Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından

0
21
Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Ağzından - 11
Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Ağzından - 11

Ben bir mektubum kadim zamanlardan kalan. Aslında hiç yazılmamış bir mektup…

Sevgilerin oyuna gelmediği, yılanların koyunlarda beslenmediği çağlardan uçup kondum bir vakit, bir dala, bir güvercinin ağzında… Yorgundu güvercin, uçuyordu yüzyıllardır o diyarlardan bu diyara… Zaman denizinde savrulup duruyorduk ikimiz, masallardan çıkıp yeryüzüne konuyorduk. Yeryüzü bize haramdı oysa. Bembeyaz bir güvercinin güzelliği hoş görünmezdi bazılarına. Aşktı bu, öyle konamazdı bilmediği gönüllere. Bir tek söz bile kirletirdi tüylerini, inceliğine yakışmazdı kıskançlık halleri… Aşka layık birini arıyorduk, hakkını verecek, hakkıyla sevecek, hak yemeyecek bir yürek arıyorduk. Aşk ne kadar biçare ise biz ondan beter biçare, durmadan uçuyorduk.

Kimse kimseyle konuşamazken, yasaklar alıp başını gitmişken, umutlar tam da tükenmek üzereyken güvercin düşürdü ağzından beni birden… Yerime ulaşamadan daha sahibimi bulamadan takılıp kaldım gökkuşağında, sonra girdim bir yaralı ceylanın kanına…

Ceylan yaralıydı, yüreğinden vurulmuştu. Avcısının elinde oyuncak olmuştu. Koşulsuz sevgisini verenlerin kaderiydi onunkisi. Aşk için bu dünyaya gelenler, aşk için ölürlerdi. Avcısının gözlerinin içine baktı Ceylan, son nefesinde beyhude bir gülümseyişle sevdiğine,

“Aşk olsun!” diye sitem etti kendince. Nafile, avcısının kolları arasından yere serildi Ceylan…

Avcı elindeki tüfeği kendi kafasına dayamıştı aslında. Bilmiyordu Ceylan’ın ahı ile yaşayacağını bundan sonra, tabi yaşamak denirse buna…

Bir mektuptum ben. Gidecek yeri olmayan biçareydim. Yel üfürürdü beni su götürürdü hiç durmadan. Kimi kez Yunus balığının karnında, kimi kez Sur dağının ortasında, bazısı Yusuf’un kuyusunda bulurdum kendimi. Ser verip sır vermezdim ne yapsalar. Ateşe atardı Nemrut beni İbrahim olurdum gül bahçelerinin toprağında. Küllerim savrulurdu Hallac gibi, Mansur olduğum ellerde parmakların arasından sıyrılırdım bir nefes ile… Sema’ya üflenirdi nidam…

Ses vermezdi kayalıklar, benden ırak bana yankılanırdım Hu diye. Bir deli derecikte yıkanırdım Molla Kasım’ın ellerinde, dilimde miskin Yunus’un dizeleri, düşerdim yine yollara… Tebriz’den gelir, Konya’ya giderdim… Rumi’nin sedirine kilim olur serilirdim. Elden ele dilden dile, bir gönülden diğerine koyulmak için yola, kalayım diye hep yolda, arar dururdum. Olur a bir gün bulurum diye… Hay’dan gelip Hu’ya dönerdim bir ah ile aşka…

Kınamayın a dostlar bir mektuba dönüp kim bakar? Yirmi birinci yüzyılda aşklar cep telefonuna gönderilen mesajla başlar. Erişim engeli, telefonun kapasitesine ve internetin hızına bağlıdır artık. Yoktur öyle kahvehanelerde bekleyen abiler. Bakkala gidiyorum diyerek evden çıkılıp köşe başında yapılan gizli görüşmeler. Tükendi artık gül kokulu manilerle biten kırmızı zarflı mektuplar. Yârin eline tutuşturulunca okumak için eve koşan genç kızlar…

Günümüzde gece gündüz demeden, bir araya gelmeden yazışmaktır aşkın seremonisi…

Cepte başlar sevgi sözcükleri. Mesajlar atılır hiç durmadan, karşındakinin sesini bile duymadan… Bir kere yüz yüze gelinip el ele tutuşulunca, hele bir de mideler acıkınca, yenilen yemekler miktarınca aşkın süresi de kısalır. Bir mesajla başlayıp ’Fast foot’la süren aşklar, başka bir mesajla ‘Fast finish’ sonlanır.

“Tam on beş gün oldu çıkalı, yeter artık bitsin bu karın ağrısı.” İşte cebe gelen bir ayrılık mesajı…

Sözün kısası, iletişimin hızı artıkça kalitesi de o oranda azaldı. İşte klasik marjinal fayda kuramı…

Mektup olup ‘yârin yüreğini yakmak’ ise türkülerde ve edebiyat kitaplarındaki menkıbelerde kaldı. Serzenişimiz bu yüzden.

Belki de bir hayatı kurtarmak, küskünleri barıştırmak, sevdiğine el uzatmak, hasret gidermek iki satır yazılacak cümlelerin işidir ha! Ne dersiniz?

Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 1

Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 2

Çınaraltı Öyküleri – Yaşama İnat Yaşamak – 3

Çınaraltı Öyküleri – Dostum Küçük Kara Balık – 4

Çınaraltı Öyküleri – Samed Behrengi’nin Işığı – 5

Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6

Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7

Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8

Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9

Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar – 10

Çınaraltı Öyküleri – 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası

Çınaraltı Öyküleri – 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır



PAYLAŞ
Önceki İçerikEnerjinizi Yükseltecek Yeni Atölyeler Mayıs’ta GalataPerform’da!
Sonraki İçerikNihal Saklıca: Rakiplerimizle Değil, Zamanla Yarışıyoruz!
Betül Çetinay
İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here