Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?

2
3
Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?

Seninle tanıştığımız gün dün gibi aklımda. Üniversite sıralarında oturduğumuz ilk yıldı daha. Kimsenin kimseyi tanımadığı, selam vermeyi bile akıl etmediği çömez yıllardı… Biraz endişeli, çokça umutlu ama hep bir mahzundu arkadaşlıklar. Büyük bir sınavdı sözde kazandığımız, öyle ya kaç kişi girmeyi başarmıştı bizim liseden, ya seninkinden? Bizden yaşça büyüklerin “ya üniversiteye gidersin ya Enver Usta’ya” diye gözümüzü korkutmalarından kurtulmuştuk kurtulmasına ama keşke her şey kolay olsaydı bundan sonra…

Gönlümdeki o koca üniversite kapısından girememiştim içeriye, hevesim kursağımda kalsa da, olsundu… O şanlı meydanda, üzerinde 1453 yazan bina bizden uzak olsa da, bir otobüslük mesafedeydi sonuçta. Ara sıra yemek hanesinde kaçamak yediğimiz öğle yemekleri bile keyifliydi nasılsa… Belki de bu yüzden, her ders çıkışında alırdık soluğu Beyazıt’ta… Çınar altının serinliğinde, kurardık mavi hayallerimizi bir simit ve bir bardak çayla. Meteliksizlik bükmezdi boynumuzu asla… Öğrenmiştik aklımızı kullanmayı… Sırası gelen tek bir çay isterdi çaycıdan her uğradığında. Sırayla içerdik çayı belki ama simidi bölüşerek yerdik. Bilirdi de ses etmezdi çaycı, gülümserdi boyuna… Mutluyduk çok, simidimizi paylaştığımız güvercinler kadar… Peri masallarında gezinen gülüşmelerimizi başımızda esen gençlik yeli serinletirdi… Sevgimize katık ederdik umudumuzu bolca… Yüreğimizin bir yanında ışıldayan sevinçlerimizle sarılırdık, hüzün bulutları ne zaman gelip çökse çocuk omuzlarımıza…“ Küçük küçük sevinçler” bulurduk parlak fikirlerimizle, neşe katardık toy hayatımıza, izlediğimiz tiyatro oyununun replikleri arasında…

“Bir zamanlar yüreğim

Sonsuz bir sevinçle çarparken

Deli gibi…

Ne hayaller kurardım

Ne hayaller kurardım

Dolaşırdım bulutlarla birlikte

Konuşurdum dünyanın gözleriyle

Bitmez tükenmez sanırdım sevgilerim!

Avuçlarımdaydı dünya!

Avuçlarımdaydı dünya! *

Işıl Özgentürk’ün yazdığı Küçük Sevinçler Bulmalıyım Oyununa gittikten sonra, ‘ avuçlarımızın arasındaydı artık bizim olan dünya’…

Karlı, fırtınalı bir Şubat ayıydı 1983’tü yılı… Tiyatro oyunun biletleri o gün bende saklıydı. Zar zor edinebilmiştik zaten biletleri. Kardan göz gözü görmez bir İstanbul haliydi. Kocasinan’dan Cağaloğlu’na gitmem kuvvetle gerekliydi. Arkadaşlarla buluşacaktım. Oradan Taksime, İstiklal caddesine geçecektik, Dostlar Tiyatrosuna… Evden izin almam ne mümkündü! Ben gideceğim diye ayak diretince, annem dayanamayıp inadıma, benimle gelmişti Cağaloğlu’na; hiçbir arkadaşımın gelmeyeceğine duyduğu derin inançla… Yazko’nun kafesinde buluşacaktık. Zorlu yolculuğun sonunda kafeye vardığımızda bir sen eksiktin. Üzülmüştüm göremeyince seni. En çok sen istiyordun oyunu seyretmeyi… Gebze’den gelen arkadaşıma şaşırıp kalmışken annem, üstün başın bembeyaz içeriye girdin… Küçükbakkalköy’den yetişmiştin, sabahın erken saatlerinde yola çıkan sen… Susmuştu annem. Arkadaşlığımızdan çok etkilenmişti, karışmadı bir daha da zaten…

“Yürek usulca pas tutar / Gelip geçerken günler / Sevgi uçup gider / Güneş ısıtmaz

Yürek usulca pas tutar / Terlemez avuçların / Düşsüz uykular başlar / Şaşmayı unutursun

Yürek usulca pas tutar / Fark etmez geçmiş gelecek / Fark etmez akla kara / Fark etmez doğru yanlış

Yürek usulca pas tutar”

Deniz Türkali bu şarkıyla girmişti sahneye… Sonrasında hepimizi alıp götüren müthiş bir serüvene… Tek başına bir kabareydi oynadığı, salon adeta onunla bir bütün olmaya başlamıştı… Canlandırdığı karakterlerle genç ruhumuzu eline almış,  yaşayacaklarımızı bilir gibi, önceden haber verir gibi, bir anne şefkatiyle sarsmıştı bizi…

Oyun çıkışı konuşmadık hiç. Herkes kendi payına düşeni kapmış, kendi derinliğine dalmıştı… Okulda görüşmek üzere ayrıldık… Ama ‘küçük sevinçleri ‘ ruhumuza kazıdık…

Üniversite hayatımız boyunca bir ritüel olmuştu sanki, hemen her gün ders çıkışı önce Beyazıt Çınar Altı, sonrası işte…

Sonrası, Beyazıt üzerinden yürüyerek inilen Cağaloğlu…Çoğu kere uğranılan yol üstündeki Çorlu’lu Ali Medresesi… Nargile içenlere takılmadan, bir tanıdık var mı diye bakılıp etrafa, varsa yoksa Divan Yolundan sapardık Bab-ı Ali yokuşuna… Kitapçıları dolanırdık sırayla, almak maksadıyla değil a, nerde bizde her daim o para… Cem, Yazko ve Say’dan dosdoğru aşağıya, istikamet köprü altına…

“Gördüm!

Kaçıverdi avuçlarımdan dünya

Sevgilerim çolak çöllerde kayboldu

Gözyaşları ve acınası bir yüz kaldı

Bana…

Şimdi küçük sevinçler bulmalıyım…”

Sanırlar ki bira içilir köprü altında yalnızca, biz kahve içmeye giderdik seninle, dostça… Dört senede müdavimi olmuştuk kahvehanenin, tiryakilik haddinde severdik kahveyi ve köprü altını… Yaşlı balıkçılar birkaç gün uğramadık mı merak ederlerdi bizi. Anlatırdık inceden, vizeler, finaller, gelemedik falan… Sonra bir gün gerçekten Final dediler… Mezun oldunuz dediler. Bitti bütün bu işkenceler…

Anlayamamışız meğer, gerçek işkencenin ne olduğunu o vakitler… Sahi seninle görüşmeyeli kaç sene oldu?

Birkaç kere aradık birbirimizi telefonla, yüz yüze bir iki sohbet ya sonrasında…

Dostluk ölünceye kadar demiştik, birbirimize doğduğumuz aynı günde hediyeler vermiştik… Köprü altı yok artık, izi bile kalmadı, resmini bulmak hiç kolay olmadı. Senden bir fotoğraf var elimde, köprü altında çekilmiş olan… Bir de kaset hani bana aldığın doğum günümüzde… Bir de söylediğin şarkı kulağımda kalan… “Beni yaktın aykız aykız ataşe…”

“Biliyorum dostluklar yorgun,

Çok yakın savaş tehlikesi,

Biliyorum gülmüyor çocuklar,

Ancak yine de bulunabilir,

Bir cümle

Bir İnsan

Bir dost sıcaklığı

Bir çocuk gülümsemesi gibi

Küçük sevinçler bulmalıyım…”

*KÜÇÜK SEVİNÇLER BULMALIYIM – IŞIL ÖZGENTÜRK

https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/

https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/

https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/

https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/

https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/

https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikValse
Sonraki İçerikMuhtefî Bir Kitapsever : Murat Aksel
İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

2 YORUMLAR

  1. Betül Hanım,
    Kardeşim ile evimizin balkonunda çaylarımızı yudumlarken; çocukluğumuzdan, akrabalarımızdan, lise ve üniversite arkadaşlarımızdan konuştuk. Hasretle andık hatıraları… Rahmetle yâd ettik ölmüşlerimizi. Zaten hüzünlenmiştim.
    Paylaşmış olduğunuz öyküyü, bu sohbetin ardından ve gecenin sessizliğinde okudum. Müziği dinledim. Yüreğim yandı, gözlerim doldu. Yüreğinize, kaleminize sağlık… Yazmaya ve paylaşmaya devam edin.

  2. Çok teşekkür ederim Osman Bey, yazmaya çalıştığım bütün seri öyküler genellikle kaybettiklerimize yöneliktir. Elimizdekileri kaybetmeyelim diyedir… Sağ olunuz, var olunuz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here