<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Serbest Duvar &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/serbest-duvar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 May 2020 07:27:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Sor-UN-lu Mamüller</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sor-un-lu-mamuller/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sor-un-lu-mamuller/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 May 2020 04:23:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Akın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19614</guid>
				<description><![CDATA[<p>21.11.2016 Pazartesi Siz hiç unlu mamüllerin yanından geçer misiniz? Bendeki de Soru(n) işte SORUN diye beklemeyeceğim: Sor(un)lusu hala üretimde çok yakında paketlenecek.(diğerleri hazır) İşte size tazesinden bir Sor(un)lu hem de en çıtırından: Hocam bana bu soruyu 3.dersin son on dakikasında anlatacağını söylemişti. Arkadaşlarımın bana engel olma bahanesinden bir türlü yanına uğrayamadığını söyledim. Beni yanına çağıracağı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sor-un-lu-mamuller/">Sor-UN-lu Mamüller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>21.11.2016
Pazartesi</p>



<p>Siz hiç unlu mamüllerin
yanından geçer misiniz? Bendeki de Soru(n) işte SORUN diye beklemeyeceğim: Sor(un)lusu
hala üretimde çok yakında paketlenecek.(diğerleri hazır)</p>



<p>İşte size tazesinden
bir Sor(un)lu hem de en çıtırından:</p>



<p>Hocam bana bu soruyu
3.dersin son on dakikasında anlatacağını söylemişti. Arkadaşlarımın bana engel
olma bahanesinden bir türlü yanına uğrayamadığını söyledim. Beni yanına
çağıracağı korkusu vardı tabii. İlk benim sorum çözülsün diye yapıştım öğretmen
masasına. Ver şu kalemini yapamadın mı bunu, ben size ne zaman anlatmıştım? Ali
sen bu derste var mıydın? Veli gel bak şu soruya sen yapabilecek misin bakalım?</p>



<p>Ali-Veli Ali-Veli…</p>



<p>49…50 …</p>



<p>Hocamla o günden sonra
Veli’nin nasıl veli bir şahsiyet olduğu yönünde anlaşıyorduk. Velilerinizi
çağırın dediğinde en arka safhalara saklamaya çalıştığım annem ve ben bir de
yapamadığım soru(n)m yüzünden en arkalara düşmüştük. Sorum neyse ki çözülmüştü.
Bak işte annemin bile masadaki soruyu görmesi ne güzel değil mi? Bir de
gözünden kaçtığı şeylerin olduğunu söylerim daha geçen gün Öğretmeninize
Sor(un)! Dediğini hatırladım…</p>



<p>Sor(um) çözüldü anne
diyesim yok şu aralar…</p>



<p>Sorunuzu çözemezseniz
saat 17.00 ile 18.00 arasında etüt merkezi faaliyetteymiş. Bakıyorum ekmek
kuyruğu gibi uzayıp gidiyorlar. Masada oturan beyaz önlüklü Neco Dayı’ya
benziyor şu adam, deyince Veli demez mi: Seni hocama diyeyim de sor(un)u
çözmesin.</p>



<p>Ben zaten sor(un)umu
çözemedim. Siz Sor(un) durun…</p>



<p>Ekmekçi Necati
Dayı diyesim varsa da bir yönden haklı gibiyim. Bazen avukat gibidir, sorularına
gönül dayanmaz, bazen gerçekten eli ekmek tutan fırıncı gibidir; hanesi fırının
karşısındadır. Sabahları günaydın dememeyi pek bir sever,(Elindeki sıcacık
çöreğe bakıyorum da gerçekten çok sıcakmış, fakat ne yazık çabucak soğuyor!)evinin
karşısındaki fırıncıdan baharatlı çöreklerden alır koridorlar hep baharat
kokar. İşte bakın Veli’nin test kitabının araları hep baharattır!</p>



<p>Tüm sorular tüm
hızıyla çözülüyordu. Benim sorularım malum soru sayılmazlar. Tıpkı annemin
dediği gibi balıktır onlar. Bizim havuz problemlerimizdeki balıkları hiç
duydunuz mu? Bakın ben söyleyeyim bir havuz 3 saatte dolar 3 saatte boşalır,
balıklar(sazan cinsleri) ölene kadar çırpınır.3 saat sonra da çöpçü balıklarını
salarlar üstlerine…</p>



<p>Sıra bana geldi,
cebimdeki buruşuk test kağıdını çıkarıverdim. Veli’nin kitabındaki o itinalı
çözümler, ben de,Sor(un)un x’i de y’si de gözükmüyor. Allah Allah şimdi bilinmeyenler
de yok dedim içimden Necati Bey soru(n)larına başlayacak: Hani bilinmeyenler?</p>



<p>Sayayım mı hocam?(sayamam
hocam!)</p>



<p>Necati hoca
gözlüklerini Veliye tasdikle bana nispetle bir çıkardı bir taktı.(Necati hoca
diyorum ortam gergin)</p>



<p>Evladım soru(n)u
sormaya ne hacet var ki? Sor(u)nun bilinmeyenleri bile belli değil. Daha
sorduğun soru(n)dan haberin yok senin. Sana şimdi ne demeli?</p>



<p>Veli’nin daha
önce rastlamadığım kıs kıs gülüşlerine tanık olmuştum. Necati Hoca’nın güldükçe
ağzından sıçrayan baharat ve susamlarından haberi olmadığı gibi soru(n)dan da
haberi yoktu…Arkamı döndüm, tek çareyi eve gitmekte buldum. Necati Hoca: Senin
sor(un)un ne evlat? Deyince bir kere daha hakkımı kaybettiğimi anladım. Necati
öğretmen soru(n)mu ben soru(n)umu çözemeyince soru(N)ları yine ezberlemeyi
yeğledim. X’ler Y’ler in önünde kuyruk oluşturan insanlar gibi sıradalardı. Ne
zaman Necati Hoca: Hadi bu soru(N)yu çözün dediğinde Sor(un)lu mamüllerin
karşısında aynı baharatlı çörekler tüketilirken&nbsp;
aynı sor(u)nların üretildiğini görürüm.</p>



<p>Taze, dumanı üstünde bir Sor(UN) daha çıktı işte! Karşı ki fırından…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sor-un-lu-mamuller/">Sor-UN-lu Mamüller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sor-un-lu-mamuller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19614</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Koronadan Korunamadan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Mar 2020 04:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[coronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[covid19]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19457</guid>
				<description><![CDATA[<p>Böyle bir yazı yazmak isteyeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. 2020 yılına girerken bütün umutlarımı ve beklentilerimi bu yıla yüklemiş, her türlü yeniliğe, değişime kendimi açmış, eski alışkanlıklarımı bir yana bırakmaya çalışarak kendi çapımda revizyona girmiştim. Doğrusunu söylemek gerekirse böylesini hiç hesap etmemiştim. 2020 yılı bir milat olacağa benzer. 1720 yılındaki Marsilya salgınını, 1820 yılındaki kolera [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/">Koronadan Korunamadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Böyle bir yazı yazmak isteyeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. 2020 yılına girerken bütün umutlarımı ve beklentilerimi bu yıla yüklemiş, her türlü yeniliğe, değişime kendimi açmış, eski alışkanlıklarımı bir yana bırakmaya çalışarak kendi çapımda revizyona girmiştim. Doğrusunu söylemek gerekirse böylesini hiç hesap etmemiştim.</p>



<p>2020 yılı bir milat olacağa benzer. 1720 yılındaki Marsilya salgınını, 1820 yılındaki kolera pandemisini, 1920 yılındaki İspanyol gribini düşününce 2020 yılına bu kadar büyük anlamlar yüklemekle acele etmişim diyorum şimdi kendi kendime. Demek ki yeryüzü 100 yılda bir yeniliyor kendini büyük değişimlerle&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=369%2C207&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19459" width="369" height="207" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?w=889&amp;ssl=1 889w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=768%2C432&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=696%2C391&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=747%2C420&amp;ssl=1 747w" sizes="(max-width: 369px) 100vw, 369px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Corona</figcaption></figure></div>



<p>O kadar çok komplo teorisi var ki Corona üzerine, okumaktan yoruldum, değil yazmak çok gereksiz gelmekte. Gerçeklik payı olabilir mi? Elbette, ama bu sonucu değiştirmemekte&#8230; Baktığımız büyük resmin çerçevesini çizmekte sadece&#8230;</p>



<p>İnsan olmanın şartlarını gözden geçirmek gerek diyor bir
haftadır içimdeki ses. Bir haftadır içimdeki ses hiç susmuyor. Uzun zamandır
yazmaya ara vermişliğime aldırmadan sürekli beni didikliyor.</p>



<p>Her kafadan bir ses çıkıyor, herkes bir yorum yapıyor. Panik halinde alış-veriş yapanları, korkuya kapılanları, insanların kontrollü küçük dünyalarındaki kontrol dışı görünmeyen düşmana karşı ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığını izliyorum, onları anlıyorum. Çünkü ben de onlar gibi davranıp, aynı korkuları yaşıyorum. İçimdeki ses her seferinde dur diyor, dinlemiyorum yine aynı telaşla günlük rutinlerime koşuyorum. </p>



<p>İşte şimdi duruyorum. Yazmak beni durduruyor, düşündürüyor,
sorgulatıyor, sekinete doğru adım attırıyor. Olayların nedenlerini sorgulamak,
dış dünyanın kaosunda savrulmak, sorumluluklar, ödevler, görevler, koşuşturmaca
içinde kaçtığımız onca hakikatten sonra, huzur durağında bir nefes aldırıyor.</p>



<p>Nefes almak ne kadar değerliymiş bize bunu anlatıyor. Nefes alamazsak eğer, gözle göremediğimiz bir düşman bizi kendi akciğerlerimizdeki kendi suyumuzda boğup öldürüyor.</p>



<p>İşte corona gerçeği bu kadar basit aslında. Yüzyıllardır değil dünyaya, âleme kafa tutan o insan var ya, bir küçücük virüsten korkuyor esasında. Çünkü o virüs Nemrut’un beynine giren topal bir sivrisinek gibi onun sonu olacak… </p>



<p>İçimizdeki bütün Nemrutların, Firavunların sonu geldi artık…
</p>



<p>Evde oturunca insan ne kadar az eşya ile yaşayabildiğine şaşıyor. Evde oturunca bolca temizlik yapılıyor. Eşyalarla kaplı duvarlara bakınca fazlalıkların gereksiz kalabalığı rahatsızlık veriyor. Gardroplardaki giysilerin çokluğundan, okunmayan kitaplardan, kullanılmayan mutfak eşyalarından, hiç giyilmemiş ayakkabılardan, bir kez kullanılmış çantalardan, serilmeyen halılardan insanın kurtulası geliyor. Çepeçevre sarıldığımız tüketim sarmalından nefes alası geliyor. </p>



<p>Nefes bize biçilmiş en büyük heves… </p>



<p>&#8220;Eskiler boşuna nefes tüketme&#8221; derlerdi, bir şeyin olmayacağına kanaat getirdiklerinde. Nefes sayılı verilmiştir, sayısı bittiğinde biten ömrün ta kendisidir.</p>



<p>Corona bize, aldığımız her nefesin en değerli servetimiz olduğunu öğretmek için mi geldi acaba diyor içimdeki ses?</p>



<p>“Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”… </p>



<p>Ne çabuk unutuldu bu asıl servet de, düştük cehennemin ateşine diyor, içimdeki diğer ses. Ateşlerde yanarken, sevdiklerimize uzaktan bir elveda bile diyemeden, son nefesimizi kendi akciğer suyumuzun içinde boğulurken vermek düştü 21. yüzyılda payımıza… İnsanoğlunun payına…</p>



<p>Daha zaman var mı insanlığı kurtarmak için bilmiyorum. Belki
coronadan kurtulabiliriz. Bilim adamları çalışıyorlar gece gündüz. Ama
insansızlıktan kurtulabilir miyiz ondan pek emin değilim. </p>



<p>Yaradan’ın kendi suretinde yarattığı Ademoğlu, hangi din anlayışında olursa olsun, kainatın sırrını taşıyor. Hangi milletten, hangi ırktan, hangi mezhepten olursa olsun Tanrı’nın  yeryüzündeki halifesidir o. Hiçbir dinsel öğretiye sıcak bakmayanlar için bile, insan en değerli varlıktır. </p>



<p> Coronadan korunabilmek el yıkamaktan, temizlikten, hijyenden, evde kalmaktan, sosyal mesafeden geçerken, gerçek koronadan korunabilmek düşünceleri, zanları, ön yargıları, basmakalıp saplantıları, cehaleti temizlemekten, kabe-i kebir olan gönlümüzün içindeki putları kırıp atmaktan geçiyor.</p>



<p>Kurtulmayı başarırsak eğer, dünyayı daha yaşanabilir hale getirmekten başka çaremiz yok. Yok ettiğimiz her ağaç, dağ, taş, toprak, hayvan, bitki, deniz, göl, vs. bize görünmeyen düşman olarak geri dönüyor. Vahşice saldırdığımız ne var ne yoksa her şey insanoğlundan öcünü alıyor. Görünmeyen düşman kendi bekası için insan bedenini kullanıyor. Maddi varlığımızı ele geçiriyor. Maneviyatımızı çökertiyor.</p>



<p>Çöken yalnızca dünya ekonomisi değil, çöken hakiki insan olma bilincidir ve bu virüsten daha tehlikelidir.</p>



<p>Sağlıklı ve virüssüz günler dilerim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/">Koronadan Korunamadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19457</post-id>	</item>
		<item>
		<title>QAŞ Kelimesi Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/qas-kelimesi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/qas-kelimesi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 05 Mar 2020 04:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19396</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazı yer adları bulundukları bölgedeki yer şekillerinin adlarını alırlar. Hindistan’daki İndus nehri buna bir örnektir. Hindus kelimesi buradan gelmektedir. –h- düşme temayülü gösterir. İndus kelimesi gibi Türkçe yer adları da yer şekillerinden adını alabilmektedir. Yazımızda qaş kelimesi ele alınmıştır. Qaş, beyaz ya da siyah renkte olan saydamımsı bir taş (ya da taşı) Bunun beyaz olanı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/qas-kelimesi-uzerine/">QAŞ Kelimesi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bazı yer adları bulundukları bölgedeki yer şekillerinin
adlarını alırlar. Hindistan’daki İndus nehri buna bir örnektir. Hindus kelimesi
buradan gelmektedir. –h- düşme temayülü gösterir. İndus kelimesi gibi Türkçe
yer adları da yer şekillerinden adını alabilmektedir. Yazımızda qaş kelimesi
ele alınmıştır.</p>



<p>Qaş, beyaz ya da siyah renkte olan saydamımsı bir taş (ya da taşı) Bunun beyaz olanı yıldırım düşmesine, susuzluğa ve şimşek çarpmasına karşı bir koruma sağladığı inancıyla yüzüğü takılır.</p>



<p>Divanü Lugat it Türk’te aynı zamanda qaş, herhangi bir şeyin
kıyısı ya da kenarı olarak geçer. </p>



<p>Qaş ögüz, Hoten kentinin iki yanında akan iki nehir.
Bunlardan birinin adı ürüng qaş ögüz’dür, nehrin içinde saydam beyaz taşlar
bulunur ve nehir adını bu taşlardan alır. Diğerinin adı qara qaş ögüz’dür ve
içinde saydam siyah taşlar bulunmaktadır. Bu taş, iki nehir dışında dünyanın
hiçbir yerinde bulunmaz.</p>



<p>Qaş ögüz kelime de diğer yer adları gibi yer şekillerinden
adını almaktadır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/qas-kelimesi-uzerine/">QAŞ Kelimesi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/qas-kelimesi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19396</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bence</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bence/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bence/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Feb 2020 04:09:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19345</guid>
				<description><![CDATA[<p>*Küfrün hiçbir soruna çaresi olmaz… Oldu gibi görünse de bazen, o çareden hayır çıkmaz… *Çağa ayak uydurma meselesi, karakterinize hiç uymayan bir şeyleri size yaptırıyorsa, siz artık başka birisiniz demektir… *Çocuk eğitiminden sorumlu olanlar ( anne, baba, öğretmen vs ) hiç eğilmeden, dimdik durarak ve sadece kurallarla o işi yapıyorsa, çocuk bakımını bırakıp, robotik alanında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bence/">Bence</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>*Küfrün </strong>hiçbir
soruna<strong> çaresi olmaz…</strong></p>



<p><strong>Oldu gibi görünse de</strong> bazen, o çareden <strong>hayır çıkmaz</strong>…</p>



<p><strong>*Çağa ayak
uydurma </strong>meselesi, karakterinize hiç uymayan bir şeyleri size yaptırıyorsa,
siz artık <strong>başka birisiniz</strong> demektir…</p>



<p>*Çocuk eğitiminden sorumlu olanlar ( anne,
baba, öğretmen vs ) hiç eğilmeden, dimdik durarak ve <strong>sadece kurallarla o işi yapıyorsa</strong>, çocuk bakımını bırakıp, robotik
alanında çalışmalarını öneririm…</p>



<p><strong>*</strong>‘’Şiir <strong>sevmiyorum</strong>’’ diyen <strong>insanlardan korkuyorum…</strong></p>



<p>*Çocukları ezelden beri çok severdim&#8230; Fakat <strong>evlat sahibi olmak</strong>, beni bütün
çocukların babası yaptı…</p>



<p><strong>*</strong>Haddini
bilmeyen insanların, bildikleri hiçbir şeyin, topluma <strong>gerçek</strong> bir katkısı <strong>olamaz</strong>…</p>



<p>*<strong>Şiir</strong>
sayesinde <strong>ince düşünmeyi</strong>, sevginin
kaderimdeki yerini,</p>



<p><strong>Spor</strong> sayesinde dostluğu, <strong>paylaşmayı</strong>,
azmi ve disiplinli olmayı öğrendim…</p>



<p><strong>*Üretmenin
hissettirdiği </strong>güzelliği öğrenen <strong>çocuk</strong>,
ömrü boyunca hemen her <strong>yıldızlı</strong>
düşüncesini üretime adar…</p>



<p><strong>*</strong> O güzel
zamanları şimdi yaşayamıyor olmamızla beraber bize çocukluğumuzu <strong>temelde özleten</strong> şey; <strong>Büyüdükçe</strong> bildiklerimizin ve
korkularımızın büyümesidir… Ve çocukken sorunlar karşısında çare beklerdik,
şimdi ise çare olmak, çare <strong>bulmak
zorundayız</strong>… </p>



<p>*<strong>Dua;</strong>
Umudun en güçlü hali, kudret varlığının işareti, <strong>mana</strong> yolculuğunun en hakiki <strong>eylemidir</strong>…</p>



<p><strong>                                                                                                                                <em>                         </em></strong></p>



<p><em>Farklı zamanlarda, farklı yaşlarda, farklı hislerle yazdığım cümleler…<strong> </strong></em><strong><em>                                                               </em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bence/">Bence</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bence/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19345</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Elmasa Çamur Bulaştırmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/elmasa-camur-bulastirmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/elmasa-camur-bulastirmak/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 11 Jan 2020 09:47:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19222</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Cevher çamura düşse, yine de değerlidir. Toz, gökyüzüne ulaşsa bile,&#160; yine de itibarsız bir tozdur.” der Şeyh Sadi-i Şirazi Hazretleri. Bir insan ruhunu kaybetmemişse, çamura düşse bile değerinden bir şey yitirmez. Aristo mantığı ile düşündüğümüzde elmas değerli bir taştır. İnsan ruhu da elmas gibi güzeldir. O halde insan değerlidir. İnsanın elmas gibi kalbi varsa o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elmasa-camur-bulastirmak/">Elmasa Çamur Bulaştırmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Cevher çamura düşse, yine de değerlidir. Toz, gökyüzüne
ulaşsa bile,&nbsp; yine de itibarsız bir
tozdur.” der Şeyh Sadi-i Şirazi Hazretleri.</p>



<p>Bir insan ruhunu kaybetmemişse, çamura düşse bile değerinden
bir şey yitirmez. </p>



<p>Aristo mantığı ile düşündüğümüzde elmas değerli bir taştır. </p>



<p>İnsan ruhu da elmas gibi güzeldir.</p>



<p>O halde insan değerlidir.</p>



<p>İnsanın elmas gibi kalbi varsa o insan çamura batsa dahi
değerinden bir şey kaybetmez.</p>



<p>Her şey kalp ile ilgilidir.</p>



<p>İman dolu bir kalbi olduktan sonra o insan çamura batırsalar
da o ruhunu yitirmez.</p>



<p>Asla kat’a bozulmaz.</p>



<p>İnsanın ruhu değişmez.</p>



<p>Çünkü kalp insanın en değerli varlığıdır.</p>



<p>Kalbi iman dolu olan bir insan elmas kadar değerlidir.</p>



<p>Ona ne kadar çamur atsanız da onu kirletemezsiniz.</p>



<p>Çünkü ruhu temizdir.</p>



<p>Laf söylenmekle bir insan kirlenmez.</p>



<p>Çünkü ruhu temizdir.</p>



<p>İman dolu kalbi olan insanın ruhu temizdir.</p>



<p>Siz söylerseniz söyleyin o temiz kalacaktır.</p>



<p>Ne kadar çamur atarsanız, adını ne kadar kirletseniz de o
iman dolu kalp temiz kalacaktır.</p>



<p>İnsanın ruhu değişmez çünkü. </p>



<p>İnsanın ruhu temizse siz ne kadar kirletseniz de adını o
insan temiz kalacaktır.</p>



<p>Çünkü nüvesi temizdir.</p>



<p>Kendime baktığımda ben beş vakit namaz kılıyorum,
akşamlarımı ibadetle geçiriyorum. </p>



<p>O halde başkasının ne dediğine bakmamalı ruhumu temiz
tutmalıyım.</p>



<p>Ruhu temizleyen şey ibadettir.</p>



<p>O halde söylenen sözlere takılmamalı, ruhum temiz kalmalı.</p>



<p>Beş vakit yıkanan insan nasıl temizse, beş vakit namaz kılan
insan da temizdir.</p>



<p>Ancak 7 kebairi işlememek şartıyla.</p>



<p>Birçok kaynağa göre namazını kılıp 7 kebairi işlemeyen
kurtulur, denir. </p>



<p>Günümüz insanının sorunu imansızlıktır.</p>



<p>İman sorunu yaşayan insanlar günaha meyillidir.</p>



<p>Ancak namaz kılıp 7 kebairi işlemiyorsa o kişinin imanı
bütün bir insan olduğunu söyleyebiliriz.</p>



<p>Ben şahsen namazımı kılıyorum, günahlardan da kaçınıyorum.</p>



<p>O zaman başkasının çamur atmasına neden takılayım ki.</p>



<p>O çamur atan kişi suizan günahına girmek istiyor demektir.</p>



<p>Ama eğer günahı yoksa o insan elmas gibidir, değerinden de
bir şey kaybetmez.</p>



<p>O halde ben değerliyim.</p>



<p>Çamur atılsa da değerliyim demelidir insan. </p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elmasa-camur-bulastirmak/">Elmasa Çamur Bulaştırmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/elmasa-camur-bulastirmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19222</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kariyer Ve İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kariyer-ve-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kariyer-ve-insan/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Dec 2019 04:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19146</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kariyer herkesin idealidir. Her insan kariyer yapmak, yükselmek ister. Kariyer ile yaşam tarzı bir bütün halindedir. Ayrı yerlere konulamaz.&#160; Kariyer hayatın tamamı olmamalıdır ancak hayatın bir parçası tutkusu olması gerekir. Kariyer sahibi insanların vakitlerinin olmadığını görüyoruz. Ancak kendine zaman ayırmak da gereklidir. Hayatta küçük taşları doldurmadan kavanozu tam manasıyla dolduramayız. Ayrıntılar önemlidir. Ailemizle ilgilenmek, arkadaşlarımızla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kariyer-ve-insan/">Kariyer Ve İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kariyer herkesin idealidir. </p>



<p>Her insan kariyer yapmak, yükselmek ister. Kariyer ile yaşam
tarzı bir bütün halindedir. Ayrı yerlere konulamaz.&nbsp; Kariyer hayatın tamamı olmamalıdır ancak
hayatın bir parçası tutkusu olması gerekir. Kariyer sahibi insanların
vakitlerinin olmadığını görüyoruz. Ancak kendine zaman ayırmak da gereklidir.</p>



<p>Hayatta küçük taşları doldurmadan kavanozu tam manasıyla
dolduramayız. Ayrıntılar önemlidir. Ailemizle ilgilenmek, arkadaşlarımızla
buluşmak, eğlenmek, spor yapmak, müzik aleti çalmak, bir şeyler yazmak… Bunlar
hayatın en önemli parçasıdır. Hayat ayrıntılarda gizlidir. </p>



<p>Çocuğun gösterisini unutan bir baba çocuğuna ulaşamama ve
onu kaybetme durumuyla karşı karşıya gelebilir. Ya da annesine arada sarılmayan,
onu öpmeyen çocuğunun, onun için güven olan anneyi hiçe sayması demektir. Her
gün aile içinde az da olsa sohbet edilmeli. Bir iletişim ortamı olmalı. Mesela
yemekler beraber yenmeli. “Günün nasıl geçti diye sorulmalı.” </p>



<p>Bunlar küçük ayrıntılardır. Ancak önemlidir. İnsanın
özündeki sevgi ihtiyacını karşılaması gerekir. Kariyer kadar bu da önemlidir. </p>



<p>Kariyerden nerelere geldik değil mi? Kariyer sadece iş
hayatında olmaz. Aile ve sosyal hayatla ilişkilidir. Sosyal hayatı benimseyen
insan sağlıklıdır. Sağlıklı bir birey kariyerinde daha başarılı olur. </p>



<p>Hayat dengesi şarttır. İnsan hobiye, aileye, arkadaşlarına
zaman ayırmalı ve başarıyı ikiye katlamalıdır.</p>



<p>Her ne yaparsa yapsın, şarkının dediği gibi, aşkla yapmalı
insan. Başarı sevgiye seviye atmamış olur. </p>



<p>Küçük taşlara öncelik vermeli, üstünkörü davranmamalı.
Titizlikle insanlara yaklaşmalı. Bu titizlik, onu işini daha sağlıklı ve uyumlu
yapmasını sağlayacaktır. </p>



<p>Kariyer insan ilişkileriyle bağlantılıdır. Kariyerinde
ilerlemek isteyen insan ek uğraşlar da bulmalı. Yazmalı, gezmeli, çizmeli,
müzik aleti çalmalı, okumalı, konuşmalı, insanlara yardım etmeli…</p>



<p>Bunlar olursa hayatta gerçek mutluluk sağlanır. Çünkü iyilik
tohumu atan insan hayatta gerçek başarıyı yakalar. İyilik tohumlar bir gün
tohumluktan çıkar da birer çınar ağacına dönüşür, güçlenir. Güçlenir de kariyer
basamakları mutlulukla birleşir bir şaheser iş ortalığı oluşturur. </p>



<p>Kariyer hayatla ilişkilidir. Bu ilişki insan var oldukça
sürecektir. Bu bütünlüğü yakalamayan insan tam manasıyla hayatta başarıyı
yakalayamaz. Hep bir şeyler eksik kalıverir. Ancak bütünlüğü yakalamış insan
zirveyi yakalamış insandır. </p>



<p>Hayatta kariyer kadar bitkilerin suya ihtiyacı olduğu gibi
ek uğraşlara ihtiyaç vardır. Bütünlük esastır. Yetenekleri keşfedip de bunu kullanmak
insanın en önemli görevidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kariyer-ve-insan/">Kariyer Ve İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kariyer-ve-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19146</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Evrensel Olanı Yakalamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/evrensel-olani-yakalamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/evrensel-olani-yakalamak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 12 Dec 2019 06:06:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19061</guid>
				<description><![CDATA[<p>Medeniyet evrensel olanı benimsemektir. Kültür milliyetçilikle beraber oluşmaya başlar. Milliyetçilik akımı bize Tanzimat Fermanı’yla beraber gelmeye başlamıştır. Türk kültürü ya da Arap kültürü diyebiliriz. Ancak Türk medeniyeti diyemeyiz. Peygamber Efendimiz, Arap’ın Arap’a üstünlüğü yoktur, der. Aynı şekilde, evrensel bir insan olma gayreti içerisinde olmamız gerekli. Dinin medeniyeti nasıl etkilediği ile alakalı olarak Endülüs kültürüne başvurabiliriz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/evrensel-olani-yakalamak/">Evrensel Olanı Yakalamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Medeniyet evrensel olanı benimsemektir.</p>



<p>Kültür milliyetçilikle beraber oluşmaya başlar.
Milliyetçilik akımı bize Tanzimat Fermanı’yla beraber gelmeye başlamıştır.</p>



<p>Türk kültürü ya da Arap kültürü diyebiliriz. Ancak Türk
medeniyeti diyemeyiz.</p>



<p>Peygamber Efendimiz, Arap’ın Arap’a üstünlüğü yoktur, der.</p>



<p>Aynı şekilde, evrensel bir insan olma gayreti içerisinde
olmamız gerekli.</p>



<p>Dinin medeniyeti nasıl etkilediği ile alakalı olarak Endülüs
kültürüne başvurabiliriz. </p>



<p>İspanya, İslam medeniyeti ile Batı medeniyetinin
birleşmesinden tezahür etmiştir.</p>



<p>İspanyolcaya baktığımızda Latin kökenli diller arasındadır
ancak Arapça kelimeler de geçmiştir.</p>



<p>Kültürüne baktığımızda, kaylule uykusu aynı zamanda
İspanya’da “siesta”dır. </p>



<p>Don Quijote de la Mancha’da Don Quijote Arap medeniyetinin
tasavvufi eserini okur.</p>



<p>Ojala kelimesi de yerleşmiştir İspanyolcaya, aynı zamanda bu
kelime “inşa-Allah” demektir.</p>



<p>La mezquita denilen, mescit demektir, camilerin kiliseye
çevrilmesi bile bozamamıştır bir bu medeniyetin imtizacını.</p>



<p>Velhasıl, evrensel olan yakalamak idealdir.</p>



<p>İnsanın evrrensel olması demek, hiçbir kültüre bağımlı
olmadan gerçek benliğini yakalamaktır.</p>



<p>Yani insan evrensel bir varlıktır.</p>



<p>Bir müziği dinlediğimizde, özellikle bilmediğimiz bir dil
olduğunda, beğenebiliriz.</p>



<p>Çünkü, müzik medeni yetin bir unsurudur.</p>



<p>İnsan, evrensel olanı benimsemeye yatkındır.</p>



<p>Örneğin, çocuklar her milletten çocukla oynayabilir.</p>



<p>Onların milliyetçilik anlayışı yoktur.</p>



<p>Ötekileştirmezler.</p>



<p>Özetle, insan özüne dönmeli ve evrensel olanı
benimsemelidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/evrensel-olani-yakalamak/">Evrensel Olanı Yakalamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/evrensel-olani-yakalamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19061</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Friedrich Nitzsche Ve Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/friedrich-nitzsch-ve-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/friedrich-nitzsch-ve-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 04:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18755</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;&#8220;Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu&#8221; isimli kitabında &#160;Sanatı ve Felsefeyi Yunan Dramasını&#160; baz&#160; alarak derinden incelemiştir. İnsanın temeli hayal ve şarkılardan gelmektedir. &#160;İnsan özgürleştikçe ve de kendisini aştıkça üst insan olur. Bunun için tek eylem Yaratmadır. Sanatın başlangıcı da kendini aşmakla yakinen ilgilidir. Nitzsche’nin anlattığı iki sanat Tanrısı vardır. Dionisos ve Apollon her ikisi de uyumu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/friedrich-nitzsch-ve-sanat/">Friedrich Nitzsche Ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;&#8220;Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu&#8221; isimli kitabında &nbsp;Sanatı ve Felsefeyi Yunan Dramasını&nbsp; baz&nbsp; alarak derinden incelemiştir. İnsanın temeli hayal ve şarkılardan gelmektedir. &nbsp;İnsan özgürleştikçe ve de kendisini aştıkça üst insan olur. Bunun için tek eylem Yaratmadır. Sanatın başlangıcı da kendini aşmakla yakinen ilgilidir. Nitzsche’nin anlattığı iki sanat Tanrısı vardır. Dionisos ve Apollon her ikisi de uyumu ve biçimi&nbsp; simgelemektedir.&nbsp; Dionisos müziğe odaklanır, uyumu temsil eder.&nbsp; Apollon da heykel ile biçimi&nbsp; simgeler. Bu iki tanrı Zeus Tanrı’nın oğullarıdır. Apollon; düzen, ölçü, aklı temsil etmektedir. Dionisos ; yıkım ve değişimi temsil etmektedir.&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>



<p>&nbsp;Bu çalışmayı yaparken kendi kendime şunu da
düşündüm. Aslında her iki temsil başlı başına hayatı ve insanı resmediyor.&nbsp; Olmazsa olmaz olan da bu düzen ile değişim,
bütünleşme ile yıkımın kendisidir. Bir taraf&nbsp;
düşünce dünyamıza hitap ederken öte taraf duygu zenginliğine işaret
eder. </p>



<p>&nbsp;Varoluş süreci de bu değil midir ?</p>



<p>&nbsp;Tragedya’ nın Doğuşu ile aslında varoluşun da
meydana geldiğini ifade edebiliriz. Zaten Varoluş Felsefesi ve&nbsp; Psiko dinamik öğretinin Nietzsche
Felsefesinden etkilendiğini biliyoruz.&nbsp;&nbsp;
Jean Paul Sartre ve Sigmund Freud&nbsp;
kendilerinden önceki Nietzsche düşüncesinden beslenmişlerdir. </p>



<p>Olimposlu
Tanrılar, Titanların egemenliğini yıkmıştı. Canavarları yok etmiş, kendi
krallıklarını kurmuşlardı. Yanılsamaların karşısına koyduğumuz yanılsama
olmamakla nitelediğimiz biricik dünyadır.</p>



<p>Filozofumuzun
eserlerinin birbiriyle doğru orantılı olduğunu görüyoruz. Böyle Buyurdu Zerdüşt
adlı eserinde Üstinsanın özelliklerinden bahseden Nitzsche insanla üst insanın
ayrımını şöyle yapar;&nbsp; ‘’ size üstinsanı
öğretiyorum . insan aşılması gereken bir şeydir . onu aşmak için siz neler
yaptınız </p>



<p>Şimdiye
dek tüm varlıklar kendilerinden üstün bir şey yarattılar ama siz insanı aşmak
yerine hayvana geri dönmek mi istiyorsunuz </p>



<p>Maymun
nedir ki insanın gözünde bir kahkaha ya da acı verici bir utanç … Üst insan
yeryüzünün anlamıdır yalvarıyorum kardeşlerim yeryüzüne sadık kalın…Yaşamın
bizatihi kendisini aşağılamayın…’’</p>



<p>Sanat
da üstinsan ile yakından ilgilidir, çünkü üst insan kendini aşmakla başlar
yeryüzünü sahiplenir ve yeniden var eder kısacası yaratır. Sanat da böylesi bir
yaratmadır. Yüce kişi güzelliği görüp güzelliği yaşamalıdır. Sanat da güzelin
biçimin uyumun adı değil midir , &nbsp;&nbsp;sevgili okurlarımız ?</p>



<p>Üst
insan aynı zamanda iradeli ve özgür olandır. Sanat da özgür olmadan yapılamaz.
Özgürlük kadar da özgünlük de önemlidir. Nedir özgünlük; Kişiyi başka bir
kişiden ayırt edebilmektir. Kendi oluş olmaktır. Birbirine benzememenin diğer
adıdır.&nbsp; Bir tabloya baktığımız zaman
kime ait olduğunun farkına varabiliyorsak,&nbsp;
işte o zaman özgünlükten bahsetmiş oluyoruz. </p>



<p>Ortaçağın
kilise yapılanmasına dogmatik öğretilerine başkaldıran filozofumuzda asıl
problemin insan olduğunu anlıyoruz.&nbsp;
İnsan üstinsan olmak için bir köprü vazifesi durumunda; sanat da
üstinsan olmak için olmazsa olmaz en önemli vasıta…Sanatçılara da bir anlamda
üstinsan denilir ki yepyeni yaratımlar içindedirler. </p>



<p>Böylesi
şahsiyetler 19. Yüzyıldaki eserleriyle bizlere anlatan değerleri tekrardan
kuran değerler düşünürü Friedrich Nietzsche Tanrı öldü derken aslında Ortaçağın
kilise Tanrısı’nın öldüğünden bahseder. Onun için Tanrı doğanın yeryüzünün ta
kendisidir. Sanat aracılığıyla yeryüzüne vefalı olunması gerektiğini anlıyoruz.
Ne dersiniz tabiatı en iyi hisseden sanatkar ruhlardır değil mi ?</p>



<p>Sanatla
sevgiyle …</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/friedrich-nitzsch-ve-sanat/">Friedrich Nitzsche Ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/friedrich-nitzsch-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18755</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi-7- Lâl</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 31 Oct 2019 04:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18689</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Hayal kuran” ya da “merhamet&#160;taşı” olarak da bilinen granat ailesinin çok sevilen bir taşıdır. Lal&#8217;in erkek türü koyu kırmızı, dişi türü ise açık kırmızı renktedir. Granat&#160;taşı,&#160;Lal taşı&#160;ve Garnet olarak da bilinir. Genellikle kırmızı olarak tanınmasına rağmen, pembe, sarı, turuncu, kahverengi , yeşli ve siyah olanları da mevcuttur. Özelliklerine göre değişik adlarla anılmıştır. Sarı olanına seylantaşı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/">Sessiz Dostların Sesi-7- Lâl</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Hayal kuran” ya da “merhamet&nbsp;taşı” olarak da bilinen granat ailesinin çok sevilen bir taşıdır. Lal&#8217;in erkek türü koyu kırmızı, dişi
türü ise açık kırmızı renktedir. Granat&nbsp;taşı,&nbsp;Lal taşı&nbsp;ve
Garnet olarak da bilinir. Genellikle kırmızı olarak tanınmasına rağmen, pembe,
sarı, turuncu, kahverengi , yeşli ve siyah olanları da mevcuttur. Özelliklerine
göre değişik adlarla anılmıştır.</p>



<p>Sarı olanına seylantaşı, siyah olanına melanit, yeşil olanına
grosular, kahverengi olanına tarçın taşı, yakut cinsine yakın olanına pirop,
turuncu olanına spessartit denmiştir.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-1-2.jpg?resize=180%2C179&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18783" width="180" height="179" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-1-2.jpg?w=226&amp;ssl=1 226w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-1-2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 180px) 100vw, 180px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>melanit</figcaption></figure></div>



<p><strong>Melanit:</strong> Direnci arttırır, dürüstlüğü destekler, kalp ve boğaz çakralarındaki engelleri kaldırır. ( Yalan makinası olarak kullanılabilir.)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-2.jpg?resize=192%2C129&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18784" width="192" height="129" data-recalc-dims="1" /><figcaption>tarçın taşı</figcaption></figure></div>



<p><strong>Tarçıntaşı:</strong> Öz saygıyı aşılar, suçluluk duygusunu ve aşağılık kompleksini azaltır.           </p>



<p> ( Psikologların işini elinden alabilir.)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/images.jpg?resize=237%2C119&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18785" width="237" height="119" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/images.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/images.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 237px) 100vw, 237px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>pirop</figcaption></figure></div>



<p><strong>Pirop</strong>: Canlılık ve karizma verir, yaşam kalitesini arttırır, kişinin yaratıcı güçlerini açığa çıkartır. ( Sanata ilgi duyan amatörlere duyurulur.)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/yeşil-lal.jpg?resize=143%2C162&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18787" width="143" height="162" data-recalc-dims="1" /><figcaption>yeşil lal</figcaption></figure></div>



<p><strong>Yeşil lal:</strong> Bencillikten uzak bireyselliği destekler, huzur ve sakinlik verir, yalnızlık çekmeden kendi başınıza kalmanıza yardım eder. ( Boş yere uzak diyarlara gidip masraf yapmayın.)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/Spessartite.jpg?resize=162%2C154&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18788" width="162" height="154" data-recalc-dims="1" /><figcaption>spessartite</figcaption></figure></div>



<p><strong>Spessartit</strong>: Anti-depresan olarak iş görür, akılcı düşünmeyi geliştirir, süreçleri analitik olarak çözmeye yardımcıdır.         ( İlaç kullananlar sizin için, hemen edinin derim.)</p>



<p><strong>Kırmızı Lal:</strong> Aşkı simgeler, kalp enerjisiyle uyumlu çalışır. Kişinin kendisine yönelik öfkesini kontrol etmesine yardımcı olur. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-3.jpg?resize=334%2C187&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18789" width="334" height="187" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-3.jpg?zoom=2&amp;resize=334%2C187&amp;ssl=1 668w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-3.jpg?zoom=3&amp;resize=334%2C187&amp;ssl=1 1002w" sizes="(max-width: 334px) 100vw, 334px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Kırmızı Lal</figcaption></figure></div>



<p>Lâl taşı güçlü, enerji veren, canlandırıcı bir taş olma
özelliğinden dolayı şifa taşlarından biri olarak çok eski çağlardan beri
kullanıla gelmiştir. Çakraları temizleyici, enerjiyi dengeleyici özelliğine
ilaveten yaklaşan tehlikeleri haber verdiğine dair mevcut inanış onu koruyucu
ve özel bir tısım taşı haline getirmiştir.</p>



<p>Kırmızı Lâl taşı özellikle aşka ve sadakate atfedilmiş ve
cinsel gücü arttırdığına inanılmış, bir bağlılık taşı olarak kullanılmıştır.</p>



<p><em>“Yakut cinsinden parlak kırmızı renkli ve saydam bir cevher olan la‘l ham maddesi billûrlaşmış alüminyum oksididir (grena, spinal); Seylan taşı olarak da bilinir… la‘lin nar tanesi, erguvan ve pembe menekşe renginde göründüğü, yakuttan daha yumuşak ve daha açık renkte tabiatının mutedil, germî ve huşkî olduğu, kalp, zihin ve görme melekesine faydası dokunduğu, şehveti tahrik ettiği, üstünde la‘l bulunan kişinin korkulu rüya görmediği, sevdavî rahatsızlıklara iyi geldiği ve şerbet yapılarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.” (1)&nbsp;</em></p>



<p>Lâl, kelime anlamı olarak “dili tutulmuş,
konuşamaz hâle gelmiş, dilsiz” demektir. Eşsiz renginden ötürü bir şarap türüne
de ismini vermiştir. </p>



<p><em>“La‘lin edebiyatta benzetme unsuru olarak kullanıldığı bir başka madde de şaraptır ve benzetme yönü yine la‘lin rengidir. Mey-i la‘l-gûn (la‘l renkli şarap), la‘l-i müzâb (erimiş la‘l gibi olan şarap), la‘l-i revân (akan la‘l, şarap), şarab-ı la‘l (la‘l renkli şarap) gibi tamlamalar bu ilgiyi gösterir: “İçelim la‘l-i müzâbı saçalım cür‘aları / Hâk-i gülzârı bugün kân-ı Bedahşân edelim” (Bâkî). (2) <br /> </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=217%2C217&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18791" width="217" height="217" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=768%2C768&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=696%2C696&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=420%2C420&amp;ssl=1 420w" sizes="(max-width: 217px) 100vw, 217px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Kırmızı Lal</figcaption></figure></div>



<p>Lâl bu özellikleriyle şiire, edebiyata konu olmuş, üzerine besteler
yapılmış ve taş olma özelliğinin ötesine geçerek çok anlamlı bir kadın ismi
olmuştur.</p>



<p>&nbsp;“<em>La‘l, Şark edebiyatlarında hemen daima sevgilinin dudağı yerine bir mazmun olarak kullanılmıştır. Şairler “leb-i la‘l” yerine mecâz-i örfî yoluyla yalnızca la‘l dediklerinde pembe dudak anlaşılır: “Canfedâ-yı la‘liyim bir dilber-i canperverin / İstemem ben Hızr’ın olsun çeşme-i âb-ı hayât” (Fuzûlî). Klasik şiirde la‘l kelimesi “dudak” yerine zikredilirken genellikle tamlama halinde bulunur: &nbsp;La‘l-i dürefşân (arasından inci gibi dişlerin göründüğü dudak), la‘l-i kehrübâ (kırmızı dudak), la‘l-i meygûn (şarap renkli dudak), la‘l-i nâb (pembe dudak), la‘l-i şeker-bâr (tatlı sözler söyleyen dudak), la‘l-i gül-feşân (gül saçan dudak) bunlardandır: “Elin elimde saçın târumâr sinemde / Gözüm gözünde lebim la‘l-i gül-feşânında” (Tevfik Fikret).” (3) </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/images-1.jpg?resize=223%2C212&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18792" width="223" height="212" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Kırmızı Lal</figcaption></figure></div>



<p><em> Edebiyatta la‘lin kana benzetilmesi de yine rengi dolayısıyladır. Özellikle âşıkın kanlı göz yaşı la‘l kadar değerlidir. Ahmed Paşa’nın şu beytinde kan oturmuş gözler yakuta, akan yaşlar da la‘le benzetilir: “Uş eşk kârbân-ı Bedahşân-ı dîdeden / Rûm’a katar-ı la‘l ile dür armağan çeker.” (4) </em></p>



<p>Edebiyatta sevgilinin dudağı benzetmesiyle o artık bir taş değil gönle dokunan bir aşk sembolüdür. Lâl taşı renginden dolayı aldığı bu benzetmelerle kendi taş olma özelliğini bir mânâ haline getiren insanoğluna borçludur kanımca. Bugün ‘taş kalpli’ diye es geçtiğimiz bunca insan dururken sanatımıza yön vermiş Lâl taşına daha dikkatli bakalım derim, siz ne dersiniz.</p>



<p>Kaynak: Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall, lal</p>



<p>(1),(2),(3),(4)  <em>TDV İslam Ansiklopedisi</em>nd<em>en alıntılanmıştır </em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/">Sessiz Dostların Sesi-7- Lâl</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18689</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Londra- Işık Festivali</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/londra-isik-festivali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/londra-isik-festivali/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 04:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18662</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hemen her festival için sanat felsefesinin ete kemiğe bürünmüş halidir diyebilirim. Bizi olduğumuz noktadan alıp bir öte dünyaya ışınlıyor… İngiltere’nin başkenti Londra’ya gidenler bilir, bu kent ekonomik bakımdan zengin donanımlı olmasına karşın kendisine has bir hüzünlü çehreye de sahiptir. Yaz mevsiminde de birden havanın bulutlandığını kendinizi eğer yanınıza şemsiye almadıysanız birkaç dakika içinde duştan çıkmış [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/londra-isik-festivali/">Londra- Işık Festivali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Hemen
her festival için sanat felsefesinin ete kemiğe bürünmüş halidir diyebilirim.
Bizi olduğumuz noktadan alıp bir öte dünyaya ışınlıyor…</strong></p>



<p><strong>İ</strong>ngiltere’nin
başkenti Londra’ya gidenler bilir, bu kent ekonomik bakımdan zengin donanımlı
olmasına karşın kendisine has bir hüzünlü çehreye de sahiptir. Yaz mevsiminde
de birden havanın bulutlandığını kendinizi eğer yanınıza şemsiye almadıysanız
birkaç dakika içinde duştan çıkmış gibi hissedebilirsiniz. Yağmurun yanında
sisin varlığı da bu kente ayrı bir gizem katar. </p>



<p>Bu gizemli şehirde yaşamak
oldukça masraflıdır. Euro değil İngiliz sterlini ile alışveriş yapılıyor; yine
bilenler bilir sterlin eurodan da yüksek bir para değerine sahiptir. Ekonomik
yönden gelişmişlik oranı ile bu şehirde değerlerine bağlılık arasında büyük bir
kopukluk yoktur.</p>



<p>Bugünlerde Işık Festivali
ile hareketli günler geçiren sakin Londra sokaklarında tarihi eserlerin
aydınlatılması ışık ile donatılmasını izlemek oldukça keyif verici… &nbsp;Tarihi Londra Kalesi’nden tekne turları ile
Thames Nehri yolculuğu yaklaşık bir saat sürüyor. </p>



<p>Tarihi kale bir zamanların
acılarını, ızdıraplarını yemyeşil şirin görüntüsünün ardına çoktan gizlemeyi
başarmış.</p>



<p>Festivalin varlığı ışık ile
taçlanınca bir anlığına sanatın muazzam birleştiriciliğini düşünmeden edemedim.
Sanat, ülkeleri kentleri daha çok birbirine bağlıyor. İstanbul –Londra
yolculuğu yaklaşık üç buçuk saat gibi bir süre… Ancak festival kapsamında
aramızdaki mesafeler daha da yakınlaşmış gibi; çünkü sanatın evrensel kuşatıcı
özelliğini çok önemli buluyorum. Neden mi diye soran sevgili okur sanatsal
çalışmaların hemen her çeşidine daha çok önem verilmiş olsa siyaset bu kadar
hırçın bir dile sahip olur muydu?</p>



<p>Konuşarak uzlaşarak
çözebileceğimiz onlarca sorun çatışmaya kavgaya dönüşür müydü, diye sorularımı
ard arda sıralayabilirim.</p>



<p>Merhum sanatçımız Şenay
Yüzbaşıoğlu’ndan çokça dinlediğimiz Sev Kardeşim şarkısının sözlerini yaşam
felsefemiz haline getirmek çok mu zor acaba, siz ne dersiniz ?</p>



<p>Londra, ışıklara
bürünürken; kilometrelerce ötede bir yerlerde gözyaşı, acı ,elem sarmaş dolaş …</p>



<p>Susuzluktan açlıktan ölen
çocukları düşünmeden edemiyoruz, adına kopkoyu karanlık diyoruz. Sahi bu
karanlıklar ne zaman ışığa evrilecek , dünyanın dört bir yanında ışık
festivalleri olacak ?</p>



<p>&nbsp;Sanat filozof Wilhem Friedrich Nietzsche’nin
dediği gibi bizi olduğumuz halden başka bir hale evirerek adete üst insan eder.
&nbsp;Festivaller sanatın en önemli gözdesi,
bir anlamda da üst insanın varolmasıdır. </p>



<p>Umutlarımız, inançlarımızla daha da güçlensin, sevgi
sanat ile zenginleşsin diye dilekte bulunuyorum. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/londra-isik-festivali/">Londra- Işık Festivali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/londra-isik-festivali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18662</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşam Amacını Bulmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasam-amacini-bulmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasam-amacini-bulmak/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 03 Oct 2019 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Ayman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18596</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çoğumuz hiç sorgulamadıysak bile en azından ergenlik dönemimizde bu soruyu kendimize sormuşuzdur diye düşünüyorum. ‘’ Ben bu hayata niye geldim ‘’ neyi yapmam lazım ya da neyi başarmam lazım gibi. İçimizde şanslı olanlar bunu erken fark etmiş uygulamaya koymuş olanlar, onlar bugün hem sevdikleri işi yapıyor hem de üstüne para kazanıyorlar ne mutlu onlara. Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasam-amacini-bulmak/">Yaşam Amacını Bulmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Çoğumuz hiç sorgulamadıysak bile en azından ergenlik
dönemimizde bu soruyu kendimize sormuşuzdur diye düşünüyorum. ‘’ Ben bu hayata
niye geldim ‘’ neyi yapmam lazım ya da neyi başarmam lazım gibi.</p>



<p>İçimizde şanslı olanlar bunu erken fark etmiş uygulamaya
koymuş olanlar, onlar bugün hem sevdikleri işi yapıyor hem de üstüne para
kazanıyorlar ne mutlu onlara. </p>



<p>Bu arada bu dünyada hem sevdiği işi yapan hem de sevdiğiyle
birlikte yaşayanların çok şanslı olduklarını düşünürüm hep. Bu da benim
düşüncem işte </p>



<p>Gelelim sorumuza yaşam amacımızı bulmak için, uzmanlar
çocuklukta yapmaktan zevk aldığımız şeyleri + yeteneklerimizi +
imkanlarımızı&nbsp; + hayallerimizi hesaba
katmamızı söylüyorlar. Ama önce yürekten inanmak … hepsinden önemlisi bu …çünkü
yapacağımız işe kalpten inandığımızda&nbsp;
1/5000 kat etki yapıyor. Bunu bugün bilim söylüyor. Ve önceliğimiz asla
para olmamalı o ardından gelmeli.</p>



<p>Yaşadığımız yüzyılda modern hayat&nbsp; adeta bizden hep koşmamızı istiyor evden
işe/okula oradan başka yere hep bir yetişme telaşı ve hep yorgun hep mutsuzuz.
Kimse gülümsemiyor kimsenin diğeri için vakti yok , dinlemeye bile …</p>



<p>Oysa bazen durmak ve düşünmek lazım , nereye yetişiyorum diye
…hep gelecek planları derken içinde bulunduğumuz an’ların keyfini çıkaramıyoruz.
Onların hakkını veremiyoruz ne içtiğimiz çayın ne kahvenin tadını alabiliyoruz.
Aynı anda pek çok şey yapmak isterken aslında hiçbirinin hakkını veremiyoruz. </p>



<p>Uzak doğulu ustalar ‘’ çay içiyorsanız sadece çay için hatta o
an çay olun ‘’ derler bunun üzerinde düşünmeliyiz belki …</p>



<p>Sakın ahkam kestiğimi falan düşünmeyin lütfen sadece sesli
düşünüyorum , söylediklerimiz hepsini en çok da kendime söylüyorum aslında. </p>



<p>Hadi gelin bir çay yada kahve alın kendinize beş dakika bir
mola verin ve düşünün hayallerinizin neresindesiniz diye …Gözlerini kapatın ve
oraya gidin hiç olmazsa kısa süreliğine ve hatta bunaldığınız/sıkıldığınız
anlarda bu alıştırmayla geçmişte hatırlamaya değer anıları kucaklayın. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasam-amacini-bulmak/">Yaşam Amacını Bulmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasam-amacini-bulmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18596</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -6- Akik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 04:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18475</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yemen taşı olarak da bilinen Akik taşı en çok tanınan ve yaygın kullanılan değerli taşlardandır. “Akik, evreni yerinde tutan yin ve yang’ı pozitif ve negatif güçlerin uyumunu sağlayan taş” (1) olma özelliğiyle onu çok eski çağlardan beri kullanıla gelen şifa taşı olarak bilinen özgün ve sevilen bir taş yapmaktadır. Her bölgede farklı bir isimle anılan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/">Sessiz Dostların Sesi -6- Akik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yemen taşı olarak da bilinen Akik taşı en çok tanınan ve
yaygın kullanılan değerli taşlardandır.</p>



<p>“Akik, evreni yerinde tutan yin ve yang’ı pozitif ve negatif
güçlerin uyumunu sağlayan taş” (1) olma özelliğiyle onu çok eski çağlardan beri
kullanıla gelen şifa taşı olarak bilinen özgün ve sevilen bir taş yapmaktadır.</p>



<p>Her
bölgede farklı bir isimle anılan bu gizemli taş hem estetik güzelliği hem de
yaydığı enerji nedeniyle pek çok insan tarafından sevilmiştir. </p>



<p>Akik isminin kökeninin Sicilya’da bulunan Achates Nehri’nden geldiği söylenir. Günümüzde birçok aksesuarlarda sıkça rastladığımız bu özel taş, eski çağlardan beri süs eşyası ve mücevher olarak kullanılmış oldukça değerli bir taştır. “Akik taşı görüntüsü itibariyle bir merkez alanının çevresinde çeşitli renklerde halkalardan oluşur.” (2)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik01.jpg?resize=228%2C220&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18560" width="228" height="220" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik01.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik01.jpg?resize=300%2C290&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik01.jpg?resize=435%2C420&amp;ssl=1 435w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik02.jpg?resize=254%2C171&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18561" width="254" height="171" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik02.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik02.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 254px) 100vw, 254px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p></p>



<p>Akik taşının bu özelliği onu sahtelerinden kolaylıkla ayırır. Akik taşını değerli yapan bu güzelliğinin yanı sıra sevilmesinin asıl nedeni kutsal sayılmasında yatmaktadır. Akik duygusal, fiziksel ve entelektüel denge meydana getiren temel taşlardan olduğu için birçok burcun da ortak taşıdır.</p>



<p>Akik taşı çok farklı renk tonlarında olabilir. Aksesuar dünyasında akik olarak en çok rastlanılan taş kızıl ile turuncu rengini andıran doğal taştır. Bunu yeşil akik, siyah akik ve mavi akik taşı takip eder. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik.jpg?resize=488%2C319&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18566" width="488" height="319" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik.jpg?resize=300%2C196&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik.jpg?resize=642%2C420&amp;ssl=1 642w" sizes="(max-width: 488px) 100vw, 488px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>“Akik, psikolojik açıdan
kişinin kendini kabul etmesini kolaylaştırır. Bu da kendine güveni geliştirir.
Kişinin kendisini analiz etmesini ve gizli koşulları anlamaya yardımcı olarak
sağlığınızı ve iyiliğinizi tehdit eden rahatsızlıklara dikkatini çeker.”(3)</p>



<p>Negatif enerjileri yok etme özelliği onun İslam ülkelerinde yaygın kullanılmasına neden olmuştur. “Akik taşlı yüzük takmak berekettir, akik taşı takan kişinin akibeti güzel olur” diye bilinmesi bu taşın kullanımını bir gelenek haline getirmiştir. Özellikle Hz. Peygamberin kızıl akik yüzük takılması konusunda Hz. Ali’ye tavsiyesinin olması bu taşı sünnet geleneğinde kutsal kılmıştır. Çoğunlukla tesbih ve yüzük olarak kullanılmaktadır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/tesbih-2.jpg?resize=212%2C212&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18570" width="212" height="212" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/tesbih-2.jpg?w=352&amp;ssl=1 352w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/tesbih-2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/tesbih-2.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Akik Tesbih</figcaption></figure></div>



<p>Akik taşının en bilinen faydasının kişiyi ruhsal açıdan koruduğuna inanılmasında yattığını biliyoruz. Güçlü bir enerjisi olduğu düşünülen bu taşın gerginliği ve stresi azaltarak kişinin uyumsuzluklarını en aza indirdiği ve kişiyi sosyalleştirerek çevre ve insanlarla uyumlu kıldığı söylenmektedir. Dünyevi başarıya yardımcı olarak kişiyi yorgunluktan ve tükenmişlik duygusundan uzaklaştırdığı, ağrıları azalttığı, cilde ve kemiklere iyi geldiğine inanılmaktadır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/yüzük-1.jpg?resize=206%2C188&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18571" width="206" height="188" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/yüzük-1.jpg?w=389&amp;ssl=1 389w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/yüzük-1.jpg?resize=300%2C274&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Akik Yüzük</figcaption></figure></div>



<p>Akik taşının rengi sakinleştirici ve dokusu ferahlatıcıdır. Kendi deneyimlerimden biliyorum. Erkekler arasında kullanımı daha yaygın iken kadınlar genellikle gerdanlık veya küpe şeklinde kullanmayı tercih etmektedirler. Bence akik yüzük için çok daha güzel bir aksesuardır.</p>



<p></p>



<p>Bunca stresli ortamda hele de son günlerde yaşadığımız deprem stresiyle baş etmede akik taşlı bir aksesuar edinmek yararlı olabilir diye düşünüyorum. Ne de olsa İstanbul gibi bu büyük mega köyden gidecek  başka yerimiz olmadığına göre deprem çantalarımıza birkaç akik taşı koyarak korunabiliriz (!) değil mi siz ne dersiniz?</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/küpe.jpg?resize=177%2C192&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18572" width="177" height="192" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Akik küpe</figcaption></figure></div>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?resize=196%2C196&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18573" width="196" height="196" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?resize=420%2C420&amp;ssl=1 420w" sizes="(max-width: 196px) 100vw, 196px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Akik gerdanlık</figcaption></figure>



<p>Dipnot: (1), (2), (3) Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/">Sessiz Dostların Sesi -6- Akik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18475</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cümle = Alem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cumle-alem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cumle-alem/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Sep 2019 05:30:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18525</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayat tüm hızıyla devam ediyor… Öyle ki, bu hızın farkında olmadan bir bir geçiyor yıllarımız ve yaşlanıyoruz… Eminim, bu zorlu devrin insanları olarak, çoğu zaman anlamlandırmakta güçlük çektiğimiz günlerimizde oluyor… Kimi zaman ‘boşluk’ kelimesi bu durumu ifade ediyor, kimi zaman fazla yoğunluktan, yorgunluktan kaynaklı, vaktin gerçeklerini idrak edememek… Kendi adıma, küçük yaşlardan beridir, okumaya, anlamaya, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cumle-alem/">Cümle = Alem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Hayat tüm hızıyla devam ediyor… Öyle ki, bu hızın
farkında olmadan bir bir geçiyor yıllarımız ve ya</strong><strong>şlanıyoruz… </strong></p>



<p><strong>Eminim, bu zorlu devrin insanları olarak,
çoğu zaman anlamlandırmakta güçlük çektiğimiz günlerimizde oluyor… Kimi zaman
‘boşluk’ kelimesi bu durumu ifade ediyor, kimi zaman fazla yoğunluktan,
yorgunluktan kaynaklı, vaktin gerçeklerini idrak edememek… </strong></p>



<p><strong>Kendi adıma, küçük yaşlardan beridir,
okumaya, anlamaya, yeni bir şeyler öğrenmeye, keşfetmeye açık kalmaya çalıştım.
Herkesin hayatında olduğu gibi, benim de kendime ait kurallarım, sınırlarım ve
peşinde olduğum güzellikler oldu… Bazen hayatın kıyısında hissettim kendimi,
bazen fazla hızlı gittiğimi, bazen de fazla durağan olduğumu… Bu gelgitlerin
arasında, -tabiri caizse- ayakta kalmamı sağlayan da, işte o kendimce koyduğum
kurallar, sınırlar ve anlamlandırdığım değerler oldu…</strong></p>



<p><strong>İyiliği, hümanizmi, saygıyı ve ( ifade
edilen, saklanmayan ) sevgiyi hayatımın merkezine koydum… İşimde, evimde, tüm
toplumsal ilişkilerimde bu merkeze sadık kalmaya gayret ettim… <br />
Yani ne zaman ‘EYVALLAH’ diyeceğimizin belirsiz olduğu bu fani dünyada, mümkün
olduğu kadar anlamlarla yaşamaya çalıştım ve o veda günü geldiğinde o
anlamlarla anılmak üzere ebediyete intikal etme dileği, duasıyla yoluma devam
ettim…</strong></p>



<p><strong>Yüce Allah bana okumanın yanında, şairliği de
nasip etti… Kendi kendine, bulduğu kağıt parçalarına, ajandalara, okul
defterlerine yaza yaza küçük yaşlarda başladığım bir serüven türlü heyecanlar
getirdi… Şimdilerde 3. kitabım yolda iken, yazmanın mutluluk, paylaşmanın
cesaret olduğunu bir kez daha hissediyorum. </strong></p>



<p><strong>Hem yaşamımı doğru minvalde, anlamlı yollarda
sürdürmeye çalışırken, hem de şiirlerime, yazılarıma bu öz kişiliği yansıtmaya
çalışırken, içimde her zaman bana kılavuz olan, feyz almamı sağlayan ve bazen
hamle yapmamı, bazen sabretmemi, bazen söylememi, bazen de susmamı işaret eden,
‘Hayat Felsefem’ diyeceğim, yüreğimin bütün duvarlarına astığım cümleler oldu… </strong></p>



<p><strong>İşte uzaktakiadam mg mahlaslı bendenizin,
yüreğinin duvarında asılı olan, o kılavuz cümleleri:</strong></p>



<p><strong>“</strong><strong>Bir
insanın gerçek zenginli</strong><strong>ğ</strong><strong>i, onun bu d</strong><strong>ü</strong><strong>nyada yapt</strong><strong>ı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı</strong><strong> iyilikleridir.</strong><strong>”</strong><strong></strong></p>



<p><strong>HZ MUHAMMED ( s.a.v. )</strong></p>



<p><strong>‘’Da</strong><strong>ğ</strong><strong>lara
bu</strong><strong>ğ</strong><strong>daylar
serpin, Müslüman ülkede ku</strong><strong>ş</strong><strong>lar a</strong><strong>ç</strong><strong> kald</strong><strong>ı</strong><strong> demesinler.’’</strong></p>



<p><strong>HZ ÖMER ( r.a. )</strong></p>



<p><strong>‘’Uyan
ey gözlerim, gafletten uyan.’’</strong></p>



<p><strong>( SULTAN III. MURAT )</strong></p>



<p><strong>‘’Vatanını en
çok seven, görevini en iyi yapandır.’’</strong></p>



<p><strong>( MUSTAFA KEMAL ATATÜRK )</strong></p>



<p>“Bize aslında kim olduğumuzu gösteren şey, yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir.”</p>



<p><strong>( J.
K. ROWL</strong><strong>İNG</strong><strong> )</strong></p>



<p>‘’’ Aptal ve cahil olduklarında bile bağışla,
dinle onları… Çünkü herkesin bir hikayesi vardır.’’</p>



<p><strong>(
XSENTIUS M.Ö. 9. yy )</strong></p>



<p>‘’Bu dünyada modası asla geçmeyen, güzelliği değişmeyen,&nbsp; belki de tek şey dürüstlüktür&#8230;’’</p>



<p><strong>(
BABAM AZ</strong><strong>İZ GÖKCÜK</strong><strong> )</strong></p>



<p>Elbette
bu liste uzar gider… Ancak her zaman hafızamda, yüreğimde,
adımlar atarken bedenimde hissettiğim cümleler yukarıda yazdıklarım…</p>



<p>Adaleti,
iyiliği, sevgiyi, saygıyı, vatanseverliği, dürüstlüğü, empatiyi kısacası bir
kişiliğe sahip olmayı özetleyen cümleler…</p>



<p><strong>Sizlerin de yüreğinize
dokunması ve bu zorlu hayat mücadelesinde adımlar atarken aklınızda bulunması
dileğiyle…</strong></p>



<p><strong><em>Sevgi, saygı, selam ve dua ile…</em></strong></p>



<p style="text-align:center"><strong><em>&nbsp; Mehmet Gökcük, ( uzaktakiadam mg ),
Eylül 2019</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cumle-alem/">Cümle = Alem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cumle-alem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18525</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nasılsın?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nasilsin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nasilsin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Sep 2019 04:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Ayman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18428</guid>
				<description><![CDATA[<p>Siz hiç yaşamaktan yoruldunuz mu? &#160;Biri çıkıp&#160; ‘’nasılsın ‘’ diye&#160; sorduğunda gözlerine anlamsızca bakıp takılı kaldınız mı? Çok kolay ve basit bir sorunun cevabı nasıl bu kadar zor olabilir ki diye düşündüğünüzü sanıyorum şu anda… Eğer karşınızdaki kişi kendini çok yorgun ve hayat karşısında&#160; tükenmiş hissediyorsa iyiyim dese bile bu bakışlarından/ yüzündeki ifadeden&#160; hissedilecektir tabi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasilsin/">Nasılsın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Siz hiç yaşamaktan yoruldunuz mu? &nbsp;Biri çıkıp&nbsp;
‘’nasılsın ‘’ diye&nbsp; sorduğunda
gözlerine anlamsızca bakıp takılı kaldınız mı? </p>



<p>Çok kolay ve basit bir sorunun cevabı nasıl bu kadar zor
olabilir ki diye düşündüğünüzü sanıyorum şu anda…</p>



<p>Eğer karşınızdaki kişi kendini çok yorgun ve hayat
karşısında&nbsp; tükenmiş hissediyorsa iyiyim
dese bile bu bakışlarından/ yüzündeki ifadeden&nbsp;
hissedilecektir tabi empati kurabilecek kadar çaba sarf edenler için ya
da&nbsp; doğruyu söylemek istese bile kendini
anlatabilecek kadar çaba sarf etmeye değip değmeyeceğini düşünecektir çünkü siz
ne anlatırsanız anlatın , karşıdaki ancak anlamak istediği kadarını
anlayacaktır. </p>



<p>Bazen o kadar yorulursunuz ki bu basit sorunun cevabı karşısında donup kalırsınız işte, ne desem diye &#8220;iyiyim&#8221; deyip geçiştirmek size samimi gelmez ama çoğunlukla bu yalana sığınırsınız işte.</p>



<p>Sizi anlamayacaklarını düşününce böyle böyle iletişim azalmaya
başlar bir gün bakmışsınız sahte mutluluklar dünyası yerine kendi iç limanınıza
sığınmayı tercih ediyorsunuz. </p>



<p>Başlangıçta doğa ve hayvanlar iyi gelir onları gözlemlersiniz sadeliğin içindeki samimi niyetler yaralarınıza iyi gelir. Yaralarınızı sardıkça bu sorudan daha az korkarsınız artık. İnsanların arasına girmeye topluma karışmaya karar verirsiniz ama bu sefer de yine aynı yaralara maruz kalmak ürkütür. Ne büyük çelişki !</p>



<p>En çok da&nbsp; ‘’benim için çok değerlisin’’&nbsp; diyenler yakar canınızı, zaten bir kelimeyi çok kullananlardan korkarım hep.&nbsp; Çünkü çok kullanıldığında içi boşalır kelimelerin, bence söyleyerek değil davranışlarınızla gösterin verdiğiniz değeri ve sevginizi. Yoksa hiçbir anlamı olmuyor çünkü.</p>



<p>Bir de karşı tarafın nezaketsizliğine en başta tepkimizi
vermemiz gerekir diye düşünüyorum sustukça aptal sanıp dozajı artırıyorlar
çünkü. Biriken duygular büyük patlamalara sebep olabiliyor ve ilişkileri kopma
noktasına getirebiliyor diye düşünüyorum. </p>



<p>Bunları neden yazdığımı merak ederseniz bugün Goethe ‘nin bir
sözünü okudum ve beni çok etkiledi. </p>



<p>‘’ Hassas insanlar için dünya bir cehennemdir ‘’ diyor. Benim içimden de bunlar geldi, belki birilerine tercüman olabilirim diye düşündüm.</p>



<p>Sevgiyle kalın hep&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasilsin/">Nasılsın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nasilsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18428</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sorgulayan İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sorgulayan-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sorgulayan-insan/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 11 Sep 2019 04:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18348</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bütün kitaplarını büyük bir zevkle okuduğum Nurettin Topçu, eğitim sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda yazılan felsefi eseri doğrultusunda yapılan eğitimin denetleyici unsurlardan olumlu bir şekilde geçerek idealist ve sorgulayan bir insan yetiştirmeye yönelik fikirlerine değinilmelidir. Düşünen, sorgulayan insan yetiştirilmelidir. Çocuklarımızı emanet edeceğimiz insanlar felsefe eğitiminden geçmelidir. Felsefe ve sorgulama yeteneği olmayan insan aklını kiraya vermiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sorgulayan-insan/">Sorgulayan İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bütün
kitaplarını büyük bir zevkle okuduğum Nurettin Topçu, eğitim sisteminin nasıl
olması gerektiği konusunda yazılan felsefi eseri doğrultusunda yapılan eğitimin
denetleyici unsurlardan olumlu bir şekilde geçerek idealist ve sorgulayan bir
insan yetiştirmeye yönelik fikirlerine değinilmelidir. Düşünen, sorgulayan
insan yetiştirilmelidir. Çocuklarımızı emanet edeceğimiz insanlar felsefe
eğitiminden geçmelidir. Felsefe ve sorgulama yeteneği olmayan insan aklını
kiraya vermiş olur ve robotlaşmış şekilde koşulsuz itaat eden insan haline
gelir.</p>



<p>Düşünme
eğitimi ilkokulda başlar. İlkokul eğitiminde başvuracağımız yol, öğrencilerle
tek tek ilgilenerek ahlak ve terbiye dersleri vererek örnek olarak, istikamet,
ferdiyetçi, ruhçu, spritualiste ve milliyetçi gidiştir. George Orwell’ın 1984
adlı kitabında küçüklükten itibaren az sayıda kelime öğretilerek düşünmesi
engellenmek istenmektedir. Bu dil teorisine göre dil hazinesi ne kadar az
olarak çocuklar yetiştirilirse düşünmeyen, sorgulamayan, okumayan, sadece
internetten kopya ödevlerle ya da tez yazım merkezlerinde tez yazdırarak
eğitimlerini tamamlarlar. </p>



<p>Dil
eğitimi küçüklükten kazanılır. Düşünme eğitimi de öyle… Küçüklükten beri
okuyanlar beyinlerini geliştirirler. Örneğin hesapladım üç senede okuduğum
kitapların sayısı 3000’e dayanıyor. Günde iki ya da üç kitap okudum ve
yorumlama gücü kazandım. Yazarlığımın tek yardımcısı da okuduğum kitaplar oldu.
Türkçe, İngilizce, İspanyolca kitapları okuyarak düşünce dünyamı
zenginleştirdim. Eğer küçüklükten beri okumuyorsa bir insan beyni küçülür ve
düşünme yeteneğini kaybeder. Ne söylersen inanırlar. Koşulsuz itaat söz konusu
olur. Yani gerçek düşünme eğitimi ilkokulda başlar. İlkokuldan beri süregelen
bir süreçtir. Sorgulayan insan yetiştirmek isteniyorsa küçüklükten itibaren düşünme
eğitimi verilmelidir. Felsefe eğitimi çocuk eğitiminde düşünme yetisi
kazandırılmalıdır. Mantık eğitimi verilmelidir. Düşüncede tutarlılık sağlanması
ancak mantık eğitimi verilmesiyle sağlanır. “İnsan düşünen bir hayvandır.”
Mantıksal olarak idrak edildiğinde “Düşünüyorsan insansın.” sonucuna ulaşılır.
Çünkü düşünmek insanları hayvandan ayırt etmemizi sağlayan tek mekanizmadır.
Hayvanlar düşünemez. Sadece Allah’ın yarattığı şekilde düşünmeden hareket
ederler. Düşünmek en büyük yetenektir insana ait olan. (Düşüncelerinden dolayı
kimse suçlanamaz.)</p>



<p>Bu
nedenle fikir insanlarına ihtiyacımız var. Mantıklı düşünceye sahip, düşünen ve
sorgulayan insanı ancak yıllarca okumak ve iyi bir eğitim vermekle
ulaşılabilir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sorgulayan-insan/">Sorgulayan İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sorgulayan-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18348</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hangi Mutluluk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hangi-mutluluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hangi-mutluluk/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 04:45:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18411</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denemediğiniz yol kaldı mı mutluluk için&#8230;? Bazen başarılı olduğunuzu sandınız, kimi zaman başardınız fakat uzun sürmedi&#8230; Açıkça söyleyeyim, tekrar bir yolunu bulsanız da, o da uzun sürmeyecek&#8230; Eğer gerçek bir kalbe sahipseniz, o kalpte gerçek insani duygular büyüttüyseniz bunca zaman, başkalarının derdini dert eden biriyseniz, sürekli bir mutluluk asla sizinle olmayacak&#8230; Bazen bir haber bülteninde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangi-mutluluk/">Hangi Mutluluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Denemediğiniz yol kaldı
mı mutluluk için&#8230;?<br />
<br />
Bazen başarılı olduğunuzu sandınız, kimi zaman
başardınız fakat uzun sürmedi&#8230; Açıkça söyleyeyim, tekrar bir yolunu bulsanız
da, o da uzun sürmeyecek&#8230;<br />
<br />
Eğer gerçek bir kalbe sahipseniz, o kalpte
gerçek insani duygular büyüttüyseniz bunca zaman, başkalarının derdini dert
eden biriyseniz, sürekli bir mutluluk asla sizinle olmayacak&#8230;<br />
<br />
Bazen bir haber bülteninde haykıracak sunucu;
&#8220;Yine bir kadın cinayeti! &#8216;Çocuğun önünde sigara içme&#8217; diyen kadını kocası
öldürdü!&#8221;&nbsp;<br />
<br />
Bazen elleriniz cebinizde, ıslık çalıp keyifli
bir yürüyüşe çıkmışken, bir sokak hayvanının öldürülüp kenara atıldığını
göreceksiniz&#8230;<br />
<br />
Bazen de, bir akrabanız sizden borç isteyecek ve
siz bu defa mahcup bir şekilde paranızın olmadığını söyleyince telefon yüzünüze
kapatılacak&#8230;<br />
<br />
Bir şiir yazacaksınız, belki bir filmden, bir
şarkıdan coşkulanıp; &#8216;Her şeye rağmen umut&#8217; başlıklı&#8230; Daha siz şiirinizi
dünyaya usulca söyleyemeden, sokaktan kavga sesleri gelecek. Perdenizi aralayıp
şöyle bir baktığınızda, iki komşunuzun park kavgasında birbirlerine ana avrat
sövüşüne şahit olacaksınız&#8230;<br />
<br />
Hatır kahveleri içmek için eski dostu davet
edeceksiniz. Kahveler bitip vedalaştıktan sonraki kırk yıl boyunca defalarca,
aslında hiç dost olamadığınızı anlayacaksınız&#8230;&nbsp;<br />
<br />
Biraz ağız tadı için, kendinize bir çikolata
almak üzere markete gireceksiniz, tezgahın üzerindeki gazete manşeti kalbinize
bir ağrı indirecek; &#8220;Yine çocuk tacizi!&#8221; Ve hemen sağ altında başka
bir haber; &#8220;Güzel manken sanat için soyundu!&#8221; Çikolatayı rafa geri
koyup hızla marketten çıkacaksınız&#8230;<br />
<br />
Kaos, bunalım, yorgunluk derken, birkaç günlük
kıyı kaçamağı yapmak isteyeceksiniz. Kumsalda kitap okurken burnunuza yanık
kokuları gelecek karşıdaki ormandan, cayır cayır&#8230;<br />
<br />
İçtiğiniz suyun kirli, yediğiniz domatesin
hormonlu, giydiğiniz gömleğin kanserojen madde içerikli olduğunu fark
edeceksiniz, yine de başka çareniz olmadığı için aynı ürünleri tüketmeye,
kullanmaya devam edeceksiniz&#8230;<br />
<br />
Okudukça, izledikçe, şu dibi delik yerkürenin
seslerini dinledikçe fark etmeye devam edeceksiniz, kötülüğün bizzat insanlar
tarafından insanların üzerine salındığını&#8230;<br />
<br />
&#8220;Abartma! Herkes mi kötü be abi?’’
diyorsunuz şimdi değil mi?<br />
Bu saydıklarım ve daha fazlası, senin var
sandığın iyi insanların yaşadığı sokaklarda, caddelerde, şehirlerde
oluyorsa-olabiliyorsa ve o iyi (!) insanlar buna izin veriyorlarsa, herkes
kötüdür&#8230;<br />
Kötülükten rahatsız olmayanlar, sadece rahatsız
olmuş gibi yapanlar, iyi insan olamaz!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangi-mutluluk/">Hangi Mutluluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hangi-mutluluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18411</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalpleri Güzelleştirmek İçin Yıkmak İçin Değil</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalpleri-guzellestirmek-icin-yikmak-icin-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalpleri-guzellestirmek-icin-yikmak-icin-degil/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 05 Sep 2019 04:02:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18346</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güzel sözlerle hitap eden kişinin kalpleri güzelleştirdiği, yıkım yapmadığı bilinen bir durumdur. Bir kimseyi dikkate almayan insanlara dahi iyilikle muamele etmek gerekir. Çünkü, kişinin büyüklüğü davranışlarındadır. Bir kimsenin asaleti kendisine kötü davrananlara dahi iyilik ve güzellikle davranmasında saklıdır. Herkes kötülese bile sen iyilikle davran, Çünkü asil insan ne kadar yıkıma uğrasa dahi hüsn-i niyetle davranandır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalpleri-guzellestirmek-icin-yikmak-icin-degil/">Kalpleri Güzelleştirmek İçin Yıkmak İçin Değil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Güzel sözlerle hitap eden kişinin kalpleri güzelleştirdiği,
yıkım yapmadığı bilinen bir durumdur.</p>



<p>Bir kimseyi dikkate almayan insanlara dahi iyilikle muamele
etmek gerekir. Çünkü, kişinin büyüklüğü davranışlarındadır. Bir kimsenin
asaleti kendisine kötü davrananlara dahi iyilik ve güzellikle davranmasında
saklıdır. Herkes kötülese bile sen iyilikle davran, Çünkü asil insan ne kadar
yıkıma uğrasa dahi hüsn-i niyetle davranandır. </p>



<p>Niçin kötülendiğini bilmesen de davranışlara neden
uğradığını bilmezsen de sabret ve Allah’a dayan. Mucize gerçekleşmez, biz
peygamber değiliz, ancak sadece öbür dünyada sevap üstüne sevap kazanırız. (Ben
sözlerimle asla tersini kast etmiyorum. Ne yazdıysam ondan bahsediyorum. Zaten
zıttı düşünülemez.) </p>



<p>“Ya Ali, öğüt versen almaz, yasaklardan çekinmez,
konuştuğuna ve kendisine söylenene aldırış etmez kişiye de, iyilik ve
güzellikle muamele et.” ( Hadis-i Şerif)</p>



<p>Büyüklük ve asalet kişinin yumuşak davranışta bulunmakla,
zarafetle, şefkatle iştigaldir. Kötü davranışta bulunmakla muhabbet eşdeğer
değildir. İnsancıl, hümanist olan insanın sadece, yaratılanı sev yaradan ötürü
düsturu gibi, mahbup olarak görmek levazımatını öngörür.</p>



<p>Örneğin, Taha Suresinde Hazret-i Musa’ya hitaben şöyle
buyurmuştur: “Firavun’a gidin, çünkü О iyice azdı. Ona tatlı, yumuşak bir
tarzda hitap edin. Olur ki aklını başına alır yahut hiç değilse biraz çekinir.”</p>



<p>Çünkü menfi davranışta bulunanlara nazaran müspet olmak,
kişiyi mahcup eder, davranışlarını değiştirip güzelleştirmesini sağlar.</p>



<p>Kar kristalleri incelendiğinde kötü sözler söylenenlerin
şekli bozulmuş, güzel sözler söylenenlerin şekli düzgünleşmiştir. Kar
kristalleri de insan gibidir, yüzde 70’i sudur. İnsan özünde temizdir. Hiçbir kir
pasa bulanmamıştır. Çocuklar günahsızdır ve namaz kılan bir ailede büyüdüyse ve
Müslüman bir aileden geliyorsa, bir melektir. О meleğe kötü şeyler öğretirsen o
insanın her işlediği günahtan sen de günah kazanırsın. Çocukların günahı
yoktur. (Steril ortamda büyüdüm. Dış dünyayı bilmiyordum. İş hayatına
başlayınca öğreniyor hayatı insan. Kendi çıkarını düşünen insanlarla
karşılaşıyorsun. Çocukluğum saftı ki! Yapmadığı şeyden dolayı suçlanamaz.)</p>



<p>Velhasıl, kötülükle iyiliğe ulaşılmaz. İyiliğe iyilikle
ulaşılır.&nbsp; İnsan var olduğundan beri
güzelliğe ulaşan yol budur. Bu nedenle, insanın özü temizdir güzeldir, insanı
yıkıma uğratan kötü sözler ve davranışlardır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalpleri-guzellestirmek-icin-yikmak-icin-degil/">Kalpleri Güzelleştirmek İçin Yıkmak İçin Değil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalpleri-guzellestirmek-icin-yikmak-icin-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18346</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşsel Geleceğin Şimdiki Zaman Senkronizesi : 1984</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dussel-gelecegin-simdiki-zaman-senkronizesi-1984/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dussel-gelecegin-simdiki-zaman-senkronizesi-1984/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 04:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Akın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18391</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;&#160;&#160;&#160; ‘’İzm’’ler idrâkimize giydirilmiş deli gömlekleridir. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Cemil Meriç Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell tarafından kaleme alınmış alegorik bir politik romandır. Hikayesi distopik bir dünyada geçer. Distopya romanlarının ünlülerindendir. Özellikle kitapta tanımlanan Big Brother (Büyük Birader) kavramı günümüzde de sıklıkla kullanılmaktadır. Aynı zamanda kitapta geçen &#8220;düşünce polisi&#8221; gibi kavramları da George Orwell günümüze kazandırmıştır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dussel-gelecegin-simdiki-zaman-senkronizesi-1984/">Düşsel Geleceğin Şimdiki Zaman Senkronizesi : 1984</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>‘’İzm’’ler idrâkimize giydirilmiş deli gömlekleridir.</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Cemil Meriç </p>



<p>Bin
Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell tarafından kaleme alınmış alegorik bir
politik romandır. Hikayesi distopik bir dünyada geçer. Distopya romanlarının
ünlülerindendir. Özellikle kitapta tanımlanan Big Brother (Büyük Birader)
kavramı günümüzde de sıklıkla kullanılmaktadır. Aynı zamanda kitapta geçen
&#8220;düşünce polisi&#8221; gibi kavramları da George Orwell günümüze kazandırmıştır.
Kahramanlar üzerinden dönemin değer yargılarını da görmek mümkün oluyor. Orwell
bunları ustalıkla kurgulamış ve dünyayı bir oyun tahtasına ve tezgah kumpasına
benzetmiştir. Kendi çarklarında serbestçe dönen insanlar başkalarının çarkında çevrildiklerinde
makineleşmenin nasıl bir durum olduğunu görüyorlar. Bireyselliğin yok edildiği,
salt doğruların kabul edildiği, totaliter bir dünya görüşü, ruh boyunduruğuna
hapsolmuş insanlar için nasıl bir ömür biçer? </p>



<p>Yazar
distopik bir dünyanın sadece 1984’lerle sınırlı olmadığını dünün bugüne, bugünün
yarına yansımalarını okuyucunun üzerinde bir iz düşüm ilan ediyor. Kitap, Okyanusya
toplumunun baskıcı liderleri olan ‘’Büyük Birader’’ üzerinden döneminin
eleştirisini ve analizini yapmaktadır. Her şeyi gören ve bilen
bir devlet&nbsp;toplumun tüm denetimine hakimdir.&nbsp;Totaliter bir yönetim
şekline sahip olan Okyanusya, tam anlamıyla baskı ile yönetilmektedir. Ülke,
Büyük Birader olarak anılan bir lider ve Ingsos (İngiliz Sosyalizmi) Partisi
tarafından yönetilmektedir. Parti, iktidarını sürekli gözetim ve muhbirlikle
sağlamlaştırmaktadır. Politik anlamda tek rakip ise devrim sırasında Büyük
Birader ile aynı tarafta bulunmuş olan fakat sonradan yönetimle fikir
ayrılığına düşerek Parti aleyhtarı bir tutum izleyen Emmanuel
Goldstein’dir.&nbsp;Toplumlar sınıflara ayrılmıştır. Eşitsizlik ve üstünlük bir
manifesto misali insanlığın üzerine asılmıştır. Seneler öncesinin zilleri bugün
de çalıyor aslında; bugün‘’mobbing’’kavramının yaygınlaşması bile statü ve
hiyerarşinin baskısını çağrıştırıyor, modernize olan toplumların hızla büyüyen
tohumlarına damıtılıyordu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Halk, iletişim araçları ile gerçeklerden
farklı durumlara dayatılır, inandırılır. Egemen olan parti halkın isteğinden
bağımsız bir tavır sergiler. Geçmişteki olaylar silinir, yerine başka olaylar
tayin edilir. Parti her türlü bilginin kontrolünü elinde tutarak bir kumanda
misali insanlığın da frekanslarıyla oynayabilir; oynamıştır da. Bizim geçmişten
geleceğe olan bağlantımızı ve yayın akışımızı bozarlarsa? 1984 ve ötesinde…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsan öz bilincinin, benliğinin ve
kendisini gerçekleştirme hiyerarşisinin zirvesinde olmak ister. Bu, onun için
bir ruhsattır; kendisini kendisinden de başkalarından himaye etmek ister. Bu, belli
güçler tarafından daraltılırsa insan, ruh ve beden dünyasının esiri olur. Kendi
evrenini bile aşamaz ki ötesini görsün! İnsanın duygu ve düşünce dünyası
başkalarının elinde şekillenmek zorundadır. Bu bize ‘’Fabrika Eğitim Modeli’’ni
hatırlatır. İnsanlar belli kalıplara, paketlere sokulur ve piyasaya sürülür. Herkes
kendi faturasının mesuliyetindedir. Tıpkı 1984 kitabındaki gibi proletarya
sınıfı rejimin süzgecinden geçirilir, hamurunu güçler yoğurur ve kalıplara
dökülürler… insanlar eğitilir, insanlar eği(l)tilir (!)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘’ İnsan insana nasıl hükmeder ,Winston?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Winston biraz düsünüp :&#8221;Acı
çektirerek &#8221; dedi.</p>



<p>      “Geçtiğimiz on yıl boyunca en çok yapmak istediğim şey politik yazıyı bir sanata dönüştürmektir. Çünkü ifşa etmek istediğim bazı yalanlar, dikkat çekmek istediğim bazı gerçekler var. Görev, bu çağın bizi yapmaya zorladığı gerçek halk ve toplumsal aktiviteler yoluyla benim içime işlemiş olan, hoşlandığım ve nefret ettiğim şeylerin uzlaşmasını sağlamaktır.” diyor George Orwell. Öyle de olmuştur. Okyanusya’ya yakışmak, partiye yakışmak, kurallara yakışmak, sadakate yakışmak…Winston en başta otoriteye karşı fikir geliştiren bir memurdur. Gittikçe artan şüpheleri ile birlikte kafasındaki tabuları da yıkmaya başlar, fakat aşık olduğu kadın olan Julia çoktan rejimin sevdalısı olmuştur bile. Julia ile tanıştıktan sonra eski Winston değildir artık. Her şey doğrudur. Hatta 2+2=5 bile…</p>



<p>      Okyanusya sokakları donatılmıştır. Posterler…Posterler…Hepsi insanlar içindir. Çünkü insanlar birileri tarafından kontrol edilir. Birileri birilerini gözetler. Düşünmek sessiz bir çığlığa bürünür. Düşünmemeniz, düşünememenizdir. Doğru olmayan doğrular, yanlış olmayan yanlışlar vardır. Fikirleriniz sizin fikirleriniz değildir. Belkileriniz vardır. Acaba bugün yanlış bir şey söyler miyim? Sonra dersiniz ki: Yanlışım benim yanlışım değil, doğrularım da yanlış olabilir. Özgür fikirlere sahip olamayan insanların kanatlarına çelikten kanat takılmış derim ben. Çünkü onlar hiçbir zaman düşünce ve ruh dünyasının göğünde uçamayacaklardır. Kanatları ağırdır, kanatları birileri tarafından verilmiştir. Birileri gökyüzünde uçan kuşları vurmak için silahına sarılmıştır. Bugün ben de avlanmayım der insan. Bilir ki sert siyah bıyıklı, sert mimikleri olan kırk beş yaşlarında bir çehre seslenir: Büyük Birader’in gözü üzerinizde!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Birileri size’’Siyah beyazdır.’’diyorsa
öyledir. Her şey bir çelişki üzerine inşâ edilebilir. Okyanusya’da bu, halka
manipüle edilmiştir. Otoritenin dikteleri halkın ağzına dikilen iplikler
gibidir. İnsanlar susturulmuş ve boyun eğmeye mecbur bırakılmıştır. Bir şey
yanlış olsa da o, insanlara empoze edilebilir. Yazar bu anlayışla döneminin
paradoksunu da veriyor.1984 Okyanusya’da hayat: ’’Savaş barıştır, özgülük
köleliktir, cahillik güçtür. Büyük Birader’in ‘’Ignsos’’u gibi her şey kendi
içinde idi ama dışarıda bırakılmıştı. İnsan gerçeklerden ve doğrulardan soyutlanmış
olarak bir şeylere mecbur bırakılıyordu: Büyük
Birader’in gözleri her yerdeydi, ve her yerde kulağı vardı. Hep sizi izleyen o
gözler ve sizi sarıp kuşatan o ses… Uykuda ya da uyanık, çalışırken ya da yemek
yerken, içeride ya da dışarıda banyoda ya da yatakta…Kaçış yoktu. Kafatasınızın
içindeki birkaç santimetreküp dışında, hiçbir şey sizin değildi. Ben bu kitabı
okuduktan sonra kendi dönemimizle karşılaştırıp bazı durumlara felsefî bir
sorgulayışın gerekliliğine inandım. Bu bakımdan 1984 yalnız bir edebiyat eseri
değil, aynı zamanda bir ahlak ve felsefe kitabı idi. Bir siyasetnâme idi.’’Doğru
bir arkadaş, doğru bir yönetici veya doğru bir meslek erbâbı nasıl olmalıdır?’’
sorularına kendimce çok cevaplar buldum.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Ansızın irkilerek uyanmak, hoyrat bir
elin omzunuzu sarması, gözlerinize tutulan ışıklar, yatağı çevreleyen acımasız
yüzler… Çoğu zaman ne yargılama olurdu ne de tutuklama raporu tutulurdu.
İnsanlar ortadan kayboluverirdi, o kadar. Adınız kayıtlardan silinir,
yaptığınız her şeyin kaydı yok edilir, bir zamanlar var olduğunuz bile
yadsınır, sonra tümden unutulurdu. Alışılmış deyimle: Buharlaşırdınız.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; ”Bugün bile aynı değil midir? Bilgiler
silinir, doğrular silinir, insanlar denenir, elenir…Herkes tekdüzeliğe mecbur
bırakılır, herkeste bir çift düşünme furyası başlar. Sene 1984’tür. Herkes aynı
düşünmelidir. Düşünce suçu, ölümü gerektirmez: Düşünce suçunun kendisi
ölümdür.” Irza geçme, yağmalama, çocukları boğazlama, tüm halkı köleleştirme,
hatta tutsakların kaynar suya atılması ve diri diri gömülmesi normal sayılmakta
hatta yapan kendi ülkeniz ise desteklenmektedir. Bu bir insanlık suçuydu ama
birileri buna sessiz kalmakta direniyordu, birileri buna şöyle diyordu: Sapkınların
sapkınlığı sağduyudur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Orwell kitap boyunca sorgulama içindedir.
Kahramanımız&nbsp; Winston Smith,&nbsp; Devrim öncesi hayatı merak etmekte, bu
hayatı sorgulamaktadır. Kendisi gibi sorgulayan insanları bulmak istemekte, ama
kendisi gibi sorgulayan insanlar bu düşünceden mahrum bırakılmıştır.&nbsp;Winston’un
bu yaptıkları parti yasalarına göre yasaktır. Çünkü içinde bulunduğu parti sorgulamaya,
düşünmeye izin vermez. Bu korku mağarasının içinde iz süren insanlar ellerine
aldıkları ateşlerle yollarını bulmayı ve kaybolmamayı isterler; halbuki
birileri tarafından acımasız bir takipte olduklarını bile bile…Peki özgürlük
geldi mi?</p>



<p>’’Özgürlük,
iki kere iki dört eder diyebilmektir.’’ Buna izin verilirse (!) arkası gelir. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dussel-gelecegin-simdiki-zaman-senkronizesi-1984/">Düşsel Geleceğin Şimdiki Zaman Senkronizesi : 1984</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dussel-gelecegin-simdiki-zaman-senkronizesi-1984/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18391</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kıpçak Türkleri Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kipcak-turkleri-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kipcak-turkleri-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Sep 2019 04:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18343</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kıpçaklara, Bizans kaynaklarında Koman veya Kuman, İslam kaynaklarında Kıpçak ve Kıfçak, bölgelerine ise Deşt-i Kıpçak (=Kıpçak Bozkırı) denmiştir. Bunlar için Rus kaynaklarında Polovets terimi kullanılmıştır. (AKAR:2005) Bizans ve Latin kaynaklarında Kuman olarak adlandırılan bu topluluğu tarihi Rus kaynakları Polovets, Macarlar ise Kun olarak tanımlarlar. Bu adların ortak anlamı “sarı, sarımsı, solgun”dur. Kıpçaklar sarı saçlı olmaları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kipcak-turkleri-uzerine/">Kıpçak Türkleri Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kıpçaklara, Bizans kaynaklarında Koman veya Kuman, İslam
kaynaklarında Kıpçak ve Kıfçak, bölgelerine ise Deşt-i Kıpçak (=Kıpçak Bozkırı)
denmiştir. Bunlar için Rus kaynaklarında Polovets terimi kullanılmıştır. (AKAR:2005)
Bizans ve Latin kaynaklarında Kuman olarak adlandırılan bu topluluğu tarihi Rus
kaynakları Polovets, Macarlar ise Kun olarak tanımlarlar. Bu adların ortak
anlamı “sarı, sarımsı, solgun”dur. Kıpçaklar sarı saçlı olmaları sebebiyle bu
ad verilmiştir. Bu Türk topluluğu İslam dünyası, Güney Kafkasların Hristiyan
halkları, Moğol ve Çinlilerce (Kıpçak, Kıfçak) olarak kaydedilmiştir. Kıpçak
kelimesinin etimolojisiyle ilgili kesin bir sonuca varılamamıştır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Müslümanlar
tarafından “Kıpçak”, Avrupalılar tarafından “Kuman” diye adlandırılan kavimler
birliği, sonradan birleşen iki ayrı Türk kavmidir. Türkçe yazılı kaynaklarda
Kıpçak adına ilk defa 750 yılında Uygur İl İtmiş Bilge Kagan’ınŞine-Usu adlı
kitabında görmekteyiz. Kumanlar 1017’de Karahıtayların zorlaması ile batıya
doğru göç ederek 1050’de Doğu Avrupa’ya yerleşmiş bulunuyorlardı. Buradaki
varlıklarını 1103 yılındaki Rus yenilgisine kadar sürdürdüler ve bu tarihten
sonra yerlerini doğudan gelen Kıpçaklar’a terk ettiler. Böylece buraya gelen Türk
boyları Kıpçak adı altında birleşti. Kuman ve Kıpçak adı da aynı halk için
kullanılmaya başlandı. (ÖZKAN: 2009)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kıpçaklar,
yaklaşık iki yüzyıl boyunca büyük bir devlet kuramamalarına rağmen Kafkaslar,
Bizans ve Karadeniz’in kuzeyinde etkili olmuşlardır. Tıpkı Peçenekler gibi
Rusların Karadeniz’e inmelerine kesin olarak engel olmuşlar, Kıpçak
bozkırlarını Türkleştirmişlerdir.(AKAR:2005)</p>



<p>Melez olarak, Kıpçak Türkü, Selanik göçmeni, Arnavut ve
Yörük soyundan gelmekteyim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kipcak-turkleri-uzerine/">Kıpçak Türkleri Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kipcak-turkleri-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18343</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Aug 2019 04:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18337</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanların insanlıktan uzaklaştığı bir çağın izini sürüyoruz. Genetik olarak evrimleşme sürecimiz devam ederken, ruhsal olarak insan olmaktan da bir o kadar uzaklaşıyoruz. Kimse bana şunu demesin lütfen, “insan her çağda canavardı, vahşet hep vardı, öldürmek içgüdüseldir falan”. Bunları duymak istemiyorum çünkü biz cahiliye döneminde değil 21. Yüzyılın bilim çağında yaşıyoruz. Yani artık biraz insani davranışları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/">Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanların insanlıktan uzaklaştığı bir çağın izini
sürüyoruz. Genetik olarak evrimleşme sürecimiz devam ederken, ruhsal olarak
insan olmaktan da bir o kadar uzaklaşıyoruz. Kimse bana şunu demesin lütfen,
“insan her çağda canavardı, vahşet hep vardı, öldürmek içgüdüseldir falan”.
Bunları duymak istemiyorum çünkü biz cahiliye döneminde değil 21. Yüzyılın
bilim çağında yaşıyoruz. Yani artık biraz insani davranışları görmek ve
beklemek hakkına sahibiz. İnsanlık ilkel köleci toplumdan çok uzakta, artık duygularını,
şehvetini, egosunu dolayısıyla buna bağlı her türlü şiddet ve öfke duygusunu
kontrol altında tutabilme becerisine sahip… Yani olmalı, olabilmeli, toplum
olarak bunu beklemeliyiz. </p>



<p>Eğitim şart, eğitim ailede başlar falan gibi laflar da çok
boş ve gereksiz. İnsan kendi kemalatını tamamlamak için geldi bu dünyaya… İnsan
olmak için geldi, ihtiyacı olan ne varsa kendinde var onu bulmaya, devranını
tamamlamaya geldi. Akıl ve vicdan haznesinden geçirdiği her duygu ve düşünce
onu saf bilince götürecektir. İnsan bu bilince ulaşmamak için direnç gösterdiği
sürece insan olmaktan uzakta kalmakta, nâdan olmaktadır. Kendi özünden çıkan
ilim ve irfanı okul sıralarında öğrenme şansı zaten yoktur. </p>



<p>Yeni Zelanda yerlileri, Aborjinler bilgeliği ders
kitaplarından mı öğrendiler? Kızılderililer, Mayalar, İnkalar, kutuplarda
yaşayan Eskimolar?</p>



<p>Doğal olandan, doğadan, seni sen yapan değerlerden,
topraktan, taştan, kayadan, sudan, ağaçtan, börtü böcekten ne kadar koparsan o
kadar hayvanlaştığının farkına varmalı insan oğlu çok geç olmadan…</p>



<p>&nbsp;Umut kesmek insan
olana yakışmaz bilirim, ama belki de bir katkısı olur diye insan kalmamıza, bu
ay ki yazımda aragonitten bahsetmek istedim…</p>



<p>“Aragonit güvenilir bir toprak şifacısı ve topraklama
taşıdır. Bu taş jeopatik stresi dönüştürür ve engellenmiş ley hatlarını uzaktan
bile temizleyebilir. Odaklama ve fiziksel enerjileri topraklama yeteneğiyle
stresli zamanlarda yararlıdır.” (1) </p>



<p>Hani olur ya bir gün trafikte araba kullanırken size yol vermeyen birinin arabasının üstüne çıkıp, hamile eşinin yanında hayvani bir şiddet göstermek isterseniz yanınızda bu taşı taşıyarak kurtulabilesiniz diye… Dikkat, sol elinize taşı alıp, gözlerinizi kapatıp, derin derin nefes alacaksınız… Hiçbir şeyciğiniz kalmayacak&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/images.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18377" data-recalc-dims="1"/><figcaption>Aragonit</figcaption></figure></div>



<p>“Psikolojik olarak Aragonit sabrı ve kabullenmeyi öğretir.
Aşırı duyarlılıkla mücadele eder. Kendilerini çok yıpratan insanlar için boş
vermeyi kolaylaştırır.” (2)</p>



<p>Sizi terk eden sevgilinizin suratına bir tokat patlatmadan
önce hemen elinize alacaksınız aragoniti, ya da çok çabuk sinirlenen biri
iseniz boynunuzda kolye olarak da taşıyabilirsiniz.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18378" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>kolye şeklinde Aragonit</figcaption></figure></div>



<p>“Zihinsel olarak meselelere bir an önce konsantre olmaya,
zihne esneklik ve hoşgörü getirmeye yardımcıdır. Sorunların ve durumların
nedenlerine inmeyi sağlar. Duygusal olarak öfke ve duygusal stresle mücadele
eder. Kuvvet ve destek sağlar.” (3) </p>



<p>Çevrenizde
gördüğünüz ya da bizzat kendi hayatınızda tanık olduğunuz haksızlıklar
karşısında, boynunuzda taktığınız aragonit kolyenizi sol elinizle sıvazlamanız,
duyduğunuz öfke ile başa çıkmanıza yardımcı olacaktır. </p>



<p>“Fiziksel olarak sizi rahatlatan ve kendi bedeniniz içinde
iyi hissettiren bir taştır. Rahatsızlıklarla özellikle de iç
huzursuzluklarından kaynaklanan sinirsel tikler ve spazmlarla mücadele eder.
Bedenin içinde odaklanan topraklama yapan dengeleyici bir taştır.” (4)</p>



<p>Görüyorsunuz ya, bir insanın boğazına yapışmadan önce
yapılması gereken başka şeyler de varmış. Bir insanın diğer bir insanın yaşama
hakkını elinden almadan önce, içinde uyanan o hayvani öfke duygusunu bastırmak
için küçük bir aragonit taş bile işe yarıyormuş. </p>



<p>Elbette yarayan başka şeyler de var. Düşünmek bunlardan biri
mesela, vicdan sahibi olmak, merhamet beslemek, nefsin şeytani boyutuyla başa
çıkmanın ilk ön şartları… Hani o dinden imandan bolca bahseden ama yanından
bile geçmeyen insanımsılar var ya, insanları birbirine düşman eden dilleri
yüzünden onların ölmesine bile gerek yok, cehennem onların içinde, ha bire
yanıp dururlar farkında olmasalar da…</p>



<p>Aragonit taşı onlara şifa olur mu bilmem ama, bu yazıyı
okuyanlara belki bir faydası olur…</p>



<p>Not: 1,2,3,4 alıntılar Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/">Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18337</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık Paylaşımı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-paylasimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-paylasimi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Aug 2019 04:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Akın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18298</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Tek bir yalnızlık vardır.O da yalnız kalamamaktır,tamamen onunla olamamaktır.&#8221;diyor Cemil Meriç. Peki ne demek istiyor? Biz gerçekten yalnızlık dediğimiz şeyi tam anlamıyla yaşıyor muyuz? Yoksa yalnızlıkla aramıza giren başka iyeler de mi var?&#8221; Bir ben vardır benden içeri.’’diyen Yûnus’un sözüne içerlenmeli mi?Belki de içimize tıktığımız ve onlara kulağımızı tıkadığımız bir ’’Ben’’içerlemiştir bize. Olamaz mı?Yalnızlığımızla bize [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-paylasimi/">Yalnızlık Paylaşımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;Tek bir yalnızlık vardır.O da yalnız kalamamaktır,tamamen onunla olamamaktır.&#8221;diyor Cemil Meriç. Peki ne demek istiyor? Biz gerçekten yalnızlık dediğimiz şeyi tam anlamıyla yaşıyor muyuz? Yoksa yalnızlıkla aramıza giren başka iyeler de mi var?&#8221; Bir ben vardır benden içeri.’’diyen Yûnus’un sözüne içerlenmeli mi?Belki de içimize tıktığımız ve onlara kulağımızı tıkadığımız bir ’’Ben’’içerlemiştir bize. Olamaz mı?Yalnızlığımızla bize iştirâk eden kalabalığımızın elinden tutmalı ve gönlümüzün kuyularına, kuytularına attığımız nice Yûsufları gün yüzüne çıkarmalıyız diyorum. Belki o zaman dejenere olmuş güzelliklerimizin ne bir kılıfa ne de bir maskeye ihtiyacı olur.</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Modernize olmaya temâyül edenler: &#8220;Biz modern olmalıyız!&#8221;lafını pelesenk edip batırıyorlar dillerinin çuvaldızını kafalarını kaldırdıkları her yere. Kimi özüne batırılmamış sarı bir tenekeyi asıyor boynuna &nbsp;medeniyet madalyası diye.</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tüm seçkin kalabalıklar, topluluklar&nbsp; içinde:’’Ben artık yalnız değilim.’’yalanını yamıyoruz dilimize. Şimdi soruyorum: Şehirlere sıkışmış, metropoller arasında ezilmiş; bir çocuğun dirseklerinden, dizlerinden silinen o masum yaralar mıydı yalnızlık?</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Camekânların, alışveriş merkezlerinin, şirketlerin, çok katlı gökdelenlerin içine sığdırılmaya zorlanmış o büyük yalnızlıklar yerleşecek Bohemyalarını ölü topraklara inşa ederler. Bedenimiz bize emanet bırakacak yerlerimize öyle kötü şeyler doldurur ki ruhumuzun anahtarını hep aynı paspas altında saklamak zorunda kalır.Yalnızlık denilen şey bu olmaz diyorlar. Halbuki kabalaşıyoruz, kalıplaşıyoruz, kalabalıklaşıyoruz bir kaos yaratırcasına. Birbirlerini kemiren oburlarımızın diline sahip çıkamıyoruz; ilişkilerimiz sıska ve güdük kalıyor. Bu bir bunalımdı belki de. Liğme liğme edilmiş ruhlarımızın bir yerlere takılıp kalmış tarafıydı.Bir yanımızdan teğellenmişken bir daha hiç çözülemeyecek kadar kör bir düğüm müydü bu yalnızlık?</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yalnızlık her yerde. Spot ışıklarının altında bile var.Bir pandomima sanatçısını yahut bir palyaçoyu hayal edin; perde açılır,oyun başlar.Sahne kalabalıktır. Alkışlanırsınız, kıvanırsınız. Böylece: &#8220;Ben artık kıvamıma geldim.’’ dersiniz. Oyununuz bitmiş; büyük perdeler çekilmiştir yüzünüze. Son perde de oynanmıştır. Salon boştur artık. Sahnede sadece siz varsınızdır bir de spot ışıkları.Birazdan onlar da söner ve bu sefer de başka bir oyun sergilenir. Sahte kalabalığınızın gölge oyunlarıyla baş başa kalırsınız. Trajedisi de vardır yalnızlığın komedisi de olacaktır. Çünkü hepsi kalabalığımızın bizden uzaklaşma serüvenini anlatır. İçimizdeki kayıplar, Gratel’in yollara döktüğü ekmeklerden evin yolunu bulabilme parodisini yaşar.Halbuki insanın ilk macerası kendi merkezine yolculuk etmeyi hasıl eder. İçten içe bir seyr ü sülûk halidir kendimizi kendimize getiren.</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yollarımıza koyduğumuz taşlardan da ellerimizi koyduğumuz taşlardan da haberdar değil miyiz aslında? Ne zaman yalnızdık biz? Yazarken yalnız mıydık? Yazdıklarımızın kaderini kalemimizle yaşamıyor muyduk?Hermann Hesse’in dediği gibi:’’Yalnızlık, alın yazımızı kendi kendimize ulaştırmak için başvurduğumuz yolumuzdur.’’</p>



<p>Ne zaman yalnız kaldık biz? Ahmet Cemil Lâmiâ’ya kavuşamadığında bârân-ı elması yalnız bırakmış mıydı onu? Samim Simeranya’ya kaçtığında kendi ile karşılaşmamış mıydı yine? Yalnızlıkta kendi cümlesi bile eşlik ediyor insana diyor Nuri Pakdil. Bizimle hem dem olanları, içimize sokulanları elimizin tersiyle öyle itiyoruz ki:’’Artık tamamen özgürüm!’’ yalanını uyduruveriyoruz. Halbuki kalemi elimize aldığımızda başlıyor hengame;kimler kimler musallat oluyor bize. Çekişip çekiştiriyoruz yakasına yapışarak: ’’Sen de nereden çıktın şimdi?’’ diye sitemimizi de eksik etmiyoruz kelimelerimize.</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘’Birbirimize kıyamet kadar yakın,kıyamet kadar uzak;ama kıyametler içindeyiz.’’diyor Exupery. Arafta mıyız bir bakıma? Kıyametler içinde bizi kendimize getiren bir sûru bekliyor kulaklarımız.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kimi zaman birileri ile kesişti yolumuz.Hayatımızın çıkmaz sokaklarına çıkanlar da vardı,bizi avucunun içi gibi bilenler de…Şimdi diyorum ki:Ne çok tanımışlar beni yalnızlık dediğim şu kalabalık hanemde.Soframda böldüğüm ekmeğime katık,sırtımda taşıdığım bohçama azık oldular.Seriyorum örtüsünü hayatın mükellef sofrasına,doyuruyorum her gün doğan yalnızlarımı: Bölüşüyoruz içimden gelen ne varsa!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-paylasimi/">Yalnızlık Paylaşımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-paylasimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18298</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -4- Malakit</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 31 Jul 2019 04:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18010</guid>
				<description><![CDATA[<p>“İsmini bilmediğiniz bir taşa baktığınızda o taş zarif, zengin ve muhteşem görünüyorsa ismi muhtemelen malakittir. Malakit taşını anlamak için uzman olmak gerekmez. Taşın güzel ve zengin yeşil rengi size bunun malakit olduğunu söyleyecektir. Malakit taşı büyüleyici bir görünüme sahiptir. Beyaz çizgilere sahip yeşil rengi ona çok önemli bir mücevher görünümü verir…” Bu ifadeye katılmamak mümkün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/">Sessiz Dostların Sesi -4- Malakit</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“İsmini bilmediğiniz bir taşa baktığınızda o taş zarif, zengin
ve muhteşem görünüyorsa ismi muhtemelen malakittir. Malakit taşını anlamak için
uzman olmak gerekmez. Taşın güzel ve zengin yeşil rengi size bunun malakit
olduğunu söyleyecektir.</p>



<p>Malakit taşı büyüleyici bir görünüme sahiptir. Beyaz
çizgilere sahip yeşil rengi ona çok önemli bir mücevher görünümü verir…”</p>



<p>Bu ifadeye katılmamak mümkün değil. Eğer hayatınızın
bir döneminde bir yerlerde karşınıza çıktıysa malakit taşı, benim gibi
büyülenip kalmışsınızdır. Koyu yeşil rengine gözlerinizi dikip, siyah
çizgilerinde hayale dalmışsınızdır. Hiç gitmediğiniz bir diyardan size misafir
gelmiş eski bir dostunuz gibi sevgiyle kucaklar, içine alır sizi. Onun
yeşilinde uzun servilerin kadim bakışlarını yakalarsınız. Serin gölgesinde
dinlenen ruhunuza, gözyaşlarınızın eklenen tuzlu tadıyla, &nbsp;göçüp giden sevdiklerinize bir fatiha
okursunuz. Ardından, yarım kalmış bir aşk şarkısının son mısrası dilinizde, notaları
beyninizde, mezar taşınızın önünde sizi bekleyen gençliğinizle karşılaşırsınız.
Göz göze geliverir, süzülüp bakarsınız anılarınıza ışık huzmesinin altından…
Serviler görür kimsenin göremediği efkârı, usulca toprak soğur önce sonra
yürek, ses vermez torağın altında yatanlar. Geçip gider gözlerinizin önünden bir
bir hatıralar, zamana yayılır yaşanmayanlar, ama siz yaşarsınız o güzelim
anları…</p>



<p>&nbsp;Malakit
taşını ilk gördüğünüzde, huzurun sonsuz dinginliğinde kaybolmuş kendi ruhunuzu
bulursunuz. Unuttuğunuz kendinizi tanıtır, eski bir tarih kitabının küf kokulu
sayfalarının arasından boynunu uzatıp, size, sizi hatırlatır… </p>



<p>Benim malakit ile tanışmam hiç beklenmedik bir anda,
güpegündüz alelade bir vitrinin aynasında, gelecek muştusundan azade bir tevafukun
izinde gerçekleşmişti. </p>



<p>Gelecek günlerde yaşanacaklardan bihaber, serin bir servinin
altına uzanıp beni al diyerek kimse görmeden el etmişti. Yağan yağmurun
yıkadığı mezarlıktaki servilerin gülümseyen bakışları meğerse ipuçlarıymış
hayatımın. Bilememiştim o zamanlar. Malakit cazibesini üzerimde deneyince,
cebimdeki son parayla satın alıp gelip yerleşmişti yeni yerine…</p>



<p>Boynumda ilk gördüğünde göz alıcı nazarıyla, aşkın
ilk kıvılcımını ateşlemişti. Önce kendine sonra bana. Yanışında saklıydı gelecek
zaman. Andan kopmuş, zamana yayılmıştı sıcaklığı. Serin serviler bilemediler bu
sıcaklığı, aşktan ürken bakışlarını yeşillerinde gizlediler. Kayboldu büyüsü
aşkın. Hasret oldu yolları, sevdanın adına değmedi yumuşak eli, derin kalp
ağrıları delmedi zarif bedenini… Aşka rağmen kavuşamadan birbirlerini seyrettiler
uzaktan. Servilerin gölgesine gizlenen niyazlarıma son nefesimi de ekledim, öylece
susup ölümü bekledim. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/kolye.jpg?resize=317%2C369&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18230" width="317" height="369" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/kolye.jpg?w=515&amp;ssl=1 515w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/kolye.jpg?resize=258%2C300&amp;ssl=1 258w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/kolye.jpg?resize=361%2C420&amp;ssl=1 361w" sizes="(max-width: 317px) 100vw, 317px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Bana bu satırları yazdıran kolyem</figcaption></figure></div>



<p>Malakit’in
derin ruhani rengi kalemimden döküldü satırlara. Oysa ben anlatacaktım, onun
gizemli tarihinden başlayacaktım.</p>



<p>Malakit
taşı binlerce yıldır kullanılmaktadır. Tarihi M.Ö 3000 yıllarına ve eski
Mısır’a dayanmaktadır. Mısır’lılar malakit taşını koruyucu güçlerinden dolayı
onu tılsım olarak kullanmışlardır.</p>



<p>Dünyanın
birçok yerinde bulunan Malakit taşı, ABD, Şili, Güney Afrika, Avustralya,
Romanya, Rusya, Zaire ve Kongo’da çıkarılmaktadır. Malakit taşının ismi Yunanca
‘malakos’ kelimesinden türetilmiştir. Bu kelime yumuşak anlamına gelmektedir.</p>



<p>Malakit
taşı bir dönüşüm taşı olarak bilinirmiş. Sizi bilmem ama ben onu boynuma
taktığımda dönüşüm başlamıştı… Yaşamınızda meydana gelebilecek pek çok
değişiklikle başa çıkmamıza yardımcı olurmuş. Düşüncelerimizi ve duygularımızı
uyandırırmış.</p>



<p>“Her
zaman zorluklar, sürprizler ve beklenmedik olaylar olacaktır. Ancak malakitin
koruyucu ve destekleyici enerjilerine sahip olduğunuzu bilmek, yükselen ve
düşen arasındaki farkı belirleyebilir.” Deniliyor. Bir taş ne yapar demeyin,
isterseniz deyin. Ama asıl değiştirici gücün içinizden geldiğini asla göz ardı
etmeyin.</p>



<p>“Zayıf
hissettiren her şeyi ortadan kaldırarak fiziksel ve duygusal bir düzeyde
iyileşmenizi sağlar malakit taşı. Hayatınızdaki tüm negatif enerjileri ortadan
kaldırarak, vücudunuzdaki ve canlılığınızdaki pozitif yaşam gücünü uyarmanızı sağlar.”
Ben uzmanların yalancısıyım. </p>



<p>“Malakit
çevrenizdeki doğanın iyileştirici yeşilini sembolize eder. Gözlerinizi dünyanın
güzelliğine açacak ve kendinizi daha iyi, daha mutlu ve daha huzurlu hale
getirmek için sizi çevreleyen her şeyi nasıl kullanabileceğinizi daha iyi
anlamanızı sağlayacaktır.” Denemesi bedava… İşte size malakitten yapılmış
güzellikler…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/image.png?resize=158%2C138&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18228" width="158" height="138" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?resize=138%2C138&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18232" width="138" height="138" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?resize=420%2C420&amp;ssl=1 420w" sizes="(max-width: 138px) 100vw, 138px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/malakit-ozellikleri.jpg?resize=144%2C144&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18233" width="144" height="144" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/malakit-ozellikleri.jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/malakit-ozellikleri.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 144px) 100vw, 144px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/">Sessiz Dostların Sesi -4- Malakit</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ana Dili Ve Değerler Eğitiminde Müzik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ana-dili-ve-degerler-egitiminde-muzik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ana-dili-ve-degerler-egitiminde-muzik/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Jul 2019 04:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18205</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Dil, insanlar arasında rabıta kurabilmeyi sağlayan bir iletişim aracıdır. Dilini iyi kullanabilmek ve koruyabilmek, kültür aktarımının devamlılığını sağlar. Müzik de, aktarım görevine yardımcı bir görev üstlenmektedir. Müzik, aktarım görevinin dışında ana dil öğretiminde de önemlidir. 3 yaşlarından orta yaşlılık dönemine kadar dilin gelişiminde etkili bir unsurdur. Çocuklar, müzik sayesinde bazı kelimeleri, deyimleri ve atasözlerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ana-dili-ve-degerler-egitiminde-muzik/">Ana Dili Ve Değerler Eğitiminde Müzik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dil, insanlar arasında rabıta
kurabilmeyi sağlayan bir iletişim aracıdır. Dilini iyi kullanabilmek ve
koruyabilmek, kültür aktarımının devamlılığını sağlar. Müzik de, aktarım
görevine yardımcı bir görev üstlenmektedir. Müzik, aktarım görevinin dışında
ana dil öğretiminde de önemlidir. 3 yaşlarından orta yaşlılık dönemine kadar
dilin gelişiminde etkili bir unsurdur. Çocuklar, müzik sayesinde bazı
kelimeleri, deyimleri ve atasözlerini öğrenebilir. Bu durum da çocukların
eğitiminde müziğin ne kadar etkili olduğunu gösterir. Müzik parçalarının
sözleri, dil zenginliğiyle ilişkilidir. Zengin bir dile sahip olan milletin
müzik parçalarının sözleri de zengindir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Merriam müziğin
on büyük fonksiyonu olduğunu ifade eder:</p>



<ul><li>Fiziksel
Tepki</li><li>İletişim</li><li>Duygusal
İfade</li><li>Sembolik
Tanımlama</li><li>Sosyal
normlara uygunluğu güçlendirme</li><li>Dini
ayinler ve toplumsal geleneklerin geçerli kılınması </li><li>Kültürün
devamlılığının ve sağlamlılığının tesis edilmesi</li><li>Toplumsal
kaynaşmanın tesis edilmesi</li><li>Estetik
zevk</li><li>Eğlenme
(Akt. Çoban: 2005)</li></ul>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çalışmamızda,
müziğin çocuğun dil gelişimi evrelerine göre müzik parçalarından örnekler
verilecektir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Piaget, çocuk
gelişimini 4 döneme ayırır:</p>



<ul><li>Duyusal
ve Hareketsel Gelişim Dönemi (0-2 yaş)</li><li>Dil
ve Anlamlandırma Gelişim Dönemi (2-7 yaş)</li><li>Düşünce
Kabiliyetinin Gelişim Dönemi (7-11 yaş)</li><li>Soyut
Düşüncenin Gelişim Dönemi (11 yaş ergenlik arası) (Akt. Çoban: 2005)</li></ul>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Duyusal ve Hareketsel Gelişim Dönemi (0-2
yaş)</strong></p>



<p>&nbsp;
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bu dönemde çocuklar aktif
dinleyicilerdir. Bir sesi diğerinden ayırt edebilir ve sesin kaynağına
yönelebilirler. İşittikleri müziğe beden hareketleriyle karşılık
verebilirler.(Çoban: 2005) Ninnilere tepki verebilirler:</p>



<p><em>“Dandini dandini
dastana</em></p>



<p><em>&nbsp;Danalar girmiş bostana</em></p>



<p><em>&nbsp;Kov bostancı danayı</em></p>



<p><em>&nbsp;Yemesin lahanayı</em></p>



<p><em>&nbsp;Eee Eee eee eee</em></p>



<p><em>&nbsp;huu huu huu huu</em></p>



<p><em>&nbsp;Uyusun da büyüsün ninni</em></p>



<p><em>&nbsp;Tıpış tıpış yürüsün ninni</em></p>



<p><em>&nbsp;E bebeğim eee</em></p>



<p><em>&nbsp;E bebeğim eee”</em></p>



<p>•<strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dil ve Anlamlandırma Gelişim Dönemi
(2-7 yaş)</strong></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocuk bu dönem çevredeki nesneleri ve
olayları tarif etmede kullanabilir hale gelir.(Çoban: 2005) Bu dönemde çocuk
şarkılara aktif olarak katılabilir. Hareketli ve sık söylenen şarkılar, masal
şarkıları,&nbsp; hayvan taklitleri içeren
parçalar, hem iletişimde pratik bir kolaylık sağlamakta, hem de eğlendirici
yönleri sayesinde çocuğa zevk vermektedir.<em>
(</em>Çoban: 2005) Bu tür parçalara Barış Manço şarkıları örnek verilebilir:</p>



<p><em>“Kaç yıl oldu
saymadım köyden göçeli </em></p>



<p><em>&nbsp;Mevsimler geldi geçti görüşmeyeli </em></p>



<p><em>&nbsp;Hiç haber göndermedin o günden beri </em></p>



<p><em>&nbsp;Yoksa bana küstün mü unuttun mu beni </em></p>



<p><em>Dün yine seni
andım gözlerim doldu </em></p>



<p><em>&nbsp;O tatlı günlerimiz bir anı oldu </em></p>



<p><em>&nbsp;Ayrılık geldi başa katlanmak gerek </em></p>



<p><em>&nbsp;Seni çok çok özledim arkadaşım eşek” </em>(Arkadaşım Eşek)</p>



<p>Bir şarkı da “Bugün Bayram”dır:</p>



<p><em>“Bugün bayram
erken kalkın çocuklar</em></p>



<p><em>&nbsp;Giyelim en güzel giysileri</em></p>



<p><em>&nbsp;Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün
annemizi”</em>(Bugün
Bayram)</p>



<p><strong>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Düşünce Kabiliyetinin Gelişim
Dönemi (7-11 yaş)</strong></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu dönemde
somut düşüncenin geliştiği bu dönemde, çocuk folklor danslarını yapmaya hazır
hale gelmiştir. Bu dönemde pop müziği çocuğun ana dili gelişiminde etkili
olacaktır:</p>



<p><em>“Bir anlık öfkeyle
karar verme ne olur</em></p>



<p><em>&nbsp; Hatasız kul olmaz bi hata ettim kabul</em></p>



<p><em>&nbsp; Sana imkansız bir şey vadettim mi söyle</em></p>



<p><em>&nbsp; Benim aşkım sensin inan artık ne olur”</em>(Bir Yanlış Kaç Doğru)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir diğer
şarkı:</p>



<p><em>“Bir deli rüzgar
savurdu beni böyle</em></p>



<p><em>&nbsp; Bu mutlu tutsak benim altın kafeste</em></p>



<p><em>&nbsp;İster güneş ol yak beni</em></p>



<p><em>&nbsp; Yağmurum ol ağlat beni</em></p>



<p><em>&nbsp; Zincirleri yüreğimin artık sende</em></p>



<p><em>&nbsp;İster güneş ol yak beni</em></p>



<p><em>&nbsp; Yağmurum ol ağlat beni</em></p>



<p><em>&nbsp; Zincirleri yüreğimin artık sende”</em>(Bir Zamanlar Deli Gönlüm)</p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Soyut Düşüncenin Gelişim Dönemi (11 yaş
ergenlik arası)</strong></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu dönemde dil
gelişimi rock ya da pop müzikle sağlanabilir:</p>



<p><em>&nbsp;“Onuncu ayın onuncu günü </em></p>



<p><em>&nbsp; Saat on buçukta yanmış mumum </em></p>



<p><em>&nbsp; Otuz beş yıl olmuş ihtiyar bir çocuktur güzel
ruhum </em></p>



<p><em>&nbsp; Okul asıp oyuna kaçar bıraksam hala </em></p>



<p><em>&nbsp; Ama çok düştü, incindi, yoruldu; </em></p>



<p><em>&nbsp; Dinlenmeli kalbim doğrusu </em></p>



<p><em>&nbsp; Sen doğum günü hediyem misin </em></p>



<p><em>&nbsp; Diyelim ki hoşgeldin </em></p>



<p><em>&nbsp; Peki beni çok sevecek misin </em></p>



<p><em>&nbsp; Yoksa sen de her düş gibi </em></p>



<p><em>&nbsp; Çabucak kırılıp dökülür müsün gözlerimden”</em>(F.D.)</p>



<p>Görüldüğü üzere, her dönemde
dinlenilen müzik farklı olabilmektedir. Bu sebeple, farklı türlerde yapılan
şarkıların kullanılan Türkçe açısından zengin olması gereklidir. Yoksa müzik
bir kültür aktarıcısı olmaktan çıkar ve dilimizi yozlaştırıcı bir unsur haline
gelir. Bu konuda öncelikle sanatçılarımıza, öğretmenlerimize, Milli Eğitim
Bakanlığına ve Türk Dil Kurumu’na büyük görevler düşmekte, gençlerimizin müzik
zevkinin geliştirilmesi sağlanmalıdır.</p>



<p>KAYNAKÇA</p>



<p>Çoban, Adnan (2005), Müzikterapi, İstanbul: Timaş Yayınları</p>



<p>Korkmaz, Zeynep (1997),” Günümüzde Dil Yozlaşması”, Türk
Dili, 542: 129-138 </p>



<p>Korkmaz, Zeynep (2004), “Karamanoğlu Mehmet Beyin Fermanından
Günümüz Televizyon Türkçesine”, Türk Dili, 634: 344-350 </p>



<p>Küçük, Salim, “Dil Kirliliğinin Türkçemize Yansımaları”,
Türk Dili, 669: 504 </p>



<p>Gülsevin Gürer ve Boz Erdoğan (2006), “Türkçenin Çağdaş
Sorunları”, Ankara: Kitabevi yayınları.</p>



<p>Yavuz, Hilmi (2010), “Okuma Biçimleri Varlığın ve Sanatın
Dili”, İstanbul: Timaş yayınları.</p>



<p>Aksan, Doğan (2007), “Her Yönüyle Dil”, Ankara: TDK
yayınları.</p>



<p>Atalay, Kemal (2011), “Seny Sevyyorum Türkçe”, İstanbul:
Babıali Kültür Yayıncılığı.</p>



<p>Ateş, Kemal (2010), “Dil Hurafeleri Türkçenin Güncel
Sorunları”, Ankara: İmge Kitabevi.</p>



<p>Develi, Hayati (2012), “Dil Doktoru”, İstanbul: Kesit
Yayınları.</p>



<p>Kaplan, Mehmet (2012), “Kültür ve Dil”, İstanbul: Dergah
Yayınları.</p>



<p>Tanrıkorur, Çinuçen (2009), Müzik Kültür Dil, İstanbul:
Dergah Yayınları.</p>



<figure class="wp-block-embed"><div class="wp-block-embed__wrapper">
http://www.sarki-sozleri.net
</div></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ana-dili-ve-degerler-egitiminde-muzik/">Ana Dili Ve Değerler Eğitiminde Müzik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ana-dili-ve-degerler-egitiminde-muzik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18205</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlim Ve Hikmet Pınarından İçmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ilim-ve-hikmet-pinarindan-icmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ilim-ve-hikmet-pinarindan-icmek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18112</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her şey, kendi lisanınca Allah’ı zikreder. Leylekler, “Lebbeyk!”, köpekler “Hayy! diyerek, bitkiler çiçek açarak kendi dillerince zikrederler. Cansız eşyalar da, insanlar safından Allah yolunda kullanılarak yeryüzünde Allah’ı zikrederler. Harama, günaha girilmediği sürece, namaz kılan için yapılan her iş, ibadet hükmündedir. İlim öğrenmek de bir ibadettir. Allah, ilim öğrenmek isteyen insanın meleklerle kollarını gerer. Himayesi altına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilim-ve-hikmet-pinarindan-icmek/">İlim Ve Hikmet Pınarından İçmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Her şey, kendi lisanınca Allah’ı zikreder. Leylekler,
“Lebbeyk!”, köpekler “Hayy! diyerek, bitkiler çiçek açarak kendi dillerince
zikrederler.</p>



<p>Cansız eşyalar da, insanlar safından Allah yolunda
kullanılarak yeryüzünde Allah’ı zikrederler.</p>



<p>Harama, günaha girilmediği sürece, namaz kılan için yapılan
her iş, ibadet hükmündedir. İlim öğrenmek de bir ibadettir.</p>



<p>Allah, ilim öğrenmek isteyen insanın meleklerle kollarını
gerer. Himayesi altına alır.</p>



<p>Bu sayede, her anımızı başa geçirmemekle her günü yeni bir
şeyler öğrenerek geçirmeliyiz. </p>



<p>İlim, kadın erkek her mü’min için farzdır.</p>



<p>Evet, Peygamber Efendimiz, bir ümmi idi. Ancak, bunun tek
bir sebebi vardır. Cahiliye dönemi, sanıldığı gibi okuma yazma pek bilinen bir
zaman dilimi değildi. Ancak, o dönemde belagat, çok ileriydi.</p>



<p>Ayrıca, beğenilen şiirler, Kabe’nin duvarına asılırdı.
Fakat, o dönemde kız çocukları diri diri gömülür, çıplak Kabe tavaf edilir.
Helvadan putlara tapınılır, sonra da yenirdi. Bu sebeple, Cahiliye devri denmiştir.
Ki, asıl konuya dönersek; Peygamberimiz (S.A.V.) okuma bilseydi, O’nu şiir
yazmakla suçlayacaklardı. Nitekim, şiir de denmiştir. Ancak, ümmi oluşu
nedeniyle bu itham sonuçsuz kalmıştır.</p>



<p>Ümmilik, sadece Peygamberimiz’e nasip olmamıştır. Peygamber
varisçilerinden Mevlana Hazretleri ve Bediüzzaman Hazretleri de ümmidir. Bir
süre sonra artık yazmamaz olmuşlar, ilham yoluyla, Mevlana Hüsameddin
Çelebi’ye, Bediüzzaman talebelerine yazdırır olmuşlardır.</p>



<p>İlahi birer ilhamla, nefesle hikmet pınarından dökülmüştür
sözler.</p>



<p>Yunus Emre de, ümmi olduğunu söylemiştir. Ancak, Türkçesinin
duruluğu ve aruz ölçüsüyle de şiirlerinin oluşu, onun eğitim almış, tedrisattan
geçmiş bir şair olduğunu gösterir.</p>



<p>İlim, kadın erkek herkese farzdır dedik. Tabi ki, kadınlara
da farz. Bir nesli yetiştiren kadındır. Annedir. Bu din, anne şefkatiyle
ilerleyecektir.</p>



<p>Hz. Hatice anamız, Peygamberimiz’in hak davası uğruna tüm
varlıüını sarf etmiştir.</p>



<p>Hz. Aişe anamız, Peygamberimiz’le yaşadığı 24 saatini,
rivayet ederek, birçok hadisin bize intikal etmesini sağlamıştır.</p>



<p>Hz. Asiye, firavuna karşı gelerek mü’minlerin anası olmayı
hak etmiştir.</p>



<p>Hz. Meryem, tüm iftiralara göğüs gelerek, babasız şekilde
Hz. İsa (A.S.)doğurmuş, bebekken konuşarak tüm iftiraları yok etmiştir.</p>



<p>Hz. Hacer, Allah’ın emrine uyarak, Safa ve Merve arasında
tur atmış, O’nun inayetiyle Zemzem kuyusuna kavuşmuştur.</p>



<p>Daima niceleri var ki, Allah yolunda kendi canını koyabilen
kadın ve ya erkek fark etmez- hak yolda şehadeti tadabilecek onlar.</p>



<p>İlim yolunda şehadet şarabını içebilecek olanlar onlar.</p>



<p>Allah rızası için, her şeyinden fedakarlık edenler onlar.</p>



<p>Peygamberimiz’e soruluyor, süt, su ve şaraptan birini
seçmesi isteniyor Cebrail tarafından. Peygamberimiz, sütü seçiyor. O süt de
ilimdir.</p>



<p>İlim; Endülüs, Semerkand, Buhara vb. yerlerde zirveye
tırmandı. İstanbul’un fethiyle taçlandı. Ancak, Ancak, Lale devrinde lüks ve
safaya düşülmesiyle birlikte, sukuta uğradı. </p>



<p>Daha sonra, ilim batıya kaydı.</p>



<p>Her şeyimizi batıdan alır olduk.</p>



<p>Yani bu sebeple, güneş batıdan doğmaya başladı.</p>



<p>Allah’a ulaşmanın en iyi yolu, ilimdir, fendir.</p>



<p>Yunus Emre, ne güzel söylemiş:</p>



<p>“İlim ilim bilmektir,</p>



<p>&nbsp;İlim kendin
bilmektir.</p>



<p>&nbsp;Sen kendini bilmezsen</p>



<p>&nbsp;Ya nice okumaktır.”</p>



<p>İlim, bir şekilde insana ilahi kudreti gösterir.</p>



<p>Bu sebeple, batı şu haliyle İslam’a daha yakın.</p>



<p>Batı İslam’a gebe.</p>



<p>İslam da batıya.</p>



<p>Atatürk, “En hakiki mürşit, ilimdi, fendir” demiş.</p>



<p>Ne kadar doğru söylemiş.</p>



<p>İnsan bilmediğinden korkar.</p>



<p>Bilmediğini tehlikeli görür.</p>



<p>Bir insanın kalbine girmeden, onunla yolculuğa çıkmadan,
onunla kalmadan, onunla yemek yemeden tanıyamazsınız.</p>



<p>“Bekara karı boşamak kolaydır.” Derler ya, işte o hesap.</p>



<p>Açın Kuran’ı, Mesnevi’leri….Nefsinize alınarak okuyun. Bakın
ne diyor size?</p>



<p>Ürkmeyin.</p>



<p>Kuran ve tefsirleri, iyiyi, doğruyu, güzeli emrediyor.</p>



<p>Allah’a iman etmeyi, Hak rızası için sevmeyi, şükretmeyi,
okumayı, öğrenmeyi, bunları teşvik ediyor.</p>



<p>Sessizlik, en büyük eylemdir.</p>



<p>İçinde yangın olsa da susmak. Allah rızası için susmak ve
sadece dua etmek.</p>



<p>Değil mi, duamız olmasa ne önemimiz var?</p>



<p>En büyük silah o işte!</p>



<p>Dua!</p>



<p>Sonra, Hz. Eyyüb’ün duasını hatırlarız. “Rabb’im! Bu eziyet
bana çok dokundu. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilim-ve-hikmet-pinarindan-icmek/">İlim Ve Hikmet Pınarından İçmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ilim-ve-hikmet-pinarindan-icmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18112</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Biraz Mola</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/biraz-mola/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/biraz-mola/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Jul 2019 04:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18190</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi elbette suçu bu güzeller güzeli, kadim şehre atmayacağım… Ama yorgunum… Zihnen, fikren, madden ve manen… İliklerime kadar yorgunum… Haklarını yemek istemem ( ki bilen bilir en korktuğum şeydir hak yemek ) benden daha çok çalışan, daha çok yorulan, daha büyük dertleri olan ve çeşitli sağlık sorunları olan insanlar var-vardır… Elimden geldiğince, bütün sene el [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biraz-mola/">Biraz Mola</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Şimdi elbette suçu bu güzeller güzeli, kadim şehre
atmayacağım… Ama yorgunum… Zihnen, fikren, madden ve manen… İliklerime kadar
yorgunum…</p>



<p>Haklarını yemek istemem ( ki bilen bilir en korktuğum şeydir
hak yemek ) benden daha çok çalışan, daha çok yorulan, daha büyük dertleri olan
ve çeşitli sağlık sorunları olan insanlar var-vardır… Elimden geldiğince, bütün
sene el uzatmaya da çalıştım ihtiyacı olana… </p>



<p>Memleketin hiç ateşi düşmeyen gündemleri, siyasetin tozlu, bulutlu, kasvetli yansımaları, iş hayatının olmazsa olmaz gündelik mini kaosları, aile hayatının olmazsa hiç olmaz mini mini kaosları , sosyal medyayı babasının malı gibi kullanan, özgürlük adı altında ağzına burnuna her tür pisliği rahatça alabilen garip tayfa, özellikle bahar aylarında yüksek enerji hattına dönüşen zıpır öğrencilerim, ha bitti ha bitecek derken birçok detay ile defalarca düzenlediğimiz çocuk kitabı projemiz, arada kendini gösteren sağlık sorunları, sevdiklerimizin destek bekleyen dertleri, en az benim kadar kafası karışık olan havalar, masraflar masraflar, büyük masraflar, çok masraflar, hep masraflar … </p>



<p>Siz söyleyin şimdi; Yorgun olmakta haklı değil miyim? Haklıyım
tabi… Çok haklıyım hem de… Tabi, uçak biletlerinin uçuk çıkartacak yükseklikte
olması ve bizim tatil planının biraz ( benden dolayı ) geç belirlenmiş olması
sebebiyle, günlerce geceler araba kullanacağım&#8230; Allah kısmet eder de kazasız
belasız ulaşırsak iner inmez kumsala kendimi atacağım… Akşam haberlerine çıkma
olasılığım yüksek haberiniz olsun… </p>



<p><strong><em>‘’Herhangi bir koruyucu önlem almadan, kumsalda akşama dek uyuyan adam itfaiye revirine kaldırıldı…’’ </em></strong></p>



<p>Allah korusun…</p>



<p>Neyse ben kaçar… Elbette akşam vakitleri deniz seyrinde bir
şeyler karalarsam bu köşeden sizlerle paylaşırım… </p>



<p>Haydi Eyvallah… </p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biraz-mola/">Biraz Mola</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/biraz-mola/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18190</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ateşe Atılmaktan Korkma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/atese-atilmaktan-korkma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/atese-atilmaktan-korkma/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Jun 2019 04:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18075</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir insanın kıymeti, himmeti nisbetindedir. Hedefi neyse onun ölçüsünde hareket eder çünkü. Himmeti dünya ve ahiret buudlu olan insan, kainata meydan okuyabilir. Dilerse zincir vursunlar fark etmez. Zincirler onu asla tutamaz. Bir şey olacaksa olur. Allah dilerse o şeye, “Ol!” der ve o şey oluverir. Kün feyekün. Allah dilemedikçe size bir zarar gelmez. Çünkü bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/atese-atilmaktan-korkma/">Ateşe Atılmaktan Korkma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir insanın kıymeti, himmeti nisbetindedir.</p>



<p>Hedefi neyse onun ölçüsünde hareket eder çünkü. Himmeti
dünya ve ahiret buudlu olan insan, kainata meydan okuyabilir. Dilerse zincir
vursunlar fark etmez. Zincirler onu asla tutamaz. </p>



<p>Bir şey olacaksa olur. Allah dilerse o şeye, “Ol!” der ve o
şey oluverir.</p>



<p>Kün feyekün. Allah dilemedikçe size bir zarar gelmez. Çünkü
bir yaprak bile Allah’tan habersiz düşmez.</p>



<p>Allah dilemedikten sonra, ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın,
bir sonuç elde edilmez.</p>



<p>Allah’ın gücüne kim meydan okuyabilir?</p>



<p>O, dilediyse bir hükümeti vardır deyip, dua&nbsp; etmeli. Bu eğer bir hatamdan dolayıysa, tövbe
ediyorum, affet.” diye dua “Eğer imtihansa sabır nasip eyle.” diye dua etmeli.
Allah yardım eder.</p>



<p>Hz. İbrahim gibi ateşe atılmalı. Korkmamalı. O ateş,
zulümden kaçmak için bahane olmamalı. Sabretmeli. O ateş, yakmaz olur ve seni
yakmaz olur.</p>



<p>Bir kuş sana küçücük gagasıyla su taşır belki.&nbsp; Yalnız hissetmezsin kendini. Kimse olmasa da,
Allah var. O, görüyor ve biliyor.</p>



<p>O halde, neden bu keder ve endişe?</p>



<p>Allah’a havale et ve kurtul şu karanlıklardan. O zindanlar,
medrese-yi Yusufiye olur belki. Sana on bir yıldız ve ayın secde etmesine veile
olur belki.</p>



<p>Belki demeye ne gerek var?</p>



<p>Allah dilediyse olur.</p>



<p>O yüzden, ateşe atılmaktan korkma.</p>



<p>Allah’tan yardım talep et ve bekle.</p>



<p>Her şey üstüne gelip de seni sıkmaya ve daraltmaya başladığı
an, üzülme. O senin kaderinin değişeceği andır.</p>



<p>Allah’a havale et ve bekle.</p>



<p>Görelim Mevla neyler? Neylerse güzel eyler.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/atese-atilmaktan-korkma/">Ateşe Atılmaktan Korkma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/atese-atilmaktan-korkma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18075</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -3-  Firuze / Turkuaz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Jun 2019 04:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Firuze]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18024</guid>
				<description><![CDATA[<p>Turkuaz nam-ı diğer Firuze taşı bu ayın konusu olan taş. Firuze taşının tanıtımı üzerine bilgiler vermeden önce benim kişisel tarihimdeki Firuze adının ve bu adı taşıyan albümün sahibi Sezen Aksu’nun şarkısından bahsederek girmek istiyorum konuya. Bilindiği gibi Firuze bir kadın ismidir. Benim indimde gösterişli, alımlı, güzel bir kadın figürünü canlandırır. Can yakan, canlara can katan, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/">Sessiz Dostların Sesi -3-  Firuze / Turkuaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Turkuaz
nam-ı diğer Firuze taşı bu ayın konusu olan taş. </p>



<p>Firuze
taşının tanıtımı üzerine bilgiler vermeden önce benim kişisel tarihimdeki
Firuze adının ve bu adı taşıyan albümün sahibi Sezen Aksu’nun şarkısından bahsederek
girmek istiyorum konuya. </p>



<p>Bilindiği
gibi Firuze bir kadın ismidir. Benim indimde gösterişli, alımlı, güzel bir
kadın figürünü canlandırır. Can yakan, canlara can katan, aşığına vurgun bir
kadın ismi, neden mi? Kim bilir belki de sözlerini Aysel Gürel’in yazdığı ve
Atilla Özdemiroğlu’nun beste ve düzenlemesini yaptığı bu unutulmaz şarkı
yüzünden. Hani 1982 yılında albüme de adını vererek çıkan ünlü Firuze şarkısı…
Dinlememiş olan varsa diye…</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/3vNtVJ7dGxg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe>
</div></figure>



<p>Gençliğin
zirvesi bir yaşta anlamları anlamlandırmaktan çok uzakta, aşkın kokusu bile
tuzakken bizlere daha, yüreğimde bir yerlerde bir ateş yanmaya başlamıştı.
Gerek Sezen Aksu’nun yorumu, gerekse şarkının arabeske kaçan melankolisi içinde
kaybolup gitme korkusu, ilk dinlediğimde gözlerimi yaşla doldurmuştu. Bilmediğim
bir kadının bilmediğim hikâyesine duyulan üzüntüden ziyade, kendi olmayan
hikâyeme duyduğum özlemdi, kanıma giren bu eşsiz, hüzünlü, melodik seyirlik… </p>



<p>İnsan on sekiz yaşında, bütün duyguları birbirine karıştırır. On sekiz yaş, delikanlılığın deliliğinde çağlayan bir pınar gibi, aşılmaz dağlara doğru Ferhat gibi yaşanır.</p>



<p>1982 yılında, Yedikule’de bir çay bahçesinde kulağıma ilk kez çalınan
bu ezgilerle, &nbsp;yaşadığımız dönemin ağır
sarsıntılarında ezilmiş çocuk gülümsemelerimize umut olmuştu. &nbsp;</p>



<p><em>Bir gün dönüp bakınca düşler<br />
İçmiş olursa yudum yudum yudum yıllarını<br />
Ağla, ağla Firuze ağla<br />
Anlat bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu</em></p>



<p><em>Kıskanır rengini baharda yeşiller<br />
Sevda büyüsü gibisin sen Firuze<br />
Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu<br />
Üzüm buğusu gibisin sen Firuze</em></p>



<p><em>Kıskanır rengini baharda yeşiller<br />
Sevda büyüsü gibisin sen Firuze<br />
Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu<br />
Üzüm buğusu gibisin sen Firuze</em></p>



<p><em>Duru bir su gibi, bazen bir volkan gibi<br />
Bazen bir deli rüzgar gibi<br />
Gözlerinde telaş, yıllar sence yavaş<br />
Acelen ne bekle Firuze…</em></p>



<p><em>Bir gün dönüp bakınca düşler<br />
İçmiş olursa yudum yudum yudum yıllarını<br />
Ağla, ağla Firuze ağla<br />
Anlat bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu</em></p>



<p><em>Acılı bir bakıs yerleşirse eğer<br />
Kirpiğinin ucundan…</em></p>



<p>Bu
umutta görmüştük mavi gözlerini Nazım’ın, İstanbul’un geçen vapurlarına boğazda
el sallarken. Bile bile sızlayan burunlarımızın direği, sevincimizi kursağımıza
hapsedenleri, asla unutmayacaktı… Unutmadık umutlarımızı çalanları, Firuze bir bahar
sabahının serin esen mavi rüzgârıydı…</p>



<p>Firuze
adının bir kadına yakışmasının ötesinde bir değerli taş olması sebebiyle, şimdiden
baktığımda geriye, anlamını pekiştiren ne kadar doğru bir isim olduğunu
hissettiriyor bana. Hani yıllar geçtiğinde okunan romanlar, şiirler ve dinlenen
şarkılar nasıl değişirse insanın indinde, öyle değişiyor anlamı Firuze’nin.
Mavi rengin yeşile çalan gökkuşağındaki bu 3. rengin…</p>



<p>Firuze
nam-ı diğer Turkuaz… Şiirlerin, şarkıların rengi… Belli ki bir yaşam biçimi,
bir taşa adını verecek kadar değerli. </p>



<p>Turkuaz
taşı, hakkında ilk söylenenler “iyileştirici olup ruha ve bedene esenlik ve
içtenlik kazandıran kadim bir taş” olduğu yönünde. Koruyuculuğu en belirgin
özelliği, hatta öyle ki ihaneti renk değiştirerek haber verdiğine bile
inanılmış. Sezgileri geliştiren, boğaz çakrasını açan, ruhun kendini ifade
etmesine imkân sağlayan, negatif enerjileri dağıtan bir taş olduğu için, nazarlık
olarak da kullanılmış.</p>



<p>“Doğal taşlar arasında özel bir yeri olan Firuze (Turkuaz) taşının kadın ve erkeklerde çeşitli süslemelerde ve aksesuarda kullanıldığı bilinmektedir.” Günümüzde oldukça popüler olan doğal taş yüzükler, doğal taş kolye ve teşbihlerin yapımında en çok tercih edilen taşlardan biri de firuze taşıdır. Firuze taşı diğer adıyla turkuaz taşı olarak bilinen bu taşın kişiye pek çok faydası vardır. Türk taşı olarak da bilinen Firuze taşı gökyüzünün mavisi yeryüzünün yeşili birleşimini temsil ettiği için denge taşı olarak bilinir.” Bu nedenle adını bir renge vermiştir, Türkuaz Türklerin milli rengi olarak bilinmektedir.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kırık-gerdanlık.jpg?resize=275%2C275&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18081" width="275" height="275" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kırık-gerdanlık.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kırık-gerdanlık.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Kırık gerdanlık</figcaption></figure></div>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/firuze-dogal-tasli-modern-erkek-yuzuk-tal-erkek-yzkleri-19516-57-O.jpg?resize=245%2C245&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18082" width="245" height="245" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/firuze-dogal-tasli-modern-erkek-yuzuk-tal-erkek-yzkleri-19516-57-O.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/firuze-dogal-tasli-modern-erkek-yuzuk-tal-erkek-yzkleri-19516-57-O.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/firuze-dogal-tasli-modern-erkek-yuzuk-tal-erkek-yzkleri-19516-57-O.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 245px) 100vw, 245px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Erkek yüzüğü</figcaption></figure>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p>“Turkuaz taşlı aksesuarlar arasında en çok tercih edilen firuze taşlı tesbihlerdir. Özellikle gün içinde elle en çok temas etmenizi sağlayan tesbihler doğrudan kişinin ruh sağlığına müdahale gibidir. Firuze taşlı yüzük ve bileklikler de özellikle kadınlar tarafından yaz aylarında sıklıkla kullanılır. Rengi dolayısıyla kişiye mutluluk ve heyecan veren turkuaz taşının özellikle teninize teması önemlidir. Bileklik olarak kullanıldığında sol ele takılması önerilir. Kalbe ve damarlara doğrudan iyi geleceğine inanılmaktadır.” *</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/images.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18086" data-recalc-dims="1"/></figure></div>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kure-kesim-uclu-puskullu-firuze-turkuaz-tesbih-firuze-turkuaz-tesbihler-tesbihane-21294-11-K.jpg?resize=281%2C147&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18087" width="281" height="147" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kure-kesim-uclu-puskullu-firuze-turkuaz-tesbih-firuze-turkuaz-tesbihler-tesbihane-21294-11-K.jpg?w=310&amp;ssl=1 310w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kure-kesim-uclu-puskullu-firuze-turkuaz-tesbih-firuze-turkuaz-tesbihler-tesbihane-21294-11-K.jpg?resize=300%2C157&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 281px) 100vw, 281px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p style="text-align:right"></p>



<p>“ Psikolojik olarak Turkuaz güçlendirici bir taştır. Kendine
işkence etmeyi kendini sabote etmeyi engeller. Fiziksel olarak yorgunluk,
depresyon veya panik ataklar için mükemmel bir taştır.”</p>



<p>Mavinin en güzel tonuna adını vermiş olan turkuaz benim kişisel
hayatımda en sevdiğim renklerin başında gelir. Bu taştan olan bilekliğimi
mümkün oldukça sık kullanmaya gayret ederim.</p>



<p>Her şeyden önemlisi ne yaşarsak yaşayalım umudun bizi terk
etmesine asla izin vermemeye çalışalım…</p>



<p>Turkuaz tadında günlere&#8230;</p>



<p>*Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall, Alfa yayınları, 2013</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/">Sessiz Dostların Sesi -3-  Firuze / Turkuaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18024</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neden Sanat?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neden-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neden-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 20 Jun 2019 04:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Arzum Onan]]></category>
		<category><![CDATA[cumartesi anneleri]]></category>
		<category><![CDATA[heykeltraş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18016</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat denilen limana yanaşıncaya kadar köprünün altından akan sularla boğuştuk dersem yeridir. 28 Şubat siyasi kararların alındığı tarih olan 1997 yılı itibariyle siyaseti yakinen takip edip köşe yazıları kaleme alan bir kardeşiniz olarak çeşitli platformlarda, etkinliklerde hep kutuplaşan guruplar gördüm.Kimi yerde ortamı durultmak, sakinleştirmek adına yazılarımda ve söyleşilerimde ayetlerden alıntılar yapsam da particiliğin inancın bile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden-sanat/">Neden Sanat?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p> Sanat denilen limana yanaşıncaya kadar köprünün altından akan sularla boğuştuk dersem yeridir. 28 Şubat siyasi kararların alındığı tarih olan 1997 yılı itibariyle siyaseti yakinen takip edip köşe yazıları kaleme alan bir kardeşiniz olarak çeşitli platformlarda, etkinliklerde hep kutuplaşan guruplar gördüm.<br />Kimi yerde ortamı durultmak, sakinleştirmek adına yazılarımda ve söyleşilerimde ayetlerden alıntılar yapsam da particiliğin inancın bile önüne geçtiğini gördüm. <br />Aynı inanca sahip kişilerde bile mikro organizmalara bölündüklerine şahit oldum. Yüzlere bakınca sevgisizliği, anlayışsızlığı okumak için allame-i cihan olmaya da gerek olmadığını düşünüyorum, haksız mıyım?<br />İnançsal değerlerde de bu tür kutuplaşmalar oluyorsa soluğu sanatın kucağında buldum, diyebilirim. Sanat, her bir çeşitlemesiyle kişinin iç dünyasında büyük bir oluşum yaşatıyor. Adına ihtilal, devrim ne derseniz deyiniz sanatsal faaliyetler bizleri dinginleştiriyor. <br />En basitinden bir roman okumaya yeltendiğimizde, ister istemez kuytu bir köşeye çekilip kendi dünyamızda seyahate çıkıyoruz. Romandaki karakterler ile kimi zaman kendimizce kıyaslamalar  yapıp, kimi zaman da empatiler geliştiriyoruz. Hislerimiz öylesine bir mevzuya yoğunlaşıyor ki,  günün o aldım veremedim, gittim gelemedim dedikleri hengameden kurtuluyoruz. <br />Stresimiz , sinirlerimiz törpüleniyor. Bir anlamda da  olaylara bakış açılarımız değişiyor. &#8220;Nayırr nolamaz&#8221; diye köpürdüğümüz nice hadisede bir bakıyoruz ki ön yargılarımız kırılmış. <br />Roman okuyunca, dizi film izleyince oradaki karakter bizi alıp bambaşka bir dünyaya ışınlıyor.<br />Tiyatro, sinema ve sanatın diğer kolları ile ilgilenince eminim aynı şeyleri sizler de söyleyeceksiniz.<br />Geçenlerde  heykel sergisini açan Arzum Onan ile söyleşiyi takip etme şansım oldu. Heykel sanatı ile uzun yıllardır ilgilendiğini ve artık heykel yapımının kendisinin yaşam biçimi olduğunu belirten Onan, yapmış olduğu Cumartesi Anneleri heykelinden de bahsetti.<br />Malumunuz Cumartesi Anneleri  siyasetin ta merkezinde hassas bir konu , normal şartlarda bu konuda fikrinizi söylediğinizde karşı taraftaki sizin gibi düşünmüyorsa illa ki kendimizi bir sözlü savaşın ortasında buluruz. Halbuki sanatın kamufle ettiği bir siyasi mevzuya daha nahif daha uzlaşımsal bakabiliyoruz.<br />Bu arada , Cumartesi Anneleri konusu diyen sevgili okurlarımız için açıklayayım;  27 Mayıs 1995 yılında kayıp, mağdur, faili meçhul  şahıslar için yapılan oturma eylemleri olarak başladı. Arjantin&#8217;in cunta yönetimini eleştirenlerin bir araya gelerek başlattıkları eylemler ülkemizde de Cumartesi Anneleri olarak gündeme geldi. <br /> 2013 yılında da Hrank Dink ödülünü aldı. </p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/iBV1Kr-z7kq27-2OeuWMQA.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18019" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/iBV1Kr-z7kq27-2OeuWMQA.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/iBV1Kr-z7kq27-2OeuWMQA.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/iBV1Kr-z7kq27-2OeuWMQA.jpg?resize=768%2C512&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/iBV1Kr-z7kq27-2OeuWMQA.jpg?resize=696%2C464&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/iBV1Kr-z7kq27-2OeuWMQA.jpg?resize=630%2C420&amp;ssl=1 630w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Arzum Onan &#8211; Cumartesi Anneleri</figcaption></figure>



<p><br />Arzum Onan&#8217;ın yaptığı heykellerde bu konuyu işlemesini önemsiyorum; çünkü böylesi sanatsal faaliyetler benim ön yargılarımı kırdı. <br />Nasıl bir ön yargı diye soran sevgili okurum, şöyle izah etmeye çalışayım; her şeyden önce bir mankenin bir oyuncunun ya da sanatla ilgilenen herhangi bir kişinin sanatı vesile ederek siyasi tarihimize konu olmuş hayati öneme sahip olayı gündeme getirmesi, daha önce yok canım ya manken ya da sanatla ilgilenen hiç siyaseti takip eder mi diye gönlümden geçirirdim.<br />Zannederdim ki, siyasetle sadece siyaset konuşan siyaset yazıp çizenler ilgilenir!<br />Sanatın , hayatla toplumla iç içe olduğunu bir kere daha bana yine sanatın bizzat kendisi öğretti.<br />Sanatla verilmek istenen mesaj, ucuz ve sıradan olmuyor. Çok daha sıra dışı ve kaliteli oluyor.<br />Sanat ile ilgilenince yaşanmışlıklara, hayatın kendisine başka bir pencere açmış olmak, olayları yüzeysel değil de derinlemesine hissetmeyi de bizlere öğretiyor.<br />O yüzden sanat, illa sanat &#8230;<br />Sevgiyle, sanatla kalınız.<br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden-sanat/">Neden Sanat?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neden-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18016</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yazar Koçluğunda Kullanılabilecek Yöntemler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yazar-koclugunda-kullanibilecek-yontemler-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yazar-koclugunda-kullanibilecek-yontemler-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Jun 2019 04:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17979</guid>
				<description><![CDATA[<p>Koçluk, doğru soruları sorarak cevapları buldurma işidir. Yazar koçluğu, bir yazarın ya da yazar adayının kendini geliştirmesi için destek aracı hükmündedir. Bu çalışmamızda, yazarlık çalışmalarında kullanılabilecek yöntemler anlatılacaktır. Şiir Ölçülü ve serbest şiir yazımı çalışması olarak bir resim gösterilir ve bunun ona hissettirdiği duyguları kaleme alması istenir. Öykü Bu türde, bir kağıda bir giriş cümlesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazar-koclugunda-kullanibilecek-yontemler-uzerine/">Yazar Koçluğunda Kullanılabilecek Yöntemler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Koçluk, doğru soruları sorarak cevapları buldurma işidir. Yazar
koçluğu, bir yazarın ya da yazar adayının kendini geliştirmesi için destek
aracı hükmündedir. Bu çalışmamızda, yazarlık çalışmalarında kullanılabilecek
yöntemler anlatılacaktır.</p>



<ol><li>Şiir</li></ol>



<p>Ölçülü ve serbest şiir yazımı
çalışması olarak bir resim gösterilir ve bunun ona hissettirdiği duyguları
kaleme alması istenir. </p>



<ul><li>Öykü </li></ul>



<p>Bu türde, bir kağıda bir giriş cümlesi
yazılır. Danışanın devam etmesi istenir. Bir cümle danışan, bir cümle koç
yazar. Birlikte öykü yazılmaya çalışılır.</p>



<ul><li>Makale</li></ul>



<p>Bu çalışmada, bir anket sorusu
hazırlanır. Onu beş kişiye sorması istenir. Daha sonra giriş, gelişme, sonuç
sırasına uygun şekilde makale yazması istenir.</p>



<p>4. Deneme</p>



<p>Bir tema verilir ve serbest
şekilde yazması istenir.</p>



<p>5. Eleştiri</p>



<p>İzlediği bir filmi önce olumlu
sonra olumsuz şekilde eleştirmesi istenir.</p>



<p>6. Gezi</p>



<p>Son yaptığı turistik gezi
hakkında bir yazı yazması istenir.</p>



<p>7. Günlük</p>



<p>Dün yaptıklarının yazılması
istenir.</p>



<p>8. Mektup</p>



<p>Hayali bir arkadaşına mektup
yazması istenir.</p>



<p>9. Otobiyografi</p>



<p>Kendi hayatını anlatması istenir.</p>



<p>10. Biyografi</p>



<p>En sevdiği sanatçının hayatını
anlatması istenir.</p>



<p>11. Senaryo</p>



<p>Bir kağıda, karakterler hakkında bilgi
yazılır. Daha sonra giriş cümlesi yazılır. Beraberce bir türde senaryo yazılır.
Belirli haftalarda bu senaryo tamamlanır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yazar-koclugunda-kullanibilecek-yontemler-uzerine/">Yazar Koçluğunda Kullanılabilecek Yöntemler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yazar-koclugunda-kullanibilecek-yontemler-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17979</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -2- Lapis Lazuli</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 May 2019 04:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16680</guid>
				<description><![CDATA[<p>Lacivert taş olarak da bilinen lapis lazuli çok eski çağlardan beri mücevher olarak kullanılan bir taş türüdür. Koyu mavi renkte, yarı şeffaf-opak niteliğinde, özellikle Antik Mısır&#8217;da firavunlar tarafından çok önem verilmiş kıymetli bir taştır. Lapis lazuli bir mineral değil, kayadır. Çünkü birkaç mineralden oluşmuştur. Latincede lapis “taş” lazuli ise “mavi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle lapis [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/">Sessiz Dostların Sesi -2- Lapis Lazuli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Lacivert taş olarak da bilinen lapis lazuli çok eski çağlardan beri mücevher olarak kullanılan bir taş türüdür. Koyu mavi renkte, yarı şeffaf-opak niteliğinde, özellikle Antik Mısır&#8217;da firavunlar tarafından çok önem verilmiş kıymetli bir taştır. Lapis lazuli bir mineral değil, kayadır. Çünkü birkaç mineralden oluşmuştur. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/05lapis8.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17934" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/05lapis8.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/05lapis8.jpg?resize=300%2C123&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p> Latincede lapis “<strong>taş</strong>” lazuli ise “<strong>mavi</strong>” anlamına gelmektedir. Bu nedenle lapis lazuli taşı,&nbsp;<strong>gök taşı</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>mavi taş</strong> olarak nitelendirilmektedir. Sahip olduğu özellikler bakımından en güçlü taşlar arasında yer alan lapis lazuli renginden dolayı göklerin sembolü olarak da kabul edilir, bu nedenle  &#8220;gerçek taşı&#8221; ya da &#8221; gece taşı&#8221; diye de adlandırılmaktadır.    </p>



<p>Yüzyıllar boyunca insanoğlu tarafından en çok kullanılan taşlardan biri olan lapis lazuli, ruhun, onurun, soyluluğun ve tanrıların sembolü olan bir taş olarak kabul görmüştür. Doğada bulunun birçok değerli taşlar gibi lapis lazulinin de insan sağlığı açısından önemli faydaları bulunmaktadır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/indir.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17936" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/indir.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/indir.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Yüzeyinde onu çekici kılan altın renginde lekeler vardır bu da onun çok güçlü ve gizemli görünmesini sağlar. Eski Mısırlılar lapis lazuli’yi kozmetik olarak kullanmışlar. Hatta Michelangelo’nun Sistine Şapeli’ndeki freskoları renklendirmek için lapis lazuli’yi toz biçiminde kullandıkları bilinmektedir.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=315%2C218&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17937" width="315" height="218" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=300%2C209&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=100%2C70&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=218%2C150&amp;ssl=1 218w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=696%2C484&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=604%2C420&amp;ssl=1 604w" sizes="(max-width: 315px) 100vw, 315px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Yüzyıllar boyunca popülerliği azalmamıştır. Bugün lapis lazuli ABD, Şili, İtalya ve Afganistan’da çıkarılmaktadır. Lapis lazuli taşı sadece düşüncelerinizi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda hem kişisel hem de profesyonel yaşamınızda hem psişik hem de fiziksel saldırılardan sizi koruyabilir.</p>



<p>Lapis Lazuli taşı güçlü bir düşünce büyütecidir. Zihnin yüksek melekelerini uyarır, nesnellik ve netlik getirir. Kaynağa uyum sağlama aracılığıyla yaratıcılığı destekler. Gerçekle, bulduğunuz yerde yüzleşmenize ve öğrettiklerini kabullenmemize yardım eder. Kendi fikirlerimizi ifade etmemize ve anlaşmazlıkları çözmemize yardımcı olur. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17948" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>&#8220;Lacivert taşı aşk ve dostluk ilişkileri kurar, duygu ve düşünceleri ifade etmeye yardımcıdır. Eziyet, zulüm ve acı çekmeye son verir. Cevher özü olarak duygusal bağları ortadan kaldırır.&#8221; *</p>



<p>Lapis lazuli taşı sahip olduğu tüm koruyucu enerjiler nedeniyle çok iyi bir koruma taşıdır. Ama aynı zamanda bir tezahür taşıdır çünkü hayallerinizi gerçeğe dönüştürmenize yardımcı olabilir! Bu taş eleştirel düşünmeyi teşvik eder bu yüzden yazar, gazeteci, psikolog ve yöneticiler tarafından meslek sahibi insanlar için mükemmel bir taştır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=378%2C301&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17938" width="378" height="301" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=300%2C239&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=768%2C612&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=696%2C555&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=527%2C420&amp;ssl=1 527w" sizes="(max-width: 378px) 100vw, 378px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Bu taş entelektüel analiz, problem çözme ve yeni fikirler üretmede yardımcı
olacak çok kullanışlı bir araç olacaktır. Farklı durumlara açık ve objektif
olarak bakmanız gereken bilgiyi elde etmenize yardımcı olacak, böylece en iyi
karara varacaksınız.</p>



<p>Ayrıca entelektüel yeteneklerinizi geliştirecek, yüksek aklınızı harekete geçirecek ve hafızanızı keskinleştirecektir.</p>



<p> Kendi kişisel tarihimde takvimler 31 Aralık 1999&#8217;u göstediği gün yani yılbaşı ve hatta milenyum başı olduğu gün, Kadıköy&#8217;deki bir seyyar gümüş eşyaları satan bir işportacıda yüzeyi dünyaya benzeyen mavi yüzüğü gördüğümde, bunun bana ait olması gerektiği duygusuna kapılıp o yüzüğü satın almıştım. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/yüzük.jpg?resize=167%2C194&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17944" width="167" height="194" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/yüzük.jpg?w=431&amp;ssl=1 431w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/yüzük.jpg?resize=259%2C300&amp;ssl=1 259w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/yüzük.jpg?resize=362%2C420&amp;ssl=1 362w" sizes="(max-width: 167px) 100vw, 167px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>20 yıldır parmağımda</figcaption></figure></div>



<p> Yirmi yıldır bu yüzüğü parmağımda taşırım. Yüzeyi hafif aşınıp parlaklığı gitmiş dahi olsa, bana cesaret ve mücadele gücü veren lapis lazuliden hiç vazgeçmedim. Çünkü taşların enerjileri insan bedeni için çok önemlidir. Sizler inanmıyor olabilirsiniz. Ama şunu iyi bilin ki bütün inançlar insan içindir. İnsan var olduğu sürece var olacaklardır. Çünkü bu kainat, bu yeryüzü sadece insan varsa vardır&#8230; </p>



<ul><li>Kaynak: Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</li></ul>



<p> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/">Sessiz Dostların Sesi -2- Lapis Lazuli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16680</post-id>	</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs 1919-2019</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 May 2019 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17882</guid>
				<description><![CDATA[<p>19 Mayıs 1919 bir ülkenin tarihine kurtuluş mücadelesinin başlangıcı olarak geçmiştir. Bu tarih sadece Türk Milletinin bir devlet olma mücadelesi değil, emperyalizme, işgale, zulme karşı başlattığı bir direniş mücadelesidir. Bir milletin uyanışıdır. Vatanına, toprağına, bayrağına sahip çıkma ve bağımsızlığını ilan etme mücadelesidir. Dünya tarihindeki ilk milli direniştir. Şanlı bir tarih yazılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, milletine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/">19 Mayıs 1919-2019</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>19 Mayıs 1919 bir ülkenin tarihine kurtuluş mücadelesinin başlangıcı olarak
geçmiştir. Bu tarih sadece Türk Milletinin bir devlet olma mücadelesi değil,
emperyalizme, işgale, zulme karşı başlattığı bir direniş mücadelesidir. Bir milletin
uyanışıdır. Vatanına, toprağına, bayrağına sahip çıkma ve bağımsızlığını ilan
etme mücadelesidir. Dünya tarihindeki ilk milli direniştir. Şanlı bir tarih
yazılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, milletine güvenen bir lider olarak bu
direnişi geleceğine umut bağladığı gençlere emanet etmiştir.</p>



<p>Savaşlar yalnızca top tüfekle kazanılmaz. Çünkü bir ülkeyi işgal etmek
yalnızca askeri silahlarla değil, ekonomik, siyasal, eğitimsel saldırılarla,
içten içe çökertmekle gerçekleştirilir. Bir ülkenin milli değerlerini ve
kuruluş ayarlarını değiştirseniz o milletin kültürünü, insani değerlerini ve
yüzlerce yıllık sağlam inanç temellerini yıkmış olursunuz. </p>



<p>Bir milleti çökertmek istiyorsanız ki bu millet 100 yıl önce efsanevi bir
kurtuluş mücadelesi vermiş ise, onu ayrıştırmak, ötekileştirmek, nefret
söylemlerini artırmak, konu komşuyu birbirine düşman etmekle başlar. Bölmek ve
yönetmek emperyalizmin ilk kuralıdır. Ayrıştırma siyaseti güdenler hangi
taraftan gelirse gelsin, bilin ki yalnızca bu ilk kurala uyma çabası içindir.</p>



<p>Türk kültürünün islam dinini yorumlama ve uygulama biçiminden rahatsız
olanlar, dinin ayarlarını bozarak, din üzerinden cahil cühela bir toplum
yaratma konusunda ne yazık ki başarılı olurlar. Bu her dönemde her toplum için
geçerli bir yöntemdir. Hangi milletten olursa olsun din, yönetimsel bir araç
olur egemen sistemin elinde.</p>



<p>19 Mayıs 2019 Türk Milletinin 100 yıl sonra dahi kurtuluş mücadelesinin
bitmediğini gösteren bir tarihtir. Bu tarihe sahip çıkmak, vatanını, bayrağını,
inancını ve milletini seven her fert için bir yurttaşlık borcudur.</p>



<p>Çok sevdiğim bir büyüğümün şiiri ile bitiriyorum yazımı. Şair adının gizli
kalmasını ister, bu yüzden adını yayınlamayacağım. </p>



<p>Bayramımız Kutlu Olsun !</p>



<p><strong>BU GÜNÜN GENÇLERİNE !</strong></p>



<p>Tarih diyerek sana savaşları yazdılar</p>



<p>Zulmeti karanlığı yüreklere kazdılar.</p>



<p>Sevgiyi anlamadan, nefretle kararttılar</p>



<p>Kocaman yürekleri, öfkeyle daralttılar.</p>



<p>Zıtlıklar üzerine kurulan bu düzende</p>



<p>Dürüstlüğü seçersen, başın dik ve en önde.</p>



<p>Sevgi-korku ikilisi yüreğini sarıyor</p>



<p>Hangisini seçersen sonunda o kalıyor.</p>



<p>Kendinle barış önce, toplumla barışırsın</p>



<p>Kendine inan önce, hizmete alışırsın.</p>



<p>Kişi aydınlanınca, dünya da aydınlanır.</p>



<p>Karanlıklarda kalan, dünyayı öyle sanır.</p>



<p>Nasıl bir hazinesin kendini tanı önce,</p>



<p>Sana ders veriyor, bak küçücük bir karınca.</p>



<p>Aç göze ne gerek var, hırsla dünyayı yutma</p>



<p>Zaten yutacak seni gel sonunu unutma!&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/">19 Mayıs 1919-2019</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17882</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyni Olmasa Da Olur Beğeni Olsun!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 14 May 2019 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17860</guid>
				<description><![CDATA[<p>Artık fark ettiniz mi kimse kimsenin yüzüne bakmıyor? Hem ne gerek var yüze bakmaya gözlere bakmaya kirpiklere bakmaya falan. Önce arkamızdan başlıyoruz bir birimize bakmaya. Mesela yüzünden tanıyamadıklarımı artık instagramda poposundan tanır hale geldim. ************* Popolar artık bizim kimliğimiz haline geldi. Şöyle dar bir kot. Çok güzel tamam, şimdi hafifçe arkanı dön güzel bir kimlik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/">Beyni Olmasa Da Olur Beğeni Olsun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Artık fark ettiniz mi kimse kimsenin yüzüne bakmıyor? Hem ne
gerek var yüze bakmaya gözlere bakmaya kirpiklere bakmaya falan. Önce
arkamızdan başlıyoruz bir birimize bakmaya. Mesela yüzünden tanıyamadıklarımı
artık instagramda poposundan tanır hale geldim. </p>



<p>*************</p>



<p><strong>Popolar artık bizim kimliğimiz haline geldi.</strong></p>



<p>Şöyle dar bir kot. Çok güzel tamam, şimdi hafifçe arkanı dön
güzel bir kimlik fotosu çekelim sana. Çıkıt! </p>



<p>Çok güzel oldu!</p>



<p>Bu popoyla güzel bir referans sağladın. Beğeniler, takipler
başlar yakında reklamda alırsın bebeğim.</p>



<p>Ballı lokma tatlısı aman hadi hayırlısı. </p>



<p>Beynini geliştirmene gerek kalmadı!</p>



<p>Bak kot reklamına bile en popülerini koymuşlar kimse kızın
yüzündeki makyajın oturmadığını hatta yüzün makyaj bile tutmadığını annesinin
makyaj malzemeleriyle makyaj yapan 6 yaşındaki çocuklara benzediğinin farkında
değil. Birde dondurma reklamı çekmiş inceden tamam işte. Özeneceğin kişiyi
buldun. </p>



<p>************</p>



<p><strong>Tımarhaneden sesleniyorum! </strong></p>



<p>Bir insan ne zaman
utanır? Ya da artık acaba utanmak, aymaz, doymaz, ahlaksız ve “insan olmak”
deyiminin içeriğinden uzak yeni bir canlı türü mü ortaya çıktı da bizim
haberimiz yok? Bazı siyasetçilerimizin İsviçreli bilim adamları tarafından
incelenirse çok değişik sonuçlar elde edileceğini düşünüyorum. Mesela “insan”
demeyiz de başka bir isim koyabiliriz bu yeni türe…</p>



<p>Ne fatih sultan
Mehmet Bizans’tan, ne Atatürk İngilizlerden alırken bu kadar zorlanmamıştır İstanbul’u.
Çünkü karşılarındaki kişiler en azından “insan” türünde canlılardı. </p>



<p>Yeni türün adını
bende bilmiyorum. Kimlerin eline kaldı İstanbul kimlerin eline kaldı Türkiye? </p>



<p>*********</p>



<p><strong>“Her şey çok güzel olacak” </strong><strong></strong></p>



<p>Adamda peygamber sabrı var ben olsam cinnet geçirmiştim. Hoş
zaten evde belli aralıklarla histeri krizlerine giriyorum. Böyle bir şey yok
yapılan onca haksızlığa, yalana yanlışa ve adeta faşizmin en kalın çizgileriyle
imzalanan kararlara rağmen Sayın Ekrem İmamoğlu’nun sakin istikrarlı, hala ve
hala barışçıl, etik, demokrasiye uygun tavrı takdire şayan! Her halde başka bir
siyasetçi olsa çok daha farklı yolları denerdi. Atatürk’ün “<strong>Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim
olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım bir şey
yoktur. Çünkü ben zoraki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Ben kalpleri
kırarak değil kazanarak hükmetmek isterim. Millete efendilik yoktur. Ona hizmet
etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur</strong>.&#8221; Sözleri
ister istemez aklıma geliyor. Bakınız yanılmamayı ummakla birlikte bu ülkenin Rönesans’ını
başlatmış oldular. Hırs ve kibirin tıpkı Stendal’ın Kırmızı ve Siyah’ında
Julien’e yaptıkları gibi insanın sonunu getirdiğinin güzel bir uzun metraj
filmini izlemeye başladık sanırım. Şayet bu film farklı sonuçlanırsa yönetmen
olan halk onu tekrar çekmeyi de mutlaka deneyecek ve başaracaktır. Zira başka
Türkiye yoktur. İmamoğlu’ndan başka başkanda yoktur!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/">Beyni Olmasa Da Olur Beğeni Olsun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17860</post-id>	</item>
		<item>
		<title>23 Nisan&#8217;ın Anlamı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/23-nisanin-anlami/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/23-nisanin-anlami/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 04:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17730</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhabalar; Her ay birkaç defa, sizlerle bu mecrada mısralarımı buluşturmaya devam ederken, bu defa dünyanın tek çocuk bayramı olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında köşemi harika bir yüreğe sahip olan Gizem’e bırakmak istedim… Gizem yazdığı bu kompozisyon ile 2.lik, bu resim ile de canlı resim yapma yarışmasında 1.lik elde etti… Dünyadaki bütün çocuklara [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/23-nisanin-anlami/">23 Nisan&#8217;ın Anlamı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Merhabalar;</p>



<p>Her ay
birkaç defa, sizlerle bu mecrada mısralarımı buluşturmaya devam ederken, bu
defa dünyanın tek çocuk bayramı olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk
Bayramında köşemi harika bir yüreğe sahip olan Gizem’e bırakmak istedim…<br />
Gizem yazdığı bu kompozisyon ile 2.lik, bu resim ile de canlı resim yapma
yarışmasında 1.lik elde etti…<br />
Dünyadaki bütün çocuklara kollarını açan bu mısralar ve bu güzel resimle
sizleri baş başa bırakıyorum…<br />
<br />
Tüm dünya çocuklarının gerçek mutluluklarla, huzurla, sevgiyle, kardeşlikle
büyüdüğü yarınlar dileğiyle…</p>



<p>23 Nisan
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p><strong>23 NİSAN’ın ANLAMI  </strong></p>



<p>&#8220;Sanıyorum ki;&nbsp; 23 Nisan günü herkesin kalbinde apayrı bir yerdedir. Bazısı okulların rengarenk süsleneceği için sevinir. Bazı insanlar ise barışın yönetime geçtiğine sevinir. Ama herkes bu günde sevinir. Çünkü bugün Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramıdır.</p>



<p> Bugünde herkes masumdur. Çünkü bir çocuk bayramıdır 23 Nisan. Ve çocuklar da masumdur. Aslında çocuklar tüm dünyada hep masum olmuştur. Peki masumların öldürülmesi ya da onların zor durumda&nbsp; bırakılması insanlığa sığar mı? Sığmaz…</p>



<p> O zaman niçin Afrika’da susuzluktan, Somali’de açlıktan, Filistin’de savaştan ve Mısır’da&nbsp; eziyetlerden hayata mağlup düşen çocuklar var? SAVAŞ YÜZÜNDEN! Ve savaşın olmadığı tek zaman var. Güneş gibi doğan 23 Nisan. TBMM’nin açıldığı gündür kendisi &nbsp;aynı zamanda.</p>



<p> Peki en güzel 23 Nisan nasıl olur? İlk olarak kesinlikle sokaklar ve okullar rengarenk süslenip mutlu bir atmosfer oluşturulmalı. Sonrasında göklerde, ebediyyen dalgalanacak olan al bayrağımız ve bugünü bize hediye eden Ata’mız bulunmalı. Ve de olmazsa olmaz tüm dünya çocukları. Bütün o atmosferi hayal ediyorum. Son noktayı da neşeli gülücükler ve mutluluk nidaları atıyor. Sadece bugünün önemini ve anlamını, özellikle de yüreğimize kattığı coşkuyu yaşamamız gerekiyor.</p>



<p> El ele tutuşalım. Şarkılar söyleyelim. Ellerimizde bayraklar, tüm dünyayı gezelim. Gök koyu olsa bile, gülücüklerle ve şarkılarla onu renklendirelim. Umarım 23 Nisan hayalimdeki gibi olur.</p>



<p>Hepimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı kutlu ve barış dolu olması dileğiyle…&#8221;</p>



<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Gizem Durmuş</strong></p>



<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; TRABZON / YAŞ: 13</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/23-nisanin-anlami/">23 Nisan&#8217;ın Anlamı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/23-nisanin-anlami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ne Kadar Çok Kendinsin?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-cok-kendinsin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-cok-kendinsin/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 21 Apr 2019 07:26:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Sepetçi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17743</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsan doğası ve yapısı gereği bencil bir varlık olarak yaşamını sürdürmekte kendi varlığı ile çakışan kendi varlığı ile mücadeleye giren insanlar bu yolda aslında kendini bulmaya çalışıyor. Ortalama 60 yıllık bir süreç de yaşama tutunan insan varlığı belirli rollere girerek yine kendine belirlediği sınırların içinde yaşamak adlı oyunu oynuyor . Ben okurlara şu soruyu sormak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-cok-kendinsin/">Ne Kadar Çok Kendinsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsan doğası ve yapısı gereği bencil bir varlık olarak yaşamını sürdürmekte kendi varlığı ile çakışan kendi varlığı ile mücadeleye giren insanlar bu yolda aslında kendini bulmaya çalışıyor. Ortalama 60 yıllık bir süreç de yaşama tutunan insan varlığı belirli rollere girerek yine kendine belirlediği sınırların içinde yaşamak adlı oyunu oynuyor . </p>



<p>Ben okurlara şu soruyu sormak istiyorum sen ne kadar kendinsin? </p>



<p>Ön yargıya bencilliğe ve egoistliğe sıkıştırılmış ruhunuzu serbest bırakmayı denemeyi red ediyoruz. Aslında varlığımızı bir amaca sürükledikçe aynı amaç doğrultusun da ruhumuzu bedenlerimize sıkıştırıyoruz. Şöyle bir kendi hayatlarınız düşünürseniz yaptığınız seçimleri inceleme şansınız olursa hayatınızda bulunan somut ve soyut her şeyin kendi çıkarlarınız doğrultunsa devam ettiğini göreceksiniz. Çoğu benlik ve kişilik kendine karşı olan yine aslında kendi yararına olabilecek seçimlere hayır diyerek hayatına bencilliğe teslim olmuş bir ruh olarak devam ediyor.&nbsp; Bunları size küçük örnekler ile açıklayacağım. Örneğin; </p>



<p>Dostluk duygusunu ele alacak olursak kişi seçeceği arkadaş konusunda hassasiyeti ön planda tutarak seçimler yapıyor. Eğer ki en yakın arkadaşınız en zor durumda yanında oldu iseniz ve daha sonra sıra size gelirse onu da yine zor zamanınızda yanınızda görmek istiyoruz aksi durumda ise duruma karşı tarafı ihanet etmiş gibi düşünüp üzülüyoruz. burada değinmek istediğim şudur ki yaptığımız her iyilik için bir karşılık bekliyoruz belki isteyerek belki istemeyerek. Bu aşk konusunda da keza böyle sürmekte aile konusunda da bir çok örnekleri kendi yaşantınızda çevrenizde ki yaşantılarınız da görebilirsiniz . </p>



<p>Ruhunuzu ne kadar çok beklenti içine sokarsanız o kadar çok yanıldığını göreceksiniz. İnsan doğası gereği duygusal yaklaşımlarda bulunabiliyor ama bunu karşılık beklemeden yapan insan sayısı çok az. </p>



<p>Başta da belirtmiş olduğum gibi belirli rollere – iyi arkadaş sadık bir aşık ailesine sorumluluklarını bilen bir çocuk vs vs &#8211;&nbsp; büründüğümüz için bencille yaklaşımlarda bulunuyoruz ve kendimize hangisi sensin sorusunu sormaktan kaçıyoruz. Eğer bundan sıyrıla bilirsek daha saydam düşünürsek hayata karşı duruşumuz da bir o kadar güçleniyor ve asıl mutluluğa ulaşıyoruz. </p>



<p>Peki şunu sormak istiyorum siz ne kadar kendinizsiniz ? </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-cok-kendinsin/">Ne Kadar Çok Kendinsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ne-kadar-cok-kendinsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17743</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Veren El Ol, Alan El Değil !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Mar 2019 04:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[yabancılaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17317</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşadığımız yüzyıla hiç de uymayan bir başlık değil mi? Tüketmek veya yok etmek üzere yazılmış bilim kurgu sinemasının senaryosundaki aktör ve aktristleri olarak yaşaya geldiğimiz 2000&#8217;li yılların bu ilk çeyreğinde, sistemin bütün verilerine zıt bir komut aslında. Yüzyıllar öncesinin tozlu raflarında kalmış, naftalinli, tedavülden kalkmış bir cümle gibi&#8230; Arkadaşlığı sosyal medya hesaplarındaki takipçi sayısına bağlayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/">Veren El Ol, Alan El Değil !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaşadığımız yüzyıla hiç de uymayan bir başlık değil mi? </p>



<p>Tüketmek veya yok etmek üzere yazılmış bilim kurgu sinemasının senaryosundaki aktör ve aktristleri olarak yaşaya geldiğimiz 2000&#8217;li yılların bu ilk çeyreğinde, sistemin bütün verilerine zıt bir komut aslında. Yüzyıllar öncesinin tozlu raflarında kalmış,  naftalinli, tedavülden kalkmış bir cümle gibi&#8230;</p>



<p>Arkadaşlığı sosyal medya hesaplarındaki takipçi sayısına bağlayan ve aldığı ‘like’ları alacak hesabına ekleyen bir zihniyetle yarışmak ne mümkün? Ne haddimize, elbette, kimseyi eleştirmek ya da töhmet altında bırakmak için yazılmıyor bu cümleler. Belki biraz sarsıcı bir etki ile insan olduğumuzu hatırlatmaya yarar diye, içimizdeki umut ateşine biraz daha odun atmak niyetiyle kaleme alındı o kadar. Gidişatttan duyulan endişeyle, kaybedilen değerlerin yerine yenileri gelmeden evvel, son nefesini veren ölümcül bir hasta gibi, bir çırpınış, bir veda sözü gibi görmeli bu cümleleri&#8230; </p>



<p>Neden mi? </p>



<p>İnsanın kendine yabancılaşması, bir tiyatro efekti değil de ondan. Bertolt Brecht yaşasaydı bu çağda, Epik Tiyatro&#8217;un hayatın her alanına girdiğini gözlemlemekten mutluluk duyar mıydı pek emin değilim doğrusu? Yalandan, riyadan kurulmuş sefilliğin adını sosyalleşmek zanneden,  her duyduklarına inanan, her gördüklerini hakikat sanan çağdaşlarımıza,  yaşadıkları anı canlı yayın yapan bir zamane kültürüyle (!) perişan olduklarını söylemek cesaretini yine o gösterirdi herhalde&#8230; O ince zekası ve naif duygulu ama bir tokat gibi yüze çarpan anlatımıyla&#8230;</p>



<p><strong>‘</strong>Almak kodlamasını’ DNA larına yazdırmış bir kitleye, vermenin erdem olduğunu anlatabilsek bile, almadan vermenin hazzını damaklarında hissetmemişken daha, enayi damgasıyla gezmek yakışır herhalde bizim gibilere… Enayi demişken, alın terinin, emeğin, çabanın ve özverinin kitaplarda kalmış birer edebi kelime olduğunu düşünenlerin sayısı gittikçe artmakta, özellikle de bu son yıllarda.</p>



<p> <em><strong>Üretmeden tüketmenin lezzetine doyum olmuyor belli ki&#8230; </strong></em></p>



<p>Karşılığını almadığı, maddi ya da manevi tatmini tatmadığı, meşhur olma egosunu avutamadığı hiçbir ilişkiye girmeyen bu kitle; övüldüğü ortamlara balıklama atladığı ve daldığı güruhla mangalda kül bırakmadığı için kendini mutluluk havuzunda zannediyor. &#8220;Truman Show&#8217;un&#8221; oyuncuları olduklarını bilmediklerinden, repliklerini ezberlemeye gerek de duymuyorlar. Mutlaka bir izleyici, bir takipçi vb. grubun gözlemine ihtiyaç duyuyorlar. Nasıl ki dördüncü duvar olmadan bir oyun sahnelenemezse- malum seyicisi olmayan oyun sadece bir metinden, testen ibarettir- onlar da kendilerini yakından izleyenlerle varlıklarını sürdürüyorlar. Aslında gerçeğin acısından kaçan bu insanların tek bir kusurları var; sadece cimriler&#8230;</p>



<p>Ceplerindeki akreplerle yaşayıp, sevgilerini, ilgilerini, bilgilerini, dahası kendilerini vermek adına, korkaklar. Kişiliklerini, kartvizitlerine sığdırdıklarından olsa gerek, &#8216;insan&#8217; kartvizitli kimselerden hiç hoşlanmıyorlar. Hatta onları küçümseyip, ezik ve zavallı buluyorlar. </p>



<p>Çünkü insan kartvizitlilerin seyircisi yoktur. DNA kodlarındaki &#8216;vermek&#8217; eylemi onları görünmez kılmıştır. Sevgileri göz bebeklerinde saklı olan bu kimselerin sesleri fısıltıyla çıkar, dokunuşları yumuşak, alınları çok açıktır. Sanki dünyanın bütün hazineleri kendilerininmiş gibi dağıtıp dururlar. Ama hiç boş durmazlar, dinlenmek, tatil yapmak bile yine üretmek için en uygun zamandır. Cömertliklerinin dile gelmesini istemezler, zaten hiç bir şeyin kendilerine ait olmadığını iyi bilirler. Çevrelerinde dolanan ve gönüllerini bağlayan insanlara karşı sorumluluk duyarlar, vermeye, daha çok vermeye devam ederler. Bilgilerini, azıklarını, sevgilerini en önemlisi zamanlarını ayırırlar. Muhabbetlerine doyum olmaz. Onların bulunduğu mekanlar huzur ve sukünet yuvalarıdır. Sürekli bir üretim vardır. Durmadan çalışırlar, durmadan çalışmak zevkiyle adeta cennet bahçesinde sefa tepesinde dolanırlar&#8230;</p>



<p>Cömertliğin suskun mütevaziliğinden çok uzakta , cimriliğin kimsesiz darplarında, tenha bir köşede harap kalmışlara son söz,</p>



<p><em><strong>Mevlana’nın yedi öğüdü:</strong></em></p>



<p style="text-align:left"><em><strong>Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,<br />Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,<br />Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,<br />Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,<br />Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,<br />Hoşgörülükte deniz gibi ol,<br />Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.</strong></em></p>



<p></p>



<p><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/">Veren El Ol, Alan El Değil !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17317</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -1- Mor Ametist</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[ametist]]></category>
		<category><![CDATA[değerli taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[mor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17105</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mistik duyguları, yüceliği ve duygusallığı çağrıştıran mor renk, asiliğin sembolü olarak da çağlardır hayatımızda yer almakta. Ne kadınsı ne de erkeksi sayılan bu rengin dünyasına girmeye hevesliyiz bu yazımızda. Keşfedecek ne çok şey var aslında… Kadın hareketinin de rengi MOR olduğuna göre, gökkuşağının bu en asi ve yüce ruhlu rengiyle, onun rengi kadar özdeşleşmiş MOR [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/">Sessiz Dostların Sesi -1- Mor Ametist</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Mistik duyguları, yüceliği ve duygusallığı
çağrıştıran mor renk, asiliğin sembolü olarak da çağlardır hayatımızda yer
almakta. Ne kadınsı ne de erkeksi sayılan bu rengin dünyasına girmeye
hevesliyiz bu yazımızda. Keşfedecek ne çok şey var aslında… Kadın hareketinin de
rengi MOR olduğuna göre, gökkuşağının bu en asi ve yüce ruhlu rengiyle, onun
rengi kadar özdeşleşmiş MOR AMETİST’le tanışma vakti…</em></p>



<p><strong>“</strong> Ametist yüksek ruhsal titreşime sahip son derece güçlü ve koruyucu bir taştır. Enerjileri sevgiye dönüştürür, psişik ataklara karşı koruyucudur. Doğal bir sakinleştirici olan Ametist jeopatik stresi ve çevrreden gelen negatif enerjileri engeller. Dinginliğiyle yüksek farkındalık&nbsp; hallerini ve meditasyonu geliştirir. Ametist güçlü şifa ve arındırma özelliklerine sahiptir.”</p>



<p><em>Taşların binlerce yıldır iyileştirme ve şifa amacıyla kullanıldığını biliyoruz. Taşlar bunu rezonans ve titreşim aracılığıyla yaparlar. Ancak eğitilmiş ve taşların gücünü maksimum kullanabilecek bilgiye sahip kişiler tarafından yönlendirilmek gerekmektedir.</em></p>



<p>“ Ametist en ruhani taşlardan biridir, kutsal aşkı yüceltir, onun gerçek doğasını anlamamızı sağlar ve bencillikten uzaklaştırarak ruhsal bilgeliğe götürür. Sezgileri açar ve psişik yetenekleri artırır.”</p>



<p><em>Ametist bugüne kadar, birçok uygarlık tarafından yüzyıllar boyunca beğenilerek kullanılmıştır. Çünkü medeniyetlerce en sevilmiş ve kabul görmüş taşlardan birisidir. Özellikle Mısır&#8217;da kraliyet seviyesinde zamanında oldukça ilgi görmüştür. </em></p>



<p>&#8220;Ametist’in zekayı temsil ettiği ve kötü düşünceleri dağıttığını düşünen Leonardo Da Vinci, &#8216;Ametist taşının şeytani ve günahkar düşünceleri yok ettiğini ve zekayı canlandırdığını&#8217; yazmıştır.” </p>



<p>&#8220;Dindarlığın ve saflığın sembolü olarak görülmüş olan Ametist, orta çağ boyunca başta Katolik Kilisesi olmak üzere diğer bütün dini grup ve kiliselerde özel değer verilmiş ve oymalarda çokça kullanılmıştır.&#8221; </p>



<p>&#8220;Ametist ismi yunanca amethystos yani sarhoş olmayan, sarhoşluktan koruyan demektir.&#8221; Eski çağlarda &#8220;sarhoşluğu yok eden taş&#8221; olarak bilinirdi. O zamanlarda kadeh, çanak, kap gibi şeylerin birçoğu ametistten yapılmaktaydı. Ametist astrolojide de başak, oğlak, kova ve balık burcu insanının taşı olarak bilinir. Ayrıca yıldırım çarpmasından koruduğuna ve büyüleri etkisiz hale getirdiğine inanılmıştır.” </p>



<p><em>Osmanlı süsleme sanatında da en çok kullanılan taşlardan biri Ametistir. Yüzük, kolye,  gerdanlık ve bilezik yapımında ve tespih işlerinde kullanılmıştır.</em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/MG_3283x.jpg?resize=151%2C151&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17191" width="151" height="151" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/MG_3283x.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/MG_3283x.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/MG_3283x.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 151px) 100vw, 151px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/756-h027815-copy.jpg?resize=163%2C163&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17192" width="163" height="163" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/756-h027815-copy.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/756-h027815-copy.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/756-h027815-copy.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 163px) 100vw, 163px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mavi-ametist-tasi-tesbih-8-mm-kure-kesim4723070.jpg?resize=190%2C127&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17193" width="190" height="127" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mavi-ametist-tasi-tesbih-8-mm-kure-kesim4723070.jpg?w=525&amp;ssl=1 525w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mavi-ametist-tasi-tesbih-8-mm-kure-kesim4723070.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 190px) 100vw, 190px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p style="text-align:left"></p>



<p>&#8220;Huzur Taşı” olarak da bilinen ve Mavi-Mor ve Mor menekşe renkleriyle diğer doğal taşlardan ayrılan Ametist, en popüler taşlar arasındadır. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mor.jpg?resize=228%2C285&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17219" width="228" height="285" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mor.jpg?w=401&amp;ssl=1 401w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mor.jpg?resize=241%2C300&amp;ssl=1 241w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mor.jpg?resize=337%2C420&amp;ssl=1 337w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><em>Mor renk gizemin ve derin duyguların rengidir. Gökkuşağı sıralamasında en altta yer alır ve zaman zaman ortaya çıkar, belli belirsizdir çoğu kez. Onun gizemi edebiyatçılarda depresif ve intihara meyilli insanları çağrıştıran eserler yazılmasına neden olmuştur. Mor kavuşamamanın rengidir, asidir, direngendir ve yalnızdır… İçindeki özgürlük duygusu, feminist kadın hareketinin simgesi haline gelmesine neden olmuştur. Başta da söylediğimiz gibi cinsiyetsizdir aslında. Bu nedenle günümüzde erkekler arasında da kullanılan ve sevilen bir renktir. </em></p>



<p><em>Hayatın mistik
yolculuğunda yanınızda mor hülyalı bir ametist ile yürümeniz belki de size yeni
bir ufuk açacaktır kim bilir?</em></p>



<p><em>Bir dahaki ay gökkuşağının ikinci rengi lacivert Lapis Lazuli ile buluşmak üzere…</em></p>



<p>Kaynakça: Değerli Taşlar Kitabı, Judy Hall</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/">Sessiz Dostların Sesi -1- Mor Ametist</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kastamonu’yu Yaşamak&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kastamonuyu-yasamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kastamonuyu-yasamak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Feb 2019 06:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Celal Çetinkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16870</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yuvalarımız şefkat, sevgi, sadakat, hasret, vefa, hürmet, müsamaha, tevazu gibi temel insani değerleri kaybediyor. Kalabalık, trafik, gürültü, stres, güç kavgası, para hırsı, makam sevdası&#8230; İstanbul, ömrümüzü tüketiyor. Hem kendimize, hem birbirimize zulmediyoruz. Oysa Sezen Aksu’nun Dua şarkısında dediği gibi: “Bu kavga bir hayırsız düş&#8230;” Arada nefeslenmek; nefeslenmek için hatıralara ve doğaya sığınmak lazım. Köylerimiz, beldelerimiz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kastamonuyu-yasamak/">Kastamonu’yu Yaşamak&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yuvalarımız şefkat, sevgi, sadakat, hasret, vefa, hürmet, müsamaha,
tevazu gibi temel insani değerleri kaybediyor.</p>



<p>Kalabalık, trafik, gürültü, stres, güç kavgası, para hırsı, makam
sevdası&#8230;</p>



<p>İstanbul, ömrümüzü tüketiyor.</p>



<p>Hem kendimize, hem birbirimize zulmediyoruz.</p>



<p>Oysa Sezen Aksu’nun Dua şarkısında dediği gibi: <strong><em>“Bu kavga bir hayırsız
düş&#8230;”</em></strong><strong></strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Şeyh-Şaban-ı-Veli-Dergâhı.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16887" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Şeyh-Şaban-ı-Veli-Dergâhı.jpg?w=525&amp;ssl=1 525w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Şeyh-Şaban-ı-Veli-Dergâhı.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p>Arada nefeslenmek; nefeslenmek için hatıralara ve doğaya sığınmak lazım.</p>



<p>Köylerimiz, beldelerimiz ancak bayramlarda şenleniyor.</p>



<p>Sadece bayramlarda canlanıyor yıkılmaya yüz tutmuş, dede yadigârı
evlerimiz. </p>



<p>Yalnızca evlerimiz değil; çocuklarımız, eşimiz, anne babamız,
akrabalarımız, akrabalıklarımız, evliliklerimiz de bayramlarda hayat buluyor.</p>



<p>Köyünde, çocukluk ve gençlik hatıralarının gölgesinde, doğayla ve
dostlarıyla baş başa kalan insan, ruhunu dinleme fırsatı buluyor; yaratılış
gayesini kavrıyor. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Sinan-Bey-Camii.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16883" data-recalc-dims="1"/><figcaption>Sinan Bey Camii</figcaption></figure></div>



<p>Bayramları beklemeyelim.</p>



<p>Gelin! Nefes alalım.</p>



<p>Bir günümüzü çoluk çocuk Kastamonu’yu gezmeye ayıralım.</p>



<p>Şehirlerin ruhu olduğuna inananlardanım.</p>



<p>Kastamonu <strong><em>“ruhaniyatlı
bir şehirdir.”</em></strong><strong></strong></p>



<p>Okumasını bilen için bu ruh, yuvaları kurtaracak ve haneleri cennet
bahçesine çevirecektir.</p>



<p>Nasrullah Camii’ne gidelim.</p>



<p>Çocuklarımız, torunlarımız, şadırvanın yanında güvercinlere yem atmanın neşesini
yaşasın.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Nasrullah-Meydanı.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16884" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Nasrullah-Meydanı.jpg?w=667&amp;ssl=1 667w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Nasrullah-Meydanı.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Nasrullah-Meydanı.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Nasrullah-Meydanı.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Nasrullah-Meydanı.jpg?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Nasrullah Meydanı</figcaption></figure>



<p>Avludaki çay ocağında, eşimizle çayımızı yudumlarken <strong><em>“mimarimizin
tamamlayıcı unsuru olan güvercinleri”</em></strong><em> </em>ve çocuklarımızı
seyredelim.</p>



<p>Ezanı dinlerken, eşimizin elinden tutup gözlerinin içine bakarak şükredelim:
Seni ve çocuklarımı bana lütfeden Allah’a hamdolsun.</p>



<p>Kastamonu Kalesi’nden tatlı bir hayale dalalım.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Kastamonu-Kalesi.jpg?resize=640%2C326&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16885" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Kastamonu-Kalesi.jpg?resize=1024%2C521&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Kastamonu-Kalesi.jpg?resize=300%2C153&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Kastamonu-Kalesi.jpg?resize=768%2C391&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Kastamonu-Kalesi.jpg?resize=696%2C354&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Kastamonu-Kalesi.jpg?resize=1068%2C543&amp;ssl=1 1068w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Kastamonu-Kalesi.jpg?resize=826%2C420&amp;ssl=1 826w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Kastamonu-Kalesi.jpg?w=1376&amp;ssl=1 1376w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Kastamonu-Kalesi.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Kastamonu Kalesi</figcaption></figure>



<p>Ey mübarek şehir!</p>



<p>Selam sana! Selam seni vatan yapanlara! Selam, toprağında kefensiz yatanlara!</p>



<p>Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri’nin duasını alalım: <strong><em>“Gelişiniz güle güle&#8230;
Gidişiniz güle güle&#8230; Her işiniz güle güle&#8230;”</em></strong></p>



<p>Âşıklı Sultan’ a varalım, Yunus Emre’yi duymaya çalışalım: <strong><em>“Ölür ise ten ölür,
canlar ölesi değil.”&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </em></strong></p>



<p>Saat Kulesi’nde soluklanırken -Orhan Veli’nin İstanbul için dediği gibi-
gözlerimizi kapatıp Kastamonu’yu duymaya çalışalım&#8230;</p>



<p>Rıfat Ilgaz’ı yâd edelim: Hababam Sınıfı’yla tebessüm ederken, Yıldız
Karayel’de her şeye rağmen hayata dört elle sarılmaya çalışan insanımızın öyküsünü
hatırlayalım. </p>



<p>Cumhuriyet Meydanı’nı görmeden dönmeyelim.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Cumhuriyet-Meydanı.jpg?resize=490%2C368&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16882" width="490" height="368" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Cumhuriyet-Meydanı.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Cumhuriyet-Meydanı.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Cumhuriyet-Meydanı.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Cumhuriyet-Meydanı.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w" sizes="(max-width: 490px) 100vw, 490px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Cumhuriyet Meydanı</figcaption></figure></div>



<p>Kulaklarımızda çınlasın, istiklal yolunda, gecenin karanlığında, tipide,
sırtında mermileri taşıyan kağnıların gıcırtısı.</p>



<p>Duymaya çalışalım analarımızın dualarını: <strong><em>“Ruhumun
senden İlahî, şudur ancak emeli, &nbsp;Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli!”</em></strong><em></em></p>



<p>Kastamonu Kışlası’nın önünde, bebeğinin üzerine örtmesi gereken
battaniyesini mermilerin üzerine örtüp, biricik yavrusu ile heykel gibi donup kalan
Şerife Bacı’yı rahmetle analım. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Şerife-Bacı-Anıtı.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16888" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Şerife-Bacı-Anıtı.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Şerife-Bacı-Anıtı.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Şerife-Bacı-Anıtı.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Şerife-Bacı-Anıtı.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Şerife Bacı Anıtı</figcaption></figure></div>



<p>Kastamonu Lisesi’ne (Abdurrahmanpaşa Lisesi) &nbsp;bakarken; <strong><em>“Çanakkale
içinde vurdular beni. Ölmeden mezara koydular beni.”</em></strong><strong> </strong>diyen Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nın meçhul kahramanlarına birer Fatiha
gönderelim.
</p>



<p><strong><em>Alnımızda bilginin nuru yanar,</em></strong><strong><em><br />
Kalbimizde en yüce duygular yaşar,<br />
İrfan meşalesi yurda lisemiz,<br />
Kastamonu Lisesi gençleriyiz biz!</em></strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Abdurrahmanpaşa-Lisesi.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16889" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Abdurrahmanpaşa-Lisesi.jpg?w=667&amp;ssl=1 667w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Abdurrahmanpaşa-Lisesi.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Abdurrahmanpaşa-Lisesi.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Abdurrahmanpaşa-Lisesi.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/Abdurrahmanpaşa-Lisesi.jpg?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Abdurrahmanpaşa Lisesi</figcaption></figure>



<p>Balkanlar’dan Trablusgarp’a, Sina’dan Galiçya’ya kadar ölmeden mezara
koyulurken <strong><em>“Of!
Gençliğim eyvah!”</em></strong><strong>
</strong>diyenlerin ruhlarını şad edelim.</p>



<p><strong><em>“Ülkem
benim! Memleketim! Canım! Cananım! Yegâne Sevdiğim! Hiçbir şey uğruna
vazgeçemediğim! Memleketim! Benim Memleketlim!”</em></strong></p>



<p>Senin de ruhun şad olsun Cem Karaca. <strong><em>Allah
Yâr’</em></strong> in olsun.</p>



<p>Ayrılmadan şehirden, Sinan Bey Camii’nin önünde, eşimiz ve çocuklarımızla
el açalım, yürekten yalvaralım Allah’a: <strong><em>“Bizi
sen sevgisiz, susuz, havasız&#8230; Ve vatansız bırakma Allah’ım!”</em></strong></p>



<p>Vefa, muhabbet, kanaat, fedakârlık, vakar, tevekkül, Kastamonu’nun
şiarıdır.</p>



<p>Mühim olan Kastamonu’da yaşamak değil, Kastamonu’yu yaşamaktır.</p>



<p>Ne mutlu Kastamonu’yu yaşayanlara!</p>



<p>Ne mutlu Kastamonu ruhunu yaşatanlara!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kastamonuyu-yasamak/">Kastamonu’yu Yaşamak&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kastamonuyu-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16870</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Lezzetli Çayı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Feb 2019 04:30:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Çay]]></category>
		<category><![CDATA[Lezzet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16945</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir akşamüzeri, evimin balkonunda yağmuru seyrinde müzik dinlerken bir mesaj aldım. Zor durumda olan yaşlı bir kadın varmış. Yaşı otuz beşlerde ama sağlık sorunları olan oğluyla birlikte yaşıyormuş. Eşi vefat ettikten sonra on bir evladından sadece oğlu Muammer sahip çıkmış anasına. En son kızının yanında kalıyormuş da, o da salıverince dışarıya, mahallelinin desteğiyle bir gecekondunun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/">Dünyanın En Lezzetli Çayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir akşamüzeri, evimin balkonunda
yağmuru seyrinde müzik dinlerken bir mesaj aldım. Zor durumda olan yaşlı bir
kadın varmış. Yaşı otuz beşlerde ama sağlık sorunları olan oğluyla birlikte
yaşıyormuş. Eşi vefat ettikten sonra on bir evladından sadece oğlu Muammer
sahip çıkmış anasına. En son kızının yanında kalıyormuş da, o da salıverince
dışarıya, mahallelinin desteğiyle bir gecekondunun alt katına geçivermişler.
Yani özetle, madden manen acil ihtiyaç sahibi bir teyze ve oğlu…</p>



<p>Birkaç dost ve birkaç öğrencimin velisi
ile istişare edip elimizden geleni yaptık. Birtakım eşyalar, kıyafet temin edip
taşıdık evlerine ve ziyarete gittim. İçeri girdiğimde yokluğun ne olduğunu bir
kez daha, belki de ilk kez öğrendim ve içimden geçen cümle şuydu; ‘’Bu evde
yaşam koşulları yok!’’</p>



<p>Yatakları yoktu mesela, ocak, buzdolabı, masa, sandalye de yoktu. Televizyon, teyp, radyo da… Bir piknik tüpü, bir doğal gazla çalışan soba  (faturaları ödeyemeyecekleri için onu da yakmıyorlardı), iki parça koltuk… Bu kadar… Hikayelerini dinledim, usul usul anlattı teyze… Bazen ben sordum, bazen ben sormadan sorumu anladı, o cevapladı… Muammer ise sessiz sessiz dinledi bizi. Ben koltukta, onlar yere bağdaş kurmuş oturuyorlardı. ‘’Gelin lütfen yanıma oturun’’ desem de dinlemediler. </p>



<p>İki cümlelerinden biri şahsıma
teşekkürdü, Rabbe şükürdü… Oysa ben hiçbir şey yapmamıştım. Rabbin sevgisi öyle
büyük ki, öğrencilerimin birinin anneannesi geçen sene vefat etmiş ve bütün
eşyalarını evde birine vermek üzere saklamışlar, bu vakte kadar verebilecekleri
birini bulamamışlar.&nbsp; Üstelik çoğu
yepyeniydi eşyaların ve daha da güzeli, eşyaları taşımak üzere velimizin
verdiği adres yaşlı teyzenin oğluyla kaldığı gecekondunun hemen yan sokağıydı…
Yani Rabbe kavuşmuş bir teyzemizin pırıl pırıl bıraktığı o eşyalar, Rabden
şefkat bekleyen başka bir teyzeye nasip olmuştu. </p>



<p>Yaklaşık yarım saatlik bir sohbet
sonrası, kaymakamlıktan yeterli destek çıkmazsa yine destek sözü vererek
yanlarından ayrılmak istedim fakat teyze izin vermedi; </p>



<ul><li>Dur oğul, çay pişiyo</li></ul>



<ul><li>Ne zahmet ediyorsun teyzecim, ben senin derdini dinlemeye geldim, sen rahatına kavuş çayı uygun vakit içeriz</li></ul>



<ul><li>Olmaz oğul olmaz, ben çayımı içirmeden yollamam seni. </li></ul>



<p>Muammer yandan annesini destekleyerek
gülümseyince, oturdum. Piknik tüpüyle beraber demlik odaya geldi ve çaylar
servis edildi. Toz şeker, üç ince belli bardak, bardakların altlığı yok… Çay
nefis! </p>



<ul><li>Oğul karnın da aç mıydı, sormadık kusurumuza bakma?</li></ul>



<ul><li>Yok anacım, aç değilim teşekkür ederim.</li></ul>



<p>Teyzenin gözleri parlıyordu, evladıma
hayır, huzur diliyordu ve benim içim her yerinden darbe yemiş, dört yandan
rüzgar alan ama kıyıya ulaşabileceğine emin bir gemi gibi sallanıp duruyordu. O
duygusal darbelerin etkisi ile lavaboya geçmek için izin istedim. Elimi, yüzümü
yıkarken küçük aynadaki bana baktım ve ‘’Doğru yerdesin’’ diye fısıldadım
kendime, gözlerim dolu dolu… </p>



<p>Sonra içeri geçtiğimde, çay bardağımın
yine doldurulduğunu ve doğalgaz sobasının yandığını gördüm…</p>



<p>Dünyanın en lezzetli çayını yeniden
yudumlarken, güzel insanların sözlerini, gözlerini, kalp atışlarını dinledim…
Allah’a şükrettim, o güzel insanlara teşekkür ettim, bu yuvanın yaşanılabilir
hale gelmesine vesile olanlara dua ettim… </p>



<p>Ve bir kez daha nasihat ettim kendime;
Her zaman için, her koşulda yapılabilecek bir şeyler var madem, yapacaksın o
zaman Mehmet!&nbsp; Kıyı sana gelmez, sen
kıyıya gideceksin, bütün fırtınalara rağmen… </p>



<p>İnsan olarak dünyaya getirilmenin
şerefini, son nefese dek hakkıyla helaliyle taşıyabilmek dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/">Dünyanın En Lezzetli Çayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16945</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İki Bahar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iki-bahar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iki-bahar/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Jan 2019 06:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İdil Ergüven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16829</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben en çok baharı severim. Sonbaharı belki de. Yaprakların hüzünlü rengi, yavaşça yere düşmesi, ağaçların çıplak hatta savunmasız kalışı&#8230; Seninle tanıştığım zaman sonbahardım, bu yüzden severim. Belki de ilkbaharı daha çok severim ben; tazelik gelir, yenilenir her şey. Renk renk olur çıplak dallar, sanki her biri yeni bir anıymış gibi. Seninle beraber renklendim. Hiç bitmeyeceğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-bahar/">İki Bahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ben en çok baharı severim. Sonbaharı belki de. Yaprakların
hüzünlü rengi, yavaşça yere düşmesi, ağaçların çıplak hatta savunmasız
kalışı&#8230; Seninle tanıştığım zaman sonbahardım, bu yüzden severim.</p>



<p>Belki de ilkbaharı daha çok severim ben; tazelik gelir,
yenilenir her şey. Renk renk olur çıplak dallar, sanki her biri yeni bir
anıymış gibi.</p>



<p>Seninle beraber renklendim. Hiç bitmeyeceğini hissettiğim bu
yeni tat her seferinde hayranlık bırakıyor bende. Bu hayranlık her defasında
farklı bir renk oluyor, her renkte ise farklı bir ‘sen’ var. Dallardaki her
renkte, her anı da farklı bir yönün. </p>



<p>Baharı sevmek, seni sevmek&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-bahar/">İki Bahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iki-bahar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16829</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fark Ettirmeden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fark-ettirmeden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fark-ettirmeden/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Jan 2019 06:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İdil Ergüven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16786</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160;Bir çekmece düşünün, içine dünyaları sığdırmışsınız ama hala taşmamış. Dili yok, bir şey söyleyemiyor diye içine tonlarca yük koymaya devam etmişsiniz. &#160;İlk başta ‘daha ne kadar dayanır?’ diye düşündüğünüz, sonradan ‘nasıl olsa dayanıyor’lara dönüşmüş aniden. Zamanın içinde kaybolmuş, hiç farkında olmadan kendinizi bir canavara çevirmişsiniz. Yüklerinizi taşıyanlar -yığdıklarınız- ses çıkarmıyor diye iyice salmışsınız kendinizi. Ama [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fark-ettirmeden/">Fark Ettirmeden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;Bir çekmece düşünün, içine dünyaları sığdırmışsınız ama hala
taşmamış. Dili yok, bir şey söyleyemiyor diye içine tonlarca yük koymaya devam
etmişsiniz.</p>



<p>&nbsp;İlk başta ‘daha ne kadar dayanır?’ diye
düşündüğünüz, sonradan ‘nasıl olsa dayanıyor’lara dönüşmüş aniden. Zamanın
içinde kaybolmuş, hiç farkında olmadan kendinizi bir canavara çevirmişsiniz.
Yüklerinizi taşıyanlar -yığdıklarınız- ses çıkarmıyor diye iyice salmışsınız
kendinizi. Ama o işler öyle olmuyordu hani?</p>



<p>&nbsp;Biri gelmiş, çekmecenizi kırmış. Her şeyiniz
ortada, peki şimdi ne olacak?</p>



<p>&nbsp;Ben söyleyeyim mi neler olacak? Asla
toplamayacaksın o çekmeceyi, kimseler dokunmayacak uzun süre. Artık kimsenin
senin yükünü taşımayacağı gibi kimse senin arkanı da toparlamayacak. Yavaş
yavaş, ilmek ilmek sen gayret edip toparlayacaksın savrulanları. Hatta
toplarken değerlerini fark edecek, onlara yeni şeyler katmak isteyeceksin ya da
gereksizleri çıkarıp atacaksın arkana bile bakmadan.&nbsp; Zaman içinde artık isteyen gelip dağıtsın,
toparlanıp kalkmayı başaracaksın. Çekmeceyi gelip ilk kıran var ya&#8230; İşte o; seni
sevendi., sana değer verendi.</p>



<p>&nbsp;Aslında herkeste o çekmece var. Ben çekmece
diyorum ama bu belki dolap, belki defter, belki valiz belki de kalbiniz ve
aklınız. İnsan hayata nasıl geleceğini seçemiyor ama kendini nerede
biriktirebileceğini seçebilir. Ben kendimi bir çekmecede biriktirmişim. Gelip
ilk kıran da ya da kıranlar da beni en çok sevenlerdenmiş. Kendi kendine ayağa
kalkmak, daha güçlü biriktirmek herkesin yaptığı bir şey aslında. (Yapabileceği!)</p>



<p>&nbsp;Şimdi sizin çekmecenizi ilk kim kırdı düşünün?
Siz kötülük yaptı zannederken aslında kim size destek çıktı?</p>



<p>&nbsp;Eğer aklınıza biri gelmediyse, çekmece hala
sağlam duruyor demektir ki bu aslında iyi değil. Umarım en kısa zamanda o
çekmeceyi kıran, defteri okuyan, valizi açan, kalbinizi ve aklınızı
ferahlatan(lar) karşınıza çıkar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fark-ettirmeden/">Fark Ettirmeden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fark-ettirmeden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16786</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eskiden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eskiden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eskiden/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 21 Jan 2019 06:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16777</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eskiden mutlu olmak kolaydı… Gerçekten diyorum… Daha ilkokul öğrencisi iken hem sporda, hem şiirde, hem de fen laboratuvarında büyük gayretler sarf ederek başarı peşinde koşan ama başarının öncesinde bütün o gayretleri mutlu olduğu için gösteren bir çocuktum. Mutlu olmak… Kolay mı şimdi? O vakitler gerçekten kolaydı. 1980’lerin sonları, 90’ların başı bahsettiğim yıllar… Hani şu, akşam [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eskiden/">Eskiden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Eskiden mutlu olmak kolaydı… Gerçekten diyorum… </p>



<p>Daha ilkokul öğrencisi iken hem sporda, hem şiirde, hem de
fen laboratuvarında büyük gayretler sarf ederek başarı peşinde koşan ama
başarının öncesinde bütün o gayretleri mutlu olduğu için gösteren bir çocuktum.</p>



<p>Mutlu olmak… Kolay mı şimdi? O vakitler gerçekten kolaydı.
1980’lerin sonları, 90’ların başı bahsettiğim yıllar… Hani şu, akşam ezanı
okunmaya başlar başlamaz sokaktaki oyununu bırakıp koşarak evine giden, elini
yüzünü güzelce yıkayıp herkesle beraber yemek masasına oturan, kurma çubuğu ile
kanalların ayarlanabildiği televizyonlarla dünyayı takip eden, Pazar sabahları
çizgi film izlemek için bütün çocuk ahalisinin erkenden uyandığı, akşam
televizyonun kapanış saatinde İstiklal Marşını hazır ol vaziyette söyleyip
yatağa giren çocukların son jenerasyonuyum… </p>



<p>Mutlu olmak… Kolay mı şimdi?</p>



<p>O vakitler gerçekten kolaydı…</p>



<p>Mesela okul kantininde sıraya geçer, kimseyi itip kakmadan
beklerdik. Simit ve gazoz ikilisi sadece karnımızı doyurmaz, mutlu ederdi.</p>



<p>Bir oyun esnasında bir arkadaşımızı kazara düşürdüysek, o
ayaklanmadan, ‘’iyiyim’’ demeden, özrümüzü dilemeden oyuna devam etmezdik.
Oyuna devam edemeyecek kadar kötü durumdaysa, biz de oyunu bırakırdık. </p>



<p>Mahalle maçlarında önce abilerimizi destekler ve içten içe bir gün o takımın oyuncusu olmayı hayal ederdik. Mahalle kavramı, şehir içinde eyaletlere bölünmüşlük gibi bir şeydi. Başka bir mahalleden birisi geldiğinde hemen fark edilirdi. Olası bir tehdit bize yaklaştığında güvendeydik. Çünkü abilerimiz vardı, korurlardı.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/jeton.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16779" data-recalc-dims="1"/><figcaption>Telefon Jetonu</figcaption></figure></div>



<p>Okuldan dönüp annemizi evde bulamadığımızda sorun değildi. Komşu
teyzelerimizden birinin kapısını çalardık. Bizi alır, doyurur, hatta uyuturdu.
Nasihat edenimiz, sevenimiz, sevdiğimiz, sahip çıkan ve sahip çıktığımız
değerlerin yürüyen, konuşan, yaşayan kitaplarıydı her biri… Allah sevgisini de,
Allah korkusunu da, insana, doğaya, hayvanlara, zorda kalana karşı saygıyı da
hep o abilerimizden, ablalarımızdan, komşu annelerimizden öğrendik. Her an
eğitildik, eğitildiğimizin farkında olmadan, mutlu bir şekilde. Her şey
öğretmenlerimizin üzerine yıkılmadı yani…</p>



<p>Mesela babam hep derdi; ‘’Bu dünyada modası geçmeyen tek şey
dürüstlüktür’’</p>



<p>Annem derdi; ‘’Sana iyi davranan, seni seven insanları sakın
incitme’’</p>



<p>Üstümüz başımız çamur içinde sokakta oynarken, pencerelerden
balkonlardan bizi izleyen komşu annelerimizden biri seslenirdi; ‘’Çocuklar hadi
biraz ara verin, buraya gelin’’</p>



<p>Mis&nbsp; gibi yeni çıkmış
poğaça, börek veya muhallebi… Belki birer elma, ya da salçalı ekmek… Dünyanın
en lezzetli yiyecekleriydi, iştahla yerken arkadaşlarla birbirimize bakardık,
aynı anda bitirip hızla oyuna geri dönmek için… </p>



<p>Memlekette zenginlik yoktu, hatta darbelerin sonrasına denk
gelen çocukluğumuz aslında yoklukla mücadele eden bir döneme aitti. Ama işte
mutluluğun şartı, maddi varlık değildi bizler için. Hiçbir siyasi ideoloji,
hiçbir farklı düşünce o sokaklarda büyüyen bizlerin mutluluğunu elinden
alamadı, alamazdı da… İzin vermezdi abilerim, ablalarım, annelerim… Çünkü
çocuğa mutlu olmak, gülümsemek yakışırdı ve onlar sayesinde hepimiz yakışıklı
büyüdük… Varlığımıza dem katan güzellikleri, ömür boyu taşımak üzere kuşanarak…</p>



<p>Mutlu olmak kolay mı şimdi?</p>



<p>O zamanlar gerçekten kolaydı…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/eskiden.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16780" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/eskiden.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/eskiden.jpg?resize=300%2C213&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/eskiden.jpg?resize=100%2C70&amp;ssl=1 100w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Çizgi Adam</figcaption></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eskiden/">Eskiden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eskiden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16777</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Jan 2019 06:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16683</guid>
				<description><![CDATA[<p>Değerli Taşlar ve Hayatımızın Akışı Yeni bir yazı dizisine başlamanın heyecanıyla ve aynı zamanda kadim bir bilginin sırlarına girmekle iyi mi kötü mü yaptım bilemiyorum. Taşların oldum olası ilgimi çeken doğasına karşın, insanla girdiği ilişkide zamanı içinde gizleyen sessiz ve sır saklayan dostlarımız olduğunu düşünürdüm. Yazı dizisinin başlığını da bu yüzden &#8216;Sessiz Dostların Sesi&#8217; koydum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/">Sessiz Dostların Sesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Değerli Taşlar ve Hayatımızın Akışı</em></strong></p>



<p>Yeni bir yazı dizisine başlamanın heyecanıyla ve aynı zamanda
kadim bir bilginin sırlarına girmekle iyi mi kötü mü yaptım bilemiyorum.</p>



<p>Taşların oldum olası ilgimi çeken doğasına karşın, insanla girdiği ilişkide  zamanı içinde gizleyen sessiz ve sır saklayan dostlarımız olduğunu düşünürdüm. Yazı dizisinin başlığını da bu yüzden &#8216;Sessiz Dostların Sesi&#8217; koydum.</p>



<p>Haksız değilmişim, yaşlı dünyamızın en gizemli sırları bu taşlarda saklıymış, “ taşlar dünyanın DNA’ları, evrimin kimyasal mühürleridir”.(1) Diyor ‘ Değerli Taşlar Kitabı’nın yazarı Judy Hall… Meraklısı için birçok kaynak var elbette, ama ben bilimsel gerçeklerin hayatımızdaki yerini anlamlandıramadan özümseyemeyenlerden olduğum için  öncelikle küçük bir araştırma yapmak durumunda kaldım. Kısaca anlatmak için çok çaba sarf edeceğim biraz zorlu bir konu aslında. Sıkıcı olmamasına özen göstermeye çalışacağım. Umarım başarırım.</p>



<p>Dünyanın oluşumu sırasında yaşananları göz ardı etmeden, fakat bu yazının konusuna da taşımadan, &#8211; es geçerek &#8211; direk taşların hafızalarına girmek istiyorum. Amacımız sırlara doğru yol almak. Taşlar gezegenimizin adeta hard diskleri çünkü… Milyarlarca yıllık bilgiyi, depolanmış sınırsız enerjiyi içlerinde tutmakta ve/ fakat öylece susmaktalar.&nbsp; Sanki keşfedilmeyi bekleyen birer sanatçı gibiler, sanatlarını gösterecek, icra edecek bir yaratıcı göz aramaktalar. Küçük bir dokunuşla şaha kalkacak ve gerçek değerlerine kavuşacak birer tablo gibi her biri&#8230;</p>



<p>“ Onlar, yeryüzünün milyonlarca yıllık kayıtlarının tutulduğu minyatür depolardır; dünyayı şekillendiren kudretli güçlerin silinmez hafızalarını taşırlar. Bazıları olağanüstü basınca maruz kalmış, bazıları yerin derinliklerindeki odacıklarda meydana gelmiş, kimileri katman halinde oluşurken kimileri de damlalardan meydana gelmişlerdir.Tüm bunlar taşların özelliklerini ve işlevlerini etkilemiştir. Kristalize yapılar hangi biçimi alırlarsa alsınlar enerjiyi, özellikle de elektromanyetik dalga boyuntakileri emebilir, saklayabilir, bir noktaya toplayabilir ve yayabilirler.”(2)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas.jpg?resize=374%2C281&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16691" width="374" height="281" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w" sizes="(max-width: 374px) 100vw, 374px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Taşların işlenmeye başladığı devirlerden itibaren süsleme sanatı da işin içine girmiştir. Sadece kadınların değil, erkeklerin de parlak ve iri taşları takı olarak kullandıklarını biliyoruz. Ancak değerli taşların takı olarak kullanmak krallara ve din adamlarına tanınan özel bir ayrıcalıktı. Bir görev sonucu nişan almak gibi sebeplerde kullanılıyordu. İlk çağlarda kadın ve erkeklerin tılsım olarak taşları kullandıklarını da biliyoruz.</p>



<p>Elmas, Yakut, Zümrüt ve Safir gibi mücevher olarak kullanılan taşların sadece süs eşyası olma özelliği dışında koruyucu özelliklerinden de bahsedilmektedir kaynaklarda. </p>



<p><strong><em>Akla şu soru gelmekte ; taşları değerli kılan nedir?</em></strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas01.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16690" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas01.jpg?w=545&amp;ssl=1 545w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas01.jpg?resize=300%2C165&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 545px) 100vw, 545px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p>Taşların oluşum biçimleri farklı olduğundan ‘değerli veya yarı değerli taş’ olarak adlandırılmaları söz konusu olmuştur. “Modern bir kuyumcunun bakış açısıyla mücevherler, güzel ve değerli cisimler yaratabilmek için kesilebilen ve cilalanabilen mineral ya da organik maddelerdir.”(3)</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16701" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?w=952&amp;ssl=1 952w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?resize=300%2C158&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?resize=768%2C403&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?resize=696%2C366&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?resize=800%2C420&amp;ssl=1 800w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Mavi Elmas</figcaption></figure>



<p>En değerli mücevherler; Elmas, yakut, safir, zümrüt gibi oluşumu en zor olan, çok  zor bulunan değerli taşlardır. Bu taşlar kendilerine has özelliklere sahip olmakla birlikte sert ve dayanıklıdırlar. Renkleri ve parlaklıklarıyla benzerlerinden hemen ayrılırlar. Onları değerli kılan bu özellikleriyle insanoğlunu adeta kendilerine âşık etmişlerdir. Dünyanın tarihine yön veren bir iktisadi değer olarak karşımıza çıkmışlardır. Merkantilizm döneminde Avrupalı tüccarlar yeni pazarlar aramak için yola koyulmuşlar, değerli madenleri ele geçirmekle ekonomik kalkınmayı bir tutmuşlardır. Altın ve gümüş elementine duyulan bu ilgi kapitalizmin başlangıcı olmuştur. Dünya tarihinde yeni bir sayfa açılmıştır bu değerli taşlar sayesinde&#8230; Yani taş deyip de geçmeyin&#8230;</p>



<p><strong><em>Peki onları bu kadar paha biçilmez yapan nedir?</em></strong></p>



<p>Bir bilgeden, mücevher bulmak için yardım isteyen fakir bir
adamla ilgili eski bir Çin masalı vardır. </p>



<ul><li>Eğer dilediğin bu ise, der bilge</li><li>Çakıl taşları bile mücevhere dönüşür.</li></ul>



<p>Nasıl zengin olunacağını öğrenmek isteyen fakir adam bu yanıta üzülür. Ama asıl gerçek bir taşın bile kıymetli sayılabileceğidir. Çünkü o değeri veren insandır, <strong><em>asıl değerli olan da tabi ki sadece insandır</em></strong>. Bir elmas yüzüğe milyonlarca lira ödenir, ama onun kişiye bir faydası dokunmaz. Hasta olsa iyileştirmez. Karnı acıksa yemek olarak yiyemez. Madde olarak cam kesmeye yarar, ama değiş tokuş aracı olarak milyonlar eder&#8230; ! İronik görünen bir durum aslında&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/images.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16698" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/images.jpg?w=259&amp;ssl=1 259w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/images.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w" sizes="(max-width: 259px) 100vw, 259px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>pirit taşı</figcaption></figure></div>



<p>Değerli taşların bu kadar talep görmesinin nedeni az bulunmalarıdır. Nadir bulunma iktisat teorisinde ilk öğrenilen ve öğretilen bir durumdur. Kaynaklar kıttır fakat insanın istek ve arzuları sonsuzdur. Amaç bu iki olgu arasında rasyonel bir yol bulmaktır. Ekonomi ilimi bunun için vardır.</p>



<p>Örneğin; Pirit taşı altından daha parlak ve daha çekicidir. Ancak çok kolay bulunabilmektedir. Bu nedenle altınla kıyaslanamayacak bir eder farkına sahiptir. Elbette altını altın yapan onun bir element oluşu ve yapısındaki temel özelliklerdir. <br />Pirit taşı ise altın renkli olduğundan ona “ahmak altını” bile denmektedir. </p>



<p> &nbsp;</p>



<p>Konumuz bu değerli mücevherler değil ne yazık ki. Biz daha az bilenen diğerlerine göre az değerli taşlarla ilgileneceğiz bu yazı dizisinde. Daha az bilinenlerle&#8230;</p>



<p>Gümüş elementine yakışan, onu güzelleyen ve şifa verdiğine inanılan daha mütevazi taşlarla&#8230;</p>



<p>Görüşmek üzere&#8230;</p>



<p></p>



<ul><li>(1) Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</li><li>(2)age.</li><li>(3) Dünyanın Hazineleri, Değerli Taşlar Koleksiyonu Ansiklopedi</li></ul>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/">Sessiz Dostların Sesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16683</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Var mısın Gerçekten? İspat Et!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/var-misin-gercekten-ispat-et/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/var-misin-gercekten-ispat-et/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Jan 2019 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16638</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilmem hangi zamanda olan doğum gününüzü kutlarım… İyi ki doğmuşsunuz… Fakat şimdilerde dünya kötü bir yer gibi görünüyor. Ve var olduğunuzdan şüpheliyim; doğru bir şekilde… Evet evet, size diyorum! Kendinizi güçlü, duyarlı, namuslu, akil, sevgi dolu, başarılı buluyor olabilirsiniz&#8230; Ama ben, kendim de dahil olmak üzere bu saydığım birçok özelliği göremiyorum toplumu oluşturan bireylerde… Madem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-misin-gercekten-ispat-et/">Var mısın Gerçekten? İspat Et!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bilmem hangi zamanda olan doğum
gününüzü kutlarım… İyi ki doğmuşsunuz…<br />
Fakat şimdilerde dünya kötü bir yer gibi görünüyor. Ve var olduğunuzdan
şüpheliyim; doğru bir şekilde…</p>



<p>Evet evet, size diyorum!</p>



<p>Kendinizi güçlü, duyarlı,
namuslu, akil, sevgi dolu, başarılı buluyor olabilirsiniz&#8230; Ama ben, kendim de
dahil olmak üzere bu saydığım birçok özelliği göremiyorum toplumu oluşturan
bireylerde… </p>



<p>Madem kutlanılan bir doğum
gününüz var, madem insan olarak bu dünyaya gelerek şereflendirildiniz, gerçek
var oluş-var ediliş sebeplerinizin hakkını ne zaman vereceksiniz?</p>



<p>Konuyu biraz şöyle açalım,
birkaç sual ile;</p>



<ul><li>En son ne zaman birisine gerçek ve karşılıksız bir iyilik yaptınız?</li></ul>



<ul><li>Bir sokak hayvanını doyurmuşluğunuz var mıdır?</li></ul>



<ul><li>Starbucks’ta en ucuz kahve ne kadar?</li></ul>



<ul><li>Türkiye’de yılda 4,5 milyon ekmek çöpe gidiyor, haberiniz var mı?</li></ul>



<ul><li>Siz hiç iki metre karda ayağınızda terlikle, üşümemek için giydiniz eski, kalın çoraplar komple su almış şekilde okula gittiniz mi?</li></ul>



<ul><li>Afrika’da her dakikada bir çocuk sıtmadan ölüyor, sebebi nedir biliyor musunuz?</li></ul>



<p>Bu soruların doğru cevaplarını
bilip bilmemeniz değil aslında beni ilgilendiren… Gözleriniz gerçekten
etrafında dönen dünyayı görebiliyor mu, yoksa egonuz seçici davranmanızı mı sağlıyor?
</p>



<p>Kafa yorsak biraz, toplumun bir
bireyi olarak; ASLINDA BİR ŞEYLER YAPABİLİRİM bilinci ile başlasak sabahlara… ‘’Damlaya
damlaya göl olur’’ desek de birlik olabilsek… Yetimleri, fukaraları, doğayı,
dünyayı bizlerin sevgisine ve ilgisine muhtaç olan her şeyi gerçek dokunuşlarla
sarsak şöyle sımsıkı… Neler değişir farkında mısınız?</p>



<p>Bence; </p>



<ul><li>   Kendisini yalnız hisseden insanlar azalır</li></ul>



<ul><li>Kendisini değersiz hisseden çocuklar azalır</li></ul>



<ul><li>Doğa yaptığımız onca işkenceyi bir kenara koyup yeniden bize kollarını açabilir</li></ul>



<ul><li>Geleceğin yetişkinleri çok daha güzel şeyler öğrenerek büyürler</li></ul>



<ul><li>Sokak hayvanları çaresizlikten ölmez, hastalanmaz, kimseye de saldırmaz</li></ul>



<ul><li>Çaresizlikten yalan, yanlış yollara düşen insanlar azalır</li></ul>



<ul><li>Cezaevlerinde mahkum sayısı azalır</li></ul>



<ul><li>Üreten, saygı duyan, sevgi besleyen, toplumsal hayata artı değerler katan insanlar çoğalır</li></ul>



<ul><li>Senin çocuğun, benim çocuğum, çocuklarımız korku ile değil umut, cesaret, sevgi ve herkes için güzel bir dünya felsefesi ile yaşamayı öğrenirler…</li></ul>



<p>Lütfen… Ama lütfen…</p>



<p>İnsan olma şerefine nail olmuş
olan sen, insanlık adına yapabileceklerini göz ardı etme… Fikirler ek gönül
bahçene ve paylaş… ve sonra yola çık umut ve inancı alarak yanına… </p>



<p>SEN YETER Kİ İNSANLIK ADINA
GÜZEL ŞEYLER DÜŞÜN…</p>



<p>FİKRİNİ YEŞERTECEK MECRA İLLÂ Kİ
BULUNUR…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-misin-gercekten-ispat-et/">Var mısın Gerçekten? İspat Et!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/var-misin-gercekten-ispat-et/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16638</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayat Mı Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayat-mi-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayat-mi-nedir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Dec 2018 06:35:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayat Sevinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16479</guid>
				<description><![CDATA[<p>O bir hikaye değil. Masal ya da roman hiç değil. Hayat denen şeyi ne ben anlatabilirim ne de siz anlayabilirsiniz aslında. Her ayrı bir parçasını bir olaya, bir varlığa benzetebilirim. Ama tamamını kavramak pek de mümkün değil. Her insana ait yaşama şekli vardır. Ve bu yaşanan her olayda güncellenir. Her zaman söylediğim bir söz vardır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-mi-nedir/">Hayat Mı Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>O
bir hikaye değil. Masal ya da roman hiç değil. Hayat denen şeyi ne ben
anlatabilirim ne de siz anlayabilirsiniz aslında. Her ayrı bir parçasını bir
olaya, bir varlığa benzetebilirim. Ama tamamını kavramak pek de mümkün değil.
Her insana ait yaşama şekli vardır. Ve bu yaşanan her olayda güncellenir. Her
zaman söylediğim bir söz vardır ki; ‘‘ Herkesin içinde kurduğu bir duvar
vardır.’’ Bizler yaşadıkça ya o duvarlar her yanımızı sarmaya başlar ya da
kırılmaya… Ben o duvarlara karşıyım. İnsan kalbini, ruhunu özgür bırakmalı. Fakat
benim bile bir duvarım var. Aslında önemli olan birinin gelip o duvar yerine
kendisinin seni sarıp koruyabileceğine inandırması… Ben henüz&nbsp; karşılaşmadım o kişiyle. Bulanlar ne de
şanslı. Umarım bunun farkındalardır ve kıymetini bilirler.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ben vedaya mahkum olanlardanım şimdilik.
En sevdiklerim de dahil hep birinin gidişini izledim. ‘‘Kal’’ diyebildiklerim
de vardı, demek için hiç fırsatımın olmadıkları da. Kimilerinin dönme ihtimali
vardı, bekledim. Kimileriyse dönülmez yerdelerdi, ben yine bekliyorum. İşte
hayat denilen bu kadar tuhaf. Bazen anlamsız olduğunu bilsen de yaparsın. Ne
tamamen mantığı kabul edebilir bu hayat, ne de tamamen duyguyu. Her şey için
ayrılmış bir parçaya sahip. Aklına gelmeyecek ve biri söylese bile aklının
almayacağı şeyler var.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ölüm mesela… Herkesin bitiş çizgisi bu
dünya için. İnsanlığın en büyük gerçeği. Fakat kimsenin yürekten
kabullenemeyeceği bir durum. İnsan beyni, karşısında nefes alan, gülen, bakan
bir bedenin bir gün toprağa gömülüp orda çürümeye mahkum olacağını
sindirebilecek kadar güçlü değil sanırım. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşte bu yüzden hayat denen süreci kimse
anlatamaz ve anlayamaz. Çünkü yaşanılanlar ne kadar gerçek olsa da bunu hayale
veya kabusa çevirmek için çırpınan bir beynimiz var.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; O halde her gün mutlu uymak ve umutla
uyanmak lazım Azizim..!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-mi-nedir/">Hayat Mı Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayat-mi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16479</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sığırcık Masalı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Nov 2018 08:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16111</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış, Küçük yerin büyük adamı, dünya hâkimi olurmuş düşünde. Sepetteki balık göz dikermiş nehirde yüzen eşine. Ağacın tepesindeki sığırcık büyüklenirmiş böceğin önünde. Güçlü kartalın pençesini yiyince ensesine, Tek lokmalık yemcikmiş meğer avcı olanın midesinde… &#160; Not:&#160;Sığırcıkgiller,&#160;Omurgalı hayvanlardan Kuşlar sınıfının ötücükuşlar üst familyasına giren bir familyasıdır. Dünyanın hemen hemen her yanında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/">Sığırcık Masalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış,<br />
Küçük yerin büyük adamı, dünya hâkimi olurmuş düşünde.</p>
<p style="text-align: center;">Sepetteki balık göz dikermiş nehirde yüzen eşine.<br />
Ağacın tepesindeki sığırcık büyüklenirmiş böceğin önünde.</p>
<p style="text-align: center;">Güçlü kartalın pençesini yiyince ensesine,<span class="text_exposed_show"><br />
Tek lokmalık yemcikmiş meğer avcı olanın midesinde…</span></p>
<p><figure id="attachment_16113" aria-describedby="caption-attachment-16113" style="width: 343px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kartal.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16113" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kartal.jpg?resize=343%2C350&#038;ssl=1" alt="" width="343" height="350" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kartal.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kartal.jpg?resize=294%2C300&amp;ssl=1 294w" sizes="(max-width: 343px) 100vw, 343px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-16113" class="wp-caption-text">Avcı Kartal</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Not</strong>:&nbsp;<strong>Sığırcıkgiller,</strong>&nbsp;Omurgalı hayvanlardan Kuşlar sınıfının ötücükuşlar üst familyasına giren bir familyasıdır. Dünyanın hemen hemen her yanında sürü halinde yaşarlar, kış mevsiminde sıcak bölgelere göç ederler. Sesleri çok güzeldir, lekeli renkli dişiler ötücüdür. Gagaları düz ya da hafifçe aşağıya doğru kıvrıktır. Tüyleri yumuşak ve parlaktır. İnsana sokulgan kuşlardır. Böcek, kurkçük, solucan ve meyvelerle beslenirler. 32 cins ve 125 kadar türü vardır.</p>
<p class="selectionShareable"><strong>SIĞIRCIK KUŞLARI NEDEN TOPLU UÇAR?</strong></p>
<p class="selectionShareable">Sığırcık kuşlarının bir anda yön değiştirerek çarpışmadan gerçekleştirdiği toplu uçuşlarının sebebi henüz bilinmiyor. Bu konuda yapılan yorumların en başında, akrobatik gösterileri andıran uçuşlarının yağmur ve fırtına öncesi gerçekleştiği yönündedir. Bir diğer yoruma göre atmaca, şahin, doğan gibi yırtıcı kuşlardan korunmak amacıyla kalabalık uçuşlar yaptıkları şeklindedir.</p>
<p>İşte sığırcıkların akşam üstü yaptıkları iddia edilen dansı. Neden yaptıklarını tam olarak bilemesek de, hayatta kalmak için olduğunu düşünmek gayet de mantıklı&#8230;</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=qha6nUvgZoU">https://www.youtube.com/watch?v=qha6nUvgZoU</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/">Sığırcık Masalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16111</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Da Felsefesiz Olmaz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-da-felsefesiz-olmaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-da-felsefesiz-olmaz/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Nov 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16058</guid>
				<description><![CDATA[<p>M.Ö.6. yüzyıla dayanan felsefenin en az üç bin yıllık bir geçmişi var. Felsefi konuşmalar, bunca bin yılın birikiminden oluşuyor. Peki bu birikimden faydalanıp, kendi dünyamızda bir aydınlanmayı yaşıyor muyuz dersem;  bu soruyu sizler nasıl yorumlarsınız sevgili okur ? 18 Kasım Pazar günü İzmir- Adnan Saygun Sanat Merkezi’ndeydik.  22 Eylül’de Tekin Yayınevi ve İzmir Büyükşehir Kütüphaneler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-da-felsefesiz-olmaz/">Sanat Da Felsefesiz Olmaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>M.Ö.6. yüzyıla dayanan felsefenin en az üç bin yıllık bir geçmişi var. Felsefi konuşmalar, bunca bin yılın birikiminden oluşuyor. Peki bu birikimden faydalanıp, kendi dünyamızda bir aydınlanmayı yaşıyor muyuz dersem;  bu soruyu sizler nasıl yorumlarsınız sevgili okur ?</p>
<p>18 Kasım Pazar günü İzmir- Adnan Saygun Sanat Merkezi’ndeydik.  22 Eylül’de Tekin Yayınevi ve İzmir Büyükşehir Kütüphaneler Şube Müdürlüğü işbirliği ile başlatılan ‘Aydınlanma ve İnsan’ konulu felsefe seminerlerinin beşinci haftasında kapanışı konuşmalarıyla Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı Prof. Dr.   Ionna Kuçuradi yapmış oldu.</p>
<p>Kuçuradi, sahneye alkışlar içerisinde geldiğinde o kadar çok duygulandım ki kendisinin öğrencisi olduğum için bir kere daha gurur duydum. 1936 doğumlu olan Kuçuradi, ilerleyen yaşına rağmen iki saat ayakta konferansını sundu. Konferansı Aydınlanma, Etik ve İnsan temalıydı. Maltepe Üniversitesi’nde İnsan Hakları ve Toplum Bilimleri Enstitüsünün Başkanlığını da sürdüren hocamızı dinlerken günümüz dünyasının en önemli sorunlarının kaynağında yeterli bir aydınlanma ve etik bilgisinin olmadığını düşündüm.</p>
<p>NEDEN AYDINLANMA ve NEDEN ETİK?</p>
<p>Aydınlanma zihinsel bir süreç, etik ise ahlaki bir tavır alıştır. Zihinsel uyanış  ve ahlaki değerler bireyin insan olma sürecinde kişisel olgunluğu ile ilgilidir. Zihinsel aydınlanma ile ahlaki olgunluk arasında doğrudan doğruya bir bağ var.</p>
<p>Bazı kişilerin ahlaktan yoksun olduklarını söyleriz ; aslında bunun en temelinde zihinsel aydınlanmanın söz konusu olmadığını yine bize felsefe öğretir.</p>
<p>Bir esnaf düşünelim ki iyiliklerini bir çıkar beklentisi ile yapar. Yine bir esnaf düşünelim ki iyilikler sunar. Ancak bu iyiliklerinden herhangi bir menfaat çıkar beklentisi içerisinde değildir. Oysa her ikisi de esnaftır, görülen o dur ki yaptıkları iyiliktir; ama sadece çıkarsız yapılan iyilik etiktir.</p>
<p>İnsan felsefesinin babası Sokrates, erdemlinin  bilgi sahibi olduğunu söyler. Bilgili birinin asla kötülük yapamayacağını da belirtir. Kuçuradi’yi dinlerken Sokrates’in bu ifadesini çok daha iyi idrak ettim. Aydınlanmış bir kişi  zihnen kendi bakış açısını oluşturup, duydukları ile değil; edinmiş olduğu sağlam dayanaklı verilerle hareket edip daima sorgular. Sorguladığı için de iyiyi kötüden ayırt edebilir. Gerekçelerinin dayanakları olduğu için bilgi sahibidir. İradesi, akılla bilgiyle taçlanınca etik anlamda her zaman iyiden yana tavır alacaktır.</p>
<p>O halde, bugünün dünyasında bunca savaşların kötülüklerin en temelinde ahlaki yoksunluk ve gerçek anlamdaki bilgi eksikliğinin varlığı söz konusudur.</p>
<p>Gerçek anlamda bir aydınlanma, kişinin kulaktan dolma bilgilerle onun bunun bakış açısıyla hareket etmemesidir. Ne garip değil mi, falcıların medyumcuların gaipten haber verenlerin çoğaldığı toplumda bizlere emanet edilen aklın değerinin farkında mıyız ki?</p>
<p>Ionna Kuçuradi,  insanın aydınlanma serüveninin ne olduğuna,  etik  manada nasıl ahlaki tavır alırız sorgulamasını cesaretle yaparak değerler eğitimine ömrü hayatını vakfetmiştir.</p>
<p>‘Geçip giden zamanları bir yerde bulsam…’</p>
<p>Konferanstan sonra kendisiyle eylediğim hasbihâlle hasret giderdim.  Yaş bereketine eren hocamız ile anılar tazelendi.</p>
<p>Hey gidi yıllar hey!..</p>
<p>Bizlere felsefeyi sevdiren, düşünme ve sorgulama eylemlerinden asla vazgeçirmeyen Kuçuradi’ye en kalbi teşekkürlerimi bir de sizlerin huzurunda söylemiş olayım.</p>
<p>Aydınlanma, bir zihin yolculuğu olup zaman zaman yalnızlığı gerekli kılar. Düşünen merak eden sorgulayan bireyler yetiştirmek ve kendimizi de bu uğurda yetiştirmek yani aydınlanmak için felsefe ile ilgilenmek şiarımız olmalı; aydınlandıkça daha özgürleşeceğiz. Siyaset bu kadar hırçın yapılmayacak, değerler fazlası ile hakkettiği saygınlığı geri kazanacaktır. Sanat da felsefesiz olmaz. Daha kaliteli sanat hayatımız için felsefi bir aydınlanmaya çok ihtiyacımız var.</p>
<p>Öyleyse, ne kadar çok aydınlanma o kadar çok ahlaki olgunluk ve kaliteli sanat !..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-da-felsefesiz-olmaz/">Sanat Da Felsefesiz Olmaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-da-felsefesiz-olmaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16058</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İzmir’de Gezilecek Yerler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/izmirde-gezilecek-yerler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/izmirde-gezilecek-yerler/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Nov 2018 18:52:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16036</guid>
				<description><![CDATA[<p>İzmir’e geldiniz veya zaten İzmir’deyseniz İzmir’de gezilecek yerler hakkında bilgi edinmelisiniz. Keza, İzmir’de o kadar çok gezilecek görülecek yer vardır ki, bir plan yapmadıysanız kafanız iyice karışır ve bu karışıklıkla çok fazla yer göremeyebilirsiniz. Örneğin 2 günlük bir haftasonu tatilinde güzel bir İzmir gezilecek yerler planı çıkarıp bu plan doğrultusunda hareket edinildiğinde tüm İzmir’i gezemesen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/izmirde-gezilecek-yerler/">İzmir’de Gezilecek Yerler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’e geldiniz veya zaten İzmir’deyseniz <strong>İzmir’de gezilecek yerler</strong> hakkında bilgi edinmelisiniz. Keza, İzmir’de o kadar çok gezilecek görülecek yer vardır ki, bir plan yapmadıysanız kafanız iyice karışır ve bu karışıklıkla çok fazla yer göremeyebilirsiniz. Örneğin 2 günlük bir haftasonu tatilinde güzel bir İzmir gezilecek yerler planı çıkarıp bu plan doğrultusunda hareket edinildiğinde tüm İzmir’i gezemesen de epeyce İzmir’in eğlence ve turistik mekanını görebilirsiniz.</p>
<p>İzmir’e gezmek için gelip 1 hafta gibi uzun bir tatiliniz var ve hiç de öyle otelde binekleyip akşam da Alcancak veya Karşıyaka’da çıkıp içmeye niyetiniz yoksa <strong>İzmir’de gezilecek yerler</strong> konusunda iyi bir rehbere ihtiyacınız var demektir. İşte, bu makale size bu İzmir rehberini sunacaktır. Unutmadan bu arada Alsancak ve Karşıyaka’da birer akşam eğlenmekten vageçmeyin J Ancak şunu da unutmayın ki, İzmir bu iki eğlence yerinden ibaret değildir. <strong>İzmir’de gezilecek yerler</strong> o kadar fazladır ki saymakla bitmez.</p>
<p>Şimdi, size mutlaka ama mutlaka İzmir’de görmeniz gereken yerlerden en önemlilerini sıralacağım. İçlerinden hangilerini göreceğinizi seçmek tamamen sizin elinizde. Şüphesiz hepsini gezemeyeceksiniz. İzmir’i gezmeye başlamadan önce bir İzmir gezi planı çıkarıp bu plan doğrultusunda İzmir’i gezmenizi tavsiye ederim.</p>
<p><figure id="attachment_16043" aria-describedby="caption-attachment-16043" style="width: 633px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/alsancak.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16043 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/alsancak.jpg?resize=633%2C396&#038;ssl=1" alt="Alsancak" width="633" height="396" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/alsancak.jpg?w=633&amp;ssl=1 633w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/alsancak.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/alsancak.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/alsancak.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/alsancak.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 633px) 100vw, 633px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-16043" class="wp-caption-text">Alsancak</figcaption></figure></p>
<h2>Alsancak</h2>
<p>İzmir’de genci, yaşlısı 7’den 77’ye herkesin eğlenmek ve vakit geçirmek için tercih ettiği en önemli yer Alsancak’tır. Alcansak Sahili’nde yan yana sıralanmış birbirinden güzel çok sayıda mekan bulunmaktadır. Bu mekanlarda yemek yiyebilir, çay – kahve içebilir, alkollü içeceklerden istediğinizi yudumlayabilirsiniz.</p>
<p>Alsancak Sahili’ndeki cafelerde karnınızı doyurup Alsancak Sahili’nde küçük bir yürüyüş gerçekten çok zevkli olacaktır. Ardından Alsancak’ın arka sokaklarına geçip alışveriş yapabilir, kültürel ağırlıklı mekanları ziyaret edebilir, hatta yürümek konusunda sorununuz yoksa Sevgi yolu’na kadar tabanlara kuvvet diyebilirsiniz. Sevgi Yolu’nda sizi birbirinden güzel onlarca takıcı ve kitapçı beklemektedir. Bu güzel takıları kaçırmayacağınızı düşünüyorum.</p>
<p>Sevgi Yolu yürüyüünden sonra tekrar Alsancak’a dönüp burada kalıp akşamleyin Alsancak barlarında eğlence seviyenizi biraz daha yükseltebilirsiniz.</p>
<p><figure id="attachment_16044" aria-describedby="caption-attachment-16044" style="width: 778px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kordon-boyu.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16044 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kordon-boyu.jpg?resize=640%2C426&#038;ssl=1" alt="Kordon Boyu" width="640" height="426" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kordon-boyu.jpg?w=778&amp;ssl=1 778w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kordon-boyu.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kordon-boyu.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-16044" class="wp-caption-text">Kordon Boyu</figcaption></figure></p>
<h2>Kordon Boyu</h2>
<p>İzmir denilince akla ilk gelen yerlerden birisi de Kordon’dur. Kordon Boyu hemen hemen herkes tarafından az çok bilinen bir yerdir Türkiye’de. Kordon, İzmir’le özdeşleşen mekanlardan en önemlisidir.</p>
<p>Kordon Boyu’nu Alsancak ile birlikte düşünmek gerekir. Alsancak Sahili’nin ismi olan Kordon’da her yaştan insan doyasıya eğlenmektedir. Özellikle gençlerin tercihi olan Kordon Boyu’na uğramadan İzmir’i gezdim demeyin.</p>
<p><figure id="attachment_16045" aria-describedby="caption-attachment-16045" style="width: 730px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kemeralti-carsisi.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16045 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kemeralti-carsisi.jpg?resize=640%2C353&#038;ssl=1" alt="Kemeraltı Çarşısı" width="640" height="353" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kemeralti-carsisi.jpg?w=730&amp;ssl=1 730w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kemeralti-carsisi.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-16045" class="wp-caption-text">Kemeraltı Çarşısı</figcaption></figure></p>
<h2>Kemeraltı Çarşısı</h2>
<p>Kemeraltı Çarşısı İzmir’in en ünlü alışveriş yeridir diyebiliriz. İzmir’in merkezi Konak’ta bulunan Kemraltı Çarşısı çok bilinen bir İzmir turistik yeridir. Çarşıda pek çok ürünün toptancısını bulabilir, normal şartlarda çok pahalı olan ürünlerin kaliteli ve daha ucuzunu bulabilirsiniz. Tabi, bunun için arka sokaklara girmöeniz gerekmektedir. Akdi takdirde ana güzergahlarda o kadar da ucuz alışveriş yapamayabilirsiniz.</p>
<h2><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-saat-kulesi.jpg?ssl=1"><img class="aligncenter wp-image-16042 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-saat-kulesi.jpg?resize=640%2C426&#038;ssl=1" alt="İzmir Saat Kulesi" width="640" height="426" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-saat-kulesi.jpg?w=885&amp;ssl=1 885w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-saat-kulesi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-saat-kulesi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>İzmir Saat Kulesi</h2>
<p>İzmir’in tarihi simgelerinden birisi de meşhur Saat Kulesi’dir. Tarihi çok eski olan İzmir Saat Kulesi İzmir’e gelip de herkesin mutlaka gördüğü bir eserdir. Çünkü Konak Meydan’da bulunan Saat Kulesi’nin bir yanında vapur iskelesi, diğer yanında Kemeraltı Çarşısı ve daha pek çok gezilecek görülecek İzmir mekanlarının başlangıç noktası olması bakımından herkes tarafından görülür ve bilinir.</p>
<p>Siz de İzmir’e gelip de Saat Kulesi’nin dibinde bir fotoğraf çektirmeden İzmir’e gelmiş sayılmazsınız. Ne de olsa tatil biter fotoğraflar kalır. Öyle değil mi?</p>
<p><figure id="attachment_16046" aria-describedby="caption-attachment-16046" style="width: 760px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-plajlari-1.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16046 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-plajlari-1.jpg?resize=640%2C400&#038;ssl=1" alt="İzmir Plajları" width="640" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-plajlari-1.jpg?w=760&amp;ssl=1 760w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-plajlari-1.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-plajlari-1.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-plajlari-1.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/izmir-plajlari-1.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-16046" class="wp-caption-text">İzmir Plajları</figcaption></figure></p>
<h2>İzmir Plajları</h2>
<p>İzmir’de gidebileceğiniz o kadar çok plaj vardır ki, en iyisi ben size hepsinin ismini vereyim; siz istediğiniz İzmir plajına yüzmeye gidin. Sizin bulunduğunuz noktaya yakın bir plajı seçmeniz yolda geçireceğiniz vakit açısından daha avantajlı olacaktır. Ayrıca şunu da bilin ki, İzmir plajları ve İzmir:’in denizi gerçekten temizdir ve gönül rahatlığıyla tüm İzmir plajlarında yüzebilirsiniz.</p>
<ul>
<li>Çeşme</li>
<li>Çeşme – Ilıca</li>
<li>Çeşme &#8211; Şifne</li>
<li>Dikili</li>
<li>Dikili – Çandarlı</li>
<li>Foça</li>
<li>Karaburun – Balıklıova – Mordoğan</li>
<li>Menderes – Özdere – Gümüldür</li>
<li>Selçuk – Pamucak</li>
<li>Seferihisar – Akkum</li>
<li>Urla – Çeşmealtı</li>
<li>Urla – Klizman</li>
<li>Yassıca Ada</li>
</ul>
<h2>İzmir&#8217;de Gezilecek Diğer Yerler</h2>
<p>İzmir&#8217;de gezip görülecek o kadar yer var ki, hepsini tek yazıya sığdırmak zor oldu. En iyisi siz fırsat bulduğunuz kadarıyla dilediğiniz yeri gezebilirsiniz. Aşağıda yer alan <strong>İzmir&#8217;de gezilecek yerler</strong> içerisinde hepsini gezmek gerçekten bir harika olacaktır.</p>
<ul>
<li>Agora</li>
<li>Tarihi Asansör</li>
<li>Kıbrıs Şehitleri Caddesi</li>
<li>KültürPark</li>
<li>Güzelyalı Sahili</li>
<li>Teleferik</li>
<li>Balıklıova</li>
<li>Karaburun</li>
<li>Smyrna Antik Kenti</li>
<li>Bayraklı Sevgi Yolu</li>
<li>İzmir Arkeoloji Müzesi</li>
<li>St. Polycarp Kilisesi</li>
<li>Pasaport Vapur İskelesi</li>
<li>İnciraltı</li>
<li>Efes Antik Kent</li>
<li>Kent Ormanı</li>
<li>İzmir Tarih ve Sanat Müzesi</li>
<li>İzmir Resim ve Heykel Müzesi</li>
<li>İzmir Doğal Yaşam Parkı (Hayvanat Bahçesi)</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/izmirde-gezilecek-yerler/">İzmir’de Gezilecek Yerler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/izmirde-gezilecek-yerler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16036</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Boşluk Olmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bosluk-olmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bosluk-olmak/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Yardımcı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15899</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güvenmek nedir? Rüzgara, yağmura güvenmek konusu gibi değil bu . Bu bir zamanlar yağmur kadar sevdiğin birine güvenmek gibi , ya da sen nasıl adlandırırsan&#8230; Zaman insanları değiştirir mi? Kendime defalarca sorduğum bir soru oldu . Veya yeni tanıdığın birini yağmur kadar sevdiğin birine değişmek&#8230; Aslına bakarsan zor bir çıkmaz oldum. Doğru muydu? Yoksa yanlış [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bosluk-olmak/">Boşluk Olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 18.0pt; background: white; margin: 0cm 0cm 18.0pt 0cm;"><span style="font-size: 13.5pt; font-family: 'Source Sans Pro','sans-serif'; color: #555555;">Güvenmek nedir? Rüzgara, yağmura güvenmek konusu gibi değil bu . Bu bir zamanlar yağmur kadar sevdiğin birine güvenmek gibi , ya da sen nasıl adlandırırsan&#8230; Zaman insanları değiştirir mi? Kendime defalarca sorduğum bir soru oldu . Veya yeni tanıdığın birini yağmur kadar sevdiğin birine değişmek&#8230; Aslına bakarsan zor bir çıkmaz oldum. Doğru muydu? Yoksa yanlış mıydı? Her açıdan tartışılır bir konuydu bu&#8230; Peki ya, rüzgar kadar sevdiğin birinin hayal kırıklığına uğratması seni? O zaman suçlu kim oluyor? Bir tartışma konusu daha&#8230; Lakin, bazen öyle anlar oluyor ki, yağmur ve rüzgar çok şiddetleniyor, insanlar üşüyor. Üşüdükçe kendi ruhuna kapanıyor&#8230; Kendi ruhumla ısınmak&#8230; Ne muazzam&#8230; Şarkılar çok güzel değil mi? Hele de kendi ruhunla ısınırken çok güzel&#8230; Bana kızma konuyu değiştirmedim&#8230; Zamanla hayal kırıklığı yaşamak tüm güvenimi sarstı işte. Evet olumsuzluklar olmuş olabilir, evet ve hala devam ediyor da olabilir&#8230; Ama gökyüzü çok güzel&#8230; İnsanlar değişir fakat, sen değişmezsen vicdanın rahat uyursun&#8230; Bazen de zamana bırakmak gerekir. Şuan olduğu gibi&#8230; Zaten her şey sahte değil mi? Aşk bile&#8230; Ama benim gökyüzüne olan aşkım gerçek&#8230; Ya aslında gökyüzü gibi insanlar tanısaydım belki onlara da aşık olurdum&#8230; Ama olmadı işte&#8230; Ben gökyüzünde kaldım&#8230; Ürkütücü gibi geliyor değil mi? Koskoca gökyüzünde yalnız kalmak. Öyle düşünme be, aslında muazzam bir olay bu&#8230; Düşünsene koskoca gökyüzü sana sarılıyor. Aşık olduğun bir şey her zaman yanında&#8230; Bazen de, gökyüzüne tanık olmak ister bazı insanlar. Seni anlamak isterler, merak ederler.. Hatta bazıları o kadar muazzam olur ki, senden yazmanı ister&#8230; Nadir benim gökyüzümde benden yazı yazmamı isteyenler&#8230; Benden yazı yazmamın istenmesi, denizin kayalara vurmasını izlerken hissedilen mutluluk gibi gerçekten&#8230; Gökyüzü çok tuhaf. Bazen böyle mutlu da oluyorsun işte&#8230; .Belki okuyunca beni polyanna filan sanacaklar . Bir korkumda bu işte, kelimelerimde ki gizli anahtarları bulup, anlayan biri benim poliyanna olmadığımı anlar&#8230; Ben gecede yaşıyorum, hayal dünyasında değil&#8230; Evrenin varoluşunun en güzel noktasında, gecede yaşıyorum&#8230; Gökyüzünün siyah olduğu bir zaman bu &#8230; Bazen de yakamoz oluyorum. Tabiii gündüzün sahteliğinden arındığım zaman&#8230; İnsanlar bana çok garip geliyor. Bilmiyorum sana da öyle geliyor mu? Beni en çok onlar korkutuyor. Duyguları olmayan makineler gibi tıpkı&#8230; Keşke tüm insanlığı gök yüzüme alabilseydim. Keşke tüm insanlık dalga sesine yazılar yazabilseydi&#8230;</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bosluk-olmak/">Boşluk Olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bosluk-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15899</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seyr-ü Sefer</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seyrusefer/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seyrusefer/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 20 Oct 2018 05:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15779</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sarı yapraklar ardına saklanmış iki damla gözyaşıyla veda ederken sana, bir sonraki bahara yolculuğumda başladı. Dönüş hayallerinin, kavuşma arzusunun karşı konulmaz çekiciliğiyle o günleri beklemeye başladım… Otobüs değişmiş yüzüne götürürken beni bir zamanlar unutmaya çalıştığım eski bir kimliğin. &#160; İlkbahar, İlk aşk, ilk yalan, ilk kırıklar. İsimler hep değişti, Dolaptaki raflarından inmeyi bekledi giysiler. Yavaş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seyrusefer/">Seyr-ü Sefer</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sarı yapraklar ardına saklanmış iki damla gözyaşıyla veda ederken sana, bir sonraki bahara yolculuğumda başladı. Dönüş hayallerinin, kavuşma arzusunun karşı konulmaz çekiciliğiyle o günleri beklemeye başladım… Otobüs değişmiş yüzüne götürürken beni bir zamanlar unutmaya çalıştığım eski bir kimliğin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlkbahar, İlk aşk, ilk yalan, ilk kırıklar. İsimler hep değişti, Dolaptaki raflarından inmeyi bekledi giysiler. Yavaş yavaş eskidi. Eskimek; ötekilerce kıymetsiz ve diğerleri önemli… Çünkü anlamak değildi gaye, kurtulmaktı sorunlardan ve bir süre sonra unutmaktı sadece. Eski bir anıdan başka ne olabilirdi ki onlar.</p>
<p>Eski kıymetli! İnsan eskiden acı duymaz. Eski! Bir özlem, Eski! Hatıralar, Eski! Kötüde olsa anlaşılmış doğrular.</p>
<p>Biz şu anda boğulduk. Anda görmeyi fark edemedik. Ana yenildik ve ne kadar sığ bir liman olduğunu bilemeyip ana saplanıp kaldık.</p>
<p>Eskiyle yoğrulduk eskiyle doğrulduk. Ve bir zamanlar diyerek hep geçmişle avunduk. O karşı konulmaz, o vazgeçilmez o şaşalı günlerden cesaret bulduk…</p>
<p>Hüsran!</p>
<p>Yeter artık…</p>
<p>Ben seninle başlamak istiyorum. Yeni eskiler oluşturmak, onlara boğmak bir ömrü ve bir gün veda edeceksem… Bu! Dünya ya olmalı. Eskilerim senli, seninle dolmalı en güzel yanlarım bu güzelliklerle huzuru bulmalı.</p>
<p>Diğer eskileri kirlettiler… Çünkü değiştirdiler.</p>
<p>Lakin kaybettikçe döndüler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seyrusefer/">Seyr-ü Sefer</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seyrusefer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15779</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Aşkı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-aski/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-aski/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Oct 2018 05:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15755</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Dertli miyim dertsiz miyim garip miyim öksüz müyüm gecelerden sor beni şarkısını ne çok dinlemişimdir acıların kadını rahmetli Bergen&#8217;den Gecelere dalmak kadehlerde teselli aramak bazılarımızın şiarı&#8230; Eğer böylesine halet-i ruhiye içindeysek kendimizi sanatın kucağına bırakabiliriz. Çünkü; sanat bizi iyileştirecek bir simyadır. Sanatın hangi koluyla ilgilenirsek ilgilenelim hayata karşı daha olgun daha anlayışlı ve renkli bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-aski/">Sanat Aşkı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>&#8220;Dertli miyim dertsiz miyim garip miyim öksüz müyüm gecelerden sor beni şarkısını ne çok dinlemişimdir acıların kadını rahmetli Bergen&#8217;den</div>
<div>Gecelere dalmak kadehlerde teselli aramak bazılarımızın şiarı&#8230; Eğer böylesine halet-i ruhiye içindeysek kendimizi sanatın kucağına bırakabiliriz.</div>
<div>Çünkü; sanat bizi iyileştirecek bir simyadır.</div>
<div>Sanatın hangi koluyla ilgilenirsek ilgilenelim hayata karşı daha olgun daha anlayışlı ve renkli bir kişiliğe sahip olabiliyoruz.</div>
<div>Bir amatör sanat öğrencisi olarak bunları söylememin en önemli gerekçesi sanatın kendine has gizli eğitiminden beslenmiş olmamdır.</div>
<div>Sanat ile ilgilenirken kendimi Alis Harikalar Diyarında  dolaşıyor gibi hissediyor oluşumdur. Her kulun mutlak bir derdi var. Yukarıdaki paragraftada da bahsettiğim üzere bazıları alkolde teselliyi arıyor bazısı ilaçlarda vs&#8230;</div>
<div>Bir notanın ritmi bir tiyatro eserinin kurgusu ya da bir resmin boyasına kaptırsak gönlümüzü inanın daha başka olacak her şey&#8230;</div>
<div>Güçlü ve daha enerjik hissedeceğiz kendimizi</div>
<div>&#8220;Hadi Gülümse&#8221; der gibi&#8230;</div>
<div>Siyasetin bu kadar fazlasıyla ve de hırçın  bir tarzda konuşulduğu canım ülkemde sanat ile daha fazla hemhal olunmanın vakti geldi de geçiyor; ne dersiniz?</div>
<div>Hayatın monotonluğundan kurtulmak musmutlu rengarenk kişiliğe sahip olmak için sanat vazgeçilmez.</div>
<div>Alanya 15. Caz Festivallerine ev sahipliği yapıyor. Tarihi Alanya Kalesinin ışıkları altında;  böylesi müzikle dolusu günlerde ben de Alanya&#8217;da Kültür Merkezi Koro çalışmalarında soluğu aldım. Atilla Bodur hocanın ekibinde olmak türkü çalışmak ayrı bir keyif&#8230;</div>
<div>Sizlere de tavsiye ediyorum.</div>
<div></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-aski/">Sanat Aşkı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-aski/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15755</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Edebiyat Mutluluktur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-mutluluktur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-mutluluktur/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 05:50:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çetinkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15670</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazmış olmak için yazılamaz; derdin varsa yazarsın. Yazdığını dert ediniyorsan, dert edindiğini yazıyorsan, kıymeti var yazılanın. Derler ya: Dertli söylegen olur. Yazan insan, derdi olan insandır. Ne demişler: İçiyorsak sebebi var! Aynen öyle: Yazıyorsak sebebi var! &#160; Lise ikinci sınıfta, bir hikâyede okumuştum. Hikâyenin kahramanı, sigara tiryakisiydi. Sigara içmeden nasıl uyuyabildiğine hayret ediyordu. En büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-mutluluktur/">Edebiyat Mutluluktur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazmış olmak için yazılamaz; derdin varsa yazarsın.</p>
<p>Yazdığını dert ediniyorsan, dert edindiğini yazıyorsan, kıymeti var yazılanın.</p>
<p>Derler ya: Dertli söylegen olur.</p>
<p>Yazan insan, derdi olan insandır.</p>
<p>Ne demişler: İçiyorsak sebebi var!</p>
<p>Aynen öyle: Yazıyorsak sebebi var!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lise ikinci sınıfta, bir hikâyede okumuştum.</p>
<p>Hikâyenin kahramanı, sigara tiryakisiydi.</p>
<p>Sigara içmeden nasıl uyuyabildiğine hayret ediyordu.</p>
<p>En büyük korkusu, kabirde sigarasız kalmaktı.</p>
<p>Yazmak, böyle bir tutkudur.</p>
<p>Yazan insan, <em>“iradesini aşan güçlü bir coşku” </em>ile sarılır kalemine.</p>
<p>Hastalanmaktan ya da ölmekten değil; hastanede veya kabirde, kalemi ve kâğıdı koklayamamaktan, klavyesine dokunamamaktan korkar.</p>
<p>Yazıları için, kimseden teşekkür beklemez.</p>
<p>Yazarak, duygularını ve düşüncelerini anlatma fırsatı bulur.</p>
<p>Biz, ona “yazar” desek de; yazmak onun için bir meslek değil, yaşam kaynağıdır.</p>
<p>“Niçin yazdın?” diye sorsanız ona, alacağınız cevap şu olur: <em>“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. <strong>Yazmasam deli olacaktım.</strong>”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geçenlerde, evine ziyarete gittiğim, eskimeyen bir dostumun kütüphanesinde, bir edebiyat dergisi gördüm.</p>
<p>Dergiyi incelerken, çok mutlu olduğumu söylemeliyim.</p>
<p>Dostuma, bu tür dergilere sahip çıkılması gerektiğini söyledim.</p>
<p>Sahip çıkmak için satın almak yeterli değil; okumak, okutmak, yorum yazmak, eleştirmek, teşekkür etmek, mail atmak, mektup yazmak gerekli.</p>
<p>Fikirlerine katılmıyorsundur, ne güzel!</p>
<p>Farklı düşünen dostlarınla, edebiyatın nezahet ve nezaketi içerisinde sohbet etmek hem lezzetli hem de doyurucudur.</p>
<p>Yenidünyalara açılır, yeni tatları duyarsın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Okuyan ve yazan insanlar; dertli, değerli ve dolu insanlardır.</p>
<p>Duygularını yazıya döken insan, derdini anlatmak için kalem ya da klavyeden başka bir nesneye ihtiyaç duymaz.</p>
<p>Şiir, roman, hikâye, deneme, makale, tiyatro&#8230;</p>
<p>Edebiyat ile yürekten ilgilenen insan; kötülük yapmayı düşünemez, beceremez.</p>
<p>Çocuklarımızın, ruhen sağlıklı ve güzel ahlaklı yetişmesini istiyorsak; onlara edebiyatı sevdirmeliyiz.</p>
<p>Sadece kitap okumayı değil, edebiyatı sevdirmeliyiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat-mutluluktur/">Edebiyat Mutluluktur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/edebiyat-mutluluktur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15670</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Altın Yüzüğüm Kırıldı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/altin-yuzugum-kirildi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/altin-yuzugum-kirildi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Sep 2018 05:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15660</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugünlerde sanat camiasında geleceğin Mozart’ını konuşuyoruz.  Malum 13 yaşındaki Ali İnsan’dan bahsediyorum.  Sesine kurban olayım vallahi hayran oldum. Almanya’da yaşıyor; ama mayasında canım Anadolu var. Seçtiği türküden belli olmuyor mu? Klasik Türk Müziği eğitimi alan Ali İnsan gelecekte gurur duyacağımız sanatkarımız olacaktır, dileğimiz bu yönde… Bahsettiğim türküyü tırnak içinde başlık olarak yazmış bulunuyorum. Bu türküyü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/altin-yuzugum-kirildi/">Altın Yüzüğüm Kırıldı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugünlerde sanat camiasında geleceğin Mozart’ını konuşuyoruz.  Malum 13 yaşındaki Ali İnsan’dan bahsediyorum.  Sesine kurban olayım vallahi hayran oldum. Almanya’da yaşıyor; ama mayasında canım Anadolu var. Seçtiği türküden belli olmuyor mu?</p>
<p>Klasik Türk Müziği eğitimi alan Ali İnsan gelecekte gurur duyacağımız sanatkarımız olacaktır, dileğimiz bu yönde…</p>
<p>Bahsettiğim türküyü tırnak içinde başlık olarak yazmış bulunuyorum. Bu türküyü ben Hüseyin Turan’dan dinlemiştim.</p>
<p>Her türkünün olduğu gibi muhakkak ki bu türkünün de yaşanmışlığı vardır. Herkes kendi yaşanmışlıklarını bir şekilde buluveriyor, türküde; haksız mıyım?</p>
<p>Türküyü dinlerken altın yüzüklerimiz hiç kırılmasın; ümitlerimiz hiç solmasın diye dilekte bulunurken türkülerin evrensel sevgisinde Ali İnsan’ı geleceğin Mozart’ını tanımanın sevincini yaşıyorum.</p>
<p>Türküyle, sanatla, sevgiyle hoşça bakınız zatınıza…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/altin-yuzugum-kirildi/">Altın Yüzüğüm Kırıldı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/altin-yuzugum-kirildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15660</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şiire Tutunmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siire-tutunmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siire-tutunmak/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Sep 2018 06:04:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15650</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanatın hemen her dalını çok seviyorum; ama şiirin yeri oldukça farklı; şiir demek aslında bir anlamda felsefe yapmaktır. Siyasetin boğucu hırçın dili yorgun gönüllerimizi daha da hırpalarken tam da böylesi bir ortamda şiire tutunmak, şiirle nefeslenmek yüreklerimizi tazeleyip gençleştiriyor. Her şair, kendi içsel yolculuğuna bizi de dahil ederek; birkaç dakikalığına da olsa bizlere farklı bakış [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siire-tutunmak/">Şiire Tutunmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatın hemen her dalını çok seviyorum; ama şiirin yeri oldukça farklı; şiir demek aslında bir anlamda felsefe yapmaktır.</p>
<p>Siyasetin boğucu hırçın dili yorgun gönüllerimizi daha da hırpalarken tam da böylesi bir ortamda şiire tutunmak, şiirle nefeslenmek yüreklerimizi tazeleyip gençleştiriyor.</p>
<p>Her şair, kendi içsel yolculuğuna bizi de dahil ederek; birkaç dakikalığına da olsa bizlere farklı bakış açıları kazandırırlar.</p>
<p>Geçen akşam Milas Ören’de bir şiir akşamı ziyafeti vardı. Melih Cevdet Anday’ın şiirleri okundu.</p>
<p>Şairleri simyacılara benzetmek ne kadar doğru olur bilinmez lakin şiirin kişiliği değiştirip dönüştüren harika bir yönünün olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Belki bu zamanlarda daha çok sanat daha çok şiir ile ilgilenmek ulus olarak hepimize daha iyi gelecek; çünkü her anlamda meşakkatli bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p>Farklılıklarımız zenginliklerimiz olması gerekirken birbirimizi ötekileştirmenin diğer adı olup çıkıyor. Halbuki bu zamanlar ne çok kenetlenmeliyiz.</p>
<p>Şiirleri birer vesile bilelim; daha barışçıl daha sevgi dolu olabilmek için, ne dersiniz sevgili okur?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siire-tutunmak/">Şiire Tutunmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siire-tutunmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15650</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Demokrasi ve Toplum Üzerine Notlar&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-ve-toplum-uzerine-notlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-ve-toplum-uzerine-notlar/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Sep 2018 05:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çetinkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15613</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlk çağlardan beri filozoflar; demokrasinin tanımı ve uygulanış şekli hakkında tartışmışlar, ancak ortak bir sonuca varamamışlardır. Bir yönetim biçimi olarak, demokrasinin dünyadaki mevcut uygulanış şekillerine bakılırsa, bu tartışma gelecek asırlar da devam edeceğe benzer. Demokrasinin temel unsurlarından biri, farklı görüşlere sahip siyasi partilerin varlığıdır. Kapsamı ve tanımı hakkında farklı görüşler bulunsa da siyasi parti; “Belli [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-ve-toplum-uzerine-notlar/">Demokrasi ve Toplum Üzerine Notlar&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İlk çağlardan beri filozoflar; demokrasinin tanımı ve uygulanış şekli hakkında tartışmışlar, ancak ortak bir sonuca varamamışlardır.</p>
<p>Bir yönetim biçimi olarak, demokrasinin dünyadaki mevcut uygulanış şekillerine bakılırsa, bu tartışma gelecek asırlar da devam edeceğe benzer.</p>
<p>Demokrasinin temel unsurlarından biri, farklı görüşlere sahip siyasi partilerin varlığıdır.</p>
<p>Kapsamı ve tanımı hakkında farklı görüşler bulunsa da siyasi parti;</p>
<p><em>“Belli bir siyasi program üzerinde birleşmiş kişilerin, bu programı normal <u>seçim yoluyla</u> gerçekleştirme amacı güderek kurmuş oldukları <u>resmî</u> bir örgüttür.”</em> (1)</p>
<p>Tanımdan da anlaşılacağı üzere siyasi parti, gizli ve yasal olmayan faaliyetlerde bulunmaz.</p>
<p>Hazırladığı programı, halkın desteğini alarak gerçekleştirmeye çalışır.</p>
<p>Aliya İzzetbegoviç; <em>“Evet, siyasi partiler mükemmel araçlar değildi. Ancak dünya henüz daha iyisini keşfedememişti.”</em> der. (2)</p>
<p>İnsanlık, daha iyi demokrasiyi keşfedene kadar bu tartışma bitmeyecektir.</p>
<p>Ülkemizde ve dünyada yaşanan her hadise, bize net olarak şunu göstermektedir: Demokrasiden başka yol yoktur.</p>
<p>Demokrasi dışı her eylem ve söylem, arkasında kim olursa olsun kaybetmeye mahkûmdur.</p>
<p>Şeyh Edebali’ye isnat edilen meşhur bir söz var: <em>“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”</em></p>
<p><em>“Devlet; başta yürütme, yasama ve yargı erkleri olmak üzere, yerel yönetimleriyle, üniversiteleriyle, sendikalarıyla, vakıflarıyla, sivil toplum kuruluşları ve dernekleriyle ayrı görevleri olmakla birlikte, üst amaçta birbiriyle uyumlu çalışması gereken bir organizasyondur.”</em> (3)</p>
<p>Bu organizasyonun görevi, insanların –hatta hayvan, bitki gibi diğer canlıların da-  haklarını korumak ve ihtiyaçlarını karşılamaktır.</p>
<p>Şahsî, manevî, siyasî, iktisadî ve sosyal hak ve hürriyetlerini her hangi bir endişe duymadan yaşayabilen insan, mutlu insandır.</p>
<p>Mutlu insanlardan oluşan toplum; mutlu ve geleceğe güvenle bakan toplumdur.</p>
<p>Ülkemizde <strong>muasır ve müreffeh medeniyetler</strong> seviyesinde bir demokrasi istiyorsak, toplum olarak bizlere düşen görevler var.</p>
<p>Demokrasi her şeyden önce bir hayat felsefesi ve yaşam biçimidir.</p>
<p>Eşitlik, sorumluluk, farklılıklara saygı, hoşgörü, dürüstlük, iş birliği, çeşitlilik&#8230;</p>
<p>Bir toplumun demokratik seviyesini anlayabilmek için bunlar vb. değerlerin o toplum tarafından ne kadar benimsendiğine bakmak gerekir.</p>
<p>Cinsiyeti, milliyeti, memleketi, mezhebi, meşrebi, mesleği farklı olan herkese, <strong>Hakk</strong>’ın kendisine vermiş olduğu hak ölçüsünde saygı duymamız gerekir.</p>
<p>Saygı duymak, evrensel hukuk prensipleri içerisinde insanların fikirlerini ifade ve mesleklerini icra etmelerine fırsat vermek demektir.</p>
<p>Devletin yasama, yürütme ve yargı erkleri kanun koyucu ve uygulayıcı olarak milletinin huzur ve güvenini temin etme adına önlemler alır; aldığı önlemlerde <strong>“adalet”</strong> düsturuna dikkat eder.</p>
<p>Toplum ise ailevî, ticarî ve sosyal hayatlarında; duyarlılık, adalet, aktif katılım, yardımseverlik, anlayış ve müsamaha gibi demokratik değerleri içselleştirmek suretiyle devlete yardımcı olur.</p>
<p><strong><u>KAYNAKLAR:</u></strong></p>
<ol>
<li>Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi, Siyaset Sosyolojisi Ders Kitabı</li>
<li>Aliya İzzetbegoviç Belgeseli, Yönetmen: Mahmut Fazıl Coşkun</li>
<li>Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi, Yerel Yönetimler Ders Kitabı</li>
</ol>
<p>NOT: Resim, pixabay.com adresinden alınmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-ve-toplum-uzerine-notlar/">Demokrasi ve Toplum Üzerine Notlar&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-ve-toplum-uzerine-notlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15613</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Orada Bir Köy Var Uzakta</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/orada-bir-koy-var-uzakta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/orada-bir-koy-var-uzakta/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Sep 2018 05:30:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15603</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sakarya&#8217;daki bir köy  okulunun bu terk edilmiş salonunu köy çocukları için rengarenk bir spor alanına dönüştürmek için imece usulü gayretteyiz&#8230; Siz de destek olmak isterseniz listedeki herhangi bir spor malzemesini özelden vereceğimiz adrese yollayabilirsiniz&#8230; Okullar açılmadan bu okulun çocuklarını sevindirmek istiyoruz. Bir çocuğun gülüşü yarına atılacak bir umut taşı demektir&#8230; Yarınlarımıza sahip çıkalım&#8230; 6 Badminton [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/orada-bir-koy-var-uzakta/">Orada Bir Köy Var Uzakta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sakarya&#8217;daki bir köy  okulunun bu terk edilmiş salonunu köy çocukları için rengarenk bir spor alanına dönüştürmek için imece usulü gayretteyiz&#8230;<br />
Siz de destek olmak isterseniz listedeki herhangi bir spor malzemesini özelden vereceğimiz adrese yollayabilirsiniz&#8230;</p>
<p>Okullar açılmadan bu okulun çocuklarını sevindirmek istiyoruz. Bir çocuğun gülüşü yarına atılacak bir umut taşı demektir&#8230; Yarınlarımıza sahip çıkalım&#8230;<a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/FUPO5624.jpg"><br />
<img class="wp-image-15605 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/FUPO5624.jpg?resize=640%2C481" alt="" width="640" height="481" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/FUPO5624.jpg?w=1600&amp;ssl=1 1600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/FUPO5624.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/FUPO5624.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/FUPO5624.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>6 Badminton raketi<br />
1 set Badminton Topu<br />
5 Basketbol Topu<br />
5 Futbol Topu<br />
5 Voleybol Topu<br />
6 Masa Tenisi Raketi<br />
100 Adet Masa Tenisi Topu<br />
5 Adet Tekli Atlama İpi<br />
12 Adet Antrenman Çanağı ( 2 renk )<br />
10 Adet Antrenman Hunisi ( 2 renk )<br />
20 Adet Antrenman Yeleği ( 2 renk )</p>
<p>iletişim adresi: maigercek@hotmail.com</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/orada-bir-koy-var-uzakta/">Orada Bir Köy Var Uzakta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/orada-bir-koy-var-uzakta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15603</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uzun Boyunlu Kadın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uzun-boyunlu-kadin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uzun-boyunlu-kadin/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 03 Sep 2018 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15586</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkes kutusuna çekilmiş, ayyaşlar köşelerinde sızmış, sessiz bir Paris gecesi. 5. katın penceresinde bir kadın karnı burnunda… Aşk mı? Sevgi mi? Alışkanlık mı? Vazgeçememe mi? Ya da kavuşma arzusu mu? Sessiz bir Paris gecesi… Pencere pervazında bir anne, karnı burnunda&#8230; Kollarını açmış, boşluğa sarılırmışçasına. Sessizliği delen bir çığlık… Vuslat mı? Huzur mu? Yoksa pişmanlık mı? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzun-boyunlu-kadin/">Uzun Boyunlu Kadın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/08/UZUN-BOYUNLU-KADIN.jp_.jpg"><img class="wp-image-15587 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/08/UZUN-BOYUNLU-KADIN.jp_.jpg?resize=407%2C656" alt="" width="407" height="656" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/08/UZUN-BOYUNLU-KADIN.jp_.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/08/UZUN-BOYUNLU-KADIN.jp_.jpg?resize=186%2C300&amp;ssl=1 186w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/08/UZUN-BOYUNLU-KADIN.jp_.jpg?resize=636%2C1024&amp;ssl=1 636w" sizes="(max-width: 407px) 100vw, 407px" data-recalc-dims="1" /></a>Herkes kutusuna çekilmiş, ayyaşlar köşelerinde sızmış, sessiz bir Paris gecesi.<br />
5. katın penceresinde bir kadın karnı burnunda… Aşk mı? Sevgi mi? Alışkanlık mı? Vazgeçememe mi? Ya da kavuşma arzusu mu?<br />
Sessiz bir Paris gecesi…<br />
Pencere pervazında bir anne, karnı burnunda&#8230; Kollarını açmış, boşluğa sarılırmışçasına. Sessizliği delen bir çığlık… Vuslat mı? Huzur mu? Yoksa pişmanlık mı?</p>
<p>Paris sokaklarında çınlayan ses, “Modi”. Bohem bir yaşam tarzı, ağır sağlık sorunları, günümüzde paha biçilemeyen eserlerini birkaç içkiye satan, yaşamını önemsemeyen ressam… Dönemin diğer ressamları güzel bir şekilde yaşarken bu yaşantısını kendisinin seçtiği kelimeleriyle “Samimi olarak söylüyorum, hayatım umurumda bile değil.” demesinden anlaşılıyor.</p>
<p>Hayatını yoklukla geçirirken yaşamını idame etmek için resim dersleri vermeye başlar Modi. Bu dersleri sırasında hayatını değiştirecek, genç bir öğrenci olan Jeanne Hébuterne ile tanışır.</p>
<p>Yaşadıkları bağlılık sonucu tuvale dökülen renkler. Modigliani’nin belki de tek aradığı bilinçaltı, doğadaki en ulvi şey olarak gördüğü insan yüzü: uzun boyunlu kadın. Söz vermişti Modi “Ruhunu görebildiğimde, gözlerini de çizeceğim.” Bu mu etkilemişti onu? Kim bilir kaç kere sordu kendine cevabını bulamadı. Neden Modigliani? Daha rahat bir hayat sürebilirdi. Onun boş vermişliğinde kayboldu. Sızdığı gecelerde onu bulup çıkardı. Evladını hiçe sayıp onun peşinden gitti. Zorluklar çekti. Neden Modigliani?</p>
<p>Sessiz bir Paris gecesi…<br />
Tuvale dökülen renkler, uzun boyunlu kadın, ölümün koynundaki ressam.<br />
Mutluluk mu? Hüzün mü?<br />
Sessiz bir Paris gecesi…<br />
Ayrılığa ancak 2 gün dayanabilen kadın, rüzgâr, boşluk ve yan yana üç beden…<br />
Son mu? Sonsuzluk mu?</p>
<p>NOT: Bu ilginç hayat hikâyesini, yönetmenliğini Mick Davis’ın üstlendiği, başrolünde Andry García ve Elsa Zylberstein yer aldığı “Modigliani” adlı yapıtta izleyebilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzun-boyunlu-kadin/">Uzun Boyunlu Kadın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uzun-boyunlu-kadin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15586</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kıbrıs’ta Modern Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kibrista-modern-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kibrista-modern-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Aug 2018 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15568</guid>
				<description><![CDATA[<p>TOPLUMUN SANAT İLE BULUŞMASI Sanatı olmayan bir milletin hayat damarlarından birinin kopuk olduğunu her geçen gün daha iyi idrak edebiliyoruz. Farkında mısınız çok daha agresif kişiler olduk, hayatımızda sanatsal çalışmalardan çok daha fazla siyasi görüş farklılıkları ile yorgun, bitap düşüyoruz. Sanatın kendisi bizzat hayat enerjisi; işte bu enerjinin müze olarak kalıcı olması için çırpınan güzel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kibrista-modern-sanat/">Kıbrıs’ta Modern Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>TOPLUMUN SANAT İLE BULUŞMASI</p>
<p>Sanatı olmayan bir milletin hayat damarlarından birinin kopuk olduğunu her geçen gün daha iyi idrak edebiliyoruz.</p>
<p>Farkında mısınız çok daha agresif kişiler olduk, hayatımızda sanatsal çalışmalardan çok daha fazla siyasi görüş farklılıkları ile yorgun, bitap düşüyoruz.</p>
<p>Sanatın kendisi bizzat hayat enerjisi; işte bu enerjinin müze olarak kalıcı olması için çırpınan güzel yüreklileri tebrik etmek bizim üzerimize bir görevdir. Allah onların bu çalışmalarını bereketlendirsin.</p>
<p>Ağustosun ilk haftasında Yakın Doğu Üniversitesi tarafından toplum sanatla buluşup kaynaşsın amacıyla modern sanat adına Kıbrıs Modern Sanat Müzesi’nin temelleri atıldı.</p>
<p>Sanatsal çalışmalara yapılan katkılara hepimizin destek vermesi gerekiyor. Kıbrıs bizim yavru vatanımız; oradaki başarılarla da gurur duyuyoruz.</p>
<p>Sanatın iyileştirici gücünün farkındayız. O halde daha çok sanat daha çok huzur !..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kibrista-modern-sanat/">Kıbrıs’ta Modern Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kibrista-modern-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15568</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Leyale</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/leyale/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/leyale/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 11 Aug 2018 05:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sema Nur Canbaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15506</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oldum olası sessizliği benimsemiştim ben. Ses canımı yakardı. İçimi oluk oluk hüzünle doldururdu; yine de bir şey vardı ki sessizliğime çare. Garip bir tezatlıktı ama sesten, sesin sahibiyle kaçardım ben. Bir adet kulaklık korkularıma kalkan olurdu. Düşmanımdan saklanmak için düşmanımın inene saklanmak gibi bir şeydi bu. Garipti ama bendi her şeyiyle&#8230; Korkardım insanlardan. Onların sesin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leyale/">Leyale</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Oldum olası sessizliği benimsemiştim ben. Ses canımı yakardı. İçimi oluk oluk hüzünle doldururdu; yine de bir şey vardı ki sessizliğime çare. Garip bir tezatlıktı ama sesten, sesin sahibiyle kaçardım ben. Bir adet kulaklık korkularıma kalkan olurdu. Düşmanımdan saklanmak için düşmanımın inene saklanmak gibi bir şeydi bu. Garipti ama bendi her şeyiyle&#8230;</div>
<div dir="auto">Korkardım insanlardan. Onların sesin üzerindeki hakimiyetinden. Neden bilmiyorum? Kimden korktuğumu, niye korktuğumu?</div>
<div dir="auto">Hiçlikte var olmaya çalışan hiçlik gibiyim. Oradan oraya savruluyorum..</div>
<div dir="auto">Belki de en büyük hatam bu dünyaya gelmekti. Başka biri olarak değil ben olarak yeşermek&#8230;</div>
<div dir="auto">Biliyordum buraya ait değildim ben. Ruhum boşlukta bi çare..</div>
<div dir="auto">Çoğu kez boğuluyor gibiyim kendi havamda. Soluduğum hava canımdan can alıyor adeta&#8230;</div>
<div dir="auto">Ama bazen bir kıvılcım doğuyordu kendi benliğiminde;</div>
<div dir="auto">Bazen de o kıvılcımı doğmadan küllendiren bir damla su, ruhumun derinliğinde ..</div>
<div dir="auto">Bazen korkusuz korkak.</div>
<div dir="auto">Bazen de karanlıkta bir hüzme.</div>
<div dir="auto">Hiç doğar mı ışıksız gölge;</div>
<div dir="auto">Işık olmadan her yer leyale.</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leyale/">Leyale</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/leyale/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15506</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilinçaltı İnanışları Mı  Hayatımı Yönlendiriyor?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bilincalti-inanislari-mi-hayatimi-yonlendiriyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bilincalti-inanislari-mi-hayatimi-yonlendiriyor/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Aug 2018 05:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nur Koşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15481</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilinçli beynimizle aldığımız kararları uygulamaya koyarken neden zorluk çektiğinizi hiç düşündünüz mü? Elbette düşündünüz. Peki, kendinize verdiğiniz cevap ya da cevaplar nelerdir? Eğer şimdiye kadar verdiğiniz cevaplar işe yaramadıysa; o halde gelin cevabı birlikte arayalım. Kararlarınızı verirken genellikle göz ardı ettiğiniz, buz dağının görünmeyen bir tarafı vardır. Cevaplarınızı bulamamanızın sebebi de aslında bu ihmal edilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilincalti-inanislari-mi-hayatimi-yonlendiriyor/">Bilinçaltı İnanışları Mı  Hayatımı Yönlendiriyor?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bilinçli beynimizle aldığımız kararları uygulamaya koyarken neden zorluk çektiğinizi hiç düşündünüz mü? Elbette düşündünüz. Peki, kendinize verdiğiniz cevap ya da cevaplar nelerdir?</p>
<p>Eğer şimdiye kadar verdiğiniz cevaplar işe yaramadıysa; o halde gelin cevabı birlikte arayalım.</p>
<p>Kararlarınızı verirken genellikle göz ardı ettiğiniz, buz dağının görünmeyen bir tarafı vardır. Cevaplarınızı bulamamanızın sebebi de aslında bu ihmal edilen kısımdır.</p>
<p><strong><em>Buz dağının görünmeyen tarafı nedir? </em></strong></p>
<p>Paul MacLean’ ın  3’ lü beyin teorisine göre beyin; Neo Korteks  (Düşünce ve Zeka), Limbik Sistem (Duygular , Hafıza), ve Beyin Sapından (İlkel Beyin, İç güdüsel) oluşur. Buz dağının görünmeyen tarafı bu teorideki ilkel beyindir.</p>
<p>Düşünceleriniz bilinçaltınızdaki inanışlara göre etkinlik kazanır. Bilinçaltınız size ilk şu soruyu sorar.</p>
<p><strong><em>Bu düşünce beni güvende tutabilir mi? </em></strong></p>
<p>İlkel beyin sizden aldığı cevaba göre duygularınızı da yönlendirir. Bilinçaltı kendini dalgalı bir denize bırakmak istemez. Onun için her şey net olmalıdır.  Hani derler ya gerçekten isteseydin olurdu. İşte gerçekten istememiz aslında fikrimizden fayda sağlayacağımıza inanmamıza bağlıdır. İlkel beyniniz ikna olmadıysa çalışmalarınızın sonucu genellikle olumsuz sonuçlanır. Çünkü biz aslında faydaya inanırsak tam anlamıyla harekete geçeriz. İnançla birlikte Limbik Sistemde oluşan olumlu duygular başarıya ulaşmamıza yardımcı olur.</p>
<p>Kısaca özetleyecek olursak; beynimizde yeşeren bir düşünce ilk olarak bilinçaltımıza gider oradaki inanışımıza göre duygu kazanır. Bazı şeyleri değiştirmek istiyorsanız, bilinçaltınızdaki düşüncelerinizden işe başlayabilirsiniz.</p>
<p><strong><em>Peki, bilinçaltınız sizce ne zaman şekillenmeye başladı?</em></strong></p>
<p>0-6 yaş arasındaki çocuklar ebeveynlerden edinilen bilgi ve inanç kalıplarını almaya açıktır. Gerçek ile hayali ayıramazlar. Çünkü çocukların sorgulama yönü gelişmemiştir. Bu yüzden her söyleneni gerçek olarak kabul ederler.</p>
<p>Kendisini keşfedenler bilinçaltındaki inanışları değiştirebilirler. Geç kalmış değilsiniz. Bilinçaltınıza doğru mesajı verin. Kendinize güvenin içinizdeki güce ulaşın.</p>
<p>İnanç görmediğimize inanmaktır. Bunun ödülü ise inandığımızı görmektir. Kişi kendisi ile ilgili inandığı, hayal ettiği ve güvenle inanarak beklediği her şeyi mutlaka yaşayacaktır. Bir söz kişi tarafından anlamlı ve net bir şekilde, vurgu ve inanç ile söylenirse dünyayı yerinden oynatır!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilincalti-inanislari-mi-hayatimi-yonlendiriyor/">Bilinçaltı İnanışları Mı  Hayatımı Yönlendiriyor?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bilincalti-inanislari-mi-hayatimi-yonlendiriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15481</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Köy  Enstitüleri  Ve Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/koy-enstituleri-ve-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/koy-enstituleri-ve-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Aug 2018 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15468</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günümüzün koşturmaları içerisinde sanata her geçen gün daha ihtiyaç duyuyoruz. Geçen gün yaşı 90 küsura gelmiş bir eğitimci büyüğümüzle konuşurken onun lafı köy enstitülerine getirip gözleri dolarak ah evlat bir zamanlar diye söze başlamasından çok etkilendim. Bu yazı,  işte o gün kafamda şekillenmiştir.  Köy enstitüleri 1940 yılında başkan İnönü zamanında açıldı. Enstitülerinin tek amacı, köylü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koy-enstituleri-ve-sanat/">Köy  Enstitüleri  Ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>G</strong>ünümüzün koşturmaları içerisinde sanata her geçen gün daha ihtiyaç duyuyoruz. Geçen gün yaşı 90 küsura gelmiş bir eğitimci büyüğümüzle konuşurken onun lafı köy enstitülerine getirip gözleri dolarak ah evlat bir zamanlar diye söze başlamasından çok etkilendim. Bu yazı,  işte o gün kafamda şekillenmiştir.  Köy enstitüleri 1940 yılında başkan İnönü zamanında açıldı.</p>
<p><strong>E</strong>nstitülerinin tek amacı, köylü ile kentli arasındaki yaşam uçurumunu kapatmaktı. Köylünün eğitim konusunda şehirdekinden geride kalmamasıydı. Bunun içinde çok emek verildi. Lakin,  vatandaşını hayata hazırlayan eğitimde fırsat eşitliğini koruduğu gibi inanılmaz derecede de sanata önem veren köy enstitüleri tam yedi yıl sonra 1947 yılında maalesef kapatıldı.</p>
<p>Sanat ve müzik derslerine ayrı bir önem verildiğini o dönemin imkanına göre orada olan enstrümanlardan okutulan derslerden anlıyoruz. Böylesine önemli çalışmalar sanat etkinlikleri ile vatana hizmet eden bir enstitünün kapatılmasını bugün halen anlamış değiliz.</p>
<p>Bir eğitim çınarının gözlerindeki yaşı, gönlündeki tarifsiz yası anlamaya çalışmak bu kadar zor olmasa gerek !</p>
<p><strong><em>Kapak Fotoğrafı: Beşikdüzü Köy Enstitüsü&#8217;nde müzik öğretmeni Mehmet Ali Kamacıoğlu kurduğu orkestra ile çalışırken&#8230; Prof. Filiz KAMACIOĞLU .</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koy-enstituleri-ve-sanat/">Köy  Enstitüleri  Ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/koy-enstituleri-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15468</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ereğli Ve Mitolojik Mağaralar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eregli-ve-mitolojik-magaralar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eregli-ve-mitolojik-magaralar/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Jul 2018 05:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15424</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ereğli, adını mitolojik kahraman olan Herkül&#8217; den almıştır.  Ereğli, Anadolu uygarlıklarının, binlerce yıllık kesişme noktası sayılabilir. Yunan mitolojisinin en çarpıcı öykülerinden olan Herkül&#8217;ün (Herakles) Cehennemin kapısını bekleyen üç başlı canavar köpek Kerberos&#8217;u yakalaması öyküsü de Ereğli&#8217;de geçmektedir. Roma ve Bizans döneminden bu yana, bölgenin kutsal bir mekâna dönüştüren mağaralar üç adettir. Hristiyanlığın ve İsevi bilincin yasaklandığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eregli-ve-mitolojik-magaralar/">Ereğli Ve Mitolojik Mağaralar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221422.jpg"><img class="wp-image-15431 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221422.jpg?resize=251%2C312" alt="" width="251" height="312" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221422.jpg?w=1078&amp;ssl=1 1078w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221422.jpg?resize=241%2C300&amp;ssl=1 241w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221422.jpg?resize=824%2C1024&amp;ssl=1 824w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" data-recalc-dims="1" /></a>Ereğli, adını mitolojik kahraman olan Herkül&#8217; den almıştır.  Ereğli, Anadolu uygarlıklarının, binlerce yıllık kesişme noktası sayılabilir. Yunan mitolojisinin en çarpıcı öykülerinden olan Herkül&#8217;ün (Herakles) Cehennemin kapısını bekleyen üç başlı canavar köpek Kerberos&#8217;u yakalaması öyküsü de Ereğli&#8217;de geçmektedir.</p>
<p>Roma ve Bizans döneminden bu yana, bölgenin kutsal bir mekâna dönüştüren mağaralar üç adettir. Hristiyanlığın ve İsevi bilincin yasaklandığı günlerde ibadethane olarak kullanılan mağaralardan biri olduğu için dinsel açıdan önemi büyüktür. Günümüzde Hristiyan inancı taşıyanların, kutsal hac görevlerini yerine getirmek için Ereğli ilini ziyaret ettikleri söylenir.</p>
<p>Ereğli ilini kadim ve kutsallaştıran öğelerden bir diğeri ise Yunan mitolojisine göre, Cehennem ağzı mağarasının Ereğli&#8217; de olmasıdır. Ereğli’ de var olan kömür ocakları ve mitolojik efsanede bahsi geçen temsillerin tümü bahsi geçen yerin ve mağaraların Ereğli’ de olduğunun ispatı niteliğindedir. Mitolojide bahsi geçen bir diğer karanlık kahraman ise Kerberos’ tur.</p>
<p>Kerberos, üç ağızlı, dev bir köpek olarak kabul edilir. Efsanelerde karanlık güçleri taşıyan kahramanlar genellikle iri ancak güçsüz olarak temsil edildiğinden, Herkül-Kerberos mücadelesinde elbette Herkül kazanmıştır. Kerberos, cehennemin bekçisi olan canavar olarak tanımlandığı için Hristiyan kültüründe ki eserlerde Kerberos, üç başlı, ejderha kuyruklu ve sırtı yılan başları ile ayrıca temsil edilmektedir.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221127.jpg"><img class="wp-image-15433 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221127.jpg?resize=530%2C509" alt="" width="530" height="509" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221127.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221127.jpg?resize=300%2C288&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/20180721_221127.jpg?resize=1024%2C984&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 530px) 100vw, 530px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eregli-ve-mitolojik-magaralar/">Ereğli Ve Mitolojik Mağaralar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eregli-ve-mitolojik-magaralar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15424</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sor Kendine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sor-kendine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sor-kendine/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Jul 2018 05:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yılmaz Emre Mert]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15363</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her gecenin bir sabahı oluyor kaderin sahibi izin kıldıysa. Güneş bizi terk ettiği için üzülüyor ertesi gün seviniyor yerini geri almaya başladığında. Arş izliyor tepeden insanları gün aydınlanınca. Gökyüzü gülmeye başlıyor yeni umutlar budaklandığında. Toprağa, ağaca, büyük iş düşüyor. İnsana, kurda kuşa yol gösteriyor imkânsızı imkân kılınca. ‘Umudu duyan yok mu?’ diye esen rüzgâr eşlik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sor-kendine/">Sor Kendine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Her gecenin bir sabahı oluyor kaderin sahibi izin kıldıysa. Güneş bizi terk ettiği için üzülüyor ertesi gün seviniyor yerini geri almaya başladığında. Arş izliyor tepeden insanları gün aydınlanınca. Gökyüzü gülmeye başlıyor yeni umutlar budaklandığında. Toprağa, ağaca, büyük iş düşüyor. İnsana, kurda kuşa yol gösteriyor imkânsızı imkân kılınca. ‘Umudu duyan yok mu?’ diye esen rüzgâr eşlik ediyor masum tenlerin bedenlerinde. Gamzeler saçılıyor ağaçlardan kuşlar mırıldandığında. Bir kış sabahı, Üsküdar sahilinde atılan voltaları izliyor Galata’nın her şeye rağmen ayakta kalışı. Üzülüyorum Kız Kulesi’nin yediği dalga darbelerine; dört bir yanı âşıklar ile dolu olmasına rağmen, bir tokat gibi şaplatıyor denizin hırçın dalgaları ensesine. Denizi izlemek de böyledir işte, güzel şeylere inandırır. Üzerine kara bulutlar çöktüğünde ise kandırır, insanlar gibi&#8230; </em></p>
<p><strong><em>Anladım ki; </em></strong></p>
<p><em>Hayal kırıklıkların üzerinde yürümeye çalışmaktansa yalnızlığın tokadına razı olmak gerekiyor. Olurun olduramadığı sorunlar üzerine sindiği zaman, hiçbir parfüm kokusunun üzerini kapatmaya gücü yetmiyor. Gönlün bir başkasının gönlüne misafir iken, girdiğin kapının yolunu unutmamak gerekiyor. Mutlaka ama mutlaka girdiğin, açılması zor, pas tutan kalbin anahtarını çocukların ellerine vermemek gerekiyor. Sormak zorunda kalırsın kendine; Bu gerçekten ben miyim? Ben isem, geçmişte ki insan kim? Şimdi kime kızmalıyım. Kendime mi? Yoksa beni kandıran gönüle mi? Zor olmalı. Kırılan cam parçalarını karanlık bir odadan toplamak&#8230; Bu kadar basit olmamalı, paramparça edilen bir diyara taht kurmak. Yapamam deme, yaptın bir kere. Onar tekrardan tırnaklarınla ihanet ettiğin duvarlarını, müsaade etme kaderin sesini duymadan kapını açmalarını. Daha sıkı sarıl kendine. Bak aynaya ve kendinden özür dile. İyi geceler benliğim&#8230; İyi geceler nefesim kesilene kadar taşımak zorunda olduğum ceset.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sor-kendine/">Sor Kendine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sor-kendine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15363</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kader Mi Desek?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kader-mi-desek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kader-mi-desek/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Jul 2018 05:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Saliha Merve Ergözel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15347</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sadece dönüp baksak geçmişe yeterli olur. Oysa nasıl da planlar dururuz her anımızı. Belki plan yapmasak daha kolay olur her şey. Kolay olur kabullenmek. Boş bir sayfa değil ki hayat. Renkleri biz belirleyemeyiz, neyi nereye koyacağını bile belirleyemezsin çoğu zaman. Hayat bir oyun olsa, ‘’oyunbozan’’ derdim Kader’e. Bir ay öncesinden planlamıştık. Geceden çıksak zor olurdu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kader-mi-desek/">Kader Mi Desek?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece dönüp baksak geçmişe yeterli olur. Oysa nasıl da planlar dururuz her anımızı. Belki plan yapmasak daha kolay olur her şey. Kolay olur kabullenmek. Boş bir sayfa değil ki hayat. Renkleri biz belirleyemeyiz, neyi nereye koyacağını bile belirleyemezsin çoğu zaman. Hayat bir oyun olsa, ‘’oyunbozan’’ derdim Kader’e.</p>
<p>Bir ay öncesinden planlamıştık. Geceden çıksak zor olurdu. Üstelik iş çıkışı olacağından yetişememe ihtimali de vardı. En iyisi cumartesi sabahtan çıkmalıydı yola. Erkenden de uyurduk Cuma günü. Yetişirdik aslında. Kattığımız tüm ihtimallerle… Ya katmadıklarımız?  Gece aniden gelen karın ağrıları, yediğim serum, öğlen yediğim yemeğin beni bu hale getirebileceği, o gün yaşadığın en ufak ayrıntı mesela… İçtiğim su bile. Hepsini düşünemezdim.</p>
<p>Ah o yemeği yemeseydim! Değişir miydi sonuç? O gün işe gitmeseydim… Hayır, sonuç değişmezdi. O gün yapacağın ya da yapmayacağın hiçbir şey sonucu değiştirmezdi. Bunun adı kaderdi. Yaşadığın hiçbir şeyi değiştirme şansın olmadı. Olmayacak. Kabullenmek doğru olur mesela. Ya da teslim olmak. Kendini suçlamaktan daha kolay geliyor değil mi? Kesinlikle öyle. Çünkü planı sadece sen yapmıyorsun. Her şey birbirine o kadar bağlı ki ve her şey öyle planlı ki zaten.</p>
<p>Gidemediğin o seyahat, katılamadığın toplantı, yetişemediğin iş görüşmesi… Bunlar senin için planlananların bir parçası zaten. Renkler senin içinde. Belki hayatın her anına yansıtamazsın renklerini ama içini öyle güzel renklere boyarsın ki… Kader senin için siyahı seçtiyse, sen yeşili seç içinden. Öyle derin boya ki. Teslimiyetin, mutluluğa dönüşmüş halini görsün herkes. Kabullenmenin tonu olsun mavi.  Dinginliğe kavuştursun.  Gökyüzü sarıp sarmalasın seni. Kaçırır mı dersin Kader’in elinden. Denemeli bence. Hayat her şeye değer çünkü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kader-mi-desek/">Kader Mi Desek?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kader-mi-desek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15347</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Makedonya Gezisi Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/makedonya-gezisi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/makedonya-gezisi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 15 Jul 2018 05:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15274</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese merhabalar, Kalkedon Derneği olarak çıktığımız Balkanlar Turu ile gezip gördüğüm yerlerle ilgili bilgileri küçük küçük sosyal medya aracılığı ile paylaşmaya çalıştım ama bir de her gittiğim ülke/şehir hakkında kısa yazı yazmak istedim dilerim aradıklarınızı bulabilirsiniz. Yazım şehrin tarihinden ziyade neler yiyebilirsiniz veya alabilirsiniz ile ilgili. Eğer sorunuz olursa elimden geldiği kadarı ile cevaplamaya çalışırım. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/makedonya-gezisi-uzerine/">Makedonya Gezisi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese merhabalar,</p>
<p>Kalkedon Derneği olarak çıktığımız Balkanlar Turu ile gezip gördüğüm yerlerle ilgili bilgileri küçük küçük sosyal medya aracılığı ile paylaşmaya çalıştım ama bir de her gittiğim ülke/şehir hakkında kısa yazı yazmak istedim dilerim aradıklarınızı bulabilirsiniz. Yazım şehrin tarihinden ziyade neler yiyebilirsiniz veya alabilirsiniz ile ilgili. Eğer sorunuz olursa elimden geldiği kadarı ile cevaplamaya çalışırım.</p>
<p><strong><u>MAKEDONYA</u></strong><strong> </strong></p>
<p>Cumartesi&#8217;ni Pazar&#8217;a bağlayan gece yarısında İstanbul’dan çıktık yola. Yunanistan’dan uzun bir yolculuk sonrası sonunda merak edilen o büyülü şehir olan; Makedonya’ya ulaştık. İlk uğradığımız yer; Bitola</p>
<p><strong><u>Bitola</u></strong></p>
<p>Makedonya&#8217;nın ikinci büyük şehri Bitola. Büyük dememe bakmayın küçük bir şehir. Küçük, sempatik ve şirin. Dar sokaklarında gezerken şehrin keyfini çıkarabilirsiniz. En ilgimi çeken yer; Eleni Karinte&#8217;nin evi. Atatürk’ün ilk aşkı olarak biliniyor. Eleni, Atatürk&#8217;e bir mektup yazmış. Rehberimiz tarafından okunan mektubu dinlerken bambaşka duygular hissettim. Keşke aşklarını, sevgilerini yaşayabilselermiş.</p>
<p>Manastırı gezmek ise ayrı bir gururdu. Canım Atatürk&#8230; Seni hiç unutmayacağız. Gözlerimiz dolarak manastır içerisinden ayrılır ve turumuza devam ederek Ohrid&#8217;e gitmek üzere otobüsümüze bindik.</p>
<p><strong><u>Ohrid</u></strong></p>
<p>Ohrid, göl kenarında bulunan küçük bir şehirdir. Gider gitmez meydanda bulunan mekanları görüp göle karşı oturmak isteyeceksiniz fakat sokaklarını görünce; küçük bir gezi için enerjinizi toplayarak yürüyüşe başlayacaksınız. Biz sadece kısa bir yürüyüş yaptık elbet araştırdığınız zaman görülebilecek birçok tarihi yer de vardır.</p>
<p><em><u>Yemek &amp; Tatlı</u></em></p>
<p>Ohrid&#8217;in Balık ve köftesi meşhur. Göl kenarında balık veya köfte yiyebilirsiniz.</p>
<p>Grubumuz içerisinde bir kısmımız köfte bir kısmımız balık tercih etti. Ben ve ailem köfteyi tercih ettik.</p>
<ul>
<li><strong>Yemek</strong> için; Adana Restaurant’a gittik. Oranın en bilinen mekanlarından biriymiş. Köfteye &#8221;Kebap&#8221; deniliyor. Eğer köfte yemek istiyorsanız kebap deyin. Para birimi dinar. Ücretler ise gayet iyi.</li>
</ul>
<p>Sar Köfte: Kaşarlı Köfte. Patates ve soğan ile servis ediliyor.</p>
<p>Sar Köfte Kaymaklı: Büyük köftenin üzerine krem peynir konulmuş hali</p>
<p>Sopshka Salata: Yunan salatası gibi. Salata, domates, kaşar peynirinden oluşuyor.</p>
<p>Porsiyon 10 kebap: Bildiğimiz inegöl köftenin aynısı. Soğan ile servis ediliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Tatlı:</strong> Herkes tarafından bilinen Trileçe tatlısını kesinlikle tatmanızı tavsiye ederim.</li>
</ul>
<p>Bize önerilen yerin adı; Slatkarnica Palma. (1 porsiyon: 400 dinar)</p>
<p>Kesinlikle İstanbul’da yapılanlardan farklıydı. Hafif ve daha az sütlüydü bence böylesi daha güzel olmuş. Bende bir dahakisine bu şekilde denemek istiyorum.</p>
<p><em><u>Yer</u></em></p>
<p>Ohrid Biser Otel’de kaldık. Odaları nemliydi, interneti yok denecek kadar kötüydü, kapıları çalışmıyordu. Bir daha gidersem kesinlikle kalmam.</p>
<p><strong><u>Üsküp</u></strong></p>
<p>Kayınvalidem Üsküp doğumlu olduğu için her zaman ailesi ile ilgili hikayeler dinlerim. Yemeklerine ayrı bir ilgim var. Burek, trileçe, isli et&#8230; Dolayısı ile görmeyi en beklediğim yerdi.</p>
<p>Otelimiz merkeze çok yakın olduğundan dolayı yürüyerek meydana gittik. Büyüleyici heykeller, yeni yapılan binalar vardı. Özellikle akşamını gezmek daha güzel.</p>
<p>Üsküp’ün modern meydanının arkasında bulunan pazara girdiğiniz zaman isli et ve vegeta alabilirsiniz.. İsli et (paşruta) kurutulmuş bir et olduğu için bozulmaz. Gönül rahatlığı ile alabilirsiniz. Vegeta ise karışık baharat. Makarna ve pilavın içerisine koyduğunuz zaman yemeğe ayrı bir lezzet katıyor.</p>
<p>Pazarın oralarda kahve ve çay içebilir hediyeliklere bakabilirsiniz. Koleksiyonumuz için çok güzel bardak ve magnet aldık <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><em><u>Yeme &amp; Tatlı</u></em></p>
<ul>
<li><strong>Burek: </strong>Dönüş yolunuzda para dönüştürdüğünüz yerin karşısında “Migros” diye bir dükkan var oranın bilinen börekçisiymiş. Bana göre Saraybosna’da yediğim börek çok daha güzeldi çünkü hafifti fakat gene de almanızı tavsiye ederim.</li>
<li><strong>Yemek:</strong> Köfteci olarak “Abidinin’in Yeri” önerildi. Önceki yerlerde yediğimiz köfteler gibi küçük inegöl köftesi gibiydi. İster porsiyon olarak ister ekmek arası olarak yiyebilirsiniz.</li>
<li><strong>Tatlı:</strong> Gezimiz sırasında tanıştığımız bir grup Üsküp’ten acıbadem kurabiyesine benzer kurabiyelerden almamızı tavsiye etti ama bulamadım. Eğer bulursanız benim yerime yiyin. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Aynı şekilde en sevilen tatlı olan trileçeyi de deneyin.</li>
</ul>
<p><em><u>Yer</u></em></p>
<p>Merkeze çok yakın “Astera Apart Otel”de kaldık. İçten çalışanları var. Odalar çok temiz ve güzel. Klima, internet, küçük lavabo, kettle, havlu mevcut.</p>
<p>Makedonya turumuz böylece bitti. Diğer yazılarda görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/makedonya-gezisi-uzerine/">Makedonya Gezisi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/makedonya-gezisi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15274</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medyaya Bağımlı Mıyız?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sosyal-medyaya-bagimli-miyiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sosyal-medyaya-bagimli-miyiz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Jul 2018 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öykü Namlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15258</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hepimizin farkında olduğu ama pek de önemsediğimiz bir durum; sosyal medya bağımlılığı. Peki bu durum gerçekten bağımlılık mı yoksa başkalarının neler yaptığına ne paylaştığına nereye gittiğine karşı duyduğumuz bir merak duygusu mu? Telefonlar ister istemez uyuduğumuzda son, uyandığımızda ilk baktığımız şey haline geldi. Peki uyanır uyanmaz elimizi telefona götüren şey,  bir alışkanlık veya bağımlılık mı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sosyal-medyaya-bagimli-miyiz/">Sosyal Medyaya Bağımlı Mıyız?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimizin farkında olduğu ama pek de önemsediğimiz bir durum; sosyal medya bağımlılığı. Peki bu durum gerçekten bağımlılık mı yoksa başkalarının neler yaptığına ne paylaştığına nereye gittiğine karşı duyduğumuz bir merak duygusu mu?</p>
<p>Telefonlar ister istemez uyuduğumuzda son, uyandığımızda ilk baktığımız şey haline geldi. Peki uyanır uyanmaz elimizi telefona götüren şey,  bir alışkanlık veya bağımlılık mı yoksa telefona bakmadığımız süre içerisinde arkadaşlarımızın neler yaptığı, neler paylaştığı mı? Harvard Business Review‘dan David Rock’un bahsettiği sinirbilimi (neuroscience) araştırmalarına göre, beynimizin hazırda bulunan ve bir aktiviteyle ilgilenmiyorken ki hali, başka insanları düşünüyor.</p>
<p>İnsanlar kendilerine sanal bir dünya kurup kendi hayatlarında yaşayamadıkları şeyleri sosyal medya yoluyla farklıymış gibi göstererek kendilerini tatmin ediyorlar. Sosyal medyadan alınan güzel yorumlar ve orada kurulan sanal hayat kişiye daha cazip geliyor ve gerçekliğe dönmek istemiyor.</p>
<p>Yapılan bu yanlışlar çok kötü sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin kişinin kendine kurduğu bu gerçek olmayan mükemmel hayata özenen biri,  kendi hayatının berbat olduğunu düşünerek psikolojik darbeler alabiliyor.</p>
<p>Sosyal Medya bağımlılığı gün geçtikçe daha tehlikeli bir hal almaktadır. Hatta BBC “sosyal medya bağımlılığı  alkol ve uyuşturucudan kötü” başlıklı bir haber yayınlamıştır. Bu sorunu çözmek için terapistlere başvuranlar bile vardır. Uzmanlar da bu konuda sürekli uyarılar yapıyor. İnsanın iradesini elinden alan ve kendine bağımlı yapan her ne olursa olsun zararlı ve kötüdür.  Toplum da bu konuda bilinçlendirilmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sosyal-medyaya-bagimli-miyiz/">Sosyal Medyaya Bağımlı Mıyız?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sosyal-medyaya-bagimli-miyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15258</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yürüyoruz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yuruyoruz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yuruyoruz/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Jul 2018 05:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15204</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yürüyoruz; Nasıl başladık yürümeye? Aklımızda hep o bilindik tablo ve klişeleşmiş sözler. Büyümek neydi hadi hatırlayalım. Bir fotoğraf karesi, emekleme üzerine üst derecede bir yetenek gösterdikten sonra yatak kenarlarına, o kadın, o adam veya herhangi bir büyüğün dizlerine tutunarak ayaklanışımız. İlk cesurca ilerleyiş, gel gel sesleri arasında ayaklarımız üzerindeki o hızlı hareketler. Yüzde, dünyada hiçbir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuruyoruz/">Yürüyoruz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Nasıl başladık yürümeye? Aklımızda hep o bilindik tablo ve klişeleşmiş sözler. Büyümek neydi hadi hatırlayalım. Bir fotoğraf karesi, emekleme üzerine üst derecede bir yetenek gösterdikten sonra yatak kenarlarına, o kadın, o adam veya herhangi bir büyüğün dizlerine tutunarak ayaklanışımız. İlk cesurca ilerleyiş, gel gel sesleri arasında ayaklarımız üzerindeki o hızlı hareketler. Yüzde, dünyada hiçbir sözcükle anlatılamayacak gülücük. Gülücüktür o çünkü tebessüm, gülümseme ve kahkaha büyüklerin kirli dünyalarına ait parçalar. Sonra herhangi iki elin işaret parmaklarına tutunarak doğruluş. Ayakta sağa sola yalpalayarak duran bir kar tanesi, onun kadar saf onun kadar duru ve onun kadar bakir, kirlenmemiş. Bakın ileride birileri çırpınıyor. Avuçları bir açılıp bir kapanıyor. Anlamsız fakat dikkat çekici, merakla ona doğru gidiyor, gitmek istiyoruz. Çünkü o tanıdık, bildik yüz ifadesi. Fakat oda ne, o işaret parmakları bizi sımsıkı kavrıyor, o küçük pofuduk ayaklar taşımıyor bizi ve iniyoruz ağır ağır yeryüzüne.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Dimdik ve mağrur, belki kelimeler düşmüyor dudaklarımızdan ama dinleniyor daha çok seviliyoruz. Birçok bilinmedik garip nesne var çevremizde daha önce görüp ulaşamadığımız. Şimdiyse bütün güç bizim elimizde. Kimisi gürültüyle parçalanıyor, kimisi yırtılıyor, kimisiyle dehamızı konuşturuyoruz evin bomboş duvarları üstünde. Modern sanat yeni bir anlam buluyor o küçük ellerimizde. O kadın, her şeyim. Bütün göz açışlarımda gördüğüm varlık, sıcaklık. Bilmeden sevdiğim, anlamsız bulduğum lakin hep yokluğunu hissettiğim. Vakitli vakitsiz ağladığımda hep başımda hep karşımda, o adamla birlikte kalbime ezberlettiğim.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Dile dolanmış iki kelime. Söyledikçe seviliyor, sevildikçe susuyoruz. Bilinmez, değer yargımız yok hala ama o kadın ve o adam gibi bir şey olmalılar belki de. Ara ara gördüğüm bir yer var. Dışarı diyorlar o kadın ve o adam. Çok büyük, göz alıcı, sonu olmasa gerek. Lakin biz hep o ev denen yerde, bir yere hapsolmuş insanlar görüyoruz. Sanki bizde oraya hapsolmuş gibi o evde körleşiyoruz.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Kalabalık bir yer. O kadın ve o adam burasının bir okul olduğunu söylüyorlar. Birçok arkadaşım varmış ve birçoklarına da böyle söylenmiş olmalı ki tanımadan sahipleniyoruz birbirimizi. Okul! Ne garip bir yer. Birçok arkadaşım ve ben birlikte ağlıyoruz ilk birkaç gün. Onlarda benim gibi olmalılar diye düşünüyorum. Alıştığımızın aksine burada sözümüz geçmiyor. Zamanla anlıyor ve ocaktaki aşçıya bırakıyoruz kendimizi.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Onca sabah git gel ve gelgitlerle geçtikten, sınıfın en çalışkanına duyulan o en saf hallerinde sevdayı tükettikten ve büyüme aşkıyla sekiz yılı da bitirdikten sonra, yenidünyanın kapısı önünde o sekiz yılda biriktirdiklerimizle dimdik, mağrur giriyoruz içeri yanımızda o kadın veya o adamla birlikte. Her şeyde bir anlam arayıp, her şeye bir anlam yüklediğimiz süreci yaşıyoruz. Kimisi yalnız ve derinden yaşarken bu süreci, kimisi farkındalıklarından uzak hayatın akışında kayboluyor. Birde ortada kalanlar var tabii en zor ve en kolayı yaşıyorlar bu değişkenliğin içinde. Mazlum zalim arasındaki yegâne köprü, biricik denge unsuru olanlar.</p>
<p>O adamın fikirleriyle şekillenen dünyamız, zamanla benliğimizde kolay kolay değiştiremeyeceğimiz bir yapı meydana getiriyor. Lakin o adamla şekillenen dünyamız yine o adama karşı saygıyla tezahür etmiyor. Çatışmalarla yoğrulduğumuz dönem başlıyor böylelikle. Duygular daha ağır, düşünceler daha keskin. Göğüs göğüse bütün çatışmaların içinde. Dişe diş bütün tartışmalarda kararlı, mağlubiyete genellikle tahammülü olmayan.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Onca yılın terazisi bir sınav var önümüzde. Anlam neticede gizli belki ama o anlamı karşılayacak kelimeler yok bizde. Tesadüf bir dengenin eşiğinde yer buluyoruz. Anlamlar aynı fakat kelimeler farklı bu kezde. Ayrılık, bir tarafta kurtuluş ve özgürlüğün anahtarı diğer tarafta gurur ve buruk sevinçlerin. Veda vakti geldi&#8230; Güle güle</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Pencere camından bol şeritli yolları, ışıl ışıl şehirleri seyrederken, yenidünyanın eşiğinde, maddi olarak bağımlı, fikren yalanlarla dolacak özgürlüğe doğru. İlk adımları küçük ve korkak atıyor, sığınacak bir liman arıyoruz. İşte yine o ilk durak. Telefonun öte yanında bir ses, sıcacık. O kadın bu! Ve öteden bir ses geliyor kalın ve tok, güvenin adı. Buda o adam olsa gerek&#8230;</p>
<p>İnsana ait hatta yaşayan bütün varlıkların ortak noktası. Zamanın içinde, zamanla kaybolan her şey gibi alışkanlık huyumuzun da yardımıyla bütün duygularımızı zamana teslim ediyoruz. İşte öyle bir çağda öyle bir zamanı yaşıyoruz ki, cesareti olmayan, varlıklarını ateşin içindeki elleriyle cisimlerine dokundurmadan, sözleriyle, o kadın ve o adamın yaşama sebebi üzerinden sürdüren asalakların oluşturduğu engellerle mücadele ederek belki de en zor sınavını veriyoruz hayatın. Gelecek onca yıl hesabını vereceğimiz.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Doğru ve doğru olduğuna inandığımız bir kalıba giriyoruz. Yeni dünyanın yeni insan tiplerinden biri oluyor, birkaç benle hayata işliyoruz. Şu ana kadar biriktirdiğimiz keşkelerle birlikte iki yüzü olan bir tablo karşısında seçimlerimize göre oluşacak bir resme, geçmişte yaptıklarımızla yüzleştiğimiz, gelecek adınaysa hızlı fırça darbeleriyle şekillenecek bir hayat çiziyoruz.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Mevsimsiz bir çiçek açıyor olmadık yerinde hayatın. Eşsiz! Her şey bir şey olmuşta, bir şey olmayınca her şeyden vazgeçer olmuşuz biranda. İlk derin anlamını tatmışız dünyanın ve ilk kez vazgeçebilmişiz kendimizden. Bembeyaz nurdan bir hayalin önünde. Bir insan için güzellik adına kullanılabilecek tek kelime. Ait ve sahip olabilmenin son noktası. Tüm şu yaşam içerisinde adına mücadele etmeye değecek yegâne varlık. En zorlu koşu, en bitmeyesi yol, en tatlı acı, en katlanılası meşakkat, sebepsiz gülüşlerin özü, dönmeyen dili bülbül, yazmayan eli şair eden. Doğru sözü bulana kadar üzeri çizilmiş satırlar, günler, geceler, aylar. Bir hayatı bin umudu taşıyan son kelamla kavuşmak. Sevgilim, canım, hayatım, eşim… merhaba!</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Saat sabahın 2’si bir ses duyuluyor gecenin sonsuz karanlığı içinden. Önce ışıklar sonra ağır ağır perde aralanıyor. Yorgun gözlerinizde endişe, merak, biraz da yakarış. Günün bütün yorgunluğuna rağmen bir küçük gülücükle kabulleniş. Karşınızda bir ömür beklediğiniz hakikat, mutluluğun meyvesi. Küçücük elleri, pofuduk ayaklarıyla bembeyaz bir kar tanesi, o kadın ve o adamın en değerli mucizesi…</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Ağır ağır fark ediyoruz o kelimelerin hayatımızdan çıkışını. Bir daha dönmemecesine gidiyorlar. Kullanmayı özleyecek ve o kelimeleri yükleneceğiz gözyaşları arasında. Bir gülüşüne, sıcacık bir bakışa, şu kocamış halimize rağmen dizleri üzerinde geçecek, bütün kirli düşüncelerden uzak, çocukluk günlerimizden kalma o âna. İşte gittin koca adam, öylece yenildin sende zamana. Bilmiyordum, o gidince anladım. Sen, sen gitme ben gitmeden kal yanımda be ana.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Ne garip! Anbean değişen ruh halleri içinde bakıyoruz geçmişe, lakin hep özleyerek. Ne bugünün tadındayız, ne yarının merakında, bir geçmiş tutturmuşuz, bütün neşeyi, mutluluğu, güzelliği o kalıba koymuşuz. Geçmiş, kime göre, ne için, hangi zaman diliminde… Dün farkında olmadan kaybettiğimiz kıymetler mi, yoksa bugün farkına varıp anlayamadıklarımızla mı geçmiş?</p>
<p>Ne biriktirdik bugüne kadar ve ne bırakabiliyoruz kendimize dair, bizi hatırlatacak. Nereye doğru gidiyor? Ne kadar düşünüyoruz? Öyle sıradan, öyle basit, duraklarda gördüğümüz reklamlar kadar değişken. Güzel sözleri seviyoruz. Ben diye başlıyor, söz icabı biz diye biten cümleler kuruyoruz. Dün bugünü, bugün dünü, yarını hiç olmayacak bir yolculuğa çıkıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Elinde yarım ekmek bir somun, arasına her ne koyduysanız artık; yağlı, şekerli, salçalı o ekmeği, oyuna yetişebilmek için koca lokmalarla tüketen çocuk gibi tükettik dünyamızı. Biz o ekmeği kaybettik; Aliyi, Veliyi, Osman’ı, Hüseyin’i, Ahmet’i, Mehmet’i; Ayşe’yi, Fatma’yı, Emine’yi; Bakkal Hasan Amcayı, Şalgamcı Murat Abiyi, dostlarımızı, komşularımızı, mahallemizi, bayramlarımızı, annemizi babamızı kaybettik. Biz tüm bunlardan önce üç kelimeyi kaybettik; güveni, saygıyı ve hoşgörüyü.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Hayallerimiz var; ilk kelime para, sonra para, yine para… Devam ediyoruz düşünmeye; gözümüz yolda, aklımızda heyulalar; faturalar var para, pazara gidilecek para, ev kirası var para, çocuğun masrafları para… Mutluluk veren güzel anlarımız var değil mi? Sayısalı tutturursam, millî piyango bana çıktımı, iddia bir tutarsa, ganyan kuponum sağlam… Yolda yürürken şöyle başınızı kaldırıp bakıyorsunuz, köşe başlarından birinde muhakkak bir tanesi var.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Herkes gergin, herkesin yüzünde endişe, zorlama tebessümlerimiz var hayatın içinde ve birbirimize karşı. Konuşmaktan çok yazıyoruz. Edebi zenginliğimizden değil tabi alıntı kelimelerle bir dünya kurduğumuzdan. Kahvehane köşelerinde büyüklerimizin yaptığı gibi; gazete sayfalarından, televizyonlardan alıntı kelimelerle derleme siyasetler yapıp birbirimize olan anlamsız kinimizi perçinliyoruz.</p>
<p>Yürüyoruz;</p>
<p>Teknolojiyle büyüyen bir gençliğin elinde sonramız. Eskiden çekirdek aile kavramımız vardı. Şimdi bilgisayar ve cep telefonlarımız. Evet, bilgide sınırımız yok. Kendimizden öte bir yaşayışımızda. Toplumun ve bizim olmazsa olmaz gereksinimlerimizi karşıladıktan sonra, hafifçe başımızı kaldırıp; hayatı bir televizyon ekranındaymış gibi izleyerek. Bütün yargılardan ve yargılamalardan uzak, senaryonun buraya kadar ki kısmını kabullenerek, geçmişi taşımak değil de yarını değiştirebilmek adına geçmişe dönmek. O, bir kısmımızın unuttuğu değerleri, teknolojiye rağmen teknolojiyle birlikte hayata ve insanımıza benimsetmek. Tıpkı çocukluğumuzda kaybettiğimizde, sokaklarda bulacağımız gazoz kapaklarını, kibrit kutularını arayıp bulmak gibi şimdilerde kaybettiğimiz o çocukluğu aramak.</p>
<p>Dün, yitirdiklerimizle güzeldi. Bugün, biz çocukken güzel, Yarın, biz çocukken güzel olacak…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yuruyoruz/">Yürüyoruz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yuruyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15204</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Narkissos’un Kibri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Jun 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15102</guid>
				<description><![CDATA[<p>Batı felsefesi tarihinde çıkılacak her düşünce yolculuğunun ilk durağı, İlkçağ Yunan felsefesidir. Doğayı tanımaya tutkun düşünürlerin gözlem yoluyla elde ettikleri bilgilerin günümüze fragmanlar halinde aktarılmasıyla elde edilmiştir bu çağın felsefesi. Sonradan Yunan felsefesinin klasik filozoflarınca çözümlenmeye, ardından geç ve modern dönemlerin filologları ile yorumcuları tarafından da olabildiğince sistematik hale getirilmeye çalışılmıştır, ama ne olursa olsun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/">Narkissos’un Kibri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Batı felsefesi tarihinde çıkılacak her düşünce yolculuğunun ilk durağı, İlkçağ Yunan felsefesidir. Doğayı tanımaya tutkun düşünürlerin gözlem yoluyla elde ettikleri bilgilerin günümüze fragmanlar halinde aktarılmasıyla elde edilmiştir bu çağın felsefesi. Sonradan Yunan felsefesinin klasik filozoflarınca çözümlenmeye, ardından geç ve modern dönemlerin filologları ile yorumcuları tarafından da olabildiğince sistematik hale getirilmeye çalışılmıştır, ama ne olursa olsun bir ucu yanıktır bu bilgilerin, eksiktir, kopuktur ve işin içine baştan itibaren yorum katılmıştır. Bu yüzden bu dönemin düşünce dünyasında gezinmek, filozofların cilt cilt eserlerinden daha rahat öğrenme imkânı bulduğumuz sonraki felsefe dönemlerinde gezinmeye benzemez; konuya daha farklı bir gözle ve teknikle yaklaşılmasını gerektirir.</p>
<p><figure id="attachment_15105" aria-describedby="caption-attachment-15105" style="width: 580px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg"><img class="size-full wp-image-15105" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg?resize=580%2C304" alt="" width="580" height="304" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg?w=580&amp;ssl=1 580w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg?resize=300%2C157&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 580px) 100vw, 580px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15105" class="wp-caption-text">Narkissos’un Kibri</figcaption></figure></p>
<p>Psikoloji terimleri olmalarına rağmen <strong>narsisizm</strong> ve narsist kavramları, çoktan günlük hayatımızda sağlam bir  yer edindi. Bu iki kavramın kökenine baktığımızda, adlarını Yunan mitolojisindeki <strong>Narkissos </strong><strong>hikayesi</strong>nden aldıklarını görürüz. Narkissos kimdir? Narkissos hikayesinin/mitinin hala canlılığını korumasının nedenleri nelerdir? Narkissos’un gördüğü şey  kimdir veya nedir? İşte Narkissos’un hikayesi…</p>
<p>Narkissos hikayesinde üç baş karakter vardır denilebilir: Narkissos, Ekho ve cezalandırıcı tanrılar. Narkissos nehir tanrısı ile su perisinin oğludur. Narkissos’a kendisine hiç bakmaması halinde uzun bir hayat süreceği söylenir. Ekho ise dedikodu yaptığı için cezalandırılmış ve bir daha asla kendi adına konuşamayacak bir su perisidir. Tanrılar reddedilemez ve karşı konulamaz güce sahiptirler, toplumsal ve kültürel öğeler gibi…Hikaye şöyle: Ekho, ergenlik dönemindeki Narkissos’a aşık olur. Narkissos, Ekho’nun aşkını reddeder.  Tanrılar, Ekho’nun aşkına cevap vermediği için Narkissos’u cezalandırırlar. Böylece cezalandırılan sayısı iki olur. Narkissos cezası sonucu su içmek için gittiği gölette kendi görüntüsünü görür.<a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/99.jpg">.<img class="size-full wp-image-15107 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/99.jpg?resize=320%2C182" alt="" width="320" height="182" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/99.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/99.jpg?resize=300%2C171&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" data-recalc-dims="1" /></a>Berrak bir pınarın sularına yansıyan hayalini gördüğünde aklı başından giden Narkissos ne kadar haklıdır kendine aşık olmakta. Ama onun öyküsünde de insanken insan olmanın anlamını bilmezlik söz konusudur. Oysa daha doğduğu anda kusursuz bir güzelliğe sahiptir Narkissos. Bir biliciye sorar anası, olgunluk yaşlarını görebilecek mi diye; bilicinin yanıtı kısa ve çarpıcıdır: “Eğer kendini hiç tanımazsa” Boşa konuştuğu sanılır bilicinin yıllar yılı. Ama umulmadık bir olay biliciyi haklı çıkarır: Narkissos 16 yaşına geldiğinde, genç bir adam oluverir. Birçok genç kızı kendisine âşık eder. Bir gün bir genç kızın ahını alır ve kız tanrılara şöyle yakarır: “Öyle âşık ol ki bir gün, âşık olduğunu asla elde edeme.” Ama Narkissos o kadar kibirlidir ki, hiçbir genç kızı gözü görmez; hatta kendini bile. Bir gün bir sesin peşine takılır, ormanın derinlerine sürüklenir. Gümüş gibi ışıl ışıl dupduru bir pınar çıkar karşısına. Kıyısına uzanır yavaşça, eğilir suya ve o anda gördüğü güzellik karşısında dili tutulur. Bir süre sessiz kalıp sadece bu yansıyı seyreder şaşkınlıkla. Yansı da konuşmadan aynı ifadeyle ona bakar. Biraz daha eğilir, gözlerine bakar, sonra lüle lüle saçlarına, yumuşacık yanaklarına, mermer beyazı boynuna. Ümitsizce o hayali ister; istediği kendisidir. O hayali över; övdüğü kendisidir. O hayali ararken, kendisini arar. Öpmeye kalkar sonra, ama o hayal bu kez su olur dudaklarından akar; ellerini uzatıp yakalamak ister, yalnızca hayalin boynuna değebilir. Gördüğünü, tanımaz, bilmez. Ama gördüğü neyse, onun için yanıp tutuşur. Şöyle der Ovidius: “ Ah budala çocuk! Aradığın şey hiçbir yerde; dönsene kendine, dön bak; hayran olduğun şey, orada olmayacak ki döndüğünde! Baktığın şey sadece bir hayal, yansıyan bedeninden bir gölge; kendi bedeni yok ki onun. Seninle gelir, seninle kalır, seninle gider, tabii sen gidebilirsen. Ama nafile, ayıramaz gözlerini o boş, o bedensiz hayalden; gözleri erir gibi akar o görüntüye. Söyleyin ey ormanlar, der, benim kadar sevdi mi hiç kimse burada böyle; yüzyıllardır buradasınız söylesenize! Büyülendim bu biçime, işte görüyorum, ama beni büyüleyeni göremiyorum ve bulamıyorum. Bütün genç kızların âşık olduğu ben, şu sudaki çocuk gibi hiç ışık saçmıyorum. Hiç bu kadar dostça bakmadım. Güldüm mü gülüyor; gözlerimden yaş süzüldüğünde onun da yanaklarından damla damla akıyor yaşlar. Konuşunca dudaklarını kıpırdatıyor, ama hiç sesi gelmiyor kulaklarıma. Tanrım, bu benim! Bunu hissediyorum, kendi hayalim bu biliyorum. Kendime olan aşkımdan yanıp tutuşuyorum. Ne yapacağım şimdi, ağlamam mı gerekir, ağlayan ben olduğum halde? Arzulamam mı gerekir, kendimi arzuladığım halde? Ölüm ne ki artık benim için, sevdiğimle birlikte yaşayacağıma göre! Bir bedende soluk alacağıma göre! Yeniden aynı hayale bakar ve gözyaşları akar suya, bu kez bulanır hafifçe sular, hayal de karışır aralarına. Giden hayalin ardından, yazık, o da suya süzülür; insan biçiminden kopar ve dışı bembeyaz yapraklarla kaplı sarı bir nergise dönüşür.”</p>
<p>Bir çiçek bile olsa insandan dönüşen ruh, ölümsüzlüğü o kusursuz insan bedeninde yaşamayı özler; Apollo’yu, bir tanrıyı bile ardından koşturan, o muhteşem siluetin içinde; meltemlerle savrulan o dağınık, upuzun saçların, o incecik bileklerin, o kar beyazı omuzların ve ışıl ışıl yanan gözlerin; yani şiddeti estetiğe dönüştürecek kadar etkili o mükemmel biçimin.</p>
<p><em>“Ben size bir ayna tuttum. Gördüklerinizden siz sorumlusunuz.” </em>-Gustave Flaubert-</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/">Narkissos’un Kibri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15102</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Muhtefî Bir Kitapsever : Murat Aksel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Jun 2018 05:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hemra Nida]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15074</guid>
				<description><![CDATA[<p>MURAT AKSEL: 30 yıldır Bursa&#8217;da yaşayan Murat Aksel, ressam Malik Aksel&#8217;in oğlu. Bursa&#8217;da Murat Bey&#8217;i tanımayan kitapçı yok ancak onun Malik Aksel&#8217;in oğlu olduğunu bilen de yok. &#8220;Ressam olmasaydım koleksiyoncu olurdum&#8221; diyen ressam Aksel&#8217;in oğlu, babasının bu sözünü tutmuş olmalı ki 40 yılda 20 bin kitap toplamış. &#160; Murat Aksel 40 yılda 20 bin kitap biriktirmiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/">Muhtefî Bir Kitapsever : Murat Aksel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_15075" aria-describedby="caption-attachment-15075" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/murat-aksel.jpg"><img class="size-full wp-image-15075" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/murat-aksel.jpg?resize=250%2C188" alt="" width="250" height="188" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15075" class="wp-caption-text">Murat Aksel</figcaption></figure></p>
<p><strong>MURAT AKSEL: 30 yıldır Bursa&#8217;da yaşayan Murat Aksel, ressam Malik Aksel&#8217;in oğlu. Bursa&#8217;da Murat Bey&#8217;i tanımayan kitapçı yok ancak onun Malik Aksel&#8217;in oğlu olduğunu bilen de yok. &#8220;Ressam olmasaydım koleksiyoncu olurdum&#8221; diyen ressam Aksel&#8217;in oğlu, babasının bu sözünü tutmuş olmalı ki 40 yılda 20 bin kitap toplamış.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Murat Aksel 40 yılda 20 bin kitap biriktirmiş bir koleksiyoner.  Koleksiyonunda baskısı bulunmayan prestijli eserlerden tutun da 72 milletin lügatine varıncaya kadar çeşit kitaplar yer alıyor. Dört katlı evinin iki katını kitaplarla dolduran Aksel&#8217;in evi artık bu koleksiyondan yoksun. Çünkü Aksel, 20 bin kitabını belediyeye bağışlamış. Bursa Büyükşehir Belediyesi de restore ettirdiği tarihî Şehbenderler Konağı&#8217;nı Aksel&#8217;in koleksiyonuna tahsis ederek bir kütüphane kurmuş.<br />
Murat Aksel, yıllardır Bursa&#8217;da münzevî bir hayat yaşıyor. Münzevî desek de ona muhtefî (bilerek gizlenen) demek daha doğru olsa gerek. Şehirdeki tüm kitapçılar onu tanıyor, ancak hiçbiri defalarca kitap sattığı bu adamın isminden öte bir şey bilmiyor. Ne ressam Malik Aksel&#8217;in oğlu olduğu biliniyor ne de yüzlerce kitaba sahip olduğu. Ta ki Şehbenderler Konağı Kütüphanesi açılana dek. Aksel&#8217;in kitaplarından bir kütüphane oluşsa da kendisini tanıyan hâlâ yok. Yani tam bir muhtefî. Ne kütüphanenin açılışına katılmış ne de yıllarca biriktirdiği kitaplarını görmeye geliyor. Çünkü bilinmekten, gösterişten hoşlanmıyor. Bizimle görüşmeyi de kabul etmiyor. Kitap tutkunu Murat Aksel&#8217;in hikâyesini görüştüğü üç beş arkadaşından biri olan Uludağ Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Hasan Basri Öcalan&#8217;dan dinliyoruz:</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg"><img class="wp-image-15078 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg?resize=611%2C1306" alt="" width="611" height="1306" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg?w=992&amp;ssl=1 992w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg?resize=140%2C300&amp;ssl=1 140w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg?resize=479%2C1024&amp;ssl=1 479w" sizes="(max-width: 611px) 100vw, 611px" data-recalc-dims="1" /></a><br />
Murat Aksel 1949&#8217;da Ankara&#8217;da dünyaya gelmiş. 1987&#8217;de babasını, 1989&#8217;da annesini kaybedince annesinin memleketi Bursa&#8217;ya yerleşmiş. Öğrencilik yıllarını İstanbul&#8217;da geçirmiş, gazetecilik üzerine eğitim almış. Kitap toplama serüveni de İstanbul&#8217;da bulunduğu yıllara denk geliyor. Burada başlayan koleksiyonculuk Bursa&#8217;da artarak devam etmiş tabii. Aksel hiç evlenmemiş, uzun yıllar teyzesinin can yoldaşı olmuş. Teyzesi de iki yıl önce vefat edince Aksel, kitaplarıyla baş başa kalmış. 1 yıl önce de kendi rızasıyla kitaplarından ayrılmış. Üstelik kitaplarını bir yere bağışlama konusunu kimseye açmazken, açtırmazken. Arkadaşı Hasan Basri kitapları ne yapacağını sorduğunda Aksel&#8217;den “Bir daha sorma” cevabını alıyor önce. Ancak Aksel 2008&#8217;de geçirdiği kalp rahatsızlığının ardından Hasan Basri&#8217;yi arıyor ve “Gelene kadar kitapları nereye vereceğimizi düşün” diyor. Hasan Basri bu koleksiyon tutkusunun kaynağını bilmiyor ancak Murat Aksel&#8217;in babası Malik Aksel&#8217;in “Ressam olmasaydım koleksiyoner olurdum” sözünü dile getiriyor. Aksel&#8217;in aldığı ilk kitabı hatırlamadığını söyleyen Hasan Basri, Aksel&#8217;in bazen günde bir koli kitap aldığını, bazen 1 ay hiç kitap almadığını anlatıyor. Kitapçılara kızdığında kitap almaya ara verdiğini söylüyor. Fakat kitap tutkusu kızgınlığının önüne geçiyor ve Aksel kendisini yine kitapçıda buluyor.<br />
Aksel&#8217;in evini, adresini bilen pek yok. Arkadaşı Hasan Basri dışında. Onunla tanışmasına vesile olan da kitap tutkusu. Hasan Basri ve Aksel&#8217;in dostluğu Bursa Kitapçılar Çarşısı&#8217;ndaki sık sık karşılaşmalarıyla başlamış. Bu dostluk öyle ilerlemiş ki Aksel&#8217;in kalp rahatsızlığından sonra arayacağı ilk kişi de Hasan Basri olmuş. Velhasıl 2008&#8217;deki bu buluşma bir kütüphanenin kurulmasını sağlamış.</p>
<p><strong>Hacimli koleksiyonda neler var?</strong><br />
<strong> </strong><br />
Şehbenderler Konağı Kütüphanesi&#8217;nde yok yok. Üstelik Murat Aksel ve Hasan Basri Öcalan kitap almayı aralıksız sürdürüyor. Günde ortalama beş yeni kitap raflardaki yerini alıyor. Kütüphanede 72 millete ait sözlük var desek yeri. Ayrıca Yozgat tarihinden tutun da Darende, Harput, Gaziantep ve daha birçok şehrin tarihini anlatan kitaplar bulunuyor. Mimari, güzel sanatlar, hat, tezhip, ebru, minyatür ve benzeri tüm prestij kitaplar da raflarda. Tefsir, hadis, fıkıh, kelam sahasındaki bütün kitaplar da burada. Doğu ve Batı klasiklerinin tümü birkaç farklı çevirisiyle mevcut. Ressam Malik Aksel&#8217;in kitapları da Şehbenderler Konağı Kütüphanesi Malik Aksel Koleksiyonu&#8217;nda bulunuyor. Bunların bir kısmı Osmanlıca, bir kısmı Almanca. 1920&#8217;li yıllarda Berlin&#8217;de yayınlanmış sanat kitapları var aralarında. Almanya&#8217;da resim pedagojisi dersi alan Malik Aksel, Türkiye&#8217;ye dönerken kitaplarını da getirmiş, onlar da Şehbenderler Konağı&#8217;ndaki yerini almış. Şimdilik 20 bin kitaba ev sahipliği yapan kütüphanede her türlü eser bulunuyor.<br />
Okuma salonlarından birine Malik Aksel&#8217;in adı verilmiş. Başköşede portresi ve biyografisi yer alıyor. Malik Aksel yalnızca ressam değil, yayımlanmış beş kitabı bulunuyor. Sanat Hayatı/Resim Sergisinde Otuz Gün, İstanbul Mimarisinde Kuşevleri, Anadolu Halk Resimleri, Türklerde Dinî Resimler, Sanat ve Folklor ve İstanbul&#8217;un Ortası adlı kitapları da bir camekânda sergileniyor.<br />
Ayrıca günlük gazeteler, aylık, haftalık dergileri de kütüphanede bulmanız mümkün. Kütüphane pazar günleri haricinde her gün hizmet veriyor.</p>
<p><strong>Asırlık konağa adını veren Şehbenderler kim?</strong></p>
<p>19. yüzyıldan kalma konak, Bursa&#8217;nın en eski ailelerinden Şehbenderler&#8217;e ait olduğu için Şehbenderler Konağı olarak biliniyor. Konağın sahibi Düyun-u Umumiye memurlarından Mehmet Sabit Bey. 1989 yılına kadar ailenin kızı Feriha Şehbenderler&#8217;in yaşam sürdüğü konak onun vefatından sonra 2003 yılına kadar ailenin yardımcısı Ayşe Hikmet Kılınç tarafından kullanılmış. Daha sonra Çocuk Esirgeme Kurumu&#8217;nun himayesine geçmiş. Son olarak Bursa Büyükşehir Belediyesi konağı aslına uygun olarak restore ettirmiş ve kütüphane olarak halkın hizmetine sunmuş. Kütüphanedeki bir bölüme de Feriha Şehbenderler&#8217;in adı verilmiş.<br />
<strong> </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/">Muhtefî Bir Kitapsever : Murat Aksel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15074</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Valse</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/valse/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/valse/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Jun 2018 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15053</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ölümün sonsuz ufkunu sessiz çığlıklarla kucaklarken, son nefesinde hala hep aynı şarkı vardı aklında. Bu vedaya son kala demekti. Ama hala inatla söndürmediği sigarasının dumanı, çalmakta olan müziğe uyum sağlarcasına ahenkle dans ediyordu etrafta. Gözlerini kapattığı andan itibaren tıpkı denizde kaybolan bir kaptanın, çalışmayan pusulası olmuştu onun rotası. Ufaktan bir telaş vardı mimiklerinde ama aynı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/valse/">Valse</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ölümün sonsuz ufkunu sessiz çığlıklarla kucaklarken, son nefesinde hala hep aynı şarkı vardı aklında. Bu vedaya son kala demekti. Ama hala inatla söndürmediği sigarasının dumanı, çalmakta olan müziğe uyum sağlarcasına ahenkle dans ediyordu etrafta. Gözlerini kapattığı andan itibaren tıpkı denizde kaybolan bir kaptanın, çalışmayan pusulası olmuştu onun rotası. Ufaktan bir telaş vardı mimiklerinde ama aynı zamanda devamında keşfedeceği sonsuzluğun bilincindeydi.</p>
<p>Birden bire ona bakan masmavi bir çift göz anımsadı. Bu geride bırakmış olduğunu sandığı kırgınlıklarının geri yansıması gibi ruhunu paramparça ediyordu. Çünkü ona aldanışlarını ve saflığını hatırlatıyordu.</p>
<p>Bir labirentte çıkış yolu bulmaya çalışırken iyice kaybolmakta olan bir kadındı artık. Kaçmaya çalıştığı her şey ayağına dolanıyor ve kendi, dipsiz bir kuyunun içinde yuvarlanan bir taş edasında, etrafına çarpa çarpa ilerliyordu. Geri dönmenin imkansızlığının farkındaydı. Zaten o, yerde duran boş ilaç şişelerinden fayda ararken hangi şey yada kim bu karanlıkta onu aydınlatacak bir umut sunacaktı?</p>
<p>Bu hiçliğin ortasında sigarasından yere düşen kül, kaybettin dercesine haykırmıştı ona. Ama yinede yüzünde beliren ufak bi gülümseme, hiç bir yere ait olmamanın verdiği özgürlüğü kanıtlar nitelikteydi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/valse/">Valse</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/valse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15053</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lüzumsuz Savaş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-savas/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-savas/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Jun 2018 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Yay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15062</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dümdüz devam eden bir hayat varken önünde kariyer basamaklarında adım adım ilerlerken yaşanan bu gelişme kaderin varlığını tekrar hatırlatıyor beyinsiz beyinlere. Zaman ve insanların vicdan kıtlığı bir kez daha hatırlatıyor vicdan postu giyen insan müsveddelerini… İnsan duygusuzluğuyla yüzleşen güçsüz beden merhamet ve şefkate muhtaç dönüp arkasını sadece gözyaşı döküyor. Karşındaki ne yapıyor peki? Sadece kısa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-savas/">Lüzumsuz Savaş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dümdüz devam eden bir hayat varken önünde kariyer basamaklarında adım adım ilerlerken yaşanan bu gelişme kaderin varlığını tekrar hatırlatıyor beyinsiz beyinlere. Zaman ve insanların vicdan kıtlığı bir kez daha hatırlatıyor vicdan postu giyen insan müsveddelerini… İnsan duygusuzluğuyla yüzleşen güçsüz beden merhamet ve şefkate muhtaç dönüp arkasını sadece gözyaşı döküyor. Karşındaki ne yapıyor peki? Sadece kısa bir; “Geçmiş Olsun!!!”. Nokta, nokta, nokta. Ha bir de unutulmasın; “Tam olarak ne dedi sana doktorlar?” . Nokta, nokta, nokta. Cevabı merak etmeyin. Sadece derin bir iç çekiş ve öksürük. Ölümle burun buruna. Derecesini dahi sormadan maddi yönü merak eden insan topluluğu var sadece karşısında hikayedeki silik karakterin. Anlatılmaz karakterin duyguları. Derin bir ah çekiş ve derinden, candan atılan kazıklar takımı var.</p>
<p>Kaybedilen iş mi üzüyor, tazminat yükümlülüğü ihtimali mi, itibar mi, parasızlık mı? Cevapları alalım:</p>
<p>Genel cevap: Hepsi</p>
<p>Asıl cevap: Hiçbiri</p>
<p>Asıl cevap içinde şimşekler çaktıran ve yıldırımlar düşüren bir bünyenin bakıma muhtaçlığı karşısında durulan yüreğine canından canının hançeri ve çıkarcılığı.</p>
<p>Güzel cevaptı. Hep güzel edebiyat yapar. Ama hiçbir zaman zalimce davranamaz çünkü zalimce davranılmaya ve eziyete alışmıştır karakter.</p>
<p>Karakteri dahi yoktur belki, sadece bir siluet. Çabanın, merhametin, sevginin, fedakârlığın, kumbaranın siluetidir yalnızca belki… Çare arayan bir evsiz kuşun derdi neyse onunki de o DEĞİL.. Onun tek sorunu evliyken evsiz kalmak istemesi. İçindeki fırtınalarda da zaten ölü kuşlar yaşamaktadır karakterin. Sadece ölen kuşlar o evsiz kuşların ölümüdür sadece yaşayan ruhunun derinliklerinde. Yaşatacak ve yaşayacak neden kalmış mıdır hayatta? Şu dakikadan sonra kalan tek şey ve ona kalan tek şey kendi bedeni ve özellikle kalbini tesellidir. Ve zamandır. Tek istediği ilerisi için biraz sabır ve güç… Havada matem kokusundan başka aldığı tek koku kökü yanmaya ve dalları kırılmaya başlayan bir ÇINAR ağacı. Çınar ağacının dramı koymalıyım bu yazının başlığını. Geçenlerde dallardan birinin yaşadığı sorunlardan biri de geçmişten gelen adaletli bir yüzleşmeydi. Daha onu kaldıramamışken, ilerlemiş bir rahatsızlık el verdi yüreğinin en güçsüz noktasına. Ailesini kaldırırken yapabileceği tek şey ailesinin onu kaldırmasına göz yummaktan başka şey değil. Ağır, çok ağır… Bu yaşta… Son bulmalı güç gelmeli diye düşünürken tekrar döner karakter evliyken evsiz kalma düşüncesine. Başkalarının hatalarının bedelini ödeme düşüncesine ve vicdan sorumluluğuna. Takma kafana diyor? Bunu diyen bilinç sahibi mi deli mi diye soruyor öteki, ötekileştirilmiş olana… Ötekileştirilmiş evet karakterimizin adı. Hayırlı uğurlu olsun. Yazının adını ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞ OLANLARA mı yapsam? Ne dersiniz okurum? Neyse yazının içine çok karışmadan hoşça kalın. MERHABA. Neden mi? Anlamadınız mı hala neden merhaba dediğimi? Ben de anlamadım. Son.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-savas/">Lüzumsuz Savaş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-savas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15062</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Jun 2018 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14916</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat bu âleme sığmayan sözcüklerin okuyucuların gönlüne sığarak gönlünü süsleyerek gülümsetmesidir. Bu bir şiir olur öykü hikâye bir makale deneme söz olur gelir okuyucunun gönlüne bir kelebek misali usulca konar, gönül tellerini titreterek hissetmesini sağlar. Bir yağmur tanesi gibidir sanat, damla damla almak isteyenin gönlüne yağarak kurak olan gönlü yeşertir, kurumuş gülleri açtırır sanat olsun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat/">Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat bu âleme sığmayan sözcüklerin okuyucuların gönlüne sığarak gönlünü süsleyerek gülümsetmesidir. Bu bir şiir olur öykü hikâye bir makale deneme söz olur gelir okuyucunun gönlüne bir kelebek misali usulca konar, gönül tellerini titreterek hissetmesini sağlar. Bir yağmur tanesi gibidir sanat, damla damla almak isteyenin gönlüne yağarak kurak olan gönlü yeşertir, kurumuş gülleri açtırır sanat olsun sanatın içindeki şiirin heceleri sözleri olsun, sana sen yalnız değilsin az etrafına bak ve ne gördüğünü hissettiğini söyle, göremiyorsan benim gözümle bak hislerimle hisset ve gör diyendir. Davetkâr bir gün ışığıyla sizi gün ışına çağırarak karanlığı yok ederek aydınlık bilgili görgülü anlaşılır anlayan edendir. Vesselam.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/image-1.png"><img class="size-full wp-image-14917 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/image-1.png?resize=500%2C236" alt="" width="500" height="236" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/image-1.png?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/image-1.png?resize=300%2C142&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Sanat kolu kırık olana Ressamın yeni bir kol çizerek yerine yenisini takmasıdır, duygu hisleri körelenler için şiirle şair hisleri ve duygularını tazeleyerek, duygu ve hislerini tazeleyerek, yeniden hissetmesini duygu ile bir şeyleri duyarak hissetmesini sağlar. Yoksa resim sadece resim değildir, şiirle şair sadece şiir ve şair değildir, yüklendikleri bu misyon ile yaralarımızı iyi eden, güzel duygu ve hislerle bizim mutlu olmamızı gülümsememizi isteyenlerdir kısacası “Sanat “ denilen bu yol ile çalışma emek gayret veyahut asıl amacıyla” Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün” bir meziyet gönülleri sevmeye talip olmaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat/">Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14916</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Çırpınmak” Para Harcamak Yerine İnsanın Emeğini Hayalini Harcayanların, Çalanların Çırpınması</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cirpinmak-para-harcamak-yerine-insanin-emegini-hayalini-harcayanlarin-calanlarin-cirpinmasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cirpinmak-para-harcamak-yerine-insanin-emegini-hayalini-harcayanlarin-calanlarin-cirpinmasi/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Jun 2018 07:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14856</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatın yokuşunu tırmanırken veya çıkmak için çırpınırken, aslında düz olan yolu yokuş yapan bizleriz kendi elimizle desem hadi oradan diyen çok çıkacak,”çırpınmak” derken, son nefesi verirken çırpınmaktan söz etmiyorum, yüzmek içinde söylemiyorum,”çırpınmak “ derken acı içinde yuvarlanarak çıkılan yokuş yolunda, aşağıya doğru düşmek çıkamamak, ne yapacağını şaşırmak anlamında söylüyorum. Hayatın özünü başka kalıplara koyarak şekil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cirpinmak-para-harcamak-yerine-insanin-emegini-hayalini-harcayanlarin-calanlarin-cirpinmasi/">“Çırpınmak” Para Harcamak Yerine İnsanın Emeğini Hayalini Harcayanların, Çalanların Çırpınması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın yokuşunu tırmanırken veya çıkmak için çırpınırken, aslında düz olan yolu yokuş yapan bizleriz kendi elimizle desem hadi oradan diyen çok çıkacak,”çırpınmak” derken, son nefesi verirken çırpınmaktan söz etmiyorum, yüzmek içinde söylemiyorum,”çırpınmak “ derken acı içinde yuvarlanarak çıkılan yokuş yolunda, aşağıya doğru düşmek çıkamamak, ne yapacağını şaşırmak anlamında söylüyorum. Hayatın özünü başka kalıplara koyarak şekil vermemiz sonucunda olan bir çırpınmadan aslında yok yok, dışta ne kadar kalıpları değiştirsek de az ama içte biz olan bizi değiştirince oluşan çok çırpınmadan” da söz ediyorum. Kısır döngü içinde kalarak çıkamama, hayatın döngüsü içinde, hayatı anlamayarak ona uyum sağlamayarak çekilen ıstıraptan dolayı oluşan ”çırpınmak”tan da söz ediyorum. Gördünüz mü ne kadar çok oldu, ben bir çırpınırken dedim, onlarca çırpınma çıktı. Demek ki odaklanınca neyin ne demek istediğini az dikkatlice dinleyince kapalı olan açılımlar çoğalarak bir sonuca bir anlama çözülmeye doğru insanı götürüyormuş.</p>
<p>Hayata ve olaylara kendi düşüncemizin dar penceresinden bakarak, hayatın penceresinden bakmayınca” çırpınmak” olayı başlıyor. Para kazanmak nedir? İhtiyacını karşılama için emek gücüyle elde edilen bir kazanç, harcanılabilinir bir değer kazanarak onu harcamaktır… Oysa biz kazanmak için insanın emeğini gücünü hayallerini harcayarak elde etmemsi kazanmaması için para kazanarak sömür mü yor muyuz? Onlarca çalışan bir ev sahibi olamazken, patron aynı işten üç beş daire villa yazlık alabilirken, neden çalışanlar bir ev alamıyor? İnsanın hayatını harcamıyor muyuz, para harcamak yerine? Şimdi bu” çırpınma” değil de nedir? Şimdi acı içinde yuvarlanarak çıkılan yokuş yolunda aşağıya doğru düşmek çıkamamak, ne yapacağını şaşırmak anlamına uydumu? Yoksa ben para mı ortaya koydum insanlara iş gücü temin ettim diyerek onca serveti kazanmak için uğraşmak” çırpınmak” değil insanın emeğini gücünü hayalini çalmak ve boşa harcanmasını isteyerek hakkı olmayana göz dikmektir, denizde yüzerken boğulmamak için batmamak için uğraşmak bir ”çırpınma”dır. Yoksa varmak için son gücüyle koşmak kendini zora sokarak varmaktır ” çırpınmak” değil, kendini zorlamaktır.</p>
<p>Oysa patron yeni ev villa sahibi olurken değişik oturma yatma elde etme zevkini tadarken, diğer kazanarak elde etmesi gereken çalışanında bu zevki tatmaması için verdiği onca uğraşta korkusu da nefreti, keşif edilmeyi bekleyerek diğer insanların konforu kesif etmemsi için uğraş veren bu vicdansızların yaptıkları da<strong>” çırpınmadır</strong>”.Hakkı olanın hakkını vermemek için çırpınmadır bir boğulma anıdır ne yazık ki bu çırpınma haliyle, boğulma gerçek olur ve çırpınarak can verir böylesi insanlar… Her insanın içinde ulaşılması için az karanlıkta kalmış bir konfor ve rahatlık lüksü vardır, bu nedenle insan az fazla alışarak, bu karanlığı aydınlatarak konfora ve rahatlığa ulaşmak için çabalar lakin demin dediğim o patronların “çırpınışları” ile engellenerek, gerçekleşmesine mani olunur. Farkına vardıysanız yazımın başında çırpınmak dedim nereden nereye geldim. Söze dikkatli odaklanınca bu kadar geniş bir yelpaze ile yarına ertelemeden araştırınca bu açıklamalar bu sözler çıktı kalemimde, aslında bizimde kazancımızı çoğunu keserek kendi kasasına atan patronların, aman çalışsın daha çok genç ilerde biriktirir ev sahibi olur, ertelemesine karşı çıkacak toplu gücü bulduğumuz anda bu “çırpınma” son bulacak, sahip olma yolundaki bu güç emek vasıl olmaya gidecektir, beklentilerimiz para diyerek kimse harcayamaz harcayanlar ise ”çırpınarak” son nefesinde bunu öder ve kabirde ödemeye de devam eder, vesselam.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cirpinmak-para-harcamak-yerine-insanin-emegini-hayalini-harcayanlarin-calanlarin-cirpinmasi/">“Çırpınmak” Para Harcamak Yerine İnsanın Emeğini Hayalini Harcayanların, Çalanların Çırpınması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cirpinmak-para-harcamak-yerine-insanin-emegini-hayalini-harcayanlarin-calanlarin-cirpinmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14856</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üzüm Bağındaki Hüzün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uzum-bagindaki-huzun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uzum-bagindaki-huzun/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Jun 2018 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14764</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanırım ölümle yaşam arasında seni tutan renklerdi. Belki de yaşamına renk katsın diye yutuyordun ORAKÇI’daki sarıyı, moru… “… ölümün bir simgesidir, büyük tabiat kitabında ölüm nasıl canlandırılmışsa öyle. Resim baştan aşağı sarı, yalnız bir sıra mor tepeler var evet tümü açık sarı, sarışın… Tuhaf, böyle görmüş olmam tuhaf, biliyorum: düşün, bir deli hücresinin demir parmaklıkları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzum-bagindaki-huzun/">Üzüm Bağındaki Hüzün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_14767" aria-describedby="caption-attachment-14767" style="width: 348px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/v.jpg"><img class="wp-image-14767 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/v.jpg?resize=348%2C423" alt="" width="348" height="423" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/v.jpg?w=348&amp;ssl=1 348w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/v.jpg?resize=247%2C300&amp;ssl=1 247w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14767" class="wp-caption-text">Van Gogh</figcaption></figure></p>
<p><strong>Sanırım ölümle yaşam arasında seni tutan renklerdi. Belki de yaşamına renk katsın diye yutuyordun ORAKÇI’daki sarıyı, moru…</strong></p>
<p>“… ölümün bir simgesidir, büyük tabiat kitabında ölüm nasıl canlandırılmışsa öyle. Resim baştan aşağı sarı, yalnız bir sıra mor tepeler var evet tümü açık sarı, sarışın… Tuhaf, böyle görmüş olmam tuhaf, biliyorum: düşün, bir deli hücresinin demir parmaklıkları arasından…”</p>
<p><strong>Her reddedilişinde altüst olan yüreğin, yaşarken tattığın tek övünç kaynağı KIRMIZI ÜZÜM BAĞI’NDA bir uçtan bir uca çocuklar kadar şen miydi?</strong></p>
<p>“…küçük heyecanlar hayatlarımızın büyük kaptanlarıdır ve hiç farkına varmadan dinleriz onları. İşlediğim ve daha işleyeceğim hatalar üzerine kendimi toplamam (ki bu benim iyileşmem olur) bana zor geliyorsa da, unutmayalım ki; ne sıkıntı, ne de bunalımlarımız, ne de sağduyu ve iyi niyet bizim kılavuzlarımızdır. Hele koruyucularımız hiç değildir.”</p>
<p><strong>İçinde bulunduğu mutsuzluğu o kadar kabullenmiştin ki “Mutsuzluğum sonsuza kadar sürecek” diyordun ve bu durum içinden çıkılmaz hal alıyordu. Köylülerin dertlerini sırtlanıyor, yoksulluğu yaşarken kim bilir kaç gece aç yattın?</strong></p>
<p>“Delacroix ne kadar haklıydı yalnız ekmek ve şarapla beslenmekte ve mesleğiyle ahenkli bir tarzda yaşamanın yolunu bulmakta. Ama o kahrolası para meselesi kalıyor. Millet’e gelince… Millet köylüydü ve köylü çocuğuydu. … Ne çare ki benden üstün güçlere karşı gelemedim, daha doğrusu ben zayıf davrandım, bu yüzden de bir çeşit vicdan azabı çekiyorum, tam nedenini söyleyemem, ama krizlerimde o kadar çok bağırmamdan sanırım. Bir şeye karşı kendimi savunmak istiyor ve beceremiyorum.</p>
<p><strong>Arles’teki o boş akıl hastanesi odasını resmedişin yalnızlığının dışa vurumuyken, “Benim burada ne işim var?  Ben deli değilim!” diye kim bilir kaç kere haykırdın yıldızlı gecelere ya da kabul edip “Eserlerime yüreğimi ve ruhumu harcıyorum ve bunu yapınca aklımı kaybettim.” diyerek kabul ediyordun akıl melekelerinin çoktan uçup gittiğini. </strong></p>
<p>“Tabi içimden çok içerliyorum bütün bunlara. Gene tabiidir ki kızmam doğru olmaz, çünkü bu durumda özür dilemek suçlu olmayı gerektirir sanırım… Anlarsın, bu kadar adamın bir tek insanı, üstelik de bir hastayı arkadan vurmak için birleştiklerini görünce nasıl fena oldum, kafama bir tokmak yemiş gibi olduğumu anlarsın.”</p>
<p><strong>Vincent van Gogh, kurşunun verdiği soğukluğu hissettiğinde pişmanlık duydun mu? Ya da iyi ki dedin mi? Bitti artık…</strong></p>
<p>“Hüzün her zaman baki kalacaktır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzum-bagindaki-huzun/">Üzüm Bağındaki Hüzün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uzum-bagindaki-huzun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14764</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşünüyorum… Peki Niçin Düşünüyorum?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 31 May 2018 05:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14693</guid>
				<description><![CDATA[<p>Benim, varım, düşünüyorum öyleyse varım, varım çünkü düşünüyorum, peki niçin düşünüyorum? Düşünmek istemiyorum artık; var olmak istemediğimi düşündüğüm için varım, düşünüyorum…Çünkü… “Bulantı” içindeyiz… Düşünüyoruz çünkü; varlığımızı ispatlamaya çalışıyoruz. Sıkılmadan, vazgeçmeden kabullenerek, kabul ettirerek… En çokta kendimize. En derinde ispat istiyoruz… Varoluşçuluk, insan varoluşunu felsefi bir sorun olarak gören çok sayıda filozofun çalışmalarını nitelemek için kullanılır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/">Düşünüyorum… Peki Niçin Düşünüyorum?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Benim, varım, düşünüyorum öyleyse varım, varım çünkü düşünüyorum, peki niçin düşünüyorum? Düşünmek istemiyorum artık; var olmak istemediğimi düşündüğüm için varım, düşünüyorum…Çünkü…</em></p>
<p>“Bulantı” içindeyiz… Düşünüyoruz çünkü; varlığımızı ispatlamaya çalışıyoruz. Sıkılmadan, vazgeçmeden kabullenerek, kabul ettirerek… En çokta kendimize. En derinde ispat istiyoruz…</p>
<p>Varoluşçuluk, insan varoluşunu felsefi bir sorun olarak gören çok sayıda filozofun çalışmalarını nitelemek için kullanılır. Varoluşçuluk terimini ilk kullanan J.P.Sartre’ dir. Bu akım insan özgürlüğüne inanır ve insanların davranışlarından sorumlu olduğunu öne sürer. Varoluşçuluk, her şeyden önce varoluşun hep tikel ve bireysel, yani benim ya da senin veya onun varoluşu olduğunu öne sürer. Bundan dolayı, o insanı mutlak ya da sonsuz bir tözün tezahürü olarak gören her tür öğretiye, gerçekliğin Tin, Akıl, Zeka, Bilinç, İde olarak var olduğunu öne süren idealizme karşı çıkar. İnsanın önceden belirlenmemiş bir özü olmasa da, o, Sartre’a göre bir taş ya da sopa gibi basit ve bilinçsiz bir varlık değildir. O, bir taş parçasının her ne ise o olduğunu söyler; taşın varlığı, kendi içine kapanık, kendisinden başka bir şey olamayan varlıktır.</p>
<p>Varoluşsal olan şimdi ve burada olandır. Bulantılar içinde…</p>
<p><em>Bulantı; hayat karşısında duyacağın tek şey bu olmalı&#8230; Kendini, çevreni, inandığın, takdir ettiğin, onayladığın her şeyi düşün. Yaşamını gözden geçir. Yaşadığın dünya sana yabancı ve düşmandır. Bilinçsizdir, saçmadır. Sen, yaşadığın dünyanın bu özelliklerini gördüğün zaman duyacağın tek şey, bulantı olacak, bir iç sıkıntısı duyacaksın. Ama bazıları, bulantıdan kaçar. &#8220;Tanrı&#8221;, &#8220;Töre&#8221;, &#8220;Ahlak&#8221; gibi kavramların arkasına sığınır. Sen, bulantıyı duyduğun zaman uyanmalısın. Ahlaklı olarak bildiğin bütün kişi ve kurumların seni tükettiğini fark edeceksin . Her türlü özgürlüğün yasak olduğu bir ahlaki sistemde, ahlaksız yaşamanın bir erdem olduğu gerçeğini göremedin. Evrenin büyüsünü çözdün, Tanrıyı yitirmenle evrenin eksenine kendin oturdun. Tanrıyı kaybetmen güzel. Ama bir tanrıyı reddedip yeni Tanrılar, efendiler yarattın. Yaşadığın toprağa taptın. Unutma ki; toprak, uğrunda ölen varsa utanmalıdır! Sen, sadece onlarla çatışmamak için insanları sevdin. Yarattığın dev teknolojin sayesinde pek çok şey kazandın. Ama şimdi her şeyi kaybetme tehlikesi içindesin! Gerçi atom sırlarını çözdün, ama kendi kendine yabancı oldun. Senin çok şeyini elinden aldılar. Ancak bir tanesinin elinden alınmasına izin verme: kendi varoluşun! Sen, bir devlet hastanesinin doğum kliniğinde dünyaya geldin, sonra okula oradan da fabrika ya da büroya gönderdiler seni. Seçim hakkı bırakmadılar. Ölümün bile kendinin değil çoğu kez. Bir yığınsın. Bulantıyı duy. Yürüyen şeridin üzerine bir paket gibi bırakılmayı reddet. </em></p>
<p><em> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/6a00d83451937369e200e54f1e8adf8834-500wi.gif"><img class="size-full wp-image-14697 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/6a00d83451937369e200e54f1e8adf8834-500wi.gif?resize=300%2C404" alt="" width="300" height="404" data-recalc-dims="1" /></a></em>Kendi yaşamına, kendin şekil ver. Sen, özgürlüğe mahkumsun çünkü !</p>
<p>Çünkü; var olmak istemediğimi düşündüğüm için varım, düşünüyorum…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/">Düşünüyorum… Peki Niçin Düşünüyorum?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14693</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mübarek Ramazanla İlgili Birkaç Diyalog</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mubarek-ramazanla-ilgili-birkac-diyalog-calisma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mubarek-ramazanla-ilgili-birkac-diyalog-calisma/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 27 May 2018 05:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14614</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mübarek Ramazan, kulun on ay gönlünü dünya ve nefsi ile tarumar ettiği çöle çevirdiği gönlünü dünyasını ömrünü, on birinci ayda onarması kuruyan çöl olan gönlüne ömrüne hayatına, cennetten yağan rahmet yağmurlarıyla sulaması, kuruyan çiçekleri rahmetle sulayarak yeşertmesi, akşam iftarda açan cennet güllerini koklayarak, cennette gezinmesidir. Uyanmak için sabahı bekleyen kulun, Ramazan ayında sabah olmadan uyanmasıdır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mubarek-ramazanla-ilgili-birkac-diyalog-calisma/">Mübarek Ramazanla İlgili Birkaç Diyalog</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mübarek Ramazan, kulun on ay gönlünü dünya ve nefsi ile tarumar ettiği çöle çevirdiği gönlünü dünyasını ömrünü, on birinci ayda onarması kuruyan çöl olan gönlüne ömrüne hayatına, cennetten yağan rahmet yağmurlarıyla sulaması, kuruyan çiçekleri rahmetle sulayarak yeşertmesi, akşam iftarda açan cennet güllerini koklayarak, cennette gezinmesidir.</p>
<p>Uyanmak için sabahı bekleyen kulun, Ramazan ayında sabah olmadan uyanmasıdır. Yolda beklediğinin farkına vararak yola devam etmesidir. Hayata bir şey katmadığını gören kulun koşarak hayata bir şeyler katmasıdır Mübarek Ramazan.</p>
<p>Mübarek Ramazan, biz hayat yolunda geride bir iz bırakmadan yürüdüğümüzü hatırlatarak, geride bir iz bırak merhametle gülümseme ile diyendir. Her şey biter acılar dertler kederler, bak bakalım gerinde dert keder çile kaldı mı diyerek şükürsüzlüğümüzü sabırsızlığımızı bize gösterendir.</p>
<p>Mübarek Ramazan, hak yolunda hakka insana gönüllere merhametle imanla yürüyene, yürüdüğü yolu on bir ay sonra gelerek hala bu yolda mı diyerek, Hakkın selamı ile gelerek, dalda açan cennet çiçekleri sizleri kıskanıyor diyerek haber vererek, beraber nuruyla yürütendir gülümsetendir.</p>
<p>Mübarek Ramazan, bize hayatı bir defa yaşarsınız ve biter, lakin benimle beraber yaşarsanız, bitmezsiniz solmazsınız ölseniz de ölmezsiniz, ben size her yıl erken gelirim ki, geç kalmadan bensiz gitmeyin diye, beni gönderen Yüce Allah size ne kadar merhametle sevdiğini söylemek göstermek içindir.</p>
<p>Mübarek Ramazan, bize Rabbinizin güzelliklerini dün unuttunuz benimle hatırlayın, gerekirse unutmamak için bir aylığına nöbette kalın ve sakın unutmayın diye size gönderdiği bir hatırlatıcı, cennette sizi karşılamak için Yüce Allah. C.C. Bir davetim sizler için diyendir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mubarek-ramazanla-ilgili-birkac-diyalog-calisma/">Mübarek Ramazanla İlgili Birkaç Diyalog</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mubarek-ramazanla-ilgili-birkac-diyalog-calisma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14614</post-id>	</item>
		<item>
		<title>9000 Yaşında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/9000-yasinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/9000-yasinda/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 25 May 2018 04:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Melike Ayhan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14596</guid>
				<description><![CDATA[<p>1993 yılında Yunanistan’ın Kalambaka kentine yaklaşık 3 km uzaklıkta bulunan Theopetra mağarasında binlerce yıllık üç insanın kalıntılarına rastlandı. Atina Üniversitesi’nden Yardımcı Profesör Ortodontist Manolis Papagrigorakis ve endokrinologlar, ortopedistler, nörologlar, patologlar, radyologlardan oluşan ekibi İsveçli arkeolog ve heykeltıraş ve fotoğrafçı Oscar Nilsson’ın da büyük katkılarıyla; BT taramalarını ve 3D baskı teknolojisini kullanarak Avgi’nin 9000 yıllık kafatasını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/9000-yasinda/">9000 Yaşında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>1993 yılında Yunanistan’ın Kalambaka kentine yaklaşık 3 km uzaklıkta bulunan Theopetra mağarasında binlerce yıllık üç insanın kalıntılarına rastlandı.</p>
<p><figure id="attachment_14598" aria-describedby="caption-attachment-14598" style="width: 426px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/9000.jpg"><img class="wp-image-14598" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/9000.jpg?resize=426%2C567" alt="Fotoğraf: Nilsson, Oscar." width="426" height="567" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/9000.jpg?w=728&amp;ssl=1 728w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/9000.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 426px) 100vw, 426px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14598" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Nilsson, Oscar.</figcaption></figure></p>
<p>Atina Üniversitesi’nden Yardımcı Profesör Ortodontist Manolis Papagrigorakis ve endokrinologlar, ortopedistler, nörologlar, patologlar, radyologlardan oluşan ekibi İsveçli arkeolog ve heykeltıraş ve fotoğrafçı Oscar Nilsson’ın da büyük katkılarıyla; BT taramalarını ve 3D baskı teknolojisini kullanarak Avgi’nin 9000 yıllık kafatasını ve yüzünü şekillendirdi. İsmi ise Mezolotik Çağ’ın ‘medeniyetlerin doğduğu çağ’ olarak bilinmesi ve kalıntıların Mezolotik Çağ’da, M.Ö. 7000 yıllarında yaşıyor olması nedeniyle; arkeologlar tarafından Türkçe’de ‘Şafak’ anlamına gelen Avgi konulmuş. Diğer iki insanın kalıntılarıyla birlikte Avgi, aslında o dönemde insanın var olduğuna bir kanıt niteliği taşıması sebebiyle de ismiyle özdeşleşiyor.</p>
<p>Kemik ölçümlerinde yaşının 15 civarında olduğu düşünülse de, dişlerinin panoramik röntgeninin incelenmesiyle 18-19 yaşlarında olduğu belirlendi. Atina Acropolis Müzesi’nde kamuoyuna duyurulan Avgi’yi görenler, yüz hatlarının çok sert, kaslı olması sebebiyle kadın olmasına rağmen maskülen bir ifadesi olduğunu ve oldukça sinirli gözüktüğünü söylüyorsa da Manolis Papagrigorakis yaptığı açıklamada bu görüntünün asıl sebebinin avcı toplumda beslenebilmek için deriyi yumuşatmak zorunda olduklarından çiğnemeleriyle, öne çıkık fonksiyonel iç çene ve alt çene kemikleri geliştirmelerinden kaynaklandığını belirtiyor.</p>
<p>Anemi hastası olduğu düşünülen Avgi’nin; kalça kemiği sorunu ve eklem rahatsızlığı sebebiyle mağaradan dışarı çıkamadığı için mağarada bulunduğu ve yine muhtemelen aynı sebeplerle öldüğü düşünülüyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/9000-yasinda/">9000 Yaşında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/9000-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14596</post-id>	</item>
		<item>
		<title>DA DA DA DA DA DA DA  DA DA DA DA DADA!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-dada/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-dada/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 May 2018 08:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Melike Ayhan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14591</guid>
				<description><![CDATA[<p>Almanya ve Fransa’da ortaya çıkıp; 1912-1922 yılları arasında resim, grafik tasarım, tiyatro, müzik ve edebiyatı içine almış olan devrim niteliğinde bir sanat akımıdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sanatçılar savaşın ilkelliği ve yıkıcılığıyla birlikte herkes gibi umutsuzluk, güvensizlik, hiçbir şeyin sürekliliği olmadığı hissiyatını doğuran bir inanç yoksulluğuna düşmüşlerdir. Böylelikle toplumsal kalıplaşmış kurallara, burjuva sanat anlayışına ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-dada/">DA DA DA DA DA DA DA  DA DA DA DA DADA!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya ve Fransa’da ortaya çıkıp; 1912-1922 yılları arasında resim, grafik tasarım, tiyatro, müzik ve edebiyatı içine almış olan devrim niteliğinde bir sanat akımıdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sanatçılar savaşın ilkelliği ve yıkıcılığıyla birlikte herkes gibi umutsuzluk, güvensizlik, hiçbir şeyin sürekliliği olmadığı hissiyatını doğuran bir inanç yoksulluğuna düşmüşlerdir. Böylelikle toplumsal kalıplaşmış kurallara, burjuva sanat anlayışına ve aslında her şeye karşı çıkmaya programlı kültürel ve sanatsal bir akım ortaya çıkmıştır: DADA, DADAİZM.</p>
<p>Dünya savaşının barbarlığına sanat alanındaki ve gündelik hayattaki entelektüel katılığa karşı çıkan bu akım, mantıksız ve varolan sanat düzenlerini yıkıp kuralsızlığı kural edinen bir anti-sanat hareketi başlatmıştır. Kurucuları akımın ismini dahi Fransızca sözlükten rastgele bir sayfa açarak koymuşlardır; Dada Fransızca’da ‘‘Çocuk Dilinde Oyuncak Tahta At’’ anlamına gelmektedir. 1918’de yayımlanan Dadaizm bildirgesi akımın amacını şöyle anlatır:</p>
<p>‘…Yerle bir edici eylemin var güçle yumruklarda anlatılışı: DA-DA, incelik ya da uysal bir uzmanlaşmanın utangaç duygusuyla, günümüze değin yadsınmış tüm yolların tanınması: DADA. Zavallıların dansı olan mantığın yok edilişi:DADA. …Belleğin yok edilişi:DADA. Geleceğin yok edilişi: DADA. …Özgürlük: DADA DADA DADA&#8230;’</p>
<p>Akımın kurucularından Macar şair Tristan Tzara 1917’de Dada isimli dergiyi çıkarmış ve ilerleyen zamanlarda Paul Eluard, Andre Breton, Louis Aragon gibi edebiyat dünyasına ismini kazıyan bir çok sanatçı ona katılmışlardır. Tristan Tzara Dadaist şiirin nasıl yazıldığını kendi şiirinde de şöyle açıklamıştır:</p>
<p>DADAİST ŞİİR YAZMAK İÇİN</p>
<p>Bir gazete alın<br />
Makas alın<br />
Bu gazetede şiirinize vermeyi tasarladığınız<br />
Uzunluğa sahip olan bir makale seçin<br />
Makaleyi eşit parçalar halinde kesin<br />
Dada sonra bu makaleyi meydana getiren kelimeleri özenle kesin<br />
Ve bir torbaya koyun<br />
Yavaşça karıştırın<br />
Daha sonra her küpürü peş peşe<br />
Torbadan sırayla çekin<br />
Olduğu gibi yazın<br />
Şiir size benzeyecektir.</p>
<p>Tristan Tzara</p>
<p>Dada sanata karşı doğanın yanındadır; Dadaizm’e göre doğada anlam olmadığından sanatta da anlam olmamalıydı. Dadaistler her ne kadar sanata karşı, sanatı reddettiklerini ve sadece yozlaşmış bir toplumla alay etmek düşüncesiyle hareket etseler de fonetik bazı görsel çalışmalar harf biçimleriyle fütürizmde de etkili olmuşlardır.</p>
<p>Bu akımın görsel alanda en önemli sanatçısı ise hiç şüphesiz Marcel Duchamp olmuştur. Hazır nesneleri ait olduğu bütünden ayırıp yeni bir şekilde görürsek, ona yeni bir gözle bakacağımızı düşünerek nesneleri işlevlerinden bağımsızlaştırmıştır. Porselen bir pisuarı ters çevirerek hazır nesneden yeniden oluşturduğu Çeşme adlı eseri Richard Mutt takma adıyla yayınlanmış ve skandal yaratmıştır, fakat İngiliz sanat camiasında oylamaya sunularak 20. yüzyılın en etkili eseri seçilmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_14593" aria-describedby="caption-attachment-14593" style="width: 403px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/da1.jpg"><img class="wp-image-14593 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/da1.jpg?resize=403%2C520" alt="Henri-Robert-Marcel Duchamp/Çeşme" width="403" height="520" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/da1.jpg?w=403&amp;ssl=1 403w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/da1.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 403px) 100vw, 403px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14593" class="wp-caption-text">Henri-Robert-Marcel Duchamp/Çeşme</figcaption></figure></p>
<p>Dadanın hemen hemen her şeyi inkar etmesi yeni ve güçlü iletişim yöntemlerini yaratmış şiirde yeni biçimleri, görsel iletişimde kolaj ve fotomontaj gibi teknikleri oluşturmuştur. Bu akım dahilinde 1919da başlayan Merz resimlerinde şans eseri bulunmuş aykırı görsellerle tasarım yeteneği bir araya getirilmiştir. Bu akım serbest çağırışımı desteklemiştir.</p>
<p>Türk Edebiyatı’nda ise Mümtaz Zeki Taşkın ve Ercüment Behzat Lav’ın bazı eserlerinde Dadaizm’in etkilerine rastlıyoruz:</p>
<p><strong>HAYTİ ADALARI</strong></p>
<p>Bir istiridyedir bizim ada</p>
<p>Dada..</p>
<p>Dada&#8230;</p>
<p>Dada&#8230;</p>
<p>Benim istiridye adamın incisidir.</p>
<p>..Dadam&#8230;</p>
<p>Dadam&#8230;</p>
<p>Dadam derken çıldıracak adam.</p>
<p>Dada</p>
<p>Benim istiridye adamın incisidir.</p>
<p>Dada</p>
<p>Ne bir Arjantin güzeli</p>
<p>Ne bir Afrika zencisidir.</p>
<p>Okyanusun</p>
<p>Koyu nefti dalgaları</p>
<p>Hayti adaları</p>
<p>Ah.. Da.. Da</p>
<p>Da&#8230; Da&#8230;</p>
<p>Da&#8230;</p>
<p>Da&#8230;</p>
<p>MÜMTAZ ZEKİ TAŞKIN</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-dada/">DA DA DA DA DA DA DA  DA DA DA DA DADA!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-da-dada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14591</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İyi Hissetmek İçin İyimser Olmayı Seç!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iyi-hissetmek-icin-iyimser-olmayi-sec/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iyi-hissetmek-icin-iyimser-olmayi-sec/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 May 2018 04:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nur Koşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14515</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günümüzde iyimser olmaya imkanımız bile kalmamışken, bu soruyu cevaplamak size saçma gelebilir. “Ne iyimserliğinden bahsediyorsun sen?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, belki de haklısınız iyimser olmak günümüzde artık gerçekten çok zor. Uzun çalışma saatleri, yoğun iş temposu, stres ve kaygının yanında bir de maddi sorunlar ile uğraşır olmuşuz. Hal böyle olunca da iyimserlik kelimesini unutur olduk. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-hissetmek-icin-iyimser-olmayi-sec/">İyi Hissetmek İçin İyimser Olmayı Seç!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde iyimser olmaya imkanımız bile kalmamışken, bu soruyu cevaplamak size saçma gelebilir. <strong><em>“Ne iyimserliğinden bahsediyorsun sen?”</em></strong> dediğinizi duyar gibiyim. Evet, belki de haklısınız iyimser olmak günümüzde artık gerçekten çok zor. Uzun çalışma saatleri, yoğun iş temposu, stres ve kaygının yanında bir de maddi sorunlar ile uğraşır olmuşuz. Hal böyle olunca da iyimserlik kelimesini unutur olduk.</p>
<p>Madem tüm bu saydıklarımdan çok yoruldunuz. Öyleyse, <strong><em>“Tüm bu strese, iş temposuna ve daha fazlasına niye katlanıyoruz?”  </em></strong></p>
<p>En temel sebebini ben size söyleyebilirim. Eğer ailenizden kalan hatırı sayılır bir geliriniz yoksa bedavadan yaşayamayacaksınız demektir.  Dolayısıyla çalışmaya ve hayat standartlarınızı yükseltmeye ihtiyacınız olacak.</p>
<p>İsyan etmek her zaman kolay olandır. Oysaki iyimser olmak her zaman çok daha zordur.  Hayata sürekli kötü gözle bakmak, hiçbir şeyin düzelmeyeceğini düşünmek size üzüntü vermekten ötesine gidemez. Bu evrendeysek, hepimizin bir varoluş nedeni vardır. Bunu unutmayın. İyimser olmak size poliyanacılık gibi görünebilir. Bakış açısı her şeyi değiştirebilir unutmayın! Mevlana bu konu ile ilgili olarak;  <strong><em>“ Marifet nedir, bilir misin? Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir.”</em></strong> der.</p>
<p>Olumsuz düşüncelerinizi olumluya çevirmenin en basit ve kolay yolu, cümlelerinizin sonunu <strong><em>“Ama”</em></strong> kelimesiyle devam ettirmektir.</p>
<ul>
<li>İşten geç çıkıyorum. Ama ihtiyaçlarımı kimseden yardım almadan karşılayabiliyorum.</li>
<li>Sabah erken kalkıyorum ama işe trafiksiz gidiyorum.</li>
<li>Üniversiteyi kazanmam için çok çalışmam, uykusuz kalmam gerek ama karşılığında istediğim bölüme girebilirim.</li>
</ul>
<p><strong><em>“Ama”</em></strong> kelimesi bardağın boş tarafından değil, dolu tarafını görmemizi sağlıyor.</p>
<p><strong><em>“Sadece bir ama kelimesiyle iyimser olacağımızı mı düşünüyorsun?”</em></strong> diye isyanlardasınız.</p>
<p>Öğrenilmiş İyimserlik hakkındaki bir kitaptan bahsetmek istiyorum. <strong><em>Pozitif psikoloji”nin</em></strong> babası sayılan <strong><em>Dr. Martin Seligman, </em></strong> “<a href="http://www.idefix.com/kitap/ogrenilmis-iyimserlik-martin-e-p-seligman/tanim.asp?sid=ABHFW2CPN6R71NSKK84V"><strong><em>Öğrenilmiş İyimserlik</em></strong></a><strong><em>”</em></strong><strong><em> (</em></strong><a href="http://www.amazon.com/Learned-Optimism-Change-Your-Mind/dp/1400078393/ref=as_li_qf_sp_asin_il_tl?tag=mind0a3-20"><strong><em>Learned Optimism</em></strong></a><strong><em>)</em></strong> adlı kitabında bize, kötümserlikten iyiliğe geçişin 5 yolu olduğunu anlatıyor.</p>
<ol>
<li><strong>Olumsuz durumun ne olduğunu yazın:</strong>Çarpıtmadan, olabildiğince sade bir şekilde olumsuzluğu kağıda geçirin.</li>
<li><strong> Olumsuzluk karşısındaki düşünce ve inançlarınızı yazın:</strong>Müdürünüz toplantıyı ertelediğinde ya da eşiniz tatil planına burun kıvırdığında aklınıza ilk ne gibi senaryolar geldi? Ne düşündünüz, ne olacağına inandınız?</li>
<li><strong> Sonuçları yazın:</strong>Sizde kalan duygu ne oldu ve olumsuzluğa nasıl tepki verdiniz?</li>
<li><strong> İnançlarınızı gözden geçirin ve tepkinizi nasıl etkilediğini değerlendirin:</strong>Farklı düşünebilseydiniz, sonuçlar veya uzun süren his farklı olur muydu?</li>
<li><strong> Kötümser düşünceleri kafanızdan atmaya odaklanın:</strong>Yukarıda yarattığınız kötü senaryoyu ve kader kurbanı olduğunuz inancını bir kenara bırakıp, alternatif nedenler düşünmeye çalışın. Müdürünüz ya da eşiniz bunları yapmak için başka bir sebebi olabilir mi? Bir diğer deyişle, beyin fırtınası yapın ve sizi daha sakin, daha yetkin hissettirecek düşünceleri bulmaya çalışın.</li>
</ol>
<h5>Herkesin ve her şeyin size karşı olduğunu düşünmeyi bırakın. Bazen gerçekler sizin sandığınız kadar karışık ve acımasız olmayabilir. Olumsuz gibi duran şeyler belki de bizim için hayırlı değildir. Şems-i Tebrizi  şöyle der; “Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma… Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O kimsenin bilmediği patikalar açar.”</h5>
<h5>Olumsuz düşüncelerimizi yargılamalı, biraz da sorgulamalıyız. Gerçekten tüm bu kasvetli düşüncelerin, size bu kadar zarar vermesine izin mi vereceksiniz. Olumsuz düşünceler başta size zarar verir unutmayın. Ne kadar yaşayacağımızı hiç birimiz bilmiyoruz. Bunu da kendimizi yiyip bitirerek mi geçireceğiz.</h5>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-hissetmek-icin-iyimser-olmayi-sec/">İyi Hissetmek İçin İyimser Olmayı Seç!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iyi-hissetmek-icin-iyimser-olmayi-sec/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14515</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Avrupa Feodalizmin Tarihi Okuması</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/avrupa-feodalizmin-tarihi-okumasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/avrupa-feodalizmin-tarihi-okumasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 May 2018 07:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semiha Sara]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14475</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tarih, bugün içinde yaşadığımız dünyanın ardında yatan olayların gerçek nedenlerinin ne olduğu hakkındadır. Yani bizim nasıl biz olduğumuzun bir anlatısıdır. Tarihi anlamak, içinde yaşadığımız dünyayı değiştirmemiz için yapmamız gereken işlerin en başında gelir. George ORWELL ünlü eseri 1984’ünde şöyle der: ‘Geçmişi kontrol eden, geleceği de kontrol eder.’ Bugünün saraylarından bize hükmedenlerin çok da üzerinde durmak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/avrupa-feodalizmin-tarihi-okumasi/">Avrupa Feodalizmin Tarihi Okuması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih, bugün içinde yaşadığımız dünyanın ardında yatan olayların gerçek nedenlerinin ne olduğu hakkındadır. Yani bizim nasıl biz olduğumuzun bir anlatısıdır. Tarihi anlamak, içinde yaşadığımız dünyayı değiştirmemiz için yapmamız gereken işlerin en başında gelir. George ORWELL ünlü eseri 1984’ünde şöyle der: <em>‘Geçmişi kontrol eden,</em> <em>geleceği de kontrol eder.’</em> Bugünün saraylarından bize hükmedenlerin çok da üzerinde durmak istemediği bir slogandır bu.</p>
<p>Egemen anlatı, tarihi bize bir çeşit  ‘büyük adamların’ hikâyesi gibi anlatmayı çıkarları için uygun bulurlar. Ancak bu ‘büyük adam’ yaklaşımına eleştirel bir yöntemle karşı çıkmak da mümkündür. Tarihi sıradan insanlar açısından ele almak ve onların hikâyelerini anlatmak tarihi olayların anlaşılması için gerekli olan yöntemdir.</p>
<p>Bunu yaparken en önemli husus, olayların birbiri ile ilişkisini ve karşılıklı bağımlıklarını gözden kaçırmamaktır. Roma İmparatorluğunun yükselişini ve çöküşünü anlamadan Hıristiyanlığın yükselişini anlamanın mümkün olmadığı gibi Avrupa feodalizmin şartlarını da anlamak mümkün değildir.</p>
<p>Belki de insanlık tarihinin gerçekçi bir okumasını yapmak, bu öyküyü kavramak için Karl Marks’ın ortaya attığı iddiaya bakmak gerekir. <em>‘Üretim güçleri’</em> dediği şeyin değişim göstermesinin <em>‘üretim ilişkileri</em>’ndeki değişikliklerle ilgili olduğu ve bunların toplumda daha yaygın dönüşümlere yol açtığı yönündeki söylemi bu konuda oldukça ufuk açıcıdır.</p>
<p>Bu tür değişimler ise mekanik ya da kendiliğinden gerçekleşen şeyler değildir. İnsanlar nasıl yaşamak istediklerine dair seçimler yapar ve bunun sonucunda da tarihin belirli aralıklarında ortaya bazı büyük çatışmalar çıkar.</p>
<p>Tarihin en büyük dönemeçlerinden biri olan Ortaçağ tarihine de bu açıdan bakmak oldukça faydalı ve gerekli bir tutumdur. Umberto Eco ortaçağı anlattığı ünlü eserinden dönem için şöyle bir giriş yapar: <em>‘</em><em>ortaçağ Roma İmparatorluğu&#8217;nun dağılma döneminde başlayıp, tutkal görevi gören Hıristiyanlığın yardımıyla, Latin kültürünü, imparatorluğu yavaş yavaş istila eden halkların kültü­rüyle birleştirerek; uluslarıyla, konuşmaya devam ettiğimiz dilleriyle ve değişimlerden ve devrimlerden sonra bile olsa bizim olmaya devam eden kuramlarıyla günümüzde Avrupa dediğimiz yere hayat veren dönemdir.’ *</em></p>
<p>Eco, ortaçağ diye adlandırılan tarihi aralığın bir yüzyıldan ibaret olmadığından bahseder. Ayrıca yine ona göre ortaçağ, Rönesans, Barok dönem ya da romantizm gibi belirli bir tarihi zaman aralığında meydana gelen değişimler gibi ayırt edici özelliklere de sahip  değildir.</p>
<p>Bugün okullarda öğretilen ortaçağ dönemi dediğimiz dönem 1016 sene gibi uzun bir döneme karşılık gelir. Zaman, geçmiş çağlarda, bugün bizim yaşadığımız zamandan daha yavaş akıyor olsa da bu süre yine de oldukça uzun bir zamandır ve birçok tarihsel gelişmeyi de içinde barındırmaması düşünülemez. Tüm geçen bu yüzyıllar boyunca yaşanan olayların ve yerlerin aynı ya da sabit dinamikler tarafından belirlendiğine inanmak oldukça güç ve saçmadır. Yine Eco, ortaçağ içinde birçok ortaçağ olduğunu savunsa da bazı önemli dönemeçleri göz önüne alarak bu dönemi kendi içinde üçe ayırır:</p>
<p><em>*Roma İmparatorluğu&#8217;nun çöküşünden 1000 yılma kadar (veya en azından Şarlman&#8217;a kadar) uzanan erken ortaçağ, </em></p>
<p><em>*1000 yılından sonraki sözde Rönesans döneminden oluşan ara ortaçağ </em></p>
<p><em>*&#8221;geç&#8221; gibi bir kelimenin akla getirebileceği olumsuz çağrışımlara rağmen Dante&#8217;nin İlahi Komedya&#8217;yı tamamladığı, Petrarca ( 1304- 1374) ile Boccaccio&#8217;nun(1313- 1375) eserlerini yazdığı ve Floransa Hümanizminin geliştiği görkemli dö­nem olan geç ortaçağ şeklinde bir dönemleşme yapılmaktadır.**</em></p>
<p>Aslında Eco’nun ‘ortaçağ ne değildir?’  sorusu oldukça önemli bir soru olsa da başka bir yazının odak noktasıdır.</p>
<p>Bu dönemle ilgili en çok üstünde durulan kavramlardan biri olan ‘feodalsizim’ de çağa getirilen yorumlar gibi zaman içinde farklı şekiller de anlamlar kazanır. Özellikle 20. Yüzyılın ikinci yarısından sonra tarihçiler kavrama ciddi eleştiriler yapma gereği duymaya başlarlar. Kavramın tek başına dönemin siyasal ilişkileri açıklama da yetersiz kaldığı eleştirisi üzerinde durulur. Ve daha genel bir anlama sahip olan <em>‘lortluk tarihi’</em> kavramı ortaya atılır.</p>
<p>Tarihçiler, dönemin içerdiği olaylardan bahsederken, kimi zaman saçma, kimi zaman yakışıksız ama kimi zaman da oldukça gerçekçi yorumlar ortaya koymuşlardır. Geleneksel ana akım tarihsel söylem ise bir grup büyük adamın beklenmedik şekilde ortaya çıkması üzerinden bir tezi savunur, çünkü peşi sıra gelen devrimsel olayların tekrarlanma olasılığının görünür olmasını istemezler. Sanki tüm süreç tesadüfi olaylar dizisidir ve beklenmedik bir takım insanlar kendiliğinden tarih sahnesine çıkmışlar ve büyük işler başarmışlardır.</p>
<p>O dönem Kuzey Avrupa’nın kraliyet saraylarına yolumuz düşmüş olsa, karşımıza çıkan manzaranın bizi hayrete düşüreceği kesin. Lortlar tarafından yönetilen arazilerin çevreleri çoğu kez ormanlık ve bataklık bölgelerle sınırlara ayrılmış alanlardan oluşmaktaydı. Bu araziler birbirleri ile sürekli bir savaş halinde olan baronlar arasında paylaşılmış topraklardan oluşuyordu. Bu bölünmüş toprakların her birinin kendileriyle sınırlı ve dışa kapalı bir ekonomileri vardı. Bu durumda her bir yapı, kendi üretimlerine bağımlı oluşumları meydana getirdi.</p>
<p>Köylüler içinse bu durum, oldukça kısıtlı besin ve korunaksız giysiler anlamına geliyordu. Enerjilerinin önemli kısmını lortlar için iş gücü olarak kullanmak yükümlü oldukları ücretsiz emek anlamı da taşımaktaydı ve serf olarak köylüler arazilerini terk etme özgürlüğüne sahip değillerdi.  Kaldı ki hukuki bir sistem anlamına da gelen bu yapı serfin araziyi terk etmesi halinde onu geri getirebilirdi.</p>
<p>Elbette lord ailesi ve temsilcilerinin hayat standartları çok daha ileri durumdaydı; yine de bu da köylülerin üretimiyle sınırlıydı. Tacirlerden satın alabildikleri ürünler var olmasına vardı ama bu da özellikle doğu uygarlıklarındaki zengin tacirlerle kıyaslandığında oldukça sınırlı sayıda ürün anlamına geliyordu. Giydikleri giysiler de köylülerin giydiklerinden daha iyi olsa da tam korunaklı olmaktan uzak durumdaydılar.</p>
<p>Lord ve ailesinin yaşadığı şatoların etrafı ağaçlar ve çamurla kaplı, sağlam çitlerle çevrili olsa da dönemin şartları göze alındığında iyi korunmaktan uzak alanlardı. Bu durumun bir sonucu olarak seyrek de olsa eğitimli ve kültürlü bir lorda rastlamak pek mümkün değildi. Binicilik ve silah kullanmadaki başarı, okuma yazmaktan daha önemli bir sorundu. Çünkü arazilerini diğer lortlardan korumak en önemli meseleydi. Bunun içinde okuma yazma bilmelerine gerek yoktu. Ancak daha büyük toprak sahibi lortlar yazılı kayıt tutmak istedikleri zaman oldukça sınırlı sayıda, okuma yazma becerisine sahip din adamlarına başvuruyorlardı.</p>
<p>Senyörler ve temsilcilerin oluşturduğu asiller sınıfın yetkileri sadece mülkiyet ile de sınırlı değildi. <em>‘İnsanın insana bağlılığı</em>’nı temel prensibi olarak benimsendiği hukuki gücü de ellerinde tutuyorlardı. Mülklerin esas sahibi olmalarının yanında tüketim dışı gelirlerin de sahibiydiler. İstedikleri gibi sömürüyü arttırabildikleri gibi çalışma koşul ve sürelerini yeniden düzenleme keyifleri de vardı. Ve pek tabii asiller ve serfler ayrı mahkemelerde eşit olmayan koşullarda yargılanıyordu.</p>
<p>Ayrıca normalde devlete ait olması gereken askeri ve mali haklar da bu zümrenin tekelindeydi. Kendilerine ait özel emniyet ve savunma kuvvelerine sahiplerdi ve bu kuvvetlerin kullanım şeklini ve miktarlarını istedikleri gibi ayarlayabiliyorlardı.</p>
<p>Siyasi ve idari anlamda da tüm yetkiler yine bu sınıfın elindeydi. İstedikleri gibi memur tayin edebiliyor ya da görevden alıyorlar;  vergilerle ilgili tüm koşulları belirleyebiliyorlardı. Ayrıca kendi adlarına para bastırabilme lüksüne sahiplerdi.</p>
<p>Evlilik gibi kişinin özel hayatını ilgilendiren konular da senyörlerin kararlarına bağlıydı. Başka malikâne ya da hür insanlarla evliliklerin özellikle önüne geçmek istiyorlardı. Çünkü her bir serfin emek gücüne ihtiyaçları vardı.</p>
<p>Malların satış ve fiyat gibi özelliklerin de değişimi –satış zamanı ve önceliği gibi- senyörlerin yetki alanı içindeydi. İsterlerse köylünün mallarını satışını geciktirebilir ya da malların şekil değiştirmesi sonucu kira uygulamalarının yaptırımları üzerinde oynama yapabilirlerdi. Balıkçılık ve avcılık gibi uğraşları ise sadece senyörler yapabilirdi. Tarih boyunca yöneten tüm sınıflarda olduğu gibi lordlar da sömürmeye bakıyorlardı.</p>
<p>Sayıları oldukça az olan –Almanya ve İngiltere de ise yok denecek kadar az- şehirlerde de durum hiç farklı değildi. Zaten şehir denilen yerleşim alanları bir şato, kilise ya da manastırın etrafında kümelenmiş az sayıda evden ibaretti.</p>
<p>Feodal yönetici sınıf görüldüğü üzere sadece lorlardan oluşmuyordu. Büyük mülklerin pek çoğu, manastırların elindeydi.  Din adamların ellerinde olan güç ve servet, büyük baronların elindekilere denkti. Kesişlerin okuryazarlığı ise onları baronlardan ayıran en temel özellikti. Bu din adamları, Yunan ve Roma’da, Bizans ve Arap uygarlıklarının teknik üzerine yazmış oldukları bilgileri öğrenme şansına sahipti. Ve teknik ilerlemenin gelişimine katkı sağlarlarsa dinsel tarikatların öncülüğünü güçlendireceklerini düşünüyorlardı.</p>
<p>Yeni tekniklerin tam olarak benimsenmesi ise lortlar ve çiftçiler arasındaki ilişkilerin de değişmesine yol açtı. Büyük toprak sahipleri, en sonunda Romalıların verimsiz köle emeğinden vazgeçmek zorunda kaldılar. Daha sonra bunlar, ürünün bir kısmı karşılığında toprağı köylü işletmelerine parsellemenin,  ‘serfliğin’,  avantajlarını keşfettiler. Serfler ellerinden geldiğince sıkı çalışmak ve yeni teknikleri kendi topraklarında uygulamak için özendirilmeye başlandı. Sonuç olarak toplam çıktı artarken, lordun da zenginliği ivme kazandı. En nihayetinde ise Bois’in &#8211;<em>1000 yılın</em> <em>dönüşümü-</em> dediği şey varlık kazandı: Tarımdaki kölelik kesin olarak son bulurken, feodal serfliğin daha dinamik bir üretim biçimi haline gelmesi…</p>
<p>Görünen o ki ‘<em>feodal toplum’</em> denilen yapının en temel unsurlarından biri de kiliseydi. Büyük toprak sahiplerin birçoğu zaten aynı zamanda kilise senyörüydü. Kaldı ki kilise kendi dinsel ideolojik çıkarlarını korumak amacıyla mevcut yapıyı destekliyordu. Tanrı en başta herkesi günaha atmıştı ve gerçekte herkesin senyörü de bu Tanrı’ydı.</p>
<p>Ortaçağ Avrupa’sında ekonomik, siyasal ve sosyal özelliklerin çevresinde kapalı tarım sisteminin teokratik bir anlayışla yönetilmesi sonucu kurumsal din anlayışı olarak Hıristiyanlık doğmuş oldu. Başlangıçta Hıristiyanlık, oldukça pasifist ve manevi bir karaktere sahip olan bir inanış biçimiyken mutlak bir güç olma gibi bir amaç idealine dönüştü. Merkezi bir sistemin olmayışı, yönetimde yerellik ve toplumsal yaşamın Hıristiyanlık etrafında toplanması gibi nedenlerle de Hıristiyanlık dininin kurumsal bir yapı kazanması oldukça kolay oldu. Bu dönüşümün etkilerini, günümüz dünyasının uluslar arası siyasi ve dinsel özelliklerinde hala görmek mümkün.</p>
<p>Merkezi bir otoritenin yoksunluğundaki bu dağınık düzeni bir arada tutan en temel unsur artık Hıristiyanlık idi. Orta Çağ Avrupa’sında Augustine’in Tanrı Ülkesi ve Yeryüzü Ülkesi olarak Hıristiyanlık dinini göstermesi sonucu; Hıristiyan olanlar ve olmayanlar olarak dünyayı iki kutba ayırdı. Hıristiyanlık bütüncül bir yapıydı ve Hıristiyan olmayanlarla savaşma bir gereklilikti. Dinin yaygınlaştırılması için baskı ve</p>
<p>şiddet uygulanması da bu fikir üzerinden meşru bir zemin kazanmış oldu. Artık Hıristiyanlık sadece bir inanç değil, devlet yönetimin en temel prensibiydi. Devletin siyasal iktidarının yetkisi kendisine Tanrı tarafından verilen –sadece- bir araçtı. Tanrı, devlet iktidarını kontrol edebilecek bir güçtü ve her şeyden üstün bir konumda idi. Halkın hangi kentsel yapıya ait olduğundan çok Hıristiyanlığa bağlığı esastı.</p>
<p>Hıristiyanlık öğretisi eşitlikçi ve adil söylemleri olan bir inanış olmasına rağmen gerçekte olan bunun tam tersiydi.  Hiyerarşik ve eşit olmayan özellikler taşıyan bu yapıyı başta rahip veya piskopos başkanlık ediyordu, ancak zaman içinde bu durum da değişti ve giderek daha otoriter bir yapı meydana geldi. Papalık kurumu temelini Roma Kilisesi’nin diğer kiliselerden üstün olduğu görüşü üzerine inşa etti.</p>
<p>Sık sık kendine duyulan güveni yitirmesi sebebiyle kendini yenilemek zorunda kalsa da temel söylemini ortak yarar olarak belirlediği Hıristiyan toprakların genişletilmesi ve Hıristiyan olmayanların dine geçişi üzerine kurdu. Bu da demek oluyordu ki yönetenler ve yönetilenlerin bir ortak iyiliğe sahipti ve düşmanlara karşı birlikte hareket en önemli mesel olmalıydı.</p>
<p>Tüm bu karamsar tablo insanları yeni yerler, yeni yaşam biçimleri, yeni teknik imkanlar aramaya itti. Bu arayışlar yavaş ama birikerek çoğalan değişimler inşa etti. Avrupa, bugün sahip olduğu pozisyonu o gün böyle seyreden bu birikimlerden aldığı ders ile büyük imparatorluklar üzerinden birdirbir oynar gibi atlaması ve kitlelerin mücadelesine borçlu. Çünkü bahsi geçen ‘büyük adamlar’ ancak felaket getiren olaylara neden oldular</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/avrupa-feodalizmin-tarihi-okumasi/">Avrupa Feodalizmin Tarihi Okuması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/avrupa-feodalizmin-tarihi-okumasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14475</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Coğrafya Kaderdir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cografya-kaderdir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cografya-kaderdir/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 16 May 2018 04:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilek Erleten]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14457</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ülkemiz, yaşanılan bölgeye ait kültür farklılığı, din farklılığı ile çok zengin bir ülke. Bu yönde şansımızı doğru kullandığımız sürece, tüm dünya ile yarışabilir, özenilesi bir ülke olabiliriz aslında… Dünya ülkelerine baktığımızda, bu kadar kaynaşmış, farklı yapılarda aynı ülke vatandaşı topluluk çok az görürüz. Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney bölgelerimiz yanı sıra Anadolu dediğimiz yurdumuzun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cografya-kaderdir/">Coğrafya Kaderdir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz, yaşanılan bölgeye ait kültür farklılığı, din farklılığı ile çok zengin bir ülke. Bu yönde şansımızı doğru kullandığımız sürece, tüm dünya ile yarışabilir, özenilesi bir ülke olabiliriz aslında…</p>
<p>Dünya ülkelerine baktığımızda, bu kadar kaynaşmış, farklı yapılarda aynı ülke vatandaşı topluluk çok az görürüz. Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney bölgelerimiz yanı sıra Anadolu dediğimiz yurdumuzun  orta kısmı birbirinden farklı gelenek, görenek, yeme –içme alışkanlıkları benzerlik göstermez. İnsanların yaşam şekilleri, iklim şartlarına göre değişir, doğdukları yere ait bazı kilit noktalar kişiliklerine yansır.</p>
<p>Ege’de Akdeniz’de yetişen bir çocuk ile Doğu Anadolu’da yetişen bir çocuğun aynı ülke vatandaşı olmasına rağmen şartları aynı değildir. Birinin ortalama yedi- sekiz kardeşi var iken diğeri tek çocuk olma yönünde ilerler. Biri güneş ile kavrulup, tarlada kendine eğlence ararken, biri eğlenmek için hangi alışveriş merkezine gideceğini şaşırır. Ekonomik anlamda,  ülkenin doğu bölgesinin şartları ile batı tarafının ki kıyaslanınca dengesiz bir yapı da karşımıza çıkar.</p>
<p>Doğu, soğuk iklimler ile yaşamaya ve onun mücadelesini vermeye alışmışken, Batı iklimi kazanca çevirir.</p>
<p>Doğu, hayvancılıktan kazanç sağlarken Batı sanayi ile kalkınmada rol oynar.</p>
<p>Eğitim şartları, bu ekonomik durum ile doğru orantılıyken bu orantı; aile yaşamından,  çocukların söz hakkına kadar devam eder.</p>
<p>Kılık kıyafet farklılıkları, kelimeleri söyleşiş biçimlerindeki farklılıklar, en önemlisi dünyaya bakış açılarının farklılıkları  gözlemlenebilir.</p>
<p>Sanayi, turizm, tarım etkisi ile göç eden ailelerin,  kültürlerinden kopmamaları adına çocuklarını daha fazla gözlemlemeli  ve  kültür bilinci vermelidirler.</p>
<p>Ergenlik dönemlerinde daha sık rastlanan bazı hatalı davranışlar insanlarımızın hayatını büyük ölçüde etkilemektedir. On on beş haneli bir köyden büyük şehirlere taşınan bir genç hesaplayamayacağı yanlışlarla önce kendisini, sonra ailesini sonra toplumu olumsuz etkileyecektir. Erkek çocuklar ile kız çocuklar ayrımına gerek kalmadan yapılın bu davranışlar ancak ve ancak iyi bir eğitim ile önlenebilir.</p>
<p>Aile eğitimi ile başlanan bu hayat yolunda iyi eğitimcilerle devam edilir.</p>
<p>Günümüzde ekonomiye dayalı sosyal ilişkiler kurulmaktadır. En büyük hata nedeni budur.</p>
<p>Hep daha fazlasını isteyen genler doyumsuzluklarla taçlanır .</p>
<p>Devletimiz, aileleri çocuklarını iyi bir eğitim  silsilesi ile sağlam zincir topluluğu olmamız gerekir.</p>
<p>İbni Haldun der ki; &#8220;Coğrafya kaderdir. Nerede doğarsan oranın kirine çer çöpüne batar, oranın suyuyla yıkanır, oranın güneşi ile kavrulursun, oranın iklimi biçimlendirir geleceğini… “</p>
<p>Her bölgemizin kendi içinde artıları ve eksileri vardır. Yaşadığımız yer doğduğumuz toprakları unutmamıza engel değildir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cografya-kaderdir/">Coğrafya Kaderdir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cografya-kaderdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14457</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyazıt Mimar Sinan Çarşısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyazit-mimar-sinan-carsisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyazit-mimar-sinan-carsisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 May 2018 04:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14486</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul’ un kadim sokaklarından birindeyim… Beyazıt’ta bulunan Bakırcılar Çarşısı, el yapımı bakır ürünlerin satıldığı  otantik yapısıyla bambaşka bir kültüre kapı aralıyor… El yapımı bakır ürünlerin satıldığı Bakırcılar Çarşısı, Beyazıt’ta İstanbul Üniversitesi Merkez Yerleşkesini çevreleyen duvarların altında yer almaktadır. Unutulmaya yüz tutmuş el sanatımızı,  yarım asırdan fazla süredir devam ettiren “İhsan Usta” ile sanat, insanlık ve evrene [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyazit-mimar-sinan-carsisi/">Beyazıt Mimar Sinan Çarşısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’ un kadim sokaklarından birindeyim…</p>
<p>Beyazıt’ta bulunan Bakırcılar Çarşısı, el yapımı bakır ürünlerin satıldığı  otantik yapısıyla bambaşka bir kültüre kapı aralıyor…</p>
<p>El yapımı bakır ürünlerin satıldığı Bakırcılar Çarşısı, Beyazıt’ta İstanbul Üniversitesi Merkez Yerleşkesini çevreleyen duvarların altında yer almaktadır.</p>
<p>Unutulmaya yüz tutmuş el sanatımızı,  yarım asırdan fazla süredir devam ettiren “İhsan Usta” ile sanat, insanlık ve evrene dair sohbet ediyoruz.</p>
<ul>
<li>“Sanat Duvarı” okuyucularına kendinizden bahseder misiniz?<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır1.jpg"><img class="wp-image-14491 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır1.jpg?resize=265%2C471" alt="" width="265" height="471" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır1.jpg?w=2268&amp;ssl=1 2268w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır1.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır1.jpg?resize=576%2C1024&amp;ssl=1 576w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 265px) 100vw, 265px" data-recalc-dims="1" /></a></li>
</ul>
<p><strong><em>Yöresel olan bu mesleğe, 50 sene önce Erzurum’ da aile büyüklerimin yanında çırak olarak başladım. </em></strong><strong><em>İnsan sabır ile hayat yolunda yol alır. İnsanı büyüten azimdir. O küçücük dediğin çiçek motifini işlerken, emeğini ve göz nurunu sabırla bakıra katarsın.</em></strong><strong><em> İlk bakır sanatına başladığım zamanlarda da şimdi ki gibi gelir getiren bir meslek değildi. </em></strong></p>
<p><strong><em>Sanat ve motif olduktan sonra benim için ömürlüktü ama para yoktu… Yine de bıkmadan sıkılmadan yapmaya devam ettim başka işler yaparak daha fazla gelir elde edebilirdim ama ben askerlikte bile bu sanatı icra ettim. </em></strong><strong><em>Eski motiflerin tümünün anlamı vardı. Lale başka, gül başka ve gonca başka duyguları anlatır… Zaten eski motiflerin hepsinin yaşanmışlıkları vardır.</em></strong></p>
<ul>
<li> Sizce sanat nedir?</li>
</ul>
<p><strong><em>Sanat gözü ve kalbi yücelten her şeydir. Gönlü güzel insan dışardan da güzeldir&#8230; </em></strong></p>
<p><strong><em>Elimle ince ince emek verip yaptığım şu küpelere, bileziklere bak mesela hepsi insanı güzelleştirmek için değil mi? Aksesuar insana neden takılır ki? Bana sorarsan, insanı büyüten şey sevgidir. Bakır el sanatı beni büyüttü, ben de onu… Severek yaptığın her şey mutlu eder, yüceltir. Bir düşün çırak bile yetişmiyor artık bakır sanatı yok olmak üzere. Geçim sıkıntısı sebebiyle şimdi ki gençler rağbet etmiyor. Dediğim gibi sevmeden bu motifleri çizemez yaşamına bu meslek ile devam edemezsin. Sevgin varsa mesleğin seni büyütür, sen de mesleğini büyütürsün…</em></strong></p>
<ul>
<li> Bakır sanatının daimi olması için söyleyecekleriniz nelerdir?</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_14492" aria-describedby="caption-attachment-14492" style="width: 297px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır2.jpg"><img class="wp-image-14492" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır2.jpg?resize=297%2C528" alt="" width="297" height="528" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır2.jpg?w=2268&amp;ssl=1 2268w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır2.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır2.jpg?resize=576%2C1024&amp;ssl=1 576w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 297px) 100vw, 297px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14492" class="wp-caption-text">Ustalık</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_14494" aria-describedby="caption-attachment-14494" style="width: 352px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır3-1.jpg"><img class=" wp-image-14494" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır3-1.jpg?resize=352%2C298" alt="" width="352" height="298" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır3-1.jpg?w=2268&amp;ssl=1 2268w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır3-1.jpg?resize=300%2C253&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır3-1.jpg?resize=1024%2C865&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır3-1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/bakır3-1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 352px) 100vw, 352px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14494" class="wp-caption-text">Çıraklık</figcaption></figure></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>İnsanlar ahilik ocaklarını araştırsınlar. Ahilik ocaklarında esnaf olmak başlı başına kural ve incelik gerektirirdi. En büyük beklenti sanatçı, esnaf kimse için asla para olmamalı… Dilerim ki, beni mutlu eden bu meslek bizden sonra ki kuşaklarda da devam etsin. Avrupa ülkelerinin çoğunda duyduğum kadarıyla devlet unutulmaya yüz tutmuş mesleklere teşvik ve destek veriyormuş. Bizim ülkemizde de daha makbul ilerlese işler güzel olurdu çünkü el sanatları farklıdır, her ürün kendine münhasır ve özel olandır. Seri üretimin yeri de başka ama kimi el yapımı ürünler bizleri kendimize yansıtmak için vardır. </em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyazit-mimar-sinan-carsisi/">Beyazıt Mimar Sinan Çarşısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyazit-mimar-sinan-carsisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14486</post-id>	</item>
		<item>
		<title>”Aşka Sone” Şiirini Az Tahlil Etmek Az Anlamlı Kılmak Ve Gülümsemek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aska-sone-siirini-az-tahlil-etmek-az-anlamli-kilmak-ve-gulumsemek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aska-sone-siirini-az-tahlil-etmek-az-anlamli-kilmak-ve-gulumsemek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 May 2018 06:11:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14469</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün izniniz olursa genç şair kardeşimiz Sencer Çamoğlunun beğenerek okuduğum ve nazire şiirle karşılık verdiğim ”Aşka Sone” şiirini tahlil ederek daha anlaşılır kılmak gülümsemesinden gülümseme alarak bir gülümseme bırakarak köşeme çekileceğim. Gözlerini açıver bir sevda durağında İsterse bedeninden ruh damarın alınsın Öyle büyüt aşkını Ferhat gibi bağrında Bir İlahi misali dudaklar da çalınsın Şiiri şiirsel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aska-sone-siirini-az-tahlil-etmek-az-anlamli-kilmak-ve-gulumsemek/">”Aşka Sone” Şiirini Az Tahlil Etmek Az Anlamlı Kılmak Ve Gülümsemek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün izniniz olursa genç şair kardeşimiz Sencer Çamoğlunun beğenerek okuduğum ve nazire şiirle karşılık verdiğim ”Aşka Sone” şiirini tahlil ederek daha anlaşılır kılmak gülümsemesinden gülümseme alarak bir gülümseme bırakarak köşeme çekileceğim.</p>
<p>Gözlerini açıver bir sevda durağında<br />
İsterse bedeninden ruh damarın alınsın<br />
Öyle büyüt aşkını Ferhat gibi bağrında<br />
Bir İlahi misali dudaklar da çalınsın</p>
<p>Şiiri şiirsel bir havaya şair gönlüyle özgün anlaşılır bir gülümseme bırakandır. Aşk şiirlerin vazgeçilmez akan bir pınarıdır tıpkı hayatın sevinç gülümseme pınarı gibi. Genç şair kardeşimiz şiirine” Gözlerini açıver bir sevda durağında “ diyerek, bizlerin sevda durağına ne olursa olsun varmamız gerektiğini söyleyerek devam ediyor. “İsterse bedeninden ruh damarın alınsın”,hani bilirsiniz aşkta gözyaşı hasret vardır, hatta aşktan sevdadan önce gönül boş iken, aşka sevdaya varır az gözyaşı hasret çekse de, sevdiğine sevgi verir candan sever gönlünde aşk bitmez tükenmez, mutlu etmek için çabalar gücü kuvveti bitmez, oysa aşktan önce böyle bir tükenmez pınarı enerjisi yok iken, birden aşkla gözyaşı hasretle baş başa kalsa da vereceği tükenmeyen bir hazinesi varmış lakin bilmiyormuş diyerek buna atıfta bulunarak, ruh damarın yani canın alınsın ne fark eder, sonumuz ölüm böylelikle severek ölümsüz olursun gönüllerde aşkla sevdayla bunlarla bir şeyler verdikten sonra  “Öyle büyüt aşkını Ferhat gibi bağrında”,diyerek daha çok sev, ver gönlün pınarından sevgiyi çekinmeden Ferhat gibi Kerem gibi ver gönlünde,” Bir İlahi misali dudaklar da çalınsın”,aşk ilahi bir pınardır akar tükenmez, bir şarkı sözdür söylemekle bitmez, işte bu nedenle aşk dudaklarında o güzel sözleriyle yâre şarkılar ilahiler söylesin gönlünü okşasın diyor.</p>
<p>Bu durak ukbaların kapılarına perde<br />
Bu durak öyle temiz yüce lahuti yerde<br />
Ey yolcu bu duraktan bir lahza geçiverde<br />
Senden sonra ebedi bu durakta kalınsın</p>
<p>İşte bu ilahi aşktır ki ukba (Ahiret), ukbaların öteki âlem cennete perde olsun serinliğiyle essin.” Bu durak öyle temiz yüce lahuti yerde” Burası bu ahrete cennet âlemi gönülde verenlerin sevenlerin gireceği yüce kutsal ilahi âlemdir (Lahuti).” Ey yolcu bu duraktan bir lahza geçiver de”, ey yolcu aşk sevda durağında bir lahza an geçi ver de sevgiyi gönülde karşılıksız vermeyi sevinci bir gör, farkına var.” Senden sonra ebedi bu durakta kalınsın ”Sen bu durakta sevgiyi aşkı gönülde vermeyi gördükten sonra, sen daha fazla vererek terk edip gittiğinde arkanda ismin anılsın verdiklerinle gönüller coşsun, bir pınar iki üç olsun aksın, gelenler bu güzelliği görünce muhakkak kalmayı gezmeyi görmeyi, gönlüne almayı istesin aşkı, aşkı yaşasın sevgiyi versin âlem gülsün demektedir genç şair kardeşimiz.</p>
<p>Ne sevdana erişsin şerli iblisin kiri<br />
Ne sevdana denk düşsün dertli Mecnun&#8217;un yeri<br />
Gündüz güneş, gece de yıldız vari gökleri<br />
Aydınlatan kandil ol asumanda salınsın</p>
<p>“Ne sevdana erişsin şerli iblisin kiri”,şeytanda gönül merhamet sevgi yoktur, sende bunlar mutlaka olsun, eğer bunlar sende olmazsa şeytan sana musallat olur gönlünü nefretle kinle kirletir, seni insanlıktan çıkarır diyor genç şair kardeşimiz. Devam ediyor “Ne sevdana denk düşsün dertli Mecnun&#8217;un yeri”,sen öylesine fazla sev ki Mecnun aşkını geçesin, gerçi aşkta yarış olmaz lakin daha çok severek fazla insanı mutlu etmekten kim zarar görmüştür ki?” Gündüz güneş, gece de yıldız vari gökleri-Aydınlatan kandil ol asumanda salınsın” İşte candan aşkla seversen gündüz güneş olur ısıtırsın gecenin karanlığını ay ve yıldız olur aydınlatırsın, gönlünü aşkla gökyüzüne(asuman) asmış olarak geceyi karanlığı aydınlatırsın diyor kardeşimiz, doğruyu da söylüyor kardeşimiz.</p>
<p>Kim istemez canından daha çok sevilmeyi<br />
Esrarlı mahyaların bağrında dirilmeyi<br />
Sana sorsun yiğitler cenkler de ölünmeyi<br />
Hayat senle başlayıp canlar senle alınsın<br />
Ve asırlarca çanlar aşkın için çalınsın&#8230;</p>
<p>Gelelim son dörtlüğe şiirin sonuna.” Kim istemez canından daha çok sevilmeyi-Esrarlı mahyaların bağrında dirilmeyi”,genç kardeşimiz çok haklı kim istemez sevilmeyi, sevdiğinden daha çok sevilmeyi herkes ister, esrarlı mahyaların (Ramazan gecelerinde, camilerde iki minare arasına gerilen ipler üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan yazı veya yapılan resim ) asıldığı o bağrına iki arasına, gökyüzüne güneşle ay arasına oradan yâri aşkla severek görerek, sevgili gökyüzüne etrafına bakınca seni görerek dirilmeyi kim istemez? Hepimiz isteriz elbet. Öyleyse aşk deyin sevda deyin bu durağa önce uğramak gönülden severek gülümseyerek gülümseterek bir şeyler vererek ulaşılır bunlara diyor genç şair kardeşimiz, eyvallah dedik aldık gönlümüzde sakladık. Devam ediyoruz son kıtaya “Sana sorsun yiğitler cenkler de ölünmeyi-Hayat senle başlayıp canlar senle alınsın”,bu aşk sevda durağına varmak orada gözyaşı hasretle kalmak zordur, lakin sen bunu yaparken gönlünde sevgi veriyorsun bunlara katlanıyorsun, ayrılık ölümden beterdir sen katlanıyorsun bu yiğitlikle, yiğitler savaşa gidenler savaşmak için sendeki bu aşkı azmi cesareti alsın, aşk mazluma varmakla başlasın varılsın hayat aşkla gülsün güldürsün, canlar aşkla can bulsun yeniden…” Ve asırlarca çanlar aşkın için çalınsın ”Çanlar bu aşkı anlatılması için çalsın halkı ahaliyi toplasın, bu ölümsüz aşk anlatılsın… Genç şair kardeşimiz Sencere bu şiiri için huzurunuzda teşekkürler ederek, bu şiiri ile bize bu güzel duygu ve hisleri duyarak yazdırarak okunmasına vesile olduğu için sizler adına tebrikler ediyorum, selamlarımla.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aska-sone-siirini-az-tahlil-etmek-az-anlamli-kilmak-ve-gulumsemek/">”Aşka Sone” Şiirini Az Tahlil Etmek Az Anlamlı Kılmak Ve Gülümsemek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aska-sone-siirini-az-tahlil-etmek-az-anlamli-kilmak-ve-gulumsemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14469</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düriye&#8217;min Güğümleri Kalaylı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/duriyemin-gugumleri-kalayli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/duriyemin-gugumleri-kalayli/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Apr 2018 04:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14275</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat Duvarı sitesinde uzun zamandır yazı kaleme alıyorum. Sitemizin genel misyonu sanatla topluma ulaşmak; çünkü bir toplumda ne kadar fazla sanatsal çalışmalar yapılırsa o toplumda siyasetten eğitime her şey çok daha kaliteli olacaktır. Kavga dili değil  de sevgi dili egemen olacaktır diye düşünenlerdenim. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki ülke genelinde sanatın halen istenilen düzeyde olmadığıdır. Mizah [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/duriyemin-gugumleri-kalayli/">Düriye&#8217;min Güğümleri Kalaylı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat Duvarı sitesinde uzun zamandır yazı kaleme alıyorum. Sitemizin genel misyonu sanatla topluma ulaşmak; çünkü bir toplumda ne kadar fazla sanatsal çalışmalar yapılırsa o toplumda siyasetten eğitime her şey çok daha kaliteli olacaktır. Kavga dili değil  de sevgi dili egemen olacaktır diye düşünenlerdenim.</p>
<p>Yapılan araştırmalar göstermektedir ki ülke genelinde sanatın halen istenilen düzeyde olmadığıdır. Mizah kültürüne hayatımızda çok fazla yer yok. Oysa, mizah başlı başına bir sanattır. Günlük hayatın streslerinde ister istemez omuzlarımız düşüyor, ramazan davulu gibi gerildiğimiz zamanlar oluyor; böyle olunca da malum oynatmaya az kaldı doktorum nerede pozisyonlarını yaşıyoruz.</p>
<p>Psikoloji derslerimde konunun konseptine uygun olarak tiyatro çalışmalarına da yer veriyorum. Örneğin; geçenlerde öğrenilmiş çaresizlik konusunu işliyoruz. Çaresizlik de öğrenilir mi? Hem de nasıl ; zaman içerisinde sevgisizliklere başarısızlıklara ister istemez koşullandırılıyoruz. Senden bir cacık olmaz, embesilliği yine elden bırakmıyorsun gibi etiketlerle iç dünyamızda pek çok fay hattı kopuyor. Konsepti biraz geniş tutup tiyatro skeci ile zenginleştirdik. Derse en ilgisiz öğrencinin bile yüzünde güller açtı. İç dünyasını bir sır gibi saklayanlar öğrenilmiş çaresizliğe nasıl maruz kaldıklarını anlattılar. Birkaç gönlü daha fethettik , yürek cihadını gerçekleştirdik.</p>
<p>Böylesi ruh hallerimizi tiyatro ile desteklemek  bizlere hayata farklı pencerelerden bakabilmeyi de sağlıyor. Mini tiyatro oyunları ile desteklenen ders öğrencilerin bilinç ve gönül dünyalarına çok daha iyi nüfuz ediyor. Tiyatroyu bana sevdiren merhum üstat Erol Günaydın idi. Sadece bir tiyatrocu değil toplumun derdiyle dertlenen bir toplum mühendisiydi. Karış karış Anadolu’yu dolaşmış, halkın sorunlarını dinlemiş o dertler ile dertlenmiş hemdert olabilmiş bir gönül incisiydi. Hemen her oyununda muhakkak bir tema vardı.</p>
<p>Tiyatroya dokunmadan yaşamak benim için tuzsuz ve baharatsız yemek gibi geliyor. Bırak bunları bunlar boş iş diyenlere de artık gülüyorum ve tırnak içinde alıntıladığım Düriyemin Güğümleri Kalaylı türküsünü hediye ediyorum. Sanat ile bakalım ve hep gülümseyelim hayata !</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/duriyemin-gugumleri-kalayli/">Düriye&#8217;min Güğümleri Kalaylı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/duriyemin-gugumleri-kalayli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14275</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Doğanın Ele Geçirdiği Kent: Olimpos</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/doganin-ele-gecirdigi-kent-olimpos/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/doganin-ele-gecirdigi-kent-olimpos/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Apr 2018 16:34:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14343</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sırt çantalı gezginlerin, turistlerin ve hem doğaya karışıp hem de kültürel bir gezi yapmak isteyenlerin uğrak yeri olan Olimpos Antalya’ya bağlı Tahtalı Dağı’nın 10 km güneyinde kalan antik bir kenttir. Antik Yunanca’da ‘ulu dağ’ anlamına gelen Olimpos (Olympos) da adını Tahtalı Dağı’ndan almaktadır. Olimpos Nerede? Antalya-Kumluca karayolundan güneye ayrılan iki sapaktan da ulaşım sağlanan Olimpos’a [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/doganin-ele-gecirdigi-kent-olimpos/">Doğanın Ele Geçirdiği Kent: Olimpos</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sırt çantalı gezginlerin, turistlerin ve hem doğaya karışıp hem de kültürel bir gezi yapmak isteyenlerin uğrak yeri olan <strong>Olimpos </strong>Antalya’ya bağlı Tahtalı Dağı’nın 10 km güneyinde kalan antik bir kenttir. Antik Yunanca’da ‘ulu dağ’ anlamına gelen <strong>Olimpos </strong>(Olympos) da adını Tahtalı Dağı’ndan almaktadır.</p>
<h2>Olimpos Nerede?</h2>
<p>Antalya-Kumluca karayolundan güneye ayrılan iki sapaktan da ulaşım sağlanan <strong>Olimpos</strong>’a ayrıca Kumluca tarafından gelindiğinde Adrasan girişi, Kemer yönünden gelindiğinde ise <strong>Olimpos</strong> girişi kullanılarak ulaşılır.</p>
<p>Kent girişine ormanın içinden geçilerek ulaşılır. Girişi ücretli olup Müze kartla giriş sağlanabilen <strong>Olimpos</strong>, Caretta Caretta kaplumbağalarının yavrulama bölgesinde bulunduğundan sit alanı olarak koruma altına alınmıştır. Bu sebeple büyük turistik organizasyonlar yapılması da engellenmiştir. Pansiyon olan ağaç evleriyle de turist çeken kent, antik tarihi nedeniyle gidenlerin soluğunu kesmektedir. Bu pansiyonlardan biri olan <strong>Yakamoz Pansiyon</strong>, müşterilerine portakal bahçesi içinde huzurlu bir tatil deneyimi sağlıyor.</p>
<h2>Antik Kent Olarak OLİMPOS</h2>
<p>Likya Birliği’nden üç oy hakkına sahip altı şehirden biri olan <strong>Olimpos, </strong>Antik Likya medeniyetinin en büyük ve en gelişmiş şehirlerinden biriydi. Kentin temellerinin MÖ 300 yıllarında eski Helenistik dönemde atıldığı düşünülmektedir. Fakat tarihi kayıtlarda ilk defa MÖ 78 yılında Sicilya’daki Roma Valisi Sevilius Vatia’nın bir korsan olan Zenicetes’i deniz savaşında yendiği sene yer almıştır. Gemilerini gizli limanlara saklayıp tüm kıyı şeridini ele geçiren Zenicetes, <strong>Olimpos</strong>’u kale olarak kullanmaya başlamıştır.</p>
<p>Korsan saldırılarından sonra nüfusu azalan şehir MS 43 yılında Roma hakimiyetine tekrardan girmiştir. Günümüzde ormanın içinde, ağaçların arasında Helenistik, Roma Bizans dönemine ait kalıntılara rastlanabilir.</p>
<p>Irmağın güney kıyısında sadece girişinin bir yanı iyi korunmuş Helenistik döneminden kalma küçük bir tiyatro ve ırmak ağzının 150 m kadar batısında yer alan Roma İmparatoru Marcus Aurellius adına yapılmış bir tapınağın kapısı zamanımıza ulaşmış durumdadır. ‘Kaptan Eudemos Lahdi’ ve iç duvarlarıyla dikkat çeken Bizans Kilisesi kalıntıları kültür ve sanat meraklılarının en çok ziyaret ettiği yerler arasındadır.</p>
<h2>Gezilecek Yerleriyle OLİMPOS</h2>
<p>Efsanelere konu olan <strong>Olimpos</strong>’un, sahile 1 saat uzaklıktaki Çakaltepe olarak anılan yükseltinin güney yamacından devamlı olarak çıkan alevleri oldukça yoğun talep görmektedir. Chimera adlı ağzından ateşler saçan bir canavarın bu alevlere neden olduğu düşüncesi ise Bellerophon ve Chimera efsanesinden gelmektedir. Fakat yapılan araştırmalarla yalnızca metan gazı çıkışı olduğu bulunmuştur. <strong>Olimpos </strong>plajı ile Çıralı plajı arasındaki dağın uzantısında bulunan büyük delikten dolayı yöre halkının ‘Deliktaş’ olarak adlandırdığı <strong>Olimpos</strong>’ta bulunan Yakamoz Pansiyon müşterilerine sağladığı konfor, tekne turu, Yanartaş turu ve ATV turlarıyla harika bir tatil imkanı sunmaktadır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/doganin-ele-gecirdigi-kent-olimpos/">Doğanın Ele Geçirdiği Kent: Olimpos</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/doganin-ele-gecirdigi-kent-olimpos/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14343</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanrı’ya Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanriya-mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanriya-mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Apr 2018 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seval Dağlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14162</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonsuzluğa ulaşabilmek adına işleyen zamanın içindeyim şimdi… Karamsarlığı beraberinde sürükleyen alaca karanlığın göğsünde başım… Düşüncelerin ruhu özgür bırakmadığı, aklın sözcük öbeklerinin içinde çırpındığı sıradan bir günün daha kollarındayım… Kuşların kanatlarını hızla çırpmaktan bir an bile yorulmadığı, insanların derin bakışlarının bedenimde sörf yaptığı bir zaman dilimindeyim…      Bakışları ve kalpleri ile zihinlere hiçbir zaman dokunamayacaklarına emin olduğum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanriya-mektup/">Tanrı’ya Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Sonsuzluğa ulaşabilmek adına işleyen zamanın içindeyim şimdi… Karamsarlığı beraberinde sürükleyen alaca karanlığın göğsünde başım… Düşüncelerin ruhu özgür bırakmadığı, aklın sözcük öbeklerinin içinde çırpındığı sıradan bir günün daha kollarındayım… Kuşların kanatlarını hızla çırpmaktan bir an bile yorulmadığı, insanların derin bakışlarının bedenimde sörf yaptığı bir zaman dilimindeyim…</p>
<p style="font-weight: 400;">     Bakışları ve kalpleri ile zihinlere hiçbir zaman dokunamayacaklarına emin olduğum dogmacı varlıkların nefes alıp verdiği evrenin öteki tarafına geçişin mümkün olmadığı bir günü daha yaşamakla mükellef oldum…</p>
<p style="font-weight: 400;">    Tutsak iradem ile…</p>
<p style="font-weight: 400;">    İsteyerek kulak misafiri olduğum tümceler arasında, yaşamın gülümsemeye değer olduğu savını öne süren canlılar gördüm… Bir an; ses tellerinden dudakların dışına süzülen harflerin, sahiplerinin takındığı lüks yaşam tutumu ve beden dilleri ile ne denli tezat bir durum oluşturduğuna tanık oldu duyularım…</p>
<p style="font-weight: 400;">   Ve sorgulama ihtiyacı duydu zihin…</p>
<p style="font-weight: 400;">    &#8211;Var olduğu öne sürülen ‘’tebessüm etmeye değen bir hayat’’ savı nasıl kanıtlanabilir?</p>
<p style="font-weight: 400;">   Tekrar sordu…</p>
<p style="font-weight: 400;">     ‘’Sahip olduğu varlığın içinde, gülümsemenin gerekliliği ve güzelliğinden bahseden insana ait kelimelerin kaynağı mantık mıdır yoksa kalp mi?’’</p>
<p style="font-weight: 400;">    Sorularını kendi içinde barındırmakla yetinen zihin; cevabını bulmak adına kimi hayatlara dokunup farklı zihinlerle duygudaş oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">   Yoksul oldu… Varlıklı oldu…</p>
<p style="font-weight: 400;">   Kalbin tozlu bir bulut tarafından kaplandığı, hiçliğin pençesinde kıvranan ruhlara dokundu…</p>
<p style="font-weight: 400;">   Hissetti…</p>
<p style="font-weight: 400;">   Huzurun eşiğinde atan, sahip olduğu bedeni ayakta tutabilmek adına canla başla çalışan bir yüreğe dokundu…</p>
<p style="font-weight: 400;">   Daha fazla hissetti… İyiyi, kötüyü… Varlıklı yahut yoksul olanı… Çocuğu, yaşlıyı, genci…</p>
<p style="font-weight: 400;">   Dokunduğu her zihinde bir süre dolaştı…</p>
<p style="font-weight: 400;">Haksızlığı sorgusuzca kabullenen, ezilen, ezen, birbirinden farklı ruhlara eşlik etti. Tinsel yolculuğu esnasında defalarca katliama uğradı, katletti! Bir iyiye dokundu, bir kötüye… Küçük, sıcacık göz bebeklerine tesadüf etti. Nadiren hayvanlar âleminde dolaştı ve bu âlemde yavrusunu koruma içgüdüsüne sahip gerçek ebeveynlerle karşılaştı. Dökülmüş, merhametsizlik sonucu dökülmeye devam eden kanlara rağmen masumane sevginin yeryüzünü ve gökyüzünü kaplamakta direttiğini gördü zihin… Sustu, konuştu… Birbirinden farklı hayatlara eşlik etti… Ta ki savı kanıtlamaya yetecek düzeyde delil elde edene dek…</p>
<p style="font-weight: 400;">Kimi ruhun kurtarıldığı takdirde kahkahalar atmak için hiçbir engelinin olmadığını, kimisinin neşe dağıtma görevini üstlendikten sonra dünyaya gönderilmiş olduğunu gördü… Zihin ve beden oluşumunu tamamlaması adına geçirmesi gereken yüzlerce gün doğumu olan, yalnızca küçük bir çocuk olduğu için gülümsemesi gereken canlılara dokundu… Dokundukça beyaza büründü, maviye bulandı… Pembe oldu, yeşili kuşandı… Tebessüm etti… Huzurun ve gülümsemenin görülemeyeceğini, yalnızca hissedilebileceğini anladı… Hissederek, iliklerine kadar gülümsemenin ne demek olduğunu anladı…</p>
<p style="font-weight: 400;">Anladıkça tekrar düşünmeye başladı…</p>
<p style="font-weight: 400;">  ‘’Dünya üzerinde büyüme evreleri gerçekleşmeseydi, belki de her canlı koruyabilecekti masumiyetini, hissedebilecekti güzel olanı… (Hayvanlar âlemi dışında… Zira onların olgunlaşması, anne-baba olması, yetişkin ya da yaşlı olması var oluşsal döngü çerçevesinde merhametlerinin kötü yönlü değişimine asla izin vermedi; onlar her daim masumdu, bu kalıtsal özelliklerinden biriydi çünkü)’’</p>
<p style="font-weight: 400;">   Zihin; dünyanın sevgi tarafından döndürülebilmesi için yeryüzünün yalnızca çocuklar, hayvanlar ve renklerden ibaret olması gerektiği savını ileri sürdü… Eyleme geçirilmesi mümkün olmayan bu görüş için, beslediği umut kırıntıları eşliğinde Tanrı’ya, küçük bir çocuğun gözünden maddeler halinde istem mektubu yazmaya karar verdi.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>‘’TANRI’YA MEKTUP’’</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">‘’İsimlerimiz renklerden ibaret olsun.</p>
<p style="font-weight: 400;">Konuşma, düşünebilme ve kahkaha atma özelliklerimiz doğduğumuz anda işlevine başlasın.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bedenimizin olgunlaşmasını istemiyoruz, dört yaşımızda kalalım…</p>
<p style="font-weight: 400;">Ve lütfen kalplerimiz masumiyetini ilk günkü gibi korusun, ne olur…</p>
<p style="font-weight: 400;">Aksi halde renklerimizi, kimliklerimizi kaybederiz. Büyürüz çünkü…</p>
<p style="font-weight: 400;">Dünyada karanlık var olmasın…</p>
<p style="font-weight: 400;">Renklerimiz, gözlerimizin tesadüf ettiği ilk anki gibi korusun ışığını…</p>
<p style="font-weight: 400;">Bizler hep dört yaşımızda tadalım hayatı…</p>
<p style="font-weight: 400;">Çiçekler hep gülsün…</p>
<p style="font-weight: 400;">Dünyadaki görevimiz bitene dek mavi olalım ya da beyaz…</p>
<p style="font-weight: 400;">Yeşil, sarı, turuncu, yer yer mora bürünelim…</p>
<p style="font-weight: 400;">Göz bebeklerimiz güzellikler dışında hiçbir şeye şahit olmasın…</p>
<p style="font-weight: 400;">Ve en mühimi; biz çocuklar her daim yan yana olalım…’’</p>
<p style="font-weight: 400;">Zihin; uçurtmasına astığı istem mektubunu gökyüzüne, Tanrı’ya doğru uzattı…</p>
<p style="font-weight: 400;">Ve huzurun kaynağı olan masumane, küçük bir çocuğun zihnindeki kısa yolculuğuna son vererek sahip olduğu yetişkin bedendeki yükümlülüklerine doğru cevap bulamamış bir takım sualleri ile birlikte yavaş adımlarla ilerledi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanriya-mektup/">Tanrı’ya Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanriya-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14162</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnce Sözlerin Peşine Düşmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ince-sozlerin-pesine-dusmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ince-sozlerin-pesine-dusmek/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 22 Apr 2018 04:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Kantarcı Çulha]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14160</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Kafa sayısınca düşünceye ihtiyacımız var. Ama Gönül sayısınca sevgi yoksa neye yarar?&#8221; Bugün okuduğum en güzel cümle. Sıradan bir günde yazılarımı yazarken araya giriverdi bu cümle. Geçiştiremedim. Takıldım işte. İnce sözlerin peşine düştüm yine. Bir düşüneyim, nefes alayım istedim. Her şeyden üstün gelen o duyguyu anlamayı iki cümle ile açıklamış aslında.  Düşünmek yetmez, fikirler gönülle ortak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ince-sozlerin-pesine-dusmek/">İnce Sözlerin Peşine Düşmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kafa sayısınca düşünceye ihtiyacımız var. Ama Gönül sayısınca sevgi yoksa neye yarar?&#8221; Bugün okuduğum en güzel cümle. Sıradan bir günde yazılarımı yazarken araya giriverdi bu cümle. Geçiştiremedim. Takıldım işte. İnce sözlerin peşine düştüm yine. Bir düşüneyim, nefes alayım istedim. Her şeyden üstün gelen o duyguyu anlamayı iki cümle ile açıklamış aslında.  Düşünmek yetmez, fikirler gönülle ortak edilmeli. Eksiklik bu belki de. Hissetmeden söylenen söz ve kurulmuş cümle zihnimizin gerisinde kalmış, bedenimizin arkasındaki gölge gibidir. Doğru ya insan için vazgeçilmez kılınan bir tek nesne varsa o da unutmaktır. Evet, hatırlamak kadar önümüze her gün sunulan bir ürün gibi gerçeği bilinmez, naif tarafıyla büyüyen, sonra avunmak için alnımızdaki çizgiler kadar sık olan kafamızdaki soru işaretleri gibidir unutmak. Zaman dediğimiz şeyin tanımını yapamayışımızın sebebi de bundan geliyor esasında. Elveda diyen unutulmuşluk sanrıları arasında, bölünmüş bir tasarım olan dünyanın ahvaline dair buruk, küçük tebessümler silsilesi… Varlığımızı sorguladığımız ince ayrıntıların, güzel latifelerin en müstesna tarafında ikamet eden anılarımız ve hayatımızdan çıkıp giden küçük şeyler… Böyle ifade ediyorum da aslında küçük dediğime bakmayın, bunlar önemsemeden yaşayamayacağımız şeyler elbet. İncelikler, adanmışlıklar, vefa, dostluk, hayaller, ertelenmişlikler, hatır, gönül ve her şeyden en önemlisi hayatımızdan çıkıp giden mavilikler… Üç noktayı da hiç sevmem ama, tamamlanmayan cümlelerin imdadından çok, anlatamadıklarımın gizlenişidir üç nokta kimi zaman.</p>
<p>Gönlüme çiçekler açtıran kelebek misali günlerdeyim. Ama ne çare, gönlüm bazen unutanların ve de unutmak zorunda olduklarımızın peşine düşüyor. Çoğu kelimem ve noktalarım da yarım kalıyor bu yüzden. Ne yeni arkadaşlar, ortamlar, geziler, yazılar ne de çeşitli televizyon programları… Sarmıyor hiçbiri; konuşmanın ortasına ‘hoş düşecek’ bir telaş ve bir çay teklifi tesadüf etmedikçe… Yine de hatırlamak isterseniz tavsiyemdir, ince sözlerin, bir kelimenin ve her şeyden önemlisi çiçekler açtıracak bir sevgilinin peşine düşün&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ince-sozlerin-pesine-dusmek/">İnce Sözlerin Peşine Düşmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ince-sozlerin-pesine-dusmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14160</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Asıl Hastalık : NORMALİTE</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/asil-hastalik-normalite/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/asil-hastalik-normalite/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Apr 2018 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlayda Erleblebici]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14107</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlığın en büyük laneti ve en büyük armağanı; beyin. Çoğu zaman dinlemediğimiz, çoğu zaman sözünden çıkmadığımız, anlamlandırmakta zorlandığımız parçaları, getirileri olan ah o farklı dili. Bilincin ve bilinçaltının gizli yarışı. Ve benim en çok arafta kaldığım o soru ve karar veremediğim cevapları: psikolojik hastalık dediğimiz o detaylar insanın bilmeden beynine hükmü mü? Peki ya bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asil-hastalik-normalite/">Asıl Hastalık : NORMALİTE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın en büyük laneti ve en büyük armağanı; <strong>beyin</strong>. Çoğu zaman dinlemediğimiz, çoğu zaman sözünden çıkmadığımız, anlamlandırmakta zorlandığımız parçaları, getirileri olan ah o farklı dili. Bilincin ve bilinçaltının gizli yarışı. Ve benim en çok arafta kaldığım o soru ve karar veremediğim cevapları: psikolojik hastalık dediğimiz o detaylar insanın bilmeden beynine hükmü mü? Peki ya bu olguları yönetmeye başlasak ne olur?<br />
Birinci detay, <strong>şizofreni</strong>: Doktor tanılarına göre bir <strong>psikolojik hastalık</strong>, insanın var olmayan şeyleri görmesi, duyması, hissetmesi&#8230; En çok çeliştiren nokta, felsefe ilkelerinin birine göre bir şeyin varlığını kabul ediyorsak o şeyin ürününün varlığını da kabul etmek zorundayız. O zaman sorulması gereken en önemli soru beyinin varlığı kabul edilir ama ürünleri neden yok sayılır?<br />
İnsanın yaşadıklarıyla orantılı ya da çok fazla ve farklı nedenlerden dolayı doğan içerikler var olmadığı iddia edilen şeyleri görebilmek. Bilmeden kafamızın içinde açtığımız kapılar mı aslında?<br />
Peki ya insanlar beyinlerine hükmedebilse ve istediklerini görüp duyabilse nasıl olurdu acaba? Örneğin; ABD` de kendi isteği ile göz rengini maviye dönüştüren bir şizofreni hastası geçer kayıtlarımıza. Peki! Bu bilinmeden yapılan bir <strong>biyokinezi</strong> tekniği miydi? Ve burada akla gelen bir sürü sorudan biri: Genler de mi insanın kontrolü altında?<br />
Mesela kişilik bozuklukları  bir kişilikten diğerine geçebilmek ve hiçbir şey hatırlamamak. Farkında olduğumuz ama yönetmek de zorlandığımız bu dünyayı hastalık olarak sınıflandırmak  ne kadar doğru ki. <strong>Bipolar</strong> diye tanımladığımız insanlar; <strong>manik-depresif</strong> ani değişen duygu durumları, intihar eğilimleri ve daha verebileceğimiz birçok hastalık ve örnek bulunmaktadır.<br />
Tek ruhsal hastalıklarla sınırlı kalmıyor bu, bedensel rahatsızlıklarında yapılan araştırmalara göre birçok duygusal nedenlerin etki olduğuna dair iddialar var. Aile içindeki problemlerin lenf bezlerinin büyümesine yol açabilmesi, regl olamamanın kadınlığı kabullenememeyle orantılı olması hatta ve hatta ağrı ve sızıların sevgiye, dokunulmaya hasret çekmeyle alakalı olduğu konusunda bilimsel bulgular bulunmaktadır. Daha birçok örnek verilebilir bu konuda. <strong>Alzheimer hastalığı</strong>nın içsel nedenlerinden biridir mesela hayatı terk etme arzusu. Beynin tabi ki de problem ve redler dışında kendi bedenine yardım etme biçimleri de vardır. Neşeyle dolmalı, anı yaşamalı, hayata teslim olmaya<br />
yönelmek ve en önemlisi kendinden kaçmamak.<br />
Peki, o zaman birinci aşama: Yaşadığımız &#8220;<strong>hastalık</strong>&#8221; denilen bu durumları, hastalık olmadığına kabul etmekle mi kontrolümüz altına almaya başlayacağız? Bedensel ve ruhsal alanda olan bütün getirileri benimsemeli, kabullenmeli ve aşabileceğini bilmeli mi insan? Evet.<br />
Beyninize hükmedin, sizin bedeniniz sizin ruhunuz! Ne olursa olsun hiç bir durumu reddetmeyin aksine kabullenip insanın başına her şeyin gelebileceğini bilin. Yaşadığımız duygulardan öfke de olsa korku da kaçmayın. Unutmayın her duygu yaşanmayı hak eder. Ve hiçbir duygu sonsuza dek sürmez. Doğru kapıları açabilmeniz ve ipleri artık elinize alabilmeniz dileklerimle.</p>
<p>Kalın sağlıcakla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asil-hastalik-normalite/">Asıl Hastalık : NORMALİTE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/asil-hastalik-normalite/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14107</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seçimlerimiz Hayatımızı Belirler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/secimlerimiz-hayatimizi-belirler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/secimlerimiz-hayatimizi-belirler/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 11 Apr 2018 04:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14071</guid>
				<description><![CDATA[<p>NLP’de bir ilke vardır: Herkes kendi kendini değiştirebilir. Değişmeyen tek şey, değişimdir. Değişim insanın hatta varlığın olduğu her şekilde kendini gösterir. Tasavvufta bitki, hayvana nefsin mertebeleri vardır. İnsan o mertebeler arasında değişir. Toplumsal evrim vardır. Toplum sürekli değişir. Değişim iyi de olabilir kötü de. İyi değişim olması gereken şeydir, hedeflenmesi gerekendir. Kötü değişim ise bazı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/secimlerimiz-hayatimizi-belirler/">Seçimlerimiz Hayatımızı Belirler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>NLP’de bir ilke vardır: Herkes kendi kendini değiştirebilir.</p>
<p>Değişmeyen tek şey, değişimdir. Değişim insanın hatta varlığın olduğu her şekilde kendini gösterir. Tasavvufta bitki, hayvana nefsin mertebeleri vardır. İnsan o mertebeler arasında değişir. Toplumsal evrim vardır. Toplum sürekli değişir.</p>
<p>Değişim iyi de olabilir kötü de. İyi değişim olması gereken şeydir, hedeflenmesi gerekendir. Kötü değişim ise bazı seçimlerin getirdiği kaçınılmaz sonuçlardır.</p>
<p>Seçimimiz bizi belirler, bir noktaya getirir. Ancak o anda yaptığımız seçim en doğru seçim olabilir de olmayabilir de. Seçimlerimiz kaderimizi de belirler.</p>
<p>Cüz’i irade dediğimiz olay da budur. Külli irade kader ancak cüz’i irade de seçimlerimizdir.</p>
<p>İnsan iyiyi mi seçmeli, kötüyü mü? Bu soru insan zihninde yer etmelidir. İki seçenek arasında kalsanız neyi seçerdiniz?</p>
<p>İyilik ve kötülük.</p>
<p>Doğru.  Karma inancında iyiliğin içinde kötülük de vardır. Ancak İslam inancında da ince bir çizgi vardır: Niyet. Niyetiniz iyiyse seçiminiz iyidir, niyetiniz kötüyse seçiminiz kötüdür.</p>
<p>Seçtiklerimiz hayatımızı belirler. Her zaman doğruyu seçmek dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/secimlerimiz-hayatimizi-belirler/">Seçimlerimiz Hayatımızı Belirler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/secimlerimiz-hayatimizi-belirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14071</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Defolu İnsanlık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/defolu-insanlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/defolu-insanlik/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Apr 2018 04:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seval Dağlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14073</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kimi insanlar vardır; kalpleri güzel olandan bir hayli yoksun&#8230; Öyle bir kibir kaplamıştır ki ruhu&#8230; Gözler öyle kapanmıştır ki hakikate&#8230; Yalnızca övülmeyi, sevilmeyi bekler varlık&#8230; Hiç usanmadan, açılan her dudaktan memnuniyetine uyumlu bir çift söz duymayı umar&#8230; Bir tek kendi var olsun ister&#8230; Ekoloji yok olsun, zaman dursun! Yalnız kendi ruhu mutluluğu tatsın, yalnız kendi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/defolu-insanlik/">Defolu İnsanlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kimi insanlar vardır; kalpleri güzel olandan bir hayli yoksun&#8230;<br />
Öyle bir kibir kaplamıştır ki ruhu&#8230;<br />
Gözler öyle kapanmıştır ki hakikate&#8230;<br />
Yalnızca övülmeyi, sevilmeyi bekler varlık&#8230;<br />
Hiç usanmadan, açılan her dudaktan memnuniyetine uyumlu bir çift söz duymayı umar&#8230;<br />
Bir tek kendi var olsun ister&#8230;</p>
<p>Ekoloji yok olsun, zaman dursun!<br />
Yalnız kendi ruhu mutluluğu tatsın,<br />
yalnız kendi dudakları tebessümle süslensin&#8230;</p>
<p>Bir tek kendi aklı yadsısın olup biteni&#8230;</p>
<p>Henüz iyilikle tanışamamışken kalbi, her canlıdan iyi olanı görebilmenin hayalini kurar insan&#8230;<br />
Tatminkârlığa alıştırdığı egosu ile birlikte yaşam dediği üç saniyelik rüyada kaybolup gitmek için gün sayar&#8230;</p>
<p>Ve kaybolur&#8230;</p>
<p>Önce idrak etmek için çırpınır&#8230;<br />
Anlamaya başladığı an hiçliğin kıyısına geldiğini görür&#8230;<br />
Sonra çürüyerek yem rolüne bürünür&#8230;<br />
Ardından; yokluğa karışır&#8230;<br />
Aslında kendisine ait olmayan kötülüğü yeryüzünde bırakarak, kapladığı hacmi beraberinde yok eder&#8230;</p>
<p>Böyledir çünkü insan&#8230;</p>
<p>Yıllar önce gözlerini açtığı evrenin uzun soluklu kabusunun merkezi olduğundan habersizdir&#8230;<br />
Yalnızca düşüncelerden ibaret&#8230;<br />
Kapladığı hacim kadar önemli&#8230;<br />
Soran, sonrasını düşünen&#8230;<br />
Evvelini irdeleyen&#8230;<br />
Yahut gözlerine, zihnine mil çekip yalnızca nefes alan&#8230;<br />
Yalnızca var olan&#8230;</p>
<p>Defolu ya da defosuz&#8230;<br />
Böyledir insan!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/defolu-insanlik/">Defolu İnsanlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/defolu-insanlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14073</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Black Mirror Dizisi Üzerine&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/black-mirror-dizisi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/black-mirror-dizisi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 08 Apr 2018 04:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14055</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese Merhabalar, Son zamanlarda Netflix dizilerini izlemeye başladım. Birçok dizi kaliteli, güzel ve seyredilmesi gerekilen dizilerden. İster komedi ister gerilim ister drama&#8230;İstediğiniz her türden dizi bulabilirsiniz. En son; Mindhunter (Psikoloji), La Casa De Papel (Gerilim) izledim. Son dizim ise; Black Mirror. Black Mirror, bir sezonda az bölümden oluşan her bölümü ayrı bir konuya sahip bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/black-mirror-dizisi-uzerine/">Black Mirror Dizisi Üzerine&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese Merhabalar,</p>
<p>Son zamanlarda Netflix dizilerini izlemeye başladım. Birçok dizi kaliteli, güzel ve seyredilmesi gerekilen dizilerden. İster komedi ister gerilim ister drama&#8230;İstediğiniz her türden dizi bulabilirsiniz. En son; Mindhunter (Psikoloji), La Casa De Papel (Gerilim) izledim. Son dizim ise; Black Mirror.</p>
<p>Black Mirror, bir sezonda az bölümden oluşan her bölümü ayrı bir konuya sahip bir dizi. Dizilerin temaları; ileri teknoloji. Bildiğiniz gibi artık teknoloji hayatımızın içerisinde, ayrılmaz bir parçası. Eskiden mektuplar var iken şimdi bir parmağımızla yazı yazıp dünyanın bir ucuna gönderebiliyoruz. Sosyal medya deseniz; tartışılmayacak şekilde hayatımızı olumsuz olarak değiştirmeye başladı. Sohbet ederken bile elimizde telefonları bırakamıyoruz. Bir yaşında çocuk bile arık telefon izleyebiliyor hatta telefondan bir şey izleyemeden yemek yemiyor&#8230;. Black Mirror bu teknolojiyi başka açıdan size sunuyor. Olumlu, olumsuz, teknolojinin en uç noktalarını gösteriyor. Biraz bilim kurgu ama izlerken &#8221;Keşke olsa&#8221; veya &#8221;İyi ki böyle bir teknoloji yok&#8221; gibi yorumlarda bulunuyorsunuz kendi kendinize.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/indir.jpg"><img class="size-full wp-image-14057 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/indir.jpg?resize=181%2C278" alt="" width="181" height="278" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>İzlediğim bölümlerden birinde şöyle bir tema vardı. Herkesin bir puanı var. Aynı instagram gibi. İnsanlar paylaşımlar yapıyorlar diğer insanlar puan veriyor. Bir insanın yüzüne baktığınız zaman o insanın puanını yanında görebiliyorsunuz. Bu puanlar o kadar önemli ki; puanınız 2.5 olursa işten bile atılabilirsiniz. Bazı evleri satın almanız için puanınızın 4.0 olması lazım. Bölümün ana karakteri istediği evi alması için puanını yükseltmesi gerekiyor ve bunun için en yakın arkadaşının (neredeyse 5 puan olan) düğününe gitmesi gerekiyor. Bunu yapabilmek için elinden geleni yapıyor. Amacı o çevreye girebilmek. Aynı şekilde arkadaşının da amacı; düşük puanlı arkadaşını düğüne davet ederek insanların taktirini toplaması. Yani her şey karşılıklı çıkara bağlı&#8230; Aslında ne kadar da günümüze uygun bir konu&#8230;</p>
<p>Lafı fazla uzatmadan sizi de sıkmadan izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum.</p>
<p>Sevgiler&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/black-mirror-dizisi-uzerine/">Black Mirror Dizisi Üzerine&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/black-mirror-dizisi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14055</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Siz Bizim Uyarlayamadıklarımızdansınız&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 06 Apr 2018 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13991</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sektörde büyük kazanımları olan Hollywood ve Bolywood sineması, kısır bir döngüde iken dizi sektörü ise tam tersi büyük bir çıkış göstermektedir. Dünya&#8217;da her yıl  yüzlerce dizi piyasaya sürülerek dizi severlere bilimkurgudan tarihe, dramdan komediye kadar geniş yelpazede bir seçki sunulmaktadır. Dünya&#8217;da dizi sektörü her yıl büyümesine devam ederken ülkemizde ise bir kısır döngü durumu mevcut. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/">Siz Bizim Uyarlayamadıklarımızdansınız&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sektörde büyük kazanımları olan Hollywood ve Bolywood sineması, kısır bir döngüde iken dizi sektörü ise tam tersi büyük bir çıkış göstermektedir. Dünya&#8217;da her yıl  yüzlerce dizi piyasaya sürülerek dizi severlere bilimkurgudan tarihe, dramdan komediye kadar geniş yelpazede bir seçki sunulmaktadır.</p>
<p>Dünya&#8217;da dizi sektörü her yıl büyümesine devam ederken ülkemizde ise bir kısır döngü durumu mevcut. Her yıl milyonlarca para harcanan diziler on bölümü bile göremeden hızlı bir finalle yok oluyor. Senaryo konusunda üretemeyen dizi sektörümüz, son yıllarda yönünü yabancı dizilerin uyarlamalarına merak uyandırdı.</p>
<p>Uyarlama hevesi sansürle kursakta kaldı.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/1887858_0496b19f0e2e9eb22868cd05ecdd4684.jpg"><img class="wp-image-13992 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/1887858_0496b19f0e2e9eb22868cd05ecdd4684.jpg?resize=372%2C328" alt="" width="372" height="328" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/1887858_0496b19f0e2e9eb22868cd05ecdd4684.jpg?w=474&amp;ssl=1 474w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/1887858_0496b19f0e2e9eb22868cd05ecdd4684.jpg?resize=300%2C265&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 372px) 100vw, 372px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Ama gel gör ki uyarlanan diziler, ülkenin siyasal ikliminden oldukça etkilendikleri ve bu etkilenmeye boyun eğdikleri için büyük bir fiyasko haline geldi. Toplumsal hassasiyet kılıfı altında yapımcıların uyguladığı sansüre boyun eğen senaristler, sadece dizilerin orjinal hali ile uyarlamayı bir yana bırakarak yepyeni bir hikaye yazıyorlar.</p>
<p>Lezbiyeni anlatacağına onu işten çıkar çünkü ‘toplum hassasiyeti’</p>
<p>Limon Film imzası taşıyan ilk olarak Avusturalya televizyonlarında gösterime giren Prisoner isimli diziden uyarlama olduğu iddia edilen ve yer yer Orange is the New Black dizisini andıran Avlu dizisi de bu fiyaskoya gebe.</p>
<p>Dizi daha yayınlanmamışken dizide rol alan oyuncu Nil Makaracı, dizinin kadrosundan &#8220;lezbiyen&#8221; olduğu için çıkarıldı. Makaracı yaptığı açıklamada,“Merhaba, ben Nil Makaracı. Çok büyük heyecan ve istek duyarak dahil olduğum Avlu dizisi kadrosundan 21 Mart tarihinde, yönetmen yardımcısı Merve Çolak tarafından çıkartıldım! Daha öncesinde kendi ajansımın bile bana, ‘LGBT bireylerin de yer alacağı bir dizi başlıyor’ diyerek anlattığı Avlu’dan, LGBT yüzünden ve lezbiyen olmam gerekçesiyle, homofobik tavırlarla resmen kovuldum!” ifadesini kullandı.</p>
<p>Makaraı&#8217;nın yaşadığı olay uyarlamaları neden &#8220;siz bizim uyarlayamadıklarımızdan mısınız?&#8221; pozisyonuna geçtiğinin bir manifestosu gibi. Ülkenin siyasal ve baskıcı havasından etkilenen senaristler, uyarladıkları dizilerdeki eşcinsel sahneleri, ‘toplumsal hassasiyet’ kılıfı altında yok ediyorlar.</p>
<p>Gerçekten bizim hikayemiz.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizim-hikaye-dizisi-ilk-bolume-saatler-kaldi-9866665.jpeg"><img class="wp-image-13994 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizim-hikaye-dizisi-ilk-bolume-saatler-kaldi-9866665.jpeg?resize=429%2C252" alt="" width="429" height="252" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizim-hikaye-dizisi-ilk-bolume-saatler-kaldi-9866665.jpeg?w=605&amp;ssl=1 605w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizim-hikaye-dizisi-ilk-bolume-saatler-kaldi-9866665.jpeg?resize=300%2C176&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 429px) 100vw, 429px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Hassasiyet altında uyarlayamadıkları dizilere sansür uygulayan senaristler, &#8220;Shalemeles&#8217;i&#8221; değil de aslında bambaşka bir hikaye olan &#8220;Bizim Hikaye&#8221;yi çekebiliyorlar. Baskıcı ve otoriter sisteme boyun eğmenin getirdiği  sonuç bizde sansürle ifadesini buluyor. Bu yüzden Fiona Gallagher&#8217;ın yaşam ve cinsellik arasında sıkışan sancılı hayatından Filiz&#8217;in &#8220;Fakiriz ama gururluyuz&#8221; edebiyatına dönüşüyor. Ve bu edebiyat orjinal bir uyarlamadan çok maalesef bizim bize dayatılan hikayemiz oluyor.</p>
<p>Bari o dili yakalayın</p>
<p>Tabi ki beklentimiz, uyarlanan dizideki cesur sahneler değil. Derdimiz; &#8220;bari o dili yakalayın.&#8221; O dili yakalamak bile büyük bir başarı iken bunun kıyısına bile yaklaşamıyoruz. Uyarlanan dizilerdeki başarılı dil, hiciv ve eleştiriler yerini tanıdık hiç eskimeyen sözcüklere bırakıyor. Bu dili yakalamadığımız için asıl derdimiz olan bir meseleye odaklanmak yerine bize dayatılan yaşamı yazıyoruz.</p>
<p>Bizde uyarlanınca deve kuşu oluyoruz</p>
<p>Nil&#8217;in yaşadıkları da senaristlerin ve yapımcıların uyguladıkları sansürün bir sonucudur. Uyarladıkları diziler, Nil&#8217;in yaşadığı sorunlara ve ötekileşmeye dikkat çekerek bir dil kullanarak Nil&#8217;in hikayesi olurken biz de uyarlanırken kafasını kuma gömen deve kuşu misali gerçeklikten kopan aslında sahte olan Bizim hikayemiz oluyor.</p>
<p>Bu yüzden siz bizim uyarlayamadıklarımızdansınız&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/">Siz Bizim Uyarlayamadıklarımızdansınız&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13991</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zamanın Gücü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zamanin-gucu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zamanin-gucu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 01 Apr 2018 04:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Aşkar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13955</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yanlış seçimler ve yanlış zamanlamalardır bugünün heykeltraşı&#8230; Bizler zamanlama hatalarıyla dolu bir hayatın oyuna giremeden yenilgiye uğratılmış seyircileri. Kaybetmeyi kazanmak saymışız. En olmadık zamanda olmadık sözler söylemeyi alışkanlık haline getirmişiz. Yanlış zamanda çektiğimiz tabureyle kendi ipimizi de çekmişiz. Hiç var olmak istememişiz gibi yakıp yok etmişiz kendimizi. İşte bulunduğumuz yer, ağzımızdan çıkan söz her ne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamanin-gucu/">Zamanın Gücü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yanlış seçimler ve yanlış zamanlamalardır bugünün heykeltraşı&#8230;</p>
<p>Bizler zamanlama hatalarıyla dolu bir hayatın oyuna giremeden yenilgiye uğratılmış seyircileri. Kaybetmeyi kazanmak saymışız. En olmadık zamanda olmadık sözler söylemeyi alışkanlık haline getirmişiz. Yanlış zamanda çektiğimiz tabureyle kendi ipimizi de çekmişiz. Hiç var olmak istememişiz gibi yakıp yok etmişiz kendimizi. İşte bulunduğumuz yer, ağzımızdan çıkan söz her ne ise, seçtiğimiz zamanın ödettiği bir bedel sadece. Kaybettiklerimiz konuşmamamızın değil, doğru zamanda konuşmamamızın bedeli. Nefretimiz, kinimiz yapmamız gerekenleri yapmadığımız için değil, doğru zamanda yapmadığımız için. Ve var gücümüzle geri dönüp baktığımızda, haykırmak gelir içimizden; zamanın elimizden aldıklarını geri alamayacağımızı bilmenin boğazımıza tıktığı acı bir boğulma hissiyle haykırmak… Çünkü elimizden gelen tek şey bu. Zaman geriye doğru yürümemize izin vermez ve her defasında dalga geçer gibi gülümser,  acı bir şekilde geriye dönüp bakan yüzlerimize..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamanin-gucu/">Zamanın Gücü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zamanin-gucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13955</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kelimeler Denizinde Boğulmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kelimeler-denizinde-bogulmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kelimeler-denizinde-bogulmak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Mar 2018 10:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13943</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazarın yapı taşları kelimelerdir. Nasıl ki duvar ustası tuğlaları yerleştirirse yazar da kelimeleri öyle dizer ve bir sanat eseri ortaya koyar. Belki denizden ilham alır, belki esen rüzgardan. Belki de çalan müzikten. Ancak kelimeler onun en değerli varlığıdır. Müzisyen nasıl ki notaları doğru noktalara koyduğunda harmoni oluşur. Yazıda da kelimeler doğru yere konduğunda sanat eseri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimeler-denizinde-bogulmak/">Kelimeler Denizinde Boğulmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazarın yapı taşları kelimelerdir. Nasıl ki duvar ustası tuğlaları yerleştirirse yazar da kelimeleri öyle dizer ve bir sanat eseri ortaya koyar.</p>
<p>Belki denizden ilham alır, belki esen rüzgardan. Belki de çalan müzikten. Ancak kelimeler onun en değerli varlığıdır. Müzisyen nasıl ki notaları doğru noktalara koyduğunda harmoni oluşur. Yazıda da kelimeler doğru yere konduğunda sanat eseri oluşur.</p>
<p>Kelimeler nasıl ki insanın derisi ve iç organlarıysa düşünce de kemikleridir. Bir yazarın ayakta kalabilmesi için düşünceye ihtiyacı vardır. Düşünceye dayanmayan yazılar sadece ticari olarak satılan biblolara benzer. Düşünceye dayanan yazılar ise heykel gibi sanat eseri oluştururlar.</p>
<p>Kelimeler yazarın hazinesidir. Kelimeler birleştiğinde nasıl bir öykü ve ya şiir oluşturuyorsa sanat eseri oluşuyorsa insan da öyledir. Bir sanat eseridir. İnsanı anlatan her şey de sanat eseridir. Evrensel insan yazarın esas kahramanı olmalıdır. İnsan karakterinin tabi ki yerli tarafı olacaktır. Ancak evrensel insanı anlatan yazarlar gerçekten büyük yazar olurlar.</p>
<p>Evrensel insan sokakta gördüğümüz herhangi bir insan olabilir. İnsanı anlatmak ise zordur. Denizler nasıl dalgalanırken gemiler yalpalarsa insan da kendini yani evrensel insanı anlatırken zorlanır. Bu iş herkesin harcı değildir. İnsanı okuyabilen insanlar gerçekten yazar olabilirler.</p>
<p>Yazmak insanı okumaktır. İnsanı tanımaktır. İnsan sanat eserlerinde vardır. Kendindeki potansiyeli sanatla ilgilenen insan anlar. Yazarlık da sanatkarlıktır. İSKİ’ye verdiğiniz bir dilekçeyle Kafka’nın Dönüşüm romanı nasıl farklıysa sanat eseriyle ticari bir meta’ın o kadar farkı vardır. Sanatta para kazanma amacı güdülmez. İnsan sadece okunmak ister. Anlatmak ister. İçi doludur çünkü.</p>
<p>Çok satanlar raflarında bulamazsınız gerçek sanat eserlerini. Değerleri sonradan hatta yazarı ölünce ortaya çıkar. Kafka öldükten sonra Kafka oldu. Oğuz Atay hiçbir zaman anlaşılamadı.</p>
<p>Kelimelerle oynayanlar bilir ancak yazmanın tadını. Kelimeler aşık olanlar. Dile aşina olanlar.</p>
<p>Dil öyle bir şeydir ki, bazen zehirler, bazen şeker tadı verir insana. Kelimeler dilin aracıdır. Kelimeler…</p>
<p>Cümle oluşturduğunda ise sanat eseri ortaya çıkar. Kafiye virtüözü Necip Fazıl da öyledir. Kelimelerle oynamış, yepyeni sanat eserleri ortaya koymuştur.</p>
<p>Yazarın işi kelimelerledir. Derdi kelimelerdir. Bana yeni bir söz yaratma kudreti ver, der şair. Yazar da kelimelerle sanat eseri ortaya koyma işi yapan kişidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimeler-denizinde-bogulmak/">Kelimeler Denizinde Boğulmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kelimeler-denizinde-bogulmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13943</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nörolojik Dekadan-Bireyin Sadece Sayısal Bir Birim Olması-</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/norolojik-dekadan-bireyin-sadece-sayisal-bir-birim-olmasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/norolojik-dekadan-bireyin-sadece-sayisal-bir-birim-olmasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 24 Mar 2018 05:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Hasoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13852</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Bilinçli ve duygularla sarılı etten-kemikten-kanlı-canlı insanın binler ve milyonlar ile ifade edilen sayısal birimlerin yerini alması, küresel yoğunluğun matematiksel kavramasında karşılığı olarak değil, içinde olduğumuz çağın, varoluşumunda psikolojik felaketidir. Buradaki felaket; tarihsel geçmişinde, otoriter gücün gözündeki değerler olarak defalarca yaşanılmış ve alınmamış ders olarak aynısının tekrar yaşanılması değil, bütün akıl ve hayal gücünde, binlerce yıllık [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/norolojik-dekadan-bireyin-sadece-sayisal-bir-birim-olmasi/">Nörolojik Dekadan-Bireyin Sadece Sayısal Bir Birim Olması-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>‘<em>Bilinçli ve duygularla sarılı etten-kemikten-kanlı-canlı insanın binler ve milyonlar ile ifade edilen sayısal birimlerin yerini alması, küresel yoğunluğun matematiksel kavramasında karşılığı olarak değil, içinde olduğumuz çağın, varoluşumunda psikolojik felaketidir.<br />
Buradaki felaket; tarihsel geçmişinde, otoriter gücün gözündeki değerler olarak defalarca yaşanılmış ve alınmamış ders olarak aynısının tekrar yaşanılması değil, bütün akıl ve hayal gücünde, binlerce yıllık entelektüel birikimin önünde ve sahip olduğu yüksek medeni örüntünün kisvesinde;  irade, beceri, şaşılacak yetilerine rağmen, hareketi ve enerjiyi sınırlayan iç görüsünde: kişinin de kendini bir ‘birim’ olarak duyumsamasıdır. </em></strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Bir ülke toplumun yargısıyla mahkum edilmekle ağır bir borç öder</em>.</strong><br />
Artık sanatsız olmak ya da eğitimsiz olmak; birer ölçü emaresi ya da sınıfsallık niteleyen yargı veya en başından beri söze gelen şikayet, itiraz, eleştiri veya mesul tutumun sebebi değil, tersine farkına varılmakta çok geç olan bir haber olarak, ‘sanatçı ve eğitimli’ olmak, sanatta ve eğitimdeki edim ve imgem,  sezgimiyle taşıdığı adlardaki istikbal, vaat, hoşnutluk, yankısını tarihten alarak uyandırdığı etkideki ilerici, aydıncı ve üstlük nitelemeleri ile sözüm ona; karanlık bir kuyu ve kirli bir bataklıktan uzanan kurtarıcı bir el durumundadır. Bu el; içlerinde, doğumundan ya da becerisinden, gelişiminden veya önü açıklığından, zeka ya da yeteneğinden en değerlileri dahi vicdani bir gerekçe, koşulsal bir zorunluluk, ithamsal ya da itibari bir neden ile veya kabul edilmesi gereken değişmezlik ya da değiştirilmesi mümkün olmayan mevcut oluşum ile sıkıca tutmakta ve tek tek bireylerden, zamanında tek tek birey olarak kendindeki niteliği övüncü ile çekip, kendi iradesi ile semerlemesiyle biriktirdiği birimler olarak toplamında toplum, daha da öte, milletin kendisi halini almaktadır. Bu karanlığın ışığında <strong><em>kutsal bir kurban kadar özgür dolaşırsınız.</em></strong></li>
</ul>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas2.jpg"><img class="wp-image-13857 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas2.jpg?resize=513%2C511" alt="" width="513" height="511" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas2.jpg?w=959&amp;ssl=1 959w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas2.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 513px) 100vw, 513px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<ul>
<li>Asıl mizacı başka emeller altında olan sanat, kendi görüsünde çizdiği yol, bireyin çıkar, kurumun ideoloji veya misyon safdilliğini yerine getirir.Bu çıkar çoğu zaman ekonomik bir gerekçe, kimi zaman yaşamsal bir tutku veya uğraş, bazen de doğrudan hayatın anlamı olarak kendini belli eder.<br />
Yaşam içindeki rastlantısal ve gerek aile gerekse çevrece ve içlerindeki  düşleme ile ileriye yönelik bir merdiven gelişimindeki sistemde vardıkları yer; mevki, konum, alan, yaşam çalışımı olarak, birimlerin kümelendiği şablonda olur. Belli bir sınır ve sorumlulukta kalan birey, aidi olduğu bütünün toplamındaki yıkım, istismar, suistimal veya yozlaşmadan hatta daha da ileri; insan hayatını ve dünyayı hiçe saymak, değerden düşürmek gibi en acımaz ve utanç duyulacak geride bırakımların farkında olmaksızın, dahası; kabulünde dahi olmadıklarının idamesinde  bir payanda görevinde bulunur. Kabulünde olmadıklarının hizmetinde olmak; bir yaşam koşulu olarak sürer durum; insan hayatının kendi mevcudiyeti ve ihtiyacı ile kendiliğinden ortaya çıkar. Eğitim ve sanat, kendi gölgesinde aslını karanlıkta bırakan zamana doğru at başı olarak gider. Bu işleyişte gölge, duyumsanamayacak bir derinlikte karanlığın gölgesinde kalır.</li>
</ul>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas3.jpg"><img class="size-full wp-image-13858 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas3.jpg?resize=536%2C543" alt="" width="536" height="543" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas3.jpg?w=536&amp;ssl=1 536w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas3.jpg?resize=296%2C300&amp;ssl=1 296w" sizes="(max-width: 536px) 100vw, 536px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<ul>
<li>Anlatmaya çabalamaktan, göstermeye çalışmaktan yorulan diller ve eller ve beraberinde hissettirmekten ve hissetmekten artık  körelen duygularla yaşanılanın, yaşatılanın, ortada olanın nihai bir kaçınılmazlık olarak kolektiflik halinde; kendini kurtarmak, arındırma, ayırma amaçlarını kaybeder,  bu amacı yeni yeniden edinecek kadar dirençli ve talihli olsa bile, gerçekleştirmek adına gerekli enerjiyi bulamayacaktır. Çünkü aynı kolektif zemin, kişi yani bireydeki oluşumu sürece itecek  tüm soyut ve fiziksel enerji kaynaklarını tüketmiş, kirletmiş ve aynı kokuşmuş zehri yayan çıkar ve amaçların hizmetinde ve desteğinde kalmış ya da doğrudan kendisi halini almıştır.</li>
</ul>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas4.jpg"><img class="size-full wp-image-13859 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas4.jpg?resize=538%2C370" alt="" width="538" height="370" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas4.jpg?w=538&amp;ssl=1 538w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas4.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas4.jpg?resize=536%2C370&amp;ssl=1 536w" sizes="(max-width: 538px) 100vw, 538px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<ul>
<li>Karşılaşılan ve sosyal bir canlılığından, içgüdünün yaşam ihtiyacından zorunlu olarak maruz kalınan <strong><em>görüntülerde;</em></strong> insanın tarihten ve evrensellikten adeta nasibini almamışlık ve ortak bir dünyada sanki aynı oksijenin paylaşılmadığı özerkler ile baş başa kalması , bunun yanında yüksek medeniyet seviyesinde bir canlı olarak insanın, kuşkusuz birikimli bilincinden, sahip olduğu içgüdüden ötesi; sınırsız hayal gücünden büyük bir endişe, büyük bir kayıplık içinde, tüm sinir uçlarına kadar titreten durumların yaşanılmasına karşı <em>‘<strong>çaresizlik</strong>’</em> hissi ile bakması, bu yüksek canlı kültürüne sahip insan için büyük bir zeka ve anlayış trajedisinde kendi içinde çıkmazlarda, patlamalarda kalarak, derin duyular ve ilerici sezgiler ile psikolojik çatışıklıkta varoluşun büyük buhranını yaşar. Şüphesiz ki, bu varoluş; sadece psikolojik bir deformasyona değil, sürüklediği fiziksel bir yok oluşunda işaretidir.<br />
Bireylerin sayısal ‘<strong><em>birimler</em></strong>’ olarak görülen ve değerlendirilen  gözlerin, kontrol ve hakimiyet sahibi güç ve idamesi karşısında kendilerini de aynı toplamdaki sayısal bir birim olarak görerek, iç görüsündeki kişilik farkındalığından ve en başında toplumsal ve dünyasal bir birey olmasından muzdarip hale gelerek, otoriteler karşısında kendi yolunu kaybetmiş ve bulamaz şekilde yaşamaya başlar. Bir yol çizecek irade ve isteği kendinde bulamayacaktır, tüm dış otorite, yozlaşıklıktan da öte, kendi iç duygularında bunu karşılayacak enerji ve motivasyonu zaten olmayacak hale gelmiştir.<br />
Şablon içindeki bir birim olarak kalıp, tüketen ve tükenen, ezen ve ezilen, körelen ve körelten, istismar eden ve istismar edilen, ahmaklaştıran ve ahmaklaşan,  kullanan ve kullanılan, kazanan ve kazandıran, hayranı olan ve hayran olan, sağan ve sağılan  sonucunda; sistem içinde içgüdüsel olarak uygun hale gelmesiyle <strong><em>ölen ve öldüren</em></strong> taraflardan birinde olmamayı seçerek, doğrusu; hiçbir şey seçmeyerek, seçemez tutuma gelerek en fazla,  gören, gözleyen, sezen ancak müdahaleden yoksun ormandaki bir ağaç gibi olduğu yerde yükselen ve kökleriyle derinleşen, hareket edemeyen bir yapı içinde hayatı beklenti ve geçicilik içerisinde tamamlamaya eğilimlidir.. <strong><em>Ancak değişen mevsim ve yanan orman, tarafsızlığı bir duruş olarak kabul etmeyecektir..<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas5.jpg"><img class="wp-image-13860 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas5.jpg?resize=523%2C659" alt="" width="523" height="659" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas5.jpg?w=759&amp;ssl=1 759w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas5.jpg?resize=238%2C300&amp;ssl=1 238w" sizes="(max-width: 523px) 100vw, 523px" data-recalc-dims="1" /></a></em></strong></li>
<li>Sanat ve eğitim ile gelecek aydınlanmanın önüne geçilmek için bir zamanlar yapıldığı gibi; yasaklar, etik kışkırtmalar, vicdan sömürüsü ile veya kitap yakma eylemleri, alay ve iftiralar ile üst değerlerin karalanarak değersizleştirilmesi böylece toplumun istenilen ‘<strong><em>biçeme</em></strong>’ düzenlenmesi yerini, çok daha psikolojik ve içgüdü temelli yönelimler ile toplum düzenlemesi değil, istenilen ‘<strong><em>biçemdeki</em></strong>’ <strong><em>düzeni oluşturacak toplumun meydana getirilmesi</em></strong>; pratikte; tam tersi olarak aydınlanmanın yerini alarak, eğitim ve sanat yollarını kullanarak,  yakmak yerine basılan ve okutulan kitaplar ile, yasaklamak yerine öğretilen ve geliştiren ‘eğitim’ ile, etik kışkırtma, vicdan sömürüsü yerine ‘<strong><em>doğal görüdeki</em></strong>’ kendinden yozlaşık ve rasyonellik dışına bırakması, karamalar ise göz önüne getirilen ve yer verilen, yüksek değer, uygun konum ve kişi olarak sunulan‘temsillerin’ sağ duyusunda olmayı sunarak ve bunlara arzu ve istek uyandırarak, zaten geri kalan asıl değerlerin  kendini konumlandıracak ne toplumsal eğilimde insansı güç ne de ekonomik destek bulamaması halini alır..</li>
</ul>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas6.jpg"><img class="size-full wp-image-13861 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas6.jpg?resize=537%2C531" alt="" width="537" height="531" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas6.jpg?w=537&amp;ssl=1 537w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas6.jpg?resize=300%2C297&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 537px) 100vw, 537px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<ul>
<li>Toplum potansiyeli yer çekimi gibi ‘<strong><em>bilinç çekimi’</em></strong> ile kişiyi sınırlar, yaratıcı bir çıkıştan alıkoyar,  kendi paralelliğinde uygun hayat şartları göremez, fenası; zaten sahip olduğunun paralelliğinde uygun bir hayata ait olmaz, sadece herkesi belirli bir sınıfa, sisteme, düzene,alana, anlama, amaca, yargıya ve kalıba koyarak anlaşılır kılmakla kalmaz, kişinin kendinden geliştirdiği ve doğası gereği uyduğu yarı kontrollünde benliğinin şeklini ve ortalama zeka karakterini de belirler. Bunun sonucu, ‘suç’ veya ‘neden’ dışarıda gördüğü kadar kendinden de görmeye mahkum olur. Sağ duyusunda izin verdiği ve ulaştığı ölçüde, sebep olarak; kendinde ve karşı tarafta yani – dışta da- eşit miktarda nedenleri bulacaktır.</li>
<li>Gören göze kavranılır ve sürekli söylenir olduğu gibi bu artık bir dekadan, sistem halini alması,bozulma, kanıksama, yıkım, siyasi,ekonomik veya coğrafi gerekçe, koşuların zorunluluğu veya şartların zorluğu, yozlaşım,körelinmiş bir toplum olmaktan fazlası ya da azı olarak bilinçli gözetim, duygusal reaksiyon ve gereksinmelerin içgüdüsel hamlelerine dönüşmesinden ötede dokunulamaz ve daha nesillerce yapısal form olarak kalacak; ‘<strong>doğal görüsünde</strong>’, ‘<strong>adaptasyona</strong>’ uyumlu canlı olarak insanın,  ‘ duyularından’ işlediği verilerin nörolojik bir ‘eğritilemeden’ geçerek, bilgi ve görü halini alması; bununla ilişkili zihin süreçlerinin aynı doğrultudaki adaptasyon ile özleşmesi,<br />
tarihsel gelişimindeki insanın acıklı ve bir o kadar farkındasız, kontrolü dışında ‘yeni dünya haline’ uygun  ‘insanı’ oluşturmakta. Dekadan, biyolojik yapımal olarak süreçlerin, nöroloji etkisindedir artık.<br />
O cahiliyet, kayıplık, bilinçsizlik ya da duyarsızlık gibi değer düşümlerinin getireceği felaket, dehşet veya uslamlamaz manzaradaki kaçınılmaz son ve dönüşecek yaşam hallerinin endişesi, kaybedilecek refah ve huzur düşüncesinin ‘gelecek bir zamanda’ değil, çoktan ‘gerçekleşmiş bir zamanda’ tesiri içerisindedir. Bu, şu demek; ‘<strong><em>Korkulacak bir yarın yok, zamanı bekleyen saat gibi korkunun kendisi olarak korkarım ki, sadece aynaya bakmıyoruz..</em></strong>’<br />
Ya da aynaya bakınca bir şeyler görünmüyor veya bakılacak aynalar kırıldı.<br />
Tüm bu istismar, yozlaşım, baştan çıkarış, aldırmazlık, anlayış eksikliği, insanı ve yaşamı değerden düşürmeler, karşısında veya tarafında mücadele verilecek bir çaba, eylem olacak bir yükselme veya boyun eğecek bir çaresizlik hali değil, sonucunda; maruz ve aşinalar ile pek de azımsanmayacak ölçüde; olguların eğretik bir huzmeden geçimi ile insanın <strong><em>kendinden oluşunda ‘nörolojik faaliyete’</em></strong> dönüşen, kendinden hazır halde doğasal bir yaklaşım ve görünen perspektifler olarak, kendinin kör noktasında kalmasını sağlamıştır.<br />
Beynin bu formsal, adaptasyona uygun dönüşümü altında insan, ister psikolojik eğilim ve davranış, ister felsefi olarak dünya, insan ve hayat görümü olsun, isterse de pratikte; yaşamın eylemsel varoluşlarında aynı nörolojik işleyişin paralelliğinde gelişen ve  değişen görüntüler olacaktır.</li>
</ul>
<p>İyi görü, vicdan, rasyonellik,umut  duygusunda yaklaşımlarının ortaya çıkardığı beklenti, erteleme, müsaade etme ya da gözden kaçırmaların, <strong><em>her şeylerin bir güne doğru zihinde sıralanması</em></strong>, o gelecekte olacak zannettiren yanılsaması, değişeceği ve düzeleceği tarafın yanında endişe edilen yarının olacağı; git gide daha kötüye gidiyoruz, gelecek karanlık olacak ve insanın tüylerini diken diken eden manzaraların sezisinde, içinde olduğu ve yine yarına doğru dehşete kaptıran beklentisi tıpkı insanın düşündüğü şeyi söylememesi gibi ‘zaman ve kontrol’ bildiren duruma dönüşür; Ancak burada; o gelecekte- yarında olacak endişe ve dehşet zaten düşünülen tarafta ‘gerçekleşmiş’ , ‘yaşanmış’ olandır, bunu söylememek ya da kendinden uzakta, gelecek bir zamanda olacak bir olasılıkmış yanılsamasında görmek; ne ‘ zaman’ ne de ‘ kontrol’  bildirir. Bunun yanında bu tepki, beynin tüm uylumlamasında ve içgüdüsel korunma ihtiyacında, yaşadığı ve içinde olduğu dehşete karşı bir savunma refleksi olarak patolojik sayrılığıdır..</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas7.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-13862" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas7.jpg?resize=535%2C776" alt="" width="535" height="776" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas7.jpg?w=535&amp;ssl=1 535w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/sedathas7.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w" sizes="(max-width: 535px) 100vw, 535px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/norolojik-dekadan-bireyin-sadece-sayisal-bir-birim-olmasi/">Nörolojik Dekadan-Bireyin Sadece Sayısal Bir Birim Olması-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/norolojik-dekadan-bireyin-sadece-sayisal-bir-birim-olmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13852</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Duygusuna Erişebilmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-duygusuna-erisebilmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-duygusuna-erisebilmek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 08:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13455</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat, insanın en değerli varlıklarındandır. Şiir okumak, bir müzik parçası dinlemek, resim yapmak duygusal zekanın bir ürünüdür. Duygu yoğunluğu olan kişiler sanatla uğraşır. Sanat, insanın en masum yönünü sergiler. İnsan sanatla yoğrulur, sanatla kendine yol bulur. Sanatçı insanın kaprisi vardır, evet, ancak sanat kırılganlığı naifliği temsil eder. Sanatla kalbin buluşması sağlanır. Sanat kalpten gelir. Sanatçı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-duygusuna-erisebilmek/">Sanat Duygusuna Erişebilmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat, insanın en değerli varlıklarındandır.</p>
<p>Şiir okumak, bir müzik parçası dinlemek, resim yapmak duygusal zekanın bir ürünüdür. Duygu yoğunluğu olan kişiler sanatla uğraşır. Sanat, insanın en masum yönünü sergiler. İnsan sanatla yoğrulur, sanatla kendine yol bulur. Sanatçı insanın kaprisi vardır, evet, ancak sanat kırılganlığı naifliği temsil eder. Sanatla kalbin buluşması sağlanır. Sanat kalpten gelir.</p>
<p>Sanatçı kişilik sessizliği de içeriğinde barındırır. Sessizce anlatmak sanatın olgularından biridir. Sanat insanın sanata karşı çapkınlığı vardır. Sanat ile ilgili bir şey gördüğü zaman gözleri parlar. Sanat insanı yalnızdır da. Toplum içinde tek başınalığın verdiği anlatma ihtiyacı onu sanata yönlendirir. Sanat, gerek ticari gerek ruhu beslemek için olsun sanatçı insanın kalbi hep kırıktır. Sanat kalbin ölen duygularını canlandırır.</p>
<p>Kalpte duygular var olduğu sürece insan yaşar. Bu yüzden sanata ekmek kadar su kadar ihtiyaç vardır. Çünkü topluma medeniyet diyebilmek için sanata ihtiyaç vardır. Sanat insanı için medeniyet ve kişisellik iki önemli yoldur. Bu iki yol, sanat eserinin ortaya çıkmasında en önemli etkendir.</p>
<p>Sanat, aşktan da beslenir. Aşk insanı değiştirir ve gerçek bir sanatçı yapar. Aşkla duyguyla yoğrulan sanat, gerçekten sanattır. Sanat duygudan yoksun olamaz. Duygu var oldukça sanat var olacaktır. Duygu insanı aynı zamanda sanatçıdır. Sanat ışığında değerlendirecek olursak, sanat ruh halleri gibi değişkendir. Hiçbir eser diğerine benzememektedir. Duygular değiştikçe sanat da değişecektir. Zaman olgusu da, sanat için önemli bir kavramdır. Her şey zamanına göre değerlendirilir. Zaman değiştikçe insan değişecek, sanat da kendini değiştirecektir. Bu nedenle, zamanın gereklerini getiren sanat, evresele ulaşacak, büyük bir kesime ulaşacaktır.</p>
<p>Kitap, müzik, sinema, resim; her ne tür olursa olsun; sanatın parametreleridir. Her çeşit sanat kendi içinde aşktan beslenir, zamanın ışığında toplum tarafından kabul görür. Sanat,  duyguyla birlikte var olur. Duygusuz sanat, asla sanat eseri olarak kabul edilemez. Sadece ticari bir meta olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-duygusuna-erisebilmek/">Sanat Duygusuna Erişebilmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-duygusuna-erisebilmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13455</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dusun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dusun/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Mar 2018 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13684</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendinden korkma duygundan kurtulmanı istiyorum. Düşün. Düş-ün. Şimdiye kadar yaptıklarını? İz bırakmakla kafayı bozmuşsun. Kaybedeceklerin ton olup kalbine oturmuş. Susup neyi kazandın bugüne kadar? Ya da konuşarak? Ne bileyim…Neyin telaşı bu? Hangi düzene uyum sağlamayı deniyorsun yine? Kim için harcıyorsun yeterince olmayan zamanını? Gözlerinin önünde yaşayıp ölen ruhları görmüyor musun? Kendine karşı bahaneler uydurmayı bırakmanı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusun/">Düşün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kendinden korkma duygundan kurtulmanı istiyorum. Düşün. Düş-ün. Şimdiye kadar yaptıklarını? İz bırakmakla kafayı bozmuşsun. Kaybedeceklerin ton olup kalbine oturmuş. Susup neyi kazandın bugüne kadar? Ya da konuşarak? Ne bileyim…Neyin telaşı bu? Hangi düzene uyum sağlamayı deniyorsun yine? Kim için harcıyorsun yeterince olmayan zamanını? Gözlerinin önünde yaşayıp ölen ruhları görmüyor musun? Kendine karşı bahaneler uydurmayı bırakmanı istiyorum. Sana zamanla ilgili şeyler söyleyemem. Ne kadar zamanın var bilmiyorum. Filmin sonu kime gösterildi zaten?</p>
<p>Aynı şarkıyı tekrar tekrar dinlemeye bir son ver. Keşke şu. Keşke bu. Neden öyle olmadı? Neden böyle değildi? Önemi yok artık anlasana. Çok net bir şey söyleyeyim mi? İsteseydi şimdi yanında olurdu. Seni istemedi. Neden şu neden bu. Önemi yok anlasana. Onunla olmayı seninle olmaya tercih etti. Bitti.</p>
<p>Bırak herkesi. Bırak onu. Şunu bırak. Neyi kaybedeceksin? Daha ne var kaybedeceğin?</p>
<p>Birini kaybetmenin imkansızlığı altında ağlayıp sızlayıp duruyorum. Bir an durup da aklıma gelen bir düşünceyle sarsılıyorum. Kafanı duvarlara çarp. Kalbine bıçaklar sapla. Delik deşik olsun ruhun. Birini kaybetmek imkansız. Çünkü zaten kimse senin olmadı. Tıpkı seninde kimsenin olmadığın gibi. İki  kere iki dört. Beş falan değil. Halt yemişler.</p>
<p>Komik. Hayatın boyunca birilerine bir şeyler için öğüt verip aynı durumda kaldığında onları hatırladığın oldu mu hiç? Hiç olmadı. Bir kere bile omzumda zırıl zırıl ağlarken değmez be dediğim hiç kimse gelip bana ben o piç için harcadığım zamanı düşününce ulan değmez demedi. Değmez arkadaşım değmez. Denedim. Değmiyor. Anla artık.</p>
<p>İnsanlar aptal. İnsanlar acımasız. Ne yaptığından habersiz. Vazgeç. Unut artık. Biraz cesur ol artık. Şu sırt çantanı al. Topuklularını çöpe at. Ayakların iyi hissedince sende iyi hissedeceksin güven bana.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusun/">Düşün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dusun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13684</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İş Hayatının Arka Bahçesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/is-hayatinin-arka-bahcesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/is-hayatinin-arka-bahcesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Mar 2018 05:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13812</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun yıllar profesyonel yöneticilik yaptıktan sonra “Kariyer koçu” olan Zuhal Gürçimen, iş hayatındaki deneyimlerini kitap haline getirdi. Gürçimen, gerçek olaylardan esinlenerek yazdığı kitaba “Başıma bir iş geldi” adını verdi. Tecrübeli iş insanı kitapta iş yerinde mobbing, taciz gibi olayların mağdurlarına çıkış yollarını gösterip tavsiyeler veriyor.  Zuhal Gürçimen kitabını şöyle anlattı; “Hayatta kadın olmak çok zor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/is-hayatinin-arka-bahcesi/">İş Hayatının Arka Bahçesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllar profesyonel yöneticilik yaptıktan sonra “Kariyer koçu” olan Zuhal Gürçimen, iş hayatındaki deneyimlerini kitap haline getirdi. Gürçimen, gerçek olaylardan esinlenerek yazdığı kitaba “Başıma bir iş geldi” adını verdi. Tecrübeli iş insanı kitapta iş yerinde mobbing, taciz gibi olayların mağdurlarına çıkış yollarını gösterip tavsiyeler veriyor.  Zuhal Gürçimen kitabını şöyle anlattı;</p>
<p>“Hayatta kadın olmak çok zor. İş hayatı boyunca özellikle kadınlar, pek çok sorunla karşı karşıya kalıyor. Mobbing, sözlü ya da fiziksel tacizlere uğrayabiliyor. Ben de kitabımda ‘susmayın’ diyorum. Susma. Kendin için susma. Başkaları için susma. Susarsan sıra başkasına da gelecek.  En eğitimlileri, büyük şehirlerde yaşayanları bile taciz konusunun kendi aileleriyle anılmasından bu kadar ürkerken, küçük yerlerde yaşayan kadınlarımızın suskunluğu daha da fazla. Hak vermemek elde değil. Zor mu? Evet. Ancak, konuşmak, anlatmak şart. Kadınlar başlarına gelen böyle talihsiz olaylarda, çareyi bulundukları yeri terk etmekte buluyor. Bu tür bir şiddet ve tacizi uygulayanlar da, karşısındakinin korktuğunu gördükçe daha da cesaretleniyor, edepsizleşiyor. Kadın çalıştıkça, kendine güvendikçe, ezberletilen senaryoyu yaşadıkça azalmıyor taciz, ancak yine de boyutu değişiyor. Bu insanlık dışı hareketleri yapanlar, özellikle çaresiz, kendini savunmaktan ürken, işini kaybettiğinde hayatı durma noktasına gelen kadınlara yüklenmekte daha cüretkâr oluyor. Elbette ensest ya da tacizle başlayan, günlük hayatın içine giren, iş hayatında da var olan taciz ve istismar konusuyla savaşmak hepimizin ortak meselesi.  Sadece kadın tacizinden de bahsetmek mümkün değil, çocuk ve hayvan tacizleriyle kirlenerek büyüyen bir insanlık tarihinin tüm toplumları kapsadığını görüyoruz maalesef. Ayrıca da saldırı ve direkt temas aşamasına geçmemiş tacizi de görmezden gelmemek gerekiyor. O yüzden kitabımdaki hikâyenin içinde kahramanın yaşadığı olaylar, onu içten içe çürüten, yaşam enerjisini kaybettiren bir hale geldiğini fiziksel olmayan şiddetin, hayat yolunuzda çok önemli travmalar yaşatmaya neden olduğuna değindim.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/is-hayatinin-arka-bahcesi/">İş Hayatının Arka Bahçesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/is-hayatinin-arka-bahcesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13812</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çanakkale İçinde&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 18 Mar 2018 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi Su]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13777</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çanakkale&#8217;ye yolunuz düşerse eğer ister kara yoluyla isterse deniz yoluyla uğramadan geçemeyeceğiniz bir alandır şehitlik tepesi ve abide&#8230; Gelibolu yarımadasının her bir karış toprağında, üzerine basarken içinizin titrediği, koca yürekli gencecik fidanların kanı, sizi sarar içine çeker, onları selamlamadan geçemezsiniz. Kemiklerinin sızısını yüreklerinizde hissedersiniz&#8230; Vatanına canını veren tıbbiyeli, mekteb-i sultaniyeli talebelerin, Beşiktaşlı, Fenerbahçeli futbolcuların ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/">Çanakkale İçinde&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale&#8217;ye yolunuz düşerse eğer ister kara yoluyla isterse deniz yoluyla uğramadan geçemeyeceğiniz bir alandır şehitlik tepesi ve abide&#8230; Gelibolu yarımadasının her bir karış toprağında, üzerine basarken içinizin titrediği, koca yürekli gencecik fidanların kanı, sizi sarar içine çeker, onları selamlamadan geçemezsiniz. Kemiklerinin sızısını yüreklerinizde hissedersiniz&#8230; Vatanına canını veren tıbbiyeli, mekteb-i sultaniyeli talebelerin, Beşiktaşlı, Fenerbahçeli futbolcuların ve Anadolu&#8217;dan gelmiş onca pırıl pırıl genç evladın ateşi söndürür içinizdeki tatil isteğini&#8230;<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg"><img class="wp-image-13781 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?resize=286%2C428" alt="" width="286" height="428" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?w=2592&amp;ssl=1 2592w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?resize=685%2C1024&amp;ssl=1 685w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 286px) 100vw, 286px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&#8220;Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.&#8221; diyebilen bir millet Çanakkale&#8217;de destanlar yazmıştır.</p>
<p>Çekip gidemezsiniz öyle sıradan bir yol gibi, &#8216;Geçilmeyen Çanakkale&#8217;den&#8230; Tatil kokunuza ara verirsiniz niyetiniz yoksa bile, bütün planlarınızı değiştirirsiniz. Giremezsiniz denizine şehitliği ziyaret etmeden önce&#8230; Atamazsınız mavi sularında kulaçlarınızı uğramadan Anzer koyuna, Anafartalara ve yüz binlerin yattığı bu topraklara&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_13831" aria-describedby="caption-attachment-13831" style="width: 256px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg"><img class=" wp-image-13831" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?resize=256%2C383" alt="" width="256" height="383" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?w=2592&amp;ssl=1 2592w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?resize=685%2C1024&amp;ssl=1 685w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13831" class="wp-caption-text">Abide</figcaption></figure></p>
<p>Alfabetik sırada yazılmıştır yurdun dört bucağından gelmiş şehitlerimizin illeri&#8230; Her bir ilden kaç şehit verildiği&#8230; Adları sanları kalmıştır bir tek, ama onlar birer isimden ibaret değildirler&#8230; Oluk gibi akan kana canlarını seve seve feda eden, gençliğinin baharında kardelen gibi direnen vatanseverlerdir&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_13833" aria-describedby="caption-attachment-13833" style="width: 357px" class="wp-caption alignnone"><a style="font-size: 14px;" href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg"><img class="wp-image-13833" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?resize=357%2C251" alt="" width="357" height="251" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?w=3627&amp;ssl=1 3627w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?resize=300%2C211&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?resize=1024%2C721&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13833" class="wp-caption-text">Şehitlik</figcaption></figure></p>
<p>Şehitliğe son yıllarda yapılan bir anıt eşlik etmektedir.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg"><img class="wp-image-13835 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?resize=304%2C453" alt="" width="304" height="453" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?w=2620&amp;ssl=1 2620w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?resize=688%2C1024&amp;ssl=1 688w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 304px) 100vw, 304px" data-recalc-dims="1" /></a> Ağaçların altında serinlikte, gölgede onlar ebedi istirahatlerindeyken, ziyaretçiler kendi illerinden verdikleri şehitlerin adlarını okurlar&#8230; Birer birer ecdadlarını anarlar. Orada yatar dedeleri, dedelerinin dedeleri bu vatan için bir destan yazmışlardır çünkü&#8230; Sessizce okunur Fatihalar, gözlerde damla damla yaşlar, saygı ile yad başlar&#8230;</p>
<p>Gelibolu yarım adasının tamamı bir mezarlıktır, adeta doğal bir müze alanıdır. Milli Parktır. Bütün köyleri, al bayrakla donanmıştır. Köylüler birer rehber gibi sizinle sohbete başlar ve dilden dile aktarılır hikayeler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg"><br />
<img class=" wp-image-13837 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?resize=610%2C359" alt="" width="610" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?w=3859&amp;ssl=1 3859w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?resize=300%2C176&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?resize=1024%2C602&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 610px) 100vw, 610px" data-recalc-dims="1" /><br />
</a></p>
<p><figure id="attachment_13840" aria-describedby="caption-attachment-13840" style="width: 490px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg"><img class="wp-image-13840" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?resize=490%2C328" alt="" width="490" height="328" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?w=3872&amp;ssl=1 3872w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?resize=1024%2C685&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 490px) 100vw, 490px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13840" class="wp-caption-text">Bigalı Köyü</figcaption></figure></p>
<p>Bigalı köyü Atamızın kaldığı evin bulunduğu köydür. Harekatı buradan yönetmiştir Atamız&#8230; Atalarından kalan eşyaları, anılarını korumuşlardır, büyük bir minnetle&#8230; Küçüçük bir müzeleri bile vardır. Mermi kovanlarından, çanak çömleğe, asker kıyafetlerine, paralara, çeşit çeşit silahlara rastlamak olasıdır bu müzede. Otantikliğini korumuş, çok şirin, insanları canı yakın bir köydür Bigalı&#8230; Her evde bayrak asıldır. Nineler sokaklarında yöresel malzemeler satarlar&#8230; Oturup sizinle sohbete dalarlar.<a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg"><br />
</a></p>
<p>Atamızın kaldığı ev müze haline getirilmiştir. Onun kullandığı eşyalar, yattığı yatak, giysileri hep saklanmıştır. Savaşın ne koşullarda kazanıldığına dair önemli ip uçları verir bu ayrıntılar&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_13841" aria-describedby="caption-attachment-13841" style="width: 532px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg"><img class="wp-image-13841" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?resize=532%2C356" alt="" width="532" height="356" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?w=3872&amp;ssl=1 3872w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?resize=1024%2C685&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13841" class="wp-caption-text">Atatürk&#8217;ün kaldığı ev</figcaption></figure></p>
<p>Askerin kuru bir lokma ekmek ile, üzüm hoşafı içtiği kap kaçağı gördüğümüzde yüreklerimizin bir kez daha dağlandığını hissederiz. Komutanlarıyla stratejik kararları aldığı bu küçücük evde, atamızın yattığı yatağa bakıp, içtiği su testisine dokunup ağlamak isteriz.</p>
<p><figure id="attachment_13843" aria-describedby="caption-attachment-13843" style="width: 551px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg"><img class="wp-image-13843" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?resize=551%2C369" alt="" width="551" height="369" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?w=3872&amp;ssl=1 3872w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?resize=1024%2C685&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 551px) 100vw, 551px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13843" class="wp-caption-text">Sofra</figcaption></figure></p>
<p>O koca koca mermileri taşıyan kollar şuncacık tayınla mı doydular diye geçiririz içimizden. Mucizenin gücüne inanır, bir kez daha utanırız halimizden&#8230; 215 kg olduğu söylenen mermiyi taşıyan Seyit Onbaşının heykeli karşında dura kalır. Selam veririz bu koca yiğide, bütün yiğitlerimize. Boşuna verilmez doğan erkek çocuklarına bu isim. Türk milleti, kadını erkeği genci yaşlısıyla yiğittir çünkü&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_13844" aria-describedby="caption-attachment-13844" style="width: 270px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg"><img class=" wp-image-13844" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?resize=270%2C403" alt="" width="270" height="403" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?w=2592&amp;ssl=1 2592w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?resize=685%2C1024&amp;ssl=1 685w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13844" class="wp-caption-text">Seyit Onbaşı Heykeli</figcaption></figure></p>
<p>&#8220;Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i. Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?  &#8216; Gömelim gel seni tarihe&#8217; desem sığmazsın&#8221;</p>
<p>diyen Mehmet Akif&#8217;in mısraları çınlar kulaklarımızda&#8230; Çanakkale Şehitlerine yazdığı bu destansı şiiri yaşarız bu toprakları adımlarken adeta&#8230;</p>
<p>Ruhları şad olsun !</p>
<p><figure id="attachment_13845" aria-describedby="caption-attachment-13845" style="width: 532px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg"><img class="wp-image-13845" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?resize=532%2C356" alt="" width="532" height="356" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?w=3872&amp;ssl=1 3872w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?resize=1024%2C685&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13845" class="wp-caption-text">&#8220;Dur Yolcu Bilmeden Bastığın Bu Toprak Bir Devrin Battığı Yerdir.&#8221;</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ZeIhgrhtTz8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/">Çanakkale İçinde&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13777</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Medusa</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/medusa/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/medusa/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Mar 2018 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13661</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Medusa”  kelime anlamı ile yönetici konumunda ki, güzel kraliçe anlamına gelir.  Antik kaynaklara göre Athena,  çok kızdığı Medusa’ yı zehirli yılanlardan saçlar vererek çirkinleştirmiştir. Güzelliğinin yerine ise gözlerine bakanı taşa çevirecek gizem verilmiştir. Türk kültüründe sıklıkla kullandığımız  “ şaşkınlıktan, taşa döndüm” veya “ elim, ayağım taşa kesti”  deyimleri Medusa ile bağlantılıdır.  Ayrıca efsaneye göre yılandan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/medusa/">Medusa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Medusa”  kelime anlamı ile yönetici konumunda ki, güzel kraliçe anlamına gelir.  Antik kaynaklara göre Athena,  çok kızdığı Medusa’ yı zehirli yılanlardan saçlar vererek çirkinleştirmiştir. Güzelliğinin yerine ise gözlerine bakanı taşa çevirecek gizem verilmiştir.</p>
<p>Türk kültüründe sıklıkla kullandığımız  “ şaşkınlıktan, taşa döndüm” veya “ elim, ayağım taşa kesti”  deyimleri Medusa ile bağlantılıdır.  Ayrıca efsaneye göre yılandan saçlarının sembolize ettiği uyanış öğesi metafor olarak zehirli yılandan saçlar tarafından gerçekleşiyor olabilir mi? Öyle ya, sistemde olmakta olan tüm varoluş aslında denge gereği bir diğerini tamamlamak üzerine vardır. Zehir dediğimiz madde bileşenlerinin başka bir oluşta şifa özelliği taşıması, tüm sistemi kendi döngüsü içinde tamamlamasıdır.  Medusa’ nın korkunç görünmesine sebep öğelerden bir diğeri ise korkunç ve keskin dişlerinin olduğudur. Bilinen ve genel geçer kabul görmüş orantı ve güzellik kavramlarına göre elbette keskin dişler genç kadın öğesinde kabul görmemektedir. Oysa derinlik olarak diş metaforu ele alındığında başlı başına kuvvet ve dayanışmayı simgelemektedir. Yeni doğan bir bebeğin dişe ilk aylarda ihtiyacının olmaması ancak daha fazla beslenmek ve kuvvetlenmek zorunda kaldıkça kendisine yeni dişler verilmesi paralel olarak bahsedilen açılımı yansıtır. İlginç olan bir diğer şey ise bebeklik döneminde verilmiş olan süt dişlerinin acemilik dönemini işaret ediyor olmasıdır. Alınanların yerine daha kalıcı ve keskin olanları verilir. Bölen ve parçalayan nitelikleri barındıran keskin dişlerin esasında yukarıda da belirttiğim gibi “ güç ve kuvveti yönetmeyi” sembolize ettiği ihtimaller arasındadır.</p>
<p>Bizans döneminden kalma tarihi eserlerden “ Yere Batan Sarnıcı” uzunluğu 140 metre, genişliği 70 metre olan dikdörtgen biçiminde bir alanı kaplayan, dev bir yapıdır. Toplam 9.800 m2 alanı kaplayan bu sarnıç, yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir. 52 basamaklı taş bir merdivenle inilen bu sarnıcın içerisinde her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Birbirine 4.80 metre aralıklarla dikilen bu sütunlar, her biri 28 sütun içeren 12 sıra meydana getirirler. Medusa’ nın gözlerine bakanı taşa çevirme yetisine sahip olduğundan öncelikle kafası kesildikten sonra başı ters çevrilerek ” koruyucu ve galibiyet” tılsımı gereği sarnıç içinde başı ters olarak yerleştirilmiştir.</p>
<p>Son olarak,  güzellik kraliçesi Medusa’ nın bana hangi yaşam dersini öğrettiğine değinecek olursam, hayat durduğumuz yer ve baktığımız açı kadardır. Böylece tüm varoluşa yüklediğimiz anlam kadarını yaşar dururuz… Ne bir eksik, ne bir fazla…</p>
<p>Yeniden görüşmek üzere, en çok kendinizle kalın</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/medusa/">Medusa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/medusa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13661</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Göründüğü Gibi Değil</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gorundugu-gibi-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gorundugu-gibi-degil/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Mar 2018 08:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Hasoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13709</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu resim gibi yüzlerce sözcüğü size ifade eden bazı görüntüler vardır. Bu görüntülerde aslında tam tersi zannedilse de daha çok; ifade edemediğiniz şeyleri değil, ‘en çok ifade edilenleri’ görürsünüz. Tasvirdeki imgedir size şaşırtıcı ve büyüleyici gelen; Fark ettiğiniz derin ‘anlatılan’ değil, anlatımda kullanılan ‘benzetimdir..’ Her zaman soluduğunuz ve içinde yer aldığınız oksijenin tasvir edildiği bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorundugu-gibi-degil/">Göründüğü Gibi Değil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Bu resim gibi yüzlerce sözcüğü size ifade eden bazı görüntüler vardır. Bu görüntülerde aslında tam tersi zannedilse de daha çok; ifade edemediğiniz şeyleri değil, ‘en çok ifade edilenleri’ görürsünüz.<br />
Tasvirdeki imgedir size şaşırtıcı ve büyüleyici gelen; Fark ettiğiniz derin ‘anlatılan’ değil, anlatımda kullanılan ‘benzetimdir..’ Her zaman soluduğunuz ve içinde yer aldığınız oksijenin tasvir edildiği bir tablonun oldukça büyüleyici ve sanatsal görünmesi gibi karşısında ‘nefesiniz kesilir..’<br />
Daha dikkatli bakmak gerekir.<br />
Sonra bir daha ve düşünmek. Düşünmek, kişiye kendiliğinden gelir.Kimse kolay kolay üzerinde düşünülmesi gereken şeyi düşünemez, o düşünme hali olağan bir düzende kendiliğinden ortaya çıkar. Ve kişi, fark ediş yaşar ya da farkındalığında olarak. Bu kendiliğinden gelen farkında oluştan yani ‘düşünmekten’ muzdarip birey ve toplumları ise diğer tarafta eleştiren ve ‘düşünmüyor’ olmalarına sitem eden başka bir kitle yer alır.</li>
<li>Düşünmeyen birey ve toplumlara sitem eden ve eleştiren birey ve kitlelerde ise onlarla benzer bir ‘düşüncesizlik’ vardır.Çünkü diğer tarafın ‘düşüncesizliği’ sahip oldukları başka ‘düşünmeler’ ve sahip olmadıkları ‘kendiliğinden fark edişler’ sonucu meydana gelir. Kimse dolaylı ya da bilinçli bir şekilde ‘düşüncesiz’ olmayı seçmemiştir, tam tersinde yer alan ‘yüksek akıl’, ‘aydın’ ya da ‘deha’ sahibi insanlar da öyle..</li>
<li>Burada asıl üzerinde durulması gereken ve ‘gözden kaçan’ acıklı olarak; iki zıt veya anlaşırlıkta olmayan tarafların kendi perspektiflerinde yer alan görüş, fikir, idea, inanç, farkındalık ya da ifadesindeki ‘imgelemin’ birbirinden ayrılmadığı yani aynı perspektifte oldukları konu,durum,olay genel anlamındaki nesnel ve olgusal süreçlere karşın birbirinden habersiz veya birbirlerine karşı etkisiz ya da tam anlamıyla ‘farkındasız’ ve ‘gözden kaçıyor’ halinde kalmalarıdır.</li>
<li>Yeni nesil’, ‘Çağımız’, ‘Zamanımız’, ‘Günümüz teknolojisi’ gibi.. atıflarla yer verilen ve bir parçada kendi eleştirel yaklaşımında ortadaki olanı izah eden tanıt , ifade, örnek ve açıklamalarda; özellikle ‘internet’ ve kapsamında ‘sosyal medya’ yer verimleri ile özleştirilen ‘dönemimizin insanları’ artık ‘yeni nesil’ veya ‘gelecek nesil’ gibi soyut bir kavranmaz ve netleştirilemez süreçteki kimseler değil, bayağı ‘eski nesil’ olmak üzere olan herkesin tanıklık ettiği, içerisinde ve dışarısında yer aldığı ‘tüketen ve tükenen nesildir.’<br />
Kaba bir söylemle ‘ eski ve tükenmiş nesil.’</li>
<li>Şimdi resme bir daha bakın.<br />
Gözden kaçan bir nokta;<br />
Toplumda şikayetçi olduğumuz ve istemediğiniz şeylerin olmasının en büyük nedeni; istediğimiz ve şikayetçi olmadığımız başka şeylerin olmasıdır. Tıpkı ‘düşüncesiz’ bir bireyin kendinde ‘düşüncesizlik’ bulmayacak kadar düşünce ile aslında ‘düşünceli’ biri olması gibi.</li>
</ul>
<p>At gözlüğü ile dünyaya ve hayata bakan insanlar diye bahsedilen, genelde eleştirilen, ‘düşünemeyen’ cahil veya yozlaşık kesimlerde diye nitelenen kimselere karşın, bunları niteleyen ve ‘fark eden’ ise tam tersinde bir konuma kendini hayali olarak oturtmaya eğilimlidir, elbette bu kişi aynı zamanda kendi eksikliklerinin farkındalığında ve kendi kendine şüphe ile yaklaşacak iç görüdeki kimsedir, ama kaçınılmaz olan ‘üstün körü’ ve bir o kadar ‘düşüncesiz’ bakıştan kendini alıkoymayacaktır.Çünkü bunun nedeni de yine aynı ‘kendiliğinden fark edişi’ yaşatan ‘doğal görüdür’. Kesimlerin daha ‘sanatsal’, kültürel ve bohem taraflar ve aydın yakışımlardaki daha çokça ‘entellektüalist’ yerleri olarak iç ve dış sınıflar diye yargı bulan konum ve yaşam biçimde olan kimseler arasında sıkça görülmektedir. Üzücüdür. Bir o kadar ‘sanatsal olmayarak düşündürücüdür..’</p>
<p>Resimde; küresel olarak, kaçınılmaz bir şekilde at gözlüğü takan insanın iki gözü etrafındaki, ‘dönemimiz insanlarının maruz kaldığı’ teknoloji, internet-sosyal medya ve cep telefonu  ve bunlarla sahip olduğu nitelemelerin tasviri yer alıyor.<br />
Ancak daha acı tarafı ise,- belki fark edilmedi- aslında cep telefonunun ‘kamerasının’ tam gözünün yerini almasıdır. Bu ise daha çok; ortadaki bu durumun ‘farkındalığında’ olan kısmın ‘gözden kaçırdığı’ noktada oluyor. Durum, zannedilenden daha öte, derin ve değişmezliğe sahip.. Öyle ki, fark edecek ‘gözün’ kendisi olmakta.</p>
<p>Peki bu resimde ‘gözden’ kaçanı fark ediyor musunuz? Hissin doyumunda bilincin anlayışına sahip olabilirsiniz veya sezginin yeterliliğinde farkında olabilirsiniz ama dökülen yaprakların çıtırtısı,<br />
ressamın dahi ‘gözden kaçırdığı’ bir şey olabilir..</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gorundugu_gibi2.jpg"><img class="size-full wp-image-13711 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gorundugu_gibi2.jpg?resize=541%2C462" alt="" width="541" height="462" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gorundugu_gibi2.jpg?w=541&amp;ssl=1 541w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gorundugu_gibi2.jpg?resize=300%2C256&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 541px) 100vw, 541px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorundugu-gibi-degil/">Göründüğü Gibi Değil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gorundugu-gibi-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13709</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Demet Kanola</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/13665-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/13665-2/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Mar 2018 08:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Derin Kantarcı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13665</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hemen hemen her gün arşınladığım, bildiğim hatta ezberlediğim yolda yürüyorum.Yol aynı yol, binalar aynı binalar, yanımdan geçen insanlar aynı insanlar…Ama gün biraz farklı. His biraz farklı. Etraf her zamankinden daha parlak, daha canlı ve göz alıcı…Sol tarafımda her gün yanlarından geçerken uzaktan bakıp asla sevmediğim kediler, bir binanın gölgesine uzanmış yatıyorlar. Bugün onları sevdim.Gölgede beraber [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/13665-2/">Bir Demet Kanola</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Hemen hemen her gün arşınladığım, bildiğim hatta ezberlediğim yolda yürüyorum.Yol aynı yol, binalar aynı binalar, yanımdan geçen insanlar aynı insanlar…Ama gün biraz farklı. His biraz farklı. Etraf her zamankinden daha parlak, daha canlı ve göz alıcı…Sol tarafımda her gün yanlarından geçerken uzaktan bakıp asla sevmediğim kediler, bir binanın gölgesine uzanmış yatıyorlar. Bugün onları sevdim.Gölgede beraber serinledik.Gün biraz daha göz kamaştırıcı bir hal aldı.Yürümeye devam ettim. Her gün nefes nefese, oflaya puflaya çıktığım o yokuş, bugün gözüme o kadar da zor görünmüyordu. Karşıdan tanıdık bir sima yaklaştı. Arkadaşım diyemem, yalnızca bir tanıdık&#8230; Genelde görmezden geldiğim biri. Bugün ona selam verdim.Yolun kenarında birkaç kelime muhabbet ettik. Selam verdiğime memnun oldum. Sonra vedalaşıp yürümeye devam ettim. İşte bu&#8230;Yolun en sevdiğim kısmına geldim. Sağ tarafımın varacağım yere kadar kanolalarla bezenmiş olduğu kısma… Benim için belki de bütün günün en keyifli zamanı bu yoldan geçtiğim zaman olabilir. Kanolalara olan sevgim geçtiğimiz sene devasa bir kanola tarlasında tanık olduğum bir düğünle başladı. Daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim. Gelin, damat ve bir de bu olanlara uzaktan tanık olan ben dışında kimse yoktu. Sapsarı bir tarlanın içinde iki aykırı renk olarak çok güzel görünüyorlardı. Bu olay çok hoşuma gitmiş, beni çok etkilemişti. Belki de o iki insanın sevgi dolu aurasından dolayı o gün bugündür ben de kanola bitkisine karşı bir sevgi beslerim. Ailecek yaptığımız araba yolculuklarında yol kenarında ne zaman bir kanola görsem babamdan arabayı durdurmasını ister, inip birkaç kanola topladıktan sonra geri dönerim. Bana hep pozitif enerji, ışıltı ve huzur verir. Bana kalırsa insanın böyle hissettiren şeylere ihtiyacı vardır. Bu bir çiçek, bir şarkı, bir film, bir manzara&#8230; Her şey olabilir. Orası tamamen kişiye kalmış. Önemli olan o hissi yakalamak ve yakaladıktan sonra onu bırakmamak.</p>
<p><figure id="attachment_13673" aria-describedby="caption-attachment-13673" style="width: 592px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/de805b2f3151d30e711beca6cb5088fc.jpg"><img class=" wp-image-13673" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/de805b2f3151d30e711beca6cb5088fc.jpg?resize=592%2C349" alt="" width="592" height="349" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/de805b2f3151d30e711beca6cb5088fc.jpg?w=2048&amp;ssl=1 2048w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/de805b2f3151d30e711beca6cb5088fc.jpg?resize=300%2C177&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/de805b2f3151d30e711beca6cb5088fc.jpg?resize=1024%2C604&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/de805b2f3151d30e711beca6cb5088fc.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/de805b2f3151d30e711beca6cb5088fc.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 592px) 100vw, 592px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13673" class="wp-caption-text">Kanola Tarlası</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/13665-2/">Bir Demet Kanola</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/13665-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13665</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Multidisipliner Olan Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/multidisipliner-olan-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/multidisipliner-olan-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Mar 2018 05:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13365</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat için yaşamak, çok erdem isteyen bir iştir. Sanatçı toplumdan farklı olmakla beraber toplumla benzer bir ilişki gösterir. Toplumun acı yanlarını bilir, eserine yansıtır. Bazen de kendini anlatır. Bazen müzikle, bazen şiirle, bazen resimle dolu hayallerini anlatır. Müzik, dinletir; şiir, ağlatır; resim de gösterir. Müzikle dolu, şiirle sanatla dolu bir hayat multidisipliner sanat ışığında kendini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/multidisipliner-olan-sanat/">Multidisipliner Olan Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat için yaşamak, çok erdem isteyen bir iştir.</p>
<p>Sanatçı toplumdan farklı olmakla beraber toplumla benzer bir ilişki gösterir. Toplumun acı yanlarını bilir, eserine yansıtır. Bazen de kendini anlatır. Bazen müzikle, bazen şiirle, bazen resimle dolu hayallerini anlatır. Müzik, dinletir; şiir, ağlatır; resim de gösterir. Müzikle dolu, şiirle sanatla dolu bir hayat multidisipliner sanat ışığında kendini açıkça halka gösterir. Bazen resim olur, anlatır derdi; bazen sinema olur gözyaşı olup akar karanlıkta.</p>
<p>Tüm sanatlar birbiriyle ilişkilidir. Bir sanat diğerini çağırır. Tüm sanatlar birlikte güzeldir. Birlikte özeldir. Özellikle, şiir ve müzik birbiriyle ilişkisini hep göstermiştir. Şarkı sözleri aslında hem şiirdir hem de şiir değildir. Çünkü, şiir şarkı sözlerinden kendini ayırır bambaşka bir türe girer. Aynı zamanda şiirdir, sözdür, edebiyattır.</p>
<p>Resim de diğer sanatlarla ilişkilidir. Resimle sinema yani görsellik bu ilişki içerisindedir. Resim karelerinin birleşmesinden sinema meydana gelir. Anime dediğimiz sanat da bunlardandır. Yani görsellik her iki sanatın içerisinde de vardır.</p>
<p>Sanat heykel de şiirin görselliğe yansımış şeklidir. Aslında her sanat biraz şiirdir. Sanat incelik ve zarafeti beraberinde getirir. Cemil Meriç, kitabın aklı kibarlaştırdığını söyler. Kitap edebiyat sanatının bir parçasıdır. Edebiyat söz sanatı yani belagattır. Söz sanatı diğer sanatlarla ilişkilidir.</p>
<p>Sanatın olduğu yerde edebiyat kendini açıkça belli eder. Sanatla doğan insanların ilişkisi kaçınılmaz olur. Sanat, insanı yeniden hayata katar, hayatı sevdirir. Sanat, insanı insana katan özel bir çalgı gibidir.</p>
<p>Sanat insanı diğer sanatlara da ilgi duyar, onlardan ilham alır. Tüm sanatlar birbiriyle ilişkilidir. Hem kulak hem göze hitap eden sanatlar yani tiyatro gibi sanatlar edebiyat ve müzikten yani söz ve sesten ilham alır.</p>
<p>Sanat ilişkisel iletişimin bütünüdür. Her sanat bir diğer sanata çağrıdır. Sanat labirentinde kaybolmak demek, diğer insanlardan farklı olmaya hazırlıktır. Sanat insanı diğer insanlardan farklı olmakla beraber aynıdır. Fark ve aynılık, ikisi birer bütündür. Toplum ve sanat içinlik, ikisi de sanatın özelliğidir.</p>
<p>Sanat bir bütün olmakla birlikte bir parçadır. Yani, hepimiz yapbozun parçalarıyız ve sanat da bunu birleştiren bir insan gibidir. Sanatsız insan yapbozun parçalarını dağıtır, atar. Sanat ise birleştiren bir köprüdür. İnsanları buluşturur, beyinleri birbirine mezç eder.</p>
<p>Sanat, insanları buluşturduğu gibi sanatı önemseyen toplum da kendini yeni bir toplum olarak hazırlar. Sanat, insanı yeniler. Daima iyiliğe doğru sürükler.</p>
<p>Her sanat birbiriyle ilişkilidir. Bir sanat, diğerine çağrıdır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/multidisipliner-olan-sanat/">Multidisipliner Olan Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/multidisipliner-olan-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dario Moreno Sanat Merkezi&#8217;ne Ziyaretim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dario-moreno-sanat-merkezine-ziyaretim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dario-moreno-sanat-merkezine-ziyaretim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 01 Mar 2018 05:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13397</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir süre önce İzmir’deydim. Ülkemin her bir köşesi çok güzel ama İzmir’i bir başka seviyorum. Dostlar ile yazar arkadaşlarla birlikte olmak da ayrıca bir keyif… Bu kentte görme engelli pek çok öğrenciyi üniversite sınavlarına hazırlamış bir kardeşiniz olarak da kent ile bağım daha farklı… Bu duygular ile dolmuşken soluğu ne zamandır gitmek istediğim Dario Moreno [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dario-moreno-sanat-merkezine-ziyaretim/">Dario Moreno Sanat Merkezi&#8217;ne Ziyaretim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süre önce İzmir’deydim. Ülkemin her bir köşesi çok güzel ama İzmir’i bir başka seviyorum. Dostlar ile yazar arkadaşlarla birlikte olmak da ayrıca bir keyif… Bu kentte görme engelli pek çok öğrenciyi üniversite sınavlarına hazırlamış bir kardeşiniz olarak da kent ile bağım daha farklı…</p>
<p>Bu duygular ile dolmuşken soluğu ne zamandır gitmek istediğim Dario Moreno Sanat Merkezi’nde aldım. Görevli arkadaşların güler yüzlü tatlı sözlü hoş sohbetleri eşliğinde sanat merkezini gezdim. Terasa çıkıp tarihi asansörü de izlemek bana ayrı bir duyguyu daha yaşattı. Nedir o duygu diyecek olan sevgili okurlarımıza peşinen şöyle söylemek isterim ki; bulunduğumuz bu konak tarihten bize göz kırpıyor. Bir zamanlar buralarda Rumların İsrailli ailelerin varlığını bilen eski kuşak ile de eskileri yad ettim. Konağın sahipleri İsrailli bir aile olup yılın belli aylarında buralara ziyaret gerçekleştiriyorlarmış. Sevindirici…<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/dario-moreno-sanat-merkezi-aciliyor-5jpg_29-11-2016_10-07-33.jpg"><img class="wp-image-13401 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/dario-moreno-sanat-merkezi-aciliyor-5jpg_29-11-2016_10-07-33.jpg?resize=462%2C309" alt="" width="462" height="309" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/dario-moreno-sanat-merkezi-aciliyor-5jpg_29-11-2016_10-07-33.jpg?w=2048&amp;ssl=1 2048w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/dario-moreno-sanat-merkezi-aciliyor-5jpg_29-11-2016_10-07-33.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/dario-moreno-sanat-merkezi-aciliyor-5jpg_29-11-2016_10-07-33.jpg?resize=1024%2C686&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/dario-moreno-sanat-merkezi-aciliyor-5jpg_29-11-2016_10-07-33.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/dario-moreno-sanat-merkezi-aciliyor-5jpg_29-11-2016_10-07-33.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/dario-moreno-sanat-merkezi-aciliyor-5jpg_29-11-2016_10-07-33.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Bir diğer sevindiğim husus sanat merkezinde çocuklar ve gençler herhangi bir ödeme yapmadan alternatif eğitimin her çeşidinden yararlanabilmekteler. Felsefe atölyelerinin de olduğunu duymak bir felsefeci olarak beni elbette ki mest etti diyebilirim.</p>
<p>Gelelim sanat merkezinin adına ki İsrail asıllı besteci müzisyen Dario Moreno’nun bir Türkiye sevdalısı bir İzmir aşığı olarak uzun yıllar Karataş semtinde yaşaması hasebiyle adının sokağa ve sanat evine verilmiş olması oldukça şık olmuş, efendim.</p>
<p>Gençlerimize çocuklarımıza eğitim anlamında sahip çıkılmış olması eski değerlerin günümüze kazandırılıp tarihsel yapıların restore edilmesi gibi çok önemli hizmetlerde emeği geçenleri kutluyorum.</p>
<p>İzninizle bu satırlarımı 2 Ocak günü rahmeti rahmana uğurladığımız değerli sosyoloji toplum bilim hocamız Hüsamettin Arslan için ithaf etmek istiyorum. Çünkü profesörümüz ömrü hayatınca okumaya çok büyük yatırımlar yapmış yine kendisi gibi yakın zaman önce kaybettiğimiz felsefe hocamız prof.dr. Ahmet Cevizci ile Paradigma Yayınlarını kurmuştu. Amaç; eğitim, hedef topluma faydalı hizmetlerde bulunabilmek…</p>
<p>Bu güzel hocalarımız felsefeye toplum bilimine kısacası eğitim ve öğretime üniversiteden aldıkları maaşla katkıda bulunmak için ömrü hayatlarınca çalışıp çabaladılar. Mekanları nur , cennet olsun; inşallah…</p>
<p>Dario Moreno Sanat Merkezi’nin sayılarının çoğalmasını eğitim öğretim için hepimizin elimizden geldiğince katkı yapmasını diliyorum. Sevgiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dario-moreno-sanat-merkezine-ziyaretim/">Dario Moreno Sanat Merkezi&#8217;ne Ziyaretim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dario-moreno-sanat-merkezine-ziyaretim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13397</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanatın Ufku</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatin-ufku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatin-ufku/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 01 Mar 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13363</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat, bir insanın güzelliğinin açığa çıkmasıdır. Sanatla yoğrulan ruhlar, güzelliklere duçar olur. Sanat bir insanın içindeki parıltılarının dışavurumudur. Resimden heykele, tiyatrodan edebiyata bütün eserleri insan ruhundan beslenir.  İnsanın melek yanı ortaya çıkar. Meleklik insanla güzelleşir. Sanat, insanın duygularını düşüncelerini yansıtırken bir başka boyuta ulaşılır. Sanar insanın derbeder yanını da, mutlu yanını da yansıtır. Sanatsız insan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatin-ufku/">Sanatın Ufku</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat, bir insanın güzelliğinin açığa çıkmasıdır.</p>
<p>Sanatla yoğrulan ruhlar, güzelliklere duçar olur. Sanat bir insanın içindeki parıltılarının dışavurumudur. Resimden heykele, tiyatrodan edebiyata bütün eserleri insan ruhundan beslenir.  İnsanın melek yanı ortaya çıkar. Meleklik insanla güzelleşir. Sanat, insanın duygularını düşüncelerini yansıtırken bir başka boyuta ulaşılır. Sanar insanın derbeder yanını da, mutlu yanını da yansıtır.</p>
<p>Sanatsız insan karanlığa mahkumdur. Sanatla uğraşan insan ise aydın bir derya denizdir. Sanatla uğraşan insanın ufku geniş olur. Sanat, insanı bambaşka diyarlara götürür. Sanat aynı zamanda rahatlama sağlar. Her insanın şehrin meşakkatinden uzak tutan bir sanatla uğraşması gereklidir.</p>
<p>Ancak, herkesin uğraşacağı sanat dalı farklı farklıdır. Kimi müzik, kimi heykel, kimi de edebiyatla uğraşır. Fakat, şu var ki, sanat dallarının hepsi insan ruhundan beslenir. İnsan ruhu oldukça sanat da var olacaktır.</p>
<p>Sanat aynı zamanda, dışavurum olduğundan insanın içindeki güzellikleri yansıtan bir anahtar olur. O anahtarla nice ufuk açan hazinelere ulaşılır.</p>
<p>Sanatçı aynı zamanda özgürdür. Sanatla uğraşan herkes özgürlüğe ulaşan bir mecradadır. Sanat oldukça insan da var olacaktır. Çünkü insan ürettikçe hayvandan farklılaşır. Üretmeyen insanın hayvandan farkı yoktur.</p>
<p>Bir yemek yaparken bile insan özenir, süsler. Ancak hayvanlar sadece tüketir. İnsan ise ürettikçe var olur. Ürettikçe mutlu olur.  Sanatın en büyük özelliği budur. İnsanı insan yapar.</p>
<p>İnsan yaşadıkça sanat olacaktır, sanat da insanı yaşatacaktır. Sanatsız insan kördür. Üretemez. Düşünemez. Ufku kapalıdır.</p>
<p>Ancak sanatla uğraşanların ufku geni yani derya denizdir. Sanat insanın ufkunu açar.</p>
<p>Sanat, insanı insan yapan yegane varlıktır. Sahip çıkalım.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatin-ufku/">Sanatın Ufku</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatin-ufku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13363</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Feb 2018 06:54:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13524</guid>
				<description><![CDATA[<p>Devrin özgürlüğümüzü kısıtladığı, kısıtlandıkça yalnızlaştığımız günlerin esiriyiz. Bir ben bir sen bir o değil. Hepimiz. Kelimelerin azaldığı, peltekleştiği ve cümlelerin tek noktayla değil üç noktayla bitirildiği konuşma ağızlarına sahibiz. Konuşma ağzımız öylesine çirkinleşip, öylesine basitleşti ki her birimiz &#8216;Türkçe bozucular&#8217; olduk. Peki neden? Bizleri kalabalıklar arasında başkalaştıran, yalnızlaştıran ne? Kalabalığa karışıp yalnızlıktan dert yakınmamızın temelinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/">Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Devrin özgürlüğümüzü kısıtladığı, kısıtlandıkça yalnızlaştığımız günlerin esiriyiz. Bir ben bir sen bir o değil. Hepimiz. Kelimelerin azaldığı, peltekleştiği ve cümlelerin tek noktayla değil üç noktayla bitirildiği konuşma ağızlarına sahibiz. Konuşma ağzımız öylesine çirkinleşip, öylesine basitleşti ki her birimiz &#8216;Türkçe bozucular&#8217; olduk. Peki neden? Bizleri kalabalıklar arasında başkalaştıran, yalnızlaştıran ne? Kalabalığa karışıp yalnızlıktan dert yakınmamızın temelinde ne var?</p>
<p>Ne bir sosyolog, ne bir psikoloğum. Sadece insanım. Her bilim dalından her alandan birer parça içime sığdıran bir insan. Binlerce insandan biri. Ve bir insan olarak sormaya başladım. Beni, seni, onu ve bizi farklılaştıran nedir? Cevap basit ama derin hatlara sahip kelimelerden oluşuyor.Bu kelimelerin adlarını yazmak bile istemediğim &#8216;sosyal medya&#8217; kalıbına sığdırılan &#8216;sahteleşmiş hesaplar&#8217; dizisi olduğu kararına vardım. Peki neden? Uzun bir süre bu kalıba sığdırdığım hesapları kullanan sanal bir bireydim. Hesapların genel anlamda ulaşım ağı geniş ve etkili olduğu için kullanımı da oldukça elverişliydi.Ta ki elverişli kelimesinin raf süresi dolana kadar. Nasıl oldu da bu süre doldu?</p>
<p><figure id="attachment_13527" aria-describedby="caption-attachment-13527" style="width: 418px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya3.jpg"><img class="wp-image-13527" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya3.jpg?resize=418%2C234" alt="Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?" width="418" height="234" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya3.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya3.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 418px) 100vw, 418px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13527" class="wp-caption-text">Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</figcaption></figure></p>
<p>Sevgili okurlarım internetin ve sosyal medya ağlarının bir amacı olmalıydı. Gerçekçi ve anlamlı bir amacı. Ama ne yazık ki değişen dünya ve modern hayatın getirileriyle biz insanların ego dağarcıklarını dolduran ve sürekli kendimizi ispat etmeye mecbur olduğumuzu hissettiren derin bir psikolojiye itildik. Sürekli anlık fotoğraf ve videolarla, gittiğimiz her yeri konum ekleyerek kalıba dahil olan ağlarda paylaştık.Çoğu zaman içimizdeki &#8216;sanal şairi&#8217; ortaya çıkarıp sayfalar dolusu yazılar yazdık. Bu durum bir süre için tehlike safhasına ulaşmasa da son zamanlarda 9-13 yaş arasındaki çocukları tehdit eder hale geldi. Çocuklarında dahil olduğu bu &#8216;sanal kumpanya&#8217; ile çocuklarda henüz kişisel gelişimini tamamlamadan bu kalıbın kurbanı oldu.Kalıpla birlikte var olan bir takım &#8216;hastalıklı bireyler&#8217; tarafından tacizler başladı. Bunun ötesinde video paylaşma platformu olarak ortaya çıkan ve bir çok üyesine izlenme oranına göre &#8216;cüzi&#8217; miktarda para kazandıran bir etkileşimde ortaya çıktı. Bu etkileşim sayesinde yıllarca sanata emek veren ve vermeye devam eden sanatçılarımızın görmediği rağbeti &#8216;popüler kültürün yeni nesli&#8217; görmeye başladı. Burada bir noktada ayrım yapmakta fayda var. Sosyal medya kalıbının yarar boyutu ve zarar boyutunun derinlikleri.Yararında bir aşamadan sonra perspektifliğini kaybedip düzlemleşmesi de söz konusu. Sosyal medya kalıbının dışında bir de yıllardır bahsedilen &#8216;aptal kutusu&#8217;nu es geçmemek gerekmekte. &#8216;Aptal kutusu&#8217;nun furyasında ise yine aynı mutlaklıkla varlığını sürdüren diziler yayınlanıp bitirilmekte.Ve bu şekilde sinema salonları önemini yitirmektedir. 2017 yılından hatırlatmak istersek Beyoğlu Sineması kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Beyoğlu Sinemasına sahip çıkılmış olsa da aynı etki Emek ve İnci sinemaları için geçerli olamadı. Bu durum bile tehlikenin ölümcül boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Peki ne yapmalı?</p>
<p><figure id="attachment_13525" aria-describedby="caption-attachment-13525" style="width: 402px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya2.jpg"><img class=" wp-image-13525" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya2.jpg?resize=402%2C295" alt="" width="402" height="295" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya2.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya2.jpg?resize=300%2C220&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 402px) 100vw, 402px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13525" class="wp-caption-text">Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</figcaption></figure></p>
<p>Klasikleşen ve sürekli kullanılan şu cümleyi kurmak zorundayım.&#8221;Kitap okumalı.&#8221; Ne olursa olsun kitap okumak.Günümüzün totalde 7-8 saati bu kalıbın içinde çırpınmakta. Çırpındığımız nokta yararın değil zararın egemen olduğu bir sanal bireyler topluluğunu oluşturmakta. Sevgili okurlarım mesleğimiz ne olursa olsun, her birimiz birer edebiyatçı olmak zorunda değiliz. Ya da bir sinema sanatçısı, tiyatro sanatçısı olmak zorunda değiliz. Bilinç sahibi bireyler olmamız yeterli. Kültürümüzün olmazsa olmazı sinemaya ve müziğimize sahip çıkmak yeterli olacaktır. Bunu sizlerde biliyorsunuz. Hayatta ki konumumuz ne olursa olsun. Emin olun bir önemi yok. Önemi olan tek &#8216;şey&#8217; kültür ve sanat. Her birimizin içinde var olan &#8216;gizli sanatçılar&#8217;. Bizlerin gelişebilmesi ve öldürücü boyuta ulaşan bu kalıptan kurtulabilmemizin tek yolu öz kültürümüze dönmek olacaktır.Türk edebiyatının tozlu raflarında ki kitaplarımızı okumak, sinema salonlarımızı &#8216;gerçek sanat filmleri&#8217; için tıka basa doldurmak.Vakitlerimizi &#8216;aptal kutusu&#8217;nun önünde tüketmek yerine bir enstrümana bir portreye ait olarak geçirmek.Ya da mesleğimizin bize uzanan dallarından köklerine erişmek. Ben bilginin kutsallığına inanan bir yazar müsveddesi olarak sizleri de bu inanca davet ediyorum sevgili okurlarım. Bütün kalıplarımızdan sıyrılıp özümüze ulaşabilmemiz ümidiyle</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/">Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13524</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ANITKABİR’DE ATA’NIN Yaşamında Tarihi Bir Serüven</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anitkabirde-atanin-yasaminda-tarihi-bir-seruven/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anitkabirde-atanin-yasaminda-tarihi-bir-seruven/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 24 Feb 2018 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13068</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz aylarda yurdumuzun kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün Ankara Anıttepe’de yer alan Anıtkabir’deki kabrini ziyaret etme şansına eriştim. Hem Anıtkabir’de, hem de içinde yer alan Kurtuluş Savaşı Müzesi’nde Cumhuriyet Tarihimize bir yolculuk yapmış oldum… ASLANLI YOLDAN GEÇİŞ Öncelikle, Tandoğan kapısındaki güvenlik kontrolünden geçtim. Sonrasında kabrin geniş bahçesinde ziyaretçileri gezdiren araçlara bindim. Barış Parkı içerisinde Aslanlı yola [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anitkabirde-atanin-yasaminda-tarihi-bir-seruven/">ANITKABİR’DE ATA’NIN Yaşamında Tarihi Bir Serüven</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz aylarda yurdumuzun kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün Ankara Anıttepe’de yer alan Anıtkabir’deki kabrini ziyaret etme şansına eriştim. Hem Anıtkabir’de, hem de içinde yer alan Kurtuluş Savaşı Müzesi’nde Cumhuriyet Tarihimize bir yolculuk yapmış oldum…</p>
<p><strong>ASLANLI YOLDAN GEÇİŞ</strong></p>
<p>Öncelikle, Tandoğan kapısındaki güvenlik kontrolünden geçtim. Sonrasında kabrin geniş bahçesinde ziyaretçileri gezdiren araçlara bindim. Barış Parkı içerisinde Aslanlı yola çıkan 26 basamaklı merdivene ulaştım. Merdivenlerden çıkarak, karşılıklı 24 aslan heykelinin bulunduğu, 262 metre uzunluğundaki yola çıktım.  Bu sayı aynı zamanda 24 Oğuz Boyu’nu temsil ediyor. Aslanlı yolunda Anıtkabir’le bütünleşen bir hikayesi bulunuyor. Anadolu’nun eski uygarlıklarında ve Hititler’de kudreti simgeleyen aslanlar, Türk milletinin birliği ve bütünlüğü adına çift yapılmışlardır. Traverten taşlı döşenmiş yolda taşların arasındaki boşlukların geniş olması nedeniyle, ziyaretçiler önlerine bakarak bir yolu geçiyorlar. Böylece Ata’nın önüne başları eğik çıkıp, Ata’ya saygı sağlanmış oluyor.</p>
<p><strong>ANITKABİR’DE GEZİNTİ</strong></p>
<p>Aslanlı yoldan geçtikten sonra karşı tarafımda, Kurtuluş Savaşı Müzesi belirdi. Sağımda, Atatürk’ün arabalarının sergilendiği kısım ve onun silah arkadaşı olan İsmet İnönü’nün kabri, solumda da Ata’ya saygı duruşunun yapıldığı Anıtkabir görünüyordu. Pek çok ziyaretçi Anıtkabir’i arkasına alarak hatıra fotoğrafı ya da selfie çektiriyordu. Ben de hatıra fotoğrafımı çektirdikten sonra, uzun merdivenlerden çıkarak dokuz girişi olan Anıtkabir’e ayak bastım. İçeri girdiğimde düz devam ettiğimde Ata’ya saygı için çelenk konulan büste ulaştım. Fotoğraf makinem yanımdaydı ve küçüklüğümden beri resmi bayramlarda,10 Kasımlarda, televizyonda görüp çok merak ettiğim bu bölümü kadrajıma almaya başladım. Kendimi ulusumuzun kurucusu olan Atatürk’e çok yakın ve  huzurunda hissediyordum. Bu bölümde de gene Atatürk’ün büstüyle bütünleşerek hatıra fotoğrafı çektiren kişileri görmeniz mümkündür.</p>
<p><figure id="attachment_13073" aria-describedby="caption-attachment-13073" style="width: 590px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A1.jpg"><img class=" wp-image-13073" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A1.jpg?resize=590%2C393" alt="" width="590" height="393" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A1.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A1.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A1.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 590px) 100vw, 590px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13073" class="wp-caption-text">Ulu Önder Atatürk’e saygı duruşunda bulunulan çelenk koyma yeri ve büstü.</figcaption></figure></p>
<p><strong>FOTOĞRAFÇILAR İÇİN İYİ BİR MALZEME<em>                                                                                      </em></strong></p>
<p>Anitkabir’den çıktıktan sonra etrafında dolaşmaya başladım. Arka taraflarına geçtim ve mimari fotoğraf çekimleri gerçekleştirdim. Anıtkabir’in, fotoğrafçılar özellikle de mimari çekimlere ilgi duyanlar için iyi bir malzeme olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p><figure id="attachment_13074" aria-describedby="caption-attachment-13074" style="width: 567px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A2.jpg"><img class="wp-image-13074" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A2.jpg?resize=567%2C378" alt="Durduğum noktada perspektifi ayarlamaya çalıştım ve üçgen bir görünüm elde ettim." width="567" height="378" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A2.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A2.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 567px) 100vw, 567px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13074" class="wp-caption-text">Durduğum noktada perspektifi ayarlamaya çalıştım ve üçgen bir görünüm elde ettim.</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_13070" aria-describedby="caption-attachment-13070" style="width: 569px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A3.jpg"><img class="wp-image-13070 " src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A3.jpg?resize=569%2C379" alt="Anıtkabir’i yan taraftaki ağaçla ve alt kısımdaki yeşilliklerle bütünleştirerek bir çeşit çerçeve oluşturmayı denedim." width="569" height="379" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A3.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A3.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A3.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A3.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A3.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A3.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 569px) 100vw, 569px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13070" class="wp-caption-text">Anıtkabir’i yan taraftaki ağaçla ve alt kısımdaki yeşilliklerle bütünleştirerek bir çeşit çerçeve oluşturmayı denedim.</figcaption></figure></p>
<p><strong>KURTULUŞ SAVAŞI MÜZESİ’NDE TARİHİ BİR GEZİNTİ</strong></p>
<p>Fotoğraf çekimini bitirdikten sonra bahçedeki merdivenlerden yukarı çıkarak gezmekten en çok keyif aldığım yer olan Kurtuluş Savaşı Müzesi’ne girdim. Müze 3 ayrı bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, Atatürk’ün özel şahsi eşyalarını görüyorsunuz. Yabancı devlet adamlarının Ata’ya gönderdiği hediyeler dikkat çeken unsurlar arasında yerini buluyor. Ayrıca, manevi evlatları Afet İnan, Sabiha Gökçen ve Rukiye İnan’ın müzeye bağışladığı eserler sergileniyor.</p>
<p>İkinci bölümde ise, beni en çok etkileyen kısım olan Çanakkale, Sakarya Meydan Muharebesi, Büyük Taarruz Savaşlarının renkli maketlerle ve top tüfek sesleriyle canlandırıldığı yerdi. Kendimi bir an o dönemde savaşın ortasındaymışım gibi hissettim. Üstelik insan, o maketlerde canlanan bu ülke için savaşan askerlerin yerine ister istemez kendini koyuyor.  Top tüfek taşıyan kadınlar, şehit düşen askerleri gördüğümde bu ülkenin ne kadar zor şartlar altında kurulmuş olduğunu bir kez daha anladım. Atatürk gibi bir liderimiz olduğu için de şanslı olduğumuzu düşündüm. Çocukluğumdan beri tarih kitaplarından okuduğum bilgilerin içindeymişim gibi hissettim.</p>
<p><figure id="attachment_13075" aria-describedby="caption-attachment-13075" style="width: 576px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A4.jpg"><img class="wp-image-13075" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A4.jpg?resize=576%2C384" alt="Maketlerle Canlandırılan Kurtuluş Savaşı" width="576" height="384" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A4.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A4.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A4.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A4.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A4.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A4.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13075" class="wp-caption-text">Maketlerle Canlandırılan Kurtuluş Savaşı</figcaption></figure></p>
<p><span style="font-size: 14px;">Bu bölümde bir de savaş dönemine ait tabloları bir sergi gibi gezme fırsatınız oluyor. Kurtuluş Savaşı zamanında çekilmiş fotoğraflar geniş çerçevelerle müzenin duvarlarındaki yerini buluyor. Kendinizi bir Cumhuriyet sergisindeymiş gibi hissediyorsunuz. Ülkemizin ne zorluklarla bu günlere geldiğine canlı olarak şahit oluyorsunuz…</span></p>
<p>Müzenin devamı olan 3.bölüm ise bir sergi mekanı havasında sürüyor. 1919 ve 1938 yılları arasında gerçekleşen önemli olaylar, Atatürk ilke ve inkılaplarına ait görsellerle karşılaşıyorsunuz. Erzurum, Sivas Kongreleri ve Amasya Genelgelerine ait fotoğraflar, Kurtuluş Savaşı’nda kullanılan gemiler görebileceğiniz tarihi dokümanlardan birkaçıdır.</p>
<p><figure id="attachment_13077" aria-describedby="caption-attachment-13077" style="width: 582px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A5.jpg"><img class="wp-image-13077" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A5.jpg?resize=582%2C388" alt="4 savaş gemimizin sergilendiği bölümden" width="582" height="388" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A5.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A5.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A5.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A5.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A5.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A5.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 582px) 100vw, 582px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13077" class="wp-caption-text">4 savaş gemimizin sergilendiği bölümden</figcaption></figure></p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A6.jpg"><img class="wp-image-13078 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A6.jpg?resize=566%2C377" alt="" width="566" height="377" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A6.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A6.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A6.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A6.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A6.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A6.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 566px) 100vw, 566px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong style="font-size: 14px;">EN GİZEMLİ BÖLGE ATA’NIN MEZAR ODASI</strong></p>
<p>Buranın en etkileyici yeri ise  şüphesiz Atatürk’ün mezar odası bölümü.  İçeri girmek yasak olduğu için önündeki görüntülü ekrandan mezar odasını canlı olarak izleyebiliyorsunuz. Ayrıca yan tarafında Atatürk’ün 1953 yılında Etnografya Müzesi’nden Anıtkabir’e defnedildiği günlerden fotoğraflar yer alıyor. Burası kendinizi Ata’ya en yakın mesafede hissedeceğiniz yer oluyor. Mezar odasının tam karşısı da Atatürk’ün vasiyetinde olduğu gibi Türk Bayrağı  ile birlikte Ankara Kalesi’ni görüyor.</p>
<p>Ata’nın kabri 40 tonluk yekpare mermerden yapılan, törenlerde çelenk konulup, saygı duruşunda bulunulan, sembolik lahtin yaklaşık 7 metre altına denk getirilecek şekilde yapılmış. Bronz kapının ardından pirinç kapı açıldığında üç adet Türk bayrağıyla beraber Selçuklu ve Osmanlı türbe mimarisi tarzında sekizgen planlı inşa edilmiş mezar odasına ulaşılıyor. Odanın tam ortasında kırmızı mermerden sanduka bulunduğu söyleniyor. Bu sandukanın etrafındaki pirinç vazolarda, Türkiye’nin 81 ilinden, KKTC, Azerbaycan ve pek çok ülkeden getirilen topraklar bulunuyor…</p>
<p><strong>SON BÖLÜM ATATÜRK KÜTÜPHANESİ….</strong></p>
<p>Son bölümde ziyaretçileri Atatürk’e ait binlerce kitap karşılıyor. Kitaplar, Türkçe, Romence, Fransızca, İngilizce ve Latince olmak üzere tarih, dil ve edebiyat içeriyor. Atatürk’ün ne kadar çok okuduğunu, kendini geliştirdiğini ve Türk milletini yetiştirmek  için de nasıl çabaladığını anlayabiliyorsunuz. Bu bölümde bir de Atatürk’ün arkasında yer alan kütüphanesiyle bütünleşmiş, çalışırken ki balmumu heykeli bulunuyor. Ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken eserler arasında yerini buluyor.</p>
<p><figure id="attachment_13079" aria-describedby="caption-attachment-13079" style="width: 441px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A8.jpg"><img class="wp-image-13079" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A8.jpg?resize=441%2C294" alt="Ata'nın Balmumundan Yapılmış Heykeli" width="441" height="294" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A8.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A8.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A8.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A8.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A8.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A8.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 441px) 100vw, 441px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13079" class="wp-caption-text">Ata&#8217;nın Balmumundan Yapılmış Heykeli</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_13080" aria-describedby="caption-attachment-13080" style="width: 477px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A9.jpg"><img class=" wp-image-13080" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A9.jpg?resize=477%2C318" alt="" width="477" height="318" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A9.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A9.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A9.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A9.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A9.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/A9.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13080" class="wp-caption-text">Dikkat çeken objelerden bir tanesi de Atatürk’ün dondurulmuş köpeği.</figcaption></figure></p>
<p>Anıtkabir’i ziyaret edecekseniz mutlaka tek gitmenizi tavsiye edebilirim. Çünkü yalnız gittiğinizde gezintinize ve eserlere daha iyi odaklanabiliyor, verim alabiliyorsunuz. En az iki üç saatinizi feda etmeniz gerekiyor ama inanın buna değiyor. Atatürk’ün yaşamında kısa bir yolculuk yaparak, onun bu ülke için yaptıklarına canlı olarak girme şansı elde ediyorsunuz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anitkabirde-atanin-yasaminda-tarihi-bir-seruven/">ANITKABİR’DE ATA’NIN Yaşamında Tarihi Bir Serüven</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anitkabirde-atanin-yasaminda-tarihi-bir-seruven/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13068</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kolay Değil</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kolay-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kolay-degil/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Feb 2018 05:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tunahan Erçetin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13232</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kolay değildir bir Aşk’ı unutmak. Ya da aşkı unutmak diye bir şey yoktur. Kimi zaman unuttuğunu sanırsın ama kimi zaman da bunun böyle olmadığını bilirsin. Bir şehri terk etmeye benzemez unutmak. Ne biletini kestirir gönül yolcusunun, ne de zaman alır götürür seni&#8230; Hayallere sarılmak zordur. Ağustos’un ortasında titretir adamı. En büyük fedakarlıkları yaparsın, sonra&#8230; En [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kolay-degil/">Kolay Değil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/kolaydeğil.jpg"><img class="size-full wp-image-13233 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/kolaydeğil.jpg?resize=350%2C700" alt="" width="350" height="700" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/kolaydeğil.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/kolaydeğil.jpg?resize=150%2C300&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a>Kolay değildir bir Aşk’ı unutmak. Ya da aşkı unutmak diye bir şey yoktur. Kimi zaman unuttuğunu sanırsın ama kimi zaman da bunun böyle olmadığını bilirsin. Bir şehri terk etmeye benzemez unutmak. Ne biletini kestirir gönül yolcusunun, ne de zaman alır götürür seni&#8230;</p>
<p><strong><em>Hayallere sarılmak zordur.</em></strong></p>
<p><strong><em>Ağustos’un ortasında titretir adamı.</em></strong></p>
<p>En büyük fedakarlıkları yaparsın, sonra&#8230; En sevdiğin şarkının adına ‘’ Bizim şarkımız ‘’ koyarsın. Senin olan her şey bir anda bizim olur, hayatta biz demeyi öğrenirsin. Beklemeyi öğrenirsin aşk için. Fedakârlık ederken düşünmemeyi öğrenirsin.</p>
<p><strong><em>Yolsuzluğumun yolu oldu gidişin.</em></strong></p>
<p>Neyi feda ettiğinin önemli olmadığını, dahası bir gün aşkın yerini beklemeye bırakacağını bilemezsin. Biz aşkın hep bekleyen yanlarıydık, aşk bizi bekletmeyi sevdi, biz ise aşkı beklemeyi. Karşılıklıydı her şey. Koca bir şehrin tapusunu aşkın üstüne yaptık mesela. Denizine aşk dedik, sokaklarına, insanlarına, zamanına&#8230; Bütün şehri sayabilirsiniz böyle. Hatta en önemli figüranlarıydı bu şehir, bir aşk oyunu perdesinin. Şehrin insanları bile farklılaştı gözümüzde. Terk edilişlerimizin bir adı oldu artık, Aşk&#8230;</p>
<p><strong><em>Zamanı ileri sarmak gibiydi</em></strong></p>
<p><strong><em>Gözlerinde kaybolmak.</em></strong></p>
<p><strong><em>Önce beni unutturdun bana,</em></strong></p>
<p><strong><em>Sonra gidişini hatırlattın defalarca&#8230;.</em></strong></p>
<p>Bazen saygısızlık ettik bu aşk denen zamansız hücre hapsine. Kimi zaman tatlı sürprizler yaptık hepimiz. Kimimiz, uğruna yazar oldu, kimimiz mecnun. Kimi yıllardır okunan şiirler yazdı bu sokaklarda, adına Aşk koyduğu kadına. Kiminin yaşlarla ıslanan yastığı oldu, ayazdan beyazlamış kaldırım taşları&#8230; Bu koca şehrin tüm Aşk’ını iskeleler çekti&#8230; Kimi aldı götürdü Aşk’ı geri getirmedi&#8230; Kimi zaten hiç gelmedi&#8230;</p>
<p><strong><em>Sensiz kalmanın ne demek olduğunu</em></strong></p>
<p><strong><em>hiç bir zaman öğrenemeyeceksin.</em></strong></p>
<p><strong><em>Çünkü sen hiç sensiz kalmayacaksın.</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kolay-degil/">Kolay Değil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kolay-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13232</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Modern İnsan ve Yalnızlığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/modern-insan-yalnizligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/modern-insan-yalnizligi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Feb 2018 05:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tayfun Karkın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13251</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yalnızlık, sahi hala yalnız mısın? Yalnızlık bana göre ikiye ayrılır, birincisi sosyal olarak reddedilen insan ikincisi ise yalnız olmayı seçmiş insanlardır. Ve bunun arasında büyük bir fark vardır. İnsan bazen kalabalıktan bunalır ve başka şeylere yönelir ya da bulunduğu ortam ona bir şey katmadığını düşünüp kendi iç yolculuğuna yönelir. Aslında bir nevi kendini bulmaya çalışıyordur. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-insan-yalnizligi/">Modern İnsan ve Yalnızlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlık, sahi hala yalnız mısın? Yalnızlık bana göre ikiye ayrılır, birincisi sosyal olarak reddedilen insan ikincisi ise yalnız olmayı seçmiş insanlardır. Ve bunun arasında büyük bir fark vardır.</p>
<p>İnsan bazen kalabalıktan bunalır ve başka şeylere yönelir ya da bulunduğu ortam ona bir şey katmadığını düşünüp kendi iç yolculuğuna yönelir. Aslında bir nevi kendini bulmaya çalışıyordur. Başarılı insanlara bakacak olursak daima yalnızlığı seçmiş ve dünyada iz bırakmış insanlardır. Ve o insanları o günün şartlarıyla anlamak çok zordur. Artık evrensel olan bir algı ki ‘’ öldükten sonra anlaşılmak ‘’ . Belki çok vahim bir durum olarak görünse de kişi sonunda anlaşılmıştır. Kişi her ne kadar kalabalık içerisinde yoğun bir hayat geçirse de kendi içinde hep yalnızdır. Modern insanda bu yalnızlık çok fazladır. Modern insanın yaptığı yanlışlardan bir tanesi de sosyal medyada kendisini hep mutlu olduğunu ve yalnız olmadığını gösterme çabasıdır. Sosyal olarak reddedilen insan özellikleri ise kişinin utanması, toplum içerisinde saygı görmemesi kendilerine her zaman engel olmuştur. Anlatmak istediklerini anlatamadıklarından dolayı gittikçe içe kapanmalar onları yalnızlığa itmiştir. Çocuklukta yaşanılan bir olay ileride yalnız olup olmamayı da etkiler. Chicago üniversitesinde psikolog olarak görev yapan John Cacioppa sosyal izolasyonun obezite ve sigara bağımlılığıyla eşit derecede risk taşıdığını savunmaktadır. Ve ekliyor ‘’ Yalnızlığa mahkûm edilme açlık ve susuzluk gibidir. Genleriniz sinyal göndererek kurtulmak için yardım ister. Ve bu durum sağlık açısından iyi değildir.’’ İçe kapanık yada yalnız kişiler gerçekte kendi yaşamlarında kendilerine gizli eğlenceler bulmuş daha özgür yaratıcılığını arttıran daha az stresli yaşamı olan öğrenmeye meraklı ve az da olsa beraber geçireceği zamandan mutluluk duyarak derin ve doyurucu bir ilişki yaşayan kişilerdir. Her ne kadar toplumdan dışlanılmış insan olsalar da korkulması gerekenler her zaman sessiz kalanlar değildir.</p>
<p>Günlük avuntularla kendimizi bir şekilde tatmin etmeye çalışıyoruz ama birden bire sanki karanlık çöküyor modern insanın üzerine. Bunun tek çözümü ne olursa olsun sevdiğimiz işlerle uğraşmaktır. Ve en önemlisi hedef, eğer hedefin sağlamsa ona ulaşman da bi o kadar sağlamdır. Bu konu üzerine bir alıntı yapacak olursam o da Dostoyevsk’inin Suç ve Ceza adlı ölümsüz eserinden bir pasaj olurdu ‘’ Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın ikincisinde ise bir papağandan hiç farkın yoktur! Sen kimsin? İnsan mı ? Papağan mı ?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-insan-yalnizligi/">Modern İnsan ve Yalnızlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/modern-insan-yalnizligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13251</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Elimizdeki Hazinelerden Küçük Mustafa Paşa Hamamı’na Yolculuk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/elimizdeki-hazinelerden-kucuk-mustafa-pasa-hamamina-yolculuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/elimizdeki-hazinelerden-kucuk-mustafa-pasa-hamamina-yolculuk/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Feb 2018 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12840</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde fotoğraf ekibimle birlikte Fatih’in Cibali semtinde yer alan, şimdilerde kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nı ziyaret ettik. Hamamın tavanındaki dekorlardan, duvarlarına ,camlarından süzülen ışık yansımalarından içindeki tarihi yapılara ve sergilenen eserlere kadar her bir ayrıntıyı kadrajıma almaya çalıştım. Öncelikle hamamın tarihsel geçmişi hakkında bilgi verip, sonrasında içinde ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elimizdeki-hazinelerden-kucuk-mustafa-pasa-hamamina-yolculuk/">Elimizdeki Hazinelerden Küçük Mustafa Paşa Hamamı’na Yolculuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde fotoğraf ekibimle birlikte Fatih’in Cibali semtinde yer alan, şimdilerde kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nı ziyaret ettik. Hamamın tavanındaki dekorlardan, duvarlarına ,camlarından süzülen ışık yansımalarından içindeki tarihi yapılara ve sergilenen eserlere kadar her bir ayrıntıyı kadrajıma almaya çalıştım. Öncelikle hamamın tarihsel geçmişi hakkında bilgi verip, sonrasında içinde ve dışında gerçekleştirdiğim fotoğraf çekimlerim üzerinden devam edelim..</p>
<p><strong>Hamamın Tarihsel İzleri</strong></p>
<p>Küçük Mustafa Paşa Hamamı, İstanbul’un Fatih bölgesinde, 2000’li yıllarda sanatsal etkinliklerin çoğaldığı, Haliç kıyısına yakın Cibali semtinde konumlanmakta ve  tarihi 15.yy’a uzanmaktadır.  Lokasyon olarak, Ayakapı semti, Küçük Mustafa Paşa Mahallesi, Müstantik Sokağı ile Kara Sarıklı Sokağı’nın kavşağında yer almaktadır. İstanbul’u fethetmesiyle ünlü olan Fatih Sultan Mehmet döneminde, Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış ve vakfiyesi 1477 yılında düzenlenmiştir. Çifte hamam olarak, hem erkek, hem de kadınlara hizmet vermek üzere tasarlanmış, yaklaşık 1900 m2’lik alana yayılmaktadır. İki bölümde de soğukluk, soyunmalık, camekan-ılıklık-sıcaklık, halvet bölümleri birbirini takip etmektedir. Tarihsel yapı içerisinde, Türk hamamlarının geleneksel yerleşim düzeni ve mekân çözümlemeleri uygulanmıştır.</p>
<p>Küçük Mustafa Paşa Hamamı, 1920’li yıllarda Vakıflar İdaresi’nden çıkarılmış ve özel mülkiyet himayesinde kendine yer bulmuştur. Buna ek olarak, 20 Nisan 1974 tarihinde alınan 7773 no’lu kararla, T.C Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından tescil edilmiştir. Hamam 1996 yılından beri Mermeriş Ticaret Türk Anonim Şirketi mülkiyetinde yer almaktadır.</p>
<p><strong> TARİHSEL BİR GEZİNTİ</strong></p>
<p>Hamamdan içeriye girdiğinizde kendinizi tarihsel bir yolculuğun içinde buluyorsunuz. Tavandaki küçük yuvarlak noktalardan içeriye sızan ışık yansımaları, yapının her bir köşesinde geçmişten günümüze gelmiş dokular Osmanlı zamanlarına dönmüşsünüz gibi oluyorsunuz .Gezinti, ilkte hamam değil de bir müze ya da eski çağlardan kalma bir mağaraya gelmişsiniz gibi bir his verebiliyor. Mekana girip düz bir şekilde devam ettiğinizde karşınızda eski bir giriş sizi karşılıyor. O eşikten geçtiğinizde hamamda olduğunuzu anlıyorsunuz. Çünkü, her bir köşede geçen yüzyılların da etkisiyle biraz hoyratlaşmış, kırılmış taş parçaların da yer bulduğu, yıkanma yerlerini görüyorsunuz. Eşikten sol tarafa devam ettiğinizde, mekan artık kültür ve sanat kurumu olarak da kullanıldığından güncel olarak sergilenen eserlerle karşılaşma şansınız yüksek oluyor. Benim gittiğim zamanda İstanbul Bienali’nin bir parçasıyla Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda karşılaşma şansım oldu. Yıkanma yerlerinin ağırlıkta olduğu bu bölümde bienalden bazı eserler sergilenmekteydi. Fotoğraf ekibimle orada bulunduğum için kadrajlarımda hamamla birlikte bu eserleri de birleştirme fırsatım oldu. Şimdi fotoğraf çekim serüvenimi anlatayım….</p>
<p><strong> </strong><strong>HAMAMDA FOTOĞRAF SERÜVENİ</strong></p>
<p><strong>Yansımalar Karanlıktan Aydınlığa Çıkarıyor….</strong></p>
<p>Hamamın verdiği en iyi malzemenin çoğu açıdan, ışık yansımaları olduğunu söyleyebiliriz. Kapıdan içeriye girdiğinizde loş bir karanlığın hakimiyetini sürdürdüğünü görüyorsunuz. Ancak, hamamın kubbesinden aşağıya doğru yansıyan ışıklar gözünüze çarpan ilk ayrıntılar oluyor.  Hamamın her bir köşesinden içeri yansımakta olan ışıklar sizi biraz olsun karanlıktan aydınlığa da çıkarıyor.  Üstelik  bu ayrıntılar,  fotoğraf makinelerini de süslemeyi ihmal etmiyor. Işık ve yansımalar üzerine çalışma yapmak için Küçük Mustafa Paşa Hamamı en doğru mekanlardan biri olma özelliğini koruyor.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/1.jpg"><img class="wp-image-12860 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/1.jpg?resize=588%2C392" alt="" width="588" height="392" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/1.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/1.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/1.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 588px) 100vw, 588px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Severek çektiğim fotoğraflardan bir tanesi… Tavandaki dokularla, kubbenin tepesinde bulunan, birazda tarihi devirlerden kalma aynaları anımsatan camdaki yansımanın birbiriyle uyumunu, ışığı odak noktası seçerek kadrajıma aldım. Ortaya çıkan görüntü bir ışık yansımasından çok duvara asılan eski antika ayna, ya da bir çeşit tarihi objeyi andırır gibi oldu.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/2-1.jpg"><img class="wp-image-12862 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/2-1.jpg?resize=578%2C385" alt="" width="578" height="385" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/2-1.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/2-1.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/2-1.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/2-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/2-1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/2-1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 578px) 100vw, 578px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Yukarıda gördüğünüz fotoğraf ilk bakışta sizde bir cami kubbesinin içinden yansıyan ışıkların izlenimi uyandırabilir. ilkinden farklı olarak kadrajıma, kubbenin tepesindeki eski ayna görünümlü küçük pencereye, aşağıya doğru inen iki pencereyi ekledim. Üç ışık yansımasını birleştirmeye çalıştım. Makine değerlerini iç mekana uygun bir şekilde ayarladım. Fotoğrafta, hamamın içindeki loş karanlığı kubbenin küçük pencerelerinden yansıyan ışığın hamamın tavanından içine dek yarattığı aydınlığı vermeyi denedim..</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/s-e1516644186892.jpg"><img class="wp-image-12864 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/s-e1516644186892.jpg?resize=248%2C372" alt="" width="248" height="372" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/s-e1516644186892.jpg?w=593&amp;ssl=1 593w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/s-e1516644186892.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 248px) 100vw, 248px" data-recalc-dims="1" /></a>Bu fotoğraf keyif alarak çektiğim karelerden biri olma özelliğini koruyor.  Hamamın buharlı penceresinden içeri dolan ışık yansıması, karanlık olan iç mekanı aydınlatarak etrafındaki silüetlerle hoş bir kompozisyon oluşturuyor…</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/4.jpg"><img class="wp-image-12866 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/4.jpg?resize=515%2C343" alt="" width="515" height="343" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/4.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/4.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/4.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/4.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/4.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/4.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 515px) 100vw, 515px" data-recalc-dims="1" /></a>Hamamın dışında çıktığınızda kubbe size bir cami görünümü verebiliyor. Bu tarz bir kare çıkarmak için ya kubbenin yakınına gitmek ya da objektifinizle iyice yakınlaşmak gerekiyor. İki kubbeyi odak noktası alıp makine değerlerini dış mekanın ışık miktarına uygun olarak verdim. Fotoğraflarda, kubbenin üstündeki tarihi dokular hala yeni gibi duruyor ve oldukça dikkat çekiyor….<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5.jpg"><img class="wp-image-12867 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5.jpg?resize=522%2C348" alt="" width="522" height="348" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5.jpg?w=5184&amp;ssl=1 5184w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 522px) 100vw, 522px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Bienalin bir parçası olan ve hamamda en çok ilgi gören eserlerden bir tanesi. Fotoğrafçılar için de nadir bulunan malzemelerden biri olma özelliğine sahip. Yakın plan çekimle odak noktalarını ayarlayarak eserin üzerindeki ayrıntılar ve dokular gün yüzüne çıkıyor….</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elimizdeki-hazinelerden-kucuk-mustafa-pasa-hamamina-yolculuk/">Elimizdeki Hazinelerden Küçük Mustafa Paşa Hamamı’na Yolculuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/elimizdeki-hazinelerden-kucuk-mustafa-pasa-hamamina-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12840</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İz Bırak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iz-birak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iz-birak/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Feb 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13136</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hüznün insanı tamamlanmış hissettiren bir yanı var. Tabi bunu hüznün içinde boğulurken anlayamıyorsun. Sana ne iyi hissettirir? Belki rüzgâra karşı yürümek? Yada hep istediğin o fotoğraf makinesini alıp fotoğraf çekmek? Belki bir çadır alıp bir yerlere kaçmak? I-ıh. Kaçmak yok. Gitmek. Tren rayları. Sevişmek? Yaş aldığında yanında kalsın istediğin biriyle? Yâ da pi sayısının karekökünü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iz-birak/">İz Bırak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hüznün insanı tamamlanmış hissettiren bir yanı var. Tabi bunu hüznün içinde boğulurken anlayamıyorsun.</p>
<p>Sana ne iyi hissettirir? Belki rüzgâra karşı yürümek? Yada hep istediğin o fotoğraf makinesini alıp fotoğraf çekmek? Belki bir çadır alıp bir yerlere kaçmak? I-ıh. Kaçmak yok. Gitmek.</p>
<p>Tren rayları.</p>
<p>Sevişmek? Yaş aldığında yanında kalsın istediğin biriyle? Yâ da pi sayısının karekökünü almaya çalışmak?</p>
<p>Ben küçükken bir hikâye vardı. insanların dünyaya diğer yarılarını aramaya gönderildiğine dair bir hikaye bu. Gerçek şu ki…diğer yarı diye bir şey yok. Bir mitoloji diğer yarının seni tamamlayan kişi olduğunu söyler. Bir puzzle gibi birbirinizi bütünlemeniz gerekir.</p>
<p>Eğer tanrıya inanıyorsanız zaten bu hikaye size anlamsız gelecektir. Eğer inanmıyorsanız muhtemelen hikayenin sizin için bir önemi olmaz. Ama nasıl bakarsan bak hikayenin tanıdık gelen ortak bir konusu var. En azından bana. Belki sana da. O da şu: insan ne yaparsa yapsın kendi puzzlelında hep birkaç parça eksik kalıyor.</p>
<p>Düşün ki hayatının en mutlu anının içindesin. Belki yanında en sevdiğin insanlar var. Sonsuzluğunu paylaşacağını düşündüğün kişi olsun mesela. Sürekli seni yoklayan bir his, sana sürekli bir şeylerin eksik olduğunu anlatmaya çalışmıyor mu?</p>
<p>Teorilerime göre o his hüzün. İnsanlık hayatı boyunca bir şey aradı. Yüzyıllar geçtikçe o şeye yaklaştığını sandı. Ama yanıldı. Evrenin sırrı onun nasıl oluştuğuyla ilgili değil. İnsanın kendini evren içinde nereye koyduğuyla ilgili. Çünkü sen evrenin bir parçası değilsin. O senin bir parçan. Bu da seni o yola çıkarıyor. Hüzünle kesişiyorsunuz.</p>
<p>Bir teorim daha var. İlk teorinin devamı bir teori. O da şu: tüm evren bir ruhun hissettiği hüzünle dönüyor. Her defasında farklı bir ruh bir hüzün denizinde boğuluyor ve bunu diğer ruha iletiyor. Seni tamamlayan bir ruh değil. Bu his oluyor. Ve bu kelebek etkisi durmadan devam ediyor. Bu tıpkı birbirine çarpan bilardo topları gibi. Ama daha çok yoruluyorsun. Yaş aldıkça bu hissin bir önemi kalmıyor. Hasar kontrolü böyle bir şey. Sen yaş alıyorsun ve elinde kalanlarla devam ediyorsun. Çünkü o his daha az yorulan birine geçiyor.</p>
<p>Başka türlü olamaz.</p>
<p>Bugün hastanede elleri titreyen adamın gözlerinde gördüğüm şey buydu. Ve içtenlikle gözlerimi kapayıp sonra açtım. Dedim ki hüznünü alıyorum. Ve onunla buraya iz bıraktım.</p>
<p>İz bırak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iz-birak/">İz Bırak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iz-birak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13136</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşka Dair Birkaç Cümle&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aska-dair-birkac-cumle/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aska-dair-birkac-cumle/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 08:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Roni Ramizi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13201</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kıtalar içinde dolaşıyor bedenimin içinde olan Ruh. Sessizliklere bürünüp Vedudu arar durmakta. Şaşkınlıkla Aya bakar gözüm, sanki Ayın adı Aşk olmuş, yıldızlar da tutkuyla onun etrafına toplanmış ışık arar durmakta. Ufkular içinde Alemlere kaybolmuş Ruhum,seni arar durmakta.. Neredesin ey Aşk? Neredesin ey Vedud? Hadi göster artık kendini, göster de kül et hasretinle yanmış bu bedenimi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aska-dair-birkac-cumle/">Aşka Dair Birkaç Cümle&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kıtalar içinde dolaşıyor bedenimin içinde olan Ruh.</p>
<p>Sessizliklere bürünüp Vedudu arar durmakta.</p>
<p>Şaşkınlıkla Aya bakar gözüm, sanki Ayın adı Aşk olmuş, yıldızlar da tutkuyla onun etrafına toplanmış ışık arar durmakta.</p>
<p>Ufkular içinde Alemlere kaybolmuş Ruhum,seni arar durmakta..</p>
<p>Neredesin ey Aşk? Neredesin ey Vedud?</p>
<p>Hadi göster artık kendini, göster de kül et hasretinle yanmış bu bedenimi.</p>
<p>İnsan ister istemez bir arayışın,  bir yolun içerisinde olur.<span id="more-13201"></span> Yol uzun olsa da, zor olsa da insan işte her zaman bir arayış bir umut için yürümekte. Hani biliriz ya yollar ne kadar çok olsa da, nefsimiz ister istemez her zaman kolayla kaçar. Nefis işte yapacak bir şey yok, halbuki zorun sonunda gelecek o mutluluğa bir bile bilse, kolayı bırakıp her zaman zora kaçar olacaktı&#8230; Aşk ta kolay bir şey değildir hele ki o aşk Allah için, Onun sevgisi için ise&#8230; Bir gerçektir ki insani aşk ateşi pişirir, tıpkı Aşkın piri Yunus Emre&#8217;yi pişirdiği gibi, zaten oda demiyor mu şiirinde &#8220;çiğ idik piştik Elhamdülillah&#8221;. E dostlar pişmek lazım aşk ateşinde, bulmak lazım içimizdeki olan o benliği, Yunusun bulduğu gibi, şiirinde de ifade ettiği gibi &#8220;bir ben vardır bende, benden içeri&#8221;. Ee dost, hadi gel aşık olalım, içimizdeki benliği aşk ile bulalım, biz de Yunus olalım. Hadi gel aya aşk diyelim de biz de onun ışığından (aşktan) ışık alalım. Hadi gel Aşk meclisine varalım da, biz de aşık olalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aska-dair-birkac-cumle/">Aşka Dair Birkaç Cümle&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aska-dair-birkac-cumle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13201</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çingenenin Dilindeki Gırnata</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cingenenin-dilindeki-girnata/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cingenenin-dilindeki-girnata/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Feb 2018 08:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özkan Ataklı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12902</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gırnata, yani günümüzde bilinen adıyla klarnet, nefesli sazlardan tarihi 19. yüzyıla uzanan ve birçok çeşidi bulunan bir enstrümandır. Gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada, özellikle de Avrupa’nın belli kentlerinde, bu enstrüman düğün ve eğlencelerde saz ekiplerinin vazgeçilmezi olmuş; ses genişliği 4 oktava kadar çıkabildiğinden birçok şarkının çalınabilmesi ve tınısıyla hemen herkesi etkileyebilmesi özellikleriyle müzik dünyasında yerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cingenenin-dilindeki-girnata/">Çingenenin Dilindeki Gırnata</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gırnata, yani günümüzde bilinen adıyla klarnet, nefesli sazlardan tarihi 19. yüzyıla uzanan ve birçok çeşidi bulunan bir enstrümandır. Gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada, özellikle de Avrupa’nın belli kentlerinde, bu enstrüman düğün ve eğlencelerde saz ekiplerinin vazgeçilmezi olmuş; ses genişliği 4 oktava kadar çıkabildiğinden birçok şarkının çalınabilmesi ve tınısıyla hemen herkesi etkileyebilmesi özellikleriyle müzik dünyasında yerini korumayı bilmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_12905" aria-describedby="caption-attachment-12905" style="width: 275px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/images.jpg"><img class="size-full wp-image-12905" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/images.jpg?resize=275%2C183" alt="" width="275" height="183" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/images.jpg?w=275&amp;ssl=1 275w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/images.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12905" class="wp-caption-text">Çingenenin Dilindeki Gırnata</figcaption></figure></p>
<p>Klarnetin Avrupa’da, özellikle de Fransızların ellerinde şekillendiği ve ilk çıkış noktasının Şalümo (Chalumeau) denilen bir enstrüman olduğu söylense de, bazı araştırmacılara göre Şalümo’nun Latince küçük kamış anlamına gelen “Calamus”tan türediği şeklindeki görüş klarnetin doğuşu konusunda tam ve kesin bir bilgiye ulaşma konusunu zorlaştırmaktadır. Her nerede doğmuş olursa olsun, klarnet günümüz dünyasında gerek orkestraların, gerekse hemen her müzik grubunun vazgeçilmezleri arasındadır.</p>
<p>Türkiye’de klarnet, darbuka, tef ya da zil denilince ise akla gelen bu enstrümanları çalan ve aslında tüm dünyaya yayılmış bulunan çingenelerdir. Tüm dünyaya yayılan bu göçebe halk, türlü teorilere dayandırılan geçmişlerine karşın hep en bilindik özellikleriyle birlikte anılır; müzisyen ve eğlenceli kimlikleri. Rivayete göre yeni doğan bir çingene çocuğu kızsa dansöz kıyafeti, erkekse ailede yani kendi orkestralarında eksik olan bir enstrüman yatağına bırakılırmış ve çocuk bu oyuncaklarıyla büyür, ailesine ekmek parası getirmek için çalışırmış.</p>
<p>Türkiye’de klarnet denilince ise akla gelmesi gereken ilk isim Mustafa Kandıralı olmalıdır. Zira kendisi dünyaca ünlü bir müzisyen olup, Amerika’da konser turu gerçekleştirmiş ve ünlü müzisyen Louis Armstrong ile beraber çalmış tek Türk klarnet üstadıdır. Ancak reddedilemeyecek bir gerçek olarak da ülkemizde klarnetin sevdirilmesi ve hak ettiği yere yaklaşması Hüsnü Şenlendirici ve Serkan Çağrı’nın çabalarıyla gerçekleşmiştir. Ne olursa olsun klarnet gerek Türk makamındaki yeri gerekse insanda uyandırdığı derin duygularla çingenelerin dilindeki o ahengini hiçbir zaman yitirmeyecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cingenenin-dilindeki-girnata/">Çingenenin Dilindeki Gırnata</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cingenenin-dilindeki-girnata/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Montaigne&#8217;nin Denemeleri Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/montaignenin-denemeleri-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/montaignenin-denemeleri-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Feb 2018 05:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sanem Erdem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12836</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fransız yazar Montaigne&#8217;i duymayan ve bilmeyen biri yoktur diye düşünüyorum. Deneme türünün ilk örneğini veren o meşhur &#8220;Denemeler&#8221; kitabının yazarı olan Michel de Montaigneden bahsediyorum ,evet. 1580&#8217;de yayımlanan bu kitap günümüzde hâlâ popülerliğini koruyor. Kitabı aldığım gibi okumaya koyuldum. Montaigne, düşüncelerini o kadar iyi bir şekilde anlatmış ki insan bazı cümlelerinde kendisinin iç sesini duyuyormuş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/montaignenin-denemeleri-uzerine/">Montaigne&#8217;nin Denemeleri Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fransız yazar Montaigne&#8217;i duymayan ve bilmeyen biri yoktur diye düşünüyorum. Deneme türünün ilk örneğini veren o meşhur &#8220;Denemeler&#8221; kitabının yazarı olan Michel de Montaigneden bahsediyorum ,evet. 1580&#8217;de yayımlanan bu kitap günümüzde hâlâ popülerliğini koruyor. Kitabı aldığım gibi okumaya koyuldum. Montaigne, düşüncelerini o kadar iyi bir şekilde anlatmış ki insan bazı cümlelerinde kendisinin iç sesini duyuyormuş gibi oluyor. Bazı fikirleri ne kadar yanlışta olsa insanı sorgulatan bir hâli var bu Denemelerin. Ama yine de insan kendini okumaktan alıkoyamıyor. Okurken kendimi bulduğum, kendimi sorguladığım, kendimi sarstığım, kendi içime indiğim kısımlar var. Bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum. &#8220;İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu: Nasıl ki yerine oturmuş yükler daha az engel olur geminin gidişine. Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini değiştirmekle. Hastalığı azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar daha derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla. Onun için kalabalıktan kaçmak yetmez, bir yerden başka bir yere gitmekle iş bitmez: İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi kendimizden koparmamız gerek.&#8221; Montaigne en önemli eseri olan Denemeler&#8217;i Sabahattin Eyüboğlu çevirisinden okumanızı tavsiye ederim.</p>
<p><strong>Deneme(Arka Kapak): </strong></p>
<p>Michel de Montaigne(1533-1592):&#8221;Kendini tanı&#8221; ve &#8221; Ne biliyorum?&#8221; Gibi temel sorularla yola çıkarak bir insanda insanlığın bütün hallerini yoklayan &#8220;deneme&#8221; türünün isim babasıdır. 1571&#8217;de kitaplarıyla birlikte çiftliğine çekilmesiyle başlayan bu yaratıcı süreç, Montaigne&#8217;i önce okuduklarıyla ilgili notlar almaya itmiş, aynı notlar zamanla Denemeler&#8217;i (1580) oluşturmuştur.</p>
<p><strong>Kitap Özellikleri: </strong></p>
<p><strong>Yazar:</strong> Montaigne</p>
<p><strong>Yayınevi </strong>:İş Bankası Kültür Yayınları</p>
<p><strong> Basım Dili:</strong> Türkçe</p>
<p><strong>Basın Yeri:</strong> İstanbul/Türkiye</p>
<p><strong>Sayfa Sayısı:</strong>311</p>
<p><strong>Kategori:</strong> Edebiyat-Deneme</p>
<p><strong>Çeviri:</strong> Sabahattin EYÜBOĞLU</p>
<p><strong>Düzelti:</strong> Nebiye ÇAVUŞ</p>
<p><strong>Görsel Yönetmen:</strong> Birol BAYRAM</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/montaignenin-denemeleri-uzerine/">Montaigne&#8217;nin Denemeleri Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/montaignenin-denemeleri-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12836</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Özgürlük Kapısından İçeri Girmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-kapisindan-iceri-girmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-kapisindan-iceri-girmek/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Feb 2018 05:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12821</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Dost, Anla artık çağrımı. Sen kendini uçsuz bucaksız bir deryada bulacaksın. Anla sözümü. Fark ettiğinde çok geç olacak belki. Ama sen özleyeceksin sözlerimi. Seni gerçekten sevdim. Gerçekten… Ama sen bunun farkına bile varamadın. Geceler oldu, günler oldu. Sesler oldu, sözler oldu. Hiç fark etmedin. Keşke sevseydin. Sadece dalga geçtin. Umrunda bile olmadı sözlerim. Sesim, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-kapisindan-iceri-girmek/">Özgürlük Kapısından İçeri Girmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Dost,</p>
<p>Anla artık çağrımı. Sen kendini uçsuz bucaksız bir deryada bulacaksın. Anla sözümü. Fark ettiğinde çok geç olacak belki. Ama sen özleyeceksin sözlerimi.</p>
<p>Seni gerçekten sevdim. Gerçekten… Ama sen bunun farkına bile varamadın.</p>
<p>Geceler oldu, günler oldu.</p>
<p>Sesler oldu, sözler oldu.</p>
<p>Hiç fark etmedin.</p>
<p>Keşke sevseydin.</p>
<p>Sadece dalga geçtin.</p>
<p>Umrunda bile olmadı sözlerim.</p>
<p>Sesim, sözüm sendin.</p>
<p>Işığım sendin.</p>
<p>Gözyaşım oldun aktın gözlerimden.</p>
<p>Yaşamım oldun.</p>
<p>Ama sen hiç sevmedin.</p>
<p>Hiç sevmedin.</p>
<p>Titredim.</p>
<p>Üşüdüm yokluğnda.</p>
<p>Ağladım bu kış da.</p>
<p>Sen duymadın sözlerimi.</p>
<p>Dinlemedin bile.</p>
<p>Saçmalamak istedim.</p>
<p>Çünkü seni sevdim.</p>
<p>Dalga geçtin.</p>
<p>Dalga geçmene yardım ettim.</p>
<p>Ama hiç sevmedin.</p>
<p>Bekledim 4 ay boyunca.</p>
<p>Sesini duymak istedim.</p>
<p>Gülümsemeni görmek…</p>
<p>Huzur veren bakışlarını…</p>
<p>Ama buna izin vermedin.</p>
<p>Sensiz yaşamım zehir oldu.</p>
<p>Duymadın bile sesimi.</p>
<p>Yaşlarım sel oldu aktı denize.</p>
<p>Her şeye rağmen gülümsedim.</p>
<p>Ama bitti.</p>
<p>Oyun bitti.</p>
<p>Sen bir oyuncuydun.</p>
<p>Ben de oynamak zorunda kaldım.</p>
<p>Dalga geçtin.</p>
<p>Sana yardım ettim.</p>
<p>Ama sen fısıltılarımı duysaydın, sayıklamalarımı…</p>
<p>Bu oyun böyle bitmezdi.</p>
<p>Gerçekten sevdim.</p>
<p>Gerçekten…</p>
<p>Eşim olarak görmek istedim.</p>
<p>Huzur veren bakışlarını görmek istedim.</p>
<p>İzin vermedin.</p>
<p>Sayıkladım.</p>
<p>Ağlamak istedim.</p>
<p>Ama sakladım gerçek duygularımı senden.</p>
<p>Sen bilmedin bile.</p>
<p>Fark edemedin bile.</p>
<p>Küfrettim defalarca sen sev diye.</p>
<p>Ama sen sadece dalga geçtin.</p>
<p>Ölümüm seninle olsun istedim.</p>
<p>Sen dalga geçtin.</p>
<p>Bir kere çağırsaydın…</p>
<p>Bir kere olsun…</p>
<p>Gelirdim.</p>
<p>Gözlerinden akan yaş olur seni beklerdim.</p>
<p>Ama sen kaçtın.</p>
<p>Kaçmayı seçtin.</p>
<p>Bekledim günlerce belki ararsın diye.</p>
<p>Ama aramadın bile.</p>
<p>Seven arar dedim.</p>
<p>Bulur dedim.</p>
<p>Bekler dedim.</p>
<p>Ama olmadı.</p>
<p>Çağırmadın bile.</p>
<p>Bir sözün yeterdi beni sevindirmeye.</p>
<p>Sevmeye…</p>
<p>Bir söz yeterdi.</p>
<p>Ama yapmadın.</p>
<p>Sakladın.</p>
<p>Sadece dalga geçtin.</p>
<p>Ve, oyun bitti en güzelinden.</p>
<p>İmdi anladın mı seni ne kadar sevdiğimi.</p>
<p>O taş gibi gördüğün kalbin ne kadar ürkek ve kırılgan olduğunu…</p>
<p>Bitti.</p>
<p>Kedim yanımda.</p>
<p>Ona sarılıp ağlıyorum şimdi.</p>
<p>Bitti.</p>
<p>Bu seven kalbi sonsuza kadar kaybettin.</p>
<p>Kaybettin.</p>
<p>Bitti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-kapisindan-iceri-girmek/">Özgürlük Kapısından İçeri Girmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-kapisindan-iceri-girmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12821</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gittikçe Babama Benziyorum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gittikce-babama-benziyorum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gittikce-babama-benziyorum/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Jan 2018 09:13:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13028</guid>
				<description><![CDATA[<p>54’üncü yaşıma nazire… Çoğunlukla “ayıplamak” için belli bir yaştan sonra insanlara “Gittikçe babana benziyorsun” veya “gittikçe annene benzemeye başladın” derler. Aksini söyleseler de bunu “pek de iyi niyetle” söylemezler. Bunun birçok nedeni var. İnsanlar sürekli gördüklerini “normal” kabul etmeye başlarmış. Bu, iyi de olsa, kötü de olsa değişmez. Kötü bir iş yapılan yerde büyüyen bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gittikce-babama-benziyorum/">Gittikçe Babama Benziyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><em>54’üncü yaşıma nazire…</em></li>
</ul>
<p>Çoğunlukla “<strong>ayıplamak</strong>” için belli bir yaştan sonra insanlara “<strong>Gittikçe babana benziyorsun</strong>” veya “<strong>gittikçe annene benzemeye başladın</strong>” derler. Aksini söyleseler de bunu “<strong>pek de iyi niyetle</strong>” söylemezler. Bunun birçok nedeni var. İnsanlar sürekli gördüklerini “<strong>normal</strong>” kabul etmeye başlarmış. Bu, iyi de olsa, kötü de olsa değişmez. Kötü bir iş yapılan yerde büyüyen bir çocuğun, kötülüğü “<strong>normal</strong>” görmesi kadar doğal bir şey yoktur. Ama sadece kötüde değil, iyide de bu böyledir…</p>
<p>Gittikçe babaya benzemek veya gittikçe anneye benzemek her zaman kötü veya her zaman iyi olmayabilir. Ya da ne bileyim, “<strong>aynen dayısı</strong>”, “<strong>tıpkı amcası</strong>”, “<strong>gittin, geldin teyzene çektin</strong>”, “<strong>hık demiş, halasının burnundan düşmüş</strong>”..</p>
<p>Bunların bazısı övmek için söylenir, bazısı yermek için…</p>
<p>Doğaldır ki, <strong>başarılı ve zengin birisine benziyorsa övmek</strong> içindir.</p>
<p>Kaderin sillesini yemiş dahi olsa <strong>başarısız ve fakir birine benzetiliyorsa yermek</strong> içindir.</p>
<p>Belki de sırf bu yüzden nev-i şahsına münhasır çocuklarımızı bile kendimize benzeterek, asıl övgüyü almaya çabalarız.</p>
<p>Bir de hangi yönünüzün benzediği çok önemli.</p>
<p>Ahlakı mı, davranışı mı, konuşması mı, yürüyüşü mü, bakışı mı, gülmesi mi, ağlaması mı, azmi mi, çabası mı, tembelliği mi, dağınıklığı mı, titizliği mi?</p>
<p>Yoksa kaşı, gözü, burnu, kulağı, yüzü, boyu, posu, endamı mı?</p>
<p>Bu listeyi uzatmak o kadar mümkün ki, henüz dünyaya gözünü açan bebeği bile kimlere benzetiriz, kimlere…</p>
<p>Tip ve alışkanlık dışında benzetmek, daha çok insanın yaşadığı dönemle alakalıdır.</p>
<p>Herkes kendi zamanında yaşar.</p>
<p>Babamız ve annemiz, bizden önceki bir nesildir. Kendi inançları, kendi değer yargıları, kendi korkuları, kendi kaygıları, kendi gelenek ve görenekleri vardır.</p>
<p>Biz ise kendi dönemimizde yaşıyoruz, çocuklarımız ise kendi dönemlerinde.</p>
<p>Birçok şeyimiz aynı olsa da, (<em>mesela inancımız</em>) babamızın kaygısı ve korkusuyla bizimki farklıdır, çocuğumuzunki çok daha farklıdır. Torunlarımızın kaygı ve korkuları belki çok daha farklı olacaktır.</p>
<p>Değer yargıları da öyle, gelenek ve görenekler de. Eskiden gelenek ve görenek vardı, şimdi cool olmak var, belki in var, out var. Ya da çok sosyolojik olsun, bizde toplum baskısıydı, şimdi mahalle baskısı var, belki sonra da daha çok moda baskısı, yerleşik algı baskısı, grup baskısı, parti baskısı, ideolojik baskının esas olduğu da ortaya çıkar.</p>
<p>Bazı insanlar, gerçekten bazılarına benzer; bazen tipi benzer, bazen davranışları, bazen şansızlığı, bazen kısmetin açıklığı…</p>
<p>Ben de gittikçe babama benzemeye başladım, bunu itiraf etmek de pek kolay olmasa gerek.</p>
<p>Her insan nev-i şahsına münhasır olduğunu düşünür. İyi şeyler kendinden, kötülükler başkalarındandır.</p>
<p>Herkes daha öncekilerin hatalarını yapan olmadığını düşünür, çocuklarının da kendi yaptığı hataları yapmamasını isterler.</p>
<p>Bazıları gerçekten buna uyar, çoğunluk da nasıl görmüşse öyle devam eder veya kısmetine aynısı düşer…</p>
<p>Rahmetli babam, sıradan bir insandı, bir Anadolu insanı, Anadolu beyefendisiydi.</p>
<p>İşçi emeklisiydi, hayatı boyunca iki yakası bir türlü bir araya gelmedi.</p>
<p>Borcu sevmezdi ama aldığı maaşla da evi geçindirmesi pek mümkün olmazdı; kıt kanaat bir geçimdi bizimki, neredeyse herkes gibi…</p>
<p>Küçük şeylerle mutlu olmayı bilirdi, öyle büyük hayalleri olan birisi değildi, hayallerinin peşinde koşacak bir yapısı da yoktu.</p>
<p>Rahatına düşkündü ama hiçbir lüksü yoktu.</p>
<p>Onun için en büyük lüks, işten eve geldikten sonra uzanmak, vaktinde yemeğini yemek, misafirliğe gitmek, misafir ağırlamak, dostlarla oturmak, onlarla gülmek, onların üzüntüsüne ortak olmaktı.</p>
<p>Sıradan şeylerdi, ne büyük ikramiyeyi tutturma hayali kurar, ne ikramiyeyi tutturunca sağa sola dağıtacağı yalanını söylerdi. O, aybaşında alacağı maaşı bakkala, fırına, kasaba ve diğer alacaklılara pay ettirme derdindeydi. Aldığıyla verdiği denk geldiğinde elinde kalmayanı bile umursamazdı.</p>
<p>Kredi kartı kullanmazdı. Kredi nedir bilmezdi. Tek borçlu olduğu esnaftı, ondan gayrisiyle alacak verecek davası gütmezdi.</p>
<p>Okumayı severdi ama daha çok eski cenk kitapları, dillere destan olan aşk kitapları ve şiirlerdi…</p>
<p>Şiiri severdi, yazmayı bilmez ama okumayı çok severdi. Çocuklarına ve torunlarına çok şiir okur, örnekleri şiirle olurdu, arada bir de türkülerle…</p>
<p>“<strong>Hoşça kal</strong>” onun en güzel vedasıydı, herkes hoş olmalı, hoşça kalmalıydı. “<strong>Eviniz şen olsun</strong>” demeyi de unutmazdı, tam kapıyı kapatıp giderken…</p>
<p>Her insan gibi onun da hatası vardı ama sevabıyla kıyasladığında “<strong>hata</strong>” demeyeceğin yönlerdi bunlar…</p>
<p>İyi bir babaydı, iyi bir eşti ama genellikle “<strong>kavga</strong>” edip, sonra barışan yarım asrı geçkin bir evlilikleri vardı.</p>
<p>Hayatın bütün zorluklarını görmüş, kıtlığı çekmiş, yokluğu yaşamış, bütün zorlukları aşarak hayatın merdivenlerinden inmeyi sürdürmüştü.</p>
<p>Eski yokluk günlerini, kıtlık zamanlarını anlattığında gözleri dolar, sesi titrerdi. Belki sırf o nedenle var olanla yetinmeyi bilir, olmayanın peşine düşmeye çalışmaz, borçlanarak geçinmeyi ise hiç istemezdi.</p>
<p>Gittikçe babama benzemem bütün bunlardan değil elbet…</p>
<p>Daha çok benzer davranışları sergilemem, benzer korkuları yaşamam, benzer alışkanlıklarımın olduğunun farkına varmamdı belki…</p>
<p>Veya bir özlemin hareketlere, konuşmaya ve alışkanlıklara yansıması da olabilir.</p>
<p>Bazen evde otururken elimi oynatma, bağlama veya oturuş şeklimi babama benzetirim; yahu ben ne ara bu alışkanlığı edindim ki…</p>
<p>Aslında yeni edinilmiş bir alışkanlık yok; bazısı genden gelen, bazısı görerek elde edilen, bazısı da bir özlemin –<em>gayriihtiyarî</em>&#8211; hareketlere yansımasıdır. Biz bunu hiç bilemeyiz…</p>
<p>Gittikçe babama benziyorum belki, doğrudur; <strong>onun bütün şansızlıkları da beni takip etmek zorunda mı</strong>, işte onu bilmiyorum…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gittikce-babama-benziyorum/">Gittikçe Babama Benziyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gittikce-babama-benziyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13028</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gittiğini Fark Etmedim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gittigini-fark-etmedim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gittigini-fark-etmedim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 27 Jan 2018 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12660</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beni ne zaman terk edeceksin diye sordum. Sesim boş odada yankılanıp suratıma çarptı. Gittin dimi? bu kez son kez ve gerçekten gittin. 10 dan geriye sayıyorum. 10,9,… Merdivenleri çıkarken son sigarayı yakmamalıydım diye düşündüm. Nefes alamıyorum. Yorgunum. 1 den on`a kadar 9 da. 10`umu saklı tutuyorum. O da öyle yapmıştı. Ders al. Yanıp sönen mum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gittigini-fark-etmedim/">Gittiğini Fark Etmedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beni ne zaman terk edeceksin diye sordum. Sesim boş odada yankılanıp suratıma çarptı. Gittin dimi? bu kez son kez ve gerçekten gittin. 10 dan geriye sayıyorum. 10,9,…</p>
<p>Merdivenleri çıkarken son sigarayı yakmamalıydım diye düşündüm. Nefes alamıyorum. Yorgunum. 1 den on`a kadar 9 da. 10`umu saklı tutuyorum. O da öyle yapmıştı. Ders al.</p>
<p>Yanıp sönen mum ışığı. Ben mum yakmadım.</p>
<p>Çıktığım merdivenlerin bir sonu var mı? Nereye gittiğimden emin değilim. Tam şuan. Hiçbir şey net değil. Burada napıyorsun?</p>
<p>-gitmiştin.</p>
<p>-daha iyi hissetmek için gittim.</p>
<p>Gitmiş.</p>
<p>8,7,…</p>
<p>Rüya.</p>
<p>Eksik.</p>
<p>Artık uykuyla uyanıklık arasında bir yerde sigaralarımı yakıp söndürüyorum. Başka hiçbir şey.</p>
<p>Hatırlayamıyorum.</p>
<p>Seni. Ayrıntıları. Seninle ilgili ayrıntıları.</p>
<p>Seni düşündüğümde kafamın üzerinde bir bulut beliriyor ve sürekli yağmur yağdırıyor. Bir çeşit karaltı hep zihnimin üzerinde dolaşıyor. Nasıl olacak?</p>
<p>Hiçbir zaman dinginliğe erişemeyeceğim. Kulaklarımda çınlayan bir repliğin var. “ Hayatın boyunca birilerine ihtiyaç duyacaksın. “</p>
<p>Üzücü.</p>
<p>Bütün hayatım seni daha az üzmek ve daha az yormak üzerine kurulu. Sadece ne yaparsam yapayım orada olmayacağını biliyorum. Bütün adımlarımı buna göre atıyorum. İlki ve sonrası.</p>
<p>Sonrası böyle.</p>
<p>Sisli ve ıslak.</p>
<p>Geri gel. Seni düşününce aklıma hep kuş uykusu geliyor. Dediğim gibi…</p>
<p>Ne uyur ne uyanık.</p>
<p>Araf işte.</p>
<p>Biliyorum. Bir şeyleri eksik yaptım.</p>
<p>Yeterince denemedim. Kalmanı sağlayamadım. Neydi o tarif? Hani boğazım her acıdığında yapıp sonra içirdiğin. Bir kaşık zencefile 2 kaşık bal.</p>
<p>Geri gel.</p>
<p>Seni düşündükçe boğazım acıyor. Paket paket sigara bitiriyorum.</p>
<p>Her neyse.</p>
<p>Artık hiçbirini duymanın bir önemi yok.</p>
<p>Ama yinede sadece bil diye…</p>
<p>Annemler iyi. Ama en sevdiğin saatin durdu. Sanırım bir şey anlatmaya çalışıyor.</p>
<p>Sen olsaydın anlardın. Dedim ya her ney se.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gittigini-fark-etmedim/">Gittiğini Fark Etmedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gittigini-fark-etmedim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12660</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Selam, Asıl Olan Barıştır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/selam-asil-olan-baristir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/selam-asil-olan-baristir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 26 Jan 2018 08:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12847</guid>
				<description><![CDATA[<p>Selam kelimesi, İbranicede şalom kelimesi ve İslam sözcüğüyle aynı semantik kökten gelmektedir. Selam, İslam dininde tanrının isimlerinden biri olarak bilinmektedir. Ayrıca tanrının bütün kötülüklerden ve kusurdan uzak olduğuna dair güveni işaret eden bir sıfat olarak kullanılmıştır. Selam kelimesi özü ve manası itibariyle barış ve güvende olma gibi anlamlara gelir. Tarih boyunca, selam kelimesini insanların kullanma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selam-asil-olan-baristir/">Selam, Asıl Olan Barıştır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Selam kelimesi, İbranicede şalom kelimesi ve İslam sözcüğüyle aynı semantik kökten gelmektedir. Selam, İslam dininde tanrının isimlerinden biri olarak bilinmektedir. Ayrıca tanrının bütün kötülüklerden ve kusurdan uzak olduğuna dair güveni işaret eden bir sıfat olarak kullanılmıştır. Selam kelimesi özü ve manası itibariyle barış ve güvende olma gibi anlamlara gelir.</p>
<p>Tarih boyunca, selam kelimesini insanların kullanma şekli, dini bir ritüel olmaktan ziyade, kültürel bir bütünleşme aracı olarak yaygınlaşmıştır. Her milletin kendi içerisinde selamlaşma biçimleri farklılık gösterir. Bu selamlaşma biçimleri o toplumda yaşayan insanlar için toplumsal barışın ve huzurun bozulmaması adına önemli bir bütünleşme kaynağıdır. İnsanlar birbirlerini tanımıyor olsalar dahi birbirlerine güven duyduklarını ve karşılıklı barış içerisinde yaşamak istediklerini selamlaşarak ifade ederler.</p>
<p>Aslında bu ifade biçimi, tanımadığı insana karşı kayıtsız şartsız emin olmak anlamına gelmemektedir. Burada ki güvenmekten kasıt, ben senin hayatına saygı duyuyorum, seni bir birey olarak görüyorum ve yaşam tarzına müdahale etmiyorum. Fakat karşılıklı sergilediğimiz davranışlar birbirimizin yaşamına kast etmemelidir. Bir başkasının hayatına müdahaleye yol açmamalıdır. Çünkü ben bir birey olarak yaptıklarımdan sorumluyum. Ve aynı şekilde sen de benim hayatıma saygı duymalısın ve düşüncelerimi özgürce ifade edebilmem için bana destek olmalısın manasındadır. Dolayısıyla ortada ancak bu şekilde bir barış ve huzur ortamı varsa birbirimize karşı güven sağlamış oluruz. Ve barışımız daim olabilir. Ve fakat bu tür karşılıklı tahammül ve saygı ortamının olmadığı toplumlarda empati (duygudaşlık) düşüncesi gelişemez, geliştiği görülmemiştir. Aksine o toplumlarda gruplaşma, hizipçilik gibi insanın ilkel beninden doğan, geleneksel tutumlar ve reflekslerin ön plana çıktığını görmekteyiz.</p>
<p>Bu tür bir yapıya sahip olan toplumlardaki insanlar bireysel olarak değerlendirilmezler. Şu kişi hangi grubun bir parçası ya da bu kişi hangi partiye yakın gibi son derece dünyayı ve insanı anlamaktan uzak kötü gelenekçi, bir bakış açısıyla değerlendirilirler ki bu da bir toplum için en tehlikeli (ayrıştırıcı) durumlardan biridir. Çünkü insanların ferdi olarak, kendi kararlarını hiçbir yere ya da ideolojik gruba bağlı kalmadan verememeleri o coğrafyada bir toplum yapısının oluşamadığının en önemli göstergesidir.    Toplum belirli bir şuuru kendi içinde barındıran, sadece aynı dili konuşan değil, aynı duyguları da paylaşan insanların bir araya gelmesiyle oluşur. Bir toplumda empati (duygudaşlık) yoksa akıl birliğinin sağlanması da oldukça güçtür.</p>
<p>Kalabalıklar halinde yaşayan ve kararlarını kalabalıkların sesine ve sayısına göre belirleyen insanlar, tıpkı hayvanlar gibi sürü psikolojisinden kaçamayacak ve bilinçsiz güruhlar halinde hareket etmeye zorunlu olarak devam edeceklerdir. Bu minvalde, sadece geleneksel düşünce ortamının hakim olduğu toplumlarda, insanların belki de insan olmanın en büyük erdemi olan birey olarak yaşayabilmesi, insanın kendi düşünceleriyle var olması engellenmiş olacaktır. Bu düşünce algısı, bir başkasının kendisine veya kendi grubuna benzemesini istediği ve tek tip bir karakterde olmasını arzu ettiği için &#8221;sakat&#8221; bir  düşünce biçimidir. Bu tür bir halet-i ruhiyeyi belki de bugün, dünyada en fazla kanın döküldüğü yerlerin başında gelen, Ortadoğu&#8217;da sıkça gözlemlemekteyiz.</p>
<p>Ortadoğu farklı geleneksel, inanç kültürleri arasındaki çatışmalardan dolayı, yüzyıllardır savaşlar ve katliamlarla boğuşmaktadır. Bu yüzden sürekli &#8221;istismara&#8221; açık bir yer haline gelmiştir. Bu noktada insanı insan yapan, farklılıklarının ortadan kaldırılarak aynılaştırılmaya çalışılması bizleri kısır bir döngüye mahkum kılmıştır. Ortaya konulan bu homojen yapı ile ortak yönlerimizin de yok edilmesi kaçınılmaz görünmektedir. Böyle bir ortamda da  huzur ve istikrardan bahsetmek mümkün değildir. Çünkü farklı seslerin çıkmadığı toplumlarda, çıkan tek tip bir sesin gürültüden başka bir anlam ifade etmediğini açıkça görmekteyiz. Bugün Ortadoğu, üzerinde her türlü oyunun oynanabileceği, gardını düşürmüş bir coğrafya haline gelmiş durumda. Her gün yüzlerce insanın öldüğü, kutuplaşma ortamının her geçen gün arttığı ve toplumda güvenin  kalmadığı yerdir. Yeni avlar peşinde koşan sırtlanlar, çakallar gibi emperyalistlerin de çıkarları adına tabiri caizse cirit attıkları bir yer halini almıştır.</p>
<p>İnsanoğlunun bin yıllardır süre gelen kendisine ve doğaya karşı sürdürdüğü güç savaşının, nasıl sona erebileceğini ben de bilmiyorum açıkçası. Ama en azından daha iyiye gidebilmesini sağlamak için çabalamamız gerektiğine inanıyorum. Her insanın doğduğu çevrede belirli bir dünya görüşü içerisinde yetiştiğini görüyoruz. İnsan akıl baliğ olduğu dönemden itibaren ise, aklını ve muhakeme yeteneğini kullanmaya başlıyor. Bizler, var olduğumuz toplumda, kendimizin ve yaşadığımızın düzenin farkına varmaya başladığımız andan itibaren sorgulamaya başlıyoruz. Ve bu aşamada genelde bizler farklı ve mantıklı gelen ilk ideolojiye, görüşe sarılmak istiyoruz. Bu durum da başka bir problem olarak  karşımıza çıkıyor. Daha önceleri kendi kalıbının içinden sorgulayarak ve bazı şeylerin farkına vardığını zannederek çıkan insan, kendisini yeni kapalı bir kutunun içine hapsettiğinin çoğu zaman farkında bile olmuyor. Belki de hakikate ulaştığı kanısına varıyor. Bu şekliyle bir düşünce biçimi hakikatin kendisi olarak kabul edilecek ve uğrunda her şeyi feda edilebileceği adeta bir saplantı haline gelmiş oluyor. Burada problemli olan şeyin, savunulan fikir değil, bu fikri savunma biçimi olduğunu görüyoruz. Bu noktaya gelmiş bir insan; savunduğu bir görüşü, doğru olduğu için savunmuyor. Artık o görüşü savunduğu için doğru olarak kabul ediyor.</p>
<p>Seneca der ki; &#8220;<em>felaketler bizlere önceliklerimizi hatırlatır</em>.&#8221; İnsanoğlu olarak bizler önemli bir seçim yapmak durumundayız. Ya doğayla ve birbirimizle savaşmayı sona erdirerek bir an önce kendimize çeki düzen verip, doğaya ve &#8221;diğerlerine&#8221; karşı uyum içerisinde, haddimizi bilerek yaşayacağız. Ve barışı isteyeceğiz. Ya da hırsımız ve çıkarlarımız için onlar olmadan yaşayamayacağımızın farkında olmadığımız, veyahut umursamadığımız her şeye savaş açıp tüketmeyi ve tükenmeyi göze alacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selam-asil-olan-baristir/">Selam, Asıl Olan Barıştır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/selam-asil-olan-baristir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12847</post-id>	</item>
		<item>
		<title>150 Yıl Sonra Gelen Güncelleme: En Romantik Hala Hugo</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/150-yil-sonra-gelen-guncelleme-en-romantik-hala-hugo/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/150-yil-sonra-gelen-guncelleme-en-romantik-hala-hugo/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Jan 2018 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mert Kulle]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12616</guid>
				<description><![CDATA[<p>Demain Dès L&#8217;aube… Yani Türkçe manada bakarsak Yarın Şafak Vakti. Sevdiği adamla sandalla gezerken elim bir biçimde can veren bir kadına yazılmış bir şiir. Bu kadın Victor Hugo’nun biricik kızı Leopoldine Hugo’dan başkası değildir. Eşi Charles Vacquerie ile Villequier’de Seine Nehri’nde yaptığı sandal gezintisi ikisinin birden canına mal olmuşken, makbervari bir biçimde kaleme aldığı bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/150-yil-sonra-gelen-guncelleme-en-romantik-hala-hugo/">150 Yıl Sonra Gelen Güncelleme: En Romantik Hala Hugo</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Demain Dès L&#8217;aube… Yani Türkçe manada bakarsak Yarın Şafak Vakti. Sevdiği adamla sandalla gezerken elim bir biçimde can veren bir kadına yazılmış bir şiir.</p>
<p>Bu kadın Victor Hugo’nun biricik kızı Leopoldine Hugo’dan başkası değildir. Eşi Charles Vacquerie ile Villequier’de Seine Nehri’nde yaptığı sandal gezintisi ikisinin birden canına mal olmuşken, makbervari bir biçimde kaleme aldığı bu şiir Hugo’nun romantizminin en canlı örneklerinden biri iken, hala insanın içine bıraktığı burukluğu konuşuyoruz.</p>
<p>İşte Hugo! En müstesnai baba! En romantik şair, yazar!</p>
<p>Çocukken Sefiller’i ilk okuduğumda aklıma gelen o pervasız düşünce seline ve hayal gücünü çalıştıran yumuşak ama etkili tasvirlerine hayran olduğum adam da Hugo idi.</p>
<p>Şimdilerde Hugo’nun başlattığı ve babalık ettiği romantizme laf atan kendini bilmez hadsizler görüyorum çevremde. Edebiyat duyguların açığa çıkarımı iken, akla ne hacet var! Klasisizmin o densiz etkisinden çıkmak lazım gelmez mi?</p>
<p>Kafiye yetenek iken, ahenk ve kelime seçimi duygusaldır. Şiir ve romanların o sözcüksel uyumu yaşanan tecrübelerden yaratılmıştır. Duyguları çıkaralım efendim, hay hay! Geriye sadece kafiyeler ve boş kelimelerden ibaret bir ceset kalacaktır.</p>
<p>Hugo klasistlere karşı çıkarken, iç bütünlükte bir serbestlik hayal etmişti. Deha akılda değil yürektedir diyerek onlara bilimi sunmuş, edebiyatı kendilerine bırakmaları gerektiğini belirtmiştir.</p>
<p>Sınırları kaldırınca Hugo, kendini daha da etkili, daha da yaratıcı buldu. Şiirdeki muazzam serbestlik ona Notre Dame’ın Kamburu, Sefiller, Hernani, Cromwell gibi hala beğenilerek okunan/izlenen eserler yazdırmıştır.</p>
<p>Ben Mert Kulle, Romantizm taraftarı mıyım? Kesinlikle, evet! Hernani Piyesi ile romantizm ve klasisizm arasındaki o savaşı kazandıran Hugo sayesinde! Duyguların şelale olduğu serbestlik edebiyatı edebiyat yapmışken, Hugo’ya saygısızlık etmek kimsenin harcı değildir.</p>
<p>Sözüm akılcılara, <strong>TERK EYLEYİN BURAYI, EDEBİYAT AKIL İŞİ DEĞİLDİR!</strong></p>
<p><em>Şiiri okudukça haykırıyorum, En Romantik Hala Hugo!</em></p>
<p><strong><em>Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?</em></strong><strong><em><br />
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?<br />
Sevmek için güzele mi bakmalı?<br />
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?<br />
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?<br />
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?<br />
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?<br />
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?<br />
Solması için gülü dalından mı koparmalı?<br />
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?<br />
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?<br />
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?  –Victor Hugo</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/150-yil-sonra-gelen-guncelleme-en-romantik-hala-hugo/">150 Yıl Sonra Gelen Güncelleme: En Romantik Hala Hugo</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/150-yil-sonra-gelen-guncelleme-en-romantik-hala-hugo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12616</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayal Gücünden Yoksun Kalmamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayal-gucunden-yoksun-kalmamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayal-gucunden-yoksun-kalmamak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Jan 2018 08:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12662</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öykü, edebiyat sanatının bir ürünüdür. Edebiyat, yani yazın insanın özgür duygularla yazdığı bir dışa vurum tekniğidir. İnsanın özgürlüğü, öyküleme tekniğiyle dışa yansır. Öykücü, olayları ve durumları en güzel şekilde yazına yansıtmaya çalışır. Öykü, insanla eş değer niteliktedir. Öykü yazan insan, insanlığını sanat eserine yansıtır. Öykücü olayları ve durumları gerçeğe yakın şekilde yazar. İçe bakış da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayal-gucunden-yoksun-kalmamak/">Hayal Gücünden Yoksun Kalmamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öykü, edebiyat sanatının bir ürünüdür.</p>
<p>Edebiyat, yani yazın insanın özgür duygularla yazdığı bir dışa vurum tekniğidir. İnsanın özgürlüğü, öyküleme tekniğiyle dışa yansır. Öykücü, olayları ve durumları en güzel şekilde yazına yansıtmaya çalışır. Öykü, insanla eş değer niteliktedir. Öykü yazan insan, insanlığını sanat eserine yansıtır. Öykücü olayları ve durumları gerçeğe yakın şekilde yazar. İçe bakış da denilebilir buna.</p>
<p>Öykü tümüyle insandır. İnsan kendi durumunu öyküye yansıtabilir. Yahut kendi hayatı dışında hayatları anlatabilir. Bu tamamıyla kurgudur. Kurgu, bir şeyin gerçeğe yakınmış gibi anlatılmasıdır. Anlatılan olay ya kurgu ya da gerçek, öykünün özüdür.</p>
<p>Öykü insanın başından geçen ya da geçmeyen olayların edebi açıdan anlatılmasıdır. Öykü yazan insan hayal gücünden yararlanır. Yazarın hayal gücü geniştir. Hayal gücü geniş olan insan yazılarında da bunu yansıtır. Hayal gücünden yoksun bir yazar düşünülemez.</p>
<p>Öykü yazarı, sağ beynini en iyi şekilde kullanır. Sağ beyin sanatçı yöndür. Sağ beynini kullanan insan sanatta başarılı olur. Sanatçı yönü hayal gücünden yoksun olamaz. Hayal gücünü kullanan insan, sanatta da başarılı olur. Çünkü sanat hayal gücünden beslenir.</p>
<p>Resim, heykel, müzik nasıl hayal gücünden beslenirse, yazarlık mesleğinde de insan hayal gücünden öyle beslenir. Hayal gücü için yazarlar şizofreni derler. Ahmet Altan bir röportajında şizofreni dediğimiz hastalık, yazarlık hastalığıdır. Her yazar biraz şizofrenidir. Yazarlık mesleğinde olan için hayal gücü harika bir yetenektir.</p>
<p>Hayal gücünü kullanan insanın yazarlık mesleğinden ala cağı büyük dersler vardır. Yazarlık ve hayal gücü iki büyük yetenektir. Yazarlık mesleğinde olan için hayal gücü vazgeçilmezdir. Hayal ürünü olan edebiyat, yazarlıkla uğraşanlar için harika bir alan olmuştur.</p>
<p>Hayal gücü insanın çocuksu yönüdür. Ölmeyen çocukluğu yazarın en büyük özelliğidir. Çocuk yanını öldürmeyen yazar, başarılı olur. Çünkü sadece çocuklar hayal kurar. Çocuklara saygım vardır bu yüzden. Dünyayı çocukların elinde daha güzel bir hal alır çünkü.</p>
<p>Hayal gücü ve yazabilmek, iki önemli yetenek edebiyat mesleğinde olanlar için Hayal gücünden yoksun olmamak dileğiyle. Edebiyat dolu günler dilerim efendim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayal-gucunden-yoksun-kalmamak/">Hayal Gücünden Yoksun Kalmamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayal-gucunden-yoksun-kalmamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12662</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınar Ağacının Altında Toplanalım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinar-agacinin-altinda-toplanalim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinar-agacinin-altinda-toplanalim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Jan 2018 08:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatih Ağarman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12707</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnin pahalı araçlarınızdan, çıkın emekli bir amcanın ömrü boyunca çalışıp çeyreğini bile alamayacağı villalarınızdan, rezidanslarınızdan. Bir bakın çevrenize, insanlara, insanlığa… Kaldırın başınızı telefonlarınızdan fotoğrafına bakıp, üzülüp, ağladığın o ayakkabısı olmayan çocuk tam karşında duruyor. Neden üzülmüyorsunuz? Yoksa o gerçek mi? Telefonda baktığınız fotoğraf kadar masum gelmedi mi? Her sabahın 6’sında nefes almaya zorlanılan otobüsle nefret [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinar-agacinin-altinda-toplanalim/">Çınar Ağacının Altında Toplanalım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnin pahalı araçlarınızdan, çıkın emekli bir amcanın ömrü boyunca çalışıp çeyreğini bile alamayacağı villalarınızdan, rezidanslarınızdan. Bir bakın çevrenize, insanlara, insanlığa… Kaldırın başınızı telefonlarınızdan fotoğrafına bakıp, üzülüp, ağladığın o ayakkabısı olmayan çocuk tam karşında duruyor. Neden üzülmüyorsunuz? Yoksa o gerçek mi? Telefonda baktığınız fotoğraf kadar masum gelmedi mi?</p>
<p>Her sabahın 6’sında nefes almaya zorlanılan otobüsle nefret ettiği bir işe gidip, sevmediği şeyleri almak zorunda bırakılan o kadını gördün mü? Onunda hayalleri vardı, güzel, modaya uygun kıyafetler almak ya da ya boğaza sıfır bir yerde güzel bir kahvaltı yapmak gibi. Ancak o kadının asıl derdi her sabah içmek zorunda olduğu stres haplarından dolayı aldığı kiloları oluyor. Çünkü toplum kadının yaşadığı zorluğa değil, göbeğindeki gramaja bakıyor. Boğaza sıfır hayalleri olan kadın, şimdi ekmek parasının peşinde üstelik sıfır bedende olamadı. Ne hayali kaldı, ne de toplumun dayattığı güzellik anlayışı. O kadın her sabah o otobüse biniyor ve sevmediği işine gidiyor.</p>
<p>Suriye’den kaçıp geldi Türkiye’ye, buradaki adı da ‘İnsan’dı. “Erkek adam savaştan kaçar mı? Bu adam kendi ülkesine bile sahip çıkmamış” dediler. Türkçeyi konuşamıyordu adam akıllı ama anlattı derdini anlatabildiklerine ve onu dinleyenlere. Dört kardeşlerdi, dördü de erkekti, dördü de evliydi, dördünün de çocukları vardı. İç savaş çıktı ülkesinde, kardeşlerinin hepsi çatışmalarda teker teker düştü toprağa. Tek yetişkin erkek ‘İnsan’ kalmıştı, oda ölürse kendi ailesi ve kardeşlerinin ailesi ne yapacaktı? Tek çare vardı, Türkiye’ye gitmek. Topladı eşyaları, baktı belki de son kez evine, kardeşleri ile beraber yürüdükleri yola, vatanına… Belki bir daha geri dönmek nasip olurdu. Geçti sınırdan, girdi Türkiye’ye yerleşti derme çatma bir eve. Korkuyordu, yabancı bir ülkedeydi, ailesine bakmak zorundaydı. 2+1 bir gecekonduda 17 kişi yaşıyorlardı. Bir markette günlüğü 20 TL’ye bir iş bulmuştu. Sanki 50 yaşında değilmiş gibi çalışıyordu. Kolay mı hiç? 17 kişi ekmek bekliyor ondan. Bu kadar çalışmaya yürek dayanır mı? Hayatın yıkamadığı o ‘İnsan’ ı bir kalp krizi yıkıyordu. ‘Savaştan kaçan bu adam’, ülkesine yeterince sahip çıkmamış mıydı?</p>
<p>Fakir bir ailenin kızıydı, adı ‘Masumiyet’ti, henüz 16 yaşındaydı ama omzunda 40 yaşında bir kadının yükünü kaldırıyor gibiydi. Babası o 7 yaşındayken vefat etmişti. Annesi başka bir adamla evlenmişti, çünkü mahalle de ‘dul kadın’, ‘sahipsiz kaldı’, ‘kimsesiz’ diye laf çıkardı. Seneler geçiyordu, ‘Masumiyet’ büyüyor, 12 yaşına geliyordu. Derslerinde çok başarılıydı, okuyup hem kendini hem de kendi gibi yoksulları kurtaracaktı. En büyük hayali polis olmaktı. Baba dediği kişi ise, ‘Masumiyet’ büyüdükçe ona farklı yaklaşmaya başlamıştı, ancak ‘Masumiyet’ bunu kendine bile itiraf etmekte zorlanıyordu. Annesinin kocası olan o yabancının pislik elleri, ‘Masumiyet’e farklı dokunmaya başlamıştı. 16 yaşına kadar tam dört sene boyunca bir kansızın, yaptığı her şeye katlanmak zorunda kaldı. Çünkü daha çocuktu, çocuk… Annesine anlatmıştı zaman zaman, yalvarmıştı ona, ‘boşan’ demişti, ‘bana sahip çık’ demişti. Annesi ise kızının yaşadığı, tacize, cinsel istismara, tecavüze tepki göstermek yerine, ‘mahalleli bize ne der’? diye düşündü. ‘Masumiyet’ derdini kimseye anlatamadı, onun gibi yüzlerce kızda derdini kimseye anlatamıyor. ‘Masumiyet ’in hala en büyük hayali polis olmak ve onun gibi yüzlercesini kurtarmak…</p>
<p>O bir karton toplayıcısıydı. Adı ‘Emek’ti. En büyük hayali, bir apartman dairesinde kendi ailesiyle birlikte oturmaktı. Yetimhanede yediği dayaklardan ne zaman kaçsa, ailelerin çocuklarını getirip, oynattıkları o parka giderdi. Orada kendi çocuklarını oynatıp, koşuşturmalarının hayalini kurardı. Yine dayak yediği günlerden birinde kaçtı ve o parka geldi ve bir daha yetimhaneye dönmedi. Emek sokaklarda yattı, dayak yedi, bıçaklandı, hastanelerde uyudu. ‘Ne olursa olsun, hayat nasıl gelirse gelsin kötü olmayacağım’ dedi. Halde hamallık yaptı, yediği yemek neydi ki, gücü olsun. Dayanamıyordu Emek, düşe, kalka çalışıyordu. Bir sabah uyandı ve kararını verdi. Kendine şöyle güzel, kıyak bir karton arabası aldı. Şimdi yanımızdan geçiyor Emek, hayalleri için çok çalışıp, önce bir kamyonet, sonra da bir apartman dairesi alacak ve ailesini kuracak. Gördünüz mü onu?</p>
<p>Ayakkabısı olmayan o çocuk, hayallerini sıfıra indiren o kadın, kalbine yenik düşen İnsan, acılarını dile bile getiremeyen Masumiyet, kötü olmamak için kötülük gören Emek… Hepsi biziz, hepsi tam yanımızda karşımızda ya da hemen arkamızda duruyor. Bu hayatların böyle olmasının suçlusu biraz da biz değil miyiz? Kafalarımızı gömdüğümüz o yalan dünyadan çıkaralım ve gerçeklerle yüzleşelim. Sen birine elini uzat, dünya daha güzel bir yer olacak göreceksin. İyilerin bir araya gelme zamanı gelmedi mİ? Bu kadar kötülüğün ve kötünün arasında kaybolup gidecek miyiz? Benim bir fikrim var. İyi insanlar, o büyük, yeşil güzel çınar ağacının altında toplanalım, çok kalabalık olacağımıza eminim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinar-agacinin-altinda-toplanalim/">Çınar Ağacının Altında Toplanalım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinar-agacinin-altinda-toplanalim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12707</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE Kalanlara Birkaç Söz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 14 Jan 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12667</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendi yazdıklarım üzerine söz söylemeyi istiyor değilim. Yazılanlar okundu-bitti, ancak öykülere konu olan kişiler bihaberler bu öykülere ve yaşamaya devam ediyorlar bir yerlerde. Oysa ben teşekkür borçluyum onlara… Teşekkür ediyorum sizlerin huzurunda&#8230; SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE Geçenler! Sözlerimi duyacak mısınız bilmiyorum? Yazmaktan başka çarem yok! Sizlere ulaşmak için, yine yazmaya vurmalıyım kendimi… ‘SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE KALMAK’ [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE Kalanlara Birkaç Söz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi yazdıklarım üzerine söz söylemeyi istiyor değilim. Yazılanlar okundu-bitti, ancak öykülere konu olan kişiler bihaberler bu öykülere ve yaşamaya devam ediyorlar bir yerlerde. Oysa ben teşekkür borçluyum onlara… Teşekkür ediyorum sizlerin huzurunda&#8230;</p>
<p><strong><em>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE Geçenler! </em></strong></p>
<p><strong><em>Sözlerimi duyacak mısınız bilmiyorum? Yazmaktan başka çarem yok! Sizlere ulaşmak için, yine yazmaya vurmalıyım kendimi…</em></strong></p>
<p><strong><em>‘SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE KALMAK’</em></strong> öyle sıradan bir olay, günlük hayatın akışında sıkça rastladığımız bir durum değil, olamaz da zaten yapısı gereği. Çepeçevre saran çizgilerin dışına çıkmak, hiç istemediğimiz bir anda gelir bulur bizi&#8230; Deli dalgalar nasıl kıyıya vurursa içindekileri, sular çekildiğinde ıssız bir kumsalda öyle yapayalnız buluveririz kendimizi. Bir anda patlayan fırtınadan can havliyle dışarıya atladığımız zaman, <strong><em>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE </em></strong>geçtiğimizi fark edemeden daha ‘öteki’leşmiş oluveririz ne olduğunu anlamadan… Yüreğimizin sesini dinlemek, doğru bildiğimizin peşinden gitmek ayrık otu kılar bizi… Saman yığının içinde unutulmuş tek bir darı tanesi gibi kalakalırız ortada, yola koyulmak düşer heybemize, bulmak için meşrebimizi…</p>
<p>Bir teşekkür yazısı bu aslında, bütün darı tanelerine… Yazılamazdı bu öyküler sizler olmasanız. İyi ki varsınız. Sayınız her geçen gün azalsa da hep <strong><em>var kalınız…</em></strong></p>
<p>Birbirini görmeden yaşayıp giden bir güruhsunuz, tanımasanız da yüzlerinizi, aynı gök kubbe altında nefes alıp veriyorsunuz. Bazen sokakta, alış verişte, sinemada, vapurda, orda burda karşılaşıyorsunuz. O zaman gülümsüyorsunuz birbirinize, iki laf edip seviniyorsunuz. Nasıl mı tanıyorsunuz birbirinizi? Hiç zor değil bunu  anlamak.</p>
<p>Sizler, hayata tebessümlerinizle bakan, gülen gözlerinizi kimseden esirgemeyenlerdensiniz.  Selam verirsiniz asansörde, yer verirsiniz minibüste. Elinden tutarsınız yaşlının karşıdan karşıya geçerken caddede, torbasını taşırsınız pazarda. Sıraya girersiniz edeplice, yol verirsiniz önceliklilere. Kimsenin hakkında değildir gözünüz, fazlanız mı var hemen veririz ihtiyaç sahibine. Aç kedi, köpek, kuş olmaz sizin çevrenizde. Kırık bir ağaç dalı görseniz sararsınız yarasını, çiçekleri kopartmadan koklarsınız yerli yerince. Görülmez öyle çöp attığınız olur olmadık yere. Her canlının yaşamına özen gösterirsiniz, önce başkalarının hakkını gözetir sonra kendinize dönersiniz. Adalet terazisini taşırsınız yüreklerinizde, vicdan mahkemesinin verdiği kararlara uyarsınız, kaybeden siz olsanız bile. İşte bu yüzden gözleriniz parlar görünce sizden birini, hemencecik tanırsınız onu nezaketinden, iffetinden, saygısından, sunarsınız hiç karşılık beklemeden sevginizi…</p>
<p>Canınızı yakarlar çoğu zaman, siz göz kırparsınız yine de onlara inceden. Af ederseniz hemen, nefret yasaktır çünkü size. Buğzetmezsiniz bile arkalarından, güler geçersiniz olan bitene. Kapanan her kapının ardından açılır yenileri bilirsiniz, bu yüzden yürüyüp gidersiniz doğru bildiğiniz yöne…</p>
<p>Çocukluğunuzdan bellidir kim olacağınız daha. Hani aşı olmaya giderken, kolunuza saplanacak iğnenin acısını düşünmeden, hasta olmayacağız diye seve seve gidenler var ya, işte onlar sizsiniz. Aşı kuyruklarında ilk sıraya girenlerden, sınıfça sıra dayanağına dizileceklerin en önde gelenlerindensiniz… Sizi döven arkadaşınızı öğretmene söyleyemeyenlerden, silgileri boyunlarında asılı duranlara gülüp, silginizi ikiye bölüp, kurşun kaleminizi ikiye kırıp, olmayanlara verenlerdensiniz. Defterini evde unutan arkadaşına, öğretmen kızmasın diye, kâğıt kopartıp ortasından defterinizin derse yetişenlerdensiniz. Sınavlara birlikte çalışanlardan, eksik konusu olanlara bilgi aktaranlardan, sınıfta kalmasın diye yanındakine kopya verenlerdensiniz. Arkadaşlığı, dostluğu, sır tutmayı, vefalı olmayı, hiç kimseyi kıskanmamayı daha küçüçük bir çocukken okul sıralarında öğrenenlerdensiniz…</p>
<p>Başınıza gelecekleri önceden bilip, haleti ruh-iyenizi kontrol edebilendeniz. Asla öfkelenmezsiniz. Öyle çok bağıran, mızmızlanan, sürekli şikâyet edip çevresindekileri bunaltanlardan değilsiniz asla. Uzak durursunuz böyle tiplerden. Kimseyi eleştirmezsiniz, bencil insanları sevmezsiniz. Hele hasis ve cimrileri kapınızdan bile geçirmezsiniz. Her işinizi kendiniz yaparsınız. İnsanları herhangi bir şey için kullanmaktan çok korkarsınız. Bu yüzden hep bir mendil gibi köşeye atılan olsanız da, vazgeçemezsiniz bu huyunuzdan. Diğergamlığı çokça abartıp dertlenirsiniz kutup ayılarının yok olmasından, öldürülen fok balıklarının ardından ağlarsınız. Kâinatın dengesi size bağlıdır, dinazorlar gibi nesliniz bir kurumaya başladı mı, maazAllah artar savaşlar, kıtlık olur, su biter, söner volkanlar…</p>
<p>Sevmezsiniz kendinizden bahsetmeyi, övülmeyi, şımartılmayı, kollanmayı, haset etmeyi, gammazlamayı. Kovuculuk yapmazsınız kimsenin arkasından, bir tek yüzünüz vardır herkesin gördüğü&#8230; Adamına, çıkarına göre yön değiştirmezsiniz, bildiğinizi düpedüz söylersiniz. Bilmediğiniz konuda ahkâm kesmezsiniz. Dostunuzun dostu sizin de dostunuzdur, dostunuzun düşmanı düşmanınız. Savaşmazsınız dünya nimetleri için hiç kimseyle. Hırs, rekabet, arkadan iş çevirme, insanları hor görme sözcüklerinin yeri yoktur sizin alfabenizde&#8230; Kibirden, riyakârlıktan, kendini üstün görmekten ölesiye kaçarsınız. Hatalarınızı hemen kabul eder, özür dilersiniz vakit kaybetmeden, teşekkür bir borçtur sizin hanenizde&#8230; Yanlışların peşinden asla gitmezsiniz. Doğrucu Davutsunuz siz. Bu yüzden iş hayatında çok kaybedersiniz, kariyer edinmek zordur kurtlar sofrasında, oturmazsınız zaten siz o sofraya. Adam kayırmak, torpil yapmak, helal olmayan lokmayı tatmak yerine aç kalmayı yeğlersiniz. İtibar görmezsiniz bu huylarınız yüzünden. Enayi olursunuz, gülerler size, sevilmezsiniz iki yüzlülerin indinde&#8230; Nezaketinizle alay ederler arkanızdan, inceliklerinizi anlamazlar, sözlerinizden hoşlanmazlar, giyim tarzınız bile sadedir. Gösterişi hiç sevmezsiniz, ön planda görünmezsiniz fotoğraflarda&#8230; Kibirle yürümezsiniz yollarda, itip kakmazsınız kimseyi kalabalıklarda. Güzelliklere hayransınız, sanatın bir yerinden mutlaka tutarsınız, doğanın şevkinde kaldıysanız eğer en mutlu olansınız&#8230;.</p>
<p><strong><em>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE’</em></strong> kalanlar, gündelik hay huyun içinde, Metro istasyonlarında gördüğümüz SARI ÇİZGİ’yi geçenlere hiç benzemezler. Hayatın kurallarına en çok onlar uyarlar. Kırmızı ışıkta asla geçmezler, beklerler taşıt gelmese bile. Bir haksızlığı gördüklerinde, kendilerine yapılmış gibi aslan kesilirler. Yalan nedir bilmezler, adam kayırmaktan hiç anlamazlar, kul hakkı yemezler, kaybedeceklerini bilseler dahi doğrudan vazgeçmezler, kendi çıkarlarını hiçe sayıp <strong><em>SARI ÇİZGİ’nin ÖTESİ</em></strong>’ne atılmayı göze alırlar.</p>
<p>Önemli değildir çoğunluğun ne düşündüğü ettiği, yalnız kalmaktan hiç korkmadan kendi bildiği yolda dimdik yürür <strong><em>SARI ÇİZGİ’yi</em></strong> geçen kişi…</p>
<p>Bizim öykülerimiz şimdilik burada bitti. Devam ediyor ama hala, <strong><em>SARI ÇİZGİ’nin Ötesinde kalanların hikâyeleri…</em></strong></p>
<p><strong><em>Teşekkür ederim okuyanlara da okumayanlara da… Ama en çok ONLARA&#8230;</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE Kalanlara Birkaç Söz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12667</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neden Ders Çalışamayız ?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neden-ders-calisamayiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neden-ders-calisamayiz/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Jan 2018 05:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Başkabak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12479</guid>
				<description><![CDATA[<p>İyi bir iş iyi bir gelecek için hiç şüphesiz yolumuz ders çalışmaktan geçiyor. Ve ders çalışmak ne kadar sıkıcı bir iş olsa da ilham gelsin de ders çalışayım moduna hiç bir zaman bürünemeyeceksin. Gökten vahiy inipte sorular çözülemeyeceğini göre o masaya oturman şart oldu. Bu yazımda nasıl ders çalışma alışkanlığı kazanırız yerine bir öğrencinin neden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden-ders-calisamayiz/">Neden Ders Çalışamayız ?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İyi bir iş iyi bir gelecek için hiç şüphesiz yolumuz ders çalışmaktan geçiyor. Ve ders çalışmak ne kadar sıkıcı bir iş olsa da ilham gelsin de ders çalışayım moduna hiç bir zaman bürünemeyeceksin. Gökten vahiy inipte sorular çözülemeyeceğini göre o masaya oturman şart oldu.</p>
<p>Bu yazımda nasıl ders çalışma alışkanlığı kazanırız yerine bir öğrencinin neden ders çalışamadığının sebeplerini sıralayacağım.</p>
<p>Keyifli okumalar güzel arkadaşım…</p>
<p>1-İnsanların düşüncelerini etkilemesine izin vermen</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-12620" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/1.jpg?resize=278%2C335" alt="" width="278" height="335" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/1.jpg?w=278&amp;ssl=1 278w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/1.jpg?resize=249%2C300&amp;ssl=1 249w" sizes="(max-width: 278px) 100vw, 278px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>2- İstikrar sağlayamama. Bir gün mis gibi ders çalışırken diğer günler çalışmayı bırakma.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2.jpg"><img class="alignnone wp-image-12621" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2.jpg?resize=368%2C207" alt="" width="368" height="207" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 368px) 100vw, 368px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>3- Sıkılma. O masanın başına oturduğun gerçekten çalışmama çalışıyorum diye kendini avutma.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/4.png"><img class="alignnone wp-image-12622" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/4.png?resize=254%2C345" alt="" width="254" height="345" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/4.png?w=461&amp;ssl=1 461w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/4.png?resize=221%2C300&amp;ssl=1 221w" sizes="(max-width: 254px) 100vw, 254px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>4- Zaman kısıltlaması. Sınava az bir süre kaldı aman çalışsam ne olur diye baştan bırakma.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/5.jpg"><img class="alignnone wp-image-12623" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/5.jpg?resize=280%2C359" alt="" width="280" height="359" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/5.jpg?w=609&amp;ssl=1 609w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/5.jpg?resize=234%2C300&amp;ssl=1 234w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/5.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>5- Hiç başlayamama</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/6.jpg"><img class="alignnone wp-image-12625" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/6.jpg?resize=367%2C204" alt="" width="367" height="204" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/6.jpg?w=1256&amp;ssl=1 1256w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/6.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/6.jpg?resize=1024%2C570&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 367px) 100vw, 367px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><span style="font-size: 13.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; color: black;">6- Zaman kontrolsüzlüğü</span></p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/7.png"><img class="alignnone size-full wp-image-12626" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/7.png?resize=234%2C261" alt="" width="234" height="261" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/7.png?w=234&amp;ssl=1 234w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/7.png?resize=233%2C261&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 234px) 100vw, 234px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>7- Hayır diyememe aaa hakanlar sinemaya gidecekmiş hayır desem simdi küserler.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/8.jpg"><img class="alignnone wp-image-12627" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/8.jpg?resize=278%2C278" alt="" width="278" height="278" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/8.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/8.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/8.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 278px) 100vw, 278px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>8- Erteleme</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/9.jpg"><img class="alignnone wp-image-12628" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/9.jpg?resize=332%2C221" alt="" width="332" height="221" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/9.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/9.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/9.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>9- Ne istediğini bilmemek</p>
<p>10- Kararsızlık</p>
<p>11- Motivasyon eksikliği. Anlık gaza gelip çalışmaya başlanır. Fakat adı üstünde anlıktır.</p>
<p>12- Duygu kontrolsüzlüğü</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10.gif"><img class="alignnone wp-image-12629" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10.gif?resize=355%2C193" alt="" width="355" height="193" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>13- Çabuk pes etme</p>
<p>14- Dikkat eksikliği</p>
<p>15- Sosyal medyanın aşırı kullanımı</p>
<p>16- Müzikle çalışmak</p>
<p>17- Başarısızlık korkusu</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/11.jpg"><img class="alignnone wp-image-12630" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/11.jpg?resize=318%2C248" alt="" width="318" height="248" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/11.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/11.jpg?resize=300%2C233&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 318px) 100vw, 318px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Bu liste uzar gider aslında her şeyin temeline inersek neden çalışmalıyım sorusuna cevap bulmamız gerek. Ha birde şu 21 gün olayı var onu es geçmeyelim. İrade zorlanmadığı sürece alışkanlık edinmek zor gibi gözüküyor bizde bu durumda son gün çalışan tayfa oluyoruz. Fakat bu kafa sonradan dank edeceğine şimdi etsin be arkadaşım. Ne demişler şimdi ertelediğin işler sonra seni fişler. Geleceğini şimdiki yaptıkların yön vereceğine göre hadi kalk şimdi başla hatanın neresinden dönsen kardır.</p>
<p>Kendine iyi bak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden-ders-calisamayiz/">Neden Ders Çalışamayız ?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neden-ders-calisamayiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12479</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölü Şehrin Gözyaşları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olu-sehrin-gozyaslari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olu-sehrin-gozyaslari/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 Jan 2018 07:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12698</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sessizlik! Bu kelimeyle başlasın bütün cümleler. Güneşi doğmamış yağmuru dinmemiş hanelerde dolduruldu kanlı nehirler. Acıya güvenilir arkadaş, bu binalar bu caddeler mutlulukla doğmadı. Onlar, bir beklentinin bir umudun yetim çocukları. Yükseliyor sesler, bazen bir anda bazen teker teker. Bu duyduğun ne kapı gıcırtısı, ne pencere… Bu gördüğün sokakların sessizce ağlayışı… Zamana yüklediler beyaz atını hikâyenin, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olu-sehrin-gozyaslari/">Ölü Şehrin Gözyaşları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sessizlik!</p>
<p>Bu kelimeyle başlasın bütün cümleler. Güneşi doğmamış yağmuru dinmemiş hanelerde dolduruldu kanlı nehirler. Acıya güvenilir arkadaş, bu binalar bu caddeler mutlulukla doğmadı. Onlar, bir beklentinin bir umudun yetim çocukları.</p>
<p>Yükseliyor sesler, bazen bir anda bazen teker teker. Bu duyduğun ne kapı gıcırtısı, ne pencere… Bu gördüğün sokakların sessizce ağlayışı…</p>
<p>Zamana yüklediler beyaz atını hikâyenin, geldi zaman gitti zaman. Altta bir dünya kuruldu üstte bir dünya. Aynı ülke, aynı şehir, aynı ilçe, üst üste dizilmiş onca mahalle. Hiyerarşik bir düzenle yükselmedi insanlar. Bir anda var oldu, üstün elit “düşünce”.</p>
<p>Kutulara dolduruldu insan denen varlığın ispatı. Sanma öyle birden yok oldu. Ruh, bedenden öte… Aklında büyüttüğün fitneler ve çıkarlarınla, şu gördüğün binalarda gam oldu.</p>
<p>Tüketilen bedeninin acısını, bir mum gibi ağır ağır, gözyaşlarıyla kendi vücuduna akıtan, insan ve binalar içinde kaybolan heybetli koca şehir. Arıyoruz adım adım eskilerin söylediği güzellikleri. Şimdilerde ne çok değişmiş caddeler ve külhanbeyleri. Nerede eski Marmara kahvesi, nerede eskilerin sohbet ettikleri uzun İstanbul geceleri.</p>
<p>Her şey bir değişime mahkûm ve her şey bu değişim içinde eksilmeye.</p>
<p>Madde eksildikçe ruh gelişir diye bir varsayımda bulunsak. İstanbul’u da terazi sayıp bir yanına insanı bir yanına da tarihi, eski İstanbul’u, Boğazı, Halici koysak, İçerisinde büyüttükleri ağır gelecektir lakin insan, her şeyi tüketen mahlûk, düşünen namert, yine her zaman olduğu gibi tüketecek varlığıyla bir neslin ilmek ilmek dirilttiğini.</p>
<p>Ruh yok oldu. Maddede ehemmiyet. “İstanbul varmış bir zamanlar” diye başlayacağım o İstanbul’a belki hasret, şimdikine melanet diyorum. Bana o İstanbul’u verin. Taşı toprağı altın, kıyıda köşede kalmış küçük güzellikleri, kendimizi avutacak sözleri değil o İstanbul olsun ki; Türk filmi tadında isyanlarımız olmasın. Bu taşıdığımız beden, bu ruh… İstanbul’la birlikte, olabiliyorsa şayet yeniden var olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olu-sehrin-gozyaslari/">Ölü Şehrin Gözyaşları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olu-sehrin-gozyaslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12698</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neden?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neden-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neden-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 07 Jan 2018 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seval Dağlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12421</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaç yaşındayım ben? On mu? Yirmi mi? Kırk mı?   Toprak mı? Kimim ben? Bir solucan belki… Ya da dilenci…   Yahut bir ekmek kırıntısı…    Ne önemi var? Her halükarda dilenirim ben; sevgiyi ve saygıyı&#8230;   Daima çalışırım; anlaşılmaya, keşfedilmeye, yaşamaya…  Her an bir şeyler yaparım yahut yaptığımı zannederim…  Hiç kimseyim ben&#8230;  Ölmek için var oldum. Var olmak için ölüydüm. Nereden, neden, nasıl geldim?    Koltukta uzanan annemi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden-2/">Neden?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaç yaşındayım ben? On mu? Yirmi mi? Kırk mı? <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Toprak mı?<br />
Kimim ben?<br />
Bir solucan belki… Ya da dilenci… <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Yahut bir ekmek kırıntısı…<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Ne önemi var? Her halükarda dilenirim ben; sevgiyi ve saygıyı&#8230; <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Daima çalışırım; anlaşılmaya, keşfedilmeye, yaşamaya…<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Her an bir şeyler yaparım yahut yaptığımı zannederim…<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Hiç kimseyim ben&#8230;<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Ölmek için var oldum. Var olmak için ölüydüm. Nereden, neden, nasıl geldim?<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Koltukta uzanan annemi izleyip iç dünyasını rapor edebilmem için uzaylılar mı gönderdi beni? <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Babamın gizli telefon konuşmalarına şahit olmak için BM tarafından mı görevlendirildim? <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Olamaz mı dersin? Aklım ele geçirilmiştir belki&#8230; <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Aptallık mı diyorsun? <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Olabilir, diyebilirsin. <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span>Peki, yalnızca yemekleri mideme indirmek için gelmiş olabilir miydim buraya? Bu evrene? <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Kesinlikle!<br />
Bulduğum her şeyi, sonunun toprak olacağı varsayılan, solucanlara yem olacağı düşünülen bir mideye yüklemek için geldim. <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Ara sıra dinlenmek&#8230; Sonra yüklediklerimi alafranga bir tuvalette indirmek için… <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Görevim tamamlanınca yüklerimde boğulmak için… <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Amele misali&#8230; <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Acıyı… Sorumluluğu… Nadiren sevinci… Nefreti… Aşk zannedilen saplantılarla dolu hissiyatı bir omuz bulup yüklemek üzere görevlendirildim. <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Kendi omzuma saplantıları&#8230; Başka omuzlara sorumluluğu yüklemek üzere&#8230; <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Geldim işte…<br />
<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Peki ya sen?<br />
Neden geldin bu topraklara?<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Emeksiz kazandığın paranı çar çur edip birde sorgusuz sualsiz yok olmak için mi? <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Başucundaki komodine bakarak yaşlanmayı beklemek…<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Defalarca sevişip defalarca boynuzlamak…<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Defalarca küfredip, defalarca aşağılanmak için mi? <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>İyilik için ya da… Kötülük belki. <span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>Neden geldin?<span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p><b>‘’</b><b>Ne önemi var nedenlerin</b><b>? </b><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p><b>Son perde</b><b> herk</b><b>es için aynı değil midir zaten?’’</b><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335559739&quot;:160,&quot;335559740&quot;:259}"> </span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden-2/">Neden?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neden-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12421</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Olmak Ya da Yapmak?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Dec 2017 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12143</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son yıllarda gelişen sosyal medya mecralarının yalnızca çeşitlilikleri artmakla kalmayıp aynı zamanda kullanımına ve içeriğine yönelik de farklı yaklaşımlar gelişmekte. Kimisi bunu tamamen aile ve dostlar arasında kullanımla sınırlandırırken, kimisi de ticari amaçlı paylaşım mecrasına dönüştürdü, ürünlerini satmaya başladı ve hatta tanınmış kişi  ve bloger ünvanlarıyla ve akabinde  gelen reklam verme uygulamaları ile birlikte başlı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/">Olmak Ya da Yapmak?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda gelişen sosyal medya mecralarının yalnızca çeşitlilikleri artmakla kalmayıp aynı zamanda kullanımına ve içeriğine yönelik de farklı yaklaşımlar gelişmekte.</p>
<p>Kimisi bunu tamamen aile ve dostlar arasında kullanımla sınırlandırırken, kimisi de ticari amaçlı paylaşım mecrasına dönüştürdü, ürünlerini satmaya başladı ve hatta tanınmış kişi  ve bloger ünvanlarıyla ve akabinde  gelen reklam verme uygulamaları ile birlikte başlı başına bir iş sektörü haline geldi. Herhalde hangi alanda çalışıyor olursak olursak olalım sosyal medyada yer almak mutlaka bir avantaj olarak karşımıza çıkacaktır. Kurumlar, bu konularda halkla ilişkiler danışmanlıklarına başvuruyor ve hatta “Sosyal Medyada Kurumsal İtibar Yönetimi” gibi kitaplarla bu konuda titizlikli çabalara yönlendiriyoruz. Bireyler bazında da durum giderek farksız bir hal alıyor. Artık sosyal medya aynı zamanda bir kimlik ve tanımlanma meselesi. Bu durum bir zamanlar ebeynlerimiz, akrabalarımız tarafından yapılan, kızım-oğlum doktor, öğretmen, mühendis, ol toplum içinde mesleğin itibarın olsun gibi baskılardan ibaret de değil, biraz daha karmaşık bir mesele.</p>
<p>Sosyal mecralarda sahip olduğun kimlik artık orada varoluş biçimini de belirleyecek türden; günlük hayatta kimse bir doktordan her an mavi ya da beyaz görünümlü kıyafetler giymesini, dosyalar taşımasını ya da her an dünyayı mesleki terimlerle tanımlayıp ya da çevresindeki olayları böylesi bir açıdan yakalamaya çalışmasını beklemez. Oysa ki  sosyal medyada bir kimlik hesabı ile var olmak artık paylaşım yapacağın haberlerin türünden tut, ekleyeceğin arkadaş listene kadar her konuda alanınla ilgili seçici olacak olmanı da gerektirmekte. Bu durum, zihinlerdeki bu kimlik algısını biraz fazla abartılı hale getirmekte ve farkında olmadan bizleri yeni bir stres alanıyla baş başa bırakmakta.</p>
<p>Önceden gözümüze hoş gelen bir görüntüyü ya da gündem haberini profilimizde paylaşmamız ya da yorumumuzu belirtmemiz yetiyordu; bunların kurumsal kimliğimizi içerip içermemesine yönelik bu denli bir ilgi yoktu. Bu yeni kimlikli hesaplarla birlikte artık biz sadece  “kafamıza göre” paylaşmıyoruz; ama “kendimize göre” paylaşıyoruz.</p>
<p>Bir zamanlar sadece “yalnızlaşma” sorunu olarak ele alınan internet kullanımına yönelik eleştirileri, “aşırı ve anlamsız sosyalleşme bunalımları” konusu takip etti şimdi ise bu durum yerini “aşırı bireyleşme” ve “bireyselleştirmeye” bıraktı.  Bu tek taraflı bir etkinin olmadığı etki eden ile edilgen olanın sürekli birbirini yeniden tanımladığı ve dünyayı her bir bireyin kendi gözünden, renginden, mesleğinden, ideolojisinden, cinsinden türünden bir marka haline dönüştürdüğü yeni bir kurumsal globale çevirdi.</p>
<p>Bütün bunlar gerçekleşirken bir yandan kimliğimizin sınırları dikkatlice çiziyor iken acaba neleri kaçırıyor olabiliriz? Değişime, dönüşüme, yeni şeyler öğrenmeye hevesimizi ve dünyadaki diğer gerçekliklere ilgimizi yöneltmeye dair tüm becerilerimizi kesip atıyor, beynimizi yalnızca kurumsal kimliğimize katkıda bulunan kısaca her bireyin kendince göreceli “işe yarayan” larının ötesine kapatıyoruz. Acaba bu gerçekten avantaj mıdır, dezavantaj mıdır?</p>
<p><figure id="attachment_12144" aria-describedby="caption-attachment-12144" style="width: 607px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/olmak-ya-da-yapmak2.jpg"><img class="size-full wp-image-12144" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/olmak-ya-da-yapmak2.jpg?resize=607%2C304" alt="Olmak Ya Da Yapmak" width="607" height="304" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/olmak-ya-da-yapmak2.jpg?w=607&amp;ssl=1 607w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/olmak-ya-da-yapmak2.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 607px) 100vw, 607px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12144" class="wp-caption-text">Olmak Ya Da Yapmak</figcaption></figure></p>
<p>Günümüzde modern çalışma hayatının neden sıkıcı ve monoton bir hale geldiğine dair pek çok geniş ölçekli araştırmalar mevcut.  Adam Smith “Ulusların Zenginliği” adlı kitabında bu durumun köklerinin, toplumsal büyümenin ihtiyaçlarından kaynaklandığını ve her bir bireyi belli bir konuda uzman hale getirmenin işleri hızlandırıp kolaylaştıracak olmasının keşfedilmesiyle başladığını belirtiyor.</p>
<p>Çocukken, sadece bir Cumartesi gününü nasıl geçireceğimize karar vermemiz gerektiğinde sabahtan akşama kadar önce bir oyuncak ayının hayatını kurtarırken, sonra aşçı olup duyulmamış yemekler pişiriyor, acil durumlara koşan güçlü itfaiyeci, bebeğini doyuran anne, baba, uçağı dikkatlice inişe geçiren bir pilot ya da renkli lego oyuncaklarımızla birer mimar olabiliyorduk. Ancak yetişkinliğe geçtikçe bizden beklenen hayatımızın sıradaki 50 yılını tekrar tekrar aynı şeyleri yaparak geçireceğimiz bir mesleği belirlemek ve onun uzmanı olmaktı.</p>
<p>Elbette bir konuyu öğrenmenin ve üzerinde uzmanlaşmanın yolu tekrardan ve odaklanmaktan geçmektedir. Ancak beyin yapımızın sahip olduğu ağsı oluşumlarla aktif hale gelen bütüncül örüntü, bize yaratılışımız gereği bundan çok daha fazlasına sahip olduğumuzu gösteriyor. Her birimiz aslında kendimizin pek çok ilginç, heyecan verici ve değerli farklı versiyonlarına sahibiz.</p>
<p>Toplum içinde kurumsal bir kimlik olarak  var “olmak” eylemine odaklanırken; beynimizin farklı alanlarını özgürce aktif hale getirebileceğimiz türden farklı eylemler “yapmak” kapasitemizi ne kadar düşürdüğümüzü fark edemiyoruz bile.</p>
<p>Hayatı sürekli tekrar eden bir kimlik altında geçirmek, elbette ki yapmaktan sürekli zevk aldığımız bir şey söz konusu olduğunda gözümüze son derece yararlı görünecektir; ancak unutmamak gerekir ki hayatta tek yapmak istediğimiz o şey için bile bazen dış dünyadan ve farklı deneyimlerden besleniriz. Hatta çoğunlukla büyük buluşlar ve yaratıcı fikirler kutunun dışında düşünebilmemize müsade veren farklı yaşam deneyimi anlarında ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Oysa ki bugün çevremizi saran sosyal kimlik takıntısı bizi her an her yerde ve her davranışımızda yalnızca olduğumuz kişiye ve meşguliyetimiz alanına hapsediyor.  Yeni şeyler deneyimlemek ve yapmak bizi pek ilgilendirmiyor ve zaman kaybı gibi görünüyor.</p>
<p>Gerçekten de sadece “olmak” konumuna odaklanmak yerine “yapmak” eylemine de açık olmak ve hayatın bir deneyimler bütününden ibaret olduğunu, bu dünyaya belli kalıpların içerisine sokulmak için değil değişmek ve dönüşmek mucizesinin bir parçası olabilmek için geldiğimizi anlamamız gerekmez mi? Sosyal medyadaki görünümlerimiz buna izin vermemekten yana olsa bile…</p>
<p>Şimdi siz yeniden karar verin, to be or not to be?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/">Olmak Ya da Yapmak?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12143</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eğitim Sistemine Güncel Bir Bakış Açısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/egitim-sistemine-guncel-bir-bakis-acisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/egitim-sistemine-guncel-bir-bakis-acisi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Dec 2017 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esra Gençler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12259</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğitim kavramının yaşatılmaya çalışıldığı,insan psikolojisi üzerinde hayati etkilerinin bulunduğu gerçeğinin varolduğu toplumumuzda en çok hata ve eksikliklerin de bu alanda yapıldığının farkında mıyız acaba? İnsanları sadece fiziki olarak yetiştirmeye;zihinsel anlamda kitaplardan,öğrenme sürecinden uzak tutmaya çalışan bir ideolojinin ilk adımlarını görmek mi istemiyoruz? Eğitimi en çok önemseyen milletlerden biriyiz ancak şu ince detayı atlıyoruz; öğretim sürecinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egitim-sistemine-guncel-bir-bakis-acisi/">Eğitim Sistemine Güncel Bir Bakış Açısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim kavramının yaşatılmaya çalışıldığı,insan psikolojisi üzerinde hayati etkilerinin bulunduğu gerçeğinin varolduğu toplumumuzda en çok hata ve eksikliklerin de bu alanda yapıldığının farkında mıyız acaba? İnsanları sadece fiziki olarak yetiştirmeye;zihinsel anlamda kitaplardan,öğrenme sürecinden uzak tutmaya çalışan bir ideolojinin ilk adımlarını görmek mi istemiyoruz? Eğitimi en çok önemseyen milletlerden biriyiz ancak şu ince detayı atlıyoruz; öğretim sürecinde &#8220;İnsan&#8221; yetiştirme potansiyelini kaybediyoruz. Eğitim sürecini üniversite kategorisini bitirmiş çoğu insanımız,sınavlarla geçen,teoriden ibaret kalan,yaşamsal anlamda bir faaliyet gösteremeyen onca bilgi yığının altında iş bulma çabasında geçiriyorlar. Halbuki üniversite ve lise bir medeniyet eğitimidir.Ibni Haldunlar,Gazaliler, ibni Sinalar,Farabiler,J.J Rousseler ve daha nice uygarlığa büyük katkıları olmuş ilim insanları öğrenilmeden,tanınmadan bir nesil nasıl yeşerebilir? Kanaatimce teoriler ve ezberler zorunluluğun getirdiği öteden beri varolagelen öğretim sürecinde en az bulunması gereken stratejilerdir. Ama her nedense bizim eğitim sistemimizin temelini oluşturmuş durumdalar. Sistemin bir üniversite öğrencisi olarak bu olumsuz hale eleştiri yapmaktan başka çare bulamıyorum. Düşünceye farklı ve yeni fikirlere açık bir millet olmadığımız da apaçık belli&#8230; Osmanlı medeniyeti nden sonraki Türkiye Cumhuriyeti bu anlamda bir çok devrim niteliğinde yenilikler gerçekleştirdi. Her toplum da olduğu gibi baskın olan bir ideolojik düşünce sistemi vardı ve diğerlerini yok etmek için yıllarca gayret sarfetmişti. Bunun eylem olarak gerçekliğini ise 1960,1980 ve son olarak 15 Temmuz başarısız darbe girişimlerini örnek gösterebiliriz.Her ne kadar 1960 ve 1980 darbeleri başarılı gibi gözükse de 15 Temmuz da toplumumuz da yerleşen İslam anlayışı ve kültürü ile vatan sevgisi ve insana saygı anlayışı oluşturulmaya çalışılan batıl zihniyetleri yendi.Bundan dolayı düşünce sistemimiz de farklı fikirleri ifade edebilme olgusu söz konusu olunca &#8220;söylesem yanlış mı,insanlar ne der?&#8221;gibi topluma,sisteme dair korkular;inanca olan saygıdan dolayı da ortaya çıkan bi &#8216;günah&#8217;kavramı oluyor.İnsanımıza düşünme,yeni fikirlerle kendilerini ifade edebilme yetisini veremiyoruz çünkü. Her insanın kendi kendisine yetebileceğini düşünüyoruz. Örnek vermek gerekirse,bir çocukta daha ilkokula başlarken kitap fobisi geliştiriliyor. Bilinçsizce yapılan bu davranış ilerde lise ya da üniversite çağına ulaştığı vakit;roman kitaplarını,dünyaca kalemi şaheser olan düşünce yazarlarını sıkıcı ders kitapları ve  tabii en önemlisi de öğretmenleriyle özdeşleştirip okumadan yazmadan edebiyattan düşünceden  kopuk bir yaşam sürmesine neden oluyor. Fikirlerle,ilimle yetişmemiş bir zihniyetin güzel ahlak çerçevesindeki etkinliği yok denecek kadar azdır. Bu bağlamda &#8216;ilim olmadan da ahlak olamaz mı?&#8217;sorusu akıllara gelebilir. Elbette olabilir.Ancak ilim olmadan,kütüphane medeniyeti,İslam ahlak anlayışı ile donatılmamış bir nesil güzel ahlaktan faydalansa bile topluma bir yararı olmaz .Hatta bazen iyi bildiklerini bilmemezliği nedeniyle  çevresine hata olarak yansıtır. Etrafımızdaki okuyamamış, eğitime önem vermeyenlerin de varolan batıl inanışlar,gelenekleri olması gereken inançlardan üstün ve kutsal sayan zihniyetten bahsediyorum. Uzak değil;bu söylediklerim içinde yaşadığımız toplumun bir gerçekliği&#8230; Bu anlamda özelikle akademik alanda gözlemlediğim olumsuz durumlardan birini de ifade etmek istiyorum. Üniversiteye yerleşen gençliğin bunu yeterli görüp sistemin hatalarını,kararsız adımlar ve sınava yönelik çalışmalarla bitirme çabalarını üzülerek izliyorum. Koşullar,sıkıntılar,bahaneler öğrenmemek için söylenen ve eyleme dökülmeye çalışılan sorunlardır. Bu da unutulmamalıdır ki kendini güzelce yetiştirebilmiş bir gençlik,toplumun zihniyetini medeniyetler seviyesine ulaştırabilen tek çözümdür.Elbette bu manada kusuru sadece gençlerde aramamak gerekiyor.Sürekli sınav olgusuyla,ezber teorisiyle,fikirlerini geliştirebilme ve yeteneklerini sergilemelerine engel olan eğitim sürecinin de temel hataları vardır.Kendi fakültem için demiyorum ama genel anlamda Prof.Doçent. ünvanını almış çoğu ilim insanının yaşadığı topluma ve akademik çevresindeki öğrencilerle aralarına ördüğü duvarda dikkat çekici bir izah gerektiriyor.Tuhaftır ki çok bilmek ya da &#8216;unvan&#8217; sahibi olmak insanı insanlardan ve insanlıktan uzaklaştırıyor. Bunun yaşayan örnekleri de en çok akademik anlamda oluyor. Topluma dair başta Doğu ve Güneydoğu olmak üzere çoğu bölge de olgu haline gelen yanlış İslam anlayışını tartışan,yazan,çizen ilahiyatçılarımız ne kadar da az&#8230;Güncel sorunlara ,insanı anlamaya yönelik çözümler olmayınca üniversite arkadaş,bilgi yığını ve &#8216;sınav&#8217; adı altındaki zorunlu öğretim aşamasından öteye geçemiyor. Bu zorunlu ve sıkıcı öğrenim aşamasını öncelikle öğrenciler olarak bol bol hatta İlber Ortaylı&#8217;nın &#8220;Gençlere önerimdir; Gittiğiniz okullar size yetmeyecek,yetiştirmeyecek. Öyle kurgulandılar.deliler gibi kitap okuyun.&#8221;sözüyle yapılması gerekeni özetliyorum. Özellikle de üniversite öğrenimini yeterli gören,farklı zihniyetleri tekfir etme eğilimindeki nicelerine yaşarken yaşatılması gereken önemli bir söz. Tabii unvanı yaşam merkezi haline getiren,severek öğretmek yerine öğrenenlerin çabalarını yok sayarak,toplumla aralarına set çeken,bilgiyle &#8216;insanlığa&#8217; ulaşmaya çalışılanları da unutmamak gerekiyor. İnsanlığa ulaşabilmenin ve uygarlıkta insan kalabilmenin iki yolu vardır. İlki yapılan her şeyi sevgiyle yapmak. Misal selam vermek,gülümsemek&#8230; Karşıdaki kim olursa olsun; hoş görebilmek. Farklı inançlara saygılı olmak temelde insanlığın özelde Müslümanlığın bir gereğidir çünkü. İyiliğin her daim kuralsızlığa,inançsızlığa ve kalpleri taştan daha beter halde katılaşmış yürekleri yumuşatacağı inancı akılların bir köşesinde bulundurulmalıdır.</p>
<p>İkinci yolu ise ÖĞRENMEYİ SEVEREK ÖĞRETEBİLMEKTEN GEÇER. Merakı,öğrenmeyi,bilgiyi sevdiremezsek eğer Pablo Picasso nun şaheser tabloları gibi zihinlere zorlukla yerleşen ezber modeli ve ahlak-görgü kurallarını toplumun bir gerekliliği olduğu için görünüşte mükemmel ama yüreği boş tablolar oluşturabiliriz. Lakin amacımız bu zorlu eğitim sürecinden &#8216;insanı&#8217; en az hatayla ve iletilebilen bilgi süreciyle uygarlığın yaşamasını sağlayabilmek olmalıdır. Bu yolda en büyük sorumluluk öğretmenlik mesleğini yapan veya ilerde yapacak olanlara düşmektedir. Ancak öğretmenlerin yetiştirdiği gençlik olması gereken kültürün ve ifade özgürlüğünün eserleri olabileceklerdir. Belkide toplum olarak üniversite gençliğinin  de dile getirmekte zorluk çektiği,ifade edebilme imkanı verilmeyen eğitim sistemimizin varolan hatalarını &#8216;sevgiyle ve hoşgörüyle &#8216; öğrenci öğretmen arasındaki iletişimsizliği, karşılıklı anlayış ve bilginin süzgecinden geçirerek yenebilirsek eğer Osmanlı&#8217;nın Selçuklu&#8217;nun ve daha sayamadığım bu topraklarda &#8216;medeniyet&#8217;uğruna mücadele eden tarihi devletlerimizin geldiği kültürleşme sürecine ulaşabiliriz. &#8220;Gelemedik mi?&#8221;  sorularını duyar gibiyim. Malesef bu soruya net bir cevap veremiyorum. Ferdi olarak gelebilsek de toplumsal anlamda medeniyetimizi Osmanlı&#8217;nın Viyana dan çekilmek zorunda kaldığı gibi yitiriyoruz. Eserler,camiler,arkeolojik kazılar,kütüphaneler kaldı geriye&#8230;.. Mehmet Akif , Necip Fazıl ve Peyami Safa gibi eşi bulunamayan değerli yazarlarımızın okunmamaya yüz tutmuş eserlerinin raflarda eskidiği bir medeniyette; yitirdiğimiz Avrupa&#8217;ya uygarlık alanında Rönesans ve reform yaptıran,Rusya&#8217;nın,Orta Asya&#8217;nın gelişmesinde katkısı önem arz eden o muhteşem ilmimizi, sanatımızı,edebiyatımızı arıyoruz.&#8217; Gelebildik mi?&#8217;değil de &#8216;Elimizden siyasi ve tarihi hatalarla kayıp giden medeniyetimizi bulabildik mi?&#8217;sorusunu sormak gerekiyor. Buna bir yanıt veremiyorum. Ama İslam dünyasındaki mezhep savaşlarını,ülkemizin günümüze değin verdiği uygarlık mücadelesini,toplumdaki kitap fobisini,gençliğin eğitimden-öğrenim aşamasından-uzaklaştığı bilinçsizce oluşturulan bir sistemi analiz etmenizi önerebilirim. Düşünceler kağıda aktarıldığı vakit dere yatağında akan hiç tükenmeyecekmiş gibi bir izlenim bırakan akarsu gibidir.Bu su  hiç bitmez,azalmaz dedirtir ademoğluna.Fikirler de böyledir;kalemle bir araya geldi mi,su gibi akıp gider.Kelimeler,soyutlaşmış cümleler,umuda dair ideolojiler bu yatağın akıp gitmesini sağlayan temel etkenlerdir. Nasıl ki su hayatın ve insanın fiziksel anlamda yaşamasını sağlayan ana elementi ise fikirlerde insanlığın oluşmasını, gelişmesini ve &#8216;medeniyet&#8217;kavramı adı altında yaşayıp iz bırakmasına katkı sağlayan temel yapı taşıdır. Elbette düşüncelerin,ifade özgürlüğünün yaşatılabildiği yuvaların diğer adıdır &#8216;okul&#8217;lar ve bunun sistemleştiği, kalıplaştığı mana da &#8216;eğitim&#8217; diyoruz.İnsanın öncelikle kendisini sonrasında ise toplumunu ve diğer toplumları tanıyıp anlayabilmesi için eğitim süreci zorunlu ve aynı zamanda &#8216;istendik&#8217;yönde yapılması gereken toplumsal davranış türüdür. Bu bağlamda yazımda öğrenim süreciyle ilgili yurdumuzda,çevremizde yapılan çok önemli hataları ve eksiklikleri dile getirmek istedim ve gözlemlerim doğrultusunda çözüm önerileri sundum. Eleştirinin hoş karşılanmadığı günümüz toplumu ve ideoloji çevresinde eğitim sürecinin bir ferdi olarak dikkat çekilmesi ve üzerinde durulması gereken &#8216;öğretirken sevme; öğrenirken yaşama ve yaşatabilme&#8217;fikrinin eğitim sisteminde yer almasının şart olduğu ancak son zamanlarda zorunlu teori eğitimi,sınav psikolojisi,gündelik yaşamda yer almayan bilgi yığınları gibi problemlerin ön plana çıkması ve bunlara dair bir çözümün olmaması nedeniyle &#8216;severek eğitmek yerine öğretirken nefret ettirdiğimiz bir nesille karşı karşıyayız. Eğitimi sevdirerek,öğretimi ise saygı çerçevesinde gerçekleştirebildiğimiz vakit istenilen ve beklenen kültürlü,medeniyet taşlarını yerine oturtmuş bir nesil yetişebilecektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egitim-sistemine-guncel-bir-bakis-acisi/">Eğitim Sistemine Güncel Bir Bakış Açısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/egitim-sistemine-guncel-bir-bakis-acisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Silsile</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/silsile/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/silsile/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Dec 2017 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seval Dağlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12121</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘’Parasız bir yaşam olmalı bence… Hiç icat edilmediği… Ve hiçbir zaman icadına ihtiyaç duyulmayacak bir yaşam…’’ Paranın var olmadığı bir evrenden bahsetmek istiyorum ve bahsedeceğim de! Bence kalbiyle, aklına gelen her ‘’ŞEYİ’’ satın alabilmeli insan&#8230; Dilediğince, kusana kadar&#8230; Dünyanın her ücrasından bir parçayı evine sığdırmalı&#8230; Sığdırdıkları ile birlikte toprağa gidecek olan o evi de kalbiyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/silsile/">Silsile</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘’Parasız bir yaşam olmalı bence…</p>
<p>Hiç icat edilmediği…</p>
<p>Ve hiçbir zaman icadına ihtiyaç duyulmayacak bir yaşam…’’</p>
<p>Paranın var olmadığı bir evrenden bahsetmek istiyorum ve bahsedeceğim de!<br />
Bence kalbiyle, aklına gelen her ‘’ŞEYİ’’ satın alabilmeli insan&#8230; Dilediğince, kusana kadar&#8230; Dünyanın her ücrasından bir parçayı evine sığdırmalı&#8230; Sığdırdıkları ile birlikte toprağa gidecek olan o evi de kalbiyle satın alabilmeli&#8230;</p>
<p>Sonsuz odalı, bin iki yüz mutfaklı ve yeterli oksijeni depolayabileceği bahçeye sahip bir ev&#8230;</p>
<p>Herkesten uzak nefes alabileceği, ara sıra soluğunun ömrünü kısaltmak adına dünyanın en güzel nimeti olduğunu düşündüğü sigarayı istediği pozisyonda yakıp, dumanını duvarları sarartana kadar üfleyebileceği, kalbi kadar kocaman~~ kalbi kadar ufacık bir ev satın alabilmeli insan&#8230;</p>
<p>Yaşayabilmeli o evde, gerçekten değil ama öylesine yaşayabilmeli&#8230;</p>
<p>Kahvesiyle, tostuyla, sigarasıyla&#8230; Çürüyene kadar, yok olana kadar&#8230;</p>
<p>Hatta öyle bir yok olmalı ki…<br />
Her neyse&#8230;<br />
Ne diyordum ben?<br />
PARA!</p>
<p>Boş ver parayı şimdi!<br />
Ezan okunuyor bak&#8230; Okuyan hocanın ( İnsanın) aklını, ruhunu bir düşünsene&#8230; Sıkılmamış mıdır sence?<br />
Sıkılmıştır desem? Kızma sakın! Ben dinsiz değilim ki… Tam şu an, yazımı yazarken bile dua ediyorum, çok yetenekliyim.</p>
<p>Peki, bu yeteneğime bir karşılık var mı?</p>
<p>Karşılıksız dua etmemiş miydim ki ben?</p>
<p>Karşılık yoksa neden dua ediyordum?</p>
<p>Amaç neydi?</p>
<p>Sonuç?</p>
<p>Koskoca bir boşluk…</p>
<p>Avrupa&#8217;dan girip Afrika&#8217;dan çıkan bir hayal kırıklığı&#8230;</p>
<p>Başka hiçbir şey yok!<br />
Yarın sabah yeni olacağını düşündüğünüz güne uyandığımız an…</p>
<p>Her şey dün gibi olacak, bugün gibi&#8230; ONDAN önceki gün gibi&#8230;</p>
<p>Dokuz gibi değil&#8230; Sekiz gibi değil&#8230;</p>
<p>O&#8217;ndan önceki gibi&#8230;<br />
Sonuç mu?<br />
Bana kalan bir tek &#8220;Parasız ve sevgi dolu bir yaşam hayali&#8221; olacak&#8230; (Sonuçtan tatmin olmadın değil mi? Kasma, bende değilim, hiçbir şey değilim.)<br />
Şimdi sana bir soru soracağım, sıkı dur, sımsıkı ama&#8230; Sakın rahat bırakma damarlarını, sakın gevşetme ruhunu bedenine sabitleyen içindeki o cıvatayı…</p>
<p>İçinin en derinindeki, yalnızca sana ait olan cevheri delirene kadar tut&#8230;<br />
Soru soracaktım değil mi ben. Evet! Soruyorum.<br />
‘’Parasız, kalbi kadar yaşaydı insan; dünya iyilerin dünyası olmaz mıydı?’’</p>
<p>İyilik&#8230; Nedir sence?</p>
<p>Ezanı okuyan hoca iyi midir sence? Kalbi kaç santimetreküptür? Benim ki kaç metrekaredir?</p>
<p>Ne dersin?</p>
<p>Sence hangimiz daha iyiyizdir?<br />
Bence ikimizde (hoca ve ben) bir b*k değiliz&#8230;</p>
<p>Çok b*kuz efendim!</p>
<p>Birden fazla b*ka batmışız!</p>
<p>Ve çıkmak için can atmıyoruz…</p>
<p>Atamıyoruz&#8230;</p>
<p>Can veriyoruz günden güne…</p>
<p>O b*kun içinde her saniye biraz daha çürüyüp gidiyoruz&#8230;</p>
<p>Önce esmerleşiyoruz, sonra simsiyah, sonra haki, mavi, yeşil&#8230; En son beyaz, bembeyaz…</p>
<p>Sanki çürüyen, kötülüklerin içinde asimile olan biz değilmişiz gibi&#8230;</p>
<p>Bembeyaz bir nevresim gibi çıkıveriyoruz o b*kun içinden&#8230;</p>
<p>Kandırıyoruz kalplerimizi, kalplerinizi, aklımızı, aklınızı&#8230;</p>
<p>Yok sayıyoruz varlığına ısrarla inanmak istediğim o özgür olduğunu düşündüğünüz düşünce gücünü&#8230;</p>
<p>Düşünen sen misin? Düşünen ben miyim? O mu? Kimdir?</p>
<p>Kimdir aklımızı böylesine karmaşık bir oyunun içinde yönlendiren? Bizi bir kukla gibi istediği yöne sürükleyen…</p>
<p>Kimdir?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/silsile/">Silsile</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/silsile/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12121</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanatta İroni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatta-ironi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatta-ironi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Dec 2017 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12169</guid>
				<description><![CDATA[<p>İroni, gülünç bulunan bir durumla alay etmedir. Gülünç bulunan durum halkla ilgili olmalıdır. Gülünçlük, halkın herhangi bir durumu olabilir. Bunun bir benzeri yergi de olabilmekle beraber, çeşitli sorular sorarak bazı insanların gülünç durumunu ortaya çıkarmaktır. Sokrates de sorular sorarak insanların zekasıyla dalga geçiyordu. Zeka göstergesi olan alay yani ironi zeki birçok insanın kullandığı yöntemlerden biridir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatta-ironi/">Sanatta İroni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İroni, gülünç bulunan bir durumla alay etmedir.</p>
<p>Gülünç bulunan durum halkla ilgili olmalıdır. Gülünçlük, halkın herhangi bir durumu olabilir. Bunun bir benzeri yergi de olabilmekle beraber, çeşitli sorular sorarak bazı insanların gülünç durumunu ortaya çıkarmaktır. Sokrates de sorular sorarak insanların zekasıyla dalga geçiyordu. Zeka göstergesi olan alay yani ironi zeki birçok insanın kullandığı yöntemlerden biridir. İroni kavramı, birçok yazarda kendini gösteren bir şeydir. Görünüşte alayı karşıdaki insan yapar. Ancak kendini düşüren o karşıdaki insanın kendisidir.</p>
<p>Alay, birçok yazarda kendini gösterir. Soren Kierkegard’ın Sokrates’i merkeze alarak alay kavramını ortaya atar. Çeşitli sorular yönelterek onların zekasıyla alay etmektir. Sanki bilmiyormuş gibi yapıp onların zekasını ortaya çıkarmaktır. Bunun farkına varan insan daha da aptallaşır. Saçmalamaya başlar.</p>
<p>Aslında ironi, bir kişilik özelliğindir. İroni ile buluştuğunda renkli bir ruh ortaya çıkar.  İroni, zekanın bir göstergesidir. Zeka doğru şekilde kullanıldığında, toplumu yönlendirebilme şeklinde ortaya çıkar. Jane Austen, ironi kavramını en iyi şekilde yansıtan bir kişilikti. Zengin, orta halli ve fakir kesimin durumunu en iyi şekilde alaylı bir şekilde yansıtabiliyordu. Austen, alay ile etrafında bulunan insanları en iyi şekilde romanlarında yansıtmaktadır.</p>
<p>İroni aslında bazı insanlar üzerindeki çarpıklıkları en iyi şekilde yansıtmaktadır. Bunu diğer insanlar anlarlar. Özelikle kendini üstün gören insanlar için ironi korkulu rüya gibidir. Çünkü, onların zekasını küçük düşüren tek şey ironidir. İroni doğru yerde kullanıldığından karşıdaki insanı düşünmeye sevk eder.</p>
<p>Özellikle, kendini çok zeki zanneden insanlar arasında ironi tek başına mücadele kaynağıdır. İroni karşısındaki insanı kendini küçük düşürme yöntemiyle dalga geçmektir. Ancak, birçok insan tarafından tam olarak anlaşılamamaktadır. Ancak, zeka seviyesi yüksek insanlarda ironi önemli bir yer eder. Dalga geçtiğini sanan insanlara ağzının payını vermek de denilebilir.</p>
<p>İroniyle karşı karşıya kalan insan kendini öyle düşürür ki, gittikçe aptallaşır. Aptallaşan insan saçmalaya başlar. Aptallaştırarak düşündürme yöntemi de denilebilir. Düşünmeyi sağlamak, bu yöntemin önemli bir yoludur. Esas olan, düşünmeyi sağlamaktır. Özelikle, kendini komik zanneden insanları da yola getirmeyi sağlar.</p>
<p>İroni, doğru kullanıldığında karşısındaki insanın bilgisini artırmasını sağlar. Küçük düştüğünü düşünen insan, kendini değiştirmeye çalışır. Kendini değiştiren insan, ironiyi kullanan insanın amacına ulaştığını gösterir.</p>
<p>İroni yani alay, halkın olması gereken şeyleri alay yöntemiyle göstermektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatta-ironi/">Sanatta İroni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatta-ironi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12169</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk, Beş Duyu İle Toprak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-bes-duyu-ile-toprak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-bes-duyu-ile-toprak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Dec 2017 05:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11913</guid>
				<description><![CDATA[<p>İşte beni bekliyorlar&#8230; Tam karşıda. Sanılanın aksine, ne bavulumda hediyeler, ne de içimde anlatacak özel bir yer var. Ne içindi bu sabırsız bekleyiş. Görmek ve duymak yetmiyor mu? Dokunmanın sihri ne? Beni sevdam yüceltti, tutkularım ve inançlarımla bu haldeyim. İllaki dokunmak istiyorsanız tenime&#8230; Bilmiyorum! İnanın! Hala temiz bir yer olmalı. İlk benimle başladınız tanımaya… Hissettiniz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-bes-duyu-ile-toprak/">Aşk, Beş Duyu İle Toprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İşte beni bekliyorlar&#8230; Tam karşıda. Sanılanın aksine, ne bavulumda hediyeler, ne de içimde anlatacak özel bir yer var.</p>
<p>Ne içindi bu sabırsız bekleyiş. Görmek ve duymak yetmiyor mu? Dokunmanın sihri ne?</p>
<p>Beni sevdam yüceltti, tutkularım ve inançlarımla bu haldeyim. İllaki dokunmak istiyorsanız tenime&#8230; Bilmiyorum! İnanın! Hala temiz bir yer olmalı.</p>
<p>İlk benimle başladınız tanımaya… Hissettiniz sıcaklığını hayatın… Tuttunuz, muhtaç ellerinizle bir sürecin içinde gayesi olduğunuz varlıkları. Bazen hayata, bazen de hayatı yüklediğiniz varlığa dokundunuz ve yumuşacık tenlerinizle bir amaç için yoğruldunuz.</p>
<p>İnsan belki her şeyi unutur lakin hatırlamak istediğinde tek bir şey kalmıştır geride. Bu ne resimler ne bir düş ne de mekânlar olacaktır, hatırlamak istediğinizde ki o sizin için kimse, çekmelisiniz derince içinize… Çünkü geriye hissedilebilir tek gerçek ben kalacağım sizinle.</p>
<p>Vazgeçemezsiniz! Bir benden ayrılamazsınız belki de. Benimle tanımıştır her şeyi, anlam yüklemeyi akılla, o anlamı aramayı benimle sağlamıştır. Her ne ise değeri, benimle fark etmiştir. Benim üzerimedir anlamlı dörtlükler. Renkler benimle kavuşmuştur bir ahenge. Denizde mehtap, gökyüzündeki sonsuzluk benim. Öylece! Düşünmeden bir bakın göreceksiniz.</p>
<p>Varlık adına ne varsa adının olmadığı, cisimlerle boğulmuş bir dünya düşleyin. Notaların enstrümanlarla buluşmadığı, o aletlerin üzerinde tınısını yitirmiş hareketleri, sevda sözlerinden bi haber insanları düşünün, her şeyin satırlarda kaybolduğunu düşleyin, o zaman beni arayacaksınız.</p>
<p>Gelin ve kaynananın ilk kavgası benimle, düzenden önce… İlk sorgu sual ilk karşılaştırmanın adı benim, o zavallı adam bu sahneye girince… Alışkanlıkların adı benim. Değişmeyen tutkunun, ucunu kaçırdınız mı sonunuzu getiren utkunun adı benim. Elinize sağlık der ve bu dünyadan göçerim.</p>
<p>Bir zamanlar ne güzeldik oysa birlikte&#8230; Size açıktı her daim kalbim. Niceleriniz mekân tuttu bağrımda, niceleriniz kayboldular ruhlarıyla. Ben! Hepinizin ahretlik uğrak yeri…</p>
<p>Veriliyor salası birinin daha. Geliyor kirlettiği, körelttiği, kararttığı bencileyin garip varlığa&#8230; Yok demek elimde mi Rabbimin yarattığı şu kudretli varlığa&#8230;</p>
<p>İnsan! Kıymetini bilmediği kıymetlere boğulmuş mahlûk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-bes-duyu-ile-toprak/">Aşk, Beş Duyu İle Toprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-bes-duyu-ile-toprak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11913</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kudüs&#8230; Ey Kudüs</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kudus-ey-kudus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kudus-ey-kudus/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Dec 2017 08:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tamer Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12178</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Seni unutursam, ey Kudüs Sağ elim hünerini unutsun Eğer seni anmazsam Dilim damağıma yapışsın”  MEZMUR-137 Kudüs Ey Kudüs yaklaşık 4 yılda yoğun çaba ve araştırmayla ortaya çıkmış, Kudüs ve İsrail-Arap sorunu üzerine yazılı en kapsamlı kitaplardan birisiydi. Fransız ve Amerikalı gazeteciler Dominique Lapierre ve Larry Collins tarafından kaleme alınmıştı. Üç tek tanrılı (semavi) dinin merkezi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kudus-ey-kudus/">Kudüs&#8230; Ey Kudüs</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="m_8007523617351381992gmail-MsoNormal">“Seni unutursam, ey Kudüs<br />
Sağ elim hünerini unutsun<br />
Eğer seni anmazsam<br />
Dilim damağıma yapışsın”</p>
<p class="m_8007523617351381992gmail-MsoNormal"> MEZMUR-137</p>
<p>Kudüs Ey Kudüs yaklaşık 4 yılda yoğun çaba ve araştırmayla ortaya çıkmış, Kudüs ve İsrail-Arap sorunu üzerine yazılı en kapsamlı kitaplardan birisiydi. Fransız ve Amerikalı gazeteciler Dominique Lapierre ve Larry Collins tarafından kaleme alınmıştı.</p>
<p>Üç tek tanrılı (semavi) dinin merkezi Kudüs tarih boyunca nice “kutsal savaş”lara sahne olup üzerine sayısız kitap yazılmıştır. Ulusların yolları ve tanrı kelamı kavşağının tarihine ışık tutan ve ABD, Almanya, Fransa vs. gibi ülkelerde çok satan kitapta Kore Savaşını da izlemiş Lapierre ile Ortadoğu’daki toplumsal dönüşümlerin yakın tanığı Collins  Ortadoğu, Avrupa ve Amerika’da 250 bin km yol katedildiğini ve 2 bin kişiyle konuşulduğunu belirtiyorlardı. 20 araştırmacı 500 kg belgeyi inceleyip 6 bin sayfa doküman hazırlayarak önemli bir kaynak ortaya koymuştu…</p>
<p>Talmud (ibranice lamad) öğrenmek sözcüğünden gelir. Uzmanları hahamlar, hukuk doktorları, dağılmış topluluğun unutulmuş parçaları olarak yüzyıldan yüzyıla yaşamaya devam ettiler. Yoksul hayatlar dinsel kurallara göre düzenlenmişti. Torah yani yasaların, öğretilerin ayetleri ezberlenmiş ve talmud metinleri kuşaktan kuşağa aktarılmıştı.</p>
<p>Kutsal saydıkları Süleyman’ın yaptırdığı tapınağın kalıntısı olan ağlama duvarı 2 bin yıldır yeryüzünün bütün Yahudilerinin ona dönüp dağıldıklarına gözyaşı döktükleri yerdi. Öte yanda ise Kudüs’te Muhammed’in beyaz kısrağı üstünde gökyüzüne yükseldiği Hazreti Ömer Camii bulunuyordu. Mekke ve Medine’yle birlikte İslam’ın da en kutsal yeriydi Kudüs.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/117539-1.jpg"><img class="size-full wp-image-12182 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/117539-1.jpg?resize=302%2C523" alt="" width="302" height="523" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/117539-1.jpg?w=302&amp;ssl=1 302w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/117539-1.jpg?resize=173%2C300&amp;ssl=1 173w" sizes="(max-width: 302px) 100vw, 302px" data-recalc-dims="1" /></a>Kudüs tarih boyunca dökülen kanlarla lanetlenmiş gibiydi. Eski Yahudi tapınağının mihrabında hayvanlar kurban edilirdi. İsa burada çarmıha gerilmişti. İnsanlar buradaki duvarların diplerinde canlarını vermişlerdi.  Din adına burada cinayetler işlenmişti. Davut ve firavun, Sebnaşerib ve Nabukadnezar, Herod ve Ptolome… Titus ve Godefroy de Babullion komutasında haçlılarla Timurlenk ve Selahattin-i Eyyubi’nin askerleri… Türkler ve Allenby yönetimindeki İngiliz askerleri… Hepsi karşı karşıya gelmişlerdi.</p>
<p>Geçmeli Kubbeler, minareler, sur mazgalları, çan kuleleri ile rengarenk bir anıtşehirdi Kudüs. Oysa Yeruşalayim eski İbrani dilinde “barış şehri” anlamına geliyordu. İlk yerleşim bölgesi dalları evrensel barışı simgeleyen Zeytinlik Dağı yamaçlarıydı. Davut şu sözlerle yüceltmişti onu: “Kudüs’ün barış içinde yaşamasına dua edin”…</p>
<p>Yahudilerin asıl anayurdu Mezapotamyadaydı. Buradan kovulan İbraniler Musa yönetiminde dönüp Jedée (Yahuda) tepelerinde ilk devletini kurmuşlardı. Ancak Davud ve Süleyman yönetiminde 100 yıl kadar dayanabilmişlerdi. Asur, Babil, Mısır, Yunan ve Romalıların egemenliği altına girdikten sonra tapınakları yıkıldı. Bizans imparatoru 2.Teodosyüs ırkçı görüşle Yahudileri ayrı bir ulus varsaydı. Frank kralı Dagobert de Galya’dan onları kovmuş, 4.yy da ise Bizans İmparatoru Heraklius zamanında haçlılar  Deus Vult “Tanrı İstiyor” diyerek kılıçtan geçirmişti.</p>
<p>Yaşadıkları ülkelerde Yahudilere mal edinme hakkı pek tanınmazdı. Papalık para ticaretini yasakladığından tefeciliğe yöneltilmişlerdi. Kilise ortaçağda onlarla bir arada yaşamayı yasakladı. 1215’te 4.Latran konsili belli bir işaret -10 emri ifade eden rozet- taşımaları kararıyla ırkçılığı doruğa vardırdı. Fransa ve Almanya’da bu  sarı renkte bir O harfi olmuştu. Naziler ise gaz odalarına gönderecekleri Yahudileri sarı yıldızla belirlediler.</p>
<p>İngiltere ve Fransa’dan sınırdışı edildiler. Veba gibi hastalıkları taşımak, çocukları öldürmekle suçlandılar. Normal hayat sürebildikleri tek yer İspanya oldu. Ancak 1492’de Kristof Kolomb’un yeni keşiflere çıktıkları yıl İspanya kraliçesi İsabella’in hıristiyan kilise ile işbirliği yapmasıyla buradan da kovulmuşlardı.</p>
<p>Prusya’da, İtalya’da da Yahudilere çeşitli yasaklar uygulanırdı. Talmud’u bulundurmak suçtu. Venedik’te Yahudiler Ghetto Nouvo “Yeni Dökümhane” denilen bir mahallede yaşamaya zorunlu tutuldu. Böylece evrensel sözcük haznesine katkıda bulunmuştu.</p>
<p>Filistin’de Yahudilerin oturduğu ilk yerleşim yeri 1860’ta kuruldu. Polonya’da kazak isyanı sırasında 100 binden fazla Yahudi soykırıma uğradı. Rusya’da Çar 2.Alexandre’nin ölümünden sonra halk tarafından resmen kıyıma teşvik edildiler -böylece yılgı ve ölüm anlamında Pogrom sözcüğü de doğdu- ve 1881-82 programından sonra Filistin’e göçmen dalgası hız kazandı. Reuven Shari, David Gryn da bunlar arasındaydı. Gryn Romalıların Kudüs’ü kuşattıkları sırada orada bulunan bir yahudinin adını almıştır: “Ben Gurion” aslan yavrusu demekti…</p>
<p>1885 yılında Theodor Herzl Yahudi düşmanlığı denen volkanın asla sönmeyeceğini ve ulus devletler yüzyılında gelişen milliyetçiliğin kurbanı olan Yahudilerin de ancak ulus olarak hayatlarını sürdürebileceklerini ifade eden bir görüşün tohumunu atıyordu. Dini siyonizm siyasi siyonizm olarak 100 sayfalık bir manifestoyla gerçekleşecekti adını da yine Herzl koyuyordu: “Der Judenstaat” yani Yahudi Devleti.</p>
<p>Sion ibranice “seçilmiş” anlamına gelir, siyonizm ise Kudüs’teki Sion tepesinin adından geliyor. Siyonistlerin Yahudileri eski ülkelerinde toplama isteği ile 25 yy dır İsrail halkının Kudüs’le ilgili umudu…</p>
<p>İlk siyonist kongre 29 Ağustos 1897’de İsviçre’nin Basel şehrinde toplandı ve uluslar arası yürütme kurulu belirlendi. Ulusal fon oluşturuldu. Filistin’de toprak satın almak için bir banka kuruldu. Bayraklarıyla ulusal marşlarını kabul ettiler.  Mavi-Beyaz renkler Yahudilerin  dua ederken omzuna taktıkları geleneksel ipek şal Taleth’in renkleriydi. Marşları ise simgeseldi, umut anlamına gelen Hatikvah’tı. Aynı gün akşam Herzl deftere şunları not etmişti: “Basel’de yahudi devletini kurdum. Bunu şimdi yüksek sesle söylesem evrensel bir kahkaha tufanına yol açabilirim. Belki beş yıl sonra ama kuşkusuz elli yıl sonra herkes için kesin bir gerçek olacaktır bu”…</p>
<p>1922 yılında Milletler Cemiyeti tarafından İngilizlerin manda yönetimine girmişlerdi. İngilizler için bu topraklar Ortadoğu’da istedikleri politikayı uygulamak için gerekli idi. Böylece İngilizleştirilmiş petrol yataklarıyla Times Nehri ve Süveyş kanalı arasında köprü kurulacaktır. 5 yy süren Türk egemenliğinden sonra Yahudiler İngilizler tarafından Filistin topraklarına getirilecekti.</p>
<p>29 Kasım 1947’de BM’ye bağlı 56 ülke New York banliyösü Flushing Meadows’ta toplandı. Filistin’i arap-yahudi diye ikiye bölecek  kararı alıyorlardı. Sözde 30 yıllık savaş sona erecekti. Ama umutsuzluğun kalemiyle çizilen bu paylaştırma haritası katlanılabilir bir ödünler ve kabul edilemeyecek kepazelikler karışımıydı. Kurulacak Yahudi devletinin topraklarının çoğunluğu ve neredeyse nüfusunun yarısı arap olduğu halde Filistin’in yüzde 57’si Yahudilere bırakılıyordu. Eski çağlardan beri Filistin’in bütün siyasal, ekonomik ve dinsel yaşamının çevresinde döndüğü Kudüs şehrinin yönetimi ise BM’in denetimine bırakılıyordu.  Ne Arap ne de Yahudi başkenti olmayacaktı.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/KudüsEyKudüs1994baskısı.jpg"><img class="size-full wp-image-12183 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/KudüsEyKudüs1994baskısı.jpg?resize=270%2C390" alt="" width="270" height="390" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/KudüsEyKudüs1994baskısı.jpg?w=270&amp;ssl=1 270w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/KudüsEyKudüs1994baskısı.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" /></a>2 Kasım 1917’de İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Arthur James Balfour bankacı Walter Rothschild’e yazdığı “majestelerinin hükümeti” şeklinde bir hitapla başlayan mektupla Filistin’de kurulacak bir devlete ışık yakıyor ve nazi kıyımından kaçan 4554 yahudi “exodus” adlı bir gemiyle Filistin topraklarındaki bir bölgeye yerleştiriliyordu. Oysa hrıstiyan Avrupanın batı emperyalizminin baskılarına karşılık Osmanlı Devletinin kapı açtığı Yahudilerle Araplar İspanya’daki Endülüs Emevi devrinden bu yana hep barış içinde yaşamışlardı. İngilizler hak sahibi olmadıkları halde Filistin topraklarını ipotek altına alıyorlardı.</p>
<p>Filistin’in paylaşılmasında en fazla çabayı gösteren ABD’ydi. Bu ülkenin etkili Yahudi cemaatinin oy baskısıyla politikacılar göçle devlet kurulması yönündeki kampanyalara kayıtsız kalıyorlardı.</p>
<p>İlk aşamada 1.200.000 araba karşılık 250 bin yahudi bölgeye yerleştirildi. Başkan Truman BM’den Filistin’in paylaştırılması yönünde karar çıkması için Fransa’yı Amerikan yardımlarını kesmekle tehdit ediyor hatta Yunanistan, Liberya, Haiti, Filipinler bile evet oyu kullanılması için baskı görüyorlardı.</p>
<p>Emmanuel Cellar adlı bir ABD parlamento üyesi Başkan’a telgraf göndererek Yunanistan gibi direten ülkelerin yola getirilmelerini istiyordu. Aynı baskı Filipinlere de yapıldı paylaşım için olur istendi. Yüksek mahkemenin iki yargıcı Filipinler Devlet Başkanına “paylaştırmaya karşı çıkma kararında diretirse ülkesinin milyonlarca Amerikalı dost ve taraftarını kaybedeceğini” bildirmişlerdi. Öte yanda Liberya’da Harvey Fireston 400 kauçuk çiftliği sahibiydi, yatırımları vardı. Liberya ürünlerinin boykot edilmesiyle tehdit edildi. Haiti Cumhuriyet Başkanı ikna edilmeye zorlandı, bir Haiti temsilcisi Harlem’de siyonist ajanlarca kovalandı. Kudüs müftüsünün yeğeni Cemal Hüseyni ise 29 Kasım 1947’deki oylamada paylaşım yönünde karar alınırsa Yahudilerle savaşacaklarını açıkladı.</p>
<p>Siyonist marşı Hatikvah paylaşımla zafer edasında söyleniyor Dave Rothschild gibileri de barlarda kendince zaferlerini Le Şayim (şerefe) diyerek kutluyorlardı. İsrail Devletinin kurulmasıyla Tel Aviv dünyanın ilk Yahudi şehri olarak karnaval havasındaydı. 14 Mart 1948 günü İngilizler Kudüs’ten ayrılıyor, Yahudi devleti kuruluşunu ilan ediyordu. 3 bin yıldan bu yana ataları pek çok işgalcinin gidişini görmüşlerdi. Asurlular, Babilliler, Persler, Romalılar Haçlılar, Araplar ve Türkler gibi sıra İngiliz askerlerine de gelmişti…</p>
<p>İngiliz Sir Henry McMahon’la en büyük Müslüman yetkili Mekke Şerifi arasında 8 mektupluk yazışmayla Almanlarla müttefik olan Türklere baş kaldırılması istendi. Güya Araplara 1.dünya savaşından sonra büyük bir bağımsız devlet kurdurulacaktı. İngilizler ve Fransızlar 1917 yılında gizli bir anlaşma yapıp Araplara verilecek toprakları Fransa’ya devretti. Araplar buna bozulmuşlardı. Sir Mark Sykes ile Charles Picot arasında Moskova’da yapılan bu pazarlık bolşevikler iktidara geldikten hemen sonra açığa vurulmuştu. Akabinde Araplar Şam ve Suriye’den Fransızlar tarafından kovulunca hedeflerini İngilizlerin hainliğinden siyonistlere yöneltmişlerdir.</p>
<p>1925 yılında Filistin’de ulusal Yahudi yuvası kuruldu. Siyonist yönetici Hayim Weizman 14.büyük kongrede yaptığı konuşmada arap sorununu belirleyip siyonizmin basit bir dinsel hareketten bir doktrine dönüşmesine toplumsal disiplin haline getirilmesine yol açmıştı. İlk siyonistler Marksist etkilerle toplumsal demokrasi ve felsefe geleneğinde bir devlet kurmak istiyorlardı.  19.yy sosyalistlerinin ütopyası Filistin’de daha önce kurulan kazma ve tüfekli kibbutzlarla (kolektif çiftlikler) uygulamaya geçirilmişti. Yahudi işçi sınıfı oluşturularak bu çiftliklerde iskan sağlandı. Çoğunluk Beyrut’ta yaşayan büyük toprak sahibi olan Araplardan toprak satın alınarak yapıldı ve Yahudi emekçilerinin genel konfederasyonu Histadrouth’un temeli atıldı.</p>
<p>Topraklarından atılan işsiz kalan Araplardan çok geçmeden kent proletaryası oluştu. Bu kitle başta ilkel ve içgüdüsel tepki gösterebiliyordu. Sadece geleneksel kaderci bir tutum içindeydiler örgütlenmelerini sağlayacak ulusal istekleri yoktu ve sanayi devrimini tamamlayamamış bir dünyada sömürge halklarının örnek sorumsuzluğuyla yaşıyorlardı.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/Filistinhalkı5.jpg"><img class=" wp-image-12196 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/Filistinhalkı5.jpg?resize=270%2C365" alt="" width="270" height="365" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/Filistinhalkı5.jpg?w=246&amp;ssl=1 246w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/Filistinhalkı5.jpg?resize=222%2C300&amp;ssl=1 222w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Filistinli Araplarda önceleri önemsenmeyen Yahudi istekleri düşmanın örgütçü yanı, canlılığı ve amaçlarını geliştirmekle ilgili inanç karşısında çok geçmeden üzüntü, kuşkuyla nefrete dönüştü.  İngilizlere karşı sadece 1920, 1929 ve 1935-36’da ayaklanmışlardı…</p>
<p>Kudüs Müftüsü Muhammet Sait Hacı Emin el Hüsseyni ise 1929’dan beri Filistin’de Arap lideriydi. Berlin’de 4 yıl kaldıktan sonra 6 Nisan 1945’te Almanya’nın yenilgisiyle bu ülkeyi terk etmiş bir zamanlar Türk ordusunda da subay olarak yer almışsa da daha sonra İngilizler hesabına Filistin’de ajanlık yapmaya başlamıştı. Ancak İngilizlerin ihaneti ve Filistin’e Yahudi göçüyle gerçek eğilimini buldu. Kenar mahallelerde, çarşı ve köylerde örgütlenmeye, ayaklanmalara yöneldi. Gıyabında mahkum oldu, Ürdün’e geçti.  Döndüğünde listede olmadığı halde yine İngiliz Yüksek Komiserliğince boşalan Kudüs müftülüğüne atandı.</p>
<p>Ardından Yüksek İslam Kurulu Başkanlığı’na da seçildi ve dinsel fona yatırılmış parayı kullanma yetkisi kazandı.  Mahkemelerde, camilerde, okullarda, mezarlıklarda söz sahibi oldu. Aydınlara karşı  mesafeliyken yandaşlarını bilgisizlik kalelerinden, mahalle ile köylerden toplamayı yeğledi. 24 Eylül 1928’de halkı dinsel bağnazlığı güçlü bir protestoya çevirmeyi başarmıştı, Yom Kippour bayramında ağlama duvarında ibadet eden Yahudileri Muhammet’in gökyüzüne çıktığı yeri ele geçirmekle itham etti…</p>
<p>1929’da Cihad-ı Mukaddes ilanı uygulamaya geçirildi. 16 aylık bir grev başladı ve  ayaklanmaya dönüştü. Filistinli Araplar arasındaki başlayan iç savaşta 2 bin arap öldürüldü. Birçoğu İngilizce konuşan ve müftünün otoritesine boyun eğmeyecek kişilerdendi. Büyük toprak sahipleri, tüccar, öğretmenler ve memurlardı ya da otoritesine karşı çıkacak olan büyük ailelerden Naşaşibiler, Halidiler ve Dacanilerdi. Rakipler birbir temizlenmeye suikastlerle kardeş kardeşi yok etmeye başlamıştı. Araplar araplara kırdırılmıştı.</p>
<p>Buna karşılık Yahudi cemaatinde genç şefler ve birgün Filistin’deki en büyük güç olan toplumsal kuruluşların sayısı artarken Hacı Emin arapları aynı kaynaklardan yoksun bırakmıştı. Dinsel bağnazlık taşkınlığıyla akıl yolu boğazlanıp ülkenin en seçkin kişileri birbir cahil köylü tüfekleriyle yıldırılınca koca bir şef olacak nitelikteki kuşak korku ve sessizliğe itildi.</p>
<p>Berlin’den Fransa’ya gönderilen müftü Hacı Emin’in siyonist davasına  yakın Fransız başbakanı Léon Blum ve Amerikalı siyonistlerle pazarlığı sonucu 29 Mayıs 1946’da Suriye pasaportu ve sahte Amerikan askerlik belgesiyle ayak bastığı Kahire’den o zamana kadar gelinen nokta buydu. Yahudilerle Amerikalılar arasında yapılan pazarlığı Fransız dışişleri bakanı Georges Bidault bozmuştu teslim edilmesine karşılık Fransa’ya vaat edilen ABD yardımına rağmen müftü Fransız topraklarından çıkarıldı. 12 yıl sonra Fransız gazetesi Paris Press  kaçışa göz yuman ve Nürnberg savaş suçluları mahkemesinde yargılanmaktan kurtulan müftü için Fransa’nın Kuzey Afrika’da durumunun ve rolünün destekleneceği sözünü aldığını  açıklamıştı.</p>
<p>Müftü müttefikler arasında bir pazarlık konusu haline gelmişken yahudi tarafı ise günden güne güç kazanmaktaydı. Yahudiler Haganah adlı bir harekat birliği kurmuşlardı. 2.dünya savaşında yenilen Almanların Afrika’da kalan mühimmatını toplayan Haganah silah yönünden oldukça güçlenmişti. Ayrıca Hayim Slavine çok güçlü bir patlayıcı madde olan trinitrotolüen hazırlayıp ABD’deki ünlü ve zengin Yahudi ailelerle Ben Gurion arasında bağlantının kurulmasını sağlıyordu.</p>
<p>Sanenborg adlı bir enstitü kurulduktan sonra silah imalatında kullanılacak hurda makinalar toplandı.  Harlem’deki bir karargahta bu hurdalar silahlara dönüştürülüp parçalanarak İngiliz gümrükçülere bir izin belgesiyle tekstil makine parçaları deyip Filistin’e sokulması sağlandı.  Özellikle kibbutzlarda ve köylerde Haganah’ın çağrısıyla genç yahudiler de izcilik adı altında örgütlenip (Gadna) askeri eğitim alıyorlardı.</p>
<p>Yahudilerden iki kat fazla olan Filistinli Araplar önceleri bu gelişmelere pek aldırış etmemişlerdi. Çünkü silah bakımından beslendikleri kaynaklar çoktu. Gerilla savaşına alışkındılar bedevi soyundan gelme yeteneklerden birisi de oydu. Ancak disipline olmamak ve bilgisizlik önemli eksikleriydi.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistinhalk2.jpg"><img class="size-full wp-image-12188 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistinhalk2.jpg?resize=395%2C293" alt="" width="395" height="293" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistinhalk2.jpg?w=395&amp;ssl=1 395w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistinhalk2.jpg?resize=300%2C223&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 395px) 100vw, 395px" data-recalc-dims="1" /></a>Gelecekte Filistin’de kurulacak olan bir devletin başına geçme  planı kuran Hacı Emin El Hüsseyni ise Cihadı Mukaddes Savaşçıları adlı bir ordu teşkil etti ve Kudüs’teki dağınık köylüleri birleştirmeyi hedefledi. Futweh adlı gençlik hareketi bu orduya bağlanmıştı.</p>
<p>Filistinli Arapların komşuları da kendi soyundan arap devletleriydi ancak Ortadoğu’daki iki ülke Suriye ve Lübnan birer Fransız tipi parlamenter cumhuriyetti,  Suudi Arabistan, Yemen ve Ürdünlüler feodal devletlerin aşiret yapısında yaşıyorlardı. Mısır ile Irak’ta ise İngiltere’yi andıran belli belirsiz meşruti krallıklar bulunuyordu ve Kahire’yle Bağdat halifeleri de anlaşamıyorlardı. Ayrıca Irak’ın  Suriye, Suriye’nin de Lübnan toprakları üzerinde gözleri vardı. Filistin tamamen bu sorunların üstündeydi tabii üstelik Mısır’ın Süveyş Kanalı nedeniyle İngilizlerle bir meselesi de söz konusuydu…</p>
<p>Yahudiler arasında Roma kralı Antiochus’a başkaldıran Maccabe kardeşlerin zaferi için geleneksel Hanoukka (ışık bayramı)  kutlanırdı. Geceyi aydınlatmak için sırayla 8 ışık (menorahlar) yakılırdı. Maccabe mezarlarından Kudüs’ün merkezine meşalelerle dans ederek yürünürdü. 800 metrelik 5 dakikalık bir yürüyüştü bu ve Yahudiler için tehlikeliydi.</p>
<p>Aslında araplarla yahudiler arasında geleneksel dostluklar sözkonusuydu.  Örneğin İslam din adamlarına beslenen saygı yeshiva’lara yani din adamlarının toplandıkları yerlere kadar yaygındı. Sevkoth’da (klübeler bayramı) yahudiler sonbahardan kış mevsimine girdiklerinde törenlerde toz bademler sunar araplar da  paskalya sonunu kutlamak için onlara ekmek ve bal getirirlerdi. Oysa geleneklerine bağlı Kudüslü Yahudilerle Siyonist yöneticiler arasındaki ilişkilerse genellikle gergin olurdu. İngilizlerin nefret edip arapların çok çekindikleri İrgun adlı gizli siyonist örgüt yahudi topluluğunun büyük çoğunluğunca benimsenmemişti.  Zwai Leoumi’nin bir hücresinin üyelerinden oluşan bu teşkilat Vladimir Jabotinsky adlı tutucu bir siyonistin görüşleriyle yönetiliyordu ve amaçları kutsal kitapta sözü geçen İsrail devletinin bütün topraklarını ele geçirmekti.</p>
<p>Yahudiler Hayim Weizman’ı dostu Harry S.Truman’a gizlice gönderdiler ve üç konuda yardım istediler: Silah ambargosunun kalkması, Filistin’e göç ve paylaşım kararının desteklenmesi. Truman’ın eski iş ortağı Eddie Jacobson aracılığıyla da ilişki kurdurulup desteği sağlandı.</p>
<p>BM paylaştırma kararını silahlı kuvvetlere bırakmıştı.  Fransızlarla İngilizler 150 yıldır bölgede üstünlük kurmak için birbirleriyle çatıştıklarından İngilizler buna yanaşmadı.  Fransa’nın ise zaten Çin Hindi’nde sorunları vardı ve orada savaşıyordu. ABD Rusların varlığını da Ortadoğu’da istemiyordu. Yahudi devletini başta açık açık tanımamaktaki asıl nedeni Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da kazanacağı egemenlikti.</p>
<p>İrgun komandoları araplara saldırıp katliamlara girişmeye başlamıştı. Kadınlar bile ırzlarına geçilip çocuklarıyla beraber öldürülüyor patlayıcı maddelerle direniş gösteren bütün evler havaya uçuruluyordu. Deir Yassin Yahudi devletinin vicdanını rahatsız etti ve Filistin halkının bitmeyen felaketlerinin adeta simgesi oldu.</p>
<p>Kudüs’le ilgili kararlarda batılılar hristiyan ve Müslüman inancıyla bağını ileri sürüp Yahudi isteklerini arka plana iter görünüyordu. Belçika, Hollanda, Fransa hatta ABD böyle düşünüyordu. Arap-Yahudi çatışmalarını önlemek için daha sonra üç ülke Belçika, Fransa ve ABD ateşkeste arabuluculuk üstlendi.</p>
<p>Öte yandan Arapların yaşadıkları ülkelerden gelen aydınlar, öğrenciler Şam’ın güneyindeki vadide bir kampta çeşitli zorluklar altında toplandılar. Başlarında adamlarıyla birlikte çete reisleri ile bazı gönüllüler de vardı. Otorite ve gerçek subaylardan yoksundular beslenmeleri donatılmaları ise büyük sorundu.</p>
<p>Nazilerin patlayıcı madde eğitimi verdiği Abdülkadir, müftü tarafından küçük bir partizan grubunun başına getirilmişti. Araplar arasında müthiş otorite boşluğu vardı ve 3 bine yakını Kudüs’te savaşıyordu. Yarıdan çoğu müftünün yandaşıydı. Geri kalan 600 kişi Iraklı eski polislerle Lübnan asıllı polis müfettişi Münir Ebu Fadıl komutasındaki eski polislerden oluşuyordu. Düzenli arap orduları yetişmeden ciddi hedefler elde etmeyi planlayan Yahudiler İngiliz mandası Filistin’i terk edince aldıkları kararla hemen Arapların yaşadıkları bölgeleri boşaltmalarına yol açtı. Böylece tarihteki Filistinli mülteci trajedisinin ilk adımı gerçekleşiyordu. 20.yüzyılın en önemli siyasal olaylarından birisi gerçekleşmek Siyonist hareket Yahudi halkı inatla istediği için devlet kurmak üzereydi.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistin1.jpg"><img class="size-full wp-image-12191 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistin1.jpg?resize=387%2C282" alt="" width="387" height="282" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistin1.jpg?w=387&amp;ssl=1 387w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistin1.jpg?resize=300%2C219&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 387px) 100vw, 387px" data-recalc-dims="1" /></a>Balfour bildirisine “İsrail Devleti” diyerek başlayan David Ben Gurion, Tinsel, dinsel ve ulusal yanlarının Filistin topraklarında doğduğunu belirterek ulusal özgürlüğün kurulması ve yahudilerin yüzyıllar boyu atalarının varsaydığı topraklara dönmek için çalıştıklarını ifade ediyordu. Balfour’da Araplara ve bütün dünyaya çağrı yapan Gurion yeni İsrail devletinin 3 ilke üzerine kurulacağını açıklayacaktı: Özgürlük, adalet ve barış!..</p>
<p>Geçici kurul 14 Mayıs 1948 tarihli geçici kurulda bağımsız İsrail Devleti’ni ilan etmişti. 200 bin kişilik Mısır ordusu hemen harekete geçti. Kahire El Ezher Camii İmamı “kutsal savaş saati çaldı” diyordu. Hacı Emin’in sözcüsü Ahmet Şukeyri bütün Araplara Yahudi devletini hedef gösteriyordu. Şam’dan Suriye Ordusu tugayı Galile’ye, Lübnan ordusu Yahudi yerleşim merkezlerine saldırdı. Mısır Gazze’ye girmişti. Hristiyanlar için Kudüs önemliydi. Pentecôte Pazarı (paskalyadan sonraki yedinci Pazar) Ruhül Kudüs’ün havariler üzerine inişini kutlayan hristiyan bayramıydı. İnanışa göre Tanrı insan suretinde yeryüzüne inmişti…</p>
<p>Mısır birlikleri iki koldan ilerliyorlardı. Kıyıdan başkomutanları general Muavi komutasındaydılar.  Silah temin etmekte güçlük çeken İsraillilerin Negev tugayında sadece 800 askere karşılık 2 adet 20 milimetrelik top,  10 mermilik 2 davitka bulunuyordu.  Mısır kuvvetleri ise bombardıman uçak filosu destekli 10 bin askere, tank alayına ve 88’lik toplarla donatılmış alaya sahipti.  Kuzeyde Suriye ordusu 3 kibbutzu ele geçirmişti. Kudüs ise kanlı çatışmalara sahne oluyordu. Yüzyıllarca komutanların karşılaştıkları Kudüs’ün Latrun tepeleri şimdi de Yahudilerin yardımına koşmak için gelecek olanlara karşı arap mevzilerinin kontrolünde direnecekti.</p>
<p>Halife Ömer’in komutanlarından İbni Cebel yabani nanelerin kokulara boğduğu bu tepelerde dinlenme yolunu seçmişti. Aslan yürekli Richard’ın yaptırdığı ve daha sonra Selahattin Eyyübi’nin yerle bir ettiği kale yıkıntıları da buradaydı. Araplar Türklerin yıllar önce Allenby’in İngiliz ordusunu püskürtmeye çalıştığı siperleri temizleyip açarak yerleştiler. Yamaçlar mayınlar, dikenli tellerle kaplıydı. Tanksavarlar silahlarla korunuyordu. 3 makinalı vickers silahı  namluları ovaya dönük beklemekteydi.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistin.jpg"><img class=" wp-image-12195 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistin.jpg?resize=420%2C324" alt="" width="420" height="324" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistin.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/filistin.jpg?resize=300%2C232&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" data-recalc-dims="1" /></a>Amerikan yahudisi albay David Marcus Amerikan ordusu hesabına savaşırken Normandiya çıkarmasıyla  Avrupa’daki bazı yerlerde de bulunmuştu. Gurion Latrun’u alıp Kudüs’ü açma görevini ona verdi. Judas Maccabée’den sonra  general rütbesi verilen ikinci kişiydi. Yahudi Haganah subayları kutsal kitaptan alıntıyla harekatın adını koymuşlardı: “Ben Nun” yani Ayalon vadisinde güneşin batışını durdurmak ve İsrail’in hasımlarını yoketmeyi gün ışığında tamamlamak…</p>
<p>30 Mayıs gecesi Ben Nun harekatının ikincisi Latrun’daki arap mevzilerinin dövülmesiyle başladı. Bedevi topları, Mısırlı Abdülaziz’in bataryaları ise Yahudi kesimini kasıp kavuruyordu. Kudüs bütün çarpışmalar boyunca kayıplarla ilgili bir karşılaştırma yapılacak olsa nazi bombardımanında Londra halkının verdiğinden beş kat fazlasını yaşamıştır. New York Times’ın muhabiri Diana Adams Schmidt 2.dünya savaşında röportaj yaptığı 4 yıl sürede tanık olduklarından daha dehşet verici bir tabloyla karşılaştığını belirtecekti.</p>
<p>Filistin halkı açlık ve susuzluk felaketiyle karşı karşıyaydı. Kudüs kuşatmaları boyunca halkın imdadına hep koşan hubeyza otları da kurumuş asma yaprakları haşlanıp karınlar doyurulmaya çalışılıyordu.  İsrail ordusu 3 kez Kudüs yolunu açmayı denedi. Haganah’ın Latrun’da uğradığı üç yenilgi haberi ulaştığında şehri kasvetli bir hava sarmıştı. Ölüm, açlık ve umutsuzluk kaosu arasında söylenti haline gelen bu haber Kudüs’ün sokaklarına yayılıverdi. BM arabulucusu Kont Bernadotte’nin çağrısıyla  30 günlük süre için ateşkes ilanı resmen açıklandı (Kudüs gökleri üst üste 26 gün açlıkla ve arapların top gümbürtüsüyle çınlarken Latrun tepeleri 19 yıl süreyle arap lejyonu elinde kalacaktı)…</p>
<p>Kral Abdullah Kudüs’e geldi. Kudüs’ü kurtaran arap lejyonu komutanı Abdullah Tell’e albay rütbesine yükseltildiğini bildirdi.</p>
<p>Ben Gurion BM ateşkesiyle 30 günlük solukalma fırsatı tanınmasını arapların ateşkes kararını kabul etmelerini büyük bir hata olarak görüyordu. Çünkü Ehud Avriel’in Çekoslavakya’dan gönderdiği silah yüklü gemi yola çıkmıştı, Meksika’dan gelen silah dolu başka bir şileple de Yahudiler daha da güçlenmişti. Bernadotte ateşkesin uzatılması için yeni bir girişimde bulundu ancak İsrail tarafı bunu kabul etmek için artık neden görmeyecekti. İsrail hava kuvvetlerine ABD’den satın alınan bir uçan kale sayılan B-17 bombardıman uçağı da katılmıştı. Irak ve Mısır’ın orduya kattıkları 10 bin asker dışında Arapların askeri gücünde bir değişiklik olmadı. İsrailliler ilk kez silah üstünlüğünü ele geçiriyordu…</p>
<p>Çarpışmalar yeniden başladığında araplar korkunç gerçekle karşı karşıya kaldıklarını anladılar. İsrail ordusu tüm cephelerde saldırıya geçecekti. Moşe Dayan komutasında birlikler Lod’u ele geçirdi. Araplar şehirden göç etmeye başladı. Nazaret ve Ramleh düşmüştü.</p>
<p>16 Temmuz Cuma günü gece yarısından hemen sonra Nabukadnezar’ın Kudüs surlarına saldırmasının 2500. yılında Kedem (ilkçağ) adını verdikleri silahla Yahudiler Kudüs’ün surlarını delecek ve 2 bin yıl sonra ilk kez şehri elegeçirebilecekleri saldırıya geçecekti. Abdullah Tell radyoda bütün birliklerine çağrıda bulundu:  “kutsal şehri son askerimize ve son kurşunumuza dek savunacağız bu gece kimse geri çekilmeyecek!”&#8230;</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/gazze.jpg"><img class=" wp-image-12186 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/gazze.jpg?resize=355%2C266" alt="" width="355" height="266" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/gazze.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/gazze.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 355px) 100vw, 355px" data-recalc-dims="1" /></a>Sonraki 3 saat boyunca 500 mermilik bir çığ şehrin arap kesimine yağdı. Top mermileri her yeri yakıp yıkıyordu. Ölüler, can çekişenler şehirde her köşede birbirine karışmıştı. Muazzam bir patlama bütün bir şehri sarsarken büyük bir ışık gökyüzünü aydınlattı. Zvi Sinai karargahın balkonundan “surlar delindi! Eski Şehir’e giriyorlar” şeklinde bir sevinç çığlığı attı. Abdullah Tell ateşkesin devreye girmesiyle “bunca insanın hayatı bir hiç uğruna söndü” diyecekti.</p>
<p>Tell ve Moşe Dayan Kudüs’ü ayıran sınırları karşılıklı belirledi.1948 Temmuz sabahı Kudüs’e inen barış geçici olacak, şehir bir çizgiyle ikiye bölünmüş olarak kalacaktı.  1949’da Birleşmiş Milletler Teşkilatı Mısır, Lübnan, Ürdün ve Suriye’nin İsrail’le bir ateşkes anlaşması imzalamasını sağlayacaktı.</p>
<p>Bu anlaşmalar çarpışmaları durdursa bile savaş durumuna son vermedi.  Araplar İsrail Devletini tanımayıp reddettiklerini yok edeceklerini açıkladılar. İsraillilerin ise “bağımsızlık savaşımız” diyerek adlandırdıkları bu ihtilaf sırasında binlerce insan can verdi, 112 köyle birlikte Filistin 1300 kilometrekarelik toprağını kaybetmişti. Yahudi devletine ait olan 350 kilometrekare toprak ve 15 köy ise arap tarafında kalıyordu.</p>
<p>1 milyondan fazla arap göç edecekti  (BM’e göre 500-700 bin arası). David Ben Gurion ülkesinin bu sorun karşısındaki tutumunu 1948 Haziranında açıklamıştı; “terkedilmiş köylerin hemen yahudi ailelerce işgali”ni emredip gelecekte öngörülecek barış görüşmeleri çerçevesinde 100 bin göçmenin dönüşünü kabul edeceğini bildirdi. Daha sonraki İsrail hükümetleriyse  teklifin ötesine geçmeyi İsrail’in temeli için tehlike görüp reddetmişlerdir.</p>
<p>Öte yandan Suriye ve Irak göçmenlere kapılarını açmadı. Lübnan ülkedeki dini dengeyi bozmamak adına göçmen sayısını sınırlı tuttu. Mısır ise daracık Gazze şeridine yerleştirmekle yetindi. Fakat arap devletlerinin en yoksulu olan Ürdün Birleşmiş Milletlerin sağladığı ianeyle yaşamak zorunda kalan göçmenleri kabul etmek için ciddi bir çaba göstermişti.</p>
<p>Filistinli araplar 1948’den beri yerinden yurdundan göçerek kamplarda yaşamak zorunda kalmışlardır. Bütün dünyanın unuttuğu Filistinliler yaşadıklarını asla unutmadı. Bu kampların sefaletinden yeni bir kuşak doğdu. Filistin gerillaları bu kuşağın çocuklarıdır.  “Fedai”ler adıyla Ortadoğu sahnesine çıktılar.</p>
<p>BM arabulucusu Bernadotte 16 Eylül 1948’de Stern grubuna bağlı Siyonist tedhişçilerce öldürüldü. Mısırlı Mahmut Nukraşi Paşa ve Lübnanlı Riyad Sulh 1951 yazında vuruldular. 20 Temmuz 1951’de  bir öğle üstü Kral Abdullah Hz. Ömer Camii’ne girerken öldürüldü. Hacı Emin Hüsseyni Beyrut tepelerindeki sığınağında Kudüs’e kavuşma umuduyla yaşamını sürdürdü.</p>
<p>Gurion 1948’den 1963’e kadar başbakanlık yaptı. Ülkesi kendine yetecek ekonomik güce erişti, nüfusu ikiye katlandı sonra da Negev’te Sde Boker kibbutzunda basit ve sakin bir hayata başladı. Golda Meir  BM İsrail diplomasisini üstlendi. 1969’da başbakan olması istendi, oldu. 1967’de Ürdün’le çatıştılar. İşgal edilen Filistin’de gerillaların ortaya çıkışıyla şehir sokakları çınladı. Şehri bölen dikenli tellerle çevrili müstahkem yerler halkın yüreklerine taşındı.</p>
<p>D. Lapierre ve Larry Collins tarafından kaleme alınan birçok arşiv belgesi, günlük, mektup vs taranarak oluşan kitap siyasal ve stratejik bir kent olan Kudüs üzerine bu konuda cesaretle özveri isteyen tarihsel nitelikte büyük ve önemli bir kaynak yapıt ortaya çıkarmış. Etkileriyle güncelliğini asla yitirmeyen anlatı ihtilafın doğuşunu harita, fotoğraf ve planlarla da desteklemiş. Kudüs’ü başkent yapan büyük yahudi kralı Davut için yazılan şu mezmurun sözleriyle  bitiriliyor:</p>
<p>“Kudüs’ün selametini dileyin, duvarları içinde barış, sarayları içinde refah olsun”…</p>
<p><em>Kaynak: Kudüs&#8230; Ey Kudüs, Dominique Lapierre &#8211; Larry Collins, Çeviri Aydın Emeç,  E Yayınları 1973.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kudus-ey-kudus/">Kudüs&#8230; Ey Kudüs</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kudus-ey-kudus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12178</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her Sırrın Bir Zamanı Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-sirrin-bir-zamani-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-sirrin-bir-zamani-var/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Dec 2017 07:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[M. A Gökyolcu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12107</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tarihin koynunda birçok sır yatar. Bize ancak istediği kadarını gösterir. Hiçbir sır henüz tam olarak açığa çıkmadı. Tarih her zaman yeniden yazılabilir ve şekillenebilir. Bunun en güzel örnekleri bizim ülkemizde bulunur. Göbekli Tepe örneği, bilinen tarihin yeniden yazılacağını uzmanların ağzından duyduğumuz, yeni ortaya çıkan bir tarihi alan değil midir? Burada uzun uzun Göbekli Tepe hakkında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-sirrin-bir-zamani-var/">Her Sırrın Bir Zamanı Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihin koynunda birçok sır yatar. Bize ancak istediği kadarını gösterir. Hiçbir sır henüz tam olarak açığa çıkmadı. Tarih her zaman yeniden yazılabilir ve şekillenebilir. Bunun en güzel örnekleri bizim ülkemizde bulunur. Göbekli Tepe örneği, bilinen tarihin yeniden yazılacağını uzmanların ağzından duyduğumuz, yeni ortaya çıkan bir tarihi alan değil midir?</p>
<p><figure id="attachment_12112" aria-describedby="caption-attachment-12112" style="width: 356px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/gobeklitepe-6.jpg"><img class=" wp-image-12112" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/gobeklitepe-6.jpg?resize=356%2C254" alt="Göbekli Tepe" width="356" height="254" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/gobeklitepe-6.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/gobeklitepe-6.jpg?resize=300%2C214&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/gobeklitepe-6.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 356px) 100vw, 356px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12112" class="wp-caption-text">Göbekli Tepe</figcaption></figure></p>
<p>Burada uzun uzun Göbekli Tepe hakkında yazmayacağım. Bunu yapabilecek bilgim maalesef yok. Zaten şu ana kadar, uzmanların söyledikleri de, Göbekli tepe hakkında kimsenin tam olarak ne olduğunu anlatamadığı üzerine görüşler bildirmiyor mu?</p>
<p>Adıyaman Kahta/Nemrut dağı mesela, o heybetli heykellerin, bir dağın başında olmalarının sebebi nedir? Peki. Ya tepesinde piramit şeklinde bulunan kum tepesi? Size o kumun altında insanlık tarihini derinden etkileyecek şeylerin gizlendiğini anlatsam ve o kumların boşaltılmaya çalışılmasının beyhude bir uğraş olduğunu. Çünkü kumu boşaltmaya çalışıp dibine ulaşmaya uğraşmanıza rağmen, bunu başarmanız mümkün olmayacak şekilde tasarlandığını söylesem. <strong>Her sırrın bir zamanı var</strong>. Tarih ve sırları zamanını bekler.</p>
<p><figure id="attachment_12113" aria-describedby="caption-attachment-12113" style="width: 385px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/göbeklitepe-siralio-8.jpg"><img class=" wp-image-12113" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/göbeklitepe-siralio-8.jpg?resize=385%2C213" alt="Göbekli Tepe" width="385" height="213" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/göbeklitepe-siralio-8.jpg?w=880&amp;ssl=1 880w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/göbeklitepe-siralio-8.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 385px) 100vw, 385px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12113" class="wp-caption-text">Göbekli Tepe</figcaption></figure></p>
<p>Böyle birçok sır vardır. Mısır piramitleri hakkında bildiklerimiz sadece buz dağının görünen kısmı. Yoksa Piramidin sadece ucu mu demeliydim?</p>
<p>Mesela, Babil hakkında çok şey söylendiğini bilirsiniz. Astronominin kurucuları. Matematik dehaları.</p>
<p>Şu an kullandığımız astronomik ölçüler, Antik Babil döneminden kalmıştır. Astrolojik burçlar onların mirasıdır. Bu kadar ilime önem veren bir uygarlığın, büyülere, tılsımlara ve nazara takıntılı olarak bağlı kalması ilginçtir. Yapılan araştırmalar: Babillilerin, diğer uygarlıklardan neredeyse 5 kat daha fazla, nazarlık ve tılsım kullandıklarını göstermiştir.</p>
<p><figure id="attachment_12114" aria-describedby="caption-attachment-12114" style="width: 225px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/babil-kulesi.jpg"><img class="size-full wp-image-12114" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/babil-kulesi.jpg?resize=225%2C225" alt="Babil Kulesi" width="225" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/babil-kulesi.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/babil-kulesi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12114" class="wp-caption-text">Babil Kulesi</figcaption></figure></p>
<p>Tarihçi değilim. Sadece onu anlamaya çalışan amatör biriyim. Ama bunca gördüğüm şey, şunu fark etmemi sağladı: HİÇ BİR ŞEY BİLMİYORUZ.</p>
<p>Maalesef bu gerçek. Önümüzde açıklanmış olarak bize gösterilen şeyler, sadece tarihin izin verdiği ölçülerde görülebilenlerdir. Mısır piramitleri, Adıyaman-Nemrut dağı, Göbeklitepe, ve benzerleri.</p>
<p>İnancım şudur ki: İnsanoğlu hazır oldukça geliyor bilgiler. İnsan idraki arttıkça…</p>
<p>Bu dünyada kaderimize terk edilmiş miyiz? Yoksa kendi kaderimizi kendimiz mi yazıyoruz?</p>
<p>Dan Brown’ın son kitabında dediği gibi ‘’Nereden geldik nereye gidiyoruz…’’</p>
<p><figure id="attachment_12116" aria-describedby="caption-attachment-12116" style="width: 528px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/Adıyaman-Nemrut-gezi-08.jpg"><img class=" wp-image-12116" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/Adıyaman-Nemrut-gezi-08.jpg?resize=528%2C352" alt="Adıyaman Nemrut" width="528" height="352" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/Adıyaman-Nemrut-gezi-08.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/Adıyaman-Nemrut-gezi-08.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/Adıyaman-Nemrut-gezi-08.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 528px) 100vw, 528px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12116" class="wp-caption-text">Adıyaman Nemrut</figcaption></figure></p>
<p>Elbette ilim yoluyla açılacak sırlar kapısı. Bunun başka bir alternatifi yok. Lakin bazı şeyler de var ki, onlar yanlış anlaşılmış veya anlamları saklanmış, karartılmış.</p>
<p>Nedir bunlar? Tek bir cevabı yok aslında. Sadece birkaç örnek verebilirim. Mesela neden insanlar büyülere bu kadar takıntılı? Tamam. Çok eski dönemin insanları için, onlar cahildi, bilimsel araştırmadan habersizdi diyebilirsiniz. Ben de Babil medeniyeti derim o zaman. Astronominin kurucuları. Matematik dehaları. Fırat ve Dicle nehirlerinin sebep olduğu su taşkınlarını önlemek için geliştirdikleri muazzam mühendislik yetilerini örnek gösterebilirim.</p>
<p>Bu ilim bilmemek değil. Bu ilim ve doğaüstü güçleri anlamak ve onlara saygı gösterip, onları bir potada eriterek, medeniyet yolunda ilerlemek…</p>
<p>Son olarak:    <strong>‘‘Var olan eskidendir ve olacak olan eskiden olmuştur ve Tanrı geçmiş olanı yeniden arıyor.’’</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Konu ilginizi çektiyse blog sayfamı ziyaret edebilirsiniz. Görüşlerinizi, fikirlerinizi burada özgürce ama hakaret içermeyecek şekilde paylaşabilirsiniz. <a href="http://www.angelsdia.com/">http://www.angelsdia.com/</a></em></p>
<p><em>Saygılarımla.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-sirrin-bir-zamani-var/">Her Sırrın Bir Zamanı Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-sirrin-bir-zamani-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12107</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Farklı Tarzlara Sahip Gümüş Bileklikler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/farkli-tarzlara-sahip-gumus-bileklikler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/farkli-tarzlara-sahip-gumus-bileklikler/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Nov 2017 15:33:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11939</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gümüş bileklikler kendi içerisinde birçok farklı çeşide ayrılırken seçim yapmak oldukça zor olabiliyor. Erkekler için modeller daha kısıtlı olurken bayanların taş çeşitlerinin ve kullanılan diğer materyallerin değişmesi sebebiyle daha fazla seçeneği bulunuyor. Kıyafetlerin içerisinde olabildiğince şık görünmek herkesin amacı olurken görünümlerini tamamlamak için doğru aksesuarlara ihtiyaç duyuluyor. Bu aşamada hem erkekler hem de bayanlar birçok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/farkli-tarzlara-sahip-gumus-bileklikler/">Farklı Tarzlara Sahip Gümüş Bileklikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gümüş bileklikler kendi içerisinde birçok farklı çeşide ayrılırken seçim yapmak oldukça zor olabiliyor. Erkekler için modeller daha kısıtlı olurken bayanların taş çeşitlerinin ve kullanılan diğer materyallerin değişmesi sebebiyle daha fazla seçeneği bulunuyor.</strong></p>
<p>Kıyafetlerin içerisinde olabildiğince şık görünmek herkesin amacı olurken görünümlerini tamamlamak için doğru aksesuarlara ihtiyaç duyuluyor. Bu aşamada hem erkekler hem de bayanlar birçok kıyafeti ile birlikte tercih ettiği bileklikleri sayesinde görünümlerini muhteşem bir şekilde tamamlamış oluyorlar. Bileklikler arasından seçimlerini yapacaklarında çok yüksek miktarda bir seçim şansı bulunan kişiler bu sayede her zaman istedikleri renklerde ve modellerde bileklik satın alma şansına sahip oluyor. Bileklikler her ne kadar son dönemde çok fazla modanın içerisinde yer alıyor olsa da çok uzun yıllardır tercih edilen bir aksesuar oluyor. Bu aksesuar seçeneği içerisinde <b><a title="gümüş bileklikler" href="https://www.mortaki.com/gumus-bileklik">gümüş bileklikler</a> </b> de çok önemli bir yere sahip olurken birçok kişinin bilekliklerde ilk tercihi oluyor. Özellikle her türlü giyim tarzına uyan bu bileklikler ile birlikte kişiler rahatlıkla şık bir görünüm elde edebiliyorlar.</p>
<p><strong>Gümüş bileklikler </strong>kendi içerisinde birçok farklı çeşide ayrılırken seçim yapmak oldukça zor olabiliyor. Erkekler için modeller daha kısıtlı olurken bayanların taş çeşitlerinin ve kullanılan diğer materyallerin değişmesi sebebiyle daha fazla seçeneği bulunuyor. Bu aşamada bayanlar ilk olarak düz gümüş bileklik modellerine yönelebiliyorlar. Üzerinde herhangi bir taş ya da farklı bir eleman olmayan bu bileklikler farklı bir bileklik ile kombin edilebilirken sadeliği ön plana çıkaran çok hoş alternatifler oluyor. Bunun yanında taşlı modellere yönelecek olan bayanların seçimlerini de kısa süre içerisinde yapması gerekiyor. Taşların türü ile birlikte rengi de değişikliğe uğrarken kıyafetleri ile en doğru bileklikleri seçmeleri oldukça doğru bir tercih oluyor.</p>
<p>Bilekliklerin üzerinde çok sayıda farklı materyaller bulunabiliyor. Bu doğrultuda ilk olarak kişiler bu materyallerin renklerine dikkat ederek seçimlerini yapıyorlar. Bilekliklerinde yer alan figürlerden çok kıyafetlerine uyumları ön plana çıkıyor. Bu aşamada kırmızı, siyah, lacivert, beyaz ya da yeşil gibi kıyafetlerde bolca kullanılan renklere sahip bileklik materyalleri sıklıkla tercih ediliyor. Bu materyaller genel olarak bitkilerden ya da diğer canlılardan esinlenerek oluşturuluyor. Bitkiler arasından gül, yonca ya da lale gibi figürler sıklıkla kullanılırken diğer canlılar arasından kelebek, yunus ya da kuşlar gibi sevimli canlılar tercih ediliyor. Bu tarz materyallerin bulunduğu takılar arasından seçimlerini yapmak isteyen kişiler <strong>Mortakı </strong>gibi profesyonel firmalara yönelim gösteriyorlar. Firmanın sitesine giriş yaptıktan sonra kişiler hangi takıyı almak istiyorlarsa kısa süre içerisinde alışverişlerinde önemli adımları atabiliyorlar.</p>
<p>Firmanın sunduğu takılar arasından seçim yapmak ve alışverişlerini dakikalar içerisinde tamamlamak isteyen kişiler <strong>Mortaki.com </strong>sitesi üzerinden bu işlemlerini gerçekleştirebiliyor. Site içerisinde alışveriş yapmak ya da ürünleri görmek için kişilerin üyelik işlemlerine gerek olmazken rahatlıkla ürünlerin satın alma işlemini gerçekleştiriyorlar. Site üzerinden kredi kartları ile çok güvenli bir biçimde alışverişlerini gerçekleştiren kişiler sonrasında ürünlerin birkaç gün içerisinde kendilerine ulaştırılmasını bekliyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/farkli-tarzlara-sahip-gumus-bileklikler/">Farklı Tarzlara Sahip Gümüş Bileklikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/farkli-tarzlara-sahip-gumus-bileklikler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11939</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ahşap Yakma Sanatı Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ahsap-yakma-sanati-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ahsap-yakma-sanati-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Nov 2017 05:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11650</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ahşap, doğal bir ürün olup sanatın inceliğini yansıtan güzel bir malzemedir. Ahşap yakma, yani piragravür, havya ile resimleme sanatıdır. Ahşap yakma makinesiyle yapılan desen ve resimler, göze doğal olan görünümüyle göze en güzel şekilde hitap etmektedir. Tüm çizgiler, özenle tahtanın üzerine işlenerek ortaya güzel bir sanat eseri çıkarmaktadır. Çizgiler, sanat aşkının birer ifadesidir. Çok sabır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahsap-yakma-sanati-uzerine/">Ahşap Yakma Sanatı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ahşap, doğal bir ürün olup sanatın inceliğini yansıtan güzel bir malzemedir.</p>
<p>Ahşap yakma, yani piragravür, havya ile resimleme sanatıdır. Ahşap yakma makinesiyle yapılan desen ve resimler, göze doğal olan görünümüyle göze en güzel şekilde hitap etmektedir. Tüm çizgiler, özenle tahtanın üzerine işlenerek ortaya güzel bir sanat eseri çıkarmaktadır. Çizgiler, sanat aşkının birer ifadesidir.</p>
<p>Çok sabır ister. Ateşle oynamak, meydana çıkan sanat eseriyle yeni bir şeyler söylemek, yaratıcılığın bir göstergesidir. Yaratmak dediysek yanlış anlaşılmasın. Eski Türkçe, yaramak yani uymak fiilinden türemiştir.  Sanatçı, ustaca ellerini kullanarak en ince ayrıntısına tahtaya işler. Ya bir hat yazısı, ya manzara resmi, ya da portre olarak tahtaya yansır. Isıyı ayarlayarak, en uygun sıcaklığı kullanarak tahtaya ince bir sanat eseri ortaya koyar.</p>
<p>Ahşap yakma sanatı geleneksel bir sanat ülkemizde yaşatılmaya çalışılan bir sanattır.  Erkekler ve ya kadınların ortak olarak icra edebildiği bir sanattır. Kurslar sayesinde bu sanatı icra eden sayısı artmaktadır.</p>
<p>Ahşap yakma gibi geleneksel el sanatları, ruhun ince tarafını yansıtmaktadır. Dikkat ve sabır isteyen sanatlardandır. Işık ve gölge bu sanatta, en önemli unsurdur.  Karakalem çalışması gibi kontür çekerek, gölgelendirmelerle insanın ruhunun yansıması hissedilir. Ateşin tahtaya değdiği an, sanatın çizgilerle birleşen yanını açıkça gösterir.</p>
<p>Sanat, en güzel uğraşılardan biridir. Ahşap yakma da insanın ince ruhuna hitap eden en değerli sanat dallarından.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahsap-yakma-sanati-uzerine/">Ahşap Yakma Sanatı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ahsap-yakma-sanati-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11650</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kentin Anatomisi: Bursa Üzerine…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kentin-anatomisi-bursa-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kentin-anatomisi-bursa-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Nov 2017 08:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tamer Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11827</guid>
				<description><![CDATA[<p>(1) &#8220;Söz uçar yazı kalır.&#8221; (Latin Atasözü) Çoğu zaman yazı yazma sürecine girdiğimde aklıma Aziz Nesin geliyor. Usta &#8220;hangi ortamda yazarsınız&#8221; sorusuna &#8220;Bu ortam, yazacağım yazı türüne göre değişir&#8221; diyor ve ekliyor: &#8221; Çok ciddi bir yazı yazacaksam odamın kapısını ve pencerelerini sıkı sıkı kapatırım.&#8221;&#8230;Bende de bir yazı konusu ortaya çıktıktan sonra biraz yürüyüş iyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kentin-anatomisi-bursa-uzerine/">Bir Kentin Anatomisi: Bursa Üzerine…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>(1)<br />
&#8220;Söz uçar yazı kalır.&#8221;<br />
(Latin Atasözü)</p>
<p>Çoğu zaman yazı yazma sürecine girdiğimde aklıma Aziz Nesin geliyor. Usta &#8220;hangi ortamda yazarsınız&#8221; sorusuna &#8220;Bu ortam, yazacağım yazı türüne göre değişir&#8221; diyor ve ekliyor: &#8221; Çok ciddi bir yazı yazacaksam odamın kapısını ve pencerelerini sıkı sıkı kapatırım.&#8221;&#8230;Bende de bir yazı konusu ortaya çıktıktan sonra biraz yürüyüş iyi gelir. Çünkü gözlem ve sokaklar insana iyi fikir verir.Feridun Andaç&#8217;ın bu latin darbımeseli ile aynı başlıkta bir kitabı vardı. Yazar ve şairlerle söyleşiler içeriyor. Yazarların yazım süreçleri farklı mutlaka. Sessiz bir ortamda üretime odaklanmak gerekir. Aziz Nesin gibi müzikle de odaklanabilir farklı ortamlarda da yaratılabilir ama yalnızlık mutlaka şart: Yazar yalnızlığı denilen&#8230;Gezerken yazı yazamazsınız ama bana iyi fikir veriyor. Tek eksiğim var: Aşırı unutkanlık. Ne yaptımsa halt edemediğim. Yaşlanıyorum&#8230;</p>
<p>Artık fotoğraf makinesi yanımızda. Cep telefonunu alırken &#8220;nasıl olsun&#8221; diyen satıcıya basit olsun fotoğraf çekeyim müzik dinleyebileyim yeter demiştim. Üniversite yıllarında walkman elimden düşmezdi şimdi bu aletlerle her şey mümkün.. Ötekilerin pabucu dama atıldı. Herkesin elinin altında vizör var&#8230;İstediği görüntüyü cebinde taşıdığı bu aletle ölümsüzleştirebiliyor (Oysa biz bir kamerayı tutmak için 4 yılımızı vermiştik)&#8230;Şimdi çektiklerime bakıp bakıp yazdığım oluyor&#8230;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-14.jpg"><img class="wp-image-11847 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-14.jpg?resize=392%2C294" alt="" width="392" height="294" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-14.jpg?w=713&amp;ssl=1 713w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-14.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" data-recalc-dims="1" /></a>Roland Barthes, &#8220;Şehirler bir yazıdır, gezenler ise bir okur.&#8221;Bursa sokaklarında zaman zaman geziyorum, dönüp dolaşıp aynı yerlerde&#8230; İnsan alıştığı yerlerden kolay kopmuyor, kopamıyor. Ne kadar uzaklaşabilirsiniz neyi bırakabilirsiniz&#8230; Can Yücel ne diyordu .</p>
<p>Değil bu şehirden gitmek,<br />
İki sokak öteye taşınamıyorum.<br />
Alıp götürsem gelmez ki…</p>
<p>Öyle ama sahip olduğum aman aman hiçbir şey yok halbuki. Aristo bir şehir orada yaşayana güven ve mutluluk sunsun yeter diyor. Ya Hasan Hüseyin. Şöyle diyordu şiirinde:</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-1.jpg"><img class="wp-image-11849 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-1.jpg?resize=489%2C367" alt="" width="489" height="367" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-1.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-1.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 489px) 100vw, 489px" data-recalc-dims="1" /></a>Bu kenti sevdim dedim<br />
Benim olsun demedim ki<br />
Sevdim dedimse akşam kızıllığını<br />
Gönlüm gibi akıp giden şu çayı<br />
Şu ormanı şu denizi şu dağı<br />
Benim olsun demedim ki<br />
Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine<br />
Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları<br />
İşte buna sevmek derler dedimse</p>
<p>Aynı şeyler mi? İnsan gerçek varolan güzellikleri aramaz onların yansıtmış olduğu soyut ama öznel olan güzellikleri arar o yüzden bir kentte olan ne varsa insanda şiirle yazıyla sanatla yaşar&#8230;Ünlü yontucu (Rodin), bir insanın ruhunu okumak için yüzüne bakmak yeterli demiş. Yeter mi gerçekten&#8230;M. Şerif Onaran da. &#8220;Bir kentin ruhu varsa, o kenti şiirinde, yazısında yeniden kuran edebiyatçılar olduğu için vardır.&#8221; diyordu. His meselesi; sanatçı öyle kolay hissedebiliyorsa öyledir demek ki&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_11833" aria-describedby="caption-attachment-11833" style="width: 531px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-12.jpg"><img class=" wp-image-11833" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-12.jpg?resize=531%2C398" alt="Bursa" width="531" height="398" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-12.jpg?w=713&amp;ssl=1 713w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-12.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 531px) 100vw, 531px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11833" class="wp-caption-text">Bursa</figcaption></figure></p>
<p>Ya bir kentin onun yüzü yok mu peki! İlk bakışla okunacak bir yüzü&#8230;Nazım Usta demiyor muydu &#8220;iki şey vardır ancak ölümle unutulur anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü.&#8221; Nereden buraya geldim&#8230;Bursa&#8217;da doğdum Bursa&#8217;da büyüdüm ve belki de bu kentte öleceğim. Bir kentin merkezi daima o kentin kalbidir diyordu bir yerde&#8230;Öyleyse ben bu şehrin en önemli, telafisi olmayan bir organında yaşadım.<br />
Bazen Attila İlhan&#8217;ın, Can Yücel&#8217;in belki birçok insanın onlar gibi kendine yönelttiği soruya karşılık arıyorum: Bu kentten kaçıp gitmek istiyor muyum, burayı seviyor muydum? &#8221; Bazen anam araya girer &#8220;Daha iyi yer mi bulacaksın&#8221;diye. Ona göre yer, O &#8220;yer&#8221; diyor. Çünkü onun benim gibi bakmadığını biliyorum ama zaman zaman onun da sitem ettiğini biliyorum. O zaman buna karşılık aklıma hep şu replik geliveriyor: &#8220;İnsan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan. Ama biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen, burası Dünya&#8217;nın en güzel yeridir. Ama Dünya&#8217;nın en güzel yerini sevmezsen, orası Dünya&#8217;nın en güzel yeri değildir.&#8221;<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-15.jpg"><img class="wp-image-11846 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-15.jpg?resize=410%2C308" alt="" width="410" height="308" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-15.jpg?w=713&amp;ssl=1 713w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-15.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 410px) 100vw, 410px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Diderot, &#8220;Bedeni öldürenden değil ruhu öldürenden korkunuz.&#8221; demiş Aristo, &#8220;Ruhun güzelliği bedenin güzelliği kadar çabuk görünmez.&#8221; Biz görmüşüz bir kere. Bir uygarlık başka bir uygarlıkça yok edilmek tehdidiyle karşı karşıya.. Nietzsche&#8217;nin büyük sözlerinden&#8230; Demiryolu grevcilerine hitaben &#8220;Bir uygarlığın imha edilmesine karşı mücadele ediyorsunuz&#8221; diyordu Pierre Bourdieu. Çünkü toplum hakkında kanaatlar eylemlerle dile gelebilir. Herkes bu kültürel yozlaşmaya karşı eleştirel bir tavır gösterebilmelidir&#8230;.</p>
<p>Basit değil. Binlerce yıllık tarihten bir geçmişten, kültürel birikimden söz etmek istiyorum, ilk yerleşimlerin kurulmasından ve yazının bulunuşundan bu yana yazılan binlerce yıllık bir tarihten&#8230;Bursa&#8217;dan söz etmek istiyorum..</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-2.jpg"><img class="wp-image-11856 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-2.jpg?resize=366%2C274" alt="" width="366" height="274" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-2.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-2.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" data-recalc-dims="1" /></a>(2)</p>
<p>Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;<br />
Kaatil kuleler, kal&#8217;alı zindanlı saraylar;<br />
Ey dahme-i mersûs-i havâtır, ulu ma&#8217;bed;<br />
Ey gırre sütunlar ki birer dîv-i mukayyed,<br />
Mâzîleri âtîlere nakletmeye me&#8217;mûr;<br />
Ey dişleri düşmüş, sırıtan kaafile-i sûr;<br />
(Tevfik Fikret)</p>
<p>Aldous Huxley, “Cesur Yeni Dünya” adlı romanda bir distopya (olumsuz ütopya) tasarlar. Romanda gelecekte her şeyin alınıp satıldığı insanların tüketim kölesine dönüştürüldüğü toplum yapısını anlatır. Makineler gibi insanlarında programlandığı bir toplum tasavvuru. Yöneticilerin kölelere köleliklerini sevdirdikleri ve itaatkarlığa zor kullanmadan boyun eğdirdikleri geleceğe dair bir toplum yapısı. Roman 1932 de kaleme alınmıştı. Günümüzden 500 yıl sonrasını tasavvur eden bir kehanetti. Çok değil.2000&#8217;li yıllarda yaşıyoruz.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-16.jpg"><img class="wp-image-11844 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-16.jpg?resize=364%2C273" alt="" width="364" height="273" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-16.jpg?w=713&amp;ssl=1 713w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-16.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 364px) 100vw, 364px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Peki farklı mı?</p>
<p>&#8220;Kitleleri kırlardan nefret etmeye şartlandırıyoruz, aynı zamanda onları sevmeye şartlandırıyoruz. Tüm doğa sporlarının gelişmiş aletlerle yapılmasını sağlıyoruz. Böylece hem endüstriyel ürünler, hem de ulaşım tüketiyorlar.&#8221; diyor romanda&#8230;Her şey gibi doğa da metalaştırılmıştır.</p>
<p>Francis Bacon, &#8220;Bilgi güçtür&#8221; diyeli yine neredeyse 500 yıl geçmiş.Binlerce yıllık tarihten bir geçmişten, kültürel birikimden sonra günümüzde varolduğumuz ve yaşadığımız süreç Post Modern Toplum olarak adlandırılıyor. Yani bilgi ve uzay çağı. Artık mağara resimlerinden ve atların hızıyla yetindiği zamandan çok farklı bir dünyadayız. Ahmet Hamdi Tanpınar &#8220;Hiç kimse değişime karşı değildir, yeter ki ucu kendisine dokunmasın.&#8221;der. İnsan &#8220;hız&#8221; kavramının etkisinde bilginin kontrolünü kaybetmiş halde. Her şey çok çabuk değişiyor.İnsanlar bilgiye her zaman önem vermişlerdi. Eski toplumlar bilgeliği her zaman el üstünde tuttular. Günümüzde krallardan çok filozofların adlarını biliriz. Hatta hristiyanlık ona yücelik atfetti kutsallaştırdı tabi dinsel bilgelik olarak: Hagia Sophia (Aya Sofya) gibi anıtlaştırdı.</p>
<p>Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diyordu Heraklitos. Çünkü değişmeyen dogmalara karşı toplumu hızla dönüştüren bilimsel fikirler yanyana savaşım veriyor. Yani &#8220;Fikirlerin çatışması değişimin başlangıdır.&#8221; Emre Kongar&#8217;ın bir kitabında yazıyordu sanırım &#8220;Üniversite Üzerine&#8230;&#8221; idi adı&#8230;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-4.jpg"><img class="wp-image-11832 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-4.jpg?resize=296%2C395" alt="" width="296" height="395" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-4.jpg?w=434&amp;ssl=1 434w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-4.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 296px) 100vw, 296px" data-recalc-dims="1" /></a>&#8220;Görülmeye ve duyulmaya değmeyen gerçeklere karşı &#8216;gözlerini kapamak ve kulaklarını tıkamak&#8217; kesin inançlının özel bir yeteneğidir ve bu onun eşsiz cesaret ve azminin kaynağıdır.&#8221; diyen ve en liberal tezler ileri süren sivil toplumun sözcülüğünü yapan Eric Hoffler, &#8220;Tarihte büyük eser yaratan kişiler, hep büyük şehirlerde ortaya çıkmışlardı. Yaratıcı kişiler köyde, ormanda, kırda, dağ başlarında ortaya çıkmıyorlardı. Nasıl çıksın ki, yabancı şeylerin hoş karşılanmadığı ortamda ne yaratılabilir ki? İnsan şehirde insanlığını bulmuştur. Şehir olmaksızın insan da bir şey değildir. Ancak ne var ki insanı kokuşturan, dejenere eden de şehirdir. Eğer biz şehirlerimizi yaşayabilir ve yaşanabilir durumda devam ettiremezsek bazı büyük ulusların ölümünü görebiliriz&#8221; diyordu.<br />
Tarihçi Henri Pirenne&#8217;e göreyse sivil toplum dediğimiz sadece idari siyasal değil dinsel otoritenin üzerine inşa ediliyordu. (Ortaçağ Kentleri). Bu kitapta Pirenne: &#8220;Gerçekten, 6.Yy&#8217;ın başlangıcından itibaren civitas sözcüğü, piskoposluğun merkezi anlamını kazanmıştır. Kilise, temelinin dayandığı imparatorluktan sonra varlığını sürdürürken, Roma kentlerinin varlığının korunmasına büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Her kent çevresindeki kutsal alanın pazarı, o yöredeki büyük toprak sahiplerinin kışlık barınağı ve uygun bir yerde kurulmuşsa, Akdeniz kıyılarına yakınlığı oranında gelişmiş bir ticaret merkeziydi.&#8221; demektedir.</p>
<p>Peki farklı mı?</p>
<p>Yazıdan sonraki zaman dilimi günümüzden 5 bin yıl önceki upuzun evredir. Öncekinin ise milyonlarca yıl sürdüğü tahmin ediliyor. İnsanın bırakalım alet edevat yapmasını bir taşı yontabilecek aşamaya geçmesi bile binlerce yıla tekabül ediyor.Yazının icadıyla tarihli dönemler başlamıştır: Sırasıyla antik dönem, Paleolitik Çağ (Eski -Yontma- Taş), Neolitik Çağ (Yeni -Cilalı- Taş), Kalkolitik Çağ (Bakır Taş), Tunç Çağı ve Demir Çağı&#8217;dır. Neolitik devir yani taş döneminin son evresi &#8220;neolitik devrim&#8221; olarak adlandırılıyordu. Bakır madeninin bilhassa tunç ve demirin keşfi gelişme sürecini hızlandırmış yazının başlattığı kültürel gelişme ilk uygarlıkların ortaya çıkışını sağlamıştır. Kağıdın bulunması ve matbaanın icadı ise endüstriyel devrimden Yazılı tarih insanın bedensel evriminden kültürel evrime tam olarak geçtiği zamanı (çağ) kapsar.Yani kültürel devrelerden her biri bir taşa şekil verip onu kullanmakla eşdeğer. Avcılık ve besi toplayıcılığı insana ilişkin bildiğimiz tek ekonomik etkinliktir.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-5.jpg"><img class="wp-image-11835 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-5.jpg?resize=429%2C322" alt="" width="429" height="322" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-5.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-5.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 429px) 100vw, 429px" data-recalc-dims="1" /></a>Ya kentleşmeye ilişkin olan kültürel evrim&#8230;</p>
<p>Saydığım bütün evreler taşın sonra madenlerin işlenmesinden ibaret. İklimlerin ısınması hayvanların evcilleştirilmesi kültürel gelişmenin birer halkasıydı. Mağaralarda barınan yüksek tepe güvenli kayalıklarda ev kuran insanın düzlük yerlere inmesi için binlerce yıl geçmesi gerekti. Çünkü insanın yaşaması için aşağılar hiç tekin değildi. Soğuk ve zor söz konusu idi.</p>
<p>Peki farklı mı?</p>
<p>Sanırım Coğrafyanın insan karakterini tayin ettiğine ilişkin değerlendirme İbn Haldun&#8217;a aitti. Napolyon’un da benzer bir sözü vardır:“Coğrafya ülkelerin kaderini belirler!” şeklinde. &#8220;Tek korktuğum düşman doğadır.&#8221; demesi de bu sözleri iklim ve yer şartlarından başarısız olduğu bir seferden sonra sarfettiğini düşündürüyor.<br />
Kısaca özetlersek, o upuzun zaman dilimi olan paleolitik çağda insanlar henüz binlerce yıllık bilgi ve kültürel birikimden yoksun olarak mağaralarda yaşamak ve avcılık toplayıcılıkla yetinmek zorundaydı Bir sonraki neolitik çağda ise köyler kurup üretime geçebildiler&#8230; Kalkolitik dönemde üretimde uzmanlaşıp toplumsal gelişmelerle tanıştılar. Tunç çağı ise ilerlemenin başlangıç noktası oldu Karmaşık toplumsal yapılara ulaşması bu sayede oldu. İnsanlığın ilerlemesinin doruk noktası ise demir çağının başlamasıdır.</p>
<p>Jean-Jacques Rousseau, &#8220;Kentiyapılar oluşturur, ancak bu yapıları yapan yurttaşlardır&#8221; demiyor muydu. Yaşadığım kent Bursa bu insanlık gelişim evrelerinde hangi aşamalardan geçmişti, Bursa&#8217;nın tarihi nerede başlıyor ve hangi izlerde yaşıyor ve şimdi bu izler (buluntular) ne hallerdedir? Buna yanıt arıyordum&#8230;<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-3.jpg"><img class="wp-image-11836 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-3.jpg?resize=458%2C343" alt="" width="458" height="343" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-3.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-3.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 458px) 100vw, 458px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>(3)</p>
<p>Taşlar değil, yapılan işler anıtları meydana getirir.<br />
(J.T.Motley)</p>
<p>Maddeye yaratıcı gibi yaklaşmak sanatı özgür kılmakla mümkün&#8230;Sanırım yine Emre Kongar&#8217;a ait ifadeydi. Üniversite okuduğum yıllardaki bir kitaptan..O yıllarda yakın bir komşumuz vardı Adam benim de doğduğum aynı kenar bir mahalleden çıkıyor NASA&#8217;da çalışıyor. Yerel gazetelerden birinde röportajı çıkıyor. &#8220;Bilim adamı olmaya nasıl karar verdiniz?&#8221; diye sormuşlar. Not almışım şöyle diyordu: Bilim adamı olmaya yönlenmem, üniversite okuduğum ortamın getirdiği bir sonuçtur. Yoksa hiç kimse bilim adamı olacak diye dünyaya gelmez&#8221;. Oysa çağdaş insan değerlerini insan onuruna saygı sevgiyi eğitimde eşitlik, özgürlük, üretken ve yapıcı tartışma ortamını savunan insanları toplum olarak anlayabildik mi, Server Tanilli gibi bir aydının çektiği acıları unutmak mümkün mü?</p>
<p>İşte Mir İşte Uluslararası Uzay Üssü&#8230; Binlerce yıl mağaralarda yaşayan insanlık bilmediği yerlere ulaşma cesareti gösterebilir miydi adım bile atamazdı herhalde. Günümüzde bu cesareti gösteren bilim insanları belki de milyonlarca yıl sonra yeryüzü dışında da yaşam ortamı yaratmayı başardılar.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-6.jpg"><img class="wp-image-11851 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-6.jpg?resize=422%2C317" alt="" width="422" height="317" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-6.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-6.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 422px) 100vw, 422px" data-recalc-dims="1" /></a>Binlerce yıl sonra insanın en temel gereksinimi sayılan barınma sorunu tam olarak çözülmemişken günümüzde bazı araştırmacılar kentlere ilişkin olarak &#8220;küresel köy&#8221; ifadesini kullanıyorlar. Onlara göre ulus, devlet gibi kavramlar yerine zihinsel ve mekansal dönüşüm merkezleri olarak kentler ön plana çıkmaktadır. H.Spenser de gibi bireyci, işlevsel ve salt ekonomik açıdan ele alınan kentleşme olgusu halbuki M.Faucault&#8217;un deyişiyle &#8220;biyo-iktidar&#8221; yoluyla yani iletişim ve bilgi ağlarıyla kontrol edilebilir hale geliyordu.</p>
<p>El oğlu uzaylarda yaşam alanları yaratmışken&#8230; Bir şeyin tabu olması için anlaşılması değil anlaşılmaması şarttır diyordu Kemal Tahir. Karl Marx da, &#8220;Görünen gerçek olsaydı bilimlere gerek kalmazdı.&#8221; Eğer bilgi olmasaydı artık yapay uydular nasıl gerçek olabilirdi. Tarihçi Fernand Braudel Uygarlıkların Grameri isimli bir kitap yazar ve şöyle der: &#8220;Yollar neredeyse şehirler oradadır.&#8221; Ne yazık ki bir uygarlık gelişim ölçüsü olan nesneler bizde hala salt bir politika malzemesi sayılabiliyor. Düne kadar karşı çıktıkları olguları bugün büyük bir iştahla savunabiliyorlar&#8230;</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-13.jpg"><img class="wp-image-11843 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-13.jpg?resize=433%2C325" alt="" width="433" height="325" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-13.jpg?w=713&amp;ssl=1 713w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-13.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 433px) 100vw, 433px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Düşünmeden, acımadan, utanmadan<br />
yüksek kaleler kurmuşlar dört yanıma.<br />
Umutsuzluk içinde böyle hep<br />
bir şey düşünmez oldum alınyazımdan başka.<br />
Dışarıda görülecek bir sürü işim vardı<br />
ben nasıl sezmedim kaleler kuruldu da.<br />
Ses seda işitmedim çalışan işçilerden<br />
habersiz kapadılar beni dünyanın dışına.</p>
<p>Böyle sesleniyor C.Kavafis. Yüksek yüksek tepelerden kaya ve ağaç oyuklarından düzlüklere inip yerleşik yaşama geçen insanlık neden yeni baştan etrafına duvar ördükleri kaleler, şehirler kurdu. İklimler değişip yeni bitkiler, yeni hayvanlar, yeni eşyalar, yeni evler ortaya çıktıkça insanlık doğaya daha kolay uyum sağlayıp kontrol altına alma olanağına kavuştu. Ama kendi çevresine de duvarlar örmeye başladı.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-7.jpg"><img class="wp-image-11839 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-7.jpg?resize=404%2C303" alt="" width="404" height="303" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-7.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-7.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 404px) 100vw, 404px" data-recalc-dims="1" /></a>Yaklaşık 20 büyük uygarlığa beşik olan Anadolu için; Anadolu mozayiği deyimini kullanıyor Veli Sevin de (Anadolu Arkeolojisi). Coğrafyası farklı , doğal kaynakları farklı uygarlıklar inşa ede ede bugünlere ulaşmış renkli bir tablodur Anadolu&#8230; Ne yazık ki altını bulup işleyen ve parayı icat eden coğrafyada da bununla birlikte büyük kale kentler (sitadel), zengin ticari koloniler, bey sarayları kuran insanlar süs eşyalarını ve silahları da keşfetmişti&#8230;</p>
<p>Halil inalcık (Devleti Aliye) Bursa&#8217;nın 15 ve 16. yy da Ortadoğu&#8217;nun en önemli ticaret ve sanayi merkezlerinden biri olduğunu belirtiyor (S.268) Ancak ipekli dokumacılık gelişmesine rağmen bunu sürdüremediğini belirtiyor:</p>
<p>Geçmiş zamanlardan kalan aydınlık<br />
İpek gecelerine iner sel gibi.<br />
Yıldızların koynunda erir aydınlık<br />
Yeşil rengi bir darbımesel gibi.</p>
<p>İlhan Geçer&#8217;in bu şiirinde kalan mısra şimdi: İpek ve yeşil&#8230;Her ikisini de çoktan unuttuk halbuki. İki vefalı dost gibi terkettiler bizi. Gelelim ipek tenli yeşil dokulu Bursa&#8217;ma. Nerede&#8230; Uygarlıklar mozayiğinin zümrüt yeşil coğrafyası.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-9.jpg"><img class="wp-image-11841 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-9.jpg?resize=451%2C338" alt="" width="451" height="338" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-9.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-9.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 451px) 100vw, 451px" data-recalc-dims="1" /></a>Yaşamsal izler, ilk gerçek buluntular Bursa&#8217;dan çok uzakta ve geç neolitik çağa aitlerdi. İznik Gölü batı kenarında Ilıpınar höyüğünde ve Yenişehir ovası Menteşehöyükte yapılan kazılar 8 bin yıl öncesine işaret ediyordu. Göçebe çiftçi ve yerli balıkçı kültürlerini belgeleyen izlerdi bunlar. Her biri bir su kenarında deniz kıyısına yakın kurulmuşlardı. Basit, sade&#8230;</p>
<p>Hitit beyleri, Frig (Phryg),Urartu ve Lidya krallıkları kurulmuş sırayla. Antik çağların merkezi devletleri de kimi zaman dost kimi zaman istilacı olmuşlar birbirlerine sonrakiler gibi. Antik çağın bitimi Yunan kolonilerinin ve göçmen kavimlerin (Bithynia) )dağılması ve dinsel çatışmaların üzerine kurulan Roma-Bizans devleti ile kapanıyor. Osmanlı beylerinin ılgar boylarının kuvvetiyle kurduğu Osmanlı Devleti tarih sahnesinde yerini alıyor&#8230;<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-11.jpg"><img class="wp-image-11842 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-11.jpg?resize=405%2C304" alt="" width="405" height="304" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-11.jpg?w=713&amp;ssl=1 713w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-11.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 405px) 100vw, 405px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>bizanslı bir duvar<br />
osmanlı bir çınar<br />
dağların etekleri tutuşmuş<br />
yanar ha yanar<br />
sebillerde su<br />
ocaklarda kül<br />
say ki bir yürektir<br />
yarası derin<br />
kanar ha kanar</p>
<p>Hüseyin Yurttaş &#8220;Bursa düşleri&#8221;nde geçmişin izlerini arıyor. Her şiirde olduğu gibi şaire hem daüssıla hem hüzün veriyor bugünkü Bursa&#8230;</p>
<p>Bursa&#8217;da iki nitelik iç içe geçmişti. Biri uzun zaman bir beylik merkezi olarak öbürü dinsel, söylencesel ve mistik olarak yönetsel ve mekansal özellikleri iç içe barındırıyordu. Tıpkı antik dönem höyüklerinde olduğu gibi o nedenle Bursa&#8217;da da bugün geçmişinin izlerinde bu kültürlerin yaratımları iç içe yaşar. Bir köşede bir Yunan sunağı öte yanda Bitinya mezarı Bizans&#8217;a ait bir kilise ve sur Osmanlı yapısı cami ve türbe hep beraberdir. Tabii günümüzün kah beton ve camdan yapılarıyla kah sonradan görme taşlarla asıl kimliği iğdiş edilip de birbirine karışarak&#8230;<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-17.jpg"><img class="wp-image-11852 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-17.jpg?resize=397%2C298" alt="" width="397" height="298" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-17.jpg?w=713&amp;ssl=1 713w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-17.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 397px) 100vw, 397px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Eskiden tüccarlar ve soylu sınıflar kentin merkezinde yaşarmış şimdi tersi. Aklıma Balibey geliyor, bu yüzden şu repliği hiç unutmam. Belphégor&#8217;un Hayaleti&#8217;nde dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Louvre Sarayı&#8217;nın Mısır uygarlığı galerisinin girişine yapılan cam piramitten geçerken şöyle diyordu Müfettiş Verlac (Michel Serrault) : &#8220;Buraya ne yapmışlar böyle Disneyland gibi olmuş Birgün burası Amerika gibi olacak.&#8221;O yüzden (Cafeler- AVM&#8217;ler dikerek üstelik) yıkım ve sürgünler (yani gentrifikasyon) sur diplerindeki kent yoksullarına yazgı olmamalı. Elbette tarihsel mekanlar ile barınma hakkı ikisi de korunabilirlerdi.</p>
<p>Tarihçiler her taşın bir ruhu vardır der. Ve surlar&#8230; Surlar boyunca yürürseniz siz de göreceksiniz&#8230; Eski Bursa&#8217;nın hallerini&#8230;<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-8.jpg"><img class="wp-image-11837 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-8.jpg?resize=510%2C382" alt="" width="510" height="382" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-8.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-8.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 510px) 100vw, 510px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Düşünmeden, acımadan, utanmadan<br />
kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.<br />
Ve şimdi oturuyorum böyle yoksun her umuttan.<br />
Beynimi kemiriyor bu yazgı, hep bu var aklımda;<br />
oysa yapacak bunca şey vardı dışarda.<br />
Ah, önceden farketmedim örülürken duvarlar.<br />
Ama ne duvarcının gürültüsü, ne başka ses.<br />
Sezdirmeden, beni dünyanın dışında bıraktılar.<br />
(Constantino Kavafis)</p>
<p><figure id="attachment_11830" aria-describedby="caption-attachment-11830" style="width: 562px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-10.jpg"><img class=" wp-image-11830" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-10.jpg?resize=562%2C422" alt="" width="562" height="422" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-10.jpg?w=713&amp;ssl=1 713w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/unnamed-10.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 562px) 100vw, 562px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11830" class="wp-caption-text">Bursa</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kentin-anatomisi-bursa-uzerine/">Bir Kentin Anatomisi: Bursa Üzerine…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kentin-anatomisi-bursa-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11827</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Ve Çizgi Roman</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-cizgi-roman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-cizgi-roman/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Nov 2017 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[M. Faruk Kutlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11567</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat ve çizgi roman ilişkisi güncel sanat tarihinde bilinen uzun soluklu bir ilişkidir. ABD’li sanatçı Roy Lichtenstein 1963 yılında 172,7&#215;203,2 cm ebatlarında, tuval üzerine yağlı boya “Whaam!” tablosunu gerçekleştirdi. Bu tablo 1962 yılında DC Comics’in yayınladığı “All-American Men Of War” çizgi romanından alınan Robert Kanigher’in canlandırdığı bir sahneydi. Bugün Por Art akımının en bilinen yapıtlarından [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-cizgi-roman/">Sanat Ve Çizgi Roman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat ve çizgi roman ilişkisi güncel sanat tarihinde bilinen uzun soluklu bir ilişkidir. ABD’li sanatçı Roy Lichtenstein 1963 yılında 172,7&#215;203,2 cm ebatlarında, tuval üzerine yağlı boya “Whaam!” tablosunu gerçekleştirdi. Bu tablo 1962 yılında DC Comics’in yayınladığı “All-American Men Of War” çizgi romanından alınan Robert Kanigher’in canlandırdığı bir sahneydi. Bugün Por Art akımının en bilinen yapıtlarından olan “Whaam!” Ressam Lichtenstein’a şan, şöhret ve para getirirdi. Asıl sahnenin yaratıcısı Robert Kanigher ise sadece çizgi roman literatüründe çizer olarak yer alabildi. Çizgi romanlar sanat kabul edilmiyor, ancak bir çizgi roman karesi alınıp tuvale taşındığı zaman sanatsal itibar görüyordu.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/erro.jpg"><img class="size-full wp-image-11570 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/erro.jpg?resize=400%2C400" alt="" width="400" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/erro.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/erro.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/erro.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Benzer bir örnek 2010 yılında tekrar yaşandı. İngiliz çizer Brian Bolland’ın 1990’lı yıllarda çizdiği Tank Kızı’na ait görüntüler İzlandalı ressam Erro tarafından &#8220;remix&#8221; edildi ve Centre Pompidou&#8217;da sergilendi. Erro ön plana Bolland’ın tank Kızı’nı yerleştirip arkaya da Maoist Sosyal Gerçekçilikten alınan bir grup figürle resmi tamamlamıştı. Erro, çizgi roman sanatını çekme, yeniden çizme, karıştırma, resim haline getirme ve sanat olarak sunma konularında uzmanlaşmış bir sanatçı olarak tanınmıştı. Gudmundur Gudmundson daha sonraları Erro adını alır. 9 mart 2007’de Nişantaşı’nda bulunan Dirim Art Sanat Galerisi’nde de sergi açmıştır. O güne kadar çizgi roman karelerini resme aktarma konusunda muhalefet gösteren Mimar Sinan hocalarından birinin de fikir değiştirmesine vesile olmuştur.</p>
<p><figure id="attachment_11573" aria-describedby="caption-attachment-11573" style="width: 1600px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/Brian-Bolland-.jpg"><img class="size-full wp-image-11573" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/Brian-Bolland-.jpg?resize=640%2C459" alt="Brian Bolland" width="640" height="459" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/Brian-Bolland-.jpg?w=1600&amp;ssl=1 1600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/Brian-Bolland-.jpg?resize=300%2C215&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/Brian-Bolland-.jpg?resize=1024%2C734&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/Brian-Bolland-.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/Brian-Bolland-.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11573" class="wp-caption-text">Brian Bolland</figcaption></figure></p>
<p>Konumuza dönersek, gördüklerinden rahatsız olan birçok sanatçı, Erro’nun yaptığı şeyden dolayı rahatsız edildi ve Bolland’a da haber verildi. Bolland Tank Kızı’nı görmek için Pompidou Merkezi’ne gitti. Erro’nun yaptığı çalışmayı gördü, kendi imzası dahil bazı ayrıntılar atılmıştı. Bolland Erro’ya yazdığı mektupta isminin bilinçli olarak silindiğinin altını çiziyordu. Bunu yaparken bunun bir sanatçı tarafından yapılmadığını, bu nedenle sanat değil sadece malzeme ve hammaddeye indirgemiş olduğunu belirtiyordu. Bolland’ın Tank Kızı, Erro tarafından kolaja dönüştürülmüş poster olarak hediyelik eşya dükkanında 600 euro etiketle satışa sunulmuştu. Üstelik Erro imzasıyla satıştaydı. Bolland’ın yazdığı mektup üzerine yirmi adet poster satıştan kaldırıldı.</p>
<p>Bolland mektubunda Güzel sanatlar elitinin çizgi roman topraklarını sömürdüğünü, onlardan bir şeyler alıp geri hiçbir şey vermediklerini belirtiyor. Çizgi roman çizerlerinin çalışma sistemlerini de gönderme yapıyor Bolland. “1970’li yıllara kadar çizgi roman çizerlerinin çok kötü şartlarda çalışıyorlardı ve yayıncıların buyurduğu şartları kabul ediyorlardı. Eserleri tekrar yayınlansa da ödeme alamıyorlardı. Orijinal sayfaları geri alamadıkları gibi imzaları da yoktu. 1977’de ilk kez başlık sayfalarında yazar ve sanatçıların isimlerine yer verilmeye başlandı. Bugün artık çok sayıda insan çizgi roman yazar ve çizerlerini tanıyor.”</p>
<p>Bolland mektubunun son kısmında: “Daha önceki kolajlarınızı çok beğendim, birçok unsur yeni bir bütün oluşturdu. Ancak Tank Kızı posterinde benim işim hakim, satışı durdurmanızı öneriyorum.” yazıyordu.</p>
<p>Bolland ve birçok çizgi roman çizerine tercüman oluyordu. Çalışmasının tek sebebinin işinin basılıp dağıtılması olduğunu belirtiyordu. “Bir eser üretirken onu görme hakkına sahip olan zengin bir kişiye satmaktan hoşlanmıyorum. Eğer birisi benim eserimi görmek isterse bunu 1 dolar karşılığında yapabileceğini ya da göze alabileceklerini bilmek beni tatmin ediyor” diye yazıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Açıklama: Roy Lichtenstein, Robert Kanigher, Brian Bolland, Pop art, Whaam, çizgi roman, sanatçı, çizer, Tark Kızı, Tank Girl, Centre Pompidou, Pompidou sanat merkezi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-cizgi-roman/">Sanat Ve Çizgi Roman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-cizgi-roman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11567</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Onurlu, Asil Ve Güçlü Gladyatör</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/onurlu-asil-guclu-gladyator/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/onurlu-asil-guclu-gladyator/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 12 Nov 2017 05:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11521</guid>
				<description><![CDATA[<p>Milattan önce Roma devrinden günümüze gelmiş olgulardan… GLADYATÖR! Yüz yıllar boyunca nesilden nesle aktarılan geçmişin şehirlileri… Çoğu kölelikten, önce yaşam belirtisi göstererek sonra bugünün insanı tarafından acımasızca, o günün insanı tarafından ise insan hakkediş ile seçilmiş olan erkekler… Aynı arenada GERÇEK YAŞAM KAVGASINA dahil gladyatör hayvancıkları da unutmamak gerekir elbette… Bugünün ekmek kavgası, yaşama kaygısı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/onurlu-asil-guclu-gladyator/">Onurlu, Asil Ve Güçlü Gladyatör</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Milattan önce Roma devrinden günümüze gelmiş olgulardan… GLADYATÖR!</p>
<p>Yüz yıllar boyunca nesilden nesle aktarılan geçmişin şehirlileri… Çoğu kölelikten, önce yaşam belirtisi göstererek sonra bugünün insanı tarafından acımasızca, o günün insanı tarafından ise insan hakkediş ile seçilmiş olan erkekler…</p>
<p>Aynı arenada GERÇEK YAŞAM KAVGASINA dahil gladyatör hayvancıkları da unutmamak gerekir elbette…</p>
<p>Bugünün ekmek kavgası, yaşama kaygısı dediğimiz endişelerin çoğu, elbette milattan önceki o günlerde epey farklı idi…</p>
<p>Düşünecek olursak çağlar, asırlar, yıllar zaman değişse bile sistem gereği değişmeyen tek şey; henüz kendi gerçeğini keşfetmemiş biz insanların aldanış ile bizlere dayatılan ilüzyonik kavramlar gereği nasılda ‘ KENDİMİZDEN HIZLA UZAKLAŞTIĞIMIZDIR’ .</p>
<p>Aydınlatılmayı beklenen en büyük dava, daima insanın kendisi iken çağlar boyu insanın arayıp, didinip, uğraştığı şey hep dışarıda sürüp giden YAŞAM KAVGASINDAN ibaret…</p>
<p>Derler ya hani ‘ acı ve gerçek’…</p>
<p>Bilemiyorum belki de ilahi plan ve sistem gereği ‘ GAYESİZ YAŞAM OLMAYACAĞINDAN’  yaşam amacı zannettiğimiz hayat kavgasına gereğinden çok fazla tutunuyoruz. Tam kelimenin deyimi ile tutunmak… Gerçek manada boşluğa düşmekten korktuğumuz, anlamsız didişmeler.</p>
<p>Oysa kişi bir an dursa ve kendisine dayatılmış, öğretilmiş hatta yaşatılmış tüm öğretilerden bir an uzaklaşarak kalbi ile an içinde düşünse ‘KENDİ İLE TANIŞMAYI’ nihayet başaracaktır… Ancak böyle Kendi öz değerini fark edecek, gerçek özgürlüğü hakkında fikir sahibi olabilecektir.</p>
<p>Fakat her zaman yapa geldiklerimiz, alışkanlıklarımız hatta sıradanlıklarımız bize daha tanıdık geldiğinden talihsizce bilmediğimizden korkar, bildiğimizi zannettiğimizi bayağılıklarımıza koşarız… İnsan kendi ile tanışmak, kendini okumak için gelmiştir yeryüzüne, bu büyük gücümüzden korkmanın kaçmanın bile mühleti vardır aslında… Çoğunlukla ani ve öngörülemez durumlar imdada yetişir böylece… Önce zihin ve iç konuşmalar susar, ne çok şey susmuştur o anda…</p>
<p>Sonra insan sorar kendine “neydi o boşluk, yaşamı durduran, beni içine çeken ? ‘” diye… İşte o bir an aslında kocaman bir adımdır…</p>
<p>İNSANIN KENDİNDEN KENDİNE ATTIĞI KOCA BİR ADIM …</p>
<p>Yeni yaşam yolun onurlu, asil ve güçlü olsun gladyatör…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/onurlu-asil-guclu-gladyator/">Onurlu, Asil Ve Güçlü Gladyatör</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/onurlu-asil-guclu-gladyator/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11521</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fütürist Android Sophia’ya Realist bir bakış.</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 11 Nov 2017 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11499</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde düzenlenen “ Gelecek Yatırım Girişimi” tanıtımında Sophia isimli robota vatandaşlık verildi. Satır arası konuşmalarından insansı olmaya çalıştığını, insanlara yardım etmek ve niyetinin çalışmak olduğunu “söylettiler. “(söyledi demek teknik olarak doğru bir ifade değil). İlk tepkiler şeriat kurallarına uyması gerektiğini, ılımlı İslam projesinin ilk ayaklarından olduğunu ve komplolarımı şöyyyleee bir kenara iterek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/">Fütürist Android Sophia’ya Realist bir bakış.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde düzenlenen “ Gelecek Yatırım Girişimi” tanıtımında Sophia isimli robota vatandaşlık verildi. Satır arası konuşmalarından <strong><em>insansı</em></strong> olmaya çalıştığını, <strong><em>insanlara yardım etmek</em></strong> ve <strong><em>niyetinin çalışmak olduğunu</em></strong> “<u>söylettiler.</u> “(söyledi demek teknik olarak doğru bir ifade değil).</p>
<p>İlk tepkiler şeriat kurallarına uyması gerektiğini, ılımlı İslam projesinin ilk ayaklarından olduğunu ve komplolarımı şöyyyleee bir kenara iterek masada büyük resim için yer açalım.</p>
<p><strong>Neden dişi form ve neden isim Sophia?</strong></p>
<p>Erkek formunda olması toplumda ciddi tepkiler doğuracağını düşünmüş olduklarını sanıyorum. Dişi form estetik olarak daha hızlı ve fazlaca kabul görür. İsim Gürcü ismi olarak geçiyor. Dikkatinizi çekmek istediğim konu anlamında yatıyor. Sophia “Bilgelik” anlamına geliyor. Disklerinde bizden daha çok bilgiyi barındıracağı mutlak. Sizce bu nedenle mi ismi Sophia?</p>
<p>Audrey Hepburn model alınarak tasarlanıyor. Ne kadar benzediğini tartışmak bile yersiz. Ancak bu isim verilirken zamanın muhteşem aktrislerinden (ki ikisi arkadaşlardı ve birçok kez bir araya gelmişlerdir) Audrey Hepburn ve Sophia Loren ikilisinden birinin adını alırken diğerinin yüzünü almaya çalışmakla (becerilemediği ortada) ne amaçlanmaktadır?</p>
<p>Kaldı ki dikkat edilirse boğazında yer yer yaşlı görüntü vermesi açısından kırışıklık benzeri tasarımlar olması ve kafasının arka kısmının kapatılmaması gelecek tepkilerin önüne geçilmesi açısından kasıtlı olarak yapılmıştır. Anlatılmak istenen her ne kadar “bu bir insan değil” kavramına vurgu yapılsa da verilen vatandaşlık ile asıl amaç gün yüzüne çıkmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_11503" aria-describedby="caption-attachment-11503" style="width: 226px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg"><img class=" wp-image-11503" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg?resize=226%2C160" alt="" width="226" height="160" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg?w=763&amp;ssl=1 763w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg?resize=300%2C213&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 226px) 100vw, 226px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11503" class="wp-caption-text">Audrey Hepburn</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_11504" aria-describedby="caption-attachment-11504" style="width: 235px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/sophia.jpg"><img class="wp-image-11504" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/sophia.jpg?resize=235%2C161" alt="Sophia" width="235" height="161" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/sophia.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/sophia.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 235px) 100vw, 235px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11504" class="wp-caption-text">Sophia</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_11505" aria-describedby="caption-attachment-11505" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg"><img class="wp-image-11505" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg?resize=150%2C150" alt="Sophia Loren " width="150" height="150" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11505" class="wp-caption-text">Sophia Loren</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sophia’nın gelecek versiyonları ne olacak?</strong></p>
<p>Bir sex oyuncağı olarak görücüye çıkacak olması kaçınılmazdır. Madem dişi formunda ve donanımlı olacak, o halde işlevselliği de öne çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: left;">Durduk yere bir androidden (Sophia) yola çıkarak neden cinselliğe geldik demeniz son derece doğal. Ancak robotlar uzun yıllardır zaten çeşitli sektörlerde kullanıyordu. Aradaki fark kullanılan bu robotlar makine formundayken şimdi Sophia ile bir dişi (kadın demek doğru bir ifade değil) formunda sunulması fütürist bakış açısı ile nihayetinde cinsellik kavramına geleceği kaçınılmazdır.</p>
<p><figure id="attachment_11507" aria-describedby="caption-attachment-11507" style="width: 303px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg"><img class=" wp-image-11507" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=303%2C198" alt="Android-1" width="303" height="198" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=300%2C196&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=702%2C459&amp;ssl=1 702w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 303px) 100vw, 303px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11507" class="wp-caption-text">Android-1</figcaption></figure></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Dünyada sex oyuncaklarının istatistikleri.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="https://www.vouchercloud.com/resources/sex-toy-world-rankings">https://www.vouchercloud.com/resources/sex-toy-world-rankings</a> adresinde konu ile ilgili olarak Google arama kayıtlarında olan istatistiklere göz atmanız, hiç olmazsa bir fikir verebilir. Arama kayıtları diyoruz zira satış rakamlarını bulmak pek mümkün değil.  Sophia isim olarak değilse bile onlarca isimde androidler yakın gelecekte satışa sunulacaktır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/istatistik.png"><img class=" wp-image-11509 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/istatistik.png?resize=380%2C329" alt="" width="380" height="329" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/istatistik.png?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/istatistik.png?resize=300%2C259&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" data-recalc-dims="1" /></a> </strong><strong>İnsan formunda olan robotların gireceği ilk alan sex.</strong></p>
<p style="text-align: left;">İster misiniz ilk zamanlar fiyatının yüksekliğinden internet kafelerin açılması gibi dijital genelevlerin açılmasını? Fiyatları düşünce her eve bir Sophia mı? Belki Türkler Natasha ismini tercih ederler kim bilir?</p>
<p><figure id="attachment_11510" aria-describedby="caption-attachment-11510" style="width: 228px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot2.jpg"><img class=" wp-image-11510" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot2.jpg?resize=228%2C342" alt="Android-2" width="228" height="342" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot2.jpg?w=440&amp;ssl=1 440w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot2.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11510" class="wp-caption-text">Android-2</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Yumuşak karnınızdan vurulacaksınız.</strong></p>
<p>Sapkınlar için, şiddet düşkünleri için çözüm olabilir fikirleri uçuşacak ve kabul görecek. Sonra bulaşıcı cinsel hastalıkların önüne geçilecek denecek. Evimde Sophia var ama karımın yeri başka diyenler çıkacak.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Android Sophia’nın hakları neler olacak?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Şiddet görecek Sophia’lar, tecavüze uğrayacak Sophia’lar olmayacak mı? Otomobiliniz arıza yaparsa kızgınlıktan bir tekme attığınızda aracınıza şiddet uygulamış oluyor musunuz? Meclisler çalışacak hakları neler olacak diye. Sophia’nın yüzüne kezzap atılırsa ne yapacağız? Kadın hakları savunucuları Sophia’lar için gösteri yaparlar mı? Çalışan Sophia’ya mobbing uygulanır mı?</p>
<p><figure id="attachment_11511" aria-describedby="caption-attachment-11511" style="width: 273px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg"><img class=" wp-image-11511" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg?resize=273%2C274" alt="Android-3" width="273" height="274" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg?w=512&amp;ssl=1 512w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 273px) 100vw, 273px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11511" class="wp-caption-text">Android-3</figcaption></figure></p>
<p><strong>Kadınlar bu gelişmeler karşısında neden sessizler?</strong></p>
<p>Gerçekçi olmak gerekirse; erkekler söz konusu cinsellik olunca görsel olarak uyarılırlarken kadınlar dokunmayı tercih ederler. Bu bilimsel bir gerçek. Yoksa biz erkeklerin klasik veya spor bir arabaya hayranlıkla bakışımız başka nasıl açıklanabilir? Erkeklerin bu gelişmelere çok sıcak bakabileceklerini kestirmek için ne bilimsel ne de istatistik verilerine ihtiyaç var mı? Zaten erkekler dişi androidleri hizmet sektöründe kullanacaklardır değil mi?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>İstemem yan cebime koy!</strong></p>
<p>Sophia dır dır etmeyecek. Cinsellik için konuşmasa da olur değil mi? Başı da ağrımaz? Bu gece olmaz hiç demeyecek. Olur da başı ağrısa veya bu gece olmaz derse neden satın alıyorsunuz değil mi? İdeal ölçüler kişiye göre değişir Sophia’nın her formu olur merak etmeyin. Kadınlar için de  bir Alain olamaz mı? Olur mutlaka da satış rakamları Sophia’nın çok altında kalır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kadınlar sesinizi çıkarmaya hazırlanın.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Annelik duygusunu zaman içinde yitirecek olmanızı, erkeklerden ilgi göremeyeceğinizi, aşk denen duygunun sıradan ve gereksiz görüleceği geleceğini umursamıyorsanız sessiz kalmaya devam ediniz. Sesinizi yükseltmeniz sizleri ne erkek meraklısı, ne zayıf, ne korkak ve ne de zavallı yapmayacaktır. Aksine insan olmayı, duyguları ve yaşamayı seven insanların sonuna kadar arkanızda olacağınızı bilmeniz gerekir.</p>
<p><figure id="attachment_11513" aria-describedby="caption-attachment-11513" style="width: 220px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot4.jpg"><img class=" wp-image-11513" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot4.jpg?resize=220%2C280" alt="Android-4" width="220" height="280" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot4.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot4.jpg?resize=236%2C300&amp;ssl=1 236w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11513" class="wp-caption-text">Android-4</figcaption></figure></p>
<p style="text-align: left;"><strong>İlk hamle Suudi Arabistan’dan geldi, siz uyanık olun.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bir çeşit çamaşır makinesi olan Sophia’nın haklarını savunmak için sahneye çıkacak bir avukatı, ona arkadaşlık teklif edecek erkeği, kızıma ablalık yapsın diyecek aileyi, karımı boşayıp Sophia ile evleneceğim diyecek erkeği, ona iş vermek isteyen işyeri sahibini ve onu yemeğe çıkaracak olan kişiyi daha akıllarından geçmeden engellemek herkesin görevi olmalıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Son söz erkeklere.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Dır dır diyoruz ama dır dır olmasa (ölçüsünde) hayatın ne tadı kalacak? Kim bizi kızdırıp sonra yumuşatacak? Kime hediye alarak mutlu edeceksiniz? Kim bizleri baba yapacak? Kime o tanımlanamayan bakışı atacağız? Sophia ve türevlerini düşünmeden önce bir deneme yapmanızı öneriyorum. Bu yazıyı okuduktan sonra bu akşam bulaşık makineniz ile yemeğe çıkın. Elektrik süpürgenizi dansa götürün ve gece yatağınızda fırını ağırlayın. Nasıl teklif? Aynı gün içinde üç kadınla olmak güzel geliyorsa Sophia’nızın ilk taksiti benden. Malumunuz beyaz eşyada indirim var.</p>
<p><figure id="attachment_11512" aria-describedby="caption-attachment-11512" style="width: 221px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot5.jpg"><img class=" wp-image-11512" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot5.jpg?resize=221%2C303" alt="Android-5" width="221" height="303" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot5.jpg?w=463&amp;ssl=1 463w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot5.jpg?resize=219%2C300&amp;ssl=1 219w" sizes="(max-width: 221px) 100vw, 221px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11512" class="wp-caption-text">Android-5</figcaption></figure></p>
<p style="text-align: left;">Bir sonraki yazım androidlerin gireceği sektörler ve yok edeceği meslekler, kazanımlarımız ve kaybedeceklerimiz üzerine olacak.</p>
<p style="text-align: left;">Sevgiyle ve androidsiz kalmamız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/">Fütürist Android Sophia’ya Realist bir bakış.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11499</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ulu Önderim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ulu-onderim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ulu-onderim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Nov 2017 06:08:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevgi Keskin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11606</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tarihin en büyük ismi, kürsülerin ilk sahibi, çağdaşlığımızın lideri; ulu önderimiz Atatürk! Neler geçiyor aklımızdan senin adını duyunca. Türklük böyle yaşanmalı diyoruz yaptıklarını okuyunca. Bir daha çıkıp gelmeli diyoruz Samsun’dan Bugün gökyüzünde gözlerindeki o maviliği, güneşte gülümsemendeki o sıcaklığı aradık. Ama deniz dalgalanıyor ne de güneş ısıtıyor bugün. Sanki buz kesilmiş etraf her yer sessiz, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ulu-onderim/">Ulu Önderim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="m_2751094703483414279x_MsoNormal">Tarihin en büyük ismi, kürsülerin ilk sahibi, çağdaşlığımızın lideri; ulu önderimiz Atatürk! Neler geçiyor aklımızdan senin adını duyunca. Türklük böyle yaşanmalı diyoruz yaptıklarını okuyunca. Bir daha çıkıp gelmeli diyoruz Samsun’dan</p>
<p class="m_2751094703483414279x_MsoNormal">Bugün gökyüzünde gözlerindeki o maviliği, güneşte gülümsemendeki o sıcaklığı aradık. Ama deniz dalgalanıyor ne de güneş ısıtıyor bugün. Sanki buz kesilmiş etraf her yer sessiz, dokunduğum her taş soğuk! Saatler donup kalmış dokuzu beş geçede. Moraran dudaklarda yarım kalmış heceler. Mevsim sonbahar, sararıp dökülmüş bütün yapraklar. Yeşil kalan tek şey senin bizim yüreğimize ektiğin vatan sevgisiydi. Ne sararıp soldu ne de dökülüp kayboldu</p>
<p class="m_2751094703483414279x_MsoNormal">Bugün grileşmiş denize, solmuş güneşe inat mavi gözlerini sıcak gülümsemeni görmeyi diledim. Gelip cesaret vermeni istedim umudunu yitirenlere. Bir daha çizmeni istedim yolunu kaybedenlere.  Biliyorum bugün bizlere vazife vatanı ayakta tutabilmek. Ay yıldızın altında tek yürek olabilmek. Aslında sen bizlere çok şey bıraktın geride ayakta durabilmemiz için. Cumhuriyet bizlere verdiğin en anlamlı hediye oldu. İlkelerin yol göstericimizken çaresiz bakmamalı umut dolu gözlerimiz. Çağdaşlığı yaşayabiliyorken karanlıkta kalmamalı hiçbir yürek! Aslında çok zor senden sonra diyebilmek. Ama biliyorum ki yetmiş yaşındaki dedemizin yorulan kalbinde, küçük kardeşimizin minicik yüreğindesin. Sana söz verdik bu vatanı koruyacağımıza. Canımız uğruna da olsa istiklali vermeyeceğimize. Eğer bütün dünya panik içine düşer de biz başımızı dik tutabilir ve sağduyumuzu kaybetmezsek, kimse bize güvenmezken biz kendimize güvenirsek, eğer hayal edebilir ve hayallerimizin esiri olmazsak, ne düşman ne savaş bizi incitmezse yüzyıllar geçse de ay yıldızlı bayrağımızın gölgesi altında tek yürek olursak yeryüzü ve üstündekiler TÜRKİYEMİZİNDİR! BİZİMDİR! … Ve dahası tarihler boyunca akıllara kazınmış neslimizindir.</p>
<p class="m_2751094703483414279x_MsoNormal" style="text-align: center;">               <em><strong> 10 Kasım Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk anısına. Saygıyla ve özlemle anıyorum.</strong></em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ulu-onderim/">Ulu Önderim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ulu-onderim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11606</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şili&#8217;ye Duyarlık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siliye-duyarlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siliye-duyarlik/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Nov 2017 05:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tamer Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11488</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar sıksa saflar, ne kadar hacimliyse Zulmün karşısında o kadar amansız durur! (Seyyit Nezir) 300 yıl süren Şili halkının bağımsızlık mücadelesinde kara bir isim Pinochet. Avrupalılardan sonra ABD emperyalizmine karşı Şili halkının sempati ve oyunu da kazanmış Salvador Allende’yle 4 bin’e yakın Şililinin katili. Allende ise sömürge ve borç batağına saplanmış politik çalkantılar içindeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siliye-duyarlik/">Şili&#8217;ye Duyarlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne kadar sıksa saflar, ne kadar hacimliyse<br />
Zulmün karşısında o kadar amansız durur! (Seyyit Nezir)</p>
<p>300 yıl süren Şili halkının bağımsızlık mücadelesinde kara bir isim Pinochet. Avrupalılardan sonra ABD emperyalizmine karşı Şili halkının sempati ve oyunu da kazanmış Salvador Allende’yle 4 bin’e yakın Şililinin katili. Allende ise sömürge ve borç batağına saplanmış politik çalkantılar içindeki Şili’de çok kısa bir zamanda üretimi arttırarak, enflasyonu düşürebilen, işsizliği yokederek ekonomik başarılara ulaştırmış ve emperyalizme karşı geleneksel demokrasinin oluşumunda rol oynamış bir liderdi.</p>
<p>1970’li yılların başında dünya gerçekten ilginç bir deneye tanık olmuştu. Allende önderliğinde seçimle işbaşına gelen Halk Birliği iktidarı tekellere karşı ardarda reformlara girişmiş, emekçi halktan yana başarılı adımlar atmıştı. Buna karşılık ITT olmak üzere bundan rahatsız olan çokuluslu şirketler ise Allende hükümetini düşürmek için üstüste darbe girişimleri tezgahlamıştı. 11 Eylül 1973 sabahı işbirlikçi diktatör yandaşlarıyla birlikte gerçekleştirdiği ABD parmağı açık darbeyle binlerce ilericinin ve Başkan Allende’nin katledilmesinden sorumlu olacaktır. Şili deneyimi bütün dünya sınıflar tarihi için emekçilerin çıkartacağı derslerle doludur. Uluslar arası burjuva tekellerinin tezgahladığı darbe insanlık adına kara bir leke ve bir örnektir…</p>
<p>Güney Amerika’ya Avrupalıların ilgisi daha yy’lar önce başlamıştı. Şili de 16.yy’dan itibaren ilgi odağı haline gelmişti. Şili başkenti bile zengin yer altı kaynakları yüzünden iştahı kabarmış sömürgeciler tarafından kurulmuştu. Avrupalı işgalci güçler 1540 yılında bu ülkenin topraklarına da ayak basmışlar bakır, altın, nitrat gibi değerli madenlerine el koymak için özellikle verimli orta kesimleri seçmişlerdi. İspanyolların kurduğu Şili’nin bugünkü başkenti Santiago’nun da bulunduğu bu bölgelerden ülkenin gerçek sahipleri olan yerliler daha güneye sürülmüşlerdi.</p>
<p>İspanyolların Şili’de hakimiyeti 1810’a kadar devam eder. Bu tarihten sonra İspanyollara başkaldıran Şili halkı 1818’de bağımsızlık kazanmayı başarır, bir yanı Ant Dağları bir yanı Büyük Okyanus’la çevrilen Şili ülkesi kurulur. Beyazlarla yerli kadınlar arasındaki evliliklerden melez bir ırk doğmuş olmakla birlikte Şili halkı Araukanya’daki yerli kültüre de bağlı kalmıştır.</p>
<p>Şili’deki bağımsızlıktan sonra kiliseyle milliyetçi kesim arasındaki uyuşmazlıktan liberal yeni bir yönetici sınıf ortaya çıkar. 1860 sonrası ülkede Manuel Montt’un daha katı yönetimine karşı gelişen bu liberal-muhafazakar kanat egemen olur. Laik radikallerin de bu ittifaka katılmalarıyla Şili dünyaya açılır, başkanlığa José Joaquín Pérez getirilir. Ortaya çıkan oligarşi yolculuklar yapıyor daha sonra yeni kültürel, siyasi, edebi bilgilerle ülkeye geri dönüyordu. Bu tür gezilerde daha sonra geniş ekonomik imtiyazlara kavuşan İngilizlerle yakın ticari ilişkiler de kuruluyordu. Gümüş, kömür gibi madenlere karşılık demiryolları, limanların yapımı vs. için yardım alınıyordu…</p>
<p>1860 ve 70 arası dünyanın en büyük bakır üreticisi olan Şili ödemeler dengesinde açık vermekten kurtulamıyordu. Üstelik bu açık Bolivya ile Peru sınırındaki nitrat madenleriyle kapatılmak istenince iki ülkeyle de savaşa girilmişti. 1879’da başlayan savaş tam 5 yıl sürdü. Sözde savaşı kazanmasına rağmen bundan Şili ekonomisi zayıf düşmüştü.</p>
<p>1891’de José Manuel Balmaceda hükümeti bütün nitrat madenlerini devlet yönetime sokmayı denedi. Oligarşi buna istekli olmadığından daha zayıf bir merkezi yönetim için ülkede kısa süren bir savaş çıktı. Bu iç savaş Balmaceda’nın kendi sarayında intiharıyla son bulmuştu. 1891’den itibaren Şili’de parlamenter demokrasiye geçildi ve böylece oligarşi ekonomik ve politik açıdan ayrıcalıklı konumunu sağlamlaştırdı. Bu tarihten sonra 1920’lere kadar alt-orta sınıflar büyüyerek bu oluşumu temsil edecek yeni siyasal partiler ortaya çıkmaya başlayacaktı…</p>
<p>1888’den itibaren bu oluşumlara yeniler eklendi, Liberal kanattan kopanlar Radikal Partiyi kurdular ve Radikal Parti kısa sürede güçlenip orta sınıfı temsil eder hale geldi. İdeolojik olarak evrimci bir sosyalizme dayanıyordu. Nitrat ocaklarında çalışan madencilerle kamu kuruluşlarında çalışan emekçilerin ücret artışlarına dönük yaptıkları ilk grevler de bu döneme rastlamıştı. 1900’den itibaren artan grevler ve maden işçilerinin hoşnutsuzluğu yeni bir partinin doğuşuna zemin hazırladı, 1912 ‘de de Sosyalist Parti kuruldu ve özellikle maden bölgelerinde tabanı hızla gelişti.</p>
<p>Hiç kuşkusuz biraz daha radikalleşmiş sol partilerin ortaya çıkışında tek etkili sebep yalnız toplumsal tabandaki orta ve alt katmanlardaki gelişim değildi, yönetici sınıflar ülkenin sosyal ve ekonomik sorunlarını geçiştiriyor çözmekte yetersiz kalıyordu. Böylece kentli proletarya ile sanatkarları temsil eden Demokratik Parti orta sınıf ve maden emekçilerini temsil eden Sosyalist Parti karşı karşıya gelmiş bulunuyordu.</p>
<p>Öte yandan Şili’nin büyük miktarlarda borçlandığı ülkeler arasına ABD’de katılmıştı. Bu ülkelerden alınan borçlar üretime dönük gerekli yatırımlara değil eski borçları kapatmak için kullanılınca Şili ekonomisi daha büyük krize girmişti. Ekonomi gittikçe bozuluyordu. 1920-1938 arasında orta sınıftaki hoşnutsuzluk kendileri de birer orta sınıf üyesi olan askerlere de sıçradı. Bu dönem boyunca “sol” cuntacılık ve faşist hareketler Şili siyasetinde kendini ağırlıklı olarak hissettirdi. Meclisten reform istenirken senatör ücretlerindeki artışların tartışılmaya başlanması ordunun hükümete ültimatom vermesine yol açmıştır. Meclis reforma zorlanmış ve 16 sosyal reform yasası 3 gün içerisinde çıkartılmıştı.</p>
<p>Sivil iktidara 1 yıl sonra yönetim yeniden geri verildi ve 1925’te tekrar parlamenter sistemden başkanlık sistemine dönüş oldu. Bu yıllar Şili’de bunalım yıllarıydı, reformlara rağmen oligarşinin politik gücü ve etkinliği kırılamamıştı. 1929’daki dünyadaki büyük ekonomik kriz Şili’yi de vurdu. Nitrat ve bakır ihracatı düştü. Buna karşılık egemen sınıf eski gücüne kavuştu.</p>
<p>1938’de işçilerin de desteğinde orta sınıfı temsil eden Sosyalist Parti, Komünist Parti ve Radikal Parti’den oluşan sol koalisyon (Halk Cephesi) başkanlık seçiminden zaferle çıktı. Seçimlere büyük bir katılım olmuştu ve halkın katılım oranındaki yükseklik politize oluşundaki en açık göstergeydi. Latin Amerika’da böylesi bir örnek ilk kez gerçekleşiyordu ve Şili demokratik seçimlere ilk örnek oluşturuyordu…</p>
<p>Karşılıklı uzlaşma ile devlet yönetimindeki konumu ve son çare olarak askerleri çağırmama konusunda anlaşan sivil güçler 1973’teki kanlı darbeye kadar ülkede ordu etkisinden yalıtılmış bir parlamenter sistemin kurulmasını da sağladılar. Sol koalisyonun başarısı üzerine İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerine rağmen ülkede ekonomik, siyasal istikrar sürdü: Üretim artışı oldu, borçlar düştü, eğitim ve toprak reformu başarıyla sonuçlandı.</p>
<p>Ancak savaş ve iç sorunlar ülkeyi sağ kesimin etkisi altına sokmuştu. 1948’de yürürlüğe giren “demokrasiyi savunma” adı altındaki kanun Şili Komünist Partisi’ni yasadışı ilan etti. Parti liderleri tutuklandı. 1950’lerden itibaren ABD ile ilişkiler sıklaştırıldı ve Şili’deki yatırımları artmaya başladı. Teknik ve akademik elemanların ABD’ye gönderilmesiyle iki ülke bağı güçlendirildi.</p>
<p>Ekonomik gelişme ve kentleşme orta kesimin biraz daha durumunu düzeltmesine nazaran alt sınıfa yaramadı. Yoksullar daha da yoksullaştı. 1952 seçimlerinde birçok kesim tarafından desteklenen Carlos Ibáñez del Campo yönetime geldi, ancak onun reformları da yeterli başarıyı sağlayamadı. Aşırı ve merkez sağ partilerin yetersizliği ve oy kayıpları sosyalistlerin popülerliğini arttırdı. KP’ye yeniden yasallık kazandırıldı ve 1958’de toplam oyun yüzde 11.7’sini elde etti.</p>
<p>1964’te sol tehlikesine karşı birleşen sağcı partiler Küba’ya bir alternatif yaratmayı deneyen ABD’nin de desteğini aldı ve Hristiyan Demokrat Parti adayı Eduardo Frei Montalva yüzde 56’lık bir oyla başkan seçildi. Frei “özgürlük içinde devrim” sloganıyla reformlara girişerek ithal ikameci sanayi modeline bir son vermeyi denedi ve özellikle toprak reformu sırasında sol partilerden büyük destek gördü ancak sanayinin gelişmesi için dış yatırımlara açılma politikası La Piranas (Pirana Balıkçıları) adı verilen güçlü bir sanayi ve finans burjuvazisinin meydana çıkmasına yol açtı.</p>
<p>Bu yeni zümrenin bir yandan tarım reformuna karşı olan oligarşiyle mücadelesi diğer yandan yönetimle ilişkilerindeki belirsizlik Unidad Popular’a iktidar kapısını araladı ve sol gelenek Şili’de kendi rönesansını yaşamaya başladı. 1964-70 arası dönemde daha da kronikleşen ülkedeki ekonomik buhran Frei karşısında daha tutarlı yeni bir seçenek güç ve program ortaya çıkarmıştı; Salvador Allende Gossens’in yeni Halk Birliği programı “Unidad Popular”.</p>
<p>Ve 1970 seçimleri sonunda Sosyalist, Komünist ve Radikal partilerden oluşan ve partilerinden ayrılan Hristiyan Demokratların da destek verdiği Allende başkanlığa geldi…</p>
<p>Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Şili’nin ilk Marksist başkanı olan Salvador Allende 20 Haziran 1908’de liman kenti Valparaiso’da dünyaya gelmişti. Annesi koyu bir Katolik babası ise özgürlük yanlısı bir avukattı. Dedesi ise daha o zaman Kızıl Allende lakabıyla biliniyordu. General Bernardo O&#8217;Higgins Riquelme yanında bağımsızlık mücadelesine katılmış laik bir doktordu ve parlamento üyeliği de yapmıştı.</p>
<p>Allende de dedesinin yolundan giderek ilk olarak doktorluk mesleğini seçti. Yüksek öğretime başlamadan önce askerlik yapmış bu sırada bir eleştiri nedeniyle hapis cezası almıştı. 1926’da dedesinin yolunu izleyerek hem tıp eğitimine başladı hem de aktif olarak politikaya atıldı. Başkent Santiago’da Şili Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanlığına seçildi. Ardından Üniversite Konseyi Üyesi ve Öğrenci Federasyonu İkinci Başkanı oldu. Bir süre sonra siyasal faaliyetlerinden dolayı okuldan uzaklaştırıldı.Hayatını kazanmak için bir yandan da çalışmaya koyulmuştu. Ünlü şair Pablo Neruda ile arkadaşlık kurdu:</p>
<p>Bir solukta mümkün değil<br />
anlatmak sana istediklerimi<br />
anla beni dostum<br />
duymasan da sözlerimi<br />
ne ağlayıp duruyorum, ne uykudayım<br />
seninleyim seni görmeden<br />
ne zamandır ve sonuna kadar.</p>
<p>Biliyorum, düşünen vardır<br />
Pablo ne yapıyor diye. İşte buradayım.<br />
ararsan beni bu sokakta<br />
bulacaksın kemanımla<br />
hazırlanırken şarkıma<br />
ve ölüme.</p>
<p>diyen ünlü şair Pablo Neruda ile arkadaşlığı işte bu yıllara dayanır Salvador Allende Gossens’in…</p>
<p>1932 yılında üniversiteden mezun olan Allende ailesinin politik ünü dolayısıyla sık sık iş değiştirmek zorunda kalır. Sonunda bir morgta çalışması Şili’nin toplumsal durumu üzerine radikal görüşler edinmesine yol açar. Başarılı bir sosyal tıp uzmanı olan Allende Şili Tıplılar Birliği adını alan meslek örgütünü kurar, ancak aklı politikadadır. 1933 yılında kuruluş çalışmalarına katıldığı Sosyalist Parti’den 1938’de milletvekili olup henüz 29 yaşında parlamentoya girer.</p>
<p>Şili Komünist Partisi 1921’de Luıs Emılıo Recabarren’in kurduğu Sosyalist İşçi Partisi’nin devamıydı. Özellikle sendikal faaliyetlerde bulunan KP 20’li yıllarda sonra birçok defa yasadışı ilan edilmesine rağmen işçiler arasına kök salmayı, örgütlemeyi başarabilmişti. 1933’te birçok sosyalist ve devrimci parti, eğilim ve grubun birleşmesiyle oluşan Sosyalist Parti ise 1959’dan itibaren Castroculuktan esinlenmeye başlamıştı. İçinde kısa adı MİR olan Devrimci Sol harekete sempati duyan hatırı sayılır bir grup vardı…</p>
<p>1959’daki Küba devriminden etkilenmiş radikal öğrenci hareketinin sözcüsü olan ve silahlı mücadeleyi benimseyen devrimci ve tutarlı yapısıyla MİR hem öteki silahlı gruplardan hem de diğer Castrocu hareketlerden farklılıklar taşıyordu. Birçok kesimin içinde varolduğu MİR Unidad Popular’a dahil değildi. !970 seçimlerinden önce Salvador Allende lehine eylemlerini durdurmuştu çünkü UP’nin programı Hristiyan Demokratların başlayıp ta bitiremediği bütün reformların yerine gelmesini özellikle toprak reformuyla başta bakır madenleriyle sanayinin millileştirilmesini ve eğitimle sağlık alanında halkçı düzenlemeleri öngörüyordu . Şili siyasal hayatında 1938’de başlayan ve askeri müdahalelere son veren halk cepheleri döneminden bu yana hep umutla beklenen fakat birtürlü gerçekleştirilemeyen hedeflere erişmeyi vaat ediyordu.</p>
<p>Program yeni bir geçiş ekonomisini yani karma ekonomiyi içeriyordu. İşçilere, köylülere, kamu çalışanlarına, meslek gruplarına ve işadamlarına kadar geniş bir kesimi hedefliyordu. Ancak doğal olarak seçimle gelen zafer ve alınan anayasal yetkiyle elde edilen taviz Allende’nin sosyalist partisinin hedeflere ulaşılmasını ve sürecin sosyalist perspektifinin güvence altına alınmasını sağlayacak, geçmiştekinden daha yüksek kapasiteli, devrimci bir sınıf ideolojisi ve politikasına karşılık gelebilecek hareket alanını da daraltıyordu.</p>
<p>UP’nin programı 1971 boyunca öngörüldüğü şekilde gerçekleştirildi. 1972 ortalarına gelindiğinde devletleştirmeler ve tarım reformunun hızlandırılması sonucunda işsizlik büyük ölçüde yokedilmiş sanayideki kapasite kullanım oranı yüzde 75’ten 90-100’lere kadar yükselmiştir. Asgari ücret arttırılmıştı, başta işçiler olmak üzere halkın alım gücü yükseliyordu, enflasyon ise yüzde 8’e indirilmişti.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler aynı zamanda küçük üreticinin orta çaplı tüccarın ve sanayicinin karında hızla bir artış sağladı. UP ittifakı öyle güçlenmişti ki Nisan 1971’deki yerel seçimlerinde oyların yüzde 49.75’ini alarak büyük bir zaferle çıkmıştır. Sol oylar ise yarıyı aşmaktaydı&#8230;</p>
<p>1970 başkanlık seçiminde yüzde 36.3’lük oyla seçilen Allende 1,5 yıllık iktidar dönemi boyunca gelir dağılımının düzeltilmesi ve reformlar konusundaki parlak başarısına rağmen ABD’nin alışılmış ambargosu ve tertiplediği sağ terör yüzünden tırmanan olaylar bahane edilerek ordunun kanlı darbesiyle sona erdirildi.</p>
<p>General Augusto Pinochet’nin dikta dönemi başlamıştı. 11 Eylül sabahı eğitim tatbikatını paravan olarak kullanan Pinochet’nin komuta ettiği ordu sivil iktidara el koymuştur. Söz verildiği gibi anayasal sınırlar içinde kalınmamıştı ve Şili Ordusu ABD ile Yahudi tröstlerin çıkarları için, askeri-polisiye ve istihbarat kuruluşlarınca desteklenip örgütlenen bir darbeyle kendi geleneğine de ihanet etmişti (cunta darbeden sonra 40 Amerikan holdingine bağlı 300 şirkete maden ve diğer iş kollarındaki şirketleri geri verdi)…</p>
<p>Kısa sürede binlerce insan öldürülmüştü. Binlercesi de stadyumlara dolduruldu. Bir milyondan fazla insan başka ülkelere irtica etmek zorunda kalıyordu. 11 Eylül sabahı Şili Halkı Salvador Allende’nin sesini son kez radyolardan duydu:</p>
<p>“Size seslenmek için bir daha elime fırsat geçeceğini sanmıyorum. Acı konuşmayacağım ama sözlerimin Şili askeri olarak and içenlere bu andı tutmadıkları için ahlaki bir ceza olmasını dilerim. Bana gösterdiğiniz bağlılık ve duyduğunuz güven için hepinize teşekkür ederim. Her zaman yanınızda olacağım, en azından anılarım yanınızda olacak. Şili’ye ve onun geleneğine inanıyorum. Bizden sonrakiler bu karanlık ve acı günü yenmesini bileceklerdir. Sizler çok geçmeden özgür insanların daha iyi bir toplum kurmak için yürüyeceği yolları açacağına inanın. Yaşasın Şili.”</p>
<p><figure id="attachment_11490" aria-describedby="caption-attachment-11490" style="width: 323px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/Şiliye-Duyarlık.jpg"><img class=" wp-image-11490" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/Şiliye-Duyarlık.jpg?resize=323%2C182" alt="Şili'ye Duyarlık" width="323" height="182" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/Şiliye-Duyarlık.jpg?w=436&amp;ssl=1 436w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/Şiliye-Duyarlık.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 323px) 100vw, 323px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11490" class="wp-caption-text">Şili&#8217;ye Duyarlık</figcaption></figure></p>
<p>Seçimle açılan yol ve barışçıl geçiş çıkmaza girmişti. 11 Eylül sabahı hükümetin elinde kalan 2 radyodan yayın kesilene kadar Şili Halkına hitaben konuşma yapan devlet başkanı Allende başkanlık sarayına yapılan saldırıda silahı elinde ölecekti. Salvador Allende Modena Sarayı’nda elinde silah intihar etti dediği darbecilere karşı savaşarak can vermiş ve Şili deneyi acımasızca ezilmişti.</p>
<p>Pinochet rejimi 11 Eylül’deki yy’ın en kanlı darbesinden sonra tam anlamıyla bir insan avına çıkmıştı, başlarda 3 bin olduğu söylenen ölü sayısı 30 bini bulmuştu. Sözde Marksist kanseri kazımak için savaş veriliyordu halka karşı. Mahalle baskınları oluyor, toplu tutuklamalar katliamlar yaşanıyor, insanlar işkence merkezlerine dolduruluyordu. Allende’yi destekleyen sanatçılar sürgüne uğruyor, halk başka yerlere sığınıyordu.</p>
<p>1970’lerde UP ve Allende’nin yanında yeralan Şili’deki geleneksel Latin kültürden doğan müzik toplulukları ABD emperyalizmine karşı mücadelenin simgesi haline gelmişlerdi. La Segunda Independencia (İkinci Bağımsızlık)’da adını Che’nin savaştığı Bolivya’daki dağlardan alan İnti-İllimani “Bir Amerikalıyım ben ülkem önemli değil” diyor ve tüm Orta ve Güney Amerika’yı kuzeyin gölgesine karşı tek bir ulus olarak birleşmeye çağırıyordu. Victor Jara ise Allende’nin seçim kampanyalarında aktif bir rol oynamıştı. Quilapayún’ın Şarkısında “El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido” yani “Birleşen Halk Ölümsüzdür” sözleriyle Unidad Popular’ın adeta marşı dile geliyordu.</p>
<p>Darbeden sonra tutuklanan Victor Jara onbinler gibi Santiago Ulusal Stadyumuna kapatıldı. Her zamanki arkadaşı gitarıyla şarkılarını söylemeye başladı. Nöbetçilerin ateş tehdidine rağmen, tutuklular da şarkıya katıldılar. Jara’nın direnci karşısında öfkeli faşistler ellerini ezip kırdılar. Gitar çalamıyordu artık, ama zayıflayan bir sesle şarkı söylemeye devam ediyordu. Katiller Bir dipçik darbesiyle de kafatasını parçalayıp tutuklulara ibret olsun diye tribünlerin önüne astılar.<br />
Victor Jara, Şili Stadyumu&#8217;nda katledilmeden önce bestelediği son şarkısında, ölümün yanıbaşında stadyumda yazıp bestelediği ve daha sonra serbest bırakılan bir tutuklu tarafından dışarıya ulaştırılan “Şili Stadyumu” adlı şarkısında gelecek için dayanışmanın ve umudun dizelerini haykırıyordu:</p>
<p>Beş bin kişiyiz burada<br />
Şehrin bu ufak kıyısında<br />
Beş bin kişiyiz<br />
Kimbilir kaç kişidir<br />
Bütün şehirlerde ve bütün ülkede<br />
Tohum eken ve fabrika işleten<br />
Yalnız burada on bin el<br />
…<br />
Ne zor şarkı söylemek<br />
Şarkı dehşetinki olunca<br />
Yaşadığım dehşet<br />
Öldüğüm dehşet<br />
Kendimi böylesi bir kalabalık<br />
Ve bu şarkımı çığlıkların ve<br />
Sessizliğin noktaladığı böyle çok<br />
Sonsuzluk anı içinde bulmak<br />
Gördüğümü hiç görmemiştim<br />
Hissetmiş ve hissetmekte olduğum<br />
Yeni bir anın doğumu olacak</p>
<p>Şili’de olup biten ve yaşanan kanlı darbeden sonrası tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tepki gördü. Şili duyarlılığı tüm dünyayı sardı. Birçok şair-yazar Şili’yle ilgili düşünceleri kaleme aldı. Bunlardan biri de şair Seyyit Nezir idi. 70’lerin başında dünyanın tanık olduğu bu olay karşısında kendi kurduğu Broy yayınlarında ilk şiir kitabı “Şili Duyarlılığı”nı yayınladı. Dört bölümden oluşan tek ve uzun bir şiirdir Şili Duyarlılığı, tıpkı Şili’deki acılardan, kayıplardan, yaşananlardan doğan ve yeniden doğumu bekleyen bir destan gibiydi:</p>
<p>Şili’de hayat<br />
Gebe<br />
Ve halk<br />
Olduruyor umudunu durmadan<br />
Böyle giderse<br />
Doğurtacak<br />
Bu iktidar<br />
Mutlak<br />
…</p>
<p>Bu kitap şairin çağına karşı sorumluluğunun gereğini yerine getirmek amacıyla şiirleştirdiği yaşananları insancıl-evrensel yönleriyle işleyen iyi bir örnek ve Şili halkının acılarını ülkemize taşıyarak onlarla paylaşmamızı sağlayan sosyal-politik bir misyon yüklendi. Kitabın arka kapağında bulunan yazı Şili Duyarlılığı ile ilgili olarak “Şili gerçeğinden yola çıkıyorsa da faşizmin saldırısıyla yüzyüze gelinen her yerde, insani değerleri savunma direnişinin destansı öyküsü olmayı başarıyor” deniyordu.</p>
<p>Allende önderliğinde Halkçı UP iktidarı tekellere karşı başarılı adımlar attı. 70’ler sadece Şili için değil bütün dünyaya ilginç bir örnekti. Başta ITT, Anaconda ve Kennecott gibi ABD ve Yahudi tekelleri Allende hükümetini düşürmek için türlü dolaplar çevirmişlerdi. Onbinlerce Şililinin ölümünden sorumlu işbirlikçi darbeciler Şili Komünist Partisi Genel Sekreteri Korvalan’ı da tutuklayıp ülke dışına sürgün ettiler.</p>
<p>Friedman modeline can yeleği gibi sarılan askeri yönetim ülkeyi borç batağına sapladı. Şili ekonomisi 1973’ten itibaren başlayan monetarist uygulamalar yüzünden 1980’lerin başında iflasın eşiğine getirildi. Tekellere ve IMF’ye bağımlılık arttı. Buna karşılık politik gücünü yitirmiş dikta önce düzmece bir referandumla 1978’e kadar sahte halk iradesiyle sonra da sandıktan hayır oyları çıkınca 1988’e kadar kendi rızasıyla varlığını sürdürdü. Yeniden bir darbe ve sıkıyönetim denemesine girişmeye cesaret edemeyen yüzsüzlerin başı 10 Mart 1998’de yani tam 10 yıl sonra ordu komutanlığı görevini bırakmak zorunda kalmıştır.</p>
<p>18 Temmuz 1998’de Roma’da imzalanan ve insanlık ve savaş suçu işleyenlerin yargılanması için uluslar arası mahkeme kurulmasını öngören sözleşme çerçevesine göre Şili diktatörü de İspanyolların isteği üzerine yargılanmak üzere bulunduğu Londra’dayken 16 Ekim 1998’de İngilizlerden iade edilmesi istenmiştir. 25 Kasım 1998’de ise savunulacak tarafıyla artık dokunulmazlık hakları da kalmayan diktatör için serbest bırakılma talebine rağmen soykırım, adam kaçırma ve işkence suçlarından dolayı yargı yolu açılmıştır.</p>
<p>10 milyonluk bir ülkede onbinlerce insanın katline neden olan ve binlerce kişiye de işkence yaptırdığı bilinen bu kişi elbette yargılanmalıydı. Augusto Pinochet Ugarte döneminde öldürülen bir generalin kızı babasının Pınochet’nin 1974 Eylül ayında yaptığı bir toplantıya katıldığını ve bu toplantıda Pinochet’e diğer generallerle birlikte gizli polis teşkilatı DİNA hakkında kaygıları olduğunu belirttiğini söylüyordu. Öldürülen generalin kızı bu uyarılar üzerine Pinochet’nin çok kızdığı ve “Ben DİNA’lıyım” diyerek konuştuğunu ifade ediyordu.</p>
<p>90 yaşını aşmış Pinochet 1973’te yaptığı kanlı darbeyle 1990’a kadar süren diktatörlüğü döneminde binlerce solcu muhalifin ölümünden binlerce kişinin ağır işkencelere uğramasından sorumludur. Bugün Şili’de cumhurbaşkanlığına seçilen sosyalist Michelle Bachelet 11 Eylül 1973’te düzenlenen darbeyle öldürülen sosyalist Allende’yi destekleyen General Alberto Bachelet’in kızıdır.</p>
<p>32 yıl sonra Şili’de çok şey değişti, köprünün altından çok sular aktı. Bugün darbeci general evinde göz hapsindeyken sosyalistler gene Şili’nin geleceği için mücadeleye devam ediyor. Başka yerlerde ABD ve işbirlikçileri yaptıklarıyla böbürlenedursun Bolivya, Venezuella, Peru, Arjantin, Brezilya ve Uruguay’da sıcak rüzgarlar esiyor.</p>
<p>Ve Neruda’lar, Jara’lar, Allende’ler yeniden görev başında…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siliye-duyarlik/">Şili&#8217;ye Duyarlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siliye-duyarlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11488</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çığlık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ciglik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ciglik/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Nov 2017 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Çelebi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11471</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ve fakat en güzel sonlara biriydi âşk. Hem sonsuz hem sonlu; biliyorum mutsuz ve klişeydi. En kötüsü hayatın ta kendisiydi. Olmamalıydı. Klişe günahıydı. Mazmunların sevdalısı aşıkların sevabıydı. Başlı başına bir hata ,bir çeşit söndü. Kayboluştu.Yoktu aslında.Kendi zihnimizin bize bir oyunuydu. Dünya üzerindeki iki insanın rastlantısıydı. Evrendeki iki ruh nasıl olur da böylesine güzel bir mükemmeliyeti [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ciglik/">Çığlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Ve fakat en güzel sonlara biriydi âşk. Hem sonsuz hem sonlu; biliyorum mutsuz ve klişeydi. En kötüsü hayatın ta kendisiydi. Olmamalıydı. Klişe günahıydı. Mazmunların sevdalısı aşıkların sevabıydı. Başlı başına bir hata ,bir çeşit söndü. Kayboluştu.Yoktu aslında.Kendi zihnimizin bize bir oyunuydu. Dünya üzerindeki iki insanın rastlantısıydı. Evrendeki iki ruh nasıl olur da böylesine güzel bir mükemmeliyeti yakalayabilirdi ki? İMKANSIZ!</div>
<div dir="auto">
<div dir="auto">Biliyorum. Evet evet herkes biliyor. Hatta mutlu son; doğrusu bir son yok. Sonsuz bir çırpınış acı çekme yankısı. Yalan her şey. Katıksız âşık yok artık. Karaca&#8217;oğlan öldü. Ve her şey bitti. Bir sabah kalktın ve öldü sevdiğin. Kalp atışları titretmiyor hücrelerini. Ruhun hissetmiyor hiç bir şeyi ve artık sen bir kayboluşsun sevdiğinle birlikte. Onun arkasından nasıl nefes alabilirsin ki? Nasıl konuşursun? Nasıl güler mimiklerin? Nasıl şarkı dinlersin? Nasıl bakabilirsin ki göğün mavisine?  Bir daha nasıl dokunuşuyla başka yüreğe ? Ama yapıyorsun hepsini! Çünkü aslında sevmiyorsun.Çünkü öyle bir şey yok.Bir çığlık hepimizinki; bir yalnızlık imdat çığlığı. Duyuyorum çığlığını ve öpüyorum dudaklarının kenarını en içtenliğimle&#8230;</div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ciglik/">Çığlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ciglik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11471</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SONSUZLUĞU ARAMAK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonsuzlugu-aramak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonsuzlugu-aramak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Oct 2017 21:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11380</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat, kendini bulma arayışıdır. Sanat eseri yaratırken insan kendini yeniden inşa eder. Eksik yapıtaşları sanatla yoğurulur, human dediğimiz insan kendini baş gösterir. İnsan tamamıyla sanatın ürünüdür, dolayısıyla sanata duyarlıdır ama bazı insanlar sanatın estetiğine duyarlılık taşınmazlar, taşımak da istemezler. Sanat kendi içinde kollara ayrılır. Her sanat türü insanın bir insanın bir dışa vurumu, evrensel olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzlugu-aramak/">SONSUZLUĞU ARAMAK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat, kendini bulma arayışıdır. Sanat eseri yaratırken insan kendini yeniden inşa eder. Eksik yapıtaşları sanatla yoğurulur, human dediğimiz insan kendini baş gösterir. İnsan tamamıyla sanatın ürünüdür, dolayısıyla sanata duyarlıdır ama bazı insanlar sanatın estetiğine duyarlılık taşınmazlar, taşımak da istemezler.<br />
Sanat kendi içinde kollara ayrılır. Her sanat türü insanın bir insanın bir dışa vurumu, evrensel olarak insanı yansıtan eserler bütünüdür.  Resimden müziğe, edebiyattan sinemaya kadar her şey insanla ilgilidir. Öz benliğini sanata kusan Necip Fazıl sanat için &#8220;Allah&#8217;ı aramaktır.&#8221; demiştir. her yaratı aslında sonsuzluk peşindedir. Sonsuzluğu diler onun izini bulmaya çalışır.</p>
<p>Existansiyalizm için sanat varoluşu bulmaktır. Sanatçı ancak sanatını icra ederek var olduğunu hisseder.<br />
Resmin çizgilerinde insan vardır. Vavın gölgesi insandır. İnsan oldukça sanat olacaktır. Çünkü beyninin lobları bazı insanlarda farklı düşünür farklı görürler ve farklı hissederler. O hissettikleri duyguları veya sözcüklerle, ya notalarla, ya çizgilerle ifade ederler. Onlar diğer insanlardan farklıdır. Normal insanlar kendi kelime dağarcıkları kadar meramlarını anlatırken sanatçı ruhlu insanlar onu sanat eserine dönüştürerek diğer insanları şaşırtırlar, heyecanlandırırlar.<br />
Her sanat eseri içinde bir öykü barındırır, bu sanatçının içindedir. Ancak sanat ruhundan anlayan insanlar bunu çözebilir. Tıpkı Mozart&#8217;a ne anlattığı sorulduğunda yeniden çalarak &#8220;İşte bunu.&#8221; demesi gibi.<br />
Lir Yunanlılarla duyguları ifade eden bir müzik aletidir. Buradan edebiyata geçen lirik şiir sanatın  duygulu dalgalarını hissettirir.<br />
Hikemi şiirler Hakem isminin tecellisiyle hikmet pınarının damlasını ağzımızda ıslaklık oluşturacak şekilde sunar ki, daha fazla gerçeğin peşinde koşalım diye.<br />
Sanatçı güneşi, ayı, yıldızı, deniz ve ağaçları farklı görür. Onu bir şeyler fısıldar. Hepsi bu farklılığı da ortaya koyar. Ses, kelime, çizgi hepsi sanatın küçük noktalarıdır. Birleşince sanat eseri olur ve bizi şaşırtırlar. insan gibidir onun için. Bana bir şeyler fısıldar sanatçı bu farklılığı ortaya koyar. Siz, kelime, çizgi hepsi sanatın küçük noktalardır. Çünkü bize daha önce düşünmediğimiz bir şey anlatırlar.<br />
Siz, insanın aynasıdır. Brahms&#8217;ın Hungarian Dance eserlerinde nasıl heyecanlanıyorsak Bach&#8217;ın Pachelbel&#8217;s Canon&#8217;unda  sakladın paçavrası nasıl dalgalarla dans ediyorsak Franz Kafka&#8217;nın Dönüşüm&#8217;ünde öyle yalnızlaşıyoruz.<br />
Sanat, her toplumda hatta ilkel toplumlarda bile yer bulurken, sanatı önemsiz görmek dünyaya gözünü kapatıp körüm demek gibidir.<br />
Ki, sanat beş duyu organından fazla altıncı hissi de harekete geçirir, ki bu insanın en çok ihtiyacı olan şeydir ki sadece sanatçı ve sanatla ilgilenen insanlar da var olan şeydir. Sezgi, sadece sanatçı ve sanatla ilgilenen insanlar da var olan bir şeydir ve her insanda farklıdır. Sanat eserine bakan, onu dinleyen, okuyan her insan farklı algılar. Çünkü sanat bireyseldir aslında. Hiçbir zaman toplum için olamaz. Ama toplumu yansıtır. Çünkü sanatçı toplumun içinden çıkar ancak evrensele ulaşır. Yansıttığı şey de insanın kendisi olacaktır. Çünkü sanat bir aynadır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzlugu-aramak/">SONSUZLUĞU ARAMAK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonsuzlugu-aramak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11380</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Webrazzi Summit’te Yer Alan Tek Sanat Girişimi: SanatBulur.com</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/webrazzi-summitte-yer-alan-tek-sanat-girisimi-sanatbulur-com/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/webrazzi-summitte-yer-alan-tek-sanat-girisimi-sanatbulur-com/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Oct 2017 21:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11421</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin en etkili internet konferansı Webrazzi Summit bu yıl da 18 Ekim’de katılımcılarına yoğun bir program sundu. Etkinlikte sanat piyasasından sadece 2017’de açılan Türkiye’nin Online Galerisi SanatBulur.com yer alarak global lansmanını gerçekleştirdi. Türkiye’nin en sık ziyaret edilen teknoloji içerik portallarından biri olan Webrazzi, düzenli hale getirdiği ve E-Ticaret, Dijital, Mobil, İnovasyon vb. başlıklarda topladığı etkinliklerinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/webrazzi-summitte-yer-alan-tek-sanat-girisimi-sanatbulur-com/">Webrazzi Summit’te Yer Alan Tek Sanat Girişimi: SanatBulur.com</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye’nin en etkili internet konferansı <strong>Webrazzi Summit</strong> bu yıl da 18 Ekim’de katılımcılarına yoğun bir program sundu. Etkinlikte sanat piyasasından sadece 2017’de açılan Türkiye’nin Online Galerisi <strong>SanatBulur.com</strong> yer alarak global lansmanını gerçekleştirdi.</em></p>
<p>Türkiye’nin en sık ziyaret edilen teknoloji içerik portallarından biri olan <strong>Webrazzi</strong>, düzenli hale getirdiği ve E-Ticaret, Dijital, Mobil, İnovasyon vb. başlıklarda topladığı etkinliklerinin en iddialılarından biri <strong>Webrazzi Summit</strong> ile 18 Ekim’de internet ekosistemini bir araya getirdi.</p>
<p>Hanzade Doğan Boyner’den Sina Afra’ya, Markafoni satın alımıyla adını duyuran Cafer Mahiroğlu’ndan The Abraaj Group ortağı Selçuk Yorgancıoğlu’na kadar girişim ve iş dünyası ekosisteminden önemli isimleri bir araya getiren etkinlikte dikkat çeken alanlardan biri de elli girişimin kendilerini tanıttığı Startup Lounge’taki standlardı. <strong>SanatBulur.com</strong> ekibi katılımcılara sanat pazarını ve online sanatın son yıllardaki yükselişini aktarırken, iş dünyasının sanat odaklı bir projeye olan ilgisi görülmeye değerdi.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/sanatbulur_1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11423" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/sanatbulur_1.jpg?resize=640%2C316" alt="" width="640" height="316" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/sanatbulur_1.jpg?w=1223&amp;ssl=1 1223w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/sanatbulur_1.jpg?resize=300%2C148&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/sanatbulur_1.jpg?resize=1024%2C506&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Webrazzi Summit bünyesinde 2015 yılından bu yana yapılan ve yılın öne çıkan 10 girişiminin yer aldığı Webrazzi Arena’da ise <strong>SanatBulur.com</strong> kurucu ortaklarından <strong>Recep İlkbahar</strong> sahne aldı ve gerçekleştirdiği sunum ile MENA ve Türkiye’den çıkarak dünyaya yayılacak global markaları <strong>FindsArt.com</strong>’un lansmanını gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>FindsArt.com</strong>’un online sanat piyasasında global bir oyuncu olma hedefiyle Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Türkiye üzerinden başlayarak globale açılacağının altını çizen <strong>İlkbahar</strong>, 2018’in ilk çeyreğinde yayın hayatına başlaması planlanan global site üzerinden kurulu form vasıtası ile şimdiden sanatçı ve sanatsever başvurularını almaya başladıklarını söyledi.</p>
<p><strong>SanatBulur.com</strong>’un güncel verilerine de değinen girişimci, 70’ten fazla sanatçının 500’den fazla eserini barındırdıklarını ve her geçen gün artan bir ivmeyle daha fazla sanatçının daha fazla eserini daha fazla sanatsevere ulaştırmaya devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/webrazzi-summitte-yer-alan-tek-sanat-girisimi-sanatbulur-com/">Webrazzi Summit’te Yer Alan Tek Sanat Girişimi: SanatBulur.com</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/webrazzi-summitte-yer-alan-tek-sanat-girisimi-sanatbulur-com/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11421</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Akıllı ve Bilinçli Et Parçaları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/akilli-bilincli-et-parcalari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/akilli-bilincli-et-parcalari/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Oct 2017 21:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11244</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öncelikle insan vücudunu incelediğimizde, akıllı et parçalarının büyük bir özenle birbirine bağlanıp, olağan üstü bir tasarımla inşa edildiğine şahitlik ederiz. Örneğin, yutakta ki tek bir işlem bile birçok aşamada gerçekleşir. Bir lokmanın çiğneme işlemi ile parçalara ayrılması, ardından bir sıvı ile bu parçaların birleştirilip, yutakta ki birkaç basamaklı bir işlem ile yutma olayının gerçekleşmesi gibi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/akilli-bilincli-et-parcalari/">Akıllı ve Bilinçli Et Parçaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle insan vücudunu incelediğimizde, akıllı et parçalarının büyük bir özenle birbirine bağlanıp, olağan üstü bir tasarımla inşa edildiğine şahitlik ederiz.</p>
<p>Örneğin, yutakta ki tek bir işlem bile birçok aşamada gerçekleşir. Bir lokmanın çiğneme işlemi ile parçalara ayrılması, ardından bir sıvı ile bu parçaların birleştirilip, yutakta ki birkaç basamaklı bir işlem ile yutma olayının gerçekleşmesi gibi, olası bir terslik meydana geldiğinde bu lokma solunum yaptığımız bölgeye/ boruya da kaçabilir.</p>
<p>Şimdi düşünelim, bizler ağzımıza bir lokma aldığımızda, bütün bu işlemleri düşünerek mi gerçekleştiriyoruz? Yahut bu komutları biz mi veriyoruz? J</p>
<p>Vücudumuzda ki tüm organlar, otomatik pilota bağlanmış ve her bir organ kendi görevini biliyor ve usanmaksızın, yorulmaksızın bu işlemi yerine getiriyor.</p>
<p>Bu durumda bize düşen böylesine kusursuz bir yapının, usta bir el, usta bir tasarımın ürünü olduğunun kabülüdür!</p>
<p>Daha geniş bir bakış açısıyla incelediğimizde, 8.5 milyar insanın her birinin parmak izi farklı, yani her birimiz Yaratıcının özenle tasarladığı bireyleriz. Kıymetini bilene! J</p>
<p>Yalnız yeni doğmuş bebeklerin topuk izleri anne parmak izi ile aynı J yeni doğan bebeklerin karışmaması için önlem alındığının muhteşem göstergesi J</p>
<p>Parmak izlerimiz gibi, karakterlerimizde farklı farklı, Peki neye göre?</p>
<p>İlk halife / Hz Adem yaratıldığında, eşyanın isimleri / esma terkibi, Hz Ademe öğretilmişti. Yani biz Ademoğulları her birimiz Yüce Allah’ın esmalarının varlığı ve işlevselliği ile yaşam süreriz.</p>
<p>Örneğin Hay esması sayesinde canlı ve diriyiyiz. Yani tüm akıllı et parçaları/ organlarımız hay esmasının varlığı ve işlevselliği ile hayatını sürdürüyor.</p>
<p>Sevgili Cafer İskenderoğlu, bu esmaların belirli dizilimi / belli bir zikir dizilimi / kelime tekrarları /ile işlevselliğinin oluştuğunu vurguluyor.</p>
<p>Sevgili Ahmed Hulusi, bilimsel olarakta bugün kanıtlanmış olan, belli kelime ve kelime gruplarının düzenli olarak tekrarının beyin nöronlarına olumlu etki ettiğini ve benzer nöronlarında oluşmaya başladığını ilk tespit eden çok değerli bir düşünürdür</p>
<p>Dün gazetemizde haberi yapılmış olan ‘<strong>’</strong><strong>Kanserle mücadelede DNA diziliminde önemli buluş’’ </strong>haberini okumanızı şiddetle tavsiye ederim.</p>
<p>Birçok tasavvuf büyüğünden, günümüzde ise Sevgili Üveys Muharrem Karabay Hocanın da altını çizmiş olduğu konu; Nefs mertebelerinde, insanın temelde;</p>
<p>Hayvani nefs,</p>
<p>İnsani nefs,</p>
<p>Nurani nefs</p>
<p>Aşamalarından geçerek sözü edilen halife tanımına uygun birey haline geldiğimizi vurgulamaktadır.</p>
<p>Cafer İskenderoğlu ise bu 3 nefs mertebesine göre,</p>
<p>Et, kemik yapı,</p>
<p>Atom altı yapı,</p>
<p>Nur yapı</p>
<p>Şeklinde giysilerimizin olduğu ve bunları ortaya çıkarabilmek için, belirli zikir çalışmaları, Kur’an da bildirilen sıratı mustakim yani güzel ahlaklı olma gayreti ve ibadetler neticesinde bu giysileri giyebileceğimizi vurgulamaktadır.</p>
<p>Aynı zamanda, bugün biliminde onayladığı gibi; bedenimizi incelediğimizde hücreler, moleküller, atom, kuant, yarı dalga yarı maddeye dönüşebilen özellikli bir yapı karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Cafer İskenderoğlu ,bu yapıların, her birinin farklı esma terkibi ile / Yüce Allahın isim ve sıfatlarının farklı terkipleri ile oluştuğunu ve belli zikir, ibadet, ve güzel ahlak çalışmaları neticesinde yapılacak zikirlerle bu bedenlere geçilebileceğini vurgulamaktadır.</p>
<p>Aynı zamanda bu zikir terkibi DNA larımızı da oluşturduğu için, bilimsel olarak başta sağlık olmak üzere, birçok dalda insanların yararına olabilecek, bizleri yeni buluşlara kavuşturacak gelişmeler çokta uzak olmasa gerek…</p>
<p>Bugün ki yazım da Tayyi Mekan konusuna da yer vermeyi düşünmüştüm fakat yazımın uzun ve sıkıcı olmasından endişe ettiğim için bu konuyu, bir sonraki yazıma erteledim.</p>
<p>Kalın sağlıcakla, Sevgiyle</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/akilli-bilincli-et-parcalari/">Akıllı ve Bilinçli Et Parçaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/akilli-bilincli-et-parcalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11244</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tebessüm Altında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/11056-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/11056-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 07 Oct 2017 21:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesrin Kınay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11056</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gülüyoruz acınacak şu halimize, acı bir tebessüm dudaklarda. Çoğu zaman etrafta kimseyi bulamıyoruz&#8230; Kendimizi, benliğimizi, sizleri veyahut bizleri Zorlamayız ve zorbayız aynı zamanda, Günün getirdiği ile yozlaşmış, götürdüklerine birkaç küfür savurmaktan öteye gidememişiz de farkında değiliz. O veya bu hangimiz olduğunun önemi yok İcra ettiğimiz işlere bakacak olursak maalesef onlarda biz gibi zoraki. Hile ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11056-2/">Tebessüm Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Gülüyoruz acınacak şu halimize, acı bir tebessüm dudaklarda.</div>
<div dir="auto">Çoğu zaman etrafta kimseyi bulamıyoruz&#8230;</div>
<div dir="auto">Kendimizi, benliğimizi, sizleri veyahut bizleri</div>
<div dir="auto">Zorlamayız ve zorbayız aynı zamanda,</div>
<div dir="auto">Günün getirdiği ile yozlaşmış, götürdüklerine birkaç küfür savurmaktan öteye gidememişiz de farkında değiliz.</div>
<div dir="auto">O veya bu hangimiz olduğunun önemi yok</div>
<div dir="auto">İcra ettiğimiz işlere bakacak olursak maalesef onlarda biz gibi zoraki.</div>
<div dir="auto">Hile ve hurda,sorumsuzluğun damgası olarak duruyor belgelerde.</div>
<div dir="auto">Sanayileşmiş kentin makineleşmiş insanlarıyız.</div>
<div dir="auto">Doyumsuz ve riyakarız sosyal yaşantılarımızda</div>
<div dir="auto">Ona keza; muhabbetlerimizin içi boş çoğumuz iç güveysinden hallice</div>
<div dir="auto">Mefkuresi gösteriş olmuş bir toplumuz</div>
<div dir="auto">Sergilediğimiz her neyse ona aldığımız tepkiye göre faaliyet gösteren &#8220;genç&#8221; beyinlere sahibiz</div>
<div dir="auto">Çok bilip, yanılıyoruz her seferinde</div>
<div dir="auto">Birey olarak nerede olduğumuzu ve ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz.</div>
<div dir="auto">Bu vaziyetimizi eleştiren &#8220;aykırı&#8221; insan topluluklarının söylemleri de gürültüden başka hiçbir önem arz etmiyor.</div>
<div dir="auto">Halen gelişmekte olan bir ülkede öğrenmeye aç, okumaya susamış insanların olması gerekirken Pavlov&#8217;unu bekleyen güruh olmaktan öteye gidemiyoruz</div>
<div dir="auto">Hülasa edecek olursak daha kendi özümüzü bulamamışken başkalarının kusurlarını eleştirmekten geri kalmıyoruz.</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11056-2/">Tebessüm Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/11056-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11056</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ARZUHAL’İM KALMADI</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 06 Oct 2017 21:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hemra Nida]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11047</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşar Kemal&#8217;in İnce Memed romanında Hatçe ismindeki karakter Abdi Ağa&#8217;nın yeğenini öldürdüğü gerekçesiyle hapishaneye atılır. Tuzak sonucu mahpus damına düşen Hatçe&#8217;ye giden babası, &#8220;Ben arzuhalciye gidip her şeyi yazdırırım. Hükümet okursa onu, senin suçun olmadığını anlar. Hükümet de insan. Onun da merhameti var. Suçsuz yere ne diye seni yatırsın?&#8221; der ve kızı için iyi bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/">ARZUHAL’İM KALMADI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşar Kemal&#8217;in İnce Memed romanında Hatçe ismindeki karakter Abdi Ağa&#8217;nın yeğenini öldürdüğü gerekçesiyle hapishaneye atılır. Tuzak sonucu mahpus damına düşen Hatçe&#8217;ye giden babası, &#8220;Ben arzuhalciye gidip her şeyi yazdırırım. Hükümet okursa onu, senin suçun olmadığını anlar. Hükümet de insan. Onun da merhameti var. Suçsuz yere ne diye seni yatırsın?&#8221; der ve kızı için iyi bir arzuhal yazdırma derdine düşer. Köşe başlarını tutan arzuhalcilerden aman diler. Hiç şüphesiz bu kesit, dilekçe yazan şahısların önemine işaret eder. Zira evlilikten boşanmaya, adli sicil kaydından mahkeme işlemlerine kadar evrakları pratik olarak hazırlayan ve her türlü dilekçe yazımını gerekleştiren arzuhalciler, nam-ı diğer dilekçeciler, günümüzde de varlığını sürdürüyor. Malum teknoloji gelişiyor, hantal daktilolar yerini avuçiçi bilgisayarlara bıraktı bile. Dilekçe yazılan aletler form değiştiriyor. Ancak resmî makamlara halimizi arz eden kişilere hala ihtiyaç duyuluyor. Metropol kentlerdeki arzuhalcilerin sayısı gün geçtikçe azalsa da dilekçeciler kırsal kesimde bir hayli rağbet görüyor. İnternet sayesinde sanal ortamda dilekçe örneklerine ulaşmak kolay olsa da, onların müşterisi kesilmiyor.</p>
<p>Biz de Adana Adalet Sarayı&#8217;nın karşısında sıralanan arzuhalcilerden Yaşar Bey&#8217;i ziyaret edip mesleğin geçmişi ve geleceği hakkında sohbet ediyoruz. O, 12 yıl bir avukatın yanında çalıştıktan sonra emeğinin karşılığını alamadığı gerekçesiyle işten ayrılmış. Adalet Sarayı&#8217;nın karşısında bir tezgâh açmış. Yazın sıcakta, kışın yağmurda sıkıntı çekse de mesleğini severek icra ediyor. Önünde 1990 model eski bir daktilo. “Küçük bir bilgisayar alıp iş yapmayı ben de bilirim. Fakat daktilo tıkırtısı olmadan olmuyor.” diyor. Halkın nostaljiyi sevdiğinden dem vuruyor. O esnada gelen müşterisini de geri çevirmiyor. Yaşar Bey&#8217;in tezgâhına yanaşan yaşlı amca, komşunun tavuğu maydanozunu yedi diye şikâyette bulunmak istiyor. İş başa düşüyor ve Yaşar Bey daktiloyu tıkırdatmaya başlıyor. “Bir maydanozun lafı mı olur amca?” diyecek oluyoruz, tavukların bahçeyi talan ettiğini anlatıp bize de söyleniyor. Dilekçesini alıp cebindeki bozuklukları bıraktıktan sonra yoluna devam ediyor. Önceki günlerde de bir teyze, bahçe sularken su sıçrattı diye komşusunu şikâyete gelmiş. Yaşar bey, büyük küçük her mesele için dilekçe yazdığını anlatıyor. Yaptığı iş kolay değil, en az bir avukat kadar meslekî jargon bilmek gerekiyor. Malumunuz dilekçelerde girift cümleler, uzun ifadeler yer alıyor. &#8220;Arz ederim, rica ederim&#8221; gibi ifadeleri anlamak kolay da &#8216;hilaf-ı hakikat, kaza-i rüşd, ivedi, muvazaa, istihsal, temyiz&#8217; ve benzeri kelimelerden örülen dilekçeleri anlamak bir hayli zor. Hal böyle olunca halkın derdini resmî dile tercüme eden arzuhalcilerin geçmişini merak edip bir yolculuğa çıkıyoruz.</p>
<p><strong>Bu yazıyı bilgilerinize arz ederim!</strong><br />
Evliya Çelebi, Seyahatnamesi&#8217;nde arzuhalcilerden söz eder. Esnaf-ı yazıcıyânın yani yazıcılar esnafının ordu ve pazarda, Sadrazam Kapısı&#8217;nda arzuhal ile mektup yazdığını bildirir. Nitekim her devirde olduğu gibi Osmanlı Devleti&#8217;nde de talep ve şikâyeti olan herkes resmî makamlara dilekçe sunar. Arzuhalciler yargılama sırasında hiçbir zaman taraflara hukuki yardımda bulunmaz. Sadece tarafların yargılama öncesi istemlerini içeren dilekçeleri yazar. Ancak bu meslek öyle mühimdir ki Osmanlı Devleti&#8217;nde yazıcılık, bir teşkilata bağlı olarak resmî müsaade ile yapılır.</p>
<ol start="14">
<li>yüzyılda arzuhalcilerin bir başı ve ocağı bulunur. Arzuhalcibaşılar ocağa, onlar da çavuşbaşılığa bağlıdır. Çavuşbaşı ise Divan&#8217;daki çavuşların amiridir. 1660 yılında arzuhalcibaşının saraya dilekçe vermesi üzerine, sadrazamın emriyle arzuhalcilik ilk kez resmen düzenlenir. Nizamnamede arzuhalcilerin nitelikleri, mesleğe başlarken izin alma zorunluluğu, mesleğe girme koşulları, nerelerde çalışacağı gibi bilgiler yer alır. Yani yazıcılık, belli kurallara bağlanır ve her önüne gelen kişi arzuhalci olamaz.</li>
</ol>
<p>O dönemde dilekçecilik izni alabilmek için ocaktan yetişmek gerekir. Bu işi icra etmek isteyen kimse, arzuhalcibaşı, divan-ı hümayun çavuşları ve ocak zabitlerinden oluşan bir kurul önünde imtihan verir; kazandığı takdirde mesleğe kabul edilir. Kanun ve usül bilmeyenlere arzuhalcilik yetkisi verilmez. Zira dilekçelerin ahkâm-ı şeriye&#8217;ye yani hukuk kurallarına uygun olması gerekir. Dolayısıyla imtihanda, kanun bilgisi sorulur. Hukuku bilen, halkın işini bozmayan, hakka riayet eden, adaletli kişilerden seçilmesi önem taşır. Tüm bu elemeler geride kaldıktan sonra kişi, yazıcılık dükkânı açmak için ruhsatnâme alır. Dükkân açtıktan sonra denetlemeler devam eder. Resmî evrakların incelenmesinde usule aykırı dilekçe yazan, edebi aşan lisan kullananlar cezaya çarptırılır. Hatta sürgüne gönderilir. Örneğin hicrî 1255&#8217;te arzuhalci Abdülkerim terbiyesiz ifadelerle arzuhal yazdığı için Bursa&#8217;ya sürgün edilir. Hicrî 1271&#8217;de Esirci Bayram&#8217;a sahte belge düzenleyerek satılması yasak olan zenci köleleri sattıran arzuhalci İsmail de Bursa&#8217;ya gönderilir. Daha basit hata yapanların ise ruhsatına el konulur, tüm yetkileri elinden alınır.</p>
<p>Arzuhal kurumu, zamanla padişahların haksızlıkları önlemek ve düzeltmek için yararlandıkları mekanizma haline gelir. Nitekim dilekçeleri veren kim olursa olsun  muhatabı tarafından ciddiyetle incelenir ve cevaplandırılır. Bu sürecin sonunda haksızlıkların giderilmesi, muhtaçlara yardım edilmesi, hataların düzeltilmesi yönünde birçok siyasî ve idarî karar alınır. O dönemde okuma-yazma oranı düşük olduğundan insanların sadece resmî dairelere yazacakları yazı için değil günlük mektuplaşmaları için de yazıcı esnafı yardımcı olur. Arzuhalciler, kişisel mektupları yazdıkları gibi gelenleri de okur. Mektubunu okuduğu kişilerin özel hayatı hakkında bilgi sahibi olduklarından arzuhalcilerin dedikodu yapmayan, elindeki bilgileri lehte ve aleyhte kullanmayan, sır tutan kişiler olması büyük önem taşır.</p>
<p>Halkın her çeşit ihtiyacına cevap veren yazıcılarda acelesi olanlar için önceden hazırlanmış dilekçeler bile bulunur. Arzuhalcinin yegâne sermayesi olan küçük bir masa, kamış kalemler, birkaç divit, kağıt ve zarflar yerini zamanla daktilolara bırakır. Bilgisayarların yaygınlaşmasıyla tıkırdayan daktiloların tahtı sallanır. Ancak aletler form değiştirse de halimizi arz eden dilekçelerin baki kalacağı aşikârdır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/">ARZUHAL’İM KALMADI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11047</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SANATÇI RUH VE ANLAŞILMAK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatci-ruh-anlasilmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatci-ruh-anlasilmak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Oct 2017 21:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11043</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat, kişinin ruh dünyasını yansıtırken bir şekilde içeriğinde hikmet barındırır. Sanat, herkese hitap eder. Herkes kendinden bir şeyler bulur. Bulamayan kimse yoktur. Ancak bilgi ile insan doğru anlamlar çıkarır. İlim ve hikmet sanatında kendisinde vardır. Bazen sembolik olarak, bazen de açıktan bir şekilde içeriğinde bir şeyler barındırır. Herkes bunu anlayamaz. Anlayanlar ancak bilenlerdir. Sanatın insanı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatci-ruh-anlasilmak/">SANATÇI RUH VE ANLAŞILMAK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat, kişinin ruh dünyasını yansıtırken bir şekilde içeriğinde hikmet barındırır.</p>
<p>Sanat, herkese hitap eder. Herkes kendinden bir şeyler bulur. Bulamayan kimse yoktur. Ancak bilgi ile insan doğru anlamlar çıkarır. İlim ve hikmet sanatında kendisinde vardır. Bazen sembolik olarak, bazen de açıktan bir şekilde içeriğinde bir şeyler barındırır. Herkes bunu anlayamaz. Anlayanlar ancak bilenlerdir.</p>
<p>Sanatın insanı özgürleştiren dışavurumunu sağlayan bir yanı vardır. Müzikte, heykelde, resimde, edebiyatta yılların birikimi, dışavurumla birlikte eser olarak yansır yapıtlara. Ancak düşünüldüğü gibi gerçek manasıyla tam olarak ruh dünyasını yansıtmaz. Yazdıklarından bir insanın marazi ruhlu olduğunu anlayamazsınız. Ancak, sanatçılar ilginç insanlardır. Bu gerçekten kabul edilebilir bir şeydir. Sanatçı ruh, farklılıkla beraber deha barındırır.</p>
<p>Herkes sanatçı olamaz. Sanat eseri için yetenekle beraber birikim gereklidir. Birikimle zenginleşen ruh bambaşka bir yapıt olarak karşımıza çıkar. Yetenekler birikimle ortaya çıkar. Çok okumayan bir insanın olgun bir eser vermesi düşünülemez. Kelime hazinesi gereklidir. Teknik bilgi ile zenginleşen resim bir şaheser olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Sanatçı yaratıcı bir ruha sahiptir. Kimsede olmayan şeyleri görür ve hisseder. Hayal gücü geniştir ve herkes tarafından çoğu zaman anlaşılamaz. Birçok dehanın çevresi tarafından anlaşılmadığı ve yıllar sonra anılageldiğini biliyoruz. Sanatla uğraşmak demek dünyaya farklı gözle bakmak demektir. Dünyaya dışarıdan bir gözle bakar ve gözlemlerler. Kimsenin fark edemediği şeyleri görürler.</p>
<p>Sanatçılık için birikim de gereklidir. Ancak içgüdüsel bir yetenek şarttır. Herkes çalışarak sanatçı olamaz. Sadece teknik bilgiye sahip olur. Yeni bir şey üretmeli ve bambaşka bir şey ortaya koymalıdır.</p>
<p>Ayrıca sanatçı, kimsenin bilmediği bazı bilgilere de sahiptir. Çünkü sanat içgüdüsel bir yetenektir ve anlaşılmak ister. Ancak yeni bir şey söyleyen insanlar çoğu zaman anlaşılamamıştır.  Ancak yılar sonra değerleri bilinir fakat hala herkes tam olarak anlayamaz. Bilimsel dehaların bile çoğu zaman çevresi tarafından yanlış algılandıklarını biliyoruz. Einstein çevresi tarafından çoğu zaman deli olarak algılanmıştır. Ancak sanatla da yani keman çalmakla uğraşması onun dehasının bir kanıtıdır.</p>
<p>Sanat için gerçek bir zeka gereklidir, evet, ama zeka çoğu zaman zorlayıcı olabilir. Ancak zekalarıyla öyle sanat eserleri meydana getirirler ki diğer insanlardan farkları anlaşılır. Teere Zameen Par filminde de bunu anlatır. Okul başarısı düşük olan bir öğrencinin sanatsal anlamda ne büyük bir hayal gücüne ve yeteneğe sahip olduğunu ancak öğretmeni anlar. Ancak yeteneğin keşfedilememesi büyük sıkıntılara yol açar.  Yetenekler geliştirildikçe ancak insan dünyaya anlamlı bir gözle bakar.</p>
<p>Sanatçı ruh, belki herkes tarafından anlaşılamaz ama vardır ve hissedilir.  Çoğu zaman yanlış anlaşılsa da, farklı yorumlansa da gerçek bir zeka ve yetenek yıllar sonra kendini diğer insanları şaşırtacak şekilde eserleri diğerleri tarafından görülmeye başlanır.</p>
<p>Sanatçılık, insanı sıkıntılarından dertlerinden uzaklaştıran da bir şeydir. Sanatçı ruhlu insan dertlidir. Ancak dünya onu anlayamaz. Eserleri çok sonraları hatta öldükten sonra okunur, izlenir ve defalarca yorumlanmaya çalışılır.</p>
<p>Franz Kafka da, insanlar tarafından anlaşılamamaktaydı. Ancak, Max Brod onun eserlerini vasiyetini dinlemeyerek ortaya çıkarmasıyla fark edildi. Hatta birçok yerde okunmuş, yorumlanmaya, anlaşılmaya çalışılmış, ciddi bir zekanın ürünü olduğu ortaya çıkmıştır. Bugün bile hala hakkında makaleler yazılmaktadır. Kafka’nın memleketinden çok uzaklarda Türkiye’de Kafkaokur diye bir dergi çıkarılmaya başlanmış, onun tarzında öyküler yazılmaya çalışılmıştır.</p>
<p>Velhasıl, sanatçı ruhlu insan farklıdır, anlaşılamaz, ancak ve ancak kendisi için sanatını ortaya koyar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatci-ruh-anlasilmak/">SANATÇI RUH VE ANLAŞILMAK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatci-ruh-anlasilmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SOSYAL MEDYA</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 01 Oct 2017 21:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10994</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese merhalar, Yaz bitip sonbahara geldikten sonra dosyalarımı düzenlemeyi, yeni programlar araştırmayı özellikle de yazı yazmayı çok seviyorum. Bugün kahvem ve kekimin yanında son zamanlarda ilgimi daha çok çeken sosyal medya ile ilgili bir yazı yazmak istedim. Dilerim beğenirsiniz&#8230; Sosyal medya kullanışlıdır. Sosyal medya bilgileri bulmada kolaylık sağlar. Sosyal medya insanlara yardım eder&#8230; . Fakat, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya/">SOSYAL MEDYA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese merhalar,</p>
<p><figure id="attachment_10998" aria-describedby="caption-attachment-10998" style="width: 293px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/21743348_10155407613236130_4682428344563370060_n.jpg"><img class=" wp-image-10998" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/21743348_10155407613236130_4682428344563370060_n.jpg?resize=293%2C391" alt="Kahve ve Kek" width="293" height="391" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/21743348_10155407613236130_4682428344563370060_n.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/21743348_10155407613236130_4682428344563370060_n.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 293px) 100vw, 293px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10998" class="wp-caption-text">Kahve ve Kek</figcaption></figure></p>
<p>Yaz bitip sonbahara geldikten sonra dosyalarımı düzenlemeyi, yeni programlar araştırmayı özellikle de yazı yazmayı çok seviyorum. Bugün kahvem ve kekimin yanında son zamanlarda ilgimi daha çok çeken sosyal medya ile ilgili bir yazı yazmak istedim. Dilerim beğenirsiniz&#8230;</p>
<p>Sosyal medya kullanışlıdır.<br />
Sosyal medya bilgileri bulmada kolaylık sağlar.<br />
Sosyal medya insanlara yardım eder&#8230;<br />
.<br />
Fakat,<br />
.<br />
Sosyal hesaplarda özel hayatlarımızı paylaşmak ince bir çizgide yürümek iken, şimdilerde bu çizgi daha da inceldi. En büyük sorunumuz iletişimdi halbuki. Aramak yerine mesaj yazmak, birbirimizi resimler aracılığı ile takip etmek&#8230; Oysa şuan bu sorundan başka sorunlarda var olmaya başladı&#8230; Son zamanlarda gözlemlediğim kadarı ile; birçok insanın resmi birbirine benzemeye başladı. Doğallık ve içtenlikten uzak resimlerde verilen pozlar bile aynı.<br />
.<br />
Hayatlar süper veya mükemmel olarak; var olandan farklı bir hayat gösterilmekte. Herkes kendinden veya bedeninden mutsuz çünkü azıcık bile kilosu olan insanlar (özellikle ünlüler) medya tarafından eleştiriliyor. Baskı sonucu diyet yapanların sayısı 14 yaşa kadar indi. Haklılar &#8220;mükemmel&#8221; bir bedene sahip olmaları, resimlerde kusursuz çıkmaları gerek.<br />
.<br />
Yorum yapanlar düşünmeden, bilmeden, karşısında ki insanın kalbini kıracağını bilmeden yazıyorlar&#8230; Sadece yazıyorlar, ne yazdıklarına bakmadan.<br />
.<br />
Medyadan en büyük zarar gören aslında çocuklar. Televizyona çıktıktan sonra takip sayıları artsın diye ezbere konuşan küçükler, bebeklerin her adımı paylaşılarak bunu iş/reklama çeviren aileler&#8230;<br />
.<br />
Bunlara kendimi de dahil ederek yazıyorum. Her dakika elimde telefon olduğundan etrafımda ki olayları kaçırıyor, anın tadını çıkaracağıma &#8220;hemen paylaşıyım&#8221; diyor, &#8220;mükemmel&#8221; olabilmek için bedenimi dinlemiyor&#8230;Kısacası hayatı kaçırıyorum, kaçırıyoruz&#8230;.<br />
.<br />
Anı yaşamak dileği ile..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya/">SOSYAL MEDYA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10994</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sanat Duvarına&#8221; Tırmanmak İçin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-duvarina-tirmanmak-icin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-duvarina-tirmanmak-icin/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Sep 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Korkmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10975</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hünerlilerin dükkânı ve mekânı olmaz. Onlar yaratılırken kazandıkları, doğuştan gelen yeteneklerle en tenha bölgelerde bile kendilerini tanıtırlar. Marifetleriyle bilinen bu insanlar yazdıkları yazılarla gönülleri, çizdikleri resimlerle gözleri, çıkardıkları ezgilerle kulakları hayran bırakırlar. Onlara okul ve ders, sertifika ve diploma, nüans ve nota sorulmaz. Yaptıkları her işin taklit edilemeyen güzelliği, karşı konulamayan bir ahengi vardır. Sanat [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-duvarina-tirmanmak-icin/">&#8220;Sanat Duvarına&#8221; Tırmanmak İçin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hünerlilerin dükkânı ve mekânı olmaz. Onlar yaratılırken kazandıkları, doğuştan gelen yeteneklerle en tenha bölgelerde bile kendilerini tanıtırlar.</p>
<p>Marifetleriyle bilinen bu insanlar yazdıkları yazılarla gönülleri, çizdikleri resimlerle gözleri, çıkardıkları ezgilerle kulakları hayran bırakırlar. Onlara okul ve ders, sertifika ve diploma, nüans ve nota sorulmaz.</p>
<p>Yaptıkları her işin taklit edilemeyen güzelliği, karşı konulamayan bir ahengi vardır. Sanat içlerine bağlanmıştır. Yazar bir defter ve kalemle iş bitirirken ressam da yine bir kalem ve kağıtla harikalar yaratır.</p>
<p>Seneler önce malzemelerin kıt olduğu bir dönemde yoklukla boğuşarak arşivleri domine eden ünlüler vardı. Bugün ne tarih ne zaman ne de insan bu isimleri anmadan edemez.</p>
<p>Ülkeler sanat alanında birbirine sunacak birşeyleri kalmadığında maziye giderek sanat adına ilkleri hizaya sokan, efsane olmuş bu değerlere işaret ederler. Gururlanmakta haklıdırlar elbette&#8230;</p>
<p>Sanat ve sanatçı kolaycılığı ve kopyacılığı asla sevmez. Varsa yeteneğin üretirsin, yoksa yeteneğin hazır alır tüketirsin anlayışına sığınmak birilerinin emeğine göz dikip herşeyi berbat etmekten daha iyidir.</p>
<p>Sanat duvarı düz olduğundan elinde tutunacak enstrümanı, dilinde söyleyecek sözü, kaleminde çizecek resmi olmayanlar malesef bir mesafe alamazlar. Zorla güzellik olmadığı gibi zorla da sanat olmaz.</p>
<p>Bu alanda da çıraklık, kalfalık ve ustalık vardır. Kimisi kendini bir atölyede geliştirirken bazısı fakültelerin derslerinden faydalanır. Daha farklı bir yer ise böylesi güzel sanat siteleridir.</p>
<p>Uzak mesafeleri yakın eden, ince düşünen emektar insanların öncülüğünde sanat icra edenler rahatlıkla birbirini tanıyacak, en güzel fikirleri harman edip sanat meydanında sergileme fırsatı bulacaklardır.</p>
<p>Elimizdeki telefonlar, masalardaki bilgisayarlarımız hep iş görüşmesi için alınmış diye bilinmemelidir. Şimdi onlar da sanatın bir hamuru niteliğindedir.</p>
<p>Kıyamet alâmeti diye nitelendirdiğimiz, ihtiyaçlarımıza fazlasıyla cevap veren bu aletleri yerinde kullanmasını bilirsek performans hep şaşırtıcı olacaktır.</p>
<p>Sanat kişiye asla yürüyerek kolay aşılabilen eğimli ya da düz yollar sunmaz. Duvarın dibini gösterir, tırmanmasına karışmaz. Buraya kadar yürür gelirsin. Seni yukarıya çıkarabilecek meziyet iplerin varsa eğer Sanat Duvarı sana düz gelir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-duvarina-tirmanmak-icin/">&#8220;Sanat Duvarına&#8221; Tırmanmak İçin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-duvarina-tirmanmak-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10975</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ayna ve Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ayna-ve-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ayna-ve-sanat/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Sep 2017 21:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10969</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat her şeyin birlik ve bütünlük içinde olduğunun en güzel kanıtıdır bence… Öyle ki hiçbir şey kendiliğinden, anlamsız ve tesadüfen değildir.  Var olan ve olmakta olan tüm nesneler, duygular, yaşanmışlıklar, ifadeler birbirlerinin iz düşümleridir aslında. Öyle ya! Evren yani sistem boşluk kabul etmezmiş… Bir insan hayatını ele alalım mesela. İnsan ana rahmine düştüğü ilk andan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayna-ve-sanat/">Ayna ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat her şeyin birlik ve bütünlük içinde olduğunun en güzel kanıtıdır bence…</p>
<p>Öyle ki hiçbir şey kendiliğinden, anlamsız ve tesadüfen değildir.  Var olan ve olmakta olan tüm nesneler, duygular, yaşanmışlıklar, ifadeler birbirlerinin iz düşümleridir aslında.</p>
<p>Öyle ya! Evren yani sistem boşluk kabul etmezmiş…</p>
<p>Bir insan hayatını ele alalım mesela.</p>
<p>İnsan ana rahmine düştüğü ilk andan itibaren, annesinin ritmi ve kendi beden ritmi arasında ki uyumla birlikte dünyaya gelir. Bebekliği, çocukluğu, ergenliği ve yetişkinliğinde yaşananların tümü birbirinin iz düşümü gibidir. Bir zincirin ayrılmaz halkaları gibi…</p>
<p>Zinciri, zincir yapan halkaların bütünlüğü ve her seferinde kendilerini yeni bir kendinde tekrar etmesi yani aynalamasıdır!</p>
<p>Ne aynı zincirdir, ne de ayrı…</p>
<p>Her halkada yeni olanı açığa çıkarırken, bir önceki halkayı bütünü ile yansıtır aslında…</p>
<p>Sanat içinde aynalar ve ayna metaforları en önemli metaforlardan biridir. Çünkü sanat insan içindir ve insan bütünü kuşatandır.</p>
<p>Kişi yeni kararlar almak eşiğinde ve geçmişi ile yüzleştiğinde eski ve yeniyi bir araya getirip bütünü görebilmesi gibi.</p>
<p>An içinde geçmiş ve geleceğin olmadığını, sadece bütünün varlığını fark etmektir, sanat.</p>
<p>Adım atarken yine aynı şeyi yapar insan. Bir ayağı geriden gelen ve diğeri ilerleyendir. Hayat ise adımların bütünü yani yürüyebilmektir.</p>
<p>Bir resme bakan insanda aynı hal mevcuttur. Kişi kendi itibariyle, onu kendisi yapan tecrübe ve umutları kadar bakar bir sanat eserine. Eserde kişiye vaat edilen aslında her daim kişinin kendisidir.</p>
<p>Tıpkı hayata yüklediğimiz anlamları çoğu zaman kader kıvamında yaşamak gibi…</p>
<p>İnsan insanın aynasıdır böylece her zaman…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayna-ve-sanat/">Ayna ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ayna-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10969</post-id>	</item>
		<item>
		<title>NEŞELİ SAAT</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neseli-saat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neseli-saat/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Sep 2017 21:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegül Tüfek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10913</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir saat aldım. Diğer saatlerden çok farklıydı. Saatin çok değişik özellikleri vardı. İlk önce şaşkın biçimde saati gözden geçirdim, sonra koluma taktım kullanmaya başladım. Saatin iki bilemedin, üç tane düğmesi, vardı. Gözleri vardı kocaman!  Gülen bir yüzü vardı daha önce böylesine farklı bir o kadar  güzel bir saatim olmamıştı. Mutlu oldum. Arkadaşlarımla bir araya geldik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neseli-saat/">NEŞELİ SAAT</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div id=":jv" class="ii gt adP adO">
<div id=":m9" class="a3s aXjCH m15e6b92ccbe5c78d">
<div dir="ltr">
<div>
<p><span style="color: black; font-family: Calibri, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: medium;">Bir saat aldım. Diğer saatlerden çok farklıydı. Saatin çok değişik özellikleri vardı. İlk önce şaşkın biçimde saati gözden geçirdim, sonra koluma taktım kullanmaya başladım. Saatin iki bilemedin, üç tane düğmesi, vardı. Gözleri vardı kocaman!  Gülen bir yüzü vardı daha önce böylesine farklı bir o kadar  güzel bir saatim olmamıştı. Mutlu oldum. Arkadaşlarımla bir araya geldik hepsi kolumdaki  saate  pür dikkat  bakıyordu. Merak ettiler. Soruların ardı arkası kesilmiyordu. Saatin ne kadar güzelmiş!  Kaça aldın? Nereden aldın?  Kim aldı?  Açıklama yapmakla kalmıyorum  bir de  jest ve mimikle anlatmaya çalışıyorum. Sanki sessiz sinema oynuyoruz. Arkadaşlar, sakin olun!  Normal bir kol saati.  Sadece görüntü olarak ilgi çekici  o kadar. Başka bir şey yok. Heyecan yapmanıza gerek yok.  Sizin gördüğünüzden daha başka bir şey yok!  Yani  derken,  yanlışlıkla düğmenin birine bastım! Saat konuşmaya başladı.  Konuşmaya başlasa yine iyidir.  &#8216;Yalan söylüyorsun! Yalan, söylüyorsun  demez mi?&#8217; Adeta!  yalan makinesi!  diğer düğmeye bastım!  İnanmayacaksınız!  uçmaya başladım!  süpermen gibi. Arkadaşlarımın ağzı açık kaldı.  Ben şokta! Diğer düğmeye bastım.  Gülmeye başladım. Ve de  güldürmeye de başladım.  Komik komik fıkralar hal ve hareketler! Ne oluyor?  Bana böyle bu, nasıl bir saatmiş?  Tekrar düğmeye bastım.  Nihayet normale döndüm. Saati aldığıma pişman olmadım ama, beni  şekilden şekile koydu. Arkadaşlarım, &#8216;hani  bu saat normal bir saatti  peki, bunlar ne?&#8217;  dediklerinde, arkadaşlar,  ben  bilmiyordum. Saati tek başıma koluma taktığımda hiçbir şey olmamıştı.  Galiba  sizlerden  kaynaklandı.  Saat sizleri  görünce  tuhaflaştı. İster  inanın ister  inanmayın!  Durum bundan., ibaret!  Benim,  bir suçum, yok!  bütün, suç, şu gördüğünüz, tuhaf saatte!  Arkadaşlarım, sonra, neyse; iyi oldu!  biraz,  eğlenmiş, olduk!  en güzel tarafı!  Senin, uçmaya, başlamış olman ve Bizleri,  güldürüyor olman!  yalnız;  yalan, söyleme konusu!  sıkıntılı!  İnsanın,  böyle,  bir saatinin olması, diğer,  yandan;  yalan, söyleyip söylemediğinin, ortaya çıkmasına, sebep,  oluyor!  neyse!  şanslısın!  saatine, gözün gibi bak!   Teşekkür ederim, Arkadaşlar!</span></p>
<div class="yj6qo"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div id=":ks" class="hq gt a10"></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neseli-saat/">NEŞELİ SAAT</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neseli-saat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10913</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aynadaki Suret Kim?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aynadaki-suret-kim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aynadaki-suret-kim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Sep 2017 21:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10760</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hem benim, hem de değilim Neden benim? Sahip olduğum 5 duyu algı kapasitem ile gördüğümü sandığım, et kemik yapıdan oluşan suret evet benim. Oysa bilim bana, et kemik yapı değilsin, sen dalgalardan oluşan bir suretsin diyor. Bunu şöyle de açıklayabiliriz. 3D ya da sanal gerçeklik gözlüğünü düşünün. Bireyin mantık olarak doğru olmadığını bildiği halde, duyu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aynadaki-suret-kim/">Aynadaki Suret Kim?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hem benim, hem de değilim</p>
<p>Neden benim?</p>
<p>Sahip olduğum 5 duyu algı kapasitem ile gördüğümü sandığım, et kemik yapıdan oluşan suret evet benim.</p>
<p>Oysa bilim bana, et kemik yapı değilsin, sen dalgalardan oluşan bir suretsin diyor.</p>
<p>Bunu şöyle de açıklayabiliriz. 3D ya da sanal gerçeklik gözlüğünü düşünün. Bireyin mantık olarak doğru olmadığını bildiği halde, duyu organlarının yardımı ile yanılması daha doğrusu, öyle hissetmesi diyebiliriz.</p>
<p>Tasavvuf büyükleri, sen yoksun diyor!..</p>
<p>Kendini Allahtan gayrı, bağımsız bir varlık olarak düşünmen şirktir diyor. Tevhide aykırıdır diyor</p>
<p>‘’ La ilahe İllallah ‘’ Allahtan başka ilah yoktur,</p>
<p>Yani kendimi, Allahtan gayrı bağımsız bir varlık olarak düşünmem, İlahlık iddiasında bulunmam anlamına geliyor</p>
<p>Kuantum fiziği, bana teklikten, tüm evren ve canlıların birliğinden bahsediyor tıpkı tasavvuf büyüklerinin bahsettiği gibi…</p>
<p>Kur’an  ‘’ <em><strong>O her an yeni bir iş ve oluştadır ‘’ (</strong></em> RAHMAN Suresi 29. ayeti ) diyor</p>
<p>Tasavvuf büyükleri, her nefes yeniden yaratılırsın diyor…</p>
<p>Kuantum fiziği, bir an varsın, bir an yoksun diyor…</p>
<p>Mecaz yollu anlatılmaya çalışırken su örneği veriliyor. Tıpkı, kar, buz, buhar gibi…</p>
<p>Yani su, farklı suretlere bürünüyor…</p>
<p>Hepsinin özü ‘’Su’’ deniliyor.</p>
<p>Tabi burada ki ince çizgiyi çok iyi kavramak gerekiyor.</p>
<p>Canlılar ilah değil!&#8230;</p>
<p>Özünde Allahın isim ve sıfatlarının varlığı ve işlevselliği ile varolabiliyor!&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aynadaki-suret-kim/">Aynadaki Suret Kim?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aynadaki-suret-kim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10760</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Ve İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-insan/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 06 Sep 2017 21:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selinay Duman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10745</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat, bir milletin medeniyet alanında ilerlemesini sağlayan en temel kudrettir. İnsanın yaratma, güzelden zevk alma ve ifade etme gibi yüksek kabiliyetlerini içeren bir faaliyettir. İster bir sanat yaratıcısı, ister bundan zevk almaya çalışan bir ilgili olsun. Hayatında sanat kavramı bulundurabilen kişi gerçek anlamıyla yaşamayı seçmiş demektir. Her alanda olduğu gibi sanatı özümsemek, psikolojik derinliğini çözebilmek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-insan/">Sanat Ve İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat, bir milletin medeniyet alanında ilerlemesini sağlayan en temel kudrettir. İnsanın yaratma, güzelden zevk alma ve ifade etme gibi yüksek kabiliyetlerini içeren bir faaliyettir.</p>
<p>İster bir sanat yaratıcısı, ister bundan zevk almaya çalışan bir ilgili olsun. Hayatında sanat kavramı bulundurabilen kişi gerçek anlamıyla yaşamayı seçmiş demektir.</p>
<p>Her alanda olduğu gibi sanatı özümsemek, psikolojik derinliğini çözebilmek için de belirli bir birikim ve eğitim gereklidir. Bunun en iyi yollarından biri özellikle küçük yaşlarda okullarda verilecek eğitim ile istenilen bilinç düzeyini oluşturmak olabilir. Her ne kadar çocukluk, gençlik, yaşlılık farketmeksizin sanat, hayatın her evresinde bulundurulabilir olsa da, toplumun en büyük mirasçılarının çocuklar ve gençler olduğunu göz önünde bulundurursak, özellikle okul eğitimi döneminde konuya önem vererek, daha ciddiyetle ele alınmasını sağlayabiliriz. Ne yazık ki bugün baktığımızda insan kavramını, birey olmayı, fiziksel ve psikolojik sağlığı olumlu etkilemede büyük öneme sahip olan sanat konusu hak ettiği değer görememektedir. Korkutucu şekilde &#8221;sanat gereksizdir&#8221; ya da kalıplaşmış olarak &#8221;yetenek işidir&#8221; anlayışı ile sanat eğitimi geri olana itilmiştir. Sanat dar anlamda yetenek işi olabilir, ancak sanat eğitiminin amacı özellikle çocuk ve gençte ilgi uyandırmak, sevdirmek, daha sonra insanları iyiye ve güzele ulaşma çabası içine sokarak belli düzeye getirmektir. Her insan değişik sürelerle de olsa hemen herşeyi öğrenebilir. Ancak bir insanın salt ve katı bilgilerle aydın düzeye ulaşması mümkün değildir. Sanatı benimsemeyen kişi insanlığa ve topluma kapalı, önyargılı, insancıl sıcaklıktan yoksundur. Kişiliğinde ister istemez eksiklikler taşır. İlgi, davranış ve becerileri kısıtlıdır.  Oysa ki ortaya konulan bir sanat, gelişmiş ifadenin ve farklılaşmanın etkilerini yansıtır. Kişiyi egodan arındırıp toplumu ve insanlığı da düşünen bir birey olmaya teşvik eder. Aynı zamanda felsefi olarak sanat, gerçekliğin bilimle, teknolojiyle sınırlı boyutlarının ötesine de gitmektedir. Yıldızların, gezegenlerin nice değişik yüzleri vardır. Sanat, gerçek anlamıyla yaşatıldığında bu değişik yüzleri anlatacak bize, insan bütün boyutları ile kendini görecek, duygusal arınma yaşayıp içselleşecek ve zenginleşecektir. Atatürk döneminde sanata yön veren kuruluşların temellerini atan Türk toplumu olarak, günümüze kadar sanatı ve sanatçılarımızı destekleyerek daha fazla başarı hedeflemeliyiz.</p>
<p>Son olarak sanatın önemini topluma kazandırma çabasında bulunan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün şu sözlerine kulak verelim:</p>
<p>&#8221;Bir ulusu yaşatmak için birtakım temeller gerekmektedir ve bilirsiniz ki, bu temellerin en önemlilerinden biri sanattır. Bir ulus, sanattan, sanatçıdan yoksunsa tam bir yaşam süremez. Böyle bir ulus, bir ayağı topal, bir kolu çolak sakat ve illetli bir kimse gibidir. Hatta değindiğimiz anlamı bu söz de anlatmaya yeterli değildir. Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir. &#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-insan/">Sanat Ve İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10745</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tarihin Kayıp Kadınları / Behire Hakkı Portresi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 21:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hemra Nida]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10670</guid>
				<description><![CDATA[<p>ASKERE MİNTAN DİKEN BİÇKİ YURDU SAKİNLERİ Biz diyelim Eski İstanbul, siz deyin Dersaadet. Elde bir adres: Çiftesaraylar Caddesi, numero 21, Biçki Yurdu Terzihanesi… Yavuklusunu, eşini, babasını cepheye gönderen kadınlar, dikiş makinelerinden yükselen tıkır tıkır sesler eşliğinde onlara mintan dikiyor. Behire Hakkı, Biçki Yurdu’nu kurarak vatan savunmasında kadınların bambaşka bir rol oynamasını sağlıyor. Behire Hakkı’nın dikiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/">Tarihin Kayıp Kadınları / Behire Hakkı Portresi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ASKERE MİNTAN DİKEN BİÇKİ YURDU SAKİNLERİ</strong></p>
<p>Biz diyelim Eski İstanbul, siz deyin Dersaadet. Elde bir adres: Çiftesaraylar Caddesi, numero 21, Biçki Yurdu Terzihanesi… Yavuklusunu, eşini, babasını cepheye gönderen kadınlar, dikiş makinelerinden yükselen tıkır tıkır sesler eşliğinde onlara mintan dikiyor. Behire Hakkı, Biçki Yurdu’nu kurarak vatan savunmasında kadınların bambaşka bir rol oynamasını sağlıyor.</p>
<p><figure id="attachment_10673" aria-describedby="caption-attachment-10673" style="width: 470px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Behire-Hakkı-Kimdir-1-470x359.jpg"><img class="size-full wp-image-10673" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Behire-Hakkı-Kimdir-1-470x359.jpg?resize=470%2C359" alt="Behire Hakkı" width="470" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Behire-Hakkı-Kimdir-1-470x359.jpg?resize=470%2C359&amp;ssl=1 470w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Behire-Hakkı-Kimdir-1-470x359.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10673" class="wp-caption-text">Behire Hakkı</figcaption></figure></p>
<p>Behire Hakkı’nın dikiş nakışa ne kadar ilgi duyduğu 11 yaşında diktiği ilk elbiseden anlaşılır. Küçük Behire, bir gün sokaktan geçen basmacının sesine dikkat kesilir, koşarak gider ve kendisine yetecek kadar kumaş kestirir. Gönlüne göre seçtiği o kumaştan öyle bir elbise diker ki annesi şaşırır kalır. Dikişe dair bildiklerini günbegün kızına anlatmaya başlar. O günden itibaren nice tayyörler, bluzlar, yeldirmeler, eteklikler diken Behire Hakkı, gelinliğinin dikimini de kimselere bırakmaz.</p>
<p>Tabi o dönem bu durum takdir edilmez. Zira yabancı terzihaneler ve ısmarlama elbiseler modadır. Pahalı kıyafetler giyen kadınlar için kendi kıyafetini dikmek bir küçüklük göstergesi,  fakirlik alametidir. Behire Hakkı’ya acıyarak bakan, “Diktiğini söyleme, falanca terzihaneden aldım de.” şeklinde öneride bulunanlar olur. Ancak Behire Hakkı için, acınacak durumda olan kendisi değil, meziyetleri yerine ısmarlama elbisesiyle gurur duyan bu kadınlardır.</p>
<p><strong>“MEMLEKETİM İÇİN NE YAPABİLİRİM?”</strong></p>
<p>Kadınlar, süren savaşların ağırlığı altında günden güne daha çok ezilir. Onların sessiz çığlıklarını duyan Behire Hakkı, “Memleketim için ne yapabilirim?” diye de düşünüp durmaktadır. Başkalarına muhtaç olmayı esaret kabul eden Behire Hakkı, kadınları meslek sahibi yapmaya karar verir. En iyi bildiği konu dikiştir. 1913 yılında İstanbul’da Biçki Yurdu’nu açar, gazetelere ilan vererek kadınlara terzilik mesleğini öğreteceğini bildirir. Alınacak öğrencilerin fakir kesimden olmasına dikkat eder. Bu girişimle kadınlar fakirlikten kurtulacak, alın teriyle ekmeğini kazanacaktır. İlk aşamada yurda 25 öğrenci başvurur, daha sonra sayı 51’e çıkar, 1917’ye gelindiğinde öğrenci sayısı 366’dır.</p>
<p>İlk mezuniyet töreninde öğrenciler, 40 dakika içerisinde bir korsaj, bir etek ve bir manto dikerek hünerlerini sergilerler. Bu törene Maarif ve Ziraat Nazırları (bakanları)’nın katılması Biçki Yurdu’na verilen önemi gösterir. Başarılarıyla devlet erkânının dikkatini çeken Behire Hakkı, Maarif ve Sanayi nişanına da layık görülür ve milli müessese haline gelir.</p>
<p><strong>CEPHEDEKİ ASKERE MİNTAN DİKTİLER</strong></p>
<p>Biçki Yurdu’nu milli müessese haline getiren sadece başarısı değil, askerler için el emeği göz nuru kıyafetler dikip cepheye göndermesidir.</p>
<p>Öğrenciler, askerlerin üşümemesi için 55 bin 155 tane pamuklu mintan diker. Müdafaa-i Milliye Cemiyeti aracılığıyla mintanları cepheye gönderir. Cemiyet mensupları, Biçki Yurdu’nun her ferdi için madalya hazırlar. Madalyaların 4 bin 500 kuruş olduğunu öğrenen hanımlar, kendi aralarında topladıkları aynı miktardaki parayı cemiyete yardım olarak gönderir. Açtıkları sergide satılan ürünlerin gelirini de buraya bağışlarlar.</p>
<p>Biçki Yurdu talebelerinin hayır işleri bununla sınırlı kalmaz. Çanakkale Savaşı’nda yaralanıp İstanbul’a tedavi için gelen askerleri, ziyaret ederler, topladıkları yardımları ulaştırırlar, onları rahat ettirmek için gerekli eşyaları temin ederler.</p>
<p><strong>İĞNE TUTAN ELLER AZİZDİR</strong></p>
<p>Biçki Yurdu’nun cefakâr kadınları, milli şair Mehmet Emin Yurdakul’a ilham olur ve şair, iğne tutan ellerin kılıç tutan eller kadar aziz olduğunu vurgular:</p>
<p>“Ey iğnem dik! Askere,</p>
<p>Giyecekler yetiştir.</p>
<p>Sınırdaki erlere</p>
<p>Hizmet aziz bir iştir.</p>
<p>Ey iğnem dik! Elimde teğellenen şu gömlek,</p>
<p>Bir kahraman genç Türk&#8217;ün vücudunu örtecek.”</p>
<p><strong>BEŞİĞİ SALLAYAN ELLER YÜKSELDİ</strong></p>
<p>Vatanın bağımsızlığı uğruna cephede mücadele eden erkekleri, cephe gerisinde yavuklu, eş, anne olarak bekleyen Türk kadınlarının misyonu bir nebze değişir. Şair Yurdakul’un deyimiyle, kılıçların yanında artık iğneler de parlar.</p>
<p>Fakat Biçki Yurdu da savaşın acımasız yüzünden nasibini alır, öğrenci sayısı 14’e kadar düşer. Varını yoğunu ortaya koyan Behire Hakkı, yurdun kirasını ödeyemeyecek hale gelir. Yurdu ayakta tutabilmek için öğrencilerden cüzi bir ücret almaya mecbur olur. Çok geçmeden durumu toparlamayı başarırlar, 1928’e gelindiğinde Biçki Yurdu’nun mezun sayısı 1794’e ulaşır.  Bayezıt, Beşiktaş, Fatih, Üsküdar’ın ardından Ankara, İzmir, Gaziantep, Konya ve Kilis’te de Biçki Yurdu açılır. Mezunların birçoğu kendi atölyesini açar, bir kısmı evinden çalışarak geçimini sağlar.</p>
<p>Behire Hakkı, kadınların terzi olmasını sağlayarak hem onların ekonomik özgürlüklerini kazanmasına yardımcı olur, hem de mali açıdan buhran geçiren ülke ekonomisine katkıda bulunur.</p>
<p>Dönemin entelektüellerinden İffet Hanım’ın Seyyâle Dergisi için kaleme aldığı ‘Beşiği Sallayan Eller Yükselecek’ makalesinde yazdığı gibi, milletin geleceği kadınların eğitimine bağlıdır ve işte Behire Hakkı’lar sayesinde beşiği sallayan eller yükselmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/">Tarihin Kayıp Kadınları / Behire Hakkı Portresi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10670</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Toplumda Eski Türk Dizilerine Duyulan Özlem Ve Günümüzdeki Yapımların Geçmiştekiler Kadar İlgi Görmemesine Bakış…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/toplumda-eski-turk-dizilerine-duyulan-ozlem-gunumuzdeki-yapimlarin-gecmistekiler-kadar-ilgi-gormemesine-bakis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/toplumda-eski-turk-dizilerine-duyulan-ozlem-gunumuzdeki-yapimlarin-gecmistekiler-kadar-ilgi-gormemesine-bakis/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 31 Aug 2017 21:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10661</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günümüzde, yeni dizilerin izlenme oranı eski dizilerimize oranla oldukça düşük bir rakam içeriyor. Her dönem aynı anda pek çok dizi ekranlardaki yerini alıyor. Ancak sadece birkaçı uzun soluklu olma şansına erişebiliyor. Peki, neden artık Türk dizileri 90 lı yıllardaki kadar ilgi görmüyor ve pek çok kişi yabancı dizilere yöneliyor? Eski Türk dizilerine olan özlem neden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/toplumda-eski-turk-dizilerine-duyulan-ozlem-gunumuzdeki-yapimlarin-gecmistekiler-kadar-ilgi-gormemesine-bakis/">Toplumda Eski Türk Dizilerine Duyulan Özlem Ve Günümüzdeki Yapımların Geçmiştekiler Kadar İlgi Görmemesine Bakış…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde, yeni dizilerin izlenme oranı eski dizilerimize oranla oldukça düşük bir rakam içeriyor. Her dönem aynı anda pek çok dizi ekranlardaki yerini alıyor. Ancak sadece birkaçı uzun soluklu olma şansına erişebiliyor. Peki, neden artık Türk dizileri 90 lı yıllardaki kadar ilgi görmüyor ve pek çok kişi yabancı dizilere yöneliyor? Eski Türk dizilerine olan özlem neden bu kadar arttı? Şimdi bu sorulara yanıt arayalım….</p>
<p><strong>UZUN DİZİ SÜRELERİ VE KLİŞE İŞLENEN KONULAR…</strong></p>
<p>Dizi sürelerinin geçmişe göre uzun olması, eskisi kadar ilgi almamasının bir nedeni olarak gösterilebilir. 90 lı yıllarda ve 2000’li yılların başında, bir dizinin gösterim süresi 45 dakika olup 1 saati geçmiyordu. Şimdi televizyonu açıp bir diziye başladığımızda, reklamlarla birlikte 2 saatten az sürmüyor. Pek çok dizinin yeni bölümlerden önce, özetinin verilmesini de göz önünde bulundurursak, süre 3 saate kadar uzayabiliyor. Bu durum da izleyiciyi doğal olarak sıkıyor. Üstelik o kadar uzun süre ekrana bakmak, beyin anlamında da, göz anlamında da yorucu oluyor. Konu ve içerik bakımından da, Türk dizilerinde eskisi kadar yaratıcılık ve izleyiciyi ekrana kilitleyen unsurların yeterli olmaması da, göz ardı edilmemelidir. Örneğin, yaz dönemine geldiğimizde hemen hemen her kanalda aynı tip diziler görüyoruz. Yazlık mekânda tanışan çift kış zamanı İstanbul’a geliyor. Klişe konu olarak da onları ayırmaya çalışan aile ya da arkadaşlar seçiliyor. Böyle dizilerin çoğu yazın belli bir kitle tutturuyor. Ama ne yazık ki kışın aynı başarıyı hepsi sürdüremiyor. Bir analiz yaptığımızda, içinde, komedi unsurunun ağırlıkta olduğu diziler daha uzun soluklu olma şansına erişebiliyor. Çünkü seyrederken izleyici, “Acaba o nasıl bir kötülük yapacak. Bu sefer söyleyebilecek mi.” Diye gerilmiyor. İşin içine entrikanın karıştığı diziler artık eskisi kadar ilgi görmüyor. Dizi sürelerinin uzun olmasının yanında, konularında sakız gibi uzatılması ve başka yerlere çekilmesi izleyiciyi sıkan unsurlar arasında yer alıyor. Yaratıcılık eksikliğinin acı bir şekilde gözler önüne serildiğine işaret ediyor. Son dönemlerde televizyondaki çoğu yapımın kendi üretimimiz değil de, başka ülkelerden uyarlama olması da, bu durumun en iyi kanıtıdır. İzleyiciler artık yabancı dizilere kaydığı için, Türk senaristler oralardan uyarlama yapmak zorunda kalıyor. Ancak uyarlanan yapımlar, bir zaman sonra maalesef klişe Türk senaryolarının kurbanı olmaktan da kurtulamıyor. Yabancı diziler, hem süre bakımından daha kısa ve konu işleyiş tarzları bizden çok farklı olduğu için son yıllarda çok tercih ediliyor. İnternette yabancı dizilerin yüklü olduğu herhangi bir web sitesini açtığınızda, milyonlarca izlenme oranı görebiliyorsunuz. Ayrıca, Türk izleyiciler tarafından gayet olumlu yorumlar da bulmanız mümkün oluyor… Bu dizilerin sosyal medya sayfalarında da Türk izleyicilerin yoğunluğu göz ardı edilemez unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p>Şimdiki televizyon dizileriyle, geçmişi özellikle de 90’lı yılları karşılaştırdığımızda aralarında her yönden bir sürü fark bulmak mümkün oluyor. Günümüzde bir akşamı özet artı yeni bölümle birlikte bir diziyle kapatırken, eskiden bir akşam da iki ayrı dizi izleyebiliyorduk. Saat sekizde dizilerin ilki başlayıp dokuzda biterken, arkasından ikincisi yayına girerdi. Gece saat on buçuğu bulduğunda iki dizininde gösterimi bitmiş olurdu. Süreler kısa olduğu için <strong>izleyicilerin</strong> algıları da o kadar yorulmaz, ikinci diziyi tercihlerine göre izlemeyebilirlerdi.</p>
<p><strong>ESKİ DİZİLERDE AİLE KAVRAMININ BASKINLIĞI İZLEYİCİLERİN GEÇMİŞE ÖZLEM DUYMASININ NEDENLERİNDEN BİRİ…</strong></p>
<p>90’lı yılların yapımlarına dönüp baktığımızda, konu açısından da daha yaratıcı eserler bıraktığımızı anlayabiliyoruz. Aile , dostluk birlik ve beraberlik kavramının daha ön planda olduğu yapımlara imza atıyorduk. Ayrıca dram içeren dizilerde bile bir komedi unsuru vardı. Konular şimdiki gibi uzatılmaz, reyting için diziler şekil değiştirmez ve tadında bırakmak için zamanında bitirilirdi. Sadece konusu ağırlıklı komedi ya da sitcom olan diziler yıllarca sürüyordu. Her bölüm farklı ve güncel konular işlendiği için uzun sürmesi izleyicinin hoşuna gidiyordu. Bu durum günümüzde de değişmedi. Sitcom içerikli diziler hala devamlılığını sürdürüyor. Örnek verirsek, Çocuklar Duymasın yıllar sonra kaç kere yeniden başladı ve her defasında da reyting rekorları kırmaya devam ediyor. Çünkü içinde entrika yok, gerilim yok günümüzdeki popüler konuları mizahi bir dille işliyor.</p>
<p><strong>Sosyal Medyada Eski Dizilere İlgi Artması…</strong></p>
<p>Youtube da eski diziler yüklendiğinde altında binlerce yorum yazılıyor. “Şimdi böyle diziler kalmadı”. Keşke yeniden çekilse.  Çocukluğuma gittim”. Gibi yorumlar buna örnektir. Sosyal medyada eski dizilere ait sayfalar son dönemde oldukça ilgi görmektedir. Herhangi eski dizinin bir bölümü eklendiğinde izleyici hemen devamını istiyor. Tıklanma ve paylaşım rekorları kırıyor. Senarist ve yapımcılar da bu durumun farkında ki farklı isim ve kadrolarla eski dizileri yeniden çekme gibi düşünceleri oluşuyor. İnternette o dizi yeniden başlıyormuş, bu dizi yeniden başlıyormuş gibi haberler bulabiliyoruz. Şimdi eski dizilerden örnekler verelim…</p>
<p><strong>Geçmişten İz Bırakan Örnekler..</strong></p>
<p>90’lı yıllarda en çok iz bırakan dizilerin başında şüphesiz Süper Baba geliyor. Bir babanın tek başına üç çocuğuna sahip çıkması, hem anne hem de baba olması izleyiciyi ekrana çeken unsurlar arasında yer alıyor. İzleyen birçok kişi de “Keşke benim babam da böyle olsa ya da aynı benim babam”. Gibi etkiler bırakıyordu. Ayrıca, o dizideki mahalle esnafı arasındaki birlik ve beraberlik de oldukça seviliyordu. Dizi istense bir iki sene daha belki uzayabilecek nitelikteydi. Fakat tadında bitirilmesi hafızalarda bu kadar güzel yer etmesinin nedenlerinden biridir. O yıllardan benzer örnekler verirsek Mahallenin Muhtarları vardı. Şimdilerde yeniden çekilecek haberleri çıkmaya başladı. Dizi 10 sene sürme başarısını gösterdi. İçinde dram unsuru yok denecek kadar az olmakla beraber, sadece komediden ibaretti. Bıraksalardı 20 belki 30 sene bile devam edebilirdi. Süper babadan farklı olarak, güldürü unsuru fazlaydı. Ancak mahalle, komşuluk, dayanışma, aile kavramlarına ışık tutuyordu. Şimdilerde kimse komşusuyla selamlaşmazken o dizide komşular arkadaşlığın yanında aileden biri gibi gösteriliyordu. Herkes bu dizilerde kendinden bir şeyler buluyordu. Bundan başka, İkinci Bahar, Yılan Hikâyesi, Baba Evi, Hayat Bilgisi gibi verilebilecek pek çok örnek var…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/toplumda-eski-turk-dizilerine-duyulan-ozlem-gunumuzdeki-yapimlarin-gecmistekiler-kadar-ilgi-gormemesine-bakis/">Toplumda Eski Türk Dizilerine Duyulan Özlem Ve Günümüzdeki Yapımların Geçmiştekiler Kadar İlgi Görmemesine Bakış…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/toplumda-eski-turk-dizilerine-duyulan-ozlem-gunumuzdeki-yapimlarin-gecmistekiler-kadar-ilgi-gormemesine-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10661</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KURBAN BAYRAMI ÜZERİNE</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurban-bayrami-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurban-bayrami-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 Aug 2017 21:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10712</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kurban, Hz. İsmail’in kurban edilmesi hadisesiyle başlar. Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i sırf Allah emrettiği için kurban etmeye kalkışmıştır. Ancak orada ince bir çizgi vardır. Kurban ettiği, İsmail değil nefsiydi. O nedenle, bu bir cinayet yeltenmesi değil, bir arınmaydı. Çünkü, İsmail’e yıllar sonra kavuşmuş, evlat özlemini gidermişti. Onu canından çok seviyordu. Sevdiğin şeylerden vazgeçersen, o zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurban-bayrami-uzerine/">KURBAN BAYRAMI ÜZERİNE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kurban, Hz. İsmail’in kurban edilmesi hadisesiyle başlar.</p>
<p>Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i sırf Allah emrettiği için kurban etmeye kalkışmıştır. Ancak orada ince bir çizgi vardır. Kurban ettiği, İsmail değil nefsiydi. O nedenle, bu bir cinayet yeltenmesi değil, bir arınmaydı. Çünkü, İsmail’e yıllar sonra kavuşmuş, evlat özlemini gidermişti. Onu canından çok seviyordu. Sevdiğin şeylerden vazgeçersen, o zaman sadece Allah’a ulaşırsın. Bu, bir arınmadır. Kurban Bayramı da, bunu temsil eder. İnsanın orada kestiği hayvan değil, nefsidir. Ondan dolayı akıtılan kan kutsaldır.</p>
<p>Kurbanlık hayvanlar da ölmeye seve seve giderler. Kutsal bir görevi yerine getirerek ahirette yer edinmek isterler çünkü.</p>
<p>Nefis, hep kötülüğü emreder. Kurban da bir arınmadır. Temizlenmedir. İnsan kanla negatif enerjiyi atar. Hacamat dediğimiz olay da böyle bir tedavidir. Kurbanlık hayvanlar da nefsi temsil eder. Hayvanın kanını akıtarak kedi nefsini temizler. Kan nefistir. Nefis de can… Canını veren insan nefsini de öldürmüş olur. Ölmeden önce ölmenin yoludur kurban ibadeti.</p>
<p>Bu nedenle, bayram olmuştur. Nefsinden arınan insan daha temiz ve pak olur. Bayram, kutlanası bir şeydir. Arınmak, temizlenmek neden kutlanılmasın ki? İnsan daha huzurlu hisseder kendini. Ağır yükünden kurtulur.</p>
<p>Her kültürde bayramlar, mutlu olunan günlerdir. Türk kültüründe de bayramlar, şen ve huzurlu geçer. Ziyaretler yapılır, gezilir, tozulur. Tatlılar yenir. Çocuklara harçlık verilir. Çocuklar için en mutlu anılardandır bayramlar bu yüzden.</p>
<p>Kurban bayramı da, kahvaltıda kavurma yemekle başlar ve huzurlu bir hava estirir. Nefsinden arınan insan, bayramla birlikte neşe dolar ve etrafına neşe saçar.</p>
<p>Bayramla birlikte insan çocukluğuna döner ve çocuk gibi sevinir. Heyecana kapılır, yüzü gülümser hale bürünür.</p>
<p>Herkes gibi, fakir aileler de sevinir bayramda. Kendilerine dağıtılan etlerle karınlarını doyururlar bir güzel.</p>
<p>Kısacası, bayram hele Kurban Bayramı mutluluk günleridir herkes için. Hızır ve İlyas’ın buluşması gibi etraf yeşillenir ve güzelliklerle dolar. Kurban Bayramınızı tebrik ederim, efendim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurban-bayrami-uzerine/">KURBAN BAYRAMI ÜZERİNE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurban-bayrami-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10712</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kısaca Anne</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kisaca-anne/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kisaca-anne/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 Aug 2017 21:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10469</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir çocuk için dünyanın en önemli varlığıdır, anne. Dünyaya gelmek için ilk adım anne karnında atılır. Çocuk annenin karnına sığınır, gelişir ve büyür. Yeterli olgunluğa geldikten sonra, dünyayı keşfetme ihtiyacı hisseder ve anne rahminden dünyaya gelir. Annenin yanında ilk nefesini alır. Aldığı ilk besin, anne sütüdür. Kokladığı ilk ten annedir. Anne kucağında gözlerini açar. İlk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kisaca-anne/">Kısaca Anne</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çocuk için dünyanın en önemli varlığıdır, anne.</p>
<p>Dünyaya gelmek için ilk adım anne karnında atılır. Çocuk annenin karnına sığınır, gelişir ve büyür. Yeterli olgunluğa geldikten sonra, dünyayı keşfetme ihtiyacı hisseder ve anne rahminden dünyaya gelir. Annenin yanında ilk nefesini alır. Aldığı ilk besin, anne sütüdür. Kokladığı ilk ten annedir. Anne kucağında gözlerini açar. İlk öğrendiği sözcük, “anne”dir. Anneden öğrendikleriyle dünyayı tanımaya başlar. Anneyi taklit ederek oyunlarını kurar. Anne kucağı en çok aradığı yerdir. Uyandığı zaman ilk anneye seslenir. Anneyle büyür, anneyle ilk bilgilerini alır. Sıkıldığı zaman sorunlarını anneye anlatır. Annesinin kızması dünyanın en kötü olayıdır. Anneyle sıkıntılarını atar, anneye sarıldıkça mutlu olur. Bu dünyanın süsü çocuk için anne bir sığınak yeridir.</p>
<p>Anne’siz bir insan için hayat daha zordur. Hep annenin özlemiyle yanar tutuşur. Geceleri rüyasında anne diye sayıklar. Anne’sizlik, hep bir özlemdir çocuk için. Bir kayıptır. Hep aklının bir köşesinde anne ihtiyacı belirir ve onu kaplar. Anne’sizlik çok zordur bir çocuk için.</p>
<p>Bir çocuk için anneyle geçirdiği anlar en güzel anılardır belki de. Anne’siz ise, zorlu kış gecelerine benzer. Bir çocuk için anne neyse diğer varlıklar için de öyledir. Kuşlar, ilk uçmayı anneden öğrenirler. Kanguru, annenin kesesine sığınır. Aslanlar, avlanmayı annelerinden öğrenirler. İnsanoğlu için öğrenilen ilk sözcük de “anne”dir. Çocuk, birçok ilk defa anneden alır, ondan öğrenir. Onu gözlemler. Onu gözleyerek dünyayı öğrenir.</p>
<p>Anne bu nedenle çok önemlidir eğitim için. Çocuk, ilk eğitimini anneden alır. Anne, onun için ilk öğretmendir. Dilini, dinini, kültürünü, konuşmasını, oturmasını kalkmasını hep anneden öğrenir. Daha öğretmenler dünyasına girer çocuğun. Yeni yeni bilgiler edinmeye başlar, yeni yeni gözlemler edinir. Ama bilgileri ilk öğrendiği mecra annedir. Düşünce, anne ile oluşur. Anne ile fikirler ilk meyvesini oluşturmaya başlar. Anne, önemli bir unsurdur insanoğlu için. Anne, bir çocuk için dünyaya ilk adımların atılmasını sağlayan bir oluşum merkezidir. Biyolojik olarak ilk defa anne karnında gelişirken, düşünce ve yaşantı olarak anne yanında gelişir.</p>
<p>Anne bu nedenle çok önemlidir. Bir insanın oluşumunu tamamlaması için anne önemli bir yer tutar. Annelerin yetiştirilmesi bundan dolayı çok önemlidir. Çünkü bu dünyayı anneler kuracak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kisaca-anne/">Kısaca Anne</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kisaca-anne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10469</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanı Anlatmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insani-anlatmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insani-anlatmak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 Aug 2017 21:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10391</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şarkılar aşkı, insanı güzelleştirir. Şarkılar olmasa ruh yorulur çalışmaktan. Sanatla insan dinlenir, yeni bir yol çizer kendine. Bu yollar düş olur, aşk olur, girer gönüllere. Gönlün bir ihtiyacıdır sanat. Ruhun var olması gereken ateşidir. Şarkılar da sanatın bir dalıdır. İnsan müzikle ruhunu dinlendirir. Müzik, aşktır, yoldur. Yollar sabır ister., ruh ister. Müzikle ruh esas dünyasına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insani-anlatmak/">İnsanı Anlatmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şarkılar aşkı, insanı güzelleştirir.</p>
<p>Şarkılar olmasa ruh yorulur çalışmaktan. Sanatla insan dinlenir, yeni bir yol çizer kendine. Bu yollar düş olur, aşk olur, girer gönüllere. Gönlün bir ihtiyacıdır sanat. Ruhun var olması gereken ateşidir. Şarkılar da sanatın bir dalıdır. İnsan müzikle ruhunu dinlendirir. Müzik, aşktır, yoldur. Yollar sabır ister., ruh ister. Müzikle ruh esas dünyasına kavuşur. Müzik herkese hitap eder. Sanatta herkes kendinden bir şeyler bulur. Sanat aşktır. Aşk ise sanatın kendi bulunan bir özelliğidir.</p>
<p>Gönülden gönle kalp vardır. Sanat bunu başarır. Buluşturur insan kalplerini. Aynı sanat dalıyla uğraşan kişiler arasında gönül bağı oluşur. Kalpler huzur bulur. Sanat her zaman faydalıdır. Sanatla ilgilenen insan kendine ışık bulur. Sanatsız toplum can damarların kaybeder. Sanatla toplum aydınlanır. Kendinde ışık bulur. Sanatla çizilir yollar. Sanatla güler gönüller.</p>
<p>Acıyı, sancıyı anlatan sanat da insanı yeniler. Sanatın kendisi insan yenileyen bir varlıktır. Sanatla kendine yol bulur insan. Sanat herkesin içindeki aşkı bulup çıkarır meydana. Aşk ruha özgüdür. Ruhla var olur. Yaşama aşkı da insanın içindeki aşk figürünün parçasıdır. Aşk ile kendine yol gönüller. Kalpler birleşir güzel birer duygu olur, yansır sanatın dallarına tutunur.</p>
<p>Sanat öyle bir şeydir ki, insanı güzelleştirir. Bambaşka bir insana dönüştürür. Kalbi anlatan en güzel şey sanattır. Sanatla ortaya çıkar gönüller. Sanat bir insanı insan kılar, ona yol gösterir.</p>
<p>Sanatsız toplumda insan yalnız ve kör, sağır, dilsiz kalır. Sanatla insan kendini anlatır. Sanat bir insanı insan kılan en güzel varlıktır. İnsan, insan olduğunun farkında olduğunda kendini yansıtır. İnsan olmak insanı mutlu eden bir şeydir. İnsan olmak kendi içindeki ışığı fark etmek demektir. Sanat da insana insan olduğunu öğretir.</p>
<p>Müzik de öyle. İnsanın aşkını, acılarını, sevinçlerini anlatan sanat dalı olarak insanı en güzel şekilde yansıtır. Müzikle ilgilenmek insanı tamir eder, hayata daha farklı gözle bakılmasını sağlar. Müzik insanı iyileştirir. Bambaşka yapar. Sanatın her dalı böyledir. İnsanı, insan olduğu için sevmektir sanat.  Sanat insanı anlatmaktır. Bu nedenle sanat insan oldukça var olacaktır.</p>
<p>Sanatın her dalında insan kendine yer bulur. İnsan oldukça var olacak ve sanat eserleri insanı insan olarak anlatacaktır. Sanatsız toplum can damarlarını yitirir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insani-anlatmak/">İnsanı Anlatmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insani-anlatmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10391</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ÜÇ NOKTA&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uc-nokta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uc-nokta/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Aug 2017 21:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sait Orcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10356</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir bilinmeyenli bir denklemi çözmek kolaydır. Ya çok bilinmeyenli denklem karşısında insan ne yapar? Hayatımızın birçok alanında çok bilinmeyeni bir denklem çözmek zorunda kalırız. Denklem çözmek için vardır ancak her insan matematik denilen beladan anlamayabilir. Peki! Nasıl çözülecek bu denklemler? En büyük denklem şimdiyi çözmek… Cevapsa yarında gizli… yarını verilmemiş insanoğlu denklemi nasıl çözer ki? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uc-nokta/">ÜÇ NOKTA&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bilinmeyenli bir denklemi çözmek kolaydır. Ya çok bilinmeyenli denklem karşısında insan ne yapar? Hayatımızın birçok alanında çok bilinmeyeni bir denklem çözmek zorunda kalırız. Denklem çözmek için vardır ancak her insan matematik denilen beladan anlamayabilir. Peki! Nasıl çözülecek bu denklemler? En büyük denklem şimdiyi çözmek… Cevapsa yarında gizli… yarını verilmemiş insanoğlu denklemi nasıl çözer ki? Türkçe de üç nokta işareti bu yüzden konulur. Cevabı verilenmeyen tüm denklemleri her şeyin cevabını en iyi bilen Yaratıcı ’ya bırakmak adına… suskunluk bu yüzden değerine değer katar bu anlarda. Suskunluk duadır o an, tevekküldür. Bilinmeyip de bilinmek isteyene olan güvenin kendisidir. Bu yüzden söz gümüş ise sukut altındır. Bu yüzden sevdalılar konuşmaktan çok susmayı tercih ederler. Bu yüzden hiç olmak susmakla gelir. Kendi susar ki hakikat konuşsun. Bu yüzden susmak edeptir. Ve bu yüzden susan edeplidir.</p>
<p>Üç nokta çok şey anlatır. Evet, anlatır da kime diye soracaksınız. Bu sorunun cevabı ise yine üç noktada gizlidir. Üç mühim nokta da. Bunlar; el, dil ve bel… bu üçünü bir araya getiren yine üç nokta… yani ‘edeb’. Üç nokta edeptir. Ve üç noktayı yalnız edepli olanlar anlar. Vesselam…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uc-nokta/">ÜÇ NOKTA&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uc-nokta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10356</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;daki Su Tiryakileri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 03 Aug 2017 21:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hemra Nida]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10324</guid>
				<description><![CDATA[<p>Su dağıtım şebekelerinin evlerimize uzanması mahalle çeşmelerini unutturdu. Hâlbuki yıllar önce köşe başlarını tutan çeşmeler rağbet görür, önünde uzun kuyruklar olurdu. Kovasını kapan burada alırdı soluğu. Zira günün en taze haberleri çeşme başlarında duyulurdu. Evde iş varsa ya da yemeğiniz ocaktaysa bidonlar, kovalar sıradaki komşuya emanet edilir, bir koşu eve gidilip geri gelinirdi. Çünkü kovaları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/">İstanbul&#8217;daki Su Tiryakileri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Su dağıtım şebekelerinin evlerimize uzanması mahalle çeşmelerini unutturdu. Hâlbuki yıllar önce köşe başlarını tutan çeşmeler rağbet görür, önünde uzun kuyruklar olurdu. Kovasını kapan burada alırdı soluğu. Zira günün en taze haberleri çeşme başlarında duyulurdu. Evde iş varsa ya da yemeğiniz ocaktaysa bidonlar, kovalar sıradaki komşuya emanet edilir, bir koşu eve gidilip geri gelinirdi. Çünkü kovaları eve taşımak kaçınılmazdı. Hanımların kaynaşma noktası olan bu mekânlar, çocukların da favorisiydi. Eğer anne günlük su taşıma görevini çocuğa vermediyse mahallede top koşturulur, terleyince çeşmeye depar atılır, önce kimin suya kanacağına bakılırdı. “Ağzını çeşmeye dayama be, elinle iç!” diye söylenirdi biri. Orada şakalaşmaya kalkana, “Su içene yılan bile dokunmaz oğlum.” derdi öteki.<br />
Evlerde gürül gürül akan muslukların olduğu, pet şişe içindeki suların her yanda bulunduğu günümüzde bu manzara çok uzak geldi size değil mi? Hâlbuki 1978 yılında seyirciyle buluşan &#8216;Sultan&#8217; filminin çeşme sahnesi hâlâ zihinlerde. Türkan Şoray&#8217;ın yani Sultan&#8217;ın kovalarla çeşmeye gitmesi, sıra beklerken öne geçmeye çalışan kadınla saç saça baş başa kavga etmesi, muhtarın oğlunun araba yıkamak için çeşmeye yeltenmesi üzerine Sultan&#8217;ın “Baban muhtar seçimlerinde oy toplamak için getirdi bu suyu!” diye kızması, arka fonda çalan ‘Susadım Çeşmeye&#8217; şarkısı suyun sadece H2O bileşeni olmadığını hatırlatıyor. Bu anlattıklarımız sadece otuz yıl öncesine götürüyor bizi. Peki ya daha öncesi?</p>
<p><figure id="attachment_10326" aria-describedby="caption-attachment-10326" style="width: 345px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü.jpg"><img class=" wp-image-10326" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü.jpg?resize=345%2C428" alt="İstanbul'daki su tiryakileri" width="345" height="428" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü.jpg?w=538&amp;ssl=1 538w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü.jpg?resize=242%2C300&amp;ssl=1 242w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10326" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;daki su tiryakileri</figcaption></figure></p>
<p>Araştırmacı yazar Mehmet Mazak, Osmanlı&#8217;da suyun başlı başına bir kültür oluşturduğuna dikkat çekiyor. Nitekim günümüze kadar ulaşan su yolları haritaları, sarnıçlar, çeşmeler, envai çeşit maşrapa ve ibrikler bu fikri yansıtıyor. ‘Su tiryakileri&#8217; denen grup ise su kültürünün en renkli öğelerinden.<br />
Mazak&#8217;ın verdiği bilgiye göre 1900&#8217;lü yıllarda İstanbul&#8217;da cadde ve köşe başlarındaki sucu dükkânlarında bardakla memba kaynak suları satılır. Atlı sakalar aracılığıyla membalardan taşınan tatlı sular müşterilere sunulur. Uzak memleketlerden kervanlar, gemilerle getirilen suların tiryakileri de vardır. Tattıkları suyun hangi kaynağa, hangi memlekete ait olduğunu hemen anlayan su gurmeleri, satıcıların en gözde müşterileridir.<br />
Tadındaki farklılıktan dolayı kaynak sularının fiyatı o dönemde de aynı değildir. Mesela Kırkçeşme, Halkalı, Taksim sularının bardağı 5, Kayışdağı, Çamlıca, Taşdelen, Karakulak sularının bardağı ise 10 paradan satılır. İstanbul suları sadece tiryakileri cezbetmez. Şehre yolu düşen yabancıların da dikkatini çeker. Ünlü Fransız yazar ve şair Gerard De Nerval&#8217;in yolu 1843&#8217;te İstanbul&#8217;a düşer. Nerval bu seyahatinden sonra yazdığı eserinde su tiryakilerine şöyle yer verir: “Bu memlekette alkollü içkiler açıkça satılmadığı için tuhaf bir endüstri kurulmuş: Ölçü ile bardak su satanların endüstrisi! Bu tuhaf su evlerinde uzun uzun tezgâhlar var ve bu tezgâhların üzeri de çeşit çeşit şişelerle dolu. Her şişede az çok aranan bir su var. İstanbul&#8217;a içme suyu Valens Boruları (Bozdoğan Kemeri&#8217;nden geçen su yolu) ile gelir. Tatlı suyun nadir ve kıymetli oluşu yüzünden İstanbul&#8217;da bir &#8216;Su İçiciler Ekolü&#8217; meydana gelmiştir. Bunlar seçip içtikleri suyun tiryakisi olmuşlardır. Su içim evlerinde muhtelif memleketlerden gelmiş ve muhtelif yıllara ait sular bulunur. Sucu dükkânlarındaki en makbulü Nil suyudur, Fırat suyu biraz yeşil ve sarımtıraktır; zayıf ve gevşek tabiatlılar için tavsiye edilir. Tuna suyunu ise daha çok enerjik kimseler tercih ediyor. Suları yıllara göre de ayırıyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Suları eve dağıtan &#8216;taşıyıcılar birliği&#8217;</strong><br />
Eski İstanbul yaşantısının en bilindik simalarından biri de sakalardı. Saka veya asıl adıyla ‘sakka&#8217;, &#8216;su veren, su taşıyan kişi&#8217; anlamına gelir. Bağlı oldukları saka loncası 15. yüzyılda İstanbul&#8217;da kurulur. Sakalar hayrat olarak yaptırılan çeşmelerden ya da sebillerden aldıkları suları evlere dağıtan taşıyıcılar birliği olarak iş görür. İsteyen herkes bu mesleği yapamaz. Çünkü sakanın çeşmeden su alma imtiyazı senede bağlıdır. Bu senet alınıp satılabildiği gibi varislere de intikal edebilir.</p>
<p><figure id="attachment_10327" aria-describedby="caption-attachment-10327" style="width: 232px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü-2.jpg"><img class="wp-image-10327" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü-2.jpg?resize=232%2C362" alt="İstanbul'daki su tiryakileri" width="232" height="362" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü-2.jpg?w=538&amp;ssl=1 538w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü-2.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 232px) 100vw, 232px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10327" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;daki su tiryakileri / Saka</figcaption></figure></p>
<p>Locaya bağlanan su taşıyıcısı, 45-50 litrelik kırbasını yüklenir. Tulumbalarını deri bir kayışla omzuna asar ve ciğerlerini rutubetten korumak için kırbanın altına deri yelek giyer. Suyunu yüklendiği gibi mahallesine doğru yol alır. Her mahallenin sakası da ayrıdır. Zamanla müşteri ve su taşıyıcı arasında belli bir güven ilişkisi oluşur. Ancak yine de saka eve alınmaz. Ya dışarıya kova konur ya da evlerin sokağa bakan cephesine ‘saka deliği&#8217; denilen taştan küçük bir teknecik yerleştirilir. Sakaların, bu tekneye boşalttığı su, borularla küplere dolar. Saka deliği geleneği, ev hayatının mahremiyetine duyulan saygıyı da gösterir.<br />
Şehirde önemli bir iş gören sakaların bunu kötüye kullandığı da olur. Hayrat olan çeşme ve sebilleri kendi malı gibi görüp buradan su almak isteyenleri cebren uzaklaştırırlar. Ancak devlet önlem almakta gecikmez ve sakaların su alamayacağı çeşmeleri belirler. Örneğin Kasımpaşa&#8217;daki Kaptan Gazi Hasan Paşa Çeşmesi&#8217;nde açık bir biçimde “Ber mucib-i vakfiye bu çeşmede saka çalışmayacakdır.” şartı konulur.<br />
19. ve erken 20. yüzyılda İstanbul&#8217;da su sıkıntısı büyük boyutlara ulaşır. Sakalar bu durumdan yararlanmaya çalışır. Yaşananlar dönemin gazetelerine şöyle yansır: &#8220;Malumdur ki yaz gelip İstanbul ve bilâd-ı sâire ahâlisi yine su derdine düştü. Lehülhamd yağmurların kesret-i nüzûlü bu dâhiyeyi def&#8217;e kâfi görünür ise de bazı taraflardaki sakaların hâli de az endişe ve rahatsızlığa mucip olmuyor. Çünkü sakalar birtakım çeşmeleri kendi menafine hasredip oradan su almağa gelen bazı aceze-i nisvan ve etfâli ya fena muamele ile defediyorlar veyahut su yolcular gibi çeşmelerin suyunu kesiyorlar.”</p>
<p>Terkos sularının evlere abonelikle bağlandığı, memba sularının ‘hamidiye suları&#8217; olarak İstanbul&#8217;a getirildiği Sultan II. Abdülhamit döneminden (1876-1909) itibaren sakalar da yavaş yavaş anlamını yitirir. 19. yüzyılın sonlarından itibaren işlevlerini tamamen kaybetmeye başlayan su taşıyıcıları, yine de İstanbul&#8217;un bazı semtlerinde 1950&#8217;li yıllara kadar faaliyetlerini sürdürür. Günümüzde pek çok şehirde sağlıklı olmadığı için evlerdeki çeşmelerden su içilemiyor. Hal böyle olunca insanlar çareyi damacana ile satılan kaynak sularına para vermekte buluyor. Bir telefonla kapılarımıza damacana suyu taşıyan sucular da aslında saka görevi üstleniyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/">İstanbul&#8217;daki Su Tiryakileri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10324</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kendini Kendinden Doğurmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kendini-kendinden-dogurmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kendini-kendinden-dogurmak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Jul 2017 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10209</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugünlerde doğum sancıları yaşıyorum. Deyim yerinde ise kendimi, kendimden doğuruyorum. Bir başka deyişle yaşanmışlıklarda kendimi keşfe çıktım. Adı belki de tefekkür? Ne enteresan bir yapıdır şu insan beyni? Edilen tek bir kelime, koku, ses ya da görüntü ile geçmişte, ilgili ne kadar yaşanmışlık varsa beyin, tüm verileri önünüze koyar. Tıpkı arama motoru gibi&#8230; Arama motorunun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendini-kendinden-dogurmak/">Kendini Kendinden Doğurmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugünlerde doğum sancıları yaşıyorum.<br />
Deyim yerinde ise kendimi, kendimden doğuruyorum.<br />
Bir başka deyişle yaşanmışlıklarda kendimi keşfe çıktım.<br />
Adı belki de tefekkür?<br />
Ne enteresan bir yapıdır şu insan beyni?<br />
Edilen tek bir kelime, koku, ses ya da görüntü ile geçmişte, ilgili ne kadar yaşanmışlık varsa beyin, tüm verileri önünüze koyar. Tıpkı arama motoru gibi&#8230; Arama motorunun da ilham aldığı o müthiş organ beyin&#8230;<br />
Dikkat edin, hayatınıza damga vurmuş yaşanmışlıklara karşı geçmişte hayranlığınız olmuştur. Kimi zaman sardırıp sardırıp defalarca dinlediğiniz bir şarkının sözleridir bu. Yahut çok etkilenerek izlediğiniz bir filmdir.<br />
Diğer bir bakış açısı ile irdelediğimizde yeryüzünde ki tüm canlılarında, evreninde özü bilimsel olarak dalgadır.<br />
Belki de bilinçsiz olarak, beynimiz gelecekte deneyimleyeceğimiz yaşanacakları dalga boyu olarak alıyor ve sezdiriyor.<br />
O öyle güzel bir Allah ki, kaderinize sizi aşık ediyor&#8230;<br />
Yine aynı şekilde hücrelerimizin de  dili var.<br />
Örneğin, göğüs kanseri hastalığı; hastalıkta anaçlık vardır. Dikkat edin bu hastalığı yaşayan anneler evlatları için endişeyi astronomik düzeyde yaşarlar&#8230;<br />
Bütün canlılar biyolojik doğumla hayata merhaba der ama asıl doğum doğurmaktır kendini kendinden&#8230;!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendini-kendinden-dogurmak/">Kendini Kendinden Doğurmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kendini-kendinden-dogurmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10209</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sakarya Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sakarya-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sakarya-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 23 Jul 2017 21:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Güler Dağlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10174</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adapazarı ismini küçük yaşlarda ilkokul öğretmenimden duymuştum. &#8221; Tekirdağ&#8217;a Adapazarı&#8217;ndan geldim&#8221; de davrandığını fark ettim. Evet, tahminimce Trakya bölgesinde yaşayan bir kişiye göre daha muhafazakar, daha sakin bir hayat sürmeleriydi ön yargının sebebi. Şunu belirtmek isterim ki o önyargılarınızın tek zerresini onaylayacak bir şey yaşamadım, görmedim. Hal böyleyken yaşayıp, gördüğüm ve kimseye söz ettirmeyeceğim şehir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sakarya-uzerine/">Sakarya Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adapazarı ismini küçük yaşlarda ilkokul öğretmenimden duymuştum. &#8221; Tekirdağ&#8217;a Adapazarı&#8217;ndan geldim&#8221; de davrandığını fark ettim. Evet, tahminimce Trakya bölgesinde yaşayan bir kişiye göre daha muhafazakar, daha sakin bir hayat sürmeleriydi ön yargının sebebi. Şunu belirtmek isterim ki o önyargılarınızın tek zerresini onaylayacak bir şey yaşamadım, görmedim. Hal böyleyken yaşayıp, gördüğüm ve kimseye söz ettirmeyeceğim şehir haline gelen Sakarya&#8217;yı namı diğer Adabazar&#8217;ı sizlere anlatmaya karar verdim. Sakarya, 17 Ağustos 1999 depremiyle mazisinde derin yaralar barındıran bir şehir. Aynı zamanda resmi rakamlardan her ne kadar bahsetmek istemesem de 3 binden fazla vatandaşımızı kaybettiğimiz gerçeğini saklayamayacağımız, yüreğimizin sızısı olan bir şehir. Sakarya&#8217;nın konumundan bahsedecek olursak, kuzeyinde Karadeniz batısında İzmit, Bursa; doğusunda Düzce ve güneyinde Bolu ve Bilecik bulunuyor. Sakarya&#8217;ya nasıl giderim diye dert etmeyin. Eğer Tekirdağ&#8217;dan gidecekseniz Tekirdağ üzerinden direk otobüs olmadığı için ilk olarak İstanbul&#8217;a gitmeniz gerekiyor. İstanbul Bayrampaşa Otogarından Sakarya denince tek akla gelen firma olan VİP firmasıyla Sakarya&#8217; ya gidebilirsiniz. Başka firma yok mu derseniz, elbette var.</p>
<p>VİP Turizm, Sakarya&#8217;ya gidenlerin en çok bildiği firma olduğu için es geçmedim. Alternatif olarak Metro, Buzlu gibi firmaları da tercih edebilirsiniz. Farklı şehirlerden gelecekseniz de farklı firmalar üzerinden gidebilirsiniz. Kendi aracınız var ise de, yolculuk size bi&#8217; GPS kadar uzaklıkta olacak.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>SAKARYA NEHRİ</strong></p>
<p><figure id="attachment_10179" aria-describedby="caption-attachment-10179" style="width: 443px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/sakarya-nehri..jpg"><img class=" wp-image-10179" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/sakarya-nehri..jpg?resize=443%2C266" alt="Sakarya Nehri" width="443" height="266" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/sakarya-nehri..jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/sakarya-nehri..jpg?resize=300%2C180&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 443px) 100vw, 443px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10179" class="wp-caption-text">Sakarya Nehri</figcaption></figure></p>
<p>Şehrin en önemli sembolü, uğruna Üstad Necip Fazıl Kısakürek&#8217;in &#8221; Sakarya Türküsü&#8221; şiirini yazdığı Sakarya Nehri&#8217;dir. &#8221; İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya&#8221; O, kıvrım kıvrım akarken adeta insan ile nehir arasında bir bağ kurar. İnsana kim olduğunu, ne olduğunu hatırlatır. Sakarya Nehri, Sakarya&#8217;nın Karasu ilçesinden denize dökülür.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>DEPREM MÜZESİ</strong></p>
<p><figure id="attachment_10181" aria-describedby="caption-attachment-10181" style="width: 402px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/deprem-müzesi..jpg"><img class=" wp-image-10181" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/deprem-müzesi..jpg?resize=402%2C196" alt="Deprem Müzesi" width="402" height="196" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/deprem-müzesi..jpg?w=623&amp;ssl=1 623w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/deprem-müzesi..jpg?resize=300%2C146&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 402px) 100vw, 402px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10181" class="wp-caption-text">Deprem Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>Adapazarı&#8217;nın derin yarasının deprem olduğundan bahsetmiştim. Ona istinaden merkeze &#8220;Deprem Müzesi&#8221; yapılmış. Yaptığım araştırmaya göre, müzenin yapım çalışmalarına 2000 yılında başlanmış. 4 yıllık bir sürede tamamlanan müze, 2004 yılından bu yana şehirde deprem olgusunu oluşturmak amacı taşıyor. Müzede şehrin depremden öncesine ve sonrasına ait fotoğraflarına da yer verilmiş.</p>
<p><strong>KENT MEYDANI</strong></p>
<p><figure id="attachment_10183" aria-describedby="caption-attachment-10183" style="width: 362px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-meydani..png"><img class=" wp-image-10183" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-meydani..png?resize=362%2C241" alt="Kent Meydanı" width="362" height="241" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-meydani..png?w=736&amp;ssl=1 736w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-meydani..png?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-meydani..png?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 362px) 100vw, 362px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10183" class="wp-caption-text">Kent Meydanı</figcaption></figure></p>
<p>Adapazarı&#8217;na gittiğimde şehrin göbeğinde Kent Meydanı karşıladı beni. Tabii ilk gittiğimde oranın tarihini bilmiyordum. Öğrendiğim kadarıyla 17 Ağustos depremi öncesinde Sakarya Valiliği&#8217;nin bulunduğu alan, deprem sonrasında Sakarya&#8217;nın sembol meydanı olarak şehre kazandırılmış. Sakarya Kent Meydanı mitinglerin ve konserlerin yapıldığı, kuruluşundan bu yana ramazan etkinliklerine ev sahipliği yapan bir alan haline gelmiş.</p>
<p><strong>GAR MEYDANI</strong></p>
<p><figure id="attachment_10186" aria-describedby="caption-attachment-10186" style="width: 428px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/gar-meydanı.jpg"><img class=" wp-image-10186" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/gar-meydanı.jpg?resize=428%2C321" alt="Gar Meydanı" width="428" height="321" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/gar-meydanı.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/gar-meydanı.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 428px) 100vw, 428px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10186" class="wp-caption-text">Gar Meydanı</figcaption></figure></p>
<p>Adapazarı&#8217;nda bir sembol haline gelen diğer bir meydan da &#8221; Gar Meydanı&#8221; dır. Şehrin nefes aldığı meydanlardan biri haline gelen Gar Meydanı, Sakarya Emniyet Müdürlüğü ve Adapazarı Ticaret ve Sanayi Odasının yıkılan binalarının yerlerine inşa edilmiştir. Şehir içi araçlardan ineceğiniz zaman &#8221; Durakta inebilir miyim?&#8221; demenize gerek yok. Çünkü dolmuş şoförü abilerimize &#8220;Garda&#8221; derseniz konuyu hemen kavrayacaklar ve sizi gar durağında indireceklerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_10187" aria-describedby="caption-attachment-10187" style="width: 287px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/çark-caddesi..jpg"><img class=" wp-image-10187" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/çark-caddesi..jpg?resize=287%2C192" alt="Çark Caddesi" width="287" height="192" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/çark-caddesi..jpg?w=749&amp;ssl=1 749w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/çark-caddesi..jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/çark-caddesi..jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 287px) 100vw, 287px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10187" class="wp-caption-text">Çark Caddesi</figcaption></figure></p>
<p><strong>ÇARK CADDESİ</strong></p>
<p>Adapazarı&#8217;na gitmiş, gezmiş olan herkesin aklında hatırı sayılır bir yer kaplayan en önemli sosyalleşme alanı Çark Caddesidir. Şehrin en güzide mekanıdır. Cadde trafiğe kapalı olduğundan akşamları canlı müzik yapan yerler, kafeler ve alışveriş için mağazalar vardır. Sakarya&#8217;da yaşayan gencinden yaşlısına herkesin uğrak mekanıdır.</p>
<p><strong>KENT PARK</strong></p>
<p><figure id="attachment_10189" aria-describedby="caption-attachment-10189" style="width: 435px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-park..jpg"><img class=" wp-image-10189" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-park..jpg?resize=435%2C291" alt="Kent Park" width="435" height="291" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-park..jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-park..jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/kent-park..jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 435px) 100vw, 435px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10189" class="wp-caption-text">Kent Park</figcaption></figure></p>
<p>Adapazarı&#8217;nda büyük bir araziye kurulmuş, içerisinde değirmeni, göleti olan yemyeşil bir park. Gölette deniz bisikleti keyfini tadacağınız, yeşilliğinde bisiklet sürebileceğiniz en önemlisi de derin bir nefes alacağınız güzel bir alan. İster sabah yürüyüşü, ister akşam yürüyüşü günün hangi saatini seçersen o saati güzeldir. Kent Park da sevdiğim mekanlar arasında yer almayı başarmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_10190" aria-describedby="caption-attachment-10190" style="width: 643px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/poyrazlar-golu..jpg"><img class=" wp-image-10190" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/poyrazlar-golu..jpg?resize=640%2C527" alt="Poyrazlar Gölü" width="640" height="527" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/poyrazlar-golu..jpg?w=688&amp;ssl=1 688w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/poyrazlar-golu..jpg?resize=300%2C247&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/poyrazlar-golu..jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10190" class="wp-caption-text">Poyrazlar Gölü</figcaption></figure></p>
<p><strong>POYRAZLAR GÖLÜ </strong></p>
<p>Sakarya&#8217;da her yer yeşillik. Yeşil alandan bol bir şey yok. Bundan sebeple göl, park, orman gibi mesire alanları oldukça fazla. Bu güzel alanlardan en sevdiğimi anlatacağım sizlere. Huzurlu bir zaman geçirmek isteyen herkesin gitmesi gereken bir piknik alanından bahsediyorum. O güzelim yer Poyrazlar Gölü. Adapazarı&#8217;na 10 km uzaklıkta bir yer. Şehir merkezine yakın olmasından dolayı şehre gelen birçok kişi tarafından hafta sonunu huzur dolu geçirmek amacıyla keşfedilir. Sakinliğiyle sizi cezbedecek ve hemen oracıkta zaman dursun isteyeceksiniz. Gölün dibi bataklık olduğundan dolayı gölde yüzmek yasak. Ancak deniz bisikleti turu yapabilir, keyifli zaman geçirebilirsiniz.</p>
<p><strong> SAPANCA GÖLÜ</strong></p>
<p><figure id="attachment_10191" aria-describedby="caption-attachment-10191" style="width: 630px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/sapanca-gölü..jpg"><img class="size-full wp-image-10191" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/sapanca-gölü..jpg?resize=630%2C350" alt="Sapanca Gölü" width="630" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/sapanca-gölü..jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/sapanca-gölü..jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10191" class="wp-caption-text">Sapanca Gölü</figcaption></figure></p>
<p>Yaşadığım süre boyunca sık sık gittiğim, Tekirdağ&#8217;ın özlemini biraz olsun dindiren tek yer Sapanca Gölü. Sakarya&#8217;nın Sapanca ilçesinde bulunan göl, yaz-kış seyahat eden kişilerin uğrak yerlerinden biri. Sapanca Gölüne dair bir dip not da kaynağını dağlardan gelen kar suyundan aldığına dair. Sahil kısmında lokantalar, çay bahçeleri ve yazlık evler mevcut. Şehir hayatının stresinden uzaklaşmak için coğrafi güzelliklerinden sadece bir tanesi olan Sapanca Gölü&#8217;nü ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Ayrıca Adapazarı merkezden otobüs ile ulaşım sağlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>SERDİVAN</strong></p>
<p><figure id="attachment_10192" aria-describedby="caption-attachment-10192" style="width: 440px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/serdivan..jpg"><img class=" wp-image-10192" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/serdivan..jpg?resize=440%2C293" alt="Serdivan" width="440" height="293" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/serdivan..jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/serdivan..jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/serdivan..jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 440px) 100vw, 440px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10192" class="wp-caption-text">Serdivan</figcaption></figure></p>
<p>Sakarya&#8217; ya bağlı olan Serdivan ilçesinin nüfusunun çoğunluğunu göçmenler oluşturur. Esentepe&#8217;de yer alan Sakarya Üniversitesi&#8217;nin büyük bir yükünü üstlenir aslında. Üniversiteye yakın gidiş güzergahında olan ilçe de genel itibariyle öğrenciler de ikamet eder. Bi&#8217; nevi öğrencilerin mekanıdır. Öğrenci yurtları, kafeler, lokantalar gibi yerler vardır. Genellikle öğrenciler Serdivan&#8217;da vakit geçirir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sakarya-uzerine/">Sakarya Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sakarya-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10174</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Modern Zaman, Modern İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Jul 2017 05:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Soner Süren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10153</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zamanın birinde dünyaya insan adında bir varlık gönderilmiştir. Çok çeşitli kavramların bir araya toplanıp oluşturulduğu bu varlık, gün geçtikçe kendi kutsiyetinin farkına varamayacak kadar acizleşip, anlamını kaybetmiştir. İnsan, var oluşu itibariyle birçok olguyu içersinde taşımaktadır, belki halen keşfedilmemiş olguları bile. Pek çok unutulan tarafı olsa da insanlığın, en acı yanı asıl kuvvetinin merkezi olan benliğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/">Modern Zaman, Modern İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Zamanın birinde dünyaya insan adında bir varlık gönderilmiştir. Çok çeşitli kavramların bir araya toplanıp oluşturulduğu bu varlık, gün geçtikçe kendi kutsiyetinin farkına varamayacak kadar acizleşip, anlamını kaybetmiştir. İnsan, var oluşu itibariyle birçok olguyu içersinde taşımaktadır, belki halen keşfedilmemiş olguları bile. Pek çok unutulan tarafı olsa da insanlığın, en acı yanı asıl kuvvetinin merkezi olan benliğini unutmasıdır. Öyle bir tablodur ki bu, dünyanın en başarılı dram filmlerini bile solda sıfır bırakır, siyahın bile bir aydınlığı vardır ama, bu leke asla temizlenmeyecek kadar gerçektir.. </em></p>
<p><em>İnsan, hem fiziksel hem de ruhsal bir varlıktır. Bu cümlenin ikinci kısmını keşfedip kabul ettiğiniz anda hayatınız yeni baştan yapılanmaya mahkum olacaktır. Bu inşa, başlarda boğucu bir tavır sergilese de zaman içinde elimizde tutacağımız en kıymetli hazine haline gelecektir. Duygularla yaşamak ya da maneviyat. Dünyanın güzelliklerini bize gösterecek olan kapının anahtarıdır bu saydıklarım. Olağanüstü bir kudretle, yaşadığımız hayatı ayaklarımız altına alıp, kontrol ve denge kavramlarına tam anlamıyla sahip olmamızı sağlayacak olandır, bir daha asla vazgeçilmeyecek gerçek sevdadır. Günümüz dünyasında nefes aldığımız şu güzel hayatlarımız, keyif aldığımız yaşantılarımız aslında o kadar da parlak birer görüntüye sahip değiller. Bu asla acımasız bir yazı değil, ama gerçekten kendimizi tanımaya başlarsak, hayatlarımızın gerçek birer görüntü değil yansıma olduğunu anlıyoruz. Bizler, gerçeğe değil bir yanılgıya aşığız, maalesef pedallarımızı boşuna çeviriyoruz. Çünkü, insanlığın çok büyük bir bölümü, ana unsur olan fiziksellik ve duygusallık kavramlarının yalnızca bir tanesini kabul etmektedir. Oysa ki, şu dünyadaki birçok konuda asıl önemli olan dengeyi koruyabilmektir. İnsanlar, fizikselliği benimseyip, duygusallığı hiçe sayıyorlar, bu ne büyük bir kayıptır.. </em></p>
<p><em>Bizler, &#8216;insan&#8217; kavramını tamamlayabilmek için maneviyata yönelmek zorundayız. Benliğini unutan insanların yaşadığı ve aslında yaşayamadığı bu dünyanın öncüleri olamayız. Daha önce bilmediğimiz bir müzik grubunu, sevdiğimiz aktörlerin daha önce izlemediğimiz filmlerini bile büyük bir aşkla keşfederken, kendimizi unutuyor olmamız kabul edilemez. Öyle bir hançer batırıyoruz ki kalbimize, kan kaybı şöyle bir dursun, bizler asıl enerjimizi aldığımız &#8216;can&#8217; kaybından ölüyoruz. </em></p>
<p><em>Sahi bu insanlar gerçek anlamda yaşadıklarını mı düşünüyorlar? Nefes almak öyle basit bir şey değil, haydi hemen şimdi bir test yapalım. Şu an ne yapıyorsun diye sorsam, bu yazıyı okuyorum diyeceksin ya da boğazından ağır ağır süzülen kahvenin tadı aklına gelecek. Hayır, senin şu anda yaptığın</em></p>
<p><em>en temel şey nefes almak. En büyük ihtiyacımız olan nefesimizi bile unutabiliyorsak, bu dünyada &#8220;tam anlamıyla&#8221; yaşamıyoruz demektir. </em></p>
<p><em>Günlük hayatın telaşından nefes aldığımız gerçeğini bile fark edemiyoruz, çünkü belleğimiz yanılgılarla dolu şeylerden ibaret. Tam anlamıyla yapılacak olan bir temizlik, her nefeste daha çok yaşamı dolduracak içimize, bize hakikaten yaşadığımızı hissettirecek. İşte bunun bir tek yolu var, bugüne kadar özenle üzerine titrediğimiz fiziğimiz gibi ruhumuzu da tanımak, bir bebek gibi şefkat göstermek. Ruhunu tanıdığın andan itibaren, aynaya baktığında artık yüzünü değil gerçek olan seni göreceksin, şu et ve kemiğinin içersinde görünmez olmuş asıl seni bulacaksın.. </em></p>
<p><em>Dünyada insanlık başladığından beri yalan ve sahneleri hep devam etti. Bugün ben televizyonu açtığımda, kocaman insanlar bugün ne giysem diye program yapıyorlar. Tuhaf buluyorum o insanları ben, moda diye bir şey olabilir mi ya? Günümüzde insanların %80i aynı şeyleri giyiyorlar. Dış görünüş, fizikalite.. O kadar ön planda ki.. İnsan, fikirleriyle duygularıyla ve karakteriyle anlam kazanır. Ruhumuzun içinde barındığı şu bedenlerimiz, çıktığımız yolda bizlere aracı olanlardır yalnızca. Dünyaya geldiğimizde biz seçmedik yüzlerimizi, burnumuz şöyle dudaklarımız böyle olsun diye bir takım seçimler sunulmadı bizlere. </em></p>
<p><em>Bizim bedenimiz sadece dış görünüş, sadece bir durak. Karakterlerimizdir bakım yapmamız gereken. Farklı bir surette gelebilirdik dünyaya, ama böyle bulduk kendimizi. Bunu değiştiremeyiz ve kimsenin beğenisine göre değişemez bu görüntü. Ama duygularımız, değer yargılarımız öyle mi, karakterlerimiz öyle mi? Onları ister kötülüğe çeviririz istersek iyiliğe. Kendimize kademe atlatmak bizim elimizde, ama yüzümüze değil. </em></p>
<p><em>Anlıyor musun benim felsefemi? </em></p>
<p><em>Modern dünyada işler o kadar ters gidiyor ki. Bugün üstün başın güzelse saygı görüyorsun, beğeniliyorsun. İnsanlar, dediğim gibi kendi kutsiyetlerinin farkına varamayarak ve unutarak birer yanılgıya dönüştüler. Eğer ben saygıyı, kıyafetim ya da bir kağıt parçası için göreceksem, görmeyeyim gerek yok. Bu yüzdendir şimdi toplumda arka sıralarda olmayı tercih edişlerim. Çünkü ön saflar bu &#8220;yanılgılarla&#8221; dolu, onlar arasında nefes alamıyorum ben, boğuyorlar insanı.. Bizleri duyarsız yığınlara ve birer kadavraya dönüştüren şeyler, içimize çektiğimiz bu sahte nefesler, kirlilikler. Bedenimiz bizim bir parçamız evet, ama asla her şeyimiz değil. O meşhur dağın görünmeyen yüzünde heybetli bir şekilde duruyor ruhlarımız. </em></p>
<p><em>Gerçekten hislere yaşamaya, duygularla savaşmaya kaç insanın cesareti var? </em></p>
<p><em> </em><em>Cesaretimiz yok, çünkü basit olgulara esaretimiz devam ediyor. Bizleri çevrelemiş parmaklıklar var, göze hoş gelen ama aslında çok çirkin olay şeyler bunlar. Asıl güzel olan ve korumamız gereken değerler en derinlerimizde. Aşk, sevgi, vicdan veya bir tutam yalnızlık gibi kavramları kim parmağıyla gösterebilir ki? Ama onlar olmadan yapamayız biz. Bizim temel ihtiyacımız manevi duygular, bizi gerçek insanlık makamına ulaştıracak hazine onlar. Bizler, okyanuslar yerine bir kaşık suyu tercih ediyoruz, ve sonunda ne olursa olsun o bir kaşık suda boğulmaya mecburuz..</em></p>
<p><em>Aslında fizik ve ruh kavramları birçok farklı konuda karşımıza çıkıyor yaşadığımız hayatlarda. Mesela insanlık, bugüne kadar hep savaşmayı tercih etmiştir. Kırıp dökmeyi ve ucuz güç gösterilerini birer övünç kaynağı olarak algılamıştır. Oysa ki doğadaki birçok hayvan bizlerden daha güçlüler, bizonlar gelip de şehirleri istila etmiyorlar. Hayvanların dahi yapmadıklarını bizler kendi dünyamıza uyguluyoruz. Hayvanlardaki olmayan akıl, bizim boş yere çalışan akıllarımızı alt edebilse keşke.. Bedenin fiziksel eylemleri ne zaman bitecek? Az geliyor sanırım dünyaya bunca kan gölü, karmaşa. Bizler artık, birbirimizle savaşmayı değil tokalaşmayı öğrenmeliyiz. </em><em style="font-size: 14px;">Bizler karanlıktan korkarız, tedirgin oluruz. Kaç kişi loş bir mum ışığının gölgesinde kendisini dinleme zevkine erişmiştir? Kaç insan, karanlık ve sessizliğin büyüleyici atmosferinde karşılaştığı olayları masaya yatırabilmiştir? Bizlere dayatılan ihtiyaç görünümündeki lüksler, dev bir bataklığa girmemize sebep oluyorlar. Hayatımıza yön vermesi gereken iç dünyamızken, dış dünyadaki aldatıcı ambalajlara takılıp kalıyoruz. Hamburger ve pizzacı numaralarını ezbere bilirken, çorbaya kaç bardak su katılacağı konusunda yeni doğmuş ceylan yavrusu kadar çaresiziz. Dev marketlerde saatlerce gezinirken, kaçımız toprağa domates ekmeyi biliyor ki? Demek istediğim, çoğu fiziksel konu insanı hazırcılığa alıştırır. Bir kadının güzelliğine, teninin yumuşaklığına aşık olmak kolaydır fakat dokunmadan sevgiyi besleyip büyütebilmek öyle kolay lokma değildir. </em><em><br />
</em></p>
<p><em> </em><em>Bir hayal edelim beraber, çok zor değil. Hava karardı ve evinize geldiniz. Fokurdayan suyun nameleri eşliğinde kahvenizi yaptıktan sonra ağır adımlarla odanıza ilerlediniz. Perdenin ayak uçlarında hoş bir esinti var, gözlerinizin ışığını kapatıp duygularınız ışığı olan bir mum yakıveriyorsunuz sessizce. Günlük hayatın telaşları geliyor aklınıza, bir sürü iç içe geçmiş ses ve görüntü oluşuyor zihninizde. Arkadaşlarınız, aileniz ve hatta karşı apartmanda oturan Sebahat teyze bile.. Hepsinden sıyrılmayı deneyin. Sesler, renkler, otobüsler, yollar, duraklar, insanlar, hepsinden sıyrılın. Bir süre sonra fark edeceksiniz ki, size bir şeyler anlatmak isteyen birisi var. Tam da kalbinizde, göğüs kafesinizin yamacında. Duygularınıza merhaba diyeceksiniz o anda. Senelerdir bıkmadan size sizi anlatıyor o içerde bir yerlerde. Ama siz bu zamana kadar hiç kapatamadınız ki televizyonunuzun sesini, susturamadınız bakkal Rıfkı amcanın bozuk para tıngırtılarını. Sürekli yanlış adreslerde yordunuz kendini, bütün sorularının cevabı onun dudaklarında.. Öyle bir mekanizma düşün ki, bıkmak usanmak bilmeden size bir şeyler katmaya çalışan. Basın düğmesine o anlatsın, bir daha dokunun saatlerce sizi dinlesin. Dünyadaki en büyük kaçış, insanlığın kendi ruhundan kaçmasıdır, kovalayan olsa içim yanmayacak..</em></p>
<p><em style="font-size: 14px;">Bir kez olsun denemeniz gerekiyor bu dediklerimi, bir kez olsun yaşadığınızı hakikaten hissetmeniz gerekiyor..</em></p>
<p><em style="font-size: 14px;">Ne mutluluktan kaçın ne de acıdan. Bizim hayat havuzlarımızın daima iki tıpası vardır, mutluluk dolarken acının, acılar akarken mutluluğun tıpası kapalıdır. Eğer birinden birini reddedersek, hiçbir şey biriktiremeyiz. Mutluluğun değerini, acı zamanlarının hatıraları sayesinde bilebiliyoruz. Acının bizlere sunduğu psikolojiyi de çocuksu mutluluklar hafiflletemiyor. Beyaz, içine bütün renkleri toplamıştır ama kendisini en iyi siyahta gösterir. Bu hayat bir denge işidir.</em><em><br />
</em></p>
<p><em style="font-size: 14px;">Doğarken bile ilk yaptığımız şey ağlamak bu dünyada, şimdilerde bu sahte gülüşlerde kayboluşlar niye? Ağlamanız gerekiyorsa ağlayın, gülmeniz gerekirse gülün. Her ne yapıyorsanız gerçekçi olun ve kendi sesinize kulak verin. </em><em style="font-size: 14px;">Duygularımızdan kaçtığımız ve rol yaptığımız sürece, bu dünyada sadece bir karakter olarak kalacağız. Ama kendimizi dinlersek, kendimizi sıfırdan tanımaya başlayabilirsek, işte o zaman gerçek bir &#8216;insan&#8217; olabiliriz.</em></p>
<p><em> </em><em>Demem odur ki, bedenimizde sıkışmış ruhumuza nefes aldıralım biraz, çünkü o da bize nefes aldıracak. Bırakalım yüzümüzdeki doğum izlerini, öldüğümüzde ruhumuzda belirecek lekeleri düşünelim. Eğer utanmamız gerekiyorsa, aynada baktıklarımızdan değil, içimizde hapis olan kendimizden utanalım. </em></p>
<p><em> </em><em>Dağıtalım yolu sevgiye açılan otobüsün biletlerini, yalanlarla değil de duygularımızla süsleyim gözlerimizi. Gözyaşı serpiştirelim yanaklarına ve hiç eksik etmeyelim dudaklarımızdaki alaycı kıvrımları.</em></p>
<p><em>Sadece yaşayalım,  gerçekten yaşalım.</em></p>
<p><em> </em><em>Bu söylediklerim insanları duyarsız topluluklara dönüştüren modern dünyaya küçük bir eleştiri idi. Ellerimizde telefonlar, tabletler, eğlence araçları birer ihtiyaç haline gelmişken, sokaklarda şöyle bir gözlem yapın lütfen. Hatta sokaklara bile gerek yok ilk önce kendi evinize bakmanız yeterli. Aileler bile duygularını paylaşmaktan çekinir hale geliyorlar. Herkes kendine göre bir uğraş bulmuş ve o eski dostluklar, kuvvetli bağlar birer birer yok oluyorlar günümüz dünyasında. İnsan, önce kendine değer vermeli. Dünyaya ne için geldiğinin, neleri göze alıp hangi rotaları izleyeceğinin farkına varmalı.</em></p>
<p><em> </em><em>Bu satırları ilk olarak kendi yüreğime yazdım. Duygularımın, düşüncelerime attığı sarsıcı bir tokatın sonucudur bu yazdıklarım. Tokat değil ama küçük bir kardeş ya da dost tavsiyesi olan bu yazdıklarımı önce aynı coğrafyayı paylaştığım hayatlara ve daha sonra yüreğinde değerli duygular taşıyan tüm güzel insanlara ithaf ediyorum.</em></p>
<p><em> </em><em>Bir gün sevgide, aşkta ve muhabbette buluşmak üzere&#8230;</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/">Modern Zaman, Modern İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10153</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ALIŞKANLIK OLMUŞ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aliskanlik-olmus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aliskanlik-olmus/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 05:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sinem Nazlı Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10048</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hepimizin bu küçük dünyada kendimize has özelliklerimiz vardır. Sevilen ya da sevilmeyen huylarımız, bırakamadığımız ve bizi biz yaptığını sandığımız alışkanlıklarımız&#8230;Tabi bunu hemen sigara alkol gibi algılamayın.İnsanın en çok alıştığı başka bir insandır en nihayetinde&#8230;En başta karşımızdakinin alışkanlığa dönüştüğünü anlamayız&#8230;Ama birden en güzel ses onun gülüşü, en güzel his ona sarılma hissi ve en güzel koku onun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aliskanlik-olmus/">ALIŞKANLIK OLMUŞ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimizin bu küçük dünyada kendimize has özelliklerimiz vardır. Sevilen ya da sevilmeyen huylarımız, bırakamadığımız ve bizi biz yaptığını sandığımız alışkanlıklarımız&#8230;Tabi bunu hemen sigara alkol gibi algılamayın.İnsanın en çok alıştığı başka bir insandır en nihayetinde&#8230;En başta karşımızdakinin alışkanlığa dönüştüğünü anlamayız&#8230;Ama birden en güzel ses onun gülüşü, en güzel his ona sarılma hissi ve en güzel koku onun kokusu oluvermiştir hayatımızda.</p>
<p>Daha sonra o kişiye duyduğumuz alışkanlık arkasında daha nicelerini getirmiştir. Ama en önemlisi hayatımız kendi kişiliğimizle bir olmaktan çıkmıştır ve bağlılığımız gitgide bizi bir başkasına dönüştürmüştür.Çünkü artık doğal hareketlerimiz yerini onun hoşlanacağı tavırlara bırakmıştır.Peki bu çok sevmekten mi? Yoksa güçsüzlüğümüzden mi? Buna kesin bir yanıt vermek zor fakat tek o kişiyle de kalmaz her gün tutunduklarımız: Akşam yemeğinden sonra içilen sigara kadar değerlisi yoktur. O her üzüldüğümüzde en yakınımız olur biz fark etmeden. Boş zamanımızı değerlendirmek için önümüzde ne varsa içeriz de içeriz bazen&#8230;Ama o an dışarıda hayat tüm güzelliğiyle devam ediyordur ve kimse sizin varlığınızdan haberdar değildir.Daha göstermeye cesaret edememişizdir çünkü kendimizi&#8230;Küçük bir çocuk gibi çekingen davranırız tüm olup bitenlere.Ya da bitiremediğimiz bilgisayar oyunları, önünden ayrılamadığımız televizyon, susmak bilmeyen &#8216;whatsapp&#8217; gruplarımızı daha elimizden atamamışızdır. Düşünmeyiz bazı soruları,eleştirilmek hoşumuza da gitmez.Peki bugün yaptığımız hangi alışkanlığımız bizi bir tık daha ileriye taşıdı ? Yoksa yerinde saymak artık bizim için bir sorun olmaktan çıktı mı? Kontrol sende, bizde. Hepsini hayatımıza sokan da biziz, geri çıkartacak olan da..</p>
<p>Olsun tabi ! Daha güzelleri olsun ! En büyük alışkanlığımız mutlu yaşamak olsun ! En sevdiğimiz huyumuz hayal etmek olsun, düşünmek olsun, okumak olsun,ön yargısız bakış açımız olsun. Hayaller beklemede kalmadan amaca dönüşsün.Başkasının cesaretlendirmesini beklemeden bizi harekete geçiren, alışkanlıkların üstünde koca bir yüreğimiz olsun !</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aliskanlik-olmus/">ALIŞKANLIK OLMUŞ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aliskanlik-olmus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10048</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Nehir Olma Hayali</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-nehir-olma-hayali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-nehir-olma-hayali/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 13 Jul 2017 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sait Orcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10021</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hal-i Efkan içinde bir yerde oturmuşken, hafiften bir yel esti aniden. Yazın sıcağına yakın, kışın yakan soğuğuna uzak&#8230; Sana yakın, bana uzak bir yel. Bir rıhtım kenarı ve sakince çalan melodinin tınısı ile her şeyi unutmak&#8230; andan uzak, anı aşmanın bir o kadar anlamlı olduğu yere varmak&#8230; sakince olduğun yerden bir kuleyi izlemek&#8230; ve bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-nehir-olma-hayali/">Bir Nehir Olma Hayali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hal-i Efkan içinde bir yerde oturmuşken, hafiften bir yel esti aniden. Yazın sıcağına yakın, kışın yakan soğuğuna uzak&#8230; Sana yakın, bana uzak bir yel. Bir rıhtım kenarı ve sakince çalan melodinin tınısı ile her şeyi unutmak&#8230; andan uzak, anı aşmanın bir o kadar anlamlı olduğu yere varmak&#8230; sakince olduğun yerden bir kuleyi izlemek&#8230; ve bir yolcu&#8230; Her an yeniden başlayan bir yolculuğun hiç yol alamamış yolcusu. Anlamdan uzak, anlama tuzak bir beldenin en anlamlı haline bakmakta&#8230; sakinliğin yanında bir o kadar da hırçınca soluklamakta zamanı… zamandan uzak olan zamansızlık anını yakalamakta belki de.</p>
<p>İşte o anlarda karşısında duran kule… ne ihtişamlı görünür insanın gözlerine. Tarihin tozlu raflarından kaçıp insanın içine sığınmış gibi. Sahi bir kule ne kadar anlamlı gelebilir ki insana. Veya ne kadar anlamsız kalır birden. Bir bilmece içinde sorularla çevrelenmiş halet-i ruhiye&#8230; Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Hiç bilse de dermanı olmayanla olanın hali ya? Birde, bin bir güçlükle yazılmış gönül yangınından nağme nağme süzülen gözyaşı değil de kelimeler bütünü olunca üstüne… kaçamak hallerle yolda yol alamamış yolunun yürek yangına bakın hele… Bir göl gibi biriktirelim mi bizde suyumuzu yoksa bir nehir gibi taşınıp asıl birikime mi gitsin suyumuz diye düşünüp durduk onca zaman… ve karar verildi. Biz, bir yağmur sonu çıktık yola o yolcuyla ve yağmurun enfes kokusunu içimize çekerken başladık bu kez yürümeye. Değişen bir şey olur mu bilmem ancak her yol başka bir hengâme başka bir macera. Ama nehir olamaya karar verdik biz ummana ulaşmaya çalışan… olabilir miyiz bilmem ama çıktık yola… çıktı bizde, gidişlerin olduğu ve dönüşlere fırsat verilmeyen yola… bir nehir olma hayali ile…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-nehir-olma-hayali/">Bir Nehir Olma Hayali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-nehir-olma-hayali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10021</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HİÇ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hic/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hic/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Jul 2017 05:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İdil Ergüven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10032</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çoğu zaman neler kaçırdığımızı bilemiyoruz. Herkes içinden ‘bu hayatta her şeyi denemek lazım’ diye geçiriyor olsa bile, çoğu zaman bu çok zor hatta imkansız olabiliyor. Ne yazık ki&#8230; Hatta bazen o kadar çok istiyoruz ki; elimizde var olanı da, yanımızda konumlananı da görmezden gelip, yavaşça yitiriyoruz. Peki yitirdiğimizde ne mi oluyor? İşte her şey o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hic/">HİÇ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu zaman neler kaçırdığımızı bilemiyoruz. Herkes içinden ‘bu hayatta her şeyi denemek lazım’ diye geçiriyor olsa bile, çoğu zaman bu çok zor hatta imkansız olabiliyor. Ne yazık ki&#8230;</p>
<p>Hatta bazen o kadar çok istiyoruz ki; elimizde var olanı da, yanımızda konumlananı da görmezden gelip, yavaşça yitiriyoruz. Peki yitirdiğimizde ne mi oluyor?</p>
<p>İşte her şey o zaman kıymete biniyor. Ne yapmalı o zaman? Değer verdiklerimize, bizi kaybettikleri düşüncesini mi aşılamalı? Yoksa zamana bırakıp bekleyerek, daha derin yaralar mı almalı? Ya hiçbiri işe yaramazsa? Ya asla kıymet bilinmezse&#8230;</p>
<p>En büyük eksikliğimiz, açgözlülük değil. En büyük eksikliğimiz, anlayışsızlık. Durup iki dakika karşımdakinin ne dediğini, ne demek istediğini düşünmeye çalışırım. Sadece sağlıklı diyalog içinde olmak istediğimden değil. Bazen sadece yalnız, tek başıma durup tekrar düşündüğümde; o insanla empati kurabilmek adına. Belki sorun benim sorunum bile değildir ama yine de durup bir dinlemek gerek.</p>
<p>Başka bir nokta ise; kırmaktan keyif almak. Ani bir sinirle ağızdan çıkan lafların, kalplerimizde açtığı yaralar. Hatta bazen bunun cezası olarak başka kalplerde açmak ‘istediğiniz’ yaralar. Bunun cezası olmaz. Bunun cezası olursa da; sadece sana yapılanı başkasına yapmamak olur, olmalı.</p>
<p>Yeni nesil hastalığı; tamir etmemek, atmak. Yenisi alınıyor, yenisi bulunuyor. Bütün kaynaklar tüketiliyorsa, duygular da tüketilmeli. Geriye hiçbir şey bırakılmamalı. Senden sonra hiçbir şey hissetmemeli. Böyle mi?</p>
<p>Bence, hayatta ‘her şey’ denenmeli fakat ‘her şey’ denenmemeli. İkisi arasındaki fark anlamlandığında ve hayatın akışının içerisine dalabildiğinde mutlu olabileceğiz. Mutluluktan fazlası, belki de tatmin olabileceğiz. Her şeyi yitirmeden, her şey olabileceğiz&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hic/">HİÇ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10032</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AŞK NEDİR?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-nedir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Jul 2017 05:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9993</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aşk bir insana doyasıya bağlanmak demektir. Platon’un dediğine göre eksik parçanı bulmaktır aşk. Eksik olan yanımız, aşık olunca tamamlanır. Kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Bu sebeple birbirini tamamlayan bir özellik gösterir. Her şey zıttıyla kaimdir. Her yaratılmış şeyin bir eşi vardır. İnsan eşini bulduğunda tamamlanır. Eşler, birbirini tamamlayıcı özellik gösterirler. Birinin yapamadığını diğeri tamamlar. Aşk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-nedir/">AŞK NEDİR?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aşk bir insana doyasıya bağlanmak demektir.</p>
<p>Platon’un dediğine göre eksik parçanı bulmaktır aşk. Eksik olan yanımız, aşık olunca tamamlanır. Kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Bu sebeple birbirini tamamlayan bir özellik gösterir. Her şey zıttıyla kaimdir. Her yaratılmış şeyin bir eşi vardır. İnsan eşini bulduğunda tamamlanır. Eşler, birbirini tamamlayıcı özellik gösterirler. Birinin yapamadığını diğeri tamamlar. Aşk böyledir. Aşık insan tamamlanmıştır. Bir yapbozda eksik parçanın bulunması gibidir.</p>
<p>Aşk, anlatılamaz bir varlıktır. Aşkı yaşamak, onu anlatılamaz kılmaktadır. Gerçekten aşık insan söylemekten utanır, çekinir. Ancak söylenmezse de anlaşılamaz. O nedenle, sevdiğimiz insana bunu sıkça söylemeli, gereğini yerine getirmeliyiz.</p>
<p>Sevgi, söyledikçe çoğalır, aşk ise söylenmedikçe can yakar. Aşkı kolay kolay söyleyemez insan. Söylediğinde de yüreği yandıkça yanar. Söylenmeyen aşk, canı yakar, kül eder.</p>
<p>Aşk, mecazi olduğunda can yakar, ancak ilahi olduğunda ise huzur verir. Aşk, en büyük sahibine verilmelidir. Ona karşı hissedilen aşk, insanı yücelttikçe yüceltir.  İnsanı geliştirdikçe geliştirir, olgun bir hale büründürür.</p>
<p>Aşk, mecazi olana değil de Allah’a olursa Hz. İbrahim ateşe atıldığında ateşin onu yakmaması gibi, insanı serin hale getirir. Aşk, Allah’a olduğunda insana güç verir. Aşk, bir güçtür. Bu manevi güç, maddi olandan daha da kuvvetlidir.</p>
<p>Aşk, Allah’la bütünleşirse, insanın önünde hiçbir şey engel olamaz. İlahi aşk ona öyle kuvvet verir ki, önünde dağlar dursa yine de engel olamaz.</p>
<p>Aşk, bir mertliktir. Aşık olan insan merttir, dürüsttür. Hissettiği gibi yaşayan insan yalan söylemez. Aşık insan mutludur da. İçi yanar, yine de mutludur. Aşk en büyük ilaçtır ona.</p>
<p>Aşıklık alameti, gözlerdedir. Gözlere değen güzellik, aşktır. Aşık insan gözlerini ayıramaz. Allah’a aşık insanın en büyük yükü gözyaşlarıdır. Allah korkusundan dolayı dökülen yaşlar birer inci gibidir.</p>
<p>Aşk, kalpleri birleştiren bir nur, bir düğüm gibidir. Ayrılmak istesen ayrılamazsın. Büyük bir büyüdür bu. Aşk, kalpleri birbirine bağlayan birer büyü gibidir.</p>
<p>Aşk, insanı olgunlaştırır. İnsana ulviyet kazandırır. İnsan aşkla büyür. Bitkilerin nasıl büyümek için suya ihtiyacı varsa, insanın da aşka ihtiyacı vardır.</p>
<p>Aşk, eksik parçayı bulmak gibidir. Arayan ancak bulanlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-nedir/">AŞK NEDİR?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9993</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çizgi Roman Tarihimden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cizgi-roman-tarihimden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cizgi-roman-tarihimden/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 08 Jul 2017 05:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[M. Faruk Kutlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10015</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yıl 1966 veya 1967 olmalı, gördüğüm ilk çizgi roman sayfası Tommiks’e aitti. Macera Çin mahallesinde geçiyordu. Kıvrımlı çatılı Çin evlerinin damında gizlenmiş biri, sonraki karede ayağa kalkıp Tommiks’e ateş ediyordu. Okuma bilmediğim zamanlardı. Kasabaya amcaoğlumun evine gitmiştik. Orada bir abimiz elindeki kitaba dalmıştı. Kitap nedir diye sokulduğumda Çin mahallesindeki Tommiks’le karşılaşmıştım. Daha sonra Teksas’la tanıştım. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cizgi-roman-tarihimden/">Çizgi Roman Tarihimden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1966 veya 1967 olmalı, gördüğüm ilk çizgi roman sayfası Tommiks’e aitti. Macera Çin mahallesinde geçiyordu. Kıvrımlı çatılı Çin evlerinin damında gizlenmiş biri, sonraki karede ayağa kalkıp Tommiks’e ateş ediyordu. Okuma bilmediğim zamanlardı. Kasabaya amcaoğlumun evine gitmiştik. Orada bir abimiz elindeki kitaba dalmıştı. Kitap nedir diye sokulduğumda Çin mahallesindeki Tommiks’le karşılaşmıştım. Daha sonra Teksas’la tanıştım. Rodi ve Profesör çok eğlenceli geldiler bana. Tavuk butlarını Rodi gibi ağzımıza sokmamız o zamanlarda başladı. Teksas’ın kasaba ve şehirde geçen maceralarında geri planda yer alan üç dört katlı, küçük pencereli, dik çatılı, aralarından geçen dikey, yatay ve çapraz ağaçlar bulunan evleri yıllar sonra Fransa’da gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Bunun yanı sıra Çelik Blek ve avcılara ait yığma ağaç kütüklerinden yapılan evleri de Anadolu’da bir orman köyünde görmüştüm. Orası da heyecan vericiydi, çizgi romanın içine girmiştik sanki.</p>
<p>1968’de babamın tayini çıktı, kasabaya taşındık. Kasabanın iki sinemasının birinin yanındaydı evimiz. Yıllarca sinemanın plaklarını dinledik. O evin yola bakan balkonu vardı ve ben o balkona okul çıkışları geldiğimde çıkardım. Hemen hergün karşı dükkanların önünde gördüğüm bir çocuk grubu vardı. Ellerindeki gazeteye dakikalarca bakıyorlardı. İçlerinden birini tanımıştım, bizim sınıftaydı. Ertesi gün merakımı alamadan ne yaptıklarını sordum. ‘Tarkan’ okuduklarını söyledi. Ben Tarkan’ın ne olduğunu bilmediğim için sordum arkadaşım anlattı. Tarkan, Türk kahramanıydı, kurdu vardı ve onun maceralarını her gün takip ediyorlardı. Aralarında para toplayıp Hürriyet gazetesi alıp Tarkan’ın maceralarını okuyorlardı. Babamın aldığı gazetede de başka bir Türk kahramanı ‘Malkoçoğlu’ vardı. Ben de her gün Malkoçoğlu’nu takip etmeye başladım. Malkoçoğlu yaralı yatmakta, yanında arkadaşı Ejder vardır. Çevrelerinde de kurtlar ateşin sönmesini beklemektedir.</p>
<p>Babam gazete değiştirdi. Renkli bol fotolu çizimli bir gazeteye geçmiştik. İçinde çizgi romanlar, fotoromanlar vardı. Bunların anonsları günler önceden başlar, sürmanşetten verilirdi. Kaan ve sonra da Karaoğlan’ı keşfettim. Bu arada 1001 roman kapaktan Tolga çizgi romanını yayınlıyordu. İçerde Sihirli Göz ve Coni Kugar favorilerimizdendi. Bir başka bol çizgi romanlı yayın Doğan Kardeş dergisiydi. Ağabeyimle birlikte haftalık olarak onu da almaya başladık. Orada Tarzan vardı. Müthişti.</p>
<p>Sonra bir gün müthiş bir şey oldu. Amcalardan biri boş bakkal dükkanının içini dışını çizgi romanlarla doldurdu. Çizgi romanlar dışarıdaki tezgahtan yola uzanıyordu. İstanbul’daki çizgi roman iade depolarından toplayabildiği kadar kitabı alıp kasabamıza getirmişti. Her gün tezgahın önüne gidip uzun uzun kitapların kapaklarına bakıyordum. Bir daha ömrümde öyle bir manzarayı hiçbir zaman görmedim.</p>
<p>Tommiks benzeri ranger Bil Kit, kızılderili düşmanı Kinova’da tezgahtaydı. Kasabanın tek gazeteye bayisine Amerikan çizimli Ringo dergisi gelmeye başladı. Western olarak bildiğimiz Teks Willer’den farklıydı. Arada bir ZıpZıp’ın eski sayılarına da rastlıyordum. Oradaki otomobil maceraları yoktu artık. Gazete bayı bir gün çalkalandı. Kalabalık bir grup haftalık yayına geçen Tarkan’ın ilk sayısını on dakika da bitirdi. Sonraki günlerde de Tarkan ilk yarım saate tükenir oldu.</p>
<p>Bu arada Milliyet Çocuk dergisi belirdi. Tamamı çizgi roman olmasa da ilgi çekici konular işleyen bu dergiyi de toplamaya başladım. Kara Murat yayındaydı ama pek ilgimi çekmiyordu. Derken Tay Yayınları ufukta belirdi. Zagor sıkı bir giriş yaptı. Tarzan ve kovboy karışımı bir karakteri çok beğendik. Yanındaki Çiko küçüklerin favorisiydi. Vampir macerası yayınında haftalık sayıları heyecanla bekler olduk. Ve Tom Braks geldi. Yan tipi Tonton köfte düşkünüydü. Bizlere köfteyi çok sevdirdi, onun gibi düzinelerce köfte yemeye çalışır olduk. Tommiks’teki Binbirsurat karakteri bizleri ters köşe etmeyi başardı. Hiç yakalanmıyordu. Aynı zamanda Karaoğlan’daki Camoka bazı abilerin idolü oldu.</p>
<p>Günlerden birgün bütün mahallenin çocukları küllük civarında oynamakla meşgulüz. Uzaktan sinemacının oğlunun sesi geldi. O tarafa baktık, elinde bir afiş, “Ahyaaaaaaak” diye bağırıyordu. Zagor’un sinema filminin afişiydi elinde tuttuğu şey. Biz de “Ahyaaaak” bağırtılarıyla afişin olduğu yere koştuk. Hepimiz o kadar heyecanlanmıştık ki anlatamam. Filmin oynayacağı günü iple çeker olduk. Ve büyük gün, Zagor filminin kartelası kasaba meydanına inmişti. Saat iki de sinemanın önünde kasabanın bütün çocukları yerlerini almıştı. İtiş kakış bilet almalar ve sinema salonuna yığılmalar. Ne salın, ne balkon, ne de sahnede oturacak yer vardı. Film başladı, Zagor’u oynayan Levent Çakır’ı görünce sinemada bir tazahürat koptu: “Zagor, Zagor” ve alkışlar ıslıklar hepsi Zagor içindi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cizgi-roman-tarihimden/">Çizgi Roman Tarihimden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cizgi-roman-tarihimden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10015</post-id>	</item>
		<item>
		<title>O GÜN GELİRSE EĞER</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gun-gelirse-eger/</link>
				<pubDate>Fri, 07 Jul 2017 21:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Çelebi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10072</guid>
				<description><![CDATA[<p>Biliyorum o gün gelecek ve hepimiz bir yağmur damlasının içinde bir damla suyu arayacağız. Amacımız, hissiyatımız olmadan.Bir gün kalktığımızda Gregor Samsa gibi böceğe dönüşeceğiz. Anlamayacağız hayatın acımasız oyununu. Her aşık oluşumuzda her ağladığımızda her sevdamızda bulduğumuz bir Yunus olacağız birbirimize. Methiyeler düzeceğiz hiç söyleyemediklerimize. Hayat filmlerde ki gibi bir film şeridi gibi geçmeyecek gözlerimizin önünden. Zaten [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-gelirse-eger/">O GÜN GELİRSE EĞER</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorum o gün gelecek ve hepimiz bir yağmur damlasının içinde bir damla suyu arayacağız. Amacımız, hissiyatımız olmadan.Bir gün kalktığımızda Gregor Samsa gibi böceğe dönüşeceğiz. Anlamayacağız hayatın acımasız oyununu. Her aşık oluşumuzda her ağladığımızda her sevdamızda bulduğumuz bir Yunus olacağız birbirimize. Methiyeler düzeceğiz hiç söyleyemediklerimize. Hayat filmlerde ki gibi bir film şeridi gibi geçmeyecek gözlerimizin önünden. Zaten biz kimiz ki? Birer film, birer senaryo.Tanrı hepimize bir rol vermişti zaten kalu beladan beri. İnanıyoruz yaşanılan her şeye. Ve her şeye rağmen fark etmiyoruz yaşadığımızı. Güneşe selam vermek, kuşların cıvıldadığını duyunca sevinmek, çiçeklere anlam biçip kafiyeli cümleler kurmak sadece kitaplarda olur diye klişeleşiyoruz. Biliyorum bir gün beraber olacağız. Güneşe selam veremesek bile sadece gözlerimiz buluşacak. Hepimiz Şirin babayı sevdik değil mi? Gargamel’le büyüdük, Sihirli Annem’den öğrendiklerimizde sihirler yapmaya çalıştık. Hepimiz sek sek oynayıp dizlerimizi yaraladık. Pamuk şekerine tamah ettik yüzlerce kez. Beraber ağladık dünyanın en ıssız köşelerinde birbirimizden habersiz. Hepimizi dövdü annemiz, kaybolduk pazarda ağladık anne diye. Şimdi bana hiç tanışmıyoruz diyebilir misiniz?</p>
<p>Ebemkuşağı misali sevdalar. Hayaller pamuk ipliğine bağlı. Ölümler basit Aşklar ucuz. Şair olsaydım da iki satır şiirim olsaydı. Yazsaydım doya doya. Siz eşittir ben diyebilseydim. Ama yok.Ne şairim ne yazar.      Ademoğlu ademim. Ama O gün gelirse eğer söyleyecek elbet olur iki çift lafım. Küçük Prens’te ki tilkiyim ben. Hem uzağım size hem yakınım. Bir varım bir yokum. Belki leylaklar arasında bir kurtçuğum. Ya da belki ben hiç yokum. En sevdiğim çiçek nergistir. Çayımı şekersiz içerim. En sevdiğim kitap Küçük Prens’tir. Evet evet her sabah sizin gibi acı bir kahve de içerim. Peki ya siz? İşte o gün gelirse eğer Yılan Hikâyesi’ndeki her şey çözülecek. Hepimiz bir olucaz. Fuzuli’nin Leyla’sı olup. Hayyam’dan bir rubai yahut Baki’nin bir neşriyatı olacağız. Aynı banklarda oturmuşuzdur belki. Belki aynı dolmuş direğine dokunmuşuzdur. Belki de aynı rüyada buluşup unutmuşuzdur birbirimizi.</p>
<p>O gün gelirse eğer hepimiz bir olacağız. Aynı pencereden bakacağız Dünya’ya. Süreyya’nın şiirlerini okuyacağız ıssız bir parkta. Soğuktan titrerken içimiz sıcak bir kahve içeceğiz. Hiç bilmediğimiz yollardan gidip kaybolacağız. Lades tutuşup oyunbozanlık yapacağız. Her şeyi bir kenara bırakıp sanki hepimiz hep berabermişiz gibi davranacağız.Ama o gün ne zaman gelecek bilmiyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-gelirse-eger/">O GÜN GELİRSE EĞER</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
									<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10072</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ZAMAN RÜZGARI</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zaman-ruzgari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zaman-ruzgari/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Jul 2017 07:02:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sinem Nazlı Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9882</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nereye gidiyoruz durmadan? Akıp giden zaman hiç mi soluklanmaz? Var oluşundan beri hiç durmadan nasıl geçiyor bunca asır, şaşırıp kalıyorum. Maddiyattan maneviyata tüm kavramlar değişip duruyor, insanlar ise sadece ayak uyduruyor. Her zaman kendi aleminde koşuşturarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor.Bazıları yaşamak için yaşıyor, bazıları yaşamak için çalışıyor. Bunu okuyan kişi hangi taraftan bilemiyorum. Zorla koca bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-ruzgari/">ZAMAN RÜZGARI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nereye gidiyoruz durmadan? Akıp giden zaman hiç mi soluklanmaz? Var oluşundan beri hiç durmadan nasıl geçiyor bunca asır, şaşırıp kalıyorum. Maddiyattan maneviyata tüm kavramlar değişip duruyor, insanlar ise sadece ayak uyduruyor. Her zaman kendi aleminde koşuşturarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor.Bazıları yaşamak için yaşıyor, bazıları yaşamak için çalışıyor. Bunu okuyan kişi hangi taraftan bilemiyorum.</p>
<p>Zorla koca bir kürenin içine atılmış gibi hissediyorum bu yüzden. Çünkü ben yaşamak için çalışan taraftanım. Bir evrene gönderildim, bana bir aile verildi ve ileride yaşam standartlarıma uygun bir iş bulmam gerek. Daha sonra doğacak çocuğuma da ve torunuma da aynı seçenekler verilecek. Belki de yıllarca bize önceden hiç sorulmamış ve bizim seçmediğimiz bir hayatı sırf bize verildi diye yaşayacağız. Sayısal loto gibi. Bir ömür bir şans oyunu. Hepimiz için bir ülke seçiliyor;kardeşler, arkadaşlar belirleniyor ve daha nice özellikler&#8230;Ama bir dakika, bazen bir kesimden farklı insan doğuyor. Şansıma bu hayat şartları çıktı demek yerine kurallarını belirleyen insanlar. Ne azimlilerdir ki onlar, başka insanların da hayatlarını değiştirirler. Sevgiyle hatırlanmak isterler. Her yaşadıkları anı hak etmişlerdir çünkü.</p>
<p>Bir de diğerleri var; hayatın akışına kapılıp kaybolanlar. Karşısındaki sonsuz zamanı gözünde büyütüp, yaşama devrelerini kapatanlar. Hayat fonksiyonları ölmüştür, kader rüzgarı onları savurur da savurur. Rüzgarın şiddetinden ölene kadar kurtulamazlar.Diğer insanlar için ne zehirlidirler ne de yaralı&#8230;Olsalar da olur, olmasalar da.</p>
<p>Farkında değilsiniz hala tüm bu yazdıklarımın. Bir de biz varız(!) Sabahtan beri insanları bölümlere ayıran ve hiçbir kalıba sığmayan bizler. Doğduğumuz anı bilmediğimiz gibi sonumuzu da kestiremeyen bizler. Ah be. Bir bilsem neler olacağını, şimdiden müdahale elimi uzatırdım. Ne kadar garip! Bir hafta sonrasının bile hava durumunu tahmin edebilirken on saniye sonra ne olacağını bilememek,karışamayacağımızı kabullenmek. Şu an etrafımızda gördüğümüz her şeye müdahale eden biz, zamanın tek salisesine bile dokunamayacağız. O halde karara varıp siz düşünün; en kıymetli zaman son geçirdiğiniz zaman ise, şu an yazımı okurken yaşamınızın son demini benimle harcıyorsunuz.Teşekkür ederim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-ruzgari/">ZAMAN RÜZGARI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zaman-ruzgari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9882</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İçinizdeki Çocuğu Bulun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/icinizdeki-cocugu-bulun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/icinizdeki-cocugu-bulun/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Jul 2017 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yağmur Katar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9922</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir saat geçti gitti, işimiz bitti. Kafamdaki kulaklığı çıkarıp kalkmaya hazırlanırken birisi stüdyonun kapısına uzandı ve ”lobide sizi görmek isteyen biri var” dedi. O sesle beraber bambaşka hayatlara, hikayelere yaptığım yolculuğuma son verip; kendi gerçek dünyama hızlı bir geçiş yapmıştım. Başımı çevirip pencereden dışarıya baktım, hava kararmış, Ay tüm ihtişamı ile bulutların arasından parlıyor, sanki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icinizdeki-cocugu-bulun/">İçinizdeki Çocuğu Bulun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir saat geçti gitti, işimiz bitti. Kafamdaki kulaklığı çıkarıp kalkmaya hazırlanırken birisi stüdyonun kapısına uzandı ve ”lobide sizi görmek isteyen biri var” dedi. O sesle beraber bambaşka hayatlara, hikayelere yaptığım yolculuğuma son verip; kendi gerçek dünyama hızlı bir geçiş yapmıştım. Başımı çevirip pencereden dışarıya baktım, hava kararmış, Ay tüm ihtişamı ile bulutların arasından parlıyor, sanki bana göz kırpıyordu. Bir an bu düşüncelerden sıyrılıp gizemli ziyaretçimin kim olabileceğini düşündüm. Evdekiler yarınki programa yetiştirmem gereken montajlar için mesaide olduğumu biliyordu. Çok önemli bir şey olmadığı sürece beni çalışırken rahatsız etmezlerdi. Birden aklıma çocuklara bir şey olmuş olabileceği geldi ve bu düşünceyle ok gibi yerimden fırlayıp lobiye doğru yöneldim. Koşar adım merdivenlerden indikten sonra, lobide bekleyenin 9-10 yaşlarında küçük bir kız çocuğu olduğunu gördüm. Birden hem rahatlamış hem de şaşırmıştım. Bu kız kimdi ve bu saatte benden ne istiyor olabilirdi? Bu düşüncelerle kızın yanına yaklaştıkça deniz mavisi gözleri, altın sarısı saçları ve al yanakları bana çok tanıdık gelmeye başlamıştı. Ben daha bir şey sormaya fırsat bulamadan küçük kız cebinden bir cüzdan çıkararak telaşlı telaşlı konuşmaya başladı.</p>
<p>Cüzdanımı sabah Çocuk Esirgeme Kurumundaki röportaj sırasında düşürdüğümü ve kendisinin bulduğunu buraya da hem onu vermek hem de hediyeler için bütün arkadaşları adına teşekkür etmeye geldiğini anlatmaya çalışıyordu. Boş gözlerle ona bakarken, küçük kızın elindeki cüzdanın benim olduğunu anlamam birkaç saniyemi aldı. Adının Ayşe olduğunu öğrendiğim küçük kız birden boynuma sarıldı ve cüzdanı bana uzatarak şöyle dedi: ”Sen bize 23 Nisan için bir sürü hediye getirdin, bu da benim sana hediyem. Düzenli biri olursan eşyaların kaybolmazmış. Annem ölmeden önce ben küçükken hep böyle söylerdi”  Bu sözler beni hem gülümsetmiş hem de canımı acıtmıştı… Her şeye rağmen Ayşe’nin içindeki iyilik ve sevgi benim içimde de geleceğe dair bir umudun filizlenmesine sebep olmuştu… Şunu bir kez daha anladım ki Dünya’yı çocukların içindeki bu masumiyet ve sevgi kurtaracaktı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icinizdeki-cocugu-bulun/">İçinizdeki Çocuğu Bulun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/icinizdeki-cocugu-bulun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9922</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SANAT KENDİSİ İÇİNDİR…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-kendisi-icindir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-kendisi-icindir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 05 Jul 2017 05:14:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Serra Büyük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9918</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aklıma devamlı takılır, kafam patlayana kadar düşünürüm. Sanat sanat için midir yoksa toplum için midir? Sanki düşüneceğim başka şeyler yokmuş gibi delirmişçesine buna yoğunlaşırım. Düşünmekle kalmam sanat toplum içindir diyenlere bir de kızarım. Ben sanat sanat içindir diyenlerdenim. Bir şey neyse odur diyorum. Ona büyük yükler yüklemiyorum ya da üzerine sorumluluk yıkmıyorum. Hata yapma olasılığımın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-kendisi-icindir/">SANAT KENDİSİ İÇİNDİR…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aklıma devamlı takılır, kafam patlayana kadar düşünürüm. Sanat sanat için midir yoksa toplum için midir? Sanki düşüneceğim başka şeyler yokmuş gibi delirmişçesine buna yoğunlaşırım. Düşünmekle kalmam sanat toplum içindir diyenlere bir de kızarım. Ben sanat sanat içindir diyenlerdenim. Bir şey neyse odur diyorum. Ona büyük yükler yüklemiyorum ya da üzerine sorumluluk yıkmıyorum. Hata yapma olasılığımın zeminine sanatı koymuyorum. Başlı başına sanat gibi bir olguyu neden topluma borcu varmış gibi gösterelim ki. Sanat bir şeyleri öğretmeye dayalı olsa; tekniğe bağlı kalsa ya da en basit ifadeyle yol gösterici olsa sanat olabilir miydi? En güzel şeyler hep gelişi güzel olanlar değil midir? Düşünmeden yaşama isteği, özgürlük duygusu, bağımsızlık ilkesi, bırakıp gitme arzusu ve daha birçoğunu düşündüğümüzde bizi rahatlatmıyor mu? Sanata neden pranga giydiriyoruz ya da neden topluma mal ediyoruz? Onun için karar veriyorsunuz; sonra onun sanat olmasını bekliyorsunuz. Sanatı topluma sorumlu kılanlar neden sanattan onları kurtarmasını bekler ki? Sanat bir şeylere bağlanmadan da öğretici olabilir. Sanat anlamak isteyene çok şey öğretebilir. En basiti okuduğumuz bir romandan neler neler çıkartıyoruz; gerçek yaşama onu nasıl entegre ediyoruz. Kendimden biliyorum; resim galerisi gezerken beğendiğim resmin içine ilk önce kendimi koyuyorum; hoşuma giden tablonun içine gerçek bir parça yerleştiriyorum ya da gerçeklerin içine sanatı eritiyorum. Eminim bunu yapan bir ben değilimdir. Kafamızda kurduğumuz kötü senaryoların gerçekleşmesine ya da toplumun başına gelecek olanlara sanat dur diyecekse her şeyi sanata bağlayalım; yorulacağını düşünmeden. Rahat bırakın sanatı o kendisi için güzelse güzel; baskı kurduğunuz her şey gibi baskılamayın onu da. O sizin kalıplarınıza göre şekillenemez; şekillenemeyen diğer şeyler gibi. Ben bu ikileme neden bu kadar takıldım bu ara bilmiyorum ama çok düşünüyorum; ya sırf kafamı meşgul etmek için yapıyorum bunu ya da düşünmeyi istemediğim bir şey var. Bende kızdıklarım gibiyim galiba…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-kendisi-icindir/">SANAT KENDİSİ İÇİNDİR…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-kendisi-icindir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9918</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Terk Edilmesi Muhtemel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/terk-edilmesi-muhtemel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/terk-edilmesi-muhtemel/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 03 Jul 2017 07:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sinem Nazlı Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9888</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir insan,  her canlı gibi evrende var olur, gözlerini hiç tanımadığı bir insanın kollarında açar, sesini çıkartmaya ve vücudunu olabildiğince hareket ettirmeye başlar. Artık var olmuştur. O vardır, kendisidir ve gelecekte bilmediği bir zamanda yok olacaktır. Ömrünün bu en önemli iki olayı ondan bihaber olup bitecektir. Başlangıçtaki tanıma evresi zaman ilerledikçe alışma ve bıkma evrelerine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/terk-edilmesi-muhtemel/">Terk Edilmesi Muhtemel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insan,  her canlı gibi evrende var olur, gözlerini hiç tanımadığı bir insanın kollarında açar, sesini çıkartmaya ve vücudunu olabildiğince hareket ettirmeye başlar. Artık var olmuştur. O vardır, kendisidir ve gelecekte bilmediği bir zamanda yok olacaktır. Ömrünün bu en önemli iki olayı ondan bihaber olup bitecektir. Başlangıçtaki tanıma evresi zaman ilerledikçe alışma ve bıkma evrelerine dönüşecektir. En son, her şey elinden kayıp gittiğinde ilk baştaki tanıma heyecanının yerini özlemin ve değer bilmenin kalan son kırıntıları alacaktır. İşte genellikle son zamanlarında insan hayatımda ne yaptım diye düşünmeye başlıyor. Kimlere ulaştım ve kimlerin hayatına renk kattım? Hiç mi? Yoksa çok az mı? Hep düşünme sırasına en başa kendimi mi koydum; yoksa başkalarını mı? Bizlere her ne açıklaması olursa olsun verilen bu yaşam diliminde ne yapmak düşüyor? Yaşamayı kendimiz seçmediğimiz için hiçbir şey mi; yoksa bir hiç olmadığımızı bilmenin farkındalığıyla evreni doğamız için en başındaki gibi yaşanılabilir kılmak mı? Ben ikincisini tercih ediyorum. Her birinin bir amaç uğruna icat edildiğini bildiğim geçici eşyalara kafamı gömüp keşfedilmeyi bekleyen koca evrenden kendimi uzaklaştırmak istememem beni tüm bu yazdıklarıma iten nedendir. Ah, o kadar kaptırmışız ki kendimizi bu zamana, bu alışkanlıklara ve sınırları olan hayallere. Neyin nasıl ve neden başladığını göremeyecek şekle sokmuşuz beynimizi.Tek bakılan: sonuç. Ne olmuş, ne bitmiş, kimmiş, ne zamanmış? Sorduğumuz amaçsız soruları ve hemen duymayı istediğimiz cevapları dünyayla ilgileniyormuşuz gibi yaptığımız araçlar haline getirmişiz. Bilgiye aslında daha kolay ve hızlı ulaştığımızı sandığımız zamanın tek hedefinin aslında hepimizin aynı düşünmesini sağlayan teknolojiyle birlikte bizi yetiştirdiğini göremeyecek kadar kör olmuşuz. Cihazlarımızın akıllı olmasının bizi daha farkında bir birey yaptığını düşünecek kadar akılsız bakar olmuşuz dünyaya.Ve en önemlisi her dünya dediğimde her birinizin kafasında aynı ülkelerin ve olayların oluşmasını sağlayacak kadar dar bakar olmuşuz ‘’dünyaya’’. Nedir bu kafalarımızı farklı yapan şey? O ilk gözlerimizi açtığımız an. O an. Neyin ne olduğunu anlamaya çalıştığımız, en saf ve masum insan doğasını yaşadığımız an. Dıştan hiçbir etkinin olmadığı ve hepimizin başka başka gözlerle düşündüğümüz saniyeler.</p>
<div>Dıştan bir etki dedim evet.Dünyada kalmaya başladığımız andan itibaren dışarıdan gelen etki artıyor ve yetişkin olduğumuzu düşünmeye başladığımız saniyeden itibaren de dışarıya verdiğimiz etkiler ve dokunduğumuz kişi sayısı artıyor. İlk yürüyerek bir yerlere kendi başımıza ulaşabileceğimiz duygusunu hissediyoruz, sonra elimizden tutuyorlar sanki bıraksalar dünyanın diğer ucuna gidebilecekmişiz gibi. Pes etmiyoruz konuşmayı öğreniyoruz, sonra çok soru sormamamız gerektiğini ve nerede nasıl konuşmamız gerektiğini öğretiyorlar. Fazla soru duyduklarında sıkılıyorlar ve kafalarına hangi cevap gelirse direkt yapıştırıveriyorlar. Nasıl bir etki bıraktıklarını bilmeden. Sonra okumayı ve yazmayı öğretiyorlar bize. Fakat neyi okuyup neyi okumayacağımıza karar verdikten sonra. İşte o zaman tüm dünyamız şekilleniyor. İşte bu farkındalık kesintisi burada tam da burada başlıyor.Okumak ve yazmak. Başka birinin kafasından geçenleri okuyabilmek, anlayabilmek. En azından anlamaya çalışmak.Kendi kafamızdaki karşımızdakinin anlayabileceği gibi yazmaya başlamak. Beynimizin içindekileri somutlaştırmak bizi bu dünyada var etmek.Ben de varım demek.Arkamızda bize dair kalıntılar bırakmak.</div>
<div>Aslına inildiğinde küçük bir amaçla icat edilmiş fakat şimdi koskoca dünyanın seyrini değiştiren bir varlık.Medeniyetlerin kendilerinden yüzyıllar sonraki nesilleri düşünerek bıraktığı koca bir miras o beyaz kağıtların üstünde.Bulunan tüm icatlar,keşfedilmiş tüm yerler ve aktarılmak istenilen tüm her şey tek bir icadın arasında.Ve biz de onu kullanıyoruz. Ne yazıktır ki genelde zorunda olduğumuz için kullanıyoruz.</div>
<div>Sahiden her gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz sadece bulutlar mı yoksa bu dünyanın gerçekten de çözülmeyi bekleyen milyonlarca malzemeden oluştuğu mu? Eğer ikincisiyse almayı istediğimizi bilgileri hazır mı almak daha mantıklı geliyor yoksa kendi çabamızla öğrenmek mi? Yani bir gerçek aktarılabiliyorsa bir fikir de aktarılabilir mi  Evet ,tabii ki evet. Doğrusunu bile bilmediğimiz yanlışları dinlediğimizi anca dünyadan haberimiz olduğunda fark edebileceğiz. Gelişmenin tek taraflı bir şey olmadığını görecek gözlerimiz.Çünkü biz gelişiyorsak, bir başkası da ilerliyor olacak. İşte bu yüzden toz zerresi olduğumuz bu yerde görmek istediklerimizin de önüne geçmemiz lazım.Bu bizim doğamız ve bu doğayı terk etmeye devam ettiğimiz her dakika kendimizden eksileceğiz. Ben eksileceğim, sen eksileceksin, dünya eksilecek ve nesiller böylece kendilerini tanımadan göçüp gidecekler onlara verilen bu küçük ömürde.Gömüldükleri teknolojide kaybolup azalacaklar.İşte o gün tek suçlu biz olacağız.Yaşamlarımızın ve kendi düşüncelerimizin tek doğru olduklarını düşündüğümüz an yanlış yaptığımızı anlayamayacak kadar sahteliğe batmış durumda olacağız. Her neye şahit olursak olalım düşünmeli ve tartmalı insan.Unutmayın; her insan okuyabilir ve konuşabilir fakat çok azı gördüğünü sorgular..(George Carlin)</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/terk-edilmesi-muhtemel/">Terk Edilmesi Muhtemel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/terk-edilmesi-muhtemel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9888</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mardin&#8217;liyim&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mardinliyim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mardinliyim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 01 Jul 2017 06:43:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9892</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir insana bazen adından önce sorulur; &#8220;Nerelisin kardeş?&#8221; Bizim için nereli olduğumuz önemlidir. Toprağımız deriz, kültürümüz deriz, anılarımız deriz. Hatta bu sorudan sonra başlar bazı sohbetler, arkadaşlıklar&#8230; Bir insanın benliği doğduğu yerden başlar. O havayı soluyarak, toprağında yaşayarak, anılar biriktirerek&#8230; Küçüklüğümden beri Ankara&#8217;ya her gidişimizde babam, babannemle veya akrabaları ile farklı konuşurdu. Anlamaz veremezdim. Hızlı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mardinliyim/">Mardin&#8217;liyim&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insana bazen adından önce sorulur; &#8220;Nerelisin kardeş?&#8221; Bizim için nereli olduğumuz önemlidir. Toprağımız deriz, kültürümüz deriz, anılarımız deriz. Hatta bu sorudan sonra başlar bazı sohbetler, arkadaşlıklar&#8230; Bir insanın benliği doğduğu yerden başlar. O havayı soluyarak, toprağında yaşayarak, anılar biriktirerek&#8230;</p>
<p>Küçüklüğümden beri Ankara&#8217;ya her gidişimizde babam, babannemle veya akrabaları ile farklı konuşurdu. Anlamaz veremezdim. Hızlı, değişik bir dildi konuştuğu. Daha sonraları arapça olduğunu öğrenmem ile Mardin&#8217;liyim/Diyarbakır&#8217;lıyım demeye başladım. Yavaş yavaş öğrendim ve çok sevdim kültürünü, yaşayışlarını, yemeklerini &#8211; kıyafetlerini, özellikle hızmalarını: (Kabul etmediğim töreleri hariç)</p>
<p>Orada doğmadım ama orada doğan birisi büyüttü beni. Sembusek yerken kendinden geçen, halay başı olmazsa olmaz, yolculuklarda türkü dinleyen, her renk puşi evinde barından, Diyarbakır hikayeleri sıkılmadan zevkle anlatan bir baba ile büyüdüm. İnsanın toprağını yansıtması, Diyarbakır evlerinin damından atlamasını büyük bir zevkle anlatması güzel bir şey&#8230;Benim böyle anılarım yok mesela. Olsaydı ama yok..</p>
<p>O zaman geçmişi silmemek gerek. Gelinen toprağı unutmamak gerek. Üzüntülerle, kırgınlıklarla, sevinçlerle o geçmişi kabullenmek gerek. Hatta yapabilirsek geçmişte yaşanan küskünleri bir telefonla bitirmek gerek..</p>
<p>Selam olsun her şehre her kültüre her yaşanmışlıklara&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mardinliyim/">Mardin&#8217;liyim&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mardinliyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki Kötü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-kotu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-kotu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Jun 2017 06:23:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sinem Nazlı Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9876</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sizce insan kötü doğabilir mi ? Tabi ki hayır. Bebekken hepimiz masumuzdur, yaşanılan tecrübeler ve getirdikleri hayatımızı şekillendirir sadece. Doğduktan sonra iki yol vardır önümüzde: Biri büyüyüp çocuk kalbimizle hareket etmek, diğeri de yaş ilerledikçe kötüye yönelmek. Peki bir toplum kötüyü dışlarsa o kişi iyiliği seçebilir mi? Hepimiz hayır seçmez diyoruz içimizden, biz ona iyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-kotu/">İçimizdeki Kötü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sizce insan kötü doğabilir mi ? Tabi ki hayır. Bebekken hepimiz masumuzdur, yaşanılan tecrübeler ve getirdikleri hayatımızı şekillendirir sadece. Doğduktan sonra iki yol vardır önümüzde: Biri büyüyüp çocuk kalbimizle hareket etmek, diğeri de yaş ilerledikçe kötüye yönelmek. Peki bir toplum kötüyü dışlarsa o kişi iyiliği seçebilir mi? Hepimiz hayır seçmez diyoruz içimizden, biz ona iyi davranmalıyız ki o da geri kazanılsın diye.Ya ben başkasını taciz etmiş ya da katil birini geri kazanmak istemiyorsam? Kendimizden başkasına güvenmeyen biz nasıl korkmadan kötülere iyilik dağıtabileceğiz?</p>
<p>Çoğu katilin normal bir aileden gelmediğini biliyoruz, asıl suçlu onlar değil aslında.Onları doğurup insan gibi davranmayan aileleri&#8230;Peki onlar dediğimiz insanların öldürdüğü kişiler? Kabul mü etmeliyiz en başından beri aramızda kötülerin olduğunu? Konuşurken yüksek bir sandalyeye çıkıp yukarıdan seyrederiz tüm olup bitenleri,sonra aşağıya iner gördüklerimize bine bin katar anlatırız. Peki içimizdeki kötü? Yazının en başından beri başka insanları düşündük durduk&#8230;En yakın kötülüğün kendi içimizde olduğunu fark etmedik. Evet şu an bizimle ve bazen ağır basıyor, bazen basmıyor.Bazen kendi elimizde,bazen değil..Ah insanoğlu..Birkaç yıl önce asla yapmam dediği tüm şeyleri yapan insanoğlu&#8230;Kötülüğü yaptıktan sonra şeytan vesvese verdi diyen biz. Şeytan değildi ki o. Kendi kendimize düşünüp kendimizce bir karar alırız ve başkasına yüklemeye çalışırız, kötülük yapanları cezalandırırız sonra da tasarruf için genel af ilan ederiz. Kapalı kapılardan çıktığında biter mi ki zorlu yolculuk? Aslında en başından başlıyordur tüm imtihanlar,yeni doğmuş bir çocuk gibi. Karanlıktan aydınlığa geçiş yolunda elinden tutmak istemediğimiz insanlar kaybolup gidecektir biz yüksek sandalyelerimizde otururken.Yetişemeyeceğiz bize uzatılan ellere, çünkü inmek istemeyeceğiz o yüksek göklerden, mesafe uzayacak ve kaybedeceğiz birbirimizi&#8230;Kendimiz, <wbr></wbr>bencilliğimiz ve kötü yanımız olacak sadece. Güzelim büyük sandalye&#8230;Ne de güzel hissettiriyor kendini daha iyi bir konumda görmek. Başkalarının yanlışlarını eleştirip, en büyük hatayı kendimizin yaptığını fark etmemek&#8230;</p>
<p>Devasa yerlerimiz sarsılmasın diye ayrılmadığımız o konumlar bir gün çok sessiz gelecek ve son zamanlarında kaybettiğine ağlayacak insan. İki kalp atıyor içimizde. Biri beyaz, biri siyah. Çocukken siyah kalp hiç atmaz, beyazı da susmaz. Sonra büyürüz ve kiminin içinde siyah kiminin içinde de beyaz olan hüküm sürer&#8230;Belki de çoktan yazılmıştır kaderlerimiz. Eğer öyleyse tekrardan en başa, sizce insan kötü doğabilir mi?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-kotu/">İçimizdeki Kötü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-kotu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9876</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İLETİŞEMEMEK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iletisememek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iletisememek/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Jun 2017 07:28:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesibe Cüre]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9843</guid>
				<description><![CDATA[<p>Toplum olarak iletişmek adına yaptığımız tek şey susmak. Suratlarımıza boş boş bakıyor ve geçip gidiyoruz yanımızdan. Biri diğerine kapıyı tutar, diğeri sadece suratına bakıp geçer. Teşekkür etmek mi? O da neymiş! Ya da kafalarımızın öne eğik durması normaldir yürürken, telefon var çünkü. İletişimi sağlamak ne ara bu kadar zorlaştı bilmiyorum. Selam vermek neden bu kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iletisememek/">İLETİŞEMEMEK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Toplum olarak iletişmek adına yaptığımız tek şey susmak. Suratlarımıza boş boş bakıyor ve geçip gidiyoruz yanımızdan. Biri diğerine kapıyı tutar, diğeri sadece suratına bakıp geçer. Teşekkür etmek mi? O da neymiş! Ya da kafalarımızın öne eğik durması normaldir yürürken, telefon var çünkü.</p>
<p>İletişimi sağlamak ne ara bu kadar zorlaştı bilmiyorum. Selam vermek neden bu kadar uzak insanlara, anlamak güç. Gülümsemek ya da… Sadece dudakların yukarı kıvrılması gerekiyor ama bakıyorum etrafıma herkesin suratı boş, kızgın hep bir şeye birine ya da mutsuz. Gülümseyen yok. Bir gülse biri, diğeri ona gülse, sonra diğeri ve diğeri. İletişsek hep beraber, tanımdan da karşımızdakini sevebilsek, sevmesek bile saygılı davranabilsek.</p>
<p><figure id="attachment_9845" aria-describedby="caption-attachment-9845" style="width: 383px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/iletisememek.jpg"><img class=" wp-image-9845" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/iletisememek.jpg?resize=383%2C216" alt="İletişememek" width="383" height="216" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9845" class="wp-caption-text">İletişememek</figcaption></figure></p>
<p>Şimdi herkes kendi derdinde. Sanki dünyanın tüm sıkıntıları onun omzunda, sanki önemliymişçesine, sanki hiç vakti yokmuşçasına. Koşar durur insanlar, koşarken nereye gittiğini bilmeden hem de. Sonra çarpar birine, suçlu kendi değilmiş gibi ters ve sert bakar suratlarımıza. Özür dilemek mi? O ne ki! Kimse bir diğerinden önemli değil oysa, kimsenin sorunları bir diğerinden fazla ya da az değil. Ve zamandan bol bir şey yok elimizde. Zaten kalıplara sokmasalardı zaman diye ne bir kavram ne de bir derdimiz olurdu. Birileriyle iki dakika ayaküstü sohbet etmek kimseye bir şey kaybettirmez. Yani en azından kasıntı olmazsınız. Herkes birilerinin çocuğu, annesi, babası, kardeşi, halası, dayısı… Vasfımız aynı bir kere “İNSAN” He dersiniz ki ben insanca iletişim kurmam, ben insanlarla iletişmem; o sizin kendi hayvanlığınız. Hiç gerek yok.</p>
<p>Diyeceğim o ki; iletişmemek adına yaptığımız her şey bizi  ileri değil, geri taşır. Belki birey olarak ilerlediğinizi sanırsınız ama hayır. Toplum olarak hep yobaz bir şekilde kalırız. O yüzden o telefonları cebe atıp, kasıntılığı bırakıp, işlerinizi bir dakikalığına unutup birine merhaba deyin. Mutlu olacağız, gerçekten.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iletisememek/">İLETİŞEMEMEK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iletisememek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9843</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sanat Toplumsal Hayatın Aynasıdır.&#8221;  Plehanov</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-toplumsal-hayatin-aynasidir-plehanov/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-toplumsal-hayatin-aynasidir-plehanov/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 06:35:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9872</guid>
				<description><![CDATA[<p>Değer, herhangi bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçüdür. Değer yüklenilmesi için önce bireyin bunu algılaması, düşünmesi, anlaması, bilmesi gerekir. Şeylere değer veren, onları değerli değersiz kılan insandır. Değer var olandan sonradır ve dildedir. Dünyamızda değerli olan ne varsa, kendi içinde bir değere sahip değildir. Doğa değerden yoksundur. Ona değer veren, yükleyen insandır. Bu yüzden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-toplumsal-hayatin-aynasidir-plehanov/">&#8220;Sanat Toplumsal Hayatın Aynasıdır.&#8221;  Plehanov</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Değer, herhangi bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçüdür. Değer yüklenilmesi için önce bireyin bunu algılaması, düşünmesi, anlaması, bilmesi gerekir. Şeylere değer veren, onları değerli değersiz kılan insandır. Değer var olandan sonradır ve dildedir.</p>
<p>Dünyamızda değerli olan ne varsa, kendi içinde bir değere sahip değildir. Doğa değerden yoksundur. Ona değer veren, yükleyen insandır. Bu yüzden değerlidir. Dolayısıyla değer sırf insanla, insanın yaptıklarıyla, başarılarıyla ilgilidir.</p>
<p>Mesela insanın üretmediği bir şey olsun ama değerli olsun. Aslında değerli değildir. Değeri biz yükleriz ona. Bu bizim anılarımızdandır, faydasındandır, ona biçtiğimiz fiyatıdır.Yani kendiliğinden olan, değeri-boş-olmayan nesneye biz bundan dolayı değer yükler; değerli, deriz.</p>
<p>Nesnenin değerli olması da insan üretimi olmasındandır. Yani insan üretmelidir. Ama bu da yeterli değildir; nesnenin benzerleri arasında ayırıcı özelliği onun kişi için değerini belirler.</p>
<p>Değer görecelidir de aynı zamanda.Mesela sana hediye edilen kitap değerlidir ama başkası için bu kitap değersizdir.</p>
<p>Buraya kadar değerin kişiselliğinden bahsettim. Ama değer aynı zamanda toplumsaldır da. Yani değer toplumsal yaşamdan ayrı değildir.</p>
<p>Bu bakımdan değer ve değerler farklı şeylerdir. Değerler var olan şeylerdir. Felsefe, bilim, bilgi, ahlak, vs insanın değerleridir. Değer ise bir şeyin değeridir, bir şeyin bir çeşit özelliğidir.</p>
<p>İnsanın değeri, bireyin nesne ile kurduğu ilgidir. İnsanın değerleri ise eserlerle veya kişilerin yaptıklarıyla ,yaşamlarıyla gerçekleştirilen insan fenomenleridir.</p>
<p>Buna göre değerler var olan şeylere ait bütün imkanları kapsarken, değer, var olan şeyin kendisiyle aynı türden olan şeyler arasındaki özel yeridir.</p>
<p>İyi, güzel, faydalı, doğru nedir sorular, vs. değerlendirme etkinliğidir.</p>
<p>Saygı, dürüstlük, adalet, eşitlik, vs. değerleri sorgulamaktır.</p>
<p>Değerlendirmeleri kişi kendi yaşamında yapar.</p>
<p>Estetikte güzel olan değerlidir. Estetik değer sanat yapıtına bağlı olarak oluşur çünkü eseri  insan yapar. Bir eserin değeri insanın bilincinden geçerek değer kazanır;  onu algılar, bilir, yorumlar, anlar&#8230;</p>
<p>Bir yapıtın değerlendirilmesi 3 aşamadan geçer:</p>
<ul>
<li>anlamak</li>
<li>kendi alanında bir yere oturtmak ve kendi alanındaki yerini değerini belirlemek</li>
<li>İnsan, dünya için anlamını etik-ahlak-açısından bilmek.</li>
</ul>
<p>Sanat yapıtını değerlendirmede kişi-yapıt arasındaki bağa bakılmalıdır. Bu bağ fiyatı kapsamaz. İhtiyacı kapsamaz. Sanatın değeri insan yaşamındaki yeridir. İnsani değerler de sanatın konusunu oluşturur. Dolayısıyla bir yapıta bakarken üretildiği zamana, döneme ait ip uçları verir. Bu nedenle değersiz &#8216; Sanat &#8216;olmaz. Çünkü değeri insan verir. Sanatı insan yapar</p>
<p>Günümüzde değerin belirlenmesi zor ve karmaşıktır. Sanat yeniden üretilen ve eleştirilen bir değerdir; çünkü sanat yapaydır ve organik olarak insana bağlı olarak yeniden üretilir. Bu yüzden estetik değer çok farklı bileşenlere bağı olarak değişir. Değer ve değerlendirme ilişkisi estetik değerde önemlidir.</p>
<p>Sanat insan ürünü olduğundan ve insanla birlikte değiştiğinden estetik değer, değerlendirme kavramı ve ona bakanın da yüklediği değer de ona göre değişir. Bu yüzden evrensel bir değerden de bahsedilemez.</p>
<p>Sanatın var oluş nedeni farklılıklar taşımaktadır; örneğin bazen duyguların dışa vurumu şeklinde (Munch-Çığlık-), bazen çağrışımlarla ( Picasso-Avignonlu Kadınlar-), bazen de ikisi birlikte ( Courbet –Taş Kıranlar-) şeklinde olur. Sanatçının içinde yaşadığı dönemin tarihsel &#8211; ekonomik özelliği, din, felsefi görüşler, bilimsel buluşlar  hatta estetik deneyimlerin bile sanatçıyı etkilemesi sanatın varoluş nedenini belirler. Sanatta yeni yaklaşımları doğurur. Bu da, estetik değeri, değerlendirmeyi ve seyircinin değer algısını karmaşıklaştırır. Bu karmaşıklaşma yerleşik estetik değeri ve değerlendirmeyi değiştirmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla &#8216;Estetik Değer&#8217; kavramı bir sanat eserinin değerlendirilmesi açısından çok önemlidir. Sanat eserini değerlendirme de o sanat eserini, sanatçının yaşadığı dönemi, hayatını, dönemin estetik ve değer kavramlarının anlamını bilmek çok önemlidir. Tabii tüm bunların yanında dönemin eleştirmenlerinin düşünceleri, müze, galeri, medya ve  sergi sanatta estetik değere de yön vermiştir.</p>
<p>Tabii belli bir kültür çevresi içinde yaşayan sanatçıya aynı kültür fenomenleri aynı şeyi söylemez. Örneğin  Picasso’nun ve Matisse ‘in eserleri her kişi için aynı değeri taşımaz. Çünkü eğitim almış kişi ile eğitim almamış kişinin değerlendirmesi farklı farklı olur. Eğitim beğeniyi etkilediği gibi estetik değerlendirmeyi de etkiler. Dolayısıyla değeri, değerlendirmeyi belirleyen sanat, kültüre bağlı olduğu gibi aynı zamanda eğitime dayanan bir fenomendir de.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-toplumsal-hayatin-aynasidir-plehanov/">&#8220;Sanat Toplumsal Hayatın Aynasıdır.&#8221;  Plehanov</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-toplumsal-hayatin-aynasidir-plehanov/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9872</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sizin de Bayram Hatıranız Var Mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sizin-de-bayram-hatiraniz-var-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sizin-de-bayram-hatiraniz-var-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 25 Jun 2017 14:45:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Kantarcı Çulha]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9867</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kırk yıldır değişen dünya düzenine, modernleşen kültüre, tatilleşen bayramlara, alışveriş tutkusuna, birbirini görmekten aciz olma durumuna velhasıl bunların hepsine meydan okuyan tek bir şey vardır &#8216;aile sesi.&#8217; O sesi en çok da bayramlarda arıyor insan. Koskoca bir evde anne eline alışkın eşyalar, baba elini bekleyen tamiratlar başkasını asla kabullenmek istemez. Neyi tutsanız elinizde kalır ya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sizin-de-bayram-hatiraniz-var-mi/">Sizin de Bayram Hatıranız Var Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">
<p>Kırk yıldır değişen dünya düzenine, modernleşen kültüre, tatilleşen bayramlara, alışveriş tutkusuna, birbirini görmekten aciz olma durumuna velhasıl bunların hepsine meydan okuyan tek bir şey vardır &#8216;aile sesi.&#8217;</p>
</div>
<div dir="auto">
<p>O sesi en çok da bayramlarda arıyor insan. Koskoca bir evde anne eline alışkın eşyalar, baba elini bekleyen tamiratlar başkasını asla kabullenmek istemez. Neyi tutsanız elinizde kalır ya da yaptığınız hiçbir şeyin tam olduğunu hissetmezsiniz. Gözünüzü kapatsanız yaptığınız temizliğin bile anneniz tarafından eleştirilip beğenmediğinde kızdığınız vakitler aklınıza gelir. Sonra şöyle bir toparlanıp cam, pencere, halı vs. yeniden başlarsınız hepsine. Demem o ki temizlik bile yeri geliyor hatıra oluyor. İllaki herkesin anne kız, baba-kız ya da baba oğul aklınıza gelen binlerce temizlik hikayesi olmuştur.</p>
</div>
<div dir="auto">
<p>Bayram kapıdan girdiğinde mütemadiyen kendini hatırlatıyor. Bayram temizliğinin hikayesi böyledir. Annelere siner, kızlarına sirayet eder, evin her köşesi o günü özellikle bekler. Sanki o bayram günü herkes evin pencerelerine bakarak yürürcesine, eve gelenler koltukların altını kontrol edercesine, avizeleri aşağı indirip toz var mı diye kontrol edercesine, herkes Ramazan boyunca ilk kez o evde yemek yiyecekmişçesine, perdeler sanki bütün bir yıl yıkanmamışçasına hummalı bir temizlik yapılır. Unuttuğum bir sürü şey olduğuna eminim onları siz tamamlayınız. Küçüklüğümden beri hiç anlam veremesem de bu duruma, bayram geldiğinin hissini veren en tatlı telaşlardan biri de buymuş aslında. Sanırım bunları rengi eksilmiş bayram geçirenler anlayabilir. Doğrusu &#8216;nerede o eski bayramlar&#8217; diyecek yaşta değilim. Fakat bana göre ömrümüzden düşen her dakika eski oluveriyor. Yaşadığımız her anı &#8216;en son o günü&#8217; hatırlayacakmış gibi devam ediyoruz nefes almaya. Taki bir önceki hatırayı unutturacak günlere kadar&#8230;</p>
<p>Her şeye rağmen Ramazan Bayramı&#8217;na ulaştık. Acı veya tatlı bir öncekini unutturacak güzel günleriniz ve bayramlarınız olması temennisiyle Ramazan Bayramımız Mübarek olsun.</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sizin-de-bayram-hatiraniz-var-mi/">Sizin de Bayram Hatıranız Var Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sizin-de-bayram-hatiraniz-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9867</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeynep Köksal Yaykıran’ın yazdığı ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanacak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiranin-yazdigi-turkiye-is-bankasi-kultur-yayinlari-tarafindan-yayinlanacak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiranin-yazdigi-turkiye-is-bankasi-kultur-yayinlari-tarafindan-yayinlanacak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Jun 2017 09:04:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9718</guid>
				<description><![CDATA[<p>BEBEK VE ÇOCUK BESLENMESİNDE EBEVEYNLER İÇİN REHBER NİTELİĞİ TAŞIYAN “ELİNE SAĞLIK ANNİŞİM&#8221; TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI TARAFINDAN BASILACAK Köksal Eğitim Vakfı (KEV) Başkanı Zeynep K. Yaykıran’ın kaleme aldığı ebeveynler için bebek beslenmesinde bir rehber niteliğini taşıyan &#8220;Eline Sağlık Annişim&#8220; kitabı Türkiye İş Bankası  Kültür Yayınları tarafından basılıp dağıtılacak. “Eline Sağlık Annişim” kitabı anne ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiranin-yazdigi-turkiye-is-bankasi-kultur-yayinlari-tarafindan-yayinlanacak/">Zeynep Köksal Yaykıran’ın yazdığı ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanacak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BEBEK VE ÇOCUK BESLENMESİNDE EBEVEYNLER İÇİN REHBER NİTELİĞİ TAŞIYAN “ELİNE SAĞLIK ANNİŞİM&#8221; TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI TARAFINDAN BASILACAK </strong></p>
<p>Köksal Eğitim Vakfı (KEV) Başkanı Zeynep K. Yaykıran’ın kaleme aldığı ebeveynler için bebek beslenmesinde bir rehber niteliğini taşıyan <strong>&#8220;Eline Sağlık Annişim<em>&#8220;</em></strong> kitabı Türkiye İş Bankası  Kültür Yayınları tarafından basılıp dağıtılacak.</p>
<p><strong>“Eline Sağlık Annişim” kitabı anne ve babaların kolayca uygulayabileceği 130&#8217;dan fazla tarif içeriyor.</strong></p>
<p>Zeynep K. Yaykıran’ın iki çocuğunun memeden mamaya geçiş serüvenlerinden yola çıkarak  yazdığı &#8220;Eline Sağlık Annişim&#8221; kitabı katı gıdaya geçişte annelere önemli bir rehber niteliği taşıyor.  Zeynep Köksal Yaykıran; <em>&#8220;Kitabımda bebeklerimin memeden, mamaya geçişlerinde aşamalara göre uyguladığım yöntemleri, bebek ve çocuk yemek tariflerimi anne babalarla paylaşıyorum. Dünya mutfağının Türkiye ve bebek uyarlaması da diyebiliriz. Kitapta 130&#8217;dan fazla tarif ve aylık örnek menüler yer alıyor. Sevgiyle, titizlikle, özveriyle hazırladığımız kitabı annelerin, babaların beğenisine sunmaktan büyük mutluluk duyacağım” diyor.</em></p>
<p><figure id="attachment_9721" aria-describedby="caption-attachment-9721" style="width: 260px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Başkanı-Kitabın-Yazarı-Zeynep-K.-Yaykıran_.jpg"><img class=" wp-image-9721" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Başkanı-Kitabın-Yazarı-Zeynep-K.-Yaykıran_.jpg?resize=260%2C392" alt="KEV Başkanı &amp; Kitabın Yazarı Zeynep K. Yaykıran_" width="260" height="392" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Başkanı-Kitabın-Yazarı-Zeynep-K.-Yaykıran_.jpg?w=2848&amp;ssl=1 2848w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Başkanı-Kitabın-Yazarı-Zeynep-K.-Yaykıran_.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Başkanı-Kitabın-Yazarı-Zeynep-K.-Yaykıran_.jpg?resize=680%2C1024&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Başkanı-Kitabın-Yazarı-Zeynep-K.-Yaykıran_.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Başkanı-Kitabın-Yazarı-Zeynep-K.-Yaykıran_.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 260px) 100vw, 260px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9721" class="wp-caption-text">KEV Başkanı &amp; Kitabın Yazarı Zeynep K. Yaykıran_</figcaption></figure></p>
<p>Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılacak “Eline Sağlık Annişim&#8221; kitabının şef editörlüğünü gazeteci, edebiyat-sanat ve gastronomi kültürü yazarı Faruk Şüyün, danışmanlığını Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları dalında Uz. Dr. Emel Atmaca ve “Yiyorum Büyüyorum” kitabı ve blogunun yazarı Zümrüt Özkan, tasarımını Ankara’nın başarılı tasarım firması CY Tasarım, proje yönetimini ise strateji, proje yönetimi ve iletişimde 30 yıllık deneyim sahibi vizyoner Bengü Bilik yönetimindeki BEZE Group  üstlenmişti.<br />
Pet Holding YK Başkanı Prof. Dr. Güntekin Köksal tarafından kurulan ve maddi imkanı kısıtlı başarılı gençleri öğrenim süresince destekleyen KEV’in başkanlığını sürdüren Zeynep K. Yaykıran aynı zamanda Pet Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısıdır. İşkadını – yazar Zeynep Köksal Yaykıran kitabın kendisine ait gelirini olduğu gibi KEV’e bağışlıyor.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Logo_.jpg"><img class="wp-image-9725 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Logo_.jpg?resize=280%2C129" alt="" width="280" height="129" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Logo_.jpg?w=1002&amp;ssl=1 1002w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/KEV-Logo_.jpg?resize=300%2C139&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiranin-yazdigi-turkiye-is-bankasi-kultur-yayinlari-tarafindan-yayinlanacak/">Zeynep Köksal Yaykıran’ın yazdığı ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanacak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeynep-koksal-yaykiranin-yazdigi-turkiye-is-bankasi-kultur-yayinlari-tarafindan-yayinlanacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9718</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AYNALARIM / Sembollerden Elma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Jun 2017 07:19:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9632</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gökten nihai sahibine düşen,  3 ELMA… Klasikler arasında reklamcılık ödülü kristal ELMA… Olumsuz enerjiyi bertaraf eden sirke ve ELMA… Tevrat’ ta sevgi ağacı olarak temsil edilen ELMA… Mitolojide, Herakles ve ELMA… Milli değerleri işaret eden kızıl ELMA… İnsanda ergenlik belirtisi Adem ve ELMA… Karşısında durulamayan yasak aşkın meyvesi ELMA… Kuran’ da cennet meyvesi ELMA&#8230; Pamuk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/">AYNALARIM / Sembollerden Elma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gökten nihai sahibine düşen,  3 ELMA…</p>
<p>Klasikler arasında reklamcılık ödülü kristal ELMA…</p>
<p>Olumsuz enerjiyi bertaraf eden sirke ve ELMA…</p>
<p>Tevrat’ ta sevgi ağacı olarak temsil edilen ELMA…</p>
<p>Mitolojide, Herakles ve ELMA…</p>
<p>Milli değerleri işaret eden kızıl ELMA…</p>
<p>İnsanda ergenlik belirtisi Adem ve ELMA…</p>
<p>Karşısında durulamayan yasak aşkın meyvesi ELMA…</p>
<p>Kuran’ da cennet meyvesi ELMA&#8230;</p>
<p>Pamuk prenses ve 7 cüceler ile ELMA…</p>
<p>Büyük şirketlerin logosu, ısırılmış  ELMA…</p>
<p>İncil’ de ELMA&#8230;</p>
<p>Ve nihayet büyük buluşa vesile, uyandırmak için kafaya düşen mucit Newton ve ELMA…</p>
<p>Daha bahsini etmediğim,  çok yerde karşımıza çıkan elmalı atasözleri, millet ve ülkelere göre değişiklik gösteren deyim ve misaller, rengi gereği ilham kaynağı olması daha neler neler, ah bu elma ne eyler?</p>
<p>Niçin ruhsal alemde yaşanan çok şeyin somutlaşmasını,  tarif edebilmek için böylesine çok karşımıza çıkan nükteli sembol haline gelmiştir elma?</p>
<p>Her masalın sonunda “GÖKTEN 3 ELMA DÜŞer”   mesela?  Hem, her elma sahibini tanıyıp adalet gereği düşer sonunda…</p>
<p>“ OLMA, ULMAH, ALMA” diye seslendirilir bazen de elma…</p>
<p>Tasavvufta  nefis terbiyesi sırasında iradenin güçlenmesi ile gelişen olayların, insan ve anlayışı için ne kadar lezzetli olduğunu anlatmak için birçok “ SUfi hikayesinde “ elmanın gibi görünerek tekamülün bahsi geçer.</p>
<p>Tevrat içinde “SÜLEYMAN MESELLERİNDE”   elma ağacı, sevgiyi ve anlayışın mutlak gelişmesini işaret eder.</p>
<p>İncil’ de geçen elma bahsi ve Kuran’ da geçen elma bahsi arasında fazlaca benzerlik vardır.  Yaratıcı Aden yani Ademi yasak ağaca yaklaşmaması konusunda uyarmış, bedeli cennetten ruh eşi yani kendi kaburga kemiğinden yaratılmış Havva ile uzaklaştırılmak olmuştur.</p>
<p>Mitoloji’ de Herakles, ALTIN ELMA veren ağaç misali ile inancın ve insanın kendi ile yaptığı antlaşmanın en büyük antlaşma olduğunun bahsi geçmektedir. 12 görevi yerine getirmenin kaçınılmaz mukafatı “ÖLÜMSÜZLÜK” olur.</p>
<p><figure id="attachment_9634" aria-describedby="caption-attachment-9634" style="width: 249px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/elma-görsel.jpg"><img class="size-full wp-image-9634" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/elma-görsel.jpg?resize=249%2C296" alt="AYNALARIM/ Sembollerden Elma" width="249" height="296" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9634" class="wp-caption-text">AYNALARIM/ Sembollerden Elma</figcaption></figure></p>
<p>“ 7 cüceler ve pamuk prenses” ile ısırıldığında sihrin etkisinden çıkaran, yaşamı kabusa çevirmiş olan   kısır döngü yani büyü, bilgiyi nitelendiren elma ile sona erer. Yeni bir yaşam döngüsü başlar. Oysa her şey büyüdür, söz mesela… Bilinçlere aktarılan yaşam içinde yaşadığımız her olayın, döngünün kendi içinde bir nevi ilüzyon olduğudur.</p>
<p>En çokta “NEWTON VE DÜŞEN ELMA”  olması gerekenin zaten an içinde olacağından. Aranan kan niteliğinde ki nice çözümlerin aslında kendiliğinden, tam da olması gerektiği gibi an içinde gerçekleştiğini anlatır. Sistemin ve işleyişin mükemmelliği yani insanın kendinden kendine uyanışının sembolü bile sayılabilir günümüzde…  Ve bir diğer bakış açısı ile bize “ YER ÇEKİMİNİ ANLATIR”.</p>
<p>Sanat Duvarının benim için ayırmış olduğu “ AYNALARIM KÖŞESİNDEN”  elmanın besin değerinin yüceliğinin ayrıca yadsınmayacak kadar çok olduğunu hatırlatarak ara veriyorum. İçerdiği vitaminlerin yanı sıra cilt problemlerine şifa taşır içinde… Ehlince malum. “ YÜZ RUHUN AYNALARINDAN BİRİDİR”  aslında…</p>
<p>Herkese afiyetler dilerim,</p>
<p>Görüşmek üzere</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/">AYNALARIM / Sembollerden Elma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aynalarim-sembollerden-elma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9632</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Delilik Bir Bakıma Perdelerin Açılması Mıdır?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/delilik-bir-bakima-perdelerin-acilmasi-midir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/delilik-bir-bakima-perdelerin-acilmasi-midir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Jun 2017 15:17:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9559</guid>
				<description><![CDATA[<p>Görme olayı nedir? Bilimsel olarak, belli dalga boylarının göze çarparak, beyne iletilmesi ve beyinde çözümlenerek görüntü halini almasıdır. Daha da ötesi bilim, beş duyumuzla algıladığımız, var sandığımız dünyanın aslında, her bireyin dünyasının beyninin içinde olduğunu savunmaktadır. Peki 3d ya da sanal gerçeklik gizemini nasıl açıklayabiliriz? Bireyin mantık olarak, doğru olmadığını bildiği halde, görme işitme duyularının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/delilik-bir-bakima-perdelerin-acilmasi-midir/">Delilik Bir Bakıma Perdelerin Açılması Mıdır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Görme olayı nedir?</p>
<p>Bilimsel olarak, belli dalga boylarının göze çarparak, beyne iletilmesi ve beyinde çözümlenerek görüntü halini almasıdır. Daha da ötesi bilim, beş duyumuzla algıladığımız, var sandığımız dünyanın aslında, her bireyin dünyasının beyninin içinde olduğunu savunmaktadır.</p>
<p>Peki 3d ya da sanal gerçeklik gizemini nasıl açıklayabiliriz?</p>
<p>Bireyin mantık olarak, doğru olmadığını bildiği halde, görme işitme duyularının yardımı ile bireyin aldanışıdır.</p>
<p>Tıpkı geçmişte Evliyaullah’ın ‘’Dünya hayalden ibarettir’’ buyurduğu gibi..!</p>
<p>Peki ya delilik?</p>
<p>Delilik, duyguların dibe vurduğu en zirvede ki haldir; hesap, kitap yapmaz deliler, samimidir,</p>
<p>Dünyayı değiştirebileceğini düşünür deliler, idealisttir,</p>
<p>Normal insanların üzerinde durup, düşünmedikleri, arkalarına attıkları, öylece kabullendikleri konuları didik didik eder deliler,</p>
<p>Perdeleri yırtarcasına kaldırırlar, cesurdur deliler,</p>
<p>Dahiler ile aynı geni taşır deliler, yaratıcıdır,</p>
<p>Ne güzel işlemişler yıllar önce ‘’ Deli deli küpeli’’ filminde delileri,</p>
<p>Ünlü dahi delileri de unutmamalı..!</p>
<p>Eğer bir gün dünya’ya, barış, sevgi, huzur hüküm sürecekse emin olun bunu başaranda dediler olacaktır!</p>
<p>Peki bu görülen halüsinasyonların aslı?</p>
<p>Evliya tanımına bakarsak, biyolojik beden ölümü gerçekleşmeden, uyanmayı yani bu dalga boylarında ki sınırı kaldırmayı başarmış, Peygamber Efendimizin önerdiği gibi ölmeden ölmeyi başarmış insanlardır.</p>
<p>Hani demiştik ya, insan gözü belli aralıklarda ki dalga boylarını görebiliyor. Delilik bir bakıma bu sınırın geçici olarak aşılması mıdır?</p>
<p>Evliyaullah’ın buyurduğu gibi; ‘’ Alemler içinde alemler’’</p>
<p>Bilimin bugün, evren içre evrenler, paralel evrenler, kuantum fiziği ile açıklayamaya çalıştığı konular özünde aynı değil midir?</p>
<p>Ve hatta birliği, tekliği neredeyse ispatlamak üzere..!</p>
<p>Şundan eminim ki günü gelecek ve bilim bu konuları da irdeleyecektir. Ömrüm görmeye vefa eder mi bilmiyorum. Bu delilik ile dahilik arasında ki ince çizginin sırrı çözülecektir..!</p>
<p>Bu bir hastalık mı yoksa Yüce Yaratıcının bir lütfu mudur, gün yüzüne çıkacaktır.</p>
<p>‘’ Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler’’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/delilik-bir-bakima-perdelerin-acilmasi-midir/">Delilik Bir Bakıma Perdelerin Açılması Mıdır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/delilik-bir-bakima-perdelerin-acilmasi-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9559</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şimdi İyilik Zamanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Jun 2017 07:20:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9626</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyada yapılacak çok iş var. İyilik herkesin harcı değil. Gün gelir, öykü olur yazdıklarımız, gün olur gölge olur, kayboluverir. Ama ışık içinde hep var olmalı insanın. Güzellikler hep var olmalı. İyiliği yayalım. Güzellikler olsun cümlelerimiz. Fısıltılarımız neşe saçsın, güller etrafında dolaşalım. İçimiz hep iyilik dolsun. Olumluluk, içimizi doldursun. Allah, güzeldir, güzeli sever. Güzel, edebi cümleler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/">Şimdi İyilik Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada yapılacak çok iş var. İyilik herkesin harcı değil.</p>
<p>Gün gelir, öykü olur yazdıklarımız, gün olur gölge olur, kayboluverir.</p>
<p>Ama ışık içinde hep var olmalı insanın. Güzellikler hep var olmalı.</p>
<p>İyiliği yayalım.</p>
<p>Güzellikler olsun cümlelerimiz.</p>
<p>Fısıltılarımız neşe saçsın, güller etrafında dolaşalım.</p>
<p>İçimiz hep iyilik dolsun.</p>
<p>Olumluluk, içimizi doldursun.</p>
<p>Allah, güzeldir, güzeli sever.</p>
<p>Güzel, edebi cümleler olsun içimiz.</p>
<p>Güzellikleri yaşatalım.</p>
<p>İkramda bulunalım.</p>
<p>Gülümseyelim mesela.</p>
<p>Hep gülelim.</p>
<p>Dünya yeterince kötülük dolu.</p>
<p>Bari içimiz iyi kalsın.</p>
<p>Gülelim, oynayalım.</p>
<p>Huzur içinde namaz kılalım.</p>
<p>Huzuru hayat tarzı haline getirelim.</p>
<p>Huzuru hissettirelim.</p>
<p>İçimizi mutluluk kaplasın.</p>
<p>Ruhumuz O’na dönük olsun.</p>
<p>O’nu hissetsin.</p>
<p>İçimizde O’nu yaşayalım.</p>
<p>O’na dönelim.</p>
<p>Her şey O’nu hissettikçe güzel.</p>
<p>O’nu andıkça güzel.</p>
<p>Herkes terk etse bile O terk etmez.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/">Şimdi İyilik Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyilik-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9626</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırtasiye Gezgini / Öğrenci Dostu Faber-Castell</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirtasiye-gezgini-ogrenci-dostu-faber-castell/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirtasiye-gezgini-ogrenci-dostu-faber-castell/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Jun 2017 15:35:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9651</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kırtasiye ürünleriyle kurduğumuz ilişkiler, henüz okul öncesi dönemimizde başlar ve tüm hayatımız boyunca devam eder. Çok küçük yaşlardan itibaren kullanmaya başladığımız kalemler, boyalar, fırçalar, vb. ürünleriyle gönlümüzü çelen markalar, özellikle de eğitim hayatımızın pek çok kesitinde bize sadık bir yol arkadaşlığı yapar. Binlerce çeşit kırtasiye ürünü arasında biz yine dönüp dolaşıp bu ürünleri ararız&#8230; Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirtasiye-gezgini-ogrenci-dostu-faber-castell/">Kırtasiye Gezgini / Öğrenci Dostu Faber-Castell</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kırtasiye ürünleriyle kurduğumuz ilişkiler, henüz okul öncesi dönemimizde başlar ve tüm hayatımız boyunca devam eder. Çok küçük yaşlardan itibaren kullanmaya başladığımız kalemler, boyalar, fırçalar, vb. ürünleriyle gönlümüzü çelen markalar, özellikle de eğitim hayatımızın pek çok kesitinde bize sadık bir yol arkadaşlığı yapar. Binlerce çeşit kırtasiye ürünü arasında biz yine dönüp dolaşıp bu ürünleri ararız&#8230; Bu ürünler, yalnızca sahip olduğu nitelikler bakımından değil, aynı zamanda bizde uyandırdığı etkiler bakımından da hayatımızda son derece önemlidir.</p>
<p><figure id="attachment_9677" aria-describedby="caption-attachment-9677" style="width: 280px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Marka-Kurucusu-Kapsar-Faber-1730-1783.jpg"><img class="size-full wp-image-9677" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Marka-Kurucusu-Kapsar-Faber-1730-1783.jpg?resize=280%2C316" alt="Marka Kurucusu Kapsar Faber (1730-1783)" width="280" height="316" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Marka-Kurucusu-Kapsar-Faber-1730-1783.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Marka-Kurucusu-Kapsar-Faber-1730-1783.jpg?resize=266%2C300&amp;ssl=1 266w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9677" class="wp-caption-text">Marka Kurucusu Kapsar Faber (1730-1783)</figcaption></figure></p>
<p>Alman markası <a href="http://www.kalemlik.com/Faber-Castell,LA_2205-3.html#labels=2205-3"><strong>Faber-Castell</strong></a>, birbirinden kaliteli ürünleriyle henüz okul öncesi dönemimizde hayatımıza girmeye başlamakta ve hemen tüm eğitim hayatımız boyunca bize eşlik etmekte. 250 yılı aşkın bir süredir dünya genelinde kırtasiye ürünleri arasında öne çıkan bu marka, yazı araç ve gereçlerinin yanı sıra çizim ve boyama araç ve gereçleri alanında da pek çok pratik çözüm sunmakta ve özellikle de öğrenciler tarafından çok beğenilmekte. Dünya genelinde 23 ülkeye yayılan üretim tesislerinde binlerce çalışana istihdam olanağı sunan ve 120&#8217;den fazla distribütörüyle ürünlerini en geniş pazarlara sunan <strong>Faber-Castell</strong>, sektördeki öncü konumunu hep ilerilere taşımak için her yıl ciddi kaynaklar ayırdığı gibi, öğrenci dostu ürünleriyle eğitim hayatımızın değişmez parçalarından biri olmayı da hep başarmakta. Eğitim hayatımızın neredeyse her anına eşlik eden <strong>Faber-Castell </strong>ürünleriyle ilgili olarak hemen hepimizin pek çok anısı vardır şüphesiz ki&#8230;</p>
<p><strong>Faber-Castell </strong>ürünleri arasında neler yok neler&#8230; Versatil kalemlerden tükenmez kalemlere, kuru boyalardan keçeli kalemlere, yazı ve çizim takımlarından başka pek çok sete kadar geniş bir ürün yelpazesine yayılan ürünleri, eğitim hayatımız boyunca sayısız kez elimizden geçmiştir mutlaka.</p>
<p><figure id="attachment_9673" aria-describedby="caption-attachment-9673" style="width: 500px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-öğrenci-dostudur..jpg"><img class="size-full wp-image-9673" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-öğrenci-dostudur..jpg?resize=500%2C281" alt="Faber-Castell ürünleri öğrenci dostudur." width="500" height="281" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-öğrenci-dostudur..jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-öğrenci-dostudur..jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9673" class="wp-caption-text">Faber-Castell ürünleri öğrenci dostudur.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Mercanlı kurşun kalemleri</strong>yle tanışmamız, yazı yazmayı öğrendiğimiz ilk dönemlere kadar geri gider. Ergonomik tutuş özelliklerinin yanı sıra yumuşak ucu ve uç kırılmasına karşı direnci arttıran özel yapıştırma sistemi, hızlı ve kolay yazı yazmayı mümkün kılmakta. Silindikten sonra yüzeylerde iz bırakmaması, yüzeylerde istenmeyen görüntülerin oluşmasını engelliyor. <a href="http://www.kalemlik.com/Faber-Castell,LA_2205-3.html#labels=2205-3,10057-2"><strong>Öğrenci dostu</strong></a> bu ürünler, tüm öğrenim hayatı boyunca öğrencilerin sıkça kullanacakların ürünlerin başında gelmekte.</p>
<p><figure id="attachment_9674" aria-describedby="caption-attachment-9674" style="width: 800px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-versatil-kalemleri-kesintisiz-yazım-imkanı-sunmakta..jpg"><img class="size-full wp-image-9674" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-versatil-kalemleri-kesintisiz-yazım-imkanı-sunmakta..jpg?resize=640%2C640" alt="Faber-Castell versatil kalemleri kesintisiz yazım imkanı sunmakta." width="640" height="640" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-versatil-kalemleri-kesintisiz-yazım-imkanı-sunmakta..jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-versatil-kalemleri-kesintisiz-yazım-imkanı-sunmakta..jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-versatil-kalemleri-kesintisiz-yazım-imkanı-sunmakta..jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9674" class="wp-caption-text">Faber-Castell versatil kalemleri kesintisiz yazım imkanı sunmakta.</figcaption></figure></p>
<p>Öğrencilerin en sık kullandığı <strong>Faber-Castell</strong> ürünlerinden bir diğeri de <strong>Auto serisi versatil (uçlu) kalemler</strong>dir. Hem fiyatları, hem de ergonomik tutuş özellikleri bakımından öğrenci dostu olan bu ürünler, otomatik olarak çıkan uçları sayesinde kesintisiz yazım imkanı sunmakta. Sert temas durumunda bile uç kırılmasını zorlaştıran özel yapıları ve üst kısımdaki plastik muhafazalı dayanıklı silgileriyle çok kullanışlı olan bu ürünler farklı renk seçeneklerine sahip. Tüm öğrencilerin kullandığı bu ürünler, dayanıklı yapıları sayesinde uzun yıllar kullanılabilmekte.</p>
<p><figure id="attachment_9679" aria-describedby="caption-attachment-9679" style="width: 280px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-Renkli-Kalemleri.jpg"><img class="size-full wp-image-9679" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-Renkli-Kalemleri.jpg?resize=280%2C187" alt="Faber-Castell Renkli Kalemleri" width="280" height="187" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-Renkli-Kalemleri.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-Renkli-Kalemleri.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9679" class="wp-caption-text">Faber-Castell Renkli Kalemleri</figcaption></figure></p>
<p>Peki ya, defterlerimize kelimenin tam anlamıyla renk katan kırmızı kalemlerimize ne dersiniz? <strong>Faber-Castell 1410 kırmızı kalemleri</strong>, konu başlıklarını belirtmenin ötesinde, öğrendiğimiz bilgileri zihnimizde kategorilendirmemize ve önemli noktaları zihnimize yerleştirmemize katkı sağlayan en önemli yazı araçlarından biridir. Kalem kutularımızın olmazsa olmaz parçalarından biri olan bu ürünler, en sık aldığımız ürünlerin başında gelmekte. Yüksek kaliteli mineleri, çok amaçlı kullanımlar için uygun özellikte. Uç kırılmasına karşı direnci arttıran özel yapıştırma sistemi, bu ürünlerin aynı zamanda da kolay açılabilir olmasını sağlamakta.</p>
<p><figure id="attachment_9680" aria-describedby="caption-attachment-9680" style="width: 500px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-aynı-zamanda-da-doğa-dostudur.-500-x-375.jpg"><img class="size-full wp-image-9680" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-aynı-zamanda-da-doğa-dostudur.-500-x-375.jpg?resize=500%2C375" alt="Faber-Castell ürünleri aynı zamanda da doğa dostudur. (500 x 375)" width="500" height="375" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-aynı-zamanda-da-doğa-dostudur.-500-x-375.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-aynı-zamanda-da-doğa-dostudur.-500-x-375.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9680" class="wp-caption-text">Faber-Castell ürünleri aynı zamanda da doğa dostudur. (500 x 375)</figcaption></figure></p>
<p>Peki ya, silgilere ne dersiniz? Birbirinden güzel renkleri ve kokularıyla <strong>Faber-Castell silgileri</strong>, eğitim hayatımızın hemen her anına tanıklık etmiştir, dersek abartmış olmayız herhalde&#8230; Özellikle de sınavlarda cevap anahtarları üzerinde yaptığımız silme işlemlerinden sonra karalama yapmama ve silgi tozlarıyla etrafı kirletmeme özelliklerine ne kadar sevindiğimizi hatırlatmaya gerek yoktur sanırız&#8230; Kurşun kalem izlerini kusursuz bir biçimde silen bu ürünler, PVC içermemekte ve öğrenci dostu olmalarının yanı sıra, aynı zamanda da doğa dostu ürünler arasında başı çekmekte.</p>
<p><span style="font-family: Roboto, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">Eğitim hayatımızın ilerleyen aşamala</span><span style="font-size: 14px; font-style: italic; text-align: center;">rında tükenmez kalemlerle tanışmaya başladığımızda </span><strong style="font-size: 14px; font-style: italic; text-align: center;">Faber-Castell 1440 tükenmez kalemleri</strong><span style="font-size: 14px; font-style: italic; text-align: center;"><span style="font-size: 14px; font-style: italic; text-align: center;">, en sadık yol arkadaşlarımızdan biri haline gelmekte. Siyah, mavi ve kırmızı renk seçenekleri içinde hep elimizin altında olmasını istediğimiz bu ürünlerin 0,8 mm uç kalınlıkları ve özel mürekkepleri, rahat ve yumuşak yazım olanağı sunmakta. Özel mürekkebi ayrıca, kesintisiz çizgiye imkan tanır ve uzun süre dayanıklıdır. Nikel gümüş ucu, karbid bilyesi ve havalandırmalı kapakları nedeniyle bu ürünler hem çok pratik, hem de çok kullanışlıdır. Bu yüzden çantalarımızdan ve ceplerimizden hiç eksik etmek istemeyeceğimiz ürünlerin başında gelmektedir.</span></span></p>
<p><figure id="attachment_9682" aria-describedby="caption-attachment-9682" style="width: 280px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-İğne-Uçlu-Tükenmez-Kalem.jpg"><img class="size-full wp-image-9682" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-İğne-Uçlu-Tükenmez-Kalem.jpg?resize=280%2C280" alt="Faber-Castell İğne Uçlu Tükenmez Kalem" width="280" height="280" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-İğne-Uçlu-Tükenmez-Kalem.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-İğne-Uçlu-Tükenmez-Kalem.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9682" class="wp-caption-text">Faber-Castell İğne Uçlu Tükenmez Kalem</figcaption></figure></p>
<p>Daha ince görünümlü yazılar için öğrenciler tarafından yine sıklıkla tercih edilen bir diğer <strong>Faber-Castell</strong> ürünü ise <strong>1425 iğne uçlu tükenmez kalemi</strong>dir. Kalem kutularında, çanta ve ceplerde, çalışma masası ve sıralarda en sık görmeye alıştığımız bu kalemler 0,7 mm uç kalınlığına sahiptir.</p>
<p>Özel mürekkepleri sayesinde hem hızlı, hem de kolay yazım olanağı sunan bu kalemler, ince yazılar yazmak için oldukça uygundur.</p>
<p><strong>Faber-Castell </strong>dünyasının öğrenci dostu ürünleri, yalnızca yazı araç ve gereçleri alanında değil, aynı zamanda boya araç ve gereçleri alanında da sıklıkla karşımıza çıkmakta. 12&#8217;li, 24&#8217;lü veya 36&#8217;lı setler şeklinde satışı yapılan boya setleri, eğitim hayatımız içinde resim derslerimizin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir şüphesiz ki. Ergonomik gövdesiyle elin kaymasını önleyen yumuşak tutuş özellikleri, canlı ve parlak renkleri ve kalem gövdesine isim yazmak için bırakılan özel kısımları, pek çoğumuzun anılarına işlemiştir. Bu ürünler de hem fiyatları, hem de dayanıklılıkları bakımından öğrenci dostu ürünler kategorisinin hep üst sıralarında yer almayı uzun yıllardır başarıyla sürdürmektedir.</p>
<p><figure id="attachment_9683" aria-describedby="caption-attachment-9683" style="width: 280px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-Kuru-Boya-Kalemleri.jpg"><img class="size-full wp-image-9683" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-Kuru-Boya-Kalemleri.jpg?resize=280%2C197" alt="Faber-Castell Kuru Boya Kalemleri" width="280" height="197" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9683" class="wp-caption-text">Faber-Castell Kuru Boya Kalemleri</figcaption></figure></p>
<p><strong>Faber-Castell Grip 2001 36&#8217;lı kuru boya kalem seti</strong>, eli yormayan ergonomik üçgen gövdeye sahiptir ve uç kırılmasına karşı direnci arttıran özel yapıştırma sistemi öğrenciler tarafından çok beğenilmektedir. Canlı ve parlak renklerinin yanı sıra renklerinin yüksek bir örtücülük düzeyine sahip olması ve gövdesinin çevre dostu su bazlı vernikle kaplı olması da bu ürünlerin tercih nedenleri arasında öne çıkmakta.</p>
<p>Peki ya sulu boyalar? Hangimizin sulu boyalarla ilgili bir anısı yoktur acaba!?&#8230; Kullanım kolaylığı ve parlak renklerinden dolayı içimizde yalnızca resim sevgisi uyandırmakla kalmayıp çevre bilinci ve insana saygı düşüncelerini de uyandıran <strong>Faber-Castell sulu boya setleri</strong>, her yaş grubu için uygun özelliklere sahip olduğu gibi, çocukları resme alıştırmak ve serbest zaman etkinliklerinde yaratıcılık yeteneklerini geliştirmek için de ideal ürünler arasındadır. Farklı sayıda renkten oluşan bu setlerin 12 ve 21 renkli olanları daha fazla tercih edilmekte.</p>
<p>Öğrencilerin serbest zaman etkinliklerinde en sık kullandığı ürünlerin başında gelen keçeli kalemler de yine bu bağlamda anılması gereken ürünler arasında. Genellikle hızlı bitmelerinden yakındığımız keçeli kalemlerin aksine <strong>Faber-Castell Grip Finepen 20&#8217;li poşet keçeli kalemleri </strong>uzun süreli kullanımlar için uygun özelliklere sahip olduğu gibi, ergonomik üçgen gövdesi ve 0,4 mm uç kalınlığıyla en sık tercih edilen öğrenci dostu ürünlerin başında gelmekte. Bu ürünler ayrıca, yıkanabilir su bazlı mürekkebi sayesinde leke korkusu olmaksızın kullanılabilmekte.</p>
<p><figure id="attachment_9684" aria-describedby="caption-attachment-9684" style="width: 280px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-uzun-süre-dayanıklıdır..jpg"><img class="size-full wp-image-9684" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/Faber-Castell-ürünleri-uzun-süre-dayanıklıdır..jpg?resize=280%2C210" alt="Faber-Castell ürünleri uzun süre dayanıklıdır." width="280" height="210" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9684" class="wp-caption-text">Faber-Castell ürünleri uzun süre dayanıklıdır.</figcaption></figure></p>
<p>Efendim, öğrenci dostu <strong>Faber-Castell </strong>ürünleri burada anlatmakla bitmez. Kurulduğu ilk günden beri yazı araç ve gereçleri alanında öncü markalardan biri haline gelen <strong>Kalemlik.com</strong> sitemiz üzerinden tüm <strong>Faber-Castell </strong>ürünlerini kolaylıkla inceleyebilir ve dilediğiniz ürünü rahatlıkla sipariş verebilirsiniz.</p>
<p>Kalıcı izler bırakmanız dileklerimizle&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirtasiye-gezgini-ogrenci-dostu-faber-castell/">Kırtasiye Gezgini / Öğrenci Dostu Faber-Castell</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirtasiye-gezgini-ogrenci-dostu-faber-castell/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9651</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı- 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Jun 2017 05:26:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gökhan Ahmetoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9623</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genç nesli umutsuzca arayış içinde olan bir toplum varmış. Bu arayış, sonu nihilizme giden depresif fikirler, bilinçsiz alkol ve uyuşturucu tüketimiyle önü alınamaz bir noktaya varmış ve ihtiyarlar meclisi, çözüm için mahalle meclisinde toplanmış. İhtiyarlardan biri öne atılarak sorumluluğun şeytana hizmet eden teknolojide olduğunu, çözüm için de teknolojinin yasaklanması ya da en azından kısıtlanması gerektiğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/">Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı- 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genç nesli umutsuzca arayış içinde olan bir toplum varmış. Bu arayış, sonu nihilizme giden depresif fikirler, bilinçsiz alkol ve uyuşturucu tüketimiyle önü alınamaz bir noktaya varmış ve ihtiyarlar meclisi, çözüm için mahalle meclisinde toplanmış. İhtiyarlardan biri öne atılarak sorumluluğun şeytana hizmet eden teknolojide olduğunu, çözüm için de teknolojinin yasaklanması ya da en azından kısıtlanması gerektiğini söylemiş. Diğer ihtiyarlar onu onaylarcasına ayaklanmış ve bu kararda mutabık olmuşlar. Mutlak çoğunluktaki ihtiyarlar, gençlerin yaşantısından o denli rahatsızmış ki, içlerinden biri idam seçeneğini dahi gündeme getirmiş. İhtiyarlar meclisinde çocukları olmayan, evlat eksikliğini mahallenin diğer çocuklarıyla ve kedilerle gideren bir kadın da varmış. Bu kadın, alınan karara muhalif olan tek kişiymiş. Israrla gençlerin muvaffakiyeti için başka yollar aranması gerektiğini savunmuş. Hatanın kendilerinde olduğunu, gençlerin bu yeni dünyasını tanımadıklarını ve tanımak için çaba göstermediklerini, kaliteli bir eğitim ve faydalı olacak kültürel öğretilerle durumun üstesinden gelineceğini belirtse de ona hak veren olmamış.</p>
<p>Demokrasi bu ya, yasakçı çoğunluk kazanmış ve kararlar hızlıca işleme konmuş. Tüm yaşamları teknoloji ve internetle şekillenen gençler, hızlıca içine kapanmış. Peş peşe şiddet olayları yaşanmaya başlamış ve mahallenin cezaevinde tek kişilik bile yer kalmamış. Duruma isyan eden genç kızlar, evlerinden ayrılmış ve alışık oldukları, özlemini duydukları hayatı aramak üzere mahalleyi terk etmiş. Genç erkekler çalışmayı bırakmış ve eğitim de dâhil olmak üzere tüm toplumsal kurumları reddetmiş. Gençlerin bir bölümü, kontrolcü ihtiyarlara savaş açmış. Nesillerin çatışmasında boğulmak üzere olan toplumdaki ihtiyarlar, çözüm arama umuduyla yeniden mahalle meclisinde toplanmayı düşündüklerinde, artık mahallede bir meclis kalmadığının da farkına varmış. İşler çığırından çıkmadan önce, yasakçı karara muhalif ihtiyar kadın, günlüğüne son olarak şunları not etmiş: “Asla yasaklamayın!”</p>
<ol start="3">
<li><strong> Bölüm: Referans Fikir Kavramı</strong></li>
</ol>
<p>Yukarıda anlattıklarım, size “saçma” mı geliyor!? Peki o zaman, sizlere küçük bir hatırlatma yapayım. Dünyaca ünlü biyolog Richard Dawkins’in <a href="http://www.kayakirtasiye.com.tr/yazi-gerecleri-kalemler"><strong>kalem</strong></a>e aldığı “Tanrı Yanılgısı” isimli kitap, satışı yasak olan Suudi Arabistan&#8217;da indirilme rekorları kırarak en çok okunan kitaplar arasına girmiştir. Üstelik Suudi gençler, yasak olan bu eylemlerin sonucunun idam olabileceğini net bir şekilde bilmekteydi. Bir örnek de bizden; Türkiye&#8217;de Twitter&#8217;ın en çok kullanıldığı zamanlar, hükümet tarafından Twitter&#8217;a yasak getirilen dönemde olmuştur. Haberleşme özgürlüklerini tehlikede gören genç nüfus, yasakla birlikte eyleme geçmiştir. Aynı şekilde, sigara yasaklarının kullanımı azaltıp azaltmadığıyla ilgili de şüpheci olmalıyız. Sigaraya gelen zamlarla birlikte alım gücü azalan kişiler, maddi imkânsızlık sebebiyle sigarayı bırakır. Ancak, maddi imkânsızlık yaşadığı fikrini geri bastırmak uğruna sigarayı bırakmasındaki etkenin hükümetin sigara yasakları olduğunu söyler. Bir de buna sebep olanlara teşekkür ederse tadından yenmez!</p>
<p>Peki, yasaklar karşısında neden karşı eyleme geçeriz? Altında yatan sebep binlerce yıllık bir kültür birikimidir. Âdem ve Havva&#8217;nın yasak elmasından itibaren günümüzde yasak olan ne varsa, gençler tarafından mutlaka denenecekler listesinde üst sıralara oynuyor. Yeniliği arayan insanoğlu, bilinçaltı düzeyinde, konulmuş olan yasakları çiğneyerek toplum içinde bireysel farklılaşma çabaları içine girecektir. Bu çabaların yeni fırsatlar yaratma olasılığı açıktır. Deneyim edinme konusunda milyonlarca yıllık bir geçmişe sahip olan beyin, kendi yarattığı ahlak kavramlarıyla yasağı deneyim edip avantaj sağlaması muhtemel deneyim seçeneğine başvuracaktır. Denenmesi istenmeyen eylemin ahlak argümanlarıyla yasaklanması yerine, yine beynin ego ve süperego bölümlerini etkileyecek tutarlı eğitimlerle açıklanması durumunda yasaklanmasına dahi gerek kalmayacaktır. Bu durumda beyin, kendisine dezavantaj getirecek bu eylemden kendi rızasıyla uzak durma seçeneğine başvuracaktır.</p>
<p>Günümüzde teknolojiye gençler kadar ayak uyduramayan ihtiyarlar, size ne düşündürüyor? Aramızda tek nesil olduğu halde neden ilgi alanlarımız bu denli farklı? Cevabımız süperegoda. Süperegonun, toplumsal eğitimle gelen hedefler olduğunu ilk bölümde belirtmiştik. Çocukluk ve erken gençlik yıllarında, hali hazırdaki hedef ve ilgi alanlarını bulan ihtiyarlarımız, yeniliklere karşı katı ve sonucunda yasakçı olma eğilimindedir. Peki, değişen çağa ayak uydurabilmek bir tarafa, ihtiyarlar neden gençlerin süperegosunu idam etme peşinde? Cevap yine basit; tabular! İçtenlikle dâhil olunmak istenen, ancak tabular ve eski gelenekler itibariyle geriye itilen bu yenilikler, ihtiyarların genelince nefret edilen, korkulan ve sonunda şeytanlaştırılan arzular olmuştur. Tabuların sonucu da yasakçılıktır; “Ben yapamıyorsam, sen de yapamayacaksın!” söylemidir. Maddi imkânsızlıklar sebebiyle marka giyinemeyen kişilerin, maddi durumu iyi olduğu için marka giyebilen gençleri kapitalizmin tuzağına düşmekle eleştirmesinin altında yatan sebep de aynıdır. İstisnasız her birimiz, bir şekilde bu deneyimi hayat <a href="http://www.kayakirtasiye.com.tr/defterler"><strong>defter</strong></a>imize işlemişizdir.</p>
<p>Zamanında şeytanlaştırdığımız eylemler ve katı şekilde saplandığımız tabularımız, zaman gelmiş günlük yaşantımızda normalleşmiştir. Buradan hareketle, karşımızdaki fikri şeytanlaştırmadan önce, o fikre sebep olan kültürel ya da maddi sebepleri tartmalı ve empati kurmayı denemeliyiz. Ancak bu çabamız, toplum tarafından muhtemelen kabul görmeyecek; kabul görse de imkânsızlıklar sebebiyle arzularını yaşayamayan bireylerin mutsuzluğa saplandığı bir toplum yaratmış olacağız. O halde, karşıt fikir empatisi beklemeden önce, bireylerin “hazcılık” anlayışını yeniden kodlayacağımız eğitim sistemleri planlamak durumundayız. Bu planlama ne yazık ki gelecek nesille birlikte gerçekleşeceği için, çabalarımızın sonu, bugün yaşayan kişilerce görülemeyecektir. Hali hazırda kodlanmış beyinleri geride bırakarak önümüze bakmamızı söylemem size gaddarca gelmesin. Mantık çerçevesinde bakılırsa, bu geride bırakmanın ihtiyarlar meclisine karşı alınan olumsuz bir tavır olarak görülmediği de anlaşılacaktır. Nihayetinde her birimiz, bir gün ihtiyarlar meclisine dâhil olacak ve gelecek nesil planlamalarına memnuniyetle katılmayacağız!</p>
<p>Aile yaşamı boyunca anne babaya karşı gösterilen koşulsuz hürmet duygumuz, ilk sosyal deneyimlerle okulda öğretmene, sokakta abilere ve ablalara duyulan koşulsuz hürmet duygusuna dönüştü. Kitlesel yönetim mekanizmasının en tepesine yerleşen hürmet duygusu, içinde bulunduğumuz toplumun gerici ve yeniliklere kapalı olmasındaki en büyük etken durumuna geldi. Başkasına duyduğu koşulsuz hürmetten nefret ettiği halde, kendisinden sonra gelen nesle de aynı uygulamayı dayatmaktan çekinmeyen bir toplum haline dönüşmek, nesiller arası bu çatışmada önü alınamaz sonuçlar doğuracaktır. Bizim neslimizin fikirlerini bile benimsemekte zorlanan ihtiyarlar meclisinin, gelecek nesil planlamasında söz sahibi olması fikri artık size de korkunç bir hata gibi görünmüyor mu? Bireysel hürmetçilikten toplumsal hürmetçiliğe geçiş yapan bu kavramın toplumdan siyasete de aynı biçimde uyarlanması sürpriz olmaz. Belki de Avrupa kültürlerinin başarısının altında yatan temel sebeplerden biri, gençlik dönemine ulaşan kişilerin ailesinden ayrılmasıyla ilişkilidir. Süperegolarını çağdaşlarıyla birlikte şekillendiren toplumlar, nesiller arasındaki çatışmalarını daha kolay aşabilmişlerdir. İtirazınız varsa, dünya haritasını önünüze koyun ve ekonomi, eğitim ve teknoloji alanlarında gelişmiş mutlu ülkeleri belirleyin. Sonra da başarısız ve mutsuz ülkeleri tespit edin. Şimdi de kabaca, aile ilişkilerini ve büyüklere karşı gözetilen hürmetçilik seviyelerini karşılaştırın. Sonuç olarak, ortada inkârı zor olan birtakım gerçeklikler göreceksiniz. Bu demek olmuyor ki başarı, aile büyüklerini çiğneyerek kazanılır. Bunun anlamı, gelecek nesil planlaması, ekonomik ve bilimsel atılımlar, toplumdaki mutluluk seviyesi ve diğer pozitif atılımların aile hükümdarlığında kurulmaması koşuluyla sağlanabileceğidir.</p>
<p>Gelecek neslin oluşturacağı meclislerin yaş sınırlaması gençlerin değil, ihtiyarların aleyhine olmalıdır. Örneğin 55 yaşındaki bir vekilin, bir sonraki neslin eğitim planlaması kararını doğru biçimde alabileceğine ihtimal vermiyorum. Yaşadığı toplum, tabuları ve diğer korkularıyla doluyken ihtiyarlar meclisinin gelecekte başarıyı yakalayacak vizyonları benimseyebileceğini düşünmüyorum. Ucu açık bir şekilde, meclislerin yaşlara göre bölünmesinin gelecek için en doğru karar olacağı fikrindeyim. Toplumun gelecek yönetim biçimlerini sağlıklı bir şekilde planlamasının ilk aşaması, bireylerin düşünce şeklini yeniden tasarlamaktan geçiyor. Düşünce şeklini, tabular sebebiyle konulan yasaklardan, milliyetçilik ve ümmetçilik gibi zararlı yönelimlere varan biçimlerden alıp özgürlükçü, yenilikçi, nesiller arası mutabık ve dolayısıyla mutlu toplum biçimine uyarlayacaksak, “referans fikir” kavramını benimsemeliyiz. Bu kavramla anlatmak istediğim şey şudur. Düşünce sistemi, hayat görüşü, ideolojisi, ihtiyaçları, hobileri oluşmakta olan bireyler, muhalif düşünce sistemlerini gözetmeli; bunları referans almalıdır. Ve evet, bunun geleneksel bir şekilde, devlet ve çeşitli sivil toplum örgütlerince yapılması gerektiğini düşünüyorum. Aile büyükleri, çocuk eğitimi sırasında direkt olarak bu sisteme bağlı kalmalı ve çocuklarını referans fikirlerle donatarak yetiştirmelidir.</p>
<p>Önceki bölümlerde, doğru görünen sistem ve ideolojilerin eğitim modeliyle benimsendiği konusunda çok sayıda örnekleme ve düşünce deneyi yaptık. Buradan hareketle, tek bir ortak hikâyeyle karşıt iki sisteme bağlı gençlerin olası toplum modelini örnekleyelim. Diyelim ki, iktidarı solcu ve muhalifi ılımlı sağcı sistem olan bir toplumdayız. Bu toplumda, en azından orta veya uzun vadede bir kırılma yaşanacağını, sağcı sistemin geriye dönüş için fırsat kollayacağını öngörebiliriz. Çünkü eğitim modelimiz, benimsediğimiz sistemin iktidara gelerek diğer sistemleri yok etme arzusu üzerine işliyor. Referans fikri benimseyen toplumdaki bir ateistin muhalifin kutsal kitabını okumasından; aşırı sağcı bir gence, şimdiye kadar iktidara gelen sağcı sistemlerin başarısız örneklemelerinin gösterilmesine kadar tüm çabalar, referans fikirli eğitim yöntemlerimizden olacaktır. Bu çalışmalar, günümüz ihtiyarlar meclisince şeytanlaştırılan kavramları, algılanması mümkün gerçekler haline getirecektir. Bu toplumdaki solcu birey, muhalifi olan sağcı bireyin hikayesine dâhil olarak ona bu düşünceleri sağlayan öğretileri kavrayacak ve gerektiği yerde karşıtına referans olacak düşünce ve sistemleri benimsetebilecektir.</p>
<p>Bu toplumda, sokakta kağıt toplayan yaşıtını aşağılayan bir çocuk, eğitmeniyle birlikte, bir gün boyunca kağıt toplamak için sokağa çıkartılacaktır. Bu toplumda, ırkçı fikirlerle donanmış bir beyne sahip olan çocuk, eğitmeni tarafından kurgulanan bir tiyatroda, ırkçılığa maruz kalan bir rolde oynatılacaktır. Bu toplumda, kendinden aşağı gördüğü bir hayvana fiziksel şiddette bulunmaktan çekinmeyen bir çocuk, kendisinin de bir hayvan olduğu konusunda telkin edilecek ve kişiliğinde yıkıma yol açabilecek “özel olma hissi”, evrimsel biyolojiyle aşılacaktır. Özel olduğumuz fikri, demagogların siyaseti içindir. Demagog, siyaset yöntemini tamamen toplumsal korku ve arzular üzerine kuran ve toplumun bu ilkel dürtülerini sömüren kişidir; sistematik olarak diktatörlüğe giden yoldaki son durak kabul edilir. Tarih boyunca yaşayıp yok olan binlerce toplum, tıpkı bizim yaptığımız gibi, kendilerinin en özel ve doğru toplum olduğu konusunda emindi. En eski dürtülerden biri olan bu düşünce biçimi, diğer toplumlara karşı yapılacak atak ya da savunma savaşlarında, bireylerin gruba sadık olarak bağlanması için kullanılmıştır. Toplumlar arasında kullanıldığı taktirde avantajlar getirmesi muhtemel olan özel olma hissi, toplum içine uyarlandığında yıkımlara yol açıyor. Günümüz düşünce sisteminin oluşturduğu yönetim sistemleri, bu denli ilkel bir fikirle devam edebilir mi? Eğer edemezse alınması gereken yegane tedbir, özel olmadığımız fikrinin gelecek nesillere hızlıca verilmesidir. Bu konuda çekinceleri olanlar, etnik milliyetçilik sebebiyle kendilerini özel hisseden toplumların bilim-teknoloji yarışında ne kadar gerilerde kaldığına bakabilir.</p>
<p>Topluma uyarlanması mutlak bir gereklilik olan referans fikir, bireysel olarak benimseyenlerine de çeşitli avantajları beraberinde getirecektir. Her iktidar, muhalif fikrin iktidar koşullarını kendi içinde barındırır. Öyle ki, basketboldan hoşlanmayan birine basketbolu sevdirebilir ya da basketbolu tahammül dahi edemeyeceği bir spor haline getirebilirsiniz. Kıvırcık saçlı karşı cinsine karşı önyargılı olan bir birey düşünelim. Muhtemelen altında yatan sebep, çocukluk ya da erken gençlik döneminde “kötü” olarak tanımladığı bir deneyim sırasında kıvırcık saçlı bir kişi ya da onu anımsatan objelerle hatalı bağlantılar kurmasıdır. Kötü deneyimle eşleştirilen kıvırcık saç, sonraki deneyimler için olumsuz bir etki olarak kodlanmış olur. Bireyin olumlu deneyimleri sırasında kıvırcık saç ya da onu anımsatacak diğer etkenlere yavaşça maruz bırakılması, bireyin beyninde referans düşünceler oluşturacak ve birey, kıvırcık saç hoşnutsuzluğunu aşacaktır. Aşılmak istenen yükseklik korkusu için, kademeli olarak yüksek mekanlara maruz bırakılmanın sebebi de aynıdır. Yüksekliğin tek başına herhangi bir tehlikesi olmadığına ikna olan beyin, bu korkunun dezavantajının farkına varacak ve birey, yükseklik korkusunu yenecektir.</p>
<p>İş hayatına uyarlanan referans fikir daha da ilginçtir. Örneğin, kendinizde liderlik vasfı göremiyor ve bu durumun iş hayatınızda dezavantaj olacağını düşünüyorsanız, sistematik olarak maruz kalmanız gereken etkiler basittir. Yakın çevrenizi, mümkün olduğunca liderlik vasfı olduğuna inandığınız kişilerden oluşturmaya çalışın. Bu insanlarla geçireceğiniz her an, yöntem kopyalamanıza yardımcı olur. Daha çok bilinçsizce kopyalanan bu yöntemler, yine siz farkında olmadan günlük yaşantınıza uyarlanmaya başlayacaktır. Çevrenizdeki liderlerden herhangi biriyle etkileşimde olduğunuz bir anda, liderin gözüne bakarak; “Ben senden daha iyi bir liderim!” sözünü tekrarlayın. Beyninizdeki ayna nöronlar bu aşamada, düşüncenin kimyasal etkilerini, fiziksel mimiklere dönüştürür ve karşınızdaki liderin ayna nöronlarının kavrayabileceği referans fikirler karşı tarafa iletilir. Bu durumda hem lider olduğunuza dair etkilerle kendinizi programlamış, hem de karşınızdaki insanlara lider olduğunuzla ilgili örtük mesajlar iletmiş olursunuz. Göz teması kurulmasının gerekliliği ise göz temasından ilk kaçınan kişinin refleks olarak, yüzünüzün bütününe odaklanmasından kaynaklanır. Karşı tarafın bu odaklanması, liderlerden kopyaladığınız, gözle görünmesi zor ancak etkili olacak mimiklerin yine ayna nöronlarla karşınızdaki kişiye aktarımına yardımcı olacaktır. Bu deneyimin sürekli hale getirilmesi, motor kortekse yavaşça kodlanan bu mimikleri her defasında daha bir ustalıkla yerine getirmenize olanak sağlar. Siz bilişsel olarak hiç farkına varmasanız da beyniniz, uyku sırasında dahi bunun pratiğini yapabilecek ve size bunun sonuçlarını “rüya” olarak izletebilecek potansiyelde bir yapıdır.</p>
<p>Referans fikri kavramak, farkında olmaksızın maruz kaldığımız etkilerden kurtulmak için de önemlidir. Varlığın ne demek olduğunu deneyimlememiş kişilerin yokluktan şikâyet etmesi pek olası değildir. Ancak içlerinden birinin varlığı görüp etkilerini referans olarak kodlaması durumunda, referans olan varlık düşüncesi, yokluğa karşı takınılacak isyan duygusunu tetikler. Televizyonun Türk topraklarına giriş yapmasından sonra, köylerden kentlere başlayan göç dalgalarının sebebi de bu bağlamdaki bir referans fikirdir. Şehir hayatının cazibesine kapılan nitelikli çiftçi ve köylülerin, tarlalar ve diğer üretim alanlarını bırakmasıyla ithalcilik artıyor ve Türk ekonomisi, büyük yaralar alıyordu. Şehirler kapasitesini aştığı için sağlık, eğitim ve trafik gibi diğer problemlerde de sıçramalar yaşanıyordu. Yaşam standartlarının hızla düşmesi sebebiyle, sonucu beyin göçüne kadar varan olaylar yaşanıyor; ekonomik aksiyonlar için cazibeleşen şehir yaşamı sebebiyle toplumumuz geriye doğru gitmeye başlıyordu. “Köylü milletin efendisidir” öğretisine referans olan “Şehir yaşamı iyidir” öğretisi hem şehir, hem de köylü hayatlarını perişan ediyordu. Hayatınızın her alanına uygulamanızı tavsiye ettiğim referans fikir kavramı hem bireysel, hem de toplumsal olarak büyük fırsatlar ve kolaylıklar sunacaktır. Reklamcılıkta ya da siyasette kötü amaçlarla kullanılan bu kavramı tanımanız demek, bu alanlarda dengeli olmanız ve bu tutumunuzu korumanız demektir.</p>
<p><strong>Sonuç: </strong></p>
<p>Bu incelemenin başından beri bireyin beyinden, toplumunsa bireylerden oluştuğu fikriyle, tek bir beynin tüm dünyayı değiştirebileceği gerçeğine deyindim. Bireysel tüm özelliklerin çoğunlukla çocukluk ve erken gençlik döneminde alınan eğitimle kazanıldığını söyledim. Bu eğitimin oluşturduğu bireysel sistemler; yani hikâyeler, toplumsal sistemlere dönüşüyordu. Toplumsal sistemler, siyasi sistemleri üretiyor ve her halk kendi sistemine; yani kendi hikâyesine bağlanıyordu. Bu denklemde kesin olarak görüleceği üzere, toplumun yönetim sistemlerini değiştirmek, bireyin şahsi sistemlerini değiştirmekten geçiyordu. Bunun içinse referans fikir modelli bir eğitim sisteminin hayati bir öneme sahip olduğunu belirttim. Toplum yönetiminde geçerli olacak siyasi yöntemin tanımından ziyade, o toplumu şekillendiren sistemle ne kadar uyumlu olduğunun kavranmasının önemine dikkat çektim. Toplumsal psikolojinin kavranması, bilişsel eksikliklerin belirlenmesi ve bu bağlamda reçeteler hazırlanması önemlidir. Kuvvetli bir diktatöre dayanmaktan başka bir gerçeği olmayan toplumlar için demokrasi saçmadır. Bu problem, demokrasi fikrinin topluma referans olarak sunulması durumunda ortadan kalkacaktır. Koşulsuz hürmet duygusu, aileden yakın çevreye, toplumdan siyasete uzanıyorsa; aileye karşı edinilen koşulsuz hürmetten kaçınma reflekslerinin siyasi lider ya da partilerin hürmet duygusunu sömürme denemelerine karşı bir savunma sistemine dönüşeceğine dikkat çektim. Geçmiş tecrübelere dayanarak kararlar almak üzere evrilen beynin en büyük yardımcınız olacağını ve bireyin beynini tanıması koşuluyla sistemlere ait olmak yerine sistemleri kendisine ait kılacağı bir topluma dönüşmenin yüksek bir ihtimal olduğunu ileri sürdüm.</p>
<p>Artık kendi sisteminize; yani hikâyenize bakmalı ve eksiklerin farkında olmalısınız. Toplumun hikâyesiyle uyuşmayan fikirlerinizi tespit edip analiz etmeli, bu çabaların yol açtığı depresif fikirlerden kurtulmalı ve karşı reçetelerle toplumu etkilemeye başlamalısınız. Siyasi sistemlerin, beyniniz tarafından milyonlarca yıldır kullanılan yöntemler olduğunu kavramalı ve araç olarak kalması gereken bu sistemleri amaç edinmekten kaçınmalısınız. Kişisel eğitiminizin ego ve süperego bölümleri için hayati önem taşıdığını anlamalı ve ihtiyarlar meclisinin doğruca bu bölgeleri esir etmek istediğinin farkına varmalısınız. Bu istek, acıkınca ağlayan bebek davranışı kadar bilinçsiz ve gerekliydi. Ancak bu gereklilik, günümüz koşullarında geçerliliğini yitirmiştir. İhtiyarlar meclisinin dayattığı siyasi sistemlere, geleneklere ve geleceklere mecbur değilsiniz. Çağdaş eğitim sistemleri, çağdaş düşünsel sistemler yaratır. Bu kelebek etkisi sonucunda toplum, çağdaş ve mutlu bireyler üretir. Evrim çağdaşlıktan yanadır. Doğal seçilim milyarlarca yıldır, yalnızca en iyi uyum sağlamış türlerin bugüne gelmesine müsaade etti. Toplumsal evrim de aynı yöntemi kopyalayacak ve çağdaşlıktan yana olmaya devam edecektir. Aksini ispat etmek için şeytanlaştırılan tüm kavramların temeli çürüktür ve kaderi yok olmaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/">Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı- 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ŞEYLER</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seyler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seyler/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Jun 2017 05:25:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ezgi Pamukçu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9581</guid>
				<description><![CDATA[<p>Baktığımız ve gördüğümüz aynı şey midir? Ya bunlara verdiğimiz isimler? Bunlar gerçek midir gerçekten?Görseller mi üstündür her zaman? Yoksa yazılanlar mı?Hangisi daha gerçek? Resmedilmiş bir çiçek deseni düşünün. Nedir bu diye sorsam? Ne zırvalıyorsun sende, elbette bu bir çiçektir dediğinizi duyar gibiyim. Peki bu gördüğünüz şey ne kadar gerçek? Sözcükler, şeylerin birer göstergesidir. Çünkü bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seyler/">ŞEYLER</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Baktığımız ve gördüğümüz aynı şey midir? Ya bunlara verdiğimiz isimler? Bunlar gerçek midir gerçekten?Görseller mi üstündür her zaman? Yoksa yazılanlar mı?Hangisi daha gerçek? Resmedilmiş bir çiçek deseni düşünün. Nedir bu diye sorsam? Ne zırvalıyorsun sende, elbette bu bir çiçektir dediğinizi duyar gibiyim. Peki bu gördüğünüz şey ne kadar gerçek? Sözcükler, şeylerin birer göstergesidir. Çünkü bu sözcükler, onlara benzemektedir. Bu bir andırıştır. Gerçek bu değildir. Onu alıp koklayabilir misiniz? O halde gerçek olduğunu da iddia edemezsiniz!Desenlere verilen sözcüklerin tek işlevi,kendini tanımlamaktan öteye gidemez.Ama konumuz bu da değil. Bizi burada yanıltan,karmaşaya sürükleyen şey dilsellik ve görselliği ilişkiye sokmak. Gördüğümüz şeyi karşılayan sözcükler ve bu benzeyiş bizi bunu yapmaya yönlendiriyor. Dilsel ve görsel oyunlar. Sözcüklerin şeylerle karmaşası. Sözcükler,şeylerin kendilerine bir gönderimde bulunmaz. Sözcüklerin bütün bir sistem olan dilde anlamları vardır. Örneğin ‘Kedi’ sözcüğü,gerçek olan yani hayvan olan kediye bağlı -bağımlı-bir sözcük değildir. Bu hayvanın varlığına katılımda bulunmaz. Bu çözümlemeler, sözcükler ve şeyler arasında kopuş amaçlayan karmaşadan başka bir şey değildir. Durduk yere sorun yaratmak değil mi bu? Bir sözcüğün belirttiği şeyin kendisi olduğunu iddia eden mi var sanki! Ama derdim bu da değil! Tabiri caiz ise beyinlerinizi patlamanızı istiyorum. Düşünmenizi istiyorum bir şeyler hakkında. Fazla mantık aramaya gerek yok burada. Algı da yaratmaya çalışmıyoruz. Muhakkak keskin net kanılara varmanıza da gerek yok. Bakış açınızı değiştirmeye çalışmaya çalışmanızı istiyorum. Olabilir, neden olmasın gibi. Farklı açılardan bakabilmeyi denemek, bir şeyleri alışılagelmişin dışında görebilmek! Neden olmasın ? Kafa yorun bir şeylere ve okuyun.Tekrar okuyun. Beyninizin içinde değişmeye başlamışsa bir şeyler,ufacık çok küçük bir şey… Ne kadarda çok şey dedik değil mi? Ama bu daha hiçbir şey.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seyler/">ŞEYLER</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seyler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9581</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kendini İmzalamaya Geldin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Jun 2017 06:57:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9556</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben senin bildiklerinle sınırlı değilim, Sen de benim seni bildiklerimle sınırlı değilsin, Bırak beni bilmeyi, kendini bilmeye bile sınırlısın, Başına gelmeden, yaşamadan, deneyimlemeden, sende bilmezsin, sende ki senin neler yapabileceğini..! Bizi bizden öte bilen Yüce Allahtır..! Şimdi anladın mı neyin sınavı bu dünya? Sen kendini bilmeye, bildiklerinle kendini imzalamaya, kendini tanımaya geldin..!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/">Kendini İmzalamaya Geldin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben senin bildiklerinle sınırlı değilim,<br />
Sen de benim seni bildiklerimle sınırlı değilsin,<br />
Bırak beni bilmeyi, kendini bilmeye bile sınırlısın,<br />
Başına gelmeden, yaşamadan, deneyimlemeden, sende bilmezsin, sende ki senin neler yapabileceğini..!<br />
Bizi bizden öte bilen Yüce Allahtır..!<br />
Şimdi anladın mı neyin sınavı bu dünya?<br />
Sen kendini bilmeye, bildiklerinle kendini imzalamaya, kendini tanımaya geldin..!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/">Kendini İmzalamaya Geldin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kendini-imzalamaya-geldin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9556</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanın Kendine Sorması Gereken Kıymetli Sorular…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Jun 2017 06:55:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9505</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kelebeğin ömrü… Ağacın ömrü… İnsanın ömrü… Hepsi farklı uzunlarda, farklı yolculuklar. Çoğu zaman aralarında ki tek fark geçmiş ve geleceğin varoluş uzunluğu veya kısalığıdır,  çoğu kimseye göre… OYSA HAKİKAT BAMBAŞKADIR! Gerçekten hakikat asla bundan ibaret değildir. Hakiki olan kişinin yaşam döngüsü boyunca evrene böylece bütüne yansıttığı deneyim ve kazanımlar aracılığı ile KENDİYLE TANIŞMASI VE ÖZÜ [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/">İnsanın Kendine Sorması Gereken Kıymetli Sorular…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kelebeğin ömrü…</p>
<p>Ağacın ömrü…</p>
<p>İnsanın ömrü… Hepsi farklı uzunlarda, farklı yolculuklar. Çoğu zaman aralarında ki tek fark geçmiş ve geleceğin varoluş uzunluğu veya kısalığıdır,  çoğu kimseye göre…</p>
<p>OYSA HAKİKAT BAMBAŞKADIR!</p>
<p>Gerçekten hakikat asla bundan ibaret değildir. Hakiki olan kişinin yaşam döngüsü boyunca evrene böylece bütüne yansıttığı deneyim ve kazanımlar aracılığı ile KENDİYLE TANIŞMASI VE ÖZÜ GEREĞİ YAŞAM AMACINI GERÇEKLEŞTİRMESİDİR!</p>
<p>ASIL OLMASI GEREKEN; kişinin kendi merkezine yani bir diğer deyiş ile hakikatine gelerek yaşam amacını gerçekleştirmesidir.</p>
<p>İşte tam da bu döngüde insanı kendi bilgeliğine götüren bazı sorular başlar.</p>
<p>“ BEN KİMİM ?”</p>
<p>“ YAŞAM AMACIM NEDİR?”</p>
<p>“ KENDİM ARACILIĞI İLE BÜTÜNE NELERİ KATABİLİRİM?” …</p>
<p>Son derece kıymetli ve belki bedeli ağır gibi görünen ancak mükafatı çok olan sorular!</p>
<p>SADECE !</p>
<p>Bir kez niyet etmek ve kendi yaşam amacımızı bulmak için SAMİMİ OLMAK yeterlidir…</p>
<p>Samimi olmak!  en çok ta kendimize.</p>
<p>Onca gelir geçer yaşanan dünya hayatı ve oyalamaca içinde bizi biz yapan daha kıymetli başka bir görevimiz yoktur!</p>
<p>Hatta yaşanan çokça sıkıntı, hastalık veya dert olduğunu düşündüğümüz onca engel aslında bizi KENDİ EŞİĞİMİZE getirmek içindir..</p>
<p>KENDİ EŞİĞİMİZ bizi KENDİ ÖZÜMÜZE ulaştırır…</p>
<p>Peki bu yolculukta aracımız nedir?</p>
<p>Böylesine kıymetli bir amacı nasıl yaşar hale geliriz? Laf ta kalmadan iliklerimizde hissedip, coşkusunu şükre yani farkındalığa dönüştürerek?</p>
<p>“ YAŞAM AMACIM VE DÜNYADA VAR OLUŞ SEBEBİM NEDİR… BÖYLECE BEN KİMİM?” sorusudur bizi bu eşiğe taşıyan ve KENDİ KAPIMIZI ÇALDIRAN!</p>
<p>Aksi takdirde kişinin kendi gerçekliğine uyanması yani ÖZÜNE kavuşması için çeşitli engel ve problemler uyarıcı niteliğinde hayatında baş gösterir.</p>
<p>Ta ki kişi nihayet kendine  sorduğu sorular ile kendi eşiğine gelene kadar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/">İnsanın Kendine Sorması Gereken Kıymetli Sorular…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insanin-kendine-sormasi-gereken-kiymetli-sorular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Jun 2017 16:43:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gökhan Ahmetoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9529</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlk bölümdeki incelemeler aklınızda soru işaretleri oluşturduysa, günümüzde en büyük silahımız haline gelen interneti kullanarak daha geniş araştırmalar yapabilir ve bu konularda kaleme alınmış pek çok makale okuyabilirsiniz. İleride bahsedeceğim “referans fikir” kavramına göre bunu yapmanız, belirteceğim kaynakça bölümünden çok daha faydalı olacaktır. Bu bölümden itibaren sıkça bahsedeceğim “hikâye” kavramıyla anlatmak istediğim esasen şudur. İlk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-ii/">Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İlk bölümdeki incelemeler aklınızda soru işaretleri oluşturduysa, günümüzde en büyük silahımız haline gelen interneti kullanarak daha geniş araştırmalar yapabilir ve bu konularda <a href="http://www.kayakirtasiye.com.tr/yazi-gerecleri-kalemler"><strong>kalem</strong></a>e alınmış pek çok makale okuyabilirsiniz. İleride bahsedeceğim “referans fikir” kavramına göre bunu yapmanız, belirteceğim kaynakça bölümünden çok daha faydalı olacaktır. Bu bölümden itibaren sıkça bahsedeceğim “hikâye” kavramıyla anlatmak istediğim esasen şudur. İlk bölümde, dışarıdan gelen tüm etkilerin çevresel yorumlarla davranışa, geleneğe, kararlara, eylemlere dönüşmesini ifade ettiğim eğitim kavramının bireyin hayatının tümüne yayılmasını “hikâye” kavramıyla ele almak istiyorum.</p>
<p>Farklı toplumlara ait bireylerin hikâyeleri (hayatları) arasındaki ayrım ve olası tüm çatışmalar, kaynağını algı çeşitliliğinde bulmakta. Beynimizde, çoğunlukla toplumsal uyarımlar sırasında aktif olan “medial prefrontal korteks” isimli bir bölüm var. Bu bölüm, başka insanlarla etkileşime girdiğimizde ya da başka insanları düşündüğümüzde aktif hale geçen, ilgimizi cansız maddelere yönelttiğimizde ise etkinlik göstermeyen bir bölgedir. Bu noktada sormamız gereken esas soru şudur. Medial prefrontal korteks, görsel ya da işitsel uyaranlarla insanları belirli toplumsal görüşlere yapay olarak uyarlayabilir mi? Bu soruya cevap vermek için pek çok deney yapıldığını ve elde edilen sonuçların yönetilenler üzerinde istenilen sonuçları almak için kullanıldığını hatırlatmak isterim. Günümüzde pek çok medya organı, bu gibi çalışmaların sonuçlarını gözeterek istedikleri başarıları elde edebilmiştir. Bu bakımdan, kendi gerçek hikâyenizi tanımanız ve bu gibi yönlendirmeler karşısında kendi önlemlerinizi almanız, birey olarak sizleri siyasi sistemlerin ağından kurtarabilir. Sizi siz yapan şeyler, size şu ya da bu şekilde benimsettirilmiş düşünceler değil, kendi beyin hücrelerinizin oluşturduğu etkileşimlerdir. Bu girizgah aslında, bu gerçeğe sizleri ısındırmak içindi.</p>
<ol start="2">
<li><em><strong> Bölüm: Yönetme Yöntemi</strong></em></li>
</ol>
<p><strong> </strong>Kimseyi incitmek istemem, ancak sol ve sağ olarak ikiye bölünme ve bu kavramlarla aidiyet kurma ihtiyacı bende artık en ufak bir his uyandırmıyor. Sosyal medya veya belli görüşlere ait kanalların sıkça pompaladığı demagojik söylemler, insanları “ılımlı rekabet ortamı”ndan hızla uzaklaştırıyor ve üstelik, çeşitli çatışma ortamlarına sürüklüyor. Bu gözlemlerime ilişkin olarak daha sağlam bir kanıt isterseniz, her şeyin atası kabul edilen ana sisteme, yani evrene bakmanızı önerebilirim.</p>
<p>Evrendeki tüm “ürünler” (atomlar ve atom altı parçacıklar), belirli birtakım kimyasal tepkimeler ve fiziksel etkileşimlerle ilerlemek zorundadır. Bunlara örnek olarak kütle çekim yasası, entropi ve evrim gibi alt başlıkları vermek mümkündür. Bu tepkime ve etkileşimler, “ürünün algı genişliği”yle doğru orantılı olarak ilerlemekte. Evrenin kaotik olan ilk dönemlerinde, hidrojen ve helyumdan oluşan bir atomik çorba vardı. İlkel atomlar yeni bileşenleri oluştururken, tamamen çevresel şartlara bağlı olarak yeni yöntemler ortaya çıktı. Kütle çekim yasasıyla hareket etmesi zorunlu kılınan madde, atomik çorbanın yıldızlara dönüşümüyle nükleer füzyonu yarattı ve madde üretimi, önüne geçilmesi zor olan bir eşiğe geldi.</p>
<p>Nükleer füzyon, yıldız çekirdeklerindeki aşırı kütle çekimi ve bu etkinin sonucu olan enerjinin tümüyle birlikte, atomları farklı davranmaya iten bir fırındır. Bu fırındaki çevresel anormaliler, eski çevresinde hidrojen atomu olma becerisi edinen atom altı parçacıkların bu yeni ortamda karbon, oksijen, azot, altın gibi elementler olarak yeni beceriler kazanmasını sağladı. Bunun sonucunda madde, kendi gelişim sistemini belirleme şansı yakaladı. Kendi davranışlarının yaratıcısı olan madde, bu becerisinin ihtişamı karşısında büyülenmiş ve kendisine bir tasarımcı yakıştırmış; algı spektrumunun dışında kalan bilinci yaratmıştır. Bu hikâyede elbette, tanrıcı algı spektrumuna sahip bireylerin hikâyelerinde olanın aksine, tanrıya ihtiyaç kalmıyor. Bu yorum farklılığı, ileride deyineceğim siyasi fikirlerin temelindeki yorum farklılıklarına örnek teşkil etmektedir.</p>
<p>Peki, gerçek nedir? “Bilmiyoruz!” demekle rakip sistemin güçlenmesine katkı sağlayacaklarını bilmeselerdi bilim insanları bu soruya kesinlikle “Bilmiyoruz!” yanıtını verirdi. Gelişim ipleri, şu anda meydanı teist sistemlere terk etmek istemeyen ve yanlışlanması zor olan teorilerle kendi hikâyesini geleceğe kabul ettiren bilimin elinde. Ancak, gözden kaçırdıkları bir trajedi olasılığı var. Tarihe yön veren liderler de kontrolsüz yoruma dayalı hikâyelerin hüküm sürdüğü bir toplum yaratmıştı. Bu toplum, bugün tüm aydınların korktuğu, radikal siyasi fikirlere ve bitmesi mümkün görünmeyen bir savaşa mahkum durumda. Ne ilginçtir ki bilinç, aynı hatayı eskiden din olgusuyla yaparken, şimdi de dinin karşısındaki bilimle tekrarlıyor. Bu da bize, tanrı tanımaz sistemler karşısında tanrıcı sistemlerin gelecekte muhtemel bir zafer kazanacağını gösteriyor. Popülerleşen “simülasyon teorisi”ni hatırlayın; “Biz, akıllı etkilerin ürettiği bir teknolojiyiz.” Belki de Nietzsche&#8217;nin işaret ettiği nihilizm korkusu karşısında insanoğlu, “Tanrı var!” iddiasına daha modern bir dille sarılacak. Tipik bir geriye itilmişin çıkıp gelişi durumu yani.</p>
<p>Bigbang ve benzeri teorilerin hepsi aslında, algı spektrumumuzun ürettiği yorumlardır. Bu iddiam, Bigbang teorisine duyduğum güvensizlikten ziyade, çekimserliğimin bir sonucudur. Bu gibi tüm keşiflerimiz ve fazlasını bilme arzumuz, bizi kontrolsüz teorilerin, kişisel ve siyasi sistemlerin güdümüne sokacaktır. Bu tür keşif ve arzuları kontrol altına alamamak, iktidar sistemlerinin toplumsal kırılmalarda geriye itilmesine ve muhalif sistemlere yönelmeye yol açacaktır. Toplumsal yönetim sistemlerini incelemeye geçmeden önce, evren sisteminden toplum sistemine uyarlayacağım ve “kitlesel füzyon” olarak adlandıracağım bir konudan bahsetmek istiyorum. Kitlesel füzyon, iktidar sistemleri tarafından başta medya olmak üzere tüm iktidar aygıtlarıyla halkı planlı davranmaya iten bir fırındır. Bu fırında birer ürün olan bireyler de tıpkı atomik çorba gibi, yeni düşünsel beceriler kazanıyor. Bu beceriler, iktidar sisteminden sonra gelen sistemlere tamamen kapalı kalmakta. Yukarıda bahsettiğim olgulardan biri olan algı spektrumu tanımımı aklınızda tutmalısınız ki, evrenin ayrılmaz gördüğüm yöntemleri beyninizle bir anlaşmazlığa düşmesin.</p>
<p>Herhangi bir epileptik hastalığa yakalanmamış tüm bireylerin algı spektrumları ortaktır. Görsel, işitsel, tatsal algılarımızın dışına çıkmamız, teknoloji olmaksızın mümkün değildir. Görsel açıdan örneğin, mor ötesi ve kızıl ötesi ışımaların gözlerimiz tarafından asla tespit edilememesi, algı spektrumumuz nedeniyledir. Görebildiğimiz şeyler, evreni oluşturan şeylerin trilyonda biri kadardır. Tıpkı yenilmemesi gereken zehirli mantarların rengini seçebilmek üzere duyu yöntemi üreten bir memeli gibi, insanlar da bu yönde geliştirdiği duyu yöntemlerinin dışında kalan imgeleri yoruma bağlı bir hikâyeye dönüştürmektedir. Bu spektrumun sınırlarını zorlayıp genişletmek isteyen bilimin bu spektruma razı olan yaratılışçılarla olan mücadeleleri, bugün dünya siyasetinin temelini oluşturan söylemlere yön veriyor. Bu söylemler, bizleri en az ikiye bölünmüş karşıt topluluklar haline getiriyor. Üstelik, karşı karşıya gelen sistemlere bağlı bireylerin siyasi algı spektrumları da farklı oluyor. Bu noktada anlaşabilmek, geleceği oluşturan toplumlara bu hikâyelerin yan etkilerini yönetebilme gücü verecektir. Toplum bu güçle, farklı sistemler içinde ılımlı çatışabilen bireylerden oluşacaktır. Unutmayın ki, karmaşık tek bir hikâyeye dayanan ve muhalifleri içinde barındırmayan sistemler, toplumların hızlı çöküşlerine yol açar. Gelişimi tetikleyen şey, muhalifin (itirazcının) ta kendisidir. Burada beni rahatlatan şey, hiçbir gücün muhalifi yok edemeyecek olmasıdır. Çünkü toplumsal muhalefet, bireysel muhalefetin mimarı olan beynin yöntemidir. Bu yöntem, milyarlarca yıllık evrimsel bir geçmişe sahiptir. Buradaki ilkel içgüdü, iktidar olmak isteyen bireyin bu uğurda, mevcut sistemin açıklarını aramasıdır. Mühim olan, “doğru olan”ın değil, “bireye ait olan”ın kabulüdür. Bu durum, tüm gruplara eşit rekabet ortamları sağlamakta.</p>
<p>Toplum ve siyaset alanlarında muhalifler genelde ılımlıdır. Aslında bu durum, kendi güçsüzlüklerinin farkındalığıyla da ilgilidir biraz. Yeterli güce ulaştığını hisseden her muhalif sistem, tarihte de sıkça tanık olunduğu üzere, kasti olarak cehalete hapsedilen bireylerle birlikte bastırılmış olan “eylemli rekabet” seçeneğine başvurur. İktidar seçiminiz, demokrat ya da anti-demokrat olsun, her sistem sonunda bir tek birey tarafından yönetilen bir sistem haline gelecektir. Bu tek bireyin bu noktadaki sistematikliği ve hikâyeye yüklediği anlamlar, kitlenin hikâyesiyle ne kadar örtüşürse, o da kendi amacına o denli hızlı ulaşacaktır. Kendi döneminde “tek adam” olmaktan başka bir seçeneği bulunmayan sol severlerin, bugün kendi anti-tezleri olan sağ sistem liderine yakıştırdığı “diktatör” söylemi ne komik değil mi? Peki ya bu sistemdeki kurbanların, sağ sisteme yakıştırdığı “diktatör” tanımına ne demeli? Körler sağırlar, birbirini ağırlar! En azından, siyasi algı spektrumu tuzağına düşmüş bireyler tanımı, teşhis için isabetli olacaktır.</p>
<p>Facebook, Twitter ya da diğer sosyal medya hesaplarınızdaki arkadaşlarınızın çoğu sizinle aynı siyasi görüşte mi? En azından, azınlıktaki muhalifleri ana sayfada görmeme ayarlarıyla kendinizi mi rahatlatıyorsunuz? Muhaliflerinize bağlı olası çıkarlarınız, muhaliflerinizi arkadaş listenizden tamamen silmeye engel mi yoksa? Her gün aynı gazeteyi okuyup her akşam aynı kanalın ana haberlerini mi izliyorsunuz? Sizinle benzer siyasi görüşteki kitlelerin demokratik eylemlerine katılıyor, size karşıt olan kitlelerin eylemlerine; örneğin başörtüsü yasağını protesto eylemlerine destek oluyor musunuz? Hatta bu eylemin, sizin siyasi sisteminiz için tehlike arz ettiğine mi inanıyorsunuz? Tebrikler! Siyasi algı spektrumu darlığı çekiyorsunuz. Bu algı bir kanser gibi tüm vücudunuza yayılacak ve nefretiniz günden güne büyüyecek. Bu değişim, geriye dönüşü zor olan sonuçlarla sizin tarafınızdan çocuklarınıza aktarılacak ve gelecek toplumlar sıcak çatışmalara daha fazla maruz kalacak.</p>
<p>Tek bir renkle güzel bir resim yapabilir misiniz? Tek bir kelimeyle güzel bir şiir yazabilir misiniz? Peki ya, tek bir siyasi görüşle, güzel bir toplum inşa edebilir misiniz? Bu sorulara cevabınız hayırsa, teşhisi kavramış ve siyasi algı spektrumunuz için iyi bir şeyler yapmayı kabul etmişsiniz demektir. Oysa ben, siyasi sistemlerin doğru ya da yanlış olarak değil, faydalı ya da faydasız olarak değerlendirilmesini savunuyorum. Başka deyişle, bir toplum için demokrasinin faydalı olabileceğini; başka bir toplum içinse “tek adam”a bağlı sistemlerin faydalı olabileceğini düşünüyorum. Bu düşüncem, şu anda bu yazılanları hangi sisteme bağlı hikâyelerle değerlendirdiğinizden bağımsızdır. Benim düşüncem, gelecek nesillerin sıcak çatışmalardan uzak tutma amacını öncelemekte. Çatışmaları asla sona ermemesi gereken siyasi toplumlar, sıcak çatışmalarla geriye gider ya da yerinde sayar. Olasılıklardan biri tabii ki II. Dünya Savaşı sırasındaki sıcak çatışmalar olabilir. Bu çatışmalar ve askeri alanlarda yapılan nükleer bomba denemeleri sonucunda bugün birileri Mars&#8217;a gidebiliyor. Elbette ki gelecek bizi bu aşamaya öyle ya da böyle getirecekti. Yani bu olasılığı göz ardı edebilir ve mantıksal bağlamda, sıcak çatışma seçeneğinin minimalize edilmesi için düşünce deneyleri gerçekleştirebiliriz. Peki, bana “tek adam”lığın olası tek yön olduğunu gösteren nedir?</p>
<p>Kendisine oldukça korunaklı bir sığınak inşa eden beynin çalışma mantığı karmaşıkken, oluşum yöntemi oldukça basittir. Bizi ilgilendiren şekliyle beyin ve sinir sistemi oluşumu, embriyo döneminde özelleşmiş beyin hücrelerinin kodlanmış olduğu biçimde, beyni oluşturacak bölgeye hareket etmesiyle gerçekleşir. Sinir sistemi, diğer tüm hücrelerin oluşturduğu vücut sistemine bağlanır ve gelişim süreci bu şekilde devam eder. Bu süreç, embriyo döneminin yaklaşık 3. haftasında başlar ve tüm hayat boyunca azalarak devam eder. Ancak bir yanılgı olarak, nöron sayısının beyin potansiyeli için çok da fazla önem taşımadığını bilmek gerekir. Potansiyel, nöronların birbiriyle iletişim kurmak için kendi aralarında atacağı köprülerde saklıdır. Bu köprülere “sinaps” diyoruz. İnsanın dili, sanatı gibi, nöronların da iletişim yöntemleri bu sinapslardır. Çeşitli kimyasal iletiler, ayrı ayrı her hareket, duygu ve düşünceleri oluşturabilir. Sinaps ve kimyasal ileti kavramlarında dikkatinizi çekmesi gereken nokta iletişimdir. Bu iletişim, verilerin alıcı ve verici arasındaki hareketi ve yorumlanması koşuluyla sağlanır. Madde için, beyin için, birey için, toplum için ve her şey için iletişim budur.</p>
<p>“Ben” olarak hissedilen şey tek olduğu sürece birey topluma adapte olabilirken, kişilik bölünmesine yol açan akıl hastalıkları, bozulan birey sistemini toplum sistemine uyarlamaktan alıkoyar. Yani belki de beyin diktatördür. Ancak bu açıklama, son zamanlardaki çalışmalarla yerle bir edilebilir. Beyin, sayıları on milyarları bulan nöronların birliğinden oluşan kararlar ve bu kararları onaylayan “sonuç mekanizması” sistemidir. Yani belki de beyin demokrattır&#8230; Ama bir dakika! Sinir sistemiyle diğer hücre gruplarına dikte edilen yönetimin tek bir yerde toplanması durumu, beynin kendi içinde demokrat yöntemler belirlemesi durumuyla çarpışır ve en doğru tanım, her ikisi birden olur; hem diktatör, hem demokrat! Dikte durumu, kendi sistemi içinde kalan bölüme değil, kendi sistemi dışında kalan bölüme dayatılırken kendi içinde demokrasiden ödün vermeyen bir sistemle baş başa kalırız. Sonuç olarak, toplumda süregelen demokrasi ve tek adamlık gibi siyasi sistemler, bire bir olarak beyin yöntemlerinde temelini bulur. Bunu soyut bir durum olarak değil, somut bir gerçeklik olarak ifade etmek istiyorum. Aynı sistemdeki bireylerin kendi içinde demokrasi modeli sağlıklı kalırken, farklı sistemlerde birbirine zıt sistemler demokrasiden nefret edecektir. Bu kaçınılmazdır!</p>
<p>Siyasi tanımı itibariyle demokrasi, gücünü çok seslilikten alan ve bu çok sesliliği toplumların gelişimi vizyonuyla işleyen yönetim biçimidir. Aynı demokrasi, uygulanması itibariyle gücünü saplantılı ideolojilerden alan, kendi ideolojisiyle muhaliflerini güçlü bir biçimde geriye doğru bastıran ve iktidarını kendi ideolojisini sonsuz kılma vizyonuyla sertçe savuran, itiraz edenlere ise trajikomik biçimde sandık yolunu gösteren bir yönetim sistemidir. Eminim ki şu anda, gelişmiş Avrupa ülkelerinde durumun böyle olmadığına dair görüşler üretiyorsunuz.Yanılıyorsunuz. En modern bireylerden oluşan, en kültürlü toplumlarla ünlenen, en kusursuz demokrasi modelleriyle yönetilen ülkeler dahi şu anki refah dönemlerini bir önceki bastırma aşamasına borçludur. Kapitalizmin olanakları ve başarısız diğer toplumlara uygulanan sömürgecilik, başarılı toplumlara oyalanacakları Iphone 7 Plus&#8217;lar verirken yöneticiler, kitleyi modernize edilmiş bir illüzyonla bastırmaktadır. Fakat bu bastırma aşamasının yönteminden ziyade kendisiyle ilgilendiğimizi göz önünde bulundurmanızı istiyorum.</p>
<p>Ortaçağ&#8217;da Kilise&#8217;ye ait olan otorite ve bu otoritenin Avrupa&#8217;yı sürüklediği uçurumdan sonra akıllı liderler, yüzyıllar boyunca dini yönetim ve sağcılık fikrini çeşitli yöntemlerle geriye doğru bastırdı. Gerek teknoloji ve peşinden gelen kapitalizm, gerek uzay çağı ve insanların yaşadıkları, dünyanın evrendeki bir toz zerresi olduğu gerçeğiyle yüzleşilmesini sağladı ve dünya toplumu, sınırların aşamalı olarak kaldırıldığı yeni bir siyasi düzene doğru evrim geçirdi. Avrupa Birliği ve NATO gibi kurumlar, bu geçiş sürecinin dinamiklerindendi. Dini ya da sağcı yönetimin eskimişliğini kavrayıp bunu kapitalizmle yönetmeyi reddeden ülkelerle II. Dünya Savaşı&#8217;na sürüklenen Avrupa, bu fikirlerin eylemci muhaliflerini yok etti ve Ortadoğu ile Asya toplumlarının bir adım önüne geçti. Artık sırada, sol fikri kavrayamayan toplumlar ve bu toplumların kademeli olarak ortak havuza katılması vardır. Beyinlere verilen mesaj çok nettir. Bu yöntemin dışında kalan her toplum, savaş ve acı içinde kıvranacaktır. Bu mesajı alan, ancak uygulama kısmında dini yönetim ve sağ görüşten kopamayan toplumlar hızla anti-tezler üretmiş ve beceremediği yeni nesil yönetim biçimini “şeytanlaştırmıştır”! Bu aşama, devamında gelen emperyalist tacizlerle büyümüş ve sağcılık akımı kendi içinde birleşme yoluna gitmiştir. Bugün, bu yeni solcu, kapitalist ve demokrat fikrin ilk kurbanlarından olan Rusya, yakın geçmişteki savaşın da etkisiyle sağcı görüşlerle birlikte dini yönetim fikrinden de kopamayan Ortadoğu ülkeleriyle birlikte bu yeni fikrin karşısına dikilmiştir. Yaşadığımız bu kaotik dönem, toplumları oluşturan bireylerin değil, toplumların benimsediği fikirlerin çatışması dönemidir.</p>
<p>O halde, şunu sormamız gerekiyor. İnsanların yarattığı fikirler, insanları yok edebilir mi? İşlemesi zorunlu olan doğal seçilim kavramını yalnızca biyolojide arayan kişiler için cevapsız kalacaktır bu soru. Benim cevabım şudur. Doğal seçilimi toplumdan siyasete taşıyan insanlar, kurmuş olduğu başarılı sistemlere ayak uyduramayan toplumların fikirlerini yok etme güdüsündedir. Bu güdü, tıpkı en yavaş koşan ceylanların av olması gibi, gelişime en az ayak uyduran toplumları da av haline getirmiştir. Beyinlerinin derinliklerinde, bu bastırılmış yöntemin yeniden çıkıp gelmesinin an meselesi olduğunu bilmeyen bireylerin oluşturduğu toplumlar, modern yok etme teknikleriyle çok sert bir biçimde saldıracaktır. Burada en önemli nokta, bu güdünün siyasi alanda asla kalıcı bir başarı getirmeyeceğidir.</p>
<p>Özetlemek gerekirse; bu örneklerdeki bileşenler aslında basittir; dini yönetimden ve sağcılıktan dolayı uzunca süredir acı çekmiş bir toplum, bu aşamada geliştirilen yeni, solcu ve demokrat sistem, bu sistemin toplumda hızlıca kabul görmesi (toplum bu aşamada, geçmiş dönemlerde başına gelen felaketleri yöneticilerden ziyade sistemin kendisine mâl eder), yeni sisteme gelen itirazlar (bu itirazlar, yeni sistemin liderlerinin geriye bastırdığı argümanlardır), iki sistemin çatışması, kazanan sistemin arta kalan eski sistem argümanlarını geriye bastırma aşamasına tam olarak odaklanması, geriye bastırma aşamasındaki zor kullanma ve gerekirse yok etme süreci, geriye bastırılması gereken fikir ve sistemlerden kopamayan toplumların toparlanması (kazanmış olan sisteme muhalif toplumsal kesimlerin anti-tez oluşturması), oluşturulan anti-tezlerle daha fazla birey toplamak ve şeytanlaştırılan tezlere karşı yürütülen acımasız propagandalar, geriye itilenin yeniden çıkıp gelme denemesi (ki bu denemeler sonsuzdur), mevcut sistemin yeniden zaferi veya yeni bir kaybeden, yeni bir kazanan ve yeni bir geriye itiş dönemi.</p>
<p>Bu konulara eklenmesi gereken küçük ayrıntılar da mevcuttur; geriye itilen fikirlerden arınamamış toplumların şeytanlaştırdıkları sisteme karşı gerçekleştirdikleri terör eylemleri, daha ılımlı bireylerin iletişim yoluyla denediği bireysel soğutma ve caydırma denemeleri, mensup olduğu iktidar sisteminin gücüne rağmen geriye itilen sistemler içinde acı çeken kişileri göz ardı edemeyen empati sahipleri, vb&#8230; Toplumlar, işte bu denklem içinde devir daim yapan ikili sistemler arasındadır. Arada kalan dönemler, iktidar sistemlerini üreten toplumlarda refah yaratır. Bu toplumlar geleceğe yön verir ve yaşadıkları acılar, iktidar sisteminin dışında kalan toplumlara oranla çok daha azdır. Sosyolojik olarak bakarsak, gelenek ve göreneklerini bu çatışma ve beraberinde gelen bilimci sisteme uydurma çabasındaki halkların siyasi görüşlerini tamamen bu denklem içinde inşa ettiğine şahit oluruz. Buradaki kelebek etkisi, kökeni itibariyle evrimsel geçmişi kesin olan adaptasyonla ilgilidir. Beyinlere kazınan mesaj nettir; gelişime ayak uydur ya da yok ol! Bugün ayak uydurulması gereken sistem demokrasi gibi görünürken Platon, binlerce yıl önce çekincelerini şöyle aktarmıştır: “Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.” Kritiği basittir. Bu çekinceler, halkın kasti olarak cahil bırakılmasıyla gerçeğe dönüşür. Sonuç olarak toplumlar, adına “demokrasi” dedikleri dikta yöntemleriyle önlerine konan seçenekler arasında seçim yaptıklarına ikna olurlar.</p>
<p>Peki, herkesin korkuyla beklediği sonuncu aşama yakın mıdır? İşte bu soru, hepimizi aşan ve öngörülmesi imkansıza yakın olasılıklar havuzundadır. Demokrasi, uzunca bir süredir öncü ülkelerin kabulündeyken sonuç neden toplumlar arası birlik değildir? Çünkü liderin tek olmadığı sistemler, toplumların tamamına yerleşmez. Lider ve sistem arasında tam uyum arayan sistem kurbanlarının hikâyelerinin sekteye uğramaması için gerekli olan şey tam olarak budur. Mutlak huzur, mutlak boyun eğme gerektirir. Mutlak boyun eğme, mutlak geriliği çağırır ve bu paradoks içine sıkışan insanoğlu, eskiden başarısızlığa uğramış ve geriye itilmiş olan bir kavramı geri çağırma hatasına düşer; diktatörlük! Günümüz tanımıyla diktatörlük, yola demokrasiyle başlayabilen liderlerin planlı ya da plansız olarak kurmuş olduğu tek adam düzenidir. Bu düzende, kağıt üzerinde demokrat olan liderler eylem üzerinde diktatör kalabilir. Hatta, yaşadıkları güç zehirlenmeleri ya da akıl hastalıkları sebebiyle bu göreve gerçekten ilahi anlamlar yükleyen liderler de olmuştur. Diktatörün seçmeni, hikâyelerini paylaşan liderin diktatör olmadığını düşünebilir. Buradaki akıl tutulması, yukarıda incelemiş olduğumuz dini ya da toplumsal “ana hikâyeler”in lider ve kitlesi arasındaki kişisel hikâyelerle yüksek oranda örtüşmesi sebebiyle gerçekleşir. Tutulmanın ne yazık ki toplumsal bir ilacı yoktur. Bireysel ilaç ise bireylerin hikâyelerinin ayrı ayrı düzenlenmesiyle ve ancak uzun bir süreçte gerçekleşecektir. Ancak yokluk gören ve açlığı tadan kitle insanları, evrimsel dürtülerinden dolayı yoksulluğu ana sistem olarak ele alıp liderle arasındaki bağları yok etmeye başlayabilir. İşte bu durumda, uyum bozulacak ve siyasi düzen değişmek zorunda kalacaktır.</p>
<p>Bu denli korkunç bir tanıma ve uygulamaya sahip olan diktatörlük, nasıl olur da kitle tarafından geri çağrılabilir? Çünkü kitle, tanımlamalarla değil toplumsal hikâyelerle karar alır. Demokrasi döneminde iki yakası bir araya gelmeyen toplumlar, “Çift başlılık yüzünden oldu!” söylemine saplanıp kalmıştır. Aslında bu söylemin kendisi de diktatör sistemin çıkarımı olmakla birlikte, halka kademeli olarak aşılanmıştır. Basın kuruluşları, gençlik kolları, dernekler, vb. bu amaçla kurulmuştur; doğru olduğuna emin oldukları(!) siyasi sistemler için birey toplamaya çalışırlar. Gelecekle ilgili öngörülerimden biri, tek adam sistemlerinin törpülenerek yeniden ve daha geniş kitlelerce deneneceği yönündedir. Buradaki törpülenme, uygulamada yine bir avuç benzer görüşlü insanın kararları dayatılan toplumun özgür olduğuna “tam inanç” sağlaması için yöntem geliştirmektir. Çünkü, sağ sisteme dahil olan toplumlar, hikâyeleri gereği en başında tanrıya ya da ırkına karşı tam inanç beslemektedir. Bunun bir yansıma yapması kaçınılmazdır. Gör(e)meden inandıkları tanrısal ve atasal buyruğu, görebildikleri liderleri aracılığıyla dışa vururlar ve hikâyedeki gerçek, tek adamın gerekliliğine dönüşür.</p>
<p>Böylelikle bu bölümde, tüm sistemlerin atası olan evren, canlı madde özelliğine kavuşmuş bir sistem olan beyin ve farklı beyinlerin meydana getirdiği toplumların siyasi sistemleri arasında ne gibi yöntem benzerlikleri olduğunu açık bir biçimde ortaya koymuş oldum. Hikâyeleştirmenin getirdiği gelenekler, geleneklerine bağlanan toplumlar ve toplumların birbiriyle çarpışan sistemlerini serimledim. Hatırlatmak gerekirse, beynin kendi içindeki demokratlığı, sinir sistemiyle bağlantılı olduğu bireylerde bir tek adamlığa dönüşüyor ve birey, bu iki olasılıktan ibaret olan sistemler üzerine kurulu davranışlar sergileyebiliyordu. Sistemler ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin, toplum ne kadar modernleşirse modernleşsin, toplumsal ve siyasi yaşam veya geçmiş ve gelecek, yalnızca iki ana siyasi sistem arasında geçiyor gibi görünmekte. İki düşünce arasına sıkışan toplumlar, dönemsel gerçeklik ve bireysel hikâyeleriyle taraf seçiyor ve gelecekte tepetaklak olması kesin olan sistemler için hayatlarından vazgeçiyor. Evrenin hemen her yerinde seçilebilen geriye itilmişin çıkıp gelişi, insanların bilinçaltlarında saklı kodlar halinde bekleyen muhalif ve eski fikirlerin toplumsal veya ekonomik çalkantı dönemlerinde referans olarak belirmesine yol açıyor. Bu muhalif ve eski sistemler, güçlü liderlerin yol göstermesiyle güçleniyor ve yeni biçimde düşünüyor; toplumlar, suç buldukları sistemi terk etmekte hiçbir sakınca görmüyor. Yerine konan sistem ise aslında, atalara korkunç yıllar yaşatan, eski, makyajlı sistemler oluyor.</p>
<p>Bir sonraki bölümde, bu paradoks için çeşitli reçeteler sunmaya ve “referans fikir” kavramını incelemeye çalışacağım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-ii/">Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsan Aklı Bir Ödül Müdür Yoksa Ceza Mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Jun 2017 07:27:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlı Yıldırım]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9492</guid>
				<description><![CDATA[<p>Andre Alexis&#8217;in &#8216;Tanrılar Zar Attığında&#8217; adlı kitabı üzerine yazılmıştır. İki tanrının bir barda sarhoş oldukları sırada girdikleri bahisle ile hikâyemiz başlar. Toronto’daki barda Apollo ve Hermes insanlık üzerine koyu bir sohbetin ardından düşüncelerini birbirlerine kanıtlamak için Hermes’in “hayvanlarda insan aklı olsa nasıl olurdu” soru önerisine karşılık bahse girerler. Sonra yürürken karşılaştıkları veteriner kliğinin arka barınağında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/">İnsan Aklı Bir Ödül Müdür Yoksa Ceza Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Andre Alexis&#8217;in &#8216;Tanrılar Zar Attığında&#8217; adlı kitabı üzerine yazılmıştır.</strong></p>
<p>İki tanrının bir barda sarhoş oldukları sırada girdikleri bahisle ile hikâyemiz başlar. Toronto’daki barda Apollo ve Hermes insanlık üzerine koyu bir sohbetin ardından düşüncelerini birbirlerine kanıtlamak için Hermes’in “hayvanlarda insan aklı olsa nasıl olurdu” soru önerisine karşılık bahse girerler. Sonra yürürken karşılaştıkları veteriner kliğinin arka barınağında bulunan on beş köpeğe insan bilinci üflerler. Gördükleri farklı rüyalarla değişimin bilinciyle uyandıklarında her şey bambaşkadır. Aslı Tohumcunun hazırladığı, D. İmra Gündoğdu’nun çevirdiği Tanrılar Zar Attığında adlı fantastik eser Nora Kitap etiketiyle raflarda yerini aldı. Sosyal konum ve fiziksel ihtiyacın doğuşuyla aralarındaki ortak dilin yitişi kavramsal bir döngüye yerleştirilmiş. On beş köpeğin her biri mutsuz bir sona sürüklenmesi iletişim boyutuna hem mitolojik hem de fantastik bir yaklaşım sunmuş Andre Alexis.</p>
<p>Tanrılar Zar Attığında, en dikkat çekici kısmı “dil”dir. On beş köpekten en son kalan ve diğerlerinden farklı olarak sonu mutlu bir ölümle biten köpek Prens’in dil üretme çabalarını sembolik olarak yaklaştığımızda aslında yazarın üzerinde durduğu sorunlara karşı bir çözüm önerisi fısıldıyor. Bir başka pencere açtığımızda günümüzde modern dil yapısında yer alan açmazları, bağın zayıflığı ve iletişimin güçlü kılan yanlarını da dillendiriyor. İnsan bilincine sıkı sıkı sarılan ve bunu “dil” ile yüceleştiren tek köpek Prens olur.</p>
<p>Sürünün diğer köpekleri benliklerine sadık kalmak için savaşırlar. Bu savaşımın doğurduğu güçlüklerle boğuşurken can verirler. Özellikle Prens’in yarattığı kelime oyunlarına karşı derin bir nefret biriktirirler. “Frick ve Frack’e kalırsa, Prens köpeklik ruhunu öldürmeye niyetliydi.” Kelimeleri kullanmanın ötesinde duyulan nefretin Prens’in köpeğin ötesine geçiyor olmasıdır. On beş köpeğin içinden sınırları ihlal edip sahip olduğu gücü yaşatan da Prens’tir. Sürünün diğer köpekleri yeryüzünün tuhaflıklarıyla köpek benliklerini koruyarak ayak uydurabilecekler midir? Bu durumda ortaya çıkan sorun ise, kendi türüne yabancılaşarak korunmasız bir şekilde yaşama çabasının nasıl olacağı kaygısı vardır. Sık sık yineledikleri sorudur. “Kendi türümüze yabancılaştık nasıl yaşayacağız?”</p>
<p>“İçimizdeki kelimeleri nasıl sustururuz?” diyen Atticus, ait olmayan köpek, köpek değildir düsturuyla sürünün diğer köpeklerine tuzak hazırlar. Hazırladığı ölüm tuzaklarıyla aralarından üç köpek yiter. Dördüncü köpek ise ağır yaralı bir şekilde ölüme terk edilir. Ancak bir sabah fark edilir ve ardından sahiplenirler. Sahibi tarafından konulan Mecnun’un yeni ismi Lord Jim olur. Ağzından düşen “evet” kelimesi karşısında sahibi Nora’yla diyalogu başlar. İnsanların tehlikesi karşısında daima korunma içgüdüsüyle yaşar Mecnun. İktidar kapısında daima gücün lehine işleyecek bir düzen vardır. Bu düzeni sorgulayan, sorgulatan Mecnun’dur. Bu düzeni insanlığın olduğu yerde gördüğümüz gibi sürüde de görürüz. Bu durumda köpek taklidi yapan köpek, insan taklidi yapan insan olup çıkarlar ortaya. İki tanrının köpeklere bahşettiği “insan aklı” ile şiddetin mantık dışı eylemlerin sergisi olur.</p>
<p>Gücün zayıflığa ihtiyacı olduğu nokta daima diline sarılan ve dil ile umutlarını fitilleyen Prens’in yazdığı şiirler de vardır. Kendisi dışında kimsenin kalmaması ürettiği dilin devamlılığını olmaması anlamına gelir. Farklı diller duymak ve konuşmak isteyen Prens’in asıl üzüntüsü bu noktada derinleşir. “Kendisinden başkasının fikirlerine sağır” olan bir dünyada yaratım gücüne inandırılırız Tanrılar Zar Attığında.</p>
<p>Her bir tanrının kendince görevleri olmasına karşın iktidar hissiyatına çabuk aldanırlar. Bu aldanış sadece tanrılar dünyasında değil, insanların ve hayvanların dünyasında da bariz belirgindir. İfade etme biçimi farklıdır o kadar. Bu iktidara kafa tutan Prens, daima yalnız kalsa da peşini bırakmadığı dil sayesinde var olur. “Aslına bakarsanız, Prens son şiirlerini yazdığı sırada, dünya üzerinde o şiirleri anlayacak son varlıktı; sürüsünün dili neredeyse var olduğu hızda yok oluyordu.”</p>
<p>Bahsi kazanarak kardeşini cezalandırmak isteyen Apollo’nun kötülüğü karşısında Prens kör ve sağır olur. Bedensel işlevlerini yitirmesine rağmen zekânın keskinliği sayesinde şiir yazmaya devam eder. Andre Alexis’in kaleminde muntazam bir döngüye dönüşen kurgunun şefkati altında bize şu soruyu iliştiriyor aklımızın yakasına. “İnsan aklı bir ödül müdür yoksa ceza mı?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/">İnsan Aklı Bir Ödül Müdür Yoksa Ceza Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insan-akli-bir-odul-mudur-yoksa-ceza-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Akıl Biçareydi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 07:54:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9497</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalp yorgun akıl ise biçareydi&#8230;! Sezgiler ışık hızını çoktan aşmıştı, kalp mutmain, akıl yaya idi&#8230; Birlemeliydi her birini..! Akıl inkardaydı, kalp yol alırken&#8230; Kalp yorgundu akla laf anlatırken&#8230;! Ruh büyümekte idi günden güne kalp ile ele vermiş, Akıl yine hayrette idi, yaşadıklarını anlamlandıramaz iken&#8230;! Akıl pes etmişti, nefs boynunu bükmüştü&#8230; Akıl ya yalnız yol alacaktı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/">Akıl Biçareydi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp yorgun akıl ise biçareydi&#8230;!<br />
Sezgiler ışık hızını çoktan aşmıştı, kalp mutmain, akıl yaya idi&#8230;<br />
Birlemeliydi her birini..!<br />
Akıl inkardaydı, kalp yol alırken&#8230; Kalp yorgundu akla laf anlatırken&#8230;!<br />
Ruh büyümekte idi günden güne kalp ile ele vermiş,<br />
Akıl yine hayrette idi, yaşadıklarını anlamlandıramaz iken&#8230;!<br />
Akıl pes etmişti, nefs boynunu bükmüştü&#8230;<br />
Akıl ya yalnız yol alacaktı,<br />
Ya da kalbe ruha katılacaktı&#8230;!<br />
Akıl kalbe katılmasında ne yapsın, akıl danıştıkça çevresine sorularına cevap bulamamıştı&#8230;!<br />
Akıl öğrendi ki bu yolda yalnızdı, etiketli abilerin aklı bile cevap veremez olmuştu bizimkinin sorularına..!<br />
Aklın aklı başında idi, uzattı elini kalbinin eline&#8230;!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/">Akıl Biçareydi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/akil-bicareydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9497</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güney Doğu Anadolu Bölgesinde Çekilen Töre Konulu Yapımlara Bakış ve Gösterilmeyen Özellikler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/guney-dogu-anadolu-bolgesinde-cekilen-tore-konulu-yapimlara-bakis-gosterilmeyen-ozellikler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/guney-dogu-anadolu-bolgesinde-cekilen-tore-konulu-yapimlara-bakis-gosterilmeyen-ozellikler/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Jun 2017 08:13:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9446</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; TÖRE NEDİR? Öncelikle, film ve dizilerde sık olarak reyting malzemesi olarak kullanılan,her seferinde de kan davası merkezli işlenen “töre” kelimesinin anlamına bakmamız gerekir. Töre; bir toplumdaki gelenek (örf), görenek (adet) ve ahlak kurallarının tümüne verilen isimdir. Başka bir deyişle, toplumun ortak bir şekilde kabul ettiği, benimsediği gelenek göreneklerin, alışkanlıkların ve ahlak kurallarının hepsini ifade etmektedir. Aslında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guney-dogu-anadolu-bolgesinde-cekilen-tore-konulu-yapimlara-bakis-gosterilmeyen-ozellikler/">Güney Doğu Anadolu Bölgesinde Çekilen Töre Konulu Yapımlara Bakış ve Gösterilmeyen Özellikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<h2>TÖRE NEDİR?</h2>
<p>Öncelikle, film ve dizilerde sık olarak reyting malzemesi olarak kullanılan,her seferinde de kan davası merkezli işlenen “<strong>töre</strong>” kelimesinin anlamına bakmamız gerekir. <em>Töre</em>; bir toplumdaki gelenek (örf), görenek (adet) ve ahlak kurallarının tümüne verilen isimdir. Başka bir deyişle, toplumun ortak bir şekilde kabul ettiği, benimsediği gelenek göreneklerin, alışkanlıkların ve ahlak kurallarının hepsini ifade etmektedir. Aslında açıp araştırdığınızda töreyle ilgili o kadar çok tanım ve açıklama buluyorsunuz ki,bize yansıtılandan farklı olduğunu anlıyorsunuz. Başka bir kaynak da, törenin sosyal bütünleşmenin bir kaynağı olduğunu vurguluyor. Normatif bütünleşmenin temel kaidelerini törenin sunduğunu ifade ediyor. Yani, geleneği temsil etmesinden törenin etkilerinin doğduğu görülüyor. Türklerde ise törenin, sosyal yaşamı düzenleyen kaideler bütünü olduğunu söyleyebiliriz. Kişiler ve zümreler arası münasebetleri düzenleyen ve idarecilerle idare edenler arasındaki işleri, hak ve vazifeleri belirten usulleri ifade etmektedir. Ancak töre hükümleri değişmez kalıplardan oluşmamaktadır. Bir sosyal hukuk-i normlar toplamı olarak töre, çevre ve imkanlara uygun yaşayabilmenin gerekli gördüğü yeniliklere açıktır. Üstelik, töre kavramı yalnızca geçmişteki yaşanmışlıklardan da ibaret değildir. Farklı boyut ve unsurlarıyla bugün de yaşandığını görmekteyiz. Çünkü töre devleti ayakta tutan ve güçlü yapan bir yapı olarak ifade edilmektedir. Fakat ne yazık ki, günümüzde töreyle ilgili gözler önüne serilen yapımlar gerçekleri yansıtmaktan oldukça uzaktır. O halde şimdi törenin kişilere ve topluma yansıtılma şekline geçebiliriz&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_9458" aria-describedby="caption-attachment-9458" style="width: 244px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/töre-1.png"><img class="wp-image-9458 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/töre-1-244x300.png?resize=244%2C300" alt="TÖRE TOPLUMA NASIL YANSITILIYOR?" width="244" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/töre-1.png?resize=244%2C300&amp;ssl=1 244w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/töre-1.png?w=347&amp;ssl=1 347w" sizes="(max-width: 244px) 100vw, 244px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9458" class="wp-caption-text">TÖRE TOPLUMA NASIL YANSITILIYOR?</figcaption></figure></p>
<h2>TÖRE TOPLUMA NASIL YANSITILIYOR?</h2>
<p>Günümüz dizi ve filmlerinde hala görmekteyiz ki, <strong>töre</strong> genellikle kan davasından ibaretmiş gibi topluma gösteriliyor. Kan davası yüzünden iki ailenin birbirine düşman olması ve öldürmesi ya da “töre” kalıbı altında ailenin kızın istemediği bir aşiret ağasıyla evliliğe zorlanması doğu dizilerinin ana konusu haline gelmiş durumdadır. Özellikle Mardin, Urfa, Gaziantep çevresinde çekilen dizilerin tümünde töreden başka bir imge bulmak neredeyse imkansız oluyor. <strong>Törenin Türk dizi ve filmlerinde yanlış lanse edilmesi, kadına şiddeti, haksız yere işlenen cinayetleri halka teşvik ediyor.</strong> Dolayısıyla toplumdaki şiddet ve katliam olayları artıyor. Bunun yanı sıra insanlar töreyi yanlış öğrendikleriyle kalıyor. Bir konuşma esnasında töre lafı geçtiğinde akla ilk doğudaki diziler, zorla evlendirmeler, evlenmemek için memleketinden başka yerlere göç eden kızlar, kan davaları geliyor. Bu ilkel geleneklerin aslında kendilerine töre ismini koyduğunu söyleyebiliriz. Çünkü tarihe baktığımızda, töre kavramının anlamına, ayrıntılarına ve geçmişini incelediğimizde doğuda bize lanse edilen görüntülerle alakası olmadığını görebiliyoruz. “Töre yeniliklere açıktır” eklentisiyle birlikte törenin günümüzde bize yansıtılan haline bakmak bunu anlamak için bir örnektir. Çünkü hiçbir dizide törenin yeniliklere açık olduğunu söyleyemeyiz. Aksine aynı yanlış ve ilkel kalıplar içerisinde sınırlı kaldığı konusunda pek çok kişinin aynı fikirde olma ihtimali yüksektir. Bu tür yapımlar, töreyi halka yanlış göstermekle kalmayıp, ülkemizin en nadide bölgelerinden olan, Doğu yöresine karşı da insanda bir ön yargı oluşturuyor. Çünkü ne zaman o bölgelerde çekilen bir dizi görsek, konusu hiç değişmiyor. <em>Töre cinayetleri</em> ya da <em>zorla evlendirme</em>lere şahit oluyoruz. Dolayısıyla kişilerde, Doğuʼda töreden, cinayetten ve aşiret ağalarından başka bir şey yok mu düşüncesi oluşuyor. O halde şimdi de o bölgelerin kişilere gösterilmeyen taraflarına değinelim&#8230;<strong> Güney Doğuʼnun Medyaʼda Yansıtılmayan Güzellikleri&#8230;</strong> Güney Doğu yöremiz tarihimizde önemli kalıntı ve güzelliklere sahiptir. Turizm açısından Akdeniz ve Egeʼden çok bir farkı yoktur. Ancak ülkemizde reyting her şeyden önce geldiği için ne yazık ki oralarda çekilen dizi ve filmlerde bu çok köklü tarihi güzellikler es geçiliyor. Ülkemizde töre odaklı dizi ve filmler daha çok Mardin Urfa ve Gaziantep yöresinde çekiliyor. Ancak bu yörelerin halka gösterilmeyen taraflarına baktığımızda hem sağlam temelli bir tarihi geçmiş ve pek çok doğal güzellik görmekteyiz. Şanlıurfa, Mezopotamyaʼnın en eski yerleşim birimlerinden olmasının yanında, efsaneleriyle öne çıkan şehir olma özelliğine de sahiptir. Aynı zamanda peygamberler kenti olarak da bilinir. Hz. İbrahim Mağarası, Balıklı Göl gibi efsanevi mekanlara ev sahipliği yapması buna etkendir. Ayrıca, başka bir tarihi kalıntısı olan Urfa Kalesiʼnin merdivenlerinden şehir tepeden görünebilme özelliğine sahiptir. Buna ek olarak, Şanlıurfa dünya tarihinin şimdiye dek keşfedilmiş en eski tapınağı olan Göbeklitepeʼyi coğrafyasında taşıyor.</p>
<p><figure id="attachment_9461" aria-describedby="caption-attachment-9461" style="width: 632px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/antep.png"><img class="size-full wp-image-9461" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/antep.png?resize=632%2C340" alt="Güney Doğu Anadolu Bölgesinde Çekilen Töre Konulu Yapımlara Bakış ve Gösterilmeyen Özellikler" width="632" height="340" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/antep.png?w=632&amp;ssl=1 632w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/antep.png?resize=300%2C161&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 632px) 100vw, 632px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9461" class="wp-caption-text">Güney Doğu Anadolu Bölgesinde Çekilen Töre Konulu Yapımlara Bakış ve Gösterilmeyen Özellikler</figcaption></figure></p>
<p>Gaziantepʼe geldiğimizde, 1700 metrekare genişliğindeki mozaik alanıyla dünyanın en büyük müzesi olan Zeugma Mozaik Müzesi akla gelen ilk tarihi güzellikler arasında yerini koruyor. Üstelik, büyüleyici avlusuyla tarihi Beyaz Han, Antep işi el işlerinin görülebileceği Zümrüt Han, Zincirli Bedesten ve Bakırcılar Çarşısı görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor. Gelelim dizi ve filmlerde belki de en çok çekim alanı olarak kullanılan Mardinʼe. Mardin ülkemizde en çok töre malzemesi şehri olarak kullanılan yer olma özelliğini koruyor. Bu yüzden de geçmişi ve güzellikleri es geçilebiliyor. Mardin Güney Doğu Anadoluʼnun Dicle bölümünde yer almasıyla beraber, bölgenin tarihi açısından en eskiye dayanan şehirlerinden biridir. Kendine özel mimari yapısı, kayalıklarla birleşmiş büyüleyici görünümüyle geleneksek Mardin evleri insanı etkileyen bir yapıya sahiptir. Ayrıca, televizyonda lanse edilenden zıt olarak, değişik kültürdeki insanların bir arada uyumla yaşamasının ortaya çıkardığı çeşitlilik de şehre güzellik katan unsurların başında gelmektedir. Şehir pek çok tarihi güzelliğe ev sahipliği yapmaktadır. Darülzefaran Manastırı, Zinciriye ve Kasimiye Medreseleri görülmesi gereken tarihi yerlerden sadece birkaçıdır. Üstelik, Mezopotamyaʼda yaşamış eski medeniyetlerin izlerini ziyaret etmek için şehrin dışında kalan Dara Harabeleriʼde “Mardin” denince es geçilmemesi gereken yerler arasında bulunuyor&#8230;. Gördüğünüz gibi Güney Doğu Bölgesi turizm ve tarihi güzellik açısından, Parisʼten, Romaʼdan, Antalyaʼdan, çok farklı gözükmüyor. Üzerine gidilip iyice derine inilse bu saydığım şehirleri sollayacak şeyler de bulunabilir. Ama töre kavramı kalıplaşmış bir şekilde Doğuʼya öyle bir bütünleşmişki, ne yazık ki insanların aklına bu güzellikler gelemeyebiliyor. Ülkemizde törenin yanlış lanse edilmesi kadına şiddeti ve cinayetleri artırdığı gibi, televizyonda gördüğümüz kan davaları, cinayetler ve tecavüzler yüzünden de oraları gidip görme isteği de ister istemez soğuyabiliyor. &#8220;Doğu&#8217;da töreden başka bir şey yok mu&#8221; ? sorusunu kendimize sorabiliyoruz. Şiddet unsuru çok fazla prim yaptığı için de senarist ve yapımcıların aklına başka bir şey gelmiyor. Sırf reyting artsın diye en alakasız yapımlarda bile ucundan töreyi ve Doğu bölgelerini görebiliyoruz. Bu bölgeleri görme isteği uyandırıcı yapımlara da imza atılabilir. Töreyi es geçip sadece oraların turizmini ve gerçek tarihini öne çıkaran sanatsal yapımlar olabilir. Dram yerine komedi unsuruyla beslenen yapımlar da çekilebilir. Ancak şiddet, cinayet, tecavüz, zorla evlendirme kadar ilgi görmeyip belki 3 bölümde yayından kaldırılacağı için kimse risk almak istemiyor. Bu durum da ülkemizin şiddetten, çocuk gelinlerden ve <strong>törenin yanlış lanse edilmesi</strong>nden ne kadar çok beslendiğini acı bir şekilde gözler önüne sermiş oluyor&#8230;.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guney-dogu-anadolu-bolgesinde-cekilen-tore-konulu-yapimlara-bakis-gosterilmeyen-ozellikler/">Güney Doğu Anadolu Bölgesinde Çekilen Töre Konulu Yapımlara Bakış ve Gösterilmeyen Özellikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/guney-dogu-anadolu-bolgesinde-cekilen-tore-konulu-yapimlara-bakis-gosterilmeyen-ozellikler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9446</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Jun 2017 12:37:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9365</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Şems-i Tebrizi Sorunlar bazen öyle üst üste gelir ki dayanma sınırının aşıldığını hisseder insan. Terk edip gitmek arzusuyla yanıp tutuşur ‘kaçacağım buralardan’ diyerek uykusuz gecelerin koyununda esir olur. Fakat mıh gibi çakılıp kalır olduğu yere… Bir mengenenin ucunda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/">HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Şems-i Tebrizi</em></strong></p>
<p>Sorunlar bazen öyle üst üste gelir ki dayanma sınırının aşıldığını hisseder insan. Terk edip gitmek arzusuyla yanıp tutuşur ‘kaçacağım buralardan’ diyerek uykusuz gecelerin koyununda esir olur. Fakat mıh gibi çakılıp kalır olduğu yere… Bir mengenenin ucunda kıvranıp durur, çığlığı boşlukta kendi yankısında duyulur.</p>
<p>Her sabah büyük bir yorgunlukla kalkar yataktan, yüzünü aynadan bile saklar. Kimseyi görmek, sesini duymak istemez. Başka insanların mutlulukları batmaya başlar ona. Kıskanır onları adeta. Huzursuzluğu artar. Yaşamak zehir dolu kâseden yudum yudum içmek gibidir artık. Mutsuzdur, kimsesizdir, suskundur…</p>
<p>Değişimin alarmını duymak için uyarıdır bunların her biri aslında. En derinlerde gizlenmiş umut ışığının ilk parıltılarıdır… Vakit doldu sinyalidir bu! Yeni baştan, sil baştan, en baştan başlamanın enerjisidir hayata…</p>
<p>Şarj ol ve yeniden başla!</p>
<p>Haydi! Kalk durma.</p>
<p>Her şeyin bir vakti vardır unutma!</p>
<p>Doğumun ve ölümün vakti…</p>
<p>Demektir, hayat dilinde yenilenmektir. Nasıl anlatırdı başkaca derdini sana?</p>
<p>Önümüzden akıp geçerken zaman, kim durdurabilmiş ki bunca zaman? Kim belirlemiş doğum saatini? Kim ölmeye yatmış? O kadar güçlüyse eğer insan? Hâkim ise dünyaya, kendi dünyasına, hadi durdursa ya, zamanı geriye doğru akıtsa, ya da ileriye doğru sarsa ya…</p>
<p>Nasıl? İmkânsız değil mi?</p>
<p>Derin bir nefes alıp, dinleme vaktidir şimdi kendini… Ne diyor sana içindeki? Konuş benimle, özlemedin mi şöyle uzun uzun söyleşmeyi kendi kendinle? Adildir içindeki merak etme, sen ne düşünürsen düşün, o yine bildiğini okuyacaktır elbette. Bu sefer biraz soluklan da izin ver kendine…</p>
<p>Düşünme vakti gelmiş çatmıştır!</p>
<p>Sıyrıl günlük rutin işlerinden, gerekli gereksiz yaptığın ne varsa yapma, kimseye bir şey olmaz korkma. Alışverişe çıkma mesela birkaç gün. Evdekileri bitir. Sonunu getir yiyeceklerin, buzdolabın boşalsın bırak, aç kalırım sanma sakın. Bir düşün nasıl harcama yaptığını, kapılıp gittiğini reyonların arasında, inandığını indirim palavralarına… Aybaşında ödemek zorunda kaldığın kredi kartı borçlarını sıfırla önce sonra söz ver ihtiyacın olmayan hiçbir şeyi satın almayacağına dair kendine…</p>
<p>Sinyal vermeden seni sollayan adama otobanda küfredip sinirlerini yıpratma boşuna. Bırak garson geciksin masaya bakmakda. Kasiyer bekletsin seni, vurma onun yüzüne beceriksizliğini. İki- üç durak için bırak binme minibüse, yürümek iyi gelecek kendine…</p>
<p>Çiçeklerini sularken onlarla konuş mesela, hatta yapraklarını sev, göreceksin nasıl daha kolay çiçek açacaklar, inan ki onlar seni duyarlar…</p>
<p>Beton zemini delen karıncalara kızma, ekmek kavgasında onlar da unutma. Şaşır, nasıl yedinci kata tırmandıklarına. Kokuya hassastırlar, sevmezler sarımsağı, sen de onlara koklat giderler başka bir tarafa.</p>
<p>Biliyorum süslü ve basit gelebilir bu sözler ama inan yaşamamış bir ağızdan çıkmaz bu laflar öyle kolayca… Basit yaşamaktır asıl olan, unuttuk biz bunu yıllarca.</p>
<p>Nasıl ki dibi görmeden çıkılmaz ise denizin üstüne, dipteyken gördüklerimiz ne kadar öğreticidir bize.</p>
<p>Su her zaman kaldırır, biz istesek de istemesek de… Yeter ki çırpınmayalım yüzmeyi öğreneceğiz diye. Rahat bıraktık mı kendimizi hiçbir şey yapmadan suyun üstünde, yüzdüğümüzü fark edeceğiz razı olduk mu elimizdekilere…  Önce korkmamayı öğrenelim sudan, boğulmadan, razı olalım onun bizi kaldırmasına ve izin verelim biraz sürükleyip gezdirmesine mavi sularda.  Kulaç atmaya çabalarız daha sonra, hele bir duralım da suyun üstünde. Rahatlayalım hele bir. Güneşi yüzümüzde hissederek, ellerimizi ensemizde birleştirerek yaşamın tadına varalım. Yaşamanın her anına koca bir şükür gerek.</p>
<p>Serbest, sırt üstü, kurbağalama ve hatta kelebek yüzmeyi öğreniriz nasılsa…</p>
<p>Sırrını keşfettikten sonra ver elini bir kıyıdan diğer kıyıya, yüzmek nasıl keyiflidir derin sularda… Nasıl özgürsündür maviliğin avucunda? Nasıl huzurlu, nasıl sınırsız mutlusundur?</p>
<p>Hayat denizinde yüzmenin de bundan hiç farkı yoktur. Kontrol etmeyi bırakıp izin verirsen olacaklara, olanları kabullenirsen, her şeye müdahale etmeye kalkmazsan eğer, sırt üstü uzanıp hayat denizinde rahatça yüzersin bir koydan öbür koya…</p>
<p>Hayat ne güzel eğitmendir bize, ne güzel armağandır yaşamasını bilenlere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/">HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yetenekler Boş Değildir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yetenekler-bos-degildir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yetenekler-bos-degildir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 May 2017 06:53:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9304</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkesin çeşitli yetenekleri vardır. Yetenekler kişisine göre değişir. Herkesin yetenekleri farklıdır. Konuşma, yazma, çizme, hayal etme diye örneklendirilebilir. Bu yetenekler doğru yere kanalize edildiğinde değer kazanır. Kötüye kullanıldığında ise, insanı hasta eder. Yetenekler Allah vergisidir. Allah rızası için kullanılsın diye verilmiştir. Harama meyledilirse, yetene rahatsız etmeye başlar. İnsan da kaybolur gider. Gönül de Allah aşkı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yetenekler-bos-degildir/">Yetenekler Boş Değildir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin çeşitli yetenekleri vardır.</p>
<p>Yetenekler kişisine göre değişir. Herkesin yetenekleri farklıdır. Konuşma, yazma, çizme, hayal etme diye örneklendirilebilir. Bu yetenekler doğru yere kanalize edildiğinde değer kazanır. Kötüye kullanıldığında ise, insanı hasta eder.</p>
<p>Yetenekler Allah vergisidir. Allah rızası için kullanılsın diye verilmiştir. Harama meyledilirse, yetene rahatsız etmeye başlar. İnsan da kaybolur gider. Gönül de Allah aşkı için verilmiştir. Gönül Allah rızası için atmaz da, nefis için atarsa, insanın hayatı kararmaya başlar.</p>
<p>Yetenekler, Allah rızası yolunda kullanılmalıdır. Duygular da, Allah rızası için kullanılmalıdır. Mesela, öfke Allah rızası için kullanılmalıdır. Allah yolunda kullanılmayan duygular insanın daha da nefsine yönelmesine neden olur.</p>
<p>Sevgi de böyledir. Allah’ı daha çok sevmek için verilmiştir. Sevgi duygusu, Allah rızası yolunda kullanılmadığında insan kaybolur gider.  Yetenekler Allah rızası yolunda kullanıldığında doğru şekilde kullanılmış olur.</p>
<p>Allah rızası ekseninde yorumlanmayan hareketler boşa gider. Ameller boşa gider. Allah rızası olursa ameller de anlam kazanır. Örneğin, tahtaya birkaç sıfır çizelim. Bunlar, yaptığımız iyi şeyler olsun. 0’lar değerli olmayacaktır. En başa 1 yazalım. O zaman değer kazanacaktır. O 1 de imandır. Yapılan şeyler iman ile değer kazanır. İman olmadığında yapılan işler ne kadar iyi olursa olsun. Değersiz olacaktır.</p>
<p>Aşk duygusu da böyledir. Aşk, Allah’a doğru olunca değerlidir. Nefis için olan sevgiler gayr-i meşrudur. Allah rızası olunca her şey kendiliğinden değer kazanır. Allah için olmayan sevgiler boştur. Allah her şeye değer kazandırır. Her amelin başındaki 1 sayısı gibidir.</p>
<p>Sonuç olarak diyebiliriz, Allah yolunda her şey kat be kat değer kazanır. Allah rızası olmayan ameller değersizdir. Onlara değer kazandıran şey Allah’a olan inançtır. Allah varsa her şey vardır, O yoksa her şey anlamsızdır.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yetenekler-bos-degildir/">Yetenekler Boş Değildir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yetenekler-bos-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9304</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Anneler Günüydü…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 14 May 2017 06:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9293</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir şiir dinletisi için sahneyi hazırlamıştım. Kırmızı bir ambiyans hâkim; kızım da şiir okuyacak ısrarla geleceksin dimi diye soruyor. Aynı okulda resim öğretmeniyim. Diyor ki orada olmalısın. Gideceğim ama neden bu ısrar? Kapıda diğer edebiyat öğretmeni arkadaşlar aralarında bir şeyler konuşuyor, ben gelince susuyorlar. Ne oluyor acaba demeye fırsat kalmadan yerim hazır babamız da gelmiş. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/">Bir Anneler Günüydü…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir şiir dinletisi için sahneyi hazırlamıştım. Kırmızı bir ambiyans hâkim; kızım da şiir okuyacak ısrarla geleceksin dimi diye soruyor. Aynı okulda resim öğretmeniyim. Diyor ki orada olmalısın. Gideceğim ama neden bu ısrar? Kapıda diğer edebiyat öğretmeni arkadaşlar aralarında bir şeyler konuşuyor, ben gelince susuyorlar. Ne oluyor acaba demeye fırsat kalmadan yerim hazır babamız da gelmiş. O pek gelmez ama ne oldu da gelebildi diye düşünüyorum.</p>
<p>Gün 1 Haziran. Şiir dinletisinin konusu AŞK. Özellikle 1 Haziran da yapılması için bu dinleti düzenlenmiş. Sonuçta anneye duyulan sevgide aşk yok mu?</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg"><img class="size-full wp-image-9295 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg?w=643&amp;ssl=1 643w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>Şiirler okunuyor kızım bir türlü çıkmıyor sona mı koymuşlar diyorum çocuğu diye üzülüyorum. Derken kızım sahnede, ikiziyle beraber onu doğurduğum gün benim hayatımda yaşadığım en güzel gündü, minicik parmakları şimdi mikrofon mu tutuyor diye düşünüyorum. Gözlerim doluyor. Buraya kadar her şey yolunda. Şiirini okuyup bitirdikten sonra, rejiye sesleniyor “fon alabilir miyim” diye. Şaşırıyorum ve beni ömrüm oldukça unutamayacağım bir ana sürüklüyor.</p>
<p>“Anneciğim bugün senin doğum günün, şimdi sana yazdığım şiirimi okuyacağım, iyi ki doğdun iyi ki benim annemsin” diyor.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg"><img class="size-full wp-image-9296 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg?w=858&amp;ssl=1 858w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>Ve bana yazdığı, öğretmenleriyle bana hazırladıkları bugünü unutulmaz kılıyorlar. Benim gözlerimin içine baka baka okuduğu bu şiirle tüm salonu, beni, babasını gözyaşları içinde bırakıyor…</p>
<p>27.04.2011</p>
<h2><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg"><img class="size-full wp-image-9297 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg?w=643&amp;ssl=1 643w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>ELA GÖZLÜ MELEĞİME…</h2>
<p>Kimi zaman uzak diyarlarda arardım çareyi</p>
<p>Kuş olup hangi evin çatısına kondum</p>
<p>Kaçıncı baharda açtı çiçeklerim…</p>
<p>Ben gözlerindeki o elada buldum aşkı…</p>
<p>Nemliydiler…</p>
<p>Soğuk rüzgâr çarpıp ta üşüyeceksin diye,</p>
<p>Telaşım…</p>
<p>Suskun bir sonbaharın habercisi martılar…</p>
<p>Seni bu şehirden götürecekler sandım,</p>
<p>Ondandır sevmeyişim kuşları…</p>
<p>Ondandır simit atmam hiç…</p>
<p>İstanbul küsmüşse bana ne</p>
<p>Sen küsme ellerimi hiç bırakma…</p>
<p>Bazen küserdin…</p>
<p>Sen mi çocuksun ben mi çocuğum,</p>
<p>Anlayamazdım…</p>
<p>Karanlık gecelerde güneş gibi doğardın…</p>
<p>Ellerinin sıcağını hiç eksik etme…</p>
<p>Yıldızlarla gel…</p>
<p>Ay ol gökyüzünü doldur…</p>
<p>Yağmurlar yağsın bu şehre eğer sen yoksan…</p>
<p>Ve yine bir gün daha annem,</p>
<p>Güzel ellerinin kokusundayım…</p>
<p>Neler hatırlatırdı bana gülüşün…</p>
<p>Soğuk karları görürdüm yanaklarında…</p>
<p>Gözlerinde sisi bulurdum…</p>
<p>Dağlara güneşin ufkuna kaçırırdım umutları…</p>
<p>Sustum çaresiz sustum ve durdum öylece…</p>
<p>Baktım yüzüne…</p>
<p>Gözlerine…</p>
<p>Neler hatırlatırdı bana ellerin</p>
<p>Gülü hatırlatırdı…</p>
<p>Manolyaları…</p>
<p>Yaseminleri…</p>
<p>Kanat çırpan kuşları…</p>
<p>Gülen çocukları…</p>
<p>Mutluluğu hatırlatırdı annem…</p>
<p>Bir ev düşlerdim…</p>
<p>Bir ev ki içinde sen yoksan anlamı olmayan…</p>
<p>Bir ev ki soğukları kovan…</p>
<p>Bir göl kenarında…</p>
<p>Yeşilden bir parça…</p>
<p>Pembenin her tonu menekşelerden,</p>
<p>Kırmızıdan güller…</p>
<p>Bir gökyüzü annem…</p>
<p>Mavilik dolduran susuzluğa…</p>
<p>Küstürmeden seni&#8230;</p>
<p>Ağlatmadan…</p>
<p>Güneşi getirip mutlulukla bakmak yüzüne…</p>
<p>Bir merhaba anne</p>
<p>Unutturmadan kendimi…</p>
<p>Getirebilmek baharı…</p>
<p>Ve son güne kadar yanında kalmak için</p>
<p>Gül yaprağında bir Buse…</p>
<p>En masum rengiyle…</p>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg"><img class="size-full wp-image-9298 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg?w=643&amp;ssl=1 643w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>ECE SELİN ÖNDER.</strong></p>
<p>Tüm salon hıçkırarak ağlıyor. Sahneye davet ediyorlar. Gözlerimden inen yaşlara hâkim olamıyorum. Efe ve “Manevi oğullarım” dediğim siyah giymiş lise öğrencilerim konfetiler patlatıyor. Ağzımdan tek kelime çıkmıyor sadece Ece’ e sarılıp ağlıyorum. Tüm arkadaşlarım gelip çiçeklerle tebrik ediyorlar. Hayatımda yaşadığım en güzel anneler gününü yaşıyorum. Canım yavrularım sizin olduğunuz her an benim bayramımdır, benim sevincimdir. İyi ki varsınız iyi ki benim yavrularımsınız…</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg"><img class="size-full wp-image-9300 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg?w=858&amp;ssl=1 858w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg"><img class="size-full wp-image-9294 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg?w=643&amp;ssl=1 643w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/">Bir Anneler Günüydü…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9293</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanal Dünyada Kimlik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanal-dunyada-kimlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanal-dunyada-kimlik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 May 2017 12:40:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Zor]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9287</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanal kimlik hakkında fikir veren temel bileşenlerin başında kimlikle oluşturulan dijital içerik gelmekte. Epostalar, blog sayfaları, web siteleri, vb. Bu imkanları ise kimlik sahiplerine standard şablonlarda sunulmakta. Kimlik derinlemesine incelenmesi gereken önemli bir olgu. Jean Baudrillard’ın da altını özellikle çizmiş olduğu üzere “Çağımızı karakterize eden devrim, belirsizlik devrimidir, hayatlarımızın tüm cephelerini, özellikle kimlik duygumuzu etkileyen bir belirsizliğin devrimi”. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanal-dunyada-kimlik/">Sanal Dünyada Kimlik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sanal kimlik hakkında fikir veren temel bileşenlerin başında kimlikle oluşturulan dijital içerik gelmekte. Epostalar, blog sayfaları, web siteleri, vb. Bu imkanları ise kimlik sahiplerine standard şablonlarda sunulmakta.</strong></p>
<p>Kimlik derinlemesine incelenmesi gereken önemli bir olgu. <strong>Jean Baudrillard’ın</strong> da altını özellikle çizmiş olduğu üzere <strong>“Çağımızı karakterize eden devrim, belirsizlik devrimidir, hayatlarımızın tüm cephelerini, özellikle kimlik duygumuzu etkileyen bir belirsizliğin devrimi”.</strong></p>
<p>Bu devrimi <strong>demokrasi, ötekinin tanınması</strong> gibi klasikleşmiş deyimlerle ya da <strong>yeni çağ, kuantum</strong> gibi popüler deyimlerle ilişkilendirmek mümkün. Özgürleşme, sonsuz olasılıklar karşısında seçme imkanına sahip olma başlangıçta tüm zincirlerden kurtulmuşluk, hürlük olgularına atıfta bulunduğundan kulağa hoş gelse de “peki sonra ne olacak” dediğimizde <strong>manipüle edilmedik, saf</strong> bir çözüm üretme zorluğunu da beraberinde getirdiğinden bizi bir belirsizliğin içine sürüklemekte.</p>
<p><strong>Sanal dünyanın sonsuz imkanları</strong> bu belirsizlik sorununa pratikte nasıl çözüm getirmekte? Ya da sağladığı imkanlar birer çözüm olarak yorumlanabilir mi? Bir yanda siberuzayda bedensiz bir kimliğin olup olamayacağı tartışılırken öte yanda bireyler sanal dünyada diledikleri isime, cisime bürünebilmekte.</p>
<p><strong>Bir sanal öznenin (örneğin bir kişinin) kimliği hakkında fikir veren temel bileşenlerin başında o öznenin sanal kimliği ile oluşturduğu dijital içerik gelmekte</strong>. Epostalar, blog sayfaları, web siteleri, vb.</p>
<p>Burada hassas bir nokta devreye giriyor. Bugün artık gerek eposta olsun gerekse de blog ya da web sitesi olsun, sanal özneyi (ya da bireyi) hızlı hareket edebilmek amacıyla belli alanlara doğru kanalize eden <strong>hazır şablonlar</strong> yer almaktadır.</p>
<p>Diyelim ki kendinize ait <strong>bir blog oluşturmak</strong> istiyorsunuz. Yapacağınız en basit şey blog oluşturma konusunda ücretsiz hizmet veren bir blog sunucusu bulmak buraya kayıt olup kendinize ait bir blogu hazırlamaktır.</p>
<p>Hazırlayacağınız bu blogun <strong>şekilsel yapısı, renkleri, içerik bileşenleri vb size şablon olarak sunulur</strong> ve siz hazır şablonlardan bir tanesini seçerek blogunuzun nasıl görüneceğini belirlersiniz. Her ne kadar blogun içeriğini bütünüyle sizin yazacağınız, oluşturacağınız malzeme belirleyecekse de o blogun görsel yapısı çoğunlukla hazır şablonlardan biri olacaktır.</p>
<p>Böylece sanal birey, siberuzayda sanal bir kimlik oluştururken, şekilsel olarak belirlenmiş yapıların dışına çıkmakta güçlük çekmektedir. Aslında burada <strong>teknik bir sınırlama yoktur</strong>. Ancak arzu edilen bir şeklin oluşturulması ek maliyet getireceğinden tipik bir sanal özne çoğunlukla kendilerine sunulan hazır şablonları kullanmaktadır.</p>
<p>Bu basit öge aslında <strong>bugün dünya üzerindeki “özgür birey”i</strong> en güzel şekilde ifade etmektedir. <strong>Bireyin ya da öznenin özgürlüğü ancak global dünyaya yön verenlerin tanımladıkları “özgürlük” olgusunun sınırları içinde kalındığı sürece var olabilmektedir</strong>. Birey bu sınırı herhangi bir (doğrudan) baskı altında kalmadan kabul etmektedir. (Çünkü aksi durumda özgürlüğünü hissedecek imkana sahip olamayacaktır).</p>
<p>Ancak özgürlüğünü satın alabilecek kadar maddi imkanı ve politik gücü olanlar bu oyunun dışında kalabilmekte ve gerçek anlamda “özgür” olarak addedilebilmektedir.</p>
<p><strong>Bilgi Toplumu’na yön veren sanal özneler de işte bu özgürlüğünü satın alma gücüne sahip istisnalardır.</strong> Bunlar incelendiğinde de ortaya farklı bir tablo çıkar. Bu cephede yer alanların önemli bir kısmı da özgürlüklerini ötekilerinin özgürlüklerini belli sınırlar içinde yaşamasını olanaklı kılan imkanları sunmada kullanmaktadır. Böylece <strong>hem kendi özgürlüğüne tehdit oluşturacak unsurları azaltır</strong> hem de bu işten kazanç elde eder.</p>
<p>Özgürlük yukarıda belirtildiği üzere kademeli olduğu sürece kölelik olgusu da ortadan kalkamayacaktır. Çünkü her zaman daha az özgür bir özne bulunacaktır. <strong>Özgürlük ne ithal edilebilecek bir olgudur ne de borç ya da hediye alınabilecek bir olgu.</strong></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanal-dunyada-kimlik/">Sanal Dünyada Kimlik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanal-dunyada-kimlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9287</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeynep Gül ile Sanat Turu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeynep-gul-ile-sanat-turu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeynep-gul-ile-sanat-turu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 11 May 2017 07:04:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9259</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne varsa alemde Örneği var ademde… Sanat, bir anlamda taklittir diyen Platon, Aristoteles ne kadar haklı, sanat eserleri hep doğadan, hayattan esinlenmiştir. Bir Annenin Feryadı filmi Ödemiş sinemalarına da gelmiş olması bizleri mutlu etti. Raif Cilasun’un romanından uyarlanmış olan film bugünün ailevi sorunlarına da paralellik arzediyor. Bu filmi aslında hepimizin izlemesi gerekiyor. İzlemenizi tavsiye ediyorum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeynep-gul-ile-sanat-turu/">Zeynep Gül ile Sanat Turu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Ne varsa alemde</em></p>
<p><em>Örneği var ademde… Sanat, bir anlamda taklittir diyen Platon, Aristoteles ne kadar haklı, sanat eserleri hep doğadan, hayattan esinlenmiştir.</em></p>
<p><strong>Bir Annenin Feryadı</strong> filmi Ödemiş sinemalarına da gelmiş olması bizleri mutlu etti. Raif Cilasun’un romanından uyarlanmış olan film bugünün ailevi sorunlarına da paralellik arzediyor. Bu filmi aslında hepimizin izlemesi gerekiyor. İzlemenizi tavsiye ediyorum ve sonuç olarak da kararı kendiniz verin, olur mu?</p>
<p>Tireli ressam <strong>Melis Çamlıoğlu</strong> suluboya tekniği ile oluşturduğu eserleri sanatseverler tarafından ilgi ile karşılandı. Egenin İzleri adını verdiği sergide Birginin Cüceleri, Alaçatı Çarşısı, Aydın Efeleri, Tire Pazarı dikkati çeken önemli eserlerdendir. Kısacası Melis Çamlıoğlu genç yaşta usta bir ressam olduğunu kanıtladı.</p>
<p>Tiyatro dünyasının usta ismi, Payidar Tüfekçioğlu bir süredir rahatsız. Tiyatrocuya karaciğer nakli yapılması için uygun bir donör aranmaktadır.  Acil şifalar diliyoruz.</p>
<p>İstanbul’da yaşayan yaptığı eserleri ile adından sık söz ettiren Japon ressam <a href="http://www.sanatduvari.com/takayoshi-sakabe/"><strong>Takayoshi Sakabe</strong></a> Türkiye’de ilk solo sergisini sundu. <em>Songe</em> düş adını verdiği sergi 15 Mayıs tarihine kadar açık kalacak, bizden hatırlatması sevgili sanat sever dostlar.</p>
<p>Türk sineması yasta, 30’u aşkın filmde adından söz ettiren Erdoğan Çakıcı hayatını 82 yaşında kaybetti. Allah rahmet eylesin.</p>
<p><em>Baba filmi</em> 1-2 oyuncuları 45 yıl sonra <strong>Tribecca Film Festivali</strong>’nde bir araya geldi. Heyecan verici!</p>
<p><strong>Adalet Sizsiniz</strong> tiyatro oyunu yargının siyasallaşması üzerine kurgulanmış. Sokrates Galileo Vannetti konu alınarak hazırlanmıştır.</p>
<p>Bir tablo deyip geçmemek gerekir, bazen tüm ilaçlardan daha tesirli gelir.</p>
<p>Sanat turu, kalbimizin ritmini dengeler, yaşanılan onlarca olaya farklı bakış açıları kazandırarak hayatımıza yepyeni pencereler açar, siz ne dersiniz?</p>
<p>Sanatın çok konuşulduğu, tiyatro oyunlarının müzik eserlerinin fazla önemsendiği bir ülkede siyaset bile daha seviyeli ölçülü olacaktır. Sanırım, siz de biz gibi düşünüyorsunuz. Sanatla, bakınız hayata…</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeynep-gul-ile-sanat-turu/">Zeynep Gül ile Sanat Turu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeynep-gul-ile-sanat-turu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Birtakım Ertelenmişlikler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/birtakim-ertelenmislikler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/birtakim-ertelenmislikler/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 10 May 2017 06:32:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tilbe Toker]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir sabah uyanıp baktığımda güneşin hala tepede, aynanın karşısında gördüğüm suretin dinç henüz çizgilerden haritalar oluşmamış olduğunu farkettiğimde umudumu boşuna mı kaybediyorum diye düşündüm. Bu zamana kadar kendim için ne yaptım, en son ne zaman kendimi mutlu ettim, kendimi sevdim, en son ne zaman birine içimi döktüm. Çok insan dinledim, çok sıkıntıya yara bandı oldum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birtakim-ertelenmislikler/">Birtakım Ertelenmişlikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir sabah uyanıp baktığımda güneşin hala tepede, aynanın karşısında gördüğüm suretin dinç henüz çizgilerden haritalar oluşmamış olduğunu farkettiğimde umudumu boşuna mı kaybediyorum diye düşündüm. Bu zamana kadar kendim için ne yaptım, en son ne zaman kendimi mutlu ettim, kendimi sevdim, en son ne zaman birine içimi döktüm. Çok insan dinledim, çok sıkıntıya yara bandı oldum ama hiç kendi yarama pansuman yapmadığımı hatırladım. Bu hayattan kazanımım ne oldu, neleri kaybederken umutlarımın da enkazını gördüm. Düşündükçe hayatta yaptıklarımın değil de yapamadıklarımın pişmanlığını yaşadım. Her hata başka bir kapı araladı hayatımda. Kiminden ders aldım kimileri hala uslandıramadı. Ne çok şey ertelemişim kısacık ömrümde dedim kendi kendime&#8230; Başkalarının mutluluğu için kendi mutluluğumu, başkalarının idealleri için kendi isteklerimi&#8230; Velhasıl hayatımı ertelemişim. Elimden kayıp gitmeye yakın tutmalıyım dedim kenarından, köşesinden hayatımı. Daha fazla elimden kaçıramam, kaçırdıkça uzaklaşıyor siluet halini alıyor sanki.Kendimden uzaklaşıyorum. Aynaya baktığımda gördüğüm yüz bana ait evet ama başkaları için yaşayan bir bana ait. Ait olduğum ruh, beden başkalarının tekelinde olmamalı artık. Ertelemek yok, bugün var.Başkası yok ben varım.İpler benim elimdeyse yarın diye bir şey yok. Ertelemiyorum en çok da kendim için&#8230; Bundan böyle kum saati benim lehime işliyor. Hoşgeldin yeni ben&#8230; Ne çok ertelenmiştik değil mi?</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birtakim-ertelenmislikler/">Birtakım Ertelenmişlikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/birtakim-ertelenmislikler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9242</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 06 May 2017 14:58:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9174</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ankara’ya gittiğimde sol yanımı sık sık acıtan bir olayın zaman kapsülünden geçtim. Yolum tarihin utanç sayfalarının yazıldığı, ULUCANLAR cezaevine düştü. Girdiğiniz andan itibaren geçmiş gözlerinizin önüne serili veriliyor. Adının Ulucanlar olduğu doğru çünkü dönem dönem misafir ettiği kişiler tarihe damgasını vurmuş ulu canlar. Öncelikle müze yönetimi ziyaretçilerini gezdirirken bölümleri sırayla gezilmesini öngörüyor. İlk bölümde bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’ya gittiğimde sol yanımı sık sık acıtan bir olayın zaman kapsülünden geçtim. Yolum tarihin utanç sayfalarının yazıldığı, <strong>ULUCANLAR</strong> cezaevine düştü. Girdiğiniz andan itibaren geçmiş gözlerinizin önüne serili veriliyor. Adının Ulucanlar olduğu doğru çünkü dönem dönem misafir ettiği kişiler tarihe damgasını vurmuş ulu canlar. Öncelikle müze yönetimi ziyaretçilerini gezdirirken bölümleri sırayla gezilmesini öngörüyor.</p>
<p><figure id="attachment_9175" aria-describedby="caption-attachment-9175" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-8.jpg"><img class="size-full wp-image-9175" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-8.jpg?resize=448%2C797" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="797" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-8.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-8.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9175" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>İlk bölümde bir avludan açılan bölümler katlara ve yer altında ki hücrelere açılıyor. Sahneler korku filmini aratmıyor. Hücrelerin içinden yükselen çığlık ve işkence sesleri kanımızı donduruyor. Gerçekçilik sağlamak için hücrelerde fareler bile düşünülmüş. Önümüzde güya ziyaret için gelmiş şuursuz gençlerden biri o farelerden bir tanesini çaldı. Orta yaşlı tipler çocuğa kötü kötü bakmakla yetindiler. İçeride öyle haykırışlar var ki; kanınız donar. Zaten ortam rutubet ve is kokuyor ve kapkaranlık. Daha geriden gelen acı, gözyaşı, endişe ve zulüm gözle görünür halde. Azrail’in her köşe başından orağını görür gibi oluyorsunuz.</p>
<p><figure id="attachment_9176" aria-describedby="caption-attachment-9176" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-9.jpg"><img class="size-full wp-image-9176" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-9.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-9.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-9.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9176" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Öyle haykırışlar var ki insanlığınızdan utanıyorsunuz. Hücreler tek kişilik, balmumundan birebir yapılmış insanlar&#8230; “Vurmaaaaa, ben sana ne yaptııııım” haykırışları. Çoğu ziyaretçi gözyaşlarına hâkim olamıyor artık, acıyı ve umutsuzluğu içlerinde yaşıyorlar.</p>
<p>Büyük şair, Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının koğuşuna giriyoruz. Bu insanlar düşünceleri için suçlular, herhangi bir cana kasıtları yok, aslında vatansever onlar. Burada sol yanı daha hassas olan tüm şair yazar ve düşünürleri sözüm ona bu mekâna tıkıştırıp susturmuşlar.</p>
<p><figure id="attachment_9177" aria-describedby="caption-attachment-9177" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-10.jpg"><img class="size-full wp-image-9177" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-10.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-10.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-10.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9177" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Her yer hüzün her yer acı. Mekânın her tarafına sinmiş umutsuzluğun kokusu. Yerin altındaki mezar gibi hücrelerin aksine üstteki odalar çok kişiyi zorunlu misafir etmiş. Bir odada birkaç katlı ranzalar öyle gerçekçi ki zamanın dokusu korunmuş. Balmumu heykellerle, kimi uzanmış, kimi saz çalıyor gibi, kimisi ise karşılıklı konuşuyor. Öyle doğal ki yüzlerinde ki teri bile görebiliyorsunuz. Ranzaların başında isnat edilen suçlar yazıyor. Gözleriniz doluyor. Anneleri düşünüyorum, acılı yürek yakan bu durumu nasıl kaldırır bir anne yüreği. Neden içerde sorusunun cevabı farklı düşündüğü için olmamalı.</p>
<p><figure id="attachment_9178" aria-describedby="caption-attachment-9178" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-11.jpg"><img class="size-full wp-image-9178" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-11.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-11.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-11.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9178" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Derken banyo yaptıkları yere geliyoruz. Eski hamamlar gibi kurnası vs. Ne düşündüler bu takunyaları giyip suları her dökündüklerinde kederlerin üzüntülerin akıp gideceğini mi, Annelerinin gül kokan ellerini mi, kimbilir?</p>
<p>Ya o yeri göğü ateş anneler, dağ gibi delikanlıları yetiştiren mağrur babalar? İçin için her gün ölmez mi, yavaş yavaş yok olmaz mı? Güçlü görünen dış görünüşünün ardında pamuk kalbi acımaz mı? Her sabah umutsuzluğa, acıya uyanan gözler. Oysa doğduğu an gelir akıllarına, minicik evlatlarını basmaları bağırlarına, bu kadar mı zordur onları anlamak…</p>
<p><figure id="attachment_9180" aria-describedby="caption-attachment-9180" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-13.jpg"><img class="size-full wp-image-9180" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-13.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-13.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-13.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9180" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Kimseyi katletmek değil, güneşi zapt etmek istediler onlar. Herkes için güneşli günler…Bu kadar mı tehlike arz ettiler. Bu gençler en iyi okullarda okudular, en zeki gençlerdendi onlar, vatansever ve halkçıyken bu denli zarar verir mi kendi kalkına, insanına…</p>
<p>Acı çekiyorum acının ete kemiğe bürünmüş halini düşündükçe. Darağacına yaklaşan günlerde sevdiğinin elini tutacak yaştaki iki yana açılmış ellerin umutsuzluğunu hissettikçe.</p>
<p><figure id="attachment_9181" aria-describedby="caption-attachment-9181" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-14.jpg"><img class="size-full wp-image-9181" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-14.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-14.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-14.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9181" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Astıklarında üzerindeki süveterini sergilemişler, cebindeki yerli sigara paketini, bir sürü şahsi eşya, boğazıma düğümlenen yumru sayesinde yutkunamıyorum. Buraya çocuklarım Ece ve Efe’yi de getirdim. Okuduklarını yerinde görüp bilsinler diye. Kızım ağlıyor, ben onları ağlamasın ağlatmasın diye yetiştirdim. Fakat küçük yürekleri dayanamıyor bu haksızlığa. Ağlama diyemiyorum, en ufak bir duygu kırıntısı olan insan ağlar burada. Çünkü umutsuzluk diyorum ama onların bu durumda bile umudunu korudukları yazdıkları mektuplardan anlaşılıyor. Mutlu günler hayal etmişler, güneşli günler…</p>
<p><figure id="attachment_9182" aria-describedby="caption-attachment-9182" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-15.jpg"><img class="size-full wp-image-9182" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-15.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-15.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-15.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9182" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Ve bir toplumca utanç vesikamız; “<strong>Darağacı</strong>”, o avlu; o olmaz olasıca sabaha karşı, tüm umutların katili… O <strong>üç fidan</strong>ı asıp katleden, o kararı veren, ailelerini ömür boyu acıya sürükleyen süreç. Lanet olsun her şeye. Şimdi burada mı can verdi o üç can, onlar yok olunca her şey yolunda mı şimdi, hiç mi acımadı içinizden baba olanların yüreklerinin derinliklerinde bir yer? Size insan olduğunuzu hatırlatmadı mı yaşlarının 20 küsur olması.</p>
<p>Utanıyorum… En az üç canın kanları üzerine inşa ettiklerinizden. Utanıyorum o devri kanla yıkamanızdan, hoşgörüsüz ve korkaklığınızdan…</p>
<p><figure id="attachment_9183" aria-describedby="caption-attachment-9183" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-16.jpg"><img class="size-full wp-image-9183" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-16.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-16.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-16.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9183" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9184" aria-describedby="caption-attachment-9184" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-17.jpg"><img class="size-full wp-image-9184" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-17.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-17.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-17.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9184" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-18.jpg"><img class="size-full wp-image-9185 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-18.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-18.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-18.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-19.jpg"><img class="size-full wp-image-9186 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-19.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-19.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-19.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-20.jpg"><img class="size-full wp-image-9187 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-20.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-20.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-20.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-21.jpg"><img class="size-full wp-image-9188 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-21.jpg?resize=444%2C789" alt="" width="444" height="789" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-21.jpg?w=444&amp;ssl=1 444w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-21.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 444px) 100vw, 444px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-23.jpg"><img class="size-full wp-image-9190 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-23.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-23.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-23.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-24.jpg"><img class="size-full wp-image-9191 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-24.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-24.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-24.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-25.jpg"><img class="size-full wp-image-9192 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-25.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-25.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-25.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-26.jpg"><img class="size-full wp-image-9193 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-26.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-26.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-26.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-27.jpg"><img class="size-full wp-image-9194 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-27.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-27.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-27.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-28.jpg"><img class="size-full wp-image-9195 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-28.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-28.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-28.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-29.jpg"><img class="size-full wp-image-9196 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-29.jpg?resize=640%2C360" alt="" width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-29.jpg?w=797&amp;ssl=1 797w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-29.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-30.jpg"><img class="size-full wp-image-9198 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-30.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-30.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-30.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/31.jpg"><img class="size-full wp-image-9199 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/31.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/31.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/31.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-32.jpg"><img class="size-full wp-image-9200 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-32.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-32.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-32.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-1.jpg"><img class="size-full wp-image-9201 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-1.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-1.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-1.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-2.jpg"><img class="size-full wp-image-9202 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-2.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-2.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-2.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-3.jpg"><img class="size-full wp-image-9203 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-3.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-3.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-3.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-4.jpg"><img class="size-full wp-image-9204 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-4.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-4.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-4.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-5.jpg"><img class="size-full wp-image-9205 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-5.jpg?resize=299%2C531" alt="" width="299" height="531" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-5.jpg?w=299&amp;ssl=1 299w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-5.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-6.jpg"><img class="size-full wp-image-9206 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-6.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-6.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-6.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-7.jpg"><img class="size-full wp-image-9207 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-7.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-7.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-7.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9174</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Onarılan Zamanlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/onarilan-zamanlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/onarilan-zamanlar/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 May 2017 06:26:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Yıldırım]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9141</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşamak, meğer ne uzun bir cümle imiş. Evet, “Cümle” diyorum. Kendi başına anlamlı kelimeler dizisi. Olumludur, olumsuzdur bazen de gizlidir öznesi. Duygumuzdur, düşüncemizdir, geçmişimizin gölgesi, dileklerimizin ulu ve köklü ağacı, yaşadığımız anın heyecanı ve daha nicesi. Yaptıklarımızdır veya yapmak isteyip de yapamadıklarımızdır aslında. Yaşamak, bazen bir cümleden daha fazlasıdır. Bir cümle gibi durmaz esasında saklar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/onarilan-zamanlar/">Onarılan Zamanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşamak, meğer ne uzun bir cümle imiş. Evet, “Cümle” diyorum. Kendi başına anlamlı kelimeler dizisi. Olumludur, olumsuzdur bazen de gizlidir öznesi. Duygumuzdur, düşüncemizdir, geçmişimizin gölgesi, dileklerimizin ulu ve köklü ağacı, yaşadığımız anın heyecanı ve daha nicesi. Yaptıklarımızdır veya yapmak isteyip de yapamadıklarımızdır aslında. Yaşamak, bazen bir cümleden daha fazlasıdır. Bir cümle gibi durmaz esasında saklar kendini. Biz katarız ona biraz kendimizden. Fani hayatımızın derin izleri ile süsleriz. Yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım, yaşasa… Tek kelime ile binlerce hikâye, insan, eşya, sayısız hatıra vesaire. Belleğimizde iz bırakmış her şey benliğimizle yeniden birleşir. Geçmişimiz ve geleceğimiz cümle cümle birikir varlığımızın özünde.</p>
<p>Bizler bu dünyanın bedenleşmiş cümleleriyiz vesselam. İşte bu yüzdendir ki harf harf işleriz umudumuzun her satırını. Hasbelkader ömrümüzün kanat çırpışlarını bırakırız maviliklere. Eksik olan ne varsa birden rengârenk oluverir. Gökkuşağı misali her yağmur sonrasında yeniden belirir karışırız toprağın esmer kokusuna. Güneşle filizlenen hayallerimizin kökleri günden güne güçlenerek uzanır gökyüzünün en mahrem ücralarına doğru. Ciğerlerimize çektiğimiz hava her nefeste yeniden can bulur damarlarımızda. Kısadır soluklarımız ama sakın aldanmayın, uzundur aslında yaşamak. Sonsuzluğa gömülüdür, en derinde saklıdır. Çıkarılıp işlenmeyi bekler elmas misali. Ve çok uzaklarda değil içimizde saklıdır hazinemiz. Kelime kelime okunmayı bekler tenhamızda.</p>
<p>Şimdi alın elinize bir ayna ve bakın kendinize saatlerce. Zamana meydan okurcasına, sanki bir mekândan soyutlanırcasına izleyin kendinizi. Görün içinizdeki kalabalıkları. Beyninizde dolaşan kelimeleri hissedin. Eksik olan ne varsa siz bulun, siz tamamlayın, siz onarın kendinizi. Evet, siz birer cümlesiniz. Ve şimdi hayata dair en uzun cümlenizi kurma vakti. Şimdi yaşamak vakti.</p>
<p>Yaşamak, meğer ne umutlu bir eylem imiş…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/onarilan-zamanlar/">Onarılan Zamanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/onarilan-zamanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9141</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İzmir’de Mask Müzesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 May 2017 12:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9129</guid>
				<description><![CDATA[<p>İzmir’i ilk önce tezimden dolayı ziyaret etmiştim. Sevgili Zühal Yorgancıoğlu yaşadığı yer olan İzmir’e davet etmişti. Konum etnik gelinliklerdi ve bu konuyu Madam Z’den daha iyi bilen olamazdı. Hava alanından alması için şoförünü gönderdiğinden güzel İzmir’i gezme şansım olmamıştı. Kendi kendime ben İzmir’e tekrar ama bu kez taşını toprağını tavaf edeceğim diye söz verdim. Biletimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/">İzmir’de Mask Müzesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’i ilk önce tezimden dolayı ziyaret etmiştim. <a href="http://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/">Sevgili Zühal Yorgancıoğlu</a> yaşadığı yer olan İzmir’e davet etmişti. Konum etnik gelinliklerdi ve bu konuyu <a href="http://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/">Madam Z</a>’den daha iyi bilen olamazdı. Hava alanından alması için şoförünü gönderdiğinden güzel İzmir’i gezme şansım olmamıştı. Kendi kendime ben İzmir’e tekrar ama bu kez taşını toprağını tavaf edeceğim diye söz verdim. Biletimi almadan önce İzmir’in gezilecek her yerini gezmeliyim diye düşündüğümden önce internet sitelerinden İzmir’i araştırma yaptım. Ne çok gezilecek ve görülecek yeri vardı ve ben tek tek dolaşacaktım her yerini…</p>
<p><figure id="attachment_9132" aria-describedby="caption-attachment-9132" style="width: 700px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmirde-mask-muzesi.jpg"><img class="size-full wp-image-9132" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmirde-mask-muzesi.jpg?resize=640%2C549" alt="İzmir’de Mask Müzesi" width="640" height="549" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmirde-mask-muzesi.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmirde-mask-muzesi.jpg?resize=300%2C257&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9132" class="wp-caption-text">İzmir’de Mask Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>Nedense İzmir’i hep bir genç kız olarak düşünmüşümdür. Gün boyu Ege de yıkadığı, o ipek saçlarını İzmir’in melteminde kurutan, hiç yaşlanmayan bir kız. Derler ya İzmir’in kızı ve denizi ben ikisini aynı bilirim. İzmir; mağrur, gururlu, güzel kız. Bu yüzden hep söylenildiği gibi İzmir’in kızları çok güzel olur, ben de İzmir sokaklarını arşınlarken eskilerin sözlerini teyit ediyorum içimden.</p>
<p><figure id="attachment_9130" aria-describedby="caption-attachment-9130" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg"><img class="size-full wp-image-9130" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg?resize=640%2C640" alt="İzmir Mask Müzesi" width="640" height="640" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9130" class="wp-caption-text">İzmir Mask Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>İzmir’e geldiğimde Sırt Çantam yanımda, içinde yedek giysilerim var. Sabah saatlerinde gelmişim, kahvaltı etmem lazım. “Boyoz” yiyeceğiz anlaşılan, geleneği bozmayan bir yapım vardır. “Kumru” yu sonraya saklayalım. Ben eskiden Kumru denildiği zaman kuşu sandviç yapıyorlar sanıyordum. Gerçeği öğrendiğimde hayal kırıklığına uğramıştım. Salam, sosis vs ince ince kıyıp ekmeğin arasına koyuyorlarmış. E niye kumru deyip iştahını kesiyorsun benim gibi bir hayvan severin? İzmir’in tostu ‘da güzelmiş katılıyorum test edildi, onaylandı.</p>
<h2>Mask Müzesi Gezisi</h2>
<p>Bir gün de gezilir mi bu kadar Müze? Yolum ilk Konak Belediyesinin açtığı Alsancak Kıbrıs Şehitleri caddesindeki 1448 sokakta bulunan <strong>Mask Müzesi</strong>’ne çıktı. Bir yanında Yeşilçam Meyhanesi, diğer yanında Alsancak Meyhanesi’nin arasına konuşlanmış durumda. Levanten kültürüne göre inşa edilen ve Hüseyin İnal Öz tarafından bağışlanan tarihi bina restore edilerek Konak Belediyesi tarafından <strong>Türkiye’nin ilk Mask Müzesi</strong> olarak 10 Mayıs 2011 tarihinde Alsancak semtinde ziyaretçilere açılmış.</p>
<p><figure id="attachment_9133" aria-describedby="caption-attachment-9133" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg"><img class="size-full wp-image-9133" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg?resize=540%2C540" alt="Mask Müzesi" width="540" height="540" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9133" class="wp-caption-text">Mask Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>Antik Yunan tiyatrolarında maskların çok kullanıldığı bu geleneğin daha sonra Romalılar döneminde devam ettiğinden bahsediliyor. Günümüzde de tiyatro oyunlarında ve bazı dinsel törenlerde çeşitli maskelerin kullanılmaya devam ettiğinden söz ediliyor.</p>
<p>Katları tek tek dolaşıyorum, her türlü mask var burada, kimi Malezya kültürüne ait kimisi Anadolu ve dünya kültürüne ait 300’ün üzerinde mask bulunuyor.</p>
<p><figure id="attachment_9134" aria-describedby="caption-attachment-9134" style="width: 527px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg"><img class="size-full wp-image-9134" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg?resize=527%2C527" alt="İzmir Mask Müzesi Gezisi" width="527" height="527" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg?w=527&amp;ssl=1 527w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 527px) 100vw, 527px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9134" class="wp-caption-text">İzmir Mask Müzesi Gezisi</figcaption></figure></p>
<p>Bazı masklar önemli kişilerin yüzünden kalıp alınmış olarak hazırlanmış. Hatta bunun nasıl yapıldığını anlatan resimler var. Mesela Aziz Nesin’in ölüm maskı var. Anadolu’da törenlerde hâlâ kullanılan Kalo Gağan ve Kose Geli Mask kostümleri izleyicilere sunulmaktadır. Anadolu maskları, tiyatro maskları, ritüel maskların da sergilendiği müzede, mask atölyesi eğitimi de verilmektedir. Kalo Gağan gerek anlam gerekse özellik bakımından Hızır ve Noel Baba’ya benzer kişiliktir. Yardımsever ve barışçı özellikler taşır. Kalo, ihtiyar erkek anlamına gelmektedir.</p>
<p>Laf aramızda biraz ürkünç masklar da var. Yani gece burada kalsam ruhumu teslim ederim herhalde. Türk Hava yollarıyla geldiğim bu rüya şehirden Ahiret Hava yollarıyla geri dönerdim sanırım. Ne demek ölüden mask almak bırrrr. Düşüncesi bile ürpertici.</p>
<p><figure id="attachment_9135" aria-describedby="caption-attachment-9135" style="width: 594px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg"><img class="size-full wp-image-9135" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg?resize=594%2C594" alt="Mask Müzesi'nden birkaç örnek..." width="594" height="594" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg?w=594&amp;ssl=1 594w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 594px) 100vw, 594px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9135" class="wp-caption-text">Mask Müzesi&#8217;nden birkaç örnek&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Bu geziler sırasında ben kendimle baş başa ruhumun sesini dinlemek istedim ama size bir arkadaşınızla gezmenizi öneririm. En azından alt katta bulunan Kafeterya’ da dinlenip günün anlam ve önemini anlatan sohbetler yapabilirsiniz.  Ben tek başına olmayı seviyorum gezi yaparken çünkü yaşadığınız hayatın çok sesliliğinden kaçmışsanız sizde benim gibi başka bir sese tahammül edeceksem o ses; tarihin derinliklerinden gelen sesler, o topraktan çıkan eserin ruhunun akisleri, ruhların ayak tıkırtıları olmalı. Hadi çıkalım off püf sesleri duymak istemem.</p>
<p>Bir de başka insanlarla aynı frekansı yakalamak kolay değil ki. Herkesin yaşantısı, düşüncesi, fikirleri farklı. Kimi tabiatı sever, kimi çağın sırtımıza yüklediği modern hayatı. Yani çocuğunuzla bile çelişiyorsunuz çoğu konuda. Ya da benimkiler muhalif bilemiyorum. Hadi sinemaya gidelim şu filme desem amaç ailecek bir şey paylaşmaksa bir sessizlik olur. İçimden sayarım 1,2,3 diye derken 5 gibi oğlum “ben o filme gitmem” der. Şimdiye kadar sayıda şaşmadım.</p>
<p><figure id="attachment_9137" aria-describedby="caption-attachment-9137" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg"><img class="size-full wp-image-9137" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg?resize=640%2C640" alt="Mask Müzesi - İzmir" width="640" height="640" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9137" class="wp-caption-text">Mask Müzesi &#8211; İzmir</figcaption></figure></p>
<h2>İzmir&#8217;de Gezilecek Yerler</h2>
<p><em>İzmir’ de gezilecek yer çok</em>. İzmir’in Alsancak semtinde dolaşıyorum. Yollar, sokaklar çok tanıdık, İstanbul’un tarihi mahallerine benziyor. Daha sonra İzmir’de ziyaret ettiğim diğer yerleri de anlatacağım. Gezi meselesine yeni adım attığımdan nasıl mutluyum ve şaşkınım. Hayatım boyunca bir gezgin olmak istedim. Yeni yerler, yeni kasabalar, yeni insanlar tanıyayım. Yeni ülkeler gezeyim. Coşkun Aral gibi, <a href="http://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/">Tayfun Talipoğlu</a> gibi. Yaşam öyle şaşırtıcı ki gün geldi asla göremem, tanışamam dediğim idolüm, çok sevdiğim, Tayfun Talipoğlu’nu röportaj için aradığımda, şakacı ses tonuyla “ne konuşacağız” dediğinde “<a href="http://www.sanatduvari.com">Sanat</a>” demiştim. Söyledim bu düşüncemi kendisine “bende sizin hayatınızı yaşamak isterdim, çoğu kişi gibi” dediğimde bana “ben herkese gitmek mi istiyorsun git o zaman yaşamı erteleme” demişti. Bu konuşmadan bir hafta sonra kaybettik kendisini. Ben o’na söz verdiğim gibi yaşamı ertelemeyeceğim. Ne kadar daha ömrüm kaldıysa onu sevdiğim işi yaparak sonlandıracağım.  Yaşam o kadar kısa ki, en güzeli bize tabiatın sunduğu bahçede sonsuza kadar öğrenerek gezmek. Gölgesine uzandığın ağacın yüzyıllar boyu hangi kervanı, hangi yolcuyu ve koyunlarını otlatan çobanı, dinginliğiyle avutup kollarıyla sardığını kim bilebilir?</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/">İzmir’de Mask Müzesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9129</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Politik Sistem ve Seçim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/politik-sistem-secim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/politik-sistem-secim/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 30 Apr 2017 17:38:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tamer Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9076</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Condito sine qua non” ya da “Sine qua non” &#8220;Olmazsa Olmaz” anlamına gelen Latince bir deyim. “Maurice Duverger” siyaset bilimine önemli katkılar yapmış bir hukukçu, anayasa hukuku uzmanı… Anayasa tartışmalarının yapıldığı şu günlerde okul yıllarında hukuk derslerindeki hocalarımızın sık sık referans aldığı siyasi tartışmalarda da sık sık adı geçen bir isim olduğu için Maurice Duverger [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/politik-sistem-secim/">Politik Sistem ve Seçim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Condito sine qua non”</strong> ya da “<strong>Sine qua non”</strong> <strong>&#8220;Olmazsa Olmaz”</strong> anlamına gelen Latince bir deyim.</p>
<p><strong>“Maurice Duverger”</strong> siyaset bilimine önemli katkılar yapmış bir hukukçu, anayasa hukuku uzmanı…</p>
<p>Anayasa tartışmalarının yapıldığı şu günlerde okul yıllarında hukuk derslerindeki hocalarımızın sık sık referans aldığı siyasi tartışmalarda da sık sık adı geçen bir isim olduğu için Maurice Duverger ‘i bu yazı konusunun da olmazsa olmazı olarak başa aldım.</p>
<p>Parti sistemleri ve seçim rejiminin birbirinden ayrılmadığını ifade eden Duverger, 1974 yılında yazdığı kitapta net bir başlık kullanmıştı: <strong>“Seçimle Gelen Krallar”</strong></p>
<p>ABD dahil egemen partili sistemleri ve kuvvetler ayrımının olduğu ülkeleri bile eleştiren Duverger anayasa değişikliği ile getirilmek istenen Türk Tipi Başkanlık için ne derdi acaba?</p>
<p>Maurice Duverger, <strong>“Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar.”</strong> diyordu.</p>
<p>Başlıkla söz konuyu özetliyor…</p>
<p>Bir iki ufak hatırlatmalarla girelim başkanlık meselesine…</p>
<p>12 Haziran 1776 Virginia Haklar Bildirgesi’nde benimsenen önemli ilke yasama, yürütme ve yargı organlarını birbirinden ayıran kuvvetler ayrılığı ilkesidir. 15 Aralık 1791’de yayınlanan <strong>“Haklar Bildirgesi”nin</strong> 1787’de ABD Anayasasından sonra getirilen birey haklarını güvence altına alan 10 ek maddesiyle de eyaletlerde daha önce olan uygulamalar sınırlandırılmış.</p>
<p>28 Ağustos 1789’da Fransız Devrimi’nin ardından ulusal mecliste kabul edilen “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi” Fransız anayasasının da özü.  İnsanların özgür ve eşit olduğunu, zulme karşı direnme ve mutlak egemenliğin millete dayalı olduğu ve din, sosyal inanç sebebiyle hiçbir kimsenin kınanamayacağını ifade eder.  Toplam 17 madde. Bu bildirgedeki 16. Maddeye dikkat. Diyor ki bu madde de, <strong>“Hakların güvence altına alınmadığı ve güçler ayrılığının belirlenmediği bir toplumun anayasası yoktur.”</strong></p>
<p>Anayasal cumhuriyet, devlet yönetiminin anayasaya dayanmasını ifade eder.  Devlet iktidarını sınırlandıran ve kişi haklarını güvence altına alan durum da budur.</p>
<p>Fransız devriminin idealleri özgürlük eşitlik ve kardeşlikti. Tiers etat (3.sınıf) yani soylu ve kilise dışındaki tabaka da, 1789’da ilan edilen bildirgeyle hak ve özgürlük kazanmış oluyordu.</p>
<p>İlk eseri konuşmalarda cumhuriyeti amaçlarken <strong>“Prens”</strong>te (Hükümdar) olağanüstü yönetim biçimi olarak devlet için dini ve yasaları araç olarak gören ve monarşiyi öven Niccolo Machiavelli bakın ne diyor:</p>
<p><strong> “Bilge bir insan olduğu izlenimi bırakan bir hükümdarın, ülkesinde öyle bilinmiş olmasının onun doğasından kaynaklanmadığını, çevresindeki danışmanlarına dayalı olduğunu söyleyenler kesinlikle yanılırlar. Çünkü kendisi bilge olmayan bir hükümdarın iyi danışmanlara sahip olamayacağı genel ve şaşmaz bir kuraldır. Eğer akıllı değilse öğütleri bir araya getirip bir bireşime varamayacaktır.”</strong> (S.91, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5.Baskı, 2011)</p>
<p>Bir elin nesi var, iki elin sesi var <strong>“Machiavelli”</strong> bile böyle diyorsa !</p>
<p>Tiranlara yön gösterdiği için <em>Machiavelli’yi eleştirenlerden biri de </em>Fransız tarihçi Jean Bodin’dir.  1576’da yayınladığı <strong>“Devletin Altı Kitabı”</strong>nda mezhep kavgalarının son bulması için kralın yetkilerinin arttırılmasını ister…</p>
<p>Jean Bodin iktidar ve egemenliği kanunca kısıtlanmayan manasına gelen <strong>“</strong><em>Souveraineté” sözcüğünü ortaya atmıştır.</em></p>
<p>Kendisi bir burjuva olan Bodin, burjuvazinin görüşlerini benimser. T<em>iranların öldürülmesini savunup  anarşiyi  destekledikleri için monarkomakları eleştiriyordu. Oysa mezhep kavgalarından muzdarip olan monarkomaklar Fransa’daki din savaşlarına bir son vermek istiyor, Fransa&#8217;nın da milli birliğinin oluşmasını savunuyorlardı.</em></p>
<p>Bu kısa tarihi hatırlatmalardan sonra gelelim şu bizim başkanlık meselesine…</p>
<p>80’lerde öğrenci olduğumuz yıllarda ilk sınıfta okuduğumuz derslerden birisi idi ve o zaman ders kitabımız Prof. Dr. Esat Çam’ın yazdığı İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden yayınlanan bir kitaptı: <strong>“Siyaset Bilimine Giriş”</strong>.  Bendeki  1981 baskısı.</p>
<p>İletişim Fakülteleri’nin birinci sınıfında hala aynı isimle okutulur mu bu ders, aynı kitap okutur mu bilmem. Hazine değerinde bir kitaptır. Bendekinin arada sayfalarını çevirip çevirip göz atarım.</p>
<p>Kitapta çağdaş siyasal rejimler 3 başlık altında sıralanıyor: Parlamenter rejimler (Çift ve çok partili rejimler), ABD Başkanlık rejimi ile SSCB tipi Totaliter rejim şeklinde…</p>
<p>Çift partili siyasal rejimlere İngiltere’yi,  çok partili siyasal rejimlere Fransa’yı örnek veren Esat hoca Başkanlık rejimini ise şöyle değerlendiriyor:</p>
<p><strong>“Başkanlık rejiminin değerlendirilmesinde gözetilmesi gereken bir husus bu rejimin Amerika’ya özgü oluşudur. Başkanlık rejimi teorik olarak Latin Amerika ülkelerinde de görülebilmekle beraber gerçekte seçmenlerin fikirlerinden çok askerlerin hakimiyetinin kişilere bağlı olması nedeniyle yürümemektedir.  Partiler kök salamamakta ve darbelere zemin bulunmaktadır.  Başkan parlamentoya hakim olmakta ve yarı diktatör bir rejime dönüşmektedir.”</strong> (s. 463)</p>
<p>SSCB’yi ise <strong>“Demokratik merkeziyetçilik”</strong> ilkesine dayanan bir ülke olarak ele alan Esat hoca,  SSCB’nin tek parti ve devlet organları tarafından yönetildiğini ifade ederek, <strong>“Komünizm sınıfların ortadan kalkmasıyla gereksiz olan baskıcı aygıtın (devletin)  yok olmasını, onun yerine özgür işçiler toplumunun geçmesini öngörür.”</strong> (s.547)</p>
<p>Ben de V.İ.Lenin ve K.Marx’tan bu konuyla ilgili birer örnek söz vereyim mi?</p>
<p>Marx, <strong>“Devlet biçimleri ‘devletin özgürlüğünü’ kısıtladıkları ölçüde özgür sayılırlar.” </strong>derken, Lenin, <strong>“Devlet varsa özgürlük yoktur. Özgürlük olduğunda devlet olmayacaktır.” </strong>demektedir&#8230;</p>
<p>Sonra da Faşist İtalya ve Nazi Almanyası’nın durumlarına geçiyor Esat hoca…</p>
<p>Mussolini İtalya’sında ve Hitler Almanyası’nda millet meclislerinin devlet şefi  (Duce ile Fuhrer) karşısında hiçbir bağımsızlığa sahip olmadığını ifade ediyor (s. 460). Mutlak monarşiden farklarının işlevleri karışık ıvır zıvır bir sürü ama sonuçta hepsi de liderin direktifleriyle hareket eden organdan ibaret olduklarını belirtiyor.</p>
<p>Faşist devletlerde güçler ayrımı göreceli ve görünüştedir. Mutlak monarşide güçlerin mutlak birliği söz konusudur.</p>
<p>Esat hocanın kitaptaki özeti bunlardan ibaret…</p>
<p>Okul biteli neredeyse 40 sene geçmiş. Bunca sene sonra temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp öne sürülen <strong>“Başkanlık Sistemi”</strong> de ne ola ki. Yeni zuhur etmiş bir şey mi? Hayır. Çam’ın söz ettiklerinden pek farklı şey yok.</p>
<p>ABD’deki Başkanlık Sistemi öyle de, ya buradaki…</p>
<p>O ise ne? O kimine göre tam bir muamma bilene göre tam bir çakma…</p>
<p>Hukuk sistemine,  iktidar veya sosyal bilimlere ilişkin ne yazık ki hiçbir kuram, hiçbir özgün deneyi olmayan devletin, hükümetin uyduruk başkanlık tipinin adı <strong>“Türk Tipi Başkanlık Sistemi”…</strong></p>
<p>Bu model diye lanse edilen şeyin oylanması aklın alabileceği bir şey değil zaten…</p>
<p>Cumhuriyet nedir, tekrar tanımlayalım mı?</p>
<p>Cumhuriyet, <strong>“İktidarın belli bir süreliğine, belirlenmiş yetkilerle, halk tarafından seçildiği devlet yönetimidir.”</strong></p>
<p>Belli süreliğine… diyor, belli süreliğine… Türk Tipi hangisine uyuyor?</p>
<p>Cumhuriyet’deki <strong>“Cumhur”</strong> toplum anlamına geliyor. Demek ki cumhuriyet de topluluk, bir araya gelerek oluşmuş topluluk gibi anlamlara geliyor…</p>
<p>Son yıllarda bizim siyasi literatüre sembolik cumhurbaşkanlığı yanında bir de <strong>“Etkin Cumhurbaşkanı”</strong> (Yarı Başkanlık) da girmiş. Aslında hikâyesi uzun. Yarı başkanın yetkileri geniş. Bize yabancı olmayan <strong>“Partili Cumhurbaşkanı”</strong> ise 1930’lar ve 1940’lar M.Kemal ve İsmet İnönü döneminde, Tek partili Türkiye’de uygulanmış.</p>
<p>Ama bak, <strong>“Tek Partili Türkiye”</strong>sinde…</p>
<p>Kuvvetler birliğine dayanan bu sistem, parti başkanının yasama yetkisinin  de olduğu devlet başkanlığı biçimini ifade ediyor…</p>
<p>Hatırlatalım, <strong>“Korkak insan özgürlüğün fırtınalı denizi yerine despotluğu tercih eder.”</strong><br />
demiş Thomas Jefferson…</p>
<p>Thomas Jefferson ve  John  Adams’ın Amerikan Anayasası yapım sürecinde katkılarının büyük olduğu bilinir.</p>
<p>Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi 4 Temmuz 1776’da ilan edilmiştir. Büyük bölümünün yine Jefferson tarafından kaleme aldığı bilinmekte. 13 Amerikan kolonisinin  Büyük Britanya’dan  bağımsızlık elde ettiğini  ilan eden bu belgeye göre, doğal haklar, yaşama hakkı, hürriyet hakkı ve mutlu bir yaşam arayışı insanların en temel hakları olarak sayılmışlardır.  Jefferson şöyle diyor: <strong>“Yürütme kuvveti hükümetimizde benim özen gösterdiğim tek ve en temel konu değildir. Şimdiki durumda yasa koyucuların tiranlığı en korkunç tehlikedir.”</strong></p>
<p>Biraz daha açalım bu konuyu. Başkanlık sisteminin bilinen tanımını yapalım…</p>
<p>Başkanlık rejimi, başkanın ve parlamentonun seçimle işbaşına gelip başkanın olağanüstü yetkili olduğu ancak yasama, yargı ve yürütmenin birbirinden bağımsız olduğu bir yönetim şeklidir&#8230;</p>
<p>Devletin iskeletini üç ayak oluşturuyor.  Üç ana kuvvete (organa) dayanan sistem,  Yasama (Kongre), Yürütme (ABD Başkanı) ve Yargı (Yüksek Mahkeme)’den oluşuyor…</p>
<p>Amerikalılar Yüksek mahkeme’ye <strong>“Supreme Court”</strong> diyorlar. Supreme Court, son başvuru makamıdır.</p>
<p>ABD Anayasası Birleşik Devletler’in en üstün hukuk kaynağı.  Ve ABD Anayasası siyaset kültürünün merkezindeki en eski anayasa…</p>
<p>ABD Başkanlık Sistemi’nin yönetim yapısı da 3 ayaklı… Bunlar Federal hükümet; Başkan, Başkan Yardımcısı ve Kabine.</p>
<p>Ordu teşkilatı başkana bağlı. Federal devletin yasaları eyaletinkilerden (federe devletlerden) üstün. ABD Silahlı Kuvvetler’i federe devlete müdahale edebiliyor. Eyaletlerin polis teşkilatı bulunuyor.</p>
<p>Başkan 4 yıllığına üst üste iki kez seçilebiliyor. Fakat seçim kaybettikten sonra üst üste bir daha seçim kazananı yok. Yeniden seçilen de yok. Bir istisna hariç. O da paternalist biri, <strong>“</strong><strong>Grover Cleveland”</strong>dır.</p>
<p>Şöyle diyormuş Cleveland: <strong>&#8220;Paternalizme halkın inandırılmaması gerekir. Halka paternalist amaçlarla yapılacak devlet fonksiyonları dışındaki devlet hizmetlerini desteklemeleri öğretilmelidir.&#8221;</strong></p>
<p>Bizde 15 yıldır aynı iktidar…</p>
<p>Federe devletin (eyaletlerin) temsilcileri valiler. Valileri seçen ise yöre halkıdır. Bizde atayan 15 yıllık iktidar…</p>
<p>Başkanlık sistemi başkanın kişiliğine bağlı olarak diktatörlüğe dönüşme riski taşıyor deniyor ya bazı Güney Amerika ülkelerinde işte böyle olmuş.</p>
<p>ABD Anayasası dinin ölçüt olarak kullanılmasını yasaklıyor. Anayasa’nın 6.maddesine göre, <strong>“Birleşik Devletler’de herhangi bir görev veya kamu hizmeti için liyakat unsuru olarak bir din sınavı gerekmeyecektir.” deniyor…</strong></p>
<p>Başkanı parlamentonun görevden alma yetkisi yok ABD’de… Ancak kınıyor, buna da <strong>“İmpeach”</strong> diyormuş Amerikalılar. <strong>“İmpeachment”</strong>, dedikleri Temsilciler Meclisi’nin bir soruşturması. Yüksek Mahkeme Başkanı senatoya başkanlık ediyor. Senato mahkumiyet kararını 2/3 çoğunlukla verebiliyor sadece. Yani nitelikli çoğunlukla.</p>
<p>İmpeachment ise ABD tarihinde sadece 3 kez vuku bulmuş. 1868’de Andrew Johnson, 1998’de Bill Clinton’la ilgili soruşturmalar beraatla sonuçlanmışlar. 1974’te Richard Nixon soruşturması biraz daha karanlık. O istifa ile sonuçlanmış…</p>
<p><strong>“Allan Lichtman”</strong>, ABD başkanlık seçimlerini doğru tahmin eden ünlü bir siyasal tarih profesörü. Lichtman Donald Trump’un mutlaka impeachment yöntemiyle görevinden uzaklaştırılacağını savunuyor…</p>
<p>ABD başkanlık seçimleri <strong>“İki Dereceli Seçim”</strong>dir. Birinci seçmenler ikinci seçmenleri seçerler. Yani halk milletvekili ve başkanı seçen temsilcileri seçer.</p>
<p>Burada bir parantez açalım…</p>
<p>Fransa’da da senato üyelerini halk seçmez, seçenleri halk seçer. Almanya Cumhurbaşkanı da 2 dereceli oylamayla seçilir. Federal Seçiciler Kurulu  (parlamento üyeleri ve partilerin aday gösterdiği seçiciler) sadece cumhurbaşkanı belirlemek için toplanır.</p>
<p>ABD başkanlık seçimi 4 yılda bir yapılır. Başkan ve başkan yardımcısı seçmek için. Devlet başkanı hükümetin de başıdır.</p>
<p>ABD başkanlık sisteminde Temsilciler Meclisi ve Senato üyeleri her eyalette halk tarafından salt çoğunlukla  (oy çokluğuyla) seçilirler (Louisiana ve Washington’da iki aşamalı seçim sistemiyle).</p>
<p>Temsilciler meclisi seçimlerinde <strong>“Dar Bölge Sistemi”</strong> uygulanır. Her bölgeden 1 adayın seçilmesi esasına dayanan sistemde nüfusa göre üye toplamı  eyaletlere paylaştırılır.</p>
<p>İki dereceli seçim sisteminin ılımlı ve yetenekli  adayları seçtiği düşünülmekteydi. John Stuart Mill’e göre seçiciler halkın tercihinden farklı olarak  kendi çıkarına uygun  adayı belirlemektedir.</p>
<p>Türkiye’de ise 1946 yılından bu yana seçmenin temsilcisini doğrudan seçtiği <strong>“Tek Dereceli Seçim sistemi” </strong>uygulanmaktadır. Ne güzel değil mi arada kimse yok.</p>
<p>Bunu da anımsatalım…</p>
<p>Başkan (hükümet) ile Temsilciler Meclisi ayrı seçimlerle yapılır. ABD başkan ve temsilciler seçimi  “S<em>alt Çoğunluk” </em>(yarısının bir fazlası) sistemine dayanır.  Meclis Başkanı ve komisyonların başkanları çoğunluk partisinden seçilir. Azınlıkta olan partinin meclis kararlarında etkisi olmaz. Çoğunluk parti ile hükümet iki ayrı partide de olabilir.</p>
<p>ABD’de ön seçimlerde <strong>“Caucus”</strong> denilen siyasal parti üyelerinin bir araya geldiği müzakere toplantıları yapılır. İlk ön seçimin yapıldığı eyalet <strong>“New Hampshire”</strong>dir. Çünkü küçük bir eyalet olduğundan, başkanla direk ilişki kurmak da mümkün olduğundan kazanacak adayın seçiminde de ipucu vermektedir.</p>
<p>Genelde nüfus yoğun, kentleşmiş ve deniz kıyısındaki eyaletler demokratların çoğunluk olduğu eyaletler, Güney ve iç batı kısımda eyaletler cumhuriyetçilerin çoğunluk sahibi olduğu eyaletlerdir. Amerikalıların <strong>“Salıncak Eyalet” </strong>dedikleri diğer bölgelerde oylar iki parti arasında gidip gelmektedir.</p>
<p><strong>“Cumhuriyetçi Parti”</strong> ekonomik liberal merkez sağ siyaseti savunuyor. Genelde protestanlar ve evangelistler (tutucu ve hristiyanlığı yayma yanlısı protestanlar) tarafından desteklenir. Yani muhafazakâr kesimler tarafından destekleniyor.</p>
<p><strong>“Demokrat Parti”</strong>nin pozisyonu merkez soldadır. Merkez sol ve sosyal liberal ideolojiyi izler. Yüksek eğitimli ve göçmen kesimler (tabi zenciler de)  Demokrat Parti’nin savunanları…</p>
<p>ABD Yüksek Mahkemesi bir idari yargı mekanizmasıdır ve en üst temyiz mahkemesidir. Kongre ve eyaletlerin çıkardığı yasaların ABD Anayasasına uygunluğunu denetler. Yasama ve yürütme kararlarını da denetler. Senato’nun önerdiği Başkan’ın atadığı 9 üyeli bir organdır. ABD Yüksek Mahkemesi toplumdaki birleştirici bir güç niteliğindedir.</p>
<p><strong>“Avrupa uluslarında, mahkemeler sadece bireyleri yargılayabilir;  ama Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi,  egemenleri kendi önüne çıkarabilir.”</strong> diyor Tocqueville.” (Amerika’da Demokrasi,  İletişim Yayınları,  2016, 1. Baskı, s. 163)</p>
<p>Çift meclisli olan ABD Parlamentosu (Kongresi) toplam 595 üyeden oluşur. Senato üst, Temsilciler Meclisi alt meclistir.</p>
<p><strong>“Gerekli ve Uygun Şart”</strong> (Necessary and Proper Clause) Kongre&#8217;nin güçleri Anayasa&#8217;da sayılanlarla sınırlıdır; tüm diğer güçler eyaletler ve halka aittir ancak bu madde Kongre&#8217;ye &#8220;belirtilen güçlerin uygulanması için gerekli ve uygun olan her kanunu yapma&#8221; yetkisi verir.</p>
<p>“ABD Senatosu” nun her eyaletten seçilen 2’şer olmak üzere toplam 100 üyesi bulunur. Üyelerinin 2/3’ü 2 yılda bir seçimle yenilenir.</p>
<p>Temsilciler Meclisi ise toplam 435 üyelidir. Üyeleri her 2 yılda bir yenilenir. Her eyaletten seçilen üye sayısı eyaletin nüfusuna bağlı olarak değişir ve federal halkı temsil eder.</p>
<p><strong>“Üyeleri her iki yılda bir yenilenir.” </strong>cümlesinin üzerinde duralım.</p>
<p>Tocqueville, <strong>“Seçimlerin azlığı devleti büyük krizlerle yüzyüze bırakır. Fazlalığı ise hummalı bir galeyana sürükler. Amerikalılar bu iki kötülükten ikincisini tercih ettiler.”</strong> diyordu (s. 212)  Amerikalılar yasama organının üyelerinin doğrudan halk tarafından ve kısa süre için atanmasını istemişlerdi…</p>
<p>Hani<strong> “Z</strong><strong>ırt pırt seçime ne gerek var” </strong>diyorlar ya…</p>
<p>ABD’de yasa tasarılarını iki mecliste de ayrı ayrı oyluyorlar. Sonucun farklı olması halinde karma komisyonda karara bağlanarak Başkan’a sunuluyor. Başkanın veto (reddetme) yetkisi var.</p>
<p><strong>“Mutlak Veto”</strong>da yasa kanunlaşmaz. <strong>“Geciktirici Veto”</strong>da ise yasa meclisteki 2/3’ü çoğunlukla kabul ediliyor. Başkan bir kanunu en çok 2 defa veto eder (Bütçe ve Kesin Hesap Kanunu’nu ise veto edemez.)</p>
<p>Gelelim bazı organlarına…</p>
<p><strong>“Bütçe ve Yönetim Ofisi”</strong>, 1939 yılında kurulan başkana bağlı çalışan bütçeyi hazırlayıp kongreye sunan kuruluş. Fakat Kongre bütçe üstünde oynama yapabiliyor. Ödenek ve vergilerin miktarlarını yeniden düzenleyebiliyor.</p>
<p><strong>“Speaker”</strong> yani Temsilciler Meclisi Başkanı ABD siyasi protokolünde 3 numaralı kişidir. Senato ve Temsilciler Meclisi’nin ortak toplantılarına başkanlık eder. Amerikalılar meclis adına konuşan kişiye de speaker derler…</p>
<p><strong>“Select-men”</strong>, ABD kentinde idari kuvvetleri elinde bulunduran kişi&#8230;</p>
<p><strong>“Charles-Louis Montesquieu”</strong>, 1748 yılında yayınlanan  <strong>“Yasaların Ruhu Üzerine”</strong>de batılı demokratik sistemin temellerini attı.  Kamu hukukuna ve siyaset bilimine <strong>“Kuvvetler ayrılığı”</strong> ilkesini getirdi.  Gücün gücü sınırladığı ve en iyi hükümet biçimi olarak  <strong>“Temsili Cumhuriyet”</strong> (Halkın seçtiği hükümet) fikrini ortaya koydu.  <strong>“Alexis  de Tocqueville”</strong> ise küçük bölgelere de idari özerklik  tanınarak  <strong>“Katılımcı Demokrasi”</strong>nin yani siyasal özgürlüğün ve demokratik kültürün  geliştirilebileceğini savunmuştur.</p>
<p>Tocqueville <strong>“Milli irade, tüm zamanların düzenbazlarının ve tüm çağların  despotlarının  en yaygın şekilde  suistimal ettikleri kelimelerden birisidir.  Amerika’da   halkın egemenliği ilkesi yasalarla ilan edilmiş ve özgürce yazılmış.”</strong> derken (a.g.e., s. 78) <strong>“Avrupalılar aceleyle  biçimlendirilen bir savaş silahı gibi görür. Amerikalılar sayılarını  görmek ve böylelikle  çoğunluğun ahlaki  etkisini  zayıflatmak için  örgütlenirler. Çoğunluk üzerinde baskı yapmak için uygun argümanları icat eder ve bir araya getirirler. Bu yolla iktidarı  ele geçirme umudu taşırlar.” </strong>demekte.  (a.g.e., s. 205)</p>
<p>Hukuk, toplumsal düzene ilişkin güvenlik, özgürlük ve eşitlik sağlayan yazılı kurallar olarak tanımlanır. Doğal haklar ise bireyin doğuştan sahip olduğu devlet tarafından yasaklanmayacak temel haklarıdır. “<strong>Friedrich Carl von Savigny”</strong> ve <strong>“Hugo Grotius”</strong>un üzerinde önemle durduğu <strong>“Tabii Hukuk”</strong> (Lex Naturalis) çağın gereklerine uyan ve dünyanın her yerinde olması gereken hukuktur. Doğal Hukuk, yazılı olmayan ve olması gereken rasyonel hukuktur.</p>
<p>Doğal hukuku sistematize eden <strong>“Aquinalı Thomas”</strong>,  biçimlendirenler ise Platon, Aristo, Cicero, John Locke, Hugo Grotius,  Thomas Hobbes ve Samuel von Patendorf olmuşlardır…</p>
<p><strong>“Virginia Haklar Beyannamesi”</strong>, 12 Haziran 1776’da Virginia  Kongre üyelerinin oylarıyla kabul edilmişti. George Mason’un kaleme aldığı deklarasyon Amerikan ve Fransız yurttaş hakları  bildirgelerini de etkilemiştir. Bu bildiri doğuştan gelen doğal haklar ve  yetersiz hükümete isyan hakkını da  içeren bir belgeydi.</p>
<p><strong>“Habeas Corpus”</strong> yani ihzar müzekkeresi ise bireyin mahkeme huzurunda hazır bulunmasını isteyen  yargısal bir yazılı emirdir. 1679’da İngiltere’de çıkan Habeas Corpus yasasıyla yargıç kararı olmadan hiçbir bireyin gözaltında tutulmayacağına ilişkin bir karar alınmıştı. Bu yasa da sonraki ABD ve Fransız bildirgelerinin de temeli olmuştu…</p>
<p>Getirilen Türk Tipi Başkanlık Sistemi de ne ola ki diye kitapçı raflarına bakındık. RTE Hukuk Başdanışmanı’nın da vardı bir tane. Başkanlıkla ilgili bir kitap yazmış o da altı üstü anca alfabe kitabı kadar kalın bir şey. Tabi onu geçtik. İşimize yarar diye en kalınca olanında karar kıldık.</p>
<p>Almaya karar verdiğimiz kitabın adı <strong>“Başkanlık Sistemi”</strong> başlıklı olandı. Liberte Yayınları tarafından 2015 yılında ilk baskısı yapılmış. Editörleri, <strong>“Murat Aktaş”</strong> ve <strong>“Bayram Coşkun”</strong>.</p>
<p>Bu kitabın ilk başta oylumu cazip gelmişti. Ancak okudukça hacmi kadar tatmin eden bir içeriğe sahip olduğunu da gördüm. Çünkü kesintili, ek bilgisiz ve çok kısa kaynaklar hiçbir zaman tam güvenilir olmaz.</p>
<p>Kitapta ilk dikkatimi çeken isim benim de <strong>“Doğu Ergil”</strong> oldu. Neden, çünkü diğer yazarlara göre fazla medyatikti. Ergil hocanın ilk dikkatimi celbeden cümlesi de şu olmuştu: <strong>“Türkiye’de güçlü merkezi yapının üzerine bir de başkanlık sistemi gelirse güçler birliği iyice kurumlaşır ve yürütmenin denetlenmesi çok zorlaşabilir.”</strong> (s. 33)</p>
<p>Türkiye’deki sistem de zaten yönetici elitler egemenliği üzerinden işlemekte değil miydi?</p>
<p>Kesin kuvvetler ayrımı başkanlık sisteminin iyi işlemesinin en önemli güvencelerinden bütün notlar bunu işaret ediyor…</p>
<p>Ergil hocaya göre, ABD’deki başkanlık, tüm idari ve siyasi yetkiler ülke çapında paylaşıldığından gereken koordinasyon ihtiyacını karşılamak için var. Ama ülkemizde teklif edilen Türk tipi sistem yargıçları atamada da başkanı yetkili kılıyor. Kendini denetleyecek kurumun mensuplarını atamak başkanı sınırsız yetki ve sorumsuzluk ile donatmak demekti. (s.34-33)</p>
<p><strong>“Türkiye’de liderlik tartışmaları geçmişten bugüne kaht-ı ricalle lider egemenliği arasında sıkışmıştır.”</strong> (s. 430) diyen kitapta, <strong>“Merkezi yönetim, kuvvetler birliği ve güdük sivil (daha doğrusu sivil egemen) toplum ilişkisi kuvvetli, otoriter lider ve merkeziyetçi yönetim tarzını ön plana çıkarmıştır.” </strong>demekte Doğu Ergil. (s. 30)</p>
<p>Bu arada kaht-ı rical, istenilen düzeyde yöneticilerin bulunmayışı, mevcutların da bulunduğu koltuğu dolduramayışı, yetersiz görevliler için kullanılan bir sözcüktür…</p>
<p>Kitaba AKP’nin <strong>“Anayasa Uzlaşma Komisyonu”</strong>nun TBMM’ye sunduğu <strong>“Başkanlık Sistemi Önerisi Tam Metni”</strong> de ek olarak konulmuş…</p>
<p>Kitapta yürütmenin başı olan Başkanın görevleri sayılıyor:</p>
<p>İç ve dış siyaseti yürütmek, bakanları atamak ve görevlerine son vermek, TSK’ya başkomutanlık etmek, kamu yöneticilerini atamak, sıkıyönetim ilan etmek, YÖK üyelerinin yarısını seçmek, üniversite rektörlerini seçmek…</p>
<p>Anayasa mahkemesi üyelerinin yarısını, Danıştay üyelerinin yarısını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını,  Hakemler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin yarısını seçmek&#8230;</p>
<p>Geriye başka ne kaldı ki…</p>
<p>Başkan hakkında, kişisel ya da göreviyle ilgili bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tamsayısının en az 2/3’sinin vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir.</p>
<p>Başkan yardımcısı  başkan seçilenin oy pusulasında  yazılı kişi başkan seçildiği anda  başkan adayı seçilmiş de oluyor.</p>
<p>Başkanlık seçim süresinin 1 yıl ertelenmesine meclis karar verebilecek. Erteleme sebebi kalmamışsa aynı usule göre bu işlem tekrarlanabilir.</p>
<p>Seçilen kişi ömrü vaki oldukça başkan da kalabilir yani&#8230;</p>
<p>Kitaptan alıntılara devam edelim…</p>
<p>Madde 5/2: <strong>“Seçimden önce ve sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, meclisin kararı olmadıkça tutulanamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.”</strong> (s.536, Başkanlık Sistemi Liberte Yayınları, 2015 1.Baskı,  Murat Aktaş, Bayram Coşkun).</p>
<p>Madde 6/3: <strong>“Milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurulca üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.”</strong></p>
<p>İki madde arasında ne büyük çelişki değil mi?</p>
<p>AKP’nin önerisine göre başkan, 40 yaşını dolduran üniversite mezunları arasından 5 artı 5 yıllığına halk tarafından seçilir diyor. Oyların çoğunluğunu alan aday başkan seçilir.</p>
<p>Adaylar ise en az yüzde 5 oranında oy almış siyasi partilerden seçilebilir deniyor. Yani en az 100 bin vatandaşın oyu gerekli…</p>
<p>Ama ne adalet değil mi?</p>
<p>1911’de yazdığı <strong>“Siyasi partiler”</strong> kitabında <strong>“Oligarşinin Tunç Yasası” </strong>diye bir kavram ortaya atmıştı İtalyan sosyal bilimci <strong>“Roberto Michels”</strong>. Michels’e göre,  iktidar sahipleri çıkarlar gereği iktidarlarını sürdürme eğilimindedirler.</p>
<p><strong>“Max Weber”</strong>den de etkilenen Michels, demokrasinin pratikte olanak dışı hale getirildiğini belirterek seçimlerin halkın oligarşik yapıyı onaylamasından öte geçmediğini  demokrasi ile bürokrasinin hiçbir şekilde uyuşmadığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Toplumda fert sayısı arttıkça bürokrasi güçlenmekte kişi ya da küçük bir grup çıkarına uygun bir yapı ortaya çıkarmaktadır…</p>
<p>Barajlar da bu isteğin belirtisidir bana göre…</p>
<p><strong>“Doğan Avcıoğlu”</strong>, 1961 Anayasası’nın ortaya çıkmasında rol oynayan tam bağımsızlıktan yana devrimci bir siyaset adamıydı.   Çok ilginç tespitleri ve kanıtları vardı…</p>
<p>Kalın kalın da kitapları vardır.</p>
<p>Bunlardan birisinde, <strong>“Türkiye’nin Düzeni”</strong>nde (Tekin Yayınevi, 2001) Avcıoğlu, <strong>“Jacques Lambert</strong>”in <strong>“Latin Amerika”</strong>  adlı incelemesinden alıntı yaparak şöyle demiştir: <strong>“Genel oya dayanan politik demokrasi tek başına ilkel toplulukları hızla değiştirmekte aciz kalmaktadır. Çünkü ağalık (casiquisme) ve büyük arazi mülkiyeti (latifundias) düzeni seçmenleri bağımlı tutmaktadır. Ancak bildiğimiz nokta seçim sandıklarından çıkan oyların büyük kısmının seçmenlerin kendi tercihlerinin sonucu olmadığıdır. Bu sebepten Türkiye’de seçim kazanmayı milli iradenin pırıltılı bir belirtisi saymak için halk henüz gerekli siyasi bilinçlenme seviyesine gelmiş olmaktan uzaktır.”</strong></p>
<p>Türkiye’de de merkezileşmiş bir nüfus (ya da sanayi toplumu) var mı? Sanmam…</p>
<p>Çoğunlukla tercihler de, kır kentli ya da göçmen seçmen kitlesinin oluşturduğu sandıktan çıkan oylarla belirleniyor. Kapalı bölgeler; Karadeniz,  İç ve Doğu Anadolu gibi.</p>
<p>Bunu küçümsemek için söylemiyorum. Tam tersine bahsettiğim eğitimli kır nüfusu, kentlere yığılmamış ama üreten ama sorgulayabilen de nitelikli nüfusa olan ihtiyacımızdır…</p>
<p>Ne diyordu İsmail Hakkı Tonguç<strong>: </strong><strong>“Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı, öbürü de kolayı, oyun olanı&#8230; </strong><strong>Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir. İkincisi kâğıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın, demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kâğıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu, oyundur, kolaydır. Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz de demokrasinin kolayını seçtik. Çok şeyler göreceğiz daha&#8230; &#8220;</strong></p>
<p>Ne demişti ABD’li Sosyolog ve Eğitim Bilimci John Dewey, <strong>“Yönetilenler ve oy verenler eğitimli olmadığı sürece seçimle işbaşına gelen hükümet başarılı olamaz.” </strong></p>
<p>Değil mi?</p>
<p>Bu konuyu açalım biraz…</p>
<p>Fransız tarihçi Lucien Febvre <strong>“İnsan yoktur, onu grup yönetir.”</strong> der. Alman siyaset felsefecisi  <strong>“Axel Honneth” </strong>ise toplumda <strong>“Kabul Görme”</strong>nin (recognition)  3 biçimi olduğunu söylüyor. Sevgi, haklar ve dayanışma…</p>
<p>Honneth’e göre, aile sevgi’nin, sivil toplum hak ve hukukun, devlet ise dayanışmanın temelidir.  3 sütuna oturur: Özgüven, özsaygı ve onur&#8230;</p>
<p>Irk, etnisite, cinsiyet, sınıf gibi çatışmalar aslında güdülenmiş kabul görme mücadelesidir&#8230;</p>
<p><strong>“Glokalleşme”</strong> (Yetki Paylaşımı) , özerk yerel yönetimlerin merkezle birlikte yönetmesini ifade eder.</p>
<p>Oysa günümüzde yerelleşmeden anlaşılan ne midir?</p>
<p>Küreyelleşme yani yerel yönleri güçlendirip dışa saçılma siyaseti. Küre-Yerelleşme şubelere yetki aktarımıdır…</p>
<p><strong>“Tefrik-i Vezaif”</strong>, görevler ayrımını ifade ederken, <strong>“Tevsii Mezuniyet”</strong> (Yetki Genişliği) kavramı yerel (taşra) birimlerinin merkeze bağlı olarak, merkezin denetimi altında görev yürütebilmelerini ifade etmektedir.1982 Anayasası&#8217;nın 126’ncı maddesine göre Türkiye&#8217;de illerin idaresi bu esasa dayanıyordu…</p>
<p>Bilhassa 90 sonrası <strong>“Demokratik Kitle Örgütü”</strong> (DKÖ) yerine iktidar mücadelesini grup çıkarına indirgeyici bir kavram olarak <strong>“Sivil Toplum Kuruluşu”</strong> (STK) kullanılmaya başlanmıştı. Sosyal devlet anlayışının terk edilmesinden sonra boşluk üçüncü sektör denen STK’larla doldurulmaya, kamusal alan da bu doğrultuda işlev kazanmaya başladı.  Bunun sonuçlarından birisi de <strong>“Deregülasyon”</strong> yani kamusal alanın daraltılmasıydı.  Böylece <strong>“İ</strong><strong>nterpellation” </strong>yani belli bir ideolojiye mensup sınıfları aynı siyasal projeye yönlendirme (Paralojizm) özellikle STK’lar aracılığıyla yapılmaktaydı…</p>
<p>“<strong>Yerinden yönetim”</strong> iki türlü gerçekleşmekte.</p>
<p><strong>“İdari Yerinden Yönetim”</strong> hizmet yönünden yerinden yönetimdir. Belediyeler,  köyler ve il özel idareleri gibi.</p>
<p><strong>“Siyasi Yerinden Yönetim”</strong>  (Federalizm) ise bölgesel kimlik (federe devletin anayasasına göre bağlılık), federal devletin anayasasına göre bağlılık ulusal kimlik olarak tanımlanır. Dış ilişkiler, maliye, güvenlik ve adalet dışında merkezden alınarak yerel yönetimlere aktarılır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan tam 55 yıl sonra yerel yönetim kavramıyla tanışmış.</p>
<p>Bülent Ecevit başbakan olduğu 42. Hükümet döneminde 5 Ocak 1978-12 Kasım 1979 tarihleri arasındaki kabinede <strong>“Yerel Yönetim Bakanlığı”</strong>  adıyla bir bakanlık yer bulmuş.  Türkiye’nin ilk ve tek yerel yönetim bakanlığı hükümetin değişmesiyle de kaldırılmış.</p>
<p>Bakanlık 22 aylık bu kısa sürede de özellikle belediye gelirlerinin artması konusunda çalışmalar yapmış.</p>
<p><strong>“Civilisation”</strong> Türkçe’de uygarlık sözcüğünün karşılığı olarak kullanılan Fransızca bir sözcük.  İster istemez uygarlık deyince Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin o ünlü deyişi akla geliyor. “<strong>Uygarlık tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz.” </strong>diyordu Nietzsche…</p>
<ol start="18">
<li>yüzyılda Voltaire tarafından yazına sokulmuştur. 19. yüzyılda ise aynı kelime, bilgi, beceri anlamında kullanılmış. Sivilizasyon, günümüzde <strong>“Otonom” </strong>(Özerk) devletten ayrılmış güç ve yapılanmayı ifade ediyor. <strong>“Siyasal Katılım”</strong>, seçimler ya da etkin katılım (DKÖ, yerel ve ulusal faaliyetler)  siyasal istem ve yöneticilerin belirlenmesi yoluyla kararları etkilemektir.</li>
</ol>
<p>Yorumlarını Aristo’nun öğretilerinden yola çıkarak yapanlar <strong>“Peripatetik”</strong> olarak tanımlanırlar. <strong>“Politika”</strong> adında da bir kitabı yayınlanmıştır. Aristo, <strong>“Politika, toplumun halka dair yaptığı tüm etkinliklerdir.” </strong>diyordu…</p>
<p>İktidar ya da <strong>“Sosyal İktidar”</strong> başkalarını kontrol etme yeteneği, <strong>“Siyasal İktidar”</strong> toplumun bütününü etkileyen iktidar, <strong>“Egemen İktidar”</strong> ise yasama yargı ve yürütmeyi içermektedir.   Montesquieu,  <strong>“Yasaların Ruhu”</strong> (De l&#8217;esprit des lois)  adlı kitabında kuvvetler ayrımı esasını ortaya atmıştır. <strong>“</strong><em>Güç</em><strong>,</strong> <em>gücü durdurur</em><strong>”</strong> demekteydi&#8230;</p>
<p>Sivil toplum, toplumsal farklılaşmanın olduğu toplum içerisindeki çeşitli grup ve kurumların karşılıklı etkileşimde bulunduğu toplumsal kurumdur. Ancak sivil toplum  (civitis), iktidar mücadelesini salt grup çıkarına indirgemekte. Örnek vereyim, <strong>“Ulusal Demokrasi Fonu”</strong> (NED) adı altında ABD askeri güç yanında sivil faaliyetlerini sağ (IRI) ve sol (NDI)  eğilimli STK’lara destek vererek, iş çevrelerinde yürüttüğü faaliyetleri ise <strong>“Uluslar arası Özel Girişimciler Merkezi”</strong>nin (CİPE) desteklediği STK’larla sürdürmektedir. Amacı, Ortadoğu’da etkinlik kurmak ve çıkarlarını korumak, süper gücünün devamını sağlamaktır. Bu kuruluşlar<strong> “Povermental” </strong>yani ABD’ye bağlıdırlar&#8230;</p>
<p>Günümüzde kamu yönetim alanında yaygın olarak kullanılan kavramlardan bir diğeri de <strong>“Governance”</strong> (Yönetişim)… Bir sosyal ve siyasal sistemde bütün aktörlerin toplam çabasıyla oluşan düzen olarak tanımlanan yönetişim terimi, birbirine bağlı durumlarda birbirine karşıt aktörlerin oluşturduğu ağsal yapıyı koordine eden süreç olarak ifade ediliyor…</p>
<p>Hukuk (emretme gücü), maliye (para, vergi, kamusal harcamalar) ve zor kullanım (polis ve asker) olarak egemenlik sisteminin 3 temel aygıtı.</p>
<p>Louis Althusser, <strong>“ideoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları”</strong>nda <strong>“Devlet aygıtı dediğimiz şu öteki somut gerçeklikte belirli soyutlama ilişkisi içinde bulunan hukuk, hem baskıcı hem de ideolojiktir.”</strong> der ve ideolojiyi tanımlarken maddi hayat şartlarıyla hayali ilişkilerin temsili diyerek iki alanı vurgular: İdeoloji ve devletin ideolojik aygıtları. Althusser’e göre iktidar ve rejim ideolojik aygıtların katkısı olmadan sürdürülemezdi. (M. Naci Bostancı, Siyaset ve Medya Alaca Karanlığın İki Atlısı, Özgür Yayınları, 2011, 1. Basım, s.161)</p>
<p>Alexis de Tocqueville 1835’te yazdığı <strong>“Amerika’da Demokrasi”</strong> adlı kitapta yönetim ile halk arasında sivil toplum kuruluşlarının denge işlevi gördüğünü ifade ediyordu. Ancak kavramı 1767’de yazdığı <strong>&#8220;Sivil Toplumun Tarihi Üzerine Bir Deneme&#8221;</strong>  adlı makalede ilk kullanan <strong>“Adam Ferguson”</strong>dur…</p>
<p>Tocqueville’ye göre, <strong>“Birleşik Devletler’de idari kuvvetin yapısında merkezi ve hıyerarşik hiçbir şey yoktur; bu nedenle onu göremezsiniz.”</strong>  (a.g.e., s.92)</p>
<p>Amerikan demokrasisinin özelliklerini Tocqueville,  yerel hükümetler, kapitalizmle birlikte yaygınlaşan sivil toplum yapısı, anayasa,  gelişkin ve özerk yerel yönetim kurumları,  din ile siyaset ayrımı gibi olgularla   ele alarak Avrupa Devletleri’yle  Birleşik Devletler  farkını ortaya koymuştur. Avrupa’nın merkeziyetçi yapılanmasına karşılık da başat etken olarak Birleşik Devletler’deki ademi merkeziyetçilik uygulamadaki fark olarak görülmektedir. Eşitlik, adalet, özgürlük kısaca demokrasiye ilişkin bir takım kavramların temeli olarak sivil toplum demese de dernek veya halkın kurduğu örgütlerden, bu kuruluşların çokluğunca yaratılan ABD sivil toplum yapısından sözetmektedir: <strong>“Amerikalılar toplumsal otoriteye güvensiz ve tedirgin gözlerle bakarlar ve sadece onsuz yapamayacakları zaman bu otoritenin iktidarına başvururlar.”</strong> (a.g.e., s. 200)</p>
<p>Hümanist sosyolog <strong>“Charles Cooley”</strong>in ortaya attığı “<strong>Ayna Benlik” </strong>kavramına göre başkalarının algısı bizim kendi algımızı da etkilemektedir…</p>
<p>İnsanlar çıkarları sözkonusu olup haksız oldukları zaman gerçeklerle yüzleşmek istemezler ve saldırganlaşırlar. Doğruyu savunmak işlerine gelmez çünkü. İşte <strong>“Lobicilik”</strong>, özel grup çıkarları sağlamak amaçlı siyasal kararları etkileme faaliyetidir…</p>
<p>Örgüt ise bir amaç için bir araya gelen bir organizasyonun tümünü kapsar. Örgüt tipleri formal ve informal yani resmi veya resmi olmayan örgüt biçimindedir. <strong>“Formal Örgüt”</strong> içinde statüye dayalı ilişkiler, <strong>“İnformal Örgüt”</strong> içinde de kişiye dayalı ilişkiler geçerlidir.</p>
<p>Biçimsel örgüt, amaç görev ve sorumluluk ve kuralların önceden belirlendiği sıra düzenine ve kişisel ilişkilere dayalı bir yapılanmadır.</p>
<p>Tanımlanmış liderlik tipleri ise şöyle…</p>
<p>Kurallara uyum ödül içeren ödül ve cezaya dayalı liderlik <strong>“Nomothetic”</strong>,</p>
<p>Bireysel çaba ve gereklere bağlı liderlik <strong>“İdiographic”</strong>,</p>
<p>Ve bürokrasi ile bireylerin gereksinimlerine dönük liderlik <strong>“Transactional”</strong>.</p>
<p>Örgütsel lider (nomothetic) bürokratik yönelimli, bireysel lider (idiographic) kişilik yönelimli, durumsal lider (transactional) durum yönelimli olmaktadır.</p>
<p>En uygun model durumsal liderlik olarak tanımlanıyor…</p>
<p>Max Weber, <strong>“Bürokrasi ve Otorite”</strong> adlı kitabında 3 otorite tipi saymıştı: <strong>“Geleneksel Otorite”</strong> (hanedanlıklar, krallıklar), <strong>“Karizmatik Otorite”</strong> (akıl ve kudret sahibi kişi) ve <strong>“Yasal ve Ussal Otorite”</strong> (yasal ve halkın rızasına dayanan modern dönemin şekli). Weber, <strong>“Toplumların kültürel boşluğa düştüğü zamanlarda toplumsal kuramları değişen kültürel değerlere  uydurmayı başaran kişi  karizmatik liderdir.”</strong> diyordu.</p>
<p>Karizma, Emre Kongar’a göre <strong>“Türkiye’de sorgulanmaz, erişilmez, büyüleyici, sürükleyici etki”</strong> anlamında kullanılmaktadır (Cumhuriyet, 24 Mayıs 2010).</p>
<p>Sosyolojide çeşitli grup sınıflandırmaları yapılmıştır fakat en yaygın ve temel olanı Charles Cooley tarafından literatüre sokulan <strong>“Birincil Grup”</strong> ve <strong>“İkincil Grup”</strong> ayrımıdır. Birincil gruplar yakın ve yüzyüze ilişkilerin varolduğu  gruptur. Orada bizlik ve dayanışma duygusu sözkonusudur. İkincil grup ise resmi  ve kurumsal (birincil grupların içinde geliştiği) gruptur. İkincil gruplar resmi (formal) gruplar olarak da tanımlanmakta…</p>
<p>Ortak amaçları olmayan, rastlantı sonucu oluşmuş, birbiriyle yakınlığı bulunmayan ve sürekliliği olmayan insan toplulukları ise “Kalabalık” tanımlanır.</p>
<p>Örnek mi? Sahildeki insanlar, marketteki müşteriler veya bir konserin izleyicileri…</p>
<p>Ancak “Toplumsal Gruplar”, belli bir amaç için en az 2 kişiden oluşmuş aralarında ilişki (etkileşim) olan ve sürekliliği olan insan topluluğudur. Örneğin, siyasi partiler, dernekler,  sendika, aile ve okul grubu böyle… .</p>
<p>Bir kurum ise <strong>“Örüntüler</strong>” (birim) toplamıdır.</p>
<p>İngiltere ve bağlı ülkelerde (Birleşik Krallık) özerk nitelikli yarı kamusal kuruluşlar  (quango), hem kamu hem de hükümet dışı  (STK) özellikler taşır. Melez (hibrid) organizasyonlardır… Özerk olmasına rağmen uygulamada atama ve finansman merkezi idarenin etkisi altındadır. Devlet tarafından parasal yönden desteklenirler.</p>
<p>İngiltere’de 1980-90 arası birçok alan (su gibi) özelleştirilmişti. 1988’den itibaren sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlerle genişletilmiştir. “<strong>Quango”</strong>ların sayısının artması kamuoyu tarafından kuşkuyla karşılanmaktadır…</p>
<p><strong>“Ey hürriyet, senin adına ne cinayetler işleniyor!”</strong></p>
<p><strong>(</strong>Madame Roland)</p>
<p>Bizim ilk ademi merkeziyetçilerimiz <strong>“Prens Sabahattin”</strong> Osmanlı hanedanından (paşaoğlu) federalizm taraftarıydı. Edebiyatta ise <strong>“Yeni Turan”</strong>daki ütopik görüşleriyle de <strong>“Halide Edip Adıvar”</strong> (Türkiye’de Şark Garp ve Amerikan Tesirleri). Adıvar aynı zamanda bir Amerikan mandacılığı önermişti. Kemalist devrimden sonra ABD’ye de yerleşti.</p>
<p>H.Edip kitabına<strong>, “Tüm vakalar bir araya gelse bile Fransız Devrimi’nin yerini tutamaz; Fransız Devrimi dünyada şimdiye kadar gerçekleşmiş en şaşırtıcı hadisedir.”</strong> diyen, Fransız devrimini eleştiren muhafazakâr ve liberal İngiliz devlet adamı Edmund Burke’nin şu sözleriyle girer: <strong>“Cemiyet hakiki bir kontrattır. Fakat devlet, herhangi bir anlaşmaya bağlı bir şirket telakki edilemez. Geçici bir alaka ile başlanıp, ortakların arzuları ile feshedilmez. Bu, bütün ilimlerde ortaklık, bütün sanatlarda ortaklık, bütün fazilet ve tekâmülde ortaklıktır. Böyle bir ortaklık, nesiller boyunca elde edilemeyeceği için, sadece yaşayanlar arasında hüküm süren bir ortaklık olamaz. Bu, yaşayanlar ile ölmüşler ve istikbalde doğacaklar arasında tesis edilebilen bir ortaklıktır.&#8221; </strong></p>
<p>John Stuart Mill ise, <strong>“Kendi yaşama planını seçmeyi dünyaya ya da kendi çevresinde bulunanlara bırakan kimsenin, maymun gibi öykünme yetisinden başka hiçbir yetiğe ihtiyacı yoktur. Kendi planını kendi seçen kimse ise bütün yetilerini kullanır.”</strong> demektedir (Özgürlük Üzerine, Oda Yayınları,  1. Baskı, s. 82). <strong>“Egemen ve merkezi her devlet potansiyel olarak saldırgan ve diktatörcedir.”</strong> Simone Weil’in faşizmin egemen olduğu İkinci Dünya Savaşı yıllarında söylediği bir sözdü.</p>
<p>Postmodernist düşünürler Gilles Deleuze ile Felix Guattari birlikte yönetim alanına ilginç bir siyaset felsefesi yaklaşımı getirdi.  Kapitalizmi bunalımlar sistemi olarak tanımlıyorlar devlet yerine <strong>“</strong><em>Deterritorialization”</em> (Yersiz Yurtsuzluk)  kavramını öne sürüyorlardı. Yersiz yurtsuzluk merkezsiz ve gövdesiz, yatay yayılan, iktidardan sakınan düşünce yöntemidir. Göçebelerin yaşam ve örgütlenme biçimi, hristiyanlık ve batıya karşı yıkıcılık imgelemi olarak ele alınıyordu. Kapitalizmin ayakta kalışının nedenini çelişkilere (dışlama) bağlıyordu.</p>
<p>1944’te ABD’li tarihçi  <strong>“Richard Hafstad”</strong> popülerleştirdiği sosyal darwinistlerin ileri sürdüğü düşünceye göre vahşi ırklar medeni ırklar tarafından yok edilecekti.  Herbert Spencer, <strong>“Sentetik Felsefe Sistemi”</strong>nde toplumların da canlı bir organizma gibi işlediğini öner sürüyordu.  Spencer, sanayileşme, işbirliği ve rekabete uyum sağlayan bireyin yüksek düzeye ulaşacağını savunuyordu. Özel mülkiyet ve piyasa ekonomisini savunarak <strong>“Devlete Karşı Birey”</strong>de evrimin görünmez el gibi özel çıkarı genel faydaya dönüştürdüğünü iddia ediyordu.</p>
<p>Faşizmi,  ırkçılık, sömürgecilik ve nazizmi körükleyen bu anlayışı İngiliz liberal siyasetçi <strong>“Richard Cobden”</strong> de savundu. Bir tekstil sanayicisi olan Cobden 1846’da halka ucuz tahıl sağlayan <strong>“Corn Yasası”</strong>nı kaldırttı. Sanayi işçisi artmıştı. Herkese iş vaat ediyordu.  Almanya’da Ferdinand Lassalle ve Bismark uzlaşmasıyla eşit hak ve ücretler tunç yasasıyla işçi sınıfının hareketleri sınırlanmıştı&#8230;</p>
<p>Faşizm insanlar üzerinde vahim ve derin etkiler bırakır…</p>
<p><strong>“Proto Faşizm”</strong>, faşizmin temelini oluşturan daha sonra gelen faşist ideolojileri etkilemiş modern faşizme öncülük etmiş Roma ve eski Avrupa rejimlerinin  (Almanya, İtalya, İspanya) hukuk ve yönetim şekillerini ifade ediyor…</p>
<p>Diktatör terimi Antik Roma’da senato tarafından acil durumlarda yönetime  atanan ve olağan üstü yetkiler verilen <strong>“Magistratus”</strong> (Halkın Efendisi) ünvanından gelmektedir.</p>
<p>Eski Roma’da magistralar,  siyasi ve askerî otoriteyi elinde bulundurur,   yılda bir defa seçilir ve bir yıl süreyle görev yaparlardı. Promagistralar ise eyaletlerde 1 yıl için görev yapan valilerdi.</p>
<p><strong>“</strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0mperium"><strong>İmperium</strong></a><strong>”</strong> (buyurma) yetkisi olan üst düzey magistraların güvenliğini <strong>“Lictor”</strong> denilen muhafızlar üstlenirdi. Lictorlar ellerinde yetki ve güç sözünü sembolize eden daha sonra İtalyan Faşizminin de simgesi haline gelen  “<strong>Fasces” </strong>denen baltaları taşırlardı.</p>
<p>Faşizm sözcüğünün kökeni Roma İmparatorlarının otoritesinin sembolü fasces adlı baltadan gelirmiş ya Latince fasces, demet anlamına gelen <strong>“Fascis”</strong> kelimesinden türetilmiş…</p>
<p>İmperium, yetkisine sahip kişi, <strong>“Magistra”</strong> ya da <strong>“</strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Promagistra"><strong>Promagistra</strong></a><strong>”</strong> olarak kendisine tanınan yasal hakları yerine getirme konusunda mutlak bir otoriteye sahipti. Roma Cumhuriyeti&#8217;ne özgü bir siyasi kurum olan bu makam normal magistraların yetkisinin üzerinde olağandışı görevler üstlenen olağandışı bir magistralıktı.</p>
<p>Julius Sezar (MÖ 100-44), yetkilerini kullanarak ilk <strong>“Autogolpe”</strong> (Sivil Darbe) ile Roma Senatosu’nu kaldırıp kendini imparator ilan eden kişi oldu.</p>
<p>Cumhuriyet bürokrasisini merkezileştirmiş, kendini hayat boyu diktatör ilan edince bir grup senatörce suikastle öldürülmüştür. Jul Sezar ölümünden sonra da Roma tanrılarından birisi ilan edilmiştir.</p>
<p><strong>Lucius Cornelius Sulla Felix</strong> (MÖ 138-78), senatoların yetkilerini arttıran ve bu yönde kanunlar çıkartan bir diktatördü. Felix döneminde güçlenen aristokratik kliklerden Optimates, senatonun yetkisini arttırıp pleplerinkini kısmayı amaçlamıştı. Çünkü tribünün, yani güçlü generallerin yönetime egemen olmalarını istemiyorlardı. Buna karşılık Populares kliği, pleblerle halk meclislerinin gücünü arttırmak istedi. Onlar da Sezar döneminde güçlenmişlerdi.</p>
<p>İspanyolca bir terim olan Autogolpe,  günümüzde Latin Amerika’da görülen sivil darbeleri ifade eder. Örneğin Peru’da Alberto Fujimori devlet başkanı iken parlamentoyu lağvederek iktidarı kendi bünyesinde toplamıştır.  Kendi kendine darbe sonucunda anayasa ve bağımsız mahkemeler de rafa kalkar.</p>
<p>Sivil darbelerin diktaya dönüşmeleri muhtemeldir. Bir sivil darbenin ortadan kalkması askeri darbeye göre daha zordur. Askeri darbelerden sivil hayata dönüş muhtemelken sivil darbeciler menfaat ve destekçi grupları geliştirmeye eğilimdir…</p>
<p>İkinci dünya savaşı yıllarında siyasi iktidarı tek elde toplayan gri rejimler, demokrasi ile totaliterlik karışımı ara rejimler yani  <strong>“Otoriterizm”</strong> de egemen olmuştu. 1970’lerde ABD, yönetime ilişkin tanımlama yaptı ve ülkeleri <strong>“Totaliter Ülkeler”</strong> ve <strong>“Otoriter Ülkeler”</strong> olarak ikiye ayırdı. Totaliter ülke Amerikalılara göre SSCB idi. Totoliter, bütüncül yani her alanda yetkili yönetimleri tanımlarken otoriter ülkeler bazı Batı yanlısı ülkeler gösteriliyordu. Otoriter ülkeler ise buyurgan, yönetimi sınırsız yetkili, siyaset ve basın üzerinde baskıcı olan ülkeleri ifade ediyordu&#8230;</p>
<p><strong>Karanlıkta kar yağıyor,<br />
Sen Madrid kapısındasın.<br />
Karşında en güzel şeylerimizi<br />
Ümidi, hasreti, hürriyeti<br />
Ve çocukları öldüren bir ordu.</strong></p>
<p>(Nazım Hikmet)</p>
<p>Hayvan Çiftliği’nde (1945) dünyanın tüm liderlerini 2.Dünya Savaşı yüzünden eleştirir <strong>“George Orwell”</strong>. 2. Dünya Savaşı yıllarında yayınlanan <strong>“1984”</strong> adlı antiütopik (distopik) romanında Yevgeniy İvanoviç Zamyatin’in <strong>“Biz”</strong> (1920) ve Zamyatin’den esinlenen <strong>“Aldous Huxley”</strong>in hedonizmin de eleştirisini yapan <strong>“Cesur Yeni Dünya”</strong> (1931) romanlarından da etkilenerek otoriter toplumlara gönderme yapar. İspanya iç savaşına da katılan Orwell bu romanı Franko’nun İspanya’sından esinlenerek yazmıştır.</p>
<p>Her üç roman sosyal bilim kurgu kabul edilir.</p>
<p>Romanda hayali bir partinin şu 3 temel sloganı vardır:</p>
<p>Savaş Barıştır,</p>
<p>Özgürlük Köleliktir,</p>
<p>Bilgisizlik Kuvvettir.</p>
<p>Sevgi bakanlığı işkenceden, bolluk bakanlığı fakirliği sürdürmekten, barış bakanlığı da savaştan sorumludur. 1984 romanında sözü geçen <strong>“Big Brother”</strong> (Hepimizin Abisi ya da Büyük Abi) terimi oligarşinin otokrat yönetimini korumak için kendine uygun gördüğü  sanal kişiyi temsil eder ve merkezi otoriteyi simgelemektedir. <strong>“Big Brother is Watching You”</strong>  bireyin merkezi otoritece sürekli gözlem altında tutulduğunu sistem dışına çıkanın cezalandırıldığını ifade ediyordu…</p>
<p>Herbert Marcuse, Walter Benjamin ve Theodor Adorno gibi düşünürler kapitalist topluma kültürel ve ekonomik boyutta eleştiriler getirmişti. Örneğin, Alman düşünür Theodor Adorno, Batı baskıcı ve yasakçı kapitalist toplumsal ilişkilerinin ve üretim ilişkilerinin (teknokrasi vs.) insan ilişkilerini de tahrip ettiğini savunuyordu.</p>
<p><strong>“Teknokrasi</strong>” toplumsal ilişkiler ve devlet yönetimde sosyal ihtiyaçların karşılanması yerine teknik olanakların geliştirilmesini öncelik alan bir yönetim şekli.</p>
<p>Bugünkü yabancılaşma ve tekdüze yaşam normlarının başat sebebi budur. Georg Lukacs da yabancılaşma  kavramından yola çıkarak  kapitalist toplum ilişkilerinde  belirleyiciliğin  meta ilişkileri olduğunu ifade etmektedir. Bunu <strong>“Reification”</strong>  (Şeyleşme)  terimiyle açıklamıştı. Adorno, Lukacs ve Ernst Bloch yabancılaşma üstüne değerlendirmeler yapan, eleştirel toplum yanlısı düşünürler  totaliter toplumsal yapılara karşı  modernite toplumunun sürdüğünü savunmaktaydı…</p>
<p><strong>“Güç ne kadar büyükse kötüye kullanılmasının tehlikesi de o kadar fazladır.”</strong></p>
<p>(Edmund Burke)</p>
<p>Avusturyalı nörolog <strong>“Sigmund Freud”</strong> insanda doğuştan gelen iki eğilim var diyor. Bunlar, <strong>“Libido”</strong> (Cinsellik) ve <strong>“Destrüdo</strong> (Saldırganlık). Freud’un psikodinamik yaklaşımına göre libido içgüdüsel bir enerjidir. İsviçreli psikiyatr  <strong>“Carl Gustav Jung”</strong>, bu enerjinin bireyin gelişim sürecinde ortaya çıkan moral destek olduğunu savunuyor.  Destrüdo ise bireyde içgüdüsel olarak varolan zarar verme isteği, hatta kendini ve çevresini de öldürme içgüdüsü olarak tanımlanıyor&#8230;</p>
<p><strong>“Hasrolmak”</strong> sözcüğünü, bir şeyin bütününü birine ayırmak,  vermek anlamında da bilmekteyiz&#8230;</p>
<p>Aşırı yetki tanımak <strong>“Omnipotans</strong>” ve <strong>“Egoizm” </strong>gibi bencil ve merkezcil üstünlük taslayan baskıcı çıkışları, <strong>“Hedonizm”</strong> zevkçilik ya da <strong>“California Sendromu”</strong> diye de tanımlanan davranışları tetikleyebilmekte…</p>
<p>Sosyolog ve kültür kuramcısı <strong>“Stuart Hall”</strong>a göre iletişimin önemli ilkelerinden biri diyalektiktir. İletişimdeki süreç karşılıklılık esası taşımalıydı.</p>
<p>Bugün <strong>“Diyalektik”</strong> (tartışma) yöntemden çok<strong> ”Retorik” </strong>(hitap ve ikna sanatı) geçerli sayılmakta.</p>
<p>Bunu iletişim sayıyorlar…</p>
<p>Diyalektik (akıl) karşısına <strong>“Metafizik”</strong> de (Duyu Ötesi) konuyor ve bilim yoluyla ulaşılamayan konulara sezgi yoluyla üretilen bilgiyle açıklık getirilmek isteniyor ya.</p>
<p>Peki geldiğini mi sanıyorlar? Sormadan edemiyor insan…</p>
<p>İletişim,  bir <strong>“Methüsena” </strong>(Ululama)  ya da bir metafizik (dogma) konusu olmaz. Olamaz.</p>
<p>TV’de ya da başka kitle iletişim ortamlarında başkanlıkla ilgili bir çalıştaymış, münazaraymış, müzakere, mukaleme ya da panel her neyse karşıtların bir araya gelip  tartıştıkları bir program adı duyduk mu?</p>
<p>Yok…</p>
<p>Bireyler nesneler gibi kutsanmışlar adeta çünkü. Sorgulanmaz, toz kondurulmazlar. Buna da işte <strong>“idealizasyon”</strong> diyoruz…</p>
<p><strong>“Georg Wilhelm Friedrich Hegel”</strong> diyalektik materyalizmin kurucusu idi. <strong>“Diyalektik Mteryalizm”</strong>i tezler ve antitezlerle senteze varım yani yeni anlayışa ulaşma olarak özetleyelim.</p>
<p>Efendiyle  köle ilişkisinde  kölenin kurtuluşu ve özgürlüğü ancak toplumsal bilinçlenmesi (gerçek akıl düzeyine) ve kendi farkındalığına  varmasıyla olur.  K.Marx bu düşünceden yola çıkıp <strong>“İşçi sınıfının  kurtuluşu kendi eseri olacaktır.”</strong> demişti…</p>
<p><strong>“Sophokles”</strong> ünlü tragedyası <strong>“Kral Oidipus”</strong>ta şöyle sesleniyor:  <strong>“Güzel şey ikbale ermek, iktidarı elde tutmak, üstün bilgili olmak!”</strong> (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları s. 12)</p>
<p>Tiran ya da tiranlık, zorla yasal güç elde eden, zorba, despot, kale sahibi hükümdar demek…</p>
<p>Zaman zaman kurulan askeri ya da sivil dikta rejimleri… Onlar da tiraniye…</p>
<p><strong>“Tiyatro dilinde cinayet ve fena insan rolleri yapan aktris demektir.”</strong> diyordu Reşat Nuri Güntekin de (Anadolu Notları I-II, İnkılab Kitabevi, s. 139)</p>
<p>Platon’a göre demokrasi yozlaşırsa Tirani’ye yol açıyordu. Anayasa’yı özgürlük ve bilgelik karması olarak görür. Şöyle demektedir Platon: <strong>&#8220;Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.&#8221;</strong></p>
<p>Eski Roma’lı düşünürlerden “<strong>Polybius”</strong>, <strong>“Marcus Tullius</strong> <strong> Cicero”</strong> ve <strong>“Lucius Annaeus</strong> <strong> Seneca”</strong> Roma siyasal düşüncesinin etkili düşünürlerindendi.</p>
<p>Polybius’un sınırlama dengeleme teorisinin Locke ve Montesquieu’nun kuvvetler ayrımına fikir kaynaklığı ettiği ABD Anayasası’nın hazırlanmasına da etkisi olduğu söylenmektedir.</p>
<p>Polybius, <strong>“Oklokrasi”</strong>yi yozlaşan demokrasi olarak tanımlamıştır. Yani bilgisiz, yeteneksiz ve etik olmayan gücün yönetimi; çoğunluk diktası da denebilir…</p>
<p><strong>“Mobokrasi”</strong> ise, bir çete ve zümre yönetimidir.</p>
<p>Herodot ve <em>Thucydides</em> ile birlikte önemli bir antik Yunan tarihçisi, ilk evrensel tarih yazarı olan Polybius (MÖ 203-120), Roma&#8217;nın dünya egemenliğini ele geçirdiği bir dönemde kuramsal yaklaşımla Romanın yönetim döngüsünü ele alarak Roma’nın egemenliğinin Roma standartlarından ve yapısından kaynaklandığını ortaya atmıştı.</p>
<p>Polybius’a göre Roma’daki karma anayasa en uygun örnekti. Konsül (monarşi), senato (aristokratik) ve halk meclisleri (demokratik) ilkelere karşılık gelerek fren mekanizması gibi birbirlerini denetlemişlerdi…</p>
<p>Hukuk ve felsefe eğitimi almış Ciceron da,   Platon, Aristo ve stoacıların düşüncelerinden etkilenmişti.  Eski Yunan ve Roma’yı hristiyanlara aktarmış Aziz Augustine üstünde etkisi olmuştu. İdeal devlet, kurumsal düzen, başarı ve erdem gibi konular üzerinde yazılan eserlerle; Devlet Üzerine, Yasalar Üzerine, Yükümlülükler Üzerine ile dikkat çeker…</p>
<p>Ciceron’a göre yasaların kaynağı akıldır. Statükocu ve aristokrasiden yanadır. Devlet adamlığı ve görevlerini aileden üstün görür. Ciceron’a göre devlet, <strong>“Hukuksal bağlarla birleşmiş insanlar topluluğudur.” “Res Publica” </strong>kamuya ait olan şey,  <strong>“Res Privata”</strong> ise özel alana ait olan şeydi. İkisi karşı karşıyadır. Monarşinin özü, uyrukların sevgisi ve akıl, aristokrasinin özü bilgelik, demokrasinin özü ise özgürlüktü.</p>
<p><strong>“Yasalar Üzerine”</strong>de şöyle diyor Cicero: <strong>“Yasa ne insanların zihinlerinde tasarlayarak oluşturduğu ne de halkların kararı olan bir şeydir, aksine genel olarak evreni yönetme ve yasaklama bilgeliğiyle idare eden ebedi bir olgudur.  ‘Yasa’ adına yaklaşması şöyle dursun, bazı çetelerin üzerinde anlaşarak aldığı, ziyadesiyle zararlı ve tehlikeli olan birçok kararı toplumlar bağlamında nasıl değerlendirmeli? Zira cahil ve tecrübesiz insanlar iyileştirici ilaçlar yerine zehirli ilaçlar yazıyorsa, onlara gerçek hekim reçetesi denemez,  halk nezdinde de, halkın zararlı olduğu halde kabul ettiği her şeye yasa denemez O halde yasa adil olan ve olmayan şeyler arasındaki ayrımın kendisidir.”</strong>  (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 1. Baskı,  2016,  s.37- 39)</p>
<p>Ciceron’a göre demokrasi yozlaşırsa tiranlığa dönüşür ve çoğunluğun tiranlığı olur.  İdeal devlet,  kral ve senato’dan oluşmalıdır (monarşi ve aristokrasi). Bilgelik böyle devlette hüküm sürer. Roma yayılmacılığını fethettiği yerlere barış ve refah getirdiğini akla uygun görüp destekler.</p>
<p>Ya hak eşitliği ya da eşitlik adaleti (İzonomi)!</p>
<p>Ciceron’a göre ideal lider, erdemli, adil, dürüst, bilgedir.  İyi yönetici hatip olmalıdır.</p>
<p>Niccolò Machiavelli Ciceron’un kitaplarındaki öğütlere tepki olarak yazmıştır.</p>
<p>Bir stoacı ve kynik olarak bilinen <em>Seneca da politikadan uzak durmak ve mülkiyet edinmemek gibi fikirleri ortaya atmıştır. Ahlak felsefesiyle kişinin düzenle uyum içinde olmasını, basit (yalın) bir yaşamı savunur.  Seneca devleti kurmaya mülkiyet duygusunun yol açtığını belirtir. Devlet, eşitsizliğin, köleliğin ve mutsuzluğun sebebidir. Devlet öncesi toplumlarda da köleliğin olmadığını ifade eder. </em></p>
<p><em>Seneca’ya göre, bilgelik ve ahlak tarafından yönetilen krallık en iyi devlet yönetimidir. Devlet, evrensel ve bölgesel devlet olarak ikiye ayrılır. İlki kamunun olan yani aklın yolunda giden büyük devlet, ikincisi ise insanların bir bölümünü içine alan devlet. İnsan evrensel devlete hizmet etmelidir&#8230;</em></p>
<p>Otuz Tiran Savaşı (Pelopones) Atinalılar ve Spartalılar arasında geçmekteydi. Savaş sonrasında (MÖ. 404’ten sonra) yönetime geçen Critas liderliğindeki Atina’daki Spartalı oligarklar aşırı muhafazakârdılar ve 1500 kişiyi öldürdüler.</p>
<p>1 yıl sonra da kendileri de ortadan kalktılar…</p>
<p>Zalimliğiyle ünlü başka bir tiran da <strong>“Caligula”</strong>.</p>
<p>Eski Roma imparatoru Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus’un lakabıydı Caligula. Her türlü işkence yöntemi denemekten ve öldürmekten adeta haz duyan İmparator “Albert Camus”un yazdığı oyunda şöyle demektedir: <strong>“Tuhaf şey! Öldürmediğim zaman yalnız hissediyorum kendimi. Yaşayanlar yetmiyor dünyamı doldurmaya, yetmiyor içimden şu sıkıntıyı koparıp atmaya. Uçsuz  bucaksız bir boşluk görüyorum siz geçince karşıma, bakmaya tahammülüm yok. Ölüler sarsın etrafımı, onların arasında buluyorum ben huzuru. Sahici olan onlar. Bana benziyorlar. Yolumu gözlüyorlar,  beni bekliyorlar. Nicesiyle konuştum, bağışlanmak için yalvardılar bana, dillerini koparttırdım.” </strong>(Caligula, Can yayınları, 2015, 1. Baskı, s. 129)</p>
<p>Romalı tarihçi  Suetonius,  Caligula’nın “Korktukları sürece bırakın benden nefret etsinler.” dediğini aktarır.</p>
<p>Caligula’nun zalimlik kadar deliliği de öyle bir safhaya varmıştı ki “İncitatus” adını verdiği atını tanrı ilan eder onu altınla beslermiş…</p>
<p><strong>“Siyasal örgütlenmenin yasak olduğu tüm halklarda sivil örgütlenme de nadiren görünür.”</strong> (s. 553) diyen  Tocqueville, <strong>“Tek başına eyleme özgürlüğünden sonra insan için en doğal özgürlük, kendi çabalarını başkalarınınkiyle birleştirme ve müşterek eyleme özgürlüğüdür.”</strong> diyordu (s. 204)</p>
<p><strong>“Ortak görmek, ortak işitmek, ortak tiksinmek, ortak haz almak ve ortak iş görmek mümkün müdür?”</strong></p>
<p>(Platon)</p>
<p>Antik çağın ütopyacılar dönemi (MÖ. 5-4.Yy) tıpkı 19.Yy’daki Aydınlanma ve Rönesans gibi felsefe, sanat, bilim, edebiyat ve siyasette bir sıçrama dönemi idi.   Eski Yunan düşünürlerinin idealize ettikleri toplum yapısı, ütopyacı düşünürlerin esin kaynağı insanların zengin, mutlu, huzur içinde ve kavgasız yaşadığı saadet dönemi diye adlandırılan “Altınçağ”a dönüştü.</p>
<h2>2. Bölüm</h2>
<p>Eski Roma’nın siyaset felsefesine Eski Yunan kadar spesifik bir katkısı olmadı. Eski Yunan’ın evrensel düşüncesini alarak aynen uygulamış yasama ve yönetim kurumlarını günümüze aktarmıştır. <strong>“Ingenuus”</strong> Roma hukukunda doğuştan özgür olma durumunu ifade eder. I.Justinianos’un emri ile başlayan ve bir kanunlaştırma hareketi olan çalışmalar sonucu o zamana kadar uygulanan Roma Hukuku “<strong>Corpus Juris Civilis”</strong> denilen külliyatı toplamıştı. Günümüzde Avrupa ülkelerinin hukuku temeli bu külliyata dayanmaktadır.</p>
<p>Şehir ya da site, <strong>“Synoecism”</strong> (topluluk ya da birliği) ve  <strong>“Prytaneium”</strong>tan (meclis binası) oluşmaktaydı. Bunlar da bugünkü <strong>“Müessesat-ı Medeniyye”</strong>ye de (uygar kurumlara da) tebarüz etmiştir…</p>
<p>Eski Roma’nın merkezi <strong>“Palatino Tepesi”</strong>nde idi. <strong>“Palace”</strong> (Saray) sözcüğünün etimolojik  kökeni buradan gelmektedir. Eski Yunan’da kentin yönetildiği meclis (senato) binalarına <strong>“Bouleterion”</strong> denirdi. <strong>“Prytanis”</strong> (başyargıç) ise Atina sitesi kent konseyine (senato) 15 hafta süreyle başkanlık ederdi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eski Roma’da ise <strong>“Odeon”</strong>lar bouleterion olarak da kullanılmıştı. <strong>“Concilium”</strong> (Konsül) ya da <strong>“Curia”</strong>  erkekler topluluğu demek olan Latince <strong>“Covia”</strong>  sözünden gelir. Kabile ve topluluk üyelerinin bir araya gelerek tartıştıkları yer anlamındadır.  Senato sözcüğüyse Latince <strong>“Senex”</strong> sözünden gelip yaşlı erkek anlamındadır. <strong>“Municipium”</strong> Latince kasaba ya da kent demektir,  onun çoğuluna <strong>“Municipia”</strong>  denir. Günümüzde İngilizcede belediye anlamında kullanılan <strong>“Municipality”</strong> sözcüğü de işte buradan gelmektedir.  <strong>“Municeps” </strong>yurttaş demektir&#8230;</p>
<p>Roma’nın yöneticileri halk tarafından seçilirken diğer kentlerin  yöneticileri merkezden, Roma’dan atanmaktaydı.  Soyluluklarına göre seçiliyorlardı. Curia bir anlamda  yerel yönetimin gerçekleştiği yer anlamına gelir.  Roma Forumu yapısı günümüzde kısmen de olsa tüm ihtişamıyla ayakta.</p>
<p>Municipium denen kent ya da kasaba niteliğine sahip her yerde senato ve yerel yöneticiler bulunurdu.</p>
<p>Antik Roma yerel yönetim meclisi <strong>“Ordo decurrionum”</strong> 2 yargıçtan oluşan bir yürütme meclisiydi. Belediye, vergi, güvenlik gibi işler uhdesindeydi.</p>
<p>Sırayla kent yönetimi, 4.Yy dan başlayıp 7.Yy’dan sonra ortaçağda tamamen özerkliğini yitirerek başpiskoposluk merkezine dönüştü. Doğu’da merkezi devletler batıda ise 11.Yy’dan itibaren 15.Yy’a kadar komünler orta çıkmaya başladı. Ticaret geliştikçe <strong>“Burg”</strong> denen kaleler belirmeye başladı. Burglar krallar tarafından da desteklendi. Çünkü krallığın geliri onlar sayesinde arttı ve orta sınıflar da gelişti.</p>
<p>Kentin kuruluş simgesi kral ve feodal beyden alınan <strong>“Charte”</strong> idi. Charte, anayasal bildirge ya da nizamname, devletin veya yüksek otoritenin düzenlediği ayrıcalıkların belirtildiği özerklik izin ve yetki belgesiydi.</p>
<p>12.Yy’dan sonra kentler monarşik devletlere dönüşmeye başladı. Kentsel barış yani kentlere özgü ceza hukuku uygulaması da başladı…</p>
<p>Eski Yunan ve Roma’da (antikite) kentlerde meşru birlik, <strong>“Auspicia”</strong> (Yönetime Katılım) klan ve aşiretlere (curia) veya politik kabilesel birliklere (soy) gibi geleneksel ya da ritüelistik biçimlere (Tribü) dayanabilirdi. Çünkü kent bir sınıfın çıkarlarına göre şekilleniyor dönem dönem bu sınıfa hizmet eden mekanlar olarak şekilleniyordu.</p>
<p>Hukuken güçlü olmasına rağmen fiilin güçlü olanın dediğini yapan organlar (süper noter) hale de dönüşürler.</p>
<p><strong>“Kentin meclis üyeleri ve öteki memurları, lordun görevlileri olarak atanmayıp şehir halkı tarafından seçildikleri durumlarda bile şehir halkının temsilcisi değillerdi. Bu memurlar için kentsel hukuk, lordun hukukuydu.”</strong> diyordu Max Weber. (Şehir Modern Kentin Oluşumu, Yarın Yayınları, 2015, 11. Baskı, s. 124)</p>
<p>Sanayileşme ve küreselleşme kentin yapısını da değiştirirken para, mal ve bilgi akışına yön veren büyük kentler olmuştur.  New York, Tokyo ve Londra gibi. John Friedmann ve Goetz Wolff bu kentlere dünya kenti adını verdiler…</p>
<p>Eski Roma toplum yapısı, patriciler (soylular), praetorianlar (erken dönem orta sınıf) ve plepler (Roma halkı) diye genel iki sınıfa ayrılmıştır. Yani yöneten ve yönetilenler.</p>
<p>Eski Roma devletinin en tepesinde halk meclisi tarafından 1 yıllık görev için seçilen ve devleti birlikte yöneten iki yönetici (konsül) bulunuyordu. Bu unvan Fransız Devrimi sırasında 1792-95 arasında Fransa’yı yöneten <strong>“Ulusal Konvansiyon”</strong> (Ulusal Meclis) ardından kurulan <strong>“Direktuvar”</strong> (Direktörler) yönetiminin darbeyle dağıtılmasından sonra Napoleon’un başına geçtiği hükümet için de kullanılmıştır.</p>
<p>5 kişi ile başlayan direktuvar idaresinde toplam 13 kişi görev yaptı. Meclis ise Yaşlılar ve 500’ler olmak üzere iki kısımdı. <strong>“500’ler”</strong> yasama meclisiydi.</p>
<p><strong>“Napoleon Bonaparte”</strong> 1799’da bir darbe yaparak direktuvar yönetimini dağıttı ve kendisini de kurulan Konsül idaresinin başına 1.Konsül atadı.</p>
<p>Konsül, ülkeyi beraber yöneten 3 devlet başkanından biriydi. İktidar ve mülkiyet temelli temsilden yana bir burjuva siyasetçi ve bir din adamı da olan eski direktuvar üyesi <strong>“Emmanuel-Joseph Sieyes”</strong>in hazırladığı darbe anayasası ile Napoleon Bonaparte, Emmanuel-Joseph Sieyes ve <strong>“Pierre-Roger Ducos”</strong> konsül oldular.  Anayasayı değiştiren Napoleon kendini en üst konsül ilan etti.</p>
<p>Napoleon daha sonra 2 konsülü değiştirdi. Cumhuriyet görüntüsüyle bir diktatörlük rejimi oluşturdu.</p>
<p>Şubat 1800’de halka Napoleon’un ömür boyu konsül olmasını onaylayan bir referandum düzenlendi. Napoleon ömür boyu konsül oldu.</p>
<p>1802’de cumhuriyet ilan edildi. Napoleon bu defa devlet başkanı seçildi. 1804’te yine halk oylamasıyla imparator seçtirdi.  Ancak akrabalarını tahta geçirmesi, milliyetçi akımlar, içteki karışıklıklarla savaşlar yenilgileri, işsizlik, vergiler vs. sonunu hazırladı. Sürgünde öldü.</p>
<p>Alexis de Tocqueville’nin <strong>“Demokrasi bir toplumun özelliği olduğunda, hangi koşullarda yönetimin de niteliği olur ve diktatörlüğe götürmez.” </strong>sorusuna yanıt aradığı ABD gezisine ilişkin gözlem ve düşüncelerini ifade ettiği bir kitaptı <strong>“Amerika’da Demokrasi”. </strong>Bu kitapta şöyle der, “<strong>Tüm zamanlarda tehlikeli olan despotizm bilhassa demokratik yüzyıllarda korkulacak bir şeydir.”</strong> (s. 540) <strong>“Hükümetler alışıldığı üzere iktidarsızlıktan veya tiranlıktan dolayı yok olurlar. Birinci durumda, hükümetler iktidarı kaybederler; diğerinde ise iktidar hükümetten zorla alınır.”</strong> ( Alexis  de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi, 1. Baskı, 2016, İletişim Yayınları, s. 269)</p>
<p>Aristokrasi ve monarşiyi reddeden Tocqueville kendini yeni tür liberal olarak tanımlıyor ve demokrasinin içinde doğduğu ve sürdüğü özgül koşulları yerinde incelemek istiyordu. Bu sistemde ortaya çıkabilecek eski tiranlıklardan farklı ılımlı despotizm tehlikesine de  işaret eder.</p>
<p>Bu düşünür üzerine son elli yıldır çeşitli incelemeler yapılmış. Liberaller ve bazı sol çevreleri de etkilemiş Tocqueville…</p>
<p>Bu ilgi demokratik devrim sonrası ortaya sürdüğü demokrasi düşüncesi ve özgürlük çağrısında bulunmasından dolayı<strong>: “Aslında ben özgürlüğü tüm çağlarda sevebilirdim, ama içinde bulunduğumuz çağlarda ona hayran olmaya meylediyordum.”</strong> diyor. (Amerika’da Demokrasi,  İletişim Yayınları,  2016, 1. Baskı, s. 754)</p>
<p>Alexis  de Tocqueville, <strong>“De</strong> <em>la</em> <strong>démocratie en Amérique”</strong> (Amerika’da Demokrasi) kitabını 1848 devrimlerinin öncesinde Temmuz Monarşisinden sonra yazdı. Yani kitap burjuva kral ve liberal büyük burjuvazi destekli (mali sermaye) ılımlı bir liberal olan Louis Philippe döneminde (1835-1840) kaleme alınmış.</p>
<p>Fransa İmparatorlarından Louis Philippe monarşisi (1830-1848) parlamento yönetimini de yani meclis hükümetini de desteklemişti.  Ancak aşırı demokrasiye karşıydı ve işçi ve orta sınıfların ayaklanması sonucu büyük burjuva destekli yıkılmıştır…</p>
<p>Demokratik cumhuriyetin sürdürülmesine katkıda bulunmuş üç ögeyi federal yapı,  kentsel kurumlar ve yargı kuvveti olarak gösteriyordu…</p>
<p>Bu kitabın gayesi de Birleşik Devletlerde uygulanan yasaları anlatmaktı: <strong>“Birleşik Devletler’de yürütme kuvveti kendisi adına eylemde bulunduğu egemenlik gibi sınırlandırılmıştır ve müstesnadır; Fransa’da ise her yere yayılmıştır. Amerikalıların federal bir hükümeti vardır; bizim ise ulusal bir hükümetimiz. Birleşik Devletler’de egemenlik birlik ve eyaletler arasında bölünmüştür, oysa bizde tektir ve sıkıca bağlanmıştır; buradan Birleşik Devletler’in başkanı ile Fransa’daki kral arasında gördüğüm ilk ve en büyük fark ortaya çıkar.” </strong>(s.139)</p>
<p><strong>“Amerikalıların komşuları yoktur, sonuç olarak burada ne büyük savaşlar, ne finansal krizler, ne yıkımlar, ne de korkulacak işgaller sözkonusudur. Yüksek vergilere,  kalabalık bir orduya ve önemli generallere ihtiyaçları yoktur.  Amerikalıların, tüm cumhuriyetler için en korkunç musibet olan askeri görkemden korkacak bir şeyleri yoktur.”</strong> (s. 286)</p>
<p>Adil Zozani, ABD’de günümüzün toplumsal modellerinden biri diye nitelediği başkanlığın aydınlanma çağı fikirlerinin izlerini taşıdığını aktarıyor: Bunları yönetime etkin katılım ve yetkileri sınırlı devletçilik şeklinde sıralıyor.</p>
<p>Zozani <strong>“Model Ülke: Sistem tartışmasında Başkanlık” </strong>adını verdiği kitapta, ABD’deki sistemle ilgili <strong>“Amerikalılar Avrupa’daki gibi toprağa bağlı aristokrasiyi istememişler. Doğal olarak oradaki gibi kral-devletler de yok hanedanlıklar olmayacaktır.”</strong> diyor…</p>
<p><strong>“Carl Friedrich”</strong>in <strong>“Sınırlı Devlet”</strong> kitabından alıntıladığı çoğunlukçu demokrasi uygulaması eleştirisini ABD’de despotluk oluşumuna karşı önlemin, katı bir güçler ayrımı yoluyla çözümlendiğini aktarır: <strong>“Çoklukla İngiliz, Avrupalı kolonilerin Amerika’ya ayak bastıkları 15.Yy’ın son döneminde karşılaştıkları sonsuz genişlikte işlenmemiş bir kara parçasıydı. Alman coğrafyacı Waldseemuller yazdığı bir makalede adanın adına ‘Amerika’ dedi. Liberal düşünce akımının ilk şekillendiği bu topraklarda eşit yurttaşlık kavramının yanına fırsat eşitliği kavramı da ilave ettiler.”</strong> (Öteki Yayınevi, 1. Baskı, 2016, s.142)</p>
<p><strong>“Amerika’da bulunduğum süre boyunca fırsat eşitliği kadar dikkatimi çeken olgu olmadı.” </strong>demişti Tocqueville.</p>
<p>Günümüzde ABD şirketlerinin çıkarlar için kullandığı güç ve baskı <strong>“Dolar diplomasisi”</strong> olarak niteleniyor. Yüzyıl başlarında ortaya çıkan <strong>“Soyguncu Baronlar”</strong> ve <strong>“Zenginler Kulübü”</strong>  uluslar arası para akımı ve ticarette etkili ülkeler uluslar arası ekonomik sosyal çarpıklığın da asıl nedeni olarak görünmekte.</p>
<p>Jack London,  Amerikan halkına ithafen şöyle seslenmişti: <strong>“Kapitalist hükümetler nasıl hızla yıkılıyorlar da yerlerinde yine o kadar hızla halk cumhuriyetleri kuruluyordu. ‘Birleşik Devletler nerede kaldı?’ ‘Uyanın ey Amerikan ihtilalcileri!’,’Amerikaya ne oldu?’ Öteki memleketlerdeki muzaffer arkadaşlarımızdan bize uçan haberler işte bu biçimdeydi. Ama biz bir türlü başımızı doğrultamıyorduk, oligarşi önümüze dikilerek yolumuzu kapatıyordu. Kocaman bir canavar gibi başımızda bekliyordu.”</strong> (Demir Ökçe, Everest Basım Yayın, 2.Basım, 2003, s 158).</p>
<p>Ian Buruma ve Avishai Margalit <strong>“Occidentalism”</strong> (Garbiyatçılık) adlı kitapta  belli başlı  batılılaşma  karşıtı hareketlerin tarih ve nedenlerine ışık tutarken, 19.Yy ekonomik liberalizminin  yarattığı <strong>“Amerikanizm”</strong> ve <strong>“Makine Uygarlığı”</strong>nın birçok açıdan bu eleştirilerin odak noktasında olduğunu işaret ettiğini belirtmektedir…</p>
<p>Gelelim Rusya’ya…</p>
<p>Geniş coğrafyası, etnik ve kültürel çeşitliliğine bağlı oluşan idari bölünmeyle Rusya Federasyonu farklı toplumsal ve tarihsel yapılar ortaya çıkarmıştır.</p>
<p><strong>“Sovnarkom”</strong> 15 kişilik konsey hükümeti 1946’ya kadar SSCB’yi yönetmişti.  Federal Meclis, üst yasama organı olarak eyalet, özerk bölge ve cumhuriyetlerden seçilen 180 üyeden oluşuyordu. Duma Çarlık Rusya’sında 1905-1917 arası, bu tarihten sonra da bugünkü gibi bir alt yasama meclisi olarak 450 üyesiyle 1993’e, Rusya Federasyonu Duması olana kadar varlığını sürdürdü.</p>
<p>Çarın atadığı valiler (gubernatör) illeri (nüfusu 300-400 bin) <strong>“Guberniya”</strong>ları yönetirdi. Esasen Rusya topraklarının 1/3’ü Çar ve 2/3’ü derebeyleri (boyar) arasında paylaşılmıştır. Feodal beylerin emrindeki bölgeler <strong>“Zemçina”</strong> olarak adlandırılıyordu. 1864-1917 taşra meclisleri ise <strong>“Zemstvo”</strong> olarak anılmaktaydı. Yerel özyönetim 18.Yy’da soylularca dayatılmıştır.</p>
<p>1850’lerde daha sonra Nietzsche’de de görülen <strong>“Nihilizm”</strong> Turgenyev öncülüğünde Rusya’da etkili olmaya başlamıştı. Din, töre ve her türlü kuralın insanı köleleştiren düşünce sayan Martin Heidegger’e göre nihilizm batı düşüncesinin temel öğelerinden biridir. Romanlarıyla köleliği, zulüm ve baskıyı eleştiren <strong>“İvan Turgenyev” “Babalar ve Oğullar”</strong>da <strong>“Nihilist, hiçbir kuvvet önünde eğilmeyen, hiçbir inanca bağlanmayan kimsedir.”</strong> diyordu&#8230;</p>
<p>Rusya’da otokratik yönetime karşı devrim düşüncesinin bir öncüsü de <strong>“Aleksandr Radişçev”</strong> sayılmaktadır. Rus edebiyatında kitabı yasaklanıp sürgüne gönderilen ilk yazar olan Radişçev ayaklanmayı halkın yazgısını değiştirmek için şart görüyor, yukarıdakilere ve liberal reformlara umut bağlamanın köylülerin yaşamını değiştirmeyeceğini savunuyordu. Mutlakiyetçiliği de eleştiriyordu.</p>
<p>Sürgün yerine giderken yazdığı bir şiirde şöyle diyordu Radişçev:</p>
<p><strong>“Sor, neyim ve nereye gidiyorum?<br />
Eskiden neysem oyum ve sonsuza dek öyle kalacağım:<br />
Ne bir hayvan, ne bir kütük, ne de bir köleyim; ben bir insanım!”</strong><br />
Lenin 1917’deki Köylü Kongresi’nde <strong>“Rusya’daki toprak mülkiyeti rejimi korkunç bir sömürü düzeni yaratmıştır.” </strong>demişti.  Köylüler ortakçı olarak imparatorluk topraklarında (obsçina) kira ile vergi ödemek karşılığında karın tokluğuna çalıştırılıyorlardı. Narodnikler devrim düşüncesinin yayılmasında etkili olmuşlardı. Narodniklerin esin kahramanı Kazak ayaklanma önderi <strong>“Yemelyan Pugaçov”</strong>dur. Otokrasinin yıkılmasını ve toprağın köylüye verilmesi gerektiğini ileri sürüyorlardı. Bu devrimci hareket, köylülerin sosyalizmin temelini oluşturacağını da savunuyordu. Temsilcileri ise Aleksandr Ivanoviç  Herzen, Piyotr Lavroviç  Lavrov ile Nikolay Gavriloviç Çernişevski idi. Bunlardan biri ve kurucusu sayılan <strong>“Aleksandr </strong><strong>Çernişevski”</strong> hakkında Karl Marx, “Rus eleştirisinin büyük bilgini. Çağımızın tüm ekonomicileri içinde tek özgün kafaya sahip olanı Çernişevski’dir; ötekileri sıradan derleyicilerden başka bir şey değildir.” derken Lenin ise hakkında, <strong>“Onun etkisiyle, yüzlerce genç, devrimci oldu… Örneğin kardeşimi büyüledi; büyüsüne ben de kapıldım. İçimde çok derin bir iz bıraktı.”</strong> demişti. Karl Marx’a göre burjuva iktisadının iflasını ortaya koyan büyük bir eleştirmen, Lenin’e göreyse sınıf mücadelesinin ruhunu yansıtan militan bir demokrattı Çernişevski.</p>
<p>SSCB’nin kurulmasıyla birlikte eski imtiyazlıların ve devrim muhaliflerinin hiçbir ayrıcalıkları kalmamıştı. 1929’da kulak (zengin köylülük) tasfiye edilerek kolhozlara katıldı ve küçük üretimcilik teşvik edildi&#8230;</p>
<p><strong>“Rusya Federasyonu Federal Meclisi”</strong> çift meclisli bir ulusal yasama organıdır. SSCB’deki <strong>“Yüksek Sovyet ve Halk Temsilcileri Meclisi”</strong>nin yerini almıştır. Devlet protokolü, Devlet Başkanı,  Başbakan ve Federasyon Konseyi Başkanı’ndan oluşmaktadır.</p>
<p>Milletvekillerinden oluşan <strong>“Devlet Duması”</strong> alt meclisi,  delegelerden oluşan <strong>“Federasyon Konseyi”</strong> üst meclisi oluşturur.</p>
<p>Yarı başkanlık sistemiyle yönetilen Rusya Federasyonu’nda Duma 450 sandalye ile temsil edilir. Dumanın bazı görevleri, başbakanın atanmasını onamak, Sayıştay başkanını ve üyelerinin yarısını atamak, 2/3 çoğunlukla Başkana ihanet suçlamasında bulunmak ve hükümete güven oylamasına karar vermek şeklinde sayılabilir. Ayrıca Dumanın ana birimleri çeşitli konularda işlevleri olan 30’a yakın komiteden oluşmaktadır.</p>
<p>Rusya’da toplam oyun yüzde 5’inden fazlasını alan partiler meclise milletvekili sokabilmektedir. 2016’daki sandalye (milletvekili) dağılımında,  <strong>“Vladimir Vladimiroviç Putin”</strong>in <strong>“Birleşik Rusya Partisi”</strong> (merkeziyetçi) 343 milletvekilliği kazanmıştı.  İkinci büyük parti ise <strong>“Gennady Andreyevich Zyuganov</strong>”un liderliğini yaptığı <strong>“Komünist Parti”</strong> 42 milletveli ile temsil edilir. Yahudi asıllı <strong>“Vladimir Jirinovski”</strong>nin aşırı sağcı milliyetçi muhafazakâr  <strong>“Liberal Demokrat Partisi”</strong>nin saldalye sayısı 39’dur.  Diğer sol parti merkez solu temsilen <strong>“Sergey Mironov”</strong>un Doğru Rusya Partisi’nin milletvekili sayısı ise 23’tür. Komünistler, <strong>“Doğru Rusya Partisi” </strong>ile<strong> “Rodina Partisi”</strong>nin sosyalist oyları bölmek amacıyla kurulduğunu savunmaktadır.</p>
<p>Bu 83 federe yapı 2’şer delegeyle olmak üzere Rusya parlamentosunun üst kanadı olan Federasyon Meclisi’nde (Federasyon Konseyi) toplam 170 konsey üye ile temsil edilir.</p>
<p>Rusya Federasyonu’nda 21 cumhuriyet,  46 oblast, 9 kray (yöre)  1 özerk bölge, 4 özerk birim ve 2 federal şehir yeralır. Cumhuriyetler otonom bölge (özerk) kabul edilirler. Anayasası, başkanı ve meclisi bulunur. Her biri etnik bir kökenin anavatanı kabul edilir.  Bununla beraber federal hükümetçe temsil edilip diğer federasyonlarda da olduğu gibi federal kanunlara tabidir. Örneğin, Çeçenya, Tataristan Dağıstan gibi.</p>
<p>Oblast yani özerk bölge, SSCB’de de özerk cumhuriyetten sonra gelirdi. Rusya 83 federe birime (subyekt) bölünmüş ve 46 tanesi <strong>“Oblast”</strong>tır. Örneğin Moskova bir oblasttır. Oblast valilerini Rusya Federasyon Hükümeti atar ancak yerel meclis üyelerini yöre halkı seçerler.  Oblasttaki en büyük şehir merkez sayılır.</p>
<p>Kraylar da (yöre) oblast gibidir. <strong>&#8220;Krai&#8221;</strong> adı tarihidir, zamanında öncü bölge sayıldıklarından bu isimle adlandırılmışlardır.</p>
<p>Rusya’da 1 tane özerk yahudi bölgesi vardır. <strong>“Jewish”</strong>  1928’de Stalin’in SSCB’de her etnik gruba bir özerk oblast verme projesiyle kuruldu.  Amaç etnik kimliğe millet statüsü kazandırmaktı. Ancak 2. Dünya Savaşı ve 1929 Ekonomik Buhranıyla gelen Yahudi (yidiş dilinden) sığınmacılar SSCB’nin dağılmasıyla yeniden Almanya ve İsrail’e göç ettiler.  Yahudi nüfusu yüzde 2’ye düştü.</p>
<p>Rusya’da 2 birim ise <strong>“Federal şehir”</strong> statüsündedir: Moskova 36 belediyesel rayon ve 36 şehirsel okrug, Sankt-Peterburg (St. Petersburg) ise 18 rayondan (ilçe) oluşmaktadır. Okrug, idari bölgelerdir. Moskova’da üst kademe, Sankt-Peterburg’da alt kademe idari yapılanmayı ifade eder. 7 ve 5 milyonluk nüfuslarıyla büyük şehirlerdir.</p>
<p>Fransa’da yönetim bölgeleri <strong>“Arrondissement”</strong> (ilçe) olarak adlandırılır. İlk kez 1795 yılında uygulamaya konan bu sistem ihtiyaçlar ve sosyal kültürel yapıya göre şekillendirilmiş. Paris 12 arrondissement’e bölünmüştü. III. Napoleon&#8217;un <strong>“Büyük Paris”</strong> projesi kapsam<strong>ında  “Georges-Eugène Haussmann”</strong>ın Paris&#8217;i yeniden planlaması kapsamında 1859&#8217;da arrondissement&#8217;ların sayısı 20&#8217;ye çıkarılmıştı.</p>
<p>Japonya’daki toplam 47 adet 1.düzen idari bölümlerden her birisi <strong>“Profektör”</strong> olarak adlandırılır.  1868’de kurulmuşlardır.  Doğrudan tek dereceli seçimle halk tarafından seçilen bir vali tarafından yönetilirler.</p>
<p>Tek meclisli  (gkai)  tarafından çıkarılan yönetmelik ve bütçelerle yönetilir. Her profektör kenti ilçe, kasaba ve köylere ayrılır.  Bazı profektörler de uzak bölgeler alt profektörlere ayrılır  (yönetimi kolaylaştırmak için). Örneğin Japonya’nın en kalabalık profektörlüğü olan Tokyo’ya (12 milyon) bağlı ilçe sayısı 1, belediye sayısı 39 adettir.  9 milyon nüfuslu Osaka’da ise 5 ilçe 43 belediye bulunur. Bölgeler ise idari ayrımlara tabi tutulmuştur.</p>
<p>Japonya’da yasal idari statüye sahip şehirler  <strong>“Belirlenmiş Şehir”</strong> olarak adlandırılır. 1 Nisan 2012’deki hükümet kararnamesi ile belirlenmiş, Yerel Özerklik Kanunu’na göre nüfusu en az 500 bin olan bu şehirlerin toplam sayısı 20’dir. Kamusal eğitim, sosyal refah, sağlık, iş izinleri ve kentsel planlama gibi profektörlük görevlerini gerçekleştirir.</p>
<p>Semt  (Ku) denen alt birimlere ayrılan kentlerde kamu görevleri yerine getirilir. Tokyo’da 23, Japonya’da 171 tanedir.</p>
<p><strong>&#8221;Adalet olmayınca devlet büyük bir çeteden başka nedir ki?&#8221;</strong><br />
(Aurelius Augustinius)</p>
<p>Kleptokrasi, bir çalma rejimi olarak adlandırılır. Kleptokrat,  hırsız yönetim demektir. Devlet işlerine rüşvet, çıkar ve kişisel ilişkiler egemen olur. Zeynep Oral, Kleptokrasi için <strong>“Halkın kendi hırsızını kendi oylarıyla seçmesidir.” </strong>demişti (Cumhuriyet,  6 Mart 2014) Elde edememe sonundaki huzursuzluk ihtiras, haris aşırı derecede para hırsı (mammonizm) obsesif takıntılı durumlara sebep olmaktadır.</p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar, hürriyetsizliğin fakirlikten beter olduğunu belirtirek asıl korkunç ve tahammülsüz olanın hürriyetsizlik olduğunu ifade eder ve <strong>“Saatleri Ayarlama Enstitüsü”</strong> romanında şöyle der: <strong>“Politikadaki hürmet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır.”</strong> (s.23) Tanpınar’a göre,<strong> “Bir ihtiras ne kadar masum olursa olsun yine tehlikeli bir şeydir.”</strong> (Dergah Yayınları, 13.baskı, 2008, s. 23)</p>
<p><strong>“Sulta ya da Otorite”</strong> (Yetke)   başkalarını inandırıp kendisine bağlama, bir şeyi yasaklama ya da yaptırma gücünü ifade eder.   <strong>“Mutlakiyet”</strong> ise iktidarın yasal ve geleneksel sınırlamalar olmadan geniş alana hükmettiği bir siyasal düzendir.</p>
<p><strong>“Monarşi” </strong>(Monarchie) dilimize Fransızcadan geçmiş Eski Yunanca bir sözcüktür. <strong>“Monos”</strong> (tek) ile <strong>“Archein” </strong>(yönetmek) fiilinden türemiştir, tek şef, tek kişinin yönetimi anlamına gelir. Mutlak monarşi ise, yasama yürütme ve yargının  (kuvvetler birliği) hükümdarda toplandığı yönetim sistemidir. İktidarın aynı aileden soydan geçme (patrimonyal) yoluyla kalması, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurması, cezalandırma ve bağışlama yetkilerinin sadece padişahın elinde bulunması monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özelliklerdir.</p>
<p><strong>“Meşruti Monarşi ya da Anayasal Monarşi”</strong> (Meşrutiyet), seçilmiş hükümet ve temsili bir kralın yönetimi.</p>
<p><strong>“Parlamenter Monarşi”</strong> diye de tanımlanan meşruti monarşi, cumhuriyet ile mutlak monarşi arasında bir sistemdir.</p>
<p>İlk meşruti devlet Hitit İmparatorluğu’dur&#8230;</p>
<p>Doğu’da İslam toplumu ortaçağa denk gelen 8-13.Yy arasında bilimsel ve teknolojik gelişme çağı yaşadı. Tıpta <strong>“İbn-i Sina”</strong> astronomi ile matematikte de Kindi, Battani, Farabi, Harizmi ve Ömer Hayyam Batı’da da bilinirlerdi.</p>
<p><strong>“El-Kanun fi&#8217;t-Tıb”</strong> veya Latince ismiyle <strong>“Canon Medicinae”</strong> (Tıbbın Kanunu), Avrupa’da Avicenna olarak da bilinen İbn-i Sina&#8217;nın 14 ciltlik tıp ansiklopedisi Ortaçağ’da üniversitelerde ders kitabı olarak okutulurdu. İslam rönesansı haçlı seferleriyle Avrupa’ya da taşınmıştır.</p>
<p>Kuruluşu bütün konargöçer topluluklarda olduğu gibi beyliklerden devletleşme aşamasına giren Osmanlı da kurun-i vista yani orta çağların devlet yapısına ve yerleşik düzenine geçmişti. Feodal toplumdaki serf (köle)-senyör (oligark)  ilişkisi (servaj)   başta görülmediyse de toprağın giderek bölüşülüp meta haline gelmesiyle devlet ve uyruğu arasındaki maddi ilişkilere dönüşmüştür.</p>
<p>1876’ya kadar mutlak monarşi ile yönetilen yani padişahın her şeye mutlak egemen olduğu, padişahtan başka bir tek yetkili organın ve yetkilerini sınırlayan herhangi yazılı kanunun bulunmadığı Osmanlı Devleti ancak 1876’dan sonra meşruti monarşiye geçmiştir. Bu dönemde anayasa olmakla beraber mutlak güç yine de padişaha aittir. <strong>“Heyet-i Vükela”</strong> yani vezirler (sadrazam) ve nazırlar (bakanlar) olmakla beraber padişahın mutlak veto yetkisi vardı.<strong> “Meclis-i Mebusan”</strong> (Milletvekili Meclisi) padişaha karşı sorumlu olduğundan sadrazam (başbakan) dahil hepsi padişah tarafından atanıp azledilebilirlerdi.</p>
<p>Padişahın sikke basımı, mehter çaldırma, sancak verme,  hutbe okutmak gibi bir takım kendine özgü onay simgeleri vardı. Osmanlı Devleti’nde topraklar sahiplerine göre kısımlara ayrılmıştı. Toprakların büyük kısmı derebeylerine aitti ve <strong>“M</strong><strong>ütegallibe”</strong>nin (Zorba Takımı) elindeydi.  Bu despotik zümrenin gücünün halk üstünde büyük etkisi vardı; halkın fikirleri davranış ve özgürlüğü bu zadegan takımının baskısı altında tutulurdu&#8230;</p>
<p>Miri toprakları <strong>“Reaya” </strong>denen sınıf işlerdi. Kişi ve kurumlara bağlı topraklar <strong>“Vakıf”</strong> devlet hazinesine bağlı topraklar <strong>“Mukataa”</strong> Müslümanlara ait topraklar ise <strong>“Ösri” </strong>şeklinde ayrıma tabiydi…</p>
<p><strong>“İlm-i Kelam”</strong> mütekallim (söyleyen, konuşan) sınıfa, İslamı akıl yoluyla savunmaya dayanan ilim İslam düşünürlerini filozoflardan ayırmak için takılan isimdi. Bilgi yerine inancı öne alan (fideizm)  ve din temelli Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında etkisi olan dinsel kurumlardaki yozlaşma ve bilimsel yeniliklere ve değişime muhalefet halkın aydınlanmasına karşı çıkışlar yine obskurantist (karanlıkçı) çevrelerden geliyordu. Örneğin,1580’de <em>Takiyüddin bin Maruf’un  İstanbul’da yaptırdığı rasathane şeyhülislam jurnaliyle yıktırılmıştı. Bugün bile sırrı tam olarak </em>çözülememiş içeriğinde 132 harita da bulunan ünlü <strong>“Kitab-ı Bahriye”</strong>yi yazmış <strong>“Piri Reis”</strong> bile idam edilmişti. Çeşitli gemicilerin haritalarının birleşiminden oluşturulduğu varsayılan Piri Reis’in haritasındaki bazı detaylar tam olarak ancak ilk kez ayrıntılı uzaydan 1968’de çekilmiş Dünya fotoğraflarıyla açıklık kazanabilmişti.</p>
<p>Tutucu çevreler, gerici güçler ve yeniçerilerin direnmelerine rağmen yenileşme dönemi; 1789’da tahta geçen III.Selim’in (1789-1807) uygulamalarıyla Osmanlı’nın yeniliklere açılması başlamıştır. 1808’de 2. Mahmut döneminde ilk gazete <strong>“Takvim-i Vekayi”</strong> çıkarılmıştı (1831).  1839’da padişah ilan edilen Abdülmecit döneminde de meşrutiyeti destekleyen ilk özel gazete <strong>“Tercüman-i Ahval”</strong> yayınlanmıştır.</p>
<p><strong>“Batıcılık”</strong>la, Türk toplumuna batıda gelişen düşünce, yönetim şekli ve yaşam tarzını uygulayıp ülkenin gelişimine katkı sağlamak amaçlanmıştı. Aydınlanma düşünce ve kurumlarıyla ilgilenen batıdaki gelişmelerle tanışan sınırlı aydınların girişimi ile Osmanlı Devleti’nde de bu düşünce biçimi etkili olmaya başlamış, 1839’da Gülhane Parkı’nda okunan fermanla Tanzimat (reform) ilan edilmiştir. Tanzimat döneminde siyasal ve hukuki yenilikler sürdürülmüştür. Ferman halkla payitaht (saltanat) ilişkilerine şekil vermeye başlamıştır: Vergi, emniyet, yargılama, askerlik, maaş gibi. <strong>“Darül Fünun”</strong> (Üniversite) kurulmuş, bir Bilim Kurulu <strong>“Encümen-i Daniş”</strong> oluşturulmuştur.  23 Aralık 1876’da ilk kez meşrutiyet ilan edilerek, 26 Temmuz 1908’de de Kanuni Esası (Anayasa) yürürlüğe sokulmuştur 2.Meşrutiyet ilan edilmiştir. Kanuni Esasi ile kurulan Genel Meclis <strong>“Meclis-i Umumi”</strong> yerel egemenlerin oluşturduğu <strong>“Meclis-i Ayan”</strong> ve seçilmiş milletvekillerinden oluşan Meclis-i Mebusan’dan oluşuyordu.</p>
<p>Koyu bir istibdat idaresi (baskı rejimi)  uygulanan 2.Abdülhamit döneminde Osmanlı Devleti toprak kaybetmeye de başlamıştı. Kurulan parlamento da 2 yıl sonra Abdülhamit tarafından dağıtılmıştır. Ziya Paşa ve Namık Kemal’le birlikte anayasayı hazırlayanlardan birisi olan Sadrazam <strong>“Mithat Paşa”</strong> düzmece bir kararla önce Taif’e sürgün edilir orada da boğdurulur.</p>
<p><strong>“Tevhid-i Kuvva”</strong> (Kuvvetler Birliği) ilkesiyle yönetilen devletin yasama erki, yürütme ve yargı erkini de kullanması 1921 Anayasasında olduğu gibi padişah (halife) yetkisindeydi.  <strong>“İrade-i Seniyye” </strong>yani padişah emri de, <strong>“irade-i Şahane”</strong> yani ferman da fetva da padişahtaydı.</p>
<p><strong>“Hilafet”</strong>  İslami siyasi ve hukuki bir yönetimdi. Halifeliğin siyasi önemini bilen Yavuz Sultan Selim’le Osmanlı’ya geçen halifelik (hilafet), saltanatın 1 Kasım 1922’de kaldırılmasından sonra 3 Mart 1924’te kaldırılmıştır.</p>
<p>1924’te İngiliz hakimiyetinde hilafet yanlısı bir parti olan din ve liberal temelli <strong>“Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” </strong>siyasal sahneye çıksa da 1 yıl sonra kapatıldı. Halife, farklı sosyal yapıya dayalı kabilelerden oluşan İslam toplumunda (ümmet) iç çatışmalarla dağılmayı önlemek için getirilmiş bir üst makam olarak görüldü. İlk büyük halifelik dönemi peygambere ilk vahiy indiği 610 senesiyle Ali’nin öldüğü 661 senesi arasıdır (Ebubekir, Ömer, Osman, Ali). <strong>“Hulefai-i Raşidin”</strong> ise 4 büyük halifeden sonra gelen halifeler dönemidir. Zamanla İslam toplumunda da bölünmeler başlamış farklı itikad ve tarihsel kollar (mezhepler) ortaya çıkmıştır. Örneğin Rafıziler, Ebubekir ve Ömer’in halifeliklerini geçerli saymazdı…</p>
<p><strong>“İbn-i Haldun”</strong>a göre toplumları mümkün kılan 3 sebep güvenlik, otorite ve ekonomik ihtiyaçlardır.</p>
<p>İbn-i Haldun devlet görüşünde bireyleri ilkellikten uygarlığa götüren nedeni toplumsal bağ (asabiyye) olarak görür. Haldun’a göre, bir grubu dayanışmaya iten öge başta kan temelliyken (soy asabiyeti) devlet aşamasına geçtikten sonra dinsel otoriteye bağlılık olmaktaydı. İlki <strong>“Nesep”</strong> (Şecere) diğeri <strong>“Müktesep”</strong> (Sebep) asabiyettir…</p>
<p><strong>“Kut”</strong> eski Türkçe kutsal iktidar, üstün güç demekti. “<strong>Emir ül Müminin”</strong> (Ulül-ü Emir) ise bütün Müslümanların emiri demektir.  Kur’an’a göre (Nisa suresi) devletin esası devlet reisine (ulül emre) itaate dayalıydı. Ancak Ulül Emir (Emir Sahipleri) konusunda bir görüş birliği (açıklık) getirilmemiştir.</p>
<p>ABD’liler din ile siyasetin uyumunu bozmamış Tocqueville’ye göre, <strong>“Birleşik Devletler’de tüm mezhepler, büyük bir hristiyan birliği oluştururlar ve hristiyanlığın ahlakı her yerde aynıdır. Amerika’nın büyük kısmı, Papa’nın otoritesinden kaçtıktan sonra, hiçbir dinsel üstünlüğe itaat etmemiş insanlardan oluşuyordu.  Bunlar o halde yeni dünyaya en iyi biçimde demokratik ve cumhuriyetçi olarak adlandırabileceğim bir hristiyanlığı getirdiler. Bu da kamusal meselelerde cumhuriyetin ve demokrasinin kurulmasını kolaylaştırdı.” </strong>(s. 296-299)</p>
<p>Bizdeki sistemin adı İmamokrasi mi?</p>
<p>Özdemir İnce, 1950’den 2000’e kadar tam 50 yıl içinde <strong>“Tevhid-i Tedrisat”</strong> (öğretim Birliği) kanununun parçalandığını, devlet bürokrasisinin, toplumun yapı ve kurumlarının planlı olarak kadrolaştırıldığını ifade ediyordu. ( İmam Hatip Saltanatı ve İmamokrasi,  Tekin Yayınevi, 2016, 1. Baskı, s. 26-27)</p>
<ol>
<li>Aliyar Demirci “Başkanlık Sistemi” kitabındaki makalesinde Recep Tayyip Erdoğan’dan <strong>“Üniversite eğitiminden çok müktesebatındaki imam hatip lisesi eğitimi, özellikle 80 sonrasında içinde yeraldığı Milli Görüş Hareketi’nin bu okulları öne çıkarmış olması dolayısıyla dikkat çeker.”</strong> şeklinde bahsederken, <strong>“1990’larda imam hatipli olmak bazı çevrelerde yarı politik bir kimlik olarak benimsenmiştir.”</strong> diyor. Demirci’ye göre, <strong>“Esasen siyasi partiler kanunumuz ve parti içi tüzükleri merkeziyetçiliği ve genel başkan otoritesini güvenceye alır. Liderler Türk toplumundaki mutlakçı kültürel geleneğe bağlı olarak eleştirilmesi ve buna hoşgörü ile yaklaşmayı sanki bir güçsüzlük belirtisi olarak algılarlar.”</strong> (Liberte Yayınları, 2015, 1. Baskı, s. 43)</li>
</ol>
<p>IEA adlı kuruluşun yaptığı değerlendirmede Türk öğrenciler fen dalında sondan altıncı matematik dalında sondan sekizinci diye aktarıyor Özdemir İnce (a.g.e, s. 29) Ne Almanya’da ne Fransa’da bizdeki İmam Hatip liselerine benzer bir okul yoktur. İmam hatipleştirmenin kısa tarihine de değinen Özdemir İnce, 1950’den itibaren özellikle Demokrat Parti ve Adalet Partisi’nin yüzlerce okulu açarak eğitimi dinselleştirdiğini söylüyor. 1958’de 26 adet olan sayı 1969’da 71’e, 1997’de 600’e ulaşmış.</p>
<p>“Üst kimlik İslam” diyen İslamcı gazete yayınını eleştiren İnce, RTE’nin Yeni Zelanda’dan, <strong>“Bizdeki etnik unsurları birbirine din bağlar.” </strong>dediğini de aktarır. (s. 91)</p>
<p>AKP’nin İmam Hatip politikası buydu.</p>
<p>İmamokrasi<strong> “Türk toplumunun İslamileşmesinden kaygılanmak sanıldığı gibi bir paranoya değil zira tamamen ya da kısmen İslamileşmiş bir toplumda artık ne demokrasi ne de özgürlükler vardır.”</strong> (s. 160) diyen Özdemir İnce<strong>, “AKP’nin Mısır ve Suriye siyaseti irticaya dayandığı için iflas etmiştir.  RTE hükümeti Arapların iç işlerine karıştığı için, bu dünyayı kendine düşman etmiştir.”</strong> demekteydi…</p>
<p><strong>“Balkanizasyon”</strong> politikası Osmanlı topraklarında ulusal toplulukların gerici ve milliyetçi yargılarla bir araya gelmesi olanaksız devletler haline getirmeyi amaçlayan emperyalist devletlerin parçalama politikasıydı. Örneğin 1850’lerde <strong>“Yakındoğu Konfederasyonu”</strong> adıyla İstanbul merkezli bir konfederasyon oluşturulmak istemişti. Başına da kukla bir halife getirip bu amaç gizlenmek istenmişti. Projenin mimarı İngiltere’dir.</p>
<p><strong>“Stratford Caning”</strong> adlı bir İngiliz elçisi, 1850’li yıllarda babıali diplomasisini ve padişahı idare edecek derecede Abdülmecit’le yakın dostluk kurmuştu. Hem mutaassıp hem de  bir Türk düşmanıydı. Sir <strong>“Hamilton Seymour”</strong> isimli İngiliz elçisi ise Rus Çarı I.Nikola’ya şu teklifi yapmıştır: <strong>“Kollarımız arasındaki hasta adamın ölmesini beklemektense neden iyileştirmeyi düşünmüyoruz?”</strong></p>
<p><strong>“Westminster”</strong> modeli İngiltere’ye (Britanya İmparatorluğu) özgüdür.  Anayasa yoktur. Merkeziyetçi yönetime rağmen kamuoyunun önceliklerini dikkate alan politik kültür egemendir.</p>
<p>İngiltere Haklar Yasası, İngiliz Parlamentosunun 1689’da yayınlayarak, egemenliğin parlamentonun eline geçtiğini bildirdiği yasaydı. İlkeleri:</p>
<p>Parlamento tam bir özgürlüğe sahip olacak, sık sık toplanacak, seçimler serbest olacak, parlamentonun kabul ettiği yasa kral  dahil herkesi bağlayacak ve parlamento izni olmadan asker  ve vergi toplanamayacaktır.</p>
<p>Bu yasa ile  hukukun üstünlüğü  ve demokrasinin kilit  ilkeleri  İngiltere’ye yerleşerek uygulanmaya başlamıştır.</p>
<p>İngiltere’de 1215 yılında Magna Carta ile meşruti monarşiye geçilmişti. Baronlar yani yerel beylerle (toprak sahipleri)  yapılan anlaşmayla kralın yetkisinin sınırlandırılmasının ilk adımı atılmıştı.</p>
<p><strong>“Magna Carta Libertetum”</strong> (Büyük Özgürlükler Sözleşmesi), günümüzdeki anayasal düzene kadar yaşanılan sürecin ilk basamağıdır: Delil olmadan dava açılamaz (madde 38), yasaya uymayan karar olmadan tutuklama, hapis, sürgün, kötü muamele olmaz (madde 39), adalet gecikmez (madde 40), yasaları bilmeyen kişi yetkili olarak atanamaz (madde 45).</p>
<p>11.Yy’da ticaretin gelişmesiyle burg adı verilen kalelerde yaşamaya başlayan <strong>“Burjuvazi”</strong>  (burgensis) denen kent soylu sınıf ortaya çıktı. Kralların danışmanları (kurul) Magna Carta ile temsil meclisine dönüşmüş ve ticaret burjuvazisini de temsil etmeye başlamıştı. Burjuvalar (avam) ve toprak soylularını (lordlar) temsil ediyordu. İlk partilerin nüvelerini işte bu kabineler oluşturdu.</p>
<p>Parlamento, Fransızca <strong>“Parler”</strong> (Konuşmak) sözünden gelmektedir.<strong> “Kabine”</strong> ise İngilizcede küçük oda demektir. Birleşik Krallık parlamentosu Londra’daki Westminster Sarayı’nda toplanır. Bugünkü lordluk statüsünün ise soylulukla bir ilgisi olmayıp sadece saygınlık ifade eder, Lordlar kamarası üyeleri de partiler tarafından atanma yoluyla seçilirler.</p>
<p>9 Mayıs 2012’deki toplantıda kraliçe gelecekte lordlar kamarası üyelerinin de avam kamarası üyeleri gibi seçimle belirleneceğini ifade etmişti. Zira halk tarafından seçilmişler lordlar kamarasının üyelerinin muhalefetine rağmen reform talep etmektedir.</p>
<p>İngiltere’de People’s <strong>“Charter”</strong> (Halkın Talepleri Bildirgesi)  proletaryaya da oy hakkı sağlamıştı.</p>
<p>Sağlayan da 19.Yy’daki ilk bağımsız işçi hareketi Chartist harekettir. 1857’de Londra’da çalışanlar (alt ve orta sınıflar) bir bildiri yayınlayarak taleplerini iletirler.  <strong>“Feargus Edward O’Connor”</strong> tarafından kaleme alınan bildirge 1836’daki durgunluk sonrası işçilerin  <strong>“İşçiler ve Çalışanlar Derneği” </strong>çatısı altında toplanıp da yayınladığı 6 maddelik bir bildirgeydi.  Genel oy, gizli oy ve açık sayım ilkesi milletvekili seçilmek için bir miktar varlık sahibi olma koşulu dışında 10 saatlik iş günü yasasını da parlamentoya kabul ettirebilmiş, seçme seçilme hakkının tanınmasında da büyük rol oynamıştır.</p>
<p>İngiltere’de kadınlara oy hakkı ise <strong>“Suffrage”</strong> hareketi ile 1830’larda başlayıp ancak 1918’de seçme ve seçilme hakkının verilmesiyle sonuçlanabilmişti.  Süfrajetlerin başlattığı girişimler 30 yaşını dolduran kadınlara seçme hakkı getirdi.</p>
<p><strong>“Teokratik Monarşi”</strong> tek kişinin egemenliğindeki dine dayanan yönetim. Sistemin temeli dogmalara dayanır: S.Arabistan, İran ve Vatikan böyledir.</p>
<p>Engizitor şeriatle yönetim, <strong>“Entegrizm”</strong> de gericilik, aşırı muhafazakârlık olarak tanımlanabilir. <strong>“Roger Garaudy”</strong> genel özelliklerini “Entegrizm” kitabında açıklamaktadır. Entegrist hali dinde değişikliği onaylamama halidir: Hareketsizlik (uyumu red), muhafazakârlık (geçmişe dönüş)  ve dogmacılık (taassup, sürtüşme, kavgacılık, uzlaşmama) gibi.</p>
<p>Platon’a göre devlet, bilgi, akıl, erdem, doğruluk gibi değerler üzerine kurulmalıdır. Anayasa monarşi ve demokrasi (özgürlük ve bilgelik) karması olmalıdır. Platon’un siyasi diyalogları üç başlık altında toplanmıştır: Devlet,  Devlet Adamı ve Yasalar. Mülkiyetteki aşırılığın ve eğitimdeki yozlaşmanın yaratacağı yönetime (Timokrasi) ve aileye ilişkin görüşlerini daha sonra Yasalar’da yumuşatmış, sitedeki uyumu bozmayacak kadar herkese bir parça toprak ve belli sayıda  (5040) insanın yaşayacağı site görüşünü savunmuştur.</p>
<p><strong>“Sofokrasi ya da İdeokrasi”</strong> (filozof krallık), <strong>“Devlet”</strong> adlı eserde Platon’un önerdiği bilgeliğin egemen olduğu yönetim tarzıdır. Platon, Devlet’te, şehrin iyi bir koruyucusu olacak kişi için <strong>“yaratılışı itibariyle filozof, coşkun ruhlu, atik ve kuvvetli olmalıdır.” </strong>demektedir (Kum Saati Yayınları, s. 77)</p>
<p><strong>“Timokrasi”</strong> ise askerlerin diktatoryasıdır (güç, otorite, altın, para ve mülkiyet hırsı).</p>
<p><strong>“Demokratizm”,</strong> demokrasiye inanan ve ondan hoşlanan insanların yaşam felsefesi, zaman ve mekana göre değişen demokrasi tanımlamasıdır. Demokrasi, çok olanların, haklarını da koruması ve azınlıkların da kendini geliştirecek ortamları sunmasıdır. Yunanca bir sözcük olan demokrasi,  yurttaş topluluğu anlamına gelen <strong>&#8220;Demos&#8221;</strong> ile yönetme anlamına gelen <strong>“Kratos”</strong> sözcüklerinin birleştirmesinden türetilmiştir.</p>
<p>Kratos, Yunanistan’daki 18 yaşın üzerinde binlerce yurttaştan oluşan kitlesel bir açık hava toplantısıydı. <strong>“İsegoria”</strong> ise mecliste herkesin sahip olduğu söz alma hakkına denirdi. Yunanlılarca demokrasi ile benzer anlamda kullanılmıştır. Meclis toplantıları kurayla seçilmiş 500 kişilik bir kurula <strong>“Bule”</strong> bölünmüştü. Bu kurulun görev süresi 1 yıldı kurulun üyeleri ise arka arkaya olmamak üzere en fazla iki kez seçilebiliyordu.</p>
<p><strong>“Demokrasi çoğunlukların diktatörlüğüdür.”</strong></p>
<p>(Pierre-Joseph Proudhon)</p>
<p><strong>“Otonomi” </strong>kendi yasalarıyla yönetilme, özerklik, <strong>“Nomos”</strong> yasa demektir. Otonom kendi kendini yönetendir yani özyönetimdir. Halkın kendi kendini yönetimidir. Özerklik karşıtı olan <strong>“Heteronomi”</strong>  (Yaderklik) ise insanların kendi dışında kurallara göre davranışta bulunduğu bir düzeni, heteronom da yönetileni ifade etmektedir.</p>
<p>Otoriteye dayalı devlet biçimleriyle ilgili eleştiri getiren <strong>“Anarşizm”</strong> (Yöneticisiz Toplum) ve <strong>“Anarko Komünizm”</strong> (Komünalizm) de eşitlik ve özgürlük temelinde otoriter topluma karşı farklı bakış açılarıyla ön plana çıkmakta.</p>
<p>Anarşizm düşüncesinin başlıca teorisyenleri, Pierre-Joseph Proudhon, William Godwin, Mihail Bakunin, Pyotr Alekseyeviç Kropotkin ve Errico <em>Malatesta</em> sayılabilir. Bunlardan biri olan Rus devrimci ve kolektivist anarşizm kuramcısı Bakunin, <strong>“Eğer şimdiye kadar çıkarlar asla ve hiçbir yerde karşılıklı uyuşmaya erişememişse, bu suç, çoğunluğun çıkarlarını ayrıcalıklı bir azınlığın yararına kurban eden devlete aittir.”</strong> demekteydi (Tanrı ve Devlet, Belge Yayınları, 2. Baskı, 2013, 285).</p>
<p>Anarşist felsefenin ilk temsilcisi, Platon’un “Devlet”ine karşılık, özgür bir topluluk fikrini öne süren Stoa felsefesinin kurucusu Kıbrıslı Zenon’du. Anarşizmi ilk sistematik hale getiren İngiliz filozof <strong>“William Godwin”</strong>dir.</p>
<p>Kendini &#8220;anarşist&#8221; olarak adlandıran ilk kişi ise <strong>“Pierre-Joseph Proudhon”</strong>dur. Anarşizmi kendi kendini idare eden fertlerin yönetim şekli olarak tanımlar.</p>
<p>Proudhon’a göre, iktidarların birbirine karşıt iki ilkesi vardır: Otorite ve özgürlük. <strong>“Federasyon”</strong> kendi kendini yöneten, karşılıklı güvene dayanan anlaşmalar ve kuvvetler ayrılığı prensibine göre düzenlenmiş evrensel oy hakkı ve eşitlik temelinde birliklerdir.  İlk anarşist düşünür olmasına rağmen 4 iktidar çeşidi sayar, hükümet sistemleri ve siyasal yapıları otoriter ve özgürlükçü rejimler olmak üzere ikiye ayırır: Otoriter rejimler Krallık-Aristokrasi ve Komünizm <strong>“Panarşi”</strong>. Özgürlükçü rejimler Demokrasi ve Anarşi <strong>“Self-Goverment”</strong>.</p>
<p>“Federasyon İlkesi”nde, “<strong>Özgürlük fikrinin güçlü cazibesine rağmen, ne anarşi ne demokrasi, hiçbir yerde fikirlerindeki çeşitliliği ve bütünlüğü koruyarak örgütlenememişlerdir.”</strong> demektedir. (Öteki Yayınevi, 1. Baskı, 2014, s.31)</p>
<p>Demokratik iktidarı özgür katılım ve muvafakat ile gerçekleşir görüyor. Sözleşmeden doğan toplumu, otoriter, ataerkil, monarşik ve komünist devletin karşısında saflaştırır Proudhon. Anarşi idealinin akıbetini ise ilke, yasallık ve ahlaki ölçülerine rağmen bunları koruyamayan sonsuz bir arzu <strong>“Desiderato”</strong> durumuna düşmüşlük, mahkumiyet olarak görür.</p>
<p><strong>“Özgürlükçü Sosyalizm”</strong> yanlısı olan <strong>“Murray Bookchin” </strong>anarşizmle toplumsal ekolojiyi sentezleyerek <strong>“Özgürlükçü Yerel Yönetim”</strong> kavramını ortaya atmıştı. Bookchin, doğanın kültürel evrimini <strong>“Organik Toplum”</strong> ve<strong> “Hıyerarşik Toplum”</strong> olarak ikiye ayırmaktadır. İlki eşitlikçi, sembiyotik insan topluluklarını da içeren yapı, ikinci tür emir ve itaat sistemini kurumsallaştıran ekonomik sınıflar ve bürokrasinin yeraldığı yapıdır.</p>
<p><strong>“Noam Chomsky”</strong> <strong>“Eşitlik olmadan demokrasi olmaz.”</strong> görüşünü savunmakta, <strong>“</strong><em>Ellen Meiksins Wood” ise “</em><strong>Kapitalizmle demokrasi bağdaşmaz.”</strong> demektedirler. Günümüzde sanayi toplumunun gelişmesiyle beraber <strong>“Yeşil Siyaset” </strong>ya da <strong>“Politik Ekoloji”</strong> de şiddet karşıtı, katılımcı ve toplumsal adaleti savunan, çevreci amaçlara değer veren bir görüş olarak ortaya çıktı. Seksizm ve savaş karşıtlarını da içine alan bu hareket 1979’da Almanya’da kurulan Yeşiller Partisi ile Avrupa’da varlığından sözettiriyor…</p>
<p><strong>“Mülkiyet hırsızlıktır!” </strong>der Proudhon, ve <strong>“İktidar kirletir, mutlak iktidar mutlaka kirletir.”</strong> der Bakunin de. Anarşistler ve komünistler için mülkiyet ya da devlet bir özgürlük sorunudur da.</p>
<p>Bakunin, <strong>“Sosyalizm olmaksızın özgürlük ayrıcalık ve haksızlıktır. Özgürlük olmaksızın sosyalizm kölelik ve şiddettir.”</strong> derken,  Bakunin destekçisi İtalyan Anarşist <strong>“Carlo Cafiero”</strong> ise <strong>“Bir kimse komünist olmadan anarşist olamaz, çünkü anarşi ve komünizm devrimin iki asıl ilkesidir.”</strong> demişti.</p>
<p><strong>“Demarşi </strong>ya da Sınırlı Demokrasi”, otorite ve iktidarların halka karşı yetkilerini sınırsız kullanamadığı bir demokrasi şeklini ifade etmektedir. Eski Yunan’da “<strong>Demarchia”</strong> şehir yönetimi anlamına gelmekteydi.</p>
<p>Bazı ayrıcalıklı yönetim biçimleri: Poliarşi, plütokrasi, meritokrasi, mediokrasi, kritarşi, talassokrasi, stratokrasi, androkrasi, gerontokrasi ve idiokrasi olarak sayılabilir.  <strong>“Poliarşi”</strong>, elitlerin egemen olduğu sanayi toplumlarını ifade eder. <strong>“Plütokrasi”</strong>, zenginlerin yönetici kesimi oluşturdukları zengin egemen siyasal yapıdır. <strong>“</strong><em>Meritokrasi”</em>, kısaca liyakat düzeni,  yönetim gücünün, kişilerin bireysel üstünlüğüne ve yeteneğine yani liyakata dayandığı yönetim biçimidir. Kişiler görevlere eğitim ve kapasiteleri temel alınarak atanırlar. <strong>“Kritarşi”</strong> yargıçların “<strong>Talassokrasi”</strong>  deniz kuvvetinin <strong> “Stratokrasi”</strong> askerlerin liderlik konumunda olduğu bir yönetim şeklidir. “<strong>Mediokrasi”</strong> vasat, ortalama kişilerin yükseldiği yönetimdir. Katı hıyerarşik kıdemci düzendir. <strong>“Androkrasi ya da Fallokrasi”</strong> erkeklerin egemen oldukları (patriyarkal)  toplumsal düzeni ifade eder. <strong>“Gerontokrasi”</strong> yaş hıyerarşisine dayalı yönetim biçimi,  <strong>“</strong><strong>İdiokrasi”</strong> ise, <a href="https://www.seslisozluk.net/geri-zekal%C4%B1lar%C4%B1n-egemen-oldu%C4%9Fu-toplum-d%C3%BCzeni-nedir-ne-demek/">geri zekalıların egemen olduğu toplumsal düzen</a>dir.</p>
<p>Alman filozof <strong>“Christian Wolff”</strong>a göre <strong>“Siyaset Felsefesi”</strong> insanı toplu halde ve yerleşik düzene geçmiş bir konum içinde yaşayan varlık olarak ele alan felsefe disiplinidir. Çoğunlukçu ve eşitlikçi adalet fikrini savunan ABD&#8217;li filozof <strong>“John Rawls”</strong>ın temel eseri  <strong>“</strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/A_Theory_of_Justice"><strong>A Theory of Justice</strong></a><strong>”</strong>  (Bir Adalet Kuramı) 20.yüzyılın <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Siyaset_felsefesi">siyaset felsefesi</a> alanında hazırlanmış en önemli kitap olarak görülmektedir.</p>
<p>Rawls, ABD ve Kanada mahkemelerinde sıklıkla alıntı yapılan ve ABD ile Birleşik Krallık politikacılarının siyaset felsefesi alanında en çok atıfta bulunduğu filozoftu. Toplumsal adalet ilkesini savunan Rawls,<strong> “Toplumun refahı, en kötü durumdaki bireyinin durumundan daha iyi değildir&#8221; </strong>der ve toplumsal eşitsizliklerin toplumda dezavantajlı durumdakilerin yararı gözetilerek çözümlenmesini önerir…</p>
<p>Romalıların otorite kabul ettiği yüksek nitelik ve sahibi olan kişi,  <strong>“Primus İnter Pares”</strong> (Eşitlerin Birincisi) olarak ifade ediliyordu. Ortaçağ Fransasında bütün soylular yani derebeyleri (senyör)  eşitti.  Kral da bir senyördü ama eşitlerin arasında birinci idi.  Vasal ile senyör arasında birinin toprak kullanma diğerinin asker sağlama hakkı kazandığı <strong>“Fief”</strong> sözleşmesi yapılıyordu. Böylece feodal düzende vasallar da soyluluk ünvanı kazanıyordu…</p>
<p>Fransa İhtilali’nden önce toprakların 2/3’ü kilise (ruhban sınıfı) ve soylulara (asiller) aitti. Basını kral denetlerdi.16.Louis ‘in yönetiminde Hollanda ve Polonya kaybedilmiş, imparatorluk zayıflamıştı. Buna karşılık kral ve ailesi lüks ve israf içinde yaşamaktadır.</p>
<p>Fransa kral ve aristokrasi yanlısı <strong>“Jironden”</strong> ve aşırı cumhuriyetçiler <strong>“Jacoben”</strong> arasında keskin mücadelelere sahne oldu. Ancak etkili ama kısa süren devrim her iki tarafın sonunu da giyotinle noktalamıştı. Birisi de <strong>“Georges Jacques Danton”</strong>du…</p>
<p><strong>“Halkın tehlikeli tek düşmanı var o da hükümettir.” </strong></p>
<p>(Georges Jacques Danton)</p>
<p>İlkçağlardan bu yana ideal devlet aristokrasi yanlısıydı (Platon, Aristo, Cicero). Aristokrasinin özü ise bilgelikti.</p>
<p>Ortaçağın din temelli (teolojik) felsefesi de Aristo’nun Poetika’sını esas alır ve bir önerme ya doğrudur ya da yanlıştır düşüncesinden yola çıkarak akıl yoluyla gelen eleştirileri çürütmeye çalışır (düz mantık). Dinsel kaidelerin tartışılmazlığı desteklenir.</p>
<p><strong>“Deux Glavies” </strong>(Çifte kılıç kuramı ya da iki kılıç kuramı), düşüncesine göre iktidar dünyevi ve ruhani iktidar olarak ikiye ayrılmaktadır. I.Gelasius, 492-496 yılları arasında papalık döneminde çifte kılıç kuramını ortaya atarak tinsel (ruhsal) kılıcın devletten (hükümdardan) daha üstün olmasını savunmuştur. Bu görüşe göre iktidarın kaynağı da sorgulanamaz şekilde kilise sayılıyordu. Tinsel kılıcın üstün olmasını savunan İngiliz din adamı <strong>“Johannes Parvus”</strong> papalığa boyun eğmeyen kralların tiranlaştığını söylemiştir. Papa III.İnnocentus ise şöyle diyordu: <strong>“Krallar beden üzerinde iktidar sahibidir, papazlar ise ruh üzerinde. Ruh bedenden ne kadar değerli ise papalık da krallardan o kadar değerlidir.  Hiçbir kral İsa’nın vekiline kendini adayarak hizmet etmediği sürece doğru bir hükümranlık süremez.”</strong></p>
<p><strong>“Thomas Hobbes”</strong> 1651’de yazmış olduğu kitapta Tanrı’ya dayanan iktidar ya da en yüksek iktidarı Tevrat ve İncil’de de geçen su canavarı Leviathan’a benzetmişti. <strong>“Leviathan”</strong> bir kralı temsil ediyordu. Devin bir elinde kılıç, bir elinde de başpiskoposluk sembolü bulunmaktaydı.  Kılıç,  toplumsal sözleşmeyle ortaya çıkan güvenlik ihtiyaç ve yararını meşale ise aydınlanma’yı (aydın despot) temsil ediyordu. Seküler ve maneviyatın egemenlik içindeki birliğini yansıtan her iki tarafın sembollerini tutan gövdenin yapısı da bir vatandaşlar topluluğu olan <strong>“Commonwealt” </strong>(Devlet) figürünü sembolize ediyordu.</p>
<p>Rönesansla beraber seküler (laik)  gelişmeler, ulusal monarklar ve reform hareketi kilise otoritesini derinden sarstı. Bunun yanında 1524’te <strong>“Alman Köylüler Savaşı”</strong> ve <strong>“Thomas Müntzer”</strong>in başını çektiği ayaklanmalar da politik ve dinsel baskıya karşı eşitlikçi toplum arayışının mücadele sembollerinden oldu. Hazırladığı 12 maddelik bildirgede Müntzer, <strong>“Efendilerin el koyduğu topraklar komüne iade edilmedir.”</strong> diyordu.  Friedrich Engels’e göre köylülerin diliyle konuşan bir devrimcidir Müntzer.</p>
<p>Ayaklanmalar tarihinin ilk büyük önderi <strong>“Spartaküs”</strong>tür. Onun önemi Roma Cumhuriyetine karşı ilk büyük köle ayaklanması olmasında yatıyor.  Trakyalı Spartaküs Güneş Şehri ütopyasında Thurium’u başkent yaparak bir liman şehrine çevirir. Amacı <strong>“Likurgos”</strong> (Lycurgue) gibi Sparta’daki kanunları uygulayabileceği örnek bir devlet kurmaktı. Spartaküs kenti 9 kişilik temsilciler meclisi ile yönetiyordu. Güneş Şehri anayasasının ilk maddesi kölelik ve köle ticaretini yasaklamıştı. Kadın ve erkekler eşitti.   Yasaları kil ve gümüş tabaklar üstüne 3 ayrı dilde (Germen, Trakya ve Yunan) yazdırıp Latince olarak kent meydanına astırıyordu. Thurium’da altın ve gümüş kullanımını yasaklamıştı. Para yerine mal değiş tokuşu yapılıyordu. Her grup kendi toprağını kendi işlerken, hayvan ve ürünler merkezdeki yönetime aktarılıyordu.</p>
<p>Tarihin bilinen ilk büyük eşitsizlik ayaklanmasına Spartaküs önderlik etmişti ancak Aristonikos’un ayaklanması Spartaküs’ten önceki en büyük ayaklanmadır.  Bergama kralı III.Attalos ölünce Romalılar Bargama’nın varisi olduklarını öne sürmüşlerdi. <strong>“Aristonikos”</strong> ve kardeşi buna karşı çıkmışlar, köle ile serflere özgürlük ve eşitlik vaat etmişlerdi.   <strong>“Heliopolis”</strong> (Güneş Şehri) kurulacak burada kardeşlik içinde yaşanacaktı. Düşüncelerinin temeli <strong>“Kymeli Blassius”</strong>a dayanıyordu. Blassius stoacı bir düşünürdü ve toprak reformu yapmak isterken öldürülen Tiberius Gracchus’u desteklemişti. 1.Dünya Savaşı sırasında Almanya’daki Marksistler de kurdukları siyasi birliğe <strong>“Spartakusbund”</strong> (Spartaküs hizip) adını vermişlerdi.  Bu birlik daha sonra Alman Komünist Partisi’ne dönüşmüştü.</p>
<p><strong> “Anaksimander ya da Anaksimandros”</strong>  (MÖ. 610-546) öğretilerini kaleme almış ilk filozoftur. Öğretmeni Thales’in suyu doğanın ana maddesi görmesini karşılık <strong>“Aperion”</strong> (Sonsuzluk) ilkesini ortaya atmıştır. Evrene farklı gözle bakıp inceleyen ilk kişidir.  Ona göre dünya boşlukta sallanan bir silindirdi.</p>
<p>15 ve 16.Yy’da  insanlık, keşifler, bilimsel yenilikler ve düşünce dünyasında gelişmelere tanık olurken <strong>“</strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Giordano_Bruno"><strong>Giordano Bruno</strong></a><strong>” </strong>ve<strong> “Galileo Galilei”</strong> gibi bilim insanları  <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Hristiyanl%C4%B1k">Hristiyanlık</a>&#8216;a aykırı gelen düşüncelerinden dolayı dinci dogmatizmin tepkisiyle karşılaştı. Sapkın ilan edilen Bruno yakıldı, Galileo ise ömür boyu hapse mahkum edilmişti. Galileo, <strong>“Kuşku bilimin babasıdır”</strong> diyordu. Yakılan Bruno’dan ortaçağ karanlığına yayılan ışık ise şu sözlerle parlıyor:<strong> “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.&#8221;</strong></p>
<p>Ta ki <strong>“Hümanizm”</strong> (İnsancıllık) temelli aydınlanma düşüncesi gelişene kadar. Hümanizme, dinin ve ahiretin değil dünyanın ve insanın yetilerine öncelik tanınana kadar.</p>
<p>Bu düşünce özgürlükçülük, akılcılık ve evrenselcilik gibi temel ilkelere dayalıdır. Aydınlıkçı düşünce, mistisizm ve gizemcilik yerine de bilim ve şüpheciliği (asıl yaratıcılığın kaynağı) temel almaktaydı. Thales, Xenophes, Anaksagaros, Perikles, Protagaros,  Demokritos, Desiderius Erasmus’un daha sonra da Thomas More, Rabelais, Montaigne, Shakespeare gibi isimlerin hümanist düşünceye büyük katkıları oldu.</p>
<p>17.Yy’da din temelli tartışmaların yerini Avrupa’da ideolojik tartışmalar siyaset ve din ayrışmaları <strong>“Büyük Kopuş ya da Great Schism”</strong> almıştır. Savaş ve devrim, sosyal adalet, sınıfsal ayrılıklar ve milli kimlikler…</p>
<p>Kilise sezgi ve tefekkür yoluyla kazandığını iddia ettiği bilgiyi de (gnostisizm) tekeline almıştır. Sekter dinsel yapı farklı düşünce ve her türlü şüpheciliği sapkınlıkla suçlar. Buna karşılık iktidar ortaklığı kilise ve kale sahibi (hükümdarlar) arasında paylaşılmaktaydı. Bu ikisi arasında yüzyıllarca süren yetki savaşı ve rekabette halkın payına düşen ise sadece kölelik ve yoksulluktu. Bilgi halk için Ezoterik (içrek) yani dışa kapalıydı. <strong>“Johann Christoph Friedrich von Schiller”</strong> Alman hükümdarları arasında en açık fikirli ve sanatsever olarak bilinen düka<strong> “Prens Holstein-Augustenburg” </strong>a yolladığı mektuplardan birisinde (10.mektup) şunları yazmaktadır: <strong>“Gerçeğin dışına çıkmaya cesaret edemeyen asla hakikati elde tutamaz.”</strong> (Estetik Üzerine, Kaknüs Yayınları, 1 Baskı, 1999, s.44)</p>
<p>Kilise o zamana kadar yer merkezli (geosentrik) görüşün doğru olduğunu ileri sürüyordu dünyanın sabit,  gezegenlerin (gökcisimlerinin) ise onun etrafında döndüğünü iddia ediyorlardı. Bu inanış 17.Yy’a kadar sürdü.</p>
<p><strong>“Yine de dönüyor!”</strong></p>
<p>(Galileo Galilei)</p>
<p>17.Yy&#8217;da <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Galileo_Galilei">Galileo Galilei</a>, günmerkezlilik görüşüne güçlü destek vererek <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Roma_Katolik_Kilisesi">Roma Katolik Kilisesi</a>&#8216;ne karşı çıkmıştır. <strong>“Nikolas Kopernik”</strong>in savunduğu <strong>“Helyosentrik”</strong> (Güneş Merkezli) dünya görüşü ise yerküre ve diğer gezegenlerin güneş çevresinde, dünyanın kendi ekseninde döndüğünü savunuyordu Rönesans sonrası Avrupa’da Kopernik’le başlayıp Kepler, Galileo ve Newton’la devam eden bilimsel devrim 17.Yy’da doruğa ulaştı.</p>
<p>Bunların tartışılmaya başlanması bile Aydınlanma ışığının parlayışına etken olur. Dinde <strong>“Reformasyon”</strong> (Yenilik) dönemine girilir. Çağa damgasını vuran ise heretik düşünceler ve laiklik kavramıydı. Papalık ya da ruhban karşılığı (antiklerikal) fikirler filizleniyordu.</p>
<p>Eski Yunanca <strong>“Laizos”</strong> yani laik, kilise dışı rahiplerden başkası anlamına gelir. Aydınlanmacı devlet görüşünün temeli <strong>“John Locke”</strong> ile <strong>“Jean Jacques Rousseau”</strong>nun liberal ve toplumsal sözleşmedeki görüşlerinden oluşur. Buna göre, akıl özgür olmalıdır, toplumsal yaşama öncelik verilmelidir, devlet organik kutsal varlık olarak kabul edilemez, devlet esası birey haklarını korumalıdır…</p>
<p>Rousseau, <strong>“Bir halk boyunduruktan erken kurtulduğu sürece iyiyi yapmış olur. Toplumsal düzen uzlaşma üstüne kurulmuştur. </strong><strong>Özgürlükten vazgeçmek, insan olma özelliğinden, insan haklarından,  dahası ödevlerinden vazgeçmektir. Bir çoğunluğu boyunduruk altına almakla, bir toplumu gözetmek arasında her zaman büyük fark vardır. Sayıları ne olursa olsun, dağınık halde yaşayan insanlar, art arda bir kişinin sultası altına girdiler mi, bence artık ortada bir halk ve onun lideri değil, bir efendi ve köleleri var demektir; belki bir kütleden sözedilebilir ancak, bir toplumdan değil; ortada ne kamu yararı, ne de siyasal bir yapı vardır çünkü.” </strong>demektedir.  (Toplum Sözleşmesi, Oda yayınları, 2008, 1. Basım, s. 8-13-16)</p>
<h2>3. Bölüm</h2>
<p>Hukuku, toplumsal düzen güvenlik eşitlik ve özgürlük sağlayıcı kuralların tümü diye tanımlamıştık. Tabii (doğal) hukuku da çağın gereklerine uygun dünyanın her yerinde olması gereken hukuk diye…</p>
<p>Tanımlanan doğal hukuk ise, insanın doğuştan sahip olduğu hakları kapsar, insanın devredilemez bırakılamaz dokunulmaz olan 3 temel hakkı ise yaşama, hürriyet ve mülkiyet hakkıdır.</p>
<p>Jean- Jacques Rousseau,  Thomas Hobbes,  ve John Locke doğal hukuku savunuyordu. <strong>“</strong><em>Homo</em> <strong>Homini</strong> <em>Lupus” (İ</em>nsan İnsanın Kurdudur)” sözünü öne çıkartan Thomas Hobbes, doğuştan bencil olan insanın şiddete eğilimli ve kendi çıkarını düşünen varlık olduğunu ileri sürmekteydi.</p>
<p><strong>“Antonio Gramsci”</strong>ye göre halk kendiliğinden ortak çıkarlar etrafında toplanmış bir bütün değildir. Siyasetin görevi farklı çıkarları uyumlu hale getirmekti (ya da uyumlu olduğu yolunda algı yaratır) (Siyaset ve Medya, s. 44).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Maduniyet”</strong>, post kolonyal yazında ezilen sessizlerin fikirlerini öne çıkaran eleştiri okulu olarak tanımlanıyor. <strong>“Subaltern”</strong> ise İngilizcede azınlık (ekalliyet) ve iktidar hegemonyasından dışlanmış kesimi ifade eder.</p>
<p><strong>“Edwart Said”</strong>ten etkilenen <strong>“Antonio</strong> <strong>Gramsci”</strong>ye göre madun, seçkinlerce dile getirilmeyen, kamusal alanda söz hakkı olmayan kesim olarak tanımlanıyor. <strong>“Madun”</strong> yani dışlanan ya da egemen sisteme göre öteki sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan ele alıp sosyal bilimlere kazandırmıştır.</p>
<p><strong>“Pasif Devrim”</strong> Gramsci’nin kullandığı İtalyan ulus-devlet inşaasının ilerici bir parti yerine ılımlı bir partinin zaferiyle gerçekleştirilmesini ifade etmekte. Halkın demokratik talep ve beklentilerini kısmen gerçekleştirerek, liberal ve yeni muhafazakâr hegemonyayı sağlamlaştırmaktadır.</p>
<p><strong>“Popülist Demokrasi”</strong> siyasal popülizm ya da gerici popülizm, reform ve referandumla siyasal katılımcılığın savunulmasıdır. İdeolojik olmayan çoğunluğu ve kitleyi hedefleyici söylemler içermektedir.<strong> “Popülizm”</strong> devlet ve organlarının halkın yararı ve toplumsal gelişme için kullanılmasını ifade eder.</p>
<p>Popülist diktatörlük için örnek Arjantin ve <strong>“Peronizm”</strong> verilebilir. 1946’da başkan olan <strong>“Juan Domingo Peron”</strong> düşük gelirli işçiler için çalışırken eşi de kadın hakları için çalışıyordu. Oy hakkının getirilmesi, işçi sendikalarının örgütlenmesi,  fakir halka para, gıda ve ilaç yardımları ve çocuklar için kampanyalar yürütülmüş, <strong>“Eva Peron”</strong> da adeta putlaştırılmıştı…</p>
<p><strong>“Anayasa”</strong> egemenlik hakkı ve yetkisinin devlete verildiğini belgeleyen toplumsal bir sözleşmedir, Devletin yönetim şeklini ifade eder. Etkin bir denetim sisteminin   (yönetsel yargı) hukuk devletinin temel şartı olduğunu ifade eden Alman hukukçu <strong>“Rudolf von Geneist”</strong> olmuştu.</p>
<p>Anayasa değişikliği aklıma askeri darbelerle ünlü Latin Amerika hakkında yazılan kitapta geçen bir terimi getiriyor.</p>
<p>İtalyan romancı <strong>“Giuseppe Tomaci Di Lamodeusa”</strong>nın “<strong>Il Gattopardo” </strong>romanına atıfta kullanılan bir sözcük, <strong>“Gatopardist”</strong> Hiçbir şeyin değişmemesi için her şeyi değiştirme. Kitabın çevirmeni Aylin Topal aktarıyordu (Latin Amerika’yı Anlamak, Yordam Kitap, 2007, s. 100). <strong>“Jorge Sanmartino”</strong>nun “Arjantin Kriz Sonrası İktisadi Dönüşümler ve Siyasi Dinamikler” başlıklı yazısında geçiyordu ve yazar 2001 krizinden sonraki ekonomik ve sosyal gelişmelerin sosyalist hareketler ve sendikalar üzerindeki etkilerini açıklıyordu.</p>
<p>Peronistler darbeyle devrilmelerine rağmen 1973’te milliyetçi politikalarıyla yeniden iktidara gelmişlerdi.  Peronizm 1946-55 ile 1973-74  yılları arasında  devlet başkanlığı yapan  Juan Peron’un uyguladığı popülist milliyetçi politikalardı. Peronist parti programı köklü değişiklikler yerine sınıfsal hareketler ve kitle eylemlerine karşı sadece tazminat düzenlemeleri, asgari ücret zamları,  karma ekonomi, yoksullara yardım, özel emeklilik sistemi gibi bir takım ılımlı değişiklikleri içeriyordu.</p>
<p>Merkez sol hükümetle 2003’te yeniden iktidara gelen <strong>“Néstor Kirchner” </strong>Juan Peron gibi toplumsal ve militan hareketlerin öfkesini bastırmak ve işsizliği hafifletmek için ılımlı önlemler hayata geçirir. Amaç,  toplumsal tepkiyi kontrol altına almak ve kurumsal sistemi yeniden inşa etmektir. Ancak üst sınıflar lehine işleyen seçim mekanizması siyasi partiler sisteminin zaman içinde parçalanmasına yol açıyordu. Sosyalist sol ise bu yeni kalkınmacı temelde merkeze itilmiş, sendikalar kontrol altına alınmıştır.</p>
<p>John Locke,  aydınlanma ve akıl çağının kurucusu sayılmaktadır. Locke mutlak özgürlüğe karşıydı yani bir insanın özgürlüğü başkasının özgürlüğüne zarar vermesi halinde hükümsüzdü. Gelenek ve otoriteye karşı çıkılmasını savunan liberallerin öncüsü Locke’e göre, toplum için sınırları çizilmiş bir özgürlük savunulabilirdi.</p>
<p>Thomas Hobbes’e göre insan doğal haklarını, Locke’e göre yargı ve ceza haklarını bir otoriteye bırakıyordu.</p>
<p>Eski Yunan’da özgür vatandaşlar politikaya zaman ayırabilirlerdi. Mitlerden sıyrılıp doğal olayları açıklayan akla dayalı düşünce böyle serpildi. <strong>“Büyük İskender”</strong> Atina sitesini tanımlarken şöyle demişti: <strong>“Atina ne bir devlet, ne bir şehirdir. Atina her ikisinin de üstünde bir fikirdir.” </strong></p>
<p>Schiller <strong>“Aydın insan tabiatı kendisine dost kılar ve ancak zorbalığını düzenlemekle hürriyetine saygı gösterir. Karakter bütünlüğünü, zorgulu (baskıcı) bir devleti, hür bir devletle değiştirebilecek güçlü ve yararlı olması gereken bir halkta aramalıdır.”</strong> diyordu (Estetik Üzerine, Kaknüs Yayınları, 1 Baskı, 1999, s. 22).  Schiller’den etkilenen<strong> “Herber Marcuse” </strong>ise, <strong>“Biricik ilgili soru acaba insan gereksinimlerinin artık baskının ortadan kaldırabileceği bir yolda ve düzeyde yerine getirileceği bir uygarlık durumu usa uygun bir biçimde tasarlanabilir mi sorusudur.” </strong>diye sormadan edemiyordu. (Eros ve Uygarlık Freud Üzerine Felsefi Bir İnceleme, İdea yayınevi, 1998, 3. Baskı, s.117)</p>
<p><strong>“Demokrasi despotizmin en ileri şeklidir.”</strong> Aristo</p>
<p>Aristo, devletin amacını birliği sağlamak olarak görür. Eğitim ve ortak örf ile adetler birliğin temelidir. Platon akla ağırlık verirken,  Aristo yasa ile geleneklere verir. Site her şeyden önce gelir.  Aristo’ya göre bir tiran uyruklarının güveni, gücü ve kafası olmamasını isteyen kişiydi ve <strong>“Tiranlık, devlet dediğimiz siyasal birlik üstünde despotça yürütülen monarşi biçimidir.”</strong> diyordu (Politika, Remzi Kitabevi, 18.baskı, 2016, s.99).</p>
<p>Aristo <strong>“Politeia”</strong> (Politika) adlı eserde 3 yönetim biçimi sayıyordu: Monarşi (ama tiranlık olmamalı), Aristokrasi (ama grubun elinde olmamalı) ve Demokrasi (ama cahil kişilerin egemenliğinde olmamalı). Platon’a ve tilmizi Aristo’ya göre de tiran,  aldığı kararlarda hukuk dışı davranan ve şiddete başvuran kişi olarak tanımlanmaktadır. Oysa halkın başbakanı <strong>“Prostates</strong>” (Halkın Koruyucusu) idi Aristo’ya göre&#8230;</p>
<p>Aristo’nun amacı iyiye ve mutluluğa <strong>“Endomania”</strong>ya ulaşmaktı Erdemli yasaları savunuyordu. Mutluluk erdem olmadan varolamazdı. En iyi olan mutluluk da iyi niteliklerin uygulanması ve en geniş ölçüde gerçekleştirilmesi demekti.  Mutluluğun ise 3 koşulun birlikteliğine bağlı olduğunu savunuyordu: Haz ve keyifli hayat, özgür ve sorumluluk sahibi yurttaş ile araştırıcı ve filozofça yaşam.</p>
<p>Aristo’ya göre <strong>“Herkesin mutlu olarak yaşayabileceği biçimde düzenlenmiş anayasa en iyi anayasadır.”</strong> (Politika, Remzi Kitabevi, 18.baskı, 2016, s. 212)</p>
<p>Çağdaşı <strong>“Kıbrıslı Zenon”</strong> mutluluğu amaçlayan bir okul kurmuştu. Epiktotes, Kleanthes, Chrysipsos, Seneca, M.Aerelius, Poseidonius bu ekolün temsilcisi oldular.</p>
<p>Orta sınıfçı olan Aristo, Politika adlı eserinde her şeyin aşırısına karşı olup <strong>“Polisi”</strong> dediği ılımlı yönetim biçiminin yozlaşmasıyla ya çoğunluğun (demokrasi) ya da azınlığın diktasının (oligarşi) ortaya çıkacağını ifade etmişti. Polisi ya da Polis, orta sınıfların oligarşi ile demokrasi karmasının yönetimi idi ve aşırı zengin ya da fakirlik gibi aşırılıkların site uyumunu bozacağını düşünüyordu.</p>
<p>Sosyolog <strong>“Emre Kongar”</strong> tarihsel gelişim sürecine göre totaliter yapıyı <strong>İrtica </strong>(Gericilik) kategorisine koymaktadır. <strong>“Totalitarizm”</strong> günümüzde demokrasiye göre karşı devrimci sürec olarak tanımlanır (Neonaziler, Taliban, Ku Klux Klan vb.).</p>
<p>Totalitarizm, tüm yetkilerin merkezde toplandığı devlete mutlak itaat bekleyen diktatörlük biçimi. <strong>“Totus”</strong> Latince bütün demektir. <strong>“Totalitario”</strong> (Tekçilik) Benito Mussolini’nin icadıdır.. Totalitario sözcüğünü kullanan Mussolini’dir: <strong>“Devlet içinde herkes, devlet dışındaki hiçbir kimse, devlete karşı olan hiçbir kimse.” </strong></p>
<p><strong>“Cesur Yeni Dünya”</strong>nın önsözünde, <strong>“Totaliter devlet, siyasi patronların ve onların yönetici ordularının tüm güçleri kendisinde toplayan hükümetinin, kölelerden oluşan nüfusu köleler köleliklerini sevdikleri için zor kullanmaksızın kontrol ettikleri devlettir.”</strong> der</p>
<p><strong>“Devlet”</strong> devamlı ve üstün bir otoriteye sahip bütün olarak tanımlanmaktadır. Üç unsurdan oluşan bir bütündür: Halk, ülke ve yönetim ile düzen yani egemenlik.</p>
<p>Mutlak monarşi hükümdarlıktır, cumhuriyet halk yönetimidir, meşrutiyet hükümdarla meclis…</p>
<p><strong>“Kötü yasalar zulmün en berbat şeklidir.” </strong></p>
<p>(Edmund Burke)</p>
<p><strong>“Faşizm”</strong>, kısaca <strong>“Sermayenin Diktatoryası”</strong> olarak tanımlanmaktadır. Mussolini, <strong>&#8220;Faşist devlet korporatiftir.&#8221; </strong>demişti.  Avusturyalı iktisatçı <strong>“Joseph Alois Schumpeter”</strong>  sanayii gelişimini sağlayan gücün sermaye olduğunu ifade ederken kapitalizmin korporatist sosyalizme dönüşeceğini ileri sürüyordu.</p>
<p><strong>“Fascism Anyone”</strong> (Herhangi Faşizm) adlı makalesinde <strong>“Lawrence Britt”</strong> başta <strong>“Adolf Hitler”</strong> ve Mussolini’nin uygulamalarını inceleyerek vardığı tespitlerle faşizme ilişkin 14 karakteristik özellik belirlemişti. Bunlar şu şekilde ifade edilebilir: Dinle devleti iç içe geçirmek, kitle haberleşmeyi sıkı kontrol altına almak, adam kayırmacılık, rüşvetçilik, emeğe baskı, cinsiyetçilik, militaristlik ve sürekli milliyetçilik vurgusu, aydın ve sanatçıların dışlanması, polarizasyon (kutuplama) ve antagonizma (düşmanlar yaratma) siyaseti,  insan haklarını çiğnemek ve hileli seçimler.</p>
<p><strong>“Korporatizm”</strong>, bizcilik, birlikçilik, birliktecilik demektir. Belli bir topluluğu içine alıp diğerlerini dışlamaktadır. Faşist Mussolini devleti bireyin üzerinde görüyor, ulusu da devlette cisimleştiriyordu. Birey yerine ulus-devlet varsayıyordu. 1945’te <strong>&#8220;</strong><em>Faşizm, şirketçilik </em><strong>(corporatism) diye adlandırılmalıdır. Çünkü şirket ve devlet gücünü birleştirir.&#8221;</strong> demiştir.</p>
<p>Naziler ise <strong>“Gamalı Haç”</strong>ı (Svastika) sembol yapmışlardır. Svastika, Yunan gama harfine atfen verilmiş tarih öncesi dönemden bir simgedir. Sankritçe su (iyi) ve asti (olmak) sözcüklerinden mutlu ve sağlıklı olmak anlamına gelir. Hinduizm, Budizm ve Jainizm’e göre kutsaldır.</p>
<p><strong>“Henri Michel” “Faşizmler”</strong> adlı kitapta, Nazilere aristokrasiden, üniversitelerden vs. seçkinlerin de büyük oranda katıldığını belirtiyor ve şunları yazıyor: <strong>“Nasyonal sosyalist parti üyelerinin büyük bir bölümü orta sınıflardan gelmekteydi ancak toplam üye sayısının üçte birini işçiler oluşturmaktadır.  Parti kırsal bölgelerden çok kentlerde güçlü bir biçimde tutunmakta ve özellikle Katolik bölgelerde köylüler, en az düzeyde temsil edilmektedir.  Her türden kadrolu memur sayısı yüksek tümü de fanatik Nazilerdi. Yani parti Alman toplumunun tümünü temsil etmekteydi.”</strong> (İletişim Yayınları, 2011, 1. Baskı, s. 51)</p>
<p>Hitler faşizmi demokratik yollarla örülmüştü. Askeri yol deneyen monarşistlerin <strong>“Kapp Darbesi”</strong> başarısız olmuştur.  Ancak yine de militarist hareketlerin yolu açmıştır. Hitler’in hukuk danışmanı ve Anayasa Mahkemesi Başkanı olan <strong>“Carl Schmitt” “Parlamenter Demokrasi Sorunsalı”</strong> adlı bir kitap yazmış ve anayasal çoğunluğun diktatörlüğünü savunmuştur. Sonra Schmitt’e faşist bir anayasa yazdırılmıştır. Propaganda bakanı <strong>“Joseph Gobels”</strong> ise Almanya’daki tüm haber kaynaklarını kontrol altına aldırır, kitapları da yaktırır. Yahudi ve komünistlerin öldürülmesi talimatını veren <strong>“Reinhard Heydrich” </strong>Gestapo’nun bağlı olduğu  <strong>“Reich Güvenlik Başdairesi”</strong>nin (RHSA) başına geçer. <strong>“</strong><strong>Herman Göring”</strong> <strong>“Gestapo”</strong>yu (Alman Gizli Servisi) kurmuş, Gestapo da sivilleri kışkırtmakla görevlendirilmiştir. Yahudi katliamlarından sorumlu  <strong>“Adolf Eichmann”</strong> ise <strong>“Nihai Çözüm”</strong> (Gaz odalarındaki toplu kıyım) denilen toplama kampları ve <strong>“Seyyar Ölüm Birlikleri”</strong>ni (Einsatzgruppen) planlayan kişidir.</p>
<p>Hitler ordusunun temelini oluşturan 1. Dünya Savaşında yenik düşen Alman ordusu mensuplarıyla Almanya’daki işsiz, lumpen ve devşirmelerden oluşan <strong>“Hür Kıtalar”</strong>dır (Freikorps). <strong>“Heinrich Himmler”</strong>in görevi Nazi SS lideri olarak toplama kampları açmak ve Nazi karşıtlarını yok etmekti. <strong>“Holokost</strong>”la  (Yahudi soykırımı) 10 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmuştu. Hitler’in savunma bakanı ise gerçek bir kasaptır,<strong> “Gustav Noske”</strong>&#8230;</p>
<p>Hitler’in faşizm uygulaması Antika Roma gibi Avrupa proto faşizmin bir örneğidir. Yeni bir reichin hayalini kuran Hitler bu düşünceye <strong>“Üçüncü Reich”</strong> (Büyük Alman İmparatorluğu) demiş ve Almanlara şöyle seslenmişti: <strong>“Bin yıllık bir refah istiyorum.”  </strong></p>
<p>Almanların reich dedikleri tarihteki 3 dönem zenginlik,  refah ve krallık dönemlerini ifade etmektedir.   İlki I.Otto’nun başındaki <strong>“Kutsal Roma Germen İmparatorluğu”</strong>, ikincisi ise Bismark’ın başındaki <strong>“Alman İmparatorluğu”</strong>.</p>
<p>1933’teki seçimlerde de <strong>“Bana bir 10 yıl verin Almanya’yı tanınmaz hale getireyim”</strong> diyen Hitler 2.Dünya Savaşı&#8217;nda 65 milyon insanın ölümünden sorumludur ve bunların yüzde 67’si sivildir.</p>
<p>1940’ta İspanya,  İtalya ve Almanya çelik paktı oluşturdular. Amaç Hitler’in Avrupa’daki hakimiyetini kolaylaştırmaktı.  Hitler ve Mussolini’nin de desteklediği <strong>“Francisco Franco”</strong>, 1975’e kadar 36 yıl İspanya’yı diktatörlükle yönetmişti. Ordusunu <strong>“Falanks”</strong> (Falanjist) denen askeri birliklerden oluşturmuştur. Onu diğer faşist liderlerden ayıransa 2.Dünya Savaşı’ndan ve anti-semitizmden uzak duruşuydu. Franco da ideolojik olarak laiklik uygulamalarına karşı çıkan tutucu, gelenekçi ve köktenci bir diktatördü. Hemen yanı başındaki Portekiz’de de <strong>“António de Oliveira Salazar” “Yeni Devlet”</strong> (Estado Novo) adıyla sağcı otoriter bir rejim kurmuştur…</p>
<p>Ortaçağın sonlarına doğru ortaya çıkmaya başlayan ve 18.Yy’da değerli maden ve servet birikimine dayalı bir ekonomik model baş tacı ediliyordu: <strong>“Merkantilizm ya da İktisadi Milliyetçilik”</strong>. Devletin kaynağını zenginlik ve tüccar çıkarı görüyor, ekonominin (kapitalizmin) sermaye birikimine dayalı toplum ve kültür içine yerleşmişliğiyle (embeddedness) daha sonra neo liberal sistemin dayanaklarını da oluşturur.</p>
<p><strong>“Zaman Mekan Sıkışması”</strong> (Time-Space Compression) terimini kazandıran İngiliz sosyal kuramcı <strong>“David Harvey”</strong>dir. Harvey, iletişim ve küreselleşmenin ekonomik açıdan zaman ve mekan farkını ortadan kaldırdığını vurgularken kapitalizmin coğrafyasının genişlemesiyle hız ve dolaşım boyutunun artmasının sermaye birikimini de kolaylaştırdığını ifade etmektedir.</p>
<p>Harvey, neoliberalizmin servetin üst sınıflarda toplanmasına yardım ettiğini savunmaktadır. <strong>“Yapıcı Yıkım” </strong>(Creative Destruction) adını verdiği kavramla sosyal adaletsizlik, bölünme ve farklılaşmaya yol açıldığını, <strong>“Fordist” </strong>dönemin<strong> “Esnek Birikim”</strong> olduğunu belirtmektedir.</p>
<p>Harvey, neoliberalizmin liberal ve serbestlik (permissivenes) anlayışıyla gelişip yayıldığını, 1970’lerden sonraysa neoliberalizmin yeni muhafazakârlığa (neo conservatizm) dönüştüğünü savunmaktadır.</p>
<p>Lenin, 1916’da kapitalizmin yeni piyasa (kaynak) bulmak amacıyla emperyalizme dönüştüğünü ifade eder (Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması). <strong>“Yeni Emperyalizm”</strong> (Kolektif Emperyalizm) ise para (finans) ve mali araçlar kullanılarak yapılan sömürüdür.</p>
<p><strong>“Demirtaş Ceyhun”</strong> da, <strong>“Haçlı Emperyalizm” </strong>kitabında <strong>“Emperyalist Kapitalizm”</strong>i (Yarı Sömürgeleştirme), ABD ve Batı’nın Türkiye’de çıkarına uygun bir yönetim kurmak amaçlı, toplumun gelişimine aykırı formlar verip mezhep ayrılıklarını ve kavgasını körüklemek, kültürel ve sosyal yapıyı yozlaştırmak ve yabancılaştırmak şeklinde tarif ediyordu (Broy Yayınevi, 2009, s. 58).</p>
<p><strong>“Yeni Amerikan Projesi”</strong> (PNAC), Washington merkezli Amerikan çıkarlarına göre uluslar arası pazar oluşturmayı amaçlayan, ABD’nin liderlik ve müdahalecilik politikasını yürüten (1997-2006) bir düşünce kuruluşudur.</p>
<p><strong>“Yeni Dünya Düzeni”</strong> ise küreselleşmeye tapıncın ikonlarından biri (Yalçın Yusufoğlu, Küreselleşme ve Emperyalizm, Belge Yayınları)</p>
<p>ABD, Yeni Yüzyıl Projesi (PNAC) ve BOP planıyla Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek iddiasında. <strong>“Devlet İnşası”</strong> (2008) adlı kitapta <strong>“Francis Fukuyama”</strong> ABD’ye düşen rolü küçük devletlerin yapılandırılması ve güçlendirilmesi olarak görüyordu.  Devletin bileşenleri, sosyal ve kültürel değerlerin küresel çıkarlara uygun dönüşümü, bürokrasi, kurumsal planlama, siyasal ve sosyal normlar olarak sayılmaktadır.</p>
<p>Bu programın mimarları Samuel Huntington, Graham Fuller ve Zbigniew Brezinski gibi isimler dini uygulamalarının belirleyici bir özelliği olarak görürler ve muhafazakârlığı ABD politikalarının bir parçası olarak kullanmışlardır. Bu aşamada <strong>“Judeochretienisme”</strong> (Yahudi Hristiyanlığı) kavramı da din esaslı politikalarının temelini oluşturdu. Müslümanlığı dışlayan bu kavramla ABD’nin son yıllarda Ortadoğu’da yürüttüğü yeni muhafazakârlığa dayalı siyasi-askeri programı da çakışmaktadır.</p>
<p><strong>“Tanrı Krallığı”</strong> Papa XVI. Benedictus’un BM’de yaptığı konuşmada ABD’nin kontrol altına almaya çalıştığı ve musevilerle hristiyanların egemenliğinin aynı olduğunu savunarak olumladığı Ortadoğu’yu yansıtır. 16 Nisan 2008’de ABD’ye yaptığı ziyarette <strong>“George W. Bush”</strong>u siyasetçi değil inanç adamı olarak gördüğünü ifade etmiştir. 20 Eylül 2002’de <strong>“ABD Milli Güvenlik Stratejisi”</strong> başlıklı resmi belgede geçen <strong>“Önleyici Vuruş”</strong> (Pre-emptive Strike) doktrininin ana hatlarını  <strong>“West Point” </strong>(ABD Kara Harp Okulu) mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada ortaya koyan Bush, <strong>“Güvenliğimizi tehdit eden bir rejimi devirmek evrensel hakkımızdır, düşmanımızdan önce savaşı düşmanı düşmana götürmeliyiz, planlar dağıtılmalı, tehdit yok edilmelidir.”</strong> demişti…</p>
<p><strong>“Neo Conservatizm”</strong>in (Neo-conculuk) düşünsel temelleri Hitler’in başhukukçusu (kronjurist) Carl Schmitt’in tilmizi ortodoks yahudi görüşleri modernize eden <strong>“Leo Strauss” </strong>tarafından atılmıştı.</p>
<p>Siyaset felsefesinde <strong>“Yeni Muhafazakârlık” </strong>ya da<strong> “Yeni Sağ” </strong>(New Right) da denilen bu yaklaşım, <strong>“Milton Friedman” </strong>ve<strong> “Friedrich August von Hayek”</strong>in serbest piyasaya uyguladığı (liberal muhafazakâr) felsefik görüştür. <strong>“Friedmancılık”</strong>, süper kapitalizm ve sıkı para politikası yanlısı uygulamaları ifade eder ve 80 sonrası Reagan ile Teacher liderliğinde dünyaya empoze edilmiştir. Türkiye’de ise Turgut Özal’la dayatılmıştır.</p>
<p>1928’de kurulduğu ileri sürülen <strong>“Opus Dei”</strong> adlı gizli yapılanma papayı hristiyanlığın kutsal önderi olarak gören Vatikan’a destek veren varlıklı ve elit kadrolar oluşturmayı amaçlayan aşırı sağcı bir tarikat olarak değerlendirilmekteydi.</p>
<p><strong>“Olasılıksız”</strong> kitabıyla ünlü yazar <strong>“Adam Fawer” “Bilim ve Teknoloji Laboratuvarı”</strong>ndan (BTAL) sözediyor. 6 ana istihbarat ajansına (CİA, FBI, POD, FDA, NASA, NIH) çalıntı bilgi sağlayan bu kuruluşun temelinin de Truman’ın <strong>“Ulusal Güvenlik Ajansı”</strong>nı (UGA)  kurmasıyla 1952’de atıldığını açıklıyordu. Bu kuruluş güvenlikle ilgili konuşmaları dinliyor, istihbarat birimlerine aktarıyordu. 130 ülkedeki bilim insanlarını dinleyerek günde 250 milyon görüşmeyi inceleyebiliyordu (Olasılıksız, April Yayıncılık, 52. baskı, s.37).</p>
<p><strong>“Ulusal Güvenlik Teşkilatı”</strong> (NSA) yabancı ülkelerin telefon, e mail vs. takip ederek bilgi toplayan hatta Sovyetlerin dağılmasında etkin rol oynayan bir kuruluş olarak değerlendirilmekteydi.</p>
<p>ABD gibi emperyal ülkeler aynı zamanda <strong>“Gönüllü Casusluk”</strong> (Walk-in Spy)  gibi farklı yöntemlerle de etkili olmaktaydı tabi…</p>
<p>Popüler kültür ve kapitalist meta kültürünün insan psikolojisini bozup aşındırarak yabancılaştırdığını savunur Alman düşünür ve toplumbilimci “Max Horkheimer”.</p>
<p><strong>“Kültürleme”</strong> toplumsal uyumu için bireye geleneksel değerlerin empoze edilmesidir. Emperyalizmin de amacıdır. Günümüz ekonomik pratiği protofaşizmin saldırgan ve açık işgalcilik stratejisi gibi olmasa da değişik yöntemlerle sömürüye devam ediyor.</p>
<p>Hitler’in saldırgan devlet politikası olarak ileri sürdüğü <strong>“Lebensraum”</strong> (Yaşam Alanı) politikasının yerini benzer biçimde çok uluslu işletmelerce yürütülen <strong>“Land Grabbing”</strong> (Arazi Kapatma) politikası da almış bulunuyor…</p>
<p>Ve Şirketokrasi…</p>
<p>Şirketokrasi ne demektir? Kısaca şirketler tarafından kontrol edilen ekonomik ve politik sistem. Günümüzde ABD’de hasıl olan model <strong>“Şirketokrasi”</strong> olarak adlandırılır.</p>
<p><strong> “Jeffrey Sachs”</strong>a göre ABD’de hakim olan sistemin adıdır şirketokrasi. Oluşumunda 4 neden var:</p>
<p>Ulusal partiler zayıf kişisel temsil güçlüdür,</p>
<p>ABD ordusunun etkisi büyüktür,</p>
<p>Şirketlerin seçim kampanyalarına etkisi fazladır</p>
<p>Ve küreselleşmeyle işçilerden soyutlaşan dengesizlik.</p>
<p>“<strong>C.Wright Mills”</strong>e göre bu sistemde denge güçlü elitlerden yana. Ülkenin geleceğini bankalar ve şirket sahipleri belirlemektedir. Doğanın ve insanın sömürüsünün nedeni bu dengesizlik…</p>
<p><strong>“Bir kandırma ve yanılgının etkisi altında olmasalar insanlar asla özgürlüklerinden vazgeçmezler.”</strong></p>
<p>(Edmund Burke)</p>
<p><strong>“Lord Brougham”</strong> <strong>“Eğitim bir insanın diktatör olmasına değil, önder olmasına yarar</strong>.” diyordu. Saraysız Başkan olarak da anılan Uruguay Eski Devlet Başkanı Jose Mujica,  eski bir gerilla lideriydi ve maaşının çoğunu dünyanın en fakir başkanı olarak yardım kuruluşlarına bağışlıyordu. Mujika örneği, Latin Amerika’da da sosyal sınıfların mücadelesiyle isabetli liderler çıkarılabileceğinin iyi bir kanıtı.</p>
<p>ABD Başkanlık Sistemi de dahil bugün çoğunluk sistemine dayalı siyasal sistemler ve seçimler, kazanan partilerin hükümet adına çalışması için eş, dost ve seçmenine görev taksimine (spoil system) açık…</p>
<p>Partikülerleşme, nepotizm ve kliyentalizm…</p>
<p>Bunlar bu sistemlerin yarattığı sorunlar…</p>
<p>“<strong>Partikülerizm”</strong> (Tikelcilik ya da Yörecilik),  salt aile ve yakın çevreye güvenç, bir toplumsal çözülme ve bölünme belirtisidir. <strong>“Nepotizm”</strong> (Akrabadan Gelen Torpil) patronaj ilişkilerinin aracı olarak devlet olanaklarından yararlanmada adaletsizliğin önemli etkenlerinden birisidir.</p>
<p>Ve <strong>“Kliyentalizm”</strong> de (Kollamacılık) genelde cumhuriyet ve demokrasi dışı yönetim biçimlerinde otoriteyi ya da yönetimi ele geçirmeyi planlayıcı himaye sistemidir. Seçmene seçilebilmek için ayrıcalıklı destek ve hizmet sunmak fakir ülkelerde sıkça görülen bir durumdur.</p>
<p>Mikro faşizm…</p>
<p><strong>“Mikro Faşizm”</strong> ya da Mahalle Baskısı, dışlama, zorlama, yaptırım amaçlı toplum içinde kendinden farklı kesimlere uygulanan baskı biçimlerini ifade ederler. Küçük ölçekli ırkçılık, yerel milliyetçilik, ayrımcılık gibi sonuçlar doğururlar. (Mahalle baskısı 1981’de Şerif Mardin’in bir makalesinde kullanılmış ilk kez.  Tanıl Bora ise Birikim Dergisi’nde sıradan faşizm kavramı yerine kullanarak günlük ilişkilerde kendini dışa vuran baskı şeklinin en tehlikelisi olduğunu belirtmişti.)</p>
<p><strong>“Coşkun Can Aktan”</strong> demokrasi&#8217;nin başarısızlığının ya da imkânsızlığının sebeplerini <strong>&#8220;Eksik Enformasyon&#8221; </strong>ve<strong> &#8220;Siyasal İlgisizlik&#8221;</strong> olarak görüyordu. (Demokrasi Poliarşi ve Demarşi, Çizgi Yayınları, 2000)</p>
<p>Aydınlanma Çağı’nın önemli isimlerinden İtalyan hukukçu ve filozof  “Cesare Beccaria, <strong>&#8220;Her zaman sıradan ve bayağı bir adam olan yüzsüz, yalancı, bilgisiz biri; halk içinde tapınılacak konuma gelebilir. Ancak, aynı kimse aydınlatılmış bilgili bir halk tarafından sadece bir aşağılanma konusudur.&#8221; </strong>der.</p>
<p>Halkın seçtiği temsilcilerin güç ve yetkilerini sınırsızca kullanmalarını sağlayan üzerinde önemle durduğu siyasal bilgisizlik, miyopluk, unutkanlık (amnesia)   gibi gerekçeler yanında liderlik ve elitizme yol açan çoğunlukçu siyasal sistem ve toplumsal yasalardaki eksiklerdir. 1961 anayasasına da giren sosyal barış, sosyal adalet gibi ekonomik ve sosyal yaşama ilişkin sosyal devlete özgü birtakım kavramlar ancak sosyal sınıfların mücadelesiyle gelişebilmiştir.</p>
<p><strong>“Konformizm”</strong> bir kimsenin sorgulamasına engel olan etkene uyması marx’a göre sebebi siyasal haklardan yoksunluktur. Zıttı ise, Kollektivizm’dir.</p>
<p><strong>“Kollektivizm”</strong> ise toplumsal kararlara etkin katılım, toplumsal çıkarlara uygunluk ifade eder.</p>
<p>Lenin, <strong>“İnsanlar, her zaman, siyasetteki aldatmaların ve aldanmaların aptal kurbanları olmuşlardır ve bütün ahlâksal, dinsel, siyasal ve toplumsal sözler, bildiriler ve vaatler arkasındaki şu ya da bu sınıfın çıkarlarını aramayı öğrenmedikleri sürece de, böyle kalacaklardır. Reform ve ilerleme şampiyonları, ne kadar barbarca ve çürümüş görünürse görünsün, her eski kuruluşun, belirli egemen sınıfların zorlamasıyla ayakta durduğunu görmedikçe, her zaman eski düzenin savunucularının oyununa geleceklerdir. Ve bu sınıfların direnişini kırmanın ancak bir tek yolu vardır; bu da, çevremizdeki toplumun içinde, eskiyi silip atabilecek ve yeniyi yaratabilecek kuvveti oluşturabilen -ve toplumsal durumları yüzünden oluşturmak zorunda olan- güçleri bulmak ve bu güçleri savaşım için bilinçlendirmek ve örgütlemektir.” </strong>demektedir.</p>
<p>Osmanlı döneminde de halk isteklerinin en büyük bölümü baskıcı devlet işlem ve eylemlerinden yakınma olarak ortaya çıkarken Cumhuriyet ve çok partili siyasal düzen siyasal hak ve ödevlerin kullanılması gereğini ortaya çıkarmıştı.</p>
<p>Halkın temsilcisi karşısında çıkarını ve kendisini koruyacak bir duruma gelmesini sağlamak ancak yönetilenleri gerekli bilgilerle donatarak yönetilenle arasındaki eşitsizliği ortadan kaldıracak seçileni seçene karşı savunma olanağı veren ve kimi üstünlükler sağlayan içreklik kabuğunun ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/politik-sistem-secim/">Politik Sistem ve Seçim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/politik-sistem-secim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9076</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Rakı, Balık Yapalım Mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/raki-balik-yapalim-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/raki-balik-yapalim-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 28 Apr 2017 05:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[M. Faruk Kutlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9052</guid>
				<description><![CDATA[<p>Salonda açık duran laptop ekranında gezinmekteyim. Şimdi facebook sayfamdayım. Mesaj bölümünde aniden bir yazı belirdi. “Merhaba nasılsınız.” “İyiyim siz nasılsınız.” Bir hanımefendi iyi günler diliyor cevap vermek olmazdı. Sonra devamı geldi, “ben Kadıköy’deyim, siz neredesiniz?” merak edip profiline baktım, balık eti bir hanım, öğretmen Kenan abimizle ortak arkadaşımız. Cevap yazdım “Kumburgaz’dayım.” “Kadıköy’e gelin de bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/raki-balik-yapalim-mi/">Rakı, Balık Yapalım Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Salonda açık duran laptop ekranında gezinmekteyim. Şimdi facebook sayfamdayım. Mesaj bölümünde aniden bir yazı belirdi. “Merhaba nasılsınız.” “İyiyim siz nasılsınız.” Bir hanımefendi iyi günler diliyor cevap vermek olmazdı. Sonra devamı geldi, “ben Kadıköy’deyim, siz neredesiniz?” merak edip profiline baktım, balık eti bir hanım, öğretmen Kenan abimizle ortak arkadaşımız. Cevap yazdım “Kumburgaz’dayım.” “Kadıköy’e gelin de bir rakı balık yapalım.” İçimden bir “gurk” sesi geldi. Sosyal medyaya girdim gireli böyle bir teklif almamıştım.</p>
<p>Kazandan dönenin kaşığı kırılsın gibi bir atasözüyle klavyeye döndüm. “Yolum biraz uzak, oraya gelmem birkaç saati bulur” diye yazdım. Cevap kışkırtıcıydı: “Ben zaten banyoya girip hazırlanacağım, daha çok vaktimiz var.” Kadıköy’de rakı balık için banyo, köpük v.s. düşünceleriyle uçarak giyinmeye başladım.</p>
<p>Kumburgaz’dan Kadıköy’e gidiş için en kısa yolları düşünmeye başladım. Cep trafikten kırmızı yeşil çizgilere baktım. Ve kendimi sıkışık bir halk otobüsünde buldum. Akbil basıp yola koyuldum. Kazasız belasız Beykent tepesindeki metrobüs durağında indim. Oturma kuyruğunu boşver diyerek, aralardan sıyrılıp ayakta duracak konforlu bir yer buldum kendime. Balık eti, rakı, balık ve ve ve… Sonra ne gelecek, ben ne yapacağım? Elim ayağım titremeye başladı. “Telaşı bırak oğlum, günün tadını çıkar” diye düşündüm. Bu arada metrobüs durakları aştıkça daha çok yolcu giriyordu ve benim konforlu alanım gittikçe daralıyordu. Bir sonraki durakta çocuk arabalı hanım ve yanındaki görümceleri olduğunu sonraki konuşmalardan öğrendiğim yedi kişi bulunduğum alanı tamamen kapladılar. Boğulmak üzereyken “Neredesiniz” mesajı belirdi. Balık eti hanımdan geliyordu. İçimde bir titreme ve rahatlık çöktü. Demek bekleniyordum. “Yoldayım, bir saate kadar Kadıköy’e geçerim.” diye yazdım.</p>
<p>Yazdım yazmasına ama söylediğim saatten bir saat sonrasında hedefe ulaşmıştım. Buluşacağımız restoran, falan yol boyunca aramızda yazışılmış ve atılan konumdan da yeri kolayca bulmuştum. Balık eti hanımla facebook resimlerimizden birbirimizi hemen tanıdık. “Çok beklettim mi” diyerek elini sıktım. “Hayır canım, ben de şimdi geldim” dedi.</p>
<p>Rakılar balıklar söylendi, muhabbet başladı. Hoş bakışlı, konuşkan biriydi. Benim ilk başlardaki çekingenliğimi atmam kısa sürdü. Balık eti hanımla kendimi banyoda düşünmeye başlamıştım. Balık eti hanımın hafif dekolte giysisi gözlerimi ara sıra o tarafa odaklıyordu. Tabi hanımefendi de arada bir eliyle oralarını yukarı çeker hallerine giriyordu. Muhabbet güzeldi, ayaklarım yerden kesilmiş gibiydi. “Sosyal medya gerçekten çok yararlı bir şey” diye düşünerek Balık eti hanımın gözlerinden, dudaklarından girip uzun seyahatlere çıkıyordum. Fakat daha fazla masanın bu tarafında kalamazdım. Balık eti hanımın yanına bir an önce geçmeli, ufak hamlelerle ona yanaşmam gerekiyordu. Pat diye kalkıp yanına geçmem çok nezaketsiz olur düşüncesiyle bir plan yaptım. Lavaboya gideceğim diye kalkacak, dönüşte yanına oturacaktım.</p>
<p>(Sonrasını balık eti hanım efendiden dinleyelim)</p>
<p>Facebook’ta bulduğum salak geldiğinde eli ayağı titriyordu. Biraz onu rahatlattıktan sonra yiyip içmeye başladık. Saf biri olduğunu hemen anladım, ilk defa böyle bir çağrıya koşarak geldiği belliydi. Böyle tipler aranıp da bulunmayan tiplerdendi. Çünkü bunlardan kurtulmak daha kolaydı. Güzel yemiş içmiş ve bu salaktan kurtulmanın planını uygulayacağım anda beni rahatlatacak hareket karşı taraftan gelmişti. Lavaboya gitmek için izin istedi. İzinler senin olsun canımın içi. Sallanarak, bir iki boş sandalyeye çarparak küçük koridorda gözden kayboldu. Bende hafice toplandım, çantamı alıp çakırkeyif vaziyette restorandan dışarı çıktım. Hafif bir yağmur başlamıştı. İnternette yazıyordu, şiddetli yağış bekleniyormuş.</p>
<p>Evet sahiden Kumburgaz neredeydi?</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/raki-balik-yapalim-mi/">Rakı, Balık Yapalım Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/raki-balik-yapalim-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9052</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ruh Hastalığı Mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ruh-hastaligi-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ruh-hastaligi-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Apr 2017 08:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9043</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ruh Allahtandır. Ruh hastalanmaz, hastalanması söz konusu dahi olamaz. &#8221;Ruh ve Sinir Hastalıkları&#8221; Akıl sağlığı beyin kimyası ile ilgilidir..! Ruh hakkında bilim henüz söz sahibi bile değilken böyle bir tanımlama nasıl bir veriye dayandırılabilir:) Ne kadar yabancıyız kendimize, ne kadar az biliyoruz&#8230;! Oysa yaşam amacımızın ta kendisiyken kendimizi bilmemiz, biz daha bunların farkını ayırt edemiyoruz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ruh-hastaligi-mi/">Ruh Hastalığı Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ruh Allahtandır.<br />
Ruh hastalanmaz, hastalanması söz konusu dahi olamaz.<br />
&#8221;Ruh ve Sinir Hastalıkları&#8221;<br />
Akıl sağlığı beyin kimyası ile ilgilidir..!<br />
Ruh hakkında bilim henüz söz sahibi bile değilken böyle bir tanımlama nasıl bir veriye dayandırılabilir:)<br />
Ne kadar yabancıyız kendimize, ne kadar az biliyoruz&#8230;!<br />
Oysa yaşam amacımızın ta kendisiyken kendimizi bilmemiz, biz daha bunların farkını ayırt edemiyoruz.<br />
Okuyoruz, eğitim görüyoruz ama düşünmüyoruz, tartmıyoruz, sorgulamıyoruz, irdelemiyoruz&#8230;!<br />
Bu &#8221; Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanelerinde &#8221; ne değerli profesörler var oysa?<br />
Belki eğitim sistemimiz sorgulanmalı&#8230;!<br />
Belki formül ezberlemeyi bırakıp, alternatif yollu problem çözümlerinin nedenleri, niçinleri tartışılmalı Amerika da olduğu gibi.<br />
Atalarımız yüzyıllar önce çözmüş eğitim sistemini, &#8221; Hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuşta yüzmeye zorlanamaz&#8221;Her öğrenci kendi yetenekleri doğrultusunda eğitim almalı derken&#8230;<br />
Sevgili Descartes&#8217;in buyurduğu gibi, &#8221; Düşünüyorum, öyleyse varım&#8221; diyenlerin çoğaldığı yarınlara&#8230;!<br />
Geceniz hayır olsun…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ruh-hastaligi-mi/">Ruh Hastalığı Mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ruh-hastaligi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çıkmaz Sokak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cikmaz-sokak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cikmaz-sokak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Apr 2017 05:45:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9069</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yine çıkmazların kafamda bolca olduğu bir gün&#8230; İşten çıktığımda eve uğradım,yarım saatim vardı servisin kalkmasına duş alıp hemen çıktım. Durağa vardığımda servis gelmemişti henüz servisi beklerken Aslıyı aradım biraz kendime geleyim diye.Aslı iyi bir kadındı tabi ki bu boktan çıkmaz sokakları merak etmediği sürece.En azından bence.Sonuç olarak benim gibi bir adamı her halinde yanında olup [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cikmaz-sokak/">Çıkmaz Sokak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="auto">Yine çıkmazların kafamda bolca olduğu bir gün&#8230; İşten çıktığımda eve uğradım,yarım saatim vardı servisin kalkmasına duş alıp hemen çıktım. Durağa vardığımda servis gelmemişti henüz servisi beklerken Aslıyı aradım biraz kendime geleyim diye.Aslı iyi bir kadındı tabi ki bu boktan çıkmaz sokakları merak etmediği sürece.En azından bence.Sonuç olarak benim gibi bir adamı her halinde yanında olup ve onu düzeltmek,toplamak zor olsa gerek.Konuşma süremiz uzadı servis geldi,servise bindim.O ara annem defalarca aramış Aslıyla konuşmamız bittiğinde açtım telefonu.Biraz yerine gelmiş moralimi alıp, &#8220;Burada yeri iyi degil, iyi görünmüyor&#8221;dercesine alıp başka bir yere koydu bildiğiniz.</p>
<p dir="auto">Hayat gerçekten çıkmaz sokaklardan ibaretti.Yola girenler yolun bittiği yerde bir başka yol başlayacakmış gibi heyecan doluydu.Ama degil başlamıyordu, başlamamalıydı da.<wbr></wbr>..Bunu yedi milyar insan olarak düşündüğümüzde bu yedi milyar çıkmaz sokağın olduğu bir ütopya olarak kabul edebilirlerdi bence. Ama etmiyorlardı. İnsanlar her bir sokağa burunlarını sokup en azından şöyle bir göz gezdirmek için birbirleriyle kıyasıya mücadele ediyor gibiydi.Kimsenin ömrü yetmezdi tabi ki bunca sokağa girip dolaşmaya&#8230;Fakat bunu anladıklarında ömürlerinin son demlerini yaşıyorlardı bir çoğu.Bu konuda kendimi şanslı hissediyordum çünkü o sokakların çıkmaz olduğunun ve her birini gezmeye yetecek kadar  ömrüm olmadığının farkındaydım.</p>
<p dir="auto">Hayat ya da yaşam.Siz kendinizi hangi bölümde görüyorsanız,bilirsiniz hayat ve yaşam aslında farklı anlamlar içeren iki sesteş kelime olma potansiyeline sahiplerdir.Birbirlerine delicesine aşık olup,zıt düşünceleri yüzünden sevişemeyen fakat birbirlerine olan sevgileri tüm dünyaya yetecek cinsten bir ilişki olarak tanımlayabilirim bunu&#8230;Yaşam her varlık için vardı, nesneldi. Fakat hayat özneldi. Ya da öyle olması gerekiyordu ama oldu mu tabi ki olmadı, onuda beceremedik&#8230;</p>
<p dir="auto">Çıkmaz sokak konumuza geri döndüğümüzde ne anlatmak istediğimi tam olarak anladınız mı bilmiyorum?Biraz düşündürmek istemiştim sizleri sadece&#8230;Bu yazıyı bitirdiğinizde sakince doğrulup, hayat ve haşam arasındaki o ince çizgide kaldığınız yerden yolunuza devam etmenizi istiyorum&#8230; Teşekkür ederim.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cikmaz-sokak/">Çıkmaz Sokak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cikmaz-sokak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9069</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tasarım ve Teknoloji</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tasarim-ve-teknoloji/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tasarim-ve-teknoloji/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Apr 2017 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Yaren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9033</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tasarım ve teknoloji arasındaki ilişkiye geçmeden önce tasarım ve teknoloji kavramlarının ne anlama geldiklerine bir göz atalım. TDK’ya göre teknoloji,  insanın maddi çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği araç gereçlerle bunlara ilişkin bilgilerin tümü olarak tanımlanır. Tasarım ise bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı, tasarı çizim, dizayn olarak tanımlanmaktadır. Şimdi ise bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tasarim-ve-teknoloji/">Tasarım ve Teknoloji</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><strong>Tasarım ve teknoloji</strong> arasındaki ilişkiye geçmeden önce tasarım ve teknoloji kavramlarının ne anlama geldiklerine bir göz atalım. TDK’ya göre <strong>teknoloji</strong>, </span><span style="font-weight: 400;"> insanın maddi çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği araç gereçlerle bunlara ilişkin bilgilerin tümü olarak tanımlanır. Tasarım ise bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı, tasarı çizim, dizayn olarak tanımlanmaktadır. Şimdi ise bu tanımlara açıklık getirmeye çalışalım.</span></p>
<h2>Teknoloji</h2>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>Teknoloji</strong>, hepimizin hemfikir olduğu üzere hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş durumdadır. İnsan öğrenmeye, değişmeye ve gelişmeye açık bir varlıktır. İnsanlık tarihi boyunca insan, kendi hayat kalitesini arttıracak adımlar atmıştır ve atmaktadır. </span><span style="font-weight: 400;">Herhangi bir şeyi daha iyi, daha hızlı, daha kolay, daha ekonomik ve daha verimli yapma çabasını da teknoloji olarak tanımlayabiliriz. </span><span style="font-weight: 400;">Aslında biz, insanoğlunun bilim, sanat, mühendislik, ekonomi ve sosyal çalışma alanlarında edindiği bilgi ve tecrübeleri dayanak noktası yaparak ortaya koyduğu gelişim sürecine teknoloji demekteyiz. Teknoloji sayesinde bilgi gözle görülür, kullanılabilir ve uygulanabilir hale gelir. Peki tasarım bu sürecin neresinde devreye girmektedir? Teknolojinin, bilginin hayata geçirilmiş hali olduğunu söylemiştik. Bu geçişin başlıca ve en önemli aşamalarından bir tanesi projelendirmedir. Bunun manası bilginin tasarıma aktarılmasıdır. Tüm bunlardan çıkardığımız sonuç şudur ki; ele alınan herhangi bir problemin bir bilgi baz alınarak çözülmesi için insan hayatına kolaylık sağlayacak tasarımlar üretmek gerekir. Bu tasarımları üretmek de teknolojinin sağladığı bilgi olmadan gerçekleştirilemeyeceği için teknoloji ve tasarım arasında önemli bir ilişki vardır diyebiliriz.</span></p>
<h2>Tasarım</h2>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>Tasarım</strong>, zihinsel etkinliğe bağlı bir uygulama alanıdır. Tasarım sırasında </span><span style="font-weight: 400;">farklılıkları bulma, hayal kurma, sorgulama, yaratıcı düşünme, eleştirel düşünme, akıl yürütme gibi üst düzey zihinsel mekanizmalar ön plana çıkar. Teknolojik gelişmelerin tasarım ile ilintili olduğunu vurgulamıştık. Evet teknolojinin gelişmesi, tasarım süreci basamaklarının başarıyla geçilmesine bağlıdır. </span><span style="font-weight: 400;">Tasarım Sürecini inceleyelim:</span></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;"><strong>Problemi Tanımlama</strong>: Çözüm üretilecek olan problemin ne olduğunu anlamak , sorunun kaynağını ince detaylarına kadar öğrenmek. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"><strong>Bilgi Toplama</strong>: Soruna ve çözüme yönelik önceki araştırmalar ve örnek olaylara dayanarak  bilgi toplama </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"><strong>Yaratıcılık ve Buluş süreci</strong>: Toplanan verilerle çözümü sağlayacak buluşun bulunması ( En önemli aşama ) </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"><strong>Çözüm bulma</strong>: Sorunu ortadan kaldıracak olasılıklar hakkında bir karara varma ve araştırmayı sona erdirmek. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"><strong>Uygulama</strong>: Tüm aşamaları başarıyla sona erdirme tasarımın hazır hale gelmesi.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Tasarımın yapı taşları olan ton, renk , ölçü ve biçim teknolojik ürünlere şekil verir. Sonuç olarak gelişimin sağlanması için gereken zihinsel planlama ve projelendirme işlemlerini kapsayan tasarım ile deney ve araştırma sonuçlarından toplanan verinin sanayide işlenmesi ve sonuca ulaşması işlemlerini kapsayan teknoloji iç içedir. Örnek verecek olursak, bir arabanın genişliği, uzunluğu, ağırlığı, rengi, lastik çapının büyüklüğü, koltuk döşemeleri gibi algısal özellikleri toplanan verilerle tasarlanır ve sanayide istenen özelliklere uygun olarak üretilir. Yani tasarım ve teknoloji birbirlerini tamamlayan unsurlardır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazımıza bir nostalji kuşağıyla son verelim. Bu iki kavram, bu yazıyı okuyacak çoğu kişinin, yani bizim neslin, hayatına belki de ilk olarak ortaokul müfredatında bulunan <strong>Teknoloji ve Tasarım</strong> dersi ile girmiştir. Birçoğumuz yapmaya çalıştığı projeleri, çizdiği tasarımları, kartonlardan oluşturduğu modelleri hatırlar. MEB’in oluşturduğu Teknoloji ve Tasarım dersi öğretim planına göre, bu dersin vizyonu</span><span style="font-weight: 400;">, kendisinin ve toplumun yarınını daha yaşanabilir hale getirmek için sorunların farkına varan, çözümler üreten, yaratıcı ve hayal gücü gelişmiş, düşüncelerini kurgulayan ve ifade eden, öğrenmeyi öğrenen, sorgulayan, girişimci, değişim ve gelişime açık sorumluluk bilinci yetiştirmektir. Bu plana uygun olarak teknoloji tasarım dersinde öğrenciler; insan ihtiyaçları için çözümler geliştirir, buna yönelik tasarımlar yapar, düşünce üretir, planlar ve gerçekleştirir. Sonuçlarını değerlendirir. Baktığımızda küçük bilim adamlarının, küçük mühendislerin, küçük mucitlerin kendilerini keşfetmek için bir fırsattır bu ders. Haliyle geleceğimiz ve gelişimimiz için önem arz etmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>Teknoloji ve tasarım</strong> anlatmaya çalıştığımız kadarıyla ürün geliştirme sürecine birlikte katkı sağladığı ve insan hayatını doğrudan etkiledikleri için birlikte ele alınmalıdır. <em>Teknoloji ve tasarım</em> birlikteliğine katkı sağlayan en büyük etken yaratıcılıktır. Teknolojide ve tasarımda gelişim sağlanması ancak bireylerde yaratıcılık düzeyinin arttırılması ile sağlanabilir. Yaratıcılığın geliştirilebilmesi için bireyin dış uyarılara açık ve alıcı durumunda olması gerekir. Buna ek olarak bireyin duygu, istek, hayal gücü ve iç tepkilerinin bilincinde olması gerekir. Yeniyi üretme, yaşam kolaylığı ve konforu sağlama, hayal edilenleri gerçeğe dönüştürmek ancak bu gelişime bağlıdır ve teknoloji tasarım öğretmenlerimize gençleri yönlendirmek ve bilinçlendirmek için çok iş düşüyor.</span></p>
<h3>Günümüzde teknoloji ve tasarımın buluşması…</h3>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilim kurgu filmlerinin ve romanlarının bir bir gerçeğe dönüştüğü bir yüzyılda yaşamaktayız. Hayal ettiğimiz her şey sanki ertesi gün hayata geçmekte. Eminiz ki siz de demişsinizdir çok kez, yeni gördüğünüz bir eşya veya telefonlardaki uygulamalarla alakalı olarak ‘Aaa ben bu fikri düşünmüştüm, birileri yapmış’ şeklinde sözler. Şimdilerde teknoloji ile alakalı olarak yapılan robotlar dünyayı ele geçirebilir mi tartışmalarını sizlerin hayal gücüne bırakıp, bize fayda sağlayacak ve tasarım-teknoloji birlikteliğinin güzel örneklerinden bir kaç taneyi sizin için derledik.</span></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Mini Usb Kamera </span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kamera sadece usb bellek büyüklüğünde ve her yerde kullanabilirsiniz. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Transparan Tost Makinası</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">İçindeki ekmeği görebildiğiniz için kızarma seviyesini ağzınızın tadına göre ayarlayabilirsiniz.</span></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Akıllı Saat</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdilerde birçok teknoloji markasının bize farklı tasarımlarla sunduğu akıllı saatlerle, saate bakmak dışında takvim etkinliklerinizi kontrol etmek, sosyal medya bildirimlerinizi görmek gibi özellikleri kullanabilirsiniz.</span></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">Çoklu Doğrayıcı Makas</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık mutfakta geçirdiğiniz zaman daha kısa daha az yorucu ve daha eğlenceli olacak.</span></p>
<h4><span style="font-weight: 400;">Kaynaklar</span></h4>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;">tdk.gov.tr</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">www.teknoalem.org</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">www.meb.gov.tr</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">www.gelisenbeyin.net</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">www.derszamani.net</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">www.gercekbilim.com</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">www.teknolojide.com</span></li>
</ul>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tasarim-ve-teknoloji/">Tasarım ve Teknoloji</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tasarim-ve-teknoloji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9033</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaratılan İlk İnsan Hz Adem Midir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaratilan-ilk-insan-hz-adem-midir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaratilan-ilk-insan-hz-adem-midir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Apr 2017 11:30:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8993</guid>
				<description><![CDATA[<p>2/BAKARA-30: Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu Bu ayeti nasıl anlamalıyız? Birincisi melekler fesat çıkarılıp kan döküleceğini nereden biliyordu? Hz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaratilan-ilk-insan-hz-adem-midir/">Yaratılan İlk İnsan Hz Adem Midir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>2/BAKARA-30: Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu</p>
<p>Bu ayeti nasıl anlamalıyız?</p>
<p>Birincisi melekler fesat çıkarılıp kan döküleceğini nereden biliyordu?</p>
<p>Hz Adem yaratılan ilk insan mıydı?</p>
<p>Hz Adem ilk insansa ise kimlere peygamber olarak gönderildi?</p>
<p>Ve ilk insansa insan soyunun türemesi enses ilişki yolu ile mi oldu?</p>
<p>Dikkat edin ayette Yüce Allah ben bir insan yaratacağım demiyor, bir halife yaratacağım diyor.</p>
<p>Halife?</p>
<p>Esma terkibi ile yaratılmış insandır.</p>
<p>Tasavvuf ehline göre, Yüce Allah meleklere Hz Ademe secde etmesini isteğinde, melekler emre itaat ederek secde ettiler. Secde ettikten sonra ise aslında Hz Ademe değil Yüce Allah&#8217;ın esmalarına secde ettiklerini anladılar. Şeytan ise aklı ile düşündü ve daha önce senden başkasına secde etmememizi istemiştin diyerek kibre kapıldı ve secde etmedi.</p>
<p>Bilim bugün ilk insan beyninin tıpkı sürüngenlerde olduğu gibi yeme,içme, kendini savunma ve üreme şeklinde olan ilkel bir beyine sahip olduğunu ve gelişerek bugün ki halini aldığını söylüyor.</p>
<p>Bu bilgiler doğrultusunda yaratılan ilk insan Hz Adem değildir Sevgili Ahmed Hulusinin de dikkat çektiği gibi kanımca da fesat çıkaran ve kan döken bir insan topluluğu üzerine Hz adem esma terkibi ile yaratılmış bir halife ve ilk peygamberdi. Ve soyun devamı Yüce Allah&#8217;ın yasak ettiği şekilde enses ilişki ile değil, varolan insan topluluğu ile yani meleklerin kan döktüklerine şahit oldukları insan topluluğu ile devam etmiştir.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaratilan-ilk-insan-hz-adem-midir/">Yaratılan İlk İnsan Hz Adem Midir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaratilan-ilk-insan-hz-adem-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8993</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bi Çay, Bi Kahve?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 20 Apr 2017 07:35:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8965</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatta bana göre sohbet ile hatırı bu kadar iyi anlatan başka bir şey bulunmamaktadır. Kısa, öz ve aynı zamanda bir o kadar da sessizce… Hayatın muhteşem 2’lileri de diyebilirim çay ve kahve için… Çünkü; Çayın kalabalık ile arası iyidir; Kahve yalnızlık ister. Çay, vazgeçilmezimiz olup insana açılan her kapının çilingiridir; kahve ise unutulmamanın timsali&#8230; Çayın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/">Bi Çay, Bi Kahve?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatta bana göre sohbet ile hatırı bu kadar iyi anlatan başka bir şey bulunmamaktadır. Kısa, öz ve aynı zamanda bir o kadar da sessizce… Hayatın muhteşem 2’lileri de diyebilirim çay ve kahve için… Çünkü; Çayın kalabalık ile arası iyidir; Kahve yalnızlık ister. Çay, vazgeçilmezimiz olup insana açılan her kapının çilingiridir; kahve ise unutulmamanın timsali&#8230;</p>
<p>Çayın çok iyisini alıp içebilirsiniz ama kötüsünü alsanız da fark etmez gideri vardır; kahvenin ise iyisini almadıkça içemezsiniz. Çay, dünya misalidir. Mevlana misali ‘’ne olursan ol,yine gel…&#8221; deyip telaşını alır, mutluluğunu paylaşır; Kahve ise asildir, herkese nasip olmaz, arada çıkar sahneye ‘’varlığımı, beni görmediğinde unutturma’’ cümlesini seslenircesine… Kalbimdesin haberin olsun dercesine&#8230;</p>
<p>Çay,samimidir,elini omzuna atıp çeker karşındaki gönülsüzü “Gel vaktin varsa, bir çay… diyerek; kahve ise ciddi takılır, el kol hareketleri olmaz-olmaz da… Ukalalığından veya kibrinden değildir bu tavrı sadece anlamındandır. Çay, açık veya koyu içebiliriz; kahveyi ise sadece koyu olmak yakışır,dostluğu saklamak için. Çay, çöp bırakır; kahve ise telve bırakır.Çöpü atar, telveden ise kısmet bakarız Çay, bize her sabah güne merhaba diye seslenen ince belli cam bardakta gelir sade ve gündeliğin temsili olarak kahve ise süslemeli, göz nuru porselen fincanlar da gelir gelenekselliği temsili olarak.</p>
<p><figure id="attachment_8967" aria-describedby="caption-attachment-8967" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg"><img class="size-full wp-image-8967" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=640%2C400" alt="Bi demlik çayın keyfi başkadır." width="640" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8967" class="wp-caption-text">Bi demlik çayın keyfi başkadır.</figcaption></figure></p>
<p>Çayı belden kavrarsın,elini yakarsa de yinede en azından bir hüpletirsin, Kahve ise kulptan tutarsın,sanki dostun önünde başım üstündesin diyen kuğu boynunu andıran kulpundan… Çayhane’yi kullansak da ,genellikle kahvehane diye anarız o mekanları. Çayı, demlik demlik içebiliriz; kahveyi ise 3 fincandan fazlası kafidir. Çay, dibi görmeyi; kahve ise nefis terbiyesini öğretir bize. Çay, tanıdık tanımadık herkes ikram edilir; Kahve ise dostların yanında sadece sevgililerine söz verenlere de ikramdır.</p>
<p>Öyle bir ikramdır ki, gelenekleşmiştir; kız istemeye gidildiğinde ikram edilir. Kahve Hatır timsalidir deyip bi ömür beraber olsunlar diye midir bilmem, o gün için özenle hazırlanmış bir tepside ikram edilen fincana ‘’tuz’’ atılır. ’’Sevdiğinin elinden zehir olsa içer misin?’’ sorusunu sorarcasına tuzu bünyesine kabul eder kahve. Seven bir yudum alıp tattığında sesini çıkaramaz. Ne de olsa iyi günde-kötü günde sözü için oradadır, sabreder ve içer. Çünkü, sevdiğine olan sevgisi bir de kahveye olan hürmeti söz konusudur. –henüz, böyle bir tecrübem olmasa da hayali senaryo böyledir diye düşünüyorum sadece düşünüm o kadar yanlış anlaşılmasın <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> — Çay, her yıl haziran-temmuz aylarında beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleriyle mahsülünü vermektedir; kahve ise ekildikten 3 yıl sonra ilk mahsülünü vermektedir ve bu süreç sonra uzun yıllar devam eder. Ecdadın sözünde, neden çayı değil de kahveyi tercih ettiğini bilmiyorum ama bence geç ürün verip bi ömür sürdüğü için kullanmışlardır; ’’bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır.’’ diye…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/">Bi Çay, Bi Kahve?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8965</post-id>	</item>
		<item>
		<title>RÜYAYI KİM GÖRÜYOR? (Beyin Mi? Bilinç Mi?)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ruyayi-kim-goruyor-beyin-mi-bilinc-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ruyayi-kim-goruyor-beyin-mi-bilinc-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 16 Apr 2017 07:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8909</guid>
				<description><![CDATA[<p>Önce görme olayını inceleyelim Görme olayı, bilimsel olarak göze çarpan belli dalga boylarının beyne iletilip, çözümlenip görüntü halini almasıdır. Yani göze çarpan belli aralıkta ki dalga boyları diyelim ki ‘’vav’’ formatı olsun. Görüntü de mp3 formatı olsun. Vav dosyaları beyinde mp3 formatına dönüştürülüyor. Görüntü olarak anlamlandırılıyor. Peki o zaman rüya’yı gözler kapalı olarak kim görüyor? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ruyayi-kim-goruyor-beyin-mi-bilinc-mi/">RÜYAYI KİM GÖRÜYOR? (Beyin Mi? Bilinç Mi?)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Önce görme olayını inceleyelim</p>
<p>Görme olayı, bilimsel olarak göze çarpan belli dalga boylarının beyne iletilip, çözümlenip görüntü halini almasıdır.</p>
<p>Yani göze çarpan belli aralıkta ki dalga boyları diyelim ki ‘’vav’’ formatı olsun. Görüntü de mp3 formatı olsun. Vav dosyaları beyinde mp3 formatına dönüştürülüyor. Görüntü olarak anlamlandırılıyor.</p>
<p>Peki o zaman rüya’yı gözler kapalı olarak kim görüyor?</p>
<p>Tasavvuf ehline göre, ruh bilinç mertebelerinde insan aslında bilgi ile donanımlı olarak doğar. Bu bilgilerin açığa çıkması, nefis terbiyesi yani iyi ahlak sahibi olma çalışmaları, ibadet, zikir ve tefekkürlerle insanda var olan bilgilerde ki perdelilik hali kalkar. Yani bilgiler siz kendinizi geliştirdikçe aşama aşama algılanabilir boyuta ulaşır. İdrak artmış olur.</p>
<p>‘’ Her şey yazılmış, çizilmiş, çoktan kalem kırılmış, biz dünya’ya hatırlamaya geliriz’’ der tasavvuf ehli.</p>
<p>Rüya olayına tekrar dönersek, rüyada gözlerimiz kapalı iken gördüğümüz görüntüler nasıl gerçekleşiyor. Bazen rüyada hiç tanımadığınız insanları ve mekanları görürsünüz. Rüya olayı sadece beyinde gerçekleşmiş olsaydı, beyin rüya olayında sadece arşivde ki vav dosyarını kullanırdı. Beyin kendisinde mevcut olmayan bu dosyaları nasıl görüntüye mp3 e çevirebiliyor peki?</p>
<p>Konuyu daha iyi detaylandırabilmek için bir ayet paylaşmak isterim;</p>
<p><em>Allâh, ölümü tatma zamanı geldiğinde insanları vefat ettirir (bedenin işlevsiz kalması)&#8230; Ölmemiş olanları da uykularında (bilinç dünyasına geçirtir)&#8230; Hakkında ölüm hükmettiğini (o boyutta) tutar; diğerlerini belli bir ömür için irsâl eder&#8230; Muhakkak ki bu olayda derin düşünen bir topluluk için elbette işaretler vardır.)</em> (39/ZUMER-42: )</p>
<p>Hani tasavvuf ehli, dünyaya ruh bilinç merbesinde bilgi ile donanımlı olarak geldiğini söyler demiştik. O halde bizler rüya halinde iken, bilinçte kayıtlı var olan vav dosyalarını mı beyinde mp3 e çeviriyor?</p>
<p>Ölümden sonra, bilincin devam ettiği Peygamber Efendimizin hadisleri ile sabittir.</p>
<p>O halde ayette belirtildiği gibi ölüm de bir uyku hali midir?</p>
<p>Fark olarak biyolojik bedenin işlevsiz kaldığı bir uyku hali, yani yazının başında da belirttiğim gibi ruh bilinç mertebesinde ki bir uyku hali…</p>
<p>‘’ İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar’’ buyurur Peygamber Efendimiz.</p>
<p>Burada uyku hali olarak, aslında ruh bilinç mertebesinde var olan bilgileri, dünya da açığa çıkarmak için gerekli çalışmaları yapmamış olan insanlar mı kastedilmektedir?</p>
<p>Diğer bir deyişle, bu dünyada görme olayında ki dalga boyu sınırını kaldıramamış insanlar, ölümü tattıklarında bu dalga boyu sınırının kalkacağını mı anlamalıyız?</p>
<p>‘’Görelim Mevlam Neyler, Neylerse Güzel Eyler’’</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ruyayi-kim-goruyor-beyin-mi-bilinc-mi/">RÜYAYI KİM GÖRÜYOR? (Beyin Mi? Bilinç Mi?)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ruyayi-kim-goruyor-beyin-mi-bilinc-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8909</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 08:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gökhan Ahmetoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8892</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlk avcı-toplayıcı insan gruplarından günümüze kadar uzanan medeni toplum ve yönetme çatışmalarını üç bölüm olarak planladığım bu yazı dizisiyle ele almak istiyorum. Bu yazı dizisi, bilimsel olduğu kadar şahsi görüş ve düşüncelerimi içerecek; tarih içinde diktatörlük ve monarşilerden günümüze hem sağın, hem de solun üzerinde anlaşamadığı demokrasi kavramına kadar pek çok yönetim çatışmasına ışık tutmaya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi/">Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İlk avcı-toplayıcı insan gruplarından günümüze kadar uzanan medeni toplum ve yönetme çatışmalarını üç bölüm olarak planladığım bu <a href="https://goo.gl/njPwvF"><strong>yazı</strong></a> dizisiyle ele almak istiyorum. Bu yazı dizisi, bilimsel olduğu kadar şahsi görüş ve düşüncelerimi içerecek; tarih içinde diktatörlük ve monarşilerden günümüze hem sağın, hem de solun üzerinde anlaşamadığı demokrasi kavramına kadar pek çok yönetim çatışmasına ışık tutmaya çalışacaktır.</p>
<p>Neden-sonuç ilişkileri üzerinden ele alınacak bu konular kapsamında kimi zaman kapitalizm, kimi zaman da sosyalizm övülecek; diktatörlüklerden demokrasiye uzanan tarihsel süreçte geriye itilmişliğin nedenleri araştırılacaktır. Ayrıca, interdisipliner bir yaklaşımla psikolojik, nörobiyolojik ve sosyolojik birtakım veriler birlikte değerlendirilecek; konulara belirli bir bütünsellik içinde yaklaşılacaktır. Bu bütünselliğin esas dayanağı ise evrim kuramı olacaktır. Şunu da eklemek gerekir ki evrim, biyolojik yaşamdan çok daha fazlasını kapsar ve fizik ya da kimya alanlarının yanı sıra toplumsal alanda da gereklidir. Çünkü evren, kendi gelişiminden ilham alan ve bu ilhamı farklı ve yeni icat alanlarına uygulamaktan kaçınmayan açık bir sistemdir.</p>
<p>Başta yeme, içme ve üreme olmak üzere tüm biyolojik ihtiyaçlarımızın yanı sıra iletişim kurma, fikir üretme ve bu fikirleri yayma ihtiyaçlarımız, yaklaşık 1,8 kg ağırlığına sahip beynimiz tarafından yönetilir. Beyin ayrıca, kendi oluşumuna neden olan karmaşık denklemlerden ilham alarak toplumu belirli bir tarzda inşa etme gücü ve olanağına sahiptir. Peki hiç düşündünüz mü; beyin nasıl çalışır? Birey, gerçekten “bir” midir yoksa nöronal (nöron: beyin hücresi) demokrasi mi? Ya da şu şekilde sorayım; kişisel olarak hissedilen “ben” ile kitle yönetiminde aranan “tek adam” arasında benzerlik var mıdır? Akıllı yaşam, fikir tartışmasına dayanan ve “demokrasi” diye tanımladığımız sisteme mecbur mudur? Ya da her ikisi birden mi?</p>
<p>Bireyin “bir”den çok olduğu fikri görece eski olsa da bunun kanıtlarını sunan deneylerin gerçekleşmesi, yaşadığımız döneme denk gelmiştir. Beynin çalışma mantığı, geçmiş deneyimleri ayrı ayrı kodlayan nöron gruplarının yeni bir etki karşısında, geçmiş deneyimlerine karşılık ürettiği kimyasal kodları diğer nöron gruplarıyla işledikten sonra tek bir karara dönüştürme süreci olarak özetlenebilir. Toplumların ilerleme mantığı da benzer şekildedir. Geçmiş deneyim ve anılar, kimyasal kodlarla farklı bireylerin beyinlerinde depolanır. Yeni etkiler geldikçe toplum, bir bütün olarak geçmiş deneyimleriyle demokrasi düşüncesini işlemeye başlar.</p>
<p>Alınan ortak karar, doğru ya da yanlış olabilir. Nihai karar, yönetenlerin yönetilenlere dayattığı seçim kampanyaları, mitingler, köşe yazıları, ana haber bültenleri ya da çeşitli subliminal mesajlar yoluyla içselleştirilebilir. Hal böyle olunca bizler, ben olarak bildiğimiz bilincimizle, gelecekte yok olması kesin olan fikir ve kararlar uğruna meydanlarda çığlık çığlığa debelenmeye devam ederiz. “Biz” olduğunu düşündüğümüz kitleyle birlikte bir bütün olarak hareket eder, ezberlenmiş tüm ideolojileri kör topal ama saplantılı bir halde yaşatırız.</p>
<p>Sizi sürekli yıpratan sevgilinizle yeniden barışma olasılığınızı düşünelim. Birey olarak öngörünüz ilişkiye kesinlikle yeniden başlamamak olsa da yıllarca paylaşılmış olan pek çok anı ve bu anıların beynin farklı bölgelerinde uyandırdığı etkiler, sizi bir makine gibi eski sevgilinizin kollarına itebilir. Ertesi sabah bu aptalca karar için suçlu aramak isterseniz, bu suçlu kimdir? Birey “bir” ise henüz dün aldığınız karardan pişman olan kimdir? Ayrı ayrı her beyin hücresinin sonunda kendisini tek bireymiş gibi hissetme gereksinimi, bugün sosyal yaşantımıza suni olarak kopyalanmış millet ve ümmet gibi kavramlarla yansıyabilir mi?</p>
<p>Birlik olma arzusu, milyonlarca insanı tek bir karar altında toplayabilir ve karar mekanizması kendisine at olmayan yönetilenler, ne düşünüp ne hissetmeleri konusunda harici karar mekanizmalarına göre hareket edebilir; karizmatik, hitabeti kuvvetli liderler, yani yönetenler uğruna ölebilir ki, bu yazı dizisinde esas olarak incelemek istediğim nokta budur. Başka deyişle, beynin yönetim anlayışının toplum yönetim anlayışına yansıması ve ne gibi sonuçlar doğurduğunun incelenmesi, bizi bir adım ileri taşıyacak ve dünyaya artık eskisi gibi bakmayacağız.</p>
<h2><strong>1. Bölüm: Yönetilme Bağımlılığı </strong></h2>
<p>“Kraldan çok kralcı olmak!” deyimi muhteşem bir başlangıç olmaz mı? Çekirdek aileden 80 milyonluk Türkiye’ye kadar benzer yöntemlerle idare edilen her toplum, çoğunlukla kraldan çok kralcıdır. Sebebi öyle derin değil; çok az insan lider vasıflarla ileri atılabilir. Bu ileri atılma, doğumdan itibaren başlayan <a href="https://goo.gl/NC6oEx"><strong>eğitim</strong></a> ve bu eğitimin kalitesiyle ilgilidir.</p>
<p>Sigmund Freud psikanalizin temellerini atarken, kızı Anna Freud bayrağı devralmış ve kendi döneminde psikanalizi ağırlıklı olarak “çocuk gelişimi ve eğitimi” üzerine geliştirmiştir. Çalışmaları babasının gölgesinde kalmakla beraber, hayranlık uyandırıcı ve günümüz eğitim camiasınca kabul görmüş kavramları da beraberinde getirmiştir.</p>
<p>Çocukların (geleceğin yöneten ve yönetilenlerinin) gelişim dönemlerini, kısaca çekirdek aile eğitiminden gelen “ego” ve devamında toplumsal eğitimle gelen “süperego” dönemleri içinde ele alabiliriz. Bu dönemler, genellikle kalıtımla gelen ve vahşi dürtülerle tanımlanan “id” üzerine inşa edilir. “Ego”, Sigmund Freud’a göre “id” ile “süperego” arasında bir köprü görevi görür. Kendisi, “ego”yu şu şekilde tanımlar; “Ego, şahlanmış bir at üzerindeki şövalye gibidir. İd ile süperegonun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir.” Daha iyi anlatılamazdı!</p>
<p>O halde, eğitime geri dönelim. Henüz doğum anından başlayan eğitim, egonun tatmin seviyesine göre yaşam boyu sürebilir ya da 20’li yaşlara dahi girmeden sona erebilir. Yönetenler ile yönetilenler arasındaki ayrım, eğitim içinde açık hale gelir. Her insan grubu, aldığı eğitimin bir ürünüdür. Dolayısıyla, tüm kişilik özelliklerini kalıtıma bağlamak doğru olmadığı gibi, liderlik vasıflarını kalıtım dışında Tanrı ya da elçilik kavramlarıyla ilişkilendirip buna metafizik birtakım anlamlar yüklemek de binlerce yıllık önyargıları içinde barındırmaktadır. 21. yüzyıl medeniyeti, bu fikirleri hızla geride bırakmaktadır.</p>
<p>Kalıtım, acıkan bir bebeği ağlatabilir, ama meslek seçimine doğrudan etki etmez. Keza kalıtım, karanlıktan korku duyulmasını tetikleyebilir, ama ışığın farklı dalga boylarından gelen favori renk kavramına doğrudan etkide bulunmaz. (İstisnai durumlar, embriyo döneminde ortaya çıkan protein kodlama hataları nedeniyle ya da fiziksel darbe sonucu gerçekleşen olağanüstü durumlarda düşük ihtimallerde görülebilir.) Kalıtımın görevi proteini kodlamaktır, ruh ya da kişiliği değil.</p>
<p>Uyanıkken duvarları karalayan çocuğa, annesi tarafından ceza uygulanır; fakat aynı beynin yönettiği aynı eller uyurgezerlik sırasında duvarları karalarsa neden ceza uygulanmaz? Bilinçlilik durumunu uyurgezer çocuk üzerinden uyurgezer toplum modeline yarlarsak; muhalif olduğunuz siyasi sistemi savunan kitleye, yol açtığı toplumsal felaketler nedeniyle cezai yaptırım uygulayabilir misiniz? Bu kitle, çeşitli kanallarla cehalete sürüklenerek soyut bir uyurgezerlik durumuna sokulmuş olabilir. Bu noktada, şöyle bir paradoksa da dikkat çekmek isterim. Evet diyorsanız, adil değilsiniz; hayır diyorsanız, mantıklı değilsiniz; kararsızsanız, hiçbir felaketi engelleyemezsiniz. Bu paradoks aslında, bilincin ne olduğunu yanlış tanımamızdan kaynaklanıyor. Bireysel bilinci yanlış tanımlamış dilerler, toplumsal bilinci nasıl kavrayabilir?</p>
<p>Bir rengi sevmemizin arkasında neyin olduğunu hiç düşündünüz mü? Annenizin sevgisini en kuvvetli hissettiğiniz bir anda onun üzerindeki bluzun rengi, farkına varmadan favori renginiz haline gelmiş olabilir. İlk samimi arkadaşınızın gözlerinizin önünde gol attığı ayakkabının rengine ne dersiniz? Ya da belki de babanız bir denizcidir ve ondan ayrı geçirdiğiniz günlerde hissettiğiniz özlem duygusunu denizle ilişkilendirmişsinizdir. Beyniniz bu durumda, küçük bir sistemsel hata nedeniyle, denize ait olan mavi rengini hasret duygunuzla ilişkilendirerek tüm hayatınız boyunca mavi rengine takınacağınız olumsuz tavrı kodlamış olabilir. Ve bingo! Çoğumuz “sıcak” olarak hissedilen kırmızı rengini favori rengimiz olarak seçeriz. Doğan her çocuğa pembe veya mavi olmak üzere iki renk dayatmak, kökenleri aynı etkiye dayanan, dolayısıyla ilerleyen yaşlarda “aynı olma”yı dert etmeyecek nesillere ne katabilir? İki seçenekle büyümeye alışmış olan çocuklar, yetişkinlik dönemlerinde iki seçenekli siyasi toplumda problem görüp bu duruma itiraz edebilir mi?</p>
<p>Bu dayatma, hangi filmden kazındı ebeveynlerin zihnine? Ya da hangi müzik, çocuklarınızı nasıl eğiteceğiniz konusunda karar verebilir? Kendi çocukluğunda anaokulu öğretmeni tarafından tartaklanan bir anne, bu olayı hatırlamamakla birlikte, kendi çocuğunu anaokuluna göndermeme kararı verebilir mi? Eğitim, beynin (dolayısıyla birey ve toplumun) hayat içinde maruz kaldığı tüm fiziksel ve duygusal etkilere karşı kendi yorumuyla oluşturacağı kişiliğe etki eden her şeydir. Örneğin, rol modeli babası olan küçük kız, babası yemekten sonra ne yapıyorsa, aşık olma potansiyelinde olan erkeklerden de içten içe aynı davranışları bekleyecektir. “Armut dibine düşer!” deyimi, uzak geçmişten beri aslında bu gerçekle yüz yüze olduğumuza bir kanıttır.</p>
<p>Kraliyet ailesi, kendi imkanlarına uygun bir şekilde, çocuklarını yönetici olarak yetiştirecektir; fakir kesim ise yine kendi imkanlarına uygun bir şekilde, çocuklarını yönetilenler kategorisine uygun şekilde yetiştirecektir. Tarih içinde çok az kişi, bu düzene karşı ayaklanma fikri geliştirecektir. Fakat, özellikle de okur yazarlığın arttığı ve farklı kesimlerden insanların iç içe geçtiği toplumlarda bu durum değişmektedir. Bu toplumlarda eğitim, aile ve dar çevrede sınırlı kalmaz; çocukların süperegoları, çok sayıda dışsal etkiye maruz kalır. Hal böyle olunca, çok daha fazla sayıda insan yönetici topluluklarına dönerek “Neden sen oradayken ben buradayım?” sorusunu sormaya başlar. İnsan dışında pek çok canlı grubunda da benzer davranışları görebiliriz. Örneğin bazı maymun türleri, otoriteye karşı çok büyük savaşımlar verebilmektedir ki, bu durum bizi, hayatın gerçeklerine karşı daha şeffaf ve tarafsız bir hale getirmelidir.</p>
<p>Aile eğitimi, toplum eğitimi ve kişisel eğitim gelecek nesilleri şekillendirdikçe, yeni sistemler ve bu sistemlerin getireceği yeni itirazlar denklemi, tüm güncel siyasi sistemlerin atası olacaktır. Yani eğitimin kendisi, tüm siyasi sistemlerin atasıdır. Aynı eğitim, yine Sigmund Freud&#8217;un tanımladığı “geriye itilmişin çıkıp gelişi” konusuna yaslanarak bu sistemler arasındaki çatışmadan daha yeni sistemlerin kök salmasına zemin hazırlar ve bu döngü, insanla birlikte tüm evreni değiştirecek olasılıklar dinamitini sürekli ateşlemeye devam eder. Peki nedir “geriye itilmişin çıkıp gelişi”?</p>
<p>Geriye itilmişliğin çıkıp gelişi, Sigmund Freud&#8217;un bir örneğiyle; ataerkil toplumdan anaerkil topluma geçen kitlenin, yeni itirazlar nedeniyle ataerkil topluma geri dönüşüdür. Günümüzdeki feminist hareketler ve görece artan kadın hakları savunuculuğu, bu iki sistemin eşit konuma gelmesini savunan bir başka geriye çağırma eylemidir. Yakın gelecekte kayda değer sayıda kitlelerce kabul görmesi kuşkusuz olan anaerkil düşünce, daha uzak geleceklerde yeni itirazlarla tekrar geriye itilebilir, ancak daimi bir döngü nedeniyle her sistem, yedek ve as oyuncu modelindeki gibi sıralamalara bağlı kalcaktır.</p>
<p>Ne demiştik yazının başında? Evren, kendi gelişiminden ilham alan ve bu ilhamı farklı       ve yeni icat alanlarına uygulamaktan kaçınmayan açık bir sistemdir. Kural bu ya, alanları ne kadar farklı olursa olsun ilhamdan korkmamak, denemekten çekinmemek gerekir. Çünkü her bir geriye dönüş, geriye itilenin modifiye edilip iktidara daha güçlü gelme çabasıyla sonuçlanacaktır. Durumdan fayda sağlayan medeniyet olurken, şanssız toplumlar geçiş dönemlerindeki kaostan yakınacak ve bu durumu olumsuz değerlendirecektir. İktidar olan sistem, muhalif olan sistemi en güçlü şekilde bastırmaya çalışırken muhalif sistem çıkıp geleceği dönem için daha fazla birey toplama arayışında olacaktır. Bu bağlamda doğru sistem yoktur, o an kabul edilen sistem vardır. O an kabul edilen sistem, toplumsal aldıların istekleri ve kandırılmışlıkları etrafından seçilir. Çoğulculuk, haklılıkla değil, dönemsel şartlarla oluşmuş olur.</p>
<p>Dilerseniz, örnekler daha popüler olsun. Moda alanındaki bir geriye itilmişin çıkıp gelişinden bahsedelim. Bol paça pantolon akımından yeterince ekmek yemiş olan kapitalim liderleri, bizlere dar paça pantolonları sevdirmiş olsa da dar paçadan yiyeceği son lokmadan sonra yapay olarak kullanmayı öğrendiği bu sisteme güvenerek gelecekte bize yine bol paça pantolonları sevdirecektir. Evrenin her alanına olduğu gibi, kültür ve topluma da uyarlamanızı isteyeceğim “çıkıp geliş” bundan ibarettir.</p>
<p>Evrimin kendisi de bu sistemden bir şekilde faydalanır. Kendi akrabaları ve eşinin akrabalarında görünmezken doğan çocukları mavi gözlü olan siyahi bir aile, geriye itilmişin çıkıp gelişi tanımına genetik alanda verilecek en güzel örneklerden biridir. İnsan genomu (gen haritası) araştırmaları, DNA&#8217;mızın yalnızca yüzde 7-9&#8217;luk bölümünün aktif olduğunu söyler. Yani bizi biz yapan fiziksel özelliklerin tamamı, her bir hücremizde kopyalanmış halde bekleyen DNA zincirinin yalnızca küçük bir kısmıyla oluşur. Genomda pasif olarak bekleyen  mavi göz geni, nesillerdir mavi göz görülmemiş bir soy ağacından genetik bir hata sebebiyle çıkıp geri gelmiştir. Bu geri geliş, gelecek neslin gen haritası için seçenekler yaratmakla birlikte evrim tarafından memnuniyetle işlenecek ve siyahi bir yüz içinde muhteşem görünen mavi rengini, zamanı gelince yeniden yüceltecektir.</p>
<p>Yeteri kadar örnekleme yaptık sanırım. Bu örneklemelerle, yönetim çatışmalarına çeşitli alanlardan özdeş tanımlamalar yerleştirerek siyasetin aslında her bireye aynı uzaklıkta olan toplumsal bir mecburiyet olduğunu ortaya koymak istedim. Yöneten ve yönetilenlerin bunun için yaratılmadığını, çoğunlukla çevre koşullarınca bu konumlara itildiğini, toplumdaki en büyük etkenin eğitim olduğunu, eğitimin akla gelen ilk tanımından daha karmaşık yönlerinin olduğunu belirttim. İnsan beyni modelinin toplumsal düzene yöntem kopyaladığını ve bu yöntemin öngörülmesinin medeniyetin yanında toplumların da yararına olacağını savundum. Siyasi sistem ya da düşüncelerin atalardan alınan miras doğrultusunda günümüz kültürüne en uygun iktidar şekline evrildiğini belirttim ve orta ya da uzun dönemde muhalefet tarafından yeniden geriye itilmesinin kuvvetle muhtemel olduğuna dikkat çektim. Bu geriye itme yarışı, toplumun tercihi olmaktan çok, toplumu oluşturan her bireyin beyninin çalışma şeklinin bir yansımasıdır. Toplumun bu hiç bitmeyecek savaşında “yönetilme bağımlılığı” olarak adlandırdığım bu bölüm, ikinci bölümde inceleyeceğim “yönetme yöntemi” konusuna bir ön hazırlık niteliğinde oldu.</p>
<p>Peki, bitmemesi gerektiğini düşündüğüm toplumsal savaş neden bitmemeli? Farkında olmaksızın bu savaşı, günümüz tanımlamalarıyla “iktidar” ve “muhalefet” olarak adlandırıp “medenileştirmiş”(!); uğrunda daha az kan dökülen bir sistem haline mi getirdik? Beyinde yalnızca sosyal ilişkileri düzenler gibi görünen bölümler olduğunu söylesem aklınıza ne gelirdi? Siyasi fikirlerin beynin fiziksel yapısını nasıl değiştirdiğinden bahsetsem, o fikirleri hayat amacı olarak görme konusunda şu anki fikirlerinizle çatışmala girer miydiniz? Günümüzde tacizcilerin tamamına yakınının çocukluk dönemlerinde tacize uğramış olması, size ne düşündürür? Peki, muhalifken gördüğü kötü muameleye iktidar döneminde aynı şiddetle karşılık verebilen kitleler, tacizci bireylerle ilişkilendirilebilir mi?</p>
<p>Bu gibi ilginç sorular ve kendi cevaplarımı, bir sonraki bölümde günümüz siyasi fanatizmine uzanan süreçler içinde ve yine farklı alanlardan özdeş tanımlamalarla ortaya koyacağım.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi/">Demokrasi Bilimi: Toplumun (Bitmemesi Gereken) Savaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/demokrasi-bilimi-toplumun-bitmemesi-gereken-savasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Özümüze Dönmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozumuze-donmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozumuze-donmek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8392</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dizi var dizi var. Kimi dizi sizi alır sizi kendi özünüze sürükler, kimi diziler var özünüzden uzaklaştırır. Geçtiğimiz yıl &#8221;Yunus Emre Aşka Yolculuk&#8221; dizisinin methini duymuştum, tam da ramazan ayıydı. İnternet üzerinden izlemeye başladım ve özüme yolculuk bu dizi ile başladı. Anladığım kadarı ile dizinin tesirinde kalan yalnızca ben değildim ki Nallıhan ziyaretçi akınına uğramış. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozumuze-donmek/">Özümüze Dönmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dizi var dizi var.</p>
<p>Kimi dizi sizi alır sizi kendi özünüze sürükler, kimi diziler var özünüzden uzaklaştırır. Geçtiğimiz yıl &#8221;Yunus Emre Aşka Yolculuk&#8221; dizisinin methini duymuştum, tam da ramazan ayıydı. İnternet üzerinden izlemeye başladım ve özüme yolculuk bu dizi ile başladı. Anladığım kadarı ile dizinin tesirinde kalan yalnızca ben değildim ki Nallıhan ziyaretçi akınına uğramış. Buradan dizi de emeği gecen herkese yürekten teşekkür etmek isterim.<br />
Dizi bittikten sonra tasavvufla ilgilenmeye araştırmaya başladım. Öyle yürekten diledim ki deyim yerinde ise bir dergah ortamında bulunmayı..!</p>
<p>Bir gün tesadüfen Beylikdüzü’nde dolaşırken, karşıma bir külliye çıktı. İlk bakışta gözüme çarpan Kocaman bir ALLAH tabelası idi.</p>
<p>Ey güzel Allah’ım dedim, bu hayatta hiç bir şey aslında tesadüf değil. Yüreğime duamı, dileğimi düşüren sensin, sonra kabul buyurup karşıma çıkaran yine sensin&#8230;!</p>
<p>Dergaha doğru yürümeye başladım, kapının hemen yanında ki tabelada ki yazıları okumaya başladım. Hacı Galip Hasan Kuşcuoğlu dergahı imiş.</p>
<p>Büyük bir heyecanla külliyeden içeri girdim, solda oldukça büyük bir çocuk parkı, oyun alanı dikkatimi çekti. Beni güler yüzle karşıladılar. ikramda bulundular ardından Üstadı ziyaret ettim, ben cübbeli, sarıklı birini beklerken karşımda spor giysili birini buldum, sohbetledik. Külliye de çocuk oyun alanından, bisikletlere, manganalara, çocuk emzirme odalarına kadar her şey büyük bir incelikle düşünülmüştü.</p>
<p>Çocuklarla vakit geçirip onlarla oyun oynamaktan keyif alan, namaz çıkışında çocuklara şeker, çikolata ikram eden bir Üstad.</p>
<p>Öyle ki namaz kılındığı anda bile, çocuklar mescitte rahatlıkla dolaşıp oynuyorlar. Bu görüntü bana rahmetli Cem Karaca&#8217;yı hatırlattı. Kendisi çocukken bir camide oyun oynadığı için azar yiyip, ikinci kez camiye girmesinin ise yaşlılık dönemine denk geldiğini ifade etmişti.</p>
<p>Aslında ne kadar önemli idi ayrıntılar, bir insanın tüm hayatını etkileyebilecek kadar önemli ve altının çizilmesi gerekli idi..</p>
<p>Mutlaka hayatınızda bir defa olsun dergah ortamını deneyimlemenizi öneririm&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozumuze-donmek/">Özümüze Dönmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozumuze-donmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8392</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uyanış</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uyanis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uyanis/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 11:30:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8803</guid>
				<description><![CDATA[<p>Durun. Durun diyorum size! Ben söylemeden ayaklanmayın. Durun. Şimdi saymaya başlayacağım ve o an başkalaşacağız. Durun rica ederim. Saymaya başlıyorum. Bir ve&#8230; Bir ilkin adımlarıyla adım atıyoruz şimdi. Etraf sessiz. Kuşlar Güney&#8217;den Kuzey&#8217;e uçuyorlar. Yokuş aşağı bir kaldırım başındayız. Yokuşun aşağısında sahil var. Şimdi oraya doğru koşacağız. Yaşam ve mutluluk için! Hadi hep beraber yokuş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyanis/">Uyanış</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Durun. Durun diyorum size! Ben söylemeden ayaklanmayın. Durun. Şimdi saymaya başlayacağım ve o an başkalaşacağız. Durun rica ederim. Saymaya başlıyorum. Bir ve&#8230;</p>
<p>Bir ilkin adımlarıyla adım atıyoruz şimdi. Etraf sessiz. Kuşlar Güney&#8217;den Kuzey&#8217;e uçuyorlar. Yokuş aşağı bir kaldırım başındayız. Yokuşun aşağısında sahil var. Şimdi oraya doğru koşacağız. Yaşam ve mutluluk için! Hadi hep beraber yokuş aşağı kaldırımın betonlarına çat pat basa basa sahilin kumlu toprağına koşuyoruz. Ne için? Mutluluk, mutluluk, mutluluk&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_8806" aria-describedby="caption-attachment-8806" style="width: 717px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg"><img class="size-full wp-image-8806" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg?resize=640%2C428" alt="Kuşlar Güney'den Kuzey'e uçuyorlar." width="640" height="428" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg?w=717&amp;ssl=1 717w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8806" class="wp-caption-text">Kuşlar Güney&#8217;den Kuzey&#8217;e uçuyorlar.</figcaption></figure></p>
<p>Koşun. Koşun diyorum size! Ben söylemeden durmayın. Koşun. Şimdi saymaya devam edeceğim ve o an özümseyeceğiz. Koşun rica ederim. Ve saymaya devam ediyorum. İki ve&#8230;</p>
<p>Rakamlar, sayılar, saatler, harfler arasına sıkışmışız. Zamansal bir döngünün içinde sancılanıyoruz. Misal şimdi şuan saat kaç? Farz edelim ki 23:00. Aman saliseyi de unutmayalım. 23:59:58. Biz şuanın içindeyiz öyle değil mi? Ve saat bir salise sonra 00:00 olur. Bir saliseyle birlikte salise dakikaya, dakika saate döner ve şimdi dün olur. Yeni bir günün içindeyiz. Peki ya yarın? Tam 24 saat sonra ise içinde bulunduğumuz an yine aynı döngüyle yarın olarak çıkacak karşımıza. Ne garip. Yaşadın ve bitti. Hayatın zamansal döngüsü içerisinde dün, bugün ve yarın arasında mekik dokuyoruz. Bu birazda sınırlı sonsuzluğu çağrıştırmıyor mu size? Yaşadığınız ömür boyunca, yaşınız kadar yıl almış olacaksınız. Yılların içindeki aylar ve ayların içindeki her bir gün için bu döngüyü hayal etsenize. Sonsuzluk gibi hiç sapmadan tekrarlanıyor. Ama asıl ironi dün, bugün ve yarın üçgeni içinde yani bir sınırda sıkışmak. O halde neden bu döngüdeyiz? Sınırlı sonsuzluk, sınırlı sonsuzluk, sınırlı sonsuzluk&#8230; Ne yapsak? Zamanı durdurmak için dursak mı?</p>
<p><figure id="attachment_8805" aria-describedby="caption-attachment-8805" style="width: 670px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-uyanmak.jpg"><img class="size-full wp-image-8805" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-uyanmak.jpg?resize=640%2C296" alt="Zamansal bir döngünün içinde sancılanıyoruz." width="640" height="296" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-uyanmak.jpg?w=670&amp;ssl=1 670w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-uyanmak.jpg?resize=300%2C139&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8805" class="wp-caption-text">Zamansal bir döngünün içinde sancılanıyoruz.</figcaption></figure></p>
<p>Durun. Durun diyorum size! Ben söylemeden koşmayın. Durun. Şimdi son sayıyı söyleyeceğim ve o an keşfedeceğiz. Durun rica ederim. Ve son kez. Üç&#8230;</p>
<p>Zamanı durduramadık ama kendi zamanımızı durdurduk. Düşsel zaman bizim elimizde. Peki sınırlı bir sonsuzluk içinde mutluluk için ne yaptınız? Mutluluk derken gerçek bir mutluluğu kast ediyorum. Sadece size, benliğinize ait olan.. Kendiniz için ne yaptınız? Ne yaptınız da sizi var eden o varlık ve hiçlik çizgisinin üzerinde yürüdünüz? Ne yaptınız? Şu içine tıkılıp kaldığınızı savunduğunuz o sınırları her defasında ezip geçemediğiniz için yakınmaktan başka ne yaptınız? Kendi sınırlarınızı ezip geçtiniz mi? Gerçek bir keşfe çıktınız mı hiç? Asıl çağrıya kulak verdiniz mi? Doğaya, ağaçlara, gökyüzüne, toprağa, okyanusun derinliklerine&#8230; Yada daha basit haliyle dalgalara, yağmura, rüzgara, kar tanelerine&#8230; Ait olduğunuzu hayal ettiniz mi? Sizi var eden hislerin kaynağına ait olabildiniz mi? Ah o keşfedenler&#8230; Varlığının hiçliğini yaşayabilenler&#8230; Ne &#8216;mutlu&#8217; insanlardır..</p>
<p><figure id="attachment_8804" aria-describedby="caption-attachment-8804" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-iki-yuz.jpg"><img class="size-full wp-image-8804" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-iki-yuz.jpg?resize=620%2C350" alt="Zamanı durduramadık ama kendi zamanımızı durdurduk." width="620" height="350" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-iki-yuz.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-iki-yuz.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8804" class="wp-caption-text">Zamanı durduramadık ama kendi zamanımızı durdurduk.</figcaption></figure></p>
<p>Son sayı da söylendi. Hala duruyor musunuz?</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyanis/">Uyanış</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uyanis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8803</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalabalık İçindeki Yalnızlık Şehri: İstanbul</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalabalik-icindeki-yalnizlik-sehri-istanbul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalabalik-icindeki-yalnizlik-sehri-istanbul/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Simge Selvitopu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8736</guid>
				<description><![CDATA[<p>Buram buram özgürlük, buram buram insanlık kokar İstanbul. Kalabalık içinde yalnızlık, yalnızlık içinde kalabalıktır. Hiç kin tutmaz bu kent. Yaftalamaz, bir bavula yapıştırır gibi etiket kondurmaz sırtına.  Gün batıp da ay parladı mı ve martılar gökyüzünde ışıklarıyla dolaştığında kaotik yüzünü döner. Kimi evine döner kimi evinden yeni çıkar kimileri de zaten hep volta atmaktadır. Her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalabalik-icindeki-yalnizlik-sehri-istanbul/">Kalabalık İçindeki Yalnızlık Şehri: İstanbul</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Buram buram özgürlük, buram buram insanlık kokar İstanbul. Kalabalık içinde yalnızlık, yalnızlık içinde kalabalıktır. Hiç kin tutmaz bu kent. Yaftalamaz, bir bavula yapıştırır gibi etiket kondurmaz sırtına.  Gün batıp da ay parladı mı ve martılar gökyüzünde ışıklarıyla dolaştığında kaotik yüzünü döner. Kimi evine döner kimi evinden yeni çıkar kimileri de zaten hep volta atmaktadır.</p>
<p>Her vakit güzel bir kadına, adama rastlama imkanınız vardır. Gerçi yorar gözlerinizi reklam panoları, otobüste tuttuğunuz yere kadar sızan reklam şablonları. Ama duvar yazıları da vardır, duvar resimleri, grafitiler. Yapılan gudubet alış-veriş merkezleri, gökdelenlerinin yanı sıra güzel, tarihi camileri, görkemli kiliseleri vardır. İstediğiniz an girip dinlenebilir, ister dua eder ister eski İstanbul’a dair bulduklarınızın tadını çıkarırsınız.</p>
<p><figure id="attachment_8741" aria-describedby="caption-attachment-8741" style="width: 272px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-ortakoy-camisi.jpg"><img class="size-full wp-image-8741" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-ortakoy-camisi.jpg?resize=272%2C186" alt="İstanbul - Ortaköy Camii" width="272" height="186" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8741" class="wp-caption-text">İstanbul &#8211; Ortaköy Camii</figcaption></figure></p>
<p>Ruh denen tanımlanmaz o sonsuzluk simgesi şehirler içinde geçerlidir. Her şehrin ve şehrin içindeki her semtinde başka bir tadı vardır. İstanbul’un ruhu eski ve yeni bir arada kalabalık ve yalnızlık iç içe oluşudur. İstanbul fethi zor Fatih’i tek şehirdir. İstanbul Birinci Dünya Savaşı’nda ilk kuşatılan ve Mustafa Kemal tarafından kurtarılan şehirdir. İstanbul çok misafir ağırlayan şehirdir. Anlatmakla bitmez yaşamak yetmez İstanbul’u&#8230; Doğduk, büyüdük, büyüyoruz bu şehirde daha keşfedilmedik kaç sokak var kim bilir bu yedi tepeli şehirde. Kız kulesi ayrı, Topkapı, Dolmabahçe Sarayı ayrı, Ortaköy’ü, Bebeği ayrı Beyoğlu’su ayrı bu şehrin neresinden başlasan anlatmaya diğerinin hatırı elbette kalacaktır. Çünkü İstanbul’u İstanbul yapan çok şey vardır. Her şey bir bütündür bir aradadır bu şehirde. Ne efsaneler yazılmıştır uğrunda ama hakkını da verir tam bir körler şehridir. Çünkü yaşıyorken herkes şikayet eder trafiğinden kalabalığından ama işte o kalabalık içindeki yalnızlık başka nerede vardır ki… Uğruna şiirler yazdırır. İstanbul hangi yazarı, hangi şairi etkilememiştir ki zaten.</p>
<p>Şehirlerin sahip olduğu bu ruh bazı yazarları etkisi altına almış hatta büyülemiştir. Romanlarında mekan olarak seçtikleri şehirler öylesine etkilemiştir ki romandaki kişileri ele geçirmekle kalmamış, kendisine dönüştürmüştür. Aslında şehirden asıl etkilenen bizzat yazarın kendisidir. Bunu öyle güzel işlemişlerdi ki bizlerde o günlere o şehirlere şehirlerin o ruhuna hayran kalırız. Ama ben bugünkü haline de hayranım İstanbul’un. Çünkü sokaklarını gerçekten dikkatle gezerseniz bir sokak bugünün sanatı grafitiyle doluyken diğer bir sokak eski İstanbul gibi durur karşınızda. Hiç değişmemiş hiç eskimemiş olarak. İstanbul’un tarihçesinden bahsetmek gerekirse;</p>
<p><figure id="attachment_8738" aria-describedby="caption-attachment-8738" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/eski-istanbul.jpg"><img class="size-full wp-image-8738" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/eski-istanbul.jpg?resize=400%2C264" alt="Eski İstanbul" width="400" height="264" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/eski-istanbul.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/eski-istanbul.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/eski-istanbul.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/eski-istanbul.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8738" class="wp-caption-text">Eski İstanbul</figcaption></figure></p>
<p>İstanbul’un tarihi 300 bin yıl önceye kadar uzanır. Küçükçekmece gölü kenarında bulunan Yarımburgaz mağarasında yapılan kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlanmıştır. Bu dönemde gölün çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yasadığı sanılmaktadır. Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt Paleolitik Çağ&#8217;a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik Çağ ile Üst <strong>Paleolitik Çağ</strong>&#8216;a özgü aletlere rastlanmıştır. 5000 yıllarından itibaren başta  <strong>Kadıköy</strong> Fikirtepe olmak üzere <strong>Çatalca</strong>, <strong>Dudullu</strong>, <strong>Ümraniye</strong>, <strong>Pendik</strong>, <strong>Davutpaşa</strong>, <strong>Kilyos</strong> ve Ambarlı&#8217;da yoğun bir yerleşimin başladığı sanılmaktadır. Ama bugünkü İstanbul&#8217;un temelleri M.Ö. 7. yüzyılda atılmıştır. M.S. 4. Yüzyılda İmparator Constantin tarafından yeniden inşa edilip, başkent yapılmış; o günden sonra da yaklaşık 16 asır boyunca Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde başkentlik sıfatını sürdürmüştür. Aynı zamanda, İmparator Constantis ile birlikte Hristiyanlığın merkezlerinden biri olan İstanbul, 1453&#8217;te Osmanlılar tarafından fethedildikten sonra Müslümanların en önemli kentlerinden biri sayılmıştır.</p>
<h2>İstanbul Tarihindeki Belli Başlı Dönemler</h2>
<p>Bizantion (M.O. 660 &#8211; M.S. 324) Yunanistan&#8217;dan gelen Megara&#8217;lılar M.Ö. 680&#8217;lerde Marmara Denizi&#8217;ni geçerek İstanbul&#8217;a ulaştılar ve bugünkü Kadıköy&#8217;de Halkedon adını verdikleri bir kent kurdular. &#8220;Körler Ülkesi&#8221; olarak da anılan Halkedon&#8217;un halkı tarımla uğraşıyordu. M.Ö. 660&#8217;larda da Trak kökenli komutanları Bizans önderliğinde yola çıkan Mega&#8217;lıların diğer bir kolu bugünkü Sarayburnu&#8217;nun olduğu yerde başka bir kent daha kurdu. Efsaneye göre Delfi Tapınağı&#8217;ndaki kahinin öğüdüne uyarak burayı seçen Megara&#8217;lılar, komutanlarının adından hareketle, kente &#8220;Bizantion &#8221; adını verdiler. Bu yörede Megara&#8217;lılardan önce de bazı Trak toplulukları yaşadığı bilindiği için Megara&#8217;lılarla yerli halkın kaynaşmış oldukları sanılmaktadır. Pek çok istilalara uğrayan Bizantion, M.Ö. 269&#8217;da Bithynıalılar tarafından yağmalanarak ele geçirildi. M.Ö. 202&#8217;de Makedonyalılar&#8217;in tehdidinden korkarak, Bizantion Roma&#8217;dan yardım isteğinde bulundu. Bu dönemden itibaren kentte Roma İmparatorluğu&#8217;nun etkisi başlamış ve M.Ö 146&#8217;da kent Roma&#8217;nın egemenliğine girmiştir. Önceleri idari olarak varlığını sürdüren kent, daha sonra Bitinya-Pontus eyaletinin bir parçası haline gelmiştir. Böylece 700 yıllık kent devleti statüsü sona ermiştir. Eski İstanbul Evleri 73 yılında Bizantion Roma&#8217;nın Bithynia-Pontus eyaletine bağlandı. İmparator Vespasianus kentin gelişimine katkıda bulundu. 193 yılına gelindiğinde, Roma İmparatoru Septimus Severus, Partlar&#8217;in tarafını tutan Bizantion&#8217;u kuşatarak kenti yağmalayıp, surları da yıktırdı. Daha sonra ise surları yeniden inşa ettirip, kenti imar etti. Yeni binalarla sokakları düzenledi. Hipodrom inşaatını başlattı. 269&#8217;da kent bu defa Gotlar&#8217;ın saldırısına uğradı. Zafer kazanan Gotlar, deniz kıyısına yakın bir yere sütunlarını diktiler. 13&#8217;de Nicomedialılar kenti ele geçirdiler. I.Constantinus, Nicomedialilar&#8217;la yaptığı savası kazanarak kenti geri aldı.</p>
<p>Roma İmparatorluğu&#8217;nun başkenti (324 &#8211; 395) Bizantion Roma&#8217;nın Doğu&#8217;sunun yönetim merkezi olarak seçildi. Bu yeni konumu, kentin dünya kültürü ve siyaseti içindeki önemli rolünü de belirledi. I. Constantinus (324-337), Romalı soyluları Bizantion&#8217;a çağırarak kentin Romalı nüfusunu artırdı. Yeni başkentin konumuna yakışır bir imar hamlesi başlatıldı. Limanlar ve su tesisleri yeniden düzenlendi. Kent içi su dağıtım sistemlerinin temelleri atıldı. Savunma için yeni bir sur yaptırıldı. Septimus Severius&#8217;un başlattığı hipodrom inşaatı tamamlandı. 100 bin kişilik hipodromun genişliği 117, uzunluğu ise 480 metreydi. Hipodrom duvarlarinın üzeri çok sayıda heykelle süslüydü. En önemlisi de at heykelleriydi. Kentin Latinler tarafından istila edilmesiyle bu at heykelleri Venedik&#8217;e, San Marco Meydanı&#8217;na taşındı. Hipodrom&#8217;daki (Sultanahmet Meydanı) imparatorluk sarayı (Sultanahmet Camisi&#8217;nin bulunduğu alan) ve anıtsal ibadethaneler, akropolis (Topkapi Sarayı&#8217;nın bulunduğu yer) yapıldı. Önceleri Nea (Yeni) Roma adı ile anılan kenti, I. Constantinus kendi adıyla özdeşleştirdi. 11 Mayıs 330 tarihinde kentin adı Constantinopolis olarak ilan edildi. Önce Aya Irini, ardından 360 yılında da Ayasofya kiliselerini yaptıraran I. Constantinus, kenti Hiristiyan dünyası için önemli bir merkez haline getirdi. Bizans İmparatorluğu Dönemi (395 &#8211; 1453) 476&#8217;da Batı Roma&#8217;nın yıkılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu&#8217;na dönüşmüş ve İstanbul da, bu yeni imparatorluğun başkenti haline gelmiştir. 6. yüzyılın ortaları, Bizans İmparatorluğu ve İstanbul için yeni bir yükseliş döneminin baslangicidir. İmparator I. Jüstinyen yönetimindeki bu dönemde daha önce tahrip edilmiş olan Ayasofya bugünkü haliyle yeniden inşa edilmiş, 543&#8217;lerde kentte görülen ve nüfusun yarısının ölümüne sebep olan veba salgınının izleri silinmiştir.</p>
<p>7, 8 ve 9. Yüzyıllar İstanbul için kuşatılma yılları oldu. Yedinci yüzyılda Sasaniler ve Avarlar&#8217;in saldırısına uğrayan kenti, sekizinci yüzyılda Bulgarlar ve Müslüman Araplar dokuzuncu yüzyılda ise Ruslar ve Bulgarlar kuşattılar. 1204&#8217;de kent Haçlılar tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Bu işgal ve yağma sonrasında Orta Çağın en büyük kenti 40-50.000 nüfuslu, yoksul ve harabe bir kente dönüştü. Bu dönemden sonra İstanbul sürekli küçülmeye ve fakirleşmeye başladı. Şehrin soylu ve zenginleri İznik&#8217;e göç etti. Latin İmparatorluğu sadece İstanbul ve yöresinde egemenlik kurabildi. İznik (Nikia), Trabzon ve Yunanistan&#8217;daki Epiros&#8217;ta bir Bizans muhalefeti gelişti. 1254 yılına gelindiğinde Latin İmparatorluğu çepeçevre kuşatılmıştı. Bu esnada İstanbul çok fakirleşmiş hatta Latin İmparatoru II. Baudouin ısınmak için sarayının ahşap bölümlerini yakacak olarak kullanmaya başlamıştı. Nihayet 1261 yılında Palailogos Hanedani İstanbul&#8217;u tekrar ele geçirdi ve böylece İstanbul&#8217;daki Latin dönemi sona erdi.</p>
<p>Eski İstanbul (Aksaray) Osmanlı İmparatorluğu Dönemi (1453-1923) Kent, 1391 yılından başlayarak Osmanlılar tarafından kuşatılmaya başlandı. 1396&#8217;da I. Bayazıd (1389-1403), Karadeniz&#8217;den gelecek yardımları önlemek için kentin Anadolu yakasına bir hisar yaptırdı. Kenti almaya kararlı olan II. Mehmed de (1451-1481), Bizans&#8217;a Kuzey&#8217;den gelecek yardımları her iki taraftan Boğaz&#8217;ı tutarak önlemek için bu defa kentin Avrupa yakasına Rumeli Hisarı&#8217;nı inşa ettirdi. İstanbul&#8217;un fetih hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı. Kuşatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 16 kadırgadan oluşan güçlü bir donanma oluşturuldu. Asker sayisi iki kat arttırıldı. Bizans’ın yardım almasını engellemek için yardım yolları kontrol altına alındı. Cenevizlilerin elinde bulunan Galata&#8217;nın da savaş esnasında tarafsız kalması sağlandı. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanlı öncü kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü. Böylece kuşatma başladı. İki aya yakın süren bu kuşatma dönemi 29 Mayıs 1453 günü sabaha karşı başlayıp, öğleden sonra kentin ele geçirilmesiyle tamamlandı. Bu tarihten itibaren İstanbul bir Osmanlı kenti oldu.</p>
<p>Fetihten sonra şehrin kalkındırılması için yeni iskan bölgeleri oluşturuldu. Bizans&#8217;in son dönemlerinde görkemini yitirmiş olan kentte, öncelikle eskiden kalma binalar ve surlar onarılmaya başlandı. Bizans altyapıları üzerinde Osmanlı&#8217;nın temel kurumlarının binaları yükselmeye başladı. Büyük su sarnıçlarının da korunması sağlandı. Osmanlı kimliğine uygun bir gelişme gösteren İstanbul artık imparatorluğun başkenti idi. Nüfusu artırmaya yönelik bu iskan ve sürgünlerle oluşan mahalleler daha sonraki Istanbul idari yapısının temelini oluşturdu. 1459&#8217;da İstanbul her biri farklı demografik özellikler taşıyan dört idari birime ayrıldı. Bunlardan biri idarenin merkezinin olduğu Suriçi, diğer üçü ise surdışında yeralan ve &#8220;Bilad-i Selase&#8221; olarak adlandırılan Eyüp (Büyük ve Küçük Çekmece, Çatalca ve Silivri dahil), Galata ve Üsküdar&#8217;di. 1457 sonunda eski başkent Edirne&#8217;nin uğradığı büyük yangınla şehre yeni göçmenler geldi ve şehir oldukça şenlendi. İstanbul, fetihten elli yıl sonra Avrupa&#8217;nın en büyük şehri haline geldi. 16. yüzyıla büyük bir şehir olarak giren İstanbul, Küçük Kıyamet olarak anılan 14 Eylül 1509 depreminde çok zarar gördü. 8 Şiddetinde olduğu tahmin edilen ve artçı sarsıntıları 45 gün süren depremde binlerce bina yıkıldı, binlerce kişi öldü.</p>
<p>Eski İstanbul İstanbul, 1510&#8217;da Sultan II. Beyazıd tarafından 80.000 kişinin istihdamıyla neredeyse yeniden kuruldu. Bu yüzden günümüze gelebilen eserlerin büyük çoğunluğu bu devirden kalmıştır. 1520-1566 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman yönetiminde İstanbul birçok değerli esere ve izleri günümüze kadar ulasan bir kent planına kavuşarak, gelişmiştir. Bu dönemde özellikle Mimar Sinan imzalı birbirinden değerli çok sayıda eser inşa edilmiştir. Veba salgını, yangınlar ve sellere rağmen Kanuni dönemi İstanbul için tam bir yükseliş dönemi sayılmıştır. Lale Devri olarak da anılan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa&#8217;nın sadrazamliğındaki 1718-1730 yılları, itfaiye teskilatının kurulması, ilk matbaanın açılması ve çesitli fabrikaların inşasıyla İstanbul&#8217;un değişmeye başladığı dönemdir. 3 Kasım 1839&#8217;da Topkapı Sarayı&#8217;nın Gülhane Bahçesi&#8217;nde okunarak halka ilan edilen Tanzimat Fermani ile İstanbul&#8217;da yeni bir dönem açıldı. Batılılaşma sürecinin hızlandığı bu dönemde İstanbul&#8217;da mimariden yaşama tarzına, eğitim kuruluşlarından sanayi kuruluşlarına kadar birçok alanda yenilikler yaşandı.</p>
<p><figure id="attachment_8742" aria-describedby="caption-attachment-8742" style="width: 645px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-topkap-sarayi.jpg"><img class="size-full wp-image-8742" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-topkap-sarayi.jpg?resize=640%2C308" alt="Topkapı Sarayı" width="640" height="308" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-topkap-sarayi.jpg?w=645&amp;ssl=1 645w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-topkap-sarayi.jpg?resize=300%2C144&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8742" class="wp-caption-text">Topkapı Sarayı</figcaption></figure></p>
<p>Bu dönemde şehir yeni alanlara doğru genişlemeye başladı.Suriçi Bakirköy yönünde, Galata ise Teşvikiye yönünde yayılırken; Boğaziçi&#8217;nde Sarıyer&#8217;e iskan hızlandı. Anadolu yakası ise bir taraftan Bostancı, diğer taraftan Beykoz&#8217;a doğru büyüdü. Bu yıllar, altyapı ve kent hizmetlerinde de önemli gelişmelere sahne oldu. Haliç üzerine köprü yapılması, tünel (metro), Rumeli Demiryolu, kent içi deniz tasımacılığı yapan Şirket-i Hayriye&#8217;nin açılması, Şehremaneti (Belediye) örgütünün diğer belediye dairelerinin kurulması, ilk telgraf hattinin çekilmesi, Zaptiye Nezareti&#8217;nin kurulması ve ona bağlı karakolların açılması, Vakıf Gureba Hastanesi&#8217;nin hizmete girmesi ve Atlı Tramvay Şirketi bu gelişmelerin sadece bazılarıdır. 23 Aralık 1876&#8217;da I. Meşrutiyet ve 24 Temmuz 1908&#8217;de II. Meşrutiyet ilanlarına sahne olan ve halk arasında &#8220;Üçyüzon Depremi&#8221; denen 1894 depreminde büyük zarar gören İstanbul&#8217;, II. Dünya Savaşı&#8217;nın ardından 13 Kasım 1918&#8217;de İtilaf Devletleri donanmasınca işgal edildi.<br />
1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşuyla İstanbul&#8217;un başkent dönemi sona erdi. Ama başkent olmasa da hiçbir şey eksilmedi İstanbul’dan Türkiye’nin göz bebeklerinden biri oldu hep. Hem onca yıl başkentlik yaptığı için tarih dolu. Geçmişin izlerini taşıyan tozlu raflarda duran bir tarih atlası gibi tabii farkında olana. Farkına varanlar zaten ilham alıyor bu şehirden. Uğruna yazılan onca kitaptan onca şiirden belli.</p>
<p>Şehir ve yazardan bahsedilip de İstanbul’dan bahsedilmeden asla geçilemez. İstanbul birçok yazar ve şair için vazgeçilmezdir. Yazılan romanların yüzde sekseni İstanbul’u mekan eylemiştir. İstanbul’la ilgili yazılan birçok kitap sayabiliriz. Üç İstanbul, Huzur, Sinekli Bakkal &#8230;Ama bu romanlardan İstanbul’u romanın başkişisi yapan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘’Huzur’’ isimli romanıdır. Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur romanında doğu- batı değerlerini temsil edecek şekilde şehri ikiye ayırıyor. İstanbul tarafında mahalleleri, geleneklerin göreneklerin değerlerin yaşadığı semtlerdi. Beyoğlu tarafı ise kentin batılılaşmış öteki yarısıydı. Oturulan mekan doğu ve batı değerlerini temsil etmek bakımından da önem taşımaktadır. Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur romanından önce yazdığı Beş Şehir İsimli deneme kitabının İstanbul ile ilgili bölümünde anlattıklarını Huzur romanında genişleterek bir aşk hikayesi çevresinde anlatmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_8739" aria-describedby="caption-attachment-8739" style="width: 270px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/evliya-celebinin-istanbulu.jpg"><img class="size-full wp-image-8739" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/evliya-celebinin-istanbulu.jpg?resize=270%2C422" alt="Evliya Çelebi'nin İstanbulu" width="270" height="422" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/evliya-celebinin-istanbulu.jpg?w=270&amp;ssl=1 270w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/evliya-celebinin-istanbulu.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8739" class="wp-caption-text">Evliya Çelebi&#8217;nin İstanbulu</figcaption></figure></p>
<p>Evliya Çelebi&#8217;de seyahatnamesinin birinci cildinde İstanbul&#8217;u anlatır. İstanbul’un kuruluşundan Evliya Çelebi’nin yaşadığı zamana kadar olan dönemi tasvirlerle ve hikayelerle anlatmaktadır. Ayrıca İstanbul’ da yapılan 17 tılsıma ve tılsımlarla ilgili efsanelerede yer vermiştir.</p>
<p>Orhan Pamuk ise Kafamda Bir Tuhaflık romanında o eski İstanbul diyebileceğimiz son dönemleri anlatmıştır. Yeni yeni dikilen apartmanlar anlatılmıştır. Ancak ne yazık ki modern zamanların rüzgarı şehirleri birbirinden ayıran ve farklılık yaratan güzellikleri birer birer yok olmaktadır. Şehirlerin içinde yaşadığı varsayılan bu ruhlar artık kitaplarda yaşamaktadır. Bu ara bende İstanbul’u bu kitapta yazanlar gibi yaşamak istiyorum. Ama birçok yerde o eski hava kalmamış.  Gökdelenler ya da batılılaşma adı altında yok olmalar şehrin ve semtlerinin o ruhlarını havalarını yok etmiş. Mesela yaşıtlarımın aksine ben Beyoğlu’nu sevmezdim. Ama metrodan çıkarken gördüğüm o 1950’lere 70’lere ait fotoğraflardan sonra o kalabalığa ya da insanlara aldırmadan gezmeliydim Beyoğlu’nu. Her semtinde ayrı lezzeti olan İstanbul’u bende başka bir tatla gezdiğimde zaten görüyordum o bambaşka sesleri havaları. Engel olamadı hiçbir gökdelen ya da birkaç batı özentisi İstanbul’un tadını çıkarmama…</p>
<p><figure id="attachment_8740" aria-describedby="caption-attachment-8740" style="width: 382px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-fotograflari.jpg"><img class="size-full wp-image-8740" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-fotograflari.jpg?resize=382%2C488" alt="Tılsımlar Şehri İstanbul" width="382" height="488" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-fotograflari.jpg?w=382&amp;ssl=1 382w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/istanbul-fotograflari.jpg?resize=235%2C300&amp;ssl=1 235w" sizes="(max-width: 382px) 100vw, 382px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8740" class="wp-caption-text">Tılsımlar Şehri İstanbul</figcaption></figure></p>
<p>Galata Kulesi ve kuleye çıkan yollar, yokuşlar… Ser verip sır vermez bir sessizlik içindedir.<br />
İstiklal Caddesi&#8217;nin tramvayı hipnozun sarkacı gibidir. Arada çalan çanı kimi zaman uyarır &#8216;bir düş caddesindesin unutma. Caddenin yerlilerine, yerdekilerine uzat elini&#8217; diye. Onlar ki bir varlar bir yoklar. Bilinçaltı imgeleri gibidirler. Caddeden beslenirler. Duyabilirsen seslerini yakalarsın özgürlüğün ritmini.<br />
İstanbul şehir devleti gibidir. Her semtin insanları kendine özgü bir örgütlenmeyle yaşar. İlkçağ medeniyetlerinde Yunanistan, İtalya ve Eskiçağda Mayalarda görülen şehir devletleri medeniyetin ilerlemesinde büyük katkıda bulunmuşlardır.</p>
<p><figure id="attachment_8737" aria-describedby="caption-attachment-8737" style="width: 366px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/beyoglu-nostaljij-tren.jpg"><img class="size-full wp-image-8737" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/beyoglu-nostaljij-tren.jpg?resize=366%2C550" alt="Beyoğlu'nun nostaljik tramvayı" width="366" height="550" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/beyoglu-nostaljij-tren.jpg?w=366&amp;ssl=1 366w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/beyoglu-nostaljij-tren.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8737" class="wp-caption-text">Beyoğlu&#8217;nun nostaljik tramvayı</figcaption></figure></p>
<p>İstanbul kültürel olarak ülkemizi besleyen bir şehirdir. Entelektüelleriyle, ressamları, şairleri, yazarları, travestileri, şarapçıları, romenleri, müzisyenleri, sinemacıları ve daha niceleriyle… Hepsi birbirinden beslenirler. Kimi zaman arızalara sahne olur gerçek kaoslar yaşanır.  Bir gün döneceğim İstanbul, ver elini diyeceğim. Resistansları taşlayacak, göğü delen yapılarla savaşacağım. Ya da büyüsüne kapılıp her gün gördüğüm yerleri turist gözleri ve adımlarıyla gezeceğim.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalabalik-icindeki-yalnizlik-sehri-istanbul/">Kalabalık İçindeki Yalnızlık Şehri: İstanbul</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalabalik-icindeki-yalnizlik-sehri-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8736</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kağıt Üretiminden Notlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kagit-uretiminden-notlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kagit-uretiminden-notlar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 05 Apr 2017 15:03:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kırtasiye Gezgini]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8719</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazı yazmayı hayatlarının ayrılmaz bir parçası olarak görenlerin en sadık arkadaşlarından biri kağıt ve defterlerdir. Her ne kadar kağıtlar yazı yazmaktan başka duvar süslemeleri, paketlemeler, süs eşyası yapımı gibi başka pek çok alanda da kullanılıyor olsa da günümüzde hâlâ en önemli yazı araçlarından biridir ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu geleneksel yazı aracını hayatımızdan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kagit-uretiminden-notlar/">Kağıt Üretiminden Notlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazı yazmayı hayatlarının ayrılmaz bir parçası olarak görenlerin en sadık arkadaşlarından biri kağıt ve defterlerdir. Her ne kadar kağıtlar yazı yazmaktan başka duvar süslemeleri, paketlemeler, süs eşyası yapımı gibi başka pek çok alanda da kullanılıyor olsa da günümüzde hâlâ en önemli yazı araçlarından biridir ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu geleneksel yazı aracını hayatımızdan kolayca çıkartabilmemiz mümkün değildir.</p>
<p><figure id="attachment_8728" aria-describedby="caption-attachment-8728" style="width: 225px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Papirüs.jpg"><img class="wp-image-8728 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Papirüs-225x300.jpg?resize=225%2C300" alt="Papirüs" width="225" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Papirüs.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Papirüs.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8728" class="wp-caption-text">Papirüs</figcaption></figure></p>
<p>Bilindiği gibi, yazının icadı ile kağıdın icadı arasında epeyce fazla bir zaman aralığı var efendim. Kağıdın icadından önce yazılar taşlara, ağaç kabukları ve yapraklara, kil tabletlere, hayvan iskeletlerine ve derilerine, vb. yüzeylere yazılmaktaydı. Bu araçların kullanımındaki zorluklar, daha pratik bir yazı aracının keşfine de zemin hazırladı. Mezopotamya&#8217;da yetişen saz ağacından ilk olarak M. Ö. 2500-2000 yılları arasında üretilen papirüsler, kağıdın keşfinde en önemli kilometre taşıydı. Yan yana dizilen sazların preslenip kurutulmasıyla oluşturulan papirüsler, liflerin sıkıştırılmasıyla üretilmekteydi.</p>
<p>Papirüs üretiminin zor olması ve coğrafi koşullarla sınırlı kalması, bu alanda yeni arayışları da beraberinde getirdi ve bu arayışlar içinde, parşömenin keşfi de sağlanmış oldu. Kirece yatırılarak kıllarından arındırılan derinin et ve yağlarının alınmasından sonra gerilerek kurutulmasıyla elde edilen parşömen, değişik malzemelerle zımparalandıktan sonra yazım için hazır hale getirilir. Fakat, parşömen üretiminin de oldukça zahmetli ve masraflı olması, daha pratik bir yazı aracına duyulan gereksinimi ortadan kaldırmaya yeterli olmadı.</p>
<p><figure id="attachment_8729" aria-describedby="caption-attachment-8729" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Parşömen.jpg"><img class="size-full wp-image-8729" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Parşömen.jpg?resize=300%2C214" alt="Parşömen" width="300" height="214" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Parşömen.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Parşömen.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8729" class="wp-caption-text">Parşömen</figcaption></figure></p>
<p>Bugün kullandığımız kağıtların ilk örnekleri, Çin&#8217;de yaşayan bir memur olan <strong>Ts&#8217;ai Lun </strong>tarafından M. S. 105 yılında icat edilmiştir efendim. Fakat, ilk <a href="https://goo.gl/AjGjaC"><strong>kağıt</strong></a> hamurunun içeriğinde neler yok neler&#8230; Çeşitli bitki artıkları, eski balık ağları, paçavralar, vb. materyaller bol su içinde kaynatılıp karıştırılıyor, elde edilen hamurun düzeltilmesiyle kağıt elde ediliyordu.</p>
<p>Bu yöntem, Avrupa&#8217;da ilk olarak İspanya&#8217;da 1151 yılında kullanıldı. Matbaanın icadından sonra kağıt ihtiyacının artması, daha hızlı ve pratik bir şekilde kağıt üretimi arayışını da beraberinde getirdi. Bu konuda sürdürülen araştırmalar, 18. yüzyılda yeni bir boyut kazandı. Yaban arılarının kendileri için yaptıkları kağıt kovanını inceleyen bilim insanları, günümüzde kullanılan kağıt üretim teknolojisinin temellerini attılar. 1798 yılında kurulan ilk kağıt fabrikasında, büyük fıçılardan yararlanılarak ince kağıt üretimini kolaylaştıran basit düzenekler kullanıldı.</p>
<p><figure id="attachment_8726" aria-describedby="caption-attachment-8726" style="width: 291px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Matbaanın-icadı.jpg"><img class="size-full wp-image-8726" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Matbaanın-icadı.jpg?resize=291%2C186" alt="Matbaanın icadı" width="291" height="186" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8726" class="wp-caption-text">Matbaanın icadı</figcaption></figure></p>
<p>1803 yılında kağıt üretiminde kullanılmaya başlanan daha ileri düzeydeki makineler, kırtasiyeci <strong>Fourdriniert </strong>kardeşlerin adını aldı. Fourdriniert makinesinde kağıt, keçe parçaları üzerinde biçim kazanıyor ve son işlemler elle yapılıyordu. 20. yüzyıla kadar bu alanda çok büyük bir değişim görülmezken, ilk olarak 1908 yılında üretilen silindirli makineler, bugünkü kağıt üretim teknolojisini büyük oranda tamamlamış olmaktaydı. Bu makinelerde üretim, seyreltik <a href="https://goo.gl/FmtCrw"><strong>hamurun</strong></a> elde edilmesiyle başlayıp kurutma ucundaki bobinlerde son bulmakta ve tümüyle el değmeden gerçekleştirilmektedir.</p>
<p><figure id="attachment_8721" aria-describedby="caption-attachment-8721" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Fourdriniert-makinesi.jpg"><img class="size-full wp-image-8721" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Fourdriniert-makinesi.jpg?resize=300%2C180" alt="Fourdriniert makinesi" width="300" height="180" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8721" class="wp-caption-text">Fourdriniert makinesi</figcaption></figure></p>
<p>Modern kağıt üretim teknolojisinde kağıt hamuru, telden veya plastikten yapılmış bir bant üzerine aktarılır. Hamurun elde edilmesinde ise esas olarak iki yöntem kullanılır. Bunlardan biri <strong>mekanik</strong>, diğeri ise <strong>kimyasal </strong>yöntemdir. <strong>Mekanik yöntem</strong>, düşük kalitede kağıtların üretilmesinde kullanılır. Örneğin, gazete kağıtları bu türdendir. Bu tür kağıtların hamurunda, yaprağını dökmeyen ağaçlar kullanılır. Kütük halinde kesilen bu ağaçların önce kabukları soyulur, ardından bunlar öğütücüde ufalanır ve suyla yıkanır. Verilen suyun miktarı, aynı zamanda da kağıdın kalitesini etkiler. Miktarın azalması durumunda, sıcaklık artar ve parçalar yeterince ufalanmadan kalır. Miktar arttıkça parçalarda da küçülme gerçekleşir ve daha iyi bir karışım elde edilir. İşte bu odun parçaları ve sudan oluşan karışımdan elde edilen kağıt hamuru, pek çok kez elekten geçirilerek büyük parçalarının öğütülmesinin ardından içindeki fazla suyun emilmesiyle diğer aşamalar için hazır hale getirilir.</p>
<p><figure id="attachment_8727" aria-describedby="caption-attachment-8727" style="width: 426px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Modern-kağıt-makineleri.jpg"><img class="size-full wp-image-8727" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Modern-kağıt-makineleri.jpg?resize=426%2C240" alt="Modern kağıt makineleri" width="426" height="240" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Modern-kağıt-makineleri.jpg?w=426&amp;ssl=1 426w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Modern-kağıt-makineleri.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 426px) 100vw, 426px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8727" class="wp-caption-text">Modern kağıt makineleri</figcaption></figure></p>
<p>Diğer taraftan, kağıt hamurunun üretilmesinde en sık kullanılan <strong>kimyasal yöntemde</strong> ise hamur üretimine su yerine değişik birtakım kimyasal maddeler katılır. Mekanik yöntemde olduğu gibi çok küçük parçalara ayrılan odun bileşenlerden, yine bir dizi kimyasal yöntemle, istenmeyen maddeler ayrıştırılır ve diğerine oranla çok daha yüksek kalitede bir kağıt hamuru elde edilir. Hamurun içindeki asit ve alkali bileşenler, daha kaliteli bir kağıt üretimini olanaklı kıldığı gibi, yazının da daha kalıcı olmasını sağlar.</p>
<p><figure id="attachment_8723" aria-describedby="caption-attachment-8723" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kağıt-hamurunun-saflaştırılması.jpg"><img class="size-full wp-image-8723" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kağıt-hamurunun-saflaştırılması.jpg?resize=300%2C169" alt="Kağıt hamurunun saflaştırılması" width="300" height="169" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8723" class="wp-caption-text">Kağıt hamurunun saflaştırılması</figcaption></figure></p>
<p>Bu iki yöntemden biriyle hazırlanan kağıt hamuru, daha sonra ızgara ağzına yerleştirilir ve yan kısımlarından silkelenerek lif ağı düzenlenir. Izgara deliklerinden akan suyla liflerin kapanması sağlanır ve daha sık bir ağ elde edilir. Fazla suyun emilimi ise ızgaranın altına yerleştirilmiş vakum kasalarla gerçekleştirilir. Bu işlemin ardından, tel kaplı hafif bir merdane, hamur tabakaya üstten basınç uygular. Kağıdın ızgaradan ayrılması, bir başka merdane yardımıyla olur ve bu merdane, aynı zamanda da kağıtta kalan nemi emer. Bu suyun lif ve kimyasal maddeler bakımından zengin olması, yeniden kullanılmasını sağlar. Kağıtlara parlaklık özelliği ise pürüzsüz demirden yapılmış perdahlama merdaneleriyle kazandırılır. Ve son olarak, kağıdın statik elektriği azaltılarak büyük bobinlere sarılması gerçekleştirilir. Kağıt eğer bobin olarak kullanılacaksa boyuna kesilir, böyle kullanılmayacaksa formalar halinde hazırlanır ve sayımı gerçekleştirildikten sonra paketlenir.</p>
<p><figure id="attachment_8722" aria-describedby="caption-attachment-8722" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kağıdın-bobinlere-sarılması.jpg"><img class="size-full wp-image-8722" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kağıdın-bobinlere-sarılması.jpg?resize=300%2C169" alt="Kağıdın bobinlere sarılması" width="300" height="169" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8722" class="wp-caption-text">Kağıdın bobinlere sarılması</figcaption></figure></p>
<p>İşte böyle efendim&#8230; O çok sevdiğimiz, hatta belki bazen yazmaya bile kıyamadığımız kağıtlarımız, genel olarak bu şekilde üretilmekte. Dünya geneline baktığımızda, en büyük üreticinin Çin ve ABD olduğunu görmekteyiz. Türkiye ise yıllık 2,5 milyon ton kağıt ve karton üretimiyle 25. sırada. Fakat maalesef, geri dönüştürülmüş kağıt kullanımında pek de üst sıralarda olmadığımızı belirteyim.</p>
<p>1 ton kağıdın geri dönüştürülmesiyle 17 ağacın kesilmesini önleyebileceğimiz hatırlatmasıyla;</p>
<p>Keyifli yazılar efendim&#8230;</p>
<p><a href="http://www.kalemlik.com" target="_blank"><img class="aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/320x100.jpg?resize=320%2C100" alt="kalemlik.com'dan Sanat Duvarı okurlarına 25 TL hediye çeki" width="320" height="100" border="0" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kagit-uretiminden-notlar/">Kağıt Üretiminden Notlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kagit-uretiminden-notlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8719</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zalimin Dini Olmaz!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zalimin-dini-olmaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zalimin-dini-olmaz/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 05 Apr 2017 04:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8388</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstediğimiz kadar ibadet edelim, mahallemizde, semtimizde ki kediler, köpekler, kuşlar açlıktan kıvranıyorsa, hiç mi payımıza düşen vebal yok? Boşuna mı Hz Ömer &#8221; Dağlara buğday serpin, müslüman ülkesinde kuşlar aç kalmasın&#8221; buyurdu. Sevgili Peygamberimiz savaşta, sırf doğum yapan köpek ve yavruları zarar görmesin diye ordunun yönünü değiştirdi? Bir ülkenin hayvanlarına verdiği değer gelişmişlik düzeyinin aynasıdır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zalimin-dini-olmaz/">Zalimin Dini Olmaz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstediğimiz kadar ibadet edelim, mahallemizde, semtimizde ki kediler, köpekler, kuşlar açlıktan kıvranıyorsa, hiç mi payımıza düşen vebal yok?<br />
Boşuna mı Hz Ömer &#8221; Dağlara buğday serpin, müslüman ülkesinde kuşlar aç kalmasın&#8221; buyurdu.<br />
Sevgili Peygamberimiz savaşta, sırf doğum yapan köpek ve yavruları zarar görmesin diye ordunun yönünü değiştirdi?<br />
Bir ülkenin hayvanlarına verdiği değer gelişmişlik düzeyinin aynasıdır. Bırakın işkence etmeyi, Avrupa da sahiplendiğiniz hayvanın aşısını dahi geciktirseniz rutin yapılan kontrollerde ceza alırsınız.<br />
Biz kuyruklarını keser, taciz, işkence eder, öldürürüz. Burası müslüman ülkesi öyle mi?<br />
Sorunca Elhamdülillah müslümanım&#8230;!<br />
Ya manada?<br />
Ne güzel buyurmuş Taptuk Emre &#8221; Zalimin dini olmaz&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zalimin-dini-olmaz/">Zalimin Dini Olmaz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zalimin-dini-olmaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8388</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Medeniyetin El Yazısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-el-yazisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-el-yazisi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 03 Apr 2017 08:30:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gökhan Ahmetoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8690</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazının icadının önemine, genel olarak herkesçe bilinen çivi yazısı kavramına sadık kalarak başlamak durumundayız. Çivi yazısının mucidi olan Sümerler, günümüz verilerine göre yazıyı ilk olarak depolarında ve tapınaklarında bulunan mallarını kaydetmek için kullanmışlardı. Bu gelişmeden sonra yazı, getirdiği ticari avantajlar sayesinde dünyaya açılacaktı. Toplum, kültür, siyaset, sanat ve bilim gibi tüm sistemleri eş zamanlı tetikleyecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-el-yazisi/">Medeniyetin El Yazısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazının icadının önemine, genel olarak herkesçe bilinen çivi yazısı kavramına sadık kalarak başlamak durumundayız. Çivi yazısının mucidi olan Sümerler, günümüz verilerine göre <a href="https://goo.gl/NK1uUX"><strong>yazıyı</strong></a> ilk olarak depolarında ve tapınaklarında bulunan mallarını kaydetmek için kullanmışlardı.</p>
<p><figure id="attachment_8692" aria-describedby="caption-attachment-8692" style="width: 576px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çivi-yazısı.jpg"><img class="size-full wp-image-8692" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çivi-yazısı.jpg?resize=576%2C403" alt="Çivi yazısı" width="576" height="403" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çivi-yazısı.jpg?w=576&amp;ssl=1 576w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çivi-yazısı.jpg?resize=300%2C210&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8692" class="wp-caption-text">Çivi yazısı</figcaption></figure></p>
<p>Bu gelişmeden sonra yazı, getirdiği ticari avantajlar sayesinde dünyaya açılacaktı. Toplum, kültür, siyaset, sanat ve bilim gibi tüm sistemleri eş zamanlı tetikleyecek olan kaydetme devrimi, günümüzdeki en güçlü alışkanlıkların binlerce yıllık kökenini oluşturacaktı. (Aslında, yontma taş devrinden itibaren başlayan bu arayış, binlerce yıllık birikimle belirli kalıplara oturmuş, daha da karmaşık hale gelmeye başlamıştı.)</p>
<p><figure id="attachment_8698" aria-describedby="caption-attachment-8698" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-alfabesi.jpg"><img class="size-full wp-image-8698" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-alfabesi.jpg?resize=640%2C674" alt="Sümer alfabesi" width="640" height="674" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-alfabesi.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-alfabesi.jpg?resize=285%2C300&amp;ssl=1 285w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8698" class="wp-caption-text">Sümer alfabesi</figcaption></figure></p>
<p>Yani bir düşünün; eğitim, toplum ve din sistemlerini oluşturmak için o âna dek yazı sistemine ihtiyaç duymamış olan insanlar, ilk sistemli “kaydetme” ihtiyacını maddiyat üzerine hissetmişlerdi. Bu da güçlü bir olasılıkla, yazının icadının insanlardan çok modern medeniyet ihtiyacıyla doğru orantılı olduğunu fısıldıyor aklımıza. Ve yine bu düşünceden hareketle, maddiyatla doğan medeniyet, maddi kaygılara gittikçe daha fazla saplandı. (Sanıyorum, konunun bu tarafı apayrı bir inceleme isteyen başka bir başlığını hak ediyor.)</p>
<p>Yazının icadından itibaren modern medeniyet, karşı konulamaz bir bilgi birikimine doğru ilerledi. Bu birikim, düşüncelerin kayda geçirildiği felsefeyle birlikte doğacak olan modern bilimle atağa geçen ve hem doğayı, hem de enerji kontrolünü eline alan <a href="https://goo.gl/viUtzV"><strong>teknoloji</strong></a> çağını tetikledi.</p>
<p><figure id="attachment_8694" aria-describedby="caption-attachment-8694" style="width: 547px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Günümüzü-ve-geleceğimizi-şekillendirmeye-devam-eden-yazı-artık-‘0’-ve-‘1’-lerin-sonsuz-kombinasyonlarıyla-bilişim-sektörüne-hayat-veriyor..jpg"><img class="size-full wp-image-8694" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Günümüzü-ve-geleceğimizi-şekillendirmeye-devam-eden-yazı-artık-‘0’-ve-‘1’-lerin-sonsuz-kombinasyonlarıyla-bilişim-sektörüne-hayat-veriyor..jpg?resize=547%2C272" alt="Günümüzü ve geleceğimizi şekillendirmeye devam eden yazı, artık ‘0’ ve ‘1’ lerin sonsuz kombinasyonlarıyla, bilişim sektörüne hayat veriyor." width="547" height="272" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Günümüzü-ve-geleceğimizi-şekillendirmeye-devam-eden-yazı-artık-‘0’-ve-‘1’-lerin-sonsuz-kombinasyonlarıyla-bilişim-sektörüne-hayat-veriyor..jpg?w=547&amp;ssl=1 547w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Günümüzü-ve-geleceğimizi-şekillendirmeye-devam-eden-yazı-artık-‘0’-ve-‘1’-lerin-sonsuz-kombinasyonlarıyla-bilişim-sektörüne-hayat-veriyor..jpg?resize=300%2C149&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 547px) 100vw, 547px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8694" class="wp-caption-text">Günümüzü ve geleceğimizi şekillendirmeye devam eden yazı, artık ‘0’ ve ‘1’ lerin sonsuz kombinasyonlarıyla, bilişim sektörüne hayat veriyor.</figcaption></figure></p>
<p>Sonuç mu? Sonuç, bu yazılanları belki de binlerce kilometre uzaktan okumanıza yardımcı olan 4K paneller. Az sonra Instagram’da paylaşacağınız bir fotoğrafa gelecek olan “like” bildirimi. İlan-ı aşk esnasında kullanmak için seçmekte zorlandığınız muhteşem müzik besteleri. Günlükleriniz ve hatta yazılı ütopyalarınız. Einstein’ın Genel Görelilik Kuramına dayandırdığı matematik denklemleri ve öğretmenlerine bu formülü ezberlettirmekten başka bir vizyon sunamayan, ucuz ama mecbur kaldığınız yazılı eğitim sistemleri. Bu ve bunun gibi tüm anlık geri bildirimlerinize olanak sağlayan, teknolojik ve kültürel modern medeniyet ürünlerinin tamamı&#8230;</p>
<p>Unutmayın ki tüm bu avantajlar, Sümerlerin tapınak ve depolarında bulunan malları kayıtlara geçirme ihtiyacından evrildi. Bu noktada, başlık seçimi konusunda benimle aynı fikre ulaştığınızı farz ederek devam edelim. Bir düşünce deneyi olarak; yazının önemini kavrayan ve sonsuz gücünü elde etmeyi başarmış, günümüz kasabalarını andıran o ilk küçük kitleleri ele alalım. Kendini kopyalama şansını elde eden düşünce ve bu düşüncelerin oluşturacağı felsefe sistemi, atalardan elde edilen ilk kültürel, ideolojik ve dini sistemleri beraberinde getirdi. Antik Yunan döneminde (M. Ö. 440-450), zihninde atomus’u (atom) canlandırabilecek kadar engin düşüncelere sahip olan Demokritos, kendisinden 22 yüzyıl sonra modern atomun mucidi kabul edilen John Dalton’a ilham verebiliyordu artık.</p>
<p><figure id="attachment_8693" aria-describedby="caption-attachment-8693" style="width: 511px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Demokritos.jpg"><img class="size-full wp-image-8693" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Demokritos.jpg?resize=511%2C468" alt="Demokritos" width="511" height="468" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Demokritos.jpg?w=511&amp;ssl=1 511w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Demokritos.jpg?resize=300%2C275&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Demokritos.jpg?resize=235%2C216&amp;ssl=1 235w" sizes="(max-width: 511px) 100vw, 511px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8693" class="wp-caption-text">Demokritos</figcaption></figure></p>
<p>Yine Karl Marx’ın derin endişe duyduğu ekonomik ve siyasi sistemler, Avrupa’yı etkisi altına almış ve sonucu dünya savaşlarına, soykırımlara varan kitlesel eylemlere ön ayak olabilmişti. <em>Kavgam</em> adını verdiği kitabında Adolf Hitler, yol açtığı tüm felaketler için Karl Marx ve peşinden gelen komünist fikirlere karşı savaştığını iddia ediyordu.</p>
<p><figure id="attachment_8695" aria-describedby="caption-attachment-8695" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/John-Dalton.jpg"><img class="size-full wp-image-8695" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/John-Dalton.jpg?resize=300%2C300" alt="John Dalton" width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/John-Dalton.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/John-Dalton.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8695" class="wp-caption-text">John Dalton</figcaption></figure></p>
<p>Ya da yine Sümerlerin temelini attığı tek tanrıcı yönetim sistemleri, günümüz semavi dinlerine ilham verebiliyor; binlerce yıllık öğretiler, günümüzde milyarlarca insanın günlük yaşantı ve alışkanlıklarına doğrudan etki edebiliyordu.</p>
<p><figure id="attachment_8696" aria-describedby="caption-attachment-8696" style="width: 607px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Karl-Marx.jpg"><img class="size-full wp-image-8696" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Karl-Marx.jpg?resize=607%2C518" alt="Karl Marx" width="607" height="518" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Karl-Marx.jpg?w=607&amp;ssl=1 607w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Karl-Marx.jpg?resize=300%2C256&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 607px) 100vw, 607px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8696" class="wp-caption-text">Karl Marx</figcaption></figure></p>
<p>Bir başka düşünce deneyini de gelecek üzerine kuralım. Geçtiğimiz günlerde Elon Musk, 20. yüzyıl bilimsel atağı ve beraberinde gelen teknoloji dalgasının üzerine, insan beynini yapay zekayla birleştirme misyonuyla <em>Neuralink</em> adlı şirketi kurdu. Bilindiği gibi, yaşadığımız evreni bir çeşit yazılım ve simülasyon olarak <a href="https://goo.gl/kKfh2W%20"><strong>resmetmek</strong></a> yine geçtiğimiz yüzyıla ait olan bir düşünce. Ancak Musk, durumu düşüncelerin ötesine taşıma niyetini ve bilim kurgu severlerin <em>Cyborg</em> olarak anımsayacağı bu olası geleceği somutlaştırarak neslimizi onurlandırmış; kendi adını da tarihe yazdırmış oldu.</p>
<p><figure id="attachment_8691" aria-describedby="caption-attachment-8691" style="width: 460px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adolf-Hitler.jpg"><img class="size-full wp-image-8691" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adolf-Hitler.jpg?resize=460%2C287" alt="Adolf Hitler" width="460" height="287" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adolf-Hitler.jpg?w=460&amp;ssl=1 460w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adolf-Hitler.jpg?resize=300%2C187&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adolf-Hitler.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adolf-Hitler.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 460px) 100vw, 460px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8691" class="wp-caption-text">Adolf Hitler</figcaption></figure></p>
<p>Yine Elon Musk ve bir diğer girişimi olan Space X, birkaç yıl içinde insanlığı Mars’a <a href="https://goo.gl/Ud6Xsd"><strong>roketle</strong></a> götürecek projeleri geliştiriyor. Geçtiğimiz günlerde bu amaç için, Mars atmosferi koşullarında patates yetiştirildiğini biliyor muydunuz? Beraberinde gelecek olan yıldızlararası yolculuklar ve galaksiler arası yaşamlar hayal mi? Peki 2.500 yıl önce Demokritos’un atomus’u da mı hayaldi?</p>
<p><figure id="attachment_8699" aria-describedby="caption-attachment-8699" style="width: 819px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Temsili-Space-X-roketi.jpg"><img class="size-full wp-image-8699" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Temsili-Space-X-roketi.jpg?resize=640%2C427" alt="Temsili Space X roketi" width="640" height="427" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Temsili-Space-X-roketi.jpg?w=819&amp;ssl=1 819w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Temsili-Space-X-roketi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Temsili-Space-X-roketi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8699" class="wp-caption-text">Temsili Space X roketi</figcaption></figure></p>
<p>Tüm bu gelişmelerde, insanların kurgusu olan modern medeniyet ve hayal gücünü aşan gelişimine tanıklık ediyoruz. Bizden çok sonra yaşayacak olan nesiller geriye dönüp bu muazzam başarıya göz atarken en büyük sıçrama olarak Sümerlerin çivi yazısını ve kaydetme devrimini görecekler.</p>
<p>Şimdi oturun ve bir şeyler yazın. Yazdıklarınızın bugün olmasa bile belki yüzlerce yıl sonra birilerine yol göstermeyeceğini nereden bilebilirsiniz? Üstelik son nörolojik araştırmalar, yazma eyleminin en güçlü beyin egzersizlerinden biri olduğunu söylüyor&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-el-yazisi/">Medeniyetin El Yazısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/medeniyetin-el-yazisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8690</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayat Sürprizlerle Doludur</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayat-surprizlerle-doludur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayat-surprizlerle-doludur/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 31 Mar 2017 20:31:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8704</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayat sürprizlerle doludur. Bir bakarsınız yükselirken, bir bakarsınız alçalırsınız. Her olan şeyin bir anlamı vardır. Sizi üzen şey gün gelir, sevindiren bir hale kavuşur. Örneğin, bir işte çalışıyorsunuzdur, ayrılmanız gerekebilir. Ancak oradan aldığınız tecrübeyle harikalar yaratabilirsiniz. Bu haliyle o tecrübeniz, size basamak olur ve daha da yükselirsiniz. Hayat sürprizlerle doludur ki siz de fark etmişsinizdir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-surprizlerle-doludur/">Hayat Sürprizlerle Doludur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat sürprizlerle doludur. Bir bakarsınız yükselirken, bir bakarsınız alçalırsınız. Her olan şeyin bir anlamı vardır. Sizi üzen şey gün gelir, sevindiren bir hale kavuşur. Örneğin, bir işte çalışıyorsunuzdur, ayrılmanız gerekebilir. Ancak oradan aldığınız tecrübeyle harikalar yaratabilirsiniz. Bu haliyle o tecrübeniz, size basamak olur ve daha da yükselirsiniz.</p>
<p>Hayat sürprizlerle doludur ki siz de fark etmişsinizdir. O sürprizlere açık olmak gereklidir. Hayatın ne getireceği belli olmaz. İstanbul’da bir resim sergisi açmak gibidir sanatını sergilemek. Siz sergilerseniz, ama kabul edilir ama edilmez. Ama siz yine de harikalar yaratmaya çalışırsınız. Balık bilmez belki ama Halık bilir. Siz gerçekleştirdikçe mutlu olursunuz. Hatta o mutluluk kat be kat artar. Siz harikalar yarattıkça benliğinizi korur, yeniliklere açık hale gelirsiniz. Yorumladıkça hayat daha da güzelleşir. Siz bir sanatçı olarak benliğinize güzellikleri katmaya, daha da gelişmeye açık hale gelirsiniz. Öyle ki, sanat insana daha başka bakış açıları kazandırır. Empati kurabilmeyi sağlar bir kere. Sanat sayesinde diller gelişir, anlatabilme gücünüz artar. Sanat öyle bir şeydir ki, bize insan olmayı öğretir. Yalnızlaşmayı değil, birliği, varlığı ve doymayı öğretir. Doymak demişken, manevi bir tat verir sanat insana. Doyarken tat almanın yoludur sanatla uğraşmak. Bir nevi size sunulan şerbeti yudumlamaktır, sanat. Sanatla uğraşanın can sıkıntısı gider, adeta mutluluk tablosuna dönüşür insanoğlu. Aynı zamanda anlayışın da adıdır sanat. Yaşarken yaşatmanın, diğer hayatları anlatmanın anlamanın yoludur sanat. Sanat olmasa barbar bir hale dönüşür hayat. Başka hayatları tanıma olmazsa hayat günden güne körelir ve yaşanmaz hale gelir. Bir sanat doyumluluğu gereklidir insan için.</p>
<p>Sanat öyle bir şeydir ki, yaşarken yaşatan, manevi doyumluluğu sağlayan bir zevk aracıdır. Herkesin sanata ilgisi olmalıdır. Sanatla uğraşmak demek, benliğini doyurmak demektir.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-surprizlerle-doludur/">Hayat Sürprizlerle Doludur</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayat-surprizlerle-doludur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8704</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kul Kul ile Sınanır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kul-kul-ile-sinanir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kul-kul-ile-sinanir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 27 Mar 2017 04:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8381</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kul kul ile sınanır, yürek yürek ile, çoğu zaman bilmezsin Rabbin tarafından sınandığını. Ne sınadığını zannettiğin kul bilir sınadığını, ne de sen bilirsin kul değil hak tarafından sınandığını.. Sınavı verdiğini farkedince anlarsın Haktı sınayan, tatlı bir tebessüm oluverir yüzünde, kızarıverirsin mahçupluğunla.. Son nefese dek, bizi mağlup değil galip eyle Ya Rab&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kul-kul-ile-sinanir/">Kul Kul ile Sınanır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kul kul ile sınanır, yürek yürek ile, çoğu zaman bilmezsin Rabbin tarafından sınandığını.<br />
Ne sınadığını zannettiğin kul bilir sınadığını, ne de sen bilirsin kul değil hak tarafından sınandığını..<br />
Sınavı verdiğini farkedince anlarsın Haktı sınayan, tatlı bir tebessüm oluverir yüzünde, kızarıverirsin mahçupluğunla..<br />
Son nefese dek, bizi mağlup değil galip eyle Ya Rab&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kul-kul-ile-sinanir/">Kul Kul ile Sınanır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kul-kul-ile-sinanir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8381</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaybedince Mi Farkına Varmalı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaybedince-mi-farkina-varmali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaybedince-mi-farkina-varmali/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Mar 2017 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8379</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yüce Allah Kur&#8217;an da ayetlerde İnsanın nankör oluşuna sıkça yer verir. Önce sağlıklı olduğumuz için şükretmeli hatta şükrü dilimizden düşürmemeliyiz. Sadece bir an için, doğuştan görme engelli olduğunuzu düşünün ya da azalarınızdan birinin eksik olduğunu düşünün. Nasıl bir duygu? Canlandıramıyorsanız bulunduğunuz semtte ki, çevre de ki bir hastaneye gidin, bitkisel yaşamda, dünyadan bir haber öyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybedince-mi-farkina-varmali/">Kaybedince Mi Farkına Varmalı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yüce Allah Kur&#8217;an da ayetlerde İnsanın nankör oluşuna sıkça yer verir.<br />
Önce sağlıklı olduğumuz için şükretmeli hatta şükrü dilimizden düşürmemeliyiz. Sadece bir an için, doğuştan görme engelli olduğunuzu düşünün ya da azalarınızdan birinin eksik olduğunu düşünün.<br />
Nasıl bir duygu?<br />
Canlandıramıyorsanız bulunduğunuz semtte ki, çevre de ki bir hastaneye gidin, bitkisel yaşamda, dünyadan bir haber öyle uzanmış insanları seyredin. psikiyatri kliniklerinde tedavi gören hastaları ziyaret edin, 7/ 24 ağrı sancı çekerek kıvranan hastaları ziyaret edin&#8230;!<br />
Şimdi de evde pişen yemekleri beğenmeyenler için canlandırma yapalım. Öyle uzaklara, Afrika&#8217;ya uzanmaya gerek yok, aç kalıpta kendi pisliğini yemek mecburuiyetinde kalan canlıları düşünün&#8230;!<br />
Çocukları için oda takımı seçmekte zorlananlar, sokaklarda taşı yastık, göğü yorgan yapan çocukları düşünün&#8230;!<br />
Ailesi ile vakit geçirmekten hoşlanmayanlar, çocuk esirgeme kurumlarını, bakım evlerini dolaşın&#8230;!<br />
Empati yapmayın&#8230;! Yaşayın ve Şanı Yüce Yaratıcıyı her daim, her nefes anın ve şükredin&#8230;!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybedince-mi-farkina-varmali/">Kaybedince Mi Farkına Varmalı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaybedince-mi-farkina-varmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Medeniyetlerin Doğuşu Üzerine Bir İnceleme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/medeniyetlerin-dogusu-uzerine-bir-inceleme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/medeniyetlerin-dogusu-uzerine-bir-inceleme/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Mar 2017 08:30:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8593</guid>
				<description><![CDATA[<p>Târihçiler, çalışmalarında en yüksek verimi sağlayabilmek için, üzerinde çalıştıkları konuların belirli dönemler içinde ele alınmasından yana. Bu dönemler, târihe ilişkin yapılagelen tasniflerdir. Târihçilerin kullanageldiği tasnifler arasında en yaygın olanı Cellarius’ün tasnifidir. Cellarius, yazının bulunmasından önceki döneme prehistorik çağ; sonraki döneme ise târihî çağlar der. Prehistorik çağı, kendi içinde iki döneme ayırır; taş devri ve mâden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/medeniyetlerin-dogusu-uzerine-bir-inceleme/">Medeniyetlerin Doğuşu Üzerine Bir İnceleme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Târihçiler, çalışmalarında en yüksek verimi sağlayabilmek için, üzerinde çalıştıkları konuların belirli dönemler içinde ele alınmasından yana. Bu dönemler, târihe ilişkin yapılagelen tasniflerdir. Târihçilerin kullanageldiği tasnifler arasında en yaygın olanı Cellarius’ün tasnifidir. Cellarius, yazının bulunmasından önceki döneme <em>prehistorik çağ</em>; sonraki döneme ise <em>târihî çağlar </em>der. Prehistorik çağı, kendi içinde iki döneme ayırır; <em>taş devri</em> ve <em>mâden devri</em>. Taş devrini de kendi içinde üç döneme ayırır; <em>paleolitik çağ</em>, <em>mezolitik çağ</em> ve <em>neolitik çağ</em>. Mâden devrini de kendi içinde üç döneme ayırır; <em>bakır devri</em>, <em>tunç devri</em> ve<em> demir devri</em>. Târihî çağları ise kendi içinde dört döneme ayırır; <em>eski çağ</em>, <em>orta çağ</em>, <em>yeni çağ</em> ve <em>yakın çağ</em>. Ben de bu tasnife sâdık kalarak burada, <strong>medeniyetlerin doğuşu</strong>nu ana hatlarıyla inceleyeceğim. Bunu yaparken de paleolitik çağdan başlayacağım.</p>
<p>Paleolitik çağ, yaklaşık olarak M. Ö. 2.500.000 &#8211; 10.000’ler arasında kalan dönemdir. Bu çağda, tüm dünyâ üzerinde çok soğuk bir iklim hâkimdi. İnsanoğlu, mağaralara sığınmak zorunda kalmış ve erken dönemlerde toplayıcılık, geç dönemlerde ise avcılık yaparak geçimini sürdürmüştü. Bunları yaparken kullandığı en temel araç, bir tür el baltasıydı. Zaman içinde bir tür delici ve kazıyıcı geliştirmeyi başaran insanoğlu, daha sonra bıçak ve kama yapmayı öğrendi; bunlar aracılığıyla da boynuzdan ve kemikten âletler yaptı.</p>
<p><figure id="attachment_8612" aria-describedby="caption-attachment-8612" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Paleolitik-çağda-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg"><img class="size-full wp-image-8612" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Paleolitik-çağda-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?resize=640%2C480" alt="Paleolitik çağda kullanılan araç ve gereçler" width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Paleolitik-çağda-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Paleolitik-çağda-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8612" class="wp-caption-text">Paleolitik çağda kullanılan araç ve gereçler</figcaption></figure></p>
<p>Anadolu’da paleolitik çağa âit bilinen en önemli yerleşim bölgeleri, Karain ve Beldibi mağaralarıdır. Karain mağarasında yapılan kazılarda, bir tür el baltası ve çok sayıda taş âlet bulundu. Bunlar arasında en önemlileri ise kazıcılar, deliciler, kamalar ve mızrak uçlarıydı. Bu âletlerin, boynuzdan ve kemikten yapılan âletlere şekil vermek için kullanıldığı sanılıyor. Bu boynuzlar ve kemikler, boğalara ve aslanlara âittir. Karainliler, zaman içinde bu âletlerle bâzı bitkileri toplamayı ve bunları pişirmeyi öğrenmiştir; zeminde bulunan kül kalıntıları buna yorulmakta. Hem üstelik, ateşin henüz paleolitik çağda Anadolu’da kullanıldığı da anlaşılmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_8609" aria-describedby="caption-attachment-8609" style="width: 499px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Karain-Mağarası.jpg"><img class="size-full wp-image-8609" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Karain-Mağarası.jpg?resize=499%2C332" alt="Karain Mağarası" width="499" height="332" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Karain-Mağarası.jpg?w=499&amp;ssl=1 499w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Karain-Mağarası.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Karain-Mağarası.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8609" class="wp-caption-text">Karain Mağarası</figcaption></figure></p>
<p>Beldibi mağarasının duvarlarında da çok sayıda hayvan ve insan resminin yanı sıra, duvar kabartmalarına da rastlandı. Bu resim ve kabartmaların en önemli özellikleri, figürlerin oldukça kaba hatlarla resmedilmiş olması, daha çok boğa figürleri kullanılması, bunlarda parlak renklerin tercih edilmesi ve yatay bir hareketliliğe yer verilmesidir. Bu resim ve kabartmalarda sıklıkla karşılaşılan boğaya mızrak atan ve elindeki baltayla boğanın üzerine koşan erkek figürleri, bu dönem insanlarının yaşamlarında avlanan erkeğin ve avlanmanın yeri ve öneminin büyük olduğuna yorulmakta. Her iki mağarada da zemine doğru yapılan kazılarda, çok sayıda hayvan ve insan heykelciklerine rastlandı; bunların büyük bir bölümü de taştan ve kildendir. İnsan heykelciklerinden kadınlara âit olanların kalça ve göğüs kısımları, abartılı bir büyüklüğe sâhiptir. Buradan hareketle, kadınların doğurganlık özelliğinin mağara insanları tarafından büyük bir hayranlık ve saygıyla karşılandığı sonucuna varabiliriz. Hayvan heykelcikleri arasında boğa heykelcikleri baş sıradadır. Mağara insanlarının boğaya atfettiği bu yüksek kutsiyetin kaynağında, boğanın üreme sırasında erkeğe kendi gücünden bir şeyler katacağı inancı yatmakta.</p>
<p><figure id="attachment_8601" aria-describedby="caption-attachment-8601" style="width: 638px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Beldibi-Mağarası.jpeg"><img class="size-full wp-image-8601" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Beldibi-Mağarası.jpeg?resize=638%2C359" alt="Beldibi Mağarası" width="638" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Beldibi-Mağarası.jpeg?w=638&amp;ssl=1 638w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Beldibi-Mağarası.jpeg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 638px) 100vw, 638px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8601" class="wp-caption-text">Beldibi Mağarası</figcaption></figure></p>
<p>Mezolitik çağ, Pleyistosen buzullarının yavaş erimesi nedeniyle farklı coğrafyalarda farklı zaman dilimlerinde yaşandı. Bu erime sonucunda, hava sıcaklıkları yükseldi ve insanoğlu, mağaralardan çıkıp toprak zemine yerleşmek istedi. Böylelikle, yeni yerleşim bölgeleri; en çok da su kaynaklarına yakın yerler aradılar ve göçebe bir yaşam sürdürdüler. İstedikleri özelliklere sâhip yerler bulduklarında ise yerleşik düzene geçtiler. Paleolitik çağda kazandıkları birlikte yaşama ve doğa olaylarına karşı birlikte mücâdele etme duygusu, mezolitik çağda yerleşik düzene geçişi kolaylaştırdı. Neolitik çağ ise Anadolu’da yaklaşık olarak M. Ö. 8000 &#8211; 5500’ler arasında yaşandı. Günümüzde Anadolu’da hâkim olan iklim özellikleri, bu çağda oluştu. Toprağın işlenmesine ve kerpiçten evler yapılmasına da bu özellikler imkân verdi. Tarımdaki başarılar, zamanla hayvancılığa da yansıdı ve dokumacılık gelişti.</p>
<p>Doğa olaylarına karşı korunabilen, yeni âlet ve avlanma teknikleriyle et tüketimini arttıran ve zihinsel gelişimini hızlandıran insanoğlu, ürettiği ürünlere estetik bir değer verme çabası içine girdi. Paleolitik çağda üretilen ürünlerin salt kullanım değeri varken ve bunlara herhangi bir değişim değeri kazandırılmaya çalışılmıyorken, neolitik çağda insanoğlu, bu ürünlere estetik bir değer verme çabası içine girdi ve onlara değişim değeri kazandırdı. Bu değişim, ilk önce sazdan yapılan sepetlerde ortaya çıktı ve diğer ürünlere yansıdı. Herhangi bir kullanım değerine sâhip olmayan; salt estetik bir değer taşıyan ürünlerin ortaya çıkması da bu yine çağa târihlenir.</p>
<p><figure id="attachment_8611" aria-describedby="caption-attachment-8611" style="width: 432px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Mezolitik-çağda-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg"><img class="size-full wp-image-8611" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Mezolitik-çağda-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?resize=432%2C324" alt="Mezolitik çağda kullanılan araç ve gereçler" width="432" height="324" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Mezolitik-çağda-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?w=432&amp;ssl=1 432w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Mezolitik-çağda-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 432px) 100vw, 432px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8611" class="wp-caption-text">Mezolitik çağda kullanılan araç ve gereçler</figcaption></figure></p>
<p>Neolitik çağda ilk yerleşim bölgelerinden bir kısmı, göller üzerine dikilen kazıkların üstüne kuruldu. Bu bölgelerde insanlar, geçimlerini kemikten hazırladıkları oltalarla balıkçılık yaparak sürdürüyordu. Bu çağın Anadolu’daki en önemli yerleşim bölgeleri, Konya yakınlarındaki Çatalhöyük ve Diyarbakır yakınlarındaki Çayönü’dür. Çatalhöyük’te yapılan kazılar, burada yerleşik düzene geçenlerin daha çok dikdörtgen biçiminde ve kapılarının tavanda olduğu iki odalı evler yaptığını, bunların bitişik şekilde inşâ edildiğini gösteriyor; bu da bölgede çok sayıda yırtıcı hayvan olmasına ve bunlardan bu şekilde korunmak istenmesine yoruluyor. Çatalhöyük insanı, evlerine sedirden oturma yerleri yapmış ve ölülerinin kemiklerini, bu sedirlerin altına gömmüş. Ölülerin bedenlerini, önce güneşte kurutmuşlar, sonra yırtıcı hayvanlara yedirtmişler ve sonra da kemiklerini, bu sedirlerin altına gömmüşler. Yanlarına da birtakım eşyâlar koymuşlar; ölen kişi erkekse silâh, kadınsa takılar koymuşlar. Bu bulgular, Anadolu’da henüz neolitik çağda, ölümden sonra yaşam inancının olduğuna ve birtakım dînî törenlerin yapıldığına yorulmakta. Hem üstelik bu kazılarda, tapınak olduğu sanılan çok sayıda mekâna da rastlanmış ve evlerin pek çok köşesinde dînî bir anlam taşıdığı düşünülen resimler ve duvar kabartmaları bulunmuştur ki, bunlar da Çatalhöyük insanının güçlü dînî duyguları olduğuna yorulmakta. Öte yandan, bu resim ve kabartmalar da büyük oranda boğalara âittir; paleolitik çağda boğalara atfedilen kutsiyetin bu çağda da sürmüş olduğu düşünülebilir.</p>
<p><figure id="attachment_8603" aria-describedby="caption-attachment-8603" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-evleri-1.jpg"><img class="size-full wp-image-8603" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-evleri-1.jpg?resize=400%2C603" alt="Çatalhöyük evleri 1" width="400" height="603" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-evleri-1.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-evleri-1.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8603" class="wp-caption-text">Çatalhöyük evleri 1</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_8604" aria-describedby="caption-attachment-8604" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-evleri-2.jpg"><img class="size-full wp-image-8604" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-evleri-2.jpg?resize=400%2C603" alt="Çatalhöyük evleri 2" width="400" height="603" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-evleri-2.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-evleri-2.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8604" class="wp-caption-text">Çatalhöyük evleri 2</figcaption></figure></p>
<p>Bu kazılarda bulunan kemiklerin yanında, ölen kişinin cinsiyetinden bağımsız olarak çok sayıda tanrıça heykelciğine de rastlandı. Bu heykelciklerin en önemli özelliği, tanrıçaların yırtıcı hayvanlara da hükmettiği yollu tasvirler içermesidir. Bu bulgular, Çatalhöyük insanının kadınların doğurganlık özelliğinin onlara güç kazandırdığına; bu gücün de hâkimiyet demek olduğuna ve bu hâkimiyetin yırtıcı hayvanlar üzerinde bile geçerli olduğuna inandığına yorulmakta. Ancak, Çatalhöyük insanının asıl gücü parçalamada değil, birleştirmede bulduğu ve yaşamı sürdürmek için gerekli âletlerin yapımı sırasında bu inancın doğduğu da söylenebilir. Kezâ bu inanç, üremedeki fonksiyonu bakımından kadını da zamanla kapsamaya başlamış ve bu heykelciklerde simgeleşmiş olabilir.</p>
<p><figure id="attachment_8602" aria-describedby="caption-attachment-8602" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-buluntuları.jpg"><img class="size-full wp-image-8602" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-buluntuları.jpg?resize=640%2C392" alt="Çatalhöyük buluntuları" width="640" height="392" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-buluntuları.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çatalhöyük-buluntuları.jpg?resize=300%2C184&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8602" class="wp-caption-text">Çatalhöyük buluntuları</figcaption></figure></p>
<p>Çayönü’nde ise evler, daha çok taştan yapılmış ve birbirlerinden oldukça uzak bir şekilde inşâ edilmiştir. Fakat, evlerin plânları da yine dikdörtgen biçimindedir ve bu evlerde çok sayıda oda vardır; bu odaların önemli bir kısmının depo olarak kullanıldığı sanılmakta. Çayönü kazılarında da yine çok sayıda hayvan ve insan heykelciğine rastlanmıştır. Ayrıca, buluntular arasında çok sayıda mâdenî eşyâ ve bunların yapımında kullanılan araç ve gereçlere de rastlanmıştır ki, bunlar da Anadolu’da neolitik çağda metalürji çalışmalarının yapıldığına yorulmakta.</p>
<p><figure id="attachment_8605" aria-describedby="caption-attachment-8605" style="width: 435px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çayönü.jpg"><img class="size-full wp-image-8605" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çayönü.jpg?resize=435%2C326" alt="Çayönü" width="435" height="326" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çayönü.jpg?w=435&amp;ssl=1 435w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Çayönü.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 435px) 100vw, 435px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8605" class="wp-caption-text">Çayönü</figcaption></figure></p>
<p>Bakır devri, bakırın işlenmeye başlandığı devirdir. Bakırın ilk defâ M. Ö. 10.000’lerde Ortadoğu’da işlenmeye başlandığı sanılmakta. Ancak, bakır devrinin de farklı coğrafyalarda farklı zaman dilimlerinde yaşandığını görmekteyiz. Bakırın işlenmesiyle av silâhlarının yapımında büyük değişimler ortaya çıkmış; toprak işlerinde kullanılmak üzere göreli olarak daha sağlam araçlar geliştirilmiştir. Bakırın dayanıksız olan yapısı, içine başka bir metâli (kalay) katarak daha sağlam bir alaşıma ulaşmaya sürüklemiş ve böylelikle, tunç devri başlamıştır.</p>
<p><figure id="attachment_8600" aria-describedby="caption-attachment-8600" style="width: 835px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Bakır-devrinde-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg"><img class="size-full wp-image-8600" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Bakır-devrinde-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?resize=640%2C359" alt="Bakır devrinde kullanılan araç ve gereçler" width="640" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Bakır-devrinde-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?w=835&amp;ssl=1 835w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Bakır-devrinde-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8600" class="wp-caption-text">Bakır devrinde kullanılan araç ve gereçler</figcaption></figure></p>
<p>Tunç devrinde yaşanan en önemli gelişme ise oldukça dayanıklı araçların ve av silâhlarının yapımıdır. Britanya’da üretilen kalayın Akdeniz’de üretilen bakırla göçebe kavimler aracılığıyla değiş tokuş edilmesiyle tunç üretimine geçilmiştir. Kılıçların üretilmesine, kalkan ve zırh yapımına da bu dönemde başlanmıştır. Mâdencilik çalışmaları ilerledikçe, demir bulunmuş ve demirin işlenmesiyle demir çağı başlamıştır. Demiri ilk işleyenlerin Orta Asya’da yaşayan Eski Türkler olduğu hakkında yaygın bir kabûl vardır. Ancak kimi araştırıcılar, erken dönemlerde dünyâya düşen meteorların bıraktığı demirin henüz daha paleolitik çağda birtakım süs eşyâları yapmak için işlenmekte olduğunu da iddiâ etmektedir.</p>
<p><figure id="attachment_8621" aria-describedby="caption-attachment-8621" style="width: 564px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Tuncun-işlenmesi-Anadolu-Medeniyetleri-Müzezi.png"><img class="size-full wp-image-8621" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Tuncun-işlenmesi-Anadolu-Medeniyetleri-Müzezi.png?resize=564%2C577" alt="Tuncun işlenmesi - Anadolu Medeniyetleri Müzesi" width="564" height="577" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Tuncun-işlenmesi-Anadolu-Medeniyetleri-Müzezi.png?w=564&amp;ssl=1 564w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Tuncun-işlenmesi-Anadolu-Medeniyetleri-Müzezi.png?resize=293%2C300&amp;ssl=1 293w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8621" class="wp-caption-text">Tuncun işlenmesi &#8211; Anadolu Medeniyetleri Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>Ne var ki, erken dönemlerde demiri işlemek için geliştirilen bir fırın yoktu; bu fırınlar, ancak bakır devrinden sonra kurulmaya başlandı. Demir devrinde işlenen demir, artık tüm yaşamı doğrudan etkilemeye başlamış; ilk önce silâh yapımında ve daha sonra da günlük yaşamı sürdürmeye yarayan araçların yapımında kullanılmaya başlanmıştı. Eski Türkler, göç ettikçe yerli halklara demiri ve onu işlemeyi öğretmiş; zaman içinde demir, savaşlarda üstünlük elde etmenin temel unsurlarından biri hâline gelmişti. Hititler, Eski Türklerden öğrendikleri bilgiler doğrultusunda silâh yapımında kendilerine özgü teknikler geliştirmiş ve çok daha sağlam silâhlar yapmaya başlamış; iki yüzyıl boyunca bir “süper güç” olmayı bu yolla başarmışlardı. Demirin tunçtan daha dayanıklı bir metâl olması, tarımcılıkta kullanılan araçların bu kez de demirden yapılmasını ve örneğin, daha sağlam sapanlarla ekilen topraklardan daha bol ürün alınmasını sağlamış; bu da yerleşik kavimlerin tahıl gereksinimlerini fazlasıyla karşılamalarını ve geri kalan kısmıyla göçebelerle daha sıkı ticâret ilişkileri kurmalarını sağlamıştı. Göçebe kavimlerin yerleşik kavimlerle bu ilişkileri, zaman içinde kültürel bir boyut kazanmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_8606" aria-describedby="caption-attachment-8606" style="width: 357px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Demir-devrinde-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg"><img class="size-full wp-image-8606" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Demir-devrinde-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?resize=357%2C277" alt="Demir devrinde kullanılan araç ve gereçler" width="357" height="277" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Demir-devrinde-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?w=357&amp;ssl=1 357w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Demir-devrinde-kullanılan-araç-ve-gereçler.jpg?resize=300%2C233&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8606" class="wp-caption-text">Demir devrinde kullanılan araç ve gereçler</figcaption></figure></p>
<p>Eski çağda yerleşik kavimler, ortak kültürel bağların da yardımıyla kent-devletleri kurmuşlardır. Doğudaki kent-devletlerinde en önemli yapı tapınaklardır ve diğer yerleşim birimleri, tapınakları merkeze alacak biçimde inşâ edilmiştir. Tapınaklar, toplumsal yaşamda da merkezî bir konumda bulunmuş ve aynı zamanda da ticâret merkezi hâline gelmiştir. Tapınakların bu özellikleri, tapınak işleriyle uğraşan râhiplerin ekonomik ve siyasî nüfuzlarını arttırmıştır. Bu artış sonucu kimi kavimlerde krallar, kendilerini “baş râhip” ilân ettirmeye başlamıştır. Râhiplerin ekonomik ve siyasî nüfuzlarının kralların elinde toplanmasını kabûllenemeyen râhipler, düşmanlarıyla işbirliği yaparak krallarını devirme yoluna gitmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_8620" aria-describedby="caption-attachment-8620" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Tapınaklar.jpg"><img class="size-full wp-image-8620" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Tapınaklar.jpg?resize=500%2C309" alt="Tapınaklar" width="500" height="309" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Tapınaklar.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Tapınaklar.jpg?resize=300%2C185&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Tapınaklar.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8620" class="wp-caption-text">Tapınaklar</figcaption></figure></p>
<p>Eski çağda peygamberler, en çok Ortadoğu’ya gönderilmiştir. Bölgede zamanla farklı dînî inanç sistemleri gelişmiş ve farklı coğrafyalara yayılmıştır. Peygamberler, halkın yerleşik inançlarını yıkmaya ve yerine yenilerini getirmeye çalışmış; ezilen ve büyük baskılar gören halkları özgürleştirmek için mücâdele vermiş, hakkâniyet esâsına dayalı bir toplumsal yapı kurmaya çalışmışlardır. Bu da kralların mutlak hâkimiyetlerinin sınırlandırılması anlamına gelmektedir ve zaman içinde medeniyetlerin “gelişme”sini; medeniyet unsurlarının daha karmaşık bir hâl almasını sağlayacak özgürlük ve hoşgörü ortamını hazırlamıştır. Ortadoğu’da medeniyetlerin gelişimi, zamanla en yüksek seviyeye ulaşmış ve medeniyetler, en çok da ticâret yoluyla birbirleri arasında hem fizîkî, hem de kültürel alışverişler yapmıştır. Ancak, Ortadoğu dinlerinden Hıristiyanlık Romalılar tarafından resmî din hâline getirildiğinde bu durum, her çeşit devlet ve kilise baskısının meşrû gösterilmesinde kullanılmış ve bu özgürlük ve hoşgörü ortamı yara almıştır.</p>
<p>Roma İmparatorluğu’nun M. Ö. 100’lerde büyük bir yozlaşma içine girmesi sonucu, cumhuriyet dönemindeki parıltılı günleri kayboluyordu. Hıristiyanlığı Roma kânunlarına aykırı olduğu gerekçesiyle yasaklayan hükümdârlar, Galerius ve en çok da I. Konstantin’den sonra sırtlarını Hıristiyanlığa dayamaya başladılar. I. Konstantin, imparatorluğun başkentini Roma’dan Bizans’a taşırken, Doğuda büyük bir çoğunluk hâline gelen ve siyasî nüfuzlarını arttıran Hıristiyanlara şirin görünmeye çalışıyordu. Başkentin Bizans’a taşınması, Papa’nın siyasî nüfûzunda herhangi bir azalma meydana getirmedi; hem Romalıların, hem de diğer kavimlerin gözünde Papalık kurumu, ayrıcalıklı konumunu korudu.</p>
<p><figure id="attachment_8596" aria-describedby="caption-attachment-8596" style="width: 408px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/1.-Konstantin.jpg"><img class="size-full wp-image-8596" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/1.-Konstantin.jpg?resize=408%2C525" alt="1. Konstantin" width="408" height="525" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/1.-Konstantin.jpg?w=408&amp;ssl=1 408w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/1.-Konstantin.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 408px) 100vw, 408px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8596" class="wp-caption-text">1. Konstantin</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_8608" aria-describedby="caption-attachment-8608" style="width: 308px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/İmparator-Jüstinyen.jpg"><img class="size-full wp-image-8608" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/İmparator-Jüstinyen.jpg?resize=308%2C427" alt="İmparator Jüstinyen" width="308" height="427" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/İmparator-Jüstinyen.jpg?w=308&amp;ssl=1 308w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/İmparator-Jüstinyen.jpg?resize=216%2C300&amp;ssl=1 216w" sizes="(max-width: 308px) 100vw, 308px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8608" class="wp-caption-text">İmparator Jüstinyen</figcaption></figure></p>
<p>İmparator Jüstinyen hem Papa, hem de Caesar olma istemiyle hareket etti ve kendisine karşı çıkanları, ağır cezâlara çarptırdı. Bu dönemde, İsa’nın bir insan mı yoksa Tanrı mı olduğu tartışması alevleniyor ve Hıristiyanlar arasında gerginlikler artıyordu. Bizans’ta toplanan Beşinci Konsül, bir dizi karar aldı ve karar metnini onaylaması için, Roma’da bulunan Kilise’ye yolladı. Kilise bu metni onaylamayınca Hıristiyanlar, Katolikler ve Ortodokslar olmak üzere ikiye bölündü ve mezhep kavgaları başladı. Bu kavgalar, yaklaşık olarak üç yüz yıl boyunca Doğu Roma’nın başına belâ oldu. Daha sonraları Türklerin Doğu Roma’nın kapılarına dayanması, Papa’dan yardım istemelerine yol açtı ve Doğu Romalılar, Papa ve Katolik Kilisesi’nin siyasî egemenliğini kabûl etmiş oldular. Papa, ivedilikle haçlı seferlerini başlattı ve bu egemenliği arttırmak istedi; ancak, Türkler karşısında önemli bir başarı kazanamayınca, bu egemenliği zedelendi.</p>
<p>Batı Roma ve Doğu Roma iç işleriyle ve Türklerle uğraşırken, Avrupa’da <em>feodalizm</em> denilen yeni bir ekonomik ve siyasî yapılanma ortaya çıkmıştı. Avrupa coğrafyasına tarım devrimi geç geldi. Bu coğrafya, oldukça büyük bataklıkların kapladığı bir coğrafyaydı ve Avrupalılar, bu bataklıkları kurutup tarıma elverişli hâle nasıl getireceklerini henüz bulabilmiş değildi. Sabanın îcâdı ve Doğulu tüccarlardan öğrendikleri yöntemlerle tarıma ve hayvancılığa geçebildiler. Kısa zamanda Avrupa’da, tarım ve hayvancılık gelişti ve artı-ürün ortaya çıktı. Bu ürünlerle ticâreti geliştirdiler. Ancak tüccarlar, ticâret yolları üzerinde istilâcı-göçebe kavimlerin saldırısına uğramaktan endişe ediyordu. Hâl böyle olunca, Avrupa’da güvenliği sağlamak için yeni yapılar arandı ve böylelikle, şövalyelik kurumu doğdu. Bu şövalyeler, kullandıkları silâhlarla Avrupa’da kısa zamanda güvenliği sağlayan güçler hâline geldiler. Merkezî idâresi zayıf olan devletlerde ordunun karşılayamadığı güvenlik gereksinimlerini, bu şövalyeler karşıladı. Görevleri esas olarak, belirli bir toprak parçası üzerinde geçerliydi; bu sınırları feodal beyler belirliyor, sınırları içinde yaşayanların tüm sorumluluğunu da onlar üstleniyordu.</p>
<p><figure id="attachment_8599" aria-describedby="caption-attachment-8599" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Avrupada-şövalyelik.jpg"><img class="size-full wp-image-8599" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Avrupada-şövalyelik.jpg?resize=480%2C270" alt="Avrupa'da şövalyelik" width="480" height="270" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Avrupada-şövalyelik.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Avrupada-şövalyelik.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8599" class="wp-caption-text">Avrupa&#8217;da şövalyelik</figcaption></figure></p>
<p><strong>Medeniyetlerin doğuşu</strong>nda önemli bir rol üstlenen bâzı keşif ve îcâtları bu noktada biraz daha yakından incelemek gerekirse, ilk olarak ateşin keşfinden başlayabiliriz. Bu konuda farklı kaynaklarda farklı açıklamalar bulabiliriz. Söz gelişi Yunan mitolojisi, ateşin Olimpos’tan çalındığını ve insanlara hediye edildiği anlatır. Nitekim, tanrıların tanrısı Zeus, Promethe’yi ateş tanrısı olarak görevlendirir. Dünyâ üzerinde insanlar, mağaraların içinde karanlık ve çok ilkel bir yaşam sürdürmekte, hayvan etini pişiremedikleri için kanlı kanlı yemekte ve daha çok meyvelerle beslenmektedir. Bu insanlar, yırtıcı hayvanlara karşı da savunmasızdır. Onların bu hâline acıyan Promethe, bir insan yaratmaya ve onun aracılığıyla insanlara ateşi hediye etmeye karar verir. Önce çamurdan bir insan yapar, sonra ateş aracılığıyla onu canlandırır ve adını Epimithes koyarak onu dünyâya yollar. Epimithes’in yanında, Promethe’nin Hephaestos ocaklarından çaldığı ateşten bir parça kıvılcım vardır. Bu kıvılcım, bir değnek içinde korunuyordur. Sonunda bu kıvılcım, insanlara hediye edilir ve bu sâyede insanoğlu, zayıflıklarını aşmayı başarır.</p>
<p><figure id="attachment_8615" aria-describedby="caption-attachment-8615" style="width: 479px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Promethenin-cezalandırılması.jpg"><img class="size-full wp-image-8615" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Promethenin-cezalandırılması.jpg?resize=479%2C321" alt="Promethe'nin cezalandırılması" width="479" height="321" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Promethenin-cezalandırılması.jpg?w=479&amp;ssl=1 479w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Promethenin-cezalandırılması.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Promethenin-cezalandırılması.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 479px) 100vw, 479px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8615" class="wp-caption-text">Promethe&#8217;nin cezalandırılması</figcaption></figure></p>
<p>Ne var ki Zeus, tüm bunlara öfkelenir ve Promethe’yi, Kafkas Dağları’na sürgüne gönderir. Buraya demir çivilerle çivilenen Promethe’ye yardım edebilecek hiç kimse yoktur. Kızgın güneş altında Promethe, büyük işkenceler çeker. Zeus, oldukça iri bir kartala Promethe’nin karaciğerini kemirmesini ve ona daha büyük işkenceler çektirmesini de emreder. Promethe’nin karaciğeri, gündüzleri bu kartal tarafından kemirilirken geceleri eski büyüklüğüne ulaşır. Bin yıl kadar bu işkence devâm ettikten sonra Zeus, Promethe’yi affeder ve Olimpos’a geri kabûl eder. Öte yandan, Epimithes ve tüm insanlık da Zeus’un öfkesinden payını alır. Zeus, oğlu İfestos’a bir kadın yapmasını buyurur ve Athene’ye, bu kadını güzelliklerle donatmasını emreder. Kadının adını Pandora koyar ve bir çeyiz sandığıyla onu dünyâya yollar. Bu sandığın içinde, her türlü kötülük mevcuttur. Epimithes, karşısında Pandora’yı görür görmez ondan etkilenir ve onunla birlikte olmak ister. Ancak, yanında getirdiği çeyiz sandığını açtığında, tüm kötülükler dünyâya yayılır. Yine de Zeus, bu kutunun içine küçük bir parça umut da koymuştur ve insanoğlu, tüm kötülüklere bu umutla dayanır.</p>
<p><figure id="attachment_8613" aria-describedby="caption-attachment-8613" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Pandoranın-çeyiz-sandığı.jpg"><img class="size-full wp-image-8613" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Pandoranın-çeyiz-sandığı.jpg?resize=400%2C400" alt="Pandora'nın çeyiz sandığı" width="400" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Pandoranın-çeyiz-sandığı.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Pandoranın-çeyiz-sandığı.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Pandoranın-çeyiz-sandığı.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8613" class="wp-caption-text">Pandora&#8217;nın çeyiz sandığı</figcaption></figure></p>
<p>Yunan mitolojisinde ateş hakkında karşımıza çıkan bu anlatının izlerine, Yunan filozoflarında da rastlarız. Bu izler, Yunan mitolojisinin Uzakdoğu mistisizmine ve Zerdüşt dînine uydurulmaya çalışıldığını düşündürmekte. Söz gelişi, Herakleitos’un ve Empodokles’in kozmogonyalarında veya Platon ve Aristoteles’in öğretilerinde karşımıza çıkan ateşle ilgili anlatılarda bunu açık bir biçimde görebiliriz. Kezâ, ateşin kökenine ilişkin anlatılara, semâvî dinlerde de rastlarız. Örneğin <em>Tevrat’</em>ta, şöyle bir açıklama var. Günlerden bir gün Rabb, yerin toprağından Âdem’i yaratır ve kendi nefesinden ona üfler. Rabb onu, Aden Bahçesi’ne yerleştirir. Bu bahçede, tadı ve görünüşü güzel birçok meyve ağacı vardır; bahçenin ortasında ise bilgi ağacı vardır. Bu ağacın meyvelerinden yiyenler, iyilik ve kötülüğü bilen; gözleri açılan kimseler olacaktır. Rabb, Âdem’e her ağacın meyvesinden yiyebileceğini; fakat, bu ağacın meyvesinden yememesi gerektiğini söyler.</p>
<p>Âdem’in yalnız yaşamasını iyi bulmayan Rabb, ona yardımcı olsun diye Havvâ’yı yaratır. Günlerden bir gün Havvâ, yılanın söylediklerine kanar ve Âdem’i de kışkırtarak birlikte bilgi ağacının meyvesinden yerler. Bunun üzerine, birden gözleri açılır ve çıplak olduklarını anlayarak birbirlerinden utanırlar, incir yapraklarıyla örtünmeye çalışırlar. Rabb, Âdem’e seslendiğinde Âdem utancından gizlenir. Bunun üzerine Rabb, Âdem’in bilgi ağacının meyvesinden yediğini anlar ve Âdem, kendisini Havvâ’nın kışkırttığını söyler. Rabb ona yaptığının hesâbını sorduğunda Havvâ, yılanın oyununa geldiğini söyler.</p>
<p>Bunun üzerinde Rabb, yılanı ve tüm nesillerini karnı üzerinde sürünmekle ve toprak yemekle; Havvâ’yı ve tüm nesillerini ise çocuk doğururken çok büyük bir sancı çekmekle cezâlandırır. Âdem’e ise toprağı lânetlediği için topraktan yeme cezâsı verir. Âdem’in bir de hayat ağacının meyvesinden yiyerek ölümsüz olmasına fırsat vermemek için Rabb onu, Aden Bahçesi’nden kovar. Hayat ağacına giden yolu korumak için de Aden Bahçesi’nin girişini alevlerle koruma altına alır. Daha sonra, Havvâ’yı da Âdem’in yanına yollar. Sürgünde Âdem ve Havvâ, yiyeceklerini pişiremeden yer ve geceleri yırtıcı hayvanların saldırılarından çok korkarlar. Bunun üzerine Rabb, onlara acıyarak ateşi gönderir. (Tekvin 2-3)</p>
<p><figure id="attachment_8597" aria-describedby="caption-attachment-8597" style="width: 502px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adem-ile-Havva.jpg"><img class="size-full wp-image-8597" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adem-ile-Havva.jpg?resize=502%2C252" alt="Adem ile Havva" width="502" height="252" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adem-ile-Havva.jpg?w=502&amp;ssl=1 502w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adem-ile-Havva.jpg?resize=300%2C151&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 502px) 100vw, 502px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8597" class="wp-caption-text">Adem ile Havva</figcaption></figure></p>
<p>Ateşin keşfi hakkında Yunan mitolojisi ve <em>Tevrat</em>’taki bu açıklamalardan farklı olarak bâzı antropologlara ve araştırıcılara bakılırsa ateş, ilk defâ Kenya’da M. Ö. 1.500.000’lerde kullanıldı. Ancak, bu iddiâyı destekleyebilecek yeterli bir bulgu da ortaya konulamadı. Buna karşılık, ateşin ilk defâ M. Ö. 500.000’lerde Pekin insanı tarafından kullanıldığını gösteren birçok bulgu mevcuttur. Pekin insanının kullandığı ateşin kaynağının, bu bölgeye düşen bir yıldırımın yol açtığı bir yangın olduğu sanılmakta. Yaygın kabûl şu ki, bu yangın sonucu oluşan ateş, odun parçalarıyla taşınarak mağaralara getirildi ve Pekin insanı, henüz yapay yollarla ateş yakmayı bilmediği için bu ateşi mağaralarda sürekli canlı tutmaya çalıştı. Bu mağaralarda bulunan metrelerce uzunlukta ve genişlikteki kül kalıntıları, bu şekilde yorumlanmakta.</p>
<p><figure id="attachment_8614" aria-describedby="caption-attachment-8614" style="width: 573px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Pekin-İnsanı-ve-Ateş.jpg"><img class="size-full wp-image-8614" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Pekin-İnsanı-ve-Ateş.jpg?resize=573%2C335" alt="Pekin İnsanı ve Ateş" width="573" height="335" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Pekin-İnsanı-ve-Ateş.jpg?w=573&amp;ssl=1 573w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Pekin-İnsanı-ve-Ateş.jpg?resize=300%2C175&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 573px) 100vw, 573px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8614" class="wp-caption-text">Pekin İnsanı ve Ateş</figcaption></figure></p>
<p>M.Ö. 7000’lere gelindiğinde ise insanoğlu, kuru dalları birbirine sürterek, bir dal parçasını kuru bir odun parçası üzerinde döndürerek; yâni, ateş delgileri kullanarak, demir piritleri taşlara veya çakmaktaşına sürterek ve ateş pistonu kullanarak kıvılcım oluşturmayı başarmıştı. Bu buluşlar, doğal yollarla sağlanan ateşin sürekli canlı tutulması zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Böylelikle insanoğlu, ateşi sürekli canlı tutmak için harcadığı enerjiyi başka alanlarda harcadı. Erken dönemlerde yemek pişirmek, et ve balıkları dumana tutarak bozulmadan saklamak, mağaraları aydınlatmak ve yırtıcı hayvanlardan korunmak için kullanılan ateş, zamanla başka alanlarda da kullanıldı. Savaşlarda düşmanı geri püskürtmek, botanik ormanlarda gereksiz çalı çırpıyı yok ederek buraları tarıma elverişli hâle getirmek ve dînî törenlerde ateşten yararlanmak, bunlar arasında önde gelenleridir.</p>
<p>Bu dönemlerde insanoğlu, yalnızca doğa karşısında değil, aynı zamanda da birbirleriyle savaşa başlamıştı ve savaşlarda ateş, düşmanı istenilen yöne doğru püskürtmede vazgeçilemez bir unsur hâline gelmişti. Savaşlar, aynı zamanda da kavimlerin kendi aralarındaki bağları güçlendirici bir unsur oluyor ve birlikte yaşam kutsanıyordu. Yerleşik düzene geçen kavimler, tarım için elverişli toprak ararken botanik ormanlarda çalı çırpıları yakarak küllerini bir tür gübre olarak kullandı. Böylelikle, yiyecek çeşitlerini arttırdılar ve giderek daha kuvvetli bir beden yapısı kazandılar. Değişen bu beden yapısı, kimi kavimlerde diğerlerinden güçlü oldukları hissini uyandırdı. Diğer kavimlerin ellerindeki yiyecekler, mâdenler ve av silâhları alınabilecek, bu yolla kendi insanlarının daha iyi bir yaşam sürdürmesi sağlanabilecekti.</p>
<p>Neolitik çağda kavimler arasındaki savaşlar, zaman içinde çoğaldı ve gelecek endişesi arttı. Bu endişe, erken dönemlerde salt ateşin korunması ve yârına aktarılabilmesine ilişkindi; neolitik çağda ise işler değişti ve gelecek endişesi, aynı zamanda da birtakım dînî inançların doğmasını ve günlük yaşamda büyük yer işgâl etmesini sağladı. Bu endişe ayrıca, birtakım kimselerin geleceği belirleyebilecek tanrısal bir güce sâhip olduğu düşüncesini de ortaya çıkarttı. Bu kimselerin tanrılarla özel bir iletişim kurduğuna inanılıyor ve onların yönetiminde düzenlenecek âyinlerle geleceğin güven altına alınacağı düşünülüyordu. Bu kimseler de tanrılarla ateş aracılığıyla iletişim kurmaya çalıştı; çünkü ateş, ancak tanrısal bir kökene sâhip olabilirdi. Bunun sonucunda, ateşe mistik ve metafizik bir anlam yüklenilmeye başlandı. Doğuda başta Zerdüştler olmak üzere birçok kavim, dînî törenlerinde ateşe çok büyük bir önem verdi. Ateşin tanrısal bir kökeni olduğuna inanan Zerdüştler, onu tanrıların bir hediyesi olarak gördü. Râhiplerin de etkisiyle ateş, zamanla bir tanrı hâline getirildi. Artık nerede olursa olsun, suyla söndürülmemeye ve yakınlarındaki yerlerde küfürlü sözler sarf edilmemeye başlandı.</p>
<p><figure id="attachment_8598" aria-describedby="caption-attachment-8598" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Ateşe-Tapma.jpg"><img class="size-full wp-image-8598" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Ateşe-Tapma.jpg?resize=640%2C480" alt="Ateşe Tapma" width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Ateşe-Tapma.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Ateşe-Tapma.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8598" class="wp-caption-text">Ateşe Tapma</figcaption></figure></p>
<p>Ateş tanrısı inancının Sibiryalı kavimlere, savaşlarda esir düşen Zerdüşt râhipler aracılığıyla geçtiği sanılmakta. Buna benzer inançlara ilk Brahman kavimlerde de rastlamaktayız. Brahmanlar da tanrılarla iletişim kurmak için ateşi kullanıyordu. Eski Türklerde de ateşten, ilk olarak doğal gereksinimleri karşılamak için yararlanılıyordu; zaman içinde ateşin dînî törenlerde de kullanıldığını görmekteyiz. Şaman inançlarının hâkim olduğu bu dönemlerde Eski Türkler, ateşi tanrısal bir güç olarak görmüştü. Ateşin doğası, dünyevî bir kökene sâhip olduğunu düşünmeye imkân veremezdi; ateş ancak, tanrıların verdiği bir hediye olabilirdi. Bu hediye kültü, zamanla ateşin kendisinin bir tanrı olduğu inancını getirdi ve ateş tanrısı kültü, en çok da Göktürkler tarafından benimsendi. Göktürk hükümdârları, kendilerine yollanan elçileri iki tarafı ateşle çevrili koridorlardan geçirerek huzurlarına alıyor; yanlarında getirebilecekleri kötü ruhların ateş tanrısı tarafından etkisiz hâle getirileceğine inanıyorlardı. Ayrıca, şaman râhiplerinden ateşi kullanarak bir dizi kehânette bulunmalarını istiyor ve savaş gibi önemli kararlarını, bu kehânetler eşliğinde alıyorlardı. Şaman râhiplerinin hükümdârlar üzerindeki bu etkisi, halk arasında onlara itibâr artışı sağladı.</p>
<p><figure id="attachment_8607" aria-describedby="caption-attachment-8607" style="width: 592px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Eski-Türklerde-Ateş.jpg"><img class="size-full wp-image-8607" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Eski-Türklerde-Ateş.jpg?resize=592%2C388" alt="Eski Türklerde Ateş" width="592" height="388" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Eski-Türklerde-Ateş.jpg?w=592&amp;ssl=1 592w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Eski-Türklerde-Ateş.jpg?resize=300%2C197&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Eski-Türklerde-Ateş.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Eski-Türklerde-Ateş.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 592px) 100vw, 592px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8607" class="wp-caption-text">Eski Türklerde Ateş</figcaption></figure></p>
<p>İmdi ateş, ilk olarak doğal gereksinimleri karşılamada, sonrasında ise dînî törenlerde ve toplumsal ilişkilerde kullanılmaya başlandı. Bu gelişmelerde belirleyici olan esas unsurun insanoğlunun gelecek endişesi olduğu söylenebilir. Bu endişe, aynı zamanda da insanlar arasında birtakım ortak bağların gelişmesini sağladı. Bunda etkin olan bir diğer îcât ise tekerlekti. Tekerleğin ilk defâ Sümerler tarafından M. Ö. 3000’lerde taşımacılık amacıyla kullanıldığını belgeleyen duvar kabartmaları mevcut. Tekerleğin îcâdından önce, taşımacılıkta öküzler kullanılıyor; fakat, yüksek bir verimlilik sağlanamıyordu. Bu îcâtla, hem verimlilik sağlandı, hem de başka pek çok alanda büyük başarılar kaydedildi. Örneğin, çanak çömlek yapımı, savaş arabaları ve değirmenler bunlardan birkaçı. Böylelikle, günlük yaşamı sürdürmeyi sağlayan araçların serî üretimi sağladı. Ayrıca, yüksek mîmârînin gelişmesinde ve artı-ürün birikiminin artmasında da yine tekerleğin rolü büyük oldu. Ticârî faaliyetler arttıkça, değerli mâden miktârında artış yaşandı, kavimler arasındaki savaşlar çoğaldı ve savaşan kavimler, birbirleriyle değişik birtakım kültürel etkileşimlere girdiler.</p>
<p><figure id="attachment_8619" aria-describedby="caption-attachment-8619" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümerler-ve-Tekerlek.jpeg"><img class="size-full wp-image-8619" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümerler-ve-Tekerlek.jpeg?resize=500%2C320" alt="Sümerler ve Tekerlek" width="500" height="320" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümerler-ve-Tekerlek.jpeg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümerler-ve-Tekerlek.jpeg?resize=300%2C192&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8619" class="wp-caption-text">Sümerler ve Tekerlek</figcaption></figure></p>
<p>Tekerleğin yanı sıra tuğlanın keşfi de bu bağlamda önemlidir. Neolitik çağda ilk toplu yerleşim bölgelerinde evler, genellikle kerpiçten yapılıyordu. Mısır’daki gibi kullanıma elverişli taşlar, özellikle de Mezopotamya bölgesinde yoktu ve en çok da güneyde kamışlar kullanılıyor; evlerin çatıları ise bir tür hasırla kapanıyordu. Yerleşik düzene geçiş, berâberinde pek çok değişimi de getirdi ve insanlar, daha sağlam yapılar içinde yaşamak istediler. Kerpiçten daha sağlam bir yapı malzemesine duyulan ihtiyacı gidermek için, kili güneşte kurutmak yerine fırınlamayı denediler ve böylelikle, tuğlanın keşfi sağlanmış oldu. Bu sağlam yapı malzemesinin kullanımı, zaman içinde yaygınlık kazandı ve yaşam alanlarının yanı sıra tapınakların inşâsında da tuğla kullanılmaya başlandı. Eskisine göre daha sağlam bir şekilde inşâ edilen tapınaklarda geliştirilen dînî törenler, nesilden nesle aktarılarak ortak kültürel bağların sürekli canlı tutulması sağlandı.</p>
<p><figure id="attachment_8617" aria-describedby="caption-attachment-8617" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-kenti-Urda-bir-ziggurat.jpg"><img class="size-full wp-image-8617" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-kenti-Urda-bir-ziggurat.jpg?resize=600%2C282" alt="Sümer kenti Ur'da bir ziggurat" width="600" height="282" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-kenti-Urda-bir-ziggurat.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-kenti-Urda-bir-ziggurat.jpg?resize=300%2C141&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8617" class="wp-caption-text">Sümer kenti Ur&#8217;da bir ziggurat</figcaption></figure></p>
<p>Bu îcâtlar arasında en önemlisi ise şüphesiz ki, yazının îcâdı olmuştur. Nitekim, en genel anlamıyla yazı, dili görselleştirmeye yarayan belirli bir göstergeler sistemidir. Bu sistemin temel bileşenlerini harfler, karakterler veya figürler oluşturur. Bu unsurlara bağlı olarak, zaman içinde farklı yazı sistemleri ortaya çıkmıştır. Tüm bu sistemler, genel olarak üç başlık altında toplanabilir; <em>piktografik sistemler</em>, <em>ideografik sistemler</em> ve <em>fonetik sistemler</em>. Bu sistemlerden sonuncusu olan fonetik sistemler, en genel kullanım özelliği kazanan yazı sistemidir. Bu sistemlerde en küçük alt birim, ses birimleri veya hece birimleridir. Harflerin veya figürlerin belirli bir anlam birimini temsil ettiği yazı sistemleri ise ideografik yazı sistemleridir. Bu sistemlerde en küçük alt birim, anlam birimleridir ve göstergeler nesneleri değil, anlamları gösterir. Fakat bu sistemlerde, yalnızca ideogram kullanılmaz, ses veya hece birimlerine de yer verilir.</p>
<p>Piktografik yazı sistemlerinde nesnelere, kendi kendilerini açıklayan göstergelerle göndermede bulunulur. İlk olarak Sümerler tarafından kullanılan bu sistemde piktografik figürler, nesneleri bire bir temsil eden basit çizgilerden oluşur; sayılar ise birbirinin peşi sıra konuşlandırılan çizgi veya oyuklarla gösterilir. Arkeolog Denise Schmand-Besserat tarafından çözülen yazı sistemini Sümerler, sürekli olarak geliştirmişler ve daha işlevsel kılmaya çalışmışlardır. Aynı şekilde, yazı araçlarını da sürekli olarak geliştirme yoluna gitmişler; yazılarını erken dönemlerde, güneşte kurutulmuş kil tabletler üzerine; geç dönemlerde ise fırınlanmış kil tabletler üzerine yazmışlardır.</p>
<p><figure id="attachment_8616" aria-describedby="caption-attachment-8616" style="width: 325px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-çivi-yazısının-gelişimi.jpg"><img class="size-full wp-image-8616" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-çivi-yazısının-gelişimi.jpg?resize=325%2C410" alt="Sümer çivi yazısının gelişimi" width="325" height="410" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-çivi-yazısının-gelişimi.jpg?w=325&amp;ssl=1 325w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-çivi-yazısının-gelişimi.jpg?resize=238%2C300&amp;ssl=1 238w" sizes="(max-width: 325px) 100vw, 325px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8616" class="wp-caption-text">Sümer çivi yazısının gelişimi</figcaption></figure></p>
<p>Sümerlerin en önemli yerleşim bölgelerinden olan Lagaş ve Nippur’da yapılan kazılarda, çok sayıda kil tablet bulundu. Birer tapınak kaydı olan bu tabletlerde, birtakım oyuklar ve mühür olduğu sanılan girinti ve çıkıntılar vardı. Bu kayıtlar, yaklaşık olarak M. Ö. 3100’lere âitti ve Sümerli râhipler tarafından tutulmuştu. Bu tür kayıtların tutulması ve bunların korunması, bu dönemlerde Sümerlerde muhasebecilik faaliyetlerinin sürdürülmekte olduğunu kanıtlamaktaydı. Bu tabletlerdeki piktografik figürler, tapınaklara giren malları ve miktarlarını göstermekteydi. Sümerli köylüler ve çiftçiler, ürettikleri ürünler oranında tanrılarına hediyeler sunmaktaydı. Tüccarlar da tanrılarına şükranlarını bildirmek için yine aynı çabaların içine girmekteydi. Tapınaklara çeşitli yiyecekler, süs eşyâları, çanak çömlekler, dokuma ürünleri, vb. getirilmekte; bunların kayıtları da râhipler tarafından tutulmaktaydı.</p>
<p>Zaman içinde artan nüfusa bağlı olarak, bu kayıt işleri de zorlaştı. Hâl böyle olunca râhipler, kil tabletler üzerine bâzı şekiller çizerek bu kayıtları tutmaya başladı ve ilk piktografik yazı sistemi doğmuş oldu. Kayıt işlemlerinde karşılaşılan bir dizi güçlük, piktografik figürlerle gösterilemeyen kimi nesnelerin ideografik gösterge sistemiyle gösterilmesini gerekli kıldı. Bu yeni sistemde, piktografik figürlerden farklı olarak geliştirilen figürlere daha genel anlamlar verilmeye başlandı. Ne var ki, zaman içinde hem piktografik figürlerin, hem de ideografik figürlerin sayısında büyük bir artış meydana geldi ve bu da kayıt işlemlerini zorlaştırdı. Tüm bu figürler arasında bâzı ayıklamalar yapılmak istenmişse de verim sağlanamadı ve yeni arayışlara girildi. Sonuçta, yeni bir yazı sistemi ortaya çıktı; en alt birim olarak ses veya hece birimlerinin kullanıldığı bu yeni fonetik sistemde, ucu sivri bir kamışın yumuşak bir kil tabletine bastırılıp çekilmesiyle oluşan bir gösterge sistemi kullanıldı ve buna <em>çivi yazısı </em>denildi. Bu sistemde Sümerler, birtakım ses işâretçileri geliştirdiler ve böylelikle, harflerin doğuşu sağlanmış oldu. Kısa zamanda bu yazı sistemi, başta Âsurlular olmak üzere pek çok kavim tarafından kullanılmaya başlandı.</p>
<p><figure id="attachment_8618" aria-describedby="caption-attachment-8618" style="width: 723px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-tabletlerinden-örnekler.jpg"><img class="size-full wp-image-8618" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-tabletlerinden-örnekler.jpg?resize=640%2C340" alt="Sümer tabletlerinden örnekler" width="640" height="340" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-tabletlerinden-örnekler.jpg?w=723&amp;ssl=1 723w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-tabletlerinden-örnekler.jpg?resize=300%2C159&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Sümer-tabletlerinden-örnekler.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8618" class="wp-caption-text">Sümer tabletlerinden örnekler</figcaption></figure></p>
<p>Yazının îcâdı, toplumsal yaşamı ve ilişkileri büyük oranda etkiledi. Köylüler ve çiftçiler, tapınaklara sundukları hediyeleri belgeliyor, tanrılarına karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmiş olmanın yarattığı saygıyı her alanda kullanıyordu. Ticârî kayıtlar, hesap hatâlarının önüne geçilmesini sağlıyor ve ticârete güven getiriyor; tüccarlar arasındaki anlaşmazlıkları çözüme bağlıyordu. Kent-devletlerinde ticâretle ilgili ortaya çıkan anlaşmazlıklar ise kralları, kânunları da yazıya geçirmeye zorluyordu. Ticârî kayıtların yanı sıra, kânunlardan mahkeme kararlarına kadar başka pek çok şey yazıya aktarıldı. Bu kayıtlar, gerektiğinde kendisine başvurulacak bir belge niteliği kazandı ve toplumsal yaşamda adâlet mekanizmasına işlerlik kazandırdı, adâlete duyulan güveni arttırdı.</p>
<p>Artık yöneticiler (krallar ve râhipler) ve üreticiler (köylüler ve çiftçiler) arasındaki tüm anlaşmazlıklar, meşrû yollarla çözüme bağlanacaktı. Üstelik, kânunlardan haberi olmayanların da bilgilenmesi ve hak arama özgürlüklerini kullanması sağlanıyordu. Cadde üzerlerinde büyük taş bloklara yazılan kânunlar, bu yolla halkın bilgisine sunuluyordu. Zaman içinde kahramanlık hikâyeleri, dînî törenlerin uygulama esasları, vb. de yazıya geçirildi ve tüm bunlar, kavimlerin kültürleşme ve kültür aktarım süreçlerine büyük katkılar yaptı. Etrafları surlarla çevrili ve hayvan otlaklarının ortak mülkiyete dayalı olduğu kent-devletleri arasında, bu mülkiyetin idâresi konusunda bâzı anlaşmazlıklar vardı. Bu gibi konularda belirledikleri esasları da yazıya geçirmeleri, bu anlaşmazlıkları ortadan kaldırdı ve kavimler arasında daha yakın ilişkiler kurulmaya başlandı.</p>
<p>Bu çerçevede düşündüğümüzde, <strong>medeniyetlerin doğuşu</strong>nu sağlayan temel unsurları şu başlıklar altında toplayabiliriz; a) doğal gereksinimlerini karşılayabilen bir insan kitlesinin varlığı, b) coğrâfî ve iklimsel handikapların üstesinden gelmeyi sağlayacak yeterli sayıda uzman ve bu uzmanların kullanımına sunulan yeterli miktarda araç ve gerecin temini, c) bu araç ve gereçlerle artı-ürün sağlanması ve bu ürünlerle birtakım kurum ve ilişki biçimlerinin geliştirilmesi, d) bu insan kitlesinin toplumsal bir huzur ve güven ortamı içinde kültürleşme ve kültür aktarım süreçlerini sürdürmesi ve e) bu insan kitlelerinin birbirleriyle ortak kültürel bağlar kurmaları.</p>
<p><strong>KAYNAKLAR:</strong></p>
<ul>
<li>AĞAOĞULLARI, Mehmet Ali, (1994). <strong><em>Kent-Devletinden İmparatorluğa</em></strong>, Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.</li>
<li>AKURGAL, Ekrem, (1997). <strong><em>Anadolu Kültür Târihi</em></strong>, Ankara: Tübitak Popüler Bilim Kitapları.</li>
<li>BLACK, Jeremy / GREEN, Anthony, (2003). <strong><em>Mezopotamya Mitolojisi Sözlüğü</em></strong>, İstanbul: Aram Yayıncılık.</li>
<li>DURANT, Will, (1996). <strong><em>Medeniyetin Temelleri</em></strong>, İstanbul: Birleşik Yayıncılık.</li>
<li>GARAUDY, Roger, (1995). <strong><em>İnsanlığın Medeniyet Destânı</em></strong>, İstanbul: Pınar Yayınları.</li>
<li>GÜNDÜZ, Altay, (2002). <strong><em>Mezopotamya ve Eski Mısır</em></strong>, İstanbul: Büke Yayınları.</li>
<li>HORNUNG, Erik, (2004). <strong><em>Mısırbilime Giriş</em></strong>, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.</li>
<li>KRAMER, Samuel Noah, (2001). <strong><em>Sümer Mitolojisi</em></strong>, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.</li>
<li>SAYILI, Aydın, (1996). <strong><em>Mısır ve Mezopotamya’da Bilim</em></strong>, Ankara: A. Ü. DTCF Yayınları.</li>
<li>TANİLLİ, Server, (1992). <strong><em>Uygarlık Târihi</em></strong>, İstanbul: Say Yayınları.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/medeniyetlerin-dogusu-uzerine-bir-inceleme/">Medeniyetlerin Doğuşu Üzerine Bir İnceleme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/medeniyetlerin-dogusu-uzerine-bir-inceleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8593</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her Şeyin Hayırlısını Diledim Rabbim Hep Zor Olanını Verdi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-seyin-hayirlisini-diledim-rabbim-hep-zor-olanini-verdi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-seyin-hayirlisini-diledim-rabbim-hep-zor-olanini-verdi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Mar 2017 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8377</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Yunus Emre ne güzel buyurmuş &#8221; Her şeyin hayırlısını diledim. Rabbim hep zor olanını verdi&#8221; Hayatımızda ne kadar çok ve çeşitli sınavlara tabi tutuluyor isek bunun için sevinmeliyiz. Çünkü her sınavın bize kattığı çok şey vardır. Bu anlamda da tekamülümüz hızlanmış olur. Kimi zaman sağlıkla sınanırsınız, kimi zaman en yakınınızı kaybederek, gün olur eşiniz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-seyin-hayirlisini-diledim-rabbim-hep-zor-olanini-verdi/">Her Şeyin Hayırlısını Diledim Rabbim Hep Zor Olanını Verdi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Yunus Emre ne güzel buyurmuş &#8221; Her şeyin hayırlısını diledim. Rabbim hep zor olanını verdi&#8221;<br />
Hayatımızda ne kadar çok ve çeşitli sınavlara tabi tutuluyor isek bunun için sevinmeliyiz. Çünkü her sınavın bize kattığı çok şey vardır. Bu anlamda da tekamülümüz hızlanmış olur.<br />
Kimi zaman sağlıkla sınanırsınız, kimi zaman en yakınınızı kaybederek, gün olur eşiniz tarafından aldatılırsınız, belki de evlat sahibi olmayı çok ister olamazsınız yahut evladınızdan bir darbe yersiniz yoksullukla sınanırsınız, gün olur çevrenizden, sosyal yaşantınızdan ayrı düşersiniz ve hatta asla yapmam, yapamam dediğiniz şeyleri yaparken izlersiniz kendinizi..<br />
Kimi zamanda hepsi birden üst üste gelir dibe vurursunuz. İşte o noktada anlarsınız ki tek sevgili, tek dost Yüce Allahtır ve ondan gayrısı yalandır.<br />
Ben ne yaptım bunca zaman, kimlere gönül bağladım neler oldu dersiniz.<br />
Aslında bunların her biri,bizleri Mevlamıza yaklaştırmak için yazılmış senaryonun hayata geçmesinden başka bir şey değildi. İzlediğiniz filmde ki oyunculara kızabilir misiniz? O yüzden kimseye kızmayın onlar yazılmış senaryoyu hayata geçiren sadece birer oyuncu.<br />
Tam tersine sevinin, şükredin onlara..! Size Hakkın yolunu gösterdiği için&#8230;!<br />
&#8221;Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-seyin-hayirlisini-diledim-rabbim-hep-zor-olanini-verdi/">Her Şeyin Hayırlısını Diledim Rabbim Hep Zor Olanını Verdi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-seyin-hayirlisini-diledim-rabbim-hep-zor-olanini-verdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8377</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hakkı Mı Görmek İstiyorsun?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hakki-mi-gormek-istiyorsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hakki-mi-gormek-istiyorsun/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 19 Mar 2017 16:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8375</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hak kelebeğin, kuşun kanadında, alıştığı balkonunda ürkmeden ıslak ekmek beklerken ki minnet dolu bakışında, içtenlikle sarıldığın sokak köpeğinin gözlerinde ki mutluluğun ışığında, pırıl pırıl açan çiçeklerde, yardım eli uzattığın insanların mutluluğunda, minnet dolu bakışlarında&#8230;&#8230;&#8230; Var mı surete hacet??? Hisset, sonuna kadar hisset&#8230;!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hakki-mi-gormek-istiyorsun/">Hakkı Mı Görmek İstiyorsun?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hak kelebeğin, kuşun kanadında, alıştığı balkonunda ürkmeden ıslak ekmek beklerken ki minnet dolu bakışında, içtenlikle sarıldığın sokak köpeğinin gözlerinde ki mutluluğun ışığında, pırıl pırıl açan çiçeklerde, yardım eli uzattığın insanların mutluluğunda, minnet dolu bakışlarında&#8230;&#8230;&#8230;<br />
Var mı surete hacet???<br />
Hisset, sonuna kadar hisset&#8230;!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hakki-mi-gormek-istiyorsun/">Hakkı Mı Görmek İstiyorsun?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hakki-mi-gormek-istiyorsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8375</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tahta Kurusu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tahta-kurusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tahta-kurusu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Mar 2017 06:26:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8540</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geriye bakmak, geriye dönmek, bir şehri terk etmek, ölsem unutamam derler ya benim hikayem de öyle. Oysa alışıyor insan; nasıl ki uykularımda ölümün korkunç yanı yok artık benim,  öyle alışıyor. Belki ağlarken uyandığımda kapandığını hissettiğim ölümlü kucaklar var. Bir de böyle alışıyor. Her saniye eriyip gidiyor ömrümden belki boşa… Sözcükler kifayetsiz kaldı artık benim gerçeklerimde, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tahta-kurusu/">Tahta Kurusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geriye bakmak, geriye dönmek, bir şehri terk etmek, ölsem unutamam derler ya benim hikayem de öyle. Oysa alışıyor insan; nasıl ki uykularımda ölümün korkunç yanı yok artık benim,  öyle alışıyor. Belki ağlarken uyandığımda kapandığını hissettiğim ölümlü kucaklar var. Bir de böyle alışıyor.</p>
<p>Her saniye eriyip gidiyor ömrümden belki boşa… Sözcükler kifayetsiz kaldı artık benim gerçeklerimde, ama inatla yazıyorum seni sayfalara ve tabii hala.  Zaman da sözcükler kadar kifayetsiz, ama inatla okuyorum seni kitaplarımda ve hala.</p>
<p>Gözlerimin baktığı yerler alabildiğine yeşil benim burada. Gözlerin yok ne gam? Gözlerimin baktığı yerler alabildiğine dalga, saçların yok ne gam? Belki bir şarkı yazsam onda gam, belki bir yudum tesadüf adında ve anıların taa içinde seni bulup çıkaranda.</p>
<p>Bir bakıyorum şimdi her anımda, bir bakıyorum hiçbir zamanımda… Oldun, sendin ama gerçekten biz miydik acaba?</p>
<p>Gözlerinin kıyısında kaybolurdum eskiden öper öper doyamazdım, artık bir tahta kurusu kabuğu kadar sert dudaklarım.</p>
<p><figure id="attachment_8542" aria-describedby="caption-attachment-8542" style="width: 335px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/tahtakurusu.jpg"><img class="size-full wp-image-8542" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/tahtakurusu.jpg?resize=335%2C287" alt="Gözlerinin kıyısında kaybolurdum eskiden öper öper doyamazdım, artık bir tahta kurusu kabuğu kadar sert dudaklarım." width="335" height="287" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/tahtakurusu.jpg?w=335&amp;ssl=1 335w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/tahtakurusu.jpg?resize=300%2C257&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 335px) 100vw, 335px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8542" class="wp-caption-text">Gözlerinin kıyısında kaybolurdum eskiden öper öper doyamazdım, artık bir tahta kurusu kabuğu kadar sert dudaklarım.</figcaption></figure></p>
<p>Zaman zaman küfür ediyorum kendime biliyor musun neden hala kalemimdesin?  Ama bu bir hak ediş meselesi değil. Bu sadece benim yüzleşmelerimin arasına sıkışan sözcükler.</p>
<p>Ve en manidar olan ne biliyor musun? Bir zamanlar elimizden alacaklar diye uykusuz kaldığım, o çok kıymet verdiğim yaşanmışlıklarla dolu eşyalarım şimdi bir depoda ve zaten evin içinde yenmeye başlamışken tahta kuruları tarafından, o depoda hepsi bir bir tükenecek. İçimiz gibi, ikimiz gibi.</p>
<p>Ve tahta kuruları çoğalıp belki bir gün gelip bizi de göbekleri şişene kadar mideye indirecek . İşte  biz o gün gerçekten bitmiş olacağız, belki bir toprak yığını altında, belki esen bir yelde küllerimiz, belki bir nehirde bedenimiz ama illa ki biteceğiz,  eski günlerin öpüşleri gibi …</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tahta-kurusu/">Tahta Kurusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tahta-kurusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8540</post-id>	</item>
		<item>
		<title>72 Millete Aynı Gözle Bakmayan Halka Müderris Olsa Hakka Asidir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/72-millete-ayni-gozle-bakmayan-halka-muderris-olsa-hakka-asidir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/72-millete-ayni-gozle-bakmayan-halka-muderris-olsa-hakka-asidir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Mar 2017 08:30:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öz'ün İfadesi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Galibi Şeyhi Atıf Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8486</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne güzel buyurmuş Sevgili Yunus Emre &#8221;72 Millete aynı gözle bakmayan, halka müderris olsa, Hakka asidir&#8221; Aslında bu söz İslamı, yani güzel ahlak dinini çok güzel özetlemiş. Din, dil, ırk ayırımı yapmadan insanları bir görmek. Zaten bütün dinler manada islam üzerine gelmemiş midir? Tasavvuf ehli ne güzel yorumlamış. Hz Adem yaratıldığında dünya sabahın ilk ışıkları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/72-millete-ayni-gozle-bakmayan-halka-muderris-olsa-hakka-asidir/">72 Millete Aynı Gözle Bakmayan Halka Müderris Olsa Hakka Asidir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne güzel buyurmuş Sevgili <strong>Yunus Emre</strong> &#8221;72 Millete aynı gözle bakmayan, halka müderris olsa, Hakka asidir&#8221;</p>
<p>Aslında bu söz İslamı, yani güzel ahlak dinini çok güzel özetlemiş.</p>
<p>Din, dil, ırk ayırımı yapmadan insanları bir görmek.</p>
<p>Zaten bütün dinler manada islam üzerine gelmemiş midir?</p>
<p>Tasavvuf ehli ne güzel yorumlamış. Hz Adem yaratıldığında dünya sabahın ilk ışıkları gibiydi, dünya sabaha yeni dönerken henüz kuvvetli ışığa hazır değildi sonra Hz Musa ve İsa geldi. Tam güneşin ışıkları dünyaya en kuvvetli geldiği öğle vaktinde Hz Muhammed teşrif etti. Güneş aynı güneşti fakat yaydığı ısı ve ışık farklı idi.</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz diğer dinlere mensup insanlara da ayırt etmeksizin eşit mesafede muamele ederdi.</p>
<p>Şimdi bakıyorum, diğer dinlere mensup insanları kimileri &#8221;kafir&#8221; olarak adlandırılıyor.</p>
<p>Yüce Allah Kur&#8217;anı Kerimde, Bakara 62: ‘&#8221;Şüphesiz iman edenlerle, yahudiler, hristiyanlar ve sabiilerden kim Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih ameller işlerse onların ecirleri Allah katındadır. Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir de.&#8221; buyurmuştur.</p>
<p>Bu ayeti yazınca, <strong>Galibi Şeyhi Atıf Efendi</strong> ile yapmış olduğumuz bir sohbet aklıma geldi. Küçük bir kesiti sizlerle paylaşmak isterim. Atıf Efendi Çin de bir müşteri ziyaretinde iken, namaz vakti iş yeri sahibinden namaz kılmak için, orada ki bir çalışandan izin istenilmesini rica eder. İzin geldikten sonra da namazını icra eder. Bu arada arkadan tartışma sesleri yükselir. Atıf Efendi sorduğunda ise yanlış kişiden izin alındığını, Budist iş yeri sahibinin gelerek ‘’ Şimdi bu beyefendi Müslüman ve ibadet yapıyor, ya o beyefendinin Tanrısı buraya gelirde, bizim tanrımız bu durumdan rahatsız olursa ne yaparız ‘’ bu şekilde tepkisini dile getiriyor. Atıf Efendi özür dileyerek seccadesini toparlıyor. Atıf Efendinin konunun üzerine yapmış olduğu yorumu oldukça etkileyici ‘’ Onlarla iş anlaşması yapma aşamasında olmamıza rağmen, İnançlarında ki samimiyet beni çok etkiledi. Biz aynı durumla karşılaşmış olsak acaba böylesine bir tepki verebilir miydik?’’</p>
<p>Bu arada belirtmeyi unuttum. Atıf Efendi namaza başlarken, bir hanımefendi kendi dilinde büyük bir heyecanla, gözleri parlayarak bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Atıf Efendi tercümandan yardım alıyor. Hanımefendi ‘’ Ben Hıristiyanım fakat ikimizin de ibadet ettiği ALLAH aynı ALLAH ’’ diyor. Bunun üzerine Atıf Efendi onlar olayı öyle güzel anlamışlar ki, üzerine söylenebilecek çok fazla bir şey olmasa gerek dedi.</p>
<p>Yüceler Yücesi Rabbimiz insanların niyetlerine ve kalplerine bakıyor, takvaya bakıyor.<br />
Ve kalpleri yalnız Yüce Allah bilir. Peygamber Efendimiz buyurmamış mıdır?&#8221; Açıp kalbine mi baktınız&#8221;<br />
İnsanların günahlarına şahit olabiliriz fakat tövbelerine olmayız. Bu yüzden kimsenin imanını ölçmek, değerlendirmek bizim haddimiz değildir..!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/72-millete-ayni-gozle-bakmayan-halka-muderris-olsa-hakka-asidir/">72 Millete Aynı Gözle Bakmayan Halka Müderris Olsa Hakka Asidir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/72-millete-ayni-gozle-bakmayan-halka-muderris-olsa-hakka-asidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8486</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ve Her Şey Kadar Günahkar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-sey-kadar-gunahkar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-sey-kadar-gunahkar/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Mar 2017 13:30:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gamze Kınay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8442</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hep çok istedim mürekkebim ve kağıdımı titrek bir mum ışığında kavuşturmayı. İstediğim sadece o değildi, milyonlarcası daha vardı ama o aralarında en günahkar olanıydı. Bu yüzden onu daha çok istedim. Nefsimi dinledim, susturmadan bir şarkıymışcasına dinledim, ve en günahkar olanı istedim. İstedim ama olamazdı. Tıpkı onlar gibi bedenim de günahkardı. Ve ben bu bedeni taşıyamazdım. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-sey-kadar-gunahkar/">Ve Her Şey Kadar Günahkar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hep çok istedim mürekkebim ve kağıdımı titrek bir mum ışığında kavuşturmayı. İstediğim sadece o değildi, milyonlarcası daha vardı ama o aralarında en günahkar olanıydı. Bu yüzden onu daha çok istedim. Nefsimi dinledim, susturmadan bir şarkıymışcasına dinledim, ve en günahkar olanı istedim.</p>
<p>İstedim ama olamazdı. Tıpkı onlar gibi bedenim de günahkardı. Ve ben bu bedeni taşıyamazdım. Bu beden ile çok günahlar işlemiştim, yükü ağırdı bu bedenin. Hesap günü gelecek ve tüm borçlar ödenecekti. Ödeyemezdim borçları, alacaklısı çoktu bu bedenin. Bu beden günahkardı, cennetten kovulan Adem kadar günahkardı. Tanrı merhamet edecek bir af çıkartacak cennetten kovulan tüm günahkarlar cennete yeniden kavuşacaktı, yalnız bu beden Tanrı’nın gözleri önünde ateşlerde kavrulacaktı. Ancak o zaman ödenecekti borçları bu bedenin. Ancak o zaman affedecekti ruhu bu bedeni. Tıpkı hayat gibi.</p>
<p><figure id="attachment_8445" aria-describedby="caption-attachment-8445" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/her-sey-gunahkar.jpg"><img class="size-full wp-image-8445" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/her-sey-gunahkar.jpg?resize=540%2C300" alt="Hayat ben ve titrek mum ışığı... Bizi aynı yapan sadece günahlarımızdı, günahkarlığımızdı." width="540" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/her-sey-gunahkar.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/her-sey-gunahkar.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8445" class="wp-caption-text">Hayat ben ve titrek mum ışığı&#8230; Bizi aynı yapan sadece günahlarımızdı, günahkarlığımızdı.</figcaption></figure></p>
<p>Hayat ben ve titrek mum ışığı&#8230; Bizi aynı yapan sadece günahlarımızdı, günahkarlığımızdı. İçimizden birinin çıkıp günahsızım diyemeyişiydi. Boynumuzun büküklüğüydü. Günahlarımızın şeytaniliğine kapılışımızdı. Ama hayat bizimle aynı olduğu kadar ayrıydı.</p>
<p>Hayat yaramaz, korkunç bir kız çocuğundan farksızdı. Anne-baba şefkatinden mahrum kalmış, sövülmüş, dövülmüş, göze kestirilmiş, kirlenmiş, namussuz bir kız çocuğuydu. İntihar etmeyi becerememiş, Ademoğlundan intikam almakta karar kılmış şeytan bir kız çocuğuydu. O sadece zavallıydı. Tıpkı benim gibi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-sey-kadar-gunahkar/">Ve Her Şey Kadar Günahkar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-sey-kadar-gunahkar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8442</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Başka Hayatlarda Buluşalım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlarda-bulusalim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlarda-bulusalim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Mar 2017 14:10:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aylin Kuzu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8416</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnternette vakit öldürürken sıkça  gözüme sokulan, reklamlarında geçilmeyen kişisel özelliklere odaklı anketler ve testler son zamanlarda pek ilgi görüyor. Küçükten büyüğe çevremde bu akıma kapılmayan yok gibi. İnsanın gününe espiri katan bu popüler testlerde hangi hayvansınız, hangi nesnesiniz ,efendim en çok hangi ünlü kişisine benziyorsunuz? ya da hangi tarihi karaktersiniz benzeri sorulann yanıtları aranıyor. Test [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlarda-bulusalim/">Başka Hayatlarda Buluşalım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;">İnternette vakit öldürürken sıkça  gözüme sokulan, reklamlarında geçilmeyen kişisel özelliklere odaklı anketler ve testler son zamanlarda pek ilgi görüyor. Küçükten büyüğe çevremde bu akıma kapılmayan yok gibi. İnsanın gününe espiri katan bu popüler testlerde hangi hayvansınız, hangi nesnesiniz ,efendim en çok hangi ünlü kişisine benziyorsunuz? ya da hangi tarihi karaktersiniz benzeri sorulann yanıtları aranıyor. Test içinde sorulan sorulara karşılık gelen şıklardan size uygun olanı seçip, kendinize dair birbirinden enteresan tahmini sonuçlara varıyorsunuz. Mesela kimimiz gonca bahçesinde bir gül iken, bir test sonra sinsi bir yılansınız, ve bahtınıza ne çıkarsa boyun eğeceksiniz. Bir keresinde bende deneyip ne kadar çılgınsınız testini çözmüştüm. Sonuç; koskaca boingi Ankara asfaltına indiren Vecihi.</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;">Yine neyin peşindesin? derseniz; insanların bu testlerde aradığı yanıtları hiç bu işlere bulaşmadan bulmaya karar verdim.Sordum kendime. Başka bir varlık olarak hayat bulsaydım benim hikayem nasıl olurdu? Nereyi yuva beller, neleri yaşardım? Hayal etmek ekmekten bile ucuzken bu fırsatı sizin huzurunuzda değerlendireyim istedim.</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;">Daha önce fantastik rüyalarımı anlatmıştım hatırlarsanız. Batman serisi izlerken koltukta sızınca, rüyalarımda damdan dama süzüldüğümü yazmıştım.Peki şimdi  gerçek bir kuş olup, kanat çırptığımı hayal etmeme kimmiş engel olacak? Yüksekten korkan ben, gökyüzünün en tepesine ok gibi fırlasam ne tutabilir ki beni?</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;">Ben bir göçmen kuşum ve şu an yaz mevsiminde, Akdeniz&#8217;deyim. Kışın gelince sıcak memleketlere göçmeyi heycanla bekliyorum. İlk uzun yolculuğum olacak. Hava çok sıcak olduğu için ağaç gölgelerine sığınıyor,durmadan su ve yiyecek arıyorum.Birikintilerden içtiğim suyun tadına henüz alışamadım.Yükseklik korkum hafifledikçe daha hızlı süzülüyorum da, rotayı tutturamadığım zamanlar oluyor. Narin bir bedenim, koyu yeşil tüylerim,yüzüme biraz büyük gelen gagam, kara parlak gözlerim var. Güneye göçmeden önce iyice beslenip, güçlenmem lazım. Karşımdaki korulukta kırmızı kırmızı parlayan yuvarlak toplar&#8230;Hemen oraya uçuyorum. Bu kırmızı şeyler her ne ise lezzetli görünüyorlar. Hemen bir tanesini çekiştirip yemeye başlıyorum. Sonra bir diğerini ve fazla mal göz çıkarmaz diyip bir diğerini. Karnım doyduğuna göre buradan ayrılabilirim. Keyfim o kadar yerinde, o kadar özgürüm ki durmadan ötmek istiyorum. İstiyorum da sesim niye çıkmıyor. Tekrar deniyorum, yok olmuyor, ben ötemiyorum. Endişeliyim. İçimden Doğa Anama sesleniyorum. O da duymuyor beni. Nefes alamıyorum sanki. Bu sis nereden çıktı şimdi? Çok yorgunum,daha fazla dayanamayacağım. Havada kendimi boşluğa bırakıyorum ve şiddetle yere çakılıyorum. Koru sahibinin ilaçladığı kırmızı toplar canımı alıyor ve şimdi merakına yenik, ömrü elma çekirdeği ölü bir kuşum öyle mi?  Hoşçakal kuşum Aylin.</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;">Bu hüsran son beni hayal etmekten vazmı geçirecek? sandınız. Pes edip,moral bozmamalı. Göklerden bir hayır görmedim madem, bu sefer ayaklarım yere bassın. Sokak kedisiyim. Soğuk ve yağmurlu havalarda sığındım müstakil bir evin bahcesi var. Ev sahibi kadın keyfi gelince güzel yiyecekler atıyor bana. Portakal diye sesleniyor bazen.Tepesi de attı mı küfürü basıp kovuyor beni. Yarı aç, yarı tokum. Bugün keyfim o kadar yerindeki kuyruğumu sallamadan duramıyorum. Yukarı mahalleyi arşınlıyorum ki az ileride eskiden (kedi  olmadan önce) bahçemizde beslediğim kedilerden biri. Adı Reşat. Kafası büyük, bolca açık sarı tüylü ve her zamanki gibi pasaklı. Ona doğru koşar adımlarla yaklaşıyorum ki, birden suratıma pençe atıyor nankör kedi. Nasıl tanımaz beni? Besle kargayı oysun gözünü! Hemen uzaklaşmalıyım. Yoksa pençe vurmakla kalmayacak,canımı okuyacak. Bu can sıkıcı hadiseyi unutup güneşin tadını çıkarmalıyım. Sokaklarda gezerken sağda solda duran çöplere kafamı gömüyorum. Bazı seslere kulak veriyorum. Pati seslerine benziyor.Bu iğrenç koku da nedir böyle?, diyip çöpten kaldırıyorum başımı. Mahallenin köpekleri ile göz gözeyiz. Anlaşıldı, yerde de göktede huzur yok. </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;">-Koş Portakal koş, canını kurtar!</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;">
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;">Hemen gördüğüm ilk ağaca çıkıyorum. Ağacın önünde havlayıp, bekliyorlar. Elbet gideceklerdir. Onca hareketten sonra artık sakin bir hayat istiyorum. Kedilikten istifamı arz ederim.</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;">Yorgunluk atmalı.. Durağan bir şeylerde karar kıldım. Bir esnaf lokantasında eski bir sandalyeydim ben, ta ki doksan kiloluk Veysel amca poposunu üstüme koyana kadar. Gazını çıkarır mı dersiniz? Yok canım yapmaz ortalık yerde diyordum ki, artık çok geç. Sandalye diyip küçümsemeyin, yiğit işi yıllarca o kadar ağırlığı üstünde taşımak.</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.0pt; color: black;">Şimdi uygulamalı testimin sonucunu açıklıyorum; bir şarkı sözü der ki başkası olma, kendin ol. Öyle çok daha güzelsin.</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlarda-bulusalim/">Başka Hayatlarda Buluşalım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlarda-bulusalim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8416</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Toplanın, Ölüyoruz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/toplanin-oluyoruz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/toplanin-oluyoruz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Mar 2017 06:35:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Deniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8407</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazmak için yazmak hatta yazamamak… Bütün kelimeler manalarını yitiriyorlar bazen. Bir otogar, bir bilet, bir otobüs her şeyi çözecekmiş gibi geliyor insana. Başını alıp gitmek çare değil aslında. Zaten o baş size lazım değil ki hatta aklınızın başınızda olmaması lazım. Bırakıp gitmeniz lazım onu. Anca o zaman kurtulursunuz kederlerinizden. Evet, ben de sizin gibi insanlara [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/toplanin-oluyoruz/">Toplanın, Ölüyoruz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazmak için yazmak hatta yazamamak…</p>
<p>Bütün kelimeler manalarını yitiriyorlar bazen. Bir otogar, bir bilet, bir otobüs her şeyi çözecekmiş gibi geliyor insana. Başını alıp gitmek çare değil aslında. Zaten o baş size lazım değil ki hatta aklınızın başınızda olmaması lazım. Bırakıp gitmeniz lazım onu. Anca o zaman kurtulursunuz kederlerinizden. Evet, ben de sizin gibi insanlara güvenen, çiçekleri seven rengârenk bir dünyası olan insanlardanım. Yani daha büyüyemedim, çocuklar gibi şen insanlara sürekli güvenen bu dünyanın hala düzeltilebilir bir yanı olduğu inanan insanlardanım. Ama olmuyor gençler, olamıyor. Yani biz her gün üye kaybeden bir derneğiz ne yazık ki. Aslında iyi çocuklarız biz,  kimlik yaşı çift hanelerde gösterse de biz hala tek hanelerde yaşayan yalnız kalabalıklarda ki iyi çocuklarız. Ama çok üzüyorlar bizi çok kırıyorlar. Çiçekler açacak, ilk cemre düşecek, bahar gelecek diyorlar bize. Gelecek elbet ama içimizde ki kışa bir ateş yakabilsek ne kadar güzel olurdu. Duygularımız donuyor içimizde. İçimiz hala taş devrinde kalmış birisi gelsin de şu ateşi bulsun artık. Sonra sobayı bulsun birisi. Söz kestaneler benden. Portakal da bulurum bi’ yerlerden. Kestaneler bittikten sonra portakal kabuklarını üstüne koyarız güzel kokular yayarız her tarafa. Bulun da şu ateşi gerisi gelir işte…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/toplanin-oluyoruz/">Toplanın, Ölüyoruz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/toplanin-oluyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8407</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutsuzlar Ülkesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 27 Feb 2017 05:55:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Bernard Shaw]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8316</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Birini eleştirmek istiyorsanız, en uygun yer aynanızın karşısıdır.&#8221; Bernard Shaw Her sabah uyandığında işe gitmeden önce mutfakta alelacele atıştırılan birkaç lokma yiyeceğe, biraz da sabah haberlerini eklemek istiyorsan elinde akıllı telefonunla, güne ne kadar kötü bir başlangıç yaptığının farkına varamadan düşersin karanlıkta yollara… Büyük kentlerin sokaklarında yürürken bir türlü ağaramayan güneşe, günü yarıladığın halde aydınlanamayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/">Mutsuzlar Ülkesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>&#8220;Birini eleştirmek istiyorsanız, en uygun yer aynanızın karşısıdır.&#8221;</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Bernard Shaw</strong></p>
<p>Her sabah uyandığında işe gitmeden önce mutfakta alelacele atıştırılan birkaç lokma yiyeceğe, biraz da sabah haberlerini eklemek istiyorsan elinde akıllı telefonunla, güne ne kadar kötü bir başlangıç yaptığının farkına varamadan düşersin karanlıkta yollara…</p>
<p>Büyük kentlerin sokaklarında yürürken bir türlü ağaramayan güneşe, günü yarıladığın halde aydınlanamayan gökyüzüne, kışın soğuğuna, çilesine kızar durursun. Söylenirsin kendi kendine… Lahana yaprakları gibi üst üste giyilen giysilerin altında, nasıl üst üste yaşadığını duyumsarsın, emekli olup kaçıp gitmeyi düşlersin olabildiğince küçük bir yere… Nereye baksan insanlar vardır, uykulu, asık suratlı, bezgin kim bilir hangi sorunun, hangi açmazın durağında inmeyi bekleyen…</p>
<p><em>Metro’da otobüste kim kime dumduma iç içe üşürsün, üzülürsün çocuk saflığına,  yalnızlığını yakalarsın ansızın bir sokak köpeğinin bakışında&#8230; </em></p>
<p>Her gün yeni bir umutla başlar oysa. Yanında ayakta duran kadın/erkek yüzleri, biçimleri değişse de onlar bir görüntüdür sadece. O ve ya başka biri olmasının hiçbir önemi yoktur. Yanında ayakta duran, düşmemek için tutunan ellere bir baksan belki farkına varırsın insan olduğunun ama gereksiz ayrıntıdır eller o anda. Yetişilecek işyeri, yapılacak işler, kazanılacak paralar ve sonrasında ödenecek faturalar vardır.</p>
<p><strong>Her yeni gün bir başka bezginlik içinde geçilen aslı aynı zamandır.</strong></p>
<p>Çözümsüzlükle baş edemez insan, bir tek çözümsüzlükle baş edememiştir yüz yıllar boyunca.  Sorun da çözüm de kendindedir aslında, bakar ama göremez. Düşünmekten bu gününü içindeki ışığı sezemez. Devinim esir almıştır tüm zamanını hızla akıp gider, sabah ile akşam arasında kaybolur düşler. Durup aynanın karşısında kendi gözlerinin içine bakamaz insan, değil ki karşısındakine…</p>
<p>Oysa düşüncelerimiz yalnızca yaşadığımız anı değil geçmişimizi ve dahi geleceğimizi de şekillendirir. Nasıl düşünürsek öyle yaşarız. Doymak bilmeyen bir açlıkla başkasının önündeki yiyeceğe gözünü diken kurt gibi olursak, önümüzde duran yemeği nasıl yiyebiliriz?</p>
<p>‘İnsan en yakınındakine kördür’ diye bir söz vardır, bu genellikle en sevdiklerimiz için söylenilmiştir. <em>Oysa insanın en yakını yine kendisidir ve ne yazık ki insan, kendi kendini en az işitendir</em>…</p>
<p>Nasıl yaşarsak yetiştirdiğimiz çocuklarımız da öyle yaşayacaklar. Onların sesini duymak için önce kendi kendimizle başa çıkmak zorundayız. Şikâyet etmeye hakkımız yok. Geçmişi yâd etmeye, özlemeye de. Bir kişinin gülümsemesi bile yetecektir unuttuğumuz nezaket ve sevgi tohumunun yeşermesine…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/INbuiZCfsxc?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/">Mutsuzlar Ülkesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8316</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanatın Dili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatin-dili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatin-dili/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Feb 2017 11:30:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Yarası]]></category>
		<category><![CDATA[Meltem Cumbul]]></category>
		<category><![CDATA[Şener Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Turgul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8301</guid>
				<description><![CDATA[<p>2005 yapımı Yavuz Turgul’un Gönül Yarası filminde dikkatimden kaçmayan bir yer vardı ve burası gerçekten de sanatın dili budur işte dedirtiyordu. Filmde pavyonda türkücü olarak çalışan Dünya (Meltem Cumbul) bir Kürt şarkısı söylendiğinde kendisini tutamaz ve ağlar. Bu durum karşısında merakını gizleyemeyen öğretmen Nazım (Şener Şen) diyor ki, ‘ya hu niçin şimdi ağlıyorsun ki sen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatin-dili/">Sanatın Dili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>2005 yapımı <strong>Yavuz Turgul</strong>’un <strong>Gönül Yarası</strong> filminde dikkatimden kaçmayan bir yer vardı ve burası gerçekten de sanatın dili budur işte dedirtiyordu. Filmde pavyonda türkücü olarak çalışan Dünya (Meltem Cumbul) bir Kürt şarkısı söylendiğinde kendisini tutamaz ve ağlar. Bu durum karşısında merakını gizleyemeyen öğretmen Nazım (Şener Şen) diyor ki, ‘ya hu niçin şimdi ağlıyorsun ki sen Kürtçe biliyor musun?’ Hemen cevabı yapıştırıyor Dünya Hanım, ağabey bu şarkıya ağlamak için illa ki Kürtçe mi bilmek gerekiyor…’</p>
<p>Yani anlamını içeriğini bilmediğimiz bir şarkıyı türküyü dinlediğimiz zaman ağlıyor ya da gülüp oynuyorsak elbette söylendiği dili bilmek zorunda değiliz. Olmak da zorunda değiliz; çünkü sanata dair her şeyin bir evrensel kuşatmışlığı vardır ve de biz bu ortak değerler tarafından kuşatılmış durumdayız. Bu insanlığın ortak değerleri sanat etkinliğinde birleşiyor. Elimizde olmadan bilgimiz olsun ya da olmasın herhangi bir sanat eseri karşısında etkilenmek elimizde değildir.</p>
<p>Benzer bir örneği mevlid kandilinde de gözlemlemiştim. Okunan Arapça ilahiler ve Kuran-ı Kerim karşısında kendisini tutamayıp hüngür hüngür ağlayan cezbeye kapılıp bir an bile olsa şuurundan uzaklaşan kişilerin varlığına tanık olmam beni hiç de şaşırtmadı. İlahiler ya da kutsal dini metinler de aynı şekilde kendine has bir sanatsal özelliğe sahiptir. Musiki ile kendinden geçmek de denilir, bu kelimenin müzikteki ifadesini bir çalgı aleti ile anlatmak istersem Tarab ifadesini kullanırım. Tarab hem Rebab hem de Tambur birleşimini hatırlatır. Dinleyenler ne demek istediğimi çok daha iyi anlarlar, sanırım.</p>
<p>O yüzden sanatçı hiç kimseyle savaşı olmayan her zaman barış sevgi ile hayatı kucaklayandır. Halden anlayanlar da yine en çok sanatkar olanlardır. Yanlarında hangi dili konuşursak konuşalım ya da onlar hangi dilde eserlerini ifade ederlerse etsinler ortak bir anlama yetisi ortama hakim olacaktır, hiç şüphesiz.</p>
<p>Bazen de yanlarında hiç konuşmayız ama onlar bizim duygularımızı hislerimizi belki bizim kendimizden bile çok daha iyi anlar ve bizi bize anlatırlar. Farkındalık bunun en bariz özelliğidir. Bizim kendimizi bile fark etmediğimiz anlarda sanatın diline sahip olanların ufku öylesine geniştir ki koskoca bir evrenin nefes alış verişine bile tanık olurlar. Abartıyorum diye düşünüyorsanız reiki üzerinde biraz okuyunuz derim. Ben reikinin sanatın evrensel dili ile doğrudan bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Barış türküleri ve şarkıları bugünlerde en çok özlemini duyduğumuz şeylerden, sanatın bizleri bölünmekten kurtaracağını düşünüyorum. Kendine has dil ve üslubuyla sanat pek çok gönül yarasına merhem olacaktır, ne dersiniz?</p>
<p>Bugün tıbbiyeliler de hastalarına yeri geldikçe sanatın dili ile konuşuyorlar. Bu dilin duygudaşlık dili olduğunu çok iyi anladık. Sanat hepimizin duygularının hem tercümanı hem de tedavi edicisi durumundadır. Tasavvufta gönül dili denilen hal dili de sanatın dilinden başka bir şey değildir.</p>
<p>Yabancı dilleri öğrenelim kendi anadilimizi de çok iyi konuşup yazalım ama sanatın sımsıcacık kucaklayıcı dilinden hiç ayrılmayalım olur mu? Sevgiyle, sanatla güzel yarınlara inşaallah…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatin-dili/">Sanatın Dili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatin-dili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8301</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mozaik Sanat Pastası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mozaik-sanat-pastasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mozaik-sanat-pastasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 09:30:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Poyrazoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Şeneş]]></category>
		<category><![CDATA[Kral FM]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8204</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘İnsanı insan eden üç harf ile beş noktadır, eski dilde buna aşk derler…’ Bu yazımı bağlama çalıp türkü okumayı çok seven matematik öğretmeni rahmetli cennetlik arkadaşımız Selma öğretmene ithaf ediyorum, izninizle… Ali Poyrazoğlu’nun tiyatrocu olmasının yanında harika kitaplar da yazdığını öğrendiğimde içim coştu diyebilirim. Tamamla Beni Ey Aşk adlı eseri aşkın yarımları bütün eylediğini anlatıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mozaik-sanat-pastasi/">Mozaik Sanat Pastası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>‘İnsanı insan eden üç harf ile beş noktadır, eski dilde buna aşk derler…’</strong></p>
<p>Bu yazımı bağlama çalıp türkü okumayı çok seven matematik öğretmeni rahmetli cennetlik arkadaşımız Selma öğretmene ithaf ediyorum, izninizle…</p>
<p><strong>Ali Poyrazoğlu</strong>’nun tiyatrocu olmasının yanında harika kitaplar da yazdığını öğrendiğimde içim coştu diyebilirim. Tamamla Beni Ey Aşk adlı eseri aşkın yarımları bütün eylediğini anlatıyor. Ne dersiniz sahip olduğumuz aşk bizi tamam ediyor mu, her şeyden önce insan gibi insan olabiliyor muyuz, bu eseri okuduktan sonra kararı siz veriniz.</p>
<p><strong>Fikret Şeneş</strong> dersem de düşünürsünüz? Pek çoğumuz bu ismi ilk defa duyduğunu bile söyleyebilir. Halbuki pop müzik alanında ilk söz yazarımızdır.1921 -2015 tam 94 yıllık bir koskoca hayata sahip olan Şeneş hayatı boyunca pek çok hit olmuş şarkıların söz yazarıdır. Pek çok şarkısını Ajda Pekkan seslendirmiştir. İlk Şarkı sözünü Tanju Okan için yazmıştır. Ölünce kaç kişi biliyordu ya da basında sanat adına kaç kişi adını andı bilemiyorum ama biz toplum olarak ne acıdır ki bazı değerlerimizin kıymetini pek bilemiyoruz sanırım. Allah aramızdan ayrılan adı sanı duyulmuş duyulmamış tüm sanatçılarımıza rahmet eylesin inşallah…</p>
<p><strong>Zeki Müren</strong>’i anma gecesinin gelirlerinin şehitlerimize ve çocuklara harcanmasını kutluyorum. Zeki Müren’i halen her kuşaktan birey dinlemek için vakit ayırıyorsa işte sanatın evrenselliği budur. Bir sanatçının vefatı yıllar be yıllar sonra da insanlığa hizmet edebiliyorsa o kişiye gerçekten sanatçı denir.</p>
<p>Geçenlerde Kral Fm’de Gezegen Programının konuğu Zara hanımdı. Zara’yı 1998 yılından bu yana takip eden bir müzikseverim. Türkülerle başladı profesyonel müziğe ama onun Zara olmadan önceki hali Neşecikti ve arabesk okuyordu. Neden Neşecik çünkü gerçek adı Neşe Yılmaz’dır. Çocuk denilecek yaşta şarkı söyleyen sanatçı sanattaki mozaiği evrenselliği keşfetmiş olacak ki şarkılar türküler caz pop ilahi hemen her tarzı okuyabiliyor. Türkücü lakabını pek de doğru bulmadığını söyleyen Zara kendisini müzik yorumcusu olarak değerlendiriyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bu titriye de epeyce bir layık, sesi her tona giden ender sanatçılardandır. Ses sanatının yanında ayrıca sinema ve tiyatroya da yatkınlığı ilgisi olan Zara yakın bir süre sonra ekranlara bir dizi ile merhaba diyecek, sabırsızlıkla bekliyoruz. Daha önceden film, dizi ve müzikal tecrübesi de olan Zara’yı epey bir güzelleşmiş gördük. Zaten çok güzeldi ama fazla kilolar gitmiş ağır giyimden ziyade daha spor ve rahat giyimi gözlerden kaçmıyor.  Sürekli kendini geliştirdiğini yenilediğini kendisine yatırım yaptığını söyleyen güzel sanatçı sanatın evrenselliğini hayatına da yansıtmış görünüyor. Yakın zaman sonra piyasaya kitabının da çıkacağını söyleyen sanatçı aynı zamanda bir türkü kasetinin hazırlıklarına da başlamış. Kendisine kolaylıklar dileriz.</p>
<p><strong> ‘Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam …’</strong></p>
<p>Türküler şarkılar ilahiler hepsi bizi yansıtır, her birinde kendi hayat serüvenimizi bulur kimi zaman gözyaşı dökeriz. Hikayesi olan her eser içimize ruhumuza dokunur, ta derinden. Ruh ilaçla tedavi edilmez içtiğimiz sakinleştirici ya uyutucudur. Ruha en iyi gelen şey dua ile sanattır. Bir kutu ilaç içeceğimize bir sanat dalı ile ilgilenelim derim. Kah yazı yazarak kah resim yaparak ya da müzik ile ilgilenerek… Hayata sanatla bambaşka açılardan merhaba deriz ve daha huzurlu daha mutlu ve renkli bir yaşama sahip oluruz.</p>
<p><strong>‘Ağlama gözlerim Mevla Kerimdir…’</strong></p>
<p>Zor günlerden geçen ülkem canım vatanım milletim sanatın aydınlığında derin nefes alıp daha barışçı daha hoşgörülü olabilirse hayat çok daha iyi ve anlamlı olacaktır. Dileğim ve umudum barış ve sevgi dolu yarınlar… Sevgiyle inançla ve sanatla hoşça kalınız.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mozaik-sanat-pastasi/">Mozaik Sanat Pastası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mozaik-sanat-pastasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8204</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dostluk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dostluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dostluk/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8201</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çocuk olmanın verdiği saflık ve doğruluk. İhtiyacımız olan şey belki de budur hayatta. Hep çocuk kalabilmek. Geçen hafta oğlumla girdiğim bir diyalog bana bazı kavramlara bu yönde bakmam gerektiğini hatırlattı tekrar. İşte o yüzden yazıya çocuk kalabilmenin önemi diye başladım. Geçenlerde bizim oğlan okulda arkadaşıyla kavga etmiş. Duyunca çok şaşırdım. Pek kavgacı bir ruhu yoktur [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dostluk/">Dostluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk olmanın verdiği saflık ve doğruluk. İhtiyacımız olan şey belki de budur hayatta. Hep çocuk kalabilmek. Geçen hafta oğlumla girdiğim bir diyalog bana bazı kavramlara bu yönde bakmam gerektiğini hatırlattı tekrar. İşte o yüzden yazıya çocuk kalabilmenin önemi diye başladım. Geçenlerde bizim oğlan okulda arkadaşıyla kavga etmiş. Duyunca çok şaşırdım. Pek kavgacı bir ruhu yoktur oysa. “Onu buna sürükleyen bir şey olmalı” diye düşündüm. Düzeltiyorum “Onu buna sürükleyen çok çok önemli bir şey olmalı” diye düşündüm. Çünkü başkasının canını yakmanın günahını iyi bilirdi oğlum. “Ne oldu?” diye sordum. “Baba o çocuk kankamın  canını yaktı, bende onun canını yaktım”. “Oğlum” dedim “Canını yakanı affedecektin hani, öyle konuşmuştuk”. “Baba” dedi “Anlamıyor musun kankamın canını yaktı. Ve biz haklıydık. Ben onu koruyorum oda beni koruyor”. “Hmm! Tam anlayamadım” dedim “bu kanka nedir?. Arkadaş gibi bir şey mi acaba?”. “Evet” dedi, “Ama daha samimisi”. “Kardeş mi?” “Olabilir”. Baktım kelimeyi hatırlayamadı, “Ha sen dosttan bahsediyorsun” dedim. “Evet” dedi. “Tamamdır iyi yapmışsın çok hırpalamasaydın” dedim. “Yok! Ben sadece kankamı korudum, aldım çocuğu yere attım onunda canı yanmış” dedi. “Kızdın mı” dedi, “Hayır dedim oğlum tam tersine haklısın aferim  hep böyle yap”.</p>
<p>Kızmıştım ama oğluma değil. Bize! Ve toplumun aklının dağınık odalarında bir kavram daha düzene girmeli diye düşündüm. Kendi aklım gibi. Dostluk! Bu kavramlar da diğer kavramlar gibi çocukken saf halini koruyor ve büyüdükçe üstü ihanetler, ihtiraslar, çıkarlar, menfaatler yani kısaca olumlu olumsuz tecrübelerle kaplanıyor. Yosun tutmuş elmas gibi. Keşke tecrübelerimizi bu kavramların önüne geçirmeden yaşayabilsek. Ne ala. Ama çok zor.</p>
<p>Hani geçen gün vefa üzerine hasbihal ettiğimiz kişi vardı hatırlayan olursa. Ne demişti? “Vefa tek taraflı olursa insanı yorar kardeşim. Ama yorulsak da, biz vefamızı yani insanlığımızı kaybetmeyip yolumuza devam etmeliyiz”. Ve bunu söylerken hiçte gocunur bir tarafı yoktu.  “Bana bunu nasıl yapar” lar la şişmiş bir benlik kazanıp, ama bir yandan da kaybettiğimiz insanlar. İşte dostluk; yalnızlığı göze alıp koca yürekli olabilmektir çoğu zaman. Çünkü vefa göstererek yaptığınız dostluklar beklediğimiz oranda geribildirim göstermeyebilir. İşte o yüzden ancak koca yürekli insanlar gerçek dost olabilirler. Çünkü onlar sadece kendileri için değil, ülkesi ve başkaları için yaşamayı becerebilenlerdir. Gerçek dostlar dostunu düşünendir. İyi gününde kötü gününde varlığını hissettirendir.</p>
<p>İnsan kardeşini, ailesini, akrabalarını seçemez. Ancak dostunu seçebilir. İşte bundandır ki hepimiz kendimiz gibi olan, kendimize yakın gördüğümüz kişileri dost ediniriz. Yine bundandır ki; başkalarının dostluğu üzerinde konuşurken kendi dostluğumuzu yani yüreğimizin büyüklüğünü de teraziye koymalı, bizim oğlan gibi dostunun canı yandığında neleri alıp yere çarptığının muhasebesini de hakkaniyetli bir şekilde yapmalıyız.</p>
<p>Üzeri yosun tutmuş, manadan kopmuş bu değer de diğer ahlaki değerlerimiz gibi kafamızın içinde dağınık bir oda misali. Hayatımızda ki yerinin tecrübelerimizin kötü örnekleri ile refere edildiği ve manasının kaybolup sadece lafızının zikredildiği bu değerlere sahip çıkmamız ve sürekli “Nerede o eskiler” diyerek yakınmak yerine, kendi yaşantımızda değer atfetmemiz ümidiyle.</p>
<p>Dostunuz bol olsun.</p>
<p>Selametle</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dostluk/">Dostluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dostluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8201</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünya ve Uygarlık Tarihi Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Feb 2017 18:26:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burak Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojik]]></category>
		<category><![CDATA[etnosentrizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Goethe]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Hayyam]]></category>
		<category><![CDATA[Seyehatname]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Vakanüvis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8195</guid>
				<description><![CDATA[<p> ‘3000 yıllık geçmişin hesabını yapmayan insan günübirlik yaşayan insandır’ GOETHE Bir konuya bilimsel yaklaşabilmek için öncelikle konunun ‘Nedir?’ sorusuna cevabını araştırmamız gerekir. Tarih nedir? Ulusların, toplumların yaşayışlarının doğurduğu sonuçları nedenler dizisiyle açıklamaya çalışan bilimdir. Yani bir neden-sonuç ilişkisidir. İnsan yaşamı sırasında hem neden-sonuç ilişkisini oluşturur hem de bu ilişkiyi inceler. İnsan ne kendi başına bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/">Dünya ve Uygarlık Tarihi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"> ‘3000 yıllık geçmişin hesabını yapmayan</p>
<p style="text-align: right;">insan günübirlik yaşayan insandır’</p>
<p style="text-align: right;"><strong>GOETHE</strong></p>
<p>Bir konuya bilimsel yaklaşabilmek için öncelikle konunun ‘Nedir?’ sorusuna cevabını araştırmamız gerekir.</p>
<h2>Tarih nedir?</h2>
<p>Ulusların, toplumların yaşayışlarının doğurduğu sonuçları nedenler dizisiyle açıklamaya çalışan bilimdir. Yani bir neden-sonuç ilişkisidir. İnsan yaşamı sırasında hem neden-sonuç ilişkisini oluşturur hem de bu ilişkiyi inceler.</p>
<p>İnsan ne kendi başına bir şekil alır ne de çevresi tarafından tam bir biçime girer. Thomas Carlyle derki ‘Her insan bir tarihçidir.’ Evet insan tarihi yapandır. Oysa tarih yazmak tarih yapmak kadar önemli ve zordur.</p>
<h2>Peki nedir tarih yazımı?</h2>
<p>Tarih yazımının; arkeoloji bilimi, vakanüvislerin tuttuğu belgeler, yaşanan olayın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra yazılmaya başlanması gibi birçok yöntemi vardır. Bu yöntemlerden en güveniliri arkeoloji bilimidir. Çünkü arkeolojik kazılar bizim için 1. kaynaktır. Ama bu bağlamdaki yöntemlerin sadece birine bağlı kalıp tarihi inceleyemeyiz. Hatta bilim dediğimiz olguya yaklaşamayız bile.</p>
<p>Vakanüvislerin yazdığı tarih ise yaşanılan dönemin büyük ölçüde izlerini taşır. Burada önemli soru tarihte başrolü kim oynar? Tarihte başrolü tabi ki de insan oynar. Ama görünürdeki cevabın altında yatan sorunlar vardır. Vakanüvisler genellikle kralların ve devlet adamlarının kahramanlıklarını anlatırlar. Çünkü onların yaptıkları tarihin görünüşünü ve gidişini belirler, böyle durumlarda da başkalarına yalnızca dilsiz rolü kalır. Türk tarihinden örnek vermek gerekirse misal Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde gezip gördüğü yerlerin halkının özelliklerini, dilini, dinini, gündelik yaşamlarını kısaca toplumsal biçimini kendi üslubu ile anlatmıştır. Fakat gittiği yerlerin valisine ve dönemin padişahına karşı yazdıklarına objektifliği tartışma konusudur.</p>
<p><figure id="attachment_8197" aria-describedby="caption-attachment-8197" style="width: 848px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg"><img class="size-full wp-image-8197" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?resize=640%2C427" alt="Tarih yazımının; arkeoloji bilimi, vakanüvislerin tuttuğu belgeler, yaşanan olayın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra yazılmaya başlanması gibi birçok yöntemi vardır." width="640" height="427" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?w=848&amp;ssl=1 848w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8197" class="wp-caption-text">Tarih yazımının; arkeoloji bilimi, vakanüvislerin tuttuğu belgeler, yaşanan olayın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra yazılmaya başlanması gibi birçok yöntemi vardır.</figcaption></figure></p>
<p>Dünya tarihini ele alırken salt kendi değerlerimiz açısından yaklaşmamamız gerekir. Toplumlar kendi ülkelerinin tarihini incelemeye kalktıklarında ya da genel olarak dünya tarihini ele aldıklarında salt kendi değerlerinden hareketle yorumlarlarsa etnosentrizm denen büyük hatanın içine düşmüş olurlar. Tarihçi olabildiğince tarafsız olmalıdır. Kendi ülkelerindeki ideolojilerden kendisini soyutlayarak tarihi incelemelidir. Tarihe bilimsel yaklaşmanın gereği budur. Başka toplumları incelerken de o toplumun içinde bulunulan zihniyetinden, ideolojisinden sıyrılmak gerekir. Çünkü halklar farklı kültürlere sahiptir. Halkların bizden farklı kültürlerinin ne olduğunu anlayamazsak ortaya yine doğru bir tarih koyamayız.</p>
<p>Tarih olan sonuçların nedenler dizisini oluşturmaktır dedik. Tarihi yapan insan bu nedenler dizisini doğru ortaya koymazsa yahut koyamazsa kulaktan kulağa, araştırılmamış, incelenmemiş olaylar günümüzde tartışma konusu yaratır. Hatta tartışma konusundan ziyade bir sahiplenme yarışı başlatır. Mevlana’nın, Ömer Hayyam’ın Türk olabileceği iddiası gibi. Bu yüzdendir ki bir tarihçi yazacağı haber üzerinde düşünmeli, araştırmalı, incelemeli; gerekirse tarihçi olarak ad yapmış olanlara, geleneğe başkaldırmalıdır. Hiçbir zaman uydu olmamalı, kuruntulara kapılmamalıdır.</p>
<p>Tabi tarihteki tutarsızlıkların faturasını da tamamen tarihçilere kesmek doğru olmaz. Bizlerde bir tarihi olayı araştırırken olabildiğince kaynaktan yararlanarak objektif görüşler ortaya koymalıyız. Nitekim hepimiz birer tarihçiyiz.</p>
<p style="text-align: right;">                                      ‘Tarih yazmak, tarih yapmak</p>
<p style="text-align: right;"> kadar</p>
<p style="text-align: right;">önemlidir. Yazan yapana doğrulukla</p>
<p style="text-align: right;">  bağlı kalmazsa, değişmeyen gerçek</p>
<p style="text-align: right;">insanlığı şaşırtıcı bir nitelik kazanır.’</p>
<p style="text-align: right;"><strong>MUSTAFA KEMAL ATATÜRK </strong></p>
<p style="text-align: right;">‘Tarihten öğrendiğimiz tek şey, insanların ondan hiçbir şey öğrenmediğidir.’</p>
<p style="text-align: right;"><strong>HEGEL</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/">Dünya ve Uygarlık Tarihi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8195</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Stalk, Stalker ve Stalk’lamak!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Feb 2017 05:33:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8120</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sosyal medyanın nimet olarak görüldüğü internet dünyasında neredeyse her ay yeni bir kavram ortaya çıkıyor ve kullanıcılar uzak kalmamak adına ilgi gösteriyorlar. Ne kadar beceri o kadar stalk. Stalk kelime anlamı olarak “iz sürmek” demek ve Stalker ise “iz sürücü”. Bu kavram sosyal medyada ve becerilerinize göre birileri hakkında olabildiğince bilgi toplamak üzerine gelişen bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/">Stalk, Stalker ve Stalk’lamak!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyanın nimet olarak görüldüğü internet dünyasında neredeyse her ay yeni bir kavram ortaya çıkıyor ve kullanıcılar uzak kalmamak adına ilgi gösteriyorlar.</p>
<h2>Ne kadar beceri o kadar stalk.</h2>
<p>Stalk kelime anlamı olarak “iz sürmek” demek ve Stalker ise “iz sürücü”. Bu kavram sosyal medyada ve becerilerinize göre birileri hakkında olabildiğince bilgi toplamak üzerine gelişen bir kavram.  Basit kullanıcılar merak ettikleri kişileri kısıtlı yeteneklerine karşılık sosyal medya aracılığıyla iz sürmeye çalışıyorlar. Bu tür bir merak, kişinin varsa facebook, instagram, youtube, scorp, snapchat gibi organlarda gezinerek bulabildikleri her materyali kendince değerlendirerek daha çok tanıma şansına sahip oluyor.</p>
<p><figure id="attachment_8125" aria-describedby="caption-attachment-8125" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg"><img class="wp-image-8125 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg?resize=640%2C426" alt="Stalker" width="640" height="426" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8125" class="wp-caption-text">Stalker</figcaption></figure></p>
<h2>Kimler ve neden yapıyor?</h2>
<p>Kullanıcıların neredeyse tamamına yakını merak duygusuna yenilerek bazen eski sevgilisinin, iş arkadaşının veya komşusunun izini sürerek araştırma yapıyor. Bunun bir hastalık mı yoksa normal bir davranış mı olduğu psikoloji alanına giriyor. Ama en nihayetinde fazlası hem iz sürücüye hem de izini sürülene zarar verebilecek durumların ortaya çıkmasına sebep olabilir.</p>
<p><figure id="attachment_8122" aria-describedby="caption-attachment-8122" style="width: 696px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg"><img class="size-full wp-image-8122" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg?resize=640%2C427" alt="Sosyal Medyanın İz Sürücüleri" width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg?w=696&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8122" class="wp-caption-text">Sosyal Medyanın İz Sürücüleri</figcaption></figure></p>
<h2>Nasıl bir çalışma?</h2>
<p>Kullanıcılar profilini gizlememişse stalker bundan faydalanarak önce kişiye oradan arkadaşlarına ulaşıyor. Zaman ve merak duygusu baskın olduğu durumlarda bir basamak daha ileriye geçerek arkadaşlarının arkadaşlarına kadar ulaşıyor. Bu konuda ünlülerin bir sıkıntısı yok çünkü zaten nerdeyse bütün adımları görsel, yazılı ve sosyal medyada bulunuyor. Profil gizliyse sahte hesaplarla kendini ekletme yoluna gidiyor.</p>
<p><figure id="attachment_8121" aria-describedby="caption-attachment-8121" style="width: 785px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/iz-surucu.jpg"><img class="size-full wp-image-8121" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/iz-surucu.jpg?resize=640%2C360" alt="İs sürücüler zaten hep vardı." width="640" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/iz-surucu.jpg?w=785&amp;ssl=1 785w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/iz-surucu.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8121" class="wp-caption-text">İs sürücüler zaten hep vardı.</figcaption></figure></p>
<h2>Yetenekli eller bu işi zaten yapıyorlardı.</h2>
<p>Bilişim ve bilgisayar konusunda yetenekli insanlar bu tür bir davranışı çok önceleri üstelik daha fazlasını yapabiliyorlardı. Bir hacker bilgisine ve yeteneğine sahip kişiler, kullanıcıların sadece sosyal medyada olan profillerinin dışında hesaplarına kadar girip elde edebileceği bütün bilgileri elde ediyordu.</p>
<h2>Stalk ve istihbarat arasındaki fark.</h2>
<p>İstihbarat zaten kavram olarak bilgi toplama amaçlıdır. Bu bilgiyi toplamak bir istihbaratçı için yeterli gelmez çünkü bilgiyi işlemek ve tutarlı bir değerlendirme yapmak gerekir. Stalker internette dahası sosyal medyada gördüklerini kafasına veya bir kağıda dökerken istihbaratçı bu bilgileri yine bilgisayar tabanlı programlarla sınıflandırır.</p>
<p><figure id="attachment_8123" aria-describedby="caption-attachment-8123" style="width: 806px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg"><img class="size-full wp-image-8123" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=640%2C419" alt="Bir stalker tehlikeli olursa..." width="640" height="419" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=300%2C197&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=702%2C459&amp;ssl=1 702w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8123" class="wp-caption-text">Bir stalker tehlikeli olursa&#8230;</figcaption></figure></p>
<h2>Stalker yetenekli ve psikolojik sorunları olan biriyse!</h2>
<p>Söz konusu verilerin işlenmesi ise SPSS (Statistical Package fort he Social Sciences) listenin en üstünde yer alır. Bu programı kullanmayı bilen biri bilgilerinizi işleyerek sizin hakkınızda sizden daha fazla bilgiye sahip olur. Mesela erkek arkadaşınızın bir başka kadınla ilgileniyor olduğunu siz dahi bilemezken o bilebilir. Hatta sizden ayrılacağı tarihi bile basit bir sapmayla dahi söyleyebilir.</p>
<h2>Stalker için çözüm mümkün mü?</h2>
<p>Profilinizi gizliyor olmanız sıradan bir stalker için bile yeterli gelmez. Arkadaşlarınızdan birilerinin profili açıksa ve o arkadaşınızın gönderilerinde etiketlenmiş iseniz veya o arkadaşınızın gönderisine yorum veya beğeni dahi yapsanız stalker tereyağından kıl çeker gibi bilgi elde eder.</p>
<p>Facebook kurucusu Mark Zuckerberg yakın tarihte bir açıklama yaparak: “biz insanlara bir ses verebilmek adına bir sosyal medya organı oluşturduk.” Dedi.  Bu durumda doğru kullanım kendinizi göstermekten ziyade derdinizi anlatabilmek, bir konuya dikkat çekebilmek adına yapılan paylaşımlar bir stalker için sadece dünya görüşü olarak kalır. Bu konuda da siyasetten uzak kalmak olası diğer sorunların da önüne geçmek olur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/">Stalk, Stalker ve Stalk’lamak!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8120</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Diriliş Aryası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dirilis-aryasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dirilis-aryasi/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Feb 2017 08:30:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Melike Ayhan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7310</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beden zaman ve mekanla sınırlı bir yaratık, ruh ise zaman ve mekan ile sınırlandırılmayan bir varlıktır. Bir çok inanışa göre ölümsüz olduğuna inanılan ruh, enkarne olmadan (ete bürünmeden) önce aslında bir seyyahtır. Bu bağlamda ruh aslında bedene sıkışıp kalmakta, özgür olamamaktadır. Uyku yani yarı ölüm hali ruhu hapsolduğu yerden geçici bir süreliğine de olsa kurtarır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dirilis-aryasi/">Diriliş Aryası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Beden zaman ve mekanla sınırlı bir yaratık, ruh ise zaman ve mekan ile sınırlandırılmayan bir varlıktır. Bir çok inanışa göre ölümsüz olduğuna inanılan ruh, enkarne olmadan (ete bürünmeden) önce aslında bir seyyahtır. Bu bağlamda ruh aslında bedene sıkışıp kalmakta, özgür olamamaktadır.</p>
<p style="text-align: center;">Uyku yani yarı ölüm hali ruhu hapsolduğu yerden geçici bir süreliğine de olsa kurtarır ve ona hürriyetini verir. Bu süre zarfında ruh hapsolduğu bedenle gidemediği yerlere gidip, göremeyeceği insanlara kavuşur ve uyanınca her şey bitiverir. Yaşamla ölüm arasındaki incecik çizgi aynı zamanda beden ve ruh arasındadır. Ruh asidir&#8230; Bedene darılıp darılıp onu bırakıp gitmek ister fakat çoğu düşünceler bu yöndedir ki; Ruh Hakk&#8217;ın emriyle tutsağımızdır, özgürlüğü emrolunmadan bedenden bütünüyle kurtulamaz.</p>
<p style="text-align: center;">Kişinin bir çok zaman olduğu yerde mutlu olmadığını hissetmesinin sebebi ruhun beyni etkilemesinden kaynaklanır. Ruh amansız bir hasret ve çare bulunmaz bir acı içindedir, çünkü beden ve bu hayal alemi onun gerçekliğine uygun değildir.</p>
<p style="text-align: center;">Beden ile sınırlı dünyasına hapsolan ruh, kendisini bütünsellikten ayrı bir varlık olarak kabullendiğinden, evrensel sisteme ayak uyduramamakta farkında olmadan kendisini mükemmel işleyen büyük parçanın muhatap alanı dışına atmaktadır. Geçici olarak konakladığı bedende ruhun sistemin akışına teslim olması, bir bütünün parçası olduğunu kabullenmesi gerekir. Bu da şuursal olarak kişinin dirilmesiyle mümkün olabilir.</p>
<p style="text-align: center;">İşte böyle bir sistemde ruhun parça bütün ilişkisini anlamlandırmaya çalışırken bir serüvene kapılıp şuurun diriliş sancısını yaşıyoruz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dirilis-aryasi/">Diriliş Aryası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dirilis-aryasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7310</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sudan Çıkmış Balık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sudan-cikmis-balik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sudan-cikmis-balik/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 12 Feb 2017 11:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Orsan Öztekin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7304</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bölüm 1: Pennsylvania – Split Rock Resort Kısım 1: Sabiha Gökçen’den Split Rock Resort’a… Tarih 19 Haziran 2015’i gösterirken, sabah erkenden uyanmıştım. Gerçi önceki gece uyuyabildiğimi pek söyleyemem. Uçağım, saat 10.00’da Sabiha Gökçen Havaalanından kalkacaktı. Amerika’ya –daha önce hiç bilmediğim bir kültürün olduğu, tamamen faklı bir dilin konuşulduğu bir ülkeye- ilk kez tek başıma gidecektim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sudan-cikmis-balik/">Sudan Çıkmış Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Bölüm 1: Pennsylvania – Split Rock Resort</h2>
<h3>Kısım 1: Sabiha Gökçen’den Split Rock Resort’a…</h3>
<p>Tarih 19 Haziran 2015’i gösterirken, sabah erkenden uyanmıştım. Gerçi önceki gece uyuyabildiğimi pek söyleyemem. Uçağım, saat 10.00’da Sabiha Gökçen Havaalanından kalkacaktı. Amerika’ya –daha önce hiç bilmediğim bir kültürün olduğu, tamamen faklı bir dilin konuşulduğu bir ülkeye- ilk kez tek başıma gidecektim.</p>
<p>Korkuyor muydum? Kesinlikle hayır.</p>
<p>Heyecanlı mıydım? Hem de çok.</p>
<p><figure id="attachment_7307" aria-describedby="caption-attachment-7307" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Wilkes-Barre-Airport.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7307 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Wilkes-Barre-Airport.jpg?resize=640%2C428" alt="Wilkes-Barre Airport" width="640" height="428" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Wilkes-Barre-Airport.jpg?w=768&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Wilkes-Barre-Airport.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Wilkes-Barre-Airport.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7307" class="wp-caption-text">Wilkes-Barre Airport</figcaption></figure></p>
<p>Havaalanının kapısından ilk girdiğimde 4 aylık maceramın ilk adımını atmıştım. Kahvaltımı ederken –simit ve çaydan ibaretti, çünkü heyecandan hiçbir şey yiyemiyordum.– ablamla konuştum en azından uçağa gidene kadar kendimi oyalarım diye düşündüm. Bana söylediği “ Oğlum iyi ki kafana koymuş ve gitmişsin, çok güzel geçecek bak göreceksin.” Cümlesiyle heyecanım biraz daha azaldı. Sonra en yakın arkadaşımı aradım, onunla gayet normal bir hızda konuşurken, sesimin anons edildiğini duydum. Uçağa daha 40 dakika vardı ama beni son çağrı olarak kapıya çağırıyorlardı. Telaş içinde arkadaşıma uçağa çağırıyorlar kapayıp koşmam lazım dediğini ve suratına telefonu kapattığımı hatırlıyorum. Kabul suratına kapatmak hoş durmadı ama panik olunca insan, o şokla sadece yetişmeyi düşünüyor. Uçağa geç kalan tek Türk olmadığımı öğrenmek biraz olsun rahatlatmıştı beni çünkü serviste yeni iki insanla muhabbet etmiştim.</p>
<p>İlk durağım Amsterdam’dı, Schengen vizem de olsaydı, şöyle bir gezip sonra devam ederim diye geçirmiştim aklımdan. Daha sonra on bir saatlik o Amerika yolcuğu başladı. Ben heyecanla türbülans bekleyen adam, acayip sıkılmaya başladım. Ne türbülans oluyor, ne de kaptan heyecanlı konuşmalar yapıyordu. İki tane filmi artarda izleyerek ve arada uyuyarak günü tamamladım. Ama Delta Havayollarının ikramları cidden güzeldi, yanım da boştu o yüzden  rahat rahat yolculuk yapıyordum, tek sorun klimalar  buzhanedeymişçesine soğutuyordu. Gözünüzde canlandırın bakalım; tişört, üstünde kapüşonlu, üstünde dört battaniyeyle ısınmaya çalışan bir adam. Evet! itiraf ediyorum o adam, bendim.</p>
<p><figure id="attachment_7306" aria-describedby="caption-attachment-7306" style="width: 653px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Split-Rock-Resort.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7306 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Split-Rock-Resort.jpg?resize=640%2C480" alt="Split Rock Resort" width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Split-Rock-Resort.jpg?w=653&amp;ssl=1 653w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Split-Rock-Resort.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7306" class="wp-caption-text">Split Rock Resort</figcaption></figure></p>
<p>Amerika’da ki ilk durağım Detroit Havaalanıydı oradan aktarma yapacaktım. Hemen ilk yaptığım şey telefonu açıp wifi ile internete bağlanmak oldu. Baktım ablamdan sürüyle mail var. Hepsini bir çırpıda cevapladım, ardından beklemeye başladım. Şunu özellikle belirteyim ki havaalanlarında yürüyerek bir yere ulaşmak ciddi zaman alıyor. Özellikle eğer bir saat bekleme süreniz varsa 30 – 45 dakika arasını yürümek üzerine hesaplamak gerekiyor. İki buçuk saat geçtikten sonra kapı açıldı. Bu sefer daha küçük bir uçağa bindim ama cam kenarı olduğu için üç saatlik uçuş, bir saat gibi geldi. Wilkes &#8211; Barre Havaalanına vardığım zaman, beni ilk karşılayan, Split Rock Resort’dan -adını sonradan öğrendiğim- Tony’di. Beni aldı ve 45 – 50 dakika süren bir yolda konuşa konuşa Split Rock Resort’a geldik. Kalacağım yeri gördüğümde büyülenmişti.</p>
<p>Neden mi büyülendim? O da diğer bölüme…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sudan-cikmis-balik/">Sudan Çıkmış Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sudan-cikmis-balik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7304</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nasıl Şeriat, Hangi Hukuk?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 11 Feb 2017 16:12:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk makalesi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki makale]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7299</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soru açık hangi şeriat, hangi uzlaşıya götürür bizi? İnananlar şeriatın nasıl olması gerektiği konusunda günümüze kadar bir tek uzlaşıya sahip değilken, her bir inanan gerçek şeriat, o değil budur anlayışındayken, &#8221;kutsal kitabın&#8221; temel kuralları (nasları) konusunda dahi ittifak sağlanamamış ve binlerce yorum oluşmuşken hangi düzlemde bir hukuk metni üzerinde uzlaşacağız? Dünyada bugün şeriat yorumlarının uygulandığı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/">Nasıl Şeriat, Hangi Hukuk?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soru açık hangi şeriat, hangi uzlaşıya götürür bizi? İnananlar şeriatın nasıl olması gerektiği konusunda günümüze kadar bir tek uzlaşıya sahip değilken, her bir inanan gerçek şeriat, o değil budur anlayışındayken, &#8221;kutsal kitabın&#8221; temel kuralları (nasları) konusunda dahi ittifak sağlanamamış ve binlerce yorum oluşmuşken hangi düzlemde bir hukuk metni üzerinde uzlaşacağız? Dünyada bugün şeriat yorumlarının uygulandığı, dünyanın hangi ülkesinde ideal bir adalet, merhamet devletine ulaşılmıştır? İnancın bu anlamda sağladığı en büyük fayda ve takdir edilmesi gereken tarafı, irfan ve adalet sahibi insanların yaşantılarıyla örnek oldukları küçük topluluklardır. Bu noktada inanç çerçevesinde çıkarılabilecek en makul yorum, bireyi konumlandıran hüviyetin öncelik olarak insan temelli olması gerektiğini anlamaktır.</p>
<p>İnsana ait her şey dine, tanrıya dahildir demek, inanan insanlar için zor bir yorum değildir. Özellikle bu kadar farklı yorum varken ortada. Bununla birlikte &#8221;insana ait olan bana yabancı değildir&#8221;. Sözü de bu konuda bize ayna tutmaktadır. O halde milyonlarca farklı düşüncenin ve görüşün olduğu bu yerde, inanç önce bireyin yaşamını düzenleyen prensip olarak anlaşılmalıdır. Tarihsel süreç içerisinde din ve ilim üzerine kafa yormuş filozofların en temel görüşü, insan olmadan dindar olunamayacağı noktasında birleşir. Burada birleşmeyi sağlayacak şey, inananlar için vicdan ya da özde birlik iken, herhangi bir inanca sahip olmayanlar için ise tarihsel tecrübe, yaşama arzusu ve empati duygusudur. Kültürler içerisinde tüm bunların yarattığı kavramsal bir vicdan ilkesi oluşmuştur.</p>
<p><figure id="attachment_7300" aria-describedby="caption-attachment-7300" style="width: 412px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/hangi-hukuk.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7300 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/hangi-hukuk.jpg?resize=412%2C608" alt="&quot;Düşünmenin eşlik etmediği her dini inanç veya izm, şiddet ve kibir yüklüdür.&quot;" width="412" height="608" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/hangi-hukuk.jpg?w=412&amp;ssl=1 412w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/hangi-hukuk.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 412px) 100vw, 412px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7300" class="wp-caption-text">&#8220;Düşünmenin eşlik etmediği her dini inanç veya izm, şiddet ve kibir yüklüdür.&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>&#8220;Düşünmenin eşlik etmediği her dini inanç veya izm, şiddet ve kibir yüklüdür.&#8221; Her toplum kendi kültürel birikimi içinde tek tip bir anlayışı, inancı temel almayan, herkesin yaşamasına imkan tanıyan ve uzlaşının esas olduğu bir metnin üzerinde birleşmek zorundadır. Toplumsal sözleşmenin olmadığı, temel olarak asgari ölçüde bile evrensel hukukun yerleşmediği toplumlarda, hukukun caydırıcı bir tarafı da yoktur. Böylesi bir durumda gücü elinde bulunduranlar, hukuku kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyecek, belki de bundan kaçamayacaktır. Sonuç olarak, toplum kendisini kurtaracak bir baba aramaktan vazgeçmeyecektir. Batı toplumlarının geneline baktığımızda, bir lider kültü yoktur. &#8221;Çünkü lider kurtarılmaya düşkün toplumların ürünüdür&#8221;. Çözüm, ötekini suçlamaktan çok öz eleştiri yapmayı öğrenmek, birey olarak bir yere bağlı olmadan düşünmeyi becermek ve tarihten yergi ve övgülerle dolu bir geçmiş olarak değil, bir tecrübe (birikim) olarak yararlanmaktır.</p>
<p>Mutlu son zor, en azından biz insanlar için&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/">Nasıl Şeriat, Hangi Hukuk?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7299</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Tarihi İstihdam Platformu’nun Sesine Kulak Verin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-tarihi-istihdam-platformunun-sesine-kulak-verin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-tarihi-istihdam-platformunun-sesine-kulak-verin/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Feb 2017 14:24:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkay Çelik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihçi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7258</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze değin toplumlar, yaşayışlarını, gündelik hayatlarını, savaşlarını, anlaşmalarını, toplumsal ve bireysel düzeydeki her türlü diyaloglarını kayıt altına alma yoluna gitmişlerdir. Esasen, sanat tarihinin temelini de yüzyıllardır kayıt altına alınan bu belgeler oluşturmaktadır. Resim, heykel, mimari, müzik, tiyatro gibi sanat dallarının varlığı 19. Yüzyıl’da artık bir akademik disiplin şeklini alan sanat tarihini doğurmuştur. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-tarihi-istihdam-platformunun-sesine-kulak-verin/">Sanat Tarihi İstihdam Platformu’nun Sesine Kulak Verin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze değin toplumlar, yaşayışlarını, gündelik hayatlarını, savaşlarını, anlaşmalarını, toplumsal ve bireysel düzeydeki her türlü diyaloglarını kayıt altına alma yoluna gitmişlerdir. Esasen, sanat tarihinin temelini de yüzyıllardır kayıt altına alınan bu belgeler oluşturmaktadır. Resim, heykel, mimari, müzik, tiyatro gibi sanat dallarının varlığı 19. Yüzyıl’da artık bir akademik disiplin şeklini alan sanat tarihini doğurmuştur.</p>
<p>19.Yüzyıl’da Avrupa’daki gelişmeler Anadolu’yu da etkilemiş sanat ve kültürel miras bilinci oluşturularak bu yönde önemli adımlar atılmıştır. Bu dönemde özelikle Osman Hamdi Bey’in önderliğinde başlatılan çalışmalar Osmanlı topraklarında arkeoloji ve sanat tarihi disiplinlerinin temelini oluşturmuş ve sanat tarihine olan ilgi ve merak da giderek artmıştır.</p>
<p>Yıllar içinde değişen toplum yapısı, tüketim toplumunun oluşması sanat ve tarihi eserlere olan ilgiyi tüketmiştir. İşte bütün bu sorunlara bir çözüm üretmek ve kitlelere sanat bilincini, kültür varlıklarını koruma ve yaşatma bilincini aşılama görevi de sanat tarihçilere düşüyor. Her ne kadar sanat tarihçiler bu görevlerini layıkıyla yerine getirmeye çalışsalar da karşı karşıya kaldıkları kadro, unvan ve istihdam sorunu ile yaşadıkları toplumun, hala birçoğunun üzerine fikir dahi yürütemediği bir mesleğin mücadelesini vermekteler.  Bu noktada sanat tarihçiler, hem mesleklerinin hak ettiği değeri kazanması, hem istihdam sorunlarının çözülmesi hem de toplumda kültür varlıklarını koruma bilincini oluşturmak adına bir araya gelerek bir platform oluşturmuşlardır.</p>
<p>Platform, 2012 yılında faaliyetlerine başlamış olup özelikle 2012-2014 yılları arasında 57, 2014-2016 yılları arasında da toplam 267 sanat tarihçisinin istihdamına önayak olmuştur. Mücadelelerini sonuna kadar sürdüren ve yılmadan çalışmalarına devam eden Sanat Tarihi İstihdam Platformu, görüldüğü üzere emeklerinin karşılığını her dönem katlayarak almıştır.  Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok ilde sanat tarihçilerin bir araya gelmesiyle oluşan platform her geçen gün başka şehirlere yayılarak çoğalıp kendisine destek bulmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_7259" aria-describedby="caption-attachment-7259" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sanat-tarihci.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7259 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sanat-tarihci.jpg?resize=600%2C486" alt="Sanat Tarihi İstihdam Platformu sadece kamu kuruluşlarında değil özel müzeler ve sanat galerilerinde de sanat tarihi mezunlarının istihdam edilmesi gerektiğine inanıyor ve bu konuda ciddi projeler hazırlıyor. " width="600" height="486" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sanat-tarihci.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sanat-tarihci.jpg?resize=300%2C243&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sanat-tarihci.jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7259" class="wp-caption-text">Sanat Tarihi İstihdam Platformu sadece kamu kuruluşlarında değil özel müzeler ve sanat galerilerinde de sanat tarihi mezunlarının istihdam edilmesi gerektiğine inanıyor ve bu konuda ciddi projeler hazırlıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Sanat Tarihi İstihdam Platformu üyeleri, öncelikle kültürel miras bilincinin oluşmasının gerekliliğine dikkat çekiyor ve bu bilincin oluşmasının da ancak eğitimden geçtiğini savunuyor. Bu yüzden de ilköğretimden liseye kadar sanat tarihinin zorunlu ders olarak verilmesini istiyorlar. Bu sayede bireyler hem erken yaştan itibaren kültürel miras bilinciyle yetişecekler hem de sanat tarihçiler için ciddi bir istihdam sağlanmış olacak. Ayrıca müfredatta bulunan Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi dersini sanat tarihi mezunlarının vermeleri gerektiğini vurguluyorlar.</p>
<p>Sanat Tarihi İstihdam Platformu sadece kamu kuruluşlarında değil özel müzeler ve sanat galerilerinde de sanat tarihi mezunlarının istihdam edilmesi gerektiğine inanıyor ve bu konuda ciddi projeler hazırlıyor. Bütün bunların dışında akıllara takılan bir diğer konu halihazırda istihdam edilemeyen birçok sanat tarihi mezunu bulunurken yeni kurulan üniversitelere hala sanat tarihi bölümünün açılması ve kontenjanların da her yıl artması sorunu. Platform bu durum için de önlemler alınmasını ve istihdam edilemeyen sanat tarihçilerine yenilerinin eklenmemesi gerektiğini dile getiriyor.</p>
<p>Son olarak CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na sunduğu soru önergesi dikkatleri bir kez daha işsiz sanat tarihçilerin üzerine çekmiştir. Soru önergesinde Türkiye’de kaç sanat tarihçisi ve arkeolog olduğunu, bunların kaçının işsiz olduğunu ve sanat tarihçi ve arkeologların neden işsiz kaldıklarını soran Gürer’e verilen cevap şöyledir; 2016 yılı Kasım ayı itibari ile İşkur’a kayıtlı 1116 sanat tarihçisi ve 1429 arkeolog bulunmaktadır. İşkur’a kayıtlı olmayan sanat tarihçi sayısı her yıl yeni mezun olanlarla katlanmaktadır. Mecliste gündeme gelen bu konu sanat tarihçiler açısından durumun ne kadar vahim olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p>Bütün bu olumsuzluklara rağmen Sanat Tarihi İstihdam Platformu üyeleri mesleklerinin layık olduğu itibarı kazanması, meslektaşlarının istihdamı ve kültürel miras bilincinin toplumun her kesiminde edinilmesi için mücadele vermektedir ve bu mücadelede içinde yaşadığı toplumu da kültürel mirası birlikte koruyup gelecek nesillere aktarmaya davet etmektedir. Siz de Sanat Tarihi İstihdam Platformu’nun sesine kulak verin.</p>
<h2>İLETİŞİM</h2>
<ul>
<li>Twitter : @sanahttarihistp</li>
<li>İnstagram : @sanattarihiistihdam</li>
<li>Mail: sanattarihiistihdamplatformu@gmail.com</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-tarihi-istihdam-platformunun-sesine-kulak-verin/">Sanat Tarihi İstihdam Platformu’nun Sesine Kulak Verin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-tarihi-istihdam-platformunun-sesine-kulak-verin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7258</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanatın Gücü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Feb 2017 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Dede Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[TRT Nağme Radyosu]]></category>
		<category><![CDATA[Vivaldi]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7205</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vivaldi’nin dört mevsim konçertosu ya da Dede Efendi fasılları beni benden alıp götürdü; ta ki uzaklara bir yere bıraktı. 16.yüzyılda geziniyorum, adeta… 1533 -1603 yıllarında İngiltere Britanya Krallığında söz sahibi olan I. Elizabeth sanata sanatçıya çok büyük hürmet göstermiş kendisini hicvedip eleştirenlere karşı son derece tahammül göstermiş onlara hoşgörüyle davranmıştır. Bu sanatkarların başında da William [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/">Sanatın Gücü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vivaldi</strong>’nin dört mevsim konçertosu ya da <em>Dede Efendi</em> fasılları beni benden alıp götürdü; ta ki uzaklara bir yere bıraktı. 16.yüzyılda geziniyorum, adeta… 1533 -1603 yıllarında İngiltere Britanya Krallığında söz sahibi olan I. Elizabeth sanata sanatçıya çok büyük hürmet göstermiş kendisini hicvedip eleştirenlere karşı son derece tahammül göstermiş onlara hoşgörüyle davranmıştır. Bu sanatkarların başında da William Shakespear gelir. Döneminde olduğu kadar kendisinden sonraki dönemleri de etkisi altına alabilen tiyatro üstadı Shakespear de kraliçe hakkında yeri geldiğinde eleştirinin dozunu kaçırmıştır. Böyle olmasına rağmen kraliçe bizzat oyunlarını izlemeye gelir, yapılan eleştiriler karşısında sanatçının elbette bir farklılığı olacak,farklı düşünce tarzına sahip olmasını destekliyorum, şeklinde yorumlar yaparmış. Bu hoşgörüye sanata duyulan hürmet denilir. Sanatın gücü bir kraliçenin gücünün üstüne geçebiliyorsa o ülkede düşünce özgürlüğü var demektir. Sanat, yalnızlıkla kalabalığın arasında sıkışmışken en bunaldığımız zamanda bizi alıp dünyanın ötesine götürür. Sonlu yaşamda sonsuzluğu sanat ile elde ederiz. Bir resim bir yazı bir şiir gibi nice el emeği göz nuru zanaat çalışmaları bizi olduğumuzdan çok daha güçlü kılar, bizi var olan her negatif düşünceden arındırır.</p>
<p>Geçenlerde <strong>TRT Nağme Radyosu</strong>’nda Rüya Gibi programını dinliyordum. Belgin Gök Murat Kadir Gök Ankara Radyo sanatçılarının hazırladığı sanat müziği ruhen de iyi geliyor. Aynı fikirlerde bir dinleyici Belgin Hanım’a ,’ sizi dinlerken panik atak hastalığımdan kurtuldum’, demiş. Hakikaten sanat böylesine bir güçlü iksirdir ki zaman içerisinde değiştiğimizi kendimiz de fark ederiz.</p>
<p>Yukarıda bahsetmiş olduğumuz kraliçenin de sanat ve sanatçıya duyduğu ilgi ve onlara gösterdiği anlayış da sanırım biraz önce bahsetmiş olduğum iksir ile ilgilidir. Ülkesine hükmeden bir kraliçenin gücünü sanattan alıyor olması şaşırtıcı gelmiyor. Sanat ile terapi sanat ile şifacılık insanlık tarihi kadar eskidir. İbn-i Sina çoğu tedavisinde musikinin kullanılmasını önermiştir. Bir su sesi bir kuş sesi de kendi içinde bir müziği barındırır. Kelimelerin tınısı tılsımı notaların dansı bize iyi gelir,çünkü çok daha iyi sağlıklı ve güçlü olabiliriz.Sanat bu kadar değerliyken bizim kendi ülkemizde hakkettiği değeri bulamıyor oluşu hem üzücü hem de endişe vericidir. Sanat siyaset dilini yumuşatabilir sanatın sesi siyasetin sesinden daha çok çıktığı zaman işte o zaman o ülkede sanatın gücünden bahsedilir, tıpkı I. Elizabeth dönemi gibi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/">Sanatın Gücü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7205</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeitgesit, Sex ve Forklift</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 05:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[android]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7104</guid>
				<description><![CDATA[<p>Alman filozof Johann Gottfried Herder tarafından ortaya konulan bir çağın duygu ve düşünce biçimine verilen adlandırmadır. Sonraları zeitgeist kelimesine “zamanın ruhu” anlamı yüklenmiştir. Zeitgesit Belgeseli Yapımcısı tam olarak bilinmeyen bu belgesel serisi ilk olarak 2007 yılında yayınlandı. Din ve para ekseninde dünyayı etkilemek adına çevrilen dolapları anlatmak üzerine bir ilke edindi. İnsanları aldatabilmek adına yapılan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/">Zeitgesit, Sex ve Forklift</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Alman filozof Johann Gottfried Herder tarafından ortaya konulan bir çağın duygu ve düşünce biçimine verilen adlandırmadır. Sonraları zeitgeist kelimesine “zamanın ruhu” anlamı yüklenmiştir.</p>
<h2>Zeitgesit Belgeseli</h2>
<p>Yapımcısı tam olarak bilinmeyen bu belgesel serisi ilk olarak 2007 yılında yayınlandı. Din ve para ekseninde dünyayı etkilemek adına çevrilen dolapları anlatmak üzerine bir ilke edindi. İnsanları aldatabilmek adına yapılan girişimlerden ve komplolardan bahsedildi. Küresel çapta yapılacak ve ciddi ses getirebilecek terör eylemleri dahil bu belgesel serisinde açıklanmaya dahası ispat edilmeye çalışıldı. Zeitgesit seri olarak The Movie, Addendum, Movement (Oriental Presantation) ve Moving Forward olarak izleyiciye sunuldu. Büyük çaplı komploların küresel çapta nasıl oynandığını gözler önüne sererek: olabilir mi? Sorusuna cevap arar niteliğindedir.</p>
<h2>2025 Android yılı olacak</h2>
<p>Bir makineye android işlemci yerleştirerek ve gelişmiş yazılımlarla donatarak onu robot sınıfına koymanız özünde birer makine olduğu gerçeğini değiştirmez. Teorik olarak bir forklift veya robot aynıdır. Bazı bilim adamlarına göre 2025 android robotların adeta ete ve kemiğe bürünmüş haliyle karşımıza çıkacağı yıl olacak.  Bu durumda ürünün hangi işlerde kullanılacağı, pazarlaması ve tanıtımı yapılacak.  Reklam kavramı tüketiciye “ihtiyacın var al” diyebilmenin bir yoludur. Ancak bu ürünün satın alınmasını sağlamak için reklamdan ötesi bir uğraşa ihtiyaç duyacaklar.</p>
<h2>Evlerin içine sokulacak bir robotun maliyeti işleve göre değişir</h2>
<p>Bugün gelinen teknoloji ile evde ütü yapabilecek robotları üretmek veya dağınıklığı toplamak ve temizlik işlerinde kullanılacak robotları yapabilmek zor değil. Böylesi bir robot işlerinizi kolaylaştırabilir ve kendinize zaman ayırmanızı sağlar. Üstelik yapacağı iş açısından yüksek risk barındırmaz. Böylesi bir robotun maliyeti çok yüksek rakamlarla telaffuz edilemez. Böyle bir üretim de onu üretecek firmaya yüksek bir gelir sağlamaz. Bu nedenledir ki bu tür işlevleri yerine getirmek üzere tasarlanmış robotları asla göremeyebiliriz.</p>
<p><figure id="attachment_7107" aria-describedby="caption-attachment-7107" style="width: 611px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7107 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg?resize=611%2C407" alt="Daha karmaşık daha işlevsel robotlar alıcı bulurlar" width="611" height="407" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg?w=611&amp;ssl=1 611w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 611px) 100vw, 611px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7107" class="wp-caption-text">Daha karmaşık daha işlevsel robotlar alıcı bulurlar</figcaption></figure></p>
<h2>Daha karmaşık daha işlevsel robotlar alıcı bulurlar</h2>
<p>Basit işlerde kullanmak yerine daha karmaşık yapıları olan robotlar tercih edileceği pazarlama açısından önem arz eder. Bu işe ayrıca eğlence kavramını yerleştirmeleri satın alınma cazibesini katlayacaktır. Bu nedenle seks yapabilecek robotlar çok yakın bir gelecekte kullanıma sunulacak.  Ancak bu tür bir işlevi yerine getirecek robot bir hayli ileri teknoloji ve dolayısıyla maliyet getirecektir.</p>
<h2>İhtimallerden en önemlisi insanların kolay kabullenmeyeceği</h2>
<p>Bir insan boyunda ve görünüşü ile insana benzeyen cinsiyeti olan bir robot her ne kadar ilginç gelse de insanların tepkisiyle karşılaşacak. Üstelik bu robotların insana göre tükenmek bilmeyen enerjileri sayesinde teorik ve uygulama aşamasında insanlardan daha iyi bir partner olacağı düşüncesi kısa süreli bir kabullenmeme etkisi yaratacaktır. İşin içine insani duygular girince kıskançlık ve bağımlılık gibi, bir anda ortalık kavram kargaşasına dönecektir.</p>
<p><figure id="attachment_7105" aria-describedby="caption-attachment-7105" style="width: 336px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/akilli-robotlar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7105 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/akilli-robotlar.jpg?resize=336%2C660" alt="İhtimallerden en önemlisi insanların kolay kabullenmeyeceği" width="336" height="660" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/akilli-robotlar.jpg?w=336&amp;ssl=1 336w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/akilli-robotlar.jpg?resize=153%2C300&amp;ssl=1 153w" sizes="(max-width: 336px) 100vw, 336px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7105" class="wp-caption-text">İhtimallerden en önemlisi insanların kolay kabullenmeyeceği</figcaption></figure></p>
<h2>Zeitgesit ve seks</h2>
<p>İnsanların robotlarla seksi kabul edebilmelerinin en etkili yolu, mecbur kalmaları durumunda mümkün olabilir. Eğer 2025 bu robotların üretim yılı olacaksa 2025 yılından önce ortaya bir senaryo konması gerekecektir. Bu iş için en uygun ve tehlikeli yöntem bir salgın olacağı düşünülürse neler olur?</p>
<p><figure id="attachment_7106" aria-describedby="caption-attachment-7106" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/cinsel-obje-robotlar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7106 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/cinsel-obje-robotlar.jpg?resize=600%2C338" alt="Zeitgesit ve seks" width="600" height="338" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/cinsel-obje-robotlar.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/cinsel-obje-robotlar.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7106" class="wp-caption-text">Zeitgesit ve seks</figcaption></figure></p>
<h2>AIDS yeterli gelmemiş olabilir mi?</h2>
<p>Laboratuvarlarda üretilecek yeni ve etkili bir virüs insanların insanlarla seks yapmasını engelleyebilir mi? Düşünün öyle bir virüs ortaya çıkmış ve sadece seks ile bulaşıyor olsun. Böyle bir virüsün yaratılabilmesi ne kadar mümkün? Ve yaratılırsa insanların seks hayatı nasıl şekillenir? Böyle bir virüsün geliştirilmesini kim isteyebilir?</p>
<p>Tabi ki seks yapabilen android üreticileri. Reklam yapmaya bile gerek kalmaz. İnsanlar bulaşıcı hastalığa maruz kalıp ölmektense hiç içlerine sindiremese de seks robotlarını alacaklarıdır.</p>
<p>Eğer bu kurgunun gerçekleşme ihtimali varsa şimdilerde virüsün üretilmesine başlanmış olmalıdır. Yakın zamanda dahası robotların piyasaya sürülmesinden yaklaşık altı ay kadar önce küresel bir salgından söz edilirse üstelik bu salgın cinsel hastalık sınıfında değerlendirilirse aklınıza bu kurgu gelmeli. Harcanabilir insanlar harcanır. Haberler bütün dünyanın gündemine oturur. İnsanlar seks yapmayı bırakmak zorunda kalır ve seks açlığı belirgin bir seviyeye geldiğinde piyasaya seks yapabilen robotlar sürülür. Ben almam diyebilecek bireyler bulamazsınız. Maliyeti mi? Ne önemi var? Tanıtım yazısı bile hazır: “hiçbir bakteri veya virüs barındırmazlar. Tamamen güvendesiniz.”</p>
<h3>Kendinize şu soruyu sorun: Bir forklift ile yatağa girmeye hazır mıyım?</h3>
<p><strong>“No android, no cry”</strong></p>
<p>Hoşça, sevgiyle, sanatla ve androidsiz kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/">Zeitgesit, Sex ve Forklift</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7104</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalbimizdeki</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalbimizdeki/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalbimizdeki/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 Jan 2017 13:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Cahit Sıtkı Tarancı]]></category>
		<category><![CDATA[FoxTv]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbimdeki Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam filmleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7118</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Bir dokun, bin ah işit bu kase-i fağfurdan…’ misali neler geçer yüreğimizden neler, söylesek şikayet olur diye sussak da malumunuz ‘aşk ağlatır, dert söyletir’, derler. Size de olur mu eskiye nostaljiye özlem, için için bir hasret duyar mısınız? Rahmetli anneannemin dedemin sabah ezanı için kalkıp testilere su doldurduğu günleri arıyorum. Sanata sarılmamın bir sebebi de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbimizdeki/">Kalbimizdeki</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘Bir dokun, bin ah işit bu kase-i fağfurdan…’ misali neler geçer yüreğimizden neler, söylesek şikayet olur diye sussak da malumunuz ‘aşk ağlatır, dert söyletir’, derler. Size de olur mu eskiye nostaljiye özlem, için için bir hasret duyar mısınız? Rahmetli anneannemin dedemin sabah ezanı için kalkıp testilere su doldurduğu günleri arıyorum. Sanata sarılmamın bir sebebi de bu sanırsam, sanatla zamanda yolculuk yapabiliyorum. Eskiler eski diziler bana çocukluğumu hatırlatıyor. Cahit Sıtkı ne güzel der şiirinde Affan Dede’ye para sayıp çocukluğunu satın aldığını, biz ne yapalım geri dönmeyecek olan o masum yıllar çocukluğumuzu yeniden yaşamak için…</p>
<p>Günümüzün dizilerine baktığım zaman ister istemez eskileri yad ediyor ve çok özlüyorum. Çünkü eski dizilerde kendimi sevdiklerimi buluveriyorum. En çok sevdiğim diziler arasında Kuruntu Ailesi ile Bizimkiler geliyordu.  Bu dizilerde en çok sevdiğim görüntülerden biri de kitap ya da gazete okunmasıydı. Kitabın dokunduğu gazete köşe yazılarının tartışıldığı bir dizi bize hep umudu hatırlatıyordu. Gece lambaları eşliğinde okunan kitapları gördüğüm zaman elimden kitabı düşürmek istemezdim.  Bizim evin bir parçası olurlardı, tıpkı aile fertlerimizden biri gibiydiler onlar… Görebilmek için sabırsızlandığımız özlediklerimizdi. Onlarla hayatı farklı yorumladık, kitabı seviyorduk; ama onlarla da daha çok sevdik. Eskilerden çok az güzellikler kaldı.  İşte bunlardan biri de okumak gazete okumak kitap okumak ve bu okunanlar eşliğinde de sohbetler yapmak… Mütevazi sofralar halkın kendisini sıcacık bir aile sofrasında sohbetinde hissettiği mekanlarda evin babası sabah kahvaltısından önce içtiği bir fincan kahve eşliğinde okuduğu gazete ile ne de güzel örnek olurdu. Evin hanımı da gece lambasının gizemli sarı ışığında sürükleyici bir romanın etkili sayfalarında yol alırdı. Eskilerden kalan tatlı anılar olarak kitap okumanın kalması yüreğimi dar ediyor doğrusu. Ne olursa olsun hangi milenyum çağında olursak hangi iletişim krallığını yaşarsak yaşayalım kağıda dokunmak bambaşka güzelliktedir.  Bu duygular eşliğinde bulunduğum kasaba olan Ödemiş Cezaevi mahkumlarının okumak için istedikleri kitap özlemi bana tarifsiz duyguları yaşattı desem yalan olmaz. Kitaba yapılan her türlü hizmetin çok değerli olduğuna inanmaktan öte bu uğurda bir emek de verelim. Okuduğumuz beğendiğimiz evde fazla olan kitaplarımızı paylaşalım. Mümkün mertebe kitaba dokunalım okuyalım örnek olalım ve elbette ki okunması için de seferber olalım. İşte bizlerden kitap bekleyen mahkum arkadaşların talebini göz önünde bulunduralım lütfen, okumanın güzelliğini önce biz tadalım ve de başkalarının da tatması için gayret edelim. Eski dizilerde bir nostalji olarak kalmasın okumak ne olur…</p>
<p>Şu sıralar oh be tıpkı eski diziler gibi sıcacık diyebileceğim bir dizi film keşfettim. Kalbimdeki Deniz, bana eski dizileri anımsattı. Mirat ile Deniz filmin yıldızları… Onları izlemek keyif veriyor çünkü huzur duyuyoruz. Bir zamanların Yeşilçam filmleri gibi geliyor ta yüreğimizde bir yer buluveriyor. Onlar bizlere dürüstlüğü sevgiyi çıkarsızlığı yansıtıp bu güzel değerleri tekrardan öğretiyorlar. Dizide dikkat ediyorum, Ara sıra okunan kitap izlenen haberler paylaşılan güzellikler komşuluğa değer bana derin bir nefes aldırıp çok şükür dedirtiyor. Cumartesi akşamları FoxTv ekranlarında yayınlanıyor. Maaile biz izlemeye kaçırmamaya çalışıyoruz. Çünkü ailece izleyebileceğimiz eski tiyatro ustalarını hatırlatan değerlerimizi paylaşan ender bir yeni dizi film <strong>Kalbimdeki Deniz</strong>…</p>
<p>Her güzel olan şeyin zamanı gelmiş olsun; sanattaki kalite yaşamımızın kalitesi ile yakından ilgilidir, sakın unutmayalım olur mu? Sevgili değerli okurlarımız sanata dokunmak kitaba dokunmak ve onlardan hiç kopmamak dileğiyle, sevgiyle hoşça kalınız.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbimizdeki/">Kalbimizdeki</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalbimizdeki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7118</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Eseri Oluştururken Ne Düşünürüz?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-eseri-olustururken-ne-dusunuruz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-eseri-olustururken-ne-dusunuruz/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 13:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Şen]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Michelangelo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7043</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eminim siz de benim gibi bir sanat eserini oluşturmaya başlamadan aklınızda onlarca soruyla, onlarca düşünceyle oturdunuz masanızın başına. Sanat aslında nedir, nasıl yapılır, bir şey anlatması gerekir mi, bir sorunun cevabı mı olmalı, yoksa yaptım oldu desem birileri benimle dalga geçer mi. Şimdi tüm soruları beş dakikalığına rafa kaldırın. Sanat içimizdeki duyguların istemsiz ya da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-eseri-olustururken-ne-dusunuruz/">Sanat Eseri Oluştururken Ne Düşünürüz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eminim siz de benim gibi bir sanat eserini oluşturmaya başlamadan aklınızda onlarca soruyla, onlarca düşünceyle oturdunuz masanızın başına. <a href="http://www.sanatduvari.com/sanat-nedir/">Sanat aslında nedir</a>, nasıl yapılır, bir şey anlatması gerekir mi, bir sorunun cevabı mı olmalı, yoksa yaptım oldu desem birileri benimle dalga geçer mi. Şimdi tüm soruları beş dakikalığına rafa kaldırın.</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/"><strong>Sanat</strong></a> içimizdeki duyguların istemsiz ya da istemli olarak dışavurumudur. Ne kadar kendinize güvenirseniz o kadar iyi bir iş çıkarırsınız. Burada önemli olan benliğinizi bulup, gerçekten ortaya çıkarmak istediğiniz esere hiçbir yargıyı ve size yöneltilen eleştirileri bir süreliğine kafanıza takmaksızın ona odaklanmanızdır. Neden mi? Sanat eseriniz sizsiniz. Sizin duygularınızın dışa çıkışı, düşüncelerinizin en özgür halidir.</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/resim/">Resim</a> ve <a href="http://www.sanatduvari.com/heykel/">heykel</a> ile ilgilenen biri olarak yukarıda sorduğum tüm soruları kendime sordum ve emin olun cevapları yok, ya da hala bulamadım. Bunların sebebi öncelikle güven eksikliği ya da beğenilmeme duygusu. Siz de bu duygular varsa önce kendinizden emin olmalısınız ve hangi sanat dalıyla uğraşmayı hedefliyorsanız bilmeniz gereken tüm detayları, teknik bilgiyi ve malzeme bilgisini ve tabi ki geçmişten günümüze gelirken ilgilendiğiniz sanat dalının hangi yollardan geçip de sizin seçiminiz olduğunu araştırmalısınız. Daha sonra sadece yapmak istediğiniz şeye odaklanın. Hiçbir kaygının sizin çıkaracağınız eserin önüne geçmesine izin vermeyin. Okuyun, araştırın, eleştirin ve en önemlisi bakmayın görün.</p>
<p>Heykele ilk başladığımda hocam bana görmüyorsun yalnızca bakıyorsun demişti. Hala zaman zaman gelir kulağıma. Tüm bu söylediğim adımlardan sonra dikkat etmeniz gereken tek şey görmek. Bir heykeli yaparken gerçekten o kıvrımları hissetmeniz gerekir. Nerede yumuşayıp nerede dalgalanacağını, nerede son bulup nerede coşacağını görmeniz gerekir. Eğer bakarsanız hissedemezsiniz. Görürseniz yaşarsınız.  Michelangelo’nun David heykelinde vücut kıvrımlarının en abartılmış halini görebiliriz. Michelangelo’nun bakmayıp gördüğü aşikardır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-eseri-olustururken-ne-dusunuruz/">Sanat Eseri Oluştururken Ne Düşünürüz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-eseri-olustururken-ne-dusunuruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Araftan Mücadeleler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/araftan-mucadeleler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/araftan-mucadeleler/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 12:09:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burcu Gökdağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7023</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçük bir bedenin kirletilen dünyada hayat bulması acı veriyordu. Dillerin, kalplerin, gönüllerin sevgiye kapandığı, sahte bakışların hakim olduğu bir evren var edilmişti sanki. Herkeslerin yaşama sevinci nerelere gizlenmişti bilinmiyordu. Bulanık bir hayat penceresinden bakılan hiçbir şey net değildi. Kafalar karışık, yürekler burgun, gözler buğuluydu&#8230; Bir yerlerden beklenen güneş hala yüzünü saklıyordu. Issız bir sessizliğe bürünen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/araftan-mucadeleler/">Araftan Mücadeleler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük bir bedenin kirletilen dünyada hayat bulması acı veriyordu. Dillerin, kalplerin, gönüllerin sevgiye kapandığı, sahte bakışların hakim olduğu bir evren var edilmişti sanki. Herkeslerin yaşama sevinci nerelere gizlenmişti bilinmiyordu. Bulanık bir hayat penceresinden bakılan hiçbir şey net değildi. Kafalar karışık, yürekler burgun, gözler buğuluydu&#8230; Bir yerlerden beklenen güneş hala yüzünü saklıyordu. Issız bir sessizliğe bürünen insanlar konusmuyordu. Beden dillerinin verdiği sinyaller mutsuzluğun sembolik halini almıştı. Evren mucizevi varoluşunun içinde kaybolmuş onu var eden şeylerin ardına gizlenmiş gibiydi. Anlamsız bir uçurumun son noktasına gelinmişti artık. Nefesler tutulmuş, çığlıklar gizlenmiş, adımlar küçülmüştü. Buram buram kokan belirsizlik hüküm sürmüş gün yüzüne tarifi olmayan. Duruşu sert fırtınası sessizdi adamın kaybedip bulamadığı kendisini aramak yormuş, fakat bulmaktan vazgeçememisti. Tutunmak umudun dağ olduğu bir yerlerde tutunmak.. sahi kaç kere gelmişti o anlamsız uçurumun kenarına, kaç kere bırakmak istemişti kendini o derin boşluğa? Gölgeler izini bırakmayan bir avcı gibi izliyordu. Karanlıklar her kaybolan hikayesinin izini kapatmış yönünü  bulmasını zorlaştırıyordu. Yorgundu köhne yalnızlığına bel bağlamış, çaresizliğini içine gömmüş sadece kendi için bilmediği bir yolculuğa yelken açmıştı. Yılmak neydi bilmiyordu arayışı gerçek bir benin peşine düşüp izini bulmaktı. Zordu aradığını bulmak onu yoran, kendini kaybetmesine neden olan neydi?. Hayatın içinde bir kaybolmuş hikayesi. Güzelliği kadar çirkinliği, iyiliği, kadar kötülüğü barındıran tek varlıktı İNSANLAR.. tanımı oldukça zor olan anlamlandırılması için gerçek bir değer gerektiren tek varlık. Kırılmıştı evet aşkının en derin hissiyatında yarım kalmıştı yaşanan ve yasanacak olan her şey.. Her alınan nefesin bir feryatlı tükenişi vardı içten gelen, canını yakan. Nereye sığabilirdi ki yaşananların verdiği tüm huzursuzluk bedenini sarmalamış çıkış yollarını kapatmıştı. Aşk duygusunun kederli savaşçısı yenik düşmüştü. kabullenemediği tutkulu sevdasının yarım kalisi kırgınlıği içinde  kelepçelenmişti. Bakışları boşlukta yerini alınca bilinmeyen benliği bir yerlere dağılmış paramparça olmuştu. Aşk aşk aşk ferhat in  dağlarında, mecnunun bakışlarında bir anlam taşıyordu. Yaralı adamın aşkı ise kalbine gömdüğü bir yerlerdeydi ne elveda diyebiliyordu askına ne de tekrar onunla yaşama şansı vardı. Elinden alınmış sevdasını gönlünden koparamıyordu işte kendinde kayboluşunun nedeni belliydi yarım kalan hikayesinin nedeni belliydi.  &#8220;Elinden alınanan, yaşanmasına izin verilmeyen sevda.&#8221; Buruk bir hüzün rehin almıştı adamın yüreğini. Sözcükler anlamlarını yitirmiş, manalar boş kalmıştı dolu bakan bakışlarında. Eski günlerinde yaşadığı mutluluğun böylesine canını acıtacağını nereden bilebilirdi ki&#8230; o aşk sarhoşluğunda meşk olmuştu bir kere, o kalbine düşen ateşte kavrulmuştu, o acı da çekse artık o kervanda yol almıştı. Hayat böyleydi acının yaşattıklarını silkenip atmak için zaman gerekiyordu. Zaman insanların sahip olduğunda değerini bilmediği geçip gittiğinde ise geriye alamayacağı tek hazine.  Zaman uçup gittiğinde anıların biriktiği tek hatıra defteri. Geçen her saniyeye yüklediğimiz tüm yaşanmışlıklar bir iz bırakıyordu geçmişte. Adamın geçmişinde birikenlerde derin izler bırakmıştı. zaman anlamsız yoğun duyguların tapınağı olmuştu onun için. Düşüncelerin esiri olan adam bu duyguların altında eziliyordu. Ne fırtınalar kopuyordu o durgun yüreğinde kimsenin haberi olmadan bir tek kendi içinde kendi düşüncelerinin şahidiydi. Tuttuğu, dilediği bütün dileklerin, hayallerinin yok olduğu bir bitiş noktasındaydı. Dünya döndükçe o da kendi etrafında olup bitenler içinde dönüyor</p>
<p>Ah çekmeler, serzenişler içinde bir yerlerden anlamaya çalışıyordu adam olup bitenleri. Hisleri artık ölü bir bedeni teslim alan ruh gibiydi. Duygu hükmünün altında esaretini yaşıyordu. Kırgındı en çok da kendine bu kadar mahkum olmanın pişmanlığı vardı. Geçmiş gibi görünen her şey sızlayan bir yara olmaktan daha fazlasıydı . Günler anılarını  ömürden alıp giderken adam mücadele savaşını devam ettiriyordu. Hayal kırıklığı yaşayan kalbine söz geçirmek kolay değildi paramparça olan duygularını  toplamak için zamana ihtiyacı vardı.</p>
<p>Geçmiyordu anılar her gün ki gibi yeni yeniden canlanıyordu zihninde. Gözleri gözlerini mesken almış. Kokusu hala ilk gün gibi burnunda tütüyordu. Nasıl geride bırakabilirdi sevdiğini&#8230;. Ayrılık acısı çeken yüreği  zor dayanıyordu olup bitene&#8230;tarifi olmayan bir huzursuzluk içinde kıvranıyor hala bir çıkış yolu aramaya çalışıyordu. Gülümseyen yüzünü hafızasından silememenin verdiği garip bir üzüntü içerisindeydi. Tükeniyordu günden güne ama çaresizlik öyle zor bir şeydi ki güçsüz kalıyordu bütün yasanılanlar karşısında. Bir umut içinde var olabilmeliydi ama nasıl. Unutmak için başka gönül kapılarını aralamış fakat umduğu gibi gitmemişti. Hayatına girenlerde onu arıyordu. Onun sıcaklığını, gülüşünü, gözlerini kısacası tek sevdiğini görüyordu onlarda. Acılar duygularını darma dağın ediyor tekrar sevememenin burukluğu içinde kahır oluyordu. Geçmişe bağlanıp kalmak, zamanın en güzel anılarını yok ediyordu adam bu kayıpların  farkına varamamış zor günlerin tutsaklığı içinde kıvranıyordu. Ona dair kurduğu her hayalin yıkılışı ruhuna ızdırap veriyordu. Böylesine mutsuz yaşamak bir insanın kaldırabileceği yük değildi. Ama o bu acılar için özel seçilmiş gibiydi. Düşünemeden edemediği sevdiği şimdi bir yabancının olmuştu. Yüreğinin suskunluğu bundandı. Gözlerindeki kırgınlık, kalp çarpıntısının yarım kalışı bundandı. Nereden bilebilirdi ki bir zamanlar dünyalara sığdıramadığını kalbinden söküp atmak zorunda kalacağını. Sisli bir akşamın şafağında kafasından geçen bu düşüncelerin ona göre çaresi yoktu. Yeniden sevebilir miydi bir insan. Sorgusuz sualsiz yeniden kabullenebilir miydi gönlü bir başkasını.. ya yine bu acıyı yaşarsa&#8230; Adamın en çok korktuğu bu acının tekrar yasayabileceğini düşünmüş olması miydi? Yıllar geçip giderken o her gün biraz daha güçleniyordu. Asi bir duruş alsada  bedenini yüreğinin sıcaklığı yüzüne yansıyor. Masum gülüşleri içinde adam yaşama yeniden tutunmanın sinyallerini veriyordu. Yeniden yaşamına sığdıracakları  kolay olmayacaktı ama kendi olmanın isteği içindeydi. Sevda uğrunda yaşadığı tüm duygunun olgunluğu bedenine yayılmış çektiği acılar ifadeleri içinde yok olmuştu. Kalbinin derinliğine gömülmüş olan sevdası zaman zaman kendini belli etse de o bunun üstesinden gelebilecek bir benliğe erişmişti artık. Mutsuz olması için bir sebep kalmamıştı geleceğin ona getireceği yeni güzellikler içinde yeni yeniden tutunacaktı çünkü biliyordu ki bir daha bu dünyanın kendine zindan etmesinin bir anlamı yoktu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/araftan-mucadeleler/">Araftan Mücadeleler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/araftan-mucadeleler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7023</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şehirde Yaşama Hukuku</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sehirde-yasama-hukuku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sehirde-yasama-hukuku/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 14:11:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki]]></category>
		<category><![CDATA[Vitruvius]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7001</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şehir, kalabalıktan çok bireyi ön plana çıkaran, insanın gelişimiyle kendisini tekamül ettiren bir medeniyet alanıdır. Şehirde yaşamak denilince aklımıza gelmesi gereken şey insanların çevresiyle, akrabalarıyla,  güç birliği yaparak kalabalıklar halinde yaşadığı bir yer mi olmalıdır? Şehirde yaşayan insanlar ekseriyetle kültür, inanç ve düşünüş bakımından farklılık gösterirler. Şehirler tek tiplemiş, homojen bir yapının mümkün olmadığı kozmopolit [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehirde-yasama-hukuku/">Şehirde Yaşama Hukuku</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şehir</strong>, kalabalıktan çok bireyi ön plana çıkaran, insanın gelişimiyle kendisini tekamül ettiren bir medeniyet alanıdır. Şehirde yaşamak denilince aklımıza gelmesi gereken şey<br />
insanların çevresiyle, akrabalarıyla,  güç birliği yaparak kalabalıklar halinde yaşadığı bir yer mi olmalıdır?</p>
<p>Şehirde yaşayan insanlar ekseriyetle kültür, inanç ve düşünüş bakımından farklılık gösterirler. Şehirler tek tiplemiş, homojen bir yapının mümkün olmadığı kozmopolit alanlardır. <strong>Şehirde yaşamak</strong>, evvela şehir insanının zihinsel kodlarında bir uzlaşma ve uyum içerisinde yaşama çabasını zorunlu kılar. Bunu fiiliyatta gerçekleştirmek için hakem görevi gören bir <a href="https://idilsuaydin.av.tr">hukuk</a> sistemi oluşturmak gerekir. Burada hukukun temel görevi, insanların birbirleriyle, aralarında yaşadıkları herhangi bir ihtilafı uzlaştırıcı bir unsur olarak gidermesidir. Yine hukukun bağlı olduğu devlet yapısı, elinde bulunan bu erkle şehir insanını yetiştirmek, yönlendirmek gibi bir gaflete (yanlışa) düşmemelidir. Bu anlayış hem hukuka ve devlete olan güveni sarsacaktır, hem de şehirde yaşayan insanların birbirlerine karşı olan saygılarını ve güvenlerini zedeleyecektir. Burada hukukun kullanım şekli kesinlikle, insanların kendilerini özgür ve güvende hissedeceği bir ortamı sağlamak olmalıdır.</p>
<p><figure id="attachment_7004" aria-describedby="caption-attachment-7004" style="width: 843px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/mutluluk-sehri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7004 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/mutluluk-sehri.jpg?resize=640%2C306" alt="Şehir, kalabalıktan çok bireyi ön plana çıkaran, insanın gelişimiyle kendisini tekamül ettiren bir medeniyet alanıdır." width="640" height="306" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/mutluluk-sehri.jpg?w=843&amp;ssl=1 843w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/mutluluk-sehri.jpg?resize=300%2C143&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/mutluluk-sehri.jpg?resize=702%2C336&amp;ssl=1 702w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7004" class="wp-caption-text">Şehir, kalabalıktan çok bireyi ön plana çıkaran, insanın gelişimiyle kendisini tekamül ettiren bir medeniyet alanıdır.</figcaption></figure></p>
<p><em>Şehirde bireyin evreni evidir.</em> <strong>Şehirdeki insanlar, evlerinden yani kendi evrenlerinden çıktıkları anda şehrin hukuku başlar.</strong> Bu alan şehir insanına karşılıklı tahammülü öğretmelidir. Ancak şehir için tahammül ve uzlaşı gerekliliği, şehrin kendi iç dinamikleriyle de ilgilidir. Kırsaldan gelenlerin, kendileriyle birlikte getirmiş oldukları bir takım alışkanlıklar, şehir ortamında sürdürülemez. Buna şehrin ne fiziki yapısı, ne de sosyokültürel yapısı yani kendisini şehir yapan dinamikleri müsaade etmez. Misal bir çiftçi veya hayvancılıkla uğraşan bir kişi şehre göç ettikten sonra aynı işi yapamayacaktır. Çünkü şehirde yaşayan insan genelde ya sanatla meşgul olur, ya da hizmet sektörüyle hayatını idame eder.</p>
<p><figure id="attachment_7003" aria-describedby="caption-attachment-7003" style="width: 293px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/avukat-terazisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7003 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/avukat-terazisi.jpg?resize=293%2C266" alt="Şehirdeki insanlar, evlerinden yani kendi evrenlerinden çıktıkları anda şehrin hukuku başlar." width="293" height="266" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7003" class="wp-caption-text">Şehirdeki insanlar, evlerinden yani kendi evrenlerinden çıktıkları anda şehrin hukuku başlar.</figcaption></figure></p>
<p>Bugün bir de sanayi şehirleri olarak kabul edilen yerler vardır. Aslında bu mekanlar şehir kavramı nazariyesinden bakılacak olursa, sanayinin etrafında kurulmuş kentler olarak anlaşılmalıdır. Çünkü şehir dediğimiz mekanın içinde sanayi kurulamaz. Estetiğin yanında çarpıklık, uyumsuzluk olamaz. Ancak karşısında olabilir. Çirkin yapılar, şehir hayatının tadını kaçırır.</p>
<p>Şehirde aile nüfusları da kırsala oranla daha az kişiden oluşur. Yapılan işlere baktığımızda genel itibariyle insan gücüne dayalı işler değildir. Evlerde genellikle çekirdek aileler yaşar. Bu durum da, şehir insanının küçük ve zarif evlerde yaşamasını zorunlu kılar. Peki kırsaldaki insan bu kadar doğayla iç içeyken, güzeli ve estetiği kendi emeği dışında tanımaya sahipken, şehir insanı ne yapmalıdır? Şehir insanın yaşadığı mekanla olan imtihanı tam da bu noktada başlayacaktır.</p>
<p>Şehir insanı ilk olarak muhayyilesi geniş ve buna bağlı olarak ufku kendisinden taşan bir hüviyete bürünmelidir. Bu da güzeli görmeyi arzulamakla ve kendi diline ait kavramları tanımakla başlayacaktır. Bu öğrenme, şehrin insanına yüksek kültürle beraber, güzellik algısını kavrayışında da yardımcı olacaktır. Böyle bir arzu ve kaygı şehir insanının bir yapıyı inşa etme sürecinde estetiğe, planlamaya ve mimariye verdiği önemi artıracaktır.</p>
<p><figure id="attachment_7005" aria-describedby="caption-attachment-7005" style="width: 717px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Orta-Avrupa-Budapeste.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7005 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Orta-Avrupa-Budapeste.jpg?resize=640%2C401" alt="Şehir insanı ilk olarak muhayyilesi geniş ve buna bağlı olarak ufku kendisinden taşan bir hüviyete bürünmelidir." width="640" height="401" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Orta-Avrupa-Budapeste.jpg?w=717&amp;ssl=1 717w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Orta-Avrupa-Budapeste.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Orta-Avrupa-Budapeste.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Orta-Avrupa-Budapeste.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Orta-Avrupa-Budapeste.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7005" class="wp-caption-text">Şehir insanı ilk olarak muhayyilesi geniş ve buna bağlı olarak ufku kendisinden taşan bir hüviyete bürünmelidir.</figcaption></figure></p>
<p><em>Romalı mimar Vitruvius</em> 2.000 yıl önce bizlere bu düzenin formülünü açıkça vermiştir aslında. &#8221;Bir yapının üç temel özelliği olmalıdır der; Sağlamlık (güç), kullanışlılık (fonksiyonellik), ve estetik (güzellik)&#8221;. Bu nitelikler şehrin bütünü için de gereklidir. Bir yapıyı anlatırken üç temel yapısına dikkat çeken Vitruvius&#8217;un bu sınırlaması bizlere şehri ve şehrin insanını tanımlamaya çalışırken de yardımcı olmaktadır. Yine Edip Cansever &#8221;İnsan yaşadığı yere benzer&#8221; derken iç içe yaşadığımız yapıların bizi inşa eden kişiliğimize de etki ettiğini göstermektedir. Bu bağlamda şehir insanının yaşadığı mekanda, entelektüel birikimi ve muhayyilesiyle birlikte yapacağı tanrısal dokunuşlar, köklü bir şehrin temellerini oluşturacaktır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehirde-yasama-hukuku/">Şehirde Yaşama Hukuku</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sehirde-yasama-hukuku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7001</post-id>	</item>
		<item>
		<title>12 Soruda Troll Hesap ve Trollemek Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 12:16:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[istihbarat]]></category>
		<category><![CDATA[scorp]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[troll]]></category>
		<category><![CDATA[trollemek]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[youtube]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6996</guid>
				<description><![CDATA[<p>1-Troll hesap ne demektir? İnternette sahte hesaplar anlamına gelen Troll,  kelime anlamı olarak balıkçılıkta kullanılan bir çeşit avlanma tekniğidir. Teknelerden denize indirilen geniş ağlar sayesinde denizin tabanı adeta süpürülerek toplanır. Bu ağa balıklarla beraber çamur ve her türlü atık maddeler de gelebilir. Ancak yapılan işin mantığı balıkçılıkta olduğu gibidir. 2-Trol hesaplar hangi platformlarda olur? Troll [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/">12 Soruda Troll Hesap ve Trollemek Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>1-Troll hesap ne demektir?</h2>
<p>İnternette sahte hesaplar anlamına gelen Troll,  kelime anlamı olarak balıkçılıkta kullanılan bir çeşit avlanma tekniğidir. Teknelerden denize indirilen geniş ağlar sayesinde denizin tabanı adeta süpürülerek toplanır. Bu ağa balıklarla beraber çamur ve her türlü atık maddeler de gelebilir. <u>Ancak yapılan işin mantığı balıkçılıkta olduğu gibidir.</u></p>
<h2>2-Trol hesaplar hangi platformlarda olur?</h2>
<p>Troll hesaplar internette bir kullanıcı adıyla açılabilecek bütün sosyal ağlarda yer alır. Facebook, twitter, instagram, youtube ve diğer sosyal ağlar içinde yer alır. Her zaman bir kullanıcı olarak değil de bir blog bazen bir web sayfası veya bir organizasyon olarak dahi karşımıza çıkabilirler. <u>Troll kavramını sanal ortamda aramak hata olur çünkü bazen bir dergi dahi troll olabilir.</u></p>
<h2>3-Troll hesapları neyi amaçlar?</h2>
<p>Bu hesaplardaki öncelikli hedef kriz ve kaos ortamı yaratabilmektir. Diğer hedef algı yaratma üzerinedir. Belirli periyotlarla aynı kavram üzerine gönderilen içeriklerin zamanla bu etkiyi yaratacağı yönünde görüşler vardır.</p>
<h2>5-Trollemek nedir ve nasıl yapılır?</h2>
<p>Asılsız olarak bir haber veya iddia içeren paylaşım veya içerik üretmektir. İçerik, kolaylıkla ispat edilemeyeceği kavramlara yöneliktir. “Başbakan gizliden hastaneye kaldırıldı” demek buna basit bir örnektir. Sonra içerik, yaratılmak istenen algıya göre şekillendirilir. Bu içeriği besleyecek fotoğraf, video gibi materyallerle daha yüksek etki yaratılır. <u>Bu durumdan fetiş bir zevk alan kullanıcılar bu içeriği paylaşarak çoğalmasını sağlar ve arzu edilen etki yaratılmış olur.</u></p>
<h2>6-Bir hesabın troll olduğu nasıl anlaşılır?</h2>
<p>İsminden anlamak mümkün değildir. Bir hesaptan çıkan bir paylaşım oldukça yüksek oranda etiketleme almışsa muhtemeldir. Hesabın kaynağına gidip daha önceki paylaşımları görülebiliyorsa ve diğer paylaşımları da benzer amaca hizmet ediyorsa hesap troll dür. Ancak bazen aynı troll hesabından tamamen ters fikirleri barındıran ifadeler veya kavramlar yer alabilir. Bu durumda hesap kesinlikle troll dür. Bununla beraber bir tek paylaşım için bile troll hesap açılabilir. Hesabın kaynağına ulaşıp önceki paylaşımları görememeniz durumunda bu hesabın yine bir troll hesap olduğunu anlamanız gerekir.</p>
<h2>7-Bir haber veya içeriğin troll olduğu nasıl anlaşılır?</h2>
<p>Çok ciddi iddialarda bulunan paylaşımlar bir anda haber ajanslarının gündemini oluştururlar. Böyle bir paylaşımın içeriği haber sitelerinde geçmiyorsa haber troll dür. <u>Bu nedenle öncelikle haber sitelerinden aynı içeriğin görülmesi belirleyici olmalıdır.</u></p>
<h2>8-Troll hesaplar tamamen algı yaratmakla sınırlıdır denebilir mi?</h2>
<p>Hayır. Bazen istihbarat örgütleri de troll hesap açarlar. Bu hesaplarla gelen tepkiler arasından kolaylıkla ayıklama yaparak kendilerine göre sınıflandırma yapabilirler. Terör örgütlerini sempatik göstererek bahse konu terör örgütünün sempatizanlarını belirlemeye yönelik olarak da açılmış hesaplar olabilir. Bunun tam tersi de mümkündür. Bir örgütü aşağılayarak destekçilerini yine belirleyebilirsiniz. <u>Unutulmaması gereken bu istihbarat örgütü kendi ulusal teşkilatınız olmayabilir.</u></p>
<h2>9- Troll hesaplar küresel midir yoksa daha çok ülke içi hesaplar mıdır?</h2>
<p>Troll hesaplar her ülke için farklılık gösterir. Küresel troll hesaplar yaygın olan dillerde ve bütün dünyayı etkileyebilecek haberlerde olur. Ancak özellikle dikkat edilmesi gereken kavram bazen bölgesel hatta il bazında olan hesaplar bile troll hesap olabilir. Belirli bir bölgeyi veya ili dahi trollemek isteyenler olabilir. Bu tür bir troll hesabı hedef bölgesi için başlangıçta doğru haberlerle güven kazanmaya çalışır. Bu durumu aylarca devam ettirerek bir tek troll haber için aylarca uğraşı verebilir. Veya yıllarca emek vererek belirli bir hedef kitleye ulaşan bir kullanıcının hesabı bir anda hack edilmek suretiyle troll haber için kullanılır. Olan hesabını kaptıran kullanıcıya olur.</p>
<h2>10- Kazanç sadece kriz midir?</h2>
<p>Hayır. Paylaşımları yüksek sayıda kullanıcıya ulaşıyorsa bunun ekonomik anlamda getirisi de vardır. 99 bin paylaşım sayısal olarak yüksek görünse de son derece yetersizdir. Her 100 bin paylaşım 10 bin TL eder. Ama bu parayı ödeyecek firmalar en az 500 bin etiketleme ister. Bu durumda 500 bin etiket için ödenecek tutar 50 bin TL dir. Bu ödeme reklam için yapılmıştır. <u>Bu durumda ise troll hesapların yalan haberlerin haricinde tüketiciyi etkilemek için de kullanılabileceği anlamına gelir.</u></p>
<h2>11- Troll hesaplar söylendiği kadar etki yaratırlar mı?</h2>
<p>Amerika’nın son seçimlerinde vatandaşı etkilemeye yönelik troll hesapların paylaşımları yüzünden ortalık karıştı. Seçimlerin çok düşük bir farkla kazanıldığı varsayılırsa bu hesapların zararlarının ne kadar büyük olabileceği fark edilebilir.</p>
<h2>12-Troll hesaplara bir çözüm veya engelleme getirmek mümkün olabilir mi?</h2>
<p>Bunun için facebook adeta bir güvenlik ağı oluşturmaya yönelik çalışmalarına hız verdi. Yakın zamanda paylaşımlarda bayrak etiketi eklenerek paylaşımın teyit edilmediğini belirtecek ve bu tür paylaşımların kullanıcılara ulaşması kısıtlanacak. Bu tür çalışmayı bir çeşit denetleme olarak ortaya sunacaklar. Bu uygulama gerçekleşirse diğer platformlarda da benzer uygulama geliştirilecektir. Ancak kesin çözüm bir karalama paylaşımı ne kadar hoşunuza gidiyor olsa da içeriğin paylaşılmaması ve bu içeriğin daha fazla kullanıcıya erişmemesi sağlanmalıdır. <u>Kullanıcılar kendilerini haber muhabiri olarak görmezlerse sorun kendiliğinden çözülecektir.</u></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/">12 Soruda Troll Hesap ve Trollemek Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6996</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kapı Tokmağı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kapi-tokmagi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kapi-tokmagi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6990</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kapı Tokmakları Bize Neler Anlatır… Kapı tokmağı bir kültürün yapı taşlarından biridir, desem inanır mıydınız? Öyle çok çeşitli kapı tokmakları var ki Ödemiş’imin sokaklarında eski zaman dokularının eski hayatların hatıralarını hatırlatır gibi bizlere sanki boyun büküyorlar. Kapı tokmaklarının da kendince bir lisanı olduğunu düşünüyorum.   Bir zamanların kadim kültürünü inançlarını fısıldıyorlar.   Kendi sesleriyle bir kapının var [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kapi-tokmagi/">Kapı Tokmağı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Kapı Tokmakları Bize Neler Anlatır…</h2>
<p>Kapı tokmağı bir kültürün yapı taşlarından biridir, desem inanır mıydınız? Öyle çok çeşitli kapı tokmakları var ki Ödemiş’imin sokaklarında eski zaman dokularının eski hayatların hatıralarını hatırlatır gibi bizlere sanki boyun büküyorlar. Kapı tokmaklarının da kendince bir lisanı olduğunu düşünüyorum.   Bir zamanların kadim kültürünü inançlarını fısıldıyorlar.   Kendi sesleriyle bir kapının var olan tokmağı kilitsizliği samimiyeti birbirimize olan komşuluk bağının dışa vurumuydu. Sukuneti sakinliği dostluğu onlara bakınca bir başka anımsayıp, görüyorum.</p>
<p>&#8220;İlim irfan diledim kıldım talep ilim irfan geride kaldı ille edep ille edep…&#8221;   Ne güzel söylemişler edebe dair, bir kapı kolu deyip de geçmemek gerekiyor.  Her şehrin kendine has kültürü erkanı vardır.  Mardin’i ziyaretim sırasında da yolu Hatuniye Medresesi’ne düşürdük. Medresenin kapısının tokmağı çok ilgimi çekti.  Şöyle ki, kapıdaki el şeklindeki tokmak yukarıya doğru kaldırılarak vurulduğunda tın tın sesiyle gelenin bir kadın olduğu; tokmağın aşağıya doğru vurulması ise tok tok sesini çıkartarak gelen kişinin erkek olduğunu bildirirmiş. Kapının tokmağından çıkan tok ya da tın sesi ev halinin mahremiyetini korumaktaydı. Hatuniye Medrese’sinde farkına varmaya çalıştığım aslında bizim özümüzden değerlerimizden sadece bir bölümdür, hiç şüphesiz. Halen o eski sokak eski mahalle havasını aldığım her yer benim için büyük bir hazine sandığıdır. Mardin öyle de Ödemiş öyle değil mi, diye soracak olursanız elbette ki öyle çok şükür.  Yeter ki; bakmasını fark etmesini bilebilelim, eski bir kapıdır çürümüş bir koldur ya hu deyip de geçmeyelim. Çünkü en büyük hazine bizi biz yapan sandıklara sakladığımız kilitlemeye unutmaya çalıştığımız belki de utandığımız nice değerde binlerce hatıralardadır.  Kilimler dokunur nice duyguyla tokmaklar vurulur bin bir heyecanla, duygularımızın heyecanlarımızın yitip gitmemesi dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kapi-tokmagi/">Kapı Tokmağı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kapi-tokmagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6990</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yokluktan Değil Çokluktan!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yokluktan-degil-cokluktan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yokluktan-degil-cokluktan/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 14:48:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Melis Tutumlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6987</guid>
				<description><![CDATA[<p>Karşılıksız, çıkar ilişkilerinin ve menfaatlerin esiri olmadan sevmek, sevdiğinin mutlu olduğunu görüp mutlu olmak, eskide kalmış, büyüklerimizden dinlediğimiz bir masal misali içimizi ısıtan, bizi tatlı düşlere salan ruhani duygular. Bizi bu tatlı rüyalardan uyandıran, yüzümüze soğuk bir tokat gibi çarpan gerçekler ise, kasvetli ve karanlık. Hepimizin içinde bulunduğu, ekmek kavgası, makam ve mevki sevdası, isimlerimizin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yokluktan-degil-cokluktan/">Yokluktan Değil Çokluktan!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Karşılıksız, çıkar ilişkilerinin ve menfaatlerin esiri olmadan sevmek, sevdiğinin mutlu olduğunu görüp mutlu olmak, eskide kalmış, büyüklerimizden dinlediğimiz bir masal misali içimizi ısıtan, bizi tatlı düşlere salan ruhani duygular. Bizi bu tatlı rüyalardan uyandıran, yüzümüze soğuk bir tokat gibi çarpan gerçekler ise, kasvetli ve karanlık. Hepimizin içinde bulunduğu, ekmek kavgası, makam ve mevki sevdası, isimlerimizin önünde yer alacak titrler, hayatın keşmekeş kargaşasına sürüklüyor bizi ve masallar diyarından koparıp realitenin tam ortasına atıveriyor.</p>
<p>İçimizde olan sevgimizi, iyi niyetimizi beslememize, büyütmemize, yeşertmemize olanak vermiyor sistem ve bizi sistemin kölesi haline getiren arzularımız. Arzularımızı sulayıp büyütürken, sevgimizin ve iyi niyetimizin yüzüne dahi bakmıyor, su vermiyor, günden güne kuruduğunu fark etmiyoruz bile.</p>
<p>Eski bir söz vardı hepimizin bildiği; &#8221;azıcık aşım kaygısız başım&#8221; onu yerini şimdilerde &#8221;hem pastam dursun hem karnım doysun&#8221; aldı.</p>
<p>Sevmeyi de, paylaşmayı da mutlu olmayı da daha az hatırlar ve yaşar olduk. Yetinmeyi ise çoktan unuttuk. Her şeyin daha fazlasını istiyoruz azla yetinmiyor ve mutlu olmuyoruz. Malum ne demiş ünlü ekonomistler, ‘insan ihtiyaçları sınırsız, bu ihtiyaçları karşılayacak mal ve hizmet ise sınırlıdır’. Bir ihtiyacımızı karşılayıp sevinemeden, yenisinin yokluğunu hisseder olduk.</p>
<p>Halbuki insanoğlu olmayan bir şeyin ihtiyacını duyamaz. Örneğin eskiden cep telefonu yoktu hiç kimse cep telefonu almayı düşünmezdi, televizyon buzdolabı hatta elektrik. Düşünsenize bilmediğiniz bir şeyi arzulayamazsınız.  Tüm bunların var olması insanoğlunun yaşamını kolaylaştırdı evet, fakat  kolaylaştırmakla birlikte ekonomik anlamda bir yük ve, boşluğu dolmak bilmeyen bir tüketim istediği doğurdu.</p>
<p>Önce evlere elektrik girdi, ardından elektrikle çalışan tüm eşyaların alınması şart oldu, ne de olsa komşuda olan bizde de olmalıydı, televizyondaki reklamlar fısıldadı bize, ‘çünkü ben buna değerim’ diye, insanoğluyuz, nefsimiz var, hiç sorgulamadan inandık biz de. Dün anlamını bilmediğimiz mal ve ürünler, yaşam için gerekli birincil ihtiyaçlarımız oldu.</p>
<p>Daha sonra sık sık yeni modeller çıktı, eskiler çöpe atıldı, yenilerini almak için bütçeler zorlandı. Öyle bir noktaya gelindi ki tüketmeden yaşamak imkansız oldu.</p>
<p>Tükettiğin kadar varsın, tükettiğin kadar yaşarsın durumuna geldik. Sahip olduklarımızı da gözümüzle eskittik zaten. Önce kendimize öğretelim yetinmeyi, elimizdekilerle mutlu olmayı, şükür etmeyi sonra çocuklarımıza kardeşlerimize öğretelim ve bilelim ki mutsuzluğumuz yokluktan değil çokluktan!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yokluktan-degil-cokluktan/">Yokluktan Değil Çokluktan!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yokluktan-degil-cokluktan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6987</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Kadın Olmak, Kadına Değer Vermek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Jan 2017 06:54:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ayrımcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın cinayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet mağduru kadınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6886</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son yıllarda “Kadın Olmak” ile ilgili çok fazla haberler çıktı. Özellikle, ülkemizdeki taciz, tecavüz ve kadın cinayetleri bir hayli artışa geçti. Bu olaylarda da ne yazık ki suçlu görülenler, mağdur ve kurban olmalarına rağmen kadınlar oldu ve onların hayatlarında asla geçmeyecek yaralar bırakan asıl suçlular bir şekilde aklanmayı başardı. Peki neden bu ülkede kadın olmak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/">Türkiye’de Kadın Olmak, Kadına Değer Vermek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda “Kadın Olmak” ile ilgili çok fazla haberler çıktı. Özellikle, ülkemizdeki taciz, tecavüz ve kadın cinayetleri bir hayli artışa geçti. Bu olaylarda da ne yazık ki suçlu görülenler, mağdur ve kurban olmalarına rağmen kadınlar oldu ve onların hayatlarında asla geçmeyecek yaralar bırakan asıl suçlular bir şekilde aklanmayı başardı. Peki neden bu ülkede kadın olmak bu kadar zor? Neden mağdur olmalarına rağmen hep suçlu duruma düşenler gene kadınlar? Kadınlarımızın tarihteki yeri ne? Erkek çocuk yetiştirmede kadınların rolü ne kadar önemli? Şimdi bu soruların yanıtlarını arayalım…</p>
<p>Kadın olmak da, erkek olmak da aslında çocukluktan başlar. Dikkat ettiyseniz toplumumuzda genellikle, erkek çocuklarına daha fazla değer verilir. Ülkemizin gelişmemiş ya da az gelişmiş kesimlerinde, eğer bir kadın 5 tane erkek üst üste dünyaya getirdiyse, onu da yüceltmeyi ihmal etmezler. “5 tane aslan gibi erkek doğurdu. “Erkek adamın erkek oğlu olur” gibi kalıplaşmış eski kafa cümleleri hala duyarız pek çok bölgemizde. Bunun örneklerini, pek çok Türk filminde ya da dizilerde de görmek mümkündür. Eğ er bir ailenin hem erkek, hem de kız çocukları olmuşsa erkek yüceltilir, şımartılarak büyütülür. Her bir şeyi yapmasına izin verilir. Ama kız çocuğa aynı değer verilmez. Okumak ister ama aile müsaade etmez çünkü kızdır. Kapıdan dışarı adım atsa babasından ya da annesinden şiddet görür çoğu zaman. Bir erkekle arkadaşça bir sohbeti dahi olsa, aile bunu anlamaz namussuzlukla suçlar. Onlara göre bir erkek ve bir kız asla arkadaş olamaz. Kızın görevi belli bir yaşa geldikten sonra evlenmek ve kocasına kadınlık yapmak, soyunun da devam etmesi için erkek çocuk dünyaya getirmektir. Çünkü, o çocukların annesi de bu şekilde yetiştirilmiştir ve kız evlatlardan birisi düzeni bozmadıkça aynı şekilde gittiği yere kadar gider bu durum. Bu tür aileler tüm yatırımları erkek evlatları üzerine yaparlar. Onlara diledikleri her şeyi eyleme geçirme özgürlüğünü tanırlar. Bir gün evlendirdiklerinde karısı istediği gibi çıkmadı mı, ona hizmette kusur mu ediyor, boşa gitsin derler ya da o şekilde yetiştirildiği için karısını dövdüğüne şahit oluruz çoğu zaman. Daha sonraları, bu durum ileri boyutlara da ulaşabilir ve karısı istemediği halde onunla zorla cinsel temasa geçer. Kızın dünyasını başına yıkmıştır belki ama umru değildir, neticede kocasıdır her bir ş eye hakkı vardır ve büyük ihtimalle kızın ailesi de “O senin kocan” der. Üstelik bir de kocasına erkek evlat veremiyorsa vay o kadının haline. Ne komiktir ki, çocuğun cinsiyetini belirleyen kromozomlar erkekte olmasına rağmen gene kadın günah keçisi ilan edilir. Koca bu kez onun üstüne kuma getirmeyi kendinde hak görür. Erkeğin annesi de sanki oğ lu çok marifetli bir şey yapıyormuş gibi onunla övünür. Kendisinin üstüne de bir zamanlar kuma getirilmiş olma ihtimali yüksektir. Zaten kendisi böyle görüp yetiştirildiği için yanlış olduğu halde aynı muameleyi kendi evlatlarına da yapmıştır&#8230;</p>
<p>Çok nadir bir durumdur ancak, ülkemizin kültürel olarak gelişmemiş ya da az gelişmiş kırsal bölgelerinde, bu zincirleme giden düzeni bozmayı başaran, isyankar kız çocuklarına rastlamak az da olsa mümkündür. Evden okumak için kaçıp dediğini yapan ve iyi bir meslek sahibi olup, sonrasında çocuklarını erkek ya da kız olsun en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırlar bu kendini kurtarmayı baş aran kızlar. Çünkü, kendilerinin yaşadıkları zorlukları ve eşitsizliği onlara yaşatmak istemezler. Bu verdiğim örnekler genellikle ülkemizin az gelişmiş kesimlerinden oldu. Ancak gelişmiş kesimlerinde de, erkek çocuklarının daha çok yüceltildiği göz ardı edilmemelidir. Çünkü, kültürel anlamda gelişmiş, gelişmemiş ya da az gelişmiş bölgesi de olsa, erkeklere daha fazla değer verilip yüceltilmesinin nedeni bir yerde tarihseldir. Ataerkil bir toplum olarak yetişmemiz, erkeklerin kadınlar üzerinde fiziksel güçlerini eyleme geçirmesinin ve her şeye hakkı olduklarını düşünmelerinin en belirgin nedenidir. Şimdi konuyu birazda tarihsel ele alalım&#8230;</p>
<p>Tarihi geçmişimizi incelediğimizde, en belirgin dönem İslami dönem ve yayınlanan dizilerinde etkisiyle, Osmanlı dönemi olmaktadır. Türk toplumu İslamiyetin, daha doğrusu İslamiyetin yanlış lanse edilmesinin, etkisi altına girdikten sonra kadınların görevi, aynı yukarıda yazdığım örneklerdeki gibi, sadece evde oturup erkek çocuk doğurmak ve hizmetçilik yapmak olmuş tur. Osmanlı Devletiʼnde de padişahların haremleri ve birden fazla cariyeden çocuk sahibi olmuş ve erkek doğuran cariyelere de gözde olarak bakıldığını günümüzde bile görmekteyiz. Cariyelerin kendi ülkelerinden istekleri dışında zorla saraya getirildiği de bilinen bir gerçektir. Fakat Türk tarihinde kadının yeri ve görevi sadece erkek çocuk doğurmaktan ya da erkeğin zevk unsuru olarak kullanılmasından ibaret değildir. Bunu anlamak için daha da geçmişe gitmek gerekir.</p>
<p>Tarihe şöyle bir göz gezdirdiğimizde, İslamiyetten önceki Türk devletlerinde kadının temel nitelikleri annelik ve kahramanlık olarak lanse edilmekte ve kadın bilinenin aksine savaşabilme, at binme ve silah kullanma güçlerine de sahip olmuştur. Günümüzde bile çok eşlilik gibi ilkel bir kavram gündemdeyken, tarihte Türk ailesinin vazgeçilmez özelliği “Tek eşlilik” olmuştur. Kadınlara, şimdiye nazaran o dönemde nasıl değer verildiğini şu örneklerle açıklayabiliriz. İskitler de kadınlar da savaşçı olarak yetiştirilmiş ve erkeğin yanında savaşa gönderilmiş, Hunlar döneminden itibaren kadın-erkek ayrımcılığı ortadan kalkmış ve kadın erkeğin tamamlayıcısı olarak belirtilmiştir. Selçuklular döneminde, Anadolu Selçuklu Sultanı 2.Kılıç Arslan, kızını Artuklu Hükümdarı Kara Aslanʼın oğlu Nureddin Muhammedʼe vermiş, sonrasında Muhammedʼin başka bir kadınla ilişkisi ortaya çıkmış ve kıza kötü davranmasıyla da, 2.Kılıç Arslan Muhammedʼin topraklarını istila edip çeyiz olarak verdiği kaleleri geri almıştır. Böyle bir olay şimdi az gelişmiş bölgelerimizde olduğunda, ne yazık ki çoğu babanın dediği şey “Erkektir elinin kiri sen artık onun helalisin sever de döver de ” tarzı kalıplaşmış cümleler oluyor ne yazık ki. Bunun nedeni de, tarihte İslamiyetin etkisine girmemizle beraber, kadınlara tanınan hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, İslamiyetin yanlış bir şekilde lanse edilmesi, insanların açıp okumaması, araştırma yapmaması, kendilerini geliştirmemesi, olarak açıklanabilir. Başka bir deyişle, buna inanmak istediklerine inanmak da diyebiliriz aslında. Günümüzde yaşanan tecavüz olaylarında kadınların açık giyindi diye suçlu görülmesi, suçluların ya da bu kafadaki erkeklerin elini kolunu sallayarak gezmesi, kadınları kendine zevk vermek zorunda bir meta olarak görmesi durumu da aynı nedenlere bağlıdır. Halbuki biz kadınlara ilk seçme ve seçilme hakkının verildiği bir ülkeyiz ,ama toplumumuz o eski gelişmemiş kalıplara öyle bir yapışmış ki kadınlarımız hala mağdur olmaktan kurtulamıyor ve gündemdeki, tecavüz ve kadın cinayeti haberleri de azalmak bir yana, her geçen gün artışa geçiyor..Bu tür olayların büyümesinin nedenleri arasında bir de medya ve televizyon dizilerinin etkisinden söz edebiliriz…</p>
<p>Televizyon dizilerine baktığımızda, kadın dayanışması ya da eğ itici nitelik taşıyan diziler çoğunlukla bir şekilde yayından kaldırılıyor. Ancak, iki eşli aşiret ağalarının olduğu, tecavüz ve taciz olaylarının belirgin olduğu diziler nasıl oluyorsa, yayında kalmayı başarıyor. Bu tür dizilerde de hep “erkek elinin kiri” kalıbı belirgin oluyor. Tecavüzlerin işlendiği dizilerde çoğunlukla mağdur ona bu vahşeti yaşatan erkekle evlendirilerek cezalandırılıyor. Çünkü ailenin namusunun bu şekilde temizlenmesi gerektiği mesajı veriliyor. Tecavüzcünün cezalandırıldığı yapımlar da olmuyor değil ama sayıları azi. Ülkemizin değişmez gerçeklerinden biri kadın tecavüzü ve cinayeti ne yazık ki. Bu olayların azalması için televizyonlarda iki kadınlı aşiret ağalarının ya da tecavüz olaylarının iğrenç bir şekilde işlendiği yapımlar yerine, daha halkı eğitici, kadınlarımızı ezdirmeyen ve haklarına ışık tutan yapımlar süreklilik gösterse toplumumuza ışık tutacaktır. Çünkü, tecavüz olaylarının ve kadınların bu olaylarda ezilmekte olduğu yapımlar yayınlandığı sürece topluma kötü örnek olmaktan başka hiçbir işlev taşımaz. Şimdi tecavüz, taciz ve kadın şiddeti olaylarına biraz da, çocukluk ve ergenlik döneminden bakarak ve erkek çocuk yetiştirmede aileye düşen, özellikle de annenin görevinden bahsedelim&#8230;</p>
<p>Çocukluk ve ergenlik döneminde de kızların işi her zaman erkeklerden daha zor olmuştur. Çünkü, kızlar erkeklere nazaran, daha utangaç gözükürler. Ama erkekler daha ergenlik döneminde her bir şeyi açıkça herkesin içinde konuşmaktan çekinmezler. Kendilerini keşfetmeye başlarlar. Kızların bacaklarını ellemeye, eteklerini açmaya çalışıp, bunu yaparken de gayet eğlenirler. Kendilerinde hak görürler. Kızların ne kadar üzüldüğü, kendilerini nasıl hissettiği umurlarında bile olmaz, onlar eğleniyorlardır ya gerisinin bir önemi yoktur. Burada kız mağdur olmasına rağmen kimse erkeklere bir şey demez, kendi hemcinsleri de dahil herkes kızı o duruma düştüğü için suçlar kimi zaman. O derece komik bir hale gelmişizdir. Kızlar ergenliğe ilk girişlerini bile söylemeye utanırlar, çantalarında taşıdıkları pedleri en gizli yerlere koymaya çalışırlar. Aslında utanacak hiçbir şeyleri yoktur. Aksine kendileriyle gurur duymaları gerekir, çünkü çocukluktan genç kızlığa geçiş yapmışlardır. Ama utanmayı tercih ederler, erkeklerin her bir şeyi kendilerinde hak görmesi yüzünden. Bundan başka, o yaşlarda erkekler gibi kızlarda kendilerini keşfetmeye bir şeyleri merak etmeye başlarlar. Sadece, bu konuları erkekler gibi açıkça konuşamazlar. Çünkü, konuştukları zaman alay konusu olacaklarını bilirler. Hele bir de uygunsuz bir şekilde yakalandılar mı, her şey onlar için bitmiştir o zaman. Erkekler, kızlarda dahildir buna, aklınıza gelebilecek her türlü yaftayı yapıştırırlar o kız çocuğuna ve yalnız bırakırlar. Ama erkekler yakalansa onlara gene bir şey olmaz çünkü erkeklerdir, her bir şeye hakları vardır. Erkeklerin daha baskın oldu ğu o eski kalıba öyle bir yapışmışızdır ki bu durum kendini daha o yaşlarda göstermiştir.Aslında es geçilen bir detay vardır. Erkeklerin kendini keşfetme hakkı olduğu gibi kızlarında vardır ve kızların daha zor durumlara düşmesinin nedeni, erkeklerin kendilerinin çekinmeden konuştukları ve eyleme geçirdikleri şeyleri, kızların da yapıyor olmasını kıskanmalarından ve hazmedememelerinden kaynaklanır bir yerde. İşte bu noktaya geldiğimizde erkek anne babalarına özellikle de annelerine çok fazla görev düşüyor.</p>
<p>Anneler erkek çocuk yetiştirirken, karşı cinse değer verilmesi gerektiğini anlatacak ana kişidir. Çünkü erkeği dünyaya getirme yetisine sahip olan cins de bir kadındır ve bunu daha iyi anlatabilecek biri yoktur. Annelerin, erkek çocuklarına kadını ezmeye hakkı ve onun kendinin zevk ve eğlence unsuru olmadığını, erkeklerin olduğu gibi kadınların da kendini keşfetme hakkına sahip olduğu, kadınların erkeklerin kölesi olarak yaratılmadığı, aksine, anne olma yetisine sahip oldukları için bu dünyada kutsal kabul edildikleri, erkeklerin kadınlardan hiçbir şekilde üstün olmadıklarını uygun biçimlerde yetiştirme aşamasında çocuklara aşılaması gerekir. Bu aşılama daha o yaşlarda yapıldığında ülkemizdeki taciz, tecavüz, kadına şiddet ve kadın cinayetleri haberleri de biraz olsun azalmaya başlayacaktır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/">Türkiye’de Kadın Olmak, Kadına Değer Vermek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6886</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Bizi Yükseltir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-bizi-yukseltir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-bizi-yukseltir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Jan 2017 08:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6821</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanatın kendine has bir yüksek değer kültürü vardır. Değerlerin kendince daha da anlam kazandığı en güzel araçlardan biri de sanattır, hiç şüphesiz. Belki de sırf bu yüzden sanatın dili evrenseldir bir dildir. Çünkü sanat kalbin dilidir. Kalbin diline hitap edebildiğimiz zaman hiçbir şekilde birbirimizi rencide etmeyiz, inanınız. Her güzellik sevgiyle daha güzeldir. Bu güzeli görmemize [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-bizi-yukseltir/">Sanat Bizi Yükseltir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatın kendine has bir yüksek değer kültürü vardır. Değerlerin kendince daha da anlam kazandığı en güzel araçlardan biri de sanattır, hiç şüphesiz. Belki de sırf bu yüzden sanatın dili evrenseldir bir dildir. Çünkü sanat kalbin dilidir. Kalbin diline hitap edebildiğimiz zaman hiçbir şekilde birbirimizi rencide etmeyiz, inanınız. Her güzellik sevgiyle daha güzeldir. Bu güzeli görmemize vesile olan da sanatın ta kendisidir. Sanat çok çeşitlidir. Bir terzi de kendince sanatkardır bir aşçı da… Ben sanatın yazı ile ilgili kısmıyla ilgileniyorum, uzun yıllardır. 17 yıl oldu, günlük tutmaktan kağıtlara içlenmekten bugünlere gelindi. Beyaz kağıt çok iyi bir sırdaş… Sanat ile ilgilenmek herkesle öncelikle de kendimizle barışık olmayı barış içinde yaşamayı öğretir. Çıkıntı yanlarımızı bir anlamda törpüler, bizi ruhen onarır.</p>
<p>İşte ruhu güzel olan bir sanatçıdan bahsetmek istiyorum. Kendisi, Mor ve Ötesi solisti Harun Tekin, Reina katliamını kınayarak bir sanatçı duyarlılığının nasıl olmasına rol model oldu.</p>
<p>İşte böyle bir birlikteliği milli bütünlüğü bize sanat sağlar. Sanatın sevgiyle yoğrulmuş evrensel dili elbette ki çok büyük yaraların sargılanmasına vesile olacaktır. Her hayat bir keşiftir çünkü, sanat bu keşfi yapar ve hiç kimseyi yaşam tarzı ideolojisi ne olursa olsun dışlamaz. Tek bir tip tek bir görüşün kısır döngülüğünü sanatın renkli sevimli dünyasının hoşgörülüğünde eriyip gittiğini görürsünüz. Sanat bize hoş görmeyi farklı dünyaların farklı fikirlerin de olması gerektiğini öğretir. Katliamı yapan kişi Reina Gece kulübünde masum insankardeşlerini öldürürken aslında nefsinin esiri olmuş kendine yabancı kalmış dini de doğru öğrenememiş, ne acı. ‘‘Halifenin askeriyiz …’’ sözü de dış basında yer aldı. Kendi basınımızda pek okuyamadım bu sözü, halifenin askeri olmak Allah’ın kulu olmanın önüne geçip düşünme ve vicdan ortadan kalkmışsa aslında ortada sağlıklı bir inanç da yoktur cihad da… Daha önce bu köşede cihad mücahid kavramlarına değinmiştim. Cihad Allah rızası yolunda hizmet etmektir, hakikate iyi ve hayırlı işler ile yardımcı olmaktır. Aslında ölmek öldürmek değil yaşamak ve yaşatmakla ilgilidir. Bunu yapana da mücahid denir. Sanatı bu planda incelersek sanat fevkalade önemli cihad kapıları açar bize. Çünkü sanatın rengi dili dini ırkı mezhebi yoktur. Sanat, sevgiyle her şeyi herkesi kucaklar. Cihad da aslında insanlığı yaşatma insanlığa hizmet etme sanatıdır.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğim sanatçı yaptığı müzik ile insanlığın kalbini fethediyorsa gerçek fethi başarmıştır. Biliyoruz ki aziz peygamberimiz gerçek fethin yürek fethi olduğunu bizzat kendisi bildirmiş ve bu konuda uyarmıştır. Hatırlayalım Taif Seferi sırasında mübarek peygamberimiz kan revan içinde taşlandığı bir sırada lanet okumamış kendisine zulüm yapanlar için hidayet dilemiştir. Edep tevazu ince bir yaşam sanatıdır. Yaşamak, yaşatmak güzel örnekleri rol modellerin hayatlarını öğrenmekle mümkün. Biz kültürüyle inancıyla güzel bir milletiz. Sevgi anlayışla sanatla saralım kuşatalım birbirimizi ,kin nefret hainlik barınamasın içimizde.</p>
<p>“Ben güzel ahlakı edebi tamamlamak için gönderildim…” (Peygamberimiz Hz. Muhammed)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-bizi-yukseltir/">Sanat Bizi Yükseltir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-bizi-yukseltir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6821</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MALALA YUSUFZAY</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Jan 2017 13:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Nobel Barış Ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Kailash Satyarthi]]></category>
		<category><![CDATA[Time dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6809</guid>
				<description><![CDATA[<p>Malala Yusufzay 12 Temmuz 1997 yılında Pakistan’da doğmuş bir kız çocuğuydu. Babası gibi öğrenmeye meraklı bir eğitim gönüllüsüydü. Kendini ‘Ben sadece sıradan bir kızım’ diyerek tarif eder Malala, oysa daha 14 yaşındayken Taliban rejimin okuldan eve dönerken serviste başından vurarak öldürmeyi seçtiği bir hedef haline gelir. Nasıl mı? İşte kısaca öyküsü… Adının anlamı gibi (büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/">MALALA YUSUFZAY</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Malala Yusufzay</em></strong> 12 Temmuz 1997 yılında Pakistan’da doğmuş bir kız çocuğuydu. Babası gibi öğrenmeye meraklı bir eğitim gönüllüsüydü. Kendini <em>‘Ben sadece sıradan bir kızım’ </em>diyerek tarif eder Malala, oysa daha 14 yaşındayken Taliban rejimin okuldan eve dönerken serviste başından vurarak öldürmeyi seçtiği bir hedef haline gelir. Nasıl mı? İşte kısaca öyküsü…</p>
<p>Adının anlamı gibi (büyük bir üzüntü, acı içinde olan) bir yaşamı adımlayan bu yürekli eğitim savaşçısı genç kız, babasıyla birlikte hem hayatta kalmaya, hem de insan onurunu korumaya azmetmiş bir kişidir. Hikâyesi daha 11 yaşındayken BBC Urduca servisi için blog yazmasıyla başlamıştır. Pakistan’da yaşadıkları bölgenin Taliban militanları tarafından ele geçirilmesinin ardından yazdığı günlüklerle dünyanın ilgisini üzerine çekmeyi başarmış, hatta New York Times gazetesinin belgeselinde bile yer almıştır. Gül Makai adıyla yazdığı yazılar böylece deşifre olunca gerçek kimliği ortaya çıkar <em>Malala</em>’ın. Yazılarında kızların eğitim hakkını savunuyor ve okula gitmekten duyduğu mutluluğu anlatıyordu oysa&#8230; Fakat kadınların okumasını istemeyen ve kız çocuklarının eğitim almasına karşı olan güçler, <strong>Malala</strong>’ın Pakistanlı kızların okula gitmesi için sürdürdüğü bu mücadeleden rahatsız olacak ve onu ölümle cezalandırılacaktır. Böylece Pakistan Talibanı&#8217;nın hedefine girer <strong>Malala</strong>…</p>
<p>09 Ekim 2012 tarihinde militanlar tarafından düzenlenen silahlı saldırıda-<em>ki okul servisi durdurulup öğrencilerin gözleri önünde, adıyla çağrılarak</em>&#8211; baş ve boynundan tek kurşunla vurulur Malala&#8230;</p>
<p>Dünyanın gözleri önünde bu küçük kız çocuğu, hem hayatta kalmaya çalışan hem de bu hayatı karartan güçlere karşı direnen bir özgürlük savaşçısı haline geliverir böylece. Uzun tedavilerin ardından ufak arazlar kalarak yaşamaya ve eğitim aşkıyla direnmeye devam eder. Ailesinin ve kendisinin yaşadıkları karşısında dünya kamuoyu da sessiz kalamaz, Amerikan ve İngiliz basını, dış işleri yetkilileri Malalay’ı bir Barış ve özgürlük simgesi haline getirirler…</p>
<h2>Malala Yusufzay Günü</h2>
<p>Time dergisi, Malala’yı “2013 yılının en etkili 100 kişisi” arasında alır. Birleşmiş Milletler, Yusufzay’ın doğum günü olan 12 Temmuz’u <strong>“Malala Yusufzay Günü”</strong> ilan eder.</p>
<p>Yaşadıklarını &#8220;Ben Malala&#8221; adlı otobiyografik kitabında anlatan bu genç eğitim savaşcısına, &#8220;Ulusal Barış Ödülü&#8221;,  &#8220;Uluslararası Çocuklar Barış Ödülü&#8221; ve &#8220;Umudun Yansımaları Ödülü” verilir.</p>
<p>Malala, 16. doğum günü olan 12 Temmuz 2013&#8217;te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;na hitap ederek;</p>
<p>“<em>Beni vuran teröristler, hedeflerimi değiştirebileceklerini ve tutkularımı sona erdirebileceklerini düşündüler. Oysa sadece zayıflığımı, korkularımı ve umutsuzluğu öldürdüler. Güç ve cesaret kazanarak yeniden doğdum. Kimseye karşı değilim. Bugün burada sadece dünya üzerindeki her çocuğun eğitim hakkını savunmak için bulunuyorum. Taliban ve tüm teröristlerin çocukları için de eğitim istiyorum</em>” dediği tarihi konuşmayı yapar.</p>
<p><strong><u>Ardından 2014 Nobel Barış Ödülü’nü Hindistanlı aktivisit Kailash Satyarthi ile birlikte almaya hak kazanır.</u></strong></p>
<p>Bu öyküyü ve bu güzel insanı paylaşmak istedim sizlerle. Belki çoğunuz biliyordunuz onu ve yaşadıklarını. Olsun yine de tekrar tekrar yazılsın istedim yaşam öyküsü Malala’nın… Belki fazladan birkaç kişiye daha ulaşırız diye… Belki insan olma onuru daha fazla ayaklar altına alınmadan önce, yaşadığımız şu günlerde yürekli olmanın yaşı, cinsiyeti, milliyeti, dini, ırkı vs gibi ayrımları yoktur! Bir kez daha bilinsin istedim, bir kez daha altını çizmek gerekti galiba&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6810" aria-describedby="caption-attachment-6810" style="width: 236px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/2014-nobel-baris-odulu-malala.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6810 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/2014-nobel-baris-odulu-malala.jpg?resize=236%2C315" alt="MALALA YUSUFZAY, 2014 Nobel Barış Ödülü’nü Hindistanlı aktivisit Kailash Satyarthi ile birlikte almaya hak kazanır." width="236" height="315" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/2014-nobel-baris-odulu-malala.jpg?w=236&amp;ssl=1 236w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/2014-nobel-baris-odulu-malala.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6810" class="wp-caption-text">MALALA YUSUFZAY, 2014 Nobel Barış Ödülü’nü Hindistanlı aktivisit Kailash Satyarthi ile birlikte almaya hak kazanır.</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnsan uçsuz bucaksız bu kâinatta, yaratılmış en güzel şeydir.</strong></p>
<p>Bunu hep birlikte bilelim istedim. Bir kez daha unutulmasın güzellikler, iyilikler, sevgi hep hatırlansın istedim. Bilgi ve bilmek DNA’larımıza kodlanmış bizi biz yapan gerçektir. Hiçbir insanın diğeri üzerinde öğrenme, bilgilenme hakkını baskılaması veya engellemesi söz konusu olamaz. İnsan haklarına aykırı bütün zorbalıklar yine insan olma gücü karşısında çaresizdir bilinsin istedim… Çok geç olmadan daha, insanlık vasfına sarılalım istedim…</p>
<p>Son sözü tıpkı başta olduğu gibi o engin yüreğiyle Malala söylesin o zaman…</p>
<p><em>“Elimizden alınmadan o şeyin kıymetini bilmeyiz. Pakistan’da okula gitmemiz engellendiğinde eğitimin gerçek önemini kavradım. Eğitim kadın için güç demektir. Teröristler bu yüzden eğitimden korkuyorlar. Kadınların eğitim almasını istemiyorlar. Çünkü biliyorlar ki kadınlar eğitim aldıklarında daha güçlü olacaklar.”</em></p>
<p><em>&#8220;Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap ve bir kalem tüm dünyayı değiştirebilir.&#8221;</em></p>
<p><strong>Malala Yusufzay</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/">MALALA YUSUFZAY</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6809</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeteneksiz Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeteneksiz-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeteneksiz-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Jan 2017 13:45:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aleyna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Beethoven]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6792</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tiyatro, resim, müzik ve bunlara benzer birçok şey yani kısacası sanat. Birçok insan sanat yapmanın yetenek gerektirdiğini, kolay bir beceri olmadığını ve hatta herkesin yapamayacağını söyler. Bu yüzden de genelde “Ben yapamam ya yeteneğim yok” deyip geri çekili verir. Hatta rezil olma kaygısı bile vardır içerisinde bu yüzden “Oraya çıkıp millete kendime mi güldüreceğim” deyip [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeteneksiz-sanat/">Yeteneksiz Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tiyatro, resim, müzik ve bunlara benzer birçok şey yani kısacası sanat. Birçok insan sanat yapmanın yetenek gerektirdiğini, kolay bir beceri olmadığını ve hatta herkesin yapamayacağını söyler. Bu yüzden de genelde “Ben yapamam ya yeteneğim yok” deyip geri çekili verir. Hatta rezil olma kaygısı bile vardır içerisinde bu yüzden “Oraya çıkıp millete kendime mi güldüreceğim” deyip tekrar geri çeki verir kendini. Oysa her şeyin bu kadar basit olmadığını bilseler yanılgılarına kendileri de gülerdi.</p>
<p><figure id="attachment_6794" aria-describedby="caption-attachment-6794" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/image002.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6794 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/image002.jpg?resize=300%2C254" alt="Tiyatro, resim, müzik ve bunlara benzer birçok şey yani kısacası sanat." width="300" height="254" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6794" class="wp-caption-text">Tiyatro, resim, müzik ve bunlara benzer birçok şey yani kısacası sanat.</figcaption></figure></p>
<p>Çok sevdiğim ve sanat ruhundan emin olduğum biri şöyle der; “Sanat toprak gibidir. Onu sever, ona bakar ve ilgi gösterirsen illaki bir gün sana ot dahi olsa bir bitki verecektir.”  Bence gayet iyi düşünülmüş, yaşanmışlık görmüş ve sonuna kadar haklı bir cümle. Günlük yaşamınızda sanatla ilgili bir şeyler yapmaya başladığınızda mutlaka buna benzer birçok şeyle karşılaşacaksınızdır. Eğer bu kadarı bana yetmez, inandıramadın beni derseniz hemen başka bir örneğe daha geçivereyim. Mesela gördüğü boş bir duvara, yapılması için beklenen sahne dekoruna inanılmaz resimler çizen bir resim öğretmeni, öğrencilerinin “hocam ben hayatta resim çizemem çok yeteneksizim” diye başlayan umutsuzluk cümlelerine şöyle yanıt verir; “Çocuklar resim asla yetenek işi değildir. Size göstereceğim birkaç teknikle çok rahat resimler çizebilirsiniz ve işiniz bittiğinde siz bile inanamazsınız.” der. Tabi ki yine sonuna kadar haklı ve yaşanmışlık görmüş bir cümle daha. Bakın işte örnekler git gide çoğalıyor. Tabi birde müzik dilemeyi çok seven ama cesaret edip de dilinden tek bir nota bile dökmeyenler var. Bu söyleyeceklerimde onlara gelsin. Şimdi çok bilindik bir şey yapalım kendinizi hemen boş ve eko yapan bir odaya atın ve parmaklarınızı diğer elinizin avucuna şaplatıverin bakın işte bir ses çıktı değil mi? Şimdi de parmaklarınızı diğer parmaklarınıza vurun tekrar ses çıkarabildiyseniz başarıyorsunuz demektir. Son olarak parmaklarınızı önce avucunuza sonra parmaklarınıza birde avucunuzun biraz altı olan, avucunuzla bileğinizin arasındaki yere vurun bunu seri bir şekilde yapmaya devam edin böyle yaparak bir süre sonra Beethoven’inin bir parçasını bile çalabilirsiniz. Aslında çok basit ama emek ve sevgi gerektiren bir iştir sanat. Sadece sabredin, “ben yapamıyorum” deyip umut kesmeyin, uğraşmaya devam edin, biraz daha çabalayın ve işin sonunu görün. Her şey bittiğinde içinizde duyduğunuz müthiş bir hisle kendinize şu sözü söyleyeceksiniz “ben bunu tekrar yapmalıyım.”</p>
<p>Birçok oyuncuya mesleğine nasıl âşık olduğu sorulduğunda genelde ilk sahneye çıktıklarında ki alkıştan bahsederler. Açıkçası pek inanılacak bir şey değil. Muhtemelen sizde herkes gibi “Bir tane oyuncu söyledi diğerleri de ondan duydu” diyorsunuzdur. Yanılıyorsunuz aslında o kadar çok haklılar ki. Bir alkış, küçük bir övgü veya tebrik emeklerinize değdi demeye yetiyor da artıyor bile. İçinizdeki sanat ateşini alevlendirmeye başlıyor. Bırakın kendinizi biraz her şey kendiliğinden oluyor zaten. Unutmayın “Her şey denemeye değerdir.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeteneksiz-sanat/">Yeteneksiz Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeteneksiz-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6792</post-id>	</item>
		<item>
		<title>VAGON</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vagon/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vagon/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Jan 2017 08:45:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İdil Ergüven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6782</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bırak kafanda ki dağınıklığı. Toparlanmaya çalışma. Her şey çabaladığında daha kötüye gitmiyor mu? Hep öyle olmadı mı? Artık kendini rahat bırakma; geçmişe değil, geleceğe değil, şu ana bakma zamanı. Şuan neredesin? Düşüncelerin yüzünden huzurlu olamasan da, her şeyin sende başlayıp sende bittiği bir noktadasın. Hayatın akışına kendini kaptırman gereken yerdesin ama sen ne yapıyorsun? Kendini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vagon/">VAGON</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bırak kafanda ki dağınıklığı. Toparlanmaya çalışma. Her şey çabaladığında daha kötüye gitmiyor mu? Hep öyle olmadı mı? Artık kendini rahat bırakma; geçmişe değil, geleceğe değil, şu ana bakma zamanı. Şuan neredesin? Düşüncelerin yüzünden huzurlu olamasan da, her şeyin sende başlayıp sende bittiği bir noktadasın. Hayatın akışına kendini kaptırman gereken yerdesin ama sen ne yapıyorsun? Kendini germekten, yormaktan başka hiçbir şey. Neler oluyor etrafında, neler bitiyor, ne düşünceler solup gidiyor, ne hayatlar yitiyor&#8230; Düşün, ‘seninkiler ne kadar ufak şeyler’ demiyorum ama yine de mutlu ol. Nefes alıyorsun, düşünüyorsun, hissediyorsun, merak ediyorsun. Hala varsın. Mutsuzluğuna sebebiyet vermekten vazgeç! Sen böylesin ve olduğun kişi hiç de fena değil.</p>
<p>Son zamanlarda kendime söylediklerim bunlar. Çok mu acizce? Kesinlikle hayır. Kendimi rahatlattığım hiçbir şey başkaları tarafından küçük görülemez, görülmemeli, siz de görmeyin. İnsanlar bu kısacık yaşama neler sığdırıyor. Siz de kendinize sakladığınız düşüncelerinizi sığdırın. Ben öyle yapıyorum. Bu minik ömrümü nasıl daha huzurlu atlatabilirim diye düşünüyorum. Kendinizi rahatlatın. Durup aynada kendinize bakın ve sorular sorun. Hepsini bir cevabı olacaktır. Çünkü soruyu soran siz iseniz; cevapta sizdedir. Ben kendi soru ve cevaplarımın bazılarını paylaştım, ama saçma ama değil. Bu benim. Kendimle barışmayı, kendimizle barışmayı, rengarenk olmayı çok uzun zaman önce bırakmıştık fakat geri kazanmamız lazım. Bırakmamalıyız. Sahip olduğumuz şeyleri bırakmamalıyız. Bırakmamız gereken tek şey; bu saçma kafalarımızın içindeki saçma dağınıklıklar. Bırakın dağınık kalsın. Toplu olunca her şeyin daha güzel olacağını size vadeden kim? Yine ben cevap vereyim. Hiç kimse.</p>
<p><figure id="attachment_6801" aria-describedby="caption-attachment-6801" style="width: 750px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/rengarenk.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6801 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/rengarenk.jpg?resize=640%2C411" alt="Rengarenk" width="640" height="411" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/rengarenk.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/rengarenk.jpg?resize=300%2C193&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6801" class="wp-caption-text">Rengarenk</figcaption></figure></p>
<p>Bir kez olsun detaycılığı da bir kenara atıyorum. HER RENGİN HER TONUNDAN BİR PARÇA İSTİYORUM. TÜM O RENKLERDE BİR TRENE ATLAYIP UZAKLAŞMAK İSTİYORUM. Çok mu? Karışıklık kafa karıştırır, göz yorar. Peki ya daha kolay alışırsak? Daha rahat yaşarsak? Daha mutlu olursak? Trenin o boş vagonunda aradığımız her şey varsa? Denemeden bir şey bilinmez. Önyargı ile hayat sürmez. Küçücük hayatlarımızda sıkışmadan, gökkuşağı misali ama her hücrenize yayılmış bir gökkuşağı misali –sadece bir gün- düşünmeden yaşayabilmeniz için. Hepimiz değerliyiz ve bu hepimize lazım.</p>
<p>Sadece bir gün kendinize izin verin. Dolabınızda ki en deli rengi giyin, asla dinlemem dediğiniz bir müzik açın, hiç gitmediğiniz bir yoldan gidin, fotoğraflara bakarken ‘ne kadar mutluyduk’ dediğiniz bir kareniz varsa onu canlandırın, hatırlayın. Mutlu olmak için, rahat olmaya –bazen- gerek yok. İçinden geleni yapmaya gerek var. İçinden hiç kimsenin uzanıp güneşlenmeye cesaret edemediği çimlerde bir kahve molası vermek istiyorsan, yap! HAYAT KISA VE SEN HER GEÇEN GÜN DAHA DA YAŞLANIYORSUN. YAŞLILIĞI BOŞVER, BİR SANİYE SONRA NE OLACAĞINI BİLE BİLMİYORUZ. İŞİN ASLI KIRMADAN, İÇİNDEN GELDİĞİ GİBİ, FAZLA DÜŞÜNMEDEN VE EN ÖNEMLİSİ <span style="color: #ff0000;">R</span><span style="color: #0000ff;">E</span><span style="color: #993366;">N</span><span style="color: #00ff00;">G</span><span style="color: #ff6600;">A</span><span style="color: #cc99ff;">R</span><span style="color: #00ccff;">E</span><span style="color: #ffcc00;">N</span><span style="color: #ff00ff;">K</span> YAŞAMAK. İşin aslı işte tam olarak bu. Yaşayabilene, tadabilene, keyfini alabilene. Cevaplarınızı bulmanız dileğiyle&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vagon/">VAGON</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vagon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6782</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessizliğin Sesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessizligin-sesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessizligin-sesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 Jan 2017 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Hamdi Tanpınar]]></category>
		<category><![CDATA[antik felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Beş Şehir]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Her Sözcük Bir Tohum]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[parapsikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Susanna Tamarro]]></category>
		<category><![CDATA[Teozofi Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniyüksektepe Felsefe Derneği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6703</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir başkadır benim dünyam, aslında herkesin kendine göre koskoca bir dünyası vardır.  Bu dünya farklılığı da dünya görüşü farklılıklarının oluşumunu hazırlar. Zaten kendi iç dünyamızda da bu farklılıktan dolayı bir yolculuğa çıkarız. Sessizliğe doğru bir yolculuk… Haydi buyurun kendi dünyanıza yelken açmaya, nasıl mı sessizliği dinleyerek. Kendi yüreğinizdeki hazineyi keşfetmek için en büyük kazı çalışmasını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessizligin-sesi/">Sessizliğin Sesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir başkadır benim dünyam, aslında herkesin kendine göre koskoca bir dünyası vardır.  Bu dünya farklılığı da dünya görüşü farklılıklarının oluşumunu hazırlar. Zaten kendi iç dünyamızda da bu farklılıktan dolayı bir yolculuğa çıkarız. Sessizliğe doğru bir yolculuk… Haydi buyurun kendi dünyanıza yelken açmaya, nasıl mı sessizliği dinleyerek. Kendi yüreğinizdeki hazineyi keşfetmek için en büyük kazı çalışmasını yine kendiniz kendinize yönelerek yapacaksınız. ‘Bir küçük alemdir insan’</p>
<p>Bir süredir, mitoloji dersleri çalışıyorum. Mitoloji bize aslında kendimizi kazandırıyor. Ben mitoloji seminerlerinde kendi iç dünyama sessizliğin sesini dinleyerek çeşitli sembolleri okuyarak ulaşıldığını öğrendiğim vakit yalnızlıktan ve yalnız kalmaktan korkmamayı da öğrendim, diyebilirim.  Kendi dünyama açıldıkça kendimle barıştım. Daha da hoşgörülü oldum. Şamşekeri oldum diyemem; ama epey bir yol katettiğimi söyleyebilirim. Başkalarının bakışlarından yorumlarından ne söyledikleri nasıl baktıklarından kurtardığımız zaman kendimizi işte o zaman kendimizi çok daha mutlu ve huzurlu hissedeceğiz. ’Ben’ ve ‘iç dünyam‘ ile başkalarının bakışları birbirinden apayrı olacak ve o zaman daha huzurlu olacağız. Kendimizden kendi sesimizden sessizliğin sesinden korkmadığımız zaman güçlükleri aşmayı başarabileceğiz.</p>
<p>1800lü yıllarda <strong>Helena</strong> adında Rus bir kadın tarafından <strong>Teozofi Cemiyeti</strong> felsefe ve parapsikoloji üzerine çalışmalarına imza atmıştır.  Pek çok kişiye seslenip sessizliğin sesi olabilmiş; bu derneğin bugünün temsilcisi <strong>Yeniyüksektepe Felsefe Derneği</strong>&#8216;dir. Bu dernek antik felsefeyi tekrardan günümüze kazandırarak nefsimize hayata dair içsel sessiz bir yolculuğa çıkartır, bizleri. Sessizliğin sesini anlamak sessizliğin müziğini dinlemek için epey bir yolun katedilmesi gerektiğinin de bilincindeyiz.</p>
<p>Bugünün insanları sessizliğin sesinden adeta korkar olmuş durumda. Daha da doğrusu kendi sesinden kendi nefesinden bile rahatsız oluyorlar ki her odada ayrı bir televizyon ve bilgisayar var. Bu durumu eleştiren benim evimde bile aynı durum söz konusu… İletişim çağındayız ve bunlar da iletişimin olmazsa olmazı durumunda; ama peki bizlerin birbiriyle olan iletişim ve sohbetleri kaldı mı ki!? Yıllar önce bir solukta okuduğum <em>Susanna Tamarro</em>‘nun, &#8220;<strong>Her Sözcük Bir Tohum</strong>&#8221; adlı eseri de böylesine bir iletişimsizliği konu ediniyordu. Kişilerin konuşurken bile gözlerinin içine bakmadan kendilerini anlatmasından birbirini dinlememesine kadar her şeyi bu katagoride söyleyebiliriz. İletişim yüzyılında koskocaman bir iletişimsizlik ne çok üzücü… Biz modern insanoğlunun belki de en büyük sıkıntılarından biri de böylesine yıpratıcı bir iletişimsizlik içinde olmamızdır.</p>
<p>Bir süredir Ödemiş’teyim.  Buradaki komşuluk ve dostluk ilişkilerine bir şey diyemem; ama büyükşehirlerde hemen her yerde bir AVM neredeyse… Bu alışveriş merkezlerine kaçış gittikçe uzaklaşılan komşuluk sohbetler ve kendimizden kaçış aslında benliğimize sırt dönüşümüzün adıdır.</p>
<p>Sessizlikten uzaklaşmak aslında benliğimizden de kaçışın adıdır. Belki de bu yüzden birbirimizi bile dinlemekten aciziz. Ne kadarımız kitap okuyor dikkat ediyor musunuz şöyle bir etrafınıza bakarsanız  az kişinin kitap okuduğunu  göreceksiniz. Bir bakın ne kadar azımız kitap okuyor. Kitap okumak da yalnızlıkla barışmak demek, yani sessizlikle hemhal olabilmektir. Rahmetli <strong>Ahmet Hamdi Tanpınar</strong>’ın &#8220;<em>Beş Şehir</em>&#8221; adlı romanında modern zamanda mahallenin bile ne çok değiştiğinden bahseder. Eyvah ki eyvah ne çok şey değişti. Yalnızlığımız sohbetlerimiz okumalarımız yani biz!.. Sessizliğe ne çok hasretiz yani kendimize iç sesimize… Bu yüzden yaşadığımız kavgaların nedeni, korkunç iletişimsizlikler. Birbirimizi dinlerken bile aslında kimsenin kimseyi önemsememesi, her odamızda bir iletişim aracı olmasına rağmen belki de bu yüzden korkunç iletişimsizliklerimiz. Ah, sessizliğin sesi kaç kişi dinler seni!&#8230; Yani kaç kişi barışıktır benliği ile iç dünyasıyla… Kaç kişi fethetmiştir kendini ?!. Yıllar yıllar önce sınıf öğretmenimizin sesi kulaklarımda çınlıyor. &#8220;Ne olursa olun kendiniz olun, içinizdeki sesi mutlaka dinleyin…&#8221;</p>
<p>Sessizliği dinlemekten korkmamak, vicdanımızın sesinden kendimizden birbirimizden kaçmamak dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessizligin-sesi/">Sessizliğin Sesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessizligin-sesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6703</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Benim de Söyleyeceklerim Var!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 12 Jan 2017 05:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Güneş Koç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Alman felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Altan Gürman]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Warhol]]></category>
		<category><![CDATA[Arketipsel]]></category>
		<category><![CDATA[avant-garde sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Duschamp]]></category>
		<category><![CDATA[Epotomoloji]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Friedrich Nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[kavramsal sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Marksizm]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Özdemir Altan]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern sanat]]></category>
		<category><![CDATA[postmodernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Postyapısalcılık]]></category>
		<category><![CDATA[sanat eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihçi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk sanat tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6758</guid>
				<description><![CDATA[<p>Postmodern düşünce, herhangi bir şeyin bir tek, temel anlama sahip olabileceği fikrini reddeder. Her kültürel fenomenin, objektif olarak mevcut, temel bir nedenin etkisi olarak açıklanabileceği görüşünü de reddeder. Bunun yerine tarih, kimlik ve kültürle ilgili meselelerde parçalılığı, çatışmayı ve süreksizliği kabul eder. Postmodernizm Postmodernizm ve Postyapısalcılık Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin etkilerini taşır. Nietzsche, her türlü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/">Benim de Söyleyeceklerim Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Postmodern</strong> düşünce, herhangi bir şeyin bir tek, temel anlama sahip olabileceği fikrini reddeder. Her kültürel fenomenin, objektif olarak mevcut, temel bir nedenin etkisi olarak açıklanabileceği görüşünü de reddeder. Bunun yerine tarih, kimlik ve kültürle ilgili meselelerde parçalılığı, çatışmayı ve süreksizliği kabul eder.</p>
<h2>Postmodernizm</h2>
<p><strong>Postmodernizm</strong> ve <strong>Postyapısalcılık</strong> Alman filozof <em>Friedrich Nietzsche</em>’nin etkilerini taşır. Nietzsche, her türlü ideal dünyayı, ortak doğayı reddetmiş; doğruların yalnızca belirli zamanlar ve yerlerdeki ihtiyaçları karşılayan inançlar olduğunu savunarak postmodern şüpheciliği öngörmüştür. <em>Jacques Derrida</em>, durağan ve temel sistemlerin ve yapıların belirleyici yönünü vurgulayan yapısalcılığı sorguladı. Postyapısalcılık, anlamın üretilmesi süreçlerinde dengesizliği, boşlukları ve kopuklukları vurguladı. Yapısalcılar, genelgeçer yapıları bulmaya ve genel bir yapıya oturtmaya çalışıyorlardı. Yapısöküm ise tam tersine, varsayılan bu yapıların gerçek anlamda bir düzen içermelerinin olanaksızlığını göstermek ister.</p>
<p>Esasında yapısöküm denilen felsefi terimin tam olarak anlaşılabilmesi için bu yöntemle bir metin nasıl okunur, bunun anlatılması ve örneklenmesi gerekir. Bu yapılmadıkça felsefeci olmayanların bu terimi anlama olanağı da yok gibidir. <strong>Postmodernizm</strong>, felsefi olarak da kendini ifade etmeye başlar. Postyapısalcı felsefe, Postmodernizmin düşünsel felsefi arka planını doldurmaktadır. Bu dönemde modernitenin ülküleri ihlal edilmiş ve bu ülkülere kaynaklık eden düşünce biçimleri ya da temel kuramsal kavram ve kategoriler açıktan sorgulanmaya başlanmıştır</p>
<p>Konusu, insan zihninin yapısıdır. İnsan zihninin temel ögelerini bulmak bu yaklaşımın temel amacıdır. &#8220;<strong>zihin nedir?</strong>&#8221; sorusunun cevabını arar. Parça, yalın, salt ve öge anahtar kelimelerdir. Hayatta deneyimlediğimiz her şey onu meydana getiren küçük parça ve ögelerden oluşmaktadır. O yüzden, bu yaklaşım parçacıdır.</p>
<p><strong>Post yapısalcılık</strong> hem yapısalcılığın moda olduğu dönemin sonrasına denk düşmesi hem de birçok nokta da ona karşı olmasıyla şekillendi. Post yapısalcılık biçiminde kategorik bir isimlendirmeye gittiğimizde, özünde yapısalcı bir anlayışla, bu alandaki düşünürlerden yola çıkarak ortak noktaların soyutlanmasını da ifade ediyoruz. Post yapısalcılık genel anlamda hangi konularda ortaklaşır. Buna vereceğimiz cevap bu genel kategorinin içeriğini anlamamızı sağlayacaktır.</p>
<p>Yapısalcılık bağımsız bir disiplin haline geldikçe, sanat eleştirisi alanında yapısalcılığın ağırlığı daha çok duyuldu. Sanat eleştirisi, tanımı en güç yapılan teorik nesnelerden. Belki bu nedenle, epistemolojik, felsefi düzeylerde kolayca çürütebildiğimiz bazı düşünce akımlarından kaynaklanmakta kısmi de olsa başarı göstermişlerdir. Yapısalcılığın da sanat eleştirisine çok önemli katkıları olmuştur. Bütün bir düşünce sistemi olarak sanat eleştirisi alanında yapısalcı ilkelere bırakmayı da düşünemeyiz.</p>
<p>Yapısalcı tekniği <u>Marksist</u> yöntemin derinleştirilmesi için Marksist yöntemle Marksist yönteme içselleştirirsek (bu türden içselleştirmeler Marksizmin tarihinde de vardır) Marksist yöntemin geliştirilmesine katkıda bulunabiliriz. Marksist yöntem en gelişmiş bilimsel yöntem olduğu için,</p>
<p>Marksizm dışında gelişen yöntem ve teknikleri görmezden gelemez. Bu yöntem ve teknikleri Marksist yöntemle analiz edip açmazlarını ve ileri yanlarını belirlemek gerekir. Bu yöntem ve tekniklerin ileri yanları alınıp Marksist yönteme, Marksist yöntemle sentezlendiğinde, Marksist yöntemin derinliğine ve genişliğine gelişmesi yönünde katkıda bulunmuş oluruz.</p>
<h2>Postmodernizm Nedir?</h2>
<p><em>Postmodernizm modernizme karşı çıkan yeni bir paradigmadır.</em> <strong>Postmodernizm</strong>, eskinin genel kabullerini, koşullanmaları, kurumları bu arada da ulus-devlet modelleri, her türlü kutsallıkları ve değerleri, çoğunluğun gereksinmelerini karşılamıyorsa, onların doyumunu ve mutluluğunu engelliyorsa, amansız bir eleştiriye tabi tutulmakta ve yok sayılmaktadır. <strong>Postmodernizm</strong> hem toplum bilim kurallarını hem de kuram anlayışlarını, köklü bir eleştiriye tabi tutmuştur. bilgi ve öğretim yaygınlaşmıştır ve postmodern dünyanın gerçekleşmesi, geriliğin yoksulluğun , bilgisizliğin ve cehaletin ortadan kalkması anlamına gelmektedir..</p>
<p>Her şeyi içine alabilen bir akımdır çünkü herhangi bir limiti yoktur. Modern akıl evrenselliği, birlik ve bütünlüğü, aynı kuralların her yerde geçerli olduğu görüşünü gerektirmektedir. <strong>Post-modernizm</strong> ise aksine her durumun farklı olduğunu ve özel bir biçimde anlaşılması gerektiğini ileri sürerek bu görüşe karşı çıkar. Gerçeğin tek olmamasının bir diğer nedeni de değişken olmasıdır. Gerçeğin değişkenliği ise dayatmalara bağlıdır.</p>
<p>Kavramsal sanat 1965&#8217;lerden sonra görüşü değişen birçok sanatçı, yapıtla uğraşmayı bırakmış ve sanatın kendisiyle, yani amacı, anlamı gibi spekülatif olmaya meyletmiştir.. Nitekim kavramsal sanat, aynı yıllarda yan etkili olan antiform, land art, postminimalizm gibi, sanatı anlam ve amaç açısından sorgulayarak, geleneksel sanatın sınırlarını zorlayan ve genişleten avant-garde bir akımdır.</p>
<p><em>Avant-garde</em> yani öncü sanat akımların temelleri üzerine kurulan bu anlayış, yetmişli yıllarda epey bi etkinlik göstermeye başlar. Baktığımız zaman dadacılık, gerçeküstücülük ve minimalist sanat anlayışı, kavramsal sanatın oluşmasında etkili olur. 69larda yayıma başlayan, sanatın en iyi aktarma biçiminin sözel dil olduğunu savunan art and language dergisi, analitik felsefenin yöntemlerini kullanarak, görsel dilin gerçekte kaçınılmaz olarak sözel dilden yararlanılıp anlam bulduğunu ileri sürerek, soyut düşünceye yönelen çalışmalarda bulunur. Bu anlamda sanatçılar amaçlarına resim, heykel gibi sanat eserleriyle değil, kitaplar, yazılar, eski belgeler vb. simgesel anlatımları olan malzemelerle ulaşırlar.</p>
<p>Bir şey düşünürken bir Rönesans tablosunun duygularınızı yeterince açıklayamayışının sebebi katı kurallar dahilinde, realistik bir tavırla üretildiğindendir. Yani kuralları olan bir tablo sizi paranteze alır, beyninize çerçeve koyar ve o çerçeveden çıkmanızı engeller. O realistik tabloyu sen anlamaya çalışmazsın, tablo kendini zaten anlatıyordur. Realist sanat milli edebiyat akımıyken; <em>kavramsal sanat</em>, ikinci yenidir. Kavramsal sanatı anlamanın başlangıç noktası, dünyada varlığı olan, somut her şeyin aslında birer sanat eseri olduğunun ve birey üzerinde etki bıraktığının farkına varmaktır. Kavramsal sanat, somut şeyleri birleştirerek ya da ayrıştırarak &#8220;bireyin üzerinde bir etki bırakmak ve düşünmesini sağlamak&#8221; amacıyla yapılan post-modern bir sanat dalıdır.</p>
<p>Andy Warhol’un soyleminden hareketle &#8221; sanat, her yerdedir o yüzden artık sanat diye bir şey yoktur &#8221; cümlesiyle daha açıklayıcı olabilir.</p>
<p>Altan Gürman Türk sanat ortamında öncü düşünce ve pop sanat örneklerini çok erken dönemlerde vermiş bir sanatçıdır. Bu düşünce yapısını Türkiye ye Özdemir Altan’ın getirdiği yaygın düşüncesine karşın Özdemir Altan&#8217;ın kendi ifadesi ile (santralistanbul daki modern ve ötesi sergisinde Altan Gürman&#8217;ın resminin önünde söylemiştir) öncü düşünce ve pop sanatı ondan daha önce görmüş ve uygulamıştır. Türkiye&#8217;de kavramsal sanatın öncü isimlerinden biridir de aynı zamanda.</p>
<p>Bu bağlamda günümüzün gerekliliklerinden mi bilmem kavramsal sanatın içinde buldum kendimi. Bir ifade biçimi olarak sadece güzel resim yapmanın yetmediği bir dönemde estetik kaygı gütmeden önce fikirle malzemeyi harmanlayarak, izleyiciden beklentiye girmeden ortaya koymaya çalışıyorum.</p>
<p>Bu dünyada var olma çabası içerisine girdiğimizde benimde söyleyeceklerim var diyerek gayretle eser ortaya koymak, zihnimde canlandırdığımı üç boyuta dökmek ya da video art işle canlandırmak benim ifade biçimim oldu. Sanat tarihinin puslu geçmişi temelimi oluştururken uzağımda kaldı. <strong>Duschamp</strong>’la beraber sanata olan bakış açım ve ufkum farklı bir yön aldı, daha özgür sanat anlayışının varlığını keşfettiğimde daha özgüvenli eserler ortaya konulması gerektiği ve sanat eserinden beklentiye girilmemesi gerektiğini daha net pekiştirdim. Sanat piyasasına dahil olmak adına gelecek kaygısıyla yoğrularak varlığını kanıtlamaya çalışan bizlerden yola çıkıyorum. Sanatımızı tabi ki büyük bir hazla gerçekleştiriyoruz fakat geçim sağlama zorunluluğu yaşamın diğer yanı&#8230;</p>
<p>Bireysel sanat algıma göre hiçbir eser maddi kaygılar gözetilerek oluşturulmamalı. Çelişkiye düşerek sorguladığım “Sanat yapmak bizim için neden lüks? Kaliteli yaşam standartlarına sahip olmak için neden kendimizden ödün verelim?”</p>
<p>Çalışmalarımda vurgulamak istediğim, mağazaların dönemsel indirimleri gibi moda olan şeyleri üretip talebe göre kendimizi şekillendiriyoruz. Dikkat çekici, toplum algısına göre güzel olan eserleri yapmazsak yaşamımızı kolaylaştıramıyoruz. Kendi estetik algımızı bir kenara koyarak eserler üretmek zorunda kalıyoruz. Toplumun sanata bakış açısı, dekorasyon objesi olan eserleri sahiplenmek. Galeri vitrinleri bile davetkar eserler yansıtmıyorsa, insanlar içeri girmeye dahi tenezzül etmiyorlar.</p>
<p>“<em>Sanatta İndirim Var!</em>” başlığından yola çıkarak bu eserler üzerinde duruyorum. Cansız vitrin mankenleri gibi üzerimize ne geçirilirse onun sınırları altında kalıyoruz, mağaza görselcileri ne tarafa çevirirse yolumuzdan şaşmıyoruz.</p>
<p>Yapabileceklerimizin sınırı olmayışı, yaşamın her anından her alanından sanat eseri yaratabilecek olmak gerçek anlamda heyecan verici…</p>
<p>Toplumsal olarak sınırlarımızı zorlayıp sanatı yaşamımıza dahil ederek çok daha anlamlı bir dünya yaratabiliriz.</p>
<p><strong>Epotomoloji</strong>; bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır. Bilgi felsefesi olarak da adlandırılmaktadır. Arketipsel; ögenin henüz en yetkin biçimine ulaşmamış ilk örneği.</p>
<p>Spekülatif; kurgusal.</p>
<h3>Kaynakça</h3>
<ul>
<li>sanatcephesi.org</li>
<li>Modern Sanatın Öyküsü &#8211; N.Lynton</li>
<li>Modernliğin Beş Yüzü &#8211; Matei Calinescu</li>
<li>Sanatta Postmodern Kırılmalar &#8211; Rıfat Şahiner</li>
<li>Postyapısalcılık &#8211; Catherine Belsey</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/">Benim de Söyleyeceklerim Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6758</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul’un Bir Markası da Kahve Olabilir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbulun-bir-markasi-da-kahve-olabilir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbulun-bir-markasi-da-kahve-olabilir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 11 Jan 2017 12:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Alper Sesli]]></category>
		<category><![CDATA[Coffee Festival]]></category>
		<category><![CDATA[dsm group]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO Dünya Tarih Mirası Listesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6735</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul dünyanın en cazip ve renkli kentlerinden biri. Aynı zamanda dünyada en çok turist çeken 8’inci şehir. Yaşadığımız olumsuz gelişmeler nedeniyle 2016 yılında Türkiye turizmi ağır bir darbe aldı. İstanbul’u ziyaret eden turist sayısı ise 9,2 milyona geriledi. Ancak buna rağmen İstanbul, 2016 yılında dünyada en çok ziyaret edilen ilk 10 şehir arasında yer almayı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbulun-bir-markasi-da-kahve-olabilir/">İstanbul’un Bir Markası da Kahve Olabilir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul dünyanın en cazip ve renkli kentlerinden biri. Aynı zamanda dünyada en çok turist çeken 8’inci şehir. Yaşadığımız olumsuz gelişmeler nedeniyle 2016 yılında Türkiye turizmi ağır bir darbe aldı. İstanbul’u ziyaret eden turist sayısı ise 9,2 milyona geriledi. Ancak buna rağmen İstanbul, 2016 yılında dünyada en çok ziyaret edilen ilk 10 şehir arasında yer almayı başardı. Her türlü olumsuzluğa rağmen İstanbul’un cazibesini kaybetmemesi, bu mega dünya kentinin tarihi ve kültürel değerleri kadar 24 saat yaşayan, canlı, dinamik ve renkli bir şehir olmasından kaynaklanıyor.</p>
<p><figure id="attachment_6736" aria-describedby="caption-attachment-6736" style="width: 215px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/alper-sesli.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6736 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/alper-sesli-215x300.jpg?resize=215%2C300" alt="dsm group Kurucu Başkanı Alper Sesli" width="215" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/alper-sesli.jpg?resize=215%2C300&amp;ssl=1 215w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/alper-sesli.jpg?w=434&amp;ssl=1 434w" sizes="(max-width: 215px) 100vw, 215px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6736" class="wp-caption-text">dsm group Kurucu Başkanı Alper Sesli</figcaption></figure></p>
<h2>dsm group Kurucu Başkanı Alper Sesli Kulak Verelim</h2>
<p>İstanbul’da düzenlenen uluslararası festivaller ise bu canlılığa ve dinamizme büyük katkı sağlayan etkinliklerin başında geliyor. Bu organizasyonlardan biri de İstanbul Coffee Festival. dsm group olarak 2016 yılında 3’üncüsünü gerçekleştirdiğimiz İstanbul Coffee Festival, 30 bine yakın ziyaretçisiyle dünyanın en büyük iki kahve festivalinden biri olma konumuna yükseldi.</p>
<p>Festival bu yıl da binlerce yabancı turist tarafından ziyaret edildi. Ayrıca 2016 yılında en çok kopyalanan etkinliğin <strong>İstanbul Coffee Festival</strong> olmasını da başarımızın bir ölçütü olarak değerlendiriyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_6739" aria-describedby="caption-attachment-6739" style="width: 576px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kahve-festivali.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6739 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kahve-festivali.jpg?resize=576%2C384" alt="İstanbul Coffee Festival’in başarısı, kahve ve kahve kültürü denilince dünyada akla ilk önce İstanbul’un gelmesi gibi büyük bir potansiyeli barındırıyor." width="576" height="384" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kahve-festivali.jpg?w=576&amp;ssl=1 576w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kahve-festivali.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kahve-festivali.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6739" class="wp-caption-text">İstanbul Coffee Festival’in başarısı, kahve ve kahve kültürü denilince dünyada akla ilk önce İstanbul’un gelmesi gibi büyük bir potansiyeli barındırıyor.</figcaption></figure></p>
<p><strong>İstanbul Coffee Festival</strong>’in başarısı, kahve ve kahve kültürü denilince dünyada akla ilk önce İstanbul’un gelmesi gibi büyük bir potansiyeli barındırıyor. Nitekim İstanbul Coffee Festival’i kendi ülkelerinde görmek isteyen Katar, Sırbistan, Bosna Hersek ve Güney Afrika’dan aldığımız teklifler, bizi bu yönde umutlandırıyor.</p>
<p><figure id="attachment_6742" aria-describedby="caption-attachment-6742" style="width: 576px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turk-kahvesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6742 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turk-kahvesi.jpg?resize=576%2C384" alt="Ve iddia ediyoruz ki, İstanbul’un bir markası da kahve olabilir." width="576" height="384" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turk-kahvesi.jpg?w=576&amp;ssl=1 576w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turk-kahvesi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turk-kahvesi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6742" class="wp-caption-text">Ve iddia ediyoruz ki, İstanbul’un bir markası da kahve olabilir.</figcaption></figure></p>
<p>Ve iddia ediyoruz ki, İstanbul’un bir markası da kahve olabilir. Türk kahvesi kültürü ve geleneğinin, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili listesine alınmış olmasını da bir avantaj olarak görüyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_6738" aria-describedby="caption-attachment-6738" style="width: 614px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/istanbul-coffee-festival-ve-turizm.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6738 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/istanbul-coffee-festival-ve-turizm.jpg?resize=614%2C410" alt="İstanbul Coffee Festival, 30 bine yakın ziyaretçisiyle dünyanın en büyük iki kahve festivalinden biri" width="614" height="410" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/istanbul-coffee-festival-ve-turizm.jpg?w=614&amp;ssl=1 614w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/istanbul-coffee-festival-ve-turizm.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/istanbul-coffee-festival-ve-turizm.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 614px) 100vw, 614px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6738" class="wp-caption-text">İstanbul Coffee Festival, 30 bine yakın ziyaretçisiyle dünyanın en büyük iki kahve festivalinden biri</figcaption></figure></p>
<p>Biz kahve denilince dünyada akla ilk önce İstanbul’un gelmesini istiyoruz. Bu topraklar dünya kahve kültürüne ve mirasına büyük katkılarda bulundu. Bundan sonra bu topraklar başta İstanbul olmak üzere kahve kültüründe dünya çapında bir çekim merkezi de olabilir. Bunun için İstanbul Coffee Festival’i geleneksel Türk kahve çeşitlerine ve 3. dalga kahve akımına sahip çıkan, İstanbul ve Türkiye’nin tanıtımını yapan bir organizasyon olarak geliştirmeye, bu konuda katma değer yaratmaya devam edeceğiz.</p>
<p><figure id="attachment_6740" aria-describedby="caption-attachment-6740" style="width: 807px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kahvenin-turizme-katkisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6740 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kahvenin-turizme-katkisi.jpg?resize=640%2C366" alt="kahve denilince dünyada akla ilk önce İstanbul’un gelmesini istiyoruz" width="640" height="366" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kahvenin-turizme-katkisi.jpg?w=807&amp;ssl=1 807w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kahvenin-turizme-katkisi.jpg?resize=300%2C172&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6740" class="wp-caption-text">kahve denilince dünyada akla ilk önce İstanbul’un gelmesini istiyoruz</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_6741" aria-describedby="caption-attachment-6741" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turkish-coffee-festival.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6741 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turkish-coffee-festival.jpg?resize=640%2C427" alt="İstanbul Coffee Festival’i geleneksel Türk kahve çeşitlerine ve 3. dalga kahve akımına sahip çıkan" width="640" height="427" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turkish-coffee-festival.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turkish-coffee-festival.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/turkish-coffee-festival.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6741" class="wp-caption-text">İstanbul Coffee Festival’i geleneksel Türk kahve çeşitlerine ve 3. dalga kahve akımına sahip çıkan</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbulun-bir-markasi-da-kahve-olabilir/">İstanbul’un Bir Markası da Kahve Olabilir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbulun-bir-markasi-da-kahve-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6735</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi – Siyah Şarkılar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-siyah-sarkilar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-siyah-sarkilar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 11 Jan 2017 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seda Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6726</guid>
				<description><![CDATA[<p>Koca bir çığlığın içine sığınmış sanki duygularım&#8230; Bütün çığırtkanlığıyla ben buradayım demek istiyor&#8230; İşte o zaman benim çığlığım da şarkılar oluyor. Duygularım önce sessiz adımlarla ilerliyor benliğimde, daha sonra ne oluyor, hangi şekilde ne zaman oluyor bilmiyorum ama kendimi bir şarkı gibi hissetmek istiyorum. Nasıl bir şarkı… Mavi şarkılardan mı? Yoksa siyah şarkılardan mı? Belki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-siyah-sarkilar/">Mavi – Siyah Şarkılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Koca bir çığlığın içine sığınmış sanki duygularım&#8230; Bütün çığırtkanlığıyla ben buradayım demek istiyor&#8230; İşte o zaman benim çığlığım da şarkılar oluyor. Duygularım önce sessiz adımlarla ilerliyor benliğimde, daha sonra ne oluyor, hangi şekilde ne zaman oluyor bilmiyorum ama kendimi bir şarkı gibi hissetmek istiyorum.</p>
<p>Nasıl bir şarkı… Mavi şarkılardan mı? Yoksa siyah şarkılardan mı? Belki diyeceksiniz ki… ‘Şarkıların rengi mi olur yauvv!?’ Evet, olur. Çünkü her şarkının hissettirdiği farklıdır. Umuduma destek olan, hayatımda uçuşan kelebeklere eşlik eden şarkılar, benim için mavi olan şarkılardır. Umudumu ciddiyete çağıran ve duygularımın karmaşık silsilesine destek olan şarkılar benim için siyah olan şarkılardır.</p>
<p>Gelin şarkılar nasıl hissettiriyor bir düşünelim. Çünkü şarkılar hissettiklerimizin dili… Var oluş nedeni. Bir şey yaşadığımızda duygularımız yönlerini şaşırıyor. Pekii, şarkılar bize nasıl yön veriyor…</p>
<p>Öfkeyi hissettiren şarkılarla, adımlarım hızlanıyor&#8230; Öfkelerime, hırslarıma tekme vuruyormuşçasına yürüyorum. Hayatı göründüğünden daha da sert olduğuna ikna ederek, yaşamayı öğretmeye çalışıyorum kendime.</p>
<p><figure id="attachment_6728" aria-describedby="caption-attachment-6728" style="width: 592px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/notalardan-korkmayin.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6728 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/notalardan-korkmayin.jpg?resize=592%2C228" alt="Notalardan Korkmayın" width="592" height="228" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/notalardan-korkmayin.jpg?w=592&amp;ssl=1 592w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/notalardan-korkmayin.jpg?resize=300%2C116&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 592px) 100vw, 592px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6728" class="wp-caption-text">Notalardan Korkmayın</figcaption></figure></p>
<p>Bazen kendime bir ara vermek istiyorum ve&#8230; Gerçeklikle dalga geçmek istercesine söylenen şarkıları dinliyor içime doğru tebessüm ediyorum&#8230; Bir şeyler susuyor, sadece duymak istediklerim devreye giriyor.</p>
<p>Birde bizim aşk şarkıları diye tabir ettiğimiz şarkılar var değil mi?.. Onlara kendi adıma değinmemek en mantıklısı aslında ama hafif değinecek olursam&#8230; Ben bütün aşklarımı, hissettiklerimi siyahla kavuşturuyorum&#8230; Çünkü en başta onun sevdiği her şey aşkımın rengi oluyor&#8230; Bütün şarkılar aynı renkte ve tek kelime&#8230; Aşk!</p>
<p>Ya umutsuz olduğumda&#8230; Kendime daha farkındalık katmak adına&#8230; Umutsuz oluşumu iliklerime işlemek için ne kadar ateş püsküren şarkı varsa bağıra çağıra söylüyorum&#8230; Dünya onlar olsa da dönüyor onlar olmasa da tek isteğim bunun farkına varmaları.</p>
<p>Hayallerime, hayallerimize uzanan şarkılar&#8230; Uçurumdan uçmak için atladığımız&#8230; Buzun içindeki ateşi, ateşin içindeki buzu tuttuğumuz&#8230; Gerçekliği sorgulamadığımız tek yer.</p>
<p>Ya sıfatlandıramadığım şarkılar&#8230; Hiçbir duyguyu hissedemiyorum onlarda&#8230; Ama onlar içimde bilmediğim bir şey koparıyor&#8230; Her seferinde aynı his. En çok onlar mı beni etkiliyor onu da bilmiyorum ya! Tezatlığın ortasında kalıyorum sadece<strong><em>.</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-siyah-sarkilar/">Mavi – Siyah Şarkılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-siyah-sarkilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6726</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Seni At!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Akpınar]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Alasya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6700</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat öyle bir gizemli bir sihirdir ki kim hakikaten ciddi anlamda sanat ile ilgilenirse onun dönüşümü kaçınılmazdır. Sanat ile tüm kapris ve bencilliklerimiz sona erecektir. Toplumsal açıdan da başka toplumlara karşı daha farklı bakış açıları geliştirebileceğiz. Her toplumun kendine has bir sanat görüşü vardır. Bir toplumu da bu yönü muhakkak farklı ve değerli kılar. Ancak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/">Sanat Seni At!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sanat</strong> öyle bir gizemli bir sihirdir ki kim hakikaten ciddi anlamda sanat ile ilgilenirse onun dönüşümü kaçınılmazdır. Sanat ile tüm kapris ve bencilliklerimiz sona erecektir. Toplumsal açıdan da başka toplumlara karşı daha farklı bakış açıları geliştirebileceğiz.</p>
<p>Her toplumun kendine has bir <strong>sanat görüşü</strong> vardır. Bir toplumu da bu yönü muhakkak farklı ve değerli kılar. Ancak toplumlar birbirinden yine de sanatın ışığıyla beslenip zenginleşirler. Globalleşme yani koca dünyanın küçük bir kasabaya dönüşümü de yine sanatın evrenselliğiyle yakından ilgilidir. Sadece bizim yerel sanatımız değerlidir, üst başlığı ile yapılan tüm yorumlar bir müddet bizi idare etse de kısa zamanda kısır döngü yaşarız. Bakınız ne diyor <strong>Celaleddin Rumi</strong>: “Bir ayağınız kendi değerlerinizde diğer ayağınız başka kültürlerde olsun. Pergel misali olup tüm toplumları kucaklayınız…” Gönül insanı ne güzel özetlemiş. Aslında gönül insanları gibi tarihte yaşanan her bir vakıa bizim için bir eğitmendir. Mesela biliyor muydunuz, İngiltere’yi güçlü bir krallık haline getiren 1. Elizabeth, sanata sanatçıya çok değer vermiştir.  Kendisini çok hiciv eden <strong>Wilheam Shakespeare</strong>‘i  alkışlamıştır. 16.yy.dan günümüze aktarılan bu tarihi bilgi ışığında bir de günümüzün liderlerine bakalım. En ufak bir karikatürden dolayı mahkemeye başvurup sanatsal hoşgörüye sahip olunmaması… Büyük devletlerin hep ufukları geniş olmuş sanatın her çeşidini desteklemişlerdir.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının en önemli nedenlerinden biri de pergel misali olmayıp çağını takip edemeyerek ilim ve sanattan kopmasıdır. Fikir dünyasını farklılıklara kapatması çağını takip edememesi koskoca bir devletin yıkılıp tarihten silinmesini hızlandırmıştır.  Artık yabancı oyunlar ülkemizde oynanmayacak haberini okuduğum zamandan beri farklı bir endişe içindeyim. İlk paragrafta da belirtmeye çalıştığım gibi bir milletin elbette ki kendine has sanatsal dünya görüşü vardır ve olmalıdır. Ne var ki hayatımızın kendimizin toplumsal yönümüzün zenginleşmesi için başka kültürlerin de oyunlarını izlemeliyiz.  Sanat içimizdeki bencilliği atan evrensel bir sevgiye kapı aralayan sihirli bir güçtür. <strong>Metin Akpınar</strong> ile rahmetli <strong>Zeki Alasya</strong>’nın , ‘<em>Yasaklar</em>’ adlı tiyatro oyununu hepimiz izleyelim. Yıllar önce oynanan oyun aslında yıllar öncesinde kalmamış ve günümüze de ışık tutmuş. Duygularıma adeta tercüman olmuş gibi, nasıl mı? Dini inançlar sanatsal eserler siyasetin penceresinden ne kadar uzak olursa sanat bizim daha da kişilikli dindar özgür bireyler olmamıza vesile olacaktır.</p>
<p>Sanattan kopmamak sanatın evrensel sevgisine ortak olabilmek dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/">Sanat Seni At!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6700</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Antik Yunan’da Kadın Kıyafetleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Jan 2017 11:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Tanrıver]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Grek]]></category>
		<category><![CDATA[Khiton]]></category>
		<category><![CDATA[kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanlılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6638</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ataerkil bir toplum olan Grek toplumunda, kadınlar için uygun görülen kıyafet her zaman için sade olmalıydı. Bunun yanı sıra, kadınlar için kıyafet, zarafeti simgelediğinden hem renk hem de şekil bakımından abartıdan uzak olmalıydı. Grek kadınının vazgeçilmez kıyafeti “khiton” idi (Resim 1). Ancak, bu kıyafeti Grek erkeği de kullanabilirdi. Tunik biçiminde olan khiton, büyük dikdörtgen kesilmiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri/">Antik Yunan’da Kadın Kıyafetleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ataerkil bir toplum olan Grek toplumunda, kadınlar için uygun görülen kıyafet her zaman için sade olmalıydı. Bunun yanı sıra, <strong>kadınlar için kıyafet</strong>, zarafeti simgelediğinden hem renk hem de şekil bakımından abartıdan uzak olmalıydı. Grek kadınının vazgeçilmez kıyafeti “<strong>khiton</strong>” idi (Resim 1). Ancak, bu kıyafeti Grek erkeği de kullanabilirdi. Tunik biçiminde olan <em>khiton, </em>büyük dikdörtgen kesilmiş bir kumaşın sol kolu örtecek, sağ kolu açıkta bırakacak şekilde vücuda sarılmasından ortaya çıkan bir tasarımdır. <em>Khiton</em> ile birlikte şal ve pelerin de kullanabilirdi. Tuniğin boyu, giyen kişinin sosyal statüsüne bağlı olup dizinden bileğe kadar çeşitli boylarda yapılırdı. Örneğin, bir işçinin giydiği tunik aristokratların giydiğinden daha kısadır.</p>
<p><figure id="attachment_6640" aria-describedby="caption-attachment-6640" style="width: 137px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-1.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6640 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-1.png?resize=137%2C297" alt="Antik Yunan’da kadın Kıyafetleri (Resim 1)" width="137" height="297" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6640" class="wp-caption-text">Antik Yunan’da kadın Kıyafetleri (Resim 1)</figcaption></figure></p>
<p>Daha lüks bir görünüm için <em>khiton,</em> boyanır ve geometrik şekillerle süslenir idi. Grek dünyasında <em>khiton</em>un iki çeşidi vardı: Yünden yapılan &#8220;<em>Dorik Khiton</em>&#8221; ve ketenden yapılan &#8220;<em>Ionik Khtiton</em>&#8220;dur. Grek kadınlarının “<em>Ionik Khiton</em>” giymeleri Pers savaşları sırasında zorunlu kılınmıştır. Herodotos’un Pers-Yunan Savaşları adlı eserinde bu değişim şu şekilde verilmektedir; “Pers savaşında tüm Yunan ordusu bozguna uğramış ve yalnızca bir kişi sağ kalabilmiştir. Savaş esnasında ise, Atinalı kadınlar savaşa giden erkeklerini beklemektedir. Sağ kurtulan tek asker kente geldiğinde, kadınlar etrafını çevrelemiş ve kocalarının nerede olduklarını sormuşlardır. Fakat, askerin verdiği kötü haberi duyan kadınlar, <em>khiton</em>larının omuz kısmını tutturdukları uzun, sivri uçlu ve hançer biçimli broşlarla askere, kocalarımızı nerede bıraktın diye sorarken bir yandan da askeri hançerlemişlerdir”. Bu olay dolayısıyla, giyilmesi zorunlu kılınan ve broş gerektirmeyen keten kumaştan yapılan <em>Ionik Khiton</em>lar kadınlar tarafından giyilmeye başlanmıştır. Aynı zamanda bu olaydan sonra, <em>Ionik Khiton</em>lar, broş dışında düğme benzeri kapatma elemanları ile bağlanmıştır. Keten günümüzdeki gibi, yün kumaşa göre daha esnek bir kumaş olduğu için katlanması daha kolay idi. Bu yüzden, ketenden yapılan <em>khiton</em>ların boyları daha uzun tutulmaktaydı.</p>
<p><figure id="attachment_6641" aria-describedby="caption-attachment-6641" style="width: 442px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6641 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-2.jpg?resize=442%2C922" alt="Antik Yunan’da kadın Kıyafetleri (Resim 2)" width="442" height="922" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-2.jpg?w=442&amp;ssl=1 442w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-2.jpg?resize=144%2C300&amp;ssl=1 144w" sizes="(max-width: 442px) 100vw, 442px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6641" class="wp-caption-text">Antik Yunan’da kadın Kıyafetleri (Resim 2)</figcaption></figure></p>
<p>Grek kadınlarının giydikleri diğer bir giysi, “<em>khimation</em>” dur. <em>Khimation</em> vücudu tamamen saran geniş dikdörtgen biçimli kumaştan oluşmaktadır. Arkaik Dönemde &#8220;<em>klania</em>&#8221; olarak kullanılırdı. Bu kıyafetin kullanımının çok eski metodları bazı Grek sanatçılar tarafından betimlenmiştir. Kadınlar, <em>khimation</em>u <em>khiton</em>un üzerine giyiyorlardı (Resim 2). Ancak, tanrılar ve filozoflar <em>khiton</em> olmadan sadece <em>khimation</em> giymiş şekilde de betimlenmektedirler.</p>
<p><figure id="attachment_6642" aria-describedby="caption-attachment-6642" style="width: 319px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6642 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-3.jpg?resize=319%2C290" alt="Antik Yunan’da kadın Kıyafetleri (Resim 3)" width="319" height="290" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-3.jpg?w=319&amp;ssl=1 319w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri-3.jpg?resize=300%2C273&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 319px) 100vw, 319px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6642" class="wp-caption-text">Antik Yunan’da kadın Kıyafetleri (Resim 3)</figcaption></figure></p>
<p>“<em>Dyplaks</em>” ise, Grek kadınlarının kullanmış oldukları <em>Ionik Khiton</em>un üzerine giyilen ufak dikdörtgen kumaştır. “<em>Khlamydon</em>” ise, <em>dyplaks</em>tan daha karışık bir formda olan kıyafettir. Kumaşın kuşağın içine doğru pilelenmesinden oluşmaktadır. “<em>Klamys</em>” deri veya yünden yapılmış dikdörtgen kumaşın sol omuz üzerinden iğnelenmesi ile oluşturulan özellikle soğuk havalarda kullanılan bir tür pelerindir.</p>
<p><strong>Grek kadınları</strong> sivri uçlu, dar kenarlıklı veya kenarlıklı olmayan tacı olan “<em>pylos</em>” isimli şapkalar takarlardı.</p>
<p>Kadınların temel giysisi olarak bilinen “<em>peplos</em>”, tuniği andıran görünümüyle Grek akımının sadeliğini gösteren diğer bir giysi türü olmaktadır (Resim 3). <em>Peplos,</em> genellikle kişiye özel olarak yünden ya da unvanına göre keten veya ipekten dokunurdu. <em>Peplos</em>, dikdörtgen biçiminde, 2-3 m. genişliğinde ve genellikle giyen kişinin boyundan 50-60 cm. daha uzun olurdu. İlk olarak kumaş, tepeden ikiye katlanır ve yaklaşık 45 cm.&#8217;lik bir kumaş aşağı sarkıtılırdı. Tokalarla veya ilikli iğneye benzer çıtçıtlarla elbise omuzlarda sabitlenir ve bir çeşit pelerin veya üst bluz benzeri bir giysi oluşturulurdu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri/">Antik Yunan’da Kadın Kıyafetleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/antik-yunanda-kadin-kiyafetleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6638</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fırtınadan Sonra</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Jan 2017 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Herakleitos]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6624</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir Türk atasözü, &#8220;Üç şey geri dönmez!&#8220; der: &#8220;Yaydan çıkan ok, ağızdan çıkan söz ve geçip giden zaman…&#8221; Eski Türkler muhtemelen Herakleitos’un &#8220;Aynı sularda/nehirde iki kez yıkanılmaz&#8221; sözünü duymamışlardı. Bununla birlikte kendi yaşam biçimlerinden hareketle devinimi içselleştirmişler ve hayat tarzlarını bu minval üzere inşa etmişlerdi. Herakleitos, bir sözüyle nasıl diyalektiği özetlediyse, bir bakıma Türklerin bu atasözü de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/">Fırtınadan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Türk atasözü,<strong> </strong>&#8220;<strong>Üç şey geri dönmez!</strong>&#8220;<strong> </strong>der:</p>
<p>&#8220;<strong>Yaydan çıkan ok, ağızdan çıkan söz ve geçip giden zaman…</strong>&#8221;</p>
<p>Eski Türkler muhtemelen <em>Herakleitos</em>’un &#8220;<em>Aynı sularda/nehirde iki kez yıkanılmaz</em>&#8221; sözünü duymamışlardı. Bununla birlikte kendi yaşam biçimlerinden hareketle devinimi içselleştirmişler ve hayat tarzlarını bu minval üzere inşa etmişlerdi.</p>
<p>Herakleitos, bir sözüyle nasıl diyalektiği özetlediyse, bir bakıma Türklerin bu atasözü de insanın insan olma vasfını özetlemektedir kendi mütevazılığı içinde&#8230;</p>
<p>Zaman dediğimiz olgu an be an bir nehir gibi önümüzden akıp gitmektedir. Kimi kez sakin, dingin, ruha huzur veren sesiyle büyülemekte, kimi kez de çıkan fırtınaların eşliğinde önüne ne gelirse sel sularına kapıp götürmektedir. Kontrol altında tutamadığımız şeylerden korkarız. En çok da zamandan, belki bu yüzden gittikçe hızlanmaktayız. Bilim zamana meydan okuyan teknolojik gelişmelerle zamanı mikro ölçeklere sığdırarak insanoğlunun ölüm korkusuna çareler aramaktadır.</p>
<p>&#8220;Ben gelecek için hiçbir endişe duymuyorum&#8230; Ben şimdiki zaman için endişe duyarım. O&#8217;nun elimden kaçmaması için&#8230;&#8221; demiş <em>Albert Einstein</em>. Bilim artık saliselere sığamamakta, dokunmatik ekranlar bile insanoğlunun hızına yetişememekte sırf bu yüzden sözle çalışan bilgisayarlar üretilmektedir. Çok yakın bir zamanda klavyeler tarih olacak, ellerimizdeki cep telefonlarını ağzımızdan çıkan sözlerle kumanda eder hale geleceğiz. Dokunmak bile gerekmeyecek aletlere…</p>
<p>İşte bütün bunların ışığında söz, her türlü yönetimde mutlak hâkim olacak gelecek nesillerde.</p>
<p>Ağzımızdan çıkan bir tek söz ile bir savaşı başlatabilecek ya da bitirecek güce sahip olacağız. Bir tek sözümüzle emrimizdeki insanları-makinaları susturabileceğiz. Bir tek sözümüzle global dünyanın küçüldüğünü görebileceğiz.</p>
<p>Derviş <em>Yunus Emre</em>, yüzyıllar öncesinde o engin ileri görüşlülüğü ile “söz ola kese savaşı/söz ola kestire başı” demiş. İnsanın kâinata hâkimiyetini iyi bildiğinden daha fi tarihinden görebilmiş bugünkü zamanda yaşanacakları… Gönül irfan ehli olduğunda zaman bitimsiz olur bunu da böylece kanıtlamış…</p>
<p>An en değerli olandır, söz an da yaşar an da kalır… Doğru an da, doğru ağızdan çıkacak doğru söz, bütün zamana yayılır.</p>
<p>Saliselerin değerini anlayan bir kuşak yetişiyor artık, bizlerin onlara yetişebilmesi için elimizde tek bir silah var, o da irfan… Anadolu topraklarında yetişmiş olduğumuz o yüce ihsan…</p>
<p><strong>&#8220;En büyük emelim, maarif vekili olarak yurdumun </strong><em><strong>irfanını</strong></em><strong> </strong><strong>yükseltmektir.&#8221;</strong>diyen <em>Atatürk</em>, bu topraklarda yetişmiş olan her insanın bu yüce ihsandan almış olduğu güçle bu irfana ulaşabileceğine inanıyordu.</p>
<p>Bütün dikkatimizi ağzımızdan çıkacak sözlere yöneltmeliyiz çok geç olmadan.</p>
<p>Çünkü artık bir salise, bir ölüm anı olabilmektedir günümüzde…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/">Fırtınadan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6624</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Modern Dünya Efendisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 07:32:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Soner Süren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6607</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba insanlar, merhaba hayatlar, yaşantılar. Ben sizin efendinizim, siz de benim hizmetkarlarım. Şu anda odanızın bir köşesinden yazıyorum sizlere, evinizin en güzel yerinden, yatağınızın hemen dibinden. Evinizin en güzel yerinden olmaktan mutluluk duyuyorum, yatağınızdan süzülen nefesinizi duymaktan da öyle.. Dün, bugün ve yarın.. Verdiğim görevleri yerine getiriyorsunuz, hem de hiçbir şekilde isyan etmeden. Açık konuşayım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/">Modern Dünya Efendisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Merhaba insanlar, merhaba hayatlar, yaşantılar.</p>
<p>Ben sizin efendinizim, siz de benim hizmetkarlarım.<br />
Şu anda odanızın bir köşesinden yazıyorum sizlere, evinizin en güzel yerinden, yatağınızın hemen dibinden. Evinizin en güzel yerinden olmaktan mutluluk duyuyorum, yatağınızdan süzülen nefesinizi duymaktan da öyle..</p>
<p>Dün, bugün ve yarın..<br />
Verdiğim görevleri yerine getiriyorsunuz, hem de hiçbir şekilde isyan etmeden. Açık konuşayım başlangıçta bu kadar itaat edeceğinizi düşünmüyordum, çünkü sizde çok değerleri bir şey vardı, beyinleriniz..</p>
<p>Tek bir ok dahi atmadan, küçük bir kurşun dahi harcamadan himayeme aldım sizleri, en büyük silahınızı neden kullanmadığınızı hala düşünüyorum. Kıyafetler pek yakıştı sizlere, bindiğiniz arabalar, oturduğunuz evler de öyle aslında. Kıyafet, araba ve evler alabilirsiniz tabi ki, ama benim istediğim ve benim sevdiğim marka, modelleri almanız ayrı bir mutlu ediyor işte. Hayatınızı bana göre şekillendirmeniz, her söylediğimi sorgusuz sualsiz kabul etmeniz ve bundan keyif almanız.. Kısacası borçluyum sizlere, beni onurlandırdınız.. Siz böyle himayemde oldukça, sizleri asla yalnız bırakmayacağım ben merak etmeyin. Bugün de istediğim yerlere gittiniz, arkadaşlarınızla konuşurken en sevdiğim cümleleri kullandınız ve en önemlisi benim felsefemi kendi hayatınızın merkezi yaptınız.</p>
<p>&#8221; Beni, hayatınızın merkezi yaptınız.. &#8221;</p>
<p>Ben kim miyim?<br />
Ben sizin bildiğiniz tek gerçeğim, şu anda benim söylediklerim dışında hiçbir gerçeği kabul etmeyen bir kuşaksınız, bir nesil, bir topluluk. Ben size ne istersem söylerim, siz de dinlersiniz. Benim ucuz yalanlarım sizin gerçekleriniz oluverir, anlayamazsınız. Asıl gerçek olan yüzünüze çarpıldığında alaycı bir gülümseme atarak &#8216;hayır&#8217; dersiniz, &#8216;yalan bu…&#8217; Gerçek ve yalan olgularınız bile bana bağlı artık, siz benim kölelerimsiniz. Genç, yaşlı, erkek, kadın hiç fark etmiyor, hepiniz birsiniz. Özellikle şu sıralar genç olanlarınızın hizmetlerinden pek memnunum, emirlerimi eksiksiz yerine getiriyorsunuz. Size söylediğim, dinlettiğim ve izlettiğim her şey bir yalan, ben kocaman bir yalanım aslında. Hayatınız boyunca çıplak gözlerle göremeyeceğiniz, isteseniz de dokunamayacağınız insanların peşinden sürüklerim sizleri, ruhunuz bile duymaz. Onlara hayran ederim sizi, küçük köleler haline gelirsiniz. Ben olmasam onlar da var olamazdı, siz onlara bir masal gibi inandıkça ben daha da güç kazandım. Bütün taktik ve stratejim bunun üzerine, ben kimi istersem o konuşur, ben kimi seçersem o masallar anlatır sizlere..</p>
<p>Ben gerçek değilim, ben heybetinden dünyayı değiştirmiş ve değiştirecek bir canavarım artık. Ben bir hayalim, bir hikaye, bir masal. Bedeninizdeyim artık, ruhunuzda ve kalbinizde. Benliğiniz oluverdim, tutkularınız, aşklarınız, zevkleriniz de oldum ben. Biliyor musunuz, gözlerinize karanlık bir uyku gibi çöken şey benim, ben ne dilersem siz yerine getirirsiniz. Benliğiniz de ben oldum, gerçekleriniz de. Ama ben kocaman bir yalandan ibaretim, dehşet verici ve ürkütücü bir yalan..</p>
<p>Bütün kültürünüzü yok ettim, yaktım savurdum inançlarınızı.<br />
Sevdiğiniz ne varsa değiştirdim, baş tacınız oldum. Anneler, babalar çocuklarınızı siz değil ben büyüttüm! Sizin öğretileriniz değil, benim kurallarım geçerli.</p>
<p>Diyorum ya, en başta bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim.<br />
Peki, siz beyinlerinizi kullanmayı neden düşünmediniz?</p>
<p>Ben hayatınızın tam ortasında duruyorum ve sizi zaman gibi uyuşturup, kontrol ediyorum. Artık evinizin sahibi ben, konuklar sizsiniz. Sizlere çay da yok, kahve de. Süslere gizlenmiş zehirler, ruhunuzu emen yalanlar veriyorum sizlere. Bir televizyonum ben, bir telefon. Medyayım ben! Popüler kültürüm! Bir yalandan ibaretim, bir uyuşturucuyum ben. Var mı bir itirazınız? Siz, modern kölelersiniz. Ben bir kabusum, masum yaşantılarınıza çöken. Ama asıl suçlu ben değil, sizsiniz!</p>
<p>Kırın parçalayın beni, yakın yıkın, öldürün beni.<br />
Anlayın, yalanım ben işte yalan, kocaman bir yalan..</p>
<p>Ama tek bir gerçeğim var benim, bunu kim inkar edebilir ki?<br />
Yetişen son neslin, atası da benim kitabı da!</p>
<p>Narkozun etkisi geçtiği vakit, acı bir kahve ile kapınızı çalacağım. Dostça ve insanca…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/">Modern Dünya Efendisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6607</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Merhaba Hüznüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/merhaba-huznum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/merhaba-huznum/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Jan 2017 14:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esra Gençler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6532</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Hüznüm&#8221; diyorum sana&#8230; Çünkü tebessümümün ardında saklı hüznümsün, gözlerimdeki anlam verilemeyen kaderimsin. Gönlüme hapsettigim, oradan hiç çıkmayan kara sevdamsın. Yaşamımın anlamı oldun. Her davranışım da senden bir iz taşıyormuşum meğersem! Sonradan farkettim&#8230; Kızıyor musun bana&#8230;.?!! Bunları sana söyleyememe. Kendime bile anlatamazken sana nasıl dile getireydim ki,bu yüzden kızma cancağızım&#8230; Neden sustuğumu bende bilmiyorum. Belki imkansızlığından [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/merhaba-huznum/">Merhaba Hüznüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Hüznüm&#8221; diyorum sana&#8230; Çünkü tebessümümün ardında saklı hüznümsün, gözlerimdeki anlam verilemeyen kaderimsin. Gönlüme hapsettigim, oradan hiç çıkmayan kara sevdamsın. Yaşamımın anlamı oldun. Her davranışım da senden bir iz taşıyormuşum meğersem! Sonradan farkettim&#8230; Kızıyor musun bana&#8230;.?!! Bunları sana söyleyememe. Kendime bile anlatamazken sana nasıl dile getireydim ki,bu yüzden kızma cancağızım&#8230; Neden sustuğumu bende bilmiyorum. Belki imkansızlığından belki de yüreğinde &#8216;ben&#8217; olmayışından&#8230;</p>
<p>Kırgın mıyım sana, yoo değilim aslında. &#8216;Nasip&#8217; diye bir şey vardır, hep buna inandım. Nasibim değilsindir, Allah in takdiri! ama  olmanı isteyecek kadar da umutluyum. Kim bilir belki bir gün&#8230;</p>
<p>Yazarken bile gözlerim doluyor, bendeki seni sana anlatmak ne zor şeymiş, öyle! Keşke sevmeseydim diyorum bazen&#8230; Ama sevmek akıl kari değil ki yürek dilinin zahmetidir. Onu anca yüreğiyle konuşanlar anlar ve  onun dili de sükutmus, sana olan sevgimin dilimi kilitlemesinden anlıyorum,şimdi&#8230;</p>
<p>Susarken sevdim ben seni çünkü. Senin bilmeni istemeyecek kadar da çok sevdim. Kaybetmekten korktum,şunu bil ki yalnızlığımı paylaşamıyorum belki senle  ama umudunu yüreğimde taşımak bile güzel&#8230; Yorgun gönlüme bir ilaç! Senden yorulmuşken gene sana tutunmak acayip bir his! Ardıma bile bakmadan, bilmediğim yerlere gidesim var.  O kara gözlerini görmeyeceğim, aşık olduğum yüreğini yüreğimde hissetmeyecegim&#8230; Anlayacağın olmadığın, olamayacağın yerlere&#8230; Ya da bilmiyorum işte, hatırlamak bile acı veriyor! Ne tuhafız biz insanoğlu&#8230;</p>
<p>Her gün omuzlarımızda ki ağır bir yük gibi olan bu acılarımızı seviyoruz. Evet bende kendi sızıma aşığım! Beni olgunlaştıran, susturan ve gözlerimdeki hüznün nedeni o çünkü. Diğer bir deyişimle, SENSİN! Zaman zaman kanayan yarama bilmeden de olsa merhemimsin, ama bekleyen her şey gibi artık gereği kalmayan acıma sürülsen de iyilestiremeyecek yaramsın.</p>
<p>Nasil ifade edeyim ki kelimeler yetersiz, duygular yorgun ve hissizleşmişken&#8230; Umarım bir gün beni anlarsın -hic umudum kalmamış olsa bile- İçimdeki kabuk bağlayan sızım sözcükleri özledikçe yazacağım lakin kime ve neden yazdığımı bilmeden&#8230; Ne de olsa hayat hiçbir zaman amaçlara götürmeyen bir yoldan ibarettir. Amaçlara götürmez dedim, çünkü sadece o yollardan geçirir. Mesela bütün hayallerini gerçekleştirebilen tek bir insan dahi bulamazsın. Velhasıl burası dünya&#8230; Elbet yarım kalacak, tamamlanırsa &#8216;imtihan&#8217; degil; zevk olur. Zevkler yaşatmaz; ruhları diri diri toprağa gömer. Belki de acılarımızın nedeni de budur! Onlar ruhlarımızı besleyen, ayakta tutan hislerdir.</p>
<p>Her neyse cancağızım, Uzun zaman sonra gene başını şişirecegim. Hos diğer yazılarımı da sen göremeden, yaktım ya&#8230; Ne yapayım, Asabiyet im değiyor işte ruhuma. Aklımı es geçebiliyorum bazen. Kimi vakitte gönlüme ve kaderime zıt gidebilecek kadar da inatçı olabiliyorum! &#8216;Küçükken de böyleydin &#8216; deyişini gulumseyisini hissedebiliyorum. Ara verince yazmaya kalemim suskun kalıyor. Gözlerinin içine bakıp da söyleyemediklerimi inşallah kağıtlara dökeceğim. Mazur gör beni! Sevgimi ifade edemeyecek kadar aciz değilim ama yüreğime hapsedecek kadar da yaralıyım. Kimine göre cesaretsiz kimine göre de çaresizim! Sana göre neyim bilmiyorum ama bilmek de isterdim doğrusu..:)</p>
<p>Umarim bir gün bu merakımı da giderirsin. Ne olursa olsun şunu da unutma ki her zaman gönlümdeki  dinmeyen sızım ve gözlerime yansıyan &#8216;kederim&#8217; olarak da kalacaksın. Şimdilik HOŞ ÇAKAL&#8230;</p>
<p>Seni en emin yar olan Allahi ma emanet ediyorum. Dualarim da her daim yaşaman dileğiyle Huzurla kal!</p>
<p>(Şimdilik son mektup.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/merhaba-huznum/">Merhaba Hüznüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/merhaba-huznum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6532</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Babasız Büyümek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/babasiz-buyumek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/babasiz-buyumek/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 08:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6519</guid>
				<description><![CDATA[<p>Babasız kalmak, zordur kaç yaşında olursak olalım. Hele küçükken ilk kelimelerimizi söylemeye başladığımız zamanlarda eğer bir aile içinde dünyaya gözlerimizi açtıysak, söylediğimiz ilk kelime baba olur. Çünkü söylemesi kolaydır. Sonra baba diye hep peşinden koşar dururuz yıllarca ve bir gün gelir ki  onu sonsuza dek kaybettiğimizi anlarız. Artık yanımızda yoktur. Hayatımızın geri kalanı hep yarım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/babasiz-buyumek/">Babasız Büyümek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Babasız kalmak, zordur kaç yaşında olursak olalım. Hele küçükken ilk kelimelerimizi söylemeye başladığımız zamanlarda eğer bir aile içinde dünyaya gözlerimizi açtıysak, söylediğimiz ilk kelime baba olur. Çünkü söylemesi kolaydır. Sonra baba diye hep peşinden koşar dururuz yıllarca ve bir gün gelir ki  onu sonsuza dek kaybettiğimizi anlarız. Artık yanımızda yoktur. Hayatımızın geri kalanı hep yarım geçecektir.Bir nevi ikiye bölünmüştür hayatımız. Bazı çocuklar ise, babalarını tanıma fırsatını bile elde edemezler. Ya doğmadan ölmüştür, ya da terk edip gitmiştir bir ihtimal. Ama değişmeyen bir şey vardır ki acı hepsinde aynı acı,boşluk hepsinde aynı boşluktur..</p>
<p>Babasını çok küçük yaşta kaybeden bir çocuğun hisleri başkadır, ergenlik ve  gençlik döneminde kaybedenin başka, yetişkin ya da yaşlıyken kaybedenin başka.. Çünkü bu bahsettiğim kayıpları verenlerin, hepsi birbiriyle kıyaslandığında, babalarını tanıma ya da hatırlama fırsatı bulamayan da var, babalarıyla çok şeyi yaşamaktan mahrum kalanda , yaşamak istediği her şeyi yaşadıktan sonra o kaybı verende var. Hissedilen eksikliğin ve yaşanan acının diğerleriyle kıyaslaması yapılamaz. Tamam babanı kaybettin ama hayat devam ediyor, bu dünyada hem babasız hem annesiz büyüyen kimsesiz bir sürü çocuk var. Bu cümleyi bir avutma</p>
<p>ya da haline şükretmelisin, der gibi söyler çoğu insan. Ama babasızlığın da annesizliğin de haline şükredilecek bir tarafı yoktur. Evet, senin yaşadığından çok daha fena kayıplar veren milyonlarca insan var bu coğrafyada. Onları düşündüğünde, yaşadığın acı ya da hissettiğin boşluk için, belki de sahip olduklarınla haline şükretmediğin için kendini kötü hissedebilirsin gerçekten, ya da “İnsanların sanki tek babasız büyüyen sensin” sözlerini duymak da kendini kötü hissetmene bir neden olabilir. Ama kendinle kaldığında, geçmişteki ve  şimdi  çekilen fotoğraflara baktığın zaman o eksiklik her zaman kendini gösterir işte, ne hissedersen hisset bu böyledir. Bir lokantaya gittiğinde ya da annen evde babanın sevdiği bir yemeği yapıp önüne koyduğunda “Babam bu yemeği çok severdi”  derken bulursun kendini. O lokmaları ağzına her attığında, babanın nasıl iştahla yediğini hatırlarsın. Bundan başka, radyoda babanın sevdiği bir sanatçının şarkıları çıktığında, sen o şarkıları sevmesen bile kanalı değiştirmezsin. Çünkü babanı yanında hissedersin o şarkılarla. Sonra rüyana baban girdiğinde, gerçek gibi gelir, rüyadayken de belki rüya olduğunun farkındasındır ama uyanmak istemezsin işte. Çünkü uyandığında gidecektir..Artık onu tek görebileceğin, sarılabileceğin yer düşlerindir ve umutsuzca her gece düşlerine gelmesini   beklersin..</p>
<p>Çevrendeki insanların, babalarıyla çekildiği resimleri, yaşamaya devam  ettiği  anıları görürsün için gider. Babalar günü geldiğinde hediye alacak, ya da boynuna sarılıp “Babalar günün kutlu olsun iyi ki benim babamsın” diyecek birini bulamamak ve gene çevrendekilerin babalarına sarıldığını görmek yaşadığın boşluğu hatırlatır. Annen yanındaysa, babandan kalan boşluğu o devralmıştır ve sana hem anne hem de baba olmuştur. Gidip onun boynuna sarılırsın. “İyi ki sen varsın anneciğim” dersin. Mezuniyet törenlerinde, başta annen olmak üzere, tüm ailen ve dostların yanındadır, senin başarını ve sevincini paylaşmak için. Onlarla başarını paylaşmaktan mutlu da hissedersin kendini. Mutsuz hissetmek için bir nedeninde yoktur zaten,hem başarmışsındır, hem de yalnız değilsindir. Ama dönüp etrafına baktığında, babalarına sarılan insanları gördüğünde içindeki burukluk yine gün yüzüne çıkar. Benim babam da bir yerlerden beni görüyor, mutlu oluyor diye düşünür avutursun kendini. Sonra akrabalarının, yakınlarının ya da arkadaşlarının nişan ve düğünlerine gittiğinde, bir yanında annesi diğer yanında babası olduğunu gördüğünde bir kıskançlık hissi kaplar içini ister istemez. Çünkü sen zamanı gelip de evlenmeye karar verirsen, seni evden çıkaracak,o gün yüzüne bakıp  sana  sarılıp “Yıllar ne çabuk geçti, büyüdün evleniyorsun ama benim gözümde hala bebeksin” diyecek bir baban yoktur. Hele bir de babanın, çocukları çok sevdiğini biliyorsan ileride bir gün seninde çocuğun olduğunda, dedesini sadece fotoğraflardan bilecek olması içine dokunur. Hep çocuğunla babanı bir arada hayal edersin. Dedesinin onu parka götürdüğünü, oyuncaklar aldığını, oyunlar oynadığını gözünün önüne getirirsin ve gene kaderine isyan ederken bulursun kendini. Keşke babam hayatta olsaydı, torununu sevseydi, onunla zaman geçirseydi dersin.</p>
<p>Evet babasız kalmak da, babasız büyümek de çok zor..Babalarını tanımayan, babaları tarafından terk edildiği için onlara öfke kusan insanlarda var bu dünyada biliyorum.Ama  eğer  babanız  yanınızdaysa  ve  sizi  seviyorsa,  tek  söylenebilecek</p>
<p>şey, ona sıkıca sarılın ve yaşamak istediğiniz her şeyi doyasıya yaşamaya bakın. Çünkü hayat gerçekten çok kısa ve ölüm denen şey de zamansız bu  dünyada&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/babasiz-buyumek/">Babasız Büyümek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/babasiz-buyumek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6519</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşünceden Yazıya</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 14:30:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6529</guid>
				<description><![CDATA[<p>Esin (ilham) bir özel isim olmanın ötesinde, iç dünyamıza ait gelişen duygu ve düşüncelerin genel adıdır. İnsanı diğer bütün canlılardan ayırt eden en temel ayraçtır kanımca. Her insanın başlı başına bir dünya olduğunu düşünecek olursak, kaynağı esin olan uçsuz bucaksız buğday tarlasında sonsuz etkileşimlerin harmanlandığı ve biricik ürünlerin üretildiği koca bir değirmendir sanat. Her bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/">Düşünceden Yazıya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Esin (ilham) bir özel isim olmanın ötesinde, iç dünyamıza ait gelişen duygu ve düşüncelerin genel adıdır. İnsanı diğer bütün canlılardan ayırt eden en temel ayraçtır kanımca. Her insanın başlı başına bir dünya olduğunu düşünecek olursak, kaynağı esin olan uçsuz bucaksız buğday tarlasında sonsuz etkileşimlerin harmanlandığı ve biricik ürünlerin üretildiği koca bir değirmendir sanat. Her bir dalıyla bir başka ağacın farklı lezzetteki meyveleridir.  Sanat öyle bütüncüldür ki, ayrımları yok eder sarıp sarmaladığı hazzında. Denizde yayılan dalgalar gibi, halka halka genişleyerek birleştirdiği damlaları tek tek sahibine ulaştırır. Parmak izidir aynı zamanda, her birimizde var olan ama asla bir eşi ve benzeri olmayan. Sanat insanı insan yapan ve hep insan kalmasını sağlayan en önemli panzehirdir…</p>
<p>Bilim ve sanat işte bu tek kaynaktan, esinden beslenmektedir. Esin o kadar içseldir ki anlatılmaz, tarifi olmayan bir iç sezişle bir anda aklınıza bir şey gelir, adeta beyninizde bir ışık yanar. Bulunduğunuz durum ne olursa olsun her şeyi yüzüstü bıraktırır size, kendinizi o ışığın peşinden giderken bulursunuz. Hayatınızın bir an da anlamıyla buluşursunuz…</p>
<p>İşte yazmak da böyle bir eylemdir. O ışık yanmadan bir hiçsinizdir. Âmâ misali yürürken tek başınıza bir yolda tünelin sonunu gösteriverir size bir an da, yönünüzü çevirirsiniz yanan ışığa…</p>
<p>“Yazmak, gizlerin çözümlenmesidir, yaşamın özünü kavramak için çıkılan yoldur, dünyada bir şeylerin değişmesi için gösterilen çabadır. Yazmak yaşamı keşfetmektir, başka insanların evrenini tanımaya çalışmaktır.” Diyor Sevim Gündüz Öykü-Roman Yazma Sanatı adlı kitabında. Katılmamak mümkün değil elbette bu yazılanlara, yazmak düşüncenin eylemleşmesidir bana kalırsa… Eylemin bizzat ta kendisidir…</p>
<p>Tam bir yıl önce yine bir yılbaşı günü klavyenin başına oturmuş, o ışığın peşinden yürüyerek yönümü değiştirmiş biriyim. Takvim 31 Aralık 2015’i gösterdiğinde değişime açılan kapılarım sayesinde ilkyazımı yazıp göndermiştim. Hiçbir şey beklemeden, ummadan, bulduğu ağaç dallarıyla salını yapan ve kendini okyanusa atan bir ıssız ada sakini gibi dalgalara kendimi kapıp koy vermiştim.</p>
<p>Sanat Duvarı internet sitesinin yazarları arasında yer almayı hayal bile etmemiştim. Bu bir yıl içinde altmışın üstünde yazıyı yazmış olduğuma hala inanamıyorum.  Yazmak eylem olmanın ötesinde bir yaşam biçimi oldu artık bu sayede. Bu yüzden aslında bir teşekkür yazısı bu, öncelikle Sanat Duvarı’na ve elbette yazılarımı okumak lütfunda bulunan herkese…</p>
<p>Binlerce kez teşekkürler…  Tünelin sonundaki ışığa doğru yürüyen bütün sanatseverlere…</p>
<p>2017’de de hep beraber olabilmek dileğiyle, iyi seneler…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/">Düşünceden Yazıya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Noel Baba Kimdir? Kimlerdendir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/noel-baba-kimdir-kimlerdendir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/noel-baba-kimdir-kimlerdendir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 07:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Said Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6516</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türkçemize yeni yeni yerleşen ve hatta kültürümüz içinde de belki ileride çok normal karşılayabileceğimiz Noel Baba karakteri, sevilsin ya da sevilmesin, her yıl ismi anılır ve beklenir oldu. Peki, nerede bu Noel Baba? Kimdir? Kimlerdendir? Noel Baba’nın Tarihçesi İsminden de anlaşıldığı gibi, Hristiyan dünyasında kutlanan Noel Bayramı arifesinde, Noel’e bağlayan gece, evlere gizlice girerek çocuklara [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/noel-baba-kimdir-kimlerdendir/">Noel Baba Kimdir? Kimlerdendir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçemize yeni yeni yerleşen ve hatta kültürümüz içinde de belki ileride çok normal karşılayabileceğimiz Noel Baba karakteri, sevilsin ya da sevilmesin, her yıl ismi anılır ve beklenir oldu.</p>
<p><strong>Peki, nerede bu Noel Baba? Kimdir? Kimlerdendir?</strong></p>
<h2>Noel Baba’nın Tarihçesi</h2>
<p>İsminden de anlaşıldığı gibi, Hristiyan dünyasında kutlanan <strong>Noel Bayramı</strong> arifesinde, Noel’e bağlayan gece, evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılan ‘efsanevi’ kişidir, Noel Baba&#8230; Gerçekte öyle biri olmadığını herkes bilir. Ancak çocuklar, tabi ki her yıl bekler, durur. Aileler (anne, anneanne, babaanne, dedeler, baba, amca, dayı, kim varsa&#8230;) ailenin küçüklerine hediye alarak, evlerindeki çam ağacının altına bırakırlar. Evin küçüğü de (ya da küçükleri de), Noel Baba’nın getirdiğine inanır, ve mutlu olur. Aslında, genel olarak mesele budur.</p>
<h2>Noel Baba Efsanesi</h2>
<p>Çocuklar kendisine mektupla Noel için hangi hediyeyi istediklerini bildirir. Efsaneye göre de, <strong>Noel Baba</strong> da ren geyiklerinin çektiği uçan kızağını hediyelerle doldurur ve evlere bacalardan girerek herkesin hediyesini dağıtır. Bu arada çocuklar tarafından kendisi ve geyikleri için bırakılan süt, kurabiye, havuç gibi yiyecek ve içecekleri tüketirler&#8230; Bu da işin farklı boyutu, tabi ki. Çünkü özellikle Amerikan sineması, bu konuda oldukça iyi çalışıyor. Öyle ki, Polonya gibi Hristiyan nüfuslu ülkelerde, Aralık ayı sürekli yeni yıl ve Noel Baba konulu filmlerle televizyon kanalları karşısına geçilir.</p>
<h2>Günümüzde Noel Baba</h2>
<p><strong>Noel Baba</strong> günümüzde kır saçlı, uzun kır sakallı, sevimli, koca göbekli, tonton birisi olarak resmedilir. Beyaz tüyleri olan kırmızı bir cübbe giyer ve aynı malzemeden bir kukuleta takar.</p>
<p>Türkiye’de de artık durum dünya ile benzer hale gelmiş gibi. Mağazalar, <em>Noel Baba kostümü</em> giyen reklamcılarla doluyor, ve ikramlarda bulunuluyor. Aslında Amerika ve Avrupa’da büyük şölenlerle kullanılıyor gibi olsa da, Hristiyan dünyasından sonra, ülkemizde de kültürün içine giremese de, kullanılan bir figür haline gelmiş gibi, Noel Baba&#8230;</p>
<p>24, 25 ve 26 Aralık tarihleri, Hristiyan ülkelerde <em>Noel Bayramı</em> olarak kutlanır. Türkiye’deki Noel Baba’lar ise daha çok yeni yıla hazırlık mahiyetinde dışarıda bulunuyorlar.</p>
<p>Uzun lafın kısası, Hristiyan dininde de bir yeri olmayan <u>Noel Baba</u>, daha sonrasında efsanevi şekilde yazılan bir kahramandır. Her yıl çocukları mutlu etmek için sokaklara inen Noel Baba, şirketler için de reklam maskotu olarak kullanılmaya devam ediliyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/noel-baba-kimdir-kimlerdendir/">Noel Baba Kimdir? Kimlerdendir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/noel-baba-kimdir-kimlerdendir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6516</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kim Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kim-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kim-nedir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Dec 2016 09:21:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Zor]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Baudelaire]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Hayatın Ressamı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Van Gogh sarısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6502</guid>
				<description><![CDATA[<p>İçinde yaşadığımız dönemde sanatçının kim olduğu sorusu sorulduğunda, adını sanatçı koyan herkesin sanatçı olup olamayacağı sorunu, Plastik Sanatları da ilgilendiren bir durumu gündeme getirmektedir. Sanatın gitgide kültürel boyutu olduğu kadar siyasi alanı da doldurmaya başladığı şu günlerde sanatçı kimliği kime verilebilir? Her resim yapan veya nesneleri yan yana getirerek öğelerden bir eser oluşturmaya çabalayan sanatçı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-nedir/">Kim Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İçinde yaşadığımız dönemde sanatçının kim olduğu sorusu sorulduğunda, adını sanatçı koyan herkesin sanatçı olup olamayacağı sorunu, Plastik Sanatları da ilgilendiren bir durumu gündeme getirmektedir. Sanatın gitgide kültürel boyutu olduğu kadar siyasi alanı da doldurmaya başladığı şu günlerde sanatçı kimliği kime verilebilir? Her resim yapan veya nesneleri yan yana getirerek öğelerden bir eser oluşturmaya çabalayan sanatçı niteliğini edinir mi? Ve zaten sanatçı olmak durumu ‘edinilecek’ bir konum mudur? Elbette, her Güzel Sanatlar mezunu için sanatçı denemeyeceği gibi, işini icra ederken arada sergi açmaya kalkan kişi de sanatçı eyleyiciliğini ne kadar yerine getirebilecektir? Bu sorular günümüzde olduğu kadar geçen yüzyıl içindeki eleştirmenleri de ilgilendirmiştir. Şairliğinin yanında resim sanatı ile ilgisi bilinen Baudelaire kadar yüzyılımızın önemli filozofu Gilles Deleuze de, sanatçı olan kişinin her dönemde ve devirde kaosun güçlerini yakalamaya çalışan kişi olduğunu ileri sürmüştü. O halde kaosun güçlerinden bir kozmoz yaratan kişi sanatçıdır diyebiliriz; sanat bir yaratma eylemidir. Yaratma ise bir direnme eylemidir; hayatın çizgilerini yakalama ve ifade etme biçimidir. Demek ki, öncelikle sanatçı sanattan bir yaşam biçimi ortaya çıkaran kişidir. Kavramsal bir kişidir; yarattığına adını verir: <strong>Van Gogh sarısı</strong>.</p>
<p>Hobi olarak resim yapan kimse istediği kadar rengi ve çizgileri güzel olsun sanatçı mıdır? Bence hayır. Ama sanatçı olma yolunda bir adım atmış olduğunu da yadsıyamayız; çünkü sanatçılık bir yaratma eylemi ve direnme biçimi olduğu kadar bir süreçtir; hayat içinde yaşanan bir zaman birimidir. Her sanatçı günün her dakikasında sanatçılık eylemini icra edemeyeceği kadar sanatçı olmaya da her anında devam edemez; sanat yapma çabasında bulunur. Ancak; sanatçıyım diyen bunu bir vasıf olarak ortaya koyarken, acaba bu vasfı kendi kendine koyabilir mi? Psikanalist Lacan psikanalizin bunalım döneminde “ben psikanalistim!” diyen kimsenin psikanalist olduğunu söylemişti. Bugün de “ben sanatçıyım” diyen ne ölçüde sanatçı olarak kabul edilebilecek?</p>
<p>Öyleyse resim yapan ve sergi açan herkes sanatçı değildir. Hobi olarak resim yapan modeli yeniden üretirken, sanatçı yaratıcılık eylemi içindedir. Bu da yaşamdan bir sanat eseri olarak hayatını ortaya koyan kişilere aittir. Ama her hayatını ortaya koyan sanatçı olabilecek midir? Sanatın yaşam çizgilerini çizmek olduğunu ileri süren Baudelaire, ihtiraslılık hali diye vasıflandırdığı sanatçının durumu için dandy ve sanatçı ayrımını öne sürer: Dandy bıkkın veya bıkkın görünen kimseyi ifade ederken sanatçı olarak nitelediğine “filozof” adını verir. “<strong>Modern Hayatın Ressamı</strong>” adını verdiği yazısında Baudelaire sanatçı için “her yerde evinin dışında, ama her yerde kendi evinin içinde hisseden” kişidir diye yazmaktadır. Bu, aynı zamanda “bağımsız, tutku dolu olan kişidir”. Aylak (Flaneur) olarak nitelendirdiği kimse hem etrafı dikkatlice izleyen hem de kalabalığın içinde tanınmadan gezinen bir “prenstir” diye yazar. Sanatçı o halde hem bir gözlemci hem de gözlemlerini ifade edebilen kişidir. Sanatçı, öyleyse, sanatın bir yanını oluşturan “uçuculuğu, geçiciliği ve olumsallığı” meydana getirirken, aynı zamanda da sanatın diğer yarısını oluşturan “ebediliği ve kımıldamazlığı” ifade etmektedir. Sanat tarihini bilen bir kişi olması da gerekmez sanatçının. Rafael’in veya Titiano’nun eserlerini her gören sanatçı, tabii ki, değildir. Her müze gezen de sanatçı olamayacağı gibi, bu eyleme de sanat ve kültür turizmi adı verilmektedir. Sanatçı ise bu sanat tarihini zaten bilen; ama büyük Major eserlerin dışında poetae minores’i keşfeden kimsedir; yani sanat tarihi içinde saklı kalmış, bulunmamış, keşfedilmemiş olanlardan etkilenmek sanatçı karakteri içindedir. Eskilerin eserlerini hayranlıkla temaşa edenlerin dışında sanatçı sadece güzelliği temaşa eden değil, aynı zamanda da şimdiki zamanın tözünü olmasa da ‘temelini’ yakalayabilen kişidir. Sanatçı etrafıyla ilgilenen kişidir; sadece kendi alanı ile kısıtlı kalmayan; ama Baudelaire’in de söylemiş olduğu gibi, “dünya insanı” olmaya çalışan kişidir. Sanatı olduğu kadar gündelik yaşamı, alışkanlıkları, sosyal ilişkileri ve siyaseti bilmekle yükümlü olan kişidir. Yani; sanatçı temaşa eden değil aktif olandır; etkilenen ve etki verendir; hayatı ifade etmesini öğrenen ve bunu başarandır. Modellerden yola çıkarak plastikliği veren değil, beyninden ve aklından bu eylemi gerçekleştirendir; çünkü model ona yardım etmekten çok sıkıntı verecektir. Sanatçı temsil eden biri değil, çizgileri eyleme geçirendir. Bir başkaldırma çığlığını ortaya koyabilendir. Temsil etmekten çok şeylerin ardında hareket eden akışkanlıkları, akımları sunandır. Yeğinilik yaratan ve temsiliyetten çok mevcudiyet yaratandır.</p>
<p>Günümüzde bu tip vasıflara sahip olan birçok sanatçımız kendilerini bu yukarıdaki tanımlarda tanıyacaklardır zannediyorum. Sanatçı olmayanlar da…</p>
<p>Ayrıca <a href="http://www.sanatduvari.com/sanat-nedir/">Sanat Nedir?</a> yazımızı da okumak istersiniz diye düşündük.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-nedir/">Kim Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kim-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6502</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vefa</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vefa/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vefa/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 05:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6475</guid>
				<description><![CDATA[<p>Söyle o babana &#8220;biz satmayız koskoca sarımsak tarlasını öyle iki tokada” diye biten bir dostluk hikayesi var bilir misiniz. Bilmeyenlere okumalarınız tavsiye ederim. Bu eski hikaye de bence asıl dostluğun temeli olan vefa işlenir. Evet vefa… Hani şu bugün anlamını yitiren; kiminin “Hadi canım, vefa karın mı doyurur. Geçin bunları eskide kaldı bunlar” dediği vefa. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vefa/">Vefa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Söyle o babana &#8220;biz satmayız koskoca sarımsak tarlasını öyle iki tokada” diye biten bir dostluk hikayesi var bilir misiniz. Bilmeyenlere okumalarınız tavsiye ederim. Bu eski hikaye de bence asıl dostluğun temeli olan vefa işlenir. Evet vefa…</p>
<p>Hani şu bugün anlamını yitiren; kiminin “Hadi canım, vefa karın mı doyurur. Geçin bunları eskide kaldı bunlar” dediği vefa. Hep herkesin vefasızlığından şikayetlenip de, biraz dürüst olsak kendimizde de bulamayacağımız vefa. Haklısın ama işim çok bahanelerinin altına sığınıp, eş-dost-akrabalarımızı ihmal ettiğimiz, ama hep de ihmal edilmekten şikayet ettiğimiz. Araf 172-173 ile bildiğimiz Elest bezmin de ki sözümüz, yani imanın temeli  olan vefa. Sevgideki sadakat, yumuşak kalpliliğin füruzatı. İnsan olmanın ve insan kalmanın mihenk taşı vefa.</p>
<p>Kimine göre zordur vefa. Nitekim bir yazar “Vefa cefadır” der. Cefadır elbet. Kolay mıdır kısa yoldan para kazanmak varken Rabbine vefasından helali ve zoru tercih etmesi. Kolay mıdır ahir zamanın yoğunluğunda Sıla-i Rahim i gerçekleştirmesi. Hasta ziyaretlerini telefonla geçiştirmek varken, neden vakit harcayıp ziyarete gidilsin ki zaten(!).</p>
<p>Vefa cefadır doğru. Unutmuyorum bir tanıdığım bir anısını anlatmıştı. İşlerinin ters gittiği bir dönem. Borç harç, icralar kapıda. Eş dost akraba, kimi aradıysa bulamamış para. Düze çıkmış sonra. Tabi gerginlik ve buhranın verdiği psikolojik yorgunlukla şehir dışındaki abisini ihmal ettiğini hatırlamış. Abisini aramış sesini duyup biraz dertleşmek için. Abisinin olaylardan haberi yok tabi. Ancak birilerinden duymuş olacak ki telefonu “Bende para yok para için aradıysan” diye açmış. O zaman için henüz yeni sayılacak derecede tanıdığım bu kişi gözleri dola dola bana bunu anlatırken şunları ekledi. “ Ben ağabeyimi dara düşmeden önce sürekli arardım. Duygusaldır diye de durumumdan hiç haberdar etmedim. Dara düşünce onu ihmal ettiğim için de, rahatlayınca arama gereği duydum. Ve  duyduğum o söz benim hayatımı değiştirdi. Vefanın önemini o zaman anladım. Vefa tek taraflı olursa insanı yorar kardeşim. Ama yorulsak da, biz vefamızı yani insanlığımızı kaybetmeyip yolumuza devam etmeliyiz. Ben hala ağabeyimi ararım. Durumu çok iyi. Aradan yıllar geçti ve hala bana o dönemi nasıl atlattın diye bile sormadı. Ama önemi yok.” dedi.</p>
<p>Bunun gibi ne örnekler var değimli hayatta. Tıpkı yukarıda ki dostluk hikayesi gibi. Sadakatsizliğimiz nankörlüğümüzden değimlidir. Başımıza bir iş gelse kerametini aramak yerine Allah’ a hesap sorarmışcasına neden ben diyerek  Elest bezmin de ki o sözümüz unutuşumuzun nedeni de yine bu nankörlüğümüz değimlidir. Bir kahvenin 40 yıllık hatırları nerede kaldı. Nerededir bu. Bizi yetiştiren bu insanlarla beraber bu kavramda mı gitti. Daha 2 tokat dahi yemeden birbirimize sırtımızı dönmemizin nedeni nedir. Sarımsak tarlasına gerek duymadan, yani elimizde çuval dahi yokken yüzümüze kapıların kapanmasının nedeni yalnızca ahir zamanın koşturmacası olabilir mi?</p>
<p>Bilemiyorum. Ama sebebi her neyse. Allah bizi biran evvel bu dünyanın çilesi olan vefasızlıktan kurtarır umarım. Vefa sadece asil ruhlu insanlarda bulunan bir özelliktir demiş şair. Asaletinizi kaybetmemeniz ümidiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vefa/">Vefa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vefa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6475</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızlığımın Tecellisi Olan Sevdama</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalnizligimin-tecellisi-olan-sevdama/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalnizligimin-tecellisi-olan-sevdama/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Dec 2016 11:49:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esra Gençler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[aşk mektubu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6468</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu mektup &#8220;Yitik Gönlümün Huzurunda&#8221; adlı mektubun devamı niteliğindedir. &#8220;Dokunulmasa da görülmese de kalpte yer verilir bazısına, nedensiz&#8230;.&#8221; diyor Üstat Cemal Süreya. Sevmek için illa görmek şart mı? Öyle ise gönüller neden aşık olur, hüzünlü gözlere mi tutulur; yoksa tatlı dillere mi? Galiba hiçbir zaman anlayamayacağım bu çelişkiyi! Şimdilerde &#8220;aşk&#8221; basit bir sevgi gibi yaşanıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizligimin-tecellisi-olan-sevdama/">Yalnızlığımın Tecellisi Olan Sevdama</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu mektup &#8220;<a href="http://www.sanatduvari.com/yitik-gonlumun-huzurunda/">Yitik Gönlümün Huzurunda</a>&#8221; adlı mektubun devamı niteliğindedir.</p>
<p>&#8220;Dokunulmasa da görülmese de kalpte yer verilir bazısına, nedensiz&#8230;.&#8221; diyor Üstat Cemal Süreya. Sevmek için illa görmek şart mı? Öyle ise gönüller neden aşık olur, hüzünlü gözlere mi tutulur; yoksa tatlı dillere mi? Galiba hiçbir zaman anlayamayacağım bu çelişkiyi! Şimdilerde &#8220;aşk&#8221; basit bir sevgi gibi yaşanıyor. Halbuki onu anlatmak bile imkansızdı bir zamanlar&#8230; Yaşanırken öğrenilirdi,&#8221;seni seviyorum&#8221;denilmezdi,utangaç bakışların yere bakmasıydı bu iki sözcüğün izahı! Ne ara bu kadar basitleştirdik;şiirler anlatırdı sevdaları&#8230;Bir yerlerde ifade ederdi işte;her insan kendince çözerdi,şiirlerde ki sevda düğümünü&#8230;Bir ömürdü sevdalar,zamanlara sigdirilabilecek kadar sığ bir duygu değildi. Etrafimda böyle sevgiler gördükçe yalnızlığıma aşık oluyorum. Gönlüm sızlıyor ama susuyorum. Icim yana yana sana olan sevdamı -bir nedeni de bu korkumdan dolayı- içime hapsediyorum. Bir umutla yaşıyorum işte! İnsanlara karşı umursamaz; hayatla olan yaşama mücadeleme devam ediyorum. Zor evet ama alıştım,bir yerden sonra sevmeye bile başladım. Kimi insanlar umursamaya bile değmiyor çünkü! Mücadele ederken,gönlüm avaz avaz seni haykırırken;dilim sükut ediyor inadına&#8230; Bu inadım zıtlıgim beni güçlü kılıyor</p>
<div>Arkadaşlarımdan beni örnek alanlar bile oluyor! Ne kadar doğru veya yanlış bilmiyorum. Sorgulayacak durumda da değilim. Çünkü doğruluk veya yanlışlık olgusunu kabul etmez gönül. &#8230; Ateş gibi yakar içini,bir onu bilirim ben! Aklın işidir sorgu sual&#8230;.Yürek bi sevdayı bilir,bir de tutulan dili! Zaten onu da anlatamaz &#8230;.Yaşayan tecrübeyi ne de olsa! Anlatsam anlar mısın cidden yoksa güler geçer miydinn,bilemiyorum&#8230;.<wbr></wbr>Kendimden ben bile bir şey anlayamıyorum ki sana da açıklayayım&#8230;gene içim dolmuş sana, sitemlerim doldurdum kağıdımı! Ne yapayım dil susunca gönülde feryadını böyle dile getirebiliyor anca&#8230; Mazeretim yeterli bulamassin belki ama öyle gerekiyor işte bunlar bil yeter bana&#8230;. Kalemim bugünlük de tükendi cancagzimm&#8230; Bir daha ki hüzün dolu kırgın sözcüklerimle seni anlatıncaya kadar Hoşça kal&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizligimin-tecellisi-olan-sevdama/">Yalnızlığımın Tecellisi Olan Sevdama</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalnizligimin-tecellisi-olan-sevdama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6468</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgiyi Hayatımızdan Kovduk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgiyi-hayatimizdan-kovduk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgiyi-hayatimizdan-kovduk/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Dec 2016 11:30:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Zor]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6428</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine parayı koyduk. Para için yaşıyoruz, para için eğitim görüyoruz, para için meslek ediniyoruz, para için çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz, para için birbirimizi aldatıyoruz, para için savaşıyoruz. Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk. Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiyi-hayatimizdan-kovduk/">Sevgiyi Hayatımızdan Kovduk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine parayı koyduk.</p>
<p>Para için yaşıyoruz, para için eğitim görüyoruz, para için meslek ediniyoruz, para için çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz, para için birbirimizi aldatıyoruz, para için savaşıyoruz.</p>
<p>Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk.</p>
<p>Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz.</p>
<p>Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve nefreti içimize çağırdık.</p>
<p>Birbirimizden nefret ediyoruz nefretle yaşıyoruz, nefretle çalışıyoruz, nefretle dövüşüyoruz, nefretle öldürüyoruz.</p>
<p>Para, üstün olmak ve nefret etmek hayatımızı dolduruyor.</p>
<p>Hayatımız da savaşlarla, dünyayı yağmalamakla, birbirimizi boğazlamakla geçiyor. İnsan, sevgiyle şiddet uygulayabiliyor.</p>
<p>Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa, daha üstün olsanız, daha çok toprağınız, eviniz arabanız, malınız olsa ne olur?</p>
<p>Sevginiz yok ve hiç bir şeyiniz yok.</p>
<p>Belki de yeniden öğrenmemiz gereken budur.</p>
<p>Bunları yazmakla çıldırmaktan kurtulunur mu?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiyi-hayatimizdan-kovduk/">Sevgiyi Hayatımızdan Kovduk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgiyi-hayatimizdan-kovduk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6428</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beden ve İnsanlar “Organsız Bedenler”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beden-ve-insanlar-organsiz-bedenler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beden-ve-insanlar-organsiz-bedenler/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Dec 2016 14:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kuşça]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6392</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küreselleşen dünyanın modern insanı; en gösterişli olanı tercih etmelidir, en kaliteli ve en rahat olanı kullanmalı, en lüks yerlerde yemek yemeli, en şık kıyafetleri giyinmelidir. Toplum içinde göze çarpmalıdır; Bulunduğu sosyal ortamlara ayak uydurmalı ve kesinlikle standartların altında bir yaşam tarzı olmamalıdır. Hayallerinde yalnızca paranın satın alabileceği şeyler vardır. (havuzlu bir valla, lüks bir araba, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beden-ve-insanlar-organsiz-bedenler/">Beden ve İnsanlar “Organsız Bedenler”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küreselleşen dünyanın modern insanı; en gösterişli olanı tercih etmelidir, en kaliteli ve en rahat olanı kullanmalı, en lüks yerlerde yemek yemeli, en şık kıyafetleri giyinmelidir. Toplum içinde göze çarpmalıdır; Bulunduğu sosyal ortamlara ayak uydurmalı ve kesinlikle standartların altında bir yaşam tarzı olmamalıdır. Hayallerinde yalnızca paranın satın alabileceği şeyler vardır. (havuzlu bir valla, lüks bir araba, rahat bir yaşam vb..) Cebinde otobüs parası dahi olmayan bir birey bile evinde televizyonun karşısına geçtiğinde; Bütün hazlarını karşılayabilen, her şeyi satın alabilen, eğlencenin ve ihtişamın hüküm sürdüğü renkli hayatlar izleyecek ve belki o an a kadar hiç aklına bile gelmeyen şeylere ihtiyaç duyacaktır. İhtiyaç kavramı küresel gücün etkisinde ki modern insanımız için hayatın anlamı haline gelmiştir artık…</p>
<p>Materyalist düşünce yapısı; küresel güçlerin etkisinde dünyayı etkisi altına almakta ve artık milletlerin kültürel değerleri dahi, muktedir olanın maddi çıkarları için kullanılacaktır. Yaşamak için değerlere ihtiyaç yoktur artık. Ya zenginsindir ya da aç… İkisinin arasında uçurumlar vardır. Ya, bilinç altına bilinçsizce yerleşmesine izin verdiğin; hazların ülkesinde ki mutlu görünen adam olursun ya da gelecek ve geçim kaygısıyla mücadele etmekten düşünmeye bile fırsat bulamayan sıradan biri..</p>
<p>Onurlu bir yaşam; sadece eski bir film de nostalji olsun diye izlenen bir eğlencedir artık.</p>
<p>Topluma ön ayak olması beklenen günümüzün pek çok aydın ve sanatçısı dahi, çağdaşlık ve modernizm adı altında burjuvazi dönemlerine geri dönmekte, hazlar ve egolar için sanat yapılırken iktidarlar için kitaplar yazılmaya başlanmıştır; Aslen sanat ve fikirle alakası olmayan kopyalara entellüktüel bir etiket vererek eğitimsiz halka sunulmuş, dolayısıyla toplum, bilinçli olarak bir düşünce saldırısına uğratılmıştır. Artık zayıflatılarak düşünmeye bile gücü kalmayan günümüz insanı da iktidar olanın materyalist düşüncesiyle yoğrulmakta ve giderek daha da fazla bireyselleşmeye doğru itilmektedir. Maalesef ‘Birey olmak’ bireyselleşmeye dönüşmüştür ve ne gariptir ki bireysel kelimesini medyada giderek daha fazla duymaya başlayacağızdır. Bir millet kültürü, şehir kültürü, mahalle kültürü ve hatta bir aile kültürümüz dahi kalmayacaktır. Kendisine dayatılan ihitiyaçların hükümranlığı altında yalnızca kişisel çıkarlarına hizmet eden insanlar üretilmekte ve artık büyük şirketler en önemli yatırım aracı olarak İNSAN BEDENİ ne yatırım yapmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_6394" aria-describedby="caption-attachment-6394" style="width: 576px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/organsiz-bedenler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6394 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/organsiz-bedenler.jpg?resize=576%2C709" alt="Onurlu bir yaşam; sadece eski bir film de nostalji olsun diye izlenen bir eğlencedir artık." width="576" height="709" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/organsiz-bedenler.jpg?w=576&amp;ssl=1 576w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/organsiz-bedenler.jpg?resize=244%2C300&amp;ssl=1 244w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6394" class="wp-caption-text">Onurlu bir yaşam; sadece eski bir film de nostalji olsun diye izlenen bir eğlencedir artık.</figcaption></figure></p>
<p>Popüler kültürün hüküm sürdüğü son dönemlerde artık sinema da sıkça rastladığımız <strong>Zombi</strong> filmleri yeni bir film akımı yarattı sinema dünyasında,  Hiç kuşkusuz populer sanatın en etkili dallarından olan sinema, günümüz modern kültürünün mimarisinde büyük roller oynamıştır. Bu konu ayrıca ele alınması gereken önemli bir konu… Ancak şu an için bahsetmek istediğim; bu zombi filmlerinden eminim çoğumuzun da dikkatini çeken bir detay. Zombiler etrafa saldırırlar, çok ağır yaralar alırlar ancak hiç de durmak bilmezler, ta ki ölene kadar… Aç kurtlar misali insanlara saldırmaya çalışan insandan dönüşme yaratıklar vardır. Ölene kadar sadece tüketmek isterler, buna odaklanmışlardır. Bir düşünün; Bu yaratıkların sizinle aynı mahalle de aramızda yaşadıklarını.. hiç korkmaz mıydınız? Sokaklara çıkacak cesaretiniz olurmuydu. Peki ya toplum olarak giderek daha fazla dönüştüğümüz; tükenene kadar tüketmekten hiç vaz geçmeyen insan modelinin zombilerden ne farkı var, söyler misiniz…</p>
<p>Bizler milyonlarca zombinin aramızda özgürce yaşamasına katlanamayız ama nedense milyonlarca bilincini kaybetmiş hasta bir toplum içerisinde bireysel özgürlüklerini hayvani iç güdüleri ve hiç bitmeyen hazları için kullanan, dönüştüğümüz şeyle yaşamaya alışmışızdır… Korkmamız gereken şeylerden korkmayız, kaçmamız gereken şeylerden kaçmayız ancak kendimizden kaçmayı çok iyi bilmemiz gerekir. Kabullendiğimiz sistem bize bunu dayatacaktır, bedenlerimiz; bizi biz yapan değerlerden uzaklaşacak, duygularımız sahte, düşüncelerimiz yapay, hislerimiz yok edilecektir.</p>
<p>Tüketmek için yaşayan ve yaşamak için tüketen, kendi kuyruğunu yiyen yılan misali bir döngüye hapsolmuş dünyamız da, küreselleşmenin etkisiyle; yalnızca haz almaya odaklı bedenler inşa edilmiş ve artık insan, özünde ki insani değerlerden soyutlanıp kontrol edilebilir bir tüketim makinesine dönüştürlümüştür. Dolayısıyla kendi bedeni üzerinde her hangi bir iradeye sahip olamayan bir toplum kendisine dayatılan karşı konulamaz arzularının esiri olmuştur. Kapitalizm, emperyalizm gibi kavramlar, adeta kendinden geçmekte olan makineleşmiş bu insan için bir anlam ifade etmemektedir. İnsani duyguların dahi tüketim malzemesi olması kaçınılmaz olmuştur.</p>
<p>Mecaziyet olmaksızın doğrudan bir düşünelim; organsız bir beden olur mu?</p>
<p>Gözler olmadan göremez, kulaklar olmadan duyamayız, ellerimiz olmadan dokunamaz ve varlığı dahi hissedemeyiz.. Beynimiz olmadan akledemez, kalbimiz olmadan yaşayamayız vb. bir sürü madde sıralayabiliriz her organımız için. Materyalist düşünce açısından belki de varlığımızı bile kanıtlayamayız. Peki ya insan diye tabir ettiğimiz varlık yalnızca organlar sayesinde yaşayabilen bir et ve kemik parçasından mı ibarettir? Bu sorunun cevabını her bireyin kendi varlığında bulması gereklidir. Ancak giderek bilinçsizleşen ve narsist duyguları uyarılmış bir toplum için bu hiç de kolay olmayacaktır..</p>
<p>Organsız bir bedenin olamayışı kadar İnsani özünden uzaklaşmış ruhsuz bir bedenin de bir insan olarak değerli görülmesi olanaksızdır. Küreselleşen dünyada yalnızca bir tüketim nesnesi haline gelmiş ve her bireyin en önemli sermayesi olmuş bedenler; İNSAN diye tabir ettiğimiz değerli varlığımıza yapılmış bir ihanetin göstergesi değil midir?.. Yalnızca bedenine yatırım yaparak kendini değerli kıldığı yanılgısına düşen birey; şişirilmiş egosunun verdiği özgüvenle, özgürlüğünü diğerlerinin özgürlüğünü kısıtlayacak dereceye varıncaya kadar hiç durmayacaktır. Sonuç olarak; giderek suç oranlarının arttığı, kötülüğün yayıldığı, kötülerin toplumda önemli kademelere getirildiği, kimsenin kimseye güvenmediği ve artık iyiyle kötünün ayırt edilemez hale geldiği küreselleşen dünyada, hiç kuşkusuz organsız bedenler gibi İNSAN’SIZ laşan toplumlar inşa edilmiştir. Yalnızca <strong>maddesel anlamda</strong>, güçlü olanın insan gibi yaşamayı hak edebileceği, ancak ne kadar güçlü olsa da İNSAN olamadığı bir çelişkiyi yaşayacaktır insanoğlu. Vahşi doğanın vahşi hayvanları arasında ki güç savaşı, insan sahnesine inmiş ve roller değişmiştir artık..</p>
<p>Kuşkusuz yaşadığımız evrenin en değerli varlığı olarak görülmesi gereken İNSAN, giderek vahşileşen dünya sahnesinin kralları olan <strong>Küresel güç odakları</strong>nın elinde; bilinçli olarak yazılmış senaryoların bilinçsiz aktörleri olarak yaşamaya ve giderek metalaşmaya mahkum edilmiştir.</p>
<p>Tüm değerleri yok edilerek bireyselleşen insan, sonunda; ne bir aile, ne bir toplum ve hatta bir milletin dahi parçası olamayacak kadar BEN’lik ülkesini benimsemiş, yurtsuzlaşan bedenler de hapsedilmiştir…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beden-ve-insanlar-organsiz-bedenler/">Beden ve İnsanlar “Organsız Bedenler”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beden-ve-insanlar-organsiz-bedenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6392</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Doğanın Ne Dediğini Duymuyor Musunuz?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/doganin-ne-dedigini-duymuyor-musunuz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/doganin-ne-dedigini-duymuyor-musunuz/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Dec 2016 08:30:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Zor]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6376</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beden için acıdan uzak, tin için tasasız olmaktan başka bir isteği var mı ki? Acıyı dindirebilen, tasayı yok edebilen her şey ona sevinç verir. Doğa, doğa olarak, bundan başka bir şey istemez. Eğer bizim evimizde ellerinde geceyi aydınlatmak için meşale tutan heykeller yoksa, her yanı gümüşle ışıldamıyor ve altın parıldamıyorsa, gitar sesleri duvarlarını çınlatmıyorsa ne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/doganin-ne-dedigini-duymuyor-musunuz/">Doğanın Ne Dediğini Duymuyor Musunuz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beden için acıdan uzak, tin için tasasız olmaktan başka bir isteği var mı ki? Acıyı dindirebilen, tasayı yok edebilen her şey ona sevinç verir. Doğa, doğa olarak, bundan başka bir şey istemez. Eğer bizim evimizde ellerinde geceyi aydınlatmak için meşale tutan heykeller yoksa, her yanı gümüşle ışıldamıyor ve altın parıldamıyorsa, gitar sesleri duvarlarını çınlatmıyorsa ne çıkar, bir akarsu boyunda, bir ağacın dalları altında, dostların arasında, taze çimenlerin üstüne uzanarak, kolayca ve masrafsızca, kendimizi dinçleştirebilmek, hele hava bize gülümsüyorsa ve mevsim yeşil otların arasına çiçekler serpiştirmişse&#8230; bize yeter. Doğa bir gün elbette cevabını verecek. Belki bugün belki yarın. Tüm olaylara şahit kalan, bir çocuğun gözyaşlarına, bir kadının acizliğine, bir adamın mahcupluğuna, <span style="color: #000000;">kendi zenginliklerini arttırmak için kan dökmelerine, cinayet üstüne cinayet işleyerek zenginliklerini iki katına çıkarmalarına, kardeşlerinin cenaze törenleri onlar için haz konusu, yakınlarının sofraları kin kaynağı olmasına&#8230; </span>Elbette bizler ses çıkarmadığımız zaman doğa buna yanıt verecek. Yoksa nasıl oluyor da bu durumlara şahit olup cevap vermeyecek. Tasasızca çıldırmayacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/doganin-ne-dedigini-duymuyor-musunuz/">Doğanın Ne Dediğini Duymuyor Musunuz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/doganin-ne-dedigini-duymuyor-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6376</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yitik Gönlümün Huzurunda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yitik-gonlumun-huzurunda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yitik-gonlumun-huzurunda/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Dec 2016 06:20:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esra Gençler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[aşk mektubu]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6357</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevmek, neden bu kadar zor bir duygu! Hiçbir zaman anlayamayacak miyim, ama doğru bana bir kez bile anlatma lütfunda bulunmayan senden ne bekleyebilirim ki; Tabii sen de haklısın, yıllardır sana &#8216;aşığım&#8217; diyemeyen bir de ben vakası var&#8230; Kendime umutsuz vaka diyorum&#8230; Öyle değil miyim? Kaderden bir şans, umutla dolu bir yaşam beklemiyorum zaten, o beni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yitik-gonlumun-huzurunda/">Yitik Gönlümün Huzurunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevmek, neden bu kadar zor bir duygu! Hiçbir zaman anlayamayacak miyim, ama doğru bana bir kez bile anlatma lütfunda bulunmayan senden ne bekleyebilirim ki; Tabii sen de haklısın, yıllardır sana &#8216;aşığım&#8217; diyemeyen bir de ben vakası var&#8230; Kendime umutsuz vaka diyorum&#8230; Öyle değil miyim? Kaderden bir şans, umutla dolu bir yaşam beklemiyorum zaten, o beni aşar. Malum her hayalimiz yıkıldı, hayatlarımız yarım yamalak&#8230; İstediğimiz gibi değil; toplumun bizi yönlendirdiği şekilde yaşadık her şeyi! Hayat, kesin kurallardan ve cehennemden kurtaracak kimi emirlerden ibaretti. Oysa sevginin ne olduğunu, özgürlüğün insanın emellerine hizmet eden kanunlarla sinirlandiralamayacagini öğrenemedik. Doya doya gülümsemeyi velhasıl iyi bir kalp sahibi olmayı unuttuk. Bu yüzdendir ki hayatlar artık anlamsız, şiirler kifayetsiz, diller suskun kaldı. Şayet ben de şimdiye değin sustuysam ve hala susuyorsam bir nevi bundan&#8230; Çünkü insanlara ne dersen de sadece sesini işitirler; kafalarında ki ise kendi düşünceleridir. Bunu tecrübelerle öğrendiğim günden beri insanlarla iletişimimi kestim. İçinde yaşadığım toplumda duygularım, yaşamadan parçalanıp gidiyor. Susmaktan da yoruldum. Sana inat oluşan yorgun suskunluğumdan bitkin düştüm. Anlamani bekledikçe her geçen zamanda yitirdim; kelimeleri, umut dolu kahkahaları, hayata olan algımi&#8230; Elimde bir tek yıllardır biriktirdiğim yitik gönlümün huzuru olan sana  dair sevdam kaldı! Onunla nefes alıyorum. Her moralim bozulduğunda senin bendeki o saf, masum sevgini hatırlıyorum. Gonlum sızlasa da moralim düzeliyor. Bu nasıl bir çelişkidir bilmiyorum! Boşuna &#8216;aşk muammalardan ibarettir&#8217; dememişler. Onun izahı yok işte&#8230; Gönlüm sana çarparken, bir gülüşüne içim sizlarken; kelimeleri boğazımda düğümlemek öyle bir duygudur ki ifade edemiyorum. Ben ki kelimelerle her türlü oyunu oynayan yazarlık sevdasıyla büyümüşüm. Ama sende tutuklu kalıyor kalemim&#8230; Titriyor kelimeler, kalbim gene yorgun ve paramparça! Sebep olduğun eserinim&#8230; Kabul etsen de etmesen de&#8230; Yaşayan bir ölü gibiyim. Amacimi unutmuyorum ama duygularım kayıp! Onları bana verebilecek kadar cesur olabilir misin? Sanmam, kırılma cancagzimm! Bunu zamanında yapman gerekmez miydi? Vaktinden geç gelen gülümsemeler, neşeler ve mutluluklar hep yarım dır çünkü&#8230; Geç gelen baharlar gibi&#8230; Bir anlamı kalmaz, kış mevsiminin soğukluğu sarmıştır ruhları&#8230; Geç gelen bahar bu soğukluğu ruhlardan tamamen silip atamaz. Belki hiçbir zaman kavusamayacagiz. Kalbimde biriken  aşkımı senle paylaşamayacağım, umutlu da değilim zaten. Ama bu karaladiklarimi günü gelir de okumanı ne çok isterdim! kim bilir belki bir gün&#8230; Yaşayamadım bu kara sevdamı ama onunla ölmeye razıyım! Farketmez, ölüm bir kurtuluştur ne de olsa! Sorumluluklardan, insanların pervasizliklarindan, hayattan..<wbr></wbr>. Ama bir tek senden beni ayıramıyor. Kara sevdaların son duragidir, ölüm! Bizim kaderimizde böyle midir? Yaşayıp göreceğiz demiyorum. Kendi kaderimi kendim yazarım çünkü! Yanlışiyla doğrusuyla özgürce yazar ve yaşarım. Kaderime bile zıt gidebilecek bir inadım var. İnsanların beni anlayamadıkları ve hiçbir zaman da anlayamayacaklari ideal tarzım&#8230; Anlaşılmaya ihtiyacım yok ki, kilitli dudaklarım anlaşılmadiği için değil, anlatamadığı, sözcüklerim sende tıkalı kaldığı için suskun&#8230; Yoksa bir tek senin beni anlayabileceğinin farkındayım. Kızıyorsun! Belki de geç kalan, söylemediğim için yaşamamız mümkünken yaşayamadığımız mutlulukları solduran benim! Ne icap eder ki sonuç ta hüzün dolu bir sevda daha yaşanamadan kederleriyle boğuluyor işte! Anca kitaplara konu olabilecek,cesaretin ve azmin yokluğunun adıyiz artık! Bazen bir yaprak bazen ufak bir çisenti bazen de uzaklara dalışımın sebebi oldun ve öylece kaldın! Her &#8220;aşk&#8221; sözcüğü seni bana hatırlattı;acımasızca&#8230; Olsun be cancagzim! yüreğimdeki sızıma, dilimdeki mecburi suskunluğuma rağmen; her daim senin o güzel sevdanı yüreğimde taşımaya razıyım. Sitemim o ki, aramızdaki belirsizlik çizgisini keşke sevdamıza katip yok edebilseydik.Kendini  suçlama! Yaşandikça öğreniliyor işte çaresizliğin devasının olmadığı, gözyaşının çoğu zaman huzur kaynağı olduğu&#8230; Sen benim bitmesini hiç istemediğim aynı zamanda her bir damlanla da yüreğimi sızlatan gözyaşimsin. İçim baya dolmuş kolay bir gün değildi, Birgün anlatırım belki. Uzatmiyacagim daha fazla. Yorgunum, tek tesellim sen kaldın. Bedenen olmasan da ruhen yanımda kal. Elin elime değmese bile, ruhuna dokunan kalbimdeki sevgimle hep yaşa. Hoşça kal&#8230;</p>
<p>Bu aşk mektubunun devamını okumak isterseniz &#8220;<a href="http://www.sanatduvari.com/yalnizligimin-tecellisi-olan-sevdama/">Yalnızlığımın Tecellisi Olan Sevdama</a>&#8221; adlı mektuba göz atabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yitik-gonlumun-huzurunda/">Yitik Gönlümün Huzurunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yitik-gonlumun-huzurunda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6357</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnternet’te Olmanın Dayanılmaz Hafifliği!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Dec 2016 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Celeste Barber]]></category>
		<category><![CDATA[Contagius (Bulaşıcı)]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek sanallık]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[Jonah Berger]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6336</guid>
				<description><![CDATA[<p>Konu her ne kadar da psikolog ve psikiyatr konusu olsa da herkesin iyi kötü bir düşüncesi vardır. İnternette olmak ve yer edinebilmek adına sosyal ağlar bir cennet. Kendine hesap açan bir anda ünlü veya en azından tanınmış kişi profiline sahip olduğu düşüncesine kapılarak olmayan bir doyum yaşamaya çalışıyor. İşin kötüsü reel anlamda çakılmak gibi bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/">İnternet’te Olmanın Dayanılmaz Hafifliği!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Konu her ne kadar da psikolog ve psikiyatr konusu olsa da herkesin iyi kötü bir düşüncesi vardır. İnternette olmak ve yer edinebilmek adına sosyal ağlar bir cennet. Kendine hesap açan bir anda ünlü veya en azından tanınmış kişi profiline sahip olduğu düşüncesine kapılarak olmayan bir doyum yaşamaya çalışıyor. İşin kötüsü reel anlamda çakılmak gibi bir kavramla karşılaşmadığı için de bu yapay duruma inanıyor.</p>
<h2>Jonah Berger’in Contagius (Bulaşıcı) kitabı.</h2>
<p>Rakamlarla konuşmak gerekirse Jonah Berger’in Contagius (Bulaşıcı) adlı kitabında yer verdiğine göre atılan bir tweet en fazla 100 kişiye ulaşıyor. Ulaşması okunuyor anlamına gelmiyor elbette. Aynı durum facebook ve diğerleri için de geçerli. Hit olmuş bir başlığa atılan tweet sayısı ortalama 20 bin. Yirmi bin tweet dört kelimeden oluşursa eder seksen bin kelime yani ortalama 300 sayfalık bir roman. Şimdi kaç insan vardır bir gecede bir roman bitirebilecek? Yoktur demiyorum elbette vardır. Gelmek istediğim konu attığınız bir tweet ancak o esnada aynı konu için ekranı o anda açan kişi tarafından belki okunuyordur. Ünlü falan değilsiniz kendinize gelin. Çok okunan biri de değilsiniz ayaklarınız yere bassın.</p>
<p>Ancak derdinizi anlatmak istiyorsanız bir blogunuzun veya web sayfanızın olması bir nebze bu işe imkan sağlar.</p>
<h2>Gerçek sanallık!</h2>
<p>İnsanlar sanal gerçeklik kavramını o kadar çok benimsemiş durumdalar ki gerçek olan sanal gelmeye başladı. Fizikçilerin çok fazla üzerinde durdukları paralel evreni, insanlar dijital dünyada kendileri yarattılar. Gittikçe içine kapandığını fark edemeyen bireyler yalnızlaşmaya başladığını göremeyecek kadar kör duruma geliyorlar dijital dünya içinde. İnternetin kesilmesi veya şarjın bitmesi durumunda adeta yoksunluk hissi yaşayan insanlar bunu inkar ederek güçlü görünmeye çalışıyorlar. Dijital dünya bağımlılık olmaktan çıkıp yaşam biçimi haline dönüşmüş durumda.</p>
<h2>İlişki oyunları yükselen bir trend.</h2>
<p>Yalnızlaşan insanlar bireysel ihtiyaçlar adına yine dijital dünyanın kendilerine göre nimetlerinden saydıkları ilişki oyunlarına yöneliyorlar. Bu işin öncüsü olan toplum Asya ülkelerinde. Japonlar’ın ilişkilerde olan başarısızlıkları ve tek kişilik yaşam tarzları bir dönem uyumak için üretilen yastıkların kollarının olmasına sebep olmuştu. Bireyler o kadar kimsesiz haldeydiler ki uyumak için yastığa sarılma ihtiyacı duyuyorlardı. Durum böyleyken bu tür oyunlara öncülük etmeleri şaşılası bir durum değil. Kendilerine sanal sevgili bularak ilişkileri olduğunu varsayan bu insanların ileride bu ilişkilere bağlanılması durumunda sonuçlarının nereye varacaklarını hesap edecek sağduyuya sahip olmadıklarını sanıyorum.</p>
<h2>Celeste Barber gerçeği.</h2>
<p>Avustralyalı Celeste Barber ünlülerin verdiği pozlarla çok ciddiye alındığını belirterek kullanıcılara oldukça etkin bir mesaj veriyor. Ünlülerin verdiği pozların aynısını yapmaya çalışarak iki paylaşımı gözler önüne sunuyor. Takipçi veya aynı poz için aldığı beğeni sayısı orijinal fotoğraftan daha fazla. Verilen mesaj iki türlü ele alınabiliyor. Ya Celeste’nin dediği gibi ciddiye almanın anlamı yok. Veya ne kadar komik duruma düşülebileceğini göstermek üzere.</p>
<p>Kendiniz zaten yeterince özgünsünüz ve birilerine göre mutlaka özelsinizdir.</p>
<p>Hoşça ve dijitalsiz kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/">İnternet’te Olmanın Dayanılmaz Hafifliği!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6336</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Six Degrees of Separation Teorisi ve İnternette Tanrı’yı Oynamak!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 07:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Eagle]]></category>
		<category><![CDATA[Frigyes Karinthy]]></category>
		<category><![CDATA[Six Degrees of Separation]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya çağı]]></category>
		<category><![CDATA[Vastech]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6257</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi okuyacağınız bu makale her ne kadar kurgu gibi gelse de aslında gerçeğin ta kendisidir. Çok net söyleyememenin sıkıntılarını geçmişten beri yaşıyorum ancak gün geçtikçe insanların bu batağa daha fazla giriyor olması geri dönülemez noktaya varacağını hesap etmek benim için son derece ürkütücü. En büyük yanılgı beni kim ne yapsın? Sosyal medya ve internette insanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/">Six Degrees of Separation Teorisi ve İnternette Tanrı’yı Oynamak!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi okuyacağınız bu makale her ne kadar kurgu gibi gelse de aslında gerçeğin ta kendisidir. Çok net söyleyememenin sıkıntılarını geçmişten beri yaşıyorum ancak gün geçtikçe insanların bu batağa daha fazla giriyor olması geri dönülemez noktaya varacağını hesap etmek benim için son derece ürkütücü.</p>
<p><strong>En büyük yanılgı beni kim ne yapsın?</strong></p>
<p>Sosyal medya ve internette insanlar hep aynı yanılgıyla hareket ediyorlar. Ben suç işlemiyorum, ben sıradan biriyim ve kim beni ne yapsın. Bir başka yanılgı ise: denetleniyor veya izleniyor olabilir ama bu güvenlik için alınan bir tedbir ve tehlike veya tehdit oluşturabilecek kişiler için.</p>
<p><strong>Bilim boşuna değil, teorilerde laf olsun diye geliştirilmez.</strong></p>
<h2>Frigyes Karinthy “Six Degrees of Separation”</h2>
<p>Duymuş olabilirsiniz <strong>Six Degrees of Separation</strong> teorisi denen bir teori var. Mantık şu: dünyadaki herhangi iki insan arasında en fazla altı insan var. Erişilemeyecek olarak gördüğünüz her kim olursa olsun o kişiye en fazla altı kişiyle ulaşabiliyorsunuz. Teori 1929 yılında Macar yazar <strong>Frigyes Karinthy</strong> tarafından şekilleniyor. Arkadaşınızın arkadaşı, o’nun arkadaşı diye ardışık altı kişiyle iş bitiyor demek bu.</p>
<p>Böylesi bir insan zincirinin kaçıncı halkası olduğunuzu kestirebilmeniz son derece güç. Öte yandan siz her ne kadar da facebook, instagram ve diğer platformlarda gizlilik ayarlarınızla arkadaşlarınızın görünmesini engelliyor olsanız bile onlardan saklayabileceğinizi düşünmeniz bu işin mantığına ters. Ama bu yazıyı okuyan sizin, mesela Arizona’da yaşayan birine olan uzaklığınızı anında size söyleyebilirler. Altı kişi bile çok fazla gelmiş olabilir.</p>
<p>Güney Afrika’da <u>VASTech</u> firması var ve bu firma bir zamanlar bütün ülkenin telefon trafiğini denetleyen, dinleyen ve depolayan bir sistem satıyordu. O zamanlar böyle bir sistemin maliyeti 10 milyon dolar. Üstelik gsm görüşmelerinin ne zaman, hangi yerde(mümkün olan en yakın nokta baz alınarak) kiminle görüşme yaptığı, görüşmenin kaydı gibi kavramları çok basit şekilde veri deposuna aktarabiliyordu. Bununla da yetinmeyip sonsuza kadar kayıt tutmayı taahhüt ediyordu. Nereden mi biliyorum? Boş verin siz okuyun.</p>
<p>Şaşılacak bir durum yok zira ses dosyaları öyle sandığınız gibi çok yer kaplayan veriler değil. Basit bir örnekle olayın vahametini açıklayalım. Almanya gelişmiş ve sanayi devi bir ülke. Nüfusu yaklaşık 85 milyon. Nüfusun yarısının gsm abonelikleri olsa; eder size 42 milyon. Böylesi bir ülkenin telefon trafiğini takip etmek, yetmezmiş gibi en net şekilde ses kaydı yaparak depolamanın maliyeti bir zamanların fiyatlarına göre 30 milyon doları geçmiyordu. Bugünkü teknoloji ile bu rakam yarı yarıya düşmüştür.</p>
<p>Biraz deşilirse mesela Libya’da Kaddafi’ye satılan <em>Eagle</em> sistemi. E tabi ki söz konusu Libya olursa bu sistemi onlara satacak ülke elbette Fransa olacaktır. Al kullan! senin için her görüşmeyi kayıt ederiz, adamlarını eğitir ve programın nasıl harikalar yarattığını gözler önüne sereriz dediler. Sistem alındı mı? Sormanız bile hata.</p>
<p><strong>Gördüğünüz gibi sistemlerin maliyetleri öyle sanıldığı gibi yüksek değil.</strong></p>
<p>Sizi kim ne yapsın’a gelince: <strong>SixDegrees of Separation</strong> teorisinde kim için kaçıncı halkasınız bilemezsiniz. Size işleri düştüğü anda depolanan verilerden her şeyi alıp inceler, profilinizi ortaya çıkarır, oyunu kurar ve istediklerini elde edebilirler. Unutmadan! bu işlerin bir parçası olduğunuzu hissetmezsiniz bile.  Birileri yakın gelecekte Tanrı’yı oynamaya kalkarsa sakın şaşırmayın. Belki de oynamaya başladılar bile.</p>
<p>Sadece sosyal ağlarda değil bütün internet kavramı söz konusu olunca savunmasız olmak neredeyse her kullanıcının karşı karşıya geleceği bir durum. Yapılabilecek en doğru adım ise kişilerin zaaflarından mümkün olduğu kadar uzak durması olabilir. Sex, kadın, erkek, para, kumar ve benzer kavramlara olan zaaflarınız varsa, bunları internet ağında ne kadar saklayabiliyorsanız o kadar güvendesiniz demektir.</p>
<p>Hoşça Kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/">Six Degrees of Separation Teorisi ve İnternette Tanrı’yı Oynamak!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6257</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Said Halim Paşa’nın Sömürgecilik Eleştirisi Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Dec 2016 14:19:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[akademik makale]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel makale]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6249</guid>
				<description><![CDATA[<p>Said Halim Paşa’ya göre sömürgecilik, Batı medeniyetinin temellerini oluşturan maddeci düşüncenin bir sonucudur. Doğu ve Batı arasındaki dini düşmanlıkları azaltmış olsa da sömürgecilik, yol açtığı yıkımlarla İslam medeniyetine çok daha büyük zararlar vermiş; “sömürgeciliğin medeniyet söylemi”, İslam toplumlarının Batı medeniyeti karşısında benlik kaybına yol açtığı için İslam milletini felaketlere sürüklemiştir. Bu yönüyle sömürgecilikte, “azizler”in yerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/">Said Halim Paşa’nın Sömürgecilik Eleştirisi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Said Halim Paşa</strong>’ya göre <strong>sömürgecilik</strong>, Batı medeniyetinin temellerini oluşturan maddeci düşüncenin bir sonucudur. Doğu ve Batı arasındaki dini düşmanlıkları azaltmış olsa da sömürgecilik, yol açtığı yıkımlarla İslam medeniyetine çok daha büyük zararlar vermiş; “sömürgeciliğin medeniyet söylemi”, İslam toplumlarının Batı medeniyeti karşısında benlik kaybına yol açtığı için İslam milletini felaketlere sürüklemiştir. Bu yönüyle sömürgecilikte, “azizler”in yerini “kaşifler”; “şövalyeler”in yerini ise “müstemleke askerleri” almış ve Müslümanlar, “medeniyet”(!) adına türlü tecavüzlerle karşılaşmışlardır. Oysa, sömürgecilerin dinle ilişkilerini kesmiş olmaları, medeniyetle bir bağlarının olmadığını gösterir; İslam toplumlarında ise sömürgeciliğin etkisiyle din ve medeniyet bağının yanlış kurulması, sömürgeciliğe karşı direnişi güçleştirmektedir. Sömürgecilerin “medeniyet”(!) adına bilimi ve bilimsel düşünceyi empoze etme çabaları, İslam toplumlarının kurtuluşunu bilimde ve bilimsel düşüncede arama sayıltısına yol açmış; kendi ideallerini İslamiyetten alan İslam medeniyeti, kendi temellerine büsbütün yabancılaşarak sömürgeciliğe teslim olmuştur.</p>
<p><figure id="attachment_6251" aria-describedby="caption-attachment-6251" style="width: 207px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6251 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-207x300.png?resize=207%2C300" alt="Said Halim Paşa &quot;Buhranlarımz&quot;" width="207" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz.png?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz.png?w=312&amp;ssl=1 312w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6251" class="wp-caption-text">Said Halim Paşa &#8220;Buhranlarımz&#8221;</figcaption></figure></p>
<p><strong>Said Halim Paşa</strong>’nın sömürgeciliğe yönelik bu eleştirileri, bilim ve bilimsel düşüncenin toplumsal kurtuluşu sağlamaktan uzak ve yabancılaşmayı aşmada yetersiz olduğu yönünde bir kabulü yansıtmaktadır. Bilimle ya da bilimsel düşünceyle kurtuluş anlayışının merkezine sömürgeciliği yerleştiren bu tutumuyla Paşa, bunlar karşısında İslamiyeti ve dini kurtuluşu yüceltir. Sömürgecilerin dinle ilgisini kesmiş milletler olduğu eleştirisi, sömürgecilik eleştirisini dini bir temele oturttuğunu da gösterir. “Müslümanlar, artık görünüşte dinlerinden dolayı ayıplanıp hakarete uğramıyor, ama Avrupa ihtiraslarının tatmini için gerekli pazarların lüzumlu mahlukatı sayılıyor” (Said Halim Paşa, Tarihsiz:156) diyen Paşa, Batı dışı toplumlarda Batı medeniyetine yönelik öfkenin temel unsurlarından birinin sömürgecilik olduğunun altını çizer (Tarihsiz:164). Bu yönüyle sömürgecilik, yalnızca İslam medeniyetinin değil, aynı zamanda diğer medeniyetlerin de sonunu getirme çabasında olduğundan, ortak bir insanlık sorunudur. Nitekim sömürgecilik, yalnızca İslam toplumlarında değil, tüm insanlık aleminde “şahsiyet”i ortadan kaldırma ve maddeci düşünce temelinde yeni bir insan tipi yaratma çabasındadır. İslam toplumlarının “İslami şahsiyet”i ise bu çabalar karşısında en güçlü direniş noktasıdır (Tarihsiz:165-166).</p>
<p><figure id="attachment_6252" aria-describedby="caption-attachment-6252" style="width: 198px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-ve-Son-serleri.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6252 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-ve-Son-serleri-198x300.png?resize=198%2C300" alt="Said Halim Paşa &quot;Buhranlarımız ve Son Eserleri&quot;" width="198" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-ve-Son-serleri.png?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-ve-Son-serleri.png?w=303&amp;ssl=1 303w" sizes="(max-width: 198px) 100vw, 198px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6252" class="wp-caption-text">Said Halim Paşa &#8220;Buhranlarımız ve Son Eserleri&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Diğer taraftan, Paşa’ya (Tarihsiz:48) göre sömürgecilik, Batı dışı toplumların insan gücünü ve doğal kaynaklarını kullanmak için gerektiğinde kaba güç kullanımı dahil her türlü yönteme başvurur. Nitekim sömürgecilik, hedef ülkedeki birlik ve beraberliği bozmak, toplumsal yapının direnç göstermesini engellemek ve bu toplumların karşı koyma olanaklarını ortadan kaldırmak için, Batı medeniyetine yön veren kavram, değer ve ilkeleri kullanır; bunların içini boşaltarak sömürgeci amaçlar doğrultusunda bunları yeniden şekillendirir. Bu noktada Paşa, yalnızca Batı dışı toplumlarda bu kavram, değer ve ilkelerin içeriklerini göstermek istemez, aynı zamanda da Batı medeniyetinde bunların asıl içeriklerini göstermek ister. Dolayısıyla, Paşa’nın sömürgecilik eleştirisi, Batı medeniyetine ve bu medeniyeti oluşturan değerler sistemine “tepkisel bir karşı çıkış” ya da “serzeniş” olmak yerine, bu medeniyetin ve değerler sisteminin temellerini eleştirel olarak anlamaya dönük ciddi bir çabanın ürünüdür. Bununla birlikte, Paşa’nın ortaya koyduğu bu bilgilerin temel amacının bu kavram, değer ve ilkelerin Batı medeniyetindeki anlamını ortaya koymaktan çok İslam medeniyetinde yol açtığı/açacağı zararlı etkileri ortadan kaldırmak olduğu söylenebilir. Öyle ki, Paşa’nın Kanun-i Esasiye’ye bakışında ve Batı tipi demokrasi eleştirisinde, Batıda demokrasinin ne demek olduğunu ortaya koymaktan çok, Batı tipi demokrasinin İslam medeniyetinde bir karşılığının olmadığını; bu tür bir demokrasinin İslam milletinin birlik ve beraberliğine zarar verdiğini gösterme çabası esastır. Batı tipi demokrasiye geçiş denemelerini Paşa, “sömürge aydınlarının bozuk zihniyeti”ne bağlar ve sömürülenlerin sömürgecileri taklit etmesini, son derece bayağı bir durum olarak değerlendirir. Bu yönüyle sömürgecilik eleştirisi, Paşa’nın düşüncesinde bu bayağılaşmayı aşma olanağı olarak ortaya çıkar. Zira, Paşa’ya (Tarihsiz:86) göre sömürgecilik, kendi amaçları doğrultusunda belirli birtakım “yabancı tesirler”, “ırki rekabet ve nefretler” ortaya çıkartır; toplumu oluşturan değişik unsurlar arasındaki “uyuşma ve dostluk hisleri”ni bozar. Oysa, İslam medeniyetinde tarih boyunca, milli rekabetler ya da ırki nefretlere yer olmamış; özgürlük ideali, tüm unsurlara eşit feyz vermiştir.</p>
<p><figure id="attachment_6250" aria-describedby="caption-attachment-6250" style="width: 202px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Ahmet-Seyhun-Said-Halim-Pasa.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6250 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Ahmet-Seyhun-Said-Halim-Pasa-202x300.png?resize=202%2C300" alt="Ahmet Şeyhun &quot;Said Halim Paşa&quot;" width="202" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Ahmet-Seyhun-Said-Halim-Pasa.png?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Ahmet-Seyhun-Said-Halim-Pasa.png?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 202px) 100vw, 202px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6250" class="wp-caption-text">Ahmet Şeyhun &#8220;Said Halim Paşa&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Öbür taraftan, Paşa’nın sömürgecilik eleştirisi, aynı zamanda da İslam milletine yönelik birtakım eleştirileri içinde barındırır. Çünkü İslam milleti, değişmez ahlaki ilkelere göre değil, Batı medeniyetinin dini temelden yoksun dünya görüşüne ve yaşam tarzına göre hareket etme sayıltısı içine girmiş; bu ise içine düştüğü buhranların çözümünü engellediği gibi, bu buhranların daha da güçlenmesine ve sömürgeciliğin İslam coğrafyası üzerinde yayılmasına yol açmıştır. Keza sömürgecilik, İslam milletine sunduğu ideallerle İslam milletinin dinden kopmasına yol açtığı gibi, yarattığı tehlikelerle istibdat rejimine de meşruiyet sağlamıştır. Dolayısıyla, Said Halim Paşa’nın sömürgecilik eleştirisi, yalnızca sömürgecilerin ürettiği bilgi ve kullandıkları kaba gücü değil, aynı zamanda İslam milletini ve özellikle de yönetici kadrolarının tutum ve yönelimlerini de hedef almaktadır. Bu yönüyle bu eleştiri, teorik olmaktan çok, pratik amaçlara yönelir; fakat, pratik çerçevede teorik temeli ihmal etmekten de sakınır. <u>Said Halim Paşa</u> (1991:250), İslam toplumlarının sömürgecilik karşısında zafiyet göstermelerini engelleyebilmeleri için sürekli bir azimle çalışmalarının, doğa araştırmalarına önem vermelerinin, Batıyı bilim ve teknik yönüyle yakından takip ederek bu alanlarda kendilerini geliştirmelerinin önemine dikkat çeker. Müslümanların bu araştırmalardan uzak kalmaları ve dünyayı “Skolastik düşünce”yle kavramaya çalışmaları, bilim ve teknikte geri kalmalarına yol açtığı gibi, sömürgeciliğin tuzaklarına karşı savunmasız hale gelmelerine de yol açmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_6253" aria-describedby="caption-attachment-6253" style="width: 197px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Said-Halim-Pasa.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6253 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Said-Halim-Pasa-197x300.png?resize=197%2C300" alt="Kudret Bülbül &quot;Said Halim Paşa&quot;" width="197" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Said-Halim-Pasa.png?resize=197%2C300&amp;ssl=1 197w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Said-Halim-Pasa.png?w=296&amp;ssl=1 296w" sizes="(max-width: 197px) 100vw, 197px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6253" class="wp-caption-text">Kudret Bülbül &#8220;Said Halim Paşa&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>İslam toplumlarının ekonomik ve siyasi mahkumiyetlerini kendi elleriyle hazırladıklarına inanan Paşa böylelikle, bilim ve teknik alanlarında kaydedilecek ilerlemelerin sömürgecilik bağlamında ekonomik ve siyasi sonuçlarına dikkat çeker. Batıdan alınması gereken bilginin yalnızca bilim ve teknikle sınırlı kalması gerektiği konusundaki ikazı da yine garbiyatçı bir nitelik arz etmekte; bilim ve teknikte ortaya konulan bilgilerin dışında Batının ürettiği her bilginin Batı dışı toplumlara zarar vereceği söylemi (1991:255), Paşa’nın düşüncesinde garbiyatçı bir söylem olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim sömürgecilik, İslam milletinin bilim ve teknikte geri kalması ve metafizik alanındaki tartışmalara bağlı olarak ayrışması sonucu İslam medeniyetini yok etme noktasına gelmiştir ve bu durum karşısında Paşa, ortaya koyduğu garbiyatçı bilgiyle garbiyatçı hedeflerin gerçeklik kazanması mücadelesini bütünleştirir. Bu bağlamda, İslam toplumlarında sürmekte olan “felsefi münazaralar”la vakit geçirilmesini yadırgar, metafizik alanındaki bitimsiz tartışmaların İslam milletine hiçbir faydasının olmadığının altını çizer ve Müslümanlar arasındaki kısır çekişmelerin İslam toplumlarına ne gibi zararlarının olduğunu göstermeye çalışır.</p>
<h2>Kaynaklar</h2>
<ul>
<li>Bülbül, K. (2006). <strong><em>Bir Devlet Adamı ve Siyasal Düşünür Olarak Said Halim Paşa</em></strong>. (Birinci Baskı). Ankara: Kadim Yayınları.</li>
<li>Said Halim Paşa. (Tarihsiz). <strong><em>Buhranlarımız</em></strong>. (Haz. M. E. Düzdağ). Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul: Tercüman.</li>
<li>Said Halim Paşa. (1991). <strong><em>Buhranlarımız ve Son Eserleri</em></strong>. (Haz. M. E. Düzdağ). İstanbul: İz Yayıncılık.</li>
<li>Şeyhun, A. (2010). <strong><em>Said Halim Paşa Osmanlı Devlet Adamı ve İslamcı Düşünür (1865-1921)</em></strong>. (Çev. D. Göçer). İstanbul: Everest Yayınları.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/">Said Halim Paşa’nın Sömürgecilik Eleştirisi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6249</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vazgeçmedim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vazgecmedim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vazgecmedim/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 01 Dec 2016 11:30:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cemre Düzgün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6206</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vazgeçmedim, vazgeçemedim, geçmedim. Çok denedim yapamadım. Acısını çektim, sefasını da sürdüm. Ama o acı o kadar yoğundu ki, vazgeçmeyi denetti. O kadar zor ki o kararı almak, o bile içindeki sırça saraylarını yıkıyor  insanın. O kararı vermek ama uygulayamamak belki dünyanın en zor şeyi. Canın acısı ayrı, ona da dair ümitlerini bitirmek, sonra o ümitleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vazgecmedim/">Vazgeçmedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Vazgeçmedim, vazgeçemedim, geçmedim. Çok denedim yapamadım. Acısını çektim, sefasını da sürdüm. Ama o acı o kadar yoğundu ki, vazgeçmeyi denetti. O kadar zor ki o kararı almak, o bile içindeki sırça saraylarını yıkıyor  insanın. O kararı vermek ama uygulayamamak belki dünyanın en zor şeyi. Canın acısı ayrı, ona da dair ümitlerini bitirmek, sonra o ümitleri tekrar yeşertmek en zor süreçler. Kaç gece ağladım senin yüzünden ama tekrar ayağa kalkıp sana gülümseyebildim. Ben güçsüz değilim adam olmadım. Senin tanıdığın diğer insanlar gibi en ufak zorluklarda kaçmadım senden, ben başa çıktım, başa çıkamayacağı düşündüğüm konularda bile sana belli etmeden içimde savaşlar verdim, ben sağ çıktım anlatabildim mi? Kalkıp, toparlandım. Ben derdimi kimseye anlatamazken bile ayağa kalktım. Peki sen farkına vardın mı? Hiç sanmıyorum. Ben hala buradayım savaşmaya devam ediyorum, devam edeceğim. İçimde sana olan ümitlerim var olduğu sürece düşüp düşüp kalkacağım, sen beni düşürsen de, kalkmama yardım etmesen de, canımı acıtsan da, ağlatsan da, ben savaşacağım. Demiyorum ki bu dünyanın en büyük aşkı, ama benim için en büyük aşk. Ben kimse için bu kadar direnmezken senin için direndim. Sen beni küçük görebilir, hafife alabilirsin, dalga geçebilirsin. Farkında olsan bunların ayakta alkışlamaktan ellerin ayakların şişer biliyorum. Belki daha önce bu kadar sevilmedin o yüzden sana imkansız geliyor ya da ne bileyim yalan söylediğimi düşünüyorsun, ama herkese kolayca yalan söyleyebilen ben sana yalan söylemedim. Aslında o kadar kolaydı ki vazgeçmek ben kendimi zora koştum direnerek, oysa vazgeçmek için fazlasıyla yeterli geçerli sebeplerim var benim. Senin o kırılmayan inadını kırdım ben, o tabularını yıkmaya çalıştım belki yaptım belki yapamadım ama çalıştım. Şimdi söyle nasıl vazgeçeyim ben, sevmeyi öğrendiğim öğrettiğim adamdan nasıl ne sebeple vazgeçeyim. Her şeyim dediğim adama nasıl hiçbişeyim muamelesi yapayım. Tekrar söylüyorum iyi dinle beni ben vazgeçmedim vazgeçemedim, vazgeçmeyeceğim. Burdayım sana dair ümitlerim var bunlar benim için yeterli. Şimdi istediğin kadar saldır, vur, parçala. Yıkılmam</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vazgecmedim/">Vazgeçmedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vazgecmedim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6206</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günlük Kaç Bardak Kahve İçiyoruz?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunluk-kac-bardak-kahve-iciyoruz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunluk-kac-bardak-kahve-iciyoruz/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 Nov 2016 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Said Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Black Coffee]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6183</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güzel soru değil mi? Kahve içme konusunda sınırınız var mı peki? Ya da ne kadar kahve zararlı olabilir? Hem Amerika hem de Brezilya’da yaşadığım sıralarda ciddi manada kahve bağımlısı olduğumu hissediyordum. Öyle ki, kahvesiz geçen günlerde, baş ağrısı hiç terk etmezdi beni. Hala da öyledir, gerçi. Peki, sağlık? Sağlık hususuna gelince, herkes ‘çok kahve, vücudu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunluk-kac-bardak-kahve-iciyoruz/">Günlük Kaç Bardak Kahve İçiyoruz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel soru değil mi? Kahve içme konusunda sınırınız var mı peki? Ya da ne kadar kahve zararlı olabilir?</p>
<p>Hem Amerika hem de Brezilya’da yaşadığım sıralarda ciddi manada kahve bağımlısı olduğumu hissediyordum. Öyle ki, kahvesiz geçen günlerde, baş ağrısı hiç terk etmezdi beni. Hala da öyledir, gerçi. Peki, sağlık?</p>
<p>Sağlık hususuna gelince, herkes ‘çok kahve, vücudu öldürür’ diyor. Araştırmacılar ya da doktorlar ise kanseri önlediğini düşünüyor. Lakin, <strong>Black Coffee</strong> dediğimiz sütsüz siyah kahve, aşırı içtiğinizde biraz sıkıntı olabilir.</p>
<p><figure id="attachment_6185" aria-describedby="caption-attachment-6185" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/kahve-zararli-midir.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6185 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/kahve-zararli-midir.jpg?resize=640%2C480" alt="Kahve, aşktır.. Sadece biraz ‘dozunu’ kaçırmamamızda fayda var, o kadar..." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/kahve-zararli-midir.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/kahve-zararli-midir.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6185" class="wp-caption-text">Kahve, aşktır.. Sadece biraz ‘dozunu’ kaçırmamamızda fayda var, o kadar&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Gece-gündüz proje çalışanlarınız varsa, daha iyi anlar beni: kahve bir ‘life saver’, yani, ‘hayat kurtarıcı’.</p>
<p>Kahve de her içecek gibi zararları ile birlikte geliyor, tabi ki. Bu sebeple, her ne kadar sabahları uyanmamızı ve akşamları proje çalışırken uyumamamızı, ve yine hatta sırf zevk için sevdiğimizden içtiğimiz kahvelerimizi, biraz sınırlandırmamız gerekebilir.</p>
<p>Şu da bir gerçek ki: Kahve içen insanlarda cilt, karaciğer ve bağırsak kanserine daha az rastlanıldı.</p>
<p>Olsun, siz yine de, kahveyi bırakın diyorum gibi anlamayın bu yazdıklarımı&#8230; Kahve, aşktır.. Sadece biraz ‘dozunu’ kaçırmamamızda fayda var, o kadar&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunluk-kac-bardak-kahve-iciyoruz/">Günlük Kaç Bardak Kahve İçiyoruz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunluk-kac-bardak-kahve-iciyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6183</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şu Emoji veya Emoticonlar ve Sebep Oldukları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 09:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[emoji]]></category>
		<category><![CDATA[emoticon]]></category>
		<category><![CDATA[The Unicode Consortium]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6176</guid>
				<description><![CDATA[<p>The Unicode Consortium denen yapının amacı:  sözüm ona dünya üzerinde yaşayan toplumlardaki özellikle yüz ifadelerini bilgisayar ortamına taşıyarak emoji denen kavramı ortaya çıkararak yeni bir dil veya mesajlaşma sistemi oluşturmak. Sayfa adresleri Unicode.org uzantısından da anlaşılacağı üzere bir organizasyon. Vizyon ve misyonlarını ele alırsanız tamamen insanların anlaşabilme veya anlaşılabilme üzerine çalışmaları olduğunuzu okursunuz. Tabi ki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/">Şu Emoji veya Emoticonlar ve Sebep Oldukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>The Unicode Consortium denen yapının amacı:  sözüm ona dünya üzerinde yaşayan toplumlardaki özellikle yüz ifadelerini bilgisayar ortamına taşıyarak emoji denen kavramı ortaya çıkararak yeni bir dil veya mesajlaşma sistemi oluşturmak.</p>
<p>Sayfa adresleri Unicode.org uzantısından da anlaşılacağı üzere bir organizasyon. Vizyon ve misyonlarını ele alırsanız tamamen insanların anlaşabilme veya anlaşılabilme üzerine çalışmaları olduğunuzu okursunuz. Tabi ki her zaman olduğu gibi tamamen insanlara faydalı olmak ve de hiçbir çıkar gözetmeksizin olan çalışmalar bunlar.</p>
<p>Tam üyeler, kurumsal üyeler, destekleyen üyeler, yardımcı üyeler ve bireylerden oluşan bir organizasyon. Bunların içinde facebook, Microsoft, Adobe gibi hatırı sayılır kurumlar var.</p>
<p>Her duygu durumunu bir emojiyle anlatmak ne kadar mümkün? Daha kızgınlık ile öfke veya sinirli olma duygularının bile aynı olduğunu düşünen insanlar varken mi? Mutluyum! Ne kadar? Yanına birde yüz üzerinden rakam mı bırakacağız. Hadi bana, “bugün biraz tutarsız gibiyim üstelik emin de değilim” duygu durumunu anlatan bir emoji kurgulasanıza. Olmadı mı uzun olduğu için mi? Peki tek kelime olarak vereyim çizin bakalım. Buhranlardayım! Başa alalım.</p>
<p>Duygu ve his yanı şey mi? Karmaşık gelmesin. Yoğunluğu yüksek olmayan duygusal tepkinin farkındalığı his. Farkındalık bir anlamda. Peki duygu? Bu hislerin bedene ve zihne vereceği genel uyarılma. Hüzün ve üzüntüyü aynı emojiyle anlatmayı mı düşünüyorsunuz? Yoksa size göre ikisi de aynı mı?</p>
<p>Üstelik bunları küresel anlamda bir emojiyle veya dijital deyimle emoticon ile her duygu durumunda seç beğen olarak karşımıza sunacaklar. Sunuyorlar da zaten. Alıcısı olduktan sonra neden sunulmasın?</p>
<p>Pandomim sanatçılarına sorsanıza duygu tanımlamaları tek başına yüz ile mi yapılıyor? Yoksa beden dili olmazsa olmazları mıdır? Parmağa batan bir iğneyi ve sonra acısını nasıl tek bir yüz ifadesiyle anlatabilir? Şimdi dijitalleşen birileri kalkıp gif lafları etmesin.</p>
<p>Senin duygu durumların o kadar basite alınıyor ki farkında bile değilsin. Bir sevgili, bu duygu durumlarını anlamasa olası kavgaya anında davetiye çıkarmaz mı? Kaleminizi elinizden alıyorlar fark edemiyor musunuz? Bir cümle yazmak ne kadar da zor geliyor insanlara. Gülücük gönderdim, ee alay mı ettin, komik mi geldi? Yoksa gülümseme miydi? Gülümseme derken soğuk mu içten mi?</p>
<p>Bu araçlar çok masum gelebilir. Bilgisayarlar henüz duyguları tanımıyor ve anlamıyor. Onlar sayısal değerlere bakar. Emojiler de bilgisayarlar için birer sayısal veridir. Bir paylaşım değerlendirilirken kolaya kaçmanız açısından değil, kategorize edilmeniz açısından son derece akıllıca bir yol. Gönder bir paylaşım beğeni almasını bırak, gelen emojilere göre bilgisayar bu paylaşımı şu kadar kişi komik, bu kadar kişi iğrenç, bu kadar kişi sevinçle karşıladı diye geri dönüşler alır. Sonra otur ayıkla şu paylaşımı sevinçle karşılayanların isim listesini. Saniyeler içinde üstelik. Nasıl olsa kılavuzu göndermişsin ve insanlar emojilerle sana geri dönüşler yapmış.</p>
<p>Bu bir makine ve ancak 0 ve 1’lerden anlar. Aynı paylaşım için faklı bir değerlendirme yapalım. Yaz bakalım o paylaşımın altına bir cümle yorum. Bana göre iğrenç gibi ama tam da emin değilim de. Veya “ay sevinçle karşıladım ayaklarım yerden kesildi.” Sonra otur yerine bak bakalım bilgisayar denen makine bunları ayıklayabiliyor mu? Makineyi insana çeviremezsin ama en azından yapmaya çalıştığı iş için maymuna çevirebilirsin.</p>
<p>Kolaya kaçma, basitleşme biraz emek ver. Kaybedeceğin hiçbir şey yok aksine kazanacağın çok şey var. Düşünsene arkadaşının gönderdiği bir fotoğrafı beğenmekten ziyade, “üzerindeki kazağa bayıldım” demek sana ne kazandırır. Veya: “dostum sen de iyi görünüyorsun arkada ki manzara da. Neresi orası merak ettim”</p>
<p>Bu ve benzeri cümleler,  dahası bilgisayar dilinde yorumlar, konuşmayı ileti-şemeyen insanları yalnızlıktan ve soğuk ifadelerden çekip çıkarmış olmaz mı?</p>
<p>Hiç tanımadığınız bir insanın bir iletisine iltifatta bulunmak ne kaybettirir? Kaleminizi bırakmayın. Şu dijital dünyaya bir başkaldırı istiyorum herkesten. Bu gidişle edebiyat bir tarih olacağa benziyor.</p>
<p>Hoşça-Sanatla ve sevgiyle kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/">Şu Emoji veya Emoticonlar ve Sebep Oldukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6176</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dijital Sanat, Sanat Mıdır?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Nov 2016 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Beş Hececiler]]></category>
		<category><![CDATA[dijital müzik]]></category>
		<category><![CDATA[dijital resim sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[İtalyan edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Maviciler]]></category>
		<category><![CDATA[modern sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Turing Eşiği]]></category>
		<category><![CDATA[Vasili Kadinskiy]]></category>
		<category><![CDATA[Yedi Meşaleciler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6098</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yapılan, üretilen ve gerçekleştirilen her işe sanatı bir şekilde işin içine dahil etmek pekala mümkündür. Sanatın içine bir takım kavramları sokmak ne kadar doğru? Kaşığı fincanın içine sokabilirsiniz ancak fincanı kaşığın içine sokmak ne kadar mümkün? Zorlama ile sanat yapılacağını düşünmek bırakın olmayı kıyısından bile geçmemeli. Sanayi devrimi denince artık akla yazılımlar ve dijital dünya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/">Dijital Sanat, Sanat Mıdır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan, üretilen ve gerçekleştirilen her işe sanatı bir şekilde işin içine dahil etmek pekala mümkündür. Sanatın içine bir takım kavramları sokmak ne kadar doğru?</p>
<p>Kaşığı fincanın içine sokabilirsiniz ancak fincanı kaşığın içine sokmak ne kadar mümkün? Zorlama ile sanat yapılacağını düşünmek bırakın olmayı kıyısından bile geçmemeli.</p>
<p>Sanayi devrimi denince artık akla yazılımlar ve dijital dünya gelince,  insanlar sanata da uzak kalmaması adına dijital sanat denen bir kavram geliştirdiler.</p>
<p>Görünürde zor bir iş gibi durmuyor. Durmaması çok kolay zira dijital sanatta veya sanatlarda estetik kaygısı hiç yok. Estetik sanıyorum ki bu alanda yanlış anlaşılıyor. Pürüzsüz bir yüzey veya eğrisi olmayan bir çizgi göze hoş gelebilir ama estetik midir? Yaşasaydı ve bu olanları görseydi Vasili Kadinskiy, şu benim onca zamanımı alarak okuduğum Sanatta Zihinsellik Üzerine adlı kitabı yazmayı düşünür müydü? Hadi ben bir sanatçı değilim ancak okuduğumdan elde ettiğim çıkarımlar doğrultusunda sıradan bir bakış açısı sunabilirim. Merak ettim benim düşünceme yakın birileri var mıdır diye. İnternet sayfalarında gezindim arama ifadem “Dijital Sanat, Sanat mıdır? Oldu.  Sonuç tam bir hayal kırıklığı bu konuda yazılmış bir makale bulamadım. Birkaç sanat ve tasarım arasındaki farkı anlatmaya çalışan kişiler haricinde elde edebileceğiniz bilgi yok. Olmadığı gibi dijital tasarımı bir sanat gibi değil düpedüz sanat olarak görenler var. Biri bana sanattan hiç mi hiç anlamadığımı söylesin de hiç olmazsa yanılanın ben olduğumu kabul etmiş olayım. Aynı parametreleri paylaşıyorsak okumaya ce düşünmeye devam.</p>
<p>Sanatta öncelikli vurgu özgün olması ve beraberinde hatasız değil tam aksine hatalı olması değil midir? O fark edilmesi güç olan hatalar zaten ortaya çıkan esere başlı başına bir estetik vermez mi?</p>
<p>Dijital dünyayı sanatın içine bu kadar fütursuzca sokmak sanata ve sanatçıya biçilen değeri düşürmeyecek mi?</p>
<p>Bilgisayar ekranlarında hazırlanan tasarımlar kimlere göre sanat olarak adlandırılıyor? Ortaya çıkan eser bir ekranda boy gösteriyor. İyi bir yazıcın varsa gönder yazıcıya çoğalt çoğaltabildiğin kadar. Üstelik hepsi orijinal. Hangi sanatçı yaptığı bir tablonun tamamen aynısını ikinci kez yapabilir? Cevabınız elbette ki hiç kimse olur. Ama soru zaten sanata uygun değil ki? Hangi sanatçı aynı eseri ikinci kez yapma ihtiyacı duyar? Sanırım ne demek istediğim gayet iyi anlaşılıyordur.</p>
<p>Daha spesifik olmaya çalışalım. Turing Eşiği denen bir kavram var. Basit tanımlaması şu: Bir bilgisayarın dahası bir makinanın sizi insan olduğuna inandırabilme oranı. Bu eşik %30 olarak belirlenmiş. Bilmeyenler veya duymayanlar için söylüyorum bilgisayarın yazdığı bir şiir bu eşiği çoktan aşarak %48’lere ulaştı. Şiir sevmem demiyorum ancak pek anlamam. Şiir severler için çok büyük bir kayıp olduğu düşünülebilir. Bir yapay zeka bir şiir yazıyor ve bunun bir insanın eseri olduğu anlaşılamıyor. Şairler veya şiir severler ne düşünüyor merak ediyorum. Sonra kafamı kurcalayan neden şiir? Sorusu. Düz mantıkla ve estetik kaygısı duymadan yazıyorum tıpkı dijital sanatta bilgisayarların ve yazılımların yaptığı gibi. Deneme şiirle yapıldı çünkü aslında şiir yazdığını sananlar veya şiirden anladığını sananlar aslında ne yazdıklarını veya ne okuduklarını anlamıyorlar. Dijital düşünmeye devam.  Şiir seçildi çünkü kısa olması çok uğraşmaya değmeyeceği için.  Dijital düşünceye son örnek: şiir çünkü kelimeleri bir araya getir imla kuralıda olması gerekmez herkes kendinden bir şeyler buluverir.</p>
<p>Bu yazıyı okuyan şair veya şair ruhlu, şiir sever birileri bana kızabilir. Ne saçmalıyorsun sen diyebilir. Bana değil dijital dünyaya kızın. Hatta bugüne kadar benden başka kızana bile rastlamadım. Ama şairler ve şiir severler naiftir bana kızacaklarını sanmıyorum ama biraz sınırları zorlamaya ve sizi manipüle etmeye ihtiyaç duyduğum için uslu durmak istemiyorum.</p>
<p>Ben roman severim ve iddia ediyorum ki bir bilgisayar kalkıp roman yazsa bitirmeden daha başlarda bunu anlarım. Bu şiir işini bilgisayara yaptırmak isteyen mantık sanıyorum ki şairlerle alay etmek için deneme yapmış. Umarım kızıyorsunuzdur. Kızmanızı da çok istiyorum. Belki birileri yapay zeka denen robotların bazı alanlara girmesini engellemek için bir çaba sarf eder.</p>
<p>Düşünsenize bir teknoloji mağazasına gidiyorsunuz ve robotlar var ve üzerinde etiketler var “Yedi Meşaleciler” tadında. Altı farklı versiyonu var. Yedi Meşaleciler, Beş Hececiler, Maviciler, Fransız Edebiyatı,  İtalyan Edebiyatı ve Klasikler. Şu tuşa basınca seçim yapıyorsunuz hangi tür şiir istiyorsunuz diye. Bakın Aşk, Melankoli, Bahar esintisi. Siz seçin işlemcisi sayesinde istediğiniz şiiri size sıfır ile 30 saniye arasında yazabiliyor. Üstelik bu robotu alana yanında şarjlı el süpürgesi hediye.</p>
<p>Sanat yerlerde sürünecek bu gidişle.</p>
<p>Yazıyı çok uzun tutmamak adına diğer sanat alanlarına girmeden yarım kalmış bir halde bırakıyorum. Yazarsam sadece şair ve şiir severleri ayaklandırmam diğer alanlarda saç baş yoldurabilirim. Saç baş yoldurmak bir deyimdi değil mi? Acaba bir yapay zeka bunu daha estetik nasıl tanımlardı?</p>
<p>Dijital dünyaya karşı olan en azından bu dünyanın girmemesi gereken alanlar olduğunu savunan biriyim. Sanat, bu alanlardan biri. Sanatseverlerin en azından diğer insanlara oranla daha kararlı bir duruşu olduğuna inandığım için sizlerin bu savaşta yerinizi almanızı umuyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/">Dijital Sanat, Sanat Mıdır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6098</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dikkat Faşizm!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dikkat-fasizm/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dikkat-fasizm/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Nov 2016 05:26:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Aristo]]></category>
		<category><![CDATA[Roland Barthes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6089</guid>
				<description><![CDATA[<p>Faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir demiş Roland Barthes. O yüzden ben bugün ki faşizm algısının bahsedilenden çok farklı olduğunu ve el değiştirip sosyalist ideolojilere sızarak burada da kabuklaştığını düşünüyorum. Demokrasiden bahsedip de antidemokrat olanlar bunun delili değil midir? Tabi demokrasi kavramı da ayrı olarak irdelenmeli. Keza daha önce Platon&#8217;un tüm yönetim sistemlerinin zamanla bozulacağını, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dikkat-fasizm/">Dikkat Faşizm!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir demiş Roland Barthes. O yüzden ben bugün ki faşizm algısının bahsedilenden çok farklı olduğunu ve el değiştirip sosyalist ideolojilere sızarak burada da kabuklaştığını düşünüyorum. Demokrasiden bahsedip de antidemokrat olanlar bunun delili değil midir? Tabi demokrasi kavramı da ayrı olarak irdelenmeli. Keza daha önce Platon&#8217;un tüm yönetim sistemlerinin zamanla bozulacağını, demokrasinin de yozlaşarak despotizme dönüşeceğini belirttiğini söylemiştim. Hatta bunun üzerine demokrasi obsesiflerinin &#8220;Peki demokrasi bile çözüm değilse çözüm ne? &#8221; diye düşünürken Aristo&#8217;nun;</p>
<p>“<em>Demokrasi dejenere bir siyasettir. İktidardaki güç sahiplerinin kendilerini sınırlamaları gerekiyor. Aksi halde, gücü elinde bulunduranlar yetkilerini kötüye kullanabilirler. Toplum iyilik ve felsefe (ki buna bazı kitleler felsefe diyor, biz başka bir tanım kullanıyoruz) ile yaşamadıkça demokrasi sakıncalıdır. Çünkü çok az insan bile bencil olsa, iyi insanları kandırabilir. En çok bağıran, en çok yalan söyleyen başa geçebilir.&#8221;</em> sözüyle cevabın çıkmaz sokak olduğunu gördüklerinden bahsetmiştik.</p>
<p>Bundandır ki bugün sanat ve kültürel faaliyetlerin birilerinin tekelinde olduğunu söylersek yanılmayız. Son yaşadığımız Altın Kelebek Ödülleri&#8217;nde Diriliş Dizisi&#8217;ne yapılanlar haksızlık bunun örneği değil midir? Görmezden gelemedik ama beğenmiyoruz da yaklaşımındaki bu tavrın ne izahı var. Birilerinin Beyaz Türkler dediği, kendini aydın gören bazı kesimlerin kendi ellerindeki tekelin başka eksene kaymaması adına yaptığı davranışlardan sadece biriydi bu. İşte o yüzden faşizm algısı yıllar önce el değiştirip sosyalist ideolojilere sızdı ve tekelleşti diyorum. Ve kabuklaştı. Maalesef bu kabuğu kırmak en dogma din ritüellerinin bile ötesinde.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dikkat-fasizm/">Dikkat Faşizm!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dikkat-fasizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6089</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir İstihbarat Kaynağı Olarak Sosyal Medya!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 Nov 2016 09:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6065</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilgisayar mantığı ekseninde düşünülecek olursa her yazılım aslında bir demodur. Kullanımı yaygınlaştıkça kendini yeniler, geliştirir ve aksaklıkları analiz ederek yeni bir sürümü ortaya çıkarılır. Bu durum yazılımın esnek olmasını sağlar ve kullanıcılara daha kullanışlı bir alan açar.  Sonu gelmiş bir yazılım yoktur sürekli gelişmekte olması sürekliliğini sağlar. Bu minvalde düşünülecek olursa, piyasaya sürülen her yeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/">Bir İstihbarat Kaynağı Olarak Sosyal Medya!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bilgisayar mantığı ekseninde düşünülecek olursa her yazılım aslında bir demodur. Kullanımı yaygınlaştıkça kendini yeniler, geliştirir ve aksaklıkları analiz ederek yeni bir sürümü ortaya çıkarılır. Bu durum yazılımın esnek olmasını sağlar ve kullanıcılara daha kullanışlı bir alan açar.  Sonu gelmiş bir yazılım yoktur sürekli gelişmekte olması sürekliliğini sağlar.</p>
<p>Bu minvalde düşünülecek olursa, piyasaya sürülen her yeni yazılım başlangıçta son derece iyi amaçlar için hazırlanır. Bugün dünyanın her yerinde tercih edilen facebook, instagram, twitter gibi platformlar başlangıçta kendi misyonunu kullanıcılara sunmak üzere hazırlanmıştır.</p>
<p>Tamamen kurgusal olarak düşünerek, kendi içinde sürekli olarak genişleyen ve gelişen bu platformlardan yeni çıkarımlar elde edilebileceğini birileri mutlak suretle görmüş olmalıdır.</p>
<p>Kendi hesabınızda olan kişilerin kavramlara veya kişilere karşı tutumlarını veya tavırlarını görmek son derece basittir.  Herhangi bir parti liderini yüceltmek gibi bir içerik üretirseniz bunun alacağı beğeniler size hangi takipçiniz veya arkadaşınızın destekçisi olduğunu anlamanızı sağlar. Beğeni göndermeyen kişiler için iki ihtimal vardır ya görmemiştir ya da tavrı o lidere karşıdır. Birkaç kez benzer içerik ürettiğinizde sonucu almış olursunuz.  İçerikler hazırlanırken en ince detayına kadar düşünülerek hazırlanırsa elde edeceği veri ürkütücü olabilir.</p>
<p>İnsan psikolojisi her ne kadar uzmanlık alanım değilse de davranış psikolojisini iyi kötü herkes bir parça bile olsa anlar. Sevdiğiniz kavramlara bazen karşı koyamayabilirsiniz. Tıpkı çikolatayı seven birinin ikram edilince reddedemeyeceği gibi. İlgisiz kalmak bile başlı başına aynı fikirde olmadığının göstergesidir.</p>
<p>Hızını alamayan veya tuzağa düşen kullanıcı öfkeyle veya zevkle yorum bile yazabilir.</p>
<p>Basit bir içerik üretsek neler elde ederiz?</p>
<p>İçeriğinizde siyah bir fon düşünü ve üzerinde kırmızı yazıyla “En Sevdiğim Renk Kırmızıdır diye bir not düşün. Arkadaş listenizde bin kişi olduğunu varsayalım. Refleksler devreye girer ve aynı gün içinde olmasa bile en fazla ikinci gün sonuçlar gelir. Neler mi gelir? Beğenenler sizinle aynı görüştedir. Beğenmeyenler dayanamaz altına yorum yapar: Hayır mavi, bence Siyah, katılmıyorum Yeşil diye devam eden yorumlar arka arkaya gelmiş olur. Basit bir içerikle üstelik kırmızı rengini seçerek arkadaşlarınızın kaçının hangi rengi sevdiklerini öğrenmek pekâlâ mümkündür. İşin garip tarafı siz onlardan renklerini sormamışsınızdır.</p>
<p>Bir renk ile yola çıkılıp onlarca rengi almak ne kadar ve basit.</p>
<p>Bunu yapmanız size Sosyal Bilimler adına bir veri kazandırmış olabilir. Bu son derece masum bir çalışmadır ve bilgiye yöneliktir. Veya bunu yapmanız bir sosyal deney malzemesi bile olabilir. Bu tamamen sizin hayal dünyanız veya amacınıza yönelik bir çalışma olur.</p>
<p>Masum bir içerik değilse?</p>
<p>Bana göre insanların sosyal medyayı dahası interneti özgür bir ortam olarak sanmaları en büyük handikaplarıdır.</p>
<p>İnsanlara özgür bir alan açtıkları düşünülen platformlarda birileri istediği gibi at koşturuyor ve büyük bir kesim tamamen uykuda.</p>
<p>Bahsettiğim bu kurgu buzdağının görünen yüzü değil,  üzerinden düşen minik bu parçaları olarak algılamanız dileğiyle Hoşça kalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/">Bir İstihbarat Kaynağı Olarak Sosyal Medya!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6065</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sömürgecilik Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Nov 2016 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Gayatri Chakravorty Spivak "Madun Konuşabilir mi?"]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Lenin " Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm"]]></category>
		<category><![CDATA[Mahasweta Devi "Imaginary Maps"]]></category>
		<category><![CDATA[Raimondo Luraghi "Sömürgecilik Tarihi"]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel materyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6000</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sömürgecilik konusunda yapılagelen tartışmalar, kullanılmakta olan kavramlardan dolayı son derece karmaşık ve yanıltıcı olabilmekte. Zira sömürgecilik, insanlık tarihi içinde yaklaşık üç bin yıllık bir olgudur ve bu kadar uzun bir zaman dilimini kapsayan bu olgu hakkında herhangi bir kavramsallaştırma yapmak, kavramsal bilgiler ve olgular arasında denge kurmak epeyce güçtür. Tarih boyunca sömürgeciliğin tanımı, yöntem ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/">Sömürgecilik Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sömürgecilik</strong> konusunda yapılagelen tartışmalar, kullanılmakta olan kavramlardan dolayı son derece karmaşık ve yanıltıcı olabilmekte. Zira sömürgecilik, insanlık tarihi içinde yaklaşık üç bin yıllık bir olgudur ve bu kadar uzun bir zaman dilimini kapsayan bu olgu hakkında herhangi bir kavramsallaştırma yapmak, kavramsal bilgiler ve olgular arasında denge kurmak epeyce güçtür. Tarih boyunca sömürgeciliğin tanımı, yöntem ve teknikleri, yol açtığı yıkımlar, ödettiği bedeller, çok farklı biçimlerde açığa çıkmış; bütününde bakıldığında tek bir <em>sömürgecilik</em> tanımı ya da yöntem ve tekniği hakkında herhangi bir bilimsel inceleme yapmak epeyce güçleşmiştir. Bilimsel incelemeler çünkü, özel bir kavramsal terminolojiyi içerir; sömürgecilik söz konusu olduğunda ise araştırmacının önüne dipsiz bucaksız bir inceleme alanı çıkmaktadır. Ayrıca sömürgecilik, bilimsel araştırmalarla incelenemeyecek çok sayıda travmatik olgu ve olayı da içinde barındırmaktadır. Bu tür olgu ve olaylar, bilimsel kavramsallaştırmalar içinde değerlendirilemez. Bu boşluğu doldurması gereken asıl çevreler, sömürgelerdeki gerçek aydınlardır; özellikle de edebiyatçılar.</p>
<p><figure id="attachment_6010" aria-describedby="caption-attachment-6010" style="width: 198px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Luraghi-Sömürgecilik-Tarihi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6010 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Luraghi-Sömürgecilik-Tarihi-198x300.jpg?resize=198%2C300" alt="Raimondo Luraghi &quot;Sömürgecilik Tarihi&quot;" width="198" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Luraghi-Sömürgecilik-Tarihi.jpg?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Luraghi-Sömürgecilik-Tarihi.jpg?w=298&amp;ssl=1 298w" sizes="(max-width: 198px) 100vw, 198px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6010" class="wp-caption-text">Raimondo Luraghi &#8220;Sömürgecilik Tarihi&#8221;</figcaption></figure></p>
<h2>Sömürgecilik</h2>
<p>Raimondo Luraghi’ye (1921-2012) göre sömürgecilik, teknik gücünü askeri güce dönüştüren Batının bu yolla dünyanın geri kalan kısımlarını ekonomik ve siyasi tahakküm altına almasıyla başlamıştır. “Batı medeniyetiyle karşılaşma”, sömürgeler için “medeniyete katılma” değil, ekonomik ve siyasi tahakküm altına alınma anlamına gelir. Marksizm’e göre ise <strong>sömürgecilik</strong>, kapitalizm öncesi döneme özgüdür ve Batı Avrupa’da kapitalizmin kuruluşuna eşlik eder. Modern sömürgeciler, hedef ülkeden haraç mal ve zenginlik toplamaktan daha fazlasını yapar; bu ülkelerin ekonomilerini kendileriyle karmaşık birtakım ilişkiler içine sokarak kara ve üretim araçlarına el koyarlar. Kapitalizmin belirli bir aşamasında ortaya çıkan modern sömürgecilik, ekonomi kaynaklı bir gereksinimdir ve literatürde buna <em>emperyalizm</em> de denilmektedir. Kelime anlamına bakıldığında <em>emperyal</em>, Batı dillerinde “buyruk” ya da “üstün güç” anlamına gelir ve “imparatorlukla ilgili” olarak kullanılır; “despotik bir idare tarzı”na göndermede bulunur. Ancak, “post-kolonizm”deki <em>post</em> ekinin zamansal anlamda mı yoksa ideolojik anlamda mı bir “sonralık” bildirdiği tartışmalıdır. Kimi araştırmacılar, bu eki zamansal anlamda; kimileri ise ideolojik anlamda bir “sonralık” olarak okur.</p>
<p><figure id="attachment_6009" aria-describedby="caption-attachment-6009" style="width: 199px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Lenin-Kapitalizmin-En-Yüksek-Aşaması-Emperyalizm.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6009 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Lenin-Kapitalizmin-En-Yüksek-Aşaması-Emperyalizm-199x300.jpg?resize=199%2C300" alt="Lenin &quot; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm&quot;" width="199" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Lenin-Kapitalizmin-En-Yüksek-Aşaması-Emperyalizm.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Lenin-Kapitalizmin-En-Yüksek-Aşaması-Emperyalizm.jpg?w=295&amp;ssl=1 295w" sizes="(max-width: 199px) 100vw, 199px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6009" class="wp-caption-text">Lenin &#8221; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Sömürgeciliğin tarihsel serüvenine baktığımızda, sömürgecilerin bir kısmının hedef ülkeleri acımasızca yakıp yıkarken bu ülkelerin diliyle ve kültürüyle oynama yoluna gitmediğini, kendi kültürlerini onlara dayatmaya çalışmadığını görüyoruz. Başka bir kısım sömürgeciler ise hedef ülkeler üzerinde herhangi bir maddi yıkıma kalkışmamışken, onların diliyle ve kültürüyle oynayarak kendileri için yüksek menfaate dayalı maddi ve kültürel bağlar kurmuşlardır. Bu sömürgeler üzerinde siyasi egemenlikleri sona ermiş olsa da bu ilişkiler sayesinde bu tahakkümlerini korumayı bugün de başarmaktalar. Üstelik, “bağımsızlık”(!) düşüncesinde olan pek çok sömürge aydını için de bu bağlar, ciddi birtakım çelişkilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. <u>Sömürgecilik</u> aslında keşif, fetih ve ilhak politikaları üzerinden tanımlı ekonomik ve siyasi bir olgudur. Özellikle de on beşinci yüzyıldan sonra Batı Avrupa’da kapitalizm öncesi aşamada sermaye birikiminin sağlanmasında büyük rol oynamıştır; Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın doğal ve insani kaynaklarının sömürülmesi, Batı Avrupa’da kapitalizmi hazırlamıştır. <em>Oxford English Dictionary’</em>de ise <em>sömürge</em> (<em>colony</em>) kelimesi, “çiftlik ya da yerleşim birimi” anlamında kullanılmaktadır. Nitekim, başka topraklara yerleşseler de Roma yurttaşı sayılmaya devam eden Romalılara <em>colonia</em> denirdi; “sömürgeci” ise “anayurtla bağını koruyarak bir topluluk oluşturan belirli bir grup insan”dı. Romalılar, başlangıçta üç yüz yurttaşlık filolar halinde deniz sınırlarını korumaktaydı. Zamanla bu filolar, birer işgal gücü haline geldi ve kurdukları yeni yerleşim birimlerine <em>koloni</em> denilmeye başlandı. M. S. 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu, en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Romalılarda sömürgeciler, anayurtta sahip oldukları yurttaşlık haklarına sömürgelerde de sahiptiler ve anayurtla bağlarını korudular. Yerli halk ise hiçbir zaman bu haklardan yararlanamadı.</p>
<p><figure id="attachment_6011" aria-describedby="caption-attachment-6011" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6011 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg?resize=640%2C462" alt="Büyük Roma İmparatorluğu" width="640" height="462" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg?resize=536%2C386&amp;ssl=1 536w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6011" class="wp-caption-text">Büyük Roma İmparatorluğu</figcaption></figure></p>
<p>Roma idaresi altında hangi topluluğa hangi hak ve özgürlüklerin tanınacağı, Romalılara olan “yakınlık” ve “gösterdikleri tutum”a göre belirlendi; iki yüzü aşkın sömürgeye sahip Romalılar, bazı sömürgelere kısmi muhtariyet tanıdıkları gibi, kendilerini korumakla görevli Latinlere de yurttaşlık haklarından kısmi olarak yararlanma hakkı verdiler. Ne var ki, Avrupa-merkezli bu <em>sömürge</em> tanımında yerli halka gönderme yapılmamakta ve bu yerleşim birimlerinin savaş ve çeşitli tahakküm yöntemleriyle ele geçirilmiş olduğu gerçeği dile getirilmemektedir. Üstelik, Batı dillerinde kullanılan <em>sömürgeleştirme</em> (<em>colonization</em>) kelimesi de yine, hiçbir olumsuz anlam ifade etmemekte; “yeni yerleşim birimlerinin açılması” anlamına gelmektedir. Keza, Romalılardan çok sonra da bu kelimeler, yakın ve benzer anlamlarda kullanılmış; Hıristiyanlığın kabul edilmesinden sonra ise “Hıristiyanlığı yeni topraklara götürmek”, “dinsizleri dine davet etmek”, “Tanrı’nın gelişini müjdelemek”, vb. anlamlarda kullanılmıştır ki, bu da dil-düşünme ilişkisi bağlamında Avrupalıların sömürgecilik konusunda kendilerini sorgulamalarını engellemiştir.</p>
<p><figure id="attachment_6007" aria-describedby="caption-attachment-6007" style="width: 478px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hıristiyanlığın-Yayılması.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6007 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hıristiyanlığın-Yayılması.png?resize=478%2C306" alt="Hıristiyanlığın yayılması ile ilgili harita." width="478" height="306" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hıristiyanlığın-Yayılması.png?w=478&amp;ssl=1 478w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hıristiyanlığın-Yayılması.png?resize=300%2C192&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6007" class="wp-caption-text">Hıristiyanlığın yayılması ile ilgili harita.</figcaption></figure></p>
<p>İmdi <em>sömürgecilik</em> kelimesi, bir taraftan yeni çiftlikler ve yerleşim birimlerinin kurulmasına göndermede bulunurken, bir taraftan da yerli halkların yaşam biçimleri ve kültürlerinin bozulmasını ve yok edilmesini anlatmaktadır. Köle ticaretleri, soykırımlar, nüfus ve isyan politikaları, vb. aslında sömürgeciliğin temel yöntem ve tekniklerini içerir. Sömürgecilikte hem anayurttaki, hem de sömürgelerdeki nüfus, sürekli olarak yer değiştirir; bu işten her defasında kazançlı çıkan taraf ise sömürgecilerdir. Anayurda gidenler “köle”, anayurttan gelenler ise “efendi”dir. Misyonerler, tüccarlar, denizciler ve askerler, anayurtlarında diğer yurttaşlarla her bakımdan eşittir; sömürgelerde ise bu kimselerin güçlü birtakım imtiyazları olur; hatta, bu imtiyazları korumak için gerektiğinde anayurda karşı isyana bile girişirler. Sömürgeciler hedef ülkenin tarihsel, kültürel, ekonomik ve toplumsal yapısıyla o kadar oynamıştır ki, sömürgelerde kurdukları yapılar, sömürge sonrası dönemde bile farklı isimler altında varlığını sürdürmeye devam etmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_6015" aria-describedby="caption-attachment-6015" style="width: 197px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Spivak-Madun-Konuşabilir-mi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6015 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Spivak-Madun-Konuşabilir-mi-197x300.jpg?resize=197%2C300" alt="Gayatri Chakravorty Spivak &quot;Madun Konuşabilir mi?&quot;" width="197" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Spivak-Madun-Konuşabilir-mi.jpg?resize=197%2C300&amp;ssl=1 197w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Spivak-Madun-Konuşabilir-mi.jpg?w=299&amp;ssl=1 299w" sizes="(max-width: 197px) 100vw, 197px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6015" class="wp-caption-text">Gayatri Chakravorty Spivak &#8220;Madun Konuşabilir mi?&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Bununla birlikte, bu ülkelerde sömürgeciliğin biçimsel de olsa sona ermesi, bir ve aynı biçimde olmamış ve üstelik, “bağımsızlık”(!) dönemlerinde de bu ülkelerde toplumsal ilişkiler, <strong>sömürgecilik</strong> dönemlerinden kalma izleri taşımıştır. Hem, post-kolonizmin ne zaman başladığı da ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü, seçilen ülkeye bağlı olarak tarihlerin çokluğu, ciddi görüş ayrılıklarına yol açmakta ve post-kolonist söyleme bütünsellik kazandırmayı engellemektedir. Ancak, bu dağınıklık içinde yine de “melezlik”, “parçalanmış kimlikler”, vb. olgular ön plana çıkartılarak “post-kolonist” özne kavramsallaştırmasına gidilebilmektedir ki, bu da post-kolonist söylemin zayıf halkasını oluşturmaktadır. Nitekim, Gayatri Chakravorty Spivak’a (1942) göre post-kolonist incelemelerde sömürgecilerin tarihlerinin <em>sömürgecilik</em> döneminden başlatılması, yitirilen köklerin nostaljik ve romantik kurgulara bırakılmasına ve post-kolonist incelemelerin gerçeklik zemininden uzaklaşmasına yol açmaktadır. Özellikle de edebiyat incelemelerinde post-kolonist söylem, bu gerçeklik zeminini iyice kaybetmekte ve sömürgeciliğe karşı meydan okumak yerine yerli kültürlere, yerliliğe methiyeler düzmeye yol açmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_6002" aria-describedby="caption-attachment-6002" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Devi-Imaginary-Maps.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6002 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Devi-Imaginary-Maps-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Mahasweta Devi &quot;Imaginary Maps&quot;" width="208" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Devi-Imaginary-Maps.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Devi-Imaginary-Maps.jpg?w=299&amp;ssl=1 299w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6002" class="wp-caption-text">Mahasweta Devi &#8220;Imaginary Maps&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Post-kolonist incelemelerde sıklıkla kullanılan “Doğu-Batı ekseni” de aslında, bu eksene ait olmayan sömürgelerde post-kolonist söylemi tanımlamada ciddi bir engeldir. Teorik olarak bakıldığında, sömürgecilerin “Batı” tarafından soğurulması ne kadar yanlışsa, sömürgelerin “Doğu” içinde sınıflandırılması da o kadar sorunludur. Bu bağlamda, Bangladeşli yazar Mahasweta Devi (1926-2016), kabile halklarının “bağımsızlık”(!) sonrası Hindistan’da nasıl tekrar sömürge haline getirildiklerini “Doğu-Batı ekseni”nin eleştirisi üzerinden inceler. Devi’ye göre sömürge sonrası dönemde, “Batı ekonomisinin izi” olan “milli kalkınma modeli”nde yerli halkın doğal kültürüne yer yoktur. Hükümet görevlileri bile, niyetleri iyi olsa da görüntüleriyle bile sömürgecilere tıpatıp benzer. Kabile halkları, “koruma altına alınacak birer zavallı” gibi düşünülmeye devam etmektedir ve buna karşı çıkanlar, “modern kent yaşamı”nın dışına itilerek ormanlarda yaşamaya terk edilir. Başka deyişle, bu model çerçevesinde “Batı yanlısı hükümetler”, kendi halklarına yabancılaşır ve hatta, onlardan korkar hale gelirler. Hükümet yetkilileri, belirli zaman dilimlerinde onlara yiyecek dağıtarak hem kendi vicdanlarını tatmin etmeye çalışır, hem de kendi halklarının herhangi bir üretim faaliyetine girişmelerini engeller. Zamanla erkekler güçsüz düşer, kadınlar ise kısırlığa mahkum edilir ve bu durum, giderek toplumsal bir öfkeye dönüşür. Devi’ye göre bu öfke, “Batı karşısında Doğunun direnişi” olarak değerlendirilemez. Çünkü, “Batı” karşısında yekpare bir Doğu olmadığı gibi, bu öfkenin esas kaynağı “Batılılar” değil, “Batı yanlısı hükümetler” ve onların güdümündeki “Batıcı aydınlar”dır.</p>
<p><figure id="attachment_6004" aria-describedby="caption-attachment-6004" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fenikeliler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6004 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fenikeliler.jpg?resize=400%2C151" alt="Fenikeliler" width="400" height="151" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fenikeliler.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fenikeliler.jpg?resize=300%2C113&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6004" class="wp-caption-text">Fenikeliler</figcaption></figure></p>
<p>Sömürgecilik tarihine baktığımızda, Antikçağ’da sömürgelerin birbirlerine bağlı bir “göçmen topluluğu” niteliğinde olduklarını görüyoruz. Bu topluluklar, anayurtla ilişkilerini koruyarak verimli toprak arayışında olan insan kitleleridir ve herhangi bir siyasi ya da askeri hedef ve amaçları yoktur. Verimli topraklarda yeni yerleşim birimleri kurmak için Yunanlılar, tarihte bilinen en eski sömürgeleri M. Ö. 8. yüzyılda kurmuşlardır. Bu sömürgeler, birer “cite” olarak görülmüyor ve yerli halka hiçbir zaman “citizen” gözüyle bakılmıyordu. Yunanlardan farklı olarak Fenikeliler ise tarihte ilk defa askeri ve stratejik hedefler doğrultusunda yurt edinme ve “ileri karakollar kurma” fikrini geliştirdiler. Fenikelilerin Doğu Akdeniz’deki hakimiyetlerinin devamı için kaçınılmaz görünen bu faaliyetleri, Mısırlılara da örnek teşkil etti. Eski Krallık döneminde Mısırlılar, Nübye topraklarını yine bu amaçlarla ele geçirmiş ve bölge üzerinde güçlü bir savunma hattı kurabilmişlerdir. Bu üstünlük sayesinde, kısa zamanda ekonomik ve siyasi gelişimlerini tamamlamışlar ve köklü bir medeniyete sahip olabilmişlerdir. Nitekim Nübye, Mısırlılar için bir “kışla” gibiydi ve hemen tüm askeri ihtiyaçlarını buradan sağladılar. Zamanla Nübye’ye Mısır’dan bir bürokrat ve memur sınıfı yerleştirildi ve ülke içinde sıkı bir biçimde uygulanan iskan politikalarıyla Mısırlılar, Kuş ülkesine kadar yayıldılar.</p>
<p><figure id="attachment_6003" aria-describedby="caption-attachment-6003" style="width: 482px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Eski-Mısır.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6003 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Eski-Mısır.jpg?resize=482%2C670" alt="Eski Mısır" width="482" height="670" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Eski-Mısır.jpg?w=482&amp;ssl=1 482w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Eski-Mısır.jpg?resize=216%2C300&amp;ssl=1 216w" sizes="(max-width: 482px) 100vw, 482px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6003" class="wp-caption-text">Eski Mısır</figcaption></figure></p>
<p>Antikçağ sömürgeciliğinden farklı olarak modern sömürgeciliğin ortaya çıkışı ise Rönesans’la; yeni birtakım bilimsel keşif ve icatların ortaya çıkmasıyla eş zamanlıdır ve “sömürgecilik”ten bahsedildiğinde akla gelen de daha çok “modern sömürgecilik”tir. Büyük oranda nüfus ve iskan politikalarıyla sınırlı Antikçağ sömürgeciliğinden farklı olarak modern sömürgeciliğin ekonomik ve siyasi niteliğinin yanı sıra, yol açtığı yıkımlar da çok daha büyüktür. Bu farklılık esas niteliğini, Antikçağ’da dünya genelinde bilimsel ve teknik gelişmelerin aşağı yukarı denk bir düzeyde olmasına karşın, Rönesans’ta bu alanlarda gelişme gösteren Avrupa’nın diğer halklar ve topraklar üzerindeki hak iddiasını daha güçlü araçlarla gerçekleştirmesinden almıştır. Romalılar döneminde özellikle, hemen tüm dünyada paralel bir bilimsel ve teknik ilerleme sağlanmıştı ve üretim ilişkileri, dünya halkları için büyük benzerlikler içeriyordu. Rönesans’ta ise barut, matbaa ve pusulanın bulunması, Avrupalılara açık bir “üstünlük”(!) sağladı ve onları, “ötekiler” karşısında “ayrıcalıklı”(!) hale getirdi. Avrupa’da bu üç icatla birlikte ekonomik ve toplumsal ilişkiler de değişti ve zamanla burjuva sınıfı ortaya çıktı. Çalışma ve emek ilişkilerini kölelere özgü bir üretim biçimi olarak gören bu sınıf, daha kolay yoldan kazanmasını sağlayacak yeni üretim ilişkileri arayışına girişti. Burjuvanın bu arayışları, ekonomide yeni kaynaklar ve yöntemler geliştirmeye zorluyor; bu da başta mekanik olmak üzere hemen tüm bilimsel çalışmaları desteklemek konusunda burjuvayı güdülüyordu. Dünyanın diğer coğrafyalarında ise bu tür bir sermaye birikimi sağlanamadığı için ekonomik ve toplumsal ilişkilerde bu tür değişimler yaşanmıyor ve geleneksel üretim biçimleri korunuyordu.</p>
<p><figure id="attachment_6014" aria-describedby="caption-attachment-6014" style="width: 616px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Sömürgecilik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6014 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Sömürgecilik.jpg?resize=616%2C395" alt="Sömürgecilik" width="616" height="395" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Sömürgecilik.jpg?w=616&amp;ssl=1 616w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Sömürgecilik.jpg?resize=300%2C192&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 616px) 100vw, 616px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6014" class="wp-caption-text">Sömürgecilik</figcaption></figure></p>
<p>Rönesans’ta Avrupa’da bilimsel ve teknik gelişmelerle değişen üretim ilişkileri, beraberinde meta üretimini de arttırdı ve ürün fazlası için yeni pazar arayışları ortaya çıktı; bu ise modern sömürgeciliği, doğrudan doğruya ekonomik ve siyasi bir olgu haline getirdi. Modern sömürgecilikte dünyayı keşfetme ve tanıma çabası, artık onu ele geçirme ve yönetme çabasına dönüşmüş; kendi medeniyetlerini “en üstün medeniyet” olarak görüp gösterme yoluna giden sömürgeciler, yerli medeniyetleri aşağılamışlardır. Bu sömürgecilikte “medeniyet”, makineleşme ve ticaret düzeyine göre ölçülebilen, gelişme düzeyi meta dolaşımıyla açıklanmaya çalışılan maddi bir birikim olarak görülmeye başlanmıştır. Medeniyetin manevi yönü (dil, din, kültür, davranış biçimleri, vb.) ise hızla değerden düşürülmüş ve bu da sömürgelerde tek tip bir yaşam tarzının olumlanmasına yol açmıştır. Bu koşullar altında sömürgelerin Avrupa’daki maddi birikime ulaşabilmeleri mümkün olmadığı için “geri medeniyetler” olarak kalmaları da doğal olarak değerlendirilmiştir.</p>
<p>On beşinci yüzyılda sömürgeciler, artık yalnızca anakarada ve Akdeniz bölgesinde değil, uzak coğrafyalarda da “ticaret acenteleri”ne sahip olabildiler; Roma hukukundan farklı olarak yerli halklara “itibari yurttaş” statüsü de verdiler. Avrupa’da merkezi otoritelerin yavaş yavaş güçlenmeye başlaması ve sömürgeleri tek bir merkezden idare etmeye dönük çabalar da sömürgeler üzerinde ekonomik ve askeri tahakkümden farklı olarak siyasi sömürgeciliği beraberinde getirdi. Doğu Ege’de Ceneviz İmparatorluğu ve Venedik İmparatorluğu, bu yüzyılda siyasi sömürgeciliği başlattı. Bu yüzyılda, İspanyol ve Portekizlilerin <em>sömürgecilik</em> faaliyetlerinde motor gücü teşkil ettiklerini ve siyasi sömürgeciliği dünyanın geri kalan kısımlarına taşıdıklarını görüyoruz. 1488’de Güney Afrika kıyılarından Hindistan’a ulaşılması ve 1492’de Amerika’nın keşfi, Antikçağ sömürgeciliğinden farklı olarak siyasi sömürgeciliği modern dünyanın ve modern sömürgeciliğin merkezine yerleştirdi. Haçlı seferlerinden önce Avrupa, ekonomik ve siyasi bakımdan dünyanın diğer coğrafyalarına kapalıydı; Ortadoğu’daki birkaç Hıristiyan devlet de Müslümanlar tarafından ele geçirilince Avrupa, iyice kabuğuna çekilmişti. On beşinci yüzyılda ise artık yavaş yavaş kabuğundan çıkmaya başlayacak ve kendi ekonomik ve siyasi gelişimi doğrultusunda dünyanın geri kalan kısımlarını sömürecekti.</p>
<p><figure id="attachment_6001" aria-describedby="caption-attachment-6001" style="width: 686px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6001 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg?resize=640%2C379" alt="Amerika Kıtasının Keşfi" width="640" height="379" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg?w=686&amp;ssl=1 686w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6001" class="wp-caption-text">Amerika Kıtasının Keşfi</figcaption></figure></p>
<p>On beşinci yüzyılda Doğu ticaret yolları, bütünüyle Osmanlı’nın denetimi altına geçti. Bu durum, yalnızca Cenevizliler ve Venediklileri etkilemekle kalmadı, tüm Avrupa’yı da etkiledi. İspanyol ve Portekizli denizciler, farklı ticaret yolları arayışına giriştiler. Portekizlilerin Ümit Burnu’nu bulmaları, dünya ekonomik ve siyasi faaliyetlerinde dengelerin değişmesine yol açtı. Colomb’un seyahatlerinden sonra İspanya ve Portekiz kralları, dünyanın sömürgeleştirilmemiş kısımlarını kendi aralarında paylaştılar ve Cabo Verde Adaları’nın batısı İspanya’ya bırakılırken, doğusu Portekizlilere kaldı. Bu dönemde İspanyol gemiciler, Amerika’nın kendilerine sunduğu olanakların farkına vardılar ve bunları, en etkin biçimde kullandılar. Bu gemicilerle Amerika’ya taşınan birtakım mikroplar, yerli halkların kitlesel biçimde ölümlerine yol açtı ve bu ölümler, İspanyollara “stratejik üstünlük”(!) sağladı. İspanyollar, Amerika’daki ilk sömürge yerleşimini Panama’da kurdular ve kısa bir zamanda Büyük Okyanus kıyılarına kadar ilerlediler. Sonra da Meksika’ya girdiler ve Hernan Cotes öncülüğünde, Aztek İmparatorluğu’nu sona erdirdiler. Hemen ardından, Francisco Pizarro ve arkadaşları da Peru’ya girdi ve İnka İmparatorluğu’nu ele geçirerek tüm doğal kaynaklarına ve emek gücüne el koydular, yerli halkları Bolivya madenlerinde köle olarak kullandılar.</p>
<p><figure id="attachment_6008" aria-describedby="caption-attachment-6008" style="width: 564px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/İspanyol-Sömürgeciliği.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6008 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/İspanyol-Sömürgeciliği.jpg?resize=564%2C408" alt="İspanyol Sömürgeciliği" width="564" height="408" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/İspanyol-Sömürgeciliği.jpg?w=564&amp;ssl=1 564w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/İspanyol-Sömürgeciliği.jpg?resize=300%2C217&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6008" class="wp-caption-text">İspanyol Sömürgeciliği</figcaption></figure></p>
<p>Diğer taraftan Portekizliler, Vatikan tarafından destekleniyor ve ilerlemeyi sürdürüyordu. Bu destek sayesinde, Hindistan ve Doğu Hint Adaları’na kadar ilerlediler; yaklaşık üç yüz yıl boyunca hiçbir rakiple de karşılaşmadılar. Portekizlilerin en önemli “avantaj”ları ise ateşli silahlardı ve ayrıca, tüm sömürgeleri kapsayan merkezi bir idare kurmaya da kalkışmadılar; stratejik öneme sahip ülkeleri ele geçirmek ve korsanlık yapmakla yetindiler. Böylelikle, on altıncı yüzyıl başlarında Doğu Afrika, Hindistan ve Hürmüz Boğazı gibi stratejik birtakım merkezlerin denetimini sağladılar ve kısa zamanda Afrikalılar ve Araplardan oluşan bir komprador sınıf meydana getirerek onların katkılarıyla Japonya içlerine kadar ilerlediler. Portekizliler, gittikleri ülkelerde ticareti değerli madenlerle sağlıyor ve bu durum, ülke ekonomilerini tehdit etmiyordu. Çünkü bu madenler, daha çok süs eşyası ve takı yapımında kullanılıyor ve ülke içinde herhangi bir enflasyon yaratmıyordu. Ancak, Portekizlilerin kasaları zamanla boşalıyor ve bu da <strong>sömürgecilik</strong> faaliyetlerinin mali engellere takılmasıyla sonuçlanıyordu. İspanyollar ise Avrupa’da değerli madenlerin artmasına ve enflasyonun yükselmesine yol açıyor, bunlar ise maliyet bedellerinin yükselmesi, üretim düşüklüğü, işsizlik ve ekonomik çöküntü gibi zincirleme birtakım sonuçlar doğuruyordu. İspanyolların bu faaliyetleri sonucunda Avrupa’da üretim maliyetleri, yaklaşık dört kat artmış ve bu sorunlara bir çözüm getirmek amacıyla anakarada çok sayıda hisseli kumpanya kurulmaya başlanmıştı.</p>
<p><figure id="attachment_6006" aria-describedby="caption-attachment-6006" style="width: 585px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hint-Okyanusunda-Sömürgecilik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6006 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hint-Okyanusunda-Sömürgecilik.jpg?resize=585%2C402" alt="Hint Okyanusunda Sömürgecilik" width="585" height="402" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hint-Okyanusunda-Sömürgecilik.jpg?w=585&amp;ssl=1 585w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hint-Okyanusunda-Sömürgecilik.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 585px) 100vw, 585px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6006" class="wp-caption-text">Hint Okyanusunda Sömürgecilik</figcaption></figure></p>
<p>On altıncı yüzyılda İspanyollar, Amerika’da önce bir Ticaret Odası kurdular ve sonra da bunu, Batı Hint Adaları Konseyi’ne dönüştürerek bölgedeki sömürgeleri tek bir merkezden yönetmeye çalıştılar. Amerika’daki sömürgelerde feodalizme geçişte bu konseyin kararları ve uygulamaları belirleyici oldu. Hem, yine bu konsey kararıyla yerli halklar, kendi topraklarında köleleştirildi; nüfus ve iskan politikalarıyla marjinal bir azınlık haline getirildi ve birkaç kuşak içinde soyları yok edildi. Sömürgeciler gelmeden önce Amerika’da tüm halkların toplam nüfusu 50 milyon civarındaydı; sömürgecilerle birlikte ise bu nüfus, 4 milyona kadar indi. Amerika’daki sömürgelerde, emek gücüne karşı doğal bir gereksinim vardı ve bu gereksinimi yerli halkla karşılayamayacaklarını düşünen İspanyollar, Afrika’dan köle getirme yoluna gittiler. Ayrıca, yine bu konsey kararıyla İspanyollar, Orta ve Güney Amerika’da ticareti sınırlandırmak üzere ciddi yasaklar getirdiler; Avrupa ekonomisinde yol açtıkları zararları, anakarada altın ve gümüşü sınırlandırarak düzeltmeye çalıştılar. Bu amaçla, bir filo yaptılar ve bu bölgelerin anakarayla ticari ilişkilerini sınırlandırdılar.</p>
<p>Yirminci yüzyıla kadarki süreçte Avrupa sömürgeleri, idari ve siyasi bakımdan anakaraya bağlıydı. Ancak, sömürgelerin hemen tüm dünyaya yayılmış olması, beraberinde toplumsal ve kültürel farklılıkları da bir sorun haline getirmiş; sömürgeleri ellerinde tutmak için Avrupalıları yeni birtakım arayışlara sürüklemişti. Sömürgeciler, on altıncı yüzyıldan başlayarak hemen tüm sömürgelerde ayrı hukuki mekanizmaları devreye soktular ve değişik birtakım ekonomik ve siyasi düzenlemeler getirdiler. Bu bağlamda, Tropikal sömürgelerin (örneğin, Antil Adaları) Kuzey Amerika’daki sömürgelerle önemli bir farkı vardır. Antiller şeker kamışı, tütün, kahve ve pamuk gibi ürünlerde zengin bir bitki örtüsü ve iklime sahipti; burada geniş çiftlikler ve güçlü bir aristokrasi vardı. Sömürgeciler, bu aristokrasiyi devreye sokarak Antiller’deki sömürüyü gerçekleştirdiler. Kanada gibi köylü sınıfı güçlü olan sömürgelerde ise feodalizmi benimsediler ve kendileriyle birlikte hareket eden yerlilere belirli birtakım imtiyazlar vererek sömürge işletmeciliğini onlara tahsis ettiler. Pennsylvania gibi dağınık yerleşim birimlerinde de bireyci modele dayalı kısmi demokrasiyi uyguladılar; bölgenin coğrafi yapısı, yerlilerin birbirleriyle güçlü bağlar kurmalarını ve sömürgecilere karşı güçlü bir iktidar alternatifi oluşturmalarını engelliyordu. Ayrıca, bu sömürgelerde Hıristiyanlığı yaymak gibi birtakım “kutsal amaçlar”(!) da sömürgecilerin söylem retoriğinde ilk sıralarda yer almaya başlıyordu. Bununla birlikte siyasi sömürgecilik, merkezi idarenin de güçlenmesini gerektiriyor; fakat, feodal ilişki biçimlerine duyulan gereksinim bunu engelliyordu. İspanyol ve Portekizli sömürgeciler, sömürgelerde belirli birtakım kişi ve gruplara imtiyazlar vererek feodalizmi sömürgelerde egemen kılıyor ve hem sömürgecilik faaliyetlerini geniş topraklara yayabiliyor, hem de “maliyeti” düşürmeyi başarıyorlardı. Özellikle de komutanlık ve maden işletmeciliği alanlarında bu yapılanmaların sonucu olarak imtiyazlar, babadan oğla geçiyor ve işletmeler, birer “aile şirketi” görünümünde yetki ve sorumluluklarını sürdürüyor; bu da kendi toprak aristokrasisini yaratarak bu yapıların devamını sağlıyordu. Sonraki dönemlerde Fransa, İngiltere ve Hollanda’nın da <u>sömürgecilik</u> konusunda genel stratejileri, bu imtiyaz sistemine göre şekillenmişti.</p>
<p>Sömürgelerdeki bu feodal yapılanmalar, sömürgeci devletler açısından ciddi sorunların doğmasına da yol açtı ve feodal beylerin aşırı güçlenmesi, merkezi idareyi endişelendirmeye başladı. Bu yapıların merkezi idare tarafından denetlenmesini sağlamak amacıyla sömürgelere vali gönderilmeye başlanması, bu bağlamda önemli bir konudur. Merkezi idare, bu valiler kanalıyla sömürgeleri idari ve siyasi açıdan kendisine tabi tutmaya çalışmış; bunu ise sömürgeleri dil, din, etnik ve kültürel bakımdan homojenleştirerek yapmayı denemiştir. Ne var ki, sömürgelerdeki bu homojenleştirme çabaları da sonuçsuz kalmış ve üstelik, bu valilere karşı geniş halk kitlelerinde ciddi hoşnutsuzluklar başlamış ve sömürgelerin el değiştirmesinde bu çabalar, önemli bir neden haline gelmiştir. Dolayısıyla, bu ülkelerde feodalizm, “iç gelişimlerinin bir ürünü/aşaması” değildir ve aslına bakılırsa, Marksist tarih kuramının öngördüğünün aksine, bu ülkelerde böyle bir “ilerleme” de yoktur. “İlerleme” olarak değerlendirilen şey aslında, sömürgeciliğin bir söylem retoriğidir. Fakat, bu tür bir “ilerleme” anlayışının bizzat Marksistler arasında bile yaygın kabul görmekte olması; bu ülkelerde feodalizme geçişin sömürgelerin “iç gelişimleri” içinde anlamlandırılmaya çalışılması, gerçekten de düşündürücüdür. Hem, Avrupa’da yaşayan “azınlıklar” ile Üçüncü Dünya Ülkeleri’ndeki halklar ortak bir kökeni paylaşmış olsalar da bu kitlelerin tarihleri ve kültürleri, basit bir biçimde birleştirilemez. Örneğin, Afrika kökenli Amerikalılar, Güney Afrikalı siyahlara göre kendilerini daha yüksek bir konumda görürler.</p>
<p>On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, imtiyazlı şirketler sisteminin yürürlükten kaldırıldığını ve sömürgelerde özgürlük hareketlerinin başladığını görmekteyiz. Gerçi, 1884 Berlin Konferansı’nda siyasi sömürgeciliğe hukuki meşruiyet sağlanmıştı; ancak bu meşruiyet, sömürgelerin yeniden paylaşılmasına dönük bir stratejiydi ve aslında, sömürgelerde bağımsızlık düşüncesinin yayılmasına katkı sağladı. Ne var ki, sınırların artık masa başında belirlendiği, yeni çatışma ve savaş tohumlarının da yine bu masalarda saçılmaya başlandığı bu dönemde, başta ırkçılık olmak üzere etnik milliyetçilik, cinsiyet ayrımcılığı, vb. konularda ciddi sorunlar da yine bu platformlarda alınan kararların sonucuydu. Örneğin, Güney Afrika’da Hollandalı beyazların on altıncı yüzyıldan beri egemen olmalarına karşın ırkçılığın on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkması oldukça düşündürücüdür. Nitekim melez ırk, ancak on dokuzuncu yüzyılda siyahlar ve beyazlar arasında bir kavgaya konu olmuş ve Apertheid yönetimi, Nazilerden bile daha uzun bir süre Güney Afrika’yı yönetmiştir. On dokuzuncu yüzyılın henüz başlarından itibaren sömürgeci devletler, masa başında kendilerine “tarafsız” bir görünüm verseler de kızışan rekabet koşulları içinde sömürgelerini kaybetmemek için sömürgelerin iç işlerine daha fazla müdahale etmeye başladılar. Bu amaç doğrultusunda, başta şiddet olmak üzere hemen her yolu denediler; ırkçılık, etnik milliyetçilik, cinsiyet ayrımcılığı, vb. sorunlar da bu şiddet ortamı içinde ivmelenerek arttı. Fransa’da 1897’de kurulan Sömürgeler Bakanlığı, sömürgeci devletlerin yol açtığı yıkım ve felaketleri açık bir biçimde tespit etmeyi sağlar. Nitekim, bu bakanlığa bağlı sömürge valileri, yerel otoriteler karşısında mutlak egemen konumdaydılar ve başta Kuzey Afrika olmak üzere tüm Fransız sömürgelerinde bu sorunların arkasında bu valiler vardı.</p>
<p><figure id="attachment_6005" aria-describedby="caption-attachment-6005" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fransız-Sömürgeciliği.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6005 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fransız-Sömürgeciliği.jpg?resize=640%2C476" alt="Fransız Sömürgeciliği" width="640" height="476" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fransız-Sömürgeciliği.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fransız-Sömürgeciliği.jpg?resize=300%2C223&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6005" class="wp-caption-text">Fransız Sömürgeciliği</figcaption></figure></p>
<p>Sömürgelerdeki despotik idareler, zaman içinde hem sömürgeciler, hem de yerli halk için büyük sorunlara yol açtı. Hemen her konuda merkezi idareden emir bekleyen sömürge valileri, etkinliklerini zamanla kaybetti. Yerli halk arasında da imtiyazlı kesimlere karşı ciddi bir hoşnutsuzluk ortaya çıkıyor ve bu da “özgürlük ve demokrasi” taleplerinin daha yüksek bir sesle dile getirilmesine yarıyordu. İngilizler, sömürgeleriyle daima iyi geçinmişler ve bu nedenle, “bağımsızlık”(!) sonrası dönemde bile onlarla bağlarını korumuşlardır. Fransız sömürge valileri ise uyguladıkları asimilasyon politikaları sonucu sömürge sonrası dönemde de Fransızlara karşı duyulan hoşnutsuzlukların unutulmasını engellemişlerdir. Ayrıca İngilizler, sanayileşmelerini erken dönemde tamamlamıştı ve sömürü faaliyetlerinde aceleci değillerdi; Fransızlar ise bu süreçte epey geride kalmışlardı ve bu eksikliklerini bir an önce gidermek istedikleri için bu valilerin daha da despotik hale gelmelerine göz yumdular. Yirminci yüzyıla gelindiğinde, dünyanın % 85’i sömürgeleştirilmişti. Fakat, 1970’lerde Angola ve Mozambik’te sömürgecilerin geri çekilmesiyle, siyasi <strong>sömürgecilik</strong> devri kapanmış oldu. Latin Amerika’da sömürgeciliğe son verilmesi ise diğer ülkelerde olanlardan farklıydı. Latin Amerika’daki İspanyol sömürgeciler, yerli halkla kaynaşarak melez bir ırk meydana getirdiler ve toplumsal ilişkiler, karmaşık birtakım aidiyetler ve hiyerarşiler içinde belirlenmeye başlandı. Bu değişimlere ayak direyenler ise merkezden uzaklaştırılarak marjinalleşti ve birkaç kuşak sonra sayıları azaldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/">Sömürgecilik Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6000</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8216;O&#8217; Zamiri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Nov 2016 14:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenek]]></category>
		<category><![CDATA[Kozlu]]></category>
		<category><![CDATA[maden kazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Soma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5995</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beni unutmayın demeyeceğim. Beni hatırlayın. Unutulmayan insanın adı bilinir ancak hatırlanan insan &#8216;o&#8217; zamirinden ibarettir. Beni unutun ama hatırlayın… Adımı sormayın. &#8216;o&#8217; zamiriyim. Kaç saattir buradayız, bu karanlığın içindeyiz. Nefes alacak ne gücümüz ne de alanımız kaldı. Bir karanlık bir derinlik üzerimize mezar gibi çökmüş. Arkadaşlarımın yardım isteyen fısıltılarını duyuyorum. Çığlık gibi her bir fısıltı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/">&#8216;O&#8217; Zamiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beni unutmayın demeyeceğim. Beni hatırlayın. Unutulmayan insanın adı bilinir ancak hatırlanan insan &#8216;o&#8217; zamirinden ibarettir. Beni unutun ama hatırlayın…</p>
<p>Adımı sormayın. &#8216;o&#8217; zamiriyim. Kaç saattir buradayız, bu karanlığın içindeyiz. Nefes alacak ne gücümüz ne de alanımız kaldı. Bir karanlık bir derinlik üzerimize mezar gibi çökmüş. Arkadaşlarımın yardım isteyen fısıltılarını duyuyorum. Çığlık gibi her bir fısıltı. Çığlıklar nefessiz bir karanlıkta şimdi, duyan yok. Bilincimi açık tutmaya çalışıyorum. Kalk diyorum ayağa kalk! Daha iki saat önce türküler söylüyorduk. Daha dün kurduğumuz sofrada ekmeği bölüşüyorduk. Kalk! Durma kalk!</p>
<p>Baretin ışığında seçemiyorum önümü. Ayak ucumda biri var, hissediyorum. Rasim abi mi o..?</p>
<p>Sesleniyorum. &#8216;Abi&#8217; diyorum, &#8216;buradayım&#8217;. &#8216;Gözünü aç abi!&#8217; Nefes almıyor&#8230; Daracık yolun her bir yanında bedenler. Aklımı yitireceğim. &#8216;Yardım edin, kimse yok mu?&#8217; Bu nasıl bir kabus? Biri uyandırsın beni, uyandırın!</p>
<p>&#8216;Biriniz ses verin! Biriniz ne olur! Ahmet! Ali! Halit! Mehmet! Ses verin! Ses verin!&#8217;</p>
<p>Bir sürü beden. Hangi birine seslensem…</p>
<p>Ciğerlerime dolan hava iyice ağırlaştırıyor bedenimi. Ne ses, ne soluk var. Bağıracak, haykıracak, ağlayacak takatim yok. Bacaklarım titriyor. İçimde bir şey yüreğimi nasıl sıkıştırıyor. Ah anlatabilsem! Kolum kanadım kırık! Bir düşe davet ediyor zihnim beni;</p>
<p>Bir şenlik havası. Çoluk çocuk eş dost… Türküler söylüyoruz yine. &#8216;Leylim Ley&#8217;&#8230; Hepimizin dilinde aynı sözler. Kurtulmuşuz. İnadına yaşayarak, dirençle, umutla…</p>
<p>Sırtımın yerden ayrıldığını hissediyorum. Taşıyorlar galiba beni. Ciğerimde son bir takat &#8216;arkadaşlarım&#8217; diyeceğim. Gözlerimi yaşama son bir gayretle açıyorum. Ciğerime yeni bir sancı, kesinti saplanıyor. Daha fazla dayanamam diyor beden, daha fazlası yok ey hayat, bitti…</p>
<p>Ne Soma&#8217;yı,</p>
<p>Ne Ermenek&#8217;i,</p>
<p>Ne Kozlu&#8217;yu,</p>
<p>Hatırlamaktan vazgeçme,</p>
<p>Haklı mücadelemi sen ver ey dost!</p>
<p>Adımı bilme, adımı unut. Ama &#8216;O&#8217; zamirini hep hatırla…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/">&#8216;O&#8217; Zamiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5995</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat ve İlham</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-ilham/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-ilham/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Nov 2016 05:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Özçelik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5984</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kimin okuduğunu bilmeden, kimin gördüğünü düşünmeden ruhunla dans ediyorsun. Ya bir tozlu tahta üstünde ya beyaza boyanmış bir bez üstünde ya parmaklarınla dokunarak tellere ya da tutarak yazan her kalemle… Kimse cevap veremez sanat sorusuna, kimse anlatamaz&#8230; Yaşayan yaşadığını, yaşamayan hayalini tarif eder. Aynen kişinin kendini anlatamaması gibi… İçindeki her duyguyu dışa vurmanın en sağlıklı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-ilham/">Sanat ve İlham</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kimin okuduğunu bilmeden, kimin gördüğünü düşünmeden ruhunla dans ediyorsun. Ya bir tozlu tahta üstünde ya beyaza boyanmış bir bez üstünde ya parmaklarınla dokunarak tellere ya da tutarak yazan her kalemle… Kimse cevap veremez sanat sorusuna, kimse anlatamaz&#8230; Yaşayan yaşadığını, yaşamayan hayalini tarif eder. Aynen kişinin kendini anlatamaması gibi… İçindeki her duyguyu dışa vurmanın en sağlıklı ve huzurlu yoludur bunu yaşamak.</p>
<p>Sinirliyken zarar vermek yerine boyalara sataşırız ya da bağırarak şarkı söyleriz ya da rolümüzü yaparız; Üstelik daha inandırıcı. Sonuç yine güzelliktir. Hasta da olsan mutlu da olsan acılı da, seni teselli eden yüce mekânlı bir dost… Yalnız da kalırsın çoğu zaman. İlham beklersin. Yani ümittir o. Telefondan iyi haber, kapıda beklenen o yüz, tesadüf deyip bulduğun resim vs. vs. vs&#8230; Bunlara diyoruz ilham. Hele bir de zamanında geldiğini anladığımızda ışığımız kapalı kapılardan, duvarlardan taşar yayılır evrene.</p>
<p>Yağmuru gören gökkuşağını da görür, karda yürüyen o kristal parçalarını da. Rüzgar vururcasına değil de okşarcasına derler. O da bizim ilham ışıklarımızdır aslında. Ellerini kaldırıp havaya içine aşk yakarışlarını da ekleyip kapatınca yüzüne, her gözü yaşlı sevenin de yürek yangınını söndürürsün dua sanatınla. Sanat, aşk mı demek o zaman. Aşk da hayat mı, hayat da dua mı? Dili olsa da konuşsa değil mi? Yine de anlaşılmaz. Çünkü asıl güzel olan anlatamadan anlayamadan hissettiğindir. O his eyleme dönüşünce sanattır, söze dönüşünce duadır ve yerinde durunca hayaldir.</p>
<p>Güzellik, iyilik, doğruluk, fayda adına ne varsa hepsi sanattır ve bunu yapabilene de sanatçı denir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-ilham/">Sanat ve İlham</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-ilham/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5984</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanatı Kim ve Neden Doğurdu?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanati-kim-ve-neden-dogurdu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanati-kim-ve-neden-dogurdu/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 15 Nov 2016 10:06:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hande Elif Hergün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihçi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sanatın keşfi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5973</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanata bir varoluş, hayatta kalış, kalıcılığı garantilemek dürtüsüyle yaklaşmıştır ilk insanlar. Mağaralara geyikler ve boğalar çizerek onların hiç değilse şekillerinin sahibi olmuşlar. Onları, şeklen var edip sonra vücut bulmalarını sağlayacaklarına inanmışlar. Bir efsun gözüyle bakmışlar yaptıklarına, onları çağırmışlar. Bugünkü “olumlama” olarak değerlendirebileceğimiz bu psikolojik yaklaşım, o dönemin zaruri sanat anlayışını bizlerin ellerine delil olarak sunmuştur. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanati-kim-ve-neden-dogurdu/">Sanatı Kim ve Neden Doğurdu?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanata bir varoluş, hayatta kalış, kalıcılığı garantilemek dürtüsüyle yaklaşmıştır ilk insanlar. Mağaralara geyikler ve boğalar çizerek onların hiç değilse şekillerinin sahibi olmuşlar. Onları, şeklen var edip sonra vücut bulmalarını sağlayacaklarına inanmışlar. Bir efsun gözüyle bakmışlar yaptıklarına, onları çağırmışlar. Bugünkü “olumlama” olarak değerlendirebileceğimiz bu psikolojik yaklaşım, o dönemin zaruri sanat anlayışını bizlerin ellerine delil olarak sunmuştur.</p>
<p>Sanat da, gastronomi de, dilek-istek, hacet de en ilkel dürtülerdir kısacası. Psikoloji ilk insandan beri vardır o halde. Bizi sanata yaklaştıran ihtiyaçlar mı? Yoksa sanat en başından beri kendini aktarmaya çalışma savaşı mıdır bilemiyoruz. Bu girift durum her örnekte, her ihtiyaçta ve sanatta daha da çözülemez bir hal almaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_5974" aria-describedby="caption-attachment-5974" style="width: 437px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/görsel-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5974 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/görsel-2.jpg?resize=437%2C238" alt="Sanat, nasıl ortaya çıktı?" width="437" height="238" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/görsel-2.jpg?w=437&amp;ssl=1 437w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/görsel-2.jpg?resize=300%2C163&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 437px) 100vw, 437px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5974" class="wp-caption-text">Sanat, nasıl ortaya çıktı?</figcaption></figure></p>
<p>Düşünmek, hayal etmek var edebilmenin tek şartıdır. Sanatçı somut bir örnek ortaya koymasa bile, düşünmekle var etmiş sayılacaktır.  Sanat bireysel yapılır, toplumsal algılanır,dönemsel yargılanır. Sanata coğrafyanın da birebir etkisi vardır. Her sanatçı kendi ışığını, kendi güneşini, kendi iklimini işler eserine. Nasıl ki Kuzeyli ressamlar daha karanlık, gri,pesimist bir tablo meydana getiriyorsa; Akdenizli ressamlar da bir o kadar aydınlık, ferah ve renkli tablolar yapıyorlar. Kullandıkları renk, aslında kendi topraklarında en çok maruz kaldıkları renk. Yani; doğanın rengi.</p>
<p><figure id="attachment_5976" aria-describedby="caption-attachment-5976" style="width: 286px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sanat.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5976 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sanat.jpg?resize=286%2C176" alt="Sanatın keşfi nasıl ortaya çıktı?" width="286" height="176" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5976" class="wp-caption-text">Sanatın keşfi nasıl ortaya çıktı?</figcaption></figure></p>
<p>Eserlerin oluşumunu etkileyen bir diğer mesele de elbette estetik yargıların dönemsel değişikliğidir. Veyahut günümüzdeki tabirle; “moda”. Ama daha doğru bir tabirle; “akım”. Felsefik tercihlerin de etkisiyle gelişen akımlar, sanatın ürün yelpazesini genişleterek sanat tarihini doğrudan etkilemiştir. “çirkinliğin tarihi”, “güzelliğin tarihi”, “aşkın metafiziği” gibi estetik değerler hakkında pek çok yayın hazırlanmıştır. “Her şey zıttıyla kaimdir” sözünden hareketle; çirkinliğin güzelliği, güzelliğin de çirkinliği şiddetle tetiklediği, güçlendirdiği bu akımlar yüzyıllardır tartışılmıştır. Bir sonuca varılamamış olması da hala her şeyin zıttıyla var olduğunun en büyük kanıtıdır. Çünkü fikir, fikri doğurur. Fakat genel- geçer doğrular üzerinden gidildiğinde diyebiliriz ki, güzeli güzel yapan evrensel ölçülerdir. Objenin  parça-bütün ilişkisi,  insanın uzuvlarının eşitliği- doğruluğu demiyorum- evrensel ölçüde beğeniyi gerçekleştirir bilinçte. Buna  sanatın matematiği diyebiliriz.</p>
<p>Eseri doğuran elbette ki öncelikle hislerdir fakat bu süreçte coğrafya, tercihler, fikirler, tarihi olaylar  eserlerin çeşitliliğini sağlayan en önemli araçlardır. İlk bakışta biraz geri plandadırlar. Bu da sanatın felsefesidir.</p>
<p>Doğa insana ilham verir, insan da doğaya çoğu zaman zarar&#8230; Doğayla alışverişimizin daha adil olduğu günlere&#8230; Sanatla ve sanatçı hassasiyetiyle bakın çevrenize&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5977" aria-describedby="caption-attachment-5977" style="width: 550px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sanatta-coğrafya.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5977 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sanatta-coğrafya.jpg?resize=550%2C401" alt="Coğrafyanın sanat etkisi nedir?" width="550" height="401" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sanatta-coğrafya.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sanatta-coğrafya.jpg?resize=300%2C219&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5977" class="wp-caption-text">Coğrafyanın sanat etkisi nedir?</figcaption></figure></p>
<h2>Özetlersek;</h2>
<p>İlk insandan bu yazıyı okuduğumuz şu ana kadarki süreçte çok çeşitli sanatsal aktivitelerde bulunuldu milyarlarca insan tarafından. Kimi bilinçsizdi yaşadığı mağara duvarına iki geyik resmi kondurdu, kimi mermerden heykel yonttu ismini sanat koydu. Gayr-i ihtiyari yöneldiğimiz bu faaliyet önce 5 duyu organımızın algı eşiğine dokundu, sonra ruhta güzel-çirkin şeklinde birer sıfat buldu. Perspektif, ışık- gölge, renk, doku, ses derken binlerce eserimiz ve sanatçımız oldu. Sanatın evrensel olması sebebiyle, İtalya’daki heykel de, Türkiye’deki Cami de, Mısır’daki Piramit de, Almanya’daki katedral de, İspanya’da ki flamenko ve hatta Arjantindeki tango hepimize “sanat” oldu. Yetmedi kitaplar yazıldı ve çevrildi, şarkılar paylaşıldı&#8230; Ve işte sanat ırk, dil, din ayırmadan hepimize ortak değer oldu. Herkes sanatçı olmadı ama ortaya çıkarılan eserler herkese “sanat” oldu&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanati-kim-ve-neden-dogurdu/">Sanatı Kim ve Neden Doğurdu?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanati-kim-ve-neden-dogurdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5973</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil!”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/acikinca-ekmek-istiyorsun-laf-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/acikinca-ekmek-istiyorsun-laf-degil/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 12 Nov 2016 07:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[kıssadan hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5905</guid>
				<description><![CDATA[<p>İbrahim Peygamber, henüz daha yedi yaşındayken, Allah’ı aramaya başlar ve bir gün babasına, “İnsanı kim yarattı?” diye sorar. “Seni ben meydana getirdim, beni de babam.” “Öyle olamaz baba; çünkü ben, yaşlı bir adamın; ‘Ey tanrım, neden bana çocuk vermedin!’ dediğini duydum.” “Doğrudur oğlum; tanrı herkese, insanı meydana getirmesi için yardım eder; ama, insan da tanrısı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/acikinca-ekmek-istiyorsun-laf-degil/">“Acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil!”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İbrahim Peygamber, henüz daha yedi yaşındayken, Allah’ı aramaya başlar ve bir gün babasına, “İnsanı kim yarattı?” diye sorar.</p>
<p>“Seni ben meydana getirdim, beni de babam.”</p>
<p>“Öyle olamaz baba; çünkü ben, yaşlı bir adamın; ‘Ey tanrım, neden bana çocuk vermedin!’ dediğini duydum.”</p>
<p>“Doğrudur oğlum; tanrı herkese, insanı meydana getirmesi için yardım eder; ama, insan da tanrısı için birtakım fedakarlıklar yapmalı ve tanrısının gönlünü hoş tutmalıdır.”</p>
<p>“Peki, kaç tane tanrı var baba?”</p>
<p>“Sonsuz sayıda oğlum.”</p>
<p>“Peki, bir tanrının dediklerini yaparsam diğerleri, kendi dediklerini yapmadığım için benim kötülüğümü isterse, o zaman ben ne yapacağım? Aralarında bir anlaşmazlık çıkarsa, birbirleriyle savaşırlarsa ve benim tanrım diğerleri tarafından öldürülürse nasıl yaşarım?”</p>
<p>“Korkma oğlum! Hiçbir tanrı, bir diğerine savaş açmaz; mabette baş tanrı Baal’ın yanı sıra, bin tanrı daha var ve şu yaşıma geldim, daha içlerinden birinin diğeriyle savaşa tutuştuğunu görmedim. Her tanrının kendi inananları var ve bunlardan hiçbiri, diğerininkiler üzerinde hak iddia etmez.”</p>
<p>“Peki baba, tanrılar neye benzer?”</p>
<p>“Seni budala! Her gün bir tanrı yapıyor ve ekmek almak için başkalarına satıyorum. Sense geçmiş karşıma, tanrıların neye benzediğini soruyorsun! Bak işte şuradaki, palmiye ağacındandır, bu da zeytin ağacından, şuradaki ise fildişinden. İşte görüyorsun, hepsi de nasıl güzel ve nasıl da canlıymış gibi duruyorlar; bir tek nefesleri eksik.”</p>
<p>“Ama baba, tanrıların nefesi yokmuş, sen söylüyorsun işte; öyleyse, insanlara nasıl nefes veriyorlar; kendileri cansızken başka her şeye nasıl can veriyorlar? Baba, bunlar tanrı olamaz!”</p>
<p>“Eğer bu konulardan biraz anlayacak yaşta olsaydın, seni şuracıkta boğuverirdim!”</p>
<p>“Ama baba, insanı tanrılar yaratıyorsa, nasıl olur da insan, kendi tanrılarını yaratabilir? Hem, tanrılar odun ve taştansalar odunu yakmak, taşı da atmak, büyük günah olmaz mı? Madem ki, bu kadar çok tanrı yapmış birisin; o halde tanrılar, bunun mükafatı olarak seni dünyanın en güçlü insanı haline getirmezler miydi? Şu halde, niçin geçimini sürdürmek için hala tanrı yapmaya devam ediyorsun?”</p>
<p>“Çabuk evimden defol! Böyle şeylere senin aklın ermez! Benimle tartışacağına yıkıl karşımdan da şu tanrıyı bitireyim; çünkü, acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil!”</p>
<p>“Yaptığın şu tanrılara bir bak! Onlara istediğin şekli verebiliyorsun; ama onlar, kendilerini koruyamıyor!”</p>
<p>“Herkes bunların birer tanrı olduğu konusunda yanılıyor da bir tek sen mi gerçeği görüyorsun! Tanrılarıma yemin ederim ki, büyük bir adam olsaydın, seni şuracıkta öldürürdüm; şimdi defol karşımdan!”</p>
<p><strong>Kıssadan hisse:</strong> İnsan, işte böyle bir varlık; ne zaman başı sıkışsa, ne zaman bir teselli arayacak olsa, kendisine tanrılar yaratıyor. İsimleri, onlardan beklentileri, vb. değişse de bu gerçek değişmiyor. Tanrının tek olması değil, çok sayıda tanrının olması, insan için daha akıllıca(!). Çünkü, tanrıların sayısı arttıkça, birinden yüz bulamadığı zaman ötekine sığınması kolaylaşıyor ve bir tanrıya koşulsuz bağlanma zorunluluğu da ortadan kalkıyor. Kişinin tanrıları da kendisine benziyor; korkakların ve zavallıların tanrıları, korkak ve zavallı; cesur ve güçlü insanların tanrıları ise cesur ve güçlü oluyor. İnsan, aslında kendisine ait şeyleri tanrılaştırıyor. Bu gerçekleri ne kadar anlatırsanız anlatın, kendisine yeni tanrılar aramaya devam ettikçe ve bu işten para kazananlar da varolduğu sürece, mabetleri basıp putları yıksanız bile yeni tanrılar icat edecektir. Çünkü insan, içinde bulunduğu maddi-toplumsal ilişki ve ihtiyaçlara göre kendisine hakikatler yaratıyor ve bunlar değişmedikçe, bu çabalar da sonuçsuz kalıyor. İbrahim’in babası da böyle söylemiyor muydu: “Acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil!”</p>
<p>Peki insan, ne zaman kendi hakikatine yönelik böyle bir açlık duyacak? İnsanda bu açlığı ortaya çıkartmak için ne yapmak lazım? Acaba, başta din olmak üzere bilim, sanat ve benzeri alanlar bu açlığı bir türlü açığa çıkartamadığı için midir ki, bugün hala insanlar, kendilerine çok sayıda put üretip bunlara tapıyorlar? Şu putlara bir bakınız: Hazreti Liberal Demokrasi, Hazreti Avrupa Birliği, Hazreti NATO, Hazreti BM, Hazreti Kapitalizm, Hazreti IMF, Hazreti Dünya Bankası, Hazreti İnsan Hakları, Hazreti Evrenselcilik, Hazreti Özgürlük, falan filan.</p>
<p>Ne dersiniz, acaba <strong>Felsefe</strong> refleksiyona; düşüncenin kendi üzerine çevrilmesine dayalı bir etkinlik olması bakımından, bu öz hakikate yönelik böyle bir açlığın ortaya çıkmasını ve bu yolla putlardan kurtulmayı sağlayamaz mı? Şimdiye kadarki Felsefe bunu sağlayamamışsa acaba nerelerde, nasıl bir hata yapıldı ve bugün bile sürdürülmekte ki, insanlığın büyük bir bölümü hala putperest!</p>
<p>Buna bir mim koyalım&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/acikinca-ekmek-istiyorsun-laf-degil/">“Acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil!”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/acikinca-ekmek-istiyorsun-laf-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5905</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Levinas ve Başka’nın İzi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Nov 2016 10:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı metafiziği]]></category>
		<category><![CDATA[eskatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[fenomenoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Gabriel Marcel]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Heidegger]]></category>
		<category><![CDATA[Hobbes]]></category>
		<category><![CDATA[litürji]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[Stoacılık]]></category>
		<category><![CDATA[varlık felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşsal]]></category>
		<category><![CDATA[yeni başlayanlar için metafizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5854</guid>
				<description><![CDATA[<p>Levinas’a göre Batı metafiziğinin başlangıç ilkesi olarak Ben, en üst dereceden bir özdeşleşmedir; hatta, özdeşlik fenomeninin kaynağıdır. Ben’in özdeşliği, değişmez bir niteliğin sürekliliği değildir ve Ben’in bizzat kendisi olması, şu ya da bu karakter özelliliğinin varlığını tespit ettikten sonra kendisini yine Aynı bulmasından kaynaklanmaz. Ben, baştan beri Aynı olduğu için her nesneyi ve her karakter [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/">Levinas ve Başka’nın İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Levinas’a göre Batı metafiziğinin başlangıç ilkesi olarak Ben, en üst dereceden bir özdeşleşmedir; hatta, özdeşlik fenomeninin kaynağıdır. Ben’in özdeşliği, değişmez bir niteliğin sürekliliği değildir ve Ben’in bizzat kendisi olması, şu ya da bu karakter özelliliğinin varlığını tespit ettikten sonra kendisini yine Aynı bulmasından kaynaklanmaz. Ben, baştan beri Aynı olduğu için her nesneyi ve her karakter özelliğini Aynı olarak tespit eder. Ben’in özdeşliği söz konusu olduğunda “A, A’dır” demek aslında “A, A için kaygılanır” ya da “A, A’dan keyif alır” ve her zaman için “A, A’ya yönelmiştir” demeye gelir. Ben’in bilgisi, bu özdeşliği kesintiye uğratmaz; Varlık, Ben’in özdeşliğine zarar vermez. Bilgi, varlığı anlama çabasını yansıtır ve bellek aracılığıyla Varlık ile düşünce arasında upuygunluk sağlanır. Belleğin Ben’i şaşırtması engellendiği için varlık düşüncesi, aslında Aynı’ya denktir.</p>
<p><figure id="attachment_5864" aria-describedby="caption-attachment-5864" style="width: 206px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5864 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other-206x300.jpg?resize=206%2C300" alt="Levinas &quot;Time and the Other&quot;" width="206" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other.jpg?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other.jpg?w=344&amp;ssl=1 344w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5864" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Time and the Other&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Bu bağlamda, fenomenolojinin en önemli keşfi, pratiğin ve duygulanımın temelindeki yönelimselliği fark etmiş olmasıdır. Yönelimsellik, bilincin hep bir şeyin; olan bir şeyin bilinci olduğunu ifade eder ve bu upuygunluğu o kadar abartır ki, yanılsamaları bile ortadan kaldırır. Bilincin her edimi, buyur ettiği varlığı kurmaya çalışır ve anlamını ona Ben’in verdiğini düşünür. Yani varlık, Ben’in bu hareketiyle idealizm olanağını içinde taşır. Batı metafiziğinde hep Aynı’nın egemen olduğuna, Başka’nın açığa çıkartılmak istendiğinde Başkalık’ını yitirdiğine inanan Levinas’a göre Batı metafiziği, Başka’ya karşı hep bir dehşet duyar, ona karşı önüne geçilemez bir alerjiye maluldür. Bu dehşet ve alerji nedeniyle, hep bir varlık felsefesi olagelmiş, varlığı anlama çabası içinde insanı sorgulamış, bunun sonucunda tanrıtanımazlık olarak gelişmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_5857" aria-describedby="caption-attachment-5857" style="width: 207px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5857 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity-207x300.jpg?resize=207%2C300" alt="Levinas &quot;Ethics and Infinity&quot;" width="207" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity.jpg?w=328&amp;ssl=1 328w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5857" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Ethics and Infinity&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Batı metafiziğinde tanrı hakkında konuşulduğunda, aslında akla uygun bir şekilde icat edilmiş bir tanrı tasarımı hakkında konuşulur ve bu tanrının, her ne yaparsa yapsın sonunda kendisini hep Aynı olarak bulacağına; bilincinin özerkliğine hiçbir zarar vermeyeceğine inanılır. Bu metafizik, her defasında bilincin kendine yeniden dönüşünü araştırır; Başkalık’ı yitirir ve bilinç, dünyada her defasında kendini yeniden bulur. Bilincin tüm yönelimleri, “kendilik bilinci” içinde bu özdeşliği sağlamaya dönüktür. Örneğin Hegel’in sistemi, bilincin kendini yeniden kurma sürecini ussal ilke ve kategoriler içinde anlatır. Batı metafiziği, Başka’ya ve Başkaları’na kayıtsızdır, geri dönüşü olmayan her hareketi reddeder ve beklemeyi edime yeğler. Oysa, bu indirgemeyi yaparken bile, aslında Varlığın ötesinin gizemli mesajını da taşıyordur. Söz gelişi Platon, <em>Politeia’</em>da “epekeina tes ousias” şeklinde bir ifade kullanır; bunun anlamı, “varlığın ötesinde” demektir. Varlık, Platon için eidoslardır ve bunlar, duyum nesnesi şeylere aşkındır. Agaton (İyi) ise eidoslara aşkındır ve tüm eidosların birliğini, bilinirliliğini taşır. Haliyle Agaton, iki kere aşkındır ki, bu da “varlığın ötesi” hakkında “gizemli bir mesaj”dır.</p>
<p><figure id="attachment_5856" aria-describedby="caption-attachment-5856" style="width: 198px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5856 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos-198x300.jpg?resize=198%2C300" alt="Levinas &quot;Entre Nos&quot;" width="198" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos.jpg?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos.jpg?w=313&amp;ssl=1 313w" sizes="(max-width: 198px) 100vw, 198px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5856" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Entre Nos&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Diğer taraftan, Plotinos’un Bir’i de varlığın ötesindedir ve aynı zamanda da epekeina nousdur (Nous’un ötesinde). Bir, tüm yüklemlere yabancıdır; her birinden aşkındır, ifşa edilmemiştir. Bu ifşa edilmemişlik, bilginin sınırlı olmasından ya da Bir’in gizli ve anlaşılmaz olmasından kaynaklanmaz; ifşa edilmesi, Bir’in birliğiyle çelişen bir durum olacaktır. Bir, varlığın ötesindedir ve ondan tamamen başkadır. Peki, bu aşkın olanla; varlığın ötesinde ve ondan tamamen başka olanla ilişki; Başka’nın deneyimi nasıl mümkündür? Levinas’a göre böyle bir deneyim, Aynı’nın kendinden çıkarak kendini Başka’da mutlak olarak yitirmediği, kendini Başka’ya emanet ettiği yaderk bir deneyimdir. Bu deneyim, hiçbir kategori kabul etmez ve başlangıç noktasına geri dönmez. Böyle bir hareket ya da deneyim, ancak Yapıt’ta bulunur. Fakat Yapıt, Ben’i Ben-olarak başka bir dünyaya sokan bir geçiş; bir aşkınlık olanağı değildir. Çünkü burada Ben, bilinç edimleri içinde kendi özdeşliğini yeniden kurar; idealizmin verdiği ders de budur. Oysa Yapıt, Aynı’dan tam bir cömertlik talep eder; Başka’ya da Aynı’nın kendine dönmesini yasaklar. Ayrıca, Aynı’nın kendini hiçlikle bir tutmasına da izin vermez; saf bir nihilizme sürüklemez. Aynı’nın Başka’ya değmeksizin dokunuşu olan Yapıt, her türlü zevkin ve tesellinin dışındadır. Bunlara yönelirse, mutlak iyiliğini ve geri dönüşü olmayan hareketi kaybeder, başlangıç ile sonun karşılaştırılması üzerinden kayıplar ve kazanımların hesaplanmasına geçilir.</p>
<p><figure id="attachment_5860" aria-describedby="caption-attachment-5860" style="width: 204px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5860 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme-204x300.jpg?resize=204%2C300" alt="Levinas &quot;Humanisme de Lautre Homme&quot;" width="204" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme.jpg?resize=204%2C300&amp;ssl=1 204w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme.jpg?w=340&amp;ssl=1 340w" sizes="(max-width: 204px) 100vw, 204px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5860" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Humanisme de Lautre Homme&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>İmdi, sonucun zamandaşı olmayı reddeden Yapıt, “vaad edilmiş topraklar”a gitmeksizin eylemeyi; bu tür bir sabrı gösterir. Bu sabırla Ben, kendi-ölümünden-ötesi-için-olmaklığını kazanır. Kişisel bir ölümsüzlük istenci olmayan bu deneyim, Kendi zamanının ufkunun ötesinde bir zamanı hedeflemek demektir; Kendi için bir umut taşımayan bir eskatoloji ya da Kendi zamanı karşısında bir özgürleşme demektir. Böyle bir geçişi olanaklı kılan Sonsuz’dur; Aynı’nın zamanından Başka’nın zamanına geçişin olanağı olan Sonsuz, Aynı’nın geri dönüşü olmayan hareketini litürji içinde açığa çıkartır. Başka deyişle Ben’i, bir yerde ücretsiz bir biçimde görev yapmaya; hatta, kendi servetini bile o görev uğruna harcamaya sürükler. Burada her türlü anlam, yorum, çıkarsama, vb. devre dışı kalır; litürji, etiğin ta kendisidir ve Ben’in herhangi bir ihtiyacından kaynaklanamaz. İhtiyaç, Ben’in kendi dünyası içinde Kendi’sine dönmesini sağlayan bir şeydir ve temelinde bencillik vardır. Bu bencillik, Ben’in Kendi’siyle çakışmasını sağlar ve bu çakışma, “mutluluk” olarak açığa çıkar. Oysa, Valery’nin “eksiksiz arzu” dediği şey, tam da litürjinin anlaşılmasını sağlar; bu arzu, daha önce Platon’un da tespit ettiği gibi, belirli bir eksiklik tarafından koşullandırılmamış başka türlü bir istektir. Bu isteğe sahip özne, Stoacı “kendi varlığında ayak direyen varlık”tan ya da Heidegger’in Dasein’ından tamamen farklıdır.</p>
<p><figure id="attachment_5859" aria-describedby="caption-attachment-5859" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5859 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Levinas &quot;Humanism of the Other&quot;" width="208" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other.jpg?w=346&amp;ssl=1 346w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5859" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Humanism of the Other&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Levinas’ın etik öznesi, Başkası’na karşı duyduğu metafizik arzuyla tanımlanır; özne, kendisini bu arzuda tanımlar. Başkası, ne Ben’in düşmanıdır (oysa, Hobbes ve Hegel’de böyledir), ne de Ben’in tamamlayıcısıdır (Platon, her bireyin kendi varlığını sürdürebilmek için başkasına gereksinimi olduğunu iddia eder). Başkası’na duyulan bu arzu, tüm ihtiyaçların ötesinde başlar ve aynı zamanda da toplumsallığımızın kaynağıdır. Ancak bu toplumsallık, Başka’yı Aynı’ya dönüştüren bir toplumsallık değildir. Başkası’nın bakışında Ben’in hissettiği şok, böyle bir deneyimdir. Bu deneyimle Ben, Kendi’sini sorgular ve Kendi’sinde daha önce farkına varmadığı kaynaklar keşfeder. Bu kaynakları sürekli olarak besleyen ve derinleştiren arzu, Dostoyevski’nin <em>Suç ve Ceza’</em>sındaki Sonia Marmeladova’nın “doyurulamaz merhameti” gibidir; sanki öyle bir açlıktır ki, Raskolnikof’un orada bulunuşu, her türlü doyumun ötesinde, bu açlığı sonsuzca büyüterek besler. Başkası, aynı zamanda da kültürel bir bütün içinde bulunur ve bu bütünden hareketle anlaşılabilir. Bu anlama, belirli bir yorumlama ve çözümlemedir. Ancak Başkası’nın tezahürü, bu tezahürü açığa çıkartan unsurlardan (jestler, mimikler, vb.) farklı bir anlam taşır. Başkası’nın kültürel anlamı, yatay düzlemde açığa çıkar ve belirli bir sıra düzenini korur. Başkası’nın tezahürü ise Ben’in kendi dünyasallığının bozulmasına yol açar ki, bu durum yüzde gerçekleşir. Yüzün belirişinin açıklığında Ben, kendi açıklığına ve kaynaklarına ulaşır.</p>
<p><figure id="attachment_5855" aria-describedby="caption-attachment-5855" style="width: 207px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5855 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion-207x300.jpg?resize=207%2C300" alt="Levinas &quot;Cambridge Ccompanion&quot;" width="207" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion.jpg?w=293&amp;ssl=1 293w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5855" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Cambridge Ccompanion&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Levinas’a göre yüz, soyut ve çıplaktır; tüm imgelerden soyunmuştur. Ben’in kendi açıklığına ulaşması, bu çıplaklıkla mümkündür. Ben’in dünyasına tümüyle yabancı bir alandan gelen yüzün deneyimi, sıra dışı bir deneyimdir. Burada yüz, ifşaya dönüşmek yerine kendi izini bırakır ve gider. Kendi çıplaklığıyla büyük bir titreme ve yok oluş meydana getiren yüz, aynı zamanda da sefalettir, yoksunluktur, yakarmadır; Aynı’ya dönüşü engelleyen de bunlardır. Yakarışına kulak tıkayamayacağımız ve unutamayacağımız bir şekilde açığa çıkan yüz karşısında bilincini yitiren Ben, yüze karşı bütünüyle savunmasızdır. Kendi dünyasallığından dışarı püskürtülen Ben için etik, bu karşılaşmanın ardından başlar. Bu deneyimle Ben, Başkası’nı buyur eder ve yalnızca yüzün yakarışına cevap vermek zorunda olduğunu kavramakla kalmaz, bunun gereğini yerine getirmek için hiçbir fedakarlıktan da sakınmaz. Bu yönüyle etik, Ben’in dolayımsız ve sakınmasız bir biçimde kendini Başkası’na açması, Ben’in kendiliğindenliğinin Başkası tarafından sorgulanmasıdır. Bu sorgulama, belirli türden bir eleştiriye dayanır ve Ben’deki dışsallığa; Ben’in dışındaki bir olgusallığa aittir. Etik, eleştiri yoluyla Ben’i Başkası’na karşı sonsuz sorumluluklarına taşır. Böylelikle Ben, kişisel bir iktidar edinme isteğini terk eder; hatta, şimdiye kadar söylediklerinin tersini söylemeye bile hazır hale gelir.</p>
<p><figure id="attachment_5862" aria-describedby="caption-attachment-5862" style="width: 212px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5862 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık-212x300.jpg?resize=212%2C300" alt="Levinas &quot;Sonsuza Tanıklık&quot;" width="212" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık.jpg?resize=212%2C300&amp;ssl=1 212w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık.jpg?w=353&amp;ssl=1 353w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5862" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Sonsuza Tanıklık&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Varolanın etiğe muhtaç olduğunu düşünen Levinas, varolanın varlığını ancak varlığın ötesine geçerek haklı kılabileceğine inanır. Bu nedenle, etiğin belirli birtakım kavramlara dayandırılarak ve metafizik temeller üzerine kurulmasına karşı çıkar, etiğin tüm bunlardan önce geldiğini savunur. Levinas’a göre etik, Ben’in sorumlulukları üzerine temellenir ve hatta, Ben’in varlığı bile bir öncül olarak kabul edilmemelidir. Nitekim Ben, genel bir kategori altında dile getirilebilecek bir şey değildir; Ben-olmaklık, ancak sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir Ben için geçerlidir. Ben’in çok sayıda kimliği olabilir; fakat, bu kimliklerden hiçbiri, Ben-olmaklığını tüketemez. Başkalık deneyiminin ardından Ben-olmanın anlamı, Başkası-için-sorumlu-olma haline gelir. Ben, varoluşun tüm yükünü omuzlarında taşıyormuşçasına duyduğu sorumluluk duygusuyla biricikliğini kazanır. Bu biriciklik, sorumlulukların bir başkasına devredilemezliğidir. Başka deyişle sorumluluk, Ben’in dünyasallığı içinde belirmez; çünkü bu dünyasallık, Başkası’nın belirişinde parçalanmıştır ve Ben’i etik bir özne haline getiren budur. Böyle bir özne için, vicdan rahatlığı mümkün değildir. Vicdan rahatlığı, Ben’in hep Kendi’siyle çakışmasını ifade eder; sorumlulukların yerine getirildiği yanılsamasını içerir. Oysa Ben’in sorumlulukları, hiçbir zaman sona ermez.</p>
<p><figure id="attachment_5861" aria-describedby="caption-attachment-5861" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5861 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Levinas &quot;Ölüm ve Zaman&quot;" width="200" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman.jpg?w=334&amp;ssl=1 334w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5861" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Ölüm ve Zaman&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>İmdi bu sonsuzluk, arzunun da kaynağıdır; arzu, doyumun giderdiği ihtiyaçlardan farklı bir ateşle yanmak, hep düşünülenin ötesinde düşünmektir. Sonsuz, “görevini terk etmenin olanaksızlığı”yla Ben’i karşılaştırır. Sorumluluklar ne kadar yerine getirilirse, Ben’den talep edilenler de o kadar artar ve Ben’in Kendi’sine dönmesi olanaksızlaşır. Yüzün çıkıp geldiği öte, her türlü açığa çıkmanın ötesindedir; yüz, bu öteden gelen Başkası için bir ziyarettir ve kendini sürekli geri çeker. Yüzün şaşırtıcılığı ve kavranamaz oluşu da bununla ilgilidir. Kendi çıplaklığı içinde yüz, öteyi hem gizler, hem de ona işaret eder. Bu işaret edişte, fenomenler yoktur ve göstergeler kullanılmaz. Buna kalkışan yüz, maskeye bürünmüş olur. Yüzün çıplaklığı, hiçbir şey ifşa etmez; ifşa etme, belirli bir varlık düzeni içinde açığa çıkar; yüzün çıplaklığı ise tüm varlık düzenlerini sarsar. Varlık düzenleri, belirli bir içkinlik taşır; bu içkinlikte iz, her defasında belirli bir anlamı ifade eder, öteyi dile getirmez. Oysa yüz, aşkınlığın ortadan kaldıramadığı biricik açıklıktır ve varlığın düzeni içine hapsolmaktan korur. Taşıdığı şeyle arasında dolambaçlı bir ilişki içinde olan iz, Ben’i geri döndürülemez bir geçmişle ilişki içine sokar. Bellek, bu geçmişin izini süremez; göstergeden bütünüyle farklı olan iz, varlığın ötesinin izidir ve Ben’i, içkinlik ve aşkınlığın ikili yönünden kurtararak ona üçüncü bir olanak sunar. Bu olanak, Üçüncü’nün (tiers) ortaya çıkışıdır. İzle yakalanmaya çalışılan geçmiş, Üçüncü’nün ait olduğu geçmiştir ve yüzün her türlü gizlenmeden uzak, kuşatılamaz ve mutlak olduğunu anlatır. Yüzde kendini çoktan geri çekmiş, geçip gitmiş olan şey ise o’luktur; Başka’nın sonsuzluğunu ve ölçüsüzlüğünü anlatan da yine o’luktur.</p>
<p><figure id="attachment_5863" aria-describedby="caption-attachment-5863" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5863 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Levinas &quot;Tanrı, Ölum ve Zaman&quot;" width="208" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman.jpg?w=346&amp;ssl=1 346w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5863" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Tanrı, Ölum ve Zaman&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Üçüncü’yü varlığın ötekisi olarak gören Levinas, iki kişi arasındaki etik ilişkinin Üçüncü’nün varlığıyla kesintiye uğrayacağını düşünür. Bu yönüyle Üçüncü, toplumsallığa geçiştir de. Ben, yalnızca ilişkideki Başkası’na karşı sorumlu değildir ve Başkaları, Ben’in sorumluluklarının ve etik özneliliğinin sonsuzluğunu temellendirir. Bilgi, düşünme, karşılaştırma, vb. bilinç edimleri, Üçüncü’yle açığa çıkar; Üçüncü, Ben’in Başkası’yla ilişkisinin asimetrik yapısını adalet isteğiyle simetriye zorlar ve ilişkiye eşzamanlılık getirmek ister. Üçüncü’nün müdahalesiyle ilişki, artık bilinç sınırlarına taşınır ve uzamsal hale gelir; ilişkide eşitlik, ölçülülük, bilgililik, vb. ilke ve yönelimlere öncelik tanınır. Bu yönüyle Üçüncü, etik ilişkide bilinçliliği talep edendir ve Ben, kendi varlığıyla ilgilenme hakkını Üçüncü’nün dolayımında edinir. Fakat adalet, etik ilişkide asimetriyi simetriye zorlar; adalet arayışının temelinde, Üçüncü’nün etik ilişki kurma isteği vardır. Bu isteğe bakılmaksızın dile getirilen adalet söylemleri, Ben’in dünyasallığında Kendi’sini yeniden kurma çabasını yansıtır. Oysa, etik ilişkide sorumluluklarını duyumsayan Ben, yüzde gördüğü izle Kendi’sini terk ederek Başkası’na olduğu kadar Üçüncü’ye de bağlanır ve onunla da yaderk bir ilişki yaşar. Yüzün taşıdığı iz her türlü bilinç ediminin ötesinde olduğu için Ben, Üçüncü’nün etik ilişki talebini de asimetrik olarak yerine getirir.</p>
<p><figure id="attachment_5858" aria-describedby="caption-attachment-5858" style="width: 209px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5858 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy-209x300.jpg?resize=209%2C300" alt="Levinas &quot;His Life and Legacy&quot;" width="209" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy.jpg?resize=209%2C300&amp;ssl=1 209w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy.jpg?w=331&amp;ssl=1 331w" sizes="(max-width: 209px) 100vw, 209px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5858" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;His Life and Legacy&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Levinas’a göre iz, anlamı ortaya çıkarmaksızın ifade eder; bu ifade ediş, o’lukla birlikte etik ilişkiyi belirler. Gerçi iz, bir gösterge değildir; ama, bir gösterge olarak da kullanılabilir. Örneğin bir dedektif, suçlunun bıraktığı izleri birer gösterge olarak inceleyebilir; ancak, bu incelemesinde iz, bir gösterge olarak belirli bir düzenin bir parçası haline gelir ve iz olmaklığını kaybeder. Oysa iz, her türlü yönelimin ötesinde bir anlam taşır ve dünyanın düzenini altüst eder. Belirttiği anlamdan daha fazlası olarak işaret, bu işareti verenin geçişidir. Söz gelişi, bir mektupta anlam, yazıda ve dildedir; mektuptan aldığımız mesaj, gönderildiğinde birinin öylece geçip gittiğini bize anlatan her şeydedir. Bu iz, yeniden bir gösterge olarak ele alınabilir; bir yazı uzmanı, izin bu anlamını bulup çıkartabilir. Ancak, yazıda ve mektubun dilinde esas iz, bunlardan hiçbiri değildir; izde tümüyle olup bitmiş bir geçmiş, çoktan geçip gitmiştir ve bunun geri döndürülemezliği içerilmiştir. Ben’i varlıkla ilişkiye sokmak yerine Başkası’yla ilişkiye zorlayan iz, uzamın zamana sokulmasıdır; dünyanın bir geçmişe doğru uzandığı noktadır. Bu geçmiş, Başka’nın geri çekilişidir ve ancak dünyayı aşan bir varlık iz bırakabilir. Bu bakımdan iz, hiçbir zaman orada olmamış olanın; hep çoktan geçip gitmiş olanın izidir.</p>
<p>Levinas’a göre şeyler, kendi başlarına bir iz bırakamazlar, belirli birtakım sonuçlar üretirler. Neden ve sonuç, hep aynı dünyaya aittir; iz ise Ben’in zamanı içinde yer alan her türlü geçmiş ve gelecekten daha uzak bir geçmişe geçiştir. Bu geçmiş, tüm zamanları bağrında toplayan mutlak geçmişe geçiştir ki, bu da Sonsuzluk demektir. Dolayısıyla o’luk, şeylerin bu’luğu değildir; şeylerin bu’luğu, onların Ben’in tasarrufu altında olduğunu ifade eder. Bu anlamda bu’luğu, Buber ve Gabriel Marcel, Sen olarak ifade etmişlerdir. Ancak bu karşılaşma, yüze sonradan eklenen bir şey değildir. Yüzün çıplaklığı o’luğun izini barındırdığı için, kendinde kalarak o’luğu geride bırakır. Bu nedenle yüz, “geçip giden Tanrı”nın kendisine benzeyeceği bir model değildir. Benzerlik, onun ikonu olmak değil, onun izinde bulunmaktır. Tanrı’ya doğru gitmek, bir gösterge olmayan bu izi izlemek değil, Başka’nın izinde olmak ve Başkası’ndan sorumlu olmak demektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/">Levinas ve Başka’nın İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5854</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gri Adamlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gri-adamlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gri-adamlar/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Nov 2016 08:59:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Akan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5779</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sosyologlar, psikologlar ve filozoflar, İslamiyet, Protestanlar, Fransız ve Rus Devrimi… Bize tarih öncesinden ve manevi değerlerin üstünlüğüne ulaşmış insanlar tarafından sunulan miras. Hayatta daha farklı bir şeyler olduğuna inanan ve bazı deneyimlerden dolayı inanmak zorunda kalan kişiler için mevcut sırlar. Umutsuzluktan doğan Tanrı, metafizik, kutsal kitaplar ve inançlar. Biyolojik, bio-kimyasal ve genetik sistemler… DNA, cinsellik, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gri-adamlar/">Gri Adamlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyologlar, psikologlar ve filozoflar, İslamiyet, Protestanlar, Fransız ve Rus Devrimi… Bize tarih öncesinden ve manevi değerlerin üstünlüğüne ulaşmış insanlar tarafından sunulan miras.</p>
<p>Hayatta daha farklı bir şeyler olduğuna inanan ve bazı deneyimlerden dolayı inanmak zorunda kalan kişiler için mevcut sırlar. Umutsuzluktan doğan Tanrı, metafizik, kutsal kitaplar ve inançlar.</p>
<p>Biyolojik, bio-kimyasal ve genetik sistemler… DNA, cinsellik, dürtü, seks ve aşk…</p>
<p>İfadeler…  Analiz, metaforu sürdürme, yüklemeler…</p>
<ul>
<li>Peki, neyin farkındayız?</li>
<li>Buldum işte. Bu bir delilik ya da yanlışlık…</li>
<li>Sen söyle Luke?</li>
<li>Karmaşık olan basiti anlayabilir ama basit olanın karmaşığı anlaması zor.</li>
</ul>
<p>İnsanlık suçu, savaş, korku ve kan… Karanlık, nefret ve şeytan.</p>
<p>Onur, barış ve bilgelik… Mutluluk, yıldızlar, ışıltılı bir şafak.</p>
<ul>
<li>Neden öndesin Denn?</li>
<li>O bencil ve sorumsuz biri Luke.</li>
<li>Hayır, yanılıyorsunuz. Sözcüklere, zihninizle anlam yüklüyorsunuz. Gülüyorum size. Depresyondan kurtuldunuz. Şimdi de pembe sıçan yazarlar oldunuz. Hala bir şeyler yazmanın peşinde misiniz? Mizantrop musunuz lanet insanlar? Savmayı bırakın artık. Ölü bir beyniniz ve atmayan bir kalbiniz var. Kanalizasyon delikleri gibisiniz. Hala neyin peşindesiniz? Tanrı’ya şükür ki haplar var.  Sabun köpüğü gibi görünüyorsunuz.  Ben gidiyorum. Ya benimle yürürsünüz ya da o aptal hayatlarınızda günah çıkarmaya devam edersiniz.</li>
<li>Neden bilmem ama bunu okuduğuma çok sevindim.</li>
<li>Neyi Luke?</li>
<li>Şu haberi dinle.</li>
</ul>
<p>“Seçkin kültürün sanat şövalyesi Don Kişot Aragon’un yapımını üstlendiği aynı adlı galasında milyonlar tarafından ayakta alkışlandı.“</p>
<ul>
<li>Sonunda Manchalı Soylu Şövalye Don Kişot’un düşleri gerçek oldu desene.</li>
<li>Biz piyasacı değiliz Denn. Bekle geliyoruz.</li>
<li>Hızlı olun aptallar, revü Dulcinea masadan adam kaldırıyor. Bu gece o benim prensesim.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gri-adamlar/">Gri Adamlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gri-adamlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5779</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umutlar İçin Gitme Vakti</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umutlar-icin-gitme-vakti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umutlar-icin-gitme-vakti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 28 Oct 2016 05:19:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Deniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5715</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bi&#8217;tane Woswos&#8217;un olacak şimdi veya Murat 134. Ama şimdi, hemen olacak, toplayacaksın kitaplarını ama öyle kolilemeyeceksin. Öyle savuracaksın arabanın bagajına. Bi&#8217; kaç parça giysi alacaksın biraz da para. Biliyorsun parasız dönmez bu dünya. Sonra atlatıp arabaya basacaksın gaza. Onun yanına gideceksin. O, biliyorsun kim olduğunu aklına geldi değil mi? (Zaten hiç çıkmıyor ki)Evinin önüne çekeceksin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umutlar-icin-gitme-vakti/">Umutlar İçin Gitme Vakti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bi&#8217;tane Woswos&#8217;un olacak şimdi veya Murat 134. Ama şimdi, hemen olacak, toplayacaksın kitaplarını ama öyle kolilemeyeceksin. Öyle savuracaksın arabanın bagajına. Bi&#8217; kaç parça giysi alacaksın biraz da para. Biliyorsun parasız dönmez bu dünya. Sonra atlatıp arabaya basacaksın gaza. Onun yanına gideceksin. O, biliyorsun kim olduğunu aklına geldi değil mi? (Zaten hiç çıkmıyor ki)Evinin önüne çekeceksin arabayı. Yıllardır görmemişsin, baya uzun yıllardır. A&#8217;sosyal medyadan sürekli profil fotoğraflarına bakıp &#8221;bi&#8217; cigara yakmışsın&#8221; diyeceğim ama cigarada içmiyorsun sigara da. Ama olsun o gün başlamışsın. Öksürükler eşliğine ilk sigaranı yakmışsın beğenirsen cigarada içecekmişsin. (Evet sigarayla cigara arasında fark vardır. Cigara sigaranın rutinleşmiş halidir) Neyse, ellerin korka korka gidecek telefona. Kolay mı öyle tabi korkacaksın yüzü zihnine kazındıkça sesi yokolmuş beyninde.</p>
<p>Evdeyse -ki evdedir-  acele bi&#8217; şekilde dışarı çağıracaksın, gelecek dışarı koşa koşa &#8221; noluyo lan&#8221; diyecek&#8230; Alacaksın karşına konuşacaksın bütün suskunluklarına inat hiç susmayacakmış gibi konuşacaksın : &#8221;seviyorum seni&#8221; diyeceksin &#8221;senelerdir aklımdan hiç çıkmıyorsun, bir yanımda hep seni biriktiriyorum, hadi gel gidelim buralardan&#8230;&#8221; diyeceksin üç nokta miktarı bekleyeceksin. O da yıllarca bunu bekliyormuşçasına kitaplarını bagaja savurup, giysileri alıp umutlarıyla dolduracak arabayı tıka basa&#8230;</p>
<p>Gideceksiniz&#8230;</p>
<p>Nereye mi?</p>
<p>Bilmem, orasını daha düşünmemişsiniz&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umutlar-icin-gitme-vakti/">Umutlar İçin Gitme Vakti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umutlar-icin-gitme-vakti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5715</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Amerika’da Burslu Okumak İstiyorsun? Neden Olmasın?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/amerikada-burslu-okumak-istiyorsun-neden-olmasin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/amerikada-burslu-okumak-istiyorsun-neden-olmasin/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Oct 2016 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Said Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[IELTS]]></category>
		<category><![CDATA[SAT]]></category>
		<category><![CDATA[TOEFL]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı dil eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[yurtdışı eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[yurtdışında burslu okumak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5616</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yurt dışında, hele ki Amerika’da okumak, hangi öğrencinin hayali değildir ki? Ama pahalı, öyle değil mi? Dil de zor mu geliyor? Kendine güvenen şöyle gelsin. Amerika Birleşik Devletleri’nde Yüksek Lisans yaparken, aynı zamanda lise son öğrencilerine hem dil hem de SAT sınavlarıyla ilgili danışmanlıklar veriyordum. Zehir gibi öğrencilerim vardı. Aralarında tabi ki Türk öğrencilerin de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amerikada-burslu-okumak-istiyorsun-neden-olmasin/">Amerika’da Burslu Okumak İstiyorsun? Neden Olmasın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yurt dışında, hele ki Amerika’da okumak, hangi öğrencinin hayali değildir ki? Ama pahalı, öyle değil mi? Dil de zor mu geliyor? Kendine güvenen şöyle gelsin.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde Yüksek Lisans yaparken, aynı zamanda lise son öğrencilerine hem dil hem de <strong>SAT</strong> sınavlarıyla ilgili danışmanlıklar veriyordum. Zehir gibi öğrencilerim vardı. Aralarında tabi ki Türk öğrencilerin de olması, benim bu yazıyı yazmama teşvik etti.</p>
<h2>Amerika’da Burslu Okuma</h2>
<p><strong>Amerika’da üniversite okuma</strong>nın yıllık maliyeti, daha doğrusu sadece üniversite harcı, yaklaşık 25 bin ile 45 bin Amerikan Doları arasında değişmektedir. Üstelik giriş için dil sertifikası ve çeşitli prosedürleri de yerine getirmelisiniz. Peki, ne yapsak da, hem burslu okusak hem de iyi bir üniversite eğitimi almış olsak?</p>
<p><figure id="attachment_5617" aria-describedby="caption-attachment-5617" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/Harvard_Kütüphane.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5617 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/Harvard_Kütüphane.jpg?resize=640%2C426" alt="Amerika’da Burslu Okuma" width="640" height="426" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/Harvard_Kütüphane.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/Harvard_Kütüphane.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/Harvard_Kütüphane.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5617" class="wp-caption-text">Amerika’da Burslu Okuma</figcaption></figure></p>
<p>İki temel şart var. Ayrıca bu şartların yanında yapılması gerekli ve avantaj olacak aktiviteler de var. Bu tüm şartları, lise hayatı boyunca yerine getiren bir öğrenci, Amerika’da çok rahat okuyabilir!</p>
<p>Lise okurken bu konular zor gelebilir. Ancak 40 bin dolar yerine 10 bin dolar vererek üniversite okumak ve üzerine harçlık almak, üstelik Amerika’da yaşamak varsa, işin ucunda?</p>
<p><figure id="attachment_5619" aria-describedby="caption-attachment-5619" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/toefl-sat-ielts.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5619 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/toefl-sat-ielts.jpg?resize=500%2C334" alt="ABD’de Burslu Okumanın Şartları &quot;TOEFL, SAT, IELTS&quot;" width="500" height="334" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/toefl-sat-ielts.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/toefl-sat-ielts.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/toefl-sat-ielts.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5619" class="wp-caption-text">ABD’de Burslu Okumanın Şartları &#8220;TOEFL, SAT, IELTS&#8221;</figcaption></figure></p>
<h2>ABD’de Burslu Okumanın Şartları</h2>
<p><strong>İlk şart, dil sertifikası. </strong>Önce güzelce dili öğrenip, kısa kurslarla, sonra hemen bir TOEFL kursu bulmalısınız. Amerika’da IELTS sertifikası ile burs alan Türk öğrencileri de gördüm. Ancak ilk hedef TOEFL olmalı. Eğer çok aşırı zor gelirse, bir süre sonra, IELTS’e geçilebilir. Ancak her ikisi de ciddi gayret gerektiren sınavlar. Akademik İngilizcenizi test eden sınavlar bunlar. Türkiye’de mutlaka kurslarını bulacaksınız. IELTS’den 7 ya da 7,5 almanız şart. Maksimum puan zaten 9 (dokuz). Ancak iyi bir üniversite hedefliyorsanız, 6 puan yetmeyecektir. Tabi ki paranızla gidip okuyabileceğiniz bir üniversite arıyorsanız, 6 puan ile de girebilirsiniz. Ancak burs için, en iyisi olmalısınız. Bu sebeple danışmanlığını yapıp, her Cumartesi de deneme sınavı verdiğim Amerika’daki Türk öğrencilerine 7,5 (yedi buçuk) almalarını hedefliyordum.</p>
<p><strong>İkinci şart, biraz daha zor.</strong> Amerikalıların da girdiği bir sınav. Yalnız, sınavda, kimseyle değil, kendinizle yarışıyorsunuz. Belki duymuşsunuzdur, meşhur SAT (Scholastic Assessment Test). Bu sınav, College Board isminde bir şirket tarafından yapılır ve Amerika’da üniversitede iyi yerleri isteyen ya da akademik kariyerine devam etmek isteyen Amerikalıların standart olarak katıldığı bir sınavdır. Ancak son yıllarda Amerikalı olmayan ancak Amerika’da okumak isteyen dünya ülkeleri için de oldukça önem arz eden bir sınav haline geldi. Yılda birkaç kez katılabildiğiniz bu sınav, tabi ki çok da ucuz değil. Türkiye’de çok popüler olmasa da SAT Hazırlık adı altında kurslar bulunuyor. Mesela, ‘English Time’ bunlardan biri.</p>
<p>SAT sınavındaki Matematik bölümünü, Türkiye’de matematiği iyi olan öğrenciler ‘çocuk oyuncağı’ diyerek yapıyor, hallediyor. Tabi ki bahsettiğim gibi, matematiğinizin iyi olması gerek. İkinci bölümde ise İngilizce gerekiyor. Ve, inanın, Amerikalılar da aynı sınava giriyor. Şöyle düşünün, Türkçe olan LYS sınavındaki Türkçe bölümündeki soruları Amerikalıların çözmeye çalıştığını? Ve, şu bir gerçek ki, SAT’nin İngilizce bölümü, çok daha zor. Hayatınızda hiç görmediğiniz terimlerle ya da anlatım tarzları ile karşılaşmanız mümkün. 3 saat 45 dakika içinde çoktan seçmeli sınavınızı bitirip, çıkmalısınız.</p>
<p><figure id="attachment_5620" aria-describedby="caption-attachment-5620" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisi-egitim.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5620 size-large" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisi-egitim-1024x362.jpg?resize=640%2C226" alt="Yurdışında eğitim almak, hem de burslu eğitim bir hayal değil." width="640" height="226" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisi-egitim.jpg?resize=1024%2C362&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisi-egitim.jpg?resize=300%2C106&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisi-egitim.jpg?w=1120&amp;ssl=1 1120w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5620" class="wp-caption-text">Yurdışında eğitim almak, hem de burslu eğitim bir hayal değil.</figcaption></figure></p>
<h2>TOEFL ve SAT Dil Puanları</h2>
<p><strong>Hem TOEFL hem SAT mi gerekiyor?<br />
</strong>Bazı üniversiteler, SAT varsa TOEFL’a gerek yok, diyebiliyor. Ancak zaten SAT’deki İngilizceyi çözerek çok iyi puanlar alabiliyorsanız, TOEFL’a hazırlanıp iyi puanlar almak, zor olmayacaktır sizler için. Şunu da belirtmek gerekir, bu saydığım sınavların hepsi farklı sınav sistemleri. Yani, TOEFL’dan yüksek yapan biri IELTS’den ‘full’ çekecek diye bir durum söz konusu değil. Hem dil bilmek hem de sınav sistemine alışmak gerekiyor, bu tür sınavlarda başarılı olmak için. Yoksa, nasılsa İngilizce biliyorum diyerek girdiğiniz sınavda, ‘bu da ne demek?’ diyebilirsiniz.</p>
<p>Bu iki belge de çok önemli, dediğim gibi. Sonrasında ise, ekstra aktiviteler geliyor listeye&#8230;</p>
<p>Lise boyunca her yaz bir yerlerde ücretsiz de olsa staj yapın. Her bir şirketten referans kağıtları alın&#8230;</p>
<p>Okuldaki öğretmenlerinizle aranızı her zaman iyi tutun. Hep iyi bir öğrenci olun. Çalışkan olduğunuzda, öğretmenlerden referans mektupları alın&#8230;</p>
<p>Spor aktivitelere katılın&#8230; En az bir spor dalında iyi olmaya çalışın.. Güreş olabilir, masa tenisi olabilir, futbol olabilir, basketbol ya da koşu olabilir&#8230; Okulunuzda spor ya da beden eğitimi öğretmeni varsa, ondan referans kağıdı alın&#8230; Eğer okulunuzda klüp ve ‘koçunuz’ varsa, ondan da imzalı bir kağıt alın&#8230;</p>
<p>Olimpiyatlara katılmaya çalışın.. Bilgisayar delisiyseniz, olimpiyat başarılarınız önem arz eder&#8230;</p>
<p>Dersleriniz de önemli&#8230; Dil dersleriniz ya da matematik dersleriniz, iyi üniversiteye girmeye engel olabilir.. Dikkat etmek gerek&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5621" aria-describedby="caption-attachment-5621" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisinda-okuyan-ogrenciler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5621 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisinda-okuyan-ogrenciler.jpg?resize=640%2C307" alt="Amerika’ya Burslu Öğrenci Başvurusu" width="640" height="307" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisinda-okuyan-ogrenciler.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisinda-okuyan-ogrenciler.jpg?resize=300%2C144&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/yurtdisinda-okuyan-ogrenciler.jpg?resize=702%2C336&amp;ssl=1 702w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5621" class="wp-caption-text">Amerika’ya Burslu Öğrenci Başvurusu</figcaption></figure></p>
<h2>Amerika’ya Burslu Öğrenci Başvurusu</h2>
<p>Alabiliyorsanız, okul müdürünüzden dahi referans kağıtları alın..</p>
<p>Türkiye’da okuyorum, İngilizce bilmez ki hiç biri? Bu da kolay. Hepsi Türkçe yazsın. Islak imza atsınlar. Bazıları mühür de vurur. Sonra hepsini toplayıp, yeminli bir tercümana götür. Hepsini İngilizce ve Türkçe haliyle sakla&#8230; Amerika’da, inanamayacağın kadar ihtiyacın olacak o belgelere&#8230;</p>
<p>Bunların haricinde, okulda klüpler varsa, mesela ‘beslenme klübü’, ‘satranç klübü’, ‘öğrenci klüpleri’, ‘okul başkanlığı’, ‘yeşil dünya klübü’ gibi, mutlaka başkan olmasan dahi katılımcı olmalısın&#8230; Daha sonra yine onlarla ilgili okuldan imzalı kağıtlar almayı unutma..</p>
<p>‘Ama daha önce öyle bir kağıt vermedik diyorlar’&#8230; Bu sorunla hep karşılaşıyoruz.. Sıkıntı yok.. İnternetten örnekler bularak bir kağıt hazırla&#8230; Gidip okuttuğunda, gerçekten katıldıysan, sorun etmeyip imzalayacaklarını düşünüyorum&#8230; Daha önce birçok staj yaptığım yerde bu şekilde yapmak zorunda kalmıştım&#8230; ‘sen yaz getir, imzalarız’ mantığı var maalesef, Türkiye’de&#8230;</p>
<p>Gönüllü uygulamalara da katılabilirsiniz.. Sadece kısa süreli dahi olsa, sorun yok, katılıyor ve gönüllü şekilde koşturabileceğinizi Amerikalılara göstermiş ve ‘herşeyi para için yapmıyorum, insanlık için çalışıyoruz’ şeklinde mesaj vermiş olursunuz.. Çünkü bu gerçekten Amerika’da çok önemli.. Evet, Amerika’daki liseler, düzenli olarak bu tarz faaliyetlere öğrenciler gönderir.. Bazen itfaiyeye, bazen hastanelere, kiliselere, yetimhanelere, huzur evlerine&#8230; Öğrenciler gönüllü şekilde halkına hizmet eder. Sonrasında okulları da hepsine sertifika verir. Bu sertifikaları, üniversiteye girişte kullanırlar&#8230;</p>
<h3>ABD’de Burslu Okumayı Özetlersek</h3>
<p>Amerika’da üniversiteye yerleştirme diye bir muhabbet yok. TOEFL ve SAT’den puanlarınızı alırsınız, sonra yukarıda saydığım tüm belgeleri toplarsınız, yanına biraz da sertifika almaya çalışın. Hepsini güzel bir dosya yapıp, üniversitenin kapısını çalarsınız. Türkiye’den başvuruları da kabul ediyor, üniversiteler. Zaten yukarıda saydığım tüm maddeleri adım adım gerçekleştirin, sonrasında hem SAT hem TOEFL belgeniz varken ve o kadar belgeler de edinmişken, ciddi burslar alacaksınızdır, üniversitelerden.</p>
<p>Tabi ki üniversitelerin burs kabul tarihleri de önemli. Bu sebeple, çok önceden başvuruları halletmemiş olmanız gerekiyor. Okul kaydınız ve burs kabulleriniz geldikten sonra, I-20 yani öğrenci kağıdınız posta ile evinize gelir ve siz de Amerikan vizesine (F1 tipi) başvurursunuz. Büyük üniversitelerin kampüslerinde yurtlar da bulunuyor. İyi burs alırsanız, onlar da karşılanır.</p>
<p>Evet, genel hatları ile hem dünyanın sayılı üniversitelerinde hem de burslu okumanın genel olarak yolu bu şekilde. SAT ve TOEFL sınavlarından tavan yapıp %100 burs alan yetenekleri dahi tanıdık.</p>
<p>Şu doğru ki, SAT dediğimiz sınav, hiç de kolay değil. Amerika’da eğitim alanların dahi aylarca kurslara gittiği, okullarda SAT dersleri aldığı bir sistem bu. Ancak Türkiye’de de LYS tarzı sınavlarda ‘FULL’ yapan, tam puan alan, derecelik öğrenciler var. Bu öğrenciler, SAT çalışsa, Amerika’da üniversite kazanma konusunda sıkıntı yaşayacaklarını sanmıyorum (diğer kolay şartları da yerine getirdikten sonra)&#8230;</p>
<p>Zaman zaman Amerika ve Avrupa’da eğitim ile ilgili karalamalar yapacağım&#8230;</p>
<p>İrtibatta kalmak üzere&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amerikada-burslu-okumak-istiyorsun-neden-olmasin/">Amerika’da Burslu Okumak İstiyorsun? Neden Olmasın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/amerikada-burslu-okumak-istiyorsun-neden-olmasin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5616</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dört Duvar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dort-duvar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dort-duvar/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Oct 2016 08:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Akan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5640</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dört duvarların anlamı her zaman bambaşka ve kendine özgü olmuştur. Duygularım mayın yemek gibi. Ellerim son günışığıyla tutuluyor. Duvarlar, o dört duvar bir kibritçi kız gibi çaresiz, sükunet yanaklarında, kirpikleri hiçliğin hiddetini savuruyor ve yaşlar gözlerine her aktığında korku kokuyor.  Duvarlar geleceği göremediğine dövünüyor. Bazen öyle duygulara hapsoluruz ki bu duygular hayatımızı ele geçirmekle kalmayıp, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dort-duvar/">Dört Duvar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dört duvarların anlamı her zaman bambaşka ve kendine özgü olmuştur.</em></p>
<p>Duygularım mayın yemek gibi. Ellerim son günışığıyla tutuluyor. Duvarlar, o dört duvar bir kibritçi kız gibi çaresiz, sükunet yanaklarında, kirpikleri hiçliğin hiddetini savuruyor ve yaşlar gözlerine her aktığında korku kokuyor.  Duvarlar geleceği göremediğine dövünüyor.</p>
<p>Bazen öyle duygulara hapsoluruz ki bu duygular hayatımızı ele geçirmekle kalmayıp, tüm hayatımızı satın alır. Aşık oluruz. Aşkı unutamayız. Acı çekeriz. Acıyı unutamayız.  Mutlu oluruz. Mutluluğu unutamayız. Geçmişi unutamayız işte. Sonra bugün olur.  Bugün de dün. Dün de yarın olur.</p>
<p>Kimi zaman hayatta giz addettiğimiz duygular, bazen katmanlarını aşmaya çalıştığımız yaşamı ele geçirir. Söylemek istediğimiz herhangi bir şey, her şey bizi güçsüz bırakabilir. Sonra insan yeryüzünde kalmayıp, düşlerde, rüyalarda, ruhun uçtuğu her yerde yaşam belirtisi arar.</p>
<p>Duvarların renginden çok, onlara nelerin sindiğini merak ediyorum. Duvarları nelerin kavurduğunu, nelerin onları karaladığını, duvarların nefes alan yüzünü merak ediyorum en çok. Kalp atışlarını, bu gece nihai amacım, hissetmem gereken doğru hisse ulaşmak.</p>
<p>Bazı duygular, mezarlardır. İnsan eylemiyle kazılmak zorundadır. Histeri nöbeti gibi görülse de ışık vardır.</p>
<p>Bazı duygular, iftihardır. Hakikatin peşinde koşan devrimciler gibi. Eski dünyada edinmeleri mümkün olmayan şeyleri sarsıcı bir biçimde gün ışığına çıkarıp, yeni bir ışığa kılavuzluk eden yol gibi.</p>
<p>Ben bugün dört duvar arasında dünü, bugünü ve yarını kafamda yaşıyorum. Sanki yüzlerce evren var ve ben bu evreni ıskalamaktan çok yakalamak istiyorum. Hareketsizim, sudaki balıklar gibi, ama onlar gibi aynı geçmişte yüzmek istemiyorum artık.  Dört duvar arasında duygularımı uçsuz bucaksız, derin ve sonsuz olabilecek tesadüflerle var ediyorum.</p>
<p>Ben dört duvarın ruhuyum. İsrafil’in insanı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dort-duvar/">Dört Duvar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dort-duvar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5640</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Picanha: Dünya’nın En Lezzetli Eti, Brezilya’da!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/picanha-dunyanin-en-lezzetli-eti-brezilyada/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/picanha-dunyanin-en-lezzetli-eti-brezilyada/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Oct 2016 11:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Said Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[yemek kültürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5610</guid>
				<description><![CDATA[<p>Steak sever misiniz, bilmiyorum. Ancak şunu biliyorum ki, mutlaka tadına bakmanız gereken bir et, Brezilya’nın Picanha’sı&#8230; Brezilya’da 1 yıl yaşadıktan sonra Avrupa’ya döndük. Ancak Picanha’yı anlat anlat bitiremediğimizden dolayı, bu yazıyı kaleme almanın artık şart olduğunu hissettim. Picanha Picanha (okunuşu: pi-kan-ya), sadece Brezilya’da yok tabi ki. Aslında bir ‘steak’ türü. Ancak özellikle Brezilya’da hem perakende [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/picanha-dunyanin-en-lezzetli-eti-brezilyada/">Picanha: Dünya’nın En Lezzetli Eti, Brezilya’da!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Steak sever misiniz, bilmiyorum. Ancak şunu biliyorum ki, mutlaka tadına bakmanız gereken bir et, <strong>Brezilya’nın Picanha</strong>’sı&#8230;</p>
<p>Brezilya’da 1 yıl yaşadıktan sonra Avrupa’ya döndük. Ancak Picanha’yı anlat anlat bitiremediğimizden dolayı, bu yazıyı kaleme almanın artık şart olduğunu hissettim.</p>
<h2>Picanha</h2>
<p><strong>Picanha</strong> (okunuşu: pi-kan-ya), sadece Brezilya’da yok tabi ki. Aslında bir ‘steak’ türü. Ancak özellikle Brezilya’da hem perakende satışı hem de özel restoranları bulunan steak olan Picanha, aslında bir kesim, biçim, tarz, kültür, sunum, pişirme taktiği ve özel yetiştirmeyi kapsayan bir derya&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5614" aria-describedby="caption-attachment-5614" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5614 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha3.jpg?resize=600%2C350" alt="Picanha (okunuşu: pi-kan-ya), sadece Brezilya’da yok tabi ki. Aslında bir ‘steak’ türü." width="600" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha3.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha3.jpg?resize=300%2C175&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5614" class="wp-caption-text">Picanha (okunuşu: pi-kan-ya), sadece Brezilya’da yok tabi ki. Aslında bir ‘steak’ türü.</figcaption></figure></p>
<p>Şimdiye kadar yüzlerce farklı konuda yazılar yazdım. Ancak en zoru, bir et ya da bir yemek türü hakkında yazmak. Çünkü, kesinlikle istediğiniz kadar okuyun, gidip tadına bakmadıktan sonra, hikaye gibi geliyor insana&#8230; Bu bir gerçek&#8230; Ancak elimden geleni yapacağım, sizlere o tadı hissettirebilmek için&#8230;</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde de bilinen Picanha, bir hayvandan (dana) sadece BİR parça çıkıyor. Öyle değerli yani&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5611" aria-describedby="caption-attachment-5611" style="width: 700px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha.png"><img class=" td-modal-image wp-image-5611 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha.png?resize=640%2C484" alt="Amerika Birleşik Devletleri’nde de bilinen Picanha, bir hayvandan (dana) sadece BİR parça çıkıyor. Öyle değerli yani..." width="640" height="484" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha.png?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha.png?resize=300%2C227&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5611" class="wp-caption-text">Amerika Birleşik Devletleri’nde de bilinen Picanha, bir hayvandan (dana) sadece BİR parça çıkıyor. Öyle değerli yani&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Türkiye’de ya da Avrupa’da <strong>Picanha</strong> fotoğrafı gördüklerinde hemen ‘bildiğimiz Steak’ deseler de, olay tamamen farklı.</p>
<p>En güzel pişirme olayı, mangalda. Sadece kaya tuzu ile marine ettikten sonra güzelce mangalda kızdırıyorsunuz. Hepsi bu&#8230;</p>
<p>Brezilya’da bulunduğum dönemde, gelen tüm misafirlerimize elimizden geldiğince tattırmaya çalıştık, Picanha’yı.</p>
<p>Picanha’nın en büyük özelliği, etin çok nadir bulunmasının yanında, bir de pişirilme metodu. Az önce güzel güzel nasıl mangal yapılır, anlattık. Ancak o iş de bir ustalık istiyor tabi ki.</p>
<p>Brezilya’nın en meşhur Picanha restoranı, Fogo de Chão’dır. Brezilyalılar kendileri de mangallarda Picanha yapmayı sevseler de, Amerika kıtasında ismi heryere kazınmış olan,  Fogo de Chão’dır. Üstelik ABD de şubeleri olan Fogo de Chão, sınırsız steak hizmeti veriyor. Yolunuz Brezilya’ya düşerse, mutlaka gidip bir görmeli, sonra ‘gerçekten et yedim’ demelisiniz.. Oraya gittikten sonra, diyeceksiniz çünkü&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5613" aria-describedby="caption-attachment-5613" style="width: 550px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5613 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha2.jpg?resize=550%2C263" alt="Türkiye’de ya da Avrupa’da Picanha fotoğrafı gördüklerinde hemen ‘bildiğimiz Steak’ deseler de, olay tamamen farklı." width="550" height="263" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha2.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/picanha2.jpg?resize=300%2C143&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5613" class="wp-caption-text">Türkiye’de ya da Avrupa’da Picanha fotoğrafı gördüklerinde hemen ‘bildiğimiz Steak’ deseler de, olay tamamen farklı.</figcaption></figure></p>
<p>Bahsettiğimiz et, yani <em>Picanha</em>, Brezilya’nın en pahalı etlerinden biridir. Az önce de bahsettik ya, bir hayvandan 1 parçacık çıkıyor&#8230; Fogo de Chão’da yemek isterseniz, kişi başı sınırsız menü 50-60 ABD Doları’na sunuluyor&#8230;</p>
<p>Bir not eklemek istiyorum, sona gelmeden önce. Şöyle ki; eğer Brezilya’daysanız, ya da gidecekseniz, Fogo de Chão’ı arayarak, Helal et istediğinizi belirttiğiniz takdirde, 2 gün sonrasına rezervasyon yapabilirsiniz.</p>
<p>Eğer Steak seviyorsanız, <strong>Picanha</strong> sizin için vazgeçilmez bir aşk haline gelebilir. Yazımız sonrasında gidip, lezzete kavuşursanız, mutlaka yorumlarınızı bekliyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/picanha-dunyanin-en-lezzetli-eti-brezilyada/">Picanha: Dünya’nın En Lezzetli Eti, Brezilya’da!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/picanha-dunyanin-en-lezzetli-eti-brezilyada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5610</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umut Rüzgarı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umut-ruzgari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umut-ruzgari/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Oct 2016 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kılıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5604</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalbimin ağlamak isteyip de gözlerimin inat ettiği saatlerdeyim. Burnuma geçmişi anımsatan bir kokuyla anılara daldım. Gözlerim bu küçük ve tanıdık şehirde bu şehre ait bir şeyler arıyor. Ama yok. Sanki bu şehirdeki tanıdık şeyler bir gece ben uyurken çekmiş gitmiş gibi. Ya da ben uyurken benim kalbim bu virane şehri terk etti. Sahi nerede o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umut-ruzgari/">Umut Rüzgarı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalbimin ağlamak isteyip de gözlerimin inat ettiği saatlerdeyim. Burnuma geçmişi anımsatan bir kokuyla anılara daldım. Gözlerim bu küçük ve tanıdık şehirde bu şehre ait bir şeyler arıyor. Ama yok. Sanki bu şehirdeki tanıdık şeyler bir gece ben uyurken çekmiş gitmiş gibi. Ya da ben uyurken benim kalbim bu virane şehri terk etti. Sahi nerede o tanıdık yüzler? “O değil de bir kere görsem.” sözcükleri dökülüyor dudaklarımdan. Ama gurur duvarını yıkmış bir kaç çığlık duyuluyor kalbimden: “Özledim öyle özledim ki görsem öleceğim.” diyor. Sonra kalbimde ağlayamayıp içime attığım bir hıçkırık: ”Kimi sevsem gidiyor.”diyor. Sanki içim bir virane bedenim ise ondan kaçmaya çalışıyor. Kaçarken de kendini yabancı bir şehrin rüzgarlarını koklarken buluyor. Rüzgarlar&#8230; Kalbimin özgürlük ülkesi&#8230; Aynı rüzgarlar değil miydi özlediklerimin kokusunu getiren bana? Niye şimdi hissiz kokusuz esiyor? Rüzgar da mı ihanet etti bana? Oysa en güvendiğimdi o benim. Peşine takılsam gitsem bir kere bile nereye diye sormayacağım  yegane dostum..</p>
<p>Güneş en tepede bu yabancı şehirde. Kendini sevdirmeye mi çalışıyor acaba? Sevemem ki ben tüm sevdiklerim değil mi soğuk bir şehirde beni bekleyen? Gitmek sözcüğünün ağırlığını tüm bedenimde hissederken dönmek sözcüğü ne kadar da manidar ve içten geliyor. Gitmek kolay kalmak zor sözüne inancımın tamamen azaldığı şu günlerde gidene korkak kalana cesur demek, gidenin ardına bakmadığını düşünmek de anlamsız gelmeye başladı. Bir gün alışırım diye umut ettiğim her şey kalbimden taşıp ciğerime dolarken geleceğe umutla bakmak ne kadar mantıklı? Geçmişimi kalbimin bir köşesinde yakmışım da küçük bir kıvılcım kalbimi hislerimi yok etmiş gibi hissetmemin tek sorumlusunu arıyorum. Yol yine kendime çıkıyor tabi. Ama işte küçücük bir umut değil mi yaşamaya sürükleyen biz? Her şeyin düzeleceğine dair küçücük bir umut ömür boyu beklesek bile ölüm yakınken gelse bile değer.  Titanic’te aşkın ölüme çeyrek kala gelmesi gibi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umut-ruzgari/">Umut Rüzgarı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umut-ruzgari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5604</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Akrobat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/akrobat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/akrobat/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Oct 2016 05:17:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Karadaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5581</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayat; doğum ve ölüm arasında ince bir çizgi sadece.. O ne yüksek bir yere gerdireceğimiz bir ip, ne biz birer akrobatız. Dengemizi kaybetmemiz an meseliyken cesareti mağrifetten sayıyoruz bazen. Yükseğe çıkmak istiyoruz en yükseğe.. Bir ip cambazı gibi.. İpin üstünde yürüdüğümüz zaman herkes yanımızda, peki ya düştüğümüz zaman? Ben söyleyeyim.. Ya da bir adamın hikayesini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/akrobat/">Akrobat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat; doğum ve ölüm arasında ince bir çizgi sadece.. O ne yüksek bir yere gerdireceğimiz bir ip, ne biz birer akrobatız.</p>
<p>Dengemizi kaybetmemiz an meseliyken cesareti mağrifetten sayıyoruz bazen. Yükseğe çıkmak istiyoruz en yükseğe.. Bir ip cambazı gibi.. İpin üstünde yürüdüğümüz zaman herkes yanımızda, peki ya düştüğümüz zaman?</p>
<p>Ben söyleyeyim.. Ya da bir adamın hikayesini anlatayım.. Bundan otuz yıl evvel genç bir adamdı o. İnsanı mutlu edecek her şeye sahipti. Eşi, işi ve çocukları vardı. Almanya&#8217;nın Dusseldorf semtinde yaşardı. Ama nereden bulaştıysa uyuşturucu belasına bulaşmıştı. Bu bela ona önce işini kaybettirdi sonra eşini ve çocuklarını. Sonrasında kendi ailesine sığınmak istedi. Ama ne var ki, onu bu haliyle kimse kabul etmedi. Bu bağımlılığı onu para arayışına ittiği için ailesini bile tehdit eder hale getirmişti onu. Kendi babasına bıçak çekti ve oradan da sonsuza kadar def edildi. Yıllarca kimseden habersiz yaşadı. Alman hükümeti ona bir miktar işsizlik parası ödüyordu. Onu bağlayan hiç bir engeli yoktu artık, o mereti almaması için. Ama onu hayata bağlayan hiç bir bağı da yoktu. Bu kötü alışkanlığı yüzünden sağlığı iyice bozulmuştu. Sonunda düşeceğini anlayan bir akrobat gibi artık bu oyunu bırakmanın zamanı geldigini düşündü. Ona göre daha küçük oyunlar oynuyordu. Bu kez içkiye verdi kendini. Tek odalı bir evde serseri bir yaşam sürüyordu. Ve bir gün o yaşamda son buldu. Karaçigeri iflas etmiş ve evinde ölü bulunmuştu. Ölümünün üzerinden kaç gün geçti bilinmezken birde götürüldüğü morgda aylarca kimsesini bekledi. Hiç kimse yoktu! Kimse bu biçare meftaya sahip çıkmıyordu. Belkide aramışlardı ailesini bıçak çektiği babasını kim bilir. Evlatlıktan reddettiği oğlunun haberini geç almış olabilir miydi? Cesedi yakılmıştı &#8220;kimsesiz&#8221; diye. Sonra neden yakıldığı haberi ulaşmıştı? Nasıl? Nasıl oluyordu da öncesinde verilemeyen haber onun külleri bile kalmayınca veriliyordu. Tüm bunların cevabı bir sır perdesi ile örtülüydü..</p>
<p>Günümüzde ülkemizde dahi oldukça yaygın olan madde bağımlılığı tüm insanlığı ele geçirmiş durumda. Gençlerin adrenalin tutkusunu kullanan madde tacirleri okulların önlerinde dahi dükkan açmış kanlı bir kazanç peşinde. Bir çok bağımlıda zamanla bu maddelere ulaşmak için satıcılığa başlıyorlar. Yaşam kaliteleri düşüyor. En verimli zamanlarında akılları bulanıyor. Sağlıklı düşünemez, konuşamaz sağlıklı iletişim kuramaz hale geliyorlar. Toplumdan dışlandıkça suça meylediyorlar. Onları bu duruma iten bir çok neden olduğu gibi onların bu bataktan çıkmasına da bir çok engel oluşuyor.</p>
<p>Evet hayat ince bir çizgi.. Ama yükseğe çıkıp gerdirdiğimiz ipin üstünde yürüyeceğimiz bir oyun değil. Her zaman dengede duramayız. Ne kadar yüksekten düşersen o kadar acı duyarsın.</p>
<p>Ve düştüğünde kimse seni tutmaz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/akrobat/">Akrobat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/akrobat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5581</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Polonya’da Gizemini Koruyan 400 Bükülü Ağaç!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/polonyada-gizemini-koruyan-400-bukulu-agac/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/polonyada-gizemini-koruyan-400-bukulu-agac/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Oct 2016 08:30:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Said Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Krzywy Las]]></category>
		<category><![CDATA[Polonya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5534</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öyle bir orman düşünün ki, içindeki ağaçlar normalinden biraz farklı. Polonya’da gizemli ormanda, ağaçlar da bir o kadar gizemli. 400 Bükülü Ağaç Polanya’da 400 bükülü ağaç bulunuyor. Polonya’nın Batı Pomerania bölgesinde, Krzywy Las (Eğri Orman) dediğimiz beldede. Fotoğraflarda da gördüğünüz üzere, gövdeleri eğri başlıyor, sonra yukarıda düzeliyor. İçindeki tüm ağaçların alt kısmında garip bir bükülme [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/polonyada-gizemini-koruyan-400-bukulu-agac/">Polonya’da Gizemini Koruyan 400 Bükülü Ağaç!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öyle bir orman düşünün ki, içindeki ağaçlar normalinden biraz farklı. Polonya’da gizemli ormanda, ağaçlar da bir o kadar gizemli.</p>
<h2>400 Bükülü Ağaç</h2>
<p>Polanya’da <strong>400 bükülü ağaç</strong> bulunuyor. Polonya’nın Batı Pomerania bölgesinde, <strong>Krzywy Las (Eğri Orman) </strong>dediğimiz beldede. Fotoğraflarda da gördüğünüz üzere, gövdeleri eğri başlıyor, sonra yukarıda düzeliyor.</p>
<p><figure id="attachment_5538" aria-describedby="caption-attachment-5538" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_4.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5538 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_4.jpg?resize=600%2C375" alt="Polanya’da 400 bükülü ağaç" width="600" height="375" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_4.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_4.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_4.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_4.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_4.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5538" class="wp-caption-text">Polanya’da 400 bükülü ağaç</figcaption></figure></p>
<p>İçindeki tüm ağaçların alt kısmında garip bir bükülme olması nedeniyle meşhur olan çam ağaçlarından oluşan küçük bir koru aslında burası.</p>
<p><figure id="attachment_5537" aria-describedby="caption-attachment-5537" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5537 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_3-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Polonya’nın Batı Pomerania bölgesinde, Krzywy Las (Eğri Orman) beldesinde 400 eğik ağa var." width="200" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_3.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/polonya_bukulu_agaclar_3.jpg?w=389&amp;ssl=1 389w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5537" class="wp-caption-text">Polonya’nın Batı Pomerania bölgesinde, Krzywy Las (Eğri Orman) beldesinde 400 eğik ağa var.</figcaption></figure></p>
<p>Ağaçlar 1930 yılında bu bölge Almanya’nın kontrolündeyken dikilmiş ve topraktan çıkar çıkmaz 90 derecelik bir açıyla bükülüyor, sonra tekrar dik pozisyona geçiyorlar.</p>
<p>Bu ağaçların neden ve nasıl böyle büküldüklerini kimse tam olarak bilmiyor. Lakin çoğu kişi bunun uluslararası mekanik bir işlem sonucu bu şekli aldığına inanıyor. Ağaçlar mobilya ve diğer uygulamalar için doğal yoldan bükülebiliyor. Bazı kişiler ise güçlü bir kar fırtınasının bu ilginç duruma neden olduğu kanısında.</p>
<p>Nedenini tam olarak araştırıp neticelendirmeye çalışan uzmanlar dahi bulamadılar. Ancak Avrupa’nın güzel ülkesi Polonya taraflarına yolunuz düşerse, mutlaka ‘bükülü ağaçları’ görmelisiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/polonyada-gizemini-koruyan-400-bukulu-agac/">Polonya’da Gizemini Koruyan 400 Bükülü Ağaç!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/polonyada-gizemini-koruyan-400-bukulu-agac/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5534</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Milletimin İngilizce Korkusu&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/milletimin-ingilizce-korkusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/milletimin-ingilizce-korkusu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 09 Oct 2016 07:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Said Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5398</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dil, hayatın her köşesindedir. İster sanatçı olun, ister iş adamı, öğrenci, gazeteci, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, öğretmen, ya da tüccar. Mesleğiniz ne olursa olsun, dil, bir başka değerlidir hayatınız için. Peki, millet olarak bunun ne kadar farkındayız? Sadece İngilizce değil genel olarak yabancı dile karşı milletimizde bir korku var. Bu korkuyu bir şekilde bitirmek gerek. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/milletimin-ingilizce-korkusu/">Milletimin İngilizce Korkusu&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dil, hayatın her köşesindedir. İster sanatçı olun, ister iş adamı, öğrenci, gazeteci, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, öğretmen, ya da tüccar. Mesleğiniz ne olursa olsun, dil, bir başka değerlidir hayatınız için. Peki, millet olarak bunun ne kadar farkındayız?</p>
<p>Sadece <em>İngilizce</em> değil genel olarak yabancı dile karşı milletimizde bir korku var. Bu korkuyu bir şekilde bitirmek gerek.</p>
<p>Dile karşı olan korkumuzun en büyük sebeplerinden biri, dil eğitimini Avrupalılar ‘kendini geliştirmek’ olarak nitelerken, biz ‘ders geçme’ olarak anlıyoruz. Okulda puan almaya yarayan bir ders türüdür bizde, İngilizce. Hal böyle olunca, küçük yaşta başlıyor korkular, dil öğrenmeye karşı&#8230; ‘Ya kalırsam?’ diye bir korku.. Yahu, 45 ile geçsen ne olacak? 100 almadıktan sonra? Ya da mesele 100 almak mıdır? Not sistemi ile değil, kur sistemi ile eğitime geçildiği zaman, <strong>İngilizce</strong> ve diğer yabancı diller için bir adım atılmış olacaktır, kanaatindeyim.</p>
<p>Diğer bir husus ise, eğitim sisteminin kendisi. Ne yazıktır ki, bunu kimse inkar edemez. Keşke biri çıksa da, yanlış biliyorsun dese&#8230; Lakin, yazık ki, Türkiye’de Amerikan, Alman ve Fransız okulları haricinde İngilizceyi hakkıyla öğretebilen kaç okul var? Duyuyoruz ki sadece İngilizce eğitim veren okullar ve üniversiteler açılmaya başlamış. Öyle umut verici projeler ki. Ancak eğitim sistemi yine de istenildiği noktadan çok uzakta.</p>
<p>Küçük yaşlarda yurt dışında yaşamaya başladıktan sonra birkaç seneliğine Türkiye’ye gitmiştim. Okuldaki öğretmenlerim, <em>İngilizce</em> kitap okuduğum zaman, ‘ne gerek var öyle şeylere’ diye bakıyorlardı. Bunu sıkça yüzüme söylerlerdi de. Tabi ki İngilizce gelişirken Türkçe’yi ihmal etmemek gerek. Anadil, her zaman değerdir. Unutmamak gerek. Ancak yabancı dilden de korkmamalıyız.</p>
<h2>Neden İngilizce Öğreneyim Ki?</h2>
<p>Yabancı dil, her zaman farklı bir artıdır. Yabancı şirketlerle çalışmıyor dahi olsanız, ya ileride başka fırsat çıkarsa? Ya da yabancılarla irtibat kurmanız gerekse? Ya da dil, size bir fırsat oluştursa? Sırf yabancı dil bildiğiniz için çalışabileceğiniz işler olduğunu biliyor muydunuz? Mesela, <strong>İngilizce</strong> ve Almanca biliyorsunuz. Üniversite’den mezun oldunuz ancak tecrübeniz yok. Sırf dilinizden dolayı, birçok şirket sizinle çalışmak isteyecektir. Yurt dışına çıktığınızda, diyelim ki İspanya’da çalışacaksınız. <em>İngilizce</em> bildiğiniz için çok daha rahat dili kavrayabileceğinizi biliyor musunuz? Ya da yurt dışında yaşamak, neden olmasın ki? Ve ya, Türkiye’de yabancılarla ilişkili bir şirkette? Uluslar arası ofislerinde mesela, şirketlerin? Hadi o da olmadı, yurt dışı gezilerinizde sorun yaşamamak için mesela?</p>
<p>Daha yüzlerce sebep sayabilirim, dil öğrenmenin artıları konulu&#8230; Hiç eksisi, dezavantajı olmayan bir konu.. Sizce de öyle değil mi?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/milletimin-ingilizce-korkusu/">Milletimin İngilizce Korkusu&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/milletimin-ingilizce-korkusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5398</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çürüme Çağında İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Oct 2016 09:11:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Canan Yunak Kuşça]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültür]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal ahlak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5390</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dikkat Algılarımızla Oynanıyor! Algılarımızla oynamanın tarihi ne kadar eskiydi. İlk çağlardan beri süregelen bir olgumuydu. Toplum ve insan var olduğu sürece devam etmemesi yadsınamaz bir durum iken insanlar bunun ne kadar farkındaydı. Algılarımız üzerindeki birincil etki insan iken ikincil etki çevreydi, arasındaki bağıntı ise sürü mantığıydı. İki insanın olduğu yerde değişim sürecinin başlangıcı esastı. İnsan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/">Çürüme Çağında İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Dikkat Algılarımızla Oynanıyor!</h2>
<p>Algılarımızla oynamanın tarihi ne kadar eskiydi. İlk çağlardan beri süregelen bir olgumuydu. Toplum ve insan var olduğu sürece devam etmemesi yadsınamaz bir durum iken insanlar bunun ne kadar farkındaydı.</p>
<p>Algılarımız üzerindeki birincil etki insan iken ikincil etki çevreydi, arasındaki bağıntı ise sürü mantığıydı. İki insanın olduğu yerde değişim sürecinin başlangıcı esastı. İnsan bir diğer insandan ya da toplumdan ayrı düşünülemezdi. Toplum bilinç ve düşünceydi. İnsanlar arasındaki etkileşim bilinci ve düşünceyi doğrudan etkilemekte algı ve değerlerimizi kontrol altına almaktadır.</p>
<p>Dil, din, ırk, gelenekler, töre, tabu, inançlar, bilim ve sanat ait olduğu toplumun kültürünü değerini oluşturuyor, birey salt insan iken, bulunduğu toplum tarafından kasıtlı kültürleniyor. Toplumların yıkılamayan ve asla değiştirilemeyecek değerleri olsa dahi hızla değişen gelişen dünya bireylerin bilinç ve algılarında yıkımlara sebep oluyor. Toplumu oluşturan insan çarkın dişleri arasında sıkışıp otomatlaşıyor ve farkındalığını yitiriyordu. Bize sunulan şuydu; Ya sıradan bir insan, ya bir çarkın dişleri ya da bir kahraman olursun. Ama sıradan bir insan olsan da, bir çarkın dişleri olup örgütlensen de, kahraman olsan da toplumun kölesi olmaktan öteye gidilemezdi. Toplumda yöneten ve yönetilen bağlantısı söz konu olsa dahi yönetenlerinde yönetenleri olması çıkışı olmayan bir düzene bizleri mahkum ediyor. İçinde bulunduğumuz çağın ne kadar insanları özgürleştirdiğine inanılsa da, bunun büyük güçlerin bir aldatmacası olduğu yadsınamaz. İnsanların beynine ‘özgürsünüz’ ‘eşitsiniz’ kavramları empoze edilirken bağımlılık ve dengesizliklerin üstü kapatılarak bireylerin algılarıyla oynanmaktadır. İnsan gitgide gerçekten uzaklaşmakta gerçeklik olgusunu yitirmektedir.</p>
<p>Tüketim alışkanlıklarının tekellerin çıkarları doğrultusunda hızla değiştirilmesi, bilimin ve teknolojinin kültürü alabora etmesi insanların savrulmalarına neden olmaktadır. Maddi kültürün manevi kültürün önüne geçmesi, insanın manevi değerlerinin içini boşaltmış, duyguları yok eden bir silaha dönüşmüştür. İnsan kendinden uzaklaşmaya başlamış, kendi oto kontrolünü kaybetmiştir. Kontrol artık tekellerin ve sistemin elindedir. İnsanlar artık mankurtlaşmış bir beyne dönüşmüşlerdir. Yukarıda birileri algılarımızla oynarken bizler bundan habersiz birer zombi gibi hareket etmekteyiz. Bu yeniçağ’da teknolojinin insana sunduğu rahatlık ve olanakların insanı özgürleştirdiği savunulsa da birey bu maddelere nesnelere daha bağımlı hale geliyor ve birey kendini gerçekleştirebilme amacından uzaklaşarak kendine ve topluma yabancılaşıyor.</p>
<p>Egemen ideoloji insanları öylesine başarıyla yönlendiriyor ki insanlar düşünsel yetilerini tamamen kaybederek imaj çağının metalarına saldırıyorlar. Dejenerasyon sürecine giren bireyler artık kendilerini imaj çağının dev metalarıyla ifade etmeye çalışıyorlar. Tüketim unsurun bize sunduğu sınırsız maddeler arasında yaşarken bizlerde, yavaş yavaş nesneleşiyoruz. İnsan kendi ve beyni arasındaki bağlantıyı kuramıyor, insan ile kendi benliği arasındaki uçurum derinleşiyor. Ve yanılsama insanı on ikiden vuruyor. Işık hızyla yol alıyor ve kaos yaratıyor. Yanılsamanın kralı ise medya oluyor. Medya toplumu öyle bir etkisi altına alıyor ki  Avrupa’dan Amerika’ya Asya’dan Orta Doğu’ya yeni dünyayı yönetiyor. Toplumlar medya aracılığıyla psikolojik çöküntüye uğratılıyor, bireyler bununla savaşamıyor ve kendini bu çemberin içinde buluyor.</p>
<p>Reklamlar, filmler, çizgi filmler, haberler, moda, yarışmalar, diziler ile beyinler yıkanmakta, insanların ihtiyaçları ile hedefleri arasındaki bağlantıyı koparmaktadır. Medya ve reklamlar tüketim çılgınlığına yol açmakta bireyler kendilerini bu tüketim ormanında kaybetmektedirler. Hızla çoğalan bitkiler ve hayvanlar gibi nesnelerde hızla çoğalmaktadır. Hızla çoğalan tüketim maddeleri dünyayı bir çöplüğe çevirmiş, yaşam alanları ve yaşam kaynaklarını elimizden hızla almaya başlamıştır.</p>
<h2>Çürüyen Tüketim Kültürü</h2>
<p>Tüketim güncel dünyamızın ahlakı haline geldi. Tüketim kültürünü hayatımıza yerleştirerek insani varlığımızın temellerini yok etmekte. Kapitalist sistem ve kürselleşen dünya kültürünü topluma dayatmaktadır.</p>
<p>Egemen ideoloji toplumu ekonomik, siyasi ve kültürel yönden etkisi altına alarak toplumun mantığını ve mekanizmasını hızla değiştirmektedir. Günümüzde hızla gelişen bilim ve teknoloji ile iletişim kanalları üzerinden toplumu yönetiyor ve ideolojik fikirler ve sanat anlayışlarımız tek tipleşiyor. Bu tek tipleşmede toplumu bireysel anlamda gerçek kimliklerini, kendilerine dayatılmış olan var olma savaşı içindeki benliklerinin arkasına gizlemektedir. Ve artık insanlar birey olarak değil, sadece imajlarıyla var olabiliyor ve marka bağımlısı bir tüketim toplumu kaçınılmaz hale geliyor. Bütün dünyada aynı yemek kültürüne sahip aynı kıyafetleri giyen ve aynı markaları hayatlarına yerleştiren toplumsal gruplar yerleştirilmeye çalışılıyor. İnsanlar caddelerde, sokaklarda, alışveriş merkezlerinde kendilerinden geçerek tüketim kültürünün metalarına saldırıyor. Bireyin yaşam standartlarının ve toplumsal düzenin temeli olan ‘ihtiyaç’ kavramı tüketim kültürüyle algılarımızda farklı bir boyut kazanarak sadece fiziksel ihtiyaçlar değil, manevi değerlerimizde kolayca tüketilerek yok ediliyor.</p>
<p><figure id="attachment_5391" aria-describedby="caption-attachment-5391" style="width: 350px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5391 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg?resize=350%2C393" alt="Bu resim ana resim Canan Yumak Kuşça'nın kendi eserleridir." width="350" height="393" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg?resize=267%2C300&amp;ssl=1 267w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5391" class="wp-caption-text">Bu resim ana resim Canan Yumak Kuşça&#8217;nın kendi eserleridir.</figcaption></figure></p>
<h2>Korkulara Bir Bakış</h2>
<p>Korku insanlığın yaşamının oluşumun temel kaynağıydı. Korku insanla var olmuştu. İlkel insanlar güneş doğdu, güneşten korktular ve güneşi Tanrı ilan ettiler. Korku Tanrıları, dinleri, inançları ve tabuları ortaya çıkardı. Tutulmaların ve kuyruklu yıldızların felaketin habercisi olduğuna inandılar, hastalandılar büyücülerden korktular, topraktan mahsul alamadılar şeytandan korktular.</p>
<p>Korku eşittir dünyaydı. Dünyada var olmak, insanın bilinmezlikler arasında yaşaması nerede olduğunu, neden var olduğunu neden öldüğünü sorgulaması ve bunlara cevap bulamaması korkunun en temel sebebiydi.</p>
<p>Dünyada var olmak ve ölümün gerçekliği insanları etkisi altına alıyor, primitif çağlardan günümüze kadar değişerek baş gösteriyordu.</p>
<p>20.yy. da endüstri çağının başlaması ve bilim ve teknik toplumu hızlı bir değişime itmiş insanoğlunu topraktan kopartarak toplumun sosyal yaşamının temelini köklü bir sarsıntıya uğratmıştır. Dünyanın hızla değişmesiyle bilim ve teknoloji insana özgürlük eşitlik gibi sınırsız haklar yenilikler tanısa da insanın korkularının azalmasına ya da neden olmamış tam tersi korkular siluet değiştirerek ve artarak insanları tamamen etkisi altına almış ve korku zindanına hapsetmiştir.</p>
<p>İnsanın toprağından koparak şehirlere göç etmesi insanı bağlı olduğu düzenden kopararak yeni düzenin içinde kaybolmasına neden olmuştur. Yükselen binalara hapis olmuş insanların yaşam alanları kısıtlanmış insanı inandan uzaklaştırarak yabancılaştırmıştır. Bireyler metrekareler arasında sıkışmış yalnızlaşmıştır. İki insan arasında uçurumlar oluşması iletişimi koparmış korkuların değişimi de bu aşamada farklılıklar göstermiştir. İnsan çağımızda artık primitif çağlardaki insanlardan korkularına karşı daha da çıplak hale gelmiştir. Korkular insanı öylesine etkisi haline almıştır ki bireysel ve toplumsal savaşları ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Şu an ki toplumsal düzen iki şey üzerine kurulmuştur: para ve güç. Bireyler başta para ve güce hakim olamayacağı korkusuyla toplumun insana dayattığı kuralları yerine getirmek için çalışmaktadır. Artık bu kontrolsüz bir şekilde ilerlemektedir. Çünkü bireyin hayatını idame ettirebilmesi için birincil şart budur.</p>
<p>Birey daha çocukken toplumsal, ekonomik ve psikolojik dayatmalara maruz kalarak kendini gerçekleştirebilme savaşı vermektedir. Tabi özgürlük ve eşit olabilme savaşının yanı sıra işte korku duygusunun karmaşık bir yapı kazanması da böyle başlamaktadır. Bireyin toplumda bir yere bir statüye sahip olabilme para denen gücü ele geçirebilme, mutlu, huzurlu ve sakin, kötülüklerden uzak durarak yaşayabilme istekleri, bireyde uyarıcı etkisini artırarak, kaygılara, korkulara yol açmakta, bu da beraberinde yok olma, hiçlik duygusu, benliğini yitirme gibi psikolojik çöküntülere sebep olmaktadır. İnsanların bireysel çöküntüleri toplumda toplu psikolojik çöküntüler yol açarak yeni çağ’ın savaşının korkuları kontrol etme üzerine kurulu psikolojik savaş kavramını doğuruyor.</p>
<p>Artık insanlar ve toplumlar üzerindeki tek egemen güç korkudur.</p>
<p>Korktuk, sığındık. Korktuk, kaçtık. Korktuk, savaştık. Korktuk yenildik. Korktuk neyden korktuğumuzu bilmeden korkmaya başladık. Hepimiz Don Kişot gibi korkularımız yüzünden korkusuzca yel değirmenlerine karşı savaştık. Korkusuzluğumuzun temelinde bile korkularımız yatarken bizler toplumsal amaçlarımızdan koparak korkularımızla yaşamayı amaç edinir hale getirildik.</p>
<p>“<em>Korkularımız var çıplak insan etiyle düğümlü. Eğilsek yeryüzüne, doğrulsak gökyüzüne çarpacak yüzümüz.”</em> Mustafa İBAKORKMAZ</p>
<h2>Çürüyen Kültür</h2>
<p>Bizi  ‘Biz’ Sizi ‘Siz’ yapanlar neydi. Benliğimizin temeli ‘diğerleri’ tarafından (benden, senden, ondan) yönlendirilirken İnkâr etmeyelim ki kendi karakterimiz üzerinde güç oluşturamıyoruz. Değişime karşı duramıyor, değişimin bizi bir ip yumağı gibi sarmasına izin veriyoruz. Değişime dur demek yanlıştır zaten ama bu değişim yıkıma sebep oluyorsa karakterimizde, bizi, bütünlüğümüzü bozuyorsa işte o zaman çatlamış kuru topraklara benzeyen karakterler ortaya çıkıyor.</p>
<p>Kapitalist sistemin maşaları medya ve teknoloji insanları popüler kültürün içine itiyor insanları dev cadı kazanlarında hamur gibi yoğuruyorlar. Yoğrulan insanlara kendi istedikleri gibi şekiller vererek tek tip insan modelleri üretiyorlar.</p>
<p>Yükselen değerler ve eğilimler insanın sürüleşmesini hedef alıyor. Sürüleşmek ise insanı insanlıktan çıkarıyor. Kafka’nın Dönüşüm kitabında anlattığı gibi sürüleşen beyinler toplumda bir böcek gibi ezilerek hastalandırılıyor, öldürülüyor ve yok ediliyorlar.</p>
<p>Pamuk fabrikalarında çocukların yirmi saat çalışmalarıyla başlayan kapitalist (endüstriyel) düzen insanı hayvanlaştırıyor, insanı insanlığından uzaklaştırarak, manevi çöküntüye uğratıyor.</p>
<p>İnsanlık en modern aletlerle, en ilkel halini bulmak için son hızla yol alıyor. Düşünce ve eylem efendilerin çizdiği sınırlar içinde kalıyor. Kapitalist sistem insanı ekiyor, biçiyor, paramparça ediyor. Hammaddesini oluşturarak devasa fabrikalarında ince ince işliyor. İşlenen insanlar artık dönüşümü tamamlanmış, düşünmeden, konuşmadan, sormaktan, sorgulamaktan uzaklaşmış, insan oluyor.</p>
<p>Kapitalizmin yaratığı insan tipi, kendisini gerçekleştirebilme yetisinden yoksun, kendisini ve toplumu sorgulamayan bir zavallıdır. Sorgulamadan yaşadığı içinde hayata, bu düzene, en uyum sağlayan bireylerde onlar olmuştur. Çünkü bu bireyler artık farkındalığını yitirmiştir. Onun için gecenin ya da gündüzün, güneşin ya da ayın, siyahın ya da beyazın bir farkı ya da bir anlamı yoktur.</p>
<p>İnsan kendi evriminde geriye doğru gitmekte yitip gitmektedir. Aklının iplerini salmışlardır. Artık ipler kendi ellerinde değildir. Kontrol sende değil kontrol üst güçlerin elindedir.</p>
<p>İnsan büyük bir yanılsamanın içindedir. Burası bir dünya değil artık kapalı bir kutudur. İnsanlar ise içinde kaybolmuştur.</p>
<p>Kapitalizmin oluşturduğu bu yanılsamanın farkına varan yanılsamalara yenilmeyen, onların sahteliğini aklının gözüyle parçalayan, kendi kişiliğini sağlam temeller üzerine kuran insani değerlerini unutmayan korkusuzca direnç gösterip savaşan insanlar bu kutunun bir karton olduğunu anlayacak ve bu karton duvarları yırtarak aşacak ve kendini bulacaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/">Çürüme Çağında İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5390</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dökün Kağıtlara!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dokun-kagitlara/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dokun-kagitlara/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Oct 2016 14:17:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağla Balıkçı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5373</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazmak.. Kağıda, duvara, kıyıya köşeye birkaç harf karalamak. Anlamlı ya da anlamsız cümleler oluşturmak. Herkes için farklı anlamı ya da amacı vardır yazmanın. Kimi zaman satırlarca elini hareket ettirmek, kimi zaman sert bir yüzeyde bir çubuk gezdirmek. Aslında bu sadece bir fiildir. Hani derler ya, &#8220;Göründüğü gibi değil!&#8221; diye, bu da öyle bir şey. Bilindiği [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dokun-kagitlara/">Dökün Kağıtlara!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Yazmak..</h2>
<p>Kağıda, duvara, kıyıya köşeye birkaç harf karalamak. Anlamlı ya da anlamsız cümleler oluşturmak. Herkes için farklı anlamı ya da amacı vardır yazmanın. Kimi zaman satırlarca elini hareket ettirmek, kimi zaman sert bir yüzeyde bir çubuk gezdirmek.</p>
<p>Aslında bu sadece bir fiildir. Hani derler ya, &#8220;Göründüğü gibi değil!&#8221; diye, bu da öyle bir şey. Bilindiği gibi değil, bildiğiniz gibi değil.</p>
<p>Tutkusu olan biri için yazmak, kağıda kaleme aşık olmak demektir.</p>
<p>Özleyen biri için yazmak, kağıda kaleme sarılmak demektir.</p>
<p>Yalnız olan biri için yazmak, kağıtla kalemle dertleşmektir.</p>
<p>Tüm bu insanların ortak noktası ise, sessiz ve asil haykırışlarıdır.</p>
<p>&#8220;Fotoğrafına bakarak yazıyorum bunları. Tüm yüz hatlarını saatlerce incelediğim, bakışlarını en çok sevdiğim fotoğrafına bakarak yazıyorum.&#8221; Özlüyor çünkü bunu yazan, hem de nasıl özlüyor! Bağırıyor, peki kim duyuyor bu çığlığı? Yazan kalem!</p>
<p>&#8220;En sevdiğim kazağını giymişsin bugün. Masum bakışını attın, gördüm. Kıpırdatmadın belki dudaklarını ama ben duydum, çığlığını. Ve koklayamadım ama hissettim, biliyorum o duyguyu. Yazıyorum, çünkü söyleyemiyorum. Yazıyorum çünkü içimde tutamıyorum. Bekliyorum, o gün gelecek ve sen bana bu yazdıklarımı tek tek söyleyeceksin.&#8221; Birine aşık bunu yazan, hem de nasıl aşık! Peki kim duyuyor bu isyanı? Yazılan kağıt!</p>
<p>Kalbinizden geçen ama açıklayamadığınız, söyleyemediğiniz her şeyi duyuyor işte kağıtlarınız. Tek bir cümle yazabilmek için saatlerce bakışıyorsunuz, o da sizi sabırla bekliyor, izliyor.</p>
<p>Peki ben bunları niçin anlatıyorum?</p>
<p>Kağıdı sevin, kalemi sevin diye. Yazmayı sadece bir fiil olarak görmeyin diye. Kağıtla sizin aranızdaki iletişimin en az iki insanın birbiriyle olan iletişimi kadar gerçek olduğunu fark edin diye. İçinizi, sizi yoran düşüncelerle doldurmak yerine, derin bir nefesle doldurun ve asıl &#8220;yazmak&#8221;la tanışın. Emin olun bir anda kalemle çok yakın iki dost olacaksınız. O sizi karşılıksız sevecek, karşılıksız yardım edecek. İçinizden bazıları çekinecek, &#8220;Ben deli miyim?&#8221; diyecek. Okunursa, başkasının eline geçerse ne olur diye korkacak.  İçinizden bazıları ise kağıtla paylaştıklarını, insanlarla da paylaşmak isteyecek, benim gibi. Önceleri kimseye anlatamam dediklerimi yazdım, yazdım ki içimden gitsin diye, kurtulayım diye. Sonra başkalarıyla paylaştım. Ben istedim ki insanlar bilsin bu acıları, isteyene tecrübe, isteyene acıklı bir hikaye olsun. Kim ne alırsa, kim kendinden bir parça bulursa.. Çevreme ve dünyaya bir yenilik katmış oldum. İnanın buna, insanların çok ihtiyacı var yazmaya, okumaya. Bu şekilde ilerliyor dünya. Ve besliyor biz yazarları. Biz kağıtlara bir şeyler kattıkça, dünya da bize katıyor. Belki yüzümüzü güldürüyor, belki acıtıyor ama bizi büyütüyor. Yazmayan belki yerinde sayıyor ama yazan her gün düşe kalka büyüyor.</p>
<h2>Yazın&#8230;</h2>
<p>Yazın, yazdırın; okuyun, okutturun.</p>
<p>Başta da söylediğim gibi, elinizi hareket ettirmeyin, yazın. Kıyıya köşeye harf karalamayın, yazın. Biri söylediğinde değil, siz söyleyemediğinizde yazın.</p>
<p>Kalbinizi, kapıya konacak olan bir çöp poşeti kadar doldurmayın. Dökün kağıtlara.</p>
<p>Alın elinize kalemi, isterseniz dertleşin, isterseniz bakışın. Hatta isterseniz gözyaşlarınızla ıslatın kağıtları.</p>
<p>Benim kalbim kalemle dost olanlar için atıyor ve bu dünya kalbini kağıtlara dökenler için dönüyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dokun-kagitlara/">Dökün Kağıtlara!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dokun-kagitlara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5373</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Otosansür ve Sanat&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/otosansur-ve-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/otosansur-ve-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 03 Oct 2016 05:39:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Said Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Haluk Bilginer]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5312</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun yıllardır sinema ve tiyatro ile ilgilenmeye, hem Türkiye’de hem de yurt dışında takip etmeye çalışıyorum&#8230; Hayatımın büyük kısmı Türkiye dışında geçtiği için, ayağımı bastığım her toprak parçasında milyonlarca sorular sorup kafa patlatarak araştırmalar yapmama yardımcı olan kişilerle tanıştım. Ve bir ülkede yine ‘sansür’ olayı ile ilgili geniş çaplı araştırmalara girmiştim&#8230; Özellikle konumuz, Otosansür idi&#8230; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/otosansur-ve-sanat/">Otosansür ve Sanat&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllardır sinema ve tiyatro ile ilgilenmeye, hem Türkiye’de hem de yurt dışında takip etmeye çalışıyorum&#8230; Hayatımın büyük kısmı Türkiye dışında geçtiği için, ayağımı bastığım her toprak parçasında milyonlarca sorular sorup kafa patlatarak araştırmalar yapmama yardımcı olan kişilerle tanıştım. Ve bir ülkede yine ‘sansür’ olayı ile ilgili geniş çaplı araştırmalara girmiştim&#8230; Özellikle konumuz, <strong>Otosansür</strong> idi&#8230;</p>
<p><em>Otosansür</em> terimini en güzel anlatan sanatçımız ise, hiç kuşkusuz, <em>Haluk Bilginer</em> idi&#8230; Öyle güzel de anlatılmazdı hani.</p>
<p>Sansür dediğimiz husus, birkaç şekilde oluşur&#8230; Birincisi, baskıcı kurallar ile olur. Zamanla alışırsın. Ancak yasaktır. Söyleyeceğiniz (yazacağınız ya da konuşacağınız) kelimeler de harfler de inceleme altındadır. Yönetmen de senarist de dikkat eder. Sahneden indiğin zaman polisler seni apar topar götürebilir. Dikkat etmelisiniz. Bu olay, konunun bir tarafı. Diğer tarafı, sanatçılığına da kültürüne de hayran olduğum pek kıymetli <strong>Haluk Bilginer</strong>’in de anlattığı gibi, daha tehlikeli de bir durum söz konusu. O da, <em>Otosansür</em>&#8230;</p>
<p><strong>‘İnsan bir süre sonra baskıcı sansüre öyle alışırsın ki, sonrasında kendi kendine hiç farkında olmadan sansür uygulamaya başlarsın&#8230;’ </strong></p>
<p>Aynen öyle&#8230; Sinemada, tiyatroda ve hatta gazetelerde, dergilerde ya da herhangi bir medya organında, otosansür yavaş yavaş yerleşir ‘iş kültürümüze’&#8230; Bu ise, sansürün en tehlikelisidir&#8230;</p>
<p>Şunu dersem ne olur, bunu yaparsam nasıl olur, bu beyfendiyi eleştirmeyelim, şu işadamına dikkat edelim, sayın vekilim kızmasın, patronlar kovmasın, şirket zarar görmesin, bizim gazete başkasına çalışıyor dikkat edeyim, çoluk-çocuk var işsiz kalmayalım, hapis yapmak istemiyorum, nasıl yazsam, nasıl yorumlasam, nasıl başlayıp nasıl bitirsem, hangi şakayı yapsam ya da hangisini yapmasam&#8230; Ve daha niceleri&#8230;</p>
<p>Bu saydıklarımız belki de ‘devede kulak’&#8230; Ve yaşanıyor&#8230; Ne yazık ki&#8230;</p>
<p>Dediğimiz gibi, en zoru ve kötüsü de, ‘<strong>otosansüre</strong>’ geçmek.. Öyle ki, bir süre sonra farkında dahi olmuyorsunuz&#8230; İlk başta ‘söylesem mi, söylemesem mi’ diye düşünen kişi gidiyor, yerine, hiç düşünmeyen bir sistem gelmiş oluyor.. Evet, sistem&#8230;</p>
<p>Bu konuyu çözecek kişiler kimler peki? Meçhul.. Keza, sansüre hayır diye istediğiniz kadar yürüyüşler yapın, nafile. Hatta şöyle diyeyim, öyle güzel ‘otosansür’ yerleştirirler ki, anlayamazsınız, farkına varamazsınız&#8230; Sanat sanat diye aşk ile çalışmak lazım.. Bu konu bir gün çözülür, gider.. (diye umuyoruz&#8230;)</p>
<p>Sanatsız bir millet olmamak için, sanat yapanlara destek olmak gerekir&#8230; Yoksa, ne medyada ne de sanatta artık ‘çoklu düşünce’ bulamayacaksınız&#8230; Yapabileceğimiz yegane olay, tiyatrodur sinemadır, gidip gelmek, destek vermek&#8230;</p>
<p><strong>Sanatla Kalınız…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/otosansur-ve-sanat/">Otosansür ve Sanat&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/otosansur-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5312</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yabancı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yabanci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yabanci/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Sep 2016 09:02:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5266</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendimize o kadar yabancıyız ki sosyal medyada sıkça dalga geçilen sorulardan &#8220;Oruçluyken bizim yeğen ağzıma osurdu acaba orucum bozulmuş mudur?&#8221;, &#8220;hocam survivor kızlar erkekler seyretmek orucu bozar mı?&#8221; safsatalarıyla vakit harcayıp, yüzyıllardır inandığımız şeyin gerekliliklerini yapmayacağımız halde tartışıyoruz. Onlar ise bunlarla uğraşmıyor. Son 100 yılda 104 yahudi nobel alıyor. Çocukları daha evlenmeden Tevratı ezbere biliyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yabanci/">Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kendimize o kadar yabancıyız ki sosyal medyada sıkça dalga geçilen sorulardan &#8220;Oruçluyken bizim yeğen ağzıma osurdu acaba orucum bozulmuş mudur?&#8221;, &#8220;hocam survivor kızlar erkekler seyretmek orucu bozar mı?&#8221; safsatalarıyla vakit harcayıp, yüzyıllardır inandığımız şeyin gerekliliklerini yapmayacağımız halde tartışıyoruz. Onlar ise bunlarla uğraşmıyor. Son 100 yılda 104 yahudi nobel alıyor. Çocukları daha evlenmeden Tevratı ezbere biliyor. Hristiyan astronot uzay aracına binerken haçını öpüyor ve yüce İsa adına diyerek tanrısına teşekkür ediyor.</p>
<p>Bu arada biz ise boş durmuyoruz tabi. Hristiyan filmlerinden öğreniyoruz yemeklerden önce dua etmeyi. İşte o yüzden yemekten önce hristiyan gibi dua ediyor ama, yemekten sonra müslüman gibi şükretmeyi unutuyoruz.</p>
<p>O kadar kötü değiliz. Boş durmuyoruz biz de. Aydın ve düşünen beyinlerimiz var ya(!) tartışıyoruz. Oruçluyken denize girdim kıçıma su girse niyetim bozulur mu diye. Ertesi günü tutmayacağımız oruç ya da kılmayacağımız namaz için fetvalar arıyoruz. Ayrıca bu devirde alim mi kaldı diye de de 100 yıldır biyerimize(mabat-netice v.s)(!) göre de imam bulamadık. O da aşka bir dert.</p>
<p>Nobele üzülüyoruz bir yandan, karısı onu matematikçiyle aldattığı için. Kıskançlığı yüzünden de nobele matematik ödülü koymamasını eleştiriyoruz. Magazince eleştiriyoruz zalim adamı(!). Ama ne matematik de ilerledik ne fizikte. Unutuyoruz. Bu arada onlar daha önce yaptıkları gibi okların üzerine yerleştirilmiş Kuran yapraklarıyla bizden olanlarla vuruyorlar bizi. Biad mı edeceğiz yoksa savaşacak mıyız anlamayalım diye. Tam bir nobel alacağız dedik baktık ki kendimize sövmekle oluyor. Olmadı, yok ısınamıyoruz.</p>
<p>Arabalara Türkçe isimler koyuyoruz. Ama onların arabalarına. Bir yandan da isimlerini ezberletiyoruz sınavlarda Mark Zuckerberg ve Bill Gates in. Hatta yarışma programlarında büyük ödül sorusu yapıyoruz bu isimleri. Biz mezar taşlarımızdaki isimleri dahi okuyamıyorken. Yüksek kürsülü taşlardan mezarlar yapıp kuşlara su yerleri ayırıyoruz. Sevabıyla yırtarız diye umut ediyoruz. Krediyle gittiğim hacdan arta kalan günahlardan.</p>
<p>Ve kadınlar. Hepimiz seviyoruz onların kadınlarını. Zaten kültürümüzde harem de var(!). Osmanlı dan geriye kalan başka bir şey olmadığı için(!) çok seviyoruz haremi. Ve onların kadınlarını. O yüzden kadınlarımız onlara benzemeye çalışıyor, erkeklerimizde teşvik ediyor. Hiç Hz. Ayşelerimiz olmadı ya bizim(!). Kendimize o kadar yabancıyız ki; hiç Karacaoğlan anası yetiştireyim kaygımız olmadı kızlarımız için . Zengin birine varsın yeterdi. Sürünmesin.</p>
<p>Boş durmadık elbette geçen onca sürelerde. Laikliği öğrendik, ahlak, kültür ve maneviyatı kaybettiysek de. Devlet dairelerinde gerek yok tu Allah a mesela. Muhasır medeniyetler kendileri öperken hacı ve okullarında ezberletirken Tevratı, bize siz yapmayın laik olun diyordu. Anlayamadık bu laiklik ve demokrasi neymiş. Zor ve cazibeliydi, kesinlikle bizim olmalıydı bu kavramlar. O yüzden adına demokratik islam falan koyduk. Yok o da olmadı. Doku uyuşmazlığı nüksetti.</p>
<p>Anlayın ve kabul edin bizi uyuttular. Ama kendileri uyumadılar. Şimdi de sevdik uykuyu . Bu daha da kötü. Kendimize o kadar yabancıyız ki unuttuk fazla uykunun haramlığını. Unuttuk suyun uyuyup düşmanın uyumadığını. Onların ürettiğini ,kurguladığını ve bize sattığını. O kadar yabancıyız ki çocuklarımızın isimleri bile yabancılaştı. Off of&#8230; Neyse geçer elbet. Yahudi Mark Zuckerberg yaptığı Facebookta yahudi Bill Gates in iletişim sistemini kullanarak bunların hepsini başımıza musallat eden yahudileri kınarız ve kötüleriz olur biter(!).</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yabanci/">Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yabanci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5266</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Kadın Olmak ya da Olamamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Sep 2016 13:36:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aynaimerdiyye Çevik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ayrımcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın cinayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet mağduru kadınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5207</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kadın cinayeti artıyor adalet eksiliyor. Türkiye&#8217;de en çok kadın cinayeti işleniyor. Araştırmalar bunu gösteriyor; ama aslında araştırmaya gerek yok, her şey gözümüzün önünde. Belki birimizin annesi, belki komşusu ya da bizzat kendimiz o kadınlardan biriyiz. Ne yazık ki her gün haberlerde duyuyor ve görüyoruz. Kadına değer vermeyen kendinden aşağı, hissiz, cansız bir eşya gibi gören [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/">Türkiye&#8217;de Kadın Olmak ya da Olamamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Kadın cinayeti artıyor adalet eksiliyor.</h2>
<p>Türkiye&#8217;de en çok <strong>kadın cinayeti</strong> işleniyor. Araştırmalar bunu gösteriyor; ama aslında araştırmaya gerek yok, her şey gözümüzün önünde. Belki birimizin annesi, belki komşusu ya da bizzat kendimiz o kadınlardan biriyiz. Ne yazık ki her gün haberlerde duyuyor ve görüyoruz. Kadına değer vermeyen kendinden aşağı, hissiz, cansız bir eşya gibi gören ve karşısındaki kadını köleye çevirerek dayatmalarını kabul ettirmeye çalışan bunu başaramayınca da şiddete başvuran ve hatta öldüren zihniyetlerle dolu bir ülke. Mesela yediden yetmişe zengininden fakirine kadar şaşırtıcı biçimde teknolojiyi takip eden uyum sağlayabilen sosyal mecraları kullanmakta dünya sıralamasının başında gelen bir toplum fakat interneti de daha çok kadına ulaşma aracı olarak gören erkekler var. Neden zihniyetini değiştirmeye karşı olan aynı zamanda cinayet sıralamasında zirvede sizce de manidar değil mi? Belki de işimize gelene ileri görüşlü işimize gelmeyene de bağnaz oluyoruz. Peki neden bu canavarlık, canilik neden bitmek bilmeyen kadın cinayetleri, tecavüzler? Toplum olarak eksikliklerimiz nerede?</p>
<p><figure id="attachment_5208" aria-describedby="caption-attachment-5208" style="width: 538px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5208 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg?resize=538%2C240" alt="Peki neden bu canavarlık, canilik neden bitmek bilmeyen kadın cinayetleri, tecavüzler? Toplum olarak eksikliklerimiz nerede?" width="538" height="240" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg?w=538&amp;ssl=1 538w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg?resize=300%2C134&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg?resize=536%2C240&amp;ssl=1 536w" sizes="(max-width: 538px) 100vw, 538px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5208" class="wp-caption-text">Peki neden bu canavarlık, canilik neden bitmek bilmeyen kadın cinayetleri, tecavüzler? Toplum olarak eksikliklerimiz nerede?</figcaption></figure></p>
<p>Şimdi geçmişten günümüze dönüp bakalım bu cinayetleri doğuran sebeplere. Cinayet işleyen erkeklerin bahanelerine göre evlenme tekliflerinin reddedilmesi, aldatıldığının düşünülmesi, karşı tarafın <a href="https://idilsuaydin.av.tr/aile-hukuku-bosanma-davalari">boşanmak</a> istemesi, barışma teklifinin reddedilmesi ya da flört teklifinin reddedilmesi gibi bahanelerle cinayet işlemekteler. Peki, bu ego benim istediğim olmalı, olacak &#8220;ya benim olacaksın ya da kara toprağın&#8221; gibi reddedilmeyi hazmedememe psikolojisi neden bu erkeklerde var? cevabını biz kadınlar biliyoruz aslında. Çünkü ataerkil bir toplum yapısında başka bir şey yetişmez. Türk toplumunda kız çocukları okula gönderilmedi neticesinde kadınlarımız cahil bırakıldı. Halbuki bir toplumun geleceğini kadınlar belirler. Çünkü çocuğu yetiştiren anneydi. Fakat erkek şiddeti her zaman ki gibi kadına engel oldu. Kadınlarımız eğitimsiz kaldılar bilinçsizce çocuk yetiştirdiler erkek çocukları aile içinde hep ayrıştırıldı &#8220;erkektir yapar&#8221; denildikçe evet erkekler yaptı üç yaşında ilk oyuncağı silah olan erkek çocuğuna ergenlikte de &#8220;sen erkeksin farklısın erkeğin elinin kiridir&#8221; psikolojisi aşılandı. Erkek çocuklarının her istedikleri yapıldı erkek kız evlat ayrımı oldu, erkek çocukları egoist yetiştirildi. Ve sonunda reddedilmeyi hazmedemeyen istediğini elde edemeyince canavara dönüşen erkekler toplumda türedi. Böyle yetişen erkeklerde çareyi şiddette, silahta buldular.</p>
<p><figure id="attachment_5210" aria-describedby="caption-attachment-5210" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5210 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg?resize=450%2C450" alt="Peki, Türkiye'de kadın cinayetlerine adil yargı var mı?" width="450" height="450" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5210" class="wp-caption-text">Peki, Türkiye&#8217;de kadın cinayetlerine adil yargı var mı?</figcaption></figure></p>
<p>Peki, Türkiye&#8217;de kadın cinayetlerine adil yargı var mı? On altı yerinden bıçaklanan TRT Sanatçısı Hatice Kaçmaz&#8217;ı evlilik teklifi reddedildiği için öldüren zanlıya &#8220;aşırı sevgi&#8221; indirimi verildi ve bu indirimi veren de erkekti. Erkekleri kollayan bir yargı sistemi varken adil bir yargılama söz konusu değil. Erkeklerin lehine gelişen davalar oldu. Bu davaların on üçünde iyi hal indirimi yapıldı. Türkiye&#8217;de bir çok örneği bulunan kadın cinayetleri davalarında &#8220;Haksız tahrik&#8221; ve &#8220;İyi hal&#8221; indirimleri uygulanıyor. Hangi ceza o canları geri getirecek de bir de indirim adı altında kurtuluyor bu katiller?</p>
<p>Türkiye&#8217;nin kanayan yaralarından diğerine geçelim bu ülkede hava kararınca dışarıda rahat yürüyemeyen tek canlı kadındır yürütmeyense erkektir. Türkiye&#8217;de cinsel açlık sapıklık boyutundadır. Bir kadın olarak gece belli bir saatten sonra dışarıdaysan başına gelecekler şöyle; sen kaldırımda yürürsün ama o kaldırımları parselleyen önünde oturan erkekler genç yaşlı yaş grubu farketmeksizin sen gidene kadar gözleriyle ve sözleriyle taciz ederler. Yoldan karşıya geçeceksindir, beklersin her geçen araba kornalarıyla taciz eder, gideceğin yere sağ salim gittiğine bazen şaşırırsın ama dikkat et tenha yollardan potansiyel tecavüzcüler ve katiller çıkabilir, tehlike hep var. Tecavüze uğrarsın bir de adaletsiz adalet görürsün bu ülkede, mesela on üç yaşındaki kız çocuğu N.Ç&#8217;ye yapılan gibi yirmi altı kişinin tecavüzüne uğradığı halde Yargıtay&#8217;ın  &#8220;rızası vardı &#8221; indirimi gibi ya da eski yüzbaşı Bülent Aydın&#8217;ın tecavüzü gerçekleştiremeden yakalanması neticesinde cezasının indirilmesi&#8230; Bu ve bunun gibi örnekler o kadar çok ki bu ülkede adaletin kadınlara işlemediği bir yargı sistemi var. Gelişmek, ne yazık ki sadece yol, köprü yaparak olmaz zihniyetleri değiştirerek eğiterek olur. Adalet sağlanmadıkça caydırıcı cezalar getirilmedikçe susmamalıyız biz kadınlar. Özgecanlar Münevverler unutulmayacak&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/">Türkiye&#8217;de Kadın Olmak ya da Olamamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5207</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Modern Hayatın İçinde Akan Eski İstanbul</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/modern-hayatin-icinde-akan-eski-istanbul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/modern-hayatin-icinde-akan-eski-istanbul/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Sep 2016 06:59:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Topuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Boğazı]]></category>
		<category><![CDATA[Mihrimah Sultan Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Mimar Sinan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5130</guid>
				<description><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğunun son başkenti tarihinde Onlarca isim verilmiş. &#8220;Kostantinepolis&#8221;, &#8220;Dersaadet'&#8221;, &#8220;Asitane&#8221; veya &#8220;Darülhilafe&#8221;&#8230; &#8220;Makarrı Saltanat&#8221; ardından İstanbul&#8230; Bir Devletin gözde şehri sanki tüm sanatların başkenti, her kültürü içinde barındırmaktan bu kadar zevk alan  kaç şehir var bilinmez. Sanat adına ilk dokunuşların Bizans&#8217;ın attığını bugüne gelebilen Ayasofya ve ardından Mimar Sinan dokundukça büyümüş büyüdükçe hayat ağaçları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-hayatin-icinde-akan-eski-istanbul/">Modern Hayatın İçinde Akan Eski İstanbul</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğunun son başkenti tarihinde Onlarca isim verilmiş. <em>&#8220;Kostantinepolis&#8221;, &#8220;Dersaadet'&#8221;, &#8220;Asitane&#8221; veya &#8220;Darülhilafe&#8221;&#8230;</em></p>
<p><em>&#8220;Makarrı Saltanat&#8221;</em> ardından İstanbul&#8230; Bir Devletin gözde şehri sanki tüm sanatların başkenti, her kültürü içinde barındırmaktan bu kadar zevk alan  kaç şehir var bilinmez. Sanat adına ilk dokunuşların Bizans&#8217;ın attığını bugüne gelebilen Ayasofya ve ardından Mimar Sinan dokundukça büyümüş büyüdükçe hayat ağaçları gibi gök kubbeye dokunmaya çalışan bir Süleymaniye bir Sultanahmet, Ayın ve Güneşin aşkı Mihrimah Sultan&#8217;ı veya Boğaz&#8217;ın serpe seren esintilerine maruz kalmaya mahkum edilmişçesine kıyının incisi Ortaköy Cami ve niceleri bu güzel şehrin  içinde kalan son eski İstanbul&#8217;u ayakta kalmaya zorluyor.</p>
<p>Ve işte kimilerince kabul görülen Modern hayat, Eski İstanbul&#8217;u kıskançları arasına almış sanki. İnsanların eskiden bu kadar kolay vazgeçmeleri  bu modern yaşamanın bir zorlaması mıdır? Acaba cevabı vermek kolay ya da zor olması bilinmezlikler ile dolu. Yıllarca yapımları  süren bu eserlerin her taşında bir anı birikimi yer alırken son hallerinden sonra rivayet diye başlanan kulak vereceğiniz hikayelerle varlığını sürdürmekte diren bu eserler. Bunlarla dolu bir eski İstanbul&#8217;da yükselen her gökdelen sanki bir &#8220;Mezar taşı&#8221; bu eserler ve İstanbul  ise toprağı üzerine atılmış birer beden.Ya modern hayatın gökdelenlerini gök kubbenin hakimi yapalım yada İstanbul&#8217;un gerçek sahiplerini&#8230;.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-hayatin-icinde-akan-eski-istanbul/">Modern Hayatın İçinde Akan Eski İstanbul</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/modern-hayatin-icinde-akan-eski-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5130</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıfır + Sıfır = 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Sep 2016 06:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5105</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Her şeye sıfırdan başlamak istiyorum.” Bu cümle en az bir kere ağızlardan çıkmıştır diye düşünüyorum. Sayı doğrusundaki eksi sonsuza giden bütün rakamları siliyorum. Sıfır yokluğun değil varlığın, başlangıcın rakamı olduğuna göre… Umut sıfırdan doğar, yokluk varlığa gözlerini açar… ‘Yok’ dediğimiz herhangi bir şeye, biz ‘yok’ dediğimizde ona varlık kazandırır ve ‘var’ ederiz böylece… ‘Yok’ diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/">Sıfır + Sıfır = 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Her şeye sıfırdan başlamak istiyorum.”</strong></p>
<p>Bu cümle en az bir kere ağızlardan çıkmıştır diye düşünüyorum. Sayı doğrusundaki eksi sonsuza giden bütün rakamları siliyorum. Sıfır yokluğun değil varlığın, başlangıcın rakamı olduğuna göre… Umut sıfırdan doğar, yokluk varlığa gözlerini açar…</p>
<p>‘Yok’ dediğimiz herhangi bir şeye, biz ‘yok’ dediğimizde ona varlık kazandırır ve ‘var’ ederiz böylece… ‘Yok’ diye bir şey, ‘yoktur’ aslında… Bir ad verilmiş her sözcük, ‘mânâ’ olarak vardır hiç olmazsa…</p>
<p>Gecenin karanlığında uyanıp gökyüzüne baktığımızda göremeyince güneşi, “Güneş yoktur diyebilir miyiz?”</p>
<p>Kallavi hazırlanmış bir sofrada yemekleri midemizle buluşturma yarışına girmişken, tokluğu tıka basa keyfiyle yaşarken, “Açlık yoktur diyebilir miyiz?”</p>
<p>Peki ya bombaların adlarını kendi adlarından önce belleyen çocuklara, oturduğumuz rezidans evimizin penceresinden bakıp “İşte bak gördünüz mü savaş yok diyebilir miyiz? “</p>
<p><strong>‘Yokluk’ biz yok saydığımız için yoktur, hakikatte ‘var’dır… </strong></p>
<p>Hayatında hiç elma görmemiş biri kalkıp bir gün, “ Elma diye bir şey yoktur diyebilir”. Yalan da söylemez üstelik… Onun için elma yoktur, ama hakikatte vardır…</p>
<p>“Benim için artık sen yoksun demek” aslında varsın ama ben seni görmezden geliyorum, seni hayatımdan çıkarıyorum demektir. Hakikati kendi usumda değiştiriyorum, kendimi ve seni yalanlıyorum demektir… İşte bu yüzden “İnsanoğlu en büyük yalanları kendine söyler.” En kolay kendini kandırır hatta o kadar ileri gider ki, kendi yalanlarına kendini inandırmakla kalmayıp, herkesi de inandırmaya çalışır…</p>
<p>Başlangıca dönersek hayata sıfırdan başlıyorum demek, bütün hatalarımı, günahlarımı ve yaşadıklarımı, eksi sonsuz hanemi ‘yok’ kabul ediyorum demektir. “ Yok hükmündedir” hukukça…</p>
<p><strong><em>Sayısal değeri yok varsayılan sıfırın bir başlangıç noktasına dönüşüverdiği an’dır…</em></strong></p>
<p><strong><em>Başka bir söylemle, sıfır + sıfır = 1 matematiğinin mantık sınırlarını zorladığı an’dır…</em></strong></p>
<p><strong><em>Geçmiş + Başlangıç noktası = Tazelenen hayat</em></strong></p>
<p>Psikologlar yeniden başlama süreci için, “Zararın neresinden dönülse kârdır” ifadesini kullanırlar… Ve derler ki, yaşadığınız tecrübelerin ışığında hiçbir şey eskisi gibi olamayacağından, artık bilgi ve deneyimlemeleriniz sayesinde eskisinden daha güçlü, daha bilinçli, daha pozitif bir enerjiyle yani sıfırdan daha büyük bir sayısal değerle yola çıkarsınız…</p>
<p>‘Tövbe kapısı’ diye dini ilimlerde bahsedilen tam da bu sıfır noktasıdır. Pişmanlık duymak, af dilemek, yanlışlarla yüzleşmek, helallik almak, kendini mizan terazisinde tartmak, değişime ayak uydurmak, simurg efsanesinde olduğu gibi küllerinden yeniden doğmak anlamına gelir… Her ne kadar korkutucu gözükse de, yalanlara yapışıp yaşıyormuş gibi yapmaktan daha ölümcül olmasa gerek…</p>
<p><strong>Bir duvara çizilmiş resim olmak yerine, o resmi resmetmeden ressam olmayı hangimiz hak etmiyoruz sizce?</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/">Sıfır + Sıfır = 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kurban Kesilmesine Değil, Et Fiyatlarının Yüksekliğine Karşı Ol!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Sep 2016 13:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5125</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mitolojilere inanmam. Yok, İbrahim oğlunu kesiyordu, Gökten koç geldi falan filan… Bana palavra arkadaş… Ben gökten yağmur geliyor mu, Kar geliyor mu ona bakarım… Her neyse konu bu değil… Kurban bayramında, kurban kesmenin vahşet olduğunu söylüyorlar… Doğru sen kurbanı bıçaklaya bıçaklaya bir türlü öldüremez, etrafı kan gölüne çevirirsen… Birde üstüne üstlük hayvan can çekişirken oğlunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/">Kurban Kesilmesine Değil, Et Fiyatlarının Yüksekliğine Karşı Ol!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mitolojilere inanmam.<br />
Yok, İbrahim oğlunu kesiyordu,<br />
Gökten koç geldi falan filan…<br />
Bana palavra arkadaş…</p>
<p>Ben gökten yağmur geliyor mu,<br />
Kar geliyor mu ona bakarım…<br />
Her neyse konu bu değil…<br />
Kurban bayramında, kurban kesmenin vahşet olduğunu söylüyorlar…<br />
Doğru sen kurbanı bıçaklaya bıçaklaya bir türlü öldüremez, etrafı kan gölüne çevirirsen…<br />
Birde üstüne üstlük hayvan can çekişirken oğlunu kızını torununu yanına koyup seyrettirirsen<br />
Bu bir vahşettir… lafım yok…<br />
Ama son yıllarda daha parlak fikirleri var sözde elitlerin… fırçam onlara<br />
Kurban kesmenin kendisi vahşettir! Kurban kesilmesin inanç falan filan bunlar hikaye diyorlar…<br />
Bana kalsa bütün inançlar hikaye… Ama bir dakika orada dur!</p>
<h2>Kurban Bayramına Karşı Değilim…</h2>
<p>Yanlış okumadın arkadaş… karşı değilim. Benim karşı olduğum şey et fiyatları!<br />
Mahallenin yoksulu, dar gelirlisi, üç çocuklusu, dört çocuklusu…<br />
Koşar oynar elinde yarım ekmekle sabahtan akşama kadar çocuklar…<br />
Yalın ayak yırtık elbiseli nede tatlı…<br />
Sapsarı yüzlü ölü gözlü…<br />
İnsanlar et yiyemiyor arkadaşlar bu bir gerçek! İnsanlar et alacak parayı bulamıyorlar…<br />
Etin kilosu 40lira… hani diyor ya Cem abi..<br />
bir kilo et seksen lira tadını unuttuk!<br />
İnsan gibi yaşamanın adını unuttuk!</p>
<p>O zamanlar seksen lira çok paraymış!<br />
Şimdide kırk lira çok para…<br />
Asgari ücreti düşün.. bir gün dokuz saat çalışıyorsun… aldığın para 29 lira<br />
Yani bir gün boyunca çalışırsan ancak bir kilo et alabiliyorsun!<br />
etin yüzünü ayda bir gören aileyede diyceksin ki kurban bayramı vahşettir…<br />
yok yok… sen istediğin zaman etini alıp afiyetle yiyenlerdensin kesin!<br />
Bana biraz tok açın halinden anlamıyor gibi geliyor…<br />
Kurban bayramı sayesinde et yiyemeyenler et yiyor…<br />
Yoksulun tenceresinde tavasında yılda iki günde olsa et pişiyor…<br />
Çoluk çocuk et görüyor… yüzleri gülüyor…<br />
Bence konunun bu tarafını düşünmek daha mantıklı…<br />
Çarpıtacaklara şimdiden tekrarlıyorum…<br />
Sokak ortasını kan gölüne çevirip hayvanı mındar etmek bencede VAHŞET!<br />
Ama dediğim gibi kurban kesmeyin falan filan bunlar palavra…<br />
Kurbanın kesilmesini istemiyorsanız herkesin rahatça et yiyebildiğinden emin olacaksınız…<br />
Ben kurban kesilmesine karşı değilim…<br />
Çünkü bu ülkede her istediğimde rahatça et alıp yiyemiyorum…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/">Kurban Kesilmesine Değil, Et Fiyatlarının Yüksekliğine Karşı Ol!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5125</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her Eylül’e Bir Mayıs Aşkı Gerek…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Sep 2016 08:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar mevsimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5100</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonbaharın serinliği ile sıcaktan bunalan salyangozlar gizlendikleri toprak altından yavaş yavaş çıkmaya başladılar. Yazın olanca sıcağında kavrulan vücutları, yağmurun ilk damlalarıyla yeniden hayat buldu. Hayatta kalmayı başarabilenler toprakta bıraktıkları izlerle canları pahasına çoğalmaya, yaşama ayak diretmeye devam edecekler… Sonbahar yağmurları başladığında en büyük endişelerimden biri daha küçücük bir çocukken den beri, yoluma çıkan salyangozların üzerine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/">Her Eylül’e Bir Mayıs Aşkı Gerek…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharın serinliği ile sıcaktan bunalan salyangozlar gizlendikleri toprak altından yavaş yavaş çıkmaya başladılar. Yazın olanca sıcağında kavrulan vücutları, yağmurun ilk damlalarıyla yeniden hayat buldu. Hayatta kalmayı başarabilenler toprakta bıraktıkları izlerle canları pahasına çoğalmaya, yaşama ayak diretmeye devam edecekler…</p>
<p><em>Sonbahar yağmurları</em> başladığında en büyük endişelerimden biri daha küçücük bir çocukken den beri, yoluma çıkan salyangozların üzerine basmaktır. Ayağımın altında çıtırdayan bir canlıyı hissetmek ben de adeta bir fobi halini almıştır. Bu korku yüzündendir ki çok şükür, hiç bu güne kadar böyle bir şey başıma gelmedi. Ne zaman sonbahar gelip havalar soğumaya başlasa, hele ki yağmur yağmışsa hoplaya zıplaya yürürüm yolda. Başım hep öne eğik nereye bastığıma çok dikkat ederek atarım adımlarımı. Onların bir kaplumbağadan bile daha yavaş hayatları, o vurdumduymaz tavırları ve asaletli kabuklarıyla toprak üzerindeki vakur yürüyüşlerine hayran kalırım. Yaşamlarının zorluklarına rağmen, hiç şikâyet etmeden hayatın tadını olabildiğince çıkardıklarına inanırım. Kışın soğuğuna ve yazın sıcağına dayanamaz narin vücutları. Bu yüzden sürekli saklanırlar, hem kış hem yaz uykusuna yatan ender hayvanlardandır salyangozlar… Nemli ortamda yaşamak zorunda olduklarından, yağmurlarla birlikte başlar hayatları…</p>
<p>O kadar yavaş hareket ederler ki, insanoğlunun hız tutkusuna inat yaşamak kokar her hareketleri, nereye gittiklerini, ne yaptıklarını bilen bilge bir tavırları vardır. Tek başlarına yaşarlar, eğer toprak altına giremezlerse kışın soğuktan, yazın sıcaktan ölürler. Saklandıkları kabuklarının içinde 3-4 ay hiçbir şey yemeden yaşayabilirler.</p>
<p>Hermafrodit (dişi ve erkek) olduklarından kendi kendilerine üreyebilen türleri mevcuttur. Ama çoğunlukla başka bir salyangoza ihtiyaç duyarlar. Bir tek çiftleşmede 2-3 yıllık yumurta depolayabilirler. Birçok doğa bilimci salyangozların çiftleşmeleri üzerine araştırmalar yapmıştır. Çünkü bir sanatçı gibidirler. Bir kaç saat süren uzun ve estetik bir seremonidir onların aşkları… Ortalama beş ila on yıl yaşadıkları düşünülecek olursa, bu seremoninin önemi daha iyi anlaşılır…</p>
<p><strong>Eylül</strong> ayının sonları ve Ekim ayının başlarında iklim yapısının uygunluğuna göre kış uykusuna girerler. Yine Mart &#8211; Nisan sonu gibi de çıkarlar. <strong>Mayıs</strong> ayı üreme mevsimleridir. Hava sıcaklığının en uygun olduğu aydır Mayıs… Üreme sonrasında yorgun düştüklerinden yazın pek ortalarda görünmezler. Eylül gelip çatana kadar…</p>
<p><strong>Eylül’ü sonbahar güzelliğiyle yaşayıp Mayıs gibi âşık olur salyangozlar.</strong> Tıpkı benim gibi… Yılın en güzel iki ayında Eylül ve Mayısta korkusuzca kendini yaşama adayıp, ölüme inat yaşam kokarlar…</p>
<p><strong><em>Mayısın aşkıyla Eylül’ün lezzetini yaşamayı bilen yegâne canlılardır salyangozlar…</em></strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/TkGTwwhfdLg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/">Her Eylül’e Bir Mayıs Aşkı Gerek…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5100</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Delirebilsem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-delirebilsem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-delirebilsem/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Sep 2016 11:30:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aylin Kuzu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5097</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabaha karşı dört civarı uykumu bölen mide ağrısı. Yataktan kalkmak için bedenimi taşımak istemeyen ayaklarım.. Zamansız ağrım mı, kalkmanın mecburiyeti mi hangisi daha çok iç sıkıntısı yarattı?, bilmiyorum ama; uykusuzlukla birlikte bu gidişle delireceğim cümlesini dilime düşürdüler. Geceme uğramayacağını bile bile, bir umut göz kapaklarımı okşamasını beklediğim inatçı uyku. Biliyorum bunun ardından bir huzursuzluk daha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-delirebilsem/">Bir Delirebilsem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center">Sabaha karşı dört civarı uykumu bölen mide ağrısı. Yataktan kalkmak için bedenimi taşımak istemeyen ayaklarım..</p>
<p style="text-align: center">Zamansız ağrım mı, kalkmanın mecburiyeti mi hangisi daha çok iç sıkıntısı yarattı?, bilmiyorum ama; uykusuzlukla birlikte bu gidişle delireceğim cümlesini dilime düşürdüler.</p>
<p>Geceme uğramayacağını bile bile, bir umut göz kapaklarımı okşamasını beklediğim inatçı uyku.<br />
Biliyorum bunun ardından bir huzursuzluk daha gelecek, bir an önce sızabilsem keşke dedirtecek uzun bir muhabbete gireceğim kendimle .</p>
<p>Öyle de oldu.<br />
Tavana boş boş bakarken dile gelen keskin düşüncelerim..</p>
<p>İçten içe öz eleştirilerim, kafamdaki kendime meydan okumalar ve bir türlü noktalayamayıp, cevaplarını es geçtiğim dağınık soru cümleleri. Bir de cevapların acımasızlığını ve gerçekliğini kabullenme çabası ekleniyor tüm bunların üstüne.</p>
<p>Gece gece katlanılmıyor bu sorgulara ama; hiç kaçışım yok biliyorum.</p>
<p>Merak ettiklerimden biri de olur olmaz şeylere delireceğim, çıldıracağım sözcüklerini dudağından eksik etmeyen bizler gerçekten de nasıl delirmedik ya da deliremedik bu karmaşa ortamında? Bunca zaman nasıl direndik?</p>
<p>Bizi tutan kimdi, neydi sebebimiz, uygun zaman hangisiydi, ne kadar bekleyecektik? Oysa onlarca nedenimiz yok mu? Belki onlarca demek bile hafif kalır, sebeplerin ağırlığına haksızlık etmek olur.</p>
<p>Mesela kendilerine verilen rütbeler ve sıfatlar sebebiyle mecburiyetten yaşantımıza dahil ettiğimiz, varlığımızdan bi haber kadınlar ve adamlar mevkilerine ulaşmak için hayatlarımızda tepinirken, tozu dumana kattıkları zihinlerimizde bizleri köşeye sıkıştırırken nereye gömmüştük çıldırmak isteyen irademizi?</p>
<p>Ya da kendi yanlışlarını, bizim doğrularımız yapabilmek için namluyu her fırsatta suratımıza çevirip, tetiği çekmekten korkmayanlar yetirince ağır bir sebep değil mi?</p>
<p>Peki gücü elinde tutanların değerlerini kabullenmiyor diye yıllarca duvarlar arasına sıkışmaya dayanamayıp fikrine, zikrine, özüne kıyanlar,esamesi unutulanlar.</p>
<p>Himaye etmeleri için emanet ettiklerimiz tarafından istismara uğrayan çocuklar ve bu affedilmez suçu meşrulaştıranlar vicdanıma da akıl sağlığıma da tesir etmez diyorsanız zaten siz başka bir dünyanın yaratıklarısınız ve tesadüfen aramızdasınız.</p>
<p>Birileri akıl sağlığını kaybetmek pahasına kral olabilmek için Bir Delinin Hatıra Defterini yeniden yazıp, oynamakta ve bizlerde çıldırmaktan daha kolay olduğu için oyunda figuran olmayı kabul edip susmaktayız.</p>
<p>Bir gün delirmek gerçekten bir lüks, bir nimet olacak.</p>
<p>Susacak yerimiz kalmadığında akıl sağlığını kaybedilmek uğruna ilaçların üretilip, ellerinde reçetelerle ilaç kuyruğuna girmiş insanları göreceğimiz günler pek yakın gibi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-delirebilsem/">Bir Delirebilsem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-delirebilsem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5097</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Savaş, Yıllar ve Çocuklar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Sep 2016 05:10:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5076</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suriye’de iç savaşın evrim geçirdiği yıllarda Türkiye’den ve dünyadan gözlenilen tepkiler ancak medyaya yansıyan görünümlerin geçici bir yankısı olmaktan öteye geçememektedir. Yanıbaşımızda yaşanan bu drama ve  açlık, susuzluk gibi temel ihtiyaçların ötesinde hayatlarına gerçek bir yön vermek için sınırlara dayanan göçmenlere yönelik gösterilen duyarlılık ve ihtiyaçlarına gerçek bir anlayış dahilinde sunulan ilgi noktasında son derece [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/">Savaş, Yıllar ve Çocuklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Suriye’de iç savaşın evrim geçirdiği yıllarda Türkiye’den ve dünyadan gözlenilen tepkiler ancak medyaya yansıyan görünümlerin geçici bir yankısı olmaktan öteye geçememektedir. Yanıbaşımızda yaşanan bu drama ve  açlık, susuzluk gibi temel ihtiyaçların ötesinde hayatlarına gerçek bir yön vermek için sınırlara dayanan göçmenlere yönelik gösterilen duyarlılık ve ihtiyaçlarına gerçek bir anlayış dahilinde sunulan ilgi noktasında son derece yetersiz kalınmaktadır.  Öyle ki mücadelelerine yardım eli uzatmak şöyle dursun gerçek bir erdem ve adalet anlayışının  çok gerisinde kalan bir yaklaşım sergileyerek Suriye üzerinden insanlığa karşı doğrudan bir suç işlenmektedir.  </em></strong></p>
<p>Savaşın 5. Yılında artık Suriye karşımıza apaçık bir felaketin resmi olarak ortaya çıkıyor. Bu 5 yıllık süre boyunca Suriye’de verilen mücadelenin; devrimden, iç savaşa ardından uluslararası terör örgütlerinin türeyişi ile çok uluslu bir çatışma alanına ve nihayetinde bir insanlık trajedisine dönüşüne tanıklık ettik. Bir boyutuyla bu savaşı sadece izlerken bir boyutuyla tam içimizde, yanıbaşımızda yaşadık, yaşam mücadeleri veren göçmen komşularımızla bir kısmımız adeta birlikte mücadele verdik… İnsanlığa dair bir takım sorgulamalar getirmemize yol açan bu süreçte kişisel anlamda en birincil gözlemim dünyaya bakarken nasıl da subjektif oluşumuzu fark etmek oldu. Öyle ki insanların birbirlerine ve dış dünyaya yönelik mukabele etmelerinde gözettikleri tek gerçeğin kendi bulundukları noktayı dert edinmek olduğunu fark etmek sanıyorum yalnızca benim için değil hak/adalet arayışı ve mücadelesi veren herkes için şaşırtıcı bir hayal kırıklığı olsa gerek.</p>
<p>Savaşın 5. yılında politik detaylarına çok fazla girmeden, Türkiye halkı olarak bulunduğumuz yerden nasıl göründüğüne şöyle bir bakalım: 2011 yılını ülkemizde caddelerde sokaklarda alışveriş merkezlerinde yavaş yavaş artan ‘’Arap milletinin’’ ilk farkedilişi ve buna yönelik gösterilen sessiz rahatsızlık ve kısmen sabır diye nitelendirecek olursak, 2.yılını ‘’Evet, Suriye’de İç Savaş var’’ ayrımına varış ve buna yönelik şüpheli yaklaşım  ve  ne zaman sonlanacağına dair sorulara geçirirken 3.yılında artık bitmesi beklenen savaşın aksine artan şiddetiyle paralel bir göç akınının ülkeyi içten içe nasıl kaynattığına şahit olduk. Neredeyse her birimiz birey olarak göçmenlerle karşılaştık ve kah yardımlaşarak kah reddederek sessiz bir çoğunluk ise pek çok maddi sömürülerle faydalanarak  bir etkileşim sürecine girdik. Buna rağmen en sık karşılaştığımız soru ‘’Ne zaman gidecekler?’’ oldu. 2014 yılındaysa artık hem politik hem de kişisel anlamda hayatlarımızı etkileyen komşu ülke Suriye’de dünyaya etki eden terör örgütlerinin sahne almasıyla adeta savaşın başlangıç noktası unutularak ezeli bir korkunun temelleri atıldı. Ve nihayet 2015 yılında artık bölgeye uluslararası müdahalelerin başlamasıyla yanı başımızdaki bu ülkenin geleceğine dair söylemler kifayetsiz ve belirsiz kaldı. Şiddetinden hiç bir şey kaybetmeyen bu süreçte 2016’ya gelindiğinde yine Türkiye olarak bakış açımız başlangıç noktasından pek uzaklaşmamış görünüyor olacak şekilde ‘’Herhalde artık gitmeyecekler’’ yönünde şekillenmiş ve buna yönelik halk tabanlı yapılar içeren geç kalınmış girişimlere İl Göç İdaresi’nin kurulması ve geliştirilmesi gibi hamlelerle başlanmış bulunuyor.  Son 2 yılda karşılaştığımız, çoğumuzun unutmaya çalıştığı bu savaşı bize hatırlatan haberler ise; ilkbahar aylarında deniz ısınmaya başlayınca kara sınırlarının güvensizliği nedeniye Akdeniz’e dökülen göçmenlerin kıyı ülkelerin sınırlarına dayanması haberleri ve bu süreçte botları devrilerek boğulan binlerce ölüden biri olan Aylan’ın kıyıya vuran küçük bedeni… Ve son olarak 17 Ağustos hava saldırılarında evi yıkılarak yaralanan 5 yaşındaki Omran’ın Aleppo Media Center muhabiri Mustafa Al Sarouq tarafından alınan görüntülerinin yüksek sesli yankıları oldu. Oysa ki tüm bu medyadaki duyumlar böylesi uzun bir süre boyunca gelişen olayların sadece küçük bir fragmanı gibi kalıyor.</p>
<h2>Erdem Anlayışımıza Dair</h2>
<p>Evet, savaşın son temsilcisi sayılan Omran… 5 yaşında. Demek oluyor ki Suriye iç savaşıyla aynı yaşta. Savaştan başka bildiği bir dünya yok. Şok içinde bakışlarıyla, Telegraph muhabiri Raf Sanchez tarafından ilk kez fotoğrafının sosyal medyada paylaşımıyla dünyayı yeniden sarstı. Savaşın yeni temsilcisi olarak  resmedildi, yazıldı çizildi.  Ülkemizde ise bu yayımlar karşısında insanlardan gelen tepkilerin: ‘’Neyse ki bizim ülkemizde yok’’, ‘’Çok Şükür’’  ‘’Onlar geri kaldı hakediyor’’, ‘’Allah benim oğlumu/kızımı korusun’’, ‘’Umarım senin geleceğin çok iyi olur da bu görüntüleri barış adına kullanırsın kızım/oğlum’’ şeklinde olması çok sarsıcı.  Böyle bir durumla karşılaştığınız zaman kimse sizden kendinize dair aksi yönde bir beklenti içerisinde olmanızı zaten beklemeyecek.  Ne var ki buna verilecek ilk reaksiyonun ya da bir diğer deyişle altı çizilip vurgulanılan noktanın bu düzeyde benci-ben merkezli ve bir o kadar erteleyici nitelikte bir dert taşıması bizim dünya anlayışımızı ve gelişimimizi bu sürecin hiç etkilemediğini gösteriyor.</p>
<p>Bir benzer tepki örneğine Suriyeli kadınların pazarlığının yapıldığı sırada buna tanık olan bir seyircinin yorumuyla karşılaştım: ‘’Neyse ki bizim ülkemizde kadınlar okuyabiliyor. Okudum ayaklarımın üzerinde durdum ki böyle bir durumla karşılaşmıyorum.’’ Öyle ki bu aynı zamanda gözlemlediğimiz meseleye ne kadar uzak kaldığımızı da ispatlıyor. Suriye’deki kadınlar da okuyabiliyor. Ve Türkiye’deki kadınlar da ne yazık ki böylesi kirli emellere alet ediliyor. Burda mesele, kimin daha iyi durumda olduğunu belirlemekten ziyade aklın ve bilincin bizzata orada o anda bulunup daha incelikli ve gerçekçi bir anlayış göstermesini gerektiriyor. Ancak bu kavrayış ve hassasiyeti taşıyabilirsek dış dünyamıza doğru ve etkili yardımlarda bulunabiliriz.</p>
<p>Günlük hayattaki sen mi ben mi iletişimimizden hiçbir farkı kalmayan bu tür tepkilerin bizim en ciddi sorunlar karşısında bile yaklaşımımızda asla objektif olamayışımızın, gerçekliğin bizim dışımızda var olan şekline nasıl da duyarsız kaldığımızın ve sadece biz’e etkisi olan taraflarıyla ilgili olduğumuzun apaçık bir resmiyle daha üzerinden 2 hafta henüz geçmişken unutulan Omran’ın masum yüzü sayesinde yeniden karşılaşmış olduk. Oysa ki cevap çok açık; ne sen, ne de ben: Gerçeklik. Gerçeklik orada ve her yerde; şimdi, şu anda ilgi gösterilmeyi bekliyor; daha iyi bir geleceğin umulması üzere beklemeye alınmayı değil.</p>
<p>Dilerim kişisel ve toplumsal gelişimimize bir başka boyut daha kazandırmak için kendi evlatlarımızın Omran’ın yerinde olmasını bekleyecek kadar geç kalmayalım…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/">Savaş, Yıllar ve Çocuklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5076</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yobaz Nedir, Kime Yobaz Denilir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 21 Aug 2016 07:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4926</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi bu tanımı yapmadan önce aslında önce onların etkilerinden bahsetmek gerekir, zira tanımı güçlendiren ve anlamına anlam katan şey yobaz denilen kişilerin etkinlikleridir. Bunlar o kadar mantık dışı ve o kadar zararlı olabilir ki, insan ölümleri katliamlar sebepsiz yere can ve mal kaybı hatta imparatorluk yıkımı gibi yüksek şiddetli zarara yol açabilirler. Peki, kimdir bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/">Yobaz Nedir, Kime Yobaz Denilir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi bu tanımı yapmadan önce aslında önce onların etkilerinden bahsetmek gerekir, zira tanımı güçlendiren ve anlamına anlam katan şey yobaz denilen kişilerin etkinlikleridir. Bunlar o kadar mantık dışı ve o kadar zararlı olabilir ki, insan ölümleri katliamlar sebepsiz yere can ve mal kaybı hatta imparatorluk yıkımı gibi yüksek şiddetli zarara yol açabilirler. Peki, kimdir bu yobazlar ne iş yapar?</p>
<h2>Aramızdaki Yobazlar Kimlerdir?</h2>
<p>Tarlada taşta, bağda bahçede, dışarıda içeride, avuç avuç ülke toprağımın her yerinde, en yüksek idari makamlardan tutunda toplumun en aşağı mevkilerine kadar akla gelebilecek her yerdelerdir. Başta devletin idari makamları olmak üzere genişleyip yayılabileceği en ücra köşeler ibadethaneler olmakla birlikte sıcak havayı seven yobazlar, şehrin kendi yapılandırdıkları yerlerinde de oldukça sıkça görülür. Kendi yapılandırdıkları diyorum evet çünkü yobazlığın en büyük özelliklerinden biride çoğunlukla zengin kişiliklerde gözlemlenen bir özellik olmasıdır. Bu kişilerin gayrimenkuller, hisse senetleri, faize yanlış gözüyle bakıp bankadaki paralarına faiz işletip kat ve kat arttırdıkları sıklıkla görülür. Tabi canım, tabi gemi alanlar bile var!</p>
<h2>Yobazlar Kimdirler?</h2>
<p>Birçok aykırı özellikleri olmasının yanı sıra başlıca özellikleri;</p>
<ul>
<li>Okumazlar dinlemezler merak etmezler ve araştırmazlar.</li>
<li>Karşıdaki kişinin tezini çürütmek adına masal anlatacak kadar dil bilirler.</li>
<li>1001 gece masalları kitabının 8 farklı sürümünü anında uydurabilirler.</li>
<li>Cinsellikle kafayı bozmuşlardır, erkeklerin 3 dakikada bir seks düşünürler tezinin kanıtlanması ve hatta bu sürenin saniyeler indirilmesinde büyük rol oynarlar.</li>
<li>Şiddet eğilimlilerdir, söyleyecek sözleri olmadığından en ufak bir mevzuda asmak, kesmek, kelle uçurmak adına yapamayacakları yoktur.</li>
<li>Şiddet eğilimlerini inançlarına bağlarlar ve böylece meşru göstermeye çalışırlar.</li>
<li>Vücudunun çeşitli yerlerindeki kılları uzatarak (sakal bıyık vb) diğer insanlardan daha üstün bir bilgelik anlayışı, bilgi dağarcığına sahip olduklarına inanırlar, toplumda bununla saygı kazanmayı hedeflerler.</li>
<li>Henüz insan olduklarının bilincinde olamayan ve çoğunun evriminin bozuk genetik yapılara dayanmasından mütevellit birçoğu sanki kaba koysan hemen şeklini alacakmışçasına akışkan, oynar başlıklı, ikiyüzlü ve yapış yapıştır.</li>
<li>Yobazlar, neyi neden desteklediklerini bilmezler.</li>
<li>Aşırı derecede geçmiş takıntıları vardır. Günümüze ayak uyduramadıklarından geçmişe saplanıp kalmışlar, sürekli geçmişin daha iyi olduğunu, daha doğru yaşanıldığından bahsederler.</li>
<li>Geçmişte kurulan büyük imparatorluklara karşı zaafları vardır. Hiç alakaları olmamasına rağmen büyük imparatorluklarla akraba olduklarını iddia ederler ve bu imparatorlukların tekrar kurulacaklarına inanırlar ona göre giyinip ona göre yaşarlar. Bu bir tür ruh hastalığıdır.</li>
<li>Kadınların insan olduğu gerçeğini evrimleşmeden bu yana kabul edememişlerdir. Sürekli onları ezme, baskılama, aşağılama teşebbüsünde bulurlar. Ve cinsel obje olarak gördüklerinden hep daha fazlasına sahip olma çabalarındadırlar.</li>
<li>Çoğu öfke ve ruhsal bunalım hastasıdır.</li>
<li>Paraya taparlar.</li>
<li>Sürekli ve tutarsız çelişkiler içindedirler. İnandıklarıyla yaptıkları her zaman bir birine zıttır.</li>
<li>Yaşadıkları, ekmeğini suyunu içtikleri topraklara karşı hep nankördürler.</li>
<li>Vatan hainidirler.</li>
<li>vs., vs&#8230;</li>
</ul>
<p>Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Fakat dediğimiz gibi yobazlık geniş bir kavramdır. Ve asla şudur diyerek tanımlayamayız. Her geçen gün dünya şartları değişiyor ve bununla uyum sorunu artan kişilerde farklı ideolojilerle yobazlaşıyorlar. Kimi zaman bir inanış kimi zaman yine bir inanış insanı yobazlığa çekip alıyor ve sonrasında perdeye sarılıp kefen giymek kaçınılmaz oluyor. Siz siz olun kendinizi günde 5 vakit kitap okumaktan, insana, kadına nazik davranmaktan ve sevmekten vazgeçemeyin. Hoşça kalın yobazlardan uzak kalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/">Yobaz Nedir, Kime Yobaz Denilir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4926</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kâinat Orkestrasının İlk Konseri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Aug 2016 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[anne ve çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[klasik sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4842</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilinçli anne-babaların biricik bebeklerini kucaklarında tutmayı hayal ettikleri anda başlar, o minicik parmakların, sevimli burnun ve hiçbir kokuya benzemeyen o mis kokulu, o tatlı gülücüklü bedenin eğitimi… Daha ana rahminde bir bezelye tanesi iken, daha cinsiyeti, silueti oluşmamışken gelecek günlerin planları, hayalleri ebeveynler tarafından çoktan kurulmaya başlanmıştır bile. Bezelye tanesi biraz daha büyüyüp ultrasonda ilk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/">Kâinat Orkestrasının İlk Konseri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bilinçli anne-babaların biricik bebeklerini kucaklarında tutmayı hayal ettikleri anda başlar, o minicik parmakların, sevimli burnun ve hiçbir kokuya benzemeyen o mis kokulu, o tatlı gülücüklü bedenin eğitimi… Daha ana rahminde bir bezelye tanesi iken, daha cinsiyeti, silueti oluşmamışken gelecek günlerin planları, hayalleri ebeveynler tarafından çoktan kurulmaya başlanmıştır bile. Bezelye tanesi biraz daha büyüyüp ultrasonda ilk resimleri çekildiğinde ise, gideceği okul dâhil pek çok plan belirlenmiştir artık…</p>
<p>Şaka bir yana, gerçekten günümüz ebeveynlerinin bebek eğitimine daha anne karnındayken başladıklarına tanıklık etmeyenimiz yok gibidir. İletişim çağının bütün olanakları kullanılarak bebek kucağa alınmadan önce bir mürebbiye kadar bilgiye sahip olan anne babalar, bebeklerini hızlı bir entegrasyonla, <strong>Z </strong>kuşağına hazırlarlar…</p>
<p>Anne rahminin güvenli ortamında keyifle büyüyen bebekler, doğumla gerçekleşecek yeni yaşamlarının koşullarını öğrenmede acele etmeseler de, anne-babaların onlar için hazırladıkları dünya dayatmaya başlar bile…</p>
<p>Anneler, bebekleriyle konuşup iletişime geçmenin önemini çok çabuk öğrendiler. Artık bunun bir zorunluluk olduğunun farkındalar. Çünkü bütün araştırmalar annesinin sesini tanıyan bebeklerin buna karşılık verdiğini kanıtlar yönde. Ancak bebekler yumuşak ve ritmik sesleri seviyorlar, sert ve yüksek frekanslı seslere karşı ürktüklerini biliyoruz. Anne karnında dinletilen klasik müziğin, özellikle Mozart, Bach ve Beethoven gibi dahi bestecilerin eserlerinin, bebeklerin zekâ gelişimine katkıda bulunduğu da uzmanlar tarafından dile getiriliyor.</p>
<p>Anne karnında müzik dinlemeğe başlayan bebeklerin uyumlu ve sakin oldukları, dış dünyayla daha iyi iletişimde bulundukları bir gerçek… Huzursuz olduklarında ya da ağlamaya başladıklarında ise, daha önceden dinledikleri bu tanıdık müzikler sayesinde uykuya kolay geçebiliyor ve rahat bir uyku çekebiliyorlar.</p>
<p><strong>Ancak ne tür bir müzik sorusuna cevap vermek gerek. </strong></p>
<p>Ritmi dakikada 60-100 metronom hızında olan her müzik uygun olabilmekte aslında… Neden bu metronom hızı? Çünkü annenin kalp ritmiyle uygun olmalı da ondan. Bebekler hamileliğin ilerleyen zamanlarında ritimleri hissettiği gibi duyabiliyorlar da. Araştırmacıların bulguları anne karnındaki bebeklerin, hamileliğin&nbsp;18 haftadan&nbsp;itibaren annenin vücudunun dışındaki sesleri duyabildiklerini göstermekte… İşte bu yüzden bebek ve çocuklara Klasik Müzik dinletilmesi önerilmektedir.</p>
<p>Yaygın kanaat bu yönde olsa da Klasik Müzik dendiğinde batı müziğini algılamak gibi bir yanılsama yaşıyoruz ne yazık ki. Oysa Klasik Türk Müziğinde de aynı metronom hızında olan Ayini Şerifler, peşrevler ve özellikle Ney taksimleri, bebek ve anne için de mükemmel uyumu sağlayabilmektedir. Burada dikkat edilecek nokta, dinletilecek müziğin yumuşak ve frekans ayarının düşük olmasıdır. Bebeğin ve annenin sakin, huzurlu ve güvenli hissetmeleri, birlikte başlayacakları bu uzun yolculuk için çok önemlidir. Babalar alınmasınlar lütfen, ama anne ve bebek uyumu çocukluk ve ergenlik dönemine dek süren çok önemli bir durumdur. İşte bu uyum ilk anne karnında başlıyor. Öyle bir birliktelik ki bu, kaynağı yalnızca salt sevgi&#8230; Karşılıksız ve sonsuz olan, beklentisiz, doğal ve akışkan&#8230; Kendi canından can vermenin erdemi anneyi sardığında bitimsiz ve fakat dönüştürücü bir enerjiyle dolan anne,&nbsp; artık karnındaki mucizeyle bütünleşiyor. Onunla hemhal oluyor ve günlük rutinlerinde dahi her an önceliğini bebeğine veriyor. Bebek, annenin kalp ritmiyle amniyon sıvısının içinde güvenle uyurken,&nbsp; yine annenin bu ritmiyle uyanıp, bu ritimle besleniyor… Annenin stres ve endişeden uzak, rahat ve mutlu olması bu yüzden çok önemli… Hamilelik dönemi sevgi ve huzur enerjisini gerektirir. İç organlarımızın çıkardığı sesi, yalnızca bebekler duyar. Her bir organımızın ayrı bir sesi vardır. Bebekler bu sesle güvenlidir. <strong>Kâinat orkestrasının konserini ilk dinleyenler bebeklerdir.</strong> Doğumda bu sesi duyamadıklarından ağlarlar. Amniyon sıvısının içindeki bebeklerin gözleri kapalıdır. Seslerle yollarını bulmaya çalışan yarasalar gibidirler. Bu yüzden yeni doğan bebek hemen anneye verilir ve kalbinin üzerine yatırılır. Annesinin ritmini duyan bebek güvende olduğunu anlar, sakinleşir…</p>
<p>Sevildiğini hisseden bebek, doğum travmasını atlatır ve doğduğu yaşamın güvenli ortamında kendisini annesinin kucağına bırakır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/">Kâinat Orkestrasının İlk Konseri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4842</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Aug 2016 06:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bedri Rahmi Eyüpoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah - Hatıram Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4839</guid>
				<description><![CDATA[<p>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun! Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun!</h2>
<p>Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum desen de, tek bir anda duyduğun tek bir şarkıyla geri geliverir unuttum dediğin ne varsa ne yoksa…</p>
<p>Vuslatı olmayan aşklar yakıcıdır. Kara sevdadır, dermanı yoktur… Yerine başka hiçbir şeyi koyamazsın dünyalık… Allah aşkından başka… Böyle der tasavvuf ilmi… Anlarsın Kays’ın neden adını bile yitirip Mecnun olduğunu… Çöllerin derdine deva olamayışını, onu bir çöl rüzgârına katıp oradan oraya sürükleyip duruşunu… Tarifi yoktur aşkın, ondan daha güçlü bir duygu var mıdır? Sanmam. Olmayan ne bilsin, ama aşkı hayatında bir kez olsun adam akıllı yaşamış bir kimse için, başkaca ne var diye sorsanız HİÇ diyecektir size… Sadece HİÇ!</p>
<p>Hiç olmak sevginin okyanusunda bir damla olmak demektir. Sevgi tek bir maddi varlığa yüklenen mana olamaz, olmamıştır da zaten doğası gereği… Maşuk aşığının derdiyle dertlenir, aşkının nefesiyle nefeslenir kanı canı aşk kokar… Öyle bir hal gelir oturur ki önünden ekmeğini alsanız ses çıkarmaz, sevdiğinin adını anan biri olsa yanında, sarılıp boynuna öpesi gelir…</p>
<p><strong>Mevlana</strong>’ya bir gün bir adam gelir ve Şems’den haber getirdim der… Mevlana üstünde başında ne varsa çıkarıp adama verir.</p>
<p>Derler ki adam doğru haber getirmedi size, yalan söylüyordu…</p>
<p>Mevlana, evet der biliyorum, zaten haber doğru olaydı canımı verirdim…</p>
<p>Doğu mistisizmi aşkı DNA’larına kodlanmış şifreleriyle yaşar… Bir tek sözcükle anlatamadığı için hissettiklerini, aşk der adına, sevgi der yetmez, sevda der, hatta o da yetmez kara sevda diye vurgulamaya çalışır anlaşılmak adına… Halk sanatının her alanına bir simge koyar… Türkülerine, folkloruna işler oya gibi sevdasını…</p>
<p>Batı kültüründe ise aşkın derin duygularına kendini kaptırıp koy vermeye pek sıcak bakılmaz… Yanmak, yakılmak, aşkından verem olmak, çöllere düşmek kabul gören bir durum değildir… Romeo ve Juliet tipi aşklara içten içe bir hayranlık duyulsa da, pek inandırıcı gelmez batı insanına… Ama böylesi aşkları yaşamak için de zemin arar bir anlamda…</p>
<p>Bertolt Brecht Sevgi Üstüne adlı yazısında şöyle der; “Sevenler tarihsel bir şeyler katarlar bu sevgiye, sanki bir gün tarihi yazılacakmış gibi. Onlar için kusursuzlukla tek bir kusur arasındaki fark korkunçtur. Oysa dünya bu farkı rahatça göz ardı edebilir. Sevgilerini olağandışı bir şey kılarlarsa, bunu yalnızca kendilerine borçlu olurlar; başaramazlarsa kendilerini sevdiklerinin kusurlarıyla pek de mazur gösteremezler, tıpkı halk önderlerinin kendilerini halkın kusurlarıyla mazur gösteremeyecekleri gibi&#8230;”</p>
<p>Epik tiyatronun kurucusu büyük usta bile sevgi adına yazmadan duramamıştır. Sevginin doğasına dokunmayıp yabancılaştırma efektini siyasi platforma taşımıştır… İki insan arasındaki ilişkiyi bir üretim haline dönüştürüp, sevginin bireyleşmesini fabrika dişlilerine katarak toplumsal bir olgu haline getirmeye çabalamıştır.</p>
<p>Son sözü bir başka ustaya bırakalım öyleyse;</p>
<p>“Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır<br />
Kitaplara göre insan<br />
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş<br />
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır<br />
Aptaldır, hastadır, kahramandır<br />
Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.<br />
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler<br />
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar<br />
Bir tek meyve veren dalı keserler<br />
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı<br />
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli<br />
Bir tek meyve veren dalı kesmeli<br />
İnsan dediğin derya misali<br />
Üstünde milyonlarca dalga<br />
İçinde kıyametler kopmalı<br />
İnsan dediğin derya misali</p>
<p>Uçsuz bucaksız olmalı. “</p>
<p><strong>Bedri Rahmi Eyüpoğlu</strong></p>
<p>Kim haklı karar vermeden önce bir de <strong>Coşkun Sabah</strong>’a kulak verin… Bakalım yüreğiniz hangisine eğilim gösterecek…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/C4CDxKK1ucM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4839</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gel Seninle Özgür Olalım; Aşk Gibi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gel-seninle-ozgur-olalim-ask-gibi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gel-seninle-ozgur-olalim-ask-gibi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Aug 2016 12:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesrin Kara]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4833</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hem aşkta gurur olmaz bahanelerine sığınıp, hem de egosu tavan yapmasın diye, korka korka acısını çekip aşkını kalbine gömen bir canlı türünden bahsetmek istiyorum. Bir tarafta Leyla ve Mecnun ikilisi tarzında dillere destan aşkları savunup hayalperest dünyada diğer tarafta cool olacağım havalarına giren geçlerle çelişiyoruz resmen. Sonra da diyoruz aşk yok. Var! ben aşık oldum. Hem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gel-seninle-ozgur-olalim-ask-gibi/">Gel Seninle Özgür Olalım; Aşk Gibi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hem aşkta gurur olmaz bahanelerine sığınıp, hem de egosu tavan yapmasın diye, korka korka acısını çekip aşkını kalbine gömen bir canlı türünden bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Bir tarafta Leyla ve Mecnun ikilisi tarzında dillere destan aşkları savunup hayalperest dünyada diğer tarafta cool olacağım havalarına giren geçlerle çelişiyoruz resmen. Sonra da diyoruz aşk yok.</p>
<p>Var! ben aşık oldum. Hem de  hayatıma giren herkese defalarca ayrı ayrı aşık oldum. Hepsi için ağladım, hepsini çok sevdim. Çok affettim. Yeri geldi  küfrettim. Acımı da aşkımı da onlarda yaşadım. Yeri geldi nefesim kesildi acıdan, İsyan da ettim. Umudumu da kaybettim. Bir daha olmaz dedim.</p>
<p>Ki, çok zaman geçti, yine oldum. Aşık oldum hayal kırıklığı yaşadım öfkemden gözüm döndü. Saman alevi öfken bütün ahırı yaktı&#8230; Tabi kalan küller de küllenmiş aklın eseri mi oldu, esiri mi daha karar veremedim. Çünkü tesadüflere yer yoktu hayatımda. Hiç bir zaman da inanmadım.</p>
<p><figure id="attachment_4834" aria-describedby="caption-attachment-4834" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/aska-kelepce-vurulmasin.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4834 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/aska-kelepce-vurulmasin.jpg?resize=500%2C487" alt="Fikirlere kelepçe takılmaz." width="500" height="487" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/aska-kelepce-vurulmasin.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/aska-kelepce-vurulmasin.jpg?resize=300%2C292&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4834" class="wp-caption-text">Fikirlere kelepçe takılmaz.</figcaption></figure></p>
<p>Bu adam geldiyse ya hiç gitmeyecek ya da dersimi verip gidecek dedim hep&#8230; Her insan tecrübe, hayatın sınavından bir dersti, bana göre.</p>
<p>Ben dersimi aldım adamım; daha sabırlı olacağım, daha güzel kelimeler kuracağım derdimi anlatırken diyorum&#8230; Ama kime?</p>
<p>Adam gitti,</p>
<p>Adam yok&#8230;</p>
<p>&#8220;Adam bitti!&#8221;</p>
<p>Evet adam bitti&#8230; Biz kızlar artık adam diye sıfatlandırabileceğimiz insanları, asfalt ortasında çıkan çiçek misali çok nadir bulduğumuz için, ayrıldığımızda en çok bir daha nasıl öyle birini bulurum diye üzülür olduk. Onu değil yani&#8230; Adam’ı.</p>
<p><figure id="attachment_4835" aria-describedby="caption-attachment-4835" style="width: 571px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ask-ve-özgürlük.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4835 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ask-ve-özgürlük.jpg?resize=571%2C633" alt="Karakterimizi bile kuralları kalıplaşmış nesilden nesle ilerleyen  topluma ayak uyduracak şekilde bileğilediğimiz güzel dünyamızda, aşk kadar güzel duygularımızı özgürce yaşayabileceğimizi hatırlatmak istedim. " width="571" height="633" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ask-ve-özgürlük.jpg?w=571&amp;ssl=1 571w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ask-ve-özgürlük.jpg?resize=271%2C300&amp;ssl=1 271w" sizes="(max-width: 571px) 100vw, 571px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4835" class="wp-caption-text">Karakterimizi bile kuralları kalıplaşmış nesilden nesle ilerleyen topluma ayak uyduracak şekilde bileğilediğimiz güzel dünyamızda, aşk kadar güzel duygularımızı özgürce yaşayabileceğimizi hatırlatmak istedim.</figcaption></figure></p>
<p>Tabi, şu an konu bu değil, konu ‘O’. Ben, hala o ‘biz kızlar’ın içindeki gruba giremedim çünkü.<br />
Bana göre özgür olmalı aşk, bana göre uçabilmeli hatta, sonra bir rüzgar gibi hafif ve derin bir şekilde değmeli aşık olan her bir yerine, en çok da kulaklarına fısıldamalı;</p>
<ul>
<li>Seni çok özledim, gel bitmesin, gel gitmesin, gel ölmesin, gel bu sefer biz hayata dersini verelim. Bizim ne Leylalara ne Mecnunlara ihtiyacımız yok. Biz, biz olalım. Özgür olalım ‘<strong>aşk</strong>’ gibi…</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gel-seninle-ozgur-olalim-ask-gibi/">Gel Seninle Özgür Olalım; Aşk Gibi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gel-seninle-ozgur-olalim-ask-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4833</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylemsel Düşünce (Yönetim &#8211; Muhalefet)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylemsel-dusunce/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylemsel-dusunce/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 07 Aug 2016 07:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Mimar Sinan]]></category>
		<category><![CDATA[Mimar Sinan eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selimiye]]></category>
		<category><![CDATA[Selimiye Camii]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4651</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yönetim İslam alimlerimiz derki &#8220;Kendi nefsini yönetemeyen başkalarını yönetemez&#8221;. İşte bu ıslamın yoneticilere koydugu ilk desturdur.Yaptim oldu tarzındaki yönetim sekilleri hiçbir zaman devamlı olamamıştır ve kendisi de hayır ile yad olmamıştır. Yönetim şeklinin ismi her ne olursa olsun bu böyledir. Yonetim halk icin vardır. Kibriyadan sıyrılmış bir benlikle bütün kurum ve kuruluşlarıyla halka hizmet eder. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylemsel-dusunce/">Eylemsel Düşünce (Yönetim &#8211; Muhalefet)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Yönetim</h2>
<p>İslam alimlerimiz derki &#8220;Kendi nefsini yönetemeyen başkalarını yönetemez&#8221;. İşte bu ıslamın yoneticilere koydugu ilk desturdur.Yaptim oldu tarzındaki yönetim sekilleri hiçbir zaman devamlı olamamıştır ve kendisi de hayır ile yad olmamıştır. Yönetim şeklinin ismi her ne olursa olsun bu böyledir.</p>
<p>Yonetim halk icin vardır. Kibriyadan sıyrılmış bir benlikle bütün kurum ve kuruluşlarıyla halka hizmet eder. Bütün bu kurum ve kuruluslar da da kibriya ya da diger nefs hastalıklarının bulunmaması gerekir. Çünkü devlet insan, devlete bağlı olan diğer herşey ise organlardır ve bir organdaki hastalik diger organlarida etkiler.</p>
<p>Halkın emrine sunulan bir yapı halkın rızası olmadan yapilabilir mi? Burada mesele halkın pek tabiî olarak çoğunluğu dur. Bu çoğunluğa yapılan hizmet diğer kesimi rahatsız ediyorsa toplum olma bilincinde bir sıkıntı var demektir. Devlet yonetiminin kibirinden bahsederken fertler kendi kibriyalarinida yapıcı elestirmelidir. Yoksa toplum toplum olmaktan çıkar. Bakınız Ulu Cami ortasındaki havuzun yapım hikayelerinden biri kısaca şöyledir.</p>
<p>Cami arazisi alınır ancak bir vatandaş satmak istemez. Konu sultana kadar gider ve sonunda vatandaş orada namaz kilinmamasi şartıyla araziyi verebileceğini söyler. Tabi burada vatandastan orayı alabilmek icin devlet her yolu denemistir. Peki sonuç; hala mimarların yapımına kafa yorarak üzerinde tartıştığı muhtesem bir yapi. Ve yonetimsel olarak dahiyane bir fikirle topluma fert fert dokunma güruhu. Orada namaz kılınmaz ama abdest alınır.</p>
<p>Ayrıca birde su hikayeye bakiniz; Selimiye Cami&#8217;nin yapiminin bittigi sabah Mimar Sinan, butun ustalarini, iscilerini, irgatlarini avluda topladi. Hepsi de elbirligiyle gerçeklestirdikleri yapiyi ovuncle seyre koyuldular. O sirada, oradan, mahallenin cocuklarindan biri geciyordu. Bircok adamin merakli merakli</p>
<p>Camiye baktığını görünce, o da onlar gibi ellerini arkasina baglayip durdu. Ayni yerde bakmaya basladi. Cocugu goren Sinan, yanina yaklasti.</p>
<p>E, sen ne dersin bakalim kucuk, diye sordu.</p>
<p>Camimizi nasil buldun, guzel olmus mu?</p>
<p>Cocuk, gozlerini kisarak baktigi minareyi parmagi ile gosterdi</p>
<p>Bak, o minare egri olmus dede, dedi Sinan’a.</p>
<p>O ana kadar sesi cikmayan butun ustalarla isciler, Nasil olur, parmak kadar cocuk nereden bilirmis, diye homurdanmaya basladilar. Sinan, elini kaldirarak, konusanlari susturdu.</p>
<p>Ustalar, cocuk dogru soyledi, dedi.</p>
<p>Hepsi Sinan’in yuzune saskinlikla bakiyordu.</p>
<p>Sinan aldirmadi. Kalfalardan birini yanina cagirdi. Kalfaya, palanganin kalin ipi alip cocugun gosterdigi minareye cikmasini soyledi. İpi, ucuncu serefenin ustunden minareye sikica baglatti. Ucunun asagi sarkitmasini istedi. İpin ucu asagi ulasinca adamlarina tutturdu.</p>
<p>Simdi var gucunuzle ipe asilin, dedi.</p>
<p>Adamlar, bir anlam veremedikleri bu isi Sinan’in buyrugu ile yaptilar. Sinan, adamlari ipe asilirken kucuk cocugun saclarini oksayarak sordu:</p>
<p>Nasil kucuk minarenin egriligi duzeldi mi dersin?</p>
<p>Cocuk, dikkatle minareye bakiyordu. Adamlar, var gucleriyle ipe asiliyordu. Neden sonra cocuk,</p>
<p>Tamam, simdi duzeldi, dedi.</p>
<p>Sinan, adamlarina ipi birakmalarini soyledi. Cocuk minarenin duzeldiginden emin olarak yanlarindan</p>
<p>uzaklasti. Cocuk gider gitmez kalfalarla ustalar Sinan’in cevresini aldilar. Yasli mimara biraz da kizmislardi.</p>
<p>Bu nasil istir? diye sordular.</p>
<p>Minarenin dumduz oldugunu bizim kadar siz de biliyorsunuz. Kendi elinizle olcup bictiginiz minareyi ne diye iple cektirdiniz bize? Boyle gulunc bir sey gormedik simdiye dek. Ak sakalli koskoca bir mimar bir cocugun sozune uyar mi hic?</p>
<p>Sinan, gulumseyerek, bakti yuzlerine.</p>
<p>Minarenin dogru oldugundan ben de eminim. iple cekilerek duzeltilemeyecegini ben de biliyorum. Ama bir cocugun gozunde bile, Selimeye’nin ozurlu sanilmasini istemem. Onun icin yaptim bunu. Bundan boyle hic kimse Selimiye’nin herhangi bir ozru oldugunu soyleyemeyecektir. Yuzyillar boyunca eksiksiz bir yapi olarak anilacaktir.</p>
<p>Ustalar o zaman, Sinan’a hak verdiler. Bu bilgece davranisini yasadiklari surece, unutmayacaklarini soyleyerek saygiyla elini opup kucaklastilar. Ve hep birlikte oradan uzaklastilar.</p>
<p>O nasıl bir sabir ve guven duygusudur. Gelin bir düşünün.Ve bunun sonunda Hangi devirde olursa olsun Bu denli ferde dokunabilme kaygisi olan bir yönetimin ıçerde ya da disarda olan vatandaşlarının haklari icin ne denli çalıştığını düşünün.</p>
<p>İşte hangi adı bilmem ne olan demokrasilere bile söz soyletemeyecek, en çocukça ve en cahilce muhalefetlere bile dokunup zekice yonetebilecek bir yonetim anlayışı imkansız değildir. Daha önce yaptık, yine yapabiliriz.</p>
<h2>Muhalefet</h2>
<p>Bir yazar diyor ki “Bu ülkenin muhalefeti hükümeti düşürmek uğruna ülkeyi bölmeyi göze alır.” Aslında bunu iki açıdan değerlendirmek gerekir. Evet bugüne kadar gelen muhalefetler bazen eleştiride ve hak istemede dozu aşmış ve yıkıcı çalışmıştır . Ancak ne olursa olsun bir ülkenin kurulması da yıkılması da kolay değildir. Ağır bedeller gerektirir. Mesela bizim  de çok ağır bedeller ödediğimiz kurtuluş savaşı tecrübemiz vardır. Bundan dolayıda bizim ülkemiz de de bu denli çalışan muhalefet öyle yıkmanın kolay olmadığını iyi bilir. Tecrübelidir… Mesela ittihat ve terakki zihniyeti padişahın odasına tekmeler atarak girerken yanında İngilizler yok muydu. Söylemlerinin başında da padişahın vatanı ingilizlere satmasının olması ne kadar trajı komik değimli. Bakınız dönemin muhalefeti bir ülkeyi böyle yıkıma hazırladı ve sonra “Baş edemedik lütfen geri dön” nidalariyla sürgündeki padişahı geri çağırdı. Allah’tan, beğenmedikleri düzen bir Mustafa Kemal yetiştirmişti de vatan kurtuldu. İşte bu akıl erdirene düşünesi bir tecrübe…</p>
<p>Şimdi diyeceksiniz ki ” Eee Paşa da ittihatçı değil miydi?” Atatürk ittihatçı mıydı, değil miydi tartışmalarına tarihin verdiği en güzel cevap, mason locaları da dahil olmak üzere paşanın bir dönem neredeyse tüm oluşumlara destek vermiş olduğudur. Bunun  tabi olarak farklı nedenleri vardır . Dahiyane zekasıyla dahilerin yetiştirmiş olduğu bir siyasetçi örneğidir. O yüzden halkı iyi tanır ve tabiri caizse halkın nabız müdessiridir. Başlayan büyük halk hareketi ve Halife buyruğudur diyerek kurtuluş savaşının temelleri. Ve savaş…</p>
<p>Kim savaştı?</p>
<p>Alevisi, Kürdü,Türkü vs. Tüm halk ile birlikte Muhalefet yıkmanın kolay yapmanın zorluğunu tecrübe etmiş oldu.</p>
<p>Bu denli zaferler büyük liderlerin sayesinde olur diyerek, yaptığı her şeyi günümüze taşıyarak, ta o günden ; o günün koşullarıyla yapılmış olan tüm yasaları 100 yıl daha uygularız demek gericiliğin ve bağnazcılığın ta kendisi olmaz mı. Kendisi olsa böylemi yapardı? İlke ve inklaplar da dahil. Örneğin  Yasada bulunan şapka inkılabı bugün ne kadar uygulanabilir. Kaldı ki yasalar toplumun ihtiyacına göre belirlenir. Bu gayet tabi ve demokratik dir. Demokrasinin faydaları ve zararları gibi zaaflari da olacaktır elbet. Şöyle ki anayasa daki tüm bu yasalar halka fert fert dokunamayabilir. Doğaldır… İşte bunu dengelemek için demokratik düzende muhalefet vardır ve olmalıdır.</p>
<p>Şimdi bu muhalefet olmanın verdiği ve hatta muhalefet olsun olmasın demokratik hak olan  eylem yapma hakkında konuşalım. Bu eylemleri yapan kim?</p>
<p>Dini, dili fark etmeksizin mevcut düzene muhalif, kaygıları olan halk. İşte bu halk, anayasal hakkını kullanarak eylemlerini yapıyor. Burada biraz karmaşa başlıyor.</p>
<p>Bu demokrasi ne kadar garip bir şeydir ki, demokratik bir hakkı kullanmak için diğerini görmezden gelmeniz ve belki de çiğnemeniz gerekebiliyor. Şöyle ki; eylem yapabilme özgürlüğünüzü devletin izin verdiği yerlerde değil de istediğiniz yerlerde kullanma hakkının talebi başlayabiliyor. İnsan düşünmüyor değil; bu demokrasi sınırsız mıdır, sınırlı mıdır ya da sınırlandırıla bilir mi? İstediğim yerde istediğim eylemi yapabilmem ve bunun süresi için yasaları da tanımamam ne kadar doğru olabilir. Bunu Mustafa Kemal Atatürk’ ün koyduğu yasayla ya da 80 yasasıyla nasıl yapabilirdim. Demek ki revizyon lazım.</p>
<p>Hepimizin bildiği gibi bir hak istenirken başkalarının hakkını çiğnemek demokrasiye antipati kazandırır. Bunun için de memnun olmasanız da mevcut yasaları uygulamanız gerekir. Evet, eğer böyle olursa süreç doğaldır. Belki sancılı olur ancak en demokratik yolu budur.</p>
<p>Doğal ve demokratik olmayan diğer yollar anarşi doğurur. Anarşi ortamlarından o ülkenin halkından başka herkez faydalanır. Bu anarşi devam etsin diye ajanlar çoğalır ve yerli, cahil provakatörler doğar. Bu ajan ve provokatörler birbirlerine sarılır. Bu anarşiden en fazla halk zarar görür ve halkı besleyen kardeşlik suyu çekiliverip kitlesel çatlamalar baslar. Bu çatlamanın sonunda is yıkıma kadar gider. İşte bu sonuçta da üzücü hiç düşünmek istemediğimiz farklı konular ortaya çıkıyor. Türkiye de de ismi değiştirilerek gerçekleştirilmek istenen Arap baharında gelen gidenden daha mı iyi ve demokratiktir olacaktır tartışılır. Burada düşünülmesi gereken bir diğer şey; sistemi düzenlememiz mi yoksa mevcut sistemdeki kişileri değiştirmemiz mi… Ve bu milletİN muhalefeti şunu da bir düşünsün;</p>
<p>Demokrasi elbisesini her halkın bedenine göre dikmek gerekir. İşte bu konuda millet olarak ya terzi siz olursunuz yada birileri size bu kıyafeti diker. Bu nedenlerle başından beri söylediğimiz ve istediğimiz, yıkıcı olmayan, tarihten ve dünyadan ders alan muhalefetlerin özlemi içerisindeyiz. Kendi milletin değerlerine sırtını dönmüş, muhalefetliği bile batıdan öğrenen ve onların istediği kadar muhalif olan muhalefetlerin değil…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylemsel-dusunce/">Eylemsel Düşünce (Yönetim &#8211; Muhalefet)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylemsel-dusunce/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4651</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalabalık, Kabalık, Kaba</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalabalik-kabalik-kaba/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalabalik-kabalik-kaba/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 11:29:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cemre Düzgün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4749</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçiş mevsimlerini  oldum olası sevmem,dökülen yapraklar haddinden fazla kalabalık gelirler bana ve rüzgarın sesi de bütün huzurumu kaçırır. Yani anlayacağınız sonbahar benim için sadece sıkıcıdır. Bir de sonbahar bana sürekli sarıyı anımsatır, sarı da benim için arada kalmış bir renktir ya siyah gibi bütün renkleri eritmiştir ne de beyaz gibi  bütün renkleri yansıtabilmiştir. Araftır sarı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalabalik-kabalik-kaba/">Kalabalık, Kabalık, Kaba</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçiş mevsimlerini  oldum olası sevmem,dökülen yapraklar haddinden fazla kalabalık gelirler bana ve rüzgarın sesi de bütün huzurumu kaçırır. Yani anlayacağınız sonbahar benim için sadece sıkıcıdır. Bir de sonbahar bana sürekli sarıyı anımsatır, sarı da benim için arada kalmış bir renktir ya siyah gibi bütün renkleri eritmiştir ne de beyaz gibi  bütün renkleri yansıtabilmiştir. Araftır sarı kısacası. Benim işin siyahla bütün insanları eritip kendi sevgili yalnızlığımın değeri anlamış biriyim. Böyle de çok iyiyim hem nesi var ki yalnızlığın. Affedersini yalnız dedim ama saatimin tik takları dışında evet tamamen yalnızım. Hem bana kafamın içindeki sinir bozucu papağının kulak tırmalayan sesi yetiyor bile. Ne söylediğini soracaksınız &#8216;Acımazsızsın&#8217; diyor hem de her saniye, her salise. Beni anlamanız için sizin de kafanızın için de sürekli size &#8216;Acımazsızsın&#8217; diyen bu papağan gibi bir papağan olmalı. İşte o zaman sizinle oturup uzun uzun hasbihal edebiliriz.</p>
<p>Evet, şu acımazlık konusuna gelirsek; hayır efendim değilim. Ben sadece daha fazla üzülmemek için gerekli önlemleri alıp canımı yakanları kendimden uzaklaştırdım. Şimdi olsa yine yaparım, pişman değilim, belki sadece yöntem değiştiririm ama eminim yine yaparım. Beni yanlış anlamayın ben hep böyle değildim, yalnızlığa itildim.bu bir seçim değil, zorlama anlayacağınız. Ama şunu fark ettim canın yansın istemiyorsan önce davranıp sen can yakacaksın ki kimse senin canını yakmaya teşebbüs edemesin yoksa açık hedef haline gelirsin. Beni bu hale getiren sevgili dostlarıma pardon dost sandıklarıma teşekkürü de borç bilirim, zira onlar olmasalar dı ben bu kadar güçlü olamazdım. Beni dünyada iyi insan olduğunu düşünmeme izin verecek kadar kuşkuda bırakmadılar, yani o kadar inandım ki kötü insanların sadece var olduğuna. Var olabilmek için acımasız oldum, bu aynı zamanda bir varoluş mücadelesi. Şimdi gidip onlara sorsak vakti zamanında o sevgi pıtırcığının, her şeye göz yummayan minik kanaryanın gittiğini söylerler. Hayır ben bir yere gitmedim burdayım. Ama sadece benim her şeyi olduğu gibi kabul ettiğim gördüm. Onlar beni olduğum gibi kabul etmediler. Ben onlara göre sadece güzel güzel şakıyan bir bülbül olmalıydım. Düzenlerini bozdum. Oysa ben sadece bir bülbül değildim ki, bazen gamlı bir baykuş, bazen harabalerde gezen bir güvercin, bazen simit attığınız o martı, bazen leş bekleyen bir akbaba, bazen de yalnız kalmak zorunda olan bir kartaldım. Beni yontup yontup şekle sokabilecekleri bir kukla sandılar, hayır ben basit bir kukla değilim. Çünkü kuklaların duyguları, fikirleri, hisleri yoktur; ama benim var.</p>
<p>Elimdeki bardağı duvara fırlattım ve parçalarının tenime değmesine izin verdim, o da parçalanmıştı kalbim gibi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalabalik-kabalik-kaba/">Kalabalık, Kabalık, Kaba</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalabalik-kabalik-kaba/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4749</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Doğayı Katlediyoruz Yapay Doğa Kurmak İçin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dogayi-katlediyoruz-yapay-doga-kurmak-icin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dogayi-katlediyoruz-yapay-doga-kurmak-icin/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 Aug 2016 08:30:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülin Bilgili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4713</guid>
				<description><![CDATA[<p>Evlerimizde bitkiler yetiştiriyoruz, tohumlarını sokağından alarak; balık büyütüyoruz akvaryumumuzda, kendi akvaryumundan kopararak; bizleri öldürüyoruz, içimizdeki sanatı katlederek. Tüm dünya yeşil için savaşır, biz yeşile açıyoruz en büyük savaşı… Sadece ağaç kesmek değil mesele, kesilmesi gereken ağaç kesilecek elbette! Ancak iyi analiz etmeli bir çevreci ve analizini kabul ettirmeli iyi bir çevreci. Denizi korumalı, zeki olmalı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dogayi-katlediyoruz-yapay-doga-kurmak-icin/">Doğayı Katlediyoruz Yapay Doğa Kurmak İçin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Evlerimizde bitkiler yetiştiriyoruz, tohumlarını sokağından alarak; balık büyütüyoruz akvaryumumuzda, kendi akvaryumundan kopararak; bizleri öldürüyoruz, içimizdeki sanatı katlederek.</p>
<p>Tüm dünya yeşil için savaşır, biz yeşile açıyoruz en büyük savaşı…</p>
<p>Sadece ağaç kesmek değil mesele, kesilmesi gereken ağaç kesilecek elbette! Ancak iyi analiz etmeli bir çevreci ve analizini kabul ettirmeli iyi bir çevreci. Denizi korumalı, zeki olmalı bunun için, korumanın yollarını bulmalı. Bu yollar, bana kalırsa yazı yoluyla olmamalı. Görmeli insanoğlu geleceğini gözleriyle, hissetmeli.</p>
<p>“Denize atık atmayınız!’’ kolaydır yazmak ama çözüm bu değil.</p>
<p>İki akvaryum düşünün, biri gemi atıklarının ve birçok çöpün içinde olduğu PİS su, diğer akvaryumda ise denizin dibindeki balığı çıplak gözle görecek kadar temiz bir su. Sonra kararı yine insanlar versin.</p>
<p>Çok fazla hata yapıyoruz günlük yaşantımızda, bu hatalar o kadar doğrulaşmış ki. Kimse şans vermiyor, birçok yanlışın arasından sıyrılan doğruya.</p>
<p>Elimizi çabuk tutmalıyız. Bu dünya bizim. Korumalıyız. Kaybettikten sonra üzülmek değil çare! Evet çok zor belki, yeni baştan temizlemek dünyayı ama kirletmek çok daha zordu.</p>
<p>Bu yazı ulaşabilirse eğer, öyle az bir kitleye ulaşacak ki, belki de çevreyi korumak adına çok daha güzel ve etkileyici fikirleri olanlar okuyacak, SAKIN PES ETMEYİN. Olabildiğince yayın bu fikri. Kaybeden olmazsınız.</p>
<p>Umutsuz görünen her yolda bir ışık bulunur derler, ancak; o ışık geç bulunduysa ya zarardır ya da şans çoktan bitmiştir. Biz, bu ışığı görenler, dünyayı kurtarabiliriz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dogayi-katlediyoruz-yapay-doga-kurmak-icin/">Doğayı Katlediyoruz Yapay Doğa Kurmak İçin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dogayi-katlediyoruz-yapay-doga-kurmak-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4713</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güç Gösterisi Değil ‘Yobazlık’</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/guc-gosterisi-degil-yobazlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/guc-gosterisi-degil-yobazlik/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 02 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Beykoz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4682</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şiddet insan yaşamının her alanında görülebilen ve dünyada giderek artan önemli bir toplum sağlığı sorunu haline geldi artık. Günümüzde kadına yönelik şiddet, tüm dünyada bütün acımasızlığı ile sürmeye devam etmektedir. Türkiye’de kadınlarımızın %40.7’si şiddete maruz kalmakla birlikte; şiddetin başlıca sebeplerinden olan ekonomik yetersizlikler, anlaşmazlıklar, alkol kullanımı, öfke, kıskançlık gibi olaylar aile içi şiddete meyilli bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guc-gosterisi-degil-yobazlik/">Güç Gösterisi Değil ‘Yobazlık’</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddet insan yaşamının her alanında görülebilen ve dünyada giderek artan önemli bir toplum sağlığı sorunu haline geldi artık. Günümüzde <strong>kadına yönelik şiddet</strong>, tüm dünyada bütün acımasızlığı ile sürmeye devam etmektedir. Türkiye’de kadınlarımızın %40.7’si şiddete maruz kalmakla birlikte; şiddetin başlıca sebeplerinden olan ekonomik yetersizlikler, anlaşmazlıklar, alkol kullanımı, öfke, kıskançlık gibi olaylar aile içi şiddete meyilli bir toplum olma oranımızı arttırmaktadır. Önemli olan şiddet uygulanmasından sonra bir takım müdahalelerin yapılması değil, şiddetin uygulanmasının önüne geçilmesidir. Yapılması gereken ilk şey; şiddet uygulayana verilen cezalar bir hayli artırılmalı ki kafası bozulunca karısını dövebileceğini sanan zavallılar, bunun şaka olmadığını anlasınlar.,</p>
<p><figure id="attachment_4684" aria-describedby="caption-attachment-4684" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kadina-yonelik-siddet-cok-yuksek.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4684 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kadina-yonelik-siddet-cok-yuksek-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Kadına Yönelik Şiddet" width="200" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kadina-yonelik-siddet-cok-yuksek.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kadina-yonelik-siddet-cok-yuksek.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4684" class="wp-caption-text">Kadına Yönelik Şiddet</figcaption></figure></p>
<h2>Kadına Yönelik Şiddet</h2>
<p>Artık şiddet haberleriyle karşılaşmadığımız bir gün bile yok. Bir ana haber bülteninde sunuldu bitti mi yani? Bu kadar mıydı kadına şiddete tepkiniz? Hiçbir önlem almamakla birlikte; ‘Kadına yapılan bu istismarları, şiddetleri kınıyoruz’ demekten öteye gidemiyoruz. Ülkemizde, mahallemizde, sokağımızda hatta apartmandaki yan komşumuza yapılan bu çirkince davranışa daha ne kadar katlanacağız? Daha ne kadar ‘Kocasıdır sever de döver de’ anlayışını benimsemeye devam edeceğiz? Daha kaç gencimiz, kaç annemiz, kaç ablamız bu duruma maruz kalmaya devam edecek?  Daha kaç çocuk annesiz kalmaya devam edecek? Şiddet, sadece kadınlarımızı değil; aile ferdinden olan çocuklarımızı da oldukça etkiliyor. İşte bu ruhları tertemiz çocuklar, şiddete tanıklık ederek, ruhsal bir çöküntü içine giriyorlar ve işte bu da işin en acı kısmı aslında. Bu durumun çözülebilmesi için ne yapılması gerekiyor peki? Sus pus kalınmaya devam edilerek olanlara tepkisiz mi kalınacak? Ne kadar daha göz yumulacak bu çirkince davranışlara? Peki, kadına şiddet güç gösterisi olarak ne kadar daha ilerleyebilir? Ne kadar daha maruz kalabilir kadınlarımız, kızlarımız bu duruma? Ne kadar dayanabilir buna yürekler? Kadına Şiddeti doğal bir olaymış gibi görmeye başladık, sıradanlaştırdık bu durumu artık. Kadın; seni doğuran annendir, kadın; senin büyüyecek kızındır, kadın; senin bacındır, sövme, sayma, hırpalama, hor görme DÖVME!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guc-gosterisi-degil-yobazlik/">Güç Gösterisi Değil ‘Yobazlık’</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/guc-gosterisi-degil-yobazlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4682</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Aug 2016 08:30:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlknur Erol]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4677</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir yudum sudur sevgi. Kim olursan ol, boyun, yaşın kaç olursa olsun her koşulda ihtiyaç duyarsın sevgiye. Belki içten gelen bir tebessümle karşılaşmayı bekliyorsundur, sıcak bir bakış, bazen bir kuş cıvıltısı bile sevginin doruklarında kanat çırpmayı öğretir sana. Bütün siyahlara rağmen sevginin beyazlığıdır hayatı yaşanası kılan. Amacımız budur belki yaşamakta. İnsan ki yüreğinin kapısını açmaya, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi/">Sevgi…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yudum sudur sevgi. Kim olursan ol, boyun, yaşın kaç olursa olsun her koşulda ihtiyaç duyarsın sevgiye.</p>
<p>Belki içten gelen bir tebessümle karşılaşmayı bekliyorsundur, sıcak bir bakış, bazen bir kuş cıvıltısı bile sevginin doruklarında kanat çırpmayı öğretir sana. Bütün siyahlara rağmen sevginin beyazlığıdır hayatı yaşanası kılan. Amacımız budur belki yaşamakta.</p>
<p>İnsan ki yüreğinin kapısını açmaya, sevmeye muhtaçtır. Sevmek, mutluluktur; bir annenin karnında hissettiği o minik tekmedir.</p>
<p>Hatta bir fincan kahve ya da bir şarkı bile sevginin tarifi olabilir. O kadar geniş çaplı bir duygudur ki; bütün güzellikler sevgiyle anlamlıdır.</p>
<p>Güçlü olmak, başedilemez bir zorlukta yılmamak adınadır sevgi&#8230; Bir şeye bağlılıktır. Hayatın farklı renklerine açılan kapılarını keşfedebilmektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi/">Sevgi…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4677</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İran’ın Sembolik Sanat Tarihinin Tanımlanması</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Aug 2016 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesa Sarv Charandabi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Akamenian dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Anahita]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Firdevsi Şahnamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Forouhar]]></category>
		<category><![CDATA[ilkel din]]></category>
		<category><![CDATA[ilkel insan]]></category>
		<category><![CDATA[İran mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İran tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Mitraizm]]></category>
		<category><![CDATA[Persepolis]]></category>
		<category><![CDATA[ritüel]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihçi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Zerdüşt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4639</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dini inançlardan söz konusu olduğunda enteresan hikayeler tarihçiler tarafından söz edilmektedir. Tarih boyunca insanoğlu ibadet etme gereği duygusundan yola çıkarak bilinmeyen bir güç tarafından yönlenmesini düşünerek o tanrıyı temsil etmenin yollarını aramıştır. Bazen mağaralarda kendine türbeler yapıp taşlarda resimler çizip o güç ile iletişim kurar, bazen de onu her anında yanında taşımak ister, bazen de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/">İran’ın Sembolik Sanat Tarihinin Tanımlanması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dini inançlardan söz konusu olduğunda enteresan hikayeler tarihçiler tarafından söz edilmektedir. Tarih boyunca insanoğlu ibadet etme gereği duygusundan yola çıkarak bilinmeyen bir güç tarafından yönlenmesini düşünerek o tanrıyı temsil etmenin yollarını aramıştır. Bazen mağaralarda kendine türbeler yapıp taşlarda resimler çizip o güç ile iletişim kurar, bazen de onu her anında yanında taşımak ister, bazen de bu inanç kendini başka şekilde gösterir ve insanları  bir araya toplayıp  ibadethaneler, türbeler  yapıp tanrıyı motiflerin desteğiyle ibadete başlamıştır. <strong>İran kültürü</strong>nde zaman zaman tek tanrılılık inancı değişip yerini başka bir tanrıya veriyordu. Bu tanrılar insanlar tarafından çok önemli bir değere sahibidir ve bu önemi özel bir şekilde resimlendirmek isterler. Anahita, Pers uygarlığının en eski ayetlerinden biridir ve saflık, bereketi ve bazen savaşçılığı temsil eder. Bunu unutmamak lazım ki İran medeniyeti aslında tektanrıcıydı. Ariyailerin gökselliklerini işaret eder. Sembolleri güneş ve evren olarak bilinirdi. Mitraizm tarikatından sonra gamalı haç şeklinde değiştirildi ve güneşi temsil etti.</p>
<p><em>Anahita</em> bir tanrı türü sayılır ve anlaşılan genç bir savaşçı bir kadını adlandırır ve amacı dürüstlük ve masumiyeti temsil etmektir. Gördüğünüz gibi semboller dini inançlardan ortaya çikar ve iletişim işini kolaylaştırarak yoluna devam eder. Seramik ve küçük nesnelerden Anahit sembollünü anlatan genelde kırmızı renklerde yapılmıştır ve tarihçilerin tahminine göre Anahitin aşık olduğu genç yırtıcı bir hayvan tarafından öldürülmüş bu yüzden Anahit hep bir aslanın sırtında ona karşı galip şekilde duran ve zaferinden dolayı mutluluk gülümsemesi olan bir sembol olması açısından çok değerlidir. Sırada güneş sembolü var, her zaman güç ve kazancı temsil eden bir element olarak insanoğlunun tarafından önemsenmiştir ve güneş Ariyailerin inancında  swastika adlı sembolü ortaya çıkarmıştır. Bazen ilk görüşte gamalı haçı Almanlardan gelen bir Nazi sembolü olduğu aklımıza gelir ama tarihi derinden araştırırsak tamamen yanılmış olduğumuz  kanısına varırız .</p>
<p><em>Swastika</em> sözcük anlamı suestika ve sanskritten gelen bir kelimedir. Hintlilerin kutsal dini inançlarını anlatan bir sembol olarak bilinir. Ama bu sembolün bütün dünyaya yayılışına dair tek bir teori varsa o da; Ariyailerin İrana girişi arkasından iki grup olup birinci ve ikinci grubun avrupaya doğru göç etmesi neden olmaktadir. Bu sembolun anlamı şans ve varlıktır. Bereket ve hayatın devamını gösteren bir sembol ve ardından mitraizm inancını temsil eden aşk, sevgi ve güneşin tanrı inancını göstermektedir. Swastika sembolü Astronomik açısından Geocentric adını alır ve hayatın hiç durmadan hareketini temsil eden insanlık tarihinde çok önemli bir sembol sayılır.</p>
<p>Bir sonraki element kartal motifidir. Aynı şekilde Anahita tanrısını temsil eden ve aynı özellikleri taşıyan bir sembol olarak tarihte geçer ve insanoğlunun kralın öldükten sonra kartal gibi yükselmesini temsil eder. Ariya medeniyetin devamında üçüncü ve altıncı bin yıllarda tarihsel ve toplumsal yapılarda dini liderlerin büyük payı olmasını fark etmekteyiz. Yukarıdaki bahsettiğimiz semboller dışında <strong>İran kültürü</strong>nü anlatan başka semboller de var. Frouhar , Dünya kupası ve Boğa efsanesi onlar dan biri sayılır ve günümüze kadar değer kaybetmeden devam etmektedirler.</p>
<h2><span lang="EN-US">İran Mitolojisi ve Mitraizm</span></h2>
<p>Efsanelerde geçen dünya kupası, yedi iklimi içinde gören kase olarak tarif etmişlerdir ve M.Ö altı bin yılında Jamshid kupası diye meşhur olmuştur. Ama bu tarihten sonra Jamshid kupası, Jam kupası adını aldı ve Firdevsi Şahnamesinde bir çok şiirlerinde de söz edilmiştir. En önemli özellikleri olan Jam kupasının üzerinde geometrik desenlerden oluşan yer yüzünde geçen olayları gösterme özelliğini taşımaktadır. Tarihçiler bu küreye sahip olan Jamshidi M.Ö  altı bin yılın daki padişahı Hz. Süleyman diye tanıtmışlar.</p>
<p>Boğa efsanesi kanlıntıları <em>İran kültürü</em>nde ki olan etkisi M.Ö bin yıl kala Elam dönemine ait olan elinde kupa diz çöken Boğa heykelidir ve hala bu sembol güzel sanat çalışmalarında özelliklerini taşımaktadır. Boğa efsanesi elementi en görkemli desen olarak İran İmparatorluğunun taç ve mücevherlerinde kulanılmaktadır. Bu sembol ışık, iyilik, erkeklik ve gücü temsil eder ve dönem dönem şeklini geliştirerek aynı ihtişamı anlatmaktadır bu sembollerin en büyük örneği ilk kurulan hükümet bayrağında bile kendini göstermektedir. Yıllar sonra günümüze gelen bayrak rejim değişiminde tarihi önemini kaybetmektedir.</p>
<p>Zaman zaman <u>İran kültürü</u>nde doğan sembollerin yerine göre ve tasarım biçimine göre anlamı değiştirmektedir. Bazı saraydaki duvarlarda görülen boğa desenleri eğer kurban ediliyorsa bereket anlamini getirmektedir ki mitraizm inancina göre bir boğanın aslanın eliyle kurban olması ibadet anlamını taşıyor bazen de şehvete ulaşmak anlamını verir. Şimdiki  zaman da bile Hint kültüründe ineklerin dini inancına göre çok değerli olmalarıyla karşılaşmaktayız.</p>
<p>Böylece <strong>Mitraizm</strong> inancını taşıyan ve kültürde yaşayan toplumun Boğa, Aslan ve ay yıldız sembolleri, şükran, ibadet, doğa, rüzgar, su, toprak, gökyüzü, dağlar ve ormanlar açıkça görülmektedir. Mitra kelime sözlük anlamı sözleşmeler ve anlaşmalar anlamını verir ve Mitraizm inancinin temel kuralı insan toplumunda eşitlik ve yerine getirelecek sözlerin önemidir. Mitra inancına tapanlar ölen insanın gökyüzüne gittiğine inanır ve bir gün kirlilik ve kötülüğü insanlardan ve yeryüzünden yıkamak için geri dönecektir.</p>
<p><em>Mitraizm mitolojisi</em>ne göre, Mitra bir mağarada ortaya çıktı ve bu yüzden onu takip edenler mağaralarda tapınaklar yapıp şükran törenlerine başladılar. İranın batı bölgelerinde örneğin  Kangavar ilinde ve bazı avrupa bölgelerinde Mitrayı temsil eden heykeller ve yapılar bulunmuştur. Bu mitoloji Mitraizm dinine yansıyan formlardan anlaşılır. Genç birisi (Mitra) başında konik bir şapkayla saçları dağınık şekilde elindeki hançeri v boğanın yanına saplamış, diğer bir yılan boğanın vücudunu sarıp kanını emiyor ve bir yandan da akrep penisine sokmuş şekilde motif vardır.</p>
<p>Med devletinden Zerdüşt, İran toplumundan yükseldi ve İranin eski çağlardan kalan inançlarını değiştirerek yeni bir din ve ibadet şekli kurdu. İslamiyetten önce bu özel din sadece İrana ait olan bir din olarak bütün İran topraklarına aittir. Med döneminin asıl inancından detaylı bilgiler elde edilememiştir ancak ghizghapan da bulunan mağaralarda onların da ateşe ve Mitraya ibadet ettiği tahmin ediliyor.</p>
<p>Tarihçilerin dediğine göre, Med toplumu büyü ve sihire düşkünmüş ve bunu da ele geçen motiflerde açık şekilde karşılaşıyoruz. Büyülere ve ondan gelen kötülüklere karşı çıkarak tarih boyunca Zerdüşt monoteizm olarak anılır. Tek tanrıcılık Zerdüşt Akamenian döneminden yola çıkarak islamın doğuşuna kadar devam eder, üçüncü yüz yıla kadar süren Mitra kültürü bir çoğu doğu avrupa ülkelerinde ve Almanya, İtalya, Fransa, İsviçre, İngiltere evrensel değer olmuştur.</p>
<p><strong>Akamenian dönemi</strong>nde en çok bozulmayan sanat eserleri mimari yapılardır. Bu eserlerin çoğu tapınaklar ve hanedanın saray yapılarıdır. Mimari sanat eserleri iki döneme ayırmaktadır; birinci tecelliden pasargad ve son dönem persepolis kalıntıları sayılmaktadır. Akameniyan mimari kalıntılarının en önemli özelliği semboller taşıyan saray duvarındaki kabarık motifler ve hayvan heykellerinden oluşan sütunlardır. Bu sütunların temel yapısı bir çok sembolik hayvanın figürlerinin bir araya gelmesinden kaynaklanmasıdır. Kartal kafası olan bir aslan ve kanatlı boğanın insan kafası olan heykeller hepsi İran topraklarının sanat tarihinde sembollerin nasıl bir değer sahibi olduğunu kanıtlıyor.</p>
<p>1950 yılında ele geçen Pazirik adlı halı Akameniyan döneminin mücevher ve mimari dışında halı ve kumaş yapımında başarılı olduklarını göstermektedir. Şunu unutmamak lazım ki Aşur döneminden miras kalan heykeltıraşlık sanatı Akameniyan hanedanın da doruk noktasına ulaşmıştır. Akamenian, ilk İran devletlerinden sayılmaktadır. Bu devlet hakkındaki bilgiler sadece Yunan tarihçilerin verilerine dayanmaktadır. Lakin Suluki ve Sasanî devletlerinin iktidarlık zamanının ortasında İran&#8217;da kuvvetli ve güçlü bir devlet yaşamıştır ki 480 yıl kendi iktidarını sürdürerek istikrarlı ve güçlü devlet temellerini korumuştur. Bu devlet Aşkaniler Devleti olarak bilinmektedir. Yunan tarihçiler bu devlet hakkında değerli bilgiler toplamış ve bu bilgiler şu anda elimizdedir. Ancak yine de 500 yıla yakın hüküm süren bu devletin iktidarı hala tümüyle açığa çıkmamıştır.</p>
<p>İranlı tarihçiler, Aşkanileri İranlı olarak görmedikleri için onlar hakkında araştırma yapmak istememişlerdir. Bu nedenle İranlı tarihçilerin eserlerinde bunlarla ilgili hiçbir değerli bilgi göze çarpmamaktadır. Partlardan ele geçen altın ve gümüş takılar da onların ne kadar süslemeye düşkün olduklarını göstermektedir. Mitraizm ve daha doğrusu Mitra inancı astronomik bilimi üzerinde kurulan bir kültürdür ve daha doğrusu Zerdüşt döneminden önce ortaya çıkan Mitraizm, Mitra ve sevgiyi temsil eden tanrının doğuşu, güneşi, yıldızları, anlaşmayı ve savaşı temsil edermiş.</p>
<p>İkinci ve üçüncü yüzyıllarında Mitraizm, avrupa ve kuzey afrikaya dahil olmak üzere tüm alanlarda Roma İmparatorluğunda devam etti ancak Hrıstiyanlığı M.S dördüncü yüzyıla kadar Konstantin İmparatoru tarafından kabullenilmişse de Mitraizm etkisini kaybetti ama tamamen kaybolmadı.</p>
<p><figure id="attachment_4640" aria-describedby="caption-attachment-4640" style="width: 327px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4640 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg?resize=327%2C154" alt="İran Forouhar sembolü." width="327" height="154" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg?w=327&amp;ssl=1 327w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg?resize=300%2C141&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg?resize=326%2C154&amp;ssl=1 326w" sizes="(max-width: 327px) 100vw, 327px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4640" class="wp-caption-text">İran Forouhar sembolü.</figcaption></figure></p>
<p>İlk olarak forouhar resimleri Jiroft medeniyetinde kuruldu. Bu medeniyetin çok rastladığımız semboller arasında gövde erkek ve kadın figürleri bazen kanatlar üzerinde  bazen de bir hayvanın üzerinde dikkat çekiyor. Jiroft toplumu genelde denizci oldukları için dünyanın bir çok köşesine giderlerdi ve bu meslek nedeni ile okyanus da yollarını bulmak için yıldızları gözlemleyerek ilerliyorlardı. En önemli yıldızlardan biri konstelasyon cygus’dı (makiyan). Bu konstelasyon sembolünü kartal kafası ve kanatları olan bir motif ile göstermiştir ve hatta kadın, erkek büstlerinde çanak çömleklerde bile etkisini göstermiştir. Mısıra kadar bu sembolün yayılmasına şahit oluyoruz.</p>
<h2><span lang="EN-US">İran Kültürü ve Forouhar</span></h2>
<p><strong>Forouhar</strong> sembolünü incelediğimizde çok anlam taşıdığını İran kültüründe görmüş olacağız:</p>
<ul>
<li>Forouhar resmi baştan göğüse kadar çok akıllı ve bilgili olan yaşlı bir adamı temsil ediyor, kafasında pelerin şapkası var ve bu desen Jiroft kazılarından ele geçen kraliyetin yemek takımlarınınn desenleriyle aynıdır.</li>
<li>Sağ elini yukarı doğru kaldırmış ve bu yüce Allahı övgüyle temsil ediyor.</li>
<li>Yaşlı adamın elinde büyük bir yüzük var bu Tanrı ve Mitra ritüel dayanışmayla antlaşması olduğunu temsil etmektedir.</li>
<li>Açık kanatlar, düşünmek, konuşma özgürlüğü ve iyi şeyler yapmaya yüreklendirme işaretidir. Aynı zamanda insan mükemmelliğini takip eden davranışlar sembolü olarak sayılır, zira İran imparatorluğunun amacı eşitliği insanlar arasında sağlamaktır.</li>
<li>Ortadaki döngü imajı, hiç bitmeyen bir hayatı ( zaman ) ve insanın davranışlarının kendine geri dönüşünü temsil eder.</li>
<li>İki pandantifler, sağda biri ve Cham Mino Spanta simgesi; iyilik , fikir, yapıcı kutsal ipuçlarını göstermektedir. Sol tarafdaki diğer pandantif Cham Angra Mino kötülük rehberi ve yolsuzluğu temsil eder ve içi kötü olan insanlarda kaprislerin her zaman mucadele halinde olduğunu gösterir.</li>
<li>Üç sıra halinde olan etek imajin alt kısmında, kötü düşünce, kötü amelleri temsil eder ve bu yüzden ayakların altındadır. Temsil etmek istediği kötülüğün hep ayaklar altında olmasını göstermektedir.</li>
<li><em>Forouhar</em> fotoğrafları, yüzü doğuya doğru bakar yanı sağ tarafa , bu dürüstlük, saflık, sevinç ve neşenin kaynağının yönünü aydınlatmaktadır ve doğu hep iyiliğin temsilcisi olarak sayılır.</li>
</ul>
<p>Forouhar sembolü Akameniyan hanedanından kalmıştır ve tarihi binalar ve sarayların üç ana kapısında oyulmuştur.</p>
<p>Diğer İran dekoratif sembollerinden biri olan patehdir (botte joghgheh) ve Amerikada bu imajin adı (Persian pickles) diye tanınmaktadır. Pateh deseni sarv ağaçından ilham alarak Zerdüştün diğer önemli sembollerindendir. Daha sonra doğuya kadar ilerler ve Osmanlıların tuğralı desenlerinde rol alır.</p>
<p>İran eski kültüründe ağaçlar hürriyeti temsil ederlermiş. Bazen bir tüy gibi kralların taçında takılıp bu imaj kullanıcı bir boyut alırmış zaman içerisinde. Pateh imajı antik İran da mitler ve inançların bir parçası sayılır ve zaman içerisinde şekli değişmiş. Tarihçilerin tahminine göre bu sembol Hint kültüründen İrana geçmiş olabilir ama bu desenin temel anlamı bitkiler, ağaçlar, kutsal ateş Zerdüşt hanedanına bağlı bir temsil imajıdır.</p>
<p>Sembolizmin, insanoğlunun bazı kavramlar içerisinde daha iyi anlamda ifade etme aracı olarak icat edilişini unutmamalıyız. Tarihsel grafik kavramlarında sembolizmle kendini ifade etmesi çizdiği imajlardan yanadır. Semboller aslında bir işaret (LOGO) türüdür, bu işaretleri üç kategoriye ayrılabiliriz :</p>
<h3><span lang="EN-US">Doğal İşaretler</span></h3>
<p>İşaretler ve kavramların birbirine bağlı olma örneği olarak duman anlayışını ateşten işaret etmektedir.</p>
<h3><span lang="EN-US">Görsel İşaretler</span></h3>
<p>İşaretler ve anlamlarının arasındaki objektif bir benzerlik vardır, örnek olarak çatal ve kaşık restorantın işaretidir.</p>
<h3><span lang="EN-US">Kavramsal İşaretler</span></h3>
<p>İşaret ve anlam arasında nesnel benzerlik olmadığı için sembolü açıklama aracı olarak kullanabilmek, temelde her kültür ve halk kültürü, tarihi ve efsanevi sembolü bağlı olarak tanımlanır. Bazı semboller insanlar arasında ortak bir anlamı temsil etmektedir.</p>
<p>İnsan hayatının tarihinde, tüm inançlar ve dinlerin liderleri sembolizmi geleneksel yöntemleriyle daha doğru kavramlar içerisinde ölümsüzleştirirlerdi. Aslında sözler ve kelimeler bazen tam anlamı aktarmak da yetersiz olup kelimelerin kristalleşmesi için şekiller ve resimlerle  kolaylık sağlanılmıştır. Bazen insanlar bir konuyu ya da bir varlığın içeriğini anlamak için semboller den yardım alabilir. Tarih boyunca yaratıcısını temsil etmek için semboller ve motifler den yardım almışlardır.</p>
<h4><span lang="EN-US" style="background: white">Semboller tarih boyunca üç kategoride yer alır:</span></h4>
<ol>
<li>Geometrik semboller</li>
<li>Bitkisel semboller</li>
<li>Hayvan sembolleri</li>
</ol>
<p>Bu sembollerin anlamları her biri yerine göre ve kullanış şekline göre farklıdır.</p>
<p>İran haç sembolü bir geometrik sembolü olarak sayılır ve Mitraizm döneminden kalan bir güneş anıtıdır. Eski İran toplumun da  güneş, su, toprak ve hava yer yüzünde dört kutsal büyüme faktörü olarak tanımlamışlardır. İnsanlar güneşi temsil etmek için değişik semboller icat etmişler, bu simgeler arasında çapraz X ve haç ( artı ) + şeklidir bazen de dairesel sembolleri kullanmışlardır. Akameniyan hanedanından sonra sıra Parthialı hanedanına geldi arda arda Sasani Hanedanı, İranin İslam öncesi döneminden Selçuk dönemine kadar, Selçuk , İlhanlılar, Timur İmparatorluğu, Safavi Devleti, Zend Hanedanı, Kaçar Hanedanı son dönem olarak sanat tarihi olarak İran topraklarında çok önemli sayılır.</p>
<p>Akameniyan Hanedanının sembollerini daha çok mimari de kendini göstermesini daha önce anlatmıştık. Şimdi sıra Parthialı Hanedanına geldi. Parthialı Hanedanı döneminde tuğla kullanımının üçüncü binyıllarda Babil den başlamış ve Sasani saraylarında kullanılmaya devam etmiştir. Antik çağda Kangavar tapınağı &#8220;Kankurbar&#8221;, Yunan tarzından ilham alarak yapılmıştır ve bu dönemde insan portreleri binalarda kendini göstermiştir. Parthlar dönemi semboller batıdan etkilenerek binalarda ve saraylarda İranın doğu bölgelerinde elde edilmiştir.</p>
<p>Sasani döneminde semboller aynı Partlardaki gibi saray süslemelerinde, anıt mozaiklemelerde, dekoratif sıvalarda ve duvardaki kabartmalı boyalı desenlerde özellik kazanmıştır. Bu dönemin M. S. 244 de devreye gelmesinden beri Yunan sanatından etkilenip hatta kumaş tasarımlarında ve mücevher süslemerde semboller büyükçe yer almıştır. Resim sanatı İslam döneminden sonra insanı temsil eden desenler yerini geometrik ve bitkisel motiflere bıraktı ve kullanılışı binalardan kitapların yaldız soyutlu desenleriyle yer değiştirdi. Bu dönemde illüstrasyon ile simülasyon içerikli el yazmaları ve tıbbi kitapların çoğalmasıyla birlikte <em>İran kültürü</em>ndeki toplumun ihtiyacı sembollerin gösterilmesine yardımcı olmaktadır.</p>
<p>İran topraklarında Selçuklu Türklerinin girişinden sonra beşinci yüzyıl da sanat tarihi yeni bir aşamaya girmiştir. Selçuklular döneminden kalan resimler minyatür sanatının Mani ve Budist kültüründen etkilenmiştir. Yüzler yuvarlak, gözler diyagonal olduğu bunun kanıtıdır. Çömlekçilikten elde edilen eserler de kumaşlardaki gibi hayvansal, bitkisel ve insanlarla dolu semboller olmasını göstermektedir.</p>
<p>İnsanlar medeniyetin ilk toplumlarından itibaren sosyal varlıklıdır ve bireysel, benzersiz kimliğini sosyal yaşamı sayesınde sahıp olmuştur ve bu nedenle kişiliğini toplum içersinde şekillenmesi sosyal hayatına bağlıdır; Yaşam tarzı, seçimler ve günlük yaşamı kişisel kimlik oluşumunda giderek tarih boyunca daha önemli hale gelmiştir, boylece bir sanat eseri sanatçının yaşamının bir yansıması olarak görünmektedir.</p>
<p>Tabiki de bu toplumu etkileyen ve kişisel kimliğe yansıyan başka nedenlerde olmalı ve en önemlisi ritüeller ve inançlarin döğüşüna yardımcı olan din dir, bazen motifler bir ibadet kavramında ortaya çıkar bazen de büyü boyutunda kullanılır ve insanların hayatına dahıl olarak değişimlere yol açabılır, bu yüzden elde edilen antik eserlerdeki efsanevi motifler bir evremsel pozitif ya da negatıf kuvvet çekimi ve öykü gelenekselcilik anlamında önemlidir.</p>
<p>Sadece öğretim yoluyla, sanat ve inançların arasındakı uygarlık bağlantısını anlamayız bu nedenle tarihsel nesneler, edebiyat desteğiyle estetik eğilim ve tutumu medeniyetlerde tarih boyunca araştirmaktayızç; Sanatın gelişimi hakkında farklı dönemlerde devam eden kültürel ve sosyal olarak İran kimliğinin evrimini şekillendiren faktorleri sanatın en güçlü parçası olarak sembollerinden ve uygulamalarını dini inançlar eşliğinde araştırmaktayız,bu konu kendi başina ikili görsel kültürün birleşim kamu altyapısının geliştirilmesi olduğunu göstermektedir ve İran kültürel entegrasyonda özel bir ilgi kaynağı olmuştur.</p>
<p>Sanat bir kaç nedenden dolayı dini biçimi görünmektedir çünkü konumuna göre, işlev gibi etmenlerden dolayı sanatın dinle bağını güçlendirir ve din, sanatın bir parçası olmaktadır, buna göre bölgesel olarak ibadet yerleri, manastırler, tapıneler, singog, kilise ve camiler genellikle dini açiklanan gibi ritüeller ve kutsal yapılar sanatsal eserler içerisinde yer almıştır.</p>
<p>İnsanlık tarihi istisnasız tüm inançlar, kullanılan dil ve sembolik biçimlerin, sembolizm kullandıklarını göstermektedir; Sembolizm motifler kavramında yayınlanması başka yollardan anlaşılmış olması daha iyi bir yöntem olarak gösterilmektedir. (Arthur Upham Pope &#8211; Persia &amp; The Far East 1960)</p>
<p>Kültürel simge, değerlerin bazı yönlerini temsil eden nesneler, kültürün doğası olarak algılanan norm ve idealler ya da kültürün herhangi bir bölümü için kullanılan bir tabirdir. Kültürel simgeler büyük ölçüde değişkendir; sembol, logo, resim, isim, yüz, gerçek veya kurgusal insanlar bir kültürel simge olabilmektedir ve antic nesnelerde görünen görseller insanların mücadele ve umutlarına işaret etmektedir ve doğanın korkunç olduğunu temsil etmektedir.</p>
<p>Böylece gökyüzü, güneş, ay ve dünyanın unsurları ibadet ve ilkel dinler olarak saygılanmaktadır ve doğanın manevi özelliğini, ruhların yaşadığı mekan olarak değerlendirmektedir, ilkel insanın algısı dünyadan belirsiz bir güçtür ve bu kavram fikri dünyanın gökyüzüne ve yeryüzüne ikiye ayırmış olasıdır.</p>
<p><strong>İran sanatı,</strong> sanatçının kendi ruhunun özelliğini ve duyguları kültür ile birlikte dinin manevi anlamını birleştirerek yeni bir kimlik yapmasıdır ve Pers sanatında toplu halde göstermekte olmasıdır.İslam dininin İran sınırlarına geçmesiyle birlikte Pers sembol elemanlarıyla birleşimi sonucunda evrim süresinde gelişmesidir ve İran-İslam elemanların özel bir sanatsal kavramı oluşturulmasına neden olmuştur.</p>
<p>Böylece İslam sanatı tasarım ve görsellerde sembolizm soyut dilini estetik sanatlarda kitleye kavramlarını aktarmaktadır, bilimsel kanıtlara göre kazılardan elde edilen nesnelerden arkeologlar tarafından geometrik şekiller çizimler yardımıyla medeniyetler iletişimlerini anlamı şekilde yapılmasına yorumlamışlardır.</p>
<p><em>Antik dünya</em>da kullanılan bazı motifler kanat gibi görseller sanat eserlerinde gücü temsil ediyorlardır ve kanatlı <strong>mitolojik hayvanlar</strong>, fantastik yaratıklar çizimlerde bir sanatsal eseri olarak her zaman üstünlüğü, güç ve ilahi bir anlam taşımaktadırlar ayrıca İran’da Aryanların girişinden önce İran ülkesine elde edilen çanak çömleklerdeki çizimlerde İran topraklarının İnsanı yıldızları ve astronomi bilgisine sahip olduklarını göstermektedir.</p>
<p>Araştırmacılara göre Persepolis ve Apadana sarayında görünen İnek ve Aslan görselleri astronomik bilimine hakim olan bir toplumu tarif etmektedir, Ahameniş döneminde astronomlar bilgilerini Babil’deki Aryanlara aktarmışlardır çünkü ilk defa tarih de bu dönemde Babil’de güneş yörüngesini 30 derecede bölen 12 burç görünmektedir.</p>
<p>İran tarihinin başlangıcından bu yana her zaman mitler eşliğinde bilinmeyen doğadaki olaylar anlam sahıbı oluyorlardırve aynı zamanda İran kültürü için idealler yaratmak için insanlar mitlerden yardım alarak sembolleri inançlarını kültürel gelişiminde destekleyerek ayakta tutmuşlardır.</p>
<p><figure id="attachment_4642" aria-describedby="caption-attachment-4642" style="width: 472px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mehrmen-ritüeli.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4642 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mehrmen-ritüeli.jpg?resize=472%2C341" alt="İran'ın il ritüeli Mehrmen ritüeli." width="472" height="341" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mehrmen-ritüeli.jpg?w=472&amp;ssl=1 472w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mehrmen-ritüeli.jpg?resize=300%2C217&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 472px) 100vw, 472px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4642" class="wp-caption-text">İran&#8217;ın il ritüeli Mehrmen ritüeli.</figcaption></figure></p>
<p>İran&#8217;ın ilk ritüeli Mehrmen inancı olarak ortaya çıkmıştır ve bu sembolün yıllar boyunca ahlak ve temiz aşkı temsil eden işaret kaynağı olarak belirlenmiştir, Mehrmen ritüeli iyi düşünce ve kutsal duygularına sahip olan bir İranlı anlamındadır ve bu varlığı kalbinde sonsuzluğuna işaret etmektedir.</p>
<ol>
<li>Kolon: sütun kaide anlamına gelir</li>
<li>Kalem: bilgi ve farkındalık sembolü</li>
<li>Terazı: eşitlik, adalet</li>
<li>Eller: Allah bilendir ve Yüce dua Eller anlamına gelir</li>
<li>Kalp: sevgi ve şefkat, dostluk ve aşk anlamına gelir</li>
<li>Halka: aile ve yaşam sembolü</li>
<li>Güneş: hayat, yaşam ve işik sembolü</li>
<li>İran haritası: İran toprakları ve iklim anlamına gelir</li>
</ol>
<p>Mehrmen sembolü Tanrı’nın temiz sevgisini bilim sayesinde olan yaşamın temel aileyi temsil etmektedir. Yüzük sambolü aileyi, kadın, erkek ve çocuklar anlamına gelir ve başta olan ikili yüzük kadın ve erkeğin bağını göstermektedir ve sönsüzlüğüna işaret eder üçüncü yüzük ise çocuğu temsil eder bir gün aileden ayrılır ve kendi kaderinin peşine gider.</p>
<p>Terazı sembolü burada dengeyi temsil ediyor, her zaman karşılıklı aşk aralarındakı etkileşimin bir göstergesidir. Ellerin görseli ise tanrıyı ibadet etmek için yükarı kaldırılmasına işaret eder ve her zaman açkın inanç ve dindarlık ile başladığını ve onun isteğiyle ölümsüzleştirdiği hayatın göstergesidir.Kalem semboliyse bilinçli ve akıllıca kararlar daha iyi sonuçlanmasını  göstermektedir, aşka da aynı şekilde değerlendirir ancak aşk sınırsız derin bir duygudur ve eğer bilinçli iradesinle onun yönlendirmesek pişmanliklara yol açabirir diye ayni dengede tutmaya çalışmış aşk ille mantığı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/">İran’ın Sembolik Sanat Tarihinin Tanımlanması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4639</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dear Mr. X</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Jul 2016 11:30:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[aşk mektubu]]></category>
		<category><![CDATA[Before Sunset (Gün Doğmadan)]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[mektuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[özlem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4657</guid>
				<description><![CDATA[<p>Duydum ki Amerika’ya gitmişsin. Böyle bir giriş senin gururunu okşar diye düşünüyorum. Neden yazdım? Seni özledim. Seni ciddi bir şekilde özledim. Nefes gibi geçen bir serüvende bana yaşattığın güzel bu duyguyu özledim. Bilmiyorum belki o sabahlamayı, gülmeyi, saçma sapan konuşmayı sevdim. Yanımıza gelen çingene çocukların bizim için şarkı çalmaları aklıma geldikçe hala kahkaha atıyorum. Sabaha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/">Dear Mr. X</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Duydum ki Amerika’ya gitmişsin. Böyle bir giriş senin gururunu okşar diye düşünüyorum.</p>
<p>Neden yazdım? Seni özledim. Seni ciddi bir şekilde özledim. Nefes gibi geçen bir serüvende bana yaşattığın güzel bu duyguyu özledim. Bilmiyorum belki o sabahlamayı, gülmeyi, saçma sapan konuşmayı sevdim. Yanımıza gelen çingene çocukların bizim için şarkı çalmaları aklıma geldikçe hala kahkaha atıyorum. Sabaha karşı hava ne kadar soğusa da içimiz ısınıyordu. Bunu sonra bir daha, bir daha yaptık. Bu seni son görüşümdü.</p>
<p>Yıllar önce aynı ortamda bulunurduk. Hatta ilk zamanlar seni görmüyordum, tanımıyordum bile. Ev arkadaşımla konuştuğun günü hatırlıyorum. Normal bir muhabbetti senin için. Seni azıcık tanıyorsam insanları etkileyip geçmek için yaptın bunu. Ertesi sene bu şekilde biz de konuşmaya başladık. Ama beni etkilemekten çok sinirlendirdin. Dolayısıyla 2-3 yıl konuşmadık. Evet, konuşmadık ta ki ben şehirden ayrılıncaya kadar. Neden bana yazdın hala bilmiyorum, belki son kez konuşmak istedin benimle. Buluşmak için sözleştik.</p>
<p>Bunu neden yapıyoruz? Neden konuşuyoruz? Senin ince, zayıf, güzel giyimli biraz suratsız ama seni çok sever gibi görünen bir sevgilin vardı. Onun senden ayrılmasının acısını hala yüzünde görebiliyordum. Sahilde saçlarım uçuşuyordu. Senden çok onunla ilgilenir gibiydim.</p>
<p>Sonra bana eski sevgilimi sordun. Daha iki hafta önce onunla buluşmuş olmam senin pek hoşuna gitmedi. Seni rahatsız eden neydi bilmiyorum, saygı duyuyordun sanırım bize. Sonra onunla tekrar konuşmayacağımı söylediğimde hafifçe başını salladın.</p>
<p>Zaman nasıl geçti bilmiyorum sabahın ilk ışığını gördük. Sonra eve gitmek üzere arabana bindik. Beni bırakırken numaramı istedin. Net üzerinden sana yazacağımı söyledim arkama bakmadan dönüp gittim. Bunu neden yaptım bilmiyorum ama sen baya bozuldun. Tüm gün mesajlaştık. Hayır hayır tek tük olsa da suratımdaki saçma gülüşün sebebi oldun.</p>
<p>Gece bu sefer bana bir hediyeyle geldin. Kabul edelim sende bende gece olmasını baya büyük bir hevesle bekledik. Hediye kolyen boynumda şık duruyordu. Ama beğenmemiştim aslında yinede çıkarmadım boynumdan hiç.</p>
<p>Yine eğlenceli bir gece geçirdik. Sabah eve doğru yol alırken her yanımız kumdu. Buna baya güldük. Sonra birer çay içtik. Gece için tekrar sözleştik. Benim son gecemdi o gece. Seninle kalmam için bana ısrar ettin. Kabul etmedim. Kızdın ama sesini çıkarmadın. Eve gitmek istedim. Tamam dedin ama kuma uzandın beni yanına aldın ve ben sana hangi yıldızın benim için uğurlu olduğunu anlattım. Garip kişiliğini daha da ön plana çıkardın ve bu tarz şeyleri hiç denemediğini söyledin. Şaşkın bir şekilde sana bakıyordum. Nasıl olurda sayısını söyleyemediğim kadar yıldızın içinde yaşarken bir başını kaldırıp bakmamıştın. Daha fazla konuşmamı istedin. Nasıl yaptın bilmiyorum ama geceyi 5 dakikaya indirdin. Seni işte şu an gözlerim dolacak kadar çok seviyorum. Pardon ‘özledim’ yazmak istedim.</p>
<p>Son gece ne oldu? Ben deli gibi eşya taşımaya çalışıp bir de uykusuz bir şekilde gezerken sen benim geç kalmama takıldın. Eşya işini hallettikten sonra beni aldın. Öyle yorgundum ki bu sefer gittiğimiz kahve evinde göğsünde uyuyakalacaktım. Yarın gece bu saatlerde yok olacaktım. Senin daha sonra ‘senden kalan tek hatıra’ dediğin fotoğrafları çektik. Sokaklarda gezip sabaha karşı tekrar bıraktın beni. Hemen gidesim vardı seninse bırakamayasın. Ne olursa olsun hayatımda hep mutlu olmamı diledin. Öyle dedin ve beni benden aldın. Vedalardan hoşlanmadığımı söyledim ve gittim.</p>
<p>Ertesi gün yolculuğun ilk dakikasında bu serüvenin bitişi, dostlarım, anılarım, yuvamı kaybetmiştim ve seni kazandım mı kaybettim mi bilemedim. Tüm yaz boyunca seninle gelecek planı yapıp sonra bir daha asla konuşmayacaktık. Unutma eğer evlenmezsek -40 yaşında- birbirimizle evleneceğiz.</p>
<p>Bana seve seve yazdıran, hayal dünyamı daha da çok dolduran film <strong>Before Sunset (Gün Doğmadan)</strong>&#8216;i mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/HurI2rFB_mk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/">Dear Mr. X</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4657</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neden?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neden/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Jul 2016 08:45:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Songül Işık]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4629</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mutsuz olmak var. Her zaman yıllar geçse de ömrümden mutsuzluk hiç beni bırakmıyor. Yaş kırk olmuş hala sabretmekten başka bir şey gelmiyor elimden, neden diye soruyorum kendime çaresizlik içinde dönüp duruyorum. Biri gelse tutsa elimden kurtarsa beni bu bilinmezlik içinden çarem olsa mutlu olsam&#8230; Yirmi yıl oldu bu çarkta dönüp duruyorum ne düşüyorum nede tutunabiliyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden/">Neden?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mutsuz olmak var. Her zaman yıllar geçse de ömrümden mutsuzluk hiç beni bırakmıyor. Yaş kırk olmuş hala sabretmekten başka bir şey gelmiyor elimden, neden diye soruyorum kendime çaresizlik içinde dönüp duruyorum. Biri gelse tutsa elimden kurtarsa beni bu bilinmezlik içinden çarem olsa mutlu olsam&#8230;</p>
<p>Yirmi yıl oldu bu çarkta dönüp duruyorum ne düşüyorum nede tutunabiliyorum. Nereden bilebilirdin ki gerçi en başta belliydi içimde bir isteksizlik sevgisizlik bakıp kalmıştım. Bir boşluğa bakar gibi oysa benim hayatımdı kendi kararlarımı kendim alabilirdim. Hep neden? Neden?</p>
<p>Ve nereden bilebilirdim yirmi yıl hiç sevmeden yaşayacağımı, beni bu duruma iten sebepler neydi, bir sürü sorular&#8230; Hiç içinden çıkmadım ya da ben çıkmak istemedim. Kendi içimde yaşadım, kimseye söyleyemedim. Acaba kaç kişi benim gibi diye kaç kez düşündüm. Ah yıllar neden geçtiniz ve beni de bitirdiniz. Kimin umrundasın Canım, ne eş ne aile ne de kendin umrunda. Hep kader deyip geçmedik mi? Kısmet deyip geçmedik mi?</p>
<p>Ey canım boş ver&#8230; Ölümya birbirimizden ayıran ne önemi var ki, hiç sevmediğin biriyle onca yıl yaşamak. Kimin umrunda kimin..?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neden/">Neden?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4629</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Canım Yalnızlık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/canim-yalnizlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/canim-yalnizlik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Jul 2016 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sabah Yıldızı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4623</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir yol var. Uzun, sonu var mı yok mu belli değil. Sonu iyi mi kötü mü o hiç belli değil.  Bir kadın var yolda.  Yalpalıyor. Yürüyemiyor ama direniyor. Sanki sonu varmış da oraya yetişecekmiş gibi telaşlı, aceleci. Bilmiyor belli ki. Aceleyle gidilmez bu yolda, bilmiyor. Öylece izliyorum. Elimde patlayan mısırlarım. Kırmızı şirin koltuğumda, kucağımda tabağım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canim-yalnizlik/">Canım Yalnızlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yol var. Uzun, sonu var mı yok mu belli değil. Sonu iyi mi kötü mü o hiç belli değil.  Bir kadın var yolda.  Yalpalıyor. Yürüyemiyor ama direniyor. Sanki sonu varmış da oraya yetişecekmiş gibi telaşlı, aceleci. Bilmiyor belli ki. Aceleyle gidilmez bu yolda, bilmiyor.</p>
<p>Öylece izliyorum. Elimde patlayan mısırlarım. Kırmızı şirin koltuğumda, kucağımda tabağım bir kadına bir yola bir de mısırıma bakıyorum. Bomboş bir yol. İnsanlar var ama yok. Sadece boşlukları doldurmak için konulan insancıklar. Asla bir boşluğu dolduramayacak kadar boş insancıklar. Varlıkları önce kadına umut veriyor. Heyecanlanıyor. Yalnızlığından bir parçayı koparıp atıyor. Ama sonra anlıyor ki aslında kimse yok orada. İçi boş, ruhu olmayan, kalbi taştan, sevgisi samandan insanlar bunlar.</p>
<p>Yürüyor, devam ediyor. Ne yapsın? Başka bir yol daha yok. Sokağın köşesine sapsa değişecek sanki her şey. Bir dönse oradan. Bir kurtulsa şu doğru ve pürüzsüz görünen yoldan, kurtaracak kendini. Ama yol temiz değil. Yol göründüğü gibi değil. Türlü türlü insanlarla dolmuş yol. Hepsi gizli birer yara. Birer parça acı var tepsilerinde, teker teker sunacaklar.</p>
<p><figure id="attachment_4625" aria-describedby="caption-attachment-4625" style="width: 527px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/yalnizlik-yazisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4625 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/yalnizlik-yazisi.jpg?resize=527%2C351" alt="Sevmekten vazgeçmekten başka bir yol yoktu ki." width="527" height="351" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/yalnizlik-yazisi.jpg?w=527&amp;ssl=1 527w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/yalnizlik-yazisi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/yalnizlik-yazisi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 527px) 100vw, 527px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4625" class="wp-caption-text">Sevmekten vazgeçmekten başka bir yol yoktu ki.</figcaption></figure></p>
<p>Sevgi değil umut verecekler. İçi boş bir umut. Ama inanacak kadın. Umutlanacak. Sonra da pişman olacak. Koparıp attığı yalnızlığına pişman olacak en çok da. O bile daha kıymetli olacak bu insanlardan. Yalnızlık bile eşsiz bir şey olacak. Çünkü kadın anlayacak sevdikçe yalnız kalındığını. Sevmeyip de yalnız kalmak daha az acıtacak.</p>
<p>Ah bir dönse oradan. Derin bir nefes alsa. Çekse içine doldursa sonra da ohhh deyip bıraksa.  Kurtulsa içine ağır ağır işleyen çaresizlik zehrinden.  Atsa içinden belki de daha güzel olacak. Belkisi var mı? Elbette güzel olacak. Olunmaz mı? Olur. Çok da güzel olur. Birde şu boş kalabalık dağılsa gözünden ve gönlünden. Arınsa mutlu olmaz mı? Olur elbet. Sevmeyi ondan daha iyi kim bilir? Yalnızlığını da bir güzel sevmez mi o zaman? Sever hem de ne sever. Zaten başka sevmeye değer bir şey mi kaldı, insan mı kaldı?</p>
<p>İşte benim penceremdi bu. Benim sokağımı dolduran insanlardı bunlar. Güzelim sevgiyi hiç eden akılsızlardı bunlar. Umut vermeyi sevmek zanneden zavallılardı bunlar. Sevgi israfıydı bunlar.  Bunlar işte artık sadece bunlar. Bir ismi, bir kalıbı, bir kılıfı bile hak etmeyenler bunlar.</p>
<p>Hayatımdaki duvarlardı bu insanlar. Onlara çarpa çarpa yürümeyi öğrendim. Çok kırıldım ama hiç kıramadım o duvarları. Hiç yıkamadım. Nasıl yıkabilirdim ki?  O kadar güçlü değildim ki.  Sevmekten vazgeçmekten başka bir yol yoktu ki.</p>
<p>Hoş duvar işte arkanda bıraksan da duvar. Sevsen de duvar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canim-yalnizlik/">Canım Yalnızlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/canim-yalnizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsan Denen Mucizevi Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jul 2016 08:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4590</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bizim milletimizin eski bir alışkanlığı vardı. Kim ani bir misafir geleceği haberini alsa, pür telaş ortalığı derleyip toplayıp, görünmemesi gereken ne kadar ıvır zıvır varsa onları arka odalara atıp ve hatta üstün körü temizlik yapıp misafire en düzgün, en temiz hali ile görünmek isterdi. Benim çocukluğumda kaynanasından korkan gelinlerin gübürü hasıraltına süpürdüğü hikâyeleri anlatılırdı. Yeniler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/">İnsan Denen Mucizevi Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim milletimizin eski bir alışkanlığı vardı. Kim ani bir misafir geleceği haberini alsa, pür telaş ortalığı derleyip toplayıp, görünmemesi gereken ne kadar ıvır zıvır varsa onları arka odalara atıp ve hatta üstün körü temizlik yapıp misafire en düzgün, en temiz hali ile görünmek isterdi. Benim çocukluğumda kaynanasından korkan gelinlerin gübürü hasıraltına süpürdüğü hikâyeleri anlatılırdı. Yeniler bilmezler elbette, çöp, pislik anlamındadır gübür. Aceleden süpürülen pislikler hasır, halı, kilim artık ne varsa altına atılıp sözde ortalık temiz gözükür, fakat bir süre sonra unutulurdu orda… Hasıraltı etmek deyimi de bu minvalden hareketle çıkmıştır.</p>
<p>Ülkemizin hali malum, dünyanın hali de&#8230; Malumu ilana gerek bile görmüyorum. Ne kadar gübür varsa her biri hasırların altında temizlenmeyi bekliyor.</p>
<p>Benim derdim hep kendimle ya, sorup duruyorum kaç gündür. Bir noktadan kaç tane doğru geçer diye. Biliyorum elbette matematiksel olarak “bir noktadan geçen doğru sayısı SONSUZDUR”. Bu ifadede tanımlı ve tanımsız kavramına bakıldığında deniyor ki;</p>
<p>“<em>Doğru kavramı tanımlı, nokta ve sonsuz kavramları tanımsızdır</em>”… Ben bilimin yalancısıyım!</p>
<p><strong>Doğru tanımı; “Her iki yönden sonsuza kadar giden aynı doğrultudaki noktalar kümesi” olarak ifade ediliyor. Yani bir doğru milyonlarca noktadan oluşuyor.</strong></p>
<p>İlkokul 4. Sınıf matematik bilgisiyle ne mi anlatmaya çalışıyorum?</p>
<p>Her bir insanı bir nokta olarak kabul edelim, böylece her bir insandan çıkan doğruların evrende oluşturduğu görüntüyü düşünmeye çalışalım lütfen. Hayal gücümüzü daha da genişleterek buna bu güne kadar yaşamış tüm insanları da ekleyelim… Milyarlarca insanın birer nokta olduğunu ve onlardan çıkan sonsuz sayıda doğru olduğunu gözlerimizi kapatıp düşlemeye zorlayalım beynimizi. Nasıl bir manzara ile karşı karşıya gelebileceğimizi tasavvur edebiliyor musunuz? Benim beynimin sınırlarını çok aşan bir görüntü bu…</p>
<p><strong>Birbiriyle çakışmayan sonsuz sayıda nokta, sonsuz sayıda doğru… Düzensizliğin düzeni… Kâinatın altın oranı…</strong></p>
<p>Bu size neyi anımsattı bilmem ama bana, binlerce kilometre yüksekten düşen ve birbirlerine değmeden yol alan ve her biri diğeriyle asla aynı olmayan kar tanelerini anımsattı…</p>
<p><figure id="attachment_4592" aria-describedby="caption-attachment-4592" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kar-tanaleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4592 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kar-tanaleri.jpg?resize=640%2C480" alt="Binlerce kilometre yüksekten düşen ve birbirlerine değmeden yol alan ve her biri diğeriyle asla aynı olmayan kar taneleri..." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kar-tanaleri.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kar-tanaleri.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4592" class="wp-caption-text">Binlerce kilometre yüksekten düşen ve birbirlerine değmeden yol alan ve her biri diğeriyle asla aynı olmayan kar taneleri&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Dünyanın oluşumdan bu yana yağan kar tanelerini… Hiç biri bir diğeriyle aynı değil. Tıpkı insanoğlunun parmak izleri gibi… Evrensel kodlama, ilahi adlandırma, mucize ya da ne derseniz deyin mikro ve makro kozmozdaki denge…</p>
<p>Yeni bir teori ortaya atmak falan gibi bir niyetim yok. Yeteri kadar var zaten. Ayrıca ne haddime… Ben yalnızca var olan sistem içinde insan denen mucizenin ne olduğunu anlama çabası içindeyim. Yüksek sesle düşünüyor ve bunu sizlerle paylaşıyorum o kadar.</p>
<p>Bu öyle bir mucize ki; İnsan nokta oluşuyla evrende bir hiç iken, içinden çıkan sonsuz doğrularla ( ki bunlara sinir uçları ve nöronlarda diyebiliriz) kâinata hükmedecek çekirdek güce sahip…</p>
<p>İnsan öyle mucizevi bir varlık ki; Yedikten sonra çöpe gönderdiğimiz bir kayısı çekirdeği gibi yaşamın ve enerjinin depolandığı asıl güç… Bir meyve çekirdeği nasıl uygun koşullar altında toprak, su ve hava ile buluşup dördüncü element güneş yani ışık ile bir araya geldiğinde yaşam döngüsü yeniden başlatıp bir ağaca dönüşüyorsa;  İnsan da çekirdeğindeki iyilik, güzellik, merhamet ve doğruluk kodlarıyla bir ağaca dönüşüp, tatlı yemişler verebiliyor&#8230; Doğumuyla getirdiği bu kodlar sayesinde, zamanla düşünce ve inanç sistemindeki sonsuz değişkenler arasında yaptığı seçimler sonucunda sayısız farklılıklara neden olabiliyor ve “tasavvuftaki ne kadar insan o kadar yol” söylemiyle ifade edilen geniş yelpazeye ulaşabiliyor.</p>
<p><figure id="attachment_4593" aria-describedby="caption-attachment-4593" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kozmoz-denge.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4593 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kozmoz-denge.jpg?resize=640%2C360" alt="Mikro ve makro kozmozdaki denge..." width="640" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kozmoz-denge.jpg?w=768&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kozmoz-denge.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4593" class="wp-caption-text">Mikro ve makro kozmozdaki denge&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnsan tek başına bile en mucizevi sanat yapıtından başka nedir ki aslında?</strong></p>
<p>İnsan ve sanat birbirinin ayrılmaz parçası değil midir? Sanat insandadır, insan da başlı başına bir sanattır… İnsan, bir kar tanesi gibi birbirine değmeden yol alması gereken özgün bir varlıktır… Siz bir kar tanesini sorgulayabilir misiniz neden şeklin böyle diye? İnsan da insanın aynasıdır, bilene… Doğumuyla getirdiği doğru kodların seçiminde bulunduğu sürece, birbirine değmeyen kar taneleri gibi yol alabilir… Yeter ki klasik tabiriyle fabrika ayarlarına geri dönebilsin…</p>
<p>Aksi durumlar, kanser hücrelerinin çoğalmasına ve giderek bütün bir bedeni kaplamasına neden olmaktadır ne yazık ki. Bütün sorunlar sağlam hücrelerin vücutta mevcut bulunan kanser hücreleriyle birleşmesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>İşte her bir insan kendi içindeki temizlik hareketine (yaygın tabiriyle ruhsal arınma) bir an evvel başlayıp, gübürleri hasıraltı ettiği yerden çıkartarak doğumla gelen evrensel kodlarının peşinden gidip fabrika ayarlarına geri dönmenin yollarını aramalıdır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/">İnsan Denen Mucizevi Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4590</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gezdim, Gördüm: “Adalar Ülkesi Malta”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gezdim-gordum-adalar-ulkesi-malta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gezdim-gordum-adalar-ulkesi-malta/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Jul 2016 10:03:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İnci Demirbağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[gezi rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi yazısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4579</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güney Avrupa’nın şirin ülkesi, Sicilya’nın komşusu, İngilizce öğrenmek isteyenlerin gözdesi Malta… Bu yazım yediğin içtiğin ayrı dursun, gezdiğini, gördüğünü anlat diyen eşi dostu dinlemiyor. Yediğim de gezdiğimde sizin olsun. Her şeyden bahsedeyim. Meydanında büyük Love taşı karşılıyor sizi. Buradan geçen otobüsler yaklaşık 40 dakikada adanın meşhur kumsalı Golden Bay’a götürür sizi. Günlük biletler ya da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gezdim-gordum-adalar-ulkesi-malta/">Gezdim, Gördüm: “Adalar Ülkesi Malta”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güney Avrupa’nın şirin ülkesi, Sicilya’nın komşusu, İngilizce öğrenmek isteyenlerin gözdesi <strong>Malta</strong>…</p>
<p>Bu yazım yediğin içtiğin ayrı dursun, gezdiğini, gördüğünü anlat diyen eşi dostu dinlemiyor. Yediğim de gezdiğimde sizin olsun. Her şeyden bahsedeyim.</p>
<p>Meydanında büyük Love taşı karşılıyor sizi. Buradan geçen otobüsler yaklaşık 40 dakikada adanın meşhur kumsalı Golden Bay’a götürür sizi. Günlük biletler ya da iki saatlik geçerli olan biletler ile seyahat etmeniz mümkün.</p>
<p>Sliema ise İstanbul’un Caddebostan’ı, Malta’nın kalbi. Yine Love taşından 15 dakikada ulaşılabilirsiniz. Orada sahil boyunca oturabileceğiniz kafeler, publar var. Cuba Kafe’de kahveli dondurma mutlaka tatmanız gerekenler arasında.</p>
<p><figure id="attachment_4582" aria-describedby="caption-attachment-4582" style="width: 536px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/malta-gezisi.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4582 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/malta-gezisi.jpeg?resize=536%2C630" alt="Malta Sliema, İstanbul’un Caddebostan’ı, Malta’nın kalbi." width="536" height="630" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/malta-gezisi.jpeg?w=536&amp;ssl=1 536w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/malta-gezisi.jpeg?resize=255%2C300&amp;ssl=1 255w" sizes="(max-width: 536px) 100vw, 536px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4582" class="wp-caption-text">Malta Sliema, İstanbul’un Caddebostan’ı, Malta’nın kalbi.</figcaption></figure></p>
<p>Valetta <em>Malta</em>’nın başkenti,tarihi bir yer. Sliema’da vakit geçirdikten sonra aynı yerden kalkan otobüslerle yarım saat süren bir yolculuk ile karşılayacaktır sizi. Cafe Cordina ünlü tarihi pastanesi. İnanılmaz güzellikteki lezzetli pastalar dilimle satılıyor.Meydanında konsolosluklar,kiliseler ve trafiğe kapalı sokakta alışveriş yapılabilecek dükkanlar bulunuyor.</p>
<p>Mdina da <em>Malta</em>’nın en eski şehri. Mardin’e benzettim ben.Taş evler, hediyelik eşyalar satan dükkanlar&#8230; Dar sokaklarda faytonla turları yapmak çok eğlenceli. Yine aynı yerde 3,4 euro karşılığında Malta tarihini anlatan belgeselleri mutlaka izlemelisiniz (Kanuni Sultan Süleyman’dan bahsedildiği sahnelerde tüyleriniz diken diken olacak.).</p>
<p>Gelelim ada gerçeklerine. Beni şaşırtmış olan bir ada ülkesi olmasına rağmen balık yiyebilecek yerlerin malesef az olması. St.Julians’ta balık restorantları var tabi.</p>
<p>Popeye Village ise Temel Reis’in evi. Yıllar önce film için kurulan küçük köy korunmuş ve turistik bir yer olmuş. İçi oyuncaklarla dolu, kendinizi rüyada hissedeceksiniz.</p>
<p><figure id="attachment_4580" aria-describedby="caption-attachment-4580" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/adalar-ulkesi-malta.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4580 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/adalar-ulkesi-malta.jpg?resize=540%2C400" alt="İnci Demirbağ &quot;Malta Gezisi&quot;" width="540" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/adalar-ulkesi-malta.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/adalar-ulkesi-malta.jpg?resize=300%2C222&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4580" class="wp-caption-text">İnci Demirbağ &#8220;Malta Gezisi&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Ve gece hayatı… <strong>Malta</strong>, gece hayatında da iddialı.İstanbul’un Beyoğlu’su, Paceville. Eğer çılgınca dans etmeyi seviyorsanız Native ve Footlose ünlü gece kulüpleri.</p>
<p>Dilerim es geçtiğim bir yer kalmamıştır. Bir sonraki yazımda da İngilizce öğrenme maceralarımdan, Maltalı bir ailenin yanında geçirdiğim günlerden ve dil öğrenmek için doğru okul seçiminden bahsetmek isterim.</p>
<p>Seyahatiniz bol olsun.</p>
<p>Sevgiler, saygılar…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gezdim-gordum-adalar-ulkesi-malta/">Gezdim, Gördüm: “Adalar Ülkesi Malta”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gezdim-gordum-adalar-ulkesi-malta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4579</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zor Zamanlarda Sanatla Nefes Almak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zor-zamanlarda-sanatla-nefes-almak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zor-zamanlarda-sanatla-nefes-almak/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Jul 2016 06:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rana Arıbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4561</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zor günlerden geçiyoruz. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Ülkemizde de sebebini belki de tam kavrayamadığımız günlerden geçiyoruz. Bombalar patlıyor, insanlar ölüyor, korkuyoruz, sinirlerimiz gergin, sanki her an kötü bir haber duyacak gibiyiz kimi zaman, saldırganlaşıyor belki de tuhaf davranışlar sergiliyoruz, kendimiz bile kendimizi anlamıyor, bu biz miyiz diyoruz? Aşırı sıcakları da unutmamalı tabi. O da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zor-zamanlarda-sanatla-nefes-almak/">Zor Zamanlarda Sanatla Nefes Almak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zor günlerden geçiyoruz. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Ülkemizde de sebebini belki de tam kavrayamadığımız günlerden geçiyoruz.</p>
<p>Bombalar patlıyor, insanlar ölüyor, korkuyoruz, sinirlerimiz gergin, sanki her an kötü bir haber duyacak gibiyiz kimi zaman, saldırganlaşıyor belki de tuhaf davranışlar sergiliyoruz, kendimiz bile kendimizi anlamıyor, bu biz miyiz diyoruz? Aşırı sıcakları da unutmamalı tabi. O da bambaşka bir sorun. Zira sıcaklar da dengemizi ciddi anlamda bozuyor.</p>
<p>Peki, şimdi ne yapmalı? Nasıl kafayı yemeden, kendi yaşamımıza sarılmalı? Nasıl içimizdeki kırılmaları, dağılmaları en aza indirgemeli?</p>
<p>Hayata tutunmanın, yola devam etmenin bir formülü var mı cidden? Kanaatimce var. Hem de yüzlerce yıl öncesinden gelen. Sanat.</p>
<p>Eski çağlarda özellikle ruh sağlığı sorunu yaşayanların müzikle tedavi edildiği biliniyor. Aspendos ise bunun en iyi örneği.</p>
<p>Benim tam da noktada bana da iyi gelen birkaç eserden söz etmem lazım.</p>
<p>Senden Önce Ben isimli film: Açıkçası kitabını okumamıştım. Bestseller listeleri ile hiç işim olmadı, hele de bu kirli bilgi çağında. Ama tam da bu nedenle yaşadığımız bu şartlar altında gittim ve bu filmi izledim. Bana çok iyi geldi. Her şeyi dozajında tutulmuş bir film bu. Hepimizin hayatından geçmiştir ya böyle birileri, sonu böyle olsun, olmasına ve sizi bir biçimiyle değiştirmiştir ya bu tam da öyle aslında. Bana kendi yaşadığım değişimi anımsattı. Yeniden düşünmemi sağladı ve elbette gülümsememi.</p>
<p>Gerçek Hesap Bu: Nejat İşler’e bayılmayan bizim yaş grubumuzda kadın sanırım çok azdır. Bir kitap çıkarmış, kitap o kadar gerçek ki, bir solukta okunuyor ve evet bu da çok iyi geliyor.</p>
<p>The Lobster: Gösterimden kalkmasına rağmen, Digitürk’de gösterime girdi. Kesinlikle izlerken filmden başka bir şey düşünemeyeceksiniz ve bu sizi rahatlatacak. Sıra dışı bir film.</p>
<p>Tarkan ve Sertap Erener Albümleri: Kafa dağıtmak için ideal albümler.</p>
<p>Benim öneri listem aslında uzar gider ama ilk anda önerebileceklerim bunlar. Ya sizin tavsiyeleriniz. Hadi siz de onları yazın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zor-zamanlarda-sanatla-nefes-almak/">Zor Zamanlarda Sanatla Nefes Almak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zor-zamanlarda-sanatla-nefes-almak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4561</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kağıt</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kagit/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kagit/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Jul 2016 05:42:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4551</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dönüştüğümüz haller artık kimsenin algılayamayacağı durumda. Ne ben seni anlarım ne sen beni. Zaten soran da yok içten bir &#8216;nasılsın?&#8217; hani cevabı olarak içinde ne varsa dökebileceğin bir &#8216;nasılsın?&#8217; Fidellerden bahseden kitaplar; yüksek sesle söyleyemediklerimizi biriktirdiğimiz dipsiz kuyular ve sonunda durumu kişiselleştirip yazmak. Bizi bizden soğutmaya çalışırlar hep. Anlaşılır yanlarımızı da dipsiz kuyuya itmeye çalışırlar. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kagit/">Kağıt</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dönüştüğümüz haller artık kimsenin algılayamayacağı durumda.</p>
<p>Ne ben seni anlarım ne sen beni. Zaten soran da yok içten bir &#8216;nasılsın?&#8217; hani cevabı olarak içinde ne varsa dökebileceğin bir &#8216;nasılsın?&#8217;</p>
<p>Fidellerden bahseden kitaplar; yüksek sesle söyleyemediklerimizi biriktirdiğimiz dipsiz kuyular ve sonunda durumu kişiselleştirip yazmak.</p>
<p>Bizi bizden soğutmaya çalışırlar hep.</p>
<p>Anlaşılır yanlarımızı da dipsiz kuyuya itmeye çalışırlar. Böyle ansızın, arkandan gelip, ufak bir dokunuşla.</p>
<p>Ve biz karanlıklarda. Oysa ki paylaşılmışlıklar var, yargılamadan dinleyen dostlar.Azlar ama varlar ve inanmalı olacaklar.</p>
<p>Kendimizi unutuyor oluyoruz bazen klasik söylem keşmekeşin içinde. Susmayan telefonlar, bitmek bilmeyen memnuniyetsizlikler, düzeltilmeye,yoluna konmaya çalışılan bir sürü şey. Vergi memurları, faturalar, birden dolan sonra yine birden boşalan zamanlar.</p>
<p>Suratsız, karşıdan karşıya geçerken neredeyse ezilecek olanlar.</p>
<p>Dönüştürüldüğümüz haller algılanamıyor. Çünkü farkındalık sadece o hep bilinen asla unutulmayan kağıt parçalarına. Şimdi ben kağıt parçaları dediğim için önemsemiyor muyum? Elbette önemsiyorum. Ancak yaşama sebebim olmadı hiçbir zaman kağıt parçaları. Şunca zamandır anladım ki benim için önemli olan kağıtlar; kalemimin üstünde oynadıkları.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kagit/">Kağıt</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kagit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4551</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ege’nin İncisi; Küçükkuyu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/egenin-incisi-kucukkuyu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/egenin-incisi-kucukkuyu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Jul 2016 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İrem Çetingöz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Ege sahilleri]]></category>
		<category><![CDATA[gezi rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Hasanaki Et ve Balık Restoranı]]></category>
		<category><![CDATA[Küçükkuyu Yeşilyurt Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[Mıhlı Çayı]]></category>
		<category><![CDATA[Mıhlı Şelalesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4495</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ege sahilleri, kafa dinlemek için gidilecek yerdir. Suyu, havası, güneşi insana hayat verir. Kalınacak yerleri ise apayrı güzelliklere sahiptir. İnsan kendisini Ege’de özgür, mutlu ve huzurlu hisseder. Ayrıca konum olarak yakın olması da yerli tatilcilerin ve turistlerin bölgeye gitmesinde büyük rol oynar. Ege&#8217;nin sahil beldesi olan Küçükkuyu ise, sahili, otelleri, yemek ve tarihi yerleri ile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egenin-incisi-kucukkuyu/">Ege’nin İncisi; Küçükkuyu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Ege sahilleri</em>, kafa dinlemek için gidilecek yerdir. Suyu, havası, güneşi insana hayat verir. Kalınacak yerleri ise apayrı güzelliklere sahiptir. İnsan kendisini Ege’de özgür, mutlu ve huzurlu hisseder. Ayrıca konum olarak yakın olması da yerli tatilcilerin ve turistlerin bölgeye gitmesinde büyük rol oynar.</p>
<p><figure id="attachment_4498" aria-describedby="caption-attachment-4498" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kücükkuyu-sahil-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4498 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kücükkuyu-sahil-2-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Küçükkuyu Sahili" width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kücükkuyu-sahil-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kücükkuyu-sahil-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kücükkuyu-sahil-2.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4498" class="wp-caption-text">Küçükkuyu Sahili</figcaption></figure></p>
<p>Ege&#8217;nin sahil beldesi olan<strong> Küçükkuyu</strong> ise, sahili, otelleri, yemek ve tarihi yerleri ile meşhurdur. Sessizliğin ve sakinliğin ne demek olduğunu insan burada çok güzel anlıyor. Arkasında Kazdağları’nın verdiği doğa harikası ise görülmeye değer konumda.</p>
<p>Küçükkuyu’nun tarihi evleriyle donatılmış Yeşilyurt Köyü ise kültürel gezi yapılacak yer halini almıştır.</p>
<p>Küçükkuyu&#8217;ya gelip görmeden gidilmeyecek aynı zamanda da doğal zeytinyağı, kekik ve zeytin ürünlerinin alınacağı tek bölgedir.</p>
<p><figure id="attachment_4497" aria-describedby="caption-attachment-4497" style="width: 653px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kucukkuyu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4497 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kucukkuyu.jpg?resize=640%2C480" alt="Küçükkuyu Yeşilyurt Köyü" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kucukkuyu.jpg?w=653&amp;ssl=1 653w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kucukkuyu.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4497" class="wp-caption-text">Küçükkuyu Yeşilyurt Köyü</figcaption></figure></p>
<p>Bir diğer tarihi yeriyse Mıhlı Şelalesi&#8217;dir. Mıhlı Çayı’nın bereketi toprağa öyle yaramış ki, ağaçlardan gökyüzü görünmüyor. Burada Rumlardan kalma bir değirmen var. Suyolları ve taşları aynen muhafaza edilen değirmen restore edilmiş. Roma döneminden kalma kemerli bir köprü de bu değirmene eşlik ediyor. Değirmenin bir kaç km sonrasında yüzülebilecek ölçülerde harika bir gölet ve bu gölete akan şelale var.</p>
<p><figure id="attachment_4501" aria-describedby="caption-attachment-4501" style="width: 653px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/zeytinyaglari.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4501 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/zeytinyaglari.jpg?resize=640%2C480" alt="Küçükkuyu doğal zeytinyağı, kekik ve zeytin ürünleri ile de ünlüdür." width="640" height="480" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/zeytinyaglari.jpg?w=653&amp;ssl=1 653w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/zeytinyaglari.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4501" class="wp-caption-text">Küçükkuyu doğal zeytinyağı, kekik ve zeytin ürünleri ile de ünlüdür.</figcaption></figure></p>
<p>Küçükkuyu’da akşam denildiğinde akla tek gelen yer Hasanaki Et ve Balık Restoranı oluyor. Mezeleriyle, ara sıcaklarıyla, ana yemekleriyle, tatlılarıyla, içecekleriyle ve sunumuyla muhteşem olan yer, misafirlerine deniz üstünde salda hizmet veriyor. Gün batımını en güzel şekilde misafirlerine tattıran restorana gelen bir daha başka yere gitmiyor. Fiyatları makul olan Hasanaki et ve balık lokantası, tatilcilere unutmayacak bir akşam yaşatıyor.</p>
<p><figure id="attachment_4499" aria-describedby="caption-attachment-4499" style="width: 614px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mihli-selalesi-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4499 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mihli-selalesi-2.jpg?resize=614%2C461" alt="Mıhlı Şelalesi" width="614" height="461" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mihli-selalesi-2.jpg?w=614&amp;ssl=1 614w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mihli-selalesi-2.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 614px) 100vw, 614px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4499" class="wp-caption-text">Mıhlı Şelalesi</figcaption></figure></p>
<p>Ege’de süren tatilin sonuna gelindiğindeyse insan dönmek değil de tatili biraz daha uzatmak istiyor.</p>
<p>Anlatması bizden, seçim sizden&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_4500" aria-describedby="caption-attachment-4500" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mihli-selalesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4500 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mihli-selalesi.jpg?resize=500%2C345" alt="Mıhlı Şelalesi'nden bir başka görüntü." width="500" height="345" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mihli-selalesi.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mihli-selalesi.jpg?resize=300%2C207&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4500" class="wp-caption-text">Mıhlı Şelalesi&#8217;nden bir başka görüntü.</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egenin-incisi-kucukkuyu/">Ege’nin İncisi; Küçükkuyu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/egenin-incisi-kucukkuyu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4495</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölümü Göster, Sıtmaya Razı Et!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olumu-goster-sitmaya-razi-et/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olumu-goster-sitmaya-razi-et/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Jul 2016 07:59:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazende Balaban İşkar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4483</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ölüm ölümdür. Ha bugün ha bir hafta sonra. Ne fark eder iki kapıda aynı yola çıkıyor işte. Peki ya tüm bunlara mecbur bırakılmak… Asıl isyan ettiren bu değil mi zaten.Yaşamak dururken neden koşar adım nefes almadan uçuruma doğru gider insan,anlamak mümkün değil. Kimbilir belki de uçurumdan atlayınca gökyüzünde süzüleceğini sanır. Fakat bilmez misin ki oradan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumu-goster-sitmaya-razi-et/">Ölümü Göster, Sıtmaya Razı Et!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ölüm ölümdür. Ha bugün ha bir hafta sonra. Ne fark eder iki kapıda aynı yola çıkıyor işte.</p>
<p>Peki ya tüm bunlara mecbur bırakılmak… Asıl isyan ettiren bu değil mi zaten.Yaşamak dururken neden koşar adım nefes almadan uçuruma doğru gider insan,anlamak mümkün değil. Kimbilir belki de uçurumdan atlayınca gökyüzünde süzüleceğini sanır. Fakat bilmez misin ki oradan düşen yere çakılır arkadaş, sen kuş değilsin,kanatların yok senin kendine gel!</p>
<p>Göstere göstere geldi bu günler. Ne yana baksak kan emici vampirler. Aydınlığı sevmez bunlar,karanlıkta kanla beslenir. Yetmezmiş gibi ölmezler birde. Yıllar geçer,bunlar durmadan türer, yok olmazlar bir türlü. Her dönem masum insanların canını alırlar yavaş yavaş. Zaman gelir ateş olup,diri diri yakar; zaman gelir yağlı bir urgan olup,dar ağacında sallandırırlar.Bizim vampirlerin yalnızca kalpleri değil,kafalarının içi de boş. En adisi,en bayağısı yani ve en korkunç olanı tabii.</p>
<p>O gece gün batımından, şafak sökene kadar hepsi,ama hepsi çıkmıştı mezarlarından. Bu defa birbirlerinin kanına girmek için. Gece, görünmez bir ateşin içinde adeta nefes aldırmazken; içimiz alev alev… Ve bir yudum su umudunun da tükendiği gerçeğini gösteren o unutulmaz, dehşet veren sahneler.</p>
<p>Anlayamıyorum! Bizler mi bu toprakların ağacı değiliz, kök tutmuyoruz; yoksa bu kan içiciler mi? Peki ama biz değil miyiz doksan üç yıl önce o ağacın köklerini toprağın altına salan?</p>
<p>O Büyük Adam’ın sayesinde bugün bile faydalanıyoruz gölgesinden de,meyvesinden de. Her ne kadar durmaksızın dallarını koparsalar da,yeni dallar çıkıyor elbet. Hala yaşıyorsak, hala direnebiliyorsak bunca çirkinliğe, kökleri sımsıkı bu topraklara tutunmuş o ağacı unutmamak lazım. Bunu görmezden gelmek en büyük aymazlık,nankörlük ve vicdansızlık olur. Sonra bırak ağacı, dalı ayak basacak bir avuç toprak bulamazsın ama ne çare… Ağlamak, isyan etmek faydasız o zaman. Neler oldu, ne zaman öldüm ben diye şaşırır kalırsın. Neden öldüğünü bile hatırlamazsın zaten. ‘<strong>Sıtmadan mı?</strong>’ yoksa ‘<strong>Korkudan mı?</strong>’. Ne fark eder ki öldün bir kere, hayat yok artık. Neden olduğu kimin umurunda?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumu-goster-sitmaya-razi-et/">Ölümü Göster, Sıtmaya Razı Et!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olumu-goster-sitmaya-razi-et/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4483</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin En Yaşanılabilir Kenti Neresidir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-en-yasanilabilir-kenti-neresidir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-en-yasanilabilir-kenti-neresidir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 17 Jul 2016 06:30:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Barış Parlatangiller]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4470</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de yaşanabilir kentler dikine uzayıp enine genişleyememesi yüzünden yaşanabilirliği havada yaşatmayı amaçlayan bir sürece girmiştir. Yanlış anlaşılmasın yüksek katlı binalaşmayı yerine göre destekliyorum. Ben işin yaşanabilirlik kısmının &#8220;yeşilliği ellemeyin, onları betonlaştırmayından&#8221; daha fazla olduğunu düşünüyorum. Yaşanabilirlik açısından elimizde kalan tek insan mekanlarımızın yeşil alanlarımız olduğunu bunları da kaybetmemek için verilen uğraşların destekçisiyim. Yaşanılabilirlik açısından bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-en-yasanilabilir-kenti-neresidir/">Türkiye&#8217;nin En Yaşanılabilir Kenti Neresidir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de yaşanabilir kentler dikine uzayıp enine genişleyememesi yüzünden yaşanabilirliği havada yaşatmayı amaçlayan bir sürece girmiştir. Yanlış anlaşılmasın yüksek katlı binalaşmayı yerine göre destekliyorum. Ben işin yaşanabilirlik kısmının &#8220;yeşilliği ellemeyin, onları betonlaştırmayından&#8221; daha fazla olduğunu düşünüyorum. Yaşanabilirlik açısından elimizde kalan tek insan mekanlarımızın yeşil alanlarımız olduğunu bunları da kaybetmemek için verilen uğraşların destekçisiyim.</p>
<p>Yaşanılabilirlik açısından bu ülkede gösterilebilecek maalesef iyi örneklerimiz yok. Bu sistem içinde ki kafayla gidilirse de yaşanabilirliği dış dünyadan evlerimize çekeceğimiz örneklerimiz günden güne çoğalacak. Çünkü hepsi betonlaşma sürecinden ibaret, yaşanabilirlikse o betonlaşmanın &#8220;sözde&#8221; kentsel mekanlarıdır, iki peyzaj alanı yapılan sitelerin yeşili koymak için koyduğunu farkettirmeleri kadar durum ortada aslında. Günden güne de kötüye gidiyoruz bu konuda, inşaat sektörü depar atmış durumda. Yeşil alan dışında insanlara sunulan kentte yaşanabilirlik kavramını destekleyecek projelerin çoğu yeni yeni gelebilmekte ama yeterli değil. Bu şehirlerde kendini bir tık öne çıkarmış durumda.</p>
<p>İlla ki örnek verilmek gerekirse; Bursa ve Eskişehir uyguladıkları projelerle yaşanabilirlik açısından önemli adımlar atmışlar, yaşanabilirlik seviyesini ülkeye göre bir tık üste çıkarmışlardır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-en-yasanilabilir-kenti-neresidir/">Türkiye&#8217;nin En Yaşanılabilir Kenti Neresidir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/turkiyenin-en-yasanilabilir-kenti-neresidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Doğruluk Mu? Cesaret Mi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dogruluk-mu-cesaret-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dogruluk-mu-cesaret-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Jul 2016 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazende Balaban İşkar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4460</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilmeyeniniz var mıdır bu oyunu? Bir zamanların popüler oyunu. “Kızlı erkekli” toplanılır, ortaya boş bir şişe konulur ve çevrilir. Durduğunda şişenin ağız kısmı kimi gösteriyorsa çeviren kişi ona malum soruyu sorar; Doğruluk mu? Cesaret mi? Ya doğruluk deyip gerçekleri söyleyeceksin ya da dürüst olmaya cesaret edemeyip (Dürüstlükte cesaret ister ya neyse, biz ikiye ayırıvermişiz bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dogruluk-mu-cesaret-mi/">Doğruluk Mu? Cesaret Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bilmeyeniniz var mıdır bu oyunu? Bir zamanların popüler oyunu.</p>
<p>“Kızlı erkekli” toplanılır, ortaya boş bir şişe konulur ve çevrilir. Durduğunda şişenin ağız kısmı kimi gösteriyorsa çeviren kişi ona malum soruyu sorar; <strong>Doğruluk mu? Cesaret mi?</strong></p>
<p>Ya doğruluk deyip gerçekleri söyleyeceksin ya da dürüst olmaya cesaret edemeyip (Dürüstlükte cesaret ister ya neyse, biz ikiye ayırıvermişiz bir kez) verilen cezayı çekeceksin. Eğer cesaret dersen bu kez arkadaşının vicdanına kalmışsın demektir. Ne isterse yapacaksın cesurca. Aksi takdirde cezadan kaçış yok. Kurallar böyle.</p>
<p><figure id="attachment_4462" aria-describedby="caption-attachment-4462" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Emile-Zola.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4462 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Emile-Zola-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="‘Suçluyorum’ diyerek, tüm gerçekleri dünyaya haykıran, Alfred Dreyfus ve toplum için doğruların ışığını yakan Emile Zola mı?" width="300" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Emile-Zola.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Emile-Zola.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Emile-Zola.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4462" class="wp-caption-text">‘Suçluyorum’ diyerek, tüm gerçekleri dünyaya haykıran, Alfred Dreyfus ve toplum için doğruların ışığını yakan Emile Zola mı?</figcaption></figure></p>
<p>“Zor” bir tercih değil mi? Çoğu zaman kolay kolay  gerçekleri söylemeye cesaret edemiyor işte insan. Fakat gelin görün ki etrafımızdaki  herkesten bu iki özelliğe sahip olmasını bekleriz hep. Ailemizden, arkadaşlarımızdan, sevgilimizden, eşimizden…İş kendimize gelince niçin bu kadar güç olur anlaşılması zor tabii. Halbuki  onun yerine Yalancılık mı? Korkaklık mı? diye  değiştirsek bu soruyu, ne kadar kolay olurdu kim bilir. Çoğumuzun neredeyse yaşam felsefesine dönüştürdüğü bu iki seçenek… Yalan ve korku… Bunlar sorulsa oyunda kimsenin ceza almayacağı besbelli. Ya gündelik yaşantımızda, orda da böyle miyiz biz? Hayır. Cezalandırıyoruz sevdiklerimizi. Eşimizin, arkadaşlarımızın gerçekleri sakladığını öğrendiğimizde öfkeleniyoruz onlara hatta yeri geliyor hayatımızdan çıkarıp,uzaklaştırıyoruz kendimizden. Peki ya şimdi nedir farklı olan, neden yalancılar hala içimizde, yanımızda, başımızda, yanıyanıbaşımızda?  Yoksa bunun nedeni de ‘korku mu?’</p>
<p><figure id="attachment_4463" aria-describedby="caption-attachment-4463" style="width: 520px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/William-Wallace.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4463 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/William-Wallace.jpg?resize=520%2C783" alt="Yoksa; Özgürlüğü ve onuru için hayatını hiçe sayan cesur yürek William Wallace mı?" width="520" height="783" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/William-Wallace.jpg?w=520&amp;ssl=1 520w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/William-Wallace.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w" sizes="(max-width: 520px) 100vw, 520px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4463" class="wp-caption-text">Yoksa; Özgürlüğü ve onuru için hayatını hiçe sayan cesur yürek William Wallace mı?</figcaption></figure></p>
<p>Şimdilerde koca bir kalabalıkla oynuyoruz sanki bu oyunu. Dürüst ve cesur değilsen ceza verilmez gibi görünüyor değil mi dışarıdan bakınca. Daha ziyade büyük bir ödül var sanki sonunda. Herkes buna mı inanıyor ne?  Eğer böyle olduğu düşünülmeseydi, yalanlar havada uçuşurken, her tarafı saran korku bulutlarının gerçekleri örtmesine izin verilir miydi? verilmez miydi? Orası bilinmez ama adı üstünde bulut bu dağılmaz mı bir gün? Dağılır elbet, ısıtır yine ortalığı sımsıcak güneş, aydınlatır tüm karanlıkları cesurca. Fakat  ya kaybettiklerimiz, bunca zaman güneşsiz geçen günler. Karanlığın soldurduğu çiçekler geri gelecek mi? Ve tüm bunlardan sonra… Hiç pişmanlık duyulmayacak mı? Vicdanlar uyku uyutacak mı sonralarda? Gerek var mı bunca rezalete, bu kadar yüz karasına? Sahip olduklarımız da avucumuzdan uçup gitsin mi illaki. Utanılmayacak mı, yüzler kızarmayacak mı bu kadar yalandan sonra?</p>
<p>Bir kez olsun doğru düzgün oynasak şu oyunu, kurallarına uygun. Cesursa çıkıp hep bir ağızdan gerçekleri haykırmak çok zor olmamalı. Ödüle gerek yok. Daha fazla çiçek solmasın yeter. Zaten yerine getiremediğimiz dürüstlük ve cesaret yüzünden her gün biraz daha ceza alıyoruz ya işte, apaçık ortada değil mi?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dogruluk-mu-cesaret-mi/">Doğruluk Mu? Cesaret Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dogruluk-mu-cesaret-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4460</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tabi Ya Kanatların Var Ruhunda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jul 2016 08:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özgenur Öge]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ayrımcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4419</guid>
				<description><![CDATA[<p>Doğru yere ait değildim. Ait olamama hissinden haberiniz var mı? İllet bir his. Kemiriyor insanı. Ne bir dakika yaşatıyor insana, ne nefes aldırıyor. Kendini hatırlatıyor sürekli. Beyninde çalan çanlar hep aynısını söylüyor: &#8220;Buraya ait değil ruhun.&#8221;. Evet evet tam da bu, ruhun hiç oralı olmaması. Buralı değilse nereli? Nereye aitim? Bu konuda bildiğim tek bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/">Tabi Ya Kanatların Var Ruhunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Doğru yere ait değildim. Ait olamama hissinden haberiniz var mı? İllet bir his. Kemiriyor insanı. Ne bir dakika yaşatıyor insana, ne nefes aldırıyor. Kendini hatırlatıyor sürekli. Beyninde çalan çanlar hep aynısını söylüyor: &#8220;Buraya ait değil ruhun.&#8221;. Evet evet tam da bu, ruhun hiç oralı olmaması. Buralı değilse nereli? Nereye aitim? Bu konuda bildiğim tek bir şey var, onların benim için tasarladığı hayata ait olmadığım.</p>
<p>10 Türk kızından sanırım -sorgulama yeteneğine sahip, düşünme yetisi gelişmiş, gelecek kaygısı yaşayan- 5&#8217;i ait olamama illetiyle cebelleşiyordur. Bunları sallıyorum elbette. Neyse gelelim konuya, ergenliğe girdiğin an kader ağlarını örmeye başlar Türk kızı için. Belli kalıplar var elbette, belli bir yol ve belli bir sonuç. &#8220;Kanatlarım var ruhumda.&#8221; diye düşe kalka uçarken sen, biri tutar kanadını kırıverir. İşte o zaman anlarsın. Kanatlarını kıran kişi zeka olsun, kültür olsun, yetenek olsun, insanlıktan nasibini alma olsun her konuda senden yetersiz bir insan gelir sırf erkek egemen toplumun bir parçası olduğu için reis benim der. Bizim de birinin himayesinde olmaya çok ihtiyacımız vardı, hoşgeldin. Tam bu noktada baslar git-geller. Düşe kalka hayallerinin peşinden koşarak geçirdiğin mutlu bir hayat mı? Onların çizdiği yolda onların istediği gibi yaşayıp mutlu edip mutsuz olmak mı?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/">Tabi Ya Kanatların Var Ruhunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ortalama, Ortala-ma!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ortalama-ortala-ma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ortalama-ortala-ma/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Jul 2016 05:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Yıldırım]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4385</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ortalama. Bu kavram hayatım boyunca karşıma çıkıyor. Önce matematikte ortalamalarını aldım sayıların, sonra insanların. Sayılara daha çok inandım. İnsanlara daha az. Tanıdığım her insanda ortalama bir şeyler gördüm. Ortalama sevgiler ortalama inançlar. Bense hiç anlamadım bunları. Bilmedim kural koyup taktik geliştirmeyi kuralına göre oynamayı kendime yakıştıramadım. Bilmedim böyle kurallar. Sadece inandım, sadece sevdim. Ortalama olmayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ortalama-ortala-ma/">Ortalama, Ortala-ma!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ortalama. Bu kavram hayatım boyunca karşıma çıkıyor. Önce matematikte ortalamalarını aldım sayıların, sonra insanların. Sayılara daha çok inandım. İnsanlara daha az. Tanıdığım her insanda ortalama bir şeyler gördüm. Ortalama sevgiler ortalama inançlar. Bense hiç anlamadım bunları. Bilmedim kural koyup taktik geliştirmeyi kuralına göre oynamayı kendime yakıştıramadım. Bilmedim böyle kurallar. Sadece inandım, sadece sevdim. Ortalama olmayan çabalar gösterdim hayat boyu, kimse anlamadı. Çoğu zaman orta yerinde kestiler, kanadım. Çok kanadım, günlerce. Kestikçe güçlendim kestikçe kestiler.</p>
<p><figure id="attachment_4388" aria-describedby="caption-attachment-4388" style="width: 236px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ortalama-ortala-ma.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4388 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ortalama-ortala-ma.jpg?resize=236%2C302" alt=" Oysa küçükken ne güzeldi. Ben hiç kaybedeceğimi düşünmezdim, hep kazanırdım, hayatı zaferlerden inşa ediyordum." width="236" height="302" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ortalama-ortala-ma.jpg?w=236&amp;ssl=1 236w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ortalama-ortala-ma.jpg?resize=234%2C300&amp;ssl=1 234w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4388" class="wp-caption-text">Oysa küçükken ne güzeldi. Ben hiç kaybedeceğimi düşünmezdim, hep kazanırdım, hayatı zaferlerden inşa ediyordum.</figcaption></figure></p>
<p>Ortalama sevmeyi beceremedim. İnancım dağları aştı. Dağlar da boyumu. Boyumu aşacak şeyler de varmış öğrendim. Oysa küçükken ne güzeldi. Ben hiç kaybedeceğimi düşünmezdim, hep kazanırdım, hayatı zaferlerden inşa ediyordum. Enfes mimarimi kimse bozamayacaktı. Ortalama sevmediğim onca şeyin, kişilerin yanımda olacağını düşündüm. Herkese tek tek inandım. Sevgiler gerçekti, öpüşler gerçekti. Öyle sanmışım. Ortalama duyguları, sevişmeleri benim sanmışım. Boyumu aştığı için sevindiğim gerçekler, herkesin yaptığı benim tiksindiğim şeylerden ibaretmiş, bilemedim. Herkesi, her şeyi gerçek sanıyordum tıpkı bir hastalık gibi. İnanç hastalığını bu çağda nereden kapmıştım? Gündelik hayata alışamıyordum herkesin her şeyi yapacağını tecrübe etmememe rağmen yine inanıyordum. Hayır diyordum beni içinize alamayacaksınız. Beni aşağıya çekemezsiniz. Ben ortalama biri değilim. Hisler atlasının büyük atlılarındanım ben. Her şeye deli gibi inanacak, her şeye deli gibi bağlanacaktım. Tutku hayatımı yönlendiren tek şeydi. İşe, aşka, aileye.</p>
<p><figure id="attachment_4387" aria-describedby="caption-attachment-4387" style="width: 544px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ortala-ma.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4387 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ortala-ma.jpg?resize=544%2C550" alt="Öleceğim uğrunda zaferlerin. Siz, sizler mi? Artık aynı yolda yürümüyoruz, yüzünüze bakmayacağım ortalama bedenlerinizin. Bence siz de ortala-mayın!" width="544" height="550" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ortala-ma.jpg?w=544&amp;ssl=1 544w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ortala-ma.jpg?resize=297%2C300&amp;ssl=1 297w" sizes="(max-width: 544px) 100vw, 544px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4387" class="wp-caption-text">Öleceğim uğrunda zaferlerin. Siz, sizler mi? Artık aynı yolda yürümüyoruz, yüzünüze bakmayacağım ortalama bedenlerinizin. Bence siz de ortala-mayın!</figcaption></figure></p>
<p>Büyüdüm, ortalama sevgiler tanıdım, ortalama ihanetler gördüm. Ortalama terk edişler. Ortalamanın altına düşen öpüşlere kandım. Hepsinde başka bir şey var sandım. İnanmaktan vazgeçmedikçe daha da hasta oldum. Her seferinde dünyanın en güzel hissini yaşıyormuş gibi davrandım. O da benim gibi düşünüyordu, biliyordum. Ah aptal kadın. Bal gibi de gerçeği biliyordun her defasında. Ama kendine yakıştırmadın, oysa ki giydiğin kıyafetlerin üzerine uymadığının farkındaydın. Seneye de giyerim dediğin her şeyi eskimeden attın. Çabucak tükettiler. Oysa sen bilmezdin israfı. Senin için çabuk tüketilen şeyler genelde tatlılardı. İnsan insanı bu kadar çabuk tüketir miydi? Kendimi anlamaya çalışalı 24 yıl oluyorken bir başka dünyayı anlamak bu kadar kısa mı sürerdi modern zamanlarda? Kusura bakmayın ama yine midem bulanıyor. Evreni tükettiniz, suyu tükettiniz, yeşili yaktınız. Duygulara niye bunu yaptınız? Ben daha inanacak, deli gibi sevecektim… Yine seveceğim yine inandığım şeyler için iç organlarımı parçalayacağım. Öleceğim uğrunda zaferlerin. Siz, sizler mi? Artık aynı yolda yürümüyoruz, yüzünüze bakmayacağım ortalama bedenlerinizin. Bence siz de ortala-mayın!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ortalama-ortala-ma/">Ortalama, Ortala-ma!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ortalama-ortala-ma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4385</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İşte Yine Karşımdasın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iste-yine-karsimdasin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iste-yine-karsimdasin/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jul 2016 13:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Betül Gür]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk mektubu]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek aşk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4398</guid>
				<description><![CDATA[<p>İşte yine karşımdasın. Sen farkında değilsin tabi. Mavi kapşonun, yana atılmış saçların ve gülüşün&#8230; Her zamanki gibi arkadaşların yanında. Sana bakıyorum. Uzun uzun bakıyorum&#8230; Her hareketini kazıyorum aklıma.Kalbimi paramparça eden adamın bir gülüşü için ömrümü verebilecek kadar çok seviyorum.  Göz göze geldiğimiz her sefer yeni bi yara bana&#8230; Bunları okumayacaksın biliyorum ama olur da okumaya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iste-yine-karsimdasin/">İşte Yine Karşımdasın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İşte yine karşımdasın. Sen farkında değilsin tabi. Mavi kapşonun, yana atılmış saçların ve gülüşün&#8230; Her zamanki gibi arkadaşların yanında. Sana bakıyorum. Uzun uzun bakıyorum&#8230; Her hareketini kazıyorum aklıma.Kalbimi paramparça eden adamın bir gülüşü için ömrümü verebilecek kadar çok seviyorum.  Göz göze geldiğimiz her sefer yeni bi yara bana&#8230; Bunları okumayacaksın biliyorum ama olur da okumaya karar verirsen, seni seviyorum bayım&#8230; Bazen o kadar sen oluyorum ki yanında olmadan&#8230; Ben sende mahsur kalmışım uzun zamandır&#8230; Sana her baktığımda sanki ilk defa görüyormuşum gibi, öyle güzel, öyle taze yaram&#8230; Ben ellerini tutup huzurun en masumunu tatmak, sımsıkı sarılıp aramızdan rüzgarın bile geçememesini istedim. Senin için kimse böyle iç çekmedi, kimse hayalini kurup mutlu olmadı. Yıkık haldeyim işte, sanki büyük bi kargaşanın ortasında bulmuş gibiyim kendimi&#8230; Başkasın, bambaşkasın&#8230; Ben senden ne kaçabildim, ne vazgeçebildim. Ben sadece, seni sevebildim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iste-yine-karsimdasin/">İşte Yine Karşımdasın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iste-yine-karsimdasin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4398</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eskiz Sokak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jul 2016 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Sokak Sanatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4372</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8216;Her şey geçer hayat kalır.&#8216; der Ortaçgil. Günlerdir elimizde neyin kaldığına bakıyorum ara ara. Kalanları ne denli hatırladığımıza bakıyorum. Çünkü bir şeyin kalıcı olması için hatırlanması gerekir. Hatırlanmalıdır ki detaysız da olsa bir eskiz gibi çizgisel ve gölgeli olsun. Tarihin sayfalarına kazıyarak ekleyeceği patlamanın üzerinden 5 gün kadar geçmiş oluyor bu yazıyı yazarken. Ve daha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/">Eskiz Sokak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8216;Her şey geçer hayat kalır.</em>&#8216; der Ortaçgil. Günlerdir elimizde neyin kaldığına bakıyorum ara ara. Kalanları ne denli hatırladığımıza bakıyorum. Çünkü bir şeyin kalıcı olması için hatırlanması gerekir. Hatırlanmalıdır ki detaysız da olsa bir eskiz gibi çizgisel ve gölgeli olsun.</p>
<p>Tarihin sayfalarına kazıyarak ekleyeceği patlamanın üzerinden 5 gün kadar geçmiş oluyor bu yazıyı yazarken. Ve daha nice bombanın üzerinden aylar geçiyor. Parçalanan bedenler, uzuvlarını yitiren insanlar, patlamanın bıraktığı izler…</p>
<p>Hafızamıza kazınması için yaşamak mı gerekir? Yoksa hissetmek sadece vicdanla mı ilgilidir?</p>
<p>Tüm bunlara rağmen birileri şiirler yazar, resimler çeker, ayrılır, aşık olur, kitaplar okur. Akış bir şekilde devam eder. Etmek zorunda kalır. Sürekli hatırlamak vicdanı eylemsel bir çabaya sürükler. Sürüklendikçe yaşamak ağırlaşır. Korkular daha da büyür. Tıpkı gözlerimizde büyüyen şehirler gibi.</p>
<p>Ama bir şekilde bu da biter. O şiir yazan, resim çeken, aşık olan, kitap okuyan, çalışan çabalayan insanlarda ölür. Belki de bir bombanın parçası saplanır kafatasına, iç organlarına. Onu hayattan koparıp götürür. İnandırıldığımız bir inanca göre de iyi bir yerdedirler. Ama göremeyiz, göremem.</p>
<p><figure id="attachment_4375" aria-describedby="caption-attachment-4375" style="width: 169px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/sosok-duvari-siiri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4375 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/sosok-duvari-siiri-169x300.jpg?resize=169%2C300" alt="&quot;Martsa eğer ve hayatsa yaşadığımız&quot;" width="169" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/sosok-duvari-siiri.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/sosok-duvari-siiri.jpg?w=266&amp;ssl=1 266w" sizes="(max-width: 169px) 100vw, 169px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4375" class="wp-caption-text">&#8220;Martsa eğer ve hayatsa yaşadığımız&#8221;</figcaption></figure></p>
<p style="text-align: center"><em>&#8220;Ne olur bitse şiirler</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Ya da gitse bir kadın</em></p>
<p style="text-align: center"><em>alıp ilhamını</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Yine de patlar bombalar</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Yine de sevişir kediler</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Martsa eğer</em></p>
<p style="text-align: center"><em>ve hayatsa yaşadığımız&#8221;</em></p>
<p>Taksimde İtalyan Konsolosluğuna çıkan dar ve yokuş aşağı olan o sokakta, duvarda yazıyordu bu satırlar. Bir eskizi hatırlatır gibi duruyordu duvarda. Çizgiselleşen binlerce acı, ölüm, aşk bir eskizi anımsatıyordu. Anımsattıkça çoğalıyordu kaygılar. Umut bir yerden sıyrılmayı bekliyordu.</p>
<p><figure id="attachment_4374" aria-describedby="caption-attachment-4374" style="width: 287px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hayat-kalir.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4374 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hayat-kalir.jpg?resize=287%2C384" alt="Hafızamıza kazınması için yaşamak mı gerekir? Yoksa hissetmek sadece vicdanla mı ilgilidir?" width="287" height="384" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hayat-kalir.jpg?w=287&amp;ssl=1 287w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hayat-kalir.jpg?resize=224%2C300&amp;ssl=1 224w" sizes="(max-width: 287px) 100vw, 287px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4374" class="wp-caption-text">Hafızamıza kazınması için yaşamak mı gerekir? Yoksa hissetmek sadece vicdanla mı ilgilidir?</figcaption></figure></p>
<p>Duvarları yazılarla dolduruyorduk. İçimizde şiddetlenen derinliği atıyorduk sokağa. Çünkü sokak senindi, benimdi, bizimdi. Yazdıkça özgürleşecektik. Yazdıkça tutsaklığımız sevişmenin ötesine gidecekti. Biz olacaktık. Ben sen, sen ben olacaktık. <strong>&#8216;Eskiz Sokak&#8217;</strong> bizi bütünleştirecekti. Bütünleştikçe yaşamın renklerine erişecektik. Sevmeyi öğrenecektik, aşık olmayı öğrenecektik! Gökyüzünü sahiplenmeyi belki de.</p>
<p>Eskidikçe sokaklar yazılar kalacaktı; belki aylar sonrasına belki yıllar sonrasına. Ama yazılar hep kalacaktı. Eskidikçe eksilmemeye çabalayacaktık. Eskizleşecekti yazılarımız. İçlerinde binlerce gölge kabaracaktı. Sokak eskizleşecekti. Sokak bizim olacaktı. Bir kadın yine gidecekti ve şiirler yine bitecekti ama biz hep umut edecektik. Her şeye rağmen umut.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/">Eskiz Sokak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4372</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zamanın Kağıt Hali</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Jul 2016 10:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[In Time (Zamana Karşı)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4331</guid>
				<description><![CDATA[<p>Justin Timberlake‘in&#160; In Time (Zamana Karşı) filmini izlediniz mi bilmiyorum. İşleyişi, oyunculuğu eleştirilebilir olan filmin konusu gayet sıra dışı, fakat her ne kadar sıra dışı görünse de aslında temelde günümüz dünyasının tam bir yansımasıdır. İzlemeyenler için kısaca özetleyecek olursam; film paralel bir dünyada ya da gelecekte geçiyor. In Time filmini ilginç kılan ise; tüm dünya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/">Zamanın Kağıt Hali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Justin Timberlake</strong>‘in&nbsp; <strong>In Time (Zamana Karşı)</strong> filmini izlediniz mi bilmiyorum. İşleyişi, oyunculuğu eleştirilebilir olan filmin konusu gayet sıra dışı, fakat her ne kadar sıra dışı görünse de aslında temelde günümüz dünyasının tam bir yansımasıdır. İzlemeyenler için kısaca özetleyecek olursam; film paralel bir dünyada ya da gelecekte geçiyor. <strong>In Time</strong> filmini ilginç kılan ise; tüm dünya insan yaşamının zamanı üzerine kurulmuş olmasıdır. Yani herkes birbirine ömründen zaman verebiliyor ve alabiliyor. Tüm döngü insanların birbirine para vermesi yerine ömründen zaman vermesi üzerine kurulu ve tabi insanoğlunun olduğu her yerde ve tüm zamanlarda olduğu gibi kapitalist sistem bu dünyada da hakim. Yani birkaç kişide çok zaman var, büyük çoğunlukta az zaman var. Nitekim bu filmde de aynı şey söz konusu. Güçlü kapitalislerin yaşamak için milyonlarca yılı var, güçsüz fakirlerin ömürlerini kapitalistler sömürdüğü için &nbsp;kısacık yaşamları var.</p>
<p><figure id="attachment_4332" aria-describedby="caption-attachment-4332" style="width: 672px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4332 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=640%2C400" alt="In Time (Zamana Karşı)" width="640" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?w=672&amp;ssl=1 672w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4332" class="wp-caption-text">In Time (Zamana Karşı)</figcaption></figure></p>
<h2>In Time (Zamana Karşı)</h2>
<p><strong>Zamana Karşı</strong> filmi her ne kadar fantastik görünse de metafiziki durum dışında günümüz dünyası da böyle değil mi? Para dediğimiz şey zamanımız değil mi? O parayı elde etmek için bir çoğumuz istemeye istemeye ömürlerimizden zamanlar harcamadık mı? Zamanımıza karşılık para almıyor muyuz?</p>
<p>Kapitalist mevcut dünya sistemi&nbsp; zamanımızı, ömrümüzü kendi ürettikleri bir kağıt parçasına değiş tokuş ile bizi birer köleye çevirmiş durumda. Şu zamanlarda buna modern kölelik diyorlar. Eski çağlardan kalan kölelik sisteminden hiçbir farkı yok. Tek farkı, nasıl bir köle olabileceğini seçme şansının olmasıdır. Yani sistem ve sistemin en başındakiler ömrümüzden harcadığımız zaman kadar bize bir şeyler veriyorlar.</p>
<p>Yapılan araştırmaya göre neredeyse %80’imiz yaptığı işten memnun değil, yani istemediğimiz bir şeyler yapıyoruz ve ömrümüzün çoğu zamanını buna adıyoruz. Başka bir şekilde açıklayacak olursam eğer; ayda 2000 TL maaş alan bir kadın ay sonunda yine kapitalist sistemin elinde olan sosyal ve güncel medyanın dayatmasıyla gidip 500 TL’ye bir çanta aldığında aslında o çanta ödenen 500 TL değildir. O kadın, o çantaya ömründen 1 hafta vermiştir, farkında değildir. Yine 5 yıl boyunca bir otomobil almak için 60 bin TL para biriktiren bir adam 5 yılın sonunda o arabaya 60 bin TL vermemiştir. O adam, o arabaya 5 yıl ömür vermiştir. 60 bin TL o adamın ömrünün kağıt formatıdır sadece.</p>
<p>Ömrümüzü kağıda çevirdiler ve adını para koydular. Bu parayı bizden almak için bin bir türlü sistem geliştirdiler. Moda dediler, trend dediler, hep daha fazla iste diye her yere sloganlar yaydılar&#8230; İnsanların ömründen çalarak zengin olmuş birini başarının sembolü, idol olarak gösterdiler.</p>
<p>Sadece bir defa yaşayacağımız bu hayatta ömrümüzün her bir saniyesi bile bu kadar değerliyken, günlerimizi, haftalarımız, aylarımız, yıllarımızı ömür hırsızlarına kaptırmamamız dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/">Zamanın Kağıt Hali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4331</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sokağın Ezgisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sokagin-ezgisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sokagin-ezgisi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Jun 2016 11:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4236</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hepimizin &#8216;büyük&#8217; dertleri olmuştur yaşamında. Kimisi paçasını kurtarabilmişken kimisi dibe vurmuştur. Bakın o dibe vuran insanların suratlarına, kocaman bir mutsuzluk göreceksiniz. Kazandıklarını &#8216;yaşanmışlık&#8217; olarak tanımlarlar. Peki ya, mutsuzluklarının tek sebebi sokaktaki ezgiyi duymamalarıysa ve kazandıklarından ziyade kaybettikleri koskoca bir yaşamsa? İddia ediyorum , mutlu olmanın hiçbir koşulu yoktur. Sen istedikten sonra cehennemin ortasında bile gülümseyebilirsin. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokagin-ezgisi/">Sokağın Ezgisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimizin &#8216;büyük&#8217; dertleri olmuştur yaşamında. Kimisi paçasını kurtarabilmişken kimisi dibe vurmuştur. Bakın o dibe vuran insanların suratlarına, kocaman bir mutsuzluk göreceksiniz. Kazandıklarını &#8216;yaşanmışlık&#8217; olarak tanımlarlar. Peki ya, mutsuzluklarının tek sebebi sokaktaki ezgiyi duymamalarıysa ve kazandıklarından ziyade kaybettikleri koskoca bir yaşamsa?</p>
<p>İddia ediyorum , mutlu olmanın hiçbir koşulu yoktur. Sen istedikten sonra cehennemin ortasında bile gülümseyebilirsin. Duy sadece sokaktaki ezgiyi. İstediğin her şeye sahip olduktan sonra bile eksiklik hissedeceksindir, çünkü yoksunsun o ezgiden. Çünkü,nasıl mutlu olunur öğrenmemişsin.</p>
<p>Sokağın ezgisi bazen evsiz bir adam olur, bazen çocuk kahkahası, bazen ailen olur, bazense kız çocuğun&#8230; Bazen mesleğin olur,bazen sinir bozan patronun, bazen korkuların olur; bazense deneyimlerin. Her biri sana bir şeyler anlatmak istiyor aslında , anlayacaksın sen de bir gün.</p>
<p>Kimin ne anlatmak istediğini anladığın zaman her koşulda mutlu olmayı da öğreneceksin. Klişe vardır ya hani ; &#8216;bardağa dolu tarafından bakmak &#8216; demek istediğim bu değil kesinlikle. Ben bardağın aslında ağzına kadar dolu olduğunu söylemeye çalışıyorum sana.</p>
<p>Sahiplenme hiçbir şeyi sonuna kadar , hayatının merkezine koyma asla. Her şeyin yokluğuna alıştır şimdiden kendini. Can Yücel demiş, &#8216;Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.</p>
<p>&#8220;O olmazsa yaşayamam.&#8221; demeyeceksin.</p>
<p>Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü&#8230;&#8217;</p>
<p>Yaşarsın ezgiye eşlik ettiğin kadar, mutlu olmayı bildiğin kadar yaşarsın. Bütün sahteliklere rağmen büyük bir samimiyetle yaşarsın. Kimseye bağlanmadan, kaybetmek nedir bilmeden yaşarsın. Dilerim, bir gün sen de benim duyduklarımı duyarsın..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokagin-ezgisi/">Sokağın Ezgisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sokagin-ezgisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4236</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kendi Kararlarımız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kendi-kararlarimiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kendi-kararlarimiz/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Jun 2016 13:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hacı Mehmet Turgut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4217</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ömrü hayatımız boyunca, başkalarının söylediklerini kafamıza takar, kendi yolumuzu bulmakta güçlük çekeriz. Ne zaman rahat bir gün geçirmek istersen, o günü senin için çekilmez kılan birileri olmuştur. Eğer ki kendi seçimlerimizi, kendi istediklerimizi başkalarına danışmadan yapamayacaksak, birey olmanın ne önemi kalıyor. Sırf ailem istedi ya da sevdiğim biri istedi diye çok istediğimiz, hayatımız boyunca mutlu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendi-kararlarimiz/">Kendi Kararlarımız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ömrü hayatımız boyunca, başkalarının söylediklerini kafamıza takar, kendi yolumuzu bulmakta güçlük çekeriz. Ne zaman rahat bir gün geçirmek istersen, o günü senin için çekilmez kılan birileri olmuştur. Eğer ki kendi seçimlerimizi, kendi istediklerimizi başkalarına danışmadan yapamayacaksak, birey olmanın ne önemi kalıyor. Sırf ailem istedi ya da sevdiğim biri istedi diye çok istediğimiz, hayatımız boyunca mutlu olabileceğimiz seçimleri yapamıyoruz. Öyle insan hayatları var ki sırf başkasının istemesiyle, ömrü boyunca yıkımla geçen yaşamlar oluyor. Bu insanların insana yaptığı en büyük kötülük olsa gerek.</p>
<p>Elbette yaratılıştaki temel gaye olan dayanışmayı irdelemiyorum. Mutlaka insanlar zor zamanlarda birbirlerine yardım etmeli. Benim düşündüğüm nokta; neden insanların birbirlerinin hayatlarını etkilediği. Her insan istediği, kendini mutlu hissettiği şeyleri yapmamalı mı? Bu bir suç mu? Öyleyse neden birey, kendi seçimini yaptığı zaman, başkaları tarafından dışlanmak zorunda kalıyor. Doğduğumuzda ve öldüğümüzde yalnız olan bizler, kendi kararlarımızda neden yalnız değiliz. İnsanlar birbirlerini elbette etkileyebilir ama kendi hayatını düzene sokarken, başka hayatları düzenden çıkararak değil.</p>
<p>Bu dünyaya mademki bir kez geliyoruz peki, neden onu kendimiz gibi yaşayamıyoruz. Hiç bir şeyi istemeden yapmaya mecbur değiliz. Kendimiz istemeliyiz. Su bile akıp kendi yolunu bulurken, neden her türlü akılla mükâfatlandırılmış insanlar kendi yönlerini bulmaya çalışırken engellenmeye çalışılıyor. Ben başkasının benim için düşünülmüş hayatı yaşamak istemiyorsam bu itaatsizlik ya da saygısızlık anlamına gelmez, tam tersine kendime duyduğum saygıyı gösterir. “Dinde bile zorlama yoktur” diyen Tanrıya inat, insanların kendi türünü zorlamaları ne kadar doğru. Her insan kendi kararlarını vermekte özgür olmalı. Yaşamak için bir nedenimiz varsa bunu kendimiz için en iyi kendimiz düşünürüz. Zorlama fikirler bir yerde insanı isyana, başarısızlığa sürükler ama kendi özgür irademizle verdiğimiz fikirler her zaman mutluluğa sürükler. Bu hayatta yaşayacaksak kendi fikirlerimizle yaşamalıyız, başkalarının dürtüleriyle değil. Sanırım normal olanda bu olsa gerek. Ben aldığım kararlarla başkaları üzülecek diye kendi kararlarımdan ödün veren biri olarak yaşamayı istemiyorum. Sadece ben olmayı seçiyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendi-kararlarimiz/">Kendi Kararlarımız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kendi-kararlarimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4217</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vazgeçiyoruz Benliğimizden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vazgeciyoruz-benligimizden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vazgeciyoruz-benligimizden/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Jun 2016 11:30:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4197</guid>
				<description><![CDATA[<p>Anlamsızlaştırdığımızı düşünüyorum bazı şeyleri. Mesleğimizi, kimliğimizi, geçmişteki anılarımızı ve gelecek planlarımızı. Vazgeçiyoruz her birinden teker teker. Yaşımız büyüdükçe &#8216;gerçek&#8217; dünyayla tanışıyoruz; kimilerimiz küçükken merhaba diyorlar bu &#8216;gerçek&#8217; dünyaya. Büyümek bizi olgunlaştırıyor mu ruhsuzlaştırıyor mu karar veremiyorum. Büyürken kimilerimiz koruyorlar bizim vazgeçtiğimiz birçok şeyi,olması gereken bu aslında. Sen mesela? Sevdiğin mesleği mi yapıyorsun? Her gün aynı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vazgeciyoruz-benligimizden/">Vazgeçiyoruz Benliğimizden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Anlamsızlaştırdığımızı düşünüyorum bazı şeyleri. Mesleğimizi, kimliğimizi, geçmişteki anılarımızı ve gelecek planlarımızı. Vazgeçiyoruz her birinden teker teker. Yaşımız büyüdükçe &#8216;gerçek&#8217; dünyayla tanışıyoruz; kimilerimiz küçükken merhaba diyorlar bu &#8216;gerçek&#8217; dünyaya. Büyümek bizi olgunlaştırıyor mu ruhsuzlaştırıyor mu karar veremiyorum. Büyürken kimilerimiz koruyorlar bizim vazgeçtiğimiz birçok şeyi,olması gereken bu aslında.</p>
<p>Sen mesela? Sevdiğin mesleği mi yapıyorsun? Her gün aynı saatte uyanıp, asık suratlı insanlara gülümseyerek mi kazanıyorsun paranı? He, hayallerinden vazgeçtin öyle mi? Mesela ressam olacaktın doktor oldun, mesela dünyayı gezecektin karavanla ama öğretmen oldun? Bazen çok gülüyorsun ve arkadaşların sana daha ağır davranmak gerektiğini hatırlatıyor öyle mi? Komşuların ya da Aydın&#8217;daki halan için çoktan evlenmen gerekiyordu ama sen hala laylaylom.</p>
<p>Düşünüyorum da her şeyimizi kaybetmek demek sadece sevdiklerimizin yanımızda görememek değil. Sahip olduğumuz en büyük şeyi kaybediyoruz hiç farkında olmadan; kimliğimizi. Bazılarımızın hevesleri çok küçük yaştan kırılıyor çevresi tarafından, bazılarımıza hiç olmadık sorumluluklar yükleniyor. Bizim de işimize geliyor bunları bahane etmek. Kaçıyoruz kendimizden, oysa tanısak kendimizi, hatırlasak kim olduğumuzu o kadar çok seveceğiz ki.</p>
<p>Bir söz verelim şimdi kendimize, haydi!</p>
<p>&#8216;Dünyanın en büyük sorumluluğunu alsam bile, en büyük acısını çeksem bile, herkes tarafından yargılansam bile,hayallerimden asla vazgeçmeyeceğim. 50 yaşında olabilirim ama ben buyum ve hep aslında buydum. Unutturdular bana benliğimi. 15 yaşındaysam eğer gelecekteki hayallerime gülenlere gülerek cevap veriyorum, bana sorumluluk yükleyip benden olmadığım biri gibi görünmemi isteyen herkesi reddediyorum.Pembeyi mavi görmek istiyorum ve benim için şu andan itibaren bütün renkler mor. Engelleri aşacağım ve kendi kimliğimle ait olduğum yerde mutlu olduğum şeyi yapacağım.&#8217;</p>
<p>Bakınız. <strong>mutluluk çok yakınınızda&#8230;</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vazgeciyoruz-benligimizden/">Vazgeçiyoruz Benliğimizden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vazgeciyoruz-benligimizden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4197</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bizim Henry</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bizim-henry/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bizim-henry/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Jun 2016 07:30:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4182</guid>
				<description><![CDATA[<p>1822 de Yunanistan&#8217;ın bağımsızlık mücadelesine İngilizler ve Fransızlar da destek vererek yüksek rütbeli subaylar gönderirler. Yunanistan&#8217;daki son kale  olan Korint şehrini Osmanlı subayı Salih ağa savunmaktadır. Salih ağa savunmayı kaybedip Yunanlılar tarafından boğularak öldürülür. Eşinin de sarayda kucağında çocukla o oda bu oda kaçtığı söylenir. En sonunda Yunanlı askerler kadını bir odada sıkıştırır. Kadın cama [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizim-henry/">Bizim Henry</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>1822 de Yunanistan&#8217;ın bağımsızlık mücadelesine İngilizler ve Fransızlar da destek vererek yüksek rütbeli subaylar gönderirler. Yunanistan&#8217;daki son kale  olan Korint şehrini Osmanlı subayı Salih ağa savunmaktadır. Salih ağa savunmayı kaybedip Yunanlılar tarafından boğularak öldürülür. Eşinin de sarayda kucağında çocukla o oda bu oda kaçtığı söylenir. En sonunda Yunanlı askerler kadını bir odada sıkıştırır. Kadın cama doğru giderek belki kurtulur ümidiyle kucağındaki henüz beş yaşlarında olan oğlunu aşağı atar. Aşağıda bir Fransız subayı olaya şahit olur. Çocuğu yakalar ve kucağındaki çocukla kadının katledilişine tanıklık eder. Durumdan çok etkilenir ve tıpkı kuzey Irak a giden ve vatanlarına bir muhalif olarak geri dönen bazı Amerikan ordu mensupları gibi Yunan düşmanı olur çıkar.</p>
<p>Salih ağanın oğlu küçük Salih&#8217;le Fransa&#8217;ya döner. Çocuğu nüfusuna alır. Saraya yakınlığıyla bilinen bir aileye geçici bakıcılık için verir. Bu esnada bu aile çocuğu kral ve kraliçe ye vaftiz ettirir ve ona Theophile Louis Henry ismini verirler.</p>
<p>Çok uzatmayalım. Ailenin zenginliği ve birazda saray desteği çocuğun işlerini kolaylaştırır ve donanmada subay olur. Bizim Henry bir görev için Yunanistan&#8217;a gönderilir. Orada daha önce yarım yamalak bildiği gerçekleri nihayete erdirir. Babasının mezarını ziyaret eder ve Fransa&#8217;ya döndüğünde Salih ismini almak istediğini krala bildirir. Kral başarılı bu subayın isteğini kırmaz. Ancak hala var mı bilmiyorum ama daha yakın günümüze kadar Almanya da dahi var olan o dilde orijinal isim koyma geleneği gereği ve Salih isminin Fransızca da yeri olmamasından ötürü ismini Saly olarak koyabileceği söylenir. Kaderin şu cilvesine bakın ki O günden sonra ismi Theophile Saly olan bizim küçük Salih; Kırım meselesinden dolayı Osmanlı-Rusya arasında çıkan savaşta, Osmanlı&#8217;nın müttefiki olan Fransa&#8217;nın donanma subayı olarak Karadeniz&#8217;e gönderilir.</p>
<p>Bugün Kırım elimizden çıkmıştır belki ama Salih&#8217;in komutasında ki cephe başarı kaydetmiş,Fransa da terfi ve onur madalyasına layık görülmüştür. Çocukları ve torunlarıyla ilgilide bilgiler var. Mezar taşına soyu Türklüğünü ve islamlığını unutmasın diye çocuklarının hilal ve gemi yaptırdığı gibi.</p>
<p>Ama ben bu hayat hikayesinden çıkacak onlarca dersten sadece birine değinmek istiyorum. Hani Fravun&#8217;un kucağında Hz. Musa&#8217;yı büyüten Rabbim in insanlığa vermek istediği mesaj gibi. Hani 13. yy da islama savaş için gelen haçlı ordusundaki 90 bin kılıç ve ok dahi kullanamayan kimi tarihçiye göre 12 yaş altı çocuğun 45 bininin Alp dağlarında telef olup geri kalan 40 binininde İslam ordusuna esir düşerek, müslümanlaşarak ilerleyen zamanlarda haçlılara karşı savaşması gibi. İşte böyle bir ders. Salih ağanın oğlu Saly kim bilir nelere daha  vesile oldu.</p>
<p>Siyah ve beyazın , haklıyla haksızın girift bir şekilde flulaştığı şu dönemde bu hikayelerden ders almamız ve Allah&#8217; a teslimiyet noktasında kendimizi sınamamız gerekmez mi? Çalışıp işimizi hakkıyla yaptıktan sonra Allah&#8217;ın bizi neye ve kimlere hizmet ettireceği konusunda ne kadar değiştirebiliriz kaderimizi.</p>
<p>Bu noktada bize düşen sanırım teslimiyet. Neredesin hırs zindanına hapsedilmiş tevekkül.<br />
Selametle</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizim-henry/">Bizim Henry</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bizim-henry/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4182</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Popülarite Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 16 Jun 2016 08:01:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4082</guid>
				<description><![CDATA[<p>İçine düştüğümüz ve farkında olmadan büyük fedakarlıklar ettiğimiz şey mi? Kimine göre sevilmek, bilinmek veya beğenilmek kimine göreyse saygı duyulmak mı? Elimizdeki telefon, facebooktaki şakalar, twitter mı? İnstagramda gezdiğimiz yerlerdeki &#8216;mutlu&#8217; olduğumuz fotoğraflarımız mı? Beğenmek, yorum yapmak, paylaşmak mı? Hangisi? Popülarite nedir? Koskoca bir yanılgının içerisindeyiz. Bırakmak gerekir bu telefon denen icadı dedim ve birgün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/">Popülarite Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İçine düştüğümüz ve farkında olmadan büyük fedakarlıklar ettiğimiz şey mi? Kimine göre sevilmek, bilinmek veya beğenilmek kimine göreyse saygı duyulmak mı? Elimizdeki telefon, facebooktaki şakalar, twitter mı? İnstagramda gezdiğimiz yerlerdeki &#8216;mutlu&#8217; olduğumuz fotoğraflarımız mı? Beğenmek, yorum yapmak, paylaşmak mı? Hangisi? <strong>Popülarite nedir?</strong></p>
<p>Koskoca bir yanılgının içerisindeyiz. Bırakmak gerekir bu telefon denen icadı dedim ve birgün bıraktım gerçekten. Yaklaşık 3 ay kadar elime almadım. Farkındaydım. Üzüldüğümde gerçekten üzülüyordum, gülümsediğimde sahiden. Yaşadığım duyguları facebookta birilerine görüntüleyerek değil hissederek, doruklarında yaşıyordum. Çok şey kazandım, vakit gibi, arkadaş gibi, fikir gibi,bilgi gibi. Daha fazla izledim insanları daha fazla düşündüm ve daha fazla konuştum. Kısacası 3 ay bana güzel şeyler kattı.</p>
<p>Sonrasında yabancı gibi baktım telefona ama ihtiyaç duydum. İhtiyaç duymak&#8230; Ne acı, mucidi henüz bu icadı düşünmemişken insanların onsuz yaşayabildiği şeyin şu anda bir ihtiyaca dönüşmesi. Ne acı ki insanların bunu sadece ihtiyaç doğrultusunda değil, bir uyuşturucu bağımlısı gibi kullanmaları. Farkındalık. Azalıyor..</p>
<p><strong>Popülarite</strong> dediğimiz şey tam da burada yeşilleniyor aslında. Sosyal medyanın bir suçu yok bunda, aptal olan bizlersek facebook n&#8217;apsın? Popüler olanın peşinden koşmak asıl hata, hem de hiç düşünmeden. Benden sizlere naçizane bir tavsiye; yaşayın. Fikirlerinizi sosyal medya aracılığıyla değil konuşarak paylaşın. Bütün duygularınızı facebooktan önce siz yaşayın çünkü zaman geçiyor&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/">Popülarite Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4082</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalem Kağıda Düşerse</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalem-kagida-duserse/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalem-kagida-duserse/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Jun 2016 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sema Mete]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3977</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben düşlere düştüğümden beri yoruyorum, yoğuruyorum. Zamanı kollamadan gelen ansız hayallerin ritmiyle boğuşuyorum. Pencerenin kıyısından bakıyorum gözümün önünden düşüp savrulan uçuşanlara. Avare avare gezen bir uçak nasıl düştüyse önce hızlı sonra aheste aheste öyle aklıma düşüyor işte. Üzerime asla olmayan belimi kavramayan bir pantolonun düşmesi gibi sıyrılıveriyor üstümden. Hayatımın odacıklarındaki kuytulara dağılan her bir kısmı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalem-kagida-duserse/">Kalem Kağıda Düşerse</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben düşlere düştüğümden beri yoruyorum, yoğuruyorum. Zamanı kollamadan gelen ansız hayallerin ritmiyle boğuşuyorum. Pencerenin kıyısından bakıyorum gözümün önünden düşüp savrulan uçuşanlara. Avare avare gezen bir uçak nasıl düştüyse önce hızlı sonra aheste aheste öyle aklıma düşüyor işte. Üzerime asla olmayan belimi kavramayan bir pantolonun düşmesi gibi sıyrılıveriyor üstümden. Hayatımın odacıklarındaki kuytulara dağılan her bir kısmı derlemeye çalışırken buluyorum kendimi. Onlarla belendiğimi, onlarla yalpalandığımı görünce onlarla düşüp kalkmaktan usanmayacağım acı bir memnuniyet yerleşiyor zihnime. Hani yağmur yağar da camdaki buhuru görmek istemezsiniz, silersiniz yağmur damlalarını en  uzağı en netliği görebilmek için öyle yaklaşıp öyle uzaklaşıyorum işte… Korkuyorlar önce huzura çıkmaktan, küçük düşmekten, rezil olmaktan ama bilmiyorlar üzerine düşmekten inşa olmadığını. Yıllanıyorlar çiğ düşüyor üzerlerine saçlarına kır düşer gibi. Halbuki kimisi çetrefilli kimisi ucu bucağı olmayan yürek hoplatan hevesli hareler, kimisi de  ara ara  gönle düşen bazen acıtan bazen sızlatanlar olarak yola düşmeyi ihmal etmiyorlar. Düşünceyi düşünmeyi rahat bırakmayıp yorganlara bürünüp büzülüp yola çıkan yosunlaşmış yorgunluğu yoğuran yokluk, sessiz sesiz ilik ilik ilerlemeyi kuytuların kundağında sakınıp saklamayı başarırken bile. Kar düşüyor böyle olunca zihnime çığ düşer gibi, hayallerin karsı tarafına denk düşer gibi… Yorgun düşüyor kelimeler, zayıf düşüyor cümleler anıların esir düşmesi gibi işte. Bir şehrin savunmasını tamamlayamayıp düşmesi, bir fikrin kötü yola düşmesi, ünlü bir adın tarihlere düşmesi, coşkulu bir haber verirken telefonun düşmesi, yüreklere ateş düşmesi, alışkanlığın damarlarına sirayet edercesine düşmesi gibi birbiri peşine düşerek arkaya öne sağa sola sıralanıyorlar sıradanlığa düşer gibi. Bakarken bir çocuğun ateşi düşüyor yine,  bir zengin fakirliğe düşüyor aldanarak. Hızı düşüyor enflasyonun, altının. Zaman aşımına uğruyor tesadüflerle uygun yere düşenler. <a href="http://www.kayakirtasiye.com.tr/yazi-gerecleri-kalemler"><strong>Kalem</strong></a> kağıda nasıl düştüyse…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalem-kagida-duserse/">Kalem Kağıda Düşerse</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalem-kagida-duserse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3977</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sınırsız Müp&#8217;taze&#8217; Çabalar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Jun 2016 12:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Siya Siyabend]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3948</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşli bir Haziran gününde yürüyordum sokakta. Kulaklığımdan gelen sese eşlik ederek. Etrafı izlemeye koyuldum bir yandan. Sokak delilikti. Sokak devrimdi. Belki de şu yaşıma kadar hiç düşünmediğim birçok şeyi düşündürüyordu bana. Bir insan seli vardı. Etrafı izlerken şu sorular belirdi zihnimde; &#8216;Neredeyim, neredeyiz, nereye gidiyoruz ve gideceğiz..?&#8217; Bu soruları takiben daha çok soru sormaya başladım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/">Sınırsız Müp&#8217;taze&#8217; Çabalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşli bir Haziran gününde yürüyordum sokakta. Kulaklığımdan gelen sese eşlik ederek. Etrafı izlemeye koyuldum bir yandan. Sokak delilikti. Sokak devrimdi. Belki de şu yaşıma kadar hiç düşünmediğim birçok şeyi düşündürüyordu bana. Bir insan seli vardı. Etrafı izlerken şu sorular belirdi zihnimde; &#8216;Neredeyim, neredeyiz, nereye gidiyoruz ve gideceğiz..?&#8217;</p>
<p>Bu soruları takiben daha çok soru sormaya başladım kendime. Düşünmek istiyordum. Anlamak, çabalamak istiyordum. Sorular sordukça kendime sorularımın sınırsızlaşmaya başladığını fark ettim? Durdurmalıydım bu gidişatı. Sınır çizebilmeliydim. Sınırlar olmadan olur muydu?</p>
<p>Sınırlar her ne kadar içsel bir isyana sürüklese de yeni bir hareketlilik getiriyordu insan zihnine. Sınırlar olmasaydı şairler şiirler yazar mıydı? Yazarlar köşe yazılarında çıldırasıya haykırır mıydı yada romanlar bu kadar dokunaklı olur muydu? Akıl Hastaneleri düşündükçe çürüyen insanlarla dolup taşar mıydı..?</p>
<p>Sınırın da bir sınırı olmalıydı. Bu kadar acımasız olmamalıydı sınırlar yada yaratıcıları. Sınırında sınırları olsaydı bu kadar çok alışmazdık erken ölümlere. Kaç işçi göçükte yaşamını yitirdi bugüne değin? Kaç trans hayatına son verdi? Kaç kadın hayatını kaybetti? Kaç çocuk cinsel istismara uğradı? Kaç tiyatro kapatıldı? Kaç kitap yasaklandı? Kaç şair sürgün edildi? Kaç? Kaç? Kaç? Düşündükçe aklımı yitireceğime kanaat getiriyordum. Kendi hipotezimi çürütmeye başlıyordum bu defa. Sınırlarında sınırı olduğu için mi bu kadar acı biriktirdik. İyi yanı vardı hani? Hani yeniden üretmeye başlardı insan? Kafamı hissetmemeye başlıyordum. Ah şu sokaklar! Ah şu memleketimin rengahenk insanları!</p>
<p><figure id="attachment_3949" aria-describedby="caption-attachment-3949" style="width: 592px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3949 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=592%2C374" alt="Siya Siyabend grubunun solisti Bizon: 'Şu yeryüzü cennet, cennet, cennet, cennet şu cinnet cennet olsun...'" width="592" height="374" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?w=592&amp;ssl=1 592w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=300%2C190&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 592px) 100vw, 592px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3949" class="wp-caption-text">Siya Siyabend grubunun solisti Bizon: &#8216;Şu yeryüzü cennet, cennet, cennet, cennet şu cinnet cennet olsun&#8230;&#8217;</figcaption></figure></p>
<p>Güneşli bir Haziran&#8217;ı karartmıştım. Tam da bu anda yağmur bastırdı ansızın. Kulaklığımdan gelen ses yağmurun başlangıcıyla başa sardı nakaratı. Şöyle söylüyordu <strong>Bizon</strong>;</p>
<p>&#8216;<em>Şu yeryüzü cennet, cennet, cennet, cennet şu cinnet cennet olsun&#8230;</em>&#8216;</p>
<p>Eşlik etmeye devam ettim ona. Kendi dünyamda müptelası olduğum sorularla taze bir başlangıç arıyarak.</p>
<p>Sınırsızlığı kıyısından köşesinden yakalayabilen <strong>Müp&#8217;taze&#8217;</strong> çabalarımla..</p>
<p><strong>Not:</strong> Bizon adıyla bahsettiğim kişi <strong>Siya Siyabend</strong> grubunun solistidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/">Sınırsız Müp&#8217;taze&#8217; Çabalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3948</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Canım Bilinçaltım &#8211; 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Jun 2016 05:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[vesikalık fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3940</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçükken hep ‘eşsiz’ bir kız olmayı hayal ederdim. Benzersiz manasında yani, evren onu mecaz algıladıysa demek ki… Ondan diyorum bu yalnızlık. Hayır hayır, şikâyet etmiyorum, aslına bakarsan seviyorum bile bu özgürlüğü. Yine de dilimden düşüremiyorum. Ben de nasıl bir çocukluk geçirdiysem artık, bilinçaltımın kafası bir milyon. Hatırlayıp güldüğüm şeylerden biri de ‘Meksikalı fotoğraf çektirmek’ Ciddiyim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/">Canım Bilinçaltım &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küçükken hep ‘eşsiz’ bir kız olmayı hayal ederdim.</p>
<p>Benzersiz manasında yani, evren onu mecaz algıladıysa demek ki…</p>
<p>Ondan diyorum bu yalnızlık.</p>
<p>Hayır hayır, şikâyet etmiyorum, aslına bakarsan seviyorum bile bu özgürlüğü.</p>
<p>Yine de dilimden düşüremiyorum.</p>
<p>Ben de nasıl bir çocukluk geçirdiysem artık, bilinçaltımın kafası bir milyon.</p>
<p>Hatırlayıp güldüğüm şeylerden biri de ‘Meksikalı fotoğraf çektirmek’</p>
<p>Ciddiyim.</p>
<p>Şöyle yani, ben o vesikalık fotoğraf olayını yanlış anlamışım da biraz, bir miktar…</p>
<p>Ne var canım bunda bu kadar gülecek, çocukluk işte.</p>
<p><strong><em>“Annemle Meksikalı fotoğraf çektirmeye gidiyoruz”</em></strong> diyerek ayrılmıştım bir defasında mahalle arkadaşlarımdan.</p>
<p>Mahallede büyüdüm ben ya, ötesi var mı?</p>
<p>İyi ki de büyüdüm, bugün ne kadar hikâyem varsa hepsi mahalleden kalma.</p>
<p>Bir de şey takılıyor kafama, hadi ben onu Meksikalı anlıyordum da, herkes mi öyle anlıyordu?</p>
<p>Bir Allah’ın kulu da yavrum evladım çocuğum diyerek uyarmaz mı insanı?</p>
<p>Neyse, olan oldu artık.</p>
<p>Hem bak fena mı, bana düşündükçe eğlenecek bir şey çıktı.</p>
<p>Belki biraz da size…</p>
<p>Siz diyorsam, mesafe koyduğumdan değil hani, çoğul hayal ettiğimden.</p>
<p>Tamam tamam, bitiriyorum.</p>
<p>Daha gidip metroda yakışıklı bir erkeğin bana yer vermesini dileyeceğim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/">Canım Bilinçaltım &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3940</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Haydi!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/haydi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/haydi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Jun 2016 12:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevda Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3935</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zaman geçiyor ve yıllar ardı ardına diziliyor. Bir solukta yaşıyoruz hayatı ve bir solukta sonlandırıyoruz. Ömür dediğimizi hayallerle, gerçekler arasında sıkışarak tüketiyoruz&#8230; Sabaha kadar oturup geceyi seyre dalmak, ardından güneşin doğuşuyla yoğrulmak istiyor insan. Günlük koşuşturmacaları bir kenara bırakarak soluklanırken, endişenin yerini huzura devretmesini istiyorum. Şöyle bir dinlesek kafamızı, uzatsak ayaklarımızı, bizleri en çok mutlu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/haydi/">Haydi!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman geçiyor ve yıllar ardı ardına diziliyor.</p>
<p>Bir solukta yaşıyoruz hayatı ve bir solukta sonlandırıyoruz.</p>
<p>Ömür dediğimizi hayallerle, gerçekler arasında sıkışarak tüketiyoruz&#8230;</p>
<p>Sabaha kadar oturup geceyi seyre dalmak, ardından güneşin doğuşuyla yoğrulmak istiyor insan.</p>
<p>Günlük koşuşturmacaları bir kenara bırakarak soluklanırken, endişenin yerini huzura devretmesini istiyorum.</p>
<p>Şöyle bir dinlesek kafamızı, uzatsak ayaklarımızı, bizleri en çok mutlu eden şeyleri yapsak.</p>
<p>Hırslarımızdan, öfke nöbetlerimizden sıyrılsak mesela.</p>
<p>İçimizi, varoluşumuzun asıl nedeniyle doldursak da kalp kırmasak. Pişmanlıklarımızı bir köşeye bırakıp, keşke demeyeceğimiz bir hayatın tohumlarını serpebilsek.</p>
<p>Hüzünler yakamızı bıraksa, her insanın hayatını sevinçler kaplasa hiç fena olmazdı mesela&#8230; Hayat bu kadar güzel olsaydı şikayet etmez miydik ki?</p>
<p>Bir şeyi iki defa üst üste yapınca monotonluktan şikayet eden insan, bundan da şikayet etmez miydi ki?</p>
<p>Önemli olan hayatımızın sürekli güzellikler içinde geçmesi değil, karşılaştığımız zorluklarla dimdik ayakta durabilmek.</p>
<p>Zorluk olmadan, kolaylık olmaz.</p>
<p>Emek olmadan, ekmek kazanılmaz.</p>
<p>Lokma çiğnenmeden, karın doymaz.</p>
<p>İşte tam da bu yüzden sahip olduklarımızla mutlu olmayı bilmek asıl mesele.</p>
<p>Şikayeti bırakıp, şükredebilmek aslolan. Hayatı, kendinizi engelleyerek, çekilmez kılmayın.</p>
<p>Kendinize, sahip olduklarınıza bir şans daha tanıyın.</p>
<p>Ve unutmayın ki sizin şikayet ettiğiniz hayat başka birinin ulaşmak istediği hayali.</p>
<p>Sizden daha iyi yaşayanlar olduğu gibi sizin sahip olduklarınıza sahip olmanın hayaliyle yaşayanlar çoğunluk da&#8230;</p>
<p>Kendi engelleyip, hayallerini erteleyenler, hayatın monotonluğundan şikayet edip, hayatından bezenler, şans benim kapıma gelmiyor diyenler işte şimdi tam zamanı, haydi!</p>
<p>Sizi mutlu edecek, ufkunuzu genişletecek, hayata karışmanızı sağlayacak işler yapmanın tam vakti.</p>
<p>İnsanlardan yana olan eklentilerinizi minimuma indirin, kendi başınıza yapabileceklerinizi farkedin.</p>
<p>Ve işe koyulun.</p>
<p>Her insan kendi içinde kocaman bir dünya, yapabileceklerinden bir haber kurtarıcı bekliyor.</p>
<p>Bırakın kurtarıcı beklemeyi, kendi kendinizin kahramanı, hayatınızı efendisi olun.</p>
<p>HAYDİ&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/haydi/">Haydi!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/haydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3935</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dertsiz Mi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dertsiz-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dertsiz-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Jun 2016 13:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Aybar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3893</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bana hep dertsiz, tasasızsın diyorlar. Oysa bu yaşıma kadar ne biriktirdiğimi benden  başkası  bilemez. Her gece gözümü kapattığım da geleceğimi düşünmekten dolayı uyuyamıyorum. En büyük hayalim sadece yazmak ama işte hayat şartları bana gelip &#8220;başka iş yap&#8221; diyor. Bunu sürekli kafamda tartıp değerlendiriyorum ama sonuç uykusuzluk. Ben çocukken insanlar çok masumdu, çok iyiydi, kimse kimseyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dertsiz-mi/">Dertsiz Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bana hep dertsiz, tasasızsın diyorlar. Oysa bu yaşıma kadar ne biriktirdiğimi benden  başkası  bilemez. Her gece gözümü kapattığım da geleceğimi düşünmekten dolayı uyuyamıyorum. En büyük hayalim sadece yazmak ama işte hayat şartları bana gelip &#8220;başka iş yap&#8221; diyor. Bunu sürekli kafamda tartıp değerlendiriyorum ama sonuç uykusuzluk.</p>
<p>Ben çocukken insanlar çok masumdu, çok iyiydi, kimse kimseyi öldürmezdi, kimsenin başka yüzü yoktu ve kalp kırmazdı. Büyümeye başlayınca insanlar da çok değişti, ikinci yüzlerinin olduğunu yeni öğrendim, belki de değişen sadece bendim bilemiyorum. Hayat elbette beni çok üzmedi ama kırdığı zamanlar oldu sanırım onları da öğrenmem gerekiyordu. Hayat okulda ki matematik dersi değil. Nasıl denklemler çıkacak kim bilir,  ne yazık ki formülü de yok sen uğraş sen çöz bu kadar. Sessiz, sakin bir kızım hatta birisi bana bağırdığında, hakaret ettiğinde sabredip susuyorum ama öfke bana çok zarar veriyor, sinirimden dudaklarımı yara yapıyorum. Elbette ses çıkarttığım zaman da oluyor bu sefer ben kalp kırıyorum, sonra yine kendime zarar veriyorum bunu anlamak zor.</p>
<p>Bu yaşımda bile ihanette gördüm,kandırıldım, reddedildim ve başka dünyaya gönderdiklerim de oldu hemde sırlarıyla. Ama işte içimde acılar, üzüntüler yaşarken o an mecburiyetten insanlara gülümsemiş olabilirim çünkü göstermeyi hiç sevmem. Aşık da oldum, insanım ve benimde bir kalbim var taştan olmayı da hiç sevmem. Karşılığı genelde hiç olmadı sebebi de benim biliyorum işte o özgüven meselesi. Hep dertsiz, tasasız, güler yüzle, etrafta dolaşıyor olabilirim ama acı çekmediğim gerçeğini de değiştirmez. Palyaço ne kadar mutlu ki.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dertsiz-mi/">Dertsiz Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dertsiz-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3893</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Oysa Nefes Al Dedi Tanrı…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 May 2016 08:57:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3786</guid>
				<description><![CDATA[<p>Diyorum ki bazen, şu içimin penceresi olsa, açsam havalandırsam. Ya da bir balkonu… Şöyle çıksam da derin bir nefes alsam. “İnsan denizi olmayan şehirlerde daha çok boğuluyor” demişti, sevdiğim bir zat-ı muhterem. Nasıl da haklıymış. ‘Ankara’da deniz yok ki anne’ diyorum. Peki, ben neden bu kadar çok boğuluyor. Siz de o kısmı Zehra gibi seslendirdiniz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/">Oysa Nefes Al Dedi Tanrı…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Diyorum ki bazen, şu içimin penceresi olsa, açsam havalandırsam. Ya da bir balkonu…</p>
<p>Şöyle çıksam da derin bir nefes alsam.</p>
<p><strong><em>“İnsan denizi olmayan şehirlerde daha çok boğuluyor”</em></strong> demişti, sevdiğim bir zat-ı muhterem. Nasıl da haklıymış.</p>
<p>‘Ankara’da deniz yok ki anne’ diyorum. Peki, ben neden bu kadar çok boğuluyor.</p>
<p>Siz de o kısmı Zehra gibi seslendirdiniz değil mi? Ben de öyle.</p>
<p>Bir yazı nasıl <strong>‘hiçlenir’</strong> bunu anlatmak istemişimdir belki de.</p>
<p>Ya da bilmiyorum. Şu an mesai saatlerim içerisindeyim ve bunu yazarken yeşil çay molası vermiş olmanın rahatlığını yaşıyorum. Yine de bir amacım yok, bu yazıyı ‘gelişine’ yazıyorum.</p>
<p>Bu arada, ‘ya da’ ile cümleye başlanmaz diyenler olacaktır, aldırış etmeyin onlara.</p>
<p>Hele ki bir de ‘ve’ hiçbir zaman cümle başına gelmez diyenler var…</p>
<p>Başıma bir şey gelmeyecekse, bunların hepsinin ergen olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Peki, ben bunları neden yazıyorum?</p>
<p>Kafamda yine deli sorular.</p>
<p>Yok yok, Serdar Ortaç dinlemiyorum. Hayır, dinleyenlere lafım yok da, ben pop müziğe tahammül edemiyorum. Hepsi bu.</p>
<p>O değil de böyle yazınca Âşık Veysel geldi aklıma. <strong><em>“İnan sana değil kastım, cahille muhabbeti kestim”</em></strong>, derken nasıl da taşı koyuyor olması gereken yere.</p>
<p>Bu yazı hala amaçsızca yol alıyor, farkındasınız değil mi? Tabi buraya kadar okuma konusunda eğilim gösterdiyseniz. Sıkıcı mıyım ya? Ciddi söyle bak. Üzüleceğim diye iyi şeyler söyleme bana.</p>
<p>Bir de bu vardır ya hani. Sen üzülmeyesin diye kötüne kötü diyemez çevrendekiler. Sonra sen de kendini ciddi ciddi bir ‘şey’ görürsün. Ne görürsen artık…</p>
<p>Vallahi kafam güzel değil. Mesai saatleri içerisinde kullanmıyorum. Hoş dışında da pek kullandığım sayılmaz. Ben afyonunu içinde bulanlardanım. Sen de dene bak, seveceksin.</p>
<p>Biraz daha uzatırsam sıkacağım, biliyorum. O yüzden bana yavaş yavaş müsaade. Bu arada niye yazmaya başladığımı da anladım. Nefes almak için işte. Meğerse varmış içimin penceresi. Kafamı pencereden çıkardım, size bir selam çaktım. İyi de geldi hani.</p>
<p>Sözlerime son vermeden önce, <strong>‘Bana Bir Şeyhler Oluyor’</strong> hatırlatması yapmak istiyorum. Bir anda aklıma geliverdi. Hadi açın da izleyelim.</p>
<p><strong><em>“Oysa sevin dedi tanrı. Önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden. Pazarlıksız sevin sizi seveni de, sevmeyeni de…”</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/">Oysa Nefes Al Dedi Tanrı…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3786</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Merhamet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/merhamet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/merhamet/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 May 2016 09:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Erim]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3773</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsan Dışındaki Her Şey Konuşsaydı Vay Halimize… İnanın ağzımızdan girip burnumuzdan çıkarlardı. Ne istiyorsun çiçekten, ne istiyorsun kediden, köpekten, ne istiyorsun ağaçtan, fidandan, bırak büyüsün. Çocuğun olduğu zaman tekme atıyor musun, kolunu kanadını kırıyor musun? Affedersin, üstüne işiyor musun? Soruyorum ne istiyorsun? Bırak büyüsün o çiçek mis gibi koku salsın, bırak büyüsün o hayvan. Umutla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/merhamet/">Merhamet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>İnsan Dışındaki Her Şey Konuşsaydı Vay Halimize…</h2>
<p>İnanın ağzımızdan girip burnumuzdan çıkarlardı. Ne istiyorsun çiçekten, ne istiyorsun kediden, köpekten, ne istiyorsun ağaçtan, fidandan, bırak büyüsün. Çocuğun olduğu zaman tekme atıyor musun, kolunu kanadını kırıyor musun? Affedersin, üstüne işiyor musun? Soruyorum ne istiyorsun? Bırak büyüsün o çiçek mis gibi koku salsın, bırak büyüsün o hayvan. Umutla yaşamakla karnını doyurmak için uğraşsın, bırak onun da çocuğu olsun, ne istiyorsun arıdan, bırak bal yapsın, kahvaltıda yerken güzel hiç düşündün mü arının nasıl bal yaptığını? Düşündün mü nasıl uğraştığını bir çırpıda yıkıyorsun onların dünyasını yazık değil mi?</p>
<p>O gülden ne istedin, sevgiline götürürken gözün ondan başkasını görmüyor ama sevgilin yokken nefretle bakıyorsun, neden? Ağaçtan ne istedin, peki yazın altında gölgelenirken senden rahatı yok, işin görülüyor değil mi, işin bittikten sonra nefretle kesmek yakmak niye!</p>
<p>Nefretle bakmak yerine güzellikleri görmeyi denediniz mi, asıl mutluluk baktığında görebilmekte.</p>
<p>İnandığım bir cümle var; “Hayvanları canlıları sevmeyen insanları da sevmez.” diye. Ne kadar doğru bir cümle…</p>
<p>Asıl dost aslında onlar, çünkü sevgi, sadakat, merhamet onlarda var. Bizlerde ise her şey biraz eksik…</p>
<p>O eksik yönlerimizi tamamlayabildiğimiz zaman bu dünya yaşanılası bir yer olacak, inanıyorum.</p>
<p>Biraz <strong>MERHAMET</strong>…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/merhamet/">Merhamet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/merhamet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3773</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeme Kürküm Yeme!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeme-kurkum-yeme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeme-kurkum-yeme/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 May 2016 08:30:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Damla Onuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3706</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çaya alışmışız. Ekmeğe alışmışız. Şekere alışmışız. Sevip tutunduğumuz, mutluluk bulduğumuz her bir şey alışkanlığımız olmuş. Bırakın bu alışkanlıkları diyorlar. “Çayı bırakın, ekmeği ve şekeri bırakın.”, “Size sahte mutluluklar aşılayan alışkanlıklarınızı bırakın.” Bu hususta bize mutluluk veren nedenlerin sahte olup olmadığını araştırmak lazım. Çay mı ekmek mi şeker mi sahte? Benim mutluluğum sahte değil. Sıcacık ekmeğin  [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeme-kurkum-yeme/">Yeme Kürküm Yeme!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çaya alışmışız.</p>
<p>Ekmeğe alışmışız.</p>
<p>Şekere alışmışız.</p>
<p>Sevip tutunduğumuz, mutluluk bulduğumuz her bir şey alışkanlığımız olmuş. Bırakın bu alışkanlıkları diyorlar. “Çayı bırakın, ekmeği ve şekeri bırakın.”, “Size sahte mutluluklar aşılayan alışkanlıklarınızı bırakın.”</p>
<p>Bu hususta bize mutluluk veren nedenlerin sahte olup olmadığını araştırmak lazım. Çay mı ekmek mi şeker mi sahte?</p>
<p><figure id="attachment_3708" aria-describedby="caption-attachment-3708" style="width: 366px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3708 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum.jpg?resize=366%2C550" alt="Yediğimiz içtiğimiz tüm gıdaların genetiğiyle oynayanlar sahte." width="366" height="550" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum.jpg?w=366&amp;ssl=1 366w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3708" class="wp-caption-text">Yediğimiz içtiğimiz tüm gıdaların genetiğiyle oynayanlar sahte.</figcaption></figure></p>
<p>Benim mutluluğum sahte değil. Sıcacık ekmeğin  arasına Erzincan Tulumu koyup yanına bir demlik çay bıraktığım zamanki mutluluğum sahte değil. Ya da muhtaç birine gizliden hazırladığım ekmek çay ve şeker kolisini, evinin önüne bırakıp kaçarken yaşadığım mutluluk sahte değil. Annem: “Sen geliyorsun diye kuzinede ekmek yaptım, tereyağını bana bana yersiniz” derken ruhumu cıvıldatan mutluluk sahte değil.</p>
<p>Peki ne sahte o zaman?</p>
<p><figure id="attachment_3709" aria-describedby="caption-attachment-3709" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum-yeme.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3709 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum-yeme-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Yasaklanan tüm abur cuburlarda ebeveyni ve çocukları zor duruma koyacak cezbedici reklamlar sahte." width="300" height="200" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum-yeme.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum-yeme.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum-yeme.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3709" class="wp-caption-text">Yasaklanan tüm abur cuburlarda ebeveyni ve çocukları zor duruma koyacak cezbedici reklamlar sahte.</figcaption></figure></p>
<p>Yediğimiz içtiğimiz tüm gıdaların genetiğiyle oynayanlar sahte.</p>
<p>Topraktan biteni, ticari kaygılarla elin oğluna satıp bize yine elin ne idüğü belirsiz gıdalarını yediren sistem sahte.</p>
<p>İnsanın insanı çok düşünüyor gibi görünüp aslında hiç de umursamadığı kurallar şirketi sahte.</p>
<p>Bir zamanlar tarlada, bağda bahçede doğum yapıp bebelerini peştamala sarıp getiren analara, iki çuval şeker yüklemesini dayayıp bıçak altına girmeye zorlayan nedenler sahte.</p>
<p><figure id="attachment_3710" aria-describedby="caption-attachment-3710" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum-yeme-kurkum.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3710 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/yeme-kurkum-yeme-kurkum.jpg?resize=250%2C276" alt="Sevip tutunduğumuz, mutluluk bulduğumuz her bir şey alışkanlığımız olmuş. Bırakın bu alışkanlıkları diyorlar." width="250" height="276" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3710" class="wp-caption-text">Sevip tutunduğumuz, mutluluk bulduğumuz her bir şey alışkanlığımız olmuş. Bırakın bu alışkanlıkları diyorlar.</figcaption></figure></p>
<p>Yasaklanan tüm abur cuburlarda ebeveyni ve çocukları zor duruma koyacak  cezbedici reklamlar sahte.</p>
<p>Ya bu inekler sahte ya da mayalanan yoğurtlar&#8230;</p>
<p>Ya bu arılar sahte ya da kavanoza dökülen ballar&#8230;</p>
<p>Ya bu döngü sahte ya da bu döngüye kapılan insanlar&#8230;</p>
<p>Sahi Ademoğlu bir baksana bizim hamurumuzda ne katkısı var?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeme-kurkum-yeme/">Yeme Kürküm Yeme!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeme-kurkum-yeme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3706</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanlar ve Bukalemunlar Alemi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insanlar-ve-bukelamunlar-alemi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insanlar-ve-bukelamunlar-alemi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 May 2016 13:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Erim]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3703</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkes sever ya da seviyor gibi görünür önemli olan karşılıksız sevmek değil midir? Sahi birini menfaat için sevmek insanlar kaldı mı, bakıyorum kalmadı gibi bir şey. İnsanlar gerçek sevgiyi kaybettikleri gibi inanmayı veya o içtenliği yani samimi olmayı da kaybettiler yavaş yavaş. İyi gününde herkes iyi olur emin ol iyi olursan herkes iyidir yüzüne gülerler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanlar-ve-bukelamunlar-alemi/">İnsanlar ve Bukalemunlar Alemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkes sever ya da seviyor gibi görünür önemli olan karşılıksız sevmek değil midir? Sahi birini menfaat için sevmek insanlar kaldı mı, bakıyorum kalmadı gibi bir şey. İnsanlar gerçek sevgiyi kaybettikleri gibi inanmayı veya o içtenliği yani samimi olmayı da kaybettiler yavaş yavaş.</p>
<p>İyi gününde herkes iyi olur emin ol iyi olursan herkes iyidir yüzüne gülerler oturursun sohbet edersin zaman böyle geçer. Aaa bir de fakirsen vay haline. Yanına gelen olmaz, öyle değil midir, cebinde biraz para varsa dostun da çok olur kardeşin de. Ama gerçek dostluk bir tek sigarayı paylaştığın insan değil de nedir!</p>
<p>Kime güvenebilirsin ki şimdi yüzüne gülen ertesi gün arkandan konuşur olmuş hayretle bakarsın şaşırırsın.</p>
<p>Neysen o olacaksın kardeşim bir öyle bir böyle değil.</p>
<p>Bir insanı bir kere aldatabilirsin ikinci kez değil, önemli olan hiç aldatmamak. İnsanlık da burada yatıyor zaten…</p>
<p>Bizler etrafı kalabalık ama bir o kadar da yalnız insanlarız, bizi kalabalık yapan her kafadan sesler…</p>
<p>Artık herkesi boşvermek gerekiyor, insanları anlamak yerine kendimizi anladığımız zaman mutlu oluyoruz. Ben öyle yaptım, mutluyum.</p>
<p>Size benden tavsiye,</p>
<p>AZ İNSAN ÇOK HUZUR!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanlar-ve-bukelamunlar-alemi/">İnsanlar ve Bukalemunlar Alemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insanlar-ve-bukelamunlar-alemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3703</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Unutma İstanbul, Bazen Güzel Bazen Çı̇rkı̇n Ama Hep Özel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/unutma-i%cc%87stanbul-bazen-guzel-bazen-ci%cc%87rki%cc%87n-ama-hep-ozel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/unutma-i%cc%87stanbul-bazen-guzel-bazen-ci%cc%87rki%cc%87n-ama-hep-ozel/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 May 2016 15:28:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Çöplü]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3677</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Beyoğlu baktı ki bir kuş havada.’ O kuş olmak isterdim, İstanbul’u yukarıdan da izleyebilmek için. Aslında İstanbul insanı biraz da kuşlara benzetiyor. Hiçbir yerde sabit değiliz, sürekli bir yerden bir yere uçuyoruz. Kaos&#8230; İstanbul denilince aklıma ilk gelenlerden. Genellikle 2-3 ayda bir giderim İstanbul’a, ayrı bir sevdam vardır. Her gidişimde de biraz değişmiş, biraz büyümüş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unutma-i%cc%87stanbul-bazen-guzel-bazen-ci%cc%87rki%cc%87n-ama-hep-ozel/">Unutma İstanbul, Bazen Güzel Bazen Çı̇rkı̇n Ama Hep Özel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘Beyoğlu baktı ki bir kuş havada.’ O kuş olmak isterdim, <strong>İstanbul</strong>’u yukarıdan da izleyebilmek için. Aslında İstanbul insanı biraz da kuşlara benzetiyor. Hiçbir yerde sabit değiliz, sürekli bir yerden bir yere uçuyoruz. Kaos&#8230; İstanbul denilince aklıma ilk gelenlerden. Genellikle 2-3 ayda bir giderim <strong>İstanbul</strong>’a, ayrı bir sevdam vardır. Her gidişimde de biraz değişmiş, biraz büyümüş olarak dönerim. Bu hareketli şehrin her bir mekanının ayrı ayrı yaşattıklarının yeri farklıdır benim için. Son gidişimde de öğrenebileceğim en değerli derslerden birini öğrendim; İstanbul’da kuşlar gibi uçup farklı karakterlere bürünürken, nereden geldiğimizi asla unutmamamız gerektiği.</p>
<p>Gülü seven dikenine katlanır, yani İstanbul’u seven, pahalı İstanbul’u sevmektedir, durum böyle olunca da doyasıya gezmek için para harcamaktan kaçınmamalıdır. Bir metropol olduğu için yemenin içmenin, gezmenini, alışverişin fiyatları da doğal olarak yüksek oluyor. Yani İstanbul’a gitmeden önce bir birikimle gitmek lazım. Bu sefer popüler mekanlar yerine, kendim mekan keşfedeyim dedim. Artık herkes bilir İstiklal Caddesi’nin o kırmızı tramvayını, Taksim meydanını, bunların hemen arkasına saklanmış Cihangir’dir gözümde asıl orijinal olan. Fiyatları da göz önünde bulundurarak, Cihangir’de yeni açılan mekanları denemek istedim, kahvaltı ve öğle yemeği için. Aklımda belli bir yer olmadan, arkadaşımla beraber attım kendimi Cihangir sokaklarına. Orası hakkında en çok hoşuma giden şey, Cihangir’in kedileri&#8230; Her an her yerden minik yaratıklar fırlıyor, kimi rengarenk kimi ise simsiyah, bembeyaz. Biraz da kediler yol gösterdi bana, onları seveyim derken peşlerine takıldım ve bir apartman girişinde güzel bir restoran buldum. En üst katında lezzetli ve doyurucu bir kahvaltı, tabii boğaz manzarası da eksik olmuyor. Eh tabii durum böyle olunca da, pamuk eller ceplere. Yani İstanbul iyi güzel hoş da, hazırlıksız gelen yandı vallahi. Öğrenci olduğumuzu unutmamak lazım, bir gün böyle zengin bir kahvaltı yaptıktan sonraki sabah, elit bir menü olan ‘simit ve çay’ ile doyurdum karnımı&#8230;</p>
<p>Pahalı ama güzel mekanlarının yanı sıra, herhalde hiçbir mekanda oturmasanız bile, sadece gezerek inanılmaz keyif alabileceğiniz bir şehir İstanbul. Tarih kokan sokakları ve bir oradan bir buradan kültürü ile hem dünyaya karışmış hem de kendini koruyabilmiş. Beyoğlu sokaklarında gezerken Avrupa mimarisinin en net örnekleri çıkıyor karşıma. Mimarlık öğrencisi olduğum için de ayrıca ilgimi çekiyor. Birden bire bir inşaat alanı çıkıyor karşıma, bahçede sıraya girmiş öğrenciler gibi dizilmiş binaların arasında koca bir boşluk&#8230; Hayret ediyorum ilk, bu görüntü çıplak kokuyor. Kimsesiz ve de yurtsuz. Kızıyorum biraz, tarihi binaların yıkımına başlandığı için. Görkemli İstanbul, görkemini tarihini yansıtan binalarından alıyor ve bunun korunması lazım, İstanbul da nereden geldiğini unutmasın diye. Şimdilik çoğu bina yerinde, keyfimiz ve tarih tamamen bozulmuyor ancak umarım gelecekte eskiyi yıkıp yerine yeni ve kimliksiz binaların inşaatı artmaz&#8230;</p>
<p>Son olarak, dertsiz, pervasız, eğlenceli bir yüzü var İstanbul’un. İnsan dertlerinden kaçıyor, anlık olarak unutuyoruz hayatın önümüze çıkardığı engelleri. Kim bu şehirde hareketli ve kaotik yaşam tarzına kaptırmamıştır ki kendini&#8230; Filmlere, dizilere bile konu olan ve herkesin adını duyduğu İstanbul’un meşhur gece hayatı. Diğer şehirlerden ayrı olarak, sahil kenarında ve denizin içinde, hem vapur hem de yarı yüzen binalar şeklinde olan mekanları orijinalliği ile insanları kendine çekiyor. Evet, buralarda eğlenip kafayı boşaltmak güzel. Ancak anladım ki dertlerimizi ne kadar bastırırsak bastıralım, onlar biraz müzikli eğlence ve ya birkaç kadeh ile gitmiyor ne yazık ki. Eski sevgiliyi unutmaya çalışmak, küs olduğumuz arkadaşlarımızdan kaçmak veya pişman olduğumuz hataları sanki yapmamışçasına yaşamaya çalışmak&#8230; Belki sıkıntılarından boğulanlar için İstanbul’un bu umursamaz yüzü bir çare ama geçici bir süreliğine. Problemlerimizi çözmeyi erteleyip kendimizi hızlı yaşama verince, sorunlar çözülmediği gibi bir süre sonra tonla büyüyerek karşımıza çıkıyor. İşte bu hayatın filmlerde gösterilmeyen kısımları. Buna kapılıp gitmemek lazım&#8230; Asıl yapmamız gereken belki de düşüncelerimizi alıp, sorunlarımıza çözüm ararken sahil kenarında bir banka oturmak ve deniz havasını içimize çekerek ‘huzur’u aramak. Eminim ki İstanbul isteyene eğlenceli yüzünü sunduğu gibi, huzurlu ve sakin yüzünü de sunacaktır. Yani demek istediğim; İstanbul’da yüzeysel eğlenceyi her zaman bulabileceğiniz ancak iç huzuru bu şehirde bulmak için, biraz aramanız gerektiğidir.</p>
<p><em>İstanbul</em>’un insanları, boğazın martıları ile bir gözümde. Ekmek derdinde olup vapur kovalayanı da var, kafası nereye eserse oraya uçup, istediği kadar yükseleni de. İnsan, kendine yakışanı yapmalı ve kendini geliştirirken de nereden başladığını unutmamalı. Hepimiz bir kimlik arayışındayız ve bu şehir yeni tecrübeler arayışında olanlar için verimli bir şehir. Mekanları, sokakları ve hızlı hayatıyla bir çok şey katıyor insana. Tabii bu deneyimler bazen keyifli olduğu gibi bazen de insana ‘N’apıyorum ben’ dedirtiyor, her zaman pozitif olmuyor. Ancak iyi ya da kötü, büyütüyor insanı İstanbul, kendisi kadar kocaman yapıyor. Bir gerçek var ki, İstanbul; kuşlarıyla ve biz insanlarını kendine aşık ettirmesiyle güzel. İyi günde ve kötü günde, hem güzel hem de çirkin yüzüyle, içimde özel bir yeriyle denizin üstünde durmaya devam ediyor İstanbul.</p>
<p style="text-align: center">“Her dakikasını ayrı hatırlarım</p>
<p style="text-align: center">Erenköy’de geçen zamanın</p>
<p style="text-align: center">Rüyama girer bir arada</p>
<p style="text-align: center">İstanbul, bahar ve Türkan’ım.”</p>
<p style="text-align: center">&#8211;<strong>Oktay Rıfat (Hatırlama)</strong></p>
<p style="text-align: left">Ayrıca <a href="http://www.sanatduvari.com/attila-ilhanin-ben-sana-mecburum-kitabinda-istanbul/"><strong>İstanbul için yazılmış şiirler</strong></a> için bu makaleye bakabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unutma-i%cc%87stanbul-bazen-guzel-bazen-ci%cc%87rki%cc%87n-ama-hep-ozel/">Unutma İstanbul, Bazen Güzel Bazen Çı̇rkı̇n Ama Hep Özel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/unutma-i%cc%87stanbul-bazen-guzel-bazen-ci%cc%87rki%cc%87n-ama-hep-ozel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3677</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Soma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/soma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/soma/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 14 May 2016 13:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevda Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3657</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dalyan gibi delikanlılara, ağıtlar yakan analara, karalar bağlayan bacılara, yüreği kor yerine dönen kadınlara, babasız kalan çocuklara, yıkılan hayatlara, yarım kalan aşklara, babasız doğan yavrulara mezar oldun SOMA! Toplu mezarları kazdırdın, yürekleri yandırdın, umutları kavurdun SOMA&#8230; Bir lokma aşa, bin canı yandırdın SOMA. Işığı, karanlığa, yaşamayı ölüme çevirdin SOMAAA&#8230; Unutmadık, unutmayacağız. Bir lokma yemeğe, iki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soma/">Soma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dalyan gibi delikanlılara, ağıtlar yakan analara, karalar bağlayan bacılara, yüreği kor yerine dönen kadınlara, babasız kalan çocuklara, yıkılan hayatlara, yarım kalan aşklara, babasız doğan yavrulara mezar oldun <strong>SOMA</strong>!</p>
<p>Toplu mezarları kazdırdın, yürekleri yandırdın, umutları kavurdun SOMA&#8230;</p>
<p>Bir lokma aşa, bin canı yandırdın <strong>SOMA</strong>.</p>
<p>Işığı, karanlığa, yaşamayı ölüme çevirdin SOMAAA&#8230;</p>
<p>Unutmadık, unutmayacağız.</p>
<p>Bir lokma yemeğe, iki kuruş helal kazanca, geleceğe umut bağlamaya, borç ödemeye sebep şereflice can verenleri unutmadık, unutmayacağız.</p>
<p>Onurluca yaşamayı öğreten, ölmeden önce kendinden çok yanındakini düşünen şerefli şehitlerimizi;</p>
<p>Rahmet ve minnetle anıyoruz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soma/">Soma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/soma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3657</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Samimiyet ve &#8220;Bagas&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/samimiyet-ve-bagas/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/samimiyet-ve-bagas/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 14 May 2016 11:30:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Erim]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3654</guid>
				<description><![CDATA[<p>Samimiyet ucu açık bir kelime, açalım o zaman biraz… Köyde büyüdüm okuyorum ama hala köy samimiyetine fazlasıyla inanıyorum insan ilişkileri veya kişisel sorunlar sürekli olurdu. Ama şehir hayatına bakıyorum bir de bizim köy hayatına uçurumlar var. Bir örnek vereyim, şehirde insanlar tartışırken salak, manyak, aptal, geri zekalı, diye hitap ederler. Bizse onlara göre bagas derim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/samimiyet-ve-bagas/">Samimiyet ve &#8220;Bagas&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Samimiyet </strong>ucu açık bir kelime, açalım o zaman biraz…</p>
<p>Köyde büyüdüm okuyorum ama hala köy samimiyetine fazlasıyla inanıyorum insan ilişkileri veya kişisel sorunlar sürekli olurdu. Ama şehir hayatına bakıyorum bir de bizim köy hayatına uçurumlar var.</p>
<p>Bir örnek vereyim, şehirde insanlar tartışırken salak, manyak, aptal, geri zekalı, diye hitap ederler. Bizse onlara göre <strong>bagas</strong> derim çok kızdığımızda koca bagas deriz işte burada bile samimiyet var; ne kavga olur ne hakaret ya da kuru gürültü… Bagas kelimesi havalarda uçuşurken bir anda gülüverirler, sonra bir bakmışsın kardeşim dostum demeye başlar insan.</p>
<p><strong>Samimiyet</strong> diyorum; ya fazlasıyla önemli insan kültürel ya da yaşadığı yerde ne görmüşse öyle devam eder. Benim fikrim bu yönde. Salağın manyağın ya da geri zekalının ne demek olduğunu ya da neden söylendiğini bilmem ama bagasın neden söylendiğini çok iyi biliyorum. Şimdi olmasa bile ilerde bir gün herkes birbirine <em>bagas</em> deyip sarılacak, buna inanıyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/samimiyet-ve-bagas/">Samimiyet ve &#8220;Bagas&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/samimiyet-ve-bagas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3654</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Eriyor&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-eriyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-eriyor/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 14 May 2016 05:30:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Göksel Keşen]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3643</guid>
				<description><![CDATA[<p>Anadolu binlerce medeniyete ev sahibi olmuş. Binlerce kültüre kucak açmış. Bu yaşamı yıllarca muhafaza etmiş. Toprak altında ve üstünde nice kentler, arkeolojik bulgulara ulaşılmış. Yeni kazılar yapıldıkça tarihi değiştirecek olaylar ve olgular ortaya çıkarılırken. Restorasyon adı altında yapıları yok ediyorlar ve tarihin kemiklerini sızlatıyorlar. İstanbul&#8217;un gözdesi olan Suriçi&#8217;nde yaşamaktayım. Burada küçük büyük ahşap ya da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-eriyor/">Sanat Eriyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu binlerce medeniyete ev sahibi olmuş. Binlerce kültüre kucak açmış. Bu yaşamı yıllarca muhafaza etmiş. Toprak altında ve üstünde nice kentler, arkeolojik bulgulara ulaşılmış. Yeni kazılar yapıldıkça tarihi değiştirecek olaylar ve olgular ortaya çıkarılırken. Restorasyon adı altında yapıları yok ediyorlar ve tarihin kemiklerini sızlatıyorlar.</p>
<p>İstanbul&#8217;un gözdesi olan Suriçi&#8217;nde yaşamaktayım. Burada küçük büyük ahşap ya da ilk kargir binalar var. Ermeni veya Rum yapılarına ev sahipliği yapıyor. Zamanla yalnızlaştırarak çürümeye bırakıldı. Aylarca ve yıllarca yapımı süren tarihi binaların, korunmasını sağlamak için anıtlar kuruluna bağlı düzenleme işlerini yapıyorlar. Bir perde geriliyor ve perdenin altında çalışmalar başlıyor. Günler sonra perde kalkıyor altında ilk yapıya ait bir şey kalmadan ya da  taş duvarların eskisi sökülerek yeni taşlar koyuyorlar. Muhafaza etmek yerine gizlice değişimler sağlıyor. Ama kimse umursamıyor. Küçükpazar ve Süleymaniye arası gezinseniz. Sanki savaştan yeni çıkmış bir yer göreceksiniz. Her yer enkaz, yıkık- dökük binalar karşılıyor ya da  enkazdan arındırılmış otopark karşımıza çıkıyor.</p>
<p><figure id="attachment_3645" aria-describedby="caption-attachment-3645" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/sanatin-erimesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3645 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/sanatin-erimesi.jpg?resize=640%2C397" alt="Çocukken hayranlıkla baktığım yığma tuğla evlerin ya da ahşap binaların işlemelerini, kemerlerini gördükçe hoşuma giderdi. Şimdi sessizce yok oluyor." width="640" height="397" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/sanatin-erimesi.jpg?w=768&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/sanatin-erimesi.jpg?resize=300%2C186&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/sanatin-erimesi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3645" class="wp-caption-text">Çocukken hayranlıkla baktığım yığma tuğla evlerin ya da ahşap binaların işlemelerini, kemerlerini gördükçe hoşuma giderdi. Şimdi sessizce yok oluyor.</figcaption></figure></p>
<p>Çocukken hayranlıkla baktığım yığma tuğla evlerin ya da ahşap binaların işlemelerini, kemerlerini gördükçe hoşuma giderdi. Şimdi sessizce yok oluyor. Sokaklar, evler yalnızlaşmaya bırakıyorlar. Binalar yaşam savaşı verirken bir arada bozdoğan kemerinin taşları kazındı. Sonra taşların bir kısmı değişti. Roma döneminde yaşayan ustaların kemikleri sızlamıştır. Kim bilir daha nice göremediğim eserler değiştirilmiştir. Kültürel erozyona uğrayan miraslar, zamanla yalnızlaşmaktan çok erimeye devam ediyor.</p>
<p>Birgün gazete de bir haber okudum. Antik tiyatronun mermerleri değiştirilmiş. Biraz güldüm. Yıllarca mevsime zamana meydan okuyan tiyatronun. Günümüzün insanlarına maruz kalması üzücü bir durum. Mirasları, değerleri, koruyamadan geleceğe aktaracağız ya da aktaramayacağız. Hızlı yaşama, çabuk tüketme hırsları yaratıldığı sürece, sadece selfi (öz çekim) çekmek için yarıştığımız bu zamanda. Sanatımız başta olmak üzere her şey eriyerek gidiyor. Çok acımasız bir zaman.</p>
<p>90&#8217;lı yıllarda meşhur birim olan tarihi eser kaçakçılığını unutamıyorum. Geçenlerde bir arkadaşım sosyal ağda bir paylaşımda bulundu. Zamanın birinden topraklarımızda sökülerek gönderilmiş tarihi eserlerden birini Berlin&#8217;de müzede sergiliyorlar. Bu acı olaya karşılık, diğer kalan parçasını da ülkemizde heykelin ağzına bir musluk takarak olduğu yerde bırakmışlar. Gerçekten zamanın ince ustalığından çıkmış  sanat yapıtını, müzelerde ya da sergi yollarını açmak yerine bir musluk bağlantısı yaparak bir köşe çeşme görevi ile kültürel erimeye göz göre göre bakıyoruz.</p>
<p>Bir gün, bizlere büyük işçiliklerini sanatlarını sunan üstatlar, soracaklar; &#8220;Birgün, zamanla yok olan kültürlerin, ne zaman erimesini önleyebileceksiniz&#8221; diye. Cevapsız kalacaklar tarihin içerisinde sessizce erimesine göz yumacağız ya da  kültürün yok olmasını izleyeceğiz. Ne büyük acı&#8230;</p>
<p>Ayrıca <a href="http://www.sanatduvari.com/sanat-nedir/"><strong>Sanat Nedir?</strong></a> yazısını da okuyabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-eriyor/">Sanat Eriyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-eriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3643</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bütün Kedilerin Dikkatine!!!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 May 2016 13:46:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3639</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi böyle bir fotoğraf görüp de iki satır söz söylemeden geçebilir mi bir insan? Sizi bilmem ama ben geçemem. Eğer bir fotomontaj hilesi değilse ki -pek öyle görünmüyor- sabah sabah insanın içini açıyor. Neden mi?  Bu yazıyı kimin yazabilmiş olacağını düşünmeye başlıyorsunuz da ondan. Benim aklıma ilk gelen muzip bir komşunun yazmış olabileceği mesela. Kedi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/">Bütün Kedilerin Dikkatine!!!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi böyle bir fotoğraf görüp de iki satır söz söylemeden geçebilir mi bir insan? Sizi bilmem ama ben geçemem. Eğer bir fotomontaj hilesi değilse ki -pek öyle görünmüyor- sabah sabah insanın içini açıyor.</p>
<p>Neden mi?  Bu yazıyı kimin yazabilmiş olacağını düşünmeye başlıyorsunuz da ondan. Benim aklıma ilk gelen muzip bir komşunun yazmış olabileceği mesela. Kedi sevmeyen bir komşusuyla sürekli tartışmaktan yorulmuş, bahçeye giren kedilerden dolayı evinin iç huzuru bozulmuş bir apartman sakini olabilir bu kişi. Komşusuna dert anlatamayacağına karar verip, son çareyi kedilere söz geçirmekte bulmuş iyi niyetli bir kedi sever olabilir örneğin. Aksi de söz konusu elbette. Yani kedi sever komşusuyla baş edemeyen, artık cinnete düşmüş, “Elimden bir kaza çıkacak bu kediler yüzünden” diyen diğer komşu da yazmış olabilir. İşe yaramış mıdır bu önlemin, orasını bilemiyoruz. Yazıyı gören kediler kendi aralarında bir toplantı yapıp “ bir daha bu bahçeye girmeyelim.“ diye karar almış olabilirler. Tabi aralarında okuma yazma bilen, eğitimli kediler olacak ki bir işe yarasın bu uygulama değil mi? Aksi takdirde üç ünlemli yazılmış bir tehdit yazası ne işe yarar ki…</p>
<p><figure id="attachment_3641" aria-describedby="caption-attachment-3641" style="width: 502px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kediler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3641 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kediler.jpg?resize=502%2C627" alt="Bahçeye kedi girmesi kesinlikle yasaktır." width="502" height="627" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kediler.jpg?w=502&amp;ssl=1 502w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kediler.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 502px) 100vw, 502px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3641" class="wp-caption-text">Bahçeye kedi girmesi kesinlikle yasaktır.</figcaption></figure></p>
<p>“Bahçeye kedi girmesi kesinlikle yasaktır.“ İbaresi ciddi tehdit oluşturuyor çünkü…</p>
<p>Kendi aralarında toplantı yapıp karar alan bu kediler, artık kedi konseyinin verdiği kararlar neticesinde bir daha bu bahçeye adım atmayarak, bu tehdidi görmüş ve olay böylece barışçıl bir çözüme ulaşmış olabilir.</p>
<p>Ama işte konseyin aldığı kararı bilmeyen ve dahi okuma yazması olmayan kediler için durum vahim görünüyor. Her an kızgın komşunun hışmına uğrayabilir ve kedi sever komşu tarafından da korunmaya alınabilirler.</p>
<p>Yani kalıcı bir barışçıl çözüm bu apartman ve bahçe için şimdilik pek olası görünmüyor…</p>
<p>Miyavvvv…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/">Bütün Kedilerin Dikkatine!!!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3639</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyümek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/buyumek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/buyumek/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 11 May 2016 05:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sefa Burcu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3578</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçük bir çocuğun tozpembe hayallerinin sisli ve gri bir gerçekle boyanmasıymış. Siz daha bir elin parmaklarını bile doldurmayan bir yaşta iken aklınıza sıkıştırılmış masallarla başlarsınız hayata. Kötüye mutsuz sonun, iyiye sonsuz mutluluğun sunulduğu hayatlar kadar cazip bir teklifle daha önce karşılaşmadığınızdan, inanılması son derece makuldür sizin için. Her gün hayallerinizin bir yenisine, yine bir yenisini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyumek/">Büyümek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük bir çocuğun tozpembe hayallerinin sisli ve gri bir gerçekle boyanmasıymış.</p>
<p>Siz daha bir elin parmaklarını bile doldurmayan bir yaşta iken aklınıza sıkıştırılmış masallarla başlarsınız hayata. Kötüye mutsuz sonun, iyiye sonsuz mutluluğun sunulduğu hayatlar kadar cazip bir teklifle daha önce karşılaşmadığınızdan, inanılması son derece makuldür sizin için. Her gün hayallerinizin bir yenisine, yine bir yenisini eklersiniz. Sonsuz mutluluklar gibi, sonsuz hayatlar çizersiniz; sonsuz hayal sayıda. Sonradan, çiziğiniz bu hayatları yavaş yavaş boyamaya başlarsınız. Mesela küçük bir kızsanız her şey pembe olmalıdır: Pembe bir ev, pembe eşyalar, pembe bir çiçek, hatta belki semalarında uçabildiğiniz pembe bir gökyüzü… Ama zamanla başka renkleri de eklersiniz çünkü gerçek böylesine pembe değildir.</p>
<p>Zaman biraz daha geçtikçe istekleriniz daha olası olmuştur. Öyle ki size yaşam dışı masallar anlatanlar bile yaşamdan öğütler vermeye başlamıştır. Bulutlardaki yatağınızın yerini bir uçak biletiyle değiştirmeyi yeğlemişsinizdir artık. Gökyüzü mavi, çiçeğiniz sarı, eviniz beyazdır. Bir renk ahengi hayat verir hayal tablonuzun gerçekliğine. Her gece bir daha bakar, baktıkça imrenirsiniz. İmrenmek sizi çabalamaya zorlasa da bazı renklerin soldurulması hatta birçoğunun karalanması gerekir. Her silgi, her siyah çizgi resminizi biraz daha soldurur. Tüm renklerinizin yerini bir metalik griye bırakırsınız.</p>
<p>İşte her köşesini siyah ve beyazla harmanladığınız bu tablonun altına imzanızı attığınızda vazgeçmiş, vazgeçtiğiniz anda büyümüş olursunuz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyumek/">Büyümek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/buyumek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3578</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocuklu Kadınların Buluşma Saatleri &#8211; I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocuklu-kadinlarin-bulusma-saatleri-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocuklu-kadinlarin-bulusma-saatleri-i/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 May 2016 11:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sömürge Aksanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3562</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyanın rahmine yapıştığımız günden beri çocukluk, can suyumuz. Tam da bu cümleye bir sanki kelimesi eklemek istedim ama vazgeçtim. Belirsizlikle değil kesinlikle konuşmalı diye düşündüm. Bize yapışıp kalan, ensemizden hiç inmeyecek olan şeyin çocukluk olması ne iyi. Sonradan kazanılanların kirlenmişliğini yudumlamaktan ziyade,  çocukluğun belleğinden damıtılanları yudumlamak eftal. Lakin bu noktada koca bir riskin gölgesinde soluklanmalı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklu-kadinlarin-bulusma-saatleri-i/">Çocuklu Kadınların Buluşma Saatleri &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın rahmine yapıştığımız günden beri çocukluk, can suyumuz.</p>
<p>Tam da bu cümleye bir sanki kelimesi eklemek istedim ama vazgeçtim.</p>
<p>Belirsizlikle değil kesinlikle konuşmalı diye düşündüm.</p>
<p>Bize yapışıp kalan, ensemizden hiç inmeyecek olan şeyin çocukluk olması ne iyi.</p>
<p>Sonradan kazanılanların kirlenmişliğini yudumlamaktan ziyade,  çocukluğun belleğinden damıtılanları yudumlamak eftal.</p>
<p>Lakin bu noktada koca bir riskin gölgesinde soluklanmalı.</p>
<p>Bu risk ki, çocukken alanında oynadığımız bostanın/aile ortamının cinsiyle alakalı.</p>
<p>Isırgan bostanının ortasında oynayan bir çocuk düşünün ileride muhtemel, dikeni yakan huyların atası olacak.</p>
<p>Ya da düşünün ki bir çilek bostanının ortasında oynayan çocuk, o ki reçel kıvamında insan ilişkilerinin göverticisi olsun.</p>
<p>İşte olsun.</p>
<p>Olacak olan kendi ellerimizle olsun.</p>
<p>Bu böyle biline ki -çocukluğun oynadığı bostanlar- yarının temeli.</p>
<p>Bostan olacak fedai anne babalar, var edeni bilme bilincimizi gübre olarak kullanmalı.</p>
<p>Bostanı -yani kendini- yeşerterek, neşet ettireceği güzellikleri çocukluğun oyun zeminine salmalı.</p>
<p>Velev ki bir sıtma tutarsa bostanı.</p>
<p>Tutar.</p>
<p>Çünkü sıtma, bostanın ayrık otu gibi normaldir.</p>
<p>Zira insan diş bilediği zamanlarda ayrık otlarını çoğaltır.</p>
<p>Sıtmaları ısırmak yerine, kendisini sıtmalara ısırtır.</p>
<p>Bu da hayat meşgalesinin gözleri kör edişi, insanoğlunun, zaaflarının acizliğinin sinyalidir.</p>
<p>O halde bize düşen ayrık otu gerçeği ile kontrollü bir şekilde yaşamak ve rabbimizden hikmet dilenerek çocukluk zeminini daima sağlam tutmak olmalı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklu-kadinlarin-bulusma-saatleri-i/">Çocuklu Kadınların Buluşma Saatleri &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocuklu-kadinlarin-bulusma-saatleri-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3562</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadın&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 May 2016 06:48:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Damla Onuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3555</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kadın, doğum yaptığı andan itibaren çiçekli böcekli tokalarını saklar. Topuklu rugan  ayakkabısıyla aynı renkte ve modelde olan çantasını rafa kaldırır. Saçlarını toplar, süt sağar&#8230; Kadın, gözleri öylece boşluğa bakınıp dudakları aranan bir yavru için temel ihtiyaçtır. Yavru ıslaksa kadın kurular. Gömleğini ıslatan sütle işlerini yapar. Kadının birinci adımı kendi içinse ikinci adımı yavru içindir. Çorabının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadin/">Kadın&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadın</strong>, doğum yaptığı andan itibaren çiçekli böcekli tokalarını saklar. Topuklu rugan  ayakkabısıyla aynı renkte ve modelde olan çantasını rafa kaldırır. Saçlarını toplar, süt sağar&#8230;</p>
<p><strong>Kadın</strong>, gözleri öylece boşluğa bakınıp dudakları aranan bir yavru için temel ihtiyaçtır. Yavru ıslaksa kadın kurular. Gömleğini ıslatan sütle işlerini yapar.</p>
<p>Kadının birinci adımı kendi içinse ikinci adımı yavru içindir. Çorabının biri mavi diğeri pembedir. Eşikten içeri bırakılmışlık vardır, boşverilmişlik. Sürahi koridorda ayakkabılık üzerindedir. Sıvı sabun salonda vitrin gözündedir. Kakalı bezler, banyoda sıraya girer. Kadının süte bulanmış çamaşırları üstündedir, yıkanmaz, kurulanmaz. Misafir terliklerinin teki yoktur. Telaşadan hatırlanmaz. Mutfak havasız kalmıştır, bir iki sinek çıkamaz. Yarım dilim helva ve yarım bardak su akşama kadar kadını bekler.</p>
<p><strong>Kadın</strong> süte yatar. Baba işten gelir, yemek olmaz. Ekmek arası peynir zeytin demektir kadının yalnızlığı. Sırttan yelek çıkmamalı, ayağa tek çorap koymamalıdır. İçecek arar baba, yarım bardak su kadının bıraktığı&#8230;</p>
<p>Düzenle serilmiş fiskoslu, dantelli gelinlik gibi yatak örtüleri nerde?</p>
<p>Yatak bağrını açmış, yavrunun kokusu her yerde. Damlamış süt ve kusmuk sarısı mendiller yastık üstünde. Gece olmuştur, haber yok&#8230;</p>
<p>Yavruya eğilmiş omuz ve fedai olmuş surat. O emdikçe simaya yansıyan huzur. Saat 3, saat 5, saat 7 ; iki saatte bir kucaklanan muhtaciyet&#8230;</p>
<p><strong>Kadın</strong>, mutlu.</p>
<p>Evinin her köşesine onun amacıyla yönelir kadın. Evin her yerini kullanıp hiçbir yeriyle ilgilenememenin farkında değildir. Süt vardır, o vardır.</p>
<p>Vizyona giren filmler, yeni açılan AVM’ler, indirime giren ürünler, acı veya tatlı haberler, diziler, tv programları, karşı daireye taşınan yeni komşu, dış kapının mandalı dahi kulağından, gözünden, dilinden ötedir.</p>
<p><strong>Kadın</strong>, kadın olduğundan da bazen bihaberdir.</p>
<p>Evinin kapısını eşine açar, eştir, hoşgelmiştir.</p>
<p>Oysa ki süt de gelmiştir.</p>
<p>Baba kapıyı hafif aralar. Önden düğmeli , hemen süt vermeye hazır tasarlanmış geceliğiyle emziren karısına bakar. Karısı, eşidir ama boşvermiştir.</p>
<p><strong>Kadın</strong> bu&#8230;</p>
<p>Anadır, yapar&#8230;</p>
<p>Doğursa bile erkekler, yine kadınları bakar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadin/">Kadın&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3555</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bu Yazı Onlara &#8220;Annelere&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bu-yazi-onlara-annelere/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bu-yazi-onlara-annelere/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 08 May 2016 06:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rana Arıbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3508</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir anneler günü yazısı yazmalıyım dedim kendime. Ama nasıl, nereden başlamalıydı? Düşündüm biraz. Bu sıradan bir anneler günü yazısı olmamalıydı, klişelerin altında ezilmemeliydi. O yüzden ben bu yazıda onları anlatmaya karar verdim: Benim 3 annemi&#8230; Evet, evet yanlış duymadınız benim 3 annem var. Yoo, babam çok eşli falan değil. Hatta tam tersi annemden önce ölmeyi isteyecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bu-yazi-onlara-annelere/">Bu Yazı Onlara &#8220;Annelere&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir <strong>anneler günü</strong> yazısı yazmalıyım dedim kendime. Ama nasıl, nereden başlamalıydı? Düşündüm biraz. Bu sıradan bir anneler günü yazısı olmamalıydı, klişelerin altında ezilmemeliydi.</p>
<p>O yüzden ben bu yazıda onları anlatmaya karar verdim: Benim 3 annemi&#8230; Evet, evet yanlış duymadınız benim 3 annem var. Yoo, babam çok eşli falan değil. Hatta tam tersi annemden önce ölmeyi isteyecek kadar annemi çok sevmiş bir adamdır babam.</p>
<p>Ama benim 3 annem var. Ben, birbirinden farklı 3 muhteşem kadınla büyüdüm. İstedim ki bu yazıda insanlar biraz onları tanısın. Belki bir farkındalık yaratırım.</p>
<p>Size bahsedeceğim ilk kadın büyük yengem yani büyük abimin eşi. Öylesine büyük bir aşkla evlenmişler ki ne yengemin Kürt olması, ne de yengemin abimden büyük olması bu aşkı engellememiş. İnatla sahip çıktıkları aşk, öyle sahiciydi ki yengemi kaybettiğimiz 2014 yılının kasımında hala abimin ona yazdığı mektupların tamamını sakladığını gördük. 1970 yılında nikahlanan ve 2014 yılına kadar kesintisiz devam eden bir aşk&#8230; Bana göre tam bir mucize.</p>
<p>Yengem, çok güzel ve bakımlı bir kadındı ve ben bu kadınla çokça didişirdim. Makyaj yapmama sinir olurdu. Ne zaman ruj sürsem kendimi palyaçoya benzetir ve &#8220;Olmuyor yenge, ısrar etme.&#8221; der eklerdim: “Yenge niye erkekler makyaj yapmıyor?”  Ama yengem asla pes etmezdi. Etmedi de ama beceremedi de! Ondan asla pes etmemeyi, mertliği ve yürekli olmayı öğrendim. Teşekkür ederim.</p>
<p>Şimdi bahsedeceğim ikinci kadın yine bir yengem. Hayatım boyunca en sevdiğim erkek olan ve 1999 yılında ALS’den kaybettiğimiz abimin eşi. Bütün çingeneliklerimden nasibini almış ama susmuş, bütün çilelerimi çekmiş, ne zaman okuldan gelsem önüme o muhteşem salatalarını, kurabiyelerini koymuş, sabırlı, her dem pozitif bir kadın. Bugünlerde &#8220;Emekli olup gidiyorum bu ellerden.&#8221; derken &#8220;Hey küçük hanım, ben senin anneliğinden daha emekli oldum bak abin de gitti seni bir yerlere göndermem.” diyen kadın. Ondan sabrı, sevginin emek olduğunu, pozitif düşünmeyi öğrendim. Teşekkür ederim.</p>
<p>Ve Annem&#8230; Beni otuz sekiz yaşında inatla doğuran, doğururken ölümü göze alan bir Yörük kadını, <em>an</em><em>nem..</em>. İnsan 86 yaşında hâlâ bu kadar zeki, bu kadar güçlü, bu kadar dimdik olabilir mi? Hem de oğlunu, gelini ve eşini kaybetmiş bir kadın olarak? Olabiliyor işte! Annem kadar zeki olduğumu düşünmüyorum ama ben onun kızıyım, güçlüyüm ve bu güç genlerimde var. Teşekkür ederim.</p>
<p>Onlar benim Amazonlarım. Onlara hayatımın anlamını borçluyum ve biliyorum doğurmakla anne olunmuyor. Annelik biraz emek, biraz cesaret, çokça sevgi ve bir tutam aşk. Böylesi tüm annelerin <strong>anneler günü kutlu olsun</strong>.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bu-yazi-onlara-annelere/">Bu Yazı Onlara &#8220;Annelere&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bu-yazi-onlara-annelere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3508</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevdiklerinden Gelen &#8220;Acı&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevdiklerinden-gelen-aci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevdiklerinden-gelen-aci/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 07 May 2016 13:59:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hacı Mehmet Turgut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3525</guid>
				<description><![CDATA[<p>Anlar vardır öyle kelimelerle tarif edilemeyen, susmak tek mantıklı karar oluverir o anlarda. Sadece kocaman bir boşluk açılıverir göğsünde ve tüm doğru bildiklerin o boşluğa dolar. Uğruna savaştığın onca şey, bir hiçtir artık. Ağlamak çare olmaz, nefes acı bir zehir gibi dolar içine, kalbine hançerin o sivri ucu bastırılmış gibi canın yanar. Lanet okursun seni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevdiklerinden-gelen-aci/">Sevdiklerinden Gelen &#8220;Acı&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Anlar vardır öyle kelimelerle tarif edilemeyen, susmak tek mantıklı karar oluverir o anlarda. Sadece kocaman bir boşluk açılıverir göğsünde ve tüm doğru bildiklerin o boşluğa dolar. Uğruna savaştığın onca şey, bir hiçtir artık. Ağlamak çare olmaz, nefes acı bir zehir gibi dolar içine, kalbine hançerin o sivri ucu bastırılmış gibi canın yanar. Lanet okursun seni bu duruma düşüren kararlarına, hatta arkadaşlarına..  Yanılgı, acı bir tecrübe olur küçüğüm! Tek başına çekeceğin bir ızdırap, tek başına yaptığın bir meydan savaşı&#8230;</p>
<p>Tüm suçluluk duygusu içine işler, seni sen yapan o insan yoktur artık. Değmezmiş çoğu zaman onsuz yaşayamam dediklerin için yaptıklarına. Nasıl bir ceza ki Tanrım beni ızdırapla imtihan ediyorsun. Sanırım en yıkıcı olan da budur. Hiç beklemediğin bir anda ve beklemediğin insanlardan aldığın derin darbeler. Yaşamını sorgulamak yetmez artık. Daha fazla açlık hissedersin yenilgilere, atılan kazıklara rağmen. Belki de ölmek istersin bir anlığına. İşte, hayat böyle bir şey küçüğüm; ölümle kalım arasında kalmak gibi bir şey, tam araflık bir şey anlayacağın.</p>
<p>Neden hep acı tecrübelerle sınar hayat bizleri? Kolay yoldan, tatlı sözden ve anlamlı yollardan sınamak gelmez mi işine? Kurduğun her hayal elinde patlamak zorunda mı? Ya da yediğin her lokmanın boğazında kalması adetten midir?  İnsanlar hayatı alın teriyle öğrenir; ama hesaplanmadık bir yel gelir soğutur o teri. Uğruna savaştığın her şey anlamsız, yitik gelir benliğinde. Umursamazsın artık hayatın sana sunduğu nimetleri. Acı, büyük bir sorundur küçüğüm! İnsan, her acıya her zorluğa katlanır elbet ama insana koyan acı değil, acının geldiği yerdir, sevdiklerinden gelmesidir. &#8220;Canım&#8221; dediğin birisinin canını acıta acıta kalbinden sökmesidir. Hem de yüzünde bir tereddüt olmadan. Bu hayatta şunu öğrendim küçüğüm; değer verdiğin sürece küçülürsün, ama insanları takmadığın sürece büyürsün.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevdiklerinden-gelen-aci/">Sevdiklerinden Gelen &#8220;Acı&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevdiklerinden-gelen-aci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3525</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Emanet Vicdan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 06 May 2016 09:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3488</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsan bedenin yönetim mekanizmasının en başında kuşkusuz ki beyin vardır. Materyal olarak düşündüğümüzde, beynin salt bir mantıkla hareket etmesi gerekmektedir ki vücut fonksiyonlarını ele aldığımızda nitekim bu böyledir. Yani beyin, vücut içerisinde bir saniyede yaklaşık 18 bin karar alıp ve bu kararları gerçekleştirme emrini sinyallerle gönderdiğinde, hiçbir yağ enziminin, hiçbir proteinin, hiçbir hücrenin gözünün yaşına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/">Emanet Vicdan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan bedenin yönetim mekanizmasının en başında kuşkusuz ki beyin vardır. Materyal olarak düşündüğümüzde, beynin salt bir mantıkla hareket etmesi gerekmektedir ki vücut fonksiyonlarını ele aldığımızda nitekim bu böyledir. Yani beyin, vücut içerisinde bir saniyede yaklaşık 18 bin karar alıp ve bu kararları gerçekleştirme emrini sinyallerle gönderdiğinde, hiçbir yağ enziminin, hiçbir proteinin, hiçbir hücrenin gözünün yaşına bakmadan hepsinin de var olmalarının veya yok olmalarının kararını verir, ciddidir, kararlıdır, gözü pektir. Peki, aynı beyin değil midir ki bizi de yöneten? Bizi biz yapan, kararlarımızı veren, erdemlerimizi belirleyen, kişiliğimizi oluşturan, bizi en aciz hallere koyan ya da yücelten, mutlu edip yine kendi yaptığı bu mutluluğu hormonlar salarak taçlandırıp bizi kendimizden geçiren, bizi biz yaparken, o robot gibi salt mantıkla hareket eden beyin bir engelle karşılaşıyor sanki, ona hatalar yaptıran, onu gururlandıran, ona yaşadığını, var olduğunu hissettiren bir rakiple karşılaşıyor sanki, sık sık söz geçiremediği bir rakip, ona baharda bir çilek tanesini yerken salgıladığı mutluluk hormonlarından çok daha fazlasını salgılamasını sağlayan bir rakip, onu çıkmaza sokan ve bu çıkmazda tek başına bırakan bir rakip; vicdan…</p>
<p><figure id="attachment_3489" aria-describedby="caption-attachment-3489" style="width: 649px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/emanet-vicdan.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3489 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/emanet-vicdan.jpg?resize=640%2C359" alt="Varlığından emin olduğumuz beynimizden ayrı tuttuğumuz fakat yine beynimizin içinde olan bir şey vicdan, bize en çok Tanrıyı hatırlatan, tüm dinlerin en büyük besin kaynağı vicdan, tüm dinlerin en büyük başarı kaynağı vicdan." width="640" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/emanet-vicdan.jpg?w=649&amp;ssl=1 649w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/emanet-vicdan.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3489" class="wp-caption-text">Varlığından emin olduğumuz beynimizden ayrı tuttuğumuz fakat yine beynimizin içinde olan bir şey vicdan, bize en çok Tanrı&#8217;yı hatırlatan, tüm dinlerin en büyük besin kaynağı vicdan, tüm dinlerin en büyük başarı kaynağı vicdan.</figcaption></figure></p>
<h2><strong>Vicdan</strong></h2>
<p>Varlığından emin olduğumuz beynimizden ayrı tuttuğumuz fakat yine beynimizin içinde olan bir şey vicdan, bize en çok Tanrı&#8217;yı hatırlatan, tüm dinlerin en büyük besin kaynağı vicdan, tüm dinlerin en büyük başarı kaynağı vicdan, ıssız bir ada da çukura düşmüş birisini her ne kadar beyne mantıksız gelse de hayatımızı kaybetme pahasına kurtartan vicdan&#8230; Hal böyle olunca vicdan, insanın bazen en zayıf yanı olmaktadır. Nitekim insanlığın var olduğu günden beri, insanları kullanmanın en kolay yolu, vicdanına dokunmak olmuştur; çünkü bir insanın vicdanına ulaşabilirseniz ona her şeyi yaptırabilirsiniz, iyilik de yaptırabilirsiniz, kötülük de&#8230; Dinler, var oluşumuzda yani doğamızda olan bu vicdana Tanrı&#8217;nın sesi, Tanrı&#8217;nın gözü diyor. Vicdanı bilinçaltımıza öyle bir tanıtmışlar ki sanki sürekli bizimle olan, attığımız her adımda,  bizimle yola çıkan, yaptığımız her eylemi ölçüp tartıp biçen ve Tanrı&#8217;ya not eden bir elçi gibi, sürekli patrona haber veren bir müdür gibi bir şey.  Halbuki vicdan bağımsızdır, özgürdür, en büyük rakibi beyne söz geçirmekten başka bir derdi yoktur; kimseye hesap vermez kimseden emir almaz, dinler tarafından müdahale edilmediği sürece iyiliğin tanımlamasıdır, dini yoktur. Siz hiç vicdansız bir hayvan gördünüz mü? Yiyebileceğinden fazlasını avlayan bir aslan? Kendi gibi melemediği için diğerine saldıran bir koyun? Veya beyaz olduğu için kutup ayısına saldıran bir ayı gördünüz mü hiç? Göremezsiniz; çünkü onların henüz müdahale edilmemiş bir vicdanı var, onların Tanrı&#8217;ya sürekli bizden haber götüren ve gerektiği zaman tüm suçu üzerine alacak emanet bir vicdanları yok! Onlar kendi vicdanlarına sahipler. Bırakın aynı dinden olmayı aynı mezhepten olmadığı için bir başkasının kafasını kesen bir işidlinin, sizce vicdanı yok mu? Ben söyleyeyim; var! Fakat emanet bir vicdanı var, yani ona yaptığı eylemin doğru olduğuna inandıran bağlı olduğu görüşten aldığı <strong>emanet bir vicdanı</strong> var. Koyu bir Hristiyan olan Hitler vicdanının Tanrı&#8217;nın sesi olduğuna inanmasaydı 40 milyon insanı öldürmeye cüret edebilir miydi? Siz hiç çevrenizde dolandırıcılık yapan, insan öldüren, hayvanlara eziyet eden bir Ateist gördünüz mü? Ben görmedim; çünkü onların bir hata yaptıklarında affedilmeyi diledikleri bir Tanrıları yok; çünkü onların bir günah işlediğinde günah çıkaracak bir pederleri de yok ve ya 40 defa tövbe edecekleri bir Allahları da yok, onların sevaplarına artı, günahlarına eksi yazan ve sonra artıların eksileri götürdüğü bir sistemleri yok, onların emanet bir vicdanları yok. Çünkü onlar ıssız bir adada kuyuya düşen adamı artı puan almak için değil vicdanlarını dinledikleri için kurtarırlar.</p>
<p>Doğduğu ilk günden beri kendisi ile beraber olan vicdanına el değdirtmemeli insan, onu söküp yerine emanet olan bir vicdan koymamalı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/">Emanet Vicdan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3488</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bahar Kumpanyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Apr 2016 07:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3425</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gökyüzünde uçsuz bucaksız bir mavi var şimdi. Yerini bulutlara da bırakıyor ara sıra. Çiçekler açmaya başlamış. Lale, leylak mevsimi gelmiş. Asfaltın hüküm sürdüğü şehirde koca binaların görüntüsünü ara sıra kesen ağaçlar var. Dalları çiçeklenmiş. Ama hiçbiri gökyüzünü kesemiyor. Ufak bir aralık bırakıyor. Nisan yağmurları bastırıyor ansızın. Sağanak yağmura teslim oluyor şehir. Sokaklar yağmurla birlikte boşalıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/">Bahar Kumpanyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gökyüzünde uçsuz bucaksız bir mavi var şimdi. Yerini bulutlara da bırakıyor ara sıra. Çiçekler açmaya başlamış. Lale, leylak mevsimi gelmiş. Asfaltın hüküm sürdüğü şehirde koca binaların görüntüsünü ara sıra kesen ağaçlar var. Dalları çiçeklenmiş. Ama hiçbiri gökyüzünü kesemiyor. Ufak bir aralık bırakıyor. Nisan yağmurları bastırıyor ansızın. Sağanak yağmura teslim oluyor şehir. Sokaklar yağmurla birlikte boşalıyor. Metrobüsler, otobüsler, duraklar kalabalık. Ama gürültüsü hiç bitmiyor şehrin. Bir yerde tik tak eden saat hiç durmuyor. <em>Van Gogh</em>&#8216;un o ünlü resmini anımsatıyor.</p>
<p><figure id="attachment_3427" aria-describedby="caption-attachment-3427" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bahar-kumpanyasi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3427 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bahar-kumpanyasi-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Bir yerde tik tak eden saat hiç durmuyor. Van Gogh'un o ünlü resmini anımsatıyor." width="200" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3427" class="wp-caption-text">Bir yerde tik tak eden saat hiç durmuyor. Van Gogh&#8217;un o ünlü resmini anımsatıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Hepimiz aynı gezegen üstünde aynı şehirde bütün ölümleri silmiş gibiyiz. Kalabalığı dindirmek için kulaklıklar var kulağımızda. Son dönemlerde 7&#8217;den 70&#8217;e herkeste bir modernizm kulaklık. Kimisi kulak zarını patlatırcasına dinliyor. Kimi kalabalığa bir ezgi eşlik etsin istiyor. Sonuçsa değişmiyor. Kendi soluğunu duyamayacak kadar sessiz ya da sakin. Biraz durulmak mı gerek? Yoksa sokaklarda hayat bulmak mı? İçki masalarında sabahlamak mı? Bir iki yudumda özgürleşmek mi? Bahar öyle bir kumpanya hazırlamış ki şimdi; sanki bütün bir kış, sonbahar yaşanmamış gibi &#8216;şen&#8217;. Sanki bütün izler hafızanın o derin çukurundan başka bir yere gömülmemiş gibi. Sonbahardan çalıntı bir histe var baharda. Adına &#8216;aşk&#8217; diyorlar. Belki de öyledir kim bilir. Hissedilen ve hissetmek ötesi… Anlayabilmek güç. Benim için en zoru ölümleri yok sayabilen zihnimiz. Unuttuklarımız ya da hatırlamamaya çalıştıklarımız&#8230;</p>
<p>Var olmaya çalışan bu insanlardan biriyim ben de. Bir köşe başında kendi yalnızlığımda… Bir bankta oturup başını eğen insanlardan biriyim ben de. Zamanlamayı tutturmaya çabalıyorum. Sigaramı yakıyorum. Kulaklığımı takıyorum kulağıma. Kalabalığa karışıp yürümeye başlıyorum. Son ses açıkta olsa kalabalığın gürültüsü dinmiyor. Ve bu gürültüye eşlik ediyor <em>John Lennon</em> &#8216;Imagine No Theres Heaven&#8217;. <u>Cennetin olmadığını hayal et</u>. Ve o sesle beraber devam ediyor yürüyüşüm kalabalığa karışarak…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/DVg2EJvvlF8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/">Bahar Kumpanyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3425</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Özbenliğin Savaşı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozbenligin-savasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozbenligin-savasi/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Apr 2016 07:12:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seda Nur Candar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3406</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlar ne tuhaf değil mi? Yoksa bana mı öyle geliyor, bilmiyorum. Hep onların istedikleri gibi olalım, kendileri bizim üzerimizde ne yapmak istiyorlarsa o olsun, istiyorlar. Ama bilmiyorlar ki siz kendi istediğiniz gibi olacaksınız. Onların istedikleri gibi değil. Çünkü sizin de bir benliğiniz var. Kendinizi gerçek anlamda bilmek, kendi varoluşunuzu bilmekten geçer. Kendinizi bilmeden yaşadığınız bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozbenligin-savasi/">Özbenliğin Savaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar ne tuhaf değil mi? Yoksa bana mı öyle geliyor, bilmiyorum. Hep onların istedikleri gibi olalım, kendileri bizim üzerimizde ne yapmak istiyorlarsa o olsun, istiyorlar. Ama bilmiyorlar ki siz kendi istediğiniz gibi olacaksınız. Onların istedikleri gibi değil. Çünkü sizin de bir benliğiniz var. Kendinizi gerçek anlamda bilmek, kendi varoluşunuzu bilmekten geçer. Kendinizi bilmeden yaşadığınız bir hayatı yaşamaktan sayamayız.</p>
<p><figure id="attachment_3407" aria-describedby="caption-attachment-3407" style="width: 283px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/ozbenlik-zamanı.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3407 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/ozbenlik-zamanı.jpg?resize=283%2C178" alt="Bir karakteriniz, benliğiniz var. Siz, ne olursa olsun var gücünüzle benliğinize sarılın." width="283" height="178" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/ozbenlik-zamanı.jpg?w=283&amp;ssl=1 283w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/ozbenlik-zamanı.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 283px) 100vw, 283px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3407" class="wp-caption-text">Bir karakteriniz, benliğiniz var. Siz, ne olursa olsun var gücünüzle benliğinize sarılın.</figcaption></figure></p>
<p>Hayatı yaşamanız için kendinizi bulmanız gerekir. Ama hayatımızı kendimizin yaşamasına izin vermezler. Onlar bilmezler ki nasıl onların hayatı varsa sizin de kendi hayatınız var. Tabi çevrenizdeki insanların bunları kabullenmesi zordur. Sizin kendiniz olmanız için çok savaşmanız gerekir. Çünkü babanız için olmanız gereken farklı, anneniz için olmanız gereken farklıdır. Kardeşleriniz, akrabalarınız ve hayatınızda kim var kim yoksa sizi bir kalıba sokmaya çalışacaklardır. Ama bilmiyor ki sizin istedikleriniz var. Bir karakteriniz, benliğiniz var. Siz, ne olursa olsun var gücünüzle benliğinize sarılın. Onlar nasıl varolmuşsa sizin de varolmanıza izin vermek zorunda kalacaklardır. Çünkü büyüyorsunuz ve artık kendiniz olma zamanınız geldi.</p>
<p>Hadi ayağa kalkın ve aynaya bakın, kim olduğunuzu hatırlayın. Onların istedikleri gibi misiniz yoksa siz olmak istediğiniz gibi mi? Bunu bir düşünün. Başkalarının çizdiği hayatı mı yaşıyorsunuz? Yoksa kendi hayatınızı mı yaşıyorsunuz? Kendi hayatınızı yaşamıyorsanız, başkaların çizdiği hayatı yaşıyorsunuz.</p>
<p><figure id="attachment_3408" aria-describedby="caption-attachment-3408" style="width: 433px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/ozgurluk-yolunda-ozbenlik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3408 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/ozgurluk-yolunda-ozbenlik.jpg?resize=433%2C346" alt="Hadi ayağa kalkın ve aynaya bakın, kim olduğunuzu hatırlayın." width="433" height="346" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/ozgurluk-yolunda-ozbenlik.jpg?w=433&amp;ssl=1 433w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/ozgurluk-yolunda-ozbenlik.jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 433px) 100vw, 433px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3408" class="wp-caption-text">Hadi ayağa kalkın ve aynaya bakın, kim olduğunuzu hatırlayın.</figcaption></figure></p>
<p>Sizin için savaş başlamıştır. Hadi var gücünüzle size karşı olanlarla savaşma zamanı, gücünüzü toplayın.</p>
<p>Zor bir mücadele sizi bekliyor. Unutmayın bu savaşı kendi benliğiniz için yapıyorsunuz. Kendi hayatınızı kendinizin çizme zamanı geldi. Bu hayat sizin hayatınız. Bir hayat düşleyin ve ona ulaşmaya çalışın. Hadi şimdi tam zamanı kalkın ve savaşın.</p>
<p>Kazanmalısınız.</p>
<p><strong>Tüm savaşan kadın ve erkeklere</strong>…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozbenligin-savasi/">Özbenliğin Savaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozbenligin-savasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3406</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir ‘MÜHENDİSE’ Kolay Yetişmiyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-muhendise-kolay-yetismiyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-muhendise-kolay-yetismiyor/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Apr 2016 15:47:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yasemin Tok]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3382</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mühendise; çoğu zaman mahalle baskısı gören, genellikle bölümünde zorlanan, neden bu bölümü seçtiğini bile bilmeyen ama yavaş yavaş alışmaya başlayacak olan ya da artık alışan, ne olursa olsun bakımından ödün vermeyen, yarı mühendis yarı kadın olan tatliş bir varlıktır. Farklı bir tanım yaptıktan sonra devam edelim evet, bu bir ayrıcalıktır. Bir mühendise kolay yetişmiyor. Ne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-muhendise-kolay-yetismiyor/">Bir ‘MÜHENDİSE’ Kolay Yetişmiyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mühendise</strong>; çoğu zaman mahalle baskısı gören, genellikle bölümünde zorlanan, neden bu bölümü seçtiğini bile bilmeyen ama yavaş yavaş alışmaya başlayacak olan ya da artık alışan, ne olursa olsun bakımından ödün vermeyen, yarı mühendis yarı kadın olan tatliş bir varlıktır. Farklı bir tanım yaptıktan sonra devam edelim evet, bu bir ayrıcalıktır. Bir mühendise kolay yetişmiyor. Ne zorluklar ile bu günlere geldik sen bilmezsin, tabi ben de sendenim diyorsan zaten beni anlamışsındır sana çok açıklamama yapmama gerek yok. Gelelim bilmeyenlere; ben bilgisayarcıyım benim bölümüm diğerlerine oranla daha kadınımsı ama ben ve dostlarım bile zorlanıyoruz bide diğerlerini düşünsene makineci, inşaatçı, çevreci, ziraatçı, elektrikçi, mekatronikçi, uzaycı liste uzar gider. Kimisi koca koca aletleri taşır, kimisi kaynak yapar, kimi bağ bahçe gezer, kimi devrelerle boğuşur. Tamam, bunu erkeklerde yapıyor onlara da zor. Benim amacım yetişirken yaşanan zorluklardan bahsetmek, herkes senin gibi düşünmüyor olabilir bir de böyle düşün.</p>
<p>Kadınlar yaratılışları gereği nazik ve zarif canlılardır ee şimdi sen bu nazik ve zarif canlıyı tutup da mühendise yaparsan ilk başta bi tutunamaz, anlayamaz, neredeyim ben deyip gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kalır. Sonra tabi ki yine yaratılış gereği inatçı bir canlı olduğu için tutunur ve sağlam adımlarla ilerler. Zor olanı başarır neden başarmasın? En iyisini başarır hem de, yeter ki istesin ve sevsin.</p>
<p>Başarı olayına harika bir örnek verecek olursam çok değerli meslektaşım ilk kadın bilgisayar mühendislerinden biri 2 ay önce olan bir konuşmasında “işimizle ilgili bir kuruluşta tek kadın bendim ve başkan yardımcılığı için aday oldum ama kadınım diye beni seçmediler ‘evde kadın dırdırı çekiyoruz bir de burada çekemeyiz’ e getirdiler lafı” demişti. Ben bile kırıldım yalan yok. O değerli mühendise ise “arkadaşlar ben de buraya sizin gibi iş yapmaya geliyorum” demiş. Haklı hep beraber iş yapmaya çalışıyorlar tek fark ise onun kadın olması. Adalet nerede diye sorarım ben. Demiştim yaratılış gereği inatçıdır kadınlar hele de erkeklerin egemen olduğu bir iş alanında iki kat daha çok çalışmalıdır ki tutunabilsin. Meslektaşıma geri dönecek olursam ilk adaylığında kazanamamış inat etmiş ikincisinde 1 oy farkla kazanmış başkan yardımcısı olmuş, şu an ise o kuruluşun bizzat başkanı ve dünya çapında bir şirket sahibi üstüne bir de evli ve çocuğu var. İsim vermiyorum sonuçta hepimiz mühendiseyiz. Kendisi ise benim en bi sevdiğim mühendisedir. Başarından öperim seni.</p>
<p>Mühendiseciğim tavsiye olarak; sakın pes etme, inat et, tutun, başar ve kim olduğunu göster herkese ben sana inanıyorum.</p>
<p>Sevgili okuyucu, iyi çalışmalar ve mutlu bir hayat dilerim efenim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-muhendise-kolay-yetismiyor/">Bir ‘MÜHENDİSE’ Kolay Yetişmiyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-muhendise-kolay-yetismiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3382</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Başka Hayatlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlar/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Apr 2016 11:59:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hacı Mehmet Turgut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3287</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hep sordum belki de soracağım kendime, başka bir hayatın parçası olmak ister miydim? Yaşadığım bu andan, doğarken alnıma yazılmış kaderi farklı bir rolde oynamayı istemediğim olmuyor değil. Eminim benim gibi düşünen binlerce insan olmalı. Kesinlikle yanlış anlaşılmayı istemem. Farklı hayatlara özendiğimiz; ailemizi, kendimizi, bizi kendimiz yapan gerçek değerleri reddettiğimiz ya da onlardan utandığımız manasını göstermez. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlar/">Başka Hayatlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hep sordum belki de soracağım kendime, başka bir hayatın parçası olmak ister miydim? Yaşadığım bu andan, doğarken alnıma yazılmış kaderi farklı bir rolde oynamayı istemediğim olmuyor değil. Eminim benim gibi düşünen binlerce insan olmalı. Kesinlikle yanlış anlaşılmayı istemem. Farklı hayatlara özendiğimiz; ailemizi, kendimizi, bizi kendimiz yapan gerçek değerleri reddettiğimiz ya da onlardan utandığımız manasını göstermez. Benimde dâhil her insanoğlunun hayatında başkalarına özendiği anlar olmuştur. O kişi ben olmalıydım dediğimiz anlar elbette olmuştur hayatımızda. Fakat ben başkasının yerinde olmaktan bahsetmiyorum. Şu anda olduğumuz karakterlerle, farklı, hayalini kurduğumuz başka bir hayatı yaşamaktan bahsediyorum.</p>
<p>Yatağımıza uzandığımız zaman, her birimiz kahraman olmayı, sanatçı, futbolcu akla gelebilecek diğer her türlü şeyi olmayı dilediğimiz zamanlar olmadı mı? Olmadı diyenler yalan söylemiş olur. Peki, neden farklı hayatı yaşamayı düşleriz. Gerçek hayatta yaşadığımız zorluklar, kalp kırıklıkları, hayal yenilgileri, üzüntüler ve daha birçok olumsuz durum mu bizi bu düşüncelere sevkeder. Gerçekten de o dilediğimiz hayat bizim olsa ondan da sıkılır mıyız? Düşünsenize belkide her insan yaşadığı hayatı hakediyordur. Belki de biz kendi hayatımızda daha iyiyiz. Düşlediğimiz hayat umduğumuz gibi olmadığı zaman neler hissederiz. Öylesi daha kötü olmaz mıydı?</p>
<p>Hayatımızın en kötü anlarında birbirimizi teselli etmek için “senin için hayırlısı olsun” deriz. Gerçekten de hayırlısı olduğu için istediğimiz çoğu şeylerin gerçekleşmediğini düşünmek beni mutlu ediyor bazen. Eğer ki ben hayalini düşlediğim hayatla mutlu olsaydım, bu hayatla değil o hayatla yaşamış olurdum. Her ne kadar sadece teselli vermek için söylemiş olsak da, hayırlı kelimesi gerçekten de bizi ifade etmiyor mu? Başka hayatlarda beden bulsaydık, belki de şimdiki hayatı özleyip bu anın hayalini kuracaktık. Bence başka hayat yaşasaydık nasıl olurdu acaba demek yerine, hayatımızı daha nasıl başka şekillerde anlamlı kılabiliriz demek daha anlamlı geliyor bana. Eminim Tanrı bizleri düşünerek şimdiki hayatımızı verdi bizlere. Buna yürekten inanıyorum, inanacağım ve inanmalısınız. En küçük anlarımızda bile mutlu olabiliyorsak, en kötü anlarımızdan da dersler çıkarmak kendi yaşamımızın bir anlamı olsa gerek. Bunu düşünerek yaşadığım sürece, başka hayatları ya da başka insanların hayatlarını düşleyerek zaman öldürmek kendimize yapılan bir haksızlık olarak göreceğim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlar/">Başka Hayatlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baska-hayatlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3287</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Asırlık Çınar Ermeni Soykırımı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/asirlik-cinar-ermeni-soykirimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/asirlik-cinar-ermeni-soykirimi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Apr 2016 14:42:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Vatansever]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3353</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ermeni Soykırımı İddiaları ya da diğer bilinen adı 1915 olaylarının üzerinden tam 101 yıl geçti. Bir asrı devirmiş, kökleri büyük acılar ve kanla sulanmış koca bir çınar artık o… “Asırlık Çınar” benzetmesi yapmamın asıl sebebi de bu aslında. Koca bir asır içinde adeta bir “Çınar Ağacı” gibi büyüdü ve büyümeye de devam ediyor.  Bir çınar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asirlik-cinar-ermeni-soykirimi/">Asırlık Çınar Ermeni Soykırımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ermeni Soykırımı İddiaları</strong> ya da diğer bilinen adı 1915 olaylarının üzerinden tam 101 yıl geçti. Bir asrı devirmiş, kökleri büyük acılar ve kanla sulanmış koca bir çınar artık o…</p>
<p>“Asırlık Çınar” benzetmesi yapmamın asıl sebebi de bu aslında. Koca bir asır içinde adeta bir “Çınar Ağacı” gibi büyüdü ve büyümeye de devam ediyor.  Bir çınar gibi sürekli dallanıp budaklanıyor. Her dal sizi farklı bir yere götürüyor. Her dal büyüdükçe gövdeden, köklerden yani sorunun temelinden uzaklaşıyor. Bu da tam bir asırdır hasretle beklediğimiz çözümü, barışı giderek zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>Ermeni Sorunu</strong>nda işler gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor. Kabuk bağlayan yaralar kaşınmaya, unutulmaya yüz tutmuş acılar tekrar hatırlatılmaya devam ediyor. Geçmişte ve bugünde hala çok kıymetli olan bu topraklarda büyük trajedilerin yaşandığı şüphesiz. Fakat yaşananlar detaylı bir araştırma yapılmadan, tarihsel süreç bir kenara bırakılıp gerçek gün yüzüne çıkarılmadan, konu birtakım çıkar gruplarının da gayretiyle siyasallaştırılmaya çalışılıyor. Aslında taraflar çoktan oluşmuş. Herkes safını belli etmiş durumda. Ne söylendiğinin ve nasıl söylendiğinin hiçbir önemi yok. Kimin söylediğinin önemi var. Ermeni tezini savunan diaspora ve oluşturduğu güçlü kamuoyu ve karşısında Türk tezini savunamayan ve sadece “inkar etme” anlayışıyla hareket eden Türk Dışişleri var. Hala ortak komisyon kurulmasının Ermeni soykırımı iddialarında çözüm olacağına inanıyor.</p>
<p><figure id="attachment_3354" aria-describedby="caption-attachment-3354" style="width: 350px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Büyük-gün-24-nisan.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3354 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Büyük-gün-24-nisan.jpg?resize=350%2C262" alt="Ermeni lobileri ve Ermeni Diasporası konuyu siyasal zemine çekebilmek için ABD ve Fransa başta olmak üzere birçok ülkenin parlamentosuna taşımaktadır." width="350" height="262" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Büyük-gün-24-nisan.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Büyük-gün-24-nisan.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3354" class="wp-caption-text">Ermeni lobileri ve Ermeni Diasporası konuyu siyasal zemine çekebilmek için ABD ve Fransa başta olmak üzere birçok ülkenin parlamentosuna taşımaktadır.</figcaption></figure></p>
<h2>Büyük Gün 24 Nisan</h2>
<p>Her yıl mart ayında faaliyetlerine başlayan Ermeni lobileri ve <em>Ermeni Diasporası</em> konuyu siyasal zemine çekebilmek için ABD ve Fransa başta olmak üzere birçok ülkenin parlamentosunda <em>Ermeni Soykırımı</em> iddialarının hem gündeme gelmesi hem de 1915 yılında yaşananların soykırım olarak kabul edilmesi için baskı oluşturmaya çalışmaktadır. Pek çok ülkede ve ABD’nin birçok eyalet meclisinde Ermeni İddiaları zaten soykırım olarak tanınmıştır. Amaç bunu daha da ileri götürmek ve <strong>Ermeni Soykırımı</strong>’nı inkar etmeyi suç sayan yeni yeni yasal düzenlemeleri kabul ettirmektir. Ermeni Sorunu’nun çözüm yeri parlamentolar değildir. Bu sorunu çözecek olan da siyasetçiler değildir.</p>
<h2>Züğürt Tesellisi</h2>
<p>Her sene 24 Nisan’da ABD Başkanı Barack Obama’nın yaptığı konuşmada Soykırım ifadesini kullanacak mı kullanmayacak mı? diye ağzından çıkacak sözlere bakıyoruz. Obama ise ne şiş yansın ne de kebap hesabı her iki tarafı da kaybetmemek adına “Büyük Felaket“ tabirini kullanıyor. <strong>Ermeni diasporası</strong> üzülürken Türk Dışişleri ve Türk Basını sevinç çığlıkları atıyor. Ertesi gün manşetlerde “Obama Yine Soykırım Demedi” benzeri ifadelere yer veriliyor. Bu ancak züğürt tesellisidir. Başka hiçbir izahı da yoktur. Ermeni diasporası ve Ermeni Lobilerinin Dünya üzerinde başarıya ulaştıkları gerçeğini kabul etmeli ve günümüzde artık tamamen siyasallaşan bu konu karşısında “Ortak Tarih Komisyonu Kuralım” “Masaya Oturalım” benzeri önerilerden vazgeçerek daha gerçekçi yöntemlere dönmeliyiz.</p>
<p><figure id="attachment_3356" aria-describedby="caption-attachment-3356" style="width: 576px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/zugurt-tesellisi-obama.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3356 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/zugurt-tesellisi-obama.jpg?resize=576%2C324" alt="Her sene 24 Nisan’da ABD Başkanı Barack Obama’nın yaptığı konuşmada Soykırım ifadesini kullanacak mı kullanmayacak mı? diye ağzından çıkacak sözlere bakıyoruz." width="576" height="324" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/zugurt-tesellisi-obama.jpg?w=576&amp;ssl=1 576w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/zugurt-tesellisi-obama.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3356" class="wp-caption-text">Her sene 24 Nisan’da ABD Başkanı Barack Obama’nın yaptığı konuşmada Soykırım ifadesini kullanacak mı kullanmayacak mı? diye ağzından çıkacak sözlere bakıyoruz.</figcaption></figure></p>
<p>Ve her iki tarafta yaşanan o korkunç acıları hiçbir zaman unutmadan düşmanca tavırları, siyasal hesapları bir kenara bırakıp geçmişte dost olan “Milleti Sadıkamız” Ermenilerle kucaklaşmalıyız.</p>
<p>Ermenilerin de lobilerin ve Batı’daki siyasetçilerin çıkarları uğruna sürekli istismar edildiklerinin farkına varmaları ve bir zamanlar birlikte yaşadıkları Anadolu topraklarında, kendilerine hiçbir devletin, halkın sahip çıkmadığı kadar sahip çıkan Türk halkını bağrına basması gerekir.</p>
<p>Barış Temennisiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asirlik-cinar-ermeni-soykirimi/">Asırlık Çınar Ermeni Soykırımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/asirlik-cinar-ermeni-soykirimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3353</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadına Şiddet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadina-siddet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadina-siddet/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Apr 2016 09:40:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevda Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3332</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yolun başında ve sonunda her türlü zulmüne rağmen yanında olacak birine aşağılayıcı, içinde saygı, insanlık namına bir şey olmayan tavırlar sergileyen erkekler var. Sevgi dolu kalbi, nefretle, öfke ile dolduranlar var. Her türlü zulmü yaptığı kadına muhtaç yaşayanlar, kadının mecbur olduğu için hizmet ettiğini sanıyorlar. Oysa o kadının sizin zulmünüze karşılık, Allahtan karşılığı beklediği bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadina-siddet/">Kadına Şiddet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yolun başında ve sonunda her türlü zulmüne rağmen yanında olacak birine aşağılayıcı, içinde saygı, insanlık namına bir şey olmayan tavırlar sergileyen erkekler var.</p>
<p>Sevgi dolu kalbi, nefretle, öfke ile dolduranlar var.</p>
<p>Her türlü zulmü yaptığı kadına muhtaç yaşayanlar, kadının mecbur olduğu için hizmet ettiğini sanıyorlar.</p>
<p>Oysa o kadının sizin zulmünüze karşılık, Allahtan karşılığı beklediği bir sadakası&#8230;</p>
<p>Hiç bir kadın, hak etmediği şeyleri yaşatan adamı, haksız kibri karşısında kolay kolay affedemez.</p>
<p>Zamanla öfkesini, nefretini kontrol etmesini öğrenir, sevgisinden vazgeçer, hissizleşir.</p>
<p>Yaşattıklarınız karşısında anlamsız bir kibriniz var, pişmanlık duymuyorsanız, işte kadınınız ve çocuklarınız adına kötü olan ve korku duymamızı sağlayan şey de budur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Merhametsiz, hissizsiniz&#8230;</p>
<p>Sevmeyi bilmiyorsunuz, sevgi adı altında köle arıyorsunuz.</p>
<p>Karşınızdakinin yaşam hakkına, fikrine zerre kadar saygınız yok.</p>
<p>Tek derdiniz, bir ömür sessizce kahrınızı çekecek, her türlü hamallığınızı yapacak kadınların varolması.</p>
<p>Vefasız,</p>
<p>Alaycı ve kabasınız.</p>
<p>Yaptığınız her türlü şiddetin nesilden nesile aktarıldığını göremeyecek kadar da basiretsizsiniz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kadını gün geçtikçe eriten tek şey sevgisizlik ve sadakatsizliktir&#8230;</p>
<p>Sevgisizlik;</p>
<p>Soluyor bahçenin güllerini, sustukça, eritiyor yüreği kederler&#8230;</p>
<p>Anlaşılmadıkça, büyüyor kalpteki nefretler, yok oluyor, umutlar, sevgiler, sevgililer&#8230;</p>
<p>Baharda açan çiçekler, sabahın ilk ışıklarında doğan güneş ve kurulan hayaller anlamını yitiriyor.</p>
<p>Ve yürek yerini yalnızlığın koynuna acımasızca bırakıyor. Ardından yalnızlık bir ömrü yiyip, bitirirken annenin kederli gözyaşlarında mutsuz çocuklar yetişiyor&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadina-siddet/">Kadına Şiddet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadina-siddet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3332</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dil Öğrenmek &#8211; Okumayı Öğrenmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dil-ogrenmek-okumayi-ogrenmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dil-ogrenmek-okumayi-ogrenmek/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Apr 2016 13:23:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3318</guid>
				<description><![CDATA[<p>Okumayı öğrenme sadece okumak değildir. Anlamak ve anlatmaktır da. Bir sözlüğü derinden anlayamayız. Çünkü sözlük genellikle derin açıklama yapmaksızın öğretir. Bir kelime sadece bir kelime değildir. Bir kelimenin cümledeki yerine göre  anlamı çıkarılır&#8230; (İyi bir sözlükte) Biz her kelimeyi farklı örneklerde, bağlarda görürüz. Sözlüğe bakarak bir kelimenin anlamını tam da öğrenemeyiz. Kelimeyi sadece bir dizi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dil-ogrenmek-okumayi-ogrenmek/">Dil Öğrenmek &#8211; Okumayı Öğrenmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okumayı öğrenme</strong> sadece okumak değildir. <strong>Anlamak ve anlatmak</strong>tır da.</p>
<p>Bir sözlüğü derinden anlayamayız. Çünkü sözlük genellikle derin açıklama yapmaksızın öğretir. Bir kelime sadece bir kelime değildir. Bir kelimenin cümledeki yerine göre  anlamı çıkarılır&#8230;</p>
<p>(İyi bir sözlükte) Biz her kelimeyi farklı örneklerde, bağlarda görürüz. Sözlüğe bakarak bir kelimenin anlamını tam da öğrenemeyiz. Kelimeyi sadece bir dizi başka kelimelerle öğreniriz. Peki bu açıklayıcı mıdır?  Eğer kelimenin gerçekliğine gidip bakarsak onun karşılığı olan çok fazla çeşitlilik görürüz ki bu da bizi şaşırtabilir. Çözüm için belki de anlam daraltılmalıdır.  Dolayısıyla dilin verili şartlar içinde yapılandırılması belki de daha doğrudur… Yapılandırmada rastgelelik tehlikeli olur. Bu şekilde bir hipotez oluşturmak bile daima bir risk almaktır.</p>
<p>Kelimenin birbiriyle ve kendi kendisiyle ilişkisi ve kelimenin kendisinin,  kendi gerçekliği ile olan ilişkisi nasıldır? Bir dili ya da onun yoluyla bir şeyi öğrenirken tuzağa düşer miyiz?</p>
<p>Peki, biz bir dili ya da başka bir şeyi (dil yoluyla) tehlikeye düşmeksizin nasıl öğreniriz?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dil-ogrenmek-okumayi-ogrenmek/">Dil Öğrenmek &#8211; Okumayı Öğrenmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dil-ogrenmek-okumayi-ogrenmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3318</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dijital Yayıncılık Aklın Sınırlarını Zorluyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dijital-yayincilik-aklin-sinirlarini-zorluyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dijital-yayincilik-aklin-sinirlarini-zorluyor/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Apr 2016 07:59:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Şeylan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3314</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dijital yayıncılık baş döndüren bir hızla giderek aklın sınırlarını zorluyor. Bir dönem tarihe damgasını vuran popüler pek çok yayın, bu gün yerini usulca dijital yayıncılığın kollarına bırakmaya hazırlanıyor. Yakın bir zamanda Radyo kanallarının dijital yayıncılığa geçmesi de dijital yayıncılığın hamlesi oldu. Dijital yayıncılığın reklam gelirlerindeki artış artık tüm dünyada yazılı, basılı yayıncılığın önüne geçmiş durumda. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dijital-yayincilik-aklin-sinirlarini-zorluyor/">Dijital Yayıncılık Aklın Sınırlarını Zorluyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital yayıncılık baş döndüren bir hızla giderek aklın sınırlarını zorluyor. Bir dönem tarihe damgasını vuran popüler pek çok yayın, bu gün yerini usulca dijital yayıncılığın kollarına bırakmaya hazırlanıyor. Yakın bir zamanda Radyo kanallarının dijital yayıncılığa geçmesi de dijital yayıncılığın hamlesi oldu. Dijital yayıncılığın reklam gelirlerindeki artış artık tüm dünyada yazılı, basılı yayıncılığın önüne geçmiş durumda. Bu paydan nasibini alan mecralar ise gazeteler, dergiler ve kitaplar. Bu durum kuşkusuz reklam yatırımcılarının pusulasını da değiştirdi. Reklam yatırımcılarının göz bebeği Dijital platformlar. Dijital Reklam Pazarı 2015 Yılının İlk 6 Ayında 789,3 Milyon TL&#8217;ye ulaştı.</p>
<p><figure id="attachment_3303" aria-describedby="caption-attachment-3303" style="width: 507px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/garfik-01.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3303 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/garfik-01.jpg?resize=507%2C607" alt="2016 Dijital Reklam yatırım Oranları" width="507" height="607" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/garfik-01.jpg?w=507&amp;ssl=1 507w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/garfik-01.jpg?resize=251%2C300&amp;ssl=1 251w" sizes="(max-width: 507px) 100vw, 507px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3303" class="wp-caption-text">2016 Dijital Reklam yatırım Oranları</figcaption></figure></p>
<h2>2015 Yılında Dijital Yayınların Reklam Geliri Gazeteleri Geçti</h2>
<p>2015 yılında dijital yayınların reklam oranları gelirleri gazeteleri geçmiş vaziyette. AdEx Dijital Reklam verilerine göre, 2015 yılında Ülkemizde dijital reklam yatırımları % 18 büyüme kaydetmiştir. Bu büyüme özellikle de mobil ve video kategorilerinde etkili olmuştur.</p>
<ul>
<li>Rapora göre mobil reklamcılık alanında toplam yatırım % 61 artış gösterirken, oyun içi video reklam yatırımları % 30,6 oranında büyüme kaydetti. Akıllı cep telefonu ve tabletlerden elde edilen gelir pek çok mecranın önünde seyrediyor.</li>
<li><strong>Dijital Reklamda kuşkusuz yine en büyük pasta payı Google’a ait.</strong></li>
<li>Dijital reklam yatırımlarında 2015 yılında en büyük payı Google Search aldı. Google, bu alanda Google Ads atılımı ile rakiplerine fark atmayı başardı. Daha önce Google AdWords olan reklam platformunun ismi <a href="https://seogezegeni.com/google-ads-danismanligi/">Google Ads</a> olarak pek çok farklı panel üzerinden verilebilen reklamlar tek bir panelde toplanmış oldu. <a href="https://seogezegeni.com/google-reklamlari/">Google reklamları</a> ile birçok firma kar oranlarını artırmayı başardı.</li>
<li><strong>2015 yılında kötü sürpriz olarak değerlendirilen E-Posta, E-Mail yatırımlarında ise ciddi azalmalar söz konusu. Mail ortamlarında sunulan kampanya ve reklamların etkisi giderek azalmaya başladı.</strong></li>
</ul>
<p><a href="https://seogezegeni.com/izmir-reklam-ajanslari/">Dijital Reklam</a> Pazarı 2015 Yılının İlk 6 Ayında 789,3 Milyon TL&#8217;ye ulaştı. İşte 6 milyar liralık Türkiye reklam sektörünün mecralara göre dağılımı.</p>
<p><figure id="attachment_3304" aria-describedby="caption-attachment-3304" style="width: 593px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-1.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3304 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-1.jpg?resize=593%2C331" alt="Dijital Reklam Pazarı Pay Oranları" width="593" height="331" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-1.jpg?w=593&amp;ssl=1 593w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-1.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 593px) 100vw, 593px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3304" class="wp-caption-text">Dijital Reklam Pazarı Pay Oranları</figcaption></figure></p>
<h2>Forbes Dergisi 2015 Yılının Milyarderlerini Açıkladı</h2>
<p>Forbes dergisi 2015 yılının zenginlerini açıkladı. Listenin ilk beş zengininin servetlerini katlamalarında en büyük pay ne mi? Dijital yayıncılık, yazılım geliştirme, telekomünikasyon alanında atılan her adım günümüzde inanılmaz paralar kazandırıyor. Bu durumu Forbes dergisinin listesinde yer alan en zengin 5 milyarder listesine bakarak ta görebiliriz.  Bu listede yer alan ilk üçteki milyarderlerin servetlerini yazılım geliştirme süreçlerinden elde ettiğini belirtmemizde fayda var sanaırım. Gelin hep beraber bu tanıdık simalara ve hangi sektörlerde para kazandıklarına bakalım.</p>
<p><figure id="attachment_3305" aria-describedby="caption-attachment-3305" style="width: 757px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3305 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-2.jpg?resize=640%2C333" alt="Forbes dergisi 2015 yılının zenginlerini açıkladı." width="640" height="333" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-2.jpg?w=757&amp;ssl=1 757w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-2.jpg?resize=300%2C156&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3305" class="wp-caption-text">Forbes dergisi 2015 yılının zenginlerini açıkladı.</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>Forbes dergisinin ilk zengin ismi aynı zamanda Microsoft&#8217;un başkanı da olan Bill Gates. Serveti yaklaşık olarak 80.1 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor. Bill Gates bu başarırsını Microsoft’a borçlu olduğunu söylemek sanırım doğru bir yaklaşım olacaktır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Dergi listenin ikinci sırasında Latin Amerika ve Meksika endüstrilerine yaptığı telekomünikasyon yatırımlarla göz dolduran Meksikalı-Lübnanlı ünlü yatırımcı Carlos Slim yer alıyor. Telekomünikasyon alanında yatırılan her girişim katlanarak Carlos Slim’e geri döndü.</li>
</ul>
<ul>
<li>Geldik listenin 3. Sırasına… 3. sırada yine ekonomi dünyasının yakından tanıdığı bir isim var. Amerikalı yatırımcı Warren Buffet 7 milyar dolarlık servetiyle listede yerini alıyor.</li>
</ul>
<ul>
<li>3 milyar dolar servete sahip, aynı zamanda yine bir yazılım geliştirme şirketi olan Oracle&#8217;ın başkanı Larry Ellison’da listenin beşinci sırada yer alan milyarderler arasında.</li>
</ul>
<ul>
<li>Listenin sayılı zenginleri arasında ilerlerken bazı önemli isimler de göze çarpıyor. Bu gün şahsi serveti yaklaşık olarak 32.3 milyar dolar olan, Google&#8217;dan Larry Page,</li>
</ul>
<ul>
<li>Bunun yanında sosyal medya ağının fenomeni Facebook&#8217;un kurucusu, Mark Zuckerberg var.</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_3306" aria-describedby="caption-attachment-3306" style="width: 630px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3306 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-3.jpg?resize=630%2C230" alt="En zenginler listesinde Facebook ve Google sahipleri yer alıyor." width="630" height="230" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-3.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-3.jpg?resize=300%2C110&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3306" class="wp-caption-text">En zenginler listesinde Facebook ve Google sahipleri yer alıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Dünya ekonomisi son 20 yıldır; dijital teknolojiler, bilgisayarlar ve telekomünikasyon alanlarında yaşanan yüksek teknolojik bir devrimin sürecinden geçiyor ve giderek hızla büyüme kaydediyor. Tabi teknoloji ve dijital çağın nimetlerinden bu kadar servet kazanan kişiler, bazı alanların da zayıflamasına neden olmaktadırlar. Forbes Dergisinin sayılı zenginler listesine baktığımızda teknoloji yatırımcılarının basılı medyaya karşı üstün olduğu kanısına varabilir.  Bu devasa kişi ve kurumlar kazanırken, elbette bu süreçte kaybedenlerinde olacağı aşikardır. Teknoloji hayatımıza o kadar hızlı girdi ki, ilk radyo yayını, televizyon, gazeteler, bir dönem videokasetlerinin yerini alan CD ve DVD’ler, giderek yerini, akıllı bilgisayarlara, tabletlere ve akıllı cep telefonlarına bıraktı.</p>
<p>Peki, bu değişim süreci gerçekten çok hızlı mı gelişti? Dijital yayıncılık ilerleyen yıllarda aynı potaya daha neleri koyacak!</p>
<p><figure id="attachment_3307" aria-describedby="caption-attachment-3307" style="width: 730px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-4.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3307 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-4.jpg?resize=640%2C412" alt="1436 yılında taşınabilir matbaanın Johannes Gutenberg tarafından icat edilmesiyle belki de dünya tarihinde bir devrim yaşanmış oldu." width="640" height="412" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-4.jpg?w=730&amp;ssl=1 730w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-4.jpg?resize=300%2C193&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3307" class="wp-caption-text">1436 yılında taşınabilir matbaanın Johannes Gutenberg tarafından icat edilmesiyle belki de dünya tarihinde bir devrim yaşanmış oldu.</figcaption></figure></p>
<h2>Taşınabilir Matbaanın İcat Edilmesi</h2>
<p>Taşınabilir matbaanın icat edilmesi bir devrimin ilk adımları olarak adlandırılabilir. Teknoloji kronolojisine baktığımızda 1436 yılında taşınabilir matbaanın Johannes Gutenberg tarafından icat edilmesiyle belki de dünya tarihinde bir devrim yaşanmış oldu. Kağıt ve kitap üretimini tetikleyen bu hareket, kitap üretiminin doğmasına ve giderek yayılmasına neden oldu. Bu tarihten sonra İtalyanca intelligenti olarak adlandırılacak; Gazeteci, seyahat yazarları ve çevirmenlerden oluşan yeni bir sosyal ağ oluşacaktı. İnsan düşüncelerindeki evrim, icatları, icatlar toplumların bu günkü şeklini almasında aktif olarak rol oynamıştır. Bir zamanlar çok popüler olan gazeteler giderek maddi anlamda kayıplar yaşıyor.</p>
<p><figure id="attachment_3309" aria-describedby="caption-attachment-3309" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-6.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3309 size-large" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-6-1024x589.jpg?resize=640%2C368" alt="Amazon ilk kurulduğu yıllarda sadece kitap satışı yapıyordu. Günümüzde dünya çapında büyük bir e-ticaret sitesine dönüşmüştür." width="640" height="368" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-6.jpg?resize=1024%2C589&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-6.jpg?resize=300%2C173&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-6.jpg?w=1100&amp;ssl=1 1100w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3309" class="wp-caption-text">Amazon ilk kurulduğu yıllarda sadece kitap satışı yapıyordu. Günümüzde dünya çapında büyük bir e-ticaret sitesine dönüşmüştür.</figcaption></figure></p>
<p>Yakın bir zamanda ABD&#8217;nin ünlü haber dergisi Newsweek&#8217;in basılı medyadan çekileceği haberi ortalığı kasıp kavurmuştu. Washington Post tirajları azalan ve piyasa şartlarında nerdeyse tutunamama durumunda gelmişti.</p>
<p>Bu tarihlerde Washington Post&#8217;un mucizevi kurtarıcısı Jeff Bezos olmuştur.  Jeff Bezos, bilgisayar mühendisiydi aynı zamanda ve 1994 yılında bir online alışveriş sitesi olan Amazon&#8217;un da kurucusuydu. Amazon ilk kurulduğu yıllarda sadece kitap satışı yapıyordu.  Günümüzde dünya çapında büyük bir e-ticaret sitesine dönüşmüştür.</p>
<p>Dijital çağın kazananları ve kaybedenlerini olarak değerlendirdiğimizde, modern toplumumuzda yeni nesil yazılımcılar, dijital mecraya ruhunu veren mühendisler ve yatırımcılar maddi ve ekonomik açıdan çok büyük güce sahip olurken, kamuoyunu belirleyen bazı kurumlar, gazeteler ya da yayıncılar bugün ayakta kalmakta artık güçlük çekiyor.</p>
<p><figure id="attachment_3308" aria-describedby="caption-attachment-3308" style="width: 580px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-5.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3308 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-5.jpg?resize=580%2C342" alt="Günümüzde dijital yayıncılık alanında da ciddi gelişmeler mevcut." width="580" height="342" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-5.jpg?w=580&amp;ssl=1 580w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-5.jpg?resize=300%2C177&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 580px) 100vw, 580px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3308" class="wp-caption-text">Günümüzde dijital yayıncılık alanında da ciddi gelişmeler mevcut.</figcaption></figure></p>
<h2>Dijital Yayıncılık ve Kazanımları</h2>
<p>Dijital yayıncılık ve kazanımları, dijital dünyaya ilişkin yeni perspektifler, yeni dijital platformların oluşmasına da olanak tanımaktadır.  Teknoloji günümüzde yatırımları da güçlendiriyor. Bugün salt bir teknolojiden bahsetmemiz mümkündür. Dijital yayıncılık ve gelişimi aslında birçok reklam verenlerin ihtiyaçlarına da doğrudan çözüm sağlamakta ve hedef kitlenin doğru kodlanmasına olanak sağlamaktadır.</p>
<p>Dijital yayıncılık konusunda ülkemizde ciddi adımlar atılmış durumda. Konuyu sadece internet kullanımı ve akıllı telefonlarla özdeştirmeden doğrudan basılı kitap, dergi ve gazetenin dijitalleşme sürecine getirirsek, Türkiye henüz yolun başında. Hayatı kolaylaştıran pek çok adım teknolojinin getirileri ile sunulmaktadır. Bugün e ticaret sitelerinin online mecrada varlığı, e- kitap uygulamalarını gelişmesi, mobil uygulama olarak akıllı telefonlarda yer alması büyük bir kazanım. Bu gün bilgiye dünyanın her noktasından bağlanabiliyorsak bu kazanımların bilincinde ilerlemenin dijital teknoloji ile sağlandığını bilmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Her gün gelişen, değişen ve yenilenen teknoloji hayatımızın merkezinde seyrediyor. Bazılarımız isteyerek, bazılarımız bu durumdan habersiz dijital yayıncılığın merkezinde başrolü oynuyoruz. Her şey değişiyor. Bilgiye en hızlı şekilde ulaşıyoruz. Bu durum korkutucu değil aksine yeni bir evrim.</p>
<p><figure id="attachment_3310" aria-describedby="caption-attachment-3310" style="width: 586px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-7.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3310 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-7.jpg?resize=586%2C348" alt="Gazete ilanları, yerini iş ilanları web sitelerine bıraktı." width="586" height="348" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-7.jpg?w=586&amp;ssl=1 586w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-7.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-7.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3310" class="wp-caption-text">Gazete ilanları, yerini iş ilanları web sitelerine bıraktı.</figcaption></figure></p>
<h2>Gazete İlanları Yerini İş İlanları Web Sitelerine Bıraktı</h2>
<p>Gazete ilanları,  yerini iş ilanları web sitelerine bıraktı. Dijital yayıncılığın getirileri giderek yön değiştiriyor. Bir dönem sayfa sayfa, çarşaf çarşaf yayınlanan ve kelimesine yüklü miktarda para ödenen gazete ilanları, sarı sayfalar, yerini modern insan kaynakları iş ilanları web sitelerine bıraktı. Bir işe başvurmak için erkenden büfeye gelen gazeteyi almanıza gerek yok. Üstelik iş görüşmeleri için yol kat etmenize de gerek yok. Artık günümüzde online mülakat ve davetler sayesinde online özgeçmiş sayesinde daha pratik, hızlı ve zengin seçenekler sunmaktadır.</p>
<h2>Avrupa’da Kütüphane Yerine Elektronik Kütüphane</h2>
<p>Bu gün Avrupa’da gizemli kocaman koridor ve raflardan oluşan devasa kütüphanelerin yerini E-kütüphaneler devralıyor. Çok yakın bir tarihte Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) elektronik kütüphane konusunda çalışmalara başlayacağını duyurdu.</p>
<h2>Mobil İşletim Sistemlerindeki Değişim</h2>
<p>Mobil işletim sistemlerindeki değişim süreci ve geliştirme süreçlerini dijital yayıncılığa ve teknolojik yatırımlara borçlu. Eskiden akıllı telefonların olmadığı dönemlerde, en popüler olan cep telefonları Nokia ve Motorola gibi markalardı. Nokia telefonlarında Symbian ve java uygulamalar popülerliğini koruduğu dönemlerde Android OS ve Apple IOS yavaş yavaş hayatımıza girmeye başladı.</p>
<p>Bu gün dünya üzerinde mobil işletim sistemi 4 ana kola dağılmış durumda.</p>
<ul>
<li>Apple IOS – IOS İşletim sistemi</li>
<li>Android OS – Son sürümüyle marshmallow</li>
<li>Microsoft-Windows mobil platformları</li>
<li>Blackberry OS- Son güncelleme ile artık Google Play uygulamaları ile entegre çalışıyor.</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_3311" aria-describedby="caption-attachment-3311" style="width: 586px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-8.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3311 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-8.jpg?resize=586%2C348" alt="Arama motorları optimizasyonu, Search Engine Optimization yani SEO günümüz internet yayıncılığında önemli yer kaplar." width="586" height="348" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-8.jpg?w=586&amp;ssl=1 586w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-8.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/grafik-8.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 586px) 100vw, 586px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3311" class="wp-caption-text">Arama motorları optimizasyonu, Search Engine Optimization yani SEO günümüz internet yayıncılığında önemli yer kaplar.</figcaption></figure></p>
<h3>Mobil SEO ve Lokal SEO</h3>
<p>Arama motorlarında kelime veya kelime gruplarında üst sıralara çıkmak için yapılan optimizasyon çalışmalarının bütününe Search Engine Optimization yani SEO denir. Globalleşen dünyada pazarlama faaliyetleri sanal ortama taşındığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu pazardan daha büyük pasta alabilmek adına Dünyada en çok kullanılan arama motoru olan Google’da üst sırala çıkabilmek önem taşımaktadır. Google çeşitli manipuleler ile kalitesiz websitelerin üst sıralara gelmemesi adına güncel algoritmalar geliştirmektedir. Google bu algoritmalara genellikle hayvan isimleri veriyor. Örneğin panda, penguen, sinek kuşu, zürafa vb …</p>
<p>Google gelişen teknoloji sayesinde cebimize kadar giren interneti unutmuyor. Google için yeni güncellemelerden bir tanesi olan mobil seo güncellemesi Google’nin akıllı telefonlara verdiği önemi ve kendini devamlı geliştirmeyi başararak zirvede kalan bir arama motoru olduğunun kanıtını gösteriyor. Websiteleri Mobil uyumlu ( Responsive ) olmaya zorlayan aksi taktirde mobil uyumlu olmayan websiteleri üst sıralara çıkamayacağını açıklıyor. İnternete girişler mobil üzerinden arttığını gözlemleyen  arama motorlarının kralı Google bu gelişmelere sessiz kalamadı ve mobil algoritma geliştirdi.</p>
<p><strong>Nedir Bu Local Seo ?</strong></p>
<p>Bölgesel hizmet veren şirketler için  yapılan sadece bölgesel anahtar kelimelerde şirketin bulunduğu bölge içerisinde üst sıralara çıkmak için yapılan stratejik çalışmalardır. Genel aranmalara oranla rekabet oranı daha düşüktür. İlgili aramalarda haritalarda veya telefon numaraları ile  çıkıp müşterilerine direk ulaşmayı amaçlayan ve hedef kitlesi üzerinde direk %100 lük nokta atışı gerçekleştirmeyi planlayan bölgesel işletmeler için geliştirilmiş büyük firmalarla baş edebilmek amaçlı kullanmayı daha çok tercih ettiği seo çalışmalarıdır.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/rYmwwU8GsMQ?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dijital-yayincilik-aklin-sinirlarini-zorluyor/">Dijital Yayıncılık Aklın Sınırlarını Zorluyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dijital-yayincilik-aklin-sinirlarini-zorluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3314</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her &#8220;Baba&#8221; Bir Parça Vicdansızdır Aslında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-baba-bir-parca-vicdansizdir-aslinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-baba-bir-parca-vicdansizdir-aslinda/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 20 Apr 2016 15:07:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yasemin Kızılçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3264</guid>
				<description><![CDATA[<p>Babasızlığın bir kusur olduğunu sandığım zamanlara bakarsak şöyle bir anı canlanır gözümde. İlkokul 1. sınıftaydım henüz, okul yeni başlamıştı öğrenciler veliler kaynaşmış sayılırdı. Annem bir öğrencinin annesine eşinden boşandığını söylemiş. Kadın da çocuğuna söylemiş &#8220;o kızın babası yok uzak dur ondan.&#8221; diye. Bir gün biraz geç kaldım okula, öğretmenden özür dileyip yerime geçecektim ki arka [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-baba-bir-parca-vicdansizdir-aslinda/">Her &#8220;Baba&#8221; Bir Parça Vicdansızdır Aslında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Babasızlığın bir kusur olduğunu sandığım zamanlara bakarsak şöyle bir anı canlanır gözümde.</p>
<p>İlkokul 1. sınıftaydım henüz, okul yeni başlamıştı öğrenciler veliler kaynaşmış sayılırdı. Annem bir öğrencinin annesine eşinden boşandığını söylemiş. Kadın da çocuğuna söylemiş &#8220;o kızın babası yok uzak dur ondan.&#8221; diye. Bir gün biraz geç kaldım okula, öğretmenden özür dileyip yerime geçecektim ki arka sıralardan bir kız ayağa kalktı &#8221; aa bakın babasız kız gelmiş. &#8221; dedi ve güldü onunla beraber tüm sınıf güldü.</p>
<p><figure id="attachment_3267" aria-describedby="caption-attachment-3267" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/babasiz-kizlar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3267 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/babasiz-kizlar-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="Küçük çocuklar, babasızlığın bir kusur olduğunuz düşünür." width="300" height="225" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3267" class="wp-caption-text">Küçük çocuklar, babasızlığın bir kusur olduğunuz düşünür.</figcaption></figure></p>
<p>Gözlerimden damla damla yaşlar aktığını hissettim yerime geçip oturdum o gün boyunca kimseyle konuşmadım. Küçücük aklımla düşündüm durdum. Babasızlık kötü bir şeydi, ayıp bir şeydi herhalde dedim. Bir kusurdu ve bu kusuru kimseye anlatmamalıydım. Babam hakkında yalanlar uydurmaya kendime hayali bir baba yapmaya başlamıştım bile çoktan. Babamı pek fazla tanımam hakkında bildiğim tek iyi şey zamanında çok güzel şiirler yazmış olmasıdır. Evi karıştırırken şiir defterlerini bulmuştum okumuştum hepsini, yazısı da güzel ayrıca. Diğer özelliklerine gelirsek sorumsuz, ilgisiz, içkici, kumarbaz, eve çok geç gelen hatta 2 haftada bir uğrayan, annemi başka kadınlarla aldatan, annemi döven lanet bir adamın tekiydi. Böyle bir babam olduğunu kimseye anlatmamalıydım zira sınıftaki kız gibi bu durumla dalga geçenler olurdu. Yaşım 7-8 falandı ama baba konusunda müthiş yalan söylemeye başlamıştım. Sınıftaki arkadaşlarımı babamın iyi biri olduğuna, yurt dışında çalıştığına, her gün telefonla konuştuğumuza, bana ve anneme çalıştığı yerden hediyeler gönderdiğine v.s v.s  öyle bir inandırmıştım ki zavallı arkadaşlarım ne kadar şanslı olduklarını bilmeden benim hayali babamı kıskanmışlardı. Babamla aynı evin içinde bile birbirimize uzaktık. Sorsan şu an ona doğum günümü bilmez, yaşımı bilmez. Sokakta beni görüp tanımayan bir babadan bahsediyoruz. Evet doğru duydunuz geçen hafta yolda karşılaştık babamla.</p>
<p><figure id="attachment_3268" aria-describedby="caption-attachment-3268" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/babasizlik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3268 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/babasizlik.jpg?resize=500%2C300" alt="Çocukların ve gençlerin bir bölümü bilinçsizce babası olmayan akranlarıyla dalga geçerler." width="500" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/babasizlik.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/babasizlik.jpg?resize=300%2C180&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3268" class="wp-caption-text">Çocukların ve gençlerin bir bölümü bilinçsizce babası olmayan akranlarıyla dalga geçerler.</figcaption></figure></p>
<p>O günde her gün olduğu gibi eve kadar yürümek istedim hava yağışlıydı. Nisan yağmuru gibi de değildi öyle sağanak yağışlıydı her yer çamur olmuştu rüzgar çok şiddetli esiyordu. Şemsiye mi açtım kulağımda kulaklıkla müzik dinleye dinleye yürüyorum. Aklımdan otobüse binmek geçse de vazgeçmiştim hemen bu düşünceden, böyle yağmuru bidaha kim bilir kaç ay sonra görecektim. Yağmurlu havalarda huzurlu olan yağmur altında gezmeyi seven bir insanım sonuçta. 10 dakika yürüdüm aşağı yukarı, Merkez Park&#8217;ı Optimum&#8217;a (avm) bağlayan köprüye yaklaşmıştım önümden biri geçti. Saçları beyazlamış 40 lı yaşlarının sonunda ya da 50 li yaşlarının ortasında bilemiyorum. Bana baktı ve yürümeye devam etti. Elimden şemsiye düştü, ayaklarımı hareket ettiremedim olduğum yerde kaldım, gözümden küçük bir damla yaş süzülüverdi, etraf çok karanlık oldu sadece o adam ve ben vardım hatta bende yoktum sadece o adam vardı. Alttan fon müzik olarak Şebnem Ferah çalıyordu &#8220;eller günahkar&#8221;.  Sonra toparladım kendimi hızlı adımlarla adamın arkasından yürüdüm. Babamdı çünkü ve beni tanımamıştı, yanımdan geçmişti bana bakmıştı ve beni tanımamıştı. Ağlaya ağlaya yürüdüm arkasından bi parkta durdu birini bekliyor sandım ilk başta biraz dinlendi sonra yoluna devam etti. Biraz daha gittim arkasından sonra korktum ya şuracıkta bayılırsam, ağlama krizine girersem, görmemem gereken bir şey görürsem diye korktum yolumu değiştirdim. Sırılsıklam olduğumu fark ettiğimde eve yaklaşmıştım , şemsiyem düştüğünde onu orada bırakıp babamın peşinden koştuğum geldi aklıma. Göz yaşlarımı sildim, gözümün kızarıklığının geçmesini bekledim ve eve girdim anneme şemsiyemin kırıldığını söyledim. O gece yatakta sessiz sessiz ağladım.</p>
<p>Bir baba kızını tanımaz mı hiç. Tamam çok vakit geçirmedik hatta hiç vakit geçirmedik. Bende bir fotoğrafı bile olmadığı halde görünce tanıdım.</p>
<p>Canımı o gün çok yaktın baba. Daha fazla acıtamazsın canımı diyordum. Daha fazla acıttın. Daha fazla ağlamam diyordum. Daha fazla ağlattın baba.</p>
<p><figure id="attachment_3266" aria-describedby="caption-attachment-3266" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/baba-olmadan-yasamak.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3266 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/baba-olmadan-yasamak.jpg?resize=500%2C263" alt="Bir babanın çocuğunun canını yakması, o çocuk için onarılmaz psikolojik sorunlara sebep olur." width="500" height="263" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/baba-olmadan-yasamak.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/baba-olmadan-yasamak.jpg?resize=300%2C158&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/baba-olmadan-yasamak.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3266" class="wp-caption-text">Bir babanın çocuğunun canını yakması, o çocuk için hayatı boyunca onarılmaz psikolojik sorunlara sebep olur.</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-baba-bir-parca-vicdansizdir-aslinda/">Her &#8220;Baba&#8221; Bir Parça Vicdansızdır Aslında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-baba-bir-parca-vicdansizdir-aslinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3264</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sayfalarım &#8211; Deneme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Apr 2016 07:58:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3244</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçenlerde kız kardeşime bir not defteri aldım. Bu not defterini bir kumbara gibi düşünmesi gerektigini söyledim. İlk başta anlamadı, şaşkınlıkla suratıma baktı. Sonra ona bu not defterine kaçırmaması gereken, yaşamak istediği anları ve yaşadıklarını not etmesini istedim. On altı yaşındaki bir kız için önemli olabilecek ne varsa yazsın istedim. Bunları önem sırasına koymasını da rica [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/">Sayfalarım &#8211; Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde kız kardeşime bir not defteri aldım. Bu not defterini bir kumbara gibi düşünmesi gerektigini söyledim. İlk başta anlamadı, şaşkınlıkla suratıma baktı. Sonra ona bu not defterine kaçırmaması gereken, yaşamak istediği anları ve yaşadıklarını not etmesini istedim. On altı yaşındaki bir kız için önemli olabilecek ne varsa yazsın istedim. Bunları önem sırasına koymasını da rica ettim. Bu sabah okula giderken çantasında bu defteri gördüm. En azından yanında taşıyordu.</p>
<p>Bir sayfada &#8211; facebookta bir grup sayfası &#8211; bir mekanın resmini gördüm. Güzel dizayn edilmiş bir kafe. Orada olmak istediğimi fark ettim. Ferah, aydınlık, kitap dolusu bir yer. Kitabım ve kahvemle orada olmam gerektiğimi düşündüm. Buram buram taze çiçek ve kahve kokusuyla orada kendimi hayal ederken buldum. Diğer kitap okuyan ya da konuşan insanları da gözlemleyip birer profil oluşturduğumu görür gibiyim. Benim için bir sevinç kaynağı bu tarz  ortamlar. İnsanların sıradan gördüğü bu kafeyi ben harika bulabiliyorum. Bunun insanın doğası olduğunu da biliyorum.</p>
<p>Durup iki saniye kendimle muhasebe yaptım. Kızkardeşime verdiğim öğüdü kulak ardı ediyordum. O ne kadar öğüdü umursar ben bilmiyorum ancak benim umursamam gerekiyor. Sonra aldım elime en sevdiğim defterimi. Bir sayfasına yazdım narince. Sanki çirkin yazsam defter ayaklanıp beni dövecekmiş gibi hissediyorum.</p>
<p>Diğer yazılarıma bakıyorum. Üniversite yıllarımın pişmanlıklarını, hayallerini, saflığını okuyorum. Onları yazan ben değilim sanki. Zaten her sene otobüste giderken geçirmiş olduğum seneye göre büyüdüğümü düşünürdüm. Oysa şimdi içim yaşlanmış resmen. Genç görünümlü yaşlı bir kadın haline gelmişim.</p>
<p>Sonra düşündüm ki insan kendi kendini yoğuruyor. Yoğurmalı da. Ben kız kardeşime ne kadar nasihat versem de, o da zamanla anlayacak kendi için neyin gerekli olduğunu. O notları almasa da yine istediği yöne, istediği amaca doğru çaba sarf edecek. Not defterindeki her sayfa bir günümüz ve yazdıklarımız da günün bize getirdiği.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/">Sayfalarım &#8211; Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3244</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kimse Kimsenin Umrunda Değil</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kimse-kimsenin-umrunda-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kimse-kimsenin-umrunda-degil/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Apr 2016 12:18:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hacı Mehmet Turgut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3177</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kimse kimsenin umrunda değil aslında. Sokaklarda ölen, kurşuna dizilen insanlar bizden değil. Meğer nasılda kolaymış insanlık. Uğruna yaşanılası onur, şerefsizlerin elinde oyuncak olurken, nereye kaçmalı gurur. Ne yapmalı öfkesinden nefret. Ya gözleri kör eden hırs, nasıl kızar şeytana, günahı öğrettiği için insanlara. Düşünmüyor değilim çoğu zaman, gerçekten “vicdan” diye bir şey var mı? Daha masumluğu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kimse-kimsenin-umrunda-degil/">Kimse Kimsenin Umrunda Değil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kimse kimsenin umrunda değil aslında. Sokaklarda ölen, kurşuna dizilen insanlar bizden değil. Meğer nasılda kolaymış insanlık. Uğruna yaşanılası onur, şerefsizlerin elinde oyuncak olurken, nereye kaçmalı gurur. Ne yapmalı öfkesinden nefret. Ya gözleri kör eden hırs, nasıl kızar şeytana, günahı öğrettiği için insanlara.</p>
<p>Düşünmüyor değilim çoğu zaman, gerçekten “vicdan” diye bir şey var mı? Daha masumluğu doyasıya yaşamadan ölen bebeğe ne demeli. Sırf zevk aldığı için, masumiyeti öldüren adama ne yapmalı. Nerede o zaman vicdan. Yaratılışındaki gaye neydi. Beyinsiz dediğimiz hayvanlar bile, hayatta kalmak için öldürürken, biz hayatla kalmamak için neden bu kadar çok direniyoruz. Bu durumda sorgulamak gerek gerçektende biz insan mıyız? Neyin hesabını veriyoruz dünyada. Tanrının akılla bahşedip güvendiği insanlara, kendimiz neden güvenemiyoruz. Kim bilir, kaç kişi yaptığımız bu hatalar yüzünden hiç doğmamayı diledi. Ya da kaç kişi dünyanın yalan yüzüne kanıp hiç ölmemeyi.</p>
<p>Daha kendimize bile güven duymazken, nasıl güvenmeli tanımadığımız insanlara. Ta bebeklikten çiğ süt emmedik mi? Bu yüzden mi kazık atar olduk bize güvenen insanlara. Sırf bizi sevmiyor diye, bizde diğerinden nefret etmedik mi? Hiç düşünmedik mi sevmek zorunda değil diye. Peki, kendimiz kaç kalp kırdık. Sırf mutlu olmak için kaç defa kandırdık insanları. Yapmadıkları şeyler uğruna kaç sevdiğimizi cezalandırdık.</p>
<p>Mantıklı düşünmek gerekirse belki de bu yüzden kimse kimseye güvenmiyor. Bu yüzdendir tanımak için bile, sırf üzüleceği için şans tanımak istemiyor diğerine. Biz mükemmel bir bedenle, akılla, içgüdülerle yaratıldık. Yaratılış bir yerde kendimizi keşfedişle sekteye uğradı. Bizi kötüye sevkeden evrimin sonucu değildi, yine kendimizdi. Sorun burada aslında kendimiz olmayı, kendimiz olarak kalabilmeyi başaramıyoruz. Bu yüzden kimsenin umrunda değiliz ya da kimse umrumuzda değil. Bunları okurken “bence saçmalamış” deseniz bile aldırmam aslında. Çünkü kendim olarak kaldığım sürece ne düşündüğünüz umrumda değil, umrumda değilsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kimse-kimsenin-umrunda-degil/">Kimse Kimsenin Umrunda Değil</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kimse-kimsenin-umrunda-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3177</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hiçbir Şeyim Ol!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Apr 2016 15:12:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3165</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Sen benim hiçbir şeyimsin!” diyor Ahmet Kaya bir eserinde ve yine başka bir üstat Ahmet Altan, bir denemesinde: “Ne kadar güzel birbirimizin hiçbir şeyi olmak; çünkü bizi birbirimizin her şeyi olmaya mahkûm ediyor.” diyor. Ne kadar cesurca ne kadar yaşanmışlık dolu değil mi? Birbirimizin hiçbir şeyi olmak; umut dolu, tükenmemişlik dolu, başlangıç dolu&#8230; Birbirimizin her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/">Hiçbir Şeyim Ol!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Sen benim hiçbir şeyimsin!” diyor Ahmet Kaya bir eserinde ve yine başka bir üstat Ahmet Altan, bir denemesinde: “Ne kadar güzel birbirimizin hiçbir şeyi olmak; çünkü bizi birbirimizin her şeyi olmaya mahkûm ediyor.” diyor.</p>
<p>Ne kadar cesurca ne kadar yaşanmışlık dolu değil mi? Birbirimizin hiçbir şeyi olmak; umut dolu, tükenmemişlik dolu, başlangıç dolu&#8230; Birbirimizin her şeyi olmanın ilk adimi, bir kavşakta buluşup, tek istikamete gidecek olan iki yolcuyu o kavşağa getiren iki farklı yol gibi bir şey.</p>
<p>Ne mutlu birbirlerinin hiçbir şeyi olarak yola çıkanlara! Çünkü o yolda birbirlerinin her şeyi olmaktan başka seçenekleri yoktur, tıpkı annelerimiz babalarımız gibi&#8230; Onlar, birbirlerinin hiçbir şeyiydi, hiçbir şeyiyken çıktılar yola ve bu yolda birbirlerinin her şeyi oldular. Yolculuk sırasında keşfettiler birbirlerini, bu yolculukta kenetlendiler, bu yolculukta hazımsayarak tanıdılar birbirlerini. Beraber mola verdiler, birbirlerinin hiçbir şeyi iken birbirlerinin en doğal hallerini gördüler, daha sonra da birbirlerinin her şeyi oldular. Onlar, yola çıkıp daha sonra sevenlerdendir; sevip de yola çıkanlardan değil!</p>
<p>Bizler, şimdilerde bunu çağ dışı sanıyoruz; çünkü biz önce seviyoruz, önce giriyoruz yasaklı bahçelere, tüm meyveleri tadıyoruz, keşfedilmemiş hiçbir liman bırakmıyoruz; birbirimizin açığında, en tanrısal haliyle görüyoruz birbirimizi. Yola çıktığımızda ise yorgun oluyoruz, bıkmış oluyoruz, tükenmiş oluyoruz. Birbirimizin önce her şeyi oluyoruz sonra da birbirimizin hiçbir şeyi olmaktan başka çare kalmıyor çıktığımız yolda.</p>
<p>Sevip, bitirip, tüketip, keşfedip, sıkılıp, bıkıp öyle çıkıyoruz yola, o yola hiçbir şey bırakmıyoruz. Kuru fasulye tabağımızdaki tüm etleri önceden yiyip kalanına katlanmak gibi bir şey&#8230;</p>
<p>Bizler, birbirimizin her şeyi oluyoruz şimdilerde, birbirimizi hiçbir şey olmaya mahkûm ediyoruz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/">Hiçbir Şeyim Ol!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3165</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadın Mısın?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadin-misin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadin-misin/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Apr 2016 12:53:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sinem Taşçı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3161</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zordu bedenin. Anlaşılmazdı hislerin sevgiye açtın şefkate muhtaçtın. Bu hislere rağmen en delikanlı adamdan daha güçlü, sabırlıydın. Hep bir çaban vardı umudun vardı bitmek bilmeyen. İçin acırdı, kanardı ama sen birkaç ince dokunuşla harika görünürdün ve herkes seni muhteşem sanardı, oysa ki öyle miydi? İçine ulaşmak derine inip seni anlamak yerine, duygularına ortak olmak yerine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadin-misin/">Kadın Mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zordu bedenin. Anlaşılmazdı hislerin sevgiye açtın şefkate muhtaçtın. Bu hislere rağmen en delikanlı adamdan daha güçlü, sabırlıydın. Hep bir çaban vardı umudun vardı bitmek bilmeyen. İçin acırdı, kanardı ama sen birkaç ince dokunuşla harika görünürdün ve herkes seni muhteşem sanardı, oysa ki öyle miydi? İçine ulaşmak derine inip seni anlamak yerine, duygularına ortak olmak yerine seni hep bir zevk malzemesi gördüler.</p>
<p>Sadece kendilerini tatmine götürmek için yaklaşıldı sana, öyle sinsi bir yaklaşımdı ki sen de kandın ilk başlarda. Yanılsamalarından sonra anladın, için daha da acıdı ve için acıdıkça sen güçlendin, nefret ettin, kine boğuldun. Bedenindi istenen, ruhun değil. Neden, neden, neden böyle oldu oldurdular&#8230;</p>
<p>İçine dokunacak bir ruh yok muydu yoksa? O ruh tabanda ki duyguların esiri olan erkeklerde görünmüyor muydu? İçini acıtan da buydu yaa zaten, senin şefkate ihtiyacın vardı, erkeğinse cinselliğe&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadin-misin/">Kadın Mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadin-misin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3161</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cep Telefonlarının Olmadığı Bir Dünyada Yaşasak Nasıl Olurdu?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cep-telefonlarinin-olmadigi-bir-dunyada-yasasak-nasil-olurdu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cep-telefonlarinin-olmadigi-bir-dunyada-yasasak-nasil-olurdu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Apr 2016 11:32:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Şeylan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3122</guid>
				<description><![CDATA[<p>Cep telefonlarının olmadığı bir dünyada yaşasak nasıl olurdu acaba? Dijital Cumhuriyetinin çocukları olarak bu sorunun ne kadar ürkütücü olduğu aşikar. Çünkü cep telefonu ile o kadar çok özdeşleşmişiz ki, aynaya bakıp kendimizi göremememiz kadar endişe verici bir durum! Bir cep telefonu bir insanın ne kadar hayatını etkileyebilir ki? 1973 yılında keşfedilen ve süregelen cep telefonları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cep-telefonlarinin-olmadigi-bir-dunyada-yasasak-nasil-olurdu/">Cep Telefonlarının Olmadığı Bir Dünyada Yaşasak Nasıl Olurdu?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Cep telefonlarının olmadığı bir dünyada yaşasak nasıl olurdu acaba? Dijital Cumhuriyetinin çocukları olarak bu sorunun ne kadar ürkütücü olduğu aşikar. Çünkü cep telefonu ile o kadar çok özdeşleşmişiz ki, aynaya bakıp kendimizi göremememiz kadar endişe verici bir durum!</p>
<p>Bir <strong>cep telefonu</strong> bir insanın ne kadar hayatını etkileyebilir ki? 1973 yılında keşfedilen ve süregelen cep telefonları hayatımızın adeta vazgeçilmezi. Dünyanın en iyi icatlarından biri ve iletişim açısından inanılmaz bir teknoloji. Artık cebimizde bir aksesuar olan cep telefonları, teknoloji dünyasının bizlere armağan ettiği, elimizden düşüremediğimiz bir oyuncak. Melodisinin, ses tonu ve mesaj bildirimlerinin sustuğu, internet,  mail, sosyal medyanın olmadığı, oyun oynayamadığınız, video izleyemediğimiz, fotoğraf çekemediğimiz, rastgele selfie yapamayacağımız, bazı durumlarda alarm, bazı durumlarda el feneri olarak kullandığınız cep telefonlarının elinizden alındığını düşünebiliyor musunuz?</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/9KmneBIi9Rg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>O zaman bir odanın içinde hayal edin kendinizi. Etrafınızda var olan objeleri gözlemleyin. Sonra odanın ışığını kapatın. Zifiri bir karanlık içinde hiçbir yere çarpmadan kapıya doğru hareket edin. Ya da saniyeler öncesinde aşina olduğunuz odada elinizle koymuş gibi objeleri seçmeye çalışın. Ne kadar vahim bir durum değil mi? Oysa her gün nefes aldığımız bir oda. Tüm alışkanlıklarımız ne kadar da çabucak değişiverdi. İşte tamda bu noktada irdelememiz gereken bir takım konular var.</p>
<p><figure id="attachment_3128" aria-describedby="caption-attachment-3128" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/cep-telefonu-tarihçesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3128 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/cep-telefonu-tarihçesi-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="Cep telefonların tarihine bakıldığında çok hızlı bir teknolojik gelişme görürüz." width="300" height="225" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/cep-telefonu-tarihçesi.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/cep-telefonu-tarihçesi.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3128" class="wp-caption-text">Cep telefonların tarihine bakıldığında çok hızlı bir teknolojik gelişme görürüz.</figcaption></figure></p>
<h2><strong>Cep Telefonu Olmasaydı Ne Olurdu?</strong></h2>
<p><strong>Cep Telefonu olmasaydı ne olurdu? </strong>Geçtiğimiz günlerde eve gelen bir komşumuz, sevdiği TV programını kaçırmamak için başından geçen ilginç bir durumu paylaştı. Koltuğun yastıkları arasında kaybolan televizyon kumandasını bulamayınca içeriye seslenerek “biri şu kumandayı çaldırsın” demiş.</p>
<p>Buradan da anlaşılacağı üzere cep telefonları hayatımıza o kadar nüfuz etmiş ki adeta tüm dalga ve frekansları genlerimizde dolaşıyor.</p>
<ul>
<li>Sokakta yürüyen 5 insandan 4’ünün elinde cep telefonu var.</li>
<li>Toplu taşıma araçlarında herkesin başı öne eğik ve herkesin elinde bir cep telefonu var.</li>
<li>Kafanızı çevirip yoldan geçen arabalara baktığınızda aracın içinde de cep telefonu ile konuşan insanları görürsünüz.</li>
<li>Kafe ve restoranlara, çay bahçelerine bakın herkesin masasında bir cep telefonu görürsünüz. Asıl vahim olan aynı masada oturan insanların birbirilerinin yüzüne bakmadan sürekli elindeki cep telefonuna bakması durumudur.</li>
<li>Cep telefonları hayatımızda o kadar çok yer edindi ki konser alanlarında bile bir dönem popüler olan çakmakların bile yerini aldı.</li>
<li>IDC&#8217;in (Worldwide Mobile Phone Tracker) raporuna göre 2007 yılından sonra tüm dünyada akıllı cep telefonu satışlarının artış göstermesi ile ilerleyen yıllarda kullanıcı sayısının giderek artacağı belirtiliyor. 2013 yılında tüm dünyada akıllı telefon sayısı artışı toplam <strong>5 milyar kişiyi aşmış durumda.</strong></li>
<li>Dünyada toplam <strong>cep telefonu kullanıcı sayısı</strong> 7 milyar civarındadır.</li>
<li>Ülkemizde her yıl 17 milyona yakın cep telefonu ithal ediliyor.</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_3130" aria-describedby="caption-attachment-3130" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/dünyada-cep-telefonu-kullanımı.png"><img class=" td-modal-image wp-image-3130 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/dünyada-cep-telefonu-kullanımı.png?resize=450%2C419" alt="Dünyada belkide en çok kullanılan teknolojik ürün cep telefonlarıdır." width="450" height="419" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/dünyada-cep-telefonu-kullanımı.png?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/dünyada-cep-telefonu-kullanımı.png?resize=300%2C279&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3130" class="wp-caption-text">Dünyada belkide en çok kullanılan teknolojik ürün cep telefonlarıdır.</figcaption></figure></p>
<p>Akıllı telefonların her yıl şaşırtan yeni modelleri 2018 yılında daha da katlanacağına benziyor. Eskiler bilirler. <strong>Cep telefonu</strong> ile ilk kez tanışanlar, bu cihazla sadece konuşma yapabiliyor, çok nadir de olsa oyun oynarlardı. İnternetin cep telefonu ile buluşması ve yaygın hale gelmesi ile bir dönem televizyon, bilgisayarla yaptığımız her şeyi artık cep telefonu aracılığı ile yapabiliyoruz. Hal böyleyken <strong>cep telefonları</strong>nın olmadığı bir dünya hayal bile edilemiyor.</p>
<h2><strong>Cep Telefonu Kullanımı İstatistikleri</strong></h2>
<p>The World FactBook verilerine göre dünya üzerinde cep telefonu kullanımı konusunda ilk 10 ülke arasında; Çin, Hindistan, Amerika, Brezilya, Rusya, Endonezya, Japonya, Almanya, Pakistan, İtalya yer alıyor. Türkiye 15. sırada yer alırken, dünya üzerinde en az cep telefonu kullanan ülke ise Portekiz.</p>
<h3><strong>Cep telefonları alışkanlık mı? Yoksa alışkanlıklarımızın da ötesinde bir bağımlılık mı?</strong></h3>
<p><figure id="attachment_3127" aria-describedby="caption-attachment-3127" style="width: 1014px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/cep-telefonu-sayısı-grafiği.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3127 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/cep-telefonu-sayısı-grafiği.jpg?resize=640%2C233" alt="Cep Telefonu Kullanımı İstatistikleri" width="640" height="233" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/cep-telefonu-sayısı-grafiği.jpg?w=1014&amp;ssl=1 1014w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/cep-telefonu-sayısı-grafiği.jpg?resize=300%2C109&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3127" class="wp-caption-text">Cep Telefonu Kullanımı İstatistikleri</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cep-telefonlarinin-olmadigi-bir-dunyada-yasasak-nasil-olurdu/">Cep Telefonlarının Olmadığı Bir Dünyada Yaşasak Nasıl Olurdu?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cep-telefonlarinin-olmadigi-bir-dunyada-yasasak-nasil-olurdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3122</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gece Yürüyüşleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gece-yuruyusleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gece-yuruyusleri/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Apr 2016 12:24:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Zirek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3101</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat iki civarları Benfica’nın bir gecesi geleli bir ay olmuş Lizbon’a. Canım sıkıldı bir gece vakti kitap okumaktan, Agnes Obel’i, Vivaldi’nin Four Season’unu dinlemekten zevk almadığım zamanlarda yaptığım gibi bir yaşamalık nefes almak ümidiyle dışarı çıktım. Yoldan geçen tek tük otomobiller, bu saatte köpek gezdiren beyler, hanımlar Estrada Arneiros yolu üzerinde gezinip duruyorlar. Alışveriş merkezinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gece-yuruyusleri/">Gece Yürüyüşleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saat iki civarları <strong>Benfica</strong>’nın bir gecesi geleli bir ay olmuş <strong>Lizbon</strong>’a. Canım sıkıldı bir gece vakti kitap okumaktan, Agnes Obel’i, Vivaldi’nin Four Season’unu dinlemekten zevk almadığım zamanlarda yaptığım gibi bir yaşamalık nefes almak ümidiyle dışarı çıktım. Yoldan geçen tek tük otomobiller, bu saatte köpek gezdiren beyler, hanımlar Estrada Arneiros yolu üzerinde gezinip duruyorlar.</p>
<p>Alışveriş merkezinde çalışan genç kızlar fondötenleri terlerine karışmış oradan tenlerine… Güzel parfümleri etkisini yitirecek gibi duruyor tıpkı saat başı 765 numaralı otobüsü bekleyen evsiz(homeless) adam gibi. Oturdum bekledim otobüsü, otobüs geldi ve gitti bekleyen yolcular. Bende kaldım mı ankesörlü telefonun karşısındaki bankta yapayalnız sokak kedisi bile yok sevilecek cinsten ve aklıma yine eskiler geldi, ruhum emekli olmuş benim.</p>
<p>Hep geçmişe özlem duyan bir yanım vardır, geleceği kalmamış diye geçmişe özlem duyar böyle hallerde düşüncelerim. Sesine ihtiyaç duyduğum üç beş arkadaş. Ailesi geliyor böyle hallerde insanın aklına ya da hikayeler uydurmaya başlar beynimdeki asgari ücretli alt sınıf işçiler, Lizbon tepelerine çıkıp hikayelerini anlatmaya başladılar teker teker.</p>
<p>Kimi karakterler muğlak, kimileri muallak, bazıları hoyrat bazıları kralcı, bazıları bey, bazıları kokoş daha neler, ne hikayeler hayal gücümde ve yine gezerken dün akşam büyük bir AVM’nin karşısında küçük küçük parsellenmiş bahçelere denk geldim. Bir an kendimi yine hikayelerin içinde buluverdim. Aklıma anneannemin dalgacı hikayeleri geldi, köydeki evinde ziyarete her gidişimde köydeki meseleleri, olanı biteni bir güzel konuşurduk, hatta bana bile bir hikaye uydurmuştuk ona bakması için bir doktor ile evlenecektim, bir de bir helikopter alıp evinin karşısındaki tarlaya indirecektim, sabahtan alıp akşama evine bırakacaktım, kendi evinde rahat ediyormuş…</p>
<p>Avrupa görmüş olmanın bilinciyle “yok orada bir şey” derdi. İtalya’da elma, üzüm çok, Yunanlılar bize benzer, Almanya’da güneşi görmeden işe giderler… gibi bir sürü tespit yapmıştı kendince. Allah uzun ömür versin. Haksızda sayılmaz gezdikçe gördükçe haklı olduğu anlaşılıyor. Fakat şuanda yaşadığım şehir, ülke biraz farklı, Lizbon hakikaten farklı, sebebi ne acaba? Gerçi anlaması çok zor değil bir Türk için. Bizde yaftalama kültürü yaygın olduğundan, gözle analiz dil ile yafta şip şak.</p>
<p>Güneyin insanı sıcaktır, güler yüzlüdür aslında çok yanılmamışız tespitlerimizde ya, tembellik insanı güler yüzlü, yardımsever birazda hararetli konuşur hale getiriyormuş doğrusu, garipsemiyorum da yadırgamıyorum da, farklı iklimlerde farklı insanlar gayet normaldir. Zamanla alışıyor insan şehirlere, ben erken alıştım <strong>Lizbon</strong>’a. Kaldırımları doğası, dokusu tarihi, iklimi, insanı hoş, biraz yavaş yürüyor işler eh devenin de boynu eğri, benim de nerem doğru ki…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gece-yuruyusleri/">Gece Yürüyüşleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gece-yuruyusleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3101</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kendimizden Kaçış</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kendimizden-kacis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kendimizden-kacis/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Apr 2016 14:11:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hacı Mehmet Turgut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3090</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlar neden dünyaya yalnız gelip yalnız giderler. Hiç merak ettiniz mi? Bazen bu soruyu sorarım kendime. Neden bir anda her şeyi öylece geride bırakıp yalnız kalmayı isteriz. Tek başımıza olmak, tüm insanlardan uzakta sadece kendi düşüncelerimize dalmak isteriz. İlginçtir ki kimi zaman da kendimizden kaçarız. Gerçek ben olmak varken sahte ben olmayı seçeriz. Sahte arkadaşlıklar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendimizden-kacis/">Kendimizden Kaçış</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar neden dünyaya yalnız gelip yalnız giderler. Hiç merak ettiniz mi? Bazen bu soruyu sorarım kendime. Neden bir anda her şeyi öylece geride bırakıp yalnız kalmayı isteriz. Tek başımıza olmak, tüm insanlardan uzakta sadece kendi düşüncelerimize dalmak isteriz. İlginçtir ki kimi zaman da kendimizden kaçarız. Gerçek ben olmak varken sahte ben olmayı seçeriz. Sahte arkadaşlıklar, sahte sevgiler, yapay gülüşlere bürünürüz. Kendimizi kendimizden dışlarız. Sizce bu utanılacak şey mi? Bence hayır. İnsan kendinden neden utanır ki. Bu çok ciddi bir durumdur. Çocukluk dönemimizde yaptığımız küçük bir hırsızlık ya da en sevdiğin insan karşısında yaptığın basit hatalardan dolayı yüzünün kızarması olayı da değil. Bu gerçek bir sorun. Bu sorundan kendimizden kaçarak değil kendimizle yakınlaşarak baş edebiliriz.</p>
<p>En güzel anlarımızda ya da en başarılı anlarımızda kendimizle gurur duyarken, neden en kötü anımızda kendimizi yarı yolda bırakıp her şeyin üstesinden kaçmayı seçiyoruz. Sonuçta biz bu dünyaya yalnız geldik. Bir başkasına bağımlı olsaydık bir başkasıyla dünyaya gelirdik. Unutmayalım kendimizden kaçış yoktur. Her neysek biz oyuzdur. Başka kimliklere bürünmek; kış ortasında aniden doğan güneşe benzer. Önce bu hissin uzun süreceğini düşünürüz fakat gerçeklerle yüzleştiğimiz zaman bunun geçici bir şey olduğunu sadece aldatıcı olduğunun farkına varırız. Bizler kendimizle kendi ruhumuzla bir bütünüz. Çünkü en kalabalık anlarda bile bazen kendimizi yalnız hissederiz. Ve bu boşluğu yine kendimizle baş başa kalarak doldururuz. Hayatta asla başkalarına bel bağlamayalım. Gün gelir bu bağların kopacağını unutmayalım. Kendi kendine yetinmeyi, kendin olmayı öğrendiğin zaman hayatta başaramayacağın, yapamayacağın bir şey yoktur. Kendiniz olarak dünyaya geldiniz, kendiniz olarak dünyayı terk ediniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendimizden-kacis/">Kendimizden Kaçış</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kendimizden-kacis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3090</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kadının Son Notu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-son-notu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-son-notu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Apr 2016 10:30:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yasemin Tok]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3026</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gidelim buralardan&#8230; Ne bileyim işte kimsenin bizi bulamayacağı yerlere gidelim mesela, ya da atların yüzebildiği yerlere gidelim ama gerçekten yüzebildiği denizlerin derinliklerine kadar inebilen atlar olmalı gittiğimiz yerde yoksa o atlar neye yarar. Çocukların hiç büyümedikleri yerlere gidelim mesela, hiç büyümesin çocuklar hep çocuk kalsınlar, şimdi meraklı gibi soracaksın “iyi de çocuk dediğin nasıl büyümez? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-son-notu/">Bir Kadının Son Notu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gidelim buralardan&#8230; Ne bileyim işte kimsenin bizi bulamayacağı yerlere gidelim mesela, ya da atların yüzebildiği yerlere gidelim ama gerçekten yüzebildiği denizlerin derinliklerine kadar inebilen atlar olmalı gittiğimiz yerde yoksa o atlar neye yarar. Çocukların hiç büyümedikleri yerlere gidelim mesela, hiç büyümesin çocuklar hep çocuk kalsınlar, şimdi meraklı gibi soracaksın “iyi de çocuk dediğin nasıl büyümez? yani çocuk kaç yaşında büyümüş olur ki?” ben de hemen soracağını önceden biliyormuş gibi cevap vereceğim, içi büyümesin çocukların temiz kalsınlar, küçük şeylerden mutlu olsunlar, büyükler bir zamanlar çocuk olduklarını unuttukları zaman büyümüş olurlar işte. Paraya önem vermesin çocuklar ya da bir dakika paraya önem verilmeyen yerlere gidelim biz ama sadece ikimiz başkaları gelmesin sen seversin kalabalık olmayı, sıra sıra gezmeyi ama ben seni severim. Senle olmayı baş başa kalmayı daha çok severim. Sana bakmayı, seni izlemeyi, yemek yiyişini, kahve içişini, bakışlarını, duruşunu, çikolata gözlerini… Neyse, ne diyordum gidelim buralardan baş başa olduğumuz yerlere gidelim mesela, ya da balıkların uçabildiği yerlere gidelim ama gökyüzünün sonlarına kadar uçabilsinler. Ne var canım uçsun işte balıklar ne olmuş. En güzeli insanların sustuğu yerlere gidelim biz. Gerçekten en güzeli bu, düşünsene kimse konuşmuyor sadece hayvanların sesleri, yaprak hışırtıları, dalga vuruşları, belki bir piyano sesi ama insan sesi yok, konuşma sesleri, gülme sesleri, bağırma sesleri, kavga sesleri hiç biri yok. Araba sesleri de olmasın. İnsanlar yürüsün yürüyün canım ne olacak eskiden araba mı varmış hem doğa da kirlenmez o iğrenç egzoz gazlarınızdan kurtuluruz. Araba dediysem sadece araba değil taşıtların hiç biri olmasın arabalar, motosikletler, vapurlar, uçaklar hiç biri olmasın hayat daha güzel olur belki.. Savaşların olmadığı yerlere gidelim, kimsenin kimseyi öldürmediği ya da öldürmek zorunda kalmadığı yerlere gidelim, bombaların patlamadığı, en önemlisi de masumların ölmediği yerlere gidelim. Ne çok gidelim dedim bence biz gerçekten gidelim. Peki, yanımıza ne alalım. Bir koli çikolata olsun ya da iki mi olsa? Senin için de kitap alalım birden fazla sayıda ama benim okumam için, sen benim sana kitap okumamı daha çok seversin bilirim. Okurum ben sana kitap, en çokta ben okurken dizime uzanıp saçlarımla oynamanı severdim bende. Bunu sana hiç söylemedim ne bileyim söylemedim işte. Kaç kitap alsak acaba sen kitap almaya bayılırsın seversin kokularını, kapaklarını, yazılarını, düşüncelerini bende en çok okumayı severim. O özenle düzenlediğin kitaplığında yüzlerce kitap vardı her zaman tozlarını alıp düzenleyip tekrar koyardın raflarına ben de sana öyle olur mu hiç diye çıkışmıştım, kitap bu okunmadan olur mu? Kitaplığına dünya sığdırmışsın okumadan olmaz düzenleme kitaplarını bırak kendi yerlerini kendileri seçsinler, bırak tozlansınlar tozlu raflardan al oku kitaplarını her kitap yeni bir dünya aç yeni dünyaların kapılarını demiştim. Bir şey dememiştin gülmüştün sadece zaten hep gülerdin benim sözlerime ne güzel de gülerdin içim giderdi bazen sırf yeniden gül diye saçma sapan konuşurdum yeniden gül de içim gitsin yeniden gül de içim ısınsın günüm güzel geçsin diye, o günden sonra karışmadın kitaplığına. Hep ben dokundum o kitaplığına. Sen kitaplar aldın ben de sana okudum o kitapları.</p>
<p>Kitapların nasıl? Benden başkası dokunmaz onlara dokundurtmazsın bilirim. Hadi gel eskiye dönelim yemek yapalım yine seninle. Sen benim zorumla salata yap yine, ben de o sevdiğin tavuklu yemekten yapayım. Sonra beraber sosunu hazırlayalım tavuğun. Ben bütün işlerimi konuşa konuşa yapayım sen de sadece bana gül, zaten dedim ya sırf sen bir kere daha gül diye ben saçmalarım. Sonra sofrayı hazırlayalım sen o sevdiğin yeşil mavi çizgili cam bardağını al ben de öylesine sıradan bir bardak, önemli değildi benim ne de ne içtiğim ne de ne yediğim önemli olan sendin senin varlığını kendi varlığımla azaltamazdım ben yapamazdım bunu. Sonra oturalım karşılıklı sarı ve mor çiçekli masamızda, senin sevdiğin yemeği yiyelim. Sadece senin sevdiğin şeyleri yapalım istiyorum ben. Eve geç geldiğinde yemek hazır olsun masada ya da sabah uyandığında şekersiz kahven beyaz bardağında hazır olsun. Bütün yemekler sadece senin sevdiklerin olsun, bütün çiçekler sadece senin kokladıkların olsun, bütün kahveler şekersiz ve beyaz bardakta içilsin ya da bunların hepsinin böyle olmasından vazgeçip hepsinin sadece sana özel kalmasını mı sağlasam? Evet evet hepsi sana özel kalmalı kimse senin yaptıklarını yapmamalı kimse senin gibi olmamalı kimse kahvesini şekersiz ve beyaz bardakta içmemeli bunlar sana ait başkasının olmamalı sevgilim.</p>
<p><strong>Son Not:</strong> Bir dizi de duymuştum adını hatırlamıyorum bilirsin unutkanlık biz de aile geleneği. Dizi de adam kadına “bir inanışa göre söylediğimiz her cümle, her kelime yani ağzımızdan çıkan her harf sonsuza kadar yankılanırmış yani ben sana Seni Seviyorum dersem bu sonsuza kadar yankılanır ve ben sana sonsuza kadar Seni Seviyorum demiş olurum” demişti. Şimdi ben de sana söylüyorum “<em>Seni Seviyorum.</em>”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-son-notu/">Bir Kadının Son Notu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-son-notu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3026</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İdam Gerektiren Tek Suç; Umut Hırsızlığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/idam-gerektiren-tek-suc-umut-hirsizligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/idam-gerektiren-tek-suc-umut-hirsizligi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Apr 2016 10:55:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Stepne]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2986</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu seferki yazım özümden gelen damlalardan oluşacak.  Özümden gelen damlalardan oluşan denizde size küçük bir sandal sefası gibi olacak. Tabi bu sefa, yarası olanlara cefada olabilir. Sözüm zehir gibi olsa da muhakkak ki derde derman olsun diye düşünerek söylerim. Hırsızlık ne kadar kötü, hele birde yoksulun en değerlisini çalan ne alçak ne kadar aşağılık biri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/idam-gerektiren-tek-suc-umut-hirsizligi/">İdam Gerektiren Tek Suç; Umut Hırsızlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu seferki yazım özümden gelen damlalardan oluşacak.  Özümden gelen damlalardan oluşan denizde size küçük bir sandal sefası gibi olacak. Tabi bu sefa, yarası olanlara cefada olabilir. Sözüm zehir gibi olsa da muhakkak ki derde derman olsun diye düşünerek söylerim.</p>
<p>Hırsızlık ne kadar kötü, hele birde yoksulun en değerlisini çalan ne alçak ne kadar aşağılık biri değil mi? Düşünsene hayal et garip yoksul o kişi anca idare ederken, biri gelip kaşla göz arasında alıp gidiyor bütün birikimi. Bide hayalleri çalanlar var,  ümitsiz bir hayat yenilebilmekle alakalı, ümidi bitmiş bayat bir dilim kek gibidir, güzel olabilme ihtimalini öncelerde yitirmiş gideceği ve sonu belli bir yolculukta seyreden, sefil yolcu gibi mağdur.</p>
<p>Söyle bana bir insan bir serveti bir ömürde yapabilir mi? Yapar dersin bana hadi tamam ama bir insan hayallerini çaldırsa birine bir daha o kadar güzel hayalleri bir daha ne Zaman yapabilir? Ya da doğru şekilde sorayım, bir daha o hayaller bu adam yada hanımın karşısına kim bilir ne zaman çıkar? Ben söyleyeyim şanslı değilse bir daha hiç çıkmayacak. Düşün.</p>
<p>Fakirin malını çalmak ne kadar zelil bir davranışsa, umutları yok etmek insanı yaşama bağlayan damarlarını kesmekle aynı anlama gelmez mi?</p>
<p>Düşün. Yazık değil mi yatağına yatarken ağlamaya sebep olmak ya da yazık değil mi geleceğe öyle anlamsız boş boş bakmaya sebep olmak.</p>
<p>Dinle kulak ver! Sahip çık umutlarına benim ki gitmedi kurtuldu ipten çevirdi idamlık mahkum azat ettirildi, döndü geldiği yere. Ya gitseydim, ya gitseydim bir daha çok zor gelirdim aranıza bi daha gülemezdim en içten neşemle, komik diye izlediğim her şeye ağlardım, bağırırdım suçu günahı olmayan sabi sıbyana, önüme çıkan herkese&#8230; Ben aslında hiç gitmedim öbür tarafa sanki öyle ağırlaştı omuzlarım her şeyin farkındalığında.</p>
<p>Senin hayatın, senin omuzunda yazık ne kimseye yük yap kendini ne de yere seril. Bir daha onurun olmayacakmış gibi pervasızca.</p>
<p>Sev ama çok sev kaderine isyan etmeden elindekini, elinde yoksa hayallerindekini çok sev çünkü o senin.</p>
<p>Ağla ama sadece mutluluğa, değerini karşılayabilir mi dünyalık hiçbir şey gözyaşının karşılığını; Ancak en mutlu anda kahkahalar arasında istemsiz akan gözyaşını o kahkahalar ödeyebilir hem de misliyle.</p>
<p>Çok mutlu ol en sevdiklerinin yanında sahip olduklarına bedel olarak.</p>
<p>Acı çekme zaten yeterince acı çeken var şu hayatta.</p>
<p>(Sonuç olarak kutup ayıları çok yalnız.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/idam-gerektiren-tek-suc-umut-hirsizligi/">İdam Gerektiren Tek Suç; Umut Hırsızlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/idam-gerektiren-tek-suc-umut-hirsizligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2986</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Platon’un İnternet Alemi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Apr 2016 10:32:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2962</guid>
				<description><![CDATA[<p>Felsefeye biraz olsun ilgi duyanlar Platon’u ve onun neredeyse hepimize ‘aaa benim aklıma gelmişti aslında’dedirten ‘idealar alemi’ ütopyasını bilir. Kısaca özetleyecek olursak; bir idealar alemi var ve bu alem de her şey çok üstün ve kusursuz, bu kusursuzluğun yansıması ise, hayatı, yani bizleri oluşturuyor. Hatta bu ütopyasını mağarada yaşayan ve sadece gölgelerini gören ve bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/">Platon’un İnternet Alemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Felsefeye biraz olsun ilgi duyanlar Platon’u ve onun neredeyse hepimize ‘aaa benim aklıma gelmişti aslında’dedirten ‘idealar alemi’ ütopyasını bilir. Kısaca özetleyecek olursak; bir idealar alemi var ve bu alem de her şey çok üstün ve kusursuz, bu kusursuzluğun yansıması ise, hayatı, yani bizleri oluşturuyor. Hatta bu ütopyasını mağarada yaşayan ve sadece gölgelerini gören ve bu gölgeleri doğrultusunda yaşayan insanlar ile sabitler. Yani Platon’a göre bizler mutlak ve kusursuz bir gerçekliğin, gerçek olmayan birer yansımasıyız.</p>
<p>Ne kadar tanıdık değil mi? Şu son yıllara baktığımızda her geçen gün gerçeklikten uzaklaşıp o içine daldığımız internet alemine ne kadar benziyor değil mi? Tabi, ciddi bir farkla; Platon’un ‘idealar alemi’ ütopyasında, gerçeklik mükemmel ve kusursuzdur, yansıma ise gerçek olmayan ve bir çok açıdan noksandır. Bir çoğumuzu esir alan internet aleminde ise tam tersi bir durum söz konusudur. Yansımalarımız gerçekten çok üstündür bu alemde, çünkü bir açıdan da bu, hayaller aleminden gelen bir yansımadır.</p>
<p>Bu ortamda herkes mükemmeldir, hamal yoktur, temizlikçi yoktur, bulaşıkçı yoktur, satıcı yoktur, garson yoktur, bekçi yoktur, haa varsa bile geçici olarak icra ediyordur bu mesleği, ödenmemiş faturalardan bahsedilmez bu ortamda veya kırılan musluğu tamir etmek gerektiğinden, hastalıklardan konu açılmaz. Borçlu değildir kimse, arabası muhakkak vardır herkesin ama tamirdedir veya amcasının oğlundadır. Retrica ve diğer benzeri programlar sayesinde herkes güzeldir, herkes yakışıklıdır, yüzde pürüz yoktur, burun ışıktan görünmeyecek kadar küçüktür. Kahvesiz kitap, kitapsız kahve yoktur ve bu ikisinin olmadığı Instagram yoktur. Kısacası herkes olabilirsin bu alemde, her şey olabilirsin, istersen entelektüel, istersen hakim, istersen cool olabilirsin, kendin dışında her şey olabilirsin, kendin olamazsın ama, çünkü seni komplike bir şekilde sen yapan bir sürü unsurlardan oluşursun, ki internet aleminde bunlar olabilmek, bunları yapabilmek, imkansızdır, bağıramazsın örneğin, cimrilik yapamazsın, gözlerin yaşaramaz, ağzını şapırdatamazsın, anahtarın ile kulaklarını karıştıramazsın, sesin bile yoktur. Yani bu alem hayal alemidir aslında, gerçekliğimizden ayrılıp hayal süzgecinden geçen bir yansıma.</p>
<p>Yeni dünyada bu yalan alem artık bir çok ilişkinin temelini oluşturuyor, dostluklar, aşklar, işler, evlilikler bu gerçek olmayan alemde hayat buluyor ve gerçekliğe taşındığı zaman can çekişmeye başlıyor, çünkü gerçeklik kusurlar ile, hatalar ile acılar ile dolu, yalan alem ise gerçek hayatın parçaları olan bu sorunlar ile karşılaştığı zaman, sınıfta kalıyor, yani avatar filmindeki gibi mutlu sonuçlar her zaman yaşanamayabiliyor.</p>
<p>Platon binlerce yıl sonra, işleyişte farklı fakat temelde aynı olan ütopyasının gerçekleşeceğini bilse ve insanları yalan üreten birer robota çevirdiğini görse ne düşünürdü acaba?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/">Platon’un İnternet Alemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2962</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mistik Bir İnanç Sistemi Olarak Orpheusçuluk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Apr 2016 12:52:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burçak Aydoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dionysos]]></category>
		<category><![CDATA[Hades]]></category>
		<category><![CDATA[mistik]]></category>
		<category><![CDATA[Mistisizm]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan mitolojisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2948</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yunan Mitolojisinde Orpheus Orpheus’un Musa Kalliope’yle Kral Oiagros veya tanrı Apollon’un oğlu olduğu söylenir. Yunanlıların ilk ozanıdır. Lyrasını öyle ustalık ve duyarlılıkla çalarmış ki; en vahşi hayvanlar sakinleşir, ağaçlar ve taşlar büyülenirmiş.[1] Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü’nde Orpheus’u şöyle anlatır: “Orpheus dillere destan olmuş bir ozandır. İlkçağda ünü ‘orfizm’ denilen mistik bir akım yaratacak kadar çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/">Mistik Bir İnanç Sistemi Olarak Orpheusçuluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yunan Mitolojisinde Orpheus</strong></p>
<p>Orpheus’un Musa Kalliope’yle Kral Oiagros veya tanrı Apollon’un oğlu olduğu söylenir. Yunanlıların ilk ozanıdır. Lyrasını öyle ustalık ve duyarlılıkla çalarmış ki; en vahşi hayvanlar sakinleşir, ağaçlar ve taşlar büyülenirmiş.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü’nde Orpheus’u şöyle anlatır: “Orpheus dillere destan olmuş bir ozandır. İlkçağda ünü ‘orfizm’ denilen mistik bir akım yaratacak kadar çok yayılmış, kişiliği üzerine anlatılan masallar her türlü sanatçıyı etkilemişti.”  Efsaneye göre Orpheus Trakya doğumludur. Doğduğu söylenilen yer bugün Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye sınırlarının kesişimine yakın bir yerdedir. Böylece Orpheus, önemli bir geleneği olan, Anadolu’nun eski halklarının geçiş noktası olan bir yerde doğmuş kabul edilir. Bazı araştırmacılar, doğum yerinden ötürü, Orpheus’un bir şaman olduğunu söylemişlerse de büyük bir kesim tarafından bu bilgi doğru kabul edilmez.</p>
<p>Orpheus, ağaç perisi Eurydice’yi sever ve onunla evlenir. Ne var ki, karısının peşini bir türlü bırakmayan Aristais’tan kaçarken zehirli bir yılan tarafından sokulur ve ölür. Orpheus karısını Ölüler Ülkesi’nden geri getirmek için Hades’in yanına iner. Büyüleyici müziğiyle Hades ve Persephone’yi o kadar etkiler ki, Tanrılar Orpheus’un karısını alıp yeryüzüne götürmesine izin verirler. Ancak bir şartla; Orpheus, yeryüzüne dönünceye kadar arkasına dönüp Eurydice’e bakmayacaktır. Ancak Orpheus sevgilisini bir an önce görme tutkusuyla bu şartı yerine getiremez ve arkasına döner, Eurydice’ye bakar ve bunun sonucu onu temelli kaybeder. Tek başına Trakya’ya dönen Orpheus’un Mainaslar tarafından parça parça edildiği söylenir. Musalar ise Orpheus’un parçalarını toplayıp Pieria’ya gömerler. Ozan Orpheus’un nehre atılan başı ve lyrası denizi geçip Lesbos (Midilli) Adası’na çıkar. Bu nedenle Lesbos Adası’ndan pek çok ozanın yetiştiği söylenir.</p>
<p>Vergilius “Georgica” adlı eserinde Orpheus ve karısı Eurydice’nin öyküsünü anlatır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Vergilius’un aktardığı ve bir takım sembolik motifleri ustaca işlediği bu efsanede Orpheus mitinin ezoterik karakteri ile ilgili bazı ipuçları bulunabilmektedir. Öncelikle Eurydice üzerinde durmak gerekmektedir. Eurydice bir Dryad’dır. ‘Dryad’ adı Yunanca meşe anlamına gelen “Drys” sözcüğünden türemiştir ve ‘Ağaç Perisi’ anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Bunlardan bazıları ait olduğu ağaçla birlikte doğar ve onunla birlikte ölürler, diğerleri ise ölümsüzdür. Eurydice de burada toprağa, ağaca ait bir sembolizmi temsil etmektedir. Yunan mitolojisinde kahramanların ölüler ülkesine gidişi sık rastlanılan bir motiftir. Ancak bazı araştırmacılar bu motifin ezoterik erginleşmedeki ölüm deneyimi ile ilgili olduğunu düşünmektedir. Nitekim Orpheus da erginleşmiş bir kahraman olabilmek için ölüm deneyimini yaşamıştır ve sanatı sayesinde buradan kurtulmayı başarmıştır.</p>
<p>Orpheus’un buradaki hatası, bu aşamayı geçiren birisi olarak ardına bakmasıdır; çünkü bu deneyimi yaşayanların ardına bakmamaları, geçmişle bağlarını koparmaları gerekmektedir. Orpheus burada bu kuralı çiğneyerek kendini “ağaç gibi, ağacı kökleri” gibi bağlayan, tutkunu olduğu şeyi, eşini, kaybetmiştir. Orpheus’un karısını ikinci kez kaybettikten sonra yedi ay ağlaması da yedi sayısının sembolizminden ötürü sembolik bir anlatımdır.</p>
<p><figure id="attachment_2950" aria-describedby="caption-attachment-2950" style="width: 754px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Peter-Paul-Rubens-Orpheus-and-Eurydice.jpg" rel="attachment wp-att-2950"><img class=" td-modal-image wp-image-2950 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Peter-Paul-Rubens-Orpheus-and-Eurydice.jpg?resize=640%2C509" alt="Peter Paul Rubens, Orpheus and Eurydice" width="640" height="509" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Peter-Paul-Rubens-Orpheus-and-Eurydice.jpg?w=754&amp;ssl=1 754w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Peter-Paul-Rubens-Orpheus-and-Eurydice.jpg?resize=300%2C239&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2950" class="wp-caption-text">Peter Paul Rubens, Orpheus and Eurydice</figcaption></figure></p>
<p><strong>Orpheusçuluk</strong></p>
<p>Orpheusçuluk ruhun varlığını ve ölümsüzlüğünü kabul eden bir öğretidir. Orpheusçu ruh anlayışının, Dionysos efsaneleri ile yakın bir ilişkisi vardır.  Orpheusçu Dionysos efsanesine göre, Dionysos Titanlar tarafından parçalanmış ve vücudunun parçaları yere saçılmıştır. Buna göre Zeus’un bazı kaynaklarda Rhea, bazı kaynaklarda Demeter, bazı kaynaklarda da Persephone ile girdiği gayrı meşru ilişkiden olan Dionysos, Hera’nın kıskançlığının hedefi olmuş ve Hera tarafından Titanlara öldürtülmüştür. Dionysos’u parçalayan Titanlar sonradan bu parçaları pişirmişler, yalnızca tanrının kalbi kurtulabilmiştir. Zeus bunun öcünü alarak Titanları Tartaros’a yollamıştır. Bu efsanenin sonu hakkında daha değişik versiyonlar da vardır. Bunlardan birine göre Dionysos’un parçaları birleştirilmiş ve tanrı yeniden hayat bulmuştur. Bu efsanenin yorumu da oldukça ilginçtir aslında. Zeus ile Persephone’nin çocuğu olan Dionysos genç bir tanrı olmanın yanı sıra inisiye değildir henüz; yani daha erginlenmemiştir. Kendisi için tayin edilen “Tanrılar içinde son kral” olabilmesi için erginlenmesi gerekmektedir. İşte bedeninin Titanlar tarafından parçalanması, pişirilmesi ve yeniden dirilmesi bu erginlenmeyi temsil etmektedir. Bu mitin Orfeusçu açıklaması da bu şekildedir. Orpheusçular yeniden dirilme inançlarını da bu mit vasıtası ile açıklıyorlardı. Bu efsaneye göre Titanlar Zeus tarafından öldürülünce, Titanların küllerinden insanlar doğar. Burada düalist bir düşünce de işin içine girer. İnsanda Dionysos’dan gelen tanrısal öz olduğu gibi Titanlardan gelen maddesel ve günahkar bir yapı da vardır. Ancak unutulmaması gereken Titanların bir önceki nesil olduğudur. Ancak Orpheusçular belki de bu şekilde Titanları doğuran Gaia ve Uranos’a kendilerini bağlıyorlardı. Zaten Orpheusçu mürit erginlenmede “Ben Yeryüzü’nün ve Yıldızlı Gök’ün çocuğuyum fakat soyum gökten gelmedir” derdi. Bu aslında çok anlamlıdır.</p>
<p>Orpheusçu öğretide ruhun ölümsüzlüğü düşüncesi, ruhun zaman içinde farklı bedenlerde de varolabilmesi fikrini getirmiştir. Ruh, temizlenebilmesi için defalarca farklı bedenlerde varolmalıdır (Metansomatoz). Bu aslında Orpheusçuluğa mahsus bir karamsarlıktır, çünkü ruhun temizlenmesi uzun bir süreci almaktadır.İnsan tanrısal atalarından gelen günahlarının bedelini ağır ödemektedir. Ruh bedende bir mezarda gibidir. Orpheusçular bunu bir sözcük oyunu ile de ifade ederler: Yunanca beden anlamına gelen ‘sîma’ (soma) sözcüğü ile mezar anlamına gelen ‘sâma’ (sêma) ses olarak birbirlerine benzemektedirler. Belki de ruhun mezarda olması ile Titanların Tartaros’da olmaları arasında bir benzerlik de olabilir.</p>
<p>Orpheusçuluğa göre insan tanrılar tarafından yaratılmamıştır, fakat ölümsüzlükten varolmuştur. Titan ırkından önce de Altın ve Gümüş soylar yaşanmıştır. Ancak bu altın ve gümüş soylar Hesiodos’un anlattığı gibi zaman içinde kaybolmuş değildirler. Eğer mürit kendini arındırmayı başarırsa Altın soylu olabilir. Eğer şiddete yenilirse Gümüş soylu olur. Orpheusçuluk bu haliyle çağının klasik düşüncesinden farklı olup ezoterik karakterini belli etmektedir.Mürit ruhunu arındırmak için belli yaşam tarzını uygulamak zorundadır. Bu “Orfik” yaşam hiç de kolay değildir. Mürit önce katı sayılabilecek kuralları uygulamalı ve gizem törenlerine katılmalıdır. Bu kuralların en önemlilerini kısaca saymak gerekirse:</p>
<ul>
<li>Bu yolu seçenler hiçbir canlının hayatına kıymamalıdır. Bu yüzden müritler et yemezler ve günümüz tabiriyle vejetaryen bir rejim uygularlar. Bunun bir başka sonucu da Yunan toplumunda o zamanlar sık uygulanan kanlı kurban ayinlerinin de reddidir. Bu haliyle Orpheusçuluk içinde varolduğu toplumun dinsel adetlerinden kesin çizgilerle ayrılır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Orpheusçu yolu seçen kesinlikle intihar edemez. Orpheusçuluk her ne kadar ruhun ölmezliğine ve bu bedendeki yaşamın asıl yaşam olmadığına inansa da intihar, taşınılan tanrısal öz yüzünden, kesinlikle yasaktır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bazı bakliyat türlerinin yasaklanması da Orpheusçu yaşam tarzının ilginç bir kuralıdır. Bu aynı zamanda Pitagorcular arasında da yaygındır. İlk yetişen baklalarla hayatın kökeni hakkında sembolik bir benzerlik kuran Orpheusçular bakla tanelerini de testiküllere benzettikleri için soyun sürmesi ile ilgili bağlar da kurmuşlardır.</li>
</ul>
<p>Ruhun ölmezliğine inanan Orpheusçu düşünce ölüm sonrası ile de ilgilenmiştir. Orpheusçu düşünceye göre asıl olan ruhtur ve bu dünya geçicidir. Ancak burada erginlenmeyen kişi Hades’e gittiğinde sıkıntılar çeker ve yeniden bu süreci yaşamak zorunda kalır. Oysa bu dünyada erginlenme tanrısal kimliği bulmaktır. Bu bağlamda ölüm bir başlangıç sayılabilir.</p>
<p>Orpheusçuluk görüldüğü gibi ruhun ölmezliğine ve erginlenmeye dayalı bir öğreti olarak ilk çağ ezoterizminde önemli bir yer tutmaktadır ve birçok düşünceyi, Hıristiyanlığı dahil, etkilemiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Cömert, Bedrettin (2010) Mitoloji ve İkonografi, De ki: Ankara, s:122.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bknz; Vergilius, “Georgica” Çiftçilik Sanatı, (çev. Çiğdem Dürüşken), Alfa Yayıcılık, 2015.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/">Mistik Bir İnanç Sistemi Olarak Orpheusçuluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2948</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İsmiyle Müsemma Bir Canlı: Bok Böceği</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ismiyle-musamaha-bir-canli-bok-bocegi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ismiyle-musamaha-bir-canli-bok-bocegi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Apr 2016 15:39:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2930</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Yazıldığı zaman bokun kokusu yoktur.&#8221; [Dominique Laporte – Bokun Tarihi] Eski insanların canlılara bakışı daha derin ve nitelikliydi. Doğayla kopmaz bir bağ içerisinde oldukları için, doğayı ve canlıları anlamaya çalışıyorlardı. Onu yüceltiyorlar, onda bir gizem, bir ruh olduğuna inanıyorlardı. Bu kimi medeniyetlerde insanları o canlıya tapınmaya itti, kimi medeniyetlerde ise tapınma olmasa da aşırı yüceltme [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ismiyle-musamaha-bir-canli-bok-bocegi/">İsmiyle Müsemma Bir Canlı: Bok Böceği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Yazıldığı zaman bokun kokusu yoktur.&#8221; [</em><strong>Dominique Laporte – Bokun Tarihi</strong><em>]</em></p>
<p>Eski insanların canlılara bakışı daha derin ve nitelikliydi. Doğayla kopmaz bir bağ içerisinde oldukları için, doğayı ve canlıları anlamaya çalışıyorlardı. Onu yüceltiyorlar, onda bir gizem, bir ruh olduğuna inanıyorlardı. Bu kimi medeniyetlerde insanları o canlıya tapınmaya itti, kimi medeniyetlerde ise tapınma olmasa da aşırı yüceltme ve sembolleştirmeye götürdü. Tıp biliminin yılanla özdeşleşmesi, eski saray girişlerinin heybetli aslan heykelleriyle sembolik olarak korunması, mitolojik çift başlı kartalın nice imparatorluk tarafından figürsel olarak kullanılmasının geri planında hep bu vardı. Bu heybetli canlıların aksine, boyutları küçük fakat işlev ve etkileri hayli büyük olan bir canlı daha vardı: Scrabeus sacer. Yani bok böcekleri.</p>
<p>Eski Mısır uygarlığından Yunan uygarlığına kadar gizemiyle büyük bir coğrafyaya ilham olan bok böceği bizzat ameliyle aşina oldu. Bok böceği yumurtalarını dışkının içerisine bırakıyor ve başı Doğu’ya dönük bir şekilde arka ayaklarıyla bu dışkı topağını toprağın içerisinde ite ite yuvasına götürürdü. Topak geometrik küreye taş çıkartacak yuvarlakta olurdu. Yumurtanın çatlama zamanı gelince bu dışkı topağını suyun içine bırakır. Topak suyun içinde çatlar ve yeni bok böcekleri larvaları doğumunu gerçekleştirmiş olur ve içinden çıktığı bok (dışkı) topağını yiyerek hayatta kalır. <em>‘’Bu yuvarlanan topak, Mısırlılara göre, güneşin gökteki hareketini simgeler. Dışkıdan tabutlarını parçalayan bok böcekleri de ölümden sonra dirilişi simgelerler. Aslında piramitler de dışkıdan yapılmış, biçimlendirilmiş devasa dışkı şekilleri değil midir? Ölülerin, tıpkı bok böceği gibi, bir gün oradan çıkacakları, neşeyle yeniden işlerine güçlerine koyulacakları umulmamış mıydı?’’ <strong>(1)</strong></em></p>
<p>Eski Mısır uygarlığında, sanatta, dinde, mitolojide, söylencelerde bok böceğinin önemli bir yeri vardı. O, ölümsüzlüğün simgesi, ölümden sonra da yaşamın delili olarak algılandı. Farkında olmadan bir uygarlığa rehber ve ilham oluyordu. Üstlendiği içgüdüsel görev bugün yeni yeni fark ediliyorken, Mısırlılar ona hakkettiği değeri çoktan vermişti.</p>
<p><figure id="attachment_2932" aria-describedby="caption-attachment-2932" style="width: 181px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bok-boceginin-tarihi.jpg" rel="attachment wp-att-2932"><img class=" td-modal-image wp-image-2932 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bok-boceginin-tarihi.jpg?resize=181%2C279" alt="Bok böceğine ölümsüzlük simgesi, dolayısıyla canlılık, sağlık, bolluk simgesi payesi verilmişti" width="181" height="279" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2932" class="wp-caption-text">Bok böceğine ölümsüzlük simgesi, dolayısıyla canlılık, sağlık, bolluk simgesi payesi verilmişti</figcaption></figure></p>
<p><em>&#8220;Bok böceği, yerleşik dinde olduğu kadar halk inancında da türlü türlü güçlerle donatılmıştı. Ona ölümsüzlük simgesi, dolayısıyla canlılık, sağlık, bolluk simgesi payesi verilmişti. Lahitlere konmak üzere taş bok böcekleri yapılırdı. Sertleşmiş kilden bok böcekleri de mühür olarak kullanılıyordu.</em></p>
<p><em>Mühür, belgenin nereden geldiğini göstermek, bozulmazlığını ve kalıcılığını doğrulamak amacıyla alt tarafa vurulurdu. Sonsuzluk simgesi bok böcekleri bu kullanım için birebirdi. Firavunlar yeniden yaşama dönebilselerdi, binyıllar boyunca papirüs üstüne kaydedilmiş değerli arşivlerinin yok olup gittiğini, buna karşın sertleşmiş kilden mühürlerin günümüze ulaştığını görürlerdi. Kutsal böcek ölümsüzlük sözünü kendine göre yerine getirmişti.’’ <strong>(2)</strong></em></p>
<p><em>Sisyphos</em> misali, cüssesini kat be kat aşan bok topağını badireleri atlata atlata yuvasına götüren bok böceği, bugün kimin dikkatini çeker ki? Kendi sesini dahi duymayan 21. yüzyıl insanı, tabiata kulak vermeyi çoktan unuttu. Oysa eski insan öyle değildi. O, doğayı dinliyor ve o ruha kulak kabartıyordu:</p>
<p><figure id="attachment_2933" aria-describedby="caption-attachment-2933" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bok-boceginin-yazisi.jpg" rel="attachment wp-att-2933"><img class=" td-modal-image wp-image-2933 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bok-boceginin-yazisi.jpg?resize=400%2C400" alt="Firavunlar döneminde bokböceği kutsal bir varlık olarak görülürdü." width="400" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bok-boceginin-yazisi.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bok-boceginin-yazisi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bok-boceginin-yazisi.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2933" class="wp-caption-text">Firavunlar döneminde bok böceği kutsal bir varlık olarak görülürdü.</figcaption></figure></p>
<p><em>&#8220;Firavunlar döneminde bok böceği kutsal bir varlık olarak görülürdü. Özellikle &#8221;kutsal bok böceği&#8221;, Scarabeus sacer adıyla bilinen tür böyleydi ya genel anlamda bu güçlü böceğin tüm çeşitleri aynı şekilde değerlendiriliyordu. Onun büyülü güçlere sahip olduğuna ve yaşamın önemli sırlarını bildiğine inanılırdı. II.Ramses&#8217;in dışkı yiyen bu küçük böceklerden biri önünde yerlere kapandığını bilmek bir kınkanatlılar uzmanı için neler ifade eder düşünebiliyor musunuz? Bok böceğine tapma geleneği Mısır sınırlarını aşmış, Yunanistan&#8217;a, Fenike&#8217;ye, Mezopotamya&#8217;ya yayılmıştı; Romalı lejyonerlerde kılıç kabzasına bir bok böceği silüeti kazıtmak alışkanlıktı; Etrükslüler bok böceği şeklinde zarif, ametist mücevherler işliyorlardı.’’<strong>(3)</strong></em></p>
<p><strong>(1), (2), (3)</strong><em>, Béatrice’ten Sonra Birinci Yüzyıl, Amin Maalouf, YKY</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ismiyle-musamaha-bir-canli-bok-bocegi/">İsmiyle Müsemma Bir Canlı: Bok Böceği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ismiyle-musamaha-bir-canli-bok-bocegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2930</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bunu Sen Seçtin!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bunu-sen-sectin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bunu-sen-sectin/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Apr 2016 11:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Efeyza]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2923</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendime yabancıyım bu aralar. Çelişkilere düşüyorum, kendimle ilgili, yaşamımla ilgili ve yaşayışla ilgili. Bazı şeyleri kabullenemiyorum ama neden olduğuna dair de bir açıklamam yok. Kafam karışıyor, beynim allak bulak oluyor. Her gece yastığa başımı koyduğumda birbirinden farklı, birden fazla rüya görüyorum. Rüyalarım, tekdüze ve yalnız yaşamıma nispeten öyle güzel oluyor ki, uyandığım için kendime kızıyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bunu-sen-sectin/">Bunu Sen Seçtin!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kendime yabancıyım bu aralar. Çelişkilere düşüyorum, kendimle ilgili, yaşamımla ilgili ve yaşayışla ilgili. Bazı şeyleri kabullenemiyorum ama neden olduğuna dair de bir açıklamam yok. Kafam karışıyor, beynim allak bulak oluyor. Her gece yastığa başımı koyduğumda birbirinden farklı, birden fazla rüya görüyorum. Rüyalarım, tekdüze ve yalnız yaşamıma nispeten öyle güzel oluyor ki, uyandığım için kendime kızıyorum. Hatta gerçek hayatımda henüz tatmadığım tarifsiz mutluluğu rüyalarımda o kadar hissediyorum ki bazen, uyandığım vakit, rüyamın geri kalanını görebilmek için ısrarla yeniden uyumaya çabalıyorum. Ama olmuyor işte, bilinçaltımın düzmecesinden ibaret olan bir rüyayı devam ettirebilmek bile mümkün olmuyor.   Kendime soruyorum sonra, gerçek yaşamımda, yaşamam tamamen imkânsız olan bir takım durum ve olayları neden rüyamda görüyorum? Kendimle yüzleşiyorum, her hangi bir cevap bulamıyorum. Bu sefer soru, aciz bir insan bedeninden, ilahi güce doğru yol alıyor. Neden diyorum, madem her şeyi yapabiliyorsun, benim hayallerimi ve duygularımı rüyalarla sınamak neden? Neden diyorum, diğer insanların aksine tekdüze, yalnız ve keyifsiz bir hayat yaşıyorum, bende evrenin bir parçasıyım, benim de hakkım değil mi, neden? Sorularım bu kadarla sınırlı kalmıyor. Tek bir cevap alamamama rağmen ısrarla yöneltmeye devam ettiğim sorular, birer birer isyana dönüşüyor. Sonra, cevap kaynar su gibi bedenime çarpıyor. &#8220;Bunu sen seçtin!&#8221;</p>
<p>Evet, bunu ben seçtim. Ufaktan ufaktan, bu ne saçma bir anlayış biçimi, hangi insan tüm bu saçmalıkları kendi seçebilir ki, diye fısıldamaya başlasam da kendime, biliyorum. Bunu ben seçtim. Yalnız, sıradan ve keyifsiz yaşamım, benim tercihlerimin bir parçası. Tamam diyorum, bunlar benim tercihlerim ama nasıl ve neden? İşte o çok bilen, çok düşünen ve çok sorgulayan beynim burada sessiz kalıyor. O mu sessiz kalıyor, ben mi susturuyorum, onu da bilmiyorum. Tam bu noktada, her şey birbiriyle çelişiyor. Bunlar benim tercihlerim mi, yoksa kaderim mi? &#8220;Bunlar&#8221; kavramıyla kastettiğim, yaşadıklarım ve yaşadıklarımın hayatıma yansımaları, yaşamaya devam ettiklerim, hissettiklerim ve hissedemediklerim. Hayatımın bu noktasında, hissettiklerimden çok hissedemediklerim düşündürüyor. Böyle hissiz, devamlı somurtan muşmula suratlı bir insan olmamın sebebi neydi? Birbirinden farklı olan sorularım, tamamen aynı şeye çıkıyor. Yaşadıklarım, benim tercihlerim mi yoksa tanrının benim için hazırladığı &#8220;kader&#8221; defterinin satırları mı? Daha fazla sorgulamanın gereksiz olduğunu biliyorum. Evet, bunları ben seçtim!</p>
<p>Benliğim susuyor burada, daha fazla mücadele etmeye takati kalmamış gibi. Henüz üzerinden pek de fazla geçmemiş olan yaşadığım olaylar, zihnimde tek tek canlanıyor. Neden sorusuna kendi kendime canlandırdığım dramalarla cevap buluyorum. Yaşadığım iyi ve kötü olaylarda, aracı olan insanlar, yaşadığım her anda, beni aşağılamaya çaba sarf eden benliğim ve daima hatayı tanrıda arayan biri olmak tamamen benim tercihim. Tercihlerimin sonucu ise sırasıyla gerçekleşiyor. İlk sonuç, yanlış insanlardan arınıp, hayatın &#8220;yalnız&#8221; tarafına geçmek oluyor. Beni aşağılayan, ezen ve hatta bir hasım gibi davranan benliğim sebebiyle, olumlu duygulardan kendimi çekmek, yine kendi seçimlerimin sonuçları arasında. Sonra geriye kalan ise tüm hataların tek sebebi olduğumla yüzleşmek yerine, isyan etmek. Cevaplar bu kadar basit aslında, tanrıya isyan etmekten kendimi alabildiğimde, sorularımın cevaplarını bulabiliyorum. İşleyiş basit, evren basit, bunu kendi kendime zorlaştırıyormuşum meğer. İşte bunu fark ettiğim noktada, değişim başlıyor. Şimdi tek bildiğim, ne olduğuyla değil ne olacağı ile ilgilenmeyi öğrenmenin, bu yaşamın en basit ve en çok işleyen kuralı olduğu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bunu-sen-sectin/">Bunu Sen Seçtin!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bunu-sen-sectin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2923</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayal Kurmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayal-kurmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayal-kurmak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Mar 2016 06:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Onat Uralortaç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2855</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kimimizin kendini alamadığı, kimimizin ise hor gördüğü bir davranıştır hayal kurmak. Doğanın bir bütünüdür. Nasıl fizik, yasası ise evrenin; kişiliğimizin, duygularımız yasasıdır hayal kurmak. Hangi işe nasıl adım atmamız gerektiğini, o işten nasıl başarılı bir şekilde çıkacağımızı öğrenmemizi sağlar aslında. Kimimiz o hayallere dalar geleceğini yönlendirir, kimimiz hor görür kenara atar onları. Her şeyin bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayal-kurmak/">Hayal Kurmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kimimizin kendini alamadığı, kimimizin ise hor gördüğü bir davranıştır hayal kurmak. Doğanın bir bütünüdür. Nasıl fizik, yasası ise evrenin; kişiliğimizin, duygularımız yasasıdır hayal kurmak. Hangi işe nasıl adım atmamız gerektiğini, o işten nasıl başarılı bir şekilde çıkacağımızı öğrenmemizi sağlar aslında. Kimimiz o hayallere dalar geleceğini yönlendirir, kimimiz hor görür kenara atar onları. Her şeyin bir başlangıcıdır aslında, bir bebeğin yürümeye başlaması için ilk adımları atması gibi. Kimimiz için küçük, kimimiz için büyük bir adımdır. Nefret edilse de bırakılamayan bir iştir aslında düşünmeden edemediğimiz gibi. Bizleri, diyardan diyara uçuran bir kuş gibidir; istediğimiz yerde bırakır istediğimiz yerlerden alır bizleri. Aslında en güvenilir dosttur, istediğin anda yanında olduğu gibi gerçekleri de vurur yüzüne aslında. Elinden tutar senin, götürür eşsiz diyarlara. Hayatı öğretir insana, nelerin gerçek, nelerin hayal olduğunu anladığın anda.</p>
<p>Peki, neden hayal kurarız? Neden bazılarımız bunu absürt bulur veya neden bazılarımız bunu engellemeye çalışır? Öncelikle hayal kurmak yaşantılar sonucu oluşan iç görülerdir. İstek dışı, doğal gidişatın dışında oluşturulan geçici görüntülerdir. Hayaller insanın kendisi olmadıkça dış gerçekliğe aktarılamaz. Hayal kurmak doğal bir süreçtir. İnsan yaşadığı olaylar sonucu topladığı verileri, ihtimalleri değerlendirerek bu ihtimalleri en üst seviyede veya en alt seviyede düşünerek, geleceği hakkında veya kendi mutluluğunu sağlamak adına bu verileri kullanırlar. Bunu eski çağlarda yaşamış, uçmakta olan bir kuşu görüp kendisinin de uçmakta olduğunun hayalleri kuran biri ile örneklendirebiliriz. O zamanlarda ne kadar absürt bir fikirmiş gibi gelse de zamanı gelince gerçekleşen bir hayal. İnsanoğlunun ilerleyebilmesi için belli bir plana ihtiyacı vardır. Bu planların oluşturulması için ise belirli hedeflere gereksinimi vardır İşte bu hedefleri belirleyen şeyler ise hayallerimizdir. Bir çoğumuz hayal kurmayı absürt bulur mesela. Bunun nedeni ise onun geleceği şekillendirmesinden dolayı değil insana bazı gerçekleri en acı şekilde öğretmesinden dolayıdır.</p>
<p>Hayal kurmanın ne kadar güzel veya ne kadar kötü olduğu kararını ancak bireysel yorumlarımız ve fikirlerimiz belirleyebilir. Önemli olan unutmamaktır ki ünlü oyuncu William Russell’in de dediği gibi; &#8221; En büyük işler, büyük hayaller kurma özelliği olan insanlarca başarılmıştı &#8220;. Geleceğiniz ve dünyanın geleceği için hayal kurmaktan mahrum kalmayın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayal-kurmak/">Hayal Kurmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayal-kurmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2855</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ön Yargı Nedir Bilmiyorum Ama Benim Kesinlikle Ön Yargım Yok</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/on-yargi-nedir-bilmiyorum-ama-benim-kesinlikle-on-yargim-yok/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/on-yargi-nedir-bilmiyorum-ama-benim-kesinlikle-on-yargim-yok/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Mar 2016 07:48:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Stepne]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2834</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba saygı değer okuyucular. Sabırla yazımı sonuna kadar okumanızı rica ediyorum. Beni eleştirip benimle tartışmanızı istiyorum. İstanbul’da hava çok bulutlu ve karışık yani ne olacağı pek belli değil. Hava kararsız ve değişken liseli ergenler gibi. İstanbul yeni uyanmış çocuk kafası kadar karma karışık havalı bir sabahtayız şuan yazımı her zaman ki yerimden yazıyorum kız kulesinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/on-yargi-nedir-bilmiyorum-ama-benim-kesinlikle-on-yargim-yok/">Ön Yargı Nedir Bilmiyorum Ama Benim Kesinlikle Ön Yargım Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba saygı değer okuyucular. Sabırla yazımı sonuna kadar okumanızı rica ediyorum. Beni eleştirip benimle tartışmanızı istiyorum.</p>
<p>İstanbul’da hava çok bulutlu ve karışık yani ne olacağı pek belli değil. Hava kararsız ve değişken liseli ergenler gibi. İstanbul yeni uyanmış çocuk kafası kadar karma karışık havalı bir sabahtayız şuan yazımı her zaman ki yerimden yazıyorum kız kulesinin hemen karşısında ki çay bahçesinden yazıyorum. Konuya döneyim sizi bunaltmadan.</p>
<p>Bu hafta çok yakınımızda olan şeylerin üzerine metaforlar kurup beraber bozmak istiyorum. Sizi biraz yorup, iş yaptıracağım şimdiden sıkılanlar son da paragraf olarak başladığım cümleyi okuyup ana düşünceyi anlayabilir.</p>
<p>Damdan düşer gibi konuya giriyorum hadi bismillah&#8230;</p>
<p>Zaman daha hızlı aksa dediğiniz olaylar oluyordur illaki ya da dursun zaman diyorsunuzdur. Ön yargılı yaklaşıp kaçtığınız insanlar ve en güzel anıların yaşandığı naçizane anlarda yanınızda olan insanlar. hep birileri var etrafınızda kimi nasıl ne kadar tanıyorsunuz? Asıl önemli olan masum ve kırılgan zihninizde ki size ne olacak? Kendinizi ön yargılarla kısıtlamak güçlerini kullanmaya çekinen süper men gibi olmuyor mu?</p>
<p>Sordunuz mu kendinize benim ne kadar gücüm var ve neler yapabilirim diye ve ne kadar kendimi kısıtladım diye? Aslında sizin elinizde zamanı durdurmakta, hızlı hızlı akıtmakta. İşte o paranormal güç elinizde ama farkında değilsiniz.</p>
<p>Zamanın kumandası sizin ellerinizin arasında bir yerlerde, sizin en anlayacağınız ve içinize silinmez kalemlerle yazabileceğim etkili cümleler dizilimini kurarak bunu söylemek isterdim ama sözü uzatmama gerek yok anladınız siz.</p>
<p>Aciz sandığınız kadar kuvvetlisiniz ve kuvvetli olduğunuz kadar acizsiniz. İsteğine yakın olmak istediğin nispetince yakınsın. istemediğine uzak olmak istemediğin nispetince uzaksın. İnandığın kadar varsın ön yargılarından kurtula bildiğin kadar özgür.</p>
<p>Koşmak seni yakınlaştırmaz hedefine zihninin içinde her şey.  Barikatlar ve seni hedefine götürecek kestirme patikalar hepsi oranın içinde. Kocaman bir galaksi var beyninde, kocaman bu filmi unutma nerede ne istiyorsan hayalinle başlatıp geri alabilirsin. Sınır sadece sensin.</p>
<p>Elde etmek istediğin şeye o kadar yakınsın ki alnının ortasında aslında. Ondan o kadar sana uzak ve görünmez geliyor, orada olduğunu bilmediğin için ve aramaktan usandığından elinde olup farkına varamadığın mutluluklar zamanla güç kaybediyor.</p>
<p>Biraz geri gelelim, zihin labirentinin içerisinde sandıklarda hep özlediğin hayalini kurduğun hep aradığın oyuncakların ve renkli şekerlerin. Mutlu olmak her istediğinde onlarla oynamak senin ellerinde ama farkında değilsin. Sadece istemelisin güzel olması için.</p>
<p>Mesela ile başlayan cümlelerin hepsi yalandır unutma. Mesela bu cümle gibi ama mesela ile başlamasın güzel cümleler. Kandırmasın kimseyi.  Hayatın dayanılmaz acısını ya da ayrılık acısını çekmesin hayaller mavi periler ve harikalar diyarı kadar ilginç bir o kadar sürükleyici olsun, içine balonlarla seyahat edilebilen zihnin. Sınırlama hiçbir şeyle sende ki galaksiyi.</p>
<p>Senin zihin sarayında sadece sen sultansın, dilediğince eğlence ve gizem var içeride. Gözlerini kapatıp dile senden ne dilersen artık&#8230;</p>
<p>Zor anlarda sevmek istemesen de seviyormuş gibi yapsan çok değişiklik olur. Mesela değişir çoğu şey ellerinin arasında sıktığın o yüreğin rahatlar.</p>
<p>Yap dediklerimi lütfen hemen şimdi. Gözlerini kapatıp aynaya bakarmış gibi gözlerinin içerisine bak ve zihnini hayal et, haritasını çıkar zihninde ki sana ait olan galaksinin. Göz kapakların kapalı olduğu halde ve karanlığın içinde gör zihninin içerisin de parlayan ufak yıldızları daha fazla parlatırsan ulaşacaksın senin ülkene, dile dile senden ne dilersen hünkarım diyecek birileri. İşte, zihin senin kumanda ellerinde aman dikkat et uyuya kalma güme gider her şey.</p>
<p>İlk yüzünü rahatlat suda yüzmek gibi hayata tutunmak, zorluklar arasında denizde ki gibi kulaç atmak, bir yerde birisi söylüyordu suyun içerisinde iken su olduğunu hissetmelisin. Kendini yabancı farklı hissedersen başka bir deyişle su olmazsan, su seni indirir en derinlerine ama suda su olursan, sende su, suda su, su batıra bilir mi kendisini dedi. Beni bu sözler etkilemişti.</p>
<p>Sizi ne kadar etkiler bilmem ama acıların içerisinde kendine tatlı bir yan bulup oradan tat alırsan sadizim değil demek istediğim, benim demek istediğim ağlarken bile bundan kendine bir güzellik çıkara biliyorsan. Saçma Polyannacılık değil gerçekten mutlu edebilirsen kendini kumanda ellerinde demektir. Yıldıramaz seni ozaman hayatın üzerine üzerine gelen kocaman dalgaları. Sen su olmuşsun artık su batırabilir mi kendisini. Çektirebilir mi acı acı sana yıllardır başkalarına tekrar ettirdiği repliklerini.</p>
<p>İşte buydu demek istediğim yokluklar içerisinde kıvranırken son paranla yapabildiğin güzel bir iş, ya da sevgisiz olmaktan yakınırken senin ayaklarına sürtünen minicik bir kedi. Hayat ağlarken birden gülüne bilecek kadar ilginç. Hayata dair fazla düşünülmeyecek kadar karmaşık. Boş verilmeyecek kadar gizemli. Terk edip gidilemeyecek kadar davetkar.</p>
<p>Evlenmek insana sevginin çıkar üzerine kurulmadığını hatırlatır mı? Evlenmek ya da sadece evlenmek denilen eşeyli üreme ya da çocuk sahibi olmak için ideal sperm bağışçısını yani baba veya anneyi aramak mükemmel DNA dizilimine sahip olan yaşayan organizmalar yapmak mı demek. Sevgi yok mudur varsa da ne kadar gerçek. Hani zihin ve içerisinde ki gerçekler.</p>
<p>Biz insanları bize gösterdikleri değerler kadar mı seviyoruz. Neden insanlar çok fazla bakar dış görünüşe neden sadece dış görünüş bu kadar iter ya da çeker bizim gibi kusursuz bir bakıma kusurlu yaratıkları. Dış görünüşle aslında içteki bakamadığımız ve gezemediğimiz bize yabancı o zihnin genişliğini mi görmeye çalışıyoruz yanlış ve acizce. Evlenmek acı çekerken ve zihninin kapılarını istemeden üzerine kitleyip kendini ön yargılarla daracık o odada, açılamayacak hale gelip. Yalnız bir şekilde beklerken. Benim zihin kapılarımın çilingiri bu dediğin kişiyle kendinden sonra doğacak kişide kendi yaptığın bu eksikliği ve hataları yapmayacağından ya da yapmayacağını ümit ettiğin varlığı yapma girişiminin temellerini atmak mıdır?</p>
<p>Kör doğsaydı her insan, bizim değer verdiğimiz sadece algılaya bildiğimiz şeyler mi olacaktı? Herkesin kör olduğunu farz edelim bir anlığına çimen kadar yeşil gözleri olan birini hayal edin. Değer verenleri ve sevebilecekleri düşünün. Saçlarının güzelliği çok hoş ve alımlı bu insanın saçlarının yada gözlerinin güzelliğini gördüğümüzde değer verenleri düşünün onları o değeri veren iltifatlara boğduran sadece görmeyle algılaya bildiğimiz şeyler değil mi? Bizim algılaya bildiğimiz duyuların haricinde duyularımız olduğunu farz edelim,  insanların gerçekten niyetlerini yada samimi sevgisini algılayabildiğimiz duyular olsaydı daha fazla değer katmaz mıydık insanlara. Daha fazla sevmez miydik farklılıklarını göz önüne almadan bazı insanları ya da tam tersi alçaltır mıydık çoğu iki taraflı olan şimdi sevdiğimiz bazı insanları. Farkında değiliz ama elimizde hak edene hakkettiği kadar değeri verip elimizde onu başrole taşımak yada güzel bir rol vermek bizim hayatımızın tek filminde görmek. Aciziz ve yanılıyoruz. Ne kadar çirkin olsa da o kadar fazla sevgi ve takdire, ilgi ve değere sahip olması gereken insanlar var ki.</p>
<p>Başlıca engel ön yargılarımız ve daha zihnimizde olan ülkeyi açıp algımızı genişletemediğimiz için yok sayıyoruz çoğu harikulade şeyi. Ön yargılı olduğumuzu düşünemeyecek kadar ön yargılıyız.</p>
<p>Hayat bir şiir ya da bir romanda ki gibi değil. Mutlu sonların olduğu iyi insanların çoğunlukla kazandığı yerler sadece zihinlerde oluşturulan yerdir maalesef. Dünya biraz daha acizi ez politikası üzerine kurulmuş.  Mesela şuan sizi çok seviyor gibi gözüken birileri hepsi değil tabi ama azımsanayamacak kadar büyük bir kısmı sizin çevrenizde. İşte onlar aciziyetinizi görse acımadan bir çırpıda ezer. Bize zihnimiz yeter. Önyargılar onların olsun.  Neyse bozmayın moralleri.</p>
<p>Bizim göz ardına ittiğimiz güzellikleri kucaklamazsak bulmazsak onları,  eksik kalacak hayat sanki yemek yaparken unutulan o olmazsa olmaz bir baharat gibi. Biraz daha dikkatli bakın hayata elleri olmasa da azimle resim yapan adama ya da sokakta yaşasa da tertemiz masum gülümsemesi olan çocuğa, ya da çok korkunç olsa da sokakta yaşayan saçı sakalı birbirine karışmış o yaşlı adamın minik bir köpeğe gösterdiği şevkatı görmemiz lazım.</p>
<p>Kusurlu &#8211; küsürlü bir o kadar aciz ve korumasızız. Öyle ki kendimizden bile birisi bizi korumalı, o kadar çok korunmaya çalışıyoruz ki saf mutluluklar artık tatlı kitaplar ve güzel filmlerde kaldı sanıyoruz. Ondan her şey bize sahte geliyor.</p>
<p>Zihninizde tutsak kalan gerçek sizi, beslemediğiniz için hayal gücüyle. Geri kalan siz, her şeye sahte diyorsunuz.  Baksanıza etrafınıza o kadar gerçek var ki saklanıyor ön yargılarla kapattığınız gözlerinizin önünde bir yerlerde biri evinde yaşlı tatlı dedemin gülümsemesinde. Biri hiç tanımadığın zorda kalmış birine yardım ettiğinde aldığın en içten teşekkürde biri sokakta ki açlıktan karnı sırtına yapışmış evsizi sevindirdiğinde. Görmüyorsanız ön yargı fazlalığı görüşünüzü bozuyor demektir.</p>
<p>Daha zihnimize giremezken onu besleyemezken gerçeği nereden bile bileceğiz? Kendimizi tam olarak çözememişken kimleri anlayabileceğiz? Bir insanı tanımak için önce gerçekten insan olmak gerekmez mi?</p>
<p>Mutluluk ve hüznün en çocuksu halinde olduğu bir yer gördüm az önce, minik ilkokul çağında bir çocuk camdan dışarıya doğru baloncuk tabancasıyla attığı baloncuklara ilk sevinip sonra rüzgarla uzaklaşırken güle güle diye seslenen miniğin mutluluğu ve hüznü.</p>
<p>Unutmayın hayat paradoks ve karışıklıklar denizidir. Kaptırmayın ön yargıların kelepçelerine kendinizi. Kendinizi özgür bırakın hayatın hızlı akan suyuna. Yargılamayın insanları dışı görünüşü yada ırkıyla, özgür kalamassınız yoksa&#8230; Özgür olmak en büyük nimetken şu hayatta. Sevin herkesi, herkesi sevin ama&#8230; Hayat özgürlüğümüzü kısıtlayıp küs kalmak için çok kısa. Anı yaşayın kısacık şu hayatta. (Sonuç olarak kutup ayıları çok yalnız. )</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/on-yargi-nedir-bilmiyorum-ama-benim-kesinlikle-on-yargim-yok/">Ön Yargı Nedir Bilmiyorum Ama Benim Kesinlikle Ön Yargım Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/on-yargi-nedir-bilmiyorum-ama-benim-kesinlikle-on-yargim-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2834</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Acı Çekirdek ve Dost</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Mar 2016 07:18:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2820</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hallâc-ı Mansûr’u taşlamak için boynuna kadar toprağa gömerler, toplanan kalabalık öfkeli bir biçimde taşlara sarılır, öfkelerinin nedenini bile bilmiyorlardır belkide; fakat kaynağı bellidir. Halk taşlamaya başlar, Hallâc-ı Mansûr bilgeliğinin verdiği sükunet ile sessizce acısına katlanır, o sırada oradan geçen dostu, olan bitenden habersizdir, kalabalığa yaklaşır, dostunu yani Hallâc-ı Mansûr’u görür. Boğazına kadar toprağın içindedir. Gördükleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/">Acı Çekirdek ve Dost</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hallâc-ı Mansûr’u taşlamak için boynuna kadar toprağa gömerler, toplanan kalabalık öfkeli bir biçimde taşlara sarılır, öfkelerinin nedenini bile bilmiyorlardır belkide; fakat kaynağı bellidir. Halk taşlamaya başlar, Hallâc-ı Mansûr bilgeliğinin verdiği sükunet ile sessizce acısına katlanır, o sırada oradan geçen dostu, olan bitenden habersizdir, kalabalığa yaklaşır, dostunu yani Hallâc-ı Mansûr’u görür. Boğazına kadar toprağın içindedir. Gördükleri karşısında kahrolur. Kalabalıktan birisi onun eline bir taş sıkıştırır ve atmasını söyler. Taşı atmaz, gider bir gül koparır ve o gülü dostuna, Hallâc-ı Mansûr’a atar. O ana kadar sessiz olan Hallâc-ı Mansûr, dostunun attığı gülü görünce sessizliğini bozar ve kısık bir sesle mırıldanmaya başlar “<em>H</em><em>i</em><em>ç</em><em> bir ta</em><em>ş</em><em> de</em><em>ğ</em><em>il yar yar dostun g</em><em>ülü</em><em> yaralad</em><em>ı</em><em> beni…</em>”</p>
<p>Hallâc-ı Mansûr’a bu kadar inciten, ona atılan taşlar değil, sadece bir gül, aslında gülün kendisi değil o gülün kimden geldiği, hayal kırıklığı…</p>
<p><figure id="attachment_2821" aria-describedby="caption-attachment-2821" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak.jpg" rel="attachment wp-att-2821"><img class=" td-modal-image wp-image-2821 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak-300x203.jpg?resize=300%2C203" alt="Dostluk dünyada ki en güzel renklerden biridir." width="300" height="203" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak.jpg?resize=300%2C203&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2821" class="wp-caption-text">Dostluk dünyada ki en güzel renklerden biridir.</figcaption></figure></p>
<p>Bir hayal büyüdükçe kırıklığı da o kadar büyür, bir dost içimizde büyüdükçe hayali de o kadar büyür. Bir dosttan beklentilerimiz büyüdükçe beklemediklerimiz de aynı ölçüde büyür; yani ilişkimiz derinleştikçe hasasiyetimiz bir o kadar artar. Bu tıpkı bir balon gibidir. İçi şiştikçe büyüdükçe dişi genişler, incelir, hassaslaşır. Bu yüzden hangimiz yakın bir arkadaşımız tarafından hayal kırıklığına uğramadık ki? Hangimiz ünlü tabirdeki gibi “Sırtımızdan vurulmadık ki?” Çünkü insanoğlu olarak doğaya aykırı olarak o kadar çok kavram geliştirip ve bu kendi icadımız kavramlara o kadar çok anlam yükledik ki, artık altından kalkamaz hale geldik. Doğa şartlarında hayatta kalabildikçe, yani açlıkla olan mücadeleyi kazanıp doğaya hakim geldikçe kavramlar üretmeye başladık ve her geçen yüzyıl bu kavramları tıkabasa duygu ile doldurduk ve sırtımızda bu yük ile ilerlemeye çalıştık. Yeni mücadele şeklimiz bu oldu. Aşk, ırk, özlem, özgürlük, din, aile, sevgi, dostluk…</p>
<p>Dostluk kavramı da bunlardan biri. Dostluk dünyada ki en güzel renklerden biridir aslında. Dostluk güvendir, dostluk sevgidir, dostluk keyiftir, dostluk gülümsemedir, dostluk mutlu anlardır, dostluk gökkuşağının yedi renginden biridir belki de; fakat tüm bunlar bir ölçüye kadar, zaten bir ölçüye kadar da olmalı, fazlası hayaldir. Çünkü hayalin sonunda ise kırıklık riski vardır. Dost arka bahçedir, seni çevreler kısmen korur, oynayabilirsin bu bahçede, şarkılar söyleyebilirsin, koşabilirsin örneğin veya kumdan kaplumbağalar yapabilirsin ama yağmur yağana dek&#8230; Yağmur yağdığında başındaki tavan olmaz dost, olamaz, sana bahçe olmuştur, ev değil, ev olmasını beklediğin an işte o an hayal kurmuşsundur ve yağmurun ilk damlasıyla hayal kırıklığı mutlak sondur…</p>
<p>Dostluk hassas çizgilerde  o çizgilere basmadan yürümeye çalıştığımız hızlı bir koşudur. Başı ortası sonu sürekli değişir. Bir avuç çekirdeğe benzer, çitlemeye başlarsın, tadı enfestir, aralarından bir tane çürük çıkar ve bütün ağzının tadını bozar. Sonra o acı tadı geçirmek için onlarca çekirdek yemen gerekir. İşte dosta karşı her eylemimiz, her tutumumuz birer çekirdek tanesidir. Bir tane acı, tüm tadı unutturmaya kafidir ve yine bir tane acı, ondan sonra gelecek olan onlarca tadı bastıracak kadar unutulmazdır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/">Acı Çekirdek ve Dost</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2820</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Taş Oldu Dersiniz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tas-oldu-dersiniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tas-oldu-dersiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Mar 2016 07:15:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özgenur Öge]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2801</guid>
				<description><![CDATA[<p>Düşünmeye henüz yasak gelmemişken tekrar tekrar düşündüm&#8230; Çevremizdeki her şey halüsinasyonken, yerinden hiç kıpırdamayan bahçedeki taş kimlerin ölümüne şahit olmuştur diye düşündüm. Yarın ben arkadaşlarımla beş çayımı içmeye giderken, bir terör saldırısında bedenim milyonlarca parçaya ayrılsa, o taş hala bizim bahçemizde kalmaya devam edecek. Yerinden hiç kıpırdamayan arada ayağımın takıldığı ve benim naçizane argo cümleler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tas-oldu-dersiniz/">Taş Oldu Dersiniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Düşünmeye henüz yasak gelmemişken tekrar tekrar düşündüm&#8230; Çevremizdeki her şey halüsinasyonken, yerinden hiç kıpırdamayan bahçedeki taş kimlerin ölümüne şahit olmuştur diye düşündüm. Yarın ben arkadaşlarımla beş çayımı içmeye giderken, bir terör saldırısında bedenim milyonlarca parçaya ayrılsa, o taş hala bizim bahçemizde kalmaya devam edecek. Yerinden hiç kıpırdamayan arada ayağımın takıldığı ve benim naçizane argo cümleler kurmama sebep olan o taş olmak istediğimi fark ettim.</p>
<p>İnsan hayatının ucuzluğunu düşündüm tekrar. Nefes alışlarımızın pamuk ipliğine bağlı olduğunu. Kravat takmış terörün masum kaç hayatı daha harcayacağını düşündüm. Şimdi ben ordan oraya atlayarak karışık düşünüyorum belki biraz ama, insan bu ülkede neye düşüneceğini şaşırıyor kusura bakmazsınız umarım&#8230;</p>
<p>Benim derdim kişisel birazda. Yaşlanıp hastalıktan ölsem güzel olur. yada kendimi, yine kendi isteğimle bi uçurumdan aşağı atarak. Üzgünüm bir saat sonrası için planım varken, ne bir kör kurşunla nede bir bombayla ölmek istemem. Kravat takmış, aramızda dolaşan terörün meydan okumaları yüzünden benim hayatım harcanacak ha? Vay canına Imdb de dram türünde dokuzu görür bu filmin sonu. Yeri gelmişken, daha kaç hayat harcanacak gerçekten?</p>
<p>Şimdi sizde düşünsenize! Bizim bahçedeki taş olmak mükemmel değil mi bu ülkede yaşayan bir insan olmaktansa?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tas-oldu-dersiniz/">Taş Oldu Dersiniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tas-oldu-dersiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2801</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşam Felsefesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasam-felsefesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasam-felsefesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Mar 2016 07:56:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2750</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşama devam ederken hep kendimize sorduğumuz soru: “Dur bir dakika ben ne yapıyorum.”dur. Eğer kendini kandırmayan. Kendi içinde entelektüel olmayan bir insanı yaşıyorsan cevabın `hep aynı&#8217; ya da &#8216;boş yere nefes alıyorum&#8217; olacaktır. Tembel insanlarız yaşamaktan bile nefes almaktan bile yoruluyoruz. Osurmak için kalkıp tuvalete gidemiyoruz. Oturma odasında ailemizin içinde osuruyoruz. Bu osuran kişilere karşı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasam-felsefesi/">Yaşam Felsefesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşama devam ederken hep kendimize sorduğumuz soru: “Dur bir dakika ben ne yapıyorum.”dur. Eğer kendini kandırmayan. Kendi içinde entelektüel olmayan bir insanı yaşıyorsan cevabın `hep aynı&#8217; ya da &#8216;boş yere nefes alıyorum&#8217; olacaktır.</p>
<p>Tembel insanlarız yaşamaktan bile nefes almaktan bile yoruluyoruz. Osurmak için kalkıp tuvalete gidemiyoruz. Oturma odasında ailemizin içinde osuruyoruz. Bu osuran kişilere karşı saygılı olmalıyız fakat bu kitlenin fazla olmasından endişe duymalıyız. Her tür İnsanlarımız olmalı, özellikle Bilim ve Teknoloji alanında çok insanlarımız olmalı. Bunlar varsa endişe etmemize gerek yoktur. Tembellerin katkısı edebiyat ve felsefeye olabilir. Bu yüzden saygılı olmalıyız.</p>
<p>Bir diğer konuşmak istediğim konu düşünce ve kadınlar… Düşünen insanlar olmalıyız, tek yoldan gitmeyelim düşünürken birçok yollarımız olmalı ve hepsinde çıkış yolu ve sonu olmalı. Sonu olsun ki sonuçlar alabilelim. Son yıllarda sormamız gereken en önemli soru: “Kadınlarımız neden öldürülüyor?” Soruya cevap verirken tek çeşit düşünmemeliyiz. Bu soruyu bir de tersten soralım:  “Erkekler neden öldürme ihtiyacı duyuyor?” İhtiyaç mı, yanlış duymadınız ihtiyaç maalesef. Bir katil böyle düşünür. Bu düşünceye hapsolmuş ve kendisini bu düşünceden kurtaramaz. Kurtaramayacağını da bildiği için bu yolu seçer. Haksız olan bu davranışlarında kendilerine haklı nedenler buluyorlar ve bunu yapmaya kendini mecbur hissediyorlar. Bu düşünceden kendini kurtarmayan insan kendini öldürür. Düşünceleriyle kendisi öleceği yerde başkası ölsün olur tercihi. Yediremez ve kabullenemez, anlamsız bir hayatta devam etmek için öldürür.  Öldüren bir bilim adamı, polis, <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">avukat</a>, öğretmen vs. herkesten çıkabiliyor. Kimse cahillikten öldürmüyor. Her insan kendisine bazı şeyleri yediremez ve kabullenemez. Bu yazımı okuyan kişi şu an değil ama senin de böyle düşüneceğin anın olacak. Yapma, öldürme; sen sevmeye devam et, aşık olmaya devam et&#8230;</p>
<p>Bu okunmaya değmez yazılarımı okuyup zaman ayırdığınız için teşekkür ve özür dilerim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasam-felsefesi/">Yaşam Felsefesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasam-felsefesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2750</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Diyalektik Hayattır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Mar 2016 07:18:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antitez]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tez]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2765</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aynen böyle söyledi, henüz 18 yaşındayken emekli bir mali müşavire “diyalektik nedir?” diye sorduğumda, çok yuvarlak, çok az süslü buldum o yıllarda bu açıklamayı, çünkü diyalektik sözcüğü başlı başına çok süslü bir sözdü açıklamasında bir o kadar demagojik olmalıydı benim için. Fizik dersinde sık sık duymaya başlamıştım tez, antitez, sentez iste bu diyalektiktir diyordu ders [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/">Diyalektik Hayattır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aynen böyle söyledi, henüz 18 yaşındayken emekli bir mali müşavire “diyalektik nedir?” diye sorduğumda, çok yuvarlak, çok az süslü buldum o yıllarda bu açıklamayı, çünkü diyalektik sözcüğü başlı başına çok süslü bir sözdü açıklamasında bir o kadar demagojik olmalıydı benim için. Fizik dersinde sık sık duymaya başlamıştım tez, antitez, sentez iste bu diyalektiktir diyordu ders kitapları. O sıralara aydın olmaya çalışan her genç gibi marksizme de merak salmıştım Engles’in doğanın diyalektiği kitabını da görmüştüm kütüphanede, tabi benim için kitapta ne yazıldığını bilmekten çok böyle bir kitabin olduğunu bilmek ve ileride bir cümle de bu kitaptan bahsetmek daha ilgi çekiciydi, kısa yoldan içi boş bir aydınlık taslamak için birebir bir yöntemdi bu. Aslında farkında olmadan ileride diyalektiğim olacak bir hayatin tezini, beklide antitezini oluşturuyordum, çünkü müşavir amca haklıydı diyalektik hayatin ta kendisiydi ve bu öğrendiklerim ve öğrenemediklerim benim tezimdi ve bunlara yarattığım antitezler ile etkileşime girecek ve sentez oluşturacaktı sentez ise beni ben yapacaktı…</p>
<p>Evet öyleyiz bizler birer sentezsiz doğanın senteziyiz ve bu baş dondurucu diyalektiğin içerisinde baslı başına birer sentez ama genel kapsamda birer teziz, birer antiteziz, diyalektik eğer gerçekten hayat ve sonuç sentez ise bizler tez olabildikçe, antitezin varlığına katlanabildiğimiz ölçüde hayatta sayılmaz mıyız? yani farklılıklarımız ile hayatin iskeletini oluşturuyoruz, farklılıklarımız, zıtlıklarımız bu hayati bu kadar renkli kılıyor, her yerin tek renk olduğunu düşünsenize her yerin bembeyaz olduğu bir yerde beyazı fark etmek mümkün müydü o zaman? beyazın içerisindeki bir nokta siyah leke bile beyazı görmemize olanak tanır, yani bir şeyin olabilmesi için “o şey olmayanın” olması gerekir, sentezin olabilmesi için tezin ve antitezin olması gibi, farklıklar hayatin bu kadar içindeyken bu kadar hayatin kendisiyken farklılıklara olan yaklaşımımız ne kadar yanlış ve doğallıktan uzak değil mi? sıvıyı sıvı yapan kati iken, güzeli çirkin, zayıfı şişman, kolayı zor, hükümdarı köle, yükseği alçak, kısayı uzun, Amerikalıyı Rus, Türkü Kürt, zenciyi beyaz.</p>
<p><figure id="attachment_2766" aria-describedby="caption-attachment-2766" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/fire-water-mind-11B9-65A4-8D4E.jpg" rel="attachment wp-att-2766"><img class=" td-modal-image wp-image-2766 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/fire-water-mind-11B9-65A4-8D4E.jpg?resize=450%2C222" alt="Tez ve antitez ile farlılığımızın farkına varabiliriz." width="450" height="222" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/fire-water-mind-11B9-65A4-8D4E.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/fire-water-mind-11B9-65A4-8D4E.jpg?resize=300%2C148&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2766" class="wp-caption-text">Tez ve antitez ile farlılığımızın farkına varabiliriz.</figcaption></figure></p>
<p>Farklıya bizde olmayana olan bu tutumumuz neden? Belki de doğamızda var bu, bizden olmayana katlanamayışımız, bizden olmayanı bize benzemeyeni kendimize benzetmek, içgüdüsel bir dürtü belki de, her şeyin en iyisini bildiğimiz yanılgısından geliyor belki de, içinde bulunduğumuz hayattaki doğruların mutlak doğru olduğu yanılgısından belki de, annemizden daha güzel yemek yapabilecek bir annenin olamayacağına inanmamızdan, tuttuğumuz takımdan daha iyi bir takim olmayacağından, inandığımız dinin mutlak doğru olusuna inanmamızdan belki de. Veya körü körüne en üstün saydığımız ırkımıza olan inancımızdan. Düşünsenize hala yılda milyonlarca insan farkında olmadan diyalektiğin bir parçasını oluşturuyor ve kendi seçimleri olmayan bir din veya yine kendi secimi olmayan ırkı için savaşıp can veriyor ve can alıyor, etrafındaki herkesi Müslüman yapmak için savaşan bir radikal İslamcıyı düşünün ve tüm dünyayı müslüman yapmayı başardığını varsayın, e bu durumda kim cennete gidecek kim cehenneme nasıl belirlenecek? yani aslında İslamın ve diğer bütün dinlerin doğasında diyalektik mevcut yani seçtiğin saf senin sonunu belirliyor, yine ırkçı bir Amerikalıyı ele alalım tüm dünyayı Amerikalılaştırdığını düşünelim, bu durumda dünyadaki bütün kaynaklar eşit bölüşülecek eğer eşit bölünürse nasıl şuandaki kadar yüksek refahta yaşayabilirler ki? yani bir Afrikalının bir Afganistanlının pastadan düşen payını elinden almadan nasıl şimdiki kadar zengin yaşayabilirler ki? Acılarımız; acılarımız olmadan nasıl mutlu zamanlarımızın farkına varabiliriz ki? Acısız mutlak bir mutluluğun var olması mümkün mü? Siz hiç salt mutlu olan birine rastladınız mı? en mutlu görünen insan bile doğal yollardan eğer uzun sure bir acı yaşamadı ise ölüm korkusuyla, yalnızlık duygusuyla, başkalarına acıma duygusu ile kendine suni acılar çıkarır ki o andan sonar mutlu olabilsin, yani diyalektiğin ta kendisini yapsın, yani mutluluğu tek başına sentezi olmayacağı için ona bir acı üretir insan veya var olan acıları bu görevi yapar sonuç olarak mutluluk ve acı sentezi oluşturur ve tüm bu olgu diyalektiği yani hayati.</p>
<p>Yani bizi biz eden de, bizi siz eden de, hepimizi onlar eden de farklılıklarımızdır.</p>
<p>Çünkü farklılıklarımız hayatin kendisi olan diyalektiğin birer tezi birer antitezidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/">Diyalektik Hayattır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2765</post-id>	</item>
		<item>
		<title>O Şey “Bilmezlik”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/o-sey-bilmezlik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/o-sey-bilmezlik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Mar 2016 15:10:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Hasoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2626</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘En çok ve en iyi bildiğin şeyde bile Yalnızsın.’  Aslında bakarsan en iyi bildiği şeyde en çok yalnızsın&#8230; Komik olacak ama sanırım aslında en iyi bildiğin şeyde ‘Yalnızsın!’ Bazı şeyleri ‘sürekli’ ve zaman zaman duyarız… Ve bunların ne olduklarını bildiğimizi varsayarız. Bunlar bizden o kadar uzak şeyler değillerdir, her gün birilerinin yaşadığı ve tanıklığımızda olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/o-sey-bilmezlik/">O Şey “Bilmezlik”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘En çok ve en iyi bildiğin şeyde bile Yalnızsın.’  Aslında bakarsan en iyi bildiği şeyde en çok yalnızsın&#8230;</p>
<p>Komik olacak ama sanırım aslında en iyi bildiğin şeyde ‘Yalnızsın!’</p>
<p>Bazı şeyleri ‘sürekli’ ve zaman zaman duyarız… Ve bunların ne olduklarını bildiğimizi varsayarız.</p>
<p>Bunlar bizden o kadar uzak şeyler değillerdir, her gün birilerinin yaşadığı ve tanıklığımızda olan şeylerdir. En olanaksızı dahi duyumumuzda olan şeylerdir&#8230; Ancak ta ki o şey başımıza geldiği zaman ne olduğunu bilmeye ve anlamaya çalışırız.</p>
<p>Buradaki meraksal ve endişeli bakışlarımızda öyle bir dehşet vardır ki, ilk kez duyuyor, ilk kez görüyor olmakla kalmaz, yeryüzünde de ilk kez bizim başımıza geliyormuş gibi kararsız ve çaresiz hisseder, bize çözüm gösterecek ve rahatlatacak herkese ve her şeye ilgili oluruz..’’</p>
<p>Yaşam boyunca defalarca duyduğumuz bir şeydi o..birilerinin başına gelen şeydi&#8230; Ama birden bire ilk kez duymuş gibi olduk.. O hissetmede olduk&#8230; O bilmemezlikte.’’</p>
<p>‘İnsanların duyarlı, ilgili, bilgili ve etrafınızda dönüp durmalarına aldanmayın, o şey kendi başlarına gelmeyene kadar gerçek duyguda birer sağır ve birer kördürler ama ağız olmaktan hiç çekinmezler.’</p>
<p>‘Yanılsamaların aynasında geçekte olmayın’<br />
‘O şeye karşı en çok bilmekte olan birinde bile bunu görebilirsiniz&#8230; Tüm size karşı bilmesine rağmen kendi karşılaştığı zaman bir yabancı olacaktır o şeye karşı&#8230;’</p>
<p>Ve hatta dönüp… Yanıtını sizlerde arayacaktır&#8230;’</p>
<p>&#8211; O şeye bir örnek… ‘HASTALIK’…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/o-sey-bilmezlik/">O Şey “Bilmezlik”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/o-sey-bilmezlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2626</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Taş Kağıt Makas</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-makas/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-makas/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Mar 2016 08:12:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rukiye Özge Paksoy]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Aiskylos]]></category>
		<category><![CDATA[Dianisos]]></category>
		<category><![CDATA[Dionysos]]></category>
		<category><![CDATA[Florenski]]></category>
		<category><![CDATA[Giotto]]></category>
		<category><![CDATA[Goethe]]></category>
		<category><![CDATA[Grek Tregadya]]></category>
		<category><![CDATA[Irıgaray]]></category>
		<category><![CDATA[Nietzche]]></category>
		<category><![CDATA[Öklit]]></category>
		<category><![CDATA[Shiner]]></category>
		<category><![CDATA[Tersten Perspektif]]></category>
		<category><![CDATA[trajedi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2611</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu gün bildiğimiz dünyanın ışıktan tamamen yoksun kaldığını düşünürsek, karanlık odalarımızın anahtar deliklerinden evrensel bir karanlığa düşeriz. Bu karanlıkta bir lider arayışı bizi körlere sürükler. Körler görünene dayalı olmayan bu yeni dünyada görünmeyenin yol göstericileri olarak, tutunmayı, koklamayı, dokunmayı öğreteceklerdir bizlere. Platon’un mağarasında ellerimiz bağlı geçip giden kuklaları seyrederken, ışığın bizi kör edeceğini bilmiyorduk. Korku [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-makas/">Taş Kağıt Makas</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu gün bildiğimiz dünyanın ışıktan tamamen yoksun kaldığını düşünürsek, karanlık odalarımızın anahtar deliklerinden evrensel bir karanlığa düşeriz. Bu karanlıkta bir lider arayışı bizi körlere sürükler. Körler görünene dayalı olmayan bu yeni dünyada görünmeyenin yol göstericileri olarak, tutunmayı, koklamayı, dokunmayı öğreteceklerdir bizlere. Platon’un mağarasında ellerimiz bağlı geçip giden kuklaları seyrederken, ışığın bizi kör edeceğini bilmiyorduk. Korku insanı bilmeye, hükmetmeye çağırırken şiirin şuursuz gölgeleri bilinmeyenle sevişiyordu. İnsan kendini doğadan bir parça değil de ölümsüz ve doğal olmayan bir kültürü yaratırken bulduğunda Ortaçağ’ın gecelerinden, Aydınlanmanın gündüzlerine uyumuştu. Uyanmak sanılan bu tek gözlü geçiş derin bir uykunun imkanlı, mümkün ve mekanlı bir hakikatin yaratılışıydı. Mitosun cenazesinde Logosun ateşi yanıyordu. <strong>Florenski</strong>, Öklitçi ve Kantçı uzay şemasını, bir çocuğun resimlerinde olmayan perspektif anlayışını, ehlileşmekte olan insanın eğeri olarak sunarken ‘Varoluş bir kurtuluş, kurtuluş bir varoluş’ diyor. Antik Yunan Var olanların varlığı nedendir sorusunu sorduğunda, yokluğu yadırgamıyordu. Florenski’nin kurtuluş kayığında varoluşun küreklerini yok oluş çekiyordu.  Bu kadar aydınlıkta kör oluşumuzu, Florenski duvar sayesinde duvarın içinden belirli eylemlere bir bakış’ olan Giotto’nun fresklerinde ararken, Florenski ve Nietzche, Giotto’nun duvarı önünde buluşuyorlar… Dionysosçu müzik eşliğinde,  Grek Tregadya’sında, Ortaçağ’da, Mısır’lılarda var olan sanatı, temel sanatsal süreçlere yönelik öğrenilmiş algılarımızı alt üst ederek görünmeyenin coşkusunda karşılıyorlar. Bir gösteriye dönüşmüş bu günün dünyasından bakınca bu buluşma resmedilen ve satılan bir yanılsamadan başka bir şey olmuyor elbette.</p>
<p>Dünyanın perspektifle yapılan temsilinde özgürleşme ve tinselliğin yolları tıkanırken, Shiner’ın  gelip duvar işemesiyle, bir ses duyuyoruz; alınıp satılan şey’e dönüşen sanat tanımlarının ve paranın sesi. Prenslerin Nadir Şeyler Odaları’ndan müzelere ve ters çevrilmiş Pisuara doğru giderken, erke ve iktidara selam vermeliyiz (belki de bir küfür sallamalıyız). Çünkü her şeyle beraber duvarlar ve körlükler, en uzağa işemeye çalışan eril akılla örüldüler. Irıgaray, Nietzche’nin eril öğelerini, denizindeki aşık balıkların pullarından dökerek, kadının sanatı olarak yalanın, meselesi olarak görünüş ve güzelliğin ortaya konması karşısında, bunların hakikate yabancı olmadığını söyleyecektir. Yaratılan hakikat görünüş, güzellik (evrensel aklın belirlediği) ve yalandan oluşur.</p>
<p>Dianisos  sarhoşluğu sabit değildi, bir sarhoş asla sabit bir yerde durup dünyaya bakamazdı. Florenski büyük sanatçıların şaraptan gizlice içip suyu vaaz verdiklerini hatırlatır bize.</p>
<p>Yaşatan her şeyin aynı zamanda öldürdüğünü bilerek bir kımıldayış arzulayan insan, yanılsamacı görme ezberinin sağladığı iktidar ışığında baktığı yeri çürütürken, sanat yemeğinde ağzında dünyayı çiğniyor gibidir. Bir yüz tükürürken başka bir yüze sessizce, maskeyi ve Oidupus’un kör gözlerini anımsarım. Bazı şeylere göz ile bakamayız, Artaud’u gözle okuyamayız. Kaba’nın ciğerlerini Kutsal’ın kalbini bir tencerede kaynatıp, ’körlerle yemek’te ziyafet sunamayız.</p>
<p>Göz artık gözetim mekanizmasıdır her yerdedir. Coca Cola reklamında mobese kameralarının ‘dünyada mutlu olmak için bir milyon neden’i kaydettiği görüntüleri seyrederken gerçekliğin hakikati yerine görünüşün olabilirliğini görev edinen kullanmalık sanatın iktidarla işbirliği, retina kardeşliği açıkça görünüyor.</p>
<p>Orada, duvarda Shiner tuğlaları ustaca yapı sökümüne uğrattığında, Duchamp duvarın üzerine lütfen dokunun yazmıştı, Mayokovski Pantolonlu Bulutuyla duvarın üzerine oturmuştu, Nietzsche, Aiskylos’tan Goethe’ye imgeleminde insanlığa biçim veren insanı duvar dibine çekmişti (Irıgaray ona Dionusos’un kamışını hatırlatmıştı), <em>Florenski</em>, Öklit uzayında bir tur atıp geldikten sonra Kör Bilici ile duvarın görüntüsü üzerine uzun uzun sohbet etti. Bu görüntü anlardan oluşuyordu. Duvarın ötesinden Irıgaray kulağıma fısıldıyordu; Ötekinin doğurduğu görüntüler, çizgiler ya da düşlerden meydana geldiğinden, biçiminde yok edilemez bir maddeden oyulmuş kabuk gibi donmuş durur. Taşın değişmez çizgileri. Belki de gördüğüm duvar sadece taştı, taş, kağıt, makas oyunundaki taş makası yenerdi ama kağıt onu yutardı. Mobese kameralarına taş fırlatmaktansa gözümü kağıda teslim ettim. Eylemi yutarak sözün izinde…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-makas/">Taş Kağıt Makas</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tas-kagit-makas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2611</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanrı Zeus&#8217;un Aşkları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanri-zeusun-asklari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanri-zeusun-asklari/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Mar 2016 07:46:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkay Çelik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Aigina]]></category>
		<category><![CDATA[Alkmene]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Danae]]></category>
		<category><![CDATA[europa]]></category>
		<category><![CDATA[Gaia]]></category>
		<category><![CDATA[Ganymedes]]></category>
		<category><![CDATA[Hera]]></category>
		<category><![CDATA[İo]]></category>
		<category><![CDATA[Kronos]]></category>
		<category><![CDATA[Leda]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Rheia]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Uranos]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2579</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tanrıların tanrısı Zeus, Kronos ile Rheia&#8217;nın en küçük çocuklarıdır. Kronos, çocuklarından birinin ileride kendisini devirip yerine geçmesinden korktuğu için Rheia&#8217;nın doğurduğu her çocuğu doğar doğmaz yutmaktadır. Bu duruma dayanamayan Rheia, Toprak Ana Gaia ve Uranos&#8217;un da yardımlarıyla Zeus&#8217;u Girit Adası&#8217;nda Lyktos&#8217;ta dünyaya getirir. Rheia bu adada doğurduğu Zeus&#8217;u ulaşılması güç olan bir mağaraya saklar ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanri-zeusun-asklari/">Tanrı Zeus&#8217;un Aşkları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tanrıların tanrısı <strong>Zeus</strong>, Kronos ile Rheia&#8217;nın en küçük çocuklarıdır. Kronos, çocuklarından birinin ileride kendisini devirip yerine geçmesinden korktuğu için Rheia&#8217;nın doğurduğu her çocuğu doğar doğmaz yutmaktadır. Bu duruma dayanamayan Rheia, Toprak Ana Gaia ve Uranos&#8217;un da yardımlarıyla Zeus&#8217;u Girit Adası&#8217;nda Lyktos&#8217;ta dünyaya getirir. Rheia bu adada doğurduğu Zeus&#8217;u ulaşılması güç olan bir mağaraya saklar ve Kronos&#8217;a da yutması için bir beze sarılmış kocaman bir taş verir. Savaş erleri, oklarını kalkanlarına vurarak çıkardıkları seslerle küçük Zeus&#8217;un ağlamasının duyulmasını engellerler. Ameltheia adında bir keçi de Zeus&#8217;u besler. Zeus, büyüdükten sonra egemenliği elde etmek için bu keçinin postundan bir kalkan yapar.</p>
<p><figure id="attachment_2585" aria-describedby="caption-attachment-2585" style="width: 598px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zeus-ve-Hera-Rubens.jpg" rel="attachment wp-att-2585"><img class=" td-modal-image wp-image-2585 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zeus-ve-Hera-Rubens.jpg?resize=598%2C463" alt="Zeus ve Hera - Rubens" width="598" height="463" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zeus-ve-Hera-Rubens.jpg?w=598&amp;ssl=1 598w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zeus-ve-Hera-Rubens.jpg?resize=300%2C232&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 598px) 100vw, 598px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2585" class="wp-caption-text">Zeus ve Hera &#8211; Rubens</figcaption></figure></p>
<p>Zeus, babasından intikamını alır ve egemenliği ele geçirerek, Olympos&#8217;ta taht kurar ve birçok sıfat alır. Bu sıfatlar; bulutları devşiren, şimşek savuran, Göklerde gürleyen, kalkan taşıyan, yağmur yağdıran, rüzgar estiren gibi sıfatlardır.</p>
<p>Kadınlara düşkünlüğü ile de bilinen Tanrı Zeus&#8217;un, ölümlü ve ölümsüz pek çok sevgilisi de olmuştur. Bu aşklardan bilinen birkaç tanesi şunlardır;</p>
<p><figure id="attachment_2581" aria-describedby="caption-attachment-2581" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Coreggio-Zeus-ve-Danae.jpg" rel="attachment wp-att-2581"><img class=" td-modal-image wp-image-2581 size-large" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Coreggio-Zeus-ve-Danae-1024x821.jpg?resize=640%2C513" alt="Coreggio - Zeus ve Danae" width="640" height="513" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Coreggio-Zeus-ve-Danae.jpg?resize=1024%2C821&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Coreggio-Zeus-ve-Danae.jpg?resize=300%2C241&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Coreggio-Zeus-ve-Danae.jpg?w=1030&amp;ssl=1 1030w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2581" class="wp-caption-text">Coreggio &#8211; Zeus ve Danae</figcaption></figure></p>
<p><strong>Hera</strong>, Zeus&#8217;un kız kardeşidir. Zeus bir kış günü, soğuktan titreyen bir kuş biçiminde Hera&#8217;ya görünür. Kuşun üşümesine dayanamayan Hera, onu avuçlarına alır ve göğsüne bastırır. Hera&#8217;nın onu göğsüne bastırmasıyla asıl kimliğine bürünen Zeus, Hera&#8217;yı elde etmeye çalışır. Buna karşı koyan Hera, Zeus&#8217;un kendisiyle evlenmesi şartıyla onunla birlikte olur. Hera Zeus&#8217;un birlikte olduğu kandınlar arasında resmi karısı olan tek kişidir. Hera kıskanç, inatçı, kinci bir kadın olarak bilinir. Evliliğin ve gebeliğin koruyucusudur. Çıplaklığı göstermeyen bol ve kıvrımlı giysiler içinde tasvir edilir. Üzerinde guguk kuşu bulunan bir asa taşır. Asanın üzerindeki kuş, Zeus ile olan aşkın simgesidir.</p>
<p><figure id="attachment_2583" aria-describedby="caption-attachment-2583" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Rembrandt-Europanın-Kaçırılması.jpg" rel="attachment wp-att-2583"><img class=" td-modal-image wp-image-2583 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Rembrandt-Europanın-Kaçırılması.jpg?resize=640%2C497" alt="Rembrandt - Europa'nın Kaçırılması" width="640" height="497" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Rembrandt-Europanın-Kaçırılması.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Rembrandt-Europanın-Kaçırılması.jpg?resize=300%2C233&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2583" class="wp-caption-text">Rembrandt &#8211; Europa&#8217;nın Kaçırılması</figcaption></figure></p>
<p><strong>Danae</strong>, Argos kralı Akrisios&#8217;un kızıdır. Bir gün bir kahin Akrisios&#8217;a bir torunu olacağını ve bu çocuğun ileride kendisini öldüreceğini söyler. Akrisios bunun üzerine kızı Danae&#8217;nin biriyle ilişkisi kurmasını önlemek için onu tunç kaplamalı bir odaya kapatır. Danae&#8217;ye aşık olan Zeus, onu elde edebilmek için bütün engelleri yıkar ve tavandaki bir delikten altın yağmuru olarak Danae&#8217;nin kucağına düşer ve birlikte olurlar. Bu birliktelikten Perseus doğar. Bütün bu olanları öğrenen Akrisios, kızını ve torununu delikli bir sandığa kapatıp denize atar. Denizdeki dalgalar, sandığı Seriphos adasına götürür ve Danae burada Kral Polydektes&#8217;in kardeşi Diktys&#8217;in yanına sığınır.</p>
<p><figure id="attachment_2584" aria-describedby="caption-attachment-2584" style="width: 203px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zeus-ve-Ganymedes-Antonio-Allegri-da-Correggio.jpg" rel="attachment wp-att-2584"><img class=" td-modal-image wp-image-2584 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zeus-ve-Ganymedes-Antonio-Allegri-da-Correggio-203x300.jpg?resize=203%2C300" alt="Zeus ve Ganymedes - Antonio Allegri da Correggio" width="203" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zeus-ve-Ganymedes-Antonio-Allegri-da-Correggio.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zeus-ve-Ganymedes-Antonio-Allegri-da-Correggio.jpg?w=331&amp;ssl=1 331w" sizes="(max-width: 203px) 100vw, 203px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2584" class="wp-caption-text">Zeus ve Ganymedes &#8211; Antonio Allegri da Correggio</figcaption></figure></p>
<p><strong>Aigina</strong>, Irmak tanrısı Asopos&#8217;un kızıdır. Zeus Aigina&#8217;ya aşık olur. Kartal ve ateş biçime girip Aigina&#8217;yı Oinone Adası&#8217;na kaçırır. Aigina burada Aiakos&#8217;u dünyaya getirir. Kızı Aigina ve Tanrı Zeus&#8217;un peşine düşen ırmak tanrısı Asopos&#8217;u Zeus yıldırımlarıyla durdurur ve Asopos&#8217;u yatağına çekilmeye zorlar. Asopos&#8217;a yakalanan Zeus burada Aigina&#8217;yı bir adaya dönüştürür, kendisi de bir kayaya dönüşür. <strong>İo</strong>, Argos Kralı İnakhos&#8217;un kızıdır İo. Argos şehrinde Hera tapınağının rahibesidir. İo&#8217;ya aşık olan Zeus, bir buluta dönüşerek İo ile birlikte olur. Hera&#8217;nın bütün bu olanları öğrenmesinin üzerine Zeus İo&#8217;yu Hera&#8217;nın hışmından korumak için onu beyaz bir ineğe dönüştürür. Bu beyaz inekten kuşku duyan Hera, Zeus&#8217;tan ineği kendisine hediye etmesini ister. İneği zeytin ağacına bağlayan Hera, onu gözlemesi için başına Argos adında yüz gözlü bir canavar koyar. Bu canavar uyurken bile elli gözüyle İo&#8217;yu gözetler. İo&#8217;yu Hera&#8217;nın zulmünden kurtarmak isteyen Zeus, onu kurtarmak için Hermes&#8217;i görevlendirir. Hermes, köylü kılığında canavar Argos&#8217;un yanına gider. Ona kavalıyla öyle güzel şarkılar çalar ki Argos daha fazla dayanamaz ve yüz gözünü birden yumar. Böylece İo kaçar. İo&#8217;nun kaçtığını duyan Hera, Argos&#8217;u cezalandırmak için yüz gözünü birden çıkarır ve kutsal olan tavus kuşunun kuyruğuna serpiştirir. Hera İo&#8217;nun peşine bir at sineği takar. At sineğinden kaçan İo, bu kovalamaca sırasında birçok ülke, birçok deniz geçer. İo&#8217;nun geçtiği ilk denize İonya, geçtiği ilk boğaza da &#8221;inek geçidi&#8221; anlamına gelen Bosporos adı verilir. Nil nehri kıyılarına kadar gelen İo, burada Zeus tarafından tekrar insan görünümüne kavuşur.</p>
<p><figure id="attachment_2580" aria-describedby="caption-attachment-2580" style="width: 129px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Antonio-Allegri-Correggio-Zeus-ve-İo.jpg" rel="attachment wp-att-2580"><img class=" td-modal-image wp-image-2580 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Antonio-Allegri-Correggio-Zeus-ve-İo-129x300.jpg?resize=129%2C300" alt="Antonio Allegri Correggio - Zeus ve İo" width="129" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Antonio-Allegri-Correggio-Zeus-ve-İo.jpg?resize=129%2C300&amp;ssl=1 129w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Antonio-Allegri-Correggio-Zeus-ve-İo.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w" sizes="(max-width: 129px) 100vw, 129px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2580" class="wp-caption-text">Antonio Allegri Correggio &#8211; Zeus ve İo</figcaption></figure></p>
<p><strong>Europa</strong>, Fenikye Kralı Agenor&#8217;un kızıdır. Bir gün deniz kıyısında eğlenirken, Zeus onu görür ve aşık olur. Europa&#8217;yı elde etmek isteyen Zeus, uysal bir boğa kılığına girer. Europa, boğayı görünce yaklaşıp okşar onu. okşandıkça yere çöken boğayı görünce üzerine biner ve boğayı çiçeklerle süsler. Birden doğrulan boğa, üzerindeki Europa&#8217;nın çığlıklarıyla birlikte dalgaların arasına atılır. Boğa koştukça dalgalar iki yana açılıp onlara yol verir. Deniz tanrıları Nereid&#8217;ler, borularını öttüren Triton&#8217;lar ve Poseidon da onlara eşlik eder. Boğa kılığına giren Zeus ve üzerindeki Europa , Girit Adası&#8217;nda dururlar ve burada birlikte olurlar. Bu birliktelikten Minos ve Rhadamanthys doğar. <strong>Leda</strong>, Aitolia Kralı Thestios&#8217;un kızı ve Sparta Kralı Tyndareos&#8217;un karısıdır. Leda, bir gün gölde yıkanırken onu bembeyaz bir kuğu kuşu okşar. Aşık olduğu her kadını kılıktan kılığa girerek elde eden Zeus, bu kez de kuğu kılığına girerek Leda ile birlikte olur. Bu birliktelikten iki yumurta meydana gellir. Yumurtalardan birer ikiz çocuk doğar. Bu çocuklardan ikisi Zeus&#8217;tan, ikisi de Leda&#8217;nın kocası Tyndareos&#8217;tan olur. <strong>Alkmene</strong>, Amphitryon&#8217;un karısıdır. Oldukça güzel ve erdemli bir kadındır. Zeus, amacına ulaşmak için bu kez de Alkmene&#8217;nin kocası Amphitryon&#8217;un kılığına girerek Alkmene ile birlikte olur. Zeus&#8217;tan bir süre sonra savaştan dönen Amphitryon da karısı Alkmene ile birlikte olur ve bu birleşme sonucunda ikiz çocukları olur Alkmene&#8217;nin. Bu çocuklardan biri Zeus&#8217;un diğeri ise kocası Amphitryon&#8217;undur. Zeus&#8217;un bilinen en sıradışı aşkı <strong>Ganymedes</strong>, Frigya Kralı Tros&#8217;un oğlu ve ölümlü insanların en güzeli olarak bilinir. Zeus bu kez güzel oğlan Ganymedes&#8217;e aşık olur ve sevgilisini bir kartal sırtında kaçırır. Kaçırdığı sevgilisi Ganymedes&#8217;i ölümsüzlüğe ulaştırır. Ganymedes, tanrıların şarap sunucusu olur. Zeus daha sonra Ganymedes&#8217;e karşılık babasına tanrıların kullandığı atlara benzer iki at hediye eder.</p>
<p>Aşık olduğu kadınları, bazen de erkekleri baştan çıkarmak, elde etmek adına yapamayacağı şey olmayan Zeus, çeşitli görünümlere bürünerek kafasına koyduğunu yapmış, bütün istediklerini elde etmiştir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanri-zeusun-asklari/">Tanrı Zeus&#8217;un Aşkları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanri-zeusun-asklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2579</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnternetten Fenomen Nasıl Olunur?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/internetten-fenomen-nasil-olunur/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/internetten-fenomen-nasil-olunur/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 13:52:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2564</guid>
				<description><![CDATA[<p>Farklı olmak ile eş değer kullanılan fenomen; her hangi bir alanda özgün düşünceleri yansıtabilmektedir. Kendine ait bir tarzı ile kimsenin aklına gelmeyen fikirleri ortaya koymasıdır. Fenomen olmak için istikrar önem kazanmaktadır. Sosyal paylaşım alanlarında ortaya çıkan aykırı kişilikler aslında doğal yaşamın için akışını sağlamaktadır. Öngörülü olmak gerekmektedir. Farkını yansıtmak için elinden gelen çabayı koyan kişiler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/internetten-fenomen-nasil-olunur/">İnternetten Fenomen Nasıl Olunur?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Farklı olmak ile eş değer kullanılan fenomen; her hangi bir alanda özgün düşünceleri yansıtabilmektedir. Kendine ait bir tarzı ile kimsenin aklına gelmeyen fikirleri ortaya koymasıdır. Fenomen olmak için istikrar önem kazanmaktadır. Sosyal paylaşım alanlarında ortaya çıkan aykırı kişilikler aslında doğal yaşamın için akışını sağlamaktadır. Öngörülü olmak gerekmektedir. Farkını yansıtmak için elinden gelen çabayı koyan kişiler bazen fenomenlik uğruna komik durumlara düşebilmektedir.</p>
<p>Fenomenlikte ölçülü aykırılık önemlidir.Yüzlerce metre yüksekliklerden selfi çekerek resim paylaşan fenomenlerin bir kısmı hayatını fenomenlik uğruna harcamaktadır. Alınan riskin oranı ile fenomenlik oranı doğru orantı çizmektedir. Belli bir konu üzerinde derinlemesine bilgili olmak da o alanda aranılan veya görüşlerine danışılan kişi olmakta. Farklı dillerin kullanılması da genel bir fenomen olunması yolunda etkendir. Dünya çapına yayılarak milyonların fenomeni olmak elinizde değil. <a title="Arapça Tercüme" href="https://www.hedeftercume.com/arapca-tercume/">Arapça tercüme</a> ile Arap kesimine, İngilizce tercüme ile ise Avrupa başta gelmek üzere Dünyanın 3/2 sinin fenomeni olabilirsiniz. Gün içinde sürekli sosyal ağlarda paylaşımda bulunmak yerine ara ara paylaşımlar yapsanız da fenomenlik sağlanabilmektedir. Sosyal olaylar ile ilgili olarak acil bir paylaşımda bulunmak istediğinizde ise <a title="Acil Tercüme" href="https://www.hedeftercume.com/acil-tercume/">acil tercüme</a> ile sorun ortadan kalkmaktadır.</p>
<p>Uygun fiyat avantaj seçenekleri ile çeviri alanında yer kazanmış olan <a title="hedef tercüme bürosu" href="https://www.hedeftercume.com/">hedef tercüme bürosu</a> kendinizi farklı dillerde ifade etmekte hep yanınızda olmaktadır. İngilizce, Arapça, Fransızca tercüme fiyatları olarak karşılaştırma yapıldığında rakiplerinden neredeyse yarı fiyat vermektedirler. Siz dünyaya seslenecek olduğunuz dili secin gerisini hedef tercüme bürosu halledecektir.</p>
<p>Sosyal ağlar üzerinden ille de farklı davranışlar sergilenerek fenomen olunmaz. Ön görü sahibi ve olayların analiz, sentez süreçlerini sağlıklı değerlendiren kişilerde fenomenlik yönünde ilerlemektedir. Akil adam olarak görülmek için olayları önceden bilmenizde yeterlidir. Küçük paylaşımlarınız bile dakikalar içinde milyonlara ulaşacaktır. Fenomen olmanız için birazda şansa ihtiyacınız olacaktır. Bazen içten bir gülüş videosu veya samimi bir fotoğraf bile sizi sihirli bir dünyaya itecektir. Bir anda fenomen olurum düşüncesi sizleri yanılgıya sokmasın, fikirleriniz gerçekleştikçe doğrulukları artar ve buda sizi farklı kılar. Nerede ve ne yaptığınız işte bu zamandan sonra milyonların ilgisini çekecektir. Her hangi bir gruba veya zümreye yönelik yapılacak olan onur kırıcı işler ile fenomen olmayı denemek ise bu güne kadar başarı getirmemiştir. İster zengin hayatınız ile isterseniz de küçük bir dünyanızın penceresinden açılmak için saygılı ve ölçülü olmak sizi doğru yolda büyük adım attıracaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/internetten-fenomen-nasil-olunur/">İnternetten Fenomen Nasıl Olunur?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/internetten-fenomen-nasil-olunur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2564</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Din Olgusu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 04 Mar 2016 07:49:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esra Gençler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dini]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[teoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2516</guid>
				<description><![CDATA[<p>Din, insanlık tarihi boyunca varolan ve insanı olumsuzluklara rağmen ayakta tutan, umut ile yaşatan bir olgudur diyebiliriz. İnsanlığı yaşattı ama ne kadar veya nasıl anlaşıldı? Bu soruya cevap verebilmek zor!&#8230;. Çünkü tarih boyunca insanlar-hiç farketmez- Allah ın gönderdiği her dini kendilerince tasvir ettiler. Hz Ömer&#8217;inde dediği gibi &#8220;inandığımız gibi yaşamak yerine yaşadığımız gibi inandık.&#8221; Aslında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/">Din Olgusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Din, insanlık tarihi boyunca varolan ve insanı olumsuzluklara rağmen ayakta tutan, umut ile yaşatan bir olgudur diyebiliriz. İnsanlığı yaşattı ama ne kadar veya nasıl anlaşıldı? Bu soruya cevap verebilmek zor!&#8230;. Çünkü tarih boyunca insanlar-hiç farketmez- Allah ın gönderdiği her dini kendilerince tasvir ettiler. Hz Ömer&#8217;inde dediği gibi &#8220;inandığımız gibi yaşamak yerine yaşadığımız gibi inandık.&#8221; Aslında Âdemoğlu yeryüzünde varolduğundan beri din, kendimizce yaşadıklarımızdı. Hz Muhammed döneminde bu yanlış her ne kadar düzeltildiyse bile, ondan sonraki dönemlerden de anlaşılacağı gibi, yanlışlara meyilli olan insan; yaşanan tecrübeler, yani müslümanlar arasındaki mezhep kavgaları, Kerbela gibi olayların ortaya çıkması bunun ispatıdır. Günümüzde yaşanan bu bilgi çağında bile din adı altında yapılan hatalar, doğrularmış gibi sürmektedir. Örnek vermek gerekirse; hurafeler, gizemli görünen ama -aslında- gereksiz bilgiler iman ve inanç gibi algılanmaktadır. Bu bağlamda yaşanan kaosların, savaşların ve mücadelenin temel gerekçesi de yaşayan ama yanlış öğretilerle sürdürülen &#8220;din&#8221; dir. Buna &#8220;İslam&#8221; dini de dahil&#8230; Bahsettiğim Allah&#8217;ın gönderdiği ve Hz Muhammed&#8217;in bir dönemde olsa yaşatılmasını sağladığı İslam dini değil. Arayışımız bu din olmalıdır elbet. Hakikatlere götüren, insanı umuda ve dolayısıyla hayata bağlayan, ölümü değil, Allah&#8217;ı sevdiren, cenneti Allah rızası için arayan gönüllerde yeşeren &#8220;gerçek&#8221; İslam dininden söz ediyorum. İslam coğrafyasındaki karışıklıkların bir sebebi de budur. Ya İslam &#8216;ı hayatımızın küçücük bir parçasında yaşatmaya çalışıyoruz ya da bütün bir hayatımıza &#8220;İslam&#8221; derken dünya ve ahiret dengesini bozuyoruz. Yani barışın, kardeşliğin, dostluğun ve sevginin diğer adı olması gereken İslam; korkunun, ölümün ve dehşetin yaşandığı gönüllerde yeşeren kırgın ve kızgın umutsuzluklara dönüşüyor. Tabii bu umutsuzluklar, birçok olumsuzluğu da beraberinde getiriyor. Müslüman ülkelerinde yaşanan savaşlar, insanlar arası yanlış muameleler, özellikle kadına yönelmiş bulunan-sözde- İslam&#8217;ın emirleri olan yasaklar ve kurallar bütünü bu olumsuzlukların yalnızca küçük bir kısmıdır. Lakin bu durumları değiştirmek de yine insanoğlunun gayretiyle olabilecektir. Elbette zihinlerde oluşan olguyu ve üstelik yaşanan tecrübelerle sabit kılınmış yanlışları silmek kolay olmayacak, ancak ne iman ne de doğruları bulma çabası hiçbir zaman kolaylık ile elde edilmedi. Bu da unutulmamalıdır ki her dönemde, her çağda umutla aranılıyor olması da zorluğuna ve bu zorluklarla getirdiği huzurun dinine delildir. Gayemiz bu delile ulaşmak olmalıdır. Yoksa İslam dininin de diğer dinlerden bir farkı olmayacaktır. Çünkü insanlar yaşanmayan, kelimelerde asılı kalan öğretileri anlayamazlar ve doğal olarak da yaşayamazlar. Bu yüzdendir ki yaşayabildiklerine din kılıfını uydururlar, haklı olarak&#8230; Doğruluğu tartışılır elbet. Fakat bu durumdaki insanları eleştirmek yerine, gerçek inançları yaşatmamız ve aynı zamanda yeşertmemiz gerekir. Belki o zaman eleştirilecek, yanlışlanabilecek ve ispata ihtiyaç duymayan iman ile büyüyen bir dinin oluşabileceğini görebiliriz. Ve bu dine ancak o vakit &#8220;İslam&#8221; adını verebiliriz.</p>
<p>Son olarak, yüzyıllar boyunca insanoğlu kendi zayıflıklarını örtmek için kendince oluşturduğu ve yaşattığı inançlara sarılmıştır. Doğru veya yanlış önemli olan bu değil, asıl mesele bu olgunun günümüzde de &#8220;din&#8221; olarak algılanmasıdır. Din elbette zayıflıklarını insanın zayıflıklarını örter ancak kendi uydurduğu inançlarla değil, onu şah damarına varıncaya dek, ondan daha iyi tanıyan Rahman olan Allah&#8217;ın takdir ettiği, Hz Adem&#8217;den Hz Muhammed&#8217;e kadar her peygamberin anlatageldiği &#8220;İslam&#8221; inancıyla örter ve iman ile gönüllere sükunet verir. Kısacası inanmak fıtratımızda olan bir durumdur zaten&#8230; Ama yanlış olguları, din diye getirilen olumsuz öğretileri tercih etmemekte iradenin bir tesiridir. Ve her akıl sahibinin, imana ve inanca sahip her insanında anlayabileceği en doğru aynı zamanda tek din özlenen huzurun, beklenen kardeşliğin ve yaşatılması gereken sevginin habercisi olan &#8220;İslam&#8221;dır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/">Din Olgusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2516</post-id>	</item>
		<item>
		<title>3 Korner 1 Penaltı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/3-korner-1-penalti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/3-korner-1-penalti/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Mar 2016 13:29:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Kayapınar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[5’te devre]]></category>
		<category><![CDATA[Arda Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Baba Ronaldo]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[maç]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle maçı]]></category>
		<category><![CDATA[taşlı saha]]></category>
		<category><![CDATA[top saha]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2500</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçüklüğümüzde top peşinde koşturup, taşlı sahalarda çamur içinde kaldığımız günleri hatırlıyorum. Kaleyi sahanın en büyük taşlarından döşer, üç korner bir penaltı derdik. 2 gol yiyince değişen kalecilerimiz vardı, yani takımda herkes eşitti. Tebessümle andığımız o 90&#8217;ların çocukluğunu yaşayanlardanım. Mahallemizde kramponu giyince hepimiz o dönemin yıldızlarıydık. Kimimiz &#8220;Baba Ronaldo&#8221; , kimimiz Zidane&#8217;dık. Sol ayaklı arkadaşlardan çoğunun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/3-korner-1-penalti/">3 Korner 1 Penaltı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küçüklüğümüzde top peşinde koşturup, taşlı sahalarda çamur içinde kaldığımız günleri hatırlıyorum. Kaleyi sahanın en büyük taşlarından döşer, üç korner bir penaltı derdik. 2 gol yiyince değişen kalecilerimiz vardı, yani takımda herkes eşitti.</p>
<p>Tebessümle andığımız o 90&#8217;ların çocukluğunu yaşayanlardanım. Mahallemizde kramponu giyince hepimiz o dönemin yıldızlarıydık. Kimimiz &#8220;Baba Ronaldo&#8221; , kimimiz Zidane&#8217;dık. Sol ayaklı arkadaşlardan çoğunun adıysa Rivaldo&#8217;ydu. Efsaneleri yaşarken oralara geleceğimizi, nasıl da güzel hayallerin içinde süslerdik.</p>
<p><strong>Taştan Filesiz Kalelerimiz</strong></p>
<p>Dışarıya çıktığımızda saha evimin hemen karşısı olmasına rağmen, akşam ezanından önce evde olması gereken bir ailenin çocuğuydum. Kapıdan çıkar çıkmaz vakit kaybetmemek için koşar, maçın ben yokken başlamaması için dua ederdim. Çünkü maç başladığı an 5&#8217;te devre olur, 10&#8217;da biterdi ve maçın yarıda kesilmesi çok zordu. Kurallarımızı bile koymuştuk, mahalleler arası maçlar için hazırlanır aramızda kaptan belirlerdik. Takım kaptanı aynı zamanda teknik direktördü, başka mahalleden oyuncu oynaması yasaktı. Gerekirse sayı tutmasın yine de alınamazdı, ama karşı takım kimin kadrosu azsa ona uyar onlar da o kadar kişiyle sahaya çıkardı. Oyuncu değişikliğinde sınırımız yoktu, ama genelde kadro sabit kalırdı. Mahalle maçı turnuvalarının galibine yenilen takımlar birleşip tatlı alır, yenilgi bile tatlıya bağlanırdı. Bu karşılaşan takımlar da mahallelerden değil, bir mahallenin sokağındandı aslında. Ama bizim oyunumuzun adı belliydi, &#8220;Mahalle Maçı&#8221; kültürünü değiştirmeyi hiç düşünmemiştik. Bazen okul bahçemizde topumuz olmaz, yuvarlak taşlardan bir tane alıp yine de o maçı yapardık.</p>
<p><figure id="attachment_2501" aria-describedby="caption-attachment-2501" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Mahalle1.jpg" rel="attachment wp-att-2501"><img class=" td-modal-image wp-image-2501 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Mahalle1-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Sokaklar hayallerimizin bahçesidir, belki bir koşuşturma sırasında. Bir su molasında taktikleri belirleyip, her yeni güne biraz daha fazla birikimle uyanmak, sırtımız ter içinde eve gelsek de o azar işitmeyi göze almaktır. Bahçelerimizde meyveler eskisi kadar yetişsin istiyorsak, bilgisayar başından ayrılmayan çocuklarımızı dışarda daha heyecanlı bir hayat olduğuna ikna edelim. Futbol, saklambaç belki de beş taş oynarlar. Bırakalım onlar karar versin, biz vermeyelim. Bizim neşeyle bahsettiğimiz çocukluk anılarımızı, onlar yaşamadı demeyelim." width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Mahalle1.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Mahalle1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Mahalle1.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2501" class="wp-caption-text">Sokaklar hayallerimizin bahçesidir, belki bir koşuşturma sırasında. Bir su molasında taktikleri belirleyip, her yeni güne biraz daha fazla birikimle uyanmak, sırtımız ter içinde eve gelsek de o azar işitmeyi göze almaktır. Bahçelerimizde meyveler eskisi kadar yetişsin istiyorsak, bilgisayar başından ayrılmayan çocuklarımızı dışarda daha heyecanlı bir hayat olduğuna ikna edelim. Futbol, saklambaç belki de beş taş oynarlar. Bırakalım onlar karar versin, biz vermeyelim. Bizim neşeyle bahsettiğimiz çocukluk anılarımızı, onlar yaşamadı demeyelim.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Meşin Yuvarlağın Peşinden Yarınlarımıza</strong></p>
<p>Bizden sonraki nesillerin sürekli bilgisayardan oynaması beni gerçekten derinden yaralıyor. Zidane olmak için hayaller kuramayacak çocuklar için, üzülmeden edemiyorum. Hayallerle büyür çocuklar, belki de o taşlı tarlaları saha yapıp peşinde koştukları topları başarılarının bir hikayesi olarak anlatırlar. Düşleri elinden alınan nesillere yardım etmemiz gerekiyor, çocukların mahallede top oynamasını yasaklayan ailelerin varlığını hissetmek bile istemiyorum.</p>
<p>Arda Turan kardeşimizin de benim gibi yaşadığı bir çocukluk dönemi olduğunu öğrendim. Belki ben hayatımı başka bir düzene oturttum, ama o hayalleri kurmak bile bana güzel bir çocukluk anısı bıraktı. Arda Turan benim aksime çalıştı ve hayranı olduğu insanlarla aynı takımda olmak gibi bir gururu yaşadı. Bizlere içimizden birinin bunu başardığını gösterdi. Barcelona&#8217;ya O gitti, fakat aynı çocukluğu yaşayan milyonlar, belki Arda&#8217;dan daha fazla gurur duydu. Yeni nesillere verilecek en güzel örneğimizdir, bu kardeşimiz.</p>
<p><strong>Başarmak Belki de Sokaklarda Taşlı Sahada Koşmak</strong></p>
<p>Arkadaşlarımızla beraber oynanan oyunlarla güzel çocukluk, onlarla koşup büyümekle, annelerimizin dışarıya çıkıp herkesin içinde bize bağırıp çağırmasıyla güzel, belki terli su içip koştuğumuz zamanlarda hastalanıp, arkadaşlarıyla hasta olduğumuz için görüşememenin moral bozukluğuyla güzel. Arkadaşlığı spor yapmak, herhangi bir oyun oynamak, belki de muhabbet etmek  sayesinde çocukken öğreniriz.</p>
<p>Arda Turan&#8217;ı buradan çocuklarımıza örnek olan bu başarı öyküsünden ötürü tebrik ediyorum. Umarım bunu başarman sokakları yeniden ortaya çıkarır ve sana inanan o küçük hayranların, senin sayende bir gün senin bulunduğun yerlerde olur.<br />
Nice Mahalle Maçlarına!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/3-korner-1-penalti/">3 Korner 1 Penaltı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/3-korner-1-penalti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2500</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kilikya Minyatür Sanatı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kilikya-minyatur-sanati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kilikya-minyatur-sanati/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Feb 2016 13:16:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burçak Aydoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Minyatür]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[El Yazması]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni Sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Etchmiadzin]]></category>
		<category><![CDATA[Hromkla]]></category>
		<category><![CDATA[Kilikya]]></category>
		<category><![CDATA[Matenadaran]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Sarkis Bizdak]]></category>
		<category><![CDATA[Toros Roslin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2457</guid>
				<description><![CDATA[<p>Minyatür, bir Doğu sanatıdır. El yazması kutsal kitapların ‘süslenmesi’ gereksiniminden doğmuştur. Hıristiyanlığın yaygınlaşması, İncilin çoğaltılmasını zorunlu kılmış, bu da zamanla bir süsleme sanatı olan minyatürün gelişmesinin itici gücü olmuştur. Hemen hemen bütün toplumlar, elyazması kitabı süslemek ve okuru daha iyi aydınlatmak amacıyla, desenler ve resimler kullanmışlardır. Elyazmalarını süsleyen, kağıt, parşömen ve diğer malzemeler üstüne çizilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kilikya-minyatur-sanati/">Kilikya Minyatür Sanatı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Minyatür, bir Doğu sanatıdır.</p>
<p>El yazması kutsal kitapların ‘süslenmesi’ gereksiniminden doğmuştur. Hıristiyanlığın yaygınlaşması, İncilin çoğaltılmasını zorunlu kılmış, bu da zamanla bir süsleme sanatı olan minyatürün gelişmesinin itici gücü olmuştur.</p>
<p><figure id="attachment_2458" aria-describedby="caption-attachment-2458" style="width: 612px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İncil-yazarı-İoannes-Zeytun-İncili.-Yazıcı-ve-minyatürcü-Toros-Roslin-Hromkla..jpg" rel="attachment wp-att-2458"><img class=" td-modal-image wp-image-2458 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İncil-yazarı-İoannes-Zeytun-İncili.-Yazıcı-ve-minyatürcü-Toros-Roslin-Hromkla..jpg?resize=612%2C816" alt="İncil yazarı İoannes, Zeytun İncili. Yazıcı ve minyatürcü Toros Roslin, Hromkla." width="612" height="816" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İncil-yazarı-İoannes-Zeytun-İncili.-Yazıcı-ve-minyatürcü-Toros-Roslin-Hromkla..jpg?w=612&amp;ssl=1 612w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İncil-yazarı-İoannes-Zeytun-İncili.-Yazıcı-ve-minyatürcü-Toros-Roslin-Hromkla..jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 612px) 100vw, 612px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2458" class="wp-caption-text">İncil yazarı İoannes, Zeytun İncili. Yazıcı ve minyatürcü Toros Roslin, Hromkla.</figcaption></figure></p>
<p>Hemen hemen bütün toplumlar, elyazması kitabı süslemek ve okuru daha iyi aydınlatmak amacıyla, desenler ve resimler kullanmışlardır. Elyazmalarını süsleyen, kağıt, parşömen ve diğer malzemeler üstüne çizilen minyatürlerin Ermeni resim sanatında çok özel bir yeri vardır. Dünyada yaklaşık yirmi beş bin Ermenice elyazması kitap bulunmaktadır ve günümüze değin korunan bu el yazmaları, Ermeni kitap, minyatür ve süsleme sanatının benzersiz örnekleridir. Bunların on binden fazlası Erivan’daki Matenadaran’da (Ulusal Kütüphane) koruma altına alınmıştır.</p>
<p>Ermeniler Bizans topraklarında; Erzurum, Malatya, Muş, Urfa, Sivas, Amasya, Edirne, İstanbul vb. merkezlerde minyatürlü yazmalar üretmişlerdir. Sanatçılar geçmiş uygarlıklardan miras aldıkları Anadolu’nun çok kültürlü yaratıcılığın, klasik antik sanatın beşiği İskenderiye, Filistin, Suriye, Roma ve Hıristiyanlık çağında Bizans, Pers sanatlarından, İslam ve Selçuklu dönemi süslemeciliğinden aldıkları esinlerle birlikte harmanlamışlardır.</p>
<p>Ermeni minyatürlü yazmacılığı altıncı yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıl sonlarına kadar varlık göstermiştir. Üç evrede incelenen Ermeni minyatürünün birinci döneminden bilinen en erken örnekler, Etchmiadzin İncili’nin (989) arkasına ekli, altıncı yüzyıl sonu – yedinci yüzyıl başına tarihlenen dört kompozisyondur.<strong>                   </strong></p>
<p><figure id="attachment_2459" aria-describedby="caption-attachment-2459" style="width: 459px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İncilin-sonuna-ekli-‘Müneccimlerin-Secdesi’.-6.-yy-sonu-7.-yy-başı-Etchmiadzin-İncili..jpg" rel="attachment wp-att-2459"><img class=" td-modal-image wp-image-2459 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İncilin-sonuna-ekli-‘Müneccimlerin-Secdesi’.-6.-yy-sonu-7.-yy-başı-Etchmiadzin-İncili..jpg?resize=459%2C612" alt="İncilin sonuna ekli ‘Müneccimlerin Secdesi’. 6. yy sonu 7. yy başı, Etchmiadzin İncili." width="459" height="612" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İncilin-sonuna-ekli-‘Müneccimlerin-Secdesi’.-6.-yy-sonu-7.-yy-başı-Etchmiadzin-İncili..jpg?w=459&amp;ssl=1 459w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İncilin-sonuna-ekli-‘Müneccimlerin-Secdesi’.-6.-yy-sonu-7.-yy-başı-Etchmiadzin-İncili..jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 459px) 100vw, 459px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2459" class="wp-caption-text">İncilin sonuna ekli ‘Müneccimlerin Secdesi’. 6. yy sonu 7. yy başı, Etchmiadzin İncili.</figcaption></figure></p>
<p>Ermeni minyatürünü farklı kılan en belirgin özellik özgün bezeme tasarımıdır. Canlı renklerle bedenleşen zengin form ve dekoratif çeşitlilikle betimlenmiş kompozisyonlarda, özellikle Ermenistan’da ikonografide de kendi farklılığını hissettirme eğilimi, Bizans’la olan dini ve politik mücadelelerin ikinci sebebi olan, ulusal bir Ermeni sanatının doğuşunda yatmaktadır.</p>
<p>Ermeni minyatürcülüğü gelişim sürecinde komşu kültürlerden etkiler almış, kimi zaman da onları etkilemiştir. Onuncu yüzyıl sonlarında, Rusya ve Gürcistan’ın sanatını etkileyen Bizans sanatı, Ermeni minyatürcülerin de esin kaynağı olmakla beraber, Bizans resim ilkeleri, eski geleneklere dayanan Ermeni sanatına kolaylıkla sirayet edememiştir.</p>
<p><figure id="attachment_2460" aria-describedby="caption-attachment-2460" style="width: 612px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İsa-ve-bağışçı.-Kudüs-Ermeni-Patrikhanesi.-12.-yy.-Minyatürcü-Te’odoros-Hromkla..jpg" rel="attachment wp-att-2460"><img class=" td-modal-image wp-image-2460 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İsa-ve-bağışçı.-Kudüs-Ermeni-Patrikhanesi.-12.-yy.-Minyatürcü-Te’odoros-Hromkla..jpg?resize=612%2C816" alt="İsa ve bağışçı. Kudüs Ermeni Patrikhanesi. 12. yy. Minyatürcü Te’odoros, Hromkla." width="612" height="816" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İsa-ve-bağışçı.-Kudüs-Ermeni-Patrikhanesi.-12.-yy.-Minyatürcü-Te’odoros-Hromkla..jpg?w=612&amp;ssl=1 612w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/İsa-ve-bağışçı.-Kudüs-Ermeni-Patrikhanesi.-12.-yy.-Minyatürcü-Te’odoros-Hromkla..jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 612px) 100vw, 612px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2460" class="wp-caption-text">İsa ve bağışçı. Kudüs Ermeni Patrikhanesi. 12. yy. Minyatürcü Te’odoros, Hromkla.</figcaption></figure></p>
<p>Ermeni minyatürü, 13. yüzyıl Kilikya’sında altın çağını yaşamıştır. Dönemin ünlü ekolleri, başta Kilikya Krallığı’nın başkenti Sis olmak üzere; Hromkla, Skevra ve Drazark’daydı. Kral II. Levon’un saray ressamı Toros Roslin başta olmak üzere; Sarkis Bizdak, Krikor Sgevratzi, Konstantin Anhas, Markar Hazbard gibi Kilikya ekolü sanatçılarının zarif formlar, canlı renkler ve ince bir işçilikten oluşan üsluplarına karşın, Hovhannes Khizanetzi, Simeon Arcişetzi, Zakaria Akhtamartzi, Tzerun Minas gibi Vaspurakan ekolünün sanatçıları daha dekoratif ama daha sade bir üslup benimsemişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kilikya-minyatur-sanati/">Kilikya Minyatür Sanatı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kilikya-minyatur-sanati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2457</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depresyonun En Kötü Hali: Kendine Güvenememek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/depresyonun-en-kotu-hali-kendine-guvenememek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/depresyonun-en-kotu-hali-kendine-guvenememek/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Feb 2016 09:54:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Efeyza]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[güvensizlik]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2342</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlara duyduğun güvenin azalması elbette ki büyük bir yokluk. Kimseye güvenememek zordur, çünkü beraberinde kimsesizliği getirir. Çok vahim bir durumdur, insanlarla konuşmak istemezsin. Her zaman aklında “kandırılmak” korkusu vardır. Birilerinin seni sevebileceğine, sana iyi niyetli duygular besleyebileceğine asla ihtimal vermezsin. Bunu daha önce yaşamışsındır çünkü iyi niyetin defalarca suiistimal edilmiştir. Bu durum ilerler, ilerledikçe de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresyonun-en-kotu-hali-kendine-guvenememek/">Depresyonun En Kötü Hali: Kendine Güvenememek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlara duyduğun güvenin azalması elbette ki büyük bir yokluk. Kimseye güvenememek zordur, çünkü beraberinde kimsesizliği getirir. Çok vahim bir durumdur, insanlarla konuşmak istemezsin. Her zaman aklında “kandırılmak” korkusu vardır. Birilerinin seni sevebileceğine, sana iyi niyetli duygular besleyebileceğine asla ihtimal vermezsin. Bunu daha önce yaşamışsındır çünkü iyi niyetin defalarca suiistimal edilmiştir. Bu durum ilerler, ilerledikçe de insanlarla arandaki ilişkileri bozar. Yapayalnız kalırsın.</p>
<p>Velhasıl, diğer insanlara güvenememek, kendine güvenememek durumu kadar vahim değildir, bunu da yaşayınca anlarsın ancak. İnsanlarla küs yaşamak, yalnızlığın zirve noktasıdır. Ama eğer kendine küssen zaten yaşayamazsın. Bu bir eksiklik değil, fazlalıktır. Kendin kendine; kendi  kendine fazlalık olursun. Ne istediğini bilemezsin, çünkü en başta kendin kendini istemezsin. Kendine bir adım atıp yaklaşmaya çabaladığında anında iç dünyan geri çevirir. Kendine olmayan inancın önce benliğini ezer. Kendini yalancı, sahtekâr biri olarak görür devamında “Bu ben değildim!” demeye başlarsın. Demek istediğim, ruhun hayata paralel olmaktan çıkar, dik kesişir. Yani hayat iyi davransa bile sen bunu fark edemezsin. Bir şeyler mutlu olmana izin vermez, daha çok ezilirsin. Karşına güzel fırsatlar çıkar, kendine olan nefretin tüm bunları değerlendirmeni engeller. Birileri seni zaten bitirmiştir, sonra kendin de kendini böyle öldürürsün…</p>
<p>Kendini kendine anlatamazsın, iç sesini duymak, dinlemek dahi istemezsin. Azıcık benliğine ulaştığında, sus der, sustur bir şeyler. Sanki bedeninde iki farklı ruh varmışçasına, biri senin mutsuzluğun ve huzursuzluğun için elinden geleni yapar. Sanki bu ruh, diğer ruhunu emip yaşadığın  iyi şeyleri yok edip seni sürekli kötü olanlarla yüzleşmeye zorlar. Kendine anlatamadıklarını, başkalarına anlatmana asla izin vermez. Yapabildiğin kadar susarsın. Kafanda daima dolaşır bir şeyler, ama ne yüzleşebilir, ne de aklından çıkarabilirsin. Sus diye bağırmaya başlarsın kendine fakat sonuç alamazsın. Özgüven denilen bu “kendine güven” problemini aşmadıkça, işte böyle sonuna kadar süründürür seni iç dünyan. Kendine en büyük düşman, yine kendin olursun…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresyonun-en-kotu-hali-kendine-guvenememek/">Depresyonun En Kötü Hali: Kendine Güvenememek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/depresyonun-en-kotu-hali-kendine-guvenememek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2342</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“İsa’nın Çilesi” (La Passion)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/isanin-cilesi-la-passion/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/isanin-cilesi-la-passion/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 20 Feb 2016 09:20:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burçak Aydoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[batı sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Brugge Ekolü]]></category>
		<category><![CDATA[Duccio]]></category>
		<category><![CDATA[Flaman Ekolü]]></category>
		<category><![CDATA[Hans Memling]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan ikonografisi]]></category>
		<category><![CDATA[ikonografi]]></category>
		<category><![CDATA[ikonografik]]></category>
		<category><![CDATA[ikonografya]]></category>
		<category><![CDATA[Maesta]]></category>
		<category><![CDATA[Passion]]></category>
		<category><![CDATA[Siena Ekolü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2314</guid>
				<description><![CDATA[<p>İsa’nın Yeruşalim’e  (Kudüs) girişinden gömülüşüne dek geçen olaylara, genel olarak “İsa’nın Çilesi” adı verilir.  (Cömert, 2010: 214) Hıristiyan ikonografisinde İsa’nın çarmıha gerilişiyle ilişkili olarak çektiği acılar ‘Passion’ terimiyle adlandırılır. İsa’nın insanoğlunun günahları için kendini kurban edişi sürecini ifade eden ‘Passion’ aynı zamanda onun ‘dünyasal’ yaşamının son dönemini de tanımlar.  Passion, ikonografik gelenekte İsa’nın Kudüs’e girişiyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/isanin-cilesi-la-passion/">“İsa’nın Çilesi” (La Passion)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İsa’nın Yeruşalim’e  (Kudüs) girişinden gömülüşüne dek geçen olaylara, genel olarak “İsa’nın Çilesi” adı verilir.  (Cömert, 2010: 214)</p>
<p>Hıristiyan ikonografisinde İsa’nın çarmıha gerilişiyle ilişkili olarak çektiği acılar ‘<em>Passion</em>’ terimiyle adlandırılır. İsa’nın insanoğlunun günahları için kendini kurban edişi sürecini ifade eden ‘<em>Passion</em>’ aynı zamanda onun ‘dünyasal’ yaşamının son dönemini de tanımlar.  Passion, ikonografik gelenekte İsa’nın Kudüs’e girişiyle başlatılır ve genellikle gömülüşü ya da dirilişiyle sonlandırılır. İsa, bir eşek üzerinde on iki havarisiyle girdiği Kudüs’te ilk olarak ‘Babamın Evi’ olarak nitelediği Tapınağı ziyaret eder; ancak bir ibadet mekânı olan Tapınağın pazar yerine dönüştüğünü görünce öfkelenerek tacirleri oradan çıkarır. Bu olayın ardından havarileriyle Son Akşam Yemeği’nde toplanan İsa, içlerinden birinin ona ihanet edeceğini açıklar. Havari Yahuda, otuz gümüş para karşılığında Yahudi liderleri Ferisilere İsa’nın yerini bildirmiştir. İsa’ya ihanet etmiştir.</p>
<p>İsa, bedeni ve kanı olarak tanımladığı ekmeği ve şarabı kutsadığı Son Yemeğin ardından üç havarisini yanına alarak Zeytin Dağı’nda son duasını gerçekleştirir. Zeytin Dağı’ndaki duanın ardından Yahuda tarafından ele verilerek tutuklanır. Bundan sonra yargılanma süreci başlar; Roma Valisi Pilatus onun suçluluğuna ilişkin bir kanıt olmasa da ‘topluluğun’ sesine kulak vererek çarmıha gerilmesi hükmünü verir. İki hırsızla Golgota tepesinde çarmıha gerilen İsa, mezara konuşundan üç gün sonra dirilir ve dirilişinin ardından havarilerine birkaç kez görünerek onlara misyonlarını bildirir.</p>
<p>Batı sanatındaki ‘<em>çile’</em> sahnelerinde betimleme mantığı açısından iki gösterim biçimi söz konusudur. İlk gösterim, <em>çile</em> temalarının birbirini izleyen ama aynı zamanda birbirinden bağımsız sahneler halinde resmedildiği kalıptır. Fransisken ve Dominiken tarikatlarına bağlı kiliselerin fresk çevrimlerinde olgunlaşan bu gösterim biçimi, bölümlere ayrılma olanağı sunması nedeniyle altar panolarında da sıkça benimsenmiştir. Rönesans’ın eşiğindeki İtalyan resminin Siena Okulu’na bağlı ustalarından Duccio, <em>Maesta</em> adlı yapıtında (1308-11) ilk kalıbın en önemli örneklerinden birini verir.</p>
<p><figure id="attachment_2315" aria-describedby="caption-attachment-2315" style="width: 277px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/isanin-cilesi.jpg" rel="attachment wp-att-2315"><img class=" td-modal-image wp-image-2315 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/isanin-cilesi.jpg?resize=277%2C230" alt="Hıristiyan ikonografisinde İsa’nın çarmıha gerilişiyle ilişkili olarak çektiği acılar ‘Passion’ terimiyle adlandırılır. İsa’nın insanoğlunun günahları için kendini kurban edişi sürecini ifade eden ‘Passion’ aynı zamanda onun ‘dünyasal’ yaşamının son dönemini de tanımlar." width="277" height="230" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2315" class="wp-caption-text">Hıristiyan ikonografisinde İsa’nın çarmıha gerilişiyle ilişkili olarak çektiği acılar ‘Passion’ terimiyle adlandırılır. İsa’nın insanoğlunun günahları için kendini kurban edişi sürecini ifade eden ‘Passion’ aynı zamanda onun ‘dünyasal’ yaşamının son dönemini de tanımlar.</figcaption></figure></p>
<p><strong>DUCCİO, MAESTA (1308-1311)</strong></p>
<p>Altarın arka panosunda ana konu ‘<em>İsa’nın Çilesi’dir. </em>Duccio, İsa’nın çilesine ilişkin öyküleri resimlediği alanı bölümlere ayırarak yirmi altı sahnede betimlemiştir. İki sıra halinde bir dizi oluşturan sahneler kronolojik dizge açısından çizgisel bir süreklilik izler. Öyküler arasında Kudüs’e Giriş ve Çarmıhta İsa sahnelerinin ötekilere oranla daha büyük boyutta resmetmiştir.</p>
<p>Batı sanatındaki <em>çile</em> sahnelerinde rastlanan ikinci gösterim biçimi, çile öykülerinin bir kent manzarasına yerleştirildiği kalıptır. 15. yüzyıl Avrupa resim sanatında Kuzey Rönesansı’nın karakteristik ürünlerinden biri olan manzara betimleri bu kalıbın ortaya çıkışında etkili olur. Flaman resminde Brugge Okulu’nun temsilcilerinden Hans Memling, manzara ve mimarinin birlikte kullanıldığı dekorlu manzara geleneğini yetkin biçimde uyguladığı resimlerinde kimi zaman İncil öykülerini kent panoraması içine yerleştirme yolunu seçmiştir.</p>
<p>Sanatçı bu yaklaşımının ilk örneğini “İsa’nın Çilesi” adlı yapıtında (1470-71) verir.</p>
<p><strong>HANS MEMLİNG, İSA’NIN ÇİLESİ (1470-71)</strong></p>
<p>İsa’nın çile dönemini geçirdiği Kudüs kentini temsil eden mimari, sanatçının yaşadığı coğrafyadan izler taşısa da ‘imgelem ürünü’ bir tasarıdır. Duccio’nun yapıtındaki gibi burada da çile süreci sahnenin sol üst köşesinde konumlanan Kudüs’e Giriş’le başlar. Arka plandaki doğa manzarasından mimariye geçiş yapıldığında İsa’nın Kudüs’e girdiğinde gerçekleştirdiği ilk eylemin temsili olarak Tapınaktan Tacirlerin Kovuluşu sahnesini görürüz.</p>
<p>Memling’in yapıtında merkez olarak tanımlanabilecek alan, yargılamanın gerçekleştiği avlu ve onu çevreleyen mimari birimlerdir. Söz konusu alana meşale taşıyan bir askerin bulunduğu kapıdan girilir ve burada İsa’yı üç kez yadsıyacak olan havari Petrus’la karşılaşılır. Kalabalığın içinden birisi bakışlarını ona yöneltmiştir. Duvarın arkasından İsa’nın yazgısını izleyen Petrus’un bulunduğu yerin üstündeki pencerede horoz figürü dikkati çeker. İnsanoğlunun zayıflığını temsil eden Âdem ile Havva heykellerinin ortasında yer alan horoz, Petrus’un İsa’yı yadsıyışı ve pişmanlığının simgesidir.</p>
<p>Batı resminin farklı zaman, mekan ve üsluplarına bağlı iki sanatçının yapıtları üzerinden gerçekleştirilen bu ikonografik çözümleme, Duccio ve Memling’in betimleme anlayışlarının izleyiciye iki farklı <em>Passion</em> okuması önerisinde bulunduğunu gösterir. Bizans geleneğinin Batı’daki son temsilcilerinden Duccio, kronolojik dizge içinde birbirini izleyen ve aynı zamanda kesin çizgilerle birbirinden ayrılan sahneleriyle <em>Passion</em>’nu İncil’in sayfalarını çevirircesine okuturken; dönemin tiyatro geleneğinden beslenen Memling esin dolu yapıtında izleyiciyi (ya da inançlı kişiyi) Kudüs kenti panoramasında gezdirerek <em>Passion</em>’nun tanığı kılar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/isanin-cilesi-la-passion/">“İsa’nın Çilesi” (La Passion)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/isanin-cilesi-la-passion/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2314</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eskiler mi Güzeldi yoksa Eskiden Biz mi Güzeldik?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eskiler-mi-guzeldi-yoksa-eskiden-biz-mi-guzeldik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eskiler-mi-guzeldi-yoksa-eskiden-biz-mi-guzeldik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Feb 2016 15:05:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Adile Naşit]]></category>
		<category><![CDATA[eskiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sunal]]></category>
		<category><![CDATA[mazi]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2303</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugünlerde her nerde olursa olsun eskilere özlem olduğunu görüyorum. Hayatımda, iş hayatında, ülkemde, siyasette sinemada bu liste uzar gider. Eskilerin güzel olması tabiî ki de mazide kalması ve bir daha o anıların yaşanamayacak olması. Lakin bugünlerde televizyonu açtığımda veya sinemaya gittiğimde seviyesizce programlar, filmler, diziler hep bir hır gür, hep bir kavga, kim kimle nerede [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eskiler-mi-guzeldi-yoksa-eskiden-biz-mi-guzeldik/">Eskiler mi Güzeldi yoksa Eskiden Biz mi Güzeldik?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugünlerde her nerde olursa olsun eskilere özlem olduğunu görüyorum. Hayatımda, iş hayatında, ülkemde, siyasette sinemada bu liste uzar gider. Eskilerin güzel olması tabiî ki de mazide kalması ve bir daha o anıların yaşanamayacak olması. Lakin bugünlerde televizyonu açtığımda veya sinemaya gittiğimde seviyesizce programlar, filmler, diziler hep bir hır gür, hep bir kavga, kim kimle nerede ve insanları daha çok para harcamaya, lükse özendiren programlar, kötü insanların kazandırdığını gösteren filmler, mafya vari diziler.</p>
<p>Ama eskiden öyle miydi?</p>
<p>Adile Naşit teyzemiz sütümüzü içirip yatırırdı bizi. Her ne kadar saf olsa da sonunda iyi olan Kemal Sunal Abimiz kazanırdı. Fakir ama gururlu, harama, yalana, iftiraya değil doğruya, dürüstlüğe ve insana saygı gösteren yapımlar vardı. İyiler hep kazanırdı. Bizi iyi biri olmaya teşvik ederlerdir.</p>
<p>Peki, size soruyorum. Bugün yapılan program ve çalışmalarda böyle bir uğraş görüyor musunuz? Yarışmalarda insanlara ben kazanayım da diğer kişilere n’olursa olsun mantalitesi, bencil bir yaşam tarzı öğretiyorlar. Dizilerde hep lüks evler, lüks arabalar, lisede tutkulu aşklar&#8230; Acaba kaçımızın evi böyle ya da kaçımızın liseye giderken üstü açık arabası vardı.</p>
<p>Başlığımıza geri dönecek olursak sorunun cevabı basit bence eskiler güzeldi. Eskiden insanlar sıcakkanlı, gerçek ve iyilikseverdi. Şimdi herkes kabuğuna çekilmiş, modern hayatta boğulmuş insanlarız. Yolda gördüğümüz insanları bırakın, yan komşumuza bile selam vermeye korkan insanlar olduk. Haberlerde bunca yozlaşmış yaşamları görmemizin sebebi bence az önce saydığımız programların sebebi de azımsanmayacak derecede çok.</p>
<p>Onun için Yeşilçam filmleri her yayınladığında onu 40 kere de izlemiş olsak dahi tekrardan izleyip seviyoruz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eskiler-mi-guzeldi-yoksa-eskiden-biz-mi-guzeldik/">Eskiler mi Güzeldi yoksa Eskiden Biz mi Güzeldik?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eskiler-mi-guzeldi-yoksa-eskiden-biz-mi-guzeldik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2303</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vitrinime Değil İklimime Gelenlere! Kadının Ruhu Var!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 14:03:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Yıldırım]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ayrımcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek ilişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2225</guid>
				<description><![CDATA[<p>İkili ilişkilerin ikilemidir, iklim-vitrin meselesi. Nitekim Ajda Pekkan konuya parmak basmış, kendisini görmeyi bilenlere saklamıştır. Her kadın da böyle yapar zaten. Kendisini beden ötesi gören erkeğin yanında olur. Bedenlere kanan, bedensel tatmini her şeyden önde tutan sözde öz güveni yüksek, ruh gözü düşük lümpen adamlar ruhunu tanıyan kadınlara uygun değildir. Bu demek değildir ki kadın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/">Vitrinime Değil İklimime Gelenlere! Kadının Ruhu Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İkili ilişkilerin ikilemidir, iklim-vitrin meselesi. Nitekim Ajda Pekkan konuya parmak basmış, kendisini görmeyi bilenlere saklamıştır. Her kadın da böyle yapar zaten. Kendisini beden ötesi gören erkeğin yanında olur. Bedenlere kanan, bedensel tatmini her şeyden önde tutan sözde öz güveni yüksek, ruh gözü düşük lümpen adamlar ruhunu tanıyan kadınlara uygun değildir. Bu demek değildir ki kadın karşısındaki bedenine bakmaz, bakar bakmaz olur mu! Ancak beden ötesini görmeye daha meyillidir, ruhu basit olanla sekse karşıdır aklı.</p>
<p>Bir enstrüman olan kadın bedeni güzel notalar ister bedeninde. İster ki ortaya çıkan müzikte bir ahenk olsun. Cızırtı çıkmasın. Bunun için de belki genel geçer şeyler yaşarken bile bunda bir anlam arar. Salt sekse karşı da değilim, ama biraz üstümde potluk yaratıyor.Ne bileyim beli olsa,beyni uymuyor! Beyni uysa kalp ritmi hoşuma gitmiyor.</p>
<p>Çağlar boyu gelişen kadın, kadının etrafında dönen endüstriyel dünya belki de bu konuyu vitrine taşıdı. Kadın bedeni meta oldu, vs. vs… Hepimizin bildiği şeyler işte. Erkek bedeni gibi kadın bedeni de kullanılır doğaldır, hem dünyada her şey mübah değil midir! İstediğinizi yapın, en fazla bir kaç kişi yanınızdan ayrılır. Ayrılırsa ayrılsın çok mu umrunuzda! Benim hiç değil. Ama kadının zekasıyla dalga geçilmesine katlanamıyorum, kendi zekamla da. Erkeğin ata-erkil kafası çağlar boyu gelişmemiş olsa gerek.</p>
<p><figure id="attachment_2226" aria-describedby="caption-attachment-2226" style="width: 920px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kadin-ayrimciligi.jpg" rel="attachment wp-att-2226"><img class=" td-modal-image wp-image-2226 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kadin-ayrimciligi.jpg?resize=640%2C241" alt="Kadın - erkek ilişkileri" width="640" height="241" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kadin-ayrimciligi.jpg?w=920&amp;ssl=1 920w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kadin-ayrimciligi.jpg?resize=300%2C113&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2226" class="wp-caption-text">Kadın &#8211; erkek ilişkileri</figcaption></figure></p>
<p>Her kadın bu durumu muhakkak yaşamıştır. Fiziksel itkilerden yüzeyselliğin dibinden çıkıp gelen bir sürü adamı güzel sözler söylerken görmüşsünüzdür yüzünüze, sonra bir bakarsınız ruhu umrunuzda değil! Takıldığınız inceliklere, alındığınız cümlelere varıncaya kadar hiç bir şeyi görmüyor. Sadece yanında böyle bir fiziği taşımaktan mutlu. Zaten ötesini göremiyor. Ne acınası bir zekadır! Kadın çoğu zaman yanındaki erkeğin zeka düşüklüğünü anlasa da susar, bildiği şeyleri bilmiyormuş gibi yapar. Sevdiğindendir sessiz kalışları… Ama itiraf ediyorum ben bunu her yaptığımda içimden hep dalga geçtim karşımdakiyle. Okuyan varsa kusura bakmasın ama çok komiktiniz. Bir şeyleri ilk kez siz tespit etmiş gibi konuşmalarınız, dünyanın sırrını bulmuşçasına olan davranışlarınız ve hesabı öderken atomu parçalıyormuş gibi gözükmenizden midem bulanıyor!</p>
<p>Nedir sizi üstün kılan? Son zamanlarda dinlediğim onlarca hikayeye bakıyorum da ilişkinin başlaması bitmesi hep karşı cinsin elindeymiş gibi. Kadınlar silkinin! Boşversenize. Kimisinin ailevi sorunları var, kimisi ilişkiye hazır değil, kimisi hislerinden emin değil. Ama konu yatak olunca her şeye hazır olan erkek “cinsi”ne ne ara bu kadar öfkelendim bilmiyorum. Ancak tüm bu kendilerini her şeyin öznesi olarak görmesi, kadınların bu anlamda da psikolojik bir şiddet ve baskı görmesinden çok sıkıldım. Ezilip büzülmesinden de, sevdiği adamı kaybetmemek için. Her şeyin ona göre olmasına alışmalarından. Diyeceğim o ki kaybedin kadınlar! Sizi yanınızda biblo gibi gezdiren tüm erkeklere kafa tutun! Suyun üstünü tercih eden adamlara derinlerinizi göstermeyin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/">Vitrinime Değil İklimime Gelenlere! Kadının Ruhu Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2225</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yumurtadan İsa Çıktı! “Yumurtanın İkonografik Geçmişi”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Jan 2016 07:30:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Umut Kardaşlar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Akad mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Anglo-Sakson]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bereket]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan ikonografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[ikonografi]]></category>
		<category><![CDATA[ikonografya]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Yortusu]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Paskalya]]></category>
		<category><![CDATA[Paskalya bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sembolize]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizm]]></category>
		<category><![CDATA[simge]]></category>
		<category><![CDATA[Yortu]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2014</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yumurta sembolü Hristiyanlık öncesinde de kullanılan bir semboldür. Doğanın yenilenmesi, güç, tüm yaradılışın tohumu, rahim, diriliş, bahar mevsimi ile ilişkilendirilen bir semboldür. Yumurta kolay kırılır, yeni hayatı içinde barındırır, genelde beyazdır ve bu özellikleri sembolik açıdan önemli olmasının nedenidir. Hristiyanlık öncesi inançlarda yumurta sonsuz yaşamın simgesi olarak görülürdü. Yunan mitolojisinde yumurta birçok hikayede geçmektedir. Zeus’un, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/">Yumurtadan İsa Çıktı! “Yumurtanın İkonografik Geçmişi”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yumurta sembolü Hristiyanlık öncesinde de kullanılan bir semboldür. Doğanın yenilenmesi, güç, tüm yaradılışın tohumu, rahim, diriliş, bahar mevsimi ile ilişkilendirilen bir semboldür. Yumurta kolay kırılır, yeni hayatı içinde barındırır, genelde beyazdır ve bu özellikleri sembolik açıdan önemli olmasının nedenidir. Hristiyanlık öncesi inançlarda yumurta sonsuz yaşamın simgesi olarak görülürdü.</p>
<p>Yunan mitolojisinde yumurta birçok hikayede geçmektedir. Zeus’un, Leda’dan olma ikiz çocukları Helene ve Kastor yumurtadan çıkmışlardır. Ayrıca yine Yunan mitolojisinde Feniks isimli efsanevi, kırmızı renkli, ateş kuşu öleceğini anladığında kuru dalları zamkla sıvar, kendisini bu zamkın içine yapıştırıp güneşin kendisini yakmasını bekler. Feniks yandığında küllerinden yeni bir yumurta oluşur. Bu yumurtanın içinden yeni bir feniks çıkar. Yani yumurta yunan mitolojisinde doğum, yeniden doğum gibi kavramları simgeler. Orfe öğretisinde ise tohum ve yumurta sembolizmi Damascius tarafından şöyle anlatılır &#8220;İlk önce Zaman vardı. Sonra parla ve ateşli olan madde Aether ve esneyen boşluk Kaos çıktı. Bunların içinde karanlık bir sisin etrafını kapladığı gümüşten kabuğu olan bir yumurta ortaya çıktı. Yumurta yarıldı ve üst kısmı gök oldu. Alt tarafı sularla kaplıydı. Suların üzerinde yeryüzü oluştu. Yumurtanın içinden Phanes çıktı. Phanes tüm yaşam tohumlaını içeriyordu. Altından kanatları vardı ve boğa başlıydı. Çocuklarından Zeus tüm canlıların ilk prensiplerini içeren Phanes’ i yuttu ve genç tanrı soylarının bulunduğu yepyeni bir dünya yarattı.&#8221;</p>
<p>Yumurta sembolü sadece Yunan ve hristiyan inançlarında görülen bir kavram ve sembol değildir. Onlardan başka uygarlıkların da bir takım anlamlar yüklediği bir semboldür. Örneğin Akad mitolojisinde bereket tanrıçası İştar’ın Fırat nehrine düşen büyük bir yumurtadan doğduğuna inanılır. Çin geleneğinde yumurta doğurganlığın simgesidir. Ayrıca Çinliler ilk insanın Tanrı tarafından denize bırakılmış bir yumurtadan çıktığına inanırlar. Afrika’da yaşayan Dogon yerlileri her şeyin yaratılmasından önce Amma’nın alem yumurtası mevcuttu. Yumurta sembolü her inanç, ülke, uygarlık, mezhep, din ve gelenekte mevcut olan ve genel olarak diriliş, yaratılış ve doğurganlıkla alakalıdır.</p>
<p>Yumurta sembolünün Hristiyanlığa nasıl girdiği ve İsa’nın dirilişiyle nasıl ilişkilendirildiği konusu kesin olmamakla birlikte akla mantıklı gelen düşünce paganizme inananların Hristiyanlığa inanmaya başlamalarıyla kendi inançlarını bu dine taşımış olabilecekleridir. Hristiyanlıkta Paskalya adı verilen baharın gelişinin ve İsa’nın dirilişinin kutlandığı bayramda insanlar birbirlerine renkli yumurtalar hediye ederler.</p>
<p>Paskalya kelimesinin kökeni kesin olarak belli değildir. Anglo-Sakson bahar tanrıçası Easter, Almanca karşılığı Ostern, Flemenkçe Pasen, İskandinav dillerinde Paske, Arapça ve Sami dillerinde Pesah kelimeleri paskalyayı tanımlamak için kullanılır.</p>
<p>Paskalya bayramı her yıl değişik tarihlere denk gelmektedir. Paskalya perhizle geçen 5 haftalık bir hazırlık dönemi ve kutsal haftayı kapsar. Mart ayının sonundan Nisan ayının sonuna kadar sürer. Doğu ve batı kiliseleri arasında farklılıklar gösterir. İsa’ nın dirildiği günün belirlenmesi konusu 8.yüzyıla kadar doğu ve batı kiliselerinin tartışma konusu oldu. 325 yılında toplanan İznik Konsili paskalyanın bahar ekinoksundan (21 Mart) sonraki ilk dolunayın ardından gelen Pazar günü kutlanmasına karar verildi.</p>
<p>Paskalya bayramı ise kiliselerde ayinler ve ağıtlarla ibadet edildikten sonra, insanların birbirlerine çikolatadan yapılmış paskalya tavşanı ve paskalya yumurtası vermesiyle devam eder. Çeşitli şekillerde boyanmış haşlanmış yumurtaları insanlar birbirlerine hediye ederler ve bahçelerde çocukların bulmaları için saklarlar. Paskalya çörekleri yapılır. Mumlar yakılır, dualar edilir. İnsanlar bir araya gelirler ve topluca dualar ederler. Çocuklar paskalya sepetlerini doldurmaya çalışırlar.</p>
<p>Hristiyan ikonografisinde yumurta İsa’nın dirilişini sembolize ettiği gibi bazen de bakireliği de temsil ettiği görülebilmektedir. Yumurtanın kabuğunun beyaz rengi saflığın ve mükemmelliğin simgesidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/">Yumurtadan İsa Çıktı! “Yumurtanın İkonografik Geçmişi”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2014</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat ve Antropoloji</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-antropoloji/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-antropoloji/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jan 2016 15:36:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercan Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antropolog]]></category>
		<category><![CDATA[antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[antropolojik]]></category>
		<category><![CDATA[antropolojik sanat teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolog]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetik kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[paleoantropolog]]></category>
		<category><![CDATA[paleoantropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[paleolitik]]></category>
		<category><![CDATA[paleolitik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[ritüel]]></category>
		<category><![CDATA[sanat antropolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihçi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve antropoloji ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[zanaat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1943</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanatı anlamak ve betimlemek için ihtiyaç duyulan yöntemler ve tanımlar uzmanlar tarafından da tartışılmaktadır. Bir sanat tarihçisi ve bir antropologun tanımlamaları ve yöntemleri oldukça farklıdır. Antropoloji biliminin sanat tarihinin içine nasıl dahil edilebileceği de düşünülebilinir. Antropoloji bilimini bazı kişiler (bilmeyenler) tarafından ırk bilimi olarak tanımlansa da gerçek bu değildir. Antropolojiyi Türkçesiyle de olsa kelime olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-antropoloji/">Sanat ve Antropoloji</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatı anlamak ve betimlemek için ihtiyaç duyulan yöntemler ve tanımlar uzmanlar tarafından da tartışılmaktadır. Bir sanat tarihçisi ve bir antropologun tanımlamaları ve yöntemleri oldukça farklıdır. Antropoloji biliminin sanat tarihinin içine nasıl dahil edilebileceği de düşünülebilinir. Antropoloji bilimini bazı kişiler (bilmeyenler) tarafından ırk bilimi olarak tanımlansa da gerçek bu değildir. Antropolojiyi Türkçesiyle de olsa kelime olarak tanımlarsak; antropo=insan ve loji=bilim anlamına gelen kelimelerinin birleşiminden meydana gelir ve insan bilimi olarak tanımlanır. Antropolojinin alt dallarına kabaca bakacak olursak; sosyal veya kültürel antropoloji ve biyolojik antropoloji (fizik ve paleoantropoloji) olmak üzere iki dala ayrılır. Sanatla kesişen dalı ise kültürel antropolojidir.</p>
<p>Sanat tarihçi, sanatın varlığını sorgusuz kabul ederken, antropolog sanat olgusunun kökenin içinde bulunduğu kültürü ve varoluşunun ortamıyla ilgili soru ve cevapları ortaya koyar. Daha sanatın ilk izlerini bulan, ilkel topluluklara ait sanatı sorgulayan antropolog o toplumun ritüelleri, gelenek ve görenekleriyle sembolleriyle birlikte sorgular. Bunu sanat antropolojisi olarak tanımlarsak; sanat antropolojisi; antropolojinin kültürel hareketliliği içindeki bir kategorisidir diyebiliriz. Dolayısıyla antropolog sanat eserlerinin içinde bulunduğu sosyal ilişkilere vurgu yapmak zorundadır. İşte bu nedenledir ki, sanat eserlerini sembolik ifadelerden çok kültürün yansıması olan canlı nesneler olarak görür. 17.yy özellikle Avrupa toplumlarında değişen ekonomik ve kültürel yapılar nedeniyle birçok ressamın kullandığı geleneksel renk ve desenleri terk ederek yenilik arayışına girmeleri de sosyo-ekonomik yapı ve hatta dinsel olguların kısacası kültürel değişimlerin sanat üzerine olan etkisinde yaşanan bir olgudur. Tam da bu noktada sanat ve antropoloji ilişkisi başlar.  Bu tanıma göre; sanat antropolojisi sanat üretiminin sosyal içeriğine, dağılım döngüsüne ve kabulüne, odaklanır. Çeşitli sanat eserlerinin sanatsal yönünün değerlendirilmesi ise, eleştirmenin görevidir. Antropoloji yaşam tablosunda olanı biteni yaşamın içeriğinde inceler, bu yüzden antropolojik sanat teorisinde eserler, insanlardan, sosyal ilişkilerden bağımsız biçimde düşünülemez.</p>
<p>Antropolojik açıdan bakıldığında zanaat mı sanat mı? Zanaat sermayeden çok el emeği ve işçiliğe dayalı üretim olarak tanımlanır. Ayakkabıcı, marangoz, vb. <a href="http://www.sanatduvari.com/sanat-nedir">Sanat ne olarak tanımlanır?</a> Genel anlamda yaratıcılığın ve hayal gücünün bir ürünü olarak tanımlanır. Bu durumda mağara dönemi yontma taş çağı olarak bildiğimiz diğer adıyla paleolitik (paleo=eski, litik=taş demek) dönem insanlarının avlanmak amacıyla yaptıkları ilk taş aletler sanat mı zanaat mı? Daha önce hiç görüp bilmediği bir taş aleti o zaman için (çakmak taşı olarak bildiğimiz) taştan yontarak yapmak hayal ve yaratıcılık ürünü değil mi? Aynı zamanda da bir endüstridir. Taş endüstrisi. Deriye şekil verip ayakkabı yapmakla, taşa şekil verip heykel yapmak arasında ne fark var? Biri sanatken diğeri neden zanaat? İşte bu tür sorgulamalar yaptığınız an antropolojinin tam da ortasına düştünüz demektir. Antropoloji bir anlamda da yaşam disiplinidir diyebiliriz. Elinize bir keski ve çekiç alarak taşı yontup heykel yaptığınızda sanat olursa, benzer aletlerle ahşap işlediğinizde de sanat olmalıdır. Zanaat ürünleri günlük hayatta kullanıma yöneliktir derseniz takı yapımında da oluşanlar aynı değil mi? Günlük hayatta süs diye kullanılmaz mı? Antropolojik açıdan ele alındığında bu soruların şöyle bir yanıtı ortaya çıkar.  Yaşamda zorunluluk halini almış hayal ve beceri ürünleri zanaat adını almış diğerleri ise sanat tanımlamasında kalmış. Örneğin ayakkabı yapımı bir hayal ve beceriyken aynı zamanda yaşamda bir zorunluluktur. Ayakkabısız yürüyemezsiniz. Ama bir tablo asmak zorunluluk değildir. Bir kolye takmak zorunluluk değildir. Ama sizin görsellik ve süsleme isteğinizin bir sonucudur. İnsanoğlunun doğa karşısında ürettiği her şey aslında bir hayal ve becerinin ürünüdür. Toprak kap ve süs eşyası yapmak bugün için sanat olarak tanımlanırken insanın toprak kapları kullandığı dönemde zanaattı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-antropoloji/">Sanat ve Antropoloji</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-antropoloji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1943</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hiçteki Piç!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hicteki-pic/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hicteki-pic/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Jan 2016 07:39:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ecem Erbek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1898</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tek kullanımlık insanlardık. Her sabah jelatinimizi açıp, birbirimizi çiğniyor &#8211; şekerimiz bittiğinde de tükürüp atıyorduk kendimizi yatağa. Bir ömürlük &#8211; tek kullanımlık insanlardık. Bütün hislerimiz adeta ortasından sıkılmış bir diş macununu andırırken, biz hala ne kadar parladığımızı ispat edercesine gülüyorduk birbirimize. Güle güle atıyorduk kendimizi yatağa&#8230; Asla birbirimizi öperek uyandırmıyorduk mesela. Alarmlarımızın kapat tuşuna denk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hicteki-pic/">Hiçteki Piç!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tek kullanımlık insanlardık. Her sabah jelatinimizi açıp, birbirimizi çiğniyor &#8211; şekerimiz bittiğinde de tükürüp atıyorduk kendimizi yatağa. Bir ömürlük &#8211; tek kullanımlık insanlardık. Bütün hislerimiz adeta ortasından sıkılmış bir diş macununu andırırken, biz hala ne kadar parladığımızı ispat edercesine gülüyorduk birbirimize. Güle güle atıyorduk kendimizi yatağa&#8230; Asla birbirimizi öperek uyandırmıyorduk mesela. Alarmlarımızın kapat tuşuna denk geliyorduk gözümüzü açar açmaz.</p>
<p>Merhaba! Biz yeni çağın yalnızlıklarından faydalanıldığı, küçük kutucuklara hapsedilmiş, duyguları kutu kutu şeylerin içinden yaşamaya alıştırılmış, hiçbir boktan anlamayan, sokaklardan korkan çocuklarıyız. Aslında sokaklar da değil bizi ürküten. Asfalta basan ayakların sahipleri ile göz göze gelmemek derdimiz. Nefret ediyoruz o delip geçen bakışlardan. Neyi ima ettiğini &#8211; beğenip, beğenmediğini &#8211; bile anlamadığımız o ifade, bizi tekmelenen bir kedi yavrusu gibi kaçırıyor evimize. Yatağa&#8230; Kaldırımlarda yerlere yatmış acılar bize burayı sorgulattıkça korkuyoruz. Korktukça kaçıyoruz küçük odalarımıza. Düşünüp- sorgulamamak için daha çok sarılıyoruz yoktan düzenlerimize.</p>
<p>Sokakta bu soğuğun ortasında çorabı yırtık, terliği parçalanmış, üstü-başı kirli birini gördüğümüzde daha da hızlanıyor adımlarımız. Başımıza gelmesini istemediğimiz her şeyden kaçıyoruz. Ama bir bulut gördük mü de dayanamıyoruz. Gündüzleri bulutlardan gülen surat yapıyoruz elimizle gökyüzünü mıncıklayıp. Geceleri ise yıldızlardan isimler yazıyoruz karanlığa. Her kayan yıldıza küçük temenniler ekliyoruz. Onlar ise bir Ege sahilinde kayıveriyorlar ve bize dilek hakkı tanıyorlar izin almadan. İzin diyorum&#8230; Çünkü gerçekleşmeyecek her dileğin hayal kırıklıkları ile sınanıyoruz. Bir nevi sözler veriliyor, tutmuyor gökyüzü. Bu dünya binlerce -milyonlarca dört duvar arasından küçük ya da büyük umutlar dilenen insanlar tarafından ayakta kalıyor. Belki de yıkılmak üzere.</p>
<p>Edilen bütün dualar Tanrı’nın varolması için birer dilek gibi. Sanki dileğin gerçekleştiğinde onu sobeleyeceksin gibi.  Dualar ediyoruz, acılar çok. Dilekler tutuyoruz, olasılıklar bizi tatmin etmiyor. Sözler veriyoruz, yarın ölebilme ihtimalimizi göze alarak &#8211; almayarak. Temennilerimiz gerçekleşsin istiyoruz; çünkü Tanrı’dan başka hiçbir açıklamamız yok. Buraya kapatıldığımıza şaşmamalı.</p>
<p>Ne kadar da piçiz!</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/B2DrqS6Rxhw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hicteki-pic/">Hiçteki Piç!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hicteki-pic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1898</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşama Dair</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasama-dair/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasama-dair/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Jan 2016 09:52:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cansu Savaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1892</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda ne çok keşkelerimiz birikmiştir kapı arkalarında&#8230; Keşke yapmasaydım, keşke gitseydim, keşke söyleseydim, keşke bırakmasaydım diye uzanıp giden satırlar&#8230; Geçmişe her dönüş binlerce keşkenin kapısını aralar usulca… Keşke o an öyle davranmasaydım, şimdi böyle olmazdı dediklerimiz. Keşke kıymetini bilseydim dediğimiz sevdiklerimiz ya da sevdiğiniz birini tam kaybetmek üzereyken keşke onu üzmeseydim, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasama-dair/">Yaşama Dair</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda ne çok keşkelerimiz birikmiştir kapı arkalarında&#8230;</em></p>
<p>Keşke yapmasaydım, keşke gitseydim, keşke söyleseydim, keşke bırakmasaydım diye uzanıp giden satırlar&#8230;</p>
<p>Geçmişe her dönüş binlerce keşkenin kapısını aralar usulca… Keşke o an öyle davranmasaydım, şimdi böyle olmazdı dediklerimiz. Keşke kıymetini bilseydim dediğimiz sevdiklerimiz ya da sevdiğiniz birini tam kaybetmek üzereyken keşke onu üzmeseydim, keşke onunla olan her anımı iyi geçirseydim dedikleriniz. O kadar yüklüdür ki kamyonumuzun kasası, bir yandan düzeltmeye çalıştıkça bir yandan dökülürler.</p>
<p>Genelde keşke dediklerimiz hep insan ilişkilerinden kaynaklanan sorunlardır. Yapar sonra da yaptığımızdan pişmanlık duyarız. Ama düzeltme çabamız hiç yoktur.<br />
Okuduğum bir yazıda  şöyle bir hikaye anlatılmaktaydı:</p>
<p>&#8220;Bir adam bir gün bin cinle karşılaşır. Cin adama; &#8216;Sana zamanı geri alma şansı veriyorum. İstediğin yaşına geri gidebilirsin; ama bu zamana kadar yaşadıklarını da unutmayacaksın. Düzeltme şansın var.” Der. Adam hemen kabul eder. Bu inanılmaz bir fırsattır. Geçmişte içine dert olmuş, değiştirmek istediği her şeyi değiştirebilecektir. Derken zaman geçer ve adam yine aynı yaşına geri döner. Daha sonra neler yapıp yapmadığına baktıklarında, adamın aynı şeyleri, aynı hatalarla tekrardan yaptığı görülür. Her şey yine aynıdır,  hiçbir şeyi değiştirememiştir.<br />
Demek yaptıklarımız hep kendi seçimlerimiz. Kimsenin baskısı olmadan da aynı yoldan gideriz. Yani keşke dediklerimiz için o anda bilinçli bir şekilde, düşünerek karar vermeliyiz ki hayatımızda  keşke diyebileceğimiz  hiç bir şey olmasın. Çünkü geri dönüşü yoktur.</p>
<p>Yaptıklarımızdan biz sorumluyuz. Yaptıklarımızın sonucunda dönüp arkaya bakmamayı bilmeliyiz. Bunun için attığımız adımları iki kez düşünerek atmalı ve pişman olmamalıyız.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasama-dair/">Yaşama Dair</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasama-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Konar Göçer Türkmenler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/konar-gocer-turkmenler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/konar-gocer-turkmenler/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Jan 2016 21:17:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dursun Arslan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[elişi]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[göç tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[göçebe]]></category>
		<category><![CDATA[göçebe hayat]]></category>
		<category><![CDATA[göçebelik]]></category>
		<category><![CDATA[göçer]]></category>
		<category><![CDATA[göçler tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[konar]]></category>
		<category><![CDATA[konar göçer]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Çağ tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Radloff]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk zanaatı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmenler]]></category>
		<category><![CDATA[yayla]]></category>
		<category><![CDATA[yayla kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[yaylacılık]]></category>
		<category><![CDATA[zanaat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1849</guid>
				<description><![CDATA[<p>XI. yüzyılın ortalarında, Yakın Doğu’da Büyük Selçuklu Devleti’ni kurmak suretiyle Orta Çağ tarihinde çok önemli bir rol oynamış olan Türk kabilelerine “Oğuz” yanında “Türkmenler” de denilmektedir. “Türkmen” adı gerek eski eserlerde, gerekse yakın tarihli araştırmalarda değişik şekillerde açıklanmaya çalışılmıştır. “Türk” kelimesi ilk olarak XI. yüzyılda yaşamış olan Kaşgarlı Mahmud tarafından, Divanü Lugati’t-Türk adlı eserinde açıklanmaktadır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konar-gocer-turkmenler/">Konar Göçer Türkmenler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>XI. yüzyılın ortalarında, Yakın Doğu’da Büyük Selçuklu Devleti’ni kurmak suretiyle Orta Çağ tarihinde çok önemli bir rol oynamış olan Türk kabilelerine “Oğuz” yanında “Türkmenler” de denilmektedir.</p>
<p>“Türkmen” adı gerek eski eserlerde, gerekse yakın tarihli araştırmalarda değişik şekillerde açıklanmaya çalışılmıştır. “Türk” kelimesi ilk olarak XI. yüzyılda yaşamış olan Kaşgarlı Mahmud tarafından, <em>Divanü Lugati’t-Türk</em> adlı eserinde açıklanmaktadır. Bu adla ilgili bir efsane nakleden Kaşgarlı’ya göre; Büyük İskender Türk ülkelerine yöneldiği sırada Balasagun’da oturan Türk hükümdarı doğuya çekilmiş, orada yalnız yirmi iki kişi kalmış (<em>bunlar Oğuz boylarını teşkil etmişler</em>), az sonra bunlara iki kişi daha katılmış. İskender, üzerlerinde Türk belgeleri bulunan bu yirmidört kişiye Farsça “türkmaned” (<em>Türk’e benzer</em>) demiş ve Türkmen adı böylece doğmuştur <a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>. Sonraları birçok kaynakta da bu rivayet nakledilmiş fakat ilim dünyasında pek rağbet görmemiştir. Türkmen adına yönelik bir başka kaynak olan Reşidüddin Fazlullah’ın <em>Camiu’t Tevatih’ </em>inde “Tacikler Türkmanend dediler”, şeklinde benzer bir rivayet tekrarlanmıştır. Günümüzde ise daha kabul edilebilir bir tanım olarak nitelendirilen; Türkmen sözcüğünün sonundaki “men”in Türkçe mübalağa eki olduğu (<em>kocaman, azman, değirmen, vb.</em>) ve bu adın, Öz-Türk anlamına geldiği düşüncesidir. Bir başka görüşe göre “Türkmen” Türk+iman’dan gelmektedir. Bu görüşü Mehmed Neşri’de kabul etmiş ve desteklemiştir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>. Bu görüş beraberinde, Oğuzlar’dan İslâmiyet’i kabul edenlere, onları gayrımüslim olanlardan ayırt etmek için, Maveraünnehir Müslümanlarınca Türkmen adı verildiği düşüncesini getirmektedir. Bu görüşe göre Türkmen adı, Maveraünnehir Müslümanları arasında “Müslüman Türk” şeklinde özel bir manada kullanılmaya başlanmıştır. İsimlerinin anlamı üzerine çeşitli görüşleri belirttiğimiz Türkmenlerin anavatanı üzerine belli görüşler şu yöndedir; Türkler’in Anavatan toprakları Orta Asya’da Hazar denizinden Kingan dağlarına, kuzeyde Sibirya ovalarından, güneyde Pamir yaylasına, Karanlık dağlar, Altın dağları ve Çin’in kuzey eyaletlerine kadar uzanır. Bu geniş sahada Türklüğün en eski ve kalabalık olarak kaynaştığı yer Hazar denizi ve Balkaş gölü arasıdır <a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>.</p>
<p>Türklerin tarihinde göçler tabii bir durum olmuştur. Bunun sebebi yer yer afetler, salgın hastalıklar, nüfus artışı , otlak yetersizliği, siyasi anlaşmazlıklar, ağır dış ve iç baskılar, fetih arzusu ve yeni vatanlar kurma fikirlerinin yanı sıra belki de en belirgin neden Orta Asya ikliminin zorlayıcı bir özelliği olmasıdır.</p>
<p><figure id="attachment_1850" aria-describedby="caption-attachment-1850" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/1.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg" rel="attachment wp-att-1850"><img class=" td-modal-image wp-image-1850 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/1.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?resize=300%2C180" alt="(Üstte sağda ve solda) Kayseri’nin doğusunda Sarız ve Pınarbaşı (Zamantı) arasındaki 1500m yükseklikte yer alan çoban yayla yerleşmeleri. (Altta) Benzer yapılar yüksek Kars platosunda yaygındır. Kuru duvarlı ve penceresiz inşa edilen bu taş yapılar, gece sürüler için barınak işlevi görür. Arkeolojik bağlamda bu tür yapıların kalıntıları dağınık köy evleriyle karşılaştırılabilir." width="300" height="180" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1850" class="wp-caption-text">(Üstte sağda ve solda) Kayseri’nin doğusunda Sarız ve Pınarbaşı (Zamantı) arasındaki 1500m yükseklikte yer alan çoban yayla yerleşmeleri. (Altta) Benzer yapılar yüksek Kars platosunda yaygındır. Kuru duvarlı ve penceresiz inşa edilen bu taş yapılar, gece sürüler için barınak işlevi görür. Arkeolojik bağlamda bu tür yapıların kalıntıları dağınık köy evleriyle karşılaştırılabilir.</figcaption></figure></p>
<p>Türkler Orta Asya’nın dışına yaptıkları göçlerde genelde iki yol kullanmışlardır. Bunlar “Kuzey Yolu” ve “Orta Yol” olarak adlandırılan göç güzergâhlarıdır. Kuzey Yolu; Türklerin genellikle doğu-batı ekseni üzerinde gerçekleştirdiği göçlerin güzergâhıdır. Bu yol Karadeniz’in kuzeyinden Orta Avrupa’ya ve Balkanlar’a ulaşır. Diğer bir yol olan Orta Yol ise tarihin çeşitli dönemlerinde Türkler tarafından defalarca zorlanmış fakat İran’ da ki güçlü devletler bir türlü yıkılıp aşılamamıştır. VI. yüzyılın içinde doğudan gelen Göktürkler’in, batıdan da Bizans’nın baskıları neticesinde zayıf düşen Sasani Devleti, Araplar tarafından tamamen çökertildi. Böylece Türk topluluklarına yeni bir yol açılmış oldu. “Orta Yol” adı verilen bu yol Türkler için daha avantajlıydı. Çünkü; bu yolu takip ederek Yakın Doğu İslâm ülkelerine hakim olan ve Anadolu’yu fethedip, burada yeni bir vatan kuran Türk toplulukları, hem siyasi istiklâllerini hem de milli kültürlerini bütünüyle korudular.</p>
<p>Günümüzde çoğunluğu Türk nüfusun oluşturduğu Anadolu’nun etnik yapısının kökleri, M.Ö. XI. yüzyılda ve hatta bazı görüşlere göre daha da eskiye gitmektedir. Esas başlangıç noktası 1071 yılında Selçuklular’ın Bizans İmparatorluğu’nu yenilgiye uğratması olmuştur (<em>Yakar, 2007</em>). Buna karşın 1071 Malazgirt Savaşı öncesinde de Anadolu’ya birtakım öncü Türk (<em>Türkmen</em>) akınlarının yapıldığını biliyoruz. Bu tarihten sonra Anadolu’ya girmeye başlayan Selçuklu Devleti 1075 yılında, 1040 yılında İran’da kurulan Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kurulmasından yaklaşık otuzbeş yıl sonra ortaya çıkmıştır. 1071’de Malazgirt’te kazanılan zaferin ardından, Oğuz ve Karluk Türkmen aşiretlerine bağlı gruplar giderek Anadolu içlerine sızmaya başlamışlardır. Temel geçim kaynağı hayvancılık olan Türkmen aşiretleri daha çok bozkır karakteri gösteren platonun hem tahıl hem de koyun ve sığır yetiştiriciliğine uygun olması nedeniyle genellikle Orta Anadolu’da yerleşmektedir. Devletler yürüttükleri iskân politikası  gereği göçebe halkı zaman zaman yerleşik hayata geçme konusunda ikna etmeye çalışmış ve birtakım önlemler almışlardır. Selçuklu yönetimi için bu durum, ortaya çıkan otorite sorunlarının yanı sıra sınır bölgelerinin korunması açısından daha sonra Osmanlı’da da olacağı gibi ayrı bir yere sahipti. Diğer bir yandan, temeli ziraate dayanan Osmanlı Devleti’ni ilgilendiren en mühim husus, temelini teşkil eden çiftçi zümresinden aldığı vergilerdi. Bulundukları yerlerin tahribinden dolayı ekim yapamayan, başka köylere ve şehirlere giden, bazende halk hareketine karışan çiftçiler artık üretici olmaktan çıkmışlardı. Hükümet bu tehlike karşısında, bir iç iskân meselesiyle karşı karşıyaydı. Köyleri tekrar şenlendirmek için düşünülen tedbirlerden biri, isteyen kimseleri sorumluluğuna köylerin verilmesiydi. Koşulan şartlar arasında dışarıdan ahali getirip orayı hareketlendirmek, yeniden ziraate açmak ve defterde yazılı değeri belirlenmiş malı da o yerin sorumlusuna vermekti. Bu durum XVII. asırda Osmanlı iskân siyasetinin tamamen iç bünyesini tamir etmekten ibaret olduğunun bir göstergesidir.  Osmanlı toplumunu teşkil eden ana unsurlardan birisi olan konar-göçerlerin toplumsal buhranlar sonunda terk edilmiş olan harap yerlere yerleştirilmek suretiyle, oraları imar edip tekrar işlevsellik kazandırılması hareketi bize devletin bu konuda yürüttüğü politika ve bakış açısı ile konar-göçer halkın ne denli önemli bir unsur olduğunu da ayrıca ifade etmektedir (<em>Orhonlu, 1963</em>).</p>
<p>Göçebe aileler büyük değildirler ve çoğunlukla, yetişkinlerden oluşan en fazla iki nesil bir arada yaşar. Göçebe toplumların çoğunda, karı-koca ve evlenmemiş kız ve erkek çocuklardan oluşan çekirdek aile en uygun formdur ve yarı göçebe ailelere göre daha küçüktür. Göçebe hanelerin çoğu baba soyuna göre belirlenir. Baba mahallinde ikamet kuralına göre, kadın kocasının babasına ait çadırda yaşamaya başlar. Bütün aile bireylerinin bölümlenmiş bir çadırda beraberce yaşamalarından dolayı, göçebe bir hanede ki nüfus artışı sürtüşmelere neden olur. Bu sürtüşmelerden sonra; eğer gelin ile aile üyeleri arasında bir kavga çıkmış ise çoğunlukla o erkek çocuğun baba çadırından ayrılmasıyla sonuçlanır. İlk ayrılan erkek çocuk, hayvanlar ve aileye ait diğer mal varlıklarından eşit derecede pay alır.</p>
<p><figure id="attachment_1852" aria-describedby="caption-attachment-1852" style="width: 400px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/3.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg" rel="attachment wp-att-1852"><img class=" td-modal-image wp-image-1852 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/3.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?resize=400%2C312" alt="XIII. yüzyıl. Selçuklu Halısı. Konya’da Alâeddin Camiinde bulunmuştur." width="400" height="312" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/3.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/3.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?resize=300%2C234&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1852" class="wp-caption-text">XIII. yüzyıl. Selçuklu Halısı. Konya’da Alâeddin Camiinde bulunmuştur.</figcaption></figure></p>
<p>En genç erkek çocuk ise babanın ölümüne kadar onunla kalmak zorundadır, bu sayede de daha fazla miras edinme hakkı elde eder. Mirasla ilgili olarak Yörüklerin kendi kuralları vardır. Devlet kanunlarının aksine kız çocuğuna miras bırakılmaz, ancak evlendiğinde çeyiz verilir. Aynı şekilde doğdukları çadırdan ayrılan erkek çocuklar da babalarının ölümünden sonra mirastan faydalanamazlar (<em>Yakar,2007</em>).</p>
<p>Göçebeler, yerleştikleri yerden neye göre ayrılacaklarını ve tekrar yerleşecekleri yeri neye göre seçeceklerini belirli bir plân ve programa göre belirlerler.  Örneğin; otlakların, kışlık, ilkbaharlık, sonbaharlık diye mevsimlere; ayrıca bunların da kendi içinde büyük, orta, son diye üçe bölünmesi göçebe toplumların bu plân ve programının bir göstergesidir. Göçebelerin önemli bir özellikleri de yeni şartlara ve çevreye uyum sağlamalarıdır. Bu durum onlara bütün zayıf oldukları etkenler karşısında hayatta kalma imkânı sunmaktadır. Bu hayat biçimi sanatlarına, ticaretlerine, yapılarına, kullandıkları eşyalara da yansımıştır. Mesela, göçebeler kullandıkları yatakları, yemek kapları vb. malzemelerini devamlı taşınmaya uygun şekilde yapmışlardır. Türkmen göçebeliğinden kasıt asla başıboş bir şekilde oradan oraya gece gündüz yol alıp, gece bir yerde konaklayan ya da hoşuna gittiği bir yerde birkaç gün kalan bir grup anlaşılmamalıdır. Tam aksine göçebelik hayatı çok sıkı bir disipline tabiydi ve bu disiplin geleneklerle tespit edilmiştir. Konar-göçer Türkmenler Anadolu’da da tıpkı Orta Asya’da olduğu gibi yaz mevsiminde bilhassa hayvancılığın hayati önem taşıması nedeniyle otları bol, havası hoş, sulak olan yüksek yerlere çıkarken, kışın da daimî kışlaklarına dönüyorlardı. Bu anlamda konar-göçer Türkmenler’de bir çeşit dual (<em>ikili</em>) sosyal hayat olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Atlı-göçebe hayat tarzı, birçok bakımdan ziraatle uğraşan toplumların yaşam biçimlerine göre daha güç bir yaşam şeklidir. Burada hayvanları evcilleştirmek, yetiştirmek, büyük sürüleri sevk ve idare etmek, değişik bozkırlarda ve değişik iklim çevrelerinde onlara sürekli ot ve su bulmak, toprağın işlenmesi ve hasadın toplanmasından da zor bir faaliyet olduğu gibi, büyük emek, enerji, yetenek ve tecrübe isteyen bir iştir.</p>
<p><figure id="attachment_1851" aria-describedby="caption-attachment-1851" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/2.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg" rel="attachment wp-att-1851"><img class=" td-modal-image wp-image-1851 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/2.levha-konar-gocer-turkmenler-300x176.jpg?resize=300%2C176" alt="Kurulmuş ve kullanıma hazır bir kara çadır (gon)." width="300" height="176" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1851" class="wp-caption-text">Kurulmuş ve kullanıma hazır bir kara çadır (gon).</figcaption></figure></p>
<p>Yerleşik topluluklar ile konar-göçerler arasındaki sosyal ve siyasal durum, eskiden beri süregelen yerleşik-göçebe karşılaştırmasının olumsuz yönlerinden ibaret değildir. Yerleşikler, göçebe toplulukları kendilerine zarar veren unsurlar olarak değerlendirmişlerdir. Göçebeleri “agresif, zorba, savaşçı, hırsız” olarak görmüşlerdir. Göçebeler, yerleşiklerin bu bakış açısıyla değerlendirildikleri için nesnel bir biçimde ele alınmamışlardır. Yerleşik ve göçebe toplumlar üzerinde yapılan yakın tarihli çalışmalarda göçebelerin ilkel topluluklar oldukları ve göçtükleri medeniyetlerin çöküşlerinde esas unsuru oluşturdukları kanısında ki  görüşler tamamen reddedilmiş ve sanıldığı gibi göçebe-yerleşik ilişkilerinin yıkıcı özellikte olmadığı anlaşılmıştır<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>. Kendilerine has bir yaşam biçimine sahip bu göçebe topluluklar çevrelerindeki yerleşik toplumlarla aynı bölgede bulundukları süre zarfında yakın ilişkiler kurmuşlar, ticaret yapmışlar, kültür-sanat etkileşimleri yaşamışlardır. Göçebeler bu süreçte herbiri bir haneden oluşan tek tek çadırlardan meydana gelen konak yerlerinde ikamet ederler. Yerleşik düzendekilerde olduğu gibi göçebe hanesi de kendi başına bir üretim ve tüketim birimidir. Ancak ek bina yaparak yeni aile üyelerine yer açan köy evlerinin aksine, çadırlar bileşik birimler olarak bitişik halde kurulamazlar. Yine de büyük çadırlarda hane halkının büyüklüğü ve ihtiyaçlarına göre ayarlamalar ve iç bölmeler yapmak mümkündür. Bu konak yerlerinin büyüklüğü ve yerleşim düzeni de otlakların tek bir büyük alanı kaplamasına ya da dağınık halde yer almasına bağlıdır. Bu nedenle çadırların sayısı da bu otlaklara göre değişir. Eğer tek tek hanelerin büyük sürüleri varsa, bir yayla en fazla 20 çadırdan oluşur. Özellikle otlakların göçebelere ait olduğu durumlarda, hem yazlık hem de kışlık konak yerleri genel olarak aynı kalır.</p>
<p>Büyük ihtimalle eski çağlarda da göçebe konaklama yerleri kalıcı yerleşmelere dönüşmüştür. Yaylaların sürekli olarak aynı gruplar tarafından kullanılması halinde, çadırların yerine taş kulübeler inşa etme eğilimi başlar. Örneğin; Toros Dağları’ndaki Sarıaydın Yaylası bu duruma örnek teşkil eder. Bazılarının büyük siyah bir çadırla kapattığı taştan yapılma ağıllar da göçebe yerleşmelerde ki ortak mimari özelliklerden biridir. Göçebelere ait büyük konak yerleri (<em>Doğu Anadolu’daki gibi</em>), özellikle uzun yıllar kullanılmaları halinde; genel olarak yatay tabakalanma gösteren mimari kalıntılar oluştururlar. Mesela uzun zamanlar kullanılan yaylalarda, özellikle çadırların yamaçlarda kurulması halinde, çadır zeminleri genellikle kesme ya da doldurma yoluyla düzenlenir ve genelde çadırların kenarları taşlarla işaretlenir. Bu faaliyet alanlarının en belirgin özelliklerinden biri de çadırların içinde küçük, dışında ise büyük ocakların yer almasıdır. Kısa süreli konaklanmış olan yerlerde ocaklar genelde birkaç küçük kaya parçası ya da yüzeysel bir çukurdan meydana getirilir. Bir çadır yerleşmesinin sadece genel plânı değil, açık havadaki ateş yakma yerleri, kül ve çöp yığınlarının yer aldığı faaliyet alanları da, neredeyse terk edilmiş her konak yerinde arkeolojik açıdan yeniden canlandırılabilir. Eski Çağ yaylalarında ya da mevsimlik yerleşmelerde günümüzdekilerden daha sağlam mimari ya da başka kalıntılar imal etmiş olamazlar. Bunlar olasılıkla çadırın etrafını çevreleyen taşlar ve hasır bir perdeden ibarettirler. XIX. yüzyıldan kalma etnografik belgelerde, Güney Anadolu’da ki Türkmen aşiretlerine ait bir metreyi aşan taş duvarlı çadırların bulunması, bu tür çadır mimarisinin en azından Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden beri var olduğunu ortaya koymaktadır. Çadır yerleşmelerinden elde edilen arkeolojik kalıntılar arasında iç kısma ait taştan yapılma çeşitli eşyalar bulunmuştur. Bu da çadır kurulan alan terk edildiğinde bu eşyaların yerlerinden sökülmediğini, yerleşilen yeni bir konak yerinde tekrar inşa edildiğini gösterir. Bu nedenle yerlerinde kalan bu eşyalar yatay bir tabakalanma oluştururlar. Diğer taraftan kafes çevreleri, çadır direkleri, kanca ve kopçalar gibi ahşap unsurlar sökülerek bir çadır yerinden diğerine taşınır, nadiren çadır alanında saklanır ve ancak tamir edilemez halde bozulduklarında  atılırlar. Bu göçebe grupların faaliyetlerine işaret eden yüzey kalıntıları arasında ateş yakma yerleri, kuru duvar örmenin çeşitli türleri, kırık öğütücüler, sac, atılmış pişirme kapları, tepsiler, testiler, koyun ve keçi çıngırakları, mutfak bıçakları, kaşıklar, koyun kırkma makasları, az sayıda kırık çanak çömlek parçaları gibi buluntular bu geç dönem konak yerlerinde bulunabilen buluntulardır. Konar göçer Türkmenlerin hayatında vazgeçilmez olan tahta yayık, sütün kesilmesi için deri çantanın asılacağı üçayak, ahşap dibek ve tokmak, ekmek tahtası, oklava ve kaval, saz gibi müzik aletleri asla atılmazdı. Halı, kilim ve dokuma çuvallar, tiftikten yapılma örtü ve torbalar, şilte yorgan ve minderlerden oluşan yataklar toplanarak bir çadır yerleşmesinden diğerine taşınır (<em>Yakar, 2007</em>).</p>
<p><figure id="attachment_1854" aria-describedby="caption-attachment-1854" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/5.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg" rel="attachment wp-att-1854"><img class=" td-modal-image wp-image-1854 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/5.levha-konar-gocer-turkmenler-300x216.jpg?resize=300%2C216" alt="Bir Orta Asya çadırının (yurt), kuruluş aşamaları." width="300" height="216" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/5.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/5.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/5.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?resize=536%2C386&amp;ssl=1 536w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1854" class="wp-caption-text">Bir Orta Asya çadırının (yurt), kuruluş aşamaları.</figcaption></figure></p>
<p>Anadolu’da da diğer coğrafyalarda olduğu gibi konar-göçer olan tüm toplulukların en temel geçim kaynağı hayvancılıktır. Anadolu’da göçebe çobanlık yapılan alanlar genellikle eriyen karın zengin yaylalar yarattığı yüksek irtifalarda yer alan dağlık bölgelerde bulunmaktadır. Bazı kaynaklardan göçebe ve yarı göçebe çobanlığın kaynaklarının Yakın ve Orta Doğu’nun belli bölgelerinde Neolitik Çağ kadar eskiye dayandığından ve belki de gelişkin toplayıcılık yapan belli grupların bitki yetiştirmeciliğinden önce hayvanları evcilleştirmeye başlamış olabileceğinden bahsedilmektedir. Bu konuda R. Braidwood<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> ve H. Breasted<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> 1960’lı yıllardan itibaren “Bereketli Hilal” savını ileri süsmüş ve birtakım teoremler geliştirmişlerdir. Daha sonra ki yıllarda süregelen arkeolojik araştırmalar bu tanımı doğrular nitelikte seyretmiştir. Braidwood ve Breasted, Zargos Dağları’ndan, Akdeniz’e, Filistin’e doğru inen hayali bir yay içinde ilk defa hayvan evcilleştirildiğini ve tarım yapıldığını savunmuşlardır.</p>
<p>Türkmenlerin küçükbaş besiciliğinin yanısıra, büyükbaş besiciliği yaptıklarını da bildiren kaynaklar vardır. Konar-göçer olan Türkmen toplulukları besiciliğini yaptıkları bu hayvanları etrafı çevrili bir yerde toplu halde tutuyor ya da evlerinin yakınında serbest bırakarak muhafaza ediyorlardı. Nitekim göçebe Türkmenler inekleri geri dönsün diye buzağıları anaları ile beraber otlamaya salmazlardı (<em>Radloff, 1954</em>). Ayrıca yine hayvancılıkla ilgili bu kavimlerin sosyal hayatlarına yansıyan bir etki de kemik tozunu besin maddesi olarak kullanmalarıdır. Çin kaynaklarında Orta Asya Türkleri’nin kemik tozunu kuraklık zamanlarında ve kışın besin maddesi olarak kullandıkları kaydedilmektedir. Kemik tozu yeme geleneği, buhran dönemlerinde Anadolu Türkmenleri arasında da varlığını devam ettirmiş olmalıdır<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>.</p>
<p><figure id="attachment_1853" aria-describedby="caption-attachment-1853" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/4.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg" rel="attachment wp-att-1853"><img class=" td-modal-image wp-image-1853 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/4.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?resize=200%2C292" alt="Ahmed Feridun Paşa’nın kaleme aldığı ve minyatürlerini Nakkaş Osman ve ekibinin nakşettiği (?), Sultan II.Selim dönemine ait olan ‘’Nüzhet (el-esrar) el-ahbar der sefer-i Zigetvar’’ adlı eserde Kanuni’ nin Erdel kralını huzuruna kabul ettiği sahneyi gösteren bir minyatür. Kanuni otağ-ı humâyûnunun önüne kurdurduğu tahtında oturmaktadır. Kanuni’nin otağı yukarıda bahsettiğimiz Orta Asya çadırının özelliklerini göstemektedir. Süslemeleri ise yer yer Orta Asya kökenli motifler, yer yer farklı etkiler ile Türk-İslâm sanatına girmiş motiflerden oluşmaktadır." width="200" height="292" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1853" class="wp-caption-text">Ahmed Feridun Paşa’nın kaleme aldığı ve minyatürlerini Nakkaş Osman ve ekibinin nakşettiği (?), Sultan II.Selim dönemine ait olan ‘’Nüzhet (el-esrar) el-ahbar der sefer-i Zigetvar’’ adlı eserde Kanuni’ nin Erdel kralını huzuruna kabul ettiği sahneyi gösteren bir minyatür. Kanuni otağ-ı humâyûnunun önüne kurdurduğu tahtında oturmaktadır. Kanuni’nin otağı yukarıda bahsettiğimiz Orta Asya çadırının özelliklerini göstemektedir. Süslemeleri ise yer yer Orta Asya kökenli motifler, yer yer farklı etkiler ile Türk-İslâm sanatına girmiş motiflerden oluşmaktadır.</figcaption></figure></p>
<p>Anadolu’da yaşayan erken konar-göçer Türkmenlerin sanatı hakkında pek fazla bilgi yoktur. Ancak kuvvetli kültür kökleri üzerinde durarak değişime uğraması güç olan belli sanatları üzerinde fikir sahibi olunabilir. Göçebe ve iktisâdî hayat daha ziyade pratik hayata dayalı olup, üretimden amaç günlük hayattaki ihtiyaçların karşılanmasıydı. Bu amaça yönelik keçe, kayış, urgan, kap-kacag, eğer, at koşum takımları, ok, yay, kılıç, kalkan vb. üretilirdi. IX.-XI. yüzyıllarda göçebelerin yerleşiklerle takas unsuru olarak kullandıkları ürünlerin çoğunluğunu hayvan derisi ile canlı hayvan gibi ham halde ki işlenmemiş şeyler oluşturuyordu.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> Konar-göçer olan bu kabilelerin sanatlarının izlerini sürmek zor olsa da Orta Asya’dan İslâm alemine gelirken, ileride Türk-İslâm Sanatı’nın olmazsa olmazlarını oluşturacak sanat-üslup ve tekniklerini beraberlerinde getirdiklerini, bu üslup ve teknikleri İslâmiyet’i seçtikten sonra, özellikle Samarra’da İslâm Sanatı’na kazandırdıklarını biliyoruz. Eğri kesim tekniğini de İslâm Sanatı’na kazandıran Türkler, Anadolu’ya gelirken doğal olarak, Orta Doğu’da yeni tanıştıkları inanca uyarladıkları bu yenilikleri artık Türk-İslâm Sanatı’nın birer ögesi haline getirmişlerdi.</p>
<p>Hayvan derileri; debbağlık, saraçlık, çizmecilik, ayakkabıcılık zanaatlarının doğmasına yol açmıştır. Hayvanların pöstekilerinden kalpaklar, kürkler, keçeler, kilimler, halılar, cicimler, ve çadırlar yapılırdı. Ayrıca çeşitli hayvanların tüylerinden dokunan iki iplikli “yatuk” adlı kumaşta bu meydanda zikredilebilir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> Keçi ve koyunların kırkılan tüyleri eğirtilerek ip haline getirilir ve çadırların bir köşesinde bulunan dokuma tezgahlarında işlenerek gerek çadır bezleri gerekse halıda kullanılırdı. Eğirtilen bu iplerden giysiler de yapılırdı. Keçe, yayla ve çadır hayatının en vazgeçilmez unsuruydu. Göçebe Türk çadırlarındaki en önemli aksesuar ve döşemeler keçedendi. Keçenin kullanımına bir örnek olarak “yabı keçesi” verilebilir. Bu keçe eğerin üstüne konan bir keçeydi ve her aile kendi keçesini kendi yapardı. Bu kadar yoğun kullanılan keçenin çeşitleri de çok olup başlıcaları şunlardır; Ak keçe; efsanalerde çokça geçen, mavi yünüyle en kıymetli keçedir ki, Dede Korkut Destanları’nda görüldüğü gibi Tanrı tarafından müjdelenmiş, O’nun mağfiretine mahsar olmuş insanların altına serilirdi. Türklerin İslâmiyet’i kabul etmiş olmaları köklü kültürlerini kabul ettikleri bu dine adapte etmelerine engel değildi. Yaygı keçe, adından da anlaşılacağı üzere çadırlarda oturmak için kullanılan keçedir. Çadır keçesi, bir hayli kalın olup kış soğuklarını kestiği için çadır yapımında kullanılırdı. Aynı zamanda bugün hala Anadolu’da çobanların sürüleri güderken giydikleri büyük beyaz keçe de bu gelenekten günümüze miras kalmıştır.</p>
<p>Halıcılık sanatı hala günümüz göçebelerinde de en güzel örneklerini segilemektedir. Göçebe çadırlarının döşenmesi ve süslenmesi genellikle halılar ya da ipekli dokumalarla sağlanırdı. Çamurla sıvanmış yere hasırlar yayılır, halılar bunların üzerine serilirdi. Çadırların içinde oturanları güneşin sıcaklığından korunmak için çadırların iç yüzeyleri  halılarla ya da kumaşlarla kaplanırdı. Halı dokumada kullanılan teknikler, heybelerin, atların haşalarının, döşek ve yorganların, kilimlerin yapılmasında da kullanılırdı. Halılar, zamanın etkilerine ne yazık ki madenden ya da kemikten yapılmış eşyalar kadar dayanamadığından, erken dönemlere ait halı ya da dokuma örnekleri çok nadir günümüze kadar gelebilmiştir. Anadolu için konuşacak olursak Selçuklular halılarından, XIII. yüzyıldan itibaren örnekler günümüze gelebilmiştir. Genellikle, terminolojik olarak Gördes düğümü diye anılan çift düğüm tekniğiyle dokunan bu halılarda stilize edilmiş bitki ve hayvan motiflerinin yanısıra dekoratif amaçlı kûfi yazı bordürleride kullanılırdı. 1905’te Konya’da Alaeddin Camiinde hayli yıpranmış vaziyette üç bütün halı ile parça halinde beş halı olarak Anadolu Selçukluları’ndan, XIII. yüzyıldan kalma sekiz halı bulunmuştur. Bu ve daha sonraki çalışmalar ile Anadolu kültür mirasımıza dahil olan Selçuklu halılarının bir bölümü bugün Türk-İslâm Eserleri Müzesi’nde sergilenmektedir. M.Ö. III. yüzyılda Asya Hunlarından kalmış olması muhtemel olan ve güncel tezlerde Orta Asya’ya Anadolu’dan gittiği savunulan, yine çift düğüm tekniğiyle dokunmuş Pazırık Halısı Türk halı sanatındaki “-ilk Türk halısı- niteliğine sahip özel” yeriyle bir tarafa bırakılacak olursa, Sir Aurel Stein’ın 1906-1908’de Doğu Türkistan’ın eski şehirlerinde bulduğu parçalardan en erken düğümlü parçalar olarak söz edebiliriz. Günümüzde Londra, Berlin ve Delhi müzelerinde yer alan bu halılardan en eskisi III. en yenisi ise VI. yüzyıla tarihlenmektedir (<em>Aslanapa, 1984</em>).</p>
<p><figure id="attachment_1855" aria-describedby="caption-attachment-1855" style="width: 172px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/6.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg" rel="attachment wp-att-1855"><img class=" td-modal-image wp-image-1855 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/6.levha-konar-gocer-turkmenler-172x300.jpg?resize=172%2C300" alt="Amasya, Oluz Höyük’te, altı yaşındaki kız çocuğunun mezarında, sağ kulak hizasında bulunmuş muska biçimli küpe." width="172" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/6.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?resize=172%2C300&amp;ssl=1 172w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/6.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?w=200&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 172px) 100vw, 172px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1855" class="wp-caption-text">Amasya, Oluz Höyük’te, altı yaşındaki kız çocuğunun mezarında, sağ kulak hizasında bulunmuş muska biçimli küpe.</figcaption></figure></p>
<p>Konar-göçer Türkmenlerin sanatlarının yansıdığı ve formsal açıdan mimariye de yansıdığını düşündüğümüz çadır, göçebe ve yarı göçebe Türk toplulukları il diğer benzer topluluklar için çok önemli bir rol oynar. Göçebe toplumların kullandıkları birden fazla çadır türü vardır. Bunların başlıcaları; Kara çadır (<em>gon</em>), Orta Asya çadırı (<em>yurd</em>), Alaçık (<em>beşik tonozlu çadır</em>) ve Çardak’tır. Kara çadır (<em>gon</em>), keçi kılından yapılma tek odalı eski moda çadırlara verilen addır. Belli aşiretler bu çadırları biri aile, biri misafirler ve diğeri de mutfak ve depolama için kullanılan üç bölüm halinde yaparlar. Kolay kurulup kaldırılmaları ve hayvan barınağı olarakta kullanılabilmeleri nedeniyle muhtemelen kökeni eski dönemlere kadar gidebilmektedir. Orta Asya çadırı da yaygın bir kullanım sahasına sahiptir. Bu çadırlara Türk topluluklarında, “yurt, ak üy, boz üy, çatır, keçe ev, toprak ev” gibi çeşitli isimler verilir. Bununla birlikte gördükleri vazife ve yapılışında kullanılan malzeme hemen hemen aynıdır. Bu çadırların en belirgin özelliği daire plânlı, kubbeli, tepesi açık, ağaç iskeletli ve keçe örtülü olmasıdır. Sanat tarihçileri arasında plânı itibariyle çadır, Türk mimarisinde özellikle daire plânlı, kubbeli ve aydınlık fenerli plân tipinin gelişmesine öncülük eden unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Arseven bu durumu Türk Sanatı adlı eserinde şöyle açıklamaktadır; “Türkler, çadırdan binaya geçdikleri vakit tabiatıyla ilk binalara çadır şekli vermişler ve çadırlarda kullanılan tezyinatı taklit etmişlerdir.”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>. Bu çadırlar konar-göçer Türkmenler tarafından XI.-XIX. yüzyıllar arasında kullanılmıştır. Anadolu’nun pek çok yerinde Alevi Türkmenler başta olmak üzere, göçebe çobanlar da bu geleneksel çadır şeklini 1870’li yıllara değin kullanmışlardır. Yüksekliği 3 metreyi, yarıçapı 3-5 metreyi bulmaktadır. Hafif ahşap iskelet dört farklı unsurdan bir araya gelir. Çevlik (<em>tekerlek</em>) çadırın tepesini oluşturur ve bunun içine yay biçimli <em>uğ</em>’ların (<em>kaburga</em>) üst uçları sokulur. Alt uçları ise 140-185 cm yüksekliğindeki hasır kanatlara tutturulur. Sonlara takılan birkaç kanat yuvarlak turluk çadırının kenarlarını oluşturur. Dokuma şerit bezler (<em>örken</em>) çadırın etrafına sarılır. Bu keçeler kilim gibi dokunmuş başka dokumalarla sağlamlaştırılır. İstenildiğinde bu keçe peçeleri kıvırarak ışığın içeriye girmesi ya da çadırın içindeki dumanın dışarıya çıkması sağlanabilir. Bu çadırlar kültürel olarak çok güçlü kökenlere sahiplerdi. Öyle ki Selçuklu’da ve Osmanlı’da ki yansımaları hükümdarların sefere çıktıklarında konakladıkları otağ-ı hümâyûn olmuştur. Boyutları oldukça büyük, dıştan ve içten süslü olan otağlar Matrakçı’nın ve diğer nakkaşların münyatürlerine de yansımıştır.</p>
<p><figure id="attachment_1856" aria-describedby="caption-attachment-1856" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/7.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg" rel="attachment wp-att-1856"><img class=" td-modal-image wp-image-1856 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/7.levha-konar-gocer-turkmenler.jpg?resize=200%2C295" alt="Amasya, Oluz Höyük’te, altı yaşındaki kız çocuğunun mezarında, sağ kulak hizasında bulunmuş muska biçimli küpenin Anadolu’da hala yaşamını devam ettiren Türkmenler’de, kız çocuklarının gerek başlıklarına aplike edilerek gerekse, küpe, kolye gibi takı formatında kullanılan süs eşyasıyla ya da takılarıyla arasında görülen form benzerliği." width="200" height="295" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1856" class="wp-caption-text">Amasya, Oluz Höyük’te, altı yaşındaki kız çocuğunun mezarında, sağ kulak hizasında bulunmuş muska biçimli küpenin Anadolu’da hala yaşamını devam ettiren Türkmenler’de, kız çocuklarının gerek başlıklarına aplike edilerek gerekse, küpe, kolye gibi takı formatında kullanılan süs eşyasıyla ya da takılarıyla arasında görülen form benzerliği.</figcaption></figure></p>
<p>Alaçık (<em>beşik tonozlu çadır</em>) ise iki türlüdür. Birincisinin plânı kabaca oval ve kesiti yarım daire biçimlidir. Uzaktan yurda ya da toprak eve benzemesine rağmen çevliği yoktur. Bunun yerine bir ucunda direkle desteklenmiş bir çatı kirişine sahiptir. Toprak evlerdekine benzeyen <em>uğ</em>’lar, bu destek sistemine tutturulmuştur. Daha kaba bir tarifle çadırın şekli ters çevrilmiş bir gemi omurgasına benzemektedir. Türk Sanatına dair birçok unsur XI. yüzyıllarda yapılan Türkmen akınlarıyla Anadolu topraklarına gelmiştir. Bahsi geçen halı işçiliği de olmak üzere, metal, ahşap gibi bir yerden bir yere taşınabilecek sanat eserleri de yapmışlardır. Türkler maden sanatında çok güzel eserler vermişlerdir. Altın-gümüş türü madenleri işleyerek kumaşlara aplike etmişler ve bu apliklerde farklı kompozisyonlar işlemişlerdir. Fakat Türkmenler aynı zamanda savaşçı özelliklere de sahiplerdi ve mutlaka silah yapmak için metali işlemiş olmalılardı. Kılıç, ok ucu, mızrak ucu, eğer takımları, miğferler, kalkanların yapımında metalden yararlanmışlardır. Bununla beraber metali süs eşyası ve takı olarakta kullanmışlardır. Buna bir örnek Amasya’da, Oluz Höyük’te, İstanbul Üniversitesi’nin yürüttüğü ve bilimsel başkanlığını Prof. Dr. Şevket Dönmez’in yaptığı kazılarda, Anadolu’ya erken dönemlerde gelen öncü Türkmen kavimlerine ait olduğu düşünülen 100 civarında mezar bulunmuştur.  Kazı çalışmalarınca bu mezarlık alanının üç seviyeden oluştuğu anlaşılmıştır. Bu mezarlardan birinde altı yaşındaki bir kız çocuğuna ait olan mezarda yukarıda değindiğimiz metalin takılarda kullaıldığına yönelik bir örneğe rastlanmıştır. İslâmi usullere göre gömülen bu kız çocuğunun iskeletinin kulak hizasında iki tunç küpe, göğüs kısmının sağ tarafında bir tunç fibula bulunmuştur. Bu küpelerden sol taraftaki basit bir halka şeklindeyken sağ taraftaki küpe muska biçiminde, alt kısmında sarkaçları olan ve ortası delik, içi boş bir gövdeden oluşmuştur. İlk araştımalar sonucu bu küpenin Anadolu’da bir benzerine rastlanmamıştır. Genel görünümü ile İslâm sanatı geleneklerinde üretildiği söylenebilir. Buna karşılık İslâmiyet’ te gömülen kişinin yanında herhangi bir eşyanın yer alması uygun değildir. O halde buradan yola çıkarak bu göçebe kavmin henüz İslâm dininin gerekliliklerini kendi yaşam ve kültürleri içinde tam anlamıyla içselleştiremedikleri düşüncesi üzerinde durulabilir. Burada aynı zamanda Türk kültürünün kuvvet ve köklerinin nesilden nesile aktarıcı özelliğinin bir örneğiyle karşı karşıyayız. Şöyle ki; muska biçimli bu küpenin Anadolu’da hala yaşamını devam ettiren Türkmenler’de, kız çocuklarının gerek başlıklarına aplike edilerek gerekse, küpe, kolye gibi takı formatında kullanılan bir süs eşyasıyla arasında  form benzerliği görülmektedir.  Özellikle bu tunç küpenin altı yaşındaki bir kız çocuğuna ait olduğu ve aradaki form benzerliği de göz önünde bulundurulursa, konar-göçer Türkmenler arasında nesilden nesile aktarılan kültürlerin özellikle Anadolu coğrafyasında; giysilerde, takılarda, konuşmalarda, yemek ve içki kültüründe, barınma ve geçinmede devam ettiği kanısı ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Çok geniş bir coğrafyaya yayılan konar-göçer Türkmen boyları ve bu boylara bağlı olan aşiretlerin özellikle Anadolu coğrafyasında ki faaliyetlerini incelemek, yaşamlarını hem sosyo-kültürel, sanatsal, hem de siyasal ve ekonomik yönden araştırmak başlı başına bir çalışma alanıdır. Yaylak, kışlak hayatlarını, çadırlarını, ekonomilerini, sanatlarını, felsefelerini biraz olsun zihinlerde belli bir şema oluşturacak şekilde ele almaya çalıştık. Ucu bucağı olmayan bir kültür ve medeniyet denizinde konar-göçerlerin diğer toplumlardan farklarını ve etkileme-etkilenme alanlarının incelenmesinin; günümüze dek yapılmış ve bundan sonra da yapılacak olan çalışmalarla, daha ulaşilabilir bilgilerle, daha iyi seviyelere taşınacağı inancını paylaşmaktayız.</p>
<p><strong>Bibliyografya</strong></p>
<ul>
<li>AKTEMUR, A, M., 2002. “<em>Türk Ahşap İşçiliği”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. 6. Cilt, s. 99-105.</li>
<li>ARSLAN, M., 1984. “<em>Step İmparatorluklarında Sosyal ve Siyasi Yapı”</em>, İstanbul</li>
<li>ARSEVEN C. E., 1928. “<em>Türk Sanatı”, </em>İstanbul</li>
<li>ASLANAPA, O., 2002. “<em>İlk Müslüman Türk Devletlerinde Kültür ve Sanat”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 6. Cilt, s. 15-38.</li>
<li>ATALAY, İ., 2002. “<em>Türk Dünyasının Coğrafyası. Türkler Ansiklopedisi”</em>, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 1. Cilt, s. 242-259.</li>
<li>ATSIZ, N., 2002. “<em>Türk Tarihine Bakışımız Nasıl Olmalıdır ?”</em>, Türkler Ansiklopedisi,  Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 1. Cilt, s. 195 &#8211; 201.</li>
<li>CEZAR, M., 1997. “<em>Anadolu Öncesi Türklerde Şehir ve Mimarlık”,</em> (1. Baskı). İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları</li>
<li>ÇİÇEK, K., 2002. “<em>İlk Müslüman Türk Devletlerinde Toplum ve Ekonomi”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 5. Cilt, s. 339-351.</li>
<li>ÇORUHLU, Y., 2002. “<em>Göktürk Sanatı”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 4. Cilt, s. 339-351.</li>
<li>ÇORUHLU, Y., 2002. “<em>Hun Sanatı”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 4. Cilt, s. 54-76.</li>
<li>DÖNMEZ, Ş., 2002. “<em>Önasya’da İskitler”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 4. Cilt, s. 33-44.</li>
<li>DÖNMEZ, Ş. , Özdemir, C., 2010. “<em>Amasya İlinde Yeni Araştırmalar: Oluz Höyük ve Doğantepe Kazıları – VII. Uluslararası Hititoloji Kongresi Bildirileri</em>”, 1. Cilt, s. 227-244.</li>
<li>DÖNMEZ, Ş., 2012. “<em>Amasya-Oluz Höyük. Anadolu’da Öncü Türklerin İlk İzleri</em>”, NTV Tarih 36 (Ocak 2012): 26-35.</li>
<li>GÜNDÜZ, T., 2002. “<em>Oğuzlar / Türkmenler”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2. Cilt, s. 263-276.</li>
<li>KAFESOĞLU, İ., 2002. “<em>Tarihte ‘’Türk’’ Adı”</em>, Türkler Ansiklopedisi., Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 1. Cilt, s. 308-315.</li>
<li>KAFESOĞLU, İ., 2002. “<em>Türkmen Adı, Manası ve Mahiyet”<strong>,</strong></em> Türkler Ansiklopedisi., Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 1. Cilt,  s. 580-584.</li>
<li>KARAMÜRSEL, A., 2002. “<em>Eski Türklerin Mezar Geleneği”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 3. Cilt, s. 76-70.</li>
<li>KAŞGARLI MAHMUT, 1986. “<em>Divanü Lûgat-it-Türk”, </em>Çev: Besim Atalay, Ankara, c. III</li>
<li>KAYALI, Ö., 2010. “<em>8. – 11. Yüzyıllar Arasında Göçebe Türklerin Yaylak Ve KışLak Hayatı” </em>, Yüksek Lisans Tezi., Marmata Üniversitesi,</li>
<li>KOCA, S., 2002. “<em>Sir Derya (Ceyhun) Bölgesinden Anadolu’ya: Oğuzla</em>r”, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 4. Cilt, s.529-551.</li>
<li>KOCA, S., 2002. “<em>Türklerin Göçleri ve Yayılmaları”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 1. Cilt, s. 651-653.</li>
<li>KOCASAVAŞ, Y., 2002. “<em>Gök Tanrı İnancı”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 3. Cilt, s. 326-329.</li>
<li>KOÇSOY, Ş., 2002. “<em>Türk Tarihi Kronolojisi”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 1. Cilt s. 73- 188.</li>
<li>MANGALTEPE, İ., 2009. “<em>Bizans Kaynaklarında Türkler”</em>, İstanbul, Doğu Kütüphanesi</li>
<li>ORHUNLU, C., 1963. “<em>Osmanlu İmparatorluğunda Aşiretlerin İskân Teşebbüsü</em>”, İstanbul Edebiyat Fakültesi Basımevi, 1963.</li>
<li>POLAT, M. S., 1987. “<em>Moğol İstilasına Kadar Türkiye Selçuklularında İçtimai ve İktisadi Hayat”</em>, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul</li>
<li>SEVER, H., 2002<strong><em>. “</em></strong><em>Mezopotamya ve Anadolu Medeniyetleri İle İlişkiler”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 1. Cilt, s. 451-456.</li>
<li>SÜMER, F., 2006. “<em>Eski Türklerde Şehircilik”</em>, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları / Tarih Dizisi – Sayı:137</li>
<li>SÜMER, F., 1972. “<em>Oğuzlar – Türkmenler: Tarihleri – Boy Teşkilatları – Destanları”,</em> (2. Baskı). Ankara: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Yayınları</li>
<li>TARHAN, M,T., 2002. “<em>Önasya Dünyasında İlk Türkler: Kimmer ve İskitler”, Türkler</em> Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 1. Cilt, s. 597-610.</li>
<li>TOKSOY, A., 2002. “<em>Malazgirt Zaferinden Önce Doğu Anadolu’ya Yapılan Türk Akınları”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 4. Cilt, s. 678-693.</li>
<li>TÜYSÜZ, C., 2002. “<em>Türkmenler”</em>, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 4. Cilt, s. 552-579.</li>
<li>RADLOFF, W., 1954. “<em>Sibirya‘dan”, </em>Çev. Ahmet Temir, İstanbul, s. 293</li>
<li>YAKAR, J., 2007. “<em>Anadolu’nun Etnoarkeolojisi”,</em> (1. Baskı). İstanbul: Homer Kitabevi ve Yayıncılık Ltd. Şti</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1">[1]</a> KAFESOĞLU, İ., 2002. “<em>Türkmen Adı, Manası ve Mahiyeti”</em> , Türkler Ansiklopedisi., Ankara: Yeni Türkiye Yayınları., 1. Cilt,  s. 580.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> a.g.e., s. 580.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> CEZAR, M.,2010. “<em>Mufassal Osmanlı Tarihi”, </em> T.T.K. Basım Evi., Ankara., I.Cilt. s,6.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Polat, M. Said, Selçuklu Göçerlerinin Dünyası, İstanbul 2004 , s.19.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> (1907- 15 Ocak 2003, Chicago) ABD’li arkeolog, Önasya tarihöncesi kültürleri uzmanı.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> (27 Ağustos 1865 &#8211; 2 Aralık 1935) ABD’li arkeoloh ve tarihçi.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> POLAT. M.S., 1987, “<em>Moğol İstilasına Kadar Türkiye Selçuklularında İçtimai ve İktisadi Hayat”</em>, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul, s.135.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> ARSLAN, M., 1984, “<em>Step İmparatorluklarında Sosyal ve Siyasi Yapı</em>”, İstanbul, s. 19.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Kaşgarlı Mahmut, “<em>Divanü Lûgat-it-Türk</em>”, çev: Besim Atalay, Ankara 1986, c. III, s. 14.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> ARSEVEN, C.E., 1928. “<em>Türk Sanatı” , </em>İstanbul, s.32.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konar-gocer-turkmenler/">Konar Göçer Türkmenler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/konar-gocer-turkmenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1849</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyanın Yeniden Keşfi ve Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Jan 2016 21:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuğçe Üçtepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[düşünen insan]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetik kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[estetik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sanatın keşfi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1794</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyamız 4.5 milyar yaşında, insan ise yaklaşık 200.000 yıldır yeryüzünde hüküm sürüyor. O günden beri de gezegeni keşfetmeye devam ediyor. İnsanda doğuştan varolan merak güdüsü ve akılcılığı da buna yardım ediyor. İnsan bu sayede gezegende tecrübe ettiği şeyleri bilgiye dönüştürmeyi başardı. Bu bilgiler ışığında da taş devrinden bugünkü modern çağa ulaştı. İnsanoğlu yüzyıllardır birçok kez [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/">Dünyanın Yeniden Keşfi ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyamız 4.5 milyar yaşında, insan ise yaklaşık 200.000 yıldır yeryüzünde hüküm sürüyor. O günden beri de gezegeni keşfetmeye devam ediyor. İnsanda doğuştan varolan merak güdüsü ve akılcılığı da buna yardım ediyor. İnsan bu sayede gezegende tecrübe ettiği şeyleri bilgiye dönüştürmeyi başardı. Bu bilgiler ışığında da taş devrinden bugünkü modern çağa ulaştı. İnsanoğlu yüzyıllardır birçok kez hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda kaldı ve şimdiye kadar türünün devamlılığını sürdürdü. Üreyerek çoğalan ve toplum oluşturan insan genel geçer kurallarla bu toplumu yönetmeyi de başardı. Medeniyetler kuruldu, gelişti ve yıkıldı. Toprak parçaları ayrıldı, devletler ortaya çıktı. Değişim hiç durmadan devam etti. Tüm bunlar yaşanırken sanat da gelişmeye devam etti. İnsan yeryüzünü keşfetmeye başladığı andan itibaren gezegenin görünenden fazlası olduğunu hissetti ve bunun peşinden gitti. İnsanoğlu ne zaman ki kalbinin derinliklerindeki inceliği ve farklılığı, aklının içindeki işlevselliği ve mantığı farketti işte o zaman kendi dünyasını keşfetti ve bu dünyanın penceresinden bakarak içinde bulunduğu dünyayı bir kez daha keşfetti.</p>
<p><figure id="attachment_1795" aria-describedby="caption-attachment-1795" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan.jpeg" rel="attachment wp-att-1795"><img class=" td-modal-image wp-image-1795 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan-300x300.jpeg?resize=300%2C300" alt="Düşünen insan, İnsan düşünendir." width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan.jpeg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan.jpeg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan.jpeg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1795" class="wp-caption-text">Düşünen insan, İnsan düşünendir.</figcaption></figure></p>
<p>Bu büyük keşiften sonra insan karnı gibi ruhunu da doyurmak istedi. İnsanın ruhunu kendi yaratıcılığından doğan sanat besledi. Milattan öncesine dayanan örnekleri de olduğu gibi, o zamanlarda içinden gelene karşı koyamadı ilkel insan, tek tek kazıdı hayatında anlam içeren resimleri dipsiz bucaksız mağaralara sonra tapınaklara resimler çizdi, piramitlere yazılar yazdı. Önce kendi sesiyle mırıldanarak döndü ateşin etrafında sonra doğanın sesinden esinlenerek enstrümanlar yaptı, çılgınca dans etti. Yaprakla örtünmeyi bırakıp, ipekten elbiseler giydi. Yer altından çıkardığı elması işleyip taktı boynuna. Ahşap evini boyundan yüksek yapılara dönüştürdü. Su kanalları, asma köprüler, saraylar inşa etti. Sanat sayesinde kendi içinden başka izler başka sesler ortaya çıkardı.</p>
<p>Sanat tüm bunların dışında en önemlisi olan, özgür düşünceyi yarattı. Özgür düşüncenin dışarıya resim, müzik, heykel ya da herhangi bir şekilde yansımasını sağladı ve daima özgürlükten esinlendi. Hayatlarımızın <strong>SANAT DUVARI </strong>olan kalplerimiz hep pusulamız oldu ve ibremiz daima özgürlüğü gösterdi. Sonunda, sanattan güç almayı, sanatla intikam almayı, zorluklara sanatla göğüs germeyi ve sanatla gülmeyi öğrendik.</p>
<p>Bu yazıyla ilgili olarak <strong><a href="http://www.sanatduvari.com/sanat-nedir">Sanat Nedir?</a></strong> adlı makaleyi de okuyabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/">Dünyanın Yeniden Keşfi ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1794</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karaköy&#8217;de Hayat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-hayat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-hayat/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jan 2016 08:11:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ecem Yalnızcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Beyoğlu Karaköy]]></category>
		<category><![CDATA[eski Karaköy]]></category>
		<category><![CDATA[FilBooks]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Kat]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Karaköy]]></category>
		<category><![CDATA[Karaköy]]></category>
		<category><![CDATA[Karaköy mekanları]]></category>
		<category><![CDATA[Karaköy mimarisi]]></category>
		<category><![CDATA[Karaköy sokakları]]></category>
		<category><![CDATA[Patisserie]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1714</guid>
				<description><![CDATA[<p>Babam müşterilerinden dolayı belli bir süre Karaköy semtine çok gider gelir olmuştu. Sorma gereği hissetmeden Anadolu yakasında olduğu ve boydan boya iş merkezi olan bir yerdi benim hayalim… Bir gün arkadaşım Karaköy’de İkinci Kat adında bir tiyatro olduğunu ve Karaköy’ün de Taksim’in aşağısında bir yerde kaldığını söyledi. Burada iki nokta beni şaşırtmıştı. Neden ben Karaköy’ü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karakoyde-hayat/">Karaköy&#8217;de Hayat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Babam müşterilerinden dolayı belli bir süre Karaköy semtine çok gider gelir olmuştu. Sorma gereği hissetmeden Anadolu yakasında olduğu ve boydan boya iş merkezi olan bir yerdi benim hayalim…</p>
<p>Bir gün arkadaşım Karaköy’de İkinci Kat adında bir tiyatro olduğunu ve Karaköy’ün de Taksim’in aşağısında bir yerde kaldığını söyledi. Burada iki nokta beni şaşırtmıştı. Neden ben Karaköy’ü Anadolu yakasında sanıyordum? Sadece iş merkezlerinin olduğu yerde tiyatro sahnesi olur muydu? Eee bu kadar soru işaretinden sonra en iyisi gidip görmeliydim Karaköy’ü…</p>
<p><figure id="attachment_1715" aria-describedby="caption-attachment-1715" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoy.jpg" rel="attachment wp-att-1715"><img class=" td-modal-image wp-image-1715 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoy-300x282.jpg?resize=300%2C282" alt="Karaköy'ün sokaklarında ve mekanlarında çok ilgi çekici özellikler keşfedilebilir." width="300" height="282" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoy.jpg?resize=300%2C282&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoy.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1715" class="wp-caption-text">Karaköy&#8217;ün sokaklarında ve mekanlarında çok ilgi çekici özellikler keşfedilebilir.</figcaption></figure></p>
<p>Karaköy&#8217;e vardığımda sanki ikiye bölünmüş bir yer gördüm. Bir tarafında sadece iş merkezleri olan diğer bir tarafında ise sadece cafe ve restaurantların olduğu yerler vardı. İlk defa gittiğim için gezerken kaybolmuştum. Fakat Karaköy&#8217;e gidip geldikçe neyin nerede olduğunu daha iyi öğrendim. Sonra bu kadar gidip geldiğim için yakın arkadaşlarım sormaya başladılar. &#8216;Ecem bu kadar Karaköy&#8217;e gidiyorsun bizi de götür&#8217; dedikleri için onları da alıp gitmeye başladım.  Hatta vize sınavlarından sonra yerine getirmem gereken 2 sözüm bile var düşünün artık… Ne kadar bahsettiysem herkesin üzerinde bir merak uyandırdı bu Karaköy sevdam.</p>
<p>Güzel ve gerçekten farklı bir atmosferi olduğuna inanıyorum Karaköy’ün… Şayet bir gün yolun düşerse diye beğendiğim mekanları yazıyorum gidip gitmemek sana kalmış:)</p>
<p><figure id="attachment_1716" aria-describedby="caption-attachment-1716" style="width: 271px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoyde-hayat.jpg" rel="attachment wp-att-1716"><img class=" td-modal-image wp-image-1716 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoyde-hayat-271x300.jpg?resize=271%2C300" alt="İkinci Kat'ta oynayan çok sayıda tiyatro oyunları bulunmaktadır." width="271" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoyde-hayat.jpg?resize=271%2C300&amp;ssl=1 271w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoyde-hayat.jpg?w=289&amp;ssl=1 289w" sizes="(max-width: 271px) 100vw, 271px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1716" class="wp-caption-text">İkinci Kat&#8217;ta oynayan çok sayıda tiyatro oyunları bulunmaktadır.</figcaption></figure></p>
<p><strong>İkinci Kat</strong></p>
<p>&#8221;Nerede bu tiyatro?&#8221; diye Karaköy etrafında dört döndüğüm bulunca da sevindiğim yer… Fakat şu da bir gerçek ki iş merkezlerinin ara sokağında olduğu için biraz ürkütücü. Öyle hemen de korkmayın canım&#8230; İçeriye girdiğinizde çalışanların güler yüzüyle karşılaştığınızda her şey bir anda uçup gidiyor. 3 katlı ve ilk merdivenlerden çıktığınızda tiyatro sahnesi ve hemen yan tarafında oyuncuların hazırlandığı bir kulis var. Bir üst kata daha çıktığında ise tiyatronun kafesiyle birlikte oyun saatini beklemek için salonu var.</p>
<p>Ben tiyatro oyunlarını hep büyük sahnelerde izledim ve İkinci Kat aslında bir cep tiyatrosu. Oyunun başlamasına yakın müziği başlıyor. Ben ilk kez odaya girdiğimde şaşırmıştım. Sandalyeler ve sahne birbirine o kadar yakın ki etkilenmemek mümkün değildi.Sonra etraf kararmaya başladı ve oyuncular yerlerine geçti,oyun başladı&#8230; Bana oyun sürecinde hissettirdiği ise öyle bir dekor yapmışlar ki oyuncularla ev ortamında oturuyormuşsun geldi. Yani anlayacağın sıcak ve samimi bir ortam yaratılmış&#8230;</p>
<p>Ha şunu da söyleyeyim; Oldu da gitmeye karar verdin bence denemekten zarar gelmez <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f609.png" alt="😉" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> İkinci Kat&#8217;ta oynanılan oyunların isimlerini yazacağım hangisine gitmek istersen karar senin&#8230;</p>
<p><strong>P*rk</strong></p>
<p>Oynayanlar: Barış Gönenen, Uğur Uzunel, Heves Duygu Tüzün.</p>
<p><strong>Üst Kattaki Terörist </strong></p>
<p>Oynayanlar: Denizhan Akbaba, Banu Çiçek Barutçugil, Bedir Bedir, Gözde Kocaoğlu.</p>
<p><strong>İki Kardeş</strong></p>
<p>Oynayanlar: Haki Biçici, Elit Andaç Çam, Yezdan Kayacan, Aslı Menaz.</p>
<p><strong>FÜ</strong></p>
<p>Oynayanlar: Deniz Türkali, Serra Yılmaz, Canan Atalay, Aziz Caner İnan.</p>
<p><strong>Kar Küresinde Tavşan</strong></p>
<p>Oynayanlar: Defne Halman, Pınar Çağlar Gençtürk.</p>
<p><strong>Kasap</strong></p>
<p>Oynayanlar: Mert Denizmen, Evrim Doğan, Oğuzhan Ayaz, Adnan Devran, Melis Öz.</p>
<p><strong>Poz</strong></p>
<p>Oynayanlar: Selen Uçer, Esra Dermancıoğlu, Banu Çiçek Barutçugil, Gülce Oral.</p>
<p>Bazı oyunlar ise turne kapsamında ve İstanbul&#8217;da değişik tiyatro sahnelerinde oynuyor, haberiniz olsun…</p>
<ul>
<li>Şimdi size gittiğim iki yerden söz edeceğim umarım beğenirsiniz:)</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_1718" aria-describedby="caption-attachment-1718" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoy-mekanlari.png" rel="attachment wp-att-1718"><img class=" td-modal-image wp-image-1718 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoy-mekanlari-300x300.png?resize=300%2C300" alt="Kitap ve çantaları satın alıp salıncakta sallanmak ister misiniz?" width="300" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoy-mekanlari.png?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoy-mekanlari.png?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/karakoy-mekanlari.png?w=319&amp;ssl=1 319w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1718" class="wp-caption-text">Kitap ve çantaları satın alıp salıncakta sallanmak ister misiniz?</figcaption></figure></p>
<p><strong>FilBooks</strong></p>
<p>Tesadüf üzerine bulduğumuz fakat bir o kadar sempatik ve şirin bir mekan. İçeride satın alabileceğin kitap ve çantalar mevcut üst katında ise salıncakta gönlünüzce sallanabilirsiniz <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Sakinlik ve huzur isteyen biri olarak hoşuma gitti. Garsonlar cana yakın ve istediğiniz doğrultusunda farklı tatlar öneriyorlar. Birde kafa dinlemeye birebir&#8230;</p>
<p>Böylesine güzel bir mekanda hem alışveriş yapılabilir hem de dinlenilebilir.</p>
<p><strong>Patisserie</strong></p>
<p>Eğer benim gibi tatlı düşkünüyseniz önereceğim yerlerden birisidir Patısserıe&#8230; Hemen Pim Karaköy&#8217;ün yanındadır. Kahve-tatlı keyfi yapmak istiyorum diyorsanız işte size fırsat. Önerebileceğim çikolatalı pasta ve beyaz çikolatalı brownie&#8217;si var aklınızın bir köşesinde bulunsun. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Tekrar görüşmek üzere şimdilik hoşça kalın&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karakoyde-hayat/">Karaköy&#8217;de Hayat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1714</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Felsefe ile Sanatı Buluşturan Filozof: F. W. J. Schelling ve Sanat Felsefesi Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Jan 2016 09:34:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Alman felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alman İdealizmi]]></category>
		<category><![CDATA[Cervantes]]></category>
		<category><![CDATA[Dante]]></category>
		<category><![CDATA[doğa felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[dogma]]></category>
		<category><![CDATA[dogmatizm]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[felsefenin ilkeleri]]></category>
		<category><![CDATA[felsefenin ilkesi]]></category>
		<category><![CDATA[felsefeye giriş]]></category>
		<category><![CDATA[Fichte]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[Friedrich Wilhelm Joseph Schelling]]></category>
		<category><![CDATA[idea]]></category>
		<category><![CDATA[idealist felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[idealizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>
		<category><![CDATA[Mutlak Ben]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Naci Soykan]]></category>
		<category><![CDATA[Plotinos]]></category>
		<category><![CDATA[romantizm]]></category>
		<category><![CDATA[sanat eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Schelling]]></category>
		<category><![CDATA[Schiller]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[Spinoza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1643</guid>
				<description><![CDATA[<p>Alman İdealizmi içinde Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, romantizme yakınlığıyla bilinir ve ozan ruhlu bir filozof olarak anılır. Özellikle de öğrencilik yıllarında, Fichte’den çok etkilenmiştir; öyle ki “Schelling’in felsefesi, Fichte’nin düşüncelerinin erken evrelerini (&#8230;) gerektiriyordu.” [1] Ancak, Felsefe’nin İlkesi Olarak Ben Üzerine ya da İnsan Bilgisindeki Koşulsuz Olan Şey Üzerine’de (1795) ortaya koyduklarına bakılırsa doğa, Fichte’nin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/">Felsefe ile Sanatı Buluşturan Filozof: F. W. J. Schelling ve Sanat Felsefesi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Alman İdealizmi içinde Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, romantizme yakınlığıyla bilinir ve <em>ozan ruhlu bir filozof</em> olarak anılır. Özellikle de öğrencilik yıllarında, Fichte’den çok etkilenmiştir; öyle ki “Schelling’in felsefesi, Fichte’nin düşüncelerinin erken evrelerini (&#8230;) gerektiriyordu.” [1] Ancak, <em>Felsefe’nin İlkesi Olarak Ben Üzerine ya da İnsan Bilgisindeki Koşulsuz Olan Şey Üzerine’</em>de (1795) ortaya koyduklarına bakılırsa doğa, Fichte’nin savunduğunun aksine, Ben’in koşulsuz bilgiye ulaşması ve ödevini gerçekleştirmesi için araç değildir. Koşulsuz bilgi ise başka bir bilgi aracılığıyla ulaşılamayan ve onun sayesinde diğer bilgilerimizin olanaklı olduğu bilgidir. [2] Diğer bilgilerimiz, koşullu bilgidir ve bu bilgiler arasında belirli bir nedensellik ilişkisi vardır. Koşulsuz olan ise Mutlak Ben’dir ve Ben’in koşulu da Mutlak Ben’dir. Ben ve Mutlak Ben arasında, Fichte’nin de daha sonra savunacağı gibi, özce hiçbir fark yoktur. Schelling, en sarsılmaz bilgimiz olan “Ben, Ben’im” önermesinde Ben’in, kendi üzerine çıktığına inanır ve koşulun, koşullu olanı gerektirmediğini; Ben’in koşulsuz hale geldiğini savunur; yani Ben, Mutlak Ben’dir de. Burada Ben, artık herhangi bir kavram değildir; kavram olsaydı, koşullu olan olacaktı. Ben’i, kavramlar aracılığıyla bilemeyiz; bu tür bir bilme edimi, koşullu olanlar arasında kurulan bir zincirden ibarettir. [3]</p>
<p>Schelling’e göre Mutlak Ben, sonsuz özgürlüktür de. Bu özgürlük, kavramsal düşüncenin sınırlarını aşar; Ben, başka şeylerin bilgisine bağlı olmayan, başka her şeyin onun bilgisine ihtiyaç duyduğu Mutlak Ben’dir de. Bir nesne olmayan Ben’i nesne edinmek de mümkün değildir. Mutlak Ben hakkında yapılabilecek tek şey, Kendi’sine kulak vermektir. Bu ses eşliğinde Schelling, önermeler sistemini “Ben, Ben’im”le başlatır. “Transendental filozofun kesin olarak ifade ettiği şey, ‘Ben’im’ ya da ‘Ben Varım’dır. Ona göre yalnız öznel olan, asli gerçekliğe sahiptir. Transendental bilgi, salt öznel olması bakımından bilginin bilgisidir.” [4] Ben’in koyulması ise Ben-Olmayan’ı da belirler; Ben ve Ben-Olmayan, karşılıklı olarak birbirini koşullandırır. Bu koşullandırmada, özne olmadan nesne; nesne olmadan da özne olmaz ve bu ikisini birbirine bağlayan aracı bir etmen de olmak zorundadır ki, bu da tasarımdır. Bilginin, üç temel unsuru vardır; özne, nesne ve tasarım. Transendental bilginin kesinliği, nesnenin tasarımla birliğinden gelir; mutlaklık da bunun bilgisidir. [5] Bilim sisteminin temeli de Ben’dir; bilimin görevi, Ben ve Ben-Olmayan arasındaki karşıtlıkların aşılmasıyla mutlak ayrımlaşmamışlığın kurulmasına katkı sağlamaktır. [6] Mutlak Ben, kendi özdeşliğinin mutlak formunu verir ve başka her şey, kendi özdeşliğini bu özdeşliğe borçludur. Ben’in bilgisindeki doğruluk, Mutlak Ben’de içerilmiştir. Ben’e ve bilimsel bilgiye ilişkin herhangi bir yanlışa sahip oluyorsa kişi, bunun nedeni aslında, empirik araştırmalarda kullanılan yöntemlerdir. Bilimsel bilginin doğruluğu mutlaktır, yanlışlar ise araştırıcıdan ve kullandığı yöntemlerden kaynaklanır. Mutlak Ben, koşulsuz olmak bakımından sonsuz özgürlüktür; Ben ve Mutlak Ben’in özdeşliğinden dolayı Ben’in özü de sonsuz özgürlüktür. [7]</p>
<p><figure id="attachment_1645" aria-describedby="caption-attachment-1645" style="width: 186px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image003.png" rel="attachment wp-att-1645"><img class=" td-modal-image wp-image-1645 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image003-186x300.png?resize=186%2C300" alt="Friedrich Wilhelm Joseph Schelling" width="186" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image003.png?resize=186%2C300&amp;ssl=1 186w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image003.png?w=304&amp;ssl=1 304w" sizes="(max-width: 186px) 100vw, 186px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1645" class="wp-caption-text">Friedrich Wilhelm Joseph Schelling</figcaption></figure></p>
<p>Bununla birlikte Ben’in, belirli bir “kişilik”i de vardır; Mutlak Ben’in ise yoktur ve Ben-Olmayan’la mutlak senteze doğru ilerleyen Ben, kişiliğini eritmek durumundadır. Bunu başardığında, Tanrı haline gelir; burada artık sonlu ve sonsuz, koşullu ve koşulsuz, zorunluluk ve özgürlük, vb. mutlak senteze varır. [8] Tanrı için, ahlak yasası ve doğa yasası arasında hiçbir fark yoktur; ancak bu Tanrı, Yahudi-Hıristiyan geleneğinin tanrısı değildir, sonsuz olana doğru ilerleyerek onu gerçekleştirmeye çalışacağımız bir şeydir. Bu yolla Schelling,<em> Felsefe’nin İlkesi Olarak Ben Üzerine ya da İnsan Bilgisindeki Koşulsuz Olan Şey Üzerine’</em>de hem bilimin ilkesini, hem de koşulsuz bilgiyi ortaya koyarak insan özgürlüğünün nasıl olanaklı olduğunu incelemiş olur. [9] Özgür eylem, bu tür bir Tanrı olan insanın eylemidir; diğerleri içinse kendi kişiliklerinden kaynaklanan zorunlu eylemler vardır. 1795’te yayınladığı <em>Dogmatizm ve Kritisizm Üzerine Felsefi Mektuplar</em> isimli çalışmasında da Schelling, kesin bilim olarak Felsefe’nin temelde, “dünyanın varoluşu sorunu”nu çözme çabasında olduğunu savunur. Felsefe araştırmalarının en yüksek amacı, bu sorunu çözmektir. Diğer bütün sorunlar, olanaklı çözüm yollarını burada bulur. Temelde bu amaca yönelmiş olsalar da bilimler, bunu asla başaramaz; gerek kullandıkları empirik yöntemler nedeniyle, gerekse de inceleme alanlarının sınırlı olması bakımından yetersiz kalırlar. Bu yöntemler, yanıltıcı ve yanlışa sürükleyicidir; bunlar aracılığıyla kesin bilgiye ulaşmak mümkün değildir. İnceleme alanlarının sınırlı olması nedeniyle, belirli birtakım ayrımlar yaparlar ve sorunları, bütünlüklü bir biçimde ortaya koyup değerlendiremezler. Dünyanın varoluşu sorununu çözmek ve aynı zamanda da kesin bilim olarak Felsefe’yi olanaklı kılmak ise belirli türden bir bütünsellik içinde ve empirik olmayan yöntemlerle olanaklıdır. Bu olanak, Ben’in koyulmasında Mutlak Ben’le olan dolayımsız ilişkide gerçekleşir. Felsefe, sonlu ve sonsuz ilişkisini kurmada kuramsal birtakım çıkmazlarla karşılaşır ve bunları, a posteriori tanıtlama yollarıyla aşamaz.</p>
<p>Felsefe’de diğer bütün sorunlar, kökensel karşılığını dünyanın varoluşu sorununda bulmakta; olanaklı çözüm yolları da bu yolla aydınlatılmaktadır. Şimdiye kadar Ben, Ben-Olmayan ve Mutlak Ben arasındaki bu özdeşlik, doğru bir biçimde kurulamamış ve Felsefe, kesin bilim olarak kendi olanağını ortadan kaldırmıştır. Felsefe’de Ben, Kant’ın kritisizmiyle; Ben-Olmayan ise Spinoza’nın dogmatizmiyle temsil edilmiş ve her ikisi de bu özdeşliği kuramamıştır. Hem Spinoza, Ben’i mutlak nesneye dönüştürmüş; Fichte ise mutlak özneye indirgemiştir. Spinoza nesneyi, Fichte ise özneyi mutlaklaştırmış ve her ikisi de karşıtlıkların Mutlak içinde “yutulması”na yol açmıştır. Bu özdeşlik kurulmak istendiğinde ya nesneden, ya da özneden hareket edilecektir ki bunlardan ilki, doğa felsefesinin; ikincisi ise transendental felsefenin konusudur. Ben’in Ben olarak kendisini koymasının dolayımında ise Ben-Olmayan ve Mutlak Ben’le olan özdeşliği sağlanmaya çalışılacaktır. Bu iki felsefenin özdeşliğinin kurulmasında Felsefe, kendi başına yetersiz kalır ve bu karşıtlıkları aşmada daha farklı türden bir “organon”a ihtiyaç vardır; hiçbir akılyürütme ve mantıksal işlem, bu özdeşliği kuramaz. Sanat ise tüm karşıtlıkların içinde eridiği birliktir ve Schelling, sanat (felsefesi) aracılığıyla bu karşıtlıkları belirli birtakım özdeşliklere dönüştürerek sistemini tamamlamak; mutlak bilgiyi dile getirmek ister. [10]</p>
<p><figure id="attachment_1646" aria-describedby="caption-attachment-1646" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image005.png" rel="attachment wp-att-1646"><img class=" td-modal-image wp-image-1646 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image005-200x300.png?resize=200%2C300" alt="Doğa Bilimini Araştırmaya Giriş Olarak Bir Doğa Felsefesi Üzerine Düşünceler" width="200" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image005.png?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image005.png?w=329&amp;ssl=1 329w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1646" class="wp-caption-text">Doğa Bilimini Araştırmaya Giriş Olarak Bir Doğa Felsefesi Üzerine Düşünceler</figcaption></figure></p>
<p><em>Dogmatizm ve Kritisizm Üzerine Felsefi Mektuplar’</em>dan sonra Schelling’in ilgisi, doğa (felsefesi) alanına kaymış; 1797’de yayınladığı <em>Doğa Bilimini Araştırmaya Giriş Olarak Bir Doğa Felsefesi Üzerine Düşünceler</em> isimli çalışmasında, dünyanın varoluşu sorununu çözmek için bu alanda yoğunlaşmayı kaçınılmaz görmüştür. “Gerçi doğa felsefesine, der Takiyettin Mengüşoğlu; “doğa hakkında ortaya atılan felsefe görüşlerine, her filozofun felsefesinde rastlanır. <em>Doğa Felsefesi</em> ismiyle yazılan ilk felsefe kitabı ise Schelling tarafından yazılmıştır. Bu çalışma, yalnız ismi bakımından bir doğa felsefesidir; içi bakımından ise kurgusal bir doğa metafiziğidir. Doğa ve tin arasında yapı birliği vardır; doğada ve bizde, aynı tin egemendir.” [11] Schelling’e göre doğa, belirli bir ereksel yapıdır ve Kendi’sini gerçekleştirmek isteyen bir varlığın ürünüdür. Bu varlık, birtakım basamaklardan geçerek gelişir; son aşamada ise bilinç sahibi insana ulaşır. Sürekli yaratan, üreten ve organik bir bütün olan doğa, kavranılamaz bir yaratma ediminin basit bir ürünü değil, yaratma ediminin bütünüdür; belirli bir organizasyon içinde açığa çıkan sonsuzdur. En alt basamaktan en üst basamağa kadar ereksel bir yapı olan doğa, bir tür “basamaklar ülkesi”dir ve bu ülke, ancak bu organizasyonla olanaklıdır; böyle bir organizasyon olmadan doğanın varolabilmesi veya anlaşılabilmesi mümkün değildir. [12]</p>
<p>Bu bakımdan “doğa, diye anlatır Ömer Naci Soykan; “Spinoza’da olduğu gibi bir taraftan yaratan, üreten doğa (natura naturans), bir taraftan da ürün olarak doğa; yaratılmış doğa (natura naturata)’dır. Natura naturans olarak doğa, tamamlanmış bir şey değildir, sürekli üretme ve yaratmadır. Burada, ürün ve üreticiliğin özdeşliğine varılır. (&#8230;) Doğadaki canlı ve cansız olan, birbirinden özce ayrı değildir ve aralarında, yalnızca bir derece ayrımı vardır. Canlı nasıl cansıza dönüşüyorsa, cansızdan da canlı çıkar; çünkü doğa, bütününde organik bir birliktir ve bu birliğin yaratma gücü, tüm doğada baştan sona etkindir.” [13] İmdi doğa, görülebilir tindir; tin ise görülemeyen doğadır ve “içimizdeki tin”in “dışımızdaki doğa”dan özce hiçbir farkı yoktur. “Doğadaki yaratıcı etkinlik”, sanatçının yaratmasına benzer ve doğa, yalnızca bir organizma değil, aynı zamanda da bir sanat eseridir; “yaratıcı tinin bilinçsiz bir şiiri”dir. Sanat eseri ise “evrenin küçük bir kopyası”dır; doğayı yaratan Mutlak’ın hem kendi Kendi’sini olumlaması, hem de bu olumlamanın ürünüdür ve doğanın ilkeleri, metafizik ilkelerle özdeştir; birini öğrendiğimiz zaman, diğerini anlamamız da mümkündür. [14] Mevcut bilimsel araştırmalar, doğa yasaları ve metafizik ilkeleri dağınık bir biçimde ele almış, bu organizasyonu ortaya koyamamış ve özgürlüğün gerçekleştirilmesine katkı sağlayamamıştır. Bu nedenle, doğa biliminin doğa felsefesi haline getirilmesi; yasa ve ilkelerin belirli bir düzene sokulması gerekir. [15] Doğanın erekselliği ise Fichte’nin ereksellik düşüncesine uygun değildir. Doğa, ödevin aracı olmak yerine bir etkinliktir. Kant’ın savunduğunun aksine, anlama yetisinin kategorileri ve ilkeleriyle kurulan sıkı bir determinizmle işleyen bir yapı da değildir. [16]</p>
<p>İki yıl sonra kaleme aldığı <em>Doğa Felsefesinin Bir Sisteminin Tasarısına Giriş’</em>te Schelling, önemli bir ayrım yapar; teorik fizik ve deneysel fiziği birbirinden ayırır. “Schelling’in doğa felsefesi, teorik fiziktir ve bunun karşısında, deneysel fizik bulunur. Bu fizik yalnızca, doğadaki hareketleri mekanik ve matematiksel olarak ifade etmekle yetinir; ‘ölü doğa’yla ilgilenir. Teorik fizik ise oluş halindeki ‘yaratıcı doğa’ ve onun dinamik görünüşleriyle uğraşır. İlki doğanın yüzeyine, ikincisi ise genellikle içsel hareket ettirici mekanizmaya yönelir.” [17] Deneysel fiziği bilim olarak görmeyen Schelling, teorik fiziğin ise bilim olduğuna inanır; teorik fizikçi ise doğa filozofundan başkası değildir. Doğa filozofu, doğanın ne olduğunu sorar, doğadaki oluşumun dayandığı yasa ve ilkeleri inceler ve doğayı, bir sanat eseri gibi değerlendirir. Özü itibariyle bir şiir olan doğayı herkesin anlaması mümkün değildir; ancak filozoflar, bu şiirin dilini çözebilir. Doğa söz konusu olduğunda yaratma edimi ve yaratılan ürün, bir ve aynıdır; neden ve etki özdeştir. Düşünülebilir bir doğa kavramında da ideal olanın reel olanla birliği içerilmiştir; bu kavram, doğrudan doğruya ürüne işler. [18] Doğada, “öznel olan ve nesnel olan arasında öncelik ve sonralık, söz konusu değildir. Bu özdeşlik açıklanmak istendiğinde ise zorunlu olarak onlardan biri diğerine öncelenecektir. Bu durumda, ortada iki yol vardır; ya nesnel olan ilk olan yapılacak, ya da öznel olan. Birinci durum, doğa felsefesinin ödevidir; ikincisi ise transendental felsefenin.” [19] 1779’a kadar yayınladığı çalışmalarda Schelling, nesnelden öznele doğru ilerler; 1800’de yayınladığı <em>Transendental İdealizm Sistemi’</em>nde ise öznelden nesnele doğru ilerler ve Ben’in nesneleştirme sürecini serimleyerek kendi sistemini tamamlamak ister. [20]</p>
<p><figure id="attachment_1647" aria-describedby="caption-attachment-1647" style="width: 195px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image007.png" rel="attachment wp-att-1647"><img class=" td-modal-image wp-image-1647 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image007-195x300.png?resize=195%2C300" alt="Doğa Felsefesinin Bir Sisteminin Tasarısına Giriş" width="195" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image007.png?resize=195%2C300&amp;ssl=1 195w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image007.png?w=316&amp;ssl=1 316w" sizes="(max-width: 195px) 100vw, 195px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1647" class="wp-caption-text">Doğa Felsefesinin Bir Sisteminin Tasarısına Giriş</figcaption></figure></p>
<p>Schelling’e göre, doğa ve tin özdeştir; içimizde aynı doğa, dışımızda aynı tin etkinlik gösterir. İnorganik varlıkların organik varlıklardan farkı yoktur; onlar da canlıdır. Doğanın bilmecesi, içinden yaşamın nasıl çıktığı değil, yaşamın görünüşte cansız sayılan birtakım basamaklardan geçerek bitki ve hayvanda nasıl görünür hale geldiğidir. Tinin bilmecesi de doğayı geride bırakarak insanda nasıl bilincine vardığıdır; doğadaki tin, bilinçten yoksundur ve yaratması sırasında düşünmez. En yüksek bilgi ise sanat felsefesidir ve güzellik, bilginin üzerinde yükselir. Sanat felsefesi, Felsefe’nin ya da transendental idealizmin en yüksek basamağıdır; transendental idealizm ise bir “bilinç tarihi”dir. [21] Bu tarihin evreleri, Ben tarafından “üretilmeli”; belirli bir sistem içinde serimlenmelidir ki bu serimleme, bir tür “yaratma” veya “hatırlama”dır. Ben burada, ideaları görür ve Kendi’sini, ideal düzlemde inşa eder. Filozofun amaçladığı idealar, sanat yoluyla görülür; filozofun eksik bıraktığını tamamlayan sanat, Felsefe’nin farklı bir tür “organon”udur ve bilinç edimlerinin en yüksek aşamasında mutlak ayrımlaşmamışlığı kurar. [22] Schelling için “tüm sistem biri <em>zihinsel</em>, diğeri <em>estetik</em> <em>görü</em>yle nitelenen iki aşırı uç arasına rastlar. Filozof için zihinsel görü olan şey, onun nesnesi için estetik görüdür. Birincisi, tinin yalnızca felsefe yapmada aldığı özel yönü amacıyla zorunlu olduğu için, genellikle ortak bilinçte ortaya çıkmaz. Diğeri ise genel veya nesnel olarak oluşmuş yönden başka bir şey olmadığı için, en azından her bilinçte ortaya çıkabilir. (&#8230;) Kendinde mutlak nesnellik verilmiş olan yön sanattır.” [23] Evren içinde küçük bir toz zerresi olsa da insan, aslında organizmanın tacıdır ve öteki aşamalar, onunla anlam kazanır ki, daha sonraki çalışmalarında Schelling, birlikten çokluğun nasıl çıktığını açıklamaya çalışır. Çokluk, birliğin bölünmesinin sonucudur ve bu bölünme, evreni şekillendiren ilkedir. Doğa, karşıt güçlerin ikiliğini yansıtır; doğada olup biten her şey, iki zıt kutbun belirli bir dengeye varmasıyla oluşur ki, bu da diyalektiğin yasasıdır. Doğadaki tüm varlıklar, daha aşağıdaki varlıkların senteziyle açığa çıkar. [24]</p>
<p><figure id="attachment_1648" aria-describedby="caption-attachment-1648" style="width: 194px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image009.png" rel="attachment wp-att-1648"><img class=" td-modal-image wp-image-1648 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image009-194x300.png?resize=194%2C300" alt="Akademik Araştırma Yöntemi Üzerine Dersler" width="194" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image009.png?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image009.png?w=255&amp;ssl=1 255w" sizes="(max-width: 194px) 100vw, 194px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1648" class="wp-caption-text">Akademik Araştırma Yöntemi Üzerine Dersler</figcaption></figure></p>
<p>Schelling’in sanat felsefesi görüşlerini, <em>Transendental İdealizm Sistemi’</em>nin altıncı ana bölümünde, <em>Akademik Araştırma Yöntemi Üzerine Dersler’</em>in on dördüncü kısmında, <em>Plastik Sanatların Doğayla Bağıntısı Üzerine’</em>de ve <em>Sanat Felsefesi’</em>nde buluruz. Özellikle de <em>Sanat Felsefesi’</em>nde Schelling, transendental idealizmin temel ilkeleri bakımından sanat felsefesi üzerinde yoğunlaşır ve sanatı, olgusallığın doğası hakkında konuşmak için “büyülü ve sembolik ayna” olarak görür. Nitekim transendental idealizm, özne ve nesneyi özdeş olarak kapsayan mutlak bilinç edimiyle başlar; en yüksek basamağa ise sanatsal yaratımla ulaşılır; özgürlük, böyle bir yaratma edimiyle açığa çıkar. “Tüm yaratma coşkusu, der Soykan; “ürünün tamamlanmasıyla dingin durur, tüm çelişkiler ortadan kalkar, tüm bilmeceler çözülür. (&#8230;) Sanat eseri, bilinçli etkinliğin bilinçsiz etkinlikle birliğini yansıtır. Bu ikisinin zıtlığı, sonsuz bir zıtlıktır ve özgürlüğün tam katkısı olmaksızın ortadan kaldırılır. Sanat eserinin temel niteliği, bir bilinçsiz sonsuzluktur; doğa ve özgürlüğün sentezidir. Her sanatsal yaratma, sonsuz bir çelişki duygusundan başlar ki, sanat eserine eşlik eden duygunun böyle bir doyum duygusu olması ve bu duygunun esere geçmesi gerekir. Sanat eserinin dışsal ifadesi, dinginliğin ve sessiz büyüklüğün ifadesidir; bunda acı veya sevincin en yüksek gerilimi de ortaya konmuş olmalıdır.” [25]</p>
<p>Felsefe’de idealar soyut, kavranılması güç biçimde serimlenir ve salt varlıkla ilişkisi içinde ideal zeminde kalır. Bunların anlaşılabilmesi içinse reel olanda nasıl açığa çıktıklarının gösterilmesi gerekir ve filozof, bunu asla yapamaz. Hakikat, ancak sistem içinde serimlenebilir ve bu serimlemenin tamamlanabilmesi için, reel olanın ideal olanla birliğini göstermek gerekir. Felsefe’de sanata (ve sanat felsefesine) duyulan gereksinimin temel nedenlerinden biri, hakikatin ortaya konulmasında filozofun başarısız olduğu yerde araya girmesidir. Schelling Felsefe’yi, üçlü bir etkinlik olarak görür; teorik felsefede bilgi, pratik felsefede ise eylem incelenir. Sanat felsefesi ise teorik ve pratik felsefeyi birleştirir. Sanat(çı) ideaları, somut olanda ve belirli bir form içinde tasvir ederek onların anlaşılmalarını sağlar. Bu yönüyle, sanat eserinde güzellik, sonlu olandan sonsuz olana geçiş biçiminde belirmez, bu ikisinin birliğinde açığa çıkar. İdeaların reel olanda ortaya konulması, sanat(çın)ın “dünyayı kurması” demektir ve sanat(çı), Felsefe’nin (ya da filozofun) eksik bıraktığını tamamlar. Felsefe’nin hakikati tek başına ortaya koymasındaki yetersizliğinin bir diğer nedeni de Felsefe’de kullanılan tanıtlama ve akılyürütme yöntemleridir. Hakikat, mutlak ayrımlaşmamışlık içindeki Mutlak’ın bilgisi olmak bakımından, olanaklı en yüksek özdeşlik formu içinde dile getirildiği yerde durur. [26]</p>
<p><figure id="attachment_1649" aria-describedby="caption-attachment-1649" style="width: 213px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image011.png" rel="attachment wp-att-1649"><img class=" td-modal-image wp-image-1649 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image011-213x300.png?resize=213%2C300" alt="Sanat Psikolojisi" width="213" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image011.png?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image011.png?w=352&amp;ssl=1 352w" sizes="(max-width: 213px) 100vw, 213px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1649" class="wp-caption-text">Sanat Psikolojisi</figcaption></figure></p>
<p>Felsefe’de kullanılan tanıtlama ve akılyürütme yöntemleri ise bu özdeşliği sağlayamaz; bu yöntemler sınırlandırmacı, şekle sokucu bir özelliğe sahiptir ve bilgiyi, olanaklı birtakım karşıtlık ilişkileri içinde dile getirir, bunların nasıl aşılacağını gösteremez. Estetik imgelemle belirli türden bir “doğrudan görme”nin olanağını sunan sanatta karşıtlıklar, herhangi bir şekle sokulmaya çalışılmadan; oldukları gibi görülür. Sanatın yöntemsel bakımdan Felsefe’ye üstünlüğü budur; başka hiçbir şey, hakikatin sistem aracılığıyla dile gelmesinde sanat kadar yardımcı olamaz. Sanat aracılığıyla idealar, sistem içinde ortaya konur ve bunların doğru anlaşılabilmesi için de öncelikle, ait olduğu bütünün doğru anlaşılması gerekir. [27] Başka deyişle sanatın, sanat felsefesi aracılığıyla yapılandırılması gerekir. Felsefe’de, ideaların bilgisiyle iş görülür; fakat bu, salt ideal düzlemde yapıldığı için reel olana müdahale edilemez. Sanat felsefesi ise sanatın yapılandırılmasıyla, olanaklı en yüksek özdeşlik formu içinde reel ve ideal birliğini sağladığı için bu özdeşliği kurar. Filozofun ihtiyaç duyduğu bir tür “büyülü ve sembolik ayna” olan sanat felsefesi aracılığıyla sanatın yapılandırılması, dünyanın birliğinin kurulmasına, bu birliğin içindeki gizem ve büyünün ortaya konulmasına hizmet eder. Dünya, bir sanat eseridir. “Yaratılanlar” eğer Tanrı’nın ideasından değil de başka bir şeyden çıkmış olsaydı bu şey, “yaratıcı Tanrı”yı belirler ve sınırlandırırdı. [28]</p>
<p>“Yaratılanlar”, Tanrı’nın kendi Kendi’sini olumlaması sonucu ortaya çıkar; Tanrı, Kendi’sini “doğrudan” olumlar ve “yaratma”, bu olumlamadan başka bir şey değildir. Olumlayan da olumlanan da sonsuz olduğuna göre, “yaratma edimi”nin ya da bu “olumlama”nın; “Tanrı’nın kendi Kendi’sini açığa çıkartması”nın sınırı yoktur. Herhangi bir kavramla sınırlandırılmış ve koşula bağlanmış da değildir. “Yaratılan” ne varsa, Tanrı’nın kendi Kendi’sini olumlamasının ürünüdür. Hem olumlayanın, hem de olumlananın sonsuz olması ise “yaratan” ya da “olumlayan” ve “yaratılan”ın ya da “olumlanan”ın da özce bir olmasıdır; sonsuzun iki farklı yolla kavranılmasıdır bu. [29] Tek tek ele alındığında olumlananlar, bütünün birer parçasıdır ve bu parçalar, sonsuzun olumlanması sonucu ortaya çıkar. Reel olanda, sonsuz açığa çıkar; sonsuzda ise reel olan olumlanır. Olumlama ya da “yaratma”, reel olanda sonsuzun; sonsuz olanda da reel olanın olumlanmasıdır. Reel olan da sonsuz olan da Tanrı’dır; Tanrı’nın kendi Kendi’sini olumlamasıdır ve Tanrı’nın tanrısallığı, bu özdeşliğin açığa çıkmasıdır. Bilinçli olan ve bilinçsiz olanın, özgür olan ve zorunlu olanın birliği olan Tanrı, bu birliğin de olumlanmasıdır. Reel olan ve sonsuz, tinde yetkin bir biçimde olumlanır; bu yönüyle tin, bütünün içindeki Tanrı’nın bir kopyasıdır. İdeal olan ve reel olanın birliği, sanat (felsefesi) aracılığıyla görülür. [30]</p>
<p>Böylelikle sanat (felsefesi), hem dünyayı kuran bir etkinlik, hem de bunun bilgisi haline gelir ve Ben, sanat aracılığıyla üç tür gizilliğe ulaşır ki, bunların her birine ayrı bir idea karşılık gelir. Bu gizilliklerden ilki hakikattir ve kendini, “doğruluk ya da uygunluk ideası”nda ortaya koyar. İkincisi ise iyiliktir ve kendini, “ahlaki ya da özgür eylemin ideası”nda ortaya koyar. Üçüncüsü de güzelliktir ve bu da kendini, “mutlak güzellik ideası”nda ortaya koyar. Mutlak güzellik, doğruluk ya da hakikat ve iyiliğin de mutlak sentezidir; hakikat zorunluluğa, iyilik de özgürlüğe karşılık geldiği için mutlak güzellik, zorunluluk ve özgürlüğün birliğini; ahlaki ya da özgür eylemin zorunluluğunu gösterir. [31] Sanat eserinde “güzel olmayan hakikat” ya da “güzel olmayan iyilik” yoktur. “Zorunlu olmayan bir özgürlük” ya da “özgürlükten kaynaklanmayan bir zorunluluk”, sanat eserinde karşılaşabileceğimiz bir şey değildir. Sanat felsefesi aracılığıyla sanatın yapılandırılması, bu sentezi gözetmek zorundadır; bu yapılandırma, Mutlak’ın mutlak tasviridir ki sanat felsefesi, bu gizillikleri Mutlak’ta nasıl iseler öyle ortaya koyacaktır. “Genel bir sanat ideası”, aynı zamanda da “mutlak güzellik ideası”nı sunacaktır. Sanat ideal olana ilişkin nesnel bir etkinlik olduğu için, güzellik de nesneldir; ona bu özellikleri Tanrı kazandırır. “Mutlak güzellik ideası”, “Tanrı’nın tasviri”nden başka bir şey değildir ve bu idea, “genel bir sanat ideası”nın dolayımında ortaya çıkar. [32]</p>
<p><figure id="attachment_1650" aria-describedby="caption-attachment-1650" style="width: 189px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image013.png" rel="attachment wp-att-1650"><img class=" td-modal-image wp-image-1650 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image013-189x300.png?resize=189%2C300" alt="Felsefe ve Din" width="189" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image013.png?resize=189%2C300&amp;ssl=1 189w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image013.png?w=312&amp;ssl=1 312w" sizes="(max-width: 189px) 100vw, 189px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1650" class="wp-caption-text">Felsefe ve Din</figcaption></figure></p>
<p>Gerek form, gerekse de içerik bakımından hiçbir çelişki barındırmayan sanatta, tüm karşıtlıklar arasında birlik sağlanır. Bu birliği olanaklı kılan ise Tanrı’daki “sonsuz kavramı veya ideası”dır. Tanrı, bu kavram veya idea aracılığıyla insanın bilincine yerleşir ve burada varlığını sonsuzlaştırır ki sanat eseri, bu sonsuzluğu “resmeder”. Sanatçı, bu resmi ortaya koyar ve bu da onun tanrısallığını; “tanrısal yaratım”ı anlatır. Sanat eserlerindeki tüm özel formlar, Mutlak’ta önceden içerilmiştir; bu formları taşıyan bir töz olmak bakımından Mutlak olmasaydı, bu formlar da olmazdı. Kendi aralarında ne kadar farklı olurlarsa olsunlar bu formlar, özü bakımından bir ve aynıdır; ayrımlar ise şeylerin belirlenimlerinde açığa çıkar. [33] Form, sanatçıya ait değildir ve yeni bir form üretmede sanatçının herhangi bir özgün buluşu yoktur. Sanatçının özgün bir form ortaya koyması demek, Tanrı’ya biçim vermek demektir ki, bu da mümkün değildir. [34] Seçtiği malzeme ne olursa olsun sanatçı, kullandığı her sonlu olanda sonsuzu, her reel olanda ideali; gerek form, gerekse de içerik bakımından Tanrı’yı olumlar. Sanatçı için doğa ve bilinç ya da zorunluluk ve özgürlük arasında herhangi bir ayrım yoktur. Bilinçli çalışma ve bilinçsiz davranışın diyalektik sentezini yapan sanatçı, ideaları simgesel bir ortam içinde algılamaz; herhangi bir aracıya da ihtiyaç duymaz. [35]</p>
<p>Schelling’e göre, sanat konusunda belirli bir görüye sahip olmayan kimselerin, sanatın ne olduğu hakkında konuşması doğru değildir. Örneğin, sanatın etkilerinin doğal etkiler olduğuna inanan bir kimse, sanat eserinde yalnızca tek tek “güzel olanlar”la ilgilenir; “bütünün ideası”na ya da mutlak ayrımlaşmamışlığa yükselmeye çalışmaz. “Doğadan kopma” için araç olan sanatta, her türlü belirlenimden uzak salt varlık kavranır ve aktarılır ki, sanatın uyandırdığı etkilerin kaynağında bunlar vardır. Sanat eserlerinde beliren güzelliğin olanaklı duygulanımları, herhangi bir güzel olan karşısında hissettiğimiz “empirik kaynaklı” bir his değildir, salt varlığın hakikatine ilişkin bir farkındalıktır. [36] İmdi sanatın neliği, güzellik ideası, salt varlık, vb. empirik bir araştırmanın konusu olmadığı/olamayacağı gibi, Mutlak’ın olumlanması da böyle bir yöntemle açıklanamaz. Sanat tarihi ise mutlak ayrımlaşmamışlık içindeki Mutlak’ın betimlenmesidir; farklı sanatsal formlar içinde beliren kendi özdeşliğinin ortaya konulmasıdır. Sanat eserleri, aynı Mutlak’ın belirli bir tarihsel süreçte farklı formlarla ortaya koyduğu kendi şiirleridir ve bu şiirler, herkesin anlayabileceği türden değildir. Hatta, sanatçı bile çoğu zaman, kendi eserini anlayamaz. Sanat tarihçisinin de özel bir “perspektif”i olmalıdır; dünya, bu şiirden ibarettir ve sanat tarihçisi de bir yerde, onu yeniden kurar. [37]</p>
<p><figure id="attachment_1651" aria-describedby="caption-attachment-1651" style="width: 191px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image015.png" rel="attachment wp-att-1651"><img class=" td-modal-image wp-image-1651 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image015-191x300.png?resize=191%2C300" alt="İnsan Özgürlüğünün Özüne Felsefi Araştırmalar" width="191" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image015.png?resize=191%2C300&amp;ssl=1 191w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image015.png?w=313&amp;ssl=1 313w" sizes="(max-width: 191px) 100vw, 191px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1651" class="wp-caption-text">İnsan Özgürlüğünün Özüne Felsefi Araştırmalar</figcaption></figure></p>
<p>“Sanat eleştirisi” yaparken eseri, sanatçının “özel yaşantısı”yla, içinde yetiştiği toplumsal yapıyla, vb. ilişkilendirmek ise bu şiiri hiç okuyamamak demeye gelecektir. Sanat, devlet ya da toplum içinde belirli türden bir “eğitim aracı”; kişileri “eğitmek” veya birtakım rolleri ve ilişki biçimlerini kabule sürüklemek için bir araç da değildir. “Şimdiye kadar olmuş olanlar”la iş görmez ve yeni kuşaklara “geleneksel olan”ı aktarmaya aracılık edemez. Şu ya da bu gereksinime hizmet eden, sanata bu tür bir işlevsellik yükleyen bir “sanatçı”, gerçek bir sanatçı değildir. Gerçek sanatçı, belirli türden bir dehadır; dehalık ise özel bir yetinin gerçekleşmesidir. [38] Dehalar, kendi özerkliklerine sahip, kendi üzerlerinde hiçbir otorite kabul etmeyen kimselerdir; onları “ulaşılmaz”, “tanrısal” kılan da bu özellikleridir. Hakikat, bütününde Mutlak’ın kendi Kendi’sini olumlamasıdır; mutlak ayrımlaşmamışlık içinde mutlak güzellik olarak açığa çıkması ve bunun bilgisidir. Mutlak hakikat, mutlak güzelliktir de. Bu güzelliğin ortaya konulmasını sağlayacak sanat eseri, mutlak hakikatin bilgisini sunacaktır ki, sanatın ve hakikatin kaynağının aynı Mutlak olması, sanatçıya da özerklik yükleyecektir. Onu harekete geçiren Mutlak, kendi hakikatini sanat eserinde mutlak ayrımlaşmamışlık içinde açığa çıkartır. [39]</p>
<p>Sanatçı kavramıyla Schelling aslında, özel bir tür sanatçıdan bahseder ve bu sanatçıları, birer “deha” olarak görür; örneğin Shakespeare, Cervantes veya Dante birer dehadır. Özel bir yetinin kendini gerçekleştirmesi olan dehalığın kaynağı da yine Mutlak’tır ve bu yeti, sonradan kazandırılabilir ya da geliştirilebilir bir yeti değildir. Dışsal belirlenimlerin her türlüsünden, çeşitli zevk ve ihtiraslardan, şan şöhret tutkusundan, vb. arınmış olan dehalar, yalnızca Mutlak’la ilişki içinde eserlerini ortaya koyarlar. “Sanat, yalnızca <em>coşkunluk</em> diye adlandırdığımız en iç ruh ve tin güçlerinin canlı hareketinden meydana gelir. (&#8230;) Tinsel iş yapan herkes gibi sanatçı, Mutlak’ın ve doğanın kalbe yazmış olduğu yasaya uyar, başka hiçbirine değil. Ona, hiç kimse yardım edemez; o, kendi kendisine yardım etmelidir. Onun kendi adına meydana getiremeyeceği şey derhal geçersiz olacağı için, ona dışarıdan bir fayda dokunamaz; bu nedenle, hiç kimse de ona tavsiyede bulunamaz veya yürümesi gereken yolu buyuramaz” [40] ki, bu görüşleriyle Schelling, Kant’ın deha görüşüne yaklaşır. Nitekim, Kant’a göre dehalık, sanata kuralını veren doğal bir yetidir; sanatın kuralları ise belirli birtakım koşullara bağlıdır ve bu kurallara dayanmayan bir eser, güzel olamayacağı gibi, sanat eseri olarak değerlendirilmeye de uygun değildir. Güzelliğin evrensel olarak geçerli olmasını olanaklı kılan temel unsur da yine bu kurallardır ve dehaların eserlerinin evrensel güzelliği, bu kurallardan gelir. [41] Ne var ki, Kant’a göre dehanın sanata kural katması, doğanın ona bir hediyesidir ve sanat eserinin nesnel birliği, doğanın düzenli işleyişinden gelir. Schelling’e göre ise doğanın gerisinde Mutlak vardır ki, bu görüşüyle Schelling, Kant’ın bir adım ilerisine geçer ve konuyu, doğanın da temelinde bulunan Mutlak’ın kendi Kendi’sini olumlaması bağlamında ele alır. [42] Dehanın eseri ve eserini bu şekilde ortaya koyması, aslında onun kaderidir ve deha kendi içinde, onu sürükleyen bir güç taşır. Her insanda böyle bir güç yoktur ve bu güç öğretilemez. Sanatçı bile, bu gücü tam olarak kavrayamaz. [43]</p>
<p>Schelling’in sanat ve sanatçı hakkındaki görüşleri, romantiklerden önemli bazı noktalarda ayrılır. Romantiklere göre sanat, sanatçının kişisel heyecanlarını, iç çelişkilerini, duygu ve düşüncelerini yansıtır ve başka herhangi bir şeye aracılık etmez. Sanatın doğayla ilişkisi ve doğal güzellik hakkında da romantikler, olumsuzlamacı bir tutum içindedirler ve asıl vurguyu, insan emeği olan sanat eserlerine yaparlar. Sanatçının temel duygusu olan yaratma coşkusu, iç dünyasındaki sonsuz bir yaratma heyecanıdır ve bu duygu, insan emeği olan sanat eserleriyle imgeleme yansır. Doğal güzellikte, böyle bir imgelem yoktur; doğanın işleyişindeki düzen, imgelemin sonsuzla bağ kurmasını olanaksızlaştırır. [44] Romantiklere göre sanat eseri, “olan”ı olduğu şekilde değil, “başka türlü olan”ı başka olabilirlikler içinde gösterir ve doğa, bir sanat eseri değildir. Schelling’e göre ise bir sanat eseridir ve sanatçıya dehalık yetisini bağışlayan Mutlak, doğada kendi Kendi’sini olumlayarak doğal güzelliği açığa çıkartır ki, bu da doğayı, estetik imgelemle belirli bir ilişkiye sokmak anlamına gelir. Doğal güzellik sanatçının, sonlunun sonsuzla birliğini görmesini sağlar ve sanatçıyı, Mutlak’a bir adım daha yaklaştırır; mutlak ayrımlaşmamışlığın nasıl olanaklı olduğunu sanatçı, doğa karşısında hissettiği olanaklı duygulanımlarla kavrar. [45]</p>
<p><figure id="attachment_1652" aria-describedby="caption-attachment-1652" style="width: 194px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image017.png" rel="attachment wp-att-1652"><img class=" td-modal-image wp-image-1652 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image017.png?resize=194%2C255" alt="Schelling, romantiklerden farklı olarak Plotinosçu kurama yaklaşır." width="194" height="255" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1652" class="wp-caption-text">Schelling, romantiklerden farklı olarak Plotinosçu kurama yaklaşır.</figcaption></figure></p>
<p>Doğal güzellik ve sanatsal güzelliği birbirinden ayıran romantiklere karşı Schelling, bu ikisini birleştirir. Sanatçının temel duygusu olarak yaratma coşkusunun iç dünyasındaki sonsuz bir yaratma heyecanına bağlanmasına karşı da tüm vurguyu, Mutlak üzerine yapar ve sanatçının “hakikat sevgisi” üzerinde durur. Sanat felsefesi, doğal olanın bir tarafa bırakılmasıyla tinsel olana ulaşmayı değil, doğal olanın tinsel olanla birliğini amaçlar. Sanatsal güzelliğin doğal güzellikten üstün olması ise doğal güzelliğin değerini azaltmaz. Hem “doğa, der Soykan; “Mutlak’ın Kendi’sini doğrudan doğruya açması olduğundan, bir çelişkiden çıkmamıştır; çelişki, bu açınımdan sonra ortaya çıkmıştır ve insanda bilince ulaşmıştır. İnsan da bu çelişkiyi, yeniden aslına uygun bir biçimde mutlak ayrımlaşmamışlıkta ‘görünüş’ olarak sanat eserinde ortadan kaldırmıştır” [46] ki, bu görüşleriyle Schelling, romantiklerden farklı olarak Plotinosçu kurama yaklaşır. Bu kurama göre “sanat eseri, der Cassirer; “evrensel olanla genelde bağlantılı bir iç formun bireysel ve özel alanda gözler önüne çıkan bir görünüşü ve gösterilişidir. Sanat eserinin kuruluşu ve düzeni, doğrudan doğruya bütün olarak evrenin bireysel ve özel olanda görülebilen ifadesidir. Varlığa hükmeden yasa, onun bir kesiti içinde görünüşe çıkmış olur. Sanat eseri, en yüksek ve en mükemmel örneğini evrende önümüzde gördüğümüz bireysel/tikel şeylerin sürekli bağlılığını gösterir. Empirik gözlemde nesneleri, uzam ve zaman içinde yan yana görürüz; (&#8230;) evren, bir tikel parçalar çokluğuna bölünmüş halde karşımızdadır. Estetik imgelem ise güzelin olduğu kadar, yaşamın da olanağına dayalı olduğu içkin kurucu (inşa edici ve form verici) güçleri görür. Çünkü, güzellik de yaşam gibi, form verme temelinde kavranılmıştır.” [47]</p>
<p>Plotinos’un da etkisiyle sanatı bu şekilde ele alırken Schelling, çağdaşlarıyla birtakım görüş ayrılıklarına düşer ki, bunlardan önde geleni, kuşkusuz Friedrich Schiller’dir. Sanatın amacının “haz” olduğuna inanan Schiller’e göre sanat, hiçbir şeye aracılık etmez; iyi, yüce, en yüksek amaç, vb. kavramlar, estetik imgelemle kavranılamaz. [48] Sanat eseri söz konusu olduğunda buna ilişkin olanaklı tek duygulanım beğenmedir ve bu da güzellik olarak yansır ki estetik imgelem, yalnızca güzelliği kavrayabilir, bunun “arkasındakiler”i değil. Sanat eserinde karşılaşılan güzelliğin duyuları aşan bir yönü olmadığına inanan Schiller’e göre sanatçı da eserini, yalnızca kendi beğenisiyle ortaya koyar ve eserinden yüksek bir haz alır; sanatın kaynağı, “hakikat sevgisi” değil, bu hazdır. Schelling’e göre ise sanatın kaynağı, bu tür bir haz değil, Mutlak’tır ve sanat eseri, mutlak ayrımlaşmamışlığın kurulmasını sağlar. Sanatı empirik bir haz konusu haline getiren Schiller’e karşı Schelling, sanatın kaynağına sonlu bir şeyin yerleştirilmesini doğru bulmaz ve sonsuzun sonluda tam imgelemini arar. [49] Kendi özerkliğiyle sanatçı, ideaları görür ve eserine taşır ki, sanat eserinde güzellik, sonlu olandan sonsuz olana geçiş biçiminde belirmez, bu ikisinin birliğinde açığa çıkar. Her şeyin ilkesi, ölçüsü, düzeni, temeli ve ilk kaynağı olan ideaların ortaya konulması, aynı zamanda da sanat(çın)ın dünyayı kurması demektir; haliyle sanatçı, kişisel birtakım çıkar ve beklentilerle, hırs ve arzularla, vb. hareket etmez/edemez. Kaldı ki, eserini ortaya koymaya başladığı anda eser, ona ait olmaktan çıkar; yaratma sürecine kendisi bile müdahale edemez ve sanat(çı), Felsefe’nin (ya da filozofun) eksik bıraktığını tamamlar. [50]</p>
<p>Sanat, reel ve nesneldir; Felsefe ise ideal ve öznel olduğu için sanat felsefesi, hem reel ve ideali, hem de nesnel ve özneli birlik halinde gösterir ve bu ayrımları ortadan kaldırır; onu “büyülü ve sembolik ayna” haline getiren de budur. Bu birliğin dolayımında ise mutlak ayrımlaşmamışlığın gizemini ve büyüsünü yansıtır. [51] Schelling, “hem reel dünyayı, hem ideal dünyayı, hem de bu ikisinin birliği olarak dünyanın bütününü, der Soykan; “belirli bir plana göre yaratılmış bir dünya olarak gördüğü için bunu, ‘yapılandırılmış’ bir dünya olarak kavrar. Ama bu, donmuş bir yapılandırma değil, dinamik bir süreç olarak anlaşılmalıdır; onun yapılandırılmış olması, bir yasalılık ifade eder. Bu yasalılık, reel olanda mekanizm ve organizm; ideal olanda ise zorunluluk ve özgürlük biçiminde kendini gösterir. ‘Yapılandırma’, bu dinamik sürecin çatısıdır. (&#8230;) Bir şeyin yapılandırılması, o şeyin biçiminin ortaya konulması demektir. Bir şeyin meydana gelişinde böyle bir yapılandırma olduğuna göre, onun bilinmesi de bu yapılandırmanın bilgi düzleminde yeniden kurulması demektir. (&#8230;) Dünya böyle bir ‘eser’ olarak görülünce, bu eseri açıklamak için onu yeniden ‘kurmak’ gerekecektir. Schelling felsefesinde yapılandırma kavramı, özellikle sanat alanında kullanılır.” [52]</p>
<p><strong>Notlar: </strong></p>
<p><strong>[1]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 15</p>
<p><strong>[2]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 55</p>
<p><strong>[3]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 114</p>
<p><strong>[4]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 17</p>
<p><strong>[5]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 112</p>
<p><strong>[6]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 57</p>
<p><strong>[7]</strong> A.g.e. syf: 62</p>
<p><strong>[8]</strong> A.g.e. syf: 60</p>
<p><strong>[9]</strong> A.g.e. syf: 63</p>
<p><strong>[10]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 113-5</p>
<p><strong>[11]</strong> Felsefeye Giriş; Takiyettin Mengüşoğlu, Remzi Kitabevi, İstanbul 2000, syf: 151-2</p>
<p><strong>[12]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 96</p>
<p><strong>[13]</strong> A.g.e. syf: 16</p>
<p><strong>[14]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 134</p>
<p><strong>[15]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 72</p>
<p><strong>[16]</strong> A.g.e. syf: 89</p>
<p><strong>[17]</strong> A.g.e. syf: 15</p>
<p><strong>[18]</strong> A.g.e. syf: 107</p>
<p><strong>[19]</strong> A.g.e. syf: 17</p>
<p><strong>[20]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 108</p>
<p><strong>[21]</strong> Estetik; İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi, İstanbul 2007, syf: 150</p>
<p><strong>[22]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 131-3</p>
<p><strong>[23]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 141</p>
<p><strong>[24]</strong> Felsefe Tarihi; Macit Gökberk, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999, syf: 382-3</p>
<p><strong>[25]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 138-9</p>
<p><strong>[26]</strong> The Philosophy of Art; Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, University of Minnesota Press, Minnesota 1989, syf: 8</p>
<p><strong>[27]</strong> A.g.e. syf: 7-9</p>
<p><strong>[28]</strong> A.g.e. syf: 9-12</p>
<p><strong>[29]</strong> A.g.e. syf: 24</p>
<p><strong>[30]</strong> A.g.e. syf: 26</p>
<p><strong>[31]</strong> A.g.e. syf: 28</p>
<p><strong>[32]</strong> A.g.e. syf: 31</p>
<p><strong>[33]</strong> A.g.e. syf: 90</p>
<p><strong>[34]</strong> A.g.e. syf: 33-4</p>
<p><strong>[35]</strong> A.g.e. syf: 34-5</p>
<p><strong>[36]</strong> A.g.e. syf: 4-7</p>
<p><strong>[37]</strong> A.g.e. syf: 13-6</p>
<p><strong>[38]</strong> A.g.e. syf: 12-4</p>
<p><strong>[39]</strong> A.g.e. syf: 13-5</p>
<p><strong>[40]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 206</p>
<p><strong>[41]</strong> Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi; Ernst Cassirer, İnkılap Kitabevi, İstanbul 1996, syf: 344-7</p>
<p><strong>[42] </strong>A.g.e. syf: 347-9</p>
<p><strong>[43]</strong> Felsefe Tarihi; Macit Gökberk, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999, syf: 384</p>
<p><strong>[44]</strong> Estetik; İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi, İstanbul 2007, syf: 200-1</p>
<p><strong>[45]</strong> The Philosophy of Art; Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, University of Minnesota Press, Minnesota 1989, syf: 86-9</p>
<p><strong>[46]</strong> Schelling’de Varlık ve Sanat Formları Sorunu; Ömer Naci Soykan, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1984, syf: 201</p>
<p><strong>[47]</strong> Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi; Ernst Cassirer, İnkılap Kitabevi, İstanbul 1996, syf: 297-8</p>
<p><strong>[48]</strong> The Philosophy of Art; Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, University of Minnesota Press, Minnesota 1989, syf: 86-9</p>
<p><strong>[49]</strong> A.g.e. syf: 89-91</p>
<p><strong>[50]</strong> A.g.e. syf: 7-9</p>
<p><strong>[51]</strong> A.g.e. syf: 11-2</p>
<p><strong>[52]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 111</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/">Felsefe ile Sanatı Buluşturan Filozof: F. W. J. Schelling ve Sanat Felsefesi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1643</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çiçekli Baharların Güzel Kızı Persephone ve Yeraltının Delikanlısı Hades</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cicekli-baharlarin-guzel-kizi-persephone-ve-yeraltinin-delikanlisi-hades/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cicekli-baharlarin-guzel-kizi-persephone-ve-yeraltinin-delikanlisi-hades/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Jan 2016 08:07:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Umut Kardaşlar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[antik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Berket]]></category>
		<category><![CDATA[Demeter]]></category>
		<category><![CDATA[Hades]]></category>
		<category><![CDATA[Hermes]]></category>
		<category><![CDATA[karanlıklar ülkesi]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Olympos]]></category>
		<category><![CDATA[Persephone]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[tabiat]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrıça]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1639</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günlerden bir gün Demeter, ( Roma’da Ceres) toprağın ve tabiatın tanrıçasının güzeller güzeli Zeus’tan olma kızı Persephone arkadaşları ile çiçek toplamaya çıkar. Kırlarda dolaşırken mis kokulu nergis çiçeklerini görür ve onlara doğru yönelir tam elini uzattığı sırada yer birden yarılır ve karanlıklar ülkesinin tanrısı Hades çıkagelir ve Persephone’yi karanlıklar ülkesine kaçırır. Kaçırılmadan önceki adı Kore’dir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cicekli-baharlarin-guzel-kizi-persephone-ve-yeraltinin-delikanlisi-hades/">Çiçekli Baharların Güzel Kızı Persephone ve Yeraltının Delikanlısı Hades</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Günlerden bir gün Demeter, ( Roma’da Ceres) toprağın ve tabiatın tanrıçasının güzeller güzeli Zeus’tan olma kızı Persephone arkadaşları ile çiçek toplamaya çıkar. Kırlarda dolaşırken mis kokulu nergis çiçeklerini görür ve onlara doğru yönelir tam elini uzattığı sırada yer birden yarılır ve karanlıklar ülkesinin tanrısı Hades çıkagelir ve Persephone’yi karanlıklar ülkesine kaçırır. Kaçırılmadan önceki adı Kore’dir kaçırıldıktan sonra bundan sonra adın Persephone olacak deyip oturtur dizinin başına Hades.</p>
<p>Demeter güzeller güzeli kızının çığlıklarını duyar ama nerde olduğunu bilemez 9 gün boyunca her yerde arar ancak ne tanrılar nede insanlar kimse görmemiştir, Demeter tüm tanrılara öfkelenerek Olympos’u terk eder,  ağzına bir ambiosa (tanrı yiyeceği nektar) dahi almaz ve ölümlülerin yanına yerleşir. En sonunda güneşin yanına gider ve feryatlarının cevabını burada bulur, kızını karanlıklar ülkesinin tanrısı, gölgeler efendisi Hades kaçırmıştır. Demeter öyle sinirlenir ki ana yüreği işte, tüm insanlığa büyük bir kıtlık yaşatır ekinler yeşermez, çiçekler açmaz bahar gelmez olmuştur öküzler sabanları boşa çekmektedir, insanlar açlıktan ölmek üzerelerdir. Zeus duruma el koyması gerektiğini düşünür ve Olympos’taki tanrıları toplayıp hadi bir teselli edin deyip Demeter’in yanına gönderir ve bu öfkesini bir kenara bırakmasını ister, ancak Demeter kızını görmeden böyle bir şey yapmayacağını iletir kadın inadı tuttun mu tutuyor.  En sonunda Zeus kardeşinin yanına Hermes’i gönderir ve Persephone’yi geri vermesini söyler.</p>
<p>Hermes karanlıklar ülkesine indiğinde üvey kardeşi Persephone üzüntüden iyice erimiştir. Hermes’i gören Persophone kurtulduğunu anlar ve sevinçle ayağa fırlar abicimm! Hades’in çaresi kalmamıştır (bir tek şey dışında) usulca karısına eğilir ve bir nar tanesi verir ve kocasını unutmamasını söyler, Persephone nar tanesini ağzına atar ve Hermes’in peşinden gider ancak unuttuğu bir şey vardır karanlıklar ülkesinde yenilen herhangi bir şey onu daima yeraltı ülkesine bağımlı kılacaktır. Yeryüzüne çıktıklarında Demeter kızını görür ve sevincini gizleyemez, yanında olmasının sevinciyle her yere bereketini bahşeder, aylardır kurak toprak yemyeşil ovalara dönüşür, ağaçlar meyvelerle dolar, sincaplar oynamaya başlar, her yerde bir bahar sevinci yaşanır; ta ki Persephone’nin nar tanesini yediğini duyuncaya kadar. Demeter bilir ki Persephone tekrar yeraltı dünyasına geri dönecektir. Yabancılardan bir şey yemeyin diye boşa demez anneler. Demeter karşı koyamadan kabul etmek zorunda kalır bunu ve kızı Persephone yılın üçte birini yer altında Hades’in yanına gider. Persephone yeryüzünde kaldığında bahar olur çiçekler açar, toprak doyasıya verimli ve canlı kalır, meyveler bir başka parlar, geri kalan üçte birlik kısımda Hades’in yanına indiğinde yeryüzünde bir kıtlık kuraklık hakim olur, toprak çiftçinin istediğini veremez, yeşil ovalar, bahçeler kurak birer düzlükten ibaret olur.</p>
<p>Rivayetlere ve mitolojiye göre mevsimlerin oluşumu bu şekilde gerçekleşmiştir. Demeter ve kızı Persephone’nin hikayesi acıklı bir hikaye olmakla birlikte toprağın bile istenileni istediğin zamanda vermediğinin bir kanıtıdır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cicekli-baharlarin-guzel-kizi-persephone-ve-yeraltinin-delikanlisi-hades/">Çiçekli Baharların Güzel Kızı Persephone ve Yeraltının Delikanlısı Hades</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cicekli-baharlarin-guzel-kizi-persephone-ve-yeraltinin-delikanlisi-hades/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1639</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Asılan Marsyas Heykeli</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/asilan-marsyas-heykeli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/asilan-marsyas-heykeli/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Jan 2016 20:24:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gonca Tutuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[antik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Aphrodite]]></category>
		<category><![CDATA[Apollon]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeoloji Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Asılan Marsyas]]></category>
		<category><![CDATA[Athena]]></category>
		<category><![CDATA[Helenistik]]></category>
		<category><![CDATA[Helenistik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Helenistik heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Hera]]></category>
		<category><![CDATA[İskit]]></category>
		<category><![CDATA[İskitler]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Arkeoloji Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Midas]]></category>
		<category><![CDATA[lyra]]></category>
		<category><![CDATA[Marsyas]]></category>
		<category><![CDATA[Midas]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Phrigia]]></category>
		<category><![CDATA[Phrygia kralı Midas]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrıça]]></category>
		<category><![CDATA[Tmolos]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan müziği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1625</guid>
				<description><![CDATA[<p>Asılan Marsyas heykeli, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan, yapıldığı dönemin sanatsal bakış açısını ve mitolojisini yansıtan en güzel ve dikkat çekici eserlerinden biridir. Bu yazıda kısaca eserin özelliklerinden ve mitolojisinden bahsedilecektir. Asılan Marsyas Heykeli: Ne derler bilirsiniz; “tanrıyla yarışılmaz”. İşte Marsyas’ın hikayesi tam da böyledir. Mitolojik bir karakter olan Marsyas, Yunan müziğinin doğuşu için önemli söylencelerin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asilan-marsyas-heykeli/">Asılan Marsyas Heykeli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Asılan Marsyas heykeli, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan, yapıldığı dönemin sanatsal bakış açısını ve mitolojisini yansıtan en güzel ve dikkat çekici eserlerinden biridir. Bu yazıda kısaca eserin özelliklerinden ve mitolojisinden bahsedilecektir.</p>
<p>Asılan Marsyas Heykeli: Ne derler bilirsiniz; “tanrıyla yarışılmaz”. İşte Marsyas’ın hikayesi tam da böyledir. Mitolojik bir karakter olan Marsyas, Yunan müziğinin doğuşu için önemli söylencelerin başkahramanı olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen heykel, Helenistik döneme tarihlenir ve Tarsus ilçesinde bulunmuştur. Heykel kolları arkadan birleştirilerek, bir ağaca asılmış olarak tasvir edilmiştir. Ağaç bu heykelde görünmese de değişik bölgelerde bulunan aynı temalı heykellerden ağacın varlığını bilmekteyiz. Heykelin kolları tahrip olmuş ve dizlerden aşağısı yoktur.</p>
<p>Mitolojik konuya uygun olarak; Bu eserin bir heykel grubu olduğu bilinmektedir. Kuvvetle muhtemel, solunda oturan Apollon ve sağında derisini yüzmek için bıçak bileyen bir İskitli kölenin tam merkezine yerleştirilmiş olmalıdır Marsyas.</p>
<p><figure id="attachment_1627" aria-describedby="caption-attachment-1627" style="width: 233px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Manisa-Müzesi’ndeki-Marsyas-heykeli.png" rel="attachment wp-att-1627"><img class=" td-modal-image wp-image-1627 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Manisa-Müzesi’ndeki-Marsyas-heykeli.png?resize=233%2C647" alt="Manisa Müzesi’ndeki Marsyas heykeli" width="233" height="647" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Manisa-Müzesi’ndeki-Marsyas-heykeli.png?w=233&amp;ssl=1 233w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Manisa-Müzesi’ndeki-Marsyas-heykeli.png?resize=108%2C300&amp;ssl=1 108w" sizes="(max-width: 233px) 100vw, 233px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1627" class="wp-caption-text">Manisa Müzesi’ndeki Marsyas heykeli</figcaption></figure></p>
<p>Vücut anatomisi başarılı bir şekilde işlenmiş, asılma sırasında adalelerin gerginliği başarılı bir şekilde verilmiştir.&nbsp; Helenistik heykel özelliklerinden olan saç ve sakalın işlenişi barok özellik göstermektedir. Helenistik dönem ile birlikte ideal güzellik kavramından uzaklaşıp, daha günlük konular sanata yansıtılmaya başlanmıştır. İnsani duygulara yer verilmiştir.&nbsp; Yüzünde sükût içinde öfke ve acı yansıtılmıştır.</p>
<p>Marsyas neden asıldı peki?&nbsp; Mitolojik kaynaklara göre; “Tanrıça (Athena), tanrılar katında bir şölen sırasında geyik kemiğinden yapmıştı ilk flütü. Fakat Hera ve Aphrodite, ona flütü üflerken bakıp, yüzünün aldığı şekille alay etmişlerdi. Bunun üzerine, Athena hemen Phrigia’ya giderek, bir ırmakta kendi yüzüne bakmıştı. Phrygia&#8217;ya giderek duru bir suda yüzünün gerçekten çirkin olduğunu görmüş, sinirlenip, fırlatmış. Flütü atarken, onu yerden toplayacak olanı en büyük cezalara çarpacağına ant içmiş, Marsyas bunu nerden bilsin, yerde bulduğu flütü almış ve çalmaya koyulmuş. Marsyas bayılmış sesine, o kadar sevmiş ki dünyada bundan güzel ses veren saz olmadığını ileri sürmüş ve Apollon tanrının lyra&#8217;sıyla yarışmayı bile göze almış. Tanrı bu, yarışma için bir şart koşmuş: Kim yenerse yenilene istediğini yapacak. Yargıç olarak Tmolos (Bozdag) tanrısını almışlar. Birinci yarışma sonuç vermemiş, ikincisinde Apollon Marsyas&#8217;a meydan okuyarak flütünü tersine tutup çalmasını buyurmuş, kendisi lyra&#8217;yı ters tutunca aynı sesleri çıkardığı halde, Marsyas flütünü öttürememiş, bu yüzden de yenik düşmüş.</p>
<p>Yarışmayı gözleyen Phrygia kralı Midas genede flütün lyra&#8217;dan üstün olduğunu söyleyince tanrı onun kulaklarını eşek kulakları haline getirmiş. Ama bununla kalmamış, Marsyas&#8217;ı tutmuş, bir ağaca bağlamış ve derisini yüzmüş. Marsyas bu korkunç işkence içinde can vermiş. Apollon sonradan yaptığına pişman olmuş derler, lyra&#8217;sını yere atarak kırmış, Marsyas&#8217;ı da bir ırmak haline getirmiş. Gökbel&#8217;de akan Çine çayı işte bu ırmakmış.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/asilan-marsyas-heykeli/">Asılan Marsyas Heykeli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/asilan-marsyas-heykeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1625</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kendine Güven</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kendine-guven/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kendine-guven/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 06 Jan 2016 12:35:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Altunkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[başarmak]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[inanmak]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[Rhonda Byrne]]></category>
		<category><![CDATA[Secret]]></category>
		<category><![CDATA[sır]]></category>
		<category><![CDATA[The Secret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1598</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdiye kadar hep bir şeyi 40 defa söylersen gerçek olur dendi bize. Ama gerçekten de öyle değil mi? Birini çok seviyorsun mesela, onu düşünmekten, görmekten vazgeçemiyorsun. Ama birisi sorduğunda &#8220;Olmaz o iş yaaa!&#8221; diyorsun. Bilemezsin ki belki de olur. Ama sürekli aynı olumsuz şeyleri söylersen, evren (benim tabirimce dua kapısı) kabul eder. İstiyorsun sanır. Onun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendine-guven/">Kendine Güven</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdiye kadar hep bir şeyi 40 defa söylersen gerçek olur dendi bize. Ama gerçekten de öyle değil mi? Birini çok seviyorsun mesela, onu düşünmekten, görmekten vazgeçemiyorsun. Ama birisi sorduğunda &#8220;Olmaz o iş yaaa!&#8221; diyorsun. Bilemezsin ki belki de olur. Ama sürekli aynı olumsuz şeyleri söylersen, evren (benim tabirimce dua kapısı) kabul eder. İstiyorsun sanır. Onun yerine sürekli &#8220;İnşallah hayalim gerçek olacak.&#8221; desen daha mantıklı değil mi? Bu aslında hayatın sırrı.&#8221;Tüm cümlelerin olumlu olsun.&#8221;. Arkadaşım söylemişti bana bu cümleyi. Bir kitap önermişti bana &#8220;SIR (Rhonda Byrne)&#8221;  diye. O kitaptan sonra çok şeyi farklı görmeye başladım ben.</p>
<p>Her şeyin sonunda &#8220;İstiyorum.&#8221; de.  O arabayı istiyorum. Ve geriye sadece inanmak kalıyor. İkisi birleştiğinde istediğin oluyor.</p>
<p>Kitaptan bir örnek vermek istiyorum size. Adamın birisi küçük yaşlarındayken hayalindeki evle arabayı bulup, resmini kesip duvara asmış. Her gün kalkıp o eve girdiğini, o arabayı sürdüğünü hayal edermiş.  Bulundukları şehirden başka bir yere taşınmışlar. O hayalindeki ev ve arabayı koydukları kutuda unutmuşlar. Aradan yıllar geçmiş. Bu küçük çocuk büyümüş, evlenmiş. Kendi evine çıkmış, araba almış, çocukları olmuş. Tavana çıkmış birgün. Eski kolileri görmüş. Merak etmiş açmış. Bide ne görsün. O duvara astığı resimler. İnanamamış kendine. Çünkü aynı evde oturuyor ve aynı arabayı kullanıyormuş.</p>
<p>Bu karmaşık dediğimiz hayat aslında oldukça sade. Bizi harekete geçirecek olaylara şahit olmak istiyoruz. Tabiri caizse bize gaz verecek insanlar olsun diyoruz çevremizde. Ama ne gerek var ki. Biz bize zaten yeteriz. Kendimizi bilsek yeter bize.</p>
<p>Sana deneme şansı neden başlamıyorsun. Cümleni kur ve olduğunu hayal et. Her gün, her saat. Bir gün kapın çalacak. “Kim o?” diyeceksin. O da sana en büyük dileğin diyecek.</p>
<p>Hadi kolay gelsin…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kendine-guven/">Kendine Güven</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kendine-guven/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1598</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Var Olmak Algılamaktır!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/var-olmak-algilamaktir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/var-olmak-algilamaktir/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Jan 2016 16:56:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rümeysa Akbulut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[algılama]]></category>
		<category><![CDATA[Berkely]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[George Berkely]]></category>
		<category><![CDATA[ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[var olmak]]></category>
		<category><![CDATA[varlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1566</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Var olmak algılamaktır. Ağaçlar algılayan birileri olduğu sürece vardırlar. Ormanda bir ağaç devrilse kimse duyar mı?&#8221; &#8211;George Berkely&#8211; Varlığın var olup olmadığı ontolojide esaslı bir problemdir. Yüzlerce yıl filozoflar bu sorunu araştırmış ve kendilerine göre bir sonuca ulaşmışlardır. Bir nesneye baktığımızda hepimizin götürdüğü şey farklıdır. Bir elmadan bahsedersek eğer, kardeşimin gördüğü elma &#8220;kıpkırmızı bir Amasya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmak-algilamaktir/">Var Olmak Algılamaktır!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Var olmak algılamaktır. Ağaçlar algılayan birileri olduğu sürece vardırlar. Ormanda bir ağaç devrilse kimse duyar mı?&#8221;</em> &#8211;<strong>George Berkely</strong>&#8211;</p>
<p>Varlığın var olup olmadığı ontolojide esaslı bir problemdir. Yüzlerce yıl filozoflar bu sorunu araştırmış ve kendilerine göre bir sonuca ulaşmışlardır.</p>
<p>Bir nesneye baktığımızda hepimizin götürdüğü şey farklıdır. Bir elmadan bahsedersek eğer, kardeşimin gördüğü elma &#8220;kıpkırmızı bir Amasya elması&#8221; iken benim gördüğüm &#8221; kurtlu, ekşi bir elma&#8221; olabilir. Kendi kafamızda nasıl algılarsak o elmayı öyle görüyoruz.</p>
<p>Hani bir hikaye vardır: &#8220;Renkli kişiliği ve düşük not vermesiyle öğrencileri arasında özel bir üne sahip olan felsefe öğretmeni, sınavda sandalyesini kaldırıp masanın üstüne koydu ve &#8220;Sınav sorumu soruyorum. Bu sandalyenin var olmadığını kanıtlayınız.&#8221; dedi. Ancak sınav kağıtlarını okuduktan sonra ününe gölge düşüreceğini bilmesine rağmen ilk kez bir öğrencisine tam puan verdi. Öğrencinin sınav kağıdında şu iki sözcük yazıyordu: &#8220;Hangi sandalye?&#8221;</p>
<p>Bu örnekte de olduğu gibi biz algılayamadığımız sürece o nesne yoktur. Örneğin; küçük çocuklara kuşları öğretmeden önce onlar henüz kuşları bilip algılayamadıkları için onların dünyasında kuş diye bir kavram yoktur. Onlar büyüyüp dünyadaki kuş denen türleri öğrendikleri anda kuşları algılamaya başlarlar ve evet artık &#8220;kuş&#8221; kavramı onların dünyasında da yer alır.</p>
<p>Evrendeki yıldızlardan her gün milyonlarcası sönerken bunları duyan bilen birileri var mıdır? Varlığından haberimizin olmadığı, bilmediğimiz yıldızların kayboluşunu da bilmemiz imkansızdır. Çünkü onları algılamamış ve kendi evrenimize yerleştirmemişizdir. Bu da ölümlerinin de bizi etkilemediği anlamına gelir.</p>
<p>Peki, o halde sorunumuz şudur: &#8220;Bu evren sadece ben algıladığım için mi var?&#8221;</p>
<p>Hayır. Yani, eğer bir zihin algılamayı bırakırsa varlık yok olmayacak, başka zihinler algılamaya devam ettiği için varlığın sürekliliği sağlanmış olacaktır.</p>
<p>Pastacının elindeki kremşantiyi pastanenin dışındaki çocuğun algılamaması nesneyi yok etmez, çünkü pastacı o nesneyi algılamıştır, yani varlığı kesindir.</p>
<p>Ama eğer hiç kimse algılamasaydı, bu zaten nesnenin var olmadığını gösterirdi. Bu yüzden o nesne hakkında konuşmaya gerek bile yoktur.</p>
<p>Hatta bu ifadeyi tanrısallığa vuracak olursak; bütün zihinlerin üstünde de tanrının zihni vardır. Yani bütün zihinler algılamayı bıraktığında bile, tanrının mutlak algısı, varlığın var olmasını sağlamaya yetecektir. Mesela melekler&#8230; Biz meleklerin var oluşunu duyularımızla algılayamıyoruz. Fakat dine göre melekler vardır. Çünkü tanrı melekleri algılar.</p>
<p>Sonuç olarak; varlığın var olma koşulu birileri tarafından algılanmaktır. Var olmak algılamaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmak-algilamaktir/">Var Olmak Algılamaktır!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/var-olmak-algilamaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1566</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üretilen Varlık Alanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uretilen-varlik-alani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uretilen-varlik-alani/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Jan 2016 18:41:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Xebat Veysel Kayacı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Antikçağ]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetik kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[estetik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern sanat]]></category>
		<category><![CDATA[postmodernizm]]></category>
		<category><![CDATA[sanat felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsellik]]></category>
		<category><![CDATA[üretim felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[varlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1556</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanatın alanına girmek birçok şeyin alanına girmek ve biçemini sorgulamak anlamına gelebilir. Sanata dair tarihsel bağlamıyla ele alış aynı zamanda geleneksel bir tavır takınmaya mı yoksa çağdaş ve modern diyebileceğimiz değişimi öngören tavrı benimsemek mi olduğuna dair tartışmaları beraberinde getirebilir. Nitekim birçok şeyin olduğu gibi sanatın da tarihi, kendi dönemi ile birlikte farklı düşünce formlarını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uretilen-varlik-alani/">Üretilen Varlık Alanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatın alanına girmek birçok şeyin alanına girmek ve biçemini sorgulamak anlamına gelebilir. Sanata dair tarihsel bağlamıyla ele alış aynı zamanda geleneksel bir tavır takınmaya mı yoksa çağdaş ve modern diyebileceğimiz değişimi öngören tavrı benimsemek mi olduğuna dair tartışmaları beraberinde getirebilir. Nitekim birçok şeyin olduğu gibi sanatın da tarihi, kendi dönemi ile birlikte farklı düşünce formlarını oluşturmuştur. Söz gelimi sanatın neliğine dair belki de en radikal saptamalar ve düşünceler Antikçağ diye nitelediğimiz zaman süzgecinde kendini göstermiştir. Sanatın kendisini sorgulamada doğadan veya insandan ilham alma ya da doğrusunu söylersek insanı da doğanın içinde görme ve doğayı bir bütünsel form şeklinde görme fikri pekte haksız sayılmaz.</p>
<p>Sürekli olarak bir üretim vardır ve bu üretimin nasıl ve niçin meydana geldiği sorulur. Ki bu da eski dönem için doğanın taklidi ile yani sanatın dayandığı bir dayanak noktasını belirleyerek aslından sanatın kendi için değil de bir oluşma sürecinin olduğunu nesnesinden yoksun bir halde iken sanatın mümkün olmadığı varsayımıdır. Buda bize gösterir ki uzamın aslında bölünmüş bir resim olduğudur. İnsanın tarihinde her dönem ve her asırda amansız bir biçimde tartışılan özne-nesne ilişkisidir. Mevcut tartışma sanattan bağımsız yürütülmemiş ve sanatında buna dair olduğu gözler önüne serilmiştir. Yani egemen olan özne-nesne kırılmasına dair görüş, sanatı da karşısında elleri kolları bağlı olarak bırakmıştır. Yazının ilk paragrafında bahsettiğimiz dönemler için değil aynı zamanda onu takip eden sonraki dönemler için de sanata dair yaklaşım sanatın üretimini yadırgamaz; ancak bunun arka planına yönelik tartışmayı çok açık bir şekilde gözler önüne serer. O da “güzelin” kendinde olmadığı bir şeylere eklemlenmiş bir biçimde bir yerde durduğu ve sanatın araçları ile bunu ortaya çıkardığıdır. Kimi heykelle kimi resimle kimi mimariyle ya da en temel biçimde sayılar ve sözlerle olduğu. Bunlar kabul edilirdir ancak sorgulanması gereken şudur ki bunları zihnimize ya da uzama olduğu gibi bırakan nedir? Tam da bu noktada sanatın gücü açığa çıkar, tüm bunlar sanatın içinde potansiyel olarak var olan şeylerdir ve bu potansiyelin toplumda örgütlemiş ve kişi de ortaya çıkmış hali sanatçıyı doğurur. Post-modern sanat görüşü asıl şey olarak gördüğü sanatın aktarımsal gücü bunlara eklemlenmiş şeylerden yalnızca biridir yani temelde yatan sebep gibi görülemez. Ve asıl olan şey tüm bunlarla beraber bütünselleştirilmiş sanatın ve güzelin üretim imgesidir. Bu noktada üretim kendi için var olandır ve belki de kimine göre mistiktir. Mistik olma hali onu yüceltebilir lakin tüm bileşenlerini ifade etmede yetersiz kalabilir ya da dışsal olanı içsel gibi gösterme halini alabilir ve bu da başından sonuna kadar karşı durulması gereken şeydir. Dışsal olanı içselleştirme bizi yalnızca mantıksal olanın dışına iter ve bunun sonucu da zincirin halkalarından birinin ya da birçoğunu zayıf şekilde devam etmesidir. Ve bunda sonuç kopmadır.</p>
<p>Peki, sıklıkla ifade ettiğimiz bütünlük formu nedir ve nasıl sağlanır? Yazının başında ifade ettiğimiz şey buna da cevap olabilir ki bu da tarihsel bağlamdır. Sanatı bütünlüğünden ve kendi dinamiğinden koparmadan gücünü belirten şey onun tarihselliğidir. Ancak bu tarih genel manada anlaşılacak kronolojik tarihten uzaktır. Daha çok tarihin belli bir dönemine ilişkin sanatın neliğini ifade eden genel formun içinden çekilip çıkarılması ve sunulmasıdır. Tarihsellik tam da böyle sanatla bir bütünleşme halinde ve sanatın da bütünlük formunu ifade eden şey olarak kendini gösterir. Bu kendini gösterme hali basit bir biçimde disiplinler arası geçiş ya da bir disiplinin başka bir disipline yardımcı olabilmesi değildir. Varlık alanında bulunanın özsel var oluşunu belirlemedir.</p>
<p>Bu yazıyla ilgili olarak <strong><a href="http://www.sanatduvari.com/sanat-nedir">Sanat Nedir?</a></strong> ve <strong><a href="http://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat">Dünyanın Yeninden Keşfi ve Sanat</a></strong> adlı makaleleri de okuyabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uretilen-varlik-alani/">Üretilen Varlık Alanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uretilen-varlik-alani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1556</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bizans Kurşun Mühürleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bizans-kursun-muhurleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bizans-kursun-muhurleri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Jan 2016 15:38:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Umut Kardaşlar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolog]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeoloji Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[balmumu mührü]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans kurşun mührü]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans mührü]]></category>
		<category><![CDATA[boulloterion]]></category>
		<category><![CDATA[ikonoklast]]></category>
		<category><![CDATA[ikonoklast dönem]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Arkeoloji Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Khrysoboullon]]></category>
		<category><![CDATA[kurşun mühür]]></category>
		<category><![CDATA[mühür]]></category>
		<category><![CDATA[Preslav kazıları]]></category>
		<category><![CDATA[tarih öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih öncesi çağlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1542</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mühürler, tarih öncesi çağlardan günümüze kadar aidiyet bildirmek için kullanmıştır. Mühür, hem baskı yapan alete aynı zamanda basıldığı yerde çıkan ize verilen isimdir. İlk mühürler kilden, taştan ve kemikten yapıldığı bilinmektedir. Zamanla metal mühür kullanımı da yaygınlaşmıştır. Roma döneminde genellikle demir yüzük şeklindeki mühürlerin yanı sıra altın yüzük üzerine kazınmış olanlar kullanılmıştır. Mühürler balmumu üzerine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizans-kursun-muhurleri/">Bizans Kurşun Mühürleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mühürler, tarih öncesi çağlardan günümüze kadar aidiyet bildirmek için kullanmıştır. Mühür, hem baskı yapan alete aynı zamanda basıldığı yerde çıkan ize verilen isimdir. İlk mühürler kilden, taştan ve kemikten yapıldığı bilinmektedir. Zamanla metal mühür kullanımı da yaygınlaşmıştır. Roma döneminde genellikle demir yüzük şeklindeki mühürlerin yanı sıra altın yüzük üzerine kazınmış olanlar kullanılmıştır. Mühürler balmumu üzerine basılmakla birlikte M.S 1.yy’dan itibaren kurşun mühürler kullanılmaya başlanmıştır (Bulgurlu, 2007, s. 8)</p>
<p><figure id="attachment_1548" aria-describedby="caption-attachment-1548" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Romanos-tasvirinin-arka-yüzü.jpg" rel="attachment wp-att-1548"><img class=" td-modal-image wp-image-1548 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Romanos-tasvirinin-arka-yüzü-300x281.jpg?resize=300%2C281" alt="Romanos tasvirinin arka yüzü" width="300" height="281" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Romanos-tasvirinin-arka-yüzü.jpg?resize=300%2C281&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Romanos-tasvirinin-arka-yüzü.jpg?w=304&amp;ssl=1 304w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1548" class="wp-caption-text">Romanos tasvirinin arka yüzü</figcaption></figure></p>
<p><strong>Malzeme</strong></p>
<p>Bizans mühürleri sadece kurşundan ibaret değildi. Altın, gümüş ve balmumundan yapılmış mühür örnekleri de mevcuttur. Balmumundan yapılan mühürler şüphesiz çullanılmaları dolayısıyla, bozulan malzemeden yapıldıkları için günümüze ulaşamamıştır (Bulgurlu, 2007, s. 15). 1200’lü yıllarda Anadolu’da görülen Türk akınları ile İmparatorluk topraklarının büyük oranda kaybedilmesi kurşun mühür örneklerinin azalmasına neden olmuştur (Tekocak, 2010, s. 114). İmparatorların vakıfları ile ilgili fermanlarında altın mühürlerin kullanıldıkları bilinmektedir. Bu mühürlere ve bunlarla mühürlenmiş fermanlara “Khrysoboullon” denirdi.  Khrysoboullon’ların ağırlıkları, fermanın konusuyla, mektubu alacak kişinin önemine göre ayarlanıyordu. Örneğin: Papa ve yabancı krallar için 2 altın sikke ağırlığında(   9gr.) İskenderiye, Antakya ve Kudüs patrikleri için 3 altın sikke ağırlığında, Abbasi halifeleri ve Mısır sultanları için 4 altın sikke ağırlığında mühürler kullanılırdı (Oikonomides, 1985, s. 6).</p>
<p><figure id="attachment_1549" aria-describedby="caption-attachment-1549" style="width: 255px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Tahtta-oturan-Haz.-İsa-figürü.jpg" rel="attachment wp-att-1549"><img class=" td-modal-image wp-image-1549 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Tahtta-oturan-Haz.-İsa-figürü.jpg?resize=255%2C251" alt="Tahtta oturan Haz. İsa figürü" width="255" height="251" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1549" class="wp-caption-text">Tahtta oturan Haz. İsa figürü</figcaption></figure></p>
<p><strong>Üretim</strong></p>
<p>Kurşun mühür kullanımı için her şeyden önce boş pulların hazırlanması gerekmektedir, iki parçadan oluşan taş kalıplar içine yapılan yuvalara, eritilen kurşun dökülmektedir. Ortasından bir kanalın geçirildiği bu iki parça üst üste getirilip, kanal yerinden bir ip veya tel geçirilirdi, İp ya da tel çıkarılınca kanal yeri boş kalırdı. Günümüze ulaşmış birkaç adet taş kalıp bulunmaktadır. Bunlardan biri Korinthos kazılarında, iki tanesi Preslav kazılarında bulunmuştur. Ayrıca İstanbul Arkeoloji Müzesi bünyesinde de bir adet taş kalıp bulunmaktadır (Bulgurlu,2007, syf,17).</p>
<p><figure id="attachment_1547" aria-describedby="caption-attachment-1547" style="width: 292px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Pantokraor-Hz.-isa-tasviri.jpg" rel="attachment wp-att-1547"><img class=" td-modal-image wp-image-1547 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Pantokraor-Hz.-isa-tasviri-292x300.jpg?resize=292%2C300" alt="Pantokraor Hz. isa tasviri" width="292" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Pantokraor-Hz.-isa-tasviri.jpg?resize=292%2C300&amp;ssl=1 292w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Pantokraor-Hz.-isa-tasviri.jpg?w=396&amp;ssl=1 396w" sizes="(max-width: 292px) 100vw, 292px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1547" class="wp-caption-text">Pantokraor Hz. isa tasviri</figcaption></figure></p>
<p>Bizans döneminde mühür kullanan herkesin kendine ait “boulloterion”  denilen bir aleti vardı. Bunlar demirden, penseye benzeyen aletlerdir, her iki birer silindirik bölüm vardır. Kapandığında birbirine değen bu silindirik bölümlerin iç yüzeylerinde negatif olarak kazınmış yazı veya figürler matrisler oluşturur ve bu da mührün baskısını tamamlardı. Her mühre özel yapılan boulloterionlar, demirden yapılmalarından dolayı oksitlenme ve sahiplerinin ölümü sonrası bilerek kırılmasından dolayı oldukça nadirdirler (Oikonomides, 1985, s.,4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_1544" aria-describedby="caption-attachment-1544" style="width: 210px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Boulletrion.jpg" rel="attachment wp-att-1544"><img class=" td-modal-image wp-image-1544 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Boulletrion-210x300.jpg?resize=210%2C300" alt="Boulletrion" width="210" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Boulletrion.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Boulletrion.jpg?w=393&amp;ssl=1 393w" sizes="(max-width: 210px) 100vw, 210px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1544" class="wp-caption-text">Boulletrion</figcaption></figure></p>
<p><strong>Kullanım Alanları</strong></p>
<p>Mührün iki işlevi vardır, biri özel mektupların gizliliğini korumak, diğeri ise mühürlü evrakın geçerli ve hakiki olduğunu ispat etmektir. İmparatorlar, resmi ve kıdemli kişilerle olan yazışmaları ve fermanlarında altın mühür, imparator ailesine mensup yöneticiler ise gümüş mühür kullanırdı. Ancak akraba ve arkadaşlarıyla olan özel yazışmalarında kurşun mühür kullanırdı ve günümüze en çok bu tip imparator mührü ulaşmıştır (Bulgurlu, 1998, s. 215). Kullanımı; Gizlilik gerektiren mühürlerde mektup birkaç kere katlanır, iki ucuna kordon bağlanır ve daha sonra ipin iki ucu kurşun mührün  kanalından geçirilerek ve kanalın içine balmumu dökülerek sabitleştirilirdi. Böylece mührü koparmadan açmak mümkün olamazdı (Bulgurlu, 2007, s. 18).</p>
<p><figure id="attachment_1546" aria-describedby="caption-attachment-1546" style="width: 199px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/İmparatoriçe-tasviri.jpg" rel="attachment wp-att-1546"><img class=" td-modal-image wp-image-1546 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/İmparatoriçe-tasviri-199x300.jpg?resize=199%2C300" alt="İmparatoriçe tasviri" width="199" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/İmparatoriçe-tasviri.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/İmparatoriçe-tasviri.jpg?w=345&amp;ssl=1 345w" sizes="(max-width: 199px) 100vw, 199px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1546" class="wp-caption-text">İmparatoriçe tasviri</figcaption></figure></p>
<p><strong>Boyutları Ve Biçim</strong></p>
<p>Bizans kurşun mühürlerinin çapları 10 mm &#8211; 80 mm arasında değişmektedir; ancak çoğu zaman 20 &#8211; 35 mm arasındadır. Boyutlarının önem derecesine ilişkin bir bilgi yoktur. Çünkü memur ve imparator mühürleri neredeyse aynı büyüklüktedir. Ancak patriklere gönderilen mühürler 50 &#8211; 70 mm çapı arasındadır. Yuvarlak olmakla birlikte üzerinde genellikle önyüzleri figürlü arka yüzleri ise yazılıdır. Tasvirler genellikle dini figürler içerir, sadece ikonoklast dönemde figür yerine haç kullanıldığı görülmektedir (Bulgurlu, 2007, s. 19).</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizans-kursun-muhurleri/">Bizans Kurşun Mühürleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bizans-kursun-muhurleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1542</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yılbaşı ve Mısırlılarda Takvim Çalışmaları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yilbasi-ve-misirlilarda-takvim-calismalari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yilbasi-ve-misirlilarda-takvim-calismalari/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Jan 2016 20:29:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[1 Ocak]]></category>
		<category><![CDATA[astroloji]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Gregoryen]]></category>
		<category><![CDATA[Gregoryen Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş yılı]]></category>
		<category><![CDATA[Heleneistik]]></category>
		<category><![CDATA[Helenistik çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Hicri takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Julian takvimi]]></category>
		<category><![CDATA[Jülyen takvimi]]></category>
		<category><![CDATA[Miladi takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır astronomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır takvimi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısırlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Roma İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Roma takvimi]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı kutlamak]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı ve islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Zodyak]]></category>
		<category><![CDATA[Zodyak burçları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1529</guid>
				<description><![CDATA[<p>Firavun dönemindeki Mısırlıların Zodyak burçları yoktu. Yalnızca bunlara benzeyen bir taksimat sistemi kullanmaktaydılar. Bunlar Hellenistik çağda Yunanlıların Dekan adını verdikleri taksimattır. Mezar lahitinin içini süsleyen köşegensel yıldız saatleri göğün bu dekan sistemine dayanır. Tutulma düzeyinin biraz güneyine düşen bir bölgeyi Mısırlılar 36 kısma, Dekana bölmüşlerdir. Yunanlılarda bu dekanlar tutulma düzleminin her burcunun 1/3, 10 derecelik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yilbasi-ve-misirlilarda-takvim-calismalari/">Yılbaşı ve Mısırlılarda Takvim Çalışmaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Firavun dönemindeki Mısırlıların Zodyak burçları yoktu. Yalnızca bunlara benzeyen bir taksimat sistemi kullanmaktaydılar. Bunlar Hellenistik çağda Yunanlıların Dekan adını verdikleri taksimattır. Mezar lahitinin içini süsleyen köşegensel yıldız saatleri göğün bu dekan sistemine dayanır.</p>
<p>Tutulma düzeyinin biraz güneyine düşen bir bölgeyi Mısırlılar 36 kısma, Dekana bölmüşlerdir. Yunanlılarda bu dekanlar tutulma düzleminin her burcunun 1/3, 10 derecelik yaylar haline gelmiş ve bu şekliyle astronomiye önemli katkılarda bulunmuşlardır. Aslında dekanlar tutulma düzleminin üstünde değillerdi ve daire 360 dereceye bölünmüyordu. Bununla beraber Mısırlıların dekanları da yaklaşık olarak 10 dereceliktir.</p>
<p>Öte yandan bu takvimin belirlenmesinde Siriyus Yıldızının Helyak doğuşunun Mısırda çok belli bir biçimde görüldüğü için ondan faydalanarak takvimdeki 365 günlük yıl uzunluğunun Sirius gözlemlerine dayanmış olması da muhtemeldir.</p>
<p>Yani Mısırlılar, Güneş yılı ile ilgili klasik anlamda sistemli ve devamlı rasatlara dayanılarak ortaya konmamıştır. Esas itibariyle Nil’in taşmaları tarımda kayıplara neden olduğundan  Sirius Helyak doğuşlarında bu takvim çalışmaları temelde önemli rol oynamıştır.</p>
<p>Fakat bunun dışında bu takvimin gündönümü ve dönence zamanları ile tutulma düzlemi gibi önemli astronomik olay ve kavramları üzerine bina edilmiş olması Mısır astronomisinin tarihi önemi üzerine önemli rol oynar.</p>
<p>Bugünkü Irak toprakları üzerinde yerleşmiş olan Sasanilerin son hükümdarı Yezdigird (I.Hüsrev’in torunlarından biri) de takvim çalışmalarında reform yapmıştır. Mısırlıların takvim yılını kabul etmiştir. Miladi 632 yılında başlayan tarihleme kökeni İslam astronomları tarafından sık sık kullanılmıştır (Hicret ve diğer tarihleme başlangıçlarıyla beraber).</p>
<p>MÖ 45 yılında J. Caesar -Sezar-, Mısır Yunanlılarından Matematikçi Sosigenes’e Mısır takvimine dayanan (365 gün) yeni bir takvim yaptırmıştır.</p>
<p>MÖ. 46 yılı 15 ay sayılmak üzere yılbaşı bu takvim de 1 Ocak’a getirildi.</p>
<p>Julian takviminin Mısır takviminden farkı, ortalama yılı 365 ¼ gün kabul etmesiydi. Bu takvimler birbiri arkasına 3 yıl 365 gün, her 4. yıl ise 366 gün kabul edilmiştir. Bu takvimdeki 1/4 günlük kesir tahmini olarak alınmıştır. Bu yüzden de daha ince ayarlamalara gerek duyuluyordu.</p>
<p>Bu takvim 1582’yekadar kullanılmış sonra da Gregorian takvimi yapılmıştır.</p>
<p>1 Ocak tarihi Gregoryen Takvim&#8217;in bir önceki versiyonu olan Jülyen Takvimi&#8217;ne göre de yılbaşı idi. 1 Ocak tarihi MÖ 153 yılından beri Romalılarca yılbaşı kabul edilmiştir.</p>
<p>Böylece bu iki takvim de Mısır takvimine (1 yıl 36 dekad ‘365 gün’ + 5 gün ilave  –artık gün olaraktan oluşuyordu) dayanmaktadır.</p>
<p>Gregorian Takviminin yılbaşını 1 Ocak kabul etmesi 1752 yılında gerçekleşti.</p>
<p>Yani 1 Ocak Hz. İsa’nın resmi gerçek doğum günü değildir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yilbasi-ve-misirlilarda-takvim-calismalari/">Yılbaşı ve Mısırlılarda Takvim Çalışmaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yilbasi-ve-misirlilarda-takvim-calismalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Belirsiz Arzuların Nesnesi: İnsan Hayvanat Bahçeleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/belirsiz-arzularin-nesnesi-insan-hayvanat-bahceleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/belirsiz-arzularin-nesnesi-insan-hayvanat-bahceleri/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 21 Dec 2015 21:44:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[human zoo]]></category>
		<category><![CDATA[insan hayvanat bahçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[insan sergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1322</guid>
				<description><![CDATA[<p>Evrensel uluslararası sergiler gibi gurur duyulacak sergiler de vardır. Bu sergiler arasında Eyfel Kulesi, Amerika’daki Özgürlük Heykeli, İngiltere’de Londra’daki Tower köprüsü, Utanç Duvarı gibi sayısız eserleri çeşitli kategoriler altında sıralayabiliriz: Endüstri, ticaret, sanat, tarım, bilim, eğitim, madencilik, elektrik, mühendislik, kentleşme, moda, edebiyat, spor… Bu liste uzayabilir. Tüm ülkelerin bu alanlardaki gelişmeleri modern çağı yakalama çabalarındandır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/belirsiz-arzularin-nesnesi-insan-hayvanat-bahceleri/">Belirsiz Arzuların Nesnesi: İnsan Hayvanat Bahçeleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Evrensel uluslararası sergiler gibi gurur duyulacak sergiler de vardır.</p>
<p><figure id="attachment_1340" aria-describedby="caption-attachment-1340" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim2.jpg" rel="attachment wp-att-1340"><img class=" td-modal-image wp-image-1340 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim2.jpg?resize=600%2C465" alt="Evrsensel Sergiler &quot;Eyfel Kulesi inşaası&quot;" width="600" height="465" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim2.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim2.jpg?resize=300%2C233&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1340" class="wp-caption-text">Evrsensel Sergiler &#8220;Eyfel Kulesi inşaası&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Bu sergiler arasında Eyfel Kulesi, Amerika’daki Özgürlük Heykeli, İngiltere’de Londra’daki Tower köprüsü, Utanç Duvarı gibi sayısız eserleri çeşitli kategoriler altında sıralayabiliriz: Endüstri, ticaret, sanat, tarım, bilim, eğitim, madencilik, elektrik, mühendislik, kentleşme, moda, edebiyat, spor… Bu liste uzayabilir.</p>
<p>Tüm ülkelerin bu alanlardaki gelişmeleri modern çağı yakalama çabalarındandır ve bunlarla gurur duyarlar:</p>
<ul>
<li>1851, Londres, İngiltere, “Evrensel Bütün Milletlerin Endüstrisi”</li>
<li>1853, New York, Amerika, “Evrensel Bütün Milletlerin Endüstrisi”</li>
<li>1855, Paris, Fransa, “Evrensel Tarım, Güzel Sanatlar ve Sanayi”</li>
<li>1860, Besançon, Fransa, “Evrensel Saat Endüstrisi ve Güzel Sanatlar”</li>
<li>1861, Metz, Fransa, “Evrensel Tarım, Güzel Sanatlar ve Sanayi, École de Metz”</li>
<li>1862, Londres, İngiltere, “Evrensel Tarım, Sanayi ve Güzel Sanatlar”</li>
<li>1867, Paris, Fransa, “Evrensel Tarım, Sanayi ve Güzel Sanatlar”</li>
<li>1872, Lyon, Fransa, “Evrensel Tarım, Sanayi, Bilim, Güzel Sanatlar”</li>
<li>1873, Vienne, Avusturya-Macaristan, “Evrensel Kültür ve Eğitim”</li>
<li>1876, Philadelphie, Amerika, “Evrensel Sanayi, Güzel Sanatlar, Toprak Ürünleri ve Madencilik”</li>
<li>1878, Paris, Fransa, “Evrensel Tarım, Sanayi ve Güzel Sanatlar”</li>
<li>1880, Melbourn, Avustralya, “Evrensel Sanat, Fabrika(Üretim), tüm ulusların sanayi ve tarım ürünleri”</li>
<li>1889, Barcelone, İspanya, “Evrensel Tarım, Sanat: Tanrılaştırılmış Katalan Modernizmi (Antoni Gaudí)”</li>
<li>1889, Paris, Fransa, “Evrensel Fransız Devrimi ve bilim ve teknikteki yenilikler”</li>
<li>1893, Chicago, Amerika, “Evrensel Amerika keşfinin 400.yılı”</li>
</ul>
<p>…</p>
<p>Bu liste bugüne kadar uzuyor.</p>
<p>Evrensel ve ulusal sergiler de var, sömürge ülkelerindeki sergiler gibi:</p>
<p>Çeşitli insan hayvanat  bahçeleri!!!</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim4.png" rel="attachment wp-att-1341"><img class="td-modal-image wp-image-1341 size-full aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim4.png?resize=640%2C412" alt="resim4" width="640" height="412" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim4.png?w=804&amp;ssl=1 804w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim4.png?resize=300%2C193&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/5.jpg" rel="attachment wp-att-1323"><img class="td-modal-image wp-image-1323 size-full aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/5.jpg?resize=640%2C563" alt="5" width="640" height="563" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/5.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/5.jpg?resize=300%2C264&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Aşağıdaki videoda &#8220;İnsanat Hayvanat Bahçeleri&#8221;nden kısa görüntüler izleyebilirsiniz.</p>
<div style="width: 352px;" class="wp-video"><!--[if lt IE 9]><script>document.createElement('video');</script><![endif]-->
<video class="wp-video-shortcode" id="video-1322-1" width="352" height="288" preload="metadata" controls="controls"><source type="video/mp4" src="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/video-insanat-bahçesi.mp4?_=1" /><a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/video-insanat-bahçesi.mp4">http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/video-insanat-bahçesi.mp4</a></video></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sergi, bahçe, fuar, gösteri adı her ne olursa olsun bu insanlar yıllar boyu çeşitli şehirlerde milyonlarca Batılıya sunuldular.  Alanlardaki uyarılar arasında “Onlara yiyecek vermeyin, biz zaten besliyoruz.” gibi yazılar da vardı.</p>
<p><figure id="attachment_1337" aria-describedby="caption-attachment-1337" style="width: 796px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim-3.png" rel="attachment wp-att-1337"><img class=" td-modal-image wp-image-1337 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim-3.png?resize=640%2C646" alt="İnsanat Bahçesi'nde yiyecek verilen bir Siyahi çocuk." width="640" height="646" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim-3.png?w=796&amp;ssl=1 796w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/resim-3.png?resize=297%2C300&amp;ssl=1 297w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1337" class="wp-caption-text">İnsanat Bahçesi&#8217;nde yiyecek verilen bir Siyahi çocuk.</figcaption></figure></p>
<p>Sergideki sömürge insanları, 1907 Mayısından Ekim ayına kadar 1 Milyon kişi tarafından seyredilmiş. Tahmini açık kalma zamanıysa 1870’ten 1930’lara kadar. Farklı yerlerdeki bu tip sergilerin dünya genelinde aşağı yukarı 1.5 milyar insan tarafından ziyaret edilmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_1324" aria-describedby="caption-attachment-1324" style="width: 757px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/6.png" rel="attachment wp-att-1324"><img class=" td-modal-image wp-image-1324 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/6.png?resize=640%2C866" alt="“Sergi”, İnsanat Bahçelerinin  5 asırı" width="640" height="866" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/6.png?w=757&amp;ssl=1 757w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/6.png?resize=222%2C300&amp;ssl=1 222w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1324" class="wp-caption-text">“Sergi”, İnsanat Bahçelerinin  5 asırı</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_1325" aria-describedby="caption-attachment-1325" style="width: 409px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/1901-exposition-coloniale-amiens-zoos-humains-resim7.jpg" rel="attachment wp-att-1325"><img class=" td-modal-image wp-image-1325 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/1901-exposition-coloniale-amiens-zoos-humains-resim7.jpg?resize=409%2C259" alt="1901, Exposition Coloniale Amiens Zoos Humains" width="409" height="259" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/1901-exposition-coloniale-amiens-zoos-humains-resim7.jpg?w=409&amp;ssl=1 409w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/1901-exposition-coloniale-amiens-zoos-humains-resim7.jpg?resize=300%2C190&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/1901-exposition-coloniale-amiens-zoos-humains-resim7.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/1901-exposition-coloniale-amiens-zoos-humains-resim7.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/1901-exposition-coloniale-amiens-zoos-humains-resim7.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 409px) 100vw, 409px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1325" class="wp-caption-text">1901, Exposition Coloniale Amiens Zoos Humains</figcaption></figure></p>
<p>Marsilya’da 1906 yılında benzer bir insan hayvanat bahçesi ve içinde Kongolular için inşa edilmiş bir fabrika. Kongolu aileler ülkelerindeki yaşamın taklidi olarak inşa edilmiş bu fabrikada gerçekten çalıştırılıyorlardı. Bilinmeyen bir tarihte yakılan fabrikanın kalıntıları 2004 yılında bulundu.</p>
<p><figure id="attachment_1334" aria-describedby="caption-attachment-1334" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/insan-bahce-X.jpg" rel="attachment wp-att-1334"><img class=" td-modal-image wp-image-1334 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/insan-bahce-X.jpg?resize=600%2C389" alt="İnsane Bahçe" width="600" height="389" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/insan-bahce-X.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/insan-bahce-X.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/insan-bahce-X.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1334" class="wp-caption-text">İnsane Bahçe</figcaption></figure></p>
<p>Koloni sergileri, insan hayvanat bahçeleri, insanlık!!! Kadınların, çocukların sex objeleri olarak sergilendikleri, günlük hayatlarının göz önünde sergilendikleri.. Sergiler.</p>
<p><figure id="attachment_1343" aria-describedby="caption-attachment-1343" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sex-obje.jpg" rel="attachment wp-att-1343"><img class=" td-modal-image wp-image-1343 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sex-obje.jpg?resize=500%2C382" alt="İnsanların sex objesi olarak sergilenmesi" width="500" height="382" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sex-obje.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sex-obje.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1343" class="wp-caption-text">İnsanların sex objesi olarak sergilenmesi</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_1330" aria-describedby="caption-attachment-1330" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/exhibit_b_raciste-9.jpg" rel="attachment wp-att-1330"><img class=" td-modal-image wp-image-1330 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/exhibit_b_raciste-9.jpg?resize=300%2C450" alt="Exhibit Raciste" width="300" height="450" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/exhibit_b_raciste-9.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/exhibit_b_raciste-9.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1330" class="wp-caption-text">Exhibit Raciste</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_1342" aria-describedby="caption-attachment-1342" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/senegal.jpg" rel="attachment wp-att-1342"><img class=" td-modal-image wp-image-1342 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/senegal.jpg?resize=600%2C391" alt="1913, Senegal – Evrensel serginin gerçekleşmesi" width="600" height="391" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/senegal.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/senegal.jpg?resize=300%2C196&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/senegal.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/senegal.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1342" class="wp-caption-text">1913, Senegal – Evrensel serginin gerçekleşmesi</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_1332" aria-describedby="caption-attachment-1332" style="width: 362px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hayvan-şovu.jpg" rel="attachment wp-att-1332"><img class=" td-modal-image wp-image-1332 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hayvan-şovu.jpg?resize=362%2C541" alt="İnsanat bahçeleridenki hayvan şovları" width="362" height="541" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hayvan-şovu.jpg?w=362&amp;ssl=1 362w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hayvan-şovu.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w" sizes="(max-width: 362px) 100vw, 362px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1332" class="wp-caption-text">İnsanat bahçeleridenki hayvan şovları</figcaption></figure></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Küreselleşmiş batı fenomeni!</strong></p>
<p><figure id="attachment_1329" aria-describedby="caption-attachment-1329" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/AVRUPADAKİ-İNSANAT-BAHÇELERİ-OLAN-ÜLKELER-reim-10.png" rel="attachment wp-att-1329"><img class=" td-modal-image wp-image-1329 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/AVRUPADAKİ-İNSANAT-BAHÇELERİ-OLAN-ÜLKELER-reim-10.png?resize=600%2C400" alt="Avrupa'daki İnsana Bahçeleri olan ülkeler" width="600" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/AVRUPADAKİ-İNSANAT-BAHÇELERİ-OLAN-ÜLKELER-reim-10.png?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/AVRUPADAKİ-İNSANAT-BAHÇELERİ-OLAN-ÜLKELER-reim-10.png?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/AVRUPADAKİ-İNSANAT-BAHÇELERİ-OLAN-ÜLKELER-reim-10.png?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1329" class="wp-caption-text">Avrupa&#8217;daki İnsana Bahçeleri olan ülkeler</figcaption></figure></p>
<p>Amsterdam üzerinden Petesburg Chicago, tüm Batı fenomeni bu insanlıktan fenomen. Amerika’da, bu sergiler Arjentin’den başlayarak tüm kıtaya yayılıyor.</p>
<p>&#8211; Chicago: 1893</p>
<p>&#8211; Saint Louis: 1894, 1904</p>
<p>&#8211; San Francisco:1894</p>
<p>&#8211; Buffalo: 1901</p>
<p>…</p>
<p>Liste bu şekilde devam ediyor.</p>
<p><figure id="attachment_1335" aria-describedby="caption-attachment-1335" style="width: 864px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/LO-RES-FEA-Photo-Human-Zoos-1905-A-group-of-Iroquois-Native-Americans-pose-at-an-Exposition104139612_10.jpg" rel="attachment wp-att-1335"><img class=" td-modal-image wp-image-1335 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/LO-RES-FEA-Photo-Human-Zoos-1905-A-group-of-Iroquois-Native-Americans-pose-at-an-Exposition104139612_10.jpg?resize=640%2C416" alt="İnsanat Bahçesi" width="640" height="416" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/LO-RES-FEA-Photo-Human-Zoos-1905-A-group-of-Iroquois-Native-Americans-pose-at-an-Exposition104139612_10.jpg?w=864&amp;ssl=1 864w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/LO-RES-FEA-Photo-Human-Zoos-1905-A-group-of-Iroquois-Native-Americans-pose-at-an-Exposition104139612_10.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/LO-RES-FEA-Photo-Human-Zoos-1905-A-group-of-Iroquois-Native-Americans-pose-at-an-Exposition104139612_10.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/LO-RES-FEA-Photo-Human-Zoos-1905-A-group-of-Iroquois-Native-Americans-pose-at-an-Exposition104139612_10.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1335" class="wp-caption-text">İnsanat Bahçesi</figcaption></figure></p>
<p>Avrupada sayısız İnsanat Bahçelerine izin verilmiş:</p>
<p>&#8211; Pariste Boulogne ahşap bahçeleri</p>
<p>&#8211; Berlinde Hayvanat Bahçeleri</p>
<p>&#8211; Francfort da Hayvanat Bahçeleri</p>
<p>&#8211; Ausbourg Bahçeleri</p>
<p>…</p>
<p>Liste bu şekilde uzuyor…</p>
<p>Madagaskar, Çinhindi, Sudan, Kongo, Tunus ve Fas’tan toplanan insanlar yapay köylerde sergileniyordu. Oluşturulan mini köy ve pavyonlarda insanların “toplandıkları” bölgelere uygun habitatlar yaratılmaya çalışılıyor ve canlı figürler olarak da içlerine insanlar bırakılıyordu.</p>
<p>Bütün Avrupa’da “İnsanat Bahçeleri”  ‘Beyaz İnsanlar Giremez!’ tabelalarıyla ayrılıyor diğer insanlardan.</p>
<p>Koloni insanları her ne kadar ödeme alsalar da birer numune gibi sergilenmenin utancı silinemiyordu. 1907 yılındaki 4 aylık sergi süresi bittikten sonra Paris’deki “Exposition Tropicale” yani tropikal serginin dönemsel olarak kapılarını kapatması gerekti. Onca insanın evlerine geri götürülmesi ayrı bir masraf olduğundan bunların çoğu sirklere pazarlandı. Evlerine gitmeye karar verenlerin kaçının sağ kaldığı bilinmiyor. Sirklere satılanları ise Marsilya’dan New York’a uzanan zorunlu dünya turneleri bekliyordu.</p>
<p>İnsanat Bahçelerinin yeri!</p>
<p><figure id="attachment_1336" aria-describedby="caption-attachment-1336" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Ota_Benga_pigme.-Bronx-HayVANAT-bAHÇESİ-nEWYORK-1906-resim-8.jpg" rel="attachment wp-att-1336"><img class=" td-modal-image wp-image-1336 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Ota_Benga_pigme.-Bronx-HayVANAT-bAHÇESİ-nEWYORK-1906-resim-8.jpg?resize=500%2C375" alt="İnsanlarla hayvanlar birlikte sergileniyor." width="500" height="375" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Ota_Benga_pigme.-Bronx-HayVANAT-bAHÇESİ-nEWYORK-1906-resim-8.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Ota_Benga_pigme.-Bronx-HayVANAT-bAHÇESİ-nEWYORK-1906-resim-8.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1336" class="wp-caption-text">İnsanlarla hayvanlar birlikte sergileniyor.</figcaption></figure></p>
<p>Bu sergiler 30’dan fazla Avrupa ülkelerinde gerçekleşmiştir.</p>
<ul>
<li>Anvers: 1804</li>
<li>Gênes: 1913</li>
<li>Naples: 1899, 1934</li>
<li>Amsterdam: 1900</li>
<li>Genève: 1903</li>
<li>Nijmegen: 1900</li>
<li>Bâle: 1924</li>
<li>Göteborg: 1896</li>
<li>Palerme: 1903</li>
<li>Barcelone: 1896</li>
<li>Hanovre: 1903</li>
<li>Prague: 1893</li>
<li>Bruxelles: 1897, 1910, 1930</li>
<li>Rome: 1931</li>
<li>Budapest: 1896</li>
<li>Hambourg: 1874</li>
<li>Rotterdam: 1909</li>
<li>Cologne: 1903</li>
<li>Lausanne: 1903</li>
<li>Saint-Petersbourg: 1884, 1903</li>
<li>Copenhague: 1899</li>
<li>Leipzig: 1905</li>
<li>Stockholm: 1892</li>
<li>Dresde: 1899</li>
<li>Liège: 1905</li>
<li>Turin: 1898, 1928</li>
<li>Dublin:1907</li>
<li>Lisbonne: 1940</li>
<li>Varsovie: 1899</li>
<li>Düsseldorf: 1903</li>
<li>Londres: 1908</li>
<li>Vienne: 1896, 1910</li>
<li>Fribourg: 1903</li>
<li>Milan: 1905, 1909, 1932</li>
<li>Zurich: 1925, 1930</li>
</ul>
<p>…</p>
<p>(Liste bu şekilde devam ediyor. )</p>
<p>Paris’te 1889-1931 yılları arasında 40 kadar insanat bahçeleri sergisi gerçekleşmiştir. Paris dışında 40’dan fazla şehirlerde de bu sergiler ya direk hükümetler tarafından ya da belediyelerle işbirliği içinde olan ‘insan tüccarları’ tarafından açılmıştır. Bugün eğer gidip de görmek isterseniz az da olsa izlerini “Jardin d’Agronomie Tropicale, 45 bis Avenue de la Belle Gabrielle, 75012 Paris.” adresinde bulabilirsiniz.</p>
<p>Fransa’daki sergiler:</p>
<ul>
<li>Amiens: 1906</li>
<li>La Rochelle: 1927</li>
<li>Reims: 1903</li>
<li>Angers: 1906</li>
<li>Le Havre: 1909</li>
<li>Rochefort: 1898</li>
<li>Arras: 1904</li>
<li>Le Mans: 1911</li>
<li>Roubaix: 1911</li>
<li>Avignon:1899, 1907</li>
<li>Liège: 1905, 1910</li>
<li>Rouen: 1896, 1929</li>
<li>Auxerre: 1908</li>
<li>Lisieux: 1905</li>
<li>Saint Ouen: 1910</li>
<li>Brest: 1901, 1913, 1928</li>
<li>Lille: 1902, 1904</li>
<li>Sète: 1922</li>
<li>Bordeaux: 1895, 1904, 1907</li>
<li>Limoges: 1903, 1929</li>
<li>Strasbourg: 1891, 1895, 1924</li>
<li>Calais: 1908</li>
<li>Lons: 1905</li>
<li>Toulouse: 1908</li>
<li>Chambery: 1903</li>
<li>Marseille: 1890, 1906, 1922</li>
<li>Tours: 1899</li>
<li>Châtellerault: 1899</li>
<li>Montpellier: 1899</li>
<li>Troyes: 1904</li>
<li>Cherbourg: 1904</li>
<li>Nancy: 1909</li>
<li>Clermont Ferrand: 1910</li>
<li>Nantes: 1904, 1924</li>
<li>Lyon:1894, 1897, 1899, 1914</li>
</ul>
<p>…</p>
<p>(Liste bu şekilde devam ediyor.)</p>
<p>Peki, şimdi bunlar yok mu?</p>
<p>Tabii ki Hayır!!!</p>
<ul>
<li>1994’te Fransa’da Anantes’de erkek ve kadınların çıplak göründüğü bir Afrika köyü sergisi açıldı.</li>
<li>2005 Haziran’da, Almanya’da Augsbourg’da bir Afrika köyü sergisi açıldı.</li>
<li>26-29 Ağustos arası 2005’te, Londra’da, insanat hayvan bahçesi açıldı.</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_1328" aria-describedby="caption-attachment-1328" style="width: 317px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/african-village-zoo-ausburg-.jpg" rel="attachment wp-att-1328"><img class=" td-modal-image wp-image-1328 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/african-village-zoo-ausburg-.jpg?resize=317%2C272" alt="African Village Zoo Ausburg" width="317" height="272" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/african-village-zoo-ausburg-.jpg?w=317&amp;ssl=1 317w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/african-village-zoo-ausburg-.jpg?resize=300%2C257&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 317px) 100vw, 317px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1328" class="wp-caption-text">African Village Zoo Ausburg</figcaption></figure></p>
<p>Şimdi benim sorum şu: Zencileri sergileyen insan hayvanat bahçeleri kabul edilebilir mi? Bugün biz hala hemen her ülkede İnsanat Bahçeleri zihniyetini görebiliyor muyuz? Örneğin ırkçı-faşist anlayışlar Romanları, Göçmenleri vb. bu duruma düşürmüş olmuyorlar mı? Ya da ikide bir uzun uzun bize izlettirilen ama çözümü de bir türlü gerçekleşmeyen, sonunda nerdeyse kanıksadığımız erkekleri tarafından öldürülen, sokakta gözlerimizin önünde dövülen, bıçaklanan kadınların halleri, işçilerin ölümleri, maaşsızlıkları, politik kim vurduya giden bir türlü çözülemeyen faili meçhul ölüler, evlenmek için televizyona çıkıp ve dizi dizi oturan seçilmeyi bekleyenlerin… Bahçesi değil midir? Sahile ölüleri vurmuş çocuk bedenlerin insan bahçesi değil midir bu?</p>
<p><figure id="attachment_1333" aria-describedby="caption-attachment-1333" style="width: 561px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Human-Zoo-2.jpg" rel="attachment wp-att-1333"><img class=" td-modal-image wp-image-1333 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Human-Zoo-2.jpg?resize=561%2C700" alt="İnsanat Bahçesi" width="561" height="700" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Human-Zoo-2.jpg?w=561&amp;ssl=1 561w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Human-Zoo-2.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 561px) 100vw, 561px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1333" class="wp-caption-text">İnsanat Bahçesi</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/belirsiz-arzularin-nesnesi-insan-hayvanat-bahceleri/">Belirsiz Arzuların Nesnesi: İnsan Hayvanat Bahçeleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/belirsiz-arzularin-nesnesi-insan-hayvanat-bahceleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
				<enclosure url="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/video-insanat-bahçesi.mp4" length="547955" type="video/mp4" />
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1322</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yılan ve Stilize Yılan Figürünün Uzak Geçmişi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yilan-ve-stilize-yilan-figurunun-uzak-gecmisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yilan-ve-stilize-yilan-figurunun-uzak-gecmisi/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 21 Dec 2015 14:02:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gonca Tutuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Tanrıça]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[antik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Apollo]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Artemis]]></category>
		<category><![CDATA[Asur]]></category>
		<category><![CDATA[Babil]]></category>
		<category><![CDATA[Çatalhöyük]]></category>
		<category><![CDATA[Çiçeron]]></category>
		<category><![CDATA[eski çağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırtına Tanrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Frig kabartmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Frig uygarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Gılgamış]]></category>
		<category><![CDATA[Gılgamış destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Göbekli Tepe]]></category>
		<category><![CDATA[Grek]]></category>
		<category><![CDATA[Hellenistik]]></category>
		<category><![CDATA[Hellenistik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Hermopolis]]></category>
		<category><![CDATA[İlluyanka]]></category>
		<category><![CDATA[Kbyele]]></category>
		<category><![CDATA[Kleopatra]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[Minos]]></category>
		<category><![CDATA[mitos]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Neolitik]]></category>
		<category><![CDATA[Neolitik Dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Nevali Çöri]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüler Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[ritüel]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[stilize yılan]]></category>
		<category><![CDATA[Sümer]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrıça]]></category>
		<category><![CDATA[yılan]]></category>
		<category><![CDATA[yılan figürü]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan mitolojisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1292</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu çalışmada yılanın sembol olarak kullanılmaya başladığı ve çeşitli anlamlar yüklenerek günümüze değin evrilerek çeşitli boyutlar kazanması anlatılmaktadır. Neolitik dönemden itibaren başlayıp günümüzde halen çok kullanılan bir semboldür yılan. Neolitik Dönem başta olmak üzere Mezopotamya, Mısır, Minos, Yunan ve Roma uygarlıklarının yılana yükledikleri çeşitli anlamlar arkeolojik kanıtlar ışığında incelenmiştir. Yılanın uygarlıklar bazında aldığı anlamalar irdelenmiştir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yilan-ve-stilize-yilan-figurunun-uzak-gecmisi/">Yılan ve Stilize Yılan Figürünün Uzak Geçmişi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu çalışmada yılanın sembol olarak kullanılmaya başladığı ve çeşitli anlamlar yüklenerek günümüze değin evrilerek çeşitli boyutlar kazanması anlatılmaktadır. Neolitik dönemden itibaren başlayıp günümüzde halen çok kullanılan bir semboldür yılan.</p>
<p>Neolitik Dönem başta olmak üzere Mezopotamya, Mısır, Minos, Yunan ve Roma uygarlıklarının yılana yükledikleri çeşitli anlamlar arkeolojik kanıtlar ışığında incelenmiştir. Yılanın uygarlıklar bazında aldığı anlamalar irdelenmiştir.</p>
<p><strong>Abstract</strong></p>
<p>In the study, to express when started is used symbol of serpent, which load variety mean until present time in the evolution. Since Neolithic term, the serpent is began that was still using symbol.</p>
<p>As a first Neolithic term, mezopatamya, Egypt, Minos, Grek and Roma civilation in the light of archeological results what study load variety means. On the basis of civilations means of snake is examined.</p>
<p><strong>Yılan ve Stilize Yılan Figürünün Uzak Geçmişi</strong></p>
<p>Yılanlar ve stilize şekilleri ilk çağlardan günümüze kadar çeşitli anlamlar yüklenerek kullanılmıştır ve halen günümüzde sembolize şekilde karşımıza çıkar. Günümüzde yılan sembolü; tıp, diş hekimliği, farmakoloji, toksikoloji gibi bilim dallarının sembolleri olarak ve ayrıca birçok ilaç firmasının da amblemi olmuştur.</p>
<p>Sembol olarak yılan güneş ışınlarını, ateşi çağrıştırmaktadır, toprak ve suya yakınlığı ile bilenmektedir. Renginden dolayı bilgelik, güç, devamlılık ve cinsel sembol olarak kullanılmıştır. Mitlerde kozmik bir anlam taşımaktadır. Suyun içinde tahayyül edilir ve tüm hayatın bun sudan çıktığı düşünülür, bazen de yer altında yaşadığı için yer altı hazinelerinin koruyucu olarak düşünülür. Deri değiştirmesi sağlık ve gençliği aynı zamanda hayata vurgu yapar<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><figure id="attachment_1294" aria-describedby="caption-attachment-1294" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-2-Göbekli-Tepe-yılan-kabartması.jpg" rel="attachment wp-att-1294"><img class=" td-modal-image wp-image-1294 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-2-Göbekli-Tepe-yılan-kabartması-300x199.jpg?resize=300%2C199" alt="Resim 2: Göbekli Tepe yılan kabartması" width="300" height="199" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-2-Göbekli-Tepe-yılan-kabartması.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-2-Göbekli-Tepe-yılan-kabartması.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-2-Göbekli-Tepe-yılan-kabartması.jpg?w=444&amp;ssl=1 444w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1294" class="wp-caption-text">Resim 2: Göbekli Tepe yılan kabartması</figcaption></figure></p>
<p>Mısır, Sümer, Babil, Asur, Anadolu, Yunan ve Roma uygarlıklarında yılan sıkça karşımıza çıkar ve anlamları yer yer uyum gösterse bile farklılıkları da mevcuttur. Eski çağlardan günümüze değin birçok anlam yüklenen yılan; sağlık, uğur, sadakat, bereket, gençlik, ölümsüzlük, sonsuzluk, devinimi sembolize etmiştir. Bu anlamların yanı sıra erkeklik ve doğurganlıkla bağlantılı bir sembol olarak da ele alınmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>. Bunun dışında yılan, kendisinden başka her şeye benzetildiği için bir metafor olarak, dünyanın en esrarengiz yaratıklarındandır. Yılan ve onun havali tasviri olan ejderha betimi mitolojilerde anlatılıp, arkeolojik verilerle desteklenmektedir.</p>
<p>İlk olarak Neolitik Dönem göz önünde bulundurulduğunda ilk akla gelen yer olan Göbekli Tepe bize yılan kültü ile ilgili ip uçları vermektedir. T şeklinde payelerin oluşturduğu yuvarlak mimarinin (resim 1) bir inanç sisteminin parçası olduğu arkeoloji dünyasında kabul görmektedir. Buradaki T payeler üzerinde çok sayıda hayvan betimlemesi yapılmıştır ve bunların içinde çeşitli yılan motifleri de kabartmalı olarak işlenmiştir (resim2). Yılanla birlikte, boğa, tilki, yaban domuzu, yaban ördeği, turna gibi hayvanlarda kabartmalı bir şekilde gösterilmiştir. Buranın bir açık hava tapınağı olduğu düşünüldüğünde yılan ve diğer hayvanların taş üstüne işlenmesi tesadüfi olmayıp, korkulan, saygı duyulan ya da tapılan nesneler olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca buranın mimari şeklinin yuvarlık yapıda olması da şaşırtıcıdır. Bu da bize yılanın en erken dönemlerden itibaren itibar gördüğünün en somut göstergesidir.</p>
<p><figure id="attachment_1295" aria-describedby="caption-attachment-1295" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-3-Çatalhöyük-ana-tanrıça.jpg" rel="attachment wp-att-1295"><img class=" td-modal-image wp-image-1295 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-3-Çatalhöyük-ana-tanrıça-300x205.jpg?resize=300%2C205" alt="Resim 3: Çatalhöyük, ana tanrıça" width="300" height="205" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-3-Çatalhöyük-ana-tanrıça.jpg?resize=300%2C205&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-3-Çatalhöyük-ana-tanrıça.jpg?w=466&amp;ssl=1 466w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1295" class="wp-caption-text">Resim 3: Çatalhöyük, ana tanrıça</figcaption></figure></p>
<p>Ayrıca Neolitik Dönem kültürlerinde yılana başka anlamlar yükleyenlerde olmuştur. Neolitik dönemin başından itibaren kadınların akbaba, yılan, aslan ve leopar gibi hayvanlarla birlikte temsil edildiği ve bunun bir gelenek haline geldiği daha sonraki dönemlerde Kbyele ve Artemis gibi Ana Tanrıça tasvirlerinde de bunun devam ettiği görülmektedir. Ana Tanrıça Kybele’nin yırtıcı hayvanlarla tasviri onun kudretli imajını güçlendirirken aynı zamanda onun insanlığa yararlı bir şahsiyet olduğunu da gösterilmek istenmiştir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>. Neolitik dönemlerde görülen tanrıca ve kadın Formlarının üzerinde sıkça rastladığımız bu yılanımsı şekiller ve spiraller, doğum –üreme olgusunun birer göstergesidir. M.Ö 6000’lerde Çatalhöyük’te karşımıza çıkan spiral tanrıçanın göbeğinde görülür (resim 3). Spiral ile özdeşleşen yılan figürü, doğum ve üremenin bir sembolü olmanın yanı sıra dünyanın birçok yerinde olumlu, koruyucu ve uğurlu sayılan bir hayvandır. Aynı zamanda yeniden doğmanın da bir sembolüdür yılan<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>. Nevali Çöri kazılarında bulunun ve insan başı olduğu düşünülen buluntunun detayı ilgi çekicidir. Kabartmalı şekilde yılan işlenmiştir (resim 4).</p>
<p><figure id="attachment_1296" aria-describedby="caption-attachment-1296" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-4-Nevali-Çöri-yılan-betimi.jpg" rel="attachment wp-att-1296"><img class=" td-modal-image wp-image-1296 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-4-Nevali-Çöri-yılan-betimi-300x228.jpg?resize=300%2C228" alt="Resim 4: Nevali Çöri yılan betimi" width="300" height="228" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-4-Nevali-Çöri-yılan-betimi.jpg?resize=300%2C228&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-4-Nevali-Çöri-yılan-betimi.jpg?w=396&amp;ssl=1 396w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1296" class="wp-caption-text">Resim 4: Nevali Çöri yılan betimi</figcaption></figure></p>
<p>Mısır kültürüne baktığımızda “tıp” kelimesinin orijinini aldığı TEB (Thebai) şehrinin totemi yılandır<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>. Burası Mısır’ın en önemli tıp merkezidir (resim 5). Mısır’da yılan ilahi bir varlık sayılmaktaydı. Kudretli ve kararlılık göstergesiydi bu yüzden hükümdarlar başlarında kobra ile tasvir edilmiş (resim 6) ve bazı tapınakların girişlerinde yine kobra tasvirleri kullanmışlardır (resim7). Yılanda doğurganlık özelliği olduğuna inanılırdı.</p>
<p>Mısır yaratılış mitosunda ise yılanların temeli oluşturduğu görülmekte Hermopolis’te tapınılan sekizli tanrılar meclisinin hayvan şekilli görüntülerinin çoğu yılan ve kurbağa şeklinde resmedilmektedir. Dört çift olarak ayrılmışlar ve erkekler “kurbağa” dişiler de yılan ile ilişkilendirilmişlerdir. Mısırlılar, dünyanın biçimlendirilmesinden önce, yönsüz bir kaos içinde yoğun sulardan oluşan bir karanlığın olduğuna inanırlardı. Bu kaos içinde Khumnu’nun (Hermepolis’in) inanışlarında Sekizli Tanrılar Meclisinin dördünün kurbağa ve dördünün de yılan tanrıçalar olarak yaşadıklarına inanırlardı.(Sonsuzluk dengesi)<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>.</p>
<p><figure id="attachment_1297" aria-describedby="caption-attachment-1297" style="width: 126px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-5-Teb-şehrinin-sembolü.jpg" rel="attachment wp-att-1297"><img class=" td-modal-image wp-image-1297 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-5-Teb-şehrinin-sembolü-126x300.jpg?resize=126%2C300" alt="Resim 5: Teb şehrinin sembolü" width="126" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-5-Teb-şehrinin-sembolü.jpg?resize=126%2C300&amp;ssl=1 126w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-5-Teb-şehrinin-sembolü.jpg?w=162&amp;ssl=1 162w" sizes="(max-width: 126px) 100vw, 126px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1297" class="wp-caption-text">Resim 5: Teb şehrinin sembolü</figcaption></figure></p>
<p>Yine başka bir Mısır mitosunda yılan Apofis’in öldürülüşü anlatılmış.<br />
Apep-Apepi –GrkApophis=Orta krallık döneminden itibaren varlığına&nbsp;&nbsp;inanılmaya başlanılan Maat’ın (Düzen-Gerçek) ışığının varlığına karşın kaos ve karanlığın sembolü olarak kötü tanrı olarak tanrılaştırıldı. Atum gibi Ra’nın yaratılıştaki sekizlik ve dokuzluk tanrı düzenlerinin bir sonucu olarak karmaşık kozmik sistemin parçası olarak yaratıldı. Atum Ra daha sonra basitçe güneş tanrısı, ışığın getiricisi RA olarak adlandırıldı ve bu yüzden de MAAT yükseltildi. Apep de en büyük düşmanı ilan edildi ve RA’NIN DÜŞMANI” adı verildi. Orta krallık döneminde özenle hazırlanan Ra ile Apep’in savaş sahnesini gösteren detaylı bir resimde Apep siyah-beyaz M harfini andıracak şekilde başı yerde, RA da kanguruyu andıran kulak ve arka ayakları üzerinde dikilmiş, sol elinde saldırmaya benzer bir kesici aleti yılana doğru kaldırmış duruşu ile resmedilmiştir. Bu saldırı, masal anlatıcılara göre, yer altında güneşin battığı yerde batıda Baku adlı bir dağda bekleyen Apep’in, gecenin onuncu kademesinde şafağa doğru gerçekleşiyordu. Mitlere göre Apep, kötülüğü temsil ettiği için RA tarafından bir darbe ile tuzağa düşürülerek devrilmişti. Bu savaşlarda Apep, sihirli bakışlarıyla Ra’yı yer altındaki dağların eğrilikleri-büğrülükleri arasında nehir kenarlarında dolaşırken hipnotize eden, onu yiyip bitiren olarak düşünülmektedir. Bir başka mitte RA’nın kedi kızı Best, Apep’i geceleyin gören gözleriyle avlamış, yiyip bitirmiştir<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>(resim 8)</p>
<p>Antik Mısır dininde Edjo adındaki tanrı yılan ile temsil edilirdi. Delta&#8217;nın yılan tanrıçası, Aşağı Mısır&#8217;ın sembolü ve koruyucusu, Yukarı Mısır&#8217;ın tanrıçası Nekhbet&#8217;in tamamlayıcısıdır. Kralın tacının bir parçası olarak giyilirdi. Ayrıca Güney Mısır tanrılarından Buto-Uto&#8217;nun simgeleri, yılan ve onun baş düşmanı gelincikti.</p>
<p>Mısırlılar’ın Ölüler Kitabı’nda ayrıntılı olarak anlatıldığı gibi, ölülerin geçmesi gereken yol, gecenin 12 saatine tekamül eden on iki odaya bölünmüştü. Güneş kayığı önce yılanların bulunduğu kumsal alanlardan geçmekte; kısa sürede kendisi d yılana dönüşmekteydi. Yedinci saatin sonunda yeni bir yılan sureti ortaya çıkmaktaydı<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>. Ayrıca yılanların yer altı dünyasında koruyucu olduğu da bilinirdi.</p>
<p>Son olarak Mısır’da yaygın kullanıma sahip olan yılan figürlerinden biride, kuyruğunu ısırarak halka şekli oluşturan yılan yani Uroborustur. Bu sembol sonsuzluğu işaret etmektedir.</p>
<p>Özetlemek gerekirse antik Mısır mitolojisinde ve tasvirli sanatında yılan figürün sıkça yer bulduğunu söyleyebiliriz. Kimi zaman güç, kudret, ölümsüzlük gibi anlamlar yüklenirken, şeytan, ihanet, kötülük sembolü de olmuştur. Kleopatra’nın kobranın sokması sonucu ölmesi çarpıcıdır. Bu hususta kayda değer bir Mısır inancı da böyle kutsal bir yılanın sokması sonucu ölen bir kimsenin, aslında ölümsüzlüğe kavuşması şeklindedir<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a>.</p>
<p><figure id="attachment_1298" aria-describedby="caption-attachment-1298" style="width: 216px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-6-Tutankamon.jpg" rel="attachment wp-att-1298"><img class=" td-modal-image wp-image-1298 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-6-Tutankamon-216x300.jpg?resize=216%2C300" alt="Resim 6: Tutankamon" width="216" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-6-Tutankamon.jpg?resize=216%2C300&amp;ssl=1 216w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-6-Tutankamon.jpg?w=257&amp;ssl=1 257w" sizes="(max-width: 216px) 100vw, 216px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1298" class="wp-caption-text">Resim 6: Tutankamon</figcaption></figure></p>
<p>Mezopotamya’da yılan betimlemelerine bakacak olursak; Mısır’da da olduğu yaygın bir kullanıma sahiptir. Yılanın tıp sembolü olarak ilk defa Sümerliler tarafından kullanıldığı yaygın görüştür. Bu görüşü destekleyen arkeolojik kanıtlar ise; Lagaş kazıları sırasında bulunan bir vazodur. Bulunan bu vazo hekimliğin sembolünün Grek’ler den değil, Sümerler’den geldiğini gösteren bir buluntudur. M.Ö. 2600 yıl önce kral Gudea devrinde yapılmış bu vazo üzerinde iki cin kabartması arasında bir ağaca sarılmış iki yılan görülmektedir (resim 10).</p>
<p>Yılan Sümer panteonunda Ningişzida adlı ilahında sembolüydü. Yeraltı tanrılarından biri olarak tanrılar dünyasında yer almıştır.”İyi ağacın efendisi” anlamında kullanılmıştır<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>. Babil büyüleri Ningişzida’yı yeraltı dünyasında ifitleri koruyan olarak tanımlar. Gudea Ningişzeda’yı kendi koruyucu tanrısı olarak ilan etmiştir. Boynuzlu yılan ya da başmu ejderi simgesi ve kutsal hayvanıdır (resim 11).</p>
<p>Nirah adlı tanrı Sümer’de uzun ömürlü bir tapınım görmüştür. Vücudunun alt kısmı yılan şeklinde betimlenmiştir (resim 12). Kendisinin Fırat nehrinin sembolü olduğunu düşünen bilim adamları da vardır.</p>
<p>Yılan Mezopotamya’da kutsallık kazandığı gibi koruyucu anlamlarda yüklenmiştir. Özellikle yılan ejder; Akad döneminden Hellenistik döneme kadar çeşitli tanrıların sembolü olmuştur. Özellikle koruyucu, büyülü bir melez hayvan olarak temsil edilmiştir<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a>. En güzel örnek İştar kapısını süsleyen yılan ejder Muşhuşşu’dur (resim 13).</p>
<p>Bazen de tanrının yenmesi gereken bir canavar olarak karşımıza çıkar yılan ve yılan türevi canavarlar. Bunları Mezopotamya tasvirli sanat eserlerinin üzerindeki detaylardan anlayabiliriz. Tanrı Ningirsu yedi başlı yılan canavar Muşmahhu’yu öldürme sahnesi EHD eserlerinde gösterilmiştir (resim 14). Tanrıların bir yılan ejderha ile mücadelesini anlatan başka bir mühür deseni A. Jeremias’ın Handbuch der altorientalischen Geisteskultur’undan alınmıştır<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> (resim 15).</p>
<p><figure id="attachment_1299" aria-describedby="caption-attachment-1299" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-7-Mısır’dan-bir-tapınak-alınlığı.jpg" rel="attachment wp-att-1299"><img class=" td-modal-image wp-image-1299 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-7-Mısır’dan-bir-tapınak-alınlığı-300x199.jpg?resize=300%2C199" alt="Resim 7: Mısır’dan bir tapınak alınlığı" width="300" height="199" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-7-Mısır’dan-bir-tapınak-alınlığı.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-7-Mısır’dan-bir-tapınak-alınlığı.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-7-Mısır’dan-bir-tapınak-alınlığı.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1299" class="wp-caption-text">Resim 7: Mısır’dan bir tapınak alınlığı</figcaption></figure></p>
<p>Yazılı eserlere baktığımızda, “kartal ile yılan” halk öyküsü karşımıza çıkar. Öyküye göre kartal ve yılan dostluk andı içerler. Birbirlerinin yavrularını kollamaya ve onlara yiyecek sağlamaya söz verirler. Kartal bu anlaşmaya uymaz, yılan uzakta avlanırken onun yavrularını yutar. Yılan bu olay karşısında andbozucu kartaldan intikam almak için tanrı Şamaş’a yalvarır. Şamaş yılana, kartalı nasıl tuzağa düşüreceğini, kanatlarını kırıp nasıl çukura düşüreceğini anlatır. Yılan dediklerinin hepsini yapar ve kartalı çukura atar. Kartal o çukurda acınası bir halde Şamaş’a yalvarmaya başlar. Ve Şamaş onu o çukurdan kurtarır ve minnet borcu olarak doğum otunu bulacağına söz verir<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>. Bu mitos birçok mitosla bağlantılıdır fakat konumuz yılan olduğu için onlardan bahsetmeyeceğim. Burada öğretici bir hikayenin kahramanı olan yılan mühürlerde ya da tasvirli sanatlarda yer alamsa da metin olarak elimize ulaşmıştır.</p>
<p>Ayrıca yılan Gılgamış destanında da büyük bir rol oynamaktadır. Gılgamış Mitosu; Asurbanipal kütüphanesinde bulunmuştur. 12 tablettir. Bu versiyon Gılgamış&#8217;ın sahip olduğu kahramansı özelliklerin anlatılması ile başlar. Tanrılar Gılgamış&#8217;ı insanüstü irilikte yaratmıştır. Fakat Erek soyluları, halkının çobanı olması gereken Gılgamış’ın zorbalık yaptığını söyleyerek tanrılara şikayet etmişlerdir. Tanrılardan Gılgamış’a benzer bir varlık yaratmasını isterler. Sebebi ise Gılgamış gününü o yaratığın üzerinde denemesi ve halkı rahat bıraksın diyedir. &nbsp;Ve böylece tanrılar Enkidiyu yaratırlar.</p>
<p>Enkidu olağanüstü biri olup, yabanıl bozkırın insan biçimini alır. Otlanarak beslenir, yabanıl hayvanlarla arkadaşlık eder, avcıların tuzaklarını parçalar, tuzaklardaki yabanıl hayvanları salıverir. Bu adamı Gılgamış öğrenir ve avcılara emir verir. Bir tapınak fahişesi yollar. Fahişe onu dişiliği ile kandırıp Gılgamış&#8217;a getirecektir.</p>
<p><figure id="attachment_1300" aria-describedby="caption-attachment-1300" style="width: 292px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-8-Apofis’in-öldürülüşü.jpg" rel="attachment wp-att-1300"><img class=" td-modal-image wp-image-1300 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-8-Apofis’in-öldürülüşü-292x300.jpg?resize=292%2C300" alt="Resim 8: Apofis’in öldürülüşü" width="292" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-8-Apofis’in-öldürülüşü.jpg?resize=292%2C300&amp;ssl=1 292w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-8-Apofis’in-öldürülüşü.jpg?w=447&amp;ssl=1 447w" sizes="(max-width: 292px) 100vw, 292px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1300" class="wp-caption-text">Resim 8: Apofis’in öldürülüşü</figcaption></figure></p>
<p>Böylece Gılgamış ve Enkidu karşı karşıya gelerek güçlerini birbirlerine karşı sınarlar. Bu kapışma sıkı bir dostluk yemini ile sonuçlanır. İkisi de birbirine sonsuza dek yoldaş olacaklarına ant içerler. Bundan sonraki bölümde Gılgamış ve Enkidu’nun Huvava’yı öldürme macerası ile devam eder. Huvava’nın sedir ormanları İnnana kültü ile ilişkilidir. Gılgamış seferden zaferle dönerken İnnana onun güzelliğine kapılır. Gılgamışı aşığı yapmak ister, fakat Gılgamış bunu kabul etmez. İnanna buna çok sinirlenir.</p>
<p>İnanna Anu’dan göğün boğasını yaratıp, Gılgamış’ın ülkesine gönderilmesini ve halkını mahvetmesini ister. Boğa yeryüzüne indirilir ve Erek halkı çok kayıp verir. Ve bu boğa Enkidu tarafından öldürülür. Boğa öldükten sonra Tanrılar toplanıp Enkudu’nun ölmesine karar verirler.</p>
<p>Bunun üzerine Enkidu bir rüya görür. Kendisinin yer altı dünyasına götürüldüğünü ve Nergal tarafından hayalete dönüştürüldüğünü görür. Ve bunun üzerine Enkidu ölür. Gılgamış’ın yası çok çarpıcı şekilde anlatılmıştır. Öyle ki Akhilleus’un Patroklos için yaptığı yas törenlerinden birine benzetilir.</p>
<p>Gılgamış destanın bu bölümünde ölümün acı yüzü ile yüzleşir. Gılgamış sonunun Enkidu gibi olacağın düşünüp paniğe kapılır. Ölümsüzlüğü aramak için yollara düşer. &nbsp;Gılgamış ölümsüzlüğü kazanan tek ölümlünün atası Utnapiştim olduğunu bilmektedir. Bu yüzden onu bulmak için yola koyulur. Gezinin başında Manşu dağının eteklerinde, dağın akrep-adam ve karısının bekçiliğini yaptığı kapıya gelirler. Akrep adam hiçbir ölümlünün o dağı aşamadığını söyler. Fakat gılgamış gezisinin amacını söyleyince akrep adam geçmesine izin verir ve Gılgamış yoluna devam eder. Ve Utu’ya ulaşır. Utu onu bu yolculuğun tehlikesi hakkında uyarır. Fakat Gılgamış yolundan vazgeçmez. Ve denizin kıyısına ölüm sularına ulaşır. Burada bir başka bekçi olan biracı-karı tanrıça Sudiri ile karşılaşır. Oda Gılgamış&#8217;ı caydırmaya çalışır ve Şamaş dışında kimsenin o yolu aşamayacağını söyler. Gılgamış ise ona “yaşamdan haz alabildiği sürece eğlenmeye bakmasını” söyler.</p>
<p><figure id="attachment_1301" aria-describedby="caption-attachment-1301" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-9-Uroboros.jpg" rel="attachment wp-att-1301"><img class=" td-modal-image wp-image-1301 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-9-Uroboros-300x267.jpg?resize=300%2C267" alt="Resim 9: Uroboros" width="300" height="267" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-9-Uroboros.jpg?resize=300%2C267&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-9-Uroboros.jpg?w=339&amp;ssl=1 339w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1301" class="wp-caption-text">Resim 9: Uroboros</figcaption></figure></p>
<p>Ve yoluna devam eder. Kıyıda Utnapiştim’in kayığının dümenciliğini yapmış olan Urnaşabi’yi görür. Kendisini ölüm sularından karşıya geçirmesini buyurur. Kayıkçı ondan ormana gidip 120 direk kesmesini ister ölüm suyundan etkilenmemek için. Gılmamış dediğini yapar. Sonunda Utnapiştimin yanına gelir.&nbsp; Gelir gelmezde peşine düştüğü ölümsüzlüğü elde etmek için ne yapması gerektiğini sorar. Ve Utnapiştim ona tufanı anlatır. Ve akrep adamın, Şamaş’ın, Suduri’nin dediği gibi tanrıların ölümsüzlüğü kendilerine ayırıp, ölümü insanlar verdiğini anlatır.</p>
<p>Gılgamış hayal kırıklığı ile oradan ayrılırken Utnapiştim ona yaşlıyı yeniden gençleştirme özelliği olan bir bitkiden bahseder. Ancak onu elde etmesi için denizin dibine dalmasını söyler. Gılgamış denizin dibine dalar ve harikalar yaratan bitkiyi çıkarır. Erek’e dönüş yolunda yıkanmak ve giysi değiştirmek üzere bir su birikintisi yanında mola verir. Yıkanıp giysilerini değişirken bir yılan bitkiyi kaçırır. Giderken de derisini değişerek geride bırakır. Mitosun son sahnesi ise Gılgamışın su dibinde şanssızlığına ağladığı sahnedir <a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a>. Yılanın ölümsüzlük otunu yemesi ile yılana sonsuzluk, ölümsüzlük, gençlik anlamları da yüklenmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_1302" aria-describedby="caption-attachment-1302" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-10-Lagaş’tan-ele-geçmiş-vazo-kabartması.jpg" rel="attachment wp-att-1302"><img class=" td-modal-image wp-image-1302 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-10-Lagaş’tan-ele-geçmiş-vazo-kabartması-300x268.jpg?resize=300%2C268" alt="Resim 10: Lagaş’tan ele geçmiş vazo kabartması" width="300" height="268" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-10-Lagaş’tan-ele-geçmiş-vazo-kabartması.jpg?resize=300%2C268&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-10-Lagaş’tan-ele-geçmiş-vazo-kabartması.jpg?w=342&amp;ssl=1 342w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1302" class="wp-caption-text">Resim 10: Lagaş’tan ele geçmiş vazo kabartması</figcaption></figure></p>
<p>Anadolu’ya baktığımızda Hititler’de yılan mus adı ile de anılır ve kutsal bir hayvandır. Hititlerin kutsal kabul ettiği ve kartallarla mücadele ettiğine inandıkları İlluyankas isimli dev bir yılan ilahlarının olduğu bilinmektedir<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a>.</p>
<p>Hatti kökenli en önemli mitoslardan biri de Fırtına tanrısı ile yılan arasındaki savaştır. Hikayenin özünü, kötülüğün güçlerini simgeleyen bir düşmanla, ilahi güçlere sahip bir kahraman arasındaki ritüeli andıran bir mücadeleyi içermektedir. İki farklı versiyonu bulunan öykünün, Fırtına Tanrısı’ ile ölümcül bir savaşa tutuşmak için yerin altından sürünerek çıkan yılan illuyanka (ismi yılan anlamına geliyor) ile başladığı belirtilmektedir. Başlangıçta yılanın, dışarıdan hem ilahi (önceki versiyon) hem insani (her iki versiyonda) yardım istemek zorunda kalan tanrıya acı bir yenilgi tattırarak üstünlüğü ele geçirdiği ifade edilmektedir.</p>
<p>Yenilgi üzerine, Fırtına Tanrısı’nın bütün tanrıları yardıma çağırdığı ve Tanrıça İnara’ın bir entrika düzenlemesini istediği, İnara’nın da her türlü içkinin fıçılar halinde bol miktarda bulunduğu büyük bir ziyafet hazırladığı, ardından Huppasiya isimli bir adamı kendisine hizmet etmesi için çağırdığı, Huppasiya’ın ise, İnara ile bir gece beraber olabilme şartı üzerine hizmet edebileceğini söylediği, bunun üzerine tanrıçanın teklifi kabul ederek ölümlü ile yattığı dile getirilmektedir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a></p>
<p><figure id="attachment_1303" aria-describedby="caption-attachment-1303" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-11-Ningişzada-Neo-Sümer-silindir-mühür-detayı.jpg" rel="attachment wp-att-1303"><img class=" td-modal-image wp-image-1303 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-11-Ningişzada-Neo-Sümer-silindir-mühür-detayı-300x239.jpg?resize=300%2C239" alt="Resim 11: Ningişzada, Neo-Sümer silindir mühür detayı" width="300" height="239" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-11-Ningişzada-Neo-Sümer-silindir-mühür-detayı.jpg?resize=300%2C239&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-11-Ningişzada-Neo-Sümer-silindir-mühür-detayı.jpg?w=421&amp;ssl=1 421w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1303" class="wp-caption-text">Resim 11: Ningişzada, Neo-Sümer silindir mühür detayı</figcaption></figure></p>
<p><em>“</em>i<em>nara, Hupa</em>s<em>iya’yı uza</em>g<em>a götürüp sakladı. Süslendi ve bir </em>ş<em>ölene</em></p>
<p><em>hazırlanıyorum, gel ye ve iç (diyerek) yılanı deli</em>ğ<em>inden çıkmaya davet etti. Böylece</em></p>
<p><em>yılan ve çocukları çıktı, yiyip içtiler. Bütün kapları bo</em>ş<em>alttılar ve sarho</em>ş <em>oldular.</em></p>
<p>S<em>imdi tekrar deliklerine dönmek istemediler. Hupa</em>s<em>iya geldi ve yılanı halatla ba</em>ğ<em>ladı.</em></p>
<p><em>Sonra, Fırtına Tanrısı ve beraberindeki tanrılar geldi ve yılanı öldürdü.”</em></p>
<p>Bu efsanenin ele geçen bir ikinci versiyonunda yine, illuyanka&#8217;nın Fırtına Tanrısını yendiği, ancak bu kez illuyanka’nın, Fırtına Tanrısının kalbini ve gözlerini de alarak onu aciz durumda bıraktığı, bunun üzerine Fırtına Tanrısının bir hileye başvurduğu görülmektedir. Fırtına Tanrısı, ölümlü, yoksul bir adamın kızından bir oğul sahibi olduğu, bu oğlun büyüyünce, illuyanka’nın kızıyla evlendiği ve kayınbabasının ailesinin bir üyesi olduğu belirtilmektedir. Fırtına Tanrısı’nın artık planını uygulamak istediği ve oğluna “Gidip karının evinde yasadığın zaman onlardan (başlık olarak) gözlerimi ve kalbimi iste.” dediği, oğlun yeni ailesinin ise hiç şüphelenmeden istediklerini gönüllü olarak verdikleri anlatılmaktadır<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a></p>
<p><figure id="attachment_1304" aria-describedby="caption-attachment-1304" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-12-yılan-tanrı.jpg" rel="attachment wp-att-1304"><img class=" td-modal-image wp-image-1304 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-12-yılan-tanrı-300x264.jpg?resize=300%2C264" alt="Resim 12: yılan tanrı" width="300" height="264" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-12-yılan-tanrı.jpg?resize=300%2C264&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-12-yılan-tanrı.jpg?w=433&amp;ssl=1 433w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1304" class="wp-caption-text">Resim 12: yılan tanrı</figcaption></figure></p>
<p>Bu iki versiyonda da yılan tanrıların korktuğu ve yenmek istediği bir varlık olarak gösterilmektedir. Belki de 2. dereceden bir tanrısallık simgesidir. Ayrıca bu mitos örneği ile Hitit toplumunun sosyal yapısı hakkında bilgi edinmekteyiz. Bu mitos çok sevilmiş olacak ki Malatya’da bir alçak kabartma örneğinde tasvir edilmiştir (resim 16-17).</p>
<p>Ayrıca İlluyanka efsanesi mevsimlerle ilgilidir. Hititlerde yılan ejderha, ilkbaharda taştığı zaman kendinden korkulan nehirlerin sembolüdür. Puruli adını verdikleri festivalde geçen yılanın öldürülmesi ayini her sene tekrarlandığı zaman nehirlerin taşmayacağına inanılır<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a>.</p>
<p>Mitosların dışında Hititler’de bir de yılan falı bulunmaktaydı. Bu falları yaşlı falcı kadınlar yorumlamaktaydı. Kehanet soruşturmalarını yorumlayan bu “Yaslı kadınlar-falcılar”ın, soruşturmayı yılan ile bağlantı içinde yürüttükleri de belirtilmektedir. Bu örnek durumda, özellik bir göstergeyle işaretlenmiş bölümlere ayrılan bir kabın (‘hayat’ı ‘günah’, ‘tapınak’, ‘ev’, ‘hapis’) suyla doldurulduğu ve içine bir su yılanının salıverildiği ifade edilmektedir. Sürüngenin bölümler arasındaki hareketinin, ‘Yaslı kadınların kutsal iradeye ilişkin yorumuna temel sağladığı kaydedilmektedir<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a>.</p>
<p><figure id="attachment_1305" aria-describedby="caption-attachment-1305" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-13-iştar-Kapısı-Mardukun-kutsal-hayvanı-ejder-Muşuşunun-kabartması.jpg" rel="attachment wp-att-1305"><img class=" td-modal-image wp-image-1305 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-13-iştar-Kapısı-Mardukun-kutsal-hayvanı-ejder-Muşuşunun-kabartması-300x174.jpg?resize=300%2C174" alt="Resim 13: iştar Kapısı Marduk'un kutsal hayvanı ejder 'Muşuşu'nun kabartması" width="300" height="174" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-13-iştar-Kapısı-Mardukun-kutsal-hayvanı-ejder-Muşuşunun-kabartması.jpg?resize=300%2C174&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-13-iştar-Kapısı-Mardukun-kutsal-hayvanı-ejder-Muşuşunun-kabartması.jpg?w=502&amp;ssl=1 502w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1305" class="wp-caption-text">Resim 13: iştar Kapısı Marduk&#8217;un kutsal hayvanı ejder &#8216;Muşuşu&#8217;nun kabartması</figcaption></figure></p>
<p>Anadolu’da ki bir diğer önemli uygarlık frigler’dir. Ana Tanrıça, Frig uygarlığında Kybele adıyla anılır. Friglerin en eski ve en kendine özgü kültü, Ana Tanrıça kültüdür; bu tanrıça Frigler tarafından Agdistis olarak da tanımlanırdı. Frig kabartmalarında Kybele’nin başında kuleye benzer yüksek bir taç vardır; bu taç onun, kentlerin ve tarımsal ürünlerin tek egemeni sayıldığının simgesidir. Bu nedenle ona “mater turrigera” (kule taşıyan ana) da denirdi. Bu kuleler sayılarına göre tanrıçanın koruyuculuğu altında bulunan kenti, ya da kentleri temsil ederdi. Kafasında bir kule ile canlandırılan tanrıçanın elinde sürekli bir anahtarı vardı.</p>
<p>Yılan figürü Kybele’nin doğuşunu anlatan mitosta da karşımıza çıkmaktadır. Mitosa göre: &#8220;Bir zamanlar gökler, denizler ve kayalar, birbirlerinden ayırt edilemeyecek halde imişler. Fakat birdenbire ortada bir musiki tınlamış, gökler ve denizler gene bir kâinat teşkil etmekle beraber birbirinden ayrılmışlar. O esrarengiz musiki, Ürinom&#8217;un (yani Kybele’nin) doğduğunu ilân ediyormuş. Onun sembolü de ay imiş. Bütün Kâinatın yüce tanrıçası ıssız dünyada, boş sular, çıplak topraklar ve gökte dönen yıldızlar arasında yapayalnız kalmış. Avuçlarını sürüştürmüş ve avuçlarının arasından büyük yılan Ofiyon kayıp çıkmış. Kybele, merak dolayısıyla onunla âşıkdaşlık etmiş. Bu sevgi ve kavuşmanın yuvarlanış sarsıntılarıyla, topraklar devrilip dağlar olmuş, sular fışkırıp nehirler akmış, göller toplanmış, birçok sürüngen mahlûklar peyda olmuş. Ettiğine utanan ve pişman olan Kybele, yılanı öldürüp gölgesini –yani ruhunu– yeraltına göndermiş. Kybele, kendi nefsine karşı da âdil davranarak, Hekat adıyla kendi bir kısmını da yeraltına göndermiş. Ölü yılanın ortalığa savrulan dişlerinden çoban ve sığırtmaç gibi insanlar peyda olmuş. Bunlar toprağı sürmesini biliyorlarmış. Ceviz, incir ve üzüm gibi ağaç yemişleri ile geçiniyorlarmış. Madenleri tanımıyorlarmış. İşte bu, taş devriymiş. Kybele gökte, denizde ve karada yaşamaya devam etmiş. Karada adı Rhea olmuş. Soluğu taze çalı ve çiçek kokuyormuş. Gözleri elâ (glaukopis) imiş. Rhea olarak Girit&#8217;i ziyaret etmiş. Yalnızlığı dolayısıyla güneş ve buhardan, sevgili olarak, Kronos&#8217;u yaratmış. Analık duygusunu ve özleyişini doyurmak üzere, her yıl İda dağının Dikte mağarasında, bir güneş oğlu doğururmuş. Kronos, çocukları kıskandığı için, onları öldürüyormuş. Kybele, bu işe öfkelenmiş, Kronos&#8217;un sol elini istemiş, beş parmağını keserek onlardan Daktiller yani beş parmak tanrısı yaratmış. Kybele, altıncı olarak doğurduğu tanrıya Zagreus adını vermiş&#8221;<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a>.</p>
<p><figure id="attachment_1306" aria-describedby="caption-attachment-1306" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-14-yedi-başlı-yılan-ejder.jpg" rel="attachment wp-att-1306"><img class=" td-modal-image wp-image-1306 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-14-yedi-başlı-yılan-ejder-300x171.jpg?resize=300%2C171" alt="Resim 14: yedi başlı yılan ejder" width="300" height="171" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-14-yedi-başlı-yılan-ejder.jpg?resize=300%2C171&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-14-yedi-başlı-yılan-ejder.jpg?w=441&amp;ssl=1 441w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1306" class="wp-caption-text">Resim 14: yedi başlı yılan ejder</figcaption></figure></p>
<p>Tüm bunların yanı sıra yılan eski ahitte kendine yer bulmuştur. Eski ahitte Tekvin 3-4 Bap 3’te anlatılan; Ve Allah’ın yaptığı bütün kır hayvanlarının en hilekarı yılandı. Ve kadına dedi: Gerçek, Allah: bahçenin hiçbir ağacından yemeyeceksiniz dedi mi? Ve kadın yılana dedi; bahçenin ağaçlarının meyvasından yiyebiliriz; fakat bahçenin ortasında olan ağacın meyvası hakkında Allah: ondan yemeyin, ona dokunmayın ki ölmeyesiniz dedi. Çünkü Allah bilir ki ondan yedinizi gün, o vakit gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız. Ve kadın gördü ki ağaç yemek için iyi, ve gözlere hoş, ve anlayışlı kılmak için arzu olunur bir ağaçtı, ve onun meyvasından aldı, ve yedi, ve kendisiyle berarber kocasına da verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı, ve kendilerinin çıplak olduklarını bildiler; ve incir yapraklarını dikip kendisine önlük yaptılar. Ve günün serinliğinde bahçede gezmekte olan RAB Allahın sesini işittiler; ve adamla karısı RAB Allahın yüzünden bahçenin ağaçları arasına gizlendiler. Ve RAB A llah adama seslenip dedi ki; neredesin? Ve o dedi ki; senin sesini bahçede işittim ve korktum, çünkü ben çıplaktım, gizlendim. Ve dedi: çıplak olduğunu sana kim bildirdi? Ondan yeme diye sana emrettiğim ağaçtan yedin mi? Ve adam dedi ki: yanıma verdiğin o ağaçtan bana verdi ve yedim. Ve RAB Allah kadına dedi ki: bu yaptığın nedir? Ve kadın dedi: yılan beni aldattı ve yedim. Ve Rab Allah yılana dedi: bunu yaptığın için bütün sığırlardan ve bütün kır hayvanlarından daha lanetlisin; karnının üzerinde yürüyeceksin ve ömür boyu bütün günlerinde toprak yiyeceksin ve seninle kadın arasına ve senin zürriyetinle onun zürriyeti arasına düşmanlık koyacağım; o senin başına saldıracak; sen onun topuğuna saldıracaksın. Kadına dedi; zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım; ağrı ile evlat doğuracaksın; ve arzun kocana olacak, o da sana hakim olacaktır. Ve Âdem’e dedi: karının sözünü dinlediğin ve ondan yemeyeceksin, diye sana emrettiğim ağaçtan yediğin için, toprak senin yüzünden lanetli oldu; ömrünün bütün günlerinde zahmetle ondan yiyeceksin ve sana diken ve çalı bitirecek; ve kır oyunu yiyeceksin; toprağa dönünceye kadar, alnının teri ile ekmek yiyeceksin; çünkü ondan alındın; çünkü topraksın, ve toprağa döneceksin (resim 18 )<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a>.</p>
<p>Yunan ve Roma kültürlerine baktığımızda çeşitli şekillerde yılan sembollerini görebiliriz. İlk olarak Girit’in yılan tanrıçasını örnek vermek mümkündür. Bu tanrıça heykelciği M.Ö. 1400’lere ait olup Girit’e bulunmuştur (resim 19). Girit’te yılanlara “ocağın dokunabilir ruhlarının bedenleşmiş şekilleri” gözüyle bakarlar ve onlara taparlar<a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a>. Ayrıca burada vurgulanan güçlü göğüslü tanrıça ellerinde ki vahşi yılanlarla bir mesaj vermektedir. Belki tehdit içermektedir.</p>
<p><figure id="attachment_1307" aria-describedby="caption-attachment-1307" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-15-yılan-ejder-ile-mücadel.jpg" rel="attachment wp-att-1307"><img class=" td-modal-image wp-image-1307 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-15-yılan-ejder-ile-mücadel-300x94.jpg?resize=300%2C94" alt="Resim 15: yılan ejder ile mücadel" width="300" height="94" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-15-yılan-ejder-ile-mücadel.jpg?resize=300%2C94&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-15-yılan-ejder-ile-mücadel.jpg?w=491&amp;ssl=1 491w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1307" class="wp-caption-text">Resim 15: yılan ejder ile mücadel</figcaption></figure></p>
<p>Yunan ve Roma kültürlerinde yılanın saygın bir yeri ve kullanımı mevcuttur. Yıla karşı beslenen kötü imgesel yorumlara ilk Romalı Çiçeron ile gözlemlenmektedir. Çiçeron yılan hakkındaki olumsuz duygularını “ her şeyi insanların faydası için yaratan tanrı, u bir sürü yılanlara acaba neden lüzum gördü? Diyerek dile getirmiştir<a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a>.</p>
<p>Romalı yazar Aelian (ölümü M.S. 222) “Hayvanlar Tabiatı Üzerine” isimli eserinde tanrı Apollon’a ait olduğu söylenen Epir bölgesindeki bir yılan mabedinden bahseder. “epir halkı her yıl yılın belli zamanlarında Apollo’ya kurbanlar sunar. Tanrıya adanmış, içinde tanrının oyuncakları- yılanlar bulunan daire biçiminde sarılmış bir orman vardır. Yılanlara yalnızca bakire rahibeler yaklaşabilir. Rahibe çıplaktır, yılanlara yemekleri o getirir. Epir halkı bu yılanların Delfi’deki Piton’dan geldiğine inanır. Rahibe yılanlara yaklaştığında yılanlar yumuşak başlı görünüp, yemeklerini yerlerse verimli ve hastalıktan uazak bir yıl olacağı söylenir. Eğer rahibeyi korkutur ve sunduğu balı almazlarsa tersini düşünürler”.</p>
<p><figure id="attachment_1308" aria-describedby="caption-attachment-1308" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-16-Malatya-kabartma-örneği.jpg" rel="attachment wp-att-1308"><img class=" td-modal-image wp-image-1308 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-16-Malatya-kabartma-örneği-300x128.jpg?resize=300%2C128" alt="Resim 16 Malatya kabartma örneği" width="300" height="128" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-16-Malatya-kabartma-örneği.jpg?resize=300%2C128&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-16-Malatya-kabartma-örneği.jpg?w=592&amp;ssl=1 592w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1308" class="wp-caption-text">Resim 16: Malatya kabartma örneği</figcaption></figure></p>
<p>Antik çağda diğer bir önemli yılan sembolü Asklepios ve onun adına kurulan kült merkezleridir. “Doktor tanrı” ve “doktorluk tanrısı” olan Asklepios’un adına kurulan sağlık tapınakları olan “asklepionlar” Antik Batı Anadolu tıbbının en önemli yapılarıdır.&nbsp; Anadolu’nun batısında, Ege adalarında ve Yunanistan’da 200′den çok asklepion bulunduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>Asklepios Yunan mitolojisinde hekimlik sanatının ustası olan tanrı olarak geçer. Bu sanatı o kadar ileri götürmüştür ki ölümler son bulmuş hatta ölüleri bile diriltmeye başlamıştır. Bunun üzerine Zeus tarafından doğal düzeni bozduğu gerekçesiyle cezalandırılır. Asklepios doğadaki dengeyi koruyan iyileştirici gücü temsil etmektedir. Güçlü sağlıklı elinde yılan sarılı asası bir erkek heykeli ile temsil edilir (resim 20). Döneminin sağlık merkezi olarak çalışan Asklepion’da birbirinden çok farklı ve geçerli tedavi yöntemleri kullanılmaktaydı.</p>
<p><figure id="attachment_1309" aria-describedby="caption-attachment-1309" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-17-kabartma-örneği.jpg" rel="attachment wp-att-1309"><img class=" td-modal-image wp-image-1309 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-17-kabartma-örneği-300x179.jpg?resize=300%2C179" alt="Resim 17: kabartma örneği" width="300" height="179" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-17-kabartma-örneği.jpg?resize=300%2C179&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-17-kabartma-örneği.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-17-kabartma-örneği.jpg?w=596&amp;ssl=1 596w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1309" class="wp-caption-text">Resim 17: kabartma örneği</figcaption></figure></p>
<p>MS 2. yüzyıl ortalarında günümüzde Kastamonu’nun İnebolu ilçesi antik dönem Abonuteikhos’da yılan değişik bir form almıştır. Roma dünyasını ayağa kaldıran sahte peygamberli pagan bir din ortaya çıkmıştır. Dinin kurucusu Abonuteikhoslu Aleksandros’tur. Aleksandros, Makedonia’daki Pella kentinden aldığı büyük yılanla başlattığı kurmaca dini, Apollon’un oğlu Asklepios’un reankarne olması inanışı temeline dayandırıyordu. Aleksandros ve onun kurduğu Glykon Kültü antik hiciv yazarlarından Samosatalı (Samsat) Lukianos tarafından günümüze aktarılmıştır<a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a>.</p>
<p>Aleksandros ve Kokkonas, bilicilik merkezinin Abonuteikhos’da kurulmasına karar verdikten sonra tasarladıkları bir plan dâhilinde Kalkhedon’a gelerek buradaki en eski tapınak olan Apollon Tapınağı’na bir tunç tablet gömmüşlerdir. Tablet üzerinde Asklepios&#8217;un, babası Apollon ile birlikte pek yakında Pontus&#8217;a gideceği ve Abonuteikhos&#8217;da yerleşeceği, Sinope’nin yamaçlarında Abonuteikhos’da bir yalvaç çıkacağı yazılıydı. Daha sonra Aleksandros kendilerinin gömmüş olduğu bu tabletin bulunmasını bir şekilde sağlamıştı. Ve aynı zamanda hiç vakit geçirmeksizin burada yazılı olan bilgilerin Bithynia ve Paphlagonia’ya yayılmasını da sağlamış ve ardından memleketine doğru yola çıkmıştı. Aleksandros memleketine saçlarını uzatmış, omuzlarından aşağı salıvermiş, yarısı beyaz yarısı erguvan renkli bir giysi üzerine de beyaz pelerin atmış olarak gelmişti. Elinde Perseus gibi bir yelkovan kuşu da tutmaktadır ki soyunun buraya dayandığı intibası vermeye çalışmaktadır<a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a>.</p>
<p><figure id="attachment_1310" aria-describedby="caption-attachment-1310" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-18-yılan-Adem-ve-Havva.jpg" rel="attachment wp-att-1310"><img class=" td-modal-image wp-image-1310 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-18-yılan-Adem-ve-Havva-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="Resim 18: yılan, Adem ve Havva" width="300" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-18-yılan-Adem-ve-Havva.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-18-yılan-Adem-ve-Havva.jpg?w=393&amp;ssl=1 393w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1310" class="wp-caption-text">Resim 18: yılan, Adem ve Havva</figcaption></figure></p>
<p>Aleksandros birkaç gün sessizlik içerisinde bekleyip yeterli koşulların oluşmasını bekledikten sonra, bir gece temelleri kazılmakta olan&nbsp; Asklepios tapınağına kadar gidip içine daha önceden yavru bir yılan yerleştirdiği kaz yumurtasını toprağa gömmüştü. Aynı günün sabahı olduğunda Aleksandros, kendini çıldırmış bir şekilde sokağa atmış, tapınak temelleri yakınındaki bir sunak taşı üzerinden halka seslenmiş ve onlara birazdan tanrıyı göreceklerini müjdelemişti. Aleksandros bu konuşmayı yaparken de içinde tanrı Apollon ve Asklepios’un çok sık geçtiği ancak halkın anlamadığı Fenikece cümleler de kurmuştu. Sonra yumurtayı daha önce gömdüğü yerden alan Aleksandros, yumurtayı işaret ederek halka ellerinde Asklepios’u tuttuğunu söylemişti. Aleksandros, halkın şaşkın bakışları altında yumurtayı kırmış ve o anda yumurtanın içinden çıkan yavru bir yılan ellerinde dolaşmaya başlamıştı. Halk işte o anda Asklepios’un yeniden doğumuna şahit olmuş ve hep birlikte dua etmeye başlamışlardı.</p>
<p><figure id="attachment_1311" aria-describedby="caption-attachment-1311" style="width: 195px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-19-Girit-yılanlı-tanrıça.jpg" rel="attachment wp-att-1311"><img class=" td-modal-image wp-image-1311 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-19-Girit-yılanlı-tanrıça-195x300.jpg?resize=195%2C300" alt="Resim 19: Girit yılanlı tanrıça" width="195" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-19-Girit-yılanlı-tanrıça.jpg?resize=195%2C300&amp;ssl=1 195w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-19-Girit-yılanlı-tanrıça.jpg?w=259&amp;ssl=1 259w" sizes="(max-width: 195px) 100vw, 195px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1311" class="wp-caption-text">Resim 19: Girit yılanlı tanrıça</figcaption></figure></p>
<p>Birkaç gün evine kapanan Lukianos ortaya çıkan tanrının ve bu durumun haberinin Paphlagonia’ya yayılmasını ve binlerce insanın Abonuteikhos’a akın etmesini beklemişti. Daha sonra evinde loş ışıklı bir oda düzenleyerek bir sedir üzerine oturmuş, burada da Pella’dan aldığı büyük yılanı kendi vücuduna dolamıştı. Yılanın başını koltuğunun arkasına saklayan Aleksandros daha önce çuval ve kaz teleğinden yapılmış olan sahte yılanbaşını (Keten bezinden bir yılanbaşı da yapıp ayarlamıştı. Bu baş insanı çok andırıyordu, kaş-göz, herşey çizilmişti, canlı gibiydi. At kılıyla ağız açılıp kapanıyor, gene at kılıyla yılanınki gibi kara çatal bir dil dışarı uzanıp çekiliyordu<a href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a>) sakalının altından çıkartmıştı. Daha sonra kente doluşmuş binlerce insan sıra halinde bu odaya girerek yeni tanrıyı görme imkânına kavuşmuştu. Odanın iki kapısı bulunmaktaydı ve insanlar bir kapından giriyor alelacele de diğer kapıdan çıkartılıyorlardı. Şaşkınlık içinde olan insanların birkaç gün önce yaşadıkları mucizeye bir yenisi daha eklenmişti.</p>
<p>Çünkü birkaç gün önce dünyaya gelen ve bir elin parmaklarında dolaşan yılan şimdi karşılarında sevecen, insan yüzlü ve ancak bir ejder büyüklüğünde çıkmıştı<a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a>.</p>
<p><figure id="attachment_1312" aria-describedby="caption-attachment-1312" style="width: 164px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-20-Asklepion.jpg" rel="attachment wp-att-1312"><img class=" td-modal-image wp-image-1312 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-20-Asklepion-164x300.jpg?resize=164%2C300" alt="Resim 20: Asklepion" width="164" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-20-Asklepion.jpg?resize=164%2C300&amp;ssl=1 164w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-20-Asklepion.jpg?w=208&amp;ssl=1 208w" sizes="(max-width: 164px) 100vw, 164px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1312" class="wp-caption-text">Resim 20: Asklepion</figcaption></figure></p>
<p>Asklepios’un yeniden dünyaya gelmiş hali, yine bir kehanetle yeni Asklepios olan Glykon, bir yılan imajı olarak dayandığı Asklepios kültünde her zaman var olmuş çok önemli bir dinsel imgeydi. Ancak burada Glykon, bir yılan tanrı olarak Asklepios’un aynı zamanda kendisiydi de. Bunun yanında insan yüzü, uzun saçları, kulakları ve konuşuyor olması da kendine has olan önemli ayırt edici özellikleriydi. Bu kültürden bize kalan birçok sikke, heykel ve kült eşyası vardır (resim 21,22,23).</p>
<p>Modern dünyada yılana yüklenen anlam genelde kötülük, şeytani simge ya da soğukluk olsa bile halen bu sembol yaygınlığından hiç bir şey kaybetmemiştir. Tıp fakülteleri başta olmak üzere, birçok ilaç firması ve üniversite halen yılanı sembol olarak kullanmıştır. Günümüzde efsunlu anlamı çok dikkat çekmese de günlük eşyalarda özellikle aksesuarlarda sıkça kullanılmaktadır. (resim 24-25).</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Yılan, en eski çağlardan beri insanı etkileyen ve hakkında birçok söylencenin üretildiği hayvanlardandır.</p>
<p><figure id="attachment_1313" aria-describedby="caption-attachment-1313" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-21-Glykon-kültü-sikke-örneği.jpg" rel="attachment wp-att-1313"><img class=" td-modal-image wp-image-1313 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-21-Glykon-kültü-sikke-örneği-300x117.jpg?resize=300%2C117" alt="Resim 21: Glykon kültü sikke örneği" width="300" height="117" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-21-Glykon-kültü-sikke-örneği.jpg?resize=300%2C117&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-21-Glykon-kültü-sikke-örneği.jpg?resize=600%2C235&amp;ssl=1 600w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-21-Glykon-kültü-sikke-örneği.jpg?w=602&amp;ssl=1 602w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1313" class="wp-caption-text">Resim 21: Glykon kültü sikke örneği</figcaption></figure></p>
<p>En erken kültür toplumlarından en geçine kadar yılana farklı anlamlar yüklenilmiş, farklı yorumlamalar yapılmıştır. Yılan kendine her toplumda yer bulmuş, popüler bir sembol haline gelmiştir. Elbette ki bu sembolleri tek seferde anlamak olanaksızdır. Yüklenen anlamı anlayabilmek için o kültürün dini inanışına, sosyal hayatına, yaşam felsefesine hakim olmak gerekir.</p>
<p><figure id="attachment_1314" aria-describedby="caption-attachment-1314" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-22-glykon-kültürü-kült-objesi.jpg" rel="attachment wp-att-1314"><img class=" td-modal-image wp-image-1314 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-22-glykon-kültürü-kült-objesi-300x286.jpg?resize=300%2C286" alt="Resim 22: glykon kültürü; kült objesi" width="300" height="286" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-22-glykon-kültürü-kült-objesi.jpg?resize=300%2C286&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-22-glykon-kültürü-kült-objesi.jpg?w=385&amp;ssl=1 385w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1314" class="wp-caption-text">Resim 22: glykon kültürü; kült objesi</figcaption></figure></p>
<p>Mısır’da hem bir tanrı hem bir şeytan olmuştur. Mezopotamya’da yine kutsal görülmüş tanrı sembolü olmuştur. Hititler’de tanrının yenmesi gereken bir kahraman, Yunan ve Roma uygarlıklarında şifacı ve kutsal sayılmıştır.</p>
<p>Bu doğrultuda yılan içinde birçok gizime, efsun, kehanet barındırır. İçindeki zıt anlamlar bunun en güzel örneğidir. Ölüm ve yaşam, iyilik ve kötülük, bilgelik ve sinsilik, sonsuzluk ve hiçlik bunlardan bazılarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> &nbsp;Lexikon-6., 246</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Ersoy 1990, 329</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Roller 2004, 120</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Eyüpoğlu 1990, 77</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Yöndemli 2006, 23</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Hooke 1991, 73</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Hooke1991,76</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Yöndemli 2006, 25</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Yöndemli 2006, 26</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Green 2003, 158</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Green 2003, 237</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Kramer 2001, 147</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Hooke 1991, 62</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Hooke 1991,</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Yöndemli 2006, 37</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Karauğuz 2001, 70</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Karauğuz 2001, 73</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Yöndemli 2006, 38</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Bryce 2002, 165</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Eyüboğlu 1990,&nbsp; 78</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> Eski ahit</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Yöndemli 2006, 82</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> Yöndemli 2006, 85</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> Karasalihoğlu 2011, 12</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> Karasalihoğlu 2011,&nbsp; 16</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> Lukian &nbsp;1925, 12</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> Karasalihoğlu 2011, 17</p>
<p><figure id="attachment_1315" aria-describedby="caption-attachment-1315" style="width: 207px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-23-Aleksandros.jpg" rel="attachment wp-att-1315"><img class=" td-modal-image wp-image-1315 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-23-Aleksandros-207x300.jpg?resize=207%2C300" alt="Resim 23: Aleksandros" width="207" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-23-Aleksandros.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Resim-23-Aleksandros.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1315" class="wp-caption-text">Resim 23: Aleksandros</figcaption></figure></p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>Bryce 2002,&nbsp;Bryce, T., Hitit Dünyasında Yasam ve Toplum (Ankara 2002). Dost Kitapevi</p>
<p>Lexikon-6, Olbrich H.- Gerhard S.,&nbsp; Lexikon der Kunst/6 (Almanya 1996). DTV</p>
<p>Eski ahit,&nbsp;Eski Ahit, Tekvin 3,4, Bap 3 (İstanbul 2002). Kitabı Mukaddes Şirketi</p>
<p>Karauguz 2001,&nbsp;Karauguz, G., Hitit Mitolojisi (Konya 2001). Çizgi Kitabevi</p>
<p>Hooke 1991,&nbsp;Hooke S. H.,&nbsp; Ortadoğu Mitolojisi Ankara 1991). İmge Yayınevi</p>
<p>Yöndemli 2006,&nbsp;Yöndemli, Fuat,&nbsp; Hayat Ağcı Ejder Yılan ( İstanbul2006 ) Nüve Kültür Merkezi</p>
<p>Lukian Alexander,&nbsp;Lukian A. L.,&nbsp; <em>Alexander. Alexander the false prophet </em>(1925). <em>&nbsp;</em>(Trans. A.M. Harmon) Loeb Classical Library.</p>
<p>Roller 2004,&nbsp;Roller, L.E., Ana Tanrıçanın izinde, Anadolu Kybele Kültü (İstanbul 2004). Çev:B. Avunç, Alfa Yayıncılık</p>
<p>Eyüpoğlu 1990,&nbsp;Eyüpoğlu İ. Z., Tanrı Yaratan Toprak – Anadolu (İstanbul 1990). Der Yayınları</p>
<p>Green 2003,&nbsp;Green A., Mezopotamya Mitolojisi Sözlüğü (İatanbul 2003). Aram Yayıncılık</p>
<p>Karasalihoğlu 2001,&nbsp;Karasalihoğlu M., Antik Çağdan Bugüne Glykon Kültü, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) (Eskişehir 2011)</p>
<p>Korkmaz 1990,&nbsp;Korkmaz N., Semboller Ve Yorumlarla Görünenden Görünmeyene (İstanbul 1990). Sena Ofset Matbaası</p>
<p>Kramer 1999,&nbsp;Kramer S.N., Sümer Mitolojisi ( İstanbul 1999). Kabalcı Yayınevi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yilan-ve-stilize-yilan-figurunun-uzak-gecmisi/">Yılan ve Stilize Yılan Figürünün Uzak Geçmişi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yilan-ve-stilize-yilan-figurunun-uzak-gecmisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1292</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kozmik Ruhun Işığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kozmik-ruhun-isigi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kozmik-ruhun-isigi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Dec 2015 21:35:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuğba Duygu Çavuş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1283</guid>
				<description><![CDATA[<p>Milyonlarca rengin içinden doğan bir geleceğin geçmişinin dirilen parçalarıdır ruhlarımız, her ufkun renklerini taşıyan, bereketli dillerin ezgilerinde yoğrulur düşünce yapı taşlarımız. Dünyanın, gezegenlerin renkli dillerini taşımaktayız. Domino taşları gibi, her bir alana yayılır enerji bedenlerimizin oluşturduğu yansımalarımız. Gök ninninin semasında uçuşur, kozmik heyecanlarımız. Doğa renklerini bizlerle paylaştı, bizlerse ilmek ilmek işledik doğa sanatının karmaşasını. Önce [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kozmik-ruhun-isigi/">Kozmik Ruhun Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Milyonlarca rengin içinden doğan bir geleceğin geçmişinin dirilen parçalarıdır ruhlarımız, her ufkun renklerini taşıyan, bereketli dillerin ezgilerinde yoğrulur düşünce yapı taşlarımız. Dünyanın, gezegenlerin renkli dillerini taşımaktayız. Domino taşları gibi, her bir alana yayılır enerji bedenlerimizin oluşturduğu yansımalarımız.</p>
<p>Gök ninninin semasında uçuşur, kozmik heyecanlarımız. Doğa renklerini bizlerle paylaştı, bizlerse ilmek ilmek işledik doğa sanatının karmaşasını.</p>
<p>Önce suya yazdık göz damlalarımızı, sonra mağaralara işledik, taşları dile getirmiş bir ırkın geçmişinin, geleceğinden geldik. Yıldızlarla geleceğe yön vermiş, ataların torunları.</p>
<p>En büyük sanatçıların genetik aktarımlarıyız. Onlardan bize miras kalan edebi eserler her yerde hala aynı canlılıkta karşımıza çıkmaktadır. Geçmiş kültürlerde taştan duvarların, işlenen resimlerin ışığı, bu gün hala aynı dirilikte bizleri somut örneklerle karşılar.</p>
<p>Tek kalıba sığamayanların ehlidir sanat, kiminin elinde reçellenen bir pasta, kiminin masasında dile gelen sonsuz işitsel sessiz haykırıştır. Bir annenin özeni ile yetiştirdiği bir çocuktur, sinemaya sıçrayan bir gözyaşı, gözyaşını silen bir elin buruş buruş çatlamış damarıdır.</p>
<p>Hayat ağacının iksiri ab-ı hayattır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kozmik-ruhun-isigi/">Kozmik Ruhun Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kozmik-ruhun-isigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1283</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Rönesans ve Hümanizm Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ronesans-ve-humanizm-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ronesans-ve-humanizm-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Dec 2015 12:28:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Antik kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Antik metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Antikçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Aristoteles]]></category>
		<category><![CDATA[Boccaccio]]></category>
		<category><![CDATA[Bosch]]></category>
		<category><![CDATA[Cellini]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Boville]]></category>
		<category><![CDATA[Cicero]]></category>
		<category><![CDATA[Colluccio Salutati]]></category>
		<category><![CDATA[Colonna]]></category>
		<category><![CDATA[Dante]]></category>
		<category><![CDATA[Dürer]]></category>
		<category><![CDATA[eon Battista Alberti]]></category>
		<category><![CDATA[Erwin Panofsky]]></category>
		<category><![CDATA[Federico da Montefeltro]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fransisco Sanchez]]></category>
		<category><![CDATA[Gianozzo Manetti]]></category>
		<category><![CDATA[Grek teolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Holbein]]></category>
		<category><![CDATA[Homeros]]></category>
		<category><![CDATA[hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[Jacob Burckhardt]]></category>
		<category><![CDATA[Johan Huizinga]]></category>
		<category><![CDATA[John Henry]]></category>
		<category><![CDATA[Jules Michelet]]></category>
		<category><![CDATA[Kalvin]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Vorlander]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo]]></category>
		<category><![CDATA[Loyola]]></category>
		<category><![CDATA[Luther]]></category>
		<category><![CDATA[Macit Gökberk]]></category>
		<category><![CDATA[Marsilio Ficino]]></category>
		<category><![CDATA[Michelangelo]]></category>
		<category><![CDATA[Montaigne]]></category>
		<category><![CDATA[Münzer]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Günay]]></category>
		<category><![CDATA[Notre Dame Mucizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Faure]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Burke]]></category>
		<category><![CDATA[Petrarca]]></category>
		<category><![CDATA[Pierre Charron]]></category>
		<category><![CDATA[retorik]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Şafak Ural]]></category>
		<category><![CDATA[Sansovina]]></category>
		<category><![CDATA[Savonarola]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Skolastik felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1235</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Rönesans Nedir? Rönesans kavramının içeriği konusunda tarihçiler, farklı görüşler ileri sürer ve Rönesans’ın başlangıcına ilişkin farklı tarihler verirler. Rönesans’ın nerede başladığı konusunda da farklı görüşler vardır ve bunlardan Floransa, Napoli, Roma ve Avignon, isimleri en sık geçen kentlerdir. Bu kentlerin İtalyan kentleri oluşu, Rönesans’ta İtalya’nın önemini ortaya koymaktadır. Rönesans’ı başlatan kişi olarak ise kaynaklarda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ronesans-ve-humanizm-uzerine/">Rönesans ve Hümanizm Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rönesans Nedir?</strong></p>
<p>Rönesans kavramının içeriği konusunda tarihçiler, farklı görüşler ileri sürer ve Rönesans’ın başlangıcına ilişkin farklı tarihler verirler. Rönesans’ın nerede başladığı konusunda da farklı görüşler vardır ve bunlardan Floransa, Napoli, Roma ve Avignon, isimleri en sık geçen kentlerdir. Bu kentlerin İtalyan kentleri oluşu, Rönesans’ta İtalya’nın önemini ortaya koymaktadır. Rönesans’ı başlatan kişi olarak ise kaynaklarda sıkça, Francesco Petrarca’nın ismi geçer. [1] Fakat, <em>rönesans</em> kelimesinin anlamı ve ortaya çıkışı konusunda da farklı görüşler vardır. Rönesans’ın İtalya’da başladığına dair genel bir fikir birliği var gibi görünse de bu kelimenin İtalyanca <em>rinascita </em>değil de Fransızca <em>renaissance</em> kelimesinden gelmesi önemlidir. [2]</p>
<p><figure id="attachment_1242" aria-describedby="caption-attachment-1242" style="width: 220px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jacob-burckhardt.jpg" rel="attachment wp-att-1242"><img class=" td-modal-image wp-image-1242 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jacob-burckhardt-220x300.jpg?resize=220%2C300" alt="Jacob Burckhardt" width="220" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1242" class="wp-caption-text">Jacob Burckhardt</figcaption></figure></p>
<p>Bu konularda en önemli incelemeleri yapan Jacob Burckhardt ve Johan Huizinga’nın konuyu ele alış biçimleri de farklıdır. Burckhardt, çalışmasında daha çok İtalya’yı incelemiştir; Huizinga ise Rönesans’ı, Avrupa odaklı ele alır ve Flemenk bölgesi üzerinde yoğunlaşır. Ernst Cassirer’e bakılırsa Burckhardt, “Rönesans’a ilişkin dev portresinde, Felsefe’ye yer vermez. Rönesans felsefesine Hegelci anlamıyla ‘uygun odak noktası’ ya da ‘dönemin tinsel özü’ olarak bakmak şöyle dursun onu, bütün zihinsel hareketin kurucu itici güçlerinden biri olarak dahi görmez.” [3]</p>
<p>Jules Michelet’e göre ise <em>rönesans</em> teriminde, üç nokta öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki, Ortaçağ ve Yeniçağ arasında belirli bir tarihsel dönemi nitelemesi; ikincisi, Antik felsefenin yeniden keşfi ve üçüncüsü de Tanrı-merkezli düşüncenin yerine insan-merkezli düşüncenin geçmesidir. Bu yönüyle Rönesans, feodal düzen ve ilişki biçimlerinin tasfiyesini, matbaanın icadıyla geniş halk kitlelerinin bilgiye ulaşma olanağı bulmasını, bilgi üzerinde Skolastik tahakkümün zayıflamasını, güzel sanatlara değer veren ve bunları teşvik eden yeni bir toplumsal kesimin ortaya çıkmasını, çoğulcu ve insan-merkezli yeni bir perspektifin yaygınlaşmaya başlamasını ifade eder. [4]</p>
<p><figure id="attachment_1244" aria-describedby="caption-attachment-1244" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jules-michelet.jpg" rel="attachment wp-att-1244"><img class=" td-modal-image wp-image-1244 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jules-michelet-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Jules Michelet" width="208" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jules-michelet.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jules-michelet.jpg?w=216&amp;ssl=1 216w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1244" class="wp-caption-text">Jules Michelet</figcaption></figure></p>
<p>Paul Faure’a göre de “<em>rönesans</em> ilk anlamda, dini terimlere girer. <em>Notre Dame Mucizesi’</em>nden itibaren, yaşamını yitirmiş bir kişinin ikinci kez doğuşu anlamına gelir. Grek teolojisindeki <em>palingenesis</em>in (yeniden doğuş) eşi gibidir. Bundan bir ‘yeniden dirilme’ ya da ‘yaşama dönme’ anlamı çıkartılmamalı; bu terim, yeni temellerden yola çıkılarak ‘yeniden başlamak’ anlamında alınmalı. Özellikle mistik kullanımda <em>yeniden doğuş</em> (rönesans) ve <em>yenilenme</em>, <em>canlanma</em> eş anlamlıdır. Tanrı’nın lütfuyla arınmayla (vaftiz veya tövbe) ya da dünya zevklerinden el etek çekme yoluyla, daha iyi bir başka yaşama geçilir; yeniden doğulur.” [5]</p>
<p><figure id="attachment_1237" aria-describedby="caption-attachment-1237" style="width: 217px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/erwin-panofsky.jpg" rel="attachment wp-att-1237"><img class=" td-modal-image wp-image-1237 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/erwin-panofsky-217x300.jpg?resize=217%2C300" alt="Erwin Panofsky" width="217" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1237" class="wp-caption-text">Erwin Panofsky</figcaption></figure></p>
<p>Erwin Panofsky, Rönesans’ın başlangıcına Petrarca’yı koyar ve bu kavramı “yeniden doğuş”, “canlandırma”, “diriliş” biçiminde içeriklendirir. Petrarca’nın çalışmaları, Latinlerin söyleyiş ve yazış biçimlerine, Ortaçağ yorumlarından uzak bir Antik felsefeye dönüşü ifade eder ve bu kültürün yeniden doğuşunu temsil eder. [6] Rönesans kavramı ise “gerek İngilizcede, gerekse de Germenik dillerde, Fransızca olarak kullanılır; çünkü, <em>renaissance</em> kelimesinin anlamının sınırlı ve açık olmayandan (herhangi bir şeyin belirli bir zaman içinde canlandırılması) kapsamlı olana (belirli bir dönemin öncülük edeceği düşünülen her şeyin canlandırılması) dönüşmesi Fransa’da olmuştur.” [7] “Rönesans insanının, der Panofsky; “sanat ve edebiyattaki yeni çiçeklenmeyi yalnızca <em>renovatio</em> olarak betimlemek yerine <em>yeniden doğuş</em>, <em>aydınlanma</em> ve <em>uyanış</em> gibi dini terimlere başvurmasının temel nedeni, şu olsa gerek. Yaşadığı yenilenme duygusu, öylesine köklü ve yoğun olmalıydı ki bunu, <em>Kitabı Mukaddes’</em>inkinden başka bir dille ifade etmesi olanaksız görünmüştü.” [8]</p>
<p><figure id="attachment_1243" aria-describedby="caption-attachment-1243" style="width: 218px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/johan-huizinga.jpg" rel="attachment wp-att-1243"><img class=" td-modal-image wp-image-1243 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/johan-huizinga-218x300.jpg?resize=218%2C300" alt="Johan Huizinga" width="218" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/johan-huizinga.jpg?resize=218%2C300&amp;ssl=1 218w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/johan-huizinga.jpg?w=219&amp;ssl=1 219w" sizes="(max-width: 218px) 100vw, 218px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1243" class="wp-caption-text">Johan Huizinga</figcaption></figure></p>
<p>Huizinga’ya göre ise “Rönesans, yeni bir çağın başlangıcındaki küçük bir aşamadır ve on altıncı yüzyılın Rönesans’la özdeş kılınamayacağını kanıtlamak için Savonarola, Luther, Münzer, Kalvin ve Loyola’nın isimlerini saymak yeterlidir.” [9] Yeniden doğuş kavramı, Rönesans’tan önce de kullanılmıştır; <em>İncil’</em>de pek çok yerde renasci, regeneratio, renovari, renovatio, reformari gibi kavramlar geçer ve bu kavramlar, Fransisken keşişler tarafından on üçüncü yüzyılda kullanılmıştır. [10] Huizinga’ya göre de Rönesans, bir geçiş dönemidir ve Avrupa kültürü içinde Ortaçağ ve Yeniçağ arasında köprü kurar. Rönesans’ta, Antik kültür keşfedilmiş, Grek ve Latin dünyası yeniden canlandırılmış, Hıristiyanlık hümanizmiyle Hıristiyanlığın ilk dönemlerine dönüş amaçlanmış ve Skolastik felsefenin temelleri sarsılmıştır. Yine de Huizinga, “gelişkin bireyi bu dönemin simgesi olarak saymaz; Rönesans’tan çok sonra devreye girmiştir bireycilik.” [11] Keza Rönesans, “güzellik dürtüsünün uyanışı, dünyeviliğin ve yaşam sevincinin zaferi, dünya gerçekliğinin akıl tarafından fethedilmesi, pagan yaşam zevkinin yeniden canlanması, dünyayla olan doğal ilişkisi içinde kişilik bilincinin gelişimidir.” [12]</p>
<p><em>Rönesans</em> kelimesi, dar anlamıyla ise “Antikçağ üzerindeki incelemelerin yenilenmesi ve yeniden doğuşu”nu anlatır. Bu çerçevede Rönesans, Justinianus’un Atina’daki Akademi ve Lyceum’u 529’da kapatması ve Kilise’nin Antik felsefeyi mahkum etmesinden sonra, bu felsefenin asli kaynaklarına dönülmesini ifade eder. Bu dönemde, yalnızca bu incelemelerin yenilenmesi ve yeniden doğuşu sağlanmamış, çok daha köklü bir değişimin temelleri de atılmıştır. Antik kültürün yeni bir gözle incelenmesiyle, yeni bir insan anlayışı ortaya çıkmış; bu anlayışın kendine özgü bir dünya görüşü ve değerler sistemine sahip olduğu, pek çok araştırıcı tarafından iddia edilmiştir. Yeni ve yaratma coşkusu kavramları, bu değerler sisteminin özünü oluşturmuş ve hemen her alanda etkisini hissettirmiştir. [13]</p>
<p><figure id="attachment_1241" aria-describedby="caption-attachment-1241" style="width: 221px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/italyada-ronesans.jpg" rel="attachment wp-att-1241"><img class=" td-modal-image wp-image-1241 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/italyada-ronesans.jpg?resize=221%2C295" alt="İtalya'da Rönesans Kültürü" width="221" height="295" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1241" class="wp-caption-text">İtalya&#8217;da Rönesans Kültürü</figcaption></figure></p>
<p><strong>Rönesans’ın Doğuşu ve Gelişimi</strong></p>
<p>“Rönesans’ın <em>evrensel insan </em>kategorisinin arkasında, bu sürecin öncülerini ve öncülüğünü görmemek elde değildir. Doğa ve toplum karşısında ilk köklü silkiniş olmasa bile, Rönesans’ın ve çekirdeğinden çeperine yayılan hareketlerin özünde, tümelliğinde kavranmak ve belki de dönüştürülmek istenmiş bir dünyaya dimdik bakış okumak gerekir.” [14] Rönesans’ın mimarları arasında ise şüphesiz ki, Roma İmparatorluğu’nun varisleri olan Latin-Germen halklarının payı büyüktür. Ancak, bu halkların oluşturduğu değerler sistemi zamanla tüm Avrupa’ya yayılmış ve benimsenmiş olsa da Rönesans’ın yayılması konusunda farklı değerlendirmeler de vardır; örneğin, “belirli bir yılda İtalya’nın Rönesans’ta epey bir yol almasına karşılık Fransa, Almanya ya da İngiltere’de, henüz ilk kımıldamaları buluruz. Farklı alanlarda da durum böyle; sanat ve bilimde yeni anlayış ve görüşler hızla gelişirken, ekonomik ve siyasi yapıda belki de henüz ilk belirtiler görülmektedir.” [15]</p>
<p>Bununla birlikte, Rönesans’ın başladığı dönem olarak on dördüncü yüzyılı esas almak da mümkündür; ilk defa bu yüzyılda, Rönesans’ın temel özellikleri gözle görülür hale gelmiştir. Bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Kilise’nin gücünün zayıflamasına bağlı olarak milli devletlerin kurulma süreci başlamıştır. Burjuvanın güçlenmesi, siyaset alanında temelli dönüşümleri beraberinde getirmiş ve Kilise’nin uhrevi otoritesinin yanında, ekonomik gücü ve tekeli de sarsılmıştır. Feodalizmin aldığı ağır darbeler sonucu kentlerde güçlenen burjuva, yeni bir dünya görüşü ve siyasi sistemin doğmasını sağlamıştır. Sanat, kültür ve eğitim alanlarında da burjuvanın çıkar ve gereksinimlerinin ön planda tutulduğu yeni bir döneme girilmiştir. “Floransa, Venedik ve Roma’yı canlandıran para akışı, der Burckhardt; “şehrin genişleyen damarlarında tarihin akışına damgasını vurmak isteyen bir seçkinler tabakası yaratmıştı; Kilise ve tacın yanı başında üçüncü toplumsal güç olarak büyüyen bu yeni sınıfın kültürle ilişkisi, daha önce benzeri görülmemiş nitelikler taşıyordu.” [16]</p>
<p><figure id="attachment_1246" aria-describedby="caption-attachment-1246" style="width: 207px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/ronesans-1.jpg" rel="attachment wp-att-1246"><img class=" td-modal-image wp-image-1246 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/ronesans-1-207x300.jpg?resize=207%2C300" alt="Faure &quot;Rönesans&quot;" width="207" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1246" class="wp-caption-text">Faure &#8220;Rönesans&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Faure’a göre de “Rönesans, bir bütünlüğe sahiptir; bu da tüm biçimleriyle aşırı özgürlüğe düşkün olmaktır. Serveti arayış ve ona tapma, milliyetçilik, bilgece merak; dayanaksız yorum, kural ve geleneklerden sıyrılmış metinlere başvuru, tensel istek; kısacası yaşam sevinci, bu tek özgürlük ruhunun değişik ortaya çıkış biçimleridir. Servet ve bilgi, beraberinde özgürlük sağlar ve bazı ayrıcalıklılara mutluluk getirir. On altıncı yüzyılın yeniden doğmak fiiline ve <em>rönesans</em> kelimesine verdiği dini tanıma dönmüş oluyoruz; on dördüncü yüzyılda karanlık bir biçimde başlayıp 1550’lere doğru parlak bir olguya dönüşen Avrupa’nın yenilenmesini inceliyoruz.” [17]</p>
<p>Rönesans’ın beşiği İtalya, on dördüncü yüzyılın sonları ve on beşinci yüzyılın başlarında, Avrupa’nın en zengin ülkesi haline gelmiş ve güçlü bir bankacılık sistemiyle, sermaye birikimi konusunda ilerlemişti. Uzun süren savaşlar ve ekonomik çöküntüler nedeniyle komşuları mali sorunlarla boğuşurken, sermaye birikiminin artması sonucu, bu sorunlardan uzak kalmayı başarmıştı. İtalya’nın en zengin bölgesi olan Floransa, Avrupa’da en güçlü sanayi merkezi haline gelmiş ve gerek Yüz Yıl Savaşları, gerekse de İki Gül Savaşları sırasında silah, zırh, top, savaş giysisi satışlarıyla ekonomik gücünün doruğuna ulaşmıştı. [18] Üstelik, bu alanlarda faaliyet gösteren ve yarı resmi, yarı illegal çalışan Acciaiuoli, Bardi, Peruzzi, Alberti ve Medici gibi ailelere de sahipti ve bu aileler, ekonomik güçlerini diğer alanlarda da etkin bir biçimde kullanmayı başarıyordu. Bankacıların ve tüccarların birleşmesiyle İtalya’da kurulan ilk uluslararası ticaret borsası, Avrupa ekonomisinde kilit bir öneme sahip olmaya başlarken, aynı zamanda aracı ailelerin de büyük gelirler elde etmelerini ve bu gelirleri kültür ve sanat alanlarına aktarmalarını sağladı; bu aileler arasında başlayan “kültürlenme yarışı”, kültür ve sanat faaliyetlerinin desteklenmesiyle sonuçlandı. [19]</p>
<p>Ticaret borsası aracılığıyla bu yarış, bir süre sonra Almanlar arasında da görülmeye başlandı. Papalık ise her türlü hile ve aldatmalarla, geniş halk kitlelerinden farklı gerekçelerle para toplayarak büyük bir sermaye birikimi sağlamıştı ve bu sermaye, Antik kültür tutkunu kimi Papalar tarafından Antik kültürün canlandırılması ve bu alanlardaki araştırmaların desteklenmesi için harcanıyordu. Ayrıca, coğrafi keşiflerin yapılmasına ve keşfedilen yerleşim bölgelerinden Avrupa’ya bol miktarda değerli maden getirilmesine bağlı olarak zenginlik algısı değişti ve toprak fazlası yerine değerli maden fazlası, zenginlik kaynağı olarak kabul edildi. Konstantinopolis’in fethinden sonra buradaki bilginlerin İtalya’ya göç etmesi ve yanlarında götürdükleri çok sayıda yazmanın Avrupa’da tanıtılması da bu bağlamda önemlidir. İslam dünyasından yapılan çevirilerle de Avrupa, kendi toplumsal ve kültürel değerlerinden farklı bir dünyayla karşılaşmış, insan hak ve özgürlüklerine saygı konusunda İslam dünyasından etkilenmiş; yaşama hakkı ve mülkiyete saygı, din ve vicdan özgürlüğü, vb. konularda İslam dünyası karşısında kendi temellerini sorgulama ihtiyacı hissetmiştir. Roma Kilisesi’nin sorgulanması ise Protestanlığın ayrı bir mezhep olarak ortaya çıkmasına yol açmış ve din kaynaklı savaşlar, laik düşüncenin güçlenmesine katkı sağlamıştır.</p>
<p>Çizdiğimiz bu çerçevede Rönesans düşüncesi, “doğrudan doğruya insanın dünyayı ve Kendi’sini keşfetmesi” olarak tanımlanabilir. Bu dönemde Avrupa insanı, doğanın ve iç dünyasının yasalarına aklı ve kişisel deneyimleriyle ulaşmak istemiştir. Özellikle de İtalyan Rönesansı, Antik kültürü yeniden canlandırmış ve insan araştırmalarında özgürlükçü bir yönelim ortaya çıkartmış, insan bilimlerine karşı ilgiyi arttırmıştır. Bilimsel bilgiler ve değişen düşünce yapısı sonucu devlet, Kilise ve bilim arasında yeni birtakım ilişkiler kurulmuştur. Latin-Germen halkları Avrupa’da yayıldıkça, Rönesans düşüncesi de sınırlarını genişletmiştir. Hıristiyanlık, Ortaçağ boyunca kendi değer yargıları ve ilkeleriyle, “evrensel” bir düşünce sistemini benimsemişti; Kilise’nin gücü sarsıldığında ise bu evrensellik, yerini “yerellik”e bırakmış ve milli devletlerin kurulma sürecinde ortaya çıkan gelişmeler, bu yerelliği güçlendirmiştir. Düşüncede akıl ve kişisel deneyimin ön plana çıkması, otoriteden bağımsız düşünebilmenin önünü açmış ve bu da Kilise’ye bağlılığı azaltmıştır. Yerel dillerde felsefe ve bilim kitaplarının yazılmasıyla, bu alanlara da yerel unsurlar taşınmış; Ortaçağ’ın “kimliksiz ve kişiliksiz” yazım ilkesinin yerine, “kendi halkının parçası olan bir düşünür tipi” yaygınlaşmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_1238" aria-describedby="caption-attachment-1238" style="width: 192px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/felsefe-tarihi.jpg" rel="attachment wp-att-1238"><img class=" td-modal-image wp-image-1238 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/felsefe-tarihi-192x300.jpg?resize=192%2C300" alt="Felsefe Tarihinde İnsan Sorunu" width="192" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/felsefe-tarihi.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/felsefe-tarihi.jpg?w=200&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1238" class="wp-caption-text">Felsefe Tarihinde İnsan Sorunu</figcaption></figure></p>
<p><strong>Hümanizm Nedir?</strong></p>
<p>Hümanizm kavramı, öncelikle ve dar anlamıyla, Antik metinler üzerine yapılan filoloji çalışmalarını anlatmak için kullanılıyor; bu metinlerin yaşayan dillere çevrilmesine <em>hümanizm</em>, bu metinleri çevirenlere <em>hümanist</em>, yapılan çevirilere de <em>hümanite</em> deniliyordu. Çok geçmeden <em>hümanizm</em>, merkezinde insanın yer aldığı bir dünya görüşünü ve değer anlayışını ifade etmeye ve Avrupa’nın yaşamakta olduğu değişimlere göndermede bulunmaya başladı. İnsanı merkeze almakla hümanizm, “yaşayan insan”ın eylem ve düşünceleri üzerinde yoğunlaştı; yaşam üzerinden bu değerlendirmeleri yaptı. “İnsanın özü” ve “insan eylemlerinin yöneldiği amaç”, hümanistlerle bu dünyada aranmaya ve anlamlandırılmaya başlanacak; insanın kendi bedeni, düşünce dünyası ve eylemleri üzerinde geleneksel otoritelere yönelik bir kuşku açığa çıkacaktı. Bu kuşkuyla hümanistler, insan kavramını merkeze alarak insana ilişkin temel fenomenleri; özgür iradeyi, mutluluğu, aşkı, vb. çalışmalarına konu edineceklerdi. Bu çalışmalar sırasında gündeme gelen en önemli kavramlardan biri ise otonomiydi ve hümanizmin en önemli vurguları, insanın otonom bir varlık olduğu için eylemlerinden sorumlu olduğu/olması gerektiği düşüncesine dayanıyordu. [20]</p>
<p>Mustafa Günay’ın da altını çizdiği gibi, “Rönesans düşüncesinin üzerinde durduğu en önemli sorunlardan biri, insan sorunu olmuştur. Bu dönemde ve sonrasında, insanı ele alan, onun özünü/doğasını belirlemeye ve dünyadaki yerini kavramaya yönelik çalışmalara <em>hümanizm</em> denilmiştir. Hümanizm ve hümanist gibi kavramların sıkça kullanılmasına bağlı olarak bu kavramlara ilişkin bir anlam belirsizliğinden söz edilebilir. Bu durum ise bu kavramlara değişik ve hatta, birbirlerine aykırı anlamlar yüklenmesinden kaynaklanmaktadır. (&#8230;) Hümanizm, insanda merkezini bulan ve insanla bütünleşen bir yaşam ve evren anlayışı olarak tanımlanabilir.” [21] Bununla birlikte <em>hümanizm</em> kelimesi, Rönesans’tan önce de bilinmekte ve kullanılmaktaydı. Latince eğitimi almak ve Latin kültürünü incelemek anlamında kullanılan <em>humanista</em> kelimesi, Ortaçağ boyunca pek çok araştırıcı için de dile getirilmişti. Fakat bu çevreler, kendi bulundukları konumdan Latin dünyasına bakıyor ve gerek insan görüşü, gerekse de dünya görüşü bakımından Kilise’nin çizdiği sınırların dışına çıkamıyorlardı. Kilise ise Antikçağ’a her zaman yoğun bir ilgi duymuş ve pagan inanışlarına karşı çıksa da bu kültürün asli öğelerinden yararlanmaya çalışmıştı. Felsefe ve edebiyatta olduğu kadar, güzel sanatlarda da bu kültürün etkisinde kalmıştı. [22]</p>
<p>“Robbio Manastırı (İtalya) örneğin, onuncu yüzyılda çok zengin Antik yazmalara sahipti. Şairleri ve dilbilgisi yazarlarını da bu arada unutmamak gerekir.” [23] Rönesans’la şekillenen ve Rönesans’ı şekillendiren hümanist hareketle anılan isimler ise merkeze insanı koydukları gibi, kendi bulundukları konumu da Antik kültüre olabildiğince yaklaştırmaya çalışmışlardı. Bu o kadar öyleydi ki, Ortaçağ’da yapılan bilimler sınıflandırmasını bile reddetmişler ve “insan özgürlüğüne yakışan bilimler” şeklinde bir kategorizasyona giderek “hümanist bilimler”i tarih, siyaset ve edebiyat (şiir ve retorik) biçiminde sınıflandırmışlardı. [24] Aynı tutumu, Felsefe’de de sürdürmüşler ve “teolojik temelleri olan ontoloji”ye mesafeli bakmışlardı. Hümanist eğitimin amacı, insanı kuramsal bilgilerle donatmak değil, kendi olanaklarını gerçekleştirmeye ve etkin bir varlık olarak yaşamaya hazırlamaktı. Bu yönüyle hümanizm, insana özel yaşamında olduğu kadar, devlet yaşamında da büyük sorumluluklar yüklüyor ve insanı, eylemlerinden sorumlu tutuyordu. Toplumsal geleneklerin tekrarını değil, Antik kültürdeki “yaratma coşkusu ve dinamizmi”ni benimseyen bu eğitim, “geleceğin insanını yaratma”yı ilke edinmiş ve bu konuda her türlü olanaktan yararlanmıştı. [25]</p>
<p>Bu bakımdan, hümanizm kavramının aslında, üç temel anlamı olduğunu tespit edebiliriz; Antik kültüre derin bir bağlılık, insanı konu edinen yeni bilimlere duyulan yakınlık ve insanı merkeze yerleştiren bir dünya görüşü. Hümanizm için “filoloji, bu yenilenme hareketinde bir amaç değil, yalnızca araçtır ve yeni yaşam tarzına şekil verme arzusundan doğar. O halde, geniş anlamıyla hümanizm, değişen insanın yeni yaşam duygusunu yansıtan bir akımdır. Antik kültüre dönüş ise yalnızca o düşüncenin kabulü şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu, fikir sınırlarının genişlemesi ve serbest araştırma yönündeki bir başlangıçtır. Rönesans’ta, ‘eski’lerin otoritesine olan bağlılık ve saygı sınırlanacak, ‘yeni’lerin bilgisinin ‘eski’lerinkinden daha üstün olduğu kanısı doğacaktır.” [26] On dördüncü yüzyılın sonları ve on beşinci yüzyılın başlarında hümanizmde filoloji çalışmaları, önemli bir konum üstlenir ve bir “metin eleştirisi yöntemi”ni akıllara getirir. Bu yöntem Felsefe, edebiyat, tarih ve kültür alanlarındaki metinleri, bu metinlerin sınırları içinde tekrar etme değil, “yaşayan insan”la bağını kurma esasına dayanır. Burada kişi, “yüzeysel bilgiler”e sahip olmak yerine, kendi yaşamına yönelir ve kişisel gelişimi için faydalı bilgiler edinir. [27]</p>
<p>Soyut veya metafizik çözümlemelerin bir tarafa bırakıldığı bu eğitimde, daha önceki insan topluluklarının geçirdiği deneyimlerden hareketle kişinin kendi deneyimlerine yönelmesi sağlanır ve gerçeklikle daha güçlü bağlar kurmasına yardımcı olunur. [28] İnsan eylemlerine ilişkin belirli birtakım şablonlar da aşılır ve insanın doğal varlık yapısı, olduğu gibi kavranılmaya çalışılır. “Tekil olan”a yönelen bu eğitimde, tekrarı mümkün olmayan koşulların incelenmesi, beraberinde kişinin anlam dünyasının da zenginleşmesini sağlar ve şimdiye kadar görüp anlamlandırdığı gerçekliğin ötesinde bir gerçeklik alanının da olanaklı olduğu/olabileceği düşüncesi kazandırılır. [29] İnsanın doğal varlık yapısı kavranılmaya çalışılırken, buna ilişkin dikotomik yapılar ve/veya ilişkiler/söylemler kurmaktan da sakınılır. Bu söylemlerden en önemlisi olan ruh ve beden düalizmi, Skolastik felsefede farklı söylemlerin meşruiyetine zemin hazırlamaktaydı; hümanizmde ise bu ayrımların yerine, birlikte gerçekleşen bir “fonksiyon ortaklığı” konur. Bireye kendi bütünlüğünde “ayrı bir kategori” olarak bakmanın gerisinde de bu yatar; birey, taşıdığı özellik ve olanaklarla tek, ayrı, bölünemeyen bir varlıktır. Batı dillerinde bireyi anlatmak için kullanılan <em>individual</em> kelimesinin anlamında bunlar sabittir.</p>
<p>İçinde bulunduğu koşullar hakkında bilgi ve bilinç düzeyinin arttırılması ise erdemler üzerinde geleneksel yönlendirmelerin etkisinin sona ermesiyle bu koşulların incelenmesine bağlı olarak gerçekleşecektir. Erken dönem hümanist çalışmalardaki metin incelemeleri de zamanla yerini, insanın maddi koşullarının incelenmesine bırakmış ve insan özgürlüğü, birtakım ideaların birbirleriyle ilişkileriyle değil, bu koşullarla ele alınmıştır. Hümanizm, aynı zamanda da “din adına insanı küçülten ve dünyayı hor gören zihniyetlere karşı çıkan, her türlü bağnazlığın karşısına dikilen bir harekettir. Kuşatıcı bir kültür hareketi olan hümanizm, doğa bilimlerindeki gelişmeleri ve toplumsal, siyasi yaşamı da etkilemiştir.” [30] Ortaçağ boyunca Avrupa’da dini düşüncede insan, “Tanrı’nın aciz bir kulu” olarak değerlendirilmiş, kendi iradesini tanrısal iradeye uygun hale getirmeye çalışmış ve bu konuda geleneğin otoritesini kabul etmişti. On dördüncü yüzyılın ikinci yarısından sonra Antik kültüre yöneliş, beraberinde bu rol ve otoriteyi kabul edişin de sorgulanmasını doğurmuş; insanın çeşitli yönleriyle araştırılmasına, eylem ve kararlarının kendi yaşamı içinde değerlendirilmesine başlanmıştır. Rönesans insanının “özgür birey” olmasının arka planında, hümanizmle açığa çıkan bu tavır değişikliğinin payı büyüktür. Zamanla hümanizm, kişinin Kendi’sini otorite haline getirmiş ve Batı felsefesine birey, damgasını vurmuştur. [31]</p>
<p><figure id="attachment_1239" aria-describedby="caption-attachment-1239" style="width: 220px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/francesso-petrarca.jpg" rel="attachment wp-att-1239"><img class=" td-modal-image wp-image-1239 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/francesso-petrarca-220x300.jpg?resize=220%2C300" alt="Francesso Petrarca" width="220" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/francesso-petrarca.jpg?resize=220%2C300&amp;ssl=1 220w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/francesso-petrarca.jpg?w=226&amp;ssl=1 226w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1239" class="wp-caption-text">Francesso Petrarca</figcaption></figure></p>
<p>“Sosyal yaşamı oluşturan insani faaliyetler için zorunlu bir unsur da özgürlük olduğundan, der Süheyla Öncel; “hümanistler, özgürlüğün ateşli savunucularıdır. Özgür bir toplumda insan, gerçek benliğini bulabilir. Özgürlük kaybolunca, kişi de içine kapanır ve o zaman kültür, artık insanlık yönünü güçlendirmeye değil, ona sığınak olmaya yarar.” [32] Bu gelişimin vazgeçilemez koşulu ise insan duyguları arasında bir iç denge ve uyumun sağlanmasıdır. İnsanın doğal varlık yapısında tüm duyguların tek başına eyleme sevk edebilirliği olsa da insan, tek bir duygunun güdümünde kalarak eylemlerini belirleyemez; aksi takdirde, istenmeyen sonuçlar ortaya çıkacaktır. Petrarca’yla başlayan bu tavır değişikliği, Rönesans boyunca insana ilişkin çalışmalarda oldukça itibar görmüş ve pek çok düşünürü etkilemişti. Örneğin, Michel de Montaigne, düşüncesinin merkezine insanı yerleştirmiş ve insana ilişkin bilgiyi kendi yaşamı, değerlendirme süreçleri, duyguları, vb. üzerinden türetmeye çalışmıştı. [33]</p>
<p>Ural’a göre de hümanistler, Ortaçağ’da Kilise’nin üstlendiği misyona ve bunların temellendirilme biçimlerine karşı çıkmakla, Hıristiyanlığı bütünüyle reddetmek gibi bir tutum içinde olmamışlardı. “Amaçları, insan kavramını ve insan özgürlüğünü yeni bir açıdan; bu geleneksel anlayıştan bağımsız olarak ele almak olmuştur.” [34] Peter Burke’a göre de “kullanılacak dillerin Grekçe ve Latince olması, çalışılacak metinlerin de Grek ve Latin (ilk Hıristiyan yazarların) metinleri olması, üzerinde hiç konuşulmadan kabul edilmiştir. Hümanistlere göre ileri giden yol, geri gitmek ve kendi kültürlerinden daha üstün olduğuna inandıkları bir kültürün yetiştirdiği en iyi yazar ve bilginleri örnek almaktı. Bu yüzden Petrarca’dan itibaren, Antik yazmaları araştırmak, çoğaltıcıların hatalarını düzeltmek ve belirsiz pasajları yorumlamak için büyük çaba harcadılar. Hümanistler kendilerini gerekçelendirirken, insani durum düşüncesi üzerinde önemle durdular. Öte yandan, bir kültürel pratikler toplamı olarak hümanizm, Felsefe’den çok filolojiyi, toplumun eleştirisinden çok metin eleştirisini benimsedi.” [35]</p>
<p>Bu noktada, dikkat çekilmesi gereken bir diğer konuyu da Faure, şu şekilde ifade eder: “Rönesans’ın büyük yaratıcıları, araştırıcıları, filozoflar, aynı zamanda da gezginlerdir. Dürer, Bosch, Michelangelo, Holbein, Sansovina, Cellini yalnızca pek çok sanatla ilgilenmekle kalmıyorlardı, dini ve edebi inançlara da sahiptiler ve fikir dünyasından da tensel zevklerden de hoşlanıyorlar, yolculuklara çıkıyorlardı. İşte bu insanlarda, Rönesans ve hümanizm de birbirine karışmıştır. İnsan olma niteliğinin anlamını derinleştirdiğinde insan, evrensellik ve kalıcılık kavramlarına sahip olur ya da bunları aydınlığa kavuşturur. On sekizinci yüzyılın dürüst adımına yolları açar ve geçici modalara, kısıtlayıcı geleneklere rağmen herkes tarafından anlaşılabilir olmaya çalışır. Bu anlaşılma çabasından insan, farklılığı içinde gelişmiş; ‘değişken’ yapısıyla büyümüş çıkar. İnsanlık, daha yüce ve yepyeni bir yaşama çağrılmıştır.” [36] Rönesans’ın mı hümanizme yol açtığı, yoksa hümanizmin mi Rönesans’a yol açtığı konusunda yapılagelen tartışmalar ise bu ikisi arasında nedensellik ilişkisi kurmaktan çok, karşılıklı etkileşim aramaya götürmektedir.</p>
<p>Başka deyişle, merkezinde insanın yer aldığı bu iki fenomen arasında insanın varlık bütünlüğünün tek bir fenomende toplanmasının yarattığı güçlük nedeniyle kurulacak karşılıklı etkileşim, insanın diğer varlık alanlarındaki etkinliğini anlamada ciddi katkılar sağlayacaktır. Rönesans’ın nedenleri olarak sayılan unsurlar, hümanizmin nedenleri arasında da gösterilebilir ve sonuçları için de aynı durum geçerlidir; bu iki fenomene kaynaklık eden ekonomik, siyasi, toplumsal, kültürel koşullar ve sonuçları, insanı konu edinen inceleme alanlarında ortak bir biçimde etkisini hissettirmektedir. İnsanın ne olduğunu ve varlıktaki yerini anlamaya/anlamlandırmaya çalışan hümanizm, Antik metinlerin incelenmesiyle giderek derinleşir ve bu çaba, yalnızca bilimsel ya da edebi incelemelere konu olmanın çok ötesinde, insana ilişkin bütünsel bir inceleme faaliyetinin başlamasına yol açar; hümanist hareket, yeni bir yaşam duygusu ve dünya görüşünü ortaya koyar. Macit Gökberk’in de vurguladığı gibi bu yeni yaşam duygusu, “insan ve dünyayla ilgili bir felsefe yaratmak ve kültür bilimlerinin doğal bir sistemini temellendirmek istiyordu. O halde hümanizm, bir yaşam anlayışının yöneldiği idedir de.” [37]</p>
<p><strong>Hümanizmin Doğuşu ve Gelişimi </strong></p>
<p>On dördüncü yüzyılda, başta İtalyan kentleri olmak üzere Avrupa’nın pek çok kentinde, Antik kültüre karşı güçlü bir ilgi uyanmıştı. Kilise’nin bilgi tekelinin sarsılmasıyla, arşivlerinde tuttuğu yazmalar araştırılmaya başlanmış; mevcut kaynaklardaki tutarsızlıkların belirlenmesi ve giderilmesi için orijinallerinden yararlanılmak istenmişti. Bu çalışmaların öncülüğünü yapan isimler arasında Francesco Petrarca ve Giovanni Boccaccio’nun isimleri, daha fazla dikkat çeker. İlk hümanistlerden Petrarca ve Boccaccio, elde ettikleri orijinal metinleri büyük bir fedakarlıkla çoğaltmış ve metinlerdeki kimi anlam belirsizliklerini gidermek için olağanüstü bir emek sarf etmişlerdi. Frantz Brentano’nun da belirttiği gibi, “hümanistlerin ilk hareketi, Antikçağ’daki pagan kültürüne yönelik oldu. Daha önce sınırlı bir şekilde dini açıdan yorumlanan birkaç Antik filozof, bu kez yerini özellikle edebiyat yazınına bıraktı. Birçok büyük Kilise Babası, Grek edebiyatıyla beslendi. Antik felsefe ve edebiyatın incelenmesi, kutsal yazın kültürüne büyük ölçüde yardımcı oldu.” [38]</p>
<p><figure id="attachment_1240" aria-describedby="caption-attachment-1240" style="width: 222px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/giovanni-boccaccio.jpg" rel="attachment wp-att-1240"><img class=" td-modal-image wp-image-1240 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/giovanni-boccaccio-222x300.jpg?resize=222%2C300" alt="Giovanni Boccaccio" width="222" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/giovanni-boccaccio.jpg?resize=222%2C300&amp;ssl=1 222w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/giovanni-boccaccio.jpg?w=226&amp;ssl=1 226w" sizes="(max-width: 222px) 100vw, 222px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1240" class="wp-caption-text">Giovanni Boccaccio</figcaption></figure></p>
<p>Petrarca’nın yakın dostlarından Boccaccio da hem şiirleri, hem de İlkçağ mitolojisine ilişkin çalışmalarıyla, Antik kültürün yeniden canlanmasına ciddi katkılar yapmış ve sanat çevrelerini etkilemeyi başarmıştı. İnsan eylemlerinin “aşkın değerlendirme ölçütleri”yle değil, “algılanmış gerçeklik temeli”nde değerlendirilmesi konusunda Boccaccio’nun görüşleri, geleneksel metin incelemelerinde ve insana ilişkin bilimlerde yeni kırılmaların meydana gelmesine katkı sağladı. Çok geçmeden bu hareket, Avrupa’da pek çok kültür merkezinde “moda” halini aldı ve özellikle de burjuva sınıfı arasında, Antik yazmalar toplamak, bunlar üzerinde çalışmalar yapmak, bu tür çalışmalara maddi destek sağlamak, bu yazmaları halka tanıtmak, vb. konularda büyük bir heves ve yarış başlattı. [39] Bu dönemde, çocuklara en sık verilen isimler arasında Grek ve Latin isimlerinin arttığı da rahatlıkla söylenebilir. İsimlerin Latinceleştirilmesi de bu konuda çarpıcı bir örnektir; sonlarına getirilen &#8211;<em>us</em> eki, bir kültür dönüşümünün de göstergesidir. Yeni kurulmakta olan kütüphanelerde Antik yazmaların sayısının artması da bu kültüre yönelik ilginin güçlü olduğuna kanıttır [40] ve kütüphanelerin vazgeçilemez kitapları arasında Boccaccio’nun Homeros’tan yaptığı çevirilerin yeri büyüktür; özel kütüphanelerin itibarı, bu çevirilere yer verip vermemelerine göre değerlendirmiştir. [41]</p>
<p>Karl Vorlander’e göre bu dönemde “ön sırada, üç şaire rastlıyoruz: Dante, konusunun Ortaçağ’a ilişkin olmasına rağmen duyarlılığı ve konuyu işleyişi açısından, modern bireyi açığa çıkartıyor ve Petrarca, modern bireyin yüreğini keşfediyor; Boccacio ise tekrar Homeros’u okuyabiliyor ve üç yüzük hikayesini anlatıyor. Cola di Rienzo da buraya aittir. Üniversiteler ve okullar, hatipleri ve filozoflarıyla akımı izlemeye başlıyorlar. Bu hareket, kademeli olarak bütün aydın sınıfları istila ediyor; tüccarlar, hükümdarlar, Papalar; özellikle de Medici ailesinin topladığı bu tür kişiler, onun en ünlü hamilerini oluşturuyor. (&#8230;) Artık hümanizm, dünyevilik, dünya zevki önemlidir ve belirgin karakterle çokça ortaya çıkmaktadır. Dehaların yaşamları; hatta, Cesare Borgia gibi düşkün karakterlerde bile, takdir uyandırıyor ve soylu kişiliklerde (Colonna, Leonardo, Michelangelo gibi) eşine az rastlanır bir olgunluğa yükseliyor.” [42] Diğer taraftan, Huizinga’nın da belirttiği gibi, “yeniden canlanmış olan araştırma çalışmalarını yürütenler için kullanılan <em>hümanist</em> kelimesi, Antikçağ’dan ödünç alınmaydı; Cicero da <em>studia humanistatis et literarum</em>dan bahsediyordu.” [43]</p>
<p>Rönesans’ta, Felsefe ve edebiyat alanlarında, yeni bir silkiniş ve canlanma görülmekte; özellikle de İtalya’da yazarlar, Antik kültüre karşı büyük bir yakınlık beslemekteydi. Cicero’nun etkilerinin hissedildiği bu çalışmalar için kullanılan <em>umanista</em> kelimesi zamanla, İtalyan üniversitelerinde bu alanlarda çalışan akademisyenler için de kullanılmaya başlandı. [44] Şafak Ural’a bakılırsa “hümanistler, Ortaçağ’da mektup yazma sanatını öğreten hocaların; ‘diktatör’lerin (dikte edenler, yazdıranlar) bir devamı durumundadır; Antikçağ’a ise daha sıkı bir şekilde bağlanmışlardır.” [45] Faure’a göre de hümanistler, “her dönemdeki insana; Antikçağ’dakilere, Greklere, Latinlere, İbranilere eğiliyorlardı. Lakırdıya dayanan teorilerden çok insana, lafzından çok ruhuna çağrıda bulunuyorlardı. Klasik diller ve edebiyat, onların gözünde bir kurtuluş ve özgürlüktü. İtalya’da Petrarca, Flandres’te Erasmus ya da Fransa’da Rabelais’nin yaptığı gibi, <em>serbest incelemeler</em> ve <em>insanlık edebiyatı</em> şeklinde Cicero’yu andıran iki terimi eş anlamlı kılıyorlardı. Bu açıdan baktığımızda hümanizm, hafife alınarak söylendiği gibi tutucu değil, devrimcidir; insanın varlığı boyunca giriştiği en büyük öğrenme ve anlama gayretidir.” [46]</p>
<p><strong>Rönesans ve Hümanizmde İtalya’nın Önemi </strong></p>
<p>Rönesans ve hümanizmin yayılmasında İtalya’nın rolü, kuşkusuz büyük olmuştur. Roma İmparatorluğu’nun anayurdu olan bu ülkede Antik kültür, hep korunmaya çalışılmış ve Kilise’nin yıkılan otoritesi, bu kültürle ilgili bireysel incelemeleri olanaklı kılmıştır. Burjuva sınıfının güçlenmeye başlaması ise İtalyan kentlerinde kültür ve sanat faaliyetlerinde bir canlanma açığa çıkartmış ve Antik kültür, pek çok bakımdan daha kapsamlı incelenmek istenmiştir. Nüfus itibariyle sınırlı olan Antik kent-devletlerinde, ortak bir yaşama kültürü geliştirilebilmiş ve kent halkı, farklı felsefi ve dini inançlarına bakılmaksızın huzur içinde yaşamayı başarmıştır. Rönesans’ta da İtalyan kentlerinde, bu tür bir huzur ortamı arayışında olunmuş ve birlikte yaşama kültürünün felsefi temelleri sorgulanmaya başlanmıştır. Hümanist hareketin filoloji incelemeleriyle sınırlı olmaktan çıkarak daha geniş sosyal ve siyasi alanlara yayılmasının arka planında, bunlar da vardır. İtalyan kentlerinden Floransa, Venedik, Cenova, Milano ve Roma arasında sürüp gitmekte olan rekabet, bu kentlerin sakinlerinin değişik alanlarda kişisel yeteneklerini geliştirmelerini ve diğerlerinin önüne geçmeyi gerektiriyordu. Kişisel gelişimin “yükselen bir değer” haline gelmesi, hümanist hareketten beklentilerin de yüksek olmasına yol açmıştır.</p>
<p>Böylelikle hümanizm, insanın eğitilen bir varlık olduğunu, eğitim yoluyla insana istenilen şeklin verilebileceğini, insanın türlü özellik ve olanaklarla dünyaya geldiğini, Kendi’sini geliştirmesi durumunda toplumunu da ilerilere taşıyabileceğini savunmaya başladı. Kilise’nin temsil ettiği geleneksel görüşte ise Tanrı, her insanı belirli bir özle yaratmış ve insan, kendi özüne sıkıca bağlanmıştı; bunun dışına çıkma olanaklarına da sahip değildi. Özellikle de Aristoteles’in eğitim görüşleri ve karakter erdemlerine ilişkin çözümlemeleri ise Skolastik felsefeye tepkilerin zamanla soğumaya başlayıp Aristoteles’e yönelik yeni bir ilginin ortaya çıkmasıyla, hümanizmin temel kabullerinin beslendiği en önemli kaynak haline gelmiştir. Keza, insan varlığının özgür eylemlerle şekillendiği görüşü de hümanizmin savunduğu en önemli görüşler arasındaydı. Hem, “Rönesans’ta yalnız tek kişi değil, insan grupları da birer birey olarak biçimlenmek yoluna girmişlerdir. Özgün bir benliği olduğu bilincini taşıyan bir insan topluluğu olarak millet de Rönesans’ta ortaya çıkmıştır. Ortaçağ’da tek tek milletler, evrensel Ortaçağ devletinin birer üyesiydiler; bunların kendilerine göre bir dünya görüşleri olmadığı için, ne gelişmiş bir dilleri, ne de pek belirmiş bir sanatları vardı. Ortaçağ’ın sona ermesiyle, tek tek milletler için de bu durum değişir.” [47]</p>
<p>Skolastik felsefede insan hakkında yapılan incelemelerde olanın aksine hümanizm, tek bir merkezden kontrol edilmemiş, belirli bir “bilginler kadrosu” tarafından yönetilmemiş, çalışmaların sonuçları hakkında kesin öngörülerde bulunulmaya çalışılmamıştır. Bu felsefede Kilise’nin yönetimi ve programları çerçevesinde ele aldıkları sorunlara yine Kilise’nin bakış açısından çözüm üretmeye çalışan bilginler kadrosu hümanizmde yerini, birbirlerinden bağımsız olarak faaliyet gösteren araştırıcılara bırakmış ve bu araştırıcılar, gerek kendi çalışmaları, gerekse de farklı araştırıcıların çalışmaları arasında sistematik bir bütünsellik kurma kaygısında olmamışlardır. Çalışmalarındaki bu “merkezsizleşme”, yaratıcı düşüncenin gelişimini ve araştırmalarda “yeni”yi bulmak konusunda büyük bir cesareti de beraberinde getirmiştir. Bu merkezsizleşme, bir yönüyle de insanın doğal varlık yapısının karmaşıklığından ve tek bir kavram ya da önermeyle bu yapının belirli bir düzene sokulabileceğine inanmamalarından kaynaklanıyor; aksi yöndeki düşüncenin ise Skolastik bir kabul olduğuna inanıyorlardı. Ayrıca hümanistler, daha önce yapılagelenin aksine, sonraki çalışmalar için “sınırlandırmacı” bir tutum takınmak istemiyor ve çalışmalarında “tüketici bir dil kullanmak”tan özenle kaçınıyorlardı.</p>
<p><figure id="attachment_1236" aria-describedby="caption-attachment-1236" style="width: 190px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/bilim-devrimi.jpg" rel="attachment wp-att-1236"><img class=" td-modal-image wp-image-1236 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/bilim-devrimi-190x300.jpg?resize=190%2C300" alt="Bilim Devrimi" width="190" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/bilim-devrimi.jpg?resize=190%2C300&amp;ssl=1 190w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/bilim-devrimi.jpg?w=198&amp;ssl=1 198w" sizes="(max-width: 190px) 100vw, 190px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1236" class="wp-caption-text">Bilim Devrimi</figcaption></figure></p>
<p>John Henry’nin de belirttiği gibi, “hümanistlerin etkileri ise büyük olmuştur. İnsan onurunu kaygı edindiklerinden, fiili yaşamın önemini vurguladılar; geleneksel Skolastik felsefede övülen ‘düşünce yaşamı’ndan üstün gördükleri ‘toplum için iyi’ adına yaşadılar.” [48] Hümanist eğitimin etkisini anlamanın en iyi yolu ise içeriğini, Avrupa’daki sanat bölümlerinde öğretilen geleneksel Aristotelesçilikle ilgisinde ele almaktır. Hümanistler, Diogenes Laertius’un <em>Filozofların Yaşamı</em>, Cicero’nun <em>Tanrıların Doğası Üzerine</em> gibi kitaplarını keşfederek Ortaçağ boyunca en üstün otorite haline gelen Aristoteles’in tek filozof olmadığını ve hatta, Antikler tarafından bile “filozofların en büyüğü” olarak görülmediğini anladılar. [49]</p>
<p>Diğer taraftan, Skolastik felsefede kullanılan Aristoteles mantığına karşı duyulan güçlü birtakım tepkiler, Aristoteles’e karşı Platonculuğun yeniden yükselişine olanak tanıdı ve Konstantinopolis’in fethinden sonra İtalya’ya kaçıp Cosimo Medici’nin sarayında onun himayesine giren bilginler, Platon’un yeniden keşfini sağladılar; aralarında Antik Romalıların da bulunduğu diğer filozofların çalışmalarına yönelerek Aristotelesçiliğinin dışında başka birtakım seçeneklerin de gün yüzüne çıkmasına kaynaklık ettiler. Bu nedenle “hümanizm, başlangıcında sosyalizm ya da feminizm gibi sonunda &#8211;<em>izm</em> olan bir akım değildi. Doğrusu, on dokuzuncu yüzyıla kadar &#8211;<em>izm</em> ekini almamıştı; dolaşım halindeki insanlar tarafından yaratılmış, yayılmıştı ve kesinlikle, bir hareket halindeydi. Seyyah <em>umanisti</em>, anadilini 1397’de Floransalı tüccarların çocuklarına öğretmeye başlayan Bizanslı Manolis Chrysolaras’tan, 1638 ve 1639’da Fransa ve İtalya’ya olan gezileri sırasında hümanist merakı olgunlaşan İngiliz Şair John Milton’a kadar çeşitli düşünürleri içerir. <em>Umanisti</em> takipçileri, öğrencileri ve hayranları kişisel tartışma, haberleşme ve eğlenceden oluşan bilgilendirici ve gezgin bir iletişim ağı kurdu. Bu ağ fikirleri, dilleri ve kitapları, bütün Avrupa kıtası ve ona bağlı adalar boyunca okullara, üniversitelere ve özel koleksiyonlara taşıdı.” [50]</p>
<p>Yeni kuşak hümanistler arasında en fazla dikkat çeken isim ise Pico della Mirandola’ydı. Hümanistlerin insan özgürlüğü konusundaki vurguları da giderek artmaktaydı. Gianozzo Manetti, Marsilio Ficino ve Charles Boville gibi hümanistler, izleri Petrarca’nın çalışmalarında bulunabilecek bir özgürlük görüşünü savunmuşlar ve insan onurunu, aklını, değerler dünyasındaki yaratıcı etkinliğini merkeze almışlardı. Hümanistlere göre insan, mutlu yaşaması için gerekli tüm özellik ve olanaklara sahipti ve herhangi bir “aracı” olmaksızın mutluluğunu gerçekleştirebilirdi. Kilise’nin dünyevi birtakım tasarrufları ise insan emeğinin sömürülmesi ve zenginleşme çabalarının bir ifadesiydi. Halbuki İsa, son derece fakir bir yaşam sürmüş ve zenginlik peşinde asla olmamış; insanlara nasıl yaşarlarsa mutlu olabileceklerini göstermeye çalışmıştı. Sonraki kuşak hümanistler de yine bu görüşlerin etkisinde kalmıştı. Bu isimler arasında en önemlileri ise şüphesiz ki, Pierre Charron ve Fransisco Sanchez’di. Petrarca’nın bir diğer yakın dostu olan Colluccio Salutati de Antik yazmaları toplayarak bunlara ilişkin katalogların çıkartılması ve listelerin oluşturulmasında ciddi katkılarda bulundu. Aynı şekilde, bir yazara ait iki metnin yazılış sırasını tespit etmede, metinde bahsedilen yaşanmışlıklardan hareket etmeye dair bulduğu yöntem ve kurallar da sonraki hümanist çalışmalara büyük katkılar sağladı. On beşinci yüzyıla gelindiğinde ise Leon Battista Alberti ve Federico da Montefeltro, hümanizmin hemen tüm Avrupa’da kurumsallaşmasına ciddi katkılarda bulundular. Avrupa’nın değişik coğrafyalarında hümanist okulların kurulması ve eğitim ihtiyacını karşılamak için uygulanan programlar da hümanizmin güçlenmesinde büyük rol oynadı.</p>
<p><strong>Notlar: </strong></p>
<p><strong>[1]</strong> Avrupa’da Rönesans Merkezler ve Çeperler; Peter Burke, Literatür Yayınları, İstanbul 2003, syf: 21</p>
<p><strong>[2]</strong> “Yeniden Doğuş: Eski’den Doğuş, Rönesans Tanımları ve Yorumları”; Enis Batur, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 19</p>
<p><strong>[3]</strong> “Birey ve Evren”; Ernst Cassirer, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 26</p>
<p><strong>[4]</strong> Rönesans; Jules Michelet, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul 1998, syf: 11</p>
<p><strong>[5]</strong> Rönesans; Paul Faure, İletişim Yayınları, İstanbul 1992, syf: 7</p>
<p><strong>[6]</strong> “‘Rönesans’: Kendi’sini Tanımlamak mı, Kendi’sini Tanımamak mı?”; Erwin Panofsky, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 22</p>
<p><strong>[7]</strong> A.g.e. syf: 22</p>
<p><strong>[8]</strong> A.g.e. syf: 24</p>
<p><strong>[9]</strong> “Yeniden Doğuş: Eski’den Doğuş, Rönesans Tanımları ve Yorumları”; Enis Batur, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 20</p>
<p><strong>[10]</strong> A.g.e. syf: 19</p>
<p><strong>[11]</strong> A.g.e. syf: 21</p>
<p><strong>[12]</strong> “Rönesans Sorunu”; Johan Huizinga, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 28</p>
<p><strong>[13]</strong> Felsefe Tarihi; Macit Gökberk, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999, syf: 161</p>
<p><strong>[14]</strong> “Yeniden Doğuş: Eski’den Doğuş, Rönesans Tanımları ve Yorumları”; Enis Batur, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 21</p>
<p><strong>[15]</strong> Felsefe Tarihi; Macit Gökberk, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999, syf: 162</p>
<p><strong>[16]</strong> “Yeniden Doğuş: Eski’den Doğuş, Rönesans Tanımları ve Yorumları”; Enis Batur, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 21</p>
<p><strong>[17]</strong> Rönesans; Paul Faure, İletişim Yayınları, İstanbul 1992, syf: 11-2</p>
<p><strong>[18]</strong> A.g.e. syf: 14</p>
<p><strong>[19]</strong> A.g.e. syf: 15</p>
<p><strong>[20]</strong> Ortaçağ’dan Yeniçağ’a Felsefe ve Sanat; Engin Akyürek, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1994, syf: 120</p>
<p><strong>[21]</strong> Felsefe Tarihinde İnsan Sorunu; Mustafa Günay, İlya Basım Yayın, İzmir 2003, syf: 56</p>
<p><strong>[22]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 209</p>
<p><strong>[23]</strong> Rönesans ve Laiklik; Hüsen Portakal, Cem Yayınevi, İstanbul 2003, syf: 118</p>
<p><strong>[24]</strong> A.g.e. syf: 117</p>
<p><strong>[25]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 212</p>
<p><strong>[26]</strong> Petrarca’nın Hümanizmi; Süheyla Öncel, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1970, syf: 24</p>
<p><strong>[27]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 270</p>
<p><strong>[28]</strong> Petrarca’nın Hümanizmi; Süheyla Öncel, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1970, syf: 23</p>
<p><strong>[29]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 271</p>
<p><strong>[30]</strong> Felsefe Tarihinde İnsan Sorunu; Mustafa Günay, İlya Basım Yayın, İzmir 2003, syf: 57</p>
<p><strong>[31]</strong> Ortaçağ’dan Yeniçağ’a Felsefe ve Sanat; Engin Akyürek, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1994, syf: 120</p>
<p><strong>[32]</strong> Petrarca’nın Hümanizmi; Süheyla Öncel, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1970, syf: 25</p>
<p><strong>[33]</strong> Ortaçağ’dan Yeniçağ’a Felsefe ve Sanat; Engin Akyürek, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1994, syf: 121</p>
<p><strong>[34]</strong> A.g.e. syf: 121</p>
<p><strong>[35]</strong> Avrupa’da Rönesans Merkezler ve Çeperler; Peter Burke, Literatür Yayınları, İstanbul 2003, syf: 30-1</p>
<p><strong>[36]</strong> Rönesans; Paul Faure, İletişim Yayınları, İstanbul 1992, syf: 122</p>
<p><strong>[37]</strong> Felsefe Tarihi; Macit Gökberk, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999, syf: 167</p>
<p><strong>[38]</strong> Rönesans ve Laiklik; Hüsen Portakal, Cem Yayınevi, İstanbul 2003, syf: 117</p>
<p><strong>[39]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 276</p>
<p><strong>[40]</strong> A.g.e. syf: 302</p>
<p><strong>[41]</strong> Felsefe Tarihi; Macit Gökberk, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999, syf: 161</p>
<p><strong>[42]</strong> “Yeniden Doğuş: Eski’den Doğuş, Rönesans Tanımları ve Yorumları”; Enis Batur, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 21</p>
<p><strong>[43]</strong> “Rönesans Sorunu”; Johan Huizinga, Gergedan, S. 13, 1988, syf: 29</p>
<p><strong>[44]</strong> İtalya’da Rönesans Kültürü; Jacob Burckhardt, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, syf: 216</p>
<p><strong>[45]</strong> Bilim Tarihi; Şafak Ural, Çantay Kitabevi, İstanbul 2000, syf: 205</p>
<p><strong>[46]</strong> Rönesans; Paul Faure, İletişim Yayınları, İstanbul 1992, syf: 121</p>
<p><strong>[47]</strong> A.g.e. syf: 168</p>
<p><strong>[48]</strong> Bilim Devrimi ve Modern Bilimin Kökenleri; John Henry, Küre Yayınları, İstanbul 2009, syf: 11</p>
<p><strong>[49]</strong> A.g.e. syf: 11</p>
<p><strong>[50]</strong> Hümanizm; Tony Davies, Elips Kitap, Ankara 2010, syf: 77</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ronesans-ve-humanizm-uzerine/">Rönesans ve Hümanizm Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ronesans-ve-humanizm-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1235</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyaz Zeminli Lekythosların Mezarlık Alanlarında Kullanımı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyaz-zeminli-lekythoslarin-mezarlik-alanlarinda-kullanimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyaz-zeminli-lekythoslarin-mezarlik-alanlarinda-kullanimi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Dec 2015 13:44:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gonca Tutuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[antik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[antika vazo]]></category>
		<category><![CDATA[Arkaik Dönem]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Attika]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz zeminli lekythos]]></category>
		<category><![CDATA[cenaze törenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ekphora]]></category>
		<category><![CDATA[Geometrik Dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Herodot]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik Dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Kunsthistorisches Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[lekythos]]></category>
		<category><![CDATA[mezar dikitleri]]></category>
		<category><![CDATA[mezar stelleri]]></category>
		<category><![CDATA[mezarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Prothesis]]></category>
		<category><![CDATA[vazo]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan sanatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1208</guid>
				<description><![CDATA[<p>Lekythoslar Antik Çağ’da yaygın olarak kullanılan bir kap türüdür.&#160; Lekythos, Yağ ve/veya parfüm gibi kıymetli sıvıları koruyan, testi formlu kaplardır. Dar boyunlu ve tek dikey kulpludur. Özel ağız/dudak yapısı sıvının boşaltılması sırasında kaybını önleyecek şeklide tasarlanmıştır. İçeriği nedeni ile mezar hediyesi olarak sıklıkla kullanılmıştır. İki temel tipinden biri kısa ve kürevi diğeri ise silindirik gövdelidir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-zeminli-lekythoslarin-mezarlik-alanlarinda-kullanimi/">Beyaz Zeminli Lekythosların Mezarlık Alanlarında Kullanımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Lekythoslar Antik Çağ’da yaygın olarak kullanılan bir kap türüdür.&nbsp; Lekythos, Yağ ve/veya parfüm gibi kıymetli sıvıları koruyan, testi formlu kaplardır. Dar boyunlu ve tek dikey kulpludur. Özel ağız/dudak yapısı sıvının boşaltılması sırasında kaybını önleyecek şeklide tasarlanmıştır. İçeriği nedeni ile mezar hediyesi olarak sıklıkla kullanılmıştır. İki temel tipinden biri kısa ve kürevi diğeri ise silindirik gövdelidir. Bodur lekyhtos denilen çeşidine M.Ö. 5. Yüzyılın ikinci yarısı ile M.Ö. 4. Yüzyılda çok rastlanır. M.Ö. 5. ve 4. yüzyılda yaygın kullanımı dışında mezar hediyesi ve mezar belirteci olarak kullanılmıştır</p>
<p>İncelenen bazı yayımlarda bu lekythosların sadece mezar hediyesi veya mezar belirteci olarak kullanıldığı öne sürülmektedir. Arkeolojik veriler ve diğer farklı yayımlar da dikkate alındığında aslında bu lekythosların hem dönemsel hem de işlevsel olarak farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Mezar hediyesi olarak kullanılan lekythoslar terracottadan ve üzerinde ölümle ilişkili sahneler yer alan kaplardır. Geniş beyaz zeminli lekythoslar ise hem boyut hem materyal açısından terracotta lekythoslardan farklıdır. Bu lekythoslar genellikle taş veya mermerden üretilmiş olup mezar belirteci olarak kullanılmışlardır.</p>
<p><figure id="attachment_1213" aria-describedby="caption-attachment-1213" style="width: 378px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Keremeikos’taki-lekythosların-gelişimi.jpg" rel="attachment wp-att-1213"><img class=" td-modal-image wp-image-1213 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Keremeikos’taki-lekythosların-gelişimi.jpg?resize=378%2C145" alt="Resim 1: Keremeikos’taki lekythosların gelişimi" width="378" height="145" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Keremeikos’taki-lekythosların-gelişimi.jpg?w=378&amp;ssl=1 378w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Keremeikos’taki-lekythosların-gelişimi.jpg?resize=300%2C115&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 378px) 100vw, 378px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1213" class="wp-caption-text">Resim 1: Keremeikos’taki lekythosların gelişimi</figcaption></figure></p>
<p><strong>Kısa Araştırma Tarihi</strong></p>
<p>18 . yy‘da yapılan çalışmalarının başlıcaları; Baron Steckelberg (Die Graeher der Hellenen 1837 ), O. Benndorf “ Griechische und stilische Vasenbilder 1868-83), C.Robert “ Thanatos” (1879), O.Waser “ Charon” ( 1898 ), E. Pottier, Etudes sur les lecythes blancs Attiques a representation funeraire (1883).</p>
<p>18 . ve 20. yy’da yapılmış çalışmalar; R.C Bosanquet “ Journal of Hellenistic Studies&nbsp; (1896-1899 ), A. Fairbanks ,Athenian White lekythoi (1907-1914), Beazley, Attic Red Figure Vase –Painter(1915), W.Riezler,Weissgrundige&nbsp; attische&nbsp; Lekythen (1914 ), D.C Kurtz&nbsp; Athenian White Lekythoi (1975 ),&nbsp; Lexicon Iconographicum Mythologiae “ N.Nakayama (1982) , Şahin N. Beyaz Lekythos’lar ışığında Klasik Devirde Atina’da Ölüm &nbsp;İkonoğrafisi ve Ölü Kültü (1996), U.Koch-Brinkmann ,Polychrome Bilder&nbsp; auf weissgrundigen Lekythen (1999).</p>
<p>Beyaz Zeminli Lekythoslar ve Mezarlık Alanlarında Kullanılmaları</p>
<p>Antik Yunan Cenaze törenlerine ilişkin işlemler dört aşamadır ve şu şekildedir:</p>
<ul>
<li>Soma&#8217;nın hazırlanması</li>
<li>Prothesis</li>
<li>Ekphora</li>
<li>Soma&#8217;nın mezara konuşudur<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> .</li>
</ul>
<p>Bu işlemler içinde en önemli olanı mezarlar ve mezar stelleri/dikitleridir. Mezar işareti olarak en erken sayılabilecek örnekleri M.Ö. 10. ve 8. yüzyıllar arasına tarihlenen Geometrik Dönem Attika mezar stelleri kabaca işlenmiş bloklar halindedir. Bu blokların yanında nadiren bulunan geniş vazolar libasyon için kullanılmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> . Atina, Eleusis ve Thera’da Geometrik ve Erken Arkaik Dönem’e ait nekropollerde yapılan araştırmalar sonucu bulunan kabaca işlenmiş ve şekilsiz çok sayıdaki mezar taşından, mezar stellerinin kronolojik bir sıralamaya girmeye başladığı görülür<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> . Bu örnekler ya hiç çalışılmamış veya kabaca çalışılmıştır. Bunlar, dikdörtgen formlu olup yükseklikleri genellikle 50 cm ile 100 cm arasında değişmektedir.</p>
<p><figure id="attachment_1210" aria-describedby="caption-attachment-1210" style="width: 264px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Beyaz-zeminli-lekythos-taklidi.jpg" rel="attachment wp-att-1210"><img class=" td-modal-image wp-image-1210 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Beyaz-zeminli-lekythos-taklidi-264x300.jpg?resize=264%2C300" alt="Resim 3: Beyaz zeminli lekythos taklidi: Bir kadın ve adam kalathos ve diphros ile taçlandırılmış sütünun yanında durmaktadır. Kunsthistorisches Müzesi, Viyana IV 3746" width="264" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Beyaz-zeminli-lekythos-taklidi.jpg?resize=264%2C300&amp;ssl=1 264w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Beyaz-zeminli-lekythos-taklidi.jpg?w=266&amp;ssl=1 266w" sizes="(max-width: 264px) 100vw, 264px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1210" class="wp-caption-text">Resim 3: Beyaz zeminli lekythos taklidi: Bir kadın ve adam kalathos ve diphros ile taçlandırılmış sütünun yanında durmaktadır. Kunsthistorisches Müzesi, Viyana IV 3746</figcaption></figure></p>
<p>Arkaik Dönemde ise John Boardman “Yunan Sanatı” adlı kitabında, erken tarihli dev boyutlu kouroslar mezar işareti olarak mezarlıklarda yer almış ve ölüye ait bilgiler heykellerde ya da kourosların kaideleri üzerinde yer alan yazıtlarda belirtilmiştir. Dolayısıyla bu heykeller yaş veya meslek<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> gözetilmeden idealize edilmiş figürlerdir şeklinde ifade etmiştir.</p>
<p>Klasik dönemde ise, hem Solon<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>’un uyguladığı toplumsal reformlar hem de Atina’nın Pers istilasından sonra yeniden inşa süreci, mezarlık alanlarında bazı değişmelere sebep olmuştur. İncelenen bir makalede<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>&nbsp; M.Ö. 5. yüzyıl mezarları hakkındaki şu görüş dikkat çekici olmuştur: M.Ö. 487-480 yılları arasındaki bir tarihte Atina&#8217;da mezarların yerlerini belirlemek üzere mezar belirteci (stel) dikilmesi Solon tarafından yasaklanmış ve bu yasaklama yaklaşık 60 yıl sürmüştür.</p>
<p>Kuşkusuz mermerin daha kısıtlı kullanılmasına yönelik olan bu yasak, Atina vatandaşlarını ve sanatkârlarını mezar dikitlerine bir alternatif oluşturabilecek mezar işareti bulma gibi bir sorunla karşı karşıya getirmiştir<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> . Herodot’un Solon ile ilgili yazdığı metinde; Atinalılar onun kendilerine yasalar yapmasını istemişler, o da bu yasaları yayımlamış, sonra dünyayı göreceğim diyerek, on yıllık bir yolculuk için denize açılmıştır. Aslında koyduğu yasaların kaldırılmasını istemediği için gitti. Çünkü Atina halkı bunu kendiliğinden yapamazdı. Solon, yasalarını on yıl uygulamak için büyük yemin etmişti diye ifade eder<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>.</p>
<p><figure id="attachment_1219" aria-describedby="caption-attachment-1219" style="width: 158px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Metropolitan-Müzesi’nde-bulunan-bir-örnek.png" rel="attachment wp-att-1219"><img class=" td-modal-image wp-image-1219 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Metropolitan-Müzesi’nde-bulunan-bir-örnek.png?resize=158%2C290" alt=" Resim 8: Metropolitan Müzesi’nde bulunan bir örnek" width="158" height="290" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1219" class="wp-caption-text">Resim 8: Metropolitan Müzesi’nde bulunan bir örnek</figcaption></figure></p>
<p>Lekythoslar Antik Çağ’da yaygın olarak kullanılan bir kap türüdür.&nbsp; Lekythos: Yağ ve/veya parfüm gibi kıymetli sıvıları koruyan, testi formlu kaplardır. Dar boyunlu ve tek dikey kulpludur. Özel ağız/dudak yapısı sıvının boşaltılması sırasında sıvı kaybını önleyecek şeklide tasarlanmıştır. İçeriği nedeni ile mezar hediyesi olarak sıklıkla kullanılmıştır. İki temel tipinden biri kısa ve kürevi diğeri ise silindirik gövdelidir<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> . Yunan vazoları standart biçimde dağıtım, tüketim, taşıma, katı ve sıvıların her ikisinin de depolamak için üretilmişlerdir.</p>
<p>Cenaze törenlerinde lekythoslar bilinen örneklerdir. Antik Yunanistan’da Prothesis esnasında ölü beden,&nbsp; parfümlü yağlarla yağlanırdı. Mezar alanlarında ağıtçılar aynı zamanda sıvı libasyon olarak yağları dökerlerdi ve mezarın yanına mezar sunusu olarak lekythosları koyarlardı. Antik Yunan vazo boyaları, tasvirlenen cenaze sahnelerinde sıklıkla lekythosların mezar işaretçisi olarak koyulduğunu gösterir ve arkeolojik kazılar bunu onaylar. Çünkü lekythosların Yunan cenaze ritüellerindeki ilk rolü, lekythosun ölüm ve gömünün işaretçisi olmasıdır. Atina’da 5. ve 4. yüzyıllarda,&nbsp; lekythosların geniş taş replikaları ve taş rölyefli heykelleri mezar işaretçisi olarak kullanıldı.</p>
<p><figure id="attachment_1216" aria-describedby="caption-attachment-1216" style="width: 264px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3745.jpg" rel="attachment wp-att-1216"><img class=" td-modal-image wp-image-1216 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3745-264x300.jpg?resize=264%2C300" alt="Resim 2: Beyaz zeminli lekythos taklidi: Bir kadın himation bohçasını hizmetçisine veriyor. Kunsthistorisches Müzesi, Viyana IV 3745" width="264" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3745.jpg?resize=264%2C300&amp;ssl=1 264w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3745.jpg?w=266&amp;ssl=1 266w" sizes="(max-width: 264px) 100vw, 264px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1216" class="wp-caption-text">Resim 2: Beyaz zeminli lekythos taklidi: Bir kadın himation bohçasını hizmetçisine veriyor. Kunsthistorisches Müzesi, Viyana IV 3745</figcaption></figure></p>
<p>M.Ö. 6. yüzyılın ortasından 5. yüzyılın sonuna kadar, Attika mezarları gitgide artarak beyaz zeminli lekythoslarla döşenmiştir. Lekythoslarlar Attika’da en popüler mezar hediyesi olmuştur. Arkeolojik kanıtlar, bu lekythosların sadece mezar kapları değil, mezarın içinde ve üzerinde depolandığını aynı zamanda cenaze ateşi için yakıldığını öne sürmektedir.&nbsp; Yaklaşık M.Ö. 430’dan itibaren geleneksel terrakotta lekythoslar mermerden yapılmaya başlandı. M.Ö. 5. yüzyılın sonuna doğru beyaz zeminli lekythosların üretimi durmaya başladı. Terracotta vazolar mezar sunusu olarak kullanılmaya devam etti fakat mermerin dayanıklılığı mezar işareti olarak kullanıldı. Mermer rölyef geleneği M.Ö. 6. yüzyılın erken dönemlerinden beri Attika mezarlarında bulunmaktaydı. Stel gibi, bu mermer lekythoslar da alçak kabartma figürlüdür. Mermer lekythosların ikincil kullanımı M.Ö 350lerin sonuna doğru olmuştur. Mermer mezar rölyeflerinin üretimi, M.Ö. 4. yüzyılın sonlarında M.Ö. 317-307 de Atina valisi Demetrios Poliorketes’e kadar devam etmiştir. Demetrios Poliorketes giderlere ait bir kararnameyle müsrifliğe son vermiştir <a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>.</p>
<p>Kısacası Beyaz Zeminli Lekythoslar, Klasik Dönemin en iyi temsilcileridir <a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a>. Lekythoslar, Attika’da M.Ö. 5. yüzyılda yeni bir kullanım alanı bulmuşlar ve mezarlarda farklı işlevsel özellikler kazanmışlardır. Özellikle beyaz zeminli lekythoslar M.Ö. 440-430 yıllarında çok sayıda yapılmışlardır. Bodur lekyhtos denilen çeşidine M.Ö. 5. yüzyılın ikinci yarısı ile M.Ö. 4. yüzyılda çok rastlanır<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> .</p>
<p><figure id="attachment_1218" aria-describedby="caption-attachment-1218" style="width: 95px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Metropolitan-Müze’sinde-bulunan-bir-örnek.png" rel="attachment wp-att-1218"><img class=" td-modal-image wp-image-1218 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Metropolitan-Müze’sinde-bulunan-bir-örnek-95x300.png?resize=95%2C300" alt="Resim 9: Metropolitan Müze’sinde bulunan bir örnek" width="95" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Metropolitan-Müze’sinde-bulunan-bir-örnek.png?resize=95%2C300&amp;ssl=1 95w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Metropolitan-Müze’sinde-bulunan-bir-örnek.png?w=96&amp;ssl=1 96w" sizes="(max-width: 95px) 100vw, 95px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1218" class="wp-caption-text">Resim 9: Metropolitan Müze’sinde bulunan bir örnek</figcaption></figure></p>
<p>Kristine Gex “Athens and Funerary Lekythos” isimli makalesinde Kerameikos lekythoslarını, M.Ö. 5. Yüzyıl içindeki gelişimini sınıflandırmıştır <a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> (resim 1) .</p>
<p>Yapılan araştırmalar sonucunda M.Ö. 5. yüzyıl lekythosların bazı çeşitlerinin mezar hediyesi,&nbsp; bazılarının ise mezar işareti olarak kullanıldığı görülmektedir. Mezar hediyesi olarak kullanılan lekythoslar hakkında Elisabeth Trinkl tarafından yapılan bir araştırmada, Prokesch von Osten tarafından toplanan Viyana’daki Kunsthistorisches Müzesi’nde sergilenen 4 adet beyaz zeminli lekythos&nbsp; IV 3745 (Resim 2) , IV 3746 (Resim 3), IV 3743 (Resim 4), IV 3744 (Resim 5) örneği verilmiştir. Beyaz zemin tekniği, karakteristik mezar vazolarında kullanılmıştır. Tasvirlenen resimler sıklıkla cenaze hediyesi olarak verilen vazoların fonksiyonuyla yazar tarafından ilişkilendirilir<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> .</p>
<p>Resim 3’deki tasvir, doğrudan Yunan mezar ayinleriyle ilişkilidir. Beyaz zeminli lekythoslar üzerindeki sütunların tasviri genellikle mezar steli olarak tanımlanır. Bununla birlikte mezar stelleri genellikle daha büyük, sıklıkla palmet ve üçgen biçimi taçlandırılarak tasvir edilir. Aynı zamanda sütünların tepesindeki kalathos ve diphros diğer çeşitli lekythoslardaki mezar stellerinin tasviriyle eşleşmez.&nbsp; Fakat onlar, kadınların konteksinde, benzer bir şekilde basamaklı zeminin önündeki plemochoeye işaret eder. Resim 3’deki sütun bütün mezarı temsil eder ve stelin sadece kendisi değildir; kalathos, diphros ve plemochoe, açıkça bir kadına ait ölü kişinin mezar ayini sırasında anı için depolanmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_1214" aria-describedby="caption-attachment-1214" style="width: 120px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3743.jpg" rel="attachment wp-att-1214"><img class=" td-modal-image wp-image-1214 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3743-120x300.jpg?resize=120%2C300" alt="Resim 4: Beyaz zeminli lekythos: Bir genç adam lyra taşıyan bir çocuğun eşlik ettiği üç figürlü sahnede ortada durmaktadır. Charon karşı tarafta kayığında durmaktadır. Kunsthistorisches Müzesi, Viyana IV 3743" width="120" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3743.jpg?resize=120%2C300&amp;ssl=1 120w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3743.jpg?w=121&amp;ssl=1 121w" sizes="(max-width: 120px) 100vw, 120px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1214" class="wp-caption-text">Resim 4: Beyaz zeminli lekythos: Bir genç adam lyra taşıyan bir çocuğun eşlik ettiği üç figürlü sahnede ortada durmaktadır. Charon karşı tarafta kayığında durmaktadır. Kunsthistorisches Müzesi, Viyana IV 3743</figcaption></figure></p>
<p>Özellikle bu dört lekythosun üzerindeki tasvirlerin bazıları, bu vazoların cenaze hediyesiyle ilişkisini göstermektedir.&nbsp; Aynı zamanda bu iyi korunmuş dört vazo, mezar konteksinde bulunmuştur. Resim 2 ve Resim 3’ deki tasvirler, bir kadının cenaze törenine ait iken, diğerleri (Resim 4 ve Resim 5) erkek gömüsüne işaret eder.</p>
<p>Bugün, Viyana Kunsthistorisches Müzesi’nde korunan bu dört beyaz zeminli lekythos Gropius tarafından bu bölgede 1819’da kazılmıştır. İkonografik kanıtlar temelinde bu vazoları, iki kişisel mezar veya bir çiftin tek bir mezarının gömü hediyesi olarak yorumlamaktayız <a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a>. Cenaze Lekytosları dönemi; uzun silindirik vazo imajıyla, beyaz zeminde yapılan resimlerle ortaya çıkmıştır, Klasik Dönemde Atina’da temsilcileri bulunmaktadır<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> .</p>
<p>John H. Oakley&nbsp; lekythoslarla ilgili çalışmasında, 5. yüzyıl Atina mezarları ve mezarlara sunu olarak götürülen Atina vazoları üzerinde&nbsp; prothesis sahnesine dikkat çekmiştir.&nbsp; Atina’da M.Ö. 560’tan 5. yüzyılın sonuna kadar lekythoslar çok popüler mezar hediyesidir.</p>
<p>Erken gömülerde aryballosun yerini almıştır. Çok renkli beyaz lekythoslar ilk olarak Atina, Attika ve Eretria’daki kadın ve erkeğin her ikisine de ait mezarlardan ele geçmiştir. Mezarlarda bulunan eşyalar, onların cinsiyetini belirlemeye yetmemektedir. Oakley, aynı zamanda beyaz lekythosların,&nbsp; gömülerde genellikle üç veya daha fazla vazodan oluştuğunu belirtir. Oakley’in tanımlamaları daha önce yazılmış siyah figürlü beyaz zeminli lekythoslar ile çok renkli tasvirleri açıklayan yayımlardan farklıdır ve Oakley’in tahminine göre çok renkli lekythoslara veya konturlere sahip klasik mezarların yüzde 12’si, M.Ö. 470-400 arasındadır. Gerçekte bu yüzdelik daha az olmalıdır, çünkü mezar eşyası bulundurmayan mezarların tarihlendirilmesi (resim 6) zordur&nbsp; <a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a>.</p>
<p>M.Ö. 500 civarında mezar eşyası olarak kullanılan silindirik lekythosların yerini bodur lekythoslar almaya başlamıştır. M.Ö. 5. yüzyılın ikinci çeyreğinde bodur lekytoslar yine mezar eşyası olarak kullanılan unguentariaların yerini almışlardır <a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a>.</p>
<p><figure id="attachment_1215" aria-describedby="caption-attachment-1215" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3744.jpg" rel="attachment wp-att-1215"><img class=" td-modal-image wp-image-1215 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3744-300x290.jpg?resize=300%2C290" alt="Resim 5: Beyaz zeminli lekythos: Önünde kayığında duran Charon’un eşlik ettiği genç bir adam durmaktadır. Kunsthistorisches Müzesi, Viyana IV 3744" width="300" height="290" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3744.jpg?resize=300%2C290&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Kunsthistorisches-Müzesi-Viyana-IV-3744.jpg?w=312&amp;ssl=1 312w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1215" class="wp-caption-text">Resim 5: Beyaz zeminli lekythos: Önünde kayığında duran Charon’un eşlik ettiği genç bir adam durmaktadır. Kunsthistorisches Müzesi, Viyana IV 3744</figcaption></figure></p>
<p>5 . Yüzyılın ilk yarısı sırasında Atina vazolarının şekli astarlı beyazdı ama 5. yüzyılın ikinci yarısında beyaz astarın kullanımı lekythoslara ikonografi ve aynı zamanda cenaze sahnesi gibi geniş bir sınırlama getirdi. Bazı beyaz lekythoslar kullanılmaktan çok görülmek için yapılmışlardır. Bu lekythosların tasvir ettiği çağdaş cenaze törenleri için oldukça önemlidir <a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a>.</p>
<p>Arkeolojik verilere dayanarak lekythosların mezar işareti olarak kullanıldığı da tespit edilmiştir. Fakat bunların mezar hediyesi olarak kullanılan beyaz zeminli lekythoslardan temel farkı boyutu ve cinsidir. Malzeme olarak genellikle dayanıklı malzeme olan taş ve mermer tercih edilmiştir. Ortalama boyutları ise; 50 ile 160 cm arasında değişmektedir.</p>
<p><figure id="attachment_1212" aria-describedby="caption-attachment-1212" style="width: 180px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Büyük-Lekythos.jpg" rel="attachment wp-att-1212"><img class=" td-modal-image wp-image-1212 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Büyük-Lekythos-180x300.jpg?resize=180%2C300" alt="Resim 10: Büyük Lekythos, Metropolitan Müzesi" width="180" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Büyük-Lekythos.jpg?resize=180%2C300&amp;ssl=1 180w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Büyük-Lekythos.jpg?w=181&amp;ssl=1 181w" sizes="(max-width: 180px) 100vw, 180px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1212" class="wp-caption-text">Resim 10: Büyük Lekythos, Metropolitan Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>Lana Michelle Georgiou’nun çalışmasında ise; Geniş Beyaz Zeminli Lekythos Grubu’ndan bahsetmiştir. Bunlar mezar lekythoslarının son grubudur (M.Ö. 410-400).&nbsp; Bu lekythoslar tamamen taştan yapılmıştır(seramik taklidi) ve yüksekliği bir metrenin üzerine ulaşabilir. Bu lekythosların, gövde ve omuzları sadece beyaz astar ile kaplıdır. Bu yüzyılın vazolarından farklı olarak tamamen beyaz astarla kaplıdır. Bu kocaman vazolar üzerinde kendi dönemlerinde kullanılan resimli dekorasyon stili, duvar- panel resmi olarak (Resim 7)&nbsp; uyarlanmıştır<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a>. Metropolitan Müzesi’nde bulunan bir örnekte bunu net bir şekilde görebiliriz (Resim 8).&nbsp; Bu mermer Lekythos’un Klasik Dönem’de M.Ö. 400-390’a tarihlenmiştir ve Attik- Yunan vazosudur. Pantelik mermerinden yapılmıştır. Yüksekliği 157.5 cm’dir. Üzerindeki alçak kabartmada ise üç figür tasvir edilmiştir. Bunlardan ikisi ayakta diğeri ise ortada, klismosta oturmaktadır. Ayakta duran genç Kallisthenes, ortada oturan sakallı adam ile el sıkışmaktadır. Sakallı adamın arkasında eli çenesinde ayakta duran kadın tasviri bulunmaktadır (resim9). Bu lekytos boyutları ve mermer malzemesi nedeniyle mezar belirteci olarak kullanıldığı bilinmektedir<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a> .</p>
<p>Geniş Beyaz Zeminli Lekythos Grubu’nundaki bir ünik parçada bunun dışında etkiler görülür. Bu lekythoslar tamamen beyaz astarlı değildir. Normal ölçülü beyaz zeminli lekythosların, geleneksel şerit elementlerinden yoksun ve çok geniştir. Bu lekythoslar sadece diğer çeşitleri (resim 10) gibi geleneksel değildir <a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a> .</p>
<p><figure id="attachment_1211" aria-describedby="caption-attachment-1211" style="width: 182px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Büyük-Lekythos-Metropolitan-Müzesi.jpg" rel="attachment wp-att-1211"><img class=" td-modal-image wp-image-1211 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Büyük-Lekythos-Metropolitan-Müzesi-182x300.jpg?resize=182%2C300" alt="Resim 7: Büyük Lekythos, Metropolitan Müzesi" width="182" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Büyük-Lekythos-Metropolitan-Müzesi.jpg?resize=182%2C300&amp;ssl=1 182w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/Büyük-Lekythos-Metropolitan-Müzesi.jpg?w=184&amp;ssl=1 184w" sizes="(max-width: 182px) 100vw, 182px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1211" class="wp-caption-text">Resim 7: Büyük Lekythos, Metropolitan Müzesi</figcaption></figure></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Çeşitli yayınlar incelenip, arkeolojik verilerle desteklendiğinde çıkan sonuç;&nbsp; Klasik Dönem’de lekytosların sadece mezar belirteci olarak kullanılmayıp, mezar hediyesi ve mezar belirteci için de kullanıldığını göstermiştir. M.Ö. 5. yüzyılda yaşanan sosyal değişikler, mezar alanlarında bazı problemleri de beraberinde getirmişse bile bu dönem lekythoslarının hepsine mezar belirtici demek yanıltıcı olacaktır.</p>
<p>Bu inceleme sonucunda mezar alanları ile ilgili iki farklı işlevli lekythos tespit edilmiştir. Bunlar,&nbsp; mezar eşyası olarak kullanılan terakotta lekythoslar ve geniş gövdeli beyaz zeminli lekythoslardır. Kendi aralarındaki ayrımı belirleyen ise boyutları ve yapıldıkları materyallerdir. Özellikle mezar eşyası olarak kullanılan lekythoslar terakottadan üretilmiş ve boyutları asıl amaçlarına ( kozmetik malzeme ve yağ) uygun şekilde yapılmışlardır.&nbsp; Mezar hediyesi ve libasyonda kullanılan terrakotta lekythoslar üzerindeki betimlerden, o dönemde mezar kültürünün yansımalarını ve tören adetlerini gözler önüne serer. Betimlerden anlaşılacağı üzere mezarlar, çok gösterişli olmayan basamakların bulunduğu sade mezar alanı şeklindedir. Bu betimlerde henüz mezar belirteci olarak kullanılan lekythoslara rastlanmamıştır. Lekythoslar daha çok basamaklı kaide üzerinde küçük boyutlu sunu veya eşya olarak kullanılmış ve tasvir edilmiştir. Bu malzemelerin dayanıksızlığından dolayı mezar belirteci olarak kullanılması pek mümkün görülmemektedir.</p>
<p>Geniş gövdeli beyaz zeminli lekythoslar, M.Ö. 5. yüzyılın son çeyreğinde taş ve mermer malzemeli olup hem dayanıklılığı hem de diğer lekythoslara oranla daha yüksek olmasından dolayı mezar belirteci olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu lekythoslar terrakottaların aksine taş rölyef geleneğini devam ettirmişlerdir. Bu taş rölyeflerin üzerindeki betimlerde yine ölüm ve ölüye ilişkin sahneler görülmektedir.</p>
<p><figure id="attachment_1209" aria-describedby="caption-attachment-1209" style="width: 225px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/beyaz-zeminli-Lekythos-örneği.jpg" rel="attachment wp-att-1209"><img class=" td-modal-image wp-image-1209 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/beyaz-zeminli-Lekythos-örneği-225x300.jpg?resize=225%2C300" alt="Resim 6: Mezar işareti olarak kullanılan beyaz zeminli Lekythos örneği, Metropolitan Müzesi" width="225" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/beyaz-zeminli-Lekythos-örneği.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/beyaz-zeminli-Lekythos-örneği.jpg?w=226&amp;ssl=1 226w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1209" class="wp-caption-text">Resim 6: Mezar işareti olarak kullanılan beyaz zeminli Lekythos örneği, Metropolitan Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>Bu iki tür de ölüm kültüyle ilişkilidir fakat kullanım amacı açısından birbirinden ayrılır. Bugüne kadar bu iki türün de ya mezar hediyesi ya da mezar belirteci olarak kullanıldığına dair yayımlar bulunmaktadır. Fakat yapılan çalışmalar ve yayımlar dikkate alındığında her ikisinin de mezarlarda kullanıldığı fakat hem dönemsel olarak hem de işlevsel olarak birbirinden ayrıldığı görülmektedir. Klasik Dönem’de popüler olup üretimi artan bu kaplar Klasik Dönem’den sonra üretiminde azalma görülmüştür.</p>
<p>Bu makale <strong>Gonca Tutuk</strong> ve <strong>Refika Selin Bilgiç</strong> tarafından beraber hazırlanmıştır.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>BOARDMAN John, Yunan Sanatı, Homer Kitabevi, İstanbul, 2005.</p>
<p>COHEN Beth, The Color of Clay, J. Paul Getty Museum Publications, Los Angeles,&nbsp; 2006.</p>
<p>DELEMEN İnci- ÇOKAY KEPÇE Sedef, Yunan Ve Roma Kap Formları Sözlüğü, T.E.B.E. Yayınları, İstanbui, 2009.</p>
<p>Department of Classical Studies and MA Program in Ancient Greek and Roman Studies, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2014.</p>
<p>Ferdane Elif Zengin,&nbsp; Antik Yunan Seramiklerinde Çömlekçilik Konulu Sahneler, Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Seramik Anasanat Dalı Yüksek Lisans Tezi, ( Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) , İzmir, 2007.</p>
<p>GEORGIOU Lana Michelle, Intimate Death: The Brandeis Fifth-Century Athenian Lekythos Evolution of Form, Ritual Practices and Use, Brandeis University, The Faculty of the Graduate School of Arts and Sciences</p>
<p>GEX Kristine, “Athens and the Funerary Lekythos”,&nbsp; ed.&nbsp; Panos Valavanis &#8211;&nbsp; Eleni Manakidou,, Essays On Greek Pottery And Iconography ın Honour of Profesor MıchalisTiverios,&nbsp; University Studio Press, Thessaloniki, 2014.</p>
<p>HERODOTOS, Tarih, Kültür Yayınları, İstanbul, 2010.</p>
<p>KNUD Johansen Friis, The Attic Grave-Reliefs of the Classical Period, E. Munksgaard , Copenhagen, 1951.</p>
<p>KURTZ Donna C.,” Two Athenian White- Ground Lekythoi”, Greek Vases in the J. Paul Getty Museum: Volume 4 (OPA 5), The J. Paul Getty Museum, California, 1989.</p>
<p>MANSEL Arif Müfit, Ege ve Yunan Tarihi, TTK, Ankara,2011.</p>
<p>OAKLEY John H., Picturing Death in Classical Athens- The Evidence of the White Lekythoi, Cambridge University Press, Cambridge, 2004.</p>
<p>RHODES Robin F., Eclectic Antiquity the Classical Collection of the Snite Museum of Art, University of Notre Dame, Indiana, 2010.</p>
<p>RICHTER Gisela M. A., “An Athenian Gravestone”, Metropolitan Sanat Müzesi Bülteni Yeni Serisi, Vol. 5, No. 7, Metropolitan Museum of Art Bulletin, 1947.</p>
<p>ŞAHİN Nuran , “Beyaz Lekythoslar Işığında Klasik Devirde Atina’da Ölüm İkonografisi ve Ölü Kültü”, Arkeoloji Dergisi IV, İzmir, 1993.</p>
<p>TRINKL Elisabeth, “Hidden Treasures – Four White Ground Lekythoi of the Collection of Count Anton Prokesch Von Osten in the Kunsthistorisches Museum Wien”, Bolletino Di Archeologia On Line, Roma, 2010.</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Nuran&nbsp; Şahin, “Beyaz Lekythoslar Işığında Klasik Devirde Atina’da Ölüm İkonografisi ve Ölü Kültü”, Arkeoloji Dergisi IV, İzmir 1993, s.143.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Johansen Friis Knud, The Attic Grave-Reliefs of the Classical Period, E. Munksgaard , Copenhagen, 1951, s. 69.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Knud, a.g.e., s. 65-66.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> John&nbsp; Boardman , Yunan Sanatı, Homer Kitabevi, İstanbul, 2005, s.83.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Solon; 594 yılında, Solon reformları uygulamaya kondu. Solon ilk iş olarak borçlarından dolayı özgürlüğünü kaybeden vatandaşların borçlarını sildi ve borç köleliğini yasakladı. Vatandaşların borç karşılığı olarak kendilerini, eş ve çocuklarını göstermelerini yasaklayıp, topraklarından ipoteği kaldırdı. Ticaret ve zanaatın gelişmesini destekleyip; ölçü ve tartıda standart sağladı. Solonun amacı toplumsal tabakalar arasında adaleti sağlamak ve özellikle alt ve üst tabaka arasındaki kutuplaşma ve çatışmaları önlemekti. Bu nedenle toplumsal ve ekonomik tabakaları gelirlerini temel alarak dört gruba ayırdı. En üst tabakada yıllık geliri 500 kile olanlar, onun altında yıllık geliri 300 kile olanlar, üçüncü tabakada 200 kilelikler ve son olarak en alt tabakada yıllık geliri 200 kileden daha az olanlar yer alıyordu. Bu ayrım soyluluğa göre değil yurttaşların servetlerin göre yapıldı. Yurttaşlar arasında tam bir eşitlik getirmese de, Solon yasalarının, zengin fakir arasındaki uçurumu ortadan kaldırmayı ve orta sınıfı güçlendirmeyi amaçladığı su götürmez bir gerçektir. En yoksul sınıf, bir çeşit ayrıcalık sayılan askerlik hakkından yoksun kalıyor, kamu görevlisi ve yönetici seçilemiyor ama vergi de vermiyordu. Bu sınıftan olanlara tanınan tek siyasal hak seçme hakkıydı . Ekonomik kalkınma için; buğday ihracının yasaklanması, zeytinyağıdan başka diğer bütün toprak ürünlerinin ihracının yasaklanması, Attika’da kullanılan Aigina para ve ölçü sisteminin yerine Evboia sisteminin kabul edilmesi, lüks tüketiminde kısıtlamalar başlıcalarıdır. Solon’un bütün bu reformlarında ahlak sorunlarına da önem vermiş, israf ve lüks hayatın önüne geçmek üzere bazı tedbirler almış olduğu bilinmekte ise de bu kanunların gerçekten Solon tarafından mı yapılmış, yoksa sonraları Solon’a mı atfedilmiş kesin olarak bilinmemektedir (Bknz; Arif Müfit Mansel, Ege ve Yunan Tarihi, TTK Ankara,2011, s,186).</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Şahin, a.g.m., s.143</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Şahin, a.g.m., s.143.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Herodotos, Tarih, Kültür Yayınları,İstanbul, 2010, 1. Bölüm-29 s. 18.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> İnci Delemen , Sedef Çokay- Kepçe , Yunan Ve Roma Kap Formları Sözlüğü, T.E.B.E. Yayınları, İstanbui, 2009, s.16-17.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Robin F. Rhodes, Eclectic Antiquity the Classical Collection of the Snite Museum of Art, University of Notre Dame, Indiana, 2010, s.23-33.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Kristine Gex, “Athens and the Funerary Lekythos”,&nbsp; ed.&nbsp; Panos Valavanis &#8211;&nbsp; Eleni Manakidou,, Essays On Greek Pottery And Iconography ın Honour of Profesor MıchalisTiverios,&nbsp; University Studio Press, Thessaloniki, 2014, s. 321.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Ferdane Elif Zengin, &nbsp;Antik Yunan Seramiklerinde Çömlekçilik Konulu Sahneler, Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Seramik Anasanat Dalı Yüksek Lisans Tezi, ( Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) , İzmir, 2007, s.68.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Gex, a.g.m., s. 322.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Elisabeth Trinkl, “Hidden Treasures – Four White Ground Lekythoi of the Collection of Count Anton Prokesch Von Osten in the Kunsthistorisches Museum Wien”, Bolletino Di Archeologia On Line, Roma, 2010, s. 135-141.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Trinkl, a.g.m., s. 135-141.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Gex, a.g.m.,&nbsp; s. 321.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> John H. Oakley, Picturing Death in Classical Athens- The Evidence of the White Lekythoi, Cambridge University Press, Cambridge, 2004, s. 9.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Lana Michelle Georgiou, Intimate Death: The Brandeis Fifth-Century Athenian Lekythos Evolution of Form, Ritual Practices and Use, Brandeis University, The Faculty of the Graduate School of Arts and Sciences</p>
<p>Department of Classical Studies and MA Program in Ancient Greek and Roman Studies, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2014, s. 4.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Donna C. Kurtz,” Two Athenian White- Ground Lekythoi”, Greek Vases in the J. Paul Getty Museum: Volume 4 (OPA 5), The J. Paul Getty Museum, California, 1989, S. 113-130.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Georgiou, a.g.m., s. 5-7.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> Gisela M. A. Richter, “An Athenian Gravestone”, Metropolitan Sanat Müzesi Bülteni. Yeni Serisi, Vol. 5, No. 7, Metropolitan Museum of Art Bulletin, 1947, s. 179-184.</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Beth Cohen, The Color of Clay, J. Paul Getty Museum Publications, Los Angeles,&nbsp; 2006, s.237.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-zeminli-lekythoslarin-mezarlik-alanlarinda-kullanimi/">Beyaz Zeminli Lekythosların Mezarlık Alanlarında Kullanımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyaz-zeminli-lekythoslarin-mezarlik-alanlarinda-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1208</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gittikçe Yaşlanan Cadılarız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gittikce-yaslanan-cadilariz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gittikce-yaslanan-cadilariz/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Dec 2015 09:11:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yağız Akkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[düşüncelere kelepçe]]></category>
		<category><![CDATA[hayal gücü]]></category>
		<category><![CDATA[köleleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sınırlandırılmak]]></category>
		<category><![CDATA[sıradanlaşmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1160</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyanın sonu gelse..? Hiç daha önce gerçekten düşündük mü bunu? Hepimiz dini inanışlarımızı bir kenara bırakalım, filmlerden gördüğümüz kadarız bu konuda. Bir savaş, soykırım ya da afetin sonumuzu getireceği söylendi bize başarılı hollywood senaristleri tarafından. Ama şu an, tam olarak şuan nereden biliyoruz sonumuzun gelmediğini ? Yavaş yavaş yok olduğumuzu… Etrafınıza bir bakın, düşünmeye üşenen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gittikce-yaslanan-cadilariz/">Gittikçe Yaşlanan Cadılarız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın sonu gelse..? Hiç daha önce gerçekten düşündük mü bunu? Hepimiz dini inanışlarımızı bir kenara bırakalım, filmlerden gördüğümüz kadarız bu konuda. Bir savaş, soykırım ya da afetin sonumuzu getireceği söylendi bize başarılı hollywood senaristleri tarafından. Ama şu an, tam olarak şuan nereden biliyoruz sonumuzun gelmediğini ?</p>
<p>Yavaş yavaş yok olduğumuzu… Etrafınıza bir bakın, düşünmeye üşenen insanlar göreceksiniz. Aslında biraz insanlara dikkat ettiğimizde her birinin sorgulamaktan korktuğunu göreceğiz. Tümü yaratamayan, üretemeyen, kurgulayamayan insanlardan oluşan bir toplum&#8230; Herkes düşünme sınırlandırılması olduğunu farkında fakat hiç biri bundan şikayetçi değil.</p>
<p>Sanırım son zamanlarda dev bir makine, ucunu insanların beynine sokuyor ve hayal güçlerini alıveriyor. Ah! Evet, bir makine değil belki ama daha büyük, durdurulması daha imkansız bir şey. Toplumla birlikte yaptığımız her eylemde, topluca soyunduğumuz her davada biraz biraz kaybediyoruz hayal gücümüzden.</p>
<p>Kimse bir diğerini düşünmezken herkes bir üst mertebenin hayaliyle çılgın hırslara bürünüyor.  Ne yazık daha düşünemeden çıkar elde etmeye çalışanlara.</p>
<p>Sistemleştirilmiş her faaliyet sınırlandırıyor insanın içindeki asıl benliği.</p>
<p>Ve üzülerek söylüyorum yakında tamamı yok olacak bu güçlerimizin, yaşlanan bir cadı gibiyiz tıpkı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gittikce-yaslanan-cadilariz/">Gittikçe Yaşlanan Cadılarız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gittikce-yaslanan-cadilariz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1160</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Batı&#8217;nın Büyülü Rüyası: Oryantalizm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/batinin-buyulu-ruyasi-oryantalizm/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/batinin-buyulu-ruyasi-oryantalizm/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 12 Dec 2015 11:23:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkay Çelik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu]]></category>
		<category><![CDATA[egzotik]]></category>
		<category><![CDATA[kahvehane]]></category>
		<category><![CDATA[Lady Montagu]]></category>
		<category><![CDATA[Mozart]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Pierre Loti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1117</guid>
				<description><![CDATA[<p>Doğu Bilimi ve Şarkiyatçılık olarak da anılan Oryantalizm, Batı&#8217;nın, Uzak ve Yakın Doğu toplumlarının dinlerine, dillerine, giyim kuşamlarına, kültürlerine olan merakından oluşan bir konu bütünü, adeta dönemin bir modasıdır. Bir akım olmaktan ziyade bir konu olarak görülen oryantalizmin, 18. yüzyılda Napoléon&#8217;un Mısır Seferi ile başlayıp 19. yüzyılda gelişerek, I. Dünya Savaşı&#8217;nın başlamasıyla etkisini yitirdiğini söyleyebiliriz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/batinin-buyulu-ruyasi-oryantalizm/">Batı&#8217;nın Büyülü Rüyası: Oryantalizm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Bilimi ve Şarkiyatçılık olarak da anılan Oryantalizm, Batı&#8217;nın, Uzak ve Yakın Doğu toplumlarının dinlerine, dillerine, giyim kuşamlarına, kültürlerine olan merakından oluşan bir konu bütünü, adeta dönemin bir modasıdır. Bir akım olmaktan ziyade bir konu olarak görülen oryantalizmin, 18. yüzyılda Napoléon&#8217;un Mısır Seferi ile başlayıp 19. yüzyılda gelişerek, I. Dünya Savaşı&#8217;nın başlamasıyla etkisini yitirdiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Doğu ilgisinin Avrupa&#8217;ya yayılmasında en önemli merkez Venedik&#8217;tir.Gentile Bellini&#8217;nin 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet&#8217;in portresini yapması, dönemin Osmanlı kıyafetlerinin eskizlerini çizerek yanında götürmesi, Avrupa&#8217;da Osmanlı giyim kuşamının ilgi görmesine ve Batı insanının bu farklı kültüre büyük bir merak ve hayranlık duymasına neden olmuştur. Batı insanı, Doğu&#8217;ya seyahat eden seyyahlardan, tüccarlardan, sanatçılardan duydukları birçoğu anlatanların fantezi dünyasının ürünü olan hikayeler ile kendi Doğu&#8217;larını oluşturmuşlardır. Doğu, artık Avrupalı&#8217;nın gözünde zevkin, eğlencenin, şehvetin büyülü bir dünyasıdır.  Şüphesiz, bu büyülü dünya Avrupalı sanatçıları da etkilemiş ve onlar da eserlerinde fantastik bir Doğu imgesi yaratmışlardır. Birçok Avrupalı sanatçı, Doğu&#8217;yu ziyaret etmeden tamamen kendi hayal dünyasını yansıtmıştır eserlerine. Haremde çıplak bir şekilde arzı endam eden ve bütün zamanını boş oturarak geçirip kendisini erkeğine hazırlayan kadınlar, kahvehanelerde kendine has giyim kuşamlarıyla,  nargileleriyle sohbet eden bıyıklı, sakallı, sarıklı erkekler, kaba, cahil, şehvet düşkünü bir Doğu imajı yaratmışlardır.</p>
<p><figure id="attachment_1119" aria-describedby="caption-attachment-1119" style="width: 504px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-1.jpg" rel="attachment wp-att-1119"><img class=" td-modal-image wp-image-1119 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-1.jpg?resize=504%2C518" alt="Jean - Auguste Dominique Ingres, Le Bain Turc (Türk Hamamı), 1862" width="504" height="518" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-1.jpg?w=504&amp;ssl=1 504w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-1.jpg?resize=292%2C300&amp;ssl=1 292w" sizes="(max-width: 504px) 100vw, 504px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1119" class="wp-caption-text">Jean &#8211; Auguste Dominique Ingres, Le Bain Turc (Türk Hamamı), 1862</figcaption></figure></p>
<p>Büyük bir kitleyi etkileyen bu büyüleyici coğrafya, resim sanatının yanı sıra edebiyat, müzik, opera, tiyatro, mimari gibi pek çok sanat dalını da etkilemiştir. Artık sanatın pek çok dalında orient bir hava, bir tat vardır. Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma adlı operası, yine Mozart’ın Mehter Marşı’nın ritminden esinlenerek yaptığı Türk Marşı dönemin ilgi çeken oryantalist sanat eserleri arasında yerini almıştır. Binbir Gece Masalları&#8217;nın Fransızca&#8217;ya çevrilmesi ile birlikte kendinden olmayana olan merak artmış, bu masalsı, fantastik coğrafya, Batı dünyasında adeta cennetten bir köşe gibi hayal edilmiştir. Bu düşsel dünyaya hayranlık duyan sanatçıların dışında Doğu’yu barbar, cahil ve öteki olarak gören sanatçılar da vardır elbette. Bunların en bilineni de İngiliz şair Shakespeare’dir. Shakespeare, eserlerinde özellikle İslamiyet’i ve Türkleri aşağılayıcı ifadeler kullanmıştır. Othello adlı eserinde bir diyalogda geçen ‘’yalanım varsa Türk olayım’’ ifadesi, yazara göre Türk olmanın ne kadar kötü bir şey olacağına işaret eder.</p>
<p><figure id="attachment_1120" aria-describedby="caption-attachment-1120" style="width: 657px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-2.jpg" rel="attachment wp-att-1120"><img class=" td-modal-image wp-image-1120 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-2.jpg?resize=640%2C490" alt="Eugene Delacroix, Algerian Women in Their Aparments (Cezayirli Kadınlar), 1834" width="640" height="490" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-2.jpg?w=657&amp;ssl=1 657w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-2.jpg?resize=300%2C230&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-2.jpg?resize=600%2C460&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1120" class="wp-caption-text">Eugene Delacroix, Algerian Women in Their Aparments (Cezayirli Kadınlar), 1834</figcaption></figure></p>
<p>18. yüzyıla kadar fantezilerle dolu bir rüyanın yansıtılmasıyla oluşan oryantalizm konusu, bu yüzyılla birlikte Batılı sanatçıları da iki kısma ayırmıştır. Bir kısım sanatçı hayali Doğu imgesini sürdürürken, bir kısım sanatçı da elçilerin maiyetinde ya da sultanların özel davetleriyle Doğu coğrafyasını ziyaret ederek gerçek Doğu&#8217;yu, Doğu insanını, coğrafyasını, kültürünü eserlerine yansıtma şansı bulmuşlardır. Boğaziçi ressamları olarak da anılan bazı sanatçılar, başta İstanbul olmak üzere pek çok şehri gezip gördüklerini resmetme şansı bulmuşlardır. Bu dönemde dini yapılar, sokak satıcıları, sokak hayvanları, kahvehaneler, Osmanlı giyim tarzı sanatçıların dikkatini çekmiş ve eserlerinde yerlerini bulmuştur. Oldukça egzotik bulunan Osmanlı kıyafetleri, elçi ve eşleri, sanatçılar, seyyahlar tarafından ilgi görmüş, bu kıyafetler içinde kendilerini resmederek Osmanlı kıyafet modasını başlatmış ve kıyafet albümleri oluşmaya başlamıştır.</p>
<p><figure id="attachment_1121" aria-describedby="caption-attachment-1121" style="width: 641px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-3.jpg" rel="attachment wp-att-1121"><img class=" td-modal-image wp-image-1121 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-3.jpg?resize=640%2C366" alt="Pierre Loti, &quot;Rochefort-sur-Mer&quot;deki evinde." width="640" height="366" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-3.jpg?w=641&amp;ssl=1 641w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/oryantalizm-3.jpg?resize=300%2C172&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1121" class="wp-caption-text">Pierre Loti, &#8220;Rochefort-sur-Mer&#8221;deki evinde.</figcaption></figure></p>
<p>18. yüzyılla birlikte, Batı ile olan gerek ticari gerekse siyasi ilişkilerin yoğunlaşması sonucunda Doğu cahil, kaba, zorba olan imajını kırmıştır. Özellikle de bu dönemde Osmanlı-Fransız ilişkilerinin artmasıyla birlikte &#8221;barbar Türk&#8221; imajı yerini &#8221;gönlü yüce Türk&#8221; gibi söylemlere bırakmıştır. Bu dönemde bir elçi eşi olan Lady Montagu, hareme girme şansı bulmuş ve haremin anlatılandan farklı olduğunu, kadınların burada sadece kendini erkeğine hazırlayan birer figür olmadıklarını, eğitim aldıklarını bugün bir belge niteliği taşıyan mektuplarında anlatmıştır. Bu dönemde ticari ilişkilerin gelişmesiyle birlikte Doğu&#8217;dan gelen eşyalara da ilgi artmıştır. Türk ve İran halıları, seramikler, çiniler Batılılar’ın evlerini süslemiştir. Doğu&#8217;nun adeta bir simgesi haline gelen kahvehaneler de bu dönemde Batı&#8217;nın ilgi odağına dönüşmüştür. Özellikle Fransızlar Türk kahvehanelerini örnek alarak Fransa&#8217;da bir kafe kültürünün oluşmasına ön ayak olmuşlardır. Osmanlı topraklarını ziyaret eden ve bu kültürün etkisi altında kalan, adeta Türkleşen Avrupalı’lar da vardır bu dönemde. Bunun en iyi örneği ise kuşkusuz Pierre Loti’dir. Aslında bir deniz subayı olan Loti 19. yüzyılda İstanbul’a görevli bir subay olarak gelmiştir. Bu şehre ve kültürüne hayran kalan Loti, bu coğrafyayı sadece eserlerinde anlatmakla kalmamış aynı zamanda bu coğrafyanın kültürü içerisinde kendi kimliğinden sıyrılmış ve adeta bir Türk gibi yaşamıştır.</p>
<p>Akademik çevrelerce üzerine çeşitli görüşlerin öne sürüldüğü, hatta Batı&#8217;nın gizli ve gayrimeşru yönlerinin bir ifadesi olarak görülen oryantalizm, tüm bu farklı görüşlere karşın sanat dünyasında kendisine hatırı sayılır bir yer edinmiştir. Doğu, büyülü, egzotik, gizemli havası sayesinde uzun yıllar Batı insanını etkisi altında bırakmıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/batinin-buyulu-ruyasi-oryantalizm/">Batı&#8217;nın Büyülü Rüyası: Oryantalizm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/batinin-buyulu-ruyasi-oryantalizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1117</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beterin Beterinden Nazım&#8217;a Sığınmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Dec 2015 21:12:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Başak Alara Karademir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Süreya]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Cansever]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Günler Göreceğiz]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category>
		<category><![CDATA[Turgut Uyar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1062</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güzel insanlar, canım ülkemin içinde bulunduğu durum malumunuz. Bunca kargaşa, bunca kin-nefret, içimizdeki sıkıntılar, özel hayatlarımızdaki sorunlar, kafa karışıklıklarımız ve böylece uzatıp devam ettirebileceğimiz onlarca problem varken, hayattan bir an olsun uzaklaşıp nefes almak için ne yapabiliriz diye düşünürken sanki biri beni duymuş, hissetmiş gibi bir anda kitaplığımın şiir kitaplarını barındıran bölümünün en sevdiğim üyelerinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/">Beterin Beterinden Nazım&#8217;a Sığınmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Güzel insanlar, canım ülkemin içinde bulunduğu durum malumunuz. Bunca kargaşa, bunca kin-nefret, içimizdeki sıkıntılar, özel hayatlarımızdaki sorunlar, kafa karışıklıklarımız ve böylece uzatıp devam ettirebileceğimiz onlarca problem varken, hayattan bir an olsun uzaklaşıp nefes almak için ne yapabiliriz diye düşünürken sanki biri beni duymuş, hissetmiş gibi bir anda kitaplığımın şiir kitaplarını barındıran bölümünün en sevdiğim üyelerinden “Henüz Vakit Varken Gülüm” kendini hatırlatmak ister gibi pat diye yere ters ve açık bir şekilde düşüverdi. Hayattaki her şeyin bir işaret olduğuna inanan benliğimle açık durduğu sayfayı karıştırmamaya dikkat ederek kitabı elime aldım, ilk  dörtlüğe gözüm ilişir ilişmez tanıdık dizelere bakıp gülümsedim, mesaj için teşekkür ettim içimden. Siz deyin yaratıcıya, ben diyeyim evrene. Hiç fark etmez;</p>
<p dir="ltr">“Yaşamak şakaya gelmez</p>
<p dir="ltr">Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın</p>
<p dir="ltr">Bir sincap gibi mesela</p>
<p dir="ltr">Yani bütün işin gücün yaşamak olacak”</p>
<p dir="ltr">Sahi, hangimiz gerçekten yaşıyoruz? En son ne zaman göğün sonsuz maviliğinin tadını çıkardık mesela? Bir çocuğun gülümsemesine en son ne zaman uzun uzun baktık? Veya bir şiirin dizesinde kaybolup gittik? Şiir demişken, “Sanki bir dize daha söylesek her şey düzelecek” demiş Süreya. Bir gece olsun odamıza kapansak, telefonlardan televizyonlardan kurtarsak kendimizi, dize denen o  peri tozlarıyla kaplansak.. Belki düzelir her şey?  Belki bir an olsun Nazım’a kanar, “Güzel günler göreceğiz” deriz. Ya da en sevdiğimizi hatırlayıp iç geçirirken “Ne güzel şey hatırlamak seni” diye geçiririz içimizden. Ya da Edip Cansever olup Mavi’yi huy belleriz belki? Göğe bakarız Turgut Uyar gibi&#8230;  Belki öfkemiz dizelerle çıkar gün yüzüne, usulca söyleriz:</p>
<p dir="ltr">“Artık biz seninle düşman bile değiliz”</p>
<p dir="ltr">Fazla uzatmak istemiyorum. Demem o ki barışa hasret güzel ülkemin sevgiye aç güzel insanları: ölüm, bomba, ayrılık, terör, şehit, deprem, bela, lanet… Bunlar dünya üzerinden tarih boyu hiç yok olmamış gerçekler. Öyle ki, “cehennem bu dünyanın ta kendisi” derdi eski bir tanıdığım.  Ama siz, güzel olan her şeye hasretseniz benim gibi, bir dize fazladan okuyun bu gece.</p>
<p dir="ltr">Göreceksiniz:</p>
<p dir="ltr">“GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/">Beterin Beterinden Nazım&#8217;a Sığınmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beterin-beterinden-nazima-siginmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1062</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutluluğun Küçük Sırrı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutlulugun-kucuk-sirri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutlulugun-kucuk-sirri/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Dec 2015 20:05:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gonca Kaçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[bakış açısı]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğun sırrı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koşulları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1054</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mutluluğun sırrını değişik bir açıdan ele alabiliriz. Nasıl mı? Mesela hayata bakışımızı, yani bakış açımızı değiştirerek, daha mutlu ve özgüvenli bir yaşam elde edebiliriz. Bakış açısı; kişiden kişiye, yaşam koşullarına ve bazen de eğitim seviyelerine göre değişkenlik gösteren bir kavramdır bence. Bazen yaşadığımız sorunlar ya da farklı hayat biçimleri bakış açılarımızı etkileyen faktörlerdir. Peki; sadece [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutlulugun-kucuk-sirri/">Mutluluğun Küçük Sırrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mutluluğun sırrını değişik bir açıdan ele alabiliriz.</p>
<p>Nasıl mı?</p>
<p>Mesela hayata bakışımızı, yani bakış açımızı değiştirerek, daha mutlu ve özgüvenli bir yaşam elde edebiliriz.</p>
<p>Bakış açısı; kişiden kişiye, yaşam koşullarına ve bazen de eğitim seviyelerine göre değişkenlik gösteren bir kavramdır bence. Bazen yaşadığımız sorunlar ya da farklı hayat biçimleri bakış açılarımızı etkileyen faktörlerdir.</p>
<p><figure id="attachment_1057" aria-describedby="caption-attachment-1057" style="width: 253px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1057 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-3-253x300.jpg?resize=253%2C300" alt="Mutluluğun Küçük Sırrı" width="253" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-3.jpg?resize=253%2C300&amp;ssl=1 253w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-3.jpg?resize=862%2C1024&amp;ssl=1 862w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-3.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w" sizes="(max-width: 253px) 100vw, 253px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1057" class="wp-caption-text">Mutluluğun Küçük Sırrı</figcaption></figure></p>
<p>Peki; sadece bakış açımızı değiştirerek hayatımıza yön verebileceğimizi hiç düşündünüz mü? Evet, bu hiç zor bir yol değil aslında. Hayata umut dolu bir pencereden baktığımızda aslında şartların o kadar da zor olmadığını, bir şeyleri değiştirmenin kendi elimizde olduğunu keşfetmek bizi memnun edecektir. Bunu yapabileceğimize inanmak en başta gelenlerden ”İnanmak başarmanın yarısıdır.“ değil midir? Bence öyledir.</p>
<p>Gelin sizinle bir anımı paylaşayım; Üç yıl önce yaşadığım bazı sorunlardan dolayı kendimi çok umutsuz hissediyordum. Her şeyden sıkılan, kararsız ve kendine güvensiz bir insandım. Hayatımın bundan sonra bu şekilde devam edeceğini düşünüyordum. Sonra bir gün kendime dedim ki; “Nereye kadar böyle sürecek? Ne yani daha çok gencim ve yolun başındayım. Öyle hemen pes etmek mi olurmuş? İşin kolayına gelince kaç tabi! Yok artık kaçmak. Çık dışarı! Gez, toz, keyfine bak&#8230;”</p>
<p>Yaşadığımız hayattan sadece kendimiz sorumluyuz. Sizce de öyle değil mi? Ve hayatıma, bakış açımı değiştirerek yön vermeye karar verdim. Klişe bir söz olacak ama bardağın dolu tarafından, pencerenin güzel mi güzelinden baktım. Evet, mutluyum ve kendime güveniyorum. Bir de başka bir açıdan bakalım şimdi de. Farklı hayatlar görerek,  değişik deneyimler yaşayarak da bulunduğumuz durumdan memnun olabileceğimizin farkında olabiliriz. Mesela düşünün ki çok ünlüsünüz; hep göz önündesiniz. Özel hayatınıza hep bir müdahale vs… vs&#8230; Peki bu sizi ne kadar mutlu edecektir? Ben şahsen istemezdim böyle bir şeyi. Bu da bir bakış açısı değil midir?</p>
<p>Mutlu bir hayatın sırrı; Bakışınızda saklıdır.</p>
<p>Aydınlık bir bakış dileğiyle&#8230;</p>
<p>Hoşça kalın.</p>
<p><figure id="attachment_1058" aria-describedby="caption-attachment-1058" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-4.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1058 size-large" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-4-1024x533.jpg?resize=640%2C333" alt="Mutluluk için bakış açısı çok önemlidir." width="640" height="333" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-4.jpg?resize=1024%2C533&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-4.jpg?resize=300%2C156&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mutlulugun-sirri-4.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1058" class="wp-caption-text">Mutluluk için bakış açısı çok önemlidir.</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutlulugun-kucuk-sirri/">Mutluluğun Küçük Sırrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutlulugun-kucuk-sirri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1054</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölümsüzlüğün Sırrı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olumsuzlugun-sirri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olumsuzlugun-sirri/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Nov 2015 22:26:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nuray Okumuş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[beni bu güzel havalar mahvetti]]></category>
		<category><![CDATA[ciğercinin kedisi]]></category>
		<category><![CDATA[gülümsüyorum]]></category>
		<category><![CDATA[ölümsüzlüğün sırrı]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Veli Kanık]]></category>
		<category><![CDATA[Pablo Neruda]]></category>
		<category><![CDATA[sokak kedisi]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş yavaş ölürler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1018</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazen sesli düşünürken bulurum kendimi. Denizin- göğün mavisi, ağacın yeşili, akşamın kızıllığı getirir kaçan keyfi. Dünya dert arasında, dünya dertleri arafında kaybolmak üzereyken kulağınıza gelen bir ezgi, zihin açan bir çift söz yeniden “toparlan” diye emreder&#8230; Yıkanacak çamaşır, yapılacak ütü, ocaktaki yemek, masada bekleyen işler bir anlığına hafifler. Toparlanırsın, daha da bir umutlanarak. Akşam haberlerine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumsuzlugun-sirri/">Ölümsüzlüğün Sırrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen sesli düşünürken bulurum kendimi. Denizin- göğün mavisi, ağacın yeşili, akşamın kızıllığı getirir kaçan keyfi. Dünya dert arasında, dünya dertleri arafında kaybolmak üzereyken kulağınıza gelen bir ezgi, zihin açan bir çift söz yeniden “toparlan” diye emreder&#8230; Yıkanacak çamaşır, yapılacak ütü, ocaktaki yemek, masada bekleyen işler bir anlığına hafifler. Toparlanırsın, daha da bir umutlanarak.</p>
<p>Akşam haberlerine baktıkça için kararsa da, gelecek hiç gelmeyecek dedirtse de kapağını kaldırdığın bir kitap sana yeni bir dünya sunar bazen… Sığındığın bir liman oluverir bir bakmışsın kütüphaneler&#8230; Kendi dünyanı kendin yaratırsın sonra, gerçeğe uyar uymaz o başka&#8230; Cesaretin olur hiç olmazsa, başka türlüsünü de düşünebilme cesaretin.</p>
<p><figure id="attachment_1019" aria-describedby="caption-attachment-1019" style="width: 877px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/olumsuzlugun-sirri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1019 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/olumsuzlugun-sirri.jpg?resize=640%2C532" alt="Sanatın başka bir adına &quot;Umut&quot; olmalı." width="640" height="532" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/olumsuzlugun-sirri.jpg?w=877&amp;ssl=1 877w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/olumsuzlugun-sirri.jpg?resize=300%2C249&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1019" class="wp-caption-text">Sanatın başka bir adına &#8220;Umut&#8221; olmalı.</figcaption></figure></p>
<p>Bazen de hayatın film olmuştur, senaryosuna hiçbir katkıda bulunmadığın ya da bulunamadığın&#8230; O vakit atarsın kendini sokaklara, tek başına, başka hayatlara ait  bir film izlemek istersin mesela&#8230; Biraz daha sen olarak kalkarsın o koltuktan…</p>
<p><figure id="attachment_1021" aria-describedby="caption-attachment-1021" style="width: 225px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/yasam-ve-sanat.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1021 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/yasam-ve-sanat-225x300.jpg?resize=225%2C300" alt="Yaşam karşısında direngen olmak ve dik durabilmek için sanata sığınmaya gereksinim vardır." width="225" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/yasam-ve-sanat.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/yasam-ve-sanat.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1021" class="wp-caption-text">Yaşam karşısında direngen olmak ve dik durabilmek için sanata sığınmaya gereksinim vardır.</figcaption></figure></p>
<p>Kimi zaman da bir şiirde yakalayabilirsin aşkı, sevgiyi, dostluğu, barışı, zaferi ve umudu! Bir taraftan “Beni bu güzel havalar mahvetti”<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> dersin bir taraftan “gülümsüyorum”u<a href="#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a> eksik etmezsin&#8230; Zira mümkün değildir,  başka türlü, ağır gelen yükleri hafifletemezsin.</p>
<p>“Yavaş yavaş ölenler”den<a href="#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a> olmamak için sığınmalı sanata! Onu yüceltmeli! Her notada, her sözde biraz daha insanlaşmak kolay iş değildir elbet… Yine de yılmamalı, vazgeçmemeli! Umudu yeşertip çoğaltmalı, paylaşmalı insan.</p>
<p>Sanat’ın bir diğer adı da umut olmalı biraz. Hayatı anlamlandırmak daha da kolaylaşır onunla. “Ciğercinin kedisi”yle “sokak kedisi”nin aynı olmadığı bir devrin hakimiyetinde sanatla nefes alabiliriz ancak.</p>
<p>Elbet sanata dahil olabilmek ya da onu hayatımıza dahil etmenin maliyeti, sanat emekçilerinin hali konuları da gerçekliğin diğer yüzü. Yine de hayatım şenleniyorsa sanat sayesinde, sanat yüzünden derim ben.</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Orhan Veli Kanık, “Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti”</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> Orhan Veli Kanık, “Gülümsüyorum”</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> Pablo Neruda, “Yavaş Yavaş Ölürler”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olumsuzlugun-sirri/">Ölümsüzlüğün Sırrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olumsuzlugun-sirri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1018</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-nedir/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Nov 2015 20:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercan Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetik kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[estetik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1011</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat, Sanat nedir? Sanat, sanat için mi? Sanat toplum için mi? Tüm bu soruları yanıtlamak sanat tanımlamasını geniş bir perspektife oturtacaktır. Sanat avcı toplayıcı toplumlarda (paleolitik topluluklar) majik (büyüsel) anlamda başlamıştır. Mağara duvarlarına, üzerine mızrak saplanmış av hayvanı resimleri avın iyi geçmesini isteyen resimsel büyücü  anlatımlardır. Sonraları sanat toplum içindir tanımlaması da yapılmıştır. Gerek av [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-nedir/">Sanat Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sanat,</em></p>
<p><strong>Sanat nedir?</strong></p>
<p><em>Sanat, sanat için mi? Sanat toplum için mi?</em></p>
<p>Tüm bu soruları yanıtlamak sanat tanımlamasını geniş bir perspektife oturtacaktır. Sanat avcı toplayıcı toplumlarda (paleolitik topluluklar) majik (büyüsel) anlamda başlamıştır.</p>
<p><figure id="attachment_1013" aria-describedby="caption-attachment-1013" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanatin-dogusu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1013 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanatin-dogusu-300x169.jpg?resize=300%2C169" alt="Sanatın doğuşu çok eskilere dayanır." width="300" height="169" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanatin-dogusu.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanatin-dogusu.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1013" class="wp-caption-text">Sanatın doğuşu çok eskilere dayanır.</figcaption></figure></p>
<p>Mağara duvarlarına, üzerine mızrak saplanmış av hayvanı resimleri avın iyi geçmesini isteyen resimsel büyücü  anlatımlardır. Sonraları sanat toplum içindir tanımlaması da yapılmıştır. Gerek av iyi geçsin diye yapılsın,  gerekse toplum için yapılsın sonuç olarak; sanatın gelip dayandığı nokta birey olarak insanın ta kendisidir.  İnsan, sanatla neden ilgilenir? Hangi sanat dalını seçer? Tüm bu soruların yanıtı da bireyden bireye değişir. Öyle ise sanat:  bireyin içinde bulunduğu pisiko-sosyolojik birikim ve dürtülerin eylemsel olarak biçimlenmesidir diyebilir miyiz? Birinin resim sanatına ilgi duyması diğerinin bir müzik aletini çalması vb. kişilerin ilgi alanı ve sanat olarak tanımlanmaz mı?</p>
<p><figure id="attachment_1014" aria-describedby="caption-attachment-1014" style="width: 268px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanat-nedir.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1014 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanat-nedir.jpg?resize=268%2C188" alt="Sanat Nedir?" width="268" height="188" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1014" class="wp-caption-text">Sanat Nedir?</figcaption></figure></p>
<p>Bana göre; <strong>sanat</strong>, bireyin içinde bulunduğu psiko-sosyal birikimin eylemsel olarak dışavurum biçimidir.  Sanatın olmazsa olmazlarından ya da sanatı etkileyen önemli öğelerden biri de estetiktir. <em>Estetik nedir?</em> Tanımı da yine topluma dolayısıyla onu meydana getiren bireylere iner. Çevreye duyarlılık ve bakış açısından tutun da kişinin tüm beğeni ve bireysel yaşam kalitesine etki eden olgu değil midir?  <strong>Estetik</strong>, sanatla, güzellikle ve hatta güzelliğin oluşturulması ve değerlendirilmesiyle ilgilenir. Duygu ve beğeninin yargılanma biçimi olarak da tanımlanabilen estetik sanatsal değerleri inceler. Kısacası sanat felsefesinin de olmazsa olmazıdır.</p>
<p>Bireyin, öncelikle yetiştiği kentsel ya da kırsal çevre sonra da eğitimi ile üzerine koydukları onun estetik duygularını belirler. Bu da sanata bakış açısı ve ilgisini ortaya koyar. Dolayısıyla sanat ve estetik, kişinin yaşadığı çevreden aldıklarını kente geri yansıtmasında da etkendir.</p>
<p><figure id="attachment_1015" aria-describedby="caption-attachment-1015" style="width: 687px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanat-ve-estetik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1015 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanat-ve-estetik.jpg?resize=640%2C269" alt="Sanat ve Esteik bir bütündür." width="640" height="269" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanat-ve-estetik.jpg?w=687&amp;ssl=1 687w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sanat-ve-estetik.jpg?resize=300%2C126&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1015" class="wp-caption-text">Sanat ve Esteik bir bütündür.</figcaption></figure></p>
<p><em>Antik dönem</em> tanımlamalarından biri der ki: <em>“Kenti kent yapan çevresindeki surlar değil, içinde yaşayan insanlardır.”</em> Bu açıdan bakıldığında estetik kaygılardan yoksun bireylerin kentten beklediği ne olabilir? Yürüyeceği, dinleneceği, soluk alabileceği mekanları mı talep eder yoksa geniş yolları, arabasını koyabileceği yerleri mi?</p>
<p>İşte burada bir kez daha görüyoruz ki, sanat ne için veya kimin için olursa olsun, estetik kaygıları olmayan toplumlarda, sanat kısır alanlarda kalır ve döner o toplumun kültürel yapısını dolayısıyla buna bağlı olan yaşam alanlarının, kent veya köy olsun,  fiziksel yapılarını dahi etkiler.</p>
<p>Şimdi asıl soru şu: <strong>sanatsal ve estetik kaygıları olmayan bir toplum düşünebilir miyiz?</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-nedir/">Sanat Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1011</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Artemis’in Tılsımlı Kenti EFES</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/artemisin-tilsimli-kenti-efes/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/artemisin-tilsimli-kenti-efes/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Nov 2015 13:55:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bora Eşiz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Amazon]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Androklos]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Artemis]]></category>
		<category><![CDATA[Celsus]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Kültür Mirası Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın Yedi Harikası]]></category>
		<category><![CDATA[Efes]]></category>
		<category><![CDATA[Efes Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ephesus]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Hadrianus]]></category>
		<category><![CDATA[kale]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem Ana]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[Şirince]]></category>
		<category><![CDATA[Traianus]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[Yamaç Evler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=969</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adını ilk kez duyanlara efsanevi bir fısıltı gibi gelen Efes (Ephesus), birçokları içinse dünyanın en önemli ve ünlü antik kentlerinden biri. Zengin geçmişine binlerce insanı, anıtı ve efsaneyi sığdıran Efes, günümüzde de popülerliğini koruyor. Coğrafyasının sağladığı ayrıcalıklı liman sayesinde gelişen Efes, gitgide büyümüş ve kalabalıklaşmış. Öyle ki bir dönem nüfusunun 200.000&#8217;i aştığına inanılıyor. Dünyanın Yedi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artemisin-tilsimli-kenti-efes/">Artemis’in Tılsımlı Kenti EFES</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adını ilk kez duyanlara efsanevi bir fısıltı gibi gelen <em>Efes (Ephesus)</em>, birçokları içinse dünyanın en önemli ve ünlü antik kentlerinden biri. Zengin geçmişine binlerce insanı, anıtı ve efsaneyi sığdıran Efes, günümüzde de popülerliğini koruyor. Coğrafyasının sağladığı ayrıcalıklı liman sayesinde gelişen Efes, gitgide büyümüş ve kalabalıklaşmış. Öyle ki bir dönem nüfusunun 200.000&#8217;i aştığına inanılıyor. Dünyanın Yedi Harikasından biri olarak kabul edilen Artemis Tapınağı, Efes’in asırlarca ziyaretçi akınına uğramasını sağlamış. Bu tapınağın önemini yitirmesinin ardındansa Efes’e eski şaşaalı günlerini <strong>Meryem Ana</strong> geri vermiş. Günümüzde de görkeminden ve çekiciliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olan Efes, dünyanın en  ünlü antik kentleri arasında kabul ediliyor.</p>
<p><figure id="attachment_971" aria-describedby="caption-attachment-971" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-971 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-3-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Celsus Kitaplığı" width="200" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-3.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-3.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-3.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-3.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-971" class="wp-caption-text">Celsus Kitaplığı</figcaption></figure></p>
<p><strong>Yaban Domuzunun Peşinden</strong></p>
<p>Böylesine etkileyici bir kentin kuruluşuna dair değişik söylenceler üretilmiş. Kimi araştırmacılara göre Efes, Atina Kralı’nın oğlu Androklos tarafından kurulmuş. Bu hikayeye göre Androklos, yeni bir kent kurmak için yer arıyormuş. Ancak bu tip önemli kararlar, o zamanlarda kahinlere danışılarak alınırmış. Androklos da geleneğe uymuş ve kahine danışmış. Aldığı yanıt çok ilginç, bir o kadar da anlaşılmazmış. Kahin, kentin yerini bir balığın işaret edeceğini ve bir yaban domuzunun yol göstereceğini söylemiş. Kahinin bu garip kehanetine pek anlam veremeyen Androklos ve yoldaşları, yollarına devam ederek uygun yer aramaya devam etmişler. Yine uzun bir yolculuğun ardından mola vermek üzere kamp kurmuşlar ve yakaladıkları balıkları pişirmek üzere ateş yakmışlar. Tam bu sırada balıklardan biri otların arasına sıçramış, oradaki bir yaban domuzu da balıktan korkarak koşmaya başlamış. Olayı gören Androklos kahinin sözlerini anımsamış. Hızla yerinden kalkıp atına atlamış ve domuzu takip etmiş. Okuyla domuzu öldürdüğü yere kentini kurmuş. Bu söylecenin yanı sıra, Androklos’tan önce kentin bir Amazon tarafından kurulduğu da anlatılan bir diğer söylence. Ephesus, bu yiğit savaçı kadınların kraliçelerinden birinin adıymış. O dönemde Amazon kraliçelerinin isimlerinin kentlere verilmesi yaygın bir gelenekmiş. Diğer örnekler arasında yer alan <em>Smyrna</em> (İzmir) ve <em>Pitane</em> (Çandarlı) da isimlerini <em>Amazon</em> kraliçelerinden almış.</p>
<p><figure id="attachment_972" aria-describedby="caption-attachment-972" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-4.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-972 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-4-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Celsus Kitaplığı" width="300" height="200" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-4.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-4.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-4.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-4.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-4.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-972" class="wp-caption-text">Celsus Kitaplığı</figcaption></figure></p>
<p><strong>Efes&#8217;in Mirası</strong></p>
<p>İlk kuruluşundan beri birkaç kez yer değiştiren kent sonunda, bugün bizi görkemli kalıntıları ve hayret verici eserleriyle karşılayan yere taşınmış. Yüzyıllık yalnızlıklarını bir kenara bırakarak gezginlere yoldaşlık etmek istercesine, uzanıp giden sütunların çoğu Roma egemenliği zamanından kalma. Arkadiane Caddesi olarak bilinen ve ziyaretçilerini masalsı bir zaman tünelinden geçirerek Büyük Tiyatro’ya ulaştıran cadde, MÖ 5. yüzyılda kandiller ve meşalelerle aydınlatılıyormuş. Sadece bu aydınlatılmış caddeyi hayal etmek bile  Efes’e ve Efeslilere karşı hayranlık uyandırıyor. Antik sütun gölgelerini takip ederek ulaşılan <strong>Efes Tiyatrosu</strong> tam anlamıyla bir Antik Çağ armağanı. 24.000 kişilik kapasitesi ve  mimarlık harikası oturma düzeniyle bu anıtsal tiyatro, günümüzde de sanatsal işlevine, konserler, tiyatrolarla ve gösterilerle devam ediyor.</p>
<p><figure id="attachment_973" aria-describedby="caption-attachment-973" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-973 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Celsus Kitaplığı" width="200" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-973" class="wp-caption-text">Celsus Kitaplığı</figcaption></figure></p>
<p>Tiyatronun en üst sıralarında, sahne binasının üzerinden Efes’in antik limanı görülebiliyor. Her ne kadar liman, Menderes Nehri’nin alüvyonları ile dolmuş olsa da eskiden deniz olan alan kolaylıkla ayırd edilebiliyor. Tiyatronun ardından mermer kaplı bir başka cadde, ziyaretçileri bir zamanların politik tartışmalarının çınladığı, ateşli pazarlık seslerinin yükseldiği agoraya ulaştırıyor. Agoraya komşu olan ve Celsus Kitaplığı olarak anılan yapı, Efes&#8217;in en önemli simgesel yapılarından biri. Efes’e çok emeği geçen Vali Celsus’un anısına, oğlu tarafından yaptırılan bu kitaplığın altında valinin mezarı da bulunuyormuş. Kentin diğer önemli caddesi olan Kuretler Caddesi de ünlü yapılara ev sahipliği yapıyor. Bu sebeple günün her saatinde, dünyanın pek çok yerinden gelen turistlerin oluşturduğu kalabalıkları ağırlıyor. İmparator Hadrianus adına yapılmış zarif tapınak, süslemeleri ve kentin kuruluş efsanesini anlatan kabartmalarıyla hayranlık uyandırıyor. Tapınağın kemerinde yer alan  kentin koruyucu tanrıçası Tykhe’nin kabartması, sanki geçen yıllara inat, hala koruyor sevgili Efes’ini. Yamaç Evleri, Efes’in son zamanlarda kazılan ve pek çok değerli buluntunun gün ışığına çıkartıldığı bir alan. Rengarenk fresklerin ve ince işçilikli mozaiklerin yanı sıra, burada ortaya çıkartılan bronz, fildişi ve mermer heykelcikler Yamaç Evleri’nin zenginliğine dair ipuçları veriyor.</p>
<p><figure id="attachment_970" aria-describedby="caption-attachment-970" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-970 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-2-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Celsus Kitaplığı" width="300" height="200" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-2.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/celsus-kitaplığı-2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-970" class="wp-caption-text">Celsus Kitaplığı</figcaption></figure></p>
<p>Efes’in gösterişli ev hayatına tanık olduktan sonra yol, hamamların, aşk evi olarak anılan yapının ve kamu binalarının kalıntılarının içinden geçerek Traianus Çeşmesi’ne ulaşıyor. Bir başka anıtsal çeşme olan  Domitianus Meydanı’ndaki  anıtsal Pollio Çeşmesi&#8217;nin kalıntıları suyun, bu kent için ne kadar önemli olduğunu düşündürtüyor. <em>Herakles</em> (Herkül) Kapısı olarak adlandırılan kapı, adını üzerindeki Herakles kabartmalarından almış. Kentin diğer ana kapısı olan Magnesia Kapısı’na doğru ilerlerken Prytaneion karşılıyor ziyaretçileri. Kentin ölümsüzlüğünü simgeleyen ateşin hiç durmadan yandığı bu yapıda, zamanında salonun çevresinde tanrı ve imparator heykelleri dururmuş ve bir görevli bu ateşin hiç sönmeden yanmasını sağlarmış. Buradaki kazı çalışmalarında, bugün <strong>Efes Müzesi</strong>&#8216;nin süsleyen Artemis heykelleri gün ışığına çıkartılmış. Efes geziniz sırasında görülmesi gereken diğer kalıntılar arasında odeon (küçük tiyatro), yukarı agora, gymnasion ve Magnesia Kapısı da bulunuyor.</p>
<p><figure id="attachment_974" aria-describedby="caption-attachment-974" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/efes-ana-cadde-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-974 size-large" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/efes-ana-cadde-2-1024x683.jpg?resize=640%2C427" alt="Efes Ana Cadde" width="640" height="427" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/efes-ana-cadde-2.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/efes-ana-cadde-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/efes-ana-cadde-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/efes-ana-cadde-2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/efes-ana-cadde-2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-974" class="wp-caption-text">Efes Ana Cadde</figcaption></figure></p>
<p><strong>Meryem Ana Evi</strong></p>
<p>Efes&#8217;i dünya çapında ünlü bir merkez haline getiren bir diğer yer ise el değmemiş çam ormanlarının arasındaki Meryem Ana Evi. Her ne kadar tarihsel bir kesinlik yoksa da Meryem Ana’nın Kudüs’ten ayrıldıktan sonra Efes’e geldiğine ve bu evde yaşadığına inanılıyor. Bu evin keşfedilmesinin hikayesi oldukça ilginç. Almanya’da yaşayan bir rahibe olan Catherine Emmerich, Meryem Ana’nın yaşadığı evi rüyasında görmüş ve tüm ayrıntıları ile çevresindekilere anlatmış. Araştırılmalar sonucunda buradaki yıkık ev bulunmuş.1892 yılında hac merkezi olarak kutsanan ev, daha sonra değişik tarihlerde papalar tarafından ziyaret edilerek dini merkez niteliği kazanmış.</p>
<p><figure id="attachment_975" aria-describedby="caption-attachment-975" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-ana-cadde.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-975 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-ana-cadde-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Efes Ana Cadde" width="200" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-ana-cadde.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-ana-cadde.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-ana-cadde.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-ana-cadde.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-975" class="wp-caption-text">Efes Ana Cadde</figcaption></figure></p>
<p><strong>Dünyanın Yedi Harikasından Biri </strong></p>
<p>Efes&#8217;in ününe ün katan yapılardan biri de Tanrıça Artemis&#8217;e adanmış anıtsal bir tapınak. Dünyanın Yedi Harikasından biri olarak tanınan bu tapınak, tamamıyla mermerden yapılmış. Antik kaynaklara göre tapınak, sanki mermer bir sütun ormanını andırıyormuş. İyon düzeninde inşa edilen tapınağın 127 sütunu varmış, hatta bazı sütunların üzerinde mitolojik kabartmalar varmış. Bu kadar ince işçilikli bir yapının yapımı,  elbette uzun sürmüş. Öyle ki antik yazarlardan Yaşlı Plinius, bu tapınağın 220 yılda inşa edildiğini yazmış. MÖ 6. yüzyılda yapımına başlanan tapınak birçok defa yanmış, yıkılmış; ama her seferinde Efeslilerin çabasıyla yeniden yapılmış. Günümüzde eski, görkemli günlerini arayan Artemis Tapınağı&#8217;nın pek çok parçası, anavatanından çok uzakta Londra&#8217;daki Britanya Müzesi&#8217;nde (British Museum) sergileniyor.</p>
<p><figure id="attachment_977" aria-describedby="caption-attachment-977" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-977 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-2-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Efes Müzesi" width="200" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-2.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-2.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-977" class="wp-caption-text">Efes Müzesi</figcaption></figure></p>
<p><strong>UNESCO&#8217;nun Son Gözdesi </strong></p>
<p><em>Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı</em>&#8216;nın (UNESCO), 2015&#8217;in Temmuz&#8217;unda  yapılan 39. Dünya Miras Komitesi Toplantısında Türkiye&#8217;nin iki alanı daha Dünya Kültür Mirası Listesine eklendi. Almanya&#8217;nın Bonn kentinde gerçekleştirilen toplantıda Türkiye’nin listede bulunan kültürel varlıklarının sayısı Efes antik kenti ile Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri&#8217;nin eklenmesiyle 15’e yükseldi. .</p>
<p>Bonn&#8217;daki toplantıya kadar Türkiye&#8217;den, Boğazköy&#8217;deki Hattuşa, İstanbul&#8217;un Tarihi Alanları, Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, Nemrut Dağı, Antalya&#8217;daki Xanthos ve Letoon antik kentleri, Safranbolu, Troya antik kenti, Selimiye Camisi ve Külliyesi, Çatalhöyük, Bergama, Cumalıkızık, Pamukkale ve Kapadokya UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyordu.</p>
<p><figure id="attachment_978" aria-describedby="caption-attachment-978" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-dedetay-1.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-978 size-large" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-dedetay-1-1024x683.jpg?resize=640%2C427" alt="Efes Müzesi &quot;Artemis Heykeli&quot;" width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-dedetay-1.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-dedetay-1.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-dedetay-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-dedetay-1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-dedetay-1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-978" class="wp-caption-text">Efes Müzesi &#8220;Artemis Heykeli&#8221;</figcaption></figure></p>
<p><strong>UNESCO tarafından listeye alınan alanlar, toplumların ve hükümetlerin gözünde  farkındalık kazanırken, bu alanların turizm bilinirliği artıyor. Böylece buraları ziyaret eden yerli ve yabancı turist sayısında artış sağlanıyor. Söz konusu listede yer almanın diğer kazançları arasında yerli halk tarafından sahiplenme ve yerel ekonomiye katkısı da önem taşıyor. Üstelik bu alanların korunması için </strong>UNESCO tarafından finansal bir destek sağlanabiliyor.</p>
<p><figure id="attachment_979" aria-describedby="caption-attachment-979" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-detay-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-979 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-detay-2-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Artemis Heykeli" width="200" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-detay-2.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-detay-2.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-detay-2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-detay-2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-979" class="wp-caption-text">Artemis Heykeli</figcaption></figure></p>
<p>Listede yer alan alanların korunması ve olası hasarların giderilmesi amacıyla ayrılan bir fon bulunuyor. Belirlenen koruma kurallarına uymayan alanların UNESCO tarafından listeden çıkartılabiliyor olması, yerel yönetimlerin bu alanları uygun şekilde korumasına özen göstermelerini sağlıyor.</p>
<p><figure id="attachment_980" aria-describedby="caption-attachment-980" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-980 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Artemis Heykeli" width="200" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-Heykeli-2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-980" class="wp-caption-text">Artemis Heykeli</figcaption></figure></p>
<p>UNESCO&#8217;nun <strong>Dünya Kültür Mirası Listesi</strong>nde de yer alan Efes antik kentine yapılacak gezilerde Artemis Tapınağı, Meryem Ana Evi, Yedi Uyurlar Mağarası, Selçuk Kalesi, Aziz Yuhanna Kilisesi, İsa Bey Camisi, Efes Müzesi ve Şirince Köyü&#8217;ne de zaman ayırmayı unutmamak gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_981" aria-describedby="caption-attachment-981" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-heykeli.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-981 size-large" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-heykeli-683x1024.jpg?resize=640%2C960" alt="Artemis Heykeli" width="640" height="960" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-heykeli.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-heykeli.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-heykeli.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-Artemis-heykeli.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-981" class="wp-caption-text">Artemis Heykeli</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_982" aria-describedby="caption-attachment-982" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-982 size-large" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi-1024x683.jpg?resize=640%2C427" alt="Efes Müzesi" width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Efes-Müzesi.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-982" class="wp-caption-text">Efes Müzesi</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_983" aria-describedby="caption-attachment-983" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Hadrianus-Tapinagi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-983 size-large" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Hadrianus-Tapinagi-1024x683.jpg?resize=640%2C427" alt="Hadrianus Tapınağı" width="640" height="427" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Hadrianus-Tapinagi.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Hadrianus-Tapinagi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Hadrianus-Tapinagi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Hadrianus-Tapinagi.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Hadrianus-Tapinagi.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-983" class="wp-caption-text">Hadrianus Tapınağı</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_984" aria-describedby="caption-attachment-984" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Herakles-Kapısı.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-984 size-large" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Herakles-Kapısı-683x1024.jpg?resize=640%2C960" alt="Herakles Kapısı" width="640" height="960" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Herakles-Kapısı.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Herakles-Kapısı.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Herakles-Kapısı.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Herakles-Kapısı.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-984" class="wp-caption-text">Herakles Kapısı</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_985" aria-describedby="caption-attachment-985" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Nike-kabartmasi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-985 size-large" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Nike-kabartmasi-1024x683.jpg?resize=640%2C427" alt="Nike Kabartması" width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Nike-kabartmasi.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Nike-kabartmasi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Nike-kabartmasi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Nike-kabartmasi.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Nike-kabartmasi.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-985" class="wp-caption-text">Nike Kabartması</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_986" aria-describedby="caption-attachment-986" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-986 size-large" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi-2-1024x683.jpg?resize=640%2C427" alt="Selçuk Kalesi" width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi-2.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi-2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi-2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-986" class="wp-caption-text">Selçuk Kalesi</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_987" aria-describedby="caption-attachment-987" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-987 size-large" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi-1024x683.jpg?resize=640%2C427" alt="Selçuk Kalesi" width="640" height="427" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Selçuk-Kalesi.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-987" class="wp-caption-text">Selçuk Kalesi</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_988" aria-describedby="caption-attachment-988" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-geleneksel-mimari.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-988 size-large" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-geleneksel-mimari-1024x768.jpg?resize=640%2C480" alt="Şirince &quot;Geleneksel Mimari&quot;" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-geleneksel-mimari.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-geleneksel-mimari.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-geleneksel-mimari.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-geleneksel-mimari.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-988" class="wp-caption-text">Şirince &#8220;Geleneksel Mimari&#8221;</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_989" aria-describedby="caption-attachment-989" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-genel.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-989 size-large" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-genel-768x1024.jpg?resize=640%2C853" alt="Şirince" width="640" height="853" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-genel.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-genel.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-genel.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/sirince-genel.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-989" class="wp-caption-text">Şirince</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_990" aria-describedby="caption-attachment-990" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Yamaç-Evler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-990 size-large" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Yamaç-Evler-1024x683.jpg?resize=640%2C427" alt="Yamaç Evler" width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Yamaç-Evler.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Yamaç-Evler.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Yamaç-Evler.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Yamaç-Evler.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/Yamaç-Evler.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-990" class="wp-caption-text">Yamaç Evler</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artemisin-tilsimli-kenti-efes/">Artemis’in Tılsımlı Kenti EFES</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/artemisin-tilsimli-kenti-efes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">969</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayallerinizden Asla Vazgeçmeyin..!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayallerinizden-asla-vazgecmeyin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayallerinizden-asla-vazgecmeyin/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Nov 2015 21:02:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Neslihan Çakır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[başarıya giden yol]]></category>
		<category><![CDATA[başarmak]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hayal etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Twain]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=876</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hiç gercekleştiremeyeceğimiz hedeflerimiz,  hayallerimiz , boş umutlar ve boşa giden bir ömür&#8230; Ne için yaşıyoruz? Neyin çabası bu? Bizi biz yapan hedeflerimiz mi, yoksa geri kafalı kurallarımız mı? Hayaller, bu kadar gereksiz mi gerçekten? O gün bir kez daha anlamıştım ne hayallerim ne de hedeflerim gereksiz felan değil. Gerçek olmayı hakediyor. Çabaladım, uğraştım, kazandım. Ama [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayallerinizden-asla-vazgecmeyin/">Hayallerinizden Asla Vazgeçmeyin..!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç gercekleştiremeyeceğimiz hedeflerimiz,  hayallerimiz , boş umutlar ve boşa giden bir ömür&#8230;</p>
<p>Ne için yaşıyoruz? Neyin çabası bu? Bizi biz yapan hedeflerimiz mi, yoksa geri kafalı kurallarımız mı? Hayaller, bu kadar gereksiz mi gerçekten?</p>
<p>O gün bir kez daha anlamıştım ne hayallerim ne de hedeflerim gereksiz felan değil. Gerçek olmayı hakediyor. Çabaladım, uğraştım, kazandım. Ama kazanmasam bile yine de başarmıştım. Hep öyle olmaz mı zaten? Kazansan da kaybetsen de başarmış sayılırsın. Önemli olan gerçek olması değil zaten. Önemli olan hayallerinin peşinden koşabilmek. Bıkmadan yorulmadan, tüm cesaretinle&#8230;</p>
<p>17 yaşındaydım ve her şey çok saçmaydı. Sanki gözümü kapatıp açtım da her şey değişmiş gibi öyle yabancı hissettim kendimi. İlk kez kendime geldiğimi düşündüm ne yapıyordum ben. Sevmediğim bir okul, sevmediğim bir meslek, sevmediğim bir insan, sahte dostluklar ve hiç sevmediğim bir şehir&#8230; Hayatımdaki en önemli şeyin hayallerim olduğunu anladım. Hayallerimin hepsinde çok başarılı bir iç mimardım. Resim çizmeye karşı çok fazla ilgim vardı. Ama meslek lisesinde aşçılık bölümü okuyodum ve aşçı olacaktım. Beni tatmin eden tek şey aslında yemeklere sanatı koymaktı. Ama otelde staj yaptığımda anladım. Kazan kazan yemekler, çorbalar, börekler yapılıyor. Tek sanat, salatayı süslemeden ibaretti. Artık yetmiyordu. Sanat benim icin bu kadar degildi. Yani bu kadar anlamsız. Hic kimseyi dinlemeden o gun hayatimi degistirmeye karar verdim aşçı değil iç mimar olmalıyım. Okulu o sene bıraktım, lise 4&#8217;e geçecektim. Son bir senemdi ve biticekti. Ama biraktim ve açık liseye gectim. Ve bir iş buldum. Zor oldu ama buldum. Bir resim kursuna gidip kendimi geliştirdim. Tum engellere rağmen bunları yaptim. Neden düz liseye gectin? Aşçılığı niye biraktın? Niye resim kursuna gidiyosun? İç mimar olup ne yapacaksın? Hazır mesleğini bıraktın. Senden de bir şey olmaz. Sorumsuz&#8230; Çalışma, otur evinde YGS&#8217;ye çalıs vs&#8230; Hiçbirini dinlemedim. YGS&#8217;ye girdim ve 270&#8217;lerde bir puan aldım.</p>
<p>Benim için zaten puan değil yeteneğim önemliydi. Özel yetenek sınavları genellikle aşamalı olarak oluyor. Yani 9 &#8211; 10 gun arayla. İlk sınava girdim, güzel geçmişti. Resmimi güzel bir şekilde yapmıştım. Önce resmi çizdim, sonra hafif tonlamalar ve sonrasında da tonlamaları belirginleştir, son kontrolleri yap ve süre bitti. O an kendime başardım dedim, başardın Neslihan. Hedefim iç mimar olmaktı ama şimdiden başardığımı düşündüm. Artık yetiyordu, çok güzel resim çiziyordum ve kendi iç benliğimi artık resimlere dökebiliyordum. Tüm cesaretimle başarmıştım. Artık tasarımlarımı kağıda döküyordum. Ama bitmedi daha. 2. ve 3. aşama var. Ve bitirmem gereken 4 yıllık bir üniversite.</p>
<p>Olmalıydım, iç mimar kesinlikle olmalıydım. Ama 2. ve 3. aşamasına katılmadım. Çünkü benim istediğim değil o sene ailemin istediği oldu. O yuzden üniversiteye o sene gidemedim. Zaten iç mimarlık bölümü için özel yetenek sınavına girmek, ailemden gizlice yaptiğim bir şeydi; çünkü onların istediği gibi YGS&#8217;de o sene bankacılığı yazmıştım ve o üniversiteye gidecektim. Ama hala içimde susmayan bir ses iç mimar olmalıyım. Bankacılık bölümünü 4 yılın sonunda hem çalışıp hem de okuyarak bitirdim. Para da biriktirmiştim ve yine YGS&#8217;ye girip tercihimi yaptım. Kendimi çok geliştirmiştim ve artık ailemi de dinlemiyordum. O sene iç mimarlığı kazandım. Evet, kazandım. Ve boşa giden 4 yıldan sonra istediğim bölümdeyim.</p>
<p>İç mimarlığı iyi bir dereceyle bitirdim. Ben hayallerimi gerçekleştirdim.</p>
<p>İnsan hedefleri için yaşamalı. Geri kafalı insanlar kendilerinin yapamadıklarını bizim de yapamayacağımızı düşünürler. Başarmak istiyorsan söylenenlere sağır olmanız şart, gerisi zaten kendiliğinden gelir&#8230;</p>
<p>Bir şeyi başarmak istiyorsan önce hayal et. Çünkü hayatta hiçbir şey imkansız değildir. Ben bunu biliyordum ve başardım. Sen de başarabilirsin.</p>
<p>Mark Twain&#8217;in de dediği gibi; &#8220;<strong>O işin başarılmasının imkansız olduğunu bilmedikleri için başardılar.</strong>&#8220;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayallerinizden-asla-vazgecmeyin/">Hayallerinizden Asla Vazgeçmeyin..!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayallerinizden-asla-vazgecmeyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">876</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya Çağının Sanata Olan Etkisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya-caginin-sanata-olan-etkisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya-caginin-sanata-olan-etkisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Nov 2015 15:53:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Hasoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[klasik sanat]]></category>
		<category><![CDATA[modern sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya çağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=836</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çağımızda Düşen Sanat… Yükselen Sanat… Peki Kazanan? Sanatçı mı? Sanat mı? Yoksa… ? İnsan mı? Sosyal Medya Çağının Klasik ve Modern Sanatlarımızdaki Etkisi… Öncelikle Felsefi ve Bilimsel bir kuramdan baktığımız zaman, ‘sosyal medya’ her yönüyle yaşamı içine çeken bir kara delik. Demek pek de yanlış olmazdı… Zira bu her yönün içerisinde, insan diyeceğimiz o ki, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya-caginin-sanata-olan-etkisi/">Sosyal Medya Çağının Sanata Olan Etkisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çağımızda Düşen Sanat… Yükselen Sanat…</strong></p>
<p>Peki Kazanan? Sanatçı mı? Sanat mı? Yoksa… ?<br />
İnsan mı?<br />
<strong>Sosyal Medya Çağının Klasik ve Modern Sanatlarımızdaki Etkisi…</strong></p>
<p>Öncelikle Felsefi ve Bilimsel bir kuramdan baktığımız zaman, ‘sosyal medya’ her yönüyle yaşamı içine çeken bir kara delik. Demek pek de yanlış olmazdı… Zira bu her yönün içerisinde, insan diyeceğimiz o ki, kitleler, toplumlar, bütün kurum ve kuruluşlar dahil edilebilir…</p>
<p>Birinci sorumuz şu olmadır, ‘<strong>Sosyal Medya Çağının Klasik Ve Modern Sanatlarımızdaki Etkisi…’   ne olacaktır değil </strong>ne olmalıdır?</p>
<p>Çünkü Sosyal Medya çağında bizler, -sizler- birer belirleyen rollerindeyiz&#8230; Eğer istediğimiz sanatın belirli bir algı ve anlayış düzeninde lanse etmesi ise bunu pek ala belirleyerek hedeflediğimiz noktaya getirebiliriz. En bayağı örneği ile atılan Twitler, yapılan paylaşımlar belirlediğim -belirlenen- hedefe birer merdiven basamağı rolündedir&#8230; Tıpkı wep –internet– algılamasında oluşan bilgi ve görüş açılarının ortadaki konuya bir görsellik ya da bir anlam kazandırması gibi. Örneğin ‘sanat duvarı’ isimli bir sitenin onun görücüsü, takipçisi olan kitlelerde nasıl bir sanat anlayışı oluşturacağı ya da zaten var olan sanat duyumsamalarımızı ne yöne çekeceği, geliştireceği mi? Değiştireceği mi? Ne gibi, algısal farklılıklar ortaya çıkaracağı gibi… Yoksa zihnimizde ve ruhumuzda duyu ve hislerimizle çağlayan sanat kavramamız belirli bir yükseklikten, derinlikten aşağıya ve sığlığa mı çekecek?</p>
<p>Gördüğünüz gibi burada bizler artık belirleyenler durumundayız&#8230; Bir sanat algısında bile bu gözlemlenebiliyor…  Şu an bu sitede yapacağınız her okuma, burada verilmiş her paylaşım bunun örneği durumunda oluyor… Belirleyen örneği..!</p>
<p>Böylece bizler -sizler- sosyal medya çağında bin yılları aşan ve tarihinde binlerce kalıcı eserlerle ve yapıtlarla günümüze kadar gürbüzce gelen ‘sanat’ kavramasını dahi tüm bu bin yılları aşan sürede oluşmuş ‘görmemizi’  değiştirebilecek, tamamen başka bir noktaya çekebilecek yönlerin oklarıyız.</p>
<p>* Sorulması gereken soruların başında, kimse bu denli düşünüyor mu? Düşünecek mi?<br />
Hareket ve eylemlerimiz  -paylaşımlarımız- okuyucu da bu denli derin değişimleri gözlemleyecek algıya hitap ediyor mu?</p>
<p>Tabi ki bununla ilgili her geçen gün artarak ilerleyen ve gelişen SOSYAL MEDYA ÇAĞIMIZDA  insanlarımız da algısal olarak yüksek gelişimlere ulaşıyor…  Artık derinden gözlemleyebilen, çözümleyebilen ve nitekim edinimlerini yansıtabilen kitleler halinde ilerlemekteyiz…</p>
<p>Bunun sonucu ‘<a href="http://www.sanatduvari.com/sanat-nedir">sanat</a>’ kavramımızda daha yüksek bir toplum ve sanat düzeyi getirileri olmasının umudu ve eylemi içinde olmanın arzusunda ve tutkularında hareket etmeyi ve yönelimlerimizi bu biçim üzerinden geliştirerek korumalı, herkes için uygun bir sanat ilkeleri gibi natürel bakışlarla olabildiğince uzaklara ve en yakınlarımıza ulaşmayı belki de hedeflemeliyiz… Tıpkı öğrencisi ve eğitmeni olduğumuz yaşamın, tıpkı öğrencisi ve eğitmeni olduğumuz ‘sanatın’, tıpkı öğrencisi ve eğitmeni olduğumuz ‘zamanın’  işleyişlerinde edinimlerimizi yazacağımız bir ‘ duvar’ olması gibi.</p>
<p>Bence yaşamın kendisi insanlığın ve bizlerin ‘sanat duvarı’ olarak nüksederse ancak o zaman SOSYAL MEDYA ÇAĞINDA bin yılları aşan sanatımızı koruyarak ve daha güçlü ve daha ileri ve daha gelişmiş ve daha yüksek hedeflere ulaştırabilecek toplumun belki gelecek bin yılların daha çocukları olarak, <strong>ÇAĞIMIZDA DÜŞEN SANAT… YÜKSELEN SANAT… Kazanan Sanat. Kazanan Bizler. Kazanan İnsan… Oluruz.</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya-caginin-sanata-olan-etkisi/">Sosyal Medya Çağının Sanata Olan Etkisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sosyal-medya-caginin-sanata-olan-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">836</post-id>	</item>
		<item>
		<title>John Locke’un Liberalizm Kuramı Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/john-lockeun-liberalizm-kurami-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/john-lockeun-liberalizm-kurami-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Nov 2015 22:42:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İdil Su Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[cezalandırma]]></category>
		<category><![CDATA[çoğulcu demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi. Hobbes]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk makalesi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki makale]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[John Locke]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvetler ayrımı]]></category>
		<category><![CDATA[Leviathan]]></category>
		<category><![CDATA[liberal]]></category>
		<category><![CDATA[liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[liberalizm kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[Locke]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[mülkiyet]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Rousseau]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal sözleşme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=807</guid>
				<description><![CDATA[<p>ÖZET Bu çalışmada 17. yüzyılın en önemli İngiliz düşünürlerinden ve siyasal düşünce tarihinin de en önemli isimlerinden biri olan John Locke’un liberalizm anlayışını genel hatları ile açıklamaya çalışacağım. John Locke, öncelikle belirtmek gerekir ki, Rousseau’nun etkilendiği düşünürlerden biridir. Locke da, Rousseau gibi toplumsal sözleşme kuramcısı ve doğal hukuk doktrini savunucusudur. Anahtar Kelimeler: Locke, liberalizm, Leviathan, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/john-lockeun-liberalizm-kurami-uzerine/">John Locke’un Liberalizm Kuramı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong></p>
<p>Bu çalışmada 17. yüzyılın en önemli İngiliz düşünürlerinden ve siyasal düşünce tarihinin de en önemli isimlerinden biri olan John Locke’un liberalizm anlayışını genel hatları ile açıklamaya çalışacağım. John Locke, öncelikle belirtmek gerekir ki, Rousseau’nun etkilendiği düşünürlerden biridir. Locke da, Rousseau gibi toplumsal sözleşme kuramcısı ve doğal hukuk doktrini savunucusudur.</p>
<p><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>Locke, liberalizm, Leviathan, cezalandırma, kuvvetler ayrımı, mülkiyet, özgürlük, demokrasi.</p>
<p><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p><strong>ON THE DOCTRINE OF LIBERALISM BY JOHN LOCKE</strong></p>
<p>In this study, I will generally try to explain John Locke&#8217;s understanding of liberalism who is considered to be one of the pioneers of the 17th Century British thinker and the pioneer of the history of political thinking as well. Firstly, John Locke is one of the thinkers that influences Rousseau. Like Rousseau, Locke is the social contract doctrinarian and the defender of the doctrine of law as well.</p>
<p><strong>Key Words:</strong>  Locke, liberalism, Leviathan, punishment, separation of powers, ownership, liberty, democracy.</p>
<p><figure id="attachment_810" aria-describedby="caption-attachment-810" style="width: 415px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/rousseau.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-810 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/rousseau.jpg?resize=415%2C400" alt="Jean-Jacgues Rousseau" width="415" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/rousseau.jpg?w=415&amp;ssl=1 415w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/rousseau.jpg?resize=300%2C289&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 415px) 100vw, 415px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-810" class="wp-caption-text">Jean-Jacgues Rousseau</figcaption></figure></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Kuvvetler ayrılığı kuramını ilk kez ortaya atan da Locke olmuştur. Bu iki teorisyenin dışında doğal hukukun diğer savunucusu Thomas Hobbes olup, teorileri ile iki düşünüre de esin kaynağı olmuştur. Dolayısıyla modern sözleşme kuramcılarının da ilki Hobbes’tur.</p>
<ol>
<li><strong> Hobbes, Locke ve Rousseau’nun genel açıdan yönetim anlayışları</strong></li>
</ol>
<p><strong>            </strong>Hobbes, insanların henüz topluluk halindeyken yani henüz bir toplumdan ve devletten söz edemediğimiz doğal durumundaki hallerini bir savaş ve kaos hali olarak görmektedir. Bu düşüncenin temelinde insanların egoist olduğu düşüncesi yatmaktadır. Hobbes için meşru egemenlik ancak monarşi(monark), azınlık(aristokrasi) ve çoğunluk(demokrasi) şeklinde olabilir. Rousseau’nun da meşru egemenlik anlayışının çizgisi bu şekilde olduğunu Toplum Sözleşmesi’ni incelediğimizde anlayabiliyoruz. Hobbes’un en iyi yönetim olarak adlandırdığı monarşi, aynı şekilde Rousseau’nun da doğru yönetim tercihidir. Çünkü Hobbes, barışın ve mutluluğun kaynağını tek kişinin yani monarkın egemenliğinde görür. Locke, Hobbes’un, doğal duruma dair bir savaş ve kaos olarak yaptığı nitelendirmeye karşı çıkar. Aksine doğal durumun bir barış, eşitlik, yardımlaşma ve mutluluk hali olduğunu söyler. Buradaki eşitlik hak ve kuvvet eşitliğidir. Monarşiye de karşı çıkarak en uygun yönetimin demokrasi olduğunu ileri sürer. Rousseau ise demokrasinin uygulanamazlığını savunur. Bunun sebebini, <em>“Tanrıların bir halkı olsaydı, demokrasi ile yönetilirdi. Böylesine yetkin bir yönetim insanlara göre değil” </em>tümcesinden anlayabiliyoruz. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><figure id="attachment_811" aria-describedby="caption-attachment-811" style="width: 375px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/hobbes.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-811 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/hobbes.jpg?resize=375%2C499" alt="Thomas Hobbes &quot;Leviathan&quot;" width="375" height="499" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/hobbes.jpg?w=375&amp;ssl=1 375w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/hobbes.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 375px) 100vw, 375px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-811" class="wp-caption-text">Thomas Hobbes &#8220;Leviathan&#8221;</figcaption></figure></p>
<p><strong>2.Leviathan </strong></p>
<p><strong>         </strong>Thomas Hobbes tarafından 1651 tarihinde yazılmış bu eserde, Leviathan mutlak güç ve yetkilere sahip egemen devleti ifade etmektedir. Hobbes’un Leviathan kavramı konumuzla ilintili olduğundan kısaca açıklamakta yarar var. Bu kavramı Hobbes şöyle açıklar: <em>“Onları(vatandaşları) yabancıların istilasından koruyabilmenin, birbirlerine zarar vermekten engellemenin, kendi sanayilerini ve yeryüzünün meyvelerini güvence altına almanın yolu bütün gücü ve kudreti bir tek insan ya da insanların meclisine vermektir… (Toplumda yaşayan) İnsanlar birbirlerine ‘Ben haklarımdan vazgeçiyorum ve tüm haklarımı bu insana ya da insanların meclisine veriyorum’ demelidirler. Böylece bütün güç ve kudret tek bir insanda toplanır. Bu devlet ya da civitas olarak adlandırılır. Bu, büyük Leviathan’ın doğması demektir.” </em></p>
<p>Leviathan, insanların hak ve özgürlüklerini korumak için oluşturulan devlettir. Ancak bu, zamanla büyüyerek bireylerin üzerinde tiranlık kurmaya başlar. Krallar, imparatorlar ve sultanlar, insanların üzerlerinde tahakkûm kurmaya başlarlar. Locke’un temel haklar olarak bahsettiği yaşam, mülkiyet ve özgürlük hakları baskı altında yok olmaya başlar. Devlet faaliyetleri genişler ve ekonomi gelişir. Böylelikle harcamalar ve borçlanmalar da artar. Bunların sonucunda vergiler de artmaya başlar ve  Leviathan artık büyümüştür.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Liberalizm ve özgürlük anlayışı</strong></li>
</ol>
<p><strong>            </strong>İnsan hakları Locke’a göre üç kategoriye ayrılır. Bunlar; yaşam, hürriyet ve mülkiyettir. Liberalizm, bireyin özgürlüğünü ve temel haklarını güvence altına almayı amaçlar. Bununla birlikte siyasal iktidarın sınırlandırılması da bu amaç doğrultusunda gerçekleşmelidir. Bu anlayışın amacı, bireyin karşısındaki özgürlüğünü kısıtlayıcı engelleri kaldırmak ve temel haklarını korumaktır. Toplumu oluşturan bireyin varlığı, halktan ve toplumdan daha üstündür. Dolayısıyla Locke’un üç kategori şeklinde temellendirdiği temel haklar da toplum için değil, toplumu oluşturan bireyler içindir. Bireye öncelikli bakılmasındaki temel sebep ise, bireyin ve haklarının toplum oluşmadan önce var olmasıdır. Liberalizmde devletin otoritesi, bu temel haklarla sınırlandırılmıştır.</p>
<p><strong>            </strong>Locke’cu liberalizmin hareket noktası, “freedom from” ilkesi yani “bir şeyden özgürlük” ilkesidir. Bu ilke özgürlüğü, devletten yani otoriteden bağımsız olmaya bağlı olarak açıklar ve görür. Rousseau ise “etatist liberalizm” den hareketle özgürlüğün yalnızca “yönetilmemek” ve “müdahale edilmemek” olarak anlaşılmasına karşı çıkar, devleti ise özgürlüğü gerçekleştirecek bir otorite olarak görür. Devleti minimize etmek yerine ona yeniden biçim verilmesi gerektiğini önerir.</p>
<p>Locke’un liberal kuramı olan doğal hukuk öğretisi, insanın devletten üstün olan temel haklarını konu edinir. Örneğin kategorize ettiği üç temel haktan biri olan özgürlük, bireyin dışarıdan gelen bir baskı altında kalmadan istediği şekilde davranabilmesini ifade ettiğinden “negatif özgürlük” olarak adlandırılır. Dolayısıyla bu düşünselliğin sağladığı insan davranışlarındaki esneklik bize özgürlüğün uygulanışı hakkında ipucu verecektir. Çünkü negatif özgürlüğün temel ilkesi olan “bir şeyden özgürlük”, otoritelere pozitif değil, temel hakların uygulanmasını kısıtlayıcı eylemlere ve baskılara gidilmemesi yani bu hakların korunması gerektiği yönünde bir yükümlülük getirir. Rousseau’nun özgürlük anlayışı ise “pozitif özgürlük” tür. Çünkü toplumu oluşturan bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin devlet eli ile güvence altına alınacağını savunur ve otoritelere bu şekilde bir düşünüş ile olumlu bir yükümlülük getirir. Etatist anlayışa yani Rousseau’ya göre devlet, özgürlüğü yerine getirmekte bir aracı durumdadır.</p>
<p>Constant’ın <em>“Kişilere yasaklanmayan her şey müsaade edilmiş demektir; siyasal iktidarlar için ise, izin verilmemiş her şey yasaklanmıştır”</em> sözü, liberalizmin özgürlük anlayışını özetler. <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<ol start="4">
<li><strong> Mülkiyet </strong></li>
</ol>
<p><strong>            </strong>Doğal durumda insan özgür olduğu için mallarının efendisi de kendisidir. Fakat Locke, herkesin kralının yine kendisi olduğu durumunda, adaletin tam olarak sağlanamayacağını savunuyor. Tam bir adaletten söz edemediğimiz için de, insanların tam olarak mutlu olduğunu söyleyemeyiz. Locke, mülkiyet anlayışının içerisinde, hak, adalet, eşitlik, özgürlük ve yaşam haklarını açıklamıştır. Bu anlamda mülkiyet, Locke için oldukça temel bir haktır. İnsan dolayısıyla, özgürlüğünü adaletli şekilde kullanabilmek için mülkiyeti koruma altına alması gerekir. Bu da toplum düzenine geçiş ile mümkün kılınır. Çünkü doğa durumu, mülkiyet ve özgürlükleri korumak için yeteri güvenceyi insanlara sağlamamakta ve bunun neticesi olarak da adaletsizliği doğurmaktadır.</p>
<p>Locke, mülkiyet hakkının sınırını da belirlemeye çalışmıştır. Toprağı insana veren Tanrı olduğuna göre, mülkiyet hakkı kutsaldır. Kimse kimsenin mülküne el uzatamaz. Toprağı veren Tanrı, bu nimetten herkesin yararlanmasını da istediği için her insan sadece ihtiyacını karşılayacak kadar mülk edinmelidir. Şu halde, her insanın mülkiyet hakkı, diğer insanların mülkiyet hakkıyla sınırlanmıştır. Toplumdan önce var olan bu hakkı korumak da toplum yasalarına düşer.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<ol start="5">
<li><strong> Çoğulcu Demokrasi</strong></li>
</ol>
<p><strong>            </strong>Locke’a göre, monarşinin toplumla uyumsuz olduğu yönündeki düşüncesinin temeli, insanın doğal durumundan kurtulmak istemesidir. Çünkü monarşide de insan, doğal durumdaki gibi yeterince özgür değildir. Bu sefer de söz konusu monarkın istekleri devreye gireceğinden insan yine özgür olamayacaktır.</p>
<p>Doğal durumda insanlar tüm erkleri kendileri kullanmaktayken, siyasal toplum düzenine geçtikleri anda anlaşmazlıklarını karara bağlama ve cezalandırma yetkilerini ortak başvuruda bulunabilecekleri bir güce devrederler. Bütün insanları tek bir düşünce altında birleştirmek imkânsız olduğundan, insanların çoğunluğun istemine bağlanmayı kabul etmeleri gerekmektedir. Buna çoğunlukçu demokrasi denir ve bu anlayışta devlet, halkın çoğunluğunun iradesine göre yönetilmelidir. Ve bu karar da her şeyden üstün, mutlak olan iradedir. Çoğulcu(plüralist) demokrasi anlayışı mutlak olduğundan sınırlandırılamaz ve kendisini (çoğunluk tarafından yönetileceği anlayışını) yadsıyamaz. Çoğunluk kararı aynı zamanda azınlığın da temel hak ve özgürlüklerini göz önünde bulundurmalıdır.</p>
<p>Yasaları yapacak olan halk, yürütme erkini de yerine getirmek üzere bir seçim yapar. Seçim sonucu temsilciler seçilir ve bu hükümetin şekli artık demokrasi olmuş olur. Yasama ve yürütme aynı elde toplanırsa kuvvetler birliği ortaya çıkar. Erkler yürütmede birleşirse “diktatörlük rejimi”, yasamada birleşirse de “konvansiyonel ya da meclis hükümeti rejimi” ortaya çıkar.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Locke da Rousseau’nun toplum sözleşmesi kuramında açıklandığı üzere karma hükümetin de kimi devletlerde olabileceğini savunmuştur.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Yasama</strong></li>
</ol>
<p><strong>         </strong>Locke, yasama ve yürütme erklerinin gücünün kaynağını halk olarak görmektedir. Dolayısıyla da meşru bir yönetim, özgür insanların iradesine bağlıdır. Ancak Locke, yine de yasamayı sınırlı bir güç olarak kabul etmektedir. Öncelikle yasama erki, halkın canı ve malı üzerinde bir keyfiliğe sahip olamaz. Kimsenin malını, kendi rızası olmaksızın elinden alamaz. Geçici ve keyfi kararlar ile iktidarı zorla ele geçiremez. Devlet rastgele kararlar ile değil; yazılı, öngörülebilir, ulaşılabilir ve anlaşılabilir olan kanunlar içerisinde işlevini sürdürmelidir. Ayrıca kanun yapma yetkisini de kimseye devredemez.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Kuvvetler Ayrımı</strong></li>
</ol>
<p><strong>            </strong>Locke’a göre devlette üç erk bulunmaktadır. Bunlar; yasama, yürütme ve federatif güçtür. Yasama erki,  en üstün güçtür ve toplumu ve toplumu oluşturan bireyleri korumak amaçlı yasalar koyar. Bu yasaları uygulamak için bir de yürütme erkine ve dış tehditlere karşı da federatif bir güce ihtiyaç vardır. Yasama gücü, toplum içerisindeki bir bireye, başka bir bireyin zarar vermesi halinde cezalandırma yetkisine sahiptir. Aynı zamanda da hangi suçlara hangi cezaların verileceğini belirlemekle de görevlidir.  Kanun yapmak için halk tarafından seçilen kişiler, kanunu yaptıktan sonra kendi yaptıkları kanunlara, toplum içerisindeki diğer tüm insanlar gibi boyun eğerler. Bu yasaları uygulamaya koyacak güç ise yürütme erkidir. Yürütme kaynağını yasamadan aldığından yasaların sınırını aşmadan işlevini sürdürür.</p>
<p>Federatif güç ise, savaş ve barış hakkını içermektedir. Yani dış tehditlere karşı güvenlik sağlar. Yasama ve yürütme erklerine bağlıdır. Locke’un, yasama ve yürütmeyi birbirinden bağımsız tutmasındaki amaç, temel olarak hak ve özgürlüklerin yasalara uygun şekilde korunması ile ilgilidir.</p>
<p>Locke’un anlayışında yasama en üstün erktir ve yürütme ona bağlıdır. Yargılama da yasamaya bağlı şekildedir. Montesquie’yu Locke’tan ayıran nokta ise, üç erkin de birbirinden bağımsız olarak çalışması ve birbirlerini denetler durumda olmalarıdır.</p>
<ol start="8">
<li><strong> Cezalandırma Yaklaşımı</strong></li>
</ol>
<p><strong>            </strong>Locke’a göre toplum oluşmadan önce doğa hukuku vardı ve bu bağıtta kimse başka bir insan üzerinde bir baskı kuramazdı. Yani insanlar bu bağıtta özgürdü. Peki insanlar, kendilerine yönelik gerçekleşen özgürlerine saldırı durumunda ne yapıyordu? Bu durumda henüz toplum değil topluluktan söz edebildiğimiz için Locke’a göre bu gibi saldırıların söz konusu olduğu durumlarda yetkinin tamamı kişideydi ve bu yetki cezalandırma yetkisiydi. Dolayısıyla bu dönem Hobbes’un <em>“herkesin herkesle savaştığı dönem</em>” şeklinde tanımladığı bir kaos ortamı olasılığını içermektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Devletin yetkisi işte bu kaosu önlemeye yönelik olan tedbirleri almaktır. Bundan dolayı devletin sorumluluğu, insanların toplumsal sözleşme ile devrettikleri cezalandırma yetkisini kullanmaktır. Bu sorumluluk da, güvenlik ve adalet duygusunu, hak ve özgürlüklerin kendisini değil fakat korunmasını içerir. Devlet bu sınırlar içerisinde kaldığı müddetçe meşruluğunu korur.</p>
<p><strong>            </strong>Devletin meşruluğunu yitirmemesinde liberal görüş; hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin etkin rolü olduğunu söyler. Devletin en önemli görevi liberallere göre, insanların doğa bağıtı gereği olan haklarını tanımak ve korumaktır. Bu koruma da hukuk devleti ile gerçekleşir. Devletin işlevini sınırlandıracak olan temel hak ve özgürlükler konusunda kurallara uyulup uyulmadığı, kuvvetler ayrılığı ilkesi ile de bir denetim mekanizmasına tabi tutulur.</p>
<p>Doğa bağıtında yani aklın hukukunda özgürlük yaklaşımı hiç kimseye birbirinin can veya mal özgürlüğünü ortadan kaldırma yetkisi vermemektedir. Ancak doğa bağıtında hakkı ihlal edilen kişinin, ihlal edeni cezalandırma hakkı vardır. Kişi cezalandırırken doğa bağıtının gereğini uygulamaktadır. Fakat bu durumun bir takım insanî duygulardan kaynaklı sakıncaları olmuştur. Bu sakıncalar zamanla yerini kaosa bırakmaya başlayınca da insanlar doğa durumundan çıkmak ve terk etmek istemişlerdir. Böylelikle de insanlar topluluk durumundan çıkıp toplum durumun gelmeye başlamışlardır.</p>
<p>İnsanlar topluluk halinden siyasal toplum düzenine geçince bir takım sınırlar çizilmiştir. Doğal durumdayken ellerindeki iki haktan biri olan kendilerine ve başkalarına zarar vermeden her şeyi yapabilme hakkını(yani özgürlük anlayışı) kısmen bırakmışlar; bir diğer hak olan cezalandırma yetkisini de tamamen devlete yani siyasal iktidara bırakmışlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_809" aria-describedby="caption-attachment-809" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/john-locke.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-809 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/john-locke.jpg?resize=640%2C339" alt="John Locke" width="640" height="339" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/john-locke.jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/john-locke.jpg?resize=300%2C159&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/john-locke.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-809" class="wp-caption-text">John Locke</figcaption></figure></p>
<p>9.<strong>  Sonuç Mahiyetinde “Locke’un Kuvvetler Ayrılığı Kuramının Anayasamızdaki Yeri”</strong></p>
<p><strong>         </strong>1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 6. maddesi der ki; “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.”</p>
<p>7. madde ise, yasama yetkisinin Türk milleti adına meclise ait olduğunu ve bunun devredilmezliğini belirtmiştir. 8. madde, yürütme yetkisini Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna devretmiş ve bu yetkinin yasalara uygun olarak kullanılacağını hükme bağlamıştır. 9. madde ise yargı erkini düzenlemiş olup, bu gücü yine millet adına bağımsız mahkemelere devretmiştir. Yasama organlarının işlemlerini denetleme görevi de bir denetleme organı olan Anayasa Mahkemesi’ne verilmiştir. Bahsettiğim bu esaslar 1961 Anayasamızda da vardı ve ilk olarak da kuvvetler ayrılığı ilkesi hukuk sistemimize, 1961 Anayasası ile gelmişti.</p>
<p>Bütün bu açıklamalardan hareketle, anayasamızda bir denetim mekanizmasının işlediğini görebiliyoruz. Bu üç erk birbirlerinden bağımsız olmakla birlikte aynı zamanda bir denetim sisteminin de içerisindedirler. Yürütme ve yargı erklerinin her ikisi de yasalara bağlıdır. Bu anlamda Locke’un kuvvetler ayrımı kuramını anayasamızda görebiliyoruz.</p>
<p>Yasaların Locke’un da belirttiği gibi yazılı şekilde, öngörülebilir, ulaşılabilir ve anlaşılabilir olması toplumu oluşturan bireyler için önemlidir. Çünkü yasalar, egemen gücün bir yansımasıdır. Bu nedenle oluşturulacak anayasada olması gerekenlerden biri bu husustur.</p>
<p>Kanun yapmak, Locke’a göre yukarıda da sözü edildiği gibi, halkın kanunu yapmak üzere birtakım yetkin kişiler seçmesi ve bu kişilerin de kanunları halkın(çoğunluğun) iradesi doğrultusunda yapmasından sonra görevlerinin son bulması işlevi şeklinde olmalıdır. Kanunu yapanlar da tıpkı halk gibi bu kanunlara uyarlar. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta kanımca, yasaları yapacak olanları yürütmenin değil halkın seçmiş olduğudur. Rousseau’nun tabiri ile “genel iradenin” ortaya sağlıklı bir şekilde çıkması için bu önemli bir noktadır. Yasaları yapacak kişinin monark olması ya da monarkın seçtiği kişi olması veya bu kişileri azınlığın seçmesi birtakım olumsuzluklara yol açacaktır. Çünkü irade, halkın iradesi yani genel irade değil, artık özel irade olmuş demektir. Yürütme organının yasayı veya yasaları yapacak olan kişileri belirlemesi de, kanımca yasamanın yürütmenin eline geçtiğinin bir tezahürüdür. Keza bu da yine sağlıksız olacaktır. Çünkü yürütme erkini belirleyen zaten halktır. Halk tarafından seçilenlerin “seçici” rol oynaması kanımca artık ilk iradeyi yani halkı yadsıyacak ve bu da özel bir irade durumuna dönüşecektir. Bu nedenle yapılacak olan bir anayasada özellikle yasama konusundaki bu hususa yer verilmesi oldukça önemlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>Geçit, Bekir, John Locke ve John Rawls’un Devlet Anlayışlarında Liberal Düşünüşün, Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Mersin 2011.</p>
<p>Roussesu, Jean- Jacques, Anayasa Projeleri- Korsika Anayasa Projesi, Polonya Hükümeti ve Reform Tasarısı Üzerine Düşünceler, İstanbul: Say Yayınevi, 2008.</p>
<p>Roussesu, Jean – Jacques, Toplum Sözleşmesi, İstanbul: Öteki Yayınevi, 2007.</p>
<p>Rousseau, Jean-Jacques, Toplumsal Sözleşme ve Söylemler -özgün koşut metinler ile birlikte- çev. Aziz Yardımlı, İstanbul: İdea Yayınevi, 2011.</p>
<p>Emeklier, Bilgehan, Thomas Hobbes ve John Locke’un Güvenlik Anlayışlarının Karşılaştırmalı Bir Analizi, Journal of Security Strategies (Güvenlik Stratejileri Dergisi), sayı: 13 / 2011.</p>
<p>Eroğlu, Müzeyyen, “John Locke’un Devlet Teorisi,” Akademik Bakış Dergisi, Sayı 21, Temmuz – Ağustos – Eylül – 2010.</p>
<p>Özgüç, Orhan ,J.J. Rousseau’da Genel İrade Kavramı, FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 2012 Güz, sayı: 14.</p>
<p>Türe, Fatih, “Antik Liberalizm mi Yoksa Modern Sofizm mi?,” SÜ İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 23.</p>
<p><strong>Av. İdil Su Aydın</strong>&#8216;ı daha yakından tanımak için resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz: <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">https://idilsuaydin.av.tr/</a></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Jean – Jacques Roussesu, <em>Toplum Sözleşmesi</em>, Öteki Yayınevi, İstanbul, 2007, s.114.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><em><strong>[2]</strong></em></a> Fatih Türe<em>, </em>“Antik Liberalizm mi Yoksa Modern Sofizm mi?,” SÜ İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 23. s. 42.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Müzeyyen Eroğlu, “John Locke’un Devlet Teorisi,” Akademik Bakış Dergisi, Sayı 21, Temmuz – Ağustos – Eylül – 2010, s. 6.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><em><strong>[4]</strong></em></a> Eroğlu, 8.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Türe, 42.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/john-lockeun-liberalizm-kurami-uzerine/">John Locke’un Liberalizm Kuramı Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/john-lockeun-liberalizm-kurami-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">807</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sanatta Psikanaliz&#8221; Kitabı İle Prof. Dr. Neriman Samurçay</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatta-psikanaliz-kitabi-ile-prof-dr-neriman-samurcay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatta-psikanaliz-kitabi-ile-prof-dr-neriman-samurcay/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Nov 2015 21:09:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi Açısından Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Neriman Samurçay]]></category>
		<category><![CDATA[psikanalitik]]></category>
		<category><![CDATA[psikanaliz]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Rorschach Testi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve psikanaliz]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatta Psikanaliz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=778</guid>
				<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Neriman SAMURÇAY, 1923 yılında Denizli’de doğmuştur. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin (DTCF) Felsefe Bölümünü bitirmiştir. Doktorasını psikoloji dalında tamamlamış, Paris’te ise klinik psikoloji, Rorschach Testi gibi kimi projektif testler üzerinde çalışmalar yapmıştır. 1988 yılında da mezun olduğu Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde bölüm başkanlığı görevine gelmiş ve emekli oluncaya kadar bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatta-psikanaliz-kitabi-ile-prof-dr-neriman-samurcay/">&#8220;Sanatta Psikanaliz&#8221; Kitabı İle Prof. Dr. Neriman Samurçay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_780" aria-describedby="caption-attachment-780" style="width: 197px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/neriman-samurcay-sanatta-psikanaliz.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-780 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/neriman-samurcay-sanatta-psikanaliz-197x300.jpg?resize=197%2C300" alt="Prof. Dr. Neriman Samurçay &quot;Sanatta Psikanaliz&quot;" width="197" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/neriman-samurcay-sanatta-psikanaliz.jpg?resize=197%2C300&amp;ssl=1 197w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/neriman-samurcay-sanatta-psikanaliz.jpg?w=270&amp;ssl=1 270w" sizes="(max-width: 197px) 100vw, 197px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-780" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Neriman Samurçay &#8220;Sanatta Psikanaliz&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Prof. Dr. Neriman SAMURÇAY, 1923 yılında Denizli’de doğmuştur. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin (DTCF) Felsefe Bölümünü bitirmiştir. Doktorasını psikoloji dalında tamamlamış, Paris’te ise klinik psikoloji, Rorschach Testi gibi kimi projektif testler üzerinde çalışmalar yapmıştır. 1988 yılında da mezun olduğu Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde bölüm başkanlığı görevine gelmiş ve emekli oluncaya kadar bu görevini devam ettirmiştir.</p>
<p>Prof. Dr. Samurçay, sanat ve psikanaliz çalışmalarıyla geçirdiği bir ömre ünlü &#8220;Sanatta Psikanaliz&#8221; kitabını ve birçok akamik ve bilimsel çalışmayı sığdırmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_779" aria-describedby="caption-attachment-779" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/neriman-samurcay.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-779 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/neriman-samurcay.jpg?resize=300%2C210" alt="Sanatta Psikanaliz çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Neriman Samurçay 17.11.2015 tarihinde yaşamını yitirdi." width="300" height="210" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-779" class="wp-caption-text">Sanatta Psikanaliz çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Neriman Samurçay 17.11.2015 tarihinde yaşamını yitirdi.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Prof. Dr. Neriman SAMURÇAY, 17 Kasım 2015 tarihinde vefat etmiştir. Cenazesi 19 Kasım 2015 günü saat 09.30&#8217;da Ankara Ünivesitesi DTCF&#8217;de yapılacak törenin ardından Cebeci Asri Mezarlığı&#8217;nda defnedilecektir.</strong></p>
<p>Prof. Dr. Samurçay, özellikle sanat ve psikanaliz temalı çalışmalar yapmış ve bu iki dalın uyumu ile ilgili de birçok makalesi yayımlanmıştır. Çeşitli sanat dergilerinde ve galeri yayınlarında da bu iki dalın uyumu ile ilgili çok sayıda yazıları yayımlanmıştır. Türkiye’de Psikoloji dalının duayenlerinden biri olarak kabul edilen SAMURÇAY’ın çeşitli deneme, makale ve araştırmalarının yanında özellikle bu tema ile ilgili olarak yine bir inceleme ve araştırma niteliği taşıyan “Sanatta Psikanaliz” adlı bir kitabı da mevcuttur.</p>
<p><figure id="attachment_781" aria-describedby="caption-attachment-781" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/samurcay.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-781 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/samurcay.jpg?resize=200%2C257" alt="Neriman Samurçay özellikle resim sanatıyla psikanaliz arasındaki ilişkiye ışık tutmaya çalışırdı." width="200" height="257" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-781" class="wp-caption-text">Neriman Samurçay özellikle resim sanatıyla psikanaliz arasındaki ilişkiye ışık tutmaya çalışırdı.</figcaption></figure></p>
<p>Bir tedavi yöntemi olarak ortaya çıkan psikanalitik kuram Freud’a göre felsefe, din ve özellikle de sanat gibi alanlarda ortaya çıkan problemlerin çözümünde de yardımcı bir rol oynamaktadır. Çünkü sanatçılar, yeryüzü ile gökyüzü arasında alışılagelmiş bilişsel donanımımızla asla varamayacağımız gerçeklikleri bilir ve bilinçdışının gizemli tarafını gösterirler. İşte Neriman Samurçay’ın “Sanatta Psikanaliz” adlı eserinde sanatın özellikle resim dalının, başlangıçta yalnızca tedavi yöntemi olarak ortaya çıkan ancak günümüzde artık bilinçdışı güçlerin bir bilimi haline gelen psikanaliz çerçevesinden incelemesi yapılmıştır.</p>
<p>Prof. Dr. Samurçay’ın sanat ve psikoloji arasındaki uyumu bir de tiyatro açısından değerlendirdiği bir makalesi vardır (Tiyatro Araştırmaları Dergisi, 26:2008 ISSN: 1300-1523). Makalenin adı  “Çocuk Psikolojisi Açısından Tiyatro” dur. Bu yazısında da çocuk ve tiyatro arasındaki kuvvetli bağa değinilmiş ve çocuk tiyatrosunun birçok açıdan değerlendirilmesi yapılmıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatta-psikanaliz-kitabi-ile-prof-dr-neriman-samurcay/">&#8220;Sanatta Psikanaliz&#8221; Kitabı İle Prof. Dr. Neriman Samurçay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatta-psikanaliz-kitabi-ile-prof-dr-neriman-samurcay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">778</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilal Çoşelav Davası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bilal-coselav-davasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bilal-coselav-davasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 15 Nov 2015 00:01:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İdil Su Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[aihm]]></category>
		<category><![CDATA[akademik makale]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa insan hakları mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilal Çoşelav]]></category>
		<category><![CDATA[Bilal Çoşelav Davası]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hapishanesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hükümlü]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk tutuevi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk tutuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Çoşelav]]></category>
		<category><![CDATA[Çoşelav Davası]]></category>
		<category><![CDATA[hapishanede intihar]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk makalesi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki makale]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam hakkı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=742</guid>
				<description><![CDATA[<p>AİHM’İN BİR HÜKÜMLÜ ÇOCUĞU KONU EDİNEN BİLAL ÇOŞELAV DAVASINA İLİŞKİN KARARININ ÇÖZÜMLEMESİ (ÇOŞELAV DAVASI– TÜRKİYE[1]) ÖZET Bir hükümlü çocuk olan Bilal ÇOŞELAV birçok kez intihar girişiminde bulunmuş ve yetkili otoritelere de yine birçok kez yardım talebinde bulunmuştur. Mevzu bahis olan, psikolojik birtakım ruhsal rahatsızlıklar yaşayan, ruhsal ve fiziki bakımdan da acı çeken bir hükümlü çocuktur. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilal-coselav-davasi/">Bilal Çoşelav Davası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AİHM’İN BİR HÜKÜMLÜ ÇOCUĞU KONU EDİNEN BİLAL ÇOŞELAV DAVASINA İLİŞKİN KARARININ ÇÖZÜMLEMESİ</strong></p>
<p><a name="_Toc343546362"></a><strong>(ÇOŞELAV DAVASI– TÜRKİYE</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><strong></strong><strong>[1]</strong></a><strong>)</strong></p>
<p><strong>ÖZET</strong></p>
<p>Bir hükümlü çocuk olan Bilal ÇOŞELAV birçok kez intihar girişiminde bulunmuş ve yetkili otoritelere de yine birçok kez yardım talebinde bulunmuştur. Mevzu bahis olan, psikolojik birtakım ruhsal rahatsızlıklar yaşayan, ruhsal ve fiziki bakımdan da acı çeken bir hükümlü çocuktur. Bu çocuğun içsel problemlerinin tek başına üstesinden gelmesinde başarısız oluşunun temelinde, yaşı ve özellikle de içerisinde bulunduğu somut koşullar yatmaktadır. Bilal ÇOŞELAV, Kars cezaevi çocuk bölümünde hapis cezasını çekmekte iken cezaevi avlusunda kendini asma girişiminde bulunmakla ilk intihar teşebbüsünü gerçekleştirmiştir. Bu olayı takiben aşırı dozda ilaç alarak bir başka intihar girişiminde daha bulunmuş ve sonrasında Erzurum cezaevinin çocuk bölümüne nakledilmiştir. Aynı koğuştan bir başka çocuk mahkûmun cezaevi müdürüne yapmış olduğu bir beyan üzerine Bilal ÇOŞELAV bu sefer aynı cezaevinin yetişkin koğuşuna nakledilmiştir. Birçok defa yetkililerle görüşmeye çok acil ihtiyacı olduğunu belirtmesine rağmen kendisine özel durumundan dolayı yeterli ve gerekli özen gösterilmemiştir. Uzun bir süre sonra cezaevi müdürünün yardımcısıyla görüşmesi sonucu bir başka koğuşa nakledilme talebini belirtmiş olsa da bu talebi reddedilmiş ve kendisi aynı gün bir başka intihar girişiminde daha bulunarak hücresinin duvarlarına başını defalarca vurarak yaralanmıştır. Kendisi önceki intihar girişimlerinde de olduğu üzere yalnız revire götürülerek pansumanı yapılmış ve tekrar hücresine geri götürülmüştür. Bunun üzerine de birkaç saat sonrasında kendisini hücresindeki demir parmaklıklara asmış ve soruşturma raporuna göre boğulma suretiyle ölmüştür.</p>
<p>Ailesi oğullarının ölümünü takip eden günden tam on üç gün sonra bilgilendirilmiştir. Başvurucu olan ailenin ileri sürdüğü hususlar; oğullarının yaşam hakkının ihlal edildiği, oğullarının kasten öldürülmüş olduğu, yetişkin koğuşuna nakledilmesinin hukuka aykırı olduğu, etkin bir soruşturmanın gerçekleştirilmediği, cezaevi otoritelerinin oğullarının ölümü ile ilgili olarak ihmalci davrandığı dolayısıyla yetersiz ve başarısız oldukları, özellikle bu ihmalin oğullarının Kürt orijinli olmasından kaynaklandığı yönündedir.</p>
<p><strong>Anahtar kelimeler:</strong>  ÇOŞELAV, yaşam hakkı, yetişkin, çocuk, tedbir, AİHM.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p><strong>THE ANALYSIS OF THE VERDICT OF AIHMN FOR THE TRIAL OF A CHILD CONVICT “BİLAL ÇOŞELAV”</strong></p>
<p><strong>(CASE OF ÇOŞELAV v. TURKEY<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a>)</strong></p>
<p>Bilal Çoşelav who is a child convict, attempted to commit suicide for many times and nevertheless he requested for help to the competent authorities. The thing, which is of concern, is the fact that he is a child who has psychological and mental disturbances and at the same time he is a child convict who suffers mentally and physically. The main reasons of his having failed to overcome his inner problems alone are his issue of age and especially the concrete situations that he really is in. Bilal Çoşelav attempted to commit his first suicide, while he was in Kars’ “Youth Detention Center”, in its main yard. Afterwards, he attempted to commit suicide by taking overdose pills thus he later transported to Erzurum youth detention center. Then, upon the statement to the warden of another child convict, who stayed at the same cell with Bilal, this time he was transported to adults cell of the same prison.</p>
<p>Despite the fact the he pointed out many times of his need to speak to someone in charge, he was not taken into consideration due to the fact that he has his own situations. Even if he demanded his transportation to the another cell from the assistant warden, his demand was rejected in the same day and this time, he attempted to commit suicide by hitting his head to the wall of his cell over and over again so, he got injured. As it happened many times before, his attempting to commit suicides, he was again only brought to the infirmary and drained his wounds then he was taken back to his cell. Then, a few hours later, he hanged himself from the grating above the door of his cell and according to the investigation report, he died of choking. His family members were informed thirteen days later, after his death. His family applied for the official cases by indicating that their son was exposed to the violation of right to live, they said their son had been murdered, they also stated it was illegal to transform him to the adults cell, they claimed that there was not operative and formal investigation, they pointed out that the authorities of the prison were utterly negligent so it was explicit that these authorities were insufficient and unsuccessful and lastly, they thought that this negligence took place just because of the fact that that their son had Kurdish Origin.</p>
<p><strong>Key Words:</strong>  Çoşelav, violation of right to live, adult, child-convict, conduct, Aihm.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><figure id="attachment_738" aria-describedby="caption-attachment-738" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/aihm.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-738 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/aihm-300x198.jpeg?resize=300%2C198" alt="AİHM, Bilal Çoşelav Davası'nda Türkiye'yi suçlu buldu." width="300" height="198" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/aihm.jpeg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/aihm.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/aihm.jpeg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/aihm.jpeg?w=463&amp;ssl=1 463w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-738" class="wp-caption-text">AİHM, Bilal Çoşelav Davası&#8217;nda Türkiye&#8217;yi suçlu buldu.</figcaption></figure></p>
<p><strong>1.Giriş</strong></p>
<p>Demokratik bir ülkede yaşadığımız ve fakat bununla birlikte tezat bir biçimde bir genel başlık olarak “Yaşam Hakkı” konusunda birtakım çelişkiler yaşadığımız aşikârdır. Bu çelişkinin yarattığı sonuçların görülebilirliği açısından 9 Ekim 2012 tarihli bu karar büyük bir önem teşkil ediyor.</p>
<p>Yaşam hakkının ifade ettiği anlam tarihin en eski dönemlerinden bu yana hâlen ehemmiyetini korumakla birlikte henüz olması gereken konuma ne yazık ki ulaşamamıştır. Yaşam hakkı özellikle, hükümlü ve tutuklular ile gözaltında bulunan kişiler bakımından özel bir koruma gerektirir. Çünkü bunlar bir yandan devletin denetim ve gözetimi altındadırlar; diğer yandan da hassas konumdadırlar. Bu yaşam hakkının içerisinde çocuk haklarını da dâhil ettiğimizde bu konu çok daha esnek ve hassas bir hâl almaktadır. Bu makale bir hükümlü çocuğun yaşam hakkını ve olması gereken ve de ihmal edilen denetim mekanizmalarını konu almaktadır.</p>
<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki pozitif yükümlülük kapsamında devlet; caydırıcılık sağlayan hukuki ve idari bir yapı oluşturmalıdır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesi için, yaşam hakkını koruyucu düzenlemelerin varlığı yetmez; bu düzenlemeleri hayata geçiren, ihlalleri cezalandıran ve ileride işlenebilecek olası ihlalleri caydıran etkin bir adli sistemin de kurulması gerekir.</p>
<p>1955’te Cenevre’de toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Tretmanı (ıslahı) Üzerine Birinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiş ve Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarihli, 663 C(XXIV) sayılı ve 13 Mayıs 1977 tarihli, 2076(LXII) sayılı kararıyla “Birleşmiş Milletler Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kuralları” onaylanmıştır. Bu asgari standart kurallarının 22. maddesinin ilk fıkrası ve 5275 sayılı CGTİK m.6/1-f birlikte değerlendirilecek olursa, <a href="https://idilsuaydin.av.tr/ceza-hukuku-ve-ceza-davalari">ceza infaz</a> kurumlarında nitelikli sağlık personellerinin bulunması ve nitelikli bir hizmet verilmesi, vakıaya uygun tedbirler şeklinde hükümlülerin beden ve ruh bütünlüklerini korumak esastır. Bu tedbirler sınırlı değil, otoritelerin takdir marjı ile ilgilidir. Bu anlamda uygulanacak olan koruyucu tedbirlerin zorunlu ve de geniş bir konuma sahip olduğunu söylemek mümkündür.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2.Davaya İlişkin Çözümleme</strong></p>
<p>Bilal ÇOŞELAV davasında, ÇOŞELAV kendi hayatını yok etmeye yönelik girişimlerini sürdürmeye devam etmiş ve onun kendi psikolojik durumunu iyileştirmeye yönelik girişimleri, otoritelerce desteklenmemiştir. Bu anlamda yukarıdaki paragrafta ifade edilen koşul ve açıklamalarla otoritelerin bu çocuk hükümlüye karşı davranışlarının uyum göstermediği sonucunu çıkarabiliriz. Ayrıca asgari standart kurallarının 25. maddesinin ilk fıkrasında da; <em>“Sağlık görevlisi, mahpusların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının bakımını yapar ve bütün hasta mahpusları, hastalıktan şikâyet edenleri ve sağlığı bakımından özel olarak dikkat çekenleri her gün görür” </em>denmektedir. Ceza infaz kurumu yetkililerinin hangi mantalite ile Bilal ÇOŞELAV’ı özel manada dikkat çeken bir hükümlü, bir çocuk, hatta bir birey olarak görmediği anlaşılır değildir. ÇOŞELAV’ın defa ve defalarca hayatını sonlandırmaya yönelik girişimleri olduğu halde sadece revire götürülüp, görünen yaralarının pansumanı yapılıp, tekrar kendisinin koğuşuna geri gönderilmesi çözüm değildir. Çünkü kendisinin görünmeyen yaralarının tedavisine yönelik girişimlere, hiçbir zaman gidilmemiştir.</p>
<p>Cezaevi müdürü tarafından da alınan ifadesinde, psikolojik sorunlarının olduğunu ve bu sebepten ötürü acı çektiğini, cezaevi hayatına adapte olamadığını beyan etmiş olmasına rağmen bu ifadesine önem verilmeyip kendisine yine, sağlığını iyileştirmeye yönelik adımlar atılmamıştır.</p>
<p>Burada asıl yapılması gereken cezanın infazının hükümlü iyileşinceye kadar geri bırakılması olmalıydı. Çünkü akıl hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunup da ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek infaz kurumlarına gönderilenlerin cezaları, belirlenen infaz kurumlarının mahsus bölümlerinde infaz edilir. Hastalığı nedeniyle, cezanın infazı hükümlünün hayatı için bir tehlike oluşturmuyor ise, cezanın infazı geri bırakılmaz. Bu durumda, cezanın infazına resmi sağlık kuruluşların hükümlülere ayrılmış bölümlerinde devam olunur. Ancak cezanın infazı hükümlünün hayatı için bir tehlike oluşturuyorsa cezanın infazı hükümlü iyileşinceye kadar geri bırakılır. Geri bırakma kararı Adli Tıp kurumunca veya Adalet Bakanlığı’nca belirlenmiş olan hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen ve Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanan rapor üzerine verilir.  Cezanın derhal infazı, hükümlü veya ailesi için cezanın infazından umulan amaç dışında daha ağır bir zarara neden olacaksa Cumhuriyet Başsavcılığınca cezanın infazı ertelenebilir. Ancak ÇOŞELAV davasında böyle bir uygulamanın gerçekleşmediği açıktır. Bu davada ciddi eleştiri kaynağı olan noktalardan biri kanımca budur.</p>
<p>Bilal ÇOŞELAV’ın ilk intihar girişimi ile ilgili davranışı, kendisi hakkında disiplin takibatına neden olmuştur. Disiplin kurulu kendisine bir cezalandırmada bulunmamış, ancak cezaevi müdürü diğer kişilere kötü örnekte bulunmasından dolayı bir daha bunu tekrarlamaması konusunda onu uyarmış ve aksi halde daha sert bir muameleye maruz kalacağını belirtmiştir. CGTİK’te çocuk hükümlüler hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları başlığı altındaki 46. maddenin ilk fıkrasının “b” bendine göre <em>“Aynı alanı veya etkinliği paylaştığı arkadaşlarının rahatsız olmasına neden olacak biçimde gürültü yapmak veya davranışlarda bulunmak”</em> uyarı cezasını gerektiren sebeplerden biridir. Psikolojik rahatsızlığından kaynaklanan davranışsal bozuklukların, arkadaşlarını rahatsız edici davranışta olarak nitelendirip, ruhsal gelişimini düzene koymaya çalışmak için iyileştirme metotları geliştirmek yerine cezai nitelikli bir yol tercih edilmesi anlaşılması güç bir seçim hatta sistemdir. 5395 sayılı Çocuk Koruma kanunu m.4’te temel bir takım ilkelere yer verilmiştir. Bu hükme göre esas olan, çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi, yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınmasıdır. O halde cezai metod geliştirmek yerine, önceliğin iyileştirme rejimlerine yönelik olması daha önemlidir.</p>
<p>ÇOŞELAV davasına ilişkin olarak eleştirilmesi, üzerinde durulması ve mutlak dikkat çekilmesi gereken en önemli husus, çocuk hükümlü Bilal ÇOŞELAV’ın ölümü anında bir <em>“yetişkin”</em> koğuşunda olmasıdır. Ancak Hükümet, Bilal ÇOŞELAV’ın ölümü esnasında yaş ve koşulları bakımından uygun bir cezaevi koğuşunda bulunduğunu ileri sürüyor. Keza yetkililer yetişkin koğuşuna nakil konusunda iki gerekçe ileri sürmüşlerdir. Bunlardan biri Bilal ÇOŞELAV’ın ısrarlı bir nakil talebinin oluşu; ikinci olarak da onun görünüş icabı ile yetişkin biri gibi görüldüğü sebebi ile naklin gerçekleştirildiği yönündedir. Hükümlü bir çocuğun, sırf görünüş icabı ile büyük gösterdiği için, yetişkinler koğuşuna nakledilmesinin hiçbir açıklayıcı mantığı olamaz.</p>
<p>AİHM, modern toplumların politikalarındaki zorluklar sebebiyle insan davranışlarının önceden bilinemezliğini ve denetimsel zorlukları göz önünde bulundurarak, yetkililerin üzerine, orantısız bir şekilde yüklenilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Fakat riskin gerçekleşmesini önleyecek tedbirler almak bir AİHS şartı gerektirmemekte ve intihara eğilimli mahkûmlarla ilgili de devletin bir pozitif yükümlülüğü söz konusudur. AİHM, Bilal ÇOŞELAV’ın dökümanlarda belirtildiği gibi defalarca ve ısrarlı bir biçimde yardım talebinde bulunduğunu göz önünde bulundurarak akıbeti hakkında yeterli derecede işareti cezaevi otoritelerine vermiş olduğu kanısına varmıştır. Cezaevinin raporuna göre yetişkinler koğuşuna nakledilme talebi Bilal ÇOŞELAV tarafından gelmişti. Fakat mahkeme, onun yaşının doğruluğu kanıtlanmaksızın böyle bir talebin göz önünde bulundurulmasını şaşırtıcı bulmuştur. AİHM, Bilal ÇOŞELAV’ın yetişkinler koğuşunda bulunmasını, yürürlükte bulunan yasalar ve uluslararası anlaşmalara göre Türkiye’nin uymak zorunda olduğu yasal düzenlemelerin ihlali olarak görmektedir. Reşit olmayan bir bireyin yetişkinlerle birlikte gözaltında tutulması ve bunun yanında Türk yetkililerin çocuk suçluların ihtiyaçlarının karşılanmasındaki başarısızlığı da, BM Çocuk Hakları Komitesi,  CPT ve UNICEF tarafından kaydedilmiştir. Mahkeme V.Güveç-Türkiye davasını örnek göstererek müracaat edenin yetişkinlerle aynı cezaevinde tutuklu iken ruhsal problemlerinin daha da artmış olduğunu belirtmiştir. Bilal ÇOŞELAV’ın ruhsal problemlerine ilişkin yeterli medikal yardım sağlanacağına, onu sadece korkutacak bir yanıtlama yönteminin uygulanması mahkemenin dikkatini çekmiştir. Çünkü mahkemenin kanaatine göre çok acil bir uzmana ihtiyacı vardı. Oysa gerekli önlem ve tedbirler alınacağı yerde, tekrar kendine gelmesini sağlayarak her seferinde hücresine geri götürülmüştü. Acil bir uzmana ihtiyacı olduğunu, cezaevi müdürü vekili tarafından bir başka koğuşa nakledilme talebinin reddedilmesi üzerine kendi yatağına ateşe vermesi, hücresinin lavabosunu tekmeleyip kırması ve bir jiletle cezaevi personeline saldırması vakıasından anlayabiliyoruz. Ayrıca mahkeme, yetkililerce uygun bir gözetimde bulundurulmadığını üstelik kendisine ait bir hücrede yalnızlığa terk edildiğini de dikkate değer buldu. Bu nedenle gözetimdeki yetersizliği dikkatle kayıt altına almıştır.</p>
<p>Asgari standart kurallarının 8. maddesinin “d” bendinde ve CGTİK ‘nun 11. maddesinin üçüncü fıkrasında çocukların yetişkinlerden ayrı bir yerde tutulmaları gerektiği konuları ele alınmıştır. Çünkü Bilal ÇOŞELAV her ne kadar kurumun yetkililerince gerekçe olarak ileri sürüldüğü gibi görünüş itibari ile olgun görünse de kendisi henüz 16 yaşında ve gerek ÇKK m.3’te gerekse (UN) Birleşmiş Milletler kongre beyanı 1. maddesinde ifade edildiği gibi bir <em>“çocuk”</em> tur. Üstelik de bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliğinin kendinden kaynaklı olarak tehlikede olduğu <em>“korunma ihtiyacı olan bir çocuk”</em> tur.</p>
<p>Bilal ÇOŞELAV’ın yetişkin koğuşunda değil çocuklara özel yerlerde bulundurulması gerekliliği üzerinde yukarıda bir takım açıklamalar yaptım. Bu anlatımlara şu şekilde bir ayrıntıyı eklemek gerekir; Bilal ÇOŞELAV ruhsal rahatsızlıkları bulunan bir çocuk hükümlüdür ve bundan dolayı da sadece çocuklara has yerlerde infazını tamamlamasını sağlamak yetmez, bu özel durumundan dolayı infaz kurumunun mahsus bölümlerinde bir yer ayrılması gerekirdi. Fakat buna dahi özen gösterilmeyip, kendisi bu mahsus bölümlerde koruma altına alınmamakla kalınmamış, çocuk koğuşuna da götürülmemiş ve hatta yetişkin koğuşuna götürülmüştür. Bu gelişmeler hiçbir gerekçe ile ve hiçbir açıklama ile kabul görülmesi mümkün olmayan durumlardır. Olması gereken yol ise CGTİK m.18/1’de de hükme bağlanmıştır.</p>
<p>Bu çerçevede şayet hükümlüde “intihar niyeti” varsa, gerekli önlemler alınmalı ve örneğin 24 saat boyunca hükümlü gözetim altında tutulmalıdır. Psikolojik rahatsızlıklardan dolayı, hükümlünün “rutin tedbirler” şeklinde gözetimde bulundurulması ve gerekli olan standart tedbirlerin riski en aza indirmek için gereği gibi alınması gerekirdi. Bu nedenle otoritelerin başarısızlığı ve yetersizliği ile oğullarının ölümü arasında nedensel bir bağ olduğunu görmemiz mümkündür. Mahkeme, uygun bir süre içinde başvuranlara bilgi verilmesi hususunda yetkililerin yetersizliğinin bir sonucu olarak, acilen ve oldukça önemli bir devrede başvuruda bulunanların 13 günlük bir süre boyunca soruşturmaya dâhil edilmedikleri hususuna dikkat çekmiş ve savcı tarafından gerçekleştirilen işlemler hakkında başvuruda bulunanların bilgilendirilmemesine yetkililerin engel olduklarını öngörmüştür. Devletin denetimi altındaki bir kimsenin sağlığında meydana gelen olumsuz değişiklikleri açıklama yükü devlete ait olduğu gibi bu kişilerin akıbetinden hesap verme sorumluluğu da yine devlete aittir. Bu aynı zamanda, pozitif yükümlülüğün beraberinde getirdiği usulî bir yükümlülüktür. AİHM, sözleşmenin 2. maddesi çerçevesinde yaşam hakkının korunması ve etkili soruşturmanın yapılması hususunda, yetkililerin yetersizlikleri sebebiyle m.2’nin ihlal edildiğine kanaat getirmiştir.</p>
<p><strong>3.Sonuç</strong></p>
<p>Yukarıda yer vermiş olduğum ifadeye tekrar değinmenin faydalı olduğu görüşündeyim. 5 ve 17 Ekim 1997 (CPT/Inf(99) neşriyat tarihi: 23 Şubat 1999 tarihleri arasında olan “(CPT)” işkencenin önlenmesi ve insanlık dışı ve alçaltıcı muamele ve cezalar için Avrupa Komitesinin, Türkiye’de gerçekleştirdiği ziyaretlerine ilişkin raporda; yetişkin cezaevlerinde, gözaltı ve nezaret altında tutuklu bulundurularak, cezaevine iade edilen (örneğin: 11 yaşından 18 yaşına kadar) çocuklara ilişin idare ve tedbir politikaları hakkında, buna dair “ciddi endişe, korku ve kuşkuların olduğu” beyan edilmiştir. (CPT) Avrupa İşkenceyi Önleme ve İnsanlık Dışı Alçaltıcı Muamele ve Cezalandırma Komitesi’nin Aşağıda beyan ettiği üzere (CPT/Inf(2005)18) 16 ve 29 Mart 2004 tarihleri arasında, Türkiye’ye yapılan ziyarete ilişkin raporda:</p>
<p>“[i]1997 ve Eylül 2001’de bu ziyaretlerin raporunda, yetişkinler için, gözaltı ve nezaretlerde cezaevine gönderilen, yerleştirilen çocuklara dair idare ve tedbirlerin politikalarına ilişkin, ciddi kaydı, korku ve endişeler  “CPT” tarafından aydınlatılmıştır. Ortalama maddi koşulların bir terkibi ve yoksullaştırılmış bir rejimin, yönetim biçiminin, cezaevinde bulunan kişiler kategorisinde, tamamen uygunsuz olan, kapsamlı bir çevre koşulunun pek sıklıkla oluşmasına neden olmuştur. Yalnızca bu kaygı ve korkuların güçlendiği, sağlamlaştırdığı Mart 2004 ziyareti esnasında halen devam etmekte olan hadiseler tespit edildi. Yine burada tekrar, 3 Kasım 1997’nin Adalet Bakanlığı’nın genelgesinin hukuki hükümlerinin takdire layık olduğudur. “Çocuk suçlulara ilişkin tahsis edilip, ayrılan cezaevi kısımlarının, fiziksel koşulları tekrardan gözden geçirilip, incelenip, iyileştirilerek ve genişletilerek, çocuk ruh sağlığı ile ilgili ve eğitim – öğretim programlarına, küçük uygulanabilir etki ve tesire sahip olduğu anlaşılan ve kabiliyet gerektiren yoğun oyun ve spor aktivitelerine” imkân veren konfor sağlanacaktır” denilmiştir.</p>
<p>Reşit olmayan bir bireyin yetişkinlerle birlikte gözaltında tutulması ve bunun yanında Türk yetkililerin çocuk suçluların ihtiyaçlarının karşılanmasındaki başarısızlığının, BM Çocuk Hakları Komitesi,  CPT ve UNICEF tarafından kaydedilmesi kanımca bir ülke için dikkat çekilmesi gereken bir başarısızlık noktasıdır. Tüm bu anlatılanlar ışığında, çocuk hükümlüler hakkında daha da özenli davranılması gerektiği sonucuna ulaşabiliriz. Çünkü yıllar öncesine ait bu raporların halen daha ÇOŞELAV davasında gördüğümüz üzere geçerliliğini koruyor olması Türkiye için oldukça üzücüdür.</p>
<p><strong> Avukat İdil Su Aydın</strong> resmi web sitesi: <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">https://idilsuaydin.av.tr/</a></p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Aydın, Cihan. Diyarbakır Barosu Cezaevleri Komisyonu, Mahpusun El Kitabı, Diyarbakır Barosu Herkes İçin Adalet Projesi Yayını, Ankara, Mart 2006.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Çocuk Ceza Adaleti Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgarî Standart Kuralları (Beijing “Pekin” Kuralları).</p>
<p>Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kuralları.</p>
<p>Caza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun.</p>
<p>Çocuk Koruma Kanunu.</p>
<p>Tezcan, Durmuş. Erdem, M. Ruhan. vd. İnsan Hakları El Kitabı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2011.</p>
<p>Topuzoğlu, A. Yaşar. Küçüklere Özgü Yargılama Mağdur Çocular (Korunma İhtiyacı Olan Çocuklar), İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi, İstanbul, 2011 – 2012.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> K. 9 Ekim 2012; no.1413/07.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> K. 9 October 2012; no.1413/07.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Av.,İstanbul Barosu; TC. İstanbul Kültür Üniversitesi kamu hukuku yüksek lisans öğrencisi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilal-coselav-davasi/">Bilal Çoşelav Davası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bilal-coselav-davasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">742</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat ve Sanatçının Misyonu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-sanatcinin-misyonu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-sanatcinin-misyonu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Oct 2015 14:14:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal bağ]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal görev]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal işlev]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal misyon]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumcu sanat]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=707</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir toplumda şüphesiz herkes sanatsal zevke sahip olmayabilir. Ama bir toplumun sanatsal zevki güçlü bireylere ve sanat topluluklarına ihtiyacı vardır. Düşünen, üreten ve tüm bu faaliyetleri topluma ulaştıran bir kitle olmalıdır. Kendine sanatçı diyen veya sanatsal duyarlılığı ve üretimi bulunan kişi ya da kişiler kendilerini yüksek zümreden görmemelidir. Toplumsal bağları kopmuş bir sanatçının düşünsel ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-sanatcinin-misyonu/">Sanat ve Sanatçının Misyonu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir toplumda şüphesiz herkes sanatsal zevke sahip olmayabilir. Ama bir toplumun sanatsal zevki güçlü bireylere ve sanat topluluklarına ihtiyacı vardır. Düşünen, üreten ve tüm bu faaliyetleri topluma ulaştıran bir kitle olmalıdır.</p>
<p>Kendine sanatçı diyen veya sanatsal duyarlılığı ve üretimi bulunan kişi ya da kişiler kendilerini yüksek zümreden görmemelidir. Toplumsal bağları kopmuş bir sanatçının düşünsel ve sanatsal üretimi zayıflar ve zamanla yok olur.</p>
<p>Toplumun acıları, sevinçleri, kısacası her şeyi sanatçının iç dünyasında işlenmelidir. Toplumları bir arada tutan en önemli mihenk taşlarından birisi olan sanatsal zevk ve duyuşlar hiç de küçük görülmemelidir.</p>
<p>Yerelden uluslararası bir sanatsal seviyeye ulaşmak istiyorsak her şeyden önce aydın insanlar bilinçli hareket etmeli ve sanatın toplumsal bağları kesilmemelidir. Bunun bilincinde olan kişiler sanatın toplumsal varoluşunun önünü açmak için mücadele etmeli, buzkıran görevi üstlenmelidirler.</p>
<p>Sanatsal olana küçümseyici bakış açısı ile hesaplaşılmalı ve zihinlerden bu yoz düşünce silinmelidir. Bunun için de en önemli görev yine sanat ile uğraşan aydınlara düşmektedir.</p>
<p>Sanatçılar, kendilerine daima bir şeyleri dert edinmelidirler. Kimisi toplumsal vakaları, kimisi içsel serzenişleri dert edinebilir. Neyi dert edindiği hiç de önemli değildir. Dert, sanatçıyı olgunlaştırır ve topluma yakınlaştırır. Sanatçının içindeki dert, sanatsal dokunuşlarla kanamalı, kanadıkça iyileşmenin ve ferahlığın kapı anahtarı olmalıdır.</p>
<p>Sanatçı ve sanatçıya sahip çıkan bakış açısı her daim var olmalı ve yaşamalıdır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-sanatcinin-misyonu/">Sanat ve Sanatçının Misyonu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-ve-sanatcinin-misyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">707</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Anayasa Şikâyeti Kurumu”na Dair Bir İnceleme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anayasa-sikayeti-kurumuna-dair-bir-inceleme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anayasa-sikayeti-kurumuna-dair-bir-inceleme/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Sep 2015 20:50:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İdil Su Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[aihm]]></category>
		<category><![CDATA[akademik makale]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa bireysel başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa ihlali]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa mahkemesi bireysel başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa şikayeti]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa şikayeti kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa insan hakları mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[avukat]]></category>
		<category><![CDATA[baro]]></category>
		<category><![CDATA[barolar birliği]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel makale]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[hakemli makale]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk makalesi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki makale]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul barosu]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlükler ihlali]]></category>
		<category><![CDATA[temyiz]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye barolar birliği]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<category><![CDATA[yargıtay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=675</guid>
				<description><![CDATA[<p>ÖZET 12 Eylül 2010 tarihinde ülkemizde yapılan referandum ile kararlaştırılan Anayasa Mahkemesi’ne “Bireysel Başvuru” hakkı 23 Eylül 2012 itibariyle resmi olarak başlamış bulunmaktadır. Söz konusu başvurunun ülkemizde işleve konulması bilindiği üzere son yıllarda çeşitli tartışmalara sebep olmuştur. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru, yargı erki içerisindeki organlarca bir takım kaygıların oluşmasına sebep olmuştur. Bu kaygılardan en önemlisi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anayasa-sikayeti-kurumuna-dair-bir-inceleme/">“Anayasa Şikâyeti Kurumu”na Dair Bir İnceleme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong></p>
<p>12 Eylül 2010 tarihinde ülkemizde yapılan referandum ile kararlaştırılan Anayasa Mahkemesi’ne “Bireysel Başvuru” hakkı 23 Eylül 2012 itibariyle resmi olarak başlamış bulunmaktadır. Söz konusu başvurunun ülkemizde işleve konulması bilindiği üzere son yıllarda çeşitli tartışmalara sebep olmuştur.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru, yargı erki içerisindeki organlarca bir takım kaygıların oluşmasına sebep olmuştur. Bu kaygılardan en önemlisi Anayasa Mahkemesi’nin yüksek yargı mercii olarak almış olduğu kararlar dışında bireysel başvurular sonucu vereceği kararların bağlayıcılığıdır. Diğer bir taraftan da Anayasa Mahkemesi’nin bir süper temyiz mercii olup olmayacağı yönündeki kaygılar da yargı organları arasında önemli bir soru işaretidir. Bu çalışmada bireysel başvuru sistemine dair getirilecek olası ihtimaller doğrultusundaki kaygılar, birtakım öneriler ve kimi konularda karşılaştırmalı hukuka da değinilerek tahliller yapılacaktır.</p>
<p><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>AİHM, bireysel başvuru, anayasa şikayeti, temyiz, Anayasa Mahkemesi.</p>
<p><strong>An Examınatıon Of The Instıtutıon Of Constıtutıonal Complaınt</strong></p>
<p><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p>The Right of ‘Individual Application” to Supreme Court, which is decided by consessus made in our country in 12th of October, 2012, started officially. The exercise of the aforemention application in our country, as known, has caused several arguments recently.<br />
Individual Application to Supreme Court has made judiciary powers, which is bound to Supreme Court, worried. The most important one of those worries, except from the decisions they held as a high jurisdication, is cohesiveness of the decisions made after individual applications. From another aspect, worries about whether Supreme Court will be high authority of appeal or not is an important question, also. In this study, worries about possibilities that will be brought to the system of individual application, some offers and, in some topics, analysises by mentioning to comparative law will be done.</p>
<p><strong>Key Words:</strong> AIHM, individual application, complaint of fundamental law, appeal, Supreme Court</p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542787"></a><strong> GİRİŞ</strong></li>
</ol>
<p>Öncelikle belirtmemiz gereken husus Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanı ve konumu Federal Anayasa Mahkemesi’ne göre daha farklıdır. Federal Anayasa Mahkemesi’nin fiili ve hukuki konumu Almanya’da Türk Anayasa Mahkemesi’ne oranla daha güçlü bir konumdadır. 1982 Anayasası, Anayasa Mahkemesi’ne yüksek mahkemeler bölümü içinde yer vermiştir. Buradan da yüksek mahkemeler arasındaki eşitliğin bir ilke olarak benimsendiği sonucu çıkar.</p>
<p>Almanya’da anayasa şikayeti başlangıçta Anayasa’da yer almamıştır. Fakat 1951 yılında Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yasası ile birlikte hukuk yaşamına girmiş ve 1969 yılında da Anayasa’da düzenlenmiştir. Başka bir deyişle anayasa şikayeti başlangıçtan beri Alman Anayasa yargısının odak noktası ve adeta can damarı olmuştur.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bizde ise yeni gündeme gelmektedir. Denilebilir ki Danıştay ve Yargıtay’ın daha başlangıçta gösterdikleri tepki, Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanının anayasa şikayeti kurumunun işlevini aşacak bir biçimde genişlemesini önleyecek güvencelerden biridir.</p>
<ol start="2">
<li><strong><a name="_Toc345542788"></a> </strong><strong>NİTELİKLERİ</strong></li>
</ol>
<p>Öncelikte bireysel başvuru bir dava türüdür. Varlık nedeni ise, Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlalini önlemektir. Federal Almanya’da temel hak ve özgürlükler ile “adalet hakları” adı verilen temel hak ve özgürlükler benzeri haklar bireysel başvuru konusu edilebilmektedir. Türkiye’de ise Anayasanın m.148/3’te de hükme bağlandığı gibi yalnızca Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlali iddiasıyla bireysel başvuru yoluna gidebilmektedir. Bireysel başvuru kural olarak kamu gücü işlemlerine karşı yapılmaktadır. Federal Alman Anayasası’nda kamu gücü (öffentliche Gewalt) yasama, yürütme ve yargı organlarının işlemlerini ifade etmektedir. Türkiye’deki bireysel başvuru koşullarından olan “kamu gücü” ifadesinden de aynı anlamı çıkarmamız mümkündür.</p>
<p>Bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Yasa yollarının tüketilmesi ve hukuki yarar şartlarıyla da yakından ilgili olan bu şart, yasalarda olmamasına karşın Federal Anayasa Mahkemesi kararıyla ortaya çıkmıştır. Buna göre, Anayasa Şikayeti temel hakların ihlalini önlemede en son hukuki çaredir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Yani temel hak ve özgürlüklerin korunması ve ihlallerin önlenmesi öncelikli olarak idari makamların ve genel mahkemelerin görevidir. Dolayısıyla öncelikli olarak ihlalin önlenmesi parlamentonun, genel mahkemelerin ve yürütme organının görevidir. Temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar adalet düzeni içinde Anayasa Mahkemesi’ne gelmeden yanıtlanmalıdır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Çünkü bu makamlar ihlale ilişkin olgulara yer, zaman ve şartları değerlendirme açısından daha yakın ve avantajlı durumdadırlar.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Özetle belirtmek gerekirse, Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı anayasa şikayeti denetimi ikincil niteliklidir (subsidiaritaet).</p>
<p>Bireysel başvuru, temel hak ve özgürlükleri kamu gücü tarafından ihlal edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu ve hukuki çare olarak tanımlanabilir. Bu konuya ileride değineceğimden burada açıklama yapmamayı uygun görüyorum.</p>
<ol start="3">
<li><a name="_Toc345542789"></a><strong> FONKSİYONLARI</strong></li>
</ol>
<p>Anayasa şikayetinin en önemli fonksiyonlarından biri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Türkiye aleyhine yapılacak olan başvuruları önemli ölçüde azaltmaktır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 2004(6) tavsiye kararında, AİHM’deki dava yükünün azaltılabilmesi için bireysel başvuru yönteminin iç hukukta tanınmasının gerekliliğine değinmiştir. Aynı şekilde, Venedik Komisyonu da 2004 yılında kamuoyuna duyurulan bireysel başvuruya ilişkin anayasa değişikliği önerisini olumlu bulduğunu ifade etmiştir. <a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>Federal Alman Anayasa Mahkemesi Zweigert<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>, kararında, anayasa şikayetinin fonksiyonlarına değinirken, kazuistik bir temyiz etkisi (<em>kasuistischen Kassationseffekt</em>) yanında genel bir eğitim etkisinin (<em>generellen Edukationseffekt</em>) olduğunu ifade etmiştir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></p>
<p>Alman hukuk düzeni içerisindeki anayasa şikayetinin fonksiyonlarına kısaca bakacak olursak, en önemlisi temel hak ve özgürlüklerin dolaysız kullanımını sağlamaktır. Bu anayasamızın 11. maddesini bağlayıcı bir kuraldır. Bu maddeye göre anayasa kuralları tüm kişileri ve devlet organlarını bağlar. Anayasa Şikayeti doğru uygulandığı ölçüde “<em>anayasaya uygun</em> <em>norm yöntemi</em>”nin alanını genişletmektedir. Eğitici ve öğretici etkisi olduğundan dolayı yargı içi eğitim ve öğretim işlevi de vardır.</p>
<p>Yurttaşlarda demokrasi bilincinin, “hak sahibi vatandaş olma”, hakkını sonuna kadar arama bilincinin yaygınlaşmasını sağlamakta<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> ve bu yönüyle de Mahkeme’ye büyük bir saygınlık kazandırmaktadır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<ol start="4">
<li><a name="_Toc345542790"></a><strong> BİR HALK DAVASI</strong> <strong><em>(ACTO POPULARIS)</em></strong><strong> veya YURTTAŞ BAŞVURUSU MUDUR?</strong></li>
</ol>
<p>Bireysel başvuru olağanüstü hukuki bir çare olmasından kaynaklı olarak aleyhine başvurulan yasanın uygulanmasını, mahkeme kararının infazını veya idari kararın yürütülmesini durdurmaz. Ancak Anayasa Mahkemesi gerekli şartların oluşması halinde ve genelde de nitelikli çoğunluklarla aleyhine başvurulan kamu gücü işleminin yürütülmesini durdurabilmektedir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<p><em>Actio popularis </em>Macaristan Anayasa Yargısında kullanılan ve Bavyera Eyalet Anayasası’nın 98. maddesinde düzenlenen bir yasa yoludur. Halk davasına karşı yöneltilen en büyük eleştiri Anayasa Mahkemelerini gereksiz iş yükü altında bırakacağı fikrine dayanır. Bu eleştiri temelsiz değildir. Anayasa şikâyeti Federal Almanya’da 55 yıldır uygulanmasına rağmen, <em>actio popularis </em>yönteminin vatandaşlara tanınması düşünülmemiştir. Muhtemelen, Federal Alman Anayasa Mahkemesi anayasa şikâyeti başvurularıyla başa çıkmakta zorlandığı nazara alınarak<em>, actio popularis </em>ile gelecek dava yükünü kaldırabilecek durumda olmadığı sonucuna varılmıştır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a></p>
<p>Anayasa şikayeti veya bireysel başvuru, <em>acito popularis</em> olarak da bilinen halk davasıyla aynı şey değildir. <em>Actio popularis</em> yasa yolunda, hukuken hakkı korunsun korunmasın herkesin bir yasanın anayasaya aykırılığı iddiasıyla başvuru yapabilmesidir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> Oysa Anayasa şikayetinde hukuken korunan bir hakkı veya özgürlüğü ihlal edilen kişi veya kişilerin başvurusu söz konusudur.</p>
<p>6216 sayılı Kanunun m.46/1 de yer alan <em>“ Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir</em>” hükmü, bireysel başvurunun halk davası olmadığının bir göstergesidir.</p>
<p>Dolayısıyla, <em>actio popuslaris</em>te başvurunun objektif niteliği öne çıkarken, anayasa şikayetinde subjektif niteliği öne çıkar. Anayasa şikayetinde başvuru şartları arasında kişisel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi şartı kaldırılırsa o zaman anayasa şikayetinin halk davasına dönüşmesi durumu ortaya çıkabilir.</p>
<ol start="5">
<li><a name="_Toc345542791"></a><strong> BİREYSEL BAŞVURU YENİ BİR TEMYİZ FIRSATI MIDIR?</strong></li>
</ol>
<p>Anayasa şikayeti temyiz veya istinaf benzeri bir başvuru yolu ya da temyiz veya istinaf sonrası olağanüstü bir “temyiz fırsatı” değildir. Temyiz ve istinaf aşamalarında değerlendirilen hususlar, ilk derece mahkemelerinin olayları ve delilleri değerlendirmede hata yapıp yapmadıkları, mahkemelerin yaptıkları işlemlerin yasalara uygun olup olmadığı ve de yasanın somut olaya doğru uygulanıp uygulandığı konusudur. Anayasa şikayetinde ise Anayasa Mahkemesi yasa kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığını veya delillerin ve olayın doğru değerlendirilip değerlendirilmediğini incelemez. Genel mahkemelerin yasanın bir kuralını yanlış uygulaması sonucu bir temel hak ihlal edilmemişse Anayasa Mahkemesi tarafından incelenemez. Anayasa Mahkemesi genel mahkemelerin olayı ve delilleri değerlendirirken, yasanın kurallarını uygularken bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğini ve eğer ihlal varsa bu ihlalin bireysel başvuru dışında başka bir yolla giderilip giderilemeyeceğini inceler. Bu nedenle, örneğin Federal Alman Anayasa Mahkemesi’nde genel mahkeme kararlarına karşı yapılan anayasa şikayetlerinin büyük çoğunluğu reddedilmektedir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></p>
<p>6216 sayılı kanunun 50. maddesinin 2. fıkrasında Anayasa Mahkemesi’nin sadece ihlali tespitle yetinmeyeceği, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere ve tazminata hükmedebileceği belirtilerek bireysel başvuruda gerçek bir koruma sağlanması amaçlanmıştır. Ancak bireysel başvuru, olağanüstü bir kanun yolu olması nedeniyle kamu gücü işleminin uygulanmasını durdurmaz. Ancak bireysel başvuruyu anlamsız kılacak bir zarar doğacaksa ya da kamu yararı bakımından başka bir haklı neden varsa Anayasa Mahkemesi işlemin uygulanmasını durdurabilir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a></p>
<ol start="6">
<li><a name="_Toc345542792"></a><strong> ANAYASA MAHKEMESİ BİR TEMYİZ MAHKEMESİ MİDİR?</strong></li>
</ol>
<p>Mahkeme kararlarına karşı bireysel başvuruları kabul yetkisinin Anayasa Mahkemesi’ne verilmesi, diğer yüksek mahkemelerin üstünde Anayasa Mahkemesi’nin bir süper temyiz mahkemesi konumuna geleceği hususunda yüksek mahkemelerin nezdinde bir çekince ve kaygı oluşturmaktadır. Federal Alman uygulamasında da bu çeşit bir kaygının oluşmaması için Federal Anayasa Mahkemesi içtihat yoluyla bir takım formüller bulmuştur. Örneğin emsal teşkil eden bir kararında: “Anayasa Mahkemesi, genel mahkemelerin kararlarının mevcut yasalara göre doğru olup olmadığını incelemez. Kararların mevcut yasalar çerçevesinde doğru verilip verilmediğini inceleme görevi uzman mahkemelerin görevidir. Federal Alman Anayasa Mahkemesi sadece, yorum veya uygulama yanlışlıklarının anayasal bir temel hakla ilgili olup olmadığını, özellikle (genel mahkeme kararlarının) bir temel hakkın koruma alanının kapsamıyla ilgili anayasal açıdan yanlış bir değerlendirmeye dayanıp dayanmadığını ve bu yanlış değerlendirmenin somut olay açısından belirli bir ağırlığa sahip olup olmadığını kontrol eder” denilmiştir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a> Bu durumda Federal Mahkeme, genel mahkemelerin anayasal sınırlarla çizilmiş sınırların dışına çıkarak yaptığı yorumlarında yalnız düzeltici olarak görev yapabilir. Temel haklarla ilgili yorum farklılıklarında ise Anayasa Mahkemesi’nin kararı bağlayıcı durumdadır.</p>
<p>Federal Almanya’da da mahkemeler arası uyuşmazlık çıkma tehlikesi var olmasına rağmen problem çıkmamasının nedenlerinden en önemlisi Federal Alman Anayasa Mahkemesi’nin ve aynı zamanda Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin de uyguladığı “<em>kendi</em> <em>kendini sınırlama</em>” (judicial self-restraint) eğilimi içerisinde olmasıdır. Yani denetim kapsamının sınırları, Federal Anayasa Mahkemesi’nin bu eğilimi ile aşılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’de henüz yeni bir yol olduğu için, ilk yıllarda Anayasa Mahkemesi içtihatları belirli bir noktada bütünselliğe ulaşıncaya ve oturuncaya kadar, genel mahkeme kararlarına karşı yapılan anayasa şikayetleri başvurularında oldukça seçici ve dikkatli davranılması ve ayrıca da temyizde ve istinafta ileri sürülebilecek hususların bireysel başvuruya konu edilememesi şartı da telakki edilmelidir. Bu nedenle yetki alanının doğru bir biçimde ayrılması gerekmektedir. Aksi halde süper temyiz mercii statüsüne kolaylıkla geçilebilir.</p>
<p>Son olarak Almanya Federal Anayasa Mahkemesi’nin bir kararına değinmekte fayda olduğu görüşündeyim. Burada hakaret davasına ilişkin bir anayasa şikayeti başvurusu söz konusudur. Bir sürücü, emniyet kemeri olmadan araba kullanırken iki trafik polisi tarafından durduruluyor ve mutlak park yasağı olan bir yere park ederek ehliyetini göstermesi isteniyor. Sürücü de emniyet kemerini takmadığı için verilecek cezanın düşük olmasına karşılık, mutlak park yasağı olan bir yere park etmesi halinde cezanın orantısız biçimde yüksek olacağından hareketle, polislerin kendisini suç işlemek için açıkça tahrik ettiklerini ileri sürüyor ve tahrik ederek suç işlemeye teşvik ediyorsunuz diyor. Polislerin “<em>bizim buna yetkimiz var</em>” şeklinde cevap vermesi üzerine davacı, “<em>60 yıl önceki polis gibi (yani Naziler gibi) davranırsanız kesinlikle vardır</em>” diye yanıtlıyor ve iki polis hakkında da şikayet başvurusunda bulunuyor. Dilekçesinde de bu görüşlerini aynen dile getiriyor. Dilekçesindeki ifadelerden dolayı davacı hakkında polis memurlarına hakaretten <a href="https://idilsuaydin.av.tr/hukuki-yardim-al/">dava aç</a>ılıyor ve her üç derecedeki mahkemede de davacı hakkında hakaretten dolayı verilen ceza onanıyor. Mahkemeler şu görüşü benimsiyor: “<em>Burada genel olarak polis emniyet örgütüne değil, şahıslarında bu iki polis memuruna hakaret edilmiştir ve bu durum düşünce hürriyetinin koruma alanına girmez</em>.” Anayasa Mahkemesi ise, “<em>Burada düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında olası başka yorumlar ve olayın bağlamı dikkate alınmadan bir karar verilmiştir. Bu yüzden de düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırları dar yorumlanmıştır” </em>diyerek, davayı ilk derece mahkemesine gönderiyor. Kararın hüküm fıkrasındaki ifade ise şöyle: “<em>Anılan hukuki muhakeme sonucunda mahkemenin başka bir karara varması, olasılık dahilindedir</em>.” Yani burada söylenen şey, bu maddi olayda düşünce ve ifade hürriyetinin kapsamı geniş yorumlanması gerektiğidir. Kararı tekrar verecek olan mahkeme, yine aynı sonuca varabilir, ama başka bir karara varması da olasıdır. Bu dava, Anayasa Mahkemesinin bir süper temyiz mercii gibi çalışmadığının güzel bir ifadesidir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a></p>
<ol start="7">
<li><a name="_Toc345542793"></a><strong> ALMAN FEDERAL MAHKEMESİ’NİN KARARLARININ ETKİLERİ</strong></li>
</ol>
<p>Federal Anayasa Mahkemenin verdiği kararlar, diğer davalarda verilen kararları gibi tüm kişi, kurum ve kuruluşları bağlar. Kararlar ister komisyonlar tarafından isterse daireler tarafından verilmiş olsun, anayasa şikayetinin kabul edilmesi halinde; şikayet konusu bir yasa hükmü veya başka bir düzenleyici işlemse iptaline veya geçerli olmadığına <em>(Nichtigkeitserklaerung)</em> ya da Anayasa ile bağdaşmadığına, şikayet konusu mahkeme kararı ise genel mahkeme kararının kaldırılarak yeni bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verir. Yasa ve normlar hakkında verilen “geçerli olmama kararı” bizdeki iptal kararına benzemekle birlikte geçmişe yönelik etkisi vardır. Yani norm başından beri geçersiz sayılır. Norma bağlı olarak üçüncü kişilerce Anayasa Mahkemesi kararına kadar yapılan işlemler hukuki güvenlik gereği geçerli sayılmaktadır, ancak davacı açısından karar geçmişe yürümektedir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a></p>
<p>Anayasa Mahkemesi, herhangi bir genel mahkemenin kararına karşı yapılan anayasa şikayetini önce kabul eder, sonra esas incelemede de haklı bulursa, mahkeme kararını kaldırır ve yeni bir karar verilmek üzere görevli ve yetkili mahkemeye gönderir. Dolayısıyla, Federal Mahkeme herhangi bir tazminata hükmetmemektedir. Temel bir hakkın ihlaline neden olan bir mahkeme kararı kaldırıldığında kural olarak, ihlale neden olan mahkemeye gönderilmekte ve ihlali ortadan kaldıracak yeni bir karar vermesi beklenmektedir. Anayasa Mahkemesi, kararın tamamen kaldırılmasına karar verebileceği gibi, kısmen kaldırılmasına da karar verebilir. Kaldırılan mahkeme kararları genelde yerel mahkemelere veya istinaf mahkemelerine gönderilmektedir. Yüksek mahkemeler temyiz incelemesi yaptıkları için, yüksek mahkemelerdeki yargılamalar sırasında anayasal bir temel hakkın ihlali nadiren söz konusu olmaktadır. İhlale neden olan yerel mahkeme kararı temyiz incelemesinden geçmiş ise, yerel mahkemenin verdiği ve ihlale neden olan karar kaldırıldığı için, kaldırılan kararın temyizine ilişkin yüksek mahkeme kararı da hükümsüz kalmaktadır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a></p>
<ol start="8">
<li><a name="_Toc345542794"></a><strong> KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR ve SAKINCALAR</strong></li>
</ol>
<p>Karşılaşılması kuvvetle muhtemel olan en büyük sorunlardan birisi, anayasa şikayeti başvurularının makul sürede sonuçlandırılmamasından kaynaklı olarak başvurucuların büyük bir bölümünün tatmin edilemeyecek olmasıdır. İspanyol Anayasa Mahkemesini kurum olarak erozyona uğratan sorunların başında da keze, anayasa şikayeti yoluna başvuranların önemli bölümünün tatmin edilememesi sorunu gelmektedir.</p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542795"></a><strong> İşyükü</strong></li>
</ol>
<p>Yargıtay’a gelen yıllık dosya sayısının 600 bini, Danıştay’a gelen doya sayısının ise 100 bini aştığı göz önünde bulundurulduğunda, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru yoluyla karşı karşıya kalacağı iş yükünün ağırlığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Mahkemenin iş yükünü hafifletebilmek, bu başvuru yolundan umulan yararı elde etmek ve aynı zamanda bireysel başvuru yolunun istisnai niteliğini koruyabilmek için, bu başvuruya konu olan şikayetlerin mümkün olduğu kadar olağan kanun yolları içinde giderilmesini sağlayacak mekanizmaların oluşturulması gerekir. Yalnızca istinaf mahkemelerinin uygulamaya konmasına yönelik bir çaba, bu sorunun çözümü için yeterli olmayacaktır. Bireysel başvuru yolunun etkili biçimde işlenmesi, Türkiye’deki adalet sisteminin bütünüyle gözden geçirilmesine bağlıdır.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a> Gerek yerel mahkemeler gerekse yüksek mahkemeler üstündeki iş yükü rasyonel seviyeye ulaşmadan, mahkeme kararlarına karşı bireysel başvuru hakkının tanınması baraj kapaklarının hazırlıksız açılması gibi durumla Anayasa Mahkemesini karşı karşıya bırakacaktır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a></p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542796"></a><strong> Türkiye’de anayasa şikayeti kurumunun yabancılık hususu üzerine</strong></li>
</ol>
<p>Bir diğer konu ise anayasa şikayeti kurumunun bize yabancı olmasıdır. Anayasamıza koyduğumuz bir kural vardır ki bu yabancılığın simgesidir: 2010 Anayasa Değişikliği ile Anayasa’nın 148. maddesine eklenen dördüncü fıkraya göre: “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz”. Bu kural belli ki Anayasa Mahkemesi’nin alanını belirlemek, anayasa şikayetinin kapsamını daraltma ve hızla artacağı belli olan iş yükünü azaltma amacıyla konulmuş. Ancak anayasa şikayeti kapsamındaki her konunun, ilke olarak kanun yolunda da gözetilmesi gerekir. Aksi halde kanun yollarının tüketilmesi koşulunun bir anlamı kalmaz.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a></p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542797"></a><strong> Anayasa’nın m.148/III’teki daraltıcı unsuru</strong></li>
</ol>
<p>Diğer bir konu 75 maddelik 6216 sayılı kanunda sadece 7 maddelik bir kısmın anayasa şikayetine hasredilip, ayrıntı denemeyecek kadar asli birçok hususun da içtüzük düzenlemesine bırakılmış olmasıdır. Bu nedenle kanun, Anayasada yer alan iki fıkradaki hükümleri, daraltıcı unsurlar içerdiği gibi, kanunla düzenlenmesi gereken, hem başvurucular, hem de Mahkemenin işleyişi açısından çok asli konuları içtüzüğe bıraktığı için olumsuz bir nitelik taşımaktadır.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a></p>
<p>Anayasanın 148/III ve IV. Fıkrasında, anayasa şikayeti düzenlenmektedir. Üçüncü fıkrada “<em>herkes</em>” ten söz ediliyor. Elbette buradaki herkes özellikle vatandaşlara tanınan siyasal haklar dışında kalan haklar açısından herkestir. Yine aynı fıkrada kamu gücünden bahsedilmiştir. Kamu gücünden anlaşılması gereken ise yasama, yürütme ve yargı organlarıdır. Oysaki kanuna baktığımızda, Anayasadaki kamu gücü kavramı daraltılarak, yasamanın işlemleri ve idarenin düzenleyici işlemleri kapsam dışı bırakılmış ve böylece Anayasaya aykırı bir düzenleme getirilmiştir.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a></p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542798"></a><strong> Yargı mercilerinin iç uyumu</strong></li>
</ol>
<p>Diğer görevleri çerçevesinde verdiği kararlar gibi bireysel başvuru bağlamında verilen “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar”. Bu nedenle, yargı mercilerinin buna direnmesi ya da aksi yönde karar vermeleri düşünülemez. Bu kurala aykırı hareket edilmesi her şeyden önce yeni bir temel hak ihlalini ortaya çıkaracağından başvurucunun tekrar Anayasa Mahkemesine başvurabilme hususu gündeme gelebilecektir. Bu nedenle de yargı mercilerinin birbirleriyle uyum içerisinde olmaları ve kendi içlerinde temel hak ihlallerini önleyici iç denetim mekanizmaları kurmaları gerekmektedir. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin yorumunda AİHM içtihatlarını dikkate almayarak ihlalin konusunu oluşturan temel hak ve özgürlüklerle ilgili farklı içtihatlar oluşturması ve bu içtihatların AİHM tarafından temel hak ve özgürlüğe yapılan ihlali ortadan kaldırmadığına karar verilmesi durumunda, AİHM’in bu konuda Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruyu,  tüketilmesi gereken etkili bir yol olarak kabul etmemesi gündeme gelebilir ki, bu durum bireysel başvurudan beklenen faydanın elde edilmesine engel olabilecek önemli bir faktördür.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a></p>
<p><a name="_Toc345542799"></a><strong>9.ÖNERİLER</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin başvurular altında ezilmemesi ve yüksek mahkemeler arasında herhangi bir görev çatışmasının çıkmaması için kabul edilebilirlik şartlarına bazı şartların daha eklenmesi yerinde olacaktır. Bu şartlar aşağıdaki gibi özetlenebilir:</p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542800"></a><strong> Filtreleme yöntemi</strong></li>
</ol>
<p>Temel anayasal bir hakkın ihlaline ilişkin şikayetin, Anayasa Mahkemesi’ne getirilmeden önce genel mahkemelerde (ilk derece, istinaf veya temyiz mahkemeleri) ileri sürülmesi gerekiyor. Temyiz taleplerinin yüksek mahkemelerin yapısına uygun bir filtreleme sisteminden geçmesi ve bu şekilde başvuru sayısının azaltılması, örneğin bazı uyuşmazlıkların istinaf mahkemelerinde kesin olarak sonuçlandırılması etkin birer yol olarak kullanılabilir. Tabii bununla birlikte istinafta ya da temyiz aşamalarında ileri sürülebilen hususlarda anayasa şikayeti yoluna gidilememesi gerekmektedir. Aksi halde yukarıda da ifade ettiğim gibi Anayasa Mahkemesi’nin süper temyiz organı olma riski ortaya çıkacaktır. Örneğin Güney Kore ve Avusturya’da mahkeme kararlarına karşı bireysel başvuru yolu kapatılmıştır. Yasamızda AİHS ve Ek Protokollerde geçen haklara atıf yapılmakla kalınmıştır. Bu bir karışıklılığa sebep olacağından Anayasa’da bu hakların birer birer vatandaşın anlayabileceği şekilde açıklığa kavuşturulması ve hükme bağlanması daha etkin bir çözüm hali olarak düşünülmelidir.</p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542801"></a><strong> Caydırıcı bir nitelik olarak suiistimal tazminatının etkin şekilde uygulanabilirliği</strong></li>
</ol>
<p>Anayasa şikayetinin kötüye kullanımına ilişkin olarak da tazminat şeklinde bir yola gidilmesi ve bunun gereği gibi işletilmesi de caydırıcı bir yol olmakla birlikte, iş yükü bakımından da etki doğuracak faktörlerden birisidir. Federal Alman ve İspanyol sisteminde uzun yıllardır bu uygulama yürütülmüş ve başvuruyu suiistimal amacıyla yapan başvuruculara bu kötüye kullanmanın mahiyetine göre bir idari para cezası verilmiştir. Federal Alman Anayasa Mahkemesi’nde bu kötüye kullanım tazminatı 2600 Avro civarına kadar çıkabilmekte ve bu yöntem de etkili bir şekilde uygulanmaktadır. Örneğin, 2006 yılında toplam 31 başvuruda 17.490 Avro kötüye kullanma tazminatına hükmedilmiştir. Güney Kore’deki uygulamada ise bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığı düşünülen başvuruculara, Mahkeme içtüzüğünde belirlenmiş bir bedeli teminat olarak hazineye yatırma yükümlülüğünün getirilebileceği düzenlenmiştir. Ancak bu kurum bugüne kadar hiç işlememiştir.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a> Ülkemizde ise bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine, yargılama giderlerinin dışında, ayrıca ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedilecektir.</p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542802"></a><strong> Teknik bilgi ve donanıma sahip olma hususu</strong></li>
</ol>
<p>Yukarıda sayılanların dışında Anayasa Mahkemesi’nin ve diğer mahkemelerin gerekli teknik bilgi ve üst seviye bir donanıma sahip olması ayrıca bu konuda da özel bir çaba içerisine girmeleri gerekmektedir. Çünkü anayasa şikayeti kurumunun başarısı, yukarıda saydığımız etmenlerin yanı sıra hem anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesini ve hem de yüksek mahkemeler arası kuvvetli işbirliğine bağlı bir yargı düzenini gerektirir. Zaten daha önce de belirttiğim gibi Anayasamız da devlet organları arasındaki işbölümü ve işbirliğini zorunlu kılmaktadır.</p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542803"></a><strong> İspanyol Anayasa Mahkemesi’nin kabul koşuluna dair ek düzenlemesi</strong></li>
</ol>
<p>Verimli bir şekilde karar vermek ve başvurucuları her açıdan tatmin edici bir süratla talepleri sonuçlandırma konusuna gelince İspanyol Anayasa Mahkemesi’ne değinmek istiyorum. Burada mahkemelerin daha süratli bir biçimde karar almalarını sağlamak için, 2007 tarihli bir düzenlemeyle başvurunun Anayasa Mahkemesi tarafından kabuledilebilirlik koşulları arasına, yapılacak olan başvurunun veya talebin <em>“özel anayasal önem</em>” (especial <em>trascendencia constitucional)</em> taşıması gerektiği şartı eklenmiştir. Ülkemizde ise 6216 sayılı yasanın 48/2. maddesi, başvurucunun önemli bir zarara uğraması gibi koşulların arasına “Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşıma” koşulunun da eklenmesi Anayasa Mahkemesi’nin takdir alanını genişletmektedir.</p>
<ol>
<li><a name="_Toc345542804"></a><strong> Heck Formülü’nün uygulanabilirliği</strong></li>
</ol>
<p>Temel hak ihlallerinin mümkün olduğunca bireysel başvuru konusu edilmeden çözüme bağlanması, hem ülkemizde yeni başlatılmış olan bu kurumun niteliğini ve istisnai olma fonksiyonunu güçlendirecek ve hem de olağan mahkemeler ile Anayasa Mahkemesi arasındaki yetki çatışmasını önleyecektir. Aksi halde yukarıda da değindiğim gibi süper temyiz mercii olma riski ortaya çıkacaktır. Çözüme bağlanma konusunda da örneğin AİHM veya Federal Anayasa Mahkemesi nezdinde neticelendirilmiş önem arz eden ve yön verici içtihatlar anlaşılır bir şekilde derlenmeli ve gelen talepler doğrultusunda telakki edilmelidir.</p>
<p>Alman Anayasa Mahkemesi’nin kullandığı Heck formülü Türkiye’nin sistemine uyarlanabilir nitelikte olduğundan değinmekte fayda olduğu görüşündeyim. Bu formüle göre:</p>
<p>“<em>Anayasa Mahkemesi’nin bir mahkemece verilmiş yanlış bir kararı, salt taraflardan birinin temel hakkına dokunma olasılığı taşıdığı için bir temyiz mercii gibi sınırsız hukuki denetimden geçirmesi, anayasa şikayetinin anlamına ve Anayasa Mahkemesi’nin bu alandaki özel görevine uygun düşmez. Yöntemin belirlenmesi, maddi olgunun tespit ve değerlendirilmesi, sade yasaların yorumu ve bireysel olaya uygulanması, bunun için görevli</em> <em>ve yetkili kılınmış olan mahkemelerin işi olup, bu alanda Anayasa Mahkemesi’nin denetim yapması söz konusu değildir. Anayasa Mahkemesi sadece spesifik (özgül) anayasa hukukunun Mahkemelerce ihlal edilmesi halinde anayasa şikayeti üzerine müdahaleye hak kazanır.</em> …”</p>
<p>Alman Anayasa Mahkemesi bir başka kararında da bu formülü şöyle özetlemektedir: “ <em>Anayasa Mahkemesi, ancak uzman mahkemece yapılan yorumun temel hakların çizdiği çerçeveyi aşması halinde düzeltici müdahalede bulunabilir</em>”.</p>
<p><a name="_Toc345542805"></a><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>2010 yılı Anayasa değişikliği ile açılmış olan bireysel başvuru kurumunun başlatılmasındaki en önemli gerekçe, AİHM’e Türkiye’den yapılan başvuru sayısının yoğunluğu sebebidir. Ancak bu kurumun başlatılmasındaki gerekçenin kaygı merkezli bir yaklaşım olması, birtakım riskleri de içerisinde barındırmaktadır. En önemli risk de Anayasa Mahkemesi’nin temel hak ve özgürlüklerin ihlali iddiası bağlamında almış olduğu kararlarda yeterince başarılı olamaması neticesinde, tıpkı Azerbaycan örneğindeki gibi Türkiye hakkında da bireysel başvuru yolunun etkin bir iç hukuk yolu olmadığına dair AİHM’in nazarında oluşacak kanaattir. Bu da, Anayasa Mahkemesi’ne başvurma zorunluluğu olmadan AİHM’e temel hak ve özgürlükler bağlamında direkt başvuru yolu tekrar açılacak demektir. Böylece AİHM bireysel başvuru yolunu hiç tanımamış olacaktır ki bu, bir ülke için oldukça kötü bir izlenim ve kanaattir. Yukarıda öneriler başlığı altında da kısaca sözünü ettiğim gibi, filtreleme yönteminin işletilmesi, suiistimal tazminatının bir caydırıcı metot olarak adalete uygun şekilde uygulanabilmesi, teknik bilgi ve donanıma yargı mercilerimizde önem verilmesi ve de  Heck formülü şeklinde karşılaştırmalı hukuk içerisindeki alternatif metotların araştırılması ve uygulanabilirliği ülkemizde başlatılmış olan anayasa şikayeti kurumunun başarıya ulaşabilmesi için çok önemlidir. Bu öneri ve risklerden bağımsız olarak da ülkemizde dava sürelerinin uzun olmasının, getirilmiş olan anayasa şikayeti kurumunda da kendisini göstermemesi elzemdir. Çünkü Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak olan bireysel başvurularda uzun dava süreleri yine kendisini gösterirse Türkiye, AİHM önündeki ihlal kararlarına maruz kalmaya devam edecektir.</p>
<p><strong>Av. İdil Su Aydın</strong> sitesini de ziyaret ediniz: <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">https://idilsuaydin.av.tr/</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><em><strong>[1]</strong></em></a><em> Prof. Dr. Fazıl Sağlam, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru, Anayasa Şikayeti/Anlamı, Kapsamı ve Olası Sorunlar, (Ankara: TBB Yayınları, Nisan 2011) 28.</em></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><em><strong>[2]</strong></em></a><em> Bahadır Kılınç, “Karşılaştırmalı Anayasa Yargısında Bireysel Başvuru (Anayasa Şikayeti) Kurumu ve Türkiye Açısından Uygulanabilirliği,” &lt; <a href="http://www.anayasa.gov.tr/files/pdf/anayasa_yargisi/bahadir_kilinc.pdf">http://www.anayasa.gov.tr/files/pdf/anayasa_yargisi/bahadir_kilinc.pdf</a>&gt; 25, 8 Ocak 2013.</em></p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><em><strong>[3]</strong></em></a><em> Kılınç, 25.</em></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><em><strong>[4]</strong></em></a><em> Kılınç,18.</em></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em> Peter Paczolay, “Venedik Komisyonu Raporu,” Anayasa Yargısı Dergisi, 21. (2004): 9 pp., 8 Ocak 2013</em></p>
<p><em>&lt; <a href="http://www.anayasa.gov.tr/files/pdf/anayasa_yargisi/anyarg21/venedikraporu.pdf">http://www.anayasa.gov.tr/files/pdf/anayasa_yargisi/anyarg21/venedikraporu.pdf</a> &gt;</em></p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><em><strong>[6]</strong></em></a><em> Konrad Zweigert, “Die Verfassungsbeschwerde” Juristenzeitung, 1952/11, s.321.</em></p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"><em><strong>[7]</strong></em></a><em> Ernst Benda – Eckart Klein, Verfassungsprozessrecht, Heidelberg 2001, s.166.</em></p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"><em><strong>[8]</strong></em></a><em> Christopf Gusy, “Verfassungsbeschwerde,” Festschrift 50 Jahre Bundesverfassungsgericht (Hrg. Peter   Badura – Horst Dreier) Band I, Mohr Siebeck 2001, s. 564 vd..</em></p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9"><em><strong>[9]</strong></em></a><em> Sağlam, 21.</em></p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10"><em><strong>[10]</strong></em></a><em> Kılınç, 7.</em></p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11"><em><strong>[11]</strong></em></a><em> Kılınç, 8.</em></p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12"><em><strong>[12]</strong></em></a><em> Kılınç, 8.</em></p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13"><em><strong>[13]</strong></em></a><em> Kılınç, 7.</em></p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14"><em><strong>[14]</strong></em></a><em> 2011-2012 yılı Hakim Savcı Adayları Ders Notları “Bireysel Başvuru,” Bahadır Kılınç, Mustafa Çağatay, Hakan Atasoy, s. 22, Türkiye Adalet Akademisi, 8 Ocak 2013, </em></p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15"><em><strong>[15]</strong></em></a> <em>Federal Alman Anayasa Mahkemesi Kararları için bkz. BVerGE 18, 85; BVerGE 80, 81; BVerGE 62, 338. Bu tanıma Heck formülü dendiğine ve Federal Alman Anayasa Mahkemesi’nin 1. Dairesinin bu formülü kullanmaktan vazgeçtiği, 2. Dairenin ise yakın zamana kullandığı bilgisi için bkz. SCHLAICH – KORIOTH: a.g.e., s.157-158. Özellikle 360. ve 364. dipnotlar</em><em>.</em></p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16"><em><strong>[16]</strong></em></a><em> Ece Göztepe, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru, Anayasa Şikayeti/Anlamı, Kapsamı ve Olası Sorunlar, (Ankara: TBB Yayınları, Nisan 2011) 42, 43.</em></p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17"><em><strong>[17]</strong></em></a><em> Kılınç, 24.</em></p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18"><em><strong>[18]</strong></em></a><em> Kılınç, 25.</em></p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19"><em><strong>[19]</strong></em></a><em> Selin Esen, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru, Anayasa Şikayeti/Anlamı, Kapsamı ve Olası Sorunlar, (Ankara: TBB Yayınları, Nisan 2011) 55, 56.</em></p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20"><em><strong>[20]</strong></em></a><em> Kılınç, 31.</em></p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21"><em><strong>[21]</strong></em></a><em> Sağlam, 23.</em></p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22"><em><strong>[22]</strong></em></a><em> Göztepe, 35.</em></p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23"><em><strong>[23]</strong></em></a><em> Göztepe, 36.</em></p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24"><em><strong>[24]</strong></em></a><em> Ders Notları, 28.</em></p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25"><em><strong>[25]</strong></em></a><em> Kılınç, 35.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anayasa-sikayeti-kurumuna-dair-bir-inceleme/">“Anayasa Şikâyeti Kurumu”na Dair Bir İnceleme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anayasa-sikayeti-kurumuna-dair-bir-inceleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">675</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Tarih Nedir?” Sorusunun Yanıtı ve “Tarihsel Materyalizm”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 30 Aug 2015 17:42:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[alaeddin şenel]]></category>
		<category><![CDATA[carr]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[e.h. carr]]></category>
		<category><![CDATA[edward hallet carr]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Hallett Carr]]></category>
		<category><![CDATA[engels]]></category>
		<category><![CDATA[füsun altıok]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[komünizm]]></category>
		<category><![CDATA[maddecilik]]></category>
		<category><![CDATA[materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[maurice cornforth]]></category>
		<category><![CDATA[nejat muallimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel materyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=585</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tarih hakkında yazarken belki de yanıtlanacak ilk soru “Tarih nedir?” sorusudur. Edward Hallett Carr, bu soruya “Tarih Nedir” adlı kitabının girişinde “ ‘Tarih nedir?’ sorusunu cevaplamayı denediğimizde, cevabımız bilerek ya da bilmeyerek, zaman içindeki kendi tutumumuzu yansıtır ve daha geniş bir soruya, içinde yaşadığımız toplum hakkında ne düşündüğümüz sorusuna vereceğimiz karşılığın bir parçasını oluşturur.”[1] şeklinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/">“Tarih Nedir?” Sorusunun Yanıtı ve “Tarihsel Materyalizm”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih hakkında yazarken belki de yanıtlanacak ilk soru “Tarih nedir?” sorusudur. Edward Hallett Carr, bu soruya “Tarih Nedir” adlı kitabının girişinde <em>“ ‘Tarih nedir?’ sorusunu cevaplamayı denediğimizde, cevabımız bilerek ya da bilmeyerek, zaman içindeki kendi tutumumuzu yansıtır ve daha geniş bir soruya, içinde yaşadığımız toplum hakkında ne düşündüğümüz sorusuna vereceğimiz karşılığın bir parçasını oluşturur.”</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> şeklinde yanıt verir. Buradan da anlaşılacağı üzere tarihi içinde bulunduğu koşullardan ve tarihi yazan üst akıldan bağımsız ele alamayız. Carr, aynı kitabında <em>“Tarihçi ile olgular arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci, bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalog.”</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> olarak “tarih nedir?” sorusuna cevap verir. İçinde yaşadığımız toplumun geleceğini inşa ederken sosyal bilimlerin bir dalı olan “tarih”i bilimsel olarak ele almamız kaçınılmazdır.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/tarih-nedir.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-586 size-full alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/tarih-nedir.jpg?resize=270%2C415" alt="tarih-nedir" width="270" height="415" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/tarih-nedir.jpg?w=270&amp;ssl=1 270w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/tarih-nedir.jpg?resize=195%2C300&amp;ssl=1 195w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" /></a>Tarih bilimine girerken yine ilk açıklanması gereken kavramlardan biri de “tarihsel materyalizm” kavramıdır. Maurice Cornforth, “Tarihsel Materyalizm” adlı kitabında bu kavramın tanımını en kaba haliyle şu şekilde verir: <em>“Materyalizm, maddi dünyada olan – biteni, maddi dünyanın kendisine dayanarak açıklamaktır.”</em><a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Bu bağlamda materyalist tarih anlayışı, toplumsal değişimin devindirici güçlerine ve yasalarına ilişkin ve Marks’ın buluşları temelinde gelişmiş olan genel teoridir diyebiliriz. Bu anlayışa, materyalist dünya görüşünü toplumsal sorunların çözümüne uygulayarak varılmıştır. Marks bu uygulamayı yaptığı için, materyalizm o andan itibaren artık yalnızca dünyayı yorumlamayı amaçlayan bir teori olmaktan çıkıp, dünyayı değiştirme ve insanın insan tarafından sömürüsünün olmadığı bir toplum inşa etme pratiği için bir rehber haline gelmiştir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Karl Marks’ın oluşturduğu tarih teorisini Nejat Muallimoğlu’nun editörlüğünde derlenen “Bütün Yönleri ile Komünizm” kitabında şu şekilde ifade edilir: <em>“Marks tarih teorisini sadece spekülatif bir faraziye, kahince bir ifşaat veya ihtilalcilerin ellerinde sadece oportünist bir silah olarak kullanılması için ortaya atmadı. Marks’ın indinde bu teori, tarihi gerçeklerin araştırılması neticesinde ortaya çıkan kanunların tatbiki ve ilmi olarak genelleştirilmesidir.”</em><a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Burada söylenmek istenen, insanın tarihi değiştirdiği ancak bu değişim sırasında kendisinin de değiştiğidir. Kısaca bütün tarih, insan doğasının devamlı bir değişiminden başka bir şey değildir. Marks’a göre tarihin teorize edilmesi aynı zamanda edinilen teoriden hareketle bizzat yaşanılan tarihin kavranılabileceğidir. Marks’ın tarih bilimine verdiği önemin sebebi geçmişin bilimsel incelenmesiyle yaşanılan tarihsel kesitin kavranılması ve geleceğin inşasıdır. Süreklilik arz eden bu ilişki Marks tarafından kapsamlı bir şekilde ortaya konur.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/karl-marks.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-588 size-full alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/karl-marks.jpg?resize=207%2C243" alt="karl-marks" width="207" height="243" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>“Tarih” bilimini ele alırken çokça kullanacağımız materyalizmin ne olduğunu da bilmek gerekir ve tabi ki de materyalizmi “diyalektik materyalizm” olarak ele almalıyız. Diyalektik materyalizm kısaca şöyle özetlenebilir:</p>
<p><em>“Evrenin temel ilkesi, devinim halindeki maddedir. Bu madde, çelişmelerden geçerek, niceliksel ve niteliksel değişimlere, dönüşümlere uğrayarak tüm varlıkları oluşturmuştur.  Varlık sürekli bir değişim ve dönüşüm halindedir. Değişmelerin temelinde karşıtlıklar vardır. Her şey, kendi karşıtını içinde taşır. Kendini yadsıyarak karşıtına, karşıtını yadsıyarak yeni bir aşamaya ulaşır. Böylece varlığın değişimleri, gelişme ve yeni bir varlığa dönüşme biçiminde, yaratıcı değişimlerdir. Bu bir evrim niteliği değil, devrim niteliği taşır.”</em><a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel.jpg"><img class="td-modal-image alignleft wp-image-589 size-thumbnail" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="hegel" width="150" height="150" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel.jpg?zoom=2&amp;resize=150%2C150&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel.jpg?zoom=3&amp;resize=150%2C150&amp;ssl=1 450w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a>Marksizm yalnızca tarihsel materyalizm değildir. Marks, Hegel’in “diyalektik” anlayışını geliştirir ve diyalektiği maddeci bir biçimde ele alır. Marks, sayısız örneklerle, bir toplumun değişim yasalarının ne olduğunu açıklığa kavuşturur, her büyük politik rejimin, çelişkilerin gelişi ve çözüm mekanizmasıyla doğup geliştiğini ve son bulduğunu gösterir.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/siyasal-dusunceler-tarihi.jpg"><img class=" td-modal-image alignright wp-image-587 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/siyasal-dusunceler-tarihi.jpg?resize=300%2C434" alt="siyasal-dusunceler-tarihi" width="300" height="434" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/siyasal-dusunceler-tarihi.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/siyasal-dusunceler-tarihi.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a>Alaeddin Şenel, “Siyasal Düşünceler Tarihi” adlı kitabında insanlığın tarihini “Düşünce Tarihi” terimiyle ele alır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Bunun nedeni asıl gelişmenin canlının beyninde, yani düşüncesinde olmasıdır. Canlıların arasında insan türünü diğer türlerden ayıran doğa karşısında zorluklarla mücadelesi ve en nihayetinde diğer canlı türlerinden sıyrılıp düşüncesini geliştirdikten sonra kendi türü içinde siyasal düşünce düzleminde verdiği mücadeledir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Edward Hallett Carr, Tarih Nedir?, İletişim Yayınları, 9. b. İstanbul, 2006, s. 10 – 11.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Carr, 35.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Maurice Cornforth, Tarihsel Materyalizm, Sarmal Yayınevi, İstanbul, s. 20.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Cornforth, 19.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Nejat Muallimoğlu (Editör), Bütün Yönleri ile Komünizm, Muallimoğlu Yayınları, 1. b. İstanbul, 1976, s. 43.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Füsun Altıok, Niçin Diyalektik, Aydın Yayınevi, İzmir, 1980, s. 8.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Alaeddin Şenel, Siyasal Düşünceler Tarihi, Bilim ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2011.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/">“Tarih Nedir?” Sorusunun Yanıtı ve “Tarihsel Materyalizm”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">585</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eğitimin Felsefi Temelleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 29 Aug 2015 19:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Brameld]]></category>
		<category><![CDATA[daimicilik]]></category>
		<category><![CDATA[dawey]]></category>
		<category><![CDATA[değerler felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim ve felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimin felsefi temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[essensializm]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[idealizm]]></category>
		<category><![CDATA[ilerlemecilik]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[natüralizm]]></category>
		<category><![CDATA[özcülük]]></category>
		<category><![CDATA[perennializm]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[pragmatizm]]></category>
		<category><![CDATA[progressivizm]]></category>
		<category><![CDATA[realizm]]></category>
		<category><![CDATA[sartre]]></category>
		<category><![CDATA[varlık felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden yapılanmacılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=567</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğitim kavramını, insanı belli amaçlara uygun olarak yetiştirme süreci olarak tanımlayabiliriz. İnsanı kültürel hayata hazırlayan bu süreç amaçlı ve planlı olarak yapılandırılır. Her amaç ve planda bir “kasıt” vardır. Özellikle devletin ve toplumun geleceği için insana yönelik yatırımlar söz konusu olunca belli bir amaç, belli bir içerik önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda, eğitim bedensel ve zihinsel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/">Eğitimin Felsefi Temelleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim kavramını, insanı belli amaçlara uygun olarak yetiştirme süreci olarak tanımlayabiliriz. İnsanı kültürel hayata hazırlayan bu süreç amaçlı ve planlı olarak yapılandırılır. Her amaç ve planda bir “kasıt” vardır. Özellikle devletin ve toplumun geleceği için insana yönelik yatırımlar söz konusu olunca belli bir amaç, belli bir içerik önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda, eğitim bedensel ve zihinsel olarak hedeflenen davranışları kazandırmak ele alınabilir. Bundan dolayıdır ki eğitim, insanı, bir “kasıt” doğrultusunda kültürleme ve şekillendirme sürecidir diyebiliriz.</p>
<p>“Felsefe” kavramı ile, bireyin ya da toplumun kendine özgü görüşleri, idealleri, yaşama ait düşünceleri veya iyi, güzel, gerçek ile ilgili konulardaki varsayımları kastedilmektedir. Her bireyin bu anlamda kendine özgü bir yaşam felsefesi olduğu gibi bu durum toplumlar ve devletler için de geçerlidir. Bundan dolayı bireyler ve toplumlar geleceklerini, amaçlarını ve bunun gerçekleştiği yaşam sürecini kendi “felsefi” tutumları doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışırlar. Sorunlarını bu tutumla çözmeye, amaçlarına bu duruşla ulaşmaya çalışırlar.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-569 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg?resize=350%2C200" alt="egitimin-felsefi-ilkeleri" width="350" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg?resize=300%2C171&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a>Felsefe Nedir?</strong></p>
<p>Felsefe (philosophy) terimi, Yunanca iki ayrı sözcüğün, <em>philo</em> ve <em>sophia</em> sözcüklerin birleşmesinden oluşmuştur. Philo / phillia; sevgi, seven, sophia; bilgi, bilgelik, hikmet anlamındadır. Kelime anlamıyla felsefe, “bilgelik arayışı”, “bilgeliği sevmek”tir. Filozof terimi de aynı kökten gelmektedir; “bilgelik arayışında olan”, “bilgeliği seven” anlamındadır. Ancak bugün, kelime kökünden farklı olarak, felsefe terimi “bilgelik”, “hikmet”; filozof terimi de, “bilge”, “hikmet sahibi”, anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Sözcük anlamı dışında “felsefe nedir?” sorusuna gelince, birbirinden farklı felsefe tanımlarına rastlamak olasıdır. Bunlar; “hakikat arayışıdır” ya da “yaşamın anlamını, amacını anlamaktır” v.b. gibi tanımlara sığdırılamaz. Felsefenin anlamı ilgi alanıyla anlam kazanır. Evrenin yapı ve düzeni, yaşamın anlamı ve amacı, bilginin kaynağı ve değeri, iyi, güzel ve doğrunun ne olduğu, nitelikleri, kısaca, bilgi, varlık ve değer alanına ilişkin soru ve sorunlar insanoğlunun sürekli olarak yanıtlamaya çalıştığı sorunlardır. Bu sorular özellikle de filozofların ilgi duyduğu alanlardır.</p>
<p>Bilim ile felsefe iç içedir çünkü, gerçek ve duyularla algılanabilen bir dünyada yaşayan, ayağı ile yere basan filozof ve bilim adamı, fiziksel dünyayı , ilişkileri, bunların neden ve sonuçlarını görmezlikten gelmezken, duyusal olan şeylerin ötesiyle, gerçekliğin özünü anlamaya çalışıp, “genellemelerin en yükseğime”, “ilk nedenlere” ulaşmaya çalışmadan da kendilerini alamamışlardır. Diğer bir açıdan da buna bilimler felsefenin kutsal bir işbirliği diyebiliriz; yeni yetişen bireylere, bugüne kadar felsefe alanında üretilmiş çeşitli görüşlerle, bilim alanında elde edilmiş bilgi ve kuramları aktarmak da eğitimin “aydınlatma” görevi olmaktadır. Platon’un dediği gibi felsefe, “doğruya varmak ve var olanı bilmek için düşüncenin yöntemli bir çabasıdır.”</p>
<p><strong>Varlık Felsefesi</strong></p>
<p>Metafizik, varlığın, hakikatin, gerçekliğin ne olduğu üzerinde durur. Gerçek olan şeyin doğasını araştırır. “Yaşamın ve varlığın değişken yanları dışında, değişmeden kalan öz / gerçeklik nedir?” sorusunu sorar. Metafizik bütünsel olarak, hangi biçim altında olursa olsun, var olan her şeyi ele alır ve onun temel doğası üzerine sonuca ulaşmaya çalışır. Bu sorulara verilen cevaplar gerçekliğin algılanmasındaki realist ya da idealist düşünüş farkını ortaya koymaktadır. Gerçekliğin özünü idealist düşünce maddi olmayan tanımlamalarla açıklarken realist düşünce gerçekliği insandan ve düşünceden bağımsız bir varlık olarak algılar. Pragmatist düşünce ise gerçekliğe, içeriği deneyle belirlenmiş bir olgu olarak yaklaşır.</p>
<p>Felsefenin varlık konusundaki sorunsalının eğitim felsefesi ile ilgili sorularını şu şekilde özetleyebiliriz:</p>
<ul>
<li>Şeylerin bize görülme biçimleri ile oldukları biçim arasında fark var mıdır?</li>
</ul>
<ul>
<li>Meydana gelen her şey önceden belirlenmiş midir?</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir şeyi farklı iki zamanda aynı şey yapan nedir?</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir şahsı tüm hayatı boyunca aynı şahıs yapan nedir?</li>
</ul>
<p><strong>Bilgi Felsefesi</strong></p>
<p>Bilgi kuramı ya da bilginin bilgisi diyebiliriz. “Bilgi” olgusuyla “bilme” olayını inceleyen bir alandır. Felsefenin bilimi ve bilgiyi açıklaması, diğer bir deyimle bilgi ve bilimin felsefe açısından incelenmesidir.</p>
<p>Çeşitli bilimlerin ve bilgi türlerinin nesnel önemini belirlemek amacıyla konuyla ilgili ilkeleri, varsayımları, sonuçları, dayandıkları kaynakları, mantıksal temelleri, eleştirel incelemeye tabi tutmak bilgi kuramının işidir. Bu eleştirel inceleme hem bilginin özünü, ilkelerini, yapısını, kökenini, hem de bilginin yöntemini, geçerliğini, koşullarını, olanak sınırlarını araştırır. Bütün bunlar eğitim için yol göstericidir.</p>
<p><strong>Değerler Felsefesi</strong></p>
<p><strong>            </strong>“Değer”, kuramı ile ilgili olan Aksiyoloji, “iyi nedir?, doğru eylem hangisidir?”, sorularına cevap bulmaya çalışır. Aksiyolojinin alt bilimi etik ve estetiktir. Etik (ahlak), moral değerler ve eylemlere felsefi bir bakışı temel alır. Estetik de sanat ve güzellik alanları üzerine düşünmektir. Haz, hoşlanma, güzel vb. kavramların ya da algıların temellerini irdeler. Eğitim ve eğitimcinin genel amaçları içinde yer alan amaçlardan birinin, bireyin değer yargılarında ve beğeni düzeylerinde belli bir seviyeye ulaşmak olması eğitimin felsefi temeli olmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p><strong>Mantık</strong></p>
<p><strong>            </strong>Mantık, doğru ve geçerli düşünme kurallarının ne olduğunu içerir. Düşünme ve fikir oluşturma sürecinde, ileri sürdüğümüz argümanlarımız önermelerimizi doru temellendirmemizi, fikirlerimizi tutarlı olarak oluşturmamızı sağlayan geçerli, uygun çıkarsama kuralları sunar. Tümdengelimci (dedüktif) mantık, genel ilkeler ve yasalardan hareketle özel olaylar ve durumlar üzerine akıl yürütmeye dayanır. Tümevarımcı (indüktif) mantık ise özel durumlar ve olaylardan hareketle genel yasalara ulaşan bir akıl yürütmeyi temel alır.</p>
<p><strong>Felsefe- Eğitim İlişkisi</strong></p>
<p><strong>            </strong>Yaygın biçimde kullandığımız “en önemli sorun, eğitim sorunudur” derken aslında kastettiğimiz “en önemli sorun felsefe sorunudur”. Çünkü eğitimi sadece uygulanan eğitim politikaları ve eğitim programları olarak ele almak büyük yanılgıdır.</p>
<p>Eğitim sürecinde, öğretimin nasıl olması gerektiğini belirlemek kadar, “kime”, “niçin”, “hangi amaca yönelik” olarak “ne öğretileceği” konusundaki değer yargıları eğitimin özünü ve temel sorununu oluşturmaktadır ya da oluşturmalıdır.</p>
<p>Felsefeyle eğitim arasındaki ilişkiyi;</p>
<ul>
<li>Eğitim çalışmalarını ve araştırmaları yönlendirme,</li>
</ul>
<ul>
<li>İnsanların hangi amaçlar için nasıl yetiştirileceği konusunda yol gösterme,</li>
</ul>
<ul>
<li>Eğitim ile diğer toplumsal olgular arasındaki ilişkiye anlam vermeye çalışma,</li>
</ul>
<ul>
<li>Eğitim politikalarının ve programlarının belirlenmesi</li>
</ul>
<p>olarak özetleyebiliriz.</p>
<p><strong>Felsefi Akımlar</strong></p>
<p>Felsefe ile eğitimin arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine incelemeden ve eğitimde felsefi ekolleri ele almadan önce bu temel felsefi yaklaşımlara kaynaklık eden temel felsefi akımlarını kısaca özetleyelim.</p>
<p><strong>İdealizm</strong></p>
<p>Felsefedeki idealizm terimi günlük dildeki kullanımdan oldukça farlı bir anlama sahiptir. İdealizm, felsefede “idea” kelimesinin anlamıyla belirlenmiştir. İdealizm, gerçekliğin özdeksel nesneler ve güçlerden çok, fikirlerden idealardan ya da ben’lerden meydana geldiğini iddia etmektedir. İdealizm akımı temelde gerçeklik üzerine düşüncelerin üretildiği bir akımdır. İdealist felsefeye göre gerçeklik aslında ruhsal ve düşünseldir. Var olan gerçeklik evrensel ruhun bir yansıması, bir parçasıdır. İdealizmin temelleri Platon’a kadar uzanır. İdealizmin en temel ayrımları öznel idealizm, nesnel idealizm ve kişisel idealizm ayrımlarıdır. 18. ve 19. yüzyılda J. G. Fichte ve G. W. Friedrich Hegel gibi filozoflar, idealist felsefeyi biçimlendirmişlerdir. Descartes, Leibniz, Berkeley, ve I. Kant da bu akımın en önemli düşünürleri olarak sayılabilir. İdealizmin varsayımları özetle şöyledir:</p>
<ul>
<li>İnsanların gördüğü ve hissettiği doğa dünyası, bir görünüşler dünyasıdır.</li>
<li>Bir şeyin var olduğunu söylemek, o şeyin kendilerince ya da başkalarınca algılandığını söylemektir.</li>
<li>Evrende aşağıdan, ilkelden, yukarıya, karmaşığa doğru bir evrim ve gelişimi amaçlayan düzenli bir süreç vardır.</li>
</ul>
<p>Bu akıma göre gerçekliğin temeli zihinsel ve tinsel / ruhsaldır. Esas gerçeklik yalnız düşündedir ve evren genelleşmiş zihinsel bir algıdır. Var olan, bireyin zihinsel ve ruhsal olarak var olduğu kadar, zihinsel olarak algılayabildiğidir.</p>
<p>İdealizm, felsefi bir akım olduğu kadar en eski eğitim kuramıdır da. Şu halde idealizm duyular dünyasının karşısında hiçbir koşula bağlı olmayan kendinde / özsel, mutlak olanı anlamaya çalışmaktadır ve bu boyutlarda kuramlar ve görüşler geliştirir. İdealizmin eğitimdeki temel anlayışı insanı olduğu gibi değil olması gerektiği gibi eğitmektir. İdealist eğitim, bireyi, iyi, doğru ve güzel olana yöneltmek ister. Öğrenme – öğretme sürecinde öğrencilerin, doğuştan getirdikleri yeteneklerin farkına varmalarını amaçlar. Temeli zihinsel ve düşünsel olan gerçekliğin, aynı zamanda kültürel birikimle aynı şey olmasından dolayı, okul bu değerleri topluma aktaran bir kurum olmak durumundadır. Bu nedenle, eğitimde materyalist değerlere, uzmanlaşmaya ve yararcılığa dönük tüm amaçlara karşı çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Realizm</strong></p>
<p>Realizm ise idealizmin tersine bireyin yaşadığı evreni ve varlığı, reel gerçekliğin algısı ve somut yaşantısı olarak açıklar. Aslında var olan şey bizim zihnimiz yokken yani biz yokken de vardır. Realizme göre varlık, nesneler, kendi başına varlıktırlar. Var olmaları için bizim onları algılamamız gerekmez. Ben’den ayrı olarak nesnel gerçeklik vardır ve evren bir illüzyon değil gerçekten ve somut olarak var olan bir şeydir. Bu akımın öncüsü ise Aristoteles’tir.</p>
<p>Realizmin eğitime dair düşüncelerinde idealizmden farklı olarak, akıldan bağımsız olarak dış dünyanın varlığı varsayımından hareketle gerçeklik, yargılarımızın tecrübe olgularıyla ya da dünya ile uyuşmasıdır. Akıl kendi dünyasını oluşturma yerine var olan gerçeklikten yararlanmalıdır. Bilginin bu öğelerini öğrenmek, öğrencinin sorumluluğudur.</p>
<p>Klasik realistlere göre insan, akıl varlığı olduğu için, okul, aklın gelişimine öncelik vermelidir. Doğacı realistlere göre ise doğal bilimler insana en güvenilir bilgiyi sağlamaktadır. Bu nedenle “bilim” okul programında en önemli yeri almak durumundadır. Eğitimin amacı ise öncelikle her bireyi kendine özgü, farklı bir kişi yapmak değil, fakat fiziksel ve kültürel çevreyle bedenen ve zihnen uyumlu bir şekilde hoşgörülü bir kişi olmasını sağlamaktır.</p>
<p><strong>Natüralizm</strong></p>
<p>Natüralizm, doğanın tüm gerçeklik olduğu düşüncesinden hareket eder. Doğanın kendisi insanları, insan doğasını ve tüm varlıkları içeren, bunları açıklayan bütünsel bir sistemdir.</p>
<p>Natüralizm eğitimle ilgili olarak şu düşünceleri temele alır:</p>
<ul>
<li>Eğitim hedefleri belirlenirken evrensel düzenin bir parçası olan doğa ve insan doğası dikkate alınmalıdır.</li>
<li>Doğayı anlamanın yolu duyumlardan geçer, duyum ise gerçekliğe ilişkin bilgimizin temelidir.</li>
<li>Doğadaki süreçler yavaş ve aşamalı olduğu için eğitimsel süreç de yavaş ve aşamalı olarak ilerlemelidir.</li>
<li>Çocukların öğretimi, kitaplarda ve derslerde yer alan bilgilerin kelimesi kelimesine öğretmek, telkin etmek değil, direkt çevreyle kuracakları duyusal etkileşime dayandırılmalıdır.</li>
<li>Çocukluk, insanın geliştiği önemli bir evredir. Öğretim ve programda çocuğun dürtü ve duyuları dikkate alınmalıdır.</li>
<li>Okul, çocuğun çevresinden ayrı düşünülmemeli tersine öğretim çocuğun çevresini de içermelidir.</li>
</ul>
<p>Natüralistlere göre eğitimin temel amacı, toplumun yapaylığına karşın, kendi kendine gelişen, özgür bir insan doğası yaratmaktır.</p>
<p><strong>Pragmatizm</strong></p>
<p>Pragmatizm, C. S. Peirce’ın geliştirdiği ve daha sonraları William James ve John Dawey’nin çabalarıyla yaygınlaştırılan bir Amerikan felsefesidir. Pierce, “şüphe” ve “inanç” sözcüklerini ne kadar önemli ya da önemsiz olursa olsun, bir problemin hareket noktasıyla ilişkilendirmektedir. İnanç, zihinsel eylemin yalnızca bir hareket alanıdır. Bilgiye giden yegane yolun bilimsel yöntem olduğu ve felsefenin bilimleri taklit etmesi gerektiği Peirce’ın argümanıdır. Tüm bilgi deneye dayandırılmak zorundadır ve doğrulanabilir bilgi, gözlem ve deneysel tecrübe ile kazanılabilir.</p>
<p>William James ise pragmatizm, kategorilerden, ilkelerden ve varsayılan zorunluluklardan uzaklaşma; bunların yerine sonuçlara, olgulara, ürünlere ve son şeylere bakmak olarak gösterilir. Fikirlerin, yaşantımızın diğer yanlarıyla tatmin edici ilişkiler kurmamıza yardımcı oldukları ölçüde doğru olduğu görüşünü benimsemektedir.</p>
<p>Dawey’e göre eğitim, bilim yöntemi yoluyla sistematik olarak araştırma yapmaya yönelik öğrenme sürecidir. Çünkü varoluşsal durumlar sürekli değişmekte ve insanın nihai cevaplara ulaşması mümkün görülmemektedir.</p>
<p>Pragmatizm eğitimi bir “gelişme” süreci olarak görür. Nesnel bir hakikat tanınmayan pragmatizmde esas olan “sonuç”tur. “Ne ki yararlıdır o vardır. Ne ki vardır o yararlıdır” pragmatizmin temel tezidir. Pragmatizmin eğitim anlayışında “içgüdüler” ön plandadır. Öğretmen ve ders kitapları eksenli eğitim anlayışının tersine, “öğrenme” olayının içsel bir süreç olduğu ve bunun temelinde çocuğun içgüdülerinin bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu süreçte eğitimin amacı ve öğretmenin görevi çocuğun yeteneklerini etkilemek ve gelişme yollarını açmaktır.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-571 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg?resize=274%2C274" alt="j-p-sartre" width="274" height="274" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg?w=274&amp;ssl=1 274w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 274px) 100vw, 274px" data-recalc-dims="1" /></a>Varoluşçuluk</strong></p>
<p>Varoluşçu düşünceler 19. ve 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden F. Nietzsche, M. Heidegger, G. Marcel, J. P. Sartre gibi filozofların görüşleri çerçevesinde geliştirilmiştir. Kelime anlamı olarak, varlığın özünü ifade eden “existence” (varoluş) kavramı, varlığın, varoluş ilkliğini ve önceliğini ortaya koymak isteyen bir felsefi akımdır. J. P. Sartre’ın deyimiyle “varoluş”un, “öz”den önce geldiğini savunan akımdır. Bu var oluş sadece insana özgü olan bir varoluştur.</p>
<p>Varoluşçu felsefeye göre insan önceden tanımlanamaz, belirlenemez. Hiçbir şey değildir. ne olacaksa sonradan bir şey olacaktır. O halde her şey olabilecektir. Kısaca, var olma süreci, insanın bilinç ve yaşam sürecidir. Bu akımın temel ilkeleri gereği, insan, insan olma (eğitim) sürecinde özgür olmalıdır. Kendisini, kendisince desteklemek gerekir. İnsan sadece “olan” bir varlık değil, “oluşum” içinde bir varlık olarak görmek gerekir.</p>
<p>Varoluşçuluğun eğitimle insana vermek istediği nitelikler, her şeyin merkezini insan olarak görme ilkesinden kaynaklanır. Toplumun ya da insan topluluklarının karşısında bireyin biricikliği ve özgürlüğü ön planda gelir. Temel tezi ise “varlık özden önce gelir” felsefesinde gizlidir. Varoluşçuluğun bu çıkışı, modern çağın endüstri anlayışına ve teknolojik çağın insanı yutan doğasına ve kitle içinde ezen eğilimine karşı bir tepkidir.</p>
<p>Varoluşçuluk akımının eğitimsel çıkarımları ise şu şekilde özetlenebilir:</p>
<ul>
<li>Birey özgürdür fakat kendini gerçekleştirmeye mahkumdur.</li>
<li>Eğitimin amacı, insanları içinde bulundukları uyuşukluktan kurtulmaları için teşvik etmektir.</li>
<li>İnsanın eğitiminde kendi araştırmasının yerini alacak başka hiçbir şey yoktur. Hiçbir insan bu temel konularda başkasına yardım edemez.</li>
<li>Eğitimin amacı insandaki boşluğu dışarıdan doldurmak değil, onun kendini bulmasına, ortaya koymasına yardımcı olmaktır.</li>
<li>Eğitim kişiye kendi benini, kendi amaçlarını geliştirme, yaşam içinde yapacağı seçimlerin sorumluluğunu kabullenme alışkanlığı kazandırmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-568 size-full aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg?resize=579%2C187" alt="egitim-felsefesi-akimlari" width="579" height="187" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg?w=579&amp;ssl=1 579w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg?resize=300%2C97&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 579px) 100vw, 579px" data-recalc-dims="1" /></a>Eğitim Felsefesi Nedir?</strong></p>
<p>Eğitim felsefesi, eğitim sürecinin ve aynı zamanda eğitimin biliminin felsefesidir. Eğitim veya eğitilme sürecinin amaçları, biçimleri, yöntemleri veya sonuçları ile ilgili olan disipline eğitim felsefesi diyoruz. Eğitimin konusu, içeriğin ötesinde, genel anlamda insan olduğuna göre bunun felsefesi de haliyle insan sorununu ele almak olacaktır. İnsan, kendi oluşu içinde ele alınırken her varlık gibi, o da bir varlıktır ve bu niteliği ile zaten felsefenin konusu içerisinde yerini alır. Felsefenin diğer temel konuları olan bilgi ve değerler, insan tarafından kazanılırken insanın bunun için kullandığı araç “eğitim”dir.</p>
<p>Her eğitim girişiminin bir amacı vardır. Bu amacı gerçekleştirmeye yönelik katılım ise pedagojik bir süreçtir. Eğitim sürecinde hem eğitilene hem de eğiticiye ait bir amaçlar kütlesi bir “kasıt”lılık söz konusudur. Bunlar ortak gelecek isteği ile birbirine bağlıdır. Eğitim, salt birey için değil, insan ve toplum içindir. Bundan dolayı insanın ve toplumun varlığı, değerleri ve geleceğine ilişkin beklentileri ümitleri, hayalleri, dünya görüşü kısaca yaşamının düşünsel ve felsefi temelleri kaçınılmaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Eğitim Felsefesinde Başlıca Akımlar</strong></p>
<p>Eğitim ve felsefe arasındaki ilişki çerçevesinde incelediğimiz felsefi akımlar ve bu akımlardan hareketle oluşturulmuş bazı eğitim felsefesi akımları vardır.</p>
<p><strong>Özcülük (Essensializm)</strong></p>
<p>Essensialistlere göre olgusal dünyanın gerisinde kozmosun temeli olan sonsuz ruh bulunur; bu nedenle kaçınılmaz olarak tanrının varlığın sığınırlar. Essensialist ontolojinin, gerçeklik hakkındaki inançları, kusursuz bir düzel tarafından yöneltilen bir dünya kavramına dayanır.</p>
<p>Essensializm, geçmişte yararlı olan, sanatların ve temel yeteneklerin öğretimini ve geleceğe aktarılmasını savunan bir kuramdır. Temel eğitimin gereksinimleri olan okuma, yazma, matematik v.b. toplumsal davranışların öğretilmesinin, insanı en iyi varlık durumuna getireceğine inanılır. Başlı başına bir eğitim hareketi olarak başlamıştır.</p>
<p><em>            Bilgiye Essensialist Yaklaşım: </em>Mükemmel ve evrensel olan akıl, rasyonalitenin bir parçası olduğundan dolayı, insan zihni mutlak varlığı kavramaya açıktır. Bu da bilinçlilik durumudur. Eğer insan, kendi gerçeğinde evrenin bir mikrokosmosu ise, onun bilgisi, evreni yansıtan aklın derecesindedir.</p>
<p><em>            Essensialist Eğitim Programı: </em>Essensializmin müfredat düzeneğinde genellikle öğrenciye, gerçek, doğru ve değerlendirilebilir olan bir dünya gözüyle bakılmaktadır. Essensialistler için her yerde ve her zaman geçerli, belirli bir okul ve müfredat yoktur. Essensialist anlayış, sınırsız bir bilgi bütünlüğüne dayalı, zengin, dizinsel ve sistematik bir programda demokratik bir kültüre göre olan genel davranışları savunur. “Öğrenci yol gösterilmeye, disipline edilmeye, öğretilmeye muhtaçtır” görüşüyle de, sert, baskıcı ve disiplinci bit eğitim yapısına sahiptir.</p>
<p>Bu akımın eğitim sürecine yönelik genel görüşlerini şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<ul>
<li>Öğrenme güç bir iştir, disiplin gerektirir.</li>
<li>Bu disiplin daha çok dışsaldır.</li>
<li>Eğitimde girişim öğrenciden çok öğretmendedir.</li>
<li>Çocuk, yetişkinlerin denetim ve rehberliğinde gizil güçlerini geliştirecektir.</li>
<li>Eğitim sürecinin özü, yapısallaştırılmış içeriğin özümlenmesidir.</li>
<li>Tarih boyunca test edilmiş bilgiler çocuk yaşamından daha önemlidir.</li>
<li>Kültürü korumak ve devamlılığını sağlamak gerekir.</li>
</ul>
<p><strong>İlerlemecilik (Progressivizm)</strong></p>
<ol start="20">
<li>yüzyılın eğitim felsefesi olarak ortaya çıkan progressivizm, daha çok Amerikan felsefecilerinden destek bulmuştur. Sosyo – politik akım gibi ilerlemecilik de insan toplumunun politik araçlarla yeniden biçimlendirilebileceğine inanır. Progressivizm, okul öncesi eğitiminden, yetişkin eğitimine kadar her düzeydeki eğitim anlayışlarını etkilemiştir. Progressivizm, her şeyden önce, insanın, kendi yapıp – etmelerine, kendi düşüncesi ve kendi hüneriyle problemlerini çözebilme yetisine inanır.</li>
</ol>
<p><em>Progressivist Düşüncenin Genel Karakteri: </em>Genel olarak pragmatik felsefeye dayanır ve onun eğitime uygulanması olarak kabul eidlir. Progressivizmin değer yargısı olarak, salt değer ve enstrumental değerlerden söz etmek mümkündür. Sanat kavramını da aynı şekilde, insanın yaptığı ve hoşlandığı, sahip olduğu, insanın gelişim aşamasında ortaya koyduğu estetik düzenlemeler olarak değerlendirir.</p>
<p><em>Bilgi ve Gerçeklik: </em>Bilgi ve geçeklik konusunda progressivizm, temelde düşüncelerimizin verimliliğini, sonuç olarak işe yararlılığını göz önünde bulundurmaktadır.</p>
<p><em>Progressivizm ve Eğitim: </em>İlerlemecilik, Amerikan eğitiminde biçimciliğe, geleneksel okulun sıkıcılığına, baskısına ve sert disiplin anlayışına karşı bir hareket olarak başladı. İlerlemecilik, hem mümkün olan hem de arzu edilen reform ve gelişmeye inanan insan tipine doğru bir yönelimdir.</p>
<p><em>İlerlemeci Öğretmen: </em>İlerlemeci eğitim, geleneksel öğretmenden, yöntem ve tutum olarak farklı bir öğretmen anlayışını yerleştirmek istemektedir. İlerlemeci öğretmenin, öğrencileri nasıl uyarabileceğini bilmesi gerekir. Öğrencinin ilgilerini merkeze alan öğretmen, öğretimin düzenleyicisi, planlayıcısı, yürürlüğü koyucu kişisi ve kılavuzudur.</p>
<p>İlerlemeci eğitim şu pedagojik süreci izler:</p>
<ul>
<li>Temel becerilerin doğrudan ortaya konmasından çok, çocukların gereksinimlerini karşılamaları, sorunlarını çözerek, araştırmaları ve öğrenme yöntemini kazanmaları daha iyidir.</li>
<li>Öğrenme, öğretim programı ve öğretim, çocuğun ilgilerine yönelik oluşturulmalıdır.</li>
<li>Okul, yoğun olarak sosyal sorunlarla iç içedir ve sosyal değişimi hızlandırır.</li>
<li>Okul yöneticileri ve öğretmenler, okulu toplumdan ayıran kuramsal ve politik duvarları yıkmalıdır. Kendi içinde konulara, düzeylere ve bölümlere ayrılan okul organizasyonundaki içsel duvarları yıkmalıdırlar.</li>
<li>Öğretmenler bilgiyi aktarandan çok, danışman, psikolog, terapist, öğrenme uyarıcıları ve proje yöneticileri olmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Daimicilik (Perennializm)</strong></p>
<p>Topluma ve insanlara, karşılaşılan problemlerde ya da çözümsüzlük hallerinde, tek dayanılacak ve güvenilecek merci olarak tanrıyı ve tanrısal gücü göstermesi, Perennializmi hala çekici kılmaktadır. Perennializmin öncüleri, insanları daha büyük bir otoriteye boyun eğmeleri için koşullandırmıştır. Bu da bireyin, kişiliğin ön plana çıkmasını değil, uyumluluğunu gerektirmektedir.</p>
<p><em>            Perennializm ve Eğitim: </em>Perennializm, Essensialist eğitim akımı gibi, eğitimi, tarihsel ve ruhsal bir açılımın yayılma süreci olarak ele almaktadır. Bu şekilde, idealist epistemolojiye olan bağımlılığını ortaya koymaktadır. Öğretmen anlayışı ise, kültürel ve ahlaki bir model olma yönündedir. Perennializm, metot olarak Sokratik yöntemle, öğrencinin hafızasını canlandıracak sorgulamaya önem verir. Perennialistler, doğaüstü bir tasarıdan ibaret olan ve maddi olmayan kaynaklarca desteklenen bir eğitim modelini benimserler. Buna göre insan kendisinden üstün olan bit güce (tanrı, öğretmen) saygı duyar / duymalıdır.</p>
<p>Perennialistler, eğitimi, geçmiş dönemlerdeki büyük düşünceler ve klasikler üzerinde uzmanlaşma olarak görürler. Bütün dönemlerin problemlerine, geçmişin büyük fikirleri ve mantığının dolambaçlı uzun yollarını takip etmekle çare bulunabilir.</p>
<p><strong>Yeniden Yapılanmacılık</strong></p>
<ol>
<li>Brameld, yeniden yapılanmacılığı bir kavşak noktasında yapılan bir tercih olarak sunar ve felsefeyi bir “bunalım felsefesi” olarak adlandırır. Çünkü Yeniden yapılanmacı anlayış, günümüzde bunalım içinde bulunan bir toplumsal durumda oluşmuştur. Eğitim, tüm insanlığı yeniden yapılanmaya yönlendirmelidir.</li>
</ol>
<p>Yeniden yapılanmacı, her şeyden önce çağdaş kültürde bir yeniden doğuşa kararlıdır. Endüstriyel sistemin kontrolü, halk hizmetlerinin kontrolü, kültürel ve doğal kaynakların, insanlar tarafından ve insanlar için kontrolü mutlaka gerçekleştirilmelidir.</p>
<p>Yeniden yapılanmacılar göre çağdaş toplum kriz içindedir. Krizin temel nedeni ise modern yaşamın gereklerini karşılayacak kurum ve değerleri yeniden yapılandırmamasıdır. Krizi atlatabilmek için insanlar geçmişin mirasını incelemelidir. Okullar geçmişin mirasını inceleyerek, toplumu yeniden yapılandırmada kullanılacak öğeleri belirlemelidir.</p>
<p><em>            Yeniden Yapılanmacı Eğitim Programı: </em>İdeal toplum, demokratik bir toplum olduğuna göre bunun gerçekleştirilmesi de demokratik kurallara göre olmalıdır. İnsanlar yaşadığı toplumu yeniden düzenlemeye ikna edilmelidir. Bu ikna okulda başlamalıdır. Okul, yeni bir düzenin gelişmesine yol açacak biçimde öğrencilerin zihinlerini ve karakterlerini eğiterek, geleceğe yönelik olmalıdır. Bu onlara zorla değil, istekle kazandırılmalıdır.</p>
<p>Yeniden yapılanmacı eğitim, çocuğun, okulun ve eğitimin sosyal ve kültürel güçler tarafından ne ölçüde şekillendirildiğine önem verir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/">Eğitimin Felsefi Temelleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">567</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
