Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var - 8
Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var - 8

Sana nasıl merhaba demeyi istiyorum biliyor musun?

Mesela sen evden çıkmışsın sabahın erkence bir saatinde otobüse yetişmek için koştururken durağa, ya da güneşin batışını izlerken dalmış köpüklerin arasına Eminönü vapurunda, öylece birden bire hiç beklemediğin anda oracıkta, çocukken yaptığımız gibi cee deyip çıkıvermek istiyorum karşına…

Ne diyeceğine aldırmadan, senden hiç korkmadan hatta suratıma atacağın okkalı bir tokattan bile kaçmadan, bütün saflığımla çıkıvermek istiyorum.

Ağlayacaksın biliyorum, kızacaksın çokça, kollarımı yumruklayacaksın eskiden olduğu gibi, ben hiç sesimi çıkartmayacağım inan ki. Durdurmaya çalışmayacağım seni. Bırak aksın ne kadar biriktiyse öfken, kımıldamayacağım bile, söz veriyorum ne kadar acısa da canım, bundan daha fazla acıyamaz öyle değil mi?

Dinecek nasılsa kızgınlığın, dayanamazsın daha fazla beni hırpalamaya. Benim gibi değilsin sen, yufkadır yüreğin ne kadar hırçın olsan da, merhamet hamuruyla yoğrulduğundan ağlarsın çokça, sonra sarılırsın boynuma…

Özür dilemeyi hiç bilemedim hayatım boyunca ve de teşekkür etmeyi hakkınca. Hele ki sevmeyi senin gibi boylu boyunca, bitimsiz vermeyi, bilemedim ben ilk önce kendimi sevmeyi…

Senin beni sevdiğin gibi kimse sevmedi beni… Benim seni kırdığım gibi kimse kırmadı seni…

‘ Sen benden daha kırılganmışsın ‘demiştin bir keresinde bana… Haklıydın, ben senden daha yalnızdım… Senden daha korkak, en çok da senden korkarak kaçtım ömrüm oldukça… Şimdi itiraf ediyorum! Seni sevmekten, beni sevdiğin gibi seni sevmekten korktum…

Senin sevdiğin gibi biri olamamaktan korktum, ben olamamaktan ya sen olursam diye korktum. Öyle sarmıştın ki bir sarmaşık gibi, sevginle beni öyle yüceltmiştin ki düşerim diye korktum gözünden…

Sen atmadan beni aşağıya, ben attım kendimi senin gözünden uçuruma…

İntihar ettim, bir taraftan da senin ölümünü seyrettim… Günlerce evden çıkmayışını, perdelerin kapalı, ışıksız oturuşunu hayal ettim. Nefret etmeni bekledim, nefretle tutunuşunu hayata ölesiye istedim…

Ağlamalarını çağlayanlardan gizledin, kimseyle konuşmadan öylece bekledin. Sorularını cevapsız bıraktın insanların. Dedikoduları duymadın, baskılara aldırmadın. Bir şans vermek için bana gidemedin hemen biliyorum. Dolaştın dilekçen çantanda günler, aylar, yıllarca…

Bir, iki ve üçüncü senenin sonunda buruşmuş kalmıştı çantanın gizli bölmesinde dilekçen sen çıkardın verdin ve gittin Artvin’den…

İzini sürdüm bir köpek gibi kokladım her gittiğin yeri, sevmedim asla başka birini. Sen olmayınca elimi sürmedim ne sevgiye, ne de sevgiliye…

‘Büyüyeceksin ‘ demiştin senden onca yaşlı olmama bakmadan…‘ İşte o zaman seveceksin, barışacaksın içindeki çocukla ve beni ancak o zaman anlayacaksın ‘ demiştin… İçimdeki çocuğu sevmeyi bana sen öğretmiştin…

‘Büyüdüm’ demeye utanıyorum şimdi… Karşına çıkmaya utandığım gibi…

Ağaran saçlarıma bakmadan, suçlu bir çocuk gibi senden af diliyorum… Beni bağışlamasan da son bir kez gözlerinde kaybolup gitmeyi, sevginle ölüme yürümeyi istiyorum…

Seni çok seviyorum…

Elinde yıllar önce kaybettiği hazinesiyle sahaflardan yürüyüp çıktı, düşünmekte zorluk çekiyordu… Biraz soluk almak için Çınar altında bulduğu ilk masaya oturdu. Babasının doğum gününde hediye ettiği kitap dönüp dolaşıp ona geri gelmişti… Elindeydi ona dokunuyordu işte. Yazısı biraz eskimişti ama olsundu…

Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” yazıyordu… Kaybettiğini sandığı çocukluğu kokuyordu…

Sevinmeliydi, beklediğinden daha fazlasıydı bu hayattan. Kitabın diğer sayfalarına bakmaktan korkuyordu sanki… Bir ipucu çıkacak, sırlanmış bir şeyler ortaya saçılacaktı…

Çaycı masasına çay bırakmaya geldiğinde, fikrini değiştirmişti, oturamayacaktı burada daha fazla. Birden ayağa fırladı, elinde Küçük Kara Balık

Kitabın arasından sıyrılan zarfı fark etmedi… Kendisine yazılı mektubu masanın üstünde öylece bırakıp ayrıldı… Yürüdü üniversiteye doğru…

Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 1

Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 2

Çınaraltı Öyküleri – Yaşama İnat Yaşamak – 3

Çınaraltı Öyküleri – Dostum Küçük Kara Balık – 4

Çınaraltı Öyküleri – Samed Behrengi’nin Işığı – 5

Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6

Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7

Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9

Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar – 10

Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından

Çınaraltı Öyküleri – 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası

Çınaraltı Öyküleri – 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır

PAYLAŞ
Önceki İçerikŞehir Günlüğü
Sonraki İçerikNejla YERLİ Sanatsal Çalışmaları
Betül Çetinay
İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here