HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR

0
15
HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR
HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR

“Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Şems-i Tebrizi

Sorunlar bazen öyle üst üste gelir ki dayanma sınırının aşıldığını hisseder insan. Terk edip gitmek arzusuyla yanıp tutuşur ‘kaçacağım buralardan’ diyerek uykusuz gecelerin koyununda esir olur. Fakat mıh gibi çakılıp kalır olduğu yere… Bir mengenenin ucunda kıvranıp durur, çığlığı boşlukta kendi yankısında duyulur.

Her sabah büyük bir yorgunlukla kalkar yataktan, yüzünü aynadan bile saklar. Kimseyi görmek, sesini duymak istemez. Başka insanların mutlulukları batmaya başlar ona. Kıskanır onları adeta. Huzursuzluğu artar. Yaşamak zehir dolu kâseden yudum yudum içmek gibidir artık. Mutsuzdur, kimsesizdir, suskundur…

Değişimin alarmını duymak için uyarıdır bunların her biri aslında. En derinlerde gizlenmiş umut ışığının ilk parıltılarıdır… Vakit doldu sinyalidir bu! Yeni baştan, sil baştan, en baştan başlamanın enerjisidir hayata…

Şarj ol ve yeniden başla!

Haydi! Kalk durma.

Her şeyin bir vakti vardır unutma!

Doğumun ve ölümün vakti…

Demektir, hayat dilinde yenilenmektir. Nasıl anlatırdı başkaca derdini sana?

Önümüzden akıp geçerken zaman, kim durdurabilmiş ki bunca zaman? Kim belirlemiş doğum saatini? Kim ölmeye yatmış? O kadar güçlüyse eğer insan? Hâkim ise dünyaya, kendi dünyasına, hadi durdursa ya, zamanı geriye doğru akıtsa, ya da ileriye doğru sarsa ya…

Nasıl? İmkânsız değil mi?

Derin bir nefes alıp, dinleme vaktidir şimdi kendini… Ne diyor sana içindeki? Konuş benimle, özlemedin mi şöyle uzun uzun söyleşmeyi kendi kendinle? Adildir içindeki merak etme, sen ne düşünürsen düşün, o yine bildiğini okuyacaktır elbette. Bu sefer biraz soluklan da izin ver kendine…

Düşünme vakti gelmiş çatmıştır!

Sıyrıl günlük rutin işlerinden, gerekli gereksiz yaptığın ne varsa yapma, kimseye bir şey olmaz korkma. Alışverişe çıkma mesela birkaç gün. Evdekileri bitir. Sonunu getir yiyeceklerin, buzdolabın boşalsın bırak, aç kalırım sanma sakın. Bir düşün nasıl harcama yaptığını, kapılıp gittiğini reyonların arasında, inandığını indirim palavralarına… Aybaşında ödemek zorunda kaldığın kredi kartı borçlarını sıfırla önce sonra söz ver ihtiyacın olmayan hiçbir şeyi satın almayacağına dair kendine…

Sinyal vermeden seni sollayan adama otobanda küfredip sinirlerini yıpratma boşuna. Bırak garson geciksin masaya bakmakda. Kasiyer bekletsin seni, vurma onun yüzüne beceriksizliğini. İki- üç durak için bırak binme minibüse, yürümek iyi gelecek kendine…

Çiçeklerini sularken onlarla konuş mesela, hatta yapraklarını sev, göreceksin nasıl daha kolay çiçek açacaklar, inan ki onlar seni duyarlar…

Beton zemini delen karıncalara kızma, ekmek kavgasında onlar da unutma. Şaşır, nasıl yedinci kata tırmandıklarına. Kokuya hassastırlar, sevmezler sarımsağı, sen de onlara koklat giderler başka bir tarafa.

Biliyorum süslü ve basit gelebilir bu sözler ama inan yaşamamış bir ağızdan çıkmaz bu laflar öyle kolayca… Basit yaşamaktır asıl olan, unuttuk biz bunu yıllarca.

Nasıl ki dibi görmeden çıkılmaz ise denizin üstüne, dipteyken gördüklerimiz ne kadar öğreticidir bize.

Su her zaman kaldırır, biz istesek de istemesek de… Yeter ki çırpınmayalım yüzmeyi öğreneceğiz diye. Rahat bıraktık mı kendimizi hiçbir şey yapmadan suyun üstünde, yüzdüğümüzü fark edeceğiz razı olduk mu elimizdekilere…  Önce korkmamayı öğrenelim sudan, boğulmadan, razı olalım onun bizi kaldırmasına ve izin verelim biraz sürükleyip gezdirmesine mavi sularda.  Kulaç atmaya çabalarız daha sonra, hele bir duralım da suyun üstünde. Rahatlayalım hele bir. Güneşi yüzümüzde hissederek, ellerimizi ensemizde birleştirerek yaşamın tadına varalım. Yaşamanın her anına koca bir şükür gerek.

Serbest, sırt üstü, kurbağalama ve hatta kelebek yüzmeyi öğreniriz nasılsa…

Sırrını keşfettikten sonra ver elini bir kıyıdan diğer kıyıya, yüzmek nasıl keyiflidir derin sularda… Nasıl özgürsündür maviliğin avucunda? Nasıl huzurlu, nasıl sınırsız mutlusundur?

Hayat denizinde yüzmenin de bundan hiç farkı yoktur. Kontrol etmeyi bırakıp izin verirsen olacaklara, olanları kabullenirsen, her şeye müdahale etmeye kalkmazsan eğer, sırt üstü uzanıp hayat denizinde rahatça yüzersin bir koydan öbür koya…

Hayat ne güzel eğitmendir bize, ne güzel armağandır yaşamasını bilenlere…

PAYLAŞ
Önceki İçerikCANSUYU / Şiir
Sonraki İçerikBerlin’de Türk Sineması Etkinliği
Betül Çetinay
İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here