Çınaraltı Öyküleri – 10 / Asfalttaki Papatyalar

0
18
Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar - 10
Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar - 10

Piknik hazırlığına bir gün önceden başlanırdı. Kalabalık gidilir maaile eğlenilirdi. Mangal işini erkeklere bırakırdı kadınlar her zaman. Köfteler yoğurulur, etler bir gece önceden zeytinyağlı baharatlı süt karışımında terbiye edilirdi. Tavuk menüye dâhil edilecekse eğer, salçalı baharatlı sosu ayrı hazırlanırdı, yine bir gece önceden. Öyle tek bir aileye bırakılacak iş değildi yani. Tam bir iş birliği ve imece usulü hazırlanırdı bizim kır sofralarımız. Zeytinyağlı sarmayı annem yapardı genellikle. Kuş üzümlü ve çam fıstıklı olurdu onun küçük sarmaları. İçindeki pirinç artsın diye dua ederdim. Az pişmiş şekerli içe bayılırdım, gidip gelip yerdim tabi ki ona sezdirmeden.

Babam erkeklerin neşesini arttırmak için pilli radyosunu yanına alırdı. Pazar günü olduğundan lig maçlarını kaçırmamak gerekirdi. Yedek pillerini asla unutmazdı babam, çantasının küçük cebine ilk onları koyardı. Eh bir iki tek atmak da her seferin de farz olurdu nedense, tavla sonrası içilirdi rakılar. Kim kaybederse o hazırlardı rakı sofrasını. Kadınlara bırakılmazdı servis işi. Buz kalıpları çıkartılır, kavun ve beyaz peynir özenle kesilir, parçaları kayık tabaklara dizilirdi. İnce cam bardaklarda içilirdi usulünce rakı… Maç bittiğinde, radyonun sesi hafife alınır, başlardı Türk müziği eşliğinde akşamsefası…

Herkesin üzerine düşeni yaptığı tek eğlenceydi piknikler. Kıştan hayali kurulurdu “ Havalar ısında da bir mangal yapsak denirdi.” Mangal her şeyi içine alıverirdi…

Kızların öncelikli görevi ip atlamak için kalın urganları hazırlamaktı. Urgan önce salıncak için kullanılır herkes sırayla sallandıktan sonra, kızlı erkekli ip atlanırdı. Erkekler ise futbol oynamak için toplarını bir gece önceden çantalarına koyarlardı.

Bir şölendi pikniğe gitmek, eğlencenin ta kendisiydi…

İlkokul beşinci sınıftaydım. İyi hatırlıyorum yılsonu bitirme sınavlarına hazırlanıyordum. Mayısın son haftası olabilir belki de orası tam net değil. Gitmek istememiştim bu sefer pikniğe. Ders çalışmam gerekiyordu.  Olmaz demişti babam, “ Anca beraber kanca beraber, biz neredeysek sen orada olacaksın, kitaplarını yanına al orda çalışırsın.” “Piknikte hiç ders çalışılır mı?” diyememiştim babama. Öğretmen tavrına bürünürdü hemencecik yoksa daha büyük zılgıt yerdim. Sustum, hep yaptığım gibi. Sessizce topumu çıkarıp, çalışamayacağımı bile bile ders kitaplarımı yerleştirdim çantama…

Tam üç araba yola koyulmuştuk, sabahın sekizinde biri minibüs, ikisi özel araba…

Asfalttaki Papatyalar
Asfalttaki Papatyalar

Porsuk baraj gölüne vardığımızda en az otuz kişiydik. Arabaları gölgeye park edip az ötesine gölün tam karşısına yerleştik. Kilimler serildi, kahvaltı için hazırlığa girişildi. Ben asık bir suratla köşeye gidip oturdum, çantamı çıkardım ders çalışmalıydım. Annem “Sen hiçbir işe karışma oğlum ben yemek hazır olunca sana haber veririm” dedi ve gitti.

Kızlar urganı ağaçlara geçirmişler salıncak için büyüklerinden yardım istemişlerdi. Aralarında kız kardeşim de olan bu grup hiç ilgimi çekmezdi. Çoğu bizim mahalleliydi zaten hemen hepsiyle aynı okuldaydık. Babam ve annem öğretmen arkadaşlarıyla pikniğe giderlerdi çoğu kez. Ama bu sefer hiç tanımadığım başkaları da vardı. İlk kez bu kadar çok kişiydik. Oldum olası kalabalıkları sevmediğim için daha çok canım sıkıldı. Bugün hiç bitmeyecek diye düşünürken, onu gördüm birden. Kızlar el becerileriyle salıncağı yapmışlardı bile. O kenarda durmuş hayran ve şaşkınlıkla karışık kızlara bakıyordu. Yabancıydı besbelli.

Arkadaşlarım seslendi, “ Haydi gelsene maç yapacağız.” Defter kitapları bıraktığım gibi koştum yanlarına amacım maç yapmak değildi… Yanından geçtim, kız kardeşime sordum onu.” İstanbul’dan halasına misafir gelmiş.” Dedi. Yanından geçerken göz ucuyla baktım kocaman kara kara gözleri vardı, bana gülümseyen yüzüyle baktı elini uzattı. “ Ben Leyla ya sen?” dedi. Mecnun demek geçti içimden o an, korktum, elimi elinden kurtararak oğlanların yanına koştum. Adımı söyledim mi hala hatırlamıyorum.

Kalbimin hızla çarpmasından başka hiçbir şey hatırlamıyorum. Sanki film koptu bütün görüntüler yok oldu, kulaklarıma kadar kızardığımı yüzümün yanmasından anladım. Üzerimden süveteri çıkarıp çimenlerin üzerine attım. Yüreğimde bir sızı, buğulu gözlerimle nefes nefese kaldım, kendimi futbol oyunun içine bıraktım. Sonra…

Asfalttaki Papatyalar Öyküsü
Asfalttaki Papatyalar Öyküsü

Sonra, başımı kaldırıp bakamadım bir daha. Yüzümün kızarıklığı geçmemiş olacak ki, annem sırtıma tülbent koydu hastalanmayayım diye. Top oynadım ya, kızarıklık onun içindir sandı.

Oysa içim sancıyla yankılandı. Yemekten sonra, kendi kuytu köşeme gittim hemen. Ders kitaplarımı elime aldım nafile, aklım fikrim takılı kalmıştı bir çift siyah göze…

Arkamdan bir sesle irkildim, “ Ders mi çalışıyorsun?”

Kitaplarımı gösterdim, başımı salladım. Bir kez daha gördüm ışıldayan zeytin gözlerini. Öylece bakakaldım.

Yanıma oturdu. Elinde sakladığı bir şey vardı sanki soramadım ne var elinde diye. Beni oracıkta çekip vursa, kalbime bıçak saplasa hiç sesimi çıkarmazdım yeminle.

“ Gözlüklerini çıkarsana “ dedi. Hiç tereddüt etmeden çıkardım.

“ İstanbul gibi bakıyorsun, deniz gibi masmavi” dedi.

Elindeki papatyaları verdi, yanağıma bir öpücük kondurup, kaçıp gitti…

Piknik bitene kadar bir daha kalkamadım yerimden. Bütün gün ders çalıştığımı zannettiler. Benimle gurur duyup övündüler. Ben sadece elimde papatyalarımla hülyalara dalmıştım. Tek kelime konuşamadığım bir sevdanın izinde mecnun olup kendimi çöllere salmıştım.

Eve dönüş yolunda arabada uykuya dalınca, elimdeki papatyaları alan annem onları asfalt yola atmıştı…

Sana bunu hiç anlatamadım Küçük Kara Balığım, korkum kendi ölümümden değildi sandığının aksine…

Korkum senin, korunmasız avuçlarımdan kopartılıp alınman, istemsizce asfalt yollara saçılıp gitmendi aslında. Ben uykudayken, her şeyden habersizken daha, üzerinden bir gece yarısı geçecek umarsız tekerlek izlerindendi…

Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 1

Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 2

Çınaraltı Öyküleri – Yaşama İnat Yaşamak – 3

Çınaraltı Öyküleri – Dostum Küçük Kara Balık – 4

Çınaraltı Öyküleri – Samed Behrengi’nin Işığı – 5

Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6

Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7

Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8

Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9

Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından

Çınaraltı Öyküleri – 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası

Çınaraltı Öyküleri – 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır



PAYLAŞ
Önceki İçerikDOMİNO TAŞI
Sonraki İçerikResim Fırçası Alırken Nelere Dikkat Edersiniz?
Betül Çetinay
İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here