. Askere gitti, döndü, seni de Aydın’a verdi ailen. Ne yapalım olmadı Firuze’m. Yıllar, yıllar geçti. Keşke de çıkmasaydı karşına Aydın Bey vefat edince.</p>
<ul>
<li>Yok, deme öyle, boşuna dilime takılmıyor bu şarkılar. Geç kaldık zaten birbirimize. Ama şarkıda da söylüyor. Hala “vuslat” hayal değil.</li>
</ul>
<p>Tutuşsun gün, vaktimiz varken…</p>
<p>Hiç sormadım ahiretliğim, inmezdin bu saatte sıcak olur diye sahil tarafı. Serin, sefalı sizin oralar. Tepeler diyorum, tepeler… Kulaklarımızda iyice işitmez oldu.</p>
<ul>
<li>Mahalleden haber aldım, Firuze. Benden duy diye geldim.</li>
</ul>
<p>Ahmet Bey… Ahmet Bey… Keşke de karşına çıkmasaydı.</p>
<p>Nereden bilecekti kalbinin 3 nefesi kaldığını…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/">Ağla Firuze Ağla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4773</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarı Çizginin Ötesinde / Gölgem Sarı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 06 Aug 2016 06:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar mevsimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4761</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonbaharın sararmış kuru yaprakları arasında buldum kendimi. Toprağa düşmüş başım. Ağırlığından kaldıramadığım bir yürek vardı sol elimde. Kim, ne zaman, ne için bırakmış? Ne kadar zorlasam da hatırlamıyorum. Düşlerim uğulduyor toprağın neminde kalmış beynimin içinde. Sağ elimin ayasında birkaç kuru yaprak, boyunları bükülmüş, sersemlemiş öylece duruyorlar. Atamıyorum onları pislik gibi yapışmışlar parmak aralarıma. Kollarım güçsüz; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/">Sarı Çizginin Ötesinde / Gölgem Sarı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharın sararmış kuru yaprakları arasında buldum kendimi. Toprağa düşmüş başım. Ağırlığından kaldıramadığım bir yürek vardı sol elimde. Kim, ne zaman, ne için bırakmış? Ne kadar zorlasam da hatırlamıyorum. Düşlerim uğulduyor toprağın neminde kalmış beynimin içinde. Sağ elimin ayasında birkaç kuru yaprak, boyunları bükülmüş, sersemlemiş öylece duruyorlar. Atamıyorum onları pislik gibi yapışmışlar parmak aralarıma. Kollarım güçsüz; Kollarım sevilmemekten yorgun düşmüş. Başım zaten eski düşlerden kalma. Ah! Bir kalkabilsem ayağa… Ayaklarım diz kapaklarımdan aşağı kımıldamıyor bile. Hiçbir uzvum çalışmıyor. Beynimin sesi geliyor kulaklarıma yalnızca… Yalnızlığım ayak izlerimi takip etmiş beni bekliyor baş uçumda. Tedirgin etmeden bütün nezaketiyle izliyor hareketlerimi. Hareketsizliğimi aslında… Aldırış etmedim varlığına bir süre, yüz vermedim hiç. Nasılsa bırakıp gider dedim içimden. Hep gelip duracak değil ya peşimden&#8230; Bakmazsam ardıma, görmezden gelirsem o da sıkılır bir gün benden&#8230;</p>
<p>Ama kimseler yok ki yardım edecek. Şöyle biri tutsa elimden, hızlıca kaldırsa beni yerden… Sesim çıkmıyor, bağırsam avaz avaz yardım istesem… Gelen olur mu ki bilmem? Yardım istemeyi öğrenmeliydim zamanında. Şikâyet etmeliydim diğerleri gibi. Bu kadar güçlü görününce, kimse inanmıyor işte kalkamadığıma yerden bir başıma…</p>
<p>Seni seviyorum demişti.</p>
<p>Yok, hayır dememişti… Bana hiç seni seviyorum dememişti.</p>
<ul>
<li>Ben bu kadınları hiç anlamıyorum. Bir tutturmuşlar seni seviyorum, seni seviyorum. Tamam, anladık. Seviyorsun. Ben de seviyorum. Bak söylüyorum da! Daha ne istiyorsunuz? Yüzük mü? Çiçek mi? Ne?</li>
<li>Ama bunun romantizmi falan olmaz mı yani, ne bileyim ben hani?</li>
</ul>
<p>Ne dediğimi bilmeden gevelemiştim ağzımın içinde bir iki kelime, sırf bir şey söylemiş olayım diye.</p>
<p>Düşlerim yorgun, ellerim de… Kelimeler çıkmıyor ağzımdan, dudaklarım avuçlarımdaki yapraklardan beter sonbahar kokuyor… Kurumuş, dokunsam ufalanacak. Bırakayım en iyisi her şeyi kendi haline. Nasılsa gelir bulurlar beni. Bir merak eden çıkar herhalde onca insandan birisi… Nerde bu diye sorarlar değil mi?</p>
<h2>&#8220;Yalnızlığım ve ben, seni çok bekledik.&#8221; Cemal Süreya</h2>
<p>Sarı gölge olmuştu yalnızlığım.</p>
<p>Yalnızlığımı yalnızlığına ekleyip kocaman bir sarı uçurtma yaptım.</p>
<p>Saçlarımı boyadım sarıya.</p>
<p>Sarı güllerle geldi ayrılık.</p>
<p>Katık ettim ekmeğime gözyaşlarımı.</p>
<p>Sonra;</p>
<p>Bekledim seni, merak edersin diye beni…</p>
<p>Kış bitti, bahar geldi pembe çiçeklerinde kirazlar,</p>
<p>Dallarında kurudular…</p>
<p>Yaz oldu sonra.</p>
<p>Kızgın güneşin alnında,</p>
<p>Yağmuru bekledim,</p>
<p>Otların serinliğini öylece durup bekledim</p>
<p>Martıların çığlıklarında…</p>
<p>İşte geldi sonbahar!</p>
<p>Umutlarım göçmen kuşların kanatlarında</p>
<p>Sıcak diyarlara uçtular.</p>
<p>Narçiçekleri meyveye durdu.</p>
<p>Günaydın diyemeden, sevdiğim</p>
<p>Bir vuruşla bütün narlar yerle bir oldu…</p>
<p>Saçıldı taneleri kıpkırmızı,</p>
<p>Alnıma sürdüm gururla,</p>
<p>Şehadetliğim sürsün diye boyunca.<br />
Şimdi çıkıp gelsen ne fayda,<br />
Yalnızlığım, yalnızlığının tam ortasında dura dura</p>
<p>Git gide daha da yalnızlaştı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/">Sarı Çizginin Ötesinde / Gölgem Sarı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4761</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kani&#8217;nin Ütopyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Aug 2016 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ütopik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ütopik roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4744</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fiyakalı bisikletiyle tozunu attırıyordu yolların.Hayatın çizgiselliğini yakalamış ve gökkuşağından bir renk tutmuştu.İçindeki sırtlanla birlikte sürüyordu bisikletini.Bu kez öldürmeyecekti içindeki sırtlanı.O özgürlüğüydü çünkü.Her gün rutin olarak gittiği yolu değiştirmek istedi Kani. Ne olabilirdi ki? İçli bir aslan çıkmazdı ya karşısına.Sırtlanların en büyük düşmanı aslanlardı çünkü.Sırf bu korkuyla hep aynı yolda sürüyordu bisikletini.İçindeki aslanı sürükleyen birini görmekten [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/">Kani&#8217;nin Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fiyakalı bisikletiyle tozunu attırıyordu yolların.Hayatın çizgiselliğini yakalamış ve gökkuşağından bir renk tutmuştu.İçindeki sırtlanla birlikte sürüyordu bisikletini.Bu kez öldürmeyecekti içindeki sırtlanı.O özgürlüğüydü çünkü.Her gün rutin olarak gittiği yolu değiştirmek istedi Kani.</p>
<p>Ne olabilirdi ki? İçli bir aslan çıkmazdı ya karşısına.Sırtlanların en büyük düşmanı aslanlardı çünkü.Sırf bu korkuyla hep aynı yolda sürüyordu bisikletini.İçindeki aslanı sürükleyen birini görmekten korkuyordu.Ama korkmaya devam etseydi özgürlüğün ne anlamı olabilirdi ki? Bu sefer farklı bir yola girecekti,kararlıydı.Bu kararlılıkla çıkardı bisikletini o gün.Pedallarını kontrol etti.Su şişesini bisikletinin önündeki sepete koydu.Bulutlu gökyüzünün altında sürmeye başladı.Ve o korktuğu yola doğru pedallarını çevirdi.İçinde taşıdığı sırtlan kadardı Kani.Çirkin yüzlüydü.Kalın bir boynu vardı.Bedeni cılızdı.Gözleri toprak gibiydi.Gözlerinde ölümü tadabilirdi insan.Ama hep gülümserdi.Onun ütopyasında baskılar,seçimler,suskunluklar yoktu ki.Ta ki yolunu değiştirene dek.Sert düştü Kani.Kendi ütopyasının dışında gerçekle çarpıştı.Bir seçime zorlandı,seçimleri yüzünden baskı altında kaldı ve susturuldu.İçindeki sırtlan ölmeye yakındı.Ama ölemedi daha da çoğaldı.Bisikletini bir kenara bıraktı.Suyundan bir yudum aldı.Bir kenara çöktü ve sustu.Suskunluğunu ezip geçmeye başladı çoğalan sırtlanlar.Zihni sorularla doluydu.Bir yanda umut bir yanda ölüm çoğalmaya başladı.Başını elleriyle ovalamaya koyuldu.Terliyordu.Kendini bıraktığı anda ona doğru ilerleyen birinin ayak seslerine dikkat kesildi.Başını kaldırdı.Tepesinde dikilen iri adama baktı.Şaşkındı.Adam yanına çömeldi.Konuşmaya başladı:</p>
<p><figure id="attachment_4746" aria-describedby="caption-attachment-4746" style="width: 630px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4746 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg?resize=630%2C313" alt="Bensu Buket Osmanoğlu kaleminden kendi ütopyasında yaşayan insanın kendini araması, korkuları, karşılaştıklarını anlatan ütopik bir öykü." width="630" height="313" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg?resize=300%2C149&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4746" class="wp-caption-text">Bensu Buket Osmanoğlu kaleminden kendi ütopyasında yaşayan insanın kendini araması, korkuları, karşılaştıklarını anlatan ütopik bir öykü.</figcaption></figure></p>
<p>-Sen nesin ve kimsin biliyor musun?</p>
<p>Cevap veremedi Kani.</p>
<p>-Sen insansın.Tutkuları olan,düşkünlükleri olan,seçimleri olan,baskıcı ve baskılanan.Akıllı ve deli.Özgür ve bir o kadar tutsak.Ne bir şairsin,ne bir politikacı,ne bir dindar.Her birinden birer parçasın.Tek parça olmayı bırak.</p>
<p>Yanından kalkıp gitti adam.Sözsüz,bir karnavalı izledi.Bir süre öylece durdu.Sonra bisikletine bindi.O yolda sürmeye devam etti.Gittikçe uzaklaştı,gözden kayboldu.</p>
<p>Mutsuzluktan kaçan çocuk içindeki sırtlanlarla birlikte gözden kayboldu.Çünkü boşuna değildi bu delilik.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/">Kani&#8217;nin Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4744</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarı&#8217;ya (Tabutta Rövaşata)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 13:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4740</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yanından bile geçmez Fatihalar Bu mavrası bozuk Düz kontak cesetlerin, Marmaraya bakıyor uzaktan Sarı, Güzel Marmara yağmurunda Ellerinden Reisin</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/">Sarı&#8217;ya (Tabutta Rövaşata)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yanından bile geçmez Fatihalar</p>
<p>Bu mavrası bozuk</p>
<p>Düz kontak cesetlerin,</p>
<p>Marmaraya bakıyor uzaktan Sarı,</p>
<p>Güzel Marmara yağmurunda</p>
<p>Ellerinden Reisin</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/">Sarı&#8217;ya (Tabutta Rövaşata)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4740</post-id>	</item>
		<item>
		<title>3. Şahsın Tekil Şiiri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/3-sahsin-tekil-siiri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/3-sahsin-tekil-siiri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 08:54:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4648</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şu buhranlı hayatta Üçüncü şahsın tekiliyim O birincil ve ikincil şahısların sahte çoğulluklarından, Riyakar kalabalıklarından bunalmış, Birincil şahıslıkta hiç gözü olmayan &#8220;Ben&#8221; 9. Akıllılar Köyünün delisi Huylu huyundan vaz geçer mi? Ah bu doğrucu deli 10. Köye göçe gebe Seyyah misali. Bu adamın herkesin hayatında ki yeri &#8220;O&#8221; Kıymeti faydasına munasır. Yani; Okumak ümidi ile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/3-sahsin-tekil-siiri/">3. Şahsın Tekil Şiiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center">Şu buhranlı hayatta</p>
<p style="text-align: center">Üçüncü şahsın tekiliyim</p>
<p style="text-align: center">O birincil ve ikincil şahısların sahte çoğulluklarından,</p>
<p style="text-align: center">Riyakar kalabalıklarından bunalmış,</p>
<p style="text-align: center">Birincil şahıslıkta hiç gözü olmayan &#8220;Ben&#8221;</p>
<p style="text-align: center">9. Akıllılar Köyünün delisi</p>
<p style="text-align: center">Huylu huyundan vaz geçer mi?</p>
<p style="text-align: center">Ah bu doğrucu deli</p>
<p style="text-align: center">10. Köye göçe gebe</p>
<p style="text-align: center">Seyyah misali.</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Bu adamın herkesin hayatında ki yeri</p>
<p style="text-align: center">&#8220;O&#8221;</p>
<p style="text-align: center">Kıymeti faydasına munasır.</p>
<p style="text-align: center">Yani;</p>
<p style="text-align: center">Okumak ümidi ile aldığın ama hiç başlamadığın kitaplar gibi.</p>
<p style="text-align: center">Belkide birgün gitme hayali ile özlemini duyduğun yerler deki bunalmış ahali.</p>
<p style="text-align: center">Yada ne bileyim ,</p>
<p style="text-align: center">Tablolarda gördüğün yada şiirlerde okuduğun o gelincik tarlasının zihnindeki kokusu.</p>
<p style="text-align: center">Evet Evet.</p>
<p style="text-align: center">Tam manasıyla bu sanki.</p>
<p style="text-align: center">Yani 3. şahsın tekili.</p>
<p style="text-align: center">Ve bu şiir de 3. şahsın tekil şiiri.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/3-sahsin-tekil-siiri/">3. Şahsın Tekil Şiiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/3-sahsin-tekil-siiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4648</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Huzursuz Balıkçılar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4736</guid>
				<description><![CDATA[<p>Söylemediğim bir şey var; der gibi duruyordu balıkçıllar. Beyaz ve mağrur boyunlarının bükülüşünde bir sır gizliydi. Bu yüzdendi hep, gözden uzak oluşları. Bir sazlığın dibinde, bir dere kenarında, ansızın belirip kaybolan hayallerden ibarettiler anılarda. Ender zamanlarda bir araya gelip, damarlı mermerden yontulmuş heykeller gibi dururlardı. İzleyenlerden, hareketlerini görebilecek kadar şansı olanlar, en sabırlılardandı. Suyu yemyeşil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/">Huzursuz Balıkçılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Söylemediğim bir şey var; der gibi duruyordu balıkçıllar. Beyaz ve mağrur boyunlarının bükülüşünde bir sır gizliydi. Bu yüzdendi hep, gözden uzak oluşları. Bir sazlığın dibinde, bir dere kenarında, ansızın belirip kaybolan hayallerden ibarettiler anılarda. Ender zamanlarda bir araya gelip, damarlı mermerden yontulmuş heykeller gibi dururlardı. İzleyenlerden, hareketlerini görebilecek kadar şansı olanlar, en sabırlılardandı.</p>
<p>Suyu yemyeşil görünen büyük nehrin kenarında, konaklıyordu balıkçıllar ve banyo yapmaya gelen birkaç yabancı tarafından rahatsız edildiler. Uzun zamandan beri kimse onları bu kadar huzursuz görmemişti. Yabancıları da görmüyorlardı. Balıkçıllardan başka suda hareket eden tek şey, giderek genişleyen dalgalardı. Ancak nehir, dikkatli gözlere biraz daha yeşil görünür oldu. Nedenini ise öğrenemediler.</p>
<p>O günden sonra, balıkçılların davranışları tamamen değişti. Sessiz sedasız yaşayan bu mağrur hayvanlar, hiç durmadan bağırıp gürültü yapar oldular. Sadece yemek yerken sesleri kesiliyordu. Onları hayranlıkla izleyenler, şaşkınlıkla izlemeye başladı. Gördüklerine hayret ediyor, sebebini bulamıyorlardı.  Nehrin başka yerlerinde, başka balıkçıl toplulukları da vardı. Onların davranışları değişmemişti; yalnız bu kıyıdakilerin, yalnız yabancılar tarafından rahatsız edilenlerin.</p>
<p>Uzaktan izlemekle anlaşılabilecek bir durum olmadığı açıklığa kavuşunca, kuşlara yaklaştılar. Aralarına girmeye çalışanlar olunca, balıkçıllar daha da hırçınlaştı. Kimseye saldırmadılar ama yerlerinde de duramadılar. Oradan oraya zıplıyor, uçuyor, pisliyorlardı. Görünen o ki, ne sazlıkta ne de nehrin bu yakasında olağanüstü bir durum, her hangi bir sorun yoktu. Bunca gürültüye aldırış etmeden yüzmeye devam eden balıklar ve bir sürü su böceği sayesinde de kuşlar karınlarını gayet güzel doyurmaktaydılar.</p>
<p>Nehrin üstünde ve balıkçılların konakladığı kıyıda bir ipucu bulamayınca, suya dalmaya karar verdiler. Artık nehir, tüm gözlere daha yeşil görünür olmuştu. Birkaç kişi, yabancıların arkalarında dalga bıraktıkları yerden yavaş yavaş suya girdi. Gittikçe derinleşen nehrin içinde, suyun taşıdığı alüvyon, görüşü engelliyordu. Daha çok el yordamıyla nehrin yatağını aradılar. Yüzük, madeni para ve saç tokasından başka tuhaf şeye rastlamadılar. Her biri, bulduğu nesneyi, o günün hatırasına, alarak evine gitti.</p>
<p>Ertesi gün ya da devam eden günlerden birinde,  balıkçılların eski hayranlık uyandıran hallerine geri döndüğü fark edildi. Nehir de yine eski nehirdi, o tuhaf yeşillik kaybolmuştu. Bu değişime çok sevinseler de, nehirden yüzük, madeni para ve saç tokasını çıkaranlar, buldukları nesnelerden şüphelendiler. Hangi eşyanın bu duruma sebep olduğunu bilmelerine imkân olsa dahi, bundan haberleri yoktu.</p>
<p>Eşyaları, kendilerinde tutmak istemiyorlardı. Bu durumda onları bir yere atmak da çözüm sayılmazdı çünkü; bu sefer de başkalarını rahatsız ederlerdi. Uzun zaman ne yapacaklarını düşündüler. Bu süre zarfında fark ettiler ki, bu eşyalar suyun dışında kimseye huzursuzluk vermiyor. Tabi bu eşyaların huzursuzluğa sebebiyet verip vermediği de muamma. En sonunda, üç nesne de metal olduğundan, hepsini beraber eritmeye karar verdiler.</p>
<p>Yüzük ve madeni para eriyip birbirine karıştı ama saç tokası ısındıkça erimedi. Buharlaştı ve yok oldu, gitti. Eriyen metali, balıkçıl şeklinde hazırladıkları minik kalıba döktüler, soğuması için bir kenara bıraktılar. Bu sırada, eritme kabındaki parıltı dikkatlerini çekti. Ufacık, zor görülen yeşil bir taş duruyordu kabın dibinde. Kalıptaki balıkçıl tam katılaşmadan, taşı kuşun gözü yerine oturttular. Tek taraflı minik kuş figürü, katılaştığında inanılmaz derecede pürüzsüz ve parlaktı.</p>
<p>Böylesine göz alıcı bir nesne yaptıklarına inanmakta zorlandılar. Ancak sonuç ellerine alamayacakları denli çekici ve inanılmaz bir şekilde önlerinde duruyordu. Yaptıkları nesnenin güzelliğine kapılmak üzerelerken, akıllarına bir fikir geldi. Bu güzelliğe mücevher olmak yakışırdı. Yeşil gözlü metal balıkçılı, kendisi kadar parlak bir zincire göre ayarladılar.</p>
<p>Kolyeyi, üzerine balıkçılı simgeleyen minik bir rün işledikleri abanozdan yapılma kutunun içinde uzun zamandır saklıyorlar, yalnız arada bakmak için kutuyu açmaları dışında,  yeşil gözlü balıkçıl hiç güneş görmüyordu. Ne yapacaklarını tam da bilemeden, böylesine güzel bir mücevher yapanlar, böyle bir güzelliğin uzun zaman saklı kalamayacağının farkındaydılar. Yine de bunca zaman, balıkçıllar huzur içinde yaşamış ve kimse kolyeyi fark etmemişti.</p>
<p>Yine bir gün, balıkçılları izledikleri esnada; ilerde, nehirde süzülen bir cisim gördüler. Hava puslu olduğundan tam olarak seçilemiyordu. Suyun üzerinde süzülerek ilerliyor ve yavaş yavaş balıkçılların konak alanına yaklaşıyordu. Görüş alanlarını heybetli bir kayık kaplamıştı. Balıkçılların neredeyse ortalarına dalmış olmasına rağmen kuşlar bu duruma aldırış ediyor değildiler.</p>
<p>Kayıktan, bunca pusa rağmen kıp kırmızılığı gözlerini yakan elbisesiyle, biri karaya iniyordu. İnen kişiye daha yakından bakabilme isteğiyle karşı kıyıya koştularsa da yetişemediler. Pus içinde dağılan renkler, ne yöne gittiğini görünmez kılıyordu. Kıyıya yakın durduğunu tahmin ettikleri kayık da seçilemiyordu. Bunun üzerine evlerinin yolunu tuttular.</p>
<p>Ertesi gün, hava açmış ve tüm nehrin üzerini parlak bir ışık kaplamıştı. Sabahın ilk saatlerinde, henüz uyanık olsalar dahi yataktan çıkmak istemeyecekleri bir saatte, kapıları çalındı. Kapının dışında onları, dün gece gördükleri kıpkırmızı elbiseli kadın bekliyordu. Pus yüzünden göremedikleri yemyeşil gözler, dosdoğru onlara bakıyordu.</p>
<p>Kadın, “Kaybettiğim şeyin sizde olduğu söylendi.”  dedi. Bunun üzerine içlerinden biri abanoz kutuyu getirerek  “Emanetiniz burada majesteleri.” dedi ve kutuyu kadına uzattı. Kadın kutuyu almadan kapağını açarak kolyeyi eline alıp avucunu kapadı. Avucunu tekrar açtığında kolye orada yoktu ve sanki gözleri biraz daha yeşermiş gibiydi, tabi bu mümkünse.</p>
<p>Kıpkırmızı elbiseli kadın, tekrar akşam çöktüğünde, balıkçılların uykularını bile bölmeden, kayığına binip geldiği gibi usulca nehrin üzerinde süzülerek, gitti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/">Huzursuz Balıkçılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4736</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Klozet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/klozet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/klozet/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 03 Aug 2016 11:30:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semih Hazar Akgün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4729</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çocukluğu Dublin’in kenar mahallelerinde geçen insanların bu hayatta fazla seçme şansı yoktur. Bu sayılı seçenekten hiç biri orta sınıf ailenin ortalama zekalı evladına çekici gelmez. Şans seninleyse ve şartların elverişliyse eroin bağımlısı olmak buranın yerlisi için en iyi seçenektir. Daha kafa tiplerle takılırsın, çevren geniş olur ve beleş eroine tav olacak onlarca iğneci emrine amadedir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/klozet/">Klozet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğu Dublin’in kenar mahallelerinde geçen insanların bu hayatta fazla seçme şansı yoktur. Bu sayılı seçenekten hiç biri orta sınıf ailenin ortalama zekalı evladına çekici gelmez. Şans seninleyse ve şartların elverişliyse eroin bağımlısı olmak buranın yerlisi için en iyi seçenektir. Daha kafa tiplerle takılırsın, çevren geniş olur ve beleş eroine tav olacak onlarca iğneci emrine amadedir. Ayrıca ufacık bir iğne darbesiyle bedenine zerk ettiğin yüz binlerce orgazma bedel zevk de cabası. Tabi eroin istiyorsan her daim paran olması şart. Kolay eroin için gelmiş geçmiş en iyi yöntem ise torbacılık. Her şeyden evvel hem o rezil polo barının tuvaletini temizleyerek alacağın paranın mislini kazanırsın hem de satman için verilen maldan bir iki tırnak ceplemene seve seve müsaade ederler. Böylece görevini süratle tamamlayıp uçurumdan kendini atabilirsin. Senden sonra yerine başkası gelir. Böylece sistemin devamlılığı da sağlanmış olur. Eroinin en büyük avantajı kesinlikle hızlı ölümdür.</p>
<p>En beteri alkolün pençesine düşmektir. Alkolün pençesi bir komodo ejderinin dişi gibidir. Çok keskin olmaz, tek darbede öldürmez. Sana dokunur, zehirler ve uzun bir süre başında ölmeni bekler. Geçici olarak çalıştığın işlerden şutlana dek kazandığın ya da oradan buradan tokatlayıp çarptığın parayı dibine kadar viski ve biraya harcarsın. Birayı viskinin sertliğini alsın diye onun üstüne içersin. Mideni bulandırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bilirsin, yine de içmeye devam edersin. İçkisiz kalınca hafif bir titreme gelir, avuçların ıslanır. Çünkü bedenindeki tüm serotonin ter ile vücuttan firar eder. Cebinde beş kuruş kalmayınca kustuğunu içmeye başlarsın. Ayağın bir sandalyeye takılır, sandalyeyi suçlarsın. O son iki bardak Absinthe ’i içmeyecektim dersin. Ama iş işten biraz geçmiştir. Tepende yanan son sağlam ampul de güm eder patlar. Parmağını oynatacak halin yokken kıçın yerden havalanır. Bu nasıl bir mucize! Yükseldikçe uzanırsın patlamış ampule. Tesadüf o ya! Cebinde de sapasağlam bir ampül vardır. Değiştirmeye yeltendiğinde anlarsın ki bunların hiç biri gerçek değil. Göğün beli kırılır, şimşekler yırtılır. Çatı gürültüden korkar ve kendini bırakır. Olukta solmuş yapraklarla seyir eden yağmur suyu kafan aşağı boşalır. Göt üstü yere çakılırsın! Başını kaldırdığında o rezil polo barının pis tuvaletinin iğrenç klozetinin içindedir kafan. Yalnızca saniyeliğine başını kaldırırsın. Nereden geldim ben buraya diyemeden tekrar kafanı klozetin içinde bulursun.</p>
<p>Çocukluğu Dublin’in kenar mahallelerinde geçen insanların düşlerinde sonsuz seçenek vardır. Bir rock yıldızı olmak mesela. Bütün krallık çapında saygı duyulan bir gitarist olmak… Her gittiğin kentte seni görebilmek için kuyruklar oluşturan insanlar, biraz havyar ve şampanya, süper lüks bir malikane, klasik otomobil koleksiyonu, özel jet ve karılarıyla birlikte olman için sana yalvaran garip herifler… Tabii her zaman bu kadar makul olmuyor hayaller. Bir keresinde ağır siklet final maçına çıkan bir boksör olduğumu düşledim. Halbuki yetmiş kilo bir herifim. Ama enteresan olan kilom değil, maçı kaybetmeyi hayal etmemdi. Zenci fena benzetmişti beni. İnsanları dörder gördüğümü hatırlıyorum. Sesler benden uzaklaşırken insanlar yakınlaşıyordu. Patlamış bir yıldızın oluşturduğu kara delik gibi ringi içime çekiyordum. Bir an kendime gelir gibi oldum. Gözümün ucuyla seyircilere baktığımda orada başka bir yıldız gördüm. Etekleri uçuşan beyaz elbisesiyle giderek bana yaklaşan Marlyn Monroe’yu gördüğüme yemin edebilirim. O dolgun dudaklarının üstündeki ben’in bu kadar “belirgin” olduğunu hiç farketmemiştim. Başucuma gelip zencinin dağıttığı göz altlarımı ovup toparlıyordu. Saçlarımın içinde parmaklarını gezdirip, beni öperek tedavi ediyordu.</p>
<p>O an ıslandığımı farkettim…</p>
<p>!!! Yine mi Allah’ın cezası klozet !!!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/klozet/">Klozet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/klozet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4729</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ferhat İle Şirin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 02 Aug 2016 08:30:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4687</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi hayallerle geçti günlerim, Erişilmemiş baharlardan kalmayım. Zemherinin kışında yorgun ellerim, Don tutmuş bir DELİ kırlangıç yuvasında. &#160; Yolcusuyum zifiri aşkının Körüm güneşinden bakamam aya Çıkamam kuyusundan Gayya’nın. Zindanında lâl olmuş zebanımla. &#160; Bilirim; Vebalimsin, zevalimsin Bilirim; Başımda durup bekleyen, Hasret kokulu gül Zebanimsin. &#160; Ne beklersin, Yolcusunu bekleyen hancı gibi… Her çalınışında gönül kapının&#8230; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/">Ferhat İle Şirin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mavi hayallerle geçti günlerim,</p>
<p>Erişilmemiş baharlardan kalmayım.</p>
<p>Zemherinin kışında yorgun ellerim,</p>
<p>Don tutmuş bir <strong>DELİ</strong> kırlangıç yuvasında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yolcusuyum zifiri aşkının</p>
<p>Körüm güneşinden bakamam aya</p>
<p>Çıkamam kuyusundan Gayya’nın.</p>
<p>Zindanında lâl olmuş zebanımla.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilirim; Vebalimsin, zevalimsin<br />
Bilirim; Başımda durup bekleyen,<br />
Hasret kokulu gül Zebanimsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne beklersin,</p>
<p>Yolcusunu bekleyen hancı gibi…</p>
<p>Her çalınışında gönül kapının&#8230;</p>
<p>Ağzında yüreğin.</p>
<p>Ateşin avucunda.</p>
<p>Söndüremezsin umudunu sevincin.</p>
<p>Sessiz akan</p>
<p>Sensiz göz pınarlarımda…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oysa bilmezdin,</p>
<p>Sana gelen yollarda çalınan çarelerimdi.</p>
<p>Koyduğun üst üste dağdan dağ, demirden demir…</p>
<p>Bütün engellerin canımla bir…</p>
<p>Ferhat delmedi mi sırlarını aşkın?</p>
<p>Kaynağı çağlayan billur sularından,</p>
<p>İçmedi mi Şirin, can şarabından?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilirim; Vebalimsin, zevalimsin</p>
<p>Bilirim; Başımda bekleyen,</p>
<p>Hasret kokulu gül Zebanimsin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/">Ferhat İle Şirin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4687</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Salon Salamanje Aşklar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/salon-salamanje-asklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/salon-salamanje-asklar/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Aug 2016 11:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bade Arman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4669</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Birkaç kişi mutluluğu bulabilsin diye birçokları acı çeker&#8221; der Fernando Pessoa. Hilkat garibisene benzeyen dişil bir yaşamı olan bir kaç kadın tanıdım. Tanıdım ve arayıp sormadım bu zor kadınları. Elleri hünerli olmasa da dudakları hünerli sözler üretirdi.Öylesi bir günde öylesi iki kadın bir salonda vahşice karşı karşıya oturmuşlar, vahşiliklerine tezat suskunlukla sessizlik mezhebine hizmet ediyorlardı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/salon-salamanje-asklar/">Salon Salamanje Aşklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Birkaç kişi mutluluğu bulabilsin diye birçokları acı çeker&#8221; der Fernando Pessoa.</p>
<p>Hilkat garibisene benzeyen dişil bir yaşamı olan bir kaç kadın tanıdım. Tanıdım ve arayıp sormadım bu zor kadınları. Elleri hünerli olmasa da dudakları hünerli sözler üretirdi.Öylesi bir günde öylesi iki kadın bir salonda vahşice karşı karşıya oturmuşlar, vahşiliklerine tezat suskunlukla sessizlik mezhebine hizmet ediyorlardı. Esmer olanı sarışın olanına uzunca bakıyor sarışın olanı esmer olanına aldırmıyordu. İkisi de aşıktı, ikisi de güzeldi ikisi de yorgundu, yalnızca biri umutluydu&#8230;</p>
<h2>Salon Salamanje Aşk Hikayesi</h2>
<p><strong>Salon salamanje aşk hikayesi</strong> dense, su götürmez gerçek olurdu. Salonun ortasına kullanışı artırmak için yapılan duvar gibi ; bazı kadınlar bazı erkeklerin hayatında olurlar. Sonradan eklenip aslında hep iğreti dururlar.</p>
<p><figure id="attachment_4673" aria-describedby="caption-attachment-4673" style="width: 574px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/salon-salamanje-kadinlar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4673 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/salon-salamanje-kadinlar.jpg?resize=574%2C698" alt="Salon Salamanje Kadını" width="574" height="698" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/salon-salamanje-kadinlar.jpg?w=574&amp;ssl=1 574w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/salon-salamanje-kadinlar.jpg?resize=247%2C300&amp;ssl=1 247w" sizes="(max-width: 574px) 100vw, 574px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4673" class="wp-caption-text">Salon Salamanje Kadını</figcaption></figure></p>
<h2>Salon Salamanje Kadını</h2>
<p>Aidiyet hissetmenin ne demek olduğunu bilemez <em>salon salamanje kadını</em>. Ait olmak onun için erişilmez bir hayaldir. Yoruldum der sevmeye devam eder. Usandım der uslandım demeye gücü yetmez. Karşısında oturan sarışının sahip olduğuna sadece belli bir zaman diliminde belli ölçülerle sahip olabilmiştir esmer kadın. Sarışının çehresi hesap sormaktan çok bir gurur ifadesiyle yüklüyken esmer olan bütün o belli zaman dilimlerini oluşturan hatıraların ucunu çoktan tutuşturmuştu. Sessizlik aslında en büyük tartışmaydı şimdi. İkisi de susuyor,ikisi de biliyor, yalnızca biri bekliyordu. Er kişi kapıda göründüğünde iki kadın hem ona hem birbirlerine kaçamak bakışlar attılar. Sarışın kadın kendi yerinde kıpırdanırken esmer olan bir sigara yaktı. Soru yoktu, cevap yoktu. Bir bekleme odasının rehaveti vardı er kişinin salonunda. Sessizlik bir mizansen gibi büyüdükçe büyüyordu. Sonu baştan belli olan bu savaşı tek bir kişi bitirebilirdi; mağlup olan. Oysa savaşlar hep galip olanın bayrağı asmasıyla biterdi. Aşkta öyle miydi oysa? Mağlup olan bir adım atmadıkça galibin galibiyetinin faydası yoktu kimseye. Mağlup incecik esmer parmaklarındaki sigarasını küllüğe bastırdı. O an galip kapıya doğru seğirtti ve tek hamleyle kapıyı açtı. Esmer kadın duvarları süzdü, kafasını geriye atıp ensesini rahatlattı. İncecik topuklarının sesiyle geride kalanlara sonsuza dek sürecek ve hep iç kemirecek olan bir şarkı bıraktı. Kapı kapandı, hayat normale döndü. Bir kaybeden bir kazanan var gibi dursa da hikayede herkes aslında kaybedendi. Bununla yüzleşen tek bir kişi vardı; salon salamanje kadını&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/salon-salamanje-asklar/">Salon Salamanje Aşklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/salon-salamanje-asklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4669</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dü Ab-ı Paranoya</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/du-ab-i-paranoya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/du-ab-i-paranoya/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 31 Jul 2016 07:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4644</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalbim Fırtınalı denizlerin bilinmeyen en derin dibi İçimdeki karanlığa inat Sancılı gecelerin pembe gülüşleridir sevgili Ve bazende sevgi, Tramvadayken kurşunlamak bir denizi Akıl hastası misali Dü abı birbirinden kopartmak ister gibi Mümkün mü? Değil tabi. Sende bilirsin. Çünkü; Yaşam kargaşasının cehennem sıcaklığı hayata serpilmiş Hepmi böyleymiş Sen söyle ben bilmem demek ki öyleymiş Buradamısın yoksa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/du-ab-i-paranoya/">Dü Ab-ı Paranoya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Kalbim<br />
Fırtınalı denizlerin bilinmeyen en derin dibi</p>
<p style="text-align: center;">İçimdeki karanlığa inat<br />
Sancılı gecelerin pembe gülüşleridir sevgili</p>
<p style="text-align: center;">Ve bazende sevgi,<br />
Tramvadayken kurşunlamak bir denizi<br />
Akıl hastası misali</p>
<p style="text-align: center;">Dü abı birbirinden kopartmak ister gibi</p>
<p style="text-align: center;">Mümkün mü? Değil tabi.</p>
<p style="text-align: center;">Sende bilirsin.</p>
<p style="text-align: center;">Çünkü;</p>
<p style="text-align: center;">Yaşam kargaşasının cehennem sıcaklığı hayata serpilmiş<br />
Hepmi böyleymiş<br />
Sen söyle ben bilmem demek ki öyleymiş<br />
Buradamısın yoksa karşımdaki hayalin mi<br />
Bilmiyorum&#8230;<br />
Bilmiyorum&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">Ama şundan eminim</p>
<p style="text-align: center;">Ölüm serinmiş güze değmiş</p>
<p style="text-align: center;">Sevmek yaşamdan gelmiş.</p>
<p style="text-align: center;">Ayrılık vermiş.</p>
<p style="text-align: center;">Doğrumu? Pek tabi.</p>
<p style="text-align: center;">Ölüm acısı gibi bazı ayrılıklar&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/du-ab-i-paranoya/">Dü Ab-ı Paranoya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/du-ab-i-paranoya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4644</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nasıl Uyuyorsun Geceleri?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Jul 2016 06:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4632</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sıcaktan değil, yandığını bilmeyen vicdanından Sahi bu kadar mı uzaklaştın aslından… Ellerin ekmeğe uzanabiliyor mu? Yudum yudum içebiliyor musun billuru hatırına varmadan? Köz olmadı mı hala yüreğin, odun karası utancından? Ocağı sönmüştü hani, Hani bir girmiş bir daha çıkamamıştı yeryüzüne, Mezar olmuştu üç kuruş maaşı, Naaşına güvercinler bile konmamıştı, Başucunda olamadı adına yazılı mermerden taşı… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/">Nasıl Uyuyorsun Geceleri?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcaktan değil, yandığını bilmeyen vicdanından</p>
<p>Sahi bu kadar mı uzaklaştın aslından…</p>
<p>Ellerin ekmeğe uzanabiliyor mu?</p>
<p>Yudum yudum içebiliyor musun billuru hatırına varmadan?</p>
<p>Köz olmadı mı hala yüreğin, odun karası utancından?</p>
<p>Ocağı sönmüştü hani,</p>
<p>Hani bir girmiş bir daha çıkamamıştı yeryüzüne,</p>
<p>Mezar olmuştu üç kuruş maaşı,</p>
<p>Naaşına güvercinler bile konmamıştı,</p>
<p>Başucunda olamadı adına yazılı mermerden taşı…</p>
<p>Hatırladın mı?</p>
<p>Çocukları bekledi günlerce, gecelerce</p>
<p>Dua ettiler bile bile, mucize bu ya olur diye.</p>
<p>Şans gülerdi belki de kaderlerine…</p>
<p>Bile bile sustular.</p>
<p>Susturuldular…</p>
<p>Doğmamış bebelere ninni olur diye,</p>
<p>Korktular…</p>
<p>Sahi sen hala uyuyor musun geceleri mışıl mışıl,</p>
<p>Konforlu yatağında rahatça,</p>
<p>Hiçbir şey olmamış gibi,</p>
<p>Korkusuz ay ışığının altında…</p>
<p><figure id="attachment_4634" aria-describedby="caption-attachment-4634" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4634 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg?resize=600%2C400" alt="Soma Maden Ocağı'ndan çıkamayanlara..." width="600" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4634" class="wp-caption-text">Soma Maden Ocağı&#8217;ndan çıkamayanlara&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/">Nasıl Uyuyorsun Geceleri?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4632</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kara Duygulu Şair, Ece Ayhan’ı Anmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kara-duygulu-sair-ece-ayhani-anmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kara-duygulu-sair-ece-ayhani-anmak/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Jul 2016 14:31:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aleyna Nisa Mülayim]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[2. yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4661</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlkokulda başladı Edebiyat sevdam. Elime ne geçtiyse okudum, değerlendirdim. Tüm edebi türler içerisinde, en sevdiğim hep şiir oldu. Bir sürü şair okudum, bir sürü şiir ezberledim. Hiçbirini birbirinden ayıramam tabii ki. Bütün şairlerin hissettikleri ve hissettirdikleri bambaşka. Ama içlerinden biri var ki; her şiirini ayrı ayrı dünya harikası sayabilirim. Ece Ayhan Baktığımızda İkinci Yeni şiir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kara-duygulu-sair-ece-ayhani-anmak/">Kara Duygulu Şair, Ece Ayhan’ı Anmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İlkokulda başladı Edebiyat sevdam. Elime ne geçtiyse okudum, değerlendirdim. Tüm edebi türler içerisinde, en sevdiğim hep şiir oldu. Bir sürü şair okudum, bir sürü şiir ezberledim. Hiçbirini birbirinden ayıramam tabii ki. Bütün şairlerin hissettikleri ve hissettirdikleri bambaşka. Ama içlerinden biri var ki; her şiirini ayrı ayrı dünya harikası sayabilirim.</p>
<h2>Ece Ayhan</h2>
<p>Baktığımızda İkinci Yeni şiir akımının tüm şairleri, akımın tüm eserleri belki de edebiyat tarihine damgasını vurmuş. O dönemlerde, “Soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” diye nitelendirdiği İstanbul’da yaşayan huysuz, hırçın bir şair kalemine sımsıkı sarılmış. Ve bugünlere kadar gelen bir sürü güzel şiir bırakmış ardında. Aykırı, farklı ve dilin uçlarında gezinen şiirleriyle o dönemlerde dahi adından çok fazla bahsettirmiş. Kapalı anlatımlarıyla aslında söylemek istediğini bu denli gözler önünde tutup aynı zamanda saklayan şair olarak kazınmış akıllara. Entellektüelliğine nazaran sokak diline böyle hakim olması ve bu dili yeri geldiğinde şiirlerinde çok güzel harmanlaması onun ne kadar usta bir şair ve aynı zamanda halktan biri olduğunu gösterir biçimde. Alışılagelmiş sistemle sorunları olan ve bunları dile getirmekten çekinmeyen şairin, devletle barışması çok üzücüdür ki hastanelerde, sağlık problemleriyle uğraşması sonucu gerçekleşmiş. Bütün bu maddi ve sağlıkla ilgi problemlerle uğraşırken, <strong>Ece Ayhan</strong> hayata 12 Temmuz 2002’de gözlerini yummuş. Bugün bize bıraktığı bir sürü şiir ve “<em>Kara duygulu şair</em>” lakabıyla akıllarımızın bir köşesinde hep. Saygıyla anıyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_4663" aria-describedby="caption-attachment-4663" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ece-ayhani-anmak.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4663 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ece-ayhani-anmak.jpg?resize=500%2C275" alt="Ece Ayhan &quot;Mor Külhani&quot;" width="500" height="275" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ece-ayhani-anmak.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ece-ayhani-anmak.jpg?resize=300%2C165&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4663" class="wp-caption-text">Ece Ayhan &#8220;Mor Külhani&#8221;</figcaption></figure></p>
<h3>Mor Külhani</h3>
<ol>
<li>Şiirimiz karadır abiler</li>
</ol>
<p>Kendi kendine çalan bir davul zurna</p>
<p>Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan</p>
<p>Taşınır mal helalarında kara kamunun</p>
<p>Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir</p>
<p>Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>Şiirimiz her işi yapar abiler</li>
</ol>
<p>Valde Atik&#8217;te Eski Şair Çıkmazı&#8217;nda oturur</p>
<p>Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür</p>
<p>Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta</p>
<p>Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir</p>
<p>Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li>Şiirimiz gül kurutur abiler</li>
</ol>
<p>Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın</p>
<p>Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga&#8217;ya kaçan</p>
<p>Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu</p>
<p>Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir</p>
<p>Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="4">
<li>Şiirimiz erkek emzirir abiler</li>
</ol>
<p>İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister</p>
<p>Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun</p>
<p>Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla</p>
<p>Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir</p>
<p>Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="5">
<li>Şiirimiz mor külhanidir abiler</li>
</ol>
<p>Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz</p>
<p>Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde</p>
<p>Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle</p>
<p>Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.</p>
<p>Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="6">
<li>Şiirimiz kentten içeridir abiler</li>
</ol>
<p>Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir</p>
<p>Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla</p>
<p>Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_4662" aria-describedby="caption-attachment-4662" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ece-ayhan.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4662 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ece-ayhan.jpg?resize=480%2C467" alt="Ece Ayhan &quot;Galata Kantosu&quot;" width="480" height="467" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ece-ayhan.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ece-ayhan.jpg?resize=300%2C292&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4662" class="wp-caption-text">Ece Ayhan &#8220;Galata Kantosu&#8221;</figcaption></figure></p>
<h3>Galata Kantosu</h3>
<p>Benim hiç Çin&#8217;de bir ablam olmadı</p>
<p>Hiç çiçekçi dükkânım İvan Milinski</p>
<p>Üç Galata gecesi Ceneviz kerhânesinde</p>
<p>Boyalı kunduralarıma büyük erkekliğime baktı kaldı</p>
<p>Dişleri kâmilen altın dövülmüş bir kadının yüzü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki bu Güzel Avratotu da kim yahu?</p>
<p>Oldum olası ayakta bira içiyor</p>
<p>Galiba yine yüz kişi ütülemiş kayıkta kızcağızı</p>
<p>Biliyorsun işte bira içerken vergi vermek gücüme gidiyor arkadaş</p>
<p>Hem ne demeye o Güllü Agop ukalâsı otobüs paramı çekecekmiş</p>
<p>Eve gitmek istemiyorum pazarlık ederiz hamamda yatarız</p>
<p>Ulan git şimdi milli gelirden söz açma bana defol bas git yıkıl</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mübeccel Mübeccel ben ben olayım da seni hiç anlamayayım ha</p>
<p>N&#8217;olur uzat bacaklarını Galata&#8217;dan denizlere uzat uzat da</p>
<p>Zırlamadan anlat on ikisi de deli olan kardeşlerini Mübeccel</p>
<p>Anlat kimlerin yüreğinde Kız Kulesi gibi grev çivileri var</p>
<p>Kimler boş sarnıçlara iğilmiş ha bağırır ha bağırır</p>
<p>Sen kahırlanma bana gözlerim Çin&#8217;de benim çiçek bahçelerine kaçmış</p>
<p>Benim hiç Çin&#8217;de bir ablam olmamış hiç çiçekçi dükkânım olmamış</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geceleri Galata&#8217;da gülerken bacaklarımız uzamış alıştık artık ölüme</p>
<p>Diyeceğim şu İvan Milinski: ölüm için ayırdık geceleri gülerken</p>
<p>Galata&#8217;da</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kara-duygulu-sair-ece-ayhani-anmak/">Kara Duygulu Şair, Ece Ayhan’ı Anmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kara-duygulu-sair-ece-ayhani-anmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4661</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sana Geldim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sana-geldim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sana-geldim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Jul 2016 10:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4619</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerinin kahvesinden 40 yıl hatır almaya geldim Gönderme beni be kadın Gitmeye değil, kalmaya geldim. &#160; Ağırlığıyla sevdamın Kader tartısını kırmaya geldim Yılların yorduğu bekleyişlerden. Gitmeye değil, kalmaya geldim. &#160; Hangi gurur ki ayak altı Sevdamın gururuyla geldim Benden geçip de vefasız sana Gitmeye değil, kalmaya geldim &#160; Sığınacağım adaları yakıp Bütün gemileri batırıp geldim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sana-geldim/">Sana Geldim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinin kahvesinden</p>
<p>40 yıl hatır almaya geldim</p>
<p>Gönderme beni be kadın</p>
<p>Gitmeye değil, kalmaya geldim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ağırlığıyla sevdamın</p>
<p>Kader tartısını kırmaya geldim</p>
<p>Yılların yorduğu bekleyişlerden.</p>
<p>Gitmeye değil, kalmaya geldim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hangi gurur ki ayak altı</p>
<p>Sevdamın gururuyla geldim</p>
<p>Benden geçip de vefasız sana</p>
<p>Gitmeye değil, kalmaya geldim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sığınacağım adaları yakıp</p>
<p>Bütün gemileri batırıp geldim</p>
<p>Hasret kokulu limanlardan</p>
<p>Gitmeye değil, kalmaya geldim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bulutun kaderi ayrılmak yağmurdan</p>
<p>Yağmur olup vuslata geldim.</p>
<p>Bulut toprağı kıskansın</p>
<p>Gitmeye değil, kalmaya geldim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaprak gibi düşmeye değil</p>
<p>Tomurcuk olup açmaya geldim</p>
<p>Toprağa aşıktır ağaç</p>
<p>Sende kök salmaya geldim</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sana-geldim/">Sana Geldim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sana-geldim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4619</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ni Konuşalım Mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyoglunun-en-guzel-abisini-konusalim-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyoglunun-en-guzel-abisini-konusalim-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Jul 2016 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İnci Demirbağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Ümit]]></category>
		<category><![CDATA[polisiye]]></category>
		<category><![CDATA[polisiye roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4575</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Aşk  yaşamı, cinayet ölümü sıradanlıktan kurtarır.&#8221; diyordu Ahmet Ümit. Ne de güzel bir “abi” portresi çizer bize. Yadigar arabasını okşayarak çalıştırır, Evgenia’sıyla rakısını yudumlarken bir sandalye de sofrasına bizim için koyar Komiser Nevzat. Hiç haz etmediği polisiye yazar olan komşusu ise Ahmet Ümit’in ta kendisidir. Polisiye yazar mıymış neymiş, diye bahseder kendinden. Onu “Tuhaf Yazar”ın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyoglunun-en-guzel-abisini-konusalim-mi/">Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ni Konuşalım Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Aşk  yaşamı, cinayet ölümü sıradanlıktan kurtarır.&#8221; diyordu <strong>Ahmet Ümit</strong>.</p>
<p>Ne de güzel bir “abi” portresi çizer bize.</p>
<p>Yadigar arabasını okşayarak çalıştırır, Evgenia’sıyla rakısını yudumlarken bir sandalye de sofrasına bizim için koyar Komiser Nevzat. Hiç haz etmediği polisiye yazar olan komşusu ise Ahmet Ümit’in ta kendisidir. Polisiye yazar mıymış neymiş, diye bahseder kendinden. Onu “Tuhaf Yazar”ın teki olarak görür. Hiçbir romanını okumadım der sahafa ve belki de nezaketen ekler Başkomiser Nevzat</p>
<p>“Vakit bulamadım.”</p>
<p>Roman Tarlabaşı’nda yılbaşı gecesi bir erkek cesedinin bulunmasıyla başlar.</p>
<p>Adımlarımı hızlandıran ama kaçmak için çok da istekli olmayan bir maktül Engin.</p>
<p><figure id="attachment_4576" aria-describedby="caption-attachment-4576" style="width: 496px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ahmet-umit-polisiye-roman.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4576 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ahmet-umit-polisiye-roman.jpeg?resize=496%2C632" alt="Ahmet Ümit &quot;Beyoğlu'nun En Güzel Abisi&quot;" width="496" height="632" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ahmet-umit-polisiye-roman.jpeg?w=496&amp;ssl=1 496w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ahmet-umit-polisiye-roman.jpeg?resize=235%2C300&amp;ssl=1 235w" sizes="(max-width: 496px) 100vw, 496px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4576" class="wp-caption-text">Ahmet Ümit &#8220;Beyoğlu&#8217;nun En Güzel Abisi&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı…Bıçak çok yakından saplanmış göğsüne diyor,güzel kriminolog. Bu cinayetler batağında tüm roman boyunca cinayet çözülmeye çalışılır gibi olsa da son bölümde okuyucu şaşırtır yine yazar. Katili tahmin edebildin mi derseniz,cevabım  “Hayır!” olur. Kazayla kardeşinin de ölümüne sebep olan sirklerde çalışan bir bıçak atma ustasıdır katil.</p>
<p>Okuyucunun <em>Ahmet Ümit</em>’e bağlılığı,vefası,bundan kaynaklanıyor olsa gerek.Detaylarla dolu bir cinayet araştırması,şaşırtan son ve katilin kim olduğundan daha da önemlisi unutamayacağımız arka sokak gerçekleri, Beyoğlu’ndan kesitler…</p>
<p>Bir zamanlar İstanbul’un nezih yerlerinden olan Beyoğlu’nun hüzün dolu hikayesi…Mübadele gerçeği, tinerciler, kentsel dönüşüm uğruna yapılan rant savaşları, travestiler,daha çocuk yaşta fuhuş ağına düşürülen melek yüzlü kızlar…Yazar okuyucuyu bu gerçeklerle yüzleştirmekten de kaçınmaz.</p>
<p>Duvara bacağını dayamış müşterisini beklerken dayak yiyen o hayat kadınına da, felçli kocasının uçsuz servetiyle, gizli aşkı Engin’i ihya eden o zengin kadına da acımayı başarırsınız romanda.</p>
<p>Ve artık vakit yaratabilmiştir Nevzat Komiser, şu teklifsiz komşusunun romanını okumaya. Romanın adına, aslında kendine bakar: “<strong>Beyoğlu’nun En Güzel Abisi</strong>”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyoglunun-en-guzel-abisini-konusalim-mi/">Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ni Konuşalım Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyoglunun-en-guzel-abisini-konusalim-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4575</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ah Be Didem Madak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ah-be-didem-madak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ah-be-didem-madak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Jul 2016 09:08:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rana Arıbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ah'lar Ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[Grapon Kağıtları]]></category>
		<category><![CDATA[Pulbiber Mahallesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4609</guid>
				<description><![CDATA[<p>Didem Madak Sözleri Ben çekildiğim her fotoğrafta, defolu bir kelebek gibi çıkarım.&#8221; Şiirlerin içinden çıkıp gelen kadınlar vardır. Öpse şiir, saçını dağıtsa mısra, gülse kıta olur.” “Bir zamanlar kendimi, bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım&#8230;” Didem Madak Şiiri “Kaç metredir benim yokluğum? Benden daha çok var sanmıştım. Benim yokluğumdan dünyaya Bir elbise çıkar sanmıştım.&#8221; Bu dizeler Senin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-be-didem-madak/">Ah Be Didem Madak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Didem Madak Sözleri</h2>
<ul>
<li>Ben çekildiğim her fotoğrafta, defolu bir kelebek gibi çıkarım.&#8221;</li>
<li>Şiirlerin içinden çıkıp gelen kadınlar vardır. Öpse şiir, saçını dağıtsa mısra, gülse kıta olur.”</li>
<li>“Bir zamanlar kendimi, bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım&#8230;”</li>
</ul>
<h2>Didem Madak Şiiri</h2>
<p>“Kaç metredir benim yokluğum?<br />
Benden daha çok var sanmıştım.<br />
Benim yokluğumdan dünyaya<br />
Bir elbise çıkar sanmıştım.&#8221;</p>
<h3>Bu dizeler Senin Didem Mamak. Üstüne bir şeyler yazılır mı?</h3>
<p>Oysa bu yazı çok özel olsun istedim. Bu yazı bir biçimiyle sana gitsin istedim. O yüzden saatlerdir bilgisayara bakınıp, çırpınıp duruyorum. Yazı font biçimimi bile değiştirdim ama olmayacak biliyorum.</p>
<p>Nasıl anlatmalı Seni? Sana yakışan bir biçimde. Hani bazı insanlar vardır, tanışmamışsındır ama aynada kendini görmek gibidir ya Sen benim için tam öylesin.</p>
<p>Şiirlerin dizelerin ile bize acıyı, aşkı ve yaşamın kıyısında gezindiğimiz her duyguyu ne güzel anlatıyorsun <em>Didem Madak</em>.</p>
<p><figure id="attachment_4611" aria-describedby="caption-attachment-4611" style="width: 498px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/didem-madak-dizeleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4611 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/didem-madak-dizeleri.jpg?resize=498%2C498" alt="Didem Madak Grapon Kağıtları, Ah'lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi gibi kitapları ile tanınır." width="498" height="498" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/didem-madak-dizeleri.jpg?w=498&amp;ssl=1 498w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/didem-madak-dizeleri.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/didem-madak-dizeleri.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 498px) 100vw, 498px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4611" class="wp-caption-text">Didem Madak Grapon Kağıtları, Ah&#8217;lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi gibi kitapları ile tanınır.</figcaption></figure></p>
<p>Annem çok sevmelerin kadınıydı diyorsun ya, biliyorum ki çok sevmelerin kadınları hep sınırdadırlar. O yüzden belki de acıyı, ölümü ve aşkı böylesine anlatabilmen. Çok sevmelerin çok özel bir kadınısın. Hep bir ironi, hep bir tutku, hem bir başkaldırı. Coşkudan, dibe vurma hallerinde tutkunun ayak izleri.</p>
<p>Korkmadan söylemek istediklerini söyleme hali. Her şeye rağmen bir umut hali. Bizim kuşağın o en naif, en özel temsilcilerindensin. Hani şu bizler. Altmışlı yılların sonunda, yetmişli yılların başında doğan. Kırılgan, naif, çok sevmeler meyilli, kelebekler kadar özgür olmak, kafa tutma halindeyken bile düşme korkusunu yaşayanlar. Üzerimizden geçen bir önceki neslin ağırlığı altından sağ çıkmaya çalışan bizlere tercüman olmaya çalışan Sen.</p>
<p>Yazamıyorum olmuyor, Sen öylesine güzel anlatmışsın ki ben ne yazabilirim daha. Sen de Frida Kahlo gibi acının, ölümün, aşkın sanatçısın ya seviyorum Seni. Ve son sözü yine sana bırakıyorum.</p>
<p>Gidişinin 5. Yılında saygıyla ve özlemle.</p>
<p>“Sonra gittin. Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik. Söz vermiştim, unutmayacaktım gözlerini.&#8221; <strong>Didem Madak</strong>.</p>
<p>Meraklısı için; 8 Nisan 1970 yılında İzmir&#8217;de doğan <em>Didem Madak</em>, 24 Temmuz 2011&#8217;de İstanbul dünyaya gözlerini yumdu. Didem Madak Grapon Kağıtları, Ah&#8217;lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi gibi kitapları ile tanınır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-be-didem-madak/">Ah Be Didem Madak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ah-be-didem-madak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4609</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Telaş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/telas/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/telas/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Jul 2016 07:07:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Feyza Özel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4602</guid>
				<description><![CDATA[<p>Haziran Farkında mısın Yetişmiyor zaman Hayallerimize Koşturup duruyoruz çemberimizde Her nefeste, Az biraz daha telaş Sana diyorum Haziran İnsan bu kadar sıkmamalı Katılırsın. Koşturmaca başlar da biter de, Ama bir bakmışsın Dağılmışsın Bu yüzdendir Haziran Avarelik zamanı değil zaman Sana hayallerimi anlatmıştım Geçen akşam Hatırla Herkesin hayalleri var Fakat herkes unutmuş bunu Herkesler telaşta</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/telas/">Telaş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Haziran</p>
<p>Farkında mısın</p>
<p>Yetişmiyor zaman</p>
<p>Hayallerimize</p>
<p>Koşturup duruyoruz çemberimizde</p>
<p>Her nefeste,</p>
<p>Az biraz daha telaş</p>
<p>Sana diyorum Haziran</p>
<p>İnsan bu kadar sıkmamalı</p>
<p>Katılırsın.</p>
<p>Koşturmaca başlar da biter de,</p>
<p>Ama bir bakmışsın</p>
<p>Dağılmışsın</p>
<p>Bu yüzdendir Haziran</p>
<p>Avarelik zamanı değil zaman</p>
<p>Sana hayallerimi anlatmıştım</p>
<p>Geçen akşam</p>
<p>Hatırla</p>
<p>Herkesin hayalleri var</p>
<p>Fakat herkes unutmuş bunu</p>
<p>Herkesler telaşta</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/telas/">Telaş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/telas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4602</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 5</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jul 2016 11:30:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4596</guid>
				<description><![CDATA[<p>Terk edildim…Evet Hera beni terk etti! Çok tartıştık bugün. Bana “Beklentilerimi karşılayamadın” deyip durdu. Hangi soruyu sorsam bu cevabı aldım! Konuştuğumuz dili bilmiyormuş da sadece bu cümleyi öğrenmiş gibi. Bunca zaman ben bir testin deneği miydim yani?! Bunu bana nasıl yaparsın? Sanırım Zeus olduğumu unuttun, bir anlık gaflete düştün. Burada güzel güzel yaşıyorsan bu benim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/">Zeus’un Günlüğü – 5</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Terk edildim…Evet Hera beni terk etti! Çok tartıştık bugün. Bana “Beklentilerimi karşılayamadın” deyip durdu. Hangi soruyu sorsam bu cevabı aldım! Konuştuğumuz dili bilmiyormuş da sadece bu cümleyi öğrenmiş gibi. Bunca zaman ben bir testin deneği miydim yani?! Bunu bana nasıl yaparsın? Sanırım Zeus olduğumu unuttun, bir anlık gaflete düştün. Burada güzel güzel yaşıyorsan bu benim sayemde, bunu da unuttun galiba.</p>
<p>Beklenti… En başta Zeus’um ben! Normal olarak bütün beklentileri karşılamış olmam gerekir ki zaten öyle! Bir kere benim sadece ismim yeter kızım! Bana Tanrıça! Hadi oradan! İstesem şuan yerine otuz kırk tane senden daha Herasını bulurum! Böyle durduğuma, durgunluğuma, bıkkınlığıma sakın aldanma demek isterdim ama yoksun ki. Bende normal olarak bütün sinirimi günlüğe s.çıyorum.</p>
<p>Aptalsın Hera! Unutma Zeus bir markadır!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/">Zeus’un Günlüğü – 5</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4596</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuk Demiş&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jul 2016 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4587</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Anne”, dedim. “Sen ne güzel şiirsin öyle&#8230;” Herkesin okuduğu ilk kitap annesi&#8230; Benimse okuduğum ilk şiir. Şiir gibi kadın annem çünkü, daha uzun olmasını dilediğim tüm şiirler gibi. Korkarım onun da tadı damağımda kalacak&#8230; Dış kapıya bir sarkaç taktırdı, içerisine bir çiçek kondurdu. Bugüne kadar onun bu denli çiçek sevişine tanık olmamıştım. Annem o çiçeğin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/">Bir Çocuk Demiş&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Anne”</em></strong>, dedim. <strong><em>“Sen ne güzel şiirsin öyle&#8230;”</em></strong> Herkesin okuduğu ilk kitap annesi&#8230; Benimse okuduğum ilk şiir. Şiir gibi kadın annem çünkü, daha uzun olmasını dilediğim tüm şiirler gibi. Korkarım onun da tadı damağımda kalacak&#8230;</p>
<p>Dış kapıya bir sarkaç taktırdı, içerisine bir çiçek kondurdu. Bugüne kadar onun bu denli çiçek sevişine tanık olmamıştım. Annem o çiçeğin adını Sude Naz koydu, her gün konuştu, yapraklarını okşadı. Bizim evin küçük kızı Sude Naz, nazenin bir genç kız gibi serpildi gitti. Görseniz, neredeyse yere değmeye hazırlanıyor yaprakları.</p>
<p>Geçenlerde bu çiçekten bahsettim, aslında doğrusu şu, annemin bir çiçeği sevgisiyle nasıl büyüttüğünden bahsettim. Çiçek de <strong><em>‘hoş laftan anlıyor’</em></strong> dedim. Biraz da adını bilmediğimizden, ama görenlerin o güzelliğin adını öğrenmek istediğinden falan yakındım. Çok sevgili biri <strong>‘PlantNet’</strong> diye bir uygulama var dedi. Bitkinin fotoğrafını çekiyorsun yaprağından, çiçeğinden, meyvesinden tanıyor hangi bitki olduğunu, çıkarıyor önüne bir yığın sonuç. Çocuksu bir heyecan duydum içimde, anneme adını Sude Naz koyduğu çiçeğin köklerinden bahsedecektim. Eve gider gitmez çektim fotoğrafını tabi. Bizim Sude Naz üç kelime Latince bir isimle çıktı karşıma. Hemen Google’da aramalar falan derken, telgraf çiçeği çıkmasın mı bu?</p>
<p><strong><em>“Telgrafın tellerine kuşlar mı konar, insan sevdiğine canım böyle mi yanar?” </em></strong>-Bir adam demiş&#8230;</p>
<p>Bizim PlantNet bitkilerin Shazam’ı anlayacağın. Hayır utanmasam tek tek bütün bitkileri, bütün ağaçları çekip aslını öğreneceğim, de utanmak yapışmış üzerimize&#8230;</p>
<p><strong><em>“Anne bir çiçek olsaydı eğer, inan onu dikerdik bütün saksılara çocuk&#8230;”</em></strong> – Bir kadın demiş&#8230;</p>
<p>Keşke insanların da bir Shazam’ı olsa. Gerçi bunu direk gönül işlerine bağlayacak potansiyel var bizim insanımızda, ama bahsettiğim mevzu o değil. Ah bir dinlesen anlayacaksın beni, anlayacaksın da şimdi dışarıda korna çalmakla meşgulsün işte. Neyse, konumuz bu değil! Hani diyorum Shazam’ı olsa insanların. Sesini duyunca ya da PlantNet gibi fotoğrafını gösterince, ne olduğunu anlatsa sana. Adından sanından öteye&#8230;</p>
<p><strong><em>“Bundan adam olmaz!”</em></strong>, dese mesela&#8230;</p>
<p><strong><em>“Bunun ipiyle kuyuya inilmez!”</em></strong>, ya da&#8230;</p>
<p><strong><em>“Kısa kollu gömleğin gücüne inanmasa iyi çocuk aslında&#8230;”</em></strong></p>
<p>Tamam tamam bozmayacağım ciddiyetimi. Derdim insanları tanımayı başaramıyor olmamız. Bitişik nizam evler gibi dip dibe geçirsek de günlerimizi, yıllardır birbirinden kilometrelerce uzaktaymış gibi, tanıyamıyoruz birbirimizi. Yabancılaşıyoruz bir anda, karşımıza çıkan kötü sürprizi karşısında. Ya da o sürprizi yapan bizzat biz oluyoruz. İçimizde bir merdivenin basamaklarını üçer beşer çıkmanın heyecanını, sevincini yaşarken bile acıtıyoruz birbirimizin canını. İyiyken bile kötüyüz, fazlasıyla&#8230;</p>
<p>Bu çirkinliğin, bu acımasızlığın, bu kandırışların, bu yanılışların karşısında; bir savaştan sonra memleketine bakışı gibi insanın, bakıyorum etrafıma. Tüm duygularımız yerle bir ve en çok da vicdanımız asılmış bir ağacın dalına. Sanırım en çok da hassas kalpliler tahammül edemiyor, her şeye rağmen yaşamaya. O ilk hayal kırıklığında ölmüyor ya hani, işte ilk o zaman güceniyor dünyaya. Alıp başına gitmeyi diliyor, yaşamın olmadığı bir platforma.</p>
<p>Sonra bir şey oluyor, kaldırımı delip geçen papatya gibi bir şey&#8230;</p>
<p>Al diyor, sana here şeye rağmen bir avuç umut getirdim.</p>
<p>Kokla, açılırsın.</p>
<p><strong><em>“Hem uzaydan geldiğine göre biraz yorulmuş olmalısın&#8230;”</em></strong></p>
<p>-Bir çocuk demiş&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/">Bir Çocuk Demiş&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ne Yani! İlla ki Bir Sebebi Mi Olması Lazım?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Jul 2016 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4570</guid>
				<description><![CDATA[<p>Keyfimizden cayamaz mıydık yavrum Bu lugatı bozuk hayallerden Cennetten, cehennemden, Devrimden, vesaireden Belki de tüm bunlara sebep, Okumayı yeni sökmüş meraklı bir veledin Tanrının hediyesi sandığı O çok sevdiği oyuncak tüfeğinin faturasını, Çekmeceleri kurcalarken farketmesidir Olamaz mı? Ve tanrının faturaya ihtiyacı olmadığını herkes bilir Ya da annemizin bir tanrı olmadığını Ah bu sorumsuz anneler! Kaldı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/">Ne Yani! İlla ki Bir Sebebi Mi Olması Lazım?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Keyfimizden cayamaz mıydık yavrum</p>
<p>Bu lugatı bozuk hayallerden</p>
<p>Cennetten, cehennemden,</p>
<p>Devrimden, vesaireden</p>
<p>Belki de tüm bunlara sebep,</p>
<p>Okumayı yeni sökmüş meraklı bir veledin</p>
<p>Tanrının hediyesi sandığı</p>
<p>O çok sevdiği oyuncak tüfeğinin faturasını,</p>
<p>Çekmeceleri kurcalarken farketmesidir</p>
<p>Olamaz mı?</p>
<p>Ve tanrının faturaya ihtiyacı olmadığını herkes bilir</p>
<p>Ya da annemizin bir tanrı olmadığını</p>
<p>Ah bu sorumsuz anneler!</p>
<p>Kaldı ki annesinin nasihatıyla her gece bu velet,</p>
<p>Uğruna yalvar yakar meleklere dualar edip,</p>
<p>Sonunda güneşli bir pazar sabahı</p>
<p>Yastığının altında bulduğu bu tüfeģi</p>
<p>Şimdi, o anki minnetiyle doldurup kaldırdı gökyüzüne</p>
<p>Kaç şarjör boşalttı kim bilir?</p>
<p>Tanrı öldü, melekler sakat</p>
<p>Olamaz mı?</p>
<p>Tanrı, gür bıyıklı bir bilginin gözyaşlarıyla</p>
<p>Kainata defnedildi</p>
<p>(Bu da bir ihtimal)</p>
<p>Ve bir yalanı daha bir annenin</p>
<p>Böylelikle kanlı bitti</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/">Ne Yani! İlla ki Bir Sebebi Mi Olması Lazım?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4570</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Viktor E. Frankl: İnsanın Anlam Arayışı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/viktor-e-frankl-insanin-anlam-arayisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/viktor-e-frankl-insanin-anlam-arayisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Jul 2016 06:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4565</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her yaz kendime karma bir kitap seçkisi hazırlıyorum. Seçtiğim kitapları yaz boyunca liste dışına çıkmadan okumaya çalışıyorum. Uzun süredir kaliteli mecralarda ve edebiyat, psikoloji çevrelerinde tavsiye edilen kitaplar listesinde gördüğüm bir kitaptı &#8220;İnsanın Anlam Arayışı.” Bir öğretmenim ve mümkün mertebe kişisel gelişim kitaplarından uzak, kaliteli eserleri okumaya ve öğrendiklerimi çalıştığım eğitim kurumunda öğrencilerimle olan ilişkilerimde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/viktor-e-frankl-insanin-anlam-arayisi/">Viktor E. Frankl: İnsanın Anlam Arayışı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her yaz kendime karma bir kitap seçkisi hazırlıyorum. Seçtiğim kitapları yaz boyunca liste dışına çıkmadan okumaya çalışıyorum. Uzun süredir kaliteli mecralarda ve edebiyat, psikoloji çevrelerinde tavsiye edilen kitaplar listesinde gördüğüm bir kitaptı &#8220;İnsanın Anlam Arayışı.” Bir öğretmenim ve mümkün mertebe kişisel gelişim kitaplarından uzak, kaliteli eserleri okumaya ve öğrendiklerimi çalıştığım eğitim kurumunda öğrencilerimle olan ilişkilerimde uygulamaya gayret ediyorum.</p>
<h2>İnsanın Anlam Arayışı</h2>
<p><strong>Frankl</strong>, 20. yy&#8217;ın mühim varoluşçu psikiyatrlarından biri. Aynı zamanda Üçüncü Viyana Okulu&#8217;nun ve Logoterapinin kurucusu. Frankl&#8217;ı önemli kılan özelliklerinden bir tanesi de Nazi toplama kamplarından biri olan &#8220;Auschwitz&#8221;de uzun süre tutuklu olarak bulunması.</p>
<p><em>Frankl</em>, &#8220;İnsanın Anlam Arayışı&#8221; adlı kitabının ilk bölümünde kamp esnasında yaşadığı çarpıcı olayları oldukça açık bir şekilde dile getiriyor. İtiraf etmeliyim ki Frankl&#8217;ın kişisel öyküsünden fazlası ile etkilendim. Toplama kampları ile ilgili uygulamaları, Hitler Dönemini ve Nazi soykırımının vahşetini herhangi bir kaynaktan da okuyabiliyor ve derslerde öğrencilerimize anlatabiliyoruz. Lakin Frankl&#8217;ın yaşadıklarını bizzat okumak üstelik bir psikiyatristin, bir doktorun kamp zamanlarına şahit olmak insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor.</p>
<p>Eserin ikinci bölümünde <em>Frankl</em> logoterapiden bahsediyor. Kısa başlıklar halinde, bazen çevresindeki örneklerden bazen de kendi örneklerinden yola çıkarak, psikoloji ile ilgilenmeyen insanların da rahatlıkla anlayabileceği bir dilde açıklamalarda bulunuyor. Logoterapiyi ilk kez işittim ve oldukça ilgi çekici buldum. Frank&#8217;ın kamp anılarından yola çıkarak acı üzerine yazmış olduğu bölümler de epey güzel.</p>
<h2>Frankl</h2>
<p><u>Frankl</u>, toplama kampı sırasında arkadaşına bir vasiyette bulunma gereği duyuyor ve şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;Dinle Otto. Evime, karıma bir daha kavuşamazsam ve sen onu tekrar görecek olursan, ona her gün, her saat onu konuştuğumu söyle. Unutma. İkincisi, onu başka her şeyden çok sevdim. Üçüncüsü, onunla evli olduğum o kısacık zaman, başka her şeyden, hatta burada yaşadığımız onca şeyden çok daha önemli. &#8221;</p>
<p>&#8220;Otto şimdi neredesin? Hayatta mısın? Birlikte olduğumuz o son saatten sonra başına neler geldi? Karını tekrar bulabildin mi? Ve gözlerindeki çocuksu yaşlara karşın, yürekten sana verdiğim vasiyetimi -kelimesi kelimesine- anımsıyor musun?&#8221;</p>
<p><strong>Frankl</strong>’in eşi toplama kampında hayatını kaybediyor…</p>
<p>Ve daha sonraki bölümlerden birinde şöyle diyor Frankl:</p>
<p><figure id="attachment_4567" aria-describedby="caption-attachment-4567" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/insanin-anlam-arayisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4567 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/insanin-anlam-arayisi.jpg?resize=200%2C288" alt="İnsanın Anlam Arayışı" width="200" height="288" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4567" class="wp-caption-text">İnsanın Anlam Arayışı</figcaption></figure></p>
<p>&#8220;Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Sevgi, en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor.&#8221;</p>
<p>Tam da burada Gündüz Vassaf&#8217;ın İletişim Yayınlarından çıkan &#8220;Cehenneme Övgü: Gündelik Hayatta Totalitarizm&#8221; isimli kitabının &#8220;Ah Minel Aşk!&#8221; adlı bölümünde yazmış olduğu şu kısım aklıma geliyor:</p>
<p>&#8220;Oysa aşkın, kendi içinde, kendinden gelen özellikleri vardır. Aşk sona erdikten ve kişi o deneyimden çıktıktan sonra da aşk bir bütün, bir toplam, bir gestalt olarak baki kalır. Yitirilen, aşk değildir. Yitirilen, o belirli sevme şeklinden vazgeçen kişidir. Ama, kişilerin arasındaki aşk, bir zamanlar var olmuş olan aşk yok olmuş değildir. O her zaman mevcuttur.&#8221;</p>
<p>Görülen o ki <strong>Frankl</strong>&#8216;ın sevgi olarak bahsettiği durum Gündüz Vassaf tarafından aşk olarak anlamlandırılıyor. Ve aslında ortak noktada; aşkın, sevginin kişilerden bağımsız olarak devam ettiğini, kişiler sevmekten, aşktan vazgeçseler dahi aşkın ve sevginin baki kalmaya devam ettiğini belirtiyorlar.</p>
<p><u>Frankl</u>&#8216;ın &#8220;İnsanın Anlam Arayışı&#8221; adlı eserini bu yaz okunacak kitaplar listenize alabilirsiniz. Hatta yanında Gündüz Vassaf&#8217;ın &#8220;Cehenneme Övgü; Gündelik Hayatta Totalitarizm&#8221; adlı kitabını alıp eş zamanlı bir okuma dahi yapabilirsiniz. Her iki kitap da benim başucu kitaplarım arasındaki yerlerini aldılar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/viktor-e-frankl-insanin-anlam-arayisi/">Viktor E. Frankl: İnsanın Anlam Arayışı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/viktor-e-frankl-insanin-anlam-arayisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4565</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutluluğa Bakarken</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Jul 2016 13:50:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4555</guid>
				<description><![CDATA[<p>Algılamak istediğim ruhani yaratıklar var. Dokunup yeniden keşfetmek istediğim… Dünyamın içinde kocaman bir sarmaşıktı bu istediğim. Her dalında bir başka âlem, bir başka insanlar. Sıcak bir kahvenin boğazda bıraktığı o his gibi… Ya da nefes almak gibi… Ya da sevmek gibi… &#160; Gitmek istediğim yerler var. Birçok çiçeğin ilkyazdaki manzarası… Ahh düşünmesi bile muhteşem! Güzel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/">Mutluluğa Bakarken</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Algılamak istediğim ruhani yaratıklar var.</p>
<p>Dokunup yeniden keşfetmek istediğim…</p>
<p>Dünyamın içinde kocaman bir sarmaşıktı bu istediğim.</p>
<p>Her dalında bir başka âlem, bir başka insanlar.</p>
<p>Sıcak bir kahvenin boğazda bıraktığı o his gibi…</p>
<p>Ya da nefes almak gibi…</p>
<p>Ya da sevmek gibi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gitmek istediğim yerler var.</p>
<p>Birçok çiçeğin ilkyazdaki manzarası…</p>
<p>Ahh düşünmesi bile muhteşem!</p>
<p>Güzel gör, güzel düşün, güzel yaşa demişler.</p>
<p>Belki yaralarımızı saracak ve bizi mutlu edecek bir yer.</p>
<p>Hem bitkilerden hem nefeslerden alınacak bir panzehir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_4558" aria-describedby="caption-attachment-4558" style="width: 479px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mutlulugu-yakala.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4558 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mutlulugu-yakala.jpg?resize=479%2C643" alt="Gitmek istediğim yerler var. / Birçok çiçeğin ilkyazdaki manzarası…" width="479" height="643" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mutlulugu-yakala.jpg?w=479&amp;ssl=1 479w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mutlulugu-yakala.jpg?resize=223%2C300&amp;ssl=1 223w" sizes="(max-width: 479px) 100vw, 479px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4558" class="wp-caption-text">Gitmek istediğim yerler var. / Birçok çiçeğin ilkyazdaki manzarası…</figcaption></figure></p>
<p>Ama şu an bulunduğum dünya bu kadar masum değil.</p>
<p>Tezatlarla dolu, nefret barındıran,</p>
<p>O kadar kötü ki tekrar nefret ettiren cinsten.</p>
<p>Biz yaratıklar ucubeye dönüşebiliyoruz.</p>
<p>İlkyazdaki çiçekleri fırtınalar götürebiliyor.</p>
<p>Aşkı bir nefesle yakan egolar artıyor.</p>
<p>Dünyanın dili olsa bize ne kadar küfreder?</p>
<p>Ya da bizi yok etmek için neler yapar?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nefes aldığın süre boyunca umut et.</p>
<p>Gülümse.</p>
<p>Şiir yaz;</p>
<p>Teninin değdiğine.</p>
<p>Aşık ol;</p>
<p>Doğaya, renk renk çiçeğe, harikalar yaratan annelere.</p>
<p>Kitap oku;</p>
<p>Cahil olma, aldatılma, sevmeyi öğren</p>
<p>Kahve iç, en acısından;</p>
<p>Kırk yıl hatırı neden olmasın ki?</p>
<p>İnsanlarla konuş;</p>
<p>Öyle çok konuş ki saçmalamaktan korkma!</p>
<p>Ayakların isyan edene kadar yürü!</p>
<p>İyi düşünmekten vazgeçme!</p>
<p>Ve bir amaç için yaşa.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/">Mutluluğa Bakarken</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4555</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Bavul</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-bavul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-bavul/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Jul 2016 13:43:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4547</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dön lütfen, Kapıyı sakın açma, Çünkü açtığın zaman, Geri dönmeyeceksin biliyorum. Kırmızı bavulun kapıda, Gitmenizi bekliyor. En sevdiğim renkti, Nereden bilebilirdim ki, Ayrılığımızın rengi olacağını. Açma, ne olur, Bak ağlaya ağlaya öldüm, Şimdi çıkarsan, Neleri kaybedeceğini bilmiyorsun, Ben çok iyi biliyorum. Seni kaybedeceğim, Bir daha o kapıdan dönmeyeceksin, Şimdi geri dön ve yüzüme bak. Kırmızı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-bavul/">Kırmızı Bavul</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dön lütfen,</p>
<p>Kapıyı sakın açma,</p>
<p>Çünkü açtığın zaman,</p>
<p>Geri dönmeyeceksin biliyorum.</p>
<p>Kırmızı bavulun kapıda,</p>
<p>Gitmenizi bekliyor.</p>
<p>En sevdiğim renkti,</p>
<p>Nereden bilebilirdim ki,</p>
<p>Ayrılığımızın rengi olacağını.</p>
<p>Açma, ne olur,</p>
<p>Bak ağlaya ağlaya öldüm,</p>
<p>Şimdi çıkarsan,</p>
<p>Neleri kaybedeceğini bilmiyorsun,</p>
<p>Ben çok iyi biliyorum.</p>
<p>Seni kaybedeceğim,</p>
<p>Bir daha o kapıdan dönmeyeceksin,</p>
<p>Şimdi geri dön ve yüzüme bak.</p>
<p>Kırmızı bavulunu bırak sakın gitme.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-bavul/">Kırmızı Bavul</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-bavul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4547</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Jul 2016 06:25:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Yeniden]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Onural]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Köroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Özbek]]></category>
		<category><![CDATA[Murathan Mungan]]></category>
		<category><![CDATA[Vangelis Papazoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4542</guid>
				<description><![CDATA[<p>Direnmek çoğu zaman hiç beklenmedik anlarda gelir bulur insanı. Sen, kendini bambaşka hayallere kaptırmışken, tam da uyum sağlıyorken hayatın akışına, bir duvar çıkar karşına… Hatta vazgeçmek üzeresindir marjinallikten, orta yol bulmaya hazırlanıyorsundur… Mesela evlenip çoluk çocuğa karışmak bile eskisi kadar kötü görünmez sana… Oysa eski bir masal, insanoğlunun çiğ süt emdiğini fısıldar kulağına… Bütün hayallerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Direnmek çoğu zaman hiç beklenmedik anlarda gelir bulur insanı. Sen, kendini bambaşka hayallere kaptırmışken, tam da uyum sağlıyorken hayatın akışına, bir duvar çıkar karşına… Hatta vazgeçmek üzeresindir marjinallikten, orta yol bulmaya hazırlanıyorsundur… Mesela evlenip çoluk çocuğa karışmak bile eskisi kadar kötü görünmez sana… Oysa eski bir masal, insanoğlunun çiğ süt emdiğini fısıldar kulağına… Bütün hayallerini sırtlayıp omzuna, heybene katık edip düşlerini yeniden koyulursun umut yollarına… İnanmazsın artık bundan böyle, yüzyılın yeni yalanlarına…</p>
<p>Çeyrek asırdır nefes alıp verdiğinin farkındalığı yoktur henüz üzerinde, bir direnç gelip oturur yüreğine kalkmaz oradan kolayca… Herkes hatalıdır, tek doğrusu sensindir bu kahpe dünyanın, aldırmazsın ortasında bir başına kalmışlığına, lakin yenildiğini kabul etmek ağır gelir insana…</p>
<p>İnsansızlık yeni ümidin olur, seni kırıp üzenlerden kaçtıkça sözcükler anlamını yitirir, senin gibi kimsenin hissetmediğini bilirsin. Bir tepenin başına çıkar bakarsın kalabalığın hırsına, nasıl da birbirlerini eziyorlardır anlayamazsın bir türlü. Şükredersin onlar gibi olmadığına… İnersin yeryüzüne kulağında bir şarkı… <strong>İnatçı</strong>…</p>
<p>Yine bir <strong>Meral Özbek</strong>(söz); <strong>Derya Köroğlu</strong>(Müzik) şaheseri!</p>
<p>“Subaşında yapayalnız bir küçük kız. / İçli içli ağlamaklı. / Anlar gibi söğütler de döküvermiş saçlarını durgun suya. / Gel seninle yüzelim biz sularda. / Usulca dalıp gönlümüzce. / Gel billur sularda yenilensin incitilmiş gülüşlerin. / Biliyorum farklı değil nedenleri, ikimizin dertlerinin. / Kendin gibi olmak istiyorsun. / İnat edip uymuyorsun. / İnatçısın ne hoşsun bu huyunla. / Söğütler de senin gibi gel.&#8221;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ORX3NXfyhLw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<h2>Yeni Türkü &#8211; Vira Vira</h2>
<p>Müziğin dostluğu hiçbir şeye benzemez. Şarkılarla yaşayanlar için yalnızlık yoktur. Bilen bilir. Eline bir kitap alıp, walkman ’ine bir kaset koyduğunda, kulağındaki müzikle bir ömür boyu böyle yaşayabileceğini düşünürsün. Kimse olmaz umurunda… İş yerinde arkadaşlarınla kavga mı ettin? Kıskançlıklarına dayanamadın, patron çok mu üstüne geldi? Vurup kapıyı suratlarına çıkarsın seni bekleyen sokağa… Üç kuruş için kimseye kul köle olamazsın…</p>
<p><figure id="attachment_4544" aria-describedby="caption-attachment-4544" style="width: 322px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4544 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?resize=322%2C322" alt="Vira Vira, Yeni Türkü’nün 1990’da çıkan albümüdür." width="322" height="322" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?w=322&amp;ssl=1 322w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 322px) 100vw, 322px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4544" class="wp-caption-text">Vira Vira, Yeni Türkü’nün 1990’da çıkan albümüdür.</figcaption></figure></p>
<p>O çok özen gösterdiğin, bir dediğini iki etmediğin hatta hayatta en çok onu sevdiğini sandığın sevgilin, seni kaprisleriyle sıkmaya mı başladı? Bir süre görmezden geldin ama yine de anlamadı mı? En anlayışlı halinle kurduğun empatiler işe yaramadı mı? Kendini vazgeçilmez sanmaya mı başladı? Ona da bir elveda çeker yürürsün ellerin ceplerinde kulağındaki şarkılarla yenilen aşklara… Akdeniz’in mavi sularına bırakır gibi bırakırsın kendini hayatın akışına… Bir rüzgâr uçurur, bir sel götürür ve belki bir başka el seni umduğundan daha çok sarıp sarmalayıp kendi bahçesinde koşup oynamanın seyrini sürdürür…</p>
<h2>Yeni Türkü- Aşk Yeniden</h2>
<p>Söz: <strong>Murathan Mungan&nbsp;</strong>/ Müzik: <strong>Derya Köroğlu</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/u-FojZbpcXA?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Aynı albümde bir başka şarkı Yedikule;</p>
<p><figure id="attachment_4543" aria-describedby="caption-attachment-4543" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4543 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku-300x255.jpg?resize=300%2C255" alt="Yeni Türkü’nün Aşk Yeniden albümü ise 1992 yılında çıkmıştır." width="300" height="255" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku.jpg?resize=300%2C255&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku.jpg?w=389&amp;ssl=1 389w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4543" class="wp-caption-text">Yeni Türkü’nün Aşk Yeniden albümü ise 1992 yılında çıkmıştır.</figcaption></figure></p>
<p>Çocukluğu benim gibi Yedikule’de geçmiş hemen herkes için farklı duygular uyandırır… Bir bakarsın çok yıllar sonra bir gün, lise arkadaşlarınla okulunun koridorlarında dolaşırken, kulağına taşınan teneffüs zilinde yakalayıp, o sıcacık tanıdık melodisiyle olduğun yere zımbalar seni… Yüreğin çırpınır, burnunun ucundaki sızı göz pınarlarına gelir durur… Bunca yılın üzerinden dönüp bakınca gördüğün manzara hiç şaşırtıcı değildir aslında… Direnmeyi nerde öğrendiğini hatırlatır sana… Nasıl pabuç bırakmadığını haksızlığa, insan olmanın onurunu nerde bulduğunu gösterir bir kez daha… Aslına dönersin…</p>
<p>Narlı kapısından Samatya’ya yüzyılların serinliğinde yitirdiklerini aramaya başlarsın… Yaşadığın hayatın gökkuşağı renklerini bir kez daha bulursun kiliselerinin, camilerinin, surlarının kale duvarları arasında…</p>
<p>Yunan ezgisidir Yedikule; Müzik <strong>Vangelis Papazoğlu</strong>, sözler ise <strong>Cengiz Onural</strong> eseri…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/G8yypAT5sD0?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ol start="3">
<li>Bölümün sonu, bekleyin 4. bölümde bitecek</li>
</ol>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4542</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şişelerin İçerisinde Mektuplar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siselerin-icerisinde-mektuplar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siselerin-icerisinde-mektuplar/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 20 Jul 2016 09:31:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Canay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4538</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin kayboluşunu izlerdik seninle akşamları, Kadehler de ay ışığı. Dalgaların kıyıya vuruşunu izlerdik seninle deniz kenarında, Şişelerin içerisinde mektuplar. Uçurumun kenarında hayatı izlerdik seninle uçurum çiçekleriyle, İnadına umut ile. Gökyüzünden, şehirdeki ışıkları izlerdik seninle geceleri, Uçan bir hürkuş gibi. Trenleri geciken istasyonları izlerdik seninle küçükken, Kavuniçi hayaller, tesadüfen. Ve zamanında vapurun birinde bağırdık seninle ellerimizi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siselerin-icerisinde-mektuplar/">Şişelerin İçerisinde Mektuplar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center">Güneşin kayboluşunu izlerdik seninle akşamları,</p>
<p style="text-align: center">Kadehler de ay ışığı.</p>
<p style="text-align: center">Dalgaların kıyıya vuruşunu izlerdik seninle deniz kenarında,</p>
<p style="text-align: center">Şişelerin içerisinde mektuplar.</p>
<p style="text-align: center">Uçurumun kenarında hayatı izlerdik seninle uçurum çiçekleriyle,</p>
<p style="text-align: center">İnadına umut ile.</p>
<p style="text-align: center">Gökyüzünden, şehirdeki ışıkları izlerdik seninle geceleri,</p>
<p style="text-align: center">Uçan bir hürkuş gibi.</p>
<p style="text-align: center">Trenleri geciken istasyonları izlerdik seninle küçükken,</p>
<p style="text-align: center">Kavuniçi hayaller, tesadüfen.</p>
<p style="text-align: center">Ve zamanında vapurun birinde bağırdık seninle ellerimizi açarak,</p>
<p style="text-align: center">Sen beni, ben seni . . . Öyle işte!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siselerin-icerisinde-mektuplar/">Şişelerin İçerisinde Mektuplar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siselerin-icerisinde-mektuplar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4538</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Jul 2016 08:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4513</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı.</p>
<p>Hasta irkilerek şaşkın gözlerle Josephus’a baktı. ‘’Affedersiniz bay Josephus.. Evet.. Ne diyordum ben en son?’’ Bu kaçıncı unutuşuydu hastanın. Önceki cümlesini dahi hatırlamakta zorluk çekiyordu. Josephus terapinin devamı için hastayı konuşturmakta ısrarlıydı.</p>
<p>&#8220;Çocuk yapmama kararına nasıl vardığınızı anlatıyordunuz. Bu kararı eşinizle birlikte mi aldınız?&#8221;</p>
<p>Hastanın bakışları dalgındı, Josephus’un yüzüne bakıyordu ama duyduklarını anlayıp anlamadığı yüzünden seçilemiyordu.</p>
<p>&#8220;Ah, evet.. Çocuk yapma.. Bu kararı eşimle birlikte mi aldık.. Hayır.. Yani önce hayır ama sonra evet..’’ Josephus sabırlı davranmaya devam etti. ‘’Bunu biraz daha açar mısınız bay Montague?&#8221;</p>
<p>&#8220;Gençliğimde bir Arap düşünürün babasını imâ ederek sarf ettiği bir vecizini okumuştum bir kitapta. Çocuk yapmamayı düşünmemin başlangıcı olmuştu o kitap ve o düşünür.&#8221;</p>
<p>Josephus söylediklerine dikkat kesildi. Demek bu adam kitap da okuyordu.. Üstelik binlerce kilometre ötedeki bir coğrafyadan birinin kitabını.</p>
<p>&#8220;Kimdi o bay Montague? Ve sizin bu kararı almanıza neden olan cümle neydi?&#8221;</p>
<p>‘Kim miydi.. Uzun bir ismi vardı bay Josephus.. Hay Allah, eski Arap düşünürlerinin çoğunun ismi uzundur zaten değil mi? Tüm soyağaçlarını isimlerinden öğrenebilirsiniz. Umarım ismini yanlış hatırlamıyorumdur.. Immhh…’’</p>
<p>Montague uzun bir ‘’ımmhh’’ çektikten sonra isim ağır ağır, tane tane döküldü dudaklarından; &#8220;<strong>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</strong><em>&#8220;</em></p>
<p>Josephus şaşırmıştı. Acaba durum sandığı gibi kötü değil miydi? Montaugne’nin psikolojik rahatsızlığı ona has bir şey değildi. Aksine son 50 yılda tüm dünyada nüfus hızla düşerken, erken yaşta Alzheimer, şizofrenik davranışlar, depresyon, anoreksi ve anksiyete rahatsızlıklarda yükselme meydana geliyordu. Hükümetler ise ciddi bir çalışma yürütmüyordu bu soruna karşılık.</p>
<p>Josephus Romin, Montague’nin söylediği ismi not etti. Daha sonra etraflıca bakardı. Montague’yi konuşturmaya devam etti. ‘’Ne diyor peki bu Arap düşünür?’’</p>
<p>Montague eliyle alnındaki teri sildi. Gözleri yere bakıyordu. &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Montague kafasını kaldırmadı. Yine daldı.. Josephus gözlüklerini çıkardı. Sonraki seansta devam ederlerdi artık. Montague’yle sonraki seansı Perşembe günüydü, 2 gün vardı daha. Zaten 4 dakika kalmıştı terapinin bitimine. Montague bugünkü son hastasıydı Josephus’un. 28 hasta ediyordu böylece. Dün de 32 hasta gelmişti. Talep gün geçtikçe artıyordu ve Ulusal Psikoloji Dairesi tüm eyaletlerde Tıbbî Etik Komiteleri’nin sayısının artırılması için hükümete rapor üstüne rapor yolluyordu.</p>
<p>Josephus masasındaki gözlüğünü, cep telefonunu ve okuduğu &#8220;<em>Düşlerin Yorumu&#8221; </em>kitabını çantasına koydu. Montague’nin başında dikildi ve hafifçe dokundu koluna &#8220;Bay Montague, isterseniz çıkabilirsiniz. Perşembe günü görüşmek üzere.&#8221; Kapısını açtı, muayenehanesinin salonunda yardımcısı Leo’ya ‘’Sen de çıkabilirsin Leo. Yarın görüşürüz.’’ deyip çıktı. Kliniğin bahçesindeki beyaz 052 Mozaic marka arabasına doğru giderken telefonu çaldı. Çantasını açtı, arayan Karta’ydı. Karta’nın sesi durguncaydı:</p>
<p>&#8220;Selam, bu akşam ne yapıyorsun?&#8221;</p>
<p>Daha dün görüşmüşlerdi Karta’yla. Gümüş renkli saatine baktı, 19:12’yi gösteriyordu.</p>
<p>&#8220;Bir planım yok. Eve gidiyordum ben de. Neden sordun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşünce anlatırım. Ben Yuks and Duşu’dayım. Seni bekliyorum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam, 15 dakikaya orada olurum ben de.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca tekrar saatine baktı. Otomobile girdi ve aracı çalıştırdı. Yol boyunca Karta’nın ne söyleyebileceğini düşündü. Dünkü konuşmalarında yarım kalmış, yahut ters bir şey yaşanmamıştı.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yuks and Duşu, balıkçı teknelerinin demirlendiği  ve balıkçılardan başka neredeyse hiç kimsenin de uğramadığı bir balık lokantasıydı. Akşama doğru tüm deniz güneşin batışıyla portakal rengine bürünürdü. Balıkçılar avdan döner, yorgunluklarına bir de akşamın sessizliği eklenince tuhaf bir durgunluk olurdu. Deniz ölü gibi olurdu, öyle ki karıncalar su içerdi.</p>
<p>Josephus otomobilini Yuks and Duşu’nun arkasına park ettikten sonra Karta’ya doğru yürüdü. Karta oturmuş kitabını okuyordu. Kitaba daldığı için Josephus’u fark edemedi. Josephus kulağının dibinde parmaklarını şıklatınca irkildi Karta Make.</p>
<p>&#8220;Geldin mi? Geç otur.&#8221;</p>
<p>Josephus’un masaya geçmesiyle Osman bitti yanlarında. Osman Rizeli’ydi. Hem balıkçılık yapıyordu hem de bu balık lokantasının sahibiydi. 38 yıl önce tüm dünyada sınırlar kalkınca o da Rize’den kalkmış önce kuzeydeki Rusya’ya gelmişti. 10 yıl kadar burada, Anapa kentinde yaşadıktan sonra yolculuk serüveni ABD’de nihayet bulmuştu. Osman’ın hayâlinde Norveç’e gitmek vardı hep. Türkiye’de yaşadığı yıllarda TV’de <em>Neutrogena </em>el kremi reklamlarında oynayan Norveçli balıkçıları görmüş, hayran kalmıştı. Zaten o gün bu gündür <em>Neutrogena </em>kremlerini de eksik etmemişti yanından. Norveçli balıkçılar da sık kullanırdı bu kremi. Bir de <em>Neutrogena</em>’nın telaffuzunda Osman’ı hoş eden bir yan vardı ve ‘’<em>nötrocina</em>’’ demeyi pek severdi.</p>
<p>İşte yine her zamanki gibi sipariş almaya gelmişti Osman. Baş parmaklarını pantolonunun arasına sıkıştırmış, diğeriyle de darbuka çalıyormuş gibi hızla hareket ettiriyordu.</p>
<p>&#8220;Evet beyler, ne vereyim size?&#8221;</p>
<p>Karta sipariş için Josephus’un gelmesini beklemişti.</p>
<p>&#8220;Deniz bugün neler verdi sana Osman?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bol miktarda Barbun var. Bir de Ramazan koca bir Somon yakaladı bugün. Çoğunu biz erittik, biraz kaldı. İsterseniz közleyeyim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Sen bize Barbun getir Osman. Yanında da soğuk birer bira.&#8221;</p>
<p>&#8220;Okey!&#8221;</p>
<p>Osman parmaklarını oynata oynata uzaklaştı yanlarından.</p>
<p>Josephus iyice yerleşti sandalyesine. Çantasını yanındaki boş sandalyeye bıraktı. Karta’nın elindeki kitaba uzandı, kapağına baktı. <em>Montesquieu</em>’nun <em>Kanunların Ruhu Üzerine</em> kitabını okuyordu.</p>
<p>&#8220;Bu kaçıncı okuyuşun be adam!&#8221;</p>
<p>&#8220;20 vardır.&#8221;</p>
<p>&#8220;İyi, aferin. Eee, neden çağırdın beni?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğü çıkardı masaya bıraktı. Burnunu ovaladı.</p>
<p>&#8220;Bak Josephus, sanırım psikolojik rahatsızlıkların neden son 50 yılda tüm dünyada çığ gibi yükseldiğini buldum?&#8221;</p>
<p>Şaka mı yapıyordu bu adam? Bunun için mi çağırmıştı yani?</p>
<p>&#8220;Karta ne demek bu? Neyin var senin oğlum ? Beni özlediğin için çağırdığını söyleseydin güle-oynaya gelirdim zaten. Böyle aptalca bir laflaşmadan daha iyi bir gerekçe olurdu en azından. Hem ‘buldum’ ne ayrıca? Ortada ‘bulunacak’ ne var?&#8221;</p>
<p>Karta tekrar taktı gözlüğünü. Konuşma boyunca en az 10 defa çıkarır takardı.</p>
<p>&#8220;Önce bir dinle beni be adam! İki hafta önce Toplum Sağlığı Merkezi olarak 12 fabrikada toplam 752 işçi üzerinde bir anket yaptık. Sonuçlar bugün ulaştı elimize. Buna göre toplam 612 kişi psikolojik rahatsızlıkları için ilaç kullanıyor. Geri kalan 140 kişi ise yakın dönemde bu ilaçlardan kullandığını fakat artık bıraktıklarını söylemişler.&#8221;</p>
<p>Josephus’un buruşuk alın derisi yavaşça gevşedi. Çünkü kendi muayenehanesine gelen hastaların da büyük bölümü fabrika işçilerinden oluşuyordu. Bu işçiler ekonomik olarak oldukça düşük ücrete ve kötü şartlarda çalışıyorlardı. Buna karşın psikoterapi vizite ücretleri çalıştıkları fabrika tarafından karşılanıyordu. Josephus aklındaki bulanıklığı dağıtmak istedi:</p>
<p>&#8220;Peki bu sadece bu eyalet için mi geçerli Karta?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğünü çıkarıp yanıtladı:</p>
<p>&#8220;Biz bu anketi sadece kendi eyaletimiz için yaptık fakat sonuçlar böylesine vahim çıkınca iyice işkillendim ben. Bugün seni aramadan önce şehir kütüphanesine uğradım. 2012 yılında, yani 40 yıl önce Amerikalı bir anket şirketiyle Türk bir anket şirketinin ortaklaşa yürüttükleri anket sonucuna ulaştım. Üstelik anket 17 şehirde olmak üzere toplam 20.400 kişiyle yapılmış. Ankete katılanların %87’si psikolojik rahatsızlıklarından dolayı ilaç tedavisi gördüklerini söylemiş. Bir dönem ilaç alıp bırakanların oranı ise %5.&#8221;</p>
<p>Konuşmasına devam edecekti ki iki elinde iki tabakla masalarına doğru gelen Osman’ı gördü. Ardından garsonu tepside iki bira şişesiyle takip ediyordu onu.  Osman tabakları masaya koydu, garsonun tuttuğu tepsiden de biraları alıp önlerine bıraktı.</p>
<p>&#8220;Afiyet olsun beyler&#8221; deyip baş parmaklarını pantolonuna sıkıştırıp ayrıldı yanlarından.</p>
<p>Josephus koca bir yudum aldı biradan. Karta’yı dinlerken bir yandan da söylediklerini zihninde tartıyordu. Karta, mavra atacak biri değildi. Roma Üniversitesi’nde öğrenci olduğu zamandan bu yana tanırdı Karta Make’yi. Karta’nın branşı sosyolojiydi. Doğu toplumlarının tarihini, kültürlerini çok iyi bilirdi. Uzun yıllar Ulusal Göçmen Uyum Projesi’nde görev aldıktan sonra 2042 senesinde kurulan Toplum Sağlığı Merkezi’nde işe başlamıştı. Bireysel değil, toplum sağlığı.. Tam da Karta’lık bir işti.</p>
<p>Josephus, Osman’ın getirdiği balıkları çatalladı. Osman balıkları kendi üsûlune göre pişirirdi. Balığın cinsi mühim değildi, Osman’a göre hepsinin buğulaması yapılabilirdi. Balıkları öyle pişirirdi ki Osman, pamuk gibi yumuşacık olurdu. Ağızda erirdi adeta. Önce balık boğazdan aşağı yüzercesine kayar, ardından balığın dudakta kalan tuzu soğuk birayla karışıp peşi sıra inerdi boğazdan aşağı. Yutkunmakta hiç zorlanmazlardı.</p>
<p>&#8220;Peki&#8221; dedi Josephus, &#8220;Verdiğin istatistikler gerçekten çok ciddi. İyi de bunun sebebini nerede aramak gerekiyor? Yani bu insanları bu ilaçları kullanmaya iten gerekçeler neler?&#8221;</p>
<p>Karta birasından büyük bir yudum daha aldı. Biranın köpükleri bulaştı bıyıklarına, elinin tersiyle sildi.</p>
<p>&#8220;Birtakım düşüncelerim var. Umarım bu kadar korkunç değildir. Elime geçen anket sonuçlarını bir bütün olarak doktor dostum Alex’e  yolladım. Niye yolladım inan bilmiyorum ama yolladım işte.&#8221;</p>
<p>&#8220;Şu İtalyan olan mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hay yaşa! Evet o.&#8221;</p>
<p>Josephus’un muazzam bir sima ve isim hafızası vardı. 2 dakika görüp konuştuğu bir insanı kolay kolay unutmazdı. Herkesin herkesleri unuttuğu, nörolojik hastalıkların gün geçtikçe arttığı bu deliler çağında Josephus’un bu meziyeti arkadaş çevresinde sıklıkla dillendirilirdi. Alex’i de 3 ay önce Karta aracılığıyla tanımıştı. Yine Yuks and Duşu’da randevulaştıkları bir gün Karta Make yanında Alex ile gelmiş, Josephus belli etmese de buna fena halde bozulmuştu. Tanımadığı bir insanla tüm akşamı geçirecek olma düşüncesi Josephus’u rahatsız etmiş, fakat Alex’in konuşmalarını dinleyince bu düşüncesinden çabucak sıyrılmıştı. Onun meslekî yetkinliğine hayran kalmıştı hatta.</p>
<p>&#8220;Eee, ne dedi peki Alex?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bu ‘şıp’ diye söylenecek bir şey değil Josephus. Alex’e maille gönderdim anket verilerini. Sanırım yarın bir geri dönüş yapar.&#8221;</p>
<p>Her ikisi de aynı anda birer Barbun attı ağızlarına. Ardından birayı yudumladılar. Bu sefer Josephus sildi elinin tersiyle ağzını.</p>
<p>&#8220;Bak ne diyeceğim Karta. Yarın Alex’i de alıp bize gelsenize. Şu meseleyi etraflıca bir konuşalım, ne dersin?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ben de bu teklifi ne zaman yapacaksın diye bekliyordum doğrusu. Tabii, geliriz. Saat 20:00 uygun mu?&#8221;</p>
<p>&#8220;Uygun uygun. Yarın yine haberleşiriz gün içinde.&#8221;</p>
<p>Karta kalan son Barbun’u ağzına götürdü ve bardakta kalan birayı da dikti kafasına. Garsondan hesabı istedi.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus Romin o gece eve vardığında eşi Ivana ve kızı Lisa çoktan uyumuşlardı. Ayaklarının ucuna basa basa çalışma odasına geçti. Deri çantasını masasına koyup gözlüğünü ve not defterini çıkardı. O gün terapilerde hastaları için aldığı notlara baktı. Her gece muhakkak göz atardı defterine. Sayfaları çevirirken Montague’nin terapisinde not aldığı ismi gördü; <em>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</em>. Ve o söz; &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Josephus bu isim üzerinde durmak istedi. İlgisini çekmişti bu adam ve bu söz. Birden aklına bir fikir geldi. Yarınki yemeğe Montague’yi de mi davet etseydi acaba? Aslında hasta ve terapistlerin bu ilişkilerini kendi hayatlarına taşımaları yasaktı. İlişki terapistin muayenehanesiyle sınırlıydı. Aksi halde meslekten men edilebilirlerdi. Fakat Montague’nin unutkanlığı ve Alex ile Karta’nin de güvenirliği sayesinde bu risk bertaraf edilebilirdi. Evet evet, yarın aramalıydı Montague’yi.</p>
<p>Defterini kapattı ve yatak odasına geçti Josephus. Ivana uyuyordu. Yüzüne düşen perçemi, soluduğu nefesle bir inip bir yükseliyordu. Bir süre öylece izledi onu Josephus. &#8220;Mutluluk bu&#8221; dedi içinden.. &#8220;Mutluluk bu nefes ve yan odada kızının uyuduğunu biliyor olmak.&#8221; dedi. Çocuğu olduğu için ne kadar sevinmişti Josephus.. Doğum oranlarının tüm dünyada yere çakıldığı, hükümetlerin, küresel şirketlerin TV’lerde, gazetelerde, radyolarda, internet mecralarında reklam üzerine reklam verdikleri, çocuk yapmayı teşvik ettikleri, tehlikenin artık çok yakında olduğunu bas bas bağırdıkları bir zamanda baba olmuştu Josephus. Devletin verdiği yüksek miktarda çocuk parası umurunda değildi, çocuk sahibi olmayı para için değil, mutluluğu için istemişti. Üzerini değiştirirken bir yandan da bunları düşündü Josephus.. Ivana’nın koynuna girince Ivana’yı hatırlayabildiğine sevinerek…</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus muayenehanesine geldiğinde Leo’yu randevu defterine bakarken buldu. &#8220;Günaydın Leo, bugün ilk gelen hasta kim?&#8221; Leo defterden kaldırdı başını. &#8220;Günaydın bay Josephus. Bugün ilk hastamız Alfredo Roswell.&#8221;</p>
<p>&#8220;Teşekkürler&#8221; deyip odasına yönelmişti ki, kapıdan Leo’ya bakıp &#8220;Leo, senden bir şey rica edeceğim. Bugün gelen hastalarımızın portmantoya astıkları ceketlerini bir kurcalar mısın? Biliyorum, istediğim hoş bir şey değil fakat gelen hastaların ilaç kullanıp kullanmadıklarını öğrenmek istiyorum. Şâyet böyle bir şey bulursan ilaç kutusundan bir adet çıkarıp ilacın ismi ve kullanan hastanın ismiyle not almanı istiyorum.&#8221;</p>
<p>Leo gülümsedi. İşin içinde kendince bir heyecan sezdi. &#8220;Tabii bay Josephus, yaparım tabi.&#8221;</p>
<p>Josephus tekrar teşekkür edip odasına geçti. Masasındaki saate baktı, 09.50’yi gösteriyordu. Bay Alfredo’nun randevusu 10.00’daydı. Zamanı varken Ivana’yı aramak istedi. Telefon iki defa çaldıktan sonra açıldı. ‘’Günaydın hayatım. Uyuyor muydun yoksa hâlâ?’’</p>
<p>&#8220;Tabi ki de hayır Joseph. Kendime çay yapıyorum.&#8221; Başkalarının aksine Josephus demezdi Ivana, Joseph demeyi daha uygun bulurdu.</p>
<p>&#8220;Güzel. Bak ne diyeceğim sana. Bu akşam eve Karta ve Alex gelecek. Ve belki Montague.. Bizim için hazırlık yapar mısın?&#8221;</p>
<p>Ivana’nın sesi şenlendi. &#8220;Tabi ki Joseph. Hem Karta’yı da özledim. Kaçta gelirsiniz?&#8221;</p>
<p>&#8220;Akşam 8 için sözleştik.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam hayatım. Akşam görüşürüz o halde.&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşürüz hayatım.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca saate baktı tekrar; 09.55’ti. Hasta birazdan gelirdi. Josephus geçen terapi notlarına baktı. Alfredo Roswell, 35 yaşında’ydı, 6. seansıydı, terapide bir ilerleme yoktu. İstisnasız her gece rüya görüyordu. Alfredo önceki terapide kendini bir limonata şişesinde yüzerken görmüş, şişenin dibinden kapağa doğru çıkmaya çabalarken tekrar dibe battığını söylemişti.</p>
<p>Kapı tıklandı, Josephus ‘’girin’’ dedi. Giren olmadı, daha yüksek bağırdı Josephus; &#8220;Girin!&#8221;. Pot kırmış bir çocuğun mahcubiyetiyle kafasını soktu içeri önce Alfredo. Sonra uysal bir şekilde içeri girdi. &#8220;Günaydın bay Josephus&#8221; deyip divana oturdu.</p>
<p>Josephus’un muayenehanesindeki divan, Doğu tarzında düzenlenmişti. 7 sene önce bu muayenehaneye taşınınca Karta’nin da tavsiyelerini almıştı. Ne de olsa Doğu toplumları üzerimde engin bir bilgisi vardı. Odasında yere serili bir Acem halısı, kendi masasının solunda, tam duvarın dibine dayanmış bir de haki renginde kanepe vardı. Kanepenin baş ucunda üzeri mor işlemelerle bezeli flamingo figürlü bir yastık konulmuştu. Kanepede uzanan kişinin statüsü ne olursa olsun masalsı ve çocuksal bir etki yaratıyordu bu.</p>
<p>Alfredo kanepeye uzanınca Josephus’un sorusunu beklemeden dün geceki rüyasını anlatmaya başladı. &#8220;İki dağın arasında, üzerine ağaç yaprakları dökülmüş şirin bir göl vardı. Ben, penceresi göle bakan kulübemin önünde oturmuş dalgın bir şekilde gölü izliyordum. Kulübem göle 20 adım uzaklıktaydı. Gölden bir kaplumbağa çıktığını gördüm. Kaplumbağa babamdı.&#8221;</p>
<p>Josephus, Alfredo’nun çocukluğuna dair çok az şey biliyordu. Hidrofobi korkusu olduğunu, buna rağmen babasının onu ısrarla balığa götürmekte direttiğini anlatmıştı bir terapide. Babasını gölden çıkan bir kaplumbağaya benzetmesini bu korkusuyla eşitlediğini düşündü Josephus.</p>
<p>&#8220;Daha önce hiç öyle bir kulübede yaşadın mı Alfredo?&#8221;</p>
<p>Alfredo gözlerini tavandan ayırmadı. ‘’Hayır ama hep istemişimdir. Bilirsin, doğa bizi umursamadığı için kendimizi en çok onda rahatlamış hissederiz. Sanırım Nietzsche söylemişti bunu.’’</p>
<p>&#8220;Peki rüyalarınla geçmiş yaşantın arasında bir bağ kurmayı başarabiliyor musun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Biliyorum bay Josephus, Freudisyen terminolojiye göre muhakkak vardır. Fakat ben rüyaların bende yarattığı hazla ilgileniyorum. Ve bitsin istemiyorum bunlar&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Hoşuna mı gidiyor rüya görmek?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hem de çok.. Rüyalarımın her birini kayda almayı ne çok isterdim. Uyurken bir gözlük taksaydık ve rüya gördüğümüzün bilincine varınca gözlük onu kaydetseydi. Tabi bunun için gözlüğün kaç Epicbyte kapasitesi olması gerekiyordu bilemiyorum.&#8221;</p>
<p>Fikir Josephus’a da hoş göründü. &#8220;Doğrusu çok harika olurdu Alfredo.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>İlk hastası Alfredo’dan son hastası Issa’ya her terapiye 40 dakika ayırdı Josephus. Bu arada Leo da boş durmamış, muayenehaneye giren hastaların ceketlerini, çantalarını kurcalamış, gördüğü her ilaç kutusundan bir adet almış ve hastanın adı ve ilacın adıyla birlikte bir deftere not etmişti. Leo iyi bir iş becermişti. Bu ilaçların bazılarının ne amaçla kullanıldığını biliyordu Josephus. Diğerlerini akşam yemeğinde Karta ve Alex’le konuşurdu belki. Çıkmaya hazırlanırken Montague’yi aramadığını hatırladı. Hemen hasta randevu defterinden ismini buldu ve aradı. Uzun bir çalıştan sonra telefon açıldı.</p>
<p>&#8220;Evet?&#8221;</p>
<p>&#8220;Selam Montague, Josephus ben&#8221; Birkaç saniyelik bir es verildi.</p>
<p>&#8220;Ah, evet, selam doktor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Seni ne için aradığımı merak ediyor olabilirsin, endişelenme. Seni bu akşam bana yemeğe çağıracaktım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tabi, seve seve. Nereden alırsın beni? New Nose iyi midir?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet evet. 20 dakika sonra alırım seni oradan. Görüşürüz.&#8221;</p>
<p>Telefonu kapatınca Montague’nin kendisini aradığına hiç şaşırmadığını, hele hele yemeğe davet edişini gayet doğal karşıladığını anladı Josephus. Ne tuhaf adamdı.. Onunla doktor-hasta ilişkisi dışında sohbet edebilme fikri heyecanlandırdı Josephus’u. Karta ile Alex’ten çok onun söyleyeceklerini merak ediyordu.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yugoslavya dağıldığında 5 yaşındaydı henüz Ivana. Anne, baba ve 2 büyük abisiyle uzun bir yolculuktan sonra ABD’ye göç etmişlerdi. Annesi o toprakların yemeklerini, bildiği 3 dili küçük yaşlarından itibaren öğretti kızına. Ivana bir yandan üniversitede Roma hukuku dersleri verirken, bir yandan da evinde Boşnak ve Arnavut yemeklerini de yapıyordu. Tükenmez enerjisi Josephus’u kendisine hayran bırakan en güçlü yanıydı.</p>
<p>Yine mükellef bir sofra kurulmuştu. Karta aşinaydı bu sofraya ama Alex ve Montague’nin gözleri bir an önce yemeğe geçmek istercesine dolanıyordu masada. Josephus’un şarabın mantarını ‘lap’ diye açmasıyla yemeğin işareti de verilmiş oldu. Montague bu yemeği anlatacak kadar anımsayacak mıydı acaba? Josephus bir yandan yemek yerken bir yandan da konuşmayı uygun buldu.</p>
<p>&#8220;Alex, Karta’nın gönderdiği anket verileri hakkında ne düşünüyorsun?&#8221;</p>
<p>Alex önündeki garnitürlü pilavdan bir kaşık aldı ve yutkundu.</p>
<p>&#8220;Benim için şaşılacak bir şey değildi bu Josephus. Çünkü durum daha vahim ve ben Sağlık Bakanlığı’na gönderdiğim son raporumda ayrıntılı bir malumat yollamıştım.&#8221;</p>
<p>Montague elindeki kadehi masaya bıraktı, dikkat kesildi. Alex devam etti.</p>
<p>&#8220;Bu anket sonuçları birçok sebebin bir sonucu aslında. Biliyorsunuz son 50 yılda dünya nüfusu hızla düşüyor ve devletler bunun insanların bilinçli aldığı bir karar olduğunu söylüyorlar. Şüphesiz ciddi bir oranı tutuyor ama tamamı değil.&#8221;</p>
<p>Karta, Alex’in ilk cümlesinden sonra dikkat kesilmişti. &#8220;Diğer sebep ne Alex?&#8221;</p>
<p>Alex sepetten bir dilim ekmek alıp ikiye yardı. &#8220;Şunu diyorum; insanların aldığı kararların dışında bir de devletlerin aldığı kararlar var Karta.  Devletlerin ön göremediği bir şeydi bu. Konformizmi yaygınlaştırarak ve artırarak mevcut süreğenliğin devam edeceğini sandılar. Fakat bu kayış 2040’lı yıllarda koptu. Bireyler çocuk yapmayı bir külfet saydılar. Bu konformizm sayesinde yaşama sınırları uzadı ve konformizmi çocuk yaparak bozmak istemediler. Devletler işte o zaman insanlara sağılan bir inek misyonu yüklediler. Baksana işçi sınıfına.. 100 yıl önceden ne farkı var. Hatta daha kötü durumdalar. 100 yıl önce insanlar 65-70 yıl yaşayıp bunun 30 yılı aşkın süresini çalışarak geçiriyorlardı. Şimdi ise 100-110 yıl yaşayıp bunun 70 yılını çalışarak geçiriyorlar. Bu uzun yaşamayı da sentetik ilaçlar, değiştirilmiş organizmalarla sağladılar. İşte devletler ve küresel şirketler bunu teşvik ettiler baylar. Doğurganlığın yere çakıldığını gördüler ve en azından doğmuş olanlardan uzun süre faydalanmak için ömürlerini uzattılar. İlaçların yan etkilerini de ya hesap etmediler, ya da umursamadılar. Bu deliler çağına böyle geldik. Yaşamaya değil, çalışmaya geldik.&#8221;</p>
<p>Montague başı eğik dinledi hepsini. Alex hem kendisini anlatmıştı, hem değil. Çocuk yapmama düşüncesini taşıyalı beri, bunun konforunu bozmamakla ilgisini olmadığını biliyordu. Aksine yaşadığı bu hastalıklı çağa <em>Ebu’l Âlâ</em>’nın deyimiyle bir günahkâr daha kazandırmak istemiyordu.</p>
<p>Alex konuşmasını bitirince masadakiler sustu. Hepsi sustu. Topluma bu kadar yabancı kaldıklarını, teoriler arasında boğulup kaldıklarını, fakat asıl gerçeğin; hayatın kendisinin yabancısı olduklarını anladılar. Konuşmak kandırmaca olacaktı. Sözün hakkı Montague’nindi&#8230; O da sustu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4513</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kilimli Kız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Jul 2016 13:45:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4491</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şunu söyleyebilirim ki; aldatılmak, sevdiğin tarafından aldatılmak, sevdiğin kişinin ölümünden daha çok yakıyor canını. Ve bu acıyla, kenara kıstırılmış yaralı bir panter gibi saldırıyor insan. Kime olursa olsun, neye olursa olsun; tıslıyor, ısırıyor, tırmalıyor. Ona yardım etmeye çalışanları görmüyor, anlamıyor. Zihni, temelinden sarsılmış; üst üste duran toplardan altlardan bir tanesi yerinden oynatılmış, tüm düşünceler birbirinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/">Kilimli Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şunu söyleyebilirim ki; aldatılmak, sevdiğin tarafından aldatılmak, sevdiğin kişinin ölümünden daha çok yakıyor canını. Ve bu acıyla, kenara kıstırılmış yaralı bir panter gibi saldırıyor insan. Kime olursa olsun, neye olursa olsun; tıslıyor, ısırıyor, tırmalıyor. Ona yardım etmeye çalışanları görmüyor, anlamıyor. Zihni, temelinden sarsılmış; üst üste duran toplardan altlardan bir tanesi yerinden oynatılmış, tüm düşünceler birbirinden bağımsız yuvarlanıyorlar. Nasıl olduğunu bile fark edemediği bu durum karşısında insanın nutku tutuluyor. O kadar aptal olduğunu düşünüyor ki; kendine güveni bitiyor. Bir daha hiç kimseye inanamayacağını sanıyor. En çok da kendine… Hayatı boyunca aldığı tüm kararların yanlış, tüm yargıların boş olduğu varsayımında boğuyor gözyaşlarını. Hayatına nasıl devam edeceğini bilemiyor. Kimsesiz ve yapayalnızlıktan çok soğuk hissediyor. Oysa mevsim bahar, mevsim yazı haber veriyor. Çiçeklerin açmasıyla gönlünün neşelenmesi lazımken şimdi, hiçbir şey göremiyor. Görmek istemiyor. Tüm yaşamı, bütün hayatı, neşe duyduğu her şey gri pis bir pusun ardında kaybolmuş. Hayatında hiç yapmadığı gibi ya da en azından aylardır yapmadığı gibi işine geç kalıyor insan. Ertesi gün tekrar; tekrar geç kalıyor. İstese de yetişemiyor dünyaya. Onun zamanı akmıyor çünkü. Dönmüyor düşünceler aklında; kan, damarlarında dolaşmıyor. Aldığı meyveler bile dolapta çürümüş. Oysa hepsinin tadı olması gerekirdi. Şeker bile tatsız. Yemek yemiyor insan tadını alamadığı zamanlarda. Biraz su, biraz güneş ışığı ile ne kadar hayatta kalınırsa o kadar yaşıyor insan. Canlanamıyor. Tüm bunlar, yüzünden ayan beyan okunabildiği için, etrafındakiler soru sormaz oluyorlar bir süre sonra. Tüm insanlar, yaralı bir pantere yaklaşmaya çekinir.</p>
<p>Telefonun çalması anlamsız böyle günlerde. Ses çıkaran her şey rahatsız edici… İçindeki ateş tüm duyularını kül etmiş; durgunluk. Patlayacak bir şeyleri kıyıda köşede saklayan bir durgunluk… Zamanın bittiği noktanın bulunduğu yer burası. Artık her şeyin bitebileceği sınır. Artık her şey bitmeli.</p>
<p>Nefessiz kalınan bir an için her şey bitiyor.</p>
<p>İnsanların acılarından, sevinçlerinden bağımsız, ancak kaderlerini ilerleten zaman aldırmadan devam ediyor. Her şey, yeniden başlıyor. Baharın tatlı meltemiyle savruluyor küller. Pusun ardında görünemeyen çiçeklerin kokusu öncülük ediyor. Çok fazla yağmur yağmış bu dönemde, her yer çamur. Çamurun bile kıvamı olduğunu fark ediyor insan. Bu çamurdan nice heykeller yapıldığını anımsıyor sonra. Yine de, henüz geceyi geçemezsin ne zaman çöktüğünü fark etmediğin. Ufak tefek birkaç yıldız göz kırpar, belki ay vardır belki de yoktur, bilemezsin. Ne olduğunu bilmesen de yıldızlardan birinin Mars olduğuna inanırsın. İşte o zaman, teker teker yuvarlanmaya başlar toplar yeniden birbirlerine doğru. Yan yana, üst üste inşa ederler seni canlı kılacak her şeyi yeniden.</p>
<p>Uzaktan, gökyüzünde kızıllık belirir. Güneşin doğma vakti yaklaşmıştır artık. Ama önce bu çamurdan çıkıp, tatlı sularda yıkanman gerekir. Yürümeye başlarsın. Çamur kuruyup toprak sertleşir, yolun uzadıkça bahara uzanan taze çimleri hissedersin. Ellerinin üzerinde taşırlar tabanlarını. İleride, ufkun parladığı büyük bir su birikintisi görürsün. Ayakların durmaz, su boyunu geçene kadar yürümeye devam ederler. Boğulmaktan korkan kalbin çırpınır. Yaşaman gerektiğini anlarsın. Bu dünyada hiçbir şey için değil, yalnız yaşamak için var olduğunu bilirsin. Ayakların yerden kesilir, yüzün göğe dönük suyun yüzeyinde kalırsın. Her şeyin bittiği ve yine her şeyin başladığı zamanda asılısındır. Her şeyin bittiği ve yine her şeyin başladığı zaman aynıdır. Bu yüzden, uzakta bir yerde sönen ayın yerine güneş doğar. Seni sarmalayan sıcaklığıyla kendine geri dönersin. Hayatına geri dönersin. Geldiğin yollardan ilk defa geçer gibi, yaşama geri dönersin. Bitmek ve başlamak; aynı anda çıkılan uzun bir yolculuktur.</p>
<p>Günlerden bir gün, bir dağ yamacındasındır, yazın ilk ve uzun gecelerinin tadını çıkarmak için. Aşağılardan köpek ulumaları gelir. Birkaç kirpi hışırdatırken etraftaki çalılıkları, ateş böcekleri dolanır gölgelerinde. Geceleri bile şarkı söyleyen kuşların sesi cırcır böceklerine eşlik eder. Yaz geldi artık diye hazırlıksız yakalanmışsındır tepenin serinliğine. Üzerine oturduğun kilime sarılarak, saklarsın çıplak omuzlarını rüzgardan. Yüz yüze durduğun ayın on dördüne bakarak, ne çok yol kat ettiğini düşünürsün.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/">Kilimli Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4491</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seni Seviyorum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seni-seviyorum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seni-seviyorum/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Jul 2016 06:18:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4480</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir arkadaşım &#8220;Onu unut&#8221; dedi, O kadar kolay olmayacağı için güldüm, Gözlerini nasıl  unuturum, Ya o gülüşün, Bakarken içim eriyor. Dün unutmaya çalışırken, Bir an da resmine baktım, Yine sevmeye başladım. Şu kalbime söz geçiremiyorum, Nasıl baş edeceğim bilmiyorum. Gel de sen sözünü geçir. Moralim bozukken, Mutlu olduğum zaman , O anlarda hep aklımdasın. Arkadaşım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seni-seviyorum/">Seni Seviyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bir arkadaşım &#8220;Onu unut&#8221; dedi,</em></p>
<p><em>O kadar kolay olmayacağı için güldüm,</em></p>
<p><em>Gözlerini nasıl  unuturum,</em></p>
<p><em>Ya o gülüşün,</em></p>
<p><em>Bakarken içim eriyor.</em></p>
<p><em>Dün unutmaya çalışırken,</em></p>
<p><em>Bir an da resmine baktım,</em></p>
<p><em>Yine sevmeye başladım.</em></p>
<p><em>Şu kalbime söz geçiremiyorum,</em></p>
<p><em>Nasıl baş edeceğim bilmiyorum.</em></p>
<p><em>Gel de sen sözünü geçir.</em></p>
<p><em>Moralim bozukken,</em></p>
<p><em>Mutlu olduğum zaman ,</em></p>
<p><em>O anlarda hep aklımdasın.</em></p>
<p><em>Arkadaşım da haklı,</em></p>
<p><em>Seni unutmam gerekiyor.</em></p>
<p><em>Zarar veriyorum kalbime,</em></p>
<p><em>Ama işte o derinliğin yok mu,</em></p>
<p><em>Çıkmaya çalışsam da,</em></p>
<p><em>Oradan çıkamıyorum.</em></p>
<p><em>Çünkü seni seviyorum.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seni-seviyorum/">Seni Seviyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seni-seviyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4480</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vurmayın! Caiz Değil&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Jul 2016 15:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4476</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnce dişli tarakla, geriye doğru taradı annesi saçlarını. Alnı gözüksün istedi, tertemiz&#8230; Sırtına çantasını taktı, kapının eşiğinden o sokağı dönene kadar baktı. Okuyacaktı, büyük adam olacaktı, askere gidecekti, evlenecekti&#8230; Sıradan hayaller kurmaya başladı, herkes gibi. Okuldan çıkınca evine sapa sağlam döndüğü gibi, askerden de sapa sağlam dönecekti. Belki bir sevgilisi olacaktı onu bekleyen, belki bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/">Vurmayın! Caiz Değil&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnce dişli tarakla, geriye doğru taradı annesi saçlarını.</p>
<p>Alnı gözüksün istedi, tertemiz&#8230;</p>
<p>Sırtına çantasını taktı, kapının eşiğinden o sokağı dönene kadar baktı.</p>
<p>Okuyacaktı, büyük adam olacaktı, askere gidecekti, evlenecekti&#8230;</p>
<p>Sıradan hayaller kurmaya başladı, herkes gibi.</p>
<p>Okuldan çıkınca evine sapa sağlam döndüğü gibi, askerden de sapa sağlam dönecekti.</p>
<p>Belki bir sevgilisi olacaktı onu bekleyen, belki bir eşi&#8230;</p>
<p>Hatta belki de kundakta bebeği&#8230;</p>
<p>Basit yaşayacaktı, ihtiyacı kadar kazanacaktı, ama o alnı her gün ak kalacaktı.</p>
<p>Yıllar yılları kovaladı, annesi askere göndermeden ellerini kınaladı.</p>
<p>Kınalı parmaklarının kokusu, burnunda kaldı.</p>
<p>Askerlik yeri İstanbul çıkınca sevindi önce, sonra sevincinden utandı.</p>
<p>Oğlunu İstanbul’a gönderen anneydi de, Şırnak’a gönderen anne değil miydi?</p>
<p>Utandığı bir huzur kaplıyken içi, sesini duymak istedi.</p>
<p>Aradı&#8230;</p>
<p>Aradı&#8230;</p>
<p>Bir kez daha aradı&#8230;</p>
<p>Hani İstanbul’daydı, ne gelebilirdi ki başına?</p>
<p>Hani ‘şehirlere bombalar yağardı her gece’, ama o bahsi geçen şehir İstanbul olmazdı genelde.</p>
<p>Bir daha aradı.</p>
<p>Eğitimde dediler.</p>
<p>İçi rahat etmedi, televizyonu açtı, İstanbul’da köprüyü kapatan erleri gördü.</p>
<p>Tarifsiz kederler içinde, başını yastığa gömdü.</p>
<p>Bir daha aradı&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Açılmadı.</p>
<p>‘TSK yönetime el koydu’ dediler.</p>
<p>‘Cemaat son kozunu oynadı’ dediler.</p>
<p>‘Askeriyenin içerisindeki yapılanma, kalkışma girişiminde bulundu’ dediler.</p>
<p>Sabaha kadar bekledi o anne, gözyaşları dinmedi.</p>
<p>Bir anneyi sabaha kadar ağlatmak caiz miydi?</p>
<p>Ezan sesleri, sala sesleri, korna sesleri&#8230;</p>
<p>Sonunu hazırlayan bir milletin, kendi kafasına sıkma sesleri&#8230;</p>
<p>Sonra bir son dakika gelişmesi oldu.</p>
<p>Köprüdeki askerler teslim oluyor dendi.</p>
<p>Bir yayın başladı, sonra kesildi.</p>
<p>Aradı&#8230;</p>
<p>Yine açan olmadı.</p>
<p>Bir görüntü yakaladı anne, oğlunun yakasında ‘kardeşinin’ elleri&#8230;</p>
<p>İnanmak istemedi, çırpındı yüreği kırlangıç gibi.</p>
<p>Sığmadı göğüs kafesine, sığmadı evine, sığmadı kendine&#8230;</p>
<p>Siyah saçlarını ince dişli tarakla taradığı, parmaklarına kınalar sürdüğü oğlu, ‘kardeşlerinin’ tekmeleri arasında can veriyordu.</p>
<p>Bir ses geldi: “Vurmayın, vurmayın caiz değil!”</p>
<p>Ölüye vurmak caiz değil&#8230;</p>
<p>Yahu senin caiz dediğin nedir?</p>
<p>İçi geçmiş, tadı kaçmış oyunlar kurarken ve ağzından salyalar akarken bir canavarın&#8230;</p>
<p>Kardeşin kardeşi kırması caiz midir?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/">Vurmayın! Caiz Değil&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4476</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ULAK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ulak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ulak/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Jul 2016 06:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4431</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sordum ulağa, dedim nedir bu sessizliğinde ki mana. Ulak dediğin anlatır, gerekirse haykıra haykıra. Dedi; atımın izindeki gürültü de saklıdır. &#8230; Peki nasıl duyarım onu. Dedi; bakmasını bilenler duyanlardır. Dedim nasıl bakılır Güldü, dedi; kör olman gerek. Dedim neye kör olalım. Dedi fani dünyaya İyi ama dünya ahiretin tarlası degilmi? Niye kör olsun bu garibin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ulak/">ULAK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sordum ulağa, dedim nedir bu sessizliğinde ki mana.</p>
<p>Ulak dediğin anlatır, gerekirse haykıra haykıra.</p>
<p>Dedi; atımın izindeki gürültü de saklıdır.</p>
<p style="text-align: left;">&#8230;</p>
<p>Peki nasıl duyarım onu.</p>
<p>Dedi; bakmasını bilenler duyanlardır.</p>
<p>Dedim nasıl bakılır</p>
<p>Güldü, dedi; kör olman gerek.</p>
<p>Dedim neye kör olalım.</p>
<p>Dedi fani dünyaya</p>
<p>İyi ama dünya ahiretin tarlası degilmi? Niye kör olsun bu garibin gozleri?</p>
<p>Dedi kömür karanlıkta elmas,tohum toprakta ağaç olur. Bu dünyada meyve vermeyenin ahireti kaybolur.</p>
<p>Tamam o zaman hadi, dedim dağla gözlerimi.</p>
<p>Olmaz dedi aşık mısın ki sanki.</p>
<p>Evet dedim amelim var. Olmasaydı olurmuydu.</p>
<p>Dedi unutma; Ameline güvenen cahil, umitsiz olan da kusurluydu.</p>
<p>Dedim ulak ne çok konuştun, hadi aşık et beni. Yada Dağla gözlerimi.</p>
<p>Yan dedi kalbime kapansın gözleri.</p>
<p>Kalbim yandı, karşımda bir at şahlandı.</p>
<p>Toz duman her taraf, her taraf nal izi.</p>
<p>O an anladım ben deki aşk yalandı.</p>
<p>Dedim ulak nerde mana, her taraf toz duman duyamadım hâlâ.</p>
<p>Uzaklaştı atıyla,</p>
<p>Ölüm var</p>
<p>Ölüm var</p>
<p>Ölüm var diye bağıra bağıra.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ulak/">ULAK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ulak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şans  Meleğim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sans-melegim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sans-melegim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Jul 2016 09:15:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kendal Turunç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4453</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayata dair yalanların yanı sıra, Tutunabileceğim tek dalım sensin, Gönlüme taht kuran yüreğim. &#8230; Yalnızlığın adını soran kalbin, Acısını birer birer sundu. Sevdaya hasret kalan gözlerim, &#8230; Bir kez olsun dönse şans meleğim. Feleğe bakar bir de ben söylerim, Duy sana olan sevgimi, Mabedimdir, yar sonsuz geçmişim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sans-melegim/">Şans  Meleğim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center">Hayata dair yalanların yanı sıra,</p>
<p style="text-align: center">Tutunabileceğim tek dalım sensin,</p>
<p style="text-align: center">Gönlüme taht kuran yüreğim.</p>
<p style="text-align: center">&#8230;</p>
<p style="text-align: center">Yalnızlığın adını soran kalbin,</p>
<p style="text-align: center">Acısını birer birer sundu.</p>
<p style="text-align: center">Sevdaya hasret kalan gözlerim,</p>
<p style="text-align: center">&#8230;</p>
<p style="text-align: center">Bir kez olsun dönse şans meleğim.</p>
<p style="text-align: center">Feleğe bakar bir de ben söylerim,</p>
<p style="text-align: center">Duy sana olan sevgimi,</p>
<p style="text-align: center">Mabedimdir, yar sonsuz geçmişim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sans-melegim/">Şans  Meleğim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sans-melegim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4453</post-id>	</item>
		<item>
		<title>317</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/317-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/317-2/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jul 2016 13:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4427</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hafta sonuna yaklaşmanın verdiği yorgunluk insanların suratında yine bu sabah. Hoş, hafta başında da &#8220;Yine iş&#8221; mutsuzluğu. Yani insanların suratı hep böyle. Bir tek şoför dinç görünüyor 317 otobüste. Bir pilot edasında, kulağında kulaklık, cam kenarına koyduğu telefonun navisgasyonuyla hemhal, öndeki otobüse yetişme gayesinde. Haliyle otobüste uçak kıvamında,insanlar ise pestil. Birbirlerine yapışmış olan semttaşlarımın ölmeden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/317-2/">317</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hafta sonuna yaklaşmanın verdiği yorgunluk insanların suratında yine bu sabah.</p>
<p>Hoş, hafta başında da &#8220;Yine iş&#8221; mutsuzluğu. Yani insanların suratı hep böyle. Bir tek şoför dinç görünüyor 317 otobüste.</p>
<p>Bir pilot edasında, kulağında kulaklık, cam kenarına koyduğu telefonun navisgasyonuyla hemhal, öndeki otobüse yetişme gayesinde.</p>
<p>Haliyle otobüste uçak kıvamında,insanlar ise pestil.</p>
<p>Birbirlerine yapışmış olan semttaşlarımın ölmeden ve düşmeden işe yetişir miyim telaşı, yorgun suratlarına ufak bir hareket katıyor ara ara saatlerine baktıkça.</p>
<p>Kardeşler Fırın kağıtlarına sarılı ekseri peynirli olan poğaça kokusu ve ağız kokusunu bastıran hunharca sıkılmış parfüm kokuları.</p>
<p>Otobüsün sessizliğiyle uykunun azizliğine uğrayan,sabah erken saatlerde kalkılıp özenle hazırlanmış olan o jöleli saçlar, artık otobüsün camında.</p>
<p>Çizilmiş bir karizma kıvamında.</p>
<p>Kimileri karizmayı koruyor sabahın köründe okunan kitaplarla.</p>
<p>Bazılarıysa ne karizma ne kitap,olduğu gibi, candy crush onun tek derdi.</p>
<p>İtfaiye meydanına doğru bilmem kaç mil hızla uçarken yapılan ani fren otobüsteki sessizliği bozuyor. Bir kaç cık cıklama sonrasında eski sessizliğe kavuşuyoruz.</p>
<p>Neyse ki her şey yolunda.</p>
<p>O kalabalıkta birde yandaki eşyalar.</p>
<p>Çantalar,hırkalar,poşet ve şemsiyeler.</p>
<p>Nazlı kız misali yağar mı yağmaz mı diye düşündüren Ekim.</p>
<p>Ve sessizliği bozan beklenen ses;</p>
<p>&#8220;Lütfen arkaya ilerleyelim&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/317-2/">317</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/317-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4427</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ÖZGECAN’a!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozgecana/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozgecana/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jul 2016 11:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hıdır Aktaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4423</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonra bir çığlık, deler geçerdi zemheriyi, Sızardı karanlığın koynuna. Kulağımın taa için otururdu. O an, bozulurdu tüm kızlıklar, Melekler kanatlarını koparırdı kederden, Kanları siyah akardı. Babalar feryat eder, Babalar ölüm dilerdi. Ne zaman anlamaya çalışsam kulağımda ki çığlığı, Çocuk gibi ağlardı, çocuk gibi anlaşılmazdı&#8230; &#160; Kurtlar boşuna ulumazdı, Sahi! Kurtlar ne için ulumazdı?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgecana/">ÖZGECAN’a!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sonra bir çığlık, deler geçerdi zemheriyi,</p>
<p>Sızardı karanlığın koynuna.</p>
<p>Kulağımın taa için otururdu.</p>
<p>O an, bozulurdu tüm kızlıklar,</p>
<p>Melekler kanatlarını koparırdı kederden,</p>
<p>Kanları siyah akardı.</p>
<p>Babalar feryat eder,</p>
<p>Babalar ölüm dilerdi.</p>
<p>Ne zaman anlamaya çalışsam kulağımda ki çığlığı,</p>
<p>Çocuk gibi ağlardı, çocuk gibi anlaşılmazdı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kurtlar boşuna ulumazdı,</p>
<p>Sahi! Kurtlar ne için ulumazdı?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgecana/">ÖZGECAN’a!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozgecana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4423</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hikaye</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hikaye/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hikaye/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jul 2016 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Betül Gür]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4412</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşanmış veya yaşanabilecek olayları ele alan, İlk Çağ’da masal ve tarihi olayların anlatılmasıyla temelleri atılan hikaye, Ortaçağ&#8217;da Hindistan&#8217;ın &#8216;Binbir Gece Masalları&#8217; ile sağlam adımlar atmıştır. Bugünkü edebi kimliğini İtalyan yazar Boccacio&#8217;nun &#8216;Decameron&#8217; adlı eseriyle kazanmıştır. Hikaye Nedir? Türklerde destanlar, halk hikayeleri ve masallarla köklü bir geçmişe sahip olan hikaye; 14. ve 15. Yüzyılda çağdaş hikaye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikaye/">Hikaye</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşanmış veya yaşanabilecek olayları ele alan, İlk Çağ’da masal ve tarihi olayların anlatılmasıyla temelleri atılan <strong>hikaye</strong>, Ortaçağ&#8217;da Hindistan&#8217;ın &#8216;Binbir Gece Masalları&#8217; ile sağlam adımlar atmıştır. Bugünkü edebi kimliğini İtalyan yazar Boccacio&#8217;nun &#8216;Decameron&#8217; adlı eseriyle kazanmıştır.</p>
<h2>Hikaye Nedir?</h2>
<p>Türklerde destanlar, halk hikayeleri ve masallarla köklü bir geçmişe sahip olan <em>hikaye</em>; 14. ve 15. Yüzyılda çağdaş hikaye tekniğine &#8216;Dede Korkut Hikayeleri&#8217; ile yaklaşmıştır.</p>
<h2>Hikayenin Unsurları Nelerdir?</h2>
<p>Hikayeler toplam beş unsurdan meydana gelmektedir. Bazı <u>hikaye</u> türleri bunların hepsinin kullanmamakla birlikte klasik hikayelerde bu beş unsur eksiksiz kullanılmaktadır.</p>
<ol>
<li>Olay,</li>
<li>Kişi,</li>
<li>Yer,</li>
<li>Zaman</li>
<li>Dil ve anlatım</li>
</ol>
<h2>Hikayede Plan</h2>
<p>Hikayenin planı serim, düğüm, çözüm bölümleri olmak üzere üç ana bölümden oluşur.</p>
<ul>
<li>Serim; çevre ve kişileri tanıtarak hikayenin girişini oluşturur.</li>
<li>Düğüm; hikayenin tüm yönleriyle anlatıldığı bölümdür.</li>
<li>Çözüm ise; hikayenin bir sonuca bağlanarak bitirilmesidir.</li>
</ul>
<p>Fakat her hikaye bu plana bağlı kalınarak yazılmaz; bazılarında serim ve çözüm olmaz, okuyucuya bırakılır.</p>
<h2>Hikaye Türleri</h2>
<p>Hikayeler klasik olarak iki türe ayrılır. Bunlar olay ve durum hikayeleridir. Ancak daha sonraki zamanlarda modern hikaye diye yeni bir <strong>hikaye</strong> türü de doğmuştur.</p>
<h3>Olay Hikayesi</h3>
<p>Olay hikayeleri serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir. Okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant tarafından yaygınlaştırıldığı için “Mopasan tarzı hikaye” de denir</p>
<p>Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin’dir.</p>
<h3>Durum Hikayesi</h3>
<p>Durum hikayeleri bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir. Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.</p>
<p>Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir.</p>
<p>Bizdeki en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır.</p>
<h3>Modern Hikaye</h3>
<p>Modern hikayeler diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.</p>
<p>Hikayede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Franz Kafka’dır. Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikaye/">Hikaye</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hikaye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4412</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lüzumsuz Nezaket</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Jul 2016 11:30:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4409</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne de kibarsınız çocuklar Bir o kadar da kırılgan Dört mevsimi gibi Vivaldi&#8217;nin İncelikli kelimeler Eksik olmaz ağzınızdan Parmak uçlarınızda yürürsünüz Dans eder gibi Dokunsalar bin parçaya bölünecek Kıymetli bir zümrütsünüz Sabır taşı saklı dilleriniz altında Saklı bir heykelin sanatkarı gibi Anlattıkça yontulan Anlattıkça güzeli, Ömrünüzü çürütürsünüz</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/">Lüzumsuz Nezaket</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne de kibarsınız çocuklar</p>
<p>Bir o kadar da kırılgan</p>
<p>Dört mevsimi gibi Vivaldi&#8217;nin</p>
<p>İncelikli kelimeler</p>
<p>Eksik olmaz ağzınızdan</p>
<p>Parmak uçlarınızda yürürsünüz</p>
<p>Dans eder gibi</p>
<p>Dokunsalar bin parçaya bölünecek</p>
<p>Kıymetli bir zümrütsünüz</p>
<p>Sabır taşı saklı dilleriniz altında</p>
<p>Saklı bir heykelin sanatkarı gibi</p>
<p>Anlattıkça yontulan</p>
<p>Anlattıkça güzeli,</p>
<p>Ömrünüzü çürütürsünüz</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/">Lüzumsuz Nezaket</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4409</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bisiklet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bisiklet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bisiklet/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jul 2016 08:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4381</guid>
				<description><![CDATA[<p>“O bisiklet ya tüm çocuklara alınmalı ya da hiç kimse bisiklete binmemeliydi…” Karne zamanı bütün çocuklar için hayallerle gerçeklerin savaştığı bir dönem olmuştur bizim gibi arka mahalle çocukları için. Hepimizin hayalleri kırmızı mavi ya da beyaz bisikletlerle süslenirdi. Ama hep karnesi iyi olan çocuklara değil, babasının durumu iyi olanlara alınırdı o bisiklet. Biz ise iyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bisiklet/">Bisiklet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>“O bisiklet ya tüm çocuklara alınmalı ya da hiç kimse bisiklete binmemeliydi…”</strong></p>
<p>Karne zamanı bütün çocuklar için hayallerle gerçeklerin savaştığı bir dönem olmuştur bizim gibi arka mahalle çocukları için. Hepimizin hayalleri kırmızı mavi ya da beyaz bisikletlerle süslenirdi. Ama hep karnesi iyi olan çocuklara değil, babasının durumu iyi olanlara alınırdı o bisiklet. Biz ise iyi kalpli arkadaşlarımızın bisikletine binebilmek için kaldırımda tur sırasını bekleyenlerden olduk hep.</p>
<p>Murat bizim yan sınıfta okuyordu. Dersleri pek de iyi sayılmazdı. En azından benim derslerim Murat’ın derslerinden daha iyiydi. Paralı bir futbol okuluna gidiyor, gıcır gıcır spor ayakkabılar giyiyordu. Resim defterini bir birinden güzel renkli boyalarla süslüyor, Tombo marka kalem ucu kullanıyordu.  Daha da kötüsü -evet bu durum benim için dünyanın en büyük kötülüğüydü- Yasemin benimle değil Murat’la arkadaşlık kuruyordu.</p>
<p>Ve sonunda okul bitmişti. Karneler dağıtıldığında Murat ağlıyor bense gülüyordum. Onunkinden çok daha iyi bir karnem vardı. Ama o gün Yasemin Murat’ı teselli etmeye çalışıyordu. Benimse başarımı bile kutlamamıştı. Elimde kırmızı kurdaleli karnemle eve gittiğimde ağlamaklı yüzümü gören annem karnemin kötü olduğunu düşünüp &#8220;seneye daha çok çalışır düzeltirsin bexga mın üzülme&#8221; diyerek teselli etmeye çalıştı. Yazık ki annemin okuma yazması olmadığı için karne bakmasına rağmen tüm derslerimin pekiyi olduğunu anlamadı. Bende açıklama yapma gücünü bulamadım kendimde. Akşam babam annemle konuşmuş olmalı ki karnemi isterken yüzü asıktı babamın. Karneme baktıktan sonra güzü güldü. &#8220;E hani zayıfın vardı. Aferin benim aslanıma&#8221; diyerek kucakladı beni.</p>
<p>Çocuklara alınan karne hediyeleri tam bir haksızlık olarak kaldı hatırımda. O bisiklet ya tüm çocuklara alınmalı ya da hiç kimse bisiklete binmemeliydi, benim için.</p>
<p>Karnesinde zayıfı olan bir çocuk mahalledeki diğer çocukları başına toplayıp son model bisikletiyle hava atarken, yabancısı olduğum bir dilde okutulan tüm derslerden pekiyi alan ben kavgacı bir serseri olduysam bunun sorumlusu inşaat işçisi babam değildi hiçbir zaman için.</p>
<p>Var olmaya çalışan bir çocuğun yaşadığı bu ikilemin toplumsal savaşlarında sebebi olduğunu çok zaman sonra öğrendim. Neyse…</p>
<p>O gün bisiklet isteyemedim babamdan. İstesem alırdı belki ama bisiklet pahalı bir oyuncak olmalıydı. Babamı para kazanmak için inşaatta üstü başı çamur içinde gördüğüm günden sonra ondan bir şey istemeye gönlüm razı olmadı. Bir kaç gün sonra Murat babasının aldığı son model bisikletini göstermek için çocukları etrafına toplamıştı arka sokakta. Bende gittim tabi ki. Kıpkırmızı bir bisikletti. Simsiyah tekerleklerine daha hiç çamur bulaşmamıştı bile. Çelik jantlarının parıltısı güneş vurdukça gözümü alıyordu. Pezevenk yememiş içmemiş bisikleti alır almaz hava atmak için toplamıştı çocukları başına. Hepimiz hayran hayran bakarken içimizden biri ilk turu isteme cesaretini göstermiş ama Murat, &#8220;olmaz olum daha yeni aldım kırarsınız, vermem&#8221; diyerek ret etmişti tabi. Diğerleri &#8220;hadi be olum bir tur lan&#8221; diye ısrar ederken ben &#8220;baban sana niye aldı bu bisikleti? Karnen iyi değildi ki senin&#8221; diye yaktım içimin patlamak için yer arayan büyük öfkesini.</p>
<p>Murat &#8220;sana ne lan piç&#8221; diye çıkışınca artık içimde anlam arayan şiddet ateşi meşru bir zemin kazanmış oldu. &#8220;Ne küfrediyon lan! Sensin piç&#8221; diyerek ittim Murat’ı. Murat bisikletle birlikte yere düşünce bisikleti olmayan diğer çocuklarda beni gaza getirmek için tezahüratlarıyla el çırpmaya başladılar. Evet, artık bisikleti olmayan tüm çocukların desteğini arkama almıştım. İçime gittikçe büyüyen bir coşku doğmuştu. Ve bisikleti olmayan tüm o çocuklar için bir kez daha atladım henüz yerden kalkamayan Murat’ın üzerine. Biz yerde boğuşurken bisiklet çamura düşmüştü. Sonunda kavgayı gören bizden büyük diğer çocuklar araya girip bizi ayırınca yerden kalkan Murat bir fırsatını bulup bisikletin ön tekeriyle göğsüme vurup evine kaçtı. Biz de abisine yakalanmamak için kendi sokağımıza kaçtık. Göğsümde kocaman yeni alınmış bir bisiklet tekeri iziyle evin önüne geldim soluk soluğa. Arkamı döndüğümde tek başıma olduğumu gördüm. Biraz önce Murat’ı dövmem için beni gaza getiren benim gibi bisikleti olmayan diğer çocukların hiç biri yoktu yanımda. Murat’ın abisinden korktukları için evlerine kaçmışlardı. Tişörtümün yırtığından ve üzerimdeki tekerlek izinden kavga ettiğim belli oluyordu. Bu yüzden eve girmeye cesaret edemedim. Biraz sonra Murat, bisikleti ve abisi çıkageldi. Murat’ın abisi Murat’a bakıp &#8220;bu mu&#8221; gibisinden bir şeyler söyleyerek beni işaret etti. O gün orda çok tatlı bir dayak yedim. Suratıma inen tokatların bir bedel olduğunu bilmiyordum ve orda beni yalnız bırakıp kaçan diğer çocukların bu davranışlarını büyüdüklerinde de tekrar edeceklerini de bilmiyordum. Acı duyuyordum ama pişman değildim, Çünkü haklıydım.</p>
<p>Artık eve dönmek zorundaydım. Hissettiğim gurur yüzüme yansımıştı. Babama durumu anlatınca beni haklı bulacaktı. Hatta belki o da gidip Murat’ın babasıyla kavga edecekti.  O halde eve girdim. Babam evdeydi. Beni o halde görünce ne olduğunu anlatmama izin bile vermeden bir tokatta ondan yedim. İşte bu çok acımıştı.</p>
<p>Hayatımın ilk haklı kavgası ilk bedeli ve ilk acı tokadıydı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bisiklet/">Bisiklet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bisiklet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4381</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tinnitus Şizofreni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tinnitus-sizofreni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tinnitus-sizofreni/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Jul 2016 06:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4280</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir melodi kulağımda, tınısını hiç duymadım. Islık misali bir ses, sanırım bu benim şeytanım. Hâlâ selim mi aklım, nasıl bir sihir bu anlamadım. Fısıltılar fısıltılar, Bu şeytan nefsimle oynar ne olur yardım et ALLAH’ım. Beni ona bırakma; o olmaktan korkarım. Onda yalanın biri bin para, oysa kıymetlidir doğrularım. Nefsim beni ona sakin satma, yemin ederim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tinnitus-sizofreni/">Tinnitus Şizofreni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir melodi kulağımda, tınısını hiç duymadım.<br />
Islık misali bir ses, sanırım bu benim şeytanım.<br />
Hâlâ selim mi aklım, nasıl bir sihir bu anlamadım.<br />
Fısıltılar fısıltılar,<br />
Bu şeytan nefsimle oynar ne olur yardım et ALLAH’ım.<br />
Beni ona bırakma; o olmaktan korkarım.<br />
Onda yalanın biri bin para, oysa kıymetlidir doğrularım.<br />
Nefsim beni ona sakin satma, yemin ederim seni yakarım.<br />
Duyduğum sese kulak asma, onlar benim kabuslarım.<br />
Nafile…<br />
Dedim ya bu kabus şeytanın ta kendisi,<br />
İşte başladı şeytan ile nefsimin söyleşisi…<br />
DEDİM Kİ: Ey şeytan! Nasıl bir şeysin sen?<br />
DEDİ Kİ: Aynaya bak beni merak edersen.<br />
DEDİM Kİ: Aynada bir acziyet. Ey nefs! Nedir bu rezalet. Nerede unutuldu mahremiyet, hani kutsal emanet?<br />
DEDİ Kİ: Bana sorma, git de o çok bilen aklına sor. Bu devirde iman işi ateş topundan da kor.<br />
DEDİM Kİ: Ey akıl! Bu muymuş senin ilmin. Nerede bugün güvendiklerin, nerede mübarek bildiklerin.<br />
DEDİ Kİ: Neler oluyor bana, nerede hata yaptım. Kim koydu bu aynayı? Bu aynada neye baktım.<br />
DEDİM Kİ: Ey şeytan! Gördün mü bak! Bana neler yaptın?<br />
DEDİ Kİ : Masumum ben ey insan! Ne yaptınsa kendin yaptın…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tinnitus-sizofreni/">Tinnitus Şizofreni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tinnitus-sizofreni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4280</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Jul 2016 06:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Köroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın Kapıları]]></category>
		<category><![CDATA[Günebakan]]></category>
		<category><![CDATA[Halis Bütünley]]></category>
		<category><![CDATA[Harbiye Açıkhava Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Özbek]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilmişik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4327</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Hepimizin hayatında bir Yeni Türkü şarkısı vardır” Derya Köroğlu İnsan hafızası unutmamak üzere programlanmıştır. Belleğimiz, topladığı bilgilerin kullanılmayacağını anlayınca, kütüphanenin raflarına kaldırarak tertibi ve düzeni sağlayan titiz bir ev hanımı gibidir. Bilgiler bu sayede her zaman yerli yerlerinde dururken, biz onları tekrar kullanılıncaya kadar sıralarının gelmesini beklerler yalnızca… Anılar da böyle oluşur. Bir ses, bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Hepimizin hayatında bir <em>Yeni Türkü şarkısı</em> vardır” <strong>Derya Köroğlu</strong></p>
<p>İnsan hafızası unutmamak üzere programlanmıştır. Belleğimiz, topladığı bilgilerin kullanılmayacağını anlayınca, kütüphanenin raflarına kaldırarak tertibi ve düzeni sağlayan titiz bir ev hanımı gibidir. Bilgiler bu sayede her zaman yerli yerlerinde dururken, biz onları tekrar kullanılıncaya kadar sıralarının gelmesini beklerler yalnızca… Anılar da böyle oluşur. Bir ses, bir koku, küçük bir görüntü bazen de bir şarkı alır bizi zaman tünelinden geçirerek o an’a geri götürür.</p>
<h2>Yeni Türkü &#8211; Günebakan</h2>
<p>Yıl 1986’ydı; Büyümek gelmiş başımıza dikilmişti. Üniversite yıllarının hercai günleri tam da bitmek üzereyken, ben dâhil birçok kişi bitmesin diye bir yıl daha uzatmaları oynamak istemiştik… Ertelen dersler ve sınavlar değil, erişkinliğin sorumluklarıydı laf aramızda… Başımıza gelecekleri iyi biliyorduk. İçinde olmak istemeyeceğimiz bir sistemin dişlileri arasında öğütülürken, çiğnenip tükürülecek birer lokma olmayı geciktirmeyi umuyorduk. Yenilgilerimizle yüzleşmekten kaçıyorduk. İşte “<strong>Günebakan</strong>” albümü tam da böyle bir zamanlamayla girmişti hayatımıza…</p>
<p>“Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman. / Artık dönemesek de geriye / Ardından koştuğumuz o bahardır.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/tVbLl6iJ1cM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Meral Özbek</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
</ul>
<p>Bu ikilinin üretimleri (ki o zaman evliler) uzun bir süre bizlere yol arkadaşlığı yapacaktı, korktuğumuz ve yutulmak istemediğimiz o iş dünyasında… Kendimiz olarak kalabilmek için onların arkadaşlıklarına sığınacaktık. Bir taraftan birey olma mücadelesi verirken, diğer taraftan da insan kalarak çalışabilmek için uğraşıyorduk. Sosyolojik anlamda beyaz yakalıların sessiz direnişiydi bir bakıma ve biz bu gücü yenilenen müziğimizde buluyorduk. Ardı ardına birçok müzik grupları ortaya çıkmaya başlamıştı. Sanki Yeni Türkü’nün öncü olmasını bekliyorlarmış gibi… Değişen şartlara ayak uydurmak zorunluluğunu biliyorduk fakat bu durumu yumuşak dokunuşlarla kabullenirken, bir taraftan da betonlaşmış patron zihniyetlerini kırmak ve dönüştürmek için de yeni yöntemler geliştirmenin yollarını arıyorduk. Bir çağ kapanıyordu, eski yaşam tarzı ve iş anlayışı değişiyordu, her türlü dayatmaya karşı sessiz ama köklü bir direnç geliştirmiştik aslında… Kapitalizm yenileniyordu… Ve bu değişimin tek tanıkları bizlerdik… Yeni Türkü’nün ardı ardına gelen albümleri bunun kanıtıydı bir anlamda…</p>
<p>Bahardan hiç vazgeçmeyecektik… İster ilkbahar olsun, ister sonbahar fark etmezdi… İlle de BAHAR inatla BAHAR!!!</p>
<h2>Yeni Türkü – Yaprak Dökümü</h2>
<p>“Mevsim dönüp de yeniden yeşermeye başlayınca rüzgâr / Çıplağında o atın yine onlar koşacaklar / O çocuklar, o yapraklar, o şarabi eşkıyalar. / Onlar da olmasalar, Benim gayri kimim var…”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/OHm8OZIyxL8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Can Yücel</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
</ul>
<p>1987 yılında “<strong>Dünyanın Kapıları</strong>”; 1988’de “<strong>Yeşilmişik</strong>” albümleri yayınlandı… Bir coşku ve önüne geçilemeyen bir” <strong>Fırtına</strong>” esmeye başlamıştı adı “<em>YENİ TÜRKÜ</em>’ydü”… Üç yıl üst üste üç albüm çıkmıştı… Baskılara yenik düşmeyen genç kuşak “<strong>Yeni Türkü</strong>” ile adeta yeniden canlanmıştı…</p>
<p><em>Yeni Türkü</em>’nün 06.06.1990’da Harbiye Açıkhava Tiyatrosu&#8217;ndaki konseri hınca hınç doluydu… Benim gibi birçok kişinin gittiği ilk konserdi… Saatler öncesinde gittik… Beton sıraların üzerine oturup heyecanla beklemeye başladık… Provayı seyircili yaptılar, önce provayı izledik sonra konseri… Canlı dinlemenin keyfi başkaydı elbette… Zaten o zamanların teknolojisiyle evlerimizde teyplerden ne kadar anlayabilirdik müziğin gerçek kalitesini…</p>
<h2>Yeni Türkü – Göç Yolları</h2>
<p>“En büyük silah umut etmek yadigâr kalsın bize/ Göç yolları göründü bize, görünür elbet/ Göç yolları bir gün gelir döner tersine, dönülür elbet./ Dağılsak da göç yollarında yarın bizim bütün dünya.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/m58efgtSg8s?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Murathan Mungan</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
<li>Gitar ve vokal: Derya Köroğlu</li>
<li>Klavye: Selim Atakan</li>
<li>Gitar; Klasik kemençe: Cengiz Onural</li>
<li>Bas ve vokal: Tuğrul Bayraktar</li>
</ul>
<p>Halis Bütünley: Batari’de tiyatroyu adeta inletiyorlardı. Elbette batılı anlamda görsel ve işitsel gösteriye dönüşen bir anlayış değildi…Şimdinin konserleriyle boy ölçüşmesi mümkün değil, ama biz izleyicilerin beklediği de zaten bu değildi…</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4327</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Misket</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/misket/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/misket/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Jul 2016 06:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4296</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir trende yolculuk ediyordu. Oraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Gözlerini açtığında kendini sallanan bir koltukta bulmuş, ve bu koltuğun bir trenin içinde olduğunu fark etmişti. Kendine gelmek için bir süre durdu. Ama trenin sallanmasını engellemenin bir yolu olmadığı için, sarsıntılar yüzünden düşüncelerini toparlayamıyordu. Ne kadar zaman uyumuştu böyle. Çok uzun olmalıydı, gereğinden fazla uyuduğu zamanlardaki gibi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/misket/">Misket</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir trende yolculuk ediyordu. Oraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Gözlerini açtığında kendini sallanan bir koltukta bulmuş, ve bu koltuğun bir trenin içinde olduğunu fark etmişti. Kendine gelmek için bir süre durdu. Ama trenin sallanmasını engellemenin bir yolu olmadığı için, sarsıntılar yüzünden düşüncelerini toparlayamıyordu. Ne kadar zaman uyumuştu böyle. Çok uzun olmalıydı, gereğinden fazla uyuduğu zamanlardaki gibi bir sarhoşluk vardı zihninde. Bedeni öylesine mayışıktı ki; etrafına bile doğru düzgün bakmamıştı.</p>
<p>Başını kontrol edebilmeyi başardığında, sağına soluna bakındı. Çok büyük gayret gerektiriyordu bu durum. Yine de, bir kompartımanda yalnız olduğunu anlayabildi. Çok eski bir trendeydi, sallanmasından da belli olduğu gibi. Artık hiç sarsılmadan çok süratli gidebilen trenler varken, çocukluğundan kalma, koltuk yerine tahta banklar olan ve sürgülü kapılı kompartımanlardan oluşan bu trene neden binmişti? Daha da ilginci, bu trenlerin artık var olmadığını, her birinin yenisiyle değiştirildiğini okumuştu haberlerde.</p>
<p>Düşünceleri, daha endişe verici bir düşünceyle bölündü. Bileti olup olmadığını bilmiyordu. Ceplerini karıştırdı. Bir çakı, kullanılmış iki adet kağıt mendil ve bunların arasından yeşil, dikdörtgen bir karton çıktı. Kartonun üstündeki yıldız şekilli delikten kontrol edilmiş olduğunu anlayarak rahatladı. Ve tekrar düşüncelere daldı. Bu da artık olmayan bir şeydi, yeşil kartondan minik dikdörtgen biletler. Biletçi, elinde şekilli bir delgeçle dolaşarak bunları bazen yıldız, bazen kare, bazen de yuvarlak biçimli delikler delerek kontrol ederdi. Ama artık, yeni biletler bilgisayar çıktısıydı. Çoğu belge kolaylık olsun diye bilgisayar çıktısı olarak basılıyordu. Bu karton bilet gibi, geleneksel matbaa teknikleri kullanılan baskılar pahalıya mal oluyordu çünkü.</p>
<p>Kompartımanın kocaman, dikdörtgen bir penceresi vardı. Camı iki parçaya ayrılmış ve üst kısmını aşağı çekerek, yarısını açmanızı mümkün kılıyordu. Dışarıda pırıl pırıl güneş parlıyor; yemyeşil bir ovadan tangırdayarak geçiyordu tren. Gidiş yönüne sırtını vererek oturduğu için, görüntünün uzaklaşmasını seyredebiliyordu. Ayağa kalkıp pencereyi indirmeye çalıştı, gücü yetmedi. Oturduğu bankın üzerine çıkarak tekrar denedi, yine olmadı. Bu kez mandalına asılarak ayaklarını banktan kaldırdı ve vücudunun ağırlığına daha fazla direnemeyen pencere yavaşça indi. Parmak uçları bunu yaparken acımışlardı ve hala sızlasalar da, zihnini berraklaştıran rüzgarı yüzünde hissetmeye değdi.</p>
<p>Ne kadar zaman geçtiğini anlayamayacağı kadar güzel bir manzara izliyordu dakikalardır. Sonra garip bir şey oldu. Tren daha da sallanmaya başladı ve ağaçların boyu da gitgide kısalıyordu. Bir çukura düşüyor gibiydiler. Hayır, ağaçlar kısalmıyor, tren gitgide yükseliyordu. Gökyüzüne yaklaşmak ve pencerenin hemen yanında uçan kuşlara dokunmaya çalışmak öylesine nefes kesiciydi ki; neden, niçin, nasıl diye soramıyordu insan.</p>
<p>Bir zaman sonra karnının acıktığını hissetti. O zaman, kompartımanı daha bir dikkatli inceledi ve uyandığı yerin hemen köşesinde bohçaya benzer bir çanta olduğunu fark etti. Ağzı büzgülü, üzeri sarı pullarla bezeliydi. Çantayı kaldırıp kucağına almak istedi. Çanta; göründüğünden daha ağır çıkınca, olduğu yerden kımıldatmadan, usul usul ağzını açtı. İçinden bir şeylerin yuvarlandığını duyunca, hızla büzgüyü kapattı. Yere düşen şeyleri aramaya koyuldu.</p>
<p>Oturduğu bankın altında iki parıltı vardı. Uzanıp ikisini de almak, minyon bedeni için çok kolaydı. Elindekiler, biri şeker pembesi diğer şeffaf misketlerdi. Bulduğu hazineyle heyecanlanıp, parıltılarını daha iyi görebilmek için, bankın üzerine çıktı ve her iki elinde birer misketle, kollarını camdan dışarı uzattı. Güneşin dokunduğu minik cam küreler göz alıcı bir parlaklığa büründü. Hayatımda gördüğüm en güzel pembe bu olmalı, diye düşündü. Renksiz olansa, en iyi kesilmiş elması aratmayan bir ışıltı saçıyordu.</p>
<p>Gördükleri karşısında açlığını unutmuş, coşkuyla istem dışı hareketler yapıyordu. Şeffaf olan elinden kayıverdi. Onu yakalamak için hamle yapınca diğerini de düşürdü. Misketler, bir süre havada asılı kaldı. Sonra, yağmur damlası gibi süzüldüler. Gözden kaybolana kadar onları izledi. Pencereden ayrıldı, sarı pullu bohçanın ağzını yalnız elini içine sokabilecek kadar dikkatlice açtı. Bir avuç misket alıp cama döndü. Minicik avucuna anca altı tane misket sığmıştı. Hepsinin rengi ve boyutları birbirinden farklıydı ama; birbirine çok yakın ölçülerde olduğu için boyut farklılıklarını algılamak kolay değildi.</p>
<p>Kürelerden önce birini boşluğa bıraktı. Açık mavi tonuyla, artık iyice yükselmiş ve bulutlardan yukarıda yol alan trenin gökyüzü manzarasında silikleşiyordu. Bir süre asılı kaldıktan sonra yavaşça buharlaştı. Sonra turuncu olanını bıraktı.  O da havada daireler çizmeye başladı. Giderek daha hızlı dönüyordu. En sonunda o kadar hızlandı ki; görülemez oldu. Bir sonraki yeşildi. Elinden çıkar çıkmaz; durgun suda yayılan dalgalar gibi yayıldı ve bir süre tüm manzara yeşil filtre altından göründü. Anlaşılan, her bir renk farklı bir şekilde karışıyordu rüzgara.</p>
<p>Bankın üstünde duran sarı bohçaya bakıp gülümsedi. Koşarak olduğu yerden kaptı ve pencere kenarına getirdi. Ağırlığına bakılacak olursa, içinde herhalde bin kadar misket vardı. Büzgüyü yavaşça açsa da, bunca misketi küçücük elleriyle kontrol edemedi. Cam küreler hem içeri hem dışarı doğru dağıldılar. Kompartımana düşenler takırdıyor, dışarı gidenler bin bir şekilde havaya karışıyordu. Büyüleyici bir manzara, renk cümbüşüyle harmanlanıyordu. Renkler, trenin etrafını sarmış ve tren bir renk tünelinde ilerlemeye başlamıştı.</p>
<p>Açlığı yeniden kendini hissettirince camdan ayrıldı. Kompartımanı tekrar inceledi. Etrafa saçılmış misketlerden başka bir şey yoktu. Bunlardan birini alıp ağzında çevirmeye başladı. Sarı olduğu için ekşi bir tadı olacağını sanmıştı ama camın soğukluğu ve sertliğinden başka bir şey damağına dokunmadı. Yeniden banka uzanmış, camdan süzülen rengarenk ışıkların, kompartımanın duvarlarında gezinmesini izliyordu. Bir süre sonra, sarı misketi tükürdü ve sallanan koltuğun karşı konulmaz uyku davetine kendini bıraktı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/misket/">Misket</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/misket/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4296</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HASRET</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hasret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hasret/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Jul 2016 06:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4287</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güz günleri kadar vefasız gözlerin Avucuma kurumuş çınar yaprağını do-kun-durur gibi, Öylece bırakıverdi yüreğimi. Darmadağın sadrımla kalakaldım sesinin! Ardından; Bakamadan… Bir çıt bile duyulmadı kırılan onurumdan. Dize geldi merhamet göklerden, Damla damla sızarken, Toprakta kan oldu can oldu sevgisinden. Bırak kalsın kaynamış kemik misali Damarlarındaki sevdam… İliklerin bende nasıl olsa, iliklerim sen de ola… Kör [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasret/">HASRET</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Güz günleri kadar vefasız gözlerin</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Avucuma kurumuş çınar yaprağını do-kun-durur gibi,</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Öylece bırakıverdi yüreğimi.</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Darmadağın sadrımla kalakaldım sesinin! </span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Ardından; </span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bakamadan…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bir çıt bile duyulmadı kırılan onurumdan.</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Dize geldi merhamet göklerden,</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Damla damla sızarken, </span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Toprakta kan oldu can oldu sevgisinden.</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bırak kalsın kaynamış kemik misali</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Damarlarındaki sevdam…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">İliklerin bende nasıl olsa, iliklerim sen de ola…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Kör bıçakla kazıdın ya adını alnıma </span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bundan böyle körüm gördüğüme de,</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Görmediğime de nasılsa…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bitti bitecek diye beklerken</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Sahi ne kaldı ezelinden…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Kördüğüm değil; Ördüğümdür gayrı,</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Hiç BİTMEYECEK!  Hasret çilesinden…</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasret/">HASRET</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hasret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4287</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Unutabilmek Seni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/unutabilmek-seni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/unutabilmek-seni/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Jul 2016 06:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Betül Gür]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[aşk mektubu]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4292</guid>
				<description><![CDATA[<p>Keşke dediğim gibi seni unutabilseydim.. Keşke kalbimde değilde aklımda olsaydın o zaman çoktan unutmuştum seni&#8230; Sevdan da çok bencilsin, ama yüreğin o kadar sağlam ki&#8230; Çok güzelsin be adam, sevdiysem benim suçum ne? Bu gözlerim seni arıyor, beynim seni düşünüyor bu sistem biraz saçma seninde beni düşünmen gerek ama işte yok yok olmuyor yani&#8230; Benim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unutabilmek-seni/">Unutabilmek Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Keşke dediğim gibi seni unutabilseydim.. Keşke kalbimde değilde aklımda olsaydın o zaman çoktan unutmuştum seni&#8230; Sevdan da çok bencilsin, ama yüreğin o kadar sağlam ki&#8230; Çok güzelsin be adam, sevdiysem benim suçum ne? Bu gözlerim seni arıyor, beynim seni düşünüyor bu sistem biraz saçma seninde beni düşünmen gerek ama işte yok yok olmuyor yani&#8230; Benim dualarımda hep sen vardın hayırlısıyla gelsin diye ama olmadı be nasip değilmiş&#8230; İstemedin&#8230; Ne deyim benim imtihanım sen oldun, inşallah senin imtihanın ben olurum&#8230; Sen gelsen var ya ben herkesi unuturum, sadece senin gözlerin yeter bana&#8230; Ben sana bir adım geleyim derken paldır küldür kalbine düşesim var, ama sen beni on ittin&#8230; Bin defa kırıldım ben sana, hayallerimi kaybettim; aslında ben sende kendimi kaybettim&#8230;</p>
<p>Balık kuşa aşık olabilir ama yuvaları olmaz, sanırım biz de öyleyiz he? Hiç düşünmeden beni elinin tersiyle ittin ya inşallah birgün elinin içiyle beni geri istersin&#8230; Bir kere görüyorum seni bin kere ölüyorum ben&#8230; Kafamda defalarca bizi çizdim ben, sen geldin, sildin ve gittin. Belki şu an birlikte değiliz biz ama ben seni yine de bekleyeceğim.</p>
<p>Eskiden senin yüzüne daha fazla bakabiliyordum ama artık bakınca güçlü kalamıyorum gözlerine bakarak ağlamak istiyorum, ağlasam merak edip gelir misin yanıma? Seninleyken hayat nasıl oluyor hiç bilmiyorum, sen yokken pek olmuyor ama&#8230; Ben duygularımı senle paylaşmayı çok isterim biliyor musun, keşke biraz cesaret verseydin bana, keşke bir şans verseydin bize&#8230;</p>
<p>Her gece senin hayalini kuruyorum ve her biri gerçekleşmemek üzere yok oluyor.. Hep yazdım&#8230; Belki birgün okursun diye yazdım&#8230; Lütfen gülümse biraz, çünkü bende açtığın yaraya başka ilacım yok. Gel artık be yüreğine kelebekler kondurduğum&#8230; Bana anlatır mısın neden ayrı olmak zorunda olduğumuzu? Ben anlayamıyorum be adam&#8230; Sana benzeyen her şiire sarılasım geliyor, biliyor musun? Sen kalbimi paramparça ettin, sonra o parçaların üzerine bir dünya kurdun kendine&#8230; Sence o kırıkların üstüne sağlam mutlu bir dünya olur mu?</p>
<p>Sana diyorum yaa yanımda ol istiyorum. Biraz anlayışlı olsan&#8230; Yakın olsak&#8230; Senin de benim de önümüzde iki seçenek vardı&#8230; Ya seni seveni seveceksin ya da seni sevmeyeni sevmeye devam edeceksin. Seni seveni seversen en azından huzurlu olursun, seni sevmeyeni seçersen mutsuz olursun&#8230; Ben ikinci seçeneğim seni bilmiyorum&#8230; Şu Dünya&#8217;da seni her şeyinle kabul edebilecek başka biri var mı? Senin gözlerine bakarken boğazı düğümlenen bir kız var, seni düşünürken ağlayan nerde olduğunu umursamayan bir kız var, sen herkese karşı kötü olsan da seni sonuna kadar savunan bir kız var, senin için dünyasını durduran, dünyasını senin döndürdüğün bir kız var. Seni seven biri..</p>
<p>Kayboldum ben.. Benim karanlığımda ki tek penceremsin sen, gülümsüyorsun ve bir anda bütün dünya aydınlanıyor sanki&#8230; Doya doya sevemedim seni; eksiktin sen&#8230; Sana ve kendime bir iyilik, sessiz sakin gidiyorum ve son kez yazıyorum sana&#8230; Zamanı geldi ve sabrım tükendi, senden tek yadigar döktüğüm gözyaşı&#8230; Geri gelmeyecek sana baktığımda parlayan gözlerim ve seni kimse sevmeyecek bu kadar&#8230;</p>
<p>O kızı hiç görmedim, tanımadım, bilmiyorum, belki esmer belki sarışın yahut kumral, belki de çok güzel. Ama sen sevdiysen demek ki özel&#8230; Bana unut diyorsun sevme diyorsun da insanın dediği gibi olmuyor işte her şey. Bende sana sev diyorum sevebiliyor musun? Sen benim için, Dünya&#8217;nın Güneş&#8217;e muhtaç olması gibisin&#8230; Seni uyurken izlemek için neler vermezdim. Öpseydim o masumiyetinden tek bir kez&#8230; Nefesini dinleseydim saatlerce. Neyse hayali bile güzel işte. Ben ki Devrik bir cümleyim kalkmış sana şiir olmuşum&#8230; Seni her gün görmek ve acı çekmek neye benziyor biliyor musun? Böyle sanki içinden ciğerini söküp alıyorlar. Neyse diyeceğim o ki, her zerrem seviyor senin her zerreni..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unutabilmek-seni/">Unutabilmek Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/unutabilmek-seni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4292</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Evire Çevire Sevmek Gerek Seni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/evire-cevire-sevmek-gerek-seni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/evire-cevire-sevmek-gerek-seni/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Jul 2016 10:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4300</guid>
				<description><![CDATA[<p>Evire çevire sevmek gerek seni Bayramlık dilimi çözmek, Bu orucu bozmak gerek belki Ömrümü bir kere günahkâr eylemek Bir cehennem lazım bana Cennetine girecek Sen gidince çobanlar, Bir sevda türküsünü yakar Vakitler gerek unutmaya seni Belki yüzyıllar kadar Solmuştur mevsimler Belki ardından güneşler doğar, Şiirler ağlar… Daha çıkmadan kırkın Gidişin diyorum sevgili, Ruhumda kırk yara [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/evire-cevire-sevmek-gerek-seni/">Evire Çevire Sevmek Gerek Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Evire çevire sevmek gerek seni</p>
<p>Bayramlık dilimi çözmek,</p>
<p>Bu orucu bozmak gerek belki</p>
<p>Ömrümü bir kere günahkâr eylemek</p>
<p>Bir cehennem lazım bana</p>
<p>Cennetine girecek</p>
<p>Sen gidince çobanlar,</p>
<p>Bir sevda türküsünü yakar</p>
<p>Vakitler gerek unutmaya seni</p>
<p>Belki yüzyıllar kadar</p>
<p>Solmuştur mevsimler</p>
<p>Belki ardından güneşler doğar,</p>
<p>Şiirler ağlar…</p>
<p>Daha çıkmadan kırkın</p>
<p>Gidişin diyorum sevgili,</p>
<p>Ruhumda kırk yara açar</p>
<p>Yana yakına unutmak gerek seni</p>
<p>Silmek için hatırdan kafa patlatmak,</p>
<p>Çocuk ağlatmak, büyük avutmak…</p>
<p>Oyunlar oynamak gerek</p>
<p>Saklambaç mesela, senden kaçarcasına</p>
<p>Çocukluğumu harcarcasına</p>
<p>Çalmak gerek bakkaldan sakızı</p>
<p>Küfretmek günaha girmeden,</p>
<p>Gün batmadan yakalamak yıldızı…</p>
<p>Fermana yazmak gerek seni</p>
<p>Töredeki en bahtsız geline</p>
<p>Şirke çalan yemine</p>
<p>Ve Mecnun yerine</p>
<p>Ağlatmak gerek</p>
<p>Tövbeler tövbesine sığınmadan</p>
<p>Gelmişine geçmişine savurmadan</p>
<p>Koyvermek gerek</p>
<p>Bu aşkın katl-i vacibine</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/evire-cevire-sevmek-gerek-seni/">Evire Çevire Sevmek Gerek Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/evire-cevire-sevmek-gerek-seni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4300</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Jul 2016 11:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Mitarinin Gelini]]></category>
		<category><![CDATA[Murathan Mungan]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Atakan]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Peşrev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4284</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşı şimdilerde elliye yakın olanların mutlaka bir anısı vardır, Yeni Türkü’nün o sıcacık şarkılarıyla büyümüşlerse eğer… Benim o kadar çok ki hangisinden başlasam diğeri eksik kalacak biliyorum… O yüzden ilk tanışmamızdan başlamak istiyorum… Yıl 1983, üniversite yılları… İlk senenin heyecanı ve tutkusuyla derslere giriyorduk henüz… Aşk kapıda gözükmüş ama içeriye girmeyi başaramamıştı daha… Dünya her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşı şimdilerde elliye yakın olanların mutlaka bir anısı vardır, <strong>Yeni Türkü</strong>’nün o sıcacık şarkılarıyla büyümüşlerse eğer…</p>
<p>Benim o kadar çok ki hangisinden başlasam diğeri eksik kalacak biliyorum… O yüzden ilk tanışmamızdan başlamak istiyorum…</p>
<p>Yıl 1983, üniversite yılları… İlk senenin heyecanı ve tutkusuyla derslere giriyorduk henüz… Aşk kapıda gözükmüş ama içeriye girmeyi başaramamıştı daha… Dünya her zaman ki gibi güzeldi, ama o yıl sanki başkaca güzeldi… Çocuktuk ve çocukluktan hiç kurtulamayacağımızı iyi biliyorduk… Neşemize diyecek yoktu, olana bitene içimiz ne kadar kan ağlasa da… Umut hep fakirin ekmeğiydi, biz öğrencilerin ise katığıydı bir bardak demli çaya… Okulun kapısındaki jandarmalarla ahbap olmuştuk nasılsa… Derslere girerken aranan çantalarımızda buldukları Gırgır dergisini çıkışta bize vermek üzere, alıkoyarlardı… Okurlar mıydı bilmem, ama okumasalar da en azından göz gezdirdiklerini derginin kırışmış bir şekilde teslim edilmesinden anlardım, beraber gülerdik yapılan bu saçma uygulamalara…</p>
<p>Kantine indiğimiz bir gün, nasılsa oturacak masa bulmuşluğuma sevinirken sesi güzel bir arkadaşın söylediği şarkıya diktim kulaklarımı… İnce ince mırıldanıyordu… “Telli telli telli şu telli turna/ Sanma ki yaralı uçmaz bir daha / Takılmış kanadı göçmen buluta/ Anlatır eski beni şimdiki bana/ Sakın çıkma patika yollara/ O dağlara kırlara o karlı ovaya / Yenik düşüyor her şey zamana / Biz büyüdük ve kirlendi dünya…</p>
<p>Hayır! Büyümemiştim ve hiç büyümeyecektim… 18 yaş büyümek için yeterli değildi, büyümeyecek ve bu dünyanın kirlenmesine seyirci kalmayacaktım…</p>
<p>Murathan Mungan’ın şiiri olduğunu çok zaman geçince, ancak bir teyp ve kaset sahibi olabildikten sonra öğrenecektim…</p>
<p>Şairlerimizin şiirlerini <em>Yeni Türkü</em>’yle belleyecek ve şiir tutkuma bu şarkıları da ekleyecektim…</p>
<h2>Yeni Türkü Yeni Umutlar Demekti</h2>
<p><u>Yeni Türkü</u> yeni umutlar demekti ve uzun yıllar benimle birlikte hep peşimden yürüyecekti…</p>
<p>İlk Albümleri Buğdayın Türküsüne yetişememiştim ama Akdeniz Akdeniz’deki, <em>Selim Atakan</em> besteleri özellikle “<em>Yılmaz Peşrev</em>” ve “<em>Mitarinin Gelini</em>” enstürumantel tarzıyda beni büyülemişti…</p>
<p>Ne de olsa Moğallar ve Cahit Berkay ile çocukluğumuz geçmişti…</p>
<p>Yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımızı, yapmak isteyip de yapamadıklarımızı kulaklarımıza fısıldıyor ve ardından çocukluğumuzun masumiyetinde tekrar elimizden tutup başımızı sıvazlıyordu… 1983- 1986 yılları arasında her bir şarkı, kırılan kalplerimizi sessizce onaran bir yara bandı gibi acil yardım hizmeti görmüştü… Bütün baskı ve zorluklara rağmen ayakta kalmamız için çıkarılmış bir kasetti adeta…</p>
<p>Tıpkı aynı zaman diliminde çıkan; Zülfü Livaneli’nin “ Ada” sı ve Metin Özülkü’nün</p>
<p>“ Şarkılarla A.Kadir” i gibi… Onların adlarını anıp anılarını daha sonra yad etmeli…</p>
<p>Yaralı yüreklerimizi “ İstersen hiç başlamasın” ile sarıp, “ Sorma bana” ile büyümeye direnirken yenilgilerimizle yüzleşmeyi öğrendik… “ Gurbete hiç kaçamadık” ama “ Maskeli Balo” ve</p>
<p>“ Çember” ile dışarda bizi nelerin beklediğini ezberlemiştik…</p>
<p>“Yılmaz Peşrev“ ile mezuniyete erişecektik…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/y4iBbYO5o9w?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Devam Edecek…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4284</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerisi Hep Rivayet – Tolga Binbay</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Jun 2016 08:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Nikbinlik dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ünlem dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılama Yayınevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4247</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir öykü kitabı Gerisi Hep Rivayet. Maydanoz yapraklarına saklanan şarkılar, daha tomurcukken koparılan güller, bir mail grubu muharebesinde buluşanlar, güneşi tutuşturmaya kalkışanlar, bisikletine teneke bağlayanlar, o kitabı çalanlar, bir kâbustan bir diğer kâbusa uyananlar ve okul koridorlarından psikiyatri kliniğine uzanan çeşitli rivayetler var içinde. Yazarı Tolga Binbay. “Gerisi Hep Rivayet” şehrin sokaklarında gezintilere çıkarıyor. Geçilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/">Gerisi Hep Rivayet – Tolga Binbay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir öykü kitabı <em>Gerisi Hep Rivayet</em>. Maydanoz yapraklarına saklanan şarkılar, daha tomurcukken koparılan güller, bir mail grubu muharebesinde buluşanlar, güneşi tutuşturmaya kalkışanlar, bisikletine teneke bağlayanlar, o kitabı çalanlar, bir kâbustan bir diğer kâbusa uyananlar ve okul koridorlarından psikiyatri kliniğine uzanan çeşitli rivayetler var içinde. Yazarı <strong>Tolga Binbay</strong>.</p>
<p>“<strong>Gerisi Hep Rivayet</strong>” şehrin sokaklarında gezintilere çıkarıyor. Geçilen sokakların ya da mekânların hikâyeleri, bir kaybın ardından gelen sessizliği, ıssızlığı ve acıyı bırakıyor. Kapalı, gri ve puslu, muhtemel ki yağmurlu bir havada güneşi arıyor bu öyküler. Eskişehir’den Ankara’ya, İstanbul’dan İzmir’e uzanıyor.</p>
<p><figure id="attachment_4248" aria-describedby="caption-attachment-4248" style="width: 382px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gerisi-hep-rivayet.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4248 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gerisi-hep-rivayet.jpg?resize=382%2C598" alt="Gerisi Hep Rivayet, Tolga Binbay, Yazılama Yayınevi, Nisan 2016, 112 sayfa." width="382" height="598" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gerisi-hep-rivayet.jpg?w=382&amp;ssl=1 382w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gerisi-hep-rivayet.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 382px) 100vw, 382px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4248" class="wp-caption-text">Gerisi Hep Rivayet, Tolga Binbay, Yazılama Yayınevi, Nisan 2016, 112 sayfa.</figcaption></figure></p>
<p>Yuri Gagarin, Nick Cave, Edward Popper gibi isimler, bir dönemin adından sıkça söz ettiren radyo programı Modern Sabahlar ve uzun yıllardır dillerden düşmeyen şarkılar (1967 tarihli Summer Wine) da eşlik ediyor bu gezintilere.</p>
<p>Öyküler, 2000lerde yazılmış ve Öyküden Bir Bilet: Gidiş-Dönüş, Evrensel Kültür, Ünlem, Sanat Cephesi, Nikbinlik gibi dergilerde yayınlanmış. Haliyle o dönemin havası da sirayet etmiş. Öykülere yazarın mesleğinin, psikiyatrinin izleri düşmüş yer yer. Kendi kendine gülen doktorlar, absurd rüyalar, aklı karışanlar, dili dolananlar, dağılmanın eşiğinde gezinenler yer alıyor öykü kahramanları arasında.</p>
<p>Öykülerden bir tanesi “Rastlantı dediğin, bomboş sokaklarında bir şehrin, iki bisikletin çarpışması değil mi?” diye soruyor. Bir diğeri ise hiç görmediği babasının fotoğrafıyla kavga ederken cenazesinde buluyor kendisini. Ankara&#8217;dan, karların arasından geçiyor ve İzmir&#8217;de Haziran sıcağında dünyanın güneşe doğru yörüngesinden çıkmış olabileceğinden şüpheleniyor.</p>
<p><u>Gerisi Hep Rivayet</u>’te sizleri kelimelerle dans eden bir yazım dili ve öykülere eşlik eden ezgiler bekliyor.</p>
<p><strong>Gerisi Hep Rivayet, Tolga Binbay, Yazılama Yayınevi, Nisan 2016, 112 sayfa.</strong></p>
<p><figure id="attachment_4250" aria-describedby="caption-attachment-4250" style="width: 609px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4250 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg?resize=609%2C406" alt="Psikiyatrist ve akademisyen Tolga Binbay." width="609" height="406" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg?w=609&amp;ssl=1 609w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 609px) 100vw, 609px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4250" class="wp-caption-text">Psikiyatrist ve akademisyen Tolga Binbay.</figcaption></figure></p>
<h2>Tolga Binbay kimdir?</h2>
<p>1976 Uşak doğumlu, bir yanıyla Tireli. Psikiyatrist ve akademisyen. Yazıları çeşitli dergilerde, gazetelerde, kitaplarda yer aldı. Uzun yıllardır soL Portal’da yazıyor. 2003 yılında öyküleri Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası tarafından düzenlenen kültür ve sanat ödüllerinde ödül aldı ve Ve Kimse İsa’ya İnanmadı adıyla kitaplaştırıldı. İzmir&#8217;de yaşıyor. Eş, baba, çocuk, insan.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/">Gerisi Hep Rivayet – Tolga Binbay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4247</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıcak Bir Cumartesi Öğleden Sonrası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Jun 2016 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4271</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başka bir dünyanın cehennemi gibi sanki Bir kaç kara sinek, kafesteki muhabbet kuşunun huzursuz kanat çırpınışları ve kuluçkada çektiği ızdırap Duvarda saatin sesi tik tak Ve saatin üzerindeki resimde limonata içen kızın bakışları Saçından tutmuş sürüklüyor akrebi yelkovan Birde dışarda çocukların çığırtısı Radyoda iklim değişikliği üzerine sıkı bir tartışma var Küresel ısınmanın bir saçmalık olduğunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/">Sıcak Bir Cumartesi Öğleden Sonrası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Başka bir dünyanın cehennemi gibi sanki</p>
<p>Bir kaç kara sinek, kafesteki muhabbet kuşunun huzursuz kanat çırpınışları ve kuluçkada çektiği ızdırap</p>
<p>Duvarda saatin sesi tik tak</p>
<p>Ve saatin üzerindeki resimde limonata içen kızın bakışları</p>
<p>Saçından tutmuş sürüklüyor akrebi yelkovan</p>
<p>Birde dışarda çocukların çığırtısı</p>
<p>Radyoda iklim değişikliği üzerine sıkı bir tartışma var</p>
<p>Küresel ısınmanın bir saçmalık olduğunu söylüyor birisi</p>
<p>Öteki, eriyen kutuplardan, ısınan havadan ve delik deşik edilmiş ozondan dem vuruyor</p>
<p>Sonunda Grönland&#8217;ı kim viskisine atacak, ben bunu merak ediyorum</p>
<p>Arpa otları var ceplerimde, sapsarı herbiri</p>
<p>Her şey sapsarı,</p>
<p>Ekinler, çimenler, iş makinaları, çocukların saçları, evdeki kafes, muhabbet kuşu, duvardaki saatin üzerinde limonata içen kız resmi ve limonata</p>
<p>Bu kadar sarı gereksiz</p>
<p>Kimse bu kadar sarıyı haketmedi</p>
<p>Van Gogh az bile yapmış</p>
<p>Ben olsam kafamı keserdim</p>
<p>Ennio Morricane çalıyor şimdide radyoda</p>
<p>Şairane bir gerçekçiliğin baş rolündeyim</p>
<p>Yakın plan yüzümde</p>
<p>Alnım terden sırılsıklam</p>
<p>Dudaklarım kurumuş</p>
<p>Göz kapaģımda bir sarı sinek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve uzun bir sokak var planda</p>
<p>(Sokak da sarı)</p>
<p>Giderek uzaklaşıyorum,</p>
<p>uzaklaşıyorum</p>
<p>uzaklaşıyorum</p>
<p>İyice ufalıp kaybolana dek</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/">Sıcak Bir Cumartesi Öğleden Sonrası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Masum Zamanlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Jun 2016 08:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Tapan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4233</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünün masum çocuklarıydık biz. Babanın eve getirdiği 3 kuruş paranın bir kısmıyla ayda yılda bir aldırdığımız, çok sevdiğimiz oyuncakları her ne kadar başkasının elinde görmekten nefret etsek de paylaşmayı biliyorduk o zamanlar&#8230; İstemeye istemeye verdiğimiz oyuncaklarla daha sonra arkadaşlarımızla kahkahalar atarak oynardık. Hiçbir derdimiz, sıkıntımız yoktu o zamanlar. Hayat savaşı, stres nedir bilmezdik. Ne zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/">Masum Zamanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünün masum çocuklarıydık biz. Babanın eve getirdiği 3 kuruş paranın bir kısmıyla ayda yılda bir aldırdığımız, çok sevdiğimiz oyuncakları her ne kadar başkasının elinde görmekten nefret etsek de paylaşmayı biliyorduk o zamanlar&#8230; İstemeye istemeye verdiğimiz oyuncaklarla daha sonra arkadaşlarımızla kahkahalar atarak oynardık.</p>
<p>Hiçbir derdimiz, sıkıntımız yoktu o zamanlar. Hayat savaşı, stres nedir bilmezdik. Ne zaman birşey için üzülsek yanımızda hep destek olan birisini bulurduk. Belki hissederdik, farkederdik ailemizin çektiği maddi yoksullukları ama paranın elde edemeyeceği şeylere sahiptik. Kendi yuvasında elinde olanlarla yetinmeyi bilen ve koskocaman bir sevgisi olan aileye sahiptik. Etrafımız samimiyet dolu insanlarla çevriliydi, herkes birbirinin kardeşiydi aslında o zamanlar&#8230; İnsanın varlığı, mutluluğu değerliydi bizler için. Kim en ufak bir haksızlığa uğrasa herkesin ortak acısı oluverirdi bir anda.</p>
<p>Tek sorunumuz henüz dışarıda oynamaya doyamadan annemizin &#8220;Haydi yeter artık, eve gel.&#8221; diye seslenmesiydi.Yetmiyordu hiçbir zaman dışarda arkadaşlarla geçirilen vakit, oynanılan oyunlar, paylaşılan dakikalar&#8230; Oynarken düştüğün zaman meydana gelen yara acıtmazdı hiçbir zaman&#8230; Arkadaşının gelip seni yerden kaldırması, annenin sana düştüğün için kızmasından sonra yaranı öpmesi paha biçilemezdi&#8230;</p>
<p>Herkes birbirinin aynısıydı, aynı zamanda birbirlerinden tamamen farklılardı da. Yüreklerinde taşıdıkları sevgileri, hissettikleri nefretleri, duyguları, düşünceleri samimiydi, gerçekçiydi. Aslında herkes aynı şeyi istiyordu; iyi günde de kötü günde de yanında bulabileceği dostların olması ve mutlulukların bozulmaması&#8230;</p>
<p>Oysa şimdiye bakıyorum da insanların istedikleri tek şey daha fazla para, daha fazla maddi değer&#8230; Acıyorum halimize&#8230; Ne ara bu kadar maddiyata değer veren insan topluluğu haline geldik? Manevi değerlerin hiçbir önemi kalmadı artık. Birilerinin işini gördüğün sürece onunla beraber olabilirsin, işin bitti mi haydi yoluna&#8230; manevi değerlerin bir nevi ticaret ilişkisine, çıkar ilişkisine dönüştüğü şu zamanlar ne kadar da zor zamanlar&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/">Masum Zamanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4233</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kördüğüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kordugum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kordugum/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Jun 2016 05:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4193</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalbim kördüğüm olmuş, Açmaya kalktım dolandı, Bir yandan sevdiğim, Bir yandan özlediklerim, Üzdüğü için, Ortasına düğüm atmak yetti. Görenler açmak istedi, Dokundukları an da, Korkup kaçtılar, Onlara da bulaşacağından mı, Yoksa onlar da dolayacaklarından mı, Hiç anlamadım. Bir sabah, Düğümü açmak isteyen biri geldi, Dokununca yumuşayıp çözüldü, Ayırıp yumak oluşturdu. Sonra elimi tuttu kalbine götürdü, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kordugum/">Kördüğüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalbim kördüğüm olmuş,</p>
<p>Açmaya kalktım dolandı,</p>
<p>Bir yandan sevdiğim,</p>
<p>Bir yandan özlediklerim,</p>
<p>Üzdüğü için,</p>
<p>Ortasına düğüm atmak yetti.</p>
<p>Görenler açmak istedi,</p>
<p>Dokundukları an da,</p>
<p>Korkup kaçtılar,</p>
<p>Onlara da bulaşacağından mı,</p>
<p>Yoksa onlar da dolayacaklarından mı,</p>
<p>Hiç anlamadım.</p>
<p>Bir sabah,</p>
<p>Düğümü açmak isteyen biri geldi,</p>
<p>Dokununca yumuşayıp çözüldü,</p>
<p>Ayırıp yumak oluşturdu.</p>
<p>Sonra elimi tuttu kalbine götürdü,</p>
<p>“Düğümün sebebi benmişim, o yüzden dolanmış “dedi.</p>
<p>Gözyaşımı da sildi.</p>
<p>İçimde beni boğan ne varsa kayboldu,</p>
<p>Kimler geldi,</p>
<p>Kimler dil döktü.</p>
<p>Onun kadar kolay açamadılar.</p>
<p>Meğerse bütün düğüm kalbimdeymiş.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kordugum/">Kördüğüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kordugum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4193</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Merhaba Doktor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/merhaba-doktor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/merhaba-doktor/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 27 Jun 2016 11:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4228</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba doktor! Hayır hayır!Otur lütfen ve panik yapma. Sadece ufak bir kaç sıyrık bu gördüğün yara. Asıl yara kalbimde yardım et bana Ve akıl sağlığım da yerinde değil galiba. Doktor derindeymis yara bilemedim Bu kadar acıyacağınıda tahmin etmedim Hayır doktor!O ilaçlar bana göre değildi O&#8217;nun bana bunlari yaşatmayacağına çünkü çok emindim. Evet doktor! O gelemedi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/merhaba-doktor/">Merhaba Doktor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba doktor!<br />
Hayır hayır!Otur lütfen ve panik yapma.<br />
Sadece ufak bir kaç sıyrık bu gördüğün yara.<br />
Asıl yara kalbimde yardım et bana<br />
Ve akıl sağlığım da yerinde değil galiba.</p>
<p>Doktor derindeymis yara bilemedim<br />
Bu kadar acıyacağınıda tahmin etmedim<br />
Hayır doktor!O ilaçlar bana göre değildi<br />
O&#8217;nun bana bunlari yaşatmayacağına çünkü çok emindim.</p>
<p>Evet doktor! O gelemedi evde yerde yatıyor.<br />
Hayır sessizdim o başlattı bilirsin hep iftira atiyor<br />
Sevsem böyle olmazmış -mışlar falan filan,<br />
Kendi sığlığını benim derinliğimle kıyaslıyor.</p>
<p>Doktor anla beni , korkma ve bakma bana öyle.<br />
Bu gidiş nereye kadardı , bu acı çekilirmiydi söyle?<br />
Dedim ya o ilaçlar bana göre değildi.<br />
Duygularım fısıldadı kulağıma<br />
;dedi : O bunu haketti.</p>
<p>Beynim yaniyor doktor, karıncalar dolaşıyor.<br />
O sahne ve sözler aklımdan gitmiyor.<br />
Gözbebeklerimi arkadan böcekler yesin<br />
O&#8217;nun suratındaki o son ifade beynimden gitsin.</p>
<p>İyi adamsın doktor benden sana zarar gelmez.<br />
&#8230;<br />
Genede unutma Hiçbir şizofren arkasında not bırakıp gitmez.<br />
&#8230;<br />
Doktor.<br />
Doktor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/merhaba-doktor/">Merhaba Doktor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/merhaba-doktor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4228</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadınlar&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadinlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadinlar/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 27 Jun 2016 08:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevda Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4225</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beylik laflar edildi, kız sere serpe verildi, ezmem, ezdirmem denildi, çok severim yeminleri edildi. Davullar çalındı, masalar kuruldu, halaylar çekildi, kız sessiz sükut zulmün başkentine sürgün edildi. İlk gece misafir edildi, çokça sevildi, sabahın ilk ışıkları ile hakkı olan hayatına sürgün edildi. Hayalleri yarım, umutları yitik halde kaderine boyun eğe eğe yaşamak kabul edildi&#8230; Ahhh.. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinlar/">Kadınlar&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beylik laflar edildi, kız sere serpe verildi, ezmem, ezdirmem denildi, çok severim yeminleri edildi. Davullar çalındı, masalar kuruldu, halaylar çekildi, kız sessiz sükut zulmün başkentine sürgün edildi. İlk gece misafir edildi, çokça sevildi, sabahın ilk ışıkları ile hakkı olan hayatına sürgün edildi. Hayalleri yarım, umutları yitik halde kaderine boyun eğe eğe yaşamak kabul edildi&#8230;</p>
<p>Ahhh..</p>
<p>Anasının kuzusu şimdi boynu bükük, kalbi kırık, her yanı yara bere,</p>
<p>Büklüm büklüm, sancılar içinde&#8230;</p>
<p>Hayalleri yitik, umutları kırık, biçare debelenir sessizliğinde&#8230;</p>
<p>Çığlıkları kan revan, duyanı yok, herkes kendi bencilliğinde&#8230;</p>
<p>Sorsan herkes yaralarına ilaç, yalnızlığına ses kendiliğince&#8230;</p>
<p>Kadın, sevgisiz denizin açıklarında, yüzme bilmeden kulaç atarken hayata tutunur. Tüm amalara, lakinlere, kurulan hayallere, parlak geleceklere, umut ettiği güzelliklere rağmen gitmez, kalır mutsuzluğun dibine vurduğu yerde&#8230;</p>
<p>Ateşlerde yanar bedeni, çıksa yanacak kalsa ölecek gibi olur.</p>
<p>İki ucu ölüme dayanan bir yokluğun girdabında sağa sola çarpa çarpa, değerini değersiz bir yüreğin elinde aşağı çeke çeke yaşar. Ölümden beter acı veren sevgisizliğinin sonu ya ihanete yada ölüme uzanır. Ayrılsa ölüm fermanı imzalanır, kalsa kadın olmadığı için başka başka kadınların bedenleri ile ihanete uğraya uğraya iki lokma ekmek uğruna yalan bir hayata ömür boyu haps edilir. Konuştumu, başı ezilir&#8230;</p>
<p>Kadın bunca yokluğa direnebilen, dimdik ayakta durmayı başarabilen tek canlıdır. Kadın, hayata anne olabilmenin gücü ile direnen tek devrimcidir. Asla yenilmeyen, her daim bir öncekinden daha güçlü olarak, acılarıyla devleşen bir devrimci&#8230;</p>
<p>Onun ülkesinde riyaya, küfre, şiddete yer yoktur. Onun ülkesi, yaralı yüreklerin birbirine tutunmak için kan revan içinde çırpındığı kadınların sancıları ile doludur. Her biri ayrı bir coşku ile umutsuzluğa boğulduğu hayatından kurtulma umuduyla bayrağı en önde devralır&#8230;</p>
<p>Ve bammm sesinin geride bıraktığı acı mı acı, çocuk çığlıklarıyla bayrağı bir sonrakine devrederken ölür. Geride yarım hayatlar, hayaller, öksüz kalan evlatların yürek yakan anne hasreti kalır&#8230;</p>
<p>Yıkık yuvaların, başarısız hayatları bir bir istif edilir.</p>
<p>Bir yetiştirme yurdunun bahçesinde isyanla, yoklukla, taciz, dayak ve daha nice işkence içinde büyüyen çocukların hayata isyanı ortalığı kan gölüne çevirir. Çünkü sevgisizliğe hükmedilen bir ömrün, yürekleri dağlayan isyanı insanlıktan intikam almak için yaşamayı seçmiştir.</p>
<p>Ve suçlu her daim kadınlar ile çocuklar olmuştur. Çünkü erkeğin hataya düşmek gibi bir durumu olmadı, olamazdı bile!</p>
<p>Nice yitik hikayelerin içinde, kalbi kırık kadınların, yarım kalmış hayatların, endişe içindeki çocukların, dibe vura vura yaşadığını, iki lokma ekmek uğruna minnet altında yaşadığını bile bile yaşa, yaşayabilirsen, sus susabiliyorsan. Görmezden gel, gelebildiğince&#8230;</p>
<p>Şu ülkede, dul olduğu için toplumun kara leke çalmadığı bir kadın var mıdır? Rahat bırakacağını bilse, kendisine iş imkanı sunulsa, çocukları ile huzurla yaşayabileceği bir hayatı seçme hakkına sahip olsa çektiği zulme, ihanete, hakaretlere, yüreğindeki yorgunlukların hiç birine tahammül etmeyecek çok kadın var.</p>
<p>Kadının güçlü olmasından korka korka yaşayanların, kadına toplumda bir cinsel objeden ibaret olduğu profili çizenlerin, bu zihniyete nice kadınları ve çocukları feda etmesi sıradanlaşmış. Çünkü dünyanın çirkef para çarkı her daim kadınlar ile çocukları öğütmüştür.</p>
<p>Cehaletten kurtulmak için eğitimin şart olduğu söylensede siz önce yetiştirdiğiniz oğullarınıza insan olmayı öğretin. Kadının ev robotundan ziyade etten, kemikten, histen yaratıldığını öğretin. Vicdanlı, adil davranmanın insanlığın en büyük değeri olduğunu benimsetin.</p>
<p>Eğitimi şöyle bir köşeye bırakın efendiler, kadını tutsaklığından kurtarın, sevgi içinde büyüyen çocukların ülkeye katacağı güzellikleri işte o zaman görün&#8230;</p>
<p>Ahh şu annelik yok mu? Erkeğe tahammülü sağlayan yegâne şey. Çünkü çocuğun naif dünyasını anlayan tek vatan, anne yüreğidir. Ve bunu anlamak, bir kadının bile bile ödediği en büyük bedeldir&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinlar/">Kadınlar&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadinlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4225</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ne Erkeğiz Ama&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 26 Jun 2016 11:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4221</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne erkeğiz ama&#8230; Ne kallavi cümlelerle dölledik sevdiğimiz kadınları Ne edatlar, ne bağlaçlar, ne zarflarla O sarı gecelerin sarhoşluğunda Başımızda anason çiçeklerinden bir taç Ağzımızdan ılık ılık dökülen dizeleri boşalttık içlerine Oysa ne Shakespeare umrumuzda şimdi Ne Can Ne Rimbaud Dünya&#8217;nın en güzel şiirleri Bir adamın iki dudağının arasından değil, Bir kadının iki bacağının arasından [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/">Ne Erkeğiz Ama&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne erkeğiz ama&#8230;</p>
<p>Ne kallavi cümlelerle dölledik sevdiğimiz kadınları</p>
<p>Ne edatlar, ne bağlaçlar, ne zarflarla</p>
<p>O sarı gecelerin sarhoşluğunda</p>
<p>Başımızda anason çiçeklerinden bir taç</p>
<p>Ağzımızdan ılık ılık dökülen dizeleri boşalttık içlerine</p>
<p>Oysa ne Shakespeare umrumuzda şimdi</p>
<p>Ne Can</p>
<p>Ne Rimbaud</p>
<p>Dünya&#8217;nın en güzel şiirleri</p>
<p>Bir adamın iki dudağının arasından değil,</p>
<p>Bir kadının iki bacağının arasından çıkacak</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/">Ne Erkeğiz Ama&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4221</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÜNEŞ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunes/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunes/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 26 Jun 2016 06:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4190</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bak Güneş tam tepede, Beni ısıtmak için orada, Peki ben neden üşüyorum, Bu yağmur niye, Bu şimşek neden, Üzerime esen rüzgar nereden çıktı, Söyle bana suçlusu kim, Ben galiba biliyorum, Sensin, uzak gözlerin, Elimi bırakan ellerin, Karanlıkta bırakıp giden yüreğin, Senin bir asır uzaklığın, İşte bu üşümemin nedenini anladın mı, Şimdi Güneşimi de al, Yüreğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunes/">GÜNEŞ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bak Güneş tam tepede,</p>
<p>Beni ısıtmak için orada,</p>
<p>Peki ben neden üşüyorum,</p>
<p>Bu yağmur niye,</p>
<p>Bu şimşek neden,</p>
<p>Üzerime esen rüzgar nereden çıktı,</p>
<p>Söyle bana suçlusu kim,</p>
<p>Ben galiba biliyorum,</p>
<p>Sensin, uzak gözlerin,</p>
<p>Elimi bırakan ellerin,</p>
<p>Karanlıkta bırakıp giden yüreğin,</p>
<p>Senin bir asır uzaklığın,</p>
<p>İşte bu üşümemin nedenini anladın mı,</p>
<p>Şimdi Güneşimi de al,</p>
<p>Yüreğini de al,</p>
<p>Bir an önce gel</p>
<p>Yoksa hasta olmak üzereyim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunes/">GÜNEŞ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4190</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bakır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bakir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bakir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Jun 2016 06:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4142</guid>
				<description><![CDATA[<p>istanbulu gözlerin sarmış kıskıvrak yakalamışssın yalnızlığı kaçacak delik aramış hatıralar yetişin koca şehir eriyor haliçte karaya vurmuş bakışların gemiler güzelliğini götürüyor duman duman olmuş incecik dudakların yetişin koca şehir eriyor&#8230; galata kulesinin taşları rengi hırçın dokunulmaz saçları ellerinden tutmuş eminönünün yetişin koca şehir eriyor bir bardak çay içecek vakit yok sırılsıklam sen olmuşum yağmur yağsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bakir/">Bakır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>istanbulu gözlerin sarmış<br />
kıskıvrak yakalamışssın yalnızlığı<br />
kaçacak delik aramış hatıralar<br />
yetişin koca şehir eriyor</p>
<p>haliçte karaya vurmuş bakışların<br />
gemiler güzelliğini götürüyor<br />
duman duman olmuş incecik dudakların<br />
yetişin koca şehir eriyor&#8230;</p>
<p>galata kulesinin taşları<br />
rengi hırçın dokunulmaz saçları<br />
ellerinden tutmuş eminönünün<br />
yetişin koca şehir eriyor</p>
<p>bir bardak çay içecek vakit yok<br />
sırılsıklam sen olmuşum<br />
yağmur yağsa çıkmaz üzerimden kokun<br />
yetişin koca şehir eriyor</p>
<p>hangi öpüşüme saklansam<br />
tutup çıkarıyor çocukluğun<br />
beyoğlundan sallanarak geliyorsun<br />
her yanımda ilk bahar kokusu<br />
tutuklasalar diyemem ki ben masumum<br />
istanbul kadar belki biraz daha az<br />
ama biliyorum ki gözlerin kadar suçluyum<br />
yetişin eriyorum&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bakir/">Bakır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bakir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4142</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayboldum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kayboldum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kayboldum/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Jun 2016 08:45:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4186</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yolların da kayboldum, Kim olduğumu unuttum, Biraz önce aynaya baktım, Çünkü aynam sendin. Sadece seni izledim, Senin yüzünü sevdim. Ve yollarına düştüm, Seni bekledim, Taş çıktı topladım İnsan çıktı tersledim, İnan hiç korkmadım. Sırf beni sev diye, Yolun da sadece ben olayım diye, Ama sen arkana hiç bakmadın. Yoluma taşı sen koydun, Gelmeyim diye. Yoluma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayboldum/">Kayboldum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yolların da kayboldum,</p>
<p>Kim olduğumu unuttum,</p>
<p>Biraz önce aynaya baktım,</p>
<p>Çünkü aynam sendin.</p>
<p>Sadece seni izledim,</p>
<p>Senin yüzünü sevdim.</p>
<p>Ve yollarına düştüm,</p>
<p>Seni bekledim,</p>
<p>Taş çıktı topladım</p>
<p>İnsan çıktı tersledim,</p>
<p>İnan hiç korkmadım.</p>
<p>Sırf beni sev diye,</p>
<p>Yolun da sadece ben olayım diye,</p>
<p>Ama sen arkana hiç bakmadın.</p>
<p>Yoluma taşı sen koydun,</p>
<p>Gelmeyim diye.</p>
<p>Yoluma sevdiğini koydun,</p>
<p>Sevmeyim diye,</p>
<p>Hep canımı acıttın,</p>
<p>O yolda kayboldum.</p>
<p>İleri gittim olmadı,</p>
<p>Geri gittim yine olmadı.</p>
<p>Hiç ilerleyemedim.</p>
<p>Yani yolunda pervaneye döndüm.</p>
<p>Sen yine görmedin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayboldum/">Kayboldum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kayboldum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4186</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -2 / Gün İçinde Başka Gün -2. bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Jun 2016 04:59:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4151</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçen gün yanındaki arkadaşına “Artık Çınar altındayım, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde bitirme tezimi hazırlıyorum.“ dedin, bana söylüyormuş, beni çağırıyormuşcasına. Ben öyle anladım, öyle anlamak geldi işime ne yapayım… Biliyorum hiç tanışmadık, benden uzak bir yerlerdesin olsun ama. Tanışırız bir gün nasılsa… Fark etmeni bekledim hep. Beni hissetmeni. Göz aşinalığın vardı pek ala. Oysa bir kez bile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri -2 / Gün İçinde Başka Gün -2. bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen gün yanındaki arkadaşına “Artık Çınar altındayım, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde bitirme tezimi hazırlıyorum.“ dedin, bana söylüyormuş, beni çağırıyormuşcasına. Ben öyle anladım, öyle anlamak geldi işime ne yapayım… Biliyorum hiç tanışmadık, benden uzak bir yerlerdesin olsun ama. Tanışırız bir gün nasılsa…</p>
<p>Fark etmeni bekledim hep. Beni hissetmeni. Göz aşinalığın vardı pek ala. Oysa bir kez bile dönüp bakmadın. Bu ciddi umursamaz tavırlarını sevdim işte en çok. İnsan senin yanında kendini öyle küçük hissediyor ki. Karşı konulmaz bir kibrin var. Dimdik yürüyorsun yolda. Kimse yanına bile gelemiyor. Cesaretini kırıyorsun insanın. Kantinde tek başına otururken ama annesini kaybetmiş bir kız çocuğu kadar ürkek ve masumsun. Öyle anlarda yanına gelmek, masana oturmak için nasıl istek duydum içimde bir bilsen…</p>
<p><em><strong>Kırıp incitmekten korktum seni. Kırıp incitmenden korktum beni. Vazgeçtim bende…</strong></em></p>
<ul>
<li>Çay bırakayım mı abi?</li>
<li>Bırak bir tane.</li>
<li>Yalnız para peşin abi?</li>
<li>Hayrola yeni mi çıktı bu?</li>
<li>Patron parayı ödemeden gidenler yüzünden, artık peşin istiyor parayı…</li>
<li>İçmediğimiz çayın parasını ödüyoruz yani öyle mi?</li>
<li>Yaşamadığımız bir hayatın faturasını da ödemiyor muyuz abi?</li>
<li>Vayyy haklısın… Al bakalım…</li>
<li>Eyvallah abi..</li>
<li>Buradayız daha dur…</li>
<li>Ona da eyvallah abi.</li>
</ul>
<p>Ne kadar gizemli bir çocuk bu çaycı… Okusaymış kesin filozof olurmuş. 17-18 ha var ha yok daha yaşı. Geçen gün geldiğimde de böyle büyük laflar etmişti. Ne demişti dur hatırlayayım? Ben “çayları soğuk getiriyorsun, çok dolaştırıyorsun” diye çıkışınca, o da bıyık altından gülümsemiş… “ Çaylar biraz soğuk da içilir abi, ama gönüldeki yangın soğursa o zaman fena, o yangın olmazsa biz ne yaparız bu hayatta.” Evet, aynen böyle söylemişti…</p>
<p>Çay çok güzel, hem sıcak hem de daha yeni demlenmiş. Hak etti aldığı parayı. Hatırladı mı acaba beni? Sıcak sıcak getirdi çayı. Yanında bir de simit olsaydı şimdi.</p>
<ul>
<li>Simitttttttttttttttttttt, simittttttttttçiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii geldi.</li>
</ul>
<p>Allah’tan başka şey dilemek lazımmış? Öyle derler ya hani! Yoksa bugün benim dilek kabul günüm mü? Ne güzel olurdu değil mi? Aklımdan geçenler bir anda oluverseydi mesela…</p>
<ul>
<li>Simitçiiii versene bir tane…</li>
<li>Tabi abi hemen geliyorum.</li>
<li>Sıcak mı simitlerin?</li>
<li>Fırından daha yeni çıktı.</li>
<li>Hep de böyle söylersiniz ya!</li>
<li>Başka türlü nasıl satarız ki abi? Ama bu harbiden yeni çıktı.</li>
</ul>
<p>Uzattığı simidi elime alınca anladım ki, doğru söylüyordu “ <em>harbi</em>” fırından yeni çıkmıştı. Çıtır çıtırdı…</p>
<p>Keyfime diyecek yoktu artık. Kitabıma geri döndüm.</p>
<p><strong><em>“Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık<br />
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı.</em></strong><strong><br />
<em>Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü<br />
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti.”</em></strong></p>
<p>Bir gelsen ve bir daha hiç gitmesen… Gelip karşıma otursan, konuşmana gerek yok. Gözlerime baksan yalnızca&#8230; Bende hiç konuşmasam, aramıza sözcükler girmese, öylece birbirimize bakıp anlaşsak. Biliyorum anlayacaksın sen beni. Sen de benim gibisin çünkü… Çocukluğunu görebiliyorum. Pembe çiçekli bir elbisenin içinde saçlarını savururken koşuşunu izliyorum. Dönüp arkana bakıyorsun, annen ve baban sana gülümsüyorlar… Onlar el ele tutuşmuşlar, sen önlerinden bir ceylan gibi sekiyorsun.</p>
<p>Kelebekler uçuşuyor etrafında, sen yonca arıyorsun dört yapraklı kırlarda…</p>
<p><em>Ya ben neredeyim bu masalda? Gel! Gel ki, senin masalına giren dilenci çocuk</em> <em>olayım, razıyım ona da…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><figure id="attachment_4148" aria-describedby="caption-attachment-4148" style="width: 491px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4148 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg?resize=491%2C276" alt="Çınar Altı Öyküleri - Betül Çetinay" width="491" height="276" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg?w=491&amp;ssl=1 491w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4148" class="wp-caption-text">Çınar Altı Öyküleri &#8211; Betül Çetinay</figcaption></figure></p>
<p><strong>“Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz<br />
Sanki hiç olmamıştı</strong></p>
<p><strong>Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu</strong><strong>”</strong></p>
<p>Bilseydin kalbimin çarpışını gelirdin. Seni nasıl bir özlemle beklediğimi, aklımın ve yüreğimin senle bütünleştiğini bir bilseydin. Oysa senin için daha yokum ben… Bu nasıl acı veriyor bir bilsen. Sen, bedenimi bütünüyle kaplarken, içimde senden başka hiçbir şey yokken… Ben daha var olmadım sende… Bir görüntü, bir siluet bile değilim… Bir kokum yok, kalan küçük bir izim, senin için ben bir hiçim… Yüreğim acıdı, içim ezildi, <em>sen benle bütünleşmişken, ben sende neyim?</em></p>
<ul>
<li>Çayı tazeleyim mi abi? Simidin yarısı kuru kalmasın.</li>
</ul>
<p>Daldığım rüyadan uyandırdı bu çaycı. Ama öyle güzel bir zamanlaması vardı ki, beni takip ediyor diye düşünmeden edemiyorum. Hoşuma gidiyor ilgisi. Gülümseyerek cevapladım.</p>
<ul>
<li>Hadi tazele bakalım.</li>
</ul>
<p>Çayı masaya bırakırken, kitabımı kendine çevirip okudu.</p>
<ul>
<li>Sevda Sözleri</li>
<li>Şiir sever misin?</li>
<li>Ben şiir bilmem, mani bilirim; Söyleyivereyim mi bir tane sana?</li>
<li>Hadi söyleyiver!</li>
<li>Sevda sendedir sanma ki bana / Bende gördüğün ben değil sensin aslında/ Kim gönlünü açar Mecnun olur / Leylası onu karşısında bulur.</li>
<li>Büyük adamsın sen ya… Adın ne senin?</li>
<li>Âdem&#8230; Ya senin?</li>
<li>Mecnun…</li>
<li>Essah mı söylüyon abi?</li>
<li>Yok değil aslında, ama sen bana Mecnun de bundan sonra…</li>
</ul>
<p>Mecnun, evet mecnun olmuştum sanki. Ne farkım vardı ki? Mecnun çölleri aşmamış mıydı Leyla için. Ben iki otobüs bir vapurla gelmemiş miydim Çınar altına… Bugün gelip gelmeyeceğini bile bilmeden. Bir umudun peşine takılıp, okulu dersleri, hayatın akışını boş verip soluğu burada almamış mıydım? Ne yapıyordum, neyi arıyordum? Leylamı mı? Belki de? Ya değilse… Ya aradığım o değilse, sadece bir düşse bu yaşadıklarım… Olsun kime ne zararı var? O masum bilmezliğiyle yaşayıp gider, ben onun hayatının gizli izleyicisi olurum… Onu uzaktan severim, o hiç bilmez beni, hiç görmez gözlerimi, kalbimin onun için atışını hiç duymaz… Duymasın… Görmesin… Sevmesin isterse… Ben yine de onu severim.</p>
<p>Bu gördüğüm gerçek mi? Yoksa gerçekten mecnun oldum da serap mı görüyorum çöl yollarında… Beyazıt kütüphanesinin kapısından çıkan benim Leylam değil mi? Büyük çınar ağacının altından geçen. Şair Hüseyin Avni dedeye gülümseyerek, baş selamı veren… Evet, o ta kendisi… Bu yürek nasıl dayanacak, nasıl yerinden fırlamayacak şimdi… Etrafına bakınıyor. Bir arkadaşını mı arıyor? Hayır, o da benim gibi boş masa arıyor. Ah! Elimi kaldırsam işte buradayım desem. Seni bekliyorum ne zamandır desem, sesimi duyar mı acaba? Geçiyor önümden, beni görmeden, bir kez olsun bana bakmadan… Nasıl yanıyor içim? Sandalyede eriyorum güneşe bırakılmış buz kalıbı gibi… Damla damla su oluyorum… Hiç kımıldamadan, hiç ses etmeden, görenler anlamayacak nasıl eridiğimi… Buhar olup havaya uçacağım şimdi, belki yağmur olup dönerim geri…</p>
<p>Gitti, önümden geçerek, beni görmeyerek gitti. Ben kalakaldım, bir başıma… Ayağa bile kalkamadım. Buradayım diye bile bağıramadım. Senin için geldim diyemedim. Ah! O güzel gözlerini bir daha göremedim.</p>
<ul>
<li>Merhaba, rahatsız etmezsem simidimi burada yiyebilir miyim acaba? Boş masa yok da?</li>
<li>Leyla! Leylam burada işte tam karşımda!</li>
</ul>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri -2 / Gün İçinde Başka Gün -2. bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4151</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayal ve Umut İçin &#8220;Zürafa’nın Benekleri&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayal-ve-umut-icin-zurafanin-benekleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayal-ve-umut-icin-zurafanin-benekleri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Jun 2016 08:52:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Esin Erden]]></category>
		<category><![CDATA[Yapı Kredi Yayınları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4161</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nurullah Levent Tanıl ve Esin Erden’in kaleminden ve Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Zürafa’nın Benekleri” adlı kitap ile hayallerimiz ve umutlarımızın yitirmemenin ne demek olduğunu anlatan çok etkileyici bir çalışma karşılaşacaksınız. Aynı zamanda Sanat Duvarı yazarı da olan N. Levent Tanıl, Esin Erden ile yazdıkları Zürafa’nın benekleri kitabıyla bir ormanın içerisinde yaşayan zürafanın beneklerinin güneşi görme [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayal-ve-umut-icin-zurafanin-benekleri/">Hayal ve Umut İçin &#8220;Zürafa’nın Benekleri&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nurullah Levent Tanıl</strong> ve <strong>Esin Erden</strong>’in kaleminden ve Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “<strong>Zürafa’nın Benekleri</strong>” adlı kitap ile hayallerimiz ve umutlarımızın yitirmemenin ne demek olduğunu anlatan çok etkileyici bir çalışma karşılaşacaksınız.</p>
<p>Aynı zamanda Sanat Duvarı yazarı da olan N. Levent Tanıl, Esin Erden ile yazdıkları Zürafa’nın benekleri kitabıyla bir ormanın içerisinde yaşayan zürafanın beneklerinin güneşi görme hayalinden yola çıkarak çok ilgi çekici bir ser ortaya koydular.</p>
<p><strong>Zürafa’nın Benekleri</strong>, 6 ile 9 yaş arası çocuk grubuna hitap eden bir kitap. Ancak konusu ve yapısı itibariyle yetişkinlere, özellikle de ebeveynlere kesinlikle tavsiye ederim.</p>
<h2>Zürafa’nın Benekleri</h2>
<p>Kitabın tanıtım bültenindeki slogan konusuna da uygun bir şekilde, “Ya Hayallerimiz ve Umutlarımız Olmasa!” olarak yer alıyor.</p>
<p>Zürafa’nın Benekleri kitabında, ormanın en görkemli ve zarif hayvanı Zürafa’nın benekleri kendi aralarında şakalaşıp didişiyormuş. Cırcır, Mızmız, Bızdık, Minnak beneklerin herbirinin ayrı ayrı derdi varmış ama aslında hepsi Güneş’i görmek istiyormuş. Tüm hikaye bu benekler arasında yaşanmaktadır.</p>
<p>Esin Erden ve N. Levent Tanıl’ın birlikte yazdıkları ve Esin Erden’in resimlediği “<em>Zürafa’nın Benekleri</em>” hayalleri ve umutları yitirmemenin ne demek olduğunu, şaşırtıcı ve sıcak bir dille anlatıyor.</p>
<p><figure id="attachment_4163" aria-describedby="caption-attachment-4163" style="width: 475px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/zurafanin-benekleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4163 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/zurafanin-benekleri.jpg?resize=475%2C637" alt="Zürafa’nın Benekleri, 6 ile 9 yaş arası çocuk grubuna hitap eden bir kitap. Ancak konusu ve yapısı itibariyle yetişkinlere, özellikle de ebeveynlere kesinlikle tavsiye ederim." width="475" height="637" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/zurafanin-benekleri.jpg?w=475&amp;ssl=1 475w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/zurafanin-benekleri.jpg?resize=224%2C300&amp;ssl=1 224w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4163" class="wp-caption-text">Zürafa’nın Benekleri, 6 ile 9 yaş arası çocuk grubuna hitap eden bir kitap. Ancak konusu ve yapısı itibariyle yetişkinlere, özellikle de ebeveynlere kesinlikle tavsiye ederim.</figcaption></figure></p>
<h3>Zürafa’nın Benekleri’nden Küçük Bir Bölüm</h3>
<p>“Aaa! Aranızda ben olmasam, şu kocaman Zürafa bile bu kadar süslü ve güzel görünemezdi!” demiş Cırcır. Bızdık hemen araya girerek, “Arkadaşlar&#8230; Lütfen tartışmayı bırakın. Mızmız, sen de kapa gözlerini, bak henüz anlatacaklarım bitmedi” diyerek sözlerine devam etmiş.</p>
<p>“Güneş, şimdi küçük bir çocuğun yüzünü okşuyor ve çocuğun gözleri kamaşıyor. Bulutlar, Güneş’in üzerinden çekildikçe, Güneş de çiçeklere selam veriyor.”</p>
<p>Sanat Duvarı’nın yazarı Nurullah Levent Tanıl’a ve Esin Erden’e başarılarının devamını diliyoruz.</p>
<p><a href="http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/zurafanin-benekleri" target="_blank">Zürafa’nın Benekleri kitabını satın almak için tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayal-ve-umut-icin-zurafanin-benekleri/">Hayal ve Umut İçin &#8220;Zürafa’nın Benekleri&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayal-ve-umut-icin-zurafanin-benekleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4161</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şimdi; Telafi Vakti</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Jun 2016 06:22:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet mağduru kadınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4158</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Makyajla kapatmaya çalıştım, artık dışarı çıkmam lazımdı. Boğuluyorum, bunalıyorum. Güneş gözlüğü idare etmez mi sence?&#8221; &#8220;Kötü durmuyor merak etme. Hayvan herif. Bunun cezasını ödemeli. Yaptıkları yanına mı kalacak?&#8221; İşte bu soru, hayatımın kilit noktası diyebilirim. Düşünsenize, bir insanı çok seviyorsunuz. Her şeyden çok kıymet veriyorsunuz, mükemmel bir ilişkinin içindesiniz. Daha doğrusu öyle olduğunu sanıyorsunuz. Romantik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/">Şimdi; Telafi Vakti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Makyajla kapatmaya çalıştım, artık dışarı çıkmam lazımdı. Boğuluyorum, bunalıyorum. Güneş gözlüğü idare etmez mi sence?&#8221;</p>
<p>&#8220;Kötü durmuyor merak etme. Hayvan herif. Bunun cezasını ödemeli. Yaptıkları yanına mı kalacak?&#8221;</p>
<p>İşte bu soru, hayatımın kilit noktası diyebilirim. Düşünsenize, bir insanı çok seviyorsunuz. Her şeyden çok kıymet veriyorsunuz, mükemmel bir ilişkinin içindesiniz. Daha doğrusu öyle olduğunu sanıyorsunuz. Romantik sürprizler, spontane hediyeler, akşam yemekleri, şefkatli, evde sana yardım eden, anlayışlı bir sevgili. Sonra o insanı tanıyamıyorsunuz. Çok değil yedi ay sonra, o beyaz atlı prensin yerini kaba, şiddet yanlısı biri -adam diyemeyeceğim- alıyor. Kurduğun hayaller, tüm bu yaşanmışlıklar çöpe gidiyor.</p>
<p>&#8220;Yaptıkları yanına mı kalacak?&#8221; Neydi sahi son dayağın sebebi? Gözlerimi açtığımda yerdeydim. Uyuşuk bir kol, dudaklarımın kenarında kurumuş kan lekeleri, yerlerde kırık cam parçaları. Başımı kaldırmaya çalıştım ama nafile. Her yanım öylesine sızlıyordu ki&#8230; Telefon erişemeyeceğim kadar uzakta. Yine de çabalıyorum kalkayım diye, yok. Öylece ağlaya ağlaya tekrar bayılmışım.</p>
<p>&#8220;Kızım, Gökçe, konuşsana ya! Ne yani polise şikâyet etmeyecek misin? Yok abi, ben bunu onun yanına bırakmam. Olmaz. Birini, sevgilini dövmek ne demek ya? Sen benim kardeşim sayılırsın. Yıllarca birlikte aynı sofraya oturduk, birlikte gülüp, birlikte ağladık. Şimdi seni bu durumda asla yalnız bırakmam, anlıyor musun? Hiçbir şeyden korkma. İstiyorsan beraber gideriz karakola, her şeyi teker teker anlatırız. O meymenetsiz de alır cezasını. Dağ başında yaşıyor değiliz, memlekette hak hukuk var.&#8221;</p>
<p>Hak, hukuk gerçekten var mıydı? Her gün televizyondan izleyip, gazetelerden okuduğum birbirinin aynı olayların içine bende sürüklenmiştim. Sevgilisinden ruju kırmızı diye(tahrik ediyormuş), bu akşam dışarıdan yemek sipariş edelim dedi diye, iş yerinde mesai yaptı diye, kız erkek karışık bir grupla yemek yemeye gitti diye, elbisesi diz üstüymüş diye önce psikolojik baskı sonra şiddet gören bir kadın, ben. Benim gibi niceleri daha. Eğitimli ya da eğitimsiz olmak fark etmiyor onlar için de bizim için de. Biz diyorum çünkü yalnız olmadığımı biliyorum. Önceden uzaktan baktığım, izleyip sinirlendiğim, bazen sinirden ağladığım şiddet mağdurlarının içindeyim artık! İnanıyorum ki biz el ele verdikçe  daha güçlü duracağız.</p>
<p>Gülümsemeye çalıştım, çünkü ne olursa olsun dimdik ayakta durmam gerekiyor. Hiç kimse, hiçbir olay benim kendime olan güvenimi, öz saygımı sarsmamalı. Bunları kaybedersem, geriye bir ben kalır mı? Şimdi; bunca zaman sürdürdüğüm yanlışı telafi etme vakti.</p>
<p>&#8220;Ondan ayrılmayı düşünüyorum. Hayatımda gölgesinin dahi yer almasını istemiyorum. Evet, şikâyet edeceğim polise. Umarım birkaç gün gözaltında kalıp çıkmaz. Bir de mahkemeden karar mı çıkartsak ne dersin? Tekrar rahatsız etmesin diye&#8230;&#8221;</p>
<p>Melek memnun oldu duyduklarından, o ifadeyi gözlerinden okuyabiliyorum. Tıpkı ismi gibi bir melekti. Çok mutlu bir yuvası, iki yaşında kızı, ona değer veren bir kocası vardı. Sanırım, içimizdeki şanslı oydu. Onun adına mutluyum, kendi adıma ise üzgün.</p>
<p>“Hadi kalk, hala oturuyorsun. Gel gidelim eşyalarını toplayalım. Birkaç gün bende kalırsın hem değişiklik olur. Belki tatil falan ayarlarız, ne dersin? Dönünce de yeni bir ev bakarız. Aa benim karşı apartmanda boş bir daire vardı sanırım, gidince bir araştırırız. Hem bana da yakın olursun. Amma ballısın var ya.”</p>
<p>Böyle bir dosta sahip olduğum için, onun deyimiyle gerçekten ballıyım. Şu an utandığım için yapamasam da kapısını çalabileceğim bir ailem, gerçek dostum, iyi bir işim var. Onlar, iyi ki varlar.</p>
<p>Peki, sığınabileceği ailesi, arkadaşları, kimsesi olmayanlar? Dünya kötü, insanlar acımasız, yaşamak zor. Yine de tüm kötü niyetlilere iyiliğimiz karşı dursun, şu gökyüzünün güzelliği hatırına bu kavga son bulsun…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/">Şimdi; Telafi Vakti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Jun 2016 08:04:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4154</guid>
				<description><![CDATA[<p>Olympos’ta bugün rutin can verdi! En sonunda farklı bir şeyler oldu, inanılır gibi değil! Şuan  yazarken elim titriyor.. Bu günün değişikliğinin verdiği değişiklik demek ki halen üzerimde. Düşünsenize Zeus’un eli titriyor&#8230; Eğer düşündüyseniz komik gelmiş olabilir. Bugün Thetis ile Peleus’un düğünü vardı ve haliyle organizasyon baba Tanrıya düştü yani bana. Bütün tanrıları, tanrıçaları davet ettim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/">Zeus’un Günlüğü – 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Olympos’ta bugün rutin can verdi! En sonunda farklı bir şeyler oldu, inanılır gibi değil! Şuan  yazarken elim titriyor.. Bu günün değişikliğinin verdiği değişiklik demek ki halen üzerimde. Düşünsenize <strong>Zeus</strong>’un eli titriyor&#8230; Eğer düşündüyseniz komik gelmiş olabilir.</p>
<p>Bugün Thetis ile Peleus’un düğünü vardı ve haliyle organizasyon baba Tanrıya düştü yani bana. Bütün tanrıları, tanrıçaları davet ettim düğüne ama sadece Eris’i davet etmedim çünkü kavga tanrıçası! Ne gereği var diye düşündüm böyle mutlu bir günde. Ayrıca kavga tanrıçası da nedir ?! Ivır zıvır her duruma, her şeye tanrı atamışız, bunu gözden geçirmem gerekiyor, Olympos cidden tanrı çöplüğüne döndü.</p>
<p>Neyse konumuza geri dönelim.. Eris’i davet etmedim onun yerine tabak-çanak tanrısı Fedon’u davet ettim, çok severim kendisini. Sırf kırsın diye 26 takım porselen tabak getirttim, düğüne ayrı bir renk kattı. Ah Fedon canım dostum… Ne özlemişim o pancar suratını. Düğünden sonra da bayağı sohbet ettik desem düpedüz yalan olur. Fazla kalmadı gitmesi gerekiyormuş  “başka düğünler ve kırılacak tabaklar beni bekler” dedi ve bende anlayışla karşıladım. Ah benim yerinde duramayan hınzır dostum Fedon, sırf senin için buralara tabak imalat yeri kurduracağım.</p>
<p>Düğünün ardından Fedon da gittikten sonra saraylarımıza dağıldık. Hoş bir gündü ama enteresan bir olay olmuştu, bunu da yazmak istiyorum. Eris’i davet etmediğim halde gelmişti ve dışarıdan salona altın bir elma atmıştı, bende elmayı kaş ile göz arasında cebime koydum, lazım olur! Evet, çok enteresan olmayabilir sonuçta altın bulmuşum ama elma şeklinde, olacak şey değil (burada bana asıl enteresan gelen şeyde bu oldu). Niye elma ve nasıl altın oluyor gerçekten çok garip… Bu işte Midas’ın parmağı olabilir.</p>
<p>Bir başka <em>Olympos günü</em>nde görüşmek üzere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/">Zeus’un Günlüğü – 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4154</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -1 / Gün İçinde Başka Gün- 1.bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Jun 2016 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4146</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar serin ortalık, ne kadar ıssız, oturacak yer yok oysa. Sen yoksun ya, kimse yok. Senin olmadığın her yer soğuk. Senin olmadığın yer, kalabalık olsa ne olur olmasa&#8230; Neyse bir masa bulup oturmalıyım aslında. Niye geldim ki ben buraya? Gözlerini bir kez daha görebilmenin umuduna sarılıp, nasıl da onca yolu teptim? Bir masa boşalıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri -1 / Gün İçinde Başka Gün- 1.bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne kadar serin ortalık, ne kadar ıssız, oturacak yer yok oysa. Sen yoksun ya, kimse yok. Senin olmadığın her yer soğuk. Senin olmadığın yer, kalabalık olsa ne olur olmasa&#8230; Neyse bir masa bulup oturmalıyım aslında. Niye geldim ki ben buraya? Gözlerini bir kez daha görebilmenin umuduna sarılıp, nasıl da onca yolu teptim? Bir masa boşalıyor ilerde ama! Bir çift benden önce oturdu masaya; Ben kaldım yine ortalıkta bibaşıma… Tanıdık var mı diye bakınıyorum. Hiç kimse yok görünürde, sözleşmişler sanki bugün gelmemek için. Her geldiğimde birilerine takılırdım mutlaka… Olsun senin buraya geldiğini öğrendim ya, artık her gün gelirim. Bilseydim daha önce gelirdim. Eskiden burayı severdim, şimdi daha çok sevdim.</p>
<p>&#8211;       Kalkıyor musunuz? Teşekkürler. Size de iyi günler.</p>
<p>Bu iyi oldu işte. Yer bulduğuma göre, istediğim kadar bekleyebilirim, ne zaman istersen o zaman gel artık. Yüreğim seni görebilmenin hazzıyla nasıl çarpıyor bir bilsen. Gelişini hayal ediyorum şimdi. Sahaflardan girersin meydana, ortadaki büyük ağaca doğru gelirken fark ederim seni. Açık kumral saçlarını omuzlarına döküp, kısa olan tarafını sol kulağının arkasında gizlersin. Yandan ayrılmış uzun olan perçeminle gözlerini kapatırsın. Nasıl da haklısın. Görmesin kimse onları. Bir ben göreyim. Ah! Keşke bir kez daha…</p>
<p>Sınavlar yaklaştı ders çalışmam gerek aslında. Canım hiç istemiyor. Az önce aldığım şiir kitabını okumak istiyorum.<strong> </strong><em><strong>Sevda Sözleri, Cemal Süreya</strong></em>. Rastgele bir tanesini seçeyim. Ben böyle severim şiir kitabı okumayı. Şarkılardan fal tutar gibi…</p>
<p><em>“AŞK</em><em><br />
</em><em><strong>Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.</strong></em><em><br />
</em><em><strong>Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.</strong></em><em><br />
</em><em><strong>Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.”</strong></em></p>
<p>“<em><strong>Ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin</strong></em>” Ben de edemedim işte. Kalkıp buraya kadar geldim bak. Oysa şimdiye kadar bir kez göz göze gelebildik. Sadece bir kez görebildim gözlerini… Kantinde çay alırken, dönüp bana baktığın anda… Bir ay kadar önceydi. Mavi puantiyeli bir gömlek giymiştin. Puantiyelerin aralarına serpiştirilmiş minik dört yapraklı yoncalar vardı. Gözlerinden önce yoncalar çekmişti dikkatimi. Sonra sen dönüp bakınca birden, yonca renkli gözlerini gördüm, uzun kirpiklerini, göz çevresine çektiğin yeşil kalemi… Su yeşili… Kalakaldım öylece, ılık ılık bir şeylerin aktığını hissettim içimden… Yanımdan geçip giderken kokunu çektim, bir nefes gibi. Saçlarının serinliğini yüzümle yaladım. Biliyormuşum gibiydin, sanki hayatımda hep varmışsın gibi… Sahi seni daha önce başka bir yerde görmüş müydüm ki?</p>
<p>O günden sonra artık hep seni izledim. Bir gölge gibi peşindeydim. Günlerce, saatlerce&#8230; Arkadaşlarını öğrendim, hangi bölümde okuduğunu, hangi semtte oturduğunu&#8230; Bindiğin otobüste takip ettim, aynı durakta inip evine kadar seninle geldim. Bir sevgilin yoktu. Bir erkek arkadaşın bile. Öyle kendi halinde, ama kendinden öyle emindin ki yanına gelemedim. Karşına çıkamadım bir türlü. <em>Korktum; Seni kaybetmekten. Daha sana ulaşamadan seni kaybetmekten korktum.</em> Ortak arkadaşlarımız da yoktu. Uzaktan izlemeye başladım seni. Her hareketini… Çayı sol elinle içiyordun. Tek şekerli. Kalemi sol elinle tutuyordun. Önce solak olduğunu düşündüm. Ama değildin. Öğlenleri kaşarlı tost veya goralı yiyordun. İki defa yemekhaneye gittin. Yemek yerden kaşık çatalı sağ elle tutuyordun. Ekmeği sağ elle böldün. Ama bardağa suyu koyarken sürahiyi sol elle tuttun. Sen de benim gibiydin bir ambidexter! İki elini de kullanan biri. Başkaları hiç dikkat etmez böyle şeylere. Ama ben ilk önce buna bakarım. Çocukluğumdan beri, bütün öğretmenlerimi ve arkadaşlarımı şaşırtmıştım. En büyük eğlencemdi!&#8230;</p>
<p>İki kız arkadaşın var. Onlar da kendi halinde kızlar. Büyük gruplara hiç girmiyorsun. Bu sene okulu bitiriyorsun. Oysa benim daha iki senem var. Aramızda yaş farkı yok. Ben geç girdim üniversite sınavlarına. İki seneyi, hapishanede geçirdim. Lisede bildiri dağıtırken yakalanmıştım. 10 Mayıs 1980 de. Hiç unutmam bu tarihi. Lise son sınıftaydım. Sonra…</p>
<p><em>Sonra böylesi daha çok hoşuma gitti. Karşına çıkmaktan vazgeçtim. Sadece gözlerini görmekti niyetim. Bir kez daha bana bakmanı sağlamaktı o kadar… Gecelerim hep bunu düşünmekle geçti. Gündüzlerim gözlerini hayal etmekle… Gözlerin ve ben mutluyuz biz böyle kendi düşlerimizde…</em></p>
<p><em>Devam edecek&#8230;</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri -1 / Gün İçinde Başka Gün- 1.bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4146</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanatçı Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Jun 2016 11:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetik kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[estetik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal bağ]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal görev]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal işlev]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal misyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4136</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanatçı Olmak Yolunda İlerleme “Sanatçı olunmaz doğulur.” Sanatçının sözlük anlamı her ne kadar güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan eser veren kimse olsa da, sanatçı kelimesi bu tanıma sığamayacak kadar sanatsal bir anlam taşır, aslında. Sanat insanlık tarihinin hemen hemen her döneminde tüm etkinliklerin üzerinde tutulmuş, insanın güzel olana ve estetiğe ulaşma isteğini ifadesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/">Sanatçı Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Sanatçı Olmak Yolunda İlerleme</h2>
<p>“Sanatçı olunmaz doğulur.”</p>
<p>Sanatçının sözlük anlamı her ne kadar güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan eser veren kimse olsa da, sanatçı kelimesi bu tanıma sığamayacak kadar sanatsal bir anlam taşır, aslında. <strong>Sanat</strong> insanlık tarihinin hemen hemen her döneminde tüm etkinliklerin üzerinde tutulmuş, insanın güzel olana ve estetiğe ulaşma isteğini ifadesi olarak çok büyük değer görmüştür. Sanat öyle bir kavramdır ki tam olarak “şudur” diyebileceğimiz bir şey yoktur. Her döneme göre düşünürler onu farklı tanımlamışlar ve bazı yaşayışlar bile sanatsal kabul edilmiştir. Sanatçının gördüğü şeyi ifade biçimidir denilebilir sanat için. Fakat bu görünen şey daha çok soyut bir anlam taşır. Sanatçının hayali, düşleri, düşünceleri, toplumu algılama biçimi, değerleri ve en çokta duygularıdır. Oluşturduğu esere sevincini, kederini, korkularını, aşkını, kaygılarını ve daha birçok duygusunu katar. Tarih boyunca toplumda binlerce sanatçı eser vermiş hepsi bulunduğu toplumu temsil etmiştir. Bu yüzden sanat estetik anlayışının yanı sıra, toplumları temsilen de kullanılan bir etkinliktir. Kültürün ayrıştırılamaz bir parçası ve insanoğlunun zekâ ve hayal gücünün doğaya yansıtılmasıdır.  Hangi toplumda yapılmış olursa olsun tüm dünya insanlarının ortak malıdır aslında tüm sanat eserleri. Zaten sanat kavramını önemli kılan faktörlerden öne çıkanlardan biridir evrensel olması. Tüm insanlar ondan kendileri adına bir anlam çıkarmakta özgürdürler. <u>Sanat</u> birçok alanda yapılan bir etkinliktir. Edebiyat, müzik, resim, heykel tıraş, dans, tiyatro, sinema gibi birçok sanat türü vardır.  Bütün bunlar tarihi yansıttığı gibi bulunduğu döneminde anlaşılması için anı niteliği taşır.</p>
<p><figure id="attachment_4138" aria-describedby="caption-attachment-4138" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Francis-Bacon.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4138 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Francis-Bacon.jpg?resize=620%2C336" alt="&quot;Sanat, doğayla insanın toplamıdır.&quot; - Francis Bacon" width="620" height="336" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Francis-Bacon.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Francis-Bacon.jpg?resize=300%2C163&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4138" class="wp-caption-text">&#8220;Sanat, doğayla insanın toplamıdır.&#8221; &#8211; Francis Bacon</figcaption></figure></p>
<p>“Sanatsız kalan bir toplumun, hayat damarlarından biri kopmuş demektir”  Mustafa Kemal ATATÜRK</p>
<p>&#8220;Sanat, doğayla insanın toplamıdır.&#8221; &#8211; Francis Bacon</p>
<p>Gecenin karanlığı siyah bir örtü gibi çoktan örtünmüştü gökyüzüne. Oturduğu odada düşüncelere daldı genç adam. Işıksız odada eşyaların gölgeleri en uç ressamların onları düşünerek çizdiği kara kalem resimler gibi olduğundan çok farklı uzayıp gidiyordu. Ay ışığıydı bu gölgelere hayat veren. Pencereden içeriye izinsizce giriyor, sanki çok kalmayıp gidecek gibi de telaşlı duruyordu. Bu odadaki her şey sanki bazen tanımadığı bir evdeki eşyalar oluveriyordu. Eskilikleri ve yaşanmışlıkları vardı. Hem sadece onun yaşadıkları değil başkalarının yaşadıkları anılarda vardı bazı eşyalarda. Gitarı mesela. Kurumuş ağacıyla yıllardır tellerinden çıkan her ses insanın kucağına eski bir gülüşü ya da hüznü getiriyor bırakıp gidiyordu. Sonrasında insan o duyguyla ne yaparsa yapsındı. Bundan sonrası onun kaderiydi. Şimdi karanlıktı o. Uzun zamandır bakılmamış küçük televizyonun yanında kılıfında duruyor olmayan telleri ve burgularıyla tamir edileceği günü bekliyordu. Köşede oturduğu yatağından kalkıp balkonuna doğru ilerledi genç adam. Kapıyı açtı. Henüz bahar ayında olmanın verdiği bir rahatlık ve tatlılık vardı havada. Birkaç adım attığında artık göğün yıldız sosuna batırılmışlığını seyredebiliyordu. Kapının hemen yanına ilişti. Dizlerini yan yana kavuşturdu ve kollarının arasına alıp düşünmeye devam etti. Aklından düşünceler okyanustaki balıklar gibi çeşitli büyüklü küçüklü geçip gidiyordu. Kıvrımları vardı hepsinin de. Hepsi sonu belli olmayan bir bilinmezlikte kilitleniyor ve sil baştan başlıyor gibiydi. İlk elle tutulur düşüncesi kırmızı bir kâğıt kayık oldu. Küçük bir çocuğun biraz oynayıp elinden düşürdüğü bir kayıkta olabilirdi bu, hiçbir çocuğun varlığından bile haberdar olmadığı bir kayıkta. Onun kırmızılığında biraz üşümüş biraz mutlu, yüzdürmek istiyordu tüm hayatını. Nede olsa kırmızıydı. Bütün duygularını sığdırabilirdi bu kayığa ve hiçbir zaman batma ihtimalini göze almazdı. Geçmişte yaşadığı aşklarını, sevinçlerini, utançlarını ve korkularını tek başına hayatın derin ve bir o kadarda anlaşılmaz tutkularla dolu denizinde yüzdürebilirdi bu kayık. Nedense onu sanki daha öncede düşünmüş gibi geldi genç adama.  Ama kırmızı değildi o zamanlar. Bembeyazdı. Henüz her renge boyanmaya hazır olduğu zamanlardı. Bir kuşun havalandığında vurulmasını, bastonu eskimiş bir dedenin beyaz yüzlü içten gülüşünü ya da görüşemedikleri o uzun zamanlarda yastıklarını gözyaşlarıyla ıslatan iki sevgilinin buluştuklarındaki birbirlerine sarılışını ve daha binlercesini kayığa yüklemeden çok önceydi bu beyazlık. O zamanlar her şey hiç yazılmamış bir defter kadar temizdi. Bu genç adamın doğumuna yakın olan bir şeydi. Ve sonrasında genç adam hayatına başladı. İşte o anda çocukluğunun oyuncağı o kâğıt kayık küçüklü büyüklü yüklerle dolmaya başladı. Doldukça değişti rengi, hemen hemen her renk oldu. Ama en son kırmızıda karar kıldı. Çünkü kırmızı içinde bütün duyguları barındıran tek renkti…(YAŞANMIŞ DUYGULARIN YOLU)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2.perde</p>
<p>Aşkı eritiyorum gözlerinde</p>
<p>Sarhoş olmak sanki seni sevmeye özgü</p>
<p>Son kalkan vapurlara biniyorum başka şehirlerden</p>
<p>Hiçbir liman gidermiyor varmak özlemimi</p>
<p>Ben buradayım işte olduğum yerde</p>
<p>Sana ait değilken duyduğum hiçbir ses</p>
<p>Okunmamış bir şiiri yırtarken şair</p>
<p>Ölü doğduğunda bir bebek</p>
<p>Sen yine de rüzgâra karışıyorsun</p>
<p>Dumanı oluyorsun ciğeri beş para etmez adamların</p>
<p>İçtiği sigaraların</p>
<p>Acımıyorsun halime</p>
<p>İzin istiyorum diz çöküp geceden</p>
<p>Ama razı gelmiyorsun intihar etmeme</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen işte sen</p>
<p>Anılara lanet ettiren</p>
<p>Bunca insan yoldan gelip geçerken</p>
<p>Olmadığını olmayacağını bile bile</p>
<p>Bakışlarımı o hayaletlerin yüzüne çevirten</p>
<p>Bütün bir şehri tepeden izlerken</p>
<p>Cesetlere ait ışıklardan umut bekleten</p>
<p>Bir hayat yaşamak isterken bir insan</p>
<p>O hayata adını koyupta yok eden</p>
<p>Yakıp küllerini saçıp denize</p>
<p>Bir ömür boyunca hırsla</p>
<p>O denizde boğulmadan</p>
<p>Seni birleştirmemi bekleyen</p>
<p><figure id="attachment_4137" aria-describedby="caption-attachment-4137" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/davinci-mona-lisa.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4137 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/davinci-mona-lisa.jpg?resize=448%2C678" alt="Da Vinci’nin Mona Lisa’sına nasıl sıradan bir tablo olarak bakabilir miyiz ki?" width="448" height="678" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/davinci-mona-lisa.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/davinci-mona-lisa.jpg?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4137" class="wp-caption-text">Da Vinci’nin Mona Lisa’sına nasıl sıradan bir tablo olarak bakabilir miyiz ki?</figcaption></figure></p>
<p>Çabucak karaladı elindeki deftere genç adam dizelerini. Gecenin karanlığına dalıp giderken gözleri kül rengi oldu diğer her şey gibi. İçinden delice şeyler yapmak geçiyordu. Mesela atlamalıydı balkonundan. Süzülüp betondan akmalıydı kanalizasyona, su gibi damla damla. Uzanmalıydı denize kadar. Birleşmeliydi mavi sularla. Sabaha karşı yoksul bir balıkçının ağına takılmalı, yerinde duramayıp küçük kayıktan zıplamalıydı yine denize atmalıydı kendini. Belki küçük anlamsız bir balık olurdu. Ama biliyordu o her şeyin bir anlamı olduğunu. Anlamsızlığın bile…</p>
<p>Peki, sonra ne olacak diye düşündü genç adam. Denizdekiler bilecekler miydi onun derdinin ne olduğunu? Neden yanlarında olduğunu. Binlerce insan her gün yoldan gelip geçerken biliyorlar mıydı birbirlerinin ne hissettiklerini? Ya da sormaya cesaretleri var mıydı?  Soramayacak kadar onları meşgul eden şey neydi? Duygusuzlukları mı? Yoksa tam aksine duygusallıkları mı? Bütün bunlar dedi genç adam kendi kendine. Bütün bunlar insanlara özgü. O insan olmakla sınırlı kalmak istemiyordu oysaki. Onun içinde milyonlarca hayal vardı. O kadar çok şey olmak istiyordu ki o. Bazen kumsalda gelgitlere yakın bir kum tanesi olmak istiyordu mesela. Denizin serinliğini hissetmek, gündüz çocukların kumdan kalesi olmak, gece âşıklarla birlikte mehtabı seyretmek. Ve herkes gittiğinde bütün tutkulu gençler adına kumsalda sabahlamak istiyordu. Öyle ya daha bir sürü şey. Bir damla gözyaşı olmaya da hayır demezdi doğrusu. Sarışın bir kızın mavi gözlerinden akmış ya da esmer bir kızın deniz yeşili gözlerinden. Fark etmezdi onun için. O kadar özel hissedecekti ki kendini. Mutsuzluğun mutluluğu olacaktı belki de bu. Kuş olup insanlara gülmek, çiçek olup hoş görmek, şarkı olup dilden dile söylenmek, resim olup düşündürmek, şarap olup içilmek, baston olup yollara düşmek, simit olup martılara gitmek, rüzgâr olup izinsiz gezmek, bilgi olup dolaşmak, bilge olup koşuşmak, âşık olup kavuşmak, insan olup yaşamak ve her şeyden öte özgür olup özgür olmak istiyordu genç adam. (HAYAL GÜCÜNÜN ÖZGÜRLÜĞÜ)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3.perde</p>
<p>Selamlar!</p>
<p>Anlaşılmayan herkese selam olsun…</p>
<p>Benim asil dostlarım… Kardeşlerim, Sessiz çığlık atanlar… Gözyaşı dökmeden ağlayanlar…</p>
<p>Hepinize selam kardeşlerim… Dostlarım!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çok sevdiniz biliyorum… Hala aklınızda değil mi o?</p>
<p>Size boş verin demiyorum… Yaşayın hayatı onunla…</p>
<p>Açın şarkınızı inadına… Hüzünlü anlarınızın nedeni olsun…</p>
<p>O yaşadıkça yaşayın sizde onu… Kasmayın onu düşünün zamanı geldiğinde…</p>
<p>Ama başkalarıyla da gülümseyebileceğinizi unutmayın…</p>
<p>Gülümseyene ihanettir somurtmak bu hayatta!</p>
<p>Gülümseyin!</p>
<p>Sizde gülümseyin yaşayın hayatınızı dostlarım…</p>
<p>Öyle ya çok mu zamanımız var?</p>
<p>Hangimiz dün ne yaptığını biliyor… Oysaki daha dündü öyle değil mi?</p>
<p>Ama geçip gitti işte… Yaşamadıktan sonra ne anlamı kaldı dostlar?</p>
<p>Kardeşlerim hanginiz çektirdi hüzünlü anında fotoğraf?</p>
<p>Yok, öyle değil mi? O zaman fotoğraf çekinecek haller yaratın kendinize gülün eğlenin…</p>
<p>Yıllar nasıl akıp gidiyor hiç birimiz yetişemiyoruz hızına.</p>
<p>Saçlarınız beyazladığında anlamını bulmuş olmalısınız bu güzel hayatın!</p>
<p>Anlaşılmayan dostlarım… Kardeşlerim sizler bu dünyanın en harika insanlarısınız…</p>
<p>İnadına gülümseyin…</p>
<p>Ama asla ve asla es geçmeyin hayatı…</p>
<p>Hepimiz zaten ölmeyecek miyiz?</p>
<p>Eee boş boş durmak niye dostlar…</p>
<p>Kalkın ayağa herkes uyurken bir yürüyüş yapın…</p>
<p>Yarım saatliğine yaşadığınız yerin nöbetçisi olun, sabah güneşinde!</p>
<p>Açın dünyada milyonlarca kitap var…</p>
<p>Okuyun bakalım ne yazıyor o sayfalarda?</p>
<p>Yeni bir müzik dinleyin dostlar…</p>
<p>Belki sözleri olmasa da melodisi hoşunuza gider?</p>
<p>Merak edin&#8230; Araştırın dostlar!</p>
<p>Öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki kardeşlerim…</p>
<p>İnanın bana ömrümüz yetmez…</p>
<p>Şaşıracağız…</p>
<p>Gülümseyişiyle sizi de gülümsetecek o kadar çok bebek var ki bu dünyada!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gidip görmeliyiz onları ömrümüz tükenmeden önce, çabuk!</p>
<p>Tanımadığınız bir insanla ekmeğinizi paylaşın dostlar…</p>
<p>Bir parça ekmekle mutlu olan insanları görün…</p>
<p>Göründe selam verin onların bu mutluluğuna!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayat kısa!</p>
<p>Benim yazılarımda öyle!</p>
<p>Kısacası kardeşlerim…</p>
<p>İfade edin kendinizi…</p>
<p>Anlaşılmadıkça daha çok daha çok mücadele edin.</p>
<p>En azından “ben kendimi ifade etmeye çabaladım” diyebilin…</p>
<p>“Ne mutlu kendimi tam anlamıyla ifade ettim” diyebilene!</p>
<p>Sizler bu dünyanın umutlarının saklandığı yersiniz&#8230;</p>
<p>Sınırlarınızı zorlayın kardeşlerim…</p>
<p>Anlatın… Korkmadan… Çekinmeden… Göze alın…</p>
<p>Ölüp gideceksek eğer hiç kimse rezil olmaz…</p>
<p>Hiç kimse inanarak yaptığı bir şeyden utanmaz…</p>
<p>Ve hiç kimse kendi düşüncesinden korkmaz&#8230;</p>
<p>Duygularınızdan çekinmeyin… Sizi siz yapan onlar değil mi?</p>
<p>Anlaşılmak için ne bekliyorsunuz?</p>
<p>Bunu onlar değil siz yapacaksınız…</p>
<p>(FARKINDA OLMANIN GÜVENİ)</p>
<p><figure id="attachment_4140" aria-describedby="caption-attachment-4140" style="width: 499px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/shakespeare-romeo-ve-juliet.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4140 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/shakespeare-romeo-ve-juliet.jpg?resize=499%2C666" alt="Shakespeare’in Rome ve Jüliyet’i hiç sıradan bir eser olabilir mi?" width="499" height="666" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/shakespeare-romeo-ve-juliet.jpg?w=499&amp;ssl=1 499w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/shakespeare-romeo-ve-juliet.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4140" class="wp-caption-text">Shakespeare’in Rome ve Jüliyet’i hiç sıradan bir eser olabilir mi?</figcaption></figure></p>
<ol start="4">
<li>Perde</li>
</ol>
<p><strong>Sanatçı nasıl olunur</strong> sorusuna şahsi bir cevabım yok. Aslında düşününce insan sanatın daha tam olarak tanımını bulamayınca sanatçının tanımını yapmak ve olmak yolunda ilerlenecek adımları bilmekte çok zor. Anlamlılığında kaybolunan büyük bir deniz hatta okyanus bu. Zaten şöyle bir düşününce hemen fark ederiz aslında gerçek yaşamda neye sanat dediğimizi ve kimlere sanatçı olarak baktığımızı. Adını koyamadığımız hisleri, gizemleri, tutkuları yaşatır ve yansıtır bazı şeyler. Ama tam olarak yine de isim veremeyiz onlara. İşte onlardır sanat. Da Vinci’nin Mona Lisa’sına nasıl sıradan bir tablo olarak bakabilir miyiz ki? Ya da ona “resim” demek tatmin eder mi bizi? Peki, bizi tatmin etse de Mona Lisa’yı “resim” kelimesi tam olarak anlatır mı? Tabi ki hayır. Peki ya Shakespeare’in Rome ve Jüliyet’ine ne demeli. Hangimiz ciddi anlamda okuduktan sonra hayran olmayız ki. Bizi dünyamızın bayağılığından bir parçada olsa koparıp duyguların hala yaşanılabilir olduğu bir yerlere götüren o büyülü hikâye <em>sanat</em> değil de nedir?</p>
<p>Peki, bunları yaratan insanlar nasıl bu noktaya gelir. Açıkçası ben bunun öğrenimle olacağına inanmıyorum. Elbette ki eğitim ve öğrenim insana birçok şeyi katar. Hatta kişinin yaşam kalitesi bununla sınırlıdır. Ama yetenekler ancak ve ancak onların peşinden gidildiği sürece gelişir ve hayatta kalır. Sanatçının sanat işlevi yeteneğidir. Bu yeteneğin eğitimle ve öğrenimle gelişimi bir noktaya kadar gelir ve kalır. Onun asıl gelişimi aslında eğitim ve öğrenim işin içinden çıktıktan sonra toplumla sanat adamının baş başa kalmasıyla başlar. Okuma yazma bilmeyen çok yetenekli bir kişinin elbette ki önce eğitim alması gerekir. Ama bu kişinin bir şaheser yaratması içinde içinde yaşadığı hayatı tecrübe etmesi mutlaktır. İşte bu tecrübe etmesi denilen kavram kişinin derinliğiyle alakalı bir kavramdır. Kişi öncelikle hayatı nasıl algıladığının farkına varmalıdır mesela. Kendi içinde kendi kendini sorgulamalı ve söyleyecek bir şeyleri var mı düşünmelidir. Olaylara bakış açısı nedir, nasıl değerlendiriyor? Daha da önemlisi yaşanan olaylar ona ne hissettiriyor. Bütün bunlarla başlar ilk adımlar. Sonrasında kendini dinler sanat insanı. Söylemek istediği şeyin ne olduğunu fark etmeye başlar. Bunun önemini kavrar ve kendi kendine bunu kabullendirir. Bu paylaşılmaya değer ve insanların yararına olacak bir oluşumdur. Çünkü içinde her şeyden öte bir düşünce yada bir duygu vardır. İşte o anda anlarız ki sanatçı duygusal bir insandır. Çünkü gündelik yaşamda her insan duygularını kayda alıp, bir esere nakledip paylaşma isteği duymaz. Bu yeteneksizlikten değil gereksizliktendir. Burada sanatçının bir özelliği daha ortaya çıkar. Sanat insanı yaptığı eserin beğenilip beğenilmeyeceğini, gerekli olup olmadığını düşünmez. Böyle bir şey onun için zaten söz konusu bile olamaz. Onu yaparken duyduğu hazdır ona onu yaptıran. Sonrasında alacağı tepkinin bir anlamı yoktur. Ve kendini eseriyle ilgilenirken özgür kılar. Ortaya koymak istediği kavram bazen yıkıcı, şaşırtıcı, tutkulu, âşık ya da hüzünlü bir şekilde belirir. Bir oyun, şiir, kitap ya da film olabilir bu.  Ortaya çıktığında insanlara bir şeyler hissettirecek ya da insanları düşünmeye sevk edecek bir eserdir. Bu konudaki becerisi tamamen sanatçının becerisiyle eş değerdir. Yani bir eser ne kadar alanında başarılı olursa sanatçısı da o kadar yetenekli demektir. Onun yeteneği de toplumunun içinde bulunup onların göremediklerini gözlemleyip sunmasından oluştuğundan bu bir kısır döngüdür. Böylece sanatçıyla toplumu birbirinden ayıramayız. Ve ortaya birde şu özellik çıkar ki, sanatçı toplumla sürekli iç içe olacağından toplumda kabul görmüş bir kişi olmalıdır. Buda sanatçının ahlak sahibi, sevgi dolu, hoş görülü, nezaketli ve erdemli olması gibi toplumun genel geçer ahlak kurallarına uyması gerektiği düşüncesidir. Böylelikle sanatçı gerek yaptığı sanatla gerekse karakteriyle ve duruşuyla örnek bir kişi olmalıdır. Öyle olmalıdır ki sanat eserinin içeriğini yansıtsın…</p>
<p>Her ne anlamda olursa olsun <strong>sanat</strong>, insana güzel gelen ve ortaya çıktığında gözlemleyenlerde duygu uyandıran bir oluşumdur. Beğeni, takdir ve sevgi kazanmalıdır. Çünkü bunların ardında bir anlam taşımaktadır. Anlamı sanatçı yükler. Çünkü onun (yaşanmış duyguların yolundan geçmişliği, hayal gücünün özgürlüğü ve farkında olmanın güveni) ruhu vardır. Ve çoğu zaman <strong>sanatçı olmak</strong> için açık açık yazmak değil de parantez içinde dünyalar kurmak gerekir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/">Sanatçı Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4136</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşık Olanın Şiiri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/asik-olanin-siiri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/asik-olanin-siiri/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Jun 2016 08:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4131</guid>
				<description><![CDATA[<p>amansız bir gökyüzü yetiştirirdin aşkta mevsimlerinde göçlerini unuturdu kuşlar uçurum kenarlarına bir yağmurun habercisi olarak gelirdin, geldiğin yerlerden bahar kokulu incelikler getirirdin. &#160; şehrine girer seni sorardım kuşlar gözlerini buluştururdu sokaklar ile ve bir baharın menevişli hatırası sarıp sarmalardı. &#160; bilincindeydi toprak ile gökyüzü arasındaki suya bile direnen nesneler bir şiirin mısrasından bir filmin şeridinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asik-olanin-siiri/">Aşık Olanın Şiiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>amansız bir gökyüzü yetiştirirdin aşkta</p>
<p>mevsimlerinde göçlerini unuturdu kuşlar</p>
<p>uçurum kenarlarına bir yağmurun habercisi olarak</p>
<p>gelirdin,</p>
<p>geldiğin yerlerden bahar kokulu incelikler getirirdin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>şehrine girer seni sorardım</p>
<p>kuşlar gözlerini buluştururdu</p>
<p>sokaklar ile</p>
<p>ve bir baharın menevişli hatırası</p>
<p>sarıp sarmalardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>bilincindeydi toprak ile gökyüzü arasındaki</p>
<p>suya bile direnen nesneler</p>
<p>bir şiirin mısrasından bir filmin şeridinden</p>
<p>seni sevdikçe örüldüğünün.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>şimdi</p>
<p>gör ve dinle</p>
<p>ateşini suyunu toprağını</p>
<p>sonra yaşa ve anla</p>
<p>her şeyin sevmek olduğunu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asik-olanin-siiri/">Aşık Olanın Şiiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/asik-olanin-siiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4131</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Orhan Pamuk: Kırmızı Saçlı Kadın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/orhan-pamuk-kirmizi-sacli-kadin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/orhan-pamuk-kirmizi-sacli-kadin/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Jun 2016 05:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Yöndemir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Pamuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4124</guid>
				<description><![CDATA[<p>Popüler kültürde ülkemiz ve dünya çapında önemli bir yeri olan yazarımız Orhan Pamuk&#8216;un son kitabı Kırmızı Saçlı Kadın romanını okumadan edemedim. Elimize alınca Kırmızı Saçlı Kadın romanını, ismiyle uyumlu kapak tasarımı ve yeni baskı kitaplarda görülen keskin matbaa kokusu insanı okumaya cezbediyor. Olay, Tanzimat edebiyatından beri kitaplarımızda işlenen doğu batı çatışması üzerine kurulu. Doğu&#8217;nun Rüstem’ine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/orhan-pamuk-kirmizi-sacli-kadin/">Orhan Pamuk: Kırmızı Saçlı Kadın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Popüler kültürde ülkemiz ve dünya çapında önemli bir yeri olan yazarımız <strong>Orhan Pamuk</strong>&#8216;un son kitabı <strong>Kırmızı Saçlı Kadın</strong> romanını okumadan edemedim.</p>
<p>Elimize alınca Kırmızı Saçlı Kadın romanını, ismiyle uyumlu kapak tasarımı ve yeni baskı kitaplarda görülen keskin matbaa kokusu insanı okumaya cezbediyor.</p>
<p>Olay, Tanzimat edebiyatından beri kitaplarımızda işlenen doğu batı çatışması üzerine kurulu. Doğu&#8217;nun Rüstem’ine karşı Batı&#8217;nın Oedipus’u konu bakımından oldukça basite kaçan &#8220;nobel ödüllü’’ yazarımız, başyapıtını romantik öğelerle süslüyor. Basit tesadüfler romana şekil veriyor. Mesela babasının ilişkisi olduğu kadınla birlikte olması ve bu ilişkiden bir çocuğu olması örneklerinde görüldüğü gibi edebiyat tarihçileri tarafından romantizmin kurucusu kabul edilen Victor hugo’yu bile gölgesinde bırakıyor. Ayrıca yazarımız Tanzimat döneminin ünlü gazetecisi Ahmet Mithat Efendi&#8217;nin geleneğini sürdürerek romanın akışını sık sık keserek bize Kral Oedipus&#8217;i, Rüstem ile Sührab’ın hikayesini açıklayarak ve karşılaştırarak akıcılığı sınırlandırıyor. İlk roman örneklerinde rastladığımız bu özellikler bize yaklaşık 150 yıllık bir nostalji hissi yaratıyor.</p>
<p><figure id="attachment_4127" aria-describedby="caption-attachment-4127" style="width: 192px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-pamuk-kirmizi-sacli-kadin.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4127 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-pamuk-kirmizi-sacli-kadin-192x300.jpg?resize=192%2C300" alt="Elimize alınca Kırmızı Saçlı Kadın romanını, ismiyle uyumlu kapak tasarımı ve yeni baskı kitaplarda görülen keskin matbaa kokusu insanı okumaya cezbediyor." width="192" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-pamuk-kirmizi-sacli-kadin.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-pamuk-kirmizi-sacli-kadin.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4127" class="wp-caption-text">Elimize alınca Kırmızı Saçlı Kadın romanını, ismiyle uyumlu kapak tasarımı ve yeni baskı kitaplarda görülen keskin matbaa kokusu insanı okumaya cezbediyor.</figcaption></figure></p>
<h2><span style="background: white;">Kırmızı Saçlı</span><span class="apple-converted-space"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'; color: #222222; background: white;"> </span></span><span style="background: white;"><span style="text-align: start; float: none;">K</span><span style="text-align: start; float: none;">adın</span></span></h2>
<p>3 bölümden oluşan <strong>Kırmızı Saçlı Kadın</strong> romanı, Cem’in çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemlerini anlatıyor.</p>
<p><em>Orhan Pamuk</em>&#8216;un yaşamından da pay alan kahramanımız Cem’in düşüncelerindeki olgunlaşma Mevlana’nın &#8220;hamdım, piştim, yandım.’’ sözüyle özetlenebilir.</p>
<p>Cem’in bazı eleştirmenler tarafından günümüz Türk’ünü incelediği söylense de Cem’in günümüz Türk’ünü anlattığı söylenemez. Cem, Orhan Pamuk‘un gözünden Türk çocuğunu, Türk gencini, Türk yetişkinini nasıl somutlamaya çalıştığını bir örnektir.</p>
<p>İyi okumalar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/orhan-pamuk-kirmizi-sacli-kadin/">Orhan Pamuk: Kırmızı Saçlı Kadın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/orhan-pamuk-kirmizi-sacli-kadin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4124</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YOLCU</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yolcu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yolcu/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Jun 2016 05:33:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4105</guid>
				<description><![CDATA[<p> “Öyle ya. Bize umut düşmana korku ve haber bültenlerine ölüm fotoğrafları gerek” Her yolcunun bir rotası olmalı yola düşmeyi tercih edenler için tabi.  Ben rotası olmayanlardanım. Bu yüzden otoban şeritlerini takip ederim. Elbet bir yere götüren her yolun üzerinde onu takip eden uzun şeritleri vardır. Beton asfaltın üzerinde genelde beyaz bazen sarı. Rotası olmayan yolcunun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolcu/">YOLCU</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em> “Öyle ya. Bize umut düşmana korku ve haber bültenlerine ölüm fotoğrafları gerek”<strong><br />
</strong></em></p>
<p>Her yolcunun bir rotası olmalı yola düşmeyi tercih edenler için tabi.  Ben rotası olmayanlardanım. Bu yüzden otoban şeritlerini takip ederim. Elbet bir yere götüren her yolun üzerinde onu takip eden uzun şeritleri vardır. Beton asfaltın üzerinde genelde beyaz bazen sarı. Rotası olmayan yolcunun pusulası onlar, şaşmaz. Şeritleri takip edin, Tanrıyı değil.</p>
<p>Yolu uzun olanlardanım ben. Güneşin en tepede olduğu anda sığınacak tek bir gölgenin olmadığı yollar. Tek umudunuzun ufuktaki tepenin ardında bir benzinliğin olduğu yollar. Ufukta beklediğiniz kaç tepenin ardı boştur? Bunu sayamadığınız yollar.  Dakikalar, saatler, günler…</p>
<p>İşte Kızılay Meydanı. Biraz ilerde Cemal Gürsel Caddesi. Taksim Meydanı. Siyasal Bilgiler ve Kurtuluş Parkı. Arkadaşlar orada. Kazanlar dolusu çorba kaynatmıştır şimdi Berna. Ah Berna!</p>
<p>Yolu uzun olanlardanım. Acele edin soğumasın çaylar. Beyler akşam 8 de Dil Tarihte unutmayın. Öyle ya. Bize umut düşmana korku ve haber bültenlerine ölüm fotoğrafları gerek. Gölge gerek arkadaşlar güneş çok tepede ve ufukta sadece küçük bir tepe.</p>
<p>Tanrıya hesap soranlardanım. “Gel hele gel. İlahi adalet bunun neresinde”. Genelde haksız olduğu halde tartışmayı o kazanır. Yola çıkmadıysam ben de kalkıp pencereyi açarım. Pencereden belime kadar sarkarak tansiyonum düşüne kadar sigara içerim. Sonra üzerimdeki kıyafetlerden kurtulur, anam beni nasıl doğurduysa acıya, öyle dolaşırım evin içinde. Sonra büyük ihtimal televizyonda cüklerine kamış takan yerlilerin anlatıldığı bir belgesel vardır. Memeleri dizlerine kadar sarkan bir kadın bütün çıplaklığıyla medeniyetinize sokayım dercesine güler kameraya. Anasının oturmasına gerek kalmadan memesinden süt emen küçük kara çocuğun mutluluğunu gördükçe çileden çıkıp ana bacı söverim önce kapitalizme sonra oğlu olan Tanrıya.</p>
<p>“Kim sikti lan ruhumu”. Acıktım. Dolapta ne zamandan kaldığını bilmediğim bir günah olacaktı. Biraz da baharat koymalı, bu adar acı yetmez. Ağzına sıçmalıyım bu ruhun. Kaç zaman oldu bedeni ruhundan çıkalı. Tanrıya sormalı. İlahi Adalet bunun neresinde ey Tanrı! Ondan başka kimse bilemez bunu en azından bedeni ortada olsaydı.</p>
<p>Tanrım! Kaç zaman oldu acaba, Adem cennetin ortasına sıçalı?</p>
<p>Peki kimin piçi bu geri zekalı ruh sancısı.</p>
<p>Dedim ya yüksek sesle konuşurum ben. “Bir zamanlar kendimi bulunmaz bir Hint kumaşı zannederdim” diye bağırırım. Ne zaman bağıra çağıra şiir okusam aniden Tanrı çıkar karşıma. “Sus geri zekalı Adem” diye çıkışır. Uzaklara kaçasım gelir benim de tıpkı Adem gibi. Çünkü Tanrı muhatabım değildir benim. Çözümü uzaklarda ararım. Sorgulama şansı tanımam kendime. Evrenin tüm çelişkilerini sırtlar düşerim yollara. Kenar çizgileri vardır yollarımın. Otoban şeritleri de denir hani. Uzun ya da uzak. Beton asfaltın üzerinde sarı, çoğu zaman beyaz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolcu/">YOLCU</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yolcu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Buluşma Yeri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Jun 2016 11:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fasntastik edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4100</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ağır ateşte pişen kahve gibi takırdıyor dişlerim. Soğuğun bu kadar soğuyabileceğini hayal bile edemezdim. Eldivenlerimi bile hissedemiyorum, avuçlarım çıplak sanki. Hava, burnumu tırmalayarak giriyor içeri, ciğerlerime dek taşıyor keskinliğini. Bu donuk zamanda; son baharın dökülen yapraklarını bile özledim, yeter ki hareket olsun. Beklemek, tek başına olmaktan daha yalnız hissettiriyor. Ağlamaktan değil, soğuktan yaşarıyor gözlerim. Göz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/">Buluşma Yeri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ağır ateşte pişen kahve gibi takırdıyor dişlerim. Soğuğun bu kadar soğuyabileceğini hayal bile edemezdim. Eldivenlerimi bile hissedemiyorum, avuçlarım çıplak sanki. Hava, burnumu tırmalayarak giriyor içeri, ciğerlerime dek taşıyor keskinliğini. Bu donuk zamanda; son baharın dökülen yapraklarını bile özledim, yeter ki hareket olsun. Beklemek, tek başına olmaktan daha yalnız hissettiriyor.</p>
<p>Ağlamaktan değil, soğuktan yaşarıyor gözlerim. Göz kapaklarımın kuytusunda, kirpiklerimin birleştiği yerde, aşağı süzülemeyen damlalar katılaşıyor. Durduk yere insanın canı yanar mı? Parçalanıp, pul pul dökülüyorum işte. Kalbim, kaburgalarımı çatırdatarak hareket ediyor. Daha fazla bekleyemeyeceğim.</p>
<p>Rüzgarın oluşamayacağı kadar soğuktan ağırlaşmış havanın içinde, yol açmaya çalışıyorum bedenime. Taşa dönmüş ayaklarımı oynatan, sahiden ben miyim? Kar yok, buz yok, yalnızca soğuk&#8230; Tüm eklemlerimin varlığını sızlatacak kadar soğuk. Yürüdükçe, çivilerin üzerinde yol alır gibi, sancılarla hayata dönmeye başlıyor ayak parmaklarım. Yürümek de denemez ya buna, sürüklüyorum kendimi heykele dönmeden önce. Kalbim, bedenimi ısıtmak için öylesine çırpınıyor ki; salıversem, kanatsız da uçabilecek.</p>
<p>Uçamayan balonlardan yapılma yuvama varınca rahatlıyorum biraz. Ardımda bıraktığım dünyada hava koyulaşıyor. Karanlık da yok, aydınlık da zamanın bu köşesinde. Açılıp koyulaşan renksiz bir gök asılı, bulutlar bizi terk ettiğinden beri. Onlara kızamıyorum. Umarım, bekleyemediğim için O da bana kızmaz.</p>
<p>Evimin ortasında, şimdi yapraksız kalmış bir meşe ağacı var. Onun meyvelerinden başka yiyeceğim kalmadı. Yemesi zevksiz olsa da, hayatta kalmamı sağlıyor. Kovuğundan akan pınarın ılık suyuyla ısınıyorum. Bir köşede çoktandır uyuyan kaplumbağanın nefesi arkadaşlık ediyor rüyalarıma. Her uyandığımda, tavanımın mavi balonlarını sayıyorum. Hepsine gülen yüz çizdim, onlar da beni saysınlar diye.</p>
<p>Baş parmağımdan sarkan ipi çekip söküyorum eldivenlerimi. Özgür kalan ellerim, hemen bir atkı örüyor onlardan, kar tavşanlarının hapşırıklarını duydum çünkü. Meşenin en tepesine, balonların da üzerine çıkıp izliyorum. Hava kadar donuk, gökyüzü kadar koyu kürkleri görülmelerini zorlaştırıyor. Tek şansım, minik pembe burunlarını oynatmaları, çünkü hapşırıyorlar.</p>
<p>Atkıyı, birinin kuyruğuna dolamayı başarıyorum. Aniden sıçrayıp kurtulmaya çalışıyor. O kadar kolay değil! Meşe ağacım ve balonlarımla, ne zamandır bu güne hazırlanıyorduk. Tavşanın sıçramasıyla, balon evim, ben ve içindekiler havalanıyor. Neyseki; kaplumbağa bu kalkışla uyanmadı. Durduğu yere kadar tavşanlayız. Balonların dışında, kaskatı, kuyruğunu bırakmıyorum.</p>
<p>Durduğu yere kadar gitmek zorunda değiliz. Bu güzel papatyaları bulmuş olmak bizim için yeterli. Kış tavşanı, bağımız koptuğu anda gözden yitiyor. Burada; meşe filizlenip, kaplumbağa uyanana dek bekleyebilirim. Ve yolculuğa hazır kırlangıçlarla O&#8217;na haber gönderip, buluşma yerimizin değiştiğini söyleyebilirim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/">Buluşma Yeri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4100</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Garip Orhan Veli&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Jun 2016 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Veli Kanık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4086</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;da, Boğaziçi&#8217;nde bir garip Orhan Veli tanıdık, tarifsiz kederler içerisinde. Birçoğumuz için şiiri sevdiren isim oldu. Kafiyeden, aruzdan, ölçüden uzak, özgür şiirleri vardı, herkes anlasın dercesine. Sade dili, duru anlatımı ve doğallığı şiirin böyle bir yüzü de varmış dedirtti bizlere. Yakın dostları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile başlattığı Garip direnişinde, galip olmayı başardı. Döneminin hem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/">Bir Garip Orhan Veli&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;da, Boğaziçi&#8217;nde bir garip Orhan Veli tanıdık, tarifsiz kederler içerisinde. Birçoğumuz için şiiri sevdiren isim oldu. Kafiyeden, aruzdan, ölçüden uzak, özgür şiirleri vardı, herkes anlasın dercesine. Sade dili, duru anlatımı ve doğallığı şiirin böyle bir yüzü de varmış dedirtti bizlere. Yakın dostları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile başlattığı Garip direnişinde, galip olmayı başardı. Döneminin hem eleştirilen hem de alkışlanan şairlerinden biri oldu, ancak ölümünün ardından 65 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugünün insanları kendisinden vazgeçmedi.</p>
<p>İstanbul&#8217;da doğan, sadece 36 yıllık yaşamına dünyaları sığdıran Orhan Veli; Galatasaray Lisesi&#8217;nde eğitim gördü. Bu süreçte 13 yaşındayken yol arkadaşı Oktay Rıfat&#8217;la ve 16 yaşındayken de Melih Cevdet&#8217;le tanıştı. Onlarla birlikte Garip akımının temsilcisi ve büyük bir kafiye düşmanı olmasına rağmen, Aşiyan&#8217;da bulunan mezar taşına şöyle yazıldı:</p>
<p style="text-align: center;"><strong>&#8220;Orhan Veli</strong><strong> &amp; </strong><strong>1914-1950&#8243;</strong></p>
<h2>Yazık Oldu Süleyman Efendi&#8217;ye&#8230;</h2>
<p>Hayattan beslenen ve yaşadığı her şeyi şiire yansıtabilen bir şair oldu. Öyle ki, Süleyman Efendi&#8217;nin nasırı bile şiirlerinde yer alabildi.</p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Hi</em><em>çbir şeyden çekmedi dünyada</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Nasırdan çektiği kadar</em><em>&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Şiirlerini kaleme aldığı dönemde ağır eleştiriler altında kaldı <strong>Orhan Veli</strong>. Eleştirildiği şiirlerinden biri de bu oldu. Şiirlerde romantik bir ruh arayan şairler, Veli&#8217;nin nasırlı şiirini banel buldular ve edebi değer taşımadığını iddia ettiler.</p>
<p><figure id="attachment_4088" aria-describedby="caption-attachment-4088" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4088 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg?resize=540%2C360" alt="Orhan Veli okumak, gökyüzünü maviye boyamaktır..." width="540" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4088" class="wp-caption-text">Orhan Veli okumak, gökyüzünü maviye boyamaktır&#8230;</figcaption></figure></p>
<h2>Orhan Veli okumak, gökyüzünü maviye boyamaktır&#8230;</h2>
<p><em>Orhan Veli</em> okumak, aşık olmak istemektir. Yeniden sevmek, hem de öyle böyle değil, büyük bir coşkuyla sevmek istemektir. Güzel havaların tadını çıkarmaktır, sonra mırıldanmaktır, &#8216;Beni bu güzel havalar mahvetti&#8217; şiirini. Ebemkuşağı renginde hayaller kurmaktır ve fark etmektir avareliğin en güzel yanını. Sonra ömründe hiç görmeyecek olsa bile Rumeli Hisarı&#8217;na karşı aşk acısı çekmektir, hisarın karşısındaki bakkaliyeden içecek bir şeyler alıp, karşı kıyıdan gelen sevgilinin heyecanını yaşamaktır. Gözleri kapatıp İstanbul&#8217;u dinlemek istemektir, giden geminin ardından şiirler dokumaktır. <em>Orhan Veli</em> okumak, o meşhur Dalgacı Mahmut&#8217;a eşlik edip gökyüzünü maviye boyamaktır&#8230;</p>
<p>36 yıllık kısacık ömrüne, birbirinden lezzetli şiirler sığdırmış ve onlarla dolu sandığını, bizlere bırakmış Orhan Veli. Bugün adım attığımız her yerde, hissettiğimiz her duyguda ondan bir şeyler bulabiliyoruz. Bursa&#8217;ya yolumuz düştüğünde, hangi birimiz hatırlamıyoruz, Orhan Veli&#8217;nin <strong><em>&#8220;Gemlik&#8217;e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma&#8221;</em></strong>, dizelerini? Ve de bir iş çıkışı, bizi evimize götüren yol, yokuş yukarıysa, dökülmüyor mü dudaklarımızdan bu dizeler?</p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;</em><em>Öteki dünyada akşam vakitleri</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Fabrikamızın paydos saatinde</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Bizi evlerimize götürecek olan yol</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Böyle yokuş değilse eğer</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Ölüm hiç de fena bir şey değil.</em><em>&#8220;</em></p>
<p><figure id="attachment_4089" aria-describedby="caption-attachment-4089" style="width: 320px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-veli.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4089 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-veli.jpg?resize=320%2C400" alt="Orhan Veli &amp; 1914-1950" width="320" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-veli.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-veli.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4089" class="wp-caption-text">Orhan Veli &amp; 1914-1950</figcaption></figure></p>
<p>Ölüm fena bir şey değildi, ama ölümün fena hali Veli&#8217;nin başında geldi. 10 Kasım haftasında Ankara&#8217;ya giden Orhan Veli, belediyenin açtığı çukura düştü ve beyin sarsıntısı geçirdi. 4 gün sonrasında İstanbul&#8217;a dönmüş ve bir arkadaşını evinde ziyaret ediyorken, başında oluşan şiddetli ağrı ölümün sinyallerini verdi. Palaspandıras hastaneye kaldırılan şair, beyin kanaması geçiriyor olmasına rağmen, alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi altına alındı. Beyninde çatlayan damar, çok sonra fark edildi ve ünlü şair 14 Kasım 1950&#8217;de, henüz 36 yaşındayken hayatını kaybetti.</p>
<p>Kimselere benzemiyordu <u>Orhan Veli</u>. Herkesten çok başkaydı. Kendi hayal dünyasında yaşıyor, hep birkaç basamak yukarıda duruyordu. Bu kadar yüksekte olan birinin, aklı da alçakta olamazdı elbette. Ne umurunda olurdu, belediye çukurları onun, masmavi gökyüzü varken. Tek derdi boyamaktı gökyüzünü, hepimiz uykudayken&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/">Bir Garip Orhan Veli&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4086</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şaban Taş’ın SAFRAN Şiir Kitabı Yayınlandı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/saban-tasin-safran-siir-kitabi-yayinlandi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/saban-tasin-safran-siir-kitabi-yayinlandi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 16 Jun 2016 11:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4056</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat Duvarı yazarlarından Şaban Taş’ın “Safran” adlı şiir kitabı yayınlandı. Şaban Taş, Safran kitabında şiirlerini ve bazı kısa öykülerini topladı. Türk dili ve edebiyatı mezunu ve halen öğretmenlik yapan Şaban Taş’ın kitabı kitapçılardam online alışveriş marketlerin satın alınabilir. Şaban Taş &#8211; Safran Safran kitabının tanıtım bülteninden bir parçayı siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz. “Gitmek, sadece kaybedenlerin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saban-tasin-safran-siir-kitabi-yayinlandi/">Şaban Taş’ın SAFRAN Şiir Kitabı Yayınlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat Duvarı yazarlarından <strong><a href="http://www.sanatduvari.com/yazar/sabantas/" target="_blank">Şaban Taş</a>’ın “Safran” adlı şiir kitabı</strong> yayınlandı. Şaban Taş, <em>Safran</em> kitabında şiirlerini ve bazı kısa öykülerini topladı. Türk dili ve edebiyatı mezunu ve halen öğretmenlik yapan Şaban Taş’ın kitabı kitapçılardam online alışveriş marketlerin satın alınabilir.</p>
<h2>Şaban Taş &#8211; Safran</h2>
<p><em>Safran</em> kitabının tanıtım bülteninden bir parçayı siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.</p>
<p>“Gitmek, sadece kaybedenlerin bahanesel bir eylemi değildir. Bazen gitmeler çok şey kazandırır insana. Bir kapıya mesela… Kolay değildir aşkın kapısına gitmek. Öyle içeri destursuz da girilmez. Kapı tıklanır önce. İçeride biri var mı yok mu öğrenilir. Ne zaman ki kapı açılır, buyur edinildiğinde girilir içeri. Öyle bodoslama da değil. Anadan doğmuşcasına tertemiz girmek gerek. Elinde varsa sopa kenara bırakılarak, temizleyerek ayağındaki çamuru… Öyle dışarıdan gelindiği gibi girilmez içeriye. Ha çalmasını da bilmek gerek kapıyı. Öyle topla tüfekle yıkarak değil. İçeridekine zarar vermeden, ürkütmeden… Adabına uydurarak çalmak… Kalabalık da gidilmez aşkın kapısına. Bayramlık elbiselerini çekerek bir başına… Bayramlık diyorum, çocuklar gibi şeker toplamaya değil. Temelli gideceksin gittin mi. Öyle hasta ziyareti gibi kısa olmayacak. Gitmekle de bitmiyor iş. Öyle bir karşılamak gerekir bazen, geleni pişman etmeden… Süpürülmüş olacak kapının önü her zaman. Süpürge merdivene yaslanmış, odunlar hazırlanmış, camlar silinmiş olacak. Gelen, bacadaki dumanı gördüm mü, çekidüzen verecek kendine. Nereye geldiğini görüp iffetine iffet katacak. Kolay değildir karşılamak öyle herkesi. Kapı tık ettim mi camdan bakacak. Öyle hemen buyur etmeyecek. Hem istiyorsa hoş geldin diyecek, niye geldin değil. İçeriyi toparlamış, kıyı bucak temizlemiş olacak ki evi, toz kapmasın gelen. Ve en önemlisi çay ocakta olacak. Daha adımını atmadan içeriye, anlayacak ki hoş sohbet var bu evde. Diyecek ki gönüllere izzet-i ikram var. Velhasıl-ı kelam zordur aşk kapısı. Baştan aşağı bir çini işçiliği ister. Bir adımda bin düşünmek ister. Derya deniz ister belki de bulmak o kapıyı.”</p>
<p>Yazarımız Şaban Taş’ın ilk kitabını alarak hem destek olabilir hem de bu güzel satırları okurken keyifli dakikalar yaşayabilirsiniz.</p>
<p>İyi okumalar.</p>
<p><figure id="attachment_4058" aria-describedby="caption-attachment-4058" style="width: 555px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/safran-siir-kitabi-sabantas.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4058 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/safran-siir-kitabi-sabantas.jpg?resize=555%2C694" alt="Şaban Taş - Safran" width="555" height="694" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/safran-siir-kitabi-sabantas.jpg?w=555&amp;ssl=1 555w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/safran-siir-kitabi-sabantas.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 555px) 100vw, 555px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4058" class="wp-caption-text">Şaban Taş &#8211; Safran</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saban-tasin-safran-siir-kitabi-yayinlandi/">Şaban Taş’ın SAFRAN Şiir Kitabı Yayınlandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/saban-tasin-safran-siir-kitabi-yayinlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4056</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Boşluk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bosluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bosluk/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 16 Jun 2016 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özgenur Öge]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4077</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazmak, çok yazmak. En çok seni yazmak, her yere seni yazmak. Yutkunamamak, acının, kederin, kimsesizliğin boğazında düğümlenmesi ve hatta nefes alamamak. Bazen ağlayamamak, göz pınarlarının kuraklaşması. Göz çanağının kan kırmızı olması. Ve yine en çok yaşayamamak. Uyumak, uyanmak, yemek, içmek, saatlerce oturmak, düşünmek, konuşmak ama yaşayamamak. Acımak, en içten acımak. Tüm hücrelerinin en ağır en [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bosluk/">Boşluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazmak, çok yazmak. En çok seni yazmak, her yere seni yazmak.</p>
<p>Yutkunamamak, acının, kederin, kimsesizliğin boğazında düğümlenmesi ve hatta nefes alamamak.</p>
<p>Bazen ağlayamamak, göz pınarlarının kuraklaşması. Göz çanağının kan kırmızı olması.</p>
<p>Ve yine en çok yaşayamamak.</p>
<p>Uyumak, uyanmak, yemek, içmek, saatlerce oturmak, düşünmek, konuşmak ama yaşayamamak.</p>
<p>Acımak, en içten acımak. Tüm hücrelerinin en ağır en şiddetli acılara çarptırılması.</p>
<p>İşte tüm bunlar senin yokluğun.</p>
<p>İçi dolmayacak boşluğum. Umutsuzluğum, mutsuzluğum, yorgunluğum.</p>
<p>Gidiyorlar efendim. Bir daha hiç dönmemek üzere, bizi savaşta komutansız bırakıp gidiyorlar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bosluk/">Boşluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bosluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4077</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tazminat Davası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Jun 2016 14:20:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4073</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir gök gürültüsü tepemizde Haziranda üstelik, Öyle bir yağmur ki sorma Yenikapının çingene şenlikleri sanki Böyle büyük bir cümbüşün içinde Tramvay cesetleri uzanmış Üstü başı yırtık, mavi gözlü bir kızın  dilendiği caddede Ve yamalı eteklerinde bir kuş sürüsü Uçmayı beceremeyen  acemi kırlangıçlar Turuncuya boyanmış, reçel ağaçlarına tüneyip Hali hazırda sevişmişken üstelik Oturup küçücük balkonumuzda Elimizde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/">Tazminat Davası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gök gürültüsü tepemizde</p>
<p>Haziranda üstelik,</p>
<p>Öyle bir yağmur ki sorma</p>
<p>Yenikapının çingene şenlikleri sanki</p>
<p>Böyle büyük bir cümbüşün içinde</p>
<p>Tramvay cesetleri uzanmış</p>
<p>Üstü başı yırtık, mavi gözlü bir kızın  dilendiği caddede</p>
<p>Ve yamalı eteklerinde bir kuş sürüsü</p>
<p>Uçmayı beceremeyen  acemi kırlangıçlar</p>
<p>Turuncuya boyanmış, reçel ağaçlarına tüneyip</p>
<p>Hali hazırda sevişmişken üstelik</p>
<p>Oturup küçücük balkonumuzda</p>
<p>Elimizde bir sigara</p>
<p>Alnımız meltem esintisinde</p>
<p style="text-align: left">             &#8230;</p>
<p>Sanma ki boş yere bunca mucize</p>
<p>Boş yere kokmuyor papatyalar</p>
<p>Çağlamıyor deniz</p>
<p>Ve boş yere  direnmiyor ayrık otları,</p>
<p>güneşten sararmış ekinlere</p>
<p>Kimse türkü yakmıyor bir diğerine durduk yere</p>
<p>Fışkırmıyor toprak yeşilliği</p>
<p>Kısacası canım benim</p>
<p>Tazminatıdır Adem’in bu güzellikler</p>
<p>Gıyabında elbette bizim</p>
<p>Cennetten kovulmamızın karşılığı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/">Tazminat Davası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4073</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırcı- Bir Suriye Masalı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Jun 2016 11:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4053</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat kuşların vaktiydi. Mutlu bir hikâye varsa eğer, güneşin yarı aralıklı pencereden içeri dolmaması olmazdı tabi ki. Esen yelin seni sıcak yatağından yüzünü okşayarak kaldırması da işin cabası olsa gerek. Telefonun alarmı kurulmuş ve daha çalmadan uyanılmıştı. Daha gözlerini açar açmaz genç adam hissetmişti günlerdir hayalini kurduğu anın geldiğini. Heyecanlıydı. Yataktan bir hışımla fırlayarak yüzünü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/">Kırcı- Bir Suriye Masalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saat kuşların vaktiydi. Mutlu bir hikâye varsa eğer, güneşin yarı aralıklı pencereden içeri dolmaması olmazdı tabi ki. Esen yelin seni sıcak yatağından yüzünü okşayarak kaldırması da işin cabası olsa gerek. Telefonun alarmı kurulmuş ve daha çalmadan uyanılmıştı. Daha gözlerini açar açmaz genç adam hissetmişti günlerdir hayalini kurduğu anın geldiğini. Heyecanlıydı. Yataktan bir hışımla fırlayarak yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı. Annesi neredeyse bin yıldır mutfakta ona kahvaltı hazırlıyor, yemekler pişiriyordu. Oğlunun eşikten dışarı aç adım atmasına gönlü hiçbir zaman razı gelmemişti. Bir tane oğlu vardı ve onun için atan bir kalbi… Genç adam kuşların vaktinde uyanırken annesi kargalar kahvaltısını yapmadan ayakta olurdu. Odasına gitti, saatlerce uğraştı. Kravatın birini çıkarıp birini taktı. Diğerinin rengi kapalıydı öbürü ise çok açık. Bu ceket pantolona uymazdı, pantolon ayakkabıya… Sonunda hazırlanmıştı. Çeyrek asırlık ses tonuyla yine aynı sözler çıktı ağzından. ‘’Ben çıkıyorum anne.’’ Bin yıllık aynı telaşla kahvaltı yapması gerektiği söylenmiş fakat sözü dinlenmemişti. Çeyrek asırlık beyniyle kafa tutuyordu sanki koskoca tarihe. Annesi mutfağa geçmiş, kendi hazırladığı kahvaltıyı yine masada hiç kıpırdamadan duran eşiyle yapmıştı. Her gün tozunu alır ve her gün öperdi onu. Hiç bıkmamıştı ondan. Bıkmayacaktı…</p>
<p>Genç adam hızla dolmuşa bindi. Heyecandan para üstünü bile almamıştı. Her zamanki buluştukları yere gitti. Aynı masaya aynı sandalyeye oturdu. Ve beklemeye başladı. Bilerek erken gidiyordu. Çünkü beklerken onun hayalini kurmak mutlu ediyordu kendisini. Sevdiği kızla evlenecek, her istedikleri olacaktı. İlk önce kendilerine küçük, samimi ve iki kişilik ev yapacaktı. Tabi evlendikten sonra annesi kalamazdı onlarda. Yoksa ne der karısı değil mi! Daha sonra bir araba alacak hafta sonları pikniğe gidecekti karısıyla! Hayallere dalan genç adam sevgilisinin sesiyle irkildi. Sarıldılar, dudaklar yanakları ıslattı, eller birbirleriyle buluştu ve öyle de kaldı. Seni seviyorumlar masaya serildi. En derinde kalan ve kalması gereken aşkları da döküldü dillerinden. Kız onun için ölüyordu, genç adam ona hasretti. Ayrılmak istemiyorlardı ve söz bile verilmişti, biri diğerini asla kırmayacaktı. Genç adam zamanın geldiğini hissetmişti. Önündeki çayı masanın kenarına sürükledi, elini kıza hissettirmeden cebine götürdü. Aniden ter dökmeye başladı. Yoksa almamış mıydı yüzüğü. Sabah aceleden unutmuş olmalıydı. Kendi kafasına ağır bir küfür sallamak üzereyken eline geliverdi yüzük kutusu. Kendisi koymamıştı cebine. Daha düşünmeye bile fırsat bulamazken annesi geldi aklına. ‘’Annem’’ diye geçirdi içinden. O koymuş olmalı cebine. Ama nasıl olabilir ki? Sabah neredeyse on tane ceket değiştirmişti yirmi gömleğe nazaran. Çeyrek ömürlük beyni yetmemişti bu sırrı çözmeye. O bir anneydi. Oğlunun hangi gömleği ilk önce deneyip hangisini giyeceğini ve en sonunda seçeceği ceketin hangisi olacağını biliyordu. Geceden koymuştu yüzüğü cebine. Çünkü biliyordu, sabah olunca aceleden unutacaktı oğlu. Genç adam gülümsedi. Keşke diye geçirdi içinden. Kahvaltıyı yapabilseydi bu sabah annesiyle. Belki bir teşekkür eder, yanaklarından öperdi. Taze değildi yanakları buruşmuştu ama sevgilinin en güzeliydi annesi. Aşkın en derinde olduğu ve hala orda kaldığı hazineydi. Neyse dedi, eve gidince annesine çok teşekkür edecek ve öpecekti ellerinden. Belki de annesi hiç sevinmediği kadar sevinecekti ömründe.</p>
<p>Sevgilisinden gözlerini kapatmasını istedi. İkisinin de suratında anlamsız bir gülümseme vardı. Elini cebinden çıkardı. Kutuyu açtı. Kutudaki yüzük kızın gözlerinden daha parlaktı. Yüzüğü kıza uzatarak ‘’Aç’’ dedi. Genç adam utanmıştı biraz. Daha kızın surat ifadesini görmeden kafasını öne eğdi. Ve hemen ardından kuşları yerinden fırlatan bir sevinç çığlığı ile irkileceğini düşünen genç adam, toprağın şeklini değiştiren ve ağaçları yerinden söken bir gürültüyle düştü sandalyesinden. Şaşırmıştı ve etrafına hızlıca göz geçiriyordu. Arkasını döndüğünde boyundan uzun bir füzenin yere sessizce süzülüşünü izlerken buldu kendini. Gözlerine inanamıyordu. Kafasını yukarı kaldırdığında gökyüzü sanki kara bir buluttan kırcı yağdırıyordu. Az önce ki utangaç çocuğun yerini gözleri kan çanağı dolmuş azılı bir katil görünümü almıştı. Ve bir patlamayla daha koşmaya başladı. Nereye gittiğini bilmiyordu. Sadece koşmak ve bir yerlere saklanmak istiyordu. Çünkü korkusuna engel olamıyordu. Birikmiş toprak yığınlarının üstüne çıkıyor, girecek bir delik arıyordu. Gözüne kapısı açık bir apartmanın bodrum katı ilişti. Oraya inecek ve saklanacaktı. Çeyrek asırlık aklı o kadar çalışıyordu! Apartmana doğru koşmaya başladı. Büyük bir patlamayla yerle bir olmuştu apartman. Korkusunu artık gizleyemiyor, bir yandan koşuyor bir yandan ağlıyordu. Belki de unutmuştu sevgilisini. Neredeydi? Ölmüş müydü? Annesi düştü genç adamın aklına. Sonra dizleri çöktü, yüzükoyun yere serildi genç adam.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/">Kırcı- Bir Suriye Masalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4053</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gizli Antlaşma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Jun 2016 10:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4043</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Gözlerin…” dedi “Makyajım mı akmış? Hay Allah… Sileyim hemen, ıslak mendil neredey…”, sıcacık gülümsedi adam: “Yok yok, bir şey var gözlerinde kahverengi. Dikkatimi çekti” Derin bir nefes aldı kadın, rahatlamıştı. Allahtan makyajı akmamıştı, aksaydı ne yapardı? Sanki çok süsleniyordu da! İşte bir rimel, bir göz kalemi bir de ruj. Olsundu, bu rutinde ancak buna vakit [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/">Gizli Antlaşma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Gözlerin…” dedi “Makyajım mı akmış? Hay Allah… Sileyim hemen, ıslak mendil neredey…”, sıcacık gülümsedi adam: “Yok yok, bir şey var gözlerinde kahverengi. Dikkatimi çekti”</p>
<p>Derin bir nefes aldı kadın, rahatlamıştı. Allahtan makyajı akmamıştı, aksaydı ne yapardı? Sanki çok süsleniyordu da! İşte bir rimel, bir göz kalemi bir de ruj. Olsundu, bu rutinde ancak buna vakit ayırabiliyordu. Uyku diye bir meret vardı, işte ondan hiç vazgeçemiyordu. Erken kalkacakmış da, saçlarına fön çekecekmiş de, boyaya batıp çıkıp işe gidecekmiş… Hiç ona göre değildi. Evet, canım her kadının süslü mü olması gerekiyordu? Oda sadeydi, kendini böyle seviyordu. Seviyor muydu? Yani böyle alışmıştı yıllarca. Durdu… Bu kadar düşünce, bir anda mı geçti aklından sahi? Verilmesi gereken bir cevap vardı ortada ve o hala susuyordu. Adam sabırla bekliyordu. “ Hıı, o mu?” Ne kadar da gereksiz bir soru! Evet, gözlerinde ki kahverengi lekeler, kaç kez tekrarlanması gerekiyordu? Fark etti saçmaladığını, “Şey, göz beni. Ben yani…” Şaşırdı adam. “İlk defa duydum, nasıl yani?” konuşmaya devam mı etmek istiyordu yoksa gerçekten merak ettiği için mi soruyordu kestiremedi kadın. Ancak ortada yine cevaplanması gereken bir soru olduğu su götürmez bir gerçekti ve o adamdan etkilendiği de… “Ben de kendimden başka kimsede hiç rastlamadım doğrusu… İyi ve kötü huylusu varmış, gözlerimde bir problem yok, seviyorum benlerimi.”</p>
<p>Bir ahmak olduğunu düşündü tamda o an. Yahu, etkilendiğin adam karşında duruyor, seninle ilgili bir şeyler soruyor, gözlerinde ki ufacık beni görüyor ve sen n’apıyorsun! Şu verdiğin cevaplara bak, heyecandan ne diyeceğini şaşırmışsın. Sahte bir gülücük yerleştirip dudaklarına düşünmeye devam etti. Bazen ne kadar saf olabiliyorsun, fırsat ayağına gelmiş. İşte hep bu çekingenliklerin yüzünden kaybediyorsun, konuşamamandan. Aman canım ne var o an konuşamıyorsam, ben ona bir şiir yazayım da görsün etkileniyor mu benden etkilenmiyor mu?! Ya okumayı sevmiyorsa? Ya sen yazana kadar o kayıp giderse ellerinden? Sanki elindeydi de kaçıp gidecekti… Hem ne şiiri, ne münasebet. Bir adamdan etkilendin diye ona methiyeler düzecek, şiir yazacak değilsin ya. Yazsan da kendine sakla, ne diye ifşa edecekmişsin kendini? “Değişik” dedi, “ Efendim?” anlamadı tabi kadın.</p>
<p>“Göz beni yani, bir araştırayım ilgimi çekti.” Yine yapmacık bir gülüş oturdu kadının biçimli dudaklarına “Aa tabi, araştırmak lazım.”…</p>
<p>“Evet, neyse ben işe döneyim…” dedi adam. Güle güle, kolay gelsin! Konuşamayan, karşında kekeleyen bir kadının yanında ne yapacaktın ki zaten. Hem seninle ilgilenip hem de umurunda değilmiş gibi davranan, kötü bir oyuncuyum ben. O yeşil gözler bana mı kaldı! Yine düşünmeye başlamıştı işte. Kendinde eksik gördüğü nokta düşündüğünü konuşmamasıydı. Ya da düşünmeden konuşması ya da önce konuşması üzerinden asır geçtikten sonra düşünmesi… İşte bunlardan biri onun sorunuydu, tam olarak hangisi olduğunu oda bilmiyordu.</p>
<p>Gitti işte, ilk karşılaştıkları anda gizli bir antlaşma imzalamışlardı sanki. Her şey apaçık ortadaydı da, ortada hiçbir şey yok gibiydi. Sadece ikisi biliyordu, evet bir akım vardı aralarında ancak birbirlerine ulaşmaları zordu. Köken farkı, fikir farkı, aile yapısı, aynı şirkette çalışıyor olmaları… Hepsinden önemlisi adamın sevgilisi, kadının da üç ay sonra nikâh masasına oturacak olması…</p>
<p>İhanet ikisine de yakışmazdı. Gizli antlaşma bir istifayla son bulabilirdi ne de olsa. Ya da bulamayabilirdi. Hayatın da kaç kez âşık olurdu insan? Bir defa mı, on defa mı, yüzlerce mi? Oysa hiç kimseyi aldatmayacak kadar, hepsini uzaktan sevse yeterliydi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/">Gizli Antlaşma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gidiyorum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gidiyorum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gidiyorum/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Jun 2016 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3995</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana ilk ve, Son kez yazıyorum. Buna veda diyebilirsin. Kalbim çok kırıldı, Daha fazla incinsin istemiyorum, Görüyorum sevgilin de var, Bu bana yakışmaz ki. Beni görmesen de, Yabancı da olsam da gözünde, Hiç önemi kalmadı. Belki  kalbimle dalga geçtin, Güldün,kızdın, ya da tam tersi , Cevap vermeye cesaretin olmadığın için bilemeyeceğim. Cesaretin olsa da önemi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gidiyorum/">Gidiyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sana ilk ve,</p>
<p>Son kez yazıyorum.</p>
<p>Buna veda diyebilirsin.</p>
<p>Kalbim çok kırıldı,</p>
<p>Daha fazla incinsin istemiyorum,</p>
<p>Görüyorum sevgilin de var,</p>
<p>Bu bana yakışmaz ki.</p>
<p>Beni görmesen de,</p>
<p>Yabancı da olsam da gözünde,</p>
<p>Hiç önemi kalmadı.</p>
<p>Belki  kalbimle dalga geçtin,</p>
<p>Güldün,kızdın, ya da tam tersi ,</p>
<p>Cevap vermeye cesaretin olmadığın için bilemeyeceğim.</p>
<p>Cesaretin olsa da önemi kalmadı.</p>
<p>Yazılarımla birlikte o dünyandan gidiyorum,</p>
<p>Bir gün aklına gelirmiyim bilmiyorum,</p>
<p>Bilmeyi isterdim, inkar edemem.</p>
<p>Şimdi defterimi kapatıyorum,</p>
<p>Yeni bir sayfa açıyorum,</p>
<p>Kalemimi bile değiştirdim.</p>
<p>Hayat sana hep gülsün,</p>
<p>Elbette bana da gülsün.</p>
<p>Ömür boyu, hoşça kal&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gidiyorum/">Gidiyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gidiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3995</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kelebekler Öldü, Farkında Mısın?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kelebekler-oldu-farkinda-misin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kelebekler-oldu-farkinda-misin/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 11 Jun 2016 09:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elgin Avşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3998</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kelebekler öldü, farkında mısın? Onları öldürmek istememiştim, gerçekten! Seni suçladığımı nereden çıkardın? Benim içimde yaşıyorlardı ya! Sen öldürmezsin ki, değil mi? Hani görevin sindirmekti? Yoksa kelebeklerimi de mi sindirdin? Ben, hayır, isteyerek yapmadım… Ben istediğim için mi yaptın? Sana kalsa onları sonsuza kadar taşırdın. Hiç de bile! O kelebekler bana O’ndan kalmıştı, nasıl yaptın bunu? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelebekler-oldu-farkinda-misin/">Kelebekler Öldü, Farkında Mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kelebekler öldü, farkında mısın?</p>
<ul>
<li>Onları öldürmek istememiştim, gerçekten!</li>
</ul>
<p>Seni suçladığımı nereden çıkardın?</p>
<ul>
<li>Benim içimde yaşıyorlardı ya!</li>
</ul>
<p>Sen öldürmezsin ki, değil mi? Hani görevin sindirmekti? Yoksa kelebeklerimi de mi sindirdin?</p>
<ul>
<li>Ben, hayır, isteyerek yapmadım…</li>
</ul>
<p>Ben istediğim için mi yaptın?</p>
<ul>
<li>Sana kalsa onları sonsuza kadar taşırdın.</li>
</ul>
<p>Hiç de bile! O kelebekler bana O’ndan kalmıştı, nasıl yaptın bunu?</p>
<ul>
<li>Unutmalısın! Bak kalbin bile nasıl sinirlendi, duyuyor musun atışını?</li>
</ul>
<p>Evet, hatta O’ndan o kadar nefret ediyordu ki, O’nu her gördüğümde aynı böyle atıyordu!?</p>
<ul>
<li>Delirmişsin sen!  Beynin bile O’nu yok etmeye çalışıyor ümitsizce, unut artık!</li>
</ul>
<p>Ne güzel sohbetin varmış senin! Bir mideden ancak bu beklenir gerçi! Sen hep sindirip dönüştürürsün, hiç sevmez misin sen? Aylardır kelebeklerleydin, onları da mı sevmedin?</p>
<ul>
<li>Çok uçuşuyorlardı, hiç sözümü dinlemediler!</li>
</ul>
<p>Bu yüzden mi öldürdün zavallıları? Katilsin sen!</p>
<ul>
<li>Onların ömrü 1 gün yahu! Aylarca yaşadılar sırf senin için. Elbet bir gün öleceklerdi.</li>
</ul>
<p>Elimde olsa onlarla sonsuza kadar yaşardım.</p>
<ul>
<li>O’na bıraktığın kelebekler de öldü. Hem de haftalar önce!</li>
</ul>
<p>Kalbimi acıtıyorsun, sus artık! Artık sindiremeyeceğin ne varsa yiyeceğim, ya da hiç yemeyeceğim, görürsün sen!</p>
<ul>
<li>Biz düşman olmamalıyız, üstelik beynin her şeyi unuttuğunda sen de bana hak…</li>
</ul>
<p>SUS!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelebekler-oldu-farkinda-misin/">Kelebekler Öldü, Farkında Mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kelebekler-oldu-farkinda-misin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3998</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarı Kuşum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-kusum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-kusum/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Jun 2016 13:30:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3992</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni artık özgür bırakıyorum, Ne sana değer veren kalbim var, Ne de yolunu gözleyen o kız var. İnan sadece bir gözyaşım kalmıştı, Oda biraz önce damladı. Duydum ki &#8220;unutsun demişsin&#8221;, Bu sözün çok kırdı, Çok da kızdım, Ama mutlu olabilirsin unutuyorum. Biraz önce hayran olduğum yüzünü unuttum, O deniz gözlerini şimdi unuttum. Sana artık kırgın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-kusum/">Sarı Kuşum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni artık özgür bırakıyorum,</p>
<p>Ne sana değer veren kalbim var,</p>
<p>Ne de yolunu gözleyen o kız var.</p>
<p>İnan sadece bir gözyaşım kalmıştı,</p>
<p>Oda biraz önce damladı.</p>
<p>Duydum ki &#8220;unutsun demişsin&#8221;,</p>
<p>Bu sözün çok kırdı,</p>
<p>Çok da kızdım,</p>
<p>Ama mutlu olabilirsin unutuyorum.</p>
<p>Biraz önce hayran olduğum yüzünü unuttum,</p>
<p>O deniz gözlerini şimdi unuttum.</p>
<p>Sana artık kırgın değilim.</p>
<p>Bana cevap yazmadığın için ,</p>
<p>İnan hiç kızgın değilim,</p>
<p>Çünkü seni biraz önce sarı kuşumla birlikte gönderdim.</p>
<p>Yani seni unuttum&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-kusum/">Sarı Kuşum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-kusum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3992</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gün Yürüdü Gitti</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Jun 2016 08:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülseren Akdaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3982</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güzel bir nisan akşamı, hava lodos, deniz duru, durgun ve sessiz, yine kırmızı rengin türküsüne demini almamış çay kırmızısı rengin türküsüne yayılmış ölü dalgalar. Sandallar annenin ninnisine dalmış sallanıyor. İnsanlar oturmuş taşlara oltalarını bekliyor, insanlar sessiz, yürekler suskun. Sahilde tek tek insan izleri, durmadan havlayan bir köpek sesi. Durmadan havlıyor. Neden! Nedeni belli değil. Yürüsem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/">Gün Yürüdü Gitti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel bir nisan akşamı, hava lodos, deniz duru, durgun ve sessiz, yine kırmızı rengin türküsüne demini almamış çay kırmızısı rengin türküsüne yayılmış ölü dalgalar. Sandallar annenin ninnisine dalmış sallanıyor. İnsanlar oturmuş taşlara oltalarını bekliyor, insanlar sessiz, yürekler suskun. Sahilde tek tek insan izleri, durmadan havlayan bir köpek sesi. Durmadan havlıyor.</p>
<p>Neden!</p>
<p>Nedeni belli değil.</p>
<p>Yürüsem gitsem baksam mı?  Yardım ister gibi tekrar havladı. Acı acı sonra sustu; sustu ya beni de daha çok merak sardı. Etrafı derin suların altın dağı sessizliğe büründü. Gökte güneş de sessizliğe uydu bulutun arkasına gizlendi. Bir tuhaf karanlık kapladı etrafı, biraz önce ne güzeldi. Uzakta dağın doruklarında ışıklar bir yanıp bir sönerek san ki göz kırpıyor.</p>
<p>Sessizliğin içinde uzaklarda bir kadın karartısı düştü gözlerime, kadın sahil boyunca yürüyor. Arada eğilip eğilip bir şeyler topluyor.</p>
<p>Oturduğum kayaya doğru geliyordu. Ben sanki bir yerlerden tanıyorum, ama yüzünü seçemiyorum. Uzakta dalgalanan saçlarının dansına takıldı. Saçlarını tam tepesinde toplamış omuzlarına doğru dökülen saçları hala dans ediyor. Üzerinde ki elbisenin deseni tam seçilmiyor omuzlarına aldığı şalı da rüzgârın esintisine takılmıştı.</p>
<p>Uzaktan seslendi.</p>
<p>-&#8221;Köpeğimi arıyorum gördünüz mü? ‘diye seslendi. Hemen aklıma geldi.</p>
<ul>
<li>&#8221; Biraz önce karşıdan havlayan bir köpek sesi vardı.&#8221; diye seslendim.</li>
</ul>
<p>-&#8221;bir saatten fazla oldu onu arıyorum, bulamadım. Birde sahile baksam dedim.</p>
<p>Kayadan kuma atladım. Tanıştık. Hala yüzünü hatırlayamıyordum. Oysa kasabayı iyi tanırdım. Yine de gülümsedim tanımış gibi. Parlayan iki çift göze dalmıştım. Yürümeye başladık. Öyle şeyler soruyordu ki samimi olup olmadığını bilemedim. Hem yürüyor, hem de benimle alay mı ediyor, gerçek mi bilemedim?</p>
<p>Ciddiyse bu samimiyeti gençliğine vermeliydim. Nasıl olsa saman alevi gibidir bu gençler. İşlerine geldiği gibi konuşurlar. Bu genç kızımız da bir şeyler karalıyormuş. Şimdi bir şiir okuyor;</p>
<h2>GÜN YÜRÜDÜ GEÇTİ</h2>
<p>Yolculuk çıkınım hazır</p>
<p>Koltuğum rüzgâr kenarı</p>
<p>Mavi göğe otursun imgelenen başım</p>
<p>Dünya kendinden emin</p>
<p>Dur durak yok</p>
<p>Dönüyor.</p>
<p>Dönsün davul gibi</p>
<p>Tokmak her vurduğunda</p>
<p>Gün yürüdü geçti</p>
<p>Bende kalansa göz izi</p>
<p>Güneş batınca karanlık örter üstümüzü</p>
<p>Karanlık parçalandı güneş üstüme doğarken</p>
<p>Issız damlar göl oldu</p>
<p>Sesimi yırttı aynadaki bakış</p>
<p>Ellerin sesimi tuttu.</p>
<p>Gün geldi geçti</p>
<p>Avuntu bunlar</p>
<p>Kederli göz bebeklerimiz</p>
<p>Yeşil yapraklara yürüyen güneş</p>
<p>Artık parmak izlerinin</p>
<p>Kalmadı önemi</p>
<p>Mahşere dönerken ıssız sokaklar</p>
<p>Ben yalnızlığın kederinde</p>
<p>Gün geldi geçti</p>
<p>Baktın güzel okuyor. Hem de ezbere okuyor. Şiir de anlam bakımından güçlü, güzel betimlemeler yapmış. Keşke bir kez daha okusa. Fazla zeki ve dikkatli. Onu hafife almamak lazım. Duygulu birine benziyor, duygulu olmasa bu kadar duygulu okuyamaz. Çok beğendim demek ukalalık olmaz, her halde. İyisi mi her ihtimale karşı, yapılacak en doğru hareket, işi samimiyete dökmek, onu beğenmiş görünmek işi abartmadan. Zaten işin gerçeği de bu, bir şiiri bir de köpeğini çok severmiş. Yalnız yaşıyormuş, şiirde boş zamanını renklendiriyor. Köpeğim se yalnızlığımı, ses bana can arada onunla konuşuyorum. Bazen sohbet uzuyor ben onun köpek olduğunu unutuyorum.</p>
<p>İnanır mısınız bazen bana kızıyor; yanlış yaptım der gibi bana arkasını dönüyor. Güzel bir şey olduysa kuyruğunu sallıyor. Hep hav havlarla bana güç veriyor.</p>
<p>-&#8221; Sende yalnız mısın?</p>
<p>-&#8221;Öyle gibi&#8221; dedim</p>
<p>Kendimden bahsetmeyi çok sevmem, ama diyemedim. Ne tuhaf bir duygu bu.</p>
<p>Uzakta kalabalığa doğru yürüdük.</p>
<p>Kalabalığa yaklaştıkça kalbim sıkıştı. Kötü bir şey oldu gibi geldi. Ama ona bir şey demedim. O da aynı duygu ile olacak koşmaya başladı. Kalabalığı yararak aradan çemberi yardı.</p>
<p>&#8221;Yerde bir köpek upuzun yatıyor diğer köpek onu bekliyor. Havladığı anlarda yerdeki kumda patileri ile oyduğu yeri görünce içim sızladı. O havlamalar onun içinmiş. Kızı görünce doğru ona koştu. Kucağına atladı. Gözleri yaşlıydı. Sahibinin yatan köpeğe bakmasını ister gibi öyle acı bir bakışı vardı ki annemi kaybettiğim gün geldi aklıma.</p>
<p>Kız sakince sarıldı. Kucağına aldı. Etraftakiler seslendi.</p>
<p>-&#8221;bana kürek bulabilir misiniz?</p>
<p>-onu gömme mi istiyor.</p>
<p>Biz insandık! O köpek, İnsanlığımdan utandım. Ve gün yürüdü gitti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/">Gün Yürüdü Gitti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3982</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Mavi Sevdim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-mavi-sevdim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-mavi-sevdim/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Jun 2016 13:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuğba Duygu Çavuş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3973</guid>
				<description><![CDATA[<p>Maviler dökülüyor etten kandan Zalim bir sükut Sessiz haykırışlarda. Duyabiliyor musun mavi? Yine sağır mı taştan duvarların? Pompalanıyor mu sevgi alyuvarlarından içeri? Hala reddediyor mu inatla görmeyi gözlerin? İçimdeki bizi söküp atmalı mıyım İzmir kaldırımlarına? Nasıl bir tasavvufi sana beslediğim? Hissetmez misin hala? Nasıl maviyi terk ederim Nasıl izin veririm bırakmaya sevgimi? Nasıl hiçe sayarım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-mavi-sevdim/">Bir Mavi Sevdim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Maviler dökülüyor etten kandan</p>
<p>Zalim bir sükut Sessiz haykırışlarda.</p>
<p>Duyabiliyor musun mavi?</p>
<p>Yine sağır mı taştan duvarların?</p>
<p>Pompalanıyor mu sevgi alyuvarlarından içeri?</p>
<p>Hala reddediyor mu inatla görmeyi gözlerin?</p>
<p>İçimdeki bizi söküp atmalı mıyım İzmir kaldırımlarına?</p>
<p>Nasıl bir tasavvufi sana beslediğim?</p>
<p>Hissetmez misin hala?</p>
<p>Nasıl maviyi terk ederim</p>
<p>Nasıl izin veririm bırakmaya sevgimi?</p>
<p>Nasıl hiçe sayarım bendeki bizi?</p>
<p>Küsmez mi mavinin tanrısallığı?</p>
<p>Almaz mı intikamını mavinin kutsallığı?</p>
<p>Vazgeçer mi gök maviden?</p>
<p>Vazgeçer mi derin deniz maviden?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-mavi-sevdim/">Bir Mavi Sevdim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-mavi-sevdim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3973</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ARAF</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/araf/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/araf/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Jun 2016 08:15:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hacı Mehmet Turgut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3963</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hüzünlü mevsimler çağındayız O yüzdendir yaşanan bu buhran Ölümü bekleyen bir hasta edasında Kimi zaman da, avını bekleyen bir aslan &#160; Herşey belli belirsiz, karanlıklar içindeyiz Derken doğuyor güneş, aydıklıklar içindeyiz Sonu görünmez yollar varken ömrümüzde Bir bakmışız, o yolun bittiği yerdeyiz &#160; Ne savdalar gerçek, nede dokunduğumuz tenler Birbirine girmiş sahte bedenler Kavrayamıyoruz gerçekle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/araf/">ARAF</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hüzünlü mevsimler çağındayız</p>
<p>O yüzdendir yaşanan bu buhran</p>
<p>Ölümü bekleyen bir hasta edasında</p>
<p>Kimi zaman da, avını bekleyen bir aslan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Herşey belli belirsiz, karanlıklar içindeyiz</p>
<p>Derken doğuyor güneş, aydıklıklar içindeyiz</p>
<p>Sonu görünmez yollar varken ömrümüzde</p>
<p>Bir bakmışız, o yolun bittiği yerdeyiz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne savdalar gerçek, nede dokunduğumuz tenler</p>
<p>Birbirine girmiş sahte bedenler</p>
<p>Kavrayamıyoruz gerçekle rüyayı</p>
<p>Yaşadık mı gerçekten bu zamanı, bu anı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne zaman bitecek kim bilir, bu farkındasızlık</p>
<p>Kalabalık arkasında pusu kurmuş yalnızlık</p>
<p>Ha öleceğiz, ha kalacağız derken</p>
<p>Nasılda geçti zaman, öyle bir tadımlık</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/araf/">ARAF</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/araf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3963</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hissizlikler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Jun 2016 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Tapan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3958</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gecenin sessizliği yüzünü gösteriyordu artık. İnsanlar derin uykularındayken, onun gibi hala uyanık, bir grup insan vardı. Hepsi de aslında ortak bir nedenden dolayı bu saatte ayaktaydılar. Tek bir neden&#8230; Kalabalıktan uzaklaşıp yalnız kalabilmek, yalnızlıklarının içinde kaybolabilmek için gecenin o derin sessizliği onlar için çok iyi bir fırsattı. Yalnız kalmanın da bir adabı vardı oysa ki. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/">Hissizlikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gecenin sessizliği yüzünü gösteriyordu artık. İnsanlar derin uykularındayken, onun gibi hala uyanık, bir grup insan vardı. Hepsi de aslında ortak bir nedenden dolayı bu saatte ayaktaydılar. Tek bir neden&#8230; Kalabalıktan uzaklaşıp yalnız kalabilmek, yalnızlıklarının içinde kaybolabilmek için gecenin o derin sessizliği onlar için çok iyi bir fırsattı.</p>
<p>Yalnız kalmanın da bir adabı vardı oysa ki. Yalnız kaldın mı öyle bir kaç saatliğine olmamalıydı bu. Ölümüne yalnız olunmalıydı en hasından yalnız kalmak için. İşte O da en kralından yalnız olanlardandı! Yalnızlığı belki kendi seçmişti belki de kaderinin O&#8217;nun için ağlarını örüş şekli buydu bilmiyordu. Bildiği bir şey varsa o da insanların arasında hiç anlamadığı sebeplerden dolayı kendisini fazlalık gibi farklıymış gibi hisssetmesiydi. O&#8217;nun için her gün bir öncekinin aynısıydı; yeni güne uyanmak istemez, geceleri ise yatamazdı. Fakat bir gün sanki her şey tersine dönmüş, o hiçbir şey hissedemeyen insan bir anda hayata karşı umutla dolmuştu. Sabah erken uyanmış, parlayan güneşin ısıtmaya başladığı pazar gününde dışarı çıkıp o hep planladığı, evinin yakınındaki yemyeşil ağaçlarla donanmış parkta yürüme eylemine başladı. Arkadan bir sesin adını seslendiğini işitti fakat hiç oralı olmadı ve yürümesine devam etti. Birkaç saniye sonra adını seslenen ses daha da yaklaştı ve dönüp sesin geldiği yöne baktı. O an içinde sanki bir çocuk uyanmıştı, küçük çocuğun heyecanıyla kalbinin yerinden çıkacağını hissetti. İnanamıyordu ama gördüğü doğruydu. O&#8217;nu çağıran ses, üniversitedeyken bir türlü derslerini vermemesinin ve okulu bitirmemesine neden olan, gözlerinde hayat bulduğu tek insandı. Uzun zaman geçmişti okulun üzerinden, uzunca sohbet edip konuştular. Kız okul bitince bir işe başlamış ve iş yerinden tanıştığı birisiyle evlenip mutlu bir yuva kurmuştu. Hiç şaşırmamıştı kızın hayatının bu şekilde olmasına çünkü sadece kızın değil herkesin hayatı bu şekilde sonuçlanıyordu. Asıl şaşırdığı kendisiydi ve tabi ki hayatı. Çünkü O okulu kendisini hiçbir zaman fark etmeyen birisi için uzatıp bitiremeyince en sonunda bırakmıştı. Hiçbir yerde barınamamış, sürekli iş değiştirip durmuştu.Şu an ise işsiz ve yalnızdı. Kız kendi hayatını anlattıkça kendisinin diğer insanlardan neden farklı olduğunu anlamaya başlamıştı. Çünkü diğer insanlar büyüdükçe düzenli hayatları olan ve kazanan insanlar olmuşlardı. Onun ise büyüdükçe hayatı daha da düzensizleşmiş ve sürekli kaybettiği bir duruma dönüşmüştü. Kızın yanından ayrılıp evinin yolunu tuttu. Hiç oyalanmadan hızlıca kendisini tek huzurlu hissettiği evine kapattı. Böylece uzun zamandır hissetmediği heyecanın ne demek olduğunu anladı. O his aslında koca bir yalandı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/">Hissizlikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3958</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bıraktım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/biraktim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/biraktim/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Jun 2016 08:46:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3944</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aylar öncesinden vardı bir sözüm Sigarayı bırakacaktım Bıraktım Ayı tutulmuş bir sevdanın şafak vaktinde, Güneşi batıracaktım Batırdım Arapsaçı hikâyeler dolanırken beynimde, Evirdim, çevirdim Ters koyup düz yatırdım Kırılması gerekiyordu birilerinin kalbi Kırdım Yaşlandım git gide Uykusu ağırlaşmıştı gençliğimin Kalkıp yerine yatırdım, üstünü örttüm Uyuması gerekiyordu Uyuttum Nice sevdalar çürüttüm Kiminin kanadını kırdım kiminin kolunu… Beklemedim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biraktim/">Bıraktım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aylar öncesinden vardı bir sözüm</p>
<p>Sigarayı bırakacaktım</p>
<p>Bıraktım</p>
<p>Ayı tutulmuş bir sevdanın şafak vaktinde,</p>
<p>Güneşi batıracaktım</p>
<p>Batırdım</p>
<p>Arapsaçı hikâyeler dolanırken beynimde,</p>
<p>Evirdim, çevirdim</p>
<p>Ters koyup düz yatırdım</p>
<p>Kırılması gerekiyordu birilerinin kalbi</p>
<p>Kırdım</p>
<p>Yaşlandım git gide</p>
<p>Uykusu ağırlaşmıştı gençliğimin</p>
<p>Kalkıp yerine yatırdım, üstünü örttüm</p>
<p>Uyuması gerekiyordu</p>
<p>Uyuttum</p>
<p>Nice sevdalar çürüttüm</p>
<p>Kiminin kanadını kırdım kiminin kolunu…</p>
<p>Beklemedim sen kadar kimsenin yolunu</p>
<p>Ne çıkar benzetseler bir çınara boyunu</p>
<p>Büyümesi gerekiyordu bu ağacın</p>
<p>Büyüttüm</p>
<p>Ve şimdi sere serpe hatıraların masamda</p>
<p>Birkaç resim, ufak tefek anılar</p>
<p>İki gülücük üç kahkaha…</p>
<p>Gerekiyordu unutulması hepsinin</p>
<p>Unuttum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biraktim/">Bıraktım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/biraktim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3944</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Benim Anlayamadığım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Jun 2016 08:24:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3930</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çift kanatlı faytonların kendini bıraktıģı yerde Akrebinden yoksun bir saat kulesinin tam önünde terk edildik Yanlız ben değil, tüm insanlık ve civardaki mahlukatların alayı Atlar, kediler balıklar ve tepemizde fır dönen yarasalar Ve o yarasalar Ortalığı elli altıya veriyorlar Bizim gibi tıpkı, Meyhanesinden çıkmış bir ayyaşın telaşında Kör gözlerine aldırmadan Sese koşuyorlar çığlık çığlığa, &#8230; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/">Benim Anlayamadığım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çift kanatlı faytonların kendini bıraktıģı yerde</p>
<p>Akrebinden yoksun bir saat kulesinin tam önünde terk edildik</p>
<p>Yanlız ben değil, tüm insanlık ve civardaki mahlukatların alayı</p>
<p>Atlar, kediler balıklar ve tepemizde fır dönen yarasalar</p>
<p>Ve o yarasalar</p>
<p>Ortalığı elli altıya veriyorlar</p>
<p>Bizim gibi tıpkı,</p>
<p>Meyhanesinden çıkmış bir ayyaşın telaşında</p>
<p>Kör gözlerine aldırmadan</p>
<p>Sese koşuyorlar çığlık çığlığa,</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Çarpmadan duvarlara uçup yitmenin telaşı bu,</p>
<p>Anlıyorum,</p>
<p>Anlamadığım şu ki</p>
<p>Kör gözlerine aldırmadan</p>
<p>İyot kokulu bu yaz akşamında</p>
<p>Çığlık çığlığa terk edildiğimiz yetmiyor gibi sanki</p>
<p>Üstelik, yorgun atlar</p>
<p>Dik yokuşun başında dururken</p>
<p>Ne diye gelip te bizim gırtlağımıza yapışacaklar</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/">Benim Anlayamadığım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3930</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kafka’nın Diyeti</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kafkanin-diyeti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kafkanin-diyeti/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 06 Jun 2016 08:38:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elgin Avşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Franz Kafka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3918</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kafka’nın etkileri günümüzde hala hissediliyor. Ancak onun hakkında yapacağınız ufak bir araştırma, kafanızı karıştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Kafka uzmanlarının bile söylemeye çekindiği/aydınlatmadığı pek çok gerçek var. Kafka’yı deştikçe hakkında daha çok şey öğrenir, okumaktan daha çok zevk alırsınız. Herhangi bir hikayesindeki ufacık bir detay bile sizin için anlamlı olur. Bir bütünün parçasıdır artık o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kafkanin-diyeti/">Kafka’nın Diyeti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kafka</strong>’nın etkileri günümüzde hala hissediliyor. Ancak onun hakkında yapacağınız ufak bir araştırma, kafanızı karıştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Kafka uzmanlarının bile söylemeye çekindiği/aydınlatmadığı pek çok gerçek var. Kafka’yı deştikçe hakkında daha çok şey öğrenir, okumaktan daha çok zevk alırsınız. Herhangi bir hikayesindeki ufacık bir detay bile sizin için anlamlı olur. Bir bütünün parçasıdır artık o ya da kartopu gibi ilerledikçe büyüyen bir lanettir, etkisinden kurtulamazsınız. Kafka işte bu yüzden önemlidir.</p>
<p>Bu yazı, onun bir parçası hakkında. <strong>Kafka</strong>’nın beslenme alışkanlığı&#8230; Bu konuda yazmak, en azından Kafka okumayanlar için kulağa komik geliyor olabilir ve tabii ki komik değildir! Şunu belirterek başlayayım. Kafka bir vejetaryendi. Küçük yaşlardan itibaren hazımsızlık sorunu çekmişti ve bu durumun ağır et yemeklerinden kaynaklandığını düşünüp vejetaryen olmaya karar vermişti. Ancak Kafka’nın vejetaryen yaşamı tercih etmesi hazımsızlık sorununun önüne geçemedi. Bu yüzden, sağlıklı kalabilmek adına çeşitli yöntemler uygulamıştır. Bunlardan biri her besini değişik ritim ve sürelerde çiğnemeyi savunan Fletcher yöntemiydi. Dakikalarca çiğnenen besin midede daha iyi öğütülüyor ve hazımsızlık sorununun önüne geçiyordu. Diğeri ise, Müller’in beden eğitimi yöntemi. Bu yöntem yetişkin kişilerin her gün uygulayacağı hareketleri kapsıyordu ve Kafka her sabah penceresinin önünde yarı çıplak bir şekilde bu hareketleri yapıyordu.  Bunların yanı sıra “Göçmen Kuşlar” hareketine katılan Kafka, doğada azami giysilerle uzun yürüyüşlere çıkardı.</p>
<h2>Franz Kafka</h2>
<p><em>Kafka</em> doğal olma takıntısına sahipti ve bu yüzden meyve/sebzeleri çiğ tercih eder, hatta sütü bile çiğ olarak içerdi. Bu durumun Kafka’nın veremine yani ölümüne sebep olmadığını kim bilebilir? Yukarıda yazdığım alışkanlıklarını verem sonrasında, hatta son zamanlarına kadar sürdürdü.  Çiğ sebze, meyveleri Fletcher yöntemiyle yiyor, çay, kahve çikolata gibi zararlı gördüğü besinleri tüketmiyordu. Ancak bu beslenme yöntemi, sağlıklı olma çabasının ötesindedir. <u>Kafka</u>, iktidarla olan kavgasını hayatının bu alanına da taşımış, toplumsal alışkanlığı reddetmiştir. Çünkü beslenme, iktidarın topluma öğrettiği ya da dayattığı davranışlarla oluşur. Freudcu görüşe göre ise aileye, özellikle de babaya karşı çıkmaktan kaynaklanır bu davranış. İster aileye, ister iktidara olsun, Kafka’nın beslenme alışkanlığının sağlık sorunlarından ziyade, bir karşı çıkış olduğu kesindir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kafkanin-diyeti/">Kafka’nın Diyeti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kafkanin-diyeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3918</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mor Sabah</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Jun 2016 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3900</guid>
				<description><![CDATA[<p>Maviye çalıyor gece Her adımında zamanın Bir ton daha yükseliyor Lacivert ve sonunda mor Ve ben, Her sabahın morunda Terli kuzgunların soluklarında, Açıyorum gözlerimi Beydağının tepesinde Hayal meyal bir sedirin yeşilinde Dumanına tutunup göğe yükselmek gibi sanki İlk nefesinde sigaranın Ve her sabahın morunda Hep son peygamberi oluyorum Allahu Tealanın, Belki de boğazına kadar dolu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/">Mor Sabah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Maviye çalıyor gece</p>
<p>Her adımında zamanın</p>
<p>Bir ton daha yükseliyor</p>
<p>Lacivert ve sonunda mor</p>
<p>Ve ben,</p>
<p>Her sabahın morunda</p>
<p>Terli kuzgunların soluklarında,</p>
<p>Açıyorum gözlerimi</p>
<p>Beydağının tepesinde</p>
<p>Hayal meyal bir sedirin yeşilinde</p>
<p>Dumanına tutunup göğe yükselmek gibi sanki</p>
<p>İlk nefesinde sigaranın</p>
<p>Ve her sabahın morunda</p>
<p>Hep son peygamberi oluyorum</p>
<p>Allahu Tealanın,</p>
<p>Belki de boğazına kadar dolu bir yağmur bulutu</p>
<p>Peşimde birgün sinekleri, çalı çekirgeleri ve koşucu böcekler</p>
<p>Sağanak olup Faselis&#8217;e düşercesine</p>
<p>Ağzı yırtık bir koy,</p>
<p>Kimbilir hangi mercanın altında</p>
<p>Elleri titrek bir korsanın</p>
<p>Hazinesi duruyor</p>
<p>Ve ben,</p>
<p>Sanki başka işim gücüm yokmuş gibi</p>
<p>Boynunda uyanmak varken</p>
<p>Yunus olup her sabah</p>
<p>Fırkateynlerle yarışıyorum</p>
<p>Akdeniz açıklarında</p>
<p>Ve gurur  yapıp yenilgiyi</p>
<p>Karaya vuruyor yüzlerce amiral</p>
<p>Her yarışın sonunda</p>
<p>Her sabahın morunda</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/">Mor Sabah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3900</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nazım Hikmet&#8217;i &#8220;Yaşama Dair&#8221; Şiiriyle Anıyoruz!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmeti-yasama-dair-siiriyle-aniyoruz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmeti-yasama-dair-siiriyle-aniyoruz/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Jun 2016 11:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3896</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ünlü şair ve Türk edebiyatının usta ismi Nazım Hikmet&#8216;in 53. ölüm yıldönümü anısına Yaşama Dair şiirini paylaşıyoruz. Yaşamın şakaya gelmeyeceğini ustalıkla anlatan şair ömrünü halkı için mücadele ederek hapiste ve sürgünde geçirmiştir. 3 Haziran 1963&#8217;te öldüğünde hala memleket aşkıyla yanıp tutuşmaktadır. Yaşama Dair 1 Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmeti-yasama-dair-siiriyle-aniyoruz/">Nazım Hikmet&#8217;i &#8220;Yaşama Dair&#8221; Şiiriyle Anıyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü şair ve Türk edebiyatının usta ismi <strong>Nazım Hikmet</strong>&#8216;in 53. ölüm yıldönümü anısına <strong>Yaşama Dair</strong> şiirini paylaşıyoruz.</p>
<p>Yaşamın şakaya gelmeyeceğini ustalıkla anlatan şair ömrünü halkı için mücadele ederek hapiste ve sürgünde geçirmiştir. 3 Haziran 1963&#8217;te öldüğünde hala memleket aşkıyla yanıp tutuşmaktadır.</p>
<h2>Yaşama Dair</h2>
<h3>1</h3>
<p>Yaşamak şakaya gelmez,</p>
<p>büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın</p>
<p>bir sincap gibi mesela,</p>
<p>yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,</p>
<p>yani bütün işin gücün yaşamak olacak.</p>
<p>Yaşamayı ciddiye alacaksın,</p>
<p>yani o derecede, öylesine ki,</p>
<p>mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,</p>
<p>yahut kocaman gözlüklerin,</p>
<p>beyaz gömleğinle bir laboratuvarda</p>
<p>insanlar için ölebileceksin,</p>
<p>hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,</p>
<p>hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,</p>
<p>hem de en güzel en gerçek şeyin</p>
<p>yaşamak olduğunu bildiğin halde.</p>
<p>Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,</p>
<p>yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,</p>
<p>hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,</p>
<p>ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,</p>
<p>yaşamak yanı ağır bastığından.</p>
<p>1947</p>
<h3>2</h3>
<p>Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,</p>
<p>yani, beyaz masadan,</p>
<p>bir daha kalkmamak ihtimali de var.</p>
<p>Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini</p>
<p>biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,</p>
<p>hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,</p>
<p>yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz</p>
<p>en son ajans haberlerini.</p>
<p>Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,</p>
<p>diyelim ki, cephedeyiz.</p>
<p>Daha orda ilk hücumda, daha o gün</p>
<p>yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.</p>
<p>Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,</p>
<p>fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz</p>
<p>belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.</p>
<p>Diyelim ki hapisteyiz,</p>
<p>yaşımız da elliye yakın,</p>
<p>daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.</p>
<p>Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,</p>
<p>insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla</p>
<p>yani, duvarın ardındaki dışarıyla.</p>
<p>Yani, nasıl ve nerede olursak olalım</p>
<p>hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak&#8230;</p>
<p>1948</p>
<h3>3</h3>
<p>Bu dünya soğuyacak,</p>
<p>yıldızların arasında bir yıldız,</p>
<p>hem de en ufacıklarından,</p>
<p>mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,</p>
<p>yani bu koskocaman dünyamız.</p>
<p>Bu dünya soğuyacak günün birinde,</p>
<p>hatta bir buz yığını</p>
<p>yahut ölü bir bulut gibi de değil,</p>
<p>boş bir ceviz gibi yuvarlanacak</p>
<p>zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.</p>
<p>Şimdiden çekilecek acısı bunun,</p>
<p>duyulacak mahzunluğu şimdiden.</p>
<p>Böylesine sevilecek bu dünya</p>
<p>&#8220;Yaşadım&#8221; diyebilmen için&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmeti-yasama-dair-siiriyle-aniyoruz/">Nazım Hikmet&#8217;i &#8220;Yaşama Dair&#8221; Şiiriyle Anıyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmeti-yasama-dair-siiriyle-aniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3896</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ah Bu Sevmenin Garip Hissi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ah-bu-sevmenin-garip-hissi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ah-bu-sevmenin-garip-hissi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Jun 2016 12:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3870</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşlandıkça yüreğimi alıyorum elime başka kimse yokmuş gibi ardına saklanıyorum korkuların bağışla, konuşmayı unutuyorum gittikçe. Bir kuyuya bırakıyorum sessiz ömrümün bilinmezlikten açılan yaralarını kendimi kandırıyorum, anlamamazlıktan geliyorum. &#160; Mevsim değiştiren yağmura yağmurdan yollara yollardan dağlara dağlardan bahara bahardan sana ulaşabilir miydim? Kendimi tükettim. Sesim ve sorularım anlamsız artık. &#160; Ah bu sevmenin garip hissi! &#160; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-bu-sevmenin-garip-hissi/">Ah Bu Sevmenin Garip Hissi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlandıkça yüreğimi alıyorum elime</p>
<p>başka kimse yokmuş gibi</p>
<p>ardına saklanıyorum korkuların</p>
<p>bağışla, konuşmayı unutuyorum gittikçe.</p>
<p>Bir kuyuya bırakıyorum sessiz</p>
<p>ömrümün bilinmezlikten açılan yaralarını</p>
<p>kendimi kandırıyorum, anlamamazlıktan geliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mevsim değiştiren yağmura</p>
<p>yağmurdan yollara</p>
<p>yollardan dağlara</p>
<p>dağlardan bahara</p>
<p>bahardan sana ulaşabilir miydim?<br />
Kendimi tükettim. Sesim ve sorularım anlamsız artık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ah bu sevmenin garip hissi!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ben senden ayrı kalmalarımda</p>
<p>aşka dair incelikleri gücendirmeden</p>
<p>yüreğim elimde gidebilmeyi istedim anlam verebilmeyi yaşama</p>
<p>yollara düşemedim, ulaşamadım sana ama şiirler biriktirdim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>buğulandı gözlerimde bilinmezlik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>buğulandı gözlerimde yaşanmamışlık.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-bu-sevmenin-garip-hissi/">Ah Bu Sevmenin Garip Hissi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ah-bu-sevmenin-garip-hissi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3870</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ahmet Arif ve Leylim Leylim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ahmet-arif-ve-leylim-leylim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ahmet-arif-ve-leylim-leylim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Jun 2016 09:29:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rana Arıbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3875</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Sabah gözlerimi sana açarım. Akşam, uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade başdönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş&#8230; hepsi. En çok da en ilk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahmet-arif-ve-leylim-leylim/">Ahmet Arif ve Leylim Leylim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Sabah gözlerimi sana açarım.</p>
<p>Akşam, uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade başdönmesini bulurum.</p>
<p>Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş&#8230; hepsi. En çok da en ilk de Leylâsın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini&#8230;&#8221;</p>
<h2><span style="background: white;">Ahmet Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar</span></h2>
<p>Bu yazıya <strong>Leylim Leylim</strong> isimli kitabın tanıtım yazısından bir alıntı ile başladık. Türk Edebiyatına ve Türk şiirine tek kitabı ile ölümsüz bir eser bırakan <strong>Ozan Ahmet Arif</strong>’in yine Türk Edebiyatının saygı değer yazarlarından<strong> Leyla Erbil’e yazdığı mektuplar</strong>ın bulunduğu bir kitap bu.</p>
<p>2 Haziran 1991 yılında kaybettiğimiz şair Türk Edebiyatında apayrı bir yere sahiptir. Birçok dizesi zaten şarkı formuna dönüşmüş, çok sevilen eserlerdir lakin burada belki de şu soruyu sormak gerekir. <em>Kimdir Ahmet Arif</em>’e böylesine güzel aşk şiirleri yazdıran kişi?</p>
<p><figure id="attachment_3877" aria-describedby="caption-attachment-3877" style="width: 589px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/leyla-erbile-mektuplar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3877 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/leyla-erbile-mektuplar.jpg?resize=589%2C285" alt="Ahmet Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar" width="589" height="285" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/leyla-erbile-mektuplar.jpg?w=589&amp;ssl=1 589w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/leyla-erbile-mektuplar.jpg?resize=300%2C145&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 589px) 100vw, 589px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3877" class="wp-caption-text">Ahmet Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar</figcaption></figure></p>
<p>Çünkü ozanın kalemi öylesine güçlüdür ki insanlar bir daha bir daha okumaktan kendini alamaz ama unutulmamalıdır ki şiir ve edebiyat çok yoğun duygu yoğunluğu gerektirir. Sıradan bir duygusallığın çok daha ötesinde ki yaşanmışlardan damıtılmış şiirleri ki vardır. Bunda da yaşadığı dönemin şartları, kendi mevcut gerçekliği ve elbette <em>Leylim Leylim</em> diye hitap ettiği <strong>Leyla Erbil</strong>’e duyduğu büyük aşk yatar.</p>
<p>Sürgün geçen yıllarında onu hayata bağlayan bir aşktır bu. İmkansızdır ama yıllarca yazışırlar. <em>Leyla Erbil</em>’in neler yazdığını bilemesek de (elimizde onun mektupları yok) ortada ki aşkı görmek için ille de diğer mektuplara gerek de yok. Çok güçlü bir aşk var ortada. Zaten bunu kitabı okuduğunuzda o mektuplardan anlamak mümkün.</p>
<p>Kitabı okurken insan şu soruyu sormadan edemiyor. <strong>Ahmet Arif Leylim Leylim</strong>’e böylesi güçlü bir aşk duymasaydı, biz böylesine şiirleri okuyabilir miydik?</p>
<p>Okuyun kararı siz verin ama unutmayın aşk yaşamdır. Anısı önünde saygıyla. Sözlerimi onun en sevdiğim dizeleri ile bitireceğim</p>
<p>“Terketmedi sevdan beni,</p>
<p>Aç kaldım, susuz kaldım,</p>
<p>Hayın, karanlıktı gece,</p>
<p>Can garip, can suskun,</p>
<p>Can paramparça&#8230;</p>
<p>Ve ellerim, kelepçede,</p>
<p>Tütünsüz uykusuz kaldım,</p>
<p>Terketmedi sevdan beni&#8230;“</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahmet-arif-ve-leylim-leylim/">Ahmet Arif ve Leylim Leylim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ahmet-arif-ve-leylim-leylim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3875</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Jun 2016 05:50:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3852</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günlerden Pazar… Sabah Marduk’u yolcu ettim. Bayağı ısındık birbirimize  “Bir gün Babil’e beklerim” dedi ben de  “bekle” dedim. Çok mutlu olmuş beni tanıdığı için, bütün Babil’e anlatacakmış. Ama uyardım, her şeyi anlatma diye. Sansasyonel erotik hikâyelerim, kaçamaklarım sıkıntı, babacan Zeus olarak anılsam kâfi. Neyse Marduk girdi yola, bende günlük “Olympos’un Sesi” gazetemi alıp sarayıma çıktım, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/">Zeus’un Günlüğü – 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Günlerden Pazar… Sabah Marduk’u yolcu ettim. Bayağı ısındık birbirimize  “Bir gün Babil’e beklerim” dedi ben de  “bekle” dedim. Çok mutlu olmuş beni tanıdığı için, bütün Babil’e anlatacakmış. Ama uyardım, her şeyi anlatma diye. Sansasyonel erotik hikâyelerim, kaçamaklarım sıkıntı, babacan Zeus olarak anılsam kâfi.</p>
<p>Neyse Marduk girdi yola, bende günlük “<strong>Olympos’un Sesi</strong>” gazetemi alıp sarayıma çıktım, yanıma da bir bardak dolusu Ambrossia alıp tahtıma yayıldım. Fakat öyle böyle bir yayılmak değil, biri görse Zeus olduğumu bir şekilde ispatlamam gerekir.</p>
<p>Gazetemi okumaya başladım; yurttan haberler, spor bölümlerinden sonra magazin kısmına geldim. Gece hayatları vs. derken bir de ne göreyim!</p>
<p>“Hera’dan sexi pozlar” diye bir başlık ve resimler! Bir hışım ile Hera’nın yanına gittim daha doğrusu yanında bittim hani Zeus’um ya yapabiliyorum böyle şeyler. Hemen sorgulamaya başladım “sen benim karımsın böyle bir şey nasıl yaparsın? Bu ne? Ne bu? Ne bu, bu ne? (Böylece “Ne?” sorusunun bütün varyasyonlarını da sormuş oldum ve bu kısım aradan çıkmıştı. O da anlamıştı soruyu) “Bizi bütün <em>Olympos</em>’a rezil mi edeceksin?” dedim. O da bana “sende Hestia’yı süzüp gözden geçiriyordun bu ne peki?” dedi. Bende “Hestia’ya o gözle bakmadım, sadece kendi kendime ne güzel kız sevdiğine bağışlansın dedim, işte bu gözle baktım Hera! Üstelik Hestia, Prometheus ile birlikte” dedim. Hera sordu “Onu zincire vurmamış mıydın?” diye “Kurtulmuş bende bir daha uğraşmak istemedim” dedim. Neyse ki bu senaryo ile Hera’nın gönlünü aldım, evet galiba aldım. Tabi bu günlüğüm eline geçerse… İşte o zaman ne olur bende bilmiyorum. Gerçi Olympos’ta bu tarz sansasyonel olaylar sıradan şeyler, ufak bir tartışma ile her şey düzelir. Burası Olympos! Burada her şey mübah !</p>
<p>Bir başka <strong>Olympos günü</strong>nde görüşmek üzere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/">Zeus’un Günlüğü – 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3852</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yağmurum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yagmurum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yagmurum/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 31 May 2016 13:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3844</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dışarıda yağmur, Öyle içli yağıyor ki, Sanki için de keder saklayan bir kadının gözyaşları. Sen de öyle kalbimdesin ki, Öyle de güzelsin ki, Yazmaya bile kıskanıyorum. Bu yağmur sanki kalbimden yağıyor. Her damlasında sen varsın. Her damlasında senin için biriktirdiğim gözyaşları var. Ve asla söyleyemediğim duygularım var. Yağmur benim yerime söylese daha kolay olurdu. Ne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmurum/">Yağmurum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dışarıda yağmur,</p>
<p>Öyle içli yağıyor ki,</p>
<p>Sanki için de keder saklayan bir kadının gözyaşları.</p>
<p>Sen de öyle kalbimdesin ki,</p>
<p>Öyle de güzelsin ki,</p>
<p>Yazmaya bile kıskanıyorum.</p>
<p>Bu yağmur sanki kalbimden yağıyor.</p>
<p>Her damlasında sen varsın.</p>
<p>Her damlasında senin için biriktirdiğim gözyaşları var.</p>
<p>Ve asla söyleyemediğim duygularım var.</p>
<p>Yağmur benim yerime söylese daha kolay olurdu.</p>
<p>Ne beklersin ki o sadece yağmur.</p>
<p>Eminim ki sende bu yağmuru görüyorsundur.</p>
<p>İşte bu da bana yeter.</p>
<p>Yanında olamasam da,</p>
<p>Seni sevdiğimi söylemesem de,</p>
<p>Hatta kalbinden hiç geçmesem de,</p>
<p>Aynı evrende aynı yağmuru izlemek bile yeter.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmurum/">Yağmurum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yagmurum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3844</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıradan Bir Rüstem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 31 May 2016 09:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3836</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başkalarına sesimi duyurmaktan vazgeçeli çok zaman oldu. Neyse derin mevzular bunlar, sonra konuşuruz. Cebimden bir sigara çıkardım. Ama çakmağı bulamadım, düşmüş olmalı. Karşıdan geçen iki gençten ateş istedim. Birinin elinde kovayla fırça vardı. Diğerinin yükü daha ağırdı. “Abi iyi misin, ne oldu sana böyle?” diye sordular. Sahi bana ne olmuştu… *** Yine aynı mekana gittim ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/">Sıradan Bir Rüstem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başkalarına sesimi duyurmaktan vazgeçeli çok zaman oldu. </strong></p>
<p><strong>Neyse derin mevzular bunlar, sonra konuşuruz.</strong></p>
<p>Cebimden bir sigara çıkardım. Ama çakmağı bulamadım, düşmüş olmalı. Karşıdan geçen iki gençten ateş istedim. Birinin elinde kovayla fırça vardı. Diğerinin yükü daha ağırdı. “Abi iyi misin, ne oldu sana böyle?” diye sordular.</p>
<p>Sahi bana ne olmuştu…</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Yine aynı mekana gittim ve aynı masaya oturdum. Rüzgar vardı. Sigaramı yakmak için ateşin  üzerine eğilip siper oldum. Sonra garson elinde 50 lik efesle gelip selam verdi. Bardağın kenarlarından köpük akıyordu. “sakin ol şampiyon, bu kadar köpürecek ne var” diye çıkıştım bardağa. Sonra güldüm. Bardak gülmedi. Neyse dedim “belli ki sen de bu gün havanda değilsin”. Çantamdan okumalık bir şeyler çıkardım. Yanağımı sağ avucumun içine alıp, vücudumu masanın üzerine diktiğim dirseğime emanet edip okumaya başladım. Hava serin fakat sertti. Hafif bir rüzgar bile vardı. Hani güzel kızların saçlarını savurmaya yetecek kadar. Geceye doğru kalkıp evimin yolunu tuttum.</p>
<p>Sarhoş Değilim ben! Bir birayla sarhoş olur mu insan? Üstelik yarısına kadar su konmuş bir bira. Neyse ki hala net bir çizgiyi koruyacak kadar aklım yerinde. Kendi kendime söylenerek çıktım İstiklalden. Meydana vardım. Karşısında durdum. Ve avazım çıktığı kadar bağırdım, “yine girdim lan sanaaaa” diye. Tabii benden başka kimse duymadı beni. Her zaman ki gibi yani. Başkalarına sesimi duyurmaktan vazgeçeli çok zaman oldu. Neyse derin mevzular bunlar, sonra konuşuruz.</p>
<p>Hemen herkes bilir İstiklalden meydana çıkarken sol tarafta çiçekçiler olur, onların yanında da polisler. Nasıl olur diye sormayın, hayat işte her şey oluyor. Çiçekçilerin önünden geçip Şişli’ye doğru yürüdüm. Karşıya geçecektim. Yeşil ışık yanınca durdum. (Allah herkese nasip etsin). Yani aslında kırmızı demem gerekiyor. Çünkü o sıra araçlar için yeşil bizim için kırmızı yanıyordu. İşte ikisinin ortasında sarı yanar bazen. Güzel olur üçünü de aynı anda yanarken görmesi. Bu arada ben ne ara kurallara bu kadar uyar oldum? Neyse, karşıdan bir kız geliyordu. Rüzgarı arkasına almış, hızlı hızlı yürüyordu. Yolun ortasında durdum. Tam yanımdan geçerken kafasını kaldırdı. Rüzgarın içinde yolun ortasında göz göze geldik bir an. Sonra hemen kaçırmadı gözlerini. Uzun uzun bakıştık. Yüzüne savrulan saçlarını eliyle kontrol altına almaya çalışıyordu. Evet dedim, boşuna değil rüzgarın bu havası. Çok durmadı tabi, gitti.</p>
<p>Sadece adını öğrenme ihtimali için bile değmez mi bütün gece soğukta yürümeye. Değer elbet. Ardından uzun uzun bakılacak kadar güzel, hakkında şiirleri yazılacak kadar kadın. Ama dedim ve durdum. Ama… Hayatıma giren bütün cümlelerin sonundaki bağlaç. Karşısına çıkmalı mıyım acaba? “Affedersiniz. Biraz önce hani kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçerken, yani tabi ki aslında yeşil yanıyordu yani yayalar için yeşil…” Off !! Yok daha neler!!</p>
<p>Tamam. “Affedersiniz. Merhaba. Biraz önce meydanda yani. Karşıdan karşıya geçerken. Hani yolun tam ortasında karşılaşmıştık. O an tanışamadık, fırsat olmadı tabi kırmızı ışık yandığı için yani esasen yeşil demem lazım yaya olduğumuz için !!!!” Allah kahretsin!! Olmuyor!</p>
<p>Hem yalnızlığıma yeni bir anlam katmaktan başka ne işe yarayacak ki bu çaba? Durdum. “Ama” dedim yine. Ama değer, çünkü yalnızlığın dahi bir anlamı olmalı, yanılıyor muyum?</p>
<p>Arkasından yürüsem mi acaba? Belki kendini bilmez bir serseri rahatsız eder, bende o serseriyle haddini bildiririm. O serseriden farkım nedir benim? Tabi ki ben kendini bilen bir serseriyim. Evet, ben onu kurtarırım, o korkudan koluma sarılır. Sarılmaya da bilir!</p>
<p>Dahası benden de korkup kaçabilir.  Kaçmaya da bilir. Sokaklar tehlikeli. Benim de yolumun üstü. Bak sen şu işe!  Ama benim yollarım daha tehlikeli. ‘Ama’ dedim yine. Yine de kendisini evine bırakabilirim. Ya kabul etmezse? Olsun ben ısrar ederim. Belki kahve içmeye bile davet eder. Ama ben bir içimlik kahvelerin adamı değilim. “Yine de bu nazik teklif in için teşekkür ederim, belki daha sonra”.  Sonra karşılıklı olarak telefon numaralarımızı paylaşırız. Evine girer ve bütün gece beni düşünür. Güzel şeyler bunlar. Böylece ya yalnızlık dışında bir şey daha anlam kazanmış olur ya da acı bir yalnızlığın sessizliği duyulur.</p>
<p>Sonunda kendimle olan savaşımı kazandım ve kızı bir serseri rahatsız edinceye kadar takip etmeye karar verdim. Onu kurtaracak ve kahramanı olacaktım. Adımlarımı hızlandırdım. Aramızdaki mesafeyi koruyarak yürümeye devam ettim. Önce bir ara sokaklara girdi. Hah işte tam gasp yapmalık bir sokak. Birazdan mutlaka bir tinerci elinde bıçakla ortaya çıkar. Ama yok. Sokakta ikimizden başka kimse yok. Memleket hırsız, arsız, tecavüzcü, katil dolu ama ortalıkta kimse yok. Nerede bunlar! Ya tamam polis bile razıyım ama kimse yok. Adımlarını hızlandırmaya başladı. Normal olmayan bir durum vardı. Arada arkasına bakıp koşmaya başladı. Arkasından kovalayan bir tehlike varmış ta kurtulmaya çalışıyor gibiydi. Kaybetmemek için bende peşinden koşmaya başladım.</p>
<p>Tam caddeye çıkmıştık ki, İki kişi önüme atlayıp, “ne kovalıyon lan kızı” diye üzerime çullandı. Zarar vermek ne cüret kendisini korumaya çalıştığımı anlatmanın bir anlamı olur mu şimdi? Olmaz dedim. Hatta daha çok vurmaları için ana bacı sövmeye başladım. Sonunda toplamsal görevlerini yerine getirmekten yorulup bıraktılar beni. Kolay iş değil tabi. Adamlar beni orada bırakıp giderlerken ben hala arkalarından küfür ederek üzerlerine yürüyordum. Sonunda dayak yemekten yorulunca vazgeçtim. Meydana çıktım tekrar. Döndüm şöyle bir baktım. “Yine girdim lan sana” diye bağırdım. Ama bu sefer gerçekten bağırdım. Sonra sessizce, “yine ağzıma sıçtın” dedim. Ama bunu kimse duymadı.</p>
<p>Cebimden bir sigara çıkardım. Ama çakmağı bulamadım, düşmüş olmalı. Karşıdan geçen iki gençten ateş istedim. Elinde kovayla fırça taşıyan çakmak verdi. Diğerinin yükü daha ağırdı.  “Abi iyi misin, ne oldu sana böyle?” diye sordular. Bir yandan konuşup bir yandan elimle çakmağa siper yaptım, “Önemli bir şey değil iyiyim. Şurada iki dallama kızın birini rahatsız etti”.  Rüzgar hızlanmıştı, çakmak yanmadı. Rüzgara arkamı döndüm, kafamı omuzlarımın arasına gömüp ateşledim çakmağı. “Ben de daldım bunlara. İkiye tek olunca biraz sopa yedik tabi ama kızı kurtardım”. Gençlerin işi vardı belli ki. “Helal sana abi” deyip gittiler. Ciddiye almamışlardı, hemen sonra gülüşlerini duydum. Arkalarından baktım bir süre. Yürümeye devam ettim. Ne kadar yürüdüğümü bilmiyorum. Nerdeyse ayılmıştım bile. Derken biraz önümde muntazam aralıklarla yanıp sönen mavi ve kırmızı ışıklar belirdi. Ardından bir takım bağrışmalar duymaya başladım. Yolum değiştirmek için arkamı dönmek istesem de kontrol edemediğin o duygu beni ışıkların ve seslerin çıktığı o sokağa doğru itti.</p>
<p>Sokağa girdiğimde iki tane ekip otosu  hemen yanımdan geçerek hızla uzaklaştı. Öndeki araçta genç bir kızı serserilerin elinden kurtardığım için beni tebrik eden iki genç, arkadaki araçta dayak yeme pahasına serserilerden koruduğum o kız vardı. Kızla ikinci kez göz göze geldik. Arkalarında kırık bir kova, ıslak bir fırça ve duvarlardan sökülmüş yırtık afiş parçaları kalmıştı.</p>
<p>Sigaramdan derin bir nefes daha çektim içime. Sanki sigaramın ucundaki ateş ne kadar çok parlarsa gece o kadar çabuk bitecekmiş gibiydi. Bir kez daha çektim, sonra rüzgara bıraktım içimdeki bütün dumanı. Al dedim, götür içimde ne varsa.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/">Sıradan Bir Rüstem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3836</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SEN</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 May 2016 13:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3832</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bakarım her sabah penceremden, Her sabah günaydın derim sana. Gün, seninle aydındır Gün, seninle canlanır… Bilmezsin ne yaparım, Bilmezsin hiç ama hiç… Öylece durup bakarsın, Suskun, hareketsiz… Ağlarım kimi zaman İşitmezsin sesimi… Kimi zaman uçarım göklerde Sevinç bunun yanında ne ki? Bilmezsin gizlice seni seyrettiğimi… Hasret çektiğimi bilirsin, Bilirsin ama değil mi? Hiç olmazsa… Dertleşirim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen/">SEN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bakarım her sabah penceremden,</p>
<p>Her sabah günaydın derim sana.</p>
<p>Gün, seninle aydındır</p>
<p>Gün, seninle canlanır…</p>
<p>Bilmezsin ne yaparım,</p>
<p>Bilmezsin hiç ama hiç…</p>
<p>Öylece durup bakarsın,</p>
<p>Suskun, hareketsiz…</p>
<p>Ağlarım kimi zaman</p>
<p>İşitmezsin sesimi…</p>
<p>Kimi zaman uçarım göklerde</p>
<p>Sevinç bunun yanında ne ki?</p>
<p>Bilmezsin gizlice seni seyrettiğimi…</p>
<p>Hasret çektiğimi bilirsin,</p>
<p>Bilirsin ama değil mi?</p>
<p>Hiç olmazsa…</p>
<p>Dertleşirim ya seninle gün boyu,</p>
<p>Hani anlatırım ya sana uzun uzadıya,</p>
<p>Sen hiç kesmeden dinlersin sözümü…</p>
<p>Arada bir bakarsın sanki bana</p>
<p>Sen de doyasıya…</p>
<p>Gece olunca yalnızlaşırım,</p>
<p>Karanlık perde olur aramıza…</p>
<p>Güneşin doğuşunu beklerim usulca…</p>
<p>Bir daha gelelim diye yan yana…</p>
<p>Sen benimsin!</p>
<p>Benimsin öyle değil mi?</p>
<p>Sen dediysem yani</p>
<p>Bahçemdeki Servi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen/">SEN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3832</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlk İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 30 May 2016 09:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3828</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aslında “ilk insan”  olmanın sefasını birçok insan sürmüştür. Bunlardan bazıları; belki Adem, belki Kabala, Pangu, Pandora, Ask ve Embla, belki de Izanagi’ydi. Fakat yıllar sürmeyen araştırmalarımın sonucu olarak, ilk insan olma ihtimalini üzerinde taşıyan kişi, sevgilimin erkek arkadaşıydı. Çünkü, sürekli bana sen ilksin deyip duruyordu. Ben de, hayır, bu imkansız diye çıkışıyordum. Bu konuda bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/">İlk İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında “<strong>ilk insan</strong>”  olmanın sefasını birçok insan sürmüştür. Bunlardan bazıları; belki Adem, belki Kabala, Pangu, Pandora, Ask ve Embla, belki de Izanagi’ydi. Fakat yıllar sürmeyen araştırmalarımın sonucu olarak, ilk insan olma ihtimalini üzerinde taşıyan kişi, sevgilimin erkek arkadaşıydı. Çünkü, sürekli bana sen ilksin deyip duruyordu. Ben de, hayır, bu imkansız diye çıkışıyordum. Bu konuda bir türlü anlaşamamış, her defasında kavga edeceğimizi düşündüğümüz için böyle bir diyaloga girmemeye çalışmıştık. Hemi de askeri ücretle. Ama emin ol okur, ya da sevgili okur, hayır, zaten bir sevgilim vardı, en iyisi okur, ilk insan ben değildim. Çünkü ben hiçbir ağacı küstürmemiş, hiçbir kediyi korkutup, kızdırmamıştım. Bir ağacın benim yüzümden çiçek açmayışı, sevgilimle sinemaya gidemeyişimden daha üzücü olurdu. İlk insan ben olamazdım. Ya olsaydım…</p>
<p>İşte o zaman tüm canlılarla konuşabilirdim. Onları küstürmeden… Bir balığa, omega 3 vitaminine ihtiyacım olduğunu söyler, rızasını aldıktan sonra onu mideye indirebilirdim. Böylece bana küsmemiş olurdu. Bir kaplumbağaya pizza karşılığında onun üstünde beş dakika oturmayı teklif ederdim. Onlar pizzaya bayıldığı için ayılmasını bekledikten sonra üstüne 5 dakika otururdum. Böylece bana küsmemiş olurdu. Hatta bir seferinde diye başlayabileceğim şöyle bir hikayem olurdu: Hatta bir seferinde, bir ağaçtan en kalın dalına bir salıncak kurmayı rica etmiştim. O da kabul etmemiş, ben ileri geri salladıkça ipin canını acıtabileceğini söylemişti. Hemen koştum ve annemin gömleğinde dikili olan iki vatkayı da söküp aldım. Bana sonradan çok kızmıştı annem ama olsundu. Evet sevgili okur, hayır, sadece okur, beni enseledin. Sen şu an ( Sen diye hitap ediyorum çünkü, bu metnin başında kaç kişi olduğunuzu bilemiyorum. O yüzden siz demeyeceğim.) benim bir annem olduğunu ve doğal olarak da ilk insanın benim değil annem olduğunu düşünüyorsun. Ama sizi şaşırtacağım ve ilk insanın annem değil pizzayı yapan kişi olduğunu yazacağım. Yazdım. Çünkü o annemden 3 ay daha büyükmüş. Babası öyle söylemiş. Nerede kalmıştık? Ha, evet, vatka yüzünden annemden yediğimi dayakta&#8230; Az önce sadece kızdığını söylemiştim. Çünkü erkekler yediği dayakları anlatmazlar. Vatkayı alıp ağacın yanına koştum. Vatkaları ipin altına, dalın üstüne koyarsam canının acımayacağını söyledim. O da kabul etti. Salıncağı kurdum ve sallanmadan oradan uzaklaştım. Bana küsmemişti, sallansaydım yine küsmeyecekti. İlk insanlığın rehavetine kapılmış olmalıydım ki zaman sonra çıplak olduğumun farkına vardım. Belki de bu yüzden balık, kaplumbağa ve ağaç bana bıyık altından gülmüşlerdi. Örtünme gereği hissettim. Koşarak az önceki dostum ağacın yanına gittim ve ondan yaprak istedim. Yapraklarının iğneli olduğunu ve bunun benim canımı acıtabileceğini söyleyerek isteğimi geri çevirmek zorunda kaldı. Ne kadar da düşünceliydi. Teşekkür edip başka bir ağacın yanına doğru yöneldim. Kiminin yaprağı küçüktü kiminin ki aralıklı. Kiminin yaprağı narin dokuluydu kiminin ki kaba. Derken kalın ve geniş yapraklı bir ağaca rastladım. Evet, bu ağacın yaprağıyla örtünebilirdim. Utana sıkıla, ellerimle mahrem yerlerimi kapatarak, biraz da ezile büzüle yanına geldim ağacın. Selamünaleyküm dedim ya da Hı da olabilir. Bilmiyorum o zaman hangi dili konuşuyor olurdum. Nezaket gereği ilk önce ismini sordum. İncir ağacı olduğunu söyledi. İlk defa duymuştum. Çünkü ilk insandım. Memnun oldum dedim, ben de ilk insan. Yaprağından birkaç tane kullanabilir miyim diye sorunca, kıvranışıma acımış ya da kıvranışımı komik bulmuş olmalı ki, gülümseyerek memnuniyetle diye cevap verdi. Yanına ağır hareketlerle sokularak yapraklarını koparmaya başladım. Kucağım yaprak dolmuştu artık. Onları yere bıraktım ve koşup annemin dikiş makinesinin çekmecesinde duran iğne ve yeşil ipliği aldım. Uyumlu olmalıydı dimi renkler. Bu sefer annemden dayak yememiştim! Yaprakları uyumlu bir şekilde birbirine dikerek kendime ilk önce bir baksır yaptım. Sonra bir jiin, bir gömlek ve gömleğin üstüne bir bileyzır ceketi de ihmal etmedim. Ama ayağımda kundura olmadığı için biraz komik duruyordum. İncir ağacının yaprakları bedenime tam oturmuştu. Pantolonu da bir beden büyük dikmiştim. Seneye de giyerimdi. Fakat baksır biraz dar olmalıydı ki apış aramın kaşınmaya başladığını hissettim. Elimi malum bölgeye götürüp kaşıyacaktım ki incir ağacının ağlamaya başladığını duydum. Üstelik aç gözlülüğümün sonucu olacak ki, üzerinde hiç yaprak kalmamış, çırılçıplak vaziyetteydi. O da mı utanıyordu yoksa diyerek aklımdan geçirdiğim anda “Hayır!” dedi. Yapraklarının hepsini kopardığım için bir daha çiçek açamayacağını söyledi. O anda sığ bir sığır çöreklendi içime. Dizlerimin üzerine çöküp, haaaayııııır diye haykırarak yeryüzünde gittikçe uzaklaşan ve görüş açısı tepeden olan küçük bir nokta haline gelmek istedim. Fakat bunun için filmlerde kullanılan dron kamerası gerekiyordu. Masraftan kaçmak için haykırmadım. İncir ağacı bana küsmüştü. O günden sonra hiç çiçek açmadı ve ilk insanla ya da ilk insanlarla konuşmadı. Bunu duyan diğer dostları da bir bir küstüler. Tüm evren küsmüştü artık ilk insana. Yine o günden sonra ağızlarını bıçak açmadı. Sadece incir ağacı meyvesinin ağzını açıyor ve konuşmuyordu. Bu, bir rivayetime göre, söylemek istediği çok şey var fakat söyleyemiyor anlamına geliyordu. Bir rivayetime göre de artık çiçek açmadığı için burnundan değil ağzından nefes alabiliyor anlamına geliyordu. Bu rivayetlerimi bana incir ağacı anlatmadı çünkü benimle konuşmuyordu. O yüzden ilk insan olarak ben uydurdum.</p>
<p>Velhasıl-ı kelam sevgilim, (bu ifadeyi kullandığıma göre <strong>ilk insan</strong> Mezopotamya’dan neden olmasındı.) ilk insanlar kalp kırdıkları için doğa artık onlarla konuşmuyordu. Çünkü doğa, doğası gereği doğal davranıyordu. Doğal olarak da doğası gereği davranmayan tek varlık “İnsanlar” olarak kaldı. O yüzden sevgilim, ben ilk insan olma vebalini boynumda taşıyamam. Ama görüyorum ki, sen beni dinlememiş, uykuya dalmışsın ilk kanepede. Olsundu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/">İlk İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3828</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yine Yoksun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yine-yoksun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yine-yoksun/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 29 May 2016 10:27:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3790</guid>
				<description><![CDATA[<p>Neredesin? Seni aramaktan bak ne haldeyim. Gökyüzüne baktım, yoksun, Yeraltına kadar baktım, orada da yoksun. &#8220;Kuzey Kutbuna gittim&#8221;, yoksun, &#8220;Güney Kutbuna gittim&#8221;, orada bile yoksun. Neredeysen çıkıp gel. Belli ki çok uzaktasın. Nereye gidersen git, Kalbim seninle, Benden ne kadar kaçarsan kaç, Kalbin eminim benimle. Nefret bile etsen, O an bile kalbinden geçiyor olurum. Biliyorum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yine-yoksun/">Yine Yoksun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Neredesin?</p>
<p>Seni aramaktan bak ne haldeyim.</p>
<p>Gökyüzüne baktım, yoksun,</p>
<p>Yeraltına kadar baktım, orada da yoksun.</p>
<p>&#8220;Kuzey Kutbuna gittim&#8221;, yoksun,</p>
<p>&#8220;Güney Kutbuna gittim&#8221;, orada bile yoksun.</p>
<p>Neredeysen çıkıp gel.</p>
<p>Belli ki çok uzaktasın.</p>
<p>Nereye gidersen git,</p>
<p>Kalbim seninle,</p>
<p>Benden ne kadar kaçarsan kaç,</p>
<p>Kalbin eminim benimle.</p>
<p>Nefret bile etsen,</p>
<p>O an bile kalbinden geçiyor olurum.</p>
<p>Biliyorum sen beni çok seversin,</p>
<p>Kıyamazsın öyle değil mi?</p>
<p>Hadi uzay gemisine bin,</p>
<p>Gemiye bin, uçağa bin, trene bin,</p>
<p>Hatta aylar sürse bile,</p>
<p>Deveye de bin, seni hep beklerim.</p>
<p>Sen yeter ki gitme,</p>
<p>Yeter ki evren üzerinden kaybolma.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yine-yoksun/">Yine Yoksun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yine-yoksun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3790</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gezgin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gezgin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gezgin/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 26 May 2016 14:51:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3782</guid>
				<description><![CDATA[<p>Göçebe bir hayat yaşıyor, pek çok kişiyle tanışıyordu. Arkadaş canlısı davranışları, bu hayat tarzını sürdürürken, ihtiyaçlarını karşılamasını ve yardım bulmasını kolaylaştıran vazgeçilmezlerdi. Aslında, kimseyle gerçekten arkadaş olmuyordu. Çünkü fazla yakınlık kurmanın, istediği zaman çekip gitmesine engel olacağından endişeleniyordu. O, tüm dünyayı görmek ve tanımakla görevlendirilmişti. Bir ömür öncesi kadar uzun bir zaman önce, bambaşka bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gezgin/">Gezgin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Göçebe bir hayat yaşıyor, pek çok kişiyle tanışıyordu. Arkadaş canlısı davranışları, bu hayat tarzını sürdürürken, ihtiyaçlarını karşılamasını ve yardım bulmasını kolaylaştıran vazgeçilmezlerdi. Aslında, kimseyle gerçekten arkadaş olmuyordu. Çünkü fazla yakınlık kurmanın, istediği zaman çekip gitmesine engel olacağından endişeleniyordu. O, tüm dünyayı görmek ve tanımakla görevlendirilmişti.</p>
<p>Bir ömür öncesi kadar uzun bir zaman önce, bambaşka bir dünyada açmıştı gözlerini. Henüz hayatının ilk yıllarında, diğerlerinden farklı olduğu anlaşılmıştı. Bunu anlamak o kadar zor değildi çünkü; kendisi turuncumsu bir pembeyken, geri kalanlar yeşildi. Yine de, ona farklıymış gibi davranmadılar, en azından gözleri onlarınki gibi maviydi. Bu da bir benzerlik sayılır. Hem şekil olarak da öyle göze çarpan bir farklılık yoktu.</p>
<p>Yaşadığı yerin sakinleri, teninin rengi yüzünden ona farklı davranmayacak kadar bilgeydiler. Uzun ömürleri ve diğer uzak dünyalara yaptıkları yolculuklar sayesinde, hayata bakışları geniş ve hoşgörülüydü. İçinde büyüdüğü aile ona, kendi dillerinde gezgin anlamına gelen, Panra ismini verdiler.</p>
<p>Panra; büyüdükçe, canlı davranışları ile ilgilenmeye başladı. Bu konuda bulduğu tüm kitapları okuyor ve diğer dünyaların dillerini öğrenmeye çalışıyordu. Çalışmaları sürerken, kitaplardan birinde, kendi renginde canlıların olduğu bir resim  gördü. Bu canlılara insan deniliyor ve Yeryüzü&#8217;nde yaşıyorlardı. Panra, insanların dilini öğrenmeye kalktığında çok şaşırdı. Diğer dünyalar gibi tek bir dil yoktu burda, milyonlarcası vardı. Cesareti kırılsa da, araştırmalarını sürdürdü ve bazı dillerin artık kullanılmadığını ve bazılarının da neredeyse ortak dile dönüştüğünü öğrendi. Bu dillerden iki tanesini öğrenerek, Yeryüzü  gezegenini araştırma ekibine katıldı.</p>
<p>Araştırma ekipleri; göreve başlamadan önce, uzun yolculuğa ve gidilen dünyanın atmosferine dayanıp dayanamayacaklarını görmek için sağlık kontrolünden geçiyordu. Bu kontroller sırasında, Panra&#8217;nın gerçekte insan olduğu ortaya çıktı, bundan elbetteki şüpheleniliyordu ama kendi istemeden önce kimse bunu araştırmayı düşünmemişti; onu sevdikleri sürece ne fark ederdi ki. Bu durumda ise insan olması, araştırma ekibi için harika bir fırsattı. Böylece insanlara, daha önce hiç yaklaşamayacakları kadar yaklaşabilecekler ve bilinmezliklerinin daha büyük kısmı açığa çıkabilecekti.</p>
<p>Panra, kısa bir eğitim sürecinden sonra Yeryüzü&#8217;ne gitmeye hazırdı. Üç kişi ile birlikte çalışacaktı. Bunlardan biri, onu taşıyacak ve ara sıra bulunduğu yeri ziyaret edecek olan aracın sürücüsüydü. Bir diğeri, dördü arasındaki iletişimi sağlayacak ve sonuncusu da Panra&#8217;nın topladığı bilgileri raporlayacaktı. İçlerinden yalnız Panra, Yeryüzü halkıyla birebir görüşecekti. Diğerleri, kimi zaman atmosferin biraz dışından kimi zaman kimse görmeden Panra&#8217;nın yanına gelerek, kimi zaman da kendi kırmızı gezegenlerinde görevlerini sürdüreceklerdi.</p>
<p>İlk yolculukta; sürücü, Panra&#8217;yı Yeryüzü&#8217;ne bırakıp geri dönecekti. Yolculukları, öngörülemeyen meteor ve toz bulutları yüzünden istedikleri gibi gitmedi. Yön göstergeleri bozulmuş; Yeryüzü&#8217;ne indiklerini gösteriyor, ancak hangi bölgesinde olduklarını söyleyemiyordu. Panra, araçtan çıkıp etrafı dolandı. Bembeyazdı ve soğuk. Yürüme mesafesinde, yine de yakın olmayan bir uzaklıkta minik beyaz yapılar görünüyor ve kimilerinden duman sızıyordu. Giysisinin hava şartlarına uygun olduğunu gören Panra, araca dönüp araştırma için gereken eşyalarını aldı ve sürücüye, önceden planlandığı gibi onu bırakıp dönmesini söyledi.</p>
<p>Sürücü, arkadaşını varışı planlanmayan bu bölgede tek başına bırakmak konusunda tereddütlüydü. Birlikte geri dönüp, göstergeleri onardıktan sonra planlanan bölgeye gitmeyi teklif etti. Ancak Panra, &#8221; Burası Yeryüzü, ben de bir insanım. Yaşamak için bir yol bulurum. Görevim bu değil mi zaten? &#8221; diye karşılık verdi. Bunun üzerine, bir sonraki görüşmelerine kadar vedalaşıp ayrıldılar.</p>
<p>Panra; renkleri bulması gerektiğini hissedene kadar, bu uçsuz bucaksız bembeyaz diyarda, diğer insanlar nasıl yaşıyorsa öyle yaşadı. Ve bir gün, umutları ve hayallerini de alarak, kızağıyla buradaki en yüksek dağa tırmanıp beyaz örtünün sınırını aşacağı yolculuğuna başladı. Bu yolculuk, Yeryüzü&#8217;nde yapacağı pek çok gezinin başlangıcıydı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gezgin/">Gezgin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gezgin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3782</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gölgelerdeyim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/golgelerdeyim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/golgelerdeyim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 May 2016 13:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hacı Mehmet Turgut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3760</guid>
				<description><![CDATA[<p>Üşüyorum Gölgelerdeyim Ne zamanım belli Ne de yerim Ruhsuz bir bedene sıkışmış aklım İdrak edemiyorum kahpe insanları Arkamdan kurulmuş tuzaklara basıp Defalarca ölüyorum Yaralı kalmakta cabası Kendime gelemediğim zamanlar da oluyor Tanıdık gelmiyor yaşadığım insanlar Üşüyorum Gölgelerdeyim Zamanın hiçe sayıldığı Anlamsız bir düşteyim Uyanmasam bir türlü bela Uyansam hayat başa bela</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgelerdeyim/">Gölgelerdeyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Üşüyorum</p>
<p>Gölgelerdeyim</p>
<p>Ne zamanım belli</p>
<p>Ne de yerim</p>
<p>Ruhsuz bir bedene sıkışmış aklım</p>
<p>İdrak edemiyorum kahpe insanları</p>
<p>Arkamdan kurulmuş tuzaklara basıp</p>
<p>Defalarca ölüyorum</p>
<p>Yaralı kalmakta cabası</p>
<p>Kendime gelemediğim zamanlar da oluyor</p>
<p>Tanıdık gelmiyor yaşadığım insanlar</p>
<p>Üşüyorum</p>
<p>Gölgelerdeyim</p>
<p>Zamanın hiçe sayıldığı</p>
<p>Anlamsız bir düşteyim</p>
<p>Uyanmasam bir türlü bela</p>
<p>Uyansam hayat başa bela</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgelerdeyim/">Gölgelerdeyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/golgelerdeyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3760</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Acımtırak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/acimtirak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/acimtirak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 May 2016 09:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercan Eyidoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3756</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yürüyüşüm çamurlu, görüşüm ıslak, korkum acemi, yapayalnız&#8230; Okumaksa hastalık, iyi ki varsınlara ödüller, ikinci tekrarda anlaşılan vasıfsız sözcükler, işime yaramasa da çocukluğumun özlemi&#8230; Şu andaki boşluğuma firar edişim. Erik ağaçlarına tırmanan karıncaları izliyorum&#8230; Nasıl da birbirlerine benziyorlar. Kavga etmeye zorlayan ben oluyorum, bozuyorum aralarındaki anlaşmaları. Zor. Uğraşlarım bozmuyor düzenlerini. Ağaç tepesindeki sohbetlerimizi hatırlıyorum.Ağaç yalnızlığı mıydı bizi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/acimtirak/">Acımtırak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yürüyüşüm çamurlu, görüşüm ıslak, korkum acemi, yapayalnız&#8230; Okumaksa hastalık, iyi ki varsınlara ödüller, ikinci tekrarda anlaşılan vasıfsız sözcükler, işime yaramasa da çocukluğumun özlemi&#8230; Şu andaki boşluğuma firar edişim. Erik ağaçlarına tırmanan karıncaları izliyorum&#8230; Nasıl da birbirlerine benziyorlar. Kavga etmeye zorlayan ben oluyorum, bozuyorum aralarındaki anlaşmaları. Zor. Uğraşlarım bozmuyor düzenlerini.</p>
<p>Ağaç tepesindeki sohbetlerimizi hatırlıyorum.Ağaç yalnızlığı mıydı bizi çeken, yoksa bizim sığamamamız mı hiçbir yere. Yıllar sonra anladığımız üzere ne ağacın yalnızlığı ne de bizim yer arayışımız&#8230; İleride anlatacaklarımıza hazırlıkmış o yüksekliğe tırmanışımız ve kimsenin duymaması konuştuklarımızın terbiyesini, bilmemesi bizden başka ağaca boşalttığımız, elimizde olan tek ve de bulunduğumuz zamanda ulaşamayacağımız zevkimizi&#8230;</p>
<p>Olur olmaz hayallemek, düşlemek komşu kızını&#8230; Bir anda olsa ağacın üstünde olduğumuzu unutmak&#8230; Ağaç bu unutturur mu kendini hiç, tutup atıverir aşağıya, attı da. Dal düşlerimize hafif gelmiş olmalı&#8230; Gülüşmeler&#8230; Ardından dut tatlısı, çocukluğumuza hazırlanan&#8230; Yürüyüşümüz çamurlu&#8230; Haybeden de değildi gülüşmeler, doğaldı. Yalan söyleyen ben, inanan sen&#8230; Karnım acıktı ve ekşi erik tepemde duruyor&#8230; &#8220;Ya düşersem yine, olsun ağlarım en fazla eve gitmektense&#8230;&#8221; Anlatsana diyen, ne düşünüyorsun, ne hissediyorsun, neden, niçin, ne&#8230; Hiç bir soru yok&#8230; &#8220;Çamura bak.&#8221;  &#8220;Annem bakıyor sana ne?&#8221; Kaçmaya başlıyoruz eriklerin parasını vermeden, kaçıyoruz düşe kalka&#8230; Çamurun pantolona deseni hoşumuza gidiyor&#8230; Yediğim tokadın sesini duysam da <strong>acımtırak</strong>.. İçten gülüşüm cabası. Ardından anasına, avradın (Çüklerimizin işe yaramazlığıyla) olan p**no düşlerimiz&#8230; Gülüşlerimiz&#8230; Haybeden değildi gülüşlerimiz, doğaldı&#8230;</p>
<p>Hey gidi gidi..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/acimtirak/">Acımtırak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/acimtirak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3756</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uzak Kalbin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uzak-kalbin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uzak-kalbin/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 20 May 2016 08:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3735</guid>
				<description><![CDATA[<p>Farkındayım, Beni sevmen imkansız, Kalbin öyle uzak ki. Dokunamıyorum bile. Yanına gelip kızamıyorum da, Canını yakmak istiyorum, &#8220;Neden beni sevmedin&#8221; ,demek istiyorum. &#8220;Neden o kızı öptün &#8220;,demek istiyorum, Canımı çok yaktın ya, Senin de kalbin yansın istiyorum. Ama yapamıyorum, Sana hiç kıyamıyorum. Kalbin öyle uzak ki. Biliyorum sen bu kızı hiç sevmeyeceksin, O ok kalbine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzak-kalbin/">Uzak Kalbin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Farkındayım,</p>
<p>Beni sevmen imkansız,</p>
<p>Kalbin öyle uzak ki.</p>
<p>Dokunamıyorum bile.</p>
<p>Yanına gelip kızamıyorum da,</p>
<p>Canını yakmak istiyorum,</p>
<p>&#8220;Neden beni sevmedin&#8221; ,demek istiyorum.</p>
<p>&#8220;Neden o kızı öptün &#8220;,demek istiyorum,</p>
<p>Canımı çok yaktın ya,</p>
<p>Senin de kalbin yansın istiyorum.</p>
<p>Ama yapamıyorum,</p>
<p>Sana hiç kıyamıyorum.</p>
<p>Kalbin öyle uzak ki.</p>
<p>Biliyorum sen bu kızı hiç sevmeyeceksin,</p>
<p>O ok kalbine hiç dokunmayacak,</p>
<p>Eminim ki ,onu da kırdın.</p>
<p>Belki de senin gibiler erosu bile üzer.</p>
<p>Öyle değil mi?</p>
<p>Anlıyorum,</p>
<p>Bu muhtemel aşk,</p>
<p>Hiç bir zaman muhtemel olmayacak.</p>
<p>Bunu çok iyi anlıyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzak-kalbin/">Uzak Kalbin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uzak-kalbin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3735</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öz Olarak Sevgi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 20 May 2016 05:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Çöplü]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Dilan Bozyel]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Tezcan Topal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3738</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir imaj, bir hatıra, bir insan asla kalıcı değilken, hayatımızın özü olan sevgi kapasitemiz, kendi enerjimiz, kendi varoluşumuzda keskin hatlarımızla kalan, belki de bir başımıza kalan, sadece biziz. Bağlanmamak lazım aslında, sonuna kadar savunduğumuz düşüncelerimize bile. Bir şeye büyümesi, kendine farklı kabuklar örüp, tekrar tekrar onu kırması, değişip gelişmesi için vakit vermeyi öğrendim. Vakit geçtikçe, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/">Öz Olarak Sevgi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir imaj, bir hatıra, bir insan asla kalıcı değilken, hayatımızın özü olan sevgi kapasitemiz, kendi enerjimiz, kendi varoluşumuzda keskin hatlarımızla kalan, belki de bir başımıza kalan, sadece biziz. Bağlanmamak lazım aslında, sonuna kadar savunduğumuz düşüncelerimize bile. Bir şeye büyümesi, kendine farklı kabuklar örüp, tekrar tekrar onu kırması, değişip gelişmesi için vakit vermeyi öğrendim.</p>
<p>Vakit geçtikçe, zaman hatıraları dizip bizi yordukça, yaşlanmak kavramı ortaya çıkıyor. Başımızdan geçen yoğun ilişkiler, beynimizi dolduran hatıralar git gide çoğalıyor. Gittiğimiz yerlerle, tanıdığımız insanlarla değişsek, farklılaşsak bile sevginin kaynağı bizde. Sevginin varoluşu, nereye yöneleceği, değişip üflenen küller gibi dünyanın dört bir yanına dağılsa bile aynıdır, kökeni bizde kaldığı için. Bedenimiz değişiyor, biz büyürken düşünce yapımız yeniden örülmeye devam ediyor. Bazen duvarların arasında terk edilmiş gibi hissetsek de gün geliyor ve göğün sonsuz tavanına yükselmiş buluyoruz kendimizi. İşte, hayatın ta kendisi! Hayat ise, bizimle. Kim bilir kaç tane eski sevgili geçmiştir, kaç tane asla bozulmayacağına yemin edilmiş ancak havada kalmış sözler verilmiştir yaşamımız boyunca? Saysan, sayamazsın. Dönem dönem bazı şeylerin yerine oturduğunu hissedip, belli bir rutine uyum sağladığımı düşünüyorum ancak an geliyor ve en kalıcı, en sağlam köklere sahip olduğumu düşündüğüm hayat tarzı, yanımdaki insanlar veya ideallerim yıkılmış iskambil kartlarına dönüyor ve darmadağın oluyorum. Bunu yenmek, toparlanmak, yine bana kalıyor, kendimin elinden tutmam gerekiyor. Her defasında yerden kalkarken, yeni ve olgun bir insan olarak kalkmak önemli, belki de yaşadığımız onca şeyin amacı budur.</p>
<p><figure id="attachment_3739" aria-describedby="caption-attachment-3739" style="width: 735px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3739 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg?resize=640%2C427" alt="Değişmeyen tek şey değişimdir (Ara Güler - İstanbul)" width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg?w=735&amp;ssl=1 735w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3739" class="wp-caption-text">Değişmeyen tek şey değişimdir (Ara Güler &#8211; İstanbul)</figcaption></figure></p>
<p><strong>Tezcan Topal</strong> tarafından hazırlanan “<strong>Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar</strong>” adlı kitapta, yenilenmek üzerine bir mektup okudum. <strong>Dilan Bozyel</strong>’in yazdığı “<strong>Unutmak Çok Mümkün</strong>” adlı mektup; beden yorulup yaşlansa da kırışıklıklar yaşanmışlıkların simgesi olarak yüzümüze konsa da zihnin açıklığı ve aklımızın enerjisiyle her zaman devam edebileceğimizi vurguluyor. Asla unutamayacağımızı zannettiğimiz geçmiş, aslında yeni bir yol çizmemiz için bize bir ipucu, motivasyon kaynağı. Her insan, iyi ya da kötü, bir başkasının hayatındayken ona bir şeyler öğretiyor, ders veriyor. Kısaca, tecrübe ediniyoruz çünkü zaman geçiyor ve asla gitmeyeceğini düşündüğümüz sevgili bile arkasına bakmadan gidiyor. Ondan geriye kalan tek şey değişen benliğimiz oluyor. “Şükrediyorum, iyi ki hayatıma girdin şimdi ismini bile bilmediğim eski sevgili.” (sayfa 35). Hayatın akışı doğrultusunda bazı şeylerin ayarına oturmasına izin vermek için, unutmak gerekiyor belki de. Beden yaşlandıkça, yani vakit geçtikçe, eski sevgilinin adı bile unutuluyor. Unutulan şeyler bazen insanlar oluyor, bazen kurulan hayaller&#8230; Ancak hüzünlenmeye gerek yok, yeni ve büyümüş karakterimiz doğrultusunda yeni hayaller de kurulacak. Bu kabullenildikten sonra belki de bazı şeyler eskisi kadar insana koymamaya başlıyor. Başı daha dik bir şekilde, başı dik yürümeye devam ediyor. Çünkü biz yaşadıkça, devam etmek zorundayız.</p>
<p>‘<em>Değişmeyen tek şey, değişimdir</em>’ felsefesinin doğruluğu, her geçen yıl kendimizi yeni bir bakış açısına sahip olarak bulmamızla kanıtlanabiliyor. Bunun için teşekkür edilmesi gereken acılar var. Bir sonraki ilişkiye hazır olmak, bir sonraki benliğe hazır olmak için bazı şeylerin yaşanması gerekiyor, biraz da insanın kendi gücüne hayran olması için&#8230; Bu gözler çok şey gördü, bu zihin çok fazla karmaşadan çıkmaya çalıştı ancak biz kendimizle var oldukça, başaracağız. Benlik olgusunun insanın kendisiyle kanıtlanması hala içindeki sevginin var olmasıyla alakalı bence. Sevgi gün gelir azalır, artar, değişir, gelişir; ancak asla yok olmaz. Bunun sebebi ise, bizim içimizde olmasıdır. Bir parçamız olduğu için, bizim başımızdan geçen olaylarla o da oradan oraya savruluyor belki, sevecek insan, sevilecek bir benlik arıyoruz. Bunun ilk hedefi, kendimiz olmalı. Umutla var oldukça insan, sevmeye, sevilmeye devam edecek. Sahip olduğumuz sevgi, değişim doğrultusunda değişmeyen tek şeydir.</p>
<p>Ben hala buradayım, kendimleyim. Vücut acılarla, bozulmuş sözlerle yıpransa da sevgimin özü hala benimle. İnsan büyürken ayrılırmış bir diğerinden, genişleyen kendine yer açmak için.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/">Öz Olarak Sevgi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3738</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayıp Sepet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 18 May 2016 05:30:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3697</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çok yakışıklı bir oğlandı vesselam. Saçları, kaşlarından daha siyah, hafif toplu burunlu, yanakları yine hafif dolgun, boyu 1,80’e yanaşık, vücudu ve vücudunun bütün uzuvları birbiriyle orantılıydı. Parmakları kalemi iyi tutar, tuttuğu gibi de iyi kullanırdı on santimlik kılıcını. Gönül vermişti saza, söze. Belliydi. Belli etmeyi de severdi. Tabi her şair gibi onun da vardı gönül [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/">Kayıp Sepet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çok yakışıklı bir oğlandı vesselam. Saçları, kaşlarından daha siyah, hafif toplu burunlu, yanakları yine hafif dolgun, boyu 1,80’e yanaşık, vücudu ve vücudunun bütün uzuvları birbiriyle orantılıydı. Parmakları kalemi iyi tutar, tuttuğu gibi de iyi kullanırdı on santimlik kılıcını. Gönül vermişti saza, söze. Belliydi. Belli etmeyi de severdi. Tabi her şair gibi onun da vardı gönül yarası ya da gönül yarısı. “Güzellerin en tevafuğuna rastladım.” diye de şımartırdı zaman zaman kendini. Hakikaten de öyleydi. Yâreni de kendisi gibi siyah bir inciydi. Beline kadar uzanan siyah saçları, yeniçeri okuna eş değer, temreni çelik kirpikleri, 1,80’e uzak boyu, mim’e çalan dudakları, nun’dan kalma kaşları vardı. İsmi ise kendine dizilen tasvirlerden öte; Cansu’ydu. Oğlanın ismini söylemedim dimi? Var mıydı bir ismi! Tabi ki olacaktı. Azem’di. Bu ismi ona babası vermişti. Babasının, Türk’lere ve Türk’e ne kadar düşkün olduğunu bilen Azem, babasına sık sık kendisine neden bir Acem ismi verdiğini sorardı. Babası önceleri onun saçlarını kast ederek ve şakayla karışık; “Sen de simsiyahsın be evlat. Bana başka yol bırakmadın.” dese de sonradan en gerçekçi yalanı söyleyecekti; “Sen bir savaşın emanetisin.” Düşündüğü çok şeyin arasına babasının bu sözünü de koyacaktı. Uğraşlarının sonunda bir neticeye varamadığı için, babasının ve annesinin gerdek gecesini bir savaşa benzetecek, annesi öldüğünden, babasının onu bir emanet olarak gördüğüne karar verecekti. Halbuki babası da bilmiyordu annesinin nerede olduğunu. Hiç görmemişti. Bir subay çocuğuydu Azem. Babasının mesleğinden dolayı yıllar yılı, o şehir senin bu şehir benim gezmemişti aslında. Babası bütün şehirlerin onun olduğunu söylerdi çünkü. Bir subay disiplinliği hakim değildi çocuğunun ruhunda. Azem’in özgürlüğüne çok düşkün olmalı ki her fırsatta ona; “Yoktur aşılamayacak hiçbir sınır.” derdi. Ah Azem, asla bilemeyecekti bunun ne demek olduğunu. Bilmiyordu fakat yaşıyordu sınırların ötesinde. Çok düşünerek, çok severek, çok gezerek ve çok yazarak… Hiçbir şeyin azını kabul etmezdi zaten. Çünkü az demek, “sınır” demekti.</p>
<p>Beklide böyle bir metinde anlatılacaktı Azem, terhisine 27 gün kalan yedek subay eğer sepeti bulabilseydi.</p>
<p>Her zaman yaptığı gibi yine devriyeye çıkmıştı Aziz. Bazı şeyleri her zaman yapardı. Mesela ne zaman Kamışlı’ya baksa, “Savaş olmasa güzel şehir aslında.” derdi kendisine yüz metre kala tellerin ötesine dürbünle bakarak.  Savaş bir veba gibiydi. Sadece karşı ülkede kalmıyor, kendi ülkesine de bulaşacak oluyordu. Bu yüzden de güvenliği sağlamak için devriyeyi her zaman atmak zorundaydı neredeyse aracı tellere yapıştırarak. Her zamanki günlerden yine bir gün, aracı bir tepeciğin arkasında durdurdu karşı tarafa görüntü vermemek için. Sigara içecekti serin gecenin koynunda. Botlarını dayadı tekere, sonra sırtını soğuk zırha. Sigarasını yaktı. Müziğini açtı. Gözlerini kapattı. Derinden üfledi dumanı. “Bahçada Yeşil Çınar” çalacaktı telefonda. Tam mırıldanmaya başlamıştı ki türküyü, bir bebek sesiyle açtı gözlerini. “Bu ses de ne?” diye geçirdi içinden. Aynı anda, arkadaşlarının telefonuna bebek sesi yüklediğini düşündü. Sırıtmacık düştü dudaklarına. “Yine onların şakalarından biri olmalı” dedi. Fakat, “Ben seni gizli sevdim.” nakaratını duyunca irkildi, telefonu kıstı, müziği kapattı. Ağlayan bir bebek sesiydi artık kulaklarında yankılanan. Dikkat kesildi. Ayaklarının çamurunu çakıllara sürten şoföre “sus” işareti yaptı işaret parmağını dudaklarına götürerek. İkisi de donup kalmıştı artık. Gecenin karanlığına derin bir ağlama sesi hakimdi. Sesin ne taraftan geldiğini anlamak zor olmamıştı. Aracın sağ tarafına geçti, tellerin dibine yanaştı. Gözleri bir anda büyüdü. Hatta yerinden çıkarıp misket oynayabilirdi onlarla. Yine donup kaldı. Sesin sahibini gördüğü içindi bu seferki donukluğu. Bir Yeşilçam filmi çekilmiyordu elbet. Cami avlusuna, zengin kapısına bırakılması gereken sepetin içindeki bebek, bir ülkenin sınırına bırakılmıştı tellerin on metre ilerisinde. Ne yapacağını kestiremedi önce. Göz göze geldi şoförle. İkisi de birbirine soruyordu ne yapacaklarını şaşkın bakışlarla. Aynı bakışlar cevap da veremedi. Ama öylece bırakıp gidilmezdi. Hemen kuleyi aradı. Karşı ülkeye geçmek yasak olduğu için kamerayı kuzeye çevirmesini emretti kuledeki askere. Çünkü güneydeydi kendisi. Telleri aşıp Suriye tarafına geçecek, koşarak bebeği alacak ve karakola götürecekti. Hızlıca tellerin üstüne çıktı. Ayağını diğer tarafa atacaktı ki bir an duraksadı. Bir tuzak olabilir diye düşündü ve Türkiye tarafına geri indi. Çünkü komutanından çok dinlemişti kendilerine kurulan hain tuzakları. Kimi, Türkiye tarafına geçmek için koyun postu giyiyor, kimi, sırtına ıslak battaniye atıp sürünüyordu yine tellere doğru. Bu tuzaklara kanmayacağını gösteren askere de taciz ateşinde bulunup, sağ kalırlarsa kaçıyorlardı. Bu düşünceler çok kısa bir süre meşgul etti Aziz’in zihnini. Hemen komutanını aradı. Durumu, kısa, öz ve hızlı bir şekilde bildirip hemen bulunduğu bölgeye gelmesi gerektiğini söyledi. Komutanı iki dakika içerisinde geldiğinde Aziz, yanından hiç ayırmadığı, boynunda asılı olan  monokülerle etrafı tarıyordu. “Nerde?” dedi komutanı. Tellerin on metre ilerisini parmağıyla işaret etti Aziz. Sert bir mavi bakış vardı komutanının iki kaşının altında. Oradan da hiç eksik olmazdı. İki dudağını içeriye gömerek düşündüğünü belli etti komutanı. “Kuleyi ara, kamerayı kuzeye çevirsin.” dedi. Demek ki vicdan denen şey dünyada tekti. “Aradım komutanım.” dedi Aziz. Neden ben emir vermeden aradın dermişcesine bir kızgınlık ve iyi ki aradın der gibi bir tebessüm karışımı bakış attı komutanı. Ne yapıp edip o çocuğu oradan almak lazımdı. Aziz, “Komutanım ben almayı düşündüm ama tuzaktır diye vazgeçtim.” dedi. “Aferin!” dedi komutanı tok bir sesle. Hemen ardından “Araçtan kancalı ipi getir.” diye emir verdi şoföre. “Yapılacak iş kolay. Kancayı, sepetin kenarına takabilirsek kendimize çekeriz. Hem tuzak olup olmadığı da anlaşılır.” dedi komutanı. “Ben takarım.” diye çıkıştı Aziz. Hiç beklemeden tellerin üstüne atıldı. Komutanının “Hayır!” sesi Aziz’in sol bacağını diğer tarafa atarken yakaladı. “Biri görürse seni vurabilir. Olduğumuz yerden beri sallayarak takacağız kancayı sepete.” Aziz ikinci defa kendi topraklarına atlamıştı. Ama bu da tehlikeliydi. Kanca eğer dikkatli atılmazsa, bebeğe denk gelebilir, onun bir tarafını sakatlayabilirdi. Orada bulunan herkes defalarca denedi kancayı sepete takmayı ama hiçbiri başaramıyordu. Çünkü içlerinde bebeğe zarar verme korkusuydu onları bu başarısızlığa sürükleyen. Ya uzak yanına atıyorlar ya da hiç yaklaştıramıyorlardı sepete. Mesafe kısaydı ama endişe ve korku oldukça uzun. Aziz, komutanının gözlerinin içine öyle bir baktı ki, komutanı anlamıştı ne demek istediğini. “Tamam.” dedi komutanı. “Ben senin geri emniyetini sağlarım. Telleri hızlıca aşıp kancayı sepete takacaksın. Hiç beklemeden sürünerek geri geleceksin.” Cevabını taa cümlenin başında hazırlamıştı Aziz: “Emredersiniz komutanım.” Telleri hızlıca aşıp, sürünerek sepete doğru ilerlemeye başladı. Sepetin yanına vardığında bebeğin ağlaması kesilmişti. “Az kaldı.” dedi Aziz. “Birazdan seni kurtaracağım.” Kancayı sepete taktı. Geriye dönüp tam gidecekti ki eski bir örtüden yapılmış kundağın arasında bir kâğıt parçası gözüne ilişti. Komutanı hiç beklemeden gelmesini emretmişti. Kağıdı çevik bir hareketle alıp gömleğinden içeriye attı ve sürünmeye başladı ülkesine doğru. Yine bir “Aferin!” çekti komutanı. İpi yavaşça çekmeye başladı. Herkes meraklı ve heyecan verici bir katılıkla izliyordu olanları. Aziz’in yüreği yerinden fırlayacak gibi çarpıyordu ve zihni yine rahat durmuyordu. Neler kurmadı ki orada, o katılığın ardında. Bebeği kurtarmış, onu okutmuş, belki de hiç evlenmeden babası olmuştu o sepettekinin. Göz kapaklarını seri bir şekilde hareket ettirip kendine geldi. Olaya kilitlenmesi gerekiyordu. “Kurtulacaksın.” diye sürekli tekrar etti içinden. Sepet, yerinden daha otuz santim oynamıştı ki büyük bir patlamayla herkes kendini yerde buldu. Artık bütün duygular birbirine karışmış, ardı arkası kesilmeyen bir fırtına gibi hücum etmişti kalplere. Aziz, toprağa yüzükoyun uzanmış bir vaziyetteydi. Çenesini toprağa dayadı. Sepetin olduğu yöne doğru baktı. Öldü diyemedi belki de ama “Sepet kayboldu.” diye haykırdı. Sınırdan geçememişti bir yaşam. Aceleyle gömleğinin içinden kâğıdı çıkardı. Kan çanağı olan gözleri, bir kelimelik mektubu zar zor okuyabildi. “Azem.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/">Kayıp Sepet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3697</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karım &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 May 2016 07:52:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3671</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bende oraya kurardım tezgahı diye düşündüm köşedeki kestaneciyi görünce. Tezgahının üstündeki yapma bozma fırınla ısınıyordu bir yandan, diğer yandan gözleri fıldır fıldır etrafta geziyor. Cam gibi soğuk bir rüzgardan bıçak darbeleri yiye yiye usulca yanaştım yanına. Önce bir torba çıkaracak oldu, yok dedim, burada yiyeceğim. Fırınından bir kestane çıkardı verdi. Ne öğrendin bu hayattan diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/">Karım &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bende oraya kurardım tezgahı diye düşündüm köşedeki kestaneciyi görünce. Tezgahının üstündeki yapma bozma fırınla ısınıyordu bir yandan, diğer yandan gözleri fıldır fıldır etrafta geziyor. Cam gibi soğuk bir rüzgardan bıçak darbeleri yiye yiye usulca yanaştım yanına. Önce bir torba çıkaracak oldu, yok dedim, burada yiyeceğim. Fırınından bir kestane çıkardı verdi. Ne öğrendin bu hayattan diye sordum aniden. Düşünür gibi oldu biraz. ‘ kimseye güvenmeyeceksin abi‘ dedi. ‘Ne malum evdeki karının seni kesmeyeceği? ‘. Evde uyurken bıraktığım karımı düşündüm bir an. Yorgana sarılmış masum masum uyuyordu. Üşümesin diye sönen sobayı yakıp da çıkmıştım sokağa. Ben düşünürken baya bir kestane yemiş olmalıyım ki ayrılırken ‘abi parasını unuttun’ dedi. Dönüp bakmadım bile.</p>
<p>Sokakları bayram yeri süslemişler. Ne berber açık ne kasap. Yalnız başıma yürüdüm sokaklarda. Aklımdan çıkardım karımı yanıma koydum. O da yürüyor şimdi benimle. Elini tuttum bir ara, geri bıraktım. Gözlerine baktım, rengini çözemediğim gözlerine. Bazen siyah bazen yeşil oluyordu çünkü. Rüzgar saçlarını yüzüme vurduğunda içimde oğlumun ilk doğduğu gün aklıma geldi. Nasıl silinir akıldan bilmem. Hastane odasına girdiğimde gülümseye bir kadın vardı, karım. Kucağında bir oğlan çocuğu…</p>
<p>Karımı geri yolladım, yine aklımdan. Dönsün uyusun biraz daha kadıncağız. Zaten çocuk uyanır az sonra uyutmaz. Beş yaşında daha ne bilsin uykunun kıymetini. Açık bir çay bahçesi gördüm bende, oturdum iki çay söyledim. ‘ Birimi gelecek abi’ diye sordu çocuk. Yok lan sen içeceksin dedim. Gitti, getirdi, oturdu karşıma. Bardağı tutuşundan anladım sevgilisi yok. Varmış ama ayrılmış. Bir tutuşu var bardağı, bir kavrayışı… İnsan ancak sevgilisinin elini tutabilir öyle, bir de karısının. Ne öğrendin bu hayattan diye sordum. Düşündü biraz. ‘ kimseye güvenmeyeceksin abi’ dedi. Karımı düşündüm yine. Uyanmıştır şimdi, çocuğa yiyecek bir şeyler hazırlıyordur. Her şeyi de sevmez kerata, uğraştırır durur anasını.</p>
<p>Kalktım, çiçekçiye gittim. Karım en çok papatyaları sever. En büyüklerinden aldım birkaç tane. Her sabah uyanmadan yanına papatyalarını koyarım. Perdeleri de sımsıkı kapatırım ki görmeyeyim yalancı güneşi. Sonra o uyanır, papatyalarını görür, bir gülümser bana, bir güneş doğar yakınlarımda, hava ısınır birden, volkan gibi patlar yüreklerimiz, külden sözcükler uçuşur havada aşka dair. Ve ben yarını beklerim bir gün boyunca, batmayan güneşimin yeniden doğuşunu.</p>
<p>Böyle düşününce duramadım bak şimdi. Adımlarımı sıklaştırdım. Eve dönüyorum artık. Rüzgar hala bıçak gibi deliyor etlerimi. Bir sigara yakıyorum ısınmak için. İçe içe vardım kestaneciye kadar. Sözlerime mi darıldın abi, dedi. Kafamı salladım belli belirsiz. İçten bir kahkaha patlattı.‘ benim karı beni kestiği gün kediler aslan doğurur ‘</p>
<p>Merdivenleri hızlı hızlı çıktım. Dün geceden beri öpmüyorum karımı. Dudaklarımı dudaklarına koyup dakikalarca bekleyeceğim öyle. Her şey silinip gidecek o an aklımdan. Dudaklarının sıcaklığı soğutacak içimi, titreyeceğim bir an. Anahtarı sokuyorum kapıya şuan. Ahanda bizim oğlan uyanmış kapı da beni bekliyor. Derdi var besbelli, küçücük ellerini sokmuş pijamasının cebine, aşağı doğru ittiriyor. Söyle bakalım küçük aslan ne istersen yapacağım bugün, dedim. Sözlerini karım mutfaktan çıkınca anladım ancak.</p>
<p>‘Beni annemin mezarına götür müsün?’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/">Karım &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3671</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yüreğiniz, Hayatınızın Rengi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yureginiz-hayatinizin-rengi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yureginiz-hayatinizin-rengi/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 13 May 2016 12:41:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevda Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3635</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Beklemek umudu yorar&#8221; dedi. Evet, beklemek umudu yoruyor, hayalleri ise kanatıyordu. En kötü karar bile kararsızlıktan, belirsizlikten iyiydi. Çünkü, ümidini kestiği hayalin yerini başka hayallerle değiştirebilir, gerçekleştirme cesaretini yüreği yeniden toplayabilirdi. İnsan, hayal etmekten vazgeçemez ki&#8230; Hayal etmekten vazgeçmek, diri diri toprağa gömülmekti. Yüreğine ağır gelen yüklerden kurtulmak için ısrarla sözlerine devam etti. Umut bağladıklarına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yureginiz-hayatinizin-rengi/">Yüreğiniz, Hayatınızın Rengi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Beklemek umudu yorar&#8221; dedi.<br />
Evet, beklemek umudu yoruyor, hayalleri ise kanatıyordu.<br />
En kötü karar bile kararsızlıktan, belirsizlikten iyiydi.<br />
Çünkü, ümidini kestiği hayalin yerini başka hayallerle değiştirebilir, gerçekleştirme cesaretini yüreği yeniden toplayabilirdi.</p>
<p>İnsan, hayal etmekten vazgeçemez ki&#8230;<br />
Hayal etmekten vazgeçmek, diri diri toprağa gömülmekti.<br />
Yüreğine ağır gelen yüklerden kurtulmak için ısrarla sözlerine devam etti.<br />
Umut bağladıklarına seslendi, gerçekleşme ihtimali olmayan işlerin etrafında kısır bir döngü içinde bırakmayın beni.<br />
Bırakın, olmayanı olmadı diyerek rafa kaldırayım.<br />
Hem, her hayal gerçekleşecek diye bir kural da yoktu ki&#8230;<br />
Bırakın yeni bir dünyanın temellerİni oluşturayım, pembe pancurlu evin, yeşillikler içindeki bahçesini kurayım.<br />
İçine kötülüklerden arınmış insanlar yerleştireyim, aralara kuşları, böcekleri, çiçekleri serpiştireyim.<br />
Her yeri pembeye, yeşile, maviye boyayayım.<br />
Her yer alabildiğine yeşil, alabildiğine mavi, alabildiğine pembe olsun.<br />
Renklerin raks edişini izleyeyim.<br />
Güneşin parlaklığı, renklerin üstüne vururken, renklerin arzı endam edişiyle mest olayım.<br />
Ve ardından şen kahkahalar atan çocukların, severek oynayacağı oyunları kurayım.<br />
Nasıl olsa hayat da, yüreği kan revan içinde olan oyuncuların oynadığı, acı bir oyundan ibaretti ve benim dünyam da daha çok acıya yer yoktu.<br />
Kurguladığı dünyanın büyüsüyle mutlu olmaya devam etti.<br />
Hayalleri, onu dinleyen arkadaşları, mutluluğa açılan kapısıydı.<br />
Kimsenin o büyülü dünyanın kapılarını aralamasına ve hatta mutsuzluklarıyla huzursuz etmesine izin vermiyordu.<br />
Yorgunluklarını, kırılganlıklarını geride bırakıp o büyülü dünyanın heyecanı içinde kayboluyordu, hayatın gerçek yüzünü görmezden gelerek yaşıyor ve bunun mutluluğuyla daha güçlü devam ediyordu hayatına.</p>
<p>Hayallerimiz bizi diri tutan en güzel besinimiz.<br />
Sizde kendinize, içinde mutlu olduğunuz küçük ama renkli dünyalar kurun. Korkmayın hayallere kelepçe vurulmaz. Hayal kurmak kaybettirmez.<br />
Aksine yüzünüzde tebessümü bir çiçek gibi açtırır.<br />
Hayallerinizi kimsenin iki dudağı arasında ki hükme bırakmayın.<br />
Bekleteni, hayallerinizi hafife alıp, alay edeni ciddiye almayın.<br />
Yolunuza daha dik, daha emin adımlarla devam edin.<br />
Çünkü hayat size sunulan en büyük armağan, bu armağanı gereksiz kişiler ve olaylarla heder etmeyin&#8230;</p>
<p><strong>Yüreğiniz, hayatınızın rengi</strong>, hissettikleriniz ise yaşamınızın ta kendisi.<br />
Renkli bir dünyanın, yeşiller, rengarenk çiçekler içindeki bahçesini sevgi ile beslemeniz temennisiyle, sağlıcakla kalın&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yureginiz-hayatinizin-rengi/">Yüreğiniz, Hayatınızın Rengi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yureginiz-hayatinizin-rengi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3635</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güzel Hislerin Şairi: Ahmet Muhip Dıranas</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/guzel-hislerin-sairi-ahmet-muhip-diranas/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/guzel-hislerin-sairi-ahmet-muhip-diranas/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 May 2016 09:22:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3628</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ahmet Muhip Dıranas… Üç kelimelik bir şiir gibi. Gibi değil, öyle. Uzun bir ‘’I’’ gibi baş verir döşümüzde. Şiirlerini açıp okuyunca, hemen hemen her birinde, sevginin, insan kalma arzusu ve çabasının tadını yakalamak mümkün. Ahmet Muhip Dıranas bu yüzden eşi Münire Dıranas’a ithaf ettiği ve yazdığı tek şiir kitabı olan Şiirler adlı eserine şöyle bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-hislerin-sairi-ahmet-muhip-diranas/">Güzel Hislerin Şairi: Ahmet Muhip Dıranas</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ahmet Muhip Dıranas</strong>… Üç kelimelik bir şiir gibi. Gibi değil, öyle. Uzun bir ‘’I’’ gibi baş verir döşümüzde. Şiirlerini açıp okuyunca, hemen hemen her birinde, sevginin, insan kalma arzusu ve çabasının tadını yakalamak mümkün. Ahmet Muhip Dıranas bu yüzden eşi Münire Dıranas’a ithaf ettiği ve yazdığı tek şiir kitabı olan <em>Şiirler </em>adlı eserine şöyle bir not düşmüş: <em>‘’Bu kitapta savaş sözcüğünü bulmayacaksın. Kaldı ki, esinim senden gelir.’’</em></p>
<p>Ne vardır peki Dıranas’ın şiirlerinde sahiden? Sadece güzel komşumuz <em>Fahriye Abla</em> mı? Hayır, aksine Dıranas’ı öldürendir Fahriye Abla. Dıranas çok daha fazlasıdır ve Fahriye Abla gerçekten bir komşudur. Nasıl bir komşu? Tahayyüllerle, imgeler ve metaforlarla yüklü değil, pencere önlerinde, saksı başlarında arz-ı endam eden bir komşu. Sinemaya da uyarlanan ilk şiir olma özelliğine sahip olan Fahriye Abla, Dıranas’ın gençlik arzusunu alevlendiren bir kadın. Dıranas’ı özgün kılan da budur biraz. Yaşadığını, hissettiğini yazar. İlham derdi pek yok gibidir, bu sebeple sembolizmin anlaşılmazlığına başvurmaz, şiirleri berraktır. Hem de bildiğimiz berraklıktandır. Fahriye Abla o yüzden kanlı-canlıdır karşımızda.</p>
<p><strong>Ahmet Muhip Dıranas</strong>, şairliğinin yanında nesir yazılarıyla da bilinir. Döneminin ünlü gazetelerinden <em>Zafer, Ulus</em> ve <em>Vatan</em>’da yazıları yayımlanır. Bu gazetelerde günlük atmosfere dair yazılar yazar. Dıranas’ın asıl entelektüel derinliği gazete yazılarından daha net anlaşılır. Müthiş bir edebî birikimi vardır, mitolojiye aşinadır. Doğu ve Batı edebiyatını özümsemiştir. Ülke sorunlarına da duyarsız değildir. Ölümünden sonra <em>Yazılar </em>adlı kitapta toplanan yazılarında yer yer militarist söylemler göze çarpsa da, bir bütün olarak değerlendirildiğinde Dıranas’ın kalemi barışçıdır. Tabulara/kalıplara dokunur, eleştiriler getirir. En çok değindiği konular orman mevzusu, sanata olan duyarsızlık ve politik basiretsizliktir. Özellikle orman/ağaç kıyımı hakkında Dıranas’ın kalemi kanatıcıdır. Yazılarının 5/1’i buna ayrılmıştır, desek abartmış sayılmayız.</p>
<p><figure id="attachment_3630" aria-describedby="caption-attachment-3630" style="width: 475px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/ahmet-muhip-diranas-yazilar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3630 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/ahmet-muhip-diranas-yazilar.jpg?resize=475%2C771" alt="Ahmet Muhip Dıranas, şairliğinin yanında nesir yazılarıyla da bilinir." width="475" height="771" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/ahmet-muhip-diranas-yazilar.jpg?w=475&amp;ssl=1 475w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/ahmet-muhip-diranas-yazilar.jpg?resize=185%2C300&amp;ssl=1 185w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3630" class="wp-caption-text">Ahmet Muhip Dıranas, şairliğinin yanında nesir yazılarıyla da bilinir.</figcaption></figure></p>
<p>Hâl böyleyken Dıranas nesir yazarlığından ziyade, şairliğiyle bilinir. Dıranas, salt bir şiir yazan değil, şiire kafa yorandır. Çok sevdiği dostu – bizim de çok sevdiğimiz- <em>Cahit Sıtkı Tarancı</em>’yla şiirde sese ve biçime önem veren gayretlere girişiyorlar. Dıranas’ın Tarancı’yla giriştikleri bu eylem şiirlerinde vücut bulur. Dıranas’ın şiirlerindeki uyak/kafiye dizimi ağzı yormaz. Kafiye, kelimenin özgül yapısı ve telaffuzla yoğrulunca kendini hissettirir. Uyum, kelime bitince çınlar havada. Yani, kafiye gibi durmayan, ama kafiye gibi kafiyedir bu şiirler. Dize dizimleri de öyledir. Farklı şiirlerde, farklı kalıplarda dizilseler de, her biri kendi içinde gözü yormaz. Sesin ve şeklin hoş bir uyumu vardır.</p>
<p>Dıranas, Cahit Sıtkı gibi karamsar değildir. Ve eşi Münire Dıranas’ın iddia ettiği gibi bohem de.. Tabi şiirleri için konuşuyoruz biz. Çocuğu olmadığından, baba olamadığından dolayı hayatı boyunca bohem bir hayat yaşadığını söyler Münire Dıranas. Dıranas’ın fotoğraflarında sezilir bu. Meyûs bir bakışa sahiptir. İçrek ve derin… Fakat şiirleri? Hayır, asla.. Dıranas’ın şiirleri ne Cahit Sıtkı’nın şiirleri gibi çıkmaz sokaklardan ve dönülmez yollardan oluşur, ne de eşinin söylediği gibi bohemlik taşır. Belki fazlaca lirik, belki fazlaca arzu ve özlem.. Ama asla karamsar ve bohem değil..</p>
<p>Dıranas doğaya tutkundur. Şiirlerinde ve nesirlerinde sıklıkla işler bunu. Uzun, destansı <em>Ağrı </em>şiiri Ağrı için yazılabilecek en iyi güzellemelerdendir. Yamacına uzanmış, öyle yazmış gibidir şiiri. Ki bu muhtemeldir. Zira, Dıranas Ağrı’da yapmıştır askerliğini. Bunun yanında Dıranas’ın hemen her şiirinde bir ağaç, bir yıldız, bir rüzgâr, bir park baş verir. Bu, salt bir pastoral tasvir değildir, bilakis iç gıdıklayan bir arzu uyandırır içlerde.</p>
<p>Arzu demişken… Dıranas’ın şiir dilinde arzu/tutku hafiften hissettirir kendini. <em>Bahar Şarkısı </em>şiiri bir arzu dışavurumudur. O kadar ustaca işler ki, bunu bazen aşikâr, bazen de gizli-saklı yapar şairimiz. Bir de <em>Parkta Serenad</em> şiiri vardır ayrıca. Adeta bir sahneyi canlandırır:</p>
<p style="text-align: center;"><em>…</em></p>
<h2><strong><em>Parkta Serenad &#8211; Ahmet Muhip Dıranas</em></strong></h2>
<p><em>’Bir kedi sever gibi okşasın istiyorum </em></p>
<p><em>Parmakların saçlarımı. </em></p>
<p><em>Bu gece bütün ömrüm yaşasın istiyorum </em></p>
<p><em>Doyur bütün açlarımı! </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Birleşelim bu gece tek bir göğüste atan </em></p>
<p><em>Kalbinde bin sevişmenin. </em></p>
<p><em>İçsem şu damlayan ayışığını dallardan </em></p>
<p><em>Ak südü sanki memenin. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Ölsek bile ne çıkar! tek böyle sarmaş dolaş </em></p>
<p><em>Şuracıkta sabah sabah </em></p>
<p><em>Birbirinde başlamış, birbirinde tükenmiş </em></p>
<p><em>İki ölücük&#8230; &#8211; Kah kah kah&#8230; </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Erkek susamış yılan gibi sokulgan, kıvrak </em></p>
<p><em>Uzanıyor gözlerine; </em></p>
<p><em>Bir şey boşalıyor lık lık lık, kadında sıcak </em></p>
<p><em>Bir kan gibi ta derine.’’</em></p>
<p><em>Ahmet Muhip Dıranas</em>, estetik kaygının şairi. İyi hislerin dışavurumcusu. Şiirleri hüznü ve sevinci yarıştırır, sevinci galip çıkarır hep. Yunan lirizminin havası sezilir kimilerinde şiirlerinde. Kimileri, müziğe dökülse çok güzel gece şarkıları olabilecek kalitede.. Hep tanıktır Dıranas, o şiirin anlattığı yerdedir. Yoksa ‘’<em>Akşamla ebedî kızlar anne oldu’’ </em>dizesi başka nasıl yazılır?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-hislerin-sairi-ahmet-muhip-diranas/">Güzel Hislerin Şairi: Ahmet Muhip Dıranas</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/guzel-hislerin-sairi-ahmet-muhip-diranas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3628</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neden Sevmedin?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neden-sevmedin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neden-sevmedin/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 May 2016 05:30:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3585</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsan değer verdiği birini unutamazmış. Ben ne yapsam unutamadım. Olmuyor çok denedim, Ama senin güzel gözlerini unutamadım. Diyorlar ki verdiğiniz değeri beklemeyin. Ben bu değeri beklemeyi çok tan bıraktım. Değer verirsin diye, sevmedim. Hiç bir beklentim de olmadı. Ben sadece  seni sevdim. Bu sevginin yerini inan, Hiç bir sevgiye değişmem. Sen den sonra, karşıma çıkan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden-sevmedin/">Neden Sevmedin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>İnsan değer verdiği birini unutamazmış.</em></p>
<p><em>Ben ne yapsam unutamadım.</em></p>
<p><em>Olmuyor </em><em>çok denedim,</em></p>
<p><em>Ama senin güzel gözlerini unutamadım.</em></p>
<p><em>Diyorlar ki</em><em> verdiğiniz değeri beklemeyin.</em></p>
<p><em>Ben bu değeri beklemeyi çok tan bıraktım. </em></p>
<p><em>D</em><em>eğer verirsin diye</em><em>,</em><em> sevmedim.</em></p>
<p><em>Hiç bir beklentim </em><em>de </em><em>olmadı.</em></p>
<p><em>Ben sadece  seni sevdim.</em></p>
<p><em>Bu sevginin yerini </em><em>inan,</em></p>
<p><em>H</em><em>iç</em> <em>bir sevgi</em><em>ye değişmem.</em></p>
<p><em>S</em><em>en den sonra</em><em>,</em><em> karşıma çıkan oldu.</em></p>
<p><em>S</em><em>enin kadar kalbimi ısıtma</em><em>dı,</em></p>
<p><em>Uz</em><em>akta duran gölgen kadar yanımda olmadı,</em></p>
<p><em>B</em><em>ö</em><em>yle </em><em>özlerken seni</em></p>
<p><em>Beni neden özlemedin,</em></p>
<p><em>B</em><em>ö</em><em>yle masumca </em><em>severken seni,</em></p>
<p><em>Beni neden sevmedin?</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden-sevmedin/">Neden Sevmedin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neden-sevmedin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3585</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yorgunum Gregor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yorgunum-gregor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yorgunum-gregor/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 12 May 2016 05:30:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Selman Çaltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3589</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yorgunum Gregor Aldırma sen dönüp “ne oluyor” diye bakan olmamasına Kimsenin duyamayacağı kadar yüksek Ve derinden geliyor iç çekişlerim Sessiz sedasız hıçkırırken bir balıkçı barakasında yalnız Ağlara takılan her bir orkinosun son nefesi oluyor gözyaşlarım Yorgunum Gregor Kadim dostum benim Yüreğimde fırtınalar koparıp kalyonlar batırırken dizelerim Dilim ah şu dilim ve kalemim Yok kimseye garazım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yorgunum-gregor/">Yorgunum Gregor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yorgunum Gregor</p>
<p>Aldırma sen dönüp “ne oluyor” diye bakan olmamasına</p>
<p>Kimsenin duyamayacağı kadar yüksek</p>
<p>Ve derinden geliyor iç çekişlerim</p>
<p>Sessiz sedasız hıçkırırken bir balıkçı barakasında yalnız</p>
<p>Ağlara takılan her bir orkinosun son nefesi oluyor gözyaşlarım</p>
<p>Yorgunum Gregor</p>
<p>Kadim dostum benim</p>
<p>Yüreğimde fırtınalar koparıp kalyonlar batırırken dizelerim</p>
<p>Dilim ah şu dilim ve kalemim</p>
<p>Yok kimseye garazım ve kinim</p>
<p>Alacağım olacak kadar neyim var ki zaten</p>
<p>Sadece hep ve hiç nefes alamadığım</p>
<p>Karanlık ve küflü o odama serzenişlerim</p>
<p>Ne olur bıkma, dinle beni Gregor</p>
<p>Vefalı dostum benim</p>
<p>Hiç bitmeyecek titreme nöbetlerine mahkûm bedenim</p>
<p>Ruhum hapis şimdinin parmaklıklarının arkasında</p>
<p>Geleceği seçemiyor fersiz gözlerim</p>
<p>Öyle şatafatlı vedalar da bekleme benden</p>
<p>Kalemim ve boş kâğıtlarım sana emanet</p>
<p>Koruğa durmuş bir tutam asma yaprağının altında</p>
<p>Yorgun ama mağrur öleceğim</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yorgunum-gregor/">Yorgunum Gregor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yorgunum-gregor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3589</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 11 May 2016 09:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3603</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün yine vanilyalı dondurma tadında sade bir günü daha eritmek ile meşguldüm. İnsanlarda mutlu olduğundan, herhangi bir sorun olmadığından meşgul olduğum tek şey hiçbir şey ile meşgul olmamaktı! Evet, bu da bir eylem. Kendimi içten içe emekli gibi hissetmeye başladım. Emekli Zeus mu olur demeyin, ilki ben olabilirim. Bu günün bir kısmını Eros’ un nasihatini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/">Zeus’un Günlüğü – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün yine vanilyalı dondurma tadında sade bir günü daha eritmek ile meşguldüm. İnsanlarda mutlu olduğundan, herhangi bir sorun olmadığından meşgul olduğum tek şey hiçbir şey ile meşgul olmamaktı! Evet, bu da bir eylem. Kendimi içten içe emekli gibi hissetmeye başladım. Emekli <strong>Zeus</strong> mu olur demeyin, ilki ben olabilirim.</p>
<p>Bu günün bir kısmını Eros’ un nasihatini düşünmek ile geçirdim. “Hasan almaz basan alır” ne demek? Bir kere hasan diye bir ismi ilk kez duyuyorum, hatta Hades’i yanıma çağırdım ve sordum “Yer altında Hasan isminde bir ölüye hiç denk geldin mi?” dedim. Hemen yer altına dönüp kayıtlara baktı ve öyle bir isim yok dedi. Hadi ismi geçtim “basan alır” derken neyi kastetti? Ne basması? Nereye basmak? Yoksa Hasan ben, basan Prometheus mu? Galiba böyle bir şey sanki çözdüm. Ben öylece bakıyorum yani Hasan, Prometheus benden önce davranıp Hestia’yı tavlamaya çalıştı yani basan! Bunu ilk başta, Eros söylediği anda anlasaydım ne değişecekti? Tabii ki hiçbir şey. Prometheus zaten ben öylece bakarken yaptı yapacağını. Beni görmediği belli, görmüş olsa yapamazdı belki de. Çünkü tekrar zincire vurulmayı istemezdi galiba. Şuan ortalarda ciğeri delik deşik dolaşıyor; ilk cezasının, zincire vuruluşunun izleri o delikler ve deşikler.</p>
<p>Prometheus’u Olympos’a aramıza davet ederek hata mı yaptım? “Titandır bir işe yarar” dedim ve kabul ettim. Yaramıyor da değil. Bütün pis ve ağır işleri ona yaptırıyorum. Titan değil mi yapsın!</p>
<p>Neyse şimdilik sakin olayım, eğer bir daha böyle orta yerden basma girişimleri olursa şimşeklerimi ağzına saplarım! Evet, bunu yaparım Zeus’um ben!  Sonra da yine Eros’u beklerim bana nasihat vermesi için. Güzel nasihat verdi Eros, aklıma kazındı desem yeridir. Bir tecrübe edindim, Hasan’ın değil basanın aldığını öğrendim. Olympos’un kralıyım ama böyle nasihati babam bile vermemişti bana!</p>
<p>Babam demişken adı Kronos. Pek sevmem kendisini. Sebebini belki bir gün yazarım.</p>
<p>Bu günün diğer kısmına geleyim…</p>
<p>Bir tütün yaktım sarayımdan dışarı doğru bakınıyordum, az ilerde Olympos’a doğru yaklaşan dört gözlü dört kulaklı bir varlık gördüm! En başta ürktüm ardından neden ürktüm diye kendimden ürktüm! “Kendine gel! <em>Zeus</em>’sun sen “ dedim kendime. Sonra diğer Olympos sakinlerine seslendim ve gelen şeyi gösterdim. Poseidon bana “ Bu Babil’den Marduk… Neden bu kadar panik yaptın” dedi. “Marduk mu? O da kim?” dedim. Poseidon “Babil tanrısı” dedi. Ben Marduk’u gezegen zannediyordum ama meslektaş çıktık. Neyse davet ettik Olympos’a, aşağıdan yukarıya bütün tanrıları ziyaret etti ve sıra geldi bana, e bende hiç tanımıyorum. Tanıştık “ben Zeus” dedim o da haliyle “ben Marduk” dedi..”memnun oldum” dedim o da aynı şeyi söyledi ve sonra bir sessizlik oldu, bu silsilenin böyle gideceğini sandım bir an. Sonra Marduk  “adını çok duydum; magazinel yanların, erotik hikâyelerin. Renkli bir kişiliksin, seninle tanışmak istedim o yüzden geldim” dedi. Tanıştık, Tanrılaştık, bir muhabbet bir kaynaşma derken bu gün de böyle geçti. Kim derdi ki Babil’den Marduk kalkacak buralara gelecek.</p>
<p>Bir başka Olympos gününde görüşmek üzere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/">Zeus’un Günlüğü – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3603</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dolunay ve Yıldız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dolunay-ve-yildiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dolunay-ve-yildiz/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 10 May 2016 11:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3582</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gökyüzüne bakıyorum da Biz de tıpkı Ay ve yıldız gibiyiz. Sen parlak ışık veren dolunaysın, Bense sönük, sana bakan, hafif ışığı olan, O yalnız yıldızım. Tıpkı onun gibiyim Seni masumca izliyorum. Yanına yaklaşmadan, Sana dokunmadan, İki kelime bile etmeden, Seni masumca seviyorum. Dolunay iki adım yaklaşsa, Dünya da gelgit olur, Hatta yer yerinden oynar. Sende [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dolunay-ve-yildiz/">Dolunay ve Yıldız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gökyüzüne bakıyorum da</p>
<p>Biz de tıpkı</p>
<p>Ay ve yıldız gibiyiz.</p>
<p>Sen parlak ışık veren dolunaysın,</p>
<p>Bense sönük, sana bakan, hafif ışığı olan,</p>
<p>O yalnız yıldızım.</p>
<p>Tıpkı onun gibiyim</p>
<p>Seni masumca izliyorum.</p>
<p>Yanına yaklaşmadan,</p>
<p>Sana dokunmadan,</p>
<p>İki kelime bile etmeden,</p>
<p>Seni masumca seviyorum.</p>
<p>Dolunay iki adım yaklaşsa,</p>
<p>Dünya da gelgit olur,</p>
<p>Hatta yer yerinden oynar.</p>
<p>Sende bana öyle yaklaşsan</p>
<p>Nasıl gelgit yaşarım sen düşün.</p>
<p>Kalbim yerinden oynar,</p>
<p>Ruhum yerinde duramaz,</p>
<p>Aklımsa emir vermeyi bırakır.</p>
<p>Yani sen bana elini uzatsan</p>
<p>Işığım artar,</p>
<p>Çevreme ışık dağıtırım.</p>
<p>Seni çekinmeden severim.</p>
<p>Aslında evreni kendi haline bıraksak olmaz mı?</p>
<p>Biz kendimize Dünyamıza baksak,</p>
<p>Yani kendi evrenimize yaklaşsak olmaz mı?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dolunay-ve-yildiz/">Dolunay ve Yıldız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dolunay-ve-yildiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3582</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son Çare</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/son-care/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/son-care/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 10 May 2016 09:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3573</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genç kadın ayağına takılan taşlara aldırmadan yürüyordu. Kafasındaki düşünceler beynini ele geçirmiş, sanki bir robot gibi onu yönlendiriyorlardı. Güzel düşünceleri tükenmiş, elinde sadece boşlukta asılı düşünceler kalmıştı. Etrafına bakmıyordu. Dünyanın bir ucuna doğru gidiyor, ölümü bile umursamıyordu. Yaşayan bir ölü gibiydi. Bir adım sonra denizin dibini görmüştü. Aslında tam manasıyla görmemişti; çünkü gözleri diğer her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-care/">Son Çare</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genç kadın ayağına takılan taşlara aldırmadan yürüyordu. Kafasındaki düşünceler beynini ele geçirmiş, sanki bir robot gibi onu yönlendiriyorlardı. Güzel düşünceleri tükenmiş, elinde sadece boşlukta asılı düşünceler kalmıştı. Etrafına bakmıyordu. Dünyanın bir ucuna doğru gidiyor, ölümü bile umursamıyordu. Yaşayan bir ölü gibiydi. Bir adım sonra denizin dibini görmüştü. Aslında tam manasıyla görmemişti; çünkü gözleri diğer her şey gibi ölümü görmeye de hazır değildi.</p>
<p>Hayata gözlerini yummak, kimselere eyvallah etmeden çekip gitmek kolay gelmìşti bir anlığına. Gözlerini kapatıp boğazın serin sularına bırakınca kendini, daha  özgür hissetmişti. Fakat bu özgürlük ciğerlerine dolan suyu hissetmesiyle acıya dönüşüyordu. Yaptığı şeyin farkına yavaş yavaş varıyordu; fakat her şey için geç kalmıştı. Yüzeye çıkmaya ne hali ne de cesareti kalmıştı. Ardında bıraktıkları bir bir geçiyordu gözlerinin önünden. Bir anlık kızgınlık hayatına mal olmak üzereydi. Gözlerini aralamaya çalıştı; fakat tuzlu su gözlerini yakıyor, görmesini engelliyordu. Elini uzatıp ne kadar derinde olduğunu hesaplamaya çalıştı. Fakat bu mümkün değildi. Çırpındıkça daha derine batıyordu. Nefesinin yettiği son bir gayretle çırpındı, çırpındı. O kadar çırpınmasına rağmen kimse onu görmüyor, duymuyordu. Artık zamanın iyice tükendiğini anlamıştı. Gözlerini yarım yamalak açtığında gördüğü tek şey sevdiklerinin sudaki yansımasıydı, bütün sevdikleri gözü yaşlıydı-gitme der gibi bakıyorlardı. O da pişmandı, bütün kırgınlarını unutmuş, artık gitmek değil kalmak istiyordu. Son bir gayretle yüzmeye çalıştı; pişmanlığın yaşama sevgisinin verdiği güçle son bir kez daha denemeye karar verdi. Kıyıdan öylesine uzaklaşmıştı ki sadece yüzeye çıkmayı başarabilmişti. Aldığı nefesi ciğerlerinde hissedince gözünden  yaşlar boşalmaya başladı. Nerede olduğuna dair hiçbir fikri yoktu,etrafta bir iz de yoktu. Yolu nasıl bulacağını bilmeden çaresizce etrafına bakınıyordu. Ortada bir balıkçı teknesi bile yoktu, şanssızlığın dibine vurmuştu. Ölmek istediği için kendinden utanıyordu, şimdi en büyük ölümün çaresizlik olduğuna inanıyordu. Var gücüyle yüzdü, yüzdü. Sadece dualar ederek ilerliyor, tüm gücüyle çırpınıyordu. İçinde bulunduğu an ona nefes alırken de insanın ölebileceğini kanıtlıyordu. Karnı açlıktan zil çalıyor, gözyaşları sulara karışıyordu. En kötüsü de artık akşam olmak üzereydi. Boğularak ölmese bile açlıktan öleceği kesindi. Bacaklarına ve kollarına kramp giriyor, direncini kaybediyordu. Kendini tekrar boğazın sularına bıraktı. Ve gözlerini kapattı, sadece yatağında olduğunu hayal etti. Gözlerini açtığında kıyıda olduğunu fark etti. Bütün balıkçılar etrafında toplanmış, meraklı gözlerle genç kıza bakıyorlardı. Fakat genç kız tekrar yummuştu gözlerini. Direnci o kadar kırılmıştı ki zayıf vücudu daha fazla dayanamamış ve bayılmıştı. Fırtına çıkmadan önce evlerine dönmek için yola çıkan balıkçılar, şans eseri kızı son anda fark edip kurtarmışlardı. Balıklar sanki kızın kurtarılmasını istermişçesine kızın etrafını sarmış, yaldızlı pullarıyla ışıl ışıl parlıyorlardı. Genç kız hayatını kendince büyük şeylerden kaçmak için feda etmek istemiş. Fakat hiç ummadığı küçük şeyler hayatını kurtarmıştı. Gözlerini açtığında köşe bucak kaçtığı herkes yanındaydı, hayat da dahil.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-care/">Son Çare</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/son-care/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3573</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Benim Dünyam &#8211; Orhan Gencebay</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 May 2016 05:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3565</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; ∞ Çocuktum; Güneş doğarken ufuktan, tan yeri ağarırken daha; Başlardım her yeni güne, aldığım deriiin bir nefesle… Tırmanırken dağların zirvelerine, yoldaşım olurdu hercai mor menekşe… Çocuktum; Lacivert semalardan doğmuştum. Susmuştum sonra, sonbaharın sessizliğinde… Mavisine denizin, âşık olmuştum delicesine… Çocuktum; Yeşil kırlarda koşup oynuyordum, Bir kelebek geldi, kondu usulcacık sevgime… Kıyamadım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/">Benim Dünyam &#8211; Orhan Gencebay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; ∞</h2>
<p>Çocuktum; Güneş doğarken ufuktan, tan yeri ağarırken daha;</p>
<p>Başlardım her yeni güne, aldığım deriiin bir nefesle…</p>
<p>Tırmanırken dağların zirvelerine, yoldaşım olurdu hercai <strong><em>mor</em> </strong>menekşe…</p>
<p>Çocuktum<strong><em>; Lacivert</em></strong> semalardan doğmuştum.</p>
<p>Susmuştum sonra, sonbaharın sessizliğinde…</p>
<p><strong><em>Mavisine</em> </strong>denizin, âşık olmuştum delicesine…</p>
<p>Çocuktum; <strong><em>Yeşil </em></strong>kırlarda koşup oynuyordum,</p>
<p>Bir kelebek geldi, kondu usulcacık sevgime…</p>
<p>Kıyamadım o güzelim <strong><em>turuncu &#8211; sarı</em></strong> renklerine…</p>
<p>Kıpırdamadan bekledim öylece uçmasın diye…</p>
<p>Gece oldu, karanlık çöktü; Titredi yavaşça kelebeğim.</p>
<p>İzledim ölümünü; Bütün bir ömrünü…</p>
<p>Ağlamaktan kızarmış gözlerimle…</p>
<p>Bir gün! Bir çocuk tanıdım, masallardan çıkıp gelen;</p>
<p>Mevsim bahardı, bahar gibi kokar, bahar gibi bakardı…</p>
<p>Her bakışında, billur damlalı çiçekler açardı…</p>
<p>Pembe kiraz dallarındaki bülbül gibi şakırdı…</p>
<p>Serçe kadar ürkek, kırlangıç kadar zarifti sevgisi.</p>
<p>Çocuktu; Dünyaları taşırdı yüreğinde, merhametiyle…</p>
<p>Konduğu <strong><em>kırmızı </em></strong>güllerin dikenleri,</p>
<p>Aşk yaraları açmıştı minicik gönlünde.</p>
<p>Bilmiyordu, gülü sevenin dikenine katlanacağını…</p>
<p>Öyle sırçaydı ki düşleri;</p>
<p>Esen ilk rüzgârda uçuverirdi yaprakları, gelincik misali…</p>
<p>Sonra büküp boynunu kaderine,</p>
<p>Razı olurdu gelip geçen günlere; Çocuktu…</p>
<p><figure id="attachment_3568" aria-describedby="caption-attachment-3568" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3568 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg?resize=640%2C480" alt="Gönül gönüle aynadır; görmesini bilene…" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3568" class="wp-caption-text">Gönül gönüle aynadır; görmesini bilene…</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Sana baktığımda gördüğüm ben;</em></strong></p>
<p><strong><em>Bana baktığında gördüğün sendin.</em></strong></p>
<p><strong><em>Aynaydık biz birbirimize…</em></strong></p>
<p><strong><em>Uçarken sevincin kanatlarında gökyüzüne,</em></strong></p>
<p><strong><em>Anlatırdık durmadan, inmek istemezdik yeryüzüne.</em></strong></p>
<p><strong><em>Sağanak olup yağardık elest bezminden,</em></strong></p>
<p><strong><em>Sırılsıklam kalan ben;</em></strong></p>
<p><strong><em>Toplardım düşen elmaları gökten;</em></strong></p>
<p><strong><em>Biri sana biri bana, bölüşürdük ne kadar yasak olsa da!</em></strong></p>
<p><strong><em>Ağlardık sonra; gülerdik ardından,</em></strong></p>
<p><strong><em>Sevinçlerimiz kursağımızda kalırdı çoğu zaman.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bakmazdık ayaza, yağan kara…</em></strong></p>
<p><strong><em>Aniden boşalan yağmura…</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürürdük habire, cenneti düşleye düşleye,</em></strong></p>
<p><strong><em>O hiç bitmeyecek sandığımız yollarda…</em></strong></p>
<p><strong><em>Nereden bilirdik taşıdığımızı,</em></strong></p>
<p><strong><em>Küçücük başlarımızda Cennetin tacını…</em></strong></p>
<p><strong><em>Çocuktuk!</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_3567" aria-describedby="caption-attachment-3567" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3567 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?resize=640%2C426" alt="Gökkuşağı umuttur düş yolcularına…" width="640" height="426" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3567" class="wp-caption-text">Gökkuşağı umuttur düş yolcularına…</figcaption></figure></p>
<p>Büyüdük!</p>
<p>Ayrıldık sonra…</p>
<p>Kıştı, soğuktu… Poyraz esiyordu.</p>
<p>Ne varsa sevdiğimiz eriyip yok olmuştu…</p>
<p>Birbirimizi kaybettik kasırgada,</p>
<p>Tek başımıza kalakaldık yol ayrımında…</p>
<p>Değiştirip yönlerimizi,</p>
<p>Birimiz döndü yönünü doğuya;</p>
<p>Diğerimiz batıya…</p>
<p>Birimiz kuzey rüzgârlarına çevirdi yüreğini,</p>
<p>Diğeri güneye serpiştirdi kalan sevgisini…</p>
<p>Dünya yuvarlıktır deyip nasılsa,</p>
<p>Kaybetmedim umudumu daha.</p>
<p>Çünkü biliyorum ki,</p>
<p>Ne zaman bu şarkı çalsa,</p>
<p>Farklı yerlerde, farklı zamanlarda;</p>
<p>Söylüyoruz aşılması güç <strong><em>turkuaz</em></strong> sularda.</p>
<p>Hep aynı gökkuşağının altında…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/CflMP7CmuFk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/">Benim Dünyam &#8211; Orhan Gencebay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3565</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kristal Ustası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 09 May 2016 08:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3559</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güney kutbunda, penguenlere uyum sağlamak için her zaman smokin giyen bir kristal ustası yaşardı. Böylece kimse onu bu komik kuşlardan ayırt edemezdi. Eğer görülebilseydi, bu giyimiyle çok komik bulunurdu. Uzun zamandan beri bu şekilde yaşayan kristal ustasını, gökkuşağına duyduğu sevgi ve   kristalin içinden geçen ışığa duyduğu merak buraya getirmişti. Kutupta yaşamaya başlamadan önce çok seyahat [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/">Kristal Ustası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güney kutbunda, penguenlere uyum sağlamak için her zaman smokin giyen bir kristal ustası yaşardı. Böylece kimse onu bu komik kuşlardan ayırt edemezdi. Eğer görülebilseydi, bu giyimiyle çok komik bulunurdu. Uzun zamandan beri bu şekilde yaşayan kristal ustasını, gökkuşağına duyduğu sevgi ve   kristalin içinden geçen ışığa duyduğu merak buraya getirmişti.</p>
<p>Kutupta yaşamaya başlamadan önce çok seyahat etti. Mükemmel kristali arıyordu. İlk olarak insanların şehirlerinde dolandı, pek çok cam sanatçısıyla tanıştı.  Daha ilk görüşte bunların yeterli olmayacağını düşünmüştü. Ama, ne olur ne olmaz diye onlarla biraz zaman geçirdi. İnsanlar beklentilerin ötesinde şeyler başarabilirdi. Ne yazık ki, öyle olmadı. Yeterince sıkıldığına karar verdiğinde tekrar seyahate çıktı.</p>
<p>Koca burnu onu, altın kum tepelerinin olduğu sahile götürdü. Ortalığa yayılan bir yanık kokusu vardı. Dumanı fark ederek ona doğru yürüdü. Dumanın kaynağını görünce neler olduğunu anladı.  Yıldırım düşmüş ve kumu cama dönüştürmüştü.  Büyüleyici bir şeydi bu. Orada biraz kalmaya karar verdi. Oluşan camı uzun uzun inceledi. Ne yazık ki cam, içinden gökkuşağını oluşturacak düz bir ışığın geçemeyeceği kadar kıvrımlıydı. Ve kumdan cam oluşturabilecek başka bir yıldırımı beklemek çok uzun zaman alıyordu. Bir sürü yıldırım olsa dahi, bunu yapabilecek güçte olan çok ender ortaya çıkıyordu. Bir kaç hafta sonra kristal ustası tekrar yollardaydı.</p>
<p>Güzel bir gökkuşağı görmeyi o kadar çok istiyordu ki, kendini yağmur bulutlarının yolculuğuna eşlik ederken buldu. Hep beraber güneye doğru yol alıyorlardı. Yolda, cam oluşturabilen yıldırımların neden bu kadar ender olduğunun cevabını almıştı. Cam oluşturabilecek bir yıldırım gönderdikten sonra bulutlar çok yorgun düşüyor ve toparlanmaları uzun zaman alıyordu. Çünkü, bunun için neredeyse enerjilerinin yarısını kullanmaları gerekiyordu.</p>
<p>Orda burda bulutlar, yağmur diye bilinen göz yaşlarını döktüler. Yağmur yağarken, kristal ustası güneşten gökkuşağı oluşturacak kadar parlamasını rica etti. Ve güneş, nezaketine karşılık verdi. Beklentilerin ötesinde ortaya çıkan bu muhteşem gökkuşağını gören herkes onun tadını çıkardı ve ferahlatan gücünü kalplerinde hissetti. Kristal ustası, neden bu şekilde gezindiğini güneşe anlattı. Güneş ise, neden kristal yapmaya çalıştığını sordu ve kendi kendine yetişen kristallerin olduğu bir yer bildiğini söyledi. Kendi kendine yetişen kristaller; araştırmaya değerdi.</p>
<p>Güneşin verdiği bilgiye göre, kristaller dünyanın iki ucunda yetişiyordu. Bulutlarla seyahat onu en büyük okyanusun güney kısmına getirmişti ve burası dünyanın güney ucuna çok yakındı. Eğer bulutların üstünden atlarsa kolaylıkla güney uca konabilirdi. Bulutlardan ayrılmadan önce güneş, aşağının soğuk olduğu konusunda kristal ustasını uyardı.  Ama mükemmel kristali bulduğu sürece, koşullar kristal ustasının pek umurunda değildi.</p>
<p>Güney uca konduğunda ilerideki siyah noktaları görene kadar, her yer beyaz, diye düşündü. Noktalara vardığında ne kadar mesafe kat etmiş olduğunu algılayamadı. Bunlar aslında nokta değillerdi, kutbun yerli halkıydı. <strong>Kristal ustası</strong> onlara neden smokin giydiklerini sordu ve onlar da &#8220;Çünkü uçma kabiliyetimizi yüz yıllar önce kaybettik.&#8221; dediler.  Bunun üzerine kristal ustası &#8220;Eğer burada yaşayanların geleneği böyleyse, ben de giyerim.&#8221; dedi. Bunu söylerken bir taraftan da cep gardırobunu çıkardı ve içinden yün smokinini alarak giyindi. Ve penguenlerle bu şekilde tanışmış oldu.</p>
<p><em>Kristal ustası</em>nın bu jesti üzerine penguenler ona sempati duydular ve onu soru yağmuruna tuttular. O da, gökkuşağını ne kadar sevdiğinden ve kendi kendine yetişen kristali arama yolculuğundan bahsetti. Yeni yerli arkadaşları kristal ustasına en güzel buz mağaralarını gösterdiler. Mağaralara ilk girdiğinde onların güzelliğine bağlandı ve renkleri fısıldayan sihirlerini duydu. Penguenler, kristal ustasının bakışlarını yakalayınca burada kalacağını anladılar. Ve kristal ustası, mağaralardan birine yerleşerek ekinokslar dışında tüm günlerini güney kutbunda geçirdi. Yalnız bu günlerde, gün dönümü kutlamalarında gökkuşağı yağmuru yapmak için Naneli Yıldız Kasabası&#8217;na gidiyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/">Kristal Ustası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3559</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SEN ve RÜYAM</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-ve-ruyam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-ve-ruyam/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 08 May 2016 11:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3532</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni rüyamda gördüm. Yine yanımdaydın, Elimi tutmuş, Karşıma geçmiş öylece izliyordun. Gölgen yine üzerimdeydi, Sanki hiç zaman geçmemiş, Ve sen hiç gitmemişsin. Bana bakıp gülümsüyorsun. O gülümsemeni nasıl özledim bilemezsin. Uyanmayı hiç istemedim, Çünkü yine kayboluyorsun. Bense yine ağlıyorum. Yanımda olduğun zamanlarda bile rüyaydın, Bir gün vardın, bir gün yoktun. Bir gün sevdin, bir gün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-ve-ruyam/">SEN ve RÜYAM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni rüyamda gördüm.</p>
<p>Yine yanımdaydın,</p>
<p>Elimi tutmuş,</p>
<p>Karşıma geçmiş öylece izliyordun.</p>
<p>Gölgen yine üzerimdeydi,</p>
<p>Sanki hiç zaman geçmemiş,</p>
<p>Ve sen hiç gitmemişsin.</p>
<p>Bana bakıp gülümsüyorsun.</p>
<p>O gülümsemeni nasıl özledim bilemezsin.</p>
<p>Uyanmayı hiç istemedim,</p>
<p>Çünkü yine kayboluyorsun.</p>
<p>Bense yine ağlıyorum.</p>
<p>Yanımda olduğun zamanlarda bile rüyaydın,</p>
<p>Bir gün vardın, bir gün yoktun.</p>
<p>Bir gün sevdin, bir gün sevmedin.</p>
<p>O zaman da uyanmadım.</p>
<p>Sen gitme diye,</p>
<p>Bırakıp hiç gitme diye,</p>
<p>Uyanmak istemedim.</p>
<p>O gün geldi,</p>
<p>Önce elimi bıraktın,</p>
<p>Sonra o gülümsemeni aldın.</p>
<p>İşte o gün uyandım.</p>
<p>Sen kalbimi de alıp gitmek istedin,</p>
<p>&#8220;Gitmem gerekiyor, üzgünüm!&#8221; dedin.</p>
<p>Ve öylece gittin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-ve-ruyam/">SEN ve RÜYAM</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-ve-ruyam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3532</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kumsal ve Nihayet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 07 May 2016 15:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3529</guid>
				<description><![CDATA[<p>Doğuya uzanıyor bu kumsal Hepi topu bir avuç kum, bir avuç mürekkep balığı kemiği Ve tam kıyısında kaçak bir çay denizin, bir adam boyu Reçinesi akmış bir sandalın ortasında Kürekleri kırık, yürekleri ağzında Etrafımızda sarmaş dolaş  üsturup yoksunu bir  lodos Altımızda son model bir okyanos İçi boş şişelerle dolu bu çiyan sarısı İçine insan acısı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/">Kumsal ve Nihayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Doğuya uzanıyor bu kumsal</p>
<p>Hepi topu bir avuç kum, bir avuç mürekkep balığı kemiği</p>
<p>Ve tam kıyısında kaçak bir çay denizin, bir adam boyu</p>
<p>Reçinesi akmış bir sandalın ortasında</p>
<p>Kürekleri kırık, yürekleri ağzında</p>
<p>Etrafımızda sarmaş dolaş  üsturup yoksunu bir  lodos</p>
<p>Altımızda son model bir okyanos</p>
<p>İçi boş şişelerle dolu bu çiyan sarısı</p>
<p>İçine insan acısı müebbet hapsolmuş şişelerle,</p>
<p>Ve soykaları ütülü,</p>
<p>Alabora olmuş bir dünya ve içi boş şırıngalarla dolu</p>
<p>Kabuğunu terk etmiş deniz minareleri ve aynı kaderin ortağı tekerlekli sandalyelerle,</p>
<p>Ve bir kumsal boyu uzanan günebakan çiçeklerinin arası,</p>
<p>Hız kesmeden üstlerine çağlayan,</p>
<p>Işık şelalelerine aldırmadan sevişen kuşlarla dolu</p>
<p>Üç yağmur, bir doluyu götüresiye dek sevişen erguvanlarla</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Şimdi, biz tüm bunları bir kenara bırakıp</p>
<p>Ağır aksak uzaklaşsak  buralardan</p>
<p>Biliyorum,</p>
<p>Aralık sokakta soluklanacağız, her zamanki gibi</p>
<p>Ve kim bilir kaç Marmara akacak boğazımızdan</p>
<p>Bir dünya insan geçecek ve bir kaçı atlayacak üzerimizden</p>
<p>Mutlu olacak ölümümüz ve basit,</p>
<p>Biliyorum,</p>
<p>Bin ağaçlı iğde bahçelerinin</p>
<p>Tek tek tüm çiçeklerini koklamış bir astım hastası gibi, gülümseyerek,</p>
<p>Tükendikçe nefesimiz</p>
<p>Biliyorum,</p>
<p>Dar sokakların duvarında,</p>
<p>Asılı kalacak ismimiz</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/">Kumsal ve Nihayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tozlu Defterim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tozlu-defterim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tozlu-defterim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 07 May 2016 10:55:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3517</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir zamanlar kalbimdeydin, Kimseyi görmezdim, Kimseyi bilmezdim, Tek bildiğim sendin. Seni unutmayı aklımdan geçirmezdim, Unutmanın ne olduğunu hiç anlamazdım. Tek bildiğim seviyordum, Bu hep böyleydi. Sonrası yok. Sen geldiğin anda, Sesin bana önceden gelirdi, Pencereden öylece bakardım, Sende bakardın, ama gerisi gelmezdi. Ben hep seni gizlice izlerdim, Kız arkadaşların olurdu, Görürdüm, ne de çirkin gelirlerdi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tozlu-defterim/">Tozlu Defterim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar kalbimdeydin,</p>
<p>Kimseyi görmezdim,</p>
<p>Kimseyi bilmezdim,</p>
<p>Tek bildiğim sendin.</p>
<p>Seni unutmayı aklımdan geçirmezdim,</p>
<p>Unutmanın ne olduğunu hiç anlamazdım.</p>
<p>Tek bildiğim seviyordum,</p>
<p>Bu hep böyleydi.</p>
<p>Sonrası yok.</p>
<p>Sen geldiğin anda,</p>
<p>Sesin bana önceden gelirdi,</p>
<p>Pencereden öylece bakardım,</p>
<p>Sende bakardın, ama gerisi gelmezdi.</p>
<p>Ben hep seni gizlice izlerdim,</p>
<p>Kız arkadaşların olurdu,</p>
<p>Görürdüm, ne de çirkin gelirlerdi.</p>
<p>Eminim seni de sevmezlerdi,</p>
<p>O saçma fikirlerimi sorma,</p>
<p>Kalbin düşüncesi yok mu?</p>
<p>Ona aklımız ermez,</p>
<p>Bir keresinde,</p>
<p>Adımla seslendin,</p>
<p>Ne kadar da mutlu oldum,</p>
<p>O günü defterime tarih attım.</p>
<p>Adımı söyledin diye.</p>
<p>Kalbin aptallığı inan ki.</p>
<p>İşte öyleydin,</p>
<p>Sana bunları anlatsam anlamazsın,</p>
<p>Senin anlaman için.</p>
<p>Sevginin ne olduğunu öğrenmen gerek,</p>
<p>Elinden tutmak mı sandın?</p>
<p>O hiç değil.</p>
<p>Sevmeyi öğrensen de faydası yok.</p>
<p>Yanıma gelsen de nafile,</p>
<p>Şimdi yalnızca,</p>
<p>O tozlu defterimde,</p>
<p>Tarih olarak kaldın,</p>
<p>Saçma hallerimse anı olarak kaldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tozlu-defterim/">Tozlu Defterim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tozlu-defterim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3517</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaptan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaptan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaptan/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 07 May 2016 07:03:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3504</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni ne zaman yollara düşüreceği belli olmuyor bu meretin. Gece yatmadan farkındaydım sigaramın bittiğinin ancak üşenmiştim gidip almaya. Şimdi ise sabahın beşinde yollardayım. Açık bir dükkanda yok ki. Ara ki bulasın. Hiçbir yer açık olmayınca sahile gideyim dedim. Belki sabah abilerden otlanabilirim diye düşündüm. Sahil de bomboş şimdi. Boş boş dolanırken bir bankta oturan genç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaptan/">Kaptan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni ne zaman yollara düşüreceği belli olmuyor bu meretin. Gece yatmadan farkındaydım sigaramın bittiğinin ancak üşenmiştim gidip almaya. Şimdi ise sabahın beşinde yollardayım. Açık bir dükkanda yok ki. Ara ki bulasın. Hiçbir yer açık olmayınca sahile gideyim dedim. Belki sabah abilerden otlanabilirim diye düşündüm. Sahil de bomboş şimdi. Boş boş dolanırken bir bankta oturan genç bir kız çarptı gözüme. Bu saatte burada ne işi olabilir ki insanın? Sevgilisinden mi ayrılmış dedim kendi kendime. Belki de evliydi , kocası öldü. Belki de kalacak bir yeri yoktu bu koca şehirde. Yok yok , düşünerek bulunacak bir şey değil bu. Yanına oturmadan anlayamayacağım.</p>
<p>Usulca oturdum yanına. ‘Günaydın’ dedim. Sığınacak bir liman arayan kaptan gibi baktı gözlerime. Sanki puslu bir havada gideceği limanı görmüş gibi. Gözlerinin önündeki pusu sildi elleriyle ve ‘ben hiç uyumadım ki’ dedi. ‘Hem gün de aydınlanmadı daha.’ Doğru söylüyordu güneşin doğmasına baya vardı daha. Konuşturmak için nereli olduğunu sordum. ‘Buralardan değilim’ dedi. Açık denizlerde pusulasız kalmış o kaptanı düşündüm. Acaba bulacak mıydı sığınacak bir liman. Belki tanıdık bir şehir, belki tanımadık…</p>
<p>&#8220;Sen&#8221; dedi bana, &#8220;Şen uyudun mu?&#8221;Uzaklardaki sevgilimde böyle sorardı sorunlu günlerimizde. Kendisi sabaha kadar uyuyamazdı , bense uyumamak için çabalasam bile uyurdum. İnsanlık hali derdim de anlamazdı beni hiç. &#8220;İnsanlık hali&#8221; dedim. ‘Uyudum.’ Beni bu saatte neyin yollara attığını sordu. Sigara dedim, ‘sigaram bitmiş.’ Aynı soruyu kendisine yönelttiğimde başka bir şehirden geldiğini söyledi. Bugün yapması gereken bir işi varmış buralarda. Akşama geri dönecekmiş.</p>
<p>O sırada kaptan geldi aklıma. Puslu havada varacağı limanı bulmuş yavaş yavaş yanaştırıyordu gemisini. Yolculardan biri ‘neden geldik buraya’ diye sordu. ‘Daha dün mola verdik ve burası varacağımız rotada değil.’ Bir süre cevap vermedi kaptan. Sevgilisinden ayrılmış yirmilik bir genç kız gibi baktı yolcunun gözlerine. O kadar acınacak bir halde baktı ki, yolcu da konuşmadı bir daha. Arkasını dönüp usulca çıktı kaptanın kamarasından. Yolcu, kendi kamarasına döndüğünde karısı sordu ona neden bu limana geldiklerini. Yolcu cevap vermedi. Karısının gözlerine boşanmışlar gibi baktı bir süre. Kadın , tüm kadınlığıyla anladı her şeyi. ‘Pekii’ dedi. ‘Akşama döneriz.’</p>
<p>Hala anlayamamıştım kızın sabah sabah neden yollarda olduğunu. İçim içimi kemiriyordu öğrenmek için ama ser verip sır vermiyordu. Zaten öyle fazla konuşkan biride değildi. Gözleri dertli dertli bakıyordu denize. Bir ara dalıyor , sanki Kıbrıs’ta sevdiği birini görmüş gibi gülümsüyordu. Bazen de yönünü Toroslara çeviriyor koyun otlatıyordu Yörükler gibi. Cevapsız kalan sorularımdan sonra bana döndü. ‘Dün gece neler yaptın anlatsana’ dedi. Ben ise hatırlamıyordum dün geceyi. Sigaram bitmişti , bende almaya üşenmiştim. Bu kadar aklımda kalanlar. Bir de içmiştim. Çok içmiştim. Sabah evden çıkarken iki büyük görmüştüm tezgahın üzerinde. Galiba ikisini de dün gece içmiştim.</p>
<p>Kaptan şehre indiğinde gün doğmamıştı daha. ‘Güneş doğmadan böyleyse bugün yanar bu şehir’ dedi kendi kendine. Bir temmuz güneşini beklemeden düştü yollara. Tanımadığı bir şehirde tanıdık izler aramaya başladı. Her sokakta insanların yürüyüşleri kalmıştı. Kiminin inceden bir gülüşü ona dönüyordu kâh, kâh bir ağlayış usulca çarpıyordu kulaklarına. O ise hiçbirine aldırış etmedi. Bugün yapacak önemli bir işi vardı bu şehirde. Ve akşam olmadan ayrılması gerekti limandan.</p>
<p>Dün gece neler yaptığımı hatırlayamayınca cevap vermedim bende. Zaten o bütün sorularımı cevapsız bırakıp gülmüştü sadece, Kıbrıs’taki arkadaşına. ‘Hatırlamıyorum’ bile demedim. Çantasından iki tane sigara çıkardı. Birini bana uzattı birini kendisini aldı. İçimden kızdım o an. Bunca zaman beklemişti sigara vermek için. Oysa biliyordu yana yana sigara aradığımı. Kendi sigarasını yakıp çakmağı bana uzattı. Bende yaktım sigaramı. Yüzümde güller açıyordu.</p>
<p>Hızlı hızlı yürüyordu yollarda kaptan. Sanki biliyordu varacağı yeri. Sanki o, kendisini tam orada bekliyordu yıllardır. Güneşle yarışırcasına attı adımlarını. Güneş doğmadan ulaşmalıydı oraya. Güneş doğmadan ulaşsın ki bir günü geçirebilsin onunla. Ara sıra gözlerinin pusunu siliyordu yanımdaki kızın yaptığı gibi. Ama onun hareketlerinde kadınsı izler yoktu. Oysa bilmiyor muydu yanımdaki kızların gözlerinde olduğunu?</p>
<p>‘Sigaranı da içtiğine göre gidebilirsin artık’ dedi. ‘Hem yavaş yavaş açılıyordur dükkanlar.’ Benimse hiç gitmeye niyetim yoktu oysa. Bir görev bilmiştim kendime yenemediğim merakımı. ‘Senin ne işin vardı’ dedim. ‘Belki aynı tarafa gidiyoruzdur.’ Gözleri doldu o anda. ‘Benim işim bitti’ dedi sanki uzaklardan haber almışçasına. Ben tam kalkıp gidecekken ‘Pekii’ dedi , ‘ismini hatırlıyor musun bari?’. ‘Kerem’ dedim. Merak etmememe rağmen onun ismini sordum. Meltemmiş. Yine usulsüzce sevgilimin adını sordu. O an aklıma gelmedi sevgilim olduğunu nereden bildiği ama ‘sevgilimin adı da Meltem’ dedim. Yönünü çevirip yine Kıbrıs’taki arkadaşına baktı. Bu sefer gülmüyordu yüzü. Terk edilmiş bir kız edasıyla bana dönüp , ‘Dün gece ayrıldınız siz’ dedi. O sırada bir yandan güneş doğuyordu, bir yandan da kaptan arkamızda karısıyla sarılıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaptan/">Kaptan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaptan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3504</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uzak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uzak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uzak/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 06 May 2016 06:42:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3484</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şeffaf renk renk elbiseler vardı, şile bezinden sanırım. Ben yeşili seçtim giydim üstüme. Git söyle dedi biri, dinlen sonra da. İlk önce söyleyemedim. Sevdi, okşadı o bitmez tükenmez şevkatiyle.. Omuzlarım küçüldü biraz daha. Sonra uyudum. Rüyamda söyledim uzak mıyım sana senin beni her an sarmana inat. Gittim sonra tanıdık yüzler vardı, deniz kenarları, güneş sonra [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzak/">Uzak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şeffaf renk renk elbiseler vardı, şile bezinden sanırım. Ben yeşili seçtim giydim üstüme. Git söyle dedi biri, dinlen sonra da. İlk önce söyleyemedim. Sevdi, okşadı o bitmez tükenmez şevkatiyle.. Omuzlarım küçüldü biraz daha. Sonra uyudum. Rüyamda söyledim uzak mıyım sana senin beni her an sarmana inat. Gittim sonra tanıdık yüzler vardı, deniz kenarları, güneş sonra yabancılaştı herkes . Yalnızdım yok değildim ben tek başıma var olabilirim. Olamaz mıyım yoksa? Başka biri geldi sanki ilk defa aşık oluyor gibi hissettim ve o an karanlığa gömüldüm küçüldüm, omuzlarım da küçüldü. Boğuldum. Yoktu artık söylemeseydim keşke bu kadar yalnızken acizken kendime keşke söylemeseydim. Çok mu geç oldu? Geri dönsem mi evime, bizim evimize? Yoksa sokakta mı uyusam bu gece? Belki o zaman böyle düşler görmem üşürüm o kadar. Kediler köpekler yalar,ısırır yüzümü, uyanırım belki uyurum tekrar bir daha da uyanmam. Belki bir sarhoş görür beni ,bama gelir sonra eve götürür beni kucağında. Ertesi gün yatağımda uyanırım ve kilitlenir balkon kapıları, evin kapısı kilitlenip anahtar alınır gece yatarken. Uyusam geçer belki hepsi. Söylemese miydim? Ama o söyle dedi en yakınım, hadi ben söyledim o da söylemeseydi.  Uyusam&#8230;.</p>
<p>Ama ben uyuyamıyorum ki artık. İlaç alıp uyurum o zaman bi şişe şurup, iki damla ilaç ya da çeyrek tablet. Hangisini istersem.</p>
<p>Cennete bakar gözüm belki uyursam. Seni orada görür müyüm acaba? Niye durdurmadın beni uzağım dedim tamam dedin. Savaşmadın, beni anlamak değil bu özgürdüm ben senle niye bıraktın?</p>
<p>Bunca soru&#8230; Uyusam geçer mi acaba?</p>
<p>Şimdi hangisi gerçek, hangisi rüya? Gün gece oldu, gece gün, karmakarışık giderken, düzen sanarken ben bunu anlatamıyorum kendime&#8230; Sende yarım kaldı cümlelerim&#8230; üşüyünce ısıtamadığım ayaklarını özledim&#8230;</p>
<p>Tutamadığım sözlerimle karşındayım şimdi beni bırakma&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzak/">Uzak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uzak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3484</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kol Düğmeleri – Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 05 May 2016 12:59:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3477</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle  &#8211; 13 Nedir düş gören için? Tatlı bir uykunun satır aralarına sıkıştırdığı bir kaç küçük dize mi? Hani, birden bire uyanıp derin uykudan, yastığın altındaki sırdaşlarımıza ellerimizi uzatan… Gece yarısı demeyip düşlerimizden damlayan; kalemimizin ucundan sessizce kâğıtlara sızan… Düşüne düşüne düş görebilir miyiz? Yoksa görmek için düşlediğimizi, hiç uyumamak mı gerekli? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/">Kol Düğmeleri – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle  &#8211; 13</h2>
<p><em>Nedir düş gören için? Tatlı bir uykunun satır aralarına sıkıştırdığı bir kaç küçük dize mi? Hani, birden bire uyanıp derin uykudan, yastığın altındaki sırdaşlarımıza ellerimizi uzatan… Gece yarısı demeyip düşlerimizden damlayan; kalemimizin ucundan sessizce kâğıtlara sızan… </em></p>
<p><em>Düşüne düşüne düş görebilir miyiz? Yoksa görmek için düşlediğimizi, hiç uyumamak mı gerekli? Düşlediğimiz, düşümüzden düşerse kim yakalar bizi? Bu yüzden mi düşeriz düşlerimizden sürekli? Peki, her düşüşümüzle sil baştan gördüğümüz aynı düş değil mi? Ya gözlerimiz açıkken gördüğümüz düşler? Acaba bizim mi?  Yoksa başkalarının düşlerinde gezen gezginleriz de, düşteyiz mi sanıyoruz kendimizi?</em></p>
<p><em>Bir düştür aşk! Başlı başına bir düş. Uyanmak istemeyeceğin, uyanmamak için direneceğin, ama hep uyanacağım korkusuyla yüreğin ağzında bekleyeceğin… Ne zaman, nerede, nasıl uyanacağını bilmeden görmeye devam ettiğin bir düş… </em></p>
<p><em>Düşü olmayanın aşk kokusu olmaz…  Düşü olmayan, düş kırıklığına bile uğrayamaz. Düş kırıklığına uğramayanın canı acımaz, yüreği yanmaz, ağlayamaz geceden gündüze, gündüzden geceye… Ağlamayan yürek pas tutar, taşlaşır zamanla… Ve taşlar balyozlarla kırılır ancak!</em></p>
<p><figure id="attachment_3478" aria-describedby="caption-attachment-3478" style="width: 580px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3478 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg?resize=580%2C400" alt=" “Aşk” bir oktur bence… Eros’un sadağından çıkmış mıdır bilinmez ama kime ne zaman saplanacağını ok iyi bilir. Mekânı yoktur, zamanı hiç yoktur." width="580" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg?w=580&amp;ssl=1 580w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg?resize=300%2C207&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 580px) 100vw, 580px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3478" class="wp-caption-text">“Aşk” bir oktur bence… Eros’un sadağından çıkmış mıdır bilinmez ama kime ne zaman saplanacağını ok iyi bilir. Mekânı yoktur, zamanı hiç yoktur.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Bilmezler mi taşlara tapanlar? O taşların arasından kendine küçücük bir toprak bulan tohumun yeşerip, filiz verdiğini çiçek açtığını… Bilirler bilmesine, ama taşlaşmış gönülleriyle hala ayak diretirler aşka… Taşlaştırmak için yaşamı, sanatı, sevgiyi, aşkı… Oysa aşk baharla gelir, baharla yeşerir ve baharla direnir karanlığa…</strong></p>
<p>Aşk üzerine yazmayan kalmış mıdır? Ne kadar yazılıp çizilse de, asırlardır bitmeyen tek konu yine Aşk’tır. Herkesin söyleyecek bir çift sözü, yaşanmış bir anısı, “Aşk “dendiğinde içinden bir geçeni mutlaka vardır. Kimi derin iç çeker bir Ah ile kiminin gözleri parlar bir cevher ile… Aşk bu biter mi hiç konuşmakla, yazmakla, çizmekle, oynamakla, çalıp söylemekle… Sanat ne yapardı Aşk olmasa…</p>
<p>“Aşk” bir oktur bence…  Eros’un sadağından çıkmış mıdır bilinmez ama kime ne zaman saplanacağını ok iyi bilir. Mekânı yoktur, zamanı hiç yoktur. Nasiptir aşk, kimine dokunup geçer teğet misali; Kimine konar, sever, yurt edinir bir kırlangıç gibi… Kiminin üzerinden geçip gider de fark etmez bile o kişi. Kimi yaşamını harcar da bulamaz aramakla, tam kestiğinde umudunu” <em>bir bahar akşamı</em> “rastlayıverir usulca… <strong><em>Kiminin ise konar avucuna ama o, bir sıkımla boğup atıverir boşluğa…</em></strong></p>
<p>Aşk masumiyet elbisesiyle gelir, çocuk yüreklidir. Bakışları cesur, sesi sevecendir. Öyle kırılgandır ki sırçadır sanki… Nemden nem kapar, bir esintiden uçar, bir damladan boğulur, bir sözcükle yanar kül olur… Bencildir olabildiğince, kendinden başkasını istemez gönülde… Sevilmekten usanmaz, sevmeye ise cimridir bir verdiğine bin ister, istemekten hiç yorulmaz…</p>
<p>Aşkın ömrü hasrettir. Ne kadar hasret çekersen o kadar yarenin olur hayat yolculuğunda&#8230; Aramakla bulunmaz derler, diyen doğru demiştir. Aramadığın anda çıkıverir karşına… O zaman anlarsın hep aradığının o olduğunu aslında… Hasreti katık etmezsen aşk aşına, cefasına da vefasına da eyvallah diyemezsin… “ Yaramdan da hoşnutum, yârimden de “ diyebildiğin an’da başlar hasret çilesinden ilmek ilmek örülmeye, aşk badesinden süzülmeye…</p>
<p>Sözü uzattık, konu aşk olunca durmak ne mümkün… Biz gelelim hikâyemizin sonuna…</p>
<p>Hani evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir küçük kız vardı… Varlığı var mıydı da yaşayıp giderdi yoksa bir hayalden mi ibaretti, takdiri kalmıştır okuyucuya… İşte varlık ile yokluk arası berzahtaki bu küçük kız, bilmeden aradığının aşk olduğunu, bakan sıcacık içten bir çift gözde kapılıp kalmış, gönlünün pınarlarını ona akıtmıştı…</p>
<p>İşte o küçük kızın hikâyesi bitmek üzeredir artık…</p>
<p><strong><em>Narkissos</em></strong> yaz tatilini <strong><em>bizim</em></strong> mahalledeki oğlanlarla geçirmeğe başlamıştı. Sünnet düğününde hediye edilen bisikletiyle sabahları <strong><em>bizim</em></strong> sokağa gelir, bisikletini de <strong><em>bizim </em></strong>evin önüne bağlardı. Ben camdan geldiğini görünce, kilimimi ve oyuncaklarımı alır evimizin duvarının önüne sererdim. Mahalledeki kızlar gelene kadar kendi kendime evcilik oynamayı severdim. Oğlanlar top sahasında maç yaparlar, bilye ve çivi oynarlardı… Bazen de kırlara açılıp bisikletleriyle, kelebek avına çıkarlardı…</p>
<p><strong><em>Narkissosla, </em></strong><em>her sabah bu seramoniyi yaşadığımız halde hiç birbirimizle selamlaşıp konuştuğumuz olmamıştı… Ne ben onun yüzüne bakıyordum ne de o benimkine…</em></p>
<p><strong><em>Var olduğumuzu biliyorduk ama hiç yokmuşuz gibi yapıyorduk…</em></strong></p>
<p><em>Uyumadan önce yatağımda hayal kurardım. Bir sabah bana günaydın diyecek, ne yaptığımı soracak ve çantasını evine taşıdığımız günkü gibi hiç susmadan boyuna konuşup, güleceğiz, şarkı söyleyeceğiz… Her gece yılmadan aynı hayalle uykuya dalardım… Sabah olunca da beklerdim heyecanla, ‘ne olur bu sabah günaydın ‘desin diye bana…</em></p>
<p>Barış Manço’nun Kol düğmeleri şarkısıyla o zamanlar tanıştım. Sözlerini ezberledim ve geceleri hayallerime şarkıyı da kattım… Daha güçlü bir istekle, sabırla bekledim sabahları… Sonrasında geceleri aynı şarkıyla ağladım…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/2D2jkKde8ZU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Hatırlarım bugün gibi sessiz geçen son geceyi<br />
Başın öne eğik bir suçlu gibi bana verdiğin hediyeyi<br />
İki küçük kol düğmesi bütün bir aşk hikayesi<br />
İki düğme iki ayrı kolda bizim gibi ayrı yolda</p>
<p>Akşam olunca sustururum herkesi her her şeyi<br />
Gelir kol düğmelerimin birleşme saati<br />
Usul usul çıkarır koyarım kutuya yan yana<br />
Bitsin bu işkence kalsınlar bu arada</p>
<p>Heyhat sabah gün ışıldar yalnız gece buluşanlar<br />
Yaşlı gözlerle ayrılırlar düğmeler gibi<br />
Bizim gibi bizim gibi ayrılırlar bizim gibi ayrılırlar</p>
<p>20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı başlayınca gelmez oldu bir daha… Ailesi artık izin vermiyor diye düşündüm gelmesine bu kadar uzağa… Hayallerim değişti artık… Selam vermesini, günaydın demesini beklemiyordum… ‘<em>Yeter ki gelsin, bisikletini bağlasın bizim evin önüne, bir kez daha göreyim</em> ‘diye dua ediyordum… Gelmiyordu… Haber vermiyordu… Ne olduğunu bilmiyordum…</p>
<p>Aklıma onların apartmanında oturan bir kız arkadaşım geldi. Bir gün annemden izin alıp onlara gittim. Ama yüreğim ağzımda, her an kapıdan çıkıverecekmiş gibi… Sokağın köşesinden bana bakıyormuş gibi… Öylece bekledim… Arkadaşımın zilini çaldım aşağı kapıdan, annem yukarı çıkma demişti. Sözde tatil ödevini soracaktım. Ben çıkmayınca o aşağıya indi… Benim yüreğim hep ağzımda ne olur şimdi merdivenlerden inse, şu kapıdan çıksa diye… Çıkmadı ama… Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum arkadaşımla… Ödevi aldım. Tam gidecekken, döndüm ve “<em>Onun” </em>nerde olduğunu sordum<em>.</em> Kız arkadaşım, babasının Kıbrıs’ta görevde olduğunu söyledi. Annesi ve kız kardeşiyle birlikte artık Mersin’deydiler…</p>
<p><figure id="attachment_3480" aria-describedby="caption-attachment-3480" style="width: 417px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3480 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?resize=417%2C417" alt="Ben tarafımı seçtim… Savaş değildi istediğim. Kiminle, nerede, ne zaman olursa olsun tek istediğim Barıştı, sevgiydi, AŞK’tı ve bu bundan sonra da hep böyle kalacaktı…" width="417" height="417" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?w=417&amp;ssl=1 417w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 417px) 100vw, 417px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3480" class="wp-caption-text">Ben tarafımı seçtim… Savaş değildi istediğim. Kiminle, nerede, ne zaman olursa olsun tek istediğim Barıştı, sevgiydi, AŞK’tı ve bu bundan sonra da hep böyle kalacaktı…</figcaption></figure></p>
<p>Yüreğim yanmaya başladı… Başka bir şey soramadım… Savaş ne korkunç bir şey dedim yalnızca…</p>
<p>Savaş ne korkunçtu içinde yaşamayanlar için bile, vazgeçtim pilot olmaktan, vazgeçtim asker olmaktan…</p>
<p>Ben tarafımı seçtim… Savaş değildi istediğim. Kiminle, nerede, ne zaman olursa olsun tek istediğim Barıştı, sevgiydi, <strong><em>AŞK</em></strong>’tı ve bu bundan sonra da hep böyle kalacaktı…</p>
<p><em>Düşler düşte kaldıkça güzeldiler… Hayat ise aşka yer vermeyecek kadar taşlarla oyulmuş bir tahttı aslında… Bu taht altın, zümrüt, yakutlarla bezenmiş olsa, üzerinde padişahlar otursa ne yazardı… Bir çiçek bile yeşeremedikçe sadrında… Asıl savaş budur aslında… Çorak toprağa, çölleşmiş dünyaya, taşlaşmış insanlara rağmen hala çiçek açıvermek umudun avucunda…</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>SON</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/">Kol Düğmeleri – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3477</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşünsellik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dusunsellik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dusunsellik/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 May 2016 09:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sömürge Aksanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3469</guid>
				<description><![CDATA[<p>Debelenip duran , Aradıkça kaybolan bir gerçeğin Peşinden koşmak yanılsaması mıdır insanı yoran. Yoksa aramadan yaşamanı güncelliği içinde kalmış hayatları kabullenememek mi? Bekli de hiçbiri… Dünyanın karnına düştüğünden beri kafasını genişlemeye tabi tutanların, Zemini karmaşık hale getirdiklerini anlamaları çok zaman alacağa benziyor. Gittikçe genişleyen, Karmaşıklaştığı oranda huzursuzluğa dönüşen zeminlerin yeniden inşası için; Biraz hüzün, hikmet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunsellik/">Düşünsellik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Debelenip duran ,</p>
<p>Aradıkça kaybolan bir gerçeğin</p>
<p>Peşinden koşmak yanılsaması mıdır insanı yoran.</p>
<p>Yoksa aramadan yaşamanı güncelliği içinde kalmış hayatları kabullenememek mi?</p>
<p>Bekli de hiçbiri…</p>
<p>Dünyanın karnına düştüğünden beri kafasını genişlemeye tabi tutanların,</p>
<p>Zemini karmaşık hale getirdiklerini anlamaları çok zaman alacağa benziyor.</p>
<p>Gittikçe genişleyen,</p>
<p>Karmaşıklaştığı oranda huzursuzluğa dönüşen zeminlerin yeniden inşası için;</p>
<p>Biraz hüzün, hikmet ve neşe lazım gelir.</p>
<p>Hüzne merhamet edip hikmetin neşesinde tepinen ayakların varkılacağı zeminler,</p>
<p>Aklın selamete,</p>
<p>Gönlün dinginliğe,</p>
<p>Eylemin riyasızlığına varacağının işaretini verecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunsellik/">Düşünsellik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dusunsellik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3469</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mayısım Mayıs Olsun Mu?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 May 2016 13:30:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3457</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mayısım mayıs olsun mu? Var mısın mayısına? Mayıs tutuşalım seninle Bu mayısta… Kaybeden kazanana Bir Mayıs alsın. Şöyle en güzelinden, En sıcağından En umutlusundan… Körpecik olsun ama, Mayıs mayıs koksun… Bölüşelim sonra Birlikte yaşayalım mayısı boylu boyunca, Hadi ama mızıkcılık yapma, Tutuşalım işte Mayıs aşkına… Mayısca yarışalım, Mayıs olalım… Tuttum bile ben şimdiden Bak Aklımda…!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/">Mayısım Mayıs Olsun Mu?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mayısım mayıs olsun mu?</p>
<p>Var mısın mayısına?</p>
<p>Mayıs tutuşalım seninle</p>
<p>Bu mayısta…</p>
<p>Kaybeden kazanana</p>
<p>Bir Mayıs alsın.</p>
<p>Şöyle en güzelinden,</p>
<p>En sıcağından</p>
<p>En umutlusundan…</p>
<p>Körpecik olsun ama,</p>
<p>Mayıs mayıs koksun…</p>
<p>Bölüşelim sonra</p>
<p>Birlikte yaşayalım mayısı boylu boyunca,</p>
<p>Hadi ama mızıkcılık yapma,</p>
<p>Tutuşalım işte Mayıs aşkına…</p>
<p>Mayısca yarışalım,</p>
<p>Mayıs olalım…</p>
<p>Tuttum bile ben şimdiden</p>
<p>Bak Aklımda…!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/">Mayısım Mayıs Olsun Mu?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3457</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocukluğum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 03 May 2016 08:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3452</guid>
				<description><![CDATA[<p>Annem evde arkadaşıyla otururken bende bahçede küçük kırmızı arabamla oynuyorum. Babamın kırmızı arabasına özenip aldırdım bu arabayı. Ama artık oyunlardan da sıkıldım. Araba sürmek istiyorum, sigara içmek istiyorum babam gibi. Sokakta tek başıma yürürken kimse bakmasın bana istiyorum. Birden ‘ne duruyorum’ diye sordum kendime. Ne duruyorum o zaman. Bu küçük bedenimden büyüyerek ayrılıyorum işte o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/">Çocukluğum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Annem evde arkadaşıyla otururken bende bahçede küçük kırmızı arabamla oynuyorum. Babamın kırmızı arabasına özenip aldırdım bu arabayı. Ama artık oyunlardan da sıkıldım. Araba sürmek istiyorum, sigara içmek istiyorum babam gibi. Sokakta tek başıma yürürken kimse bakmasın bana istiyorum. Birden ‘ne duruyorum’ diye sordum kendime. Ne duruyorum o zaman. Bu küçük bedenimden büyüyerek ayrılıyorum işte o zaman. Yirmi yaşımda sokaklardayım artık.</p>
<p>Babamın kırmızı arabasını sürmek benim oyuncak arabalardan biraz daha zormuş doğrusu. Cebimde sigaram var, cüzdanımda da ehliyetim. Annemin yaptığı gibi kahveyle içeceğim sigarayı. Sonra bir kahveci görüp çekiyorum arabayı önüne.</p>
<p>Ben umursamaz adımlarımla boş bir masaya doğru ilerlerken bir çift delici bakışlarla karşılaştım. Daha yirmisine yeni basmış güzel bir kız. Kafese kapatılmış yırtıcı bir kuş gibi baktı gözlerime. Yardım istiyordu sanki zindanından kurtarmam için. İçindeki ürkekliği hissettim. Sanki, sanki onu kurtarmamamdan korkuyordu. Yaşanmışlıklarını gördüm, üzüntülerini, hüzünlerini. Kim olsa korkardı yerinde. Hiçbir şeyin önemi kalmamış artık onun için. Güzelliğinin nasıl hırpalanabildiğini görmüş. Oysa ben böyle bir güzelliğe kayıtsız kalamazdım.</p>
<p>Kahvemden bir yudum aldıktan sonra sigaramı çıkardım cebimden. Annemle babamın içtiği marka. Bir an bir eksiklik hissettim. Nasıl yakacaktım ben bu sigarayı? Hiç dikkat etmemiştim sigarayı yakışlarına, hiç hayal etmemiştim sigarayı yakmamı. Bunun için yoktu çakmağım cebimde. Zaten masama küllükte koyulmamış. Kahve mi alıp güzel kızın masasına oturdum. Oturduktan sonra geldi aklıma izin istemem. Kekeledim biraz:</p>
<p>&#8220;Şe şey masamda küllük yoktu da…&#8221;</p>
<p>Hafiften gülümsedi bana. Tıpkı sahilde yaptığım kumdan kaleyi yıkan dalga gibi gülümsedi. Ben her seferinde yeniden yapardım o kaleyi ve her seferinde o dalga gelip götürürdü askerlerimi. Bir savaştı bu. Yıkılan kulemin yerine yenisini yaptım. Çakmağını sormadan alıp yaktım sigaramı. Yıkılmasın istedim kumdan kulem. Yorulmuştum artık, hem annemde yoktu ortalıkta. Yorulunca kucağına alıp götürürdü beni.</p>
<p>Sigaralarımızı karşılıklı, sessizce içerken babamı duyumsadım benliğimde. Çocukluğunun keyfini çıkar, daha dün çocuktum demişti bir keresinde. Oysa ben daha on dakika önce çocuktum. Şimdi ise yırtıcı bir kuşa gönlümü vermek üzereyim. Belki yavruları gibi alıp besleyecek, ömrünü verecek bana, büyütecek beni. Belki de parçalayıp atacak bir kenara. İşte o zaman bende ‘daha dün çocuktum‘ diyeceğim. Son kelime içime döküldüğümde babam gibi rahatlayacağım. Çünkü ben daha dün çocuktum.</p>
<p>Son nefesimi alıp söndürdüm sigaramı. Güzel kıza ne kadar güzel olduğunu söyleyeceğim şimdi. Garip hissettim kendimi. Bilmediğim bir dünyada bilmediğim bir zamandayım sanki. Hem annemde yok ortalıkta. O ise biliyor her şeyi. Nasıl büyütülür bir kalp biliyor, nasıl hırpalanır bir güzellik biliyor. Birden yine babam geldi aklıma. O an cesaretlendim. Ne çıkardı parçalansa gönlüm ? Daha dün çocuktum ben.</p>
<p>Babamdan aldığım cesaretle ‘çok güzelsin‘ dedim. Geceleri gülümseyen yıldızlardan bile güzel. ‘Yine gülümsedi bana, yine yıkıldı kumdan kulem. Sanki zafer kazanan asker gibi döndü, kaleme bakıp tekrar güldü. Bense yorulmuştum artık. Hem annemde yoktu ortalıkta. Ayağa kalktım, güle güle diyecektim. O benden önce davrandı konuşmak için.</p>
<p>&#8220;Dalgaları engelleyemezsin, ama kaleni taştan örebilirsin.&#8221;</p>
<p>Arabaya bindim, eve döndüm. Bahçeye girdiğimde beş yaşlarında bir çocuk kırmızı arabasıyla oynuyordu. Başını okşadım. ‘Tadını çıkar’ dedim. ‘Ben daha dün çocuktum.’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/">Çocukluğum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3452</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Alışmadan Git</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/alismadan-git/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/alismadan-git/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Apr 2016 10:31:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3431</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni sevmiyordum ya, Karnımdaki kelebek neyin nesi? Hani umursamıyordum ya, Bu karşıma çıkan bakışlar neyin nesi? Ben ne ara böyle oldum, Oysa ki kapıyı kapatmış, Üstüne bir de kilit vurmuştum. Ne ara çaldın haberim bile olmadı? Çaldın tamam da, Aklıma ne ara girdin? Kalbimide ele geçirmeden git, Rahat bırak beni yalnızlığımla İnan böyle çok daha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/alismadan-git/">Alışmadan Git</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni sevmiyordum ya,</p>
<p>Karnımdaki kelebek neyin nesi?</p>
<p>Hani umursamıyordum ya,</p>
<p>Bu karşıma çıkan bakışlar neyin nesi?</p>
<p>Ben ne ara böyle oldum,</p>
<p>Oysa ki kapıyı kapatmış,</p>
<p>Üstüne bir de kilit vurmuştum.</p>
<p>Ne ara çaldın haberim bile olmadı?</p>
<p>Çaldın tamam da,</p>
<p>Aklıma ne ara girdin?</p>
<p>Kalbimide ele geçirmeden git,</p>
<p>Rahat bırak beni yalnızlığımla</p>
<p>İnan böyle çok daha mutluyum.</p>
<p>Anlamam ki böyle aşktan.</p>
<p>Kalbimi de isteme ne olur,</p>
<p>İstemen  bile hata bak görüyormusun,</p>
<p>Kalbim sana alışmayada başladı,</p>
<p>Hadi daha fazla sevmeden git.</p>
<p>Sevmek bana iyi gelmiyor görüyormusun?</p>
<p>Neden sevemezsin diyorsun ya,</p>
<p>Çünkü kalbim çok yaralandı,</p>
<p>Toplamam inan hiçte kolay olmadı,</p>
<p>Suç sende de değil</p>
<p>Onda da değil</p>
<p>Aslında kimsede değil,</p>
<p>Sadece kırıldım.</p>
<p>İçimdeki kıpırtılar büyümeyede başladı,</p>
<p>Daha fazla sana alışmadan git,</p>
<p>Bakma öyle gözlerime dayanamıyorum,</p>
<p>Bak kalbim nasıl pır pır atıyor?</p>
<p>Benden daha fazlasını da bekleme olur mu?</p>
<p>Şimdi yalnız bırakıp git&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/alismadan-git/">Alışmadan Git</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/alismadan-git/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pılım Pırtım Sobe!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pilim-pirtim-sobe/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pilim-pirtim-sobe/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Apr 2016 12:14:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Damla Onuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3413</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aslında dertleşmek istiyorum. Kimselere açamadığım bu iç çöküntümün görünen aydınlığı gibisiniz. Başım iki saattir havada, bulunduğum nokta çukur olsa bile, ışık sizsiniz. Eğer ki üç beş kol bir küreği doldurup üstüme püskürtmezse, siz hep oradasınız. Umut dedikleri şey&#8230; Bakın ben dilimi pek kullanmam. Dilim tat alma organımdır. Şükrolsun&#8230; Fakat ellerim; ellerimi görüyor musunuz? Ben çürüdükçe [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pilim-pirtim-sobe/">Pılım Pırtım Sobe!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında dertleşmek istiyorum. Kimselere açamadığım bu iç çöküntümün görünen aydınlığı gibisiniz. Başım iki saattir havada, bulunduğum nokta çukur olsa bile, ışık sizsiniz. Eğer ki üç beş kol bir küreği doldurup üstüme püskürtmezse, siz hep oradasınız. Umut dedikleri şey&#8230;</p>
<p>Bakın ben dilimi pek kullanmam. Dilim tat alma organımdır. Şükrolsun&#8230; Fakat ellerim; ellerimi görüyor musunuz? Ben çürüdükçe onlar yeniden tazeleniyorlar. Şu keresteyi törpüledikçe su bulmuş çöllü gibi seviniyorlar. Ellerim diyorum, ben hep yazarım da&#8230;</p>
<p>Yazmak, mutsuz olmak gibi bir gerekçeyi ister bazen. Ne tuhaf bir hissiyat! Mutluluktan uçanı gördük ama yazanı asla. “Yav öyle mutluyum ki, bunun üstüne bir şiir gider.” “Bugün sabaha kadar yazmak istiyorum, çok mutluyum!” Böyle vatandaşlar varsa bir ara bana uğrasın.</p>
<p>Yoo&#8230; Mutluluk da yazdırır elbet. Düşünsene Çiçek Abbas’ı? Sırılsıklamdı Nazlı. Hafiften gülümsedi, kızaran avurtlarının altında büzüşen dudakları: “Sana kaçtım.” Dedi. Abbas ömür boyu yazdı, sen bilmiyorsun. Abbas’ın bu demine bizler sevdalanıp yazdık. Zaten o gün bugündür kırmızı Fort minibüsümüz olmadı bizim. Modellerimiz yükseldi. Eskidi, çöpe attık. Her yeni bir öncekini kuş lastiğiyle gerdi ve fırlattı.</p>
<p>Ben de eskidim, fırlatılmadan&#8230;Kaçtım!</p>
<p>Henüz beş yaşında annesi Sara hastası, babası kumarbaz diyerek devletin el koyduğu mirastım ben. Dört katlı, bol çiçekli, duvarları abur cubur boyalı, kirli çorap ve ter kokan koridorlarda yaş günümü kutladık. Televizyonda müzik kanalını açıp gümbür gümbür sesle zıplattılar hepimizi. Eğleniyorduk. Ortama uyum sağlamayanların saçları kazılıyordu. Ağzımızdan köpük gelene kadar oynuyorduk. Yaş günümdü, ailecek kutluyorduk.</p>
<p>Hiç yalnızlık hissetiğimi bilmem. Derslerimizi pop müzik eşliğinde yaptık çoğu kez. Bazen beyaz defter sayfalarımıza arkadaşlarımızın kesilmiş tırnakları fırlıyordu. Hatıra diye saklıyorduk. Birbirimizin usluluk sembolü saçlarını tarıyorduk. Tekmeler yiyorduk sırtımıza, hiç acı gelmiyordu. Ben annemi düşünürdüm o esnada. Ona da acı gelmiyordu demek&#8230;</p>
<p>Üniversite kazandık, yurtlara yerleştik. Sayımız azdı, kalabalığa alışmıştım. Yalnızlık hissedeceğim diye çok korktum. Benim gibi yırtık giyinen de az görünüyordu. Bir yıl boyunca okula gittim. Ders aldım, adam dövdüm, saç çektim, diş kırdım. Ödev verdim, araştırdım, buluşturdum, icat ettim. Hak yemedim, dedikodu etmedim, çok yemedim.</p>
<p>Epey kilo verdim&#8230;</p>
<p>“Işığı söndürün artık, uyuyamıyoruz!” diye bağıran ranzalı bireylerden uzak bir mesken tuttum kendime. Orada yazdım, orada çizdim. Orada uyudum, oraya götürdüm çayımı, kahvemi. İçimden geçen ama dilime varmayan tüm kötü sözleri oraya sümkürdüm. Ne güzeldi&#8230;</p>
<p>Okul bitti. Yurt bitti. Arkadaşlık bitti. Bir ben vardım, bir de ben. Yolda uzayıp giden halk otobüsleri vardı. Sarı taksiler, mavi dolmuşlar&#8230;Çocuklar vardı annelerinin dizine yapışan. Babalar vardı onları ardında bırakan. Gözü kulaklığından başka bir şey görmeyen son model gençler vardı. İhtiyarlar, ihtiyar gibi görünenler, sevenler, sevilenler&#8230;</p>
<p>Ben de vardım. Aralarında yürüyen&#8230;</p>
<p>İki yıl işçilik yaptım. Kazandığım helaldi, yedim, içtim, sadaka verdim. Kalem aldım, bol bol defter. Pis kelimesinin bile temiz kaldığı bazı pislikleri not ettim.  Her ay bir defter bitirdim. Defterlerin bu kadar çabuk tükenmesi neye işaretti?</p>
<p>Komşularım vardı selam sabahı olmayan. Ara sıra bisküvili pasta verirdim ellerine. Tabak geri dönmezdi. Doğum günlerim de kendi pastamı kendim keserdim. Televizyonda müzik kanalını açar, deli gibi zıplardım. Aşağıdan kalorifer demirine vururlardı. Bir tek o zaman muhatap olurdum komşularımla. Bekardım. Onlara göre müstesna&#8230;</p>
<p>Siz hiç bir pastanenin önünden geçerken cam altında ışıl ışıl parlayan çikolatalı pastaları görüp iç geçirdiniz mi? Hadi ama yapma&#8230; Bal gibi de ağzın sulandı. Ben kırtasiye önünden geçerken bu hisse kapıldım hep. Kalem ve defterler&#8230; Karamelli kalem, çikolata soslu defter, bol fıstıklı kalem, vanilyalı defterler&#8230;</p>
<p>Kırtasiye sahibi yanlış anlamasın diye hasta rolü yaptım. Sokaklarda yalnızlığı sevmedim hiç. Sigara da istemedi canı yalnızlığımın. Kimselere de özenmedim tekil şahısım diye. Benim 35 ‘e 40 cm ebatlarında siyah deri bir çantam vardı. İçinde defter ve kalemim. Ne kadar zengin ve kalabalık olduğumu var sen hayal et.</p>
<p>Açıkçası o günden beri ne Sara hastası annemi ne de kumarbaz babamı taleb ettim. Ara sıra düşündüm, merak ettim. En fazla ölmüşlerdir, dedim nereye kaçacaklar? Ben kaçtım da ne oldu? Her şeye sahip olabilirim ya da her şeyimi kaybedebilirim arafında özgürlük bayrağını göndere çekmiş yürüyorum.</p>
<p>Sahi sen nerede olduğumu merak ediyor musun? Bak ben seni görüyorum, sen başımın iki üç metre yüksekliğindeki beyaz ışıksın. Ne oluyor ya, akşam mı oluyor sizin orada? Hafif maviliğe bürünmüşsün. Olsun zifiri kalmaktan iyidir. Senden ricam, o üç beş kişiye söyle, kazma kürek dikilmesinler başıma. Seninle var olmak, sana yazdıklarımı okumak, daha çok anılarımı sana aktaracağımı bilmek hoşuma gidiyor. Sen benim ille de kaçtığım umudumsun. Şimdi anlıyor musun?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pilim-pirtim-sobe/">Pılım Pırtım Sobe!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pilim-pirtim-sobe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3413</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Size İyi Bir Haberim Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Apr 2016 13:37:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3396</guid>
				<description><![CDATA[<p>Size iyi bir haberim var çocuklar Erkenden uyanmak zorunda değiliz artık hiç birimiz Vallahi bak! Delirmiş olabileceğimi düşünebilirsiniz Dün gece üşenmedim saydım, Hepimize yetecek kadar kiraz ağacı var Hepimize yetecek kadar arpa, tütün, buğday, anason ve yabani hardal İşe gitmek zorunda filan değiliz üstelik İnanın saydım diyorum Hepimize yetecek kadar kumsal var Binlerce milyarlarca kum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/">Size İyi Bir Haberim Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Size iyi bir haberim var çocuklar</p>
<p>Erkenden uyanmak zorunda değiliz artık hiç birimiz</p>
<p>Vallahi bak!</p>
<p>Delirmiş olabileceğimi düşünebilirsiniz</p>
<p>Dün gece üşenmedim saydım,</p>
<p>Hepimize yetecek kadar kiraz ağacı var</p>
<p>Hepimize yetecek kadar arpa, tütün, buğday, anason ve yabani hardal</p>
<p>İşe gitmek zorunda filan değiliz üstelik</p>
<p>İnanın saydım diyorum</p>
<p>Hepimize yetecek kadar kumsal var</p>
<p>Binlerce milyarlarca kum ve taş ve bir o kadar orman, nehir</p>
<p>ve balık ve kurbağalar ve deniz ayrıca gökyüzü</p>
<p>Ve fazlasıyla senfoni, fazlasıyla sinema ve her biri yeni dalga</p>
<p>Her biri yeşilin binbir tonu, her biri boy boy üstelik</p>
<p>Ne dine, ne devrime</p>
<p>Vallahi bak!</p>
<p>Saydım diyorum ulan saydım</p>
<p>Yalan borcum mu var size</p>
<p>İyilik, güzellik, hepimize yetecek kadar</p>
<p>Gecenin ortasında belirse de karakoncoloslar</p>
<p>Elindeki aynayla yarmadan kafamızı</p>
<p>Hepimize yetecek kadar kara şehirler ve kara bataklar</p>
<p>İnanmazsanız gelin göstereyim</p>
<p>Çok uzak sayılmaz üstelik</p>
<p>Belki bir, belki birkaç arşın</p>
<p>Yürmek zorunda değiliz</p>
<p>Hepimize yetecek kadar tren var</p>
<p>Bir o kadar da demir</p>
<p>Ve savaşmak zorunda da değiliz üstelik</p>
<p>Yeterince bayrak, yeterince vatan</p>
<p>Ve aralarına serpiştirilmiş birkaç kahraman</p>
<p>Her Havva&#8217;ya bir Adem</p>
<p>Her Adem&#8217;e bir Havva</p>
<p>Hepimize yetecek kadar elma ağacı var</p>
<p>Ve ne kadar yersek yiyelim</p>
<p>Kovulmayacağımız aşikâr</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/">Size İyi Bir Haberim Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3396</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Komşu Kızı ve Sabun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Apr 2016 06:35:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3378</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatımın en abes dönemlerinden biriydi&#8230; Fazla geç değil bu yazıyı yazmaya karar verdikten 6 ay öncesi. Öğrenci olmaya çalışıyorum. Bende diğerleri gibi ödevleri zamanında getirmeyi ama rol yapmadan iyi not almayı istiyordum. Çünkü diğerlerinden bazıları kaliteli makyaj malzemesi kullanıyordu. Beceriksizlikte çok yetenekliydiler ama aldıkları notlar hep kaliteydi. Sadece rollerine çok çalışıyorlardı. Ruhlarındaki dalkavukluk, ikiyüzlülük ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/">Komşu Kızı ve Sabun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımın en abes dönemlerinden biriydi&#8230; Fazla geç değil bu yazıyı yazmaya karar verdikten 6 ay öncesi. Öğrenci olmaya çalışıyorum. Bende diğerleri gibi ödevleri zamanında getirmeyi ama rol yapmadan iyi not almayı istiyordum. Çünkü diğerlerinden bazıları kaliteli makyaj malzemesi kullanıyordu. Beceriksizlikte çok yetenekliydiler ama aldıkları notlar hep kaliteydi. Sadece rollerine çok çalışıyorlardı. Ruhlarındaki dalkavukluk, ikiyüzlülük ve çıkarcılığı yüzlerine yaptıkları makyaj da kurtaramıyordu, sadece çirkinliklerini biraz örtüyordu o kadar. Aynı mekânlar içerisindeydik fakat ben ve dostlarım ayrı onlar ise apayrı bir dünyada yaşadıklarını zannetmekten kendilerini alıkoyamıyorlardı. Bizde zaten onların hava soluduğu alanlara girmemek için çok özen gösterirdik.</p>
<p>Bu abes dönem&#8230; Kaldığım yer küçük bir otel odası. Tek kişilik bir odaydı ama iki yatak vardı. Ben, dolap, vitrin, yataklar, çizilmeyi bekleyen kurgular ve yazılmayı bekleyen trajediler. Evet, hepsi küçük bir otel odasında. Oteller kısa süreli konaklama yerleri değil midir? (Konak: Üzerinde konaklama yapılabilen geniş alan. Herkes konabilir ve konaklanabilir) Evet kısa süreli kalışlar içindir ama burada öyle değildir. Bir apartman dairesi yerine aynı paraya bir otel odası kiralama olasılığının olduğu bir yer. Çaresizlikten olmuştu her şey.</p>
<p>Ev gibi değil. Aslında sadece kira günleri görüşmen gereken ama her gün görmek zorunda kaldığın ve &#8220;iyi günler &#8211; iyi akşamlar&#8221; temennilerini dilemeden geçersen darılacağını düşündüğün resepsiyondaki o adam. Baskı altındasın her gün bu kuşkuyla bu gereksiz temennileşmeler. Sanki &#8220;iyi günler&#8221; dilemesem günü kötü geçecek, başına bir felaket gelecek. Ayda bir kere bu temenni yeterli bence çünkü &#8221; günler&#8221; diyoruz. Bunu dilemezsek de katil, dilersek ise hayat kurtaran bir süper kahraman mı oluyoruz? Hayır. Neyse.</p>
<p>Odaya varmanın ilk etabı bu. Merdivenleri çıkıyorum, antreyi aşıp odama varıyorum. Yorgun ve sıkışığım üzerimi çıkarıp hemen tuvalete girmeliyim! Ama tuvalet ve banyo ortak! Oda kiralarken kat sakinleriyle böyle bir ortaklık sözleşmesi imzalamadım ama maalesef! İnsanın en özgür olduğu, geçen süre içerisinde bir şeyler düşünebildiği ve bunun için yeteri kadar zaman bulduğu mekân ortak! Yani herhangi bir ihtiyacını giderirken kat sakinlerinden birinin gelip ihtiyaca ortak olması muhtemel. Ortak ya! Tuvalette hisseleri var. Dedim ya ev gibi değil. Evdeki tuvalet ortaklığı normaldir. Çünkü ortakların tanıdıktır, arkadaşlarındır. Oteldeki ortaklık ise, yüzlerini görmekten çok seslerini duyduğun ki seslerinden yüzlerini görmüş kadar olduklarınla &#8220;işine gelirse&#8221; ortaklığıdır. Diğerleri birbirlerini tanıyorlardı, dolayısıyla ortaklıktan da şikâyetçi değillerdi.</p>
<ul>
<li>Ben şimdi s.çıcam yani tuvalette olucam haberin olsun dedim. Ama aniden bir şeyin gelirse kapıyı tıklat kilidi açarım. Malum ortağız!</li>
<li>Tamam</li>
</ul>
<p>VEYA</p>
<ul>
<li>Tansel ben sana çağrı atınca banyoya gel bana kese at. Zaten geçen haftadan iç kese sözün vardı! Onu da aradan çıkarmış oluruz. Bir sonraki haftada ben sana atarım.</li>
<li>Tamam, hallederiz. Nasıl olsa ortağız! Yeri gelir birbirimizin k.çını dahi yıkarız!</li>
</ul>
<p>gibi muhabbetlerin döndüğünü düşünmemek mümkün değil çünkü sıkı ortaklar.</p>
<p>Ortaklar ortaklaşa dursun ben halen öğrenci olmaya çalışıyorum. Her gün iki yataklı tek kişilik odamdan çıkıp kat sakinleri ve resepsiyondaki o adama görünmeden okula gidiyordum. Orası da &#8220;Ortak&#8221; ve bu da &#8220;işine gelirse&#8221; ortaklığıydı. Böyle mecburen ortaklıklar kıskacında öğrenci olmaya çalışıyordum. Zorla evlendirilmiş ağa kızı misali.</p>
<p>Bu abes dönem&#8230; Rutinlik hastalığıyla mücadele veren ama bir türlü yenemeyen günlerden biri akşam vakti odamda hastalıklı bir günün daha sonuna saatler kalmış. Çöpüm birikmiş, yeni bir çöp poşeti çıkarmam lazım. Dolabın kapağını açtım, çöp poşetini poşetinden çıkarırken dolaptaki buruşuk ve içinden ekşi sabun kokusu gelen market poşeti gözümü meşgul etti. Hemen çöp poşetini bırakıp onu açtım&#8230; İçinden ne mi çıktı&#8230; Üzerinde &#8220;Komşu Kızı&#8221; yazan bir CD ve küçük sabunlar! Hizmette sınırın olmaması bu olmalı! Müşterisinin arzularını dikkate alarak hizmette sınırları zorlamış bir otel!</p>
<p>Evet, rutinde hastalığında aşama kaydetmişti. Ama nafile&#8230; Ne komşu kızı çekiciydi ne de sabunlar güzel kokuyordu ki aksi olsa bile bu abes ortaklıkları unutturacak veya kabullendirecek değillerdi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/">Komşu Kızı ve Sabun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3378</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Geceyenisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Apr 2016 10:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3359</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu diyarda, doğum günlerinde herkes susar, önceki yıllarının hatıralarına bu şekilde saygıda bulunur ve karşılarına dikilen yeni yıllarını sükûnetle karşılarlardı. Doğum gününün, kişinin yalnız kendisine ait olduğuna inanılır ve doğum günleri, benliğin bütünlüğünün simgesi addedilirdi. Buna ithafen, doğum gününde kişiler izole olur ve o günlerde onlarla iletişime geçmek büyük bir ayıp sayılırdı. Kendine has gelenekleriyle, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/">Geceyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu diyarda, doğum günlerinde herkes susar, önceki yıllarının hatıralarına bu şekilde saygıda bulunur ve karşılarına dikilen yeni yıllarını sükûnetle karşılarlardı. Doğum gününün, kişinin yalnız kendisine ait olduğuna inanılır ve doğum günleri, benliğin bütünlüğünün simgesi addedilirdi. Buna ithafen, doğum gününde kişiler izole olur ve o günlerde onlarla iletişime geçmek büyük bir ayıp sayılırdı.</p>
<p>Kendine has gelenekleriyle, yalnızlığı seven insanların yaşadığı bu yöreye özellikle kimse gelmez, ancak yolu oradan geçen yolcular dinlenmek için bir süre oyalanırlardı. Genellikle bu yolcular, yörenin yakınlarındaki yonca tarlasına, dört yapraklı yonca aramaya gelenlerdi. Ve çoğu, her bahar şanslarının peşinden koşan ve kendilerini çok düşünen kişiler olduğu için, yöre sakinleriyle pek konuşmazlar, bir gece dinlenip giderlerdi. Şüphesiz; yalnızlığı seven diyarlılar, bu durumdan hoşnuttu.</p>
<p>Bir gün, diyarın alışık olduğu somurtkan ve ilgisiz yolculara hiç benzemeyen, neşeli ve habire sorular soran biri konakladı yörede. Üstelik yolcu da değildi. Gezgin olduğunu ve yöre halkının yaşamını merak ettiğini söylüyordu. Diyarlılar durumu garipsediler ama bir taraftan da meraklanmışlardı. Gezgin; onlara ne kadar soru sorarsa, onlar da aynı şekilde karşılık veriyordu. Böylece yöre halkı, hiç bilmedikleri diyarlar, kuşlar ve bitkiler hakkında bilgi sahibi olmaya başladılar. Dünyada, bu kadar çeşitliliğin olduğunu öğrenmek onları heyecanlandırsa da, hiç birinin yalnızlıktan ödün vermeye niyeti yoktu.</p>
<p>Gezgin; diyardaki son gününde, çayırlarda koşuşturan çocukların biraz ilerisinde onları izleyen, ağlamaklı bir çocuk gördü. Çocuğun, diğer çocuklardan farklı olan kızıl saçları yüzünden onu dışladıklarını sandı. İçgüdüsel olarak çocuğa yaklaştı ve neden bir köşede yalnız oturduğunu sordu. Diyarda kaldığı zaman içinde burası hakkında pek çok şey öğrenmiş olsa da gelenekleri pek bilmeyen gezgin, çocuğun cevabına anlam veremedi. Kızıl saçlı çocuk, bugünün onun doğum günü olduğunu söylemişti.</p>
<p>Gezgin; eşyalarını toplayıp diyardan gidecekken, eşyalarının arasındaki bez bebeği alıp uzun uzun baktı. Bebeğin kızıl saçları ona biraz önce karşılaştığı çocuğu hatırlatmıştı. Bebek, sarı bedeni ve kocaman mavi burnuyla kızıl saçlarına tezat oluşturuyor ve çok komik görünüyordu. Bir köşede üzgün oturan çocuğu bu şekilde güldürebileceğini düşünerek; ayrılmadan önce çocuğu aradı ve ilk gördüğü yerde buldu. Bebeği ona vererek, kendi halkının geleneklerine göre &#8221; Doğum günün kutlu olsun.&#8221; dedi ve çocuğun kızıl saçlarını okşayıp diyarı terk etti.</p>
<p>Gezgin, bir daha bu diyara gelmediği için, kızıl saçlı çocuğun hikayesini asla öğrenemedi. O gittikten sonra, şaşkın şaşkın gülümseyerek elindeki komik bebeğe bakan çocuğun, gezginle konuşmasını ve ona hediye verdiğini gören diyarlılar vardı. Bunlar, izole olan doğum günü kişisinin, bu durumda bu kişi kızıl saçlı çocuktu, ayıp işlediğine kanaat getirdiler. Çocuk olduğu için konuşması affedilebilirdi. Ancak hediyeyi kabul ettiği için uğursuzluk çağıracağına ve bir daha dört yapraklı yoncaların yeşermeyeceğine inanıyorlardı. Uğursuzluğu önlemenin tek yolu, hediyeyi parçalamak ve yakmaktı. Bunu da doğum günü kişisinin yapması gerekiyordu.</p>
<p>Diyarlılar; yöre meydanında toplanmış, elindeki bebeği sımsıkı tutan kızıl saçlı çocuğu izliyorlardı. Çocuk, yapması gereken eylemin amacını anlamıyor, isteksizlik ve şüpheyle tereddüt ediyordu. Etrafındakiler, onu yüreklendirmek için türlü şeyler söylese de, hiçbirini dinlemiyordu. Sonunda, yaşlılardan biri gelip, çocuğun omzunu kavrayarak, &#8220;Hadi&#8221;, dedi. Bizi uğursuzluktan ancak sen kurtarabilirsin ve bunun zamanı şimdi. &#8221; dedi. Bunun üzerine çocuk, önce bebeğin kızıl saçlarını kopardı, sonra kollarını ve bacaklarını. Kopardığı her bir parçayı yavaşça önündeki ateşe attı.</p>
<p>Çocuk, elindeki bebeğe baktı. Kocaman mavi burnu ve sarı gövdesinden başka bir şeyi kalmamıştı. Elinde kalan bu parçalanmış surete sımsıkı sarılıp ağlamaya başladı. Öyle çok ağladı ki; sonunda ateş söndü, gece karardı ve herkes sustu. Gecenin karanlığında gün gibi parlıyordu kızıl saçlı çocuğun kucağındaki bebek. Sonra çocuk gülmeye başladı. Herkes ve her şey de onunla birlikte gülüyordu.</p>
<p>Onlar güldükçe, alevin söndüğü yerde bir karaltı büyüyordu. Karaltı büyüyüp, çocuğun yarı boyunda bir tavşan siluetine büründü. Kulakları ve kuyruğu kahkahaların ritmiyle dans ediyordu. Tavşan, dans ettikçe alevin çizgileriyle enine ve boyuna kesildi silueti ve görünür oldu ahalinin gözlerine.</p>
<p>Yöre halkı; tavşanı gördüğünde, uğursuzluktan kurtulduklarını anladılar ve neşe içinde kızıl saçlı çocuğu kucaklayıp havaya kaldırdılar. Diyarlıların tüm neşesi, suratı olmayan bebeğin yüzüne gizlice işlenmişti. Bu hengamede unutulan tavşan, bebeği sırtına alıp gecenin karanlığında kayboldu. Uzaktan, sırtındaki yükün parlaklığını görenler, yıldız kayması gördüklerini sanıp dilek tuttular ve tüm diledikleri gerçek oldu.</p>
<p>Kutlamaları bitip heyecanları geçince, diyarlılar bebeği hatırlayıp yöre meydanına döndüler. Bu sırada gün doğmuştu. Gece yaktıkları ateşin kalıntıları oradaydı ama bebekten iz yoktu. Ne kadar aradılarsa da bebeği bulamadılar. Bunun üzerine, elinde birkaç parça sarı ve mavi kumaş, biraz da kırmızı ip  bulunanlar toplanıp, kızıl saçlı çocuğa yepyeni ve sapasağlam, eskisinden de güzel bir bebek yaptılar. O günden sonra, diyarda doğan kızıl saçlı çocukların şans getirdiğine inanıldı. Ve hiçbiri alevlerden doğan tavşanı anımsamadı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/">Geceyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3359</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Özgürsün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozgursun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozgursun/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Apr 2016 14:35:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3209</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana yazmayı bıraktım artık, Rahat olabilirsin. Sana bakmıyorum artık, İstediğini yapabilirsin. Sen gör diye neler yaptım, Ama işte olmadı, İçimde hiç umut da kalmadı. Meğerse kapı hep kapalıymış, Bunu anlamam biraz geç oldu biliyor musun? Hadi git istediğin yere, Artık bunun geri dönüşü de yok. Eğer olur da kapıya gelirsen, Geri dön olur mu? Çünkü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgursun/">Özgürsün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sana yazmayı bıraktım artık,</p>
<p>Rahat olabilirsin.</p>
<p>Sana bakmıyorum artık,</p>
<p>İstediğini yapabilirsin.</p>
<p>Sen gör diye neler yaptım,</p>
<p>Ama işte olmadı,</p>
<p>İçimde hiç umut da kalmadı.</p>
<p>Meğerse kapı hep kapalıymış,</p>
<p>Bunu anlamam biraz geç oldu biliyor musun?</p>
<p>Hadi git istediğin yere,</p>
<p>Artık bunun geri dönüşü de yok.</p>
<p>Eğer olur da kapıya gelirsen,</p>
<p>Geri dön olur mu?</p>
<p>Çünkü yazdığımı görmeyerek cevabını vermiş oldun.</p>
<p>Şimdi gidebilirsin,</p>
<p>Bir kuş gibi özgürsün.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgursun/">Özgürsün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozgursun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3209</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karşı Kaldırımdan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karsi-kaldirimdan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karsi-kaldirimdan/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Apr 2016 08:24:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Zirek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3280</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yan yana yürümemekte varmış son deminde hayatın Bir deve tabanına su vermekte Çukurdaki suya göl gözüyle bakmakta Taş sektirip hayal kurmakta varmış Tabanı delik kundurayı boyayıp da giymek Kirli bir gömlekle sokağa çıkmakta Ve sana yazmakta varmış uzaktan Seni görmeyip karşı kaldırımdan Gözlük camlarımda buğulaşmış Sonra sisler arasında kaybolmuş o arkadaşımda Bana öğüt veren, yolumdan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karsi-kaldirimdan/">Karşı Kaldırımdan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yan yana yürümemekte varmış son deminde hayatın</p>
<p>Bir deve tabanına su vermekte</p>
<p>Çukurdaki suya göl gözüyle bakmakta</p>
<p>Taş sektirip hayal kurmakta varmış</p>
<p>Tabanı delik kundurayı boyayıp da giymek</p>
<p>Kirli bir gömlekle sokağa çıkmakta</p>
<p>Ve sana yazmakta varmış uzaktan</p>
<p>Seni görmeyip karşı kaldırımdan</p>
<p>Gözlük camlarımda buğulaşmış</p>
<p>Sonra sisler arasında kaybolmuş o arkadaşımda</p>
<p>Bana öğüt veren, yolumdan çekil diyen</p>
<p>Bir dolma kalem gibi aktı ceketimin cebinden</p>
<p>O kalemin mürekkebi bir daha dolmadı kendiliğinden</p>
<p>Ve sana yazmakta varmış uzaktan</p>
<p>Seni görmeyip karşı kaldırımdan</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karsi-kaldirimdan/">Karşı Kaldırımdan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karsi-kaldirimdan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3280</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kuple Kubbe</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kuple-kubbe/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kuple-kubbe/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Apr 2016 12:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3274</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu kubbeye yakışır en çok sakalım Dolanır durur elim elime Aaaa! Derim ağzım hep pavarotti Sanki buralar hep soğuk opera Bir el daha derim bu kubbede Bir el yalnız ne yapabilir ki Senin elin belki bu kubbenin altında Sayısız pencere açar önümde &#8230; Bir bir kapattım kapıları bu kubbede Bir bir zaten bir tane vardı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kuple-kubbe/">Bir Kuple Kubbe</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Bu kubbeye yakışır en çok sakalım</p>
<p style="text-align: center;">Dolanır durur elim elime</p>
<p style="text-align: center;"><em>Aaaa! </em>Derim ağzım hep pavarotti</p>
<p style="text-align: center;">Sanki buralar hep soğuk opera</p>
<p style="text-align: center;"><em>Bir el daha </em>derim bu kubbede</p>
<p style="text-align: center;">Bir el yalnız ne yapabilir ki</p>
<p style="text-align: center;">Senin elin belki bu kubbenin altında</p>
<p style="text-align: center;">Sayısız pencere açar önümde</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">Bir bir kapattım kapıları bu kubbede</p>
<p style="text-align: center;">Bir bir zaten bir tane vardı</p>
<p style="text-align: center;">Bu elinle hangisine baksak bilemedim</p>
<p style="text-align: center;">Gözümüzde milyon tane kırık pencere.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kuple-kubbe/">Bir Kuple Kubbe</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kuple-kubbe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3274</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;dan Sana Mektup Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbuldan-sana-mektup-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbuldan-sana-mektup-var/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Apr 2016 06:48:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Selman Çaltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3323</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;dan sana mektup var Dile geldi sonunda Vuslatına bezgin bakışlar fırlatan şu boğaz Kızkulesi, Sarayburnu ve Surlar Yokluğunda Karanlığa gömülmüş gözbebeklerime vuran tek ışık Yine âşık bir İstanbul akşamı Boğazda vapurlarla yarışan martıların Kanatlarından güneşin bahşettiği kadar &#160; Ve İstanbul&#8217;dan sana mektup var Bu kadar bekletmenin ve ıstırabın Olmalı elbet ve belli ki bir sebebi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbuldan-sana-mektup-var/">İstanbul&#8217;dan Sana Mektup Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;dan sana mektup var</p>
<p>Dile geldi sonunda</p>
<p>Vuslatına bezgin bakışlar fırlatan şu boğaz</p>
<p>Kızkulesi, Sarayburnu ve Surlar</p>
<p>Yokluğunda</p>
<p>Karanlığa gömülmüş gözbebeklerime vuran tek ışık</p>
<p>Yine âşık bir İstanbul akşamı</p>
<p>Boğazda vapurlarla yarışan martıların</p>
<p>Kanatlarından güneşin bahşettiği kadar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve İstanbul&#8217;dan sana mektup var</p>
<p>Bu kadar bekletmenin ve ıstırabın</p>
<p>Olmalı elbet ve belli ki bir sebebi var</p>
<p>Gözyaşları ay ışığıyla yakamoz dansı yaparken</p>
<p>Eski İstanbul&#8217;un boş sokaklarında</p>
<p>Geçen her tramvayın ardından</p>
<p>Dalgın bakan bir çift göz var</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstanbul&#8217;dan sana mektup var</p>
<p>Her kalkan vapurda telaşla Sirkeci&#8217;den</p>
<p>Ve her homurdanarak kımıldadık ta Gar&#8217;dan tren</p>
<p>Camından yahut tırabzanından</p>
<p>Sana uzanan umutsuz bir el var</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstanbul&#8217;dan sana mektup var</p>
<p>Mutsuz veya umutlu cümleler yazmaktan bezgin kalemlere</p>
<p>Şu Ramazan akşamı iftar olsun sevda yüklü satırlar</p>
<p>Divan Yolu&#8217;ndan koşarak insin bir buket tebessüm</p>
<p>Sultanahmet, Ayasofya sevinçten haykırsın</p>
<p>Avazının çıktığı kadar</p>
<p>Mana dolu mahyalarla aydınlanırken Fatih&#8217;in minareleri</p>
<p>Bir mahyada aşkın yaksın gönlün kubbelerine manidar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve İstanbul&#8217;dan sana mektup var</p>
<p>Cağaloğlu yokuşunu tırmanırken bir yorgun beden</p>
<p>Çöktü kesme taşlı kaldırımların başucuna dedi &#8220;Yar!&#8221;</p>
<p>&#8220;Gel, kaldır, tut ve götür gidebildiğin yere kadar&#8221;</p>
<p>Tophane&#8217;den yetişemiyor nargile kokuları uyandırmaya</p>
<p>Hayata küsmüş şu gözlere bari sen et nazar</p>
<p>Ve saat kulesi yoruldu artık yokluğuna an vurmaktan</p>
<p>Gel durdur zamanımı ömrünün yettiği kadar</p>
<p>Kalan şu son dermanla yazılmış parmaklarla</p>
<p>Ve içinde bin deste hasret</p>
<p>Sana İstanbul&#8217;dan mektup var</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbuldan-sana-mektup-var/">İstanbul&#8217;dan Sana Mektup Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbuldan-sana-mektup-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3323</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Söyle Ne Olur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/soyle-ne-olur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/soyle-ne-olur/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Apr 2016 10:28:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3206</guid>
				<description><![CDATA[<p>Senden ayrı bir gün daha, Öyle çok zaman geçti ki. Anlamak inan çok zor. Daha dün pencereden izliyordun, Bense tüm kalbimle gözlerindeydim. Ne kadar da mutluydum, Tüm ruhumla seninleydim. Böyle aşk ne zaman bitti, Söyle ne olur? Sen ne zaman yabancı oldun? Böyle olmamalıydı, Sen gitmemeliydin. Hiç inanmazdım, Bu aşkın biteceğine, Arkadaşlarım unutmak zorundasın, Dediklerinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soyle-ne-olur/">Söyle Ne Olur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Senden ayrı bir gün daha,</p>
<p>Öyle çok zaman geçti ki.</p>
<p>Anlamak inan çok zor.</p>
<p>Daha dün pencereden izliyordun,</p>
<p>Bense tüm kalbimle gözlerindeydim.</p>
<p>Ne kadar da mutluydum,</p>
<p>Tüm ruhumla seninleydim.</p>
<p>Böyle aşk ne zaman bitti,</p>
<p>Söyle ne olur?</p>
<p>Sen ne zaman yabancı oldun?</p>
<p>Böyle olmamalıydı,</p>
<p>Sen gitmemeliydin.</p>
<p>Hiç inanmazdım,</p>
<p>Bu aşkın biteceğine,</p>
<p>Arkadaşlarım unutmak zorundasın,</p>
<p>Dediklerinde bile asla unutmadım.</p>
<p>Çünkü seni inan çok sevdim,</p>
<p>Öyle bir gün değil</p>
<p>Her zaman sevdim.</p>
<p>Ay da geçse,</p>
<p>Yılda geçse,</p>
<p>Seni zamansız sevdim.</p>
<p>O zamanın bir daha gelmemesi,</p>
<p>Çok üzücü değil mi?</p>
<p>Senin o pencereden bakmayacak olman,</p>
<p>Benimse kalbimin yanmayacak olması.</p>
<p>Çok acı değil mi?</p>
<p>En kötüsü de,</p>
<p>Bu ayrı günler bitmeyecek.</p>
<p>Şimdi söyler misin?</p>
<p>Kalbim buna nasıl dayansın?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soyle-ne-olur/">Söyle Ne Olur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/soyle-ne-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3206</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SİBLY</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sibly/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sibly/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Apr 2016 06:35:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hıdır Aktaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3271</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yumruk kesilmiş ayrılıklar yaşarken, Mateminde aşk yaşanan sevdalılar. Biz yağmurla yeraltı sularına karışan ümidimizi, Sevişerek geri kazanmak için bekliyorduk, sibly. Kirli odanın kapısını açarken yaşlı adam. &#160; Yağmur, gece yarısını da boğarken Gözlerimizden tanrının gazabı akıyordu. Baktığımız her yer ıslanıyordu sibly. Karanlık bile&#8230; &#160; O gece rüya görmüştüm. Altmışların ilkbaharıydı, yeşilinden geçilmiyordu. Sen çekip gidiyordun, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sibly/">SİBLY</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yumruk kesilmiş ayrılıklar yaşarken,</p>
<p>Mateminde aşk yaşanan sevdalılar.</p>
<p>Biz yağmurla yeraltı sularına karışan ümidimizi,</p>
<p>Sevişerek geri kazanmak için bekliyorduk, sibly.</p>
<p>Kirli odanın kapısını açarken yaşlı adam.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yağmur, gece yarısını da boğarken</p>
<p>Gözlerimizden tanrının gazabı akıyordu.</p>
<p>Baktığımız her yer ıslanıyordu sibly.</p>
<p>Karanlık bile&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O gece rüya görmüştüm.</p>
<p>Altmışların ilkbaharıydı, yeşilinden geçilmiyordu.</p>
<p>Sen çekip gidiyordun, benden uzaklara sibly.</p>
<p>Ve şehre güvercin yağıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nefes alırken güneş, uyandın.</p>
<p>Ben insanlığı sevmeye çıkmıştım sibly.</p>
<p>Artık sacından ekmek yapılmayan,</p>
<p>Ölüm solunan mezarlarında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buradayım sibly. Geldim.</p>
<p>Yalnızlığım yalnızlığını sallıyordu parkta.</p>
<p>Özgürlüklerini vermiştim.</p>
<p>Özgürlüğümüzü kazanmıştık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya’yı dinlendiriyordu sessizliği aşkımızın.</p>
<p>Ve gitmeliydin artık.</p>
<p>Vedalaşmayı sevmediğim için terk etmeliydin.</p>
<p>Oysa sibly, vedalaşmamız ayrı düştüğümüze inandırırdı beni&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sibly/">SİBLY</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sibly/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus&#8217;un Günlüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Apr 2016 13:45:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3326</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Olympos dağının eteklerinde yapılan kazı çalışmalarında Zeus’a ait olduğu anlaşılan günlükler, bir sandığın içinde kil tabletlere yazılı şekilde bulundu. Buluntular arasında sakalı, sönmüş olan şimşeği ve kartalının gagası da vardı. Günlükleri kendisi mi oraya gömdü yoksa aşağı mı düşürdü; bu, net bilinmemektedir.” Zeus&#8217;un Günlüğü &#8211; 1 Evet, Olympos’ta her şey dışarıdan göründüğü gibi cafcaflı değil. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/">Zeus&#8217;un Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Olympos dağının eteklerinde yapılan kazı çalışmalarında Zeus’a ait olduğu anlaşılan günlükler, bir sandığın içinde kil tabletlere yazılı şekilde bulundu. Buluntular arasında sakalı, sönmüş olan şimşeği ve kartalının gagası da vardı. Günlükleri kendisi mi oraya gömdü yoksa aşağı mı düşürdü; bu, net bilinmemektedir.”</p>
<h2>Zeus&#8217;un Günlüğü &#8211; 1</h2>
<p>Evet, Olympos’ta her şey dışarıdan göründüğü gibi cafcaflı değil. Zeus tahtında oturuyor sağa sola yıldırım atıyor, orayı burayı patlatıyor, istediğini yıldırıyor, zevk içinde hükmediyor gibi zannediliyor ama zannetmeyin! Benimde duygularım var! Bende… Neyse</p>
<p>Zaten kime bir şey anlatmaya kalksan anlamaz, sonra bir gün eline yazdıkların geçer o seni anlamayan veya anlamayanların… Ondan sonra hüzünlenirler, kendi kendilerine kızarlar neden anlamaya çalışmadım diye.</p>
<p>Bugün, palamut balığı yediği esnada boğazına takılan büyük kılçığı “kuru ekmek mi yoksa haşlanmış patates ile mi oradan kurtarabilirim” düşüncesinde bunalımlar yaşayan bir kişinin ruh halindeyim.</p>
<p>Canım çok sıkkın… Yılgınım, acayibim. Bu gün Ambrosia da içmedim, onun yerine ne olduğunu bilmiyorum ama Jack Daniels içiyorum. Dionysos tavsiye etti, rahatlarsın dedi. Birde üzerine fazla içme kafayı bulursun dedi, güldü ve gitti… Şakaydı sanırım ya da değildi, anlayamadım hangi kafayı bulurum? Aman be Dionysos sende ne dediğini bilmiyorsun!</p>
<p>Bugün Olympos’ta alabildiğine sıradan bir gün; dümdüz, zifiri sıradan bir gün!</p>
<p>Öylece otururken gözlerim Hestia ile kucaklaştı!  “Bu ne güzellik! Bu güne kadar seni nasıl fark edemedi bu gözlerim” dedim kendi kendime. Tam bu sırada Prometheus geldi Hestia’nın yanına; elini öptü, bir gül verip etrafına bakarak uzaklaştı yanından. Hestia’nın hoşuna gitti tabii ve ben buna çok içerledim, sinirlendim! Tam kafamda iğrenç, berbat, deli saçması, kudurmuş, astronomik tezgâhlar kurarken yanımda Eros belirdi… Haliyle ayaküstü bir sohbet başladı  “nerelerdesin?” “yoksun bayağıdır aşkı meşki unuttuk” filan. Sonra Eros durumumu gördü, e tabii bende olayı anlattım haliyle. Sonra yanaştı ve “Sana bir nasihat vereyim Zeus !” dedi. Bende “ver” dedim. “Unutma Zeus. Hasan almaz basan alır !” dedi. Bende “Hasan kim? Neyi alamaz? Nasıl basıcam? ”  derken o da kanatlanıp yok oldu yanımdan. ( eros ‘un her zaman yaptığı şey! Bir kere de bir şey söyledikten sonra beklediği görülmemiştir, en azından ben görmedim.)  Olympos’ta bir gün daha bu şekilde havaya karışmış oldu.</p>
<p>Bir başka Olympos gününde görüşmek üzere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/">Zeus&#8217;un Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3326</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Gel Yeter</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-gel-yeter/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-gel-yeter/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Apr 2016 06:25:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3203</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sen gel yeter, Başka hiç bir şey istemiyorum. Yanımda kal, Gölgeni hissetsem yeter. … Sen gel yeter, Ne sürprizler, Ne de pahalı hediye istiyorum. Yanımda olduğunu hissetsem yeter. … Sen gel yeter, Rüzgarınla gel, Yağmur olup gel, Yeter ki yanımda estiğini hissetsem yeter.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-gel-yeter/">Sen Gel Yeter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sen gel yeter,</p>
<p>Başka hiç bir şey istemiyorum.</p>
<p>Yanımda kal,</p>
<p>Gölgeni hissetsem yeter.</p>
<p>…</p>
<p>Sen gel yeter,</p>
<p>Ne sürprizler,</p>
<p>Ne de pahalı hediye istiyorum.</p>
<p>Yanımda olduğunu hissetsem yeter.</p>
<p>…</p>
<p>Sen gel yeter,</p>
<p>Rüzgarınla gel,</p>
<p>Yağmur olup gel,</p>
<p>Yeter ki yanımda estiğini hissetsem yeter.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-gel-yeter/">Sen Gel Yeter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-gel-yeter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3203</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üzerimde Yırtık Bir Bluz Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 20 Apr 2016 07:09:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3239</guid>
				<description><![CDATA[<p>Üzerimde yırtık bir bluz var bebeğim O en sevdiğin akorlarla bezeli Kayalıklardayım üstelik Sağımda fareler, Solum deniz feneri Saklanamıyor bu acemi limon çiçekleri Vurdukça yüzüme fenerin ışığı Kafası ayık balıkçılar kıskanacaklar Üzerimde yırtık bir bluz var Ütüsüz ve kirli Hani o senin en sevdiğin tınılarla bezeli Kayalıkların tepesindeyim üstelik Ve az ilerde bir Fransız batığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/">Üzerimde Yırtık Bir Bluz Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Üzerimde yırtık bir bluz var bebeğim</p>
<p>O en sevdiğin akorlarla bezeli</p>
<p>Kayalıklardayım üstelik</p>
<p>Sağımda fareler,</p>
<p>Solum deniz feneri</p>
<p>Saklanamıyor bu acemi limon çiçekleri</p>
<p>Vurdukça yüzüme fenerin ışığı</p>
<p>Kafası ayık balıkçılar kıskanacaklar</p>
<p>Üzerimde yırtık bir bluz var</p>
<p>Ütüsüz ve kirli</p>
<p>Hani o senin en sevdiğin tınılarla bezeli</p>
<p>Kayalıkların tepesindeyim üstelik</p>
<p>Ve az ilerde bir Fransız batığı</p>
<p>Belki de içinde Rimbaud var</p>
<p>Akdenizin tuzunu biriktirmiş kayalıklar</p>
<p>Dilimi değdirmeye kalksam</p>
<p>Kıskançlıktan üzerime, mercanlar atlar</p>
<p>Üzerimde yırtık bir bluz var .</p>
<p>Islak üstelik</p>
<p>O en sevdiğin ritimlerle bezeli</p>
<p>Olabildiğine aksak</p>
<p>Ve gün doğumuna yakın inceden bir yağmurun altında</p>
<p>Arabamın arka koltuğunda bir deli, yanında Allah,</p>
<p>Dışarıda inceden bir yağmur</p>
<p>Çap, çap, çap!</p>
<p>Ağzımın kenarında bir nota kırıntısı</p>
<p>Olabildiğince aksak</p>
<p>Çap, çap, çap!</p>
<p>Ve elimde bir meşgale</p>
<p>Elimde zeytin çiçeğine dolanmış bir anzarot şişesi</p>
<p>Su birikintilerinde sevişiyor</p>
<p>Eflatuna boyanmış balıklar ve kuzgunlar</p>
<p>Bağıra çağıra arka koltukta Allah ve Deli</p>
<p>Önce Allah indi arabadan</p>
<p>Arkasından Deli,</p>
<p>Üzerimde yırtık bir bluz var bebeğim</p>
<p>Üzerimde, dudakları trompete dayalı zenci bir kadın</p>
<p>Rengarenk üstelik</p>
<p>Ve o en sevdiğin hüzünlerle bezeli</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/">Üzerimde Yırtık Bir Bluz Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3239</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küçük Aşık Kız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kucuk-asik-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kucuk-asik-kiz/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Apr 2016 06:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3200</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çok küçüktüm, Hayatla yeni yüzleşiyordum, Adımlarımı atarken uçuyordum, Bir elimde pamuk şeker, Diğer elimde boya kalemlerim vardı. Sonra bir gün karşıma çıktın, Yüzün çok farklı geldi, Sanki filmden çıkan kahraman gibiydin, Önce oyun sandım, Hep ardından baktım, Yanan kalbimi görmedim, Çünkü aşkı anlayacak akla sahip değildim, Aşkı elime aldım, Gözüme oyun gibi geldi, Güzel de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-asik-kiz/">Küçük Aşık Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çok küçüktüm,</p>
<p>Hayatla yeni yüzleşiyordum,</p>
<p>Adımlarımı atarken uçuyordum,</p>
<p>Bir elimde pamuk şeker,</p>
<p>Diğer elimde boya kalemlerim vardı.</p>
<p>Sonra bir gün karşıma çıktın,</p>
<p>Yüzün çok farklı geldi,</p>
<p>Sanki filmden çıkan kahraman gibiydin,</p>
<p>Önce oyun sandım,</p>
<p>Hep ardından baktım,</p>
<p>Yanan kalbimi görmedim,</p>
<p>Çünkü aşkı anlayacak akla sahip değildim,</p>
<p>Aşkı elime aldım,</p>
<p>Gözüme oyun gibi geldi,</p>
<p>Güzel de kokusu vardı,</p>
<p>Karanfil gibi kokuyordu.</p>
<p>Hiç bırakmayı akıl edemedim,</p>
<p>Meğer akıl devre dışı kalıyormuş.</p>
<p>Kalbin böyle işler yaptığını nerden bilebilirdim ki,</p>
<p>Sonra zaman geldi,</p>
<p>Sen hayatımdan bir an da kayboldun,</p>
<p>Seni göremeyince merak ettim,</p>
<p>Aşık kalbimde bitmeyen bir sızı belirdi,</p>
<p>Elbette geçte olsa anladım,</p>
<p>Ben sana aşıktım,</p>
<p>Bu oyuncak hiç değildi.</p>
<p>Canını acıtan oyuncak olur mu?</p>
<p>Bir süre sonra,</p>
<p>Yine seni gördüm,</p>
<p>Arkadaşlarım, &#8220;bak tam vakti git hislerini söyle &#8220;dediler.</p>
<p>Onlara &#8220;unuttum artık&#8221; dedim.</p>
<p>Çünkü duygularımın alay konusu olmasını istemedim,</p>
<p>Seni de anlatmak istemedim,</p>
<p>Seni paylaşmak istemedim,</p>
<p>Ardından çok zaman geçti,</p>
<p>Ben büyüdüm,</p>
<p>Sen de büyüdün,</p>
<p>Elbette duygularımda büyüdü.</p>
<p>Aşkı seninle tanıdım,</p>
<p>Oyuncak zannettim,</p>
<p>Onu bırak diyen de olmadı,</p>
<p>Kimse seni çok sevdiğimi bilmiyordu,</p>
<p>İnanır mısın anlamazlardı,</p>
<p>Şimdi imkansız olduk,</p>
<p>Ne o pamuk şeker yiyen kız kaldı,</p>
<p>Ne de sana çok aşık o kız,</p>
<p>Sadece olgunlaşmış küçük kız kaldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-asik-kiz/">Küçük Aşık Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kucuk-asik-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3200</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Başkadır Benim Memleketim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Apr 2016 08:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3218</guid>
				<description><![CDATA[<p>20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Hârekatı Hikâyelerimizin Müziği; Dıştan Bakan Çocuk Gözüyle Ara Nağme &#8211; 2 Gecenin vuslatıdır sabah. Her yeni gün, bir umuttur içimizde. Hayallerimize bir adım daha yaklaşmanın muştusudur, gayrettir,  emektir daha iyiye, daha güzele&#8230; Hiç bitmeyecekmiş gibi sarılmaktır yaşama. &#8220;Günaydın! &#8221; demek &#8220;Artık ben hazırım bugüne, hazırım beni bekleyen heyecanlara, zorluklara&#8230; Başıma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/">Bir Başkadır Benim Memleketim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Hârekatı</h2>
<h3>Hikâyelerimizin Müziği; Dıştan Bakan Çocuk Gözüyle Ara Nağme &#8211; 2</h3>
<p><em>Gecenin vuslatıdır sabah. Her yeni gün, bir umuttur içimizde. Hayallerimize bir adım daha yaklaşmanın muştusudur, gayrettir,  emektir daha iyiye, daha güzele&#8230; Hiç bitmeyecekmiş gibi sarılmaktır yaşama.</em></p>
<p><em>&#8220;Günaydın! &#8221; demek &#8220;Artık ben hazırım bugüne, hazırım beni bekleyen heyecanlara, zorluklara&#8230; Başıma ne gelecekse gelsin, baş edebilirim; çünkü ben varım, insanım.&#8221; diyebilmektir.</em></p>
<p><em>Bir sabah duyduğunuz &#8220;Günaydın!&#8221;  ile bütün hayatınız değişebilir. Bir sabah ve sonrasında bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayabilir. Böyle zamanlarda içinizdeki bukalemun hareketlenir, heyecan ve korkudan sıyrılıp sağduyunun kollarına bırakırsınız kendinizi. Nasıl olduğunu bile anlayamadan uyum sağlayıverirsiniz olanlara. Ayakta kalmayı öğrenirsiniz çarçabuk. Büyürsünüz yavaşça, kimse farkına varmadan öyle sessiz, öyle bir anda…</em></p>
<p>Sabah, saat 07.00 sularıydı. Masum bilmezliğimizle kahvaltı sofrasındaydık. Televizyon açıktı. Siyah-beyaz alışık olduğumuz TRT yazısı&#8230; Fondaki müzikte ise Hasan Mutlucan&#8217;ın söylediği şu mısralar yer alıyor: &#8220;<em>Yi</em><em>ne de şahlanıyor aman kol başının yandım da kır atı.&#8221;</em></p>
<p><figure id="attachment_3219" aria-describedby="caption-attachment-3219" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3219 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg?resize=640%2C350" alt="Adaya ilk ayak basan Türk askerleri" width="640" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg?resize=300%2C164&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3219" class="wp-caption-text">Adaya ilk ayak basan Türk Askerleri</figcaption></figure></p>
<p><strong>Bir müzik, bize haber veriyor; bir müzik, olağandışılığı gösteriyor. Bir müzik, gizlice giriyor evlerimize ve bize olacakları söylüyor. Bir müzik ki; Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin olağanüstü hallerini halkına bildiriyor bundan böyle.</strong></p>
<p><strong>Açılış ve haberler, “ Türk Silahlı Kuvvetleri bu sabah gerçekleştirilen bir müdahale ile Kıbrıs’ın Kuzeyini havadan ve karadan kuşatmış, Kıbrıs topraklarına Türk Askerleri çıkartma yapmıştır.”</strong></p>
<p><strong>Tarihler, 20 Temmuz 1974’ ü gösterir.</strong></p>
<p><figure id="attachment_3221" aria-describedby="caption-attachment-3221" style="width: 503px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3221 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg?resize=503%2C351" alt="Helikopterlerle mühimmat naklediliyor…" width="503" height="351" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg?w=503&amp;ssl=1 503w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg?resize=300%2C209&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 503px) 100vw, 503px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3221" class="wp-caption-text">Helikopterlerle mühimmat naklediliyor…</figcaption></figure></p>
<p>Haber bu kadar sadedir, yalındır. “<em>Türkiye savaş açmıştır, barış için! Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Kıbrıs’ta yaşayan Türklere uygulanan zulüm ve baskıya daha fazla seyirci kalmamıştır</em>. <em>Türk halkı; kadını, erkeği, çoluğu çocuğuyla ordusunun ve devletinin yanında yer alacaktır. Üzerine düşen görevleri yerine getirecek ve sonuçlarına millet olarak hep birlikte katlanılacaktır.”</em></p>
<p>Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, gazetecilere durumu şöyle bildirir:</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/wrDQW66jWoo?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>O sabah, bütün evlerde aynı duygu, aynı heyecan, aynı düşünce hâkimdir. Ülkemiz savaşa girmiştir. Başbakanımız “Savaş için değil, barış için yapılan bir müdahale” olduğunu söylemiştir gerçi! “Askerlerimize umuyoruz ki ateş açılmaz ve kanlı çatışmalar yaşanmaz.” demiştir. Ebette bunun için her türlü tedbir alınacaktır.</p>
<p>Ancak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına sivil savunma koşulları öğretilecektir. Tedbir için; sığınaklar hazırlanacak, sığınağa gerekli malzemeler alınacak, geceleri olası bir hava saldırısına karşılık, karartma uygulanacaktır. Kırk yaş altı her Türk erkeği, askerdir bundan böyle.</p>
<p><figure id="attachment_3222" aria-describedby="caption-attachment-3222" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3222 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg?resize=540%2C315" alt="İlk çıkartma birlikleri" width="540" height="315" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg?resize=300%2C175&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3222" class="wp-caption-text">İlk çıkartma birlikleri</figcaption></figure></p>
<p>Bir çocuk için heyecan verici bir durumdur, sıkıcı yaz tatilinden kurtulmaktır. Adeta hayatımıza renk gelmiştir. Bir çocuk nasıl bilebilir ki savaşın neler getireceğini!</p>
<p>Bir çocuk, babasıyla kömürlüğü sığınağa çevirir, yiyecek ve içecekleri kuru yerlere gizleyerek ilk yardım malzemelerini öğrenir. Bir çocuk, &#8220;*Acil müdahale nedir? Yaralı nasıl taşınır? Kırılmalarda nasıl atel bağlanır?&#8221; sorularının cevaplarını öğrenir. Bir çocuk; mahalledeki komşularıyla birlikte sivil savunma eğitimine katılır. Lacivert yağlı kâğıtlarla pencere camlarını kaplar. Bir çocuk, geceleri evlerin ışıkları nasıl gizlenir; öğrenir. Siren seslerinin anlamlarını, tüfeklerin adlarını, tankların manevra kabiliyetlerini öğrenir bir çocuk. Uçakların her havalanışında yüreği hoplar ve dua eder onlara. Bir çocuk, büyüdüğü zaman; jet pilotu olmak ister, Hava Harp Okulunda okumak ister; ama bilmez o vakitler kızların henüz Askeri Okullara alınmadığını.</p>
<p><em>Oyunlarımız değişmişti; evcilik, okulculuk, komşuculuk faslı bitmişti. Kız- erkek karışık savaşçılık oynuyorduk. Erkeklerde adeta yarış yapıyorduk. Her Türk Asker Doğar” diye talimlerle başlıyorduk güne. Siper kazıp içine giriyorduk. Tahtadan oymalı tüfeklerimizle; su mataralarımızla, belimize taktığımız kemerlerdeki fişekliklerimizle hazırdık biz de savaşa.</em></p>
<p><figure id="attachment_3223" aria-describedby="caption-attachment-3223" style="width: 502px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3223 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?resize=502%2C312" alt="&quot;Mehmetçik Kıbrısta&quot; gazete haberleri." width="502" height="312" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?w=502&amp;ssl=1 502w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?resize=300%2C186&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 502px) 100vw, 502px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3223" class="wp-caption-text">&#8220;Mehmetçik Kıbrıs&#8217;ta&#8221; gazete haberleri.</figcaption></figure></p>
<p><em>Geceleri el fenerlerimizle sokaklardaydık. Eskişehir karanlıktaydı büsbütün. 2. Hava Komutanlığından kalkan jetler, bizimle bütünleşmişlerdi adeta. Onların seslerini duymadığımızda rahatsız olurduk. Siren sesiyle başlayan karartma, yine siren sesiyle son bulurdu.</em></p>
<p><em>Haberler yakın takiple izlenir, olaylar kaçırılmazdı. Büyük küçük kim varsa siyasetin ve askerliğin detaylarını konuşur olmuştu artık ev toplantılarında…</em></p>
<p><em>Milletçe el ele vermek ve bütünleşmek fikriyle olsa gerek, televizyon ve radyolarımızda en çok çalan şarkı Ayten Alpman’ın söylediği bu şarkıydı… Dilimize ve yüreğimize yerleşmişti, vatan sevgisini bu şarkıyla tazelemiştik bir kez daha…</em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/YIDuuCBSP0Y?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Havasına, suyuna; taşına toprağına<br />
Bin can feda bir tek dostuma<br />
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda<br />
Aşıklar destan yazar dağlarda<br />
Kuzusuna kurduna Yunus&#8217;una Emrah&#8217;a<br />
Bütün alem kurban benim yurduma</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Mecnun&#8217;a Leyla&#8217;sina erisilmez sirrina<br />
Sen dost ararsan koş Mevlana&#8217;ya<br />
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Gözü pek, yanık bağrı türkü söyler çobanı<br />
Zengin, fakir hepsi de sevdalı<br />
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Havasına, suyuna; taşına toprağına<br />
Bin can feda bir tek dostuma<br />
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda<br />
Aşıklar destan yazar dağlarda<br />
Kuzusuna kurduna Yunus&#8217;una Emrah&#8217;a<br />
Bütün alem kurban benim yurduma</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Mecnun&#8217;a Leyla&#8217;sina erisilmez sirrina<br />
Sen dost ararsan kos Mevlana&#8217;ya<br />
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Gözü pek, yanık bağrı türkü söyler çobanı<br />
Zengin, fakir hepsi de sevdalı<br />
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p><figure id="attachment_3224" aria-describedby="caption-attachment-3224" style="width: 508px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3224 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?resize=508%2C364" alt="Kıbrıs Harekatına katılan askerler." width="508" height="364" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?w=508&amp;ssl=1 508w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?resize=300%2C215&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 508px) 100vw, 508px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3224" class="wp-caption-text">Kıbrıs Harekâtı&#8217; na katılan askerler.</figcaption></figure></p>
<p>“20 Temmuz &#8211; 14 Ağustos 1974 tarihleri arasında süren bu müdahale sonrası, 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983&#8217;te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur.”</p>
<p>“ Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda tarafların kayıpları şöyledir: Türk Silahlı Kuvvetleri, 415 Kara, 65 Deniz, 5 Hava, 13 Jandarma olmak üzere toplam: 498 şehit ve 1.200 yaralı vermiştir. Kıbrıs Türk tarafı ise, 70 mücahit ve 270 sivil ölü, 1.000 yaralı olmak üzere, Kıbrıs Türkleri genel olarak 1672 şehit ve binlerce yaralı vermiştir. Rumlar ve Yunanlar ise 4 bin ölü, 12.000 yaralı vermiştir.</p>
<p>Savaşın dışında olmasına rağmen BM Barış Gücü Askerleri de kayıp vermiştir: 3 Avusturyalı asker ölmüş, 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Kanadalı asker de yaralanmıştır.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/">Bir Başkadır Benim Memleketim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3218</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yağmur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yagmur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yagmur/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Apr 2016 06:43:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3197</guid>
				<description><![CDATA[<p>İçimde de yoğun bir kara bulut, Bitmek bilmeyen rüzgar Nasıl da sisli her yer Nasıl bırakıp gitti Her yer buz tuttu, Hiç düşünmedin mi bu kız üşümez mi diye, Bu karanlığa beni neden hapsettin, Hiç düşündün mü bu kız nasıl dayanır diye, Bak puslu her yer, Yağmurda yağmaya başladı, Durmuyor da belli ki çok üzgün, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmur/">Yağmur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İçimde de yoğun bir kara bulut,</p>
<p>Bitmek bilmeyen rüzgar</p>
<p>Nasıl da sisli her yer</p>
<p>Nasıl bırakıp gitti</p>
<p>Her yer buz tuttu,</p>
<p>Hiç düşünmedin mi bu kız üşümez mi diye,</p>
<p>Bu karanlığa beni neden hapsettin,</p>
<p>Hiç düşündün mü bu kız nasıl dayanır diye,</p>
<p>Bak puslu her yer,</p>
<p>Yağmurda yağmaya başladı,</p>
<p>Durmuyor da belli ki çok üzgün,</p>
<p>Hadi güneşim ol gel,</p>
<p>Çok üşüyorum.</p>
<p>Ellerim dondu,</p>
<p>Yüreğimse buz tuttu.</p>
<p>Bak nasılda ağlıyorum,</p>
<p>Hadi yüreğini de al gel,</p>
<p>Bak nasılda sel oldu,</p>
<p>Hadi gel çıkıp gel,</p>
<p>Yağmur durmak bilmiyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmur/">Yağmur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yagmur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3197</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günyenisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 17 Apr 2016 13:41:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gün gibi aydınlık bir yüzü varmış. Yüzündeki tek karanlık nokta olan burnu, yıldızlara gün ışığı biriktirirmiş. Bu yüzden, hava nasıl olursa olsun gündüz dört duvar arasında tutmamak gerekliymiş. Eğer tek bir gün bile güneşi göremezse, yıldızlar solup giderlermiş. Günyenisi&#8217;ne kimse sahip olamaz ancak onu koruyabilirmiş. Korunmaya da ihtiyacı varmış çünkü; içinde biriktirdiği güneş enerjisi servet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/">Günyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gün gibi aydınlık bir yüzü varmış. Yüzündeki tek karanlık nokta olan burnu, yıldızlara gün ışığı biriktirirmiş. Bu yüzden, hava nasıl olursa olsun gündüz dört duvar arasında tutmamak gerekliymiş. Eğer tek bir gün bile güneşi göremezse, yıldızlar solup giderlermiş. Günyenisi&#8217;ne kimse sahip olamaz ancak onu koruyabilirmiş. Korunmaya da ihtiyacı varmış çünkü; içinde biriktirdiği güneş enerjisi servet değerindeymiş. Bu yüzden, bu servetin sahibi olmak isteyen pek çok kişi peşindeymiş, bazen onu koruyanlar bile. Koruyucuların, güneş tepedeyken tehlikelerden korkmaları gerekmezmiş çünkü; gücünü güneşten alan Günyenisi, karanlıkta kalmadığı sürece kendini koruyabilirmiş. Geceleri ise, çok mecbur kalırsa yıldızlara biraz az gün ışığı vererek kendini koruyabilirmiş ama; bu yıldızların hem solmasına hem de ömürlerinin kısalmasına yol açıyormuş.</p>
<p><strong>Günyenisi</strong>; uzaktan bakıldığında elleri, kolları ve bacakları olmayan sarı bir bez bebeğe benziyormuş. Başında da ne saç ne kulak ne de ağız varmış. Yalnızca, yüzünün ortasında kocaman ve yusyuvarlak, koyu mavi bir burnu varmış. Onu eline alanlar, yumuşacık ve sevimli bir oyuncak bebeği kucakladıkları hissine kapılırlarmış ve yüzü olmayan bu bebeğin kendilerine gülümsediğine yemin edebilirlermiş.</p>
<p>Geleneklere göre, Günyenisi&#8217;nin üç asil koruyucusu olması gerekirmiş. Bunlardan biri gündüz, diğeri gece nöbeti tutar, üçüncü de bu ikisinin görevlerini takip eder ve arada bir onları dinlendirirmiş. Üç kişi olmasının bir sebebi bu görevin fiziksel zorlukları, diğer sebebi ise arzuları baştan çıkaran servetmiş. <em>Günyenisi</em>, gün doğumundan batımına kadar , Asil Koruyucuların Evi&#8217;nin bahçesindeki cam bölmede tutulur, gündüz nöbetindeki koruyucu da hemen bu bölmenin yanında bu görev için tasarlanmış bölmesinde etrafı izlermiş. Gün battığında ise, Günyenisi&#8217;ni evin içinde, tavanındaki küçük bir camdan yıldızların görülebildiği odada tutarlarmış.</p>
<p>Asil Koruyucuların Evi, yukarıdan bakıldığında rüzgar gülüne benzeyen bir labirentin gizli bir bölümüymüş. Ve bu labirentten eve giren bir yol ve evden çıkan ayrı bir yol varmış. Eve giden yoldan çıkılamaz, çıkılan yoldan da girilemezmiş ve bu yolları yalnız asil koruyucular bilirlermiş. Bir asil koruyucunun hayatı sona ermeden yerine yenisi geçemez ve hiç kimse bu görev için seçilemezmiş. Asırlardır, asil koruyucuların nasıl görevlendirildiği bilinmiyor hatta onların bu dünyadan olmadıkları düşünülüyormuş. Bazen, bu evi ve içindekileri görmek isteyen meraklılar, labirenti geçmeye cesaret edermiş ama; yolu bilmeyen biri, ne kadar uğraşırsa uğraşsın tam labirentin çıkışını bulup eve vardığını sandığı anda, kendini girdiği yerden çıkmış bulurmuş.</p>
<p>Yılda iki gün, geceyle gündüz eşit olur, yalnız bu günlerde Günyenisi, üç asil koruyucusuyla beraber labirentten çıkar ve Fersah Ormanı&#8217;nın ortasındaki, ağaçlar içinde bir ada olan Denizi Gören Tepesi&#8217;ndeki gün dönümü törenlerine katılırmış. Törenler sırasında rengarenk uçurtmalar uçurulur, yörenin en iyi kristal ustasının maharetiyle gökkuşağı nehirleri altında şarkı söyleyip, gece çökene kadar çıplak ayakla dans ederlermiş. Gün batarken, sekiz notalı yerel çalgıları ve iki davul ile çalınan geleneksel gün dönümü marşıyla <strong>Günyenisi</strong>, bir sonraki törene kadar mabedine uğurlanırmış.</p>
<p>Gün dönümü töreninin ertesi günü, ahali genelde geç uyanır ve kalabalık kahvaltıların verildiği, büyük su sığlığındaki yaşlılar evini ziyaret ederlermiş. Burada, yaşlanmış ya da kendini yaşlı hissedenler nane ferahlığıyla huzur bulurlar ve güçlerini toplayıp, yaşamlarına dönerlermiş. Zaman zaman, asil koruyucuların da burada dinlendiği görülürmüş.</p>
<p>Bir gün, yörede hiç bilinmeyen bir böcek ortaya çıkmış. Minicik ve uçan bir şeymiş. O kadar şeffaf kanatları ve gövdesi varmış ki; kanat çırpma sesini duysanız bile göremezmişsiniz ta ki bir yerinizden ısırılana kadar. Boyundan beklenmeyen bir şekilde çok can yakıyormuş bu böceğin ısırığı. İlk başlarda ahali, ısırığının verdiği acı yüzünden ne zaman &#8220;vızzz&#8221; sesi duysa kaçar olmuş. Neden sonra fark etmişler ki; bu bilinmeyen yaratık tarafından ısırılanlar kısa sürede güçten düşüp soluyorlar ve hayata bağlanan ipleri kesiliyormuş.</p>
<p>Bu, görülmeden etrafta kol gezdiren tehlikeye karşı tüm şifacılar yaşlılar evinde birleşmiş. Fark etmişler ki; burada kullanılan nane ferahlığı, bu yaratıkları uzak tutuyormuş. Bunun üzerine, herkes evinde nane yetiştirmeye ve kulak arkalarına nane esansı sürmeye başlamış. Etkili bir tedbir olsa da, ısırılanlara çare değilmiş yine de. Yaşlılar evinin ferah ortamına getirilen solmuş kişiler, rahatlasa da hayat ipleri kesilmeye devam ediyormuş.</p>
<p>Son olarak şifacılar, yıldız ışığını eritmeye karar vermişler ve ancak o zaman yıldızların solmakta olduğu fark edilmiş. Bu haber, yaşlılar evinden çıkıp tüm yöreye yayılmış. Geceden geceye yıldızların solması gösteriyormuş ki; Günyenisi, karanlıkta kalmış. Ve bu durumda tek açıklama, asil koruyucuların da bu minik böcek tarafından ısırılmış olduğuymuş.</p>
<p>Pek çok kişi, yol bulma umuduyla labirentin etrafında toplanmış. Girdikleri yerden çıkıp duruyorlar, tırmanmaya kalktıklarında ise biraz yukarı çıkmayı başardıkları anda yine zeminde buluyorlarmış kendilerini. Yıldızlar, tamamen sönmüş ve insanlar hayal kuramaz olmuşlar. Hayal kuramadıkları için hiçbir şey yapamıyor, güçsüzleşiyor, kendilerini yaşlanmış hissederek yaşlılar evine gidiyorlarmış, ama burası da çare değilmiş artık.</p>
<p>Bir gece, yöreden biri, Fersah Ormanı&#8217;nın ortasındaki tepede sırt üstü uzanmış ve gecenin karanlığına inat, yıldızların hatırasını canlandırmaya çalışmış gözlerinde. Gece , gittikçe koyulaşıyor gibi görünse de yılmamış. Aklının yittiğini zannedecek kadar zorlamış kendini ve bir yıldızın hatırası soluk soluk titreşmiş gözlerinde ve sönmüş. Yorgunluktan tükenmiş ama, umudu artmış göğüs kafesinin hiç dokunulmamış kuytularında ve çalıların orda bir hışırtı duymuş. Uzandığı yerden doğrularak sesin geldiği yöne bakmış. Baktığı yerde, geceden daha karanlık olduğu için siluetini seçebildiği bir tavşan duruyormuş.</p>
<p><figure id="attachment_3216" aria-describedby="caption-attachment-3216" style="width: 213px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3216 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi-213x300.jpg?resize=213%2C300" alt="Yıldızları sevenler için bir hikaye. &quot;Günyenisi&quot;. Fantastik kurgu öykü dalında yazılmış mükemmel bir öykü. Okuyanlar gerçekten büyülenmiş hissedecekler." width="213" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi.jpg?w=454&amp;ssl=1 454w" sizes="(max-width: 213px) 100vw, 213px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3216" class="wp-caption-text">Yıldızları sevenler için bir hikaye. &#8220;Günyenisi&#8221;. Fantastik kurgu öykü dalında yazılmış mükemmel bir öykü. Okuyanlar gerçekten büyülenmiş hissedecekler.</figcaption></figure></p>
<p>Tavşan, görüldüğünü anlayınca kıpırdanmış, kuyruğuyla kulakları dans eder gibi bir ritim tutturmuşlar. Yıldızlardan inen kahkahalar serpilmiş tavşanın üzerine ve bir an durmuş. Üzerinde, gün doğumu kadar turuncu çizgiler belirmiş tavşanın ve onu izleyen gözler, gördükleriyle büyülenmiş. Tavşan, geceden de karanlık renginin üzerinde hem enine hem boyuna çizgilerle parlamaya başlamış. Zıplayarak belli bir yönde ilerlemeye koyulmuş ama; artık ayağa kalkıp büyülenmiş gibi onu izleyen takipçisinin ayak uydurabileceği bir hızda gidiyormuş.</p>
<p>Tavşan, Asil Koruyucuların Evi&#8217;nin saklandığı labirentin doğru girişine vardığında ışığını arttırıp yolu görünür kılmış ki, takipçisi bu yolu öğrenebilsin. Sarmaşıkların ve somurtkan çalıların arasından geçerek Günyenisi&#8217;nin gece tutulduğu odaya gelmişler. Tavşanın arkasındaki ayak sesleri, koşarak Günyenisi&#8217;ni bulunduğu yerden alıp bahçedeki cam bölmeye götürüp beklemiş. Ve gün doğumuyla beraber tavşanın kaybolmasıyla, asil koruyuculardan biri olmuş.</p>
<p>Günyenisi&#8217;nin bulunduğu yeri gösteren tavşan, hiçbir hikayede ve efsanede adı geçmeyen, Günyenisi&#8217;nin gerçek koruyucusu Geceyenisi&#8217;ymiş. Asil koruyucular, görevlerinde başarısız olduklarında ya da hayat ipleri kesildiğinde, gecenin en karanlığında bile ısrarla umut etmeyi başaran birini, asil koruyucu olarak seçer ve gün doğmadan onu Günyenisi&#8217;ne götürürmüş. Gün doğumunun turuncusuyla ortadan kaybolup hafızalardan silinirmiş. Bu yüzden de hiçbir masalda bile adı geçmezmiş.</p>
<p>Günyenisi&#8217;nin bahçedeki yerine konumlandırıldığı geceden sonra, yıldızlar yavaş yavaş parlamaya başlamadan önce, iki asil koruyucu daha getirmiş Geceyenisi. Yöre halkı, bir sonraki gün doğumu şenliğine kadar bu koruyucuları tanımayacaklarmış. Şimdilik, yıldızların tekrar parlamaya başlaması yöre halkını mutlu etmeye yetmiş ve labirentin etrafındaki kalabalık dağılmış. Halen yaşlılar evinde böcek ısırığına tedavi bulmaya çalışan şifacılar, yıldız ışığını eriterek bundan içmesi zor bir çay yapmışlar. Solgun insanlar bu çaydan içtiklerinde kesik kesik öksürüyorlar ve bu sırada da renkleri yerine geliyormuş. Bir süre daha dinlenmeye ihtiyaç duysalar da hayat ipleri sağlamlaşıyormuş.</p>
<p>Zamanla, bu çayın içine nane şekeri katıp kaynattıklarında, bu garip böceklerin buhardan kaçtıklarını fark etmişler. Yörenin pek çok yerinde, koca koca kazanlarla bu karışımı kaynatarak yaşadıkları yeri istilacılardan temizlemişler. Pek çok evde ve bahçede nane yetiştirmek gelenek haline gelmiş. Geceleri, yıldızlar bu yörede bir başka güzel göründüğünden, Deniz Gören Tepesi&#8217;nde yıldızları izlemek için başka diyarlardan gelenler olurmuş. Yöre halkının yaşadıkları yeri nasıl isimlendirdikleri bilinmese de, ziyaretçiler burayı Naneli Yıldız Kasabası diye anar olmuş.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/">Günyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sadık Hidayet: Vejetaryenliğin Yararları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sadik-hidayet-vejetaryenligin-yararlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sadik-hidayet-vejetaryenligin-yararlari/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Apr 2016 06:49:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3185</guid>
				<description><![CDATA[<p>17 Şubat 1903 Tahran doğumlu Sadık Hidayet; öykü, roman, inceleme-araştırma ve derleme dallarında İran edebiyatının en mühim yazarlarından biri olarak tanınmaktadır. Aynı zamanda Bozorg Alevi ve Sadık-ı Çubek ile birlikte, İran edebiyatında modern öykünün kurucuları arasında yer almaktadır. Sadık Hidayet’in Mart 2016 tarihindeki son baskısı ile raflardaki yerini alan “Vejetaryenliğin Yararları” isimli kitabı, inceleme türündeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sadik-hidayet-vejetaryenligin-yararlari/">Sadık Hidayet: Vejetaryenliğin Yararları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>17 Şubat 1903 Tahran doğumlu <strong>Sadık Hidayet</strong>; öykü, roman, inceleme-araştırma ve derleme dallarında <em>İran edebiyatı</em>nın en mühim yazarlarından biri olarak tanınmaktadır. Aynı zamanda Bozorg Alevi ve Sadık-ı Çubek ile birlikte, İran edebiyatında modern öykünün kurucuları arasında yer almaktadır.</p>
<p><em>Sadık Hidayet</em>’in Mart 2016 tarihindeki son baskısı ile raflardaki yerini alan “<strong>Vejetaryenliğin Yararları</strong>” isimli kitabı, inceleme türündeki önemli eserlerinden biri. Mehmet Kara tarafından Farsça aslından dilimize çevrilen eserin baskısı ise Yapı Kredi Yayınlarına ait.</p>
<p>“<em>Modern İran edebiyatı</em>nın büyük ustası Sadık Hidayet’in Yoga’dan etkilenerek kaleme aldığı <em>Vejetaryenliğin Yararları</em>, vejetaryenliği kişisel bir seçim olmaktan öte, bir dünya görüşü olarak ele alıyor.”</p>
<p><figure id="attachment_3186" aria-describedby="caption-attachment-3186" style="width: 192px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Sadık-Hidayet-Vejetaryenliğin-Yararları.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3186 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Sadık-Hidayet-Vejetaryenliğin-Yararları-192x300.jpg?resize=192%2C300" alt="17 Şubat 1903 Tahran doğumlu Sadık Hidayet; öykü, roman, inceleme-araştırma ve derleme dallarında İran edebiyatının en mühim yazarlarından biri olarak tanınmaktadır." width="192" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Sadık-Hidayet-Vejetaryenliğin-Yararları.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Sadık-Hidayet-Vejetaryenliğin-Yararları.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3186" class="wp-caption-text">17 Şubat 1903 Tahran doğumlu Sadık Hidayet; öykü, roman, inceleme-araştırma ve derleme dallarında İran edebiyatının en mühim yazarlarından biri olarak tanınmaktadır.</figcaption></figure></p>
<p>Sadık Hidayet eserinde, insanoğlunun beslenme biçimlerinin değişimini, değişimin sonuçlarını isimlerini tek tek belirtmiş olduğu doktorların, uzmanların ve bilginlerin görüşleri doğrultusunda açıklıyor, yer yer de kendi görüşleri doğrultusunda beslenmenin ehemmiyeti hakkında fikirler beyan ediyor.</p>
<p>Şöyle sesleniyor <strong>Sadık Hidayet</strong>:</p>
<p>“İnsan kan döküyor, zulüm tohumu ekiyor. O halde sonuçta savaş, acı, yıkım ve toplu kıyım biçecek. İnsanlık ilerlemeyecek, huzur bulmayacak; mutluluk, özgürlük ve barış yüzü görmeyecek etobur olduğu sürece.”</p>
<p>Özellikle vejetaryen olanların, beslenme biçimleri hakkındaki bilgilerini artırabilecekleri ve bunu çeşitli argümanlarla destekleyebilecekleri kısa ama öz bir kaynak kitap niteliğinde “<strong>Vejetaryenliğin Yararları</strong>” Her vejetaryenin ve bu konu ile ilgilenen herkesin kitaplığında yer alması gereken, başvuru niteliğinde bir eser olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar dilerim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sadik-hidayet-vejetaryenligin-yararlari/">Sadık Hidayet: Vejetaryenliğin Yararları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sadik-hidayet-vejetaryenligin-yararlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3185</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yüreğim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yuregim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yuregim/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Apr 2016 14:39:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3180</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana açmak istediğim bir yüreğim var, Bak, buradayım demek istiyorum. Bak, seni çok seviyorum demek istiyorum. Ama karşına geçip söyleyecek, Ne cesaretim var, Ne de gücüm var. Duygularımı yalnızca bulutlara söylüyorum. Birde sarı çiçeklerime söylüyorum. Bana ışık bile vermiyorsun, Çünkü ıssızsın, Çünkü uzaksın. Yoluna çıksam çıkamam, Yanına gelsem gelemem, Uçak gider elbette, Senin uzak kalbine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuregim/">Yüreğim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sana açmak istediğim bir yüreğim var,</p>
<p>Bak, buradayım demek istiyorum.</p>
<p>Bak, seni çok seviyorum demek istiyorum.</p>
<p>Ama karşına geçip söyleyecek,</p>
<p>Ne cesaretim var,</p>
<p>Ne de gücüm var.</p>
<p>Duygularımı yalnızca bulutlara söylüyorum.</p>
<p>Birde sarı çiçeklerime söylüyorum.</p>
<p>Bana ışık bile vermiyorsun,</p>
<p>Çünkü ıssızsın,</p>
<p>Çünkü uzaksın.</p>
<p>Yoluna çıksam çıkamam,</p>
<p>Yanına gelsem gelemem,</p>
<p>Uçak gider elbette,</p>
<p>Senin uzak kalbine giden yol bulamıyorum,</p>
<p>Söyler misin  bana?</p>
<p>Senin için çarpan yüreğim,</p>
<p>Nasıl sussun,</p>
<p>Seni nasıl unutsun.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuregim/">Yüreğim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yuregim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3180</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sabahattin Ali: “İnsan Yalnız da Mutsuz Olabilir Çünkü”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-insan-yalniz-da-mutsuz-olabilir-cunku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-insan-yalniz-da-mutsuz-olabilir-cunku/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Apr 2016 09:23:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yasemin Tok]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[İçimizdeki Şeytan]]></category>
		<category><![CDATA[Kürk Mantolu Madonna]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyucaklı Yusuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3174</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Neden?” Her kitabını okuduktan sonra bunu kendime soruyorum. Neden? Sabahattinciğim Ali Neden? Bu caaanım kitapların suçu ne? Mutlu son ya da son zamanların favori repliği “mutlu sonsuz” varken sen neden inatla mutsuz son da hatta inatla acı son da ısrar ettin acaba? Etraftan, oradan buradan duyduğumuz ya da dizilerde, filmlerde gördüğümüz kadarıyla herkeste bir “Sabahattin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-insan-yalniz-da-mutsuz-olabilir-cunku/">Sabahattin Ali: “İnsan Yalnız da Mutsuz Olabilir Çünkü”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Neden?” Her kitabını okuduktan sonra bunu kendime soruyorum. Neden? Sabahattinciğim Ali Neden? Bu caaanım kitapların suçu ne? Mutlu son ya da son zamanların favori repliği “mutlu sonsuz” varken sen neden inatla mutsuz son da hatta inatla acı son da ısrar ettin acaba?</p>
<p>Etraftan, oradan buradan duyduğumuz ya da dizilerde, filmlerde gördüğümüz kadarıyla herkeste bir “<strong>Sabahattin Ali</strong>” fırtınası almış başını gitmiş. Bende böyle başladım aslında gördüm – duydum – okudum – daha önce neredeydin sen deyip pişman oldum.. Evet hep mutsuz son, hep acı son ama sona gelmeden önce ortada kocaman bir duygu, yazı, emek ve birikimin eseri var. O aşk dolu cümleler nasıl sıcacık bir görsen. Cümlelerinden öperim seni Sabahattin Ali. En azından bir parçasını okudun mu? Ben okudum hatta ilk okuduğumda neden mutsuz son dedim, sıkıldım, bırakmak istedim, tabi çok merak edip bir de mahalle baskısı görünce devam ettim bırakmadım. Hiç te pişman değilim.</p>
<p>Mutlu sonları herkes sever. Sevenler kavuşsun, küsler barışsın, dünya çok güzel bir yer olsun, masumlar ölmesin, silahlar patlamasın.. Belki de ona göre kolaydır bunları yazmak ya da belki tahmin edilemez olmak istemiştir, bir kitabı eline aldığında sonunun mutlu olacağını bilirsin, üzerine konuşmazsın ama bilirsin işte. Seni şaşırtmak istemiştir belki de.. Ya da içimi acıtan bir tahmin olarak hep mutsuz sonlar yaşamıştır, hayatın böyle olduğuna, böyle de olacağına inanmıştır ve sonuç olarak bunu yazılarına aktarmıştır.</p>
<p>Düşüncelerimin hepsi sadece birer tahmin keşke onunla oturup konuşmak gibi bir fırsatım olsaydı da sorsaydım “neden sevenler kavuşmuyor? Neden acı sonlara mahkûm bıraktınız o güzelim kitapları?” diyebilseydim ya da bambaşka bir düşünce olarak Sabahattin Ali’yi kalıcı kılan, yıllar sonra bile fırtınalar estiren, üzerine bu kadar konuşturan hatta bu yazıyı yazmamı sağlayan bu mutsuz sonlar değil mi?</p>
<p>Ben ne kadar anlatsam da boş bir <strong>Sabahattin Ali</strong> anlatılmaz yaşanır, sen de yaşa, adam ne güzel yazmış, ne güzel kurmuş o cümleleri gözlerin bayram etsin, tüm kalbinle oku ama sakın çok sıkıcı deyip bırakma en önemlisi sonu zaten. Evet mutsuz son ama sen o mutsuz sona gelene kadar her defasında “ya bu adamın gerçekten cümlelerinden öpmek lazım” diyeceksin ve o kadar çok hayata dokunmuş olacaksın ki sonunu söylediğimi bile hatırlamayacaksın..</p>
<p>İyi okumalar sevgili okuyucu ve mutlu bir hayat dilerim efenim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-insan-yalniz-da-mutsuz-olabilir-cunku/">Sabahattin Ali: “İnsan Yalnız da Mutsuz Olabilir Çünkü”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-insan-yalniz-da-mutsuz-olabilir-cunku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3174</post-id>	</item>
		<item>
		<title>O Fotoğraf</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/o-fotograf/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/o-fotograf/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Apr 2016 08:49:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3155</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstediğin yere gidebilirsin, Dünya&#8217;nın en güzel fotoğrafını çekebilirsin. Afrika&#8217;ya gidip beyaz aslanların izini sürebilirsin Kutuplara gidip kutup ayılarıyla harika hissedebilirsin Işığa aldanıp ,en güzel fotoğrafı yakalayabilirsin, Siyah beyaz  renkle an&#8217;ı ölümsüz yapabilirsin O pozu yakalayıp &#8221; işte bu mükemmel oldu,&#8221;diyebilirsin. Seni çok seven bu gözleri görmüyorsun ya, Işıl ışıl parlayan o fotoğrafı hiç yakalayamıyorsun ya, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/o-fotograf/">O Fotoğraf</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstediğin yere gidebilirsin,</p>
<p>Dünya&#8217;nın en güzel fotoğrafını çekebilirsin.</p>
<p>Afrika&#8217;ya gidip beyaz aslanların izini sürebilirsin</p>
<p>Kutuplara gidip kutup ayılarıyla harika hissedebilirsin</p>
<p>Işığa aldanıp ,en güzel fotoğrafı yakalayabilirsin,</p>
<p>Siyah beyaz  renkle an&#8217;ı ölümsüz yapabilirsin</p>
<p>O pozu yakalayıp &#8221; işte bu mükemmel oldu,&#8221;diyebilirsin.</p>
<p>Seni çok seven bu gözleri görmüyorsun ya,</p>
<p>Işıl ışıl parlayan o fotoğrafı hiç yakalayamıyorsun ya,</p>
<p>O mükemmel kalbi elinde tutamayıp,</p>
<p>Elindeki o fotoğrafla haz alıyorsun ya,</p>
<p>Ben elini tutmayınca,</p>
<p>İşte o zaman mutlu olur musun?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/o-fotograf/">O Fotoğraf</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/o-fotograf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>27</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3155</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Orhun Yazıtlarının Türk Tarihi, Dili ve Kültürü Açısından Önemi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/orhun-yazitlarinin-turk-tarihi-dili-ve-kulturu-acisindan-onemi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/orhun-yazitlarinin-turk-tarihi-dili-ve-kulturu-acisindan-onemi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Apr 2016 07:07:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hesna Mıllık]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3148</guid>
				<description><![CDATA[<p>GİRİŞ Ata diyarı olan Orhun vadisinde 1889 yılın da Nikolay YADRINTSEV tarafından bulunan Göktürklere ait olan Bengü taşları en eski Türk yazılı kaynaklardan biri olup Türk tarihi, dili, kültürü ve yaşantısı hakkında bizlere hazine değerinde bilgiler vermektedir. Bu eski yazılı kaynakların bizler açısından önemini kavramak amacıyla hazırlanan bu çalışma Göktürk medeniyetinin, Türk tarihi, dili ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/orhun-yazitlarinin-turk-tarihi-dili-ve-kulturu-acisindan-onemi/">Orhun Yazıtlarının Türk Tarihi, Dili ve Kültürü Açısından Önemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>GİRİŞ</h2>
<p>Ata diyarı olan Orhun vadisinde 1889 yılın da Nikolay YADRINTSEV tarafından bulunan Göktürklere ait olan Bengü taşları en eski Türk yazılı kaynaklardan biri olup Türk tarihi, dili, kültürü ve yaşantısı hakkında bizlere hazine değerinde bilgiler vermektedir. Bu eski yazılı kaynakların bizler açısından önemini kavramak amacıyla hazırlanan bu çalışma Göktürk medeniyetinin, Türk tarihi, dili ve kültürü acısından incelemektedir.</p>
<p>Bu çalışmanın bizler açısından önemine değinirsek her konuda ilk olmasıdır. İlk Türk adını kullanan devlet olması, ilk Türk alfabesi ve ilk yazılı belgeyi ortaya koyması sebebiyle önem arz etmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türk tarihi ve edebiyatı açısından büyük önemi olan Orhun abideleri hakkında çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Fakat biz bu çalışmada Göktürk devletinin Türk tarihi, dili ve kültürü açısından önemini inceleyeceğiz. Bu çalışmanın verileri ise Eski Türk Edebiyat tarihi ve dili adı altında toplanmış kitaplar olup, Göktürk tarihi ve yazıtları ile ilgili kısımlardır.</p>
<h2>BÖLÜM 1.</h2>
<p>İlk olarak Muharrem Ergin‘in Orhun Abideleri adlı yapıtındaki ilk paragrafı ile başlamanın daha anlamlı olacağını düşünüyorum:</p>
<p>“Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. İlk Türk tarihi. Taşlar üzerine yazılmış tarih. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması. Devlet ve milletin karşılıklı vazifeleri. Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası. Türk askeri dehasının, Türk askerlik sanatının esasları. Türk gururun ilâhi yüksekliği. Türk feragat ve faziletinin büyük örneği. Türk içtimai hayatının ulvi tablosu. Türk edebiyatının ilk şaheseri. Türk hitabet sanatının erişilmez şaheseri. Hükümdarâne eda ve ihtişamlı hitap tarzı. Yalın ve keskin üslûbun şaşırtıcı numunesi. Türk milliyetçiliğinin temel kitabı. Bir kavmi bir millet yapabilecek eser. Asırlar içinden millî istikameti aydınlatan ışık. Türk dilinin mübarek kaynağı. Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulade işlek örneği. Türk yazı dilinin başlangıcını milâdın ilk asırlarına çıkartan delil. Türk ordusunun kuruluşunu en az 1250 sene öteye götüren vesika. Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser. İnsanlık âleminin sosyal muhteva bakımından en manalı mezar taşları. Dünyanın bugün belki de en büyük meselesi olan Çin hakkında 1250 sene evvelki Türk ikazı…’’ (M.ERGİN. Önsöz)</p>
<p>Türk olma şanını devlet ismi yaparak yücelten Göktürkler Çin kaynaklarına göre hunların kuzey boylarından gelmekte olup , kağan ailesi ise Aşına soyundan gelir. İlk devlet olarak tarih sahnesine çıkmaları ise M.S. 542 yılını tekabül eder. Aynı zamanda da Göktürklerin  kuruluşu tarihi efsaneler ile karışık anlatılır, bu efsanelerden öne çıkanı ise ‘’ kurttan türeme’’ dir. İlk Göktürk devleti kuran ise Bumin kağandır, Bumin kağandan sonra iç savaşlar ve Çin entrikalarına dayanamayan devlet bir süre sonra Çin egemenliğine girmiştir. Çin egemenliğine girmiş olsa da özgürlüğüne düşkün olan Türkler   ( A.Taşağıl s.9-10);</p>
<p>‘’ ben ülkesi olan bir milletim. Şimdi yurdum nerede? Kim için toprak kazanıyorum? Ben hakanı olan bir milletim şimdi hakanım nerede? Kimlere hizmet ediyorum’’(Sami Banarlı 1971:61)</p>
<p>Düşüncesi ile Çin egemenliği sırasında birçok kez isyana kalkışsalar da başarılı olamamışlardır. Ta ki  İlteriş kutluk han’ a kadar. İlteriş kağanın Çin’den kaçmasının ardından ll. Göktürk devleti kurulur.  Orhun yazıtları da ll. Dönem Göktürk devleti zamanında yazılmıştır. Göktürk kitabeleri hakkında ilk bilgileri  Çin kaynaklarından öğreniyoruz. Sonrasında ise Göktürk kitabelerinden ilk olarak Alaeddin Ata Melik Cüveyni, Tarih-i Cihan-güşa adlı eserinde bahsetmiş, fakat hem döneminde hem de sonra ki dönemlerde ilgi görmemiştir. Orhun abidelerini Avrupa’ya tanıtan  Strahlenberg isimli İsveçli bir subaydır. Fakat abidelerin Türklere ait olduğunu söyleyen ve yine ilk tercümesini yapan Thomsen ‘ dir. Thomsen ‘ nin ilk okuduğu kelimeler ise Tengri , Kül Tigin ve Türk kelimeleri olmuştur. Böylece abidelerin Türklere ait olduğu anlaşılmıştır. Bu konuda  Türkçe yazılmış en kapsamlı eser ise Hüseyin N. Orkun’un ‘’Eski Türk Yazıtları’’ adlı eseridir. (Sami Banarlı 1971:73)</p>
<p>8.yüzyıla geri dönersek  bu yüzyıl ve öncesi adına Türk tarihi hakkında önemli bilgiler veren yazıtlar, ilk Türk adını taşıyan devletin ne zaman ve nerede kurulduğu ve bilhassa etrafındaki kavimlerin adlarına da yer vermesi ile o dönemde yaşamış Türk boyları hakkında bilgi sahip olmamızı sağlamıştır. Kavim adları yanı sıra iç savaşlar ve ardı arkası kesilmeyen Çinliler ile yapılan savaşlar hakkında bilgi veren Bilge Tonyukuk, Kül  Tigin ve Bilge Kağan  kitabeleri , Orta Asya Türk tarihi açısından ve medeniyetler tarihi bakımından önem arz eder. Ayrıca, bu dönemde yapılan iç ayaklanmalar anlatılmakta olup bunların nasıl bastırıldığı ve zaferleri hakkında bilgi bulunmaktadır. Sefer den sefere koşan Kül  Tigin’nin de savaşlarda ki mücadelesi ve zaferleri hakkında bilgilere ise Kül Tiğin abidesinde karşılaşmaktayız. Milli Ulusa örnek olacak kadar gelişmiş bir orduya sahip  olan Göktürkler, sürekli savaş halinde oldukları için yazıtlarda ki en yoğun konu savaşlardır. Ayrıca  kağanların bu savaşlar hakkında bilgi verip abidelere yazdırması yani topluma hesap vermeleri ilk tarih yazısının oluşmasını sağlamıştır. Göktürklerin Türk tarihindeki  önemini özetleyecek olursak eğer; “Türk&#8221; adının kullanıldığı ilk Türk devlet olması , hürriyet  mücadelesi başlatmaları ve boylar arasında birliği sağlamak için savaşmaları, &#8220;millet&#8221; bilinci oluşturmak istemeleri, Türk tarihinin ilk orijinal milli alfabesi olan &#8220;Göktürk alfabesini’ meydana getirmeleri, Türklere ait ilk milli kaynak olan &#8220;Orhun abideleri&#8221; ni yazmaları  Türk tarihi  açısından önemlidir. Birkaç Türk devleti hariç bütün Türk boylarını bir bayrak altında toplayan Göktürkler siyasi ve idari açıdan büyük bir devlet olduğunu kanıtlar.  Yazıtların tarihimiz açısından bizlere verdiği en önemli mesaj tek bayrak altında birleşerek hür olmaktır.</p>
<p><figure id="attachment_3149" aria-describedby="caption-attachment-3149" style="width: 292px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/orhun-yazitlari.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3149 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/orhun-yazitlari.jpg?resize=292%2C425" alt="ürk adının ve kültürünün yabancı devletler tarafından tanınıp yaygın hale gelmesi de tamamen Göktürkler sayesinde gerçekleşmiştir." width="292" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/orhun-yazitlari.jpg?w=292&amp;ssl=1 292w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/orhun-yazitlari.jpg?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w" sizes="(max-width: 292px) 100vw, 292px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3149" class="wp-caption-text">ürk adının ve kültürünün yabancı devletler tarafından tanınıp yaygın hale gelmesi de tamamen Göktürkler sayesinde gerçekleşmiştir.</figcaption></figure></p>
<h3>BÖLÜM 1.2</h3>
<p>Orhun abideleri 1300 senelik geçmişi ve Türk tarihin de ilk olması sebebiyle en eski edebi metinlerdir. Bu Bengü taşları, alelade mezar taşları değil aynı zamanda da beyanname ve siyasi hatırat özelliği taşıması bakımından önemlidir. Bu abideler Türkçenin gücünü ve köklülüğünü ortaya koyup, güçlü dilimizin varlığının kanıtıdır. Yazıtlarda ki kelimeler Türkçe olup yabancı kelimeler ise Çinli komutanların özel isimleridir. Günümüz Türkiye Türkçesinin kökeni hakkın da ki bilgileri Orhun yazıtları sayesinde öğreniyoruz. Orhun yazıtları Türkçemizin o dönemdeki söz varlığını ortaya koyması bakımından önemlidir. Abideler de sanatlı anlatımlar, eş anlamlı kelimeler, orijinal sayı sistemi, yinelemeler, benzetmeler, aktarmalar, Somutlamalar ve karşıt anlamlı sözcüklere yer vermesi bakımından edebi metin değeri taşıdığı hatta bu sanatlı anlatımların var olması yüksek edebi değer taşıdığının göstergesidir. Ayrıca oturmuş gramer kalıpları olması yazıtlarda birçok sanatlı anlatıma başvurulması yer yer kalıplaşmış ifadelerin kullanılması aynı zamanda da atasözü ve deyimlere yer verilmesi, konuların ise sade,  açık, samimi ve abartısız bir dille anlatılması, bütün duygu ve düşüncelerin etkin bir şekilde ifade edilmesi, bu dilin işlek bir yazı dili olduğunun kanıtıdır.  (N. Sami Banarlı 1971:66)</p>
<p>Abidelerde ki dil günümüz Türkiye Türkçesi ile karşılaştırıldığın da ise cümle, kelime, fiil yapısı arasında büyük farklar olmayışı, günümüz Türkçesinin temeli olduğunun ispatlar. Ayrıca zamanla değişimler dışında, Orhun yazıtları yadırganmadan okunacak kadar Türkiye Türkçesi vasıflarına sahiptir. Türk edebiyatının ilk edebi eseri olan yazıtların, yazarlarından bilge Tonyukuk ilk hatırat yazarı ve ilk tarih müellifidir. Bir diğer yazar olan Yollug Tiğin’in yazmış olduğu Bilge Kağan’ın ise konuştuğu yazıtlar hitabet türünün ilk örneği olması sebebiyle Türk dili ve edebiyatı adına önem arz eder. Göçebe yaşam tarzına sahip olan Göktürk yazıtlarında doğa ve hayvan benzetmeleri bulunması çok da manidardır. Göktürk alfabesi inanç ve dinin etkisiyle oluşan bir alfabe olmayıp orijinal bir sistemdir. Zira Türkçenin kullanıldığı diğer alfabeler dini sistemin kabulünden sonra kullanılmaya başlanmıştır. Fakat Orhun alfabesi dini sistem ile oluşmamış ayrıca başka diller ile etkileşime geçmediği için saf bir Türkçe kullanılmış olup orijinal ve millidir. Bu kitabeler de kullanılan üslup ise sade, gösterişli ve fiil ağırlıklı olup bozkır üslubudur. Aynı zamanda tarih metni olduğunu ifade ettiğimiz Orhun yazıtları sadece bizler için değil insanlık tarihinin de en önemli kültür mirasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>BÖLÜM 1.3</h3>
<p>Bu kutsal abideler Türk kültürünün temel belgesi olup kültürümüz hakkında ilk bilgileri veren metinlerdir. Göktürkler de  sosyal yaşamın ve Türklüğe mahiyetini veren kaynak ’’ Töre’’ adını verdikleri kanunlardır. Töre yazıtlarda 11 yerde geçmektedir;‘’ devleti ellerine alıp töreyi tesis ettiler…’’    ‘’ey türk bodunu devletini töreni kim bozabilir?’’ Yani bir başka deyişle devletin varlığı törenin varlığına sıkı sıkıya bağlıdır. ‘’ ikin ara idi oksuz kök Türk anca olurur ermiş. Bilge kağan ermiş,alp kağan ermiş.Buyrukı yime bilge ermiş erinç,alp ermiş erinç. Begleri yime budını yime tüz ermiş. Anı üçün ilig anca tutmış erinç. İlig tutuptörüg itmiş’’</p>
<p>‘’ Kültür her öğesi ile topluluk birliğin ve bütünleşmenin açık veya örtülü oluşturucusudur.’’</p>
<p>( Tural 1999:37)</p>
<p>Kutsal abideler aynı zamanda kültürümüzün de ilkler mührünü yansıtır. Günlük yaşamdan da örnekler sunan yazıtlar Orta Asya’nın bağrından kopup Anadolu’ya kadar ulaşmış Anadolu’ya kadar ulaşan gelenek, örf ve adetlerimiz çağlar boyunca süre gelerek günümüze yansımıştır. Bunlardan cenaze törenini ele alacak olursak kültürümüzde ufak değişiklikler sayılmaz ise aynı kaldı söylenebilir.</p>
<p>Eski Türklerde yas törenin yani ‘’yog’’ ların canlı bir şekilde yaşandığı görülmektedir. Yazıtlarda kağanların ve Tonyukuk ‘un ölümünden söz edilmekte olup ,bunlardan Kül Tigin yazıtında bilge kağan nasıl ağladını şu şekilde anlatılır:</p>
<p>‘’ Kendim yas tuttum, görür gözlerim görmez gibi,erir akıl ermez gibi oldu… Gözlerimden yaş gelse engel olarak, gönülden feryat gelse geri çevirerek yas tuttum’’( Kül Tigin Yazıtı)</p>
<p>Ağlama günümüz insanı için de geçerlidir. 1. Derece aile fertleri  kaybettikleri yakının ölümü üzerine hüzünlenip ağlarlar. Buna örnek verecek olursak Urfa’da derlenen bir ağıtta ölen kardeşi için yas tutan bir ağabey ile karşılaşırız: ‘’Bura peygamber ocağı ,ne güzel olur sancağı ,ağlayarak biçiyorum , gardaş ektiyig göçeği’’( S. SAKAOĞLU:163)</p>
<p>Dönemin toplum düzenine bakacak olursak aile yapısının en üst seviyede tutulduğu da görülmektedir. O halde diyebiliriz ki, aile yapısı geçmişten günümüze kadar her daim önem arz etmiştir. Aile ve toplum yapısı içeresinde de kadına verilen değer günümüzde yaşanan olaylara bakılacak olursa oldukça manidardır. Kadınların savaşçı olduğu, aynı zamanda da kağanın yanında yer aldığını birçok Çin kaynaklarında bahsedilmiştir. Bir diğer kaynak olan Bizans verilerine bakıldığında ise Göktürklerin özgürlüğüne ne kadar düşkün oldukları anlaşılmaktadır. Bu kutsal yazıtlarda kölelikten bahsedilmemiştir. Zaten her daim hür olmaya çalışan bir milletin kölelik gibi kast sistemine başvurması düşünülemez. Bu da devletin o zaman ki çağdaşlarına göre insan hakları yönünden epey ileride olmuş olduğunu bizlere ispat eder. 1300 sene evvelden bizlere seslenen yazıtlar tüm yönleriyle Türklüğün ne olduğunun bizlere anlatır. Göktürklerin bizlere bıraktığı bu miraslar diğer devletler ile etkileşime girmediği için öz kültürümüz olup, milli değer taşımaktadır.</p>
<h4>Sonuç</h4>
<p>Tüm bu verileler gösteriyor ki Göktürk anıtların da ki yaşayış tarzı Anadolu Türkünün ruhuna yansımış olarak devam etmektedir. ( S.Sakaoğlu:165)</p>
<p>Türk adının ve kültürünün yabancı devletler tarafından tanınıp yaygın hale gelmesi de tamamen Göktürkler sayesinde gerçekleşmiştir. Türk milleti ve kültürü bu dönemde her bakımdan sistemli bir şekilde ortaya çıkmış bir bakıma günümüze kadar tarihe yön vermişdir. Köktürk tarihini, mücadelelerini ve idare sistemleri gibi birçok konuyu yazıtlardan öğrendiğimiz gibi Hunların ve Avarlarında yaşam tarzları hakkında bilgi sahip olmamızı sağlalar. Ayrıca şimdi ki ulusa da seslenen bilge kağan birlik ve bütünlük mesajları günümüz Türkiyesi için oldukça manidardır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/orhun-yazitlarinin-turk-tarihi-dili-ve-kulturu-acisindan-onemi/">Orhun Yazıtlarının Türk Tarihi, Dili ve Kültürü Açısından Önemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/orhun-yazitlarinin-turk-tarihi-dili-ve-kulturu-acisindan-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3148</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerçek Sevginin Peşinde Bir &#8220;Aylak Adam&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Apr 2016 14:46:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3134</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çağdaş Türk edebiyatına yön veren, şimdilerde okumayanın kalmadığı Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ına ilham olan bir başyapıttır, Aylak Adam. Yazarı Yusuf Atılgan’ın ilk kitabıdır ve 1959 yılında kaleme alınmış olması, bugünün okurlarında ayrı bir hayranlık uyandırmaktadır. Karakteri C. ile okuyucularının aklını başından alan Atılgan, Manisalı bir yazardır ve İstanbul onun için sahte bir dünyadan ibarettir. Onu okuyanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/">Gerçek Sevginin Peşinde Bir &#8220;Aylak Adam&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaş Türk edebiyatına yön veren, şimdilerde okumayanın kalmadığı Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ına ilham olan bir başyapıttır, Aylak Adam. Yazarı Yusuf Atılgan’ın ilk kitabıdır ve 1959 yılında kaleme alınmış olması, bugünün okurlarında ayrı bir hayranlık uyandırmaktadır. Karakteri C. ile okuyucularının aklını başından alan Atılgan, Manisalı bir yazardır ve İstanbul onun için sahte bir dünyadan ibarettir. Onu okuyanlar bilirler ki aslında romanında kendi iç dünyasını, kendi eksikliklerini ve yine kendi beklentilerini açığa vurmuştur. Biraz daha derinlerine inecek olursak…</p>
<p>‘Aylaklık olgusu’ üzerine kurulu bir roman, öyle ki, dili bile aylaklık yapan insanların anlayabileceği kadar sade ve net. Süslü sözlerden uzak, 1959 yılında yazılmış olmasına rağmen. Okuru başlar başlamaz çekiyor kendisine. Daha ilk cümlede<strong><em>; “Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.” </em></strong>derken, okur kendisini kalabalığın içerisinde tanıdık bir yüz ararken buluyor.</p>
<p><figure id="attachment_3136" aria-describedby="caption-attachment-3136" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3136 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Aylak Adam ve kedi." width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3136" class="wp-caption-text">Aylak Adam ve kedi.</figcaption></figure></p>
<p>Romanda baş kahramanız bay C. Yazar bize kitabın sonuna kadar bu karakteri tam olarak sunmuyor. Adını bile tam olarak öğrenemeyişimizden de bellidir bu durum. Kendisini yazarın bahsettiği kadar tanıyoruz. Bütün işi aylaklık üzerine kurulu, hayata karşı hiçbir zorunluluğu olmayan bir karakter&#8230; Zengin değil, ama paralı. O kadar nev-i şahsına münhasır bir karakterdir ki, ‘zengin’ kelimesini kullanmaz bile. Kendisi için uygun gördüğü tabir ‘paralı’dır. Babasının emlaklarından gelen kira gelirleriyle geçinir, çalışmak gibi bir derdi yoktur. Bütün mesaisi insanları gözlemlemek, sinemaya gitmek, atölyede zaman geçirmek, lokantada oturmak, kalabalıkların arasına karışarak eksik parçasını aramak… Evet, eksik parçasını… Şuan kim kendisinde bir şeylerin eksik olduğunu düşünmeden zaman geçirebiliyor? Tam olmanın verdiği kaygısızlığı hisseden birileri var mı içimizde? Sanmıyorum. İşte biraz da bu yüzden okuru içine çekiyor Aylak Adam. Günümüzün en büyük problemlerinden biri olan ‘eksiklik hissi’ne yıllar öncesinden kulak veriyor.</p>
<p>Farklı bir adam bay C. Kimselere benzemiyor ve kimseler onu kolay kolay çözemiyor. Yakışıklı değil ve özellikle de kulaklarından yana çok şikâyetçi, ama kendisinden bir hayli emin ve özgüveni yüksek. Bunların ötesinde adeta sıradanlık için bir başkaldırı manifestosunun baş kahramanı. Şu hayatta her şeye sahip gibi gözüküyor, çalışmadan paralı yaşayabiliyor olma lüksüne bile. Ama içinde hep bir şeylerin eksikliğini yaşıyor. Geç kalmışlık duygusundan kurtulamıyor ve bizler bunu <strong><em>“Birden içini, bir yere geç kaldığı duygusu kapladı”</em></strong>, sözleriyle hatırlıyoruz. En basit hislerin bile doruklarda yaşandığı bu romanda, <strong><em>“Yirmi sekiz yaşındaydı ve tedirgindi”</em></strong>, derken okuru bir anda baştan ayağa titretmeyi başarıyor.</p>
<p><strong><em>“Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.”</em></strong></p>
<p>Sade, ama iddialı cümlelerin adamı bay C. Yine büyük konuşuyor. Bu dünyada sahip olamadığı, kendisinde eksik kalan o parçanın gerçek sevgi olduğunu bilen C. onu bulmak ve ona tutunmak istiyor. Hayatı hakkıyla yaşayabilmek için tutunacak bir şeyleri olması gerektiğine inanan bay C. toplumun tutamak sorununa şu şekilde değiniyor ve bizlere aslında kendisinde anlaşılamayan hal ve tavırların gerçek sevgiyi bulamamaktan kaynaklandığını gösteriyor.</p>
<p><strong><em>“Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, “- Veli Ağa’nın öküzleri gibi öküz, yoktur”, demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_3138" aria-describedby="caption-attachment-3138" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/yusuf-atılgan.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3138 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/yusuf-atılgan.jpg?resize=620%2C347" alt="Yusuf Atılgan &quot;Aylak Adam&quot;" width="620" height="347" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/yusuf-atılgan.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/yusuf-atılgan.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3138" class="wp-caption-text">Yusuf Atılgan &#8220;Aylak Adam&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Her şeye ‘karşı’ ve ‘yabancı’ olan C. toplum içerisinde kendisine yer bulmakta sorun yaşar. Kendi görüşleri ve belirli çizgileri vardır, bunlar toplumun değer yargılarıyla çelişir. Çoğu zaman toplumun dışında kalan ve onlardan biri olmayacağını sık sık yineleyen C. pardösüsünün yakasını kaldırır ve sessizce kalabalığa karışır. ‘Eli paketliler’ ve ‘sinemadan çıkan insan’ gibi kavramlarla okuyucusuna farklı sınıflar sunan C. iki kadında aşkı arar. Önce üniversite öğrencisi Güler’de, sonra ressam Ayşe’de. Bay C.’yi Güler’den uzaklaştıran şey, onu belirli bir kalıbın içerisine sokmaya çalışması, diğer bir deyişle eli paketlilerden yapma isteği oluyor. Normal bir aile ortamında büyümeyen, anne-baba kavramını tam olarak yaşamayan C. evlilik kurumuna da farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor. <strong><em>“- Neden bu kadar kötümsersin? &#8211; Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenlerine bile? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Siz de girin, siz de görün. Üç perdelik dram. Birinci kısım: Dağlar dümdüz. İkinci kısım: Ne çok tepe! Üçüncü kısım: Ova batak. Bugünlük bu kadar baylar. İyi geceler. Yarın gene bekleriz.”</em></strong> Evliliğe dair yaklaşımını en iyi açıklayan kısımlardan biri, Güler’le arasında geçen bu diyalog. Kitap bittiğinde okurların çocuğunun aklında kalan cümlelerden biri de, <strong><em>“Kadınların neden evlendiklerini anlayabiliyorum, yalnız kalabilmek için”</em></strong>, oluyor.</p>
<p>Hiçbir şeye bağlamak istemediği halde, şu hayatta bir amacı olması için, bağlanacak bir tutamak arayan bay C. okudukça kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz bir karakter. Baba parası yiyor, çalışmıyor, kendi tabiriyle aylaklık yapıyor olması, onun içindeki samimiyeti görmemizi engellemiyor. Bir kadını tüm ayrıntılarıyla sevebilen, hayata bambaşka bir pencereden bakabilen C. bizim ilgilendiklerimizle değil, görmezden geldiklerimizle yaşıyor. Kendi kendine düşünüyor, konuşuyor, tezler sunuyor, onları çürütüyor, yeni fikirler ortaya atıyor, bambaşka bir dünyadan hayata bakıyor. Önünden giden bir kadının güzel olup olmadığını anlamak için karşısından gelenlerin tepkilerine dikkat çekiyor. Garsonların aşırı samimiyetinden, sürekli gidilen restoranda artık sana ait bir masa oluşundan, insanların birbirlerini kalıplar içerisine koyma çabasından yola çıkıyor. Hepsine karşı olan C. <strong><em>“İnsanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor.”</em></strong>derken aslında hiçbirimizin farkında olmadığı bir noktaya daha dikkat çekiyor. Bir insanın adını bilmektense, sigara içiyor olduğunu bilmek, onun hakkında daha fazla şey öğrenmek anlamına geliyor.</p>
<p>İstanbul’u, Taksim Tepebaşı taraflarını, Galata’yı okurlarıyla buluşturan Aylak Adam, akıllardan silinmeyecek türde bir roman. Okuduktan sonra Yüksek Kaldırım’dan Galata’ya çıkarken kendinizi bay C. olabilecek birilerini ararken bulabilirsiniz. Öylesine içlere sinen Aylak Adam, her ne kadar bazı kesimlerce ‘aylaklığa özendirtiyor’ şeklinde eleştiriler alsa da, özünde gerçek sevgiyi bulun çağrısı olan bir yapıt. Yusuf Atılgan’ın ilk romanı ve en önemlisi de, ‘Neden bu kadar az eser yazdı?’ dedirten romanı. Kendisi bir röportajında “Benim gerçek eserim, günlük hayatım” demiş ve aslında bizlere gerçekten kendi hayatından beslenerek yazdığını, bu yüzden samimi, ama az sayıda eser çıkardığını aktarmıştır.</p>
<p>Bir solukta okunan ve okurken bıraktığı o tat kolay kolay kelimelere dökülemeyen bir kitap Aylak Adam. Bir kitap önerisi istediğinde ilk akla gelen, ama ‘bunu bir tek ben anlarım’ dedirttiği için geri çekilen bir eser. Bugün Tutunamayanlar’la, Kinyas ve Kayra ile entelektüel olduğunu iddia eden kişiler, Aylak Adam’la onları okumadan önce tanışmış olsalardı, bunlara şüphesiz ki birer çakma roman gözüyle bakarlardı. Defalarca okunmalı ve ısrarla okutulmalı. Üzerine daha fazla yorum yapmaya gerek olmadığına göre, Yusuf Atılgan gibi getirelim biz de sonunu:</p>
<p><strong><em>“Sustu, konuşmak lüzumsuzdu. Bundan sonra kimseye ondan bahsetmeyecekti. Biliyordu, anlamazlardı…”</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/">Gerçek Sevginin Peşinde Bir &#8220;Aylak Adam&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3134</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Gül Demet Demet (Türküsü ve Öyküsü)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Apr 2016 07:09:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3116</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 12 Işıksız gecelerde gökyüzü yıldızlarla kaplanır. Yanıp sönen milyonlarca deniz feneridir sanki her biri. Her biri; Yolunu kaybetmişlerin, kimsesizlerin, yalnızlığında kaybolup gidenlerin umut ışığı olur, konar gönüllere pervane misali… Döne döne uçar ateşe doğru pervane, bilir yanacağını, bilir küllenip külle, külde kalacağını. Yine de vazgeçmez aşkından, yine de yaklaşır boyuna… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/">Kırmızı Gül Demet Demet (Türküsü ve Öyküsü)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 12</strong></p>
<p>Işıksız gecelerde gökyüzü yıldızlarla kaplanır. Yanıp sönen milyonlarca deniz feneridir sanki her biri. Her biri; Yolunu kaybetmişlerin, kimsesizlerin, yalnızlığında kaybolup gidenlerin umut ışığı olur, konar gönüllere pervane misali…</p>
<p>Döne döne uçar ateşe doğru pervane, bilir yanacağını, bilir küllenip külle, külde kalacağını. Yine de vazgeçmez aşkından, yine de yaklaşır boyuna… Yenilmez korkusuna, ölüm vız gelir ona… Daha daha diyerek uçar, adım adım sevgiliye koşar… Çıtırdar kanatları da geri dönmez, pes etmez, sesi duyulmaz, cismi görülmez olur…  Dokundu mu ateşe bir kez, artık yanar yanar dumana boğulur, kül olup uçar, geldiği gibi savrulur…</p>
<p>Çadır yaşamının en zoru gecelerdir, bitmek bilmez bir türlü. Çamura saplanmış yataklarda uyumaya çalışmak, ayazda titremeden oturmak, içilen birkaç kaşık çorbanın tadını bile alamadan tekrar acıkmak ve kurtulmayı ummakla geçer zaman. Düşünmek için çok vakit vardır. Gece ayazında düş kurmak da kâr etmez. Üşürsün, titrersin kat kat battaniyenin altında. Ne var ne yoksa yakılır mangalda, ama vız gelir gecenin ayazına… Mangal ateşi harlandıkça çevresinde uçan pervaneler çoğalır… Kokusu gelir yandıkça, bilemezsin yanan kimdir, yakılan yürekler midir usulca…</p>
<p><figure id="attachment_3119" aria-describedby="caption-attachment-3119" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3119 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg?resize=250%2C319" alt="Kokusu baygın gaz lambası…" width="250" height="319" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg?resize=235%2C300&amp;ssl=1 235w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3119" class="wp-caption-text">Kokusu baygın gaz lambası…</figcaption></figure></p>
<p>Çadırların önlerinde birer gaz lambası asılır. Tek ışık kaynağı, tek aydınlık bu gaz lambalarıdır. Öyle derin bir kokusu vardır ki, insanın içini bayar, uykusunu getirir… Hala ne zaman bu kokuyu duysam ilk aklıma, o çadır önü geceleri gelir…</p>
<p>Pırıl pırıl bir Nisan gecesiydi, “ Bu gece kuyruklu yıldız çıkacakmış” dedi biri. Merak ve korkuyla beklemeye başladık, “ Acep ne ola ki” dedi başka biri. “ Uğursuzluktur, bir felaket daha gelecek başımıza “dedi, yaşlıca biri. Daha bir korktuk.</p>
<p>Karanlıkta ellerimizin altındaydı adeta gökyüzü… Toplanıp mangalın kenarına beklemeye başladık… Başlarımız havada… Işıltılarını izledik yıldızların, yanıp sönerek bize mesaj gönderiyorlardı, korkmayın yalnız değilsiniz, uzaktayız biz, ama siz yüreklerimizdesiniz…</p>
<p>Gecenin sessizliğinde bir bağlama sesi geldi kulaklarımıza, kuyruklu yıldız yoktu görünürlerde ama ince yanık bir türkü duyuluyordu&#8230; Arif abiydi bu. Elinde bağlama, her zamanki taşının üzerinde bağdaş kurmuş, söylüyordu…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/b1af2O8ARik?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong>Erzurum &#8220;Muharrem Akkuş &#8211; Nida Tüfekçi&#8221;</strong></p>
<p><strong>Kırmızı Gül Demet Demet</strong><strong><br />
</strong>Sevda Değil Bir Alamet (Balam Nenni Yavrum Nenni)<br />
Gitti Gelmez O Muhannet<br />
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)</p>
<p><em>Kırmızı Gül</em> Her Dem Olmaz<br />
Yaralara Merhem Olmaz(Balam Nenni Yavrum Nenni)<br />
Ol Tabipten Derman Gelmez<br />
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)</p>
<p>Kırmızı Gülün Hezeli<br />
Ağaçlar Bekler Gazeli (Balam Nenni Yavrum Nenni)<br />
Karayağızın Güzeli<br />
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)</p>
<p>Gece, ayaz ve ayrılık türküsü… Gökyüzündeki yıldızlardan gayrı kimsesi olmayan, yaşamak için direnen bir avuç insan;  Ağlıyordu… Felaketin üzerindeki açlığa, sefalete ayrılığın hüznü de eklenince acı katmerlenmişti, yanıyordu ocak olmuş yüreklerde, tütüyordu dumanı kimsenin görmediği umut meşalesinde…</p>
<p>Arif abi yanımıza geldi, helallik istedi kim var kim yoksa. Sabaha teskere almak için Kütahya’ya dönüyordu…</p>
<p>Ben gitmedim yanına. Öylece durdum, hiç kımıldamadan. Mangalın başında, gözlerimi dikip ona baktım öylece yalnızca…</p>
<p>En son benim yanıma geldi ”Ne haber askerlik arkadaşım” dedi, güldü. Gülmedim ben. Ağlamadım da. Çömeldi, boyunu boyuma yaklaştırdı ve “Sana bir hikâye anlatayım mı?” dedi. Başımı salladım, evet misali…</p>
<p>“Gel öyleyse oturalım yerlerimize” dedi. Oturduk.</p>
<p>“Hani az evvel söylediğim türkü var ya, işte onun hikâyesi…” Dinle hele” dedi… Dinledim.</p>
<p>Ali diye bir oğlan varmış zamanın birinde… Savaş patlak vermeden evvel gönül vermiş bir güzele, evlenmiş ve evliliğinin daha kırkı çıkmadan askere çağrılıvermiş. Ali sevdiği ile anasını baş başa bırakıp gidivermiş askere…  Askere gitmesinden epey bir süre geçtikten sonra savaşın bittiği haberi gelmiş köye, Ali&#8217;nin anası ile sevdiği mutluluk sarhoşu olmuşlar. Ali&#8217;nin içinde bulunduğu grubun şehre dönüş tarihi belli olunca da anası ve karısı başlamışlar hazırlığa. Ve o gün geldiğinde anası demiş ki:</p>
<p>&#8220;Kızım ben gidip tren istasyonunda bekleyeyim oğlumu sende hazırlıkları tamamla evde&#8221; ve tren istasyonun yolunu tutmuş sabahın köründe. Başlamış beklemeye. Bir tren gelir biri gider ve oğlan gelmezmiş. Anası hava kararıncaya kadar beklemiş ama oğlan gelmemiş. Umudunu kesen ana, evin yolunu tutmuş.</p>
<p>Eve geldiğinde gelinin odasından sesler işitmiş, kapıya yanaştığında içerde bir erkek olduğunu anlamış yaşlı kadın. Ama kulağı iyi duymaz olduğundan anlamamış kimdir nedir? Bizim Anadolu&#8217;nun anası namusunu kirli bırakır mı? İçerden tüfeği kaptığı gibi odaya dalıvermiş ve yorgana doğru boşaltmış mermileri. Ortalık kan gölüne dönmüş. Bu arada yorgan sıyrılıvermiş yatağın üstünden. Birde ne görsün, iki yıldır askerde olan oğulcuğu ile ona gözü gibi bakan gelini yatağın içindedir…  Meğerse anası istasyonda beklerken az gören gözleriyle görememiş oğlunu, oğlanda koştura koştura eve gitmiş ve sevdiceğini yalnız bulunca dayanamamıştır. Bundan sonra ana zaten az olan aklını da yitirip yollara düşer ki ağzında bir türkü;</p>
<p><figure id="attachment_3118" aria-describedby="caption-attachment-3118" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3118 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=640%2C400" alt="Kırmızı Gül Demet Demet..." width="640" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3118" class="wp-caption-text">Kırmızı Gül Demet Demet&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Ayrılanlar, bağrı yananlar için söylene gelmiştir bu türkü gel zaman git zaman… Hasreti çeken bilir çekmeyen ne bilsin… Acı, ancak biley taşında bilendikçe azalır… Nasıl ki başak ezildikçe değirmende, un olup aşımıza katık olduysa ekmek; İnsanoğlu da öyle pişecektir hayat fırınında…</p>
<p>Her kıssanın hissesi bellidir… Anlayan anladığıyla kalır, anlamayan zaten hiçbir zaman anlamayacaktır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/">Kırmızı Gül Demet Demet (Türküsü ve Öyküsü)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3116</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hikâyecilikte Yeni Bir Kalem: Mustafa Öztürk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hikayecilikte-yeni-bir-kalem-mustafa-ozturk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hikayecilikte-yeni-bir-kalem-mustafa-ozturk/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Apr 2016 15:32:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hikaye kitabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3110</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Kazanlar kaynatalım, sofralar kuralım, halaylar çekelim, bütün komşu köyleri davet edelim barışalım, eğlenelim.&#8221; [Mustafa Öztürk – Gülmez Köy’ün Çocukları] Nicelerinin arasından kaybolup gitmesin diye bazı yazarları ısrarla gün yüzüne çıkarıp, tanıtıp, okunmasını sağlamak gerekiyor. Her türden her türlü yazarın gırla olduğu çağımızda bunu yapmak, artık görev oluyor. Mustafa Öztürk, bunu hak edenlerden.. İkinci çocuk hikâye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikayecilikte-yeni-bir-kalem-mustafa-ozturk/">Hikâyecilikte Yeni Bir Kalem: Mustafa Öztürk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Kazanlar kaynatalım, sofralar kuralım, halaylar çekelim, bütün komşu köyleri davet edelim barışalım, eğlenelim.&#8221; [</em><strong>Mustafa Öztürk – Gülmez Köy’ün Çocukları</strong><em>]</em></p>
<p>Nicelerinin arasından kaybolup gitmesin diye bazı yazarları ısrarla gün yüzüne çıkarıp, tanıtıp, okunmasını sağlamak gerekiyor. Her türden her türlü yazarın gırla olduğu çağımızda bunu yapmak, artık görev oluyor. <strong>Mustafa Öztürk</strong>, bunu hak edenlerden..</p>
<p>İkinci çocuk hikâye kitabı <strong>Gülmez Köy’ün Çocukları</strong>’yla hikâye dilini ve hikâyecilik üslûbunu iyice rayına oturtan Mustafa Öztürk’ün kitaplarında diğer çocuk kitaplarında pek de denk gelemediğimiz bir tat var. Günümüz çocuk hikâye kitaplarında baskın olan unsur, içeriklerin çoğunlukla rekabetçi, ütopyacı yahut fantastik konulardan seçilmesi. Bu kitaplarda çocuklar genelde edilgen, sadece dinleyen, kendi özgül dünyalarının gerekliliği es geçilmiş figürler olarak seçiliyor. Çocuk dünyasından uzakta bir hayat sunuluyor bu kitaplarda. Bu dil, pedagojik açıdan sağlıklı olmadığı gibi, çocuk hikâyeciliği kalıbına da uygun değildir artık.</p>
<p><figure id="attachment_3113" aria-describedby="caption-attachment-3113" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Özgürlüğe-Kaçış.jpg" rel="attachment wp-att-3113"><img class=" td-modal-image wp-image-3113 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Özgürlüğe-Kaçış.jpg?resize=600%2C557" alt="Mustafa Öztürk &quot;Özgürlüğe Kaçış&quot;" width="600" height="557" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Özgürlüğe-Kaçış.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Özgürlüğe-Kaçış.jpg?resize=300%2C279&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3113" class="wp-caption-text">Mustafa Öztürk &#8220;Özgürlüğe Kaçış&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Mustafa Öztürk, ilk hikâye kitabı <strong>Özgürlüğe Kaçış</strong>’la giriş yaptı yazın dünyasına. Fabl örneği olan bu kitapla Öztürk, aslında hikâyecilik anlayışının prototipini çizmişti. İleride daha sağlam temele oturtacağı bu anlayış, Mustafa Öztürk’ün hikâyeciliğinde doğaya özlemin nişanesi olacaktı.</p>
<p>Gülmez Köy’ün Çocukları gerek içeriğiyle, gerek kitap tasarımıyla gerekse resimleriyle dolu dolu bir hikâye kitabı. Aynı zamanda kitapçılık mesleğinin içinden gelmesinin de avantajlarını kullanan Mustafa Öztürk, yetkin edebî kültürünü, çok iyi tanıdığı çocuklarla harmanlayarak oluşturmuş kitabını.  Hâlihazırda edebiyat dergilerinde deneme yazıları da yayımlanan Öztürk’ün çocuk hikâye türüne katacağı çok şeyler var.</p>
<p>Gülmez Köy’ün Çocukları, Aziz Nesin’in bir kitap ismini andırıyor ilk etapta. Fakat sayfalar ilerledikçe Mustafa Öztürk’ün yaratmak istediği güzel ve saf dünyaya doğru ilerliyoruz biz de. İki güzel köy var. Cömert ve engin bir doğanın bereketiyle yaşıyorlar. Yemyeşil bir vadi, gürül gürül akan nehirler, mevsimlerin tüm zevkinin yaşandığı bir köy. Hangimiz ‘’benim köyüm çirkindir’’, deriz ki? Çünkü köy, şehre taşınmış biri için pastoral bir hayâl kaynağıdır hep. Ama bir köy nasıl çirkin olur? Sanırım şehre benzemeye çalışırsa… Çünkü şehir rekabet demektir, yabancılık demektir, uzaklık demektir. İşte bu iki köyden, daha sonra Gülmez Köy olarak adlandırılacak olan köy, doğaya hırs ve kibir gözüyle bakmaya tevessül eder. İlkin ağaçlar talan edilir, vadinin bağrı deşilir, amaç tarla yapıp menfaat ummaktır. Altın yumurtlayan tavuk nasıl ki sabırsız sahibinin gazabına uğradı, işte bu uçsuz-bucaksız Yeşil Vadi’de Gülmez Köy’lülerce aynı hüsrana uğradı. ‘’İnsan’’ kalmakta direten köy ise ‘’Bu böyle olmayacak, biz sizinle yaşayamayız’’ diyerek başka yerde kurarlar köylerini. Doğayla iç içe, bu adı konulmamış barış antlaşmalarını yürütmeye devam ederler. Oysa Gülmez Köy günden güne batar adeta. Doğaya karşı giriştikleri bu savaş, kendi aralarında savaşmaya da neden olur. Gülmez Köy, artık birbirine dahi huzur vermeyen, kimin tarlası iyiyse onunkini bozan, diğerinin tavuğuna ‘’kışt!’’ diyen bir köy olup çıkar. Öyle ki gülmeyi bile unuturlar sonra. İsimleriyle böyle müsamaha olurlar.</p>
<p><figure id="attachment_3111" aria-describedby="caption-attachment-3111" style="width: 397px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gülmez-Köyün-Çocukları.jpg" rel="attachment wp-att-3111"><img class=" td-modal-image wp-image-3111 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gülmez-Köyün-Çocukları.jpg?resize=397%2C600" alt="Mustafa Öztürk &quot;Gülmez Köy'ün Çocukları&quot;" width="397" height="600" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gülmez-Köyün-Çocukları.jpg?w=397&amp;ssl=1 397w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gülmez-Köyün-Çocukları.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w" sizes="(max-width: 397px) 100vw, 397px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3111" class="wp-caption-text">Mustafa Öztürk &#8220;Gülmez Köy&#8217;ün Çocukları&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Ama çocuklar… ‘’Bir dünya bırakın biz çocuklara&#8230;’’ şarkısında da denildiği üzere, büyüklerinin bu yanlışlıklarıyla daha fazla yaşamak istemezler. Çünkü mutsuz ebeveynler bu mutsuzluğu çocuklara da intikal ettirirler ve bu bir neslin topyekûn mutsuz olmasına da sebebiyet verebilir. İşte Gülmez Köy’ün çocukları ve diğer köyün çocukları bir plan yapmaya koyulurlar. Okulun yılsonu müsameresinde bazı oyunlar, tiyatrolar oynayacak, müzik dinletileri vereceklerdir. Plan tutar. Gülmez Köy’den gelen köylüler çocukların bu muhteşem performansları karşısında kendilerini daha fazla tutamazlar. Önce ufak ufak kıkırdamalar yerini gülmelere, gülmeler kahkahalara bırakır. Gülmenin bir utanç olduğuna kendilerini inandıran Gülmez Köy’lüler bu kara bulutu atmışlardır üzerlerinden. Öyle ki köyleri Neşeli Köy olarak bilinmeye başlar… Yaptıkları hatayı çok geç olmadan fark eden köylüler, köylerini tekrar eski görkemine döndürmenin gayretine girerler.</p>
<p><em>Gülmez Köy’ün Çocukları </em>hikâye kitabı, çocuk yetkinliğinin, ‘’çocuktan al haberi’’ deyişinin bir ispatı kitap. Çocuklara ket vurmazsak, onların dünyalarına engel olmazsak, onların geleceğiyle oynamazsak aslında nasıl işler başarabileceklerinin delili bir kitap. Mutlu bireylerin doğa ve hayvanlarla barışık olan bireyler olduğuna dikkatlerimizi çeken Mustafa Öztürk, bunun olmaması durumunda sağlıklı bir toplumun varolamayacağını anlatıyor. Bundan da en kötü etkilenen çocuklarımız oluyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikayecilikte-yeni-bir-kalem-mustafa-ozturk/">Hikâyecilikte Yeni Bir Kalem: Mustafa Öztürk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hikayecilikte-yeni-bir-kalem-mustafa-ozturk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3110</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutluluk Bir Umut Kırıntısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutluluk-bir-umut-kirintisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutluluk-bir-umut-kirintisi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Apr 2016 14:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevda Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3105</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mutluluk, bir gülen yüze, anne koynundaki cennet kokusuna, evladın tatlı tebessümüne, güvende hissettiğin göğse başını yasladığında hissettiklerinde gizlidir. &#160; Tıpkı kışın sert ve acımasız geçtiği gibi hayatımızda sert geçen günlerimiz de olur, olacak da. Ama biz mutluluğu, sevgi dolu bakışların varlığında, sıkıntı verse de, her sıkıntının ve her sevincin ardında,  semaya şükürle kalkan elleri boş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluluk-bir-umut-kirintisi/">Mutluluk Bir Umut Kırıntısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mutluluk</strong>, bir gülen yüze, anne koynundaki cennet kokusuna, evladın tatlı tebessümüne, güvende hissettiğin göğse başını yasladığında hissettiklerinde gizlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tıpkı kışın sert ve acımasız geçtiği gibi hayatımızda sert geçen günlerimiz de olur, olacak da. Ama biz mutluluğu, sevgi dolu bakışların varlığında, sıkıntı verse de, her sıkıntının ve her sevincin ardında,  semaya şükürle kalkan elleri boş çevirmeyip, karanlıkları aydınlatan, kara bulutları dağıtan Rabbimizin huzurunda bulduk ELHAMDÜLİLLAH&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kimsenin hayatı dört dörtlük değil.</p>
<p>Huzur baki değil, tıpkı bu dünya da kiracı olduğumuz gibi dertlerimiz de, bizde kiracıyız&#8230;</p>
<p>Sevinçlerimiz, sağlığımız, gençliğimiz de kiracı.</p>
<p>Hancı değil misafirdir bu yolcu.</p>
<p>Hepimiz kiracıyız, tıpkı bizden önce gelip, gidenler gibi&#8230;</p>
<p>Bu yüzden yaşadığımız hayatı sevgi ve saygı içerisinde yaşamalı, geride bizden güzel izler bırakmalıyız.</p>
<p>Ellerimizi sevgi ile uzatmalı, birbirinize merhametle muamele etmeliyiz.</p>
<p>Karşılaştığımız zorluklar bizi yıldırmamalı daha da umutlandırmalı. Hayal ekmeğini bolca tüketmeli, umudu hayallerimizin azığı haline getirmeliyiz.</p>
<p>Çünkü hayallerimiz bizleri diri tutan yegane şey.</p>
<p>Vazgeçmek ise bizleri hüsrana uğratacak, bezginliğe, isyana sürükleyecek karanlık bir yol.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüreğinizdeki hüzünlerden kurtarın.</p>
<p>Her düşüşün ardından ayağa kalkan, yeniden yürümeyi deneyen çocuklar misali, tekrar tekrar düşseniz de yürümeyi öğrenene dek, deneyin.</p>
<p>Denemekten ve düşmekten korkmayın.</p>
<p>Düşmelisiniz ki yürüyebilesiniz. Sahip olduklarınızın kıymetini daha iyi bilesiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İçinizde açan çiçeklere ses verin.</p>
<p>Hüznü bir kenara bırakıp, baharı kucaklayan doğaya ses verin, kırlara özenin.</p>
<p>Bırakın insanları.</p>
<p>Yakıp, yıkanları.</p>
<p>Yaratılışınıza, yaratanınıza ses verin.</p>
<p>Kırın kabuklarınızı, sevgiden, güzellikten yana ne varsa hayatınızda onlara yer verin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluluk-bir-umut-kirintisi/">Mutluluk Bir Umut Kırıntısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutluluk-bir-umut-kirintisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karıncanın Gözyaşı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karincanin-gozyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karincanin-gozyasi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Apr 2016 12:47:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Selman Çaltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3079</guid>
				<description><![CDATA[<p>Göremedi kimse Anlayamadı ve ağlayamadı Bomboş baktılar öyle Bin bir emek çizdiğim tabloma Kendine söylermişcesine fısıldadı biri “Kapkara bu” dedi “Bu adam delirmiş mi?” Oysa ben Güneşini yitirmiş bir dünyada Sırtında son kara lokması Ve yanaklarında simsiyah gözyaşları Umudunu kaybetmiş Yorgun bir karınca çizmiştim Hayallerimle onlarca fırçaya ve Siyahın her tonuna değmiştim Herkes baktı Kimse [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karincanin-gozyasi/">Karıncanın Gözyaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Göremedi kimse</p>
<p>Anlayamadı ve ağlayamadı</p>
<p>Bomboş baktılar öyle</p>
<p>Bin bir emek çizdiğim tabloma</p>
<p>Kendine söylermişcesine fısıldadı biri</p>
<p>“Kapkara bu” dedi</p>
<p>“Bu adam delirmiş mi?”</p>
<p>Oysa ben</p>
<p>Güneşini yitirmiş bir dünyada</p>
<p>Sırtında son kara lokması</p>
<p>Ve yanaklarında simsiyah gözyaşları</p>
<p>Umudunu kaybetmiş</p>
<p>Yorgun bir karınca çizmiştim</p>
<p>Hayallerimle onlarca fırçaya ve</p>
<p>Siyahın her tonuna değmiştim</p>
<p>Herkes baktı</p>
<p>Kimse anlayamadı</p>
<p>Bir ben ağladım</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karincanin-gozyasi/">Karıncanın Gözyaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karincanin-gozyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3079</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mercan Çocuk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Apr 2016 09:29:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3074</guid>
				<description><![CDATA[<p>O kadar kuzeyde yaşıyordu ki, bildiği tüm renkler ya beyaza çok yakındı ya da zaten beyazdı. Yılda bir iki kere gün batıyor, ancak o zaman fazladan bir iki ton oluşuyordu gökyüzünde, maviden pek uzaklaşmadan. Etrafındaki diğer herkes gibi, ömrünün sonuna kadar bu renklerle yetinebilirdi eğer rüyalarından birinde rengarenk bir sülün görmeseydi. Neler olduğunu hatırlayamadan uyanmış [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/">Mercan Çocuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>O kadar kuzeyde yaşıyordu ki, bildiği tüm renkler ya beyaza çok yakındı ya da zaten beyazdı. Yılda bir iki kere gün batıyor, ancak o zaman fazladan bir iki ton oluşuyordu gökyüzünde, maviden pek uzaklaşmadan. Etrafındaki diğer herkes gibi, ömrünün sonuna kadar bu renklerle yetinebilirdi eğer rüyalarından birinde rengarenk bir sülün görmeseydi.</p>
<p>Neler olduğunu hatırlayamadan uyanmış ama kuşun rengarenk uzun kuyruğu gözlerinde asılı kalmıştı. Uyandığında yine her yer beyaz, her yer beyaz ve beyazdı. Bu tertemiz diyar çok boş ve neşesiz görünüyordu şimdi. Orda burda isteksizce dolandı. Biraz ileride insanlar toplanmış yerdeki bir şeyi izliyordu. Ne kadar yaklaşsa da arkalarından görmesi mümkün değildi. Ona göre çok büyüktüler. İttire kaktıra kendine aralardan yol açmayı başardı. Rüyasındaki kuyruk, kar üzerinde kıpraşıyordu.</p>
<p><figure id="attachment_3076" aria-describedby="caption-attachment-3076" style="width: 571px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg" rel="attachment wp-att-3076"><img class=" td-modal-image wp-image-3076 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg?resize=571%2C300" alt="Mercan Çocuk Hikayesi" width="571" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg?w=571&amp;ssl=1 571w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg?resize=300%2C158&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 571px) 100vw, 571px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3076" class="wp-caption-text">Mercan Çocuk Hikayesi</figcaption></figure></p>
<p>Buz kristallerinin arasından gün ışığı sızmış ve yere kırpışan bir gökkuşağı dökülmüştü. Çok geçmeden, güneşin yön değiştirmesiyle kayboldu. Anın büyüsü bozulmuş, herkes uğraşına dönmüş, minik hayalci meraklanmıştı. O gün ve ilerleyen daha pek çok süre, uyanık kaldığı zamanın çoğunu büyüklere başka diyarlar hakkında sorular sorarak geçirdi. Bazıları ona kitaplar verdiler, bazıları seyahatlerinden bahsettiler. İçlerinden biri uzaklarda bir yerleri işaret ederek anlatıyordu. Gösterdiği taraf, eteklerinde yaşadıkları dağın tam tersiydi.</p>
<p>Tüm umutlarını ve hayallerini yüklediği kızağıyla, dağın zirvesinden kaymaya başladı. Dimdik yamaçlar sayesinde hızı kısa sürede arttı. Böyle devam ederse rahatlıkla beyaz örtünün sınırını aşabilecek gibiydi. Yaşadığı bölgeyi çoktan geride bırakmıştı bile. İleride parıldayan büyük bir şey vardı. Yaklaştıkça tanıdı okyanusu. Beyaz zemin bir anda kayboluyor, yerini gri mavi sulara bırakıyordu. Kızak yavaşlamaya başlasa da hızlı sayılırdı hâlâ. Ok gibi değil ama sapandan atılmış elma gibi fırladı beyaz diyardan maviliklere ve güneye ilerleyen yunus sürüsü sırtladı bu ansızın gelen davetsiz misafiri.</p>
<p>Ufkun ardından geçip, güneşin her gün battığı ülkelerin sınırlarına vardılar uzun ve hatırlanmayan bir yolculuktan sonra. Minik hayalci, kumsalda buldu kendini, kızağı yolculuğa dayanamamıştı, hayalleri ve umutlarının bir kısmı da. Uçsuz bucaksız bu sarı diyarda, başladığı noktaya dönmüştü sanki. Neredeydi tüm renkler? Sorusuna yanıt ayaklarının az ötesinde yampiri yampiri yürüyordu. Bu kırmızı yaratığı denize girene kadar izledi. Ardında, kumları aralayan yeşil minik ayaklar da usul usul denizin yolunu buldu. Gökyüzünde rengi güneşin parlaklığından tam seçilemeyen bir kuş, zarif bir taklayla ılık suda kayboldu. Okyanus, tüm renkleri emiyordu.</p>
<p>Yavaş yavaş umudunun gösterdiği yola hayallerini serdi. Yengecin yönünü takip ediyordu ve çok geçmeden daha pek çoğuyla karşılaştı. Derine indikçe, önünde yükselen karanlığın bilinmezliğine sürüklendi. Bir süre kör gibi yürüdü. Tekrar görebilmeye başladığında etrafı nefes alan kayalarla çevriliydi. Rüyalarını süsleyen renkler cisme bürünmüş onu kucaklıyordu ki; görüntü hızla aşağı düştü. Bir kayığın içine konuverdi. Balıkçılar da en az onun kadar şaşkın kaldılar bir an için. Sonra birbirinden ayırt edilemeyen elleriyle, hayalciyi ağdan kurtardılar. Karaya çıkana kadar kimse konuşmadı.</p>
<p>Gecenin örttüğü uykuyu gün kaldırdı. Martılarla birlikte şarkı söylüyordu yunuslar, tanıdıkları biriyle eğlenir gibi. Uzaktaki bulutlar yıldırımların hatıralarını canlandırsa da, gölgeleri dokunmuyordu henüz yürüyen yaratıklara. Güne başlamadan önce sahilde dolaşıp havayı izleyen balıkçılar, evlerinin boş olduğunu fark ettiler. Aynaya bakmak gibiydi birbirlerine bakmak bu birbirinin aynı yüzleriyle. Yine de  baktılar birbirlerinin gözlerinin derinliklerine ve hiçbir zaman bilemediler, mercandan bir çocuk çektiler mi güvertelerine.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/">Mercan Çocuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3074</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bitmemiş Bir Hikâye: Tezer Özlü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bitmemis-bir-hikaye-tezer-ozlu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bitmemis-bir-hikaye-tezer-ozlu/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Apr 2016 06:31:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şehriban Taşdemir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3066</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kanlı Mayıs olarak bilinen 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı’nın ertesi sabahı Leyla Erbil’le görüşmesinde “Burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu.” diyerek içindeki feryadı kısacık cümlede tüm gerçekçiliği ile anlatan, toplumsal olaylara kayıtsız kalamayan, canını sıkan durumlarda başını alıp gitmek isteyen ve çoğu zaman bunu başaran, iyisiyle kötüsüyle hayatın tüm renklerini içinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bitmemis-bir-hikaye-tezer-ozlu/">Bitmemiş Bir Hikâye: Tezer Özlü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kanlı Mayıs olarak bilinen 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı’nın ertesi sabahı Leyla Erbil’le görüşmesinde “Burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu.” diyerek içindeki feryadı kısacık cümlede tüm gerçekçiliği ile anlatan, toplumsal olaylara kayıtsız kalamayan, canını sıkan durumlarda başını alıp gitmek isteyen ve çoğu zaman bunu başaran, iyisiyle kötüsüyle hayatın tüm renklerini içinde barındıran, “Doğrucu Davud”luğundan vazgeçmeyen, nevi şahsına münhasır bir isim: <strong>Tezer Özlü</strong>.</p>
<p>Tezer Özlü’yü kısacık ömründe bıraktığı eserlerden tanımak mümkün, edebiyat dünyasında çok bilinmeyen, &#8220;Gamlı Prenses&#8221; olarak anılan yazarın ilk öyküsü &#8220;Eski Bahçe&#8221;dir. Bunu daha sonra yazdığı ilk romanı &#8220;Çocukluğumun Soğuk Geceleri&#8221; takip edecektir. Çocukluğunun soğuk gecelerinden gençliğinin evrilişine, evliliklerinden seyahatlerine kadar melankoli ile iç içe olan farklı bir hayata tanık oluyoruz. Kitaplarında yeri geliyor intiharlarını anlamaya çalışıyor yeri geliyor düzeni lanetleyen sözlerini düşünüyoruz. Çoğu zaman yazılarında sınır tanımadığına şahit oluyoruz ve şaşırıyoruz. Evet, şaşırıyoruz çünkü Türkiye de yaşayan kadınlara pek benzemediğini görüyoruz. Günümüzde bir kadının neler yapabileceğinin sınırları çizilmiştir ve çoğu kadın bu durumu harfiyen uygularken 1980’ler de yaşamış biri olarak Tezer de bu durum söz konusu değildir.  Anne, baba, eş, toplum, gelenek.. Kadının üzerindeki baskıyı belirleyen unsurları hiçe sayan onlardan arınan, salt kendi iradesiyle hareket eden ve gerisini düşünmeyen, başına buyruk bir kadın alışılageldik değildir. Kısacası korkuları olmayan ya da onlarla baş eden, direnen kadın profilini yaratmıştır kendinde Tezer Özlü.</p>
<p>“Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin ‘medeni durum’ dediğiniz durumsuzluk ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil” sözleriyle bireyin yaşamına yön veren kurallara başkaldırmış, insanı kısıtlayan her şeye düşman olmuştur.</p>
<p>Tezer Özlü yarım kalan bir öykü gibidir, okuyup da sonunu getiremediğimiz bir öykü…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bitmemis-bir-hikaye-tezer-ozlu/">Bitmemiş Bir Hikâye: Tezer Özlü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bitmemis-bir-hikaye-tezer-ozlu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3066</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kış Kuşu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Apr 2016 11:08:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3043</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi hangi bahçenin ardından bakıyorsun dünyaya, hangi rüzgarın ardından savruluyorsun? Doğu, Batı, Güney, Kuzey. Hangi ülke aldı seni kucağına, hangi coğrafyaların gizemli yer şekilleri ardındasın? Bir Batı kuşu mu olmalıyım seni bulmak için? Yoksa Doğu’da bir yerlerde misin? Bir kış kuşu mu olmalıyım; cesur ve kanatları hacmince uçan. Karlar altı hüznünü durmadan yüzüne çalan, üşümüş, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/">Kış Kuşu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi hangi bahçenin ardından bakıyorsun dünyaya, hangi rüzgarın ardından savruluyorsun? Doğu, Batı, Güney, Kuzey. Hangi ülke aldı seni kucağına, hangi coğrafyaların gizemli yer şekilleri ardındasın?</p>
<p>Bir Batı kuşu mu olmalıyım seni bulmak için? Yoksa Doğu’da bir yerlerde misin? Bir kış kuşu mu olmalıyım; cesur ve kanatları hacmince uçan. Karlar altı hüznünü durmadan yüzüne çalan, üşümüş, donmuş ve sıcaklık nedir bilmeyen. Uzak diyarların kış kuşu mu olmalıyım özgürce sana uçabilmek için? Önüm, arkam ve her bir yanımla sana uçabilmek için ne yapmalıyım, neler gelir elimden?</p>
<p>Bir kış kuşu olduğumu farz et. Bembeyaz buzların ardından ulaşmaya çalışıyorum sana. İnsan değilim hayır, konuşamıyorum sizin dilinizce. Konuşabiliyorum aslında, yalnız kendi dilimce. Yalnız kendi dilimce konuştuğumda kaç kişi, kaç kış kuşu anlayabilir beni? Kaçıncı dağın ardından bağırmam lazım sana ulaşabilmek için, kaçıncı kışın ardından bağırmalıyım dağların tepesine?</p>
<p>Yalnızca gözleri ile konuşabilir bir kış kuşu. Anlatmak istediklerimize sebep, bir dile ne hacet sanki diye düşünürken ben, o eşsiz karlar altında ulaşabilmeye çabalarken sana. Hükmünü, mukadderatını, düşüncelerini, zihin akışını, hırslarını, savaşlarını bir kenara bırakmanı isteyeceğim sana ulaştığımda. Tüm benliğim bir kuşun, kış kuşunun kanatları üzerinde varmak istiyorum yanına, dibine, dağların ardından selam getirmek istiyorum sana, donmuş kanatlarımın üzerinde getirdiğim saflığı, kırıntıları ile birlikte kabul edebilirsin diye umuyorum. Düşüm, gerçeğim, ucum, içim, kıyım, derinim, yakınlığım ve uzaklığım aynı ruhta birleşebilir mi dersin, bence birleşebilir. Daha bile fazlasını yapabiliriz birlikte.</p>
<p>Güneşe ihtiyacımız olmayacak, yalnızca kara ve buza ihtiyacımız olacak. Kış kuşuyum ben. Ya sen? Kışın hangi yakasından tutacaksın, hangi kışta vücut bulacaksın?</p>
<p>Korkmadan soluyacağım seni. Ruhum, kuşun ruhu ile tenim kuşun ruhu ile ve sesim kışın rengi ile birleşince her şey umut verici olacak ve dipsizleşeceğiz kara olmayan deliklerde.</p>
<p>Seni sevmem için bir varlık, bir insan, bir hüzün, bir yarım, bir diğer yarım olmana gerek yok. Bütünleşeceğiz ben sana uçunca. Kış kuşu masal olacak, sense gerçek. Bizse gerçek üstü. Sevgimiz ise gerçekten yok olacak. Buzlar kırılacak, tüm buzlar bin bir ötesi parçaya ayrılacak.</p>
<p>Tüm kış kuşları üzerimizde uçacak. Peki, kabul ediyorsun öyle değil mi? Bir kış kuşu olarak beni bekleyecek misin? Tüm kış kuşlarının üzerimizde uçmasına izin verecek misin?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/">Kış Kuşu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bugün Günlerden Eylül</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Apr 2016 15:51:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3022</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün günlerden Eylül, Hava durumu, gök gürültülü sağanak yağışlı… Şimşekler ki gönlümün kahır yarası… Ah! Bir bulut olsam Ah! Bir döksem damla damla Ah! larımı Ah! Ettiklerini anlatsam bir bir, Şikâyet etsem seni, kurda kuşa, Küserlerdi onlar da ben gibi sana. Çekip gittin ya bir gece vakti, Zifiri yalnızlıklara koyarak beni… İşte o günden beri, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/">Bugün Günlerden Eylül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün günlerden Eylül,</p>
<p>Hava durumu, gök gürültülü sağanak yağışlı…</p>
<p>Şimşekler ki gönlümün kahır yarası…</p>
<p>Ah! Bir bulut olsam</p>
<p>Ah! Bir döksem damla damla Ah! larımı</p>
<p>Ah! Ettiklerini anlatsam bir bir,</p>
<p>Şikâyet etsem seni, kurda kuşa,</p>
<p>Küserlerdi onlar da ben gibi sana.</p>
<p>Çekip gittin ya bir gece vakti,</p>
<p>Zifiri yalnızlıklara koyarak beni…</p>
<p>İşte o günden beri,</p>
<p>Geçmez bu vakit çalmaz olur alarm zili.</p>
<p>Sen yaşayıp gidersin boyuna,</p>
<p>Ser verip sır vermezsin kabuğunda…</p>
<p>Gülüp geçersin umursamaz, suskun, her zaman ki gibi.</p>
<p>Ellerin ceplerinde dolaşıp durursun sokaklarında bir başına…</p>
<p>Fırtınaların kendinde saklıdır, gözlerin dikilidir ufuklara…</p>
<p>Oysa ben baharda açan çiğdemler gibiyim,</p>
<p>Toprağına sımsıkı sarılmış,</p>
<p>Öylece beklerim otların arasında…</p>
<p>Minicik bir neşeyle fark edilmeyi düşlerim.</p>
<p>Ayaklarınla ezmeden daha,</p>
<p>Eğilip öpüşünü son bir kez olsun,</p>
<p>Kıymadan o ince dallarıma…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/">Bugün Günlerden Eylül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3022</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Var Olmanın Hafifliği Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Apr 2016 06:52:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Betül Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[inanmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3010</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnanıyor musun sahiden? Neye diye sorduğunu duyar gibiyim Gülüyorum sana hem de çok Ağlıyorum bazen sana umutsuzca. Dedi bir gün biri. O sırada bir otobüs durağında, herhangi bir gün aralığında birçok insan gibi ceplerimizde hayal kırıklıkları ve yalnızlıklarımızla bekliyorduk otobüsü. Ellerim ceplerimde. Gözlerim; gözlerim bir çocuğun gözlerinde. Gözlerim, bir adamın telaşlı yüzünde. Kulaklarım; onlar bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/">Var Olmanın Hafifliği Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnanıyor musun sahiden?</p>
<p>Neye diye sorduğunu duyar gibiyim</p>
<p>Gülüyorum sana hem de çok</p>
<p>Ağlıyorum bazen sana umutsuzca. Dedi bir gün biri. O sırada bir otobüs durağında, herhangi bir gün aralığında birçok insan gibi ceplerimizde hayal kırıklıkları ve yalnızlıklarımızla bekliyorduk otobüsü. Ellerim ceplerimde. Gözlerim; gözlerim bir çocuğun gözlerinde. Gözlerim, bir adamın telaşlı yüzünde. Kulaklarım; onlar bir vapur sesinde.</p>
<p>İnanıyor musun sahiden?</p>
<p>Gördüklerine inanıyor musun? Duyduklarına</p>
<p>Birine inanabiliyor musun?</p>
<p>Koşulsuzca, özgürce.</p>
<p>Tüm sesler duyulmaz olduğunda gözler buğulandığında konuştum.  Oysa inanmak… Bizler inanmak için ince bir çizginin üzerinde gibiydik. Her an düşecek gibi ama dengeyi bir kurtuluş sayarak. İnsanlara inanmak, Tanrı ya inanmak, hayata inanmak, varlığıma ve varlığımıza inanmak. Neye inanırdık? Çocukken duyduklarımıza inanır gördüklerimizi anlamlandırmaya çalışırdık.  Büyüdük, duyduklarımıza değil gördüklerimize inandık. Birçok erdemin yıkılmasına baktık. Baktık ve inandık.  Sonra sisle gelen bulutlarla kaybolup griye boyandık. Kurtulmak için ne duyduysan hatırladığın inanmak istedik. İnanmak, umutsuzluğu umuda dönüştüren miydi? Bizler yekpare değil bir bütün içinde var olmalıydık. Hani gördüklerimizle inanıyorduk ya. Üzerimize yağdıkça bu kayboluş, bu sessizlik ve ellerimize düşüyorsa o yağmurun damlaları, hissediyorsan onları ılık rüzgarla birlikte. İşte ruhun! Var olmanın hafifliği.  İnanmak… Önce ruhumuza inanmak… Benliğimizi harekete geçirip tüm var oluş serüvenlerimizi hissederek görmeye ve duymaya başlarız.</p>
<p>İnanıyor musun? Diyordun; İnanıyorum.</p>
<p>Ruhuma dokunuyorum.</p>
<p>Varlığımla, varlığınla, varlığımızla yüzleşiyorum.</p>
<p>Sadece vücutlar değil ruhlar geçiyor artık gözlerimizin önünden. Dedim.</p>
<p>Tüm varlığımla başımı kaldırdım duraktan. Gökyüzünde boşlukta gezinen maviyi gördüm. Gözlerimi yavaşça aşağı indirdim, Telaşla koşan ruhları gördüm. Bir çocuğun gözlerine baktım tüm varlığımla inanarak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/">Var Olmanın Hafifliği Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kütahyanın Pınarları – Gediz Depremi- 28 Mart 1970</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Apr 2016 07:20:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[foto belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[fotoroman]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz Depremi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2971</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 10 Murat dağı ne kadar uzakta anne? Bahar gelmiş midir kırlara? Papatyalar açmış mıdır doyasıya? Gelinciklerle kelebekler dertleşirler mi hâlâ? Nerede evimiz şimdi? O da komşularımız gibi cennete mi gitti? Artık götürmeyecek mi “Muavin abim “beni Kütahya’ya… Kanaryama yem alamayacak mıyım bir daha? Ya anılarım? Nereye saklandılar, hangi kuşun kanadına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/">Kütahyanın Pınarları – Gediz Depremi- 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 10</strong></p>
<p><em>Murat dağı ne kadar uzakta anne? </em></p>
<p><em>Bahar gelmiş midir kırlara? </em></p>
<p><em>Papatyalar açmış mıdır doyasıya? </em></p>
<p><em>Gelinciklerle kelebekler dertleşirler mi hâlâ? </em></p>
<p><em>Nerede evimiz şimdi? </em></p>
<p><em>O da komşularımız gibi cennete mi gitti? </em></p>
<p><strong><em>Artık götürmeyecek mi “Muavin abim “beni Kütahya’ya… </em></strong></p>
<p><em>Kanaryama yem alamayacak mıyım bir daha? </em></p>
<p><em>Ya anılarım? </em></p>
<p><em>Nereye saklandılar, hangi kuşun kanadına kondular?</em></p>
<p><strong><em>Patlayan “Mavi Balon”um muydu yalnızca?</em></strong></p>
<p><em>Betül Çetinay</em></p>
<p><figure id="attachment_2974" aria-describedby="caption-attachment-2974" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg" rel="attachment wp-att-2974"><img class=" td-modal-image wp-image-2974 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=640%2C404" alt="Enkaz kaldırma çalışmaları…" width="640" height="404" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=300%2C190&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2974" class="wp-caption-text">Enkaz kaldırma çalışmaları…</figcaption></figure></p>
<p>Depremin ilk gecesini sabaha kadar ortaokulun bahçesinde geçirdik. Yağan yağmurun etkisiyle yangın sönmüştü. Ama ölenlerin çoğu yangından kaçamayanlardı. Kütahya’dan gelen ilk yardım ekibinde, görevli babam da vardı. Bizim sağ olduğumuzu öğrenir öğrenmez sabahına gitti görevinin başına. Enkaz kaldırma çalışmalarına…</p>
<p>Gün ağardığında Kızılay geldi ilkin, sağ kalanlar için çadır kent kurdular. Bizi yağmurdan korumaya yarayan, üzerlerimize kapalı beyaz Kızılay çadırları… Yeni evimizdi artık… Aş evi kuruldu; kadın ve çocuklara yardım ekipleri bakıyordu.</p>
<p>Evimiz yıkılmamıştı, temelden dönmüş, duvarları çatlamıştı… Bütün eşyalarımız içeride kalmıştı. Kaç günde kurtarıldı, çıkartıldı hatırlamıyorum. Ama bir keresinde gitmek istedim. Beni de götürdüler. Merdivenleri gördüm. Çıkamadım yukarı. Arası öyle açılmıştı ki, gece yarısı oradan nasıl aşağıya indiğimizi anlayamadık bir türlü… Evimizin karşındaki hamam bütünüyle yıkılmıştı. Ne çok severdim o hamamı&#8230; Her yer enkaz altındaydı, evlerini terk etmek istemeyenler, çadırlarını yıkıntıların önlerine kurmuşlardı… Yürüyordum nereye bastığımı bilmeden, molozların altında kim bilir kimler yatıyordu…</p>
<p><figure id="attachment_2975" aria-describedby="caption-attachment-2975" style="width: 533px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg" rel="attachment wp-att-2975"><img class=" td-modal-image wp-image-2975 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?resize=533%2C359" alt="Gediz Kalesinden geriye kalanlar…" width="533" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?w=533&amp;ssl=1 533w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?resize=300%2C202&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 533px) 100vw, 533px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2975" class="wp-caption-text">Gediz Kalesinden geriye kalanlar…</figcaption></figure></p>
<p><em>Meydanlığa geldiğimizde doğduğum kasabanın yerle bir olduğuna tanıklık ettim… Belki de bu yüzden gelmek, görmek istemiştim…  </em></p>
<p><strong><em>Tarihe bakan gözlerimin diyaframı olabildiğince açık, beş yaşında çıplak gözle ilk fotoğraflarımı çektim…</em></strong></p>
<p><strong><em>Kanaryam kurtulmuştu, kafesinde mutluydu… Ne bulursa onu yiyordu, bizim gibi onun da seçme şansı yoktu. Sağ kurtulmuştuk ya, gerisi boştu…</em></strong></p>
<p>Bir sabah “Arif Arif” diye seslenerek çıktım çadırdan dışarı.</p>
<p>“Efendim “dedi bir ses…</p>
<p>Şaşkın dönüp baktım ki, bir çift mavi göz gülümseyerek bana bakıyordu…</p>
<p>“Beni mi arıyorsun” dedi…</p>
<p>“Hayır! Kanarya mı” dedim…</p>
<p>“Kahkaha attı, Arif mi senin kanaryanın adı?”</p>
<p>Başımı evet anlamında salladım…</p>
<p>“Gel şöyle bakalım o zaman, biraz sohbet edelim” dedi…</p>
<p><figure id="attachment_2972" aria-describedby="caption-attachment-2972" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg" rel="attachment wp-att-2972"><img class=" td-modal-image wp-image-2972 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg?resize=640%2C511" alt="Cami enkazı …" width="640" height="511" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2972" class="wp-caption-text">Cami enkazı …</figcaption></figure></p>
<p>Askerliğini Kütahya’da yapan Arif abiyle böyle tanıştık… Aslen Erzurumlu olduğunu, askerlik görevi için Kütahya’da bulunduğunu, depremle görevli olarak geldiğini, enkazdan yaralıları nasıl kurtardığını anlattı bana… Benim çok cesur bir çocuk olduğumu söyledi sonra, soramadım neden diye?  Ben de Kanaryamı getirip tanıştırdım onunla… İki adaş pekiyi anlaştılar…</p>
<p><figure id="attachment_2977" aria-describedby="caption-attachment-2977" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg" rel="attachment wp-att-2977"><img class=" td-modal-image wp-image-2977 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg?resize=469%2C341" alt="Yeni başlayan çadır hayatı…" width="469" height="341" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg?resize=300%2C218&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2977" class="wp-caption-text">Yeni başlayan çadır hayatı…</figcaption></figure></p>
<p><em>Cebinde küçük bir el radyosu taşırdı Arif abi… Radyosunu açmadığı zamanlar, kendi söylemeye başlardı… Köyündeyken bağlama çaldığından bahsetmişti bir keresinde. Ailecek sevmiştik onu. Çadırımızın önünde iki koca taş vardı, sanki bizim için oraya konmuş gibi. Oturup üzerine sigarasını içerdi… Ben de diğerine otururdum, o anlatırdı ben dilerdim… Masal gibi, yalnızlığı paylaşır gibi, iki dost gibi… </em><em>Bir yavuklusu vardı Ahmet abinin köyünde… İsmi Ayşe; kocaman kara gözleri varmış söylediğine göre… Nişanlanmış istemiş gitmeden askere, “ askerden dön gel salimce, sonra demişler”. Gün sayardı habire&#8230; Birliğinden ayrı biz gibi çadırda kaldığından, ne mektup yazabilir, ne mektup alabilirdi… İşi olmadığında gelir oturur taşının üzerine, türkü söyleyip dururdu, sigarası elinde…</em></p>
<p><strong><em>İlk onun radyosundan dinlemiştim bu türküyü… Çok sevmiştim, mavi gözlerindeki hasreti görüp gönlünün sesini işitmiştim…</em></strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/7PjNAzpGeHU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Kütahya&#8217;nın pınarları akışır<br />
Devriyeler kol kol olmuş bakışır<br />
Asalı&#8217;ya çuha şalvar yakışır</p>
<p>Aman aman Vehbi öyle de böyle olur mu<br />
Ah ben ölürsem dünya sana kalır mı</p>
<p>Salın gelip musallaya dayandı<br />
Kar beyaz Vehbim al kanlara boyandı<br />
Seni vuran oğlan nasıl dayandı</p>
<p>Aman aman Vehbi öyle de böyle olur mu<br />
Ah ben ölürsem dünya sana kalır mı</p>
<p>Yöre: Kütahya<br />
Kaynak kişi: Ahmet İnegöllüoğlu (Hisarlı Ahmet)</p>
<p><figure id="attachment_2973" aria-describedby="caption-attachment-2973" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg" rel="attachment wp-att-2973"><img class=" td-modal-image wp-image-2973 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg?resize=640%2C472" alt="Çadırlarda yaşam." width="640" height="472" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg?resize=300%2C221&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2973" class="wp-caption-text">Çadırlarda yaşam.</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/">Kütahyanın Pınarları – Gediz Depremi- 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2971</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Apr 2016 14:01:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevda Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2967</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kim bilir kaç defa göz göze geldik biz ayrılıkla, kim bilir kaç defa kanadı yüreğimiz Sevda’dan sebep? Şimdi, güneşin çekilip, yerini geceye bırakmasıyla gecenin koynuna gizledik yalnızlıklarımızı. Yalnızlığın eli dokunuyor hayatımıza, bir gölge misali uzaklaşıyoruz hayallerimizden&#8230; Zaman geçtikçe biz yitiyoruz yalan&#8217;dan Sebep&#8230; Gecenin bu vaktinde bir ben uyanığım, bir de kalemim. Nice yalnızlıklara eşlik etti [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik/">Yalnızlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kim bilir kaç defa göz göze geldik biz ayrılıkla, kim bilir kaç defa kanadı yüreğimiz Sevda’dan sebep?</p>
<p>Şimdi, güneşin çekilip, yerini geceye bırakmasıyla gecenin koynuna gizledik yalnızlıklarımızı.</p>
<p>Yalnızlığın eli dokunuyor hayatımıza, bir gölge misali uzaklaşıyoruz hayallerimizden&#8230;</p>
<p>Zaman geçtikçe biz yitiyoruz yalan&#8217;dan Sebep&#8230;</p>
<p>Gecenin bu vaktinde bir ben uyanığım, bir de kalemim.</p>
<p>Nice yalnızlıklara eşlik etti kelimelerim. Sayfanın başından sonuna dek uzadı tümcelerim.</p>
<p>Yazdım, yazdım bitiremedim yalnızlığı, gecenin karanlığında uzaklaşan hayallerimi ve çocukluğumda ki o masumiyeti özledim.</p>
<p>Şimdi seyre dalıyorum geceyi, dünya dönüyor ve vakit güneşin doğuşuna doğru ilerlerken tüm kötülükleri örten gece yerini yeni bir aydınlığa bırakmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Yeni bir günle yeşerir umutlar, başlar koşuşturmacalar.</p>
<p>Ve bu yeni gün kimileri için hüzün, kimileri içinse yeni yeni sevinçler saklar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik/">Yalnızlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2967</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fonda Gaye Su Akyol Çalıyor, Pink Floyd Duvara Bir Tuğla Daha Koyuyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Apr 2016 06:33:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2958</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fonda Gaye Su Akyol çalıyor. Pink Floyd’un dediği gibi. O sırada Pink Floyd’un dediklerine aldırmayan Virginia Woolf, kitaplığımdan esrarlı ve de aynı mühim derecede hüzünlü bir bakış fırlatıyor odanın orta yerine. Orta yerinde bir cümbüş başlıyor bu sefer, odanın. Kendine ait bir odası olmayan ben, tüm hüzünlerini ciğerlerine çeken bir süpürge makinesi gibi tütmeye başlıyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/">Fonda Gaye Su Akyol Çalıyor, Pink Floyd Duvara Bir Tuğla Daha Koyuyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fonda Gaye Su Akyol çalıyor. Pink Floyd’un dediği gibi. O sırada Pink Floyd’un dediklerine aldırmayan Virginia Woolf, kitaplığımdan esrarlı ve de aynı mühim derecede hüzünlü bir bakış fırlatıyor odanın orta yerine. Orta yerinde bir cümbüş başlıyor bu sefer, odanın. Kendine ait bir odası olmayan ben, tüm hüzünlerini ciğerlerine çeken bir süpürge makinesi gibi tütmeye başlıyorum. Pervasız ve de aynı mühim derecede kişisel. Mayası tutmamış bir yoğurt gibi, kapağını sevmeyen bir tencere gibi, fezaya füze fırlatırcasına fırlatıyorum tüm hıncımı odanın tavanına. Odanın tavanından fırlayan tüm hınçlar, halının orta yerinde dans etmeye başlıyor bu sefer. Huysuz bakışlarla süzüyorum onları, kimonosuz kalmış bir Japon, etsiz yemek yiyemeyen bir Roman misali dağıtıyorum onları ortalıktan; iki bel hareketi, iki haşin bakış.</p>
<p>Buzdolabına yönelip bir içki alasım geliyor ama içki içmediğimi hatırlıyorum. Alt raflara doğru bir süt kutusu ilişiyor gözüme, durmaksızın içiyorum. Hayata ve cümle aleme karşı inatla süt içiyorum. Sütün beyazlığı ve saflığı yayılsın istiyorum ilmime, ruhuma, tek kaşıma ve saçlarıma. Biraz daha ileri gidip süt banyosu yapmak istediğimi hissediyorum, bir arınma, bir yeniden diriliş farikası olarak.</p>
<p>Uzun kirpiklerimin gazabı çok sürmüyor. Yeniden koltuğa dönüyor ve uzun bir uykuyu düşlüyorum. Bu aralar yalnızca düşleyebiliyorum zaten uykuyu. Devamı gelmiyor, devamı bir ufo misali bir görünüp bir kayboluyor. Odamın içinde garip şeyler oluyor, fezada garip hadiseler yaşanıyor. Pink Floyd, bir başka tuğla daha koyuyor duvara. Neden duvar örüyor gecenin bu saatinde? Niçin ben duvarları seviyorum hayata ve insanlara karşı? Bilmiyorum. Fonda yine Gaye Su Akyol çalıyor. O biliyor, biliyorum diyor şarkıda. Bense hiçbir haltı bilmiyorum. O rakıyı onsuz içemiyor, sevdiğine güzelliyor tüm rakıları. Bense süt içiyorum, sütü güzelliyorum kendime. Güzelleşiyoruz bu gece birlikte, yalnızca sesler ve tınılar ile. O bir şişe daha içiyor köprüyü geçmek için, bense çoktan köprüden dönmüşüm. Gidenlere el sallıyor, yeniden doğuşun köküne turp suyu sıkıyorum.</p>
<p>Böyle bir cümbüşle bitiyor bir gece daha. Gece, Melek ve Bizim Çocuklar geliyor aklıma. Hiç aklımdan çıkmıyor. Melekler, gece ve bizim çocuklar, bizim çocuklar, melek ve gece. Hepsi zihnimin bir parçasında uyuyakalıyor. Bense kalamıyorum, uyuya kalamıyorum. Kuyulara saklanasım geliyor. Kuyularda oynaşasım geliyor. Böyle bir cümbüşle bitiyor gece, göz kapaklarım oynaşıyor ve gün ışıyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/">Fonda Gaye Su Akyol Çalıyor, Pink Floyd Duvara Bir Tuğla Daha Koyuyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2958</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tek Kişilik Yorgan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik-yorgan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik-yorgan/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Apr 2016 06:57:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[aşk mektubu]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2936</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana yazdıklarım henüz bitmedi sevgili. Sen her ne kadar artık benden evin sağına soluna bırakılmış notlar istemesen de ben yazacağım sana. Sesleneceğim her seferinde sevgili diye ve bir kez daha başlarken satırlarıma yine hoş geldin sevgili. Omuzlarıma bıraktığın bu yük gün geçtikçe altında ezmeye çalışsa da beni, bu evrene yaydığım mutsuzluğuma inat bekliyorum seni. Sevmediğin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik-yorgan/">Tek Kişilik Yorgan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sana yazdıklarım henüz bitmedi sevgili. Sen her ne kadar artık benden evin sağına soluna bırakılmış notlar istemesen de ben yazacağım sana. Sesleneceğim her seferinde sevgili diye ve bir kez daha başlarken satırlarıma yine hoş geldin sevgili.</p>
<p>Omuzlarıma bıraktığın bu yük gün geçtikçe altında ezmeye çalışsa da beni, bu evrene yaydığım mutsuzluğuma inat bekliyorum seni. Sevmediğin şarkılarımı daha çok dinleyip daha çok buluyorum kendimi balkon kıyılarında. Daha depresif yazılar yazıp içimi akıtmaya çalışıyor, seni aklımdan saniye çıkarmadan artık sesimi de çıkarmadan bana sunduğunuz hayat kadar yaşamaya çalışıyorum.</p>
<p>Sana aşk dolu, özlem dolu kelimeler dökmek isterdim satırlar dolusu ama inan o kadar çok canım yanıyor ki; yeri geliyor Simurg kadar yalnız bir o kadar kızgın, tehlikeli oluyorum. Belki hazinem artık benim değil ama başkalarının da olmasın istiyorum.</p>
<p>Uykularımdan çığlıklarla uyandığımda sen sakinleştir istiyorum beni. Geçti dediğin an tüm korkularımdan kurtulduğum zamanları özlüyor, uykusuz nöbet tuttuğum gecelerime bir yenisini daha ekliyorum.</p>
<p>Sonra gün ağırmaya, göz kapaklarım ağırlaşmaya başlıyor. Soğuğuyla her yanıma işleyen rüzgar  ve yeni bir sabahın ezanıyla gözlerimi yumuyor sen dolu rüyalarıma kavuşmak için tek kişilik yorganıma sarılıyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik-yorgan/">Tek Kişilik Yorgan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tek-kisilik-yorgan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2936</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Özür Dilerim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozur-dilerim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozur-dilerim/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 30 Mar 2016 10:39:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Selman Çaltepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2882</guid>
				<description><![CDATA[<p>Özür dilerim arkadaş Olmadı, bu gece yazamadım Aslında yazdım Ama hep sildim sonrasında Bu gece sana şöyle beylik bir laf patlatamadım Ellerim dilim olmuş, kelamım kalemim Ha döküldü ha dökülecek kâğıtlara dizelerim İçinden gelen ve mırıldanırken hoşlandığın bir türkü gibi Akıp gidiverecek kafiyelerim &#160; Özür dilerim arkadaş Bu gece yazamadım çünkü kendimdeyim Sırtına dokunuverecekmiş gibi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozur-dilerim/">Özür Dilerim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Özür dilerim arkadaş</p>
<p>Olmadı, bu gece yazamadım</p>
<p>Aslında yazdım</p>
<p>Ama hep sildim sonrasında</p>
<p>Bu gece sana şöyle beylik bir laf patlatamadım</p>
<p>Ellerim dilim olmuş, kelamım kalemim</p>
<p>Ha döküldü ha dökülecek kâğıtlara dizelerim</p>
<p>İçinden gelen ve mırıldanırken hoşlandığın bir türkü gibi</p>
<p>Akıp gidiverecek kafiyelerim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Özür dilerim arkadaş</p>
<p>Bu gece yazamadım çünkü kendimdeyim</p>
<p>Sırtına dokunuverecekmiş gibi sanki bir el</p>
<p>Ve saklandığı duvarın ardından seslenecekmiş gibi biri</p>
<p>Dilimin ucunda sanki o adamın ismi</p>
<p>Aynı öyle işte</p>
<p>Sonra bir cesaret aldım elime kalemimi</p>
<p>Yazdım, sildim</p>
<p>Yazdım, sildim</p>
<p>Sadece sildim</p>
<p>Boş satırlarında gördüğüm</p>
<p>Ama kelimelere dökemediğim</p>
<p>O cümleleri bile sildim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Özür dilerim arkadaş</p>
<p>Kaburgalarımın arasında bir değirmen dönüyor sanki</p>
<p>Hem zamanı öğütüyor hem derdimi ömrümü</p>
<p>Bin duygu var çarklarının arasında</p>
<p>Çarklar acımasız ve çok gürültülü</p>
<p>Sabırla bekledim oluğunda bir avuç şiir için</p>
<p>Yok, bu gece olmaz</p>
<p>Bu darılardan ekmeklik un çıkmaz</p>
<p>Sen en iyisi taş bağla karnına ya da yat yüz üstü</p>
<p>Şiire dost olan şairine kızmaz</p>
<p>Bir gece daha mısralara aç uyuyacağız altı üstü</p>
<p>Ben yine de özür dilerim arkadaş</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozur-dilerim/">Özür Dilerim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozur-dilerim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2882</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mandalina Rengi Bir Kedi ve Geçen Her Ayrı Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Mar 2016 13:38:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2869</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her günün ardından eve dönüş, ciddi anlamda huzur bulduğum tek hadise. Yorgun ve uykusuz iş dönüşü, çocuk gürültüsü yok. Huzurla ortanca anahtarı çevirip açtığım evimin kapısını bile seviyorum. Kapıyı açıp iki dakika aralık tutuyorum çünkü sitede beslediğim kediler geliyor kapıya, kendini sevdirmeye. &#8220;Bütün gün kapıdalar. Sen gelince canhıraş sevinç çığlıkları yükseliyor küçücük bedenlerinden. Düpedüz heyecanlanıyorlar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/">Mandalina Rengi Bir Kedi ve Geçen Her Ayrı Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her günün ardından eve dönüş, ciddi anlamda huzur bulduğum tek hadise. Yorgun ve uykusuz iş dönüşü, çocuk gürültüsü yok. Huzurla ortanca anahtarı çevirip açtığım evimin kapısını bile seviyorum. Kapıyı açıp iki dakika aralık tutuyorum çünkü sitede beslediğim kediler geliyor kapıya, kendini sevdirmeye. &#8220;Bütün gün kapıdalar. Sen gelince canhıraş sevinç çığlıkları yükseliyor küçücük bedenlerinden. Düpedüz heyecanlanıyorlar, seni çok özlüyorlar. Aşık bunlar sana bak, bak demedi deme. Kedi ile insanın aşık olduğu görülmüş mü ayol, ilahi neler geveliyorum ben de&#8221; diyor annem.</p>
<p>Eve girer girmez bir kahve yapıyorum kendime, yeni aldım daha, ucuz bir şey. Kapsüllü. Kredi kartıma hediye gelen puanlardan. Aldığım yerde çok ilgileniyor bir adam benimle. Küçük boylu, yüzü yorgun ama gözleri gülüyor. Usanmadan yarım saat bana kahve makinesini anlatıyor, sonra da üç çeşit kahve yapıyor. Üç çeşit, üç özellik, üç duygu, üç adımda kasaya varıyorum. Önlüğünün altından uzattığı karttan ismini gösteriyor. Hani abi diyor, gidince eve yeni makinende kahveni içerken mis gibi, bizim firmanın sitesine girip benim hakkımda güzel şeyler yazar mısın? Karşımızdaki insandan bir şeyler isterken utanıp sıkılırız ya, hemen yüzü değişiyor, mahcup. Elbette diyorum, eve gelince kahve makinesini açmadan önce birkaç bir şey yazıyorum adam hakkında. Çalıştığı dükkanda daha iyi yerlere geldiğini düşünüp seviniyorum.</p>
<p>Gün içinde tanımadığım insanlarla kurduğum diyaloglar beni çok etkiliyor. Oturup, onların hayatları hakkında düşünüyorum. Market insanları mesela… Bazen hiç umursamıyorum onları, tek amacım kasadan geçirdiğim ürünleri alıp eve gitmek. Her seferinde ihtiyacından daha fazla alan insanlar, her seferinde gerekenden daha fazla zaman harcayan insanlar. Bazen de yüzlerine uzun uzun bakıyorum. Kasa insanları mesela… Nasıl bir his acaba? Saatlerce kasa başında durup bir sürü yüze, mimiğe, saça, tene, tırnağa, kıla, tüye bakmak. Acaba onlar ne düşünüyor bizim hakkımızda? Mesela bizim evin üstündeki market, marketteki kasiyer kız. Her gün eşarbını değiştiriyor. Her seferinde bana abi diye hitap ediyor. Oysa aynı yaştayız.</p>
<p>&#8220;Abi 20 lira tuttu bunlar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Abi iki lira on beş kuruşun var mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bizde o dediğinden yok abi ama patrona sorarız yine de.&#8221;</p>
<p>Neden karşısında gördüğü ve hiç tanımadığı gençten bir erkeğe abi diyor? Toplum bunu mu istiyor? Bana ismimi sorsa, bana ismimle hitap etse ya da sadece beyefendi dese daha eşit konumda olmuyor muyuz o zaman? Abi demek onu geri plana itmiyor mu? Toplumdaki kadın erkek eşitsizliğinin altında aslında bu nüans yatmıyor mu? Ne çok abimiz var öyle değil mi?</p>
<p>O gün market çıkışında mandalina renginde, kabarmış diş etli, yaşlıca, tombul bir kedi görüyorum. Hemen markete dönüp bir paket balıklı kedi maması alıyorum. Ayaklarıma sırnaşıyor. Oturup onun mamayı bitirmesini izliyorum. Bu bana zevk veriyor. Neden başkaları yemek yerken izleme ihtiyacı duyarız? Bu bize ismini koyamadığımız bir çeşit tatmin mi sağlar? Anneler de çocukları yemek yerken bundan zevk alırlar ya, içimizde bir tutam anne kırıntısı mı var acaba? Keşke öyle olsa.</p>
<p>İnsanlar akın akın markete geliyor, bense çıkıyorum dışarı. Elimdeki kedi mamasını gelişigüzel serpiştirerek. Hansel ve Gratel gibi. Yorgun ve argın ilerliyorum sokakta. Mandalina rengi bir kedi için… Yaşama sevincim birden mandalina rengi kedi oluveriyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/">Mandalina Rengi Bir Kedi ve Geçen Her Ayrı Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2869</post-id>	</item>
		<item>
		<title>73 Senenin Ardından Gelen Sabahattin Ali Esintisi; Kürk Mantolu Madonna Birinci!!!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/73-senenin-ardindan-gelen-sabahattin-ali-esintisi-kurk-mantolu-madonna-birinci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/73-senenin-ardindan-gelen-sabahattin-ali-esintisi-kurk-mantolu-madonna-birinci/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Mar 2016 13:46:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ada Şeyma Karaman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürk Mantolu Madonna]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2865</guid>
				<description><![CDATA[<p>2015&#8217;te kütüphanelerden en çok ödünç alınan kitaplarla ilgili bir çalışmaya başlayıp okur istatistiği çıkaran Türk Kütüphaneciler Derneği, Yapı Kredi Yayınları tarafından basılmış olan Sabahattin Ali&#8217;nin ölümsüz eseri &#8220;Kürk Mantolu Madonna&#8221;nın en çok okunan kitap olduğunu tespit etti. Okurların, 2015 yılında kütüphanelerden en çok ödünç aldığı kitapla ilgili yapılan bu istatistik Dernek tarafından ilk kez yapıldı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/73-senenin-ardindan-gelen-sabahattin-ali-esintisi-kurk-mantolu-madonna-birinci/">73 Senenin Ardından Gelen Sabahattin Ali Esintisi; Kürk Mantolu Madonna Birinci!!!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>2015&#8217;te kütüphanelerden en çok ödünç alınan kitaplarla ilgili bir çalışmaya başlayıp okur istatistiği çıkaran Türk Kütüphaneciler Derneği, Yapı Kredi Yayınları tarafından basılmış olan Sabahattin Ali&#8217;nin ölümsüz eseri <em>&#8220;Kürk Mantolu Madonna&#8221;</em>nın en çok okunan kitap olduğunu tespit etti. Okurların, 2015 yılında kütüphanelerden en çok ödünç aldığı kitapla ilgili yapılan bu istatistik Dernek tarafından ilk kez yapıldı.</p>
<p>28 Mart, 52. Kütüphane Haftası&#8217;nın açılışı ve bu açılışta kitabın yayınevi (Yapı Kredi Yayınları), Türk Kütüphane Dernek&#8217;i tarafından ödüllendirelecek. Etkinlik; Ankara Üniversitesi&#8217;nin Eczacılık Fakültesi&#8217;nde yer alan 50.  Yıl Salonu&#8217;nda ve saat 10.00&#8217;da düzenlenecek.</p>
<p>Kürk Mantolu Madonna&#8217;dan sonra istatistiğe göre Epsilon Yayınları&#8217;nın basmış olduğu <em>&#8220;Saftirik Greg&#8217;in Günlüğü&#8221; </em>adlı kitaplar da en çok ödünç alınmış olan kitaplar arasında. Bundan dolayı Epsilon yayın evine de Dernek tarafından etkinlik günü ödül verilecek.</p>
<p>Remzi Kitabevi tarafından 1943&#8217;te basılan Sabahattin Ali&#8217;nin buhranlı şaheseri <em>&#8220;Kürk Mantolu Madonna&#8221;</em> Türk Edebiyatı&#8217;nın klasikleri arasındadır ve aradan 73 yıl geçmesine rağmen tahtını koruyor. Toplumdaki ilişkilerin sorgulanmasına aracı olan kitap daha nice yıllar geçse de güncelliğini korumaya devam edeceği kesin. Bu eser, bir klasik olarak ölümsüzlüğünü göstermeye devam edecektir. Belki kendimizi bulduğumuz için belki de insan özünün değişmediğini yüzümüze vurduğu için…</p>
<p>En ödünç alınan diğer eser Epsilon Yayınları&#8217;ndan <em>&#8220;Saftirik Greg&#8217;in Günlüğü&#8221; </em>adlı kitap ise eğlenceli tarafıyla daha çok çocukların dikkatini çekmiş bir kitaptır. Onlara kendi hikayelerini yazma imkanı sağlayan boş kısımlar bırakması çocukların dikkatini çekmiştir. Böylece onların içindeki yaratıcılığı keşfetmesinde aracılık eden bir kitap olarak da görebiliriz.</p>
<p>Kitapların içeriği ve sonuçlar incelendiğinde, okurların çoğunun kendisinin keşfedilmeyen/keşfetmediği ya da karşılaşmaktan çekindiği yönlerini konu alan ve bunu temasına işleyen kitaplara yöneldiği kanısına varabilir.</p>
<p>Tüm okurların ve kütüphanecilerin Kütüphane Haftası kutlu olsun!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/73-senenin-ardindan-gelen-sabahattin-ali-esintisi-kurk-mantolu-madonna-birinci/">73 Senenin Ardından Gelen Sabahattin Ali Esintisi; Kürk Mantolu Madonna Birinci!!!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/73-senenin-ardindan-gelen-sabahattin-ali-esintisi-kurk-mantolu-madonna-birinci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2865</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gamzedeyim Deva Bulmam &#8211; Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Mar 2016 10:26:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Tanbur]]></category>
		<category><![CDATA[Tatyos Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Uşak makamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2858</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 11 Uyumak zordur kimi zaman; Ilık bir bardak sütün içine karıştırılan bal bile kar etmez bazen. Tatlı bir uykunun içinde gizemli âlemlere doğru uçarken, birden bire uyanıp kan ter içinde; evinde, yatağında hissetmek istersin kendini. Güvenmek gerekir hayata, tazelemek umudu, sevinci bir daha… Uyku akar gözlerinden, sen dua edersin içinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/">Gamzedeyim Deva Bulmam &#8211; Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 11</strong></p>
<p><em>Uyumak zordur kimi zaman; Ilık bir bardak sütün içine karıştırılan bal bile kar etmez bazen. Tatlı bir uykunun içinde gizemli âlemlere doğru uçarken, birden bire uyanıp kan ter içinde; evinde, yatağında hissetmek istersin kendini. Güvenmek gerekir hayata, tazelemek umudu, sevinci bir daha… Uyku akar gözlerinden, sen dua edersin içinden görmemek için aynı kâbusu yeniden. Geçti çoktan o karanlık geceler dersin. Bilirsin gelmeyecek artık gidenler, akan ırmağın suyu dönmeyecek gerisin geriye bir daha…</em></p>
<p><strong>Zil çaldı. </strong></p>
<p>Zil çalar uyanırız. Zil çalar kalkarız… Zil çalar okula koşarız. Zil çalar, teneffüse çıkarız. Zil çalar midelerimiz; okul kantininden 25 kuruşa hamur olmuş lahmacunları alır; sustururuz bu zili. Sıcak sıcak sepetinden çıkan lahmacunlar mis gibi kokar…  Ellerimiz yanar; midelerimiz doyar…</p>
<p><figure id="attachment_2862" aria-describedby="caption-attachment-2862" style="width: 236px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg" rel="attachment wp-att-2862"><img class=" td-modal-image wp-image-2862 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg?resize=236%2C181" alt="Zil çalan midelere mis kokan lahmacun…" width="236" height="181" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg?w=236&amp;ssl=1 236w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg?resize=235%2C181&amp;ssl=1 235w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2862" class="wp-caption-text">Zil çalan midelere mis kokan lahmacun…</figcaption></figure></p>
<p>Çil çalar sınıflardan fırlarız, ellerimizde çantalarımız… Başlarız hep bir ağızdan;</p>
<p>“<strong>Zil çaldı. Ördek suya</strong> <strong>daldı. Zil çaldı.”</strong></p>
<p>Önce bahçeye, sonra atarız kendimizi caddeye… Kimi koşturur nedense. Kimi sakindir. Kimi her zaman ki gibi… Kimi arkadaşının girer koluna. Kimi yürür okul yolunda, yalnız başına…</p>
<p><strong>Oyundur her şey nasılsa, çocuk olunca! </strong></p>
<p>Okul yolu düz gider</p>
<p>Çocuklar bayram eder.</p>
<p>Öğretmenler olmasa</p>
<p>Emekler boşa gider.</p>
<p>Okul yolu taş olur</p>
<p>Çalışkanlar baş olur.</p>
<p>Tembel tembel gezenin</p>
<p>İki gözü yaş olur.</p>
<p><strong>Şarkı söyleyerek okuldan çıkmak ve neşeyle o çantaları sallamak ne keyiftir bilene…</strong></p>
<p><figure id="attachment_2860" aria-describedby="caption-attachment-2860" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg" rel="attachment wp-att-2860"><img class=" td-modal-image wp-image-2860 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar…-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Keyifle sallanan çantalar, karlı havalarda kızak olurlar…" width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg?w=446&amp;ssl=1 446w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2860" class="wp-caption-text">Keyifle sallanan çantalar, karlı havalarda kızak olurlar…</figcaption></figure></p>
<p>Kızlar bir grup, erkekler başka bir grup yürürler evlere. Sokağına gelen ayrılır gruptan, ertesi günü görüşmek üzere…</p>
<p>Cumartesileri okul yarım gündür… İstiklal marşı söylenip göndere bayrak çekildi miydi başlar hafta sonu tatili…</p>
<p>Bir Cumartesi günüydü, gelenler pek azdı okula, biz bir avuç çocuk çıktık yola… Üç kız bir arada, bir de biraz uzağımızda “<strong><em>Narkissos</em></strong>”la;</p>
<p><strong>Birden durdu ve dedi ki “ Kim bizim eve kadar çantamı taşımak ister?”</strong></p>
<p>Havada bulduk parmaklarımızı bir anda…</p>
<p>Kızların ona olan ilgisinin farkında, kendine duyduğu güvenle bu tablo karşında; mağrur gülümsedi…</p>
<p><strong>“Kura çekelim o zaman aranızda” dedi</strong></p>
<p>“Gerek yok” dedim ben… “Üçümüz de taşırız”.</p>
<p><strong>“Nasıl olacak o” dedi.</strong></p>
<p>“Üst yoldan gideriz, her birimiz bir sokak taşır”. Dedim</p>
<p>Ve elinden kaptığım gibi çantasını… Baktım arkamda kala kaldı…</p>
<p>Öğrenmek için evinin tam yerini, işte bu iyi bir fırsattı…</p>
<p><em>Üç sokak dolaşıp getirdik çantasını evine. Konuşmak için bulduk bir sürü bahane… Kendini beğenmişliğini perçinlemek miydi niyeti, yoksa evini öğrenmemizi mi istemişti bilemedim. Çok konuşup çok güldük, birlikte olmak ne kadar keyifliydi onunla&#8230; Bildiğim tek şey bundan sonra, aklımın yalnız kaldığıydı “<strong>O”</strong> nda…  </em></p>
<p>23 Nisan törenleri için öğretmenimiz bir tiyatro oyunu sahnelemek istiyordu. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler oynanacaktı… Türkçesi ve ezberi iyi olan öğrenciler arasından bir seçme yapıldı… Ancak Pamuk prenses ile prens rolü ikişer kişi arasında paylaştırdı… Hangi grup daha iyi ezberler ve daha iyi oynarsa, onlar sahneye çıkacaktı…</p>
<p><em>Seçilen prenseslerden biri bendim, seçilen prenslerden biri de <strong>“O”. </strong></em></p>
<p><em>Fakat ayrı gruplardaydık<strong>. </strong> Ne olurdu sanki birlikte oynasaydık. Ben başka bir prensle provaları yapıyordum, o başka bir prensesle… Hayal kuruyordum her gece, ikimiz seçiliyorduk, ben beyaz elbisem ve tozpembe pelerinimle çıkıyordum karşısına… Uzun saçlarımda pembe yapma çiçeklerden bir taçla… Bana kırmızı gül uzatıyordu reveransla… Gülü nazikçe alıyor ve kokluyordum yavaşça…</em></p>
<p>Seçimler yapıldı, sonuç açıklandı. Bizim grup kazanmıştı. Sevinmeli miydim yoksa üzülmeli mi bilemedim…</p>
<p><em>Pamuk prensi oynayacaktım evet ama neredeydi hayallerimdeki prens karşımda? </em></p>
<p>Okuldan ilk ben çıktım, çünkü dayanamamıştım… Eve gelene kadar ağladım… Hayaller ile gerçeklerin farkına ilk kez vardım… Radyomuz yetişti imdadıma; bıraktım kendimi onun huzuruna… Barış Manço söylüyordu, daha önce olduğu gibi yine o yumuşak sesiyle, yine Uşak makamından sımsıkı yakalamıştı beni…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/alPklKQd_l4?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Gamzedeyim deva bulmam garibim bir yuva kurmam<br />
Kaderimdir hep çektiğim inlerim hiç reha bulmam</p>
<p>Elem beni terk etmiyor hiçte fasıla vermiyor<br />
Nihayetsiz müteakiben doğrusu ömür yetmiyor<br />
Elem beni terk etmiyor hiçte fasıla vermiyor<br />
Nihayetsiz müteakiben doğrusu ömür yetmiyor.</p>
<p><figure id="attachment_2861" aria-describedby="caption-attachment-2861" style="width: 257px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım….jpg" rel="attachment wp-att-2861"><img class=" td-modal-image wp-image-2861 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım…-257x300.jpg?resize=257%2C300" alt="Tanbur, yeni yol arkadaşım…" width="257" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım….jpg?resize=257%2C300&amp;ssl=1 257w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım….jpg?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 257px) 100vw, 257px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2861" class="wp-caption-text">Tanbur, yeni yol arkadaşım…</figcaption></figure></p>
<p><em>Tatyos Efendi’nin en tanınmış eserlerinden biri olan bu şarkı, yol arkadaşım olacaktı bundan böyle uzun ince hayat yolculuğunda… Yaşanacak her hayal kırıklığında ilk kucağını o açacak, birlikte daha nice badireler atlatılacaktı.  Yeniden doğrulup, topladığımız kırıklarla devam edecektik uzayıp giden yola… </em></p>
<p><strong><em>Yıllar sonra bir gün, bu eski dostu tanburla çalmak bizzat nasip olacaktı bana…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/">Gamzedeyim Deva Bulmam &#8211; Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2858</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nostalji Tramvayı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Mar 2016 16:38:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2829</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu nostalji tramvayı Paralel uzanır denize Tıpkı kentin dağları misali, düz ve mümkün geldiğince sade Ve susmaz hiç zilleri Eski lisenin hademesi sanki, Çocukları çağırır sınıflara Varyanttan Işıklara Bizim nacizane travmalarımız gibi bir yerde Girintili ve çıkıntılıdır fakat, Dikine uzanır  ruhumuza Aynı ziller çalar üstelik Aklımızdan taşşaklarımıza</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/">Nostalji Tramvayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu nostalji tramvayı</p>
<p>Paralel uzanır denize</p>
<p>Tıpkı kentin dağları misali, düz ve mümkün geldiğince sade</p>
<p>Ve susmaz hiç zilleri</p>
<p>Eski lisenin hademesi sanki,</p>
<p>Çocukları çağırır sınıflara</p>
<p>Varyanttan Işıklara</p>
<p>Bizim nacizane travmalarımız gibi bir yerde</p>
<p>Girintili ve çıkıntılıdır fakat,</p>
<p>Dikine uzanır  ruhumuza</p>
<p>Aynı ziller çalar üstelik</p>
<p>Aklımızdan taşşaklarımıza</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/">Nostalji Tramvayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2829</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dicle İçin Hayaller</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Mar 2016 15:45:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2837</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fotoğrafı göstererek sevgilisine bu mu Dicle? dedi. -Evet o fotoğrafı nerden buldun  en iyi arkadaşım onu çok seviyorum . -O bir fahişe -İyi bir kız o senin bildiğin kızlara benzemez -Doğru benim bildiğim kızlara benzemez, fahişe bu kadın, ona Ana diyorlar. Kerhane işletiyor. Sakin bana bu arkadaşını savunma ondan uzak duracaksın. &#8211; Hayır, o iyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/">Dicle İçin Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğrafı göstererek sevgilisine bu mu Dicle? dedi.</p>
<p>-Evet o fotoğrafı nerden buldun  en iyi arkadaşım onu çok seviyorum .</p>
<p>-O bir fahişe</p>
<p>-İyi bir kız o senin bildiğin kızlara benzemez</p>
<p>-Doğru benim bildiğim kızlara benzemez, fahişe bu kadın, ona Ana diyorlar. Kerhane işletiyor. Sakin bana bu arkadaşını savunma ondan uzak duracaksın.</p>
<p>&#8211; Hayır, o iyi bir kız!</p>
<p>Adam artık nefes almakta zorlanıyordu. Kız arkadaşının böyle bir kadınla arkadaş olduğunu ve onu savunduğuna inanamıyordu. Başına hep ilkler geliyordu, bu ilki kaldıracak güçte değildi. Kendini rahatlatmak için hayaller kurmaya başladı.</p>
<p>Yoldan karşıdan karşıya geçen bir kızın üzerinden kamyon geçtiğine şahit olmuştu, sonra arkasından gelen başka kum dolu kamyon da üzerinden geçmişti. Çok geçmeden cesedin etrafında kalabalık oluştu. O da kalabalığa karıştı. Kanamış cesedin yüzüne baktı, Dicle’ydi. Belki DNA testi sonrasında kimliği belli olacaktı, ama o görür görmez tanınmaz haldeki cesedin kim olduğunu teşhis etmişti.</p>
<p>Kalabalıktan biri ne iğrenç ceset bu dedi.</p>
<p>-Evet, öyledir. Dicle adı. Ünlü bir fahişedir, onun için Ana derler.</p>
<p>Ben tanımıyorum.</p>
<p>-Ben çok iyi tanırım, neden üzerine işemiyoruz? Bunu hak ediyor çok kızın ahini aldı.</p>
<p>-Bu kadarda değil. Bu nasıl bir hayal, sana öyle bir kız değil Dicle dedim.</p>
<p>-Gerçekten sonra konuşalım çok sinirliyim. Kurduğum hayalle rahatlayacaktım. Bir rahat bırak ne halin varsa gör.</p>
<p>Sevgilisinden ayrılmıştı. Dicle gittikçe büyüyor, kızlarının sayısı gittikçe artıyordu. Onun sevgilisi de Dicle’nin muhasebe işini yürütüyordu.</p>
<p>Dicle’nin evinin yakınından geçiyordu, havaalanından henüz yeni kalkmış yolcu uçağının sesi gittikçe yakınlaşıyordu. Adam Dicle’nin evinden uzaklaşmıştı ki büyük bir patlama oldu. Kıyamet günü geldi dedi. Yaralanmıştı, kanlar içindeydi. Birçok yer yıkılmıştı. Arkasına döndü baktı, ne olduğunu anlayamadı. Etraftan koşan insanlar “uçak düştü, uçak düştü” diyorlardı. Uçak, Dicle’nin evine düşmüştü. Ev yanıyordu. Taş üzerinde taş kalmamıştı. Yardıma gidilemiyordu. Bir patlama olur endişesinden ve oluşan alevlerden. “Zavallılar yanarak öldüler” dedi kalabalıktan bir adam.</p>
<p>“Ben tanıyorum. Dicle adı. Ünlü bir fahişedir, Ana derler kendisine” diyerekten yanıt verdi.</p>
<p>Işığı kapatıp böyle bir şey olmasını diledikten sonra uyudu&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/">Dicle İçin Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2837</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gediz Depremi – 28 Mart 1970</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Mar 2016 12:07:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[foto belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[fotoroman]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2805</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikayelerimizin Müziği; Dış Dünya Gözüyle  (ARA NAĞME &#8211; 1) 28 MART 1970 DEPREMİ “Gelen baharın ılık güneşi altında Gediz’de yine pazar kurulmuş ve insanlar yorucu bir günün ardından yatmaya hazırlanıyordu. Saatlerin 23.05’i gösterdiği an, aniden yerin derinliklerinden gelen Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetindeki deprem, ilçenin üstene korkunç bir kabus gibi çökerken Gediz’i de bir anda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/">Gediz Depremi – 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikayelerimizin Müziği; Dış Dünya Gözüyle  (ARA NAĞME &#8211; 1)</strong></p>
<p><strong>28 MART 1970 DEPREMİ</strong></p>
<p>“Gelen baharın ılık güneşi altında Gediz’de yine pazar kurulmuş ve insanlar yorucu bir günün ardından yatmaya hazırlanıyordu.</p>
<p>Saatlerin 23.05’i gösterdiği an, aniden yerin derinliklerinden gelen Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetindeki deprem, ilçenin üstene korkunç bir kabus gibi çökerken Gediz’i de bir anda yurt ve dünya gündeminin başına oturtuverdi.</p>
<p>Zifiri bir karanlık ve karanlıktan kopup gelen çığlıklar, yardım dileyen acı dolu iniltiler, yangınlar, cayır cayır yanan insanlar, korku, dehşet, çaresizlik ve aniden başlayan yağmur&#8230;</p>
<p>1970 Gediz Depremi, ilçe tarihine işte böylesine acılar yaşanan bir felaket olarak geçti. Ateş her zaman düştüğü yeri yakardı. O gün de öyle oldu. Ancak ateş bu kez 26 bin konutun üstüne birden düşmüştü.</p>
<p>Her şey altı saniyede olup bitmiş, deprem 1086 can almış, 1258 kişi de yaralanmıştı. Deprem 13.250 km2’lik alanda yıkıma neden oldu ve Türkiye’nin %45’inde hissedildi. Bu alan içinde 9.473 bina yıkıldı ya da ağır hasar gördü.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/QGftvvo6DNY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong>Kaynak: Eski Gediz Belediye Başkanlığı</strong></p>
<p>“İlçemizde 1970 yılında meydana gelen Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetindeki deprem ile  ilgili yeni fotoğrafla ortaya çıktı.</p>
<p>Fotoğrafları Antalya İlinde yaşayan Cengiz ÖZTUÇ Kaymakamlığımıza gönderdi.</p>
<p>1970 yılında İstanbul Üniversitesi Fizik Matematik Öğretmenliği bölümünde okuyan Cengiz ÖZTUNÇ Üniversite Rektörlüğü tarafından gönüllü 20 öğrencinin Gediz’e yardım amacıyla gönderildiklerini, Gediz’e gelerek yardıma ihtiyacı olan herkese yardımda bulunduklarını belirtti.</p>
<p>O tarihte çektiği fotoğrafları bu güne kadar sakladığını ve 61 adet fotoğrafı Kaymakamlığımıza gönderdiğini ifade etmiştir.</p>
<p>Cengiz ÖZTUNÇ’un göstermiş olduğu bu duyarlılık nedeniyle Gediz Kaymakamlığı olarak bizlerde kendisine Gediz halkı adına teşekkür ederiz.”</p>
<p><strong>Kaynak: Gediz Kaymakamlığı</strong></p>
<p><strong>İşte o fotoğraflardan bazıları:</strong></p>
<p><figure id="attachment_2807" aria-describedby="caption-attachment-2807" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg" rel="attachment wp-att-2807"><img class=" td-modal-image wp-image-2807 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=469%2C306" alt="Gediz Depremi-1" width="469" height="306" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=300%2C196&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2807" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-1</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2808" aria-describedby="caption-attachment-2808" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg" rel="attachment wp-att-2808"><img class=" td-modal-image wp-image-2808 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?resize=469%2C312" alt="Gediz Depremi-2" width="469" height="312" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2808" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-2</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2809" aria-describedby="caption-attachment-2809" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg" rel="attachment wp-att-2809"><img class=" td-modal-image wp-image-2809 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?resize=469%2C315" alt="Gediz Depremi-3" width="469" height="315" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2809" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-3</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2810" aria-describedby="caption-attachment-2810" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg" rel="attachment wp-att-2810"><img class=" td-modal-image wp-image-2810 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg?resize=469%2C346" alt="Gediz Depremi-4" width="469" height="346" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg?resize=300%2C221&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2810" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-4</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2811" aria-describedby="caption-attachment-2811" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg" rel="attachment wp-att-2811"><img class=" td-modal-image wp-image-2811 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg?resize=469%2C329" alt="Gediz Depremi-5" width="469" height="329" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg?resize=300%2C210&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2811" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-5</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2812" aria-describedby="caption-attachment-2812" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg" rel="attachment wp-att-2812"><img class=" td-modal-image wp-image-2812 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=469%2C309" alt="Gediz Depremi-6" width="469" height="309" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2812" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-6</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2813" aria-describedby="caption-attachment-2813" style="width: 462px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg" rel="attachment wp-att-2813"><img class=" td-modal-image wp-image-2813 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg?resize=462%2C352" alt="Gediz Depremi-7" width="462" height="352" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg?w=462&amp;ssl=1 462w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2813" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-7</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2814" aria-describedby="caption-attachment-2814" style="width: 363px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg" rel="attachment wp-att-2814"><img class=" td-modal-image wp-image-2814 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg?resize=363%2C336" alt="Gediz Depremi-8" width="363" height="336" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg?w=363&amp;ssl=1 363w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg?resize=300%2C278&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 363px) 100vw, 363px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2814" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-8</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2815" aria-describedby="caption-attachment-2815" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg" rel="attachment wp-att-2815"><img class=" td-modal-image wp-image-2815 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg?resize=469%2C348" alt="Gediz Depremi-9" width="469" height="348" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg?resize=300%2C223&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2815" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-9</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2816" aria-describedby="caption-attachment-2816" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg" rel="attachment wp-att-2816"><img class=" td-modal-image wp-image-2816 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=469%2C309" alt="Gediz Depremi-10" width="469" height="309" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2816" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-10</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2817" aria-describedby="caption-attachment-2817" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg" rel="attachment wp-att-2817"><img class=" td-modal-image wp-image-2817 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?resize=469%2C335" alt="Gediz Depremi-11" width="469" height="335" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?resize=300%2C214&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2817" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-11</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2818" aria-describedby="caption-attachment-2818" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg" rel="attachment wp-att-2818"><img class=" td-modal-image wp-image-2818 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg?resize=469%2C352" alt="Gediz Depremi-12" width="469" height="352" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2818" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-12</figcaption></figure></p>
<p>Gediz Depreminin üzerinden tam 46 yıl geçti; Eski Gediz- Yeni Gediz diye ikiye ayrıldı kasaba…</p>
<p>Yeni Gediz’de her şey yeniden kuruldu… Eski Gediz onarıldı ve tarihi kasabalarımızdan biri olarak zamana direnmekte hâlâ…</p>
<p>Ama hafızalarımızda kalanlar tazeliğini koruyor, beyinlerimizde çektiğimiz fotoğrafları anlatmaya kelimeler yetmiyor…</p>
<p>Dilimiz döndüğünce yüreğimizden gelenler, geldikleri gibi yalın, yalansız, hilafsız, kendiliğinden kağıtlara dökülüyor… Okuyucuyla buluşuyor…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/">Gediz Depremi – 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2805</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Paradise</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/paradise/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/paradise/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Mar 2016 11:51:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gözde Traş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2786</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana ulaşmanın zorluğunu ancak ulaşmaya çalıştığımda anlayabildim. Sam, oğlum yaşadığın zorluğu anlayabiliyorum. Ancak elimden gelen hiçbir şey olmamakla birlikte yanında da olamıyorum. Bu dünyaya gözlerini açtığında yanında olsaydım yaşama şansını elinden almış olurdum. Yaşının çok küçük olduğunu biliyor ve isyanını anlayabiliyorum. Ne yazık ki karşı koyduğun kadar seni bağnazlaştırmaya çalışacak bir türün üyeleriyiz. Karşı koyma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/paradise/">Paradise</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sana ulaşmanın zorluğunu ancak ulaşmaya çalıştığımda anlayabildim.</p>
<p>Sam, oğlum yaşadığın zorluğu anlayabiliyorum. Ancak elimden gelen hiçbir şey olmamakla birlikte yanında da olamıyorum. Bu dünyaya gözlerini açtığında yanında olsaydım yaşama şansını elinden almış olurdum.</p>
<p>Yaşının çok küçük olduğunu biliyor ve isyanını anlayabiliyorum. Ne yazık ki karşı koyduğun kadar seni bağnazlaştırmaya çalışacak bir türün üyeleriyiz.</p>
<p>Karşı koyma Sam.</p>
<p>Kendi türünü sahiplen.</p>
<p>Karşılık verdikçe bedenini ruhundan ayırabilecek güce sahip varlıklar var karşında, tıpkı babana yaptıkları gibi.</p>
<p>Baban, ah David hayatımın aşkı, seni ve beni korumak için kendi yüzyıllık hayatından vazgeçen isyankâr ruhunun sahibi olan baban…</p>
<p>Sana her uzaktan baktığımda siyah saçlarına zıt beyaz tenine uyumlu mavi gözlerinde gördüm babanı.</p>
<p>Ben babanı aşkla, babanda beni duygu barındırması imkânsız olan, cezayla taşlaştırılmış kalbiyle sevdi. İkimizin birer parçası olarak babanın özgürlükçü düşünceleriyle ve benim yumuşacık sevgi dolu kalbimle sen geldin bu dünyaya.</p>
<p>Senden korkuyorlar sevgili oğlum.</p>
<p>Senden, kendi yaptıkları düzeni bozmandan korkuyorlar…</p>
<p>Dediğim gibi kendi türünü sahiplen ve sadece kendin için değil bizim içinde bu bağnazlaştırılmış toplulukla savaş, bu topluluğun içinde büyüdüğün için senden şüphelenmeyeceklerdir.</p>
<p>İki gün sonra hilal gökyüzünde görüldüğü zaman olgunlaşmış olacaksın ve özgürlükçü düşüncelerin bedeninde hayat bulacak, işte o zaman türümüzden olmadığın ortaya çıkacak, senden türe ait olduğuna dair yemin istendiğinde etrafın masmavi bir ışıkla çevrelenecek ve babana yaptıkları gibi kalbini sökmek, onun yerine bir taş parçası koymak isteyecekler.</p>
<p>Ancak atladıkları nokta kalbinin içinde ki sevgi olacak. Orada beni hissedeceksin.</p>
<p>Ben gidiyorum oğlum, babanın arkasından senin kalbini korumaya gidiyorum. Sen bu hologramı izlediğinde, ben senden çok uzakta belki de cennet denen yerde olacağım.</p>
<p>Bir ruh, bedeni korur ikinci ruh ise kalbi…</p>
<p>Senden vazgeçmiyoruz oğlum, sana inanıyoruz.</p>
<p>Sana neden bu kadar geç ulaştığımı merak ettiğini biliyorum. Görüyorum ki topluluk senide içine almış özünü kaybetmeye başlamışsın. Konuşmamın başında da söylediğim gibi bağnazlaştırılmış topluluklarda senin özgür düşünceni duymam fazlasıyla zamanımı aldı. Düşüncelerin silikleşmiş özgüvenin düşmüş oğlum.</p>
<p>Sana bunu kimsenin yapmasına izin verme! Özünü bulmak istiyorsan kalbindeki yara izlerini hisset, seni sen yapan yaşadığın acılar olacaktır…</p>
<p>Hiç tanışmamış olduğun baban benden önündeki engelleri sana anlatmamı istemişti Sam bize kızgın olduğunu biliyorum madem seni bırakacaktık neden seni bu dünyaya getirdiğimizi sorguladığını da biliyorum aslında sen mucizevi bir hediyeydin bizim için.</p>
<p>İmkânsızdın oğlum.</p>
<p>Bizim umut ışığımız olup yaşanmamış anılarımız için senden savaşmanı rica ediyorum.</p>
<p>Ve Sam, doğumundan hemen sonra onu yalnızlığa terk etmek zorunda kaldığım oğlum,</p>
<p>Seni sevdiğimizi hisset cennette görüşmek dileğiyle…’’</p>
<p>Hologramın kendini imha etmesinin hemen ardından Sam’ın aklından geçen tek düşünce o gece yemin edeceğiydi.</p>
<p>Ancak edeceği yemin bağlılık değil savaş yemini olacaktı…</p>
<p>Ve kimse ama kimse geleceğin Sam’e ne getireceğini bilemeyecekti.</p>
<p>Bir topluluk düşünün kendini tek bir düşüncenin etrafında toplamış.</p>
<p>Şimdi de topluluğun içinde sevgi ve özgürlüğün birleşiminden doğmuş bir erkek çocuğunu.</p>
<p>Sam…</p>
<p>Sam, o çocuk.</p>
<p>Sam, özgürlüğün beden bulmuş hali.</p>
<p>Sam, yalnızlığı ruhunun derinliklerinde hissetmiş bir çocuk.</p>
<p>Önemli olan ise Sam’in savaş yemini edip etmeyecek oluşudur.</p>
<p>Sahi, Sam savaş yemini edecek mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/paradise/">Paradise</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/paradise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2786</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pazartesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pazartesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pazartesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Mar 2016 11:31:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2757</guid>
				<description><![CDATA[<p>Pazartesi kokardın bir zamanlar Hatırlar mısın? İçli içli hani… Fırından taze çıkmış susamlı bir simit gibi, Yanında çay, açık, berrak, sıcacık… Üşümüş ellerin bir türlü ısınmazdı. Dokunamazdım parmak uçlarına… Ne yapsan kar etmezdi, Dinmeyen yalnızlığına… Gözpınarlarında biriken damlalar gibi, Susardı ellerin de, Tutamadığım avuçlarında… Yanına sokulurdum usulca, Nefes alırmış gibi, Her zaman ki gibi, Hiçbir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazartesi/">Pazartesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Pazartesi kokardın bir zamanlar</p>
<p>Hatırlar mısın?</p>
<p>İçli içli hani…</p>
<p>Fırından taze çıkmış susamlı bir simit gibi,</p>
<p>Yanında çay, açık, berrak, sıcacık…</p>
<p>Üşümüş ellerin bir türlü ısınmazdı.</p>
<p>Dokunamazdım parmak uçlarına…</p>
<p>Ne yapsan kar etmezdi,</p>
<p>Dinmeyen yalnızlığına…</p>
<p>Gözpınarlarında biriken damlalar gibi,</p>
<p>Susardı ellerin de,</p>
<p>Tutamadığım avuçlarında…</p>
<p>Yanına sokulurdum usulca,</p>
<p>Nefes alırmış gibi,</p>
<p>Her zaman ki gibi,</p>
<p>Hiçbir şey yokmuş gibi…</p>
<p>Fark ettirmeden,</p>
<p>Ciğerlerime doldururdum seni…</p>
<p>Günlerce çıkmazdı kokun içimden</p>
<p>Bu yüzden çok severdim</p>
<p>Bir zamanlar Pazartesileri…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazartesi/">Pazartesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pazartesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2757</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bomba İmha Uzmanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 13:25:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2753</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazı doktorlar vardır devlet hastanelerinde, onları bomba imha uzmanlarına benzetirim. Nişanlımın büyükannesi kontrol amaçlı hastaneye gitmişti. Acil alarm diyerekten ameliyata almışlardı. Sorun ciddiydi. Zavallı kadının bedenine ustaca döşenmişti bomba. Doktorlar birbirine bakarak “Ne yapacağız şimdi, sıçtık.” dedi. Bir başka doktor bir filmde izlemiştim, kırmızı kabloyu kesiyorlardı. Biz de öyle yapalım dedi. Büyükannenin damarlar idi bahsedilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/">Bomba İmha Uzmanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı doktorlar vardır devlet hastanelerinde, onları bomba imha uzmanlarına benzetirim. Nişanlımın büyükannesi kontrol amaçlı hastaneye gitmişti. Acil alarm diyerekten ameliyata almışlardı. Sorun ciddiydi. Zavallı kadının bedenine ustaca döşenmişti bomba. Doktorlar birbirine bakarak “Ne yapacağız şimdi, sıçtık.” dedi. Bir başka doktor bir filmde izlemiştim, kırmızı kabloyu kesiyorlardı. Biz de öyle yapalım dedi. Büyükannenin damarlar idi bahsedilen kablo… Sonra her kafadan bir renk geldi. Mavi diyen, sarı diyen oldu&#8230; Zaman daralmıştı… Zavallı kadının değil, bombanın değil, doktorların zamanı daralmıştı. Mesai bitecekti. Doktorun biri kırmızı olsun, işimiz var, kes gidelim, fazla düşünmeye gerek yok. Geçen gittiğimiz ciğerci lokantasına gidelim dedi. Kadın bu arada can çekişmeye başladı. Karar alınmıştı. Ciğerci lokantasında hem fikir oldular. Kabloyu da kesmeden bombayı öylece bırakıp gittiler. Bomba patladı ve ölen büyükanne gömüldü. Mekanı cennet olsun..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/">Bomba İmha Uzmanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2753</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 07:15:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Boş beşik]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz Depremi]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Akgün]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2730</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 9 Geceydi; koyu kapkaranlık bir gece… Zifiriydi gözlerimiz, seslerimiz, ellerimiz bile… Korku yenilmez böyle zamanlarda, hayatta kalmaktır öncelik ama! Nefesini tutup beklersin ölümün avucunda… Kanaryam kafestedir, ne yapsam ötmez. Candır o da nasılsa… Bekler biz gibi sığındığı köşesinde kâbusun geçmesini… Gördüğümüz eğer kâbussa… Çabuk uyanalım ne olur diye yumar gözlerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/">Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 9</strong></p>
<p><em>Geceydi; koyu kapkaranlık bir gece… Zifiriydi gözlerimiz, seslerimiz, ellerimiz bile… Korku yenilmez böyle zamanlarda, hayatta kalmaktır öncelik ama! Nefesini tutup beklersin ölümün avucunda… Kanaryam kafestedir, ne yapsam ötmez. Candır o da nasılsa… Bekler biz gibi sığındığı köşesinde kâbusun geçmesini… Gördüğümüz eğer kâbussa… Çabuk uyanalım ne olur diye yumar gözlerini o da sımsıkı umutsuzca…</em></p>
<p>Geceydi. Çocuklar için geçti. Ama geçmedi o üç-beş dakika… Bitmek bilmedi bir türlü, sallandı sallandı, dinmedi uğultusu. Sarıldık mı birbirimize? Korku muydu titreten bizi soğuk mu bilemedik? Çocuktuk, nerden bilecektik? Sabahına pasta yiyecektik… Doğum günü pastası, sürpriz yapacaktık abime, ne çok eğlenecektik… 14 yaşı bitiyordu, 15’inden gün alıyordu… Elinde bir fenerle çıkış yolu arıyordu karanlıkta, düşüp yere takılıyordu…</p>
<p><em>“Telefon edelim anneme” dedim. Hatırlıyorum, sesim nasıl çıktı, başka ne dedim bilemiyorum.</em></p>
<p><em>Yan odaya geçtik, telefona uzandık, kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı… Az önce konuşmuştum ya… İyi geceler, iyi uykular, tatlı rüyalar dilemiştim ucunda… Neden çalışmıyordu peki şimdi? Duvarda neden sessiz duruyordu, eriştirmiyordu bize annemizi?</em></p>
<p><figure id="attachment_2733" aria-describedby="caption-attachment-2733" style="width: 217px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kurtuluşumuz-bir-ahize-uzağımızdaydı….jpg" rel="attachment wp-att-2733"><img class=" td-modal-image wp-image-2733 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kurtuluşumuz-bir-ahize-uzağımızdaydı….jpg?resize=217%2C232" alt="Kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı…" width="217" height="232" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2733" class="wp-caption-text">Kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı…</figcaption></figure></p>
<p>Elektrikler kesik çalışmaz ki dedi teyzem…</p>
<p>Dışarı çıkalım dedi abim…</p>
<p>Sarhoşlar var çıkmayalım dedi teyzem…</p>
<p><strong><em>Bir şey demedim ben.</em></strong></p>
<p>Ne deseydim. Annem ‘iş’te babam şehirde, biz yalnızız evde işte… Dışarısı soğuk, evimiz soğuk, ellerimiz buz kesmiş, üşümüş yüreklerimiz… Karanlık… Soğuk… Kırık bir umut… Neden sonra buldu abim gaz lambasını, yakmak için kibrit ararken bir ses geldi ünleyen! Kapıyı açtık bir de baktık ki annem…</p>
<p>Telaşla sarıldık birbirimize, vuslat hiç bu kadar güzel olmamıştı. Ama çıkmak gerekti evden, bir battaniyeye sarıp beni, kucakladı annem.</p>
<p><em>Soğuktu, olabildiğince soğuk… Dişlerim birbirine vuruyordu. Karanlıkta yürüyorduk, nereye hiç bilmiyorduk. Sesler geliyordu, duymaya çalışıyorduk… El fenerleri bir yanıp bir sönüyordu. Işık vurunca görebiliyorduk yolu. “Hamam yıkılmış” dedi biri. “Meydana gidelim orası açıklık” dedi başka biri… Nereye bastığımızı bilmiyorduk, arada bir takılıp düşüyorduk… Sıkıca sarılmıştım boynuna… “Dua et kızım” dedi annem kulağıma, “dua et”. Dua etmeye başladım. Ezberlediğim iki sure vardı… Beşindeydim daha… Başladım onları okumaya… Kevser ile İhlas… </em></p>
<p>Kalabalıktı, bağıranlar, feryat edenler… Çığlık attı biri…” Eyvah yangın çıktı”…</p>
<p>”İtfaiye “  dedi başka biri… Çıkaralım dediler… Ama çoktan yıkılmıştı itfaiye, <strong>bir tek</strong> aracı vardı Gediz’in oda enkaz altındaydı…</p>
<p>Meydandaydık artık, kurtulanlar toplanmıştı. Sarsıntı sırasında devrilen sobalardan çıkmıştı yangın. Kerpiç ve yığma evlerden kim kurtulabildiyse oradaydı, ya geride kalanlar? Ya yangın?</p>
<p>“Bari yağmur yağsa” dedi biri. Yangını söndürmenin başkaca yolu yoktu anlaşılan.</p>
<p><em>Allah’ım ne olur yağmur yağdır, dedim içimden, dua ettim. Ne olur Allah’ım yağmur yağsın. Başka bütün cümleler bitmişti… Hep aynı şeyi tekrarladım… Allah’ım ne olur yağmur yağsın… Allah’ım ne olur… Allah’ım yağmur!</em></p>
<p>Yangın artan rüzgârın etkisiyle hızla ilerliyor, postaneye doğru geliyordu… “Kuranportörü kurtaralım” dedi annem… Birkaç kişi atıldı hemen, postaneye koştular… Dış dünya ile tek iletişimimizi kurtarmak için atıldılar. Kadınlar ve çocuklar bekliyordu. Yangının sıcaklığı yüzlerimize vuruyordu, elimiz kolumuz bağlı izliyorduk uzaktan… Alevlerin aydınlığında görebiliyorduk birbirimizi, olanı biteni ancak anlayabilmişti ahali… Herkes tanıdıklarını soruyordu, komşusunu, akrabasını… Eş dost kim varsa haber almaya çalışıyordu… Enkaz altında kimlerin kaldığı, bulunmaya çalışılıyordu…</p>
<p><em>Arkadaşlarımı düşündüm bende, aklıma gelenleri, kurtuldular mı acaba diye? Ama soramadım sesim çıkmıyordu. Kurduğum tek cümle vardı, <strong>“Allah’ım ne olur yağmur yağsın”.</strong> Yoksa bütün Gediz yanacaktı&#8230;<strong> “Allah’ım ne olur yağmur”…</strong></em></p>
<p>Kuranportör kurtarıldı, meydana taşındı. Yangın postaneye ulaştı. Ve yağmur yağmaya başladı… İnsanlar sevinç çığlıkları attılar… Saçak altına sığındı kalanlar… Postaneye ulaşan yangın kesti hızını, adeta durdu ve kaldığı yerde devam etti, için için…</p>
<p>Sabaha kadar beklemek gerekiyordu yardım için. Beklenecek bir yer yoktu. “Ortaokulun bahçesine gidelim” dediler… İlçenin dışındaydı epey… Bir grup kadın ve çocuk başladık yürümeye…</p>
<p>Geceleri uykuya varmadan önce mutlaka dinlediğim iki plak vardı… Her gece birini dinlediğim… Bu gece yatmadan evvel de bunu dinlemiştim…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/o0bNO23Ssnw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Adalardan çıktım yayan<br />
Digel bu dertlere dayan</p>
<p>Bebeğim uykudan uyan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey<br />
Bebeğin beşiği çamdan<br />
Yuvarlandı düştü damdan<br />
Bey babası gelir Şam&#8217;dan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey<br />
Bebeğin beşiği bakır<br />
Yerinden kalkmıyor ağır<br />
Ben sallarım tıkır tıkır<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey</p>
<p><figure id="attachment_2732" aria-describedby="caption-attachment-2732" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg" rel="attachment wp-att-2732"><img class=" td-modal-image wp-image-2732 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Boş Beşik" width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?w=440&amp;ssl=1 440w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2732" class="wp-caption-text">Boş Beşik</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Uykuma kaldığım yerden devam edebilir miyim artık? Beş yaşındayım? Uykum var? Çok uykum var…Uykum… çok …</em></strong></p>
<p>Muzaffer Akgün’ün o yanık sesi kulağımdaydı… Uşşak makamındaki türküsü, Mart ayının zemheri soğuğunda sıcak bir çorba gibi ısıtıyordu ruhumu…</p>
<p>Adalardan çıktım yayan<br />
Digel bu dertlere dayan</p>
<p>Bebeğim uykudan uyan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey…</p>
<p><strong><em>Kaç beşik boş kaldı bu gece? Kaç anne söyleyecek artık bu türküyü bundan böyle?</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/">Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ecel Günlükleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Mar 2016 16:35:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2713</guid>
				<description><![CDATA[<p>24/10/2016 Bu sabah gözümü açtığımda beni gerçekten tedirgin eden şey kafama dayanmış silah değil, o silahı tutan kişinin İbrahim olmamasıydı. Gün henüz tam olarak aydınlanmış sayılmazdı. Yattığım yerden biraz doğrulup karşımdakinin yüzünü seçmeye çalıştım. Gece içkiyi fazla kaçırdığım zamanlar büyük bir bardak su içmeden uyumuşsam, aynı bu sabah olduğu gibi kabuslar eşliğinde, dayanılmaz bir baş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/">Ecel Günlükleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>24/10/2016</strong></p>
<p>Bu sabah gözümü açtığımda beni gerçekten tedirgin eden şey kafama dayanmış silah değil, o silahı tutan kişinin İbrahim olmamasıydı. Gün henüz tam olarak aydınlanmış sayılmazdı. Yattığım yerden biraz doğrulup karşımdakinin yüzünü seçmeye çalıştım. Gece içkiyi fazla kaçırdığım zamanlar büyük bir bardak su içmeden uyumuşsam, aynı bu sabah olduğu gibi kabuslar eşliğinde, dayanılmaz bir baş ağrısıyla uyanırdım. Kafamı yastıktan kaldırdığımda ise bir süre gözüm kararır, etraftaki hiçbir şeyi tam olarak göremezdim. Bu yüzden karşımda dikilen bu adamın İbrahim olup olmadığı konusunda kısa süreli bir tereddüt yaşadım. Başka birisi olduğunu anlamam yaklaşık yirmi saniye sürmüştü.</p>
<p>“Sen de kimsin?” dedim. Tedirginliğimi engelleyemediğimden sanırım, normalde konuştuğumdan daha ince bir tonda çıkmıştı sesim.</p>
<p>&#8220;Kusura bakma abi. Korkutmak istemezdim. İsmim Cevdet. İbrahim abinin yedeğiyim.&#8221;</p>
<p>İbrahim’e göre daha kibar bir yaklaşımı vardı veya henüz acemiliğinin verdiği bir kibarlıktı bu. Silahı tutuşundan anlaşılıyordu acemi olduğu. Kabzasını sıkı sıkı kavramıştı. Bu da elinin titremesine neden oluyordu. Kolunu dümdüz uzatmış, diğer elini de silahı tuttuğu elinin altına koyarak desteklemişti. Tıpkı ucuz dizilerdeki polisler gibiydi. Oysa bu şekilde taş çatlasa beş dakika durabilirdi. Parmağı tetikte değildi. Tetiğin hemen arkasında tutuyordu ve silahın emniyeti kapalıydı. Vakit gelmeden öldüreceğinden korkuyordu. Bu işi yapan adamların acemi olup olmadıklarını en bariz buradan anlayabilirdiniz. Tüm bunların dışında silahın namlusunu kafama dayamıştı. Yapılan en büyük yanlışlardan biriydi bu. Silahla kafanın arasında en az yarım metre olması gerekirdi. Aksi halde gün içerisindeki hareketlerime ayak uydurmakta zorlanabilirdi.</p>
<p>Onun bu acemi halini görünce az önceki tedirginliğim kaybolmuştu. Daha kendimden emin ve biraz daha sert bir sesle devam ettim.</p>
<p>&#8220;Korktuğumu kim söyledi sana. Hem senin evimde ne işin var? İbrahim nerde?&#8221;</p>
<p>&#8220;Yok abi estağfurullah. Korkutmak derken o anlamda söylemedim. İbrahim abinin annesine motor çarpmış akşam. Apar topar hastaneye gitti İbrahim abi.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tüh! Üzüldüm bak şimdi. Durumu nasılmış peki?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ağırmış sanırım. Zor çıkar diyorlar. Allah’tan ümit kesilmez tabi…&#8221;</p>
<p>&#8220;Yapma be! Tetikçisi yanında değil miymiş peki.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yok be abi ne tetikçisi. Belli bir yaşın üzerindekilere tetikçi verilmiyor artık.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yazık. Kendi eceliyle ölecek yani desene.&#8221;</p>
<p>&#8220;Maalesef.&#8221;</p>
<p>&#8220;Biz şanslıyız Cevdet biliyor musun? Kızıp söylenmek yerine şükretmeyi öğrenmemiz lazım. Bak en azından zamanını bilmesek bile nasıl öleceğimizi biliyoruz.&#8221;</p>
<p>Ağzından laf almaya çalıştığımı anladı Cevdet. Hiç bir şey söylemedi. Sadece gülümsemekle yetindi. Manalı bir gülümsemeydi bu. Tetikçilik yasası çıktığından bu yana içimi kemiren tek merak duygusu buydu. “Ne zaman öleceğim?” Oysaki daha önce nasıl öleceğimi bile bilmiyordum.</p>
<p>Tetikçilik yasasının tek değişmez kuralı ne olursa olsun insanlara ölecekleri zamanı söylememek üzerineydi. İnsanın öleceği zamanı bilmesi geçmişten gelen “Eceliyle Ölmek” kültürünün tamamen yok edilmesi anlamına gelirdi ki, bu toplumun yozlaşmasına neden olacağından, pek tasvip edilen bir şey değildi. En nihayetinde öleceği günü bilen insan, zamanı azaldıkça şeytanın bile aklına gelmeyecek türden rezillikleri yapabilirdi. Eminim ben daha fazlasını da yapardım.</p>
<p><strong>30/10/2016</strong></p>
<p>Sokakta kime baksam mutluydu. Sanki bütün insanlık bu devrimi beklermiş gibi. Mücadele etmenin bir anlamı yoktu. Ölüm gerçeği, sadece belirli zamanlarda yansımıyordu artık zihnimizde. Her an ölebileceğimiz ihtimali, vücut bulmuş haliyle tam yanımızda geziyordu. Gündelik hayatlarına, kafalarına doğrultulmuş bir silahla devam eden herkes hayatından memnundu. Bir tek üst komşum olacak asker emeklisi Sabahattin lavuğu memnun değildi. Bu, değiştirilmesini istediği altıncı tetikçisiydi. Ne zaman beni görse dert yanıyor, adamların disiplinsizliğinden dem vuruyordu.</p>
<p>“Allah aşkına siz söyleyin efendim, böyle tetikçilik mi olur?”</p>
<p>“Haklısınız Sabahattin Bey olmaz”</p>
<p>“Bunların silah tutuşunda hayır yok.”</p>
<p>“Evet Sabahattin Bey yok”</p>
<p>“ Zamanı gelince bu işe yaramaz herifler mi erdirecek beni huzura”</p>
<p>“Haklısınız”</p>
<p>Umarım en yakın zamanda kavuşur o çok istediği huzura.</p>
<p><strong>12/11/2016</strong></p>
<p>Kafam iyiydi. Belimdeki silahı çıkarıp ben de Cevdet’in kafasına dayadım. Meyhanenin ortasında, kafalarına dayalı silahla içmeye devam eden öteki alemcilerin arasında bizi rahatlıkla ayırt edebilirdiniz.</p>
<p>“Söyle ulan orospunun evladı. Ne zaman öldüreceksin beni?”</p>
<p>“Abi bak ayıp oluyor ama böyle küfür müfür…”</p>
<p>“Ayıbını sikerim senin. Söyle yoksa ben seni öldürürüm”</p>
<p>“Öldür lan. Öldürmezsen adam değilsin. Pezevengin evladı seni”</p>
<p>Pratiği zayıf olsa bile, teorisi iyiydi Cevdet’in. O an kafasına dayadığım silaha rağmen söylememeye kararlıydı. Bir an elimin ayağımın titremeye başladığını hissettim. Gözlerim doldu. Ağlamaya başladım.</p>
<p>“Ne olur lan söylesen. Ölür müsün sanki…”</p>
<p>“Abi yalvarırım yapma böyle. Söyleme imkanım olsa bu kadar üzer miyim seni?”</p>
<p>“Üzmezsin değil mi?”</p>
<p>“Üzmem tabi ki. Hadi ver o silahı şimdi bana. Oturup efendi gibi içmeye devam edelim.”</p>
<p>“Tamam vericem. Ama sen de en azından bana yılını söyle. Gününü, ayını siktir et.”</p>
<p>“Abi lütfen!”</p>
<p>“Tamam lan tamam. Al veriyorum silahı.”</p>
<p>“Hah şöyle! Hadi güzel abim sağlığına içelim”</p>
<p>“Senin de sağlığına Cevdetim. Fakat şu silahı güzel tut bak. Elin titriyor hala. O gün geldiğinde de böyle elin titrer, kurşun kafamı sıyırır da canımı yakarsan ananı sikerim demedi deme.”</p>
<p>Masadan kalkmaya niyetlenmiştik ki arka tarafta patlayan silah sesiyle irkildik. Sesin geldiği masanın yanına gittiğimizde yerde kanlar içinde yatan Vahap Bey’i gördük. Dünya meyhanesinin, ismi buydu meyhanenin, müdavimlerindendi Vahap Bey. Efendi adamdı. Her gece gelir, üç kadehten fazla içmezdi. Tetikçisine de bir iki kadeh ısmarlar, gecenin ilerleyen vakitlerine kadar dertleşirlerdi. Canından çok sevdiği karısı, aynı tetikçinin kurşunuyla iki yıl evvel ölmüştü. “Ne olur izin verin. Canımı vuranın elinden olsun ölümüm” dediği için de aynı tetikçi hemen haftasında Vahap Bey’e atanmıştı.</p>
<p>Kollarından tutup meyhanenin arka kapısına kadar sürüklediler Vahap’ı. Arkasından ağzımızın döndüğünce bir iki dua okuyup son görevimizi yapmış sayıldık bizde. Islak bezle yerleri ve kan sıçramış masayı bir güzel sildiler. Silahını beline sokup ellerini yıkamaya gitti tetikçi. Geri döndüğünde bir bira söyledi kendine.</p>
<p>Birasını bitirmeye yakın yaptığı itiraf açıkçası hepimizi şaşırtacak cinstendi.</p>
<p>“Doğruyu söylemek gerekirse daha vadesi dolmadı ya… Gönlü yaralıydı Vahap abinin. Daha fazla acı çekmesine vicdanım elvermedi”</p>
<p>Bunun yasaya aykırı olduğunu düşünmüştüm hep. Ya bu adam yaptığı işe vicdanını karıştıracak kadar acemiydi, ya da yasa bu tür esnekliklere göz yumabiliyordu.</p>
<p><strong>17/11/2016</strong></p>
<p>İbrahim’in yanına uğradım bugün. Zavallı. Yorgunluktan bitap düşmüştü. Hastane koridorundaki banklardan birinde uzanırken gördüm onu. Hep nefret etmişti hastanelerden. Hastanelerin tentürdiyot kokulu koridorlarından… Şimdi ise ölüm döşeğindeki anasının eceli gelene kadar belki de aylarca katlanmak zorundaydı bu kokuya. İbrahim’in, annesinin ölümü üzerinden beklediği zamanın belirsizliği, benim Cevdet’in beni ne zaman öldüreceği konusundaki belirsizlikle eş değerdi. İkimiz de bunun cevabını hiçbir zaman alamayacaktık.</p>
<p><strong>03/12/2016</strong></p>
<p>Televizyonda yine o aptal tartışma programları&#8230; Çok bir bok bildiğini zanneden o aydın bozuntuları, kafalarına dayanmış silahla ekranlarda boy boy görünüp tetikçilik yasasının insanın özgürlüğünü nasıl kısıtladığını öne süren tezlerini sunmaya devam ediyorlardı. Oldum olası sevemedim bu aydın güruhu. Bir taraftan halktan kendilerini soyutlayıp, halkın gerçekten neyden mutlu olduğunu görmezken, diğer taraftan kendi bildiklerinin halk için en doğrusu olduğunu nasıl savunabildiklerine aklım bir türlü ermiyordu. İnsanlar mutluydu. Bundan daha kıymetli bir şey olabilir mi? Yıllardır bitmek bilmeyen kaos bu yasa sayesinde bitmişti. Artık insanlar ne idiği belirsiz kurşunların hedefi olmuyordu, yada bir çöp kenarına bırakılmış uzaktan kumandalı bir bombayla parçalanmıyordu vücutları. Fail-i meçhul diye bir kavram giderek yitirmişti anlamını. Artık her meçhulün faili belliydi ve her fail kendi meçhulünden sorumluydu. Tüm bu saydıklarım yetmez miydi mutluluğumuza?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/">Ecel Günlükleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2713</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Mar 2016 15:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hülya Kaya Erden]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[boşluk duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız adam]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2702</guid>
				<description><![CDATA[<p>İkinci Bölüm: Şeyda Yaşam umutsuzluğun Öbür yanında başlar. &#8220;Nietzsche&#8221; Dışarısı… Giyiniyorum ve savruk vücuduma bakmadan dalıyorum insanların içine. Geçmişin elindeki sokaklar yalnız ve ıssız… Yaşamak için yalnız mı olmak gerekiyor? Hissetmek ve var olduğumu hissettirmek için biraz nefes almaya ihtiyacım var. Karanlık duvarların yakınmalarını dinlememek adına bugün, insanların içine dalıyorum. Her nefretin altında yatan boşalma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/">Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>İkinci Bölüm: Şeyda</strong></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yaşam umutsuzluğun</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Öbür yanında başlar.</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Nietzsche&#8221;</p>
<p>Dışarısı… Giyiniyorum ve savruk vücuduma bakmadan dalıyorum insanların içine. Geçmişin elindeki sokaklar yalnız ve ıssız… Yaşamak için yalnız mı olmak gerekiyor? Hissetmek ve var olduğumu hissettirmek için biraz nefes almaya ihtiyacım var. Karanlık duvarların yakınmalarını dinlememek adına bugün, insanların içine dalıyorum. Her nefretin altında yatan boşalma gibi… İnsanlara ihtiyacım olduğunu biliyorum. Hadi bırak beni insanların arasına… Durma herkes gibi olmak için savaşmaya&#8230; Sorgusuzca at kendini gerçek oluşumun içine…</p>
<p>Yazık ki, maalesef, üzülerek söylüyorum uzaklığın verdiği boşluk ve yakınlığın verdiği samimiyet –samimiyetsizlik- olsa da onlarla ötekileşmeye mecbursun. Çünkü insanlar ancak başkalarının gözünden kendini tanır…</p>
<p>Öyle dağınık ve yoklar ki aslında, boğuluyorum. Bu şehir sadece bir sokaktan ibaret. Bir kadın geçiyor yanımdan acı çeken siyah çarşafıyla. Sonra bir kadın ve bir kadın daha… Milyonlarca yalnız kadın geçiyor yanımdan. Bu şehirde yaşayan kadınların hepsi mi yalnız? Bırak kendini bütün kadınların vücuduna. İçki istiyor canım. İşemek istiyor umarsızca birayla dolan midemi boşaltmak için. Pis bir yer biliyorum. Öyle pis ki, oturmaya korkarsın, öyle pis ki, gülmeye korkarsın ve öyle pis ki, inatla oturup bir bira içmek istersin boşalan masaların en sadesinde… Biraz ayakta bekledikten sonra iyi manzarası olan, iki kişilik bir masaya yerleşebildim. Neden olduğunu bilmediğim bir sebepten, bedenimi rahatlama, huzur ve geç gelen mutluluk duygusu kapladı. Geniş ağızlı kadın yanıma yaklaşırken gülümsüyor, garsonmuş. Ne içersiniz? Çok resmi. Bir bira. Öyle soğuk ve yalnız olsun ki, benim olsun. Düşünerek hareket etmenin kasıntısını yaşamadan, meraklı bakışlardan kaçıyorum bu gece. Bira… Kadının elindeki bira bardaklarından sıyrılarak elime kavuşuyor. Arjantin…</p>
<p>Çok uzaklarda olsan da sıyrılamazsın…</p>
<p>Arjantinin ağırlığı bileğimi zorlarken, kadın garsonu yanımda dikilirken gördüm. Buyurun oturun. Rahatsız etmiyorum umarım. Yoo… Ne içersiniz? Belki birazdan. Nasıl isterseniz. İlk defa mı geliyorsunuz? İki ya da üçüncü olabilir. Arkadaşınız yok mu? Bu gece yok. Buraya genelde dağıtmaya gelirler. Bu konuşmanın durumu pek iç açıcı görünmüyor. İsminiz nedir? Şeyda. Ne güzel bir isim. Sizin isminiz? Benim? Unuttum… Gülüyor, kahkahaları tüm masalardaki gözleri uyandırıyor. Ben fazla dikkat çekmekten hoşlanmam. Fazla konuşmaktan da hoşlanmıyorsunuz herhalde.</p>
<p>Kadın kokusu, kadın gülüşü… Bu gece ne olur sen konuş, sabaha kadar seni dinleyebilirim. İyi şeylerden bahset, güzel şeylerden. Umuttan, gelecekten… Ölümden uzak olalım bu gece.</p>
<p>Sana rüyalarımdan bahsetmemi ister misin? Dedi, benden ümidini keserek. Gururlu bir kadına benziyor. Doğru bildin. Burada olmaktan dolayı ağladığımı, sızlandığımı duymayacaksın. Memnunum hayatımdan. Her gece yeni bir erkek tanımaktan. İçki sunmaktan, farklı sigara dumanlarını içime çekmekten… Eğer istemezsem çeker giderim. Başka bir şehirde yaparım işimi. Ne diyordum? Rüyalarını anlatacaktın. Rüyalarım… İnsan düşünmekten vazgeçince rüyaları da saçma sapan oluyor. Ama bir kere dalarsa gerçeğin içine… Gece devam ediyor o gizemin bilinmedik ayrıntılarında. Güzel değil bu kadın, sempatik de değil, ama çekici… Evet, erkekler ağlamadığım için benden etkilenirler. İçimi nasıl duyabiliyorsun? Sen zaten sesli konuşuyorsun.</p>
<p>Müzik, o karanlık anlara seni çağırıyor… Evet, karamsar biriyim. Ve bu karamsar durumdan, insanların mutluluklarını bozabilirim diye vazgeçme niyetinde değilim. Sadece anlaşılmak istiyorum. Onaylanmak değil! Anlaşılmak… Sözler ise hiçbir zaman yeterli olmuyor!</p>
<p>İstersen dışarıda da görüşebiliriz. İşte dışarıdayız! Zamandan ve insanlardan sıyrılmış bir anı yaşıyoruz. Peki, sen nasıl istersen Şeyda. Düşünüyor… Bana anlatacaklarını kafasında toparlamaya çalışıyor olmalı. Bırak, onlar çıksın ağzından. Ben herkes gibi değilim. Rahatlık en sevdiğim yaşam şeklidir. Karşı masadan biri bağırıyor. Tam sırası! Ya unutursa söyleyeceklerini. Biranın sonuna geldim. Bana da daha getirir misin? Başıyla onaylıyor. Tepsisindekileri tek tek boşaltarak en son benimkini getiriyor. Sonra yine kaldığı yerden bana dönüyor. Gitme bir daha… Bırakma beni… Esaretimi fark et ama gitme… Ölü olduğumu fark et ama gitme… Gözleri de kocaman, dudakları da… Bütün iletişim araçları belirgin Şeyda’nın. Benim ince dudaklarım, kısık gözlerim gibi değil iletişimi. Daha olağan, kolay ve sıcak… Rüyalarım demiştim ya, onlar uçurumlarla dolu. Çünkü ben yükseklikten çok korkarım. Akıp gitmekten, uçmaktan,  havanın delicesine yüzüme vurmasından. Karabasanlarım hep uçurumlarla doludur küçüklüğümden beri. Balkonun yıkılması, evin uçuruma dönüşmesi ve toprağın görünmeyen yanı… Dedi, yeniden önüne bakarak. Ya seninkiler? Uçurum var mı? Ölüm var mı? Benim… Uçurumlar yerine daha belirgin kaçışlar var. Hatırlamıyorum. Belki de senin kadar üzerinde durmuyorum. Herhalde ölümden senin kadar korkmuyorum. Sen hiç sevdiğin birini kaybettin mi? Şeyda, ben hayatta hep kaybettim. Hayır, sevdiğin birini kaybettin mi? Hayır. O zaman çok şanslısın. Patron bana bakıyor. İzin verirsen kalkmalıyım. İşimi kaybetmek istemiyorum. Şey… Senin için üzüldüm. Neden? İşte üzüldüm. Şeyda…</p>
<p>Her insanın adı var bende. Bir de tadı. Yaşamsal alanların içinde sadece anların paylaşımı var. Üzüntünün, sevincin, yalnızlığın, acının… Sonra yine baş başa katlanmak zorunda kaldığım kendim var. Kadın… Bu gece beni ifade etmek zorunda mıydın? Ben sadece içki içmek istiyordum. Derin mutsuzluğumu delmeye hakkın yoktu…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/">Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2702</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Keyfim ve Kâhyamla</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/keyfim-ve-kahyamla/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/keyfim-ve-kahyamla/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Mar 2016 15:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Buse Küçük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2717</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gelir mi deniz peşimden? Bulutlar gittiğimi bilirler mi? Yollar hatırlar mı beni? Hak ettiğimi düşünürler mi acaba? Nü ağaçlar… &#160; Uçabilsem, mehtap benim olsa Bucaksız bir derya serilse önüme Keyif benimle olsa Kâhyam yanımda Dünya yurdum olsa, evim olsa Hiç terk edilmişlik hissetmesem Bu dağlar arasında Dokunamadığım deniz kenarında… &#160; Ufuk çizgisinin ardına geçip Geri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/keyfim-ve-kahyamla/">Keyfim ve Kâhyamla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gelir mi deniz peşimden?</p>
<p>Bulutlar gittiğimi bilirler mi?</p>
<p>Yollar hatırlar mı beni?</p>
<p>Hak ettiğimi düşünürler mi acaba?</p>
<p>Nü ağaçlar…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uçabilsem, mehtap benim olsa</p>
<p>Bucaksız bir derya serilse önüme</p>
<p>Keyif benimle olsa</p>
<p>Kâhyam yanımda</p>
<p>Dünya yurdum olsa, evim olsa</p>
<p>Hiç terk edilmişlik hissetmesem</p>
<p>Bu dağlar arasında</p>
<p>Dokunamadığım deniz kenarında…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ufuk çizgisinin ardına geçip</p>
<p>Geri dönebilsem</p>
<p>Tekrar tekrar gidip, geri gelebilsem</p>
<p>O zaman ölüm</p>
<p>Güzel bir şehrin adı olurdu sadece</p>
<p>İstanbul gibi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/keyfim-ve-kahyamla/">Keyfim ve Kâhyamla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/keyfim-ve-kahyamla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2717</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seninle Dans Ediyoruzya Hani</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 11:49:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2698</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seninle dans ediyoruzya hani Gündüzü geceye katarak Bir düş yolcusunun zulasında… İşte o anlarda, Celladının ellerine uzanır gibi Uzanıyorum sana… Sen gözlerinin haşmetiyle, Boynumun üstünde tutuyorsun hançerini… Dilim hep göğsümün ucunda. Bırak tutma! Kör karanlığın uçurumlarında beni… Bırak! Kuyularda derinleşsin gözlerim, Alışsın karanlığa… Kanayan yaralar nasıl olsa benim. Vurduğun darbelerin hükmü nedir ki? Suskunluğunda sözlerinin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/">Seninle Dans Ediyoruzya Hani</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seninle dans ediyoruzya hani</p>
<p>Gündüzü geceye katarak</p>
<p>Bir düş yolcusunun zulasında…</p>
<p>İşte o anlarda,</p>
<p>Celladının ellerine uzanır gibi</p>
<p>Uzanıyorum sana…</p>
<p>Sen gözlerinin haşmetiyle,</p>
<p>Boynumun üstünde tutuyorsun hançerini…</p>
<p>Dilim hep göğsümün ucunda.</p>
<p>Bırak tutma!</p>
<p>Kör karanlığın uçurumlarında beni…</p>
<p>Bırak!</p>
<p>Kuyularda derinleşsin gözlerim,</p>
<p>Alışsın karanlığa…</p>
<p>Kanayan yaralar nasıl olsa benim.</p>
<p>Vurduğun darbelerin hükmü nedir ki?</p>
<p>Suskunluğunda sözlerinin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/">Seninle Dans Ediyoruzya Hani</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2698</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mine Söğüt: Deli Kadın Hikayeleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 07:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Mine Söğüt]]></category>
		<category><![CDATA[Yapı Kredi Yayınları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2706</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir keresinde yerkürenin çekirdeğinde yanan  ateşe tutulmuştum. Saçlarımdan tutuşmuştum. Bir keresinde bir jilete aşık olmuştum. Ne kadar ince damarım varsa hepsini tek tek kesmiştim. Akan kanda geleceğimi içmiştim. Annesinin kocaman parlak gözleri vardı. Saçları, oksijenle açılmış, kalın kızıl sarı halatlar gibi omzundan beline akardı. Kocaman kalçaları, kocaman elleri ve kocaman ayaklarıyla etrafına her daim asabiyet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/">Mine Söğüt: Deli Kadın Hikayeleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em>Bir keresinde</em><br />
<em> yerkürenin çekirdeğinde yanan </em><br />
<em> ateşe tutulmuştum.</em><br />
<em> Saçlarımdan tutuşmuştum.</em><br />
<em> Bir keresinde bir jilete aşık olmuştum.</em><br />
<em> Ne kadar ince damarım varsa hepsini tek tek kesmiştim.</em><br />
<em> Akan kanda geleceğimi içmiştim.</em></p>
<p style="text-align: left;">Annesinin kocaman parlak gözleri vardı. Saçları, oksijenle açılmış, kalın kızıl sarı halatlar gibi omzundan beline akardı. Kocaman kalçaları, kocaman elleri ve kocaman ayaklarıyla etrafına her daim asabiyet saçardı. Henüz annesinin onu dolunaylı bir gecede, kasabanın garındaki hurda vagonlardan birinde, bir başına, çığlıklarını demir gürültüsüne kata kata doğurduğunu bilmiyordu. Dünyayı pis bir döşek, bitmesin diye az, çok az yakılan ve üstünde yoksul çorbalar kaynayan küçük mavi bir tüp, bir de içi paçavra dolu tahta bir valizden ibaret sanıyordu&#8230; Annesi onu gün boyu uyumaya zorluyordu. Yaşama anca geceleri izin vardı. Gündüzleri demiryolunda deli bir anne kızıyla saklambaç oynuyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><em>Birki üçdört beşaltı yedisekizdokuz on&#8230;</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>önümarkamsağımsolum sobe saklanmayan ebe.</em></p>
<p><strong>Mine Söğüt</strong>, ilk baskısı 2011 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yapılan “<strong>Deli Kadın Hikayeleri</strong>” adlı kitabında bir sürü ama bir sürü kadını anlatıyor. Deli kadınlar, zırdeli kadınlar, kadınadamlar, hayatın yükünü sırtlanan, geleceğini pamuk ipliğine bağlayan kimi zaman da pamuk ipliğinden kendine bir gelecek yaratmaya çalışan kadınları anlatıyor. Hepsinin küçük küçük, dünyadan büyük, kendine has hikayeleri var bu kadınların. Küçük dünyaları, büyük yaşanmışlıkları, sarsan gerçekleri var.</p>
<p>“Delirerek ölenlere…” diye başlıyor Mine Söğüt kitabına. Deli kadınların hepsi bizim kadınlarımız, Mine Söğüt’ün kaleminden fırlayan belki de günlük hayatta sürekli es geçtiğimiz kadınlar. Mine Söğüt’ün deli kadınlarına kulak verin derim. Onların anlatacak bir dolu öyküsü, bir yudum hayatı ve canhıraş soluklanmaları var.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/">Mine Söğüt: Deli Kadın Hikayeleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2706</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çaya Batırılmış Petibör ve Bir Sanat Galerisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 15 Mar 2016 07:36:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2668</guid>
				<description><![CDATA[<p>tren dedi gülümseyerek, nerden geldiğini bilemem bayım lakin sonsuza gideceği belli bu rengârenk istikamet üzerinde ve sordu siz ne düşünürsünüz hiç bir bok düşünmediğimi söyledim tren göremiyorum, ezbere karalanmış bir karartı  sadece birbirine uyumsuz renklerle bezenmiş ve bu ancak sizin zihninizde bir anlam bulacaktır kendine oysa anlamlanmaktan ziyade  aşşağılanmaya  ihtiyacımız var belkide kaba olduğumu söyledi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/">Çaya Batırılmış Petibör ve Bir Sanat Galerisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>tren dedi gülümseyerek, nerden geldiğini bilemem bayım</p>
<p>lakin sonsuza gideceği belli bu</p>
<p>rengârenk istikamet üzerinde</p>
<p>ve sordu siz ne düşünürsünüz</p>
<p>hiç bir bok düşünmediğimi söyledim</p>
<p>tren göremiyorum, ezbere karalanmış bir karartı  sadece</p>
<p>birbirine uyumsuz renklerle bezenmiş</p>
<p>ve bu ancak sizin zihninizde bir anlam bulacaktır kendine</p>
<p>oysa anlamlanmaktan ziyade  aşşağılanmaya  ihtiyacımız var belkide</p>
<p>kaba olduğumu söyledi ve kırıcı</p>
<p>en son kırmamaya çalıştığım şey,</p>
<p>küçük bir çocukken</p>
<p>çaya batırdığım petibör oldu dedim</p>
<p>gülümsedi, kırıp kıramadığımı merak etti</p>
<p>parçalandığını söyledim ve geri kalan bütün petibörleri</p>
<p>çay bardağının içinde ezdiğimi</p>
<p>salon kibar adamlarla ve ince ruhlu kadınlarla doluydu</p>
<p>güzel parfüm kokuları, şuh kahkahalar</p>
<p>tek zeytinli martiniler</p>
<p>ve sergi bitince birbirlerini</p>
<p>kırmadan ezebilmenin derdindelerdi</p>
<p>fonda Lead Belly çalıyordu</p>
<p>ve ben kusmadan eve gidebilmenin</p>
<p>derdindeydim,</p>
<p>eve gidip, sıcak bir duşa girip,</p>
<p>elektrikli sobanın önünde karımla,</p>
<p>çaya batırıp petibörleri</p>
<p>kırmadan yemenin derdinde</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/">Çaya Batırılmış Petibör ve Bir Sanat Galerisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2668</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hasretinle Yandı Gönlüm &#8211; Seha Okuş / Türkan Şoray – Dönüş Filmi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 Mar 2016 10:13:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Müzikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2649</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği-Filmi, Çocuk Gözüyle &#8211; 8 Uzadıkça uzar yaz geceleri… Ilık ılık eserken meltemin yeli, hanımeli kokularını çiğdemlere taşır… Çiğdemlerden alır leylaklara, leylaklarınkini mor salkımlara uzatır… Sarar sevdiceğinin boynunu sarmaşıklar gibi dolana dolana. Sevda yârin düşüne gebedir ama, her yar ‘yâr’ mıdır yârene acaba? Düşlerine giriverir de en ince anında, bir de bakmışsın usulcacık pembe [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/">Hasretinle Yandı Gönlüm &#8211; Seha Okuş / Türkan Şoray – Dönüş Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği-Filmi, Çocuk Gözüyle &#8211; 8</strong></p>
<p>Uzadıkça uzar yaz geceleri… Ilık ılık eserken meltemin yeli, hanımeli kokularını çiğdemlere taşır… Çiğdemlerden alır leylaklara, leylaklarınkini mor salkımlara uzatır… Sarar sevdiceğinin boynunu sarmaşıklar gibi dolana dolana. Sevda yârin düşüne gebedir ama, her yar ‘yâr’ mıdır yârene acaba? Düşlerine giriverir de en ince anında, bir de bakmışsın usulcacık pembe tozlar bırakıvermiş sabahına…</p>
<p>Gündüz yangın yeri gibidir hava, kavurur atar. Nefes alınamaz, ortalığa çıkılamaz. Ama güneş batmaya yüz tuttu mu bir serinlik iner, ferahlar ortalık birazcık… Gölgelikler kaldırılır, balkonlar, sahanlıklar yıkanır, bahçelere minderler atılır. Mahalleli sokağa doluşur. Çoluk çocuk yaşamaya başlar adeta. Alış verişe anca çıkılır. Artık top oynamak ip atlamak zamanıdır. Mutfaklardan kızartma kokusu yayılır etrafa… Ekmek arası yapılıp, tutuşturulur küçüklerin ellerine… Ayranlar çalkalanır bir taraftan, buzlu buzlu doldurulur bardaklara… Pide kuyruğunda bekleyenler koşarak gelirler elleri yana yana… Eve girmeden daha hemen oracıkta yarılarlar pideyi ve beklerler ezan sesini.  Bekler bütün ahali…  Ne zaman ki Hacı Hamza Camisinin müezzini, “Allahu Ekber” dedi miydi? Hep beraber başlar iftar vakti…</p>
<p>Hemen hemen yoktur tutmayan orucu Ramazanda. Yaş bir kere yediyi geçti miydi kim var kim yoksa alır nasibini oruçtan yana… Kimse bizi çocuktan saymadığı için bilfiil otuz Ramazan tutarız orucumuzu. Zaman kısadır ya iftarla sahur arası, yatmadan bekleyip sahurdan sonra uykuya dalarız… İftar edilip üzerine az şekerli kahveler içildiğinde erkekler teravih namazına giderler… Koca Sinan’dan kalma olduğu söylenen Hacı Hamza Camisi, erkekleri bekler… Kadınlar namazlarını evde eda ederler.</p>
<p><figure id="attachment_2651" aria-describedby="caption-attachment-2651" style="width: 633px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg" rel="attachment wp-att-2651"><img class=" td-modal-image wp-image-2651 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?resize=633%2C424" alt="Hacı Hamza Camii" width="633" height="424" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?w=633&amp;ssl=1 633w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 633px) 100vw, 633px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2651" class="wp-caption-text">Hacı Hamza Camii</figcaption></figure></p>
<p>Sahur vaktine kadar mahalleli ayaktadır… Kimileri komşuluk ederler birbirleriyle, kimileri çoluk çombalak uzanır sahile… Samatya’ya kadar gidilip gelene yürüye yürüye, ancak hazmeder yemekler. Sahura kadar açılsın diye midede yerler… En sevdiğimiz eğlence dondurma yemektir sahilde.   Gündüzün yanan içimize ferahlık verecek diye dört gözle beklediğimiz andır… Tutulan uzun orucun mükâfatıdır…</p>
<p>Gece gezmesi yapılmayacak ise evde oturulup televizyon izlenir. Malum ya siyah beyaz tek kanalımızda, ne varsa şansımıza. Renkli çekilmiş zamane filmlerini, artık düşlerimiz renklendirir…</p>
<p><figure id="attachment_2650" aria-describedby="caption-attachment-2650" style="width: 220px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Dömüş-Türkan-Şoray.jpg" rel="attachment wp-att-2650"><img class=" td-modal-image wp-image-2650 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Dömüş-Türkan-Şoray.jpg?resize=220%2C298" alt="Dömüş-Türkan Şoray" width="220" height="298" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2650" class="wp-caption-text">Dömüş-Türkan Şoray</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>İşte böyle bir akşamda izlenmiştir Türkan Şoray- Kadir İnanır’ın filmi… Dönüş…</em></strong></p>
<p><em>Gülcan,(Türkan Şoray) kendisi gibi bir köylü olan İbrahim ( Kadir İnanır) ile evlenmiştir. Borç harç bir tarla alınmıştır ama, köyün ağası (Bilal İnci) göz koyduğu Gülcan’la izin vermez mutlu olmalarına. İbrahim Almanya’ya çalışmaya gider. Gülcan bebesiyle kalır bir başına. İbrahim’inden gelen mektupları okutur artık kimi bulursa. Köylü şikâyet edince de, gider köy öğretmeninden okuma yazma öğrenir. Köy ağası boş durur mu? Kendine yüz vermeyen Gülcan’ı rahat bırakır mı? Öğretmenle – Gülcan’a iftira atar… Köylüler Gülcan’ı dövüp evine hapseder. Bununla da kalmayıp dereden geçen Gülcan’a saldırırlar bebek dereye düşer ve oracıkta boğulur. Ama çocuğu gömmek istemez Gülcan, babası gelsin diye bekler. İbrahim ise artık Almanyalı olmuştur, kendine başka bir hayat kurmuştur. Ne aklında Gülcan vardır ne de oğlu. Bir Alman kadınla yaşamaya başlamıştır. Üstelik bir de çocukları olmuştur. Gülcan yolunu gözler İbrahim’inin… Kendini korumak uğruna, umutla, sabırla, hasretle bekler sevdiceğini… Ne bilsin olanı biteni…</em></p>
<p><em>Öğretmen gitmek zorunda kalır köyden. Giderken de bebeği gömmesi gerektiğine ikna eder Gülcan’ı. Ağa bu bırakır mı peşini garip Gülcan’ın. Kendine evet demezse, devam edeceğini söyler işkencelerine… Bunun üzerine Gülcan pusu kurar öldürür Ağayı. Ve…</em></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="480" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/x11lk3o" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Sevdasının, çilesinin, bebesinin yasını bile tutamayan Gülcan, merhametini kucağında taşır…</p>
<p><em>Uzadıkça uzayan vefasız bir ‘yâr’ dır yaz geceleri…</em> <em>Samyelinin yakıcı eli</em> <em>sorgusuz sualsiz yardan yuvarladı mı seni, ne olduğunu anlamadan kala kalırsın dibinde ‘yârsız’, YAR’ın! </em></p>
<p><figure id="attachment_2653" aria-describedby="caption-attachment-2653" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg" rel="attachment wp-att-2653"><img class=" td-modal-image wp-image-2653 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg?resize=480%2C360" alt="Kucakta taşınan merhamet -Türkan Şoray" width="480" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2653" class="wp-caption-text">Kucakta taşınan merhamet -Türkan Şoray</figcaption></figure></p>
<p><em>Yaralayan ‘yâr’dır , göğsünde açılan koca bir yarayla yaralanan ise ‘yâran’dır…</em> <em>Bilirsin ihanetin tuzlu tadını basarsın yarana, kızarsın kendine seversin hâlâ diye? Ama kâr eder mi söz dinlemez gönlüne?</em> <em>Nereye baksan onu görürsün artık, neye elini atsan tuttuğundur… Bırakırsın yüreğini merhametin seline… Sevginin yanan meşalesidir elinde. Ateşin kor olsa da dilinde çeken sensin, seven sen, uğruna ölünecek aşkın senindir kime ne?</em></p>
<p><em>Bulursan kaynağını sevginin, akar oluk oluk buz gibi pınar… Ne dert kalır ne acılar… Serinletir her daldığında biraz daha, biraz daha… Sen daldıkça soğutur seni, sen soğudukça su olursun… Sudan akarsın damla damla,  varıp dönersin geldiğin pınarın kaynağına…</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/">Hasretinle Yandı Gönlüm &#8211; Seha Okuş / Türkan Şoray – Dönüş Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2649</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Su Ritmi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 12 Mar 2016 10:58:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tolga Atmış]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[doğanın sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[suyun müziği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2638</guid>
				<description><![CDATA[<p>Su hep böyle güzel mi söyler sizin buralarda? Yanımda bitiveren kadın, ten renginden koyuca dudaklarına iliştirdiği çekingen gülümseyişle oturdu. Bankta, bir insan sığacak kadar mesafeyle duruyor; ancak parmak uçlarını değdirebildiği ayaklarını çaprazlayarak bir şeyleri temizlemek ister gibi zemine ileri geri hareketlerle sürtüyordu. Yadırgar tavırla baktığımı hissetmiş olacak ki aynı gülümseyişle “Su sizce de burada çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/">Su Ritmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Su hep böyle güzel mi söyler sizin buralarda?</li>
</ul>
<p>Yanımda bitiveren kadın, ten renginden koyuca dudaklarına iliştirdiği çekingen gülümseyişle oturdu. Bankta, bir insan sığacak kadar mesafeyle duruyor; ancak parmak uçlarını değdirebildiği ayaklarını çaprazlayarak bir şeyleri temizlemek ister gibi zemine ileri geri hareketlerle sürtüyordu. Yadırgar tavırla baktığımı hissetmiş olacak ki aynı gülümseyişle “Su sizce de burada çok güzel anlatmıyor mu?” dedi.</p>
<p>Söylediği yalana inandırmak isteyen insanlara özgü vakar ve sesine verdiği kavi tını, birazdan batacak olan güneşin ışıttığı yüzünde tanrısal bir alan oluşturuyordu. “Su ne söyleyebilir ki?” bu aklımdan geçeni yanımdakinin duyabileceği bir sesle söylediğimi neden sonra fark ettim.</p>
<ul>
<li>Siz de deli olduğumu düşünüyorsunuz değil mi?</li>
<li>Hayır elbette, dedim utanarak.</li>
<li>İnsanlar kendi türünün özelliklerinin başka varlıklara verilmesine dayanamıyorlar, kıskanıyorlar. Ağaçları, ırmakları, toprağı; kedileri, köpekleri, kuşları, bütün coğrafyayı kıskanıyorlar. Birisi kediyle muhabbete girmeye görsün “delirmiş efendim, aklını izanını kaybetmiş.” derler. Birisi kalkıp ağacın derdini dinlemesin, hemen “yahu olacak şey mi koca ağaç dile gelsin, insan mı bu? Olmaz kardeşim olmaz.” Derler. Halbuki insanlardan çok daha hisli anlatmaz mı rüzgar? Yahut insanlardan fazla anlamaz mı bir kedi? Anlar efendim anlar. Ancak buna tahammülümüz yok, olmaz da.</li>
</ul>
<p>Önümüzde yeknesak uzanan ırmağın dalgalanımları gittikçe büyüdü. Güneşin, giderken arkasında bıraktığı ufak tefek ışık, kadınla aramdaki boşlukta tahta bankı ipildetiyordu. Muhatabını bulmuş cümleler gibi rahat ve huzurlu bir şekilde arkasına yaslanan kadın, gözlerini kapatarak ellerini göğsünde birleştirdi. Söze girmek için kelimeleri dizemiyor ya da seçemiyordum. Rüzgar, uzaktaki türkünün sesini kesik kesik getirip üstümüze seriyor. “Erzurum çarşı pazar…” zihnim, kadına cevap vermek ile türkünün yarım kalan kısmını tamamlamak arasında bocalıyor. Susuyorum. Omzuna takılı kalan saçları, kırmızı kazağının üzerine düşmek için küçücük bir esinti bekliyordu. Uzun süre hareketsiz kalan kadının yüzündeki tanrısal ifade; dönenen karanlıkla gittikçe sönüyor, yerini anaç bir hale bırakıyordu. Soluk alışını dinlerken, nefesimi onunkinin ritmiyle sürdürmekten kendimi alamıyordum. Sırtını yasladığı yerden çeken kadın heyecanla “İşte, bu doğanın şiiri. Her coğrafya kendi şiirini yaratır. Buranın şairi kesinlikle su,” dedi.</p>
<p>Gözlerimi kapayıp şiiri dinledim. Haklıydı. Kalabalığın içinden tek bir ses duyuluyordu. Gözlerimi açtığımda yan tarafım boştu. Su çok güzel söylüyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/">Su Ritmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2638</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Amin Maalouf Eserlerinde Doğu ve Batı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/amin-maalouf-eserlerinde-dogu-ve-bati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/amin-maalouf-eserlerinde-dogu-ve-bati/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Mar 2016 12:33:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Afrikalı Leo]]></category>
		<category><![CDATA[Amin Maalouf]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Beatrice'den Sonra Birinci Yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Batı meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Doğunun Limanları]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümcül Kimlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Semerkant]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2618</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyaca ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık adlı şaheser romanında; “İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir” der. Toprak ve insan arasındaki bağ o denli kuvvetlidir ki, bülbüle dahi altın kafes için de ‘’ille de vatanım’’ dedirtmiştir. Sürgünlerde memleket hasretiyle ölen şair-yazarları varın siz düşünün. Her yazarın kalemini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amin-maalouf-eserlerinde-dogu-ve-bati/">Amin Maalouf Eserlerinde Doğu ve Batı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyaca ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez <em>Yüzyıllık Yalnızlık</em> adlı şaheser romanında; “İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir” der. Toprak ve insan arasındaki bağ o denli kuvvetlidir ki, bülbüle dahi altın kafes için de ‘’ille de vatanım’’ dedirtmiştir. Sürgünlerde memleket hasretiyle ölen şair-yazarları varın siz düşünün.</p>
<p>Her yazarın kalemini kuvvetlendiren bir özlemi vardır. Bazı okuyuculara mübalağalı bir tespit gibi gelebilir fakat; sürgün yemiş, hapis yatmış, zoraki göç etmiş yazarlar en çok tutkuyla okunan , ölümsüzleşen yazarlar olmuşlardır. Gerek Türkiye edebiyatı, gerekse dünya edebiyatı bu emsallerle doludur. <em>Namık Kemal, Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Aziz Nesin, İsmail Beşikçi, Musa Anter (Apê Mûsa), Necip Fazıl </em>ve daha bir bu kadar edip/düşünür bu havanda dövülmüş, bu yollarda pişmişlerdir. Amin Mallouf’un da kaderi böyledir.</p>
<p><strong>Amin Maalouf</strong> , Beyrut doğumlu bir yazar. 26 yaşında, doğup büyüdüğü Lübnan’da gazetecilik yaparken Lübnan iç savaşından sonra Paris’e göç ediyor. Giderken de bu coğrafyaya dair izlenimlerini kendiyle götürüyor. Maalouf roman olsun, deneme yazıları olsun, hemen hemen bütün eserlerinde Doğu’ya da değinmeyi, Doğu’nun sorunlarına da eğilmeyi ihmal etmez.</p>
<p><figure id="attachment_2623" aria-describedby="caption-attachment-2623" style="width: 478px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Semerkant.jpeg" rel="attachment wp-att-2623"><img class=" td-modal-image wp-image-2623 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Semerkant.jpeg?resize=478%2C322" alt="Semerkant romanı" width="478" height="322" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Semerkant.jpeg?w=478&amp;ssl=1 478w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Semerkant.jpeg?resize=300%2C202&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Semerkant.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2623" class="wp-caption-text">Semerkant romanı</figcaption></figure></p>
<p>Peki Maalouf’u dünya çapında bu denli bilindik kılan yanı neydi? Bunda, Maalouf’un öz kimliğinin ve ardından göç etmişliğinin payı en büyük dilimi oluşturuyor pastanın. Doğup büyüdüğü kültür ve çevre Maalouf şahsında da kalıcı bir etki bırakır. Amin Maalouf ‘’Lübnanlı’’ demiştik. Fakat o, çoğunun sandığı gibi Müslüman değil, Hıristiyan Arap ailede büyür. Bugün dahi Lübnan-Suriye hattı Hıristiyan Arapların en yoğun yaşadığı bölgedir. İslam denilince birlikte anılan, Kur’an’a ‘dil’ini vermiş bu halkın, Hıristiyan inancını benimsemiş ailesinden gelmiş olması, Maalouf’a, Doğu hakkında keskin bir düşünce avantajı kazandırmış. Bu avantajla Doğu’ya tek bir pencereden bakmıyor, Batı’ya da yaranma derdine düşmeyip iki zıt kutbun birbirini anlamasını istiyor. Çoğu eserinde bu niyeti sezilir Maalouf’un.</p>
<p><figure id="attachment_2619" aria-describedby="caption-attachment-2619" style="width: 805px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Afrikalı-Leo.jpg" rel="attachment wp-att-2619"><img class=" td-modal-image wp-image-2619 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Afrikalı-Leo.jpg?resize=640%2C282" alt="Afrikalı Leo romanı" width="640" height="282" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Afrikalı-Leo.jpg?w=805&amp;ssl=1 805w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Afrikalı-Leo.jpg?resize=300%2C132&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2619" class="wp-caption-text">Afrikalı Leo romanı</figcaption></figure></p>
<p>Amin Maalouf, uzun yıllar Fransa’da yaşıyor olmasının da getirisiyle iki coğrafyayı da lâyıkıyla benimsemiş bir yazar. Eserlerinde Semerkant, Beyrut, Türkiye, Fırat, Dicle, Kuzey Afrika, Paris Amerika, Avrupa fışkırır. Gazeteci kimliği, gözlem gücünün de zenginleşmesini sağlamıştır. Asya’yı ve Avrupa’yı iyi tanır.</p>
<p><em>Semerkant</em> romanında örneğin, tarihin içinde canlanıp karşımıza çıkan bir Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizam’ül Mülk vardır. Bir de günümüzde, Amerika’da geçen canlı bir hayat. Titanic’le bir facia. Semerkant, İran, İstanbul, Amerika gözümüzde ayân beyân gibidir. Hayyam’ın <em>Rubaiyat</em>’ı elimizde gibidir. Geçmişi ve çağımızı harmanlar Maalouf.</p>
<p><figure id="attachment_2621" aria-describedby="caption-attachment-2621" style="width: 700px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Doğu’nun-Limanları.jpg" rel="attachment wp-att-2621"><img class=" td-modal-image wp-image-2621 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Doğu’nun-Limanları.jpg?resize=640%2C400" alt="Doğunun Limanları romanı" width="640" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Doğu’nun-Limanları.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Doğu’nun-Limanları.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Doğu’nun-Limanları.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Doğu’nun-Limanları.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Doğu’nun-Limanları.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2621" class="wp-caption-text">Doğunun Limanları romanı</figcaption></figure></p>
<p><em>Afrikalı Leo</em> ile Müslüman iken Hassan el-Wazzan olarak bilinen fakat sonunda Roma’da Hıristiyan olup Giovanni Leone de Medici adını alan bir kahramanın biyogrofik serüvenine tanık oluruz. Granada, Roma, Osmanlı diyarı, Afrika birbirine siner. Maalouf, Afrikalı Leo’da kendini bulmuştur sanki. Beyrut’tan çıkıp Paris’te yaşadığı hayat ister istemez hatırımıza Afrikalı Leo’yu getirir.</p>
<p>Aynı izlenim daha yoğun bir şekilde <em>Doğu’nun Limanları </em>romanında da sezilir. Bu sefer kahramanımız annesi Ermeni, babası Türk bir Osmanlı prensidir. Serüven Beyrut-Paris hattında geçer. Kahramanımız Paris’te hoş bir Yahudi kadınla evlenir.</p>
<p>Gerek sıraladığım eserlerinde, gerekse kalan diğer eserlerinde Maalouf’un, Doğu’yu ve Batı’yı işlemediği eseri yok gibidir. Sınırları bertaraf ederek kültürleri birbirine tanıtır, onun meylini buna, bunun meylini ona verir.</p>
<p><figure id="attachment_2622" aria-describedby="caption-attachment-2622" style="width: 191px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Ölümcül-Kimlikler.jpg" rel="attachment wp-att-2622"><img class=" td-modal-image wp-image-2622 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Ölümcül-Kimlikler-191x300.jpg?resize=191%2C300" alt="Ölümcül Kimlikler romanı" width="191" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Ölümcül-Kimlikler.jpg?resize=191%2C300&amp;ssl=1 191w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Ölümcül-Kimlikler.jpg?w=204&amp;ssl=1 204w" sizes="(max-width: 191px) 100vw, 191px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2622" class="wp-caption-text">Ölümcül Kimlikler romanı</figcaption></figure></p>
<p>Maalouf’un romanlarının dışında kurgusuz bir şekilde görüşlerini en net çizdiği eseri <em>Ölümcül Kimlikler</em> adlı eseridir. Bu eserle  Maalouf, Doğu’nun ağırlıklı din olmak üzere, siyasî, dil ve kültür çekişmelerine değinir ve bundan duyduğu üzüntü her satırında sezilir. Doğup büyüdüğü ülkesi Lübnan dahil, savaşların bir gün olsun durmadığı bu coğrafyaya Paris’ten bakıp ‘’Oh olsun size!’’ umarsızlığına düşmez. Ki Hıristiyan kimliğiyle bugün artık Doğu’nun bir ‘’öteki’’si olduğu hâlde. <em>Beatrice&#8217;den Sonra Birinci Yüzyıl</em> romanında dikkat çektiği gibi; ‘’Ta 1000 yılına dayanan anlaşmazlıkları çözmek için 2000 yılının silahları kullanılıyor’’ bu coğrafyada.</p>
<p>Amin Maalouf eserlerini Fransızca yazıyor. Batı’nın en estetik diliyle anlattığı Doğu, O’nun sadece eserlerine meze ettiği bir konu değil, bilakis kendine görev bildiği bir dava. Bu, Doğu’yu allayıp pullayıp Batı’ya şirin göstermek değil. Bu, Batı’nın Doğu’yu anlaması için girişilen bir gayret. Yine Beatrice&#8217;den Sonra Birinci Yüzyıl romanından bir alıntıyla bitirelim yazıyı:</p>
<p>‘’Benim vatanımın bir kentler galaksisi olduğunu anlat onlara! Senin ve benim Doğu’nun ışığından doğduğumuzu ve Batı’nın bizim ışığımızla uyandığını anlat onlara! Bizim Doğumuzun her zaman karanlıklara gömülü olmadığını söyle! Onlara İskenderiye’yi, İzmir’i, Antakya’yı, Selanik’i, Krallar Vadisi’ni ve Ürdün’ü ve Fırat’ı anlat.’’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amin-maalouf-eserlerinde-dogu-ve-bati/">Amin Maalouf Eserlerinde Doğu ve Batı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/amin-maalouf-eserlerinde-dogu-ve-bati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2618</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanlar Üç&#8217;e Ayrılmakta…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Mar 2016 12:06:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2587</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlar Üç&#8216;e ayrılmakta… Bir; çember gibi yaşayanlar. İki; daire gibi yaşayanlar. Üç; nokta gibi yaşayanlar… &#160; Matematikçiler alınmayın sakın! &#160; Çember gibi yaşayanlar, Teğet geçiyorlar sırrına hayatın… Koklayamıyorlar bir gülü doyasıya. Uçamıyorlar peşi sıra kuşların… Bırakıp seslerini rüzgâra, Duyamıyorlar yankısını ıssızlıkta… Gözbebeklerinde saklı özlemleriyle Bakıyorlar uzaktan yalnızca… &#160; Daire hapishanesinde olanlar, Merkezinde dünyanın… Güneş onlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/">İnsanlar Üç&#8217;e Ayrılmakta…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsanlar <em>Üç</em>&#8216;e ayrılmakta…</strong></p>
<p><strong><em>Bir;</em></strong> çember gibi yaşayanlar.<br />
<strong><em>İki</em>; </strong>daire gibi yaşayanlar.<br />
<strong><em>Üç;</em></strong> nokta gibi yaşayanlar<strong>…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Matematikçiler alınmayın sakın!</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çember gibi yaşayanlar,</p>
<p>Teğet geçiyorlar sırrına hayatın…</p>
<p>Koklayamıyorlar bir gülü doyasıya.</p>
<p>Uçamıyorlar peşi sıra kuşların…</p>
<p>Bırakıp seslerini rüzgâra,</p>
<p>Duyamıyorlar yankısını ıssızlıkta…</p>
<p>Gözbebeklerinde saklı özlemleriyle</p>
<p>Bakıyorlar uzaktan yalnızca…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daire hapishanesinde olanlar,</p>
<p>Merkezinde dünyanın…</p>
<p>Güneş onlar için doğuyor her gün.</p>
<p>Karıncalar onlar için çalışıyor…</p>
<p>Gece ile gündüz, fır dönüyor etraflarında.</p>
<p>Nehir onlara doğru akıyor…</p>
<p>Başağından buğday onlar için çıkıyor.</p>
<p>Toprak? Yediveren yalnızca…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nokta olanlara gelince;</p>
<p>Kapatıyorlar cümlelerin kapısını,</p>
<p>Açılsın diye bir yenisi…</p>
<p>Rakamları ayırıyorlar birbirinden,</p>
<p>Karışmasın diye her birisi…</p>
<p>Elbet biliyorlar bütün doğruların gelip gittiğini,</p>
<p>Kendilerinden geçerek sonsuza eriştiğini…</p>
<p>Bilgelik tohumunun <strong><em>hiç’lik</em></strong> toprağında yeşerdiğini…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/">İnsanlar Üç&#8217;e Ayrılmakta…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sabah Beş Suları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Mar 2016 15:16:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2575</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah beş suları sarhoş bir kedi hamile üstelik, beydağlarının eteklerinde geceden kalma buz tutmuş bir tarlada doğursa hani yeşerecek toprak boy verecek binlerce buğday tanesi ve sabahın beşinde ben, kendi ellerimle yapacağım sana o sıcak ekmeği ve binlerce kedi, her biri bir buğday tanesi çiçekler içinde balkonumuzda eşlik edecek kahvaltımıza, ve binlerce kedi bir senin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/">Sabah Beş Suları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah beş suları sarhoş bir kedi</p>
<p>hamile üstelik,</p>
<p>beydağlarının eteklerinde geceden kalma</p>
<p>buz tutmuş bir tarlada doğursa hani</p>
<p>yeşerecek toprak</p>
<p>boy verecek binlerce buğday tanesi</p>
<p>ve sabahın beşinde ben, kendi ellerimle</p>
<p>yapacağım sana o sıcak ekmeği</p>
<p>ve binlerce kedi, her biri bir buğday tanesi</p>
<p>çiçekler içinde balkonumuzda</p>
<p>eşlik edecek kahvaltımıza,</p>
<p>ve binlerce kedi</p>
<p>bir senin kucağında</p>
<p>bir benim</p>
<p>doğurdukça her biri eteklerinde,</p>
<p>eteklerinde kan lekesi</p>
<p>ve her biri yeşertecek yeniden,</p>
<p>seni, beni, belki de binlercemizi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/">Sabah Beş Suları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2575</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Öykü Kitabı Analizi: Stefan Zweig</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 12:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hazel Güney]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Kadının Yaşamından 24 Saat]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Yüreğin Ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Can Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Stefan Zweig]]></category>
		<category><![CDATA[Zweig]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2556</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Kuşkusuz devletin mahkemesi bu tip olayları benden daha sert değerlendiriyor; onun görevi genel ahlak kurallarını ve gelenekleri acımasızca korumaktır; bu da onun insanları affetmesini değil, yargılamasını gerektiriyor. Kaldı ki resmi kimliği olmayan ben, neden bir savcının rolünü üsteleneyim ki? Ben savunmayı tercih ediyorum. İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum.” İşte böyle demişti kadın Mrs [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/">Bir Öykü Kitabı Analizi: Stefan Zweig</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Kuşkusuz devletin mahkemesi bu tip olayları benden daha sert değerlendiriyor; onun görevi genel ahlak kurallarını ve gelenekleri acımasızca korumaktır; bu da onun insanları affetmesini değil, yargılamasını gerektiriyor. Kaldı ki resmi kimliği olmayan ben, neden bir savcının rolünü üsteleneyim ki? Ben savunmayı tercih ediyorum. İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum.”</p>
<p>İşte böyle demişti kadın Mrs C’ye. Bir Bebek Evindeki Nora gibi kadınların da seçme hakkının olduğunu bir kez daha hatırlıyordu. ilk gün tanıştığı bir erkekle kaçıp gitmesi –hele ki bir kadınsa asla Kabul edilemezdi. Erkeğin durumu sorgulanmazdı; sanki kaçan tek başına bir kadınmış gibi. Stefan Zweig “Bir Kadının Yaşamından 24 Saat” adlı romanında kıvrak zekasıyla inceden inceye dokunduruyor ruhumuza.</p>
<p><figure id="attachment_2557" aria-describedby="caption-attachment-2557" style="width: 189px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bir-Kadinin-Yasamindan-24-Saat-Ve-Bir-Yuregin-Olum.jpg" rel="attachment wp-att-2557"><img class=" td-modal-image wp-image-2557 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bir-Kadinin-Yasamindan-24-Saat-Ve-Bir-Yuregin-Olum-189x300.jpg?resize=189%2C300" alt="Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı iki öyküden oluşan 122 sayfalık bir Stefan Zweig kitabı." width="189" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bir-Kadinin-Yasamindan-24-Saat-Ve-Bir-Yuregin-Olum.jpg?resize=189%2C300&amp;ssl=1 189w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bir-Kadinin-Yasamindan-24-Saat-Ve-Bir-Yuregin-Olum.jpg?w=399&amp;ssl=1 399w" sizes="(max-width: 189px) 100vw, 189px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2557" class="wp-caption-text">Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı iki öyküden oluşan 122 sayfalık bir Stefan Zweig kitabı.</figcaption></figure></p>
<p>Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı iki öyküden oluşan 122 sayfalık bir Stefan Zweig kitabı elimizdeki. Kitabı okurken akışına kapılıp dalgalarla boğuşuyorsunuz. Çünkü Zweig’ın anlatım tarzı sizi alıp başka dünyalara götürüyor. Öyle güzel benzetmelerle kelime oyunları yapıyor ki, siz  ‘o’ kadın ve ‘o’  adam oluyorsunuz. Kitap hem bir kadının, hem de bir adamın hikayesini anlatıyor. Bizi kendi yalnızlıklarına, çaresizliklerine, yapmak istediklerine ve yapamadıklarına; olmak zorunda kaldıkları karakterler oluşlarının sahteliğine ve acımasızca onlara dayatılan normlar altında yaşamaya çalıştıklarını anlatıyor.</p>
<p>İlk hikayede Mrs. C’nin yıllarca kimseye anlatamadığı bir günlük  anısına şahit oluyoruz. Bu hikayeyi de sadece birkaç dakikadır tanıdığı bir kadına anlatıyor. Kadın olmanın, tutkuların, yapabileceklerimizin, aşkın, yalanların, tahribatların, mutsuzluğun, paranın, kumarın, toplumsal olarak ahlakçılığın ve ahlakçıların resmini getiriyor gözümüze. Hangimiz bugün aşkı tatmak istemiyoruz ki? Mantık olmadan sevmek ve tutkularının peşinden gitmek&#8230; Bir erkek olarak her yapılanın normal karşılandığı; ama bir kadının hele ki çocukluysa devrimlere karşı gelmesinin anlamsız olduğu bir çağı; bugünde de, yarında da ve gelecekte de bu durumun asla değişmeyeceğini söylüyor. Öyle güzel metaforlar kullanıyor ki, bir kemanın sesi de size etkileyen tınısı ile kıyas edilemez güzellikte.</p>
<p><em>“Fakat bu ellerin beni öncelikle korkunç derecede şaşırtan yanı tutkularıydı, anlaşılmaz tutkulu ifadeleri, birbirleriyle güreşmeleri ve birbirlerini tutuşlarıydı.”</em></p>
<p><figure id="attachment_2558" aria-describedby="caption-attachment-2558" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Stefan-Zweig.jpg" rel="attachment wp-att-2558"><img class=" td-modal-image wp-image-2558 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Stefan-Zweig.jpg?resize=500%2C281" alt="Stefan Zweig" width="500" height="281" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Stefan-Zweig.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Stefan-Zweig.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2558" class="wp-caption-text">Stefan Zweig</figcaption></figure></p>
<p>İkinci bölümde bir erkeğin gözünden aile olmayı –olamamayı- yalnızlığı, ölümü ve bu ölümü tercih edişini, yozlaşmışlığını insanların, kavramların altının oyulduğu bir zamanı; Kafka’nın Dönüşüm’ünü andıran baba otoritesini ve günden güne kopma noktasına gelen aile kavramının kasvetli yapısını bir çırpıda okuyoruz. Okurken bazen kahramanımızın düşüncelerine kızıyoruz, bazen de yanında oluyoruz. İçinde sıkıştığı bu distopik vücutta varlığını sorgulayan, var olmanın acısını çeken yüreğini söküp atan ve onu daha canlıyken yok etmeyi başaran bir adamın hikayesini. Yüreği olmayan adam: uyuyor, görüyor; ama hissetmiyor. Hissedemiyor…</p>
<p>Bu iki hikayenin ortak kavramlarından biri de para. Paranın insan dünyasında yarattığı acılar, sinsice ruhumuza girip bizi dağıtan ve  bir uyuşturucu gibi tutsağı olmamızın ve değerleri yitirmemizi sğlayan bir trafik canavarı oluşunun hikayesi. Toplumsal bir yerde konum bulmanın yegane şartlarından biri de önce birey olabilmekken; birey olmamıza karar veren şeyin bu kağıt parçası olmasının trajik durumları kadın ve erkek olmanın üzerinden veriliyor.</p>
<p>Kalbini daha yaşarken durdurmayı başaran adamın nefessiz yaşadığının altını çizen şu satırlarla bitirmek istiyorum:</p>
<p><em>“Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez, hatta gelişigüzel nedenle yıkımı yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz. Ve onun o küçücük cüssesiyle çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir hastalık nasıl sinsice ortaya çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde ve olaylar başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini savunmaya başlamasıdır ve bu çoğu zaman beyhude bir savunmadır.” </em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/">Bir Öykü Kitabı Analizi: Stefan Zweig</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2556</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuşlara Konser</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kuslara-konser/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kuslara-konser/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Mar 2016 16:32:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Feqîyê Teyran]]></category>
		<category><![CDATA[İsfendiyar Şardağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2544</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir ezgi öğrendim ki tüm kuşlar anlar. Islak bir ıslık ağzımda … Süleyman’da lisan olan ben de ıslıktır. Yine de muhasebe Feqîyê Teyran’ın çömeziyim … Buğday serper gibi etrafa bir ıslık bırakmışım. Hani başka yerden duyacak olsam ben de koşardım bu ses.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kuslara-konser/">Kuşlara Konser</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center">Bir ezgi öğrendim ki</p>
<p style="text-align: center">tüm kuşlar anlar.</p>
<p style="text-align: center">Islak bir ıslık ağzımda</p>
<p style="text-align: center">…</p>
<p style="text-align: center">Süleyman’da lisan olan</p>
<p style="text-align: center">ben de ıslıktır.</p>
<p style="text-align: center">Yine de muhasebe</p>
<p style="text-align: center">Feqîyê Teyran’ın çömeziyim</p>
<p style="text-align: center">…</p>
<p style="text-align: center">Buğday serper gibi etrafa</p>
<p style="text-align: center">bir ıslık bırakmışım.</p>
<p style="text-align: center">Hani başka yerden duyacak olsam</p>
<p style="text-align: center">ben de koşardım bu ses.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kuslara-konser/">Kuşlara Konser</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kuslara-konser/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2544</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aptal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aptal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aptal/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Mar 2016 14:55:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2539</guid>
				<description><![CDATA[<p>“İstanbul’da bir tane, İzmir’de iki tane, Ankara’da hiç yok. Nedir bu sorunun cevabı? Doğru cevabı bilen şanslı dinleyicimiz, bizden bir adet Samsung Galaxy S4 kazanacak” Sorunun cevabını biliyordu Salih. Zaten bilinmesini istediği için soruyordu radyodaki spiker de. Bunun da farkındaydı. Frekanslarla biraz oynayıp, tekrar aynı kanala döndü. “Evet arkadaşlar çok basit bir soru. Şu ana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aptal/">Aptal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“İstanbul’da bir tane, İzmir’de iki tane, Ankara’da hiç yok. Nedir bu sorunun cevabı? Doğru cevabı bilen şanslı dinleyicimiz, bizden bir adet Samsung Galaxy S4 kazanacak”</p>
<p>Sorunun cevabını biliyordu Salih. Zaten bilinmesini istediği için soruyordu radyodaki spiker de. Bunun da farkındaydı. Frekanslarla biraz oynayıp, tekrar aynı kanala döndü.</p>
<p>“Evet arkadaşlar çok basit bir soru. Şu ana kadar doğru cevap veren olmadı. İstanbul’da bir tane, İzmir’de iki tane Ankara’da hiç yok!”</p>
<p>İnsanları aptal yerine koymanın en basit yolu onların ne kadar akıllı ve özel olduklarını farketmelerini sağlamaktır. Ama gel gör ki aptal yerine koyulmakta insanın en temel ihtiyacıydı artık.</p>
<p>Evinin sokağına arabasını park edip dinlemeye devam etti. Köşede ki büfeden aldığı biralardan birini açtı ve az önce yaktığı sigaranın üzerine büyük bir yudum çekti.</p>
<p>“ ‘İ’ ulan ipneler ‘İ’ “ diye söylendi kendi kendine. Ezberlediği telefon numarasını aradı hızlıca. Meşgul çalmıyordu telefon. Herkes akıllıydı çünkü. Kendilerini aptal yerine koyan bu yavşaklara inanmamışlardı. Salih’te inanmamıştı ya, aptal yerine koyulma ihtiyacını hissetti o an. Oysa ki tüm insanlık en nihayetinde aptaldı. Bunda utanılacak bir şey yok. İnkar etmenin bir anlamı da yok. İş yerinde patronu, evde karısı, televizyonda ki diziler, haber kanalları, siyasetçiler ve hatta kendi öz anası-babası bile bir takım vaatlerle ve ufak numaralarla kendisini aptal yerine koyuyorken, bunu bu kadar aleni yapan bir radyo spikerine kızdığı için utandı kendisinden.</p>
<p>İlk çalışında açıldı telefon. Karşısında ki ses bu işten çok sıkıldığı kolaylıkla anlaşılan bir kadının sesiydi.</p>
<p>“ Alo Radyo Gen,  Ben Demet. Nasıl yardımcı olabilirim?”</p>
<p>“ Sorduğunuz sorunun doğru cevabını biliyorum.”</p>
<p>“ biraz bekleyin lütfen. sizi canlı yayına bağlayacağım</p>
<p>Beethoven’ın Für Elise’sini dinletiyordu radyo. Böylesi dahilerin yaratmış olduğu büyük eserlerin, böylesi saçma sapan yerlerde dinletiliyor olmasına çok kızardı önceleri, ne zaman ki bir gün evde tek başına kaldığında seyrettiği pornonun fonunda aynı parçayı duyana dek.  Yaklaşık bir beş dakika dinledi müziği. Birasını yarılamış, ikinci sigarasını çoktan bitirmişti bile. Halinden memnundu.</p>
<p>“ Alo!” dedi yine aynı ses. “ordamısınız?”</p>
<p>“ Evet Demet hanım bekliyorum”</p>
<p>“ İsminizi, yaşınızı ve adresinizi öğrenebilir miyim?”</p>
<p>“ Salih ismim. Salih Eray. 33 yaşındayım. Antalya’da yaşıyorum”</p>
<p>“ ne işle meşgulsünüz Salih Bey?”</p>
<p>“ Özel bir firmada satış-pazarlama departmanında çalışıyorum”</p>
<p>“ teşekkür ederim Salih Bey. Kusura bakmayın sizi bir süre daha bekleteceğim”</p>
<p>“ Önemli değil Demet Hanım. Fakat sizden bir ricam olacak”</p>
<p>“ buyurun?”</p>
<p>“ Mümkünse Schubert dinletir misiniz?  Sıkıldım çünkü Beethoven&#8217;dan”</p>
<p>“ Maalesef Salih Bey, bizim elimizde olan bir şey değil bu. Kendisi otomatik çalıyor”</p>
<p>“  Anladım. Tamam, o halde sorun yok bekliyorum.”</p>
<p>Kesin çok güzel olmalıydı bu Demet. Görmemişti ama sesinden tahmin edebiliyordu güzelliğini. Zaten aksini düşünse daha fazla katlanamayacağının farkındaydı. Madem ki aptal yerine koyulacak buna güzel bir kadın vesile olmalıydı. Önemliydi bu. . Güzel kadınların hikayelerinin anlatıldığı diziler, sözlerinde ne anlatıldığının önemi olmayan güzel kadınların söylediği şarkılar, güzel arabalar, güzel evler ve bunlara sahip olabilmek için bankalarda çalışan güzel kadınların verdiği güzel krediler&#8230;</p>
<p>Politikayla da güzel kadınlar ilgilenmeliydi mesela. Çirkin erkekler tarafından kandırılmaktansa güzel kadınlara inanmayı tercih ederdi.</p>
<p>Bir süre daha bekledi. Diğer birayı açıp açmama konusunda kararsızdı. Açmadı. Bir sigara daha yaktı. Az sonra canlı yayında ki spikerin sesini duydu telefonda.</p>
<p>“ Salih Bey hoş geldiniz programımıza nasılsınız?”</p>
<p>“ İyiyim teşekkür ederim”</p>
<p>“ Cevabınızı alabilir miyim?”</p>
<p>“ tabi ki. Sorunun cevabı DENİZ”</p>
<p>“ah maalesef Salih Bey. Yanlış cevap. Aslında çok basit bir soru birazcık düşünerek cevap verseniz…”</p>
<p>“ Sağlık olsun yapacak bişey yok”</p>
<p>“ öyle tabi ki efendim. Teşekkür ediyoruz size aradığınız için”</p>
<p>“ ben teşekkür ederim. İyi yayınlar”</p>
<p>Telefonu kapattığında spiker çoktan arkasından atıp tutmaya başlamıştı bile.</p>
<p>“yani ben anlamıyorum. Üniversite mezunu bir insan bile, böylesi basit bir soruya nasıl yanlış cevap verebiliyor?”</p>
<p>Eve girer girmez üstünü değiştirip televizyonun karşısına geçti. Poşette ki diğer birayı çıkarıp bacaklarını sehpaya uzattı. Haber kanallarından birini açıp bir yudum çekti birasından. Haber kanalının spikeri mikrofonu yoldan geçen bir genç delikanlıya uzatmış soru soruyordu.</p>
<p>“Hun devletine vize kaldırıldı ne düşünüyorsun? Gitmeyi ister misin?”</p>
<p>“ Çok iyi olmuş sonuçta kardeş ülke. Ben de inşallah en kısa zamanda gidip gezmek istiyorum o tarafları” dedi genç delikanlı.</p>
<p>Gülümsedi kendi kendine Salih.</p>
<p>“Amına kodumun aptalları” dedi. Kapattı televizyonu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aptal/">Aptal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aptal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2539</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çöz Şu Suskunluğumu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/coz-su-suskunlugumu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/coz-su-suskunlugumu/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Mar 2016 07:47:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hıdır Aktaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2531</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çöz şu suskunluğumu, tam ortasından. Yarısı kurtuluşuma ilmiklensin. Yarısı ölümüme. Ben ölünce, İçimde kalan haykırışı, Çıkarır mısın? Ha bir de, Beynimde ki o pis kanlı, Güzel fotoğrafını! &#160; Susmak nerede en güzel, Biliyor musun? Kahve ve sigara kokusu sinmiş, Odam, kalemim ve şiirlerim arasında, Yokluğuna elimi dokundururken. Ben ölünce, ellerimi bağışlıyorum. Seni yazmaya devam etsin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/coz-su-suskunlugumu/">Çöz Şu Suskunluğumu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çöz şu suskunluğumu, tam ortasından.</p>
<p>Yarısı kurtuluşuma ilmiklensin.</p>
<p>Yarısı ölümüme.</p>
<p>Ben ölünce,</p>
<p>İçimde kalan haykırışı,</p>
<p>Çıkarır mısın?</p>
<p>Ha bir de,</p>
<p>Beynimde ki o pis kanlı,</p>
<p>Güzel fotoğrafını!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Susmak nerede en güzel,</p>
<p>Biliyor musun?</p>
<p>Kahve ve sigara kokusu sinmiş,</p>
<p>Odam, kalemim ve şiirlerim arasında,</p>
<p>Yokluğuna elimi dokundururken.</p>
<p>Ben ölünce, ellerimi bağışlıyorum.</p>
<p>Seni yazmaya devam etsin diye, birileri!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/coz-su-suskunlugumu/">Çöz Şu Suskunluğumu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/coz-su-suskunlugumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2531</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarılıcılar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sarilicilar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sarilicilar/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 03 Mar 2016 12:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Dim]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Ayırıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[haftalık e-roman]]></category>
		<category><![CDATA[sarılmanın tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık ve Alex]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2510</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başlarken yazı hakkında kısa bir bilgi: &#8220;Bilim kurgu, fantastik ve polisiye öğeleriyle bezenmiş haftalık okunabilecek güzel bir yerli macera romanı. Yüzyıllar boyunca insanları bir arada tutan otomatik davranıştan (sarılmak) yola çıkan bir roman.&#8221; Bölüm-1: Alex’in Kaderi Alex&#8217;in tabancasından çıkan tek mermi Brenda nın yere yığılmasına yetti.  Adımlarını yerdeki Brenda ya doğru atan Alex birden duraksadı, içinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarilicilar/">Sarılıcılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başlarken yazı hakkında kısa bir bilgi:</strong> &#8220;<em>Bilim kurgu, fantastik ve polisiye öğeleriyle bezenmiş haftalık okunabilecek güzel bir yerli macera romanı. Yüzyıllar boyunca insanları bir arada tutan otomatik davranıştan (sarılmak) yola çıkan bir roman.&#8221;</em></p>
<p><strong>Bölüm-1: Alex’in Kaderi</strong></p>
<p>Alex&#8217;in tabancasından çıkan tek mermi Brenda nın yere yığılmasına yetti.  Adımlarını yerdeki Brenda ya doğru atan Alex birden duraksadı, içinde bir acı hissetti. Olanlara bir anlam veremedi. Attığı her adımda, korku ve acı veren bir heyecan, içinde gittikçe artarken yerde yatan Brenda ya doğru bakıyordu. Kalbi hızla atmaya solukları daha yüksek sesle çıkmaya başlamıştı. Mutlu olması gerekmez miydi? Uzun süredir Brenda’yı arıyordu, kâbusları haline gelen görev arkadaşının ölümüne sebep olan,onca masum insanın katili ayaklarının dibindeydi. Bir an duraksadı yerde hareketsiz yatan Brenda nın bir eli çok az görünüyordu, eğildi, sıkılmış parmakları işte o anda fark eden Alex, tekrar silahına sarıldı. Hala ölmemiş olma ihtimalini arttıran bu durum karşısında endişelendi, silahını Brenda ya doğrulttu. Dikkatlice dizlerini kırarak eli tetikte Brenda ya doğru uzandı, amacı görünmeyen eli görünür duruma getirmekti. Brenda nın eli buz gibi olmuş, parmaklarının arasından da silah yerine bir anahtar çıkmıştı. Yerde hareketsiz yatan bu katille ilgili hislerinde meyda gelen gelgitlere bir anlam veremeyen Alex, daha önce gördüğü anahtarlara hiç benzemeyen metalden yapılmış anahtarı Brenda nın elinden dikkatlice aldı ve inceledi. Anahtarın ne işe yarayacağını düşünürken gözleri Brenda nın başucunda duran torbaya takıldı. Hiç acele etmeden torbanın içine bakan Alex, anlam veremediği çok kenarlı yuvarlağımsı objeyi dışarı çıkarttı. Şimdi elinde ne işe yaradığını bilmediği iki nesne olmuş, kafası iyice karışmıştı. Biraz sonra cisimlerin ne işe yaradığını çözdü, kilitli bir kutu ve onu açan anahtarı. Pek de fazlada düşünmeden kutuyu açtı. Açar açmaz karşısına çıkan ilk şey bir resimdi. Afalladı, yutkunmakta zorlandı. İçindeki acı burkulma, gördükleri karşısında ete kemiğe bürünüyor, şimdi damla damla göz yaşı olarak yanaklarından aşağı doğru süzülüyordu.</p>
<p><figure id="attachment_2512" aria-describedby="caption-attachment-2512" style="width: 232px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/sarilmak.jpg" rel="attachment wp-att-2512"><img class=" td-modal-image wp-image-2512 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/sarilmak.jpg?resize=232%2C218" alt="Her şey sarılmak ile başlar." width="232" height="218" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2512" class="wp-caption-text">Her şey sarılmak ile başlar.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Bölüm-2: </strong><strong>Rüya</strong></p>
<p>Sandaldayım, deniz yatak gibi dümdüz, ne işim var benim denizin ortasında, buraya nasıl geldim? Ne yanımda kürek, ne de etrafımda bir kara parçası, Kapana kısılmış fare gibiyim.  İçinde bulunduğum sandalın yavaş yavaş suya battığını hissedebiliyorum. Birden boynum ağarlaşıyor. Kolyem! Ağırlık yapan o, elimi boynumdaki kolyeye atar atmaz, sandalla birlikte sulara gömülüyorum. Kolyemi çıkarıp sulara bırakmak istiyorum, o çok ağır, beni dibe çeken dipsiz denizin işini kolaylaştırıyor. Kolyeyi nihayet çıkardım fakat yinede battığımı hissede biliyorum. Tam tepemde bembeyaz bir martı daireler çizerek beni gözetliyor. Batıp çıkmaya başlıyorum, kollarım çok yorgun, kendimi çaresizce sulara teslim ediyorum. Artık tamamen suyun içindeyim. Gözlerim açık, güneşe doğru son kez bakmak istiyorum. Göz alıcı bem beyaz ne kadarda güzel, bana doğru yaklaşıyor. Şimdi suyun dışındayım.</p>
<p>Nasıl olur şimdi boğuluyordum. Batmadan nasıl durabiliyorum suyun üstünde. Ölmüş olmalıyım.</p>
<p>-Yok, ölmedin daha korkma.</p>
<p>-O da ne kim konuşuyor benimle!</p>
<p>-Bu nu bir daha yapmamalısın.</p>
<p>-Neyi?</p>
<p>-Kolyenden vazgeçme.</p>
<p>-Bu imkânsız.</p>
<p>-Sen konuşamazsın ki</p>
<p>-Nedenmiş o?</p>
<p>-Çünkü sen bir kuş sun</p>
<p>-Bana Ulak demeni tercih ederim.</p>
<p>-Ulak ne demek ki</p>
<p>-Postacı gibi bir şey</p>
<p>-Hımm!</p>
<p>-Şimdi beni dinle Tarık</p>
<p>-İsmimi de biliyorsun demek</p>
<p>-Zamanımız çok az, kaç aydır sana ulaşmaya çalışıyoruz. Üç ay önce sana ulaşmalıydık. Bu gecikme için senden özür diliyoruz. Fakat hep kontrol altındasın sana ancak bu şekilde ulaşabildik. Normal hayatında her hareketin bizi de bulmaya çalışan <strong><em>Ayırıcıların</em></strong> kontrolü altında, yaptığın her telefon konuşması, mektupların, e-maillerin, insanlarla olan diyalogların, gittiğin okullar, çalıştığın işyerin aklına gelebilecek her şey hatta rüyaların bile kontrol altında. Gökyüzüne bak güneş kapandı, yakında fıtına çıkacak gitmem gerek bizi bulmaları an meselesi. Alex, seni bulacak ona inan lütfeennn ve kolyene! Martı fırtınada aniden gözden kayboldu. Bende boynumda kolyeyle sulara gömüldüm.</p>
<p><figure id="attachment_2513" aria-describedby="caption-attachment-2513" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/sarilmanin-tarihi.jpg" rel="attachment wp-att-2513"><img class=" td-modal-image wp-image-2513 size-thumbnail" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/sarilmanin-tarihi-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="Sarılmanın tarihi çok eskilere dayanır ve insanlık tarihi ile eşdeğerdir." width="150" height="150" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/sarilmanin-tarihi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/sarilmanin-tarihi.jpg?zoom=2&amp;resize=150%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2513" class="wp-caption-text">Sarılmanın tarihi çok eskilere dayanır ve insanlık tarihi ile eşdeğerdir.</figcaption></figure></p>
<p>Eski istanbul, ahşap evlerin sıra sıra dizildiği virane sokaklar, arnavut kaldırımlı yollar ve şimdi sahipsiz çocuklarla kedilerin yegane adresi.Anneanne yadigarı tarihi evde oturan Tarık son bir haftadır her sabah boğulma hissiyle yataktan fırlayarak uyanmış, aynı rüyayı hergece görmekten fazlasıyla usanmıştır. Zaten beklemediği Alex denen kişi hala ortalıklarda yoktur. Tanıdığı tek alex sekiz yıl formasını giydiği takımdan ayrılmak zorunda bırakılan Alex De Souzadır……</p>
<p><em><u>Devamı diğer baskıda…</u></em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarilicilar/">Sarılıcılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sarilicilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2510</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Göreceksin Kendini</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 03 Mar 2016 07:41:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç kapmaca]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Eros]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Narkissos]]></category>
		<category><![CDATA[Nergis]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2505</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 7 Ağaçlara dokundunuz mu hiç? Elinizi kabuklarında gezdirdiniz mi bir kerecik olsun? O sert dokularına sürdünüz mü yüzünüzü? Anlamak için onların sessiz dostluğunu, dokunun yeter… Deneyin, önce kapatın gözlerinizi ve sarılın bir ağaca, sıkı sıkıya… Korkmayın sarılın, insanoğlu gibi vurmazlar sizi arkanızdan… Merak etmeyin hisseder bir ağaç sevildiğini ve sessizce [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/">Göreceksin Kendini</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 7</strong></p>
<p>Ağaçlara dokundunuz mu hiç? Elinizi kabuklarında gezdirdiniz mi bir kerecik olsun? O sert dokularına sürdünüz mü yüzünüzü? Anlamak için onların sessiz dostluğunu, dokunun yeter… Deneyin, önce kapatın gözlerinizi ve sarılın bir ağaca, sıkı sıkıya… Korkmayın sarılın, insanoğlu gibi vurmazlar sizi arkanızdan… Merak etmeyin hisseder bir ağaç sevildiğini ve sessizce teşekkür eder yapraklarının arasından, dinleyin… Sonra tanımaya çalışın onu, hangi ağaç olduğunu bulmaya çalışın… Kokusundan, dokusundan… Yapraklarından belki ona ulaşmaya, köklerinden inmeye çalışın toprağına… Pişman olmayacaksınız…</p>
<p>Okulumuzun küçük bir bahçesi vardı içinde ağaçları olan… Teneffüslerde soluğu doğruca bahçede alırdık, beton zeminden kurtarıp kendimizi, atardık ağaçların kucağına, toprağa… Zil çaldı mı yayından fırlayan oklar gibi adeta… Kapmak için ağaçları…</p>
<p>İlkokul üçüncü sınıftayım… Büyük- küçük bütün çocukların tek neşesi bu ağaçlar ve oyunumuz “ ağaç kapmaca”… Kızlı erkekli; kim tutarsa ilk, onundur ağaç sanki… Sona kalan ebe olur! Teneffüsün sonuna kadar kapamazsa bir ağaç, diğer teneffüs yine ebe; o olur…</p>
<p>Duvarın dibindeki ağaca göz dikerdim genellikle… Pek kimse istemezdi meşe palamudunu… En uzak o diye diğerlerine…</p>
<p><em>O gün yine kapayım derken, birde baktım <strong>O</strong> da kapmış benim palamudu… İkimiz aynı anda sardık gövdesini ağacın, ellerimiz değdi birbirine… Gözlerimiz gözlerimize… Su yeşili bu nasıl bir şey böyle! Sarı saçları uzuncaydı hafif… Beyaz teni parlak, gözlerimin içine bakarak </em></p>
<p><em>“Tamam ebe ben olayım” dedi ve gitti… Yüreğimi de alıp, sarıldığım ağaca sımsıkı beni bağlayıp…</em></p>
<p>Okulumuza ve sınıfımıza yeni gelmişti. Babası hava subayı olduğu için başka bir ilden tayin olmuşlardı… Annesi Türkçe öğretmeniydi… O yüzden mi nedir Türkçesi çok iyiydi, hikâyeleri hep ona okuturdu öğretmenimiz… Ses tonundaki yumuşaklıkla onu sonsuza kadar dinleyebileceğimi düşünürdüm… Kelimeler ağzından tek tek çıkar, virgül ve noktalarda nefeslenir ve tekrar okumaya başlardı…</p>
<p><em>Türkçe derslerini ne çok sevmiştim artık… Sadece Türkçe derslerini mi acaba?</em></p>
<p>Kızlar teneffüslerde kol kola gezerken bahçede, kendi aralarında fısıldaşıp konuşurlardı, ama değilsen gruplarından seni aralarına almazlardı…</p>
<p>Gruplarından değildim, bana göre değildi… Tek bir arkadaşım vardı o kadar. Annelerimizin birbirimize gitmesine izin verdiği… Eve dönüş yolunda ordan burdan konuştuğumuz, beraber ödev yaptığımız. Bir gün dayanamadık ve açıldık birbirimize… Böylece <strong><em>O</em></strong>nun nerde oturduğunu öğrendim, bir kız kardeşi olduğunu… Futbol oynamayı çok sevdiğini… Ve daha başka şeyleri… Çocuklukta aşk başkadır… Bir oyuncayı paylaşır gibi paylaşırsın sevdiğini, kıskanmak aklının ucuna gelmez, bilirsin senin olmadığını; bilirsin kimsenin olmadığını…</p>
<p><strong>Olabildiğince özgürdür AŞK çocuklukta, büyüdüğünde HİÇ olamayacağı kadar… </strong></p>
<p>Hayalinde senindir çünkü. Elini tutamaz, gidip dokunamaz, konuşamazsın bile ama… Adını söylersin içinden. Defterine kenar süsü yaparsın baş harflerinden… Kimse anlamasın diye rumuzlu… Boyarsın her harfini gökkuşağı renginde… Ağaçlar bilir bir tek sevdanı, sır saklayan  o ağaçlar… Bilgece gülümserler sana, otururken gölgesinde… Gözlerin gökyüzünde, hayallerinin izinde…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/xvvZxV2uGUg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p style="text-align: center;">Çocukluk rüyanda</p>
<p style="text-align: center;">Elele okul yolunda</p>
<p style="text-align: center;">Aniden başlayan</p>
<p style="text-align: center;">İlk gönül macerasında</p>
<p style="text-align: center;">Aşkına inanmayıp</p>
<p style="text-align: center;">Akan gözyaşımda</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">Görecek göreceksin kendini</p>
<p style="text-align: center;">O kırılan aynada</p>
<p style="text-align: center;">Beni ve ölümsüz sevgimi</p>
<p style="text-align: center;">Mutluluk arayan</p>
<p style="text-align: center;">Her genç kızın hülyasında</p>
<p style="text-align: center;">Sevgiyi inkar eden</p>
<p style="text-align: center;">Bu bencil ve nankör dünyada</p>
<p style="text-align: center;">Köşesine büzülmüş</p>
<p style="text-align: center;">Hayattan korkanlarda</p>
<p><figure id="attachment_2507" aria-describedby="caption-attachment-2507" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg" rel="attachment wp-att-2507"><img class=" td-modal-image wp-image-2507 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?resize=600%2C581" alt="Nilüfer &quot;Göreceksin Kendini&quot;" width="600" height="581" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?resize=300%2C291&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2507" class="wp-caption-text">Nilüfer &#8220;Göreceksin Kendini&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Nilüfer ve Göreceksin Kendini…  O yıl çıkmıştı plağı ve evlerimizde halen misafir muamelesi gören siyah- beyaz televizyonlarımızda çokça çalınır olmuştu. Sözlerini ezberlemiştik. Hayatımızı uydurmuştuk bu sözlere… Küçüçük yüreklerimize kocaman sevdalar sığdırmıştık bu sayede…</p>
<p><strong>Nergis çiçeklerinin gölgesinde…</strong></p>
<p>Narkissos’un hikayesini okuduk bir gün Türkçe dersinde, <strong>O okumuştu, o yumuşak güzel sesiyle…</strong></p>
<p>“ <em>Efsaneye göre dünyanın en güzel, yakışıklı erkeği Narkissos, Karaburun’da yaşar. Bu güzel ve yakışıklı erkeğe civarda yaşayan tüm kızlar, hatta periler bile aşıktır.</em></p>
<p><em>Narkissos’tan yüz bulamayan perilerden biri Tanrı Zeus’a yalvararak Narkissos’un cezalandırılmasını ister. Tanrı perinin bu isteğini kabul eder ve</em></p>
<p>“<em><strong>Başkalarını sevmeyen kendisini sevsin</strong></em>”der.</p>
<p>Erkek güzeli Narkissos bir gün su içmek için göle eğildiğinde suda kendini görür ve kendi kendine aşık olur; kendine bakmaya doyamaz,  aşkına karşı koyamaz ve yine kendine bakarken bir gün düştüğü gölde boğulup ölür.</p>
<p>Narkissos’a aşık periler sevdikleri yakışıklı adamı sudan çıkarıp gömmeyi düşünürlerken, sudan hiç bilmedikleri, görmedikleri bir çiçek çıkmaya başlar. Periler rengiyle, kokusuyla çok beğendikleri çiçeğe Narkissos adını verirler. Nergis adı da buradan gelir.”</p>
<p><em>Bizim kıyıda köşede kalmış okulumuzun en yakışıklı erkeğine de, bu hikâyeden hareketle Narkissos adını verdi kızlar. İki  “S” den ilkine vurgu yaparak… Tatmak için aşkın tadını, nasibimiz ölçüsünde sahiplendik bizde bu ortak aşı… Eros’un kepçesinden artık ne düşerse kısmetimize… Farklı düşler, farklı hasletlerde…  FAKAT! Aynı aşkın ümitsiz hasretinde…</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/">Göreceksin Kendini</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 27 Feb 2016 16:15:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[ekol]]></category>
		<category><![CDATA[fırka]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevilik]]></category>
		<category><![CDATA[sufi]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[tekke edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2438</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerek Doğu coğrafyasında, gerekse Batı’da &#8220;tarikat, fırka, ekol&#8221; diyebileceğimiz oluşumların kökeni semavî dinlerin başlangıcına kadar gider. Bu oluşumlar, ya dönemin yaygın din anlayışından bir kaçmak, ya da güçlü devletlerin hışmından sakınmak için kendilerini toplumdan izole ettiler. Öyle ki Hıristiyanlığın kökeni, yayılması da yine bu mantığa dayanır. Bir köle hareketi olarak filizlenen Hıristiyanlık, Roma zulmünden kaçarak, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/">Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gerek Doğu coğrafyasında, gerekse Batı’da &#8220;tarikat, fırka, ekol&#8221; diyebileceğimiz oluşumların kökeni semavî dinlerin başlangıcına kadar gider. Bu oluşumlar, ya dönemin yaygın din anlayışından bir kaçmak, ya da güçlü devletlerin hışmından sakınmak için kendilerini toplumdan izole ettiler. Öyle ki Hıristiyanlığın kökeni, yayılması da yine bu mantığa dayanır. Bir köle hareketi olarak filizlenen Hıristiyanlık, Roma zulmünden kaçarak, yeraltı şehirlerinde, dehlizlerde, mağaralarda  varlığını sürdürdü. Ta ki Roma İmparatoru I. Theodosius 391 yılında Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul edene dek. Dile kolay, 400 yıla yakın bir süre, Hıristiyanlık gizlenerek, takiyye yaparak ve katliam tehlikelerden kaçarak bugünlere gelebildi. Bugün dünya turizminin gözbebeklerinden olan Ürgüp, Göreme, Kapadokya gibi merkezler, Roma zulmünden kaçanların yarattığı yerlerdi çoğunlukla. Herneyse…</p>
<p>Hıristiyanlığın bu misyonuna benzer bir misyon Doğu –ya da İslam coğrafyasında- da sıklıkla denendi, uygulandı. Yaygın sünnî ekole muhalif olan, kendi dünya görüşleri ve inançları çerçevesinde bir hayatı tasavvur eden ve bu ideayla yaşamak isteyen günümüzün ‘’illegal partileri’’ diyebileceğimiz tarikatler, damgalanmış mezhepler, kendi kabuklarına çekildiler bu dönemde. Bu çekilme, silik bir çekilme değildi. Yer yer İsmaililer (Hasan Sabbah örneğinde olduğu gibi üzere) gibi kök söktüren, kimi yerlerde Bektaşiler gibi ta Balkanlara kadar yayılan, Baba İshak, Kalender Şah gibi isyana kalkışan biçimlerinde kendini gösterdi. Anadolu’daki tarikatların ezici çoğunluğu saltanat kavgasına girmeden, obur devletlere yeri geldikçe tavrını göstermekle birlikte, temelde insanı eksene alan bir niyet güdüyordu. Kendilerine bir yol belirlemişlerdi. O yoldan kendi menzillerine gitmenin derdindeydiler. Zaten tarikat de ‘’yol’’ demekti.</p>
<p>Fakat bu temel hat, Mevlânâ ve Mevlevilik özelinde pek uygulanmadı. Mevlevilik hiçbir zaman derdi olanların, yoksulların, zulümden kaçanların sığındığı bir liman olmadı. Çünkü Mevlânâ en baştan beri Selçuklu’nun desturunu alarak girişti ilim-irfan sevdasına. Özet mahiyetinde kısa bir bilgi verecek olursak; Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled’in Harzemşahlar hükümdarıyla girdiği anlaşmazlık sonucu Anadolu’ya gelirler. Erzincan ve Karaman’a bir süre yaşarlar. Sonrasında Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın davetiyle Konya’ya yerleşirler. Kendilerine medreseler tahsis edilir. En üst mertebelerden ilgi-alaka görürler.</p>
<p>Esas itibariyle aristokrat bir aileden gelen Mevlânâ Selçuklu’nun bu davetinde bir abes görmez. Kurduğu Mevlevilik tarikatının kendisi de tarihi seyri içinde bugüne dek sönük de olsa gelmesini buna borçludur. Mevlevilik, önce Selçuklu’nun, ardından Osmanlı’nın himayesiyle kendine yer bulmuş, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından neredeyse tüm tekke, zaviye, dergâhlar yasaklanırken Mevlevilik’e pek dokunulmamıştır. Bu, Mevleviliğin bireyci yapısından ileri olsa gerek.</p>
<p>Yine de bir hususa dikkat çekmekte fayda var: Mevlânâ, yukarıda değindiğimiz ekollere, anlayışlara pek de yabancı biri değildir. O, babasından sonraki en büyük hocası olarak bilinen Melameti Şeyhi Seyyid Burhaneddin Muhakkak’tan dersler alır. Seyyid Burhaneddin ki ezoterik Batınî anlayışını benimsemiş, ihtimal ki Mevlânâ’yı da bu yönde eğitmiştir. Batınî fikriyatı, dünyanın temeline insanı alan, insanı yücelten bir fikriyattı. Her şeyin zahiri (açık) yanlarının dışında bir de batınî (gizli/içrek) yanlarının olduğunu düşünüyorlardı. Mühim olan batındı, zahir sadece kabuktu onların nazarında. Mevlânâ’nın  bunlardan da beslendiğini, fakat bunu temel şiar edinmek yerine, dönemin tüccar, esnaf, aristokrat kesimin rağbet ettiği bir ekole girişmesinin sebebini nerede aramak gerek?</p>
<p>Mevlânâ’dan sonra gelen ediplerin nazire niyetiyle söyledikleri ‘’Peygamber değil ama kitabı var’’ sözüne konu olan Mesnevi’ye bakalım biraz. Mesnevi, Mevlânâ’nın ne denli bireysel kaygılar güttüğünün, zamanının sorunlarına eğilmediğinin, davasının insan değil, aşk (ilahî aşk) olduğunun ispatı bir eser. Öyle ki Mevlânâ’ya isnat edilen ‘’Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok nice elbiseler gördüm içinde insan yok’’ sözünün de ona ait olmadığı bugün artık bazı çevreler tarafından tartışılıyor. Aynı yabancılık Mevlânâ’nın can dostu ,Şems’in Makâlât’ında da sezilir. İki eser birbirlerini tamamlarlar böylece. Bu iki dostun temel mevzusu edebî, dinî tartışmalardır. Halka çevirdikleri bir kulak yoktur. Schiller’in ‘’ Dünyanın çarkını döndüren aşk ve açlıktır.’’ Şeklinde hoş bir sözü vardır. Mevlânâ açlığa yabancıdır. O, aşkı arar. Kendinden önce gelen Yunus Emre’de olduğu gibi sistemleşmiş dine, Baba İshak gibi zulme karşı isyancılığa, kendinden sonra gelen Şeyh Bedreddin gibi yoksulları merkeze alan bir yaşam kurma kaygısı yoktur. Dünyanın ne hâli varsa görsün, dercesine aşkı konuşur. Ki o dönem Anadolu diken üstündedir bir yandan. Moğol saldırıları iyice artmıştır. Halk bu mezalimden düçar olmuştur. Fakat Mevlânâ genel olarak dert etmez bu kaygıları. Ama şunu der Mevlânâ Mesnevi’de ‘’Padişahların hırsı yüzbinlerce şehri viran etmiştir.’’ Bu yüzdem olsa gerek elini eteğini çekmiş bu davalardan, etliye sütlüye karışmamıştır. Bunun içindir ki ölümünden sonra Mevlevilik, iyice aristokrat kesimin müdavimi olduğu bir ‘’clup’’ olmuş, sema gösterileri de bu cluplerde içi boşaltılmış dans hâlini almıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/">Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2438</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayıp Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kayip-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kayip-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 27 Feb 2016 13:52:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Buse Küçük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2434</guid>
				<description><![CDATA[<p>Söylenmemiş bir aşk Acı çeken derinlerimde Çok iyi saklanmıştı Suskun gecelerde ve kalabalık gülen günlerde Kurşun bir kalem ve kâğıttı yaldızlı hediye paketinin içindeki Bilmezdim ben ezelden beri zaten böyle şeyleri Adını anmakta bile kararsızım Zaman ne, nerede bilmeli artık insan Beni yaktı çünkü bu geceler Çok hızlı kavuştu gün emeline Kayboldum bu hengâme de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-siir/">Kayıp Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Söylenmemiş bir aşk</p>
<p>Acı çeken derinlerimde</p>
<p>Çok iyi saklanmıştı</p>
<p>Suskun gecelerde ve kalabalık gülen günlerde</p>
<p>Kurşun bir kalem ve kâğıttı yaldızlı hediye paketinin içindeki</p>
<p>Bilmezdim ben ezelden beri zaten böyle şeyleri</p>
<p>Adını anmakta bile kararsızım</p>
<p>Zaman ne, nerede bilmeli artık insan</p>
<p>Beni yaktı çünkü bu geceler</p>
<p>Çok hızlı kavuştu gün emeline</p>
<p>Kayboldum bu hengâme de</p>
<p>Ne ben kendimi su üzerinde tutabildim</p>
<p>Ne de biri beni çıkartabildi kıyıya</p>
<p>Her yaklaşan daha çok batırdı sadece yüreğimi</p>
<p>Her gelen bir damla daha doldurdu soluğuma</p>
<p>Tamamen cahillikten kabul ediyorum</p>
<p>Kabul ediyorum yenildim bu kez</p>
<p>Kaybettim, yok oldum</p>
<p>Hiç ettim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-siir/">Kayıp Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kayip-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2434</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zamansız Karakter</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zamansiz-karakter/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zamansiz-karakter/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Feb 2016 15:56:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eylem Terzioğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[karakter]]></category>
		<category><![CDATA[mimesis]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Atay]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Ricoeur]]></category>
		<category><![CDATA[Ricoeur]]></category>
		<category><![CDATA[şimdi]]></category>
		<category><![CDATA[Tehlikeli Oyunlar]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşsal]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman ve Anlatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2411</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ricoeur, Zaman Olay Örgüsü Üçlü Mimesis adlı kitabının zaman deneyiminin aporileri adlı bölümü geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman kavramlarının insan hayatındaki konumları üzerine bir çıkarsamadır. Ricoeur, Augustinus’un bir öne sürümüyle kurduğu ilişki sonucunda geçmiş ve gelecek zamanları birer hiçlik olarak görür, gerçek olan şimdiki zamandır. Ancak şimdiki zamanın geçişinden bile geçmiş olarak söz edildiği için [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamansiz-karakter/">Zamansız Karakter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ricoeur</strong>, <em>Zaman Olay Örgüsü Üçlü Mimesis</em> adlı kitabının zaman deneyiminin aporileri adlı bölümü geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman kavramlarının insan hayatındaki konumları üzerine bir çıkarsamadır. Ricoeur, Augustinus’un bir öne sürümüyle kurduğu ilişki sonucunda geçmiş ve gelecek zamanları birer hiçlik olarak görür, gerçek olan şimdiki zamandır. Ancak şimdiki zamanın geçişinden bile geçmiş olarak söz edildiği için ve bu zamanın değerlendirilebilecek bir uzamı (yayılımı)   olmadığı için geçmiş zamana bakarız.</p>
<p><figure id="attachment_2414" aria-describedby="caption-attachment-2414" style="width: 176px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/zaman-ve-anlati.jpg" rel="attachment wp-att-2414"><img class=" td-modal-image wp-image-2414 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/zaman-ve-anlati-176x300.jpg?resize=176%2C300" alt="Ricoeur, Paul (2007), Zaman ve Anlatı: bir, Zaman Olayörgüsü Üçlü Mimesis,(hzl. Mehmet Rifat, Sema Rifat) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları" width="176" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/zaman-ve-anlati.jpg?resize=176%2C300&amp;ssl=1 176w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/zaman-ve-anlati.jpg?w=292&amp;ssl=1 292w" sizes="(max-width: 176px) 100vw, 176px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2414" class="wp-caption-text">Ricoeur, Paul (2007), Zaman ve Anlatı: bir, Zaman Olayörgüsü Üçlü Mimesis,(hzl. Mehmet Rifat, Sema Rifat) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları</figcaption></figure></p>
<p><em>Augustinus</em>’un “zamanı geçtiği sırada ölçüyoruz; var olmayan geleceği değil, var olmamış geçmişi değil, yayılımı( genişlemesi) olmayan şimdiyi değil, ama geçen zamanları ölçüyoruz. Şimdiki zamanların çoğulluğunu ve parçalanmasını geçişin kendisinde, aşarak geçişte aramak gerekir “ önesürümünden yola çıkarak geçen zaman içerisinde kendimizi tanımlamak için zihinsel olarak geçmişe dönmeye ihtiyaç duyarız. Yine Augustinus’un vermiş olduğu titreşmekte olan ses örneğinde şimdiki zamanın parçalanmasıyla geçmiş zamanın oluşumu arasında direk bir bağ kurabiliriz. Etken olan hareket şu an içerisinde gerçekleşmiş olsa olmuş bitmiş ve geçmiş içerisinde yer almıştır çoktan söylemi ortaya çıkar. Bu ikinci örnek Ricceur’a göre geçişten, geçmiş zaman olarak değil şimdiki zaman olarak söz edilir. Kişi yaşadıklarını, olanı biteni değerlendirerek kendi varlığını bu şekilde tanımlar. Bununla beraber ölçülebilir bir varlığın var olabilmesi için, bir noktada durağanlık gerekir. Ancak var olmayı sürdürmeyen bir şeyi ölçmek bizi bir paradoksal dönüşüm içerisine sürükler. Çünkü var olmayı sürdüren şeyi de var oluşu tamamlanamadan ölçemeyiz. Bu zıtlıklarla beraber Augustinus’un, bu apori içerisine hissiyatı da katmasıyla bellekte yer edene yöneliriz. Ancak yine birinci örnekten yola çıkarak geçmişin şimdisi engeliyle karşılaşıyoruz. Geçmişin şimdisi ve iz-imge ile birlikte geçmek fiili geçmemiş ve varlığını sürdürmeye devam edebilmiştir.</p>
<p>“Zamanları sende ölçüyorum, ruhum “&#8230; Peki, ama nasıl? Geçen şeylerin geçip gittikten sonra ruhta bıraktıkları izlenimin (duygulanımın)  orada varlığını sürdürmesi sayesinde:   “ Şeylerin geçerken sende bıraktıkları izlenim, anlar geçip gittikten sonra da varlığını sürdürür (manet); ölçtüğüm şey işte odur, çünkü oradadır; geçip giderken izlenimi yaratmış olan şeyleri ölçmüyorum ben “. Burada akıl ve aklın duyguyla veya duygunun akılla yorumlanışı ele alınır. Ezberden okuma ediminin bu yeni betimlenişi içinde, şimdiki zamanın anlamı; şimdide var olan bir yönelime dönüşür. Aslında geçmişte edinmiş olduğumuz bilgileri kullanma zamanımız yaşadığımız ana karşılık gelir. Bu bilgileri tekrardan kullanarak geçmiş ve şimdiki zaman arasında bir döngüde sıkıştırmış oluruz. Yani şimdide yapıp ettiklerimiz geleceği geçmişe iter ve geçmiş büyüdükçe gelecek azalır ve her şey geçmiş olana dek devam eder. Yani bir nevi sona ulaşma arzusu vardır.</p>
<p><strong>OĞUZ ATAY / TEHLİKELİ OYUNLAR &#8211; GECEKONDU</strong></p>
<p>Oyunun giriş kısmı olan bu bölümde <em>Hikmet Benol</em> karakterinin geçmişiyle olan bir iç hesaplaşmasıyla karşılaşırız. Hikmet gecekonduda yaşayan, dış dünyayla bağlantısını kesmiştir. Yaşadığı yerdeki diğer oyun kişilerinin gerçek ya da hayal ürünü olduğunu anlayamayız. Oyunu zamansal olarak Hikmetin çocukluk ve büyüme çağı, evlilik dönemi ve <a href="https://idilsuaydin.av.tr/aile-hukuku-bosanma-davalari">boşanma</a>sından sonra geçtiği gecekondu yaşantısı olarak üç farklı zaman dilimine bölebiliriz. Birinci zaman diliminde Hikmet Babasının vefatından sonra dayısı ve yengesiyle kalmış olduğunu öğreniriz. Bu süreç içerisinde iç yaşantısıyla dış yaşantısı çatışmaktadır. Hikmet karakter olarak mükemmeliyetçi ve duygusal bir yapıya sahipken yengesi onun aksine hikmeti eleştirir ve toplum içinde rencide eder. Bu sebeple dış dünyayla uyumsuzluğunun temelleri de burada atılmış olur.   Hikmet’in evliliğinde de bu uyumsuzluğunu görürüz. Hikmet, hegemonyanın bir uzantısı olan toplumsal ritüelleri dışlar ancak bunları engellemek için somut bir harekette de bulunamaz, olanlara karşıdır ancak bu karşı çıkış kabullenmenin ve boyun eğmenin bir sonucu olarak ortaya çıkar.</p>
<p>Gecekondu yaşantısı ise zamansal süreçte gelinen son noktadır. Geldiği bu köhne ortamda Hikmet yaşamını sorgular. Birikmiş geçmişle her geçen gün azalan geleceğini kendisi şekillendirir. Kararları ve kararsızlıklarıyla bir şeylerin sebebi olur ve yine aynı sona döner. Bunu bir döngüsellik haline getirir.</p>
<p>“Gelenek” le ilgili çoğu açıklamaların temelde seçici oldukları kolaylıkla kanıtlanabilir. Belirli bir kültürde geçmişin ve bugünün bize sunduğu çok geniş bir alandan belirli anlam ve değerler seçilir ve öbürleri ya görmezlikten gelinir ya da dışlanır. Gene de belirli bir hegemonya ve bu hegemonyanın kesin süreçlerinden biri olarak bu seçme işlemi “ gelenek” geçmiş olarak sunulur. Şu halde gelenek bu anlamda, özgül bir sınıfın egemenliği yararına kurulan çağdaş toplumsal ve kültürel bir bölümüdür.</p>
<p>Oyunda geleneklerin içerisinde barınamayan Hikmet sonuç olarak kimsesizliğe mahkûm olmuştur. Yalnız kalmak istemez ancak başladığı yere dönmekten de korkar. Bu korkusu yalnızlığını kronik bir hastalık haline dönüştürmüştür.</p>
<p>Hikmet’in şimdiki zamanda geçmiş zamanları ölçüp tartması kendisini tanımlayabilmek içindir.</p>
<p><figure id="attachment_2412" aria-describedby="caption-attachment-2412" style="width: 203px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/oguz-atay.jpg" rel="attachment wp-att-2412"><img class=" td-modal-image wp-image-2412 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/oguz-atay-203x300.jpg?resize=203%2C300" alt="Atay, Oğuz (1984), Tehlikeli Oyunlar, İstanbul (İletişim Yayıncılık)" width="203" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/oguz-atay.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/oguz-atay.jpg?resize=694%2C1024&amp;ssl=1 694w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/oguz-atay.jpg?w=726&amp;ssl=1 726w" sizes="(max-width: 203px) 100vw, 203px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2412" class="wp-caption-text">Atay, Oğuz (1984), Tehlikeli Oyunlar, İstanbul (İletişim Yayıncılık)</figcaption></figure></p>
<p>“Eski silah arkadaşlarım da, bir akşam beni meyhanede yıllar sonra karşılarında görünce, önce sevinir gibi oldular. Masada biraz daha toparlanıp bana bir bir yer açtılar. Sonra hemen alıştılar varlığıma: Sanki terhis olmuşum da albayım, askere ilk gittiğim gün, filan meyhanede iki yıl sonra buluşalım diye verdiğim bir sözü tutuyorum. İşte o gözlerle baktılar bana. Aradaki zamanı sanki hiç yaşamamışım gibi davrandılar bana.   Biz, evlendiğin gün anlamıştık sana uygun olmadığını, dediler. Evlendiğim günden beri sanki beni düşünmüşler gibi başlarını salladılar: Senin için daha hayırlı oldu. Sanki daha dün ayrılmışım yanlarından. Oysa rakıya su kattığımı bile unutmuşlar; bir adımı hatırlıyorlar o kadar: Hikmet aşağı, Hikmet yukarı. Şimdi nerede oturuyorsun? Demediler de şimdi nerede çalışıyorsun? Diye sordular: Gerçek bir ilgisizlik. Kaç yıldır ortalıkta görünmüyorsun, sen de nereden çıktın? Bile demediler; bu kadarcık bir ilgiyi bile çok gördüler bana. Kısacası, meyhanelerde yeniden barınamadım albayım; aynı meyhaneye iki kere girilemiyor-muş. (Buna benzer bir felsefe vardı, değil mi albayım?) “</p>
<p>Oyun kişisi yaşadığı zaman içerisinde geçmiş zamanı da yaşamaktadır. Geçmişini hatırlamasının yanı sıra onu sorgulamaktadır. Bu da üçüncü örnekle yani, duygu ve aklın bütünlüğüyle açıklanabilir. Hikmet, eski silah arkadaşlarıyla arasında geçen bir olayı Albay Hüsamettin Bey’e anlatmaktadır. Aynı zamanda diyaloğu olan kişilerin olaylara verdiği tepkinin eleştirisini de yapar…’ Eski silah arkadaşları ‘ ise Hikmetle ilgili olan meseleye yüzeysel bakmalarıyla, Hikmet’in aralarında olmadığı zamanı önemsizlik açısından yok sayarlar. Silah arkadaşları geçmiş zamanın içerisinde sıkışıp kalmıştır ancak Hikmet kedisini o zamanın içerisinden ayrıştırır. Diğerleriyle yaşamış olduğu zaman da diğerlerinden ayrışmış bir şekildedir.</p>
<p>“Oysa bu şirin bölgenize ilk geldiğim gün albayım, çocuklar benimle ilgilendiler: Çevreme toplanıp, &#8216;Adama bak&#8217;, dediler. (Artık çok genç bir insan olmadığımı belirten bu   &#8216;adam&#8217; sözü beni biraz üzüyor. Belki, kendini genç hissetmek isteyenler için başka bir kelime bulunabilir, ne dersiniz?) Otobüste de şoförün yanında durmayı seven mektep-çocukları, ben ön kapıya doğru yürüyünce, birbirlerine, &#8216;Adama yol verin de geçsin&#8217;, diyorlar. Fakat mahalle çocuklarının ilgisi başkaydı: &#8216;Bütün gözler ona çevrilmişti&#8221; diye yazarlar ya kitaplarda romancılar, ben bir yere girince bana öyle bakılsın isterim. Çocuklar bunu anladılar; hepsi de yeni bir &#8216;adam&#8217;   geldiğinin farkındaydı. Ben de onların yaşındayken &#8216;adam&#8217; olmak hayata atılmak istiyordum.   “</p>
<p>Hikmet Benol eski yaşantısından şu anki yaşantısına başlama dönemine geçiş yapar. Aslında arada çok zaman farkı vardır, Eski silah arkadaşlarına evlenmek üzere olduğunu açıklar. Bunun üzerine evlenmiş, ayrılmış, bir gecekonduya yerleşerek, yine yeni ve farklı bir hayata başlamıştır.</p>
<p>“Önce hayata atıldım. Fakat bunu nasıl yaptığımı bir türlü anlayamadım. (Bir durumdan başka bir duruma nasıl geçtiğimi zaten bir türlü kavrayamam. Mesela, karanlıktan sonra birdenbire nasıl aydınlık olur, albayım? Siz hiç görebildiniz mi?) Herhalde bir süre, hiç kımıldanmadan beklemeliydim; sonra hayata yavaş yavaş atılmalıydım. Oysa bana birdenbire, işte evlendin ya, hayatını kazanıyorsun ya, o halde hayata atıldın, dediler. (Tam atıldığım sırada söyleselerdi ya.) Şimdi çok dikkat ediyorum albayım; hayatımdaki bu yeni dönemin baş tarafı gürültüye gelsin istemiyorum.   “</p>
<p>Hikmet varoluşsal neden içerisinde kendini sorgular. Yaşadığı hayatın kademelerini, kendisine biçilen rolleri vs. Bu noktada düştüğü kötü durumu çevreye yıkar. Albayla olan(yarı hayali yarı gerçek) konuşmalarında anlatılarındaki geçmiş olaylar Hikmetin geçmişte yani bir uzam içerisinde yaşadıklarıyla, karakterini belirlememize yardımcı olur. Ayrıca Hikmet doğrularıyla, yanlışlarıyla ve yaşadıklarıyla yalnızca kendi zihninde var olmaktadır. Dış dünya da kendisini ifade edemez ve günlük yaşamdan kendisini soyutlar.</p>
<p>Karımdan ayrıldım, karımdan ayrıldım. Yeni bir yaşantıya başlamadım, yeni bir yaşantıya başlamak üzereyim, neredeyse yeni bir yaşantıya başlayacağım. Başka bir yaşantı olacak bu: İşte Sevgi yok, kayın peder yok, pijama yok—artık mümkün olduğu kadar pijama giymiyorum albayım— yeni bir yaşantı bu. Ev başka, eşyalar farklı. Hüsamettin albayımla yeni tanıştım, yeni tanıştım, daha önce tanımıyordum onu, yeni bir insan, emekli albay, albay, albay&#8230; Uyumak üzeresin, sigaranı söndür.</p>
<p>Yalnızlık içerisinde tekrar kendisini var etmeye çalışır. Bunu yaparken de mazlumluğu kullanır, kendisini herkes tarafından hor görülmüş olarak gösterir ancak bunun yanında da yine kendisi de herkesi hor görmektedir.</p>
<p><strong>Oğuz Atay</strong> <em>Tehlikeli Oyunlar</em> adlı kitabında yığılan geçmiş ve geçmekte olan şimdiki zamanı kullanmıştır ancak başkarakter Hikmet’in kendisini öldürmesiyle Oğuz Atay’ın karakterleri ölümsüzleştirmesi söz konusudur. Kişi bir zamansızlık içinde yok olur.</p>
<p><strong>DİPNOT</strong></p>
<ul>
<li>(Oğuz 1984: 66)</li>
<li>(Ricoeur 2007: 47)</li>
</ul>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<ul>
<li>Atay, Oğuz (1984), Tehlikeli Oyunlar, İstanbul (İletişim Yayıncılık)</li>
<li>Ricoeur, Paul (2007), Zaman ve Anlatı: bir, Zaman Olayörgüsü Üçlü Mimesis,(hzl. Mehmet Rifat, Sema Rifat) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamansiz-karakter/">Zamansız Karakter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zamansiz-karakter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2411</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sabahattin Ali: “İyi ki Doğdun ve İyi ki Bu Topraklardan Geçtin”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-iyi-ki-dogdun-ve-iyi-ki-bu-topraklardan-gectin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-iyi-ki-dogdun-ve-iyi-ki-bu-topraklardan-gectin/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Feb 2016 07:40:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Funda Polacanlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[İçimizdeki Şeytan]]></category>
		<category><![CDATA[Kürk Mantolu Madonna]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyucaklı Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[öykücü]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2405</guid>
				<description><![CDATA[<p>1907-1948 yılları arasında yaşamış olan edebiyatımızın usta kalemi Sabahattin Ali, öykücü, şair, yazar olarak bilinmesinin yanısıra öğretmenlik ve gazetecilik de yapmıştır. Yazım hayatına şiir ile başlayan Sabahattin Ali, sadece üç romanı olmasına rağmen ülkemizin en iyi romancılarından kabul edilmektedir ve  bu başarısı da sanırım bir kez daha niceliğin değil niteliğin önemini göstermektedir. Cumhuriyet döneminin önde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-iyi-ki-dogdun-ve-iyi-ki-bu-topraklardan-gectin/">Sabahattin Ali: “İyi ki Doğdun ve İyi ki Bu Topraklardan Geçtin”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>1907-1948 yılları arasında yaşamış olan edebiyatımızın usta kalemi Sabahattin Ali, öykücü, şair, yazar olarak bilinmesinin yanısıra öğretmenlik ve gazetecilik de yapmıştır.</p>
<p>Yazım hayatına şiir ile başlayan Sabahattin Ali, sadece üç romanı olmasına rağmen ülkemizin en iyi romancılarından kabul edilmektedir ve  bu başarısı da sanırım bir kez daha niceliğin değil niteliğin önemini göstermektedir. Cumhuriyet döneminin önde gelen edebiyatçılarından biri olan ve  <strong><em>Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna </em></strong>ve<strong> <em>İçimizdeki Şeytan</em></strong> isimli bu üç romanıyla bilinen yazarın aslında birçok öyküsü, derlemeleri, önemli çevirileri ve bir oyunu mevcuttur. Şairliği yazarlığı kadar bilinmemekle birlikte aslında çok iyi bilinen bestelenmiş şiirlerde de onun imzası vardır. Aldırma Gönül (Edip Akbayram), Eşkiya Dünyaya / Leylim Ley (Zülfi Livaneli), Melankoli / Eskisi Gibi – Ben Yine Sana Vurgunum (Nükhet Duru), Dağlar &#8211; Benim Meskenim Dağlardır (Sezen Aksu) bestelenmiş şiirlerinden bazılarıdır. Eminimki bu şiirler bestelenmiş halleriyle sizlere de çok tanıdık gelecektir.</p>
<p>Sabahattin Ali’ nin öykü ve romanlarında toplumsal bir gerçekçilik hakimdir. Bu hüzünlü coğrafyada ve zor koşullarda geçen hayatı sanki onun bu gerçekçilikten hiç kopmamasını sağlamış; taşıdığı ince ruh ise romantik ve melankolik yanını her daim beslemiştir. Edebiyatımızın gerçekçi romantiği, yan yanyana durması oldukça zor gibi görünen bu iki bakış açısını, gerçekçilik ve romantizmi, ustaca birleştirmiş ve okuyucunun ruhuna dokunan ve onlar üzerinde derin etkiler bırakan eserler üretmiştir.</p>
<p>Öykülerinde insanı toplumsal sorunları içerisinde değerlendirirken, halkın yoksulluğunu, uğradığı haksızlıkları, yaşam mücadelesini olabildiğince gerçekçi bir açıdan yansıtmaya çalışmıştır. Öyle ki onun öykülerini okurken dönemin toplumsal gerçekliğine tanıklık edebilir ve yarattığı kahramanlar ile birlikte o dönemlerde zamanda yolculuğa çıkmışcasına öykülerinin içine girebilirsiniz.</p>
<p><figure id="attachment_2408" aria-describedby="caption-attachment-2408" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/sabahattin-ali.jpg" rel="attachment wp-att-2408"><img class=" td-modal-image wp-image-2408 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/sabahattin-ali-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="1907-1948 yılları arasında yaşamış olan edebiyatımızın usta kalemi Sabahattin Ali, 25 Şubat 2016 tarihiyle 109 yaşında. Bu vesileyle iyi ki doğdun Sabahattin Ali diyoruz." width="300" height="225" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2408" class="wp-caption-text">1907-1948 yılları arasında yaşamış olan edebiyatımızın usta kalemi Sabahattin Ali, 25 Şubat 2016 tarihiyle 109 yaşında. Bu vesileyle iyi ki doğdun Sabahattin Ali diyoruz.</figcaption></figure></p>
<p>Sabahattin Ali&#8217; nin üstün gözlem yeteneği, iç dünyasının derinliği ve zenginliği, yaşadığı toplumu anlayabilme ve yorumlayabilme yetisi, eserlerinde müthiş tasvir ve tespitler olarak kendini gösterir. Her ne kadar eserlerinde insanın ve yaşamın kötü, çirkin, umutsuz ve hayal kırıklığı yaratan yanlarını ön plana çıkarıyormuş ve eleştirel bir dili varmış gibi görünsede aslında gerçekleri olabildiğince abartısız bir şekilde ortaya koyarak değerlendirmeyi ve yorumu okuyucuya bırakır. İnsanın ve yaşamın çelişkilerini, toplumun insan gelişimi üzerindeki etkilerini çok iyi yansıtmış; samimi, gösterişten uzak ve naif anlatımı eserlerini daha da etkileyici kılmıştır.</p>
<p><strong><em>“Bir insanı melek diye sevmek budalalıktır. İnsanları, bütün pislikleri, hırsları ve zayıflıkları ile sevebilmek kahramanlıktır. Dostlarımızda kendimizde bulunmayan yücelikler aramak ise insafsızlıktır.”</em></strong> diyerek, insanın da tıpkı yaşam gibi iyi-kötü diye nitelendirilen birçok özelliği birarada barındırdığı üzerine bizi düşünmeye sevkeder.</p>
<p>Eserlerinde bize karşıtlığın her zaman zıtlık ifade etmeyeceğini, bilakis yaşamın ve insanoğlunun karşıtların birliğinden ibaret olduğunu ve bu bağlamda gerçekçilik ile iç içe geçmiş romantizmin ya da romantizm içeren gerçekçiliğin de son derece anlamlı olabileceğini göstermeye çalışmıştır. Yani yaşamın tüm yansımalarını&#8230;</p>
<p>Yaşamının her alanında ve eserlerinde “akla” ve “düşünebilme yetisi”nin önemine de dikkat çekmiştir. “<strong><em>İnsan aklının gündelik hayatı devam ettirmenin ötesinde bir anlam taşıdığını ve bu anlamında onun düşünebilme ve üretebilme yetisinde saklı olduğunu”</em></strong> vurgulamıştır. Tüm yaşamını müthiş bir üretkenlik içerisinde geçirmesi de bu düşüncesinin ıspatı gibidir. Bu yanı ile Sabahattin Ali, söylemleri doğrultusunda yaşayan ve doğruluğuna inandığı düşüncelerden taviz vermeden varoluşunu devam ettirmeye çalışan yazarlarımızdandır.</p>
<p>Sabahattin Ali’ nin eserlerindeki edebi anlatım gücü sizi hemen etkisi altına alıverir ve artık bu etkiden kurtulmanız neredeyse imkansızdır. Zaten bu etkiden sakınmak bir yana onun yazım gücünün gönüllü esareti altına girmekten ve orada kalmaktan müthiş bir keyif bile almaya başlarsınız. Öyleki hep anlatsın hiç susmasın istersiniz. Anlatacakları bittiğinde duyduğunuz hüzün ise kısa sürede yerini diğer eserlerini keşfetmeye yönelik yoğun bir isteğe bırakır.</p>
<p>Nazan Öncel’ in “Ali” isimli bir şarkısı vardır ve bu şarkıyı Sabahattin Ali’ ye ithafen yazdığı söylenir. Şarkının sonu şöyle biter;</p>
<p><strong><em>Git oğlum uzaklara</em></strong></p>
<p><strong><em>Bırakmazlar hayatta</em></strong></p>
<p><strong><em>Düşünürde diyemezsin</em></strong></p>
<p><strong><em>Buralarda</em></strong></p>
<p>Kısa ömrüne sığdırdığı eserleri ve eserlerinde “<strong><em>diyebildiği kadarı</em></strong>” bile çok anlamlı ve değerlidir.</p>
<p>Hayatı, bu ülkede muhalif bir aydın olarak yaşamanın zorlukları ile mücadele içerisinde geçmiştir. Düşüncelerini ve doğruları söylemekten sakınmayan nice insanımızın akibeti gibi onun da yaşamı genç yaşında trajik bir şekilde son bulmuştur. Sabahattin Ali’nin sadece “eserleri” ile edebiyatımızda değil, “yaşamı ve duruşu” ile bir “fikir adamı” olarak tarihimizde de önemli bir yeri vardır.</p>
<p>Yıllar önce dile getirdiği toplumsal ve politik sorunların birçoğunun –ne yazık ki- günümüzde halen geçerliliğini koruyor olması da saptamalarının ne derece doğru olduğunun ve aslında tüm zamanlara hitap eden görüşler olduğunun göstergesidir.</p>
<p>Üreten ve ürettikleri ile dünyada iz bırakan insanların aslında hiç ölmeyeceği, hep bizimle, yanıbaşımızda yaşamaya devam edecekleri inancıyla onu ölümünde değil doğum gününde sevgi ve saygıyla anmak ve bunu sizlerle de paylaşmak istedim.</p>
<p><strong><em>İyi ki bu topraklarda doğmuş ve iyi ki yollarımız kesişmiş…</em></strong></p>
<p>Sabahattin Ali her yönüyle anlattıkça anlatmak isteyeceğimiz insanlardan biri olduğu için, bu yazı da onu anlatmaktan ziyade ondan kısaca bahsettiğim bir yazı olmaktan öteye geçemeyecektir. Henüz onunla tanışmamış olanların ona “Merhaba” demesini sağlayabilir ve bir nebze de olsa onunla ve eserleriyle ilgili merak uyandırabilir ise ne mutlu!</p>
<p>Yazımı Sabahattin Ali’ nin bir dörtlüğü ile sonlandırmak istiyorum. Karamsarlığa düştüğünüzde ya da yılgınlığa kapıldığınızda bu dizeleri anımsayıp gülümseyerek yolunuza devam edebilmeniz ümidiyle..</p>
<p>&#8220;görmesen bile denizi</p>
<p>yukarıya çevir gözü</p>
<p>deniz gibidir gökyüzü</p>
<p>aldırma gönül aldırma&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-iyi-ki-dogdun-ve-iyi-ki-bu-topraklardan-gectin/">Sabahattin Ali: “İyi ki Doğdun ve İyi ki Bu Topraklardan Geçtin”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-ali-iyi-ki-dogdun-ve-iyi-ki-bu-topraklardan-gectin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2405</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Feb 2016 08:03:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[Don Kişot]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz Makamı]]></category>
		<category><![CDATA[makara teyp]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[Süpermen]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2379</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 6 Çocuğum ben; oyun oynamaktır işim, Sormayın oyuncağın nedir diye? Ne bulursam odur derim, çünkü her şey benim… Bir kumaş bulurum kırmızı! İşte pelerinim … İster uçarım artık; Süpermenim… İster küçük prenses; Beyaz atlıyı beklerim… Bir sopa mı budum? Kılıçtır kuşanılmış… Seç! İster Don Kişot ol, ister Malkoçoğlu… Artık neresindeysen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/">Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 6</strong></p>
<p style="text-align: center;">Çocuğum ben; oyun oynamaktır işim,</p>
<p style="text-align: center;">Sormayın oyuncağın nedir diye?</p>
<p style="text-align: center;">Ne bulursam odur derim, çünkü her şey benim…</p>
<p style="text-align: center;">Bir kumaş bulurum kırmızı!</p>
<p style="text-align: center;">İşte pelerinim …</p>
<p style="text-align: center;">İster uçarım artık;</p>
<p style="text-align: center;">Süpermenim…</p>
<p style="text-align: center;">İster küçük prenses;</p>
<p style="text-align: center;">Beyaz atlıyı beklerim…</p>
<p style="text-align: center;">Bir sopa mı budum? Kılıçtır kuşanılmış…</p>
<p style="text-align: center;">Seç!</p>
<p style="text-align: center;">İster Don Kişot ol, ister Malkoçoğlu…</p>
<p style="text-align: center;">Artık neresindeysen dünyanın…</p>
<p style="text-align: center;">Bir yastık ise kucağımdaki; odur bebeğim,</p>
<p style="text-align: center;">Masa altlarına kuruludur evim.</p>
<p style="text-align: center;">Çamurlardan yemek yaparım,</p>
<p style="text-align: center;">Gazoz kapaklarından tabak,</p>
<p style="text-align: center;">Sunarım hayalimde misafirlere…</p>
<p style="text-align: center;">Kimse bilmez düşümde</p>
<p style="text-align: center;">Nerelerdeyim kiminle gezerim…</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Betül Çetinay</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>&#8230;</strong></p>
<ul>
<li>Günaydın! Erkencisin yine?</li>
<li>Otobüsün sesini duydum… Gitti mi yoksa?</li>
<li>Dur koşma… Gitmedi daha burda!</li>
</ul>
<p>Pencereden aşağıya bakıyorum, henüz hareket etmemiş… Oh çok iyi, kaçırmadım demek ki… Motoru ısıtıyor daha, bir yandan da koltukların arasını süpürüyor. Beni görecek mi acaba? El sallayabilecek miyim? Ah! bir yukarı baksa… Niye bu kadar yüksek ki evimiz… Oysa ikinci kattayız yalnızca… Üstümüzde bir de teras var, koskoca… Hadi bir bakıver, başını kaldırıp bir kez olsun, ne olur el sallayayım sana…</p>
<ul>
<li>Ne yapıyor o orada?</li>
<li>Şu muavin yok mu? Ona el sallamak için kalkıyor bu saatte…</li>
<li>Hay Allah yatsana be çocuk… Çok ararsın bu zamanları…</li>
<li>Hiç sorma, bayramdan beri böyle, sabah akşam camda…</li>
</ul>
<p><em>Doğruydu, bayramdan beri böyleydim. “Şehirden gelirken senin için almış” demişti ya abim <strong>mavi balonu</strong>… Fakat o sabah uyandığımda patlamıştı ya <strong>mavi balonum</strong>… Ne ağlamıştım bütün gün için için… Susturamamışlardı, hiçbir şey kâr etmemişti… Ne şekerler, ne çikolatalar… Bayram zehir olmuştu bana. Sonra dediler ki; “<strong>Şehre inen tek otobüsümüz Magirus ”</strong> artık evimizin önüne park edecek… İşte o zaman sustum. Nasıl sevindim, dindi bütün kederim… O gün bugündür sabahları çıkmadan sefere onu camda gözlerim. Yakalayıp, el sallarım ve sonra akşama tekrar dönüşünü beklerim… </em></p>
<p><figure id="attachment_2382" aria-describedby="caption-attachment-2382" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Şehre-inen-tek-otobüsümüz-Magirus-sabah-akşam-camda-beklenen….jpg" rel="attachment wp-att-2382"><img class=" td-modal-image wp-image-2382 size-thumbnail" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Şehre-inen-tek-otobüsümüz-Magirus-sabah-akşam-camda-beklenen…-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="Şehre inen tek otobüsümüz Magirus; sabah akşam camda beklenen…" width="150" height="150" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2382" class="wp-caption-text">Şehre inen tek otobüsümüz Magirus; sabah akşam camda beklenen…</figcaption></figure></p>
<p>Beş yaşındayım, ev halkının yapacak bir sürü işi var. Her gün kimi işinde, kimi okulda, kimi evde… Ama benimle oyun oynayacak kimse yok.  Sabahtan akşama kadar radyo açık yalnızca… Oyuncak mı? Ne bulursak artık, ne rast gelirse o günün kısmetine…</p>
<p>Evimizde biri camın önünde diğeri duvar dibinde olmak üzere iki divan vardı. Ben duvar dibindekini severdim. Ucuna oturdum mu bir kez, artık kendimi otobüs şoförü olarak hayal ederdim. Evdeki erkek terliklerinden üç tanesini ters çevirip, fren, gaz ve debriyaj pedalı yapmıştım. Bulduğum küçük bakır tepsi ise, otobüsün kocaman direksiyonuydu. Bütün gün hayal arkadaşım  (muavin)  ile gezer dururdum dünyayı.  İnsanları kurtarırdım kötülerden. Toprak altında yaşardım köstebekler gibi. Kimse bulamazdı beni. Saklanırdım, bilemezdi kimse yerimi… Bana ihtiyaç olmazsa hiç dışarı çıkmazdım. Çünkü ben gizli bir kahramandım<strong>…</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/77Cg-LXqXXY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Bugün annem izinli… Bana gelip ses yapmamamı söyledi. Çünkü arka odada sesini alacakmış teybe…  Bu hafta sonu abimin doğum günü, ona sürpriz yapacakmış…</p>
<p>Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına<br />
Ey ufuklar diyorum yolculuk var yarına<br />
Ayrılık görünmüşken yar tutmuyor elimden<br />
Misafirim bugün ben gurbet akşamlarına.</p>
<p><figure id="attachment_2385" aria-describedby="caption-attachment-2385" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp.jpg" rel="attachment wp-att-2385"><img class=" td-modal-image wp-image-2385 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp-300x168.jpg?resize=300%2C168" alt="Makara teyp" width="300" height="168" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2385" class="wp-caption-text">Makara teyp</figcaption></figure></p>
<p><strong>Annemin bu hicaz makamımdaki şarkıyı söyleyişini dinliyorum, nefesimi tutarak… Aşktan yanmış, ayrılığı tatmış kalbimle, içimden usulcacık mırıldanarak…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/">Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yılan Yuvası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yilan-yuvasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yilan-yuvasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 09:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatoş Polat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2365</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fikirlerim uçuktur benim sana çarpar zedeler Değişken kişiliğime ayak uyduramazsın Beni ben bile anlamamışken sen zorlayamazsın Bence sen susmalısın Konuştukça kelimelerin zihnime batar Senin gökkuşağında soluk renkler var Hayal gücümle boğamam seni Senin monoton bir hayatin var Her düşündüğüm kendime zarar Beynimin içinde tükenen hayaller var Fazla zorlama kapasitene zarar Sen evcilleştin kazandıklarınla Benim kasamda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yilan-yuvasi/">Yılan Yuvası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fikirlerim uçuktur benim sana çarpar zedeler</p>
<p>Değişken kişiliğime ayak uyduramazsın</p>
<p>Beni ben bile anlamamışken sen zorlayamazsın</p>
<p>Bence sen susmalısın</p>
<p>Konuştukça kelimelerin zihnime batar</p>
<p>Senin gökkuşağında soluk renkler var</p>
<p>Hayal gücümle boğamam seni</p>
<p>Senin monoton bir hayatin var</p>
<p>Her düşündüğüm kendime zarar</p>
<p>Beynimin içinde tükenen hayaller var</p>
<p>Fazla zorlama kapasitene zarar</p>
<p>Sen evcilleştin kazandıklarınla</p>
<p>Benim kasamda hala asi ruhum var</p>
<p>Sen yükselmek için haksızlığa sus farkın kaldı mı haksızlardan?</p>
<p>Sana değmedi yılan ama vicdanında yuvaları var</p>
<p>Hadi sustur içindeki kalan son insani sesi</p>
<p>Ki kazanacak çok paran var&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yilan-yuvasi/">Yılan Yuvası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yilan-yuvasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Birinci</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/birinci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/birinci/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 07:32:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2358</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nostalji tramvayının ardı ardına patlayan çan sesleri, şehrin kalabalık ve nemli sokaklarında sadece yoluna çıkanları uyarmak maksatlı değil,  bu Müslüman sokaklarında dolaşan gayri Müslimlerin kulağına, sanki bir kilise çanı misali gelip onları manevi bir huzura ve nostaljik olmasından ötürü de yaşadığı zamanı bir türlü benimseyememiş güruhun yorgun ruhlarını,  bir nebze de olsa olmak istedikleri zamana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birinci/">Birinci</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nostalji tramvayının ardı ardına patlayan çan sesleri, şehrin kalabalık ve nemli sokaklarında sadece yoluna çıkanları uyarmak maksatlı değil,  bu Müslüman sokaklarında dolaşan gayri Müslimlerin kulağına, sanki bir kilise çanı misali gelip onları manevi bir huzura ve nostaljik olmasından ötürü de yaşadığı zamanı bir türlü benimseyememiş güruhun yorgun ruhlarını,  bir nebze de olsa olmak istedikleri zamana götürmek için çabalıyordu sanki.</p>
<p>Vedat ile Asım ise, bu tramvayın içinden ziyade dışında seyahat etmeyi alışkanlık haline getirmişlerdi.  Bir yandan düşmemek için tramvayın arkasındaki ince demirden çubuğa sıkı sıkı tutunurlarken, diğer yandan, yaklaşık yarım saat önce ellerine tutuşturulan ve Işık caddesindeki tüm binaların posta kutularına koymaları söylenen Süper Market broşürlerinin rüzgardan sağa sola saçılmamasına gayret gösteriyorlardı. Bir ara Vedat, Asım’a çaktırmadan elindeki broşürleri demiri tuttuğu kolunun altına sıkıştırıp boşta kalan eliyle kot pantolonun daracık cebinde, bir de aksi gibi en dibe sıkışmış tek dal sigarasını hasar vermeden çıkarmaya çalışıyordu.</p>
<p>Tramvay Işık caddesinin ortasına geldiğinde, durmasını bile beklemeden atladılar tutundukları yerden. Kaldırım kenarında birikmiş moloz yığınına atlayan Vedat, ayağı burkulsa da küfrederek birkaç adım sendeledikten sonra tekrar o normal yürüyüşüne geçmiş Asım ise birkaç adım ilerisinde, Vedat’ın bu sakar haline gülmemek için zor tutuyordu kendini.</p>
<p>&#8211;  Bişeyin yok dimi lan?</p>
<p>&#8211; Yok bişey yok. Gülme sakın sikerim belanı.</p>
<p>&#8211; Gülmedim lan orospu çocuğu hemen atar yapma.</p>
<p>&#8211; Bak Asım bu öğlenin sıcağında sen açtın bu işi başımıza. Zaten o market müdürü olacak elemana da ayar oldum, senden çıkarmayayım şimdi tüm hıncımı.</p>
<p>&#8211; Fena mı lan. 3-5 kuruş para görecek işte bu sayede cebimiz.</p>
<p>&#8211; Ne para ama be. Hayatımız kurtulacak vallahi.</p>
<p>&#8211; Günde kırk lira fena değil.</p>
<p>&#8211; Ne kırk’ı lan. Yirmiyi tutuşturdu şutladı işte herif bizi.</p>
<p>&#8211; Yarısını da iş bitince verecekmiş ya işte.</p>
<p>&#8211; Yemin ediyorum malsın sen Asım.  Kokain mi satıyoruz amına koyim ne işi, ne yarısı?</p>
<p>&#8211; Öyle deme lan. Ben tanıyorum bu adamı. Delikanlı adamdır. Yapmaz öyle yamuk. Hem yapsa ne olacak ki. Yirmi lirada iyi para bizim için. En azından adam gibi karnımızı doyurup, üzerine de rızkımızı yakarız. Bıktım lan kaç gündür peçeteye çay sarıp içmekten.</p>
<p>&#8211; Haklısın! Yirmi lira da hiç fena para değil. O yüzden daha fazlasına ihtiyacımız da yok açıkcası.</p>
<p>Cümlesini bitirir bitirmez birkaç adım ötesinde ki çöp bidonuna doğru yöneldi Vedat. Elinde ki broşürleri çöp bidonuna atıp gülümsedi.</p>
<p>&#8211; Hadi bugünlük bu kadar çalışma yeter. Bırak sende elinde ki işleri de gidip adam akıllı bir karnımızı doyuralım.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>…</strong></p>
<p>Işık caddesi şehrin en şaaşalı caddelerinden biridir. İnsan bu caddede dolaşırken ister istemez zengin olma hayalleri kurar, kendini bu caddenin şaaşasına ister istemez hapsederdi. Vedat ve Asım, ne zaman bu caddeye yürüyüşe çıksalar, karşılarına çıkan ilk sayısal loto bayiine uğrar ve bir sonra ki gün buradan yürümek yerine belki de az önce yanlarından nasıl geçtiğini bile anlamadıkları o son model aracın içinde hayal ederlerdi kendilerini. Hem belki bu caddede dolaşan birbirinden güzel kadınlardan biri de olurdu yanlarında belli mi olurdu.</p>
<p>“O zaman küfretmeyi bırakırım” derdi hep Vedat. “küfür yakışmaz zenginlerin ağzına” hem ne demişti o çok sevdiği şair amcaları; “küfür burjuvanın ağzında lağım çukurudur.”  İşte belki de tam bu yüzden bırakacaktı küfretmeyi. Kibar davranmanın, sadece zenginliğin erdemi olabileceğini savunurdu hep.</p>
<p>Pek uzun sayılmayacak bir yürüyüşün ardından, caddenin sonundaki küçük büfeye vardıklarında paralarını birleştirip olabilecek en ucuz harcamayla karınlarını doyurmak için aldıkları küçük bir yoğurt ve ekmeğin yanı sıra arda kalan parayla da poşetledikleri biraları ve bir paket birinci sigarasını da alıp, büfenin karşı tarafındaki, bir zamanlar kendilerini satanist adleden bir grup gencin sığınak olarak kullandıkları, Akdeniz’i tam cepheden gören eski bir hangarın yıkık dökük duvarına yerleştiler.  Ekmeği elleriyle bölüp, sanki aylarca aç kalmışlar gibi yoğurt kovasına daldırırlarken, önlerinde duran bu eşsiz manzara, neden zengin olmak için çalışmak yerine, bunu şansa bırakmayı, hatta şans bile değil, hayalden öte adım atmamaları gerektiğini anlatıyordu kendilerine. Çok paraları olsa bile, yine deniz manzaralı bir yerde karınlarını doyurmak istemeyecekler miydi bir şekilde?</p>
<p>“Zenginlik modernleştirir” dedi Vedat. “ Modernizm ise kibarlaştırır insanı. Kibarlaşan insanın, etrafında dönen dolaplara da tepkisi hep kibardır. Slogan atmaktan öteye geçmez. Yada kuru kuruya bir lanetlemeden… Sistemin işine gelir bu zayıf karşı koyuş. Sen kibarca alkışlarken onlar acımasızca öldürürler seni. Bu yüzden hep gariban mahallerde sökülür kaldırım taşları.”</p>
<p>&#8211; Kafanı sikeyim senin Vedat. Zenginlikle, kibarlığın ne alakası var amına koyim.</p>
<p>&#8211; Şimdi lüks bir restorantta çatalın ucundaki eti dudağına değdirmeden yiyen adamla, yoğurt kovasına on parmağını da sokan kendini bir mi tutuyorsun.</p>
<p>“Haklısın” dedi Asım. Elini tişörtüne silip poşetten çıkardığı biranın kapağını dişiyle açıp büyük bir yudum aldı biradan. “ver şu rızkımızdan bir dal yakalım”</p>
<p>Uzun zamandır birinci sigarası içerdi ikisi de. Sigaraya da “rızk” diyorlardı kendi aralarında. Limanda demlendikleri bir akşam şişe toplayan bir adam ikram etmişti bu sigarayı ilk defa onlara ve  “isminin anlamını bilmediğin sigarayı içmek haramdır” demişti uzatırken sigarayı. Birinci’nin anlamını sorduklarında da “Biz İşçiler Rızkımız İçin Nice Cinayetler İşledik” cevabını alınca, ikisi birden sanki aralarında gizli bir anlaşma yapmışcasına bundan böyle sadece Birinci içmeye karar vermişlerdi. Asım’dan ziyade Vedat’ın böylesi saçma duyarlılıkları olmuştu hep ufak tefek.  “İş hayatı” kavramından da bu adamla yaptıkları ve sabaha kadar süren konuşmaları tiksindirmişti Vedat’ı.  Daha önce ismini söylemediği bir şirkette muhasebeci olarak çalışırken, birden elinde ki her şeyi bir kenara bırakıp hiç bilmediği bir şehre gelerek, salt temel ihtiyaçlarını gidermek için yaşamaya başladığını anlatmıştı. “İnsan oğlu bir garip” demişti adam.  “yaşamak uğruna gereksinim duydukları en temel ihtiyaçlarını ikinci plana itip, lükslerini icat ettiler. Sonra o lüksleri elde etmek uğruna deli gibi çalışmayı, yorulmayı ve hayatlarını mahvetmeyi… ve bu mahvettikleri hayatlarından bir süreliğine de olsa uzaklaşabilmek için yıllık izinlerini bekleyip, tatile çıkmayı. Ve tatile çıkar çıkmaz uyumayı hayal ettiler. Dilediklerince uyuyup yemek yemeyi ve dilediklerince sevişmeyi. Kısacası yine o en başta ikinci plana ittikleri temel ihtiyaçlarını karşılamayı. Ve bunun sonsuza dek böyle sürmesini hayal ettiler” Asım’dan ziyade Vedat’ın, hayatına anlam katabilmesi için bazen böyle süslü cümlelere ihtiyacı olmuştu hep. Ufak tefek…</p>
<p>İlk defa gün tam olarak batmadan bitirdiler biralarını. Oturdukları yerden kalktıklarında Asım, Vedat’a nazaran alkole daha hassas vücudunu Vedat’a yük etmiş, beraberce yürümeye başlamışlardı tramvay durağına.  Asım, Vedat’tan bir dal daha rızkını istemese belki de Vedat hiçbir zaman farkına varmayacaktı sigara paketini unuttuğunun. Aklına kotunun cebinde duran ve çıkarmaya çalışıp çıkaramadığı tek dal sigara gelse de, elini cebine atıp ta paramparça olduğunu fark edip, eliyle çıkardığı bir tutam tütünü,  arka cebinde unuttuğu market broşürüne saramayacağını anlayınca, yerde az sonra sönecek olan küçük izmariti alıp, tutuşturacaktı Asım’ın ağzına.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birinci/">Birinci</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/birinci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2358</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Trende Yazılan Efsane: Harry Potter</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Feb 2016 16:47:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yağız Akkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Columbus]]></category>
		<category><![CDATA[Godric Gryffindor]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Potter]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Potter Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Helga Hufflepuff]]></category>
		<category><![CDATA[J.K Rowling]]></category>
		<category><![CDATA[Joanne Kathleen Rowling]]></category>
		<category><![CDATA[Rowling]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2350</guid>
				<description><![CDATA[<p>Joanne Kathleen Rowling, kitap üstündeki bilinen adıyla J.K Rowling. Dört saat rötarla kalkan Manchester-Londra treninde zaten aklında olan bir hikayenin temellerini atmış, Harry potter ve felsefe taşını kağıda dökmeye başlamıştır. Harry Potter Kimdir? Harry, ailesi öldükten sonra henüz bebekken amcası ve teyzesine verilen bir çocuktur. 10 yıl boyunca hiç sevmediği akrabalarının yanında büyüyen Harry anne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/">Trende Yazılan Efsane: Harry Potter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Joanne Kathleen Rowling, kitap üstündeki bilinen adıyla J.K Rowling.</p>
<p>Dört saat rötarla kalkan Manchester-Londra treninde zaten aklında olan bir hikayenin temellerini atmış, Harry potter ve felsefe taşını kağıda dökmeye başlamıştır.</p>
<p><strong>Harry Potter Kimdir?</strong></p>
<p>Harry, ailesi öldükten sonra henüz bebekken amcası ve teyzesine verilen bir çocuktur.</p>
<p>10 yıl boyunca hiç sevmediği akrabalarının yanında büyüyen Harry anne ve babasının trafik kazası sonucu öldüğünü bilmektedir.</p>
<p>Başvuru yapmamasına rağmen Hogwarts Cadılık Ve Büyücülük Okulundan kabul mektupları almaya başlar. Israrlı devam eden mesajlardan anlar ki kendiside bir büyücüdür.</p>
<p>7 yıl sürecek olan Hogwarts macerasında bir aksakallı ve iki harika arkadaşıyla tüm gerçekleri öğrenecek, maceradan maceraya geçecektir.</p>
<p><strong>Uyuyan Bir Ejderhayı Asla Gıdıklama</strong></p>
<p>Rowling’in efsane serisinin tümü Hogwarts cadılık ve büyücülük okulunda geçer.</p>
<p>Hogwarts tartışmasız her izleyenin imrendiği bir yer. Kendiliğinden değişen merdivenler, uçan süpürgeler, büyü dersleri ve göz kamaştıran mimarisi…</p>
<p>Hangimiz iç geçirmedik, “Ah şurada okusaydık…”</p>
<p>Harry potter serisi nereden bakarsak bakalım çok düşünülmüş, incelikle tasarlanmış bir eserdir. Sıfırdan bir mitoloji ve fantezi dünyası kurgulamak oldukça zordur.</p>
<p>Büyücülük aleminde oynanan quidditch oyunu, okulun bin bir türlü sırrı ve tarihi, yasak orman, dönemin dört büyücüsü olan Godric Gryffindor, Helga Hufflepuff, Rowena Ravenclaw, Salazar Slytherin ve daha bir çok kişi ve unsur eserin üzerinde ne kadar emek olduğunun bir göstergesi aslında.</p>
<p><figure id="attachment_2353" aria-describedby="caption-attachment-2353" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/rowling-harry-potter.jpg" rel="attachment wp-att-2353"><img class=" td-modal-image wp-image-2353 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/rowling-harry-potter.jpg?resize=540%2C234" alt="Joanne Kathleen Rowling ve Harry Potter" width="540" height="234" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/rowling-harry-potter.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/rowling-harry-potter.jpg?resize=300%2C130&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2353" class="wp-caption-text">Joanne Kathleen Rowling ve Harry Potter</figcaption></figure></p>
<p><strong>Rowling’in Potter Başarısı</strong></p>
<p>Birçoğumuz Harry Potter’ı filmden tanımışızdır. Bir kitap serisinin film olması, bu denli başarılı bir film olabilmesi tamamen kitapla alakalıdır.</p>
<p>Eminim trende ve öğle aralarında yazarken tüm dünyada 400 milyon kopyasının basılacağını ve satılacağını tahmin bile etmiyordu Bayan Rowling.</p>
<p>Eser her ne kadar çocuklar için yazılmış olsa da başarılı fantezi dünyası her yaştan okuyucunun ilgisini çekiyor.</p>
<p>Çok kısa bir zamanda raflarda en üst sıralara yerleşen ilk kitap, Rowling’e 1 milyar dolardan fazla kazandırmış, Birleşik Krallığın en zengin kadını ünvanını almasına vesile olmuştur.</p>
<p><strong>Harry Potter Serisi</strong></p>
<ul>
<li>1997 yılında üstün bir başarı elde eden Harry Potter ve Felsefe Taşının ardından ikinci kitap gecikmedi.</li>
<li>1998 yılında Harry Potter ve Sırlar Odası,</li>
<li>1999 yılında Harry Potter ve Azkaban Tuzağı,</li>
<li>2000 yılında Harry Potter ve Ateş Kadehi,</li>
<li>2003’te Harry Potter ve Zümrüdü Anka Yoldaşlığı,</li>
<li>2005 yılında Harry Potter ve Melez Prens,</li>
<li>2007’de ise son kitap olan Ölüm Yadigarları yayımlandı.</li>
</ul>
<p><strong>Film Olma Serüveni</strong></p>
<p>Kitap serisinin tümü aynı sırayla filme uyarlanmış, yalnızca “ölüm yadigarları” iki bölüm film olarak çekilmiştir.</p>
<p>Filmlerin yönetmeni Chris Columbus, Rowling’e kitaba sadık kalacağı ve tüm oyuncuları İngiliz olarak seçeceği konusunda sözler vermiş.</p>
<p>“Filmi izlememe bir hafta kala çok heyecanlıydım. İzleme tarihim yaklaştıkça bu heyecan korkuya dönüştü. Film başlarken bir kabus yaşıyor gibiydim, çünkü bundan sonra belirleyeceğim hatalar veya dile getireceğim eksiklikler artık düzeltilemezdi. Fakat film bittiğinde çok mutluydum.” Rowling’in bu sözlerinden anlaşılacağı üzere kendisi filmi beğenmiş.</p>
<p>Rowling kitaba sadık kalındığı konusunda emin ve tüm önemli kısımların filmde olduğunu söylüyor.</p>
<p>Böylesine harika bir efsaneyi bizlere kazandırdığı için Joanne Kathleen Rowling ablamıza çok teşekkür ediyoruz.</p>
<p>Bizlere başarılı bir görsel Harry Potter sunan yönetmen Chris Columbus’a da teşekkür ediyor ve son zamanlarda kaybettiğimiz, filmde ‘’Severus Snape’’olarak kendini bize tanıtan başarılı aktör Alan Rickman’ı sevgiyle anıyoruz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/">Trende Yazılan Efsane: Harry Potter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2350</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Feb 2016 12:36:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hülya Kaya Erden]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[boşluk duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız adam]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2346</guid>
				<description><![CDATA[<p>Birinci Bölüm: Orospu Herkes, Kendi ömrünün dikenlerinde açmış çiçeklerin Kelebekleriydi biraz: Anlaşılmaz derecede Anlaşılmak için çırpınan; Çırpındıkça Kendi yemişine yem olan… Sözleriniz ne kadar yavan dedi kadın, alaycı ve keskin gülümsemesinin ardından. Sigarasından aldığı derin bir nefesten sonra bacak bacak üzerine attı. Çıplak bedeni parlıyordu loş odanın içinde. Güzeldi bacakları çirkin olan diğer yerlerine göre. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/">Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center; line-height: 21.75pt; margin: 0cm 0cm 21.75pt 0cm;" align="center"><strong><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Verdana','sans-serif'; color: #222222;">Birinci Bölüm: Orospu</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><em>Herkes,</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kendi ömrünün dikenlerinde açmış çiçeklerin</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kelebekleriydi biraz:</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Anlaşılmaz derecede</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Anlaşılmak için çırpınan;</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Çırpındıkça</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kendi yemişine yem olan…</em></p>
<p>Sözleriniz ne kadar yavan dedi kadın, alaycı ve keskin gülümsemesinin ardından. Sigarasından aldığı derin bir nefesten sonra bacak bacak üzerine attı. Çıplak bedeni parlıyordu loş odanın içinde. Güzeldi bacakları çirkin olan diğer yerlerine göre. Daha da yerleşti oturduğu koltuğa. Hala gülüyordu. Neden? Bir cevap bekliyordu. Senin derdin sadece fazla yorgun olmak dedi yine aynı edayla. Yorgun mu? Evet yorgun dedi. Çünkü enerjini saçma sapan şeylerle harcıyorsun çalışmak yerine dedi. Buda hayatımı zorlaştırıyormuş. Beni rahatsız etmek istediği belliydi. Ama rahatsız olmuyordum. Tersine eğlendiğim bile söylenebilirdi. Çekici görünmek istediği belliydi sigarasını söndürürken. Oysa iki parmak arasına takılmıştı gözlerim. O iki meyveyi yemek istiyordum nikotin tadını içime çekerek. Uzun zamandan beri tanışıyorduk. İhtiyacım olduğunda arıyordum, iki saat sonra geliyordu bu eve. Benim evime.</p>
<p>Gizlerin ardında hayat. Gizlerin dibinde. Bir ben bir de ölüm. Daha ne var ki? Yaşayacaksın, yaşamdan bıkacaksın. Ve bir baban olmayacak bu yaşamda. Varsa şansına küs.</p>
<p>Ellerini bacaklarında gezdiriyordu. Sözünü tutmuştu çünkü ter kokmuyordu. Ben de yıkanmıştım. Önceki gelişinde böyle karar vermiştik. Sevişmelerimizi daha çekilir hale getirebilmek için. Ne düşünüyorsun? Dedi merak ettiğine kendini zorlayarak. Hiç… Sadece bacaklarını. Vücudumun en beğendiğin tarafı değil mi? Bir de ellerin. Neden? Çünkü çok iyi kavrıyorlar. Benim kocam olmak ister misin? Burada istediğin kadar kalabilirsin. Karın olarak mı? İstediğin gibi. Sana yemek yapmamdan hoşlanır mısın? Düzenli yemek yemekten hoşlanmam. Ama düzenli sevişmek hoşuma gider. Yüzündeki kırışıklıklar artmıştı somurttuğu için. Nasıl geçiniriz? Sen orospuluğa devam edersin ben de böyle yaşamaya. Ya çalışmak istemezsem? Olur. Kahkaha atarak gülmeye başladı. Tüm yaşamını bu kahkahaların içinde boğuyordu. Yalnızdı. Sadece kahkahalarıyla. Organını göstererek bunu sadece sana yedirmem dedi. Hala gülüyordu. Bende gülmeye başladım.</p>
<p>Ölümün ardından gelen ayak izleri bana ait. Yaklaşmak uzaklaşmaktan daha zor. Ölüm beni ararken onu buldu. O herkesten uzaklaşarak bıraktı kendini boşluğa. Ölüm yine de memnun kalmadı. Çünkü ölüm sadece kendisiyle hesaplaşıyordu başka bedenlerde. Aynı aynaya bakan bizler gibi…</p>
<p>Bulabileceğim tüm kelimeleri tüketmiştim. O da sıkılmıştı benden. Bu gece benimle kalacaksın değil mi? Evet, hep kalmıyor muyum? Karnım acıktı dedi. Dolapta dünden kalan yemek olacak. Oturduğu koltuktan kalktı, mutfağa doğru emin adımlarla yürümeye başladı. Bense onu izliyordum. Karşımda duran boş koltuğa doğru bir sigara yaktım. Ellerimi sakallarıma götürdüm. Çok uzamışlardı. Panjurun açık olan aralıklarından sızan ışıklar hoşuma gitmişti. Buna karşılık yaklaşık beş saattir sadece kapıyı açmak için ayrıldığım koltuktan kalkarak radyoyu açtım. Sonra yine gömüldüm koltuğuma. Kalçalarımın ağrıdığını hissettim hareketsizlikten. Aralıktan sızan ışık demetleri çok iyi gelmişti. Yaşadığımı hissettiriyordu yorgun bedenime. O böyle söylemişti. İnce dilimleri elimle kavramaya çalışıyordum. Öpmek için, sonra gözlerime değdirmek için. Hep böyle ulaşılmaz olmak zorunda mısınız? Böyle gizemli ve uzak… Ve yakınımda birilerinin daha yaşadığını haber vermek zorunda mısınız? Denizin ardında… Karşı apartmanda… Karşı kaldırımda… Karşı sokakta… Karşı mahallede… Karşı şehirde… Karşı ülkede… Karşı kıyıda… Işık başka ne işe yarar?</p>
<p>Sıyrılmaya çalışıyorum. Bu dibi görünmeyen yaşamdan. Elimden geldiğince yaklaştığımı hissediyorum. Ölüm yorulmasın ben yakınındayım. Her yaşamın bir inişi vardır. Öyle inanılması güç ve saçmalık dolu…</p>
<p>Kapıda duruyordu. Beni yakalamıştı ışık demetleriyle konuşurken. Kafasını iki yana salladıktan sonra doymanın verdiği rahatlıkla yeniden koltuğuna oturdu. Bu sefer bacaklarını iki yana açarak. Onun doymasının verdiği rahatlık şimdi beni daha fazla rahatlatmıştı. Ellerim terliyordu yavaş yavaş. Yavaşlık heyecanla beraber ilerliyordu. Nasıldı yemek, beğendin mi? Güzel yemek yapıyorsun, ancak acele etmeden daha yavaş yapmalısın dedi. Sonra ekledi bildiği bir konu üzerinde yorum yapmaktan zevk duyarak: Fazla kurcalamadan, kendi haline bırakmalısın pişen yemeği. Beni hala nasıl heyecanlandırabiliyorsun? Dedim artık kendimi engellemekten vazgeçerek. Cinselliğinin objesi olduğum için. Kadın! Sen harikasın, olamadığın biri gibi davrandığın için. Hali hazırda bulunan kimliğinden yemediğin için. Bense hala biri olamadım. Olma zorunluluğu da hissetmedim. Beni çok yalnız bırakıyorsun dedi dudaklarını bükerek. Şimdi bir çocuk duruyordu karşımda. Elimde olmadan dedim.</p>
<p>Sorun? Benim içindeki benden süratle uzaklaşmaktı. Benim ne olduğu anlamına sahip olduğum bu yaratıktan kurtulmaktı. Ölüme sığınmak istiyordum. Korkuyordum. Çünkü biri ölürken o korkunun nasıl olduğunu hissetmiştim.</p>
<p>Beni hiç merak ettin mi? Bazen ettim dedim. Ama bildiklerimde yeterli diye düşünüyorum. İlişkimiz için bu kadar yeterli. Bunca yıldır hiç soru sormadın. Seninle ilgili sorduğum soruları da hep geçiştirdin. Verdiğim cevaplarda beni ne kadar tanıyacağını sanıyorsun? Tanırdım dedi kararlı. Konuşmayı beceremem.  Beni ciddiye almadığını hissediyorum. Saçmalıyorsun. Haddimi aştığımı, sana yaranmak istediğimi düşünüyorsun. Neden zorlaştırıyorsun? Biz böyle mutluyuz. Ben… Ben birileri tarafından ciddiye alınmak istiyorum. Önemli mi olmak istiyorsun dedim üzülerek. Evet… Evet kesinlikle. Senin için önemli olmak istiyorum. Ne önemi var ki… Kim kimin hayatında önemli ki? Bu çıkar ilişkisinden ibaret sadece. Parayı söylüyorsan buna mecburum. Hayır. Bütün ilişkilerden bahsediyorum.</p>
<p>Kadın üzgündü… Çünkü başkası tarafından hissedilmek istiyordu. Hissedilmek… Çöküş demekti. Hissedilmek bile dürüst değildi kendi içinde.</p>
<p>Şimdi ışık demetleri kadının yüzündeydi. Kadını şimdi daha çok seviyordum. Kafasını yana yatırması ne güzel olmuştu. Hayat özgür bir ışığın içinde başlamış ve yana yatan bir yüzün solgun derisinde bitmişti. Paramparça olmuştu yüzün her bölümü. Gece feneri şimdi bu yüz için dönüyordu aydınlatmak için. Deniz ara vermişti içini göstermeye. Hadi gül biraz. Benimle eğlen istersen ama ileriye gitme. Alınganlık en kötü huyumdur. Neden sakallarını kesmedin? Rahatsız olur musun? Seçme şansımın olmadığını biliyorum dedi. Suratıma fazla sürtmezsen sevinirim. Öyleyse yatalım. Nasıl istersen patron. Yatağıma gitmemize gerek yok. Bu odanın her yanı bizim. Ellerini ver bana, onları içime alacağım. Bacakların bu kadar pürüzsüz olmak zorunda mı? Her anın anlamı vardı. Işık demetlerinin içinde kayboluyordum. Boğuluyordum artık yüzmek istemezken.</p>
<p>Unuttum nefes almayı… Görmeyi… Neyse ney…</p>
<p>Uyandım. Neredesin? Gitmiş. Oysa ben kahvaltı edeceğimizi düşünmüştüm. Arada sırada kaldığı gibi yine gitmeyebilirdi. Karşımda duran bir tel saçına bakıyorum. Ne kadar bakımsız ve savruk. Taranmaktan bıkmış, boyanmaya doymamış. Yorgunum. Canım artık kahvaltı etmekte istemiyor. Öylece uzanmak yatakta… Acelem yok. Akşamı bekliyorum avutması için yüreğimi. Sonra dolaşmak istiyorum. Nefesimi geri almak istiyorum hayattan. Ödünç olarak…</p>
<p>Ben başladın yine ben bitiririm… Bu kadar hakkım olmalı ölüme karşı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/">Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2346</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vitrindeki Aşk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 20 Feb 2016 07:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevde Avcı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[cadde]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[vitrin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2310</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir cadde, iki yanı mağaza dolu&#8230; Alışverişe çıkan insanlar var her yerde, kalabalık… İnsanlar yanlarından geçtikleri mağazaların vitrinine şöyle bir bakıyor hoşlanırsa içeri giriyor. İçerisini şöyle bir geziyor. İçerisi vitrin gibi değilse tat vermiyor ve çıkıyor mağazadan. Bazı mağazalar var ki vitrini ta öteden belli ediyor kendini ve durup bakınmayı bile gerektirmiyor. Hemen dalıyor insanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/">Vitrindeki Aşk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir cadde, iki yanı mağaza dolu&#8230; Alışverişe çıkan insanlar var her yerde, kalabalık…</p>
<p>İnsanlar yanlarından geçtikleri mağazaların vitrinine şöyle bir bakıyor hoşlanırsa içeri giriyor. İçerisini şöyle bir geziyor. İçerisi vitrin gibi değilse tat vermiyor ve çıkıyor mağazadan. Bazı mağazalar var ki vitrini ta öteden belli ediyor kendini ve durup bakınmayı bile gerektirmiyor. Hemen dalıyor insanlar böyle vitrinli mağazalara. Dalıyor ama o da ne tam bir rezalet, umutsuz bir vaka. Bu sefer de bu sahtekârlık yüzünden terk ediyorlar mağazayı. Bazılarının da vitrinleri öyle sade, öyle gösterişsiz ki insanlar hatırı kalmasın diye bir göz atmak için giriyor içeri. Fakat o da ne içerisi harika, muhteşem, huzur verici. Ama insanoğlu işte, bu güzelliğin içinde de bulamıyor kendine göre olanı ve acımasızca burun kıvırarak çıkıyor oradan da. Dönüyor dolaşıyor, vitrini güzel olan mağazanın önüne geliyor ve nefret ederek bakıyor ona sahtekâr görünümü yüzünden. Sonra son girdiği, vitrini gösterişsiz ama mutluluk ve huzur veren mağazanın önüne geliyor. Seviniyor, heyecanlanıyor ama olmuyor işte. İçi burkularak uzaklaşıyor.</p>
<p>İki yanı mağaza dolu bir cadde gibiydi hayat ve başladık bir ucundan sonu belli olmayan diğer ucuna doğru yürümeye… Her insan birer mağazaydı ve kalplerimiz de o cadde de alışverişe çıkan insanlar gibiydi. Dıştan alımlı bulduğuna sevda tuttu ilkin fakat içine girince, boşluğu sahtekârlığı görünce vazgeçti. Bazıları vardı bu insanlar içinde. Garip geldi dıştan bize ama içine girince farklıydı. Kalbi harikaydı. Ruhu huzur vericiydi. Mutluluğu bulduk onda ama kıymetini bilemedik ya da hak etmedik ve gücümüz yetmedi bu huzura sahip çıkmaya. Ama çıktıktan sonra bizde açılan yara çok derindi ve hiç kapanmadı içimizde! Başka gönüllere girdik, çıktık ya da olduğumuz yerde saydık durduk. Ama aklımız hep o son da, bizi mutlu eden ama değerini bilemediğimizde kaldı. Kalbimiz bir şans daha istedi..</p>
<p>Günün birinde ya aklının takılı kaldığına kavuşursun ya da kalbin dayanamaz artık acıya, vazgeçersin. Üçüncü bir şans daha var. Kalbin hep onda takılı kalır fakat başka bir kalbe girmen gerekir ebediyen, yola devam etmek için! İşte en acıklı olanı, yüreği en çok yakanı ve çevrene en çok hasar vermene sebep olanı budur.</p>
<p>Aşk işte çetrefili bol, iyileştirmeye zencefili olmayan çıkmaz sokağın ta kendisi. Öyle bir çıkmaz ki ne başı var ne sonu!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/">Vitrindeki Aşk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2310</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bütün Şarkılar Benim Artık!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Feb 2016 07:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2299</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bütün şarkılar benim artık! Yazılmış bütün şiirler de. Hatta hiç yazılmamış olanlar bile… Yazılabilme ihtimalleri üzerine bir gün, Hapsettim mısraları tek tek kalemimin en gizli cebine… Dilediğinizi söyleyin! Tükenir mi konuşmakla kelimeler? İs-te-di-ği-niz dilde… Ne önemi var. Ben bileyim yeter. Arkamda nasıl biriktiler Birer birer… Korkmayın canım konuşun! Duymamış gibi yaparım her birini. Ben bilmem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/">Bütün Şarkılar Benim Artık!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Bütün şarkılar benim artık!</em></strong></p>
<p>Yazılmış bütün şiirler de.</p>
<p>Hatta hiç yazılmamış olanlar bile…</p>
<p>Yazılabilme ihtimalleri üzerine bir gün,</p>
<p>Hapsettim mısraları tek tek kalemimin en gizli cebine…</p>
<p><strong><em>Dilediğinizi söyleyin!</em></strong></p>
<p>Tükenir mi konuşmakla kelimeler?</p>
<p>İs-te-di-ği-niz dilde…</p>
<p>Ne önemi var.</p>
<p>Ben bileyim yeter.</p>
<p>Arkamda nasıl biriktiler</p>
<p>Birer birer…</p>
<p><strong><em>Korkmayın canım konuşun!</em></strong></p>
<p>Duymamış gibi yaparım her birini.</p>
<p>Ben bilmem ki sizin ne diyeceğinizi…</p>
<p>İs-te-di-ği-ni-zi söyleyin!</p>
<p>Yeter ki</p>
<p>Dökülsün düşünceler,</p>
<p>Suyla yıkanmış olsun</p>
<p>Bütün bilmeceler.</p>
<p>Görmek için birbirimizin yüzünü</p>
<p>Açılsın birikmiş ne varsa söz kumbarasında…</p>
<p>Atmıştık ya bütün bozuklukları zamanında</p>
<p>Kötü günde kullanmak için…</p>
<p>İşte geldi şimdi sırası</p>
<p>Kırmalı artık ki içini</p>
<p>Çıksın diye ne var- ne yoksa…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/">Bütün Şarkılar Benim Artık!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2299</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yol Meramı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yol-merami/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yol-merami/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Feb 2016 09:38:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2295</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu suyu kuyudan getirdim sana, …bu suyu kuyudan …suyu kuyudan Söylerken zorlandım suyu, çekerken değil Çünkü hep çektim sana gelirken; Zembili çektim, suyu çektim, çileyi çektim. Testimden damlayan damlayı sakınmadım hiç. Onu çiğnediğim toprağa iade saydım. Bu yolları bilmezdim, şimdi öğrendim. ‘’Yollar en iyi yollarda bilinir’’ dedim. Çok şeyler dedim kendime sana gelirken. Ama kendimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yol-merami/">Yol Meramı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Bu suyu kuyudan getirdim sana,</p>
<p style="text-align: center;">…bu suyu kuyudan</p>
<p style="text-align: center;">…suyu kuyudan</p>
<p style="text-align: center;">Söylerken zorlandım suyu, çekerken değil</p>
<p style="text-align: center;">Çünkü hep çektim sana gelirken;</p>
<p style="text-align: center;">Zembili çektim, suyu çektim, çileyi çektim.</p>
<p style="text-align: center;">Testimden damlayan damlayı sakınmadım hiç.</p>
<p style="text-align: center;">Onu çiğnediğim toprağa iade saydım.</p>
<p style="text-align: center;">Bu yolları bilmezdim, şimdi öğrendim.</p>
<p style="text-align: center;">‘’Yollar en iyi yollarda bilinir’’ dedim.</p>
<p style="text-align: center;">Çok şeyler dedim kendime sana gelirken.</p>
<p style="text-align: center;">Ama kendimi kendime getiremedim.</p>
<p style="text-align: center;">Senin şu kapında ne var bilemiyorum.</p>
<p style="text-align: center;">Kendimi hiç böylesine üryan göremedim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yol-merami/">Yol Meramı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yol-merami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2295</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) “Barış İçin Şiir Yaz”maya Çağırıyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ali-ismail-korkmaz-vakfi-alikev-baris-icin-siir-yazmaya-cagiriyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ali-ismail-korkmaz-vakfi-alikev-baris-icin-siir-yazmaya-cagiriyor/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 21:04:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz Ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[ALİKEV]]></category>
		<category><![CDATA[Barış İçin Şiir Yaz]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat yarışması]]></category>
		<category><![CDATA[şiir yarışması]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2271</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ali İsmail Korkmaz Ödülü Bu Yıl Barış Şiirine Verilecek&#8230; Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın (ALİKEV) gençlerin sanat-edebiyat alanında üretimlerini desteklemek amacıyla düzenlediği yarışmanın bu yılki dalı şiir, teması ise barış olarak belirlendi. ‘Barış İçin Şiir Yaz’ çağrısıyla yapılan yarışmaya son başvuru tarihi 5 Mart. Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın (ALİKEV) ilkini 2015 yılında gerçekleştirdiği, Ali İsmail Korkmaz’ın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ali-ismail-korkmaz-vakfi-alikev-baris-icin-siir-yazmaya-cagiriyor/">Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) “Barış İçin Şiir Yaz”maya Çağırıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ali İsmail Korkmaz Ödülü Bu Yıl Barış Şiirine Verilecek&#8230;</strong></p>
<p><strong>Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın (ALİKEV)</strong> gençlerin sanat-edebiyat alanında üretimlerini desteklemek amacıyla düzenlediği yarışmanın bu yılki dalı şiir, teması ise barış olarak belirlendi. ‘<strong>Barış İçin Şiir Yaz</strong>’ çağrısıyla yapılan yarışmaya son başvuru tarihi <strong>5 Mart</strong>.</p>
<p>Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın (ALİKEV) ilkini 2015 yılında gerçekleştirdiği, <strong>Ali İsmail Korkmaz</strong>’ın anısını, düşüncelerini ve hayallerini yaşatmak amacıyla sanat edebiyat alanında düzenlediği yarışmanın teması “<em>Barış İçin Şiir Yaz</em>” olarak belirlendi. Korkmaz’ın doğum günü olan 18 Mart tarihinde verilecek olan <strong>Ali İsmail Korkmaz Ödülü</strong> için 30 yaşını doldurmamış ve barış şiiri yazan herkes başvurabiliyor.</p>
<p>Henüz 17 yaşındayken, ‘Toplum İçin Gençlik’ isimli bir hareket başlatan ve arkadaşlarını da örgütleyerek bu kapsamda birçok etkinliğe imza atan Ali İsmail’in hayallerini yaşatacak yarışma takvimi açıklandı. Daha önce yayınlanmamış en çok 2 barış şiiriyle katılınabilen yarışmanın son başvuru tarihi 5 Mart 2016.  Ali İsmail’in doğum günü olan 18 Mart’ta verilecek olan ödül için başvurular e-posta yoluyla yapılıyor.</p>
<p><strong>Yarışma şartnamesi;</strong></p>
<p><strong>AMAÇ</strong></p>
<p>Ali İsmail Korkmaz Vakfı, Ali İsmail Korkmaz’ın anısını, düşüncelerini ve hayallerini yaşatmak ve gençlerin sanat- edebiyat alanında üretimlerini desteklemek, öne çıkartmak adına 2015 yılından başlayarak, her yıl Ali İsmail’in doğum günü olan 18 Mart tarihinde verilmek üzere bir ödül koymuştur.</p>
<p><strong>YARIŞMA DALI – TEMA</strong></p>
<p>Ödül her yıl başka bir dalda verilecektir. Bu yıl yarışmanın yapılacağı dal “Şiir”; yarışmanın teması ise “Barış”tır.</p>
<p><strong>YARIŞMA KOŞULLARI</strong></p>
<ul>
<li>Yarışma, 30 yaşını doldurmamış herkese açıktır. Katılımcılar daha önce ödül almamış ya da yayınlanmamış en çok (2) özgün şiiriyle yarışmaya katılabilir.</li>
<li>Yarışmaya katılan şiirlere ait haklar Fikir Sanat Eserleri Kanunu gereğince yazana aittir. Ancak vakıf gerek web sitesinde gerekse yayınlarında bu şiirleri kullanabilme hakkına sahiptir. Yarışmaya katılanlar bu şartı kabul etmiş sayılırlar.</li>
<li>Dereceye giren ve sergilenmeye/ yayınlanmaya değer bulunan şiirler Mart ayı içinde vakıf binasında sergilenir ve vakıf tarafından kitapçık haline getirilir. Ödül alan ve sergilenmeye/ yayınlanmaya değer bulunan şiirlerin sahiplerine (2) adet kitapçık verilir.</li>
<li>Dereceye girenlere Heykeltraş Ekin Erman tarafından ödül için tasarlanan “Ödül Heykelciği” Ali İsmail’in doğum günü 18 Mart’ta Antakya’da yapılacak törenle verilir.</li>
</ul>
<p><strong>SEÇİCİ KURUL</strong></p>
<p>Seçici Kurul, her yıl yarışmanın yapıldığı alanla ilgili olmak üzere 3 uzman üye (sanatçı-edebiyatçı, akademisyen, eleştirmen), Vakıf Temsilcisi ve Korkmaz ailesi temsilcisinden oluşur.</p>
<p><strong>KATILIM</strong></p>
<p>Yarışmaya katılacak şiirler e-posta yoluyla vakfın <strong>basvuru@alikev.org</strong> adresine, konu kısmına “<strong>Ali İsmail Korkmaz Ödülü</strong>” yazarak en geç 5 Mart 2016 tarihine kadar yollanmalıdır. Gönderilen mailde ayrıca katılımcının adı, soyadı, özgeçmişi, iletişim bilgileri ve katılımcının bir adet görseli de olmalıdır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ali-ismail-korkmaz-vakfi-alikev-baris-icin-siir-yazmaya-cagiriyor/">Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) “Barış İçin Şiir Yaz”maya Çağırıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ali-ismail-korkmaz-vakfi-alikev-baris-icin-siir-yazmaya-cagiriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 08:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Duran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hallac-ı Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[kavuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Şeb-i Arus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2268</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…” En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır Mevlana… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…”</em></p>
<p>En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır <strong>Mevlana</strong>… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur…</p>
<p>Son zamanlarında söylediği bir gazalinde:</p>
<p>‘’Öldüğüm gün, tabutumu omuzlar üzerinde gördüğün zaman, bende bu cihanın derdi var sanma… Bana ağlama, yazık yazık, vah vah deme. Şeytanın tuzağına düşersen vah vah’ın sırası o zamandır, yazık yazık o zaman denir… Cenazemi gördüğün zaman ayrılık ayrılık deme, benim buluşmam, görüşmem o zamandır. Beni mezara koydukları zaman elveda  elveda deme… Mezar cennet kapısının perdesidir. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneş ile aya batmaktan ne ziyan gelir. Sana batma görünür ama, o aslında doğmaya hazırlıktır, yeniden doğmadır. Mezar ise hapishane gibi görünür ama, aslında can’ın hapisten kurtuluşudur. Yere hangi tohum atıldı da bitmedi. Neden insan tohumuna gelince bitmeyecek zannına düşüyorsun. Hangi kova kuyuya salındı da dolu olarak çıkmadı. Can Yusuf’u kuyuya düşünce niye ağlasın. Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç… Çünkü artık hayhuydan uzak, mekansızlık alemindesin‘’ diyordu.</p>
<p>Bu ‘’vuslat’’ zevki içinde Mevlana, ölüm gününü bir gam, bir üzüntü günü olarak değil, bir zevk ve neşe günü olarak kabul ediyordu.</p>
<p><strong>Şeb-i Arus, Mevlânâ</strong>’nın böyle gördüğü ve yaşadığı ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabirdir. Ayrılık değil bir kavuşmadır Şeb-i Arus… Özlem duyulan sevgiliye giden yoldur… Fedakârlıkla başlayıp, ölüm boyunca devam eden, öbür âleme kavuşmakla tamamlanan bir yoldur…</p>
<p>Ölüme başka bir bakış açısı getirmiştir Mevlana. Korkulacak bir şey olarak görmez aksine Kur’an-ı Kerim’de geçen “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz” ayetindeki  ‘’döndürülme’’ müjdesi ile bekler ölümü…</p>
<p>Hak âşıklarının hayatı ölümdedir.  Mevlana  “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir bizim mezarımız. Burada ölüm olarak tezahür ediyorsa da orada doğumdur” der. Bir başka hak aşığı Hallac-ı Mansur’da aynı farkındalıkla seslenir kendisini idam etmek üzere olanlara:  “Ey fedakar dostlar beni öldürün, çünkü benim hayatım ölümümdedir, Benim ölümüm yaşamaktır, hayatım ölmek’’…</p>
<p>Mevlana vasiyetinde: Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır demiştir. Sevgiliye vuslatının 740. Yılında Mevlana duyduğu aşk ve yaşadığı özlemle yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Aynı aşkın bizi hamlıktan kurtararak yakıp pişirmesi dileği ile…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2268</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bağımlı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bagimli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bagimli/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Feb 2016 12:04:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2241</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ayakta durmaktan yeterince yorulmuş olacak ki sokağı aydınlatan süslü elektrik direğinin dibine çömeldi Esra. Yerden topladığı yarım kalmış izmaritlerden birini çıkardı cebinden. Yakmaya çalıştı. Derin derin,;üst üste birkaç sefer körükleyip alevi harlandırdı. Bir iki nefes çekip fırlattı az öteye. Hava ılıktı. Bahar yağmurunun habercisiydi bu şehirde ılık hava. Turunç çiçeklerinin kokusunu çekti içine. Yağmurdan hemen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bagimli/">Bağımlı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ayakta durmaktan yeterince yorulmuş olacak ki sokağı aydınlatan süslü elektrik direğinin dibine çömeldi Esra. Yerden topladığı yarım kalmış izmaritlerden birini çıkardı cebinden. Yakmaya çalıştı. Derin derin,;üst üste birkaç sefer körükleyip alevi harlandırdı. Bir iki nefes çekip fırlattı az öteye.</p>
<p>Hava ılıktı. Bahar yağmurunun habercisiydi bu şehirde ılık hava. Turunç çiçeklerinin kokusunu çekti içine. Yağmurdan hemen önce esen ılık rüzgarlar şehrin bir ucundan alır diğer ucuna taşırdı turunç çiçeklerinin kokusunu. Şehrin diğer ucunda ise denizden esen meltem rüzgarları ile beraber fesleğen yapraklarının yeşil renkli kokuları bu tarafa taşınır, her iki kokuyu duyabilmek uğruna bu kentin insanları bahar aylarında evlerinin kapılarını ve camlarını daima açık bırakmaya gayret gösterirlerdi.</p>
<p>Az önce önünden geçen ve elli lira karşılığında vücudunu teklif ettiği iki sarhoşun arkasından baktı bir süre daha. Üzerlerinde yeterli para olmadığını söyleyip yürümeye devam etti sarhoşlar.   Çarşıya çıkan dik yokuşun başında durdular. Soluklandılar. Bir süre dinlendikten sonra tekrar yürüyüp gözden yittiler.  Yeterince uzaklaştıklarından emin olunca, hissettiği güven duygusuyla bağırdı arkalarından Esra,</p>
<p>&#8220;Ananız vermez lan size o paraya ananız! ”</p>
<p>Ellerinin hafiften titremeye başladığını fark etti.  Sakin bir şekilde sırtında asılı duran çantasını çıkardı. Fermuarını açıp içini boşalttı. Sağına soluna, inciğine cinciğine varasıya dek cennetin mavisini aradı. Çantanın dibindeki dikiş yerlerinin altına gizlenmiş halde bir tane bulunca, yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi.</p>
<p>Gökyüzü kızıla boyandı birden. Kızıllığın arasından sıyrılan yıldırım izleri, morarmış kolundaki jilet izlerini andırdı. Vakit epey geç oldu ve yaklaşık on dakika sonra ortalığı sele verecek yağmurun ilk damlası düştü koluna. Hiç kıpırdamadan kolundaki damlaya baktı bir süre. Hiç bozulmadan ağır ağır akışına… Jiletten kabarmış kısma gelince dağılan, ince bir çizgi haline gelen yağmur damlasını, kolundan süzülüp yere düşesiye dek seyretti.  Yağmurun hızlanmasıyla birlikte turunç çiçeklerinin kokusunun yerini asfalt kokusu aldı. Kalktı oturduğu yerden. Dağıttığı çantasını topladı tekrar. Rujunu, göz kalemini, bıçağını, az önce yere döktüğü ne var ne yoksa hepsini tek tek toplayıp özenle doldurdu çantasına.  Ayağa kalkıp tırmanmaya başladı dik yokuşu. Normalde bile tek solukta çıkılması imkansız bu yokuşu, birde böylesi iri iri yağan bu yağmurun altında tırmanmak epey güç olacaktı.</p>
<p>Kolay kolay yağmur yağmazdı bu şehre. Ama yağmaya başladığı zaman da, sevgilisini ihmal etmiş şımarık bir adam pişmanlık duygusuyla nasıl abartılı davranışlar içerisinde bulunur, işte tam olarak böyle yağardı bu şehre yağmur.  Ve böylesi küçük, doğanın bahşettiği en masrafsız güzellikler bile sadece Esra gibi garibanların nezdinde, romantik bir algıdan milyarlarca ışık yılı uzakta parlayıp sönmekteydi.</p>
<p>Mahalleye yaklaştığında üzerinde kuru hiçbir yer kalmadı Esra’nın. Kendini pazarladığı sokağın yaklaşık birkaç yüz metre ötesinde, gecekondudan bozma evlerin doldurduğu, is kokusunun ot kokusuna karıştığı Zeytinli Mahallesinde oturuyordu. Sık sık polis baskınlarına maruz kaldığı için bu kokulara ara sıra biber gazı ve kan kokusu da karışırdı Zeytinli Mahallesinde.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Evinin olduğu sokağa girdiğinde yağmur şiddetini arttırmıştı. Koşar adımlarla eve yaklaştığında, yağan yağmura aldırış etmeden kendisini bekleyen Murat’ı gördü yine.  Eve kaçta dönerse dönsün, hava ister cılk sıcak, isterse fırtına boran olsun Murat, elinde çalıştığı hamburgerciden arakladığı içi hamburger ve envai çeşit sosla dolu olan keseden yapılmış poşetle her zaman olduğu yerde, sokağı aydınlatan büyük elektrik direğinin hemen yanı başındaki küçük trafonun üzerinde oturur, kendisini beklerdi. Esra’nın küçük bir hamburgerden ziyade kendisini bekleyen birisinin olduğunu bilmesi, bu hayatta sahip olduğu tek lükstü. Kendisini, insan olmanın yanı sıra bir kadın olarak değerli kılan yegane lüks…</p>
<p>Gülümseyerek yaklaştı Murat’a. İkisi de sırılsıklam olmuştu. Murat’ın elindeki hamburger poşetini aldı. Teşekkür etti.  Pek fazla konuşmazlardı. Konuşmaya ihtiyaçları yoktu. Kimsenin görmediğinden emin olunca dudağına ufak bir öpücük kondurup evine girdi. Elindeki hamburger poşetini oturma odasındaki sandıktan bozma sehpanın üzerine bıraktı.  Odasındaki küçük dolaba yöneldi. Çekmecesinden çıkardığı serum lastiklerini koluna doladı. Zor zamanlar için sakladığı aşını kaşığa doldurup,  mum alevinde pişirmeye başladı. Şırıngaya hapsettiği mutluluğu, damarlarında azad edecekti. Bu mahallenin insanlarının mutlu olmak için fazla seçenekleri yoktu.</p>
<p>Sızmasına yakın hava sakinlemiş gibiydi. Ortalığı yıkıp götüren yağmur azalmış, yerini tekrar hafiften esen meltem yellerine bırakmıştı. Bir senfoninin şefi gibi özenle çalışıyordu Mikail. Karmaşanın kendi içinde süre gelen düzenini andırıyordu. Önce hafif bir rüzgar, ardından toplanan bulutlar, şiddetini arttıran rüzgar, hafifleyen rüzgar, gök gürültüsü, çisentiyle başlayan yağmurun toprağa düşüşü,  git gide hızlanan yağmurun sesi, ardından tekrar yavaşlayıp en başa dönerek hafif bir rüzgarla birlikte sona eriş. Ve tüm bunlar aslında, Esra’nın mahallesinden birkaç kilometre uzakta güvenlikli ve yüzme havuzlu bir sitede oturan bir yazar bozuntusunun, camdan dışarıyı seyrederken hissedip kağıda dökebileceği süslü cümlelerin malzemesi olabilirdi pek ala.</p>
<p>Zeytinli Mahallesine adını veren zeytin ağaçları, üzerinde kalan tek tük zeytinlerini de yılın bu mevsiminde çıkan fırtına ve yağmurlarla birlikte yollara dökerdi.  Mahalle sakinleri gün boyunca sokaklara dökülür, yerde kalan irili ufaklı birkaç zeytini toplayıp sofralığa kurarlardı. Esra’nın oturduğu yıkık gecekondunun bahçesinde altı tane vardı bu zeytin ağaçlarından. Her biri birbirinden bereketli, erik büyüklüğünde, yağlanmış bu zeytinler mahallenin çakrakozları tarafından sonbaharın ortalarına doğru gasp edilir, ağaçta kalan bir apaz zeytin de Esra’nın buzdolabında gizlenirdi.</p>
<p>Sabah uyanır uyanmaz buzdolabını açtı Esra. Tabakta kalan birkaç zeytin tanesiyle, kurumuş peynire baktı. Neden sonra aklına dün gece Murat’ın verdiği hamburger poşeti geldi. Dolabın kapağını kapatıp odaya girdi. Sehpanın üzerinde duran poşeti açtı. Kağıda sarılı hamburgeri çıkarıp yanına koydu.  Hamburgerin yanında duran küçük sos kaplarını sehpanın üzerine döktü.  Ketçap, mayonez, sarımsaklı mayonez, acılı sos, hardal… O en sevdiği kömür kokusuna benzeyen sos yoktu bu sefer içlerinde. Sosları tekrar poşete doldurdu. Hamburgerin içindeki köfteyi çıkarıp kapının önünde miyaklayan kedinin önüne attı. Buzdolabından çıkardığı zeytini ve peyniri hamburger ekmeğinin arasına doldurup, yemeye başladı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bagimli/">Bağımlı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bagimli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2241</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul Sensin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbul-sensin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbul-sensin/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 14:55:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Melike Altuntaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın şehri]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2230</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul sensin sevgilim&#8230; Sevmesi zor ama tutkulu Her halükarda ben sana tutuklu. &#8230; Sen İstanbulsun sevdiğim&#8230; Sevmesi Asil Sevdası Mağrur, gururlu. &#8230; Ve ben sevgilim&#8230; Ben sana deli ben sana hasret&#8230; &#8230; Otur şöyle boğaza&#8230; Allah Büyük ya; Kavuşuruz Elbet &#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-sensin/">İstanbul Sensin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center">İstanbul sensin sevgilim&#8230;</p>
<p style="text-align: center">Sevmesi zor ama tutkulu</p>
<p style="text-align: center">Her halükarda ben sana tutuklu.</p>
<p style="text-align: center">&#8230;</p>
<p style="text-align: center">Sen İstanbulsun sevdiğim&#8230;</p>
<p style="text-align: center">Sevmesi Asil</p>
<p style="text-align: center">Sevdası Mağrur, gururlu.</p>
<p style="text-align: center">&#8230;</p>
<p style="text-align: center">Ve ben sevgilim&#8230;</p>
<p style="text-align: center">Ben sana deli ben sana hasret&#8230;</p>
<p style="text-align: center">&#8230;</p>
<p style="text-align: center">Otur şöyle boğaza&#8230;</p>
<p style="text-align: center">Allah Büyük ya;</p>
<p style="text-align: center">Kavuşuruz Elbet &#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-sensin/">İstanbul Sensin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbul-sensin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2230</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dağlar Dağlar – Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 08:12:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Aytmatov]]></category>
		<category><![CDATA[Dağlar Dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Diren Kasımpatı]]></category>
		<category><![CDATA[klasik kemençe]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Prens]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Selvi Boylum Al Yazmalım]]></category>
		<category><![CDATA[uşşak makamı]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 5 “Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti!”  Cengiz Aytmatov- Selvi Boylum Al Yazmalım. Kasımpatıları vardı sonbahar renklerinde… Boğum boğum bağlanıp birbirlerine, demet demet özenle yerleştirilmiş Atatürk büstüne… Onlarcası, üst- üste, alt- alta, yan- yana dizilmiş&#8230; Hepsi bir arada, bütünle birleşmiş… Ezmeden biri diğerini, kırmadan, incitmeden, el ele, gönül gönüle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/">Dağlar Dağlar – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 5</strong></p>
<p><em>“</em><em>Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti!”  </em><strong>Cengiz Aytmatov- Selvi Boylum Al Yazmalım.</strong></p>
<p>Kasımpatıları vardı sonbahar renklerinde… Boğum boğum bağlanıp birbirlerine, demet demet özenle yerleştirilmiş Atatürk büstüne… Onlarcası, üst- üste, alt- alta, yan- yana dizilmiş&#8230; Hepsi bir arada, bütünle birleşmiş… Ezmeden biri diğerini, kırmadan, incitmeden, el ele, gönül gönüle aynı aşkta buluşmuş; Kasımpatıları…</p>
<p>Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli… Yapraklarındaki sır, çiçeklerindeki lâl, dilsiz. Cins cins, renk renk Kasımpatıları… Hüznü öğrenmenin bilgeliğiyle, acıyı da sevinci de kokularına sindirmiş… Kasımpatıları…</p>
<p><figure id="attachment_2217" aria-describedby="caption-attachment-2217" style="width: 492px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg" rel="attachment wp-att-2217"><img class=" td-modal-image wp-image-2217 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=492%2C492" alt="Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli Kasımpatıları…" width="492" height="492" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?w=492&amp;ssl=1 492w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 492px) 100vw, 492px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2217" class="wp-caption-text">Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli Kasımpatıları…</figcaption></figure></p>
<p>Sonbahar geçit törenindeydi sanki saat dokuzu beş geçe… Yaprak yaprak, ağaç ağaç, insan insan akan… Dokusu kanla örülmüş, ilmekleri ölümle bezenmiş bayrak, yarıya indirilmişti… Siren sesleriyle yürek atışları <em>An</em> ’da durmuş, bütün nefesler tutulmuştu… Sevgi bu muydu? Saygı, hürmet… Vefa? Aşk bu muydu?</p>
<p>İlkokuldayım birinci sınıfta. Siyah önlüklerimiz ve beyaz yakalarımızla aynı sırada, aynı sınıftayız. Kimimizin ayakkabıları siyah rugan parlak, kimimizin ki siyah mes-lastik, kimimizin ki renkli naylon… Kimimiz okuma-yazma biliyor, aritmetiği eksik. Kimimizin harflerden haberi bile yok… Ben, yaşça onlardan küçük, hevesle okumayı – yazmayı öğrenmeye çalışıyorum.</p>
<p><em>Nefesim tutulmuş ağlıyorum… Bir dakika boyunca… Saygı duruşu bitiyor… İstiklal marşı okunuyor… Ardından tören başlıyor…</em></p>
<p><em>Saat dokuzu beş geçe</em></p>
<p><em>Atam dolma bahçede </em></p>
<p><em>Gözlerini kapadı</em></p>
<p><em>Bütün dünya ağladı.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Doktor doktor kalksana</em></p>
<p><em>Lambaları yaksana </em></p>
<p><em>Atam elden gidiyor </em></p>
<p><em>Çaresine baksana.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Uzun uzun</strong><em> kavaklar</em></p>
<p><em>Dökülüyor yapraklar</em></p>
<p><em>Ben Atama doymadım</em></p>
<p><em>Doysun kara topraklar.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Müze müzeye bakar</em></p>
<p><em>Müzede Atam yatar</em></p>
<p><em>Atamın çocukları</em></p>
<p><em>Atama çelenk taka</em></p>
<p>Nasıl okuduğumu hatırlayamadığım şiirim bittiğinde büyük bir alkış koptu. Öğretmenim bana sarıldı. Ağlıyordu. Ağlıyordum.</p>
<p><em>Sol yanımda bir sızı, boğazımda düğüm, gözlerimden süzülen sicim tanelerine engel olamıyorum. Konuşamıyor, söyleyeceklerimi o düğümden çıkartamadan yutuyorum. Elimde kasımpatıları kürsüden inerken, dönüp öğretmenime bakıyorum bir kez. Gülümsüyor. Çiçekler için teşekkür bile edemiyorum. Ama o anlıyor hislerimi, hüzünle sevincin birliğinden doğan halimi… </em></p>
<p>Elimde çiçeklerle geldim eve. Annem olanları anlata anlata bitiremedi. Ben rüyada gibi çiçekleri hiçbir yere koyamadan öylece bekledim bir süre.</p>
<p>Sonra bir vazo çıkartıldı vitrinden, içine su kondu, çiçekler alındı elimden, vazoya kondu…</p>
<p><em>İçim cızz etti… Ama! Diyecek oldum… “Suya koymazsak ölür “dediler… “ Ölmesinler” dedim… “Ölmesinler… Ne olur” !</em></p>
<p>İki gün sonra:</p>
<p>Akşam okuldan eve döndüğümde, kasımpatılarımın dalga dalga yayılmış baygın kokusundan farklı bir kokunun izini sürmek istiyor, açıkmış midem. Küçük köpek yavrusu gibi koklayarak havayı, koşup mutfağa girmek üzereyken ben, girilemez levhası gibi duran abimle kapının köşesinde karşılaşıyorum. Öylece şaşkın, bakakalıyorum…</p>
<p>Sofadaki demir döküm kömür sobasının tek başına bütün evi ısıttığı, 3 odalı evimizde, yabancı gibi; kalakalıyorum. Oysa hiç unutmuş değilim, benden uzun devasa bu sobaya ellerimi iki kere yapıştırmak suretiyle, <em>aşkın ateşiyle</em> ilk kez karşılaştığımı…</p>
<ul>
<li>Ev sahipleri akşam bize geliyor, dedi abim.</li>
<li>Ben mutfağa niye giremiyorum?</li>
</ul>
<p>Göz kırptı, bıyık altından güldü.</p>
<ul>
<li>Anlarsın bekle!</li>
</ul>
<p>Memur ailesinin iki çocuğundan biri olan ben, doğum günü kutlamasıyla henüz hiç tanışmamıştım. Altı yaşım bitiyordu. Pasta üflemenin ne demek olduğunu öğrenecektim, az sonra; ev yapımı pastayla…</p>
<p><strong>(Bir doğum günü kutlaması daha olacaktı sanki hatırlıyorum geçen yıl Mart ayında amma… Neyse onu sonra anlatmalı… Sırası değil şimdi burada…)</strong></p>
<p>Ev sahipleri geldiler. Yaşça benden çok büyük bir abla vardı; ev sahiplerimizin kızları, adını bile hatırlayamadığım şimdi. Uzun siyah saçlı, uzun yelekler giyip, uzun uzun kolyeler takan. Annemin bir keresinde adına“ Hippi” dediği… Hippi Abla…</p>
<p>Elinde bir hediye ile bana doğru eğilen bu kız, yanaklarımdan öptü önce. Sonra elindekini uzattı bana…</p>
<ul>
<li>Doğum günün kutlu olsun!</li>
</ul>
<p><em>Doğum günüm mü? Benim mi? Bana bir hediye mi? Nasıl yani? Bütün bunlar benim için mi? İlk kez kutlanacak doğum günümde aldığım, ilk hediyem mi? Ya ne peki?</em></p>
<ul>
<li>Açsana, bakalım beğenecek misin?</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_2215" aria-describedby="caption-attachment-2215" style="width: 220px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg" rel="attachment wp-att-2215"><img class=" td-modal-image wp-image-2215 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?resize=220%2C220" alt="Barış Manço" width="220" height="220" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?w=220&amp;ssl=1 220w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2215" class="wp-caption-text">Barış Manço</figcaption></figure></p>
<p>“Çok teşekkür ederim.” Demişimdir sanırım. Bilemiyorum. Öyle şaşkındım ki… Susmuş da olabilirim. Yüzüne bakıp kalmış, hediyeyi elinden bir süre alamamış da olabilirim. Hatırlamıyorum. Sanırım paketi açmayı beceremediğimden olsa gerek, birisi aldı ve açtı… Kimdi hiç bilmiyorum? İçinden…</p>
<p>Barış Manço Dağlar Dağlar çıktı…</p>
<p><strong>Hemen evimizdeki pikap’a kondu plak ve başladı bir sürgünün anıları… Kokusunda Kasımpatı, ölümün gölgesinde bundan gayrı<em>… </em></strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/3vvt8hAhNuM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin.</p>
<p>Dağlar dağlar<br />
Kurban olam yol ver geçem<br />
sevdiğimi son bir olsun yakından görem.<br />
Kuşlar ötmez güller soldu yüce dağlar duman oldu<br />
Belli ki gittiğin yerden kara haber var<br />
Belli ki gittiğin yerden kara haber var.</p>
<p>Dağlar dağlar<br />
Kurban olam yol ver geçem<br />
sevdiğimi son bir olsun yakından görem.</p>
<p>Klasik kemençeyle <em>ilk </em>tanışma, Uşşak makamında taksim… İşte Aşk!<em> İşte ilk</em> vurgun… Henüz gitar girmemişken melodiye…  Dağlardan inen kayalar gibi,  uçuruma yuvarlanan o yâr gibi, o nasıl bir özlem, o nasıl bir hasret, o nasıl bir yangın diplere vuran… Sanki bütün yaşanacakları, sanki sonrasını hayatın bilir gibi; sanki ezelden ebede gelip de, usulca kulağa fısıldayan ilahi bir nefes gibi, <em>ilk</em> ezgi…</p>
<p>Gitar girebilir artık, gitarın girişiyle zahir açığa çıkabilir… Zuhur âlemindeki düş başlayabilir… Ölümüne savaşılacak yüce bir amaç bulunabilir… Bir anı değildir bu,  bir An’dır ve sonrası bir yaşamdır gayrı… <em>İlk</em> felsefesidir hayatın, <em>ilk </em>kalp kırıklığıdır, aşk ateşinin düştüğü <em>ilk</em> An’dır…</p>
<p>Barış Manço’nun eşsiz sesiyle bütünleşmiş hayali bir sevgili, hayali bir özlem, hayali bir aşktır… <em>Uzun</em> koskoca bir bedel ile ödenecek, peşinden sürgünden sürgüne yapayalnız gidilecek bir ömrün <em>ilk</em> durağı… <em>İlk</em> yarasıdır artık…</p>
<p>Yıllar, yıllar sonra; “ Küçük Prens” kitabının içinde kuruyup kalmış, sayfalara yapışmış bir kasımpatı bulunur… <em>İlk</em> çiçek… <em>İlk</em> yadigâr…<em> İlk</em> öğretmene duyulan sevgiden geriye kalan&#8230; Artık çoktan geçerliliğini yitirmiş vefa sözcüğüne örnek olan… Kokusu silinmiş bir kuru kasımpatı…</p>
<p>Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin.</p>
<p><strong>Dememek için</strong><strong>… Diren Kasımpatı…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/">Dağlar Dağlar – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Soap Opera Örneği: ELİF</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-soap-opera-ornegi-elif/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-soap-opera-ornegi-elif/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Feb 2016 21:23:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Elif]]></category>
		<category><![CDATA[Paulo Coelho]]></category>
		<category><![CDATA[pembe diziler]]></category>
		<category><![CDATA[sabun köpüğü]]></category>
		<category><![CDATA[sabun operası]]></category>
		<category><![CDATA[soap opera]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2167</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazıya öncelikle biraz terimsel izahatla giriş yapmak sanırım faydalı olacaktır. Çünkü Elif romanı için ‘soap opera’ demem açıklamaya ihtiyaç duyuyor. Soap opera, Türkçe’ye ‘’sabun operası’’ şeklinde çevrilebilir. Tabii bu bir mecazî yakıştırmadır. Fakat mecaza mecaz eklendi ve sabun operası değil de ‘’sabun köpüğü’’ tabiri, Türkiye’deki pembe diziler için kullanılmaya başlandı. Pembe diziler, ilk olarak İtalya’da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-soap-opera-ornegi-elif/">Bir Soap Opera Örneği: ELİF</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazıya öncelikle biraz terimsel izahatla giriş yapmak sanırım faydalı olacaktır. Çünkü <strong>Elif</strong> romanı için ‘<em>soap opera’</em> demem açıklamaya ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>Soap opera, Türkçe’ye ‘’sabun operası’’ şeklinde çevrilebilir. Tabii bu bir mecazî yakıştırmadır. Fakat mecaza mecaz eklendi ve sabun operası değil de ‘’sabun köpüğü’’ tabiri, Türkiye’deki pembe diziler için kullanılmaya başlandı.</p>
<p>Pembe diziler, ilk olarak İtalya’da hayat bulmuş, sonra Fransa’ya, oradan özellikle Latin Amerika ülkelerine sıçramış, Türkiye’de de bir dönem oldukça popüler olmuş, –ki hâlâ popüler- genelde düşük bütçeli, az mekânlı, basit olay örgüsüne sahip melodram yanı oldukça ağır dizilerdir. Öyle ki 90’lı yılların ortalarında Rosalinda’lar, Maria’lar, Manuela’lar fırtınalar estiriyor, adeta evlerin rutin misafirleri oluyorlardı. Melodram yanlarıyla ve göze hitap eden güzel kadın-yakışıklı erkek oyuncularıyla büyük izleyici kitleleri ediniyorlardı.</p>
<p><figure id="attachment_2168" aria-describedby="caption-attachment-2168" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Paulo-Coelho.jpg" rel="attachment wp-att-2168"><img class=" td-modal-image wp-image-2168 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Paulo-Coelho.jpg?resize=640%2C362" alt="Brezilyalı olan Paulo Coelho, eserlerinde Latin Amerika çoğrafyasının durgunluğunu ve misitik havasını yansıtır." width="640" height="362" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Paulo-Coelho.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Paulo-Coelho.jpg?resize=300%2C170&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2168" class="wp-caption-text">Brezilyalı olan Paulo Coelho, eserlerinde Latin Amerika çoğrafyasının durgunluğunu ve misitik havasını yansıtır.</figcaption></figure></p>
<p>Peki, bu soap opera dizileriyle <strong>Paulo Coelho</strong>’nun <strong>Elif</strong> romanı arasındaki ilişki nedir? İlişki oldukça derin. Çünkü Paulo Coelho’nun roman karakterleri ve edebî dili pembe dizilerin karakterleriyle ve örgüsüyle aynı kaynaktan besleniyor. Kendisi de bir Brezilyalı olan, eserlerinde o coğrafyayı işleyen, coğrafyanın o durgunluğunu, mistik havasını da vermekten geri durmuyor Coelho. Soap opera dizilerinde mistik hava, melodramla verilir. Ağır ağır akan müzik izleyicide bir dinginliğe, beyin yorgunluğunu boşaltmaya etki eder. İzleyici olayın örgüsünü takipte zorlanmaz, çünkü olay örgüsü zaten basittir. Paulo Coelho’nun genelde edebî dilinde, özünde ise Elif romanında olay örgüsü basit ve durağan olmakla kalmıyor, mistik hava da Asya gizemciliği ve Hıristiyan söylenceleriyle dolduruluyor. Gizemcilik zaten mistikliğin temel kaynağı, söylencenin/efsanenin kendisi de masalımsı bir tat veriyor, her masal zaten mistiktir. Mit/mitos masaldır, mitoslar zaten mistiktir. Coelho’nun romanlarında bunlar teferruatlı ele alınmaz maalesef, karakterler büyütülürken akış, örgü ve kurgu söndürülür. Böyle olunca da kitap ‘sabun köpüğü’ misali okunup bitince, tamamıyla bitmiş olur. Ne bir koku, ne de bir tat kalır sonraya.</p>
<p>Elif’teki Asya gizemciliği yukarıda da dikkati çektiğim üzere, derinlemesine ele alınmaz. Coelho salt olarak kişisel gelişim kitaplarında sıklıkla rastlanabilecek birkaç öğreti ve aforizmalardan kotarılmış sözlerle ve romandaki Şaman karakter üzerinden yapar bunu. Elif’teki temel unsur ve konu belki de budur: Yeni kitabının tanıtım ve imza törenleri için dünya turnesine çıkan bir yazarın, bu turnenin Sibirya ayağında önce kaldığı oteldeki Hilâl adında bir Türk kadınla tanışması, ardından menajeri aracılığıyla Şaman bir rahiple temasa girmesi… Hilâl, romandaki baş karakter olan yazarı önceki hayatlarında aslında tanışmış olduklarını ikna etmeye çalışır. Ardından baş karakterin Şaman rahibiyle tanışması, romanı bir reenkarnasyon ile Şamanizm etrafında gelişen Asya gizemciliği ile sınırlı kalıyor. Sonra da gelsin ‘’Enerjilerini harca ki dinç kalasın’’, ‘’Öfkeni dışarı atabilirsen tazelenirsin’’, ‘’Gözyaşları ruhun kanıdır’’ şeklindeki pohpohlamalar. Kişisel gelişim kitaplarından fırlamış gibi gözüken bu cümleleri Coelho, Şamanik bir havada vermeye çalışıyor, bu da sırıtıyor hâliyle.</p>
<p><figure id="attachment_2170" aria-describedby="caption-attachment-2170" style="width: 193px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Piedra-Irmağının-Kıyısında-Oturdum-Ağladım.jpg" rel="attachment wp-att-2170"><img class=" td-modal-image wp-image-2170 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Piedra-Irmağının-Kıyısında-Oturdum-Ağladım-193x300.jpg?resize=193%2C300" alt="Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım" width="193" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Piedra-Irmağının-Kıyısında-Oturdum-Ağladım.jpg?resize=193%2C300&amp;ssl=1 193w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Piedra-Irmağının-Kıyısında-Oturdum-Ağladım.jpg?w=305&amp;ssl=1 305w" sizes="(max-width: 193px) 100vw, 193px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2170" class="wp-caption-text">Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım</figcaption></figure></p>
<p>Bu yavanlık Coelho’nun <strong>Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım</strong> romanında da görülür.  Bu romanda da Coelho dikkat çektiğim benzer şeyleri bu sefer münzevi bir hayat yaşayan kilise papazı aracılığıyla sürdürür. İçerikte bu sefer Şamanik öğretiler yerine Hıristiyan bir söylence/efsane vardır.  Coelho yalnız bir aktarıcıdır. Aktarıcı olmanın bir dezavantajı varsa, o da aktarandan ziyade aktarılan olayın kendisidir.</p>
<p>Elif romanını bitirdikten sonra da aklımızda sadece birkaç kısa vecize ve kendimize yakın bulacağımız Türk kızı Hilâl kalıyor. Onun dışındakiler sabun köpüğü misali bitip yok oluyor. Oysa bir kitap tekrar okunma ihtiyacı uyandırıyorsa iyi bir kitaptır. Bir film tekrar tekrar izlenip hâlâ bıkılmıyorsa iyi bir filmdir. Calvino’nun sözü meramımızı iyi anlatacaktır: Klasikler, insanların hiçbir zaman ‘’okuyorum’’ demedikleri, genellikle ‘’yeniden okuyorum’’ dedikleri kitaplardır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-soap-opera-ornegi-elif/">Bir Soap Opera Örneği: ELİF</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-soap-opera-ornegi-elif/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2167</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayıp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kayip/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kayip/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Feb 2016 07:59:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2159</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir insana, onu öldürebilecek kadar kızdığınızda bile bu öfkenizin yaklaşık beş-altı dakika süreceğini duymuştum. Bu yüzden yerde kıvrılıp başımı kollarımın arasına sıkıştırdığımda, ardı ardına vücudumun çeşitli yerlerinde patlayan bu kahrolası yedi adet cücenin akıl almaz tekmelerinin sonsuza dek sürmeyeceğini biliyordum. Edindiğim bu gereksiz bilgi, baharın gelmesiyle, kaleiçinin yıkık harabe evlerinin bahçelerinde, yıllardır ayakta kalabilen turunç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip/">Kayıp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insana, onu öldürebilecek kadar kızdığınızda bile bu öfkenizin yaklaşık beş-altı dakika süreceğini duymuştum. Bu yüzden yerde kıvrılıp başımı kollarımın arasına sıkıştırdığımda, ardı ardına vücudumun çeşitli yerlerinde patlayan bu kahrolası yedi adet cücenin akıl almaz tekmelerinin sonsuza dek sürmeyeceğini biliyordum. Edindiğim bu gereksiz bilgi, baharın gelmesiyle, kaleiçinin yıkık harabe evlerinin bahçelerinde, yıllardır ayakta kalabilen turunç ağaçlarının her bir dalında neredeyse binlerce açmış, beyazı sarısına karışan turunç çiçeklerinin burnuma gelen o tuhaf baş döndürücü kokusuyla beraber bir nebze de olsa rahatlatıyordu içimi.</p>
<p>Gecenin bir vakti, Kale içinin ortasında yedi adet cüce tarafından ölesiye tekmeleniyordum. Ve üstüne üstelik hepsi öfkeliydi. Cücelerin bu kadar kuvvetli olduklarından o ana dek haberim yoktu. O kadar iyi kapaklanmama rağmen dudağımı patlatıp, dişlerimi kırabilmişlerdi.</p>
<p>Tekmelerden fırsat buldukça kafamı kaldırıp, az ötede beni öfkeli gözleriyle izleyen, gözlerine iyice baktığımda acıma duygusunun zerresine denk gelmediğim eski kız arkaşım Tuğçe&#8217;ye bakıyordum. Bu cüceler onun arkadaşlarıydı ve Tuğçe bu götten bacaklı ipnelerin pamuk prensesi olmuştu. Ben ise zavallı prens. Tek farkımız, prensesi öptüğüm için değildi bu dayak. Yaklaşık üç saat önce kafasına işediğim içindi. Bunu neden yaptığımın çok bir önemi yok aslında. Sarhoştum ve haklıydım. Ve haklı olmamın gururu, yediğim dayağın acısını azaltıyordu. Ne kadar içtiğimin de bir önemi yoktu. Aralık sokağının, dik yokuşa dönen köşesinde duvarın dibine işerken, Tuğçe ve yanında ele ele tutuştuğu yeni manitasıyla göz göze gelmeseydik, ya da Tuğçe yüzüme bakıp,  o alışılmış aşşağılayıcı tebessümüyle  &#8220;gel istersen tepeme işe” dememiş olsaydı, bugün muhakkak birbirimizden habersiz sakince biralarımızı yudumlamaya devam edebilecektik.</p>
<p>Birden durdu tekmeler. Yerde bir süre daha kapaklanmış halde bekledim. Yavaşça saatime baktım. Daha beş dakika dolmamıştı. Yorulmuş olmalılar diye düşündüm. Ne de olsa cüceydiler. Bacak boyları kısaydı. Sarf ettikleri efor, normal diyebileceğimiz bir adamın sarf edeciğin eforun iki misli olmalıydı. Ben de yorulmuştum. Hafifçe parmaklarımı dudağıma ve burnuma götürdüm. Kanın sıcaklığını hissedip geri çektim. Tekrar kafamı, bu sefer daha da güvenli olduğuna inandığım biçimde sıkıca kollarımın arasına gömdüm. Bir süre daha pozisyonumu hiç bozmadan bekledim. Başka tekme gelmedi. Bitirmişlerdi. Hafifçe kafamı kaldırıp Tuğçe&#8217;ye baktım. Üzerinde uzun kırmızı elbisesiyle beraber ağır adımlarla bana doğru yaklaştığını gördüm. Az önce gözlerinde yanan, sanki Çıralı’nın alevi gibi sonsuza dek sürecek o öfke yitip gitmişti. Tebessüm sarmıştı şimdi tüm bedenini.  Bahar yelinde o az önce burnuma gelen, eşsiz turunç çiçeklerinin kokusunu görebiliyordum üzerinde. Yanıma gelip elini uzattığında daha da bir belirginleşti yüzünde ki tebessüm. Buyurgan ama bir o kadar da nazik;</p>
<p>“Kalk” dedi. “Kalk hadi dans edeceğiz.”</p>
<p>Gülümsedim. Kan revan içinde kalmış ağzım ve burnumla, kırık dişlerimle nasıl göründüğümü önemsemeden gülümseyip uzattım elimi. Az önce bana o öldürücü tekmeleri savuran o bacağını siktiğimin yedi cücesi, şimdi etrafımızda bir çember yapmış ve her biri eline bir enstürman almış <em>Miserlou’yu</em> çalıyorlardı. Dördünün elinde viyola vardı. İkisinde kontrbas, sonuncusunda ise keman.  Müziğin girmesiyle beraber, sokak lambasıyla aydınlatılmış karanlık sokağının tepesine, yani bizim tepemize nerden geldiğini anlayamadığım kan kırmızısı yapraklar dökülmeye başladı. Güney Kore sinemasının bir sahnesinde gibiydik sanki. Yapraklar dizlerimize kadar geldi nerdeyse. Yaprağın kırmızısı, elbisenin kırmızısı, suratımdan akan kanın kırmızısı, hepsi aynı tondaydı. Sokak lambasının ışığı bile kırmızıydı artık. Tüm sokak, tüm Kaleiçi belki de kainat… her yer Kıpkırmızıydı. Müziğin bitmesine yakın Tuğçe&#8217;nin  dudaklarına iyice yapışıp geri çektim kendimi. Şimdi onunda ağzı yüzü kan revan içindeydi artık. Kırmızı, kan revan yapraklarının arasından süzülüp uzaklaşırken, kulağımda hala <em>Miserlou’nun</em> tınısı vardı.</p>
<p>Karanlık sokağının köşesini döndüğümde Gültekin’i, duvarın dibine oturmuş elindeki anzarotunu kafasına dikerken gördüm.  Beni görünce ayağa kalktı. O her zaman ki sakinliği yüzünde yıllardır durduğu yerde duruyordu.</p>
<p>“Fena harcamışlar” dedi.</p>
<p>“Evet fena harcadılar”</p>
<p>“Canın yandı mı çok?”</p>
<p>“Epey”</p>
<p>“Yardıma gelmediğim için kızgınmısın?”</p>
<p>“Hayır değilim. Hem gelsen de bir şey değişmezdi”</p>
<p>“Olsun. Yinede gelmem gerekirdi”</p>
<p>“Önemseme”</p>
<p>“Seni beklerken çok canım sıkıldı burada. Keşke gelseydim”</p>
<p>“Can sıkıntısı insanı, diğer canlılardan ayıran en temel özelliğidir”</p>
<p>“Nasıl yani?”</p>
<p>“Hiç canı sıkılan bir hayvan gördün mü hayatında, yada bir ağaç, çiçek, kuş arı, zürafa…”</p>
<p>“Haklısın. Görmedim”</p>
<p>“Hayatı cehenneme çeviren bu can sıkıntısı işte. Savaşların nedeni, doğa katliamları ve daha birçok kıyımın nedeni işte bu can sıkıntısı”</p>
<p>“Bir şeyleri değiştirmeye çalışmamamızın nedeni de bu can sıkıntısı”</p>
<p>“İnsanoğlunun en büyük felaketi de bu yanılgı zaten. Bir şeyleri değiştirmeye çalışmak… Bunun nedeni de tamamen can sıkıntısı. Kadın evinde otururken birden canı sıkılır ve koltuğun yerini değiştirir. Adam akşam eve geldiğinde gider yine aynı koltuğa oturur, aynı televizyonu izler. Aynı televizyonda aynı haberleri, aynı programları… her şey aynıdır aslında. Kadın belinin ağrısıyla kalır sadece.”</p>
<p>“Bu kadar basit yani?</p>
<p>“Bu kadar basit. Değiştirmek yerine var olanı korumak gerek. Her şeyden önce aklımızı”</p>
<p>“Şarap almaya  gidelim mi?&#8221;</p>
<p>“Olur&#8221; dedim. &#8220;Gidelim.&#8221;</p>
<p>Çarşıya çıkan dik yokuşun hemen başlarında burnuma yine o turunç çiçeklerinin kokusu geldi. Taptaze sapsarı turunç kokuyordu her biri. Gözle görünecek kadar keskin bu koku,  içimi ferahlatmaktan ziyade midemi bulandırdı bu sefer. Elimi duvara yaslayıp kusmaya başladım. Ağzımdan, burnumdan gözlerimden, insanlığımdan, her yerimden kanla karışık kusmuk akıyordu. Yokuştan limana dek akıp, denize karışıyordu. Az ötemde cılız mı cılız, çirkin mi çirkin bir kız iki gram daha enjekte edebilmek uğrana damarına, vücudunun pazarlığını yapıyordu. Adamın teklifini beğenmemiş olacak ki küfrediyordu durmadan.</p>
<p>“Sen o paraya git kendi ananı sik! Zararın evladı”</p>
<p>Denizi kusmuğumla ve kusmuğuma karışmış kanımla doldurana dek boşalttım içimi. Gültekin’le kol kola girip zar-zor tırmanmaya başladık tekrar o dik yokuşu. Az önce müşterisini def eden cılız, kolları mosmor olmuş kızın önünden geçtik. Bir iki adım uzaklaşmıştık ki bağırdı arkamızdan.</p>
<p>“İkinizinkini elli liraya alırım”</p>
<p>Durduk bir an. Ceplerimizi yokladık.</p>
<p>“ O kadar yok üzerimizde” dedim.</p>
<p>“ İyi gidin birbirinizi sikin amına kodumun sarhoşları”  dedi.</p>
<p>Birazdan başlayacak yağmur sadece yoldaki kusmuğu değil turunç çiçeklerinin naif kokusunu da alıp götürecekti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip/">Kayıp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kayip/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2159</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Damla</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-damla/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-damla/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Feb 2016 07:39:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatoş Polat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2138</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gökyüzünde bir damlaydım senin için Oysaki toprağa can veren bendim Bir seni uyandıramadı ıslak yüzüm Halbuki ben senin için indim gökyüzüm Kalpte bir yer çoktu bana Damla olsaydım yağmurunda Şimdi yağmuru bekleyen aç bir çöl gibi Bende bir gülüşünü bekliyorum gülyüzlüm&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-damla/">Bir Damla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gökyüzünde bir damlaydım senin için</p>
<p>Oysaki toprağa can veren bendim</p>
<p>Bir seni uyandıramadı ıslak yüzüm</p>
<p>Halbuki ben senin için indim gökyüzüm</p>
<p>Kalpte bir yer çoktu bana</p>
<p>Damla olsaydım yağmurunda</p>
<p>Şimdi yağmuru bekleyen aç bir çöl gibi</p>
<p>Bende bir gülüşünü bekliyorum gülyüzlüm&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-damla/">Bir Damla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-damla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2138</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarah Jio: “İyi Bir Aşk Hikayesi Herkesin Kalbini Isıtır.”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sarah-jio-iyi-bir-ask-hikayesi-herkesin-kalbini-isitir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sarah-jio-iyi-bir-ask-hikayesi-herkesin-kalbini-isitir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 08 Feb 2016 21:01:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hesna Mıllık]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Agapi Ölümsüz Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Blackberry Winter]]></category>
		<category><![CDATA[Böğürtlen Kışı]]></category>
		<category><![CDATA[Elveda Haziran]]></category>
		<category><![CDATA[Goodnight June]]></category>
		<category><![CDATA[Gündüzsefası]]></category>
		<category><![CDATA[Mart Menekşeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Morning Glory]]></category>
		<category><![CDATA[Sarah Jio]]></category>
		<category><![CDATA[Son Kamelya]]></category>
		<category><![CDATA[The Bungalow]]></category>
		<category><![CDATA[The Last Camellia]]></category>
		<category><![CDATA[The Look of Love]]></category>
		<category><![CDATA[TÜYAP]]></category>
		<category><![CDATA[Violets of March]]></category>
		<category><![CDATA[Yağmur Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Deniz Kabuğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2133</guid>
				<description><![CDATA[<p>“iyi bir aşk hikayesi herkesin kalbini ısıtır.” 1978 doğumlu olan ünlü yazar Sarah Jio, eserlerinin başarısını bu sözlerle özetliyor. Ülkemizde de en çok okunanlar listesinde olup en iyi eserleri arasında böğürtlen kışı ve mart menekşeleri sayılabilir. Geçtiğimiz sene 7 Kasım 2015’te düzenlenen TÜYAP fuarına da katılan yazar eserlerinin ülkemizde bu kadar çok talep görmesine sevindiğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarah-jio-iyi-bir-ask-hikayesi-herkesin-kalbini-isitir/">Sarah Jio: “İyi Bir Aşk Hikayesi Herkesin Kalbini Isıtır.”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>iyi bir aşk hikayesi herkesin kalbini ısıtır</em>.”</p>
<p>1978 doğumlu olan ünlü yazar <strong>Sarah Jio</strong>, eserlerinin başarısını bu sözlerle özetliyor. Ülkemizde de en çok okunanlar listesinde olup en iyi eserleri arasında böğürtlen kışı ve mart menekşeleri sayılabilir. Geçtiğimiz sene 7 Kasım 2015’te düzenlenen TÜYAP fuarına da katılan yazar eserlerinin ülkemizde bu kadar çok talep görmesine sevindiğini söylüyor. Yazar ayrıca son kitabı olan <strong>Yeşil Deniz Kabuğu</strong>’nu da ilk basımını ülkemizde gerçekleştirerek Türk okur severler ile buluşturdu. Yazarın bu kadar çok satmasında ki sır nedir acaba?</p>
<p><strong>Devamlı Şaşırtabilen Bir Yazar</strong></p>
<p>Yazarın eserlerini okuyanlar genellikle tarihi kurgunun mükemmelliği karşısın da adeta nutku tutuluyor. Geçmiş ve günümüzü harmanladığı eserlerini, romantizm ile süsleyen yazar bir çok röportajın da ‘’Yüreğinden geçenleri ve okumayı seveceği hikayeler’’ yazdığını ve bunların kabul görüp sevildiği için kendini şanslı hissettiğini de dile getiren yazar, eserlerinin kurgusunu ise genellikle geçmişte başlayıp günümüze kadar uzanan bir gizeme dayandırmaktadır. Yazar eserde gizemi çözmemiz için ipuçları verse de kitabın sonuna gelindiğinde bizlere ‘’vayy’’ dedirtiyor.</p>
<p><figure id="attachment_2135" aria-describedby="caption-attachment-2135" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/sarah-jio.jpg" rel="attachment wp-att-2135"><img class=" td-modal-image wp-image-2135 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/sarah-jio.jpg?resize=640%2C640" alt="Sarah Jio, ABD başta olmak üzere ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülkede en çok satan kitapların yazarıdır." width="640" height="640" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/sarah-jio.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/sarah-jio.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/sarah-jio.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2135" class="wp-caption-text">Sarah Jio, ABD başta olmak üzere ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülkede en çok satan kitapların yazarıdır.</figcaption></figure></p>
<p>Romanlarında gizemin yanı sıra romantizm de söz konusu, kendisinin de romantik olduğunu belirten yazar eserlerini yazarken en büyük ilham kaynağının büyük annesi ve babasının aşkı olduğunu, birbirine deli gibi aşık olan büyük annesi ve babasının tarihi kurguda ilham kaynağını olduklarını da ayrıca dile getiriyor. Bir diğer ilham kaynağı  ise müzik. Özellikle romantik müzikler dinlemekten hoşlanan yazar müziğin kendisi üzerinde uyandırdığı etkiyi de eserlerine de yansıttığını dile getiriyor. Eserlerinin ana karakteri tümüyle kadın olmasına da değinen yazar, kendisinin de kadın olmasına bağlamakta, ayrıca karakterler ile arkadaş olup kitabı bitirdikten sonra onları özlediğini de söylüyor.</p>
<p>Esere başlamadan hikayenin ona musallat olması ve heyecanlandırması gerektiğini de dile getiren yazar, eğer bir hikaye bana musallat olmuyorsa onu bırakıp yepyeni bir hikayeye başladığını söylüyor.</p>
<p><strong>Kadınların Favori Yazarı</strong></p>
<p>Ülkemizde de çok satanlar listesinde yer alan eserler en fazla rağbeti kadınlar göstermekte. Duygusal ve romantizm tutkunu olan bayanların dışında, gizemin de kendine çektiği erkek okuyuculardan da söz etmek mümkün. Aşk, sevgi, tarih ve gizem gibi kurgu ile yapılandırılan eserin tüm yaş ve cinsiyetlere hitap etmesi onun başarısında ki en büyük faktör.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sarah-jio-iyi-bir-ask-hikayesi-herkesin-kalbini-isitir/">Sarah Jio: “İyi Bir Aşk Hikayesi Herkesin Kalbini Isıtır.”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sarah-jio-iyi-bir-ask-hikayesi-herkesin-kalbini-isitir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2133</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Bir Kadınım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-bir-kadinim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-bir-kadinim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 06 Feb 2016 15:19:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rana Arıbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk mektubu]]></category>
		<category><![CDATA[Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2112</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben bir kadınım ve bu Senin eserin. Ben Bir Kadınım ve Seni Çok Sevdim Evet, Ben bir kadınım ve evet Seni çok sevdim. Senden önce aslında çok sevmediğimi Senden sonra aynaya baktığımda gördüm. Alnıma dokunun her bir çizgiydik biz. Gözümün altına sebepli, sebepsiz, gece gündüz fark etmeden sızan her damla biz. Ben bir kadınım ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-bir-kadinim/">Ben Bir Kadınım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben bir kadınım ve bu Senin eserin.</p>
<p><strong>Ben Bir Kadınım ve Seni Çok Sevdim</strong></p>
<p>Evet, Ben bir kadınım ve evet Seni çok sevdim. Senden önce aslında çok sevmediğimi Senden sonra aynaya baktığımda gördüm. Alnıma dokunun her bir çizgiydik biz. Gözümün altına sebepli, sebepsiz, gece gündüz fark etmeden sızan her damla biz.</p>
<p>Ben bir kadınım ve evet Seni çok sevdim. İçindeki tüm siyahları bulmak için öncelikle çıktığım bu yolculukta, herkes sana böylesine hayranken, Ben Sende kendi karanlığımı keşfettim, kör noktalarımı ve sırf bunun için bile çok özelsin. Buradasın işte. Benim içimdeki en koyu karanlıksın Sen. Anlatamayacağım. Anlatamayacağın.</p>
<p>Hani diyor ya Bertol Brecht “Uzun Sustum. Ey Uzun Konuşanlar. Geçmedi Üşümem. Ben Bir Aşkın Kar Yağışından Geliyorum” Ben Senden sonra en çok susmayı öğrendim. Teşekkür ederim. İçimdeki tüm sesleri kapattım. Seni getirmesinler diye. Artık caz bile yapmıyorum. Belki bu halimi daha çok severdin. Gitmezdin.</p>
<p>Ben bir kadınım ve evet Seni çok sevdim. Sen de sınırlarımı gördüm, İçimdeki gücü. Gücünün karşısında ezilmemek için direnirken kaybettiğim bize yenildim. Sevmek güçsüz olmakmış aslında biraz da gittiğinde anladım. Teşekkür ederim.</p>
<p>Bana ilk dinlettiğin ezgiyi açıyorum ara sıra. Biz oluyoruz. Sonra şarkı bitiyor aniden.</p>
<p>Seni bana getiren tüm o yollara bakıyorum bazen. Ya gelirsen diye. Ya Sen de beni çok sevmişsen diye. Biliyor musun Ben bir Kadınım ve Seni Çok Sevdim sırf bu yüzden tüm o yollar Sen. Bitmeyen bir yolculuk olacaksın içimde. Daima.</p>
<p>Artık kırgın, kızgın değilim Sana da. Kendime de. Dünyanın bir yerinde bir biz vardı. Ha üç gün, ha bir ömür ve ben bu bizi çok sevdim. Şunu da biliyorum kimse, Sen bile bunu değiştiremez. Kalmaya gücün yetmese de anıları silecek bir ürün icat edilmedi daha.  O anlar bizim. O anlarda sana çok aşık, seni gücünden dolayı değil, sırf Sensin diye tüm defolarınla, coşkularınla, sadece benim keşfettiğim yönlerinle seven Çocuk hala orada.</p>
<p>Teşekkür ederim.</p>
<p>Ben artık bir Kadınım ve Bu Senin Eserin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-bir-kadinim/">Ben Bir Kadınım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-bir-kadinim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2112</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Yaralı Ceylanım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 07:34:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aşk oku]]></category>
		<category><![CDATA[avcı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram sabahı]]></category>
		<category><![CDATA[cümbüş]]></category>
		<category><![CDATA[klarnet]]></category>
		<category><![CDATA[maral]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[mavi balon]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[rast makamı rast]]></category>
		<category><![CDATA[yaralı ceylan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2082</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 4 “Her aşık, aşk avcısından bir ok yemiştir&#8230; Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez&#8230;” Mevlana C. Rumi Sevinç bir güvercindi. Kanatlanıp uçan, kimi zaman bir ağacın dalına, kimi zaman bir düşün avucuna konup, oracıkta yuva yapan… Yaz sıcağından bunalmış gönüllere doğru ılık ılık eserken, ürkek bir ceylan gibi sıçrayıp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/">Ben Yaralı Ceylanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 4</strong></p>
<p><em>“Her aşık, aşk avcısından bir ok yemiştir&#8230; Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez&#8230;” </em></p>
<p><strong>Mevlana C. Rumi</strong></p>
<p><strong><em>Sevinç bir güvercindi. Kanatlanıp uçan, kimi zaman bir ağacın dalına, kimi zaman bir düşün avucuna konup, oracıkta yuva yapan… Yaz sıcağından bunalmış gönüllere doğru ılık ılık eserken, ürkek bir ceylan gibi sıçrayıp kaçan… Ah! Bir kez yayını çıkardı mı avcı, kıpırdanır artık sadağında sevgi okları, işte tam o an 12’den vuruverir bulduğu yalnız kalmış ceylanları… </em></strong></p>
<p><em>Evin içindeki koşturmacaya katılmamak, “ayakaltında” olmamak için beni hiç kimsenin aramayacağı bir köşe bulmalıyım kendime. Yeni dikilen elbisemle uslu uslu oturmalı, üstümü başımı kirletmemeliyim. Büyüklerin ellerini öpmeli onlar konuşurken “hiç lafa karışmamalı” yım. Bana verilen hediyelere teşekkür etmeli, “ niye zahmet ettiniz” demeliyim. </em></p>
<p><strong><em>Ben öndeki penceresiz küçük odaya gitmeliyim.</em></strong></p>
<ul>
<li>Börekler pişti değil mi?</li>
<li>Pişti ablacığım pişti…</li>
<li>Baklavayı çıkarayım mı?</li>
<li>Misafirler gelince çıkarırız, az beklesin, sen çayı ocağa koy şimdi…</li>
<li>Peki<strong>…</strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Sadece birileri geldiğinde açılan arka oda -adı üstünde misafir odası- çocuklara yasaktır… Koltukların örtüleri ancak bir misafir geldiğinde kaldırılır. Günler öncesinden oda temizlenir, vitrinden misafir tabakları, fincanları, çatal-bıçakları çıkartılır, gümüş tepsiye dizilir. Hele günlerden bayramsa, baklavalar-börekler açılır, küçük lokumlu mendiller hazırlanır…</em></strong></p>
<p><strong><em>Bugün Günlerden Bayram… !</em></strong></p>
<ul>
<li>Gel bakalım buraya, bayramlaşalım. Öp elimi. Aferin işte böyle, al bu da bayram harçlığın.</li>
</ul>
<p><em>Avucumda pırıl pırıl parlayan bir 50 kuruş. Şimdi ne yapmalı, sevinçten uçmalı, hayaller kurmalı… Bu parayı acaba nasıl harcamalı? </em></p>
<ul>
<li>Hadi gene iyisin kaptın 50 kuruşu, al bu da benden olsun. Say bakalım kaç liran oldu.</li>
</ul>
<p><em>İyi de ben okula gitmiyorum ki daha, nasıl hesaplarım? 50 kuruş, 25 kuruş daha… Çözemedim ben bu soruyu…</em></p>
<p><figure id="attachment_2083" aria-describedby="caption-attachment-2083" style="width: 276px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg" rel="attachment wp-att-2083"><img class=" td-modal-image wp-image-2083 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon-276x300.jpg?resize=276%2C300" alt="Uzun mavi bir balon..." width="276" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg?resize=276%2C300&amp;ssl=1 276w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg?w=368&amp;ssl=1 368w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2083" class="wp-caption-text">Uzun mavi bir balon&#8230;</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>Bu da muavin abi den bir balon. Şehre inince almış; senin için. Az önce ekmek almaya gittim ya bakkala, yolda karşılaştık o verdi bana.</li>
<li>Balon mu? Muavin abi mi? Hadi ver hadi versene çabuk!</li>
<li>Dur dur, nasıl şişirileceğini bilmezsin ki sen, az bekle hele, işimi bitirince şişirip öyle vereyim sana.</li>
<li>Bari bir göster, rengini göreyim…</li>
<li>Bak işte <strong><em>MAVİ !</em></strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Uzun mavi bir balondu sevincin adı, daha önce böylesi hiç görülmemiş… Bu sadece sıradan bir balon değildi. O, oyun oynanabilecek bir oyun arkadaşı, dans edebilecek bir partner, konuşulabilecek bir insan, sır saklayabilecek bir dost, sarılıp uyunabilecek bir sevgiliydi artık…</em></strong></p>
<p><strong><em>Misafirler geldiler. Arka odaya alındılar. Bayramlaşıldı. Hal hatır soruldu. İkramlar yapıldı. Kahveler çaylar. Biri gitti biri geldi. Akşama kadar, ev giden gelenle doldu-taştı… Akşam olunca…</em></strong></p>
<ul>
<li>Asıl misafirler akşama geliyor… Cümbüş var cümbüş…</li>
<li>Klarnette var mı?</li>
<li>Olmaz mı?</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_2084" aria-describedby="caption-attachment-2084" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg" rel="attachment wp-att-2084"><img class=" td-modal-image wp-image-2084 size-thumbnail" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="Klarnet" width="150" height="150" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?w=360&amp;ssl=1 360w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2084" class="wp-caption-text">Klarnet</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Bazı akşamlar adet olduğu üzere evlerde toplanılıp şarkılar söylenirdi. Cümbüş ve klarnet çalan iki erkek kardeş, aileleri ve yakın dostlarla… Böyle akşamlarda geç saate kadar eğlenilir, sohbet edilir, muhabbet uzadıkça uzar, bir türlü bitmek bilmezdi… Çocuklar, uykuları geldiğinde buldukları bir köşecikte, kafalarını koydukları gibi, öylece yerde sızıp kalırlardı. Sonra babaların ya da annelerin omuzlarında eve kadar uyumaya devam ederlerdi… Kulaklarında kalan nağmelerle… Ninni niyetine</em></strong><em>…</em></p>
<p><strong><em>Bu akşam sıra bizdeydi anlaşılan…</em></strong></p>
<p><strong><em>Gelenler yabancı olmadıkları için öndeki büyük odaya alındılar. Çocuklar ise, “ayakaltında” olmama odasına. </em></strong></p>
<p><figure id="attachment_2085" aria-describedby="caption-attachment-2085" style="width: 201px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg" rel="attachment wp-att-2085"><img class=" td-modal-image wp-image-2085 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs-201x300.jpg?resize=201%2C300" alt="Cümbüş" width="201" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg?w=224&amp;ssl=1 224w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2085" class="wp-caption-text">Cümbüş</figcaption></figure></p>
<p><em>Yani bütün günümü” <strong>Uzun Mavi Balon</strong>” ile geçirdiğim penceresiz küçük odaya. Misafir çocukların hemen hepsi benden yaşça büyük oldukları için, onların oyunlarına katılmam mümkün değildi. Çevrelerinde dolanıp ne yaptıklarını anlamaya çalışırdım hep. Kâğıt kalemle çizilen oyunlar oynarlardı ve ben yazmayı, çizmeyi bilmediğim için, bir şey anlamaz, öylece bakar imrenirdim. Okula gidecek kadar büyümeyi hayal ederek…</em></p>
<p><em>Ama bu sefer durum farklıydı. Benim <strong>“Mavi</strong> “balonum vardı ve hiç de onların oyunlarına imrenmek zorunda değildim. Bütün gün yaptığım gibi dans edip, yan odadan gelen şarkıları dinleyebilirdim.</em></p>
<p><strong>Ben yaralı ceylanım yaralı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan<br />
Kaşı gözü sürmeli karalı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><strong>Bu dağların merali garip ceylanım<br />
Senin gibi avcıya fedadır canım<br />
Yeter ki sen benim ol dökülsün kanım<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="483" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/x171esy" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong><em>Rast makamının hareketli canlı, dosdoğru hayale daldıran şarkısı…</em></strong></p>
<p><em>Cümbüş ve klarnetin sesiyle büyülenmiş döne döne dans ediyordum. “<strong>Mavi</strong> “ balonuma sarılmış, başımı onun omzuna yaslamış kırlarda geziyordum. Çimenlerin üzerine sıçrayıp duran Ceylan’dım artık, mutluluktan uçan. Balonumu bana hediye edeni düşünüyordum bir taraftan. Yüreğim sıkışıyordu heyecandan. “<strong>Şehirden gelirken senin için almış</strong>” demişti abim. Ok yaydan fırlamış, benim minicik yüreğimi tam ortasından vurmuştu. Ben yaralı ceylandım artık, bir avcı tarafından vurulan…</em></p>
<p><strong>Ben yaralı ceylanım yaralı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><strong><em>Saatler gece yarısını çoktan geçmişti… Müzik durmuş, kelimeler susmuş, çocuklar uyumuştu buldukları ilk yerlerde; mışıl mışıl… Anneler onları sırtladıkları gibi yola koyuldular…</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir tek “Uzun Mavi Balon”a sarılıp uyuyan çocuk kaldı olduğu yerde. Sabah olup uyandığında, sarılıp uyuduğu balonun patlamış olduğunu göreceğinden habersiz, öylece sessiz öylece masum…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/">Ben Yaralı Ceylanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2082</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Feb 2016 17:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2027</guid>
				<description><![CDATA[<p>Maviydi gökler… Denizler mavi, bulut mavi Ağaçların yaprakları mavi açardı Güzün bütün hüznü maviydi Kelebekler mavi uçardı, kuşların kanatları mavi… Acılarım mavi mavi sızlardı geceleri, Anılarım mavi kokardı büsbütün… Söylediklerim, söyleyemediklerim maviydi… Dudaklarımdan süzülen gülümseme, mavi Yanaklarımın rengi, tombulluğu bile mavi Serinliğinde yaz sıcağının, yalnızlığımın teri mavi… Mavi kumsallarda boylu boyunca uzanırdım Sırt üstü kurduğum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi/">Mavi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Maviydi gökler…</p>
<p>Denizler mavi, bulut mavi</p>
<p>Ağaçların yaprakları mavi açardı</p>
<p>Güzün bütün hüznü maviydi</p>
<p>Kelebekler mavi uçardı, kuşların kanatları mavi…</p>
<p>Acılarım mavi mavi sızlardı geceleri,</p>
<p>Anılarım mavi kokardı büsbütün…</p>
<p>Söylediklerim, söyleyemediklerim maviydi…</p>
<p>Dudaklarımdan süzülen gülümseme, mavi</p>
<p>Yanaklarımın rengi, tombulluğu bile mavi</p>
<p>Serinliğinde yaz sıcağının, yalnızlığımın teri mavi…</p>
<p>Mavi kumsallarda boylu boyunca uzanırdım</p>
<p>Sırt üstü kurduğum düşler, <strong><em>mas-mavi-ydi, yar-ım</em></strong></p>
<p>Katıla katıla ağlardım, gözyaşlarım mavi akardı.</p>
<p>Sevinç çığlıkları atardım eskiden, mavi…</p>
<p><strong><em>Maviydi yerküre,  gök küre, suküre, toprak küre…</em></strong></p>
<p>Bir Ben</p>
<p>Siyahtım,</p>
<p>Bahtım gibi…</p>
<p>Bir ben kapkara,</p>
<p>Gözlerim gibi.</p>
<p>Vurgun yemiş balıkçı misali</p>
<p>Zıpkını sırtında mıhlı</p>
<p>Öylece sonumu beklerdim</p>
<p>Uçsuz bucaksız</p>
<p>Dibinde…</p>
<p><strong><em>Mavi bir vuslatı hayal ede ede</em></strong></p>
<p><strong><em>Mavi bir hasrete tutkun</em></strong></p>
<p>Hiç bitmeyecek</p>
<p><strong><em>Koskoca mavi okyanusun…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi/">Mavi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2027</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kedi Beşiği &#8211; Kurt Vonnegut</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Feb 2016 11:37:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fevzi Solmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[apokalips romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[distopik roman]]></category>
		<category><![CDATA[distopya]]></category>
		<category><![CDATA[Gece Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Kedi Beşiği]]></category>
		<category><![CDATA[Kurt Vonnegut]]></category>
		<category><![CDATA[Şampiyonların Kahvaltısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2023</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kurt Vonnegut tarafından yazılmış bir bilim kurgu türünde kitaptır. Piyasaya sürüldüğü 1963 yılında en iyi üç kitap arasına girmiştir ve yılın en iyi kitabı seçilmiştir. Kitapta kahraman, Hiroşima&#8217;ya atılan ilk atom bombası ile ilgili bir kitap yazmak istemekte ve bunun için araştırma yapmaktadır. Bombanın geliştiricilerinden birini araştırmakta; ancak adam ölmüş olduğundan ancak çocukları ile yazışarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/">Kedi Beşiği &#8211; Kurt Vonnegut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kurt Vonnegut tarafından yazılmış bir bilim kurgu türünde kitaptır. Piyasaya sürüldüğü 1963 yılında en iyi üç kitap arasına girmiştir ve yılın en iyi kitabı seçilmiştir. Kitapta kahraman, Hiroşima&#8217;ya atılan ilk atom bombası ile ilgili bir kitap yazmak istemekte ve bunun için araştırma yapmaktadır. Bombanın geliştiricilerinden birini araştırmakta; ancak adam ölmüş olduğundan ancak çocukları ile yazışarak bilgi edinebilmektedir. Kitapta bahsedilen önemli noktalarda Bokononism denen bir din ve Ice Nine (Buz dokuz) adında bir madde vardır. Bokononism tamamen zararsız yalanlardan oluşan bir din olarak betimlenir. Ice Nine ise donma sıcaklığı normal buzdan daha yüksek olan bir buz parçası ve su ile temas ettiğinde donmasına sebep olmaktadır. Hikaye bu iki konu çerçevesinde gelişmektedir.</p>
<p>Okuduğum hiçbir Vonnegut kitabı diğerine benzemiyor. Şampiyonların Kahvaltısı, Gece Ana, Kedi Beşiği&#8230; Hepsi çok farklı şeylerden bahsediyor ama keyifle okunuyor. Kedi Beşiği&#8217;ni (aynen Gece Ana&#8217;da olduğu gibi) &#8220;Kurt Vonnegut yazdıysa okunur.&#8221; diyerek aldım, kitapların arka kapağını okuma alışkanlığı edinemedim henüz!</p>
<p>Kedi Beşiği aslında bir apokalips romanı, dünyanın sonu hakkında tuhaf bir alternatif sunuyor. Kitaba adını veren kedi beşiği ise, muhtemelen adını bilmediğimiz ama çocukken hepimizin oynadığına emin olduğum bir oyun. İki ucu birbirine düğümlenmiş bir ip ile oluşturulan anlamsız şekillerden ibaret olan bu oyun; kitaptaki iddia doğruysa Eskimolar&#8217;a kadar herkes tarafından bilinirmiş ve çocuklar bu oyunda ne kedi, ne beşik göremediklerinden, delirirlermiş. Biz yeğenimle bir parça ip bulduk, denedik; hâlâ hatırlıyormuşuz oyunu. Kitabı okuduğum süre boyunca cebimde pembe bir ip parçasıyla gezmek de tuhaf oldu biraz&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/">Kedi Beşiği &#8211; Kurt Vonnegut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2023</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yumurtadan İsa Çıktı! “Yumurtanın İkonografik Geçmişi”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Jan 2016 07:30:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Umut Kardaşlar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Akad mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Anglo-Sakson]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bereket]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan ikonografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[ikonografi]]></category>
		<category><![CDATA[ikonografya]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Yortusu]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Paskalya]]></category>
		<category><![CDATA[Paskalya bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sembolize]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizm]]></category>
		<category><![CDATA[simge]]></category>
		<category><![CDATA[Yortu]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2014</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yumurta sembolü Hristiyanlık öncesinde de kullanılan bir semboldür. Doğanın yenilenmesi, güç, tüm yaradılışın tohumu, rahim, diriliş, bahar mevsimi ile ilişkilendirilen bir semboldür. Yumurta kolay kırılır, yeni hayatı içinde barındırır, genelde beyazdır ve bu özellikleri sembolik açıdan önemli olmasının nedenidir. Hristiyanlık öncesi inançlarda yumurta sonsuz yaşamın simgesi olarak görülürdü. Yunan mitolojisinde yumurta birçok hikayede geçmektedir. Zeus’un, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/">Yumurtadan İsa Çıktı! “Yumurtanın İkonografik Geçmişi”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yumurta sembolü Hristiyanlık öncesinde de kullanılan bir semboldür. Doğanın yenilenmesi, güç, tüm yaradılışın tohumu, rahim, diriliş, bahar mevsimi ile ilişkilendirilen bir semboldür. Yumurta kolay kırılır, yeni hayatı içinde barındırır, genelde beyazdır ve bu özellikleri sembolik açıdan önemli olmasının nedenidir. Hristiyanlık öncesi inançlarda yumurta sonsuz yaşamın simgesi olarak görülürdü.</p>
<p>Yunan mitolojisinde yumurta birçok hikayede geçmektedir. Zeus’un, Leda’dan olma ikiz çocukları Helene ve Kastor yumurtadan çıkmışlardır. Ayrıca yine Yunan mitolojisinde Feniks isimli efsanevi, kırmızı renkli, ateş kuşu öleceğini anladığında kuru dalları zamkla sıvar, kendisini bu zamkın içine yapıştırıp güneşin kendisini yakmasını bekler. Feniks yandığında küllerinden yeni bir yumurta oluşur. Bu yumurtanın içinden yeni bir feniks çıkar. Yani yumurta yunan mitolojisinde doğum, yeniden doğum gibi kavramları simgeler. Orfe öğretisinde ise tohum ve yumurta sembolizmi Damascius tarafından şöyle anlatılır &#8220;İlk önce Zaman vardı. Sonra parla ve ateşli olan madde Aether ve esneyen boşluk Kaos çıktı. Bunların içinde karanlık bir sisin etrafını kapladığı gümüşten kabuğu olan bir yumurta ortaya çıktı. Yumurta yarıldı ve üst kısmı gök oldu. Alt tarafı sularla kaplıydı. Suların üzerinde yeryüzü oluştu. Yumurtanın içinden Phanes çıktı. Phanes tüm yaşam tohumlaını içeriyordu. Altından kanatları vardı ve boğa başlıydı. Çocuklarından Zeus tüm canlıların ilk prensiplerini içeren Phanes’ i yuttu ve genç tanrı soylarının bulunduğu yepyeni bir dünya yarattı.&#8221;</p>
<p>Yumurta sembolü sadece Yunan ve hristiyan inançlarında görülen bir kavram ve sembol değildir. Onlardan başka uygarlıkların da bir takım anlamlar yüklediği bir semboldür. Örneğin Akad mitolojisinde bereket tanrıçası İştar’ın Fırat nehrine düşen büyük bir yumurtadan doğduğuna inanılır. Çin geleneğinde yumurta doğurganlığın simgesidir. Ayrıca Çinliler ilk insanın Tanrı tarafından denize bırakılmış bir yumurtadan çıktığına inanırlar. Afrika’da yaşayan Dogon yerlileri her şeyin yaratılmasından önce Amma’nın alem yumurtası mevcuttu. Yumurta sembolü her inanç, ülke, uygarlık, mezhep, din ve gelenekte mevcut olan ve genel olarak diriliş, yaratılış ve doğurganlıkla alakalıdır.</p>
<p>Yumurta sembolünün Hristiyanlığa nasıl girdiği ve İsa’nın dirilişiyle nasıl ilişkilendirildiği konusu kesin olmamakla birlikte akla mantıklı gelen düşünce paganizme inananların Hristiyanlığa inanmaya başlamalarıyla kendi inançlarını bu dine taşımış olabilecekleridir. Hristiyanlıkta Paskalya adı verilen baharın gelişinin ve İsa’nın dirilişinin kutlandığı bayramda insanlar birbirlerine renkli yumurtalar hediye ederler.</p>
<p>Paskalya kelimesinin kökeni kesin olarak belli değildir. Anglo-Sakson bahar tanrıçası Easter, Almanca karşılığı Ostern, Flemenkçe Pasen, İskandinav dillerinde Paske, Arapça ve Sami dillerinde Pesah kelimeleri paskalyayı tanımlamak için kullanılır.</p>
<p>Paskalya bayramı her yıl değişik tarihlere denk gelmektedir. Paskalya perhizle geçen 5 haftalık bir hazırlık dönemi ve kutsal haftayı kapsar. Mart ayının sonundan Nisan ayının sonuna kadar sürer. Doğu ve batı kiliseleri arasında farklılıklar gösterir. İsa’ nın dirildiği günün belirlenmesi konusu 8.yüzyıla kadar doğu ve batı kiliselerinin tartışma konusu oldu. 325 yılında toplanan İznik Konsili paskalyanın bahar ekinoksundan (21 Mart) sonraki ilk dolunayın ardından gelen Pazar günü kutlanmasına karar verildi.</p>
<p>Paskalya bayramı ise kiliselerde ayinler ve ağıtlarla ibadet edildikten sonra, insanların birbirlerine çikolatadan yapılmış paskalya tavşanı ve paskalya yumurtası vermesiyle devam eder. Çeşitli şekillerde boyanmış haşlanmış yumurtaları insanlar birbirlerine hediye ederler ve bahçelerde çocukların bulmaları için saklarlar. Paskalya çörekleri yapılır. Mumlar yakılır, dualar edilir. İnsanlar bir araya gelirler ve topluca dualar ederler. Çocuklar paskalya sepetlerini doldurmaya çalışırlar.</p>
<p>Hristiyan ikonografisinde yumurta İsa’nın dirilişini sembolize ettiği gibi bazen de bakireliği de temsil ettiği görülebilmektedir. Yumurtanın kabuğunun beyaz rengi saflığın ve mükemmelliğin simgesidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/">Yumurtadan İsa Çıktı! “Yumurtanın İkonografik Geçmişi”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2014</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Asla Pes Etme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/asla-pes-etme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/asla-pes-etme/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Jan 2016 14:58:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gözde Baykal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1951</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsan gariptir. Her şeyi başarabilecek kudreti varken, aciz olmayı seçer. Çünkü kolaydır susması. Mümkün müdür hiç savaşmadan bir şeyleri kazanması. Aşkta hep kendine acı çektiren taraf oluruz. Kısacık mesailerde, kilometrelerce kuyruk. Kendi hayatını, kendi zorlaştırandır insan. Daha çok para hırsı, sevdiklerimizden uzaklaştırır. Kendi doğrularımız vardır. Oysa ki, Orta yol bir bulunsa mutluluk anlam kazanacaktır. Nankörlükte, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asla-pes-etme/">Asla Pes Etme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan gariptir.</p>
<p>Her şeyi başarabilecek kudreti varken, aciz olmayı seçer.</p>
<p>Çünkü kolaydır susması.</p>
<p>Mümkün müdür hiç savaşmadan bir şeyleri kazanması.</p>
<p>Aşkta hep kendine acı çektiren taraf oluruz.</p>
<p>Kısacık mesailerde, kilometrelerce kuyruk.</p>
<p>Kendi hayatını, kendi zorlaştırandır insan.</p>
<p>Daha çok para hırsı, sevdiklerimizden uzaklaştırır.</p>
<p>Kendi doğrularımız vardır.</p>
<p>Oysa ki,</p>
<p>Orta yol bir bulunsa mutluluk anlam kazanacaktır.</p>
<p>Nankörlükte, kedilerle yarışandır insan.</p>
<p>Minnet duygusu küf tutar,</p>
<p>Hırsa yenik düşerken nefislerimiz.</p>
<p>Her şeyi çok biliriz.</p>
<p>Birçok şeyi sadece uzaktan seyrederiz.</p>
<p>Kazandıklarımızda vardır evet,</p>
<p>Ama en önemlisi birçok şeyin değerini kaybettikten sonra anlarız.</p>
<p>Elimizden bardak düşüp kırılsa,</p>
<p>-nazar</p>
<p>Der toplarız.</p>
<p>Oysaki kalp kırarken bu kadar düşünceli olmayandır insan.</p>
<p>Kazanılması zor olan her şeyi, kestirmeden halletmeyi severiz.</p>
<p>Yolumuza çıkan en küçük engelde pes edip vazgeçeriz.</p>
<p>Mutlulukları çift taraflı yaşaması güzel iken,</p>
<p>Bencillik yapar kendimiz için yaşarız.</p>
<p>Büyümeyi beklerken çocuklaşırız.</p>
<p>Mutluluklara para dökeriz.</p>
<p>Mesela paha biçilemez mutluluklarda vardır.</p>
<p>Hayal kuran insandan zarar gelmez.</p>
<p>Birisini mutlu etmek bedavadır.</p>
<p>Tebessüm etmek için para ödemeyiz.</p>
<p>Ya da sokakta bir kediye süt vermek için milyarlar vermeyiz.</p>
<p>Vicdan rahatlığını trilyonlar döksen de satın alamazsın insan.</p>
<p>Gece başını yastığa koyduğunda, vicdanın rahatsa en zengin sensindir.</p>
<p>Karanlığı, kamufle olmayı severiz.</p>
<p>Bu yüzdendir siyah kıyafetlere olan ilgimiz.</p>
<p>Bir şeyleri gizler, saklar, ört pas ederiz.</p>
<p>Birbirinin yüzüne güler yüzler,</p>
<p>Akranı döndüğünde, asık, anlamsız, yabancı silüetler.</p>
<p>Bildiğimizden asla şaşmayız.</p>
<p>İlk tercih yapacağımız konuda başka başka insanlara akıl danışırız.</p>
<p>Beklentiler bekletmez,</p>
<p>Ümit etmek güzeldir.</p>
<p>Pes etmeden diren mutluluğa&#8230;</p>
<p>Her şeyden önce kendi gücüne inan yaşa.</p>
<p>Sana bahşedilmiş anın kıymetini bil.</p>
<p>Hayatını zorlaştırmak adına kendi yoluna, bir taşta sen koyma.</p>
<p>Kendini sev,</p>
<p>Kusurlarını saklama.</p>
<p>Henüz hiçbir şey için geç değil.</p>
<p>Şimdi,</p>
<p>Şuan,</p>
<p>Yık tabularını, koş yorul.</p>
<p>Çünkü acizlik üzerinde hiçte şık durmuyor&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asla-pes-etme/">Asla Pes Etme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/asla-pes-etme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1951</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yağmurda Yanarken Birden Godot</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Jan 2016 06:13:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Godot]]></category>
		<category><![CDATA[Godot'yu anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1938</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yağmur yağıyordu hissetmiyordu, ağlıyordu, duymuyordu, gelip görmüyordu.  Şimdiyse uzun zamandır ölesiye beklediği ama bunu ona bir türlü söyleyemediği adam işte tam da karşısından ona doğru yürüyordu. &#8221;Ne yapmalı? Koşup sarılsam, yok kendini çok önemli hisseder. Olsun&#8230; Durmalı o gelsin. İlk hamle ondan olmalı, ona göre davranmalı. Neden bu kadar planlı her şey? Oysa isterdim ki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/">Yağmurda Yanarken Birden Godot</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmur yağıyordu hissetmiyordu, ağlıyordu, duymuyordu, gelip görmüyordu.  Şimdiyse uzun zamandır ölesiye beklediği ama bunu ona bir türlü söyleyemediği adam işte tam da karşısından ona doğru yürüyordu.</p>
<p>&#8221;Ne yapmalı? Koşup sarılsam, yok kendini çok önemli hisseder. Olsun&#8230; Durmalı o gelsin. İlk hamle ondan olmalı, ona göre davranmalı. Neden bu kadar planlı her şey? Oysa isterdim ki hiç düşünmeden&#8230; Ölüyordum ben ya ölüyordum. Özlemek ne demek biliyor mu acaba o?</p>
<p>Sanrılarımı hala hatırlıyorum. Söyleyemedim hiç ama özledim ben çok özledim. Beni hunharca koyduğun köşemdeyken ben sen hava yolculukları yaptığın için özgür zannettin kendini. Kendi keşmekeşine kapılıp hayatından memnun olduğun olduğunu zannettiğin zamanlardı.</p>
<p>Oysa kafan karışık hayatın sana göre berbattı bana rastladığında. &#8221;Sanki seni daha önceden tanıyormuşum gibi di mi? Hı hı bence de öyle. Ayçiçekleri, birlikte yolculuklar ve bir gün Godot çıktı duvar gibi karşıma. Mesaj belliymiş ama ben çok sonradan anladım.</p>
<p>Hızlı adımlarla yaklaştın bana, sonra koştuğun için özürler diledin. Ben öylece okudum dinledim seni, dingin ve heyecanlıydım… Oysa sen hiç emek sarf etmedin yani hiç emeklemedin. Hep koştun bana gelirken de, giderken de…</p>
<p>Ben neydim çözemedim önce. Bana hoşça kal dedikten sonra anladım. Boşluktum, doldurdum. Sonra başka boşluklar oldu, yetemedim sana zaten sen diğerlerini doldururken öyle bir sıkıştırdın ki beni, bana yer kalmadı.</p>
<p>Sonra hiç sesini duymadım, yüzünü görmedim. Sen bıraktın ben de bıraktım. Şimdi tüm bunlar geçerken aklımdan nasıl koşmalı sana?</p>
<p>Gülümsedin mi? Yoksa telefonda mısın?</p>
<p>İyice yaklaştı adımları içimdeki sıkıntıyla karışmış hisler çarpıntı yaptı ne olabilirdi ki en fazla kalp krizi. Ben de hızlandım ona doğru…</p>
<p>Bir adım kala durduk. Baktık birbirimize baktık baktık hani şu dizi filmlerdeki gibi. Neler geçti aklımdan hatırlamıyorum. Sonra birer adım daha ve sarıldık. &#8221;Özledim&#8221; fısıldadı. Onca gürültünün içinde sanki her şey sustu ve o sesi herkes duydu. Halbuki öyle gizli söyledi ki. Öyle olmalıydı zaten.</p>
<p>Ben de. Gözlerime baktı, alnımdan öptü, gülümsedi ve her zaman olduğu gibi yarım bir öpücük hani bu kadarı yeter dediklerinden.</p>
<p>&#8221;Ararım&#8221; Güldüm suratımda dalgayla karışık kırgın ifadeyle. Omzumdan tuttu bırakmadım ben seni dedi ama o kadar çok ama var ki. Sonra bir yarım öpücük daha.</p>
<p>&#8221;Gitmeliyim şuraya yetişmem lazım&#8221;</p>
<p>&#8220;Peki&#8221;</p>
<p>Gülümsedik ve gitti. Öylece durdum ardıma bakmadım hiç. Oysa o giderken gözden kaybolana kadar izlerdim onu, bakmadım bu kez. Kaldırımın ortasındaydım ve bana çarpa çarpa yürüdü insanlar. Çığlıklar ata ata yağdı yağmur.</p>
<p>Eli omzumda kalmıştı ve ben bu ağırlıkla yağmurda yana yana yoluma devam etmeye Godot&#8217;yu anlamaya mecburdum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/">Yağmurda Yanarken Birden Godot</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1938</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jan 2016 11:09:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[Frida]]></category>
		<category><![CDATA[Frida Kahlo]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1934</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rüzgar ılık ılık esiyor,  bazen nefes almayı güçleştiriyordu. Üzerindeki pikeyi bile istemedi. Kalktı pencereden dışarı baktı, deniz şıpırdıyordu, aldırmadı, içeri dönüp klimayı açtı, içi dışı serinlerdi böylece. Üzerinde,  etrafında hiçbir şey istemiyordu. Oysa hava nasıl olursa olsun sımsıkı sarılıp uyumaz mıydı ona ? Olsun şimdi istemiyordu. Yatağa uzanıp bir şeyler okumaya başladı  arada kısa konuşmalar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/">Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Rüzgar ılık ılık esiyor,  bazen nefes almayı güçleştiriyordu. Üzerindeki pikeyi bile istemedi. Kalktı pencereden dışarı baktı, deniz şıpırdıyordu, aldırmadı, içeri dönüp klimayı açtı, içi dışı serinlerdi böylece. Üzerinde,  etrafında hiçbir şey istemiyordu. Oysa hava nasıl olursa olsun sımsıkı sarılıp uyumaz mıydı ona ? Olsun şimdi istemiyordu. Yatağa uzanıp bir şeyler okumaya başladı  arada kısa konuşmalar yapıyorlardı o kadar. Sinirleniyorlardı birbirlerine belli etmeden. Ne konuştuklarını bile anlamıyorlardı aslında anlatmıyorlardı, sadece kaçıyorlardı gerçek cevaplardan gerçek hikayeden yaşadıkları anları bir hikaye yazarının kurmaca metnine dönüştürmüşlerdi ve bu rahatsız edici hal iç gıcıklıyordu ve sürekli tedirginlik yaşatıyordu.’’ <em>Acaba beni bırakır mı? Yok bana kıyamaz.’’ Öyle bir kıyar ki göreceksin.</em></p>
<p>Yarı çıplak halde uzandı yatağa, klimaya rağmen içi serinlememişti, yalnızca uzun bir uyku istiyordu.’’ İyi geceler. ’’Sırtını döndü, uyumaya çalışıyordu ki ensesinde sıcak bir nefes hissetti. Alkolün etkisidir deyip önemsemedi derken gittikçe sertleşen dokunuşlar başladı. Hayır dedikçe üzerine geliyordu. <em>Allahım çıldırmış olmalıydı. Biz denen şey bu değildi.</em> Biz olduysalar da tam da şimdi yok olmak üzereydiler.<em>’’ Buna katlanabilir miyim?  Yok yok olmaz olmaz.’’</em></p>
<p><figure id="attachment_1936" aria-describedby="caption-attachment-1936" style="width: 225px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/koku.jpg" rel="attachment wp-att-1936"><img class=" td-modal-image wp-image-1936 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/koku-225x300.jpg?resize=225%2C300" alt="Nihan Vardar'ın kaleminden &quot;Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku&quot; adlı hikaye." width="225" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/koku.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/koku.jpg?w=229&amp;ssl=1 229w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1936" class="wp-caption-text">Nihan Vardar&#8217;ın kaleminden &#8220;Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku&#8221; adlı hikaye.</figcaption></figure></p>
<p>Sesini çıkarmadan bekledi. Rüzgar gibi ağladı, deniz gibi damladı ama sesi çıkmadı. Biz olacaklardı sabretmeliydi. Kasıkları morarıncaya dek sabretti.  Artık o istediği uzun uykuyu uyuyabilirdi, uyumadı. Yanında arkasını döner dönmez uyuyan ve horuldamaya başlayan adama dikkatlice baktı. Sessizce kalktı yataktan, banyoya gitti aynaya baktı uzun uzun. Sonra bir an aynanın önündeki tıraş bıçağına ilişti gözü ona da uzun uzun baktı ve eline alıp saçlarını kesmeye başladı bir yandan ağlıyor bir yandan kesiyordu. Upuzun, pırıl pırıl, dümdüz saçları vardı hani onun da çok sevdiği, okşarken kendinden geçtiği. Hani yoktu işte. İşini bitirdi zafer kazanmış bir edayla gülümsedi, cezalandırıyordu onu. Ne demişti’’ Benim de içimde böyle bir hayvan varmış işte yıllardır. Şimdi ortaya çıktı.’’ sonra derin uykuya dalmıştı. Her şey bu kadar basitti. ‘’Bir an, bir eylem ve uyku. Yani yarı ölüm.’’</p>
<p>Sessizce giyindi, otel odasından çıktı. Cırcırböceklerinin sesi ve sincap tıkırtısından başka bir şey duyulmuyordu. İçecek bir şeyler alıp sahildeki şezlonglardan birine oturdu. Ay ışığında seçebildiği kadar etrafında gezinen kedileri görebiliyordu o kadar Bağıra bağıra şarkı söyledi, içti, ağladı.’’ Ne olacaktı şimdi?’’ Her aynaya baktığında bu geceyi hatırlayacaktı…</p>
<p>Yavaş yavaş gün ilk ışıklarını göstermeye başladı alı, moru, yeşili, kuş sesleriyle birlikte aman ne güzel bir sabahtı.  Bir an boşta bulunup elini saçına attı, kısacıktı. Oysa banyonun zeminini kaplıyordu saçları ve kıvrılmış yatan koskocaman  bir kedi kadardı son baktığında.</p>
<p>Güneş gözünü acıtmaya başlamıştı. Etrafı bulanık görüyordu, kalktı, bir an sendeledi derken toparlandı ve yürümeye başladı. İskelenin ucuna geldiğinde dizlerinin üzerine çöktü ve suda kendini gördü. Saçları hiç fena sayılmazdı uzun uzun baktı kendine eliyle bir iki havalandırdı gerçekten iyi görünüyordu. Kendisini seyrederken birden arkasında bir gölge belirdi, o gelmişti. Eğildi sımsıkı sarıldı acıyordu ona oysa acınacak bir hali yoktu. Ona doğru döndü, yüzünü elledi uzun uzun, ezberinde olduğundan farklı gölgeler vardı yüzünde. Neden? Dün geceden beri ne değişmişti? ‘’<em>Biz</em>’’ dedi ‘’<em>dün gece öldük</em>’’ kulağına eğilip.’’ <em>Sen öldürdün’</em>’ ve cebinden çıkardığı tıraş bıçağıyla şah damarını kesti. ‘’<em>İşte yeniden gerçek biz olduk.</em> ‘’fısıldadı. <em>‘’Bir an, bir eylem, tam uyku.’’</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/">Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1934</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ey Şehr-i Yar İstanbul!..</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ey-sehr-i-yar-istanbul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ey-sehr-i-yar-istanbul/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Jan 2016 10:33:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aylin Can]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[şehr-i yar]]></category>
		<category><![CDATA[sevda]]></category>
		<category><![CDATA[sevda şiiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1912</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir gemi süzülürken Hisar&#8217;a doğru.. Sessiz ve nazenin uzaklardan.. Selam mı getiriyor, aşk nağmesi mi bilinmez.. Raksederken Sevda Tepesi&#8217;nde kuş sesleri.. Ezgileri inletir Boğaziçi&#8217;ni.. Nazenin gemilere yanıt mı veriyorlar bilinmez.. Bir vapur sireni, bir martı çığlığı Eşlik eder bu nağmeye Boğaz&#8217;dan.. Her gün batımında bir renk cümbüşüdür izlenen.. Gökkuşağı Kız kulesi&#8217;ne selam verirken.. Her gören [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ey-sehr-i-yar-istanbul/">Ey Şehr-i Yar İstanbul!..</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gemi süzülürken Hisar&#8217;a doğru..</p>
<p>Sessiz ve nazenin uzaklardan..</p>
<p>Selam mı getiriyor, aşk nağmesi mi bilinmez..</p>
<p>Raksederken Sevda Tepesi&#8217;nde kuş sesleri..</p>
<p>Ezgileri inletir Boğaziçi&#8217;ni..</p>
<p><figure id="attachment_1913" aria-describedby="caption-attachment-1913" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-1.jpg" rel="attachment wp-att-1913"><img class=" td-modal-image wp-image-1913 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-1-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="Eski İstanbul,'dan bir görünüm." width="300" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-1.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-1.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1913" class="wp-caption-text">Eski İstanbul,&#8217;dan bir görünüm.</figcaption></figure></p>
<p>Nazenin gemilere yanıt mı veriyorlar bilinmez..</p>
<p>Bir vapur sireni, bir martı çığlığı</p>
<p>Eşlik eder bu nağmeye Boğaz&#8217;dan..</p>
<p>Her gün batımında bir renk cümbüşüdür izlenen..</p>
<p>Gökkuşağı Kız kulesi&#8217;ne selam verirken..</p>
<p>Her gören büyülenir silüetin çarpınca..</p>
<p>Kelimeler kifayetsiz kalır,dilleri mühürlenir..</p>
<p>Can bulur sende sevda,nasip olmaz her kula..</p>
<p>Tüm sevda şarkıları hep senle ezberlenir..</p>
<p><figure id="attachment_1917" aria-describedby="caption-attachment-1917" style="width: 210px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-4.jpg" rel="attachment wp-att-1917"><img class=" td-modal-image wp-image-1917 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-4-210x300.jpg?resize=210%2C300" alt="Eski İstanbul" width="210" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-4.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-4.jpg?w=252&amp;ssl=1 252w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1917" class="wp-caption-text">Eski İstanbul</figcaption></figure></p>
<p>Tılsımın vazgeçilmez,aşkın her dem canlarda..</p>
<p>Eser bayram havası tarihi Emirgan Parkı&#8217;nda..</p>
<p>Biran Beylerbeyi&#8217;nde, bir Bebek Yalısı&#8217;nda..</p>
<p>Sevdalar hep uçuşur kelebek kanatlarda..</p>
<p>Görkemin büyülerken, tarihin dünyaya el sallar..</p>
<p>Medeniyet utanır karşında,tarihsel kültür susar..</p>
<p>Bir Sultanahmet&#8217;ten seslenir, bir Dolmabahçe&#8217;de çağlar !..</p>
<p>Bir kuşbakışı yapar Galata Kulesi&#8217;nden..</p>
<p>Sonra bir bakarsın Eyüp Sultan&#8217;a uçuyor Hazarfen !..</p>
<p>Bir mendil sallanır birden Üsküdar vapurundan..</p>
<p>Ayrılırken limandan bir sevda türküsü çalar..</p>
<p><figure id="attachment_1915" aria-describedby="caption-attachment-1915" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-2.jpg" rel="attachment wp-att-1915"><img class=" td-modal-image wp-image-1915 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-2-300x189.jpg?resize=300%2C189" alt="Eski İstanbul'dan bir kare." width="300" height="189" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-2.jpg?resize=300%2C189&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-2.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-2.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-2.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-2.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-2.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1915" class="wp-caption-text">Eski İstanbul&#8217;dan bir kare.</figcaption></figure></p>
<p>Hafif bir umut eser Beykoz yamaçlarından..</p>
<p>Alır yüreklerdeki hüznü Çamlıca&#8217;ya el sallar !..</p>
<p>Ada vapuruyla geçer sevdalar hep Boğaz&#8217;dan..</p>
<p>Büyükada Heybeli&#8217;ye,Burgazada Kınalıada&#8217;ya göz kırpar..</p>
<p>Sedefadası Sivriada&#8217;yla havasıyla yarışır..</p>
<p>Kaşıkadası Yassıada&#8217;ya çiftetelli oynatır..</p>
<p>Tavşanadası&#8217;ndan hepsine bir kahkaha patlar !..</p>
<p>Bir Yerebatan Sarnıcı&#8217;nda tarihin ayak sesleri..</p>
<p>Bir Beşiktaş tramvayında İstiklal&#8217;e yol alır..</p>
<p>Haliç&#8217;e yönelirken eski harp gemileri..</p>
<p>Eminönü Balıkçısı&#8217;nın sesleri yankılanır !..</p>
<p>Tarih Beyazıt tramvayından Kapalıçarşı&#8217;da iner..</p>
<p><figure id="attachment_1914" aria-describedby="caption-attachment-1914" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-1-1.jpg" rel="attachment wp-att-1914"><img class=" td-modal-image wp-image-1914 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-1-1-300x169.jpg?resize=300%2C169" alt="İstanbul'da vapur ve deniz." width="300" height="169" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-1-1.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-1-1.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1914" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;da vapur ve deniz.</figcaption></figure></p>
<p>Çemberlitaş&#8217;a selam söyler, Dikilitaş&#8217;a geri döner..</p>
<p>Fatih&#8217;ten Ezan sesini Sultanahmet&#8217;te dinler..</p>
<p>Senin Arz&#8217;ında kutsal, semanda tüm iklimler..</p>
<p>Sen; tarihimizin göz nuru, medeniyetimizin baş tacı..</p>
<p>Sen; ülkemizin gururu, sevdalı yüreklerin ilacı..</p>
<p>Kahrolsun seni üzen,kurusun kirli eller,bitsin artık bu acı..</p>
<p>Dağılsın sis perdesi,son bulsun tüm kargaşa,ölüm çok can yakıcı !..</p>
<p>Ey aşıkların şehri Aziz şehir İstanbul!..</p>
<p>Bozguna esir,hüzne layık değilsin,sende artık huzur bul !..</p>
<p>Seni sana anlatamaz,hiçbir dil ve hiçbir kul..</p>
<p>Şehirlerin Efendisi,Ey Şehr-i yar İSTANBUL !!!&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ey-sehr-i-yar-istanbul/">Ey Şehr-i Yar İstanbul!..</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ey-sehr-i-yar-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1912</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fabl ile Mükemmel Bir Hiciv Örneği: Hayvan Çiftliği</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fabl-ile-mukemmel-bir-hiciv-ornegi-hayvan-ciftligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fabl-ile-mukemmel-bir-hiciv-ornegi-hayvan-ciftligi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Jan 2016 19:34:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fevzi Solmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Animal Farm]]></category>
		<category><![CDATA[Animals]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Peri Masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Boxer Ayaklanması]]></category>
		<category><![CDATA[fabl]]></category>
		<category><![CDATA[fabl sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[George Orwell]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edip]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edip Adıvar]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Çiftliği]]></category>
		<category><![CDATA[hiciv]]></category>
		<category><![CDATA[hiciv sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[iğretileme]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[mecaz]]></category>
		<category><![CDATA[peri masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd Animals]]></category>
		<category><![CDATA[Retro Hugo Ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Stalinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Stalinizm eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1905</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayvan Çiftliği (Animal Farm), George Orwell&#8216;in tarafından çeşitli mecazlar kullanılarak yazılmıştır. George Orwell, romanında fabl sanatını çok iyi bir şekilde kullanmıştır. Yani hayvanlara insan özelikleri yükleyerek insan yaşamına dair anlatmak istediklerini dolaylı ve iğretilemeli bir yolla anlatmıştır. Ayrıca hiciv sanatını da romanında uygulayan yazar, bir kişi, olay ya da durumun, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirmiştir… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fabl-ile-mukemmel-bir-hiciv-ornegi-hayvan-ciftligi/">Fabl ile Mükemmel Bir Hiciv Örneği: Hayvan Çiftliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayvan Çiftliği (Animal Farm),</strong> <em>George Orwell</em>&#8216;in tarafından çeşitli mecazlar kullanılarak yazılmıştır. George Orwell, romanında <em>fabl</em> sanatını çok iyi bir şekilde kullanmıştır. Yani hayvanlara insan özelikleri yükleyerek insan yaşamına dair anlatmak istediklerini dolaylı ve iğretilemeli bir yolla anlatmıştır. Ayrıca <em>hiciv</em> sanatını da romanında uygulayan yazar, bir kişi, olay ya da durumun, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirmiştir…</p>
<p>Roman ilk olarak 1945&#8217;te yayınlandıysa da asıl ününe 1950&#8217;lerde kavuştu. 1996&#8217;da ise geçmiş tarihler için verilen <strong>Retro Hugo Ödülü</strong>&#8216;nü 1946 senesi için almıştır.</p>
<p>Hayvan Çiftliği çok yankı uyandırmış ve olumlu eleştiriler almıştır. Stalinizm eleştirisi olmakla birlikte, II. Dünya Savaşı yıllarında müttefiklerini kızdırmak istemeyen İngiltere&#8217;de sansüre uğramıştır. Roman 1999&#8217;da bu kez konusuna daha sadık bir senaryoyla filme çekilmiştir. Bunun yanı sıra animasyon filmleri de mevcuttur.  Ayrıca birçok tiyatro oyununa uyarlanmıştır.</p>
<p>Hayvan Çiftliği, <strong>Pink Floyd</strong>&#8216;un <strong>Animals</strong> albümüne ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p>&#8220;Hayvan Çiftliği&#8221; Türkiye&#8217;de ilk kez 1954 yılında <strong>Halide Edip Adıvar</strong>&#8216;ın Türkçe çevirisiyle bastırtılmıştır.</p>
<p>Romanın alt başlığı <em>Bir Peri Masalı</em>&#8216;dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.</p>
<p><strong>Romanda kim kimdir?</strong></p>
<p><strong>Napoleon</strong></p>
<p>Çiftliğin en büyüğü ve en kudretlisidir. Çiftlikteki hayvanların hepsi Napoleon’u dinlerler. İçki ve sigara içilmesine izin verip, insan giysileri giyme ayrıcalığı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Snowball</strong></p>
<p>O da bir domuzdur,  ancak çiftlikteki geçmişi o kadar da eskiye dayanmaz. Hayvanlar için kahramanca mücadele eder ancak köpekler tarafından çiftlikten sürülür. Hem retoriği hem de yaratıcılığı daha gelişkindir onun.</p>
<p><strong>Boxer</strong></p>
<p>&#8216;En zekilerden sayılamayacak&#8217; türden bir at. Çok sıkı çalışırdı. Düsturu “Daha çok çalışacağım.”dı ve öyle de yaptı. Napolyon ne dediyse inandı. Boksör derdi ki: “Napolyon haklı.”. Çiftlikte çok saygı gören bir hayvandı; çünkü herkesten çok çalışırdı. Çin’deki <em>Boxer Ayaklanması</em>’nı simgeler.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fabl-ile-mukemmel-bir-hiciv-ornegi-hayvan-ciftligi/">Fabl ile Mükemmel Bir Hiciv Örneği: Hayvan Çiftliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fabl-ile-mukemmel-bir-hiciv-ornegi-hayvan-ciftligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1905</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nazire</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nazire/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nazire/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Jan 2016 12:34:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1888</guid>
				<description><![CDATA[<p>Duvar senlik olur mu oluyor işte O el o belde en çok duvar dibinde güzel Gerdanından akan ter değil kolye Nereye süzülür düşünmek ayıp Bir eşek geçer duvar dibinden mahzun mazlum Bir çıngırak boynunda ama kendine çalar Ağzı su’suzluktan çatlamış testi Su’suzluk en çok testide hüzün Sen yürü ayağın derman toprağa Yağmurlara çok var daha.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nazire/">Nazire</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Duvar senlik olur mu oluyor işte</p>
<p style="text-align: center;">O el o belde</p>
<p style="text-align: center;">en çok duvar dibinde güzel</p>
<p style="text-align: center;">Gerdanından akan ter değil kolye</p>
<p style="text-align: center;">Nereye süzülür düşünmek ayıp</p>
<p style="text-align: center;">Bir eşek geçer duvar dibinden mahzun mazlum</p>
<p style="text-align: center;">Bir çıngırak boynunda ama kendine çalar</p>
<p style="text-align: center;">Ağzı su’suzluktan çatlamış testi</p>
<p style="text-align: center;">Su’suzluk en çok testide hüzün</p>
<p style="text-align: center;">Sen yürü ayağın derman toprağa</p>
<p style="text-align: center;">Yağmurlara çok var daha.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nazire/">Nazire</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nazire/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1888</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ABBA – Chiquitita (Küçük Kız)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Jan 2016 17:32:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[1 Ocak]]></category>
		<category><![CDATA[ABBA]]></category>
		<category><![CDATA[Chiquitita]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[kar yağışı]]></category>
		<category><![CDATA[Kibritçi Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Kibritçi Kız masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kız]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[siyah - beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[TRT televizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[Ünol Büyükgönenç]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yışbaşı gecesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1871</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikayelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 3 1978 Yılbaşı gecesi… Siyah Beyaz dünyayı renkli balonlarla süslemek hasletiyle geçer yalnızlık hayalleri… “Dışarda kar yağıyor”… Kibritçi kız masalının vebali sanki boynumuzda asılı duran… Cılız alevlerle hayatta kalma direnci bir düş yolcusunun… İncecik masum parmaklarının arasından sıyrılıp kayan yıldız misali… Düşü büyük, kendi küçük bir kızın öyküsü… Ayaza durmuş bedeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/">ABBA – Chiquitita (Küçük Kız)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikayelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 3</strong></p>
<p><em>1978 Yılbaşı gecesi… Siyah Beyaz dünyayı renkli balonlarla süslemek hasletiyle </em><em>geçer yalnızlık hayalleri…</em></p>
<h2><strong>“Dışarda kar yağıyor”…</strong></h2>
<h2>Kibritçi kız masalının vebali sanki boynumuzda asılı duran… Cılız alevlerle hayatta kalma direnci bir düş yolcusunun… İncecik masum parmaklarının arasından sıyrılıp kayan yıldız misali… Düşü büyük, kendi küçük bir kızın öyküsü… Ayaza durmuş bedeni buz keserken dışarda, bizden ırak yalnızlığında, bizim içerde yüreklerimiz donuyor… Dönüp gelip avuçlarımıza konuyor fırtına, hep birlikte aynı şarkıyı mırıldanıyor…</h2>
<p><figure id="attachment_1873" aria-describedby="caption-attachment-1873" style="width: 241px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kucuk-kiz.jpg" rel="attachment wp-att-1873"><img class=" td-modal-image wp-image-1873 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kucuk-kiz.jpg?resize=241%2C249" alt="Kibritçi Kız" width="241" height="249" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1873" class="wp-caption-text">Kibritçi Kız</figcaption></figure></p>
<h2><strong>“Dışarda kar yağıyor”…</strong></h2>
<p>Burnumu iyice dayadım cama, göz gözü görmüyor dışarda… Camın buğusunu hissediyorum yanaklarımda, soğuğu çekip içime, elindeki kibritleri yakarak ısınmaya çalışan o acıklı masaldaki kızı düşünüyorum… Benim işte, birden bire…</p>
<p><em>Üzerimde ince bir elbise, ayaklarım çıplak, eve para götürmek zorundayım&#8230; Bu yılbaşı akşamı yiyecek yemeğim, gidecek bir yerim olmadan,&nbsp; elimde satamadığım kibritlerle kala kalmış, köşe başındaki zavallı bir kibritçi kızım</em>…</p>
<p>Yok olmuyor, ne yapsam olmuyor, onun gibi hissedemiyorum, onun yerine koyamıyorum kendimi bir türlü… Her okuyuşumda ağladığım bu masalda, kendime yer bulamıyorum… Evimdeyim, sobamız yanıyor, üstelik yiyecek yemeğimiz de var… Üşümüyorum, aç değilim… Ama mutsuzum… Ama içim acıyor… Ama sessiz, ağlıyorum… Kimse bilmiyor, gözyaşlarım hep içime akıyor…</p>
<p><strong>Dışarda kar yağıyor.<em> “</em>Ünol Büyükgönenç’in şarkısı buna sebep…</strong></p>
<p>Hayatı öğrendiğimiz yegâne penceremiz TRT televizyonu, ‘<em>siyah- beyaz’</em> ; tek eğlencemiz… Buradan bakıyoruz biz, neşemiz-kederimiz hep ‘<em>siyah- beyaz’ </em>saatini sabırsızlıkla beklediğimiz… 19.00’dan önce açıyoruz akşamları. Test yayınını izliyoruz, eşlik eden müziği dinliyoruz, görüntü sabit ‘<em>siyah-beyaz’</em>… Olsun, biz dinliyoruz. İstiklal Marşı ile bitiriyoruz… Anıt Kabir’in gönderine bayrak çekilişine bakıyoruz, her gece…</p>
<p><figure id="attachment_1874" aria-describedby="caption-attachment-1874" style="width: 228px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg" rel="attachment wp-att-1874"><img class=" td-modal-image wp-image-1874 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg?resize=228%2C142" alt="Bir zamanlar hayatı öğrendiğimiz yegâne penceremiz siyah - beyaz TRT televizyonuydu." width="228" height="142" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg?w=228&amp;ssl=1 228w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1874" class="wp-caption-text">Bir zamanlar hayatı öğrendiğimiz yegâne penceremiz siyah &#8211; beyaz TRT televizyonuydu.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız…</strong></p>
<p>Şarkıdaki <em>“minicik elleriyle üşümüş ayaklarını ovuşturan çocuk”</em>&nbsp; ben değilim. <em>“Gidecek bir yeri olmayan, üşümüş, açıkmış sıcacık bir çörek gibi güneşi düşleyen… Sevilmemiş, bilinmemiş unutulmuş</em>” değilim… Ama ağlıyorum bu yılbaşı akşamı… Bütün çocuklar için… Ve şarkı söylüyorum gizliden…</p>
<p>“ <em>Yıl 1979 onun bundan haberi yok</em>”… &nbsp;Öyle ya bu yıl çocuk yılı, benim yılım… Bizim yılımız… “çocuklar ölmesin” diye,&nbsp;&nbsp; ”şeker de yiyebilsinler” diye… Bombalar patlamasın, mayınlara basmasınlar diye, evsiz kalmasınlar, aç yatmasınlar diye… Kibrit alevinde sönmesin umutları diye, Unisef çocuk yılı ilan etmiş 1979 senesini…&nbsp; Öyleyse bu yıl insanlar ölmeyecek sokaklarda kurşunlardan, okullar kapanmayacak, eğitim- öğretime ara verilmeyecek, geceleri sokağa çıkılacak eskisi gibi korkusuzca… Mahallede top oynayabilecek çocuklar geç vakte kadar… Okul kapılarında polisler nöbet tutmayacak… Bundan böyle çantalarımız aranmayacak girişte… Çünkü ortaokuldayız biz… Her şeyin tam ortasında yani…</p>
<p>Saat ilerliyor, 1979’un gelmesine az bir zaman kaldı… Halit Kıvanç anons ediyor, “şimdi dünya televizyonlarına bağlanıyoruz, birazdan ABBA bizlerle olacak”… Camdan kalkıyorum… En sevdiğim grup… Spiker anons ederken bu yılın çocuk yılı olması nedeniyle, grubun bir tek plak (single) yaptığını ve gelirini de Unisef’e bağışladıklarını söylüyor İngilizce… Ben yapılan tercümeden anlıyorum. Seviniyorum. İçimdeki hüzün yerini umuda bırakıyor. Güzel şeyler olacak yeni yılda, artık inanıyorum buna, filmlerdeki gibi iyiler kazanacak bu yıl da…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/p4QqMKe3rwY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<h2><strong>Chiquitita</strong></h2>
<p><strong>Chiquitita, tell me what&#8217;s wrong?<br />
You&#8217;re enchained by your own sorrow.<br />
In your eyes there is no hope for tomorrow<br />
How I hate to see you like this.<br />
There is no way you can deny it,<br />
I can see that you&#8217;re, oh, so sad, so quiet&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, tell me the truth!<br />
I&#8217;m a shoulder you can cry on&#8230;<br />
Your best friend, I&#8217;m the one you must rely on,<br />
You were always sure of yourself.<br />
Now I see you&#8217;ve broken a feather,<br />
I hope we can patch it up together&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I know&#8230;<br />
How the heartaches come and they go,<br />
And the scars they&#8217;re leaving.<br />
You&#8217;ll be dancing once again and the pain will end,<br />
You will have no time for grieving&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I cry,<br />
And the sun is still in the sky and shining </strong></p>
<p><strong>above you.<br />
Let me hear you sing once more like you did before!<br />
Sing a new song, Chiquitita!<br />
Try once more like you did before,<br />
Sing a new song, Chiquitita&#8230;</strong></p>
<p><strong>So the walls came tumbling down&#8230;<br />
And your love&#8217;s a blown out candle.&nbsp; </strong></p>
<p><strong>All is gone and it seems too hard to handle!<br />
Chiquitita, tell me the truth!<br />
There is no way you can deny it,<br />
I see that you&#8217;re, oh, so sad, so quiet&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I know&#8230;<br />
How the heartaches come and they go.<br />
And the scars they&#8217;re leaving,<br />
You&#8217;ll be dancing once again and the pain will end,<br />
You will have no time for grieving.</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I cry&#8230;<br />
And the sun is still in the sky and shining </strong></p>
<p><strong>above you.<br />
Let me hear you sing once more like you did before&#8230;<br />
Sing a new song, Chiquitita!<br />
Try once more like you did before&#8230;<br />
Sing a new song, Chiquitita&#8230;</strong></p>
<p><strong>Try once more like you did before&#8230;<br />
Sing a new song, Chiquitita&#8230;</strong></p>
<h2><strong>Küçük Kız</strong></h2>
<p><strong>Küçük kız, söyle bana sorun ne?<br />
Kendi üzüntünün esiri olmuşsun<br />
Yarın için hiç umut yok gözlerinde<br />
Seni böyle görmekten nefret ediyorum.<br />
Bunu inkâr edemezsin<br />
Çok üzgün, çok mutsuz olduğunu anlayabiliyorum</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, bana doğruyu söyle!<br />
Üzerinde ağlayabileceğin omuz benim&#8230;<br />
En iyi arkadaşın, güvenmen gereken kişiyim.</strong> <strong><br />
Sen hep kendinden emindin,<br />
Şimdi kolun kanadın kırık<br />
Birlikte üstesinden gelebiliriz, umarım.</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, sen ve ben biliyoruz&#8230;<br />
Kalp ağrılarının nasıl gelip gittiğini,<br />
Ve bıraktıkları izleri.<br />
Tekrar dans edeceksin, acın dinecek<br />
Kederlenmek için hiç vaktin olmayacak</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, sen ve ben ağlıyoruz<br />
Ancak güneş hala gökyüzünde ve senin üstünde ışıldıyor<br />
Tekrar şarkı söylediğini duyayım, önceleri, yaptığın gibi<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız<br />
Daha önce yaptığın gibi dene<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız</strong></p>
<p><strong>Duvarlar yıkılıyor<br />
Sevgin sönmüş bir mum<br />
Her şey bitti ve bununla baş etmek zor görünüyor<br />
Küçük kız bana doğruyu söyle<br />
Bunu inkâr edemezsin<br />
Çok üzgün, çok mutsuz olduğunu anlayabiliyorum</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, sen ve ben biliyoruz&#8230;<br />
Kalp ağrılarının nasıl gelip gittiğini,<br />
Ve bıraktıkları izleri.<br />
Tekrar dans edeceksin, acın dinecek<br />
Kederlenmek için hiç vaktin olmayacak</strong></p>
<p><strong>Küçük kız sen ve ben ağlıyoruz<br />
Ancak güneş halen gökyüzünde ve senin üstünde ışıldıyor?<br />
Tekrar şarkı söylediğini duyayım, önceleri yaptığın gibi<br />
Yeni bir şarkı söyle, Küçük kız<br />
Daha önce yaptığın gibi dene<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız</strong></p>
<p><strong>Daha önce yaptığın gibi dene<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız</strong></p>
<p>Hiç kuşkusuz iyi değil İngilizcem söylenenleri anlayacak kadar… Ama müzik öyle umut dolu, öyle kararlı, öyle coşkulu ki, gerek bile duymuyorum anlamaya sözlerini….Yeni yılda yenilenecek bir dünya kuruyorum şimdi, silip gözyaşlarımı uzaklara dalıyorum… İçimin en derin yerinden gülümsüyorum…</p>
<p><strong><em>Otuz sekiz yıl aradan sonra bir başka yılbaşı gecesi, döne döne yağan kara bakarken… Bir kız çocuğu beliriyor gecenin ortasında… Burnunu iyice cama dayamış olan, gülümsüyor… Seviniyorum…</em></strong></p>
<p><strong>*Chiquitita:&nbsp;</strong>İspanyolca’ da Küçük Kız anlamına gelmektedir…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/">ABBA – Chiquitita (Küçük Kız)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Resim ve Şiire Konu Olan Mistik Akım: Sembolizm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/resim-ve-siire-konu-olan-mistik-akim-sembolizm/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/resim-ve-siire-konu-olan-mistik-akim-sembolizm/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Jan 2016 20:58:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hazel Güney]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Alan Poe]]></category>
		<category><![CDATA[imge]]></category>
		<category><![CDATA[imgelem]]></category>
		<category><![CDATA[Mallerme]]></category>
		<category><![CDATA[mistik]]></category>
		<category><![CDATA[mistik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[mistizm]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[natüralizm]]></category>
		<category><![CDATA[Poe]]></category>
		<category><![CDATA[pozitivizm]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[Rilke]]></category>
		<category><![CDATA[Rimboud]]></category>
		<category><![CDATA[romantizm]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[sembolik resim]]></category>
		<category><![CDATA[sembolik şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sembolist]]></category>
		<category><![CDATA[sembolist ressamlar]]></category>
		<category><![CDATA[sembolist şairler]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizm]]></category>
		<category><![CDATA[simgecilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1808</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sembolizm, nesnenin karşısına düşen ifade değildir. Kafa yorarak, sezdirerek, düşündürerek belirsizlik taşıyan ve çözmeye çalışarak; daha içeriye erişme çabasıyla ilişki kurar. Gerçekçilik akımına tepki olarak doğmuştur. Romantizmin devamıdır da diyebileceğimiz gibi, dışavurumculuğun gerçekçi yaklaşımına, pozitivizme ve materyalizme tepki olarak doğmuştur. Somut varlıklar sembolistlere göre, dış dünya ile insanın iç dünyası arasında bir köprü niteliği taşır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/resim-ve-siire-konu-olan-mistik-akim-sembolizm/">Resim ve Şiire Konu Olan Mistik Akım: Sembolizm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sembolizm, nesnenin karşısına düşen ifade değildir. Kafa yorarak, sezdirerek, düşündürerek belirsizlik taşıyan ve çözmeye çalışarak; daha içeriye erişme çabasıyla ilişki kurar. Gerçekçilik akımına tepki olarak doğmuştur. Romantizmin devamıdır da diyebileceğimiz gibi, dışavurumculuğun gerçekçi yaklaşımına, pozitivizme ve materyalizme tepki olarak doğmuştur.</p>
<p>Somut varlıklar sembolistlere göre, dış dünya ile insanın iç dünyası arasında bir köprü niteliği taşır. İnsan dış dünyayı nasıl algılıyorsa, öyle değerlendirir. Örneğin natüralizmde bilimsel bir yaklaşım vardı, felsefesi pozitivizmdi. Neden sonuç hareket yasalarıyla ele alınırdı. Sembolizmde ise, düşler ve imgeler dünyasında bir şeyler vardır. Bilimsel bir tutumdan söz edilmez. Kişiye özeldir ve metafiziktir. Aslında biz buna görünen dünyanın, görünmeyen yüzü de diyebiliriz.</p>
<p><figure id="attachment_1811" aria-describedby="caption-attachment-1811" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sembolizm.jpg" rel="attachment wp-att-1811"><img class=" td-modal-image wp-image-1811 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sembolizm.jpg?resize=500%2C370" alt=" William Blake, &quot;Adem ile Havva, Habil’in Cesedini Buluyor&quot;, 1825." width="500" height="370" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sembolizm.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sembolizm.jpg?resize=300%2C222&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1811" class="wp-caption-text">William Blake, &#8220;Adem ile Havva, Habil’in Cesedini Buluyor&#8221;, 1825.</figcaption></figure></p>
<p>19. YY’dan sonra bu akımın çıkmasına ön ayak olmuş şair ve ressamlar keşfetmekteyiz. Rilke, Rimboud, Edgar Alan Poe, Mallerme bu şairlerden bazılarıdır. Daha sonra özellikle resim sanatında etkileri çok fazla görülmeye başlanmıştır. 1880’lerden sonra Fransa’da ortaya çıkmıştır ve buradan diğer ülkelere yayılmıştır. Sembolistler bireyin yaşadığı duyguları doğrudan anlatmaya karşıydılar. Onlar “gerçek bana görünen değil, ben de hissettirdiğidir.” derler.</p>
<p><figure id="attachment_1810" aria-describedby="caption-attachment-1810" style="width: 234px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sembolist-resim.jpg" rel="attachment wp-att-1810"><img class=" td-modal-image wp-image-1810 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sembolist-resim-234x300.jpg?resize=234%2C300" alt="Sembolizmin önemli bir ayağını resim oluşturur." width="234" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sembolist-resim.jpg?resize=234%2C300&amp;ssl=1 234w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sembolist-resim.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sembolist-resim.jpg?w=336&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 234px) 100vw, 234px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1810" class="wp-caption-text">Sembolizmin önemli bir ayağını resim oluşturur.</figcaption></figure></p>
<p>Sembolik resimde ise en önemli özellik tinsellik ve melankolidir. Sembolizmde iç dünya, düşler, hayaller, yalnızlık, düşünce, gerçek dışı, uyku ve ölüm de yer bulur. Ressamlar yaşadıklarını, gördüklerini edebiyattan ve mitolojiden aldıklarını imgelem yoluyla tuale yansıtırlar. Doğa, deniz ve antik figürler düşsel ögelerle harmanlanır ve duygulara yönelerek daha güçlü bir anlatım yakalanmaya çalışılır.</p>
<p>Sembolist ressamlar mitolojiden ve İncil’den etkilendikleri için, garip renkler ve ürpertici ışıklar yardımıyla mistik düşüncelerini, çarpıcı ve tedirgin edici görsel ögelere dönüştürmüşlerdir. Aslında sembolistler için; bilinmeyeni arayan, beş duyunun seslenemeyeceği şeylere seslenen, görüneni silikleştiren ve aydınlığa varan anlamlardan kaçıp, bunları sembollerle gösterenler diyebiliriz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/resim-ve-siire-konu-olan-mistik-akim-sembolizm/">Resim ve Şiire Konu Olan Mistik Akım: Sembolizm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/resim-ve-siire-konu-olan-mistik-akim-sembolizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1808</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonunu Bildiğim Romana &#8221;Polisiye&#8221; Demem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonunu-bildigim-romana-polisiye-demem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonunu-bildigim-romana-polisiye-demem/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Jan 2016 07:37:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Agatha Christie]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Ümit]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Allan Poe]]></category>
		<category><![CDATA[John le Carré]]></category>
		<category><![CDATA[Kar Kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[Manuel Vazquez Montal-ban]]></category>
		<category><![CDATA[polisiye]]></category>
		<category><![CDATA[polisiye roman]]></category>
		<category><![CDATA[Samuel Dashiell Hammett]]></category>
		<category><![CDATA[TKP]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Komünist Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1787</guid>
				<description><![CDATA[<p>Polisiye türü, dünyada yazarı bol, fakat Türkiye&#8217;de bir elin parmağını geçmeyen yazara sahiptir. Oysa ki polisiye roman altyapısının ve malzemesinin bolca bulunduğu bir ülke Türkiye. Bazı edebiyat eleştirmenleri polisiye romanın geç-kapitalist dönemin bir sonucu olduğunu, toplumun bu maruz kalmışlığının etkisiyle kendini var ettiğini savunur. Yani özünde polisiye roman, bir kapitalizm yaratımıdır. Oysa polisiye türünün konu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonunu-bildigim-romana-polisiye-demem/">Sonunu Bildiğim Romana &#8221;Polisiye&#8221; Demem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Polisiye türü, dünyada yazarı bol, fakat Türkiye&#8217;de bir elin parmağını geçmeyen yazara sahiptir. Oysa ki polisiye roman altyapısının ve malzemesinin bolca bulunduğu bir ülke Türkiye. Bazı edebiyat eleştirmenleri polisiye romanın geç-kapitalist dönemin bir sonucu olduğunu, toplumun bu maruz kalmışlığının etkisiyle kendini var ettiğini savunur. Yani özünde polisiye roman, bir kapitalizm yaratımıdır. Oysa polisiye türünün konu aldığı cinayet olgusu, ilk insana kadar gider.</p>
<p>Bir tür olarak polisiye roman, yükselişini bu minvalde sürdürse de, içerik olarak zıt bir rota çizdi kendine sıklıkla. Polisiye türünün dünyaca ünlü temsilcileri Edgar Allan Poe, Agatha Christie, Samuel Dashiell Hammett, Manuel Vazquez Montal-ban ve John le Carré gibi yazarlar toplumu sorgulamayı da ihmal etmediler.</p>
<p>Ahmet Ümit, &#8221;polisiye&#8221; deyince Türkiye&#8217;de ilk akla gelen isim şüphesiz. Yazdığı onlarca eserle -sonuncu dahil 24- sahip olduğu bu haklı ünvan, onun polisiye türüne adeta gönül vermiş bir yazar olduğunu tescil ve teyit ediyor.</p>
<p><figure id="attachment_1788" aria-describedby="caption-attachment-1788" style="width: 199px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/ahmet-umit.gif" rel="attachment wp-att-1788"><img class=" td-modal-image wp-image-1788 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/ahmet-umit-199x300.gif?resize=199%2C300" alt="Ahmet Ümit, Türkiye'nin en çok bilinen ve okunan polisiye roman yazarıdır." width="199" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1788" class="wp-caption-text">Ahmet Ümit, Türkiye&#8217;nin en çok bilinen ve okunan polisiye roman yazarıdır.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Ahmet Ümit</strong></p>
<p>Yalnız gayet tabiidir ki, beş parmağın beşi bir olmadığı gibi, her roman da aynı lezzete ve başarıya sahip değil. Ahmet Ümit&#8217;in Kar Kokusu romanı bunlardan biri.</p>
<p>Kar Kokusu, Ahmet Ümit&#8217;in 1998 yılında yazdığı şiir ve öykü kitaplarını saymazsak 3. romanı.</p>
<p>Yazın hayatının bu üçüncü romanı olması sebebiyle, Ümit&#8217;in polisiye roman dilinin henüz tam olarak oturmadığını, bir polisiye romanda olması gereken merak ve gerilimden oldukça yoksun olduğunu söylemek mümkün. Bu yoksunluk, Kar Kokusu romanının her noktasında seziliyor.</p>
<p>Kar Kokusu, Moskova&#8217;da teorik eğitim veren bir okulda ders görmeye giden TKP&#8217;li (Türkiye Komünist Partisi) gruptan birinin öldürülmesini konu alır. Okul sadece TKP&#8217;lilere değil, dünyanın her noktasından eğitim almaya gelen devrimcilere eğitim verir. Amaç bir bakıma ideoloji pazarlamaktır. Burada eğitim gören gençler, daha sonra ülkelerine gidip gördükleri teorik eğitimi faalde uygulamaya çalışırlar. Tabii illegal bir şekilde.. Çoğu kendi ülkelerinde aranan gençlerdir. Bu yüzden Moskova&#8217;daki bu okul, Türk istihbaratı tarafından da takiptedir. Cinayetin ardından, Sovyet istihbaratı KGB soruşturmayı yürütür. Diğer yandan TKP de kendi bünyesinde bu cinayeti kimin işleyebileceğini araştırır. İlk etapta okuyucuların aklına birden çok fikir gelebilir. Yazar, bunu değerlendirip gerilim ve merak duygusunu olabildiğince arttırabilir. Cinayeti kim işledi? TKP grubundan biri mi? Yoksa diğer ülkelerden eğitim almaya gelen başka bir devrimci mi? KGB mi? Ya da Moskova&#8217;ya kadar gidip TKP&#8217;li gurubu takip eden MİT mi? Görüldüğü gibi malzeme bol, soru bol, merak unsuru bol. Bir polisiye roman için her şey var. Üstüne üstlük, yazarımız Ahmet Ümit&#8217;in bu konuya olabildiğince aşinalığı da var. Zira Ahmet Ümit&#8217;in kendisi de gençlik yıllarında illegal sol örgütlerde bulunmuş, hatta bu örgütün teşvikiyle Sovyet Rusya&#8217;ya sanat eğitimi almaya gitmiştir. Bir bakıma Kar Kokusu Ahmet Ümit&#8217;in o yıllarının bir yaratımıdır. Olayın bizzat içinden biri olarak yazmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_1789" aria-describedby="caption-attachment-1789" style="width: 180px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kar-kokudu.png" rel="attachment wp-att-1789"><img class=" td-modal-image wp-image-1789 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kar-kokudu-180x300.png?resize=180%2C300" alt="Ahmet Ümit &quot;Kar Kokusu&quot;" width="180" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kar-kokudu.png?resize=180%2C300&amp;ssl=1 180w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kar-kokudu.png?w=285&amp;ssl=1 285w" sizes="(max-width: 180px) 100vw, 180px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1789" class="wp-caption-text">Ahmet Ümit &#8220;Kar Kokusu&#8221;</figcaption></figure></p>
<p><strong>Ahmet Ümit – Kar Kokusu</strong></p>
<p>Tüm bu avantajlı noktalar ne yazık ki romanın içine düzenli serpilmemiş. Ahmet Ümit Kar Kokusu&#8217;nda TKP&#8217;li grubun yapısını, artık çökmekte olan Sovyet rejimini eleştirel bir dilde yansıtıyor. KGB&#8217;nin yabancı devrimcilere üstten bakışını, devrimin ilk yıllarındaki o muazzam heyecandan artık yoksun olduklarını görürüz. Fakat bir polisiye romanda okuyucu bunlardan çok olayın örgüsüne bakar. Hissettiği gerilime kulak verir, aldığı zevk onunla ölçülür zira. Oysa Kar Kokusu&#8217;nda katil direkt &#8221;Ben buradayım!&#8221; der. Katilin &#8221;ben buradayım&#8221; demesi polisiye romanlarda yazarın bir taktiği olarak görülebilir bazen. Yazar böyle yaparak komiseri/amiri sınar. Fakat Kar Kokusu&#8217;nda bunu göremeyiz. Sorguya alınan TKP&#8217;li devrimcilerin verdiği ifadelerle katili ufak bir akıl yürütmesiyle hemen tanırız.</p>
<p>Bir polisiye roman okuru için hüsran sayılabilir bu durum. Çünkü polisiye roman okuru cinayeti kendi de cinayet büro ekibinden biriymişcesine yürütmek ister. İhtimalleri kendi kafasında tartar, amirin gözünden kaçan detayları düşünür, hasılı yazarın attığı bütün yemleri heybesinde toplar. Bunu edebî bir tat alarak yaparken yazarın oyunu bozmasına, yemleri yekten ortaya serpiştirmesine kızar. Kar Kokusu da olan da budur. Yazar katili gizlemekte yetersiz kalır.</p>
<p>Olay örgüsü olarak vasat, fakat betimlemeler ve kokuşmaya yüz tutan Sovyet Rusya&#8217;sına getirilen eleştirilerle başarılı sayılabilecek Kar Kokusu romanı, Ahmet Ümit&#8217;in yazın hayatı için bir istisna olarak görülmeli şüphesiz. Bu, Ahmet Ümit&#8217;in yetkin polisiye kaleminin kaidesine halel getirmez.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonunu-bildigim-romana-polisiye-demem/">Sonunu Bildiğim Romana &#8221;Polisiye&#8221; Demem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonunu-bildigim-romana-polisiye-demem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1787</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nazım Hikmet 114 Yaşında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmet-114-yasinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmet-114-yasinda/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Jan 2016 20:34:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Gül]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşegül Alpak]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[Caddebostan Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Sanatlar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Fırıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Cezmi Baskın]]></category>
		<category><![CDATA[Didem Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Ender Yiğit]]></category>
		<category><![CDATA[Eylem Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Fazıl Say]]></category>
		<category><![CDATA[Haydar Ergülen]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kocatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Levent Özdilek]]></category>
		<category><![CDATA[Levent Ülgen]]></category>
		<category><![CDATA[Mehtap Meral]]></category>
		<category><![CDATA[Memleketimden İnsan Manzaraları]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Çoşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Dostları]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Korosu]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Kültür Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Oyuncuları]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[NHKM]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Güner]]></category>
		<category><![CDATA[Rutkay Aziz]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[SES Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Sinem Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Akan]]></category>
		<category><![CDATA[Timur Selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[Tuncer Necmioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Vera]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksel Aymaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1781</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türk şiirinin büyük üstadı Nazım Hikmet, 15 Ocak 2016 itibariyle 114. doğum günü etkinlikleriyle yurdun pek çok yerinde anılıyor. Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı ve Nazım Dostlarından Şiirli Kutlama Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı başkanı Rutkay Aziz ve vakıf üyeleri, Nâzım Hikmet’in eşi Vera’nın kızı, damadı ve torunu, oyuncu Tarık Akan, Nâzım Hikmeti’in [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmet-114-yasinda/">Nazım Hikmet 114 Yaşında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türk şiirinin büyük üstadı Nazım Hikmet, 15 Ocak 2016 itibariyle 114. doğum günü etkinlikleriyle yurdun pek çok yerinde anılıyor.</p>
<p><strong>Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı ve Nazım Dostlarından Şiirli Kutlama</strong></p>
<p>Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı başkanı Rutkay Aziz ve vakıf üyeleri, Nâzım Hikmet’in eşi Vera’nın kızı, damadı ve torunu, oyuncu Tarık Akan, Nâzım Hikmeti’in Bursa Cezaevi’nden arkadaşı Morris Gabay ve de pek Nazım dostu Tarabya’da bir araya geldi.</p>
<p>“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine” sloganıyla şiirler okuyup denize karanfiller bırakan Nazım dostlarına Sarıyer Belediyesi ve Fazıl Say öncülüğünde Nâzım Hikmet Korosu da destek verdi.</p>
<p><figure id="attachment_1063" aria-describedby="caption-attachment-1063" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/nazima-siginmak.jpg" rel="attachment wp-att-1063"><img class=" td-modal-image wp-image-1063 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/nazima-siginmak-300x208.jpg?resize=300%2C208" alt="Çağdaş Türk edebiyatının büyük şairi Nazım Hikmet Ran." width="300" height="208" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/nazima-siginmak.jpg?resize=300%2C208&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/nazima-siginmak.jpg?w=881&amp;ssl=1 881w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1063" class="wp-caption-text">Çağdaş Türk edebiyatının büyük şairi Nazım Hikmet Ran.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi Açıldı</strong></p>
<p>Şişli Belediyesi&#8217;nin 2013&#8217;te yapımına başladığı Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi&#8217;nin açılışı, şairin 114. doğum gününde gerçekleştirildi.</p>
<p>Piyanist ve besteci Timur Selçuk&#8217;un küçük bir konser verdi.</p>
<p>Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi, “Halide Edip Adıvar Mah. Darülaceze Cad. No:2 Şişli” adresinde hizmet verecek. Kültür evi tüm Nazım dostlarını ve meraklılarını ağırlamaya hazırlanıyor.</p>
<p><strong>Kadıköy Belediyesi Nazım Hikmet’in Doğum Gününü Kutladı</strong></p>
<p>Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezinde anma töreni gerçekleştirdi. Kemal Kocatürk, şairin şiirleriyle etkinlikte yer aldı. Didem Balık ve Sinem Balık ise Nazım’ın bestelenmiş şiirlerini seslendirdi. Ayrıca gecede Nazım’ın hayatından kesitlerin yer aldığı bir sinevizyon gösterimi yer aldı.</p>
<p><figure id="attachment_1782" aria-describedby="caption-attachment-1782" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/memleketimden-insan-manzaralari.jpg" rel="attachment wp-att-1782"><img class=" td-modal-image wp-image-1782 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/memleketimden-insan-manzaralari.jpg?resize=600%2C300" alt="Nazım Hikmet Kültür Merkezi öncülüğünde Nazım Oyuncuları'ndan oluşan Okuma Tiyatrosu &quot;Memleketimden İnsan Manzaraları&quot;nı yurdun birçok yerinde sahneleyecek." width="600" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/memleketimden-insan-manzaralari.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/memleketimden-insan-manzaralari.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1782" class="wp-caption-text">Nazım Hikmet Kültür Merkezi öncülüğünde Nazım Oyuncuları&#8217;ndan oluşan Okuma Tiyatrosu &#8220;Memleketimden İnsan Manzaraları&#8221;nı yurdun birçok yerinde sahneleyecek.</figcaption></figure></p>
<p><strong>NHKM, Nazım Oyuncuları ve Okuma Tiyatrosu’ndan “Memleketimden İnsan Manzaraları”</strong></p>
<p>Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, Nâzım Hikmet&#8217;in 114. yaşını &#8220;Memleketimden İnsan Manzaraları&#8221;yla Anadolu&#8217;nun her köşesine taşıyacak. Kültür merkezinden yapılan açıklama şu şekilde:</p>
<p><em>“114. yaşını selamladığımız Nâzım’ın; umuduna, aşklarına, sevinçlerine, hüznüne, eşitlik ve özgürlük tutkusuna yeniden el sürüyor, ilk yola çıkışımızda sahneye taşıdığımız Memleketimden İnsan Manzaraları’nı bu kez, Nâzım oyuncularının ve Kültür Merkezimizin bir parçası olan Tuncer Necmioğlu’nun oyunlaştırdığı haliyle sunuyoruz.”</em></p>
<p>14 Ocak saat 20.00’de SES Tiyatrosu’nda Nazım Oyuncuları tarafından ilk gösterim gerçekleştirildi.</p>
<p>15 Ocak’ta Ankara ve İzmir’de ve Anadolu’nun birçok yerinde oyun sahnelenecek.</p>
<p>Memleketimden İnsan Manzaraları’nın kadrosuysa şu isimlerden oluşuyor.</p>
<ul>
<li>Yazan: Nâzım Hikmet</li>
<li>Oyunlaştıran: Tuncer Necmioğlu</li>
<li>Yönetmenler: Metin Coşkun, Orhan Aydın</li>
<li>Yönetmen Yardımcısı: Eylem Aydın</li>
<li>Işık Tasarımı: Yüksel Aymaz</li>
<li>Oyuncular: Cezmi Baskın, Metin Coşkun, Levent Özdilek, Orhan Güner, Levent Ülgen, Cansu Fırıncı, Ender Yiğit, Ayşegül Alpak, Ali Gül, Orhan Aydın.</li>
</ul>
<p><strong>Çankaya Belediyesi Nazım’ın Doğum Gününü Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde Kutladı</strong></p>
<p>Çankaya Belediyesi, ünlü ozan Nazım Hikmet’in 114. yaşını Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde kutladı. Etkinliğe, Müzisyen Mehtap Meral “Nazım Şarkıları”nı seslendirdi. şair Haydar Ergülen de yaşamı ve yapıtlarını doğrudan etkileyen Nazım Hikmet’in yaşamı ve şiirlerinin anlatacak.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/eBuPef4bJhc?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmet-114-yasinda/">Nazım Hikmet 114 Yaşında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nazim-hikmet-114-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1781</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jan 2016 09:46:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[İnleyen Nağmeler]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[nihavent]]></category>
		<category><![CDATA[pikap]]></category>
		<category><![CDATA[uçurum]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1722</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 2 Yalnızca koca bir boşluk, dipsiz bir karanlık… Uçurum bu mu? Ya ayrılık? Uçurum buysa ya ölüm? Yardan aşağı yârin gölünden yuvarlanmak mı tepetaklak, neresinden gelirse nereye inerse artık? Koşmayın çocuklar, düşeceksiniz alimallah uçurumdan aşağıya… Hem orası karanlık gelin bu tarafta oynayın… Hey! Duyuyor musunuz size söylüyorum? İyi de ben çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/">İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 2 </strong></p>
<p><em>Yalnızca koca bir boşluk, dipsiz bir karanlık… Uçurum bu mu? Ya ayrılık? Uçurum buysa ya ölüm? Yardan aşağı yârin gölünden yuvarlanmak mı tepetaklak, neresinden gelirse nereye inerse artık?</em></p>
<ul>
<li>Koşmayın çocuklar, düşeceksiniz alimallah uçurumdan aşağıya… Hem orası karanlık gelin bu tarafta oynayın… Hey! Duyuyor musunuz size söylüyorum?</li>
</ul>
<p>İyi de ben çok korkuyorum, oynamak istemiyorum ki, buraya gelmek de istememiştim zaten. Evde otursaydık keşke, çekirdek çitlerdik terasta<strong><em>&#8211; </em></strong><em>ben çitleyemiyorum ama olsun yine de<strong>&#8211;</strong></em> radyo dinlerdik, polis radyosunu seviyorum en çok ben, bide meteorolojiyi… Kısa dalgadan başka bir kanal çekmiyor bizim evden. Bütün gün şarkı çalıyor. Camın önüne oturtuyor teyzem beni, sokaktan geçenlere bakıyorum… Hava güzel olunca küçük balkona bile çıkartıyor… Keşke evde olsaydık şimdi…</p>
<ul>
<li>Acıkmadınız mı siz hadi gelin bir şeyler yiyin… Yavaş olun yavaş, masayı devireceksiniz.</li>
<li>Koşturmaktan başka bir şey bilmiyor bu zamaneler…</li>
<li>Ay sorma bacım, bütün gün evdeler ya başım çatlıyor bunların bağırtısından. Akşam olunca iyi ki Erenler tepesine çıkıyoruz, nefes alıyorum biraz. Geçmez bu yaz geceleri başka türlü…</li>
</ul>
<p>Ben yemek yemek de istemiyorum. Acıkmadım ki, yemeyeceğim işte, eve dönmek istiyorum ben. Karanlıktan korkuyorum. Bu çocuklardan da korkuyorum. Geçen gün koşarken çelme takmıştı şuradaki bana. Yüzükoyun kapaklandım yere, dizlerim kanadı. Çok kızdı annem, pantolonum yırtıldı diye…</p>
<ul>
<li>Hadi gel kör ebe oynayacağız, sen ebe olacaksın tamam mı? En küçüğümüz sensin.</li>
<li>Iıgıh…</li>
<li>Hadi gelsene, sen gelmezsen kim ebe olacak başka.</li>
</ul>
<p>Oyun oynamak istemiyorum ben. Hele körebe oynamak hiç… Ebe olmayı hiç mi hiç istemiyorum. Kapatmayacağım işte gözlerimi, sizin o çirkin kokan mendilinizle… Çevremde koşup, gülüyorsunuz alaylı bana. Bir dokunup bir kaçıyorsunuz… Göremiyorum sizi, tutup kollarınızdan yakalayamıyorum. Hep kaçıyorsunuz… Bu oğlan düşürür zaten yine beni, bu sefer döver annem… En iyisi hiç kalkmayayım ben buradan…</p>
<ul>
<li>Gelmiyor değil mi? Korkak o korkak… Karanlıktan korkar o. Gelmezse gelmesin biz oynarız.</li>
<li>Tamam tamam burda otur sen, bibaşına, uçurumun kenarında…</li>
</ul>
<p><em>Uçurum mu? Uçurum bu mu? Uçurumdan uçururlar mı beni? Uçurtmam uçurumdan uçar mı peki? Ben nasıl uçmadan buradan kalkacağım şimdi?</em></p>
<p><em>Akşamdan geceye dönerken gün, ay ışığını bekler yeryüzü, görmek için kendi iç yüzünü… Pikaba bir plak konulur, çıtırtısı duyulur,  iğnenin boşluktaki bir iki atlaması ardından nihayet, nihavent makamında ki şarkı… Zeki Müren’in sesinden… Aşkın o en ince sevincinden… </em></p>
<p><figure id="attachment_1725" aria-describedby="caption-attachment-1725" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg" rel="attachment wp-att-1725"><img class=" td-modal-image wp-image-1725 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Plaktan &quot;İnleyen Nağmeler&quot;i dinlemek ayrı bir keyiftir." width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg?w=381&amp;ssl=1 381w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1725" class="wp-caption-text">Plaktan &#8220;İnleyen Nağmeler&#8221;i dinlemek ayrı bir keyiftir.</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnleyen nağmeler ruhumu sardı</strong><strong><br />
Bir rûyâ ki orda hep şarkılar vardı<br />
Uçan kuşlar, martılar<br />
Yeşil, tatlı bir bahâr<br />
Gülen, şen sevdâlılar vardı</strong></p>
<p><strong>Arzular orada, zevk oradaydı</strong><strong><br />
Bir deniz ki aşk dolu dalgalar vardı<br />
Uçan kuşlar, martılar<br />
Yeşil, tatlı bir bahâr<br />
Gülen, şen sevdâlılar vardı</strong></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="474" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/xd4eft" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong><em>Çay bahçesinin ampulleri yandı… </em></strong><strong><em>Renk renk kırmızı, yeşil, mavi, sarı…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_1728" aria-describedby="caption-attachment-1728" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece.jpg" rel="attachment wp-att-1728"><img class=" td-modal-image wp-image-1728 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="İstanbul'da çay bahçeleri" width="300" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1728" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;da çay bahçeleri</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnleyen nağmeler ruhumu sardı</strong><em>… Beni alıp rüyalara attı, renkli sinemaskop, eğlenceli… Tıpkı yazlık sinemasındaki gibi… Bizim burada olmayan martılar, yalnızca deniz de mi yaşarlar? Denizin resmini göstermişti bir kez abim. Coğrafya ödevi için kesmişti gazeteden. Renkliydi üstelik… Onun için alınmıştı gazete zaten… </em></p>
<p><em>Masmavi kocaman bir suydu, ortasında bir kule İstanbul ‘un… Orada yaşamalı demişti abim. Anlatmıştı bize uzun uzun… Her şey varmış orada. Bizim buradaki gibi bir tane pastanesi yokmuş. Bir tane okulu, bir tane bakkalı, bir tane hamamı… Orada her şeyler çokmuş. Denizin üstünde giden araçları varmış adına vapur denilen…</em></p>
<p><figure id="attachment_1727" aria-describedby="caption-attachment-1727" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul.jpg" rel="attachment wp-att-1727"><img class=" td-modal-image wp-image-1727 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-300x184.jpg?resize=300%2C184" alt="İstanbul'da deniz ve martılar..." width="300" height="184" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul.jpg?resize=300%2C184&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul.jpg?w=548&amp;ssl=1 548w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1727" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;da deniz ve martılar&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><em>Elektrikle çalışan otobüsleri varmış… Bir varmış bir yokmuş…</em></p>
<p><em> </em>Bizde bir tane otobüs var, şehre giden…</p>
<p><figure id="attachment_1723" aria-describedby="caption-attachment-1723" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg" rel="attachment wp-att-1723"><img class=" td-modal-image wp-image-1723 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Elektrikle çalışan otobüsler." width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1723" class="wp-caption-text">Elektrikle çalışan otobüsler.</figcaption></figure></p>
<p><strong>“İnleyen nağme”</strong> ne demek bilemedim ama bu şarkıyı çok sevdim. Hiç görmediğim İstanbul gibi, martılar gibi, deniz gibi sevdim. Sevindirdi beni, korkmuyorum artık karanlıktan, uçurumdan… Hatta bu çocuklardan… İşte çıkıyor ay yerinden, yükseliyor yavaş yavaş… İçim aydınlanıyor, seviniyorum birden… Gözlerim kapanıyor…</p>
<p><figure id="attachment_1724" aria-describedby="caption-attachment-1724" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg" rel="attachment wp-att-1724"><img class=" td-modal-image wp-image-1724 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece-300x188.jpg?resize=300%2C188" alt="Huzurlu bir uyku için berrak bir gece..." width="300" height="188" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1724" class="wp-caption-text">Huzurlu bir uyku için berrak bir gece&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><strong>Uçan kuşlar, martılar</strong><strong><br />
Yeşil, tatlı bir bahâr<br />
Gülen, şen sevdâlılar vardı…</strong></p>
<p><strong>Huzurlu bir uykuya daldı…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/">İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1722</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Carpe Diem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/carpe-diem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/carpe-diem/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Jan 2016 22:52:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İmran Durgun]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[anı yakalamak]]></category>
		<category><![CDATA[anı yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[carpe diem anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[carpe diem nedir]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[gününü yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[Hortoius]]></category>
		<category><![CDATA[Latin edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman kavramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1674</guid>
				<description><![CDATA[<p>Carpe diem; “anı yaşamak”, “anı yakalamak”, “günü yaşamak” anlamlarına gelmektedir. Farklı birçok anlamı olmasa da aslında birçok kişi tarafından farklı anlamlar içermektedir. Latin edebiyatının ünlü isimlerinden Hortoius’un bir yazısında ve felsefesinde bahsettiği gibi “ günü yakalamak”… Belki de bu iki kelimenin anlamı bunda gizliydi. “günü yakala”… İki kelime ile anlatılmak istenen tam da buydu. Kimileri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/carpe-diem/">Carpe Diem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Carpe diem; “anı yaşamak”, “anı yakalamak”, “günü yaşamak” anlamlarına gelmektedir. Farklı birçok anlamı olmasa da aslında birçok kişi tarafından farklı anlamlar içermektedir.</p>
<p>Latin edebiyatının ünlü isimlerinden Hortoius’un bir yazısında ve felsefesinde bahsettiği gibi “ günü yakalamak”… Belki de bu iki kelimenin anlamı bunda gizliydi. “günü yakala”… İki kelime ile anlatılmak istenen tam da buydu. Kimileri için yeni bir anı yakalamak, kimileri için var olan anın değerlendirmesini sağlamak. Bazıları için ise sadece anının tadını çıkarmak. Bir bakıma özgün ve her düşüncede farklı anlamlar içeren bu kelimeler birçok kişiye göre değerlendirmekti. Anlamak isteyenleri veya anlam katmak isteyenlerin en büyük anlamlarıydı belki de carpe diem.</p>
<p>Hayal etmenizi istiyorum. Bir tual var elinizde. Doğanın, yaratıcının sizlere sunmuş olduğu eşsiz sayıda renkler siz bu renkleri mi kullanırdınız yoksa var olan renkleri karıştırarak kendi içinizde ki rengimi çıkarmayı tercih ederdiniz? Asıl duymak istediğim sizlerin içindeki renkti. Carpe diem gibi; anı yakalamak mı yoksa anı yaşamak mıydı?</p>
<p>An, zaman, dakika veya saniyelerin hiçbir şekilde geri dönüşü mümkün olmadığına göre ve herkesin değerli anları hafızalarında sır gibi saklamak istediğine göre gelin sizlerle bir oyun oynayalım. Yukarıda hayal ettiğiniz olan tualinizi ve boyalarınızı önünüze aldığınızı hayal ediniz. Elbette sizlere fırça vermeyeceğiz. Sadece elleriniz… Amaç, anı yaşamak değil miydi? İşte size an. Evrende olan tüm nimetler sizler için değil miydi? Fırçada sizin için ama önce elleriniz, parmaklarınız&#8230; Gelin ellerinizle dilediğiniz renkleri ve desenleri siz belirleyin. Anı yaşamak yerine anı sizler oluşturun. Levh-i mafuz da olan anları yaşatmaya ve yaşamaya çalışın. Sonra mı? Sadece fotoğrafını çekin. Fakat bir makine ile değil, sizlere sunulan nimetle yine doğadan evrenden ve yaratıcının nimetlerinden. Beynimiz ve gözlerimiz sadece bakın boşluğa, ortaya çıkardığınız esere ve yaşatmak istediğiniz ana bakın ve beyninize o anı kazıyın. İnanın hafızanızdan gitmeyecektir.</p>
<p>İşte anı yaşamak, anı yakalamak an yaratmak değildir. Tam aksine carpe diem yazılmış bir kaderi yaşarken unutmak istemediğiniz kişiye göre değişen olumlu veya olumsuz tüm içeriklerin fotoğrafınızı beyninizde çekmektir. Carpe diem; bir bakıma nefes almak, bir yakarış, bir af dilemedir. Kimine göre ise bir boşluk…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/carpe-diem/">Carpe Diem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/carpe-diem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1674</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çöl ve Deniz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/col-ve-deniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/col-ve-deniz/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Jan 2016 22:30:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Enver Ellialtıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[çöl]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kum]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Nikos Kazancakis]]></category>
		<category><![CDATA[özlem]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1661</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben Mersin’de büyüdüm, şu taa antik dönemlerden kalma sütunların sahili süslediği, 300 gün güneşin parladığı, yıllar yılı doğru düzgün bi rakı balıkçının açılmadığı, hani çocukluk ilk ergenlik, ilk aşk, öpmeler öpememeler, başarılar ve gözyaşları. Mevzu kendimiz olunca nasıl da dramatize ediyoruz hani çıkayazan kitabımın başlığı gibi, fazla kişisel algılıyoruz her şeyi. Oysa dört yaşın çarpık [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/col-ve-deniz/">Çöl ve Deniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Mersin’de büyüdüm, şu taa antik dönemlerden kalma sütunların sahili süslediği, 300 gün güneşin parladığı, yıllar yılı doğru düzgün bi rakı balıkçının açılmadığı, hani çocukluk ilk ergenlik, ilk aşk, öpmeler öpememeler, başarılar ve gözyaşları. Mevzu kendimiz olunca nasıl da dramatize ediyoruz hani çıkayazan kitabımın başlığı gibi, fazla kişisel algılıyoruz her şeyi. Oysa dört yaşın çarpık gülümsemesini hatırlıyorum, limon ağaçları arasındaki annemin eteğinden tutmuşum – ki oralar hep rezidans şimdi- sonra minik kızkardeşim annemin kucağında, daha gülümseme mevzuunu çözememiş, ama ben gülümsüyorum, güneş mavi gözlerime vurmuş.</p>
<p>Şimdi çölün ortasındaki bir Arap ülkesindeki lüks bir otel odasında yarı çıplak uzanmışken bunu düşünüyorum, her şey masal ya da hayal gibi. Ah benim burada ne işim var hissi, sonra anlamlıyla anlamsız birbirine karışıyor, Bilkent mühendislik diplomam, onur ve şeref öğrencisi ve pek ala bir curricula vitae. Akabinde banka hesabımda biriken dört ve beş haneli dolarlar..</p>
<p>Allahaşkına ne önemi var.</p>
<p>Birini, bir şeyi, bir şehri çokça özlemekteyim, yanlış anlama beni ama dudakların mesela, gerçekten yanlış anlama. TCK’ya göre ceza almamı gerektirecek çok hamlelerim var daha yapmadığım kuytu köşelerde. Sonra denizin kokusu, sahilin tozu, gözüme giren güneş. Limanda acele acele gemilerine mal taşıyan takunyalı yunanlılar, zafer kazanan komutanların sütun başlarındaki nişaneleri, sonra o devrin 3D sineması amfi tiyatrolar.</p>
<p>Birkaç bin yıldır bu topraklarda ticaret yapmakta, sarhoş olmakta ve şu çirkin deyişle aşk yapmaktayız. Kıyılarımıza gözyaşı ve kahkaha vurur, öteki kıyının evladı Nikos Kazancakis üstadın ne güzel yazmış, “<em>Aleksi,&#8217; dedi, &#8216;bak sana bir söz söyleyeceğim; küçük olduğun için anlamayacaksın; büyüyünce anlarsın. Dinle oğlum: Tanrı&#8217;yı yedi kat gökler ve yedi kat yer almaz; ama insanın kalbi alır. Onun için, aklını başına topla Aleksi, hayırduam seninle olsun, dikkat et, hiçbir zaman insan yüreğini yaralama!&#8221;</em></p>
<p>Yaralansa da yüreklerimiz ve yaralancak olsa da daha çokça, en nihayetinde güneşli bir limana vurduktan sonra sıkıntı yok.</p>
<p>Özleniyorsun Mersin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/col-ve-deniz/">Çöl ve Deniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/col-ve-deniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1661</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Jan 2016 20:57:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[bağlama]]></category>
		<category><![CDATA[eviç makamı]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[karlı sabah]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kış sabahı]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[saba makamı]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[seher vakti]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[TRT yurttan sesler korosu]]></category>
		<category><![CDATA[türkü]]></category>
		<category><![CDATA[yurttan sesler korosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1570</guid>
				<description><![CDATA[<p>-Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 1- Bir türkü duyuluyor karanlık gecenin aydınlık seherinde… Eviç makamında, yücelerdeki gönüllerin yanık nağmeleriyle nereden geldiği bilinmeyen, ıssızlığın ta içinden… Bağlamanın mütevazı bildik mızraplarına eşlik eden, onunla adeta hemhal olmuş klasik kemençenin hüzünlü ezgisine açıyorum gözlerimi. Rüyamın neresindeyim bilemiyorum, ama karakışın yüzümü yalayan soğuğuna inat, yorganı yüzüme kapatıp gördüğüm rüyayı unutuyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/">Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>-Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 1-</strong></p>
<p><strong><em>Bir türkü duyuluyor karanlık gecenin aydınlık seherinde… Eviç makamında, yücelerdeki gönüllerin yanık nağmeleriyle nereden geldiği bilinmeyen, ıssızlığın ta içinden…</em></strong></p>
<p>Bağlamanın mütevazı bildik mızraplarına eşlik eden, onunla adeta hemhal olmuş klasik kemençenin hüzünlü ezgisine açıyorum gözlerimi. Rüyamın neresindeyim bilemiyorum, ama karakışın yüzümü yalayan soğuğuna inat, yorganı yüzüme kapatıp gördüğüm rüyayı unutuyorum. Yenisini kurabilirim nasılsa… &nbsp;Güzel bir köyü hayal edebilirim mesela… Benim gibi sabahın bu vaktinde uyanmış, hiç bilmediğim ve belki de hiçbir zaman bilemeyeceğim bir hayatı süren bir başka çocuğu düşleyebilirim. Onun annesinin de benim ki gibi, radyoyu uyandırma alarmı olarak seçtiğini düşünebilirim pekâlâ… Ve işte şu anda aynı türküyü dinlediğimizi… Onun da sıcacık yataktan kalkmamak, okula gitmemek için benim gibi düşler kurduğunu, uykuya yenik düştüğünü…</p>
<p><figure id="attachment_1575" aria-describedby="caption-attachment-1575" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek.jpg" rel="attachment wp-att-1575"><img class=" td-modal-image wp-image-1575 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="TRT yurttan sesler korosu" width="300" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek.jpg?w=421&amp;ssl=1 421w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1575" class="wp-caption-text">TRT yurttan sesler korosu</figcaption></figure></p>
<p>TRT yurttan sesler korosunun sesi geliyor hafiften…</p>
<p><strong>Sabahın seherinde ötüyor kuşlar<br />
Balınan yuğrulmuş o sırma saçlar<br />
Kudretten çekilmiş karadır kaşlar<br />
İşte bu gönlümün cananı geldi</strong></p>
<p><strong>Seher vakti keklik çıkar kabana<br />
Sallandıkça püskül değer tabana<br />
Korkarım sevdiğim vara yabana<br />
İşte bu gönlümün cananı geldi</strong></p>
<p><em>Düşüm değişiyor aniden… Bir kız giriyor sahneye esmer güzeli, kaşları kara… Ardından genç, yağız yiğit bir delikanlı tıpkı filmlerdeki gibi… Uzaktan birbirlerine bakışlarında aşk kıvılcımları… Bir mendil düşüyor çağıl akan ırmağa… Delikanlı aldırmadan soğuğa, atlıyor suya, dalıp çıkarıyor mendili, bir çırpıda geliyor güzel kızın yanına, uzatıyor mendili. Kız mahcup, kız yüreği serçe yavrusu gibi pır pır, bir göz atıp gözlerine delikanlının koşarak uzaklaşıyor, yarlardan düşercesine tutkun… Kalakalıyor kızın ardından delikanlı, elinde mendil, gönlüne vurulmuş aşk okuyla, artık sevdalı</em>…</p>
<p><figure id="attachment_1572" aria-describedby="caption-attachment-1572" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg" rel="attachment wp-att-1572"><img class=" td-modal-image wp-image-1572 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="Bir kış sabahının hissettirdikleri" width="300" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg?w=1029&amp;ssl=1 1029w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1572" class="wp-caption-text">Bir kış sabahının hissettirdikleri</figcaption></figure></p>
<p>Annemin sesi, kesiyor hevesimi…</p>
<ul>
<li>Hadi daha kalkmadın mı sen? Geç kalacaksın…</li>
</ul>
<p>Duymazdan geliyorum onu, merak ediyorum ama ben bu masalın sonunu…</p>
<p><em>Bir diğer sahne açılıyor… Kız elinde tepsi, içinde kahve fincanları, köy evinde, misafir ağırlıyor…</em></p>
<p><em>Babası, annesi, tanımadığı kişiler ve bambaşka bir genç… Fincanları bırakıp gidiyor kız, ağlamaklı… Çaresiz yumup gözlerini kendi düşünü kuruyor ve ırmağa atlayan delikanlıyı hayal ediyor. Sadece bir kez görebildiği bu gözlere bırakıyor kendini… Tekrar ırmağa koşup varmak, onu bir kez daha görmek, keklik olup uçmak, yanına gitmek istiyor</em>…</p>
<p><figure id="attachment_1574" aria-describedby="caption-attachment-1574" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg" rel="attachment wp-att-1574"><img class=" td-modal-image wp-image-1574 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi-300x198.jpg?resize=300%2C198" alt="İşte bu gönlünün cananı geldi" width="300" height="198" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1574" class="wp-caption-text">İşte bu gönlünün cananı geldi</figcaption></figure></p>
<p><strong>“İşte bu gönlünün cananı geldi” </strong><em>diyebilmek için…</em></p>
<ul>
<li>Sen hala kalkmadın mı?</li>
</ul>
<p>Bu sefer sertleşen sesle irkiliyorum… Ama diyorum ki kendi kendime, ya kavuşamazlarsa, ya ayrılırlarsa. Ya kızı sevmediği kişiyle evlendirirlerse, içim içime sığmıyor. Ama annem kararlı, başımda beliriyor… Düşüm yarım, kaybolan sevdalar gibi, umutlarım yarım… Türkünün son notaları kulağımda, isteksizce kalkıyorum yataktan.</p>
<p><strong>“İşte bu gönlümün cananı geldi”.</strong></p>
<p><strong><em>&nbsp;Annemin yaktığı soba kadar, üzerinde kaynayan ıhlamur kadar sıcak bir hüzünle uyanıyorum bu sabaha… Kızarmış ekmek kokusundan yanık, ardından okunan sabâ makamındaki içli sabah ezanına…</em></strong></p>
<p>Devamı gelecek&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/YFRzRZcO-_c?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/">Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1570</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gel Artık Pişmanlığım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gel-artik-pismanligim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gel-artik-pismanligim/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Jan 2016 13:25:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatoş Polat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1562</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gök küser mi yere şaştım Ki ondandır bu feryadım Ne gelseydi senden varım Gel artık pişmanlığım &#160; Issız sokaklar şimdi eş Yoktur bu cihanda kardeş O kara gözler şimdi yaş Gel artık pişmanlığım &#160; Aya anlattım almadı Ki bende derman kalmadı Aşkım kalbime sığmadı Gel artık pişmanlığım &#160; Senden gelmiyor bir aman Kara sevda pek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gel-artik-pismanligim/">Gel Artık Pişmanlığım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gök küser mi yere şaştım</p>
<p>Ki ondandır bu feryadım</p>
<p>Ne gelseydi senden varım</p>
<p>Gel artık pişmanlığım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Issız sokaklar şimdi eş</p>
<p>Yoktur bu cihanda kardeş</p>
<p>O kara gözler şimdi yaş</p>
<p>Gel artık pişmanlığım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aya anlattım almadı</p>
<p>Ki bende derman kalmadı</p>
<p>Aşkım kalbime sığmadı</p>
<p>Gel artık pişmanlığım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Senden gelmiyor bir aman</p>
<p>Kara sevda pek bir yaman</p>
<p>Gözümde kalmadı derman</p>
<p>Gel artık pişmanlığım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Koydum cebime hüznümü</p>
<p>Ettim sana son sözümü</p>
<p>Ve yumdum artık gözümü</p>
<p>Gel artık pişmanlığım</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gel-artik-pismanligim/">Gel Artık Pişmanlığım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gel-artik-pismanligim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1562</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şehir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sehir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sehir/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Jan 2016 20:31:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ece Yamaner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1494</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir şehre ne zaman ait hissederiz kendimizi Ne zaman bizim şehrimiz olur orası Şehir mi bizimdir biz mi şehrin Şehir ne zaman benimdir Ne zaman terk edilir şehir Kendisimi söyler gitme zamanını Yoksa biz bilir miyiz o zamanı En baştan beri hissettirir mi ayaklarımız gidişi bize Yoksa bir an gelir ve terk etmekten başka yapacak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehir/">Şehir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir şehre ne zaman ait hissederiz kendimizi</p>
<p>Ne zaman bizim şehrimiz olur orası</p>
<p>Şehir mi bizimdir biz mi şehrin</p>
<p>Şehir ne zaman benimdir</p>
<p>Ne zaman terk edilir şehir</p>
<p>Kendisimi söyler gitme zamanını</p>
<p>Yoksa biz bilir miyiz o zamanı</p>
<p>En baştan beri hissettirir mi ayaklarımız gidişi bize</p>
<p>Yoksa bir an gelir ve terk etmekten başka yapacak bir şey gelmez mi elimizden</p>
<p>Bir şehir ne zaman eskir</p>
<p>Şehir mi eskir, yaşanılanlar mı</p>
<p>İnsanlar mı</p>
<p>Yoksa biz mi eskiriz</p>
<p>Şehir eskir mi?</p>
<p>Şehri sevdiren kendisimidir</p>
<p>İçinde yaşattıklarımı</p>
<p>İçimizde yaşattıklarımı</p>
<p>Bir şehir bittiğinde duyulan sevgide biter mi</p>
<p>Yoksa onu içten içe hep sevmeye devam mı ederiz</p>
<p>O şehri şehir yapan</p>
<p>Ağaçlarımı, binalarımı, yollarımı</p>
<p>Şehri şehir yapan insanlarımıdır yoksa</p>
<p>Bir şehir kimse kalmadığında mı bitmiştir</p>
<p>O şehri tükettiğinde mi</p>
<p>Tükenen şehir midir, biz miyizdir</p>
<p>Bizi biz yapan bir şehirse eğer</p>
<p>Aynı anda yaşarız aynı anda tükeniriz</p>
<p>Büyük bir farkımız vardır</p>
<p>O başkaları için yaşamaya devam eder</p>
<p>Bizse başka bir şehri yaşamak için yola koyuluruz</p>
<p>Yollardır asıl acı veren</p>
<p>Şehirden seni ayıran</p>
<p>Uzun uzadıya yollar</p>
<p>Çünkü yollar yalnızdır</p>
<p>Yollar fısıldar şimdi ne olacak diye</p>
<p>Yollar düşündürür bizi</p>
<p>Yollar unutturur bir şehri</p>
<p>Bir şehir ne zaman ölür</p>
<p>Biz mi öldürürüz onu</p>
<p>O mu bizi öldürür</p>
<p>Bir şehir ölür mü?</p>
<p>Peki ya yollar</p>
<p>Yollar ne bizimdir</p>
<p>Nede başkasının</p>
<p>Ne eskir</p>
<p>Ne biter</p>
<p>Ne de ölür</p>
<p>Yollar özgürlüktür</p>
<p>Yollara ait olamazsın</p>
<p>Ama yolları yaşarsın</p>
<p>Ben yolları yaşamayı sevdim hep</p>
<p>Şehirler sadece yolları yaşayabilmek içindi</p>
<p>Bir duraktı benim için onlar</p>
<p>Yollar önemlidir</p>
<p>Yollar olmasaydı</p>
<p>Şehirler olmazdı</p>
<p>Yollar önemlidir</p>
<p>Yollar şehri yaşatanlardır</p>
<p>Kimi zaman bir başlangıç olur bir şehre</p>
<p>Kimi zaman sonu olur</p>
<p>Şehirler sadece duraktır</p>
<p>Bir yazıya konu olur şehirler</p>
<p>Aynı bir şehri yaşamak gibi</p>
<p>Ama yollarla devam edersin o yazıya</p>
<p>Yollarla son bulur o yazı</p>
<p>Tıpkı yollarla son bulan hayatlarımız gibi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehir/">Şehir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sehir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1494</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyân</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyan/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 31 Dec 2015 09:45:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1479</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Beyân Bülbülün öttüğü oysa; Her dem bir arz û hal &#160; Diyordum ki derdim yeşil mi yeşil, ayaklarımsa uymaz bu asfalta &#160; Ama lalenin heybeti lalezarda hep -ki sonra ellerde suyu çekilmiş bir sap- &#160; Kırılsın bu çit, bend, kemend. Kendi eli kendinedir insanın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyan/">Beyân</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beyân</strong></p>
<p>Bülbülün öttüğü oysa;</p>
<p>Her dem bir arz û hal</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diyordum ki derdim yeşil mi yeşil,</p>
<p>ayaklarımsa uymaz bu asfalta</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ama lalenin heybeti lalezarda hep</p>
<p>-ki sonra ellerde suyu çekilmiş bir sap-</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kırılsın bu çit, bend, kemend.</p>
<p>Kendi eli kendinedir insanın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyan/">Beyân</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1479</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pamuk Liman</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 Dec 2015 18:29:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatih İstanbullu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1470</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yataktan kalktığında henüz alarm çalmamış, ezan okunmamıştı. Vakitli vakitsiz öten bir ilçe horozunun sesine daha beş demeden uyanmıştı. Gençliğine rağmen sanki yorgundu. Her sabah böyle uyanıyordu, başında her gün bir önceki günün sarhoşluğu. Amaçsızlık mıydı? bu, kafası güzelliğin sebebi ya da küsmüşlük müydü eşyaya? bilmiyordu. Silkelendi, kendine geldi, kalktı, elini yüzünü yıkadı, aynanın karşısında yüzüne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/">Pamuk Liman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yataktan kalktığında henüz alarm çalmamış, ezan okunmamıştı. Vakitli vakitsiz öten bir ilçe horozunun sesine daha beş demeden uyanmıştı. Gençliğine rağmen sanki yorgundu. Her sabah böyle uyanıyordu, başında her gün bir önceki günün sarhoşluğu. Amaçsızlık mıydı? bu, kafası güzelliğin sebebi ya da küsmüşlük müydü eşyaya? bilmiyordu. Silkelendi, kendine geldi, kalktı, elini yüzünü yıkadı, aynanın karşısında yüzüne baktı; gözlerinin altı hiç uyumamış gibi şiş ve karanlıktı. Giydiği takıma münâsib bir kravat ararken o kravat şehir oluverdi boğazında; yutkundu; sıkışan nefesine yer açtı, aynada kendiyle baş başa kaldı ve ruhunu saran bu bozgunun ne zaman son bulacağını düşünürken kolundan hiç çıkarmadığı saate bakınca  ders saatinin yaklşatığını anladı.</p>
<p>Kunduralarının bağını bağlayıp sokağa dokunduğunda akrep yedide, yelkovan on ikideydi; okula yürüyerek giderdi, ders yedi kırk beşte başlar; yarım saate yakın yürürdü; elinde evden çıkarken ayılmak için aldığı elması, yola koyuldu. Hava; karanlık sayılırdı, yanından geçen dolmuş patlak egzosuyla kulaklarından haraç kesti,  esnaf, bağrış çağrışa başlamış, laf atmalar, söylenmeler arz-ı endâm etmişti. Caddeden okula doğru yürüyeceği yola geldiğinde esas keşmekeş başladı onun için. Korkuyordu sanki her şeyden, eli çeyrek pozisyon havada birinin elini tutmasını istiyordu hatta alışmadığı hâller kendisine yapışmasın diye bazen başı önde, koşar adım yürüyerek geçiyordu,olup biteni görmezden gelerek. Yine öyle oldu, karşılaşmak istemedi bu cadde üzerinde boş muhabbet tezgâhtarlarıyla, koşar adım yürüyerek geçti; onların kabalıkları, çirkinlikleri üstüne sıçramasın istedi.Onlar, iki üç küfürleşip birbirlerine güldüklerinde hepsinin boğazına dayanası geldi; bu ne âlem diye geçirdi içinden; yine yeniden sus, dedi, kendine, bir yabancı gibi.</p>
<p>Düşünceler içinde okula girdi. Birkaç selâm ardından zil çaldı ve dersliğe geçti. İlk ders felsefe; konu. varlık felsefesi; “idea nedir, gerçek nedir, yok var mıdır? Tabii talebenin böyle şeyleri merak ettiği falan yok, aslında talebe de yok” dedi  kendi kendine. Hadi talebe olamıyorsunuz, bâri öğrenci olmaya gayret gösterin diye ekledi, ama “faydasız” dedi sonra. Derse girdi çıktı, ilginin çok düşük olması değil de dadılık ettiklerinin olması canını sıktı. İkinci ders aynı, üçüncü ders aynı; dördüncü ders psikolojiydi. İnsan davranışlarını neden-sonuç ilişkisine binâen inceleyen ilim; kaçımız insan kalabildik ki diye düşündü koridorda. Akademide, arkadaşlarıyla yaptıkları şakalaşmalar geldi aklına; neymiş efendim; aslında hepimizin bildiği bir şeyi yıllarca araştırıp isim veriyorlarmış, Freud nefse id demiş, vicdana süperego; çocukça bir tebessüm belirdi, orta yolu buldu sınıfa geçti. Günaydın-iyi dersler faslı; kel âlâka, niye söylüyorum ki bunu, dedi, içinden;  öğrencinin neredeyse hiçbirinin yüzüne gün doğmamış ki hepsinin sıfatında iki kuruşluk uyku illeti, bir de esneye esneye şımarıklıkları yok mu? birader dördüncü saat oldu uyanın artık dese, kimse anlamayacak, yine Acem ellerinde Turist Ömer kalacaktı.Sustu yine; öylece anlattı derviş gibi; karşılıksız, dinleyen var yok ne fark eder; göz göze geldiği birkaç öğrenci  anlattıklarını onayladı, zil çaldı, ders bitti.</p>
<p>Ders biter bitmez öğretmenler odasına geçti, arkadaşları vardı ama çok değil, dibi görünsün pek istemezdi, konuşmayı sevmediğinden değil; derine kürek çekmeye herkesin cesareti olmaz diye pek açılmalarını istemezdi kendinde; olası boğulmaları daha en başından önlerdi kendince. Ee bir de konuşupta bir neticeye varamadığı sınıflar bu konuşma meselesini büyük bir dert ederdi başına, konuşsan olmuyor konuşmasan olmaz diye söylenirdi zaman zaman. Aklından geçirdi yine konuşsan olmuyor, konuşmasan olmaz; sorguladı; tüm çekingenliğimin; içime kapanıklığımın, sebebi bu galiba, dedi kendi kendine. Göklerde olmalı insanın hayâlleri öyle sınırsız öyle çocukça;  Boğaziçin&#8217;e salıncak kurardı sıkıldığında; kurdu, sallandı; bir o yana bir bu yana; Galata&#8217;yı balonlara bağladı, etrafında kocaman martılar uçurdu. Uçmalı insan da, olduğu yerde kalmamalı, dedi; öfkesi, elinin tutulmasını istemesi,  bu yüzdendi belli, uçmak istedi; nafile.  Kurduğu hayalden sonra gerçeğe dönünce, dünya daha da küçüldü gözünde, Yahya Kemal&#8217;in, Sessiz Gemi&#8217;sini fısıldadı;  köprüde sallanırken serin, tuz kokulu meltemi içine çekti. Sıkılmışlığı bir parça, geçti.</p>
<p>Öğleden sonra da değişen pek bir şey olmadı. Öğrenciler bu kez yorgundu. Bezgin öğrenciye  yeni şeyler söylemek “marifet iltifata tâbidir” sözü sırrınca  herhangi bir anlam ifade etmiyordu, o da marifet göstermek meselesini sorgulayıp; en azından birkaçına, belki bir şeyler&#8230; zannıyla derslere girdi. Dersler bitti.</p>
<p>Dersler bitti mi gün dönüyordu, hayat başlıyordu. Babasının henüz yedi yaşındayken aldığı;   yıllardır sadece kayışını değiştirerek kullandığı saati; dördü gösteriyordu.</p>
<p>Okuldan usulca çıktı, geldiği yolu yine koşar adım yürüdü ve kitapçıya girdi. Levha; Toprak Kitabevi, diyordu, yine baktı sanki ilk defa görür gibi. Buraya dışarıdan bakıldığında aslında kitabevinden çok kitap eve benziyordu. Etrafı sarmaşıklarla sarılmış, önünde papatyalar, sümbüller, lavantalar açmıştı, nefes alıyordu burası ve sanki o da nefes almaya, tekrar hayata kavuşmaya gelmişti buraya.  Tüm sıkılmaları boşa çıkmış, ne dünyanın hâli ne dersini dinlemeyen öğrenci ne uçmak ne şu ne bu umrunda değil, kafasındaki tüm problemleri silip atmış gibiydi  ya da çiçeklerin yapraklarında bırakmıştı içeri girerken bilinmez ama çok muyluydu burada, yüzünden belliydi.</p>
<p>İçerisi serindi, bir o kadar da sıcak, iyi ama  bu sıcaklıkta neyin nesi, diye geçirdi aklından,  çay suyu kaynıyor, dedi, biraz sevinçli.  Mekanın ayrıntılarını iyice kodlamaya çalıştı zihnine. Küçükce bir yerdi, raflarda alabildiğine kitap hepsi özenle yerleştirilmiş. Kitapların hiç biri satılık değil sadece okunmalık.  Arka bahçeye açılan kapının yanındaki camların önündeki lavantalardan arta kalan  görüntü üç dört masaydı, dışarıda oturacaktı, vazgeçti. Diğer salona geçtiğinde bunca zamandır gelip gitmesine rağmen hiç konuşmadığı Toprak&#8217;ın tek çalışanı sahibesini gördü.  Yine öyle oldu, hiç konuşmadı, kapının arka tarafındaki duvara bitişik masaya oturdu, iki saat geçti, ıhlamurdu çaydı derken, kalktı, rafları gezdi, karşısına daha önce hiç görmediği bir kitap çıktı. Ne kadar çok şeyin adını bilmiyorum burada, dedi. Başı önde, elinde adını bilmediği o kitap, masada oturan hanımefendiye uzattı. Masada oturan, gerçekten bir hanımefendiydi, üstünde altmışlardan kalma her renk balondan rengini almış uzunca bir elbise vardı, yüzü bembeyaz, küçükçe bir ben yanağının üstünde,  elleri öyle kibardı ki pamuk dokunmaya korkardı. Nasıl bir hikâye, dedi kitabı göstererek; biraz kısık. Onay verir şekilde başını salladı o da sessiz. Aklından neler geçti de bir soru daha sormadı. Oturacak yer baktı kendine; salonun ortasındaki siyah, kahverengi deri koltuğa oturdu. Sonra o da geldi, oturdu aynı koltuğa, ikisinin de elinde aynı kitap, birbirlerine baktılar biraz tebessüm ettiler yüzlerinde o eski âlemlerin kızarıklığı. Kitaba daldılar; derin bir yolculuktu bu, rüyada gibiydiler.</p>
<p>Rüyadan ziyade bir kaçış fikriydi sanki  bu onun  için. Tıpkı buraya gelişi gibi. Bir adaydı gördüğü ya da bir limandı gönlünün sığındığı. Kravatını esnettiği sırada gözünde bir şeyler canlandı; bu canlandırmayı kelimeler kurmadı, her şey gerçekti; gördüğü kendisiydi, aynada bu yüzü görmeyeli yirmi sene olmuştu. Yine bir limandaydı ayrılıklar haberleyen. Küçük elleri babasının elinde, her şey yolundaydı; vapur limana yaklaştı, iskele verildi. Ne işimiz var burada, diye, düşündü çocuk; babasının her gidişini, geri döndüğünde son zannederdi. Biz bir yere gitmiyoruz ki, kimse de gelmeyecek? dedi annesine ısrarlı.Yine babasını göndermeye niyetsizdi.  Ama nâfile, babası eğildi, sarıldılar sımsıkı ve oğlunu öptü yanaklarından avuçlarının içinden eli kayıp gitti bir an, annesine baktı ve annesinin yüzünde hüznü farketti. Bakakaldı babasının ardından. Sırtında hep aynı ceketi, atlayışını izledi dünyanın öbür ucuna gittiği koca vapura. (ideası ayrılığa)</p>
<p>Gözünden bir damla yaş geldi ufağın sonra dayanamadı bastı yaygarayı annesi aldı kucağına, hıçkıra hıçkıra ağladı, vapur maharetmiş gibi çaldı düdüğünü. Ayrılığın bacasından, kara  duman karıştı havaya, bir ömür dönüşü olmayacak bu gidişi mıhladı, ana oğulun dünyasına.</p>
<p>Babasının; para kazanma tahliyeli girdiği cezaevinde, dönüşüne yakın, fırtınadan müebbet yediği okyanusta, sandı kendini. Toparlanmak ihtiyacı hissetti. Yirmi yıl öncesinden gelen göz  yaşını sildi. Tekrar kitaba döndü ve sayfanın ıslandığını fark etti, dikkatini topladı dayanamıyor gibiydi, sabretti, kendine geldi. Kitap yeni bir huzuru müjdeliyordu posta pulu olmadan. Eli, yine çeyrek pozisyon yanda,  bu kez bir avuç pamuktan mutlulukla doluydu. Şaşırmıştı, şaşkınlığını gizledi. Yine bir limandı kıyısında olduğu. Kitaptandı bu kez vapur, hâyâlden değil ve  bembeyaz bir rıhtıma yanaşmıştı. Burada o çocuktu inen , yıllar önce binip gittiği uzaklardan kesin dönüş yapmaya niyetli, ama hâlâ buruk. İndiği yerin yollarında yürüdü biraz; yollar topraktan, insanın canını acıtmayan taşsız cinsinden. Havası bir kere nefes alsan gün boyu bir daha nefes almaya gerek kalmayacak kadar berrak. Ormanları sımsıkı ama kimse girmesin diye değil, kardeşlik gibi kenetli ve evlâdını bağrına basacak bir anne gibi şefkâtli.</p>
<p>Sonra, beraber yürüdüler, genişçe bir patikada, ormana girmeye karar verdiler ve usulca merhaba, dediler börtü böcek ahalisine, canlı cansız her yeşile, maviye&#8230; Yaşlı bir ağaç çıktı önlerine, tırmanmaya karar verdiler. Tırmandılar, tırmandılar; geniş, uzunca bir dal buldular ve oturdular; karşılarında tümden bir derya masmavi, alabildiğine, ufku geniş. Güneş; bulutların ardına saklanmış, hafifçe kendini gösterirken, birbirlerinin gözlerinde izlediler yanaştıkları dünyayı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/">Pamuk Liman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayıp Zaman</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kayip-zaman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kayip-zaman/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Dec 2015 20:49:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuğba Duygu Çavuş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1449</guid>
				<description><![CDATA[<p>Pür-i Gem Nasıl bir iklimin telaşesi yaşlandığım? hangi günahın meyvesi bu? içim kaynar da kime fokurdar bilmem hangi dumansız ateşin intikamı bu? Kimin büyüsüyle yanarım? söndürün ışıkları kör edilesi bir geçmişin beyazındayım kime ağlıyor can çekişen efkarım? duyan yok mu? tonla işitsel sessiz haykırışlarım neden el vermiyor bir lütuf? hangi yırtılan zamanın yamasındayım? Dem Şerefime [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-zaman/">Kayıp Zaman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pür-i Gem</strong></p>
<p>Nasıl bir iklimin telaşesi yaşlandığım?</p>
<p>hangi günahın meyvesi bu?</p>
<p>içim kaynar da kime fokurdar bilmem</p>
<p>hangi dumansız ateşin intikamı bu?</p>
<p>Kimin büyüsüyle yanarım?</p>
<p>söndürün ışıkları</p>
<p>kör edilesi bir geçmişin beyazındayım</p>
<p>kime ağlıyor can çekişen efkarım?</p>
<p>duyan yok mu?</p>
<p>tonla işitsel sessiz haykırışlarım</p>
<p>neden el vermiyor bir lütuf?</p>
<p>hangi yırtılan zamanın yamasındayım?</p>
<p><strong>Dem</strong></p>
<p>Şerefime demleniyor çaydan kara bahtım</p>
<p>hazırlayın gözyaşlarımdan içeceğiz</p>
<p>bu kristaller gözyaşı şişelerimden mey</p>
<p>intikam şerbetinin şerefine kaldırın meyleri</p>
<p>eğlenin burası beynimin sarayı</p>
<p>her bir frekansta bir düşman diriliyor</p>
<p>zakkum zakkum yedirdiğiniz</p>
<p>karşılık beklentisinde yatırılmış tohumlar</p>
<p>ekilip biçilen hasatınızda buyurun efendiler</p>
<p>azabının yirmidokuzunda azdan taze bir gelin var</p>
<p>kanı çekilircesine yersiz yurtsuz susuz.</p>
<p><strong>Kara Yazgı</strong></p>
<p>Feyz alır destursuz direnişçiler</p>
<p>evveliyatı yoktur sonracıların</p>
<p>kontrole alır da harap etmeden gitmezler</p>
<p>üç kuruşluk nefsi alalarında</p>
<p>beş kuruşluk masalarında</p>
<p>yok yok ordövr masalarında</p>
<p>bükülmüş kaşıklarından seni sorumlu ederler</p>
<p>kimlerin yaftasında yamalanırsın bilinmez</p>
<p>haykırırsın işitir de kulakların duyulmaz</p>
<p>figanında pas tutarsın ederin sayılmaz</p>
<p>öldüğünde bir avuç toprak atanın olmaz</p>
<p>tek temiz yazgın bir kefenindir sana ait bir beyaz</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-zaman/">Kayıp Zaman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kayip-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1449</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Petrarca ve Hümanizm Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/petrarca-ve-humanizm-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/petrarca-ve-humanizm-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Dec 2015 14:47:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Adressiz Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Antik kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Antikçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa kent kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Batı felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Canzoniere]]></category>
		<category><![CDATA[Çoban Şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Francesco Petrarca]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek Kuşaklara Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[hümanist]]></category>
		<category><![CDATA[hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[İtalyan edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[kent kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Laura de Noves]]></category>
		<category><![CDATA[lirik şiir]]></category>
		<category><![CDATA[manzume]]></category>
		<category><![CDATA[Nüshet Haşim Sinanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Petrarca]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Roma Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[romantizm]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[Skolastik]]></category>
		<category><![CDATA[Skolastik felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Stoa]]></category>
		<category><![CDATA[Stoacılık]]></category>
		<category><![CDATA[Stoalılar]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnız Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık Mektupları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1431</guid>
				<description><![CDATA[<p>Francesco Petrarca, 20 Temmuz 1304’te Arezzo’da doğar. Noter olan babası Petracco di Parenzo, iki yıl önce sürgün edilmiş ve eşini de yanında götürmüştü. Kötü giden işleri nedeniyle çok geçmeden, Avignon’a taşınmak zorunda kalmış ve ailesini de Carpentras’a yerleştirmişti. [1] Burada Petrarca, dönemin ünlü Latince hocalarından dersler alır. Henüz on iki yaşına geldiğinde, Montpellier Üniversitesi’nde hukuk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/petrarca-ve-humanizm-uzerine/">Petrarca ve Hümanizm Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Francesco Petrarca, 20 Temmuz 1304’te Arezzo’da doğar. Noter olan babası Petracco di Parenzo, iki yıl önce sürgün edilmiş ve eşini de yanında götürmüştü. Kötü giden işleri nedeniyle çok geçmeden, Avignon’a taşınmak zorunda kalmış ve ailesini de Carpentras’a yerleştirmişti. [1] Burada Petrarca, dönemin ünlü Latince hocalarından dersler alır. Henüz on iki yaşına geldiğinde, Montpellier Üniversitesi’nde hukuk öğrenimine başlar ve Antik kültüre olan yoğun ilgisi nedeniyle, çalışmalarını edebiyat alanında yoğunlaştırır. 1326’da babasının ölümü üzerine, Avignon’a dönmeye karar verir ve çalışmalarına burada devam eder. [2] Bu dönemde Petrarca, yaşadığı çağın ve toplumun değerleri üzerinde düşünmeye başlar. Bu değerlerin insan ruhundan uzak, şekilci ve insanın doğal varlık yapısında ağır bir yük olduğuna inanır ve günlüklerine aldığı birtakım notlarla görüşlerini şekillendirmeye başlar. Bu notlardan birinde, şu satırlara yer verir: “Sabahtan akşama kadar giyinmek, sonra soyunup tekrar giyinmek ne yorgunluktu! Saçların modaya uygun olarak salınmaması ve rüzgarın zülüfleri dağıtmaması korkusu ne korkuydu! Ya iskarpinler! Ayaklarımızı koruyacağına acıtıyordu.” [3]</p>
<p>6 Mayıs 1327’de Petrarca, Avignon’daki St. Clare Kilisesi’nde Laura’yı görür ve ondan çok etkilenir. [4] Üç yıl sonra, Kardinal Giovanni Colonna’nın isteği üzerine, özel din görevlisi olarak çalışmaya başlar ve yaklaşık on sekiz yıl boyunca, bu görevi başarıyla sürdürür. 1333’te, Fransa ve çevresini kapsayan bir Kuzey Avrupa yolculuğuna çıkar ve Antik kültür incelemelerini takip eder. Daha sonra ziyaret edeceği Roma’da ise Antik kalıntıları görür ve bunlardan çok etkilenir. [5] Bu dönemde, “Homeros’a ilgi duyuyordu ve başarısızlıkla sonuçlanan bir Grekçe öğrenme girişimi olmuştu. Asıl hayranlık duyduğu ise Antik Roma’ydı. Roma kalıntılarının görüntüsü, onu derinden etkiliyor ve Antik sikkeler topluyordu. Antik Romalılarla tanışma arzusu ise öyle boyutlara varmıştı ki, Cicero ve Seneca’ya mektuplar yazmıştı. Özellikle de Cicero ve Livy gibi isimlere ait yazmaları topluyor ve çoğaltıyordu. Kendi yazısında bile, Gotik yazıyı terk ederek Antikleri taklit etmeye çalışmıştı.” [6] “Roma, üzerinde o derece güçlü bir etki bırakmıştı ki, izlenimlerini hemen ifade etmek için hiçbir kelime bulamadı. O günden itibaren Roma şair, alim ve Hıristiyan yüreğinde yer etti ve düştüğü yozlaşmadan kurtulmak için doğru bulduğu çarelere başvurdu. Dahası Papaların, yerleşmiş oldukları Avignon şehrinden Roma’ya dönmelerinde ısrar etti. Sözlerinin kar etmediğini görünce, <em>Adressiz Mektuplar</em> isimli çalışmasıyla öfkesini açıktan açığa söyledi.” [7] 1337’de Avignon’a döndüğünde ise Sorgue kıyısında bir ev satın aldı ve bu yılın yaz aylarında, evlilik dışı ilişkiden çocuğu oldu; ismini de Giovanni koydu. Aynı yıl, ilk çalışmalarından biri olan <em>Ünlü İnsanlar’</em>ın hazırlıklarını tamamladı ve bu çalışma, Avignon’da Antik kültüre yönelik artan ilginin de etkisiyle oldukça ses getirdi. [8]</p>
<p><figure id="attachment_1435" aria-describedby="caption-attachment-1435" style="width: 201px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Laura-de-Noves-1310-1348.png" rel="attachment wp-att-1435"><img class=" td-modal-image wp-image-1435 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Laura-de-Noves-1310-1348-201x300.png?resize=201%2C300" alt="Laura de Noves (1310 - 1348)" width="201" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Laura-de-Noves-1310-1348.png?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Laura-de-Noves-1310-1348.png?w=224&amp;ssl=1 224w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1435" class="wp-caption-text">Laura de Noves (1310 &#8211; 1348)</figcaption></figure></p>
<p>Burada “düşünür Petrarca, ahlakçı Petrarca’dan çok uzaklaşmamıştı. <em>Ünlü İnsanlar</em> isimli çalışması, Antik Roma’dan ve <em>İncil’</em>den alınan bazı kişilerin yaşamlarını anlatan otuz dört biyografinin toplamından oluşuyordu. Padua hükümdarı da sarayının duvarına resmettireceği şöhretli isimlerin seçiminde Petrarca’ya danışmıştı. Kahramanlarından biri Cicero’ydu. Cicero’nun, tüm felsefi yazmalarına sahipti ve bazı çalışmalarını, gün yüzüne çıkartmıştı; kendi yazılarını da onunkine benzer bir tarzla yazmaya çalışıyordu.” [9] “Petrarca’nın milli dili kullanışı ve Antik kültürü araştırıp incelemesiyle Kilise’nin yaydığı karanlık ve sıkıntılı havada etkisi ise Dante kadar derin olmamakla birlikte, ondan daha devamlı olmuştur.” [10] “Dante’den az sonra yetişen bu şair, daha ziyade Latince yazmış olmakla beraber, Ortaçağ’ın gizemli ve dini ruhundan hümanist kültüre geçiş aşamasının en yüksek ürünlerini meydana getirmişti.” [11] <em>Ünlü İnsanlar’</em>ın hemen ardından, <em>Afrika</em> isimli çalışmasına başladı ve epik şiir konusundaki becerisini, bu çalışmasıyla taçlandırmak istedi. Fakat, henüz yayınlanmadan bu çalışmasının önemi, kulaktan kulağa yayılmaya başladı ve bu sırada, <em>Utku Şiirleri </em>isimli çalışmasını yayınladı; ünü ise İtalya’nın dışına taştı. [12] Petrarca’nın bu çalışmasındaki “yeni insan, kendi gücünü böyle bulurken, dışarıya doğru da sivrilmeye başlamıştı. Artık o, ün peşinde koşabiliyordu. (&#8230;) Eskiden yalnız büyük ermişlerin yurtları kutsal tutulurken Arezzo Belediyesi, Petrarca’nın doğduğu evi müze haline getirir.” [13] <em>Utku Şiirleri’</em>nde Petrarca, “Stoalı bir ahlakçı” olarak karşımıza çıkar ve aşkta, ölümde, şöhrette kazanılan büyük başarıları, Antik Roma imparator ve generallerinin zaferlerini kutlayan bir geçit töreninde betimler. [14]</p>
<p>Bu dönemde ilgisini hâlâ, dünyatarihsel kişilerin yaşam öyküleri çeker ve onların anıtsal kişilikleri üzerinden, yaşamda dengenin nasıl kurulabileceğini araştırmaya yönelir; insana bir kavram, ide ya da geleneksel bir otorite üzerinden değil, “yaşayan insan” ve dünyatarihsel kişiler üzerinden eğildiği için Ortaçağ’dan Rönesans’a geçişte özel bir yer işgal eder. [15] Yaşamları boyunca türlü başarılara imza atmış bu kimseler, hem yaşamdan doyasıya keyif almış, hem de başkalarını ortak hedef ve amaçlar doğrultusunda birleştirmeyi başarmış; tarihin akışında büyük değişiklikler yaratmış kimselerdir. Ortaçağ’da yaygın olan havarilerin ve Hıristiyan azizlerin yaşamlarını nakletme, onlara methiyeler yazma geleneğinden farklı olarak Petrarca şiirinde, kaynağını geleneksel bir idealden alan hedef ve amaçlara yönelen kişiler değil, dünyevi hedef ve amaçlara yönelen dünyatarihsel kişiler, merkezi bir konum üstlenir ve Petrarca, insanın istediği zaman neler yapabileceğine neler yapabildiğine bakarak ışık tutmaya çalışır; “insanın gücü ve olanakları”nı ortaya koyar. [16] Bu güç ve olanaklar, insandaki “tanrısallık”ı ifade eder ki bu “tanrısallık”, sonsuz bir yaratma gücü ve insanlığa yönelik sonsuz bir merhamet duygusudur. Dünyatarihsel kişilerin yaşamlarında gördüğü temel unsur, bu yaratma gücü ve merhamet duygusuyla hem Kendi’lerini, hem de dünya tarihini yaratmış olmalarıdır. Geleneksel otoritelerden bağımsız bir biçimde kişinin Kendi’sini otorite haline getirerek yaratma gücünü kullanmasını ve merhamet duygusuyla hareket etmesini ifade eden bu “tanrısallık”ın kaynağı ise akıldır. [17] “Petrarca dağlara tırmanıyor, doğanın güzelliklerini kavrıyordu. Yeni insan, çevresini didiklemeye başlamıştı. Evrenin hiçbir sırrını çözmeden bırakmak istemiyordu. (&#8230;) İnsan aklı, her şeyi çözebilir.” [18]</p>
<p><figure id="attachment_1436" aria-describedby="caption-attachment-1436" style="width: 191px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-Utku-Şiirleri.png" rel="attachment wp-att-1436"><img class=" td-modal-image wp-image-1436 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-Utku-Şiirleri-191x300.png?resize=191%2C300" alt="Petrarca - Utku Şiirleri" width="191" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-Utku-Şiirleri.png?resize=191%2C300&amp;ssl=1 191w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-Utku-Şiirleri.png?w=320&amp;ssl=1 320w" sizes="(max-width: 191px) 100vw, 191px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1436" class="wp-caption-text">Petrarca &#8211; Utku Şiirleri</figcaption></figure></p>
<p>1340’a gelindiğinde Petrarca, hemen tüm Avrupa’da dikkatleri üzerinde toplamayı başarmıştır. Hem Roma Senatosu, hem de Paris Üniversitesi, kendisine baş şairlik tacı önerir; o ise senatonun teklifini kabul eder. Kısa bir süre sonra, Napoli’ye gider ve Kral Roberto’nun huzurunda gerçekleşen üç günlük zorlu bir sınavın ardından, 8 Nisan 1341’de düzenlenen bir törenle baş şairlik tacını giyer. “Vaucluse’deyken, diye bu olayı şu şekilde anlatır Petrarca; “Roma Senatosu ve Paris Üniversitesi’nden mektup aldım; beni, defne tacını giymeye davet ediyorlardı. Hangisini kabul etmem gerektiği konusunda, bir süre kararsız kaldım. Sonradan, Roma’yı tercih etmeyi kararlaştırdım. Kendi başıma verdiğim bu kararla hareket etmekten utanarak Napoli’ye gittim ve orada, büyük kral ve filozof Roberto Angio’dan, bu kadarına layık olup olmadığımı danıştım. Belirlenen bir gün, öğleden akşama kadar sınav edildim. Bu sınav, az görüldü ve iki gün daha sürdü. Sonunda, doktoraya layık olduğuma karar verildi. Böylece, Roma’ya gittim ve Paskalya günü taç giydim.” [19] Tüm yaşamı boyunca gurur duyacağı bu törenin ardından Petrarca, henüz yayınlanmadan ünü dilden dile dolaşan <em>Afrika</em> isimli çalışması üzerinde yoğunlaşır ve bunu, 1342’nin bahar mevsiminde tamamlar.</p>
<p>“Petrarca, der Burke; “hem epik, hem de lirik bir şair olarak önemliydi. Romalı general Scipio Africanus’un yaşamını anlatan epik şiiri <em>Afrika</em>, Latince yazılmış ve Virgillius’un epik şiirlerini model almıştı.” [20] “Petrarca, <em>Ortaçağ</em> dediğimiz önceki son birkaç yüzyılın, ışık çağı olarak gördüğü Antikçağ’ın aksine, karanlık bir çağ olduğuna inanıyordu. <em>Afrika </em>şiirinde, ‘Karanlık aralandığında gelecek nesiller, Antik geçmişin ihtişamına yönelen yolu bulacaklardır!’ umudunu ifade ediyordu. Petrarca’yı takiben birçok bilgin kendi zamanlarını, karanlığın ardından gelen bir <em>ışık</em>, uykudan sonra bir <em>uyanış</em>, ölümden sonra <em>yaşama dönüş</em>; bir <em>restorasyon</em> ya da <em>yeniden doğuş</em> olarak ifade ettiler.” [21] Aynı dönemde, kızı Francesca dünyaya gelir ve Petrarca, art arda pek çok çalışmasını yayınlar. <em>İç Dünyam</em>, <em>Unutulmaz Şeyler</em> ve <em>Sır</em> isimli çalışmaları, bu dönemde yayınlanmıştır. [22] Bunlardan <em>Sır</em>, “azap içinde itiraflarından ve kendi kendisini savunmasından ibarettir. İçinde, gizemli ruh ve şehvetine düşkün ruh çarpışmaktadır. Augustinus, onun bütün bu sırlarını ayıplamakta; Petrarca ise kah günahlarını itiraf etmekte, kah kendisini savunmaktadır.” [23] Bu duygularına bir anlam vermeye çalışırken, hiçbir “mahrem duvar” örmeksizin düşüncelerini kendi yaşamı üzerinde yoğunlaştırır.</p>
<p><figure id="attachment_1441" aria-describedby="caption-attachment-1441" style="width: 238px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca.png" rel="attachment wp-att-1441"><img class=" td-modal-image wp-image-1441 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-238x300.png?resize=238%2C300" alt="Petrarca" width="238" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca.png?resize=238%2C300&amp;ssl=1 238w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca.png?w=370&amp;ssl=1 370w" sizes="(max-width: 238px) 100vw, 238px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1441" class="wp-caption-text">Petrarca</figcaption></figure></p>
<p>“<em>Sır’</em>da, en sevdiği kitaplardan biri olan <em>İtiraflar’</em>ın yazarı, Petrarca’nın bilincini temsil eder. <em>Afrika</em> isimli çalışması, bir çeşit biyografidir; lirik şiirleri ise çoğu edebiyat tarihçisinin de kaydetmiş olduğu gibi, birinci tekil şahısta yazılmıştır ve neredeyse tümüyle, aşığın duygularını içerir. Kişisel mektupları, başkalarının da okuyabilmesi için dikkatle düzeltilmiştir.” [24] Kral Roberto’nun ölümü üzerine ise Napoli’de, büyük bir otorite boşluğu ortaya çıkar ve siyasi düzen sarsılır. Petrarca, elçilik göreviyle Napoli’yi ziyaret eder ve düzeni sağlamaya çalışır. Birbirlerine karşı husumet dolu ailelerin çıkarttığı ayaklanmalar nedeniyle, çok geçmeden Napoli’yi terk etmek zorunda kalır ve önce Verona’ya sığınır, sonra da Provence’a geçer. 1346’ya gelindiğinde Petrarca, siyasi görevlerinden uzaklaşmış bir biçimde, çalışmalarını yayınlamayı sürdürür; <em>Yalnız Yaşam</em>, <em>Dini Huzur</em> ve <em>Çoban Şiirleri</em> isimli çalışmalarını da bu dönemde yayınlar. Siyasetten bütünüyle uzak durmayı ise başaramaz ve 20 Kasım 1347’de, Cola di Rienzo’nun Roma Cumhuriyeti’ni yeniden canlandırma mücadelesine destek vermek için Roma’ya doğru yola çıkar. [25] Oysa işler, umduğu gibi gitmez ve Rienzo’nun başarısız olacağını anladığında, siyasi bir manevra yaparak geri çekilip önce Verona’ya geçer, sonra da birçok kenti ziyaret eder.</p>
<p>Bu dönemde, “aşkta ve şiirdeki duyarlılığı onda, yeni şeyler görme isteği uyandırmıştı. O zamanlar, sırf zevk için yolculuk yapanlar yoktu. Petrarca, ilk defa bir modern turist gibi Fransa’yı, Almanya’yı, Belçika’yı dolaştı. Bu yolculukları için birtakım nedenler uyduruyordu. Bu nedenler, üstlerinden izin alabilmek için uydurulmuştu.” [26] Hem, Avrupa’da kol gezen veba salgını da bu yolculuklar için önemli bir bahaneydi; “sağlığını koruma” gerekçesi, üstlerini ikna etmeye yetiyordu. 19 Mayıs 1348’de Laura ve Kardinal Colonna’nın ölüm haberlerini aldığında ise derin bir üzüntüye boğuldu, bundan sonraki çalışmalarında da ölüm düşüncesi ve ölüm karşısında duyulan korku üzerinde yoğunlaştı; <em>Tanıdık Olaylara İlişkin Mektuplar</em> isimli çalışması başta olmak üzere tüm çalışmalarında artık, ölüm konusu ön plana geçti. Ayrıca, şiirden denemeye doğru yöneldi ve içindekileri kağıda dökmede deneme türünün sunduğu olanaklardan yararlandı. Laura’nın ölümü üzerine şunları yazdı: “O kısa süren şerefli ömrün son saati, dünyayı titreten şüpheli adımlarıyla gelip çatmıştı. Ölüm merhamet edecek mi acaba, diye bir grup kadın, onu yoklamaya gelmişti. Bunca iç çekmeler, yaslar arasında o, iyi geçen ömrünün meyvesini şimdiden toplayarak sessiz ve mutluydu. Biliyordu ki, onu tanımış olanlar, dünyayı göz yaşına boğacaklardı. (&#8230;) Şans, nasıl da ters dönüyor? Dürüstlük yatağının etrafında toplanmış kadınlar, içleri yanarak ‘Güzellik ve zerafet ölmüş bulunuyor. Bundan sonra, halimiz ne olacak? (&#8230;)’ diyorlardı. Gök, o güzel sineden bütün meziyetleriyle uçan ruhu ağırlamak için açılıp aydınlanmıştı. Hiçbir düşman, çirkin yüzüyle görünen ölüm kadar küstah olmamıştır. (&#8230;) Ruhu artık ondan ayrılmış bulunduğu için gözlerinde, budalaların <em>ölüm</em> dedikleri tatlı bir uyku hali vardı. Güzel yüzünde, ölüm bile güzel görünüyordu.” [27]</p>
<p><figure id="attachment_1438" aria-describedby="caption-attachment-1438" style="width: 598px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-ve-Hümanizm.png" rel="attachment wp-att-1438"><img class=" td-modal-image wp-image-1438 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-ve-Hümanizm.png?resize=598%2C299" alt="Petrarca ve Hümanizm" width="598" height="299" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-ve-Hümanizm.png?w=598&amp;ssl=1 598w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-ve-Hümanizm.png?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 598px) 100vw, 598px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1438" class="wp-caption-text">Petrarca ve Hümanizm</figcaption></figure></p>
<p>Bununla birlikte, Petrarca’nın Laura’ya yönelik bu güçlü duyguları ve şiirlerinde onu baş sıraya yerleştirmesine ilişkin olarak henüz sağlığındayken bile, büyük tartışmalar yapılmış; Laura’nın bütünüyle hayal ürünü bir kişilik olduğunu, şiirlerinde kullandığı imgelerin yaşamla bağını kurmak için Petrarca’nın böyle bir karakter yarattığını iddia edenler çıkmıştır. “Petrarca ise dostlarından da bu şüpheye düşen birine yazdığı mektupta şöyle diyor: ‘Diyorsun ki ben, sevilecek bir şeyler bulmak ve başkalarına kendisinden bahsettirmek için güzel Laura ismini hayal etmişim. Yani, güzelliğine tutkun göründüğüm bu Laura, baştan başa benim icadım mıdır? Şiiri uydurma ve hasreti gösteriş midir? Öyle bir fantezi olsaydı keşke. Hayır, inan bana! Kimse sıkıntı duymadan, böyle uzun uzun acı rolü yapamaz.” [28] Bu sıralarda Petrarca, Floransa’da Boccaccio’yla tanışır ve kısa zamanda, dostluk ilişkilerini geliştirir. 1351’de Boccaccio, Floransalıların talebi üzerine, Petrarca’yı vatanına dönmeye ikna etmek için yanına gider ve onunla uzun zaman geçirir. [29] Bu dostluğun yansımalarını, <em>Canzoniere</em> isimli çalışmasında görmek mümkündür. “Petrarca, konuştuğu dilde de bir dizi lirik şiir yazmıştı. Bu şarkı kitabının acı tatlı şiirleri kendi acılarını, iç geçirmelerini, göz yaşlarını, metresinin güzelliğini ve insafsızlığını dile getirerek şairi, yalnız ve dalgın bir aşık olarak anlatır.” [30]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_1439" aria-describedby="caption-attachment-1439" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-ve-Laura.png" rel="attachment wp-att-1439"><img class=" td-modal-image wp-image-1439 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-ve-Laura-300x247.png?resize=300%2C247" alt="Petrarca ve Laura" width="300" height="247" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-ve-Laura.png?resize=300%2C247&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-ve-Laura.png?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-ve-Laura.png?w=546&amp;ssl=1 546w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1439" class="wp-caption-text">Petrarca ve Laura</figcaption></figure></p>
<p>“<em>Canzoniere</em>, 366 manzumeden oluşur. Bunların 317’si sone, 29’u şarkı, 9’u altılı, 7’si balat, 4’ü madrigaldir. Kendi yaptığı sırada kronolojik, psikolojik, sanatsal ve gizemli amaçlar gözetilmiştir. İlk parça, bir başlangıç sonesidir. Arkasından, Laura’yı ilk defa görüp ona aşık olduğunun hatırasını kaydeden manzume gelir. Bunlardan sonra şiirler, başlıca iki bölüme ayrılarak sıralanmıştır; Laura’nın sağlığında yazılmış olanlar ve ölümünden sonra yazılmış olanlar. Bu iki bölümün arasına, bütünüyle doğru olmayan kronolojik bir sırayla, aşkının psikolojik gelişimini takip etmek ve bir tür sanatsal değişim temin etmek için türlü parçalar konmuştur.” [31] Bu çalışmasında birçok açıdan Petrarca, bir “Ortaçağ şairi” de sayılabilir; örneğin, şans üzerine yazdığı şiirlerden birçoğu, Ortaçağ geleneğine bariz bir biçimde yaslanır. Augustinus’a duyduğu hayranlık ve Aziz Bernard’ı yüceltmesinde de Ortaçağ’ın izlerini görmek mümkündür. Augustinus’ta bulduğuna inandığı en önemli şey ise insan düşüncesinin merkezine kişinin Kendi’sini yerleştirmesinin ilk izleriydi. “Gözlerimi böyle gezdirirken, der Petrarca; “Augustinus’un daima yanımda taşıdığım <em>İtiraflar’</em>ına baktım. Şansıma ne çıkarsa okumak üzere rastgele bir sayfa açtım. Tanrı şahidimdir ki, şu satırları okudum: ‘İnsanlar dağların tepelerine, denizlerin dalgalarına, ırmakların akışına ve yıldızların dönüşüne hayran oluyorlar; Kendi’lerini ise ihmal ediyorlar.’ Şaşakaldım, kitabı kapattım ve yüreğimi dinlemeye koyuldum. Daha sonra, ovaya ininceye kadar tek kelime bile söylemedim.” [32]</p>
<p><figure id="attachment_1440" aria-describedby="caption-attachment-1440" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-Laura-ile-birlikte.png" rel="attachment wp-att-1440"><img class=" td-modal-image wp-image-1440 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-Laura-ile-birlikte-300x232.png?resize=300%2C232" alt="Petrarca, Laura ile birlikte" width="300" height="232" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-Laura-ile-birlikte.png?resize=300%2C232&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Petrarca-Laura-ile-birlikte.png?w=422&amp;ssl=1 422w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1440" class="wp-caption-text">Petrarca, Laura ile birlikte</figcaption></figure></p>
<p><em>Canzoniere’</em>deki şiirler, Dante’nin <em>Yeni Yaşam’</em>ındakilere benzer bir anlatı formuna da yaklaşmıştır; Beatrice’in yerine Laura’yı koymak, çok da olanaksız değildir ve “modern Petrarca”yı “Ortaçağlı Dante”den ayırmak güçtür. Yine de “‘gerçek insan’ı arayan Rönesans düşüncesinin öncülü, İtalyan şairi ve düşünürü Petrarca’dır. Bir geç Ortaçağ düşünürü olarak Rönesans’ı müjdelerken, düşüncesinin arka planını kaçınılmaz olarak Hıristiyan dünya görüşü oluşturuyordu. Ama o, sıkı sıkıya bu dünyaya bağlıydı. Düşüncesinin ağırlık merkezini, aslında Kendi’si oluşturuyordu; benliğini, kişiliğini yaşayıp duyumsamış olan <em>ilk modern birey</em> diyebiliriz onun için. Petrarca’ya göre insanın en büyük ödevi Kendi’sini geliştirmesidir.” [33] Çalışmalarını kendi yaşamı üzerinde yoğunlaştırdığı bu dönemde Petrarca, Avignon’daki Papalık’tan davet alır; kendisine sekreterlik görevi verilmek istenmiştir. Fakat, daha önce yaşadıklarının etkisiyle, bu görevi kabul etmediğini bildirir ve yeniden çalışmalarına yoğunlaşır. Papa VI. Clemens’in ölümü ise Avignon’da dengeleri değiştirir. Papa seçilen VI. Innocentius, Petrarca aleyhine bir tutum sergiler ve onu, Avignon’da barındırmak istemez. Bunun üzerine Petrarca, bir daha dönmemek üzere burayı terk eder ve bu konudaki düşüncelerini, <em>İyi ve Kötü Şansa Karşı Çareler</em> isimli çalışmasında dile getirir. Akıl yetisini haz, umut, acı ve endişe gibi dört allegorik figürle sorguladığı bu çalışmasında, başından geçen olayları, şansının yaver gitmemesine bağlar ve kişinin yalnızca akıl yoluyla mutluluğa ulaşamayacağını savunur. [34]</p>
<p><figure id="attachment_1433" aria-describedby="caption-attachment-1433" style="width: 206px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Francesco-Petrarca-Divan.png" rel="attachment wp-att-1433"><img class=" td-modal-image wp-image-1433 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Francesco-Petrarca-Divan-206x300.png?resize=206%2C300" alt="Francesco Petrarca - Divan" width="206" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Francesco-Petrarca-Divan.png?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Francesco-Petrarca-Divan.png?w=257&amp;ssl=1 257w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1433" class="wp-caption-text">Francesco Petrarca &#8211; Divan</figcaption></figure></p>
<p>1354’te Bohemya Kralı Karl, İtalya üzerine sefer düzenler ve Roma’da, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun tacını giyer. Aralık’ta Petrarca, Kral Karl’la Mantova’da karşılaşır ve onun hizmetine girer. Yedi yıl boyunca, başta büyükelçilik olmak üzere türlü devlet görevlerinde bulunur ve işlerinden artakalan zamanlarında, yeni çalışmaları üzerinde yoğunlaşır; önceki çalışmalarını da gözden geçirir. 1361’de ise oğlu Giovanni’nin vebadan öldüğü haberiyle sarsılır ve tüm devlet görevlerinden çekilerek yeniden şiir çalışmalarına döner. [35] Giderek yalnızlaşan ve hüzne boğulan Petrarca, bu sıralarda kaleme aldığı <em>Yaşlılık Mektupları</em> isimli çalışmasında, kendi yaşamını gözden geçirir ve oldukça kötümser birtakım değerlendirmelerde bulunur. Ani bir kararla, Venedik’e taşınmak ister ve ölümünden sonra tüm kütüphanesini Venedik Cumhuriyeti’ne bırakmayı taahhüt eder. Venedik’te ise eski dostu Boccaccio’yu evinde misafir eder ve dostunun da etkisiyle, yeniden yaşam sevinci duymaya başlar. Dostunun tavsiyesi üzerine, orta çaplı bir Avrupa gezisine çıkar ve bu yolculuk sırasında, eleştirmenler tarafından en başarılı çalışması olarak görülen <em>Kendisinin ve Başka Birçoklarının Bilgisizliği Üzerine’</em>yi yazar. [36] “Petrarca ve takipçileri, der Burke; “Aristotelesçilerle aralarına mesafe koymaya özen göstermişlerdi. Oldukça Sokratik bir başlığı olan bu çalışmasında, <em>çılgın ve yaygaracı okullular tarikatı</em> dediği zamanının akademik felsefecilerini, Aristoteles’e olan müthiş sadakatleri yüzünden eleştirmişti.” [37] Bu çalışmasının yarattığı etkiyle 1370’e kadar, gezilerini aralıklarla sürdürür ve tanıştığı insanların sorunlarıyla ilgilenir. 4 Nisan 1370’te ise rahatsızlıklarının artması üzerine, vasiyetini kaleme alır. Daha sonra, <em>Gelecek Kuşaklara Mektup</em> isimli çalışmasını yayınlar ve inzivaya çekilir. 18 Temmuz 1374’te ise Arqua’daki evinde ölür.</p>
<p><figure id="attachment_1434" aria-describedby="caption-attachment-1434" style="width: 225px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Francesco-Petrarca.png" rel="attachment wp-att-1434"><img class=" td-modal-image wp-image-1434 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Francesco-Petrarca-225x300.png?resize=225%2C300" alt="Francesco Petrarca" width="225" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Francesco-Petrarca.png?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Francesco-Petrarca.png?w=445&amp;ssl=1 445w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1434" class="wp-caption-text">Francesco Petrarca</figcaption></figure></p>
<p>Ortaçağ ve Rönesans arasında kesin sınırlar çizmek isteyen bazı tarihçi ve felsefeciler, bu geçişin merkezindeki ismin Petrarca olduğundan kuşku duymazlar. “Eski” ve “yeni” arasında birtakım şablonlar çizerek Skolastik felsefeyi bunlardan ilkine, Petrarca’nın çalışmalarını ise ikincisine yerleştirirler. Petrarca’nın gerek yaşamında, gerekse de çalışmalarında ise “eski” ve “yeni”nin çoğu kez iç içe geçtiğini ve bunların kesin olarak ayrılamayacağını görmekteyiz. Hümanizmin ağırlık merkezinde yer alan insanı Petrarca, Kendi’siyle ilişkisinde konu edinir; bu Kendi ise Tanrı’yla bağlarını koparmamıştır; iradesini, kendi başına kullanmamaktadır. Öyle ki, ünlü kişiler üzerine yazdığı biyografilerde, insanın Tanrı’yla bağını sürekli korur, Latin şiirinin anlatım tekniklerinden yararlanır ve insanın “inanan bir varlık” olduğu gerçeğini gözetir. Bu çalışmalar dikkatle incelendiğinde Petrarca’nın, teorik felsefe konuları üzerinde hemen hiç durmadığı ve bütün ağırlığı erdemlere verdiği görülebilir. Yaşamın bir sanat eseri olarak değerlendirildiği ve yaşam tarzının bir tür sanat olarak ele alındığı bir dönemde ve kültür coğrafyasında Petrarca, Stoalıların görüşlerinden de büyük oranda etkilenmiştir.</p>
<p>Stoalılar, erdemlere uygun yaşamın övülmesi, yaşamın amacının mutluluk olarak belirlenmeyip erdemli olmak şeklinde değerlendirilmesi, kişinin oto-kontrol mekanizmalarıyla arzularını denetim altında tutmaya çalışması, bunlara söz geçiremeyen kişinin kendi insani konumundan uzaklaşarak doğadaki diğer canlılardan biri haline geleceği, vb. görüşleriyle, Petrarca üzerinde önemli bir etki bırakmıştır ve Petrarca’nın etkisiyle hümanizm, başta insan felsefesi olmak üzere hemen her alanda Stoalıların görüşlerini sahiplenmiştir. Gerek Stoalılar, gerekse de Petrarca için mutluluk, herhangi bir dış etkinin sağladığı bir duygu değil, bu etkilerden uzak bir biçimde ruh dinginliğinin ifadesidir ve kişi yaşamında en yüksek amaç değil, ulaşılabilecek bir sonuçtur. Mutluluğu amaç edinen bir yaşam tarzı, kaçınılmaz olarak onu bir dış etkide aramaya yönelir ve kişi, hazların kölesi haline gelir. Gerçek mutluluk, hazların kontrolüyle ruh üzerinde denetim kurulmasıyla açığa çıkar ki, bu da ruhun erdemlere uygun etkinliğidir. Bu nedenle yalnızlık, Petrarca’nın üzerinde durduğu en önemli konulardan biridir. Ruhun gelişimi için zorunlu bir unsur olan yalnızlık kişiye, Kendi’si üzerinde denetim kurma olanağı sunar. Belirli bir sosyal çevrede ve belirli birtakım ilişkilerle kişi, Kendi’si üzerinde düşünme olanağını her zaman bulamaz; kurduğu ilişkilerle Kendi’sinden sürekli uzaklaşır ve mutluluğu, bir dış etkinin varlığına bağlar. Petrarca, “<em>Yalnız Yaşam</em> isimli çalışmasında, yalnız yaşamanın erdemini savunur. (&#8230;) İnsanın ilk ödevi, Kendi’sini geliştirmektir ve bu, yalnız yaşamakla gerçekleştirilebilir.” [38] “Yalnızlık içinde okuma ve yazmayla edindiği kültür, onu bütün siyasi, medeni, vb. değerlere taşıyacağından toplumdan kaçması, ‘vahşilik’ olarak yorumlanmamalıdır. Kültür ufkunu genişletmek, insani mükemmelliğe erişmek için bir yoldur bu. Yaşamdan çekilme gibi görünen olay, onun için bir hazırlanmadır; yaşamın temeli ve övgüsüdür.” [39]</p>
<p>Petrarca için yalnızlık, kişinin “başkalarından tiksinme”si veya onları “hor görme”si nedeniyle tercih edilen bir durum değildir; tam tersine, insana yüksek bir değer atfetmenin ve insan onurunu kavramaya çalışmanın bir ifadesi olarak değerlendirilmelidir. Erdemler üzerinde yoğunlaşmak, onları kavramaya çalışmak ve Kendi’sini sorgulamak isteyen bir kimse, yalnızlığı zorunlu olarak benimsemelidir. <em>Kitabı Mukaddes’</em>te anlatılan peygamber kıssalarında da olduğu üzere kişi, kendi yalnızlığı içinde Kendi’siyle yüzleşerek eksikliklerinin farkına varır ve Tanrı’nın sesini duyar. “<em>Yalnız Yaşam’</em>da, der Öncel; “kültürünü yalnızlık içinde kazandığını açıklar. Bir sayfasında Seneca’nın, kişinin Kendi’sini bilgeliğe adamasını öğütleyen ve meşguliyet içinde hiç kimsenin ona asla erişemediğini açıklayan sözlerini aktardıktan sonra Petrarca, şöyle devam eder: ‘Yalnızlığın böylesine bir bilgeliği kazandırmakla kalmayıp onu koruduğuna ve en yüksek dereceye ulaşmasını sağladığına inanıyorum.’” [40] Petrarca’ya göre, erdemlere uygun bir yaşam sürdürmek, Stoalıların da kabul ettiği üzere kişi için ödevdir; ancak Stoalıların aksine, bu ödevi Petrarca, yalnızca bu dünya için değil, Hıristiyanlıktan gelen etkilerle ötedünya için de geçerli ve zorunlu görür.</p>
<p><figure id="attachment_1432" aria-describedby="caption-attachment-1432" style="width: 194px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/F.-Petrarca.png" rel="attachment wp-att-1432"><img class=" td-modal-image wp-image-1432 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/F.-Petrarca-194x300.png?resize=194%2C300" alt="F. Petrarca" width="194" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/F.-Petrarca.png?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/F.-Petrarca.png?w=387&amp;ssl=1 387w" sizes="(max-width: 194px) 100vw, 194px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1432" class="wp-caption-text">F. Petrarca</figcaption></figure></p>
<p>İmdi Petrarca’da, Kilise’nin ve Skolastik felsefenin izlerini bulmak da mümkündür; bu dünyada mutluluğun hiçbir zaman olanaklı olmadığı, mutluluk olarak görülen şeylerin kısa süreli duyu yanılsamaları olduğu, gerçek mutluluğun yalnızca Tanrı’nın huzurunda olanaklı olduğu görüşleriyle, “eski”yi dile getirir. Ortaya koyduğu hümanizm, insanı hem inanç boyutuyla, hem de dünyevi boyutuyla ele alır ve kişi, aklın zorlamasıyla erdemlere uygun eylemleri gerçekleştirerek ödevini yerine getirir. Aklın ve ödevin kaynağı aynı olduğu için, akla aykırı bir ödev ya da ödeve aykırı bir akıl, asla olanaklı değildir. Bununla birlikte, Kilise ve Skolastik felsefe, bu dünyayı henüz baştan ve tanrısal bir zorunlulukla hor görmüştür; Petrarca’nın görüşleri ise birer öncül değil, sonuçtur; etik alanındaki çözümlemeleriyle vardığı sonuçlardır. İlk gençlik dönemlerinden itibaren kendisini, “ikinci Virgillius” olarak görmüş ve en çok okuduğu kaynaklar Virgillius, Seneca ve Cicero olmuştur. “Cicero’yla beraber Virgillius’u, Horatius’u, Livius’u ve meşhur imparator Neron’un hocası filozof Seneca’yı da seviyordu. Latin edebiyatını seve seve okuduğu sırada, ilk olarak Grek edebiyatını da inceleme sevdasına düşmüştü.” [41] Bu o kadar öyleydi ki, “hareketlerini ve yazısını, Romalı filozof ve devlet adamı Cicero’ya göre biçimlendirmişti. Modern kültür hakkındaki düşüncelerini, özel yaşamında Romalı senatörlere has yün harmanileri giyerek ve sohbetlerinde keşişlerin çat pat konuştukları şekilde değil, sevgili Tullysi’nin kullandığı Latinceyle ifade etmişti.” [42] Çalışmalarında, fizyolojik betimlemeye de büyük önem vermiş ve kimi zaman ağır, kimi zaman da hafif bir dille, bireyin yaşamında yer alan hemen tüm öğelere dokunmuştur. Fakat, lirik şiiri Stoa ahlakıyla sentezlemeye çalışmış olsa da bu dengeyi, bazı çalışmalarında bozmuştur.</p>
<p>Diğer taraftan, şiirlerinde dikkat çeken temel bir özellik de bireye ilişkin kullandığı imgelerin son derece güçlü olması ve adeta, kelimelerle resim çizmesidir. Kullandığı imgelerde Antik şiirden gelen etkiler, açıkça tespit edilebilir; “sivri uçlu şimşekler hazırlayan Zeus”, “insan kılığında pazarlarda gezinen Apollo”, “aşıklar için birbiriyle savaşan Satürn ve Mars” [43], vb. kullandığı Grek imgeleridir. Bu yönüyle “Petrarca, Ortaçağ zihniyetinden ayrılarak ilk defa, Antik ve Hıristiyan kültürler arasındaki kopmayı sezmiş; Ortaçağ’ın Antik Roma üzerine kurulmuş olduğu hakkındaki fikirlerin yanlışlığını keşfetmişti. Hümanistlerden farklı olarak Antikleri diriltme sevdasına ise düşmedi, kendisinin modern duygularına ve Hıristiyan fikirlerine Antiklerin sanatsal güzelliğini vermek istedi.” [44] Dolayısıyla, bu imgelerle Antik şiiri tekrara yönelmedi, bu imgeleri kendi şiirine uyarlayarak insan dünyasına özgü olanaklı duygulanımları değerlendirdi. Örneğin, gökyüzü olayları ve kişileştirilen tanrılar arasında Antik şiirde, güçlü bağlantılara rastlanır. Petrarca da sevgiliden ayrı kaldığında güneşin battığını, havanın karardığını, şimşeklerin çaktığını; sevgiliye kavuştuğunda ise tüm bunların geride kaldığını söyler ve sevgiliyi yücelttiği kadar, sevgili karşısında hissedilen duyguları da yüceltir. [45]</p>
<p>Panofsky’ye göre “Roma kalıntılarının etkisiyle ‘dili tutulacak’ kadar kendisinden geçen, yüceliği sanat ve edebiyat kalıntılarından ve kurumlarının hâlâ canlı hatırasından yansıyan bir geçmişle içini keder, öfke ve nefretle dolduran ‘iğrenç’ bir şimdiki zaman arasındaki karşıtlığın kesinkes farkında olan Petrarca, yeni bir tarih anlayışı geliştirdi. Kendisinden önceki tüm Hıristiyan düşünürler bunu, dünyanın yaradılışıyla başlayan ve yazarın yaşadığı döneme kadar devam eden sürekli bir gelişim olarak tasarlarken Petrarca, <em>Antik</em> ve <em>yeni</em> diye iki ayrı döneme kesin bir biçimde ayrılmış olarak tasarlıyordu. İlki <em>historiae antiquae</em>yi, ikincisi ise <em>historiae novae</em>yi kapsayan iki ayrı dönemdi bunlar. Kendisinden öncekiler, bu sürekli gelişimi dinsizliğin karanlığından İsa’nın ışığına doğru düzenli bir ilerleme olarak tasarlıyordu; Petrarca ise İsa’nın isminin Roma’da kutlanmaya ve Roma imparatorları tarafından ağza alınmaya başlandığı dönemi, çürümenin ve ‘zulmetin’ karanlık çağı olarak yorumluyor; krallık Roma’sı, cumhuriyet Roma’sı ve imparatorluk Roma’sı diye basitçe sınıflandırdığı daha önceki döneme de şan şöhret ve aydınlıklar çağı gözüyle bakıyordu.” [46]</p>
<p>İtalyan yarımadasında savaş ortamının bu yeni dönemde sona ermesini dileyen Petrarca, paralı askerlerin kaldırılmasını savunuyor; yabancı askerlerin Roma’yı mahvettiğini düşünüyordu. Bu bağlamda, Ortaçağ’ın komüncü ve feodal toplum yapısının terk edilmesiyle milli monarşilerin kurulmasını arzuluyor, İtalyan siyasi birliğinin sağlanmasını istiyor, bu birliğin İtalya için en doğru çözüm olduğuna inanıyordu. Kendisi de İtalya’da yaşamını sürdürmeyi hayal ediyor, siyasi çalkantılar nedeniyle ülkesinden uzak kaldıkça buna üzülüyor ve bu üzüntüsünü, şiirlerinde açıkça dile getiriyordu. Antikçağ’ı erdem ve bilgelik kaynağı olarak ışık imgesiyle şiirlerine taşıyan Petrarca, Ortaçağ’ı ise türlü çirkinlik ve kötülüklerin yayıldığı bir dönem olarak karanlık imgesiyle ifade ediyordu. Antikçağ ve Ortaçağ’ın değerler hiyerarşisini de tersine çeviriyor; Antikçağ’ın değerlerini daha üstün tutuyordu. İnanç alanında ise bu tutumu, beraberinde türlü iç sıkıntılarını gündeme getiriyor ve çeşitli gerekçelerle itham ettiği Kilise’ye itaatsizlik etmekte olduğu hissine kapıldıkça, ruhunda fırtınalar kopuyor; şiirlerine de bu duygu ve düşüncelerini yansıtıyordu. Tanrı’yı merkeze alan ve ölümden sonraki yaşamı amaçlayan bir geleneğe Petrarca, insanı merkeze alan ve Tanrı’ya sırtını dönmeyen bir insan tasarımıyla karşı çıkıyor ve bu da şiirlerini, Rönesans insanının din karşısındaki tutumunu ifade eden ilk ürünler haline getiriyordu.</p>
<p>“Petrarca için, der Nüshet Haşim Sinanoğlu; “<em>ilk modern birey </em>ifadesini kullananlar olmuştur. Orijinalliğini temin eden özelliği, modernliğini de ortaya koyan özelliğidir. Gönül üzüntüleri, içliliği ve devamlı hüznü, ruhunun modern bir ruh olduğuna kanıttır. Bu karakteriyle on dokuzuncu yüzyılın romantiklerine pek benzeyen Petrarca’da, Antiklerin huzuru ve Ortaçağ’ın ulviliği yok olmaktadır.” [47] Erdemlere uygun eylemler kişiyi, vefa sahibi yapar; bu eylemlerin kişide bıraktığı bir kül ve bu külü alevlendiren rüzgara benzeyen vefa duygusunun dolayımında açığa çıkan güven ise kişinin ayaklarını sağlam bir biçimde yere basmasını sağlar ve onu, erdemlere uygun eylemler konusunda daha da kararlı kılar. Bu konuda ortak bir irade sergileyen kişiler, birbirlerinin kaderine ortak olurlar. [48] Petrarca’nın vatan sevgisi konusundaki görüşleri de aslında, vefa duygusuna dayanır ve ortaya koyduğu hümanizm, İtalyan milliyetçiliğinin doğuşunda önemli bir rol üstlenir. [49] Ayrıca bu hümanizm, Hıristiyanlığa karşı bir hümanizm de değildir. Antik kültüre yönelişi ise en temelde, İsa’dan önce yaşamış ve erdemlere uygun eylemler gerçekleştirmiş kişilere yönelik bir ilgiye dayanır. Skolastik felsefenin erdem anlayışına karşı Petrarca, insanı merkeze alan ve tanrısal iradeyi gözeten başka bir erdem anlayışı geliştirmiş; Floransa başta olmak üzere hemen tüm Avrupa’da geleneksel görüşler sorgulanırken hem Felsefe’de, hem de şiirde yeni bir yol açma girişiminde bulunmuş ve Hıristiyan değerlerini “içeriden” sorgulayarak bu değerlere bağlı kalmanın bundan böyle nasıl olanaklı olduğu üzerinde düşünmüştür. İsa aracılığıyla ve kutsal metinlerle Tanrı, kendi doğası ve iradesi hakkındaki bilgileri insana bildirmiştir. İnsan da Tanrı kadar gizemli bir varlıktır; ancak, ruhundaki fırtınalar nedeniyle, kendi eylemlerini bile çoğu zaman doğru değerlendiremez. İnsan hakkındaki bilgiye, Tanrı’ya ilişkin bilgilerden çıkarım yoluyla ulaşılamaz; insan ve Tanrı, iki farklı doğaya sahiptir ve insanın, kendi doğasına sahip bir varlık olarak incelenmesi gerekir ki, bunun en başarılı biçimde gerçekleştirilebileceği alan edebiyat; özellikle de şiirdir. Bu yönüyle sanat, Felsefe’de yol açıcı bir niteliğe sahiptir ve filozoflara yol gösteren bir aynadır.</p>
<p>Petrarca’dan itibaren hümanizm, insan kültürünün türlü yaratımlarını, insanlar arası ilişkilerde farklı türden bir “iletişim aracı” haline getirmiş; zaman ve mekan sınırlaması olmaksızın farklı insanlar arasında ve kültürel ortamlarda bu tür bir alışverişin gerçekleştirilebileceği bir zemin inşa etmiştir. Evrensel kültür kavramının şekillenmesini sağlayan bu hareket, insan doğası kavramını da beraberinde getirmiş; özellikle de on yedi ve on sekizinci yüzyıl Batı felsefesinde gerek insan, gerekse de siyaset ve hukuk felsefesi alanlarındaki çözümlemelere esin kaynağı olmuştur. Fakat, Petrarca’nın hümanizminde “tanrısallık” akılla ilişkilendirildiği halde insan, Tanrı’nın merhametine muhtac bir varlık olarak görülmüştür. Ortaçağ’da Batı felsefesinde ortaya konulan çalışmalar, didaktik ve kuru bir anlatımla kaleme alınmıştır; Rönesans’ta ise Felsefe’nin dili de değişmiş ve hümanistlerin etkisiyle, insan dünyasındaki çeşitliliği incelemeyi olanaklı kılan bir dil kullanılmış; deneme türünde canlı ve doğal bir anlatım tarzı yaygınlaşmış ve filozoflar, görüşlerini kişisel deneyimleriyle ifade etmeye başlamıştır. Skolastik felsefede sıklıkla karşılaşılan otoriteye dayalı temellendirme anlayışı, bu yolla etkisini yitirmiş ve düşünsel bir özgürlük ortamı açığa çıkmıştır. Yalnızca içeriğin değil, biçimin de önem kazanması, sanatçıların olduğu kadar filozofların da çalışmalarında etkisini hissettirmiştir.</p>
<p>Diğer hümanistler gibi Petrarca da yaptığı yolculuklarla, Avrupa kent kültürünün şekillenmesine ciddi katkılarda bulunmuş; etnik ve dilsel farklılıklarına bakılmaksızın farklı kişi ve halkların evrensel kültür şemsiyesi altında bir araya toplanabileceğini savunmuştur. Edebiyatın; özellikle de şiir sanatının yalnızca belirli kesimlerin ve geleneksel otoritelerin tahakkümünde kalmasına bir tepki olarak Petrarca’nın hümanizmi gerek şiirde, gerekse de edebiyatın diğer türlerinde oldukça verimli sonuçlar doğurduğu gibi, Felsefe’de de etkisini hissettirmiş; zamanla pek çok filozof, kendisini <em>hümanist</em> olarak nitelendirmiştir. Petrarca’nın bu yolculukları sırasında bulduğu ve koruması altına aldığı Antik yazmalardan öğrendikleri, öteden beri etkisinde kaldığı düşünür ve şairleri yeniden gündeme getirmiş ve bu isimler, hemen her alanda olağanüstü etkiler yaratmıştır. Yaşadığı dönemde neredeyse unutulmuş olan şiir türlerinin de yeniden hatırlanmasını sağlayan Petrarca, Batı şiirinin gelişiminde çok önemli bir kilometre taşı haline gelmiş; Virgillius’un destanları, Horatius’un manzum mektupları ve diğer Antik şairlerin lirik, epik ve pastoral şiirleri, Petrarca’yla yeniden gün yüzüne çıkmış; Batı şiirinin Ortaçağ’da çizilen sınırların dışına çıkması da bu yolla mümkün olmuştur. Çalışmalarında ne aşk, ne arzu, ne acı, ne erdem, ne teselli, ne de özgürlük birer simgedir; Petrarca, bu kavramlarla başka şeyleri temsil ederek onları incelemeye çalışmamıştır; bunlar, doğrudan doğruya “yaşayan insan”la bağlantısında incelenmiş ve birbirleriyle olan ilişkileriyle değerlendirilmiştir. Petrarca, kişinin duygu ve düşüncelerinin belirli birtakım simgeler üzerinden değil, olduğu gibi kavranılmasını amaçlamış ve elini, doğrudan doğruya insan gerçekliğinin içine sokmuştur. Bu nedenle kimi şiirlerinde, birtakım tutarsızlıklar da görülür; ancak bu tutarsızlıkları, şairin “kafa karışıklığı”na bağlamak yanıltıcı olur. Kullandığı imgeler, “yaşayan insan”ı konu edinen bir şairin en doğal malzemeleridir. Ortaçağ geleneğinden farklı olarak Rönesans’ın başlangıcına Petrarca’nın yerleştirilmesinin en önemli nedenlerinden biri de budur; imgeleri, yaşanan bir gerçekliğe göndermede bulunur. Örneğin aşk, Laura imgesinde açık bir biçimde işlenir ve Laura, idealize edilmiş bir varlık değil, yaşayan ve türlü insani özellikleri olan bir varlıktır. <em>Yaşayan </em>sıfatıyla kast ettiğimiz ise Laura’nın fizik dünyada gerçekten de yaşamış olduğu inancımız değil, gerçekten de yaşamış bir insan gibi betimlendiğidir.</p>
<p>İnsanın duygu ve düşünceleriyle çelişki dolu bir varlık olduğuna inanan Petrarca, çalışmalarında farklı anlam katmanları yaratarak bu çelişkilerin üzerine gitmek ister. Bu bakımdan, Antik felsefede insanı her şeyin ölçüsü haline getiren sofizmin izinden yürüdüğü ve temel amaçları bakımından da ortak bir biçimde, “İyi yurttaş nasıl yetiştirilir?” sorusu üzerinde sıkça düşündüğü söylenebilir. Her iki anlayış da hem etik, hem de insan ve siyaset felsefesi bağlamlarına sahip olduğu gibi, eğitim felsefesi bağlamlarına da sahiptir ve modern eğitim felsefesinin gelişiminde etkin olmuştur. Bu çelişkiler konusunda Öncel’in şu tespitlerine katılmamak mümkün değildir: “Petrarca, fikir yönüyle sapasağlam sivrilirken, ruh yönüyle bocalayan, çıkmaza giren bir insan izlenimi uyandırır. <em>Canzoniere’</em>yi baştan sona kadar izleme olanağı bulan bir okuyucu, onu <em>çelişkiler şairi</em> olarak tanımlasa yeridir; (&#8230;) ruhundaki bunca çelişki ve bocalamalar, başka nasıl tanımlanabilir ki? Şu konu eklenmelidir ki, duygu yaşamındaki çatışmalar, Petrarca’nın çalışmalarının değerini asla gölgelemez. O, dünün olduğu kadar bugünün ve yarının hümanistleri için de en büyük kılavuzlardan biridir.” [50]</p>
<p>Şimdi, Petrarca’nın yaşadığı çelişkiler, duygu ve düşüncelerinin çatışmasının doğal bir sonucudur; bu çelişkilerin şiirlerine yansıması ise geleneksel tanrı inancıyla bunları bastırmaya çalışmak yerine, düşüncesine konu edinmek ve Kendi’sini bilmek şeklinde olmuştur. Özellikle de aşk konusundaki düşünceleri incelendiğinde ruhundaki kırılganlık, kolayca fark edilebilir; aşka verdiği büyük önem ise Batı şiirinde benzeri görülmedik bir düzeydedir. On dokuzuncu yüzyıl Batı felsefesinin en önemli akımlarından biri olan romantizmin şekillenmesinde de Petrarca’nın bu görüşlerinin etkisi olmuş ve hümanizm, romantizmle birlikte gelişmiştir. İnsanın yalnızca akıl varlığı değil, aynı zamanda duygu varlığı olduğunu da savunan romantizm, başta Petrarca olmak üzere İtalyan hümanistlerine çok şey borçludur. Ancak Petrarca, arzulama yetisi üzerinde aklı bağımsız bir otorite olarak konumlandırarak akıl ve duygular arasında özel bir dengenin kurulması gerektiği düşüncesindeydi. Romantizmde ise insan, daha çok bir duygu varlığı olarak ele alınmış ve Aydınlanma’ya tepki olarak insanın akıl varlığının önüne duygu varlığı yerleştirilerek aklın bağımsız bir otorite olduğu görüşüne karşı çıkılmış; ilk varlık olarak akıl değil, isteme görülmüştür. Yine de Petrarca, Aydınlanma filozoflarından çok, romantikler üzerinde etki bırakmıştır. Aydınlanma’nın en sert biçimde eleştirildiği bir kültür ortamında romantikler, insanın iç dünyasında yaşadığı çelişkilere, farklı değerlerin birbirleriyle çatışmasına, bu çatışmalar sırasında aklın nasıl bir yol izlemesi gerektiği konusundaki belirsizliklere, vb. konulara yönelirken, Petrarca’nın henüz on dördüncü yüzyılda ortaya koyduğu tespitlerin yeniden gündeme gelmesini sağlamış ve bu çabalarla hümanizm de Batı felsefesinde ağırlığını hissettirmiştir. Yirminci yüzyılın başlarında ise öncülüğünü yine Alman filozoflarının üstlendiği “değerler felsefesi”nin şekillenmesinde de hümanizm, kilit bir rol üstlenmiştir.</p>
<p>Öbür taraftan, Batı felsefesinde zamanla hümanizm, insanın Tanrı’yla bağını koparmış ve insan, ayrı bir töz; birey (individual) olarak görülmüştür. İnsan aklına duyulan güven, beraberinde bilimsel ve teknik başarıları da getirmiş ve insanın bu şekilde yüceltilmesinin örnekleri, Descartes felsefesinden itibaren Aydınlanma’da açıkça ortaya çıkmıştır. Bireyciliğin güçlenmesiyle Batı felsefesinde hümanizmin zirvesindeki filozof ise Nietzsche olmuş; tanrılaştırılan insan, tüm yaşamın amacı haline gelmiştir. Bu insan, iyinin ve kötünün üzerinde olan; değerleri Kendi’si yaratan, iyiyi ve kötüyü belirleyen, yeryüzüne anlamını veren “Üstinsan”dır. Batı felsefesinde hümanizmin aldığı bu yeni şekil doğrultusunda on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren filozoflar, insanı beden varlığından ibaret görüp ruhu, bedenin bir fonksiyonu haline getirmişlerdir. Yani bu filozoflar, ruhu Tanrı’nın bir parçası olarak görüp insan ve Tanrı arasındaki bağı korumak yerine bedenin bir fonksiyonu olarak görmekle, Petrarca’nın hümanizminde insan ve Tanrı arasında kurulan bağı koparmışlar; bu da bireyci bir medeniyette, sosyal kurumların temeline bireyin konulması, bireyin çıkarlarının yüceltilmesi gibi insan hakları olarak da ifade edilen birtakım kavramları açığa çıkartmıştır.</p>
<p><strong>Dipnotlar: </strong></p>
<p><strong>[1]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 25</p>
<p><strong>[2]</strong> “Petrarca’nın Yaşamı ve Yapıtları”; Kemal Atakay, Utku Şiirleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007, syf: 7</p>
<p><strong>[3]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 28</p>
<p><strong>[4]</strong> Canzoniere, CLXXVI. Sone</p>
<p><strong>[5]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 28-9</p>
<p><strong>[6]</strong> Avrupa’da Rönesans Merkezler ve Çeperler; Peter Burke, Literatür Yayınları, İstanbul 2003, syf: 24</p>
<p><strong>[7]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 31</p>
<p><strong>[8]</strong> A.g.e. syf: 34</p>
<p><strong>[9]</strong> Avrupa’da Rönesans Merkezler ve Çeperler; Peter Burke, Literatür Yayınları, İstanbul 2003, syf: 24</p>
<p><strong>[10]</strong> Dante ve Petrarca; Murat Uraz, Türk Neşriyat Yurdu, İstanbul 1955, syf: 15</p>
<p><strong>[11]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 10</p>
<p><strong>[12]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 229</p>
<p><strong>[13]</strong> Düşünce Tarihi; Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, İstanbul 1998, syf: 143</p>
<p><strong>[14]</strong> Avrupa’da Rönesans Merkezler ve Çeperler; Peter Burke, Literatür Yayınları, İstanbul 2003, syf: 24</p>
<p><strong>[15]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 236</p>
<p><strong>[16]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 35</p>
<p><strong>[17]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 267</p>
<p><strong>[18]</strong> Düşünce Tarihi; Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, İstanbul 1998, syf: 144</p>
<p><strong>[19]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 44-5</p>
<p><strong>[20]</strong> Avrupa’da Rönesans Merkezler ve Çeperler; Peter Burke, Literatür Yayınları, İstanbul 2003, syf: 24</p>
<p><strong>[21]</strong> A.g.e. syf: 25</p>
<p><strong>[22]</strong> “Petrarca’nın Yaşamı ve Yapıtları”; Kemal Atakay, Utku Şiirleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007, syf: 8</p>
<p><strong>[23]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 52</p>
<p><strong>[24]</strong> Avrupa’da Rönesans Merkezler ve Çeperler; Peter Burke, Literatür Yayınları, İstanbul 2003, syf: 24-5</p>
<p><strong>[25]</strong> “Petrarca’nın Yaşamı ve Yapıtları”; Kemal Atakay, Utku Şiirleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007, syf: 9</p>
<p><strong>[26]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 29</p>
<p><strong>[27]</strong> Dante ve Petrarca; Murat Uraz, Türk Neşriyat Yurdu, İstanbul 1955, syf: 15-6</p>
<p><strong>[28]</strong> A.g.e. syf: 17</p>
<p><strong>[29]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 29</p>
<p><strong>[30]</strong> Avrupa’da Rönesans Merkezler ve Çeperler; Peter Burke, Literatür Yayınları, İstanbul 2003, syf: 24</p>
<p><strong>[31]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 72-3</p>
<p><strong>[32]</strong> A.g.e. syf: 30-1</p>
<p><strong>[33]</strong> Ortaçağ’dan Yeniçağ’a Felsefe ve Sanat; Engin Akyürek, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1994, syf: 121</p>
<p><strong>[34]</strong> Rönesans ve Laiklik; Hüsen Portakal, Cem Yayınevi, İstanbul 2003, syf: 118</p>
<p><strong>[35]</strong> “Francesco Petrarca Travelling and Writing to Prague’s Court”; Jiri Spicka, Verbum Analecta Neo-Latina, S. 12, 2010, syf: 28</p>
<p><strong>[36]</strong> “Petrarca’nın Yaşamı ve Yapıtları”; Kemal Atakay, Utku Şiirleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007, syf: 10</p>
<p><strong>[37]</strong> Avrupa’da Rönesans Merkezler ve Çeperler; Peter Burke, Literatür Yayınları, İstanbul 2003, syf: 22</p>
<p><strong>[38]</strong> Düşünce Tarihi; Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, İstanbul 1998, syf: 143</p>
<p><strong>[39]</strong> Petrarca’nın Hümanizmi; Süheyla Öncel, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1970, syf: 52</p>
<p><strong>[40]</strong> A.g.e. syf: 46-7</p>
<p><strong>[41]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 33</p>
<p><strong>[42]</strong> Hümanizm; Tony Davies, Elips Kitap, Ankara 2010, syf: 76</p>
<p><strong>[43]</strong> Canzoniere, XXXIII. Sone</p>
<p><strong>[44]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 34</p>
<p><strong>[45]</strong> Canzoniere, XXXV. Sone</p>
<p><strong>[46]</strong> “‘Rönesans’: Kendi’sini Tanımlamak mı, Kendi’sini Tanımamak mı?”; Erwin Panofsky, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 22</p>
<p><strong>[47]</strong> Petrarca; Nüshet Haşim Sinanoğlu, Köy Hocası Matbaası, Ankara 1931, syf: 112-3</p>
<p><strong>[48]</strong> Canzoniere, X. Sone</p>
<p><strong>[49]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 13-4</p>
<p><strong>[50]</strong> A.g.e. syf: 88</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/petrarca-ve-humanizm-uzerine/">Petrarca ve Hümanizm Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/petrarca-ve-humanizm-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Romanın Sonu Mu Geldi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Dec 2015 20:35:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Çatal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[Hermann Broch]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[John Barth]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1423</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son dönemlerde hem dünyada hem de Türkiye’de roman türü bitiyor mu tartışması gündeme gelmeye başladı. Nedir bu tartışma, gerçekten bir anlatı türü olarak roman insanı anlatamaz mı oldu? &#8220;… Romanın da temel bir sanat dalı olarak zamanı dolmuş olabilir. Belli başlı romancıları hariç tutarak konuşacak olursam, ortada hemen endişe edilecek bir durum olmadığını söyleyebilirim; hatta [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/">Romanın Sonu Mu Geldi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde hem dünyada hem de Türkiye’de roman türü bitiyor mu tartışması gündeme gelmeye başladı. Nedir bu tartışma, gerçekten bir anlatı türü olarak roman insanı anlatamaz mı oldu?</p>
<p>&#8220;… Romanın da temel bir sanat dalı olarak zamanı dolmuş olabilir. Belli başlı romancıları hariç tutarak konuşacak olursam, ortada hemen endişe edilecek bir durum olmadığını söyleyebilirim; hatta bununla başa çıkmanın yollarından biri de konuya dair bir roman yazmak olabilir.&#8221; diyor John Barth.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup></sup><sup>[1]</sup></a></p>
<p>İnsanlık, tarih boyunca çeşitli türlerle — mitler, efsaneler, masallar, şiirler, romalar — yaşadığı çevreyi, doğayı, toplumu ve kendini anlatmış. Roman ise insanın kendisini, bireyi işleyen bir kurgu olarak diğer anlatılardan sıyrılarak özgünlüğe kavuşmuştur. Özgünlüğünün en temel faktörü de  ‘bireyi ‘ merkezine alan bir anlatı türü olmasından kaynaklanmıştır. Peki, kimdir bu birey? İnsan nasıl kendisini anlamaya, algılamaya başlamıştır. Aydınlanma Çağı, Sanayi Devrimi gibi dönemlerde ortaya çıkan bilimsel, aydınlık, ilerici fikirler insanı yeryüzünde anlamlandıran dönemler olmuştur. Artık insan toplumun herhangi bir kişisi değil birey olmuş varlıktır. Bu varlık  hem edebiyatın biçim değiştirmesine sebep olmuş hem de edebiyatı değiştirirken aslında toplumu değiştirecek insan tipolojisini de yaratmıştır. Yani roman, insanı merkezine alan bir tür olarak gelişmiştir. Karakter, zaman kronolojisi, konu, üslup bakımından kendini kurgulayan roman anlatısı, yüz yıllarca değişime uğrayarak varlığını sürdürmüştür. Merkezine insanı, bireyi alan bu anlatının öldüğünü veya son demlerini yaşadığını söyleyenler bugün ‘insanın öldüğünü’, birey diye nitelenebilecek varlığın olmadığını söylemektedir. Örneğin Yalçın Küçük katıldığı bir panelde ,”Bugün Türkiye’de de roman yok, dünyada da roman yazılmaz. İnsan kalmamıştır. Tekelli düzenlerde insan kalmadığı için roman yazılmaz. Roman diye bütün dünyada yazılanlar savaşlardır.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup></sup><sup>[2]</sup></a> diyor.</p>
<p>İnsan gerçekten de ölmüş müdür? Keşfedilecek bir yanı kalmamış mıdır? Herkes, herkes gibi mi olmaya başlamıştır? Yoksa hâlâ tüm bu dayatmalara karşı bireyleşen, dünyanın nerden nereye döndüğünün farkında olan ve bu bilinçle kendileşen insanlar var mıdır? Esasında tüm bu sorular edebiyatın, romanın konusu dışında gibi görünse de edebiyatın hayattan, insandan beslendiği düşünüldüğünde iç içe geçmiş sorunlardır.</p>
<p>Hermann Broch, ’’İnsanın o güne dek keşfedilmemiş yanını keşfetmeyen roman ahlâka aykırıdır.’’ diyor. İnsan var olduğu müddetçe keşfedilecek, üretecek yanının her daim olacağını düşünmekteyim. Bu sebeple roman anlatı türü olarak şekil değişikliğine de uğrasa yazılmaya devam edilecektir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup></sup><sup>[1]</sup></a> John Barth,Tükenmişlik Edebiyatı, NOTOS 55., sf. 113.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup></sup><sup>[2]</sup></a> Odatv, “Bu Düzende İnsan Kalmadığı İçin Roman Yazılmaz”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/">Romanın Sonu Mu Geldi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1423</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocukluğumun Komşulukları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Dec 2015 07:37:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevim Tatlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1419</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tanımaktır anlamanın ilk şartı. Sevmek, anlamaktan sonra gelir. Şimdi sizi çocukluğuma götüreceğim. Yolculuğa hazır mısınız? Bundan kırk yıl önce, çocukluğumun İsmet Paşa Caddesi ve komşumuz Fatma Teyze’nin hikayesi… Kimsesi yok, hayatta bir başına. Eşi Mehmet Amca’dan kalma iki odalı evinde belediyenin üç ayda bir verdiği yoksulluk maaşı ile geçiniyor. Elektriği ve suyu olmayan evinin oturma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/">Çocukluğumun Komşulukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tanımaktır anlamanın ilk şartı. Sevmek, anlamaktan sonra gelir. Şimdi sizi çocukluğuma götüreceğim. Yolculuğa hazır mısınız?</p>
<p>Bundan kırk yıl önce, çocukluğumun İsmet Paşa Caddesi ve komşumuz Fatma Teyze’nin hikayesi…</p>
<p>Kimsesi yok, hayatta bir başına. Eşi Mehmet Amca’dan kalma iki odalı evinde belediyenin üç ayda bir verdiği yoksulluk maaşı ile geçiniyor. Elektriği ve suyu olmayan evinin oturma odasında pirinç bir karyola, pencerenin önüne konmuş yer minderi, küçük odun sobası ve yanında mangalı duruyor. Kandil ışığında geçen uzun kış gecelerini, odun ateşinde pişen kahve eşliğinde yapılan sohbetleri, radyoda dinlediğimiz haberleri, o sıcacık komşulukları şimdilerde bulamamak ne acı.</p>
<p>Annem Fatma Teyze’nin yalnızlığını biraz olsun gidermek için, akşamları onu bize çağırıyor. Çayı sevdiğini biliyoruz ve çaydanlığı hemen ocağa koyuyoruz. İkram yapılırken yanında limon unutulmuyor tabii. Limonlu çay olmazsa olmazı…</p>
<p>O zamanlarda yaşlanmak varmış diyorum günümüzde büyüklere verilen değeri gördükçe. Çaylarımızı yudumlarken sözler dilinden dökülüyor Fatma Teyze’nin: “Bir gün dünyadan göçtüğümde beni unutmayın evlatlarım. Fatma Teyze’nin solan ömrünü, gün görmediğini ve bir masal olduğunu hatırlayın.”</p>
<p>Hatırladıklarım, eski bir zaman aynasından günümüze yansıyanlar. Şimdi Fatma Teyze’nin anısını ben aile içinde yaşatıyorum, çocuğuma anlatıyorum. Sen güzel bir masal olarak hala zihinlerimizdesin Fatma Teyze.</p>
<p><strong>Komşunun küçük kızı</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/">Çocukluğumun Komşulukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yüzüklerin Efendisi Ana Karakterleri ve Eserin Yazıldığı Dönemdeki Liderlerle Benzerlikleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yuzuklerin-efendisi-ana-karakterleri-ve-eserin-yazildigi-donemdeki-liderlerle-benzerlikleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yuzuklerin-efendisi-ana-karakterleri-ve-eserin-yazildigi-donemdeki-liderlerle-benzerlikleri/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Dec 2015 14:21:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ada Şeyma Karaman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[English literature]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Lord of the Rings]]></category>
		<category><![CDATA[Tolkien]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzüklerin Efendisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1415</guid>
				<description><![CDATA[<p>20. Yüzyıl&#8217;da İngiliz Edebiyatı&#8217;ndan doğarak Dünya Edebiyatı&#8217;nda çok büyük bir çalkantı yaratmış olan efsanevi seri Lord of the Rings&#8230; J.R.R. Tolkien&#8217;in geniş perspektifiyle ve okurunun hayal dünyasıyla iş birliği yaparak bizleri bambaşka evrene sürükleyen bir seridir. Bu başyapıtlar daha sonrasından okurundan uzanıp seyirciye aktarılmıştır. Kitabı okuyanlar bazı noksanlar konusunda şikayetçi olsa da film serisinin de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuzuklerin-efendisi-ana-karakterleri-ve-eserin-yazildigi-donemdeki-liderlerle-benzerlikleri/">Yüzüklerin Efendisi Ana Karakterleri ve Eserin Yazıldığı Dönemdeki Liderlerle Benzerlikleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>20. Yüzyıl&#8217;da İngiliz Edebiyatı&#8217;ndan doğarak Dünya Edebiyatı&#8217;nda çok büyük bir çalkantı yaratmış olan efsanevi seri Lord of the Rings&#8230; J.R.R. Tolkien&#8217;in geniş perspektifiyle ve okurunun hayal dünyasıyla iş birliği yaparak bizleri bambaşka evrene sürükleyen bir seridir. Bu başyapıtlar daha sonrasından okurundan uzanıp seyirciye aktarılmıştır. Kitabı okuyanlar bazı noksanlar konusunda şikayetçi olsa da film serisinin de Dünya Sineması&#8217;ndaki başarısı yadsınamaz.</p>
<p>Tolkien l. Dünya Savaşı&#8217;nda gazi olmuş bir askerdir ve Lord of the Rings serisini 2. Dünya Savaşı sırasında yazmıştır. Karanlık taraf ve Aydınlık Taraf olarak savaşı betimlemiştir. Kitaplardaki karakter analizine baktığımızda buradaki taraflar ve tarafların liderleri Dünya&#8217;da, o dönemdeki olayların Epik-Fantastik dille bir çeşit yansıması.</p>
<p>Kitabın en önemli, hatta tüm olay örgüsünün tetiğine basan antagonisti; Sauron&#8217;un karakter analizi üzerine şöyle bir bakalım. Sauron, tüm ırklara ihanet ederek Tek Yüzük&#8217;ü kendisine yaptırtmış Maia&#8217;dır. Hepsine hükmedecek tek yüzük.. Karanlık tarafın en güçlü hükümdarıdır. Orkların tüm dünyaya hükmetmesini ister, ırkını yüceltir. 2. Dünya Savaşı&#8217;na bakacak olursak bu arzulara sahip olan, bahsedilen karakteristikleri barındıran lider kimdi? Adolf Hitler..  Hitler o dönem, milletlere Polonya&#8217;ya saldırmayacağına dair söz vermiş fakat sözünde durmayarak Polonya&#8217;ya saldırarak diğer milletlere ihanet etmiştir. Alman ırkını yüceltmek ve Dünya&#8217;nın en üstün ırkı yapmaya, tüm Dünya&#8217;ya hükmetmeyi hedeflemiştir.</p>
<p>Ork kelimesi Anglo Sakson epiğinin ilk örneklerinden biri olan Beowulf&#8217;taki Orcneas kelimesinden türetilmiştir. Orcneas Beowulf&#8217;un kötü karakteri olan Grendel isimli yaratığı Kabil&#8217;in oğlu diye tanıtmak için kullanılan ve bu anlama gelen bir kelimedir. Yani özetle; Ork kelimesi, Kabil&#8217;in oğlu-soyu anlamına gelir. Adolf&#8217;a dönersek o da Kabil gibi öz kardeşini öldürmüştü. Benzetmesini yaptığımız Sauron da orkların hükümdarı olduğuna göre.. Tolkien son derece zekice işlemiş temasını!</p>
<p>Karanlık taraftan sonra Aydınlık tarafa bakacak olursak; Lady Galadriel, ışığın efendisi… Aydınlık tarafın koruyucu elflerinden sayılır, Ak Konsey&#8217;in liderlerindendir. Galadriel son derece maskulen özellikle taşıyan bir elftir. İngiltere&#8217;nin 19. Yüzyıldaki Kraliçe Victoria&#8217;sı gibi. İkisi de kraliyet ailesinden gelen ve eşlerini kaybetmiş hükümdarlardır. Victoria dönemindeki İngiltere, sömürgecilikte öyle yayılmıştır ki &#8220;Üzerinde Güneş Batmayan Ülke&#8221; ünvanını almıştır. Victoria en uzun süre tahtta hüküm sürmüş kraliçelerden biridir.  Güneş Batmayan ülke ve Işığı Efendisi, gayet başarıyla işlenmiş metaforik bir dille kendi ülkesini Aydınlık taraf olarak nitelendiren yazar Tolkien bizleri evreninde büyülemiştir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuzuklerin-efendisi-ana-karakterleri-ve-eserin-yazildigi-donemdeki-liderlerle-benzerlikleri/">Yüzüklerin Efendisi Ana Karakterleri ve Eserin Yazıldığı Dönemdeki Liderlerle Benzerlikleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yuzuklerin-efendisi-ana-karakterleri-ve-eserin-yazildigi-donemdeki-liderlerle-benzerlikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1415</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çiçek Çok Umut</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Dec 2015 15:46:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1382</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Hayal kırıklıklarım beynimin kıyısına vuruyor.” Bu sabah 5 dk daha uykusunu uzun tuttum, dışarı çıkma kararımı vermeden önce. Sonra kalktım yataktan. Dağınık bıraktığım yatağa baktım, aynı yataktı. Sonra aynı tuvalette boşalttım bağırsaklarımı, tuvaletten banyoya geçen adımlarım aynıydı ve aynada baktığım surat, o da aynıydı. Çok değil 26 yıldır hayata bakan bir çift gözün altında büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/">Bir Çiçek Çok Umut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Hayal kırıklıklarım beynimin kıyısına vuruyor.”</strong><br />
Bu sabah 5 dk daha uykusunu uzun tuttum, dışarı çıkma kararımı vermeden önce. Sonra kalktım yataktan. Dağınık bıraktığım yatağa baktım, aynı yataktı. Sonra aynı tuvalette boşalttım bağırsaklarımı, tuvaletten banyoya geçen adımlarım aynıydı ve aynada baktığım surat, o da aynıydı.</p>
<p>Çok değil 26 yıldır hayata bakan bir çift gözün altında büyük ve kemerli bir burun, üst dudağı kapatan geçmişin tek hatırası kalın bir bıyık ve resmin tamamında yuvarlak bir surat&#8230; 26 yılın sonunda ortaya çıkan sonuç bu kadar değil elbet. Ağızdan çıkan her sözcüğün altında yatan yalanı yakalama çabası, güvenin yalnızca Vedat Türkali kitaplarında bir temadan ibaret olduğu inancı ve geçmişe duyulan anlamsız özlemlerle attım kendimi sokağa. Üzerimdeki parkanın ve ayağımda ki postalların her han bir polis kontrolüne yakalanmam için yeterli bir sebep olabileceğini umursamayalı uzun zaman oldu.</p>
<p>Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası ve malum Ankara&#8217;nın Aralık soğukları&#8230; Uzun süre yürüdüm hiç bir şey düşünmemeye çalışarak. Yüzüme vuran aralık rüzgarı o kadar soğuktu ki, dışarı üflediğim kaçak sigaranın dumanı üşüyordu. Üzerindeki yapraklardan soyunmuş çıplak ağaçlar gibi hissettim kendimi.</p>
<p>Evlerin pencerelerine baktım yürürken. Ne kadar çok hayat var birbirinden başka ve habersiz. Anason kokan sofralardaki kadehler bile yalancı birbirlerine.</p>
<p>Ben kafamı kaldırmış en üst kattaki hayallerin pencerelerine bakarken bir anda küçük bir kız çocuğu elinde bir mendille önüme atladı. Azıcık boyu ve mecburiyetine küfreden Türkçesiyle “mendil alır mısın abi” dedi soğuktan pembeleşmiş yanakları titreyerek. Cebimdeki son parayı da ona verdim. Çiçeği uzattı. Çiçeği aldım ve “benden sana küçük bir hediye” diyerek tekrar ona uzattım. Sımsıcak gülerek aldı çiçeği. O gülünce, daha önce hiç çiçek almamış bir çiçek satıcısının heyecanı sardı içimi. “Keşke” dedim adımlarım döverken kaldırım taşlarını, “keşke bir çiçek yetebilseydi küçük esmer bir kızın bakışlarındaki korkuyu ve umutsuzluğu bir an olsun değiştirmeye.” Ardımda küçük bir çiçek satıcısı bırakarak yürümeye devam ettim.</p>
<p>Yolda yürürken hiç bir şey düşünmedim. Evlerin pencerelerine baktım. Kırmızı ışıkta beklerken de hiçbir şey düşünmedim. Okula gidemediği halde “okul harçlığım için abi” diyerek çiçek satmaya çalışan, küçük esmer bir kıza çiçek verirken de öyle yaptım.</p>
<p>Bir süre öylece dolaştım caddede. Yalan!  Hiç bir şey düşünmeden yürüyemiyor insan. O iş öyle olmuyor işte. Düşünmek istemediğin ne varsa bir anda giriveriyor insanın içine. Böyle olur olmaz her şey aynı anda her taraftan…</p>
<p>Beynimin içi iki ülke arasına gerilmiş dikenli bir tel gibi.  Hani böyle Orta Doğu&#8217;dan kaçmış binlerce mülteci beynime girmiş gibi. Hayal kırıklıklarım beynimin kıyısına vuruyor, nasıl olduğunu anlatmaya sözcükler cesaret edemiyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/">Bir Çiçek Çok Umut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1382</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üç Tutku: Kitap, Kahve ve Çikolata Festivali</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uc-tutku-kitap-kahve-ve-cikolata-festivali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uc-tutku-kitap-kahve-ve-cikolata-festivali/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Dec 2015 19:58:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Coffee Festival]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[Harbiye Askeri Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Kahve ve Çikolata Festivali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1377</guid>
				<description><![CDATA[<p>Harbiye Askeri Müzesi yepyeni bir etkinliğe imza attı. Kitabın, kahvenin ve çikolatanın bir arada olduğu bir festival gerçekleştiriliyor bugünlerde. Çoklu giriş ve tek giriş seçenekleri ile de bilet alma şansınız var. Festival güzel adı ve uygun bilet fiyatları ile ilgi çekiyor lakin gidecek olanlara naçizane tavsiyem beklentinizi üst düzeyde tutmamanız yönünde. Organizasyonun çok profesyonel olduğunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uc-tutku-kitap-kahve-ve-cikolata-festivali/">Üç Tutku: Kitap, Kahve ve Çikolata Festivali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Harbiye Askeri Müzesi yepyeni bir etkinliğe imza attı. Kitabın, kahvenin ve çikolatanın bir arada olduğu bir festival gerçekleştiriliyor bugünlerde. Çoklu giriş ve tek giriş seçenekleri ile de bilet alma şansınız var.</p>
<p>Festival güzel adı ve uygun bilet fiyatları ile ilgi çekiyor lakin gidecek olanlara naçizane tavsiyem beklentinizi üst düzeyde tutmamanız yönünde. Organizasyonun çok profesyonel olduğunu söyleyemeyeceğim. Yayınevi, kahve ve çikolata markalarının çeşitliliği konusunda sıkıntılar vardı. Coffee Festival ile karşılaştırma yaptığımda ne yazık ki yetersiz bir festival olduğunu söylemek durumundayım. Pek çok okulun gezi amaçlı öğrencilerini getirmiş olduğunu gözlemledim. Bu da ortamı ister istemez daha karmaşık hale getiriyor.</p>
<p>Lakin yine de çeşitli yayınevlerinin indirimli kitaplarını ve setlerini bulabileceğiniz, bir yudum kahve içip dostlarınızla güzel vakit geçirebileceğiniz bir organizasyondu. İlk kez gerçekleştirildiği için beklentileri tam olarak karşılayamamış olması muhtemel. İlerleyen senelerde festivalin çok daha iyi olacağını düşünüyorum.</p>
<p>18 Aralık’ta başlayan festivalin son ziyaret tarihi ise 27 Aralık. Gidecek olanlar için keyifli zamanlar dilerim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uc-tutku-kitap-kahve-ve-cikolata-festivali/">Üç Tutku: Kitap, Kahve ve Çikolata Festivali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uc-tutku-kitap-kahve-ve-cikolata-festivali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1377</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karmaşa</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karmasa/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karmasa/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Dec 2015 16:14:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuğba Duygu Çavuş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1374</guid>
				<description><![CDATA[<p>gece doğurur karanlığı toprak saklar sırları aldanma güneş bir yalancı gözler  kapatır  gerçekleri doğdum sanırsın yanılırsın işittim sanırsın duymazsın görüyorum sanarak aldanırsın görmüyorsun gördüklerin yalancı cennet duymuyorsun duydukların sahte bir emanet gece doğurur karanlığı toprak saklar sırları yaşadığını anımsarsın dünyana bağışlayıp doğanlar birer ceset farkında mısın su bile inkarcı babil&#8217;e hizmetkarsın romanın planında bir piyon [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karmasa/">Karmaşa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>gece doğurur karanlığı<br />
toprak saklar sırları<br />
aldanma güneş bir yalancı<br />
gözler  kapatır  gerçekleri<br />
doğdum sanırsın yanılırsın<br />
işittim sanırsın duymazsın<br />
görüyorum sanarak aldanırsın<br />
görmüyorsun gördüklerin yalancı cennet<br />
duymuyorsun duydukların sahte bir emanet<br />
gece doğurur karanlığı<br />
toprak saklar sırları<br />
yaşadığını anımsarsın<br />
dünyana bağışlayıp doğanlar<br />
birer ceset farkında mısın<br />
su bile inkarcı<br />
babil&#8217;e hizmetkarsın<br />
romanın planında bir piyon<br />
kimlerin maşası olduğunu<br />
otur da bir düşün<br />
başkalarının gerçekliğiyle değil<br />
kendi gerçeklerine aldanarak<br />
tatmin olma zamanı değil mi bu gün<br />
gece doğurur karanlığı<br />
güneş bir yalancı<br />
terslenme perslere<br />
babil&#8217;in krallığında<br />
ateşten mermer göbeğe<br />
yaslama kendini boşa</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karmasa/">Karmaşa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karmasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1374</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kirli Çamaşırlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 Dec 2015 14:05:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1285</guid>
				<description><![CDATA[<p>O gün Hamit arkadaşıyla birlikte yeni geldiği kasabada bir çamaşırcı bulmak için öğle üzeri evden çıktı. Arkadaşından uzun boylu, biraz sağa doğru eğik ince dudakları ve sakin ifadesiyle yakışıklı olmasa da görünümü, karşısındaki kişiye güven duygusu veriyordu. Öğlen var gücüyle saldıran güneşin altında geniş adımlarla yürüdüler. Bu yanan gök kubbenin altında ter içinde ilerlerken onlardan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/">Kirli Çamaşırlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>O gün Hamit arkadaşıyla birlikte yeni geldiği kasabada bir çamaşırcı bulmak için öğle üzeri evden çıktı. Arkadaşından uzun boylu, biraz sağa doğru eğik ince dudakları ve sakin ifadesiyle yakışıklı olmasa da görünümü, karşısındaki kişiye güven duygusu veriyordu.</p>
<p>Öğlen var gücüyle saldıran güneşin altında geniş adımlarla yürüdüler. Bu yanan gök kubbenin altında ter içinde ilerlerken onlardan ürken 3-5 kaz çirkef çirkef bağrışarak kaçışmışlardı. Boyunlarını ileri doğru uzatmış, kanatlarını açmışlar, uçmak istiyor da sanki birileri onları tuttuğu için uçamıyor ve işte bu yüzden de koşarak kaçıyorlar gibiydiler. Birkaç tombul tavuk da sıcak nedir bilmeyen haylaz çocukların önünde şikayet edercesine çığlıklarla hoplaya zıplaya koşturuyorlardı.</p>
<p>Tozlu geniş köy meydanına geldiklerinde ellerindeki kirli bohçasını gören 9-10 yaşlarındaki kafası tıraşlı bir oğlan çocuğu koşarak yanlarına geldi. Pazarlık sonucu çocuk çamaşırları kapıp gerisin geriye koşarak uzaklaştı. Akşam üzeri gene bu meydandan çamaşırlarını çocuktan alacaklardı. İkisi de bu işten kurtulmanın verdiği rahatlamayla zaman geçirmek için meydanın karşısındaki kahveye yöneldiler.</p>
<p>Kahve, köy meydanında ulu bir meşe ağacının altındaydı. Hemen önündeki küçük alana sadece dört masa koyabilmişlerdi. Meşe ağacı bu dört masayı güneşten korumak istercesine dallarını üzerlerine eğerek oradaki 5-6 adamı nerdeyse gizlemişti. Kendilerine çay ısmarlamak için içeriye girdiler. Tam ortada büyücek bir soba duruyordu. Temizlenmiş, kışın yakılmak üzere duran bu soba, kamyon tekerleklerinin jantlarının üst üste konulup lehimletilerek yapılmıştı. Çayları söyleyip dışarıda oturmak üzere çıktılar. Uzun sürmeden, çaylarını getiren esmer, tıknaz, avurtları çökmüş kahveciye para vermek üzere doğruldular. Ama adam, meşe ağacının gövdesinin yanına dayalı masada oturmuş adamı başıyla belli belirsiz işaret ederek, “Parayı alamam, O ısmarladı”, dedi. Her anındaki sandalyeye de merakla çayı ısmarlayan adamı görmek için yana eğildiler. Adam 55-60 yaşlarında, dik saçlı, esmer biriydi. Bir ayağını yanındaki sandalyeye dayamış, elinde tespih, derin uçurumların karanlığını andıran gözlerini dikmiş dosdoğru onlara bakıyordu. Üç beş adım ötede 1.80’den uzun, geniş alınlı, çekik gece gözlü bir yardımcısı bekliyor, gözünü adamdan ayırmıyordu. Ağa başıyla ‘gel’ işareti yaptı. Yardımcısı adeta yanına uçtu, ağaya doğru eğildi. Ağa dudaklarını kımıldattı bir şeyler söyledi. Adam kafasını sallayarak onlara doğru geldi ve ağanın onları masasına davet ettiğini söyledi. İkisi de “O kim?” diye sordular.</p>
<ul>
<li>O bu bölgenin sahibidir, gelseniz iyi olur, dedi.</li>
</ul>
<p>Sesindeki emredici hava ikisinin de ağanın davetini çevirmemeleri gerektiği duygusunu verdi. Onların geldiğini gören ağanın çatık kaşları yayıldı ve “Hoş geldiniz” dedi. Oturdular. Bir müddet anlamsız ordan buradan sohbet ederken çamaşırcı çocuğun ıslak ama katlanmış çamaşırlarını getirdiğini gördüler. Rahat nefes aldılar. Gideceklerdi. Gelen çocuğa tam para vereceklerken çocuğun uzanmış eli çekiliverdi geriye. Ağa “Anana git, söyle ona bundan sonra her hafta bunları çamaşırları alıp yıkayacaksınız ve para almayacaksınız”, dedi. İkisi de tam itiraz edecekken çocuk kuş olup uçmuştu bile.</p>
<p>Bu sırada ağa ayağa kalktı, diklendi, göğsünü ileriye attı ve hafif aksayarak içeriye gitti. Onun kısa boyu, aksayan ayağı sert görünümünü bozuyordu. Ancak gene de onları ağanın otoritesi tedirgin etmişti.</p>
<p>Ağa döndükten biraz sonra masaya yiyecekler gelmeye başlandı; çiğ köfteler, dönerler, şiş kebaplar… Ve rakı.</p>
<ul>
<li>Biz rakı içmeyelim.</li>
<li>Olmaz içeceksiniz.</li>
</ul>
<p>Emredici ton onları böylece yemeğe başlattı ve ağanın her 15 dakikada bir içeriye girişinde rakı, meşe ağacının köklerini serinletti. Biraz sonra ağa yine içeriye girdiğinde, isminin Abidin olduğunu duydukları yardımcısı gelerek;</p>
<ul>
<li>Eğer rakıyı döktüğünüzü Ökkeş ağam görürse kendisine saygısızlık yapıldığını düşünür, çok kötü olur. Siz bu adamı tanımıyorsunuz. Bu adam bir bağırsa 300 tane silahlı adamı hemen yanında biter.</li>
</ul>
<p>İkisi de içeri giren ağaya bir kez daha baktılar ve “Anladık” dediler. İyice tedirgin olmuşlardı. Kalpleri çarpıyordu. Tek hissettikleri tuzağa düşmüş duygusuydu; Akıllarından bin bir soru geçiyordu; Ağa silah isteyecekti. Yok, ağa silah istemeyecekti, kaçakçılığı için ortam isteyecekti. Hayııırrr&#8230; Araç isteyecekti… İkisinin de aklından hızlı hızlı düşünceler akıyordu. Ağanın adamlarını süzüyorlardı. İkisinin de göz bebekleri hızla hareket ediyordu. Kısa boylu arkadaşı olan Semih, panik noktasına gelmişti. Sıkıntı ve tedirginlikle ikide bir sandalyesine yerleşme hareketleri yapıyordu. Ağa neden ikisini tutuyordu ve kendilerinden ne istiyordu? Ağa ise onlara ciddi gözlerle bakıyor sanki biraz da gülümsüyor gibiydi.</p>
<p>Tüm bu şüpheler akıp giderken yemek yeniyor ve ordan buradan ipe sapa gelmez, önemsiz konularda konuşulmaya devam ediliyordu.</p>
<p>Bu sırada yemek faslı bitmeye yakın yanlarına 60 yaşlarında, üstü başı yırtık pırtık, karnı ağrıyormuş gibi hafif öne eğilmiş bir dilenci yaklaşarak kendini acındırıp, türlü dualar ederek para istemeye yeltendi. Ellerini Ökkeş Ağa’ya doğru uzattı. Ağa dilenciyi görünce hiddetle:</p>
<ul>
<li>Yine mi sen? Geçen sefer bana geldin, ben sana para verdim, karnını doyurdum, seni arabaya bindirip garaja yolladım. Biletini aldım. Arabaya bindirip memleketine yollamadım mı? Ama sen arabadan indin, verdiğim parayı yedin, yine dilenmeye başladın haa? Seni sahtekar yaşlı domuuzzzz… Abidin alın bu adamı bir güzel dövün de aklı başına gelsin.</li>
</ul>
<p>Hamitle arkadaşı korkudan, şaşkınlıktan donakalmışlardı. Bir ağaya, bir de Abidin’in kolları arasında korkudan titreyen, nafile kurtulmak için çırpınarak sürüklenen dilenciye bakıyorlardı. Birden Hamit kendine geldi ve “Aman ağam, adamı bize bağışla bu seferlik. Bırak gitsin zavallı.”, dedi.</p>
<p>Neyse ki ağa hatırlarını kırmadı ve adamı ite kaka, tehditler savurarak defettirdi. Zoraki sohbet devam ederken Ağa ara sıra kalkıp, ağır aksak içeriye gidiyor, 10-15 dakika içeride kalıyordu. Sonra yine gelip sohbete devam ediyordu.</p>
<p>Güneş, yanakları al al olmuş genç kız saflığıyla kızarmış, usul usul süzülerek gidiyordu. Köylülerin tarlada işleri bitmişti. Meydandan tek tük insanlar geçmeye başlamıştı. Yemek faslı bitmiş bol köpüklü kahvelerini yudumluyorlardı. Meydandan geçen  esnaf  bir adam, “Ooooo… Ağam, hoş geldin. Nerelerdesin? Yüzünü gören cennetlik”, diye dalkavukluk etmeğe çalıştı.</p>
<p>Ağa, “Sen kimsin ki yüzümü görünce cennete gidesin?!! Bana niye dalkavukluk ediyorsun hayvan herif!!! Defol, canımı sıkma!!!”, diye adamı azarladı.</p>
<p>Adam, “Affedersin Ağam, kusura bakma!!!”, diyerek adımlarını hızlandırıp uçarcasına uzaklaştı.</p>
<p>İki genç de huzursuzca, tedirginlikleri iyice artarak, sandalyelerinde kıpırdandılar. İkisi de fırlayıp koşa koşa ordan uzaklaşmak istiyorlardı. Ağa, “Akşama bırakmam sizi, beraber olalım.”, diyerek tekrar kalktı, her seferinde olduğu gibi yine ağır aksak topallayarak içeriye gitti. İki gençten kısa boylu olan Semih yersiz, zamansız, “Valla silahım dolu, bir şey olursa mermileri boşaltır beynini kevgire çeviririm gebertirim, hiç dinlemem abi!”, dedi.</p>
<ul>
<li>Saçmalama oğlum, savaşa mı geldik!</li>
</ul>
<p>Ahmet bunu söylerken arkadaşına karşı her ne kadar soğukkanlı ve cesur görünse de aslında onun da endişeden kalbi hızla çarpıyordu. Ağanın içeride olmasını fırsat bilerek ağasından gözünü ayırmayan yardımcısı Abidin’e, “N’olur söyle ağana bizi bıraksın. Bizi ararlar, geç kalmayalım.”, dedi.</p>
<p>On dakika sonra ağa yanlarına geldi.  Abidin:</p>
<ul>
<li>Ağam izin verirseniz bunlar gitsinler, onları bekleyenler vardır.</li>
</ul>
<p>Ağa bunun üzerine, “Öyle mi, tamam. Yarın cumartesi sizi 10’da kahvaltıya bekliyorum. Eğer geleceğinize söz verirseniz sizi bırakırım.”, dedi.</p>
<p>Tabii her ikisi de hemen söz verdiler. Tek amaçları başları belaya girmeden oradan bir an evvel uzaklaşmaktı. Tekin olmayan bu ortamı hemen terk etmek istiyorlardı.</p>
<p>Bu sırada kahvenin pala bıyıklı, hafif aksayan, göbekli sahibine dönerek, “Bunlar her hafta gelecek ve senden harçlıklarını alacaklar.”, dedi. Kahveci kapkara bakışlarını yere indirerek, “Emrin olur ağam.”, dedi.</p>
<p>Böylece ikisi de derin bir nefes alarak oradan ayrılabildiler.</p>
<p>Kısa boylu, sarışın olan Semih, terli yüzünü sıkıntıyla silerek “Ne yapacağız şimdi? Bu adamdan nasıl kurtulacağız? Bizden ne istiyor? Ben yarın gitmem ona göre.”, dedi. Uzun boylu olanı düşünceli düşünceli “Tabii ki gitmeyeceğiz ve bundan kimseye bahsetmeyeceğiz.”, dedi. Gerçekten de geriye döndüklerinde bundan kimseye bahsetmediler.</p>
<p>Ertesi gün, tüm tazeliği ve ışıltısıyla doğan güneş, bir genç kız gibi zarifçe gökyüzüne doğru usulca süzülüp horozların çağrıları eşliğinde dağların arkasından ovaları okşayarak gelmekteydi. Herkes uyanmış, ortalık yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Bu sırada köye doğru tozu dumana katarak gelen siyah bir şavrole göründü. Otomobili ilk Ahmet görmüştü. Gelenin kim olduğunu tahmin etmesi hiç de zor olmadı. İçi ‘cızz’ etti, kalbi çarparak koştu arkadaşına, ağanın geldiğini söyledi. Arkadaşının şaşkınlıktan gözleri kocaman oldu. Panikle, kendisini görmediği, bulamadığı falan yalanını uydurmasını istedi. Ne yapacağını şaşırmış bir halde kıvranıyor ve “Lanet olsun, ne istiyor bizden?”, diye söyleniyordu.</p>
<p>Biraz sonra bir ulak yanlarına koşarak geldi ve amirlerinin ikisini de çağırdıklarını söyledi. İkisinin de yüzü asılmıştı. Üstlerine çeki düzen verip ne düşüneceklerini ve ne ile karşılaşacaklarını bilemeden şaşkın bir halde amirlerinin yanına gittiler ve fiyakalı bir selam verdiler. Amirlerinin karşısına ciddi görünümlü, iyi giyimli tanımadıkları bir adam vardı:</p>
<ul>
<li>Evladım, neden davetli olduğunuzu söylemediniz? Size izin verirdim. Bakın sizi almaya gelmişler.</li>
</ul>
<p>Yarım saat sonra çaresiz otomobile bindiklerinde artık kendilerini iyice kapana kıstırılmış gibi hissediyorlardı. Sarı sıcak bu havada yol bitmek bilmiyordu. Bu ovalık yerde upuzun yolda sadece kendileri vardı. Bir müddet sonra ana yoldan çıkıp dar bir tali yola girdiler. Bu daracık yolun kenarlarında ulu ağaçlar yolun dışarıdan görünmesini engelliyordu. İkisi de arkada oturduğu koltuklardan birbirlerine  ‘nereye gidiyoruz’ dercesine merakla, sessizce baktılar. Sağa sola hızla saparak gittikten sonra birden bire durdular. Şoför, “İnin!”, dedi. İndiler. Otomobilin yanında yan yana durdular. Şoför bu dar yolun karşısındaki üzüm bağını göstererek “Burası benim, yiyin.” dedi. “Haaa” deyip, derin bir soluk alarak yörenin kocaman kapkara üzümlerinden yediler. Sonra şoför “Gidiyoruz.”, dedi. Emir belliydi, bindiler. Yola koyuldular. Kimse konuşmuyordu. Biraz sonra hızla sola saptılar yeni başka bir üzüm bağında durdular.</p>
<p>Gösterişli bir bağ evinin önünde Ağa adamlarıyla onları bekliyordu. Bembeyaz bir gömlek giymiş yakasını açmıştı. Uzun adamlarının yanında oldukça kısa görünüyordu. Ağa “Hoşgeldiniz.” dedikten sonra, bir işi olduğunu yarım saat sonra döneceğini söyleyerek oradan ayrıldı. Ağaçların altında gölgedeki masaya geçtiler. Yanlarından bir dere mırıldanarak akıp gidiyordu. Hakikaten yarım saat sonra Ağa birkaç adamıyla birlikte döndü. Yanlarına geldi, her zaman oturduğu köşesine yerleşti. Hafifçe gülümsedi ve:</p>
<ul>
<li>Siz şimdi merak ediyorsunuzdur. Sizden bir şeyler isteyeceğimi düşünüyorsunuzdur. Hayır, sizden ne mermi, ne silah ne de başka bir şey isteyeceğim. Sizlere ilgi göstermemin, çağırmamın nedeni sadece askerleri sevmemdendir. Başka hiçbir niyetim yok. Endişelenmeyin.</li>
</ul>
<p>Akşam geriye döndüklerinde tüm yaşanılanları, endişelerini anlattıklarında Ağa’nın sırf bu sevgisi yüzünden daha önce de askerler yesin diye bir kamyon bedava portakal ve üzüm gönderdiğini öğrendiler.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/">Kirli Çamaşırlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1285</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gün Batımı Yapraklar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gun-batimi-yapraklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gun-batimi-yapraklar/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Dec 2015 19:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ada Şeyma Karaman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1279</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kürenin de yarısı denize batırılmış Lalettayin çehrende uçuşan kar taneleri Saçlarıma konmaya geç kaldılar; hayata gelişlerinde oldukça kelebek Caddelerde dolanan gri lodosa sümbül,bu manzaranın üzerine dikilen tütsülerden, Göğsümdeki süt gibi taze gözbebeklerin, kafesimdeki soluğu karartmıyor &#160; Nikotin arayışıma nitekim sebep oldun Bir bahçe yığını çemene bular mıydı hiç Ufak bir tine ağır gelse de filtreleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-batimi-yapraklar/">Gün Batımı Yapraklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kürenin de yarısı denize batırılmış</p>
<p>Lalettayin çehrende uçuşan kar taneleri</p>
<p>Saçlarıma konmaya geç kaldılar; hayata gelişlerinde oldukça kelebek</p>
<p>Caddelerde dolanan gri lodosa sümbül,bu manzaranın üzerine dikilen tütsülerden,</p>
<p>Göğsümdeki süt gibi taze gözbebeklerin, kafesimdeki soluğu karartmıyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nikotin arayışıma nitekim sebep oldun</p>
<p>Bir bahçe yığını çemene bular mıydı hiç</p>
<p>Ufak bir tine ağır gelse de filtreleri şehre burkmama sebep oldun</p>
<p>Kollarını uzatma, kadehime müsaade et</p>
<p>Kirpik ucundan acı bir felek içeyim</p>
<p>Ne yaptı yeraltı sana, bakışların çekinik</p>
<p>İs yayıyor nazar ettiğin her damlaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nefes borum neyin olsun, göğsümde bir koro doğurdun çoktan</p>
<p>Parmak ucunla rastgeldiğim an dahil o koro ki sunar serenadlarını</p>
<p>Başını yakın tut ki kaçırma senfoniyi</p>
<p>Duygulara aç bir Paris kaldırım melodisi</p>
<p>Çok geç oldu vakit, gidelim buradan gün batımına</p>
<p>Yapraklar ağaçlardan yol aldı çoktan gün batımına</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Doğuşa erişmek böyle midir Acemi bir kahve tonuyum</p>
<p>Tırnaklarımın diplerinden yeşil çıkartma gayem var</p>
<p>Biz hep ağladık bir fidanı yeşertmek için</p>
<p>Ağaç olmaya gözyaşı gerek kan damlaları değil der tohumlar</p>
<p>Yıldızlar meridyenlerden yolculuğa geçti çoktan</p>
<p>Dalların her kıvrımı soyundurulmuş, sonbaharın şehvetinden</p>
<p>Bazen sarı bazen kahve yahut gözkapakların yeşermiş</p>
<p>Huzura senkronize; serimdeki tellerimden bağlığım düşlerine</p>
<p>Köprüler yağmalanırken biz İskandinav edasıyla savunuyorum bedenini</p>
<p>Mahın kahkahasına karşı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Senden öte girdiğim uçurumda kokun sarkmış</p>
<p>Kız çocuğunun minik çene ucunu iki parmak arama almış</p>
<p>Arınıyorum ellerimden, ilaha kadar yolum var</p>
<p>Bir düşünürün ayasını tuzlu zihninden çıkardığı an</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-batimi-yapraklar/">Gün Batımı Yapraklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gun-batimi-yapraklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1279</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sabahattin Ali’nin Öyküsü “Hânende Melek” Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Dec 2015 20:40:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hilâl Şıvgın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Avni]]></category>
		<category><![CDATA[masumiyet]]></category>
		<category><![CDATA[melek]]></category>
		<category><![CDATA[Türk öyküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1263</guid>
				<description><![CDATA[<p>Cehennemde Bir Melek Kasabanın kahvesinde bir saz heyetiyle beraber hayatını sürdürmeye çalışan, genç fakat ruhu yaşlanmış bir kadının öyküsünü kaleme almıştır Sabahattin Ali. Melek sesiyle sürdürdüğü geçimini mecbur kaldığında bedeniyle desteklemek zorunda olan bir kadındı. Onun bu zor hayatı, etrafında aç kurt misali bekleyen kalabalıkla daha da zorlaşıyordu. Narin bedeni gibi ince olan sesi de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/">Sabahattin Ali’nin Öyküsü “Hânende Melek” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cehennemde Bir Melek </strong></p>
<p>Kasabanın kahvesinde bir saz heyetiyle beraber hayatını sürdürmeye çalışan, genç fakat ruhu yaşlanmış bir kadının öyküsünü kaleme almıştır Sabahattin Ali. Melek sesiyle sürdürdüğü geçimini mecbur kaldığında bedeniyle desteklemek zorunda olan bir kadındı. Onun bu zor hayatı, etrafında aç kurt misali bekleyen kalabalıkla daha da zorlaşıyordu. Narin bedeni gibi ince olan sesi de bu kargaşada adeta hayatta kalmaya çalışan bir av gibi mücadele ediyor; bazen galip geliyor bazen ise fısıltıya dönüşüp kayboluyordu.</p>
<p><figure id="attachment_1266" aria-describedby="caption-attachment-1266" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali.jpg" rel="attachment wp-att-1266"><img class=" td-modal-image wp-image-1266 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali-300x191.jpg?resize=300%2C191" alt="Türk edebiyatının büyük ustası Sabahattin Ali" width="300" height="191" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali.jpg?resize=300%2C191&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali.jpg?w=470&amp;ssl=1 470w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1266" class="wp-caption-text">Türk edebiyatının büyük ustası Sabahattin Ali</figcaption></figure></p>
<p>Zebânilerle dolu bu cehennemde kanatları kırılmış meleğin asıl kâbusu ise Hüseyin Avni’ydi. Evet, kâbus, hem de nasıl bir kâbus? Siyahlara simsiyahlara bürülü, kirli paçavralar gibi saçılan o bakışlardan Melek, hiçbir şeyden iğrenmediği kadar iğreniyor; kaçmak, kurtulmak istiyordu. Ne var ki bu adam Melek’i kasabaya geldiği günden beri rahat bırakmamış adeta üzerine kara bulut gibi çökmüştü. Melek ondan neden bu kadar iğreniyordu peki? Onu diğerlerinden farklı kılan şey neydi diye düşünürken kahve kapısı aralanıp içeri giren sekiz on yaşlarındaki kız çocuğunun, bu küçük masumiyetin Hüseyin Avni’nin kızı olması yürek burkmaya başlıyordu. Küçük kız babasını çağırıyor, eve dönmesi için ona yalvarıyor lakin karşılığında aldığı azar işitmekten öteye geçmiyordu. Hüseyin Avni ailesinden kurtulmak istiyor ve şiddetle Melek’i arzuluyordu. En sonunda dayanamayıp zorbalıkla onu elde etmek isteyince de, tekmeler ve yumruklarla kapının önüne çuval gibi atılıveriyordu. O küçük masumiyet, babasının başında ağlıyor, ayağa kalkması için yalvarıyordu. Yağmurun soğuttuğu yüzünde süzülen sıcak damlalar Melek’in içini yakıyordu. Tüm benliğiyle iğrendiği adamın bir koluna sırf sıcak damlalar daha fazla akmasın diye girmişti. Garson ve Melek, küçük kızı takip ediyor, çamura bata çıka tıpkı Hüseyin Avni’yi anımsatan o yolda zar zor ilerliyorlardı. O yolda Melek’in aklından kim bilir neler geçiyordu? Kim bilir hangi duygularla yardım ediyordu? Bunu cevabını ararken, onlar Hüseyin Avni’nin evine varmışlardı. Kapıyı açan da karısıydı. Suçlayan gözlerle Melek’e bakıyor, ona “ demek şimdiki de sensin ha” diyerek olanların tüm suçlusuymuş gibi davranıyordu. Gerçekten olanların suçlusu Melek miydi? Kim cehennemde yaşamak isterdi ki? Melek belki de böyle bir hayattan gelmişti. Babası da Hüseyin Avni gibi birisiydi belki. Ondan bu kadar iğrenmesinin, adamın koluna girip eve kadar getirmesinin nedeni bu olamaz mı yani? Onu içinde bulunduğu hayata sürükleyen böyle adamlar olmasa, Melek yaşanan olaydan bu kadar etkilenmeyebilirdi. Hüseyin Avni’nin ona verdiği altın ve takılarla elindeki son birkaç kuruşu da onun karısına ve kızına vermesi adeta bu hayata mecbur bırakılan kendisi gibi küçük kızın da mecbur kalmasını istememesinden kaynaklanmıyorsa ya neyden kaynaklanıyordu?</p>
<p><figure id="attachment_1264" aria-describedby="caption-attachment-1264" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hanendemelek.jpg" rel="attachment wp-att-1264"><img class=" td-modal-image wp-image-1264 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hanendemelek-300x160.jpg?resize=300%2C160" alt="Hanende Melek" width="300" height="160" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hanendemelek.jpg?resize=300%2C160&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hanendemelek.jpg?w=525&amp;ssl=1 525w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1264" class="wp-caption-text">Hanende Melek</figcaption></figure></p>
<p>Kendi içinde savaş veriyordu Melek. Hem suçluluk hissediyordu hem de öfke. Her ne kadar böyle bir yaşamı kendisi seçmemiş olsa da suçlu hissediyordu işte. Belki de içinde bulunduğu hayat peşinde başka hayatları da sürüklediğinden ve sürükleyeceğinden. Mecbur kalmış olması veya olmaması bunu değiştirmediği için ruhu acı çekiyor da olabilir. Melek içinde kopan bu fırtınayla beraber, gitmeden önce sırılsıklam olmuş bu çocuğa sımsıkı sarılıyor, bağrına basıyor, onun sıcaklığını yüreğinde hissediyordu. Kim bilir belki de onda kendini görüyor ve kaybettiği çocukluğuna sarılıp, onun masumiyetine sığınıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/">Sabahattin Ali’nin Öyküsü “Hânende Melek” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1263</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki &#8220;Jonathan&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Dec 2015 15:36:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Handan Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[bestseller]]></category>
		<category><![CDATA[Epsilon]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Livingston]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Martı Jonathan Livingston]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[Püritan]]></category>
		<category><![CDATA[Quaker]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Bach]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1258</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Kış gelmek üzere. Balıkçı tekneleri giderek azalacak, balıklar da artık suyun üzerinde değil, derinlerde yüzecek. Eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, nasıl yiyecek bulacağını öğren. Bu uçma çaban gerçekten çok hoş ama uçmanın karın doyurmadığını sen de biliyorsun. Şunu hiç aklından çıkarma: senin uçma nedenin yiyecek bulabilmek.&#8221; Hayalleri, mahalle baskısını aşamayan Jonathanlar yok muydu içimizde? Tıpkı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/">İçimizdeki &#8220;Jonathan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kış gelmek üzere. Balıkçı tekneleri giderek azalacak, balıklar da artık suyun üzerinde değil, derinlerde yüzecek. Eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, nasıl yiyecek bulacağını öğren. Bu uçma çaban gerçekten çok hoş ama uçmanın karın doyurmadığını sen de biliyorsun. Şunu hiç aklından çıkarma: senin uçma nedenin yiyecek bulabilmek.&#8221;</p>
<p>Hayalleri, mahalle baskısını aşamayan Jonathanlar yok muydu içimizde? Tıpkı onun aldığı tokat gibi cevapları ailelerimizi bizlere de vermedi mi? Yeteneklerimiz de, hayallerimiz de, potansiyelimiz de bu yanıtların arkasından bakakaldı. Fakat Martı Jonathan Livingston&#8217;ın bize öğretecekleri vardı. Sadece karın doyurmak için martıların kanatlara sahip olmadığı konusunda ısrarcı olması, onu farklı diyarlara kadar sürüklemiş ve kendilerinde kusursuzluğu buldukları &#8220;cennet&#8221;lerinde öğrenmeye açık, sınır tanımayan martılarla karşılaşmıştır. Özgür bireyler olabilecekleri konusunda ikna çabaları sonucu kendi sürüsü tarafından dışlanmışlık ile kendilerini kardeşleri ilan edip, &#8220;Seni daha yükseklere, evine götürmeye geldik.&#8221; diyen martılar arasındaki uçurum kadar farkın kendisi yürek burkucu, tadı ise ekşimtırak.</p>
<p>İlerlemekten başka işi olmayan zamanın sürüklediği Jonathan, artık bir öğretici kıvamını almış halde dönüş yoluna çıkmaya hazırdır. Öğrencilerini ilerlediği yol üzerinden toplaması; hayallerini gerçekleştirmiş bir insanın, kendi toy haline benzetmiş olduğu suretlere ulaşılmaz olanın resmini göstermesinin verdiği haz ile doğru orantılıdır.</p>
<p><figure id="attachment_1259" aria-describedby="caption-attachment-1259" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jonathan-livingston.jpg" rel="attachment wp-att-1259"><img class=" td-modal-image wp-image-1259 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jonathan-livingston.jpg?resize=640%2C448" alt="Richard Bach &quot;Martı Jonathan Livingston&quot;" width="640" height="448" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jonathan-livingston.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jonathan-livingston.jpg?resize=300%2C210&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1259" class="wp-caption-text">Richard Bach &#8220;Martı Jonathan Livingston&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Usta Jonathan ve öğrencilerinin, sürüleriyle olan yüzleşme anının bir aksiyon filmi edasıyla anlatıldığı sahne tüyler ürpertici olmasıyla küçük dozda gerilim aşılamıştır. Sürü ve özgürlükçülerin arasındaki ilişki; tam anlamıyla 1650&#8217;lerin Amerika&#8217;sındaki Püritanlar ve Quakerların din çatışmasındaki ilişkileri kadar karışıktır. Jonathan Livingston’ın efsanevi bir şekilde yok oluşu da Hogwarts alametleri kadar fantastik haldedir.</p>
<p>Jonathan&#8217;ın ortadan kaybolması ile yetinmeyen yazarımız, ustadan sonra efsanesini yaşatmaya karar vermiştir. Jonathan&#8217;ın martı topluluğuna bıraktığı iz, onun ilah gibi görülmesine sebep olmuştur. Parıldayan, görkemli kanatlarıyla muhteşem uçuşunun imzasını dördüncü bölüme de atmayı başarmıştır.</p>
<p>Şahsın kendini &#8220;gaza getirme&#8221; tabirini satır satır karakterine işleyen Richard Bach, parmağını her kımıldattığı anda insanı kanatsız halde uçuran, sihirli bir eser sunmuştur. Hayal gücünün eski bir ruh olduğuna inanan Bach, içimizde büyüttüğümüz Jonathanların yüreğini okşayan, tek bir martının inancı sayesinde yaşam amaçlarımızın yalnızca tüketim olmadığına muhteşem bir yorum katmıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/">İçimizdeki &#8220;Jonathan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1258</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ne Sevebildim Doyasıya Seni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ne-sevebildim-doyasiya-seni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ne-sevebildim-doyasiya-seni/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Dec 2015 20:08:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Pirlepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1223</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne sevebildim doyasıya seni, Ne de sarılabildim sana. Ne öpebildim doyasıya seni, Ne de tam ezberleyebildim suretinin her çizgisini. Ne sohbet edebildik doyasıya seninle Ne de bir sıcak çay içebildik soğuk kış günlerinde… Oysa konuşacak ne çok şey vardı aramızda Söyleyemediğimiz aşk sözcükleri birikti durdu dudaklarımızda. Konuşacak o kadar konu Kurulacak o kadar cümle… Hepsinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-sevebildim-doyasiya-seni/">Ne Sevebildim Doyasıya Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne sevebildim doyasıya seni,</p>
<p>Ne de sarılabildim sana.</p>
<p>Ne öpebildim doyasıya seni,</p>
<p>Ne de tam ezberleyebildim suretinin her çizgisini.</p>
<p>Ne sohbet edebildik doyasıya seninle</p>
<p>Ne de bir sıcak çay içebildik soğuk kış günlerinde…</p>
<p>Oysa konuşacak ne çok şey vardı aramızda</p>
<p>Söyleyemediğimiz aşk sözcükleri birikti durdu dudaklarımızda.</p>
<p>Konuşacak o kadar konu</p>
<p>Kurulacak o kadar cümle…</p>
<p>Hepsinin boynu bükük kaldı bir mayıs gününde.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-sevebildim-doyasiya-seni/">Ne Sevebildim Doyasıya Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ne-sevebildim-doyasiya-seni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1223</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dokunma Bana</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Dec 2015 08:34:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1204</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin altında terleyip duruyordu. Sağına baktı, soluna baktı, bir gölge aradı. Yerdeki otlara baktı, kımıltı bile yoktu. Bir şeyler onu tutuyor gibi gölgeye de gidemiyordu. Belki biraz ilerlerim diye hafifçe yerinde sallandı, çırpındı. O sırada rüzgar hafifçe esti. Olmuyor, olmuyooorr&#8230; Kımıldayamıyordu. Eli kolu bağlanmış gibi durdu. Çirkeflenmeye, huysuzlanmaya başlamıştı. Cır cır böcekleri bağırıp duruyordu. Biri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/">Dokunma Bana</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin altında terleyip duruyordu. Sağına baktı, soluna baktı, bir gölge aradı. Yerdeki otlara baktı, kımıltı bile yoktu. Bir şeyler onu tutuyor gibi gölgeye de gidemiyordu. Belki biraz ilerlerim diye hafifçe yerinde sallandı, çırpındı. O sırada rüzgar hafifçe esti.</p>
<p>Olmuyor, olmuyooorr&#8230; Kımıldayamıyordu. Eli kolu bağlanmış gibi durdu. Çirkeflenmeye, huysuzlanmaya başlamıştı.</p>
<p>Cır cır böcekleri bağırıp duruyordu. Biri başlamaya görsün, hepsi koro oluyor sanki kendisiyle dalga geçiyordu. Bu sırada bir arı vızıldaya vızıldaya geldi. Karşısında ona bakarak bir müddet uçtu. Kaşlarını çatıp dik dik arıya baktı. Üstüne konmasını istemiyordu. Arı üstüne konarsa ne yaparım diye düşündü:</p>
<p>&#8211; Tükürürüm. Evet tükürürüm.</p>
<p>Kahretsin bugün de kımıldayamıyordu. Yan gözle onu izleyenlere gizlice baktı. Kendisine merakla alaycı alaycı bakanlara &#8216;Ne var?&#8217; diye kızgınlıkla bağırmayı düşündü. İçin için biliyordu ki onlar da kımıldamak istiyordu, ama belli etmiyorlardı.</p>
<p>Rüzgar biraz daha esmeye başlamıştı. Biraz daha sallandı, çırpındı ama gene kımıldayamadı. Eli kolu bağlanmış esir gibiydi işte!</p>
<p>Sinirle çevresine bakındı. Çocukları gördü, koşturup duruyorlardı vahşi çığlıklar atarak. İnşallah beni görmezler, diye hırladı.</p>
<p>Güneş gittikçe daha yakıcı bir hal almıştı. Susadığını hissetti. Yarabbi, hiç olmazsa biraz nem, ıslaklık bir yerlerden&#8230;  Bakındı. Yok, yok işte!</p>
<p>Gün, gittikçe kabus olmaya başlamıştı. Güneşin sıcaklığı, otların yeşilliği, arılar, kuşlar&#8230; Her şey onu özgür kalması için ayartıyor gibiydi.</p>
<p>Bu sırada çocuklardan küçük olanı ona yaklaştı. Beş yaşın verdiği olanca arsızlığıyla ablasına kendisini göstererek ağlıyordu. Korkuyla küçüğün ablasına baktı. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı ya da öyle hissediyordu.&#8221;Dokunma banaaaaa &#8220;diye bağırası geldi. Az daha&#8221;&#8221; Hanifeeeee &#8220;&#8221;diye evdeki kadını çağıracaktı. Panikle kapıya doğru baktı. Kapı ardına kadar açık, içerinin karanlığını gösteriyordu. Kadının eli bugün çok ağırdı.&#8221;Offf, nerde kaldı şu kadın”, diye düşündü. Neyse ki içerden Hanife çıktı. Elinde kocaman çamaşır sepeti acele acele kendisine doğru geliyordu. Yıkanmış çamaşırları sermek için yaklaşırken büyük kızına tehditkar bir sesle bağırdı:</p>
<p>-Sakın dokunma mandallarıma!</p>
<p>Mandal  rahat bir nefes aldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/">Dokunma Bana</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1204</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızlığın Yalın Hali</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Dec 2015 13:29:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Keskin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1201</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yalnızlık… 9 harfin bir araya getirdiği sevdalıların lanetlediği kelime. Yalnızlık deyince aklına ne geliyor? Çok sevdiği bir yazar sormuştu bu soruyu Tuana&#8217;ya.  Belki beklemiyordu bu soruyu, belki de cevabını bilmediği için şaşırmıştı. Gerçekten &#8216;sevgili&#8217; tarafından sevilmeyen biri için ne anlam ifade ederdi ki yalnızlık? O günden beri hep zihnindeydi bu soru. Ne demekti yalnızlık, kimin eksikliğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/">Yalnızlığın Yalın Hali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlık… 9 harfin bir araya getirdiği sevdalıların lanetlediği kelime. Yalnızlık deyince aklına ne geliyor? Çok sevdiği bir yazar sormuştu bu soruyu Tuana&#8217;ya.  Belki beklemiyordu bu soruyu, belki de cevabını bilmediği için şaşırmıştı. Gerçekten &#8216;sevgili&#8217; tarafından sevilmeyen biri için ne anlam ifade ederdi ki yalnızlık? O günden beri hep zihnindeydi bu soru. Ne demekti yalnızlık, kimin eksikliğini hissetmekti onun için? Kimileri için yalnızlık bir çocuğun babasız büyümesiydi, kimisi içinse evladını kaybetmek. Bu düşüncelerden uzaklaşmak istedi hemen Tuana. Onun için yalnızlık zaten olmayan biriydi. Ama var olanları kaybetmek fikri çok korkunçtu.</p>
<p>Sevgiyi, aşkı, sevilmeyi sadece şarkılarda, filmlerde hissetmek çok zor bir duygudur. Hele bir de bir kere sevdiysen daha da zor&#8230; Tuana çok sevmişti belki ama hep tek sevmişti işte. Çok delilik yapmak geldi içinden, bağırmak, herkese anlatmak&#8230; Ama ona anlatamadıktan sonra ne önemi vardı ki? O da çok iyi biliyordu ki en güzeli vazgeçmekti. Ama derler ya ‘bekara karı boşamak kolay’, onunki de tam bu hesaptı. Sevmek çok kolay şey aslında, kıymetini bilirsen eğer. Bir de karşılıklı sevmek var ki tadından yenmez. Böyle durumlarda bitirmek de daha kolaydır. Ortak bir karara varabileceğin biri vardır sonuçta. Baktın ki olmuyor, ‘hoşça kal’ dersin o kelimeye nice küfürler sığdırıp, en nihayetinde bitirirsin. Ama tek başına sevmek öyle değil işte. Senden haberi bile olmayan birine nasıl ‘hoşça kal’ dersin ki? Sen söylersin ama o yine gelir, yanına gelmezse rüyana gelir, orada bulamazsan hayaline gelir, bir türlü kurtulamazsın ondan. Savaşılması gereken kilo problemi değil ki kafanda bitirmekle olsun. Yaşadıkça, hayattan borç bir yaş aldıkça öğreniyorsun ama nihayetinde. Hem büyüyorsun da unutmaya çalışırken. Tuana da büyüdü işte. O büyürken sevgisi de büyüdü içinde, ama bitirmesi gerektiğini de hep biliyordu. &#8216;Tek başına sevda ne kadar taşınır’ dedi kendine bir gün. Sevdası elini atsa uzanacağı kadar yakındaydı ama orada yoktu işte. Kör bir bıçakla kesip attı sevdasını yüreğinden artık. Bir günde olmadı tabi bu, ama mantığı ve kalbi arasında süren 1. sevda yarışını mantığı kazanmıştı savaşı yıllar sonra. Şimdi Tuana gönlünde iki kişilik bir sevdayı taşımayı görüyor rüyalarında. Hayallerinin gerçeğe dönüşeceği günü bekliyor Tuana, kollarını ‘seni bu kadar seviyorum’ anne diyen çocuk gibi açmış bekliyor hem de. Tek başına sevmek değildi artık yalnızlık onun için, kendisiydi sadece, bir de zihnindeki sevda kelimeleri…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/">Yalnızlığın Yalın Hali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1201</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zamansızlık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zamansizlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zamansizlik/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Dec 2015 11:15:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Hasoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1197</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zamanın bilincinde olamazsınız. Olur musunuz? NAK NAK..! Bilincinde olduğunuz soyutluğu zaman varsayarsınız..! TIK TIK..! Gelecek dersiniz, oysa gelecektesiniz dediğiniz an da… Kelimenizin bitiminde bir ışık huzmesinde uçtunuz siz bir sonraki geleceğe..! Huuu..! Bir sonranız bir sonra dediğiniz an da..! Zaman deyince, zaman… ZAMAN? HANGİ ZAMAN? Geçmiş, gelecek… şimdi..! Yoksa… Şimdi, geçmiş gelecek mi desek? Ha? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamansizlik/">Zamansızlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Zamanın bilincinde olamazsınız. Olur musunuz? NAK NAK..!<br />
Bilincinde olduğunuz soyutluğu zaman varsayarsınız..! TIK TIK..!<br />
Gelecek dersiniz, oysa gelecektesiniz dediğiniz an da…<br />
Kelimenizin bitiminde bir ışık huzmesinde uçtunuz siz bir sonraki geleceğe..! Huuu..!<br />
Bir sonranız bir sonra dediğiniz an da..!<br />
Zaman deyince, zaman…<br />
ZAMAN?<br />
HANGİ ZAMAN?</em></p>
<p><em>Geçmiş, gelecek… şimdi..!<br />
Yoksa…<br />
Şimdi, geçmiş gelecek mi desek? Ha?</p>
<p>Ah ne çok çektiniz siz geçmişten..!<br />
Çoğuna;<br />
‘Geçmiş’  sözcüğü, hep kötü davranmış bir dost ya da bir baba gibi çağrışıyor, çoğu kez…<br />
Zamana da yaşam zihninde öyle çağrışıyor..! Geçmiş? Geçmiş mi?<br />
Ah çeker zaman da yaşam zihninde, onu duyunca..!<br />
3 fertli zaman ailesinin en hain ve vefasız bireyi ‘geçmiş’.<br />
Yaşantının en olumsuz zamanı ‘geçmiş’ &#8230;<br />
Hatırlamamalı, ona bakmamalı… Onu kullanmamalı çoğu kez…<br />
Yalnız dilden ve zihinden değil zamandan da atmalı.<br />
Tüm dilin en soysuz ve hain sözcüğü ‘geçmiş’<br />
Ve tüm zamanın en huysuz çocuğu ‘geçmiş’<br />
Ve zihnin en karanlık odası ‘geçmiş’<br />
Bir beklentin de olmamalı onun sana vereceği şimdiden…<br />
En büyük gelecek beklentin şimdiden…<br />
Şimdi..!<br />
Şimdi..!<br />
Her gün birilerinin geri zekalı olduğunu fark ediyorum, şimdi…<br />
Hem uğraşım hem hobi hem de alışkanlık olarak yapıyorum bunu.<br />
Ve çok da iyi yapıyorum…Ve çok da akıllıca&#8230; Gerçekten geçmişi kurtaracak kadar da motivasyon veriyor bazen; her gün birilerinin geri zekâlı olduğunu fark etmek…<br />
Üzüntü, ciddiyet ve keyif üç duyguyu da buluyorum aynı durumdan çoğu kez.<br />
3 duygu?<br />
3 zaman da oluyorum böylece..!<br />
3 duyguda aynı anda tek zaman da 3 zaman? Ha?<br />
Yaaa..!<br />
Geleceğin mitosları arasında yürüyorum şimdini çocuklarının yanında…<br />
Geçmişte yaşlanmış olacaklar onlar…<br />
Şimdinin çocukları..!</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamansizlik/">Zamansızlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zamansizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1197</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeşil Yol Türküsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yesil-yol-turkusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yesil-yol-turkusu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 Dec 2015 22:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Havva Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz yaylası]]></category>
		<category><![CDATA[yayla]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1155</guid>
				<description><![CDATA[<p>Değil mi ki, beylerimiz ferman eylemiş; bir seher vakti, su bile uyurken, dostu da düşmanı da ayakta. Dinle, yüce dağlarda salınan ve karanlık geceleri yırtan ve direnişin ve umudun sesi olan yayla insanlarının hikayesidir bu. Ol hikayet, yeşil yol türküsü. &#160; Cümle ufku yaman girdap, yücesine kuş barındırmaz dağları. Menzil bozar rüzgarları savruk, toz etmiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yesil-yol-turkusu/">Yeşil Yol Türküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Değil mi ki, beylerimiz ferman eylemiş;</p>
<p>bir seher vakti, su bile uyurken,</p>
<p>dostu da düşmanı da ayakta.</p>
<p>Dinle, yüce dağlarda salınan</p>
<p>ve karanlık geceleri yırtan</p>
<p>ve direnişin ve umudun sesi olan</p>
<p>yayla insanlarının hikayesidir bu.</p>
<p>Ol hikayet, yeşil yol türküsü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cümle ufku yaman girdap,</p>
<p>yücesine kuş barındırmaz dağları.</p>
<p>Menzil bozar rüzgarları savruk,</p>
<p>toz etmiş demir yumruğuyla,</p>
<p>toz etmiş ufalayarak kayaları.</p>
<p>Ve sakız gibi bembeyaz gök</p>
<p>ve patlamaya hazır papatyalar</p>
<p>ve nergisler ve kasımpatları ve çiğdemler</p>
<p>ve kalpleri çam ağaçları için atan insanlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Can bulup yeşerdi miydi toprak,</p>
<p>tebdil mekan çağı gelmiştir;</p>
<p>eteklerinde nice meclisler kurulur.</p>
<p>Yeryüzünün kınası gibi baharın müjdesi.</p>
<p>İçin içine sığmaz ya hani,</p>
<p>toprak da öyle yerinde duramaz.</p>
<p>Yağmurlar, geri mi kalır!</p>
<p>Nice gazellere iz bırakır,</p>
<p>birbirleriyle atışan damlalar,</p>
<p>bu çeşnisi içinde baharın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tekmil bedenleri, ince bir dal;</p>
<p>rüzgara vurgun, mızrak gibi gövdeleri.</p>
<p>Günleri geceye yıkar,</p>
<p>emeğini toprağa oya gibi işler.</p>
<p>Toprak cömerttir, yayla insanı da cömert;</p>
<p>paylaşır ne varsa her şeyini.</p>
<p>Fakat, istemez yol gelmesini;</p>
<p>o yol ki, yaylanın bağrına saplanan</p>
<p>ucu kanlı bir hançerdir;</p>
<p>geçtiği her yerde her şeyi bitirir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selamsız sabahsız girmişler yaylaya,</p>
<p>destursuz müteahhit yamakları,</p>
<p>balta suratlı ustaları,</p>
<p>iş makineleri ve silahlı herifler.</p>
<p>Ağaları yol vermiş, “Korkmayın!” demiş,</p>
<p>“Karşınıza çıkanı ezip geçin!” demiş.</p>
<p>Devletin askerini, polisini yanlarına katmış.</p>
<p>Bir seher vakti, su bile uyurken,</p>
<p>sökün etmişler ormana.</p>
<p>Uğursuz ayakları çiğnemiş toprağı,</p>
<p>bağrından kopartılıp atılmış;</p>
<p>önlerinde sıra sıra çam ağaçları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İçine dert oldu Havva Ana’nın;</p>
<p>yavrusuydu her bir çam ağacı</p>
<p>ve atalarının vasiyeti.</p>
<p>Yol demek ölüm demekti.</p>
<p>Yaylaları birbirlerine bağlamaya,</p>
<p>düşmanın bile gücü yetmemişti.</p>
<p>Ormanın ırzı, yayla insanının ırzıydı.</p>
<p>Bir seher vakti, su bile uyurken,</p>
<p>iliklerine kadar çekildi toprak;</p>
<p>dağlar ise utancından mosmor.</p>
<p><figure id="attachment_1157" aria-describedby="caption-attachment-1157" style="width: 477px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/yesil-yol-turkusu-1.png" rel="attachment wp-att-1157"><img class=" td-modal-image wp-image-1157 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/yesil-yol-turkusu-1.png?resize=477%2C270" alt="Karadeniz'in bağrını delip geçen &quot;Yeşil Yol&quot;a karşı en büyük direnişi gösteren yiğit Karadeniz kadınlarıdır. Umudun da direnişin de sembolü onlardır." width="477" height="270" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/yesil-yol-turkusu-1.png?w=477&amp;ssl=1 477w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/yesil-yol-turkusu-1.png?resize=300%2C170&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1157" class="wp-caption-text">Karadeniz&#8217;in bağrını delip geçen &#8220;Yeşil Yol&#8221;a karşı en büyük direnişi gösteren yiğit Karadeniz kadınlarıdır. Umudun da direnişin de sembolü onlardır.</figcaption></figure></p>
<p>Yaylanın bağrına saplanan hançer,</p>
<p>kesip koparttı Havva Ana’nın ciğerlerini.</p>
<p>Toprak küçüldükçe, insan büyümez evladım.</p>
<p>Demir kaleler, elbet bir gün yıkılacak;</p>
<p>yaylaları kurtaracak aslan yürekli yiğitler.</p>
<p>O yiğitler ki, göğüsleri rüzgarla dolu,</p>
<p>yağmurlar yıkamış nice arzularını</p>
<p>ve toprağın bereketi güç katmış</p>
<p>ve kabardıkça kabarmış yürekleri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne bilsinler bizi evladım, ne bilsinler bizi!</p>
<p>Kimisi “çapulcu” der, kimisi “eşkıya”.</p>
<p>Onlar için toprak demek rant demek,</p>
<p>yaylalar sahipsiz hazine.</p>
<p>Bizden gayrısına umut yok evladım;</p>
<p>devlet de biziz, millet de!</p>
<p>Kılıç gibi nasip almak bu can bedende,</p>
<p>bir seher vakti, su bile uyurken,</p>
<p>rüzgara karşı çınlamalı</p>
<p>ve çam ağaçlarıyla –hey hat–</p>
<p>direnişin ve umudun sesi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yesil-yol-turkusu/">Yeşil Yol Türküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yesil-yol-turkusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1155</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her Gün Bir Gün Kaybediyorsunuz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-gun-bir-gun-kaybediyorsunuz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-gun-bir-gun-kaybediyorsunuz/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 10 Dec 2015 19:08:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Hasoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1096</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her gün, bir gün kaybediyoruz. Yaşantıdan. Yaşadığımız ne varsa tam da o kadar, yaşamadığımız. Düşündüğümüz ne varsa tam da o kadar, düşünmediğimiz. Ve bildiğimiz ne varsa tam da o kadar bilmediğimiz. Onun için her gün bir gün kaybediyoruz. Kendimiz, kendi kendimizin eksiğiz tam da kendimiz kadar. Bizden bizi alsalar geriye hiçbir şey kalmaz öyle değil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-gun-bir-gun-kaybediyorsunuz/">Her Gün Bir Gün Kaybediyorsunuz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her gün, bir gün kaybediyoruz.<br />
Yaşantıdan.<br />
Yaşadığımız ne varsa tam da o kadar,<br />
yaşamadığımız.<br />
Düşündüğümüz ne varsa tam da o kadar,<br />
düşünmediğimiz.<br />
Ve bildiğimiz ne varsa tam da o kadar bilmediğimiz.<br />
Onun için her gün bir gün kaybediyoruz.<br />
Kendimiz, kendi kendimizin eksiğiz tam da kendimiz kadar.<br />
Bizden bizi alsalar geriye hiçbir şey kalmaz öyle değil mi?  (ÖYLE DEĞİL..! )<br />
Bizler 1 eksi 1 eşittir ikiyiz..!<br />
Her gün bir gün kaybediyoruz..! (Öyle mi? )</p>
<p>Güneş, sabahları da doğuyor, böyle görmeli…<br />
Güneş, akşamları da batıyor ve böyle görmeli.<br />
Güneşin sabah doğuşu ve akşam batışı bize doğal görünmemeli.<br />
Çünkü her gün bir gün kaybediyoruz.<br />
Gece de bir sabahta bir.<br />
Onun için en çok severiz biz, akşamüstlerini.<br />
Hem akşam hem de akşamın üstündeki zamanlarımız…<br />
1 eksi 1 dediğimiz andır o an…<br />
Ve bir andır toplamda kazandığımız..!</p>
<p><figure id="attachment_1099" aria-describedby="caption-attachment-1099" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-1.jpg" rel="attachment wp-att-1099"><img class=" td-modal-image wp-image-1099 size-large" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-1-1024x680.jpg?resize=640%2C425" alt="Bazen &quot;Koca bir zaman da sadece bir küçük an…&quot; vardır." width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-1.jpg?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-1.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1099" class="wp-caption-text">Bazen &#8220;Koca bir zaman da sadece bir küçük an…&#8221; vardır.</figcaption></figure></p>
<p>Koca bir zaman da sadece bir küçük an…<br />
Tüm kaybettiğimiz günlere rağmen…<br />
Tüm yaşamadığımız günlere rağmen.<br />
Tüm bilmediğimiz ve tüm düşünmediğimiz her şeye rağmen.<br />
Sonunda sahip olduğumuz tek bir şey kalacaktır.<br />
Kendimizi kendimizden çıkardığımız da küçük bir an<br />
kalacaktır geriye…<br />
Bütün bir yaşamda her şeyimizin toplamının sığacağı<br />
ve geriye kalacağı tek bir an…<br />
Bir an..</p>
<p>Bir anız..! Her şeyimizi her şeyimizden çıkardığınız zaman<br />
geriye kalacak yine de bir şey…<br />
Çok küçük…<br />
Birçoğunun fark edemeyeceği kadar küçük…<br />
Ve birçoğunun  an’lamayacağı kadar küçük bir an.<br />
Bu an ı ona versek anlardı.!  Ama o zaman o anı’mız olmazdı…<br />
Biz olmazdık..! Hiçbir şeyimiz olmaz ve yaşantı da olmazdı.<br />
Onu bir versek,  o bizim her şeyimizi anlardı..!</p>
<p><figure id="attachment_1100" aria-describedby="caption-attachment-1100" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-2.jpg" rel="attachment wp-att-1100"><img class=" td-modal-image wp-image-1100 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-2-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Her Gün 1 Gün Kaybediyorsunuz" width="200" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-2.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-2.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1100" class="wp-caption-text">Her Gün 1 Gün Kaybediyorsunuz</figcaption></figure></p>
<p>Tüm söyleyemediğimiz, tüm anlatamadığımız ve tüm anlaşılmayacak<br />
her şeyimiz açıklığa kavuşurdu tüm gözlere…<br />
Gerçekten anlaşılırdık…<br />
Tüm o söylesem de anlayamaz ki düşünde birikenlerimiz var ya…<br />
Tüm o kişilerimiz var ya…<br />
Gerçekten anlarlardı…<br />
Gerçekten anlardılar..!<br />
Ama o an biz olmazdık.<br />
Anlaşılırsan sen olmayacaksın,<br />
Anlaşılmazsan sen olacaksın…<br />
Tercih senin…<br />
Sessizlik de senin tüm gürültüler de senin.<br />
Geceler de senin tüm sabahlar da senin…<br />
Bildiklerinde senin tüm bilmediklerin de senin.<br />
Tüm düşünmelerin de senin tüm düşünmemelerinde.<br />
Ama tüm bunların toplamından tüm bunların toplamını<br />
çıkardığın zaman bir an kadar bir şey kalacaktır yine de geriye…</p>
<p>ÖZ..!</p>
<p>Her şeyiniz ve kendinizin toplamı eşittir bir ‘an’<br />
O an ‘dan her şeyiniz ve kendinizin toplamını çıkarınca geriye kalacak<br />
tam da onun kadar bir an..!<br />
Ve o an eşittir öz..!</p>
<p>Öz eşittir her şeyinizin biçimini belirleyenleriniz..!<br />
Neyi düzeltmeye çalıştığınızın farkında mısınız?<br />
Yalnızca bir şeyi bile düzeltmek isterken<br />
aslında her şeyinizi düzeltme girişiminde bulunmuş oluyorsunuz.<br />
Tüm her şeyinizi düzeltmek için gerekli olan enerji ve düşünce<br />
üretiyorsunuz…<br />
Yaşantınızın tüm psikolojik ve üstesinden geldiğiniz olumsuzluklarınızı<br />
yeni bir sorun yeni bir olumsuzluktan tümden uyandırmış<br />
ve tekrar aşmaya çalışmakta buluyorsunuz kendinizi…<br />
Kendi üstesinden geldiğiniz geçmişinizi bir yeni olarak tekrar yaşayıp<br />
üstesinden gelmeye çalışıyorsunuz zihninizde, başınıza gelen<br />
en küçük olumsuzlukta bir sorunda dahi bunu görebilirsiniz.<br />
Ah siz kendi kendinizin üstesinden gelmeye çalışıyorsunuz her defasında.<br />
Soyut bir canavarı yenmeye çalışıyorsunuz…<br />
Görünmeyen, hiçbir şeyliği tutup alt etmeye çalışıyorsunuz.<br />
Budur tüm bir psikolojiniz de olumsuz gelen her şeyiniz.<br />
Ve üzgünüm ama çoğunuz bunu en ufak bir durum karşısında bile<br />
tekrar yeniden yapıyor.. Yalnızca bir küçük durumda,<br />
üstüne gelen soyut canavara,  ömrün bütün küçük, büyük durumlarında<br />
üstene gelmiş olumsuz düşüncenin kuvvetini veriyor ve onunla<br />
mücadele etme girişiminde kendinizi buluyorsunuz, bunun sonucu<br />
duymazdan gelecek, öylesine olan ve hemen oracıkta unutulacak<br />
bir şeyin bile aslında onun etkisinden, değil saatlerinizi,günlerinizi,<br />
haftalarınızı ve hatta aylarınızı bile geçen günlerin içerisinde<br />
aralıklı, aralıklı hatırlama ve tekrar hissetmeler ile<br />
nice güzellikleri, nice eğlence anlarını, nice olumlu gelecekleri<br />
duymazdan geleceğiniz, öylesine olan ve hemen oracıkta unutacak<br />
bir şeye çevirmiş oluyorsunuz..!<br />
O nedenle diyoruz ki…<br />
HER GÜN 1 Gün kaybediyorsunuz&#8230;<br />
Hiç farkında bile olmadan&#8230; Hiç görünmeden bile…<br />
Çünkü bedenen o günü yine yaşıyorsunuz,<br />
yine her gün yaptıklarınız rutinin de içgüdüsel alışkanlıklarınız ile<br />
günü yeni gibi görüyor ve beyninizin algı aldatışlarında<br />
o günü yeni olarak yaşamış varsayıyorsunuz…<br />
Oysa siz her gün 1gün kaybediyorsunuz…<br />
Manevi bir gramer hesabı yaptığımız zaman belki birkaç dakika<br />
kardasınızdır. Fazla değil&#8230; O gün birkaç dakikalığına yaşamışsınız en fazla..! (Bilimsel bir açıklamayla da ispat edebilirim size bunu, şimdilik edebi gidiyoruz! )</p>
<p><figure id="attachment_1101" aria-describedby="caption-attachment-1101" style="width: 493px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-3.jpg" rel="attachment wp-att-1101"><img class=" td-modal-image wp-image-1101 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-3.jpg?resize=493%2C250" alt="Hiç de öyle 1 günde 1 gün yaşamıyorsunuz hiçbir günde..!" width="493" height="250" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-3.jpg?w=493&amp;ssl=1 493w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-3.jpg?resize=300%2C152&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-3.jpg?resize=474%2C240&amp;ssl=1 474w" sizes="(max-width: 493px) 100vw, 493px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1101" class="wp-caption-text">Hiç de öyle 1 günde 1 gün yaşamıyorsunuz hiçbir günde..!</figcaption></figure></p>
<p>Hiç de öyle 1 günde 1 gün yaşamıyorsunuz hiçbir günde..!<br />
Nitekim yaşamın üstünkörülüğü ve yüzeysel bakışlarda sığ<br />
yaşamanız sizi de bu fark edişlerden uzakta tutarak sorunu ve nedeni<br />
yaşamın küçük olaylarında bulup, halı altına atabilirsiniz&#8230;<br />
Şanslı saymalısınız kendinizi, derin düşünemeyen bir zihniniz<br />
size göreceli baktıran bir aklınız olmadığı için&#8230;<br />
Daha gelişmiş görüş sahiplerine bu bir tehlikedir,<br />
özünü de tehlikeye atması kendini kaybetmesidir.<br />
Daha fenası harcadığı tüm enerji ile hiçbir şeyi değiştirememesidir.<br />
O bir günü kurtarmak ister her gün…<br />
Daha kötüsü kaybetmediği tüm günleri n farkındadır<br />
her gün onu kurtaracak tüm günlerini kurtaracak bir gün<br />
yaratma mücadelesidir&#8230;<br />
Onun mücadelesi artık geçmişin<br />
soyut canavarıyla değil, geleceğin umut veren kahraman ruhuyladır.<br />
Aslında oda soyuttur, bir kahraman olsa da&#8230;<br />
Ama kahramandır&#8230;<br />
Geçmiş ve gelecek biri canavar biri kahraman olarak gelir üzerinize<br />
ve her gün bu ikisini savaştırırsınız ruhunuz ve zihninizde…<br />
Seçim sizin..!<br />
Sizin duyma, bakma ve görmelerinizle, sizin yönelme ve düşlemenizle<br />
güç bulacaktır her ikisi de.<br />
Her gün hangisini daha fazla güçlendirirseniz,<br />
günün sonunda onun zaferinin verdiği huzur veya huzursuzlukla<br />
yatağa gireceksiniz&#8230;<br />
Ah keşke sığ kafalı bir ahmak ya da az düşünen ve bilen bir cahil<br />
olsaydık diyeceksiniz çoğu kez.<br />
Çünkü onlar tüm mücadele ve savaşlarını uykuya bırakmışlardır…<br />
Rahat, rahat uyurlar…<br />
Canavarı da kahramanı da kendi hallerinde takılırlar, rüyalarda.<br />
O farkında bile olmayacak kadar derin uykuya yatacak bir düşüncesiz<br />
zihne sahip, niceliklerini ölçecek bir ince ruha sahip değildir…<br />
Ama tüm bu sığ ahmaklara benzer başka türlü kimseler de vardır…<br />
Onlar ise daha fazla düşünmüş ve mücadeleleri sonunda kahramanı<br />
kendi ruhuna geçirmiş kimselerdir.<br />
Artık onun soylu ve yüksek ruhu tüm durum ve olaylara<br />
üstten bakabilen bir sonsuz zaferle görüşünü ötelere çevirmiştir.<br />
Canavarı oksijenle bütün evrene bırakmıştır.<br />
Ne ile düşünürse o olacağını bilir..!<br />
Onun için artık ne düşüneceğini bilir..!<br />
Ve tüm bunların sonucunda rahat uyuyabiliyordur…<br />
O nedenle cahillikle bilgeliğin durumu birbirine çok benzer.<br />
Ahmak ve çokbilmiş olanla da ikisi birbirine çok benzerler.<br />
Siz de ne tam bilge olabiliyorsunuz ne de tam cahilliği kendinize kabul ettiremiyorsunuz.<br />
O halde cahil bir bilge olunda, cahilin rahat uykusuna, bilgenin de bilmiyorum diyen  daha çok bilmekten gelen bakışına  sahip olun…<br />
Bırakın sonsuzluğu, bütün geleceği, bütün geçmişi..Düşünmeyi,düşlemeyi, kurtarmaya veya kahraman olmaya çalışmayı da..<br />
Günü en iyi düşünce ve eylemde geçirin de&#8230;<br />
O zaman çok güzel bir cahil bilge olursunuz…<br />
En azından…En azından …BİR BAKIN NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜZE..!<br />
O kadarcık… Sadece bir bakın yahu..!<br />
Bu nedir ki ben düşünüyorum diyecek kadar<br />
düşünün sadece…<br />
İçgüdüleriniz oracıkta sizi kurtaracak,  mantıksızlık ve anlamsızlık<br />
mücadelesinde soyut canavar üstünüze gelmeden, sizi rahat bir uykuya götürecektir.<br />
Rahat bir uyku ertesi gün zaten sizi bütün geleceğinizi kurtarabilecek enerji ve ruhsal<br />
güçte gelecektir&#8230; (Çünkü devamında gelecek büyük mücadele uykunuzda farkında olmadan devam eder)<br />
O zaman bir gülümseme de , bir çocuğun sevimli bakışında&#8230;Ya da bir günaydın deyişlerinde dahi<br />
o küçücük olumlulukta dahi,  bütün bir geçmiş ve geleceğinizin olumluluğu üstünüze gelmiş olacaktır..<br />
Böylece her gün 1gün kaybetmez..!<br />
HER GÜN 1 Günün sahibi olursunuz..!<br />
Günaydın ve İyi geceler, okurlar.</p>
<p>Bir günaydın iyi geceler olarak da gelir üstünüze<br />
Bir iyi geceler de iyi günaydınlar iyi sabahlar olarak…</p>
<p><figure id="attachment_1102" aria-describedby="caption-attachment-1102" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-4.jpg" rel="attachment wp-att-1102"><img class="td-modal-image wp-image-1102 size-large" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-4-1024x641.jpg?resize=640%2C401" alt="HER GÜN 1 Günün sahibi olursunuz..!" width="640" height="401" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-4.jpg?resize=1024%2C641&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-4.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-4.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-4.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-4.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-4.jpg?w=1386&amp;ssl=1 1386w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/her-gun-1-gun-kaybediyorsunuz-4.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1102" class="wp-caption-text">HER GÜN 1 Günün sahibi olursunuz..!</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-gun-bir-gun-kaybediyorsunuz/">Her Gün Bir Gün Kaybediyorsunuz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-gun-bir-gun-kaybediyorsunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1096</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mary Shelley&#8217;nin Frankenstein İle John Milton&#8217;un Kayıp Cennet Adlı Eserlerindeki İki Ana Kahramanın İncelenmesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mary-shelleynin-frankenstein-ile-john-miltonun-kayip-cennet-adli-eserlerindeki-iki-ana-kahramanin-incelenmesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mary-shelleynin-frankenstein-ile-john-miltonun-kayip-cennet-adli-eserlerindeki-iki-ana-kahramanin-incelenmesi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 Dec 2015 09:03:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Kevser Hacıoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[alımlama estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[Frankenstein]]></category>
		<category><![CDATA[John Milton]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman analizi]]></category>
		<category><![CDATA[karakter analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kayıp Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Mary Shelley]]></category>
		<category><![CDATA[roman incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[roman karşılaştırması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1092</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mary Shelley&#8217;nin Frankenstein ve John Milton&#8217;un Kayıp Cennet adlı eserlerindeki iki ana karakterin karşılaştırılması niteliğindeki bu çalışmanın amacı eserlerdeki iki ana karakterin ortak yönlerini ortaya çıkararak, karakter analizi yapmaktır. Eserlerdeki karakterlerin kendi tanrıları tarafından hor görülmeleri, tanrılarının cennetlerinden kovulmaları gibi konular makalemizde başlıca ele alınacak konulardır. İki ana karakterin analizini yapacağımız bu çalışmada okur odaklı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mary-shelleynin-frankenstein-ile-john-miltonun-kayip-cennet-adli-eserlerindeki-iki-ana-kahramanin-incelenmesi/">Mary Shelley&#8217;nin Frankenstein İle John Milton&#8217;un Kayıp Cennet Adlı Eserlerindeki İki Ana Kahramanın İncelenmesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mary Shelley&#8217;nin <em>Frankenstein</em> ve John Milton&#8217;un <em>Kayıp Cennet</em> adlı eserlerindeki iki ana karakterin karşılaştırılması niteliğindeki bu çalışmanın amacı eserlerdeki iki ana karakterin ortak yönlerini ortaya çıkararak, karakter analizi yapmaktır. Eserlerdeki karakterlerin kendi tanrıları tarafından hor görülmeleri, tanrılarının cennetlerinden kovulmaları gibi konular makalemizde başlıca ele alınacak konulardır. İki ana karakterin analizini yapacağımız bu çalışmada okur odaklı eleştiri yöntemi (alımlama estetiği) kullanılacaktır.</p>
<p>Edebi eserlerde yazarın kurgusu kadar karakterler de önemli yer tutar. Okur, eserdeki karakterlerin özellikleriyle eserin kurgusunu anlamaya çalışırken diğer yandan da kendini karakterlerle özdeşleştirir. Bu bağlamda okur merkezli eleştiri yönteminde okur ve eser bir arada düşünülür ve eserin anlaşılmasında en çok payın okura düştüğü göz önünde bulundurulur.</p>
<p>Modernist edebiyat okuru edilgen durumdan çıkararak, karakter, olay, zaman ya da mekan ile ilgili karanlık bırakılmış birçok noktayı çözmeye davet eder. James Joyes, Franz Kafka, Alain Robbe-Grillet, W.Faulkner, S.Beckett ve daha birçok romancı, şair, oyun yazarı, kimisi az kimisi daha fazla oranda eseri yorumlama ve anlama işine okurun da katılmasını gerektiren eserler vermişlerdir. İkinci bir neden daha çok dil ile ilgili, Saussure’den kaynaklanan yapısalcılık, eserdeki anlamı bir cümlenin anlamı gibi kendi yapısında arıyordu. Oysa Derrida bu bilimsel çözümü sorguladı ve metnin nasıl okunacağı konusunda okura ağırlık tanıdı. Ayrıca gösterge bilim anlam üreten kodların, konvansiyonların iş göreceği bir yer olarak okura döndü. Bu okur, bir kişi değil, kodların toplandığı anlam kazandığı bir işlevdi. Aynı nedenden ötürü Barthes, metnin birliğinin, metnin çıkış noktasında (yazarda) değil, varış noktasında yani okurda oluştuğunu söylüyordu (Moran, 2008, s. 240-241).</p>
<p>Alıntıda da görüldüğü gibi okurun esere dahil edilmesi eserin çıkış noktasından değil varış noktasından eleştirilebileceğinin anlaşılmasına neden olmuştur. Eser yazarından tamamen koparak, eseri okuyan, alımlayan okurun ürünü haline gelmiştir.</p>
<p>Yani anlamın oluşmasında kültürel ve tarihsel bağlamın payı büyüktür. Buradan da anlaşılacağı üzere Alımlama Estetiği’ne dayanan yaklaşıma göre, yazınsal metni alımlama/anlama süreci, okuru etkin kılan öte yandan da bağlama dayanan bir üretme sürecidir (Polat, 1995: 109).</p>
<p>Mary Shelly&#8217;nin <em>Frankenstein</em> adlı eserinde yazar Dr. Frankenstein adlı karakterin ölümsüzlüğe ulaşmak için yaptığı çalışmaların neticesinde bir yaratık yaratmasını konu almıştır. Bilim adamının kendi yarattığı yaratığın çirkinliğine tahammül edememesi, onu kendinden uzaklaştırması yaratığın kendi tanrısına yani bilim adamına öfke duymasına neden olmuştur. Bu öfkeyle bilim adamına karşı bir savaş açan yaratık ondan intikam almak için elinden geleni yapmıştır. Tanrısının tüm sevdiklerini teker teker öldüren yaratık sonunda bilim adamının da ölmesiyle amaçsız kalmış ve eser bu şekilde sona ermiştir.</p>
<p>John Milton&#8217;un <em>Kayıp Cennet</em> adlı eserinde ise yazar Adem ile Havva&#8217;nın cennetten kovuluşunu anlatmaktadır. Eser tanrının cennetten kovduğu ve cehennemin yedi kat altına hapsettiği meleklerin Tanrıdan intikam almak için insan soyunu kendileri gibi itaatsizleştirmeye çalışmasıyla başlar. Şeytan cehennemin yedi kat altından yola çıkarak Adem ile Havva&#8217;nın yanına gider ve onların yasak elmayı yemelerine sebep olur. Eser Tanrı&#8217;nın Adem ile Havva&#8217;yı cennetten kovması ve Mikail&#8217;in onları bir tepeye götürmesiyle son bulur.</p>
<p>İki eserde de ortak olan nokta yaratıcıları tarafından istenmeyen karakterlerin tanrılarına karşı olan intikam duygusu ile haraket etmeleridir. Okur eserleri okurken kendini eserlerdeki karakterlerin yerine koyar, <em>Frankenstein</em>&#8216;daki yaratık ile <em>Kayıp Cennet&#8217;teki</em> şeytanın kendilerince haklı olduğu tarafları görebilir. Eserlerde isyankar olan bu karakterler zaman zaman acımasız, zaman zaman ise yaptıklarından pişmanlık duyan varlıklara dönüşür.</p>
<p>Burada bu Cehennem çukurunda, mutluluktan uzak, lanetli Yaşamaktansa her şeye razı olalım, bundan kötüsü olabilir mi? Burada acının söndürülmeyen ateşi Onun öfkesine köle Olmaktan kurtulma umudunu öldürecek, yalvarışlarımız Duyulmayacak, işkence görerek pişmanlığımızı mı haykıracağız? Bu kadar mahvolduktan sonra yok olmamız daha uygun olmaz mı? O halde neden korkuyoruz? Onun öfkesini dindirme umudumuz var mı? O öfkelendiğinde bizi tamamen bitiricektir, Ama biz kutsalsak, Bizi bitiremeyecekse burada kalarak hiçbir şey olamayız; gücümüz Onun cennetini rahatsız etmeye yeter, bunu hissediyorum, Onun erişilemez ve ölümcül olan tahtına sürekli saldırıyla Zafer kazanmasak bile intikamımızı almış sayılırız (Milton, 2012, syf. 35).</p>
<p>Bu alıntıda cennetten kovulmuş şeytanın Tanrısına karşı intikam duygusunu görmekteyiz. Bu intikam duygusuyla harekete geçen şeytan karakteri <em>Frankenstein</em> adlı eserde yaratık karakteriyle örtüşmektedir.</p>
<p>Bu iç karartıcı gökyüzüyle konuşuyorum, çünkü orası bana senin dostlarından daha nazik. Eğer çok sayıda insan varlığımdan haberdar olsaydı onlar da senin yaptığını yaparlardı; beni yok etmek için silahlara sarılırlardı. O zaman benden nefret edenlerden iğrenmem normal değil mi? Düşmanlarıma hak tanımayacağım. Sefil durumdayım, benimle birlikte perişanlığımı onlar da tadacaklar. Mükafatımı bana vermek onları bu şeytandan kurtarıp onu iyi birine çevirmek senin elinde. Yoksa sen ve ailen değil, binlercesi daha öfkemin yaratacağı kasırgada yok olup gidecekler (Shelley, 2013, syf.108-109).</p>
<p>Bu alıntıyla yaratığın yaratıcısına karşı olan isyanı ve intikamı okur tarafından alımlanır. Okurda tanrısı tarafından sevilmeyen yaratığa karşı acıma hissi oluşur. Okur her ne kadar şeytanın ve yaratığın insanlara zarar vermesini hoş karşılamasa da bu iki karakterin yaptıklarının nedenlerini gördüğü için onlara hak vermektedir.</p>
<p>İki eserdeki şeytan ve yaratık karakterleri bilinmeyen dünyada yaşamanın zorluklarını çekmişlerdir. Öfke, intikam ve hırsla dolu olan bu karakterler bütün zorluklara rağmen o dünyaya ayak uydurmayı başarmışlardır. Bu başarıya ulaşmakta onların intikam amacı karakterlere güç vermiştir.</p>
<p>Buradan çıkanı, eğer çıkarsa elbet derin bir gecenin Boşluğu bekler, büyük boşluk bu ve onu kaybetmekle Tehdit eder, sonu başarısızlık olacak bir dalış olur bu. Eğer o kişi oradan da kurtulur, bilinmeyen herhangi bir Dünyaya ya da bölgeye geçebilirse onu bilinmeyen tehlikeler Bekleyecek ve kaçılması zor sorunlarla karşılaşacaktır (Milton, 2012, syf. 43).</p>
<p>Bu alıntı <em>Kayıp Cennet</em> adlı eserdeki şeytanın yaşayacağı zorlukları okuyucuya anlatmaktadır. Aynı şekilde Shelley&#8217;nin <em>Frankenstein</em> adlı eserinde yaratık karakteri de birçok zorluk yaşamış, insanlar tarafından kabul görmek için çok mücadele etmiştir. İki eserde de karakterlerin bu anlamda güçlü karakterler oldukları ve istediklerini elde edebilmek için tüm zorluklara katlanabilmeleri okur tarafından anlaşılır.</p>
<p>Dünyaya geldiğim ilk zamanları güçlükle hatırlayabiliyorum, bu döneme ait bütün olaylar karmakarışık ve belirsiz. Bir sürü tuhaf duygu ele geçirmişti beni. Aynı anda görüyor, hissediyor, duyuyor ve koku alıyordum. Esasında duygularımın arasındaki farkı anlamam oldukça uzun bir süre aldı. Zavallı, yardıma muhtaç, mutsuz bir yaratıktım. Hiçbir şey bilmiyor, anlamıyordum. Her tarafım acıyordu, oturup ağladım (Shelley. 2013, syf. 111-112).</p>
<p>Bu alıntıda ise tek başına kalan yaratığın dünyaya ayak uydurmasındaki yaşadığı sıkıntılar görülmektedir. Eserde bu karakter yaratıcısını bulabilmek ve ondan intikamını alabilmek uğruna bütün insani özellikleri edinmiştir.</p>
<p>Eser karakterlerini iyi tahlil etmek, onların eylemlerinin arkasındaki sebepleri görebilmek o eserin kurgusunu çözmek için okura yardımcı olur. Okurun karakterleri iyi analiz edebilmesi eserin alımlanmasını farklılaştıracaktır. Yaratığın yaptıkları sadece Dr. Frankenstein&#8217;ın bakış açısına göre yazılsaydı okurun yaratık karakterine karşı olan alımlaması daha farklı olacaktı. Eserlerde her karakterin açısından durumun açıklanması okuru objektifliğe de itmektedir.</p>
<p>Alımlama estetiğinde okur önemli yer tutmasına rağmen okur yorumlama sırasında belli sınırlar içerisindedir. Okur eseri yorumlarken çoğu zaman özgür olsa da eser kendi koyduğu sınırların dışına çıkılmasına izin vermez.</p>
<p>Iser, okura epey özgürlük tanır; ama kafamıza estiği gibi yorum yapabilecek kadar özgür değilizdir. Zira bir yorumun başka bir metnin değil de bu metnin yorumu olması için bir anlamda metnin kendisi tarafından mantıksal olarak sınırlandırılması gerekir. Başka bir deyişle eser, okurların ona verdiği tepkileri belli bir ölçüde belirler, aksi takdirde eleştiri tam bir anarşiye düşer (Türkyılmaz, 2010, syf. 160).</p>
<p>Aynı şekilde okur odaklı eleştiri yöntemi her ne kadar okuru özgür bıraksa da okurun yine de belli kurallar içinde eleştiri yapabileceğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Okur, yazarın bıraktığı boşlukları doldurmada bütünüyle özgür bırakılmış değildir. O, yazarın eserine koyduğu temel anlamdan sapamaz. Örneğin kan davasının anlatıldığı bir romanda iki taraftan onlarca ölü vermiş insanların kaymakamın bir daveti üzerine birdenbire her şeyi unutarak sarmaş dolaş olmalarını beklemek doğru olmaz. Dış gerçekliğe uymaz. Okur esere katkıda bulunurken ana temadan ve hayata egemen gerçeklerden uzaklaşmamalıdır (Kolcu, 2008, s. 140).</p>
<p>Shelly&#8217;nin <em>Frankenstein</em> ve Milton&#8217;un <em>Kayıp Cennet</em> adlı eserlerindeki yaratık ve şeytan karakterlerine de okur belli bir sınırda bakabilir. Her ne kadar onlara bir taraftan hak verse de intikam duygusuyla yaptıklarını onaylamaz. Yaratık ve şeytan karakterlerinin pişmanlığını görür, yapılanın aslında doğru olmadığını anlar.</p>
<p>Zavallı ben! Böyle umutsuzluk ve gazap içinde Nereye uçacağım? Uçacağım yön cehennem olacak, ben kendim Cehennemim; en derinlerdeyim ve daha da derinler beni, Yutmak için bekliyor, önceki cehennem o zaman Bana cennet gibi gelecek. O zaman yumuşayacağım, Pişman olacağım bir yer olmayacak mı?&#8230;. Sevinecek bir şeyim kalmadı! Ama de ki pişman olabilirim, lütfederlerse Eski halime dönebilirim; Yücede olanlar ne zaman yüksek düşünür, ne Zaman affederler beni; acıyla edilen yeminlerden kolay mı vazgeçilir? (Milton, 2012, syf. 84)</p>
<p>Bu alıntı şeytanın Adem ve Havva&#8217;nın yasak meyveyi yemesine sebep olmadan önce yaşadığı pişmanlığını gösteren cümlelerdir. Karakter ne kadar pişman olsa da bir kere günaha girmiştir ve amacından vazgeçmez.</p>
<p>&#8221;Öyle mi sanıyorsun?&#8221; dedi şeytan. &#8221;Acıya ve pişmanlığa vurdumduymaz olduğumu mu düşünüyorsun?&#8221; Cesedi işaret ederek devam etti: &#8221; O kahramanlıklarının yüzünden acı çekmedi. Ah! Ağır ağır çektiğim acıların binde birini bile yaşamadı. Kalbim pişmanlıkla zehirlenmişken, korkutucu bir bencillik beni acele ettiriyordu. Clerval&#8217;in inlemelerini bir müzik gibi dinlediğimi mi sanıyorsun? Kalbim sevgi ve anlayışla dolu idi ama perişan olup kötülük ve nefretle dolunca, bu değişiklikle birlikte, hayal edemeyeceğin ölçüde ızdıraba maruz kaldı (Shelly, 2013, syf. 250).</p>
<p>Bu alıntıyla da Shelly&#8217;nin eserindeki yaratığın pişmanlığına rağmen, yaratıcısının ölümüne neden olduğu anlaşılır. İki eserdeki bu iki karakter yaşadıklarıyla ve eylemleriyle aslında kötüyü yaparken okurun onlara hak vermesi karakterlerin açıkça anlatılması sayesinde olmuştur.</p>
<p>Sonuç olarak bu çalışmada okura dönük eleştiri yöntemini kullanarak Mary Shelly’nin <em>Frankenstein</em> ve John Milton&#8217;un <em>Kayıp Cennet</em> adlı eserlerindeki ana karakterleri karşılaştırmaya çalıştık.  Yaptığımız karakter incelemesiyle <em>Kayıp Cennet</em>’teki şeytan ve <em>Frankenstein</em>’daki yaratık karakterlerinin yaşamlarını ve eylemlerini okur gözünden incelemeye çalıştık. İki karakterin özelliklerini, haklılıklarını, pişmanlıklarını okur gözünden anlattık. Bu bağlamda karakter analizini karşılaştırarak yaparak karşılaştırmalı edebiyat bilimine katkı sağlamayı hedefledik. Bu hedef doğrultusunda her iki esere eleştirel bir bakış açısı getirmeye çalıştık.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>KOLCU, A., İ. <em>Edebiyat Kuramları.</em> Erzurum: Salkım Söğüt Yayınları. 2008.</p>
<p>MİLTON, J., <em>Kayıp Cennet</em>, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2012.</p>
<p>MORAN, B., <em>Edebiyat Kuramları ve Eleştiri,</em> İletişim Yayınları, İstanbul, 2008.</p>
<p>POLAT, T. “Yazın <em>Metni Okur İlişkisi Üzerine Düşünceler”</em>, İÜ Alman Dili Edebiyatı Dergisi,</p>
<p>Sayı 9, s. 109-121. ,1995.</p>
<p>SHELLY, M. , <em>Frankenstein</em>, Timaş Yayınları,İstanbul, 2013.</p>
<p>TÜRKYILMAZ, M ., CAN, R. , KARADENİZ,A. , <em>&#8221;Alımlama Estetiği ve Okur Merkezli </em></p>
<p><em>Yaklaşımın Eski Edebiyat Eğitimine Uygulanması</em> &#8221;, Selçuk Üniversitesi</p>
<p>Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 29, s. 160. , 2010.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mary-shelleynin-frankenstein-ile-john-miltonun-kayip-cennet-adli-eserlerindeki-iki-ana-kahramanin-incelenmesi/">Mary Shelley&#8217;nin Frankenstein İle John Milton&#8217;un Kayıp Cennet Adlı Eserlerindeki İki Ana Kahramanın İncelenmesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mary-shelleynin-frankenstein-ile-john-miltonun-kayip-cennet-adli-eserlerindeki-iki-ana-kahramanin-incelenmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1092</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Halide Edip’in Ütopik Romanı “Yeni Turan” Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Dec 2015 15:33:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[adem-i merkeziyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edib]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edip Adıvar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[ütopik roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1081</guid>
				<description><![CDATA[<p>II. Meşrutiyet’in ilanından sonra basına uygulanan sansürün sona ermesi, istibdat yasaklarıyla bastırılmaya çalışılan fikir tartışmalarını alevlendirir. Bu dönemde Türk düşünce dünyası, gazete ve dergi sayfalarında yapılan fikir tartışmalarıyla şekillenir ve bu tartışmalar etrafında ortaya konulan görüşler, yine basın aracılığıyla kitleselleşme fırsatı yakalar. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamında Türk basını, yeni değerleri olduğu kadar eski değerleri savunanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/">Halide Edip’in Ütopik Romanı “Yeni Turan” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>II. Meşrutiyet’in ilanından sonra basına uygulanan sansürün sona ermesi, istibdat yasaklarıyla bastırılmaya çalışılan fikir tartışmalarını alevlendirir. Bu dönemde Türk düşünce dünyası, gazete ve dergi sayfalarında yapılan fikir tartışmalarıyla şekillenir ve bu tartışmalar etrafında ortaya konulan görüşler, yine basın aracılığıyla kitleselleşme fırsatı yakalar. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamında Türk basını, yeni değerleri olduğu kadar eski değerleri savunanlar arasında da çeşitli tartışmalara tanıklık eder. 1908-1912 yılları arasındaki dönem bu yönüyle, Türk basınında oldukça sert birtakım kutuplaşmaların yaşandığı bir dönem olarak işaretlenebilir. Balkan Savaşları’yla birlikte basındaki bu kutuplaşmanın Batı karşıtı bir cephenin oluşmasıyla bir parça eridiği de söylenebilir. Savaş döneminde gerek yeni değerlerin, gerekse de eski değerlerin savunucuları, Batı emperyalizmine karşı ortak bir tavır sergilemeyi de başarmışlardır.</p>
<p>Böyle bir dönemde edebiyat ve fikir dünyasına adım atan Halide Edip’in (1882-1964) hemen tüm hayatı boyunca üzerinde durduğu esas sorunlardan biri şüphesiz ki, kadınların toplumsal bir özne haline gelmeleri sorunu ya da kısaca, “kadın sorunu”dur. Türk toplumunda kadınlara yönelik “ikinci sınıf insan anlayışı”nın ne dinde, ne kültürde, ne de tarihte bir temelinin olmadığını düşünen Halide Edip, bu anlayışın temeline toplumsal ilişkileri ve önyargıları koyar; çözüm yolunu ise eğitim kurumunda arar. Bu dönemde başta <em>Tanin</em> gazetesi olmak üzere çeşitli gazetelerde yayınladığı yazılarla kadın sorununa dikkat çeker. Fikir yazılarının yanı sıra, tefrikaları da oldukça ses getirir ve bu tefrikalar, kısa zamanda kitap olarak ayrı baskılar yapar. Bu eserleriyle artan ününü Halide Edip, kadın hakları konusunda birtakım sivil toplum faaliyetlerinde kullanacak ve gerek Türk basınında, gerekse de yabancı basında “Türk feminizminin öncüsü” olarak anılmaya başlanacaktır.</p>
<p>Kadın sorununa yönelik çalışmaları Halide Edip’i, kısa zamanda Türk Ocağı’nın çatısı altında faaliyet göstermeye iter. Bu faaliyetleri sırasında yakından tanıma fırsatı bulduğu Ziya Gökalp (1876-1924), Halide Edip üzerinde derin bir etki bırakacaktır. Nitekim Gökalp, döneminin milliyetçilik anlayışının öncüsü olduğu gibi, kadın haklarının da en önemli savunucularından biridir ve kadınların toplumsal bir özne haline gelmelerini her zaman desteklemiştir. Halide Edip de eserlerinde, Gökalp’e yönelik hayranlığını yeri geldikçe belirtmiştir. (Adıvar, 2011) Bununla birlikte, dönemin fikir tartışmalarında Gökalp’in öncülük ettiği merkeziyetçi anlayış ile Prens Sabahattin’in (1879-1948) öncülük ettiği adem-i merkeziyetçilik arasında uzlaşmaz bir karşıtlık vardır. Aynı şekilde, Osmanlıcılık ideali ile milliyetçilik ideali arasında da böyle bir karşıtlık görülmektedir. Bu tartışmalar içinde Halide Edip, adem-i merkeziyetçiliği benimser; fakat, milliyetçilikten vazgeçmediği gibi, Osmanlıcılıktan da vazgeçmek istemez. Halide Edip’in hemen tüm eserlerinde karşımıza çıkan sentezci anlayış, ilk olarak yeni Turan(cılık) idealinde ifadesini bulur. Bu idealde Turan, kendisinden öncekilerce savunulan “ileride kurulacak meçhul ve ülküsel Türk yurdu” olmaktan çıkar, Anadolu’da Türklerin öncülüğünde kurulan ve diğer etnik unsurların da koruyuculuğunu üstlenen bir siyasi ve sosyal düzeni ifade eder. Bu düzende Halide Edip, adem-i merkeziyetçiliğin Türk milliyetçiliğini güçlendireceğine ve Osmanlı’nın yeniden ayağa kalkmasında kilit bir rol üstleneceğine inanır. (Saygın, 2015)</p>
<p>Bu düzene ismini veren <em>Yeni Turan</em>’ı Halide Edip, ilk eşi Salih Zeki’den (1864-1921) ayrıldıktan sonra 1912 yılında İngiltere’ye yaptığı yolculuk sırasında kaleme alır ve eserin tefrikasına, <em>Tanin</em> gazetesinde 7 Eylül’de başlanır. Balkan Savaşları’nın hemen öncesine rastlayan bu dönemde Halide Edip, Osmanlı’nın yalnızca Avrupa’daki topraklarını değil, aynı zamanda anayurdunu da kaybetmek üzere olduğunun farkındadır. Devletin bekası, anayurdu korumak ve bireysel özgürlükleri güçlendirmekten geçmektedir; bunun en güzel yolu ise adem-i merkeziyetçiliktir. Bu çerçevede <em>Yeni Turan</em>, yazıldığı dönemden yirmi yıl sonrasının Türkiye’sine ilişkin ütopik bir romandır.</p>
<p><figure id="attachment_1082" aria-describedby="caption-attachment-1082" style="width: 192px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar.jpg" rel="attachment wp-att-1082"><img class=" td-modal-image wp-image-1082 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar-192x300.jpg?resize=192%2C300" alt="Halide Edib Adıvar &quot;Yeni Turan&quot;" width="192" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1082" class="wp-caption-text">Halide Edib Adıvar &#8220;Yeni Turan&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Halide Edip’in bu romanda ortaya koyduğu siyasi ve sosyal projeler, devletin bekasını sağlamanın yanı sıra, Meşrutiyet dönemi Türk toplumunun değişim talebinin devlet, siyaset ve toplum kuramına bütünlüklü bir yansımasıdır. Bu projeler, kurgusal bir Yeni Turan Fırkası ile Yeni Osmanlılar Fırkası arasındaki iktidar mücadelesi üzerinden ifade edilir. Etnik unsurlar arasında barış ve kardeşliğin sağlanması, milli varlığın güçlendirilmesi, milli gururun yükseltilmesi ve kadınların eğitim yoluyla toplumsal bir özne haline gelmeleri, romanın ele aldığı sorunlardan birkaçıdır. Roman ayrıca, Halide Edip’in hemen tüm romanlarında ele alınan Doğu-Batı sorununa da yer verir ve yeni değerler ile eski değerler arasındaki çatışmanın nasıl giderileceğine ışık tutar. Romanda Batının güçlenmesini sağlayan yeni değerlerin koşulsuz olarak benimsenmesi yoluna gidilmediği gibi, Osmanlı Devleti’nin dağılmasını engelleyemeyen eski değerlerin İslamiyetle ilişkilendirilmesinden de kaçınılır. Halide Edip için esas olan, yeni ve eski değerlerin milli ve manevi değerler içinde ve bireysel özgürlükleri genişleten bir yorumla sentezinin yapılmasıdır. (Enginün, 2007)</p>
<p><em>Yeni Turan</em> romanı, Yeni Osmanlılar Fırkası’nın genel başkanı Hamdi Paşa’nın yeğeni Asım’ın penceresinden anlatılan bir “itirafname” niteliğindedir. 1930’lu yıllarda İttihat ve Terakki’nin etkinliğini yitirdiği bir Türkiye kurgusu içinde siyasi güç, eski değerleri savunan Yeni Osmanlılar Fırkası ile yeni değerleri savunan Yeni Turan Fırkası arasında paylaşılmıştır. Asım, Yeni Turan Fırkası’nın genel başkanı Oğuz’a karşı amcasının uyguladığı her türlü baskı ve şiddetin hem ortağı, hem de tanığıdır. Değişen güç dengeleri sonucu artık ölüme mahkum edilen bir siyasi suçlu konumuna düşen Asım, infazını beklediği sırada, belirli bir vicdan muhasebesi içinde geçmişe bakar ve hem yaşadıklarını, hem de kendisini sorgular. (Adıvar, 2014:11-6)</p>
<p>Romanda Hamdi Paşa, ilerleyen yaşıyla birlikte çürümekte olan eski düzeni temsil eder. Eşinin ölümünden sonra kendisini fırka çalışmalarına adayan Paşa’nın bu düzeni koruma çabası, Meşrutiyet’in getirdiği yeniliklere ayak uydurmak istemeyen, yeni değerleri “bozulma” olarak değerlendirip kurtuluşu eski değerlere bağlılıkta arayan devlet erkanının tutumunu yansıtır. İktidar uğruna Osmanlıcılık ve İslamcılık ideolojilerinden yararlanan Paşa, Türk milletini aşağılamaktan da çekinmez. (Adıvar, 2014:101) Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan millet düşüncesi Paşa’ya göre, Osmanlı milletinin sonunu getirmektedir ve böyle bir millet düşüncesiyle devletin bekasını sağlamak mümkün değildir. Eski değerlere bağlılığı güçlendirmeyi amaçlayan Paşa, Yeni Turan Fırkası’nın güçlenip iktidara gelmesinden endişe eder. Dahiliye nezaretinin kendisine sunduğu tüm olanaklarını sonuna kadar kullanan Paşa, Yeni Turan Fırkası’nın önünü kesmeye çalışır. (Adıvar, 2014:44-8)</p>
<p>Yeni Turan Fırkası’nın genel başkanı ise Oğuz’dur. Kendisi, tarihte bilinen ilk Türk hakanının ismini taşımaktadır ve Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti Bursa’da doğmuştur. Bu yönüyle Oğuz, “tarihte devamlılık” ve “karşılıklı etkileşim” konusunda sembolik bir karakterdir. (Enginün, 2007:151) Tatar kültürü içinde yetişen ve okumaya son derece meraklı olan Oğuz’un bu özelliği, Mehmet Paşa tarafından fark edilir ve eğitimi, bizzat Paşa tarafından üstlenilir. Modern bilimlerin yanı sıra, dini eğitimini de başarıyla tamamlayan Oğuz, öğrendiği Fransızcayla Batı medeniyetini tanıma fırsatı bulur. Meşrutiyet’in hemen ardından İstanbul’a gidip siyasi faaliyetlere katılmak istemişse de Mehmet Paşa’nın tavsiyesi üzerine Bursa’da tarih öğretmenliğine başlar. Teyzesinin kızı Samiye’den (Kaya) aldığı bir mektup ise hayatını değiştirecek süreci başlatır. Annesi ve babasının ölümünden sonra kimsesiz kalan Samiye, teyzesini Değirmendere’de kendi evine almak istediğini söyler.</p>
<p>Oğuz, onunla önce kendisi konuşmak ve onu tanımak ister. İstanbul’a geldiğinde ise ondan çok etkilenir. Romanda otuz beş yaşında, uzun boylu, mavi gözlü ve siyah saçlı güzel bir kadın olarak betimlenen Samiye, kendisini Yeni Turan idealine adamış inançlı bir Türk kadınıdır ve bu ideal doğrultusunda, kendisine Kaya ismini uygun görmüştür. (Adıvar, 2014:23-4) Bu yönüyle Kaya, ismiyle müsemma bir karakterdir ve ideallerini gerçekleştirmek için toplumsal önyargılar ve yerleşik inançlar karşısında kaya gibi güçlü bir iradeye sahip olunması gerektiğini anlatır. Başta kadın-erkek eşitliği olmak üzere hemen her alanda Kaya, yalnızca idealleri için mücadele eden güçlü ve inançlı bir kadın olarak resmedilmez, aynı zamanda da medeniyetin öncülüğünü üstlenen bir kadın tipini yansıtır. Cuma mekteplerinde köy çocuklarına verdiği eğitimde, dini konuların yanı sıra, hem modern bilimler, hem de Yeni Turan ideali işlenmektedir. Romanda Değirmendere’deki sosyal hayat, Yeni Turan idealinin canlı bir örneği gibi anlatılır ve bu hayat tarzının yerleşmesinde esas başarının Kaya’ya ait olduğunun altı çizilir. (Adıvar, 2014:18-21)</p>
<p>Kaya’nın güzelliğinden ve kişiliğinden çok etkilenen Oğuz, Yeni Turan idealini gerçekleştirmek için Kaya’nın sergilediği çabaları gördükçe, Kaya’ya karşı daha güçlü duygular besler. Kaya da Oğuz’dan etkilenmiştir ve ikisi birlikte, Yeni Turan idealini gerçekleştirmek için faaliyet gösterirler. Bu faaliyetler Oğuz’a, Yeni Turan Fırkası’nın genel başkanlığını getirir. Ne var ki, Oğuz’un ve Yeni Turan Fırkası’nın siyasetteki hızlı yükselişi, Hamdi Paşa ve Yeni Osmanlılar Fırkası’nı kaygılandırmaktadır. Yaklaşmakta olan seçimlerin hemen öncesinde Oğuz’un konuşmaları, ülke çapında geniş yankılar uyandırmaya başlamıştır. Oğuz’un yükselen itibarı karşısında Paşa, tek seçenek olarak Oğuz’u tutuklatmaya karar verir. Artık Oğuz, idam cezasıyla yargılanan bir siyasi tutukludur. (Adıvar, 2014:48-9)</p>
<p>Oğuz’un tutuklanmasını kabullenemeyen Kaya, serbest bırakılması için Hamdi Paşa’yla görüşmeye gider. Kaya’nın güzelliği ve kişiliği karşısında çok etkilenen Paşa, Oğuz’un serbest bırakılması karşılığında Kaya’ya evlilik teklif eder. Bu teklifi önce reddeden Kaya, Oğuz’un serbest bırakılması ve Yeni Turan idealinin gerçekleştirilmesi için aşkından feragat ederek teklifi kabul eder. (Adıvar, 2014:55-7) Hapiste geçirdiği günlerde Oğuz, Kaya’ya olan aşkıyla teselli bulmuştur. Fakat, Kaya’nın Paşa’yla evlendiğini öğrendiğinde, derin bir hayal kırıklığı içine düşer. Bunun üzerine, siyasi faaliyetlerine hız verir ve Yeni Turan idealinin ülke çapında kabul görmesi, Yeni Turan Fırkası’nın iktidara gelmesi için olağanüstü bir çaba sergiler. Kaya ise inzivaya çekilir ve içine düştüğü keder sonucu hastalanır. Seçimler, Yeni Turan Fırkası’nın zaferiyle sonuçlanır ve bunun üzerine Hamdi Paşa, siyasetten çekilerek eşi Kaya’nın hastalığıyla ilgilenir. (Adıvar, 2014:64-6)</p>
<p>Tedavi için Kaya’yla birlikte Avrupa’ya gittikleri sırada, mecliste değişen güç dengelerini etkin bir şekilde kullanan Oğuz ve Yeni Turan Fırkası, Osmanlı toplumunun siyasi ve sosyal değişimini gerçekleştirmek için ülke çapında yankı uyandıran pek çok faaliyetin içine girer. Demokratik hak ve özgürlüklerin iyileştirilmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların iş yaşamına katılmaları gibi konularda Oğuz ve fırkası, hiçbir baskı ve yasaklama olmaksızın önemli başarılar elde eder. Tüm bu başarılar, meclise sunulan adem-i merkeziyetçilik teklifiyle zirve noktasına ulaşır. Avrupa’dan döndüklerinde Paşa ve Kaya, Osmanlı Devleti’nde adem-i merkeziyetçiliğin uygulamaya geçtiğini görürler. Ancak, Paşa’nın bu duruma tepkisi serttir. Bu idare altında devletin çöküşünün daha da hızlanacağını düşünen Paşa, Yeni Osmanlılar Fırkası’ndaki gücünü yeniden arttırmaya çalışır ve Oğuz aleyhine propagandalara girişir. Bu durum, Kaya’yla ilişkilerine de zarar vermeye başlar. (Adıvar, 2014:108-10)</p>
<p>Yeni Turan iktidarının dördüncü yılında Oğuz artık, Yeni Osmanlılar Fırkası ve Hamdi Paşa’nın propagandalarıyla açık hedef haline gelmiştir ve sonunda, bir akıl hastası tarafından vurulur. Hamdi Paşa, Oğuz’un ölümünü Kaya’dan gizlemeye çalışsa da bunu başaramaz. Kaya, evliliği sürdürmek için artık hiçbir gerekçe görmez ve Paşa’yı terk eder. Ölümünden kısa bir süre önce Oğuz, Kaya’nın Hamdi Paşa’yla evlenmesinin asıl gerekçesini Asım’a sorar; fakat Asım, gerçekleri gizler ve bir şey bilmediğini söyler. Oğuz’un ölümü üzerine derin bir vicdan azabı içine düşen Asım, hem bu olayın iç yüzünü, hem de Hamdi Paşa’nın kirli oyunlarını anlatan “itirafname”sini kaleme alır. (Adıvar, 2014:142)</p>
<p><em>Yeni Turan’</em>da adem-i merkeziyetçilikle şekillenen siyasi sistem, tüm etnik unsurlara olanaklı en geniş özgürlük zeminini sunar. Bu sistemin gerçekleştirilmesinde öncülük rolü Türklere aittir ve bu bağlamda, romanda Oğuz’un şu sözleri dikkat çekicidir: “Zannetmeyiniz ki ben bu yola yalnız Turan’ın çocuklarını, Türk kardeşlerimi çağırıyorum. Hayır, hepsini, Türkiye’nin bütün çocuklarını; bu toprakta, ülkede mazisini, hayatını, ecdadını ve tarihini saklayan bütün Türkiye toprağının çocuklarını (&#8230;) çağırıyorum. Ve hepsi için bu yolun bugün selamet yolu olduğunu iddia ediyorum. Yalnız diyorum ki, Turan’ın asıl çocuklarının, Türklerin, bu yolda öteki vatandaşlar arasında manen ve maddeten onlar kadar kuvvetli, onları ve bütün memleketi iplikleri kaçmış çorap örgüsü gibi sökülüp dağılmaktan men edebilecek kadar birbirine sıkışmış, müttehit ve muktedir olmaları lazım geleceğini iddia ediyorum. (&#8230;) Sevgili ırkımı kurtarmak, yaşatmak arzusuna öteki ırkların menfaat ve selametlerini mezc etmiş olmak itikadını da gönlümde ve vicdanımda taşıyorum.” (Adıvar, 2014:34-5)</p>
<p><em>Yeni Turan’</em>da sosyal değişimin esas unsuru ise eğitimdir ve bu değişimde kadınlar, öncü bir konum üstlenir. Halide Edip, Türk edebiyatında kadını evle sınırlandıran ve yalnızca “aşk nesnesi” olarak konumlandıran erkek-egemen bakış karşısında kadını toplumsal bir özne olarak tanımlama yoluna gider. <em>Yeni Turan’</em>da eğitim, “şahsiyetin gelişimini sağlayan terbiye” özelliğinin yanı sıra, devletin bekası ve milletin kurtuluşu için de en önemli kurum olarak konumlandırılır. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamının adem-i merkeziyetçilikle nihai noktasına ulaşacağını düşündüğü Yeni Turan ütopyasında sosyal değişimin iyi yetişmiş kadınlar öncülüğünde sağlanacağına inanan Halide Edip, bu kadınların (Kaya gibi) tek başlarına kalsalar bile toplum için örnek olma görevlerini yerine getirecekleri inancındadır. Bireysel sorumluluklarını toplumsal sorumluluklarıyla birleştirerek toplumsal özne konumuna yükselen bu kadınlar, toplumsal özgürlüklerin gerçekleşmesinde de merkezi bir rol üstlenecektir.</p>
<p>İmdi, Halide Edip’in bu romanı, çöküş süreci hızlanan bir devletin kurtuluşunun ve toplumsal değişim taleplerinin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğine dair bütünlüklü bir siyasi ve sosyal proje etrafında şekillenir. Turancılığa dönemin şartlarına göre yeni bir içerik kazandıran Halide Edip, ortaya koyduğu Yeni Turan(cılık) idealiyle, içinde yaşadığı toplumun siyasi ve sosyal sorunlarına adem-i merkeziyetçilik temelinde ve eğitim yoluyla bütünlüklü bir çözüm üretme çabası içinde olmuştur. Ne var ki, romanın yayınlanmasından kısa bir süre sonra başlayan Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecini hızlandırdığı gibi, adem-i merkeziyetçilik yönünde her türlü söylemi de geçersiz kılmıştır. Cumhuriyet rejimiyle inşa edilen merkeziyetçi sistem, yeni değerler ile eski değerler arasındaki çatışmayı bireysel özgürlükler temelinde değil, milli birlik ve beraberlik temelinde çözme yoluna gitmiş; öncülüğünü Ziya Gökalp’in yaptığı “yeni Türkiye” söylemi, milli birlik ve beraberliği güçlendirme saikıyla şekillenmiştir.</p>
<p>İlk olarak Cumhuriyet döneminde dile getirilen “yeni Türkiye” söylemi, bugün de değişik şekillerde ifade edilmektedir. Merkeziyetçi anlayış ile adem-i merkeziyetçi anlayış arasındaki görüş farklılıkları, bugün de fikir hayatımızda değişik şekillerde dile getirilmektedir. Bu tartışmalar içinde Halide Edip’in bu eserinde bugüne ışık tutacak en önemli vurgusu bizce, siyasi ve sosyal sorunlara çözüm önerilerinin ancak bütünlüklü bir toplumsal proje içinde ele alınması gerekliliğidir. Günümüz fikir tartışmalarında bu şekilde bütünlüklü bir proje ortaya konulamadığı için “yeni Türkiye” söylemi etrafındaki tartışmalar, başkanlık sistemine taraf olmak ya da karşı olmak şeklinde oldukça sığ bir zeminde ele alınmaktadır. Bu sığlığı aşmak için bu romanı yeni bir gözle incelemek, oldukça yol aldırıcı olabilir. Günümüz Türkiye’sinin içinde yaşadığı sorunlar, yüzyıl öncesinin temel sorunlarından çok da farklı değildir. Belki de sorunlarımıza bütünlüklü çözüm önerileri geliştirmeyi başaramayan bir toplum olduğumuz içindir ki, Türk edebiyatında ütopik romanların sayısı ve etkisi sınırlı kalmaktadır.</p>
<p><strong>KAYNAKLAR: </strong></p>
<p>ADIVAR, H. E. (2011). <strong><em>Mor Salkımlı Ev</em></strong>. İstanbul: Can Yayınları.</p>
<p>ADIVAR, H. E. (2014). <strong><em>Yeni Turan</em></strong>. İstanbul: Can Yayınları.</p>
<p>ÇALIŞLAR, İ. (2010). <strong><em>Halide Edip: Biyografisine Sığmayan Kadın</em></strong>. İstanbul: Everest Yayınları.</p>
<p>ENGİNÜN, İ. (2007). <strong><em>Halide Edip Adıvar’ın Eserlerinde Doğu ve Batı Meselesi</em></strong>. İstanbul: Dergah Yayınları.</p>
<p>SAYGIN, A. (2015). <strong><em>20. Yüzyıl Türk Düşüncesinde Garbiyatçılık (Oksidentalizm) Üzerine Bir İnceleme</em></strong>. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.</p>
<p>ŞAHİN, V. (2013). Halide Edip Adıvar’ın ‘Yeni Turan’ Romanını Yeniden Anlam(landırm)a. <strong><em>Erdem Dergisi</em></strong>, 64, 103-22.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/">Halide Edip’in Ütopik Romanı “Yeni Turan” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1081</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Babanın Ayrıksı Evladı: CAN YÜCEL</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-babanin-ayriksi-evladi-can-yucel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-babanin-ayriksi-evladi-can-yucel/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Dec 2015 07:48:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[baba ve devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Can Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Ali Yücel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1074</guid>
				<description><![CDATA[<p>Baba; dünya sol literatürün dilinde ‘’iktidar/devlet’’ tanımının bir nüvesi, bir yaratımıdır. Babalık, evdeki iktidardır, reisliktir. Baba, bu rolünü erkek olmasından kazanır. O erktir, zira erkektir. Bu sebeple dünyayı kasıp kavuran 68 gençlik hareketlerinin karakteristik özelliklerinden biri de babaya/devlete/iktidara olan itiraz ve protestoydu. Yalnız analistler Türkiye için aynı şeyi söylemeyeceklerdi maalesef. Şu farka dikkat çekildi hep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-babanin-ayriksi-evladi-can-yucel/">Bir Babanın Ayrıksı Evladı: CAN YÜCEL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Baba; dünya sol literatürün dilinde ‘’iktidar/devlet’’ tanımının bir nüvesi, bir yaratımıdır. Babalık, evdeki iktidardır, reisliktir. Baba, bu rolünü erkek olmasından kazanır. O erktir, zira erkektir. Bu sebeple dünyayı kasıp kavuran 68 gençlik hareketlerinin karakteristik özelliklerinden biri de babaya/devlete/iktidara olan itiraz ve protestoydu. Yalnız analistler Türkiye için aynı şeyi söylemeyeceklerdi maalesef. Şu farka dikkat çekildi hep Türkiye 68 hareketi için: Kendini babaya ispat etmek.</p>
<p>Babaya itiraz ve babaya <em>‘’ben varım’’</em> demenin ayrımı&#8230; İtiraz hakkı varlığı ispatla mükelleftir. İspat etmek, kendini kabullendirmektir. Türkiye 68 hareketi dünya hareketlerinden bu yönüyle biraz geriden gelirken, söylemi ve varlığıyla bir emsal doğdu edebiyata. O hem öz babaya, hem devlet babaya ayrıksıydı: Can Yücel</p>
<p><figure id="attachment_1077" aria-describedby="caption-attachment-1077" style="width: 250px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hasan-ali-yucel.jpg" rel="attachment wp-att-1077"><img class=" td-modal-image wp-image-1077 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hasan-ali-yucel.jpg?resize=250%2C250" alt="Hasan Ali Yücel" width="250" height="250" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hasan-ali-yucel.jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hasan-ali-yucel.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1077" class="wp-caption-text">Hasan Ali Yücel</figcaption></figure></p>
<p>Can Yücel; Maarif (Millî Eğitim) bakanı Hasan Âli Yücel’in oğlu. Can Yücel’in düşüncede babasıyla düştüğü ayrıksı fark, devlete düştüğü ayrıksılığın da nişanesiydi. Zira Hasan Âli Yücel ideolojisiyle Cumhuriyet Türkiye’sinin bir prototipiydi. Fakat ne çare.. Rûmî’nin deyimiyle ‘’öz çocuğunu yiyen bir dev anadır dünya.’’ Can Yücel babasının savunucusu/gönüllüsü olduğu devlet baba tarafından uzun yıllar mahpusta kaldı.</p>
<p>Muhakkak onları ortak paydada tutan baba-evlad ilişkisi hep girift kalmış, bunu da büyük bir sorun olarak görmemişlerdi. Fakat Can Yücel geldiği aristokrat/devletçi gelenekten de kendini sıyırmasını bilmiş ve kendi deyimiyle <em>“Dionysos kavmindenim, yani yaşama sevinci veren bir Anadoluluyum’’</em>sözünün ispatlayıcısı olmuştu. O’nun hapisliği, sürgünlüğü devlet-babayla giriştiği sapak yollardan, ayrıksı kişiliğinden, Anadolu’nun bağrından yetişmişçesine argolarından, küfürlerinden gelir. O<em>, ‘’hurûc-u alessultan’’</em>dır. O munis bir nazır oğlu olmaktansa, kalemiyle kizir oğlu olmuştur.</p>
<p>Oğul Can Yücel ile baba Hasan Âli Yücel yazın ve yaşam dünyalarında iki ayrı kutuptu. Baba Yücel eylemleriyle sistem/devlet babanın varlığını yaşatırken, oğul Yücel bu babanın soğuk nefesini hep ensesinde hissediyordu. <em>Ak koyunun kara kuzusu olmuştu.</em></p>
<p><figure id="attachment_1078" aria-describedby="caption-attachment-1078" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/pazartesi-konusmalari.jpg" rel="attachment wp-att-1078"><img class=" td-modal-image wp-image-1078 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/pazartesi-konusmalari-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Hasan Ali Yücel &quot;Pazartesi Konuşmaları&quot;" width="208" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/pazartesi-konusmalari.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/pazartesi-konusmalari.jpg?w=310&amp;ssl=1 310w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1078" class="wp-caption-text">Hasan Ali Yücel &#8220;Pazartesi Konuşmaları&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Hasan Âli Yücel makalelerinden oluşan <em>Pazartesi Konuşmaları</em> adlı eserinde <em>‘’Varsın Arabcalı, Farsçalı sözlerden ayrılmak istemeyen üç beş tiryaki Osmanlıca ile (haşr) olsun. Biz Sadabad bahçelerinden arta kalmış bülbüllerin sesini değil. yaşamak isteyen bir yığının dilek haykırışını duymak, can kulağımızı onun bağrı üstüne koymak istiyoruz.’’ </em>derken Can Yücel <em>Gezintiler</em> adlı şiir kitabında <em>‘’Fuzulî’den okuyorum / İranlı barmen anlamıyor.’’</em> diyerek içerleniyordu. Yine baba Hasan Âli Yücel aynı adlı eserinde <em>‘’Öz Türkçeyi varsın üç beş eskici anlamasın, anlamak istemesin. Biz milyonluk ulusla konuşmak, onunla anlaşmak istiyoruz. Ona &#8220;Uyan, iyi yaşa. Eski Türk ataların gibi güçlü, kuvvetli ol.’’</em> şeklinde telkinlerde bulunurken, ayrıksı evlad Can Yücel aynı adlı eserinde <em>‘’Kurmanci ne tuhaf /Bunca mutsuzluğun içinden umum /Bir nedircik yavrusu baş veriyor döşünde..’’ </em>diyordu.</p>
<p>Baba ile oğul arasındaki bu çekişmenin özünde en hafif olanıdır bu restleşme.</p>
<p>Can Yücel’in İbrahim Ethem misali tahtı/tacı terk eyleyip yazın hayatında ayrı bir soluk araması ileride kendi doğuşunun habercisi olacaktı. Sancılı bir doğuş fakat.. Mahpusluk, tütünden sararmış bıyık, sürgünlük, rakı sofraları… Metaforik izahatı yapılabilecek tüm bu çeşitlilikler Can Yücel şahsında bir anti-baba tutum olarak var oluyordu.<br />
Tabii ‘’Baba’’yı terk etmek babanın gücünden de azade olmak demekti. Türkiye gibi askerî vesayetlerin etkisinin hissedildiği ülkelerde politika yapıyor olmak ve hele ki bunu ülkenin körpe zamanlarına denk gelirken yapmak, şüphesiz çok güçlü bir konum ve olanak verir. Hasan Âli Yücel böylesi bir ortamda  cumhuriyet tarihi boyunca en uzun süreli bakanlık yapanların başında geliyor. Böylesi bir politik çevrenin atmosferi altında büyüyen Can Yücel’in <em>‘’Refah güzel bir çiçekse eğer / N’aapayım hiç kokmuyor’’</em> demesi, yahut benzer bir şekilde <em>‘’Gurbet el kadar somun / Ye ye bitmiyor’’</em> demesi ciddi bir refleksin belirtisi. Can Yücel’i böylesine yoğuran ne olmuştur?</p>
<p><figure id="attachment_1076" aria-describedby="caption-attachment-1076" style="width: 171px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/can-yucel-gezintiler.jpg" rel="attachment wp-att-1076"><img class=" td-modal-image wp-image-1076 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/can-yucel-gezintiler.jpg?resize=171%2C249" alt="Can Yücel &quot;Gezintiler&quot;" width="171" height="249" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1076" class="wp-caption-text">Can Yücel &#8220;Gezintiler&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Ünlü şair <em>Enis Akın,</em> <em>heves dergisi</em>ne verdiği bir röportajda ‘’Nazım Hikmet cezaevine girmeseydi <em>‘’Bugün Pazar / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar’’</em> demezdi. Deseydi de beni ilgilendirmezdi.’’ der. Bizim için açıklayıcı bir örnek olması itibariyle önemli. Hasıl-ı kelâm kendisini ‘’özgürlük uğruna hapis yatan bir ozan’’ olarak özetleyen Can Yücel de kaleminin mürekkebini cezaevlerine Çukurova’ya, Toroslar’a, tütün ekicilerin tarlalarına bandırdı. Kâh şair grev gözcüsü oldu O, kâh başka bir  toplumsal mecrada.</p>
<p>Kitleler tarafından benimsenen neredeyse her dizesi bir kabullenmezliğin, itirazın belirtisiydi. Şu dizesi onu olabildiğince özetliyordu: <em>‘’Ne kadar yalansız yaşarsak, o kadar iyi.’’</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-babanin-ayriksi-evladi-can-yucel/">Bir Babanın Ayrıksı Evladı: CAN YÜCEL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-babanin-ayriksi-evladi-can-yucel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1074</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beterin Beterinden Nazım&#8217;a Sığınmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Dec 2015 21:12:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Başak Alara Karademir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Süreya]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Cansever]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Günler Göreceğiz]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category>
		<category><![CDATA[Turgut Uyar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1062</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güzel insanlar, canım ülkemin içinde bulunduğu durum malumunuz. Bunca kargaşa, bunca kin-nefret, içimizdeki sıkıntılar, özel hayatlarımızdaki sorunlar, kafa karışıklıklarımız ve böylece uzatıp devam ettirebileceğimiz onlarca problem varken, hayattan bir an olsun uzaklaşıp nefes almak için ne yapabiliriz diye düşünürken sanki biri beni duymuş, hissetmiş gibi bir anda kitaplığımın şiir kitaplarını barındıran bölümünün en sevdiğim üyelerinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/">Beterin Beterinden Nazım&#8217;a Sığınmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Güzel insanlar, canım ülkemin içinde bulunduğu durum malumunuz. Bunca kargaşa, bunca kin-nefret, içimizdeki sıkıntılar, özel hayatlarımızdaki sorunlar, kafa karışıklıklarımız ve böylece uzatıp devam ettirebileceğimiz onlarca problem varken, hayattan bir an olsun uzaklaşıp nefes almak için ne yapabiliriz diye düşünürken sanki biri beni duymuş, hissetmiş gibi bir anda kitaplığımın şiir kitaplarını barındıran bölümünün en sevdiğim üyelerinden “Henüz Vakit Varken Gülüm” kendini hatırlatmak ister gibi pat diye yere ters ve açık bir şekilde düşüverdi. Hayattaki her şeyin bir işaret olduğuna inanan benliğimle açık durduğu sayfayı karıştırmamaya dikkat ederek kitabı elime aldım, ilk  dörtlüğe gözüm ilişir ilişmez tanıdık dizelere bakıp gülümsedim, mesaj için teşekkür ettim içimden. Siz deyin yaratıcıya, ben diyeyim evrene. Hiç fark etmez;</p>
<p dir="ltr">“Yaşamak şakaya gelmez</p>
<p dir="ltr">Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın</p>
<p dir="ltr">Bir sincap gibi mesela</p>
<p dir="ltr">Yani bütün işin gücün yaşamak olacak”</p>
<p dir="ltr">Sahi, hangimiz gerçekten yaşıyoruz? En son ne zaman göğün sonsuz maviliğinin tadını çıkardık mesela? Bir çocuğun gülümsemesine en son ne zaman uzun uzun baktık? Veya bir şiirin dizesinde kaybolup gittik? Şiir demişken, “Sanki bir dize daha söylesek her şey düzelecek” demiş Süreya. Bir gece olsun odamıza kapansak, telefonlardan televizyonlardan kurtarsak kendimizi, dize denen o  peri tozlarıyla kaplansak.. Belki düzelir her şey?  Belki bir an olsun Nazım’a kanar, “Güzel günler göreceğiz” deriz. Ya da en sevdiğimizi hatırlayıp iç geçirirken “Ne güzel şey hatırlamak seni” diye geçiririz içimizden. Ya da Edip Cansever olup Mavi’yi huy belleriz belki? Göğe bakarız Turgut Uyar gibi&#8230;  Belki öfkemiz dizelerle çıkar gün yüzüne, usulca söyleriz:</p>
<p dir="ltr">“Artık biz seninle düşman bile değiliz”</p>
<p dir="ltr">Fazla uzatmak istemiyorum. Demem o ki barışa hasret güzel ülkemin sevgiye aç güzel insanları: ölüm, bomba, ayrılık, terör, şehit, deprem, bela, lanet… Bunlar dünya üzerinden tarih boyu hiç yok olmamış gerçekler. Öyle ki, “cehennem bu dünyanın ta kendisi” derdi eski bir tanıdığım.  Ama siz, güzel olan her şeye hasretseniz benim gibi, bir dize fazladan okuyun bu gece.</p>
<p dir="ltr">Göreceksiniz:</p>
<p dir="ltr">“GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/">Beterin Beterinden Nazım&#8217;a Sığınmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1062</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Reşat Ekrem Koçu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/resat-ekrem-kocu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/resat-ekrem-kocu/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Dec 2015 20:12:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Dört Hüzünlü Yalnız Adam]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek Kızlar]]></category>
		<category><![CDATA[Eski İstanbul’da Meyhaneler ve Köçekler]]></category>
		<category><![CDATA[Forsa Halil]]></category>
		<category><![CDATA[Haşmetli Yosmalar]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul - Hatıralar ve Şehir]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Kösem Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Pamuk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Padişahları]]></category>
		<category><![CDATA[Patrona Halil]]></category>
		<category><![CDATA[Reşat Ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[Reşat Ekrem Koçu]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi roman]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1048</guid>
				<description><![CDATA[<p>Orhan Pamuk’un &#8220;Dört Hüzünlü Yalnız Adam&#8221; diye andığı İstanbul yazarlarından biri: Reşat Ekrem Koçu Reşat Ekrem Koçu 1905 yılında İstanbul’da doğdu. Bursa Erkek Lisesi’ni tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Tarih bölümüne girdi ve bu bölümden mezun oldu. Reşat Ekrem’i yalnızca bir tarih bilimci ve bir tarih öğretmeni olarak anlatmak mümkün değildir. Kendisi aynı zamanda epey ünlü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/resat-ekrem-kocu/">Reşat Ekrem Koçu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Orhan Pamuk’un &#8220;Dört Hüzünlü Yalnız Adam&#8221; diye andığı İstanbul yazarlarından biri: Reşat Ekrem Koçu</strong></p>
<p>Reşat Ekrem Koçu 1905 yılında İstanbul’da doğdu. Bursa Erkek Lisesi’ni tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Tarih bölümüne girdi ve bu bölümden mezun oldu. Reşat Ekrem’i yalnızca bir tarih bilimci ve bir tarih öğretmeni olarak anlatmak mümkün değildir. Kendisi aynı zamanda epey ünlü bir tarihsel romancıdır<em>. Forsa Halil, Patrona Halil, Erkek Kızlar, Haşmetli Yosmalar, Osmanlı Padişahları, Eski İstanbul’da Meyhaneler ve Köçekler, Kösem Sultan, Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş</em> gibi eserleri ile tarihsel romancılık alanında adından söz ettirmeyi daima başarmıştır. Tüm bu eserleri dışında onu daha da ünlü kılan ve uzun yılların emeği olan, tamamlayamadan hayatını kaybettiği <em>İstanbul Ansiklopedisi</em> şüphesiz ki ülkemiz için de çok kıymetli bir kaynaktır.</p>
<p><figure id="attachment_1049" aria-describedby="caption-attachment-1049" style="width: 193px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/orhan-pamuk-istanbul.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1049 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/orhan-pamuk-istanbul-193x300.jpg?resize=193%2C300" alt="Orhan Pamuk &quot;İstanbul - Hatıralar ve Şehir&quot;" width="193" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/orhan-pamuk-istanbul.jpg?resize=193%2C300&amp;ssl=1 193w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/orhan-pamuk-istanbul.jpg?w=270&amp;ssl=1 270w" sizes="(max-width: 193px) 100vw, 193px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1049" class="wp-caption-text">Orhan Pamuk &#8220;İstanbul &#8211; Hatıralar ve Şehir&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Orhan Pamuk; <em>İstanbul &#8211; Hatıralar ve Şehi</em>r adlı kitabının 18. bölümünde “Reşat Ekrem Koçu’nun Bilgi ve Tuhaflık Koleksiyonu” başlıklı yazısında; Koçu’nun kaleme almış olduğu <em>İstanbul Ansiklopedisi</em> için şöyle der: “Bakmaya doyamadığım elle çizilmiş siyah-beyaz resimlerinin yanında kitabı o kadar hoş yapan şey Osmanlı tarihini, ders kitaplarının yaptığı gibi mağrur ve milliyetçi bir dille anlatan birtakım savaşların, zaferlerin, yenilgilerin ve anlaşmaların toplamı olarak değil, bir dizi tuhaflıkların, acayip olay ve kişiliklerin, çarpıcı, ürpertici, korkutucu, hatta tiksindirici bir resmi geçidi olarak görmesiydi.”</p>
<p>Orhan Pamuk’un, dört hüzünlü yalnız adam diye andığı İstanbul yazarlarından bir tanesi Reşat Ekrem Koçu’dur. Orhan Pamuk; <em>İstanbul Hatıralar ve Şehir </em>adlı kitabında Reşat Ekrem Koçu’nun yalnızlığı ve cesaretine dair şunları söyler: “…Ama yoksullaşan bir ülkede, okur ilgisinin azlığı ve İstanbul’un kendisinden başka Reşat Ekrem Koçu’nun hüzünlü olmak için başka bir kuvvetli nedeni daha vardı: Yirminci yüzyılın ilk yarısında İstanbul’da bir eşcinsel olmak.  Popüler romanlarının konularına bakmak, şiddet ve cinsellik yüklü renkli havalarını solumak ve daha çok <em>da İstanbul Ansiklopedisi</em>’ni gelişigüzel karıştırarak okumak Reşat Ekrem Koçu’nun ta 1950’lerde kendi sıra dışı cinsel tutkularını, zevklerini ve takıntılarını dile getirmekte benzeri ve çağdaşı bütün İstanbul yazarlarından çok daha cesur davrandığını gösterir.”</p>
<p>Doğan Kitap,  Reşat Ekrem Koçu’nun pek çok eserini 2015 baskıları ile yayınladı. Popüler tarihsel romanlara karşı bir ilginiz varsa ya da tarihe karşı biraz ilgi duyuyor ve tarihsel romanlar aracılığı ile farklı bir dünyaya adım atmak istiyorsanız, Reşat Ekrem Koçu sizin için doğru adres. Keyifli okumalar dilerim.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>Pamuk, Orhan. (2013). <em>İstanbul Hatıralar ve Şehir</em>. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/resat-ekrem-kocu/">Reşat Ekrem Koçu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/resat-ekrem-kocu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1048</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nevzat &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Dec 2015 20:40:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat öyküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1041</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat epeyce geç olmuştu. &#8220;Artık yavaş yavaş siktir olup gideyim&#8221; diye geçirdi aklından. Masadan destek alarak ayağa kalkmaya çalıştı. O anda eski günleri geldi aklına. Bu kadar çok içtiği zamanlar mutlaka koluna girip yardım eden bir arkadaşı olurdu yanında. Çok uzun zaman önce unuttuğu garip hisler sardı bir anda içini. Eli masanın köşesinde, kıçı sandalyeden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/">Nevzat &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saat epeyce geç olmuştu. &#8220;Artık yavaş yavaş siktir olup gideyim&#8221; diye geçirdi aklından. Masadan destek alarak ayağa kalkmaya çalıştı. O anda eski günleri geldi aklına. Bu kadar çok içtiği zamanlar mutlaka koluna girip yardım eden bir arkadaşı olurdu yanında. Çok uzun zaman önce unuttuğu garip hisler sardı bir anda içini. Eli masanın köşesinde, kıçı sandalyeden yukarda öylece durdu ve etrafına baktı bir süre. &#8220;Oysa şimdi, şu anda, hiç kimse yok&#8221; dedi sessizce. Ne zaman gitmişlerdi ki? Neden onu burada bırakmışlardı? Gözleri dolmuş, dudakları ve masaya dayadığı eli titremeye başlamıştı. Titreyen kolu daha fazla dayanamadı, olduğu yere düştü. Hala ayık kalan 2 garson yardım etmek için eğildi, ama Nevzat ağzına gelen en yaratıcı küfürlerle kendisine yaklaşan garsona beceriksizce saldırdı. Yardım edemeyeceklerini anlayan garsonlar Nevzat&#8217;ı etkisiz hale getirip, dışarı atmak için üzerine çullandılar. Nevzat, garsonların üzerine çullanmasıyla kendini yere atıp bağırmaya ve slogan atmaya başladı. &#8220;Bırakın lan faşist köpekler! İiinsanlııııkoonuuruuuişkeenceeyyiiiyeeneeceek!!!  Neye uğradıklarını şaşıran garsonlar daha fazla dayanamayıp Nevzat&#8217;ı kucakladıkları gibi kaldırıma fırlattılar. Nevzat bir süre daha yerde bağırmaya devam etti. Bir an sustu, bacaklarını karnında topladı ve midesinde ne varsa bir anda dışarı attı. Tüm vücudu titremeye başladı, bir yandan üşüyor diğer yandan da kocaman bir ateşin içine atılmışçasına yanıyordu.<br />
Annesi koltuk altına koyduğu termometreyi kontrol ederken bir eliyle de Nevzat&#8217;ın saçlarını okşuyor. Sonra çorba getirmek için mutfağa gidiyor. Nevzat annesini beklerken bir anda odaya kar maskeli polisler dalıyor. Ellerindeki silahlarla vurmaya başlıyorlar ve zorla götürmeye çalışıyorlar. Nevzat, annesine bağırdıkça sesi kendi içinde yankılanıyor ama dışarı çıkamıyor. Karanlık, izbe bir bodrum katında buluyor kendini. Etrafına toplanan ve hiç durmadan kahkaha atan adamlardan biri, elindeki itfaiye hortumunu açıyor ve Nevzat&#8217;ın çıplak vücuduna buz gibi su tazyik ediyor.<br />
Nevzat yattığı kaldırımın üzerinde ağzını kocaman açarak bağıra bağıra ağlamaya başlamıştı. &#8220;Anne… Anneeee… Nerdesin? Çok soğuk. Üşüyorum anne. Niye üstümü örtmüyosun annee&#8230;&#8221;</p>
<p>Nevzat o gecenin sabahında aylardır uyuyormuşçasına uyandı. Uzun zamandır böylesi güzel ve rahat uyumadığını düşündü. Hemen kalkmak istemedi. Biraz daha sarılmak istedi, dizlerinde uyuduğu kadına. Ama rahatsız etmekten de çekindiği için usulca kalktı. Biraz da izledikten sonra keyifle esnedi. Sidik torbasını boşaltmak için tuvalete gitti. Ellerini bol köpükle yıkadıktan sonra mutfağa yöneldi. Çay suyu koydu. Dolaptan kahvaltılık bir şeyler çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Biraz otlu peynir, kurumuş ekmek, geceden demli Keban barajına bağlı ketılda ısıtılmış illegal çay ve tabi ki BİM&#8217;den kamulaştırılmış zeytinin son taneleri. Durup şöyle bir baktı kahvaltıya.  Sofradaki tek yasal ürün ekmekti. &#8220;O da bayat&#8221; dedi düşünceli.  Yo annesine yakışır bir kahvaltı değildi bu. Hemen üzerine paltosunu geçirip markete koştu. Market arabasını olabildiğince hızlı doldurdu. Sucuk, yumurta, &#8220;peynirin en iyisi, en tazesi&#8221; dedi. Sonra &#8220;Ne demek aslan sütü yok&#8221; diye çıkıştı reyon personeline. Aslan sütünü alamamış olmanın stresiyle eve döndü. İçeriye seslendi. &#8220;Günaydın anne!&#8221; Elindeki poşetleri masaya bıraktı. Ve yirmi dakika sonra masada muhteşem bir kahvaltı hazırdı. Salona döndü, &#8220;annecim kahvaltı hazır&#8221; dedi ve bir an durup düşündü. &#8220;Tabi ya, haklısın. Hemen geliyorum&#8221; dedi. Mutfağa döndü. Kahvaltıyı büyük bir tepsinin içine koyup salona getirdi.<br />
Haberleri arkası dönük kulak veren Nevzat sinirle kapattı televizyonu.</p>
<p>Arkasında açık kalan televizyonun sesi geliyordu. &#8220;Ah şu gündüz kuşağı programları&#8221; dedi sitemle. &#8220;kapatayım istersen, ben de izlediğimden değil valla. Sen geldin ya artık açmam. Ama sen izlemek istersen açarım. Neyse seversin sen, açık kalsın, ama sesini kısayım biraz&#8221; dedi. Televizyonun sesini kısarken gülmüştü.</p>
<p>Derken kapı zili çaldı. &#8220;Kim bu densiz&#8221; merakıyla kapıya yöneldi. Gelen okuldan arkadaşı Ahbap&#8217;tı. Ahbap zayıf ve çelimsiz vücudunun üzerinde emanet duran kafasını öne eğmiş ve her an yuvalarından fırlayacakmış gibi bakan gözlerini Nevzatın yüzüne dikmişti. Merak ve sitem karşımı bir ses tonuyla, &#8220;Nerdesin abi sen ya! Öldük meraktan. Çekil kenara&#8221;! Dedi. Nevzatı kenara iterek içeri girerdi. Nevzat ise şaşkın ve boş bakışlarıyla arkadaşını izledi. Bir yandan da &#8220;bu çocuk nasıl yaşıyor&#8221; diye düşünmekten kendini alamadı. Arkadaşını ne zaman görse bu soru geliyordu aklına.  Bir de Ahbap&#8217;ın bıyıklarına şaşırıyordu Nevzat. Küçücük suratının ortasında, dudağının üzerinden fırlamışçasına dökülen ve oldukça bakımlı bir kıl topluluğu. &#8220;Kaç günde uzuyor acaba&#8221; diye düşündü. Hemen sonra arkadaşının sitemli sorularına cevap verdi;</p>
<ul>
<li>Günlerdir mi!</li>
<li>Kafamı buluyorsun lan birde. Hıyar.</li>
<li>Neyin var senin, gözlerinin altı mosmor, rengin bembeyaz? Hasta mısın? Niye haber vermiyorsun? İnsan bir haber vermez mi ya? Bu ne sorumsuzluk? Açmasaydın kapıyı polise gidecektim buradan. Merak ettik, bu çocuk nerde kaç gündür diye!</li>
</ul>
<p>Ahbap, ardı ardına ve aslında cevap beklemediği soruları sorduktan sonra, Nevzatın iyi olduğunu gördüğü için biraz olsun sakinleşmişti. Kapıdan salona doğru uzanan 2 metrelik holü yürürken artık sakinleşen, hatta esprili bir havaya bile bürünen ses tonuyla, &#8220;Kanka haberin var mı la, Yüksel deki Oturan Kadın vardı ya, çalın&#8230;”</p>
<p>Solona giren arkadaşı gördüğü manzara karşısında cümlesini bile tamamlayamadan büyük bir şaşkınlıkla dona kaldı. Salonun tam ortasında, kanepede oturan bir kadın heykeli vardı. Dehşet içinde ve soran gözlerle Nevzata baktı. Gözlerinde korku ve merak vardı. Nevzat heyecanla, &#8220;Ah, özür dilerim. Tanıştırmayı unuttum. Annem&#8221; dedi kanepenin üzerinde oturan, sırtında bir battaniye önünde bir kahvaltı masası duran kadın heykelini göstererek. Sonra arkadaşını annesine tanıştırmak için Ahbap’ı işaret ederek, &#8220;Annecim bu Ahbap. Okuldan arkadaşım. Psikoloji son sınıf öğrencisi. Kendisi de benim gibi okula afla geri dönüş yapmış. Biz de okulda tanıştık.&#8221; dedi. Tekrar arkadaşına dönerek, &#8220;dostum otursana, çay koyayım sana da, rahatına bak olur mu?&#8221; dedi. Ahbap korkudan bembeyaz olmuş suratına;</p>
<ul>
<li>Nevzat sen iyi misin kardeşim, he? Bu heykelin burada ne işi var?</li>
</ul>
<p>Nevzat sinirli ama sinirlerine hakim olmaya çalışan bir edayla;</p>
<ul>
<li>Annem den mi bahsediyorsun?</li>
</ul>
<p>Arkadaşı titreyen sesiyle;</p>
<ul>
<li>Nevzat annen öldü senin.</li>
</ul>
<p>Nevzat sert bir ifadeyle;</p>
<ul>
<li>Terbiyesizleşme Ahbap. Kadının yanında ne biçim konuşuyorsun. Saygısızlık yapmanın alemi yok. Bu şekilde konuşamazsın!</li>
</ul>
<p>Ahbap heykeli işaret ederek;</p>
<ul>
<li>Nevzat bu bir heykel, annen değil. Bu dün gece yüksel caddesinden çalınan heykel. Onu sen çalmışsın Nevzat!</li>
</ul>
<p>Nevzat öfkeyle arkadaşının üzerine yürüyerek;</p>
<ul>
<li>Yeter! Bu şekilde konuşmana izin veremem. Haddi bil!</li>
</ul>
<p>Nevzat&#8217;ın, üzerine geldiğini gören Ahbap eline geçirdiği vazoyla kendisini savunmaya çalışırken bir yandan da yalvaran bir sesle Nevzat&#8217;a durmasını söyledi;</p>
<ul>
<li>Nevzat kendine gel ne olur. Ben arkadaşınım senin. Tamam. Sakin ol ne olur.</li>
</ul>
<p>Nevzat öfke krizine girmişti. Ahbap’ın yakasından tutup sırtını sertçe duvara vurdu ve sıkıştırdı.</p>
<ul>
<li>Arkadaş mı! Sen mi! Bana arkadaşlığın tanımını yapsana. Senin lügatında arkadaşlığın tanımı ne! Ha! Karşılıklı çıkarların giderildiği toplumsal rol mü? Topluma, &#8216;ben bir arkadaşım&#8217; diyebildiğin için mi, ha! Bunun için mi senin arkadaşınım! Yoksa kendini mutlu etmek için samimiyetimi kullanmana izin verdiğim için mi? Yoksa sana her şeyi çok daha iyi yapabildiğin biri olduğunu, hissettirdiğim için mi? Senin gevezeliklerini dinleyip egonu tatmin etmene izin verdiğim için mi! Söylesene pezevenk! Anneme taş diyebilme cüretini sana şu çıkarcı arkadaşlığın mı veriyor ha!</li>
</ul>
<p>Nevzat, Ahbap&#8217;ın gırtlağına sarılıp tüm gücüyle sıkmaya başladı. Ahbap elindeki vazoyla Nevzat&#8217;ın kafasına vurdu, ama Nevzat Ahbap&#8217;tan çok daha kuvvetli olduğu için, alnında küçük bir yara açmaktan başka bir zarar veremedi. Ahbap bir süre sonra direncini yitirdi. Gırtlağına sarıldığı arkadaşının nefes almadığını fark eden Nevzat ellerini Gevşetti ve Ahbap hareketsizce yere yığıldı. Nevzat ise hemen yanındaki sandalyeye yığılırcasına oturdu ve bir sigara yaktı. Bir kaç dakika sonra kapı zili çaldı. Panikle arkadaşının cansız bedenini, heykelin oturduğu kanepenin arkasına sakladı. Sakin olmak için kendini telkin etti ve kapıya yöneldi. Yarı sitemli söylenerek kapı deliğinden baktığında ağzındaki sigarayı düşürecek kadar dehşete kapıldı.</p>
<p>Kapıda zile basan Ahbap’tı. Panikle solona koşup kanepenin arkasını kontrol etti, ama kanepenin arkası boştu. Salona gelişi güzel baktı, ama salonda kanepede oturan heykelden başka kimse yoktu. Bir an olduğu yerde kalakaldı. Elleri titremeye, alın damarları kabarmaya başladı. Kapıda ki, zile ısrarla basmaya devam ediyordu. Kendisini kontrol etmeye çalıştı. Salonun ortasındaki heykele baktı. Biraz olsun sakinleşince gidip kapıyı açtı.<br />
Evet, gelen, sıska vücudunun üzerinde, yarısı bıyık olan bir surat taşıyan Ahbap’tan başkası değildi.</p>
<p>Ahbap, Nevzatı kapıda görür görmez kriz geçirdiğini fark etti;<br />
&#8211; Nevzat, abi iyi misin!</p>
<p>Nevzat, titreyen elleri ve kıpkırmızı olmuş alın damarlarıyla bir şeyler anlatmaya çalıştıysa da başaramadı.  Ahbap, Nevzata sarılarak içeri girdi;</p>
<ul>
<li>Tamam dostum, tamam sakin ol. İlaçlarını almadın, değil mi yine? Neyse tamam, geç içeri, geç otur önce bir.</li>
</ul>
<p>Ahbap, kolunda Nevzat la salona girince gördüğü manzara karşısında neye uğradığını şaşırdı. Kanepenin üzerinde, sırtında battaniye, önünde kahvaltı sofrası olan yaşlı bir kadın heykeli vardı. İç tarafta ise çalışma masasının üzerinde ve etrafında, ortalığa saçılmış bir kağıt yığını vardı. Gördükleri karşısında şaşkına dönen Ahbap, merak, şaşkınlık, acıma ve hatta suçluluk hislerinin tamamını yansıtan bir ses tonuyla &#8220;Nevzat, sen?&#8221; diyebildi sadece Nevzat’a daha sıkı sarılırken.</p>
<p>Hemen onu odasına götürdü. Yatağına uzattı. İlaçlarını bulmak için, panik yapmayan profesyonel bir aceleyle çekmecelerini karıştırdı. Çok geçmeden ilaçları buldu. Su almak için mutfağa koştu. Salonun kapısında durdu ve kanepede oturan heykele baktı. Öylece duruyordu. Hiçbir şeyden haberi yoktu. İlacını içen Nevzat sakinleşmişti. Derin bir uykuya daldı.  Nevzat uykuya dalınca Ahbap, salona döndü. Televizyonda akşam haberleri başlamıştı, belli belirsiz duyulan ses; &#8220;Ankara Kızılay&#8217;da bulunan ünlü Oturan Kadın Heykeli çalındı. Bu sabah işyerlerini açan bölge esnafı, Oturan Kadın Heykelinin yerinde olmadığını görünce polise haber verdi. Olaya bir anlam veremeyen vatandaşlar, hırsızın derhal yakalanmasını istedi&#8221; diyordu. Ahbap, haberi izledikten sonra televizyonu kapattı. Ve bir süre heykele baktı. Gözlerine, yaşlılığını yansıtan yüz çizgilerine baktı. Sonra Yerde duran kağıtları karıştırdı. Daktilodaki kağıdı çıkardı. Okumaya başladı. Şöyle yazıyordu kağıtta;</p>
<p>&#8220;Önce ki gece, bardan karga tulumba dışarı atılan Nevzat, yattığı yerden yağmurun şiddetiyle uyandı. Ama hala kendine gelememişti. Hala ağlıyor, yürümekte zorlanıyordu. Sokakta ondan başka kimsecikler yoktu. Biraz daha yürüdükten sonra yolun kenarında, bankta oturan kadını gördü. Gitti yanına oturdu. &#8220;Küçüktüm, ilkokula gidiyordum hani. 23 Nisan’dı. Beni de koraya almışlardı. Sesim güzeldi o zamanlar. Hoş bana sorsan hala da güzel ya neyse. Tek tip elbise giymemizi istemişlerdi. Çok pahalı değildi elbise, ama bizim paramız yoktu. Biliyordum. Olmasa da olurdu, ama sen gidip almıştın o elbiseyi bana. Sonra okul bahçesinde gördüm seni, herkesin annesi süslenmiş, yeni ve güzel elbiseler giymişti, ama senin üzerinde ki elbiseler aynıydı. İşte o zaman senin üzerinde başka bir elbise hatırlamadığımı fark ettim. Sen o gün bana sarıldığında, ben büyüdüğümü hissettim, biliyor musun? Neden diye sordum, o gün kendime.&#8221; Gözlerini ve burnunu silmeye çalıştı. Ağlıyordu. Sonra birden sarıldı heykele. &#8220;Ben kötü bir şey yapmadım&#8221; dedi ağlayarak. &#8220;Sen gündeliğe gitme istedim. Bütün anneler güzel elbiseler giyebilsin istedim.&#8221;</p>
<p>Neden sonra heykele sarılıp ağladı bir süre. Sonra, &#8220;demek onca zaman buradaydın. Burada, öylece oturup beni bekledin ha. Ama bitti işte bak. Hadi evimize gidelim&#8221; dedi. Ve heykeli yerinden sökerek kucakladı. Evine götürdü. Kanepenin üzerine oturttu. &#8220;Islandık&#8221; dedi gülerek. Gidip havlu getirdi. Önce heykeli kuruladı, sonra aynı havluyla kendi kurulandı. Bir battaniye aldı, önce heykele sardı battaniyeyi, sonra kendisi sarıldı heykele. Nevzat başını heykelin dizlerine koyar koymaz uyudu. Ve uykuya daldığında yüzündeki tebessüm bozulmadı.&#8221;</p>
<p>Saat &#8220;epey geç olmuş dedi&#8221; Nevzat, klavyesinin başında esnerken. &#8220;Bir günü daha sona kavuşturduk. Ya da geceyi sabaha bilemiyorum. Ama bir şeylerin sona erdiği kesin&#8221;. Sandalyesine yaslanıp bir süre hiçbir şey düşünmeden boşluğu baktı. Sonra yorgun ve uykulu elleriyle gözlerini ovuştururken &#8220;gidip yatsam iyi olacak&#8221; dedi.</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/nevzat/">Nevzat öyküsünün ilk bölümünü buradan okuyabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/">Nevzat &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1041</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nevzat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nevzat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nevzat/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Dec 2015 20:29:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat öyküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1037</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Çayını karıştırırken çıkan sesin tüm odaya dolmasıdır yalnızlık&#8221;. &#8220;Bahar kokan bahçelerde koşardım, dizlerinin üzerine çöküp açtığın kucağına. Bahar kokardı kucağın. Ellerin saçlarımı dolaştığında hemen kapanırdı gözlerim. Kirpiklerimden öperdin. Ne zaman büyümüştüm bu kadar, değil mi? Hiç büyümemiştim aslında. Sadece boyumdan büyük işlere kalkışmıştım. Güzel şeyler. Hepsi bu. Oysa zaman ne çabuk akıp geçmiş önümüzden. Ben [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nevzat/">Nevzat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Çayını karıştırırken çıkan sesin tüm odaya dolmasıdır yalnızlık&#8221;.</strong></p>
<p><em>&#8220;Bahar kokan bahçelerde koşardım, dizlerinin üzerine çöküp açtığın kucağına. Bahar kokardı kucağın. Ellerin saçlarımı dolaştığında hemen kapanırdı gözlerim. Kirpiklerimden öperdin. Ne zaman büyümüştüm bu kadar, değil mi? Hiç büyümemiştim aslında. Sadece boyumdan büyük işlere kalkışmıştım. Güzel şeyler. Hepsi bu. Oysa zaman ne çabuk akıp geçmiş önümüzden. Ben büyüyemedim. Sen yine gelsen öpsen kirpiklerimden&#8221;.<strong><br />
</strong></em></p>
<p>Nevzat kırk yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Orta boylu, yuvarlak suratlı, dışarıdan bakıldığında ekstra bir özelliği olmayan standart bir kırk yaş erkeği. Belki bir kaç yaş büyük gösteriyor olabilir, ancak yakından bakıldığında daha gençlik döneminden orta yaşa geçmeyi dahi başaramamışken, sadece orta yaş bunalımından çıkmaya cesareti olmayanların ve bu yaşa geç kalanların sıkışıp kaldığı bir yaşam aralığındaydı. Yani durum standartların biraz daha dışındaydı.</p>
<p>Bu durum Nevzat&#8217;ı korkutuyordu. Aslında Nevzat, muntazaman korkuyordu. Mesela merdiven boşluğundan gelen ayak seslerinden korkuyordu. Merdiven boşluklarında yankılanan adım sesleri ve hatta merdiven boşluklarının kendisi Nevzatı ürkütüyordu. Sonra, herhangi bir derin sessizlik de onu korkutuyordu. Bu yüzden televizyonu sürekli açık bırakıyordu.</p>
<p>Bir de son zamanlarda yaş meselesi kafasını kurcalamaya başlamıştı. Çok gereği varmış gibi bir de kırk yaşına girmişti. Bu yıl ilk kez çılgın bir yaş günü partisi yapmaktan vazgeçti. Partileri çılgın yapan hiç kimsenin davet edilmeyişiydi tabi ki. Ama Nevzat için önemli olan bu değildi. Nevzat&#8217;ın kafasını kurcalayan yeni ve asıl mesele, kaybedilen bir yıl için duyulan sevincin anlamsızlığıydı; &#8220;İnsan yeni bir yaşa girmez, bir yeni yaştan çıkar&#8221; diye düşünürdü. &#8220;Ömürden kaybedilen ve büyük ihtimalle de boşa geçirilmiş bir yıl için neden kutlama yapılır ki?&#8221; Nevzat, bazen kafasının bir pinpon topu gibi çalıştığını düşünürdü. Sürekli bir raketten diğerine, belli bir rotası olmaksızın gidip gelen bir kafa. Bazen &#8216;ne yemek yesem&#8217; diye düşünmeye başlayıp, Urfa kebabının, Urfa’nın etrafında ki dumanlı dağlarla ilişkisini düşünürken bulur kendini.</p>
<p>“E Urfa’nın etrafından dağ yoktur ki, neden başı dumanlı dağ türküsü yakılır, etrafında dağ olmayan bir yer için. ‘Huzur evi’ mesela.İnsanın huzur bulmadığı yer zaten evi olamaz ki. Ya da ‘ana okulu’, yahu beş yaşında ki çocuğun yeri anasının yanıdır. O yaştaki bir çocuğun okulu da anasıdır. Ananın olmadığı yer nasıl ana okulu olur. ‘Adalet sarayı’ üstelik en büyüğü. Neyin eksiği varsa, onun sıfatı oluyor galiba”.</p>
<p>Nevzat uzun zamandır yalnız yaşıyordu. İnsanlara olan güvenini yitirmişti. Bu yüzden yalnız yaşıyordu. Aslına bakarsanız yalnızlığına &#8220;bu yüzden&#8221;lerle başlayan gerekçeler aramıyordu. Nevzat herhangi birşey aramayalı çok uzun zaman olmuştu. Mesela arkadaş aramıyordu, aile aramıyordu, aşk aramıyordu, para aramıyordu.</p>
<p>Sabah erken kalkmasını gerektirecek bir işi yoktu. Sabah erken kalkmak kadar kötü birşey de yoktu. Nevzat öğlene kadar uyuyordu ve bundan büyük keyif alıyordu. Keyif aldığı bir diğer şey de, öğlen kahvaltısından sonra izlediği gündüz kuşağı dizileriydi. Bu saçma sapan konuları aramak, bulmak ve üstene üstün birde program çekmek, gerçekten özel bir çaba ve başarı isteyen bir iş olmalıydı.</p>
<p>&#8220;Hadi be! Kim demiş? Tamam, belki oyunculuklar, hiç bilgimiz olmamasına rağmen bizim bile fark edeceğimiz kadar kötü olabilir, ama 100 hatta 200 küsür bölüm çekilen bir dizi, bu cüreti gösterebiliyorsa, güvendiği bir izleyici kitlesi de var demek ki. Değil mi ama? Öf! Bir bitmediniz be! Ne ilgisi var? Hepiniz baktığınızı görüyor musunuz sanki? Bakmak için bakmaya değer herhangi bir şeye ihtiyacımız mı var sanki? En azından ben, görmekten vazgeçeli çok uzun zaman oldu. Bakmak kadar keyifli ne olabilir ki? Oysa görmek, acı veriyor. Görmek önce düşünmeni sonra da hareket etmeni emrediyor&#8221;.</p>
<p>Nevzat, güneş battıktan, akşam olduktan sonra hem bir şeyler atıştırmak hem de hava almak için küçük gezintilere çıkıyordu. Ama bu gezintiler bazen öyle bir hal alıyordu ki, eve geldiğinde ya farkında olmadan saatlerce yürüdüğü için yorgunluktan bitap düşmüş oluyor, ya da birilerine kafa tuttuğu için dayak yemekten yorgun düşmüş oluyordu. Çünkü Nevzat çoğu zaman gördükleri hakkında konuşuyordu.</p>
<p>&#8220;Ne saçma bir kıyafet! Bir insan nasıl bu kadar kötü giyinebilir. Hayır. Kıyafete önem veren biri değilim tabi ki. Sadece bu kadar özenle giyinip, süslenip, hele ki bir kadın olarak, hele ki mavi gibi harika bir rengin içine nasıl edilebildiğini anlayamıyorum. Sıçtım mavisinin hiç bu kadar asil olabileceğini sanmıyorum. Bok sarısı hiç bu kadar zade olmamıştır. Oysa maviye sorsanız kim bilir ne düşünür sıçmak fiiliyle aynı cümlede, üstelik tamlanan konumunda kullanılmaktan. Ya şu ayaklara ne demeli? Bu ayaklarla yürümek bir işkence olmalı. Hanımefendinin, vücudunun altında başka bir organizma var adeta. İnsanın böyle ayakları olsa sohbet edecek arkadaşa ihtiyaç duymaz.</p>
<p>Bana ne mi? Bir insan niye bu kadar süslenir? Diğerlerinin kendisi hakkında düşünmesi için tabi ki. Bende bir diğeri değil miyim? Tabi ki öyleyim. Hepimiz birer diğeri değil miyiz? Tabi ki öyleyiz. Ve toplum olarak yaşamak zorunda olduğumuz için diğerinin ne düşündüğüne göre giyinir, ona göre yaşarız. Of! İnsan bu kadar büyük ayaklı kadınları olan bir şehirde neden yaşar ki? Ya Tanrıya ne demeli! Bu kadar büyük ayakları olan bir kadın yaratmakta nasıl bir kutsal gaye olabilir ki?&#8221;</p>
<p>Eve geldiğinde kendisini o kadar yorgun hissediyordu ki hemen bir duş alıp yıkanmayı düşündü. Öyle de yaptı. Sonra yine her zaman ki gibi klavyesinin başına geçti. O gün yaptıklarını, yaşadıklarını ve düşündüklerini uzun uzun yazdı. Her gece sabaha karşı uyumadan önce saatlerce yazıyordu Nevzat. Bazen ne yazdığını bilmiyordu bile. Yazacak bir şey bulamadığında kafasını kaldırıp karşısındaki duvarı yazıyordu. Bir kere kullandığı daktiloyu, daktilonun tuşlarını yazdı. Sonra daktilonun tuşlarına basmak için kullandığı parmaklarını, parmaklarını kullanabilmek için ihtiyaç duyduğu gücü yazdı. Nevzat her gece rahat uyumak için, sidik torbasını boşaltmaya gitmeden önce, içinde biriken her şeyi ruhunun gideri dediği klavyesine ve kağıda boşatıyordu. Bunu yapmadığı zamanlar kabuslarla uyanıyor, gözüne bir damla uyku girmiyordu.</p>
<p>Dün yine o gecelerden birini yaşadı. Nevzat gece hiç uyuyamadı. Oysa sabah sobayı yakmak için kullanacağı bir sürü kağıt çıkmıştı yine klavyesinden. Geceden bu yana saatlerce yazmış, ruhunda ve beyninde biriken ne varsa hepsini dökmüştü ruhunun gider borusuna. Ama anlamsız bir şekilde uyuyamıyordu. Kısa dalışlarında da kabuslar görüyor, kan ter içinde uyanıyordu. Önce çok önemsemedi bu durumu, ama sonra ki gece de aynı şeyi yaşayınca durumun ciddiyetini anladı. Uykusuz geceler Nevzat için birer işkence olmaya başlamıştı. Çünkü önceki gecelerin biriken uykusuzlukları yazmasını güçleştiriyor, yazamayınca da ruhunda biriken acılar, gökyüzüne kara bulutları, yeryüzüne depremleri topluyor, pabucu tersten giydirilmiş bir şeytana intikam yeminleri ettiriyor, karanlıkta, askıda asılı masum bir kemer dev bir yılan olup boynuna sarılıyordu.</p>
<p>Yeteerrrr!!!</p>
<p>&#8220;Oysa aşk! Başka ne olsundu hayatın mazereti ?&#8221;</p>
<p>Uzun süre düşündükten sonra profesyonel bir destek almaya karar verdi. Gerçi bir psikoloğu profesyonel yapan okuduğu kitaplardan başka ne olabilir? Yo hayır, okuduğu kitaplar değil, insanı herhangi bir konuda yetkin kılabilecek olan okuduğu kitaplar değildir. Kendisini aşıp, başkasına yardım edebilecek düzeye erişmesini sağlayan her şeydir. Mesela çocukken kırdığı camlardır ya da lise de sevdiği kıza açılamaması, üniversite de katıldığı öğrenci protestoları ya da herkesin ‘ak’ dediğine ‘kara’ diyebilecek cesaretin kendisidir. Evet, insan yaşadıklarının tümüyle ancak kendisinden bir adım öteye geçebilir?&#8221; bir süre düşündükten sonra, &#8220;Tam olarak bu da değil aslında. Yani bu yetkinlik resmi bir belgeden kaynaklanıyor olabilir tabi. Ama bir resmi belge insanı iyi eder mi? Edecek olsa bile resmi bir iyileşme ne kadar mantıklı, yani ne kadar iyileşme olabilir?&#8221; kalkıp bir kaç tur volta attı. Sonra, bu konuyu daha sonra düşünmek üzere erteledi. Ve kısa bir araştırmanın ardından kendisini, Prof. Dr. Ruha HUZURVEREN&#8217;in muayenehanesinde, doktorun kendisini terapi için çağırmasını beklerken buldu. Doktorun kendisini çağırmasını beklerken bir an durdu ve &#8220;ne işim var benim burada&#8221; diye düşündü? Ne zamandan beri sorunlarını başkalarından yardım alarak çözmeye başlamıştı? Üstelik profesyonel bir ruh terbiyecisinden. Ona ne anlatabilirdi ki? Bir insan, bir başkasına kendisini ne kadar açabilir? Ya da bir insan, diğerini gerçekten ne kadar anlayabilir? &#8220;Neyse ya. Abuk sabuk bir kaç cümle söylerim, o da beni anladığını ve hafif bir depresyon yaşadığımı söyler. Sonra bir antideprasan yazar. Seans ücretini cukkasına indirir. Böylece herkes alacağını almış olur.&#8221; Tam, çıkarken parayı komidinin üzerine koymanın ne kadar eğlenceli olabileceğini düşünürken, Prof. Dr. Ruha HUZURVEREN&#8217;in asistanı Bayan&#8230; Hayır! Çok özür dilerim. Kendisi beni 2 kez ikaz etmesine rağmen, hala kendisine &#8216;Bayan&#8217; diye hitap ediyorum. Tanrım ne kadar erilim! Ruha EZİYETVEREN hanım efendi, kalın çerçeveli gözlüğünün ardından bakarak, doktorun kendisini beklediğini söyledi. Nevzat, Bayan Ruha EZİYETVEREN&#8217;ni, birazdan kalemle tutturduğu topuzunu seksi bir baş hareketiyle savurup, özgür kalan saçları yüzüne çarparken, diliyle üst dudağının sağ iç kısmını yaladığını ve kendisini bu şekilde odaya çağırdığını düşündü. Bu, kapı eşiğine denk gelen anlık rüya, doktorun kendisini karşılamak için elini uzatmasıyla son buldu. Nevzat bu rüyadan çıkıp karşısındaki top sakallı, oldukça zayıf ve çelimsiz adama odaklanmakta zorluk yaşadı. Doktorun &#8220;Merhaba, hoşgeldiniz&#8221; gibi sözlerine bir süre cevap veremeden, doktorun &#8220;bu adam nasıl yaşıyor&#8221; dedirtecek kadar zayıf olan bedenini, sivri burnunun hemen altından adeta fışkıran Nietzsche bıyığına ve çenesini olduğundan 3 kat daha dolgun gösteren sakalına uzun uzun bakmaktan kendini alamadı. Neredeyse, &#8220;Tanrım! Bu adam çok komik&#8221; diye bir kahkaha patlatacaktı ki kendini zorla frenledi.  Bu garip yaratığı zihninde kalan son kalın gözlüklü asistan imgesiyle karıştırıp yok ettikten sonra &#8220;Hoş bulduk&#8221; diyebildi.</p>
<p>Doktor, yuvalarından fırlamak üzere olan gözlerini sakladığı, kocaman gözlüğün ardından bakarak, &#8220;Evet, Nevzat Bey. Nasılsınız bakalım?&#8221; dedi.</p>
<p>Nevzat içinden, &#8220;Nasıl mıyım? Ben bunca yolu, vakti ve tabi ki parayı senin bana nasıl olduğumu sorman için mi harcıyorum! Seni modern dünyanın hastalıklı ruh terbiyecisi!&#8221; diye bağırdığını düşünüp, burnunun ortasına koca bir yumruk geçirdiğini hayal ettikten sonra, &#8220;İyiyim. Yani. Aslında değilim. Kendimi iyi hissediyor olsam burada olmazdım, diye düşünüyorum&#8221; dedi. Ve devam etti, &#8220;Peki siz nasılsınız? Birazdan kemiklerinizin üzerindeki son deri tabakasıyla birlikte düşmenizden korkuyorum açıkçası?</p>
<p>Doktor içten bir kahkaha attıktan sonra, &#8220;Çok özür dilerim. Aslında zayıf bedenimle ilgili benzer çok fazla söz işittim, ama sizin şakasınız gerçekten çok iyiydi. Merak etmeyin kendimi bildim bileli böyleyim. Ve şu gördüğünüz çelimsiz vücut, koca bir öküzü devirdikten sonra onu afiyetle öğütebilir. Bundan şüpheniz olmasın.&#8221; dedi.</p>
<p>Nevzat &#8220;şaka yapmamıştım ki&#8221; diye iç geçirdikten sonra, &#8220;Buna sevindim&#8221; dedi ve &#8216;artık başla bakalım ruh hastası&#8217; dercesine gözlerini doktorun üzerine dikti.</p>
<p>Doktor söze kendisinin değil Nevzat&#8217;ın başlaması gerektiğini söyleyen bakışlarla karşılık verince Nevzat;</p>
<ul>
<li>Evet, benim şikayetim şu, başım, başım çok ağrıyor. Beynimin içinde kocaman bir parti var sanki. Tepinenler, sevişenler, bağıranlar. Beynim patlamak üzere doktor.</li>
<li>Bunun için bir beyin doktoruna gitmeyi denediniz değil mi?</li>
<li>Elbette doktor. Tabi ki başım ağrımaya başlayınca, önce basit ağrı kesici haplar aldım, yürüyüş yaptım, duş aldım, uyumaya çalıştım ama uykusuzlukta ortaya çıkınca doktora başvurmaya karar verdim. Doktorumun dediğine göre, vücudumun, basit kireçlenme, mide ülseri, böbrek taşı ve aşırı alkolden yıpranmış bir karaciğerin dışında hiç bir sorunu yokmuş. Ve beni, bu haliyle bile en az 20 yıl daha bu dünyada tutabilirmiş. Ama 20 yıldan sonrası için tekrar muayene etmesi gerekiyormuş. Tabi ki sarhoşken araba kullanmaz ya da birileri tarafında öldüresiye dövülmez ya da yürümek için kaldırım yerine yolun ortasını kullanmaktan vazgeçmezsem. Ve tabi ki intihar etmezsem. Evet, bu koşullar altında 20 yıl daha buralardayım.</li>
<li>Ve sonra doktorunuz sorunun psikolojik bir boyutunun olabileceğini söyledi ve sizi bir psikoloğa görünmeniz konusunda telkinledi. Öyle mi?</li>
<li>Bravo doktor. Bedeninizin vitamini beyniniz çalıyor olmalı.</li>
<li>Lütfen, burada konuştuklarımızın kesinlikle bu odada, odanın içinde ve ikimizin dışına çıkmayacağını belirtmeme izin verin. Bu etik bir konu olmakla birlikte yasalarca da güvence altına alınmıştır. Yani demek istediğim bana anlatmak istediğiniz her şeyi anlatabilirsiniz. Hatta sizi daya iyi anlayabilmem için fazla özel konuları da konuşmamız gerekebilir.</li>
<li>Bu konuda şüphem yok doktor. Yani aslında aramızda kalmasını gerekli kılacak kadar özel bir hayatım yok. Bu yüzden bu konuda rahat olduğumu bilmenizi isterim. Beni asıl kaygılandıran şey, beni nasıl ve ne kadar anlayabileceğiniz konusu. Ve tabi ki beni nasıl tedavi edeceğiniz.</li>
<li>Yo hayır Nevzat Bey. Sizi tedavi falan etmeyeceğim. Yani hasta olduğunuzu düşünüyorsanız size ben yardım edemem zaten. Ben sadece, sizi anlamaya çalışacağım. Bir sohbet gibi düşünün. Daha sonra birlikte sorununuz ya da sorunlarınız hakkında çözüm önerileri düşüneceğiz. Yani eğer sizin farklı bir öneriniz yoksa benim planladığım görüşme bu şekilde olacak.</li>
</ul>
<p>Nevzat bir süre sessiz kaldıktan sonra görüşmenin tahmin ettiğinden daha ilginç olacağını düşündü.</p>
<ul>
<li>Yo benim bir önerim yok. Olsaydı uygulardım herhalde. Yalnız yönteminiz bana, yalnız ve asosyal bir tanı koymuşsunuz gibi geldi.</li>
<li>Hayır, henüz bir tanı koymadım. Lütfen rahat olun. Çok gergin görünüyorsunuz. Sadece sohbet edelim istiyorum, hatta sizin istediğiniz bir konudan konuşalım olur mu?</li>
<li>İşler nasıl? Ne tür hastalar geliyor çoğunlukla? Yorucu bir iş olmalı? Tanrım, yüzlerce insan, yüzlerce deli, yüzlerce sorun. Bu katlanılmaz bir şey. Nasıl başarıyorsunuz?</li>
</ul>
<p>Doktor sıkıldığını belli eden bir hareketle ama nazik olmaya çalışarak,</p>
<ul>
<li>Zor bir iş tabi, her meslek gibi. Benim işim bu. İnsanlara yardım etmeyi seviyorum. Ama daha çok sizin hakkınızda konuşmayı tercih ederim. Daha sonra benden de konuşabiliriz tabi. Şu an sizi tanımak istiyorum izin verirseniz. Madem iş dedik. Sizin mesleğiniz nedir? Ne işle meşgulsünüz?</li>
<li>Çalışmıyorum ki ben.</li>
<li>.. İcra etmiyorsanız bile, mesleğiniz nedir? Demek istediğim, daha önce ne iş yapardınız?</li>
<li>Ben hiç çalışmadım. Bir mesleğim yok. Sadece yaşıyorum. Ve yaşamak başka bir iş yapmam için hiç vakit bırakmıyor bana.</li>
<li>Anlıyorum. Peki o zaman. Bana bir gününüzü anlatır mısınız? Nasıl vakit geçirirsiniz?</li>
</ul>
<ul>
<li>Ben muntazaman uyurum. Canım ne zaman isterse o zaman uyur, canım ne zaman isterse o zaman kalkarım. Çoğu zaman, öğleden sonra ya kadar yatakta oyalanır dururum. Daha sonra bir duş, basit ve uzun bir kahvaltı yaparım. Televizyon izlerim, ardından akşam olur zaten, haberler, biraz daha televizyon. Sonra dışarı da çıkarım tabi.</li>
<li>Nerelere gidersiniz?</li>
<li>Ruh halime göre değişir. Bazen yürüyüş yaparım. Bazen gece kulübüne gider eğlenirim. Bazen izbe bir barda kusana kadar içerim.</li>
<li>Sonra?</li>
<li>Sonra, eğer hala hayattaysam eve dönerim.</li>
<li>Neden &#8220;hala hayattaysanız?&#8221;</li>
<li>Çünkü yalnız insanlar daha çabuk ölür.</li>
<li>Anlıyorum. Yalnız olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?</li>
<li>Yo düşünmüyorum. Zaten öyleyim. Yani sizin anlayabileceğiniz anlamda yalnızım.</li>
<li>Peki, sizin anladığınız anlamda ki yalnızlık nedir? Bana biraz bundan söz eder misiniz?</li>
<li>Aslında çok uzun uzun konuşmak istediğim bir konu değil bu. Ama şu kast etmek istedim ki, insan kendisini nasıl hissediyorsa öyledir. Ben kendimi sizin kullandığınız anlamda yalnız hissetmiyorum. Yani hiç arkadaşımın olmaması ya da tek başıma yaşıyor olmam beni asosyal ve yalnız bir adam yapmaz. Mühim olan kimin olmasını, ne kadar çok isteminizle alakalı, gerisi hislerinize kalmış. Ve inanın bana dışarıdaki insanlar gördüklerini yaşıyor ve gösterilenlere inanıyorlar. Yaşam böyle bir şey değil doktor.</li>
</ul>
<ul>
<li>Anlıyorum.</li>
</ul>
<ul>
<li>Emin misiniz?</li>
</ul>
<ul>
<li>Efendim? Neye emin miyim?</li>
</ul>
<ul>
<li>Anlıyorum diyorsunuz. Üstelik 4. kez. Çok iddialı bir ifade bu. O yüzden sordum. Anladığınıza emin misiniz?</li>
</ul>
<ul>
<li>Kavramlara yüklediğiniz anlamları sizin kadar iyi anlayabilmem mümkün değil tabi ki. Bu konuyu ayrıca konuşmak istiyorum, ama şimdi günün geri kalınını nasıl değerlendirdiğinizi merak ediyorum. Özür dilerim devam edin lütfen.</li>
</ul>
<ul>
<li>Peki, daha sonra, eve dönerim. Ve gün içinde yaşadıklarımı yazarım. Ve genelde sabaha karşı uyurum.</li>
</ul>
<ul>
<li>Demek yazarsınız?</li>
</ul>
<ul>
<li>Hayır yazar olduğumu söylemedim. &#8216;Yazarım&#8217; dedim. Yani teknik olarak yazı yazıyorum, ama bunları bir başkasına okutmuyorum ya da satmıyorum. Yazar, yazdığını satana denmiyor muydu? Yanlış mı biliyorum?</li>
</ul>
<ul>
<li>Anlıyorum. Peki ne tür yazılar bunlar?</li>
</ul>
<ul>
<li>Herhangi bir şey değil. Yani herhangi bir anlatı türüyle ilişkili olabilir mi, emin değilim.</li>
</ul>
<ul>
<li>Peki neden yazıyorsunuz?</li>
</ul>
<ul>
<li>Yazıyorum çünkü, yapabileceğim başka bir şey yok.</li>
</ul>
<ul>
<li>Nasıl yani?</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir tür mastürbasyon diyebiliriz buna. Gün içinde çoğu zaman hiçbir şey yapmıyorum. Ve bu yapmadığım şeyleri yazıyorum bende. Çünkü yapmaya cesaretim yok. Ama yazmaya var.</li>
</ul>
<p>Yazdığım zaman. Kendimle yüzleşiyorum. Baya baya bedenimin dışına çıkıp kendime dışardan bakıyorum.</p>
<p>&#8220;Her şeyi yazıyorum. Ama her şeyi. Yazabileceklerimin sınırı yok. Bir şekilde beynime giren ya da her daim orda olan her ne varsa, hepsini yazmak zorundayım ben. Bazen söylediğim ya da duyduğum bir yalanı yazıyorum, bazen kavga ettiğim iki tane sarhoşu. Sadece bu iki konu bile onlarca sayfayı doldurabiliyor bazen.  O kadar çok sarhoşuz ki. Aşk sarhoşuyuz, öfke sarhoşu ya da zafer sarhoşuyuz, ortaçağın karanlığını görebiliyoruz ama burnumuzun ucunu göremiyoruz.</p>
<p>Ve o kadar çok yalan söylüyoruz ki,  artık doğru olana karşı bir oto sansür uyguluyor beynimiz. Yazıyorum, yazdığım zaman bir pazar ayinine katılmış kadar, cuma namazı kılmış kadar, üç vakit sidur okumuş ya da dede eteği öpmüş semazen kadar tatmin oluyorum. Yazdığım zaman, Afrika’yı doyuruyorum mesela, evsizlere ev veriyorum.</p>
<ul>
<li>Nevzat bey, bu uykusuzluk problemi ne zamandan beri sizi rahatsız ediyor?</li>
<li>24 gündür uyuyamıyorum doktor. Uyuyamayınca başım ağrıyor, yorgun düşüyorum ve yazamıyorum. Yazamayınca her şey birikiyor anlıyor musun? Her şey ama her şey birikiyor. İçimde, beynimde üst üste yığılıyor her şey. Sen yapamadıklarının üst üste yığılması ne demektir bilir misin? Halının altına süpürülmüş toz yığınları gibi. Bir halının altına en fazla ne kadar toz birikebilir?</li>
<li>Lütfen bana kafanızın içinde birikenlerden söz edin. Anlatmak bazen yazmaktan çok daha çabuk tüketir birikenleri. Ve anladığım kadarıyla siz anlatmadığınız ya da anlatamadığınız için yazıyorsunuz. Lütfen anlatmayı deneyin bana. Ne var o halının altında?</li>
<li>40 yıl var doktor. 40 yıl da yaşanabilecek ne varsa hepsi o halının altında öylece duruyor.</li>
<li>yılda ne kadar acı yaşanabilir sence? Yalanlar, maskeler, ihanetler, yokluk, yoksulluk, ölümler, özlemler&#8230; Durdurun beni doktor yoksa sabaha kadar sayabilirim.</li>
<li>Ve siz de yaşadıklarınızı yazarak rahatlatıyorsunuz kendinizi?</li>
<li>.. Yaşayamadıklarımı da yazıyorum ben. Olmadığım gibi görünmektense olamadığımı yazmak daha samimi, değil mi?</li>
</ul>
<p>Doktor biraz alıngan bir tavırla;</p>
<ul>
<li>Öyle tabi. Anlıyorum. Nevzat bey kiminle yaşıyorsunuz, aileniz? Sevgiliniz? Arkadaşlar?</li>
<li>Annemle yaşıyorum ben. Yani fiziksel olarak öldü aslında, ama biz, o hayatta iken de bir arada olamadık. Bu yüzden hep birbirimizi hissettik. Şimdi de hissediyoruz.</li>
<li>Anlıyorum. Ne zaman öldü anneniz?</li>
</ul>
<p>Nevzat dalgın ve hüzünlü bakışlarla, &#8220;3 gün sonra 15 yıl olacak&#8221; dedi. Doktor Nevzat&#8217;ın bu konuda ki hassasiyetini fark ettiği için bir süre konuşmayıp sessiz kaldı. Nevzat dirseklerini dizlerine dayamış, elleriyle çenesini tutarak boşluğu izliyordu. Doktor Nevzatın bir tür süresiz yas ilan ettiğini ve çevresindeki insanların, buna saygı göstermediğini düşündüğü için insanlardan kaçtığını söylemek istedi. Ancak Nevzat&#8217;ın konudan rahatsız olduğunu anladığı için, konuyu dolaylı olarak konuşmanın daha doğru olacağına kadar verdi.</p>
<ul>
<li>Başınız sağolsun Nevzat Bey. Şunu merak ediyorum, sosyal çevreniz, arkadaşlarınız, yani ne sıklıkla görüşür, neler yaparsınız?</li>
</ul>
<p>Nevzat bir an arkasına yaslanıp, &#8220;Seni küçük sıçan. Aklınca bana arkadaşlar edinmem gerektiğini öğütlüyorsun, değil mi. Oysa o duvara astığın diploma bunun tam tersini anlatmıyor mu? Arkadaşlık satmak için edinilmiş bir diploma altında, ticari bir pazarlık yapıyorsun benimle. Ama ben arkadaşlık satın almayı uzun zaman önce bıraktım.&#8221; Diye düşündü, doktorun fırça bıyıklarını incelerken. Sonra, &#8220;bendemi bıyık bıraksam&#8221; diye iç geçirdi. Ama devrimci bıyığı değil. Nietzsche bıyığı mesela. Daha önce birçok kişi, Nevzata bıyığın çok yakıştığını söylemişti. Bıyığını keseli uzun zaman olmuştu. Ama şimdi yeniden bırakmaya karar verdi. &#8220;Bıyıklarınız&#8221; dedi, dikkatle doktorun bıyıklarını işaret ederek. &#8220;Bıyıklarım mı?&#8221; dedi doktor, merakla elini bıyığına çanak tutarak. &#8220;Ne var. Bir şey mi var bıyıklarımda?</p>
<ul>
<li>Yo hayır, bir şey yok. Ne kadar zamanda uzuyor diye soracaktım.</li>
<li>A, evet. Çok uzun zaman oldu aslıda. Yani ne kadar sürede bu kadar uzayabileceğini bilemiyorum. Tabi bu kişinin sakal yapısına, beslenmesine ve kişisel bakımına ne kadar özen gösterdiğine göre de değişen bir durum olsa gerek. Ben tüm bunlara oldukça özen göstermeye çalışırım.</li>
</ul>
<p>Doktor bir anda asıl konun tamamen dışına çıkmıştı. Nevzat doktorun bu kadar çabuk dağılabileceğini tahmin etmemişti, gülümsemekten kendini alamadı. Doktor durumu fark edince, profesörlere has, gırtlak temizleyen artistik bir öksürükle toparlanmaya çalıştı, ama etkisini bir kere kaybetmişti artık. Artık top Nevzatın elindeydi. Nevzat bu kendini beğenmiş, sıska ruh terbiyecisine sıkı bir ders verme arzusuyla doldu. Daha sonra, gardı düşen doktorun, yuvalarına saklanmış, yalvaran gözlerine bakınca vazgeçti bundan. Oyunu bozmadan görüşmeyi sonlandırmak istedi.</p>
<ul>
<li>Teşekkür ederim doktor. Sanırım seansımız doldu. Önerilerinizi dikkate alacağımdan kuşkunuz olmasın. Sizin de dediğiniz gibi, yalnızca katiller ortaya koyduklarının karşılığını alırlar.</li>
</ul>
<p>Oysa ortada ne bir öneri vardı ne de seans süresi henüz dolmamıştı. Ayrıca son cümleyi söyleyen de Henry Millar’dan başkası değildi. Yengeç Dönencesi sayfa 33.</p>
<p>Dışarı çıkar çıkmaz, önce biraz yürüdü, ardından kendini önüne ilk çıkan bara atıp bir bira ısmarladı. İlk bira yudumunu midesinde hissedince Psikolog fikrinin ne kadar saçma olduğunu bir kez daha düşündü. O zavallı sıska herif bıyıklarını kesmeliydi. Vücudunun ve hatta beyninin tüm vitaminini bıyıkları emiyordu.<br />
Tanrım, bu başağrısı! Bu insanı canından, ruhu bedenden bezdiren dayılanılmaz can sancısı. Oysa bu tür bir sıkıntı yaşamayalı çok uzun zaman olmuştu. En son bundan 15 yıl önce, annesin ölüm haberini aldığında günlerce uykusuz kalmış ve ruhu bedenini böylesi dövmüştü. Aylar süren bir depresyonun ardından hayat, anlam, aşk, sevgi kavramlarını yeniden tanımlamış daha sonra bu tanımları hayatına uygulamış ve bunu yaşamaya karar vermişti. Aslına bakarsanız bu kararının ne kadar doğru olduğundan kendisi de emin değildi.</p>
<p>Her neyse, bunun bir önemi yok tabi, önemli olan sonuç itibariyle bir karar verebilmekti. Nevzat Her zaman &#8220;alınmış ve uygulanabilmiş en kötü karar kararsızlıktan iyidir&#8221; diye düşünmüştür.<br />
Peki, insanı bu denli bir arayışa iten şey ne olabilir? Yani bu nasıl bir kararsızlıktır ki insana en kötü kararı yeğlettirir. Nevzat bunu yalnızlığına benzetti. &#8220;En acı yalnızlık&#8221; dedi yüksek sesle, &#8220;maskeli bir arkadaşlıktan yeğdir&#8221;.  Sonra sustu. Etrafına baktı. Birasından koca bir yudum aldı kendisine bakan şaşkın bakışlar altında. Oturduğu masanın üzerine çiziktirilmiş anlamsız şekillere baktı. &#8220;Yalnızlık, bir eğlence mekanına girip, masanın üzerini çiziktirecek kadar sıkılabilmek değilse nedir?” dedi masanın üzerine eğilmiş.<br />
“Yo, bu kadar kolay olmamalı. Yalnızlık, &#8216;Oğlunu, lüks villalara temizliğe giderek, binbir emek ve umutla üniversiteye kaydettiren bir annenin, oğlunu görmesi için, bir türlü bitmeyen hapishane yolunu adımlaması&#8217; olmalı. Bilenler bilir, o yol hiç bitmez, görüşe gelen anne için. Ve kim, &#8216;oğlunun mağrur ve gururlu duruşunu, gardiyanların yanında bozmamak için ağlamayan ve ağlamamak için dayanamayıp ayda 1 saat olan görüş hakkının yirmi beşinci dakikasında görüşten ayrılan bir anneden daha yalnız olabilir?&#8217;  Yo, o da değil. Yalnızlık, bir gün her şeyi bir kenara bırakıp geri döndüğünde seni karşılayacak ne bir dostunun, ne de seni saracak bir annenin kalmayışıdır. Eskiden değiştirmeye çalıştığın insanların arasına karışmaya çalışman, ama bunu dahi becerememendir. Artık yalan, kibir ve riyakarlıklara dayanamayıp kendini yeniden hapsetmendir. Ve artık, Çayını karıştırırken kaşığın bardağa değdiği anda çıkan sesin tüm odaya dolmasıdır yalnızlık. Sırf ses olsun diye sürekli açık olan televizyon, hep iki kişilik demlendiği için fazla kalan çaydır&#8221;.</p>
<p>Yine çok içmişti Nevzat. Annesini ne kadar çok özlediğini düşündü. Keşke ölmeden önce bir kez olsun görebilseydi.</p>
<p>Ve kadehini kendisine bakan meraklı gözlere kaldırdı. &#8220;Sizler için içiyorum et, kemik ve kibir yığınları.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/nevzat-2/">Nevzat öyküsünün ikinci bölümünü buraradan okuyabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nevzat/">Nevzat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nevzat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1037</post-id>	</item>
		<item>
		<title>‘‘Sepet Sepet’’ Karamürsel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Dec 2015 15:29:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[el sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[halk kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Karamürsel]]></category>
		<category><![CDATA[karamürsel sepeti]]></category>
		<category><![CDATA[Karamürsel sepetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sepet]]></category>
		<category><![CDATA[sepetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[zanaat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1026</guid>
				<description><![CDATA[<p>Köylerde Lazca türkülerle Boşnakça ezgilerin birbirine karıştığı Karamürsel’de kültürler bir ‘sepetin’ örgüsü gibi iç içe geçiyor. Bir zamanların, deyimlere konu olacak kadar meşhur Karamürsel sepeti, artık diğer tüm el sanatları gibi son demlerini yaşıyormuş ne yazık ki… Araştırmaya öncelikle ilçe sakinlerinden bilgi almakla başlıyorum ve hepsi köşe başındaki küçücük bir dükkandan bahsediyor. Hatta bir yaşlı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/">‘‘Sepet Sepet’’ Karamürsel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Köylerde Lazca türkülerle Boşnakça ezgilerin birbirine karıştığı Karamürsel’de kültürler bir ‘sepetin’ örgüsü gibi iç içe geçiyor.</p>
<p>Bir zamanların, deyimlere konu olacak kadar meşhur Karamürsel sepeti, artık diğer tüm el sanatları gibi son demlerini yaşıyormuş ne yazık ki… Araştırmaya öncelikle ilçe sakinlerinden bilgi almakla başlıyorum ve hepsi köşe başındaki küçücük bir dükkandan bahsediyor. Hatta bir yaşlı teyze ( Ülfet ACET, 55 )beni alıp o dükkana götürüyor ve dükkan sahibine:</p>
<p>-“Üniversiteden gelmiş bu hanım kız, bizim sepet mirasını araştırmaya…” diyor ve o da dinlemek için kendine bir sandalye çekiyor. Bu yaşlı hanımın ‘sepet mirası’ demesi dikkatimi sepete daha da yoğunlaştırmayı başarıyor.</p>
<p><figure id="attachment_1027" aria-describedby="caption-attachment-1027" style="width: 850px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1027 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg?resize=640%2C480" alt="Sepetleri ile ünlü Karamürsel" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg?w=850&amp;ssl=1 850w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1027" class="wp-caption-text">Sepetleri ile ünlü Karamürsel</figcaption></figure></p>
<p>Dükkan sahibi Mehmet Ali KOYGUN (<em>Kaynak kişi 1</em>) içeri girerken bizi gülen bir surat ifadesi ile karşılasa da geliş amacımızı Ülfet Hanım’dan öğrenince birden küskün bir yüz ifadesine bürünüyor. (Girer girmez benim ilk dikkatimi çeken dükkan sahibinden ziyade Mehmet Ali Bey’in dükkanının belirli yerlerine astığı ‘Yılın Ahisi’ seçilmiş olduğunu belirten afişlerdi. Ayrıca sepet, orijinal halinden ziyade gördüğüm kadarıyla şimdilerde yılbaşı sepeti, bebek beşiği gibi farklı şekillerde de alıcılarını bekliyor.) Mehmet Ali Bey:</p>
<p>&#8211; “ Hoşgeldiniz, sepete alıcı olarak değil de araştırmacı olarak gelenlerin olması da fena sayılmaz. Ben tarihini dedelerimden öğrendiğim kadarıyla bilirim, belki yanlış olur sen en iyisi belediyede kültür müdürlüğüne git onlar anlatsınlar sonra kapım her zaman açık.Ben de dedemden, babamdan öğrendiklerimi anlatırım.” diyerek beni ilk önce tarihi bilgi almam için Karamürsel Belediye binasına yönlendiriyor.</p>
<p>Ülfet Hanım beni belediye binasına bırakıp gidiyor. Karamürsel Belediye’sinde Kültür ve Araştırma Bölümü katına gittiğimde beni çok sıcak ve güler yüzle karşılıyorlar. İşi başından aşkın basın, yayın, halkla ilişkiler müdürü Bilgutay BAĞDAT Bey’e (<em>Kaynak kişi2</em>) kendimi ve amacımı anlattıktan sonra bana yardımcı olacağını söylüyor ve:</p>
<p>&#8211; “Karamürsel’imizin siz öğrenciler tarafından araştırılması gurur verici. Bu araştırma beraberinde tanıtımı da getiriyor elbet. Karamürsel’e hak ettiği değer ve önemi yine kendi halkından olanlar veriyor, İstanbul’da doğup büyümüş birinin araştırmaya gelmesi çok onureedici!” Diyerek beni Karamürsel Kültür Müzesi’ne götürüyor.  Yolda bana neden Karamürsel’i seçtiğimi soruyor ve ben de:</p>
<p><figure id="attachment_1028" aria-describedby="caption-attachment-1028" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-1028 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=640%2C417" alt="Karamürsel sepetin eski ustalarından." width="640" height="417" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1028" class="wp-caption-text">Karamürsel sepetin eski ustalarından.</figcaption></figure></p>
<p>-“Dedemler buranın yerlisiydi, burada uzun yıllar öğretmenlik yaptı. Benim de çocukluğumun büyük bir bölümü burada geçti.” diyorum ve verdiğim cevap karşısında az önce söyledikleri teyit edilmiş oluyor (hak ettiği değeri yine kendi halkından olanların vermesi). Bununla da kalmayıp Bilgutay Bey’in annemin liseden sınıf arkadaşı çıkması araştırmamın daha da zengin olmasına vesile oluyor.</p>
<p>Müze, 1999 depreminden sonra yapılmış. İçeride sepet başta olmak üzere, Karamürsel’de ün yapmış pehlivanların heykelleri, ilçenin meşhur köftesi, balık adası gibi ün salmış pek çok şey sergileniyor. Karamürsel sepetinin olduğu bölüme gidiyoruz ve Bilgutay Beykültür müdürü olmasının da etkisiyle, soru falan istemeden başlıyor anlatmaya:</p>
<p>-“ Sepetin tarihi geçmişi oldukça uzun ve köklü bir dönemden geliyor. Osmanlının ilk dönemlerinde Karamürsel bölgesi geçimini ‘çanak ve çömlek’ yapımından karşılamakta. Zamanla bu işe bir de porselen karışır ve bu iş gitgide porselen ağırlıklı bir ekonomik uğraş haline gelir. Bunlar ekonominin bence maddi dalı. Bir de maddi manevi karışık bir dalı var ki o da şüphesiz tarım ve hayvancılık. Karamürsel, toprakları bakımından meyve yetiştirilmesine oldukça elverişli koşullarda. Bu meyvelerin en önemlisi de ‘kiraz’. Kirazlar bir devir o kadar çok bereketli olmuş ki çanak çömlekler yetersiz kalmış. Bugün ‘abdal’ dediğimiz gezginler, ki abdal kelimesinin birçok anlamı var ben burada gezgin demeyi tercih ediyorum, bu kirazları koymak için sepet örme işine girmişler. Yani Türk konar-göçerlerin örmesi ile sepet, Karamürsel’de vücut bulmaya başlıyor. Ördükleri sepet; kiraz, zeytin gibi yiyecekleri ‘zedelemeden, ezilmeden’ muhafaza etmek için oldukça uygun bir biçimdedir. Örgülerin aralarındaki boşluklar meyvenin hava almasını, biriken suyun aralardan akmasını sağlar.İlk ve tek altı dar, üstü bombeli, tutma sapı olmayan sepet Karamürsel’de örülmüştür. Ve sepetin orijinal hali böyledir. Tutma yeri yok ama sepete bir ip geçirilir ve sırta, bele bağlanarak taşınır.Gelelim ‘Ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepeti mi sandın?’ esprisinin hikayesine… Anlatırken beni en çok heyecanlandıran yere… Osmanlı padişahlarından Sultan Abdülaziz, Hereke’deki av köşküne gelir. Bu haberi duyan eşraf, esnaf her tabakadan insan sultana hediye etmek amacıyla birçok şey sunar. Bunlar içinde ipek ve pamuktan kumaşlar, altın kaplamalı küçük eşyalar gibi değerli hediyeler vardır. Karamürsel’den ise halk, sultana sepetlere doldurulmuş kiraz ikram eder. Sultan da sepetlerdeki kirazları görünce şaşırarak ve biraz da küçümseyerek, gelenleri ve hediye sepetini şöyle bir süzer:</p>
<p>-“Bana getire getire bu küçük sepetlerde kiraz getirmişler” deyip içten içten gelenlere ve hediyenin sadeliğine kızar ve mırın kırın eder. Halk sultan karşısında kendinden emin bir şekilde:</p>
<p>-“Sultanım sepetlerimizin küçüklüğüne bakmayın, bir siniye dökelim ve kirazların bolluğuna şahid olun’ der.Sultan, huzuruna gümüşsini emreder ve eğersini dolmazsa bu hediyeyi getirenlerin kellelerini alacağını söyler. Kirazlar siniye döküldüğünde herkes şaşkınlık içindedir. Siniden kirazlar taşmakta ve siniye sığmamaktadır. Bunun üzerine sultan:</p>
<p>&#8211; “Sepeti ufak tefek gördük amma, içindekileri de şu siniye sığdıramadık!” der. Ve bundan sonra bu olay ve sultanın lafı halk arasında anlatıla anlatıla bugüne kadar gelir. Benim hikaye anlatıcılığım burada bitiyor bir de gidip işin pirinden genel bilgi öğrendiniz mi araştırmanız tadından yenmez.” Bilgutay Bey’in bu sözleri ile müzeden ayrılıyor ve Mehmet Ali Bey’in yanına gidiyorum.</p>
<p><figure id="attachment_1030" aria-describedby="caption-attachment-1030" style="width: 420px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1030 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?resize=420%2C280" alt="Dede mesleğini devam ettiren Mehmet Ali Koygun sepetleri ile bir fotoğrafta." width="420" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?w=420&amp;ssl=1 420w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1030" class="wp-caption-text">Dede mesleğini devam ettiren Mehmet Ali Koygun sepetleri ile bir fotoğrafta.</figcaption></figure></p>
<p>Mehmet Ali Bey sıcak bir karşılama ile geliş amacımı da bildiğinden başlıyor anlatmaya:<br />
-“ Buraya senin gibi birçok öğrenci, araştırıcı geldi, bıkmadan hepsine anlattım her şeyi.Deyimdeki gibi Karamürsel sepeti deyip geçmemek lazım. Sen sor ben anlatayım.” demesi ile sorularımı yönelttim ve aldığım cevaplar şöyle oldu:</p>
<ul>
<li><em>Sepetle sizin ilgilenme sebebiniz nedir? Kimden ve kaç yaşında öğrendiniz? Sepetçilik dışında yaptığınız başka meslek var mı?</em></li>
</ul>
<p>-“Dedemden ve babamdan miras kaldı bu uğraş bana. 4 kuşak sepetçilik var atalarımda.8 yaşımda çok iyi olmasa da sepet örmesini biliyordum. Onlara saygım temel sebep, sonra gelen sebep ise bu kültürel mirası bir nebze de olsa devam ettirebilmek. Kardeşlerim istemedi devam ettirmeyi. Ben yılın ahisi seçilince de çok pişman oldular. Tabi ki başka mesleklerim var, geçimimi inşaat işleriyle sağlıyorum.”</p>
<ul>
<li><em>İlçede sizden başka sepetle uğraşan yok, bunun nedeni nedir? Ne düşünüyorsunuz?</em></li>
</ul>
<p>&#8211; “ Evet benden başka bu mirasa gözkulak olan yok. Giderek önemini kaybediyor gibi görünse de aslında sepetin gizli bir ruhu var. Eminim ki ben uğraşmasam bile kendi kendine devam edecek bir miras bu. Ama yine de keşke uğraşanlar olsa…Sepete pek rağbet olmadığı için ustalar da bir bir yol oluyor, bunu duyunca üzülüyorum, yazık oluyor.”</p>
<ul>
<li><em>Buradaki bütün sepetleri siz mi yaptınız?İçlerinde aile büyüklerinizden miras var mı?</em></li>
</ul>
<p><em>-“</em>Hayır, burada dedemin el emeği olan sepetler bile var (eliyle göstererek), bunlar da babamın yaptıkları. Geri kalanlar da benimkiler… Bir de KOMEK’in açtığı kurs doğrultusunda orada yapılan sepetlerden hediye gelenler var.”</p>
<ul>
<li><em>Sepetin yapımını kısaca anlatabilir misiniz? Kullandığımız malzeme, yöntem gibi..</em></li>
</ul>
<p>-“ Tabi ki. Kestane, fındık ağacı da olabilir, ağacının çubuğundan örülen, kendisine özgü gayet pratik, kullanışlı basit bir el aracıdır. Karamürsel sepetinin tabanı 15–20 santimdir. Ağız genişliği 40–45 santimi, boyu ise 60–65 santimi bulur. Yarım koniyi andıran sepet, iyi kesilmiş ve kurutulmuş kestane çıtalarından örüldüğünden, iç hacmi, dış görünüşünün aksine geniştir; en önemli özelliklerinden biri de budur. Sepetin tek hammaddesi, düzgün ve budaksız kestane çubuğudur. Bu çubuğun &#8216;şah&#8217; dedikleri körpe devresi vardır ki, bu devre içinde kesilip kurutulmaya bırakılan çubuktan daha sağlam ve kaliteli sepetler yapılır. Sonrası ise gönlüne göre örmek… İster kalın, ister ince biraz da o günün ruh haline bağlı, sepete istediğin şekli vermek de son aşama.”</p>
<ul>
<li><em>Peki bu sepetlerin en önemli özelliği nedir?</em></li>
</ul>
<p>-“ Karamürsel ve çevresindeki meyve üreticileri tarafından ısrarla aranılan bu sepetlerin en önemli özelliği, ağaçtan toplanan yaş meyveyi zedelemeden kabına (sandık, kutu) ulaştırmasıdır. Üretici, bir ip ya da kuşakla beline bağladığı bu sepetle her çeşit meyveyi kolayca toplayabilir.”</p>
<ul>
<li><em>Bir sepet ne kadar sürede yapılabilir veya sizin deyiminizle örülebilir?<br />
-“ </em>Bu, sepetin büyüklüğüne göre değişir. Ama orijinal boyutta ve şekilde olan (hocanıza ördüğüm) ortalama iki günde yapılır. Şu büyük sepeti babam bir ayda ördü mesela. Aslında sepet örmek hem çetrefilli hem de zevkli.</li>
</ul>
<ul>
<li><em>Peki sepete talep nedir? Alıcı sayısından memnun musunuz? Talebi arttırmak için yaptğınız ‘değişik sepetler’ mevcut mu?</em></li>
</ul>
<p>İşte can alıcı bir soru daha (gülüşmeler). İlçede benden başka sepet yapan yok. Ben de talep doğrultusunda yılda ancak 200 adet yapabiliyorum. Karamürsel sepetinin adı büyük ama talep az. Çünkü sadece köylerde meyve toplamak için kullanılıyor. Bir de bürokratlara verilen hediyelere kap oluyor. Bu da ancak 200 taneyi buluyor, biz de o kadar üretiyoruz. Bu sayının 2 bin ya da 5 bin olma şansı yok. Üretimi belli, satışı bellidir. Alıcı sayısından memnun değilim ne yazık ki. Ben de talep için gördüğünüz gibi ‘buzdolabı süsü, yılbaşı süsü, bebek beşiği, ufak mobilyalar, sepet koltuklar gibi’ farklı yollar deneyerek talebi arttırmaya çalışıyorum.Sepet çok satılsaydı İzmit&#8217;teki yüzlerce pişmaniyeci, Kütahya&#8217;daki binlerce seramikçi gibi burada bir sürü dükkân olurdu, çalışan olurdu. Şimdilerde ise burada kızların çeyizlerine hediye olarak koyuluyor”</p>
<ul>
<li><em>Sepet örmeyi öğrettiğiniz kişiler, öğrenciler var mı? Veya sepet örmeyi öğreten bir kurs açıldı mı?</em></li>
</ul>
<p>-“Yetiştirdiğim kimse yok. Sadece ailem bilir. KOMEK kurs açtı iki yıl evvel. Baya giden bayanlar oldu, burada yaşayan Boşnaklar bile büyük rağbet gösterdi. Kursa gidenlere önce sepetin hikayesi anlatıldı sonra da yapımı. Hepsi memnun kaldı ama şu sıralar talep azlığından kurs açılmıyor ne yazık ki.”</p>
<ul>
<li><em>Peki sizden sonra (Allah gecinden versin tabi) bu dükkan ve sepet işçiliği ne olacak sizce, çünkü sadece uğraşan siz varsınız?</em></li>
</ul>
<p>-“İşte orası meçhul… Benim oğlum devam ettirir elbet, ama sepetin tanıtımı desteklendikçe bu işin bu küçük kasabada biteceğine hiç inanasım gelmiyor. Ama umutlu da değilim…”</p>
<ul>
<li><em>Karamürsel’de sepetin konu olduğu sokak/mahalle adı, soyadı vs. mevcut mu?</em></li>
</ul>
<p>“Evet mevcut. Sepet adını alan 4 mahalle mecvut Karamürsel’de. Mesela Sarı Sepet Sokağı var aklıma gelen. Yine genel bisoyadlara bakıldığında buranın yerlilerinde sepet soyadının kullanıldığını biliyoruz. Ama onların da sepetten anladığı yok İnsan bir soyadını araştırır nedir ne değildir, nereden geliyordur? Belki de atalarında sepet ustaları var ama onlar için bunlar pek bir şey ifade etmiyor. Ama sepet gerçekten Karamürselle özdeşmiş bir miras.”</p>
<ul>
<li><em>Benim aklıma gelmeyen ama sizin sepet ile ilgili eklemek istedikleriniz var mı?</em></li>
</ul>
<p>“Öncelikle 3 kere bıkmadan yılmadan geldiğin için teşekkür ediyorum. Sizin gibi gençlere her yerde ihtiyacımız var. Senin de araştırmalarından anladığın kadarıyla sepetçilik bir dönem sadece meyve toplanmak için kullanılırken zamanla yerini süs eşyası olmaya bıraktı. Padişahın bile şaşıp kaldığı bu ufacık tefecik sepet aslında içi dolup taşan bir kültürün mirası. Ben babamın ve dedemin verdiği kadar önem veremiyorum ne yazık ki. Çünkü talep az. Ama filmlere, dizilere de konuk olmuyor değil bu sepet. Birçok dizi için sepet alımı yapıldı son yıllarda, ekranda görünce onları mutlu oluyorum. En son reklam olmasın ama Harem dizisi için 3 adet sepet yolladık.Vaktini sepete ayırdığın için teşekkür ederim.”</p>
<p><strong>UFAK BİR ANKET</strong></p>
<p>Sepet hakkında neler bildiklerini/bilmediklerini öğrenmek için ilçede belli yaş grupları bularak, tek soruluk bir anket uyguladığımda sonuç şöyle oldu:</p>
<p>Soru: <em>“Karamürsel sepeti hakkında bana çok kısa bilgi verebilir misiz?”</em>Anket uyguladığım kişilerin sadece adı soyadı, yaşı, mesleği ve Karamürsel’in yerlisi olup olmadığı sorulmuştur.</p>
<ul>
<li>Tuğba İNAN, 22, Öğrenci, Yerli</li>
</ul>
<p>“ Verebilirim, Karamürselle iç içe geçmiş bir nesne. Şimdilerde dizilerde görüyoruz sepetimizi. Ayrıntılı bilgiyi biz ilkokuldayken sosyal bilgiler dersinde anlatırlardı, şimdi maalesef anlatılmıyormuş. Padişah sayesinde ünlenmiş ve dışına göre içi oldukça hacimli bir kültürel nesne.”</p>
<ul>
<li>Caner AVCI, 38,Esnaf, Yerli<br />
“Karamürsel sepeti bizim ilçemizle bütünleşmiş kuşak kuşak bugüne gelmiştir.Bugünhakettiği değeri görmüyo. Gençlik yıllarımızda sevdiğimiz kızlara alırdık sepet, içine de hikayedeki gibi genelde kiraz doldururduk.Şimdiki gençlerde nerde bu düşünce? Böyle böyle yok oluyo bu güzelim miraslar ”</li>
</ul>
<ul>
<li>Hürmüz MERKEZ, 51, Ev Hanımı, Yerli<em><br />
</em>“ Çeyizimin en değerli ve en sevdiğim hediyesiydi. Komşular bile çeyiz hediyesi verirken sepet getirirdi hatta bazı hediyeler sepete doldurulurdu. Hala evimde kullanıyorum onları çünkü ömürleri o kadar uzun ki.”</li>
</ul>
<ul>
<li>Recep ŞENSOYLAR, 67, Emekli Memur, Yerli<br />
“ Çok eski bir hikayeye sahip sepet. Buranın yerlilerinin evinde mutlaka vardır, ben de bilirdim bir zaman sepet örmesini amma unuttum gitti. Bulgarlara, Boşnaklara hep biz öğrettik sepeti. Eskiden buralar hep sepetçiydi şimdilerde sepet yapan Mehmet Ali var, çok büyük bir kültürün torunu o”</li>
</ul>
<ul>
<li>Ceren BAŞKURT, 12, Öğrenci, Yerli</li>
</ul>
<p>“Anneannemin köyden gelirken içine bir sürü meyve doldurduğu şey. Burada bir sepetçi var okula giderken görmüştüm istersen  oraya sor çünkü anneanneme göre sepetin bi masalı varmış anneannem olsaydı şimdi burada anlatırdı ben dinlemesini seviyorum çünkü”</p>
<ul>
<li>Taylan ACISU, 18, Öğrenci, Yerli</li>
</ul>
<p><strong>“</strong> Şimdi biraz kaba olacak ama eski bi zamanda koca padişahı mors eden, içine şaşılacak kadar çok malzeme alabilen ve buranın herkesten önce yerlisi olan şey. Zahmeti çokmuş ama maddi olarak pek getirisi yokmuş”</p>
<p><figure id="attachment_1031" aria-describedby="caption-attachment-1031" style="width: 630px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1031 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg?resize=630%2C350" alt="Mehmet Ali Koygun" width="630" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1031" class="wp-caption-text">Mehmet Ali Koygun</figcaption></figure></p>
<p><strong>SÖZLÜ KAYNAK LİSTESİ</strong></p>
<p><strong>Kaynak Kişi 1:</strong></p>
<p><strong><em>Adı Soyadı </em>: </strong>Mehmet Ali KOYGUN</p>
<p><strong><em>Doğum yeri, yılı</em></strong>: Karamürsel, 1963</p>
<p><strong><em>Medeni Hali</em></strong>: Evli</p>
<p><strong><em>Eğitim Durumu: </em></strong>Lise</p>
<p><strong><em>Mesleği: </em></strong>Sepetçilik, inşaat sektörü, işletmecilik</p>
<p><strong><em>Sepet yapmayı nereden öğrendiği:</em></strong> Dedesi ve babası</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak Kişi 2:</strong></p>
<p><strong><em>Adı Soyadı: </em></strong>Bilgutay BAĞDAT</p>
<p><strong><em>Doğum yeri, yılı: </em></strong>Karamürsel, 1968</p>
<p><strong><em>Medeni hali: </em></strong>Evli</p>
<p><strong><em>Eğitim durumu: </em></strong>Üniversite</p>
<p><strong><em>Mesleği: </em></strong>Basın yayın, halkla ilişkiler müdürü</p>
<p><strong><em>Bilgiyi nereden öğrendiği: </em></strong>Erdoğan Özdemir, Mehmet Ali Koygun</p>
<p>(Erdoğan Özdemir, Karamürsel gazetesinde çalışan(muhabir olarak), Karamürsel ile ilgili birçok araştırmaya imza atan ve &#8220;Kaptan-ı Derya Karamürsel&#8221; adlı kitabın sahibidir.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/">‘‘Sepet Sepet’’ Karamürsel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1026</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocukluk Kahramanımız Harry Potter Yeni Baskıları İle Raflarda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocukluk-kahramanimiz-harry-potter-yeni-baskilari-ile-raflarda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocukluk-kahramanimiz-harry-potter-yeni-baskilari-ile-raflarda/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 Nov 2015 21:44:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[1990'lı yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[90'lar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fasntastik edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Potter]]></category>
		<category><![CDATA[Jim Kay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapı Kredi Yayınları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=962</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çocukluğun, başlı başına efsanevi bir serüven olduğunu düşünüyorum. Kendi büyülü dünyalarını yaratmak konusunda çocuklar, yetişkinlere oranla çok daha başarılılar. Çocukluk yıllarımda ben de kendime ait büyülü bir dünya kurmuştum. Bu dünyanın gerçek olanını ise pek önemsediğim söylenemezdi. Bir silgi tozu adamım vardı, kalem kutumun içinde sakladığım. İsmi de Ruhi idi. Her gün silgimle, Ruhi’yi daha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocukluk-kahramanimiz-harry-potter-yeni-baskilari-ile-raflarda/">Çocukluk Kahramanımız Harry Potter Yeni Baskıları İle Raflarda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğun, başlı başına efsanevi bir serüven olduğunu düşünüyorum. Kendi büyülü dünyalarını yaratmak konusunda çocuklar, yetişkinlere oranla çok daha başarılılar. Çocukluk yıllarımda ben de kendime ait büyülü bir dünya kurmuştum. Bu dünyanın gerçek olanını ise pek önemsediğim söylenemezdi. Bir silgi tozu adamım vardı, kalem kutumun içinde sakladığım. İsmi de Ruhi idi. Her gün silgimle, Ruhi’yi daha fazla büyütmeye çalışırdım. En yakın sırdaşımdı. Onun özel yeteneklerinin olduğuna inanırdım. Bir gün benimle konuşacağını ya da esrarengiz herhangi bir şey yapacağını düşlerdim. Kısaca, çocukluk kahramanım kendi yarattığım Ruhi idi. Ama bir kahramanım daha vardı ki o çok daha başka biriydi. Üstelik onu kendim yaratmamıştım. Her haliyle beni büyülemeyi başarıyordu. Alnındaki yara izinden ve kocaman yuvarlak çerçeveli gözlüklerinin içinden ışıl ışıl bakan gözleri ile tanıdığımız Harry Potter.</p>
<p>Bugün, özellikle benim gibi 1990’ların başında doğan çocukların “tek geçerim” dediği süper kahraman yüksek oranda <strong>Harry Potter</strong>’dır. Annesini ve babasını doğduktan hemen sonra kaybeden, kendisine kötü davranan eniştesi, teyzesi ve kuzeni ile uzun yıllar aynı çatı altında yaşamak zorunda olan lakin hiç beklemediği bir anda talihi dönen, bir büyücü olduğunu öğrenen Harry Potter. İyiler ve iyilikler için mücadele eden, arkadaşlık ilişkileri kuvvetli, paylaşmayı seven ve bunun yanında başı hiç mi hiç beladan kurtulamayan minik bir karakter.</p>
<p><figure id="attachment_963" aria-describedby="caption-attachment-963" style="width: 655px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/harrypotter.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-963 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/harrypotter.jpg?resize=640%2C342" alt="Harry Potter roman serisi yeni baskılarıyla raflardaki yerini aldı." width="640" height="342" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/harrypotter.jpg?w=655&amp;ssl=1 655w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/harrypotter.jpg?resize=300%2C160&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-963" class="wp-caption-text">Harry Potter roman serisi yeni baskılarıyla raflardaki yerini aldı.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Yapı Kredi Yayınları</strong>, Harry Potter serisini 2015 baskıları ile tazeledi ve kitapseverler ile buluşturdu. Ben de yeni baskılar çıkmışken seriye tekrar başlama kararı aldım. Harry Potter’ı bir yetişkin olarak tekrar okumak, bu büyülü dünyanın içine dalmak bana da çok iyi geldi. Yapı Kredi Yayınları bir sürpriz yaparak serinin ilk kitabı olan <strong>Felsefe Taşı</strong>’nın bir de resimli özel baskısını hazırladı. İçerisinde <strong>Jim Kay</strong>’in yüzden fazla enfes resmi bulunmakta. Harry Potter hayranlarına, bu resimli özel baskıya kitaplıklarında özel bir yer açmalarını tavsiye ediyorum. Harry Potter’in çocuk yüreği, ışıltılı gözleri ve şirin gülümseyişi üzerinizdeneksik olmasın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocukluk-kahramanimiz-harry-potter-yeni-baskilari-ile-raflarda/">Çocukluk Kahramanımız Harry Potter Yeni Baskıları İle Raflarda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocukluk-kahramanimiz-harry-potter-yeni-baskilari-ile-raflarda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">962</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Katili Barındırıyor Paletlerin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-katili-barindiriyor-paletlerin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-katili-barindiriyor-paletlerin/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Nov 2015 21:46:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[L]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=897</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günlerden bir gün Saatler bir şeyleri gösteriyordu yalnızdı yelkovan, akrebi bilmiyorum Aynı zamanda farklı yaşanıyordu zamanlar ilerliyordu saatler ayak sesleri iki kulağım kadar hızlı adımları saniyede bir atar hızlı adımların yönü doğru Şanzelize bulvarına doğru tak-tuk-tak-tuk yüzünü çizememiş kalemim tetiğim kadar tutuk aceleci ayak sesleri yetmiyor iki kulak dizelerim için sağladığım kurşunlarla dolu için Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-katili-barindiriyor-paletlerin/">Bir Katili Barındırıyor Paletlerin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Günlerden bir gün</p>
<p>Saatler bir şeyleri gösteriyordu</p>
<p>yalnızdı yelkovan,</p>
<p>akrebi bilmiyorum<br />
Aynı zamanda<br />
farklı yaşanıyordu zamanlar<br />
ilerliyordu saatler<br />
ayak sesleri<br />
iki kulağım kadar<br />
hızlı adımları<br />
saniyede bir atar<br />
hızlı adımların yönü doğru<br />
Şanzelize bulvarına doğru<br />
tak-tuk-tak-tuk<br />
yüzünü çizememiş kalemim<br />
tetiğim kadar tutuk<br />
aceleci ayak sesleri<br />
yetmiyor iki kulak<br />
dizelerim için<br />
sağladığım kurşunlarla dolu için<br />
Bu kan<br />
hala sığdırılmaya çalışılıyor<br />
sekizli şarjöre<br />
uyanmışsın ki<br />
tarih kadar kanlı dünyan<br />
gönül vermişler mitralyöze<br />
resimlerinde vurmuşlar, yaralı<br />
bulutların arasında ki güneşin<br />
kirlendi fırçan<br />
bir katili barındırıyor paletlerin<br />
mavi bir gökyüzü çizmiştin<br />
oraya kadar sıçradı<br />
hemoglobin namlularından kırmızı<br />
şimdilerde<br />
cansız bedenleri öper ağzı</p>
<p>ve haberlerde<br />
insan ölüleri<br />
yine geçemeyecek<br />
savaş maliyetini</p>
<p>sözün bittiği yerde<br />
sen başlıyorsun<br />
canım kardeşim<br />
Yüzüm,<br />
kızarıyor utangaçlıktan<br />
gerçi;<br />
kırmızı<br />
utangaç bir renktir<br />
bütün yanaklarda&#8230;<br />
insan hayatının<br />
paradan daha pahalı olduğu zaman<br />
kapitalizm olacak asılan&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-katili-barindiriyor-paletlerin/">Bir Katili Barındırıyor Paletlerin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-katili-barindiriyor-paletlerin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">897</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aslında O Bank</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aslinda-o-bank/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aslinda-o-bank/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Nov 2015 09:09:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesrin Aktaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=861</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ceket düğmelerine saklansam, dünyada arasan bulamasan. Etrafı dağıtsan şişelerin arasında kaybetsen kendini, ne sen ne ben bilemesek. Nefes verdiğin yatakta yastığına dayanıp dursan, düşünsen ama hayal edemesen, ağlayamasan. Yaraların iyileşemese, beynine oksijen gitmese, duyguların istifa edip terk etse Seni. Sen karalığın içinde savrulurken avucunun içinde ki o mumu gördüm. Işıklı yerler bizim için gökkuşağından uzakken, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aslinda-o-bank/">Aslında O Bank</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ceket düğmelerine saklansam, dünyada arasan bulamasan.</p>
<p>Etrafı dağıtsan şişelerin arasında kaybetsen kendini, ne sen ne ben bilemesek.</p>
<p>Nefes verdiğin yatakta yastığına dayanıp dursan, düşünsen ama hayal edemesen, ağlayamasan.</p>
<p>Yaraların iyileşemese, beynine oksijen gitmese, duyguların istifa edip terk etse</p>
<p>Seni.</p>
<p>Sen karalığın içinde savrulurken avucunun içinde ki o mumu gördüm. Işıklı yerler bizim için gökkuşağından uzakken, gökkuşağının en güzel renginde ruhlarımız birleşmişti. Bedenlerimiz hala o bankta kavrulurken ben siyah ojemi sürüyorum. Aslında her yere beni bul diye saçlarımdan bıraktım. Hayır, sen hala görmedin, çünkü göremedin, kahve içiyordun…</p>
<p>Sana ihanet etmek istemem ama yeni yastıklar çok rahat. Evet, artık görmüyorum, kasım güneşi kör etti ellerimi. Hayır, ellerimi cebime sokmak istemiyorum, orada kaybolmayacaklarını söylemedin. Aslında bütün her şeyi o bankta unuttum tam da istediğimiz gibi. Üstüne yağmur yağdı, artık her şey toprakla bütünleşti. Görmeyen ellerimi tut her şey o bank gibi.</p>
<p>Teşekkür ederim.</p>
<p>Dünyanın en güzel intihar cümlesi, yazıyorum unutma diye.</p>
<p>Hala kahve içiyorsun.</p>
<p>Giderken unuttuğumuz hatalı cümlelerimiz yok. Yoklar çünkü gözlerimi ve ellerimi kör ettim.</p>
<p>Keşke teşekkür etseydin.  İğneler batıyor ruhuma, akan kan değil unuttuğun teşekkürler.</p>
<p>Ben hala o dolabın içinde saklanıyorum, hala ateşten korkan bir veledim. Vücudum da binlerce öpülmemiş yara izi var.</p>
<p>Öp onları…</p>
<p>Sonra gel en sevdiğin filmin DVD’si hala bende.</p>
<p>Teşekkür ederim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aslinda-o-bank/">Aslında O Bank</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aslinda-o-bank/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">861</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-maniniz-yoksa-annemler-size-gelecek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-maniniz-yoksa-annemler-size-gelecek/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Nov 2015 07:53:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Şahincileroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[1970’ler]]></category>
		<category><![CDATA[60'lar]]></category>
		<category><![CDATA[60'lı yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[70’ler]]></category>
		<category><![CDATA[70’li yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[80'ler]]></category>
		<category><![CDATA[80'li yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[90'lar]]></category>
		<category><![CDATA[90'lı yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[Ayfer Tunç]]></category>
		<category><![CDATA[başsağlığı dileme]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Eurovision şarkı yarışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf albümleri]]></category>
		<category><![CDATA[günlük hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[kız isteme]]></category>
		<category><![CDATA[mektuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[misafir ağırlamak]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet törenleri]]></category>
		<category><![CDATA[televizyonda haber sunumları]]></category>
		<category><![CDATA[Yapı Kredi Yayınları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=830</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eskiye hep içimizde bir özlem duyarız. “Neydi o günler?” der, eskiye olan hasretimizi dile getiririz. Peki, bize eskiyi özleten nedir? Bu soruyu hiç sorar mıyız kendimize? Aslında birçok şeyin arkasına sığınırız hep. Bahaneler üretiriz çoğu kez. “Yok şundan, yok bundan dolayı eskiyi çok özlüyorum.” gibi klişe sözlerden kurulu cümleleri tekrarlayıp dururuz.  Aslında özlediğimiz her neyse, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-maniniz-yoksa-annemler-size-gelecek/">Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiye hep içimizde bir özlem duyarız. “Neydi o günler?” der, eskiye olan hasretimizi dile getiririz. Peki, bize eskiyi özleten nedir? Bu soruyu hiç sorar mıyız kendimize?</p>
<p>Aslında birçok şeyin arkasına sığınırız hep. Bahaneler üretiriz çoğu kez. “Yok şundan, yok bundan dolayı eskiyi çok özlüyorum.” gibi klişe sözlerden kurulu cümleleri tekrarlayıp dururuz.  Aslında özlediğimiz her neyse, onu bile bilmeyecek derecede yoksunuz bilgiden.</p>
<p>Adını her anımsadığımız zaman kısa bir mutluluktur sadece yaşadığımız. Belki bundan ibaret olduğunu düşünürüz bazen hayatın. Bizi biz yapan değerlerimizi kısa sürede unuturuz. “Zamana ayak uyduruyoruz.” diye unutup gittiğimiz güzelim yaşantımıza özlem duyarak her ne kadar hasret gidermeye çalışsak da bunda başarılı olamıyoruz.</p>
<p>Çocukken oynadığımız oyunları, dersimize giren öğretmenlerimizi, arkadaşlarımızı… unuturuz. Zaman tünelinde geriye dönüp bakma fırsatını elde ettiğimiz zaman eskiyi hatırlamaya çalışır, yaşananları güzellikleriyle, acısıyla, tatlısıyla… yâd ederiz.</p>
<p>O günlerin heyecanını yeniden yaşayamasak da hafızalarda yer ettiği kadar yaşamaya çalışır, teselli bulmaya zorlarız kendimizi. Ama ne kadar başarılı olabiliyoruz bunda? Orası meçhul.</p>
<p><figure id="attachment_832" aria-describedby="caption-attachment-832" style="width: 189px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Bir-Maniniz-Yoksa-Annemler-Size-Gelecek.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-832 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Bir-Maniniz-Yoksa-Annemler-Size-Gelecek-189x300.jpg?resize=189%2C300" alt="Ayfer Tunç &quot;Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek&quot;" width="189" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Bir-Maniniz-Yoksa-Annemler-Size-Gelecek.jpg?resize=189%2C300&amp;ssl=1 189w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Bir-Maniniz-Yoksa-Annemler-Size-Gelecek.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 189px) 100vw, 189px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-832" class="wp-caption-text">Ayfer Tunç &#8220;Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>İşte, tam bu noktada sizlere önermek istediğim bir kitap var. Kitabın adı, “<strong>Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek-70’li Yıllarda Yaşantımız</strong>”. <strong>Ayfer Tunç</strong>’un kaleme almış olduğu bir kitap. 2001 yılında <em>Yapı Kredi Yayınları</em> tarafından çıkan kitabın şu an piyasada olup olmadığı konusunda bir fikrim yok; çünkü, aradan 14 yıl gibi bir zaman geçmiş. Bu arada tekrar baskılarının yapılıp yapılmadığı hakkında bilgi sahibi de değilim. Ama meraklıları için bulabilirlerse okumalarını tavsiye ettiğim bir eser.</p>
<p>Kitap, 60’lı yılların sonundan başlayarak özellikle 70’li yıllar, 80’li, 90’lı yılların aile yaşantılarını ve yaşanan olayların aile yapılarını nasıl etkilediği gibi daha pek çok olayların anlatıldığı muhteşem bir kitap.</p>
<p>Kitabı, bir tavsiye üzerine okudum. Merak ediyordum kitabın ne üzerine yazıldığını. Okumaya başladığım vakit, satırlar su gibi akıp gidiyordu.</p>
<p>Çocukken oynanan oyunlar, okula kayıt yaptırmalar, Eurovision şarkı yarışmaları, arkadaşlıklar, kız istemeler, nişan, düğün, sünnet törenleri, misafir ağırlamak, başsağlığı dilemeler, misafire kolonya-şeker-ikramları, bayramlarda tebrikler, dünya evine girmek-yuva kurmak, televizyonun hayatımıza girişi ve televizyonda yayınlar, radyoda ve televizyonda haber sunumları, fotoğraf albümleri, telefonun hayatımıza girişiyle yaşanan değişiklikler, mektuplaşmalar, evlerde ve çevrelerde günlük hayat… ve daha pek çok konuyu içeren çok önemli bir kitap.</p>
<p>Tam eskiyi yâd edip de tekrar kitap diliyle o günleri yaşamak isteyenler için, bulunması ve eşine rastlamayacak bir başyapıt.</p>
<p>Bugüne kadar eskiyi, filmlerle hatırlamaya çalıştık ve o günler hakkında bilgi sahibi olmak için uzun süre kafa yorduğumuz oldu. Bazen bundan tatmin olduk bazense yeterli olmadı öğrendiklerimiz. Ama bu kadar güzel, o mazi denen eski günleri anlatan bir kitabın yazılacağını hiç sanmıyordum.</p>
<p>Şimdiye kadar, birçok anı, araştırma, roman, öykü, şiir… yazıldı eskiyi anlatan ama hep bir yerler eksikti. Bir şeyler unutulmuştu. Yazılmamıştı. Belki de önemsenmemişti yazılmak için. Birilerinin çıkıp bunları yazması belki de boş gibi gözükebilirdi.</p>
<p>Gerçeklerle yüzleşmek istemeyen insanların genellikle kaçındıkları bir noktadır eskiyi yazmak. Hatıralar yazılır. İnsan orada bile her ne kadar hatıralar, gerçekleri öğrenmek için önemli bir kaynak değeri taşısa da gerçekler tam anlamıyla bu yazılan hatıralarda hayat bulmaz. Mutlaka bir yerler eksik kalır.</p>
<p>Özenle seçilmiş sözcükler, kitabı okumaya ayrı bir güzellik katmış. O kadar sade ve akıcı. Eline alan bir insanın kolay kolay bırakamayacağı türden yazılmış bir kitap.</p>
<p>Bugüne kadar böylesi bir kitaba rastlamadım. Rastlasaydım bile bu kadar güzel bir kitap olabileceğini hiç tahmin edemezdim. Hani insan oturur ve düşünür. “Ya olur da bu kadar mı güzel olur bir kitap.” klişe sözünü söyler ve kendini mutlu eder ya, bende kendimi mutlu etmek için bu sözü tekrarlıyorum.</p>
<p>Eskiye özlemle hafızalarımızda canlandırmaya çalışmak güzel, güzel olduğu kadar da önemlidir. Ama her şeyden önemlisi, o günlerden ders çıkararak geleceğimizi iyi planlamaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-maniniz-yoksa-annemler-size-gelecek/">Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-maniniz-yoksa-annemler-size-gelecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">830</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KIYAFETNÂME</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Nov 2015 11:39:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[firaset]]></category>
		<category><![CDATA[firasetname]]></category>
		<category><![CDATA[Firdevsi]]></category>
		<category><![CDATA[fizyonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Hamdullah Hamdi]]></category>
		<category><![CDATA[kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[kıyafetname]]></category>
		<category><![CDATA[Kutadgu Bilig]]></category>
		<category><![CDATA[Mârifetnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Muradname]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=796</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kıyâfe(t) kelimesi, Arapça olup &#8220;iz sürüp gitmek, takip etmek, peşi sıra gitmek&#8221; mânâsına gelen kavf kökünden gelir. Kelimenin Türkçe’de ve Farsça’da ayrıca &#8220;kılık kıya­fet, elbise, şekil, görünüş&#8221; mânaları da vardır. Kıyafetname ve firasetname birbirine çok yakın olan iki kavramdır. Konumuz kıyafetname firasetnamenin bir alt dalıdır. Firaset, zeki ve anlayışlı olmak demektir. Kıyafetname ise firaset ilminin dar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/">KIYAFETNÂME</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kıyâfe(t) kelimesi, Arapça olup &#8220;<em>iz sürüp gitmek, takip etmek, peşi sıra gitmek&#8221;</em> mânâsına gelen kavf kökünden gelir. Kelimenin Türkçe’de ve Farsça’da ayrıca &#8220;kılık kıya­fet, elbise, şekil, görünüş&#8221; mânaları da vardır.</p>
<p>Kıyafetname ve firasetname birbirine çok yakın olan iki kavramdır. Konumuz kıyafetname firasetnamenin bir alt dalıdır. Firaset, zeki ve anlayışlı olmak demektir. Kıyafetname ise firaset ilminin dar manada bir bilgi şubesine delalet eder.</p>
<p><figure id="attachment_801" aria-describedby="caption-attachment-801" style="width: 336px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-yuz-okuma.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-801 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-yuz-okuma.jpg?resize=336%2C384" alt="Türk edebiyatında Kıyafetnâmeler" width="336" height="384" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-yuz-okuma.jpg?w=336&amp;ssl=1 336w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-yuz-okuma.jpg?resize=263%2C300&amp;ssl=1 263w" sizes="(max-width: 336px) 100vw, 336px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-801" class="wp-caption-text">Türk edebiyatında Kıyafetnâmeler</figcaption></figure></p>
<p>Bir kimsenin saç, göz, kulak, el, ayak, alın gibi organlarından ve dış görünüşünden onun ahlâk ve karakter husûsiyetlerini, diğer bir ifadeyle zâhirinden bâtinî vasıflarını tahmin ve tespit etmek olan ilme kıyâfet ilmi, eserlere de kıyafetname denir. Bu işi yapan yani insanın görünen dış özelliklerine bakarak görünmeyen iç özelliklerini anla­maya çalışan kimseye de kâyif veya kıyâfet-şinâs denilmiştir. Kıyafet-nameler edebî maksatla yazılmamıştır.</p>
<p>Dış görünüşün iç dünyayı yansıtması tezi, divan edebiyatında kıyafetname denilen metinlerin hazırlanmasına yol açmıştır. Bugün Batı’da fizyonomi adıyla bilinen ve kullanılan bir bilim dalı olarak devam eder. Alimler kıyafetname ilmini açıklarken ayet ve hadislerden de istifade etmişlerdir.</p>
<p>Bir kişinin dış görünüşüne bakarak onun tabiatı hakkında ileri atılan yargılar zaman içerisinde kalıplaşmıştır. Kalıplaşmasının bir sebebi de deneyim ve tecrübe ile bu yargıların doğruluk payının yüksek oranda doğru çıkmasıdır. Aslında bu tür eski Türk edebiyatının halktan kopuk olması tezini bir nebze hafifletir, çünkü insanın dış görünüşüne, davranışlarına, kıyafetine varıncaya kadar ilgi göstermiş bir edebiyat vardır karşımızda.</p>
<p><figure id="attachment_799" aria-describedby="caption-attachment-799" style="width: 224px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-firaset.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-799 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-firaset.jpg?resize=224%2C225" alt="Kıyafetnâmeler çeşitli şekillerde yazılırdı." width="224" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-firaset.jpg?w=224&amp;ssl=1 224w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-firaset.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 224px) 100vw, 224px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-799" class="wp-caption-text">Kıyafetnâmeler çeşitli şekillerde yazılırdı.</figcaption></figure></p>
<h2><strong>Kıyafetname Türünün Alt Başlıkları</strong></h2>
<p><strong>1) Şer’i Firaset: </strong>Nefsin ıslahı ile ulaşılan ruh gücüdür. Bu güce peygamberler, veliler ve nefsini olgunlaştırarak eşyanın arka planına ulaşmayı başarmış kişiler sahip bulunmaktadır.</p>
<p><strong>2) Hükmi Firaset: </strong>Çalışma ile elde edilecek bir bilim koludur. Bazı alt bölümleri vardır.</p>
<p><strong>a) <em>İnsan Kıyafeti İlmi (Kıyafet-i Beşere): </em></strong>Dış görünüşten ahlakı anlamaya çalışan ilimdir.</p>
<p><strong><em>b) El ve Ayak İlmi: </em></strong>İnsanın elinde ve ayağındaki çizgilerle kişinin durumunu ortaya koyan ilimdir.</p>
<p><strong><em>c) Titreme/Seyirme İlmi: </em></strong>Vücuttaki seyirmelerden çıkarılan hükümleri bildiren ilimdir.</p>
<p>İlk olarak Hipokrat <em>(m.ö. 5. yüzyıl)</em> tıpta bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde bu ilimden yararlanmış ve insanları tip­lerine göre tasnif etmiştir. Daha sonra Eflâtun, İladus ve Aristo da konuy­la ilgilenmişlerdir. Türkler kı­yâfet ilmini tıbbın yanı sıra siyasette de kullanmışlar, ayrıca saraya adam alırken, esir ve hizmetkâr seçerken kişilerin dış görünüşlerinden karakter yapıları hakkın­da fikir edinmeye çalışmışlardır. Manzum ya da mensur olarak yazılabilirler fakat yazılan eserlerin çoğu mensurdur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_798" aria-describedby="caption-attachment-798" style="width: 358px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-798 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname.jpg?resize=358%2C575" alt="Kıyafetnâmeler Divan edebiyatında rağbet gören bir türdür." width="358" height="575" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname.jpg?w=358&amp;ssl=1 358w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname.jpg?resize=187%2C300&amp;ssl=1 187w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-798" class="wp-caption-text">Kıyafetnâmeler Divan edebiyatında rağbet gören bir türdür.</figcaption></figure></p>
<h2><strong>İlk Tertip Edilen Kıyafetnameler:</strong></h2>
<p><strong>Arap ve Fars Toplumundaki İlk Kıyafetnameler</strong></p>
<p>İlk kıyafetname yazarlarından biri İmam Şafiîdir. Ancak eseri hacimli değildir. (Arapça)</p>
<p><em>EbûSehl el-Mesîhî, Firâsetnâme</em> (Arapça)</p>
<p>Derviş Abdurrahman; <em>Mîrek&#8217;inTuhfetü&#8217;l-Fakîr&#8217;i</em> (Farsça)</p>
<h2><strong>Türk Edebiyatındaki İlk Kıyafetnameler</strong></h2>
<p>Türk kültüründe, bu ilim çerçevesindeki hükümlerle ilk kez <strong>Kutadgu Bilig</strong>’de karşılaşılmıştır. İnsanın iyilik ya da kötülüğünü, karakterini dış görünüşünden anlamak mümkündür.</p>
<p>Kutadgu Bilig dışında ilk sayılabilecek Bedri Dilşad Bin Muhammed Oruç’un Sultan II . Murad’a ithafen yazmaya başladığı <strong>Murad-name</strong> isimli mesnevisidir. Birkaç beyitte, cilt rengi, göz rengi ile musiki arasında bir münasebet kurulmuştur.</p>
<p>Bu konuda günümüze ulaşan en eski tarihli ilk müstakil Türkçe eser, <em>Hamdullah Hamdi&#8217;nin manzum Kıyâfetnâmesi</em>dir. Mesnevi şeklinde yazıl­mış 153 beyitlik eserdir.</p>
<p>Ayrıca;</p>
<p>Firdevsî-i Rûmî&#8217;nin Firâset-nâmesi, Abdülmecid b. Şeyh Nasûh&#8217;un manzum Kıyâfetnâmesi, Mustafa b. Evranos&#8217;un Kıyâfetnâmesi, Bâlîzâde Mustafa&#8217;nın Kıyâfetnâmesi, Nesîmî&#8217;nin Kıyâfetü&#8217;l-firâse&#8217;si, Gevrekzâde Hasan Efendi&#8217;nin Kıyâfetnâmesi de oldukça önemlidir.</p>
<p>Kıyâfetnâmelerin son meşhur örneği, Erzurumlu İbrahim Hakkı&#8217;nın <strong>Mârifetnâme</strong>&#8216;si içinde yer alan bölümünün dışın­da, onun manzum olarak yazdığı Kıya­fetnâme adlı eserdir.</p>
<p>Edebiyatımızdaki mevcut kıyafetnamelerin genellikle mensur olduğunu ve yabancı eserlerden tercüme yahut adapte edilmiş eserler olduğunu söyleyebiliriz. Tercümeler de gözlemlere dayanarak oluşturulmuştur. Bu tür 18. asra kadar artarak devam etmiştir. Bunların içerisinde telif denebilecek en mühim eser Hamdullah Hamdi’nin Kıyafetnamesi’dir.</p>
<h3><strong>Kaynakça</strong></h3>
<ul>
<li>Çakır, Müjgan, (2007), “Kıyâfet-Nâme”ler Hakkında Bir Bibliyografya Denemesi.” Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, cilt 5, sayı 9, s. 333-350.</li>
<li>Ceyhan, Âdem, (1997), Bedr-i Dilşâd’ın Murâd-nâmesi, C I, II, İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı Yay.</li>
<li>MENGİ, Mine, (2002), “Kıyâfet-nâme” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C 25, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/">KIYAFETNÂME</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">796</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Milenyum Romanları: 2000 Yılında Yayınlanan Romanlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Nov 2015 16:03:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[milenyum romanları]]></category>
		<category><![CDATA[türk romanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=767</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Edebiyatımız milenyum yılı diye adlandırılan 2000 yılına girerken romancılığımız da bir aşama kaydetmeye başlar. Birçok romancımızın önemli romanları 2000 yılında yayınlanarak kitabevlerinin ve kütüphanelerin tozlu raflarında yerini alır. Şimdi gelin &#8220;Milenyum Romanları&#8221; diye tanımlanacak 2000 yılında yayınlanan romanları tekrar hatırlayalım ve aradan geçen 15 yıllık bir sürede hangilerin edebiyat denilen kalıcılığın zor olduğu camiada [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/">Milenyum Romanları: 2000 Yılında Yayınlanan Romanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Edebiyatımız milenyum yılı diye adlandırılan 2000 yılına girerken romancılığımız da bir aşama kaydetmeye başlar. Birçok romancımızın önemli romanları 2000 yılında yayınlanarak kitabevlerinin ve kütüphanelerin tozlu raflarında yerini alır.</p>
<p>Şimdi gelin &#8220;Milenyum Romanları&#8221; diye tanımlanacak 2000 yılında yayınlanan romanları tekrar hatırlayalım ve aradan geçen 15 yıllık bir sürede hangilerin edebiyat denilen kalıcılığın zor olduğu camiada hafızalarımızda yer edindiğine bakalım.</p>
<ul>
<li>AÇAR, Mehmet (2000), “<strong>Siyah Hatıralar Denizi</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>AK, Behiç (2000), “<strong>Yıldızların Tembelliği</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>AKARSU, H. Temel (2000), “<strong>Media-İstanbul Dörtlüsü:4 (Rock’n Roman)</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>AKARSU, H. Temel (2000), “<strong>Alelâdelik Çağı</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>AKKURT, Bülent (2000), “<strong>Bir Şizofrenin Aşk Mektubu</strong>”, Altın Kitaplar, İstanbul</li>
<li>AKYILDIZ, Tülin (2000), “<strong>www. seni arıyorum. com</strong>”, İlke Kitabevi, Ankara</li>
<li>ALİCAN, Fikri (2000), “<strong>Koca Meşenin Gölgesi</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>ANGI, Suat Kemal (2000), “<strong>Cadde</strong>”, Ankara Kitaplığı, İstanbul</li>
<li>ARIKAN, Meltem (2000), “<strong>Evet… Ama… Sanki…</strong>”, Arkadaş Yayıncılık</li>
<li>ARSLANOĞLU, Kaan (2000), “<strong>Çağrısız Hayalim</strong>”, Adam Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>ATASÜ, Erendiz (2000), “<strong>Gençliğin O Yakıcı Mevsimi</strong>”, Bilgi Yayınevi, Ankara</li>
<li>ATİLLA, Mehmet (2000), “<strong>Yüzümde Kırlangıç Gölgesi</strong>”, Bilgi Yayınevi, Ankara</li>
<li>AYDINSEL, Cemre (2000), “<strong>Gözlerine Doğabilir Miyim?</strong>”, 7 Renk, İstanbul</li>
<li>AYVAZ, Sezer (2000), “<strong>Yeryüzü Taksim</strong>”, Cem Yayınevi, İstanbul</li>
<li>BALKU, Yücel (2000), “<strong>Sükût Ayyuka Çıkar</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>BATUR, Enis (2000), “<strong>Acı Bilgi</strong>”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_772" aria-describedby="caption-attachment-772" style="width: 205px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/bedri-baykam-kemik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-772 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/bedri-baykam-kemik-205x300.jpg?resize=205%2C300" alt="Bedri Baykam &quot;Kemik&quot;" width="205" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/bedri-baykam-kemik.jpg?resize=205%2C300&amp;ssl=1 205w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/bedri-baykam-kemik.jpg?w=614&amp;ssl=1 614w" sizes="(max-width: 205px) 100vw, 205px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-772" class="wp-caption-text">Bedri Baykam &#8220;Kemik&#8221;</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>BAYKAM, Bedri (2000), “<strong>Kemik</strong>”, Piramit Yayınları, İstanbul</li>
<li>BENER, Erhan (2000), “<strong>Işığın Gölgesi</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>BENER, Erhan (2000), “<strong>Köleler ve Tutkular</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>BIÇAKÇI, Barış  (2000), “<strong>Herkes Herkesle Dostmuş Gibi</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>BİLDİRİCİ, Faruk (2000), “<strong>Kuzum Bülent</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>BİLDİRİCİ, Faruk (2000), “<strong>Siluetini Sevdiğimin Türkiye’si</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>BİNARK, Erner  (2000), “<strong>Şakir Paşa Köşkü</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>BİRGÜL, Cahide (2000), “<strong>Gece Uyananlar</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>BUĞRA, Ayşe (2000), “<strong>Devlet-Piyasa Karşıtlığının Ötesinde</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>CELAL, Metin (2000), “<strong>Ne Güzel Çocuklardık Biz</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>CEYLAN, İ. Fatih (2000), “<strong>Unutulmuş Günler</strong>”, Nesil Yayınları, İstanbul</li>
<li>CORAL, Mehmet (2000), “<strong>Sonsuz Meltem</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>ÇAHA, Ömer (2000), “<strong>Aşkın Devletten Sivil Topluma</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÇAKAR, Tuğrul (2000), “<strong>Akşamüstü Yine Hüzün</strong>”, İmge Kitabevi, İstanbul</li>
<li>ÇAMUROĞLU, Reha (2000), “<strong>Son Yeniçeri</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>DEMİRKIRAN, Ozan (2000), “<strong>Hayalimin Zaman Aşımı</strong>”, Yankı Yayınevi, İstanbul</li>
<li>ERAY, Nazlı (2000), “<strong>Ayışığı Sofrası</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ERDEM, Hamit (2000), “<strong>Mustafa Suphi &#8211; Bir Yaşam Bir Ölüm</strong>”, Sel Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>ERENUS, Bilgesu (2000), “<strong>Kazı</strong>”, Broy Yayınevi, İstanbul</li>
<li>ERGİL, Doğu (2000), “<strong>Siyasetini Arayan Ülke</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ERGİNÖZ, Aytaç (2000), “<strong>Sarayın Gözyaşları</strong>”, Yalçın Yayınları, İstanbul</li>
<li>ERGÜL, Teoman (2000), “<strong>Nurbanu</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>EROĞLU, Mehmet (2000), “<strong>Yüz:1981</strong>”, Everest Yayınları, İstanbul</li>
<li>ERSOY, Tolga (2000), “<strong>Halkların Melodramı</strong>”, Sorun Yayınları</li>
<li>FERAH, Tülay (2000), “<strong>Erkek</strong>”, Telos Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>FERAH, Tülay (2000), “<strong>Kırmızı Erik</strong>”, Sel Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>GÖVENÇ, Turgan (2000), “<strong>Taşın İçinde Gizlenen</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>GÜN, Güneli (2000), “<strong>Bağdat Yollarında</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>GÜNDAY, Hakan (2000), “<strong>Kinyas ve Kayra</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>GÜREL, Fatma (2000), “<strong>36 Baharı</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>GÜRSEL, Nedim (2000), “<strong>Resimli Dünya</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>GÜRSOY, Deniz (2000), “<strong>Sohbetin Bahanesi Kahve</strong>”, Oğlak Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>HAFİFBİLEK, Celal (2000), “<strong>Zamanla Belki</strong>”, Telos Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>HİDAYET, Sadık (2000), “<strong>Aylak Köpek”</strong>, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_771" aria-describedby="caption-attachment-771" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/solmaz-hanim.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-771 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/solmaz-hanim.jpg?resize=300%2C300" alt="Selim İleri &quot;Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçin&quot;" width="300" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/solmaz-hanim.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/solmaz-hanim.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-771" class="wp-caption-text">Selim İleri &#8220;Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçin&#8221;</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>İLERİ, Selim (2000), “<strong>Solmaz Hanım – Kimsesiz Okurlar İçin</strong>”, Oğlak Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>İPEKÇİ, Leyla (2000), “<strong>İlk Kötülük</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>İNAN, Esin (2000), “<strong>Karanlıktaki Aydınlar</strong>”, Berfin Yayınları</li>
<li>İZGÜ, Muzaffer (2000), “<strong>İçimde Çiçekler Açınca</strong>”, Bilgi Yayınevi, İstanbul</li>
<li>KAMURAN, Solmaz (2000), “<strong>Hadım Edilmiş Bir Aşk</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>KAMURAN, Solmaz (2000), “<strong>Kirâze</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>KARACA, Zeynep (2000), “<strong>Dondurulmuş Şeftaliler</strong>”, Güncel Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>KARAKOYUNLU, Yılmaz (2000), “<strong>Çiçekli Mumlar Sokağı</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>KARCILAR, Ahmet (2000), “<strong>Gülden Kale Düştü</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>KAVUKÇU, Cemil (2000), “<strong>Pazar Güneşi</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>KAYA, Zülal (2000), “<strong>Kardaki Ayak İzleri</strong>”, Berikan Yayınları, Ankara</li>
<li>KAYMAZ, Sezgin (2000), “<strong>Lucky</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>KIZILKAYA, Muhsin (2000), “<strong>Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık</strong>”, Gendaş Yayınları,</li>
<li>KOÇ, Zerrin (2000), “<strong>Islak Kentin İnsanları</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>KÖSEOĞLU, Latif  (2000), “<strong>Kaf Dağı’nın Ötesi</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
</ul>
<ul>
<li>
<p><figure id="attachment_768" aria-describedby="caption-attachment-768" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-768 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Ayşe Kulin &quot;Füreya&quot;" width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-768" class="wp-caption-text">Ayşe Kulin &#8220;Füreya&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>KULİN, Ayşe (2000), “<strong>Füreya</strong>”, Everest Yayınları, İstanbul</li>
<li>METE, Levent (2000), “<strong>Aşk Romanları Yazan Adam</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>MÜTERCİMLER, Erol (2000), “<strong>21.yy ve Türkiye</strong>”, Güncel Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>OKUR, Yiğit (2000), “<strong>Hulki Bey ve Arkadaşları</strong>” Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>OKUR, Yiğit (2000), “<strong>Güvercinler</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ORAL, Zeynep (2000), “ <strong>Uzakdoğu’m</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
</ul>
<ul>
<li>ÖCAL, Pınar (2000), “<strong>Kadın Kalbine Çikolata</strong>”, Altın Kitaplar, İstanbul</li>
<li>ÖĞÜT, Gündüz (2000), “<strong>Şafağı Getirenler</strong>”, Ege Meta Yayınları, İzmir</li>
<li>ÖNER, Çetin (2000), “<strong>Şu Bizim Çerkesler”</strong>, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÖYMEN, Onur (2000), “<strong>Geleceği Yakalamak</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
</ul>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/romantika.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-770 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/romantika.jpg?resize=300%2C300" alt="romantika" width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/romantika.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/romantika.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<ul>
<li>ÖZAKMAN, Turgut (2000), “<strong>Romantika</strong>”, Bilgi Yayınevi, Ankara</li>
<li>ÖZBEN, Raif (2000), “<strong>Asyalı Ayyaş</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÖZDAMAR, Emine Sevgi (2000), “<strong>Haliçli Köprü</strong>”, Turkuvaz Kitap, İstanbul</li>
<li>ÖZİNAL, Mucize (2000), “<strong>Alayın Kızları</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÖZKAN, Tuncay (2000), “<strong>Operasyon</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>ÖZTÜRK, Handan (2000), “<strong>Mor Tecavüz</strong>”, Gala Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>PAKER, Esat Cemal (2000), “<strong>Kırk Yıllık Hariciye Hatıraları</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>ROZENTAL, İzel (2000), “<strong>Yol Boyunca</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>SAĞLAM, Süleyman (2000), “<strong>Dağı Dağa Kavuşturan</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>SARICA, Nil (2000), “<strong>İkiz Yaşamlar</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>SARIHAN, Zeki (2000), “<strong>Kurtuluş Savaşı’nda İkili İktidar</strong>”, Kaynak Yayınları, İstanbul</li>
<li>SEPETÇİOĞLU, Necati (2000), “<strong>Zaman Yürüyüşü</strong>”, İrfan Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>ŞAFAK, Elif (2000), “<strong>Mahrem</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>ŞAHİN, Osman (2000), “<strong>Başaklar Gece Doğar</strong>”, Berfin Yayınları, İstanbul</li>
<li>ŞANCI, Cem (2000), “<strong>Eyvah Yine Kızlar Kazandı</strong>”, Altın Kitaplar, İstanbul</li>
<li>ŞENLİKOĞLU, Emine (2000), “<strong>Harcandıktan Sonra Bilseydim</strong>”, Mektup Yayınları, İstanbul</li>
<li>TİRALİ, Naim (2000), “<strong>Karanlığa Işık Tutmak</strong>”, Yön Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>TOPÇUOĞLU, Nazif (2000), “<strong>Fotoğraf Ölmedi Ama Tuhaf Kokuyor</strong>”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul</li>
<li>TOSUNER, Necati (2000), “<strong>Yalnızlıktan Devren Kiralık</strong>”, İş Bankası Kültür Yayınları</li>
<li>TOZLU, Hülya (2000), “<strong>Bataklıkta Asansör Var</strong>”, Buğra Yayınları, İstanbul</li>
<li>TUNA,Barış (2000), “<strong>Düş Bilimi</strong>”, İmge Kitabevi, Ankara</li>
<li>TUNÇ, Ayfer (2000), “<strong>Aziz Bey Hadisesi</strong>”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul</li>
<li>TURHAN, Mustafa (2000), “<strong>Hislerimin Albümünde Bir Akrebin Aşkı</strong>”, Şekerbank Yayınları</li>
<li>TURHANLI, Halil (2000), “<strong>Bir Erdem Olarak Sapkınlık</strong>”, Çivi Yazıları Yayınevi, İstanbul</li>
<li>TÜMEN, Asuman (2000), “<strong>Ayarı Bozuk Çayevi</strong>”, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul</li>
<li>TÜRKELİ, Nalan (2000), “<strong>İki Hayat</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>TÜRKELİ, Nalan (2000), “<strong>Varoşta Kadın Olmak</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_773" aria-describedby="caption-attachment-773" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/New-York-Seyir-Defteri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-773 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/New-York-Seyir-Defteri.jpg?resize=310%2C500" alt="Buket Uzuner &quot;New York Seyir Defteri&quot;" width="310" height="500" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/New-York-Seyir-Defteri.jpg?w=310&amp;ssl=1 310w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/New-York-Seyir-Defteri.jpg?resize=186%2C300&amp;ssl=1 186w" sizes="(max-width: 310px) 100vw, 310px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-773" class="wp-caption-text">Buket Uzuner &#8220;New York Seyir Defteri&#8221;</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>UZUNER, Buket (2000), “<strong>New York Seyir Defteri</strong>”, Everest Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÜÇTUĞ, Yıldırım (2000), “<strong>Şah-Mat ve Ölüm</strong>”, Altın Kitap, İstanbul</li>
<li>ÜMİT, Ahmet (2000), “<strong>Patasana</strong>”, Om Yayınevi, İstanbul</li>
<li>YANPAR, Murat (2000), “<strong>Tanrıçalar Zamanı</strong>”, Sezen Yayınları, İstanbul</li>
<li>YİĞENOĞLU, Çetin (2000), “<strong>Gasteci</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>YILDIZ, İrfan (2000), “<strong>Çiçek Tozu Günleri</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>YILMAZ, Sadık (2000), “<strong>Sevgiler Tükenmeden</strong>”, Bumerang Yayınları, İstanbul</li>
<li>YÜCEL, Şükran (2000), “<strong>Ölüme Karşı Oyun</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>ZİLELİ, Gün (2000), “<strong>Yarılma</strong>”, Ozan Yayıncılık, İstanbul</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/">Milenyum Romanları: 2000 Yılında Yayınlanan Romanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">767</post-id>	</item>
		<item>
		<title>34. İstanbul Kitap Fuarı 7 Kasım&#8217;da Başlıyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/34-istanbul-kitap-fuari-7-kasimda-basliyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/34-istanbul-kitap-fuari-7-kasimda-basliyor/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Nov 2015 13:13:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[25. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[34. İstanbul Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[34. TÜYAP Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Andrés Danza]]></category>
		<category><![CDATA[Artist]]></category>
		<category><![CDATA[Artist 2015]]></category>
		<category><![CDATA[Carmen Muşat]]></category>
		<category><![CDATA[Dan Lungu]]></category>
		<category><![CDATA[Daniel Cristea-Enache]]></category>
		<category><![CDATA[Dumitru Tepeneag]]></category>
		<category><![CDATA[Ebru Omurcalı]]></category>
		<category><![CDATA[Ernesto Tulbovitz]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp Kemal Sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[Florin Bican]]></category>
		<category><![CDATA[Florin Irimia]]></category>
		<category><![CDATA[Ion Barbu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sanat Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Jale Balcı]]></category>
		<category><![CDATA[José Mujica]]></category>
		<category><![CDATA[Kirsten Reinhardt]]></category>
		<category><![CDATA[kitabevi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Manuel Vilas]]></category>
		<category><![CDATA[Matei Visniec]]></category>
		<category><![CDATA[Mircea Dinescu]]></category>
		<category><![CDATA[Nilgün Tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[Oana Ispir]]></category>
		<category><![CDATA[Octavian Soviany]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Akkor]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Çizeri]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Çizeri Tan Oral]]></category>
		<category><![CDATA[Sarah Jio]]></category>
		<category><![CDATA[Selin Kutucular]]></category>
		<category><![CDATA[Sibel Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Dilsiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tan Oral]]></category>
		<category><![CDATA[TÜYAP]]></category>
		<category><![CDATA[TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[TÜYAP Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası 34. İstanbul Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Vassilis Papatheodorou]]></category>
		<category><![CDATA[Yannis Kalpouzos]]></category>
		<category><![CDATA[yayıncı]]></category>
		<category><![CDATA[yayıncılar birliği]]></category>
		<category><![CDATA[yayınevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=728</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu yıl 34. kez düzenlenecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 7 &#8211; 15 Kasım 2015 tarihleri arasında Büyükçekmece &#8211; TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi&#8217;nde düzenlenecek. Kitapseverlerin TÜYAP Kitap Fuarı olarak da bildiği İstanbul Kitap Fuarı bu yıl da pek çok yayınevi, yazar ve yüzbinlerce kitap ile okuyucularla buluşuyor. Çok sayıda etkinlik için hazırlanan 34. Uluslararası İstanbul Kitap [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/34-istanbul-kitap-fuari-7-kasimda-basliyor/">34. İstanbul Kitap Fuarı 7 Kasım&#8217;da Başlıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl 34. kez düzenlenecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 7 &#8211; 15 Kasım 2015 tarihleri arasında Büyükçekmece &#8211; TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi&#8217;nde düzenlenecek.</p>
<p><figure id="attachment_730" aria-describedby="caption-attachment-730" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ist-kitap-fuari.png"><img class=" td-modal-image wp-image-730 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ist-kitap-fuari.png?resize=620%2C258" alt="TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de düzenlenecek 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 7 - 15 Kasım 2015 tarihleri arasında kitapseverlerle buluşuyor." width="620" height="258" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ist-kitap-fuari.png?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ist-kitap-fuari.png?resize=300%2C125&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-730" class="wp-caption-text">34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 7 &#8211; 15 Kasım 2015 tarihleri arasında kitapseverlerle buluşuyor.</figcaption></figure></p>
<p>Kitapseverlerin TÜYAP Kitap Fuarı olarak da bildiği İstanbul Kitap Fuarı bu yıl da pek çok yayınevi, yazar ve yüzbinlerce kitap ile okuyucularla buluşuyor. Çok sayıda etkinlik için hazırlanan 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı seminer, sempozyum, sergi ve merakla beklenen imza günleri ile on binlerce katılımcıya ev sahipliği yapacak.</p>
<p>34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, <strong>25. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı &#8211; Artist 2015</strong> ile eş zamanlı gerçekleşecektir.</p>
<p><figure id="attachment_734" aria-describedby="caption-attachment-734" style="width: 655px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/tan-oral.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-734 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/tan-oral.jpeg?resize=640%2C342" alt="Tan Oral; 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı “Onur Çizeri”" width="640" height="342" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/tan-oral.jpeg?w=655&amp;ssl=1 655w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/tan-oral.jpeg?resize=300%2C160&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-734" class="wp-caption-text">Tan Oral; 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı “Onur Çizeri”</figcaption></figure></p>
<p>Bu yıl Kitap Fuarı’nın teması, “<strong>Mizah: Hayata Gülümseyerek Bakmak</strong>” olarak belirlendi. Tema kapsamında İstanbul Kitap Fuarı yurt dışından çok değerli yazarları konuk etmeye hazırlanıyor. İstanbul Kitap Fuarı&#8217;nın Onur Çizeri <strong>Tan Oral</strong> olarak belirlendi. Fuar süresince Tan Oral’ın da katılımıyla paneller ve etkinlikler düzenlenecektir. TÜYAP tarafından Onur Çizeri Tan Oral‘ın yaşamı, çalışmaları ve eserlerinden seçmelerin olduğu bir kitap ve bir sergi hazırlanmaktadır.</p>
<p><strong><i>Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğu Romanya.</i></strong></p>
<p>TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle gerçekleştirilen 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, Romanya’yı onur konuğu ülke olarak belirledi. Romanya, fuarda “<em>We owe you some words / Size bazı sözcükler borçluyuz</em>” sloganıyla yer alacak. Bu sloganın sebebi, Romen diline Türkçe’den geçmiş pek çok sözcük bulunması ve iki dil arasındaki etkileşim. Romanya, hazırladığı etkinlik programıyla iki ülkenin dili, edebiyatı, kültürü, yazarları ve yayıncıları arasında köprü kuracak. Uluslararası Salon kapsamında fuarın ilk 4 günü (7 &#8211; 10 Kasım) açık olacak Romanya ülke standında Romanya edebiyatı ve kültürü tüm renkleriyle yer bulacak. Fuarda, Onur Konuğu etkinlikleri kapsamında söyleşi, panel, şiir dinletileri, müzik dinletisi, yayıncılarla profesyonel buluşmalar ve çocuk etkinlikleri düzenlenecek. Dört gün süresince Romanya’nın önde gelen yazarları İstanbul Kitap Fuarı’nda okurlarıyla bir araya gelecek. Onur konuğu, çok değerli yazarların olduğu bir programla fuar ziyaretçileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Romanya ülke standında <em>Sarah Jio,</em> <em>Matei Visniec, Dumitru Tepeneag, Mircea Dinescu, Dan Lungu, Oana Ispir, Octavian Soviany, Carmen Muşat, Daniel Cristea-Enache, Florin Bican, Florin Irimia</em> gibi çok değerli yazarların da olduğu bir programla fuar ziyaretçileriyle buluşacak.</p>
<p>İstanbul Kitap Fuarı, <strong>100. yaşını kutladığımız Aziz Nesin’i anmak üzere Nesin Vakfı ve Nesin Yayınları işbirliği ile bir program hazırlıyor.</strong> Program kapsamında Aziz Nesin’in edebi kişiliği, yaşamı ve eserleri üzerine söyleşi, panel ve bir de sergi gerçekleştirilecek.</p>
<p><figure id="attachment_729" aria-describedby="caption-attachment-729" style="width: 500px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/İstanbul-Kitap-Fuarı.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-729 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/İstanbul-Kitap-Fuarı.jpg?resize=500%2C300" alt="Öğrenci, öğretmen ve emeklilere girişin ücretsiz olduğu 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, hafta içi 10.00-19.00 saatleri arasında, hafta sonu ise 10.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek." width="500" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/İstanbul-Kitap-Fuarı.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/İstanbul-Kitap-Fuarı.jpg?resize=300%2C180&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-729" class="wp-caption-text">Öğrenci, öğretmen ve emeklilere girişin ücretsiz olduğu 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, hafta içi 10.00-19.00 saatleri arasında, hafta sonu ise 10.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Mutfak: “Yemek ve Kitap Buluşmaları”</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen “Mutfak: Yemek ve Kitap Buluşmaları”, fuarın ilk 4 günü boyunca (7 &#8211; 10 Kasım) açık olacak Uluslararası Salon kapsamında gerçekleşecek. Bu yıl, aralarında <em>Ebru Omurcalı, Süleyman Dilsiz, Ömür Akkor, Eyüp Kemal Sevinç, Selin Kutucular, Jale Balcı, Sibel Güngör ve Nilgün Tatlı</em>’nın da bulunduğu pek çok yemek yazarı Mutfak’ta olacak. Ayrıca Romanya’nın önemli yazarlarından Mircea Dinescu da izleyicilerine şiirsel ve gastronomik dakikalar yaşatacak.</p>
<p><strong>Yurt Dışından Pek Çok Yazar Kitap Fuarı&#8217;nda</strong></p>
<p>Birçok eseri New York Times çok satanlar listesinde yer alan <strong>Sarah Jio</strong>, özellikle romantik aşk romanları ile tanınmaktadır. Son kitabı Agapi Ölümsüz Aşk ile çok ses getiren yazarın eserleri, aralarında Türkiye&#8217;nin de bulunduğu toplam 27 ülkede yayınlanmaktadır. Türkiye’de de geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan Sarah Jio, İstanbul Kitap Fuarı’nda Pena Yayınları’nın konuğu olarak okurlarıyla buluşacak.</p>
<p><figure id="attachment_733" aria-describedby="caption-attachment-733" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/mujica.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-733 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/mujica.jpg?resize=640%2C360" alt="José Mujica" width="640" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/mujica.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/mujica.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-733" class="wp-caption-text">Uruguaylı siyasetçi ve devlet eski başkanı José Mujica, hakkında yazılan ilk kitapla İstanbul Kitap Fuarı’nda olacak.</figcaption></figure></p>
<p>Uruguaylı siyasetçi ve devlet eski başkanı <strong>José Mujica</strong>, hakkında yazılan ilk kitapla İstanbul Kitap Fuarı’nda olacak. Mujica, Tekin Yayınevi’nin konuğu olarak 08 Kasım 2015 Pazar günü saat 17.00’de <strong>Andrés Danza</strong> ve <strong>Ernesto Tulbovitz</strong> ile birlikte, “<em>Saraysız Başkan José Mujica: Hayatı ve Anıları</em>” isimli söyleşide kitapseverlerle buluşacak.</p>
<p>Yunanistan’ın önemli çocuk edebiyatı yazarlarından <strong>Vassilis Papatheodorou</strong>, Kelime Yayınları’nın konuğu olarak okurlarıyla buluşacak. 12 Kasım 2015 Perşembe günü gerçekleşecek “<em>Okumak Yazmak Hayal Kurmak ve Gülmek</em>” isimli söyleşiye konuşmacı olarak katılacak.</p>
<p>Yunanistan’ın şiir, kısa hikaye, şarkı sözü ve roman yazarı <strong>Yannis Kalpouzos</strong>, Pena Yayınları’nın konuğu olarak 08 Kasım 2015 Pazar günü kitapseverlerle buluşacak.</p>
<p>Romanları, öyküleri, denemeleri ve şiirleriyle çağdaş İspanyol edebiyatının en heyecan verici yazarlarından <strong>Manuel Vilas</strong>, Ayrıntı Yayınları’nın konuğu olarak 08 Kasım 2015 Pazar günü İstanbul Kitap Fuarı’nda olacak.</p>
<p>Almanya’nın çocuk ve gençlik edebiyatı yazarlarından <strong>Kirsten Reinhardt</strong>, Frankfurt Kitap Fuarı ve Goethe Enstitüsü’nün konuğu olarak 08 Kasım Pazar günü İstanbul Kitap Fuarı’nda okurlarla söyleşecek.</p>
<p>Romen karikatürist <strong>Ion Barbu</strong>, İstanbul Kitap Fuarı’nda 07 Kasım 2015 Cumartesi günü “<em>Romanya’dan Türkiye’ye MİZAH</em>” isimli söyleşide Onur Çizerimiz Tan Oral ile birlikte konuşmacı olarak yer alacaktır. Fuarda Ion Barbu’nun karikatürleri de sergilenecek. Barbu’nun eserlerinden bir seçkinin yer alacağı sergi, fuar boyunca ziyarete açık olacak.</p>
<p><figure id="attachment_732" aria-describedby="caption-attachment-732" style="width: 670px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kitap-fuari-yayinevleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-732 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kitap-fuari-yayinevleri.jpg?resize=640%2C354" alt="İstanbul Kitap Fuarı'na pek çok yayınevi katılacak." width="640" height="354" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kitap-fuari-yayinevleri.jpg?w=670&amp;ssl=1 670w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kitap-fuari-yayinevleri.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-732" class="wp-caption-text">İstanbul Kitap Fuarı&#8217;na pek çok yayınevi katılacak.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Ziyaret Saatleri</strong></p>
<p>Öğrenci, öğretmen ve emeklilere girişin ücretsiz olduğu 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, <strong>hafta içi 10.00-19.00</strong> saatleri arasında, <strong>hafta sonu ise 10.00-20.00</strong> saatleri arasında ziyaret edilebilecek; fuarın son günü olan 16 Kasım Pazar akşamı ise 19.00’da sona erecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/34-istanbul-kitap-fuari-7-kasimda-basliyor/">34. İstanbul Kitap Fuarı 7 Kasım&#8217;da Başlıyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/34-istanbul-kitap-fuari-7-kasimda-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">728</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/turk-sinemasinda-edebiyat-uyarlamalari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/turk-sinemasinda-edebiyat-uyarlamalari/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 21:40:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat sinema ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[senaryo]]></category>
		<category><![CDATA[uyarlama film]]></category>
		<category><![CDATA[uyarlama senaryo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=530</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyada “Yedinci Sanat” olarak kabul edilen sinemanın serüveni, XIX. Yüzyılının sonunda başlayan teknik gelişmelerle birlikte, nihayet George Méliés tarafından çekilen Aya Yolculuk (Le Voyage Dans la Lune, 1902) filmi ile birlikte başlamıştır. Méliés’in çektiği bu ilk konulu film, Jules Verne’in aynı isimli romanından uyarladığı için ilk uyarlama film olarak kabul edilir. Konusu bakımından ilk bilim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turk-sinemasinda-edebiyat-uyarlamalari/">Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada “Yedinci Sanat” olarak kabul edilen sinemanın serüveni, XIX. Yüzyılının sonunda başlayan teknik gelişmelerle birlikte, nihayet <strong>George Méliés</strong> tarafından çekilen <strong><em>Aya Yolculuk</em></strong><em> (Le Voyage Dans la Lune</em><em>, 1902)</em> filmi ile birlikte başlamıştır. Méliés’in çektiği bu ilk konulu film, Jules Verne’in aynı isimli romanından uyarladığı için ilk uyarlama film olarak kabul edilir. Konusu bakımından ilk bilim kurgu film diye nitelendirilebilir.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/aya-yolculuk-kitabi.jpg"><img class=" td-modal-image alignright wp-image-531 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/aya-yolculuk-kitabi.jpg?resize=270%2C394" alt="aya-yolculuk-kitabi" width="270" height="394" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/aya-yolculuk-kitabi.jpg?w=270&amp;ssl=1 270w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/aya-yolculuk-kitabi.jpg?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Sinema, kuşkusuz kendisinden önce var olan; edebiyat, resim, müzik, tiyatro, heykel, dans gibi sanat dallarının hepsiyle iletişim içindedir. Ancak sinemanın edebiyatla olan ilişkisi çok daha fazladır; çünkü sinema ile edebiyatın ortak yönleri diğer sanat dallarına göre daha fazladır. Bu ortaklıklar arasında en önemlisi edebiyatın da sinema gibi bir kitle iletişim aracı niteliğinde olmasıdır. Bu ortaklığı sinemaya giren “Şiirsel Anlatım” gibi edebiyat terimleriyle de görebiliriz. Sinemayı genel olarak bir anlatı sanatı olarak ele alabiliriz. Sinemacı temelde sinemanın dilini kullanarak bir öykü anlatır.</p>
<p>Sinema ile edebiyatın amaçları aynı olsa da araçları farklıdır. Örneğin edebiyatın malzemesi “dil” iken, sinemanın malzemesi “görüntü”dür. Sinema ile edebiyatı birbirinden ayıran bir özellik de şöyledir; edebiyatta sözcüklerle anlatılan okuyucunun hayal dünyasına bağlıdır, sinemada ise soyut sözcüklerle ifade edilenin görüntüde ancak tek bir karşılığı olur ve bu izleyicinin hayal dünyasına bırakılmaz.</p>
<p>Sinemanın süreçlerine baktığımızda en önemli yapı taşlarından biri olarak senaryoyu görürüz. Senaryoları da ikiye ayırabiliriz: Bunlardan birincisi film yapmak isteyen kişinin tasarladığı konuyu, yalnızca sinema diliyle ifade edilecek şekilde vücuda getirdiği “özgün senaryo”; diğeri ise daha önce yazılmış bir metni senaryo biçimine dönüştürme işlemi olan “uyarlama”dır.<a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Giovanni Scognamillo ise uyarlamaları şu şekilde tanımlar: “Türk sinemasında üç çeşit uyarlama görülür: Gerçek uyarlamalar, Türkçeleştirilen konular ve yerlileştirilen konular.”<a href="#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<h2><strong>Türkiye’de Sinemanın Doğuşu</strong></h2>
<p>Bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de ilk kez sinema Fuad Bey (Özkınay) tarafından 14 Kasım 1914’de çekilen <strong><em>“Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı”</em></strong> adlı kısa belge film ile başlamıştır. Filmin çekiliş tarihi 1. Dünya savaşının başlama sürecine denk geldiği için film sadece bilgi olarak kalmış, bir karesi bile ele geçirilememiştir. Tiyatro sanatçısı <strong>Muhsin Ertuğrul</strong>, 1922 yılında kurulan ilk film şirketinin başına getirilmiş ve çektiği filmlerle 1950′lere kadar Türk sinemasının en önemli ismi olmuştur. Şüphesiz Türk sinemasının bu ilk dönemi Muhsin Ertuğrul örneğinde olduğu gibi tiyatrocuların etkisinde kalmıştır.</p>
<p>Sinemanın ülkemizde katettiği gelişimi; ilk yılları <em>“Tiyatrocular Dönemi”</em>, 1950’li yılları <em>“Geçiş Dönemi”</em>, 1960’la başlayan dönemi de <em>“Sinemacılar Dönemi”</em>, 12 Eylül 1980 ile başlayan dönemi <em>“Darbe Dönemi” </em>ve 1990 ile başlayan ve günümüze kadar olan dönemi <em>“Son Dönem”</em> olarak beş başlık altında toplayabiliriz.&nbsp; Bu yazının konusu uyarlama eserler olduğundan dolayı bu dönemleri sadece uyarlama filmler özelinde ele alacağım.</p>
<h3><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/murebbiye.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-533 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/murebbiye.jpg?resize=175%2C273" alt="murebbiye" width="175" height="273" data-recalc-dims="1" /></a>Türk Sinemasında İlk Dönem “Tiyatrocular Dönemi” (1919 – 1949)</strong></h3>
<p>Türk sinemasında ilk roman uyarlaması 1919’da yapılmıştır. Bu roman <strong>Hüseyin Rahmi Gürpınar</strong>’ın <em>“Mürebbiye”</em>sidir. Film, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları oyuncusu ve rejisörü <strong>Ahmet Fehim</strong> tarafından uyarlanmıştır. Filmin yapıldığı tarihte İstanbul işgal altındadır ve İstanbul dışındaki gösterimi işgal komutanı tarafından yasaklanmıştır.</p>
<p>Türk sineması Türkiye’de ilk dönemini Muhsin Ertuğrul’un öncülüğünde geçirmiştir. Öyle ki, 1919- 1947 yılları arasında gerçekleştirilen 15 edebiyat uyarlamasının 9’u Muhsin Ertuğrul’a aittir. Muhsin Ertuğrul öncülüğünde sinemamıza tiyatrocular damga vurmuştur. Belkide bu yüzden Türk sineması kendine dünya sineması içerisinde çok geç yer bulabilmiştir. Bu dönemin öne çıkan Muhsin Ertuğrul uyarlamaları şu şekildedir; Kurtuluş Savaşı’nı konu alan <em>Ateşten Gömlek (1923)</em>, ilk sesli Türk filmi olan <em>İstanbul Sokakları (1931)</em> ve <em>Bir Millet Uyanıyor (1932)</em>’dur.</p>
<h3><strong>1919 – 1949 Yılları Arası Türk Sineması</strong></h3>
<ul>
<li>1919 <strong>Mürebbiye</strong>-1 Ahmet Fehim, H. Rahmi Gürpınar 1898</li>
<li>1922 <strong>Boğaziçi Esrarı </strong>Muhsin Ertuğrul Yakup Kadri Karaosmanoğlu 1922</li>
<li>1923 <strong>Ateşten Gömlek-1 </strong>Muhsin Ertuğrul Halide E. Adıvar 1922</li>
<li>1924 <strong>Sözde Kızlar-</strong>1 Muhsin Ertuğrul Peyami Safa 1923</li>
<li>1940 <strong>Kıvırcık Pasa </strong>Faruk Kenç Sermet Muhtar Alus 1933</li>
<li>1946 <strong>Toros Çocuğu </strong>Şadan Kamil M. Sevki Yazman 1943</li>
<li>1946-47 <strong>Seven ne Yapmaz-1 </strong>Şadan Kamil Kerime Nadir 1940</li>
<li>1946-1947 <strong>Senede Bir Gün-1 </strong>Ferdi Tayfur İhsan Koza İpekçi 1946</li>
<li>1946-1948 <strong>Unutulan Sır (Domaniç Yolcusu) </strong>Şakir Sırmalı Şükufe Nihal 1946</li>
<li>1948 <strong>Damga </strong>Seyfi Havaeri Fikret Arıt (Güzel Yuana) 1946</li>
<li>1948 <strong>Vurun Kahpeye-</strong>1 Lütfi Akad H.Edip Adıvar 1926</li>
<li>1949 <strong>Efsuncu Baba </strong>Aydın Arakon H. Rahmi Gürpınar</li>
</ul>
<h3><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/kerime-nadir-hickirik.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-534 size-full alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/kerime-nadir-hickirik.jpg?resize=180%2C262" alt="kerime-nadir-hickirik" width="180" height="262" data-recalc-dims="1" /></a>Türk Sinemasında Geçiş Dönemi (1950 – 1960)</strong></h3>
<p>1950′lerden sonra Türk sinemasının tiyatro etkisinden kurtulduğu ve yavaş yavaş bir sinema dilinin oluştuğu görülmektedir. Aynı zamanda tiyatronun etkisi de sinema üzerinde devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın da etkisiyle ülkeye çok sayıda yabancı film girmiştir. Sansür de bu dönemde sinemamıza girmiştir. Bu olumsuzluklar nedeniyle bu dönemde çok fazla ürün ortaya çıkamamıştır. Muhsin Ertuğrul’un Türk Sineması üzerindeki etkisi bu dönemde devam etmiş, onun gibi film yapmak isteyenler ve tecrübesiz sinemacılar elinde sinema bu yıllarda tam şeklini alamamıştır.</p>
<p>Bu dönem <strong>Kerime Nadir</strong> romanlarının uyarlamaları da ilk örneklerini vermeye başlayacaktır. Kerime Nadir, Türk sineması için özel bir öneme sahiptir. Nadir’den çok sayıda uyarlama eser bulunmaktadır. Nadir’in romanları klasik klişelere dayanır. “Zengin kız – fakir oğlan aşkı ya da tam tersi”, “aşk kavramı çerçevesinde gelişen dramlar” ve “melodramın en yoğun olduğu öyküler” Kerime Nadir’in romanlarını oluşturur. Haliyle bu tarz romanların sinemaya uyarlanması izleyicide büyük ilgi ve beğeni toplamıştır. Ancak bu tarz filmler anlık beğeniyi toplasa da sinema tarihimiz açısından bir kalıcılık yaratamamış ve dönemine özgü kalmıştır. 1953 yılında <strong>Atıf Yılmaz</strong>’ın Nadir’den uyarladığı <em>Hıçkırık</em> filmi bu tarz filmlerin ilk örneğini oluşturur. Bu dönem <strong>Metin Erksan</strong> da sinemada kendini göstermeye başlar. Peyami Safa’nın romanı <em>Cingöz Recai (1954)</em>’yi beyazperdeye uyarlar.</p>
<h3><strong>1950 – 1959 Yılları Arası Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları</strong></h3>
<ul>
<li>1950 <strong>Ateşten Gömlek</strong>-2 Vedat Örfi Bengi H. Edip Adıvar 1922</li>
<li>1950 <strong>Çete </strong>Çetin Karamanbey R. Halit Karay 1939</li>
<li>1951 <strong>Dudaktan Kalbe</strong>-1 Şadan Kamil R. Nuri Güntekin 1923</li>
<li>1951 <strong>Allahaısmarladık</strong>-1 Sami Ayanoğlu E. Mahmut Karakurt 1936</li>
<li>1951 <strong>Sürgün </strong>Orhon M. Arıburnu R. Halit Karay 1941</li>
<li>1952 <strong>Ankara Ekspresi</strong>-1 Aydın Arakon Esat M. Karakurt 1946</li>
<li>1952 <strong>İki Süngü Arasında</strong>-1 Sadan Kamil Aka Gündüz 1929</li>
<li>1952 <strong>Kızıltuğ </strong>Aydın Arakon A. Ziya Kozanoğlu 1923</li>
<li>1952 <strong>Son Gece</strong>-1 Sami Ayanoğlu E. Mahmut Karakurt 1938</li>
<li>1953 <strong>Yavuz Sultan Selim Ağlıyor </strong>Sami Ayanoğlu F. Fazıl Tülbentçi 1947</li>
<li>1953 <strong>Kara Davut</strong>-1 Mahir Canova N. N. Tepedelenlioğlu 1928</li>
<li>1953 <strong>Aşk Istıraptır </strong>Atıf Yılmaz Oğuz Özdeş 1939</li>
<li>1953 <strong>Hıçkırık</strong>-1 Atıf Yılmaz K erime Nadir 1938</li>
<li>1954 <strong>Vahşi Bir Kız Sevdim</strong>-1 Lütfi Akad Esat M. Karakurt 1926</li>
<li>1954 <strong>Nilgün</strong>-1 Münir Hayri Egeli R. Halit Karay 1950</li>
<li>1954 <strong>Leylaklar Altında </strong>Suavi Tedü Mebrure Alevok 1936</li>
<li>1954 <strong>Cingöz Recai</strong>-1 Metin Erksan Peyami Safa 1924</li>
<li>1955 <strong>Kadın Severse</strong>-1 Atıf Yılmaz E sat M. Karakurt 1939</li>
<li>1955 <strong>Dağları Bekleyen Kız</strong>-I Atıf Yılmaz Esat M. Karakurt 1934</li>
<li>1955 <strong>İlk ve Son</strong>-1 Atıf Yılmaz E sat M. Karakurt 1940</li>
<li>1956 <strong>Bir Aşk Hikâyesi </strong>Şadan Kamil Haldun Taner (Öykü) 1951</li>
<li>1956 <strong>Yolpalas Cinayeti </strong>Metin Erksan H. Edip Adıvar 1937</li>
<li>1956 <strong>Beş Hasta Var </strong>Atıf Yılmaz Etem İzzet Benice 1932</li>
<li>1957 <strong>Namus Düşmanı </strong>Ziya Metin Yasar Kemal (Dükkancı &#8211; öykü) 1949</li>
<li>1957 <strong>Çölde Bir İstanbul Kızı </strong>Faruk Kenç E sat M. Karakurt 1927</li>
<li>1957 <strong>Lejyon Dönüsü </strong>Orhon M. Arıburnu H asan Kazankaya 1956</li>
<li>1957 <strong>Gelinin Muradı </strong>Atıf Yılmaz K emal Bilbasar *1953</li>
<li>1957 <strong>Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi </strong>Semih Evin-Metin Erksan Güzide Sabri</li>
<li>1958 <strong>Bir Şoförün Gizli Defteri</strong>-1 A tıf Yılmaz Aka Gündüz 1943</li>
<li>1958 <strong>Yaprak Dökümü</strong>-1 Suavi Tedü R. Nuri Güntekin 1943</li>
<li>1958 <strong>Uçurum Sırrı </strong>Gültekin Oğuz Özdeş 1943</li>
<li>1958 <strong>Funda-1 </strong>Nisan Hançer K erime Nadir 1941</li>
<li>1959 <strong>Zümrüt </strong>Lütfi Akad İhsan Koza 1948</li>
<li>1959 <strong>Kalpaklılar </strong>Nejat Saydam Samim Kocagöz 1962</li>
<li>1959 <strong>Ömrümün Tek Gecesi</strong>-1 Arsavir Alyanak E sat M. Karakurt 1949</li>
<li>1959 <strong>Sonbahar </strong>Nisan Hançer Kerime Nadir 1941</li>
<li>1959 <strong>Samanyolu-</strong>1 Nevzat Pesen Kerime Nadir 1941</li>
<li>1959 <strong>Tütün Zamanı </strong>Orhon M. Aruburnu Necati Cumalı (Zeliş &#8211; öykü) 1959</li>
<li>1959 <strong>Üç Kızın Hikâyesi </strong>Orhan Elmas Aka Gündüz 1933</li>
</ul>
<h3><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/orhan-kemal-suclu.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-535 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/orhan-kemal-suclu.jpg?resize=200%2C286" alt="orhan-kemal-suclu" width="200" height="286" data-recalc-dims="1" /></a>Sinemacılar Dönemi (1960 – 1980)</strong></h3>
<p>Savaşın sona ermesi ve ekonomik canlanma ile bu dönemde kaliteli filmlerin, usta yönetmenlerin ve iyi oyuncuların ortaya çıktığını görmekteyiz. Ömer Lütfi Akad’ın 1952 tarihli Kanun Namına adlı filmi; anlatış tarzı, oyuncuları ve çevrildiği mekânlar ile Türk sinemasında bir dönüm noktası olmuştur. Lütfi Akad’la birlikte Metin Erksan, Halit Refiğ, Ertem Göreç, Duygu Sağıroğlu, Nevzat Pesen ve Memduh Ün gibi yönetmenler, daha çok toplumsal sorunlara yönelerek başarılı filmler üretmişlerdir. Metin Erksan’ın yönettiği Susuz Yaz (1963), Berlin Film Festivalinde Altın Ayı ödülünü alarak uluslararası alanda ilk başarıya ulaşmıştır. Bu dönemde sinemacılar tüm çabalarını sinema dili kurma konusunda yoğunlaştırmışlardır.<a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p>1960′lı yılların sonlarından itibaren televizyonun varlığı sinemanın kendisini olumsuz etkilemiş fakat toplum üzerindeki yaygınlığını da daha da artırmıştır. Bu dönemin önemli yönetmenleri arasında Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz, Süreyya Duru, Zeki Ökten, Şerif Gören, Fevzi Tuna, Ömer Kavur, Ali Özgentürk yer alır. 1970′li yıllarda sinema daha çok sosyal ve ekonomik sorunları işler.</p>
<p>Bu dönemin beyazperdenin en önemli simalarından birisi <strong>Orhan Kemal</strong>’dir. Orhan Kemal 1950’lerde film hikâyeleri, diyalog ve senaryolar yazarak, Türk sinemasına katkıda bulunmaya başlamıştır. Orhan Kemal’in, roman ve hikâyeleri ise 1960’lı yıllardan başlayarak, beyazperdeye uyarlanmıştır. İlk Orhan Kemal uyarlaması, 1960 yılında Atıf Yılmaz tarafından çekilen <em>Suçlu</em> filmidir. Yazarın biri üç, ikisi ikişer defa olmak üzere toplam 10 romanı ve bir geniş hikâyesi sinemaya uyarlanmıştır. Yazar eserleriyle 16 kez beyaz perdede yer almıştır. Siyasi, ekonomik ve kültürel değerlerin belirlediği sinemada, dönemsel değişimler hem romanların seçimini hem de filme aktarılmasını etkilemiştir.</p>
<h3><strong>1960 – 1979 Yılları Arası Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları</strong></h3>
<h4><strong>1960’larda Edebiyattan Sinemaya Uyarlamalar;</strong></h4>
<ul>
<li>1960 <strong>Ayşecik </strong>Memduh Ün Kemalettin Tuğcu 1960</li>
<li>1960 <strong>Ateşten Damla </strong>Memduh Ün Mükerrem Su 1942</li>
<li>1960 <strong>Ölüm Perdesi </strong>Atıf Yılmaz Ümit Deniz 1959</li>
<li>1960 <strong>Suçlu </strong>Atıf Yılmaz Orhan Kemal 1957</li>
<li>1960 <strong>Kezban</strong>-1 Arsavir Alyanak Muazzez T. Berkand 1941</li>
<li>1960 <strong>Cumbadan Rumbaya </strong>Turgut Demirağ Peyami Safa 1936</li>
<li>1960 <strong>Satın Alınan Adam</strong>-1 Arsavir Alyanak Özdemir Hazar 1957</li>
<li>1960 <strong>Kadın Asla Unutmaz </strong>Asaf Tengiz Oğuz Özdeş 1941</li>
<li>1960 <strong>Şahane Kadın </strong>Nevzat Pesen Kerime Nadir (Aşk Rüyası) 1949</li>
<li>1961 <strong>Avare </strong>Mustafa Memduh Ün Orhan Kemal (Devlet Kuşu) 1958</li>
<li>1961 <strong>Bülbül Yuvası</strong>-1 Nejat Saydam Muazzez T. Berkand 1943</li>
<li>1961 <strong>Boş Yuva </strong>Memduh Ün Kerime Nadir 1960</li>
<li>1961 <strong>Kızıl Vazo</strong>-1 Atıf Yılmaz Peride Celal 1941</li>
<li>1961 <strong>Küçük Hanımefendi</strong>-1 Nejat Saydam Muazzez T. Berkand 1944</li>
<li>1961 <strong>Sokaktan Gelen Kadın </strong>Arsavir Alyanak Esat M. Karakurt 1945</li>
<li>1961 <strong>İstanbul’da Aşk Başkadır </strong>Süreyya Duru İlhan Engin 1959</li>
<li>1961 <strong>Sessiz Harp </strong>Lütfi Akad Ümit Deniz 1959</li>
<li>1961 <strong>Yaban Gülü</strong>-1 Ümit Utku Kerime Nadir 1957</li>
<li>1962 <strong>Cengiz Han’ın Hazineleri </strong>Atıf Yılmaz Suat Yalaz 1962</li>
<li>1962 <strong>Dikmen Yıldızı </strong>Asaf Tengiz Aka Gündüz 1928</li>
<li>1962 <strong>Mağrur Kadın</strong>-1 Burhan Bolan Muazzez T. Berkand 1958</li>
<li>1962 <strong>Yılanların Öcü </strong>-1 Metin Erksan Fakir Baykurt 1959</li>
<li>1962 <strong>Allah Seviniz Dedi </strong>Nejat Saydam İlhan Engin 1961</li>
<li>1963 <strong>Esir Kuş </strong>Ümit Utku Kerime Nadir 1960</li>
<li>1963 <strong>Aşka Tövbe</strong>-2 Orhan Elmas Kerime Nadir 1945</li>
<li>1963 <strong>Çiçeksiz Bahçe </strong>Ümit Utku Kerime Nadir 1947</li>
<li>1963 <strong>Susuz Yaz</strong>-1 Metin Erksan Necati Cumalı 1962</li>
<li>1963 <strong>Azrail’in Habercisi </strong>Atıf Yılmaz Ümit Deniz 1962</li>
<li>1963 <strong>Yakılacak Kitap </strong>Süreyya Duru Etem İ. Benice 1927</li>
<li>1964 <strong>Döner Ayna </strong>Süreyya Duru Halide E. Adıvar 1954</li>
<li>1964 <strong>Günah Bende mi?-</strong>1 Kemal Kan Kerime Nadir 1939</li>
<li>1964 <strong>Mualla</strong>-1 Ülkü Erakalın Muazzez T.Berkand 1941</li>
<li>1964 <strong>Köye Giden Gelin </strong>Ülkü Erakalın Rakım Çalapala 1950</li>
<li>1964 <strong>Son Tren </strong>Nejat Saydam Esat M. Karakurt 1954</li>
<li>1964 <strong>Vurun Kahpeye</strong>-2 Orhan Aksoy Halide E. Adıvar 1926</li>
<li>1965 <strong>Çanakkale Arslanları </strong>Turgut Demirağ Alb. Nusret Eraslan F. Celal Göktulga (Çanakkale’deki Keloğlan)</li>
<li>1965 <strong>Dağ Basını Duman Almış </strong>Memduh Ün Oğuz Özdeş 1960</li>
<li>1965 <strong>Aşk ve İntikam </strong>Süreyya Duru Muazzez T. Berkand 1958</li>
<li>1965 <strong>Dudaktan Kalbe</strong>-2 Ülkü Erakalın Reşat Nuri Güntekin 1923</li>
<li>1965 <strong>Garip Bir İzdivaç </strong>Nejat Saydam Muazzez T. Berkand 1944</li>
<li>1965 <strong>Kadın İsterse </strong>Nejat Saydam Esat M. Karakurt 1960</li>
<li>1965 <strong>Üç Tekerlekli Bisiklet </strong>Memduh Ün-Lütfi Akad Orhan Kemal (Kaçak)</li>
<li>1965 <strong>Karaoğlan. Altay’dan Gelen Yiğit </strong>Suat Yalaz Suat Yalaz (Çizgi Roman)</li>
<li>1965 <strong>Kırık Hayatlar </strong>Halit Refiğ H. Ziya Uşaklıgil 1924</li>
<li>1965 <strong>Murtaza </strong>Tunç Başaran Orhan Kemal 1952</li>
<li>1965 <strong>Posta Güvercini </strong>Nevzat Pesen Kerime Nadir 1950</li>
<li>1965 <strong>Sevgim ve Gururum </strong>Süreyya Duru Muazzez T. Berkand 1957</li>
<li>1965 <strong>Yıldız Tepe </strong>Memduh Ün Peride Celal 1945</li>
<li>1966 <strong>Hıçkırık</strong><strong>-2</strong> Orhan Aksoy Kerime Nadir 1938</li>
<li>1966 <strong>Senede Bir Gün</strong>-2 Ertem Eğilmez İhsan Koza 1946</li>
<li>1966 <strong>Allahaısmarladık </strong>Nejat Saydam Esat M. Karakurt 1936</li>
<li>1966 <strong>Çalıkuşu </strong>Osman Seden Reşat Nuri Güntekin 1922</li>
<li>1966 <strong>Kolsuz Kahraman </strong>Nejat Saydam A. Ziya Kozanoğlu 1930</li>
<li>1966 <strong>Malkoçoğlu </strong>Süreyya Duru Ayhan Başoğlu 1965</li>
<li>1966 <strong>Yakut Gözlü Kedi </strong>Nejat Saydam Ümit Deniz 1963</li>
<li>1966 <strong>El Kızı </strong>Nejat Saydam Orhan Kemal 1960</li>
<li>1967 <strong>Aksam Güneşi </strong>Osman Seden Reşat Nuri Güntekin 1926</li>
<li>1967 <strong>Sevda </strong>Selahattin Burçkin Turan A. Beler 1942</li>
<li>1967 <strong>Bir Şoförün Gizli Defteri</strong>-2 Remzi Cöntürk Aka Gündüz 1943</li>
<li>1967 <strong>Dokuzuncu Hariciye Koğuşu </strong>Nejat Saydam Peyami Safa 1930</li>
<li>1967 <strong>Kara Davut</strong><strong>-2</strong> Tunç Başaran N. Nazif Tepedelenlioğlu 1928</li>
<li>1967 <strong>Samanyolu</strong><strong>-2</strong> O r han Aksoy Kerime Nadir 1941</li>
<li>1967 <strong>Sinekli Bakkal </strong>Mehmet Dinler Halide E. Adıvar 1936</li>
<li>1967 <strong>Son Gece</strong><strong>-2</strong> Memduh Ün Esat M. Karakurt 1938</li>
<li>1967 <strong>Sözde Kızlar</strong>-2 Nejat Saydam Peyami Safa 1925</li>
<li>1967 <strong>Üvey Ana</strong><strong>-1</strong> Ülkü Erakalın Aka Gündüz 1933</li>
<li>1967 <strong>Yaprak Dökümü</strong>-2 Memduh Ün R. Nuri Güntekin 1943</li>
<li>1968 <strong>Aşka Tövbe</strong><strong>-2</strong> Türker İnanoğlu Kerime Nadir 1949</li>
<li>1968 <strong>Dağları Bekleyen Kız</strong>-2 Süreyya Duru Esat M. Karakurt 1934</li>
<li>1968 <strong>Aşka Tövbe</strong><strong>-2</strong> Türker İnanoglu Kerime Nadir 1949</li>
<li>1968 <strong>Dağları Bekleyen Kız</strong><strong>-2</strong> Süreyya Duru Esat M. Karakurt 1934</li>
<li>1968 <strong>Erikler Çiçek Açtı </strong>O. Nuri Ergün Esat M. Karakurt 1952</li>
<li>1968 <strong>Funda</strong>-2 Mehmet Dinler Kerime Nadir 1941</li>
<li>1968 <strong>Gültekin </strong>Muzaffer Arslan A. Ziya Kozanoğlu 1928</li>
<li>1968 <strong>Hicran Gecesi </strong>Osman Seden Güzide Sabri 1930</li>
<li>1968 <strong>İlk ve Son</strong>-2 Memduh Ün Esat M. Karakurt 1940</li>
<li>1968 <strong>Kadın Severse</strong>-2 Ülkü Erakalın Esat M. Karakurt 1939</li>
<li>1968 <strong>Kara Pençe </strong>Muzaffer Arslan Oğuz Özdeş 1966</li>
<li>1968 <strong>Kezban</strong><strong>-2</strong> O r han Aksoy Muazzez T. Berkand 1941</li>
<li>1968 <strong>Vesikalı Yarim </strong>Lütfi Akad Sait Faik (Menekşeli Vadi &#8211; öykü) 1947</li>
<li>1968 <strong>Nilgün</strong><strong>-2</strong> Ertem Eğilmez Refik H. Karay 1950</li>
<li>1968 <strong>Ömrümün Tek Gecesi</strong><strong>-2</strong> O. Nuri Ergün Esat M. Karakurt 1949</li>
<li>1968 <strong>Sabah Yıldızı </strong>Türker İnanoglu Muazzez T. Berkand 1958</li>
<li>1968 <strong>Sabahsız Geceler </strong>Ertem Göreç Peyami Safa 1934</li>
<li>1968 <strong>Sarmaşık Gülleri </strong>Nejat Saydam Muazzez T. Berkand 1950</li>
<li>1968 <strong>Yakılacak Kitap</strong><strong>-2</strong> Süreyya Duru Etem İ. Benice 1927</li>
<li>1969 <strong>Anadolu Evliyaları </strong>Şevket Aktunç Nezihe Araz 1959</li>
<li>1969 <strong>Cingöz Recai</strong><strong>-2</strong> Saf a Önal Peyami Safa 1924</li>
<li>1969 <strong>Buruk Acı </strong>Nejat Saydam Türkan Şoray 1969</li>
<li>1969 <strong>Tarkan </strong>Tunç Başaran Sezgin Burak 1968</li>
<li>1969 <strong>Günah Bende mi?</strong>-2 Nevzat Pesen Kerime Nadir 1939</li>
<li>1969 <strong>İffet </strong>Ümit Utku Hüseyin R. Gürpınar 1896</li>
<li>1969 <strong>Karlı Dağdaki Ateş </strong>Safa Önal Refik H. Karay 1956</li>
<li>1969 <strong>Kızıl Vazo</strong><strong>-2</strong> Atıf Yılmaz Peride Celal 1941</li>
<li>1969 <strong>Ölmüş Bir Kadının Mektupları</strong><strong>-2</strong> Ülkü Erakalın Güzide Sabri 1905</li>
</ul>
<h4><strong>1970’lerde Edebiyattan Sinemaya Uyarlamalar;</strong></h4>
<ul>
<li>1971 <strong>Bizimkiler-Hüdaverdi-Pı</strong>rtık Lale Oraloğlu Sezgin Burak (Çizgi Roman)</li>
<li>1971 <strong>Satın Alınan Koca</strong>-2 Duygu Sağıroğlu Özdemir Hazar 1960</li>
<li>1971 <strong>Bir Kadın Kayboldu </strong>Safa Önal Esat M. Karakurt 1948</li>
<li>1971 <strong>Mualla-</strong>2 Nevzat Pesen Muazzez T. Berkand 1941</li>
<li>1971 <strong>Senede Bir Gün</strong>-3 E r t em Eğilmez İhsan Koza 1946</li>
<li>1971 <strong>Son Hıçkırık </strong>Ertem Eğilmez Kerime Nadir 1968</li>
<li>1971 <strong>Üvey Ana</strong>-2 Ülkü Erakalın Aka Gündüz 1933</li>
<li>1971 <strong>Bir Genç Kızın Romanı </strong>Safa Önal Muazzez T. Berkand 1966</li>
<li>1972 <strong>Aşk Fırtınası </strong>Halit Refiğ Muazzez T. Berkand 1966</li>
<li>1972 <strong>Cemo </strong>Atıf Yılmaz Kemal Bilbaşar 1966</li>
<li>1972 <strong>Gecekondu Rüzgârı </strong>Sırrı Gültekin Oğuz Özdeş 1960</li>
<li>1972 <strong>Irmak </strong>Lütfi Akad Sait Faik (Mahpus öyküsünden) 1970</li>
<li>1972 <strong>Sisli Hatıralar </strong>Nejat Saydam Kerime Nadir 1966</li>
<li>1972 <strong>Suya Düsen Hayal </strong>Orhan Elmas Kerime Nadir 1966</li>
<li>1972 <strong>Vukuat Var (Hanımın Çiftliği</strong>) Nejat Saydam Orhan Kemal 1961</li>
<li>1972 <strong>Vahşi Bir Kız Sevdim </strong>Nejat Saydam Esat M. Karakurt 1926</li>
<li>1972 <strong>Kopuk </strong>Vedat Türkali Ercüment Ekrem Talu 1922</li>
<li>1973 <strong>Kızgın Toprak </strong>Fevzi Tuna Osman Şahin (Musallim ile Kusde öyküsünden)</li>
<li>1973 <strong>Vurun Kahpeye</strong>-3 Halit Refiğ Halide E. Adıvar 1926</li>
<li>1973 <strong>İki Bin Yılında Aşk </strong>Ertem Göreç Refik H. Karay 1954</li>
<li>1973 <strong>İki Süngü </strong>Arasında-2 Ülkü Erakalın Aka Gündüz 1929</li>
<li>1973 <strong>Susuz Yaz</strong>-2 Yılmaz Duru Necati Cumalı 1962</li>
<li>1974 <strong>Bedrana </strong>Süreyya Duru Bekir Yıldız 1971</li>
<li>1974 <strong>Sokaklardan Bir Kız </strong>Nejat Saydam Orhan Kemal 1968</li>
<li>1974 <strong>Yatık Emine </strong>Ömer Kavur Refik Halit Karay 1919</li>
<li>1974 <strong>Kumpanya </strong>Tuncer Baytok Sait Faik 1951</li>
<li>1975 <strong>Yasar Ne Yasar Ne Yasamaz </strong>Engin Orbey Aziz Nesin 1971</li>
<li>1974-5 <strong>Kanlı Deniz </strong>O r h an Elmas Y aman Koray (Deniz Ağacı) 1962</li>
<li>1975 <strong>Hababam Sınıfı </strong>Ertem Eğilmez Rıfat Ilgaz 1959</li>
<li>1975 <strong>Yayla Kızı </strong>Ertem Göreç Aka Gündüz 1940</li>
<li>1975 <strong>Nöri Kantar Ailesi </strong>Ertem Göreç Tekin Akmansoy 1975</li>
<li>1975 <strong>Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı </strong>Ertem Eğilmez Rıfat Ilgaz 1970</li>
<li>1976 <strong>Ağrı Dağı Efsanesi </strong>Memduh Ün Yasar Kemal 1970</li>
<li>1976 <strong>Hababam Taburu </strong>Hulki Saner Rıfat Ilgaz 1970</li>
<li>1976 <strong>Kara Çarşaflı Gelin </strong>Süreyya Duru Bekir Yıldız 1912</li>
<li>1976 <strong>Süt Kardeşler </strong>E r t em Eğilmez Hüseyin R. Gürpınar (Gulyabani) 1912</li>
<li>1976 <strong>Kaynanalar </strong>Zeki Ökten T ekin Akmansoy 1975</li>
<li>1977 <strong>Dila Hanım </strong>Orhan Aksoy Necati Cumalı (Makedonya 1900) 1976</li>
<li>1977 <strong>Fıratın Cinleri </strong>Korhan Yurtsever Osman Şahin (Kırmızı Yel) 1971</li>
<li>1978 <strong>Köseyi Dönen Adam </strong>Atıf Yılmaz Müjdat Gezen (Eşeğin Karnındaki Elmas Öykü) 1981</li>
<li>1979 <strong>Bereketli Topraklar Üzerinde </strong>Erden Kıral Orhan Kemal 1954</li>
<li>1979 <strong>Derya Gülü </strong>Süreyya Duru Necati Cumalı 1963</li>
<li>1979 <strong>Gelin Kayası </strong>Yunus Yılmaz Mehmet Birol 1979</li>
<li>1979 <strong>Hazal </strong>Ali Özgentürk Necati Haksun (Kutsal Ceza) 1975</li>
</ul>
<h3><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/aziz-nesin-zubuk.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-536 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/aziz-nesin-zubuk-202x300.jpg?resize=202%2C300" alt="aziz-nesin-zubuk" width="202" height="300" data-recalc-dims="1" /></a>Türk Sinemasında Darbe Dönemi (1980 – 1990)</strong></h3>
<p>1980’li yıllarda Yeşilçam sinemasının etkinliği ortadan kalkmaya başlar. Bu bir anlamda sinemamızın üzerinden Kerime Nadir ve benzeri romancıların gölgesinin kalkması demektir. Edebiyatta uyarlama sayısındaki azalma ile birlikte nitelikli edebiyatçılar tercih edilir. 1980’li yılların edebiyatında klasik kalıpların, akımların, ideolojik birlikteliğin çözüldüğü büyük ölçüde değişime uğradığı görülür. Edebiyatta ve sinemada şahsi üsluplar, “auteur” yani “yaratıcı” sanatçılar dönemi başlar. 1980’ler, dünyada birçok şeyin aynı anda yapıldığı, her şeyin çok çabuk tüketildiği yıllardır. Siyasal alanda liberal-sağ partiler iktidara gelirken ve yeni insanı yaratamayan reel sosyalizm çözülme sinyalleri verirken, kültürel anlamda her şey gündelikleşmeye başlamıştır. 1980 sonrası süreçte, sorunlara toplumsal açıdan bakmayı bırakan yönetmenler bireye odaklanan filmler çekmiştir. Bireyin dramını ele alan filmler, topluma aykırı kişileri anlatmayı yeğlemişlerdir Roman toplumsal sorunlardan, gerçeklerden uzaklaşmıştır.</p>
<p>1980 darbesi sosyal hayatı dolayısıyla da sinemayı en fazla etkileyen darbedir.</p>
<p>Neredeyse her on yılda bir gelen darbeler-yönetim değişikliklerinin hiçbiri sesleri susturmak konusunda 1980 darbesi kadar etkili olamamıştır. Araştırmacı-yazar Murat Belge Türkiye darbelerini karşılaştırırken 1980 darbesini söyle anlatmaktadır: “1950’de iktidarın odağı, çoğu dışsal bazı gereklere uymak için, iktidar tekelini gevşetmiş ve çok-partili hayata kapı aralamışı. Kapı fazlasıyla açıldı, iktidar elden gitti ve on yıl sonra ilk darbe geldi. Bu bir tepkiydi ve verileni geri alıyordu, ama beceriksizce yapıyordu bunu, çünkü yeni haklar dağıtıyordu. Bir on yıl sonra da bu yanlışın tepkisi geldi. Ama asıl tepki 1980’de gerçekleşti ve her şey geri alındı.”<a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Bu yüzden sinema 1980 sonrası büyük bir çöküş yasamış ve ideolojik olarak kendini ifade edememe, topluma yüzünü dönememe durumlarını ancak 1990’ların ortalarından itibaren yaptığı az sayıda filmle geride bırakmıştır.</p>
<h3><strong>1980 – 1989 Yılları Arası Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları</strong></h3>
<ul>
<li>1980 <strong>Devlet Kuşu </strong>Memduh Ün Orhan Kemal 1958</li>
<li>1980 <strong>Gol Kralı </strong>Kartal Tibet Aziz Nesin 1957</li>
<li>1980 <strong>Zübük </strong>Kartal Tibet Aziz Nesin 1961</li>
<li>1981 <strong>Ah Güzel İstanbul </strong>Ömer Kavur Füruzan (öykü) 1971</li>
<li>1981 <strong>Deli Kan </strong>Atıf Yılmaz Zeyyat Selimoğlu (Deprem) 1976</li>
<li>1981 <strong>Yılanı Öldürseler </strong>Türkan Şoray Yasar Kemal 1976</li>
<li>1982 <strong>Hakkari’de Bir Mevsim </strong>Erden Kıral Ferit Edgü (O) 1977</li>
<li>1982 <strong>Kaçak</strong>-2 Memduh Ün Orhan Kemal 1970</li>
<li>1982 <strong>Son Akın </strong>Yılmaz Atadeniz Bekir Büyükarkın 1963</li>
<li>1982 <strong>Tomruk </strong>Şerif Gören Osman Şahin (öykü) 1980</li>
<li>1983 <strong>Çoban Yıldızı </strong>Yunus Yılmaz Mahmut Yesari 1925</li>
<li>1983 <strong>Derman </strong>Şerif Gören Osman Şahin (öykü) 1982</li>
<li>1984 <strong>Ayna </strong>Erden Kıral Osman Şahin (Beyaz Öküz- öykü) 1983</li>
<li>1984 <strong>Bekçi </strong>Ali Özgentürk Orhan Kemal (Murtaza ) 1952</li>
<li>1984 <strong>Firar </strong>Şerif Gören Osman Şahin 1984</li>
<li>1984 <strong>Ömrümün Tek Gecesi </strong>Osman Seden E sat M. Karakurt 1950</li>
<li>1984 <strong>Tutku </strong>Fevzi Tuna Necati Cumalı (Öç- öykü) 1959</li>
<li>1984 <strong>Sokaktan Gelen Kadın </strong>Orhan Aksoy E sat M. Karakurt 1945</li>
<li>1985 <strong>Adı Vasfiye </strong>Atıf Yılmaz Necati Cumalı ( “Vasfiye”, “İğneci”,“Çizme Deli Sayılmaz” öykülerinden)</li>
<li>1985 <strong>Gülüşan </strong>Bilge Olgaç Osman Şahin (Kör Gülüşan-öykü) 1983</li>
<li>1985 <strong>Ka</strong><strong>n</strong> Şerif Gören Osman Şahin (Kanın Masalı-öykü) 1983</li>
<li>1985 <strong>Kurbağalar </strong>Şerif Gören Osman Şahin (öykü) 1985</li>
<li>1985 <strong>Kursun Ata Ata Biter </strong>Ümit Elçi Tarık Dursun K. 1983</li>
<li>1985 <strong>Kuyucaklı Yusuf </strong>Fevzi T una Sabahattin Ali 1937</li>
<li>1985 <strong>14 Numara </strong>Fevzi T una Sabahattin Ali 1937</li>
<li>1985 <strong>Yılanların Öcü</strong>-2 Şerif Gören Fakir Baykurt 1959</li>
<li>1986 <strong>Anayurt Oteli </strong>Ömer Kavur Yusuf Atılgan 1973</li>
<li>1986 <strong>Asılacak Kadın </strong>Basar Sabuncu Pınar Kür 1979</li>
<li>1986 <strong>Değirmen </strong>Atıf Yılmaz Reşat N. Güntekin (öykü) 1 944</li>
<li>1986 <strong>Dilan </strong>Erden Kıral Ömer Polat 1976</li>
<li>1986 <strong>Güneşe Köprü </strong>Erdoğan Tokatlı Kemal Tahir (Göl İnsanları) 1955</li>
<li>1986 <strong>Halkalı Köle </strong>Ümit Efekan Bekir Yıldız (öykü) 1980</li>
<li>1986 <strong>Suçumuz İnsan Olmak </strong>Erdoğan Tokatlı Oktay Akbal 1957</li>
<li>1986 <strong>Üç Halka </strong>25 Bilge Olgaç Muzaffer İzgü 1984</li>
<li>1986 <strong>Uzun Bir Gece </strong>Süreyya Duru Necati Cumalı 1971</li>
<li>1987 <strong>Bir Avuç Gökyüzü </strong>Ümit Elçi Çetin Altan 1974</li>
<li>1987 <strong>Dolunay </strong>Şahin Kaygun Günseli İnal 1988</li>
<li>1987 <strong>Fikrimin İnce Gülü </strong>Tunç Okan Adalet Ağaoğlu 1976</li>
<li>1987 <strong>Gramafon Avrat </strong>Yusuf Kurçenli Sabahattin Ali (öykü) 1935</li>
<li>1987 <strong>İpekçe </strong>Bilge Olgaç Osman Şahin (öykü) 1987</li>
<li>1987 <strong>Kadının Adı Yok </strong>Atıf Yılmaz Duygu Asena 1987</li>
<li>1987 <strong>Katırcılar </strong>Şerif Gören Fuat Çelik (öykü) 1975</li>
<li>1987 <strong>Yarın Yarın </strong>Sami Güçlü Pınar Kür 1976</li>
<li>1987 <strong>Yer Demir Gök Bakır </strong>Zülfü Livâneli Yasar Kemal 1963</li>
<li>1987 <strong>72. Koğuş </strong>Erdoğan Tokatlı Orhan Kemal 1954</li>
<li>1988 <strong>Ada </strong>Süreyya Duru Peride Celal (Öykü) 1981</li>
<li>1988 <strong>Dilekçe </strong>Aydemir Akbaş Fakir Baykurt (Allaha Dilekçe-öykü) 1979</li>
<li>1988 <strong>Dönüş </strong>Faruk Turgut Osman Şahin (öykü) 1988</li>
<li>1988 <strong>Gömlek </strong>Bilge Olgaç Osman Şahin (öykü) 1980</li>
<li>1989 <strong>Bütün Kapılar Kapalıydı </strong>Memduh Ün Süheyla Acar Kalyoncu (öykü)</li>
<li>1989 <strong>Karılar Koğuşu </strong>Halit Refiğ Kemal Tahir 1974</li>
<li>1989 <strong>Minyeli Abdullah </strong>Yücel Çakmaklı Hekimoğlu İsmail 1967</li>
<li>1989 <strong>Ölü Bir Deniz </strong>Atıf Yılmaz Erhan Bener 1983</li>
<li>1989 <strong>Uçurtmayı Vurmasınlar </strong>Tunç Başaran Feride Çiçekoğlu 1986</li>
</ul>
<h3><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/metin-kacan-agir-roman.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-537 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/metin-kacan-agir-roman.jpg?resize=260%2C372" alt="metin-kacan-agir-roman" width="260" height="372" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/metin-kacan-agir-roman.jpg?w=260&amp;ssl=1 260w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/metin-kacan-agir-roman.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w" sizes="(max-width: 260px) 100vw, 260px" data-recalc-dims="1" /></a>Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamalarında Son Dönem (1990 &#8211; …)</strong></h3>
<p>1990′lı yıllarda sinema, inişli çıkışlı dönemlerin ardından daha az sayıda ama daha nitelikli filmlerin çevrildiği bir döneme girmiştir. Üniversitelerin sinema eğitimi vermeye başlaması, bilinçli yönetmen ve oyuncuların yetişmesi, devletin sinema sanatını desteklemesi bu gelişimin nedenleri arasındadır. 1960′ların sonundan itibaren giderek televizyona ya da yabancı filmlere yönelen sinema seyircisi, 90′ların ikinci yarısından itibaren yeniden beyazperdeye ilgi göstermeye başlamıştır.</p>
<p>Son dönem olarak ele alınan 1990’lar ve 2000’li yılların başlangıcı, SSCB’nin çözülüşüyle birlikte, tek kutuplu hale gelen dünyada ABD emperyalizminin baskın olduğu, sosyal devlet anlayışının iflas ettiği, 1980’ler ideolojisinin oturduğu yıllardır. Kültürel alanda da bunun karşılığı görülmektedir. Pop müzik sektörü her gün yeni bir yüzü piyasaya sürer olmuş, televizyon kanalları hızla artmış, reklamcılık bir sektör olarak güçlü ve önemli hale gelmiştir. Dolayısıyla 1980’lerin “bireyselleşme” soku atlatılmış hatta meşruluk kazanmıştır.</p>
<p>Yine bu dönem ele alınırken göz önünde bulundurulması gereken en önemli şeylerden biri seksenlerden itibaren neden sinemada seyirci kaybedildiğidir. Bu yıllarda yapılan filmler genelde bireye odaklıdır ve geleneksel sinemadan farklı olarak karakterler “tip” değildir. Yani sinemada modernizmin gereği birey ele alınırken, geleneksel olarak cemaat kültürüne dayalı toplumumuzda bu anlaşılamamış, dolayısıyla da filmler sadece entelektüel kesime hitap etmiştir.</p>
<p>Türk sineması Hollywood’un sinemamızdaki hakimiyetine karsı ne yapabilirim tartışmalarıyla girdiği 1990’lara, bu soruna çözüm olarak, teknolojiyi sonuna kadar kullanmayı ve Hollywood sinemasına benzemeyi bulmuştur. Filmlerin içeriğinden, yönetmenin ne anlatmak istediğinden, niye bu filmi yaptığından ziyade filmin bütçesinin büyüklüğü konuşulmaya başlanmıştır. Yönetmenler birbirleriyle bütçe üzerinden söz düellosuna girmişlerdir.</p>
<p>Bu dönemin öne çıkan filmleri ise şöyledir; Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ından sinemaya uyarlanan <em>Gizli Yüz (1990) “Ömer Kavur”</em>, Attila İlhan’ın aynı adlı kitabından uyarlama <em>Sokaktaki Adam (1995) “Biket İlhan”</em>, Emine Ceylan’ın Mısır Tarlası öyküsünden <em>Kasaba (1996) “Nuri Bilge Ceylan</em>”, Metin Kaçan’ın aynı adlı eserinden<em> Ağır Roman (1997) “Mustafa Altıoklar”.</em></p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/demirkubuz-yazgi.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-538 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/demirkubuz-yazgi.jpg?resize=190%2C266" alt="demirkubuz-yazgi" width="190" height="266" data-recalc-dims="1" /></a>Sinemamızın bu son dönemine ait uyarlamalara değinmişken <strong>Zeki Demirkubuz</strong>’dan bahsetmemiz gerekir elbette. Farklı bir sinema tarzına sahip olan Demirkubuz kendine has bu sinema anlayışıyla son dönem sinema tartışmalarında önemlice yer tutmaktadır. Demirkubuz’un en önemli özelliği sinemayı aşırı kişiselleştirmesidir. Demirkubuz’un sinemasında bireyin en gizli duygularına ulaşabilir, çoğu kez kendimizde de keşfettiğimiz ancak kendimize bile itiraf edemediğimiz hislerimizi Demirkubuz beyazperdeye aktarmıştır. Konumuza dönecek olursak, Demirkubuz’un tam olarak uyarlama diyemeyeceğimiz ama sonuç itibariyle romandan esinlenerek (yola çıkarak) yazıp yönettiği filmler var. Bunlardan ilgi olan <em>Yazgı (2002)</em>’nın üzerinde duralım şimdi. Bu film Albert Camus’nun “Yabancı” adlı romanından uyarlanmıştır. Yazgı’ya doğrudan uyarlama diyemememizin sebebi; 2000’ler Türkiye’sine adapte edilmesi, yerlileştirilmesidir. Roman II. Dünya Savası sırasında Fransız kökenli, Cezayir’de yasayan bir karakterin kendi ölümüne bile kayıtsız kalmasını anlatır. Demirkubuz bu karakteri günümüze, bizim ülkemize uyarlamaya çalışmıştır. Ancak genel kanı Demirkubuz başarısız olduğu yönündedir. Camus’nun kitabı temel olarak bireyin “yabancılaşma”sını işlemektedir. Yabancılaşma kavramı Karl Marks’ın “1844 Elyazmaları” kitabında tarif edilmiş<a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> ve XX. Yüzyılda fordist üretimin isçinin emeğini tek bir ise kanalize etmesinden sonra kullanılan bir kavramdır. Yabancılaşma kavramı ilk kullanıldığı zamanlar isçinin üretim sürecinden kopmasını, kendi isine yabancılaşmasına işaret etse de günümüzde anlamı epeyce değişmiş; daha doğrusu daha fazla anlam içermeye başlamıştır. Genelde, insanın kayıtsızlaşmasını tarif etmek için kullanılan bir kavramdır. Zeki Demirkubuz da Yazgı filminde yabancılaşmayı böyle anlamış ve anladığı biçimde yansıtmıştır. Zeki Demirkubuz’un son filmi ise yine bir uyarlama / esinlenme olan <em>Yeraltı (2012)</em>’dır. Yeraltı, Dosteyevski’nin “Yeraltından Notlar” adlı eserinden uyarlanmıştır. Demirkubuz bireyleşme, yabancılaşma gibi kavramları filmlerinde ele alıp kendine has bir bakış açısı geliştirmektedir. Dosteyevski’nin eserini de yine Türkiye toplumuna göre uyarlamış ve bir insanın içinde yaşadığı birçok çatışmayı beyazperdeye yansıtmıştır.</p>
<h4><strong>1990&#8217;dan Günümüze Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları;</strong></h4>
<ul>
<li>1990 <strong>Piano Piano Bacaksız </strong>Tunç Başaran Kemal Demirel (Evimizin İnsanları &#8211; anı)</li>
<li>1990 <strong>Askın Kesişme Noktası </strong>Bilge Olgaç Osman Şahin 1973</li>
<li>1990 <strong>Bekle Dedim Gölgeye </strong>Atıf Yılmaz Ümit Kıvanç 1989</li>
<li>1990 <strong>Benim Sinemalarım </strong>Füruzan &#8211; Gülsün Karamustafa Fürüzan 1973</li>
<li>1990 <strong>Berdel </strong>Atıf Yılmaz Esma Ocak (Öykü) 1981</li>
<li>1990 <strong>Devlerin Ölümü </strong>İrfan Tözüm Sabahattin Ali (Hanende Melek/Yeni Dünya/ Çilli)</li>
<li>1990 <strong>Eskici ve Oğulları </strong>Şahin Gök Orhan Kemal 1962</li>
<li>1990 <strong>Gizli Yüz </strong>Ömer Kavur Orhan Pamuk (Kara Kitap) 1990</li>
<li>1990 <strong>Hasan Boğuldu </strong>Orhan Aksoy Sabahattin Ali 1942</li>
<li>1990 <strong>Karartma Geceleri </strong>Yusuf Kurçenli Rıfat Ilgaz 1974</li>
<li>1990 <strong>Minyeli Abdullah</strong>-2 Yücel Çakmaklı Hekimoğlu İsmail 1967</li>
<li>1990 <strong>Sözde Kızlar </strong>Orhan Elmas Peyami Safa 1928</li>
<li>1990 <strong>Tatar Ramazan </strong>Melih Gülgen Kerim Korcan 1969</li>
<li>1990 <strong>Yalnız Değilsiniz </strong>Mesut Uçakan Üstün İnanç 1987</li>
<li>1991 <strong>Seni Seviyorum Rosa </strong>Işıl Özgentürk Sevgi Soysal (Tante Rosa) 1968</li>
<li>1991 <strong>Kurt Kanunu </strong>Ersin Pertan Kemal Tahir 1969</li>
<li>1992 <strong>Yağmuru Beklerken </strong>Tunca Yönder Tarık Buğra 1981</li>
<li>1992 <strong>Zıkkımın Kökü </strong>Memduh Ün Muzaffer İzgü 1988</li>
<li>1992 <strong>Ağrıya Dönüş </strong>Tunca Yönder Haluk Şahin 1990</li>
<li>1992 <strong>Tersine Dünya </strong>Ersin Pertan Orhan Kemal 1986</li>
<li>1994 <strong>Bize Nasıl Kıydınız </strong>Metin Çamurcu Emine Şenlikoğlu 1985</li>
<li>1994 <strong>Böcek </strong>Ümit Elçi Erhan Bener 1982</li>
<li>1994 <strong>Buluşma </strong>Artun Yeres İnci Aral (öykü) 1984</li>
<li>1994 <strong>Ziller </strong>Eser Zorlu Osman Şahin 1994</li>
<li>1995 <strong>Düş Gerçek Bir de Sinema </strong>Tülay Eratalay Reşat N. Güntekin (Bahçeli Lokanta)</li>
<li>1995 <strong>80. Adım </strong>Tomris Giritlioğlu Mehmet Eroğlu (Yarım Kalan Yürüyüş) 1986</li>
<li>1995 <strong>Sen de Gitme </strong>Tunç Başaran Ayla Kutlu (Sen de Gitme Triyaondafilis) 1990</li>
<li>1995 <strong>Sokaktaki Adam </strong>Biket İlhan Atilla İlhan 1953</li>
<li>1995 <strong>Solgun Bir Sarı Gül </strong>Canan Evcimen Içöz Ayla Kutlu 1992</li>
<li>1995 <strong>Yaban </strong>Nihat Durak Yakup Kadri Karaosmanoğlu 1932</li>
<li>1996 <strong>Kasaba </strong>Nuri B. Ceylan Emine Ceylan (Mısır Tarlası) öyküsünden 1996</li>
<li>1997 <strong>Ağır Roman </strong>Mustafa Altıoklar Metin Kaçan 1990</li>
<li>1997 <strong>Nihavend Mucize </strong>Atıf Yılmaz İpek Çalışlar 1997</li>
<li>1997 <strong>Usta Beni Öldürsene </strong>Barış Pirhasan Bilge Karasu 1980</li>
<li>2003 <strong>Abdülhamid Düşerken </strong>Ziya Öztan Nahid Sıtkı Örik 1946</li>
<li>2004 <strong>Hababam Sınıfı Merhaba </strong>Kartal Tibet Rıfat Ilgaz 1957</li>
<li>2005 <strong>Hababam Sınıfı Askerde </strong>Ferdi Eğilmez Rıfat Ilgaz 1957</li>
<li>2005 <strong>Eğreti Gelin </strong>Atıf Yılmaz Şükran Kozalı 2004</li>
</ul>
<h5><strong>Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları Mevzusunu Özetlersek;</strong></h5>
<p>Sinemamız kültürel, ekonomik ve siyasi yapının değişimlerinden etkilenerek dönemsel olarak farklı anlayışlar göstermiştir. Farklılıklar da her dönem yapılan filmleri etkilemiştir. Bunun nedeni iktidarın ideolojisinin o dönem sanatını da bu ideolojik çerçeve içine almaya çalışmasıdır. Sanatçılar ya bu ideolojiye uyarlar ve bunu destekleyen ürünler verirler ya da bu ideolojiyi reddederek bunun karsısında ürünler verir; sisteme muhalif olurlar. Bu, yapılan ürünlerin de -iktidarın ideolojisini desteklesin ya da ona karsı dursun- bu dönemden etkilendiğini ya da dönemin sosyokültürel yapısıyla ilişki içinde olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu ilişki en çok aynı filmin farklı zamanlarda yapılmış uyarlamalarına bakıldığında görülür. Türk sineması 1950 öncesi yeni kurulan Cumhuriyetin sanattaki anlayışına yakın eserler vererek yaptığı uyarlamalar için daha çok Cumhuriyet dönemi edebiyatından yararlanmıştır. 1948 vergi indirimiyle sinema bir sektör haline gelirken seyirci sayısının artmasıyla beraber popüler edebiyat örneklerinden de fazlasıyla yaralanmıştır. 1950’li yıllarda seyircinin sinemaya olan ilgisi yapımcıların para kazanmasına ve bu nedenle piyasa romanlarına yönelişi getirmiştir. Dönemin iktidarı olan DP’nin politikaları da bu yönde olduğu için iktidarla uyumlu bir sanat anlayışına sahiptirler. 1960 sonrası sinema toplumsal olana da yüzünü dönmüş ve köy romanlarından uyarlamalar yapmaya başlamıştır. Çünkü bu dönem sinemada sansür hafiflemiş ve 1968 kuşağını oluşturan koşulların etkisiyle ülkemizde politik olanla daha fazla ilgilenilmiştir. 1970’lere gelindiğinde ise köy romanlarından ziyade artan göçle beraber şehre gelen; gecekondularda yasayan insanların romanları yazılmaya bu yüzden de bu romanların uyarlamaları sinemada yer bulmaya başlamıştır. Ayrıca bu romanlar isçi sınıfını anlatan nitelikli filmlerin üretilmesine zemin hazırlamıştır. 1980 sonrası feminist hareketin etkisinin artması ve toplumun değişmeye başlayan düşünce yapısıyla beraber cinselliğin daha kolay tartışılmasının meşruiyeti kadın üzerinden kadın cinselliğini öne çıkaran kitaplar ve filmlerin yapılmasını sağlamıştır. Bu da kadın konulu kitaplardan uyarlamaları artırmıştır. Günümüzde ise uyarlamalar daha çok öykülerden ve tarihi romanlardandır.</p>
<p>Öykünün hem edebiyatta hem sinemada etkin olmasının nedeni sanatın toplumsallaştırma gücünün azalmış olmasıdır. Ayrıca öykü romana göre daha içe dönüktür. Bu da sinemanın bireysel olana meyletmesinin zeminini oluşturur. Yine bu dönem tarihi filmlerin ve tarihi roman uyarlamalarının artmasının nedeni, sinemanın bu tarihselliği aktarabilme teknolojisine ulaşmasında ve Hollywood sinemasıyla yarışmaya çalışan sinema için büyük bütçeli filmlerle kendini gösterme isteğinde aranmalıdır.</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1"><em><strong>[1]</strong></em></a> <em>Semir Aslanyürek (2007). </em><em>Senaryo Kuramı</em><em>, </em><em>İ</em><em>stanbul: Pan Yayınları.</em></p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2"><em><strong>[2]</strong></em></a> <em>Giovanni Scognamillo (1973). “Türk Sinemasında Yabancı Uyarlamalar”, </em><em>7. Sanat</em><em>, S. 9, s. 69.</em></p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3"><em><strong>[3]</strong></em></a> <em>Nijat Özön, </em><em>Türk Sineması Kronolojisi</em><em>, Bilgi Yayınevi. 1968, Ankara, s.38.</em></p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4"><em><strong>[4]</strong></em></a> <em>Murat BELGE, </em><em>Yeni Bir Cumhuriyet </em><em>i</em><em>çin Yeni Bir Anayasa</em><em>, Birikim.</em></p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5"><em><strong>[5]</strong></em></a> <em>“</em><em>İs</em><em>çi ne kadar emek harcarsa, kendisinin yarattı</em><em>ğ</em><em>ı, onun üstünde ve ona kar</em><em>s</em><em>ı duran nesnelerin yabancı dünyası ne kadar güç kazanırsa, kendisi -iç dünyası- o kadar yoksulla</em><em>ş</em><em>ır, kendisine ait olan </em><em>ş</em><em>eyler o kadar azalır. </em><em>İs</em><em>çinin kendi ürünlerine yabancıla</em><em>ş</em><em>ma, yalnızca eme</em><em>ğ</em><em>inin bir nesne, dı</em><em>ş</em><em>sal bir varlık haline gelmesi de</em><em>ğ</em><em>il, aynı zamanda eme</em><em>ğ</em><em>inin kendisinin dı</em><em>ş</em><em>ında, ondan ba</em><em>ğ</em><em>ımsız, ona yabancı bir </em><em>ş</em><em>ey olarak var olması ve kendisinin kar</em><em>s</em><em>ısında ba</em><em>ş</em><em>lı ba</em><em>ş</em><em>lına bir güç haline gelmesi anlamını ta</em><em>ş</em><em>ır.</em></p>
<p><em>İs</em><em>çinin kendi ürünlerine yabancıla</em><em>ş</em><em>ması, onun bu nesnelere verdi</em><em>ğ</em><em>i ya</em><em>s</em><em>amın, onun kar</em><em>ş</em><em>ısına dü</em><em>ş</em><em>manca ve yabancı bir </em><em>ş</em><em>ey olarak çıkmasıdır”</em></p>
<p><strong>NOT 1:</strong><em> Film listelerindeki sıralama şu şekildedir: Filmin tarihi, ismi, yönetmeni, romanın yazarı, romanın tarihi.</em></p>
<p><strong>NOT 2:</strong> Uyarlama Filmlerin Listesi;<em> “SAYIN, Aylin (2005), Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları ve Bu Uyarlamaların Toplumsal Yapıyla Etkileşimi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yüksek Lisans Tezi)”</em>nden alınmıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turk-sinemasinda-edebiyat-uyarlamalari/">Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/turk-sinemasinda-edebiyat-uyarlamalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">530</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İntibah Romanında Yetim Ali Bey’in Ruhi Sefaleti</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/intibah-romaninda-yetim-ali-beyin-ruhi-sefaleti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/intibah-romaninda-yetim-ali-beyin-ruhi-sefaleti/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 20:47:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[roman incelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[sergüzeşt-i ali bey]]></category>
		<category><![CDATA[son pişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[tanzimat edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[tanzimat romanı]]></category>
		<category><![CDATA[vatan şairi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=523</guid>
				<description><![CDATA[<p>Verdiği eserlerden dolayı “Vatan Şairi” olarak tanınan Namık Kemal’in en çok bilinen eserlerinden birisi de “İntibah” romanıdır. Namık Kemal, kötü bir kadının ihtiras ve entrikalarına kapılan bir gencin felaketini anlatan romanına “Son Pişmanlık” ismini verir; ancak dönemin sansüründen dolayı romanın ismini değiştirerek “İntibah – Sergüzeşt-i Ali Bey” olarak 1876 yılında yayımlar. Bu roman türü itibariyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/intibah-romaninda-yetim-ali-beyin-ruhi-sefaleti/">İntibah Romanında Yetim Ali Bey’in Ruhi Sefaleti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Verdiği eserlerden dolayı “Vatan Şairi” olarak tanınan <strong>Namık Kemal</strong>’in en çok bilinen eserlerinden birisi de “<strong>İntibah</strong>” romanıdır. Namık Kemal, kötü bir kadının ihtiras ve entrikalarına kapılan bir gencin felaketini anlatan romanına <strong>“Son Pişmanlık”</strong> ismini verir; ancak dönemin sansüründen dolayı romanın ismini değiştirerek <strong>“İntibah – Sergüzeşt-i Ali Bey”</strong> olarak 1876 yılında yayımlar. Bu roman türü itibariyle “töre romanı” sayılabilir. Her ne kadar olay örgüsünde bir serüven sezilse de romanın asıl konusu toplumsal yargıların sorgulanması üzerinedir. Namık Kemal, bu romanla toplumsal yapı ile aile yaşamımızın aksak yanlarını işler.</p>
<h2><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/intibah.jpg"><img class="td-modal-image alignleft wp-image-524 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/intibah-199x300.jpg?resize=199%2C300" alt="intibah" width="199" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/intibah.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/intibah.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 199px) 100vw, 199px" data-recalc-dims="1" /></a>İntibah romanının konusu özetle şu şekildedir:</strong></h2>
<p><em>“Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur. İyi bir öğrenim görür, on yaşına gelinceye kadar birkaç dil öğrenir; ancak aldığı bilgilerin kişiliğinin gelişmesinde etkisi olmaz. Yirmi yaşlarındayken babası ölünce, keyfine göre yaşamaya kapılır. Çamlıca’da bir gezinti sırasında, güzel bir kadınla tanışır. İffetli sandığı bu kadın, yosmanın biridir. Adı Mehpeyker’dir. Suriye’de çirkin işler yaparak zengin olmuş Abdullah Efendi isimli yetmiş yaşlarında, çirkin bir ihtiyarla dost yaşamaktadır. Oğlunun böyle uygunsuz bir kadına gönlünü kaptırmasına üzülen annesi, Ali Bey’in mutluluğu için, eve Dilâşup adında güzel bir cariye alır.yine de oğlunu bu kadının elinden kurtaramaz. Ali Bey, bir kıskançlık krizi sonrası Mehperyker’le kavga eder ve ayrılırlar. Ali Bey, gün geçtikçe Dilâşup’a ısınmaya başlar. Mehpeyker de boş durmaz. Her şeyine göz yuman Abdullah Efendi ile bir plan hazırlar. Dilâşup’u hamamda görerek vücudundaki benler hakkında bilgi edinir. Birtakım erkekler ağzından bunu Ali Bey’e duyurur. Ali Bey, kızgınlıkla Dilâşup’u döver, kendisi de hastalanıp yatağa düşer. Kızı bir esirciye satarlar. Her şeyden haberdar olan Mehpeyker, Dilâşup’u satın alır. Düşkün kadın kızın ahlakını bozmak için çok uğraşmışsa da başaramaz. Ali Bey, kendisini artık tamamen sefahate verir, babadan kalma serveti elden çıkar, annesi bir kira evinde sefalet içinde ölür. Ali Bey, hal böyleyken dahi Mehpeyker’e dönmez. Tüm planlarına rağmen Ali Bey’i ele geçiremeyen Mehpeyker deliye döner. Ali Bey’i öldürmeyi düşünür. Hile ile Ali Bey Üsküdar’da bir bağ evine eğlence için çağrılır. Mehpeyker, Dilâşup’u da oraya götürür. Dilâşup, Mehpeyker’den Ali Bey için hazırlanan tuzağı öğrenir. Bu durumu olan bitenden habersiz eğlenceye geldiğini sanan Ali Bey’e bildirir. Ali Bey, pencereden bir çarşafa sarılıp inerek oradan kaçar. Bu sırada Ali bey’in paltosunu giymiş olarak bekleyen Dilâşup, Ali Bey zannedilerek öldürülür.”</em></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p><strong>Namık Kemal’in İntibah romanı</strong> Türk edebiyatında ilk edebi roman olarak geçer. Bununla birlikte roman kavramının genel özellikleriyle İntibah romanını ele alacak olursak çok eksik kalan yanının olduğunu görürüz. Bu durum, Tanzimat edebiyatında bu türün henüz ortaya çıkması ve yeterince bilinmemesiyle alakalıdır; yani İntibah romanının eksikliklerini, eserin yazıldığı döneme ve Türk edebiyatın gelişim devrelerine bakmadan anlayamayız. Bu çalışmanın konusu eserin kahramanı Ali Bey’in yetimlik açısından incelenmesidir. Böyle bir inceleme için gerekli olan karakterin ruhi açıdan incelenmesi zorunluluğunu, romanın karakterleri derinlemesine inceleyememesi sebebiyle biraz eksik de olsa yapacağız. Ali Bey’in davranışlarını hangi psikolojiyle gerçekleştirdiği romanda tam anlaşılmasa da biz bazı çıkarsamalar yaparak vermeye çalışacağız. Romanda Ali Bey’in babası hakkında düşünceleri pek verilmemektedir. Haliyle Ali Bey’in verdiği kararlarda babasının yokluğunun etkileri varsayım olarak ele alınacaktır.  Romanda, karakterler indirgemeci bir şekilde ele alınıp iyinin her daim iyi, kötünün ise her daim kötü olduğu gibi insan için çok fazla mutlak fikirlerin bulunması yine çalışmamız için zorlayıcı bir sorundur.</p>
<p>İntibah romanını inceleyip anlamaya çalışırken dönemin genel özelliklerini akıldan çıkarmamak lazım. Namık Kemal’in ihtilalci muhtevası her ne kadar çağını aşmaya çalışsa da 19. yüzyıl Türkiye’si günümüzden baktığımızda Namık Kemal’e çok da bu şansı tanımamıştır.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/namik-kemal.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-525 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/namik-kemal.jpg?resize=333%2C240" alt="namik-kemal" width="333" height="240" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/namik-kemal.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/namik-kemal.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<h2><strong>Yetim Kalmanın Ali Bey’in Karakterindeki Etkileri</strong></h2>
<p>Ali Bey’in babası otoriter bir baba değildir; aksine çok mülayim ve şefkatlidir: <em>“Hele babasının, yurdumuzda eşi az görülen, mülâyimliği ve şefkati sayesinde, yaratılışında zaten mevcut olan saffet ve nezaket o kadar kuvvetlenmişti ki, terbiyesine ve davranışlarına bakanlar kendisini âdeta bir melek zannederlerdi.”</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Oğlu için elinden gelen tüm fedakârlıkları yapmaktan geri durmaz, oğlunun yetişmesinde çok büyük emeği olur.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Romanda Namık Kemal’in de belirttiği gibi: <em>“Bilhassa babası, evlat kıymetini çok iyi bilenlerdendi.”</em><a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>Roman başkahramanı Ali Bey, daha küçük yaştan beri sarı benizli, fazlaca sinirli ve kanı oynak bir çocuktu.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Böyle özelliklerde olan bir çocuğun sürükleneceği ruh hali melankolidir; kafasına koyduğunu mutlaka yapmaya çalışan, bunu gerçekleştiremediğine ise derin bir hüzün ve buhrana sürüklenerek kendini hırpalayabilecek bir ruhiyata düşmek… Ali Bey’in babası da çocuğunun inatçı karakterini bildiği ve yaşadığı için olgunlukla duruma yaklaşıp bu izi çocuğundan silmek için çok uğraşır;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> ancak tüm uğraşlarına rağmen bir sonuç alamaz. Yapacak bir şeyi kalmayınca, çocuğunun bu özelliğini eğitimine ve kültürel gelişimine sevk eder. Böylece Ali Bey, çok iyi bir eğitimden geçerek yetişir. Babasından bu derece teveccüh gören Ali Bey, yirmi yaşına gelip onu kaybedince bundan etkilenmemesi mümkün olmadı. Kendine çokça ilgi ve alaka gösteren bir babayı kaybetmek, genç bir çocuğun ruh halini ve karakterini mutlaka etkiler.</p>
<p>Romanda, Ali Bey’in babasını kaybettikten sonraki duyguları şu şekilde tasvir edilir: <em>“Ali, zaten mahzun yaratılışlı bir çocuktu. Kendi hayatından daha üstün tuttuğu babasını, gönlünün olanca sevgisiyle seviyordu. Hiç ümit etmediği, hatta aklının ucundan bile geçirmediği bir anda o aziz varlığı ebediyen kaybedince yaşamının tadını da beraber kaybetti; büsbütün mahzunlaştı.”</em><a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Ali Bey’in bu denli üzüntü içine düşmesi yüzünden annesi, kocasının ölümünden duyduğu acıları bir kenara bırakarak oğlu için endişelenmeye başlar.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Ali Bey’in annesi, oğlunu düştüğü melankoliden kurtarmak için bin bir çeşit yol düşünür.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></p>
<p>İçine kapanık, aşırı duygusal bir gencin çok sevdiği babasının ölümünden sonra hemencecik toparlanabilmesi zor gözükse de Ali Bey, çok zaman geçmeden babasının yasını unutur. <em>“Ali Bey, dünyada herkesten çok sevdiği babasının ölüm acısıyla yanıp tutuşurken, yine de her karış toprağında nice sevgili vücutlar gömülü olan kırlarda gezip eğlenmeye can atıyordu.”</em><a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> Bu durum, baba ile oğul arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Bir erkek çocuk, babasını her ne kadar severse sevsin ona karşı mutlaka bir çatışma ve rekabete girer. İnsanın bilinçaltındaki bu karmaşık duygular farkında olmadan su yüzüne çıkar, hal ve davranışlarda kendisini belli eder. Ali Bey, bu yüzden kısa sürede babasını unutur ve başka meşgalelerin peşine düşer.</p>
<p>Babasının yokluğunun hemen akabinde aşkı da tadan Ali Bey, aşkından deli divaneye döndüğü için hayatında ilk kez eve gelmez ve bunu annesine haber vermez. Aslında haber vermek dahi aklına gelmez. <em>“Ali Bey, o yaşa gelinceye kadar hiçbir akşam, evinden başka bir yerde gecelemek değil, böyle geç vakitlere kadar bile kalmamış ve anneciğini böyle bir şeye alıştırmamıştı.”</em><a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> Bu durum, Ali Bey’in baba figürünü artık hayatında hissetmemesinden alakalıdır. Babası yaşamış olsaydı kendini bu denli kaybetmez ve annesini kandırdığı gibi babasını da kolayca aldatabileceğini düşünmezdi.</p>
<p>Ali Bey, hayatında ilk kez annesine söylediği yalandan sonra vicdan muhakemesi yapar. Bu mahkemede yargıç, hiç kuşkusuz babasıdır. Ali Bey, babasının nasihatlerini hatırlar.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Ancak tüm bu vicdan hesaplaşması Ali Bey’i doğruyu söylemeye sevk etmez; çünkü artık babası yaşamıyordur ve eğer yaşasaydı her şey daha farklı gelişirdi. Bu ilk yalandan sonra Ali Bey, artık sık sık yalanlara ve aldatmacalara başvurur; şöyle ki yalanın söylenebileceğini ve babasının artık olmadığını idrak etmesi yeter ona.</p>
<p>Ali Bey’in annesine söylediği yalanlardan dolayı iş yerinde yükseldiğini sanan annesi çok mutlu olur. Buna bir de Ali Bey’in sevdiği kadından karşılık görmesinden sonra yerine gelen neşesi eklenince annesi oldukça keyiflenir. <em>“Dünyada biricik evladı, ciğer-pâresi Aliciğinin neşeli bir gülümseyişine yıllardır hasret çeken ve dünyada büyüklüğü devlet kapısında yükselmekten ibaret bilen annesi, oğlunu böyle neşeli gördükçe ve memuriyet hayatındaki yükselmelerini işittikçe, sevgili kocası yeniden dirilmiş ve aralarına karışmış gibi memnun ve mesut olurdu.”</em><a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> Anne, oğlunu ölen kocasının yerine koyarak bilinçaltında olan hissiyatı maddi yaşamda uygulamaya geçirir. Anneler, özellikle kocaları öldükten sonra, oğullarını daha fazla sahiplenirler. Bazı durumlarda bu duygunun şiddeti o kadar fazla olur ki, oğlunu başka bir kadınla paylaşmak dahi istemezler. Oğullar ise, sevdikleri kadınları anneleriyle karşılaştırır. Özellikle sevgiliyle bir küskünlük, dargınlık anında annenin tüm iyi ve sevgilinin tüm kötü özellikleri gün yüzüne çıkarılır: <em>“Biraz rahatsızlansa; zavallı kadıncağızın sabahlara kadar üzüntüden gözüne uyku girmez; üzüntülerine, sevinçlerine, her şeyine ortak olurdu. Bilhassa babasını kaybettikten sonra bu şefkat daha da artmıştı. Biricik evladının daima üstüne titrer, gözünün içine bakardı. Hatta en şiddetli muamelelerinde bile başka bir şefkat eseri görülürdü. Anacığı onun her şeyiydi. &lt;&lt;Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar&gt;&gt; olur muydu? Şu anda bütün arzusu Mehpeyker denilen o aşifteyi en ağır hakaretler altında ezmek, rezil etmek, sonra da koşup anneciğinin boynuna sarılmak, ellerini, yüzünü, gözünü öperek kendisinden af dilemekti.”</em><a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></p>
<p>Ali Bey’in annesi Fatma Hanım, oğlunun düştüğü beladan kurtulması için başkalarından yardım ister. Oğlunun illetinden nasıl kurtulacağını Mesut Efendi söyler.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> Fatma Hanım, kocası yaşamış olsaydı çareyi başka insanlarda aramazdı. Şüphesiz oğlu için otorite olan baba her şeyi hallederdi: <em>“Bir aralık rahmetli kocasını hatırladı. O, sağ olsaydı şimdi kendisi için ne kuvvetli bir dayanak olurdu…”</em><a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a> Fatma Hanım, oğlunu Mehpeyker’den vazgeçirmek için türlü oyunlara başvurur; ancak yine de başarılı olamaz.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> Bir babanın kudreti yoksunluğunda biçare annenin yapabileceği pek bir şey yoktur. Baba yaşasaydı, doğrudan oğlunu karşısına alır ne düşünüyorsa açık açık söylerdi. Annenin oyunları çocukları da başka türlü hilelere sevk eder.</p>
<p>Ali Bey, Mehpeyker’in iç yüzünü öğrenmeye başladıkça annesine karşı sevecenlik hisseder. Eğer babası hayatta olsaydı, büyük ihtimalle bu duygu korku olurdu: <em>“Daha birkaç saat öncesine kadar tapınırcasına sevdiği Mehpeyker’e karşı kalbi şimdi nefretle çarpıyor; biricik sevgili anneciğinin kırılan gönlünü almak ve yaptığı küstahlığı affettirmek için zihninde çareler arıyordu.”</em><a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/namik-kemal-2.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-526 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/namik-kemal-2-264x300.jpg?resize=264%2C300" alt="namik-kemal-2" width="264" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/namik-kemal-2.jpg?resize=264%2C300&amp;ssl=1 264w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/namik-kemal-2.jpg?w=484&amp;ssl=1 484w" sizes="(max-width: 264px) 100vw, 264px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p><strong>Namık Kemal</strong>, eserinde elinden geldiğince var olduğu toplumun aksayan yanlarını ele alıp kendince değerlendirir. Ali Bey, bu toplumun karikatürize edilmiş bir tipidir. Zengin bir ailenin çocuğu; babasını kaybettikten sonra kendini kaybeder, olmayacak kadınlara sevdalanır, parasını çarçur eder, annesinin tüm çabalarına rağmen yolundan dönmeyerek kendini ve tüm ailesini maffeder. Romanın genel olarak kırılma noktası Ali Bey’in babasının öldüğü andır. Tüm bu olumsuz olaylar dizisi babanın ölüp Ali Bey’in yetim kaldığı andan itibaren başlar. Bu da gösterir ki babanın varlığı bir aile için olmazsa olmazdır. Bütün musibetleri çocuklarının üzerinden uzaklaştıran baba figürünün kendisidir.</p>
<p>Baba öldükten sonra her şey kötü gidiyor gözükse de tüm bu olumsuzlukların sonucunda Ali Bey doğru yolu bulur. Dönemin romanlarında gözüken eksiklerden de kaynaklı iyi ve kötünün değişmezliği Ali Bey için de geçerliliğini gösterir. Şüphesiz Ali Bey de evlenecek, çocuk sahibi olacak ve kendi yetimliği döneminde yaptığı hataları çocuğunun yapmaması için elinden geleni yapacak, çocuğuna en iyi eğitimi verecek…</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><em><strong>[1]</strong></em></a><em> Namık Kemal, İntibah, 5. b. İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul &#8211; 1984, s. 19.</em></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><em><strong>[2]</strong></em></a><em> İntibah, s. 19.</em></p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><em><strong>[3]</strong></em></a><em> İntibah, s. 19.</em></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><em><strong>[4]</strong></em></a><em> İntibah, s. 20.</em></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em> İntibah, s. 20.</em></p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><em><strong>[6]</strong></em></a><em> İntibah, s. 22.</em></p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"><em><strong>[7]</strong></em></a><em> İntibah, s. 22.</em></p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"><em><strong>[8]</strong></em></a><em> İntibah, s. 22.</em></p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9"><em><strong>[9]</strong></em></a><em> İntibah, s. 24.</em></p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10"><em><strong>[10]</strong></em></a><em> İntibah, s. 30.</em></p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11"><em><strong>[11]</strong></em></a><em> İntibah, s. 32.</em></p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12"><em><strong>[12]</strong></em></a><em> İntibah, s. 55.</em></p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13"><em><strong>[13]</strong></em></a><em> İntibah, s. 109.</em></p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14"><em><strong>[14]</strong></em></a><em> İntibah, s. 93.</em></p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15"><em><strong>[15]</strong></em></a><em> İntibah, s. 116.</em></p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16"><em><strong>[16]</strong></em></a><em> İntibah, s. 101.</em></p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17"><em><strong>[17]</strong></em></a><em> İntibah, s. 108.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/intibah-romaninda-yetim-ali-beyin-ruhi-sefaleti/">İntibah Romanında Yetim Ali Bey’in Ruhi Sefaleti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/intibah-romaninda-yetim-ali-beyin-ruhi-sefaleti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">523</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cahit Koytak: Hayatı, Sanatı, Fikirleri, Eserleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 18:07:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[2. yeni]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş şiir]]></category>
		<category><![CDATA[cahit koytak]]></category>
		<category><![CDATA[cazın ırmakları]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[gazze risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci yeni]]></category>
		<category><![CDATA[ilk atlas]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[modern şiir]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazekar şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[sezai karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[yeni başlayanlar için metafizik]]></category>
		<category><![CDATA[yoksullar ve siviller için tezler]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulları ve şairlerin kitabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=517</guid>
				<description><![CDATA[<p>GİRİŞ Cahit Koytak, günümüzün en önemli şairlerinden bir tanesidir. Daha Sezai Karakoç’un çıkardığı Diriliş Dergisi’nde yazdığı ilk şiirlerinde kendine has bir üslup oluşturan ve şairler arasında kendine yer edinen birisidir. Günümüzde de Sezai Karakoç ve diğer 2. Yenicilerin ekolünü devam ettiren Koytak şiirseverlere engin bir şiir hazinesi armağan etmiştir. Bu yazı boyunca Cahit Koytak’ı tüm [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/">Cahit Koytak: Hayatı, Sanatı, Fikirleri, Eserleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p>Cahit Koytak, günümüzün en önemli şairlerinden bir tanesidir. Daha Sezai Karakoç’un çıkardığı Diriliş Dergisi’nde yazdığı ilk şiirlerinde kendine has bir üslup oluşturan ve şairler arasında kendine yer edinen birisidir. Günümüzde de Sezai Karakoç ve diğer 2. Yenicilerin ekolünü devam ettiren Koytak şiirseverlere engin bir şiir hazinesi armağan etmiştir.</p>
<p>Bu yazı boyunca Cahit Koytak’ı tüm yönleriyle incelemeye çalışacağım. Yer yer O’nun hakkında söylenenlere değineceğim. Son olarak oluşturduğum Cahit Koytak portresinden bir sonuç çıkarmaya çalışacağım.</p>
<p>Gelin Cahit Koytak’ı tanımaya ve tanıdıkça anlamaya çalışalım.</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN HAYATI</strong></h2>
<p>29 Ocak 1949 yılında, Erzurum’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini aynı şehirde gördü. Yüksek öğrenimini İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesinde tamamladı ve bu fakülteden 1974 yılında kimya yüksek mühendisi olarak mezun oldu. Kısa bir süre mühendislik, sonra uzun yıllar serbest ticaret yaptı. 1994 yılından itibaren 15 yıl bir özel TV kuruluşunda, sinema yayınını yönetti.</p>
<p>Yazı hayatı, yirmi iki yaşında Sezai Karakoç&#8217;un Diriliş Dergisi’nde yayınlanan ilk şiirleriyle başladı. Sonraları şiirlerini Kelime, Yöneliş, Yedi İklim, Kayıtlar, Gergedan, Defter, Kaşgar, Hece, Yansıma, Le Poete Travaille, Kitaplık, Kırklar, Merdiven Şiir, Anlayış, BirNokta, Yeniyazı vb. dergilerde yayınladı.</p>
<p>1 Haziran 2009 gününden bu yana Taraf gazetesinde haftada bir (Pazartesi günleri) “Yoksullar ve Siviller İçin Tezler” başlığı altında şiir yayınlamaktadır.</p>
<p>2009 yılında, Pınar Yayınları&#8217;ndan “Gazze Risalesi” isimli şiir kitabı, 2010 yılında, Timaş Yayınları&#8217;ndan, 3 cilt halinde, toplam 1100 sayfayı aşan, “Yoksulların ve Şairlerin Kitabı” isimli şiir kitabı, Ocak 2011 de yine Timaş Yayınları&#8217;ndan ilk kitabı “İlk Atlas”ın genişletilmiş baskısı çıktı. 2011 yılı içinde yine Timaş Yayınları&#8217;nda, şairin, “Yeni Başlayanlar İçin Metafizik”, 2012 yılında “Cazın Irmakları” isimli şiir kitaplarını yayınlanmıştır.</p>
<p>Şairliğinin yanı sıra, Koytak aynı zamanda usta bir çevirmen olarak karşımıza çıkıyor. İngilizce ve Fransızca&#8217;dan önemli çevirileri bulunan Koytak, 1988&#8217;de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın mütercimi seçildi. Frantz Fanon&#8217;un Siyah Deri Beyaz Maskesi adlı kitabını Cahit Koytak dilimize çevirmiştir. Fanon çevirisinden daha önemli bir çalışması ise Ahmet Ertürk ile birlikte hazırladığı Muhammed Esed&#8217;in The Message Of The Qur&#8217;ân&#8217;ıdır. On yıla yakın sürmüştür bu kitabın çevirisi.</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN KİŞİLİĞİ</strong></h2>
<p>Cahit Koytak son derece mütevazi bir kişiliğe sahiptir. Hayatı boyunca böbürlenme, ego ve kibir Koytak’ta görülmeyen niteliklerdir. Koytak’ın bu mütevazi kişiliği eserlerine de yansımıştır. Yaşamı boyunca hep şiir yazmasına rağmen, şiirlerini yayınlamak için kimseden ricacı olmamış ve şiirlerini yayınlayacak kaliteli bir yayınevi bulana kadar yazmaktan vazgeçmemiştir.</p>
<p>Belkide Koytak’ın kişiliğini oluşturan en büyük etken onun fikir dünyasıdır. O, yoksulların mahmurluğunu, ezilmişlerin onurluluğunu, sivillerin demokrasisini kendi kişiliğinde taşır. Cahit Koytak özünde insanı, insan olmanın erdemini taşır. Cahit Koytak şiirlerinde de üstüne bastığı gibi insanın ezilip büzülmesini hiçbir zaman tasvip etmez, bu yüzdendir ki, Koytak da asla baş eğmeyen bir kişiliğe sahiptir.</p>
<p>Cahit Koytak bazı şiirseverleri tarafından Taraf Gazetesi’nde yazmaya başlaması sebebiyle, Koytak’ın kişiliğine ters düştü, diye eleştirilmiştir. Koytak ise bir röportajında bu eleştirilere şöyle yanıt vermiştir: “Pek de örneğine rastlanmamış bir işe kalkışarak, bir günlük gazete &#8216;köşe&#8217;sinde düzenli şiir yayınlamamın ve bu iş için özellikle Taraf Gazetesi&#8217;ni seçmemin elbette sebepleri var. Bir defa, şiirle ulaşılabilen saflıkta, derinlikte yahut duyarlılık eşiğinde, insanlar için, paylaşılabilecek sanıldığından çok daha fazla ve önemli değerlerin olduğuna inanıyorum. Ancak, bizatihi şiir olan şeylerin yahut şiirle insandan insana taşınabilen şeylerin önünde son on yıllarda bütün dünyada giderek daha büyük ve zor aşılır engellerin, maniaların biriktiği görülmektedir. Ben bunu kötü bir gelişme olarak değil, tersine; şiire, insana has bir varoluş belirtisi olarak, varlığını sürdürebilmesi için kendine çeki düzen verip kendini yenilemesi, zenginleştirmesi, derinleştirmesi ve insanlara ulaşmak için de kendine yeni yollar araması gerektiği yönünde, &#8216;Zamanın Ruhu&#8217; tarafından fısıldanan ciddi bir uyarı olarak değerlendiriyorum.<br />
Böyle bir alarmla uyanmış, kendini yenileyerek yola koyulmuş bir şiir için de en uygun güzergâhın pekâla bir günlük gazete olabileceğini düşünüyorum. Bu gazetenin, özellikle, açık zihinli, değişimci, iyiyi, doğruyu, güzeli herkes için isteyen, &#8220;herkes için hukuk, herkes için demokrasi, herkes için özgürlük!&#8221; diyen ve bunu güzel demesini beceren ve içtenliğine inandıran gerçekten aydın ve nitelikli insanların çıkardığı Taraf Gazetesi olduğunu düşünmemden, Türkiye şartlarında, daha doğal bir şey olamazdı.”</p>
<p>Ayrıca Ömer Erdem, Koytak hakkında “Cahit Koytak şiirinin baskın yönü şüphesiz değdiği her şeyi şiir olarak yazabileceğine duyduğu sürekli ve ısrarlı inançtır. Söz ile söyleme arzusu, duyuruş ile yaygınlaştırıp yayma, buluş ile acemilik, doğu ile batı, ilahiyat ile mitoloji, pervasızca yan yana getirilir iç içe odalarda aynı sedirlere oturtulur benzer müzikler dinlettirilir.” Bilgilerini kaleme almıştır.</p>
<p>Cahit Koytak, Zaman Gazetesi’nin Kitapzamanı ekine gönderdiği bir yazıda kendisini şöyle tasvir etmiştir:</p>
<p>“Şiirim, sanat anlayışım gibi konularda açık ve doğrudan görüş belirtip okurun kendi özgün, gizemli keşif serüvenini etkilemekten ve şiirin kendisinin ortaya koyduğu resmi bozmaktan hep kaçındım.</p>
<p>İlk Atlas’ın hikâyesini anlatmak, belki okurla daha çok muhabbete vesile olacağı için, benim için elbette müstesna bir zevk olurdu. Fakat bağışlanma dileyerek, şunu belirtmem gerekiyor ki, ben öteden beri, kendimden, kendi hikâyemden, yazdığım şiirden ya da onun hikâyesinden, şiirin kendi ‘anlatı’sı dışında bahis açarak, şiirlerle okur arasına girmekten; genel olarak şiir, sanat, edebiyat ve özel olarak da kendim, şiirim, sanat anlayışım gibi konularda açık ve doğrudan görüş belirtip okurun kendi özgün, gizemli keşif serüvenini etkilemekten, yönlendirmekten ve bütün bunlar hakkında şiirin kendisinin ortaya koyduğu resmi bozmaktan hep kaçındım. Ve bu tutum giderek benim için, dışına çıkılması, adeta, yazdıklarımın değerini, büyüsünü, bütünlüğünü tehdit edebilecek, dolayısıyla uyulması neredeyse zorunlu bir ilke, bir gelenek halini aldı. Binaenaleyh, hemen hemen ta başından beri, benimle, görsel ya da yazılı, bir söyleşi yapmak isteyen bütün dostlarımdan &#8211; onlara insana, hayata, sanata ve kendime dair söyleyebileceğim, söylemeye değer bulduğum her şeyin yazdığım şiirlerde ifadesini bulduğunu ve söyleyebileceklerimin de sadece şiirlerimdeki kadar olduğunu belirterek, hep beni bağışlamalarını istirham ettim.”</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN FİKİRLERİ</strong></h2>
<p>Cahit Koytak, hayatı boyunca gerek şiirleriyle, gerekse yaşam tarzıyla toplumsal olaylara duyarlı bir fikriyata sahip olmuştur. Taraf gazetesindeki köşesinde “Yoksullar ve Siviller İçin Tezler” başlığıyla yazması aslında Koytak’ın düşünce dünyasını özetler.</p>
<p>Cahit Koytak, hayatı boyunca yoksulların ve ezilenlerin yanında saf tutmuş, şiirlerinde insanın maddi ve manevi yoksulluğunu konu edinmiş birisidir. 2009 yılında Pınar Yayınları’ndan çıkan “Gazze Risalesi” Koytak’ın, İsrail’in Gazze’yi işgali sonrası kaleme aldığı şiirlerinden oluşmaktadır. Koytak, hiçbir zaman ezilmişlere sırt çevirmemiş ve haksızlığın hep karşısında yer almıştır; tıpkı İsrail’in Gazze işgalinde olduğu gibi.</p>
<p>Cahit Koytak, yoksulların ve ezilmişlerin yanı sıra Taraf’taki köşesinde belirttiği gibi sivil bir yaşamı savunur. Onun bu görüşü Türkiye’nin çokça kez askeri müdahaleye ve darbelere maruz kalmasından kaynaklanır. Özellikle 28 Şubat 1997’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sivil hükümete müdahale etmesi Koytak’ın düşünce sisteminde önemli bir yer arz eder. Hatta bu sebeple kaleme adlığı “Harranlı Müneccim” adlı şiiri 28 Şubat’ı anlatmaktadır. Yine “Generaller Niçin Sokağa Çıkamaz” adlı şiiri de Koytak’ın sivil siyaset ve düşünce dünyasının dışavurumudur.</p>
<p>Cahit Koytak, muhafazakar – liberal bir siyasi fikre sahiptir. Görüşlerini açıkça belli eder ve bir sanatçının eğilip, bükülmemesi gerektiğinin günümüzdeki temsilcilerinden birisidir. Liberal düşüncesi gereği ötekileştirmeye karşı durur ve ötekileştirmenin Türkiye’de önemli bir sorun olduğunu savunur. “Öteki” başlığıyla bir de şiir kaleme almıştır.</p>
<p>Kürşat Bumin ise şair hakkında şunları söylemiştir: “Ahmek Kabaklı, ´20. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi´nde Cahit Koytak´ı ´Yeni İslami Akım´ adı altında topladığı şair ve yazarlardan sayıyormuş. Şairden ´İslami kesimin şairi´ olarak söz eden birkaç metne daha rastladım.<br />
Bu konuda cahil olduğumdan iddialı laflar etmek istemem; ama bana öyle geliyor ki, şairin sözü geçen ´akım´ içine sokulması doğru değil sanki&#8230;</p>
<p>Şu ana kadar tanıyabildiğim kadarıyla, Cahit Koytak, ´İslami kesimin bir şairi´ değil de, bir şair, büyük bir şairdir sadece. Bu -belki de- acele tespiti ´İslami kesimin bir şairi´ olmak durumuna olumsuz bir değer atfettiğim için yapmadığımı hatırlatmaya gerek yok herhalde. Ben bu tespiti sadece şair, hem de büyük bir şair olmanın tek başına yeteceğine, yetip de artacağına inandığım için yapıyorum.”</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN SANATI</strong></h2>
<p>Cahit Koytak, günümüzde az şairde bulunabilecek bir söyleyişe sahip şairlerimizdendir. 2. Yeni usta şairlerinin büyük bir titizlikle işlenmiş söyleyiş gücüne sahiptir. Hayriye Ünal, Cahit Koytak’ın iki çizgisinden bahseder: “Şiirleri; şairin kendisine seçtiği sözlükçe, okuru gönderdiği tarihsel kesitler ve şiirini kurarken yararlandığı biçimler bakımından ilgi çekici olarak nitelenebilir. Şair, belirgin biçimde akıcılığa dikkat eder. Dikkatimizi çeken şey, şiir dilinin kasten yabancılaştırılmış oluşudur. İletilmek istenen düşüncenin, kendisi tarafından değil de, yabancımız olan biri tarafından düşünüldüğü yanılsaması yaratmak ister Koytak. Koytak şiiri iki çizgi üzerinde yazılır. Birinci çizgide; kısa hikâye tarzında tek olayı manzum şekilde ören şiirler, ikinci çizgide; hikâyesi olmayıp tek ya da birkaç fikir etrafında oluşan “Solo Saksofon” ve “Güvercin Besleyen Adam” gibi şiirler vardır. Koytak ikinci çizgi üzerinde karar kılmıştır. Bu şiirler, yirminci yüzyıla sıkışmak istemeyen bir bilinci duyumsatıyor. Şair, tarihsel bir genişliğe yayılmak isteyen bir düşünce ile hayalen bile olsa, geçici olarak zaman duygusunu aşma eğilimindedir. Böylece evrensel bir düzlem oluşturmak ve böyle bir sınırsızlığın sağladığı genişlik içinde şiir yazmak şaire her şeyden söz etme hakkı vermiş gibidir.”</p>
<p>Cahit Koytak’ın yazdığı tüm şiirler aslında bir bütün tek tek parçaları gibidirler. Beklide bu yüzden uzun süre şiirlerini kitaplaştırmak için bekledi. O’nun kafasında kitap zaten hazırdı ve içine şiirlerini serpiştiriyordu. Kendisiyle yapılan bir söyleşide Cahit Koytak, bu tutumunu şu sözlerle temellendiriyordu: “Yazdığım her şeyin bir bütünün parçası olduğunu düşünüyorum. Onu hissederek yazıyorum. Büyük bir define haritasının kayıp parçalarını keşfedercesine, her yazdığım şey o bütünün dolmayı bekleyen bir parçası gibi doğuyor bende. Aslında bütün gerçek şairlerin böyle bir bütünlük içinde yaşadıklarına inanıyorum ama ben bunu kendimde çok baskın bir şekilde hissediyorum.”</p>
<p>Şair Cahit Koytak&#8217; ın şiir serüvenine, şiir dünyasına girdiğimizde de karşımıza çıkan ilk tema, gündelik hayatın tasviri ve bunun karşısında sonsuzluğu, ebedi olanı yakalama arzusudur. Şair, imgelerini gündelik hayatın akıp giden olaylarından ve olgularından seçip çıkarmakta ve bunların adeta anlamsızlığını değil ama gelip geçiciliğini, sıradanlığını vurgulamaya çalışmaktadır. Ayakları yere basan, insanın en derinden arzuladığı o sonsuzluğa ulaşmasını sağlayacak olan unsurların bu geçici hayattan devşirilemeyeceğini ima eder gibidir. Şaire göre gündelik hayat, sonsuzluğa ulaşmamızda gerektiği kadar sağlam ve sırtımızı dayayabileceğimiz bir temel sunmaktadır. Hatta değişmeye açık olan bu dünya, sonsuzluğu yakalama çabamızda karşımızda aşılması gereken bir engel olarak durmaktadır.</p>
<p>Suretten asla, kopmayan eşyanın hakikatine gitmek için tasavvufta tasvir edilen duygu ve düşünceyi, Cahit Koytak&#8217;ın günümüzdeki şiirsel söylem aracığıyla yukarıdaki düşünceleri de örneklendirecek biçimde dile getirilmiş şu mısralarında yakalayabiliriz:</p>
<p>Yüzleri, yüzleri ve maskeleri<br />
Silik kopyaları bırak yaşayanlara<br />
Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz<br />
Ve hazin güz yağmuru görünümünde<br />
Yağan ebediyeti<br />
(Daktilo Kızın Ölümü Üzerine Caz İçin Nihavent)</p>
<p>Son olarak şairin kendisi yazdığı şiirde şiirde sanatı şöyle tasvir ediyor:</p>
<p>uzun burnunu her şeye sokuyor<br />
ve sinek kanatlı hayal gücüyle<br />
her engeli aşabileceğini,<br />
her kılığa girebileceğini;<br />
dokunaklı sesiyle de<br />
her gönlün kapısını açabileceğini<br />
ve her akla sığabileceğini sanıyor, şiir.</p>
<p>herkesin gençliğinde<br />
yaşanmamış bir çocukluğun,<br />
yaşlılığında da yaşanmamış bir gençliğin<br />
gömülü olduğunu biliyor<br />
ve işte bunlarla geri döndüğüne<br />
inandırmaya çalışıyor bizi.</p>
<p>düpedüz el koymak istiyor böylece<br />
içimize gömülü hazinelere,<br />
acılara da, erinçlere de<br />
utançlara da, övünçlere de…<br />
peki, kim bunu istiyor ondan<br />
ve hakkı var mı bu kadar ileri gitmeye!</p>
<p>pek de sinameki, kahramanımız,<br />
pek de alıngan!<br />
insanda gördüğü, duyduğu her şey,<br />
ama her şey dokunuyor ona.<br />
ve değdiği, dokunduğu her şey de<br />
yakıyor, yaralıyor onu.</p>
<p>bakınca, dosdoğru içinize bakıyor, sözgelimi.<br />
ve kaçırıyorsunuz siz de, çaresiz, gözlerinizi;<br />
ama işte oyuna geldiniz yine!<br />
onun istediği de bu çünkü:<br />
kaçırtmak sizi ruhunuzun ta diplerine,<br />
kendi şiirinizin sizi beklediği yere!</p>
<p>böyle böyle yüzgöz olma pahasına da olsa,<br />
bazen insanlarla, bazen fikirlerle,<br />
bazen de sözcüklerle denemek istiyor<br />
daha şimdiden,<br />
mezarda kurtlarla, böceklerle,<br />
mezarlık fareleriyle<br />
‘kavim kardeş’ şenlikli yaşamanın,<br />
hiçliği unutturan oyunlar oynamanın<br />
değişik yollarını.</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN ESERLERİ</strong></h2>
<p><strong><em>“İlk Atlas”</em></strong> adlı şiir kitabı ilk olarak 1990 yılında Ahmet Kot’un yönettiği Yazı Yayıncılıktan çıkmıştır. Daha sonra Ocak 2011’de Timaş Yayınları tarafından ikinci defa basılmıştır. Timaş Yayınları şairin bu kitabını şöyle tanıtmıştır:</p>
<p>(Büyülü serüvenin ilk durağına dönüş: İlk Atlas…<br />
“Yazdığım her şeyin bir bütünün parçası olduğunu düşünüyorum. Onu hissederek yazıyorum. Büyük bir define haritasının kayıp parçalarını keşfedercesine, her yazdığım şey o bütünün dolmayı bekleyen bir parçası gibi doğuyor bende. Aslında bütün gerçek şairlerin böyle bir bütünlük içinde yaşadıklarına inanıyorum, ama ben bunu kendimde çok baskın bir şekilde hissediyorum.” diyen Cahit Koytak, şiire hasredilmiş ömür mesaisinde her şeyi şiir olarak gören, her şeyi şiire dönüştüren bir şair. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı Üçlemesi ile başlayan Cahit Koytak kitaplığının yeni durağı, aslında serüvenin başlangıç noktası: İlk Atlas.<br />
Şiirleriyle uzun hem de çok uzun bir yolculuğa çıkmayı düşünen şairin kısa bir yolculuğu gibi İlk Atlas. Kısa ama bir o kadar da kapsamlı, haber verici, yoğun bir ön keşif gezisi gibi; ardından gelecek büyüleyici bir külliyatın habercisi. Yirmi yıllık uzun bir aradan sonra, bünyesine kattığı yeni şiirlerle İlk Atlas raflarda yerini alıyor yeniden.)</p>
<p>Uzun bir aradan sonra “<strong><em>Yoksulların Ve Şairlerin Kitabı”</em></strong> 3 kitaplık seri halinde Timaş Yayınları tarafından basıldı. İlki Şubat 2010’da, ikincisi <strong><em>“Yoksulların Ve Şairlerin Kitabı 2”</em></strong> Mayıs 2010’da ve sonuncusu <strong><em>“Yoksulların Ve Şairlerin Kitabı 3”</em></strong> ise Ekim 2010’da okuyucularla buluştu. bu üç kitap uzun bir birikimin sonunda ortaya çıkmıştır. Cahit Koytak ilk kitabından sonra geçen 20 yıl içinde hiç şüphesiz şiir yazmayı sürdürdü; ancak kendi deyimiyle şiirlerini bastırabileceği bir yayınevi bulamadı. Bu süreçte son derece yetkinliği artmış ve sayısı oldukça çoğalmış şiirlerini 2010’da şiirseverlerle buluşturmuş oldu.</p>
<p>Cahit Koytak, uzun süre kitap basmaya ara verdikten sonra art arda 3 serilik kitap dizisini yayınlattıktan 1 yıl sonra Mayıs 2011’de yine Timaş Yayınları’ndan <strong><em>“Yeni Başlayanlar İçin Metafizik”</em></strong> adlı şiir kitabını basmıştır. bu kitap ile Cahit Koytak hakikatin özünü ve varlığın ruhunu keşfe çağırıyor okuru.</p>
<p>Son olarak Cahit Koytak’ın <em>“Cazın Irmakları”</em> adlı şiir kitabı Ocak 2012’de yine Timaş Yayınları’ndan çıkmıştır. Bu kitapta caz ve blues üzerine kurduğu şiirlerle sesleniyor bu kez okuyucusuna. Cazın ve bluesun şiirle kardeşliğini en güzel Cahit Koytak anlatıyor. Şiirleri dinleyip, cazı okurken buluyorsunuz kendinizi.</p>
<p>Cahit Koytak’ın yakın zamanda çıkması beklenen <strong><em>“Şen Maneviyat”</em></strong> adlı şiir kitabı da bulunmaktadır.</p>
<h3><strong>SONUÇ</strong></h3>
<p>Şimdiye kadar yazdığım tüm bilgi ve görüşlerden yola çıkarak bir Cahit Koytak portresine ulaşabiliriz.</p>
<p>Cahit Koytak&#8217;ın imgenin hemen hemen hiç ortalarda olmadığı bir şiir anlayışı vardır. Koytak&#8217;ın, istiarelerin, benzetmelerin, metaforların çok incelikle işlendiği ama 2. Yeni&#8217;den beri Türk Şiiri&#8217;inde vazgeçilmez olan bireyin ve bireyin imgeleminin şiire hakim olması ilkesinin göz ardı edildiği bir şiir anlayışı vardır. Şiirlerinde &#8216;ben&#8217; yoktur. Çoğunlukla düzyazıya yaklaşan hatta şiirsel metin denebilecek şiirleri vardır. Şiirlerinin kalkış noktasını insanlara herhangi bir konuda kendi bildiği doğruyu anlatma arzusu vardır. Son dönemde güncel politik olaylara değinen şiirlerine bakıldığı zaman bu niyet hemen görülür.</p>
<p>Son sözü Cahit Koytak’ın kendisine bırakıyorum:</p>
<h3><strong>AĞACA, RÜZGÂRA, YAĞMURA POETİKALARI SORULSA&#8230;</strong></h3>
<p>Badem ağacına, çiçeğinden sual olunsa,</p>
<p>“Baharı bekleyin ve bunu saka kuşuna sorun!”</p>
<p>diyecektir.</p>
<p>Yağmurdan, kendini anlatması istenecek olsa,</p>
<p>“Tohum olun ve bunu toprağa sorun!”</p>
<p>diyecektir.</p>
<p>Bir kayadan bilgi sorulsa, suskunluğuna dair,</p>
<p>“Kulaklarınızı tıkayın</p>
<p>ve bunu kalbinize sorun!” diyecek</p>
<p>ve tutup daha derin bir sessizliğe gömülecektir.</p>
<p>Şairden de konuşması istenecek olursa, şiir hakkında,</p>
<p>kimi şair saatlerce, belki günlerce konuşacaktır size.</p>
<p>İyi olan da budur belki.</p>
<p>Çünkü böyle biri, konuşa konuşa, şiirin gökçe haritasını</p>
<p>avucunun içi gibi serebilir gözlerinizin önüne.</p>
<p>Size su çektiği kuyuları,</p>
<p>tırmandığı burçları gösterebilir.</p>
<p>Elinizden tutup, meleklerle ya da cinlerle</p>
<p>çene çaldığı gök katlarını</p>
<p>ya da mağaraları gezdirebilir size.</p>
<p>Ne mutlu bunu yapabilen şaire!</p>
<p>Ve ne mutlu onu dinleyenlere!</p>
<p>Ama kimi şair de konuşmayacaktır sizinle.</p>
<p>Çünkü bakın, konuşmasını sevmeyebilir böyleleri;</p>
<p>Belki beceremez de.</p>
<p>Ve kendisine şiir hakkında sorulduğunda,</p>
<p>“Rüzgârı dinleyin! der; geceyi dinleyin,</p>
<p>denizi dinleyin! der.</p>
<p>Şehirlerin uğultusuna kulak verin!</p>
<p>Şehirlerin, ormanların, mezarların uğultusuna…</p>
<p>Kulağınızı toprağa, ağaca, yastığa,</p>
<p>âşıkların kalbine, meczupların beynine,</p>
<p>hamile anaların karınlarına dayayın ve</p>
<p>varlığın sesini oralarda dinleyin!” der.</p>
<p>Bunları söyler ve susar;</p>
<p>belki ötesini bilmediği için,</p>
<p>belki sorulardan korktuğu için,</p>
<p>belki de, yalnızca şiirin sesi duyulabilsin diye</p>
<p>bunları söyler ve susar.</p>
<p>Bunları söyler ve susar,</p>
<p>kanatlarının hışırtısı duyulabilsin diye, şiirin!</p>
<p>Rüzgârın, gecenin, denizin;</p>
<p>kalemin, fırçanın ya da mızrabın sesi;</p>
<p>sessizliğin sesi,</p>
<p>uyumun ve kaosun sesi…</p>
<p>Ve olabilir ki, yeterince sessiz,</p>
<p>yeterince dolu bir anda,</p>
<p>Tanrı’nın sesi</p>
<p>duyulabilsin diye,</p>
<p>tutar daha derin, daha büyük,</p>
<p>daha dokunaklı</p>
<p>ve daha konuşkan</p>
<p>bir sessizliğe gömülür.</p>
<h3><strong>BİBLİYOGRAFYA</strong></h3>
<h4><strong>KİTAPLAR</strong></h4>
<p>Koytak, Cahit. Cazın Irmakları. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Ocak 2012.</p>
<p>Koytak, C. İlk Atlas. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Ocak 2011.</p>
<p>Koytak, C. Yeni Başlayanlar İçin Metafizik. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Mayıs 2011.</p>
<p>Koytak, C. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Şubat 2010.</p>
<p>Koytak, C. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı 2. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Mayıs 2010.</p>
<p>Koytak, C. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı 3. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Ekim 2010.</p>
<p>Koytak, C. Gazze Risalesi. 1. baskı, İstanbul: Pınar Yayıncılık, Ağustos 2009.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/">Cahit Koytak: Hayatı, Sanatı, Fikirleri, Eserleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">517</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Attilâ İlhan&#8217;ın “Ben Sana Mecburum” Kitabında İstanbul</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 23 Aug 2015 22:02:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul konulu şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=506</guid>
				<description><![CDATA[<p>Attilâ İlhan’ın Şiirlerinde İstanbul Attilâ İlhan’ın şiirleri içerisinde İstanbul temalı veya İstanbul’a değindiği çok sayıda şiiri vardır. Bu şiirleri tahlil etmek için şairin hayatını ve yaşadığı dönemin sosyal – siyasal olaylarını incelemek gerekir. Ayrıca, Attilâ İlhan’dan daha önce yaşamış ve İstanbul’u anlatmış birçok şair olduğu da bir gerçektir ve onların da İstanbul için ne düşündüğünü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/">Attilâ İlhan&#8217;ın “Ben Sana Mecburum” Kitabında İstanbul</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Attilâ İlhan’ın Şiirlerinde İstanbul</h2>
<p>Attilâ İlhan’ın şiirleri içerisinde İstanbul temalı veya İstanbul’a değindiği çok sayıda şiiri vardır. Bu şiirleri tahlil etmek için şairin hayatını ve yaşadığı dönemin sosyal – siyasal olaylarını incelemek gerekir. Ayrıca, Attilâ İlhan’dan daha önce yaşamış ve İstanbul’u anlatmış birçok şair olduğu da bir gerçektir ve onların da İstanbul için ne düşündüğünü bilmeden Attilâ İlhan’ın şiirinde İstanbul konulu bir çalışma yapılması düşünülemez.</p>
<p>Bu çalışmada, Attilâ İlhan’ın şiirlerinin tahliline girmeden önce giriş bölümünde divan edebiyatı şairi Nedîm’den başlayarak  Servet-i Fünûn edebiyatından Tevfik Fikret ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminde yaşamış Yahya Kemal’in, İstanbul’a nasıl baktıkları yer almaktadır. Daha sonra Attilâ İlhan’ın yayımlanmış on iki şiir kitabında yer alan tüm İstanbul şiirlerinin bir özeti mahiyetindeki “Ben Sana Mecburum” adlı şiir kitabındaki şiirlerinin tahlili verilir. Sonuç bölümünde ise, Attilâ İlhan’ın İstanbul’u nasıl algıladığı ve bunu şiirine ne şekilde yansıttığı, ondan önce İstanbul’u konu edinen şairlere göre farklı düşünceleri yer almaktadır.</p>
<h2>At Attilâ İlhan’s Poems İstanbul</h2>
<p>Within Attilâ İlhan’s poems, he’s a large of his poems with the theme of Istanbul or who’s been refered to Istanbul. In order to analyze these poems that’s  supposed to study carefully the poet’s manner of life and the social – political occurences of the period he lived as well. Also it’s the truth that a lot of poets who’s lived before Attilâ İlhan so that being relanted Istanbul. And besides,not to know  what they think about Istanbul that can not be thought of to make a studying with the theme of Istanbul at Attilâ Ilhan’s poems.</p>
<p>At this working, before not to analyze Attila İlhan’s poems in the introduction of it which’s comprised beginning a classical Ottoman poet Nedim and Tevfik Fikret from the classical Ottoman poetry of Servet-i Fünun and how Yahya Kemal was looked over Istanbul who’d lived at the transtion period to the republic from the Ottoman period. Later on as the summary of complate Istanbul poems at which’s consisted of twelve poem books being published relating to Attila İlhan. At his poem book which called by “I Feel Obliged To You” the analysis of his poems are comprised. At the part of concluding how Attila İlhan was perceived Istanbul and what kind he was reflected this to his poem is able to comprised with his different thoughts that according to the other poets who’d made a subject of Istanbul before him.</p>
<h1></h1>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Türk şiirinde İstanbul oldukça fazla yer tutar. Divan edebiyatının büyük bir bölümünü İstanbul şiirleri oluşturur. Divan edebiyatından sonra gelişen Tanzimat edebiyatı, Servet-i Fünûn edebiyatı ve sonrası, her dönem şairler için İstanbul en önemli mekânlardan biridir. Denilebilir ki, İstanbul için şiir yazmamış şair yok gibidir; ancak bazı şairler İstanbul şairi olarak adlandırılmayı hak ederler. Attilâ İlhan’ın şiirinde İstanbul’u incelemeden önce İstanbul’a şiirlerinde çokça yer veren, yazdığı şiirlerle günümüzde de hâlâ yaşamaya devam eden şairlerin İstanbul’a bakış açısını incelemek gerekir. Bu edebi şahsiyetleri; Divan edebiyatı için Nedîm, Servet-i Fünûn edebiyatı için Tevfik Fikret ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e bağlanan dönem için Yahya Kemal olarak ele alabiliriz.</p>
<p>Divan edebiyatında İstanbul’un kapladığı yer çok fazladır. Şöyle de denilebilir, İstanbul’un yeri divan şairleri için özeldir. Agâh Sırrı Levend, “Divan Edebiyatı” adlı eserinde bu noktaya dikkat çeker: “Asırlarca Osmanlı İmparatorluğunun merkezi olarak şöhretini bütün dünyaya duyuran İstanbul, divan edebiyatında hususi bir mevki alır. Tabiî güzelliği ve (âb-ü heva) siyle, camileri, mescitleri, kühsarları, bağları, hamamları ve her türlü eğlenceleriyle, nihayet ilim ve hüner sahiplerine sığınacak yer olmak haysiyetiyle Türk dünyasının gıptasını çeken İstanbul’un, divan şairlerince övülmesi kadar tabiî bir şey olmaz.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Nedîm, “Lâle Devri” olarak adlandırılan 1718 ile 1730 yılları arasında ün salmış bir “İstanbul Şairi”dir. Levend, kitabında İstanbul hakkında şairlerin hissiyatlarını çeşitli kategorilere ayırır. Bu çalışmada Levend’in yapmış olduğu kategoriye bağlı kalarak Nedîm’in bir Divan şairi olarak İstanbul için neler hissettiğini özetle vereceğiz. Buna göre İstanbul, ilim ve irfan kaynağıdır; yani hüner ve marifet sahiplerinin sığınacağı yerdir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>İstanbul, her türlü iyiliği ve kötülüğü içinde barındırır; yani iyi de kötü de aradığını İstanbul’da bulabilir:<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> İstanbul’un güzel dilberi çoktur; yalnız dilberi biraz vefasızdır:<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Genellikle İstanbul methedilir:<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>Servet-i Fünûn edebiyatı şairlerinin hepsi birer İstanbul şairi sayılmalarının yanı sıra, hepsinin bir izdüşümü olarak Tevfik Fikret’i ele alabiliriz. Fikret’in “Sis” şiiri İstanbul’u tema olarak seçtiği en belirgin şiirlerinden birisidir.</p>
<p><img class="td-modal-image wp-image-507 size-full alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/ben-sana-mecburum.jpg?resize=270%2C422" alt="ben-sana-mecburum" width="270" height="422" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/ben-sana-mecburum.jpg?w=270&amp;ssl=1 270w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/ben-sana-mecburum.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" />Mehmet Kaplan, “Tevfik Fikret, Devir – Şahsiyet – Eser” adlı kitabında bu şiir için, “Sis şiiri esas itibariyle Fikret’in daha önce birçok örneğini verdiği sembolik tablo veya tasvir şiirlerinin belirli bir mekân, zaman ve sosyal hayata tatbikinden ibarettir”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> der. Fikret, şiirde kendisini şehir ve toplumdan soyutlar ve uzaktan bakınca gördüklerini bir tablo çiziyor gibi anlatır. Türk edebiyatında İstanbul, ilk defa “Sis” ile kötü ve olumsuz bir şehir olarak ele alınmıştır. Divan edebiyatında Nedîm ve diğer şairler, İstanbul’u yüksek bir medeniyet şehri olarak tasvir ederler. Fikret sadece menfi bakmakla yetinmez, aynı zamanda nefretini de açıkça belli eder.</p>
<p>Sis şiirini, dönemin şartlarına ve Fikret’in hayatına göre düşünmek gerekir. Mehmet Kaplan’ın Ruşen Eşref’ten aktardığına göre: “O sıralarda bir polis her gün evini göz altında bulundururmuş. Rutubetli bir şubat günü sis denize olanca kesafeti ile çökmüş. Akşama kadar suların üstünden sıyrılamamış. Polisin duvarı ile sisin duvarı arasında kalan şair, o gün bütün bir devri bütün dertleriyle duymuş.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></p>
<p>Mehmet Kaplan şiiri üç bölümde inceler. Bunlar; şehrin genel görünüşünün bıraktığı toplu izlenim, şehri vücuda getiren çeşitli maddi varlıklar ve onların temsil ettikleri mana, son olarak da şehirde yaşayan insanlar, ahlakları ve davranışları, çeşitli zümreler ve tiplerdir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></p>
<p>Fikret, bu şiiriyle tüm nefretini İstanbul’a kusar. Böylece yüz yıllardır devam eden divan edebiyatı geleneği bir anda yerle yeksan olur. İstanbul, artık kötülüklerin anası, şairin benzetmesiyle yaşlı ve ahlaksız bir kadındır. Bununla da yetinmeyen şair, sisi tüm kötülükleri örten bir perde olarak görür. Kaplan, Fikret’in gördüğü İstanbul’u şöyle tarif eder: “Fikret’in çizmiş olduğu bu manzara eski, çökmüş, zavallı bir şehir intibaını uyandırır. Ahlaksızlık, tantana, fakirlik ve sefalet… İşte Fikret’in gördüğü II. Abdülhamid devri İstanbul’u.”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<p>Yahya Kemal Beyatlı, titizlikle yazdığı şiirlerinde birçok kez İstanbul’u konu edinir. Osmanlı’nın son döneminde yaşayan şair, İstanbul’da gördükleri aslında pek iç açıcı şeyler değildir. Mehmet Kaplan, “Şiir Tahlilleri” adlı eserinin ilk cildinde bu konuda şöyle der: “Tanzimat’ın başından İstiklâl mücadelesine kadar, Avrupalıların ‘hasta adam’ adını verdikleri Osmanlı İmparatorluğu’nun mukadderatı, Türk münevverlerini, ümitsizlik, cesaret ve korku, hayâl ve kötümserlik kutupları arasında, sürekli bir buhran içerisinde bırakır. Yahya Kemal, ‘hasta adam’ın son demlerine şâhit oldu.”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<p>Yahya Kemal’in birçok şiiri İstanbul’u anlatır. Yahya Kemal, şiirleriyle İstanbul’a yön verir. Şairin “Kendi Gök Kubbemiz”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> adlı şiir kitabında yer alan çoğu şiirin ismi dahi İstanbul ile ilgilidir; ayrıca ismi İstanbul ile ilgili olmayıp konusu bakımından İstanbul’da ilham aldığı çokça şiiri de vardır bu kitapta. Bu şiirlerden bazıları şunlardır: Süleymâniye’de Bayram Sabahı, İstanbul Fethini Gören Üsküdar, Âtik-Valde’den İnen Sokakta, Üsküdar’ın Dost Işıkları, Koca Mustâpaşa, İstinye, Fenerbahçe, Maltepe, İstanbul Ufuktaydı, İstanbul’un O Yerleri, Moda’da Mayıs, Erenköyü’nde Bahar. İstanbul’dan ilham aldığı şiirler de şu şekildedir: Bir Tepeden, Bir Başka Tepeden, Gece, Siste Söyleniş, Hâyal Şehir, Ziyâret, Eski Musîkî, Mevsimler, Kar Musîkîleri, Akşam Musîkîsi, Eylül Sonu, Ok, Bedri’ye Mısrâlar, Karnaval Ve Dönüş, Mihriyar, Yol Düşüncesi, Gezinti, Hüzün Ve Hâtıra, Ses, Eski Mektup, Aşk Hikâyesi.</p>
<p>Yahya Kemal, İstanbul’un her köşesini, sokağını, semtini yaşar, hisseder ve şiirlerine yansıtır; çünkü şair için İstanbul, sadece güzellikleriyle var olan bir şehir değil, değerleriyle yaşayan bir şehirdir. Yahya Kemal, Koca Mustâpaşa şiirinde semtin mü’min, mütevekkil, yoksul özelliklerini öne çıkarır.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> Yahya Kemal, Üsküdar’ı “İstanbul Fethini Gören Üsküdar” adlı şiirinde, İstanbul’un fethine ve peygamber müjdesinin gerçekleşmesine tanık olduğu için imrenilecek bir şehir olarak görür.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Yahya Kemal, her ne kadar şehrin güzelliklerinde bahsetse de şehrin sıradan insanının yaşamına dair de bilgiler verir şiirlerinde. Şairin, “Atik – Valde’den İnen Sokakta” şiiri bu temayla yazdığı bir şiirdir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a></p>
<p>Görüldüğü üzere, Yahya Kemal yüzyıllar boyu oluşan bir birikimin sentezi gibidir. Şöyle ki, divan edebiyatının tezine karşı oluşan Tanzimat antitezi ve buna karşı Servet-i Fünûncuların refleksi ve sonunda Yahya Kemal’in tüm bu diyalektik gelişimi bir sentezle harmanlaması sonucu ortaya çıkan şiiri. Yahya Kemal’in İstanbul’a bakışı da aynı sentezin ürünüdür. O, ne divan şairleri gibi yüzeysel güzellikleri ele alır, ne de Servet-i Fünûn şairleri gibi nefretle bakar İstanbul’a. Yahya Kemal, tarihiyle, maneviyatıyla, güzellikleriyle ve her daim şiirinin dokusuna sinen beşerin yaşam tarzıyla ele alır İstanbul’u ve hissiyatındaki duygularla buluşturur şiirinde.</p>
<p><figure id="attachment_508" aria-describedby="caption-attachment-508" style="width: 210px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/ben-sana-mecburum-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-508 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/ben-sana-mecburum-2-210x300.jpg?resize=210%2C300" alt="Attila İlhan &quot;Ben Sana Mecburum&quot;" width="210" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/ben-sana-mecburum-2.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/ben-sana-mecburum-2.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-508" class="wp-caption-text">Attila İlhan &#8220;Ben Sana Mecburum&#8221;</figcaption></figure></p>
<h2>Attilâ İlhan’ın Şiirlerinde İstanbul’un Değerlendirmesi</h2>
<h3>Ben Sana Mecburum</h3>
<p>Attilâ İlhan, “Ben Sana Mecburum” adlı şiir kitabını ilk kez 1960 yılında yayımlar. Bir önceki şiir kitabıyla bu kitap arasında beş yıllık bir zamanın bulunmasının sebebi, şairin bu dönemde sinemayla ilgilenmesi ve nesir kitaplar yayımlamasıdır.</p>
<p>Uzun bir dönemin şiirlerinden oluşan “Ben Sana Mecburum” kitabında yer alan İstanbul ile ilgili şiirlerin değerlendirmesi aşağıda yer almaktadır.</p>
<h4><strong>İstanbul Ağrısı </strong></h4>
<p><a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a> Attilâ İlhan, “İstanbul Ağrısı” adlı şiirinde gerilim dolu bir havada kendisinin İstanbul’la hesaplaşmasını, geçmişten geleceğe kurduğu köprünün karanlık, kötümser havasını dağıtmaya çalışır. Şair, kötülüklerin kaynağı olarak gördüğü İstanbul’a meydan okur adeta. Ayrıca şiir boyunca müthiş bir İstanbul tasviri vardır; bununla beraber İstanbul için yaptığı benzetmeler o güne kadar rastlanılmamış benzetmelerdir. Şiirin genel havası şairin oldukça öznel yorumlarını barındırır; yani aynı İstanbul’u gören bir sürü insan olmasına rağmen şairin gördüğü manzarayı hiç kimse görememektedir: “istanbul için yazılmış çok şiir vardır elbet, ama bu, ünlü şehrin başka bir espriyle başka bir düzeyden ele alınışıdır.”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a></p>
<p style="text-align: center;">“kanatları parça parça bu ağustos geceleri</p>
<p style="text-align: center;">yıldızlar kaynarken</p>
<p style="text-align: center;">şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen</p>
<p style="text-align: center;">sen</p>
<p style="text-align: center;">eğer yine istanbul’san</p>
<p style="text-align: center;">yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim</p>
<p style="text-align: center;">pançak pançak şiirler tüküreceğim</p>
<p style="text-align: center;">demek yine ben</p>
<p style="text-align: center;">limandaki direkler ormanında bütün bandıralar</p>
<p style="text-align: center;">ayaklanıyor</p>
<p style="text-align: center;">kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler</p>
<p style="text-align: center;">yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları</p>
<p style="text-align: center;">mavi asfaltlara çökmüş</p>
<p style="text-align: center;">diz bağlıyor”</p>
<p>Attilâ İlhan için İstanbul, tesiri büyük sihir gibidir; ancak bu sihir şairi öldürmez, süründürür: “istanbul şehir büyüsüyle efsunlamıştı bizi, şiirde bu hissedilir.”<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a> Bunun için şair, kendini zehirleme noktasına dahi varabilir. Şair, İstanbul ile girdiği çatışmada her ne kadar karşı koymaya çalışsa da sonuç olarak İstanbul’un emrinde olduğunu yineler:</p>
<p style="text-align: center;">“eğer sen yine istanbul’san</p>
<p style="text-align: center;">kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan</p>
<p style="text-align: center;">sirkeci garı’nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp</p>
<p style="text-align: center;">intihar dumanları içindeki haydarpaşa’dan</p>
<p style="text-align: center;">anadolu üstlerine bakıp bakıp</p>
<p style="text-align: center;">ağlayan</p>
<p style="text-align: center;">sen eğer yine istanbul’san</p>
<p style="text-align: center;">aldanmıyorsam</p>
<p style="text-align: center;">yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa</p>
<p style="text-align: center;">kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar</p>
<p style="text-align: center;">yine senin emrindeyim</p>
<p style="text-align: center;">utanmasam</p>
<p style="text-align: center;">gözlerimi damla damla kadehime damlatarak</p>
<p style="text-align: center;">kendimi yani şu bildiğin attilâ ilhan’ı</p>
<p style="text-align: center;">zehirleyebilirim”</p>
<p>Şair, İstanbul ile çatışmaya anlık bir ara vererek İstanbul’un çeşitli mekânlarını ve insani tipolojileri hakkında bilgi verir. Aslında verilen bu bilgiler, şiirin devamında şairin İstanbul ile çatışmasında bir dayanak noktası olacaktır:</p>
<p style="text-align: center;">“sonbahar karanlıkları tuttu tutacak</p>
<p style="text-align: center;">tarlabaşı pansiyonlarında bekârlar buğulanıyor</p>
<p style="text-align: center;">imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite’den</p>
<p style="text-align: center;">tophane iskelesi’ndeki diesel kamyonları sarhoş</p>
<p style="text-align: center;">direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler</p>
<p style="text-align: center;">uykusuz dalgalanıyor”</p>
<p>Şair, şiirin devamında İstanbul’a yüklenir ve ardından kendi durumunu açıklamaya girişir. Şair, limanda gördüğü gemilerin gittikçe gözünde devleşmesini İstanbul’un bir oyunu olarak görür ve kendine düşen kahrı anlatmaya soyunur. Şairin kendisine biçtiği kahır ise, şiirlerini afiş gibi duvarlara yapıştırmasıdır. Bu durum şair için basılamayan kitaplarını ve siyasi nedenlerden gizlemek zorunda kaldığı şiirlerini temsil eder. Ve böylelikle İstanbul zehrini şaire kusmaya devam eder. Bu durum şaire büyük bir çaresizlik hissini yaşatır. İstanbul’un verdiği ağrı bu şekilde gittikçe şairin içinde büyür. Şairin şiirlerinden oluşan afişleri astığı duvarların “Gümrük Duvarları” oluşu da anlamlıdır. Şairin de belirttiğine göre bu dönem Attilâ İlhan ve arkadaşlarının yurt dışına çıkmaya çalıştığı dönemdir: “yazıldığı yılları hatırlıyorum, mırç’la ve öteki bazı arkadaşlarla Paris yolculuğunu örgütlemeye çalıştığımız sıralardı, şehrin sokaklarında başıboş dolaşıyor, bazı bazı sahil kahvelerinde sabahlıyorduk, paramız yoktu ama engin bir gözü pekliğimiz, büyük hayallerimiz vardı.”<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a></p>
<p style="text-align: center;">“ulan istanbul sen misin</p>
<p style="text-align: center;">senin ellerin mi bu eller</p>
<p style="text-align: center;">ulan bu gemiler senin gemilerin mi</p>
<p style="text-align: center;">minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında</p>
<p style="text-align: center;">liman liman götüren</p>
<p style="text-align: center;">ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi</p>
<p style="text-align: center;">akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar</p>
<p style="text-align: center;">neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor</p>
<p style="text-align: center;">antenlerinden</p>
<p style="text-align: center;">neden</p>
<p style="text-align: center;">peki istanbul ya ben</p>
<p style="text-align: center;">ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy</p>
<p style="text-align: center;">gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas</p>
<p style="text-align: center;">ya benim kahrım</p>
<p style="text-align: center;">ya senin ağrın</p>
<p style="text-align: center;">ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın</p>
<p style="text-align: center;">çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi</p>
<p style="text-align: center;">burgu burgu içime boşalttığın</p>
<p style="text-align: center;">o senin ağrın</p>
<p style="text-align: center;">o senin”</p>
<p>Şair, her ne kadar İstanbul ile çatışıyor olsa da yurtdışına çıkınca herkese anlatmak ister İstanbul’u. Bu durum, İstanbul’un şairi ne derece etkilemiş olduğunun bir kanıtı niteliğindedir:</p>
<p style="text-align: center;">“eğer sen yine istanbul’san</p>
<p style="text-align: center;">yanılmıyorsam</p>
<p style="text-align: center;">koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim</p>
<p style="text-align: center;">sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine</p>
<p style="text-align: center;">satır satır okumak istediğim”</p>
<p>Şair, sonunda yenilgisini ilan eder. Her ne olursa olsun İstanbul kazanır şairin gözünde. Şair, kendini İstanbul’un emrine verir ve artık direnmenin faydasız olduğunu düşünür:</p>
<p style="text-align: center;">“sen</p>
<p style="text-align: center;">eğer yine istanbul’san</p>
<p style="text-align: center;">senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim</p>
<p style="text-align: center;">ulan yine sen kazandın istanbul</p>
<p style="text-align: center;">sen kazandın ben yenildim</p>
<p style="text-align: center;">kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar</p>
<p style="text-align: center;">yine emrindeyim</p>
<p style="text-align: center;">ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa</p>
<p style="text-align: center;">parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam</p>
<p style="text-align: center;">hiçbir gün postacı kapımı çalmasa</p>
<p style="text-align: center;">yanılmıyorsam</p>
<p style="text-align: center;">sen eğer yine istanbul’san</p>
<p style="text-align: center;">senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar</p>
<p style="text-align: center;">gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan</p>
<p style="text-align: center;">bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir”</p>
<p>Şair, şiirin son bölümünde İstanbul’a sitem eder. Şair, arkadaşlarıyla birlikte en ilkel duygularıyla İstanbul’a taptıklarını söyler ve bunu da en iyi İstanbul’un anlayabileceğini belirtir. Tüm bunlara rağmen İstanbul’un bu yapılanları unutması şair için sitem konusu olur. Şair, böylece İstanbul’dan son bir kez kendisini anlamasını ister:</p>
<p style="text-align: center;">“ulan bunu sen de bilirsin istanbul</p>
<p style="text-align: center;">kaç kere yazdım kimbilir</p>
<p style="text-align: center;">kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken</p>
<p style="text-align: center;">1949 eylül’ünde birader mırç ve ben</p>
<p style="text-align: center;">sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık</p>
<p style="text-align: center;">sana taptık ulan</p>
<p style="text-align: center;">unuttun mu</p>
<p style="text-align: center;">sana taptık”</p>
<p><figure id="attachment_509" aria-describedby="caption-attachment-509" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-509 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-3-300x186.jpg?resize=300%2C186" alt="Attila İlhan" width="300" height="186" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-3.jpg?resize=300%2C186&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-3.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-3.jpg?w=565&amp;ssl=1 565w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-509" class="wp-caption-text">Attila İlhan</figcaption></figure></p>
<h4><strong>Yorgun Serüvenci </strong></h4>
<p><a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><strong>[19]</strong></a><strong> </strong>Attilâ İlhan, bu şiirinde kendi söylemiyle, “Şiir dolaylı olarak, toplumcu uğraştan, bu arada uğraşın hepimizi zaman zaman düşürdüğü umutsuzluklardan, kötümserlikten söz eder”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a> diyerek ana temini verir. Mehmet Kaplan, “Şiir Tahlilleri” adlı eserinde Attilâ İlhan için ayrılan bölüme “Yorgun Serüvenci” şiirini alarak tahlil eder;<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a> ancak Attilâ İlhan, Mehmet Kaplan’ın siyasi görüşünün farklılığından dolayı kendisine bakış açısının taraflı olduğunu belirtir.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a> Şiirde İstanbul ile ilgili bölüm en başta yer alır. Şair, bu bölümde Emirgân’da içtiği yeşil sudan bahseder. Bu bölüm şiirin genel havasına uygun olarak karamsar ve kötümserdir. Şairin içtiği suyun yeşil olması, klorlu olması ve gökyüzünde ayın olmaması karamsarlığını niteler. Şair, bölümün sonunda da “büyük rezilliğimizi içtim” diyerek bu karamsar havayı taçlandırır.</p>
<h4><strong>Süleyman</strong></h4>
<p><a href="#_ftn23" name="_ftnref23"><strong>[23]</strong></a><strong> </strong>Attilâ İlhan, bu şiirinde kafasında yarattığı hayali karakter Süleyman’dan yardım ister. Şair, bulunduğu durumu karanlık ve belirsiz görür. Süleyman’dan bu durumu değiştirmesini ister. Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Abbas” adlı şiirine benzer bir tema kullanır. Tarancı da askerliğini yaparken bulunduğu durumdan ve gençliğinin elinden gitmesinden yakınarak emir eri Abbas’tan bu durumu değiştirmesi için yardım ister: “Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş&#8217;tan; / Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan&#8230;” <a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a></p>
<p>Attilâ İlhan aynı temayı kullanmakla birlikte Süleyman’ın hayali oluşu onu Abbas’tan ayırır. Şiirin İstanbul’la ilgili bölümü Dolmabahçe Saati’yle ilgilidir: “dur dolmabahçe saatini dinleyeceğim / on ikiyi çalsın öyle getir hadi getir”. Attilâ İlhan, Süleyman’dan yardımlarını istedikten sonra birden aklına aslında onu da tanımadığı gelir: “sen kimsin süleyman bir de bu var”.</p>
<h4><strong>Büyük Yolların Haydudu</strong></h4>
<p><strong><a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a> </strong>Attilâ İlhan, “Ben Sana Mecburum” kitabının birçok şiirinde olduğu gibi bu şiirde de serüven temasını öne çıkarır. Şair, kendisini şehirden şehre atar ve belâdan belâya bulaşır.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a> İzmir, İstanbul, Paris üçgeninde salvolar çizen şair, bu şiirinde Margot adlı kadını ön plana alır. Margot, şairi derinden etkiler ve daha başka eserlerde de kendine yer bulur.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a> Şair, şiirin sonunda siyasi polisi de işin içine katarak serüveninin gerilim havasını daha da artırır.</p>
<h4><strong>Ömer Haybo’nun Son Günleri </strong></h4>
<p><a href="#_ftn28" name="_ftnref28"><strong>[28]</strong></a><strong> </strong>Attilâ İlhan’ın hem arkadaşı, hem de yapıtlarındaki kahramanlardan bir tanesidir Ömer Haybo. Bu şiir de Ömer Haybo’nun kişiliğine yönelik bir anlatı içerir:</p>
<p>Şair, Ömer Haybo’yu öyle sarhoş tarif eder ki, sanki Ömer Haybo her daim sarhoştur; hatta doğuştan sarhoştur bile denilebilir. Ömer Haybo, şaire göre kötü bir film izleyicisidir: “yirmi bir buçukta alkazar sineması’nda kötü seyirci”. Attilâ İlhan, Ömer Haybo’yu İstanbul’da yaşayıp İstanbul’un farkında olmayan ve yaptığı ne varsa niye yaptığı bilinmeyen bir karakter olarak tanıtır. Buradan anlaşılacağı üzere şair, İstanbul’da yaşamayı İstanbul’un farkında olup, onu tam manasıyla yaşamakla özdeşleştirir.</p>
<h4><strong>Belma Sebil </strong></h4>
<p><strong><a href="#_ftn29" name="_ftnref29">[29]</a> </strong>Belma Sebil, Attilâ İlhan’ın hayalinde kurduğu bir sevgilidir.<a href="#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a> Hal böyle olunca şiirde kuvvetli bir biçimde imkânsız aşk konu edilir. Zaten şiir, kitabın “İmkânsız Aşk” bölümünde yer alan bir şiirdir. Şiirde Kallavi Sokağı önemli bir mekândır ve dört dizede kendine yer bulur: “seni ben kallavi sokağı’nda gördüm (iki kez) / kallavi sokağı’nda güvercinler (iki kez)”. Şair, “kallavi sokağı’nda güvercinler” dizesine de iki kez yer verir. Böylelikle hiç görmediği bir kadının güvercin misali elinden uçup gitmesini anlatır. Güvercinler insana korkusuzca en fazla yaklaşabilen kuştur; ancak ne kadar yakına gelirse gelsin dokunmaya kalktığınızda bir anda uçup gider. Bu manasıyla şairin güvercin benzetmesi çok iyi kullanılmış bir imgedir.</p>
<h4><strong>Gece Buluşması </strong></h4>
<p><a href="#_ftn31" name="_ftnref31"><strong>[31]</strong></a><strong> </strong>Attilâ İlhan’ın aşk şiirlerinden birisidir. Şair, şiirde toplumsal mücadelenin içinde yer alan birisinin kafasının pek de uyuşmadığı bir kadına âşık oluşunu anlatır. Âşık olan kişinin hayatındaki gerilimi sevdiği kadına yansıtmamaya çalışsa da bu imkânsızdır: “belki gelmem gelemem beş dakika bekle git”. Şiirde İstanbul’la ilgili bölüm hemen şiirin başında yer alan “sen istinye’de bekle ben buradayım” dizesidir. Sevgilinin İstinye’de beklemesi gelişi güzel seçilmemiştir. Şaire göre, İstanbul’un merkezi Beyoğlu ve civarıdır. Bu yüzden İstinye İstanbul’un bir ucu sayılır. Şair, İstinye’de bekleyen sevgiliye gelemediği takdirde gitmesini; çünkü kendisinin karanlıkta olduğunu bildirir. Bu karanlık olan yerin Beyoğlu olma ihtimali çok yüksektir. Eğer Beyoğlu karanlıksa, İstinye de bunun tam zıttı olmalıdır; çünkü boğaz kenarında, yeşillikler içinde İstinye, Beyoğlu’nun karanlık, izbe sokak ve mekânlarına göre elbette ferahlığı, enginliği ve dinginliği temsil eder:</p>
<p style="text-align: center;">“sen istinye’de bekle ben buradayım</p>
<p style="text-align: center;">içimde köpek gibi havlayan yalnızlığım</p>
<p style="text-align: center;">belki gelmem gelemem beş dakika bekle git</p>
<p style="text-align: center;">çünkü ben buradayım karanlıktayım”</p>
<h4><strong>Ben Sana Mecburum </strong></h4>
<p><strong><a href="#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a> </strong>Attilâ İlhan’ın tutkulu bir aşkı yaşadıktan sonra yazdığı bir şiirdir. Attilâ İlhan, bu şiir için “Yanılmıyorsam şiddetli, hayli tutkusal bir aşk ilişkisinden sonra, kestane kızılı bir İstanbul sonbaharı boyunca yazmıştım”<a href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a> der. Böylelikle şiirin genel havasını bir İstanbul sonbaharının hissettirdiği melankoli oluşturur denilebilir.</p>
<p>Attilâ İlhan, ayrı düştüğü sevgilisinin yokluğunu benimsemez ve bunu sevdiğine anlatmaya çalışır; ancak sevgilisinin de bu durumu anlamayacağından emindir: “ben sana mecburum bilemezsin”. Şair, sevgilisiyle ayrı düştüğü zamanın bir İstanbul sonbaharına denk gelmesini tesadüfî seçmez. Onun için İstanbul’da bahar ve yaz aşk mevsimleridir. İstanbul’da sonbaharın yaklaşmasıyla birlikte ayrılıklar kol gezmeye başlar. Şair, “ağaçlar sonbahara hazırlanıyor / bu şehir o eski İstanbul mudur” dizeleriyle aşk mevsiminin geçtiğini ve nasıl ki ağaçlar sonbahara hazırlanıyorsa, aşıkların da ayrılıklara ve ayrılığın verdiği yoksunluğa hazırlandığını belirtir.</p>
<p>Şair, şiirin dördüncü bölümünde “fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor” diyerek eski zamanları, hüzünlü bir ruh haliyle hatırlatır. Şairin gramofona yoksul sıfatını vermesi mecazi anlamdadır ve gerçekte yok olmuş aşkların yalnızlığını hatırlattığı içindir. Şair, aynı bölümün devamında “ne yapsam ne tutsam nereye gitsem / ben sana mecburum sen yoksun” diyerek tüm çaresizliğini ortaya koyar.</p>
<p>Şair, şiirin beşinci bölümünde sevgiliye çeşitli yakıştırmalarda bulunur. Bu dizelerde şair, sevgilisinin Yeşilköy’den uçağa bindiğini düşünerek aslında tekrar bir araya gelmelerinin imkânsızlığını dile getirir:</p>
<p style="text-align: center;">“belki haziran’da mavi benekli çocuksun</p>
<p style="text-align: center;">ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor</p>
<p style="text-align: center;">bir şilep sızıyor gözlerinden</p>
<p style="text-align: center;">belki yeşilköy’de uçağa biniyorsun”</p>
<p>Şiirin son bölümü, şair için tüm olanların sebebi mahiyetindedir: “ne vakit bir yaşamak düşünsem / bu kurtlar sofrasında belki zor”. İstanbul gibi büyük ve bilinmezliklerle dolu bir şehirde sevmek ve sevdiğinle uzun bir yaşam düşünmek çok zordur şair için; çünkü İstanbul’un karanlık yüzü aşkların daimiliğine engeldir.</p>
<h4><strong>Dördüncü Krallığım </strong></h4>
<p><a href="#_ftn34" name="_ftnref34"><strong>[34]</strong></a><strong> </strong>Attilâ İlhan, İstanbul’da yaşadığı tutkulu bir aşktan sonra peşi sıra yazdığı şiirlerden biridir “dördüncü krallığım”. Aynı aşktan sonra yazdığı diğer bir şiir ise kitaba da adını veren “ben sana mecburum” adlı şiiridir.<a href="#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a> Attilâ İlhan, şiiri Tepebaşı’nda kaldığı Royal Oteli’nde yazar.<a href="#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a> Şair, aşkından ayrı düşmesiyle duyduğu yalnızlık hissiyle otel odasında çeşitli hayaller kurar. Otelin garsonları şairin kendisini asacağından korkmaktadırlar: “hüseyin kendimi asarım korkusunda”. Şairin yaşadığı aşk acısı onu insan içine çıkmaktan alıkoyar: “bir türlü krallığımdan çıkamıyorum”. Şair, tüm bu yaşadıkları ve hissettiklerinden sonra “Çıldırma”yı da bir ihtimal olarak görür: “bir yerde çıldırmak var dur bakalım”. Şairin tüm bu duyguları, onu otel odasında bir krallıktaymışçasına yaşamaya iter. Bu krallık onun “dördüncü krallığı”dır.</p>
<h4><strong>Uzaktan Sevmek </strong></h4>
<p><strong><a href="#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a> </strong>Attilâ İlhan, şiirde Ermeni bir kadına olan aşkını ele alır. Şiir, isminden de anlaşılacağı üzere platonik bir aşkı konu edinir. Ermenilerin yoğunlukla yaşadığı Pangaltı’da gördüğü bir kadına âşık olan şair, uzaktan gördükleri üzerinden kadını şiire taşır.</p>
<h4><strong>Viyolonsel Yalnızlığı</strong></h4>
<p><a href="#_ftn38" name="_ftnref38"><strong>[38]</strong></a><strong> </strong>Attilâ İlhan, “Ben Sana Mecburum” kitabında “Cehennem Dairesi” başlığı adı altında yazdığı şiirler, 1950’li yıllarda Demokrat Parti (DP) ve Menderes diktası altında yok edilen özgürlükleri öne çıkarır.<a href="#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a> Bu şiirler tam manasıyla özgürlük için yazılır. Bu özgürlük, siyasal özgürlüktür. “viyolonsel yalnızlığı” şiiri de bu bölümde yer alan şiirlerden biridir. Şair, şiirde devrim ve özgürlük uğruna mücadele veren ve bedel ödeyenlere atıfta bulunur.<a href="#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a> Şiirin başında İstanbul, tarih boyunca kavganın ve mücadelenin şehri olarak kendine yer bulur:</p>
<p style="text-align: center;">“sonra çoğalıyorum tuz içerek</p>
<p style="text-align: center;">engerek korkuları arasında</p>
<p style="text-align: center;">isa’nın bilmem kaçıncı haftasında</p>
<p style="text-align: center;">baş baş istanbul’u büyüterek”</p>
<p>Şiirin ikinci bölümünde Abdülhamit dönemine giderek önemli bir sembol haline gelen Yıldız Sarayı’nın uğursuzluğunu dile getirir. Şair, bu hatırlatmayla dönemin özgürlük mücadelesinin öncüleri “Jöntürkler”i anar:</p>
<p style="text-align: center;">“sonra hüzzam makamından bir beste ki</p>
<p style="text-align: center;">tıbbiyelilerin boğdurulduğu</p>
<p style="text-align: center;">abdülhamit sarayının uğursuzluğu</p>
<p style="text-align: center;">tüy kalemlerinin üstündeki</p>
<p style="text-align: center;">kaiser bıyıklarıyla ve genç osmanlılar</p>
<p style="text-align: center;">zilkade gözlüklerinde kar suyu</p>
<p style="text-align: center;">paris’te ahmed rıza grubu</p>
<p style="text-align: center;">boulevard des italiens’de orospular”</p>
<p>Attilâ İlhan, şiirin sonunda asıl demek istediğine gelir: “özgür olmadı mı insan yaşamıyor”. “Cehennem Dairesi” bölümünde yer alan “İkinci Viyolonsel” ve “Birinci Keman” adlı şiirleri bu şiirle birlikte düşünmek gerekir.</p>
<h4><strong>İkinci Viyolonsel </strong></h4>
<p><a href="#_ftn41" name="_ftnref41"><strong>[41]</strong></a><strong> </strong>Attilâ İlhan, bu şiirle “viyolonsel yalnızlığı” şiirindeki temayı işlemeye devam eder. Şair, 1950’lerin dikta yıllarında özgürlüğü siyasal açıdan ele alır ve daha önce var olan özgürlük mücadelesi yürütücülerini yaşadığı dönemin insanlarına hatırlatır. Böylece toplumsal uyanışa kendince bir katkı yapar. Şair, I. Dünya Savaşı yıllarına gönderme yapmak için Vahdettin’i seçer: “aylardan en vahdettin bir kasım / günlerden mondros mütarekesi”. Yine aynı döneme ait Bahçekapı’daki tramvay grevini de hatırlatarak en zor yıllarda da işçi sınıfı mücadelesinin olabileceğini belirtir. Attilâ İlhan, şiirin ikinci bölümünde daha da geriye giderek II. Abdülhamit’in istibdat döneminde yaşayan şair Namık Kemâl’in Sarayburnu’ndan bir vapurla Magosa’ya sürgüne gidişini hatırlatır:<a href="#_ftn42" name="_ftnref42">[42]</a> “sarayburnu’ndaki ağır aksak o vapur / şair namık kemal’dir belki magosa’ya”. Attilâ İlhan, şiirde tersâne sokağı ve tersâne kahveleri mekânlarını özenle seçerek kullanır. Tersâne kahvelerinde Osmanlı tarihindeki ilk darbe ya da başka bir adlandırmayla ilk ihtilal girişiminin kanlı bir şekilde bastırıldığı olay ve aynı olayda hayatını kaybeden gazeteci Ali Suavi’den bahsedildiğini söyler:<a href="#_ftn43" name="_ftnref43">[43]</a> “tersâne kahvelerinde hâlâ konuşulur / ali suavi baskı nasıl saraya”.</p>
<p>Attilâ İlhan, “viyolonsel yalnızlığı”, “ikinci viyolonsel” ve “birinci keman” adlı şiirlerinde ortak tema olarak kullandığı “özgürlük mücadelesi”ni, ana karakter olarak Doktor Sabiha’da birleştirir. Bu üç şiirde Doktor Sabiha, tarihsel olarak hep var olan özgürlük mücadelesinin şiirin yazıldığı dönemde yürütücüsüdür; ancak Doktor Sabiha özgürlük mücadelesinde özgürlüğünü kaybederek bedel öder. Doktor Sabiha’nın kişiliği dönemin sıkıntı çeken, kısıtlanan, hapse atılan aydınları ve işçi sınıfı öncülerini temsil eder. Attilâ İlhan’a göre “özgürlük”, asla vazgeçilmez bir haktır ve insanlığın yaşadığına dair en önemli göstergesidir.</p>
<p>“Hürriyet ve İstiklâl Benim Karakterimdir”<a href="#_ftn44" name="_ftnref44"><strong>[44]</strong></a></p>
<p>Attilâ İlhan, Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünü alıntılayarak yazdığı şiirinde, “Kuvayı Milliye” ruhuyla yeni bir ayağa kalkış çağrısı yapar, daha doğrusu böyle bir ihtimali düşünür. Gerçekten de 1950’lerin sonunda aynı hissiyatla örgütlenen gençler, “27 Mayıs 1960 Darbesi”ne zemin hazırlayacaklardır.<a href="#_ftn45" name="_ftnref45">[45]</a> Şiirin İstanbul’la ilgili bölümü tek bir dizeden ibarettir. Şiir çok uzun olmasına rağmen İstanbul’a pek yer verilmemesinin sebebi Attilâ İlhan’ın şiiri Erzincan’da yazmasıdır.<a href="#_ftn46" name="_ftnref46">[46]</a></p>
<p><figure id="attachment_510" aria-describedby="caption-attachment-510" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-4.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-510 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-4-300x145.jpg?resize=300%2C145" alt="Attila İlhan'ın Şiirlerinde İstanbul" width="300" height="145" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-4.jpg?resize=300%2C145&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-4.jpg?w=615&amp;ssl=1 615w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-510" class="wp-caption-text">Attila İlhan&#8217;ın Şiirlerinde İstanbul</figcaption></figure></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Türk şiirinde her dönem İstanbul ile ilgili çokça şiir yazılır. Cumhuriyet sonrası dönemin şairlerinden İstanbul ile ilgili şiir yazan en önemli şahsiyetlerinden birisi de Attilâ İlhan’dır. İstanbul, kendisine özgü bir İstanbul algılayışıyla şairin şiirlerine yansır.</p>
<p>İstanbul, divan edebiyatında çok özel bir yere sahiptir. İstanbul’un mekânları, tarihi eserleri, ibadet yerleri, eğlence yerleri, güzel dilberleri ve ilim – irfanı divan şairlerinin şiirlerini süsler. Divan şiirinde İstanbul’dan şikâyet pek söz konusu değildir. Bu durum Servet-i Fünûn dönemine kadar böyle devam eder. Servet-i Fünûn döneminde İstanbul tüm kötülük ve musibetleriyle şiire girmeye başlar. Bu dönemin şairleri adeta İstanbul’dan nefret ederler. Bu dönemin hemen ardından gelen Yahya Kemal, divan şiirinin muhtevasına benzer bir şekilde İstanbul’u ele alır; ancak şu farkla ki, insanın yaşam tarzını, kentin sosyal dokusunu ve mekânın tarihi arka planını bir bütünsellikle şiirinde harmanlar.</p>
<p>Attilâ İlhan, daha şiir yazmaya başladığı ilk yıllarda “Türkiye” adlı şiirde İstanbul’a “Şehirlerin Padişahı” payesini vererek, İstanbul’a ne derecede kıymet verdiğini gösterir. Attilâ İlhan, şiir yazdığı her dönemde İstanbul’a çok fazla değer verir ve İstanbul’u Türkiye’nin minyatürize edilmiş kenti olarak görür.</p>
<p>Attilâ İlhan, İstanbul’u ele alırken sosyal – siyasal yanını çoğu zaman öne çıkarır. Siyasal olayların cereyan ettiği İstanbul, Attilâ İlhan’ın şiirinde kullanacağı önemli bir malzemedir. Şair, II. Dünya Savaşı sırasında İstanbul’un, insanların yaşamlarını kepaze bir hale dönüştürdüğünü düşünür. Böylece İstanbul’a yüklenen aşağılık rol, baskı altında şiir yazmak zorunda kalan şairin, üstü kapalı bir şekilde siyasal iktidarı eleştirmesinin bir yolu olur. “Kirli Yüzlü Melekler” şiirinde İstanbul, şairin gözünde böyle bir kötülüğün kaynağıdır. Şair, İstanbul’u işçi sınıfının başkenti olarak da görür. İşçilerin siyasal taleplerinin ana karargâhı İstanbul’dur şair için. Şair, birçok şiirinde İstanbul’u işçi sınıfıyla birlikte anar. Attilâ İlhan, toplumsal mücadele ve sınıf kavgasıyla anlattığı İstanbul’u, bazı şiirlerinde insanının tepkisizliğiyle ele alır. “Acı Ninni” şiiri buna en iyi örnektir.</p>
<p>Attilâ İlhan, İstanbul’dan denize ve Boğaz’a bakarak hayal kurar şiirlerinde. Denizin şaire hissettirdiği romantizm, çoğu kez gökyüzüne bakınca da aynı duyguları hissettirir. Şairin, şiirlerinde her zaman güzel hislerle bahsettiği semtlerden birisi Sarayburnu’dur. Bu semtin kahvehaneleri, denizi, manzarası ve sosyal yaşantısı şairin hep güzel bulduğu ve olumladığı şeylerdir. Bazı semtler ve mekânlar şairde hatıralar bırakır. Bazı durumlarda aşık olduğu bir bayanı, bazı zamanlarda da eski bir dostu hatırlar.</p>
<p>Attilâ İlhan, İstanbul’un limanlarını ve limandaki gemileri çok sık kullanır. Limanların şaire hissettirdiği duygu, kasvetli bir ruh haline bürünmesine sebep olur. Aynı zamanda şair, limanın hareketliliği ve gemilerin düdüklerini gerilimli bir hava yaratmak için de kullanır. Yine, liman ve gemiler şairin serüven duygusuna da hizmet eder. Attilâ İlhan’ın şiirlerinde liman, karamsar ve melankolik insanların sığınağıdır. Tophane, Karaköy, Haliç, Sarayburnu şairin sıklıkla bahsettiği limanlar arasındadır.</p>
<p>Şair, şiirlerinde gerçeküstü imgeleri çok sık kullanır. Bu imgeler, İstanbul’un mekânları ve şaire hissettirdiği duyguları sayesinde oluşur. Attilâ İlhan’ın şiirinde Beyoğlu’nun kullanıldığı yer ile Sarıyer’in kullanıldığı yer bakımından oldukça farklı imgeler ortaya çıkar. Şair için Beyoğlu,  kasvetli ruh halinin, karamsarlığın, melankolikliğin ve yalnızlığın sembolüdür; Sarıyer ve Boğaz kıyısına paralel semtler ise ferahlığın, açıklığın, rahatlığın ve sosyalliğin sembolüdür. Şair, hapsolmuşluk ile ferahlık duyguları arasında bir tezat oluşturacaksa Beyoğlu ve Sarıyer gibi iki farklı ilçeye şiirinde yer verir. Bu ilçeler bazı durumlarda semtleri veya bilinen mekânlarıyla anılır. Şair, özellikle Beyoğlu, Tepebaşı, Asmalımescit, Pangaltı gibi yerleri şiirlerinde azınlık halklarla birlikte kullanarak azınlıkların İstanbul’daki varlığına işaret eder.</p>
<p>Attilâ İlhan, İstanbul ile ilgili şiirlerinde genç ve yoksul insanlara sık sık yer verir. Bu gençlerin aşkı da önemlidir. Fakat büyük şehrin acımasızlığı, yoksulluğu ve insani ilişkilerin kısırlığı sebebiyle İstanbul’da aşkın da çok zor olduğu Attilâ İlhan’ın şiirlerinde belirgin bir durumdur. Buna en iyi örnek “Emperyal Oteli” adlı şiirdir.</p>
<p>Şair, mevsimleri ve özellikle de sonbahar mevsimini İstanbul içinde çok iyi tasvir eder. Bu mevsim, şairin gözünde İstanbul’u kasvetli bir hale sokar. İstanbul’un sonbaharı sadece tabiata değil, şairin kendisine ve İstanbul’da yaşayan herkese çöker. “Sisler Bulvarı”  ve “Suna Su” şiirlerinde Attilâ İlhan, böyle bir İstanbul sonbaharının hissettirdiklerini ele alır.</p>
<p>Attilâ İlhan, birçok şiirinde “İstanbul Şehri Ağlıyor” şiirinde olduğu gibi İstanbul’u kişileştirir. Şaire göre İstanbul, derbeder bir kişidir ve ağlaması engellenemez. Şair bu yolla, İstanbul’u kendi yerine koyar. Şairin yerine İstanbul ağlar, İstanbul sarhoş olur, İstanbul kızgınlığını dışa vurur.</p>
<p>Attilâ İlhan, “İstanbul Ağrısı” şiirinde olduğu gibi çok az şiirinde İstanbul’u kötülüklerin kaynağı olarak görür. Bu hissiyat, Tevfik Fikret’in “Sis” şiiriyle paralellik taşır. Gerilim yüklü bir atmosferde şairin İstanbul’la hesaplaşması ve geçmiş ile gelecek arasında kurduğu köprünün kötümser ve karanlık havasını yok etmeye çalışır. Şairin, şiirde İstanbul’a meydan okuması, tamamen umudunu yitirmediğinin bir kanıtıdır.</p>
<p>Attilâ İlhan, İstanbul’un otellerini çoğu şiirine malzeme yapar. Şiirlerinde oteller, önemli bir mekân ve imgedir. İçine kapanıklığın, hapsolunmuşluğun sembolüdürler. Bu oteller genellikle Beyoğlu ve çevresinde yer alır; Tarlabaşı, Tepebaşı gibi.</p>
<p>Şair, İstanbul’u tarih boyunca mücadele ve kavganın şehri olarak tanıtır. Şair, şiirlerinde tarihe bir devamlılık olarak bakar ve kendi yaşadığı dönemde İstanbul’daki devrimci kahramanları, İstanbul’un tarihinde var olan devrimci kahramanlarla buluşturur. “Viyolonsel Yalnızlığı”, “Yarının Başlangıcı” ve “O Eski Adamlar” şiirleri böyle şiirlerdir.</p>
<p>Şair, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra İstanbul’un, özellikle de Beyoğlu’nun çok değiştiğini düşünür. Bu değişim sosyal yapı ve eğlence anlayışında kendini gösterir. Artık Beyoğlu’nun müdavimleri hayat kadınları ve bunlar için Beyoğlu’na gelen zevk düşkünleridir. Şair, böyle durumlarda eskiyi hayıflanarak hatırlar ve hatırlatır. Hatta bazı şiirlerinde o kadar eskiye gider ki, Osmanlı devrinin yalılarına konuk olur. “Elde Var Hüzün” ve “Korkunun Krallığı” adlı kitaplarda bu muhtevalı şiirlere rastlamak mümkündür. Attilâ İlhan, darbe sonrası İstanbul’da, sadece toplumun yapısının değiştiğini düşünmez, değişen şeyin aynı zamanda İstanbul’un tabiatının da olduğunu düşünür.</p>
<p>Şairin eski İstanbul’u anlatmak için seçtiği mekânlar, Anadolu yakasında bulunan Beykoz, Kanlıca, Suadiye, Kuzguncuk, Çengelköy ve Üsküdar gibi yerlerdir. Avrupa yakasında ise Emirgân ve Sarıyer tarafına doğru Boğaz kıyısı semtlerdir. Bu mekânları tercih etmesinin sebebi İstanbul’u tarihini, kültürünü yaşatan ve sonradan göç almamış yerleşim yerleri olmalarındandır. “Bestenigâr”, “Kim Arar Kim Sorar” ve “Söyler” şiirleri bu duruma örnek gösterilecek bazı şiirlerdir.</p>
<p>Rauf Mutluay’ın Nazım Hikmet’in 1929 yılına ait “Resimli Ay” dergisindeki yazısından aktardığına göre: “Gerçek sanat, hayatı yansıtan sanattır. Onda hayatın bütün anlaşmazlıklarına, çatışmalarına, esinlerine, zaferlerine, yenilgilerine, aşkına, insan karakterinin bütün görüntülerine rastlanır. Gerçek sanat, hayat hakkında yanlış fikirler vermeyen sanattır.”<a href="#_ftn47" name="_ftnref47">[47]</a> Attilâ İlhan’ın İstanbul’u konu edindiği tüm şiirlerin toplamı bize Nazım Hikmet’in gerçek sanat tanımını verir. Attilâ İlhan’a göre İstanbul, yalnızca bir kent değil, insanı, tabiatı, sosyal – siyasal dokusu, tarihi, kültürü ve diğer tüm yönleriyle yaşayan bir varlıktır. Onun şiirinde İstanbul’a ait tüm olumlu ya da olumsuz görüntüler yer alır. Attilâ İlhan’ın şiirinde, İstanbul’a hiç gelmeden İstanbul’u yaşayabilir bir insan. Sonuç olarak Atilla İlhan, İstanbul’u çok se<a name="_Toc356728149"></a>ven ve onu yaşayan bir şairdir.</p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<ul>
<li>AKALIN, Nur, (2006), Şehir Filmleri – Attilâ İlhan, Artı 1 Kitabevi, İstanbul.</li>
<li>AKTAŞ, Şerif, (2013), Şiir Tahlili “Teori ve Uygulama”, Kurgan Edebiyat, Ankara.</li>
<li>AKYÜZ, Kenan, (1995), Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul.</li>
<li>BEYATLI, Y. Kemal, (2009), Kendi Gök Kubbemiz, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul.</li>
<li>ÇAVDAR, Tevfik, (2007), Türkiye’nin Yüzyılına Romanın Tanıklığı, Yazılama Yayınevi, İstanbul.</li>
<li>ÇELİK, Yakup, (2010), Attilâ İlhan Armağanı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Ayrılık Sevdaya Dair, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Belâ Çiçeği, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Ben Sana Mecburum, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Böyle Bir Sevmek, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Duvar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Elde Var Hüzün, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Kimi Sevsem Sensin, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Korkunun Krallığı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Sisler Bulvarı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Tutuklunun Günlüğü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Yağmur Kaçağı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>İLHAN, Attilâ, (2005), Yasak Sevişmek, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.</li>
<li>KAPLAN, Mehmet, (2008), Şiir Tahlilleri 1 (Tanzimat’tan Cumhuriyet’e), Dergâh Yayınları, İstanbul.</li>
<li>KAPLAN, Mehmet, (2007), Şiir Tahlilleri 2, Dergâh Yayınları, İstanbul.</li>
<li>KAPLAN, Mehmet, (2012), Tevfik Fikret (Devir &#8211; Şahsiyet – Eser), Dergâh Yayınları, İstanbul.</li>
<li>LEVEND, A. Sırrı, (1984), Divan Edebiyatı, Enderun Kitabevi, İstanbul.</li>
<li>MARX, K. – ENGELS, F., (2001), (çev. Murat BELGE), Sanat ve Edebiyat Üzerine, Birikim Yayınları, İstanbul.</li>
<li>MUTLUAY, Rauf, (1979), 100 Soruda Edebiyat Bilgileri, Gerçek Yayınevi, İstanbul.</li>
<li>MUTLUAY, Rauf, (1988), 100 Soruda Tanzimat ve Servetifünun Edebiyatı (XIX. Yüzyıl Türk Edebiyatı), Gerçek Yayınevi, İstanbul.</li>
<li>NECATİGİL, Behçet, (2000), Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Varlık Yayınları, İstanbul.</li>
<li>PALA, İskender, (2004), Şahane Gazeller 4 (Nedîm), Kapı Yayınları, İstanbul.</li>
<li>PARLATIR, İ. – İNCİ, E. – ERCİLASUN, A. B. vd., (2006), Tanzimat Edebiyatı, Akçağ Yayınları, Ankara.</li>
<li>TANPINAR, A. Hamdi, (2003), 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Kitabevi, İstanbul.</li>
<li>TARANCI, C.Sıtkı, (2013), Otuz Beş Yaş, Can Yayınları.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><em><strong>[1]</strong></em></a><em> Agâh Sırrı LEVEND, (1984). Divan Edebiyatı, Enderun Kitabevi, İstanbul, s. 608.</em></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><em><strong>[2]</strong></em></a><em> LEVEND, s. 608.</em></p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><em><strong>[3]</strong></em></a><em> LEVEND, s. 609.</em></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><em><strong>[4]</strong></em></a><em> LEVEND, s. 611.</em></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em> LEVEND, s. 612.</em></p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><em><strong>[6]</strong></em></a><em> Mehmet KAPLAN, (2012). Tevfik Fikret (Devir &#8211; Şahsiyet – Eser), Dergâh Yayınları, İstanbul, s. 145.</em></p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"><em><strong>[7]</strong></em></a><em> KAPLAN, Tevfik Fikret (Devir &#8211; Şahsiyet – Eser), s. 144.</em></p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"><em><strong>[8]</strong></em></a><em> KAPLAN, Tevfik Fikret (Devir &#8211; Şahsiyet – Eser), s. 145.</em></p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9"><em><strong>[9]</strong></em></a><em> KAPLAN, Tevfik Fikret (Devir &#8211; Şahsiyet – Eser), s. 147.</em></p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10"><em><strong>[10]</strong></em></a><em> Mehmet KAPLAN, (2008). Şiir Tahlilleri 1 (Tanzimat’tan Cumhuriyet’e), Dergâh Yayınları, İstanbul, s. 220.</em></p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11"><em><strong>[11]</strong></em></a><em> Yahya Kemal BEYATLI, (2009). Kendi Gök Kubbemiz, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul.</em></p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12"><em><strong>[12]</strong></em></a><em> BEYATLI, s. 26.</em></p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13"><em><strong>[13]</strong></em></a><em> BEYATLI, s. 16.</em></p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14"><em><strong>[14]</strong></em></a><em> BEYATLI, s. 19.</em></p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15"><em><strong>[15]</strong></em></a><em> Attilâ İLHAN, (2005). Ben Sana Mecburum, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, s. 11.</em></p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16"><em><strong>[16]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 139.</em></p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17"><em><strong>[17]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 140.</em></p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18"><em><strong>[18]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 139.</em></p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19"><em><strong>[19]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 16.</em></p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20"><em><strong>[20]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 140.</em></p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21"><em><strong>[21]</strong></em></a><em> Mehmet KAPLAN, (2007). Şiir Tahlilleri 2, Dergâh Yayınları, İstanbul, s. 218.</em></p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22"><em><strong>[22]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 140.</em></p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23"><em><strong>[23]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 19.</em></p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24"><em><strong>[24]</strong></em></a><em> Cahit Sıtkı TARANCI, (2013). Otuz Beş Yaş, Can Yayınları.</em></p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25"><em><strong>[25]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 20.</em></p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26"><em><strong>[26]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 141.</em></p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27"><em><strong>[27]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 141.</em></p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28"><em><strong>[28]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 25.</em></p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> <em>İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 87.</em></p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30"><em><strong>[30]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 148.</em></p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31"><em><strong>[31]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 89.</em></p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32"><em><strong>[32]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 91.</em></p>
<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33"><em><strong>[33]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 150.</em></p>
<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34"><em><strong>[34]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 93.</em></p>
<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35"><em><strong>[35]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 150.</em></p>
<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36"><em><strong>[36]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 150.</em></p>
<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37"><em><strong>[37]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 99.</em></p>
<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38"><em><strong>[38]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 105.</em></p>
<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39"><em><strong>[39]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 152.</em></p>
<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40"><em><strong>[40]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 152.</em></p>
<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41"><em><strong>[41]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 107.</em></p>
<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42"><em><strong>[42]</strong></em></a><em> Rauf MUTLUAY, (1988). 100 Soruda Tanzimat ve Servetifünun Edebiyatı (XIX. Yüzyıl Türk Edebiyatı), Gerçek Yayınevi, İstanbul, s. 81.</em></p>
<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43"><em><strong>[43]</strong></em></a><em> MUTLUAY, s. 78.</em></p>
<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44"><em><strong>[44]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 126.</em></p>
<p><a href="#_ftnref45" name="_ftn45"><em><strong>[45]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 156.</em></p>
<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46"><em><strong>[46]</strong></em></a><em> İLHAN, Ben Sana Mecburum, s. 155.</em></p>
<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47"><em><strong>[47]</strong></em></a><em> Rauf MUTLUAY, (1979). 100 Soruda Edebiyat Bilgileri, Gerçek Yayınevi, İstanbul, s. 195.</em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/qrFzKaq7x4A?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/">Attilâ İlhan&#8217;ın “Ben Sana Mecburum” Kitabında İstanbul</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>17</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">506</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şeyh Bedreddin&#8217;e Tarihsel Bir Bakış: Serçe Kuşun Sonbaharı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seyh-bedreddine-tarihsel-bir-bakis-serce-kusun-sonbahari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seyh-bedreddine-tarihsel-bir-bakis-serce-kusun-sonbahari/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 23 Aug 2015 20:37:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[fetret devri]]></category>
		<category><![CDATA[györgy lukacs]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi roman]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel roman]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=501</guid>
				<description><![CDATA[<p>György Lukacs, tarihsel romanı kısaca günümüzden geçmişe göz atmak, geçmişi yeniden yorumlamak olarak tanımlar.[1] Bu kısa tanımdan yola çıkarak Yılmaz Karakoyunlu’nun 2010 yılında yayımlanan “Serçe Kuşun Sonbaharı” romanını analiz edeceğiz. Yılmaz Karakoyunlu’ya gelinceye kadar farklı açılardan Şeyh Bedreddin’i ve Karaburun İsyanı’nı ele alan edebi eserler kaleme alındı; ancak roman olarak Şeyh Bedreddin’i ve onun çevresinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seyh-bedreddine-tarihsel-bir-bakis-serce-kusun-sonbahari/">Şeyh Bedreddin&#8217;e Tarihsel Bir Bakış: Serçe Kuşun Sonbaharı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>György Lukacs, tarihsel romanı kısaca günümüzden geçmişe göz atmak, geçmişi yeniden yorumlamak olarak tanımlar.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bu kısa tanımdan yola çıkarak Yılmaz Karakoyunlu’nun 2010 yılında yayımlanan “Serçe Kuşun Sonbaharı” romanını analiz edeceğiz.</p>
<p><strong>Yılmaz Karakoyunlu</strong>’ya gelinceye kadar farklı açılardan <strong>Şeyh Bedreddin</strong>’i ve Karaburun İsyanı’nı ele alan edebi eserler kaleme alındı; ancak roman olarak Şeyh Bedreddin’i ve onun çevresinde gelişen olayları konu edinen bu denli bir çalışma olmamıştır. Nazım Hikmet’in “Şeyh Bedreddin Destanı” ile edebiyat dünyasına giren Şeyh Bedreddin, Hilmi Yavuz’un “Bedreddin Üzerine Şiirler” çalışmasıyla kendine daha da fazla itibar kazandırdı. Karakoyunlu, Şeyh Bedreddin’i ve dönemin en önemli siyasi olaylarını, yine bu siyasi olaylarına yön veren kişiler üzerinden kurgusal bir forma sokarak <strong>Serçe Kuşun Sonbaharı</strong> eserinde romanlaştırdı.</p>
<p>Karakoyunlu, okurlarını <em>Serçe Kuşun Sonbaharı</em> romanın ana kahramanı Şeyh Bedreddin’in iç dünyasından başlayarak yakın çevresine, oradan aheste aheste uzağa doğru bir yolculuğa çıkarır. Bu yolculukta Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal öncülüğünde gerçekleşen Karaburun İsyanını’nı; Memluk sarayındaki hayatı ve Sultan Berkuk’u; Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezid ve Timur’un ihtiraslı düşmanlıklarını; Ankara Savaşı’ndan sonra Anadolu’da başlayan Fetret Devri’nin sancılarını okuyucu tarihsel olayların gerçekliği ve roman dilinin kurgusallığı ve edebiliğinde hazmetmeye çalışır.</p>
<p><em>Serçe Kuşun Sonbaharı romanı</em>, Prolog ve Epilog bölümleri hariç toplam 21 bölümden oluşur. Karakoyunlu, Bedreddin’in hayat merhalelerini bir serçe kuşun hayatına benzedir ve tüm bölümlere serçe kuşun o bölümde halet-i ruhiyesini temsil edecek bir isim verir.</p>
<p>Romanda tüm bölümlerinde başında bir şiir bulunur. Şiirler Mevlana ve Hilmi Yavuz’a aittir. Hilmi Yavuz’un şiirleri doğrudan Bedreddin Üzerine Şiirler’den alınır. Yalnız bu şiirler öyle gelişigüzel yerleştirilmez. Romanın başından başlayarak Şeyh Bedreddin’in düşüncelerin olgunlaştığı dönem dahil direniş ve isyanın başladığı bölümlere kadar ki şiirler Mevlana’dan seçilir. İsyan ve başkaldırı bölümlerin Hilmi Yavuz’un şiirleri bölüm başında yer alır. Sonunda direniş kırılır, Börklüce, Torlak ve Bedreddin öldürülünce kitabın son bölümü Epilog’da tekrar Mevlana’ya döner. Yazar’ın bu sıralamayı seçmesinin sebebi Mevlana’yı barışın ve maneviyatın sembolü olarak görmesinden olabilir. Durmadan kan aktığı, herkesin savaş halinde olduğu ve gerilimin doruğa çıktığı anlarda olay örgüsüne Hilmi Yavuz’un doğrudan aynı konuyu işleyen şiirleriyle katkı sunarak Mevlana’nın uhrevi dilinden romanı kurtararak maddi boyuta indirir. Çünkü artık hırs, intikam, ihanet vb. duygular kol gezmektedir. Böyle bir kurgusallıkta Mevlana’ya yer vermemek yazarın bilinçli bir tercihidir.</p>
<p><strong>Serçe Kuşun Sonbaharı</strong> romanının kahramanı Şeyh Bedreddin ve diğer tüm ana karakterler yanı başlarındaki kadınların düşünce dünyasında kurgulanır. Buna göre Şeyh Bedreddin Mariye’yle, Sultan Berkuk Melike Şirin ile, Sultan Bayezıt Despina’yla, Timur İdil ve Bibi Hatun’la, Börklüce Mustafa İsabella’yla, Mehmed Çelebi Haseki Sultan’la birlikte vardırlar. Romanda bu kadın kahramanların düşünceleri ve eşleri üzerindeki etkileri son derece belirleyici olur. Karakoyunlu’nun tercihini bu yönde yapması romanın kurgusuna katkı yapmasından ileri gelir. Gerçekte bu kadın kahramanların eşleri üzerinde böyle bir etkiye sahip olup olmadığı bilinmemektedir.</p>
<h2><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/serce-kusun-sonbahari.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-502 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/serce-kusun-sonbahari.jpg?resize=150%2C240" alt="serce-kusun-sonbahari" width="150" height="240" data-recalc-dims="1" /></a>Serçe Kuşun İlkbaharı</strong></h2>
<p>Simavna Kadısı’nın oğlu Bedreddin, Edirne’de 3. hocası Bayburtlu Ekmeleddin’den aldığı eğitimi de genç yaşında tamamlar. Artık yola çıkmaya hazırdır. Gerçek melamet hırkasını giymek ve tasavvufun sınırlarına girmek için Mısır’a, Şeyh Ahlati’nin yanına gitmek için hazırlıklarını yapar: “Yirmi dört yaşına henüz varmış bir Edirne imbiğiydi. Şeyh Mahmud, Şeyh Feyzullah ve Bayburtlu Ekmeleddin bu imbiğin ateşini körükleyenlerdi.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Bedreddin, Mısır’a vardıktan sonra bir süre Şeyh Ahlati’den eğitim aldıktan sonra Memluk sarayında Sultan Berkuk tarafından şehzade Ferec’e öğretmen olarak tayin edilir. Saraya ilk girişinde bu genç yaşta şehzadeye öğretmen olduğunu öğrenen muhafız komutanının şaşkınlığına şu şekilde cevap verir:</p>
<p><em>“Çok dövdüler bugüne kadar beni… Önce Simavna’da Molla Yusuf, sonra Edirne’de Şeyh Mahmud falakadan geçirdi. Bursa’da Koca Efendi, Konya’da Şeyh Feyzullah imanımı gerip gerip gevşettiler… Daha sonra Bayburtlu Ekmeleddin’in minderini bekledim. Şimdi de Ahlatlı Hüseyin’in eşiğindeyim…”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a></em></p>
<p>Bedreddin’in sarayda böylesine önemli bir göreve getirilmesinde şeyhi Ahlati’nin etkisi vardı. Çünkü Şeyh Ahlati, Sultan Berkuk’un da hocası konumundaydı. Bedreddin, Sultan Berkuk ve onun eşi Melike Şirin ile ilk karşılaşmasında gizli bir sınava tabi tutulur. Ders olarak neler okutacağını soran sultana verdiği cevapta nasıl bir birikime ve evrensel bilime sahip olduğunu ispatlar:</p>
<p><em>“Tarih ve felsefe için Yunan’ı okuyacak… Hukuk ve adalet için Roma’yı bilecek… İslamın mana ilmi için Arabi’yi, varlık bahsi için Gazali’yi tanıyacak… Aşk için Mesnevi’yi, maşuk için Tebrizli Şems’i okuyacak… Mana ilminde halkın hakkını, halkın hakkı için Hacı Bektaş’ı öğrenecek… Buna yekpare bütünlüğün ufku diyoruz. Bu bütünlükte hiçbir şey parça değildir. Hiçbir parça da bütünleştiği sanılan yerde yekpareyi yaratmaz…”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a></em></p>
<p>Tüm bunlar gerçekleşirken bir yandan Osmanlı, Avrupa’da zaferden zafere koşmaktadır. Ancak Doğu’da Timur’un Sultan Bayezıd’ın hükümranlığına göz dikmiş harekete geçmek için beklemektedir.</p>
<p>Bedreddin, Sultan Berkuk’un huzurunda olduğu bir vakit şeyhi Ahlati ile fikir alışverişinde bulunur. Tüm bu düşünceler hükmetme ve sultanlık üzerine söylevlerdir. Bahis devletin halkına karşı görevlerine gelindiğin Bedreddin: “Biliyor musunuz Şeyhim! Açtığımız mescitlerin yarısı kadar okul açsaydık şimdi dünyanın parmak ısırdığı bir gücün sahibi olmuştuk. Bilimi köylünün kafasına koyduğumuz gün, saltanatın en güçlü olduğu günü yaşarız…”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Bu konuşmaya bakıldığında günümüzde hala Bedreddin’in 600 yıl öncesinden yaptığı bir tespit geçerliliğini korumakta ve insanlığın önünde bir hedef olarak durmaktadır.</p>
<p>Bedreddin, sarayda geçirdiği bir süreden sonra Sultan Berkuk’un izniyle kendisine ve Şeyh Ahlati’ye birer cariye hediye edilir. Bu cariyeler ikiz kardeştir. Cazibe, Bedreddin’in hizmetine; Mariye, Şeyh Ahlati’nin hizmetine verilir. Cazibe’nin kendisine köle olarak hediye edilmesi Bedreddin’in hoşuna gitmez. Cazibe’nin eve geldiği ilk gece Bedreddin ona: “Ne sen benim kölemsin, ne de ben senin efendin… Eşitiz… İçinden geçenlerin hepsini kullan…”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> der ve ilk gecelerin sabahında Bedreddin Cazibe’yi karısı ilan eder.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Daha sonra Cazibe’den bir çocuğu olur. Bu süreçte Bedreddin Mariye ile de yakınlaşır. Çünkü Mariye’de Şeyh Ahlati’nin terbiyesi ve Bedreddin’in daha önce tatmadığı bir tasavvufi derinlik vardır. Bedreddin bu tasavvufi derinliğe hayran olur. Cazibe, çocuklarının doğumundan bir süre sonra hastalanarak ölür. Cazibe’nin ölümünün ardından Bedreddin ve Mariye daha da yakınlaşır. Diğer yandan Şeyh Ahlati’nin yaşlılığı da hastalığı da ilerler. Bu süreçte Şey Ahlati Bedreddin’e, Bedreddin de Şeyh Ahlati’ye sığınır. İkisi arasındaki muhabbet o kadar güçlenir ki, halvete girip günlerce çıkmadıkları olur.</p>
<p>Memluk sarayında bunlar yaşanırken Karaburun’da Börklüce, eşitlik ve adalet için halka tebliğde bulunur:</p>
<p><em>“Sofranı sen donatacaksın. Senin emeğin yetmezse, biz donatacağız. Emeğin eğer senin sofranı çaresiz bırakıyorsa, benim, onun, ötekinin emekleri birleşecek. Sen, sen olmaktan çıkıp biz olacaksın. Biz de, biz olarak birleşip sen olacağız…”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><strong>[8]</strong></a></em></p>
<p>Yaşı bir pazarcı kadının Börklüce Mustafa’ya cevabı şu şekilde olur: “Bir şeylerin değişmesi lazım Börklüce… Ama nasıl? Asıl sıkıntı burada… Eğer bir şeyin vakti gelmemişse, nasıl değişeceği bilinmez. Vakti gelince de neleri götüreceği bilinmez.”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> Yaşlı pazarcı bu kadının düşüncesi durumu özetler nitelikteydi. Halk henüz Börklüce’nin düşüncelerine hazır değildir. Bunun biraz daha bekleyip Şeyh Bedreddin gibi güçlü bir sesin onları peşinden sürüklemesi gerekecekti. Tabi bu sürükleyişin nelere mal olacağı da meçhuldü.</p>
<p>Tire’de ise Torlak Kemal diye nam salmış Samuel çocukluk arkadaşı Aron’u ziyaret eder. Torlak Kemal aslen Yahudi bir ailenin çocuğu iken daha sonra İslam’ı seçip hak ve eşitlik için verdiği mücadele nam salar. Aron ise, Torlak Kemal’in çocukluk arkadaşıdır. Şimdilerde bir sinagogun hahamıdır. Her ikisi de dertleşmelerinde insanın insana olan kulluğundan yakınarak insanların bu denli haksızlıklara karşı içlerinde kopan fırtınaları nasıl olur da gizleyebildiklerini düşünmektedirler.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<p>Karaburun’da bunlar yaşanırken ordusunun çadırgahında Timur, Bayezıd’ı nasıl alt edeceğinin planlarını yapmaktadır. Karakoyunlu burada biraz da Timur’un insani tarafı üzerine eğilmeyi uygun bulur. Timur, on yıllarca eşi olan Bibi Hatun’a müthiş bir saygı besler: “Bibi Hatun! Canımın can damarı… Her şeyim… Anam, babam,, sevgilim… Efendim…”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Bibi Hatun ise, kocasına ve hakanına hürmet duyar ve kendi elleriyle İdil adında genç bir kızı sunar. İdil, geldiği ovanın ismini alan genç ve oldukça akıllı bir kızdır. Kısa sürede Timur’un yanından ayırmadığı birisi olur.</p>
<p>Timur, bir yandan da kendi iç hesaplaşması içindedir. Bugüne kadar yanlışlarını yüzüne karşı söyleyen hiç kimse çıkmamıştır. O yüzden dalkavuklardan nefret etmektedir. Yüzüne hatasını söyleyen olmadığı için de her hareketinin doğru olduğuna inanır. Yazar, Timur’un tüm hayallerini süsleyen iki şeyden bahseder: “Birincisi kumral dediği Bağdat, diğeri Yeşil dediği Bursa idi…”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> Bağdat da Memluk sultanı Berkuk, Bursa’da ise Osmanlı sultanı Bayezıd hüküm sürmekteydi. O yüzden Timur gece gündüz demeden bu iki hedefi yok etmek için hazırlıklar yapar. Ordusuna emirler verir ve doğru zamanın gelmesini bekler.</p>
<p>Diğer bir yandan Bayezıd ise, çocuklarının hırsını görerek hepsine yetecek toprak bırakmak için Avrupa’yı fethetmek ister ama arkasından Timur tehlikesinin yaklaştığını hisseder. Timur’un Osmanlı’yı tehdit etmesi Bayezıd’ın sinirleri iyice gerer. Böyle zamanlarda Bayezıd’ın yardımına Despina yetişir. Despina, aklı ve ihtişamıyla Bayezıd’ı etkilemesini çok iyi bilir.</p>
<p>Bayezıd, yaklaşan Timur tehlikesine karşılık yeniçerileri hazırlıklı tutmak için onları ziyaret ederek Ganimet Kanunu’nun devam edeceğini söyler. Bir de müjde vererek Devşirme sisteminin ocağın esası olduğunu müjdeler. Bayezıd, askerlerine hedef olarak İstanbul’un fethini gösterir ve son olarak asıl meseleyi söyler: “Doğu’da Timur, Anadolu’ya yaklaşmıştır. Yönü artık Osmanlı’ya dönüktür. Ya başı bugünden ezilir, ya da boyun eğilir.”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Bu son söz Osmanlı ordusunun savaş hazırlığı anlamına gelmektedir.</p>
<h3><strong>Serçe Kuşun İlk Vuslatı ve Gonca Keyfi</strong></h3>
<p>Bedreddin, Şeyh Ahlati’nin tedrisatından geçerken bir yandan da Mariye’nin tasavvufi derinliğinin içerisine girmeye başlar. Aradan belli bir süre geçtikten sonra fıkıhta tüm İslam aleminin tanıdığı ve kabul gördüğü Bedreddin kitaplarının tamamını Nil Nehri’ne atarak fıkhın köşeli sınırlarından sıyrılır ve kendini tasavvufun uçsuz bucaksız evrenine bırakır.</p>
<p><em>“Bedreddin, konağın bütün hizmetlilerini odasına çağırmış, bu güne kadar sahip olduğu kitapları küfelere doldurup Nil’in kenarına getirtmişti. Hiçbir ayrım yapmaksızın hepsini nehrin sularına bırakıyordu. Birikimindeki derinliği sığlaştıran bir kahır çekişiydi. Kitaplarını atmakla içindeki yanlışlığın raflarını boşaltıyordu. Babasıyla başlayan, sonra bütün ders gördüğü hocaların yardımıyla genişleyen fıkıh ilminin vahalarından vazgeçip yeni bir tedrisat rahlesinin önüne oturmaya karar vermişti.”<a href="#_ftn14" name="_ftnref14"><strong>[14]</strong></a></em></p>
<p>Şeyh Bedreddin, çocukluğundan beri aldığı tüm eğitiminin ardından akıl yoluyla ancak belli bir seviyeye kadar ulaşılabileceğini anlar. Mertebelerden mertebeye yükselen Bedreddin, artık bir sevdanın peşine düşmüştü. Bu sevda, içini yakıp kavuran tasavvuf idi.</p>
<p>Bir yandan ise Ege’de Erythrai, Urla ve Çeşme üçgeninin kapsadığı alanda bir mücadele filiz vermeye başlar. Bu üçgende Cenevizli Maona şirketi hüküm sürer. Maona şirketi bu bölgede çıkarılan madenleri mavnalarla Avrupa’ya taşır. Maona şirketi, bu bölgede her ailenin üzerinden tasarruf hakkına sahiptir, kahya ağaları ve izbandutlarıyla bölgede hakimiyetini perçinleştirir.</p>
<p>İşçiler, gece gündüz demeden Maona şirketi için maden çıkarır, daha sonra çıkardıkları madenleri sahile mavnalara taşırlar. Bunun karşılığında ailelerine yetecek kadar bile kazanç elde edemezler. Bir de bu yetmez gibi devamlı hakarete, kötü muameleye ve haksızlığa uğrarlar. Manisa tarafında Torlak Kemal, Karaburun’da ise Börklüce Mustafa’nın adı yavaş yavaş çevre yerleşkelere yayılır. Bu isimler başka bir ağızdan konuşurlar: Hak derler, adalet derler, eşitlik derler ve işçilerin hep birlikte çalışıp hep birlikte yiyeceği bir düzenden bahsederler. Börklüce, düşüncelerini her daim irşad eder:</p>
<p><em>“Siz çalışmazsanız kim çıkarır bu madenleri? Kim taşır sırtında bu tozu toprağı? Kim çeker bu kürekleri… Kim boşaltır bu yükü?”</em></p>
<p><em>Bilin ki, siz katlandıkça bu hal böyle sürüp gidecek. Hakkınızı arayan cesaret içinizde yoksa birleşin. Birlikte kaldırın kollarınızı havaya… Birlikte asılın küreklere… Eğer birisi hakkınızı el koymak isterse, birlikte yapışın gırtlağına…</em></p>
<p><em>Korkarsanız, ezilirsiniz…”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15"><strong>[15]</strong></a></em></p>
<h3><strong>Serçem Kuşun İlk Feryadı</strong></h3>
<p>Bedreddin, Mariye ile sohbetlerinde fıkhı sorgular. Mariye: “Tanrı iradesi yanlış yorumlanan bir değerdir. Tanrı’nın gerçek iradesi, bir varlığın özünde olanı ortaya çıkarmaktır. Bu Tanrı’nın gerçeği istemesinden başka bir şey değildir.”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> dediğinde Bedreddin: “Acaba fıkıh ile tasavvuf, İslam’ın özünde bir çelişki miydi?”<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a> diye kendi kendine sorar.</p>
<p>Mariye, uzun bir muhabbetten sonra Bedreddin’ son darbeyi vurarak din ve fıkha dair bildiği her şeyi altüst ederek “Sırrı-ı hakikat”ı açıklar:</p>
<p><em>“Bütün dünya malları, insanların ortaklaşa yararlanması içindir. Yeryüzü bu yararlanmanın bereket tarlasıdır. Gerçekten bölünmüş toprak parçaları yoktur. İnsanoğlu doğanın düzenini kendisi için böldü. Çünkü doğan, yaşayan ve ölen sadece insandır. İnsan bu hırsla doğanın nimetini kendine alır, külfetini başkasına bırakır. Doğumla başlayan hayat, sonu biline bir maceradır ve değişmez. Mutlaka ölümle sona erer. Ruh, bedenden ayrı, bağımsız varlık değildir. Beden, vakti gelince direnemez ve göçer. Beden göçerken eşini de götürür. O zaman ruh da göçer. Ve hüküm tamamlanır. Çünkü ruhun, beden dışında kendine has hiçbir hayatı yoktur. Özelliği de olmaz.”<a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><strong>[18]</strong></a></em></p>
<p>Mariye, tüm ayrıksı düşüncelerinden sonra tek bir cümleyle görüşlerini özetler: “Bütün manevi varlıklar, insan düşüncesinin özünden doğmuştur. Gerçek olan insandır.”<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a> Bu özet cümle, Mariye’nin maneviyatı başka bir boyuta taşıması olur. Ona göre gerçek olan yalnızca insandır. İnsanın dışında yer alan tüm uhrevi bilinenler insan düşüncesinin bir ürünüdür. Bu haliyle Mariye’nin düşüncesi maddeci bir düşüncedir.</p>
<h3><strong>Serçe Kuşun Gönül Vakti</strong></h3>
<p>Timur, Bayezıd’ın hükümdarlığa son vermek adına önünde engel olarak gördüğü Memluk Sultan’ı Berkuk’a karşı savaş açar. Memluk ordusu büyük bir bozguna uğrar. Sultan Berkuk, canını zor kurtarır. İlk fırsatını bulduğu anda savaş alanından kaçar ve Kahire’ye doğru yola çıkar. Timur ise, Berkuk’u elinden kaçırdığı için çok kızgındı. Bir yandan savaşı kazanmanın gururu, diğer yandan da Berkuk’u yakalayıp Memlukluları tamamen ortadan kaldırma fırsatını elinden kaçırmanın kızgınlığını yaşar. Önünde iki ihtimal vardır: Ya Berkuk’un peşine düşüp Kahire’yi kuşatır ya da Osmanlı’nın üzerine yürür. Timur, bu ihtimallerden asıl gönlünde olanı, Osmanlı’nın üzerine yürümeyi tercih eder. Bu görevi komutanı Ahmed Mirza’ya verir.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a></p>
<p>Şeyh Ahlati, Memlukların Timur karşısında tarümar edildiği zamanlarda hastalanır ve yatağa düşer. Hasta yatağında en çok görmek istediği kişi aklına ve gönlünün aydınlığına hayran olduğu Bedreddin’dir. Yine Bedreddin’i yanına çağırdığı bir vakit ona Tebriz’e giderek Timur’la konuşmasını söyler. Çünkü Şeyh Ahlati, Timur’un hırsını görür ve bu hırsın Anadolu medeniyetini yok edeceğini bilir. Bayezıd’ın gözü Avrupa’da olduğu için Timur’’a karşı zafer elde edemeyeceğine inanır. Şey Ahlati, Bedreddin’e:</p>
<p><em>“Hazırlanın ve lütfen Tebriz’e gidin. Timur’a anlatın ki, Anadolu bir medeniyet bahçesidir. Korunması gerekir. Ama onun ruhunda Cengiz Han özentisi var… Yakarak, yıkarak vardığı hiçbir topraktan hayır gelmez.”<a href="#_ftn21" name="_ftnref21"><strong>[21]</strong></a></em></p>
<p>Şeyh Ahlati, “Anadolu bir medeniyet bahçesidir.” derken yalnızca İslam ve Türk medeniyetinden bahsetmez. Bahsettiği tüm dinler ve kültürlerin beşiği durumunda olan Anadolu medeniyetidir.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/yilmaz-karakoyunlu.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-503 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/yilmaz-karakoyunlu.jpg?resize=300%2C350" alt="yilmaz-karakoyunlu" width="300" height="350" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/yilmaz-karakoyunlu.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/yilmaz-karakoyunlu.jpg?resize=257%2C300&amp;ssl=1 257w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<h3><strong>Serçe Kuşun Cengi</strong></h3>
<p>Memluk ordusunu yenilgiye uğratan Timur, Ankara’da Bayezıd’ın ordusunu da bozguna uğratır. Üstelik Sultan Berkuk’u elinden kaçırdığı için kızgın olan Timur’u bu kızgınlığını tamamen unutturan bir gelişme yaşanır. Savaş sırasında Timur’un askerleri Bayezıd ve şehzadelerini ele geçirir. Bununla yetinmeyip komutanı Ahmed Mirza Bursa’ya kadar ilerleyip Despina’yı da esir alarak Timur’a getirir. Bayezıd’ı ibret-i alem olsun diye kafese kapatıp şehir şehir dolaştırmaya başlarlar. Ancak halkın gözünde savaşın kaybedilmesinden çok Timur’un Despina’nın iffetine dokunup dokunmayacağına dair büyük bir endişe vardır. Çünkü bu kalleşlik gerçekleşirse Osmanlı’nın gururu fena halde incinecektir.</p>
<p>Osmanlı, tam anlamıyla bir bozguna uğrarken Manisa’da gittikçe güçlenen Torlak Kemal ve Karaburun ve Tire bölgesinde taraftar toplayan Börklüce Mustafa bir araya gelirler. Osmanlı’nın bu dağınık durumundan da yararlanıp fikirlerini halka tebliğ etmeyi hızlandırırlar. Bir yandan da Osmanlı’nın gidişatını tartışırlar. Börlüce:</p>
<p><em>“Asıl önemlisi Timur’un eski beylikleri tekrar başa geçirmesidir. Bu da yetmez. Dört şehzadenin dördü de alır başını giderse Osmanlı tam dört hünkarlı dört ufak yem olur…       “<a href="#_ftn22" name="_ftnref22"><strong>[22]</strong></a></em></p>
<p>Torlak Kemal ise daha çok bu durumdan nasıl bir yol çizerek halkın lehine bir sonuca çıkacakları ile ilgileniyordu. Börlüce işin biraz daha insani tarafına bakarken Torlak, stratejik yanları ile de ilgileniyordu. Torlak, kendi görüşlerinin halk tarafından ne kadar kabul görürse görsün mutlaka peşinden gidilecek bir lidere ihtiyaç olduğunu belirtiyordu: “Ne sen, ne ben bu halkı sürükleyip götürebiliriz. Bize yol gösterecek birine muhtacız.”<a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a> Bu düşünceyle kendilerinin, özellikle Börklüce’nin bu önderliği taşıyamayacağını ifade eder. Zaten kendisinin böyle bir iddiası da yoktur; ancak Börklüce tam anlamıyla bir halk önderi olmaya adaydır.</p>
<p>Osmanlı’da bunlar yaşanırken sultan Berkuk, kaybettiği savaştan sonra bir daha kendini toparlayamaz ve kısa süre sonra vefat eder. Oğlu, yani Şeyh Bedreddin’in öğrencisi Ferec tahta geçer.</p>
<p>Börklüce ve Torlak’ın tahmin ettiği üzere Osmanlı’da dört şehzade arasında taht kavgaları başlar. Edirne’yi elinde tutan Süleyman Çelebi ile Musa Çelebi arasındaki savaş Musa Çelebi tarafından kazanılır. Osmanlı için Bursa ile birlikte en önemli iki kentinden birisi olan Edirne’de artık Musa Çelebi hüküm sürecektir.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a></p>
<p>Sadece şehzadelerin taht kavgalarıyla Osmanlı’daki fetret bitmez. Bir yandan Karaman, Germiyan, Aydın, Saruhan ve Menteşe Beylikleri yeniden kurulur. Bu durum Anadolu’daki Türk birliğini darmadağın eder ve kardeşler arasında nifakı daha da körükler.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a></p>
<p>Tüm bu karışıklıklar yaşanırken Şeyh Bedreddin Şeyhinin isteği üzerine Tebriz’e gider. Burada seferden dönen Timur’u bekler. Timur şehre girdiğinde tüm ulema el pençe divan hizaya geçer. Yalnız arkalarda bir kişi dimdik, eğilip bükülmeden ayakta bekler. Timur, bu farklılığı görür ve adını sorar. Bunun üzerine Şeyh Bedreddin kendisini tanıtır. Timur, kendisinin namını işittiğini belirtir. Akşamleyin ise tüm ulema sınıfı Timur’un sofrasına konuk olmak istediklerini iletirler. Timur ise, yalnızca Bedreddin’in gelmesinin yeterli olacağını belirterek Bedreddin’in hem İslam dünyasındaki önemini, hem de Timur’da bıraktığı etkiyi kanıtlar.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a></p>
<p>Timur, Bedreddin’e öncelikle Despina’ya onur kırıcı bir davranışta bulunmadığını anlatır. Çıkan dedikoduların kendisini de çok üzdüğünü belirtir. Ayrıca Bedreddin’den kendisiyle birlikte kalmasını ve kendisine büyük hürmet duyulacağını belirtir. Şeyh Bedreddin, teklifi nazikçe geri çevirir. Timur, Bedreddin’e:</p>
<p>“Dilediğin an, dilediğin yöne dön. İstediğin yere var, istediğini yap. Eğer bir gün şu ihtiyara bir himmetin olsun istersen hemen dön. Seni başında taşıyacak bir gönül tahtı olduğunu unutma…”<a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a></p>
<h3><strong>Serçe Kuşun İkinci Siyahı</strong></h3>
<p>Şey Bedreddin ilk acısını eşi Cazibe’nin ölümüyle yaşarken ikici acısını da gölgesine sığındığı Şeyh Ahlati ile yaşar. Şeyh Ahlati’nin ölümü herkeste olduğu gibi Şeyh Ahlati’de de derin bir üzüntü yaratır. Üstelik Şeyh Ahlati’nin ölümü Bedreddin’e daha ağır bir sorumluluk yükler. Artık Ahlati tarikatının şeyhi Bedreddin’dir. Şeyh Ahlati, ölmeden önce Mariye’yi Bedreddin’e, Bedreddin’i Mariye’ye emanet eder. Bu son konuşmasında tüm dervişlerini toplar ve halifesin Bedreddin olduğunu açıklar: “Halifem Şeyh Bedreddin’dir… Bundan böyle dediğim her şey, size ondan gelecektir…”<a href="#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a></p>
<p>Şeyh Ahlati’nin ölümü yalnızca Mısır’da etki yaratmaz. Tire’de giriştikleri mücadelede mevziler elde eden Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa’da büyük bir hüzün yaratır. Bu iki halk önderi de itikat olarak Ahlati’ye bağlı kişilerdir. Artık bu iki kişinin kaderleri Şeyh Bedreddin ile birleşme yolunda bir adım daha atılmış olur. Çünkü bağlı bulundukları tarikatın şeyhi Bedreddin olur.</p>
<h3><strong>Serçe Kuşun Bu Göç Vakti</strong></h3>
<p>Şeyh Bedreddin, Mısır ve Tebriz’in ardından Ahlati tarikatının şeyhi olarak dağılmaya yüz tutmuş Anadolu’ya gelir. Şeyhinin medeniyet bahçesi dediği Anadolu’da kendisini yeni çağıran bir gizil kuvvet vardır. İsyan bayrağının açılıp oldukça mevzi kazandığı Tire’ye Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in davetiyle gider. Yanında Mariye vardır. Tire halkı, Şeyh Bedreddin’in gelişini ilahi bir durum olarak algılar. Karakoyunlu bu durumu şu şekilde ifade eder:</p>
<p><em>“O gün Tire’de meraklı bir bekleyişin sabrı vardı. Kentin talihi yaver gitmiş ve günlerdir süren yağmur bıçakla kesilmiş gibi durmuştu. Bu itibarlı durum, Şeyh Bedreddin’in gelişini kutsayan bir tanrısal lütuf olarak yorumlanmıştı.”<a href="#_ftn29" name="_ftnref29"><strong>[29]</strong></a></em></p>
<p>Börklüce’nin Şey Bedreddin’e ilk tutkusu İznik’te başlar. Daha önce Şeyh Bedreddin’in ruhunun derinliklerinde adalet ahlaki ve eşitlik terbiyesi olduğunu fark edip meftumu olur. Börklüce, bir mürid terbiyesiyle Şeyh Bedreddin’e bağlanır. Börklüce’nin Ege coğrafyasında anlattığı her şey Şeyh Bedreddin’den aldığı feyzin sonucudur. Halk ise, peygamberi bir dille Börklüce Mustafa tarafından kendilerine tebliğ edilenlerin arkasından gitmeye başlar:</p>
<p><em>“İznik’ten Aydın’a geldiğinde yüreğinde ve zihninde bir heybetli Bedreddin getirmişti. Börklüce Mustafa kadar, söyledikleriyle tesir yaratan bir kimse görülmemişti. Bedreddin’in İznik derslerini, kendi ruhunun ilaveleriyle zenginleştirerek Aydın ilinin köylerinde aktarıyordu. Aydın’da Yahudiler; Urla’da, Karaburun’da, Sakız’da Rumlar ve Müslümanlar, adeta bir peygamber ardına düşmüş gibi Börklüce’nin arkasında gidiyorlardı.”<a href="#_ftn30" name="_ftnref30"><strong>[30]</strong></a></em></p>
<p>Şeyh Bedreddin, gece Börklüce’nin evine konuk olur. Konuşmalarında emeğin ilahi değil, insana yakışan en değerli varlık olduğunu söyler. Toprağın ise, Tanrı’nın verdiği bir nimet olduğunu belirterek insanların neden buna sahip olmak için zorladığını sorgulayarak birlikte üretip birlikte yemenin gerekliliğinden bahseder. Bu sözleriyle Börklüce Mustafa’nın iltifatını bir kat daha kazanmış olur.</p>
<p>Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa Tire’den sonra Sakız’a geçeler. Sakız meydanında mahşeri bir kalabalık vardır. Çünkü Maona şirketiyle yıllık anlaşma yapılmaktadır. Tüm Sakızlılar şirketin ağasının elini öperek üç kuruş karşılığı açlık fermanlarına imza atmaktadırlar. Böyle bir ortamda Bedreddin, Mariye, Börklüce ve Torlak Kemal meydana varır. Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa atılan imzalara engel oldular. Önce Börklüce Mustafa konuştu:</p>
<p><em>“Hiç kimse başkasını fakirleştirmeden zenginleşemez. Bunu görmezlikten gelmek insan izzetine aykırıdır. Dinleyin ve belleyin. Yârin yanağından başka her şeyimiz ortaktır.”<a href="#_ftn31" name="_ftnref31"><strong>[31]</strong></a></em></p>
<p>Daha sonra kürsüye Şey Bedreddin çıkar ve hayatında ilk kez bu kadar kalabalık bir topluluğa hitap eder:</p>
<p><em>“Ağa dediğin tanımında mekanın ve zamanın farkı yoktur. İster dağda vurduğun geyik, ister denizde tuttuğun balık, ister tarlada biçtiğin buğday, ister örste dövdüğün demir olsun; hepsinin verdiği imkanlar senin verdiğinin karşılığıdır… Böyle olunca anlarsın ki, yaratılanın sırları emekte gizlidir… Sen emeğine saygı duyarsan, o sana daha çok saygı duyar. Emek artık senin için kutsallaşır.”<a href="#_ftn32" name="_ftnref32"><strong>[32]</strong></a></em></p>
<p>Şeyh Bedreddin, bu konuşmasıyla insanları emekleri için mücadele etmeye çağırmış olur. Artık halkın sonuna kadar arkalarında yürüyecekleri saygın bir önderleri ortaya çıkar. Börlüce ve Torlak’ın mücadeleci ruhlarının yanında Şeyh Bedreddin’in itikadi ve alimliği halk hareketi oluşturmak için yeterli unsur gibi gözükmektedir. En azından Torlak Kemal buna inanmaktadır. Torlak Kemal, Börklüce’ye halk hareketini yönetebilmek adına kendilerinin Şeyh Bedreddin’in ardına düşmeleri gerektiği bahsini açar. Her iki yoldaş da Bedreddin’de bekledikleri büyük mücadele azmini görmezler; ancak halkın ona nasıl gıpta ile baktığını da gözlerinde kaçırmazlar. Börklüce’nin eşi İsabella, kendilerinin bunca cefayı çektikten sonra Şeyh Bedreddin’i lider olarak kabul etmelerini istemez. Ancak Torlak Kemal: “Bugün meydandakilere baktım. Bizi dinleyen de azdı, anlayan da… Fakat o üç cümle söyledi herkes kulak kesilip dinledi. Öyleyse fikir bizim olsa bile önderimiz o olmalı…”<a href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a> diyerek fikrini açıklar. Börklüce Mustafa da Torlak’a katılır “Halk artık bizi değil onu işin önderi sayar. O yürüdükçe asıl yürüyen biz oluruz… Milletin şifa bulmaz derdi çok. Ama yolunu gösterecek adamı yok. Bedreddin bu işin biçilmiş kaftanıdır.”<a href="#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a> der ve artık Ege diyarının emekten yana halk hareketinin fikirsel önderi Şeyh Bedreddin olur.</p>
<h3><strong>Serçe Kuşun Teshil’i</strong></h3>
<p>Şeyh Bedreddin, Ege’den ayrıldıktan sonra Sultan Musa Çelebi’ye merkez olan Edirne’ye döner. Yıllar önce Edirne’den ayrılırken sıradan bir insan olan Bedreddin, geriye döndüğünde tüm İslam dünyasında müritleri olan bir tarikatın itibarlı genç lideri olarak geri döner. Sultan Musa Çelebi, Şeyh Bedreddin büyük bir saygıyla karşılar. Saygıyla da yetinmeyip Şey Bedreddin’i Kazaskerlik payesiyle taçlandırır. Sultan Musa Çelebi, Şeyh Bedreddin’i ilk gördüğünde konuşmasına izin vermeden doğrudan düşüncesini belirtir:</p>
<p><em>“İstedik ki Şeyhimiz Bedreddin Hazretleri memleketimizin nizamında hukukun hakkını versin. İlmiyle, irfanıyla bizi haksız olmaktan korusun. Şeyhimiz, efendimiz, artık devletimizin Kazaskeridir…”<a href="#_ftn35" name="_ftnref35"><strong>[35]</strong></a></em></p>
<p>Sultan Musa Çelebi, daha sonra kadıların tayinin de Şeyh Bedreddin’in elinde olduğunu belirterek Şeyh Bedreddin’in iyiden iyiceye şaşırttı. Bu ikinci yetkiden sonra Şeyh Bedreddin, işin ciddiyetini daha da kavrayarak adalet kavramının en büyük düşmanın keyfilik olduğunu belirtir. Buna ek olarak en büyük tehlikenin de Sultan’ın keyfinin en büyük tehlike olduğunu belirterek bunu engelleyecek yegane çare sağlam bir nizam olduğunu belirtir. Bunun da yolu bu sağlam nizamın hükümlerinin yazılı hale getirilmesidir. Herkesin huzurunda belirttiği düşüncelerinin ardından yazar tarafından Şeyh Bedreddin’in ruh dünyası şu şekilde tarif edilir:</p>
<p><em>“Bedreddin’in ruhu rahattı. Rumeli’de kurulan Osmanlı Devleti’nin yeni yönetiminde yeni düzene ihtiyaç olduğunu biliyordu. Bunu halkın huzurunda Sultan’a, Sultan’ın huzurunda da halka söylemişti. Artık halk da, Sultan da bu devletin teşkilata, bu teşkilatın da nizama ihtiyacı olduğunu öğrenmişti. Bedreddin, bu ihtiyacın hükümlerini yazacaktı.”<a href="#_ftn36" name="_ftnref36"><strong>[36]</strong></a></em></p>
<p>Şeyh Bedreddin, aldığı görevi yerine getirmek adına hemen işe koyulur. Bu amaçla “Teshil”i yazmaya başlar. “Teshil,  İslam’da devletin ilk teşkilat-ı esasiyesi olacaktır.”<a href="#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a> Şeyh Bedreddin’in düşüncesine göre “Teshil” kolaylık olacaktır. Bu sayede devletin işleri daha da kolaylaşacaktır.</p>
<p>Şeyh Bedreddin, Edirne’ye varıp vaazlarını verirken bir toplantı da Börklüce Mustafa’yı da görür. Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ile aldığı karar sonucunda Şeyh Bedreddin’in peşinden gider. Böylece halk da onların peşinden gelecektir. Aynı toplantıda Şeyh Bedreddin bir ilk yaparak dışarda bekleyen kadınları içeri alır ve vaazını kadın erkek karışık bir topluluğa verir.<a href="#_ftn38" name="_ftnref38">[38]</a></p>
<p>Şeyh Bedreddin’in bu iyi günleri çok uzun sürmedi. Mehmet Çelebi ile giriştiği harbi kaybeden Musa Çelebi esir düşer ve Edirne Mehmet Çelebi’nin eline geçer. Bu son savaşla birlikte taht kavgasına düşen dört şehzadeden üçüncüsün ölümüyle biter. Artık Fetret Devri kapanır ve Osmanlı’da tek sultan Mehmet Çelebi olur.<a href="#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a></p>
<p>Şeyh Bedreddin, Musa Çelebi’den aldığı görevle yazdığı Teshil’i Mehmet Çelebi’ye teslim eder ancak Mehmet Çelebi buna pek aldırış etmez. Üstelik Şeyh Bedreddin’i lütuf gibi gözüken İznik’e sürgüne göndermeye karar verir.<a href="#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a> Tam bu zamanlara denk gelen bir gün Börklüce Mustafa, üç adet badem çaldı diye ağanın adamları tarafından öldürülen bir çocuğun acısıyla kızgın bir halk kitlesine kendi yazdığı “Tasvirü’l-Kulûb”<a href="#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a>un önsözünü özetleyerek Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerden oluşan topluluğu etkiler. Yanı başında eşi İsabella, bir yanda Torlak Kemal vardır. Edirne halkı suspus olmuş Börklüce’yi dinlemektedir. Tam bu anda Şeyh Bedreddin de oradadır. Tabi, Mehmet Çelebi’nin hafiyeleri de oradadır. Şeyh Bedreddin, Börklüce’nin söyleyeceklerini can kulağı ile dinler:</p>
<p><em>“Köylüler! Irgatlar! İşçiler! Osmanlı’nın yoksul dervişleri…</em></p>
<p><em>Adalet sadece Allah’ın takdirine bırakılamaz. Eğer hüküm sizin saf vicdanınızda varlığını hissettiriyorsa ona adalet denmez.</em></p>
<p><em>Eğer her şey Allah’ın adaletine kalıyorsa, mülkün adaleti ne işe yarıyor?</em></p>
<p><em>Ektiğin toprak senindir.</em></p>
<p><em>Diktiğin ağaç senindir! İçtiğin su senin…</em></p>
<p><em>Toprağın da, suyun da, denizin sahibi sensin… Benim… O… Toprakta, suda, havada hepimizin ortaklığı var. Ortaklığa bizden başka kimsenin sahipliği yoktur. Göz koyan olursa hakkımızı korumak için birlikteyiz. Devlet bile el süremez. Devletli dediğin ise hiç süremez…</em></p>
<p><em>Ezilmiş insanın cinsiyeti yoktur. Kadını da erkeği de çalıştığını kölesi olur. Bu yetmez, nafakasız kalmış çocukları da köle sayılır. Bu da yetmez; takatsiz anası, çaresiz babası da köledir. Köle olanın düşüncesinde merhamet varsa, çare yoktur.</em></p>
<p><em>Alnınızın terini alın. Almanıza engel olanların ne atlısı, ne yasası gözünüzü korkutmasın…</em></p>
<p><em>Yârin yanağından başka her şey ortaktır…”<a href="#_ftn42" name="_ftnref42"><strong>[42]</strong></a></em></p>
<p>Börklüce Mustafa’nın bu nutku, Edirne’de Mehmet Çelebi’ye karşı açılan isyan bayrağının ilk vakıasıdır. Sonrasında Börklüce ve Torlak Kemal arkalarına Şeyh Bedreddin’in fikirsel ve ruhani desteğini de alarak Ege’ye dönerler ve geniş halk yığınları üzerinde örgütlemeye başlarlar. Şeyh Bedreddin ise İznik’e sürgün edilir. Ancak bir yandan gözü kulağı Börklüce ve Torlak’tadır. Yurdun birçok yerinden Şeyh Bedreddin’e bağlılık mesajları gelir. Osmanlı’nın merkezi Edirne’de pek çok kişi Şeyh Bedreddin’in Edirne’ye gelerek Osmanlı tahtına oturmasını ister.</p>
<h3><strong>Serçe Kuşun Sonbaharı</strong></h3>
<p><em>“Bedreddin artık eski Bedreddin değildi. Hakça bir düzen kurmak için Osmanlı tahtına oturma niyetindeydi. Musa Çelebi’yi görmüştü. Şimdi önünde Mehmet Çelebi vardı. Geriye dönüp baktığında Berkuk karşısında gayretli bir kölenin sultan oluşundaki azim ve ısrar vardı. Hafızası, Timur’un zengin ve haşin hatıralarıyla yüklüydü. Hepsini bir tahtın başına getiren farklı nedenler vardı.”<a href="#_ftn43" name="_ftnref43"><strong>[43]</strong></a></em></p>
<p>Şeyh Bedreddin, çok güçlü hissediyordu kendini. Neden tahta oturmasın ki? Üstelik hakça bir düzen istiyordu ve onun peşinden gelen Börklüce ve Torlak gibi halk için canını feda edecek insanlar vardır. Mariye de Şeyh Bedreddin’e hak verir: “Aklınızdan geçen devletin düzenini kurmanız için Osmanlı’nın tahtında olmalısınız. İki kolunuz var. Sağınızda Börklüce, solunuzda Torlak Kemal… Ve onların hükmettikleri var… Sayıları on bini aşmış diyorlar…”<a href="#_ftn44" name="_ftnref44">[44]</a> Ancak Mariye, Bedreddin’e göre daha stratejik düşünür. Şeyh Bedreddin’in fiilen savaşa katılmasını istemez ve başkalarının başlatacağı savaşta kazanmak kesinleşinceye kadar doğrudan savaşa müdahil olunmasını istemez. Tabi, başkaları diye bahsettiği kişiler Börlüce, Torlak ve onların taraftarlarıdır. Mariye’ye göre önce Börklüce başkaldırmalı, sonra Torlak Kemal ve en son Şeyh Bedreddin hareket geçmelidir. Üç koldan Edirne’ye yürüdüklerinde hedeflerine ulaşacaklarına inanır ve Şeyh Bedreddin’i de inandırır. Çünkü Şeyh Bedreddin’e kalsa Edirne’de gördüğü kötü muamelenin de etkisiyle bir an önce isyanı başlatıp başına geçmek ister.<a href="#_ftn45" name="_ftnref45">[45]</a></p>
<p>Sultan Mehmet Çelebi, yurdun dört bir yanından aldığı haberlerden dolayı uykusuz geçeler geçirmektedir. Manisa’da Torlak Kemal, Aydın’da Börklüce Mustafa etrafına topladıkları binlerce kişilik orduyla Sultan’ın üstlerine gönderdiği iki orduyu da yenilgiye uğratır. İskender Paşa ve Timurtaşzade Ali Bey’in ordusunu perişan eden Börklüce’nin namı tüm Anadolu ve Rumeli’ye yayılır. Ülkenin her yerinde Manisa ve Aydın’dan gelecek habere umut bağlamış durumdadır. Bu durumun farkında olan Sultan Mehmet Çelebi, halkın Edirne’deki saraydan ümidini kestiğini anlar ve bu duruma bir nihayet vermek gerektiğini düşünür. Oğlu Şehzade Murat’ı ve tüm savaşlarda onun yanında olan Osmanlı’nın en güçlü paşası Sadrazam Bayezıd Paşa’yı yanına çağırır ve Ege’ye başkaldıranların üstüne birlikte bir sefer düzenlemelerini ister. Yazar, Sultan’ın kabusu dediği durumu şu şekilde tanımlar:</p>
<p><em>“Neydi bu kabus?</em></p>
<p><em>Eziyet ve haksızlıktan bıkmış dört bin kişilik silahlı fakirin fukaranın kulağı Manisa’da Torlak Kemal’in emrindeydi. Ne derse yapmaya hazır bu geniş ve yürekli savaşçının hakkından gelmek öyle sanıldığı gibi kolay değildi. Börklüce geniş bir gönüllü ordusu kurmuştu.”<a href="#_ftn46" name="_ftnref46"><strong>[46]</strong></a></em></p>
<p>Acımasız ve gaddar Bayezıd Paşa ve Şehzade Murat’ın Börklüce’nin üstüne yürüdüğü haber İznik’te Şeyh Bedreddin’ ulaştığında bunun son savaş olacağını anlar ve hazırlıklarını yapmaya başlar. Börklüce’nin bir kez daha kazanacağı zafer Edirne’nin kapılarını Şeyh Bedreddin’e açacaktır. Diğer bir yandan da Edirne uleması Sultan’ın huzuruna çıkarak Şeyh Bedreddin’in bağışlanıp Edirne’ye kabul edilmesini isterler. Şeyh Bedreddin namı o kadar abartılarak Edirne’ye kadar ulaşır ki, peygamber katına erdiğine inanların sayısı hiç azımsanacak gibi değildir. Bu isteği duyan Sultan Mehmet Çelebi adeta çılgına döner ve oturduğu yerden bir hışımla kalkıp gider.<a href="#_ftn47" name="_ftnref47">[47]</a></p>
<p>Savaş kapıya dayanınca saflar da belli olmaya başlar. Torlak Kemal’in çocukluk arkadaşı Haham Aron, emrindeki bin kişilik Yahudi ile Torlak Kemal’e katılır. Torlak Kemal’in de asıl ismi Samuel’’dir ve Yahudi bir ailenin çocuğudur. Çocuk yaşta Müslüman olur ve Bektaşi dergahına girer. Torlak Kemal’in Yahudi bir aileden geliyor olması Manisa yöresinde yaşayan çok sayıda Yahudi tarafından desteklenmesine sebep olur.<a href="#_ftn48" name="_ftnref48">[48]</a></p>
<p>Şeyh Bedreddin’in Edirne’de tahta oturması için Börklüce ve Torlak Kemal tarafından tüm planlar kusursuz bir şekilde hazırlanır. Şeyh Bedreddin, kafasında tüm planlarını hazırlar:</p>
<p><em>“Börklüce, İskender Paşa’yı ve Ali Bey’i yenmiş, ne kadar güçlü ve etkili bir orduya sahip olduğunu göstermişti. Şimdi Torlak Kemal’in ordusu da destek olacaktı. Böylece Şehzade Murad’ın ve Bayezıd Paşa’nın akıbeti artık aşikardı. Sonu belli bir diklenmenin diz çöktürüldüğü manzarayı seyredip yola çıkmayı planladı. Önce Deliorman’da kendisine bağlıların oluşturduğu geniş ordunun başına geçerek, oradan Edirne üzerine yürüyecekti.”<a href="#_ftn49" name="_ftnref49"><strong>[49]</strong></a></em></p>
<p>Savaşın başladığı sabahı, Karakoyunlu şu şekilde tasvir eder: “Bir hilkat sabahıydı. Yer siyah, gök siyahtı.”<a href="#_ftn50" name="_ftnref50">[50]</a></p>
<p>Bayezıd Paşa, savaş alanına varmadan önce tüm köylere girer ve yalı, kadın, çocuk demeden önlerine kim gelirse kılıçtan geçirtir. Bayezıd’ın askerleri, girdikleri köylerde evleri ateşe verip dışarı çıkan olursa köy meydanına toplayıp kılıçtan geçirirler.<a href="#_ftn51" name="_ftnref51">[51]</a></p>
<p>Savaşlarda daha önce rüştünü pek çok kez kanıtlayan Bayezıd Paşa, Börklüce’nin hazırladığı planı altüst ederek isyan ordusunu tarümar eder. Üstelik Börklüce’nin dağılan ordusundan kimsenin kaçmaması için tüm noktaları kapatır ve herkesi keklik gibi avlarlar. Geri çekilen Börklüce’nin ordusu Bülmüş Boğazı’ndan geçerek Sakız’a kaçmayı planlarlar; ancak burada da tuzağa düşerler ve ölmekten başka çare kalmaz ve ölürler de. Börklüce Mustafa, Bayezıd’ın okçuları tarafından ele geçirilir. Tam okçular tarafından öldürüleceği sırada Bayezıd Paşa okçuları durdurur ve Börklüce’nin kafese koyularak esir alınmasını ister. Börklüce’nin altı bin kişilik ordusundan yalnızca iki yüz kişi esir alınarak canlı çıkar. Büyük bir kırım yaşanır.<a href="#_ftn52" name="_ftnref52">[52]</a></p>
<p>Diğer bir taraftan Torlak Kemal, Börklüce tarafından tepelenip Tire tarafına sürülecek Osmanlı ordusunu bekliyordu. Son darbeyi Torlak Kenal’in emrindeki dört bin kişilik ordu vuracaktı. Ancak böyle olmadı. Börklüce’nin yenilgisi ve esir edilişi haberi gelir. Torlak Kemal, arkadaşı Aron’un da tavsiyesiyle Manisa’ya çekilmeye karar verir.<a href="#_ftn53" name="_ftnref53">[53]</a></p>
<p>Esir edilen Börklüce, Şeyh Bedreddin taraftarlarına bir ders vermek adına Ayasuluğ’a getirilir. Ayasuğ’da meydan kafes içinde getirilen Börklüce’yi görünce iniltiler içinden kıvranır. Herkesin önünde Zeyniye Şeyhi Şahabeddin, Börklüce’yi nifaktan vazgeçip fenafillaha sığınmaya davet eder. Bunun üzerine gözleri kapalı olan Börklüce Mustafa gözlerini açarak: “Gözlerimi sana ayıp olsun diye kapatmadım. Fenafillah denince biz makamlardan vazgeçmeyi anlarız. Hiç makamımız yoktur. Talep de etmeyiz. Dileğimiz sadece adaletin elidir ki bize de adil olsun…”<a href="#_ftn54" name="_ftnref54">[54]</a> der. Böylece son anlarını yaşayan Börklüce, boyun eğmeyeceğini belli eder. Ak libaslı esir mürüdleri hep bir ağızdan kendilerine öğretilenleri tekrarlar:</p>
<p><em>“Bizim yurdumuz Karaburun etrafıdır. Mülkümüz hepimize ortaktır. Yârin yanağı bizimdir. Gerisinde hepimizin hakkı ve emeği vardır.</em></p>
<p><em>Hepimiz mülkün ortağıyız. Bu ortaklıkta keyif de acı da eşit sayılır. Bizde toprak bizimdir. Ekeriz, biçeriz. Ürün ortak malımız olur. Malın sahibi yoktur. Torak da bizim, su da bizimdir…”<a href="#_ftn55" name="_ftnref55"><strong>[55]</strong></a></em></p>
<p>Öleceği aşikar olan ak libaslı müridlerin hala Börklüce’den öğrendiklerini tekrarlamaları inançlarının ve adanmışlarının keskinliğidir. Meydanda toplanan kalabalığın arasından saçları kazıtılmış, simsiyah giyinmiş bir kadın çıkar. Bu kişi İsabella’dır. “İriş Dede Sultan! İriş…” diyerek Börklüce’ye sarılmak için koşar. Ancak zulmün binbir çeşidini bilen Bayezıd’ın askerlerinin kılıcı kellesine iner ve Börklüce yolunda canını feda eder. Bunun üzerine hareketlenen ak libaslı müridler hep bir ağızdan bağırırlar: “İriş Dede Sultan! İriş…”. Tüm hazırlıkları daha önceden yapan Bayezıd Paşa’nın askerleri kılıçlarını çıkarırlar ve ak libaslıların gövde üstünde baş bırakmazlar. Bu sırada kara sakallı birisi öne çıkar ve Börklüce’nin yanına doğru yürüdü: “Gavurdur bu! Asılmak Müslümanlar içindir. Gerin bu kafiri çarmıha…”. Ve söylenen yapılır. Börklüce Mustafa’yı iyice itibarsızlaştırmak adına önceden Bayezıd Paşa tarafından hazırlanan tezgah hayata geçirilir. Elle ve ayaklarından bir çarmıha çivilenen Börklüce, getirilen bir deveye bağlanır. Bunu yaparken Börklüce çırılçıplak soyulur. Sonunda Karaburun İsyanı’nın mimarı, Osmanlı sultanı Mehmet Çelebi’nin kabusu, halkım umudu Börklüce Mustafa öldürülür.<a href="#_ftn56" name="_ftnref56">[56]</a></p>
<p>Diğer bir yandan Torlak Kemal’in ordusu Manisa’ya çekilirken yavaş yavaş dağılır. Torlak Kemal’in direnişi ikinci gününde kırılır. Tüm adamları kılıçtan geçirilir. En yakın arkadaşı ile birlikte asılarak idam edilirler.<a href="#_ftn57" name="_ftnref57">[57]</a></p>
<p>Şeyh Bedreddin, Deliorman’a varır. Kaynarca’da irili ufaklı birçok dergahta saklanır. Kendisi de sonradan Müslüman olup Hristo olan ismini Abdal İsa olarak değiştiren dayısının yanında bir müddet saklanır.<a href="#_ftn58" name="_ftnref58">[58]</a> Sultan Mehmet Çelebi, Şeyh Bedredin’i yok etmeden bu savaşın biteceğine inanmaz. Bir de Şeyh Bedredin’in Edirne’ye yaklaşması onu iyice korkutur ve çok güvendiği adamı Elvan Paşa’yı onu yakalamakla görevlendirir. Sonuca ispiyoncularında yardımıyla Şeyh Bedreddin, Elvan Bey, Mihailoğlu ve Bertaz Murtaza tarafında tuzağa düşürülüp yakalanır ve Edirne’ye getirilir.<a href="#_ftn59" name="_ftnref59">[59]</a></p>
<p>Edirne’de meydanda darağacı hazır bir şekilde Şeyh Bedreddin karşılanır. Sultan Mehmet Çelebi de meydana gelir. Ancak halkta büyük bir öfke vardır. Dört bir yandan Sultan’ın ve Elvan Paşa’nın çevresini sararlar. İçlerinden bir ses: “Fetvasız kazasker asıldığı ne zaman görülmüştür?” diye sorar. Hem bu sözün doğruluğu, hem de halktaki öfkeden dolayı Bedreddin’in divan kurulup yargılanacağı söylenir ve oradan alınıp hücreye götürülür.<a href="#_ftn60" name="_ftnref60">[60]</a></p>
<p>Sultan Mehmed Çelebi, Şeyh Bedreddin’in ölüm emrini vermediği için çok büyük bir rahatsızlık duyar. Ancak onun zamanına kadar Osmanlı töresinde sorgusuz sualsiz kazasker asıldığı görülmemiştir. Ancak önemli bir mesele vardır: Şeyh Bedreddin’i sorgulayıp ölüm fermanını verebilecek kişi kim olacaktır ve buna kim cesaret edebilecektir. Çevresindekilere danışır ve Heratlı Mevlana Haydar’ın bu iş için uygun isim olduğuna karar verilir. Heratlı Mevlana haydar, Şeyh Bedreddin’in hücresine gider ve sabaha kadar sorgular; ancak ölüm fetvasını veremez. Bunun üzerine Şeyh Bedreddin kendi ölüm fetvasını verir: “Kanı helal, malı haramdır.”<a href="#_ftn61" name="_ftnref61">[61]</a></p>
<p>Gardiyan da bir Bedreddin müridi çıkar. Mariye’yi içeri alır ve Şeyh Bedreddin ile görüştürür. Daha sonra yanına gelerek ak libaslıların sarayın etrafını sardığını ve kendisinin çıkmakta özgür olduğunu söyler. Şeyh Bedredin kabul etmez ve kaderin sadece bu dünya için var olmadığını söyler.<a href="#_ftn62" name="_ftnref62">[62]</a></p>
<p>Tüm hazırlıklar yapılır ve ertesi gün Şeyh Bedredin’i darağacına getirirler. Saray muhafızlarından birisi “İnfaz yetmez! İbret gerekir…” der. Çırılçıplak soyulur. Cellat tekmeyi vurur. Mariye, kimseye aldırmadan darağacına çıkar ve başında sırma işlemeyle Bedreddin’in edebini örter ve Şeyh Bedreddin’in son sözlerini işitir:</p>
<p><em>“Beni kara toprakta değil, hakikati anlamış insanların yüreklerinde arayın…”<a href="#_ftn63" name="_ftnref63"><strong>[63]</strong></a></em></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/yilmaz-karakoyunlu-2.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-504 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/yilmaz-karakoyunlu-2.jpg?resize=364%2C245" alt="yilmaz-karakoyunlu-2" width="364" height="245" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/yilmaz-karakoyunlu-2.jpg?w=364&amp;ssl=1 364w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/yilmaz-karakoyunlu-2.jpg?resize=300%2C202&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/yilmaz-karakoyunlu-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 364px) 100vw, 364px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Başlarken özetini verdiğimiz György Lukacs’ın tarihsel roman tanımını biraz açarsak, Lukacs’ın kendi ağzından tarihsel romanın ortaya çıkışı şu şekilde nakledilebilir:</p>
<p><em>“Tarihsel roman, günümüz toplumunun problemlerinin gerçekten anlaşılmasının ancak tarihsel evveliyatın, şimdiki toplumun ortaya çıkışının anlaşılmasıyla mümkün olabileceği hissidir. Yani hayat anlayışının tarihselleştirilmesinin, günümüz toplumsal problemlerine yönelik artan tarihsel kavrayışın şiirsel ifadesidir.”<a href="#_ftn64" name="_ftnref64"><strong>[64]</strong></a></em></p>
<p>Tarihin edebiyatın alanına girmesi aslında insanlığın doğrudan geçmişini anlama ve bu geçmişten yola çıkarak yaşadığı günü anlamlandırma ihtiyacındandır. Ünlü tarihçi E. H. Carr, tarih hakkında şöyle der:</p>
<p><em>“Geçmiş, bizim için bugünün aşığında anlaşılabilir ve bugünü tümüyle ancak geçmişin ışığında anlayabiliriz. İnsanın geçmiş toplumu anlamasını ve bugünün toplumuna daha çok egemen olmasını sağlamak tarihin çifte işlevidir.”<a href="#_ftn65" name="_ftnref65"><strong>[65]</strong></a></em></p>
<p>Bu bilgilerden yola çıkarsak Yılmaz Karakoyunlu’nun “Serçe Kuşun Sonbaharı” adlı romanını tarihsel roman olarak kabul edebiliriz. Öncelikle yaşanmış tarihi dönemleri konu edinen roman, daha sonraki yıllarda kaleme alınarak bulunduğu tarih diliminden geçmişe bakar. Bunun dışında romanın geçtiği dönemler Türkiye siyasi tarihi açısından çok önemli olayların gerçekleştiği dönemlerdir; bu yüzden bu dönemleri anlamak ve anlamlandırmak hem Karakoyunlu’nun romanı yazdığı 2000’li yıllar için, hem de günümüz için çok önemlidir. Yılmaz Karakoyunlu da bu bilinçle hareket ederek romanında dönemin en önemli siyasal ve toplumsal mevzularına yönelerek karakterleriyle yaşanan bu siyasi olayları anlamaya çalışır. Kahramanlar, olayları anlamaya çalışırken okuyucuyu da geçmişten hareketle yaşadığı dönemi anlamak adına birçok soruyu kendine sorar. Tüm bunlar romanı, tarihsel roman yapar.</p>
<p>Şeyh Bedreddin’in yanında Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’i romanın ana kahramanları sayabiliriz. Bu kahramanlar dönemin tipik kahramanları değildirler; ancak Lukacs’ın <strong>problematik kahraman<a href="#_ftn66" name="_ftnref66"><strong>[66]</strong></a></strong> olarak tanımladığı “eski değerlere bağlı kalmış, yeni değerlere ayak uyduramayan ve inandığı değerlerin ayaklarının altından kayıp gittiğini düşünen” kahraman tipi tanımına da uymazlar. Çünkü dönemin değerleri ve eski değerlerle barışık olmayan, tam aksine ilerici kahraman tipleridirler. Şeyh Bedreddin, fıkıh ile başladığı eğitimini tasavvuf ile ilerletir ve daha sonra eşitlik ve kardeşlik çerçevesinde bir düşünsel noktaya ulaşır. Börklüce Mustafa, her daim devrimci ve bulunduğu toplumun çürümüş ve köhneleşmiş sistemini kabul etmeyen ve insanları bu konuda uyaran ve karşı çıktığı her şeye karşı birlikte mücadele için örgütleyen bir kişiliği vardır. Torlak Kemal ise fikirden daha çok eylem adamıdır. Daha en baştan beri silahlanma ve haksızlığa karşı halkın kendi savunma gücünü kurmasından yanadır. Torlak Kemal’in tek düşünsel katkısı halk hareketini yönetebilmek için düşünsel bir öndere ihtiyaç olduğunu en baştan beri bilmesi ve bunu Börklüce Mustafa’ya önermesidir. Bu üç kahramanın birleştikleri nokta ilerici ve devrimci olmalarıdır. Hatta feodal bir toplum yapısında imparatorlukların hüküm sürdüğü coğrafyada sosyalist bir toplum hayali kurmalarıdır. Temelde Börklüce Mustafa’nın geliştirdiği toplumcu fikirler önce Torlak Kemal’i, ardından da Şeyh Bedreddin’i etkiler. Bu açıdan bakıldığında Şeyh Bedreddin’in peşinden giden bu iki kahraman aslında düşünsel olarak Börklüce Mustafa’nın geliştirdiği fikirlerin savunucusudur.</p>
<p>Karakoyunlu, tarihsel olayları ne kadar doğru bir şekilde ele aldığı tartışılır ve buna kesin bir cevap vermek de zordur. Carr, bu konuda tarihçilerin dahi genellemeler yapabileceğini belirtir.<a href="#_ftn67" name="_ftnref67">[67]</a> Tarihçinin bile yaptığı bu genellemeleri sanatçısın tarihi bir olayı ele alırken daha fazla kullanması doğaldır. Bu sebeple Karakoyunlu, tarih kaynaklarına “Karaburun İsyanı” diye giren olayın açıklamasını ana kahramanlar ve birkaç karakter üzerinden tarif eder. Bu durum şüphesiz tüm sebepleri ayrıntılarıyla ortaya koymaz; ancak roman okuyucusu için Osmanlı siyasi tarihinde önemli bir yer tutan Fetret Devri ve Karaburun İsyanı büyük bir ilgi odağı haline getirilir. Gerisi tarih araştırmalarının konusu olur.</p>
<p>Yazarın romanda kullandığı kaynaklara bakıldığında Osmanlı tarihçisi diyebileceğimiz vakanüvisleri pek baz aldığı söylenemez. Onlara bakmış olsa Şeyh Bedreddin için çok farklı bir tablo ortaya çıkardır. Genel olarak Cumhuriyet’ten sonra yapılan bağımsız tarih araştırmalarını göz önünde tuttuğu söylenebilir. Bu araştırmaların kaynakları da genel itibariyle Bizans tarihçelerine dayanmaktadır. Şeyh Bedreddin hakkında bilinen bazı bilgiler ölümünden epey sonra torunu tarafından kaleme alınan bilgilerdir.<a href="#_ftn68" name="_ftnref68">[68]</a></p>
<p>Şeyh Bedreddin ve Karaburun İsyanı, bizim edebiyatımız için önemli bir yerdedir. Nazım Hikmet’in “Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı”<a href="#_ftn69" name="_ftnref69">[69]</a> ve Hilmi Yavuz’un “Bedreddin Üzerine Şiirler”<a href="#_ftn70" name="_ftnref70">[70]</a> eserleri oldukça ünlüdür. Tarihi olaylar, edebiyatımızda neden bu kadar önemli bir yer tutar? Bu soruya Carr şu şekilde cevap verir:</p>
<p><em>“’Tarih Nedir?’ sorusunu cevaplamayı denediğimizde, cevabımız bilerek ya da bilmeyerek, zaman içindeki kendi tutumumuzu yansıtır ve daha geniş bir soruya, içinde yaşadığımız toplum hakkında ne düşündüğümüz sorusuna vereceğimiz karşılığın bir parçasını oluşturur.”<a href="#_ftn71" name="_ftnref71"><strong>[71]</strong></a></em></p>
<p>Bu açıklamadan da yola çıkarak Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin için destan yazmasının sebebi tarihimizden devrimci bir tutum çıkarma çabasıdır. Çünkü kendi tahayyülendeki toplum için ondan yüzyıllar önce yaşamış Şeyh Bedredin ve Börklüce gibi devrimciler aynı hayali kurarlar. Karakoyunlu’nun da böyle bir tutumda olması muhtemeldir. Anadolu topraklarında ilerici bir damarın her daim var olduğunu kanıtlamak ve geleceğimizin de bu ilerici ve devrimci vakıalara gebe olduğunu anlatmak adına tarihi bir olayı romanlaştırmak son derece mantıklı bir tutumdur.</p>
<p>Marksist sanat anlayışına göre “Maddi hayatın üretim tarzı hayatın toplumsal, politik ve entelektüel süreçlerini belirler.”<a href="#_ftn72" name="_ftnref72">[72]</a> Buradan yola çıkıldığında Şeyh Bedreddin ve müridlerinin başarıya ulaşamamaları maddi hayatın gerçek bir sonucudur. Yine maddi dünyada olup biteni yine maddi dünyada aramanın gerekliliğinden de yola çıkarak feodal bir toplumda ilkel komünal döneme dönüşün de sosyalist bir toplumu kurmanın da mümkünatı yoktur. Materyalist tarih anlayışında Şeyh Bedreddin’in hiçbir şansı yoktur. Nitekim gerçekten de büyük taraftar toplamasına rağmen başarıya ulaşılamaz. Ancak şartlar ne olursa olsun doğru bildikleri eşitlik ve hakça bir düzen için mücadele eden Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa Türk Marksist edebiyatçıları için çok önemlidir. Nazım Hikmet, bunu ilk keşfeden kişidir.</p>
<p>Yılmaz Karakoyunlu’nun tarihi olaylar çerçevesinde ele aldığı Şeyh Bedreddin’in hayatını ve Karaburun İsyanı’nı da içeren romanı, gerek dönemin tarihsel olaylarını ele alışı, gerek geçmişe bakıldığında günümüz olaylarını sorgulayan bakış açısı ve geleceğin ancak eşitlik ve hakça bir düzenle var olacağını düşündürmesi bakımından tarihsel bir romandır.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<ul>
<li>ALİ, Hafız, Manâkıp-ı Şeyh Bedrüddin İbni Kaadıy İsrail, İstanbul Belediyesi Kütüphanesi Muallim Cevdet Kitapları, K.157.</li>
<li>ANDERSON, Perry (2004), Tarihsel Materyaliz İzinde (çev. Mehmet BAKIRCI, H. GÜRVİT), İstanbul: Belge Yayınları.</li>
<li>CARR, Edward Hallet (2006), Tarih Nedir?, çev. M. Gizem Gürtürk, İstanbul: İletişim Yayınları.</li>
<li>KARAKOYUNLU, Yılmaz (2012), Serçe Kuşun Sonbaharı, 6. b. İstanbul: Doğan Kitap.</li>
<li>LUKACS, György (2010), Tarihsel Roman (çev. İsmail DOĞAN), Ankara: Epos Yayınları.</li>
<li>MARKS, K. – ENGELS, F. (2001), Sanat ve Edebiyat üzerine (çev. Murat BELGE), İstanbul: Birikim Yayınları.</li>
<li>RAN, Nazım Hikmet (2008), Tüm Şiirleri, 4.b. İstanbul: YKY Yayınları.</li>
<li>YAVUZ, Hilmi, Bedreddin Üzerine Şiirler, Bağlam Yayıncılık.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> György Lukacs, Tarihsel Roman (çev. İsmail Doğan), Epos Yayınları, Ankara: 2010.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Yılmaz Karakoyunlu, Serçe Kuşun Sonbaharı, Doğan Kitap, 6. b., İstanbul: 2012, s. 14.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Karakoyunlu, 18.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Karakoyunlu, 20.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Karakoyunlu, 36.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Karakoyunlu, 55.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Karakoyunlu, 74.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Karakoyunlu, 41.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Karakoyunlu, 43.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Karakoyunlu, 59.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Karakoyunlu, 44.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Karakoyunlu, 46.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Karakoyunlu, 61.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Karakoyunlu, 92.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Karakoyunlu, 107.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Karakoyunlu, 122.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Karakoyunlu, 122.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Karakoyunlu, 123.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Karakoyunlu, 124.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Karakoyunlu, 181.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> Karakoyunlu, 182.</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Karakoyunlu, 209.</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> Karakoyunlu, 213.</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> Karakoyunlu, 223, 224.</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> Karakoyunlu, 232.</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> Karakoyunlu, 248.</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> Karakoyunlu, 266.</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a> Karakoyunlu, 263.</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> Karakoyunlu, 269.</p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> Karakoyunlu, 274.</p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> Karakoyunlu, 292.</p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> Karakoyunlu, 293.</p>
<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> Karakoyunlu, 305.</p>
<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> Karakoyunlu, 306.</p>
<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a>[35] Karakoyunlu, 309.</p>
<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> Karakoyunlu, 311.</p>
<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> Karakoyunlu, 312.</p>
<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a> Karakoyunlu, 314, 315.</p>
<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> Karakoyunlu, 321.</p>
<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> Karakoyunlu, 326.</p>
<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a> Karakoyunlu, 325.</p>
<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42">[42]</a> Karakoyunlu, 329 – 332.</p>
<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43">[43]</a> Karakoyunlu, 338.</p>
<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44">[44]</a> Karakoyunlu, 339.</p>
<p><a href="#_ftnref45" name="_ftn45">[45]</a> Karakoyunlu, 340.</p>
<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46">[46]</a> Karakoyunlu, 342.</p>
<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47">[47]</a> Karakoyunlu, 350, 351.</p>
<p><a href="#_ftnref48" name="_ftn48">[48]</a> Karakoyunlu, 354.</p>
<p><a href="#_ftnref49" name="_ftn49">[49]</a> Karakoyunlu, 355.</p>
<p><a href="#_ftnref50" name="_ftn50">[50]</a> Karakoyunlu, 356.</p>
<p><a href="#_ftnref51" name="_ftn51">[51]</a> Karakoyunlu, 356.</p>
<p><a href="#_ftnref52" name="_ftn52">[52]</a> Karakoyunlu, 359, 360.</p>
<p><a href="#_ftnref53" name="_ftn53">[53]</a> Karakoyunlu, 362.</p>
<p><a href="#_ftnref54" name="_ftn54">[54]</a> Karakoyunlu, 363.</p>
<p><a href="#_ftnref55" name="_ftn55">[55]</a> Karakoyunlu, 364.</p>
<p><a href="#_ftnref56" name="_ftn56">[56]</a> Karakoyunlu, 365.</p>
<p><a href="#_ftnref57" name="_ftn57">[57]</a> Karakoyunlu, 368.</p>
<p><a href="#_ftnref58" name="_ftn58">[58]</a> Karakoyunlu, 369.</p>
<p><a href="#_ftnref59" name="_ftn59">[59]</a> Karakoyunlu, 374.</p>
<p><a href="#_ftnref60" name="_ftn60">[60]</a> Karakoyunlu, 375.</p>
<p><a href="#_ftnref61" name="_ftn61">[61]</a> Karakoyunlu, 382 – 388.</p>
<p><a href="#_ftnref62" name="_ftn62">[62]</a> Karakoyunlu, 381.</p>
<p><a href="#_ftnref63" name="_ftn63">[63]</a> Karakoyunlu, 389.</p>
<p><a href="#_ftnref64" name="_ftn64">[64]</a> Lukacs, 294.</p>
<p><a href="#_ftnref65" name="_ftn65">[65]</a> Edward Hallet Carr, Tarih Nedir? (çev. M. Gizem Gürtürk), İletişim Yayınları, 9.b. İstanbul: 2006, s. 64.</p>
<p><a href="#_ftnref66" name="_ftn66">[66]</a> Lukacs.</p>
<p><a href="#_ftnref67" name="_ftn67">[67]</a> Carr, 79.</p>
<p><a href="#_ftnref68" name="_ftn68">[68]</a> Hafız Halil, Manâkıp-ı Şeyh Bedrüddin İbni Kaadıy İsrail, İstanbul Belediyesi Kütüphanesi Muallim Cevdet Kitapları, K.157.</p>
<p><a href="#_ftnref69" name="_ftn69">[69]</a> Nazım Hikmet Ran, Tüm Şiirleri, YKY Yayınları, 4.b. İstanbul: 2008, s. 481 – 525.</p>
<p><a href="#_ftnref70" name="_ftn70">[70]</a> Hilmi Yavuz, Bedreddin Üzerine Şiirler, Bağlam Yayıncılık.</p>
<p><a href="#_ftnref71" name="_ftn71">[71]</a> Carr, 10.</p>
<p><a href="#_ftnref72" name="_ftn72">[72]</a> Marks – Engels “Sanat ve Edebiyat Üzerine” (çev. Murat Belge), Birikim Yayınları, 2.b. İstanbul: 2001. S. 9.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seyh-bedreddine-tarihsel-bir-bakis-serce-kusun-sonbahari/">Şeyh Bedreddin&#8217;e Tarihsel Bir Bakış: Serçe Kuşun Sonbaharı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seyh-bedreddine-tarihsel-bir-bakis-serce-kusun-sonbahari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">501</post-id>	</item>
		<item>
		<title>27 Mayıs 1960’ın Tarihsel Romanı: SIRTLAN PAYI</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/27-mayis-1960in-tarihsel-romani-sirtlan-payi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/27-mayis-1960in-tarihsel-romani-sirtlan-payi/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 23 Aug 2015 20:17:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[aynanın içindekiler]]></category>
		<category><![CDATA[györgy lukacs]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi roman]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=494</guid>
				<description><![CDATA[<p>György Lukacs, tarihsel romanı kısaca günümüzden geçmişe göz atmak, geçmişi yeniden yorumlamak olarak tanımlar.[1] Bu kısa tanımdan yola çıkarak Attilâ İlhan’ın 1974 yılında “Aynanın İçindekiler” roman serisinin ikinci romanı olarak basılan “Sırtlan Payı” adlı romanını analiz edeceğiz. Aynı yıl “Yunus Nadi Roman Armağanı”na layık görülen bu roman, seri romanın bir parçası olmasına rağmen devam niteliği [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/27-mayis-1960in-tarihsel-romani-sirtlan-payi/">27 Mayıs 1960’ın Tarihsel Romanı: SIRTLAN PAYI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>György Lukacs, tarihsel romanı kısaca günümüzden geçmişe göz atmak, geçmişi yeniden yorumlamak olarak tanımlar.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bu kısa tanımdan yola çıkarak <strong>Attilâ İlhan</strong>’ın 1974 yılında “<em>Aynanın İçindekiler</em>” roman serisinin ikinci romanı olarak basılan “<strong>Sırtlan Payı</strong>” adlı romanını analiz edeceğiz. Aynı yıl “Yunus Nadi Roman Armağanı”na layık görülen bu roman, seri romanın bir parçası olmasına rağmen devam niteliği olmayan bir romandır. Romanı anlamak için serinin ilk romanını veya diğer romanları okumaya gerek yoktur.</p>
<p><strong>Sırtlan Payı</strong> romanının başkahramanı Miralay Ferid’dir. Miralay Ferid, Harbiye’de eğitim almış, 1. Dünya Savaşı’na, ardında da Kuva-yi Milliye’ye katılarak bağımsızlık savaşı vermiş bir subaydır. Roman, 27 Mayıs 1960’da gerçekleşen askeri darbenin hemen ardından başlar. Miralay Ferid 70 yaşındadır ve 27 Mayıs İhtilali’nin ateşli bir savunucusudur. 27 Mayıs İhtilali’nin üzerinden henüz 2 ay geçmemişken Miralay Ferid kalp krizi geçirir. Bu krizden sonra hasta yatağında ihtilalden önce ve sonra yaşadığı dönemin siyasal olaylarını sorgulayan Miralay Ferid, bir yandan da geçmişine dönerek 1908’in 2. Meşrutiyet’ini; 1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale, Filistin ve Suriye cephelerinde yaşadıklarını; Osmanlı’nın yenilgiyi kabul edişinin ardından bir sivil olarak girdiği gizli teşkilat ile Anadolu’da bulunan Mustafa Kemal ve arkadaşlarına yardım çabasını ve düzenli ordu kurulunca bağımsızlık savaşına katılmasını hatırlar ve geçmişinin siyasi olaylarıyla hali hazırdaki siyasi olayları karşılaştırarak anlamlandırmaya çalışır. Tabi, bu çaba geçmişin şahsi meselelerini de anımsaması anlamına gelir.</p>
<p>Türkiye siyasal tarihinin en önemli evrelerinden ikisi olan “Milli Mücadele” ve “27 Mayıs” dönemleri Miralay Ferid’in ve yakın çevresinin gözüyle en çıplak ve farklı bakış açılarıyla okuyucuya sunulmaktadır. Sırtlan Payı romanından yola çıkarak bu iki evreye biraz daha ayrıntılı bakınca hem Attilâ İlhan’ın roman anlayışını hem de Türkiye siyasi tarihini biraz daha anlamış ve detaylandırmış olacağız.</p>
<p>Romanı incelerken yazarın tarihsel belgeleri ne ölçüde ve hangi yöntemle kullandığını örneklerle vermeye çalışacağız. Sonuçta da Lukacs’ın tarihsel roman tanımına <strong>Attilâ İlhan’ın Sırtlan Payı</strong> romanının girip girmediğini saptamış olacağız.</p>
<h2><strong>Aynanın İçindekiler</strong></h2>
<p>Attilâ İlhan, 6 romandan oluşan roman dizisine<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> “Aynanın İçindekiler” adını verir. Nehir roman anlayışına göre yazılan bu romanlarda giriş kısımlarında neden aynanın içindiler olarak adlandırdığını ortaya koyar:</p>
<p><em>“Bu kitapta anlatılanların gerçek kişilerle ve olaylarla hiçbir ilgisi yoktur. Onları ben, büyük bir aynanın içinde gördüm. Üstelik ayna dumanlıydı ve olmayan bir şehirde geziniyordu.”</em></p>
<p>İlhan’ın her romanında yer alan bu açıklama önemlidir. Çünkü bu açıklamaya göre romanlarda bireylere, topluma ve olaylara birer ayna tutularak kurgu çerçevesinde Türkiye tarihinin önemli noktaları aydınlatılmaya çalışılır. Attilâ İlhan, düşüncelerini diyalektik bir tarzla, tarihsel materyalist yöntemi kullanarak sentezler. Bu sayede toplumsal bir bakış açısını yakalamış olur. İlhan, bu şekilde Türkiye’nin yakın tarihine ayna tutmuş olur.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-496 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan.jpg?resize=225%2C277" alt="attila-ilhan" width="225" height="277" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<h3><strong>Sırtlan Payı</strong></h3>
<p>Roman 5 Temmuz 1960 tarihli bir gazete haberiyle başlar. Haberde “İki günde İzmir’de 63 DP’li tutuklandı” başlığını taşır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> İlhan, daha en başta romanın dönemin siyasal olayları ile yakından ilgili olduğunu okuyucuya hissettirir. Ayrıca romanda gazete ve ajans haberleri en önemli tarihi belge niteliğindedir. Bir gazete haberiyle başlayan roman yine bir gazete haberiyle biter ve romanın her bölümünde gazete haberleri geçiş görevini görürler. Romanın her bölümün başında mutlaka gazete haberleri olur ve bazı bölümlerin hem içinde hem de sonunda yine bu haberlere rastlanır.</p>
<p>Romanın ilk bölümünde emekli Miralay Ferid’in 27 Mayıs İhtilali’nden nasıl heyecanlandığı ve ihtilalin toplumda da aynı heyecanı uyandırması için canla başla mücadelesini anlatır. Onun gibi düşünmeyen arkadaşlarıyla tartışmalarında aşırı heyecan ve sinir taşımaktadır. Yine böyle koşturmayla geçen bir günden sonra evine gelir. Gece yatağındayken uyku tutmaz ve geçmişini hatırlamaya başlar. İhtilali 1919’da başlayan devrimle karşılaştırır, 1. Dünya Savaşı’nda ölümden kıl payı kurtulduğu anları ve kollarında ölen arkadaşlarını hatırlar ve içinde bir sıkışmışlık hisseder. Akşamleyin arkadaş ortamında 27 Mayıs İhtilali’ni eleştiren mühendis Ahmet Ziya ile olan münakaşasını hatırlar ve sinirlenir. İçinde burukluk daha da artar. Kötü bir şey olacağını hisseden Miralar Ferid, karısı Ruhsâr Hanım’ı uyandırır ve ardından fenalık geçirerek yere yığılır.</p>
<p>Ruhsâr Hanım, apar topar durumu Miralar Ferid’in en yakın arkadaşı Eczacı İhsan Bey’e bildirir. Eczacı İhsan Bey de dönemin en ünlü kardiyoloğu olan Doktor Sevim’i arkadaşlık ilişkisi de olmasından mütevellit alır getirir. Doktor Sevim’in incelemesinde Miralay Ferid’in kalp krizi geçirdiğini anlar ve gözetim altında tutulması gerektiğini söyler. Düzenli olarak eve hastayı ziyarete geleceğini belirterek evden ayrılır. Ardından Ruhsâr Hanım, Eczacı İhsan Bey’e kocasının böyle bir hastalık geçirmesinin sebebini askeri ihtilale bağladığını söyler:</p>
<p><em>“İnkılap sabahından beri dur dur bilmedi, içi içine sığmıyor. Siyasete haddinden fazla düşkündür, ne de olsa eski bir asker kızıyım, ordunun her kararı baş mes’ulü kendisiymiş gibi onu telaşa garkediyor. Cemal Paşa’nın İstanbul’a gelişini mesele etti, öğlenin civcivli sıcağında, saatlerce beklemiş…”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a></em></p>
<p>Burada yazar, Doktor Sevim üzerinde durur. Doktor Sevim, geçkin yaşına rağmen yaptırdığı estetiklerle oldukça genç ve dinç bir kadındır. Ayrıca evli olmasına rağmen kocasıyla ayrı yaşamakta ve genç bir sevgilisi bulunmaktadır. Son model Jaguar bir arabası ve yanından hiç ayırmadığı bir köpeği vardır. Doktor Sevim’in tüm özellikleri onu feminist bir kadın olarak gösterir. Doktor Sevim’in kendine olan güveni, kendi ayakları üzerinde duruşu, cinsel özgürlüğü ve meslekte büyük bir başarı elde etmiş olması onun feminist karakterini güçlendirir.</p>
<p>İlhan, romanın ikinci bölümünün sonunda 14 Temmuz 1960 tarihli “Amerika, Muş – Tatvan Demiryolu İçin 6 Milyon Dolar Veriyor” adlı gazete haberini vererek ihtilal hükümetin ABD ile olan bağlantısını okuyucuya hissettirmeye başlar.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>Romanın üçüncü bölümünde daha çok Ruhsâr Hanım düşünceleri üzerinde durulur. Yaşı, Miralay Ferid’den küçük olduğu için kocasının ondan önce ölme ihtimali onu hep korkutur ve bu korkudan ötürü kendisi daha önce ölmeyi arzular. Çünkü Ruhsâr Hanım’ın bu dünyada kocasından başka kimsesi yoktur. Miralay Ferid’in ise 10 yıldır konuşmadığı kardeşi Hayrunisa ve ara sıra ziyaretine gelen yeğeni Suat’tan başka akrabası yoktur.</p>
<p>Bu bölümün sonunda 15 Temmuz 1960 tarihli “Türkiye’nin İktisadi İstikrarı İçin Bütün Dünya Yardım Teklif Ediyor” başlıklı gazete haberini verir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Bu şekilde ihtilal hükümetinin dünya ile entegre oluşunu gazete haberlerinden okuyucuya duyurur.</p>
<h4><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/sırtlan-payi.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-495 size-full alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/sırtlan-payi.jpg?resize=270%2C419" alt="sırtlan-payi" width="270" height="419" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/sırtlan-payi.jpg?w=270&amp;ssl=1 270w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/sırtlan-payi.jpg?resize=193%2C300&amp;ssl=1 193w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" /></a>1919 – İzmir İşgal Edildi</strong></h4>
<p>Roman, üç bölümden sonra bir anda 1919 senesine döner. O dönem binbaşı olan Ferid, arkadaşları Doktor Hayrullah ve Yenibahçeli Rıza Muhiddin ile meşhur Sultanahmet Mitingi’ne katılır. Mitingin ateşli konuşmalarını dinledikten sonra üçü birlikte bir meyhaneye giderler ve İzmir’in işgali üzerine konuşurlar. Temel amaçları İstanbul’da gizlice örgütlenen hafiye örgütünün bilgileri doğrultusunda Rıza Muhiddin’i de aralarına katmaktır. Doktor Hayrullah gizli örgütün önemli bir ismidir. Binbaşı Ferid, ordu dağıtılınca bir sivil olarak İstanbul’a gelir ve Doktor Hayrullah sayesinde Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal ve arkadaşlarına istihbarat toplamak adına kurulan gizli örgüte katılır. Rıza Muhiddin’den pek hoşlanmasalar da onu aralarına katarlar; çünkü çalıştığı devlet kurumu itibariyle İngilizlere çok yakın bir konumdadır ve birçok özel bilgiyi herkesten önce örgüte bildirebilir.</p>
<p>Binbaşı Ferid, savaştan döndükten sonra sivil hayata pek alışamamıştır. Özellikle Rıza Muhiddin gibi pislik bir tiple arkadaşmışçasına oturması onun canını fena halde sıkmaktadır. İzmir’in işgalini duyunca eline silahı alıp İzmir’e gidip savaşmak istemektedir, ancak ortada bir cephe ve bir savaş olmadığı için Doktor Hayrullah’ın telkinleriyle kendini zapt edip Mustafa kemal ve arkadaşlarının Anadolu’da bir milli mücadele başlatacağına olan inancı güçlü tutmaya çalışır. Hem Mustafa kemal Paşa değil miydi ona Samsun’a hareket etmeden önce “ Ya kazanacağız, ya kaybetmeyeceğiz.” diyen. Mustafa Kemal’e olan güveni tamdı; çünkü Çanakkale Savaşı’nda Mustafa Kemal’in kurmay subaylığını üstlenmişti. Binbaşı Ferid, meyhanede oturup arkadaşlarıyla içerken bunları düşünmekte ve bulunduğu durumu hazmetmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Rıza Muhiddin’i ikna etme çabaları onları bir umumi eve kadar getirir. Burada Rıza Muhiddin’in tutulduğu Bilezikli Kalyopi vardır. Ancak Kalyopi, Rıza Muhiddin’den nefret etmektedir. Bu gece Rıza Muhiddin’i bir kenara itip Binbaşı Ferid ile birlikte olur. Binbaşı Ferid, Bilezikli Kalyopi’den çok etkilenir. Sonuç olarak Rıza Muhiddin’i aralarına katmaya ikna ederler.</p>
<p>Binbaşı Ferid, yalnız kaldığı her anda içinde fırtınalar kopar. Hep çocukluğunu, gençliğini hatırlar ve içinde bulunduğu vaziyetle karşılaştırır. Tabi, bu karşılaştırmadan İstanbul, İstanbul’un yaşantısı ve mekanları da payını alır. Örneğin kıraathane kültürü bunlardan bir tanesidir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Kıraathanenin tüm tarihi ve son hali romanda ayrıntılarıyla tasvir edilir. Sonuç olarak kıraathanenin eski canlılığından eser kalmadığını söyler ve bu durumu İstanbul’a benzetir: “… görkemli Ramazan gecesi şenliğine benzeyen eski İstanbul’un, aynı kıraathanenin bugünkü şu sünepe, şu süklüm püklüm haline düşmesiydi.”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> Bu durumu böyle çıplaklığıyla saptamak Binbaşı Ferid’i derinden üzer.</p>
<p>Binbaşı Ferid, Suriye Cephesi’nde kollarında ölen Mülâzım İhsan Bey’in babası  Manastırlı Salih Paşa’yı ziyarete gider. Emekli paşa, ittihatçıları ve Enver Paşa’yı eleştirmeye başlar. Çünkü tüm olanlardan onları sorunlu tutar. Osmanlı’nın bu duruma düşmesini İttihatçıların Almanlarla yaptığı işbirliğine bağlar. Konuşmanın sonunda Binbaşı Ferid: “İttihatçılar mı bizi oyuna getirdi, yoksa Almanlar mı İttihatçıları?”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> sorusunu kendine sormaktan alıkoyamaz. Binbaşı Ferid’in Salih Paşa’nın konağına devamlı gidip gelmesinin başka bir sebebi de vardı: Ruhsâr Hanım. Ruhsâr, askerde ölen Milâzım İhsan Bey’in dul karısıdır.</p>
<p>Binbaşı Ferid, savaşın getirdiği aşırı pahalılıktan da dem vurur. Çarşı – pazar fiyatları, vapur ulaşım fiyatları ile ev kirası fiyatları gibi halkın ekonomisini ilgilendiren durumları gözden geçirir. Eski fiyatlarla yeni fiyatları karşılaştırır. İlhan, burada söylenenleri ispat etmek için gazete haberine başvurur.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<p>Binbaşı Ferid, beklenmedik şekilde Kalyopi’nin isteği üzerine beraber bir mekana yemeğe giderler. Mekanda pek çok yüksek zümre Türk kızının işgalci subaylarla samimi bir şekilde bulunduğunu görür. Üstelik hepsi de hallerinden pek memnundurlar. Bu durum Binbaşı Ferid’e fena halde dokunur ve Beyrut’tan beri onu kovalayan bir soruyu yeniden hatırlar: “Bunlar için mi dövüştük.”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Bu durum, romanda iki İstanbul’un varlığını gözler önüne serer: Biri vatanın işgalinden feci halde üzüntü duymakta, diğeri ise hiçbir şey olamamış gibi işgalcilerle ev sahibi – misafir ilişkisi kurmaktadır.</p>
<p>Tüm bunlar yaşanırken Binbaşı Ferid, gece olup uykusuna dalınca daha da eskilere gider ve 1908 meşrutiyet zamanındaki Harbiye öğrenciliğini hatırlar. Gençliğin ateşiyle istibdat şartlarında nasıl Abdülhamid’e karşı mücadele ettiklerini, arkadaşlarının tutuklanışını ve en nihayetinde meşrutiyetin ilanını anımsar. Tüm bu hareketli gençliğinden sonra işgal altındaki İstanbul’da gerçek niyetini gizleyerek işgalci subayların kaldığı bir otelde adeta bir işbirlikçi gibi yaşamayı asla kabullenemez. Bir an boşluğa düşmüş olsa eline silahı alıp önüne ilk gelen işgalci subayın alnına sıkar ama Anadolu’daki havadisleri beklemek, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına istihbarat yollamanın zaruriyeti onu engellemektedir. Bu ikilem içinde yaşamak Binbaşı Ferid için uykularda karabasanlar görmek anlamına gelmektedir.</p>
<p>Binbaşı Ferid, vapura binip kardeşinin yanına giderken Boğaz’da, payitahtın göbeğinde demirlemiş gemileri görünce cinleri tepesinde toplanır. Çünkü Çanakkale’de onca can ve kan pahasına geçirmedikleri bu gemilerin İstanbul’u zapt edişini hazmetmek Binbaşı Ferid için çok zor olur. Vapurda giderken Alemdar  Gazetesi’nden bir haber gözüne ilişir: “Milli Kongre Reisi Esat Paşa tevkif edildi.”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a></p>
<p>Binbaşı Ferid, kardeşi Hayrunisa’nın evine gitmesindeki asıl amaç, eniştesi Haluk Bey’i görmekti. Haluk Bey, İstanbul’un önemli kişilerinden birisidir. Polis müdürlüğünde çok üst düzey bir görevde bulunmaktadır. Binbaşı Ferid, eve gittiğinde Haluk Bey ve kardeşinin konağına bir İngiliz ve bir de Fransız subayının misafir olarak geleceğini öğreniyor. Bu haber onu iyice sinirlendirir. Üstelik konaktakiler dört dönüp işgalci subayların misafirliğine hazırlık yapması tuz biber olur ve kendi kendine yeniden sorar: “Bunları korumak için mi onca kan döktük?”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></p>
<p>Akşam için konakta misafirlere sunulmak için Türk musikisi ve Karagöz oyunu hazırlatılmakta olduğunu gören Binbaşı Ferid’in içindeki karanlık iyice yoğunlaşmaya başlar. Kardeşinin artık eski Hayrunisa olmadığını anlar ve bu duruma çok üzülür. Akşam olmadan eniştesinden Mustafa kemal Paşa’nın Anadolu’dan geri çağrılıp çağrılmayacağına dair hükümetten duyduklarını sorar. Akşam zoraki misafirliğe kalır. İşgalci subaylarınyine önemli ailelerin kızları ile misafirliğe geldiğini görür. Onların arasında, biraz daha bilgi sızdırabilmek adına onlar gibi davranır. Hatta bir ara ona kurulmakta olan İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne katılması teklif edilir.</p>
<p>İlhan, 7 Haziran 1335 tarihli bir gazete haberinde “İngiliz Generali Emrediyor: Mustafa Kemal’i Geri Çağırınız!”<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> başlıklı haberi vererek Binbaşı Ferid ve arkadaşlarının yana yakıla malumat edinmeye çalıştıkları bir olayla ilgili gazete haberiyle romanın kurgusunu destekler. Romanda 1919 senesinde geçen bütün bölümlerde verilen gazete haberlerinde tarih olarak Hicri takvimi kullanır. Bu, İlhan’ın dikkat ettiği bir durumdur. Nitekim o dönemde hala Hicri takvim kullanılmaktadır.</p>
<p>Romanda işgal altındaki İstanbul anlatılırken bir yandan kurtuluş için canını vermeye hazır Binbaşı Ferid ve onun gibiler tasvir edilirken bir yandan da İstanbul sosyal hayatına ait bilgiler verilir. Bunun bir örneği de Ramazan-ı Şerif sebebiyle düzenlenen eğlencelerdir. Halkın bir bölümünde İstanbul’daki düşman askerlerinden, İzmir’in işgalinden ve Anadolu’da kaynayan halktan bihaber yaşadığı yine bir gazete haberiyle okuyucuya verilir: “Ramazan-ı Şerif Münasebetiyle Büyük Müsamere: Şehzadebaşı Şark Tiyatrosu’nda 100 Kişilik Büyük Program Var.”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a></p>
<h4><strong>1960 Temmuz’unun Sıcağı</strong></h4>
<p>Roman, 1919’u geride bırakarak yeniden 1960 Temmuz’una geri döner. Bu sıcak temmuz ayında hasta yatağında yatan Miralay Ferid ve ailesi terler dökmektedir. Miralay Ferid, Doktor Sevim’in verdiği kısıtlamalardan rahatsız. İstediği gibi yemek yiyememekte, gazete okuyamamaktadır. Ailesi ise Ferid’in durumun ciddiyetini koruduğu için her an kötü bir sonucu bekleyişin korkusundadır.</p>
<p>Miralay Ferid, hasta yatağında yatarken kalp krizi geçirmeden önce kardeşi Hayrunisa ile yaşadığı münakaşayı hatırlar. Hayrunisa, kendisini eşcinsel olarak tanımlayan, ortalık bir külhanbeyi gibi dolaşan ve isminin Hayrun diye anılması isteyen bir kişidir. Bu sebepten ötürü Miralay Ferid zamanında çok büyük kavgalar etmiştir kardeşiyle. Hele kardeşinin yeğeni Suat için eve alınan Rus mürebbiye ile aşk yaşadığını öğrenince zıvanadan çıkmıştı. İlk başlarda buna inanmamıştı ama daha sonra gizlice konağa gidip kendi gözüyle görünce kardeşini öldürmek istemişti ama evden silahını almaya geldiğinde Ruhsâr, silahı saklayarak onu kardeş katili olmaktan kurtarmıştı. Kardeşinin bu tercihini hiçbir zaman kabul edemedi. Eniştesinin ölümünün ardından ulu orta eşcinselliğini yaşayan Hayrun, Miralay Ferid için sadece bir utanç kaynağı olur.</p>
<p>Miralay Ferid, hastalanmadan önce kardeşini görmek için Akın Limidet Şirketi’ne gitmişti. Maksadı kardeşini büyük bir yanlıştan vazgeçirmekti. Öğrendiğine göre kardeşi kendi konağının yanında sahipleri ölmüş olan büyük bir konak satın almış ve bu konağı evde beraber yaşadığı Rus sevgilisinin üstüne yapacakmış. Bu durumu engellemek ve sefalet çeken yeğeni Suat’ın bu evde hakkı olduğunu bildirmek için şirkete Hayrun’u görmeye gider. Normal şartlarda Hayrun şirkette bulunmazdı. Yalnızca en büyük hissedardı. Ancak Milli Birlik Komitesi’nin emriyle şirketin yönetim kurulu başkanı yurtdışına kaçmış ve diğer yöneticileri tutuklanmıştı. Şirketin ayakta kalması ve sahipsiz olmadığını göstermek için Hayrun şirketin başına geçer. Ağabeyini gördüğünde ona 27 Mayıs İhtilali’ni kötüledi:</p>
<p><em>“Artık her gün buralara taşınıyoruz. Yaptıkları eşkıyalık değil de nedir? Şirketin bankalardaki tekmil muamelatına el koyuyor, gizli kasalarını mühürlüyorlar, Müdir-i Umumi’nin ne kadar mutemed adamı varsa, müdür vs. Balmumcu Kışlası’nda mevkuf, Seyit Sabri canını Napoli’ye dar atmış! Hissedar sıfatıyla ben ortaya çıkmasam, koskoca şirket sahipsiz, reva mıdır?”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><strong>[16]</strong></a></em></p>
<p>İşte, Hayrun‘un bu söyledikleri işveren ve sermayedarlar açısından 27 Mayıs İhtilali’ne bakış açısını ve durumu özetler.</p>
<p>Miralay Ferid, kardeşiyle konuşmasından olumlu bir netice alamaz ve büyük bir kavgadan sonra şirketten ayrılır. Hastalığın hemen önce bir olayın yaşanması kalp krizini tetikleyen nedenlerden birisi de olabilir.</p>
<p>Miralay Ferid, hasta yatağında yatarken gazete okuması yasak olmasına rağmen gizlice gazete başlıklarına bakıyor ve şunları okuyor: “Amerika 1 milyar lire hibe etti. / Serbest bırakılan paranın 500 milyon lirası Milli Savunma hizmetlerine ayrılacak. / Bu yıl Amerika’nın Türkiye’ye 100 milyon dolarlık yapması muhtemel!”<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a> Miralay Ferid, bu haberleri görünce çocuk gibi bir sevince kapılıyor. Çünkü “Hanım Evladı”<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a> diye nitelendirdiği Menderes iktidardan uzaklaşır uzaklaşmaz Amerika kesenin ağzını açmıştı.</p>
<p>İlhan, romanın bir bölümünde Doktor Sevim üzerinde durur ve onun ruh dünyasına ve yaşantısına girer. Doktor Sevim’in feminenliği ve yaşantısından daha önce bahsetmiştik. Onu bu hale getiren hayat hikayesine baktığımızda ise çok fakir bir hayat ve devamlı şiddet gördüğü bir üvey baba karşımıza çıkar. Arkadaşlarının kitaplarından liseyi bitiren Sevim, tıp fakültesine girdiğinde oynadığı basketbolla Türkiye adını duyurur. Üniversite takımından Galatasaray Basketbol Takımı’na kadar yükselir. Herkesin tanıdığı bir kişi olur. Daha sonra iki evlilik yapar. İkinci evliliği olan anayasa profesörüyle de ayrılma noktasına gelir. Çocukluğu ve gençliğinin acınası hali onu hayat karşısında acımasız ve ketum bir halet-i ruhiye içerisine sokar. Çocukluğunun ve gençliğinin kötülük kaynağı olan üvey babası ise romanın 1919 yılları bölümünde geçen Rıza Muhiddin’dir. Rıza Muhiddin’in daha sonra İngiliz muhbiri olduğu ortaya çıkar.</p>
<p>Roman, kişisel hikayelere girip tarihsellikten koptuğu anlarda hemen devreye gazete haberleri girer. Bu bölümün sonunda da “Hazineye Yardım Kampanyası Devam Ediyor” başlıklı 7 Temmuz 1960 tarihli A.A. haberi yer alır.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a> Bu haberde halkın ve özellikle iş adamlarının hazineye yardım elini uzatmaları anlatılıyor. İlhan’ın bu haberi romanına alarak iş adamları ile Milli Birlik Komitesi arasında buzların yavaş yavaş eridiğini okuyucuya vermeye çalıştığı anlaşılır.</p>
<p>Suat, kocasının babasının cenazesi sebebiyle İzmir’e gitmesini de fırsat bilerek dayısı Miralay Ferid’in konağına taşınır. Dayısı ile siyasi sohbetler yaparlar. Bir konuşmalarında Miralay Ferid, 27 Mayıs İhtilali’nin yeterince sert olmayışından yakınmaktadır. Yeğeni Suat’a idamı savunur. Aslında burada yazar, daha sonra idam edilecek Menderes ve diğer iki bakanın halk nezdinde meşruluğunu vermeye çalışır.</p>
<p><em>“İttihatçılar sokakta gazeteci vururdu, siz o devreye yetişmediniz, Kemal Paşa kaldırdı bu adeti, lakin İstiklal Mahkemelerinin salkım salkım adam sallandırması onun zamanındadır, bunlar da elebaşılardan bir kaçını derhal asacaklardı…”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><strong>[20]</strong></a></em></p>
<p>Suat ise, az buçuk bildiği Marksist terimlerle kendi kendine neden işçi sınıfının bu siyasi olaylara müdahil olmadığını soruyordu: “İşçi sınıfı nerede? Neden hareketin başına geçmiyor? Gerçek üretici güç o olduğuna göre, bütün her yanda…”<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a></p>
<p>Miralay Ferid, bir ara tüm yaşamını düşünerek:</p>
<p><em>“Mutlakiyet, meşrutiyet, cumhuriyet hepsini gördük, lakin bakıyorum, Kemal Paşa’nın sağlığındaki birkaç yıl istisna edilirse, şöyle rahat bir nefes alamamışız hiç. Düzeni hep bir taraftan kurarken, öbür taraftan bozuyoruz, neden?”<a href="#_ftn22" name="_ftnref22"><strong>[22]</strong></a></em></p>
<p>Ferid, arkadaşı Eczacı İhsan Bey’den partilerin ocak bucak örgütlerinin kapatılacağı haberini alır. Eczacı İhsan Bey, CHP’nin Emirgan’daki örgüt sorumlusudur. Bu durumu örgütün direği sayılan Miralay Ferid’e bildirerek istişare yapmak istemiştir. Miralay Ferid ise çaresiz karara uyacağız demişse de bir yandan içi içini yer ve ilk kez ihtilali sorgular. Bu kararın tamamen kendi partisine karşı alınmış bir karar olduğunun farkındadır. Çünkü AP’nin ocak bucak örgütü yok denecek kadar azdır. Ayrıca Milli Birlik Komitesi’nin tüm açıklamalarında devrimin herhangi bir partiye karşı yapılmadığını ısrarla beyan etmesi de Miralay Ferid’i derin düşüncelere daldırmıştır. Halbuki ilk günlerde devrimin İnönü’yü iktidara taşıyacağını düşünmekteydi. Yeni seçimin yapılacağının açıklanması ise tam bir hüsrandı onun için. Çünkü AP’liler yeni parti kurup seçime girebilirdi.</p>
<p>Miralay Ferid’i ziyarete gelen Ahmet Ziya, çıkışta Suat ile bir sohbete dalar. Suat, Ahmet Ziya’yı üniversitedeyken ölen devrimci ressam Faris’in cenazesinde konuşma yaparken tanımıştı. Ahmet Ziya, Suat’ı teselli etmek için “Ne de olsa eski toprak, atlatır bu varatayı da! <strong>Miralay’ın nesli, tam bir aksiyon neslidir</strong>: 1908’den 1919’a dek dur otur bilmez.”<a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a></p>
<p>Ahmet Ziya, romandaki 27 Mayıs askeri darbesi hakkında en tutarlı konuşan kişidir. Ayrıca tüm konuşmalarını teorik bir zemine de oturtmaktadır. Bu anlamıyla aslında Attilâ İlhan, Ahmet Ziya ile kendi 27 Mayıs’a dair kendi düşüncelerini vermektedir. Ahmet Ziya’ya göre 27 Mayıs bir devrim değildir. Belki bir zaruriyetten doğmuştur ama daha ilk sabah emperyalizme bağlılık yemini etmesi ve iş ve sermaye çevreleriyle anlaşma yoluna gitmesi sebebiyle ilk günkü tüm prensiplerini unutup faşizme kayacaktır. ABD’nin de darbecilere sonsuz destek sunması 27 Mayıs’ın devrim olamayacağını göstermektedir. Ahmet Ziya, o dönem ve günümüzde de hala tartışılagelen bir meseleye de değinir. Menderes, iktidardan düşürülmeseydi 2 ay sonra Sovyetler Birliği’ne gidecekti. Belki ABD’ye ve emperyalizme karşı blöf yapıyordu ama bu son derece tehlikeli bir blöftü. 1960’lı yıllar ABD’nin başını çektiği emperyalist devletler nezdinde SSCB’nin adının anılması bile düşman olmaya yetiyordu. Sadece bu sebepten bile Menderes’in iktidardan alaşağı edilmesinde ABD’nin parmağı olabilir.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a></p>
<p>Ahmet Ziya’nın bu düşünceleri günümüzde de hala sorulan ve tam olarak cevaplanamayan sorulardır. Attilâ İlhan, burada tarafsızlığını koruyarak farklı kişiliklerle 27 Mayıs’a dair tüm düşünceleri ortaya koymaya çalışmıştır.</p>
<p>Bu diyaloglardan sonra bölümün sonuna 12 Temmuz 1960 tarihli bir gazete haberi iliştirilir. Bu haber hükümetin açıkladığı programa dairdir. Programın özeti ise, açıkça dışa bağımlılığı tescilleyen ve emperyalizmi ürkütmeyen bir içeriktedir.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a></p>
<p>Miralay Ferid, hasta yatağında ev ahalisinin onu yormamak için memlekette neler olup bittiğini anlatmamasından dertlidir. Bunun da çaresini pencereyi açtırıp komşu evlerden gelen yüksek sesli radyo haberlerini dinlemekte bulur. Böyle bir yolu ilk kez keşfettiğinde ise eski cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın idamının istendiği öğrenir.</p>
<p><em>“… Bayar’ın idamı istendi. Milli Birlik Komitesi, sakıt Reis-i Cumhur’un hıyatet-i vataniye suçu ile yargılanmasına karar verdi. Sâbık devlet reisinin, Anayasa’nın çiğnenmesinde başlıca rolü oynadığı bildiriliyor…”</em></p>
<p><em>“… Devlet ve Hükümet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel, bugün Amerikan Büyükelçisini kabul etti. Yarım saat kadar süren görüşme esnasında, Büyükelçi Warner’in Orgeneral Gürsel’e, Amerikan hükümetince, hükümet programının müsbet karşılandığını söylediği belirtiliyor…”<a href="#_ftn26" name="_ftnref26"><strong>[26]</strong></a></em></p>
<p>Miralay Ferid’in duyduğu ikinci haber aslında darbe hükümetinin ABD’den aldığı onayın haberidir. Zaten daha en başta emperyalizme bağlılığını ifade eden Milli Birlik Komitesi, hazırladığı programın da ABD’den onay alması onların isteklerini karşılamasının bir sonucudur. İlhan, kendi görüşünü somut bir şekilde gazete ve ajans haberlerini sıralayarak okuyucunun birleştirmesini istemektedir.</p>
<h4><strong>Amerikan Mandası mı, İngiliz Mandası mı?</strong></h4>
<p>29 Ağustos 1335 tarihli gazete haberi “Amerikan Yardım Heyeti Başkanı’nın beyanatı: Türkiye’yi Medeni hale Getirmek İçin 100.000 Amerikalı Kifayet Eder. Binbaşı Arnold, Amerika’nın ‘insaniyet duyguları ile Türkiye mandasını kabul edeceğini” de söylüyor.”<a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a></p>
<p>Attilâ İlhan, kitapta tekrar 1919 yazına dönerek kaldığı yerden devam eder. Bu bölümün ve ülkenin en önemli meselesi, “Amerikan mandası mı, yoksa İngiliz mandası mı kabul edilecek ya da üçüncü bir yol olan tam bağımsızlığın mümkünatı var mıdır?”</p>
<p>Bu bölüm Anadolu’da Sivas Kongresi’nin toplanmasının hemen öncesidir. Sivas Kongresi, milli mücadele tarihi için belki de en önemli olaylardan birisidir. Kongreden önce İstanbul’da İngiliz kuvvetlerinin en çok korktuğu şey, kongrede Amerikan mandası kararı alınacağıdır. Bu nedenle İngilizler, hükümete Sivas Kongresi’nin engellenmesi ve Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tutuklanması konusunda baskı yapar. Binbaşı Ferid ve arkadaşları ise hükümetin ve işgalci güçlerin atacağı adımı önceden bilip Mustafa Kemal ve arkadaşlarına bildirmek için yoğun bir istihbarat çalışması yürütürler. Bu çalışmanın ilk meyvesi Rıza Muhiddin’den gelir. Buna göre İngilizlerin desteğini alan hükümet Malatya’da bulunan Kürt Bedirhan Aşireti’ni silahlandırıp Sivas Kongresi’ni basacak ve Mustafa Kemal’i yakalayacaklardır. Gelen bu önemli istihbaratı doğrulatmak için dört elden harekete geçerler. Bunu araştıran Binbaşı Ferid ve arkadaşları, Fransız jandarma birliğinin de Kongre’yi basmak için harekete geçtiğini öğrenirler.</p>
<p>Binbaşı Ferid, kardeşinin evinde ahbap olduğu İngiliz ve Fransız subay ve Fransız subayın yanında buluna Gülistan Satvet ile yakınlaşmaya başlar. Bu yakınlaşmada da kardeşi Hayrunisa’nın da parmağı vardır. Binbaşı Ferid, bu ilişkiyi pek istemez; çünkü o, Ruhsâr Hanım’a aşıktır. Ancak arkadaşı Doktor Hayrulalh’ın istihbarat sızdırılması ihtimalinden dolayı yaptığı baskıyla istemeyerek de olsa Gülistan Satvet’e yaklaşır. Böyle bir akşam Gülistan Satvet ile buluşunca arkadaşı Fransız subayın Sivas’a gittiğini öğrenir. Bu haber aldıkları istihbaratı kesinleştirmiş olur. Binbaşı Ferid, Gülistan Satvet’ten bir yandan nefret etmekte, diğer yandan da ona karşı cinsel duygular beslemektedir. Bu sebepten dolayı kendisine aşırı kızmaktadır. Hatta hayat kadını Bilezikli Kalyopi’yi Rum olmasına rağmen Gülistan Satvet gibilere göre yeğlemektedir; çünkü Kalyopi ve onun kaldığı umumi evdekiler daha vatanperverdirler.</p>
<p>3 Eylül 1335 tarihli gazete haberi şu şekildedir:</p>
<p><em>“İngiltere Mandası için İmza Toplanıyor. Bazı kimseler kapı kapı dolaşarak, ‘emeklilere şu kadar maaş verilecek, menfaatlarımız şöyle olacak’ diye halkı kandırıyor.”<a href="#_ftn28" name="_ftnref28"><strong>[28]</strong></a></em></p>
<p>Sivas Kongresi yapılacağı zaman Osmanlı aydınlarında beliren Amerikan mandası fikrine karşı İngiliz ve Fransızlar yoğun bir şekilde İngiliz mandası propagandası yaparlar. Kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti ile birçok önemli kişiyi aralarına katarlar. Diğer taraftan Sivas’ta tahmin edildiği üzere yoğun bir şekilde Amerikan mandasını kabul etmek tartışılır. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu fikre karşı çıkar. Kongre’nin ilk günlerinde hakim fikir Amerikan mandasını kabul etmektir. 9 Eylül 1335 tarihli gazete haberi şu şekildedir:</p>
<p><em>“Sivas Kongresi’nde ‘Manda’ Meselesi Tartışıldı. İstanbul murahhasları Amerikan mandasını müdafaa ederken, Anadolu murahhasları buna şiddetle cephe aldılar.”<a href="#_ftn29" name="_ftnref29"><strong>[29]</strong></a></em></p>
<p>Daha sonra 13 Eylül 1335 tarihli haberde dost düşman herkesin merakla beklediği Sivas Kongresi kararları haberleştirilir:</p>
<p><em>“Sivas Kongresi kat’i kararını aldı. Anadolu, Payitaht ile Bütün İrtibatını Kesti. Dersaadet’te yabancı devlet mümessillerine gönderilen bir tebliğde, Damat Ferid Paşa Hükümeti’nin gayr-ı meşru bir hükümet olduğu iddia edildi.”<a href="#_ftn30" name="_ftnref30"><strong>[30]</strong></a></em></p>
<p>Mustafa Kemal ve Sivas Kongresi katılımcıları tarafından ısrarlı istifası istenen Damat Ferid Paşa, 1 Ekim 1335 tarihinde istifa eder. Bu haberi veren Attilâ İlhan, romanın 1919 yılıyla ilgili olan bölümünü bitirir. Aslında bu haber Sivas Kongresi’nin bir zaferidir. Bu zafer daha sonra gelecek olan zaferlerin habercisi niteliğindedir.</p>
<h4><strong>27 Mayıs Ruhunun Ölümü</strong></h4>
<p>Attilâ İlhan, romanın son bölümlerini yeniden 1960 yılında Miralay Ferid ve çevresinde gelişen olaylara ayırır. Bu bölümde Miralay Ferid yavaş yavaş ölüme yaklaşırken bir yandan da 27 Mayıs İhtilali’nin ilk günkü söylemlerinden uzaklaşarak emperyalizm ve burjuvazi ile bağlılığını tesciller. İlk günlerde askeri müdahale ve devrimci söylemlerinden fena hale rahatsız olan yerli burjuvalar ilerleyen günlerde fikir değiştirip isteklerini gerçekleştirmek için hükümete her türlü yardımı yapmaya başlarlar. Romanda bunun canlı tanığı Akın Ltd. Şirketi’nin başına geçen Hayrun’dur.</p>
<p>4 Ağustos 1960 tarihli haberde 235 generalin emekliye ayrıldığını ve diğer subayların da emekliye ayrılması için teşvik verileceği söylenmektedir. Bu şekilde 2000 subayın emekli ettirileceği anlaşılmaktadır.<a href="#_ftn31" name="_ftnref31">[31]</a> Bu haber Miralay Ferid’de derin bir üzüntü yaratır ve yeni bir kriz geçirir. Suat da gazetelerden okuduğu haberleri devrimin aleyhine bularak dayısına söylemek istemez. Onun düşüncesi, generallerin ordudan uzaklaştırılması iki durumdan olabilir: Birincisi, Menderes yanlı subayların uzaklaştırıldığı, ikincisi ise, ihtilali yapan subaylar arasında ayrılık çıktı ve bir taraf diğerini tasfiye ediyor.<a href="#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a> Suat’ın aklına ikinci fikir daha yatkın geliyordu.</p>
<p>Harun, hükümetin esnaf ve tüccara en çok %25 kâr payı koymasını ağır bir dille eleştirir ve tüccarların bu durumdan çok büyük rahatsızlık duyduğunu belirtir.<a href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a> İhtilal Hükümeti’nin halkın kalkınması için tüccar ve esnafın kârını küçültmesi gerektiğine karar vermesi milli burjuvaziyi büyük bir endişeye sevk eder. Menderes devrinde burjuvazide büyük bir sıçrama olur ve Harun gibi zengin olup daha da zenginleşen kişiler darbeden hiç hoşlanmazlar.<a href="#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a></p>
<p>Son günlerinde ölüm döşeğinde dahi memleket meseleleriyle ilgilenen Miralay Ferid, Cemal Gürsel’in seçim tarihini verdiği haberi duyunca iyice sinirlenir ve alışık olduğu eski dönemlerdeki ihtilallere benzemezliği nedeniyle hayıflanır.</p>
<p><em>“… akşam güç bela Cemal Paşa’nın gelecek 27 Mayısta seçim yapacağını işittim, içime bir ateştir düştü. Nedir bu bizim paşalardaki seçim merakı yahu? Rahmetli Atatürk böyleydi. Terakkiperver Fırka diye, Serbest Fırka diye az dert mi açtı başımıza? İsmet Paşa, hakeza: Demokrat Parti belasını, Hanım Evladı’nı tepemize tebelleş eden kendisidir. Şimdi Cemal Paşa, ulan hazır reiskâra oturmuş, memleketin rerakkisi için vacip olanı yapacak yerde, seçim! İsmet Paşa’yla görüşmedi mi, mutlaka ondan kaptı bu fikri. Seçim, amenna seçim, ama ya bu Demokratların kuyrukları yeni bir parti uydurup da efendime söyleyeyim…”<a href="#_ftn35" name="_ftnref35"><strong>[35]</strong></a></em></p>
<p>Miralay Ferid romanın en başında çok hararetli ve kızgın bir şekilde tartıştığı Ahmet Ziya’nın “Bu devrim değil.” düşüncesini doğrular. Arkadaşı Ahmet Ziya’nın kendisini ziyarete geldiğinde ona açılır: “… Meğer sen yerden göğe kadar haklıymışsın, meğer inkılap minkılap değilmiş bu.”<a href="#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a></p>
<p>Ahmet Ziya ise, dostu Miralay Ferid’i dinliyor ama pek yorumda bulunmuyordu. Ancak içinden geçen düşünceleri Miralay Ferid kuşağını özetlemektedir:</p>
<p><em>“Ahmet Ziya ne dese Miralay Ferid Bey’i üzeceğini seziyordu. Fakat onu asıl ağlatasıya etkileyen ölüm döşeğindeki bu ihtiyarın, ülkesinin ve halkının kaderiyle hala bu derece yakından ilgilenişi oldu. Onun ‘<strong>seferberlik kuşağı</strong>” adını verdiği bu kuşağın adamlarında öyle bir güç, öyle sönmek bilmez bir alev vardı ki, sonrakilerde aransa da bulunamıyor, yerini sinsi bir bencilliğin, küçük çıkar hesaplarının aldığı görülüyordu.”<a href="#_ftn37" name="_ftnref37"><strong>[37]</strong></a></em></p>
<p>Romanın sorunu yine bir gazete haberi getirir. Bu haber siyasi değil Miralay Ferid’in ölüm ilanıdır. İlanı veren kardeşi Hayrunisa ve eşi Ruhsâr Hanım’dır. “Acı Bir Kayıp” başlığını taşıyan ilan şu şekildedir:</p>
<p><em>“Dömeke harbi şehitlerinden Kolağası Rüstem Bey’le Münire Hanım’ın oğlu, Mabeyn Katiplerinden Bayraktar Paşazade Haluk Bey’in eniştesi, Bayraktar Çiftliği sahibi Hayrunisa Bayraktar’ın biricik ağabeyi, Manastırlı Salih Paşa ailesinden Ruhsâr İlbulak’ın sevgili zevci, Çanakkale, Gazze ve İstiklal Harbi gazilerinden, Emekli Süvari Miralayı Ferid İlbulak (Ferid Eminönü) kısa bir hastalığı meteakip rahmetine kavuşmuştur.”</em></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-2.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-497 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-2-223x300.jpg?resize=223%2C300" alt="attila-ilhan-2" width="223" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-2.jpg?resize=223%2C300&amp;ssl=1 223w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-2.jpg?resize=763%2C1024&amp;ssl=1 763w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/attila-ilhan-2.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w" sizes="(max-width: 223px) 100vw, 223px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<h5><strong>Sonuç</strong></h5>
<p>Başlarken özetini verdiğimiz György Lukacs’ın tarihsel roman tanımını biraz açarsak, Lukacs’ın kendi ağzından tarihsel romanın ortaya çıkışı şu şekilde nakledilebilir:</p>
<p><em>“Tarihsel roman, günümüz toplumunun problemlerinin gerçekten anlaşılmasının ancak tarihsel evveliyatın, şimdiki toplumun ortaya çıkışının anlaşılmasıyla mümkün olabileceği hissidir. Yani hayat anlayışının tarihselleştirilmesinin, günümüz toplumsal problemlerine yönelik artan tarihsel kavrayışın şiirsel ifadesidir.”<a href="#_ftn38" name="_ftnref38"><strong>[38]</strong></a></em></p>
<p>Tarihin edebiyatın alanına girmesi aslında insanlığın doğrudan geçmişini anlama ve bu geçmişten yola çıkarak yaşadığı günü anlamlandırma ihtiyacındandır. Ünlü tarihçi E. H. Carr, tarih hakkında şöyle der:</p>
<p><em>“Geçmiş, bizim için bugünün aşığında anlaşılabilir ve bugünü tümüyle ancak geçmişin ışığında anlayabiliriz. İnsanın geçmiş toplumu anlamasını ve bugünün toplumuna daha çok egemen olmasını sağlamak tarihin çifte işlevidir.”<a href="#_ftn39" name="_ftnref39"><strong>[39]</strong></a></em></p>
<p>Bu bilgilerden yola çıkarsak Attilâ İlhan’ın “Sırtlan Payı” adlı romanını tarihsel roman olarak kabul edebiliriz. Öncelikle yaşanmış tarihi dönemleri konu edinen roman, daha sonraki yıllarda kaleme alınarak bulunduğu tarih diliminden geçmişe bakar. Bunun dışında romanın geçtiği dönemler Türkiye siyasi tarihi açısından çok önemli olayların gerçekleştiği dönemlerdir; bu yüzden bu dönemleri anlamak ve anlamlandırmak hem İlhan’ın romanı yazdığı 1970’li yıllar için, hem de günümüz için çok önemlidir. Attilâ İlhan da bu bilinçle hareket ederek romanında dönemin en önemli siyasal ve toplumsal mevzularına yönelerek karakterleriyle yaşanan bu siyasi olayları anlamaya çalışır. Kahramanlar, olayları anlamaya çalışırken okuyucuyu da geçmişten hareketle yaşadığı dönemi anlamak adına birçok soruyu kendine sorar. Tüm bunlar romanı, tarihsel roman yapar.</p>
<p>Lukacs’ın <strong>problematik kahraman<a href="#_ftn40" name="_ftnref40"><strong>[40]</strong></a></strong> olarak tanımladığı “eski değerlere bağlı kalmış, yeni değerlere ayak uyduramayan ve inandığı değerlerin ayaklarının altından kayıp gittiğini düşünen” kahraman tipi tanımına uyan Miralay Ferid, romanın ana omurgasını oluşturur. Ferid’in yaşamöyküsü Türkiye’nin tarihidir. Osmanlı’nın son dönemini yaşar, 1908’de 2. Meşrutiyet’i görür, Balkan Savaşları’na, Çanakkale Savaşına, Filistin ve Suriye cephelerini görür, Kurtuluş Savaşı’ndan önce İstanbul’da milli mücadele için hafiyelik yapan, silahlı mücadele başlayınca Anadolu’da savaşan Miralay Ferid hayatı boyunca siyasetin içinde yer alır. Siyasi alanı, askeri alan gibi gören Miralay Ferid, romandaki arkadaşı Ahmet Ziya tarafından söylenen “<strong>Aksiyon Nesli</strong>” ve “<strong>Seferlik Kuşağı</strong>” adamı olarak ömrünün son nefesine kadar siyaseti düşünür ve toplumun şartlarına göre değişen siyasi koşulları bir türlü anlamlandıramaz. Miralay Ferid için son heyecan yaratan olay Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 27 Mayıs 1960’da zorla iktidara el koymasıdır. İşte, bu darbe Miralay Ferid’in anladığı tarzda bir siyasi hamledir. Darbeyi devrim olarak selamlar. Daha sonrasında devrimin olmadığını ve hiçbir zaman özlediği eski günlerin gelmeyeceğini anlar ve derin bir üzüntü içinde ölür. Bu darbe, onun son ümidiydi. Onun gözünde ülke elden gitmektedir, tabi kendi ömrü de ülkeyle birlikte elden gider.</p>
<p>Tüm bu özellikleriyle Miralay Ferid, Lukacs’ın bahsettiği problematik tip kahramanın romanda özel olarak yaratıldığı halidir. Buna göre Miralay Ferid, yaşadığı dönemin ve ortamın tüm özelliklerini, karşıtlıklarını ve çatışmalarını üzerinde taşıyan bir karakter olarak dönemi sorgulayabileceğimiz her türlü olayda yerini alır.</p>
<p>Miralay Ferid, yaşadığı dönemin koşullarını asla kabullenmez. Dönemin siyasetini, yaşam tarzını kabul etmez. Kardeşinin eşcinsel oluşunu kabul etmez. Arkadaşlarının askeri darbeye devrim demeyişini kabul etmez. Halkın ihtilale sahip çıkmasını ve ihtilalden heyecanlanmamasını kabul etmez. Çünkü Miralay Ferid, 1919 senesinde işgal altındaki İstanbul’da da insanların işgalci subaylarla haşir neşir bir biçimde yaşayıp gitmesini de kabullenemiyordu. Kendisinin istihbarat toplama adına işgalci subaylarla aynı otelde kalmak zorunluluğunu kabul edemiyordu. Yani 1960’da özlediği 1919 – 1920’li yılları, o yıllarda yaşarken de kabul edemiyordu. Yaşadığı dönemle problemi olan Miralay Ferid, tarihsel roman için çok yerinde bir kahraman tipidir. Çünkü problematik bir kahraman, bulunduğu çağın tarihsel sorunlarını yaşar ve bu sayede şahsında dönemin sorunlarını ve çelişkilerini barındırır.</p>
<p>Marksist sanat anlayışına göre “Maddi hayatın üretim tarzı hayatın toplumsal, politik ve entelektüel süreçlerini belirler.”<a href="#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a> O yüzden 27 Mayıs 1960’da gerçekleşen askeri darbenin ilk günkü fikirleri Miralay Ferid’in düşünceleri gibi devrimci olsa bile zamanın koşulları ve maddi hayatın şartları, onları emperyalizmle ve burjuvazi ile aynı çizgiye çeker. Hatta bu zorunlu istikametten ötürü kendi yol arkadaşlarını da harcamak zorunda kalırlar. Miralay Ferid’in anlayamadığı şey budur. Kişi veya kişiler nasıl düşünürse düşünsün, neyi hedeflerlerse hedeflesinler sonucu maddi hayatın koşulları belirler. İşte bu çelişkiler içinde hayatın son anlarını yaşayan Miralay Ferid, diğer bir önemli hayat kesiti olan 1919 yılına gider. Burada da işgal altında yaşayan İstanbulluların neden direnmediğini, neden karşı koymadıklarını sorgular.</p>
<p>Miralay Ferid, hem şahsi geçmişini, hem de tarihsel süreç içerisindeki tarihi şahsiyetini aynı anda yaşamaya çalışır. Şahsi tutumu ve tarihsel süreç içerisindeki konumlanışı daima bir çatışma içerir. Bu sayede Miralay Ferid’in şahsi geçmişi ve tarihsel süreç içerisindeki tarihi şahsiyeti üzerinden bir tarihsel roman karşımıza çıkar.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>AKALIN, Nur (2006), Şehir Filmleri Attilâ İlhan, İstanbul: +1 Yayınları.</p>
<p>ANDERSON, Perry (2004), Tarihsel Materyaliz İzinde (çev. Mehmet BAKIRCI, H. GÜRVİT), İstanbul: Belge Yayınları.</p>
<p>AYDIN, Önder (2013), Attilâ İlhan’ın Şiirlerinde İstanbul, Yayınlanmamış Lisans Bitirme Tezi.</p>
<p>CARR, Edward Hallet (2006), Tarih Nedir?, çev. M. Gizem Gürtürk, İstanbul: İletişim Yayınları.</p>
<p>ÇELİK, Yakup (2010), “Attilâ İlhan’ın Hayatı”, Attilâ İlhan Armağanı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı.</p>
<p>İLHAN, Attilâ (2005), Sırtlan Payı, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>LUKACS, György (2010), Tarihsel Roman (çev. İsmail DOĞAN), Ankara: Epos Yayınları.</p>
<p>MARKS, K. – ENGELS, F. (2001), Sanat ve Edebiyat üzerine (çev. Murat BELGE), İstanbul: Birikim Yayınları.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> György Lukacs, Tarihsel Roman (çev. İsmail Doğan), Epos Yayınları, Ankara: 2010.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bıçağın Ucu (1973), Sırtlan Payı (1974), Yaraya Tuz Basmak (1978), Dersaadet’te Sabah Ezanları (1981), O Karanlıkta Biz (1987), Allah’ın Süngüleri ‘Reis Paşa’ (2002).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Attilâ İlhan, Sırtlan Payı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. b., İstanbul: 2005, s. 13.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> İlhan, 41.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> İlhan, 45.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> İlhan, 61.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> İlhan, 86.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> İlhan, 89.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> İlhan, 88.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> İlhan, 119.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> İlhan, 99.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> İlhan, 121.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> İlhan, 124.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> İlhan, 137.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> İlhan, 161.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> İlhan, 173.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> İlhan, 185, 189.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> İlhan, 185.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> İlhan, 211, 212.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> İlhan, 220, 221.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> İlhan, 221.</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> İlhan, 229.</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> İlhan, 249.</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> İlhan, 250-257.</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> İlhan, 259,260.</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> İlhan, 274.</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> İlhan, 295.</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a> İlhan, 319.</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> İlhan, 345.</p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> İlhan, 373.</p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> İlhan, 407.</p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> İlhan, 409.</p>
<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> İlhan, 430.</p>
<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> İlhan, 429.</p>
<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a> İlhan, 490.</p>
<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> İlhan, 491.</p>
<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> İlhan, 491.</p>
<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a> Lukacs, 294.</p>
<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> Edward Hallet Carr, Tarih Nedir? (çev. M. Gizem Gürtürk), İletişim Yayınları, 9.b. İstanbul: 2006, s. 64.</p>
<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> Lukacs.</p>
<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a> Marks – Engels “Sanat ve Edebiyat Üzerine” (çev. Murat Belge), Birikim Yayınları, 2.b. İstanbul: 2001. S. 9.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/27-mayis-1960in-tarihsel-romani-sirtlan-payi/">27 Mayıs 1960’ın Tarihsel Romanı: SIRTLAN PAYI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/27-mayis-1960in-tarihsel-romani-sirtlan-payi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">494</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
