Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !

0

Akıp giderken parmaklarımızın ucundan zaman,

Ufalanırız kum tanelerinin kırıntılarından ince bir sızı gibi an  be an.

İlk ağlayışımızın üzerinden geçip giden,

Bunca yılın anılarında sırlanmış yaşlı zaman, 

Son gülüşünün kıvrımlarında saklanırdı dudaklarında donduğu an…

Veda etmeye gerek bile bırakmadan !

“Öleceğini bilen tek canlının insan” olduğunu bilerek yaşamak,  kendi trajedisinin seyircisi olmak demekti…

Ne kadar kaçsa da Leoparın önünden, bir çırpıda gelip vahşi pençelerin kendisini bulacağını bilen ceylan gibi,  biliyoruz ölüme er geç yakalayacağımızı… Biliyor ve kaçıyoruz kendi gerçeğimizden, trajedimizden… Koşar adım atlıyoruz hayatın sahnesine, sahteliğine… Görmezden gelip yanı başımızda can verenleri, oyuna devam ediyoruz hız kesmeden, Azrail’in gri gölgesinde…

“Show must go on” ! Çığlıklarını duymayacak artık hiç kimse…

Kapının aralığından giremez sanıyoruz içeriye… Kulaklarımızı tıkayıp yüreklerimizin sesine, gözlerimizi sımsıkı yumduğumuzda bizi bulamayacak, bize dokunamayacak, geçip gidecek sanki yanımızdan gibi, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünya hırsına tamahla ! Yaşıyoruz… Sonsuzluk özlemini katık ediyoruz öğünlerimize, düşerken ağzımızdaki son lokma önümüze, yemin ediyoruz hiç ölmeyeceğimize… Kendi kendimize… Çaresizce… 

Sevgiler tutsak olmuş bir kere bize… Biz, tutsak olmuşuz sevgilerimize yüzlerce kere… Ben yoksam sevgim de yok sanmışız, oysa ne çok aldanmışız… Doğru !  Yoksan artık sevilmelerden, geride bıraktığın heykelinde gülüşün kalır bir tek senden geriye…

Ya koca bir sevdanın ateşinde yanan  “od ” isen, 

ya odun ateşinde pişen “aş” isen,

ya aşkla yanarken pervanenin çıkardığı “ses” isen,

ölümsüzlük şarabı senindir,

iç içe bildiğin kadar o ne de güzel serindir…

Bir kayanın içinden fışkırırsın günü geldiğinde, mavi bir mantar gibi bitersin ensesinde. Seni yok etmeye çalışan kalabalık cüzdanların korkulu rüyası olursun, girersin düşlerine…Toprak olduğunu sananlara inat, masmavi berrak bir rüya gibi uzanırsın sonsuz maviliğine saltanatın…

Yenilmedin para babalarının çeldirici suallerine, iyi çalıştın sen dersini. Sınavında çıkmayacak karşına bilmediğin hiç bir kelime…

Sen yine de gülümse ! Bırak onlar düşünsün ölüm gelip çattığında, pencerelerinden baktığında gizli kalmış yalancı içlerine…

Huzurla uyu artık sen, sevdiklerin her daim seninle…

Paylaş

Yazar Hakkında

Betül Çetinay

İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

Cevap bırakın