Çınaraltı Öyküleri – Yaşama İnat Yaşamak – 3

0
116
Çınar Altı Öyküleri-Yaşama İnat Yaşamak-3

Yaşamaya Dair

“Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

                       bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak. “

“Konuş! “diye bağırıyordu.” Buradan sağ çıkacağını mı sanıyorsun?”. “Anlat, bütün bildiklerini anlat!”.

“Seninle kim temasa geçiyordu, emirleri kim veriyordu?”. “ Okulunuzda kaş kişiydiniz?” “Senin görevlerin nelerdi?” Hepsini anlat.

“Hangi eylemlere katıldın?” “ Üzerinden çıkan kitapları kim verdi sana?” Hadi konuşsana!

Bir tokat, bir tane daha, ardından tekmeler özellikle karnına yağıyordu…

17 yaşım, ah benim garip başım… Öğrenciyim liseliyim, seneye okulu bitireceğim, üniversiteye gideceğim daha. Kaymakam olarak döneceğim doğup büyüdüğüm kasabaya…

Babam biliyor mu olanı biteni acaba? Ya annem, hele yaşlı haminnem… Eyvahlar olsun biliyorlarsa, nasıl bakarım yüzlerine bir daha…

Okumaya gelmiştim ben, sadece okumaya…

Okumaya gelmişti, çok methetmişlerdi bu liseyi yatılı diye, iyi eğitim alır diye, erkek lisesi diye… Varını yoğunu vermişti ailesi büyük oğullarına, ilk göz ağrıları okuyacak ve diğer 4 kardeşine de yar olacaktı. Olmadı ama. Askerler koşuşa girdiği anda öylece kalakaldılar, okul yeni açılmış, dersler daha yeni başlamıştı. Yaz tatilinin üzerinden birkaç hafta geçmişti, üniversite sınavlarına gireceklerdi, son sınıftılar… Hatırlıyordu ranzada kitap okuduğunu, korkuyla kitabın düşüşünü sonra… Ağır ağır tozların kalkışını havaya… Sonra!

Sonra! Göğsüne aldığı darbeler, nefesini kesti ilkin, dayanamadı ince zayıf vücudu uykuya daldı acıdan, açlıktan, pişmanlıktan…

Yazamıyorum sonrasını, doktorum “iyi gelir yazarsan geçmişini, kâbuslardan kurtulursun “demişti oysa… İçim acıyor, gözaltında kaldığım onca zaman çektiklerimi hatırlamak bile istemiyorum. Unutmak istiyorum ne yaşadıysam, yaşamadıysam…

Yaşamak istiyorum artık!

Geceleri bağırarak uyanıyorum hala… Birisi bana küfrediyor sürekli uykularımda, yüzünü göremediğim birisi, başımdan aşağıya soğuk sular boşaltıyor, titriyorum karanlıkta…

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

                                    insanlar için ölebileceksin,

                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

                        hem de en güzel en gerçek şeyin

                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Ben halk kahramanı falan değildim ki! Kaymakam olmak hayaliyle kalkıp İstanbul’a okumaya gelmiş biriydim yalnızca. Hiçbir eyleme katılmamıştım. Hiçbir siyasi platformda yer almamıştım. Yatakhanede yakalanmıştım diğer arkadaşlarımla, kitaplıkta buldukları yayınlar yüzünden gözaltında tuttular bizi onca ay, kitap okuyoruz diye… Anlatamadık kimseyi tanımadığımızı, siyasi olmadığımızı, hiçbir şeye karışmadığımızı… Öğrenciyiz dedik dinlemediler, oysa bir senemiz vardı bitmesine okulun… Mezun olacaktık 1981 yılında…

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

Yetmişin de bile, mesela, zeytin dikeceksin,

           Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

                                      yaşamak yani ağır bastığından.

Nazım Hikmet

Doktora söylemeliyim, ne ‘ben’ formunda ne de ‘o’ formunda anlatamıyorum hissettiklerimi. Aradan geçen üç yıla rağmen iyileşemiyorum bir türlü, bana “iyi şeyler düşün” diyor doktorum… Düşünmeye gayret ediyorum… Çok şükür ki yaşıyorum, dayanamayan bir arkadaşımız vardı koğuşta… Kendini astı bir gün bulduğu bir asker potin bağıyla… Gözümün önünden gitmiyor yüzü bir türlü, esmer teninin sarılığı, gözlerinin kara kara bakışı…

Yaşamak için uğraşıyorum, ölümden korkuyorum, çok korkuyorum! Ama bu kütüphane kapandığında akşam saatinde eve gitmek için kendimde güç bulamıyorum… Kitapların içinde huzur buluyorum yalnızca. Bu yüzden vazgeçtim kaymakam olmaktan. O vahşet günlerinden çıkıp serbest kalınca zar zor bitirip liseyi, edebiyat fakültesine girdim… Kitaplara yakın olayım diye, kütüphaneci olacağım şimdi…

Bu kütüphanede, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde memur olacağım, yaşamak başlasın diye tekrar kitapların arasında gerisin geri…

Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 1

Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 2

Çınaraltı Öyküleri – Dostum Küçük Kara Balık – 4

Çınaraltı Öyküleri – Samed Behrengi’nin Işığı – 5

Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6

Önceki İçerikDelirmeye Gör
Sonraki İçerikObsesif Dışavurum
İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat hep yaşamında var oldu. Ama müzikle uğraşmaya başladığından beridir artık müzikle edebiyat yapar, müzikle yaşar…

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.