Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret

0

Seni özlediğimde deniz kenarına koşuyorum, ayaklarım dalgaların içinde, kumsalda boylu boyunca yürüyorum. Kumların kayboluşunu hissediyorum tabanlarımda. Gözlerim kapalı kulaklarım açık, dalgaların sesiyle doluyor beynimin yarısı. Diğer yarısıyla seni dinliyorum hiç dinlemediğim kadar, parmaklarımın arasından kayıyor kumlar…

Sesin nefesime karışıyor, dalgalar bir gidip bir geliyor… Yüzünü hatırlayamıyorum, ne kadar çabalasam da gülüşün dışında, suretini getiremiyorum gözümün ucuna. Silinmişler kumsala yazdığımız adlarımız gibi. Bir dalga alıp götürmüş bizi. Sesin ise canlı hâlâ. Yanı başımda çınlıyor kulaklarımda…

Boyuna anlatıyorsun, üniversite yıllarını, ilk kavganı ilk aşkını hatta… Çilekli dondurma sevdiğini söylüyorsun bir ara, çikolatalıdan nefret ettiğini. Ama nedense kızların hep çikolatalı dondurma sevdiğini… Akşam öğünlerini atladığını, yaz kış dondurma yediğini mesela… Çok yediğinde 90 kiloya vardığını… Gülüşüyoruz burda, “seni o kadar şişman hayal edemem” diyorum sana. Cep telefonundan bir fotoğraf gösteriyorsun,  mavi gözlerin olmasa tanıyamazdım senin bu halini o fotoğrafta…  Sana söylemiyorum ama hemencecik gösteriyorum parmağımın ucuyla.

Durmadan anlatıyorsun, hiç susmadan konuşuyorsun beynimin sol yanında…  Ayaklarım dalgalarda, sen sanki yanı başımda. Diniyor özlemim. Bitiyor kumsal, kalıyorum sahilde bir başıma… Kayalıklara varıyorum sen yoksun, yoksunluğumu görüyorum, uyanıyorum düşlerimden…

Kayalıklara çıkıp oturuyorum… Ufka dikiyorum bakışlarımı, martılar başımda dönüp duruyorlar, çığlık atarak beni izliyorlar. Yiyecek yok yanımda, su bile yok.  Yüreğimin orta yerinde yangın, söndürecek bir çare yok… Küçük bir yengeç tırmanıyor kayalıklara. Tam sırtını güneşe verecekken, bir martı kapıp kaçıyor yengeci. Kısa sürüyor güneşlenmesi, yem oluyor güçlü martıya…Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla…

Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla...

Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla…

Yengeç burcu olduğumu biliyor muydun? Hiç söylememiştim değil mi sana? Oysa ben biliyorum seninkini… Ne kadar özgürlüğüne düşkün olduğunu, kimseye bağlanmadığını, aşktan ölesiye korktuğunu…

“Sevmeden yaşayamam” demiştin oysa… “ Tıpkı ben” diye geçirmiştim içimden. Hayallere dalmıştım, geçmiştim kendimden. Beni sevdiğini söylüyordun, elinde bir kırmızı gülle gelip saçlarımı okşuyordun. Alnıma kondurduğun öpücükle ellerimi tutuyordun yavaşça. İncitmekten korkarcasına avucumu açıyordun. İçine bir şey koyup kapatıyordun avucumu. İçimden 10 a kadar saymamı istiyor sonra izin veriyordun açmama avucumu. Gözlerimi açtığımda sen yok oluyordun karşımda. Bir kutu bırakıp gidiyordun. Bir yüzük kutusu oluyordu bu. Kutuyu büyük bir heyecanla açıyordum, içinden tek taşlı bir alyans çıkıyordu. Sonra birden sen çıkıveriyordun, hiçbir şey diyemeden öpüyordun beni ilk kez dudaklarımdan. Nefesin nefesime karışıyordu, haykırıyordum yüzlerce kez EVET! Diye, sen sormadan daha…

Bu rüyayı ne çok gördüm biliyor musun? Geceleri uykumda değil, gündüz güneşin altında, bu kumsalda…

Balıkçı teknesi geçiyor uzaktan. Sesi geliyor, bırakıp gidiyor. Yağmur başlıyor gözlerimden, süzülüp akıyor yüreğimden aşağıya… Sönmüyor yangın, daha da artıyor ateşi kendiliğinden…

Balıkçı teknesine binip gittiğimiz gün, elimi tutmuştun. Tekneye atlamam için, belimden kavrayıp kendine çekmiştin beni. İlk o gün görmüştüm gözlerinin maviliğini…

Neden diye sormadım bir kere bile. Dile getirmedim seni sevdiğimi, gideceğini bildiğim halde sustum. Bana veda etmeni bekledim yine de.

Bir çift söz etmeden, elveda bile demeden öylece bırakıp kayalıklarda beni, çekip gittin aniden. Ben ve hayallerim öylece bir başımıza kalakaldık. Ardından bağırdım, gitme diye yalvardım içimden, duymadın sesimi… Çeke çeke ağladım içimi… Bir tek kayalıklar duydu, onlar tuttu elimi… Sen gittin gideli…

Yıllar kovaladı birbirini, işte şimdi bir gece vakti kumsaldayım yine. Yıldızlarla birlikte şarkı söylüyoruz, dalgaların müziği eşlik ediyor bize. Yıldızlar kadar uzaksın artık bana. Adını bile unuttum biliyor musun? Yüzünü ise hiç hatırlamıyorum. Oysa sesin kulağımda,  unutmuyor insan duyduklarını nasılsa… Dinledikleri kalıyor kulağının bir  köşesinde, zamanı gelince çıkıveriyor sesler, saçılıyor birer birer…

Sen benim için aşkın manasına giydirdiğim bir surettin sadece. Siretin çıkınca ortaya suretin kaldı yalnızca elimde…

http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Betül Çetinay

İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

Cevap bırakın