Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan

0

Mavi bir sabaha uyandım. Mavi günlerden kalmayım. Kahvaltımın yarısı bana bakıyor tabağımın kıyısında. El ediyorum ona, sonra kenara  itip iyice, sana bakıyorum gizlice… Senin boş düşlerle doldurulmuş kuru fasulye tanesi mavi hayallerinin içine balıklama dalıyorum. Islak pamuğunda filizlenmiş öylece beni bekliyor. Yemek tabağında çimlenip, güneşin doğuşunu izliyor… Başında kavak yelleri, serseri mayın gibi  bir o yana bir bu yana gidip geliyor. İştahsız bu günlerde… Porselen tabağında, Japon balıkçı teknesinin tam altında, çatalın yanı başında, yarısı yenmiş bir omlet olarak susuyor… İki küçük zeytin- tuzsuz ve buruşuk- teknenin içinde keyif çatıyor. Gülümsüyorum onlara, sonra birini gözüme kestiriyorum ve çatalımı batırıyorum zıpkın gibi, atıyorum ağzıma… Tadı yok hiç dilimin, damağımın… Zor yutuyorum lokmaları… Boğazımda bir düğüm var sanki inmiyor aşağıya… Soğumuş çayımla zorla itiyorum, yoksa kusacağım. Zeytin zeytin olalı böylesi yutulmamıştı…

Bütün olan biteni unutmak için gözlerimi kapıyorum, bir an evvel bu korkunç sahnenin bitmesini bekliyorum. Bir masa altı olsa, saklansam çocukluğumdaki gibi, ben görmesem geçip gidecek sanıyorum. Yanılıyorum  oysa, mavi yağmur damlaları süzülüyor kirpiklerimden yanaklarıma… Dilimle yalıyorum tuzlu göz yaşlarımı… Sesim çıkmıyor ağlarken, sadece sicim gibi dökülürlerken ıslatıyorlar masanın örtüsünü. Damla damla, bir tane daha… Durmuyor, aniden bastıran sağanak gibi yağıyor… Göl oluyor mavi tabağım, masanın üstünde mavi damlalarım…

Yürüyorduk seninle hani, her zaman ki gibi… Bir gün bile sormadığın günlerdendi, ‘neden geliyor benimle’ diye, kendi kendine. ‘Bu kadar yolu yürüyor hiç ses etmeden, sonra aynı yolu tekrar dönüyor gerisin geriye’… Bir kere olsun ‘gelme’ demediğin günlerdendi… Sorgusuz sualsiz yürüdüğümüz günlerden…

  • ‘Yağmur yağacak’ demiştim sana. Sen dikip bakışlarını bakışlarıma,
  • ‘Yağsın’ demiştin. Ve yürümeye devam etmiştin. İnşaat halindeki yolda, yürümüştüm peşin sıra. İlk damla düşünce başımıza,
  • ‘Islanacağız’ demiştim sana, arkanı dönüp bana,
  • ‘Islanalım’ demiştin.
  • ‘Peki ıslanalım’ demiştim ben de.

Seni yarı yolda tek başına bırakmaktansa, ıslanalım. Sen yeter ki güven, ben seninle yağmurda çamurda hep yürürüm demiştim içimden bana… Adımlarını hızlandırmıştın aniden. Ben de hızlanmıştım senin peşinden. Yetişmek için sana, koşturuyordum çamurda. Pantolonum ağırlaşmıştı, çoraplarımın içinde yüzüyordu ayaklarım. Yağmur bizim peşimizden daha da hızlanmıştı. Öyle hızlanmıştı ki biz yavaşlayıp koşturmayı bırakmıştık. Teslim olmuştuk yağmura… Sırılsıklam, kaçacak hiç bir yer aramadan, iliklerimize kadar yağmur olup akmıştık… Yaz yağmurudur bu nasılsa gelip geçer sanmıştık…

Niye diye sormadın? Bir kere bile… Hiç bir bahanem yoktu uyduracak. Hiç bir yalanım yoktu sana söyleyecek… Yürüyorduk öylesine, yürüyordum seninle hayallerinde… Sorsan ne derdim bilmiyorum, bir gün gelmesem diye hiç düşünmeden takılmıştım peşine. Sahi ne düşünürdün, ne hissederdin gelmesem, ya da o gün o mavi yağmurun altında dönsem evime ıslanmadan, hiç bilmiyorum, hiç bilemeyeceğim bundan böyle…

Çivit mavisine takılıyor gözlerim öyle güzel ki, yiyecekleri başka bir tabağa taşıyıp elime alıyorum porseleni… Antika bir tablo gibi tabağı izliyorum. Kahvaltı umurumda değil artık, insan aç karnını her zaman doyurabilir. Ama gördüğü bir güzelliği bir daha göremeyebilir. Bir daha yaşanmayacak anlardan nasıl olur da kaçabilir? Günahı sevabı düşünmeden, yüzmenin yasak olduğu göle dalabilir… Ucunda ölüm olduğunu bile bile serin sulara kendini bırakabilir.

Mavi Çay Fincanı

Mavi tabağın gölgesindeki mavi fincandaki çayım bitmişti… Boş bir dudağa götürülen boş bir dokunuşla anlıyorum şimdi, çayımı tazelemem gerektiğini. Dilimin acısına iyi gelecek yeni bir çay demlemek… Yüreğimin acısına kim bilebilir ki…

Mavi demliği alıyorum elime, porselenine dokunuyorum,  parmakların gibi, hissiz, soğuk… Tedirgin yalnızlığın, saf kumdan yapılmış senin gibi duru beyazlığın. Ayaklarına takılıyorum, ‘hiç bu kadar beyazını görmedim’ diyorum. Mavi-Beyaz güzelliğini elimde tutuyorum. Yeniden hayallere dalıyorum…

Mavi-Beyaz Porselen Demlik

Midem ağrıyor, günlerdir bir şey yememekten, sadece çay içip düşünmekten. Kalbime hançer saplanıyor. Yanıtını bulamayacağım sorular arıyorum, seni aramıyorum. Aramayacağım hiç bir zaman. Bir daha karşına çıkmayacağım. Sorularımla birlikte seni de okyanusa fırlatacağım. Belki bir gün deniz kumu olup, kahvaltı tabağından, yiyemediğin krepinin tam ortasından, mavi bir inci tanesi olarak fırlayacağım…

Mavi Mine – Unutma Beni Çiçeği –

Belki mavi bulutlu bir gökyüzünden yükseleceğim hiç beklemediğin bir anda… Mavi yağmur damlalarından süzülüp, mavi gök kuşağından kayacağım toprağa. Senin toprağına… Nerede olduğunu bilemediğim mavi minelerinin içinden sızacağım canına, ta içine doğru ılık ılık akacağım, gireceğim kanına…

Unutma, bitmez bu hikaye burada…

O zamana kadar eyvAllah…

 

 

İlham kaynağım Yalçın Tura; Kürdilihicazkar Saz Semai; Aşk-ı Memnu ve bu muhteşem yorumu için incesaz’a binlerce kez teşekkürlerimle…

https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/

https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/

https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/

 

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Betül Çetinay

İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

Cevap bırakın