Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 2

0
113
Çınar Altı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün - 2

Geçen gün yanındaki arkadaşına “Artık Çınar altındayım, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde bitirme tezimi hazırlıyorum.“ dedin, bana söylüyormuş, beni çağırıyormuşcasına. Ben öyle anladım, öyle anlamak geldi işime ne yapayım… Biliyorum hiç tanışmadık, benden uzak bir yerlerdesin olsun ama. Tanışırız bir gün nasılsa…

Fark etmeni bekledim hep. Beni hissetmeni. Göz aşinalığın vardı pek ala. Oysa bir kez bile dönüp bakmadın. Bu ciddi umursamaz tavırlarını sevdim işte en çok. İnsan senin yanında kendini öyle küçük hissediyor ki. Karşı konulmaz bir kibrin var. Dimdik yürüyorsun yolda. Kimse yanına bile gelemiyor. Cesaretini kırıyorsun insanın. Kantinde tek başına otururken ama annesini kaybetmiş bir kız çocuğu kadar ürkek ve masumsun. Öyle anlarda yanına gelmek, masana oturmak için nasıl istek duydum içimde bir bilsen…

Kırıp incitmekten korktum seni. Kırıp incitmenden korktum beni. Vazgeçtim bende…

  • Çay bırakayım mı abi?
  • Bırak bir tane.
  • Yalnız para peşin abi?
  • Hayrola yeni mi çıktı bu?
  • Patron parayı ödemeden gidenler yüzünden, artık peşin istiyor parayı…
  • İçmediğimiz çayın parasını ödüyoruz yani öyle mi?
  • Yaşamadığımız bir hayatın faturasını da ödemiyor muyuz abi?
  • Vayyy haklısın… Al bakalım…
  • Eyvallah abi..
  • Buradayız daha dur…
  • Ona da eyvallah abi.

Ne kadar gizemli bir çocuk bu çaycı… Okusaymış kesin filozof olurmuş. 17-18 ha var ha yok daha yaşı. Geçen gün geldiğimde de böyle büyük laflar etmişti. Ne demişti dur hatırlayayım? Ben “çayları soğuk getiriyorsun, çok dolaştırıyorsun” diye çıkışınca, o da bıyık altından gülümsemiş… “ Çaylar biraz soğuk da içilir abi, ama gönüldeki yangın soğursa o zaman fena, o yangın olmazsa biz ne yaparız bu hayatta.” Evet, aynen böyle söylemişti…

Çay çok güzel, hem sıcak hem de daha yeni demlenmiş. Hak etti aldığı parayı. Hatırladı mı acaba beni? Sıcak sıcak getirdi çayı. Yanında bir de simit olsaydı şimdi.

  • Simitttttttttttttttttttt, simittttttttttçiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii geldi.

Allah’tan başka şey dilemek lazımmış? Öyle derler ya hani! Yoksa bugün benim dilek kabul günüm mü? Ne güzel olurdu değil mi? Aklımdan geçenler bir anda oluverseydi mesela…

  • Simitçiiii versene bir tane…
  • Tabi abi hemen geliyorum.
  • Sıcak mı simitlerin
  • Fırından daha yeni çıktı.
  • Hep de böyle söylersiniz ya?
  • Başka türlü nasıl satarız ki abi? Ama bu harbiden yeni çıktı.

Uzattığı simidi elime alınca anladım ki, doğru söylüyordu “ harbi” fırından yeni çıkmıştı. Çıtır çıtırdı…

Keyfime diyecek yoktu artık. Kitabıma geri döndüm.

 

“Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı.

Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti.”

 

Bir gelsen ve bir daha hiç gitmesen… Gelip karşıma otursan, konuşmana gerek yok. Gözlerime baksan yalnızca… Bende hiç konuşmasam, aramıza sözcükler girmese, öylece birbirimize bakıp anlaşsak. Biliyorum anlayacaksın sen beni. Sen de benim gibisin çünkü… Çocukluğunu görebiliyorum. Pembe çiçekli bir elbisenin içinde saçlarını savururken koşuşunu izliyorum. Dönüp arkana bakıyorsun, annen ve baban sana gülümsüyorlar… Onlar el ele tutuşmuşlar, sen önlerinden bir ceylan gibi sekiyorsun.

Kelebekler uçuşuyor etrafında, sen yonca arıyorsun dört yapraklı kırlarda…

Ya ben neredeyim bu masalda? Gel! Gel ki, senin masalına giren dilenci çocuk olayım, razıyım ona da…

 

Çınar Altı Öyküleri - Betül Çetinay
Çınar Altı Öyküleri – Betül Çetinay

“Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu

Bilseydin kalbimin çarpışını gelirdin. Seni nasıl bir özlemle beklediğimi, aklımın ve yüreğimin senle bütünleştiğini bir bilseydin. Oysa senin için daha yokum ben… Bu nasıl acı veriyor bir bilsen. Sen, bedenimi bütünüyle kaplarken, içimde senden başka hiçbir şey yokken… Ben daha var olmadım sende… Bir görüntü, bir siluet bile değilim… Bir kokum yok, kalan küçük bir izim, senin için ben bir hiçim… Yüreğim acıdı, içim ezildi, sen benle bütünleşmişken, ben sende neyim?

  • Çayı tazeleyim mi abi? Simidin yarısı kuru kalmasın.

Daldığım rüyadan uyandırdı bu çaycı. Ama öyle güzel bir zamanlaması vardı ki, beni takip ediyor diye düşünmeden edemiyorum. Hoşuma gidiyor ilgisi. Gülümseyerek cevapladım.

  • Hadi tazele bakalım.

Çayı masaya bırakırken, kitabımı kendine çevirip okudu.

  • Sevda Sözleri
  • Şiir sever misin?
  • Ben şiir bilmem, mani bilirim; Söyleyivereyim mi bir tane sana?
  • Hadi söyleyiver!
  • Sevda sendedir sanma ki bana / Bende gördüğün ben değil sensin aslında/ Kim gönlünü açar Mecnun olur / Leylası onu karşısında bulur.
  • Büyük adamsın sen ya… Adın ne senin?
  • Âdem… Ya senin?
  • Mecnun…
  • Essah mı söylüyon abi?
  • Yok değil aslında, ama sen bana Mecnun de bundan sonra…

 

Mecnun, evet mecnun olmuştum sanki. Ne farkım vardı ki? Mecnun çölleri aşmamış mıydı Leyla için. Ben iki otobüs bir vapurla gelmemiş miydim Çınar altına… Bugün gelip gelmeyeceğini bile bilmeden. Bir umudun peşine takılıp, okulu dersleri, hayatın akışını boş verip soluğu burada almamış mıydım? Ne yapıyordum, neyi arıyordum? Leylamı mı? Belki de? Ya değilse… Ya aradığım o değilse, sadece bir düşse bu yaşadıklarım… Olsun kime ne zararı var? O masum bilmezliğiyle yaşayıp gider, ben onun hayatının gizli izleyicisi olurum… Onu uzaktan severim, o hiç bilmez beni, hiç görmez gözlerimi, kalbimin onun için atışını hiç duymaz… Duymasın… Görmesin… Sevmesin isterse… Ben yine de onu severim.

Bu gördüğüm gerçek mi? Yoksa gerçekten mecnun oldum da serap mı görüyorum çöl yollarında… Beyazıt kütüphanesinin kapısından çıkan benim Leylam değil mi? Büyük çınar ağacının altından geçen. Şair Hüseyin Avni dedeye gülümseyerek, baş selamı veren… Evet, o ta kendisi… Bu yürek nasıl dayanacak, nasıl yerinden fırlamayacak şimdi… Etrafına bakınıyor. Bir arkadaşını mı arıyor? Hayır, o da benim gibi boş masa arıyor. Ah! Elimi kaldırsam işte buradayım desem. Seni bekliyorum ne zamandır desem, sesimi duyar mı acaba? Geçiyor önümden, beni görmeden, bir kez olsun bana bakmadan… Nasıl yanıyor içim? Sandalyede eriyorum güneşe bırakılmış buz kalıbı gibi… Damla damla su oluyorum… Hiç kımıldamadan, hiç ses etmeden, görenler anlamayacak nasıl eridiğimi… Buhar olup havaya uçacağım şimdi, belki yağmur olup dönerim geri…

Gitti, önümden geçerek, beni görmeyerek gitti. Ben kalakaldım, bir başıma… Ayağa bile kalkamadım. Buradayım diye bile bağıramadım. Senin için geldim diyemedim. Ah! O güzel gözlerini bir daha göremedim.

 

  • Merhaba, rahatsız etmezsem simidimi burada yiyebilir miyim acaba? Boş masa yok da?
  • Leyla! Leylam burada işte tam karşımda!

Devam edecek…

Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün – 1

Çınaraltı Öyküleri – Yaşama İnat Yaşamak – 3

Çınaraltı Öyküleri – Dostum Küçük Kara Balık – 4

Çınaraltı Öyküleri – Samed Behrengi’nin Işığı – 5

Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6

Önceki İçerikGöz altı morluklarınızdan ve kırışıklıklarınızdan kurtulun
Sonraki İçerikBizim Henry
İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat hep yaşamında var oldu. Ama müzikle uğraşmaya başladığından beridir artık müzikle edebiyat yapar, müzikle yaşar…

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.