Mutsuzlar Ülkesi

0
7
Mutsuzlar Ülkesi
Mutsuzlar Ülkesi

“Birini eleştirmek istiyorsanız, en uygun yer aynanızın karşısıdır.”

Bernard Shaw

Her sabah uyandığında işe gitmeden önce mutfakta alelacele atıştırılan birkaç lokma yiyeceğe, biraz da sabah haberlerini eklemek istiyorsan elinde akıllı telefonunla, güne ne kadar kötü bir başlangıç yaptığının farkına varamadan düşersin karanlıkta yollara…

Büyük kentlerin sokaklarında yürürken bir türlü ağaramayan güneşe, günü yarıladığın halde aydınlanamayan gökyüzüne, kışın soğuğuna, çilesine kızar durursun. Söylenirsin kendi kendine… Lahana yaprakları gibi üst üste giyilen giysilerin altında, nasıl üst üste yaşadığını duyumsarsın, emekli olup kaçıp gitmeyi düşlersin olabildiğince küçük bir yere… Nereye baksan insanlar vardır, uykulu, asık suratlı, bezgin kim bilir hangi sorunun, hangi açmazın durağında inmeyi bekleyen…

Metro’da otobüste kim kime dumduma iç içe üşürsün, üzülürsün çocuk saflığına,  yalnızlığını yakalarsın ansızın bir sokak köpeğinin bakışında…

Her gün yeni bir umutla başlar oysa. Yanında ayakta duran kadın/erkek yüzleri, biçimleri değişse de onlar bir görüntüdür sadece. O ve ya başka biri olmasının hiçbir önemi yoktur. Yanında ayakta duran, düşmemek için tutunan ellere bir baksan belki farkına varırsın insan olduğunun ama gereksiz ayrıntıdır eller o anda. Yetişilecek işyeri, yapılacak işler, kazanılacak paralar ve sonrasında ödenecek faturalar vardır.

Her yeni gün bir başka bezginlik içinde geçilen aslı aynı zamandır.

Çözümsüzlükle baş edemez insan, bir tek çözümsüzlükle baş edememiştir yüz yıllar boyunca.  Sorun da çözüm de kendindedir aslında, bakar ama göremez. Düşünmekten bu gününü içindeki ışığı sezemez. Devinim esir almıştır tüm zamanını hızla akıp gider, sabah ile akşam arasında kaybolur düşler. Durup aynanın karşısında kendi gözlerinin içine bakamaz insan, değil ki karşısındakine…

Oysa düşüncelerimiz yalnızca yaşadığımız anı değil geçmişimizi ve dahi geleceğimizi de şekillendirir. Nasıl düşünürsek öyle yaşarız. Doymak bilmeyen bir açlıkla başkasının önündeki yiyeceğe gözünü diken kurt gibi olursak, önümüzde duran yemeği nasıl yiyebiliriz?

‘İnsan en yakınındakine kördür’ diye bir söz vardır, bu genellikle en sevdiklerimiz için söylenilmiştir. Oysa insanın en yakını yine kendisidir ve ne yazık ki insan, kendi kendini en az işitendir

Nasıl yaşarsak yetiştirdiğimiz çocuklarımız da öyle yaşayacaklar. Onların sesini duymak için önce kendi kendimizle başa çıkmak zorundayız. Şikâyet etmeye hakkımız yok. Geçmişi yâd etmeye, özlemeye de. Bir kişinin gülümsemesi bile yetecektir unuttuğumuz nezaket ve sevgi tohumunun yeşermesine…

PAYLAŞ
Önceki İçerikMilattan Önce Bir Gün
Sonraki İçerikThe Sound of a Movie about Sound
Betül Çetinay
İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here